16 Haziran 2022 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Bitlis’in sorunları hakkında söz isteyen Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı’ya aittir.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye İstatistik Kurumunun en düşük gelirli iller listesinde yeri değişmeyen memleketim Bitlis’in sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve tüm Bitlisli hemşehrilerimi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu memlekette bir Ulaştırma Bakanı var, Bitlis-Tatvan-Ahlat Kavşağı’nda yani ölüm kavşağında yitip giden canları görmüyor. Yedi yıldır 12 kilometrelik Bitlis Deresi-Van transit yolunun yapımlarını yapamadıklarını göremiyor. Tatvan çevre yolunun yapılamadığını göremiyor. Bir Sağlık Bakanı var, Bitlis il ve ilçelerinde yaşanan uzman doktor eksikliğini göremiyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı var, sanayisi gelişmemiş Bitlis’i göremiyor. Kültür ve Turizm Bakanı yedi bin yıllık tarihî bir kentin turizm eksikliğini görmüyor. Gençlik ve Spor Bakanı var, Bitlis’te gençler ve spor adına bir şey yok, bunu görmüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı var, Bitlis’te işsizliği görmüyor. İçişleri Bakanı var, Bitlis halkının iradesini görmüyor. Adalet Bakanı var, değil Bitlis’te memlekette yaşanan adaletsizliği görmüyor. Hazine ve Maliye Bakanı, bırakın Bitlis’i gözündeki ışık yüzünden önünü göremiyor. 2 Bakanlığa da ayrı başlık açmak isterim. Bunlardan birincisi Tarım ve Orman Bakanı. Eski Tarım ve Orman Bakanı ağaçtan anlamadığı için  “Ormanları gençleştiriyoruz.” diyerek 5, 10, 15 yaşındaki ağaç kesimine göz yummuştu. Herhâlde meşe fidanı ile domates fidesini birbirine karıştırıyordu. Yeni Bakana bakıyoruz; aynı trendi sürdürüyor. Bir ay önce Bitlis'te Valiyle yaptığı toplantıda Bitlis ilinde orman örtüsünün yüzde 22 olduğunu söyleyip bu oranın az olduğunu beyan etmişti. Yanında oturan Vali orman katliamı için plan yapıyor, Sayın Bakan da orman örtüsünü az buluyor. Geçen hafta bana gönderilen ağaç katliamı videosundan bir kareyi size göstermek istiyorum. Görüntü çok net değil ama amaç çok net; orman katliamı. Burası Kolludere, Kesan Deresi Vadisi'nde yapılan orman katliamı. Daha önce de Norşin, Hizan merkeze bağlı ormanlarda kıyımlar yapılmıştı. İklim krizi, Paris Anlaşması, Glasgow Görüşmelerinde neler konuşuldu, sonucunda yapılana bakın. Karbon ayak izini küçültme sözü verildi, orman ayak izini küçültme faaliyetleri gösteriliyor. Çevreyi, ekolojiyi, ekolojik dengeyi bozmaya artık bir son verin.

Söz etmek istediğim ikinci Bakanlık ise Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. AKP Genel Başkanı Erdoğan, “Van ve Bitlis Belediyelerinin çevre temizlik araçları, kanalizasyon, atık su arıtma tesisi ve içme suyu gibi altyapı yatırımlarına 419 milyon lira finansman desteğinde bulunduklarını” belirtti. Şimdi size bir fotoğraf daha göstermek istiyorum. Evet, burası Tatvan Atık Su Arıtma Tesisine 200 metre uzaklıkta ve Van Gölü sahiline de 50 metre uzaklıkta. Vidanjör atık suyu direkt olarak göle boşaltıyor. Herhâlde bu gönderilen paralar da vidanjör alımına harcanacak.

Değerli milletvekilleri, kısacası Kabinede 18 Bakan var. Bitlis’e bakıp da gören yok. Bakmak ile görmek arasında çok fark vardır. Türkiye’nin Bakanlara değil, baktığını görenlere, gördüğünü algılayanlara, algıladığını da analiz edebilen insanlara ihtiyacı var. Maalesef, Bakanlar Kabinesinin Bitlis’te görmek istedikleri tek şey, kendileri için yapılacak 151 milyon liralık 9 adet Bakanlık konutu. Bitlis’e hizmet gibi bir dertleri yok. Bitlis’e hizmet etmek İstanbul’da ihale kovalamak değil, halka yaşamlarını idame ettirecek gelir kapılarının sağlanmasıdır. Tekel fabrikasını kapatıp yerine Ahlat’ta saray yapmak Bitlis’e yatırım değildir. Esnafın dükkânlarını yıkıp 9 tane Bakanlık konutu inşa etmek Bitlis’i kalkındırmak değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Torpille, kayırmayla, bir kâğıda isim yazarak, liyakati yok ederek kadro dağıtmak Bitlis’e hizmet değildir. İnsanların merasına çöküp yılda bir kez ok atmak memleketi tanıtmak değildir. Bitlis’in üretime ihtiyacı var, Bitlis’in sanayiye ihtiyacı var, Bitlis’in turizme ihtiyacı var, Bitlislinin işe ihtiyacı var. Gençlerimiz geleceğini Bitlis’te göremiyorlar ve göç etmek zorunda kalıyorlar. Gençler mutsuz, umutsuz; tek mutlu gençlik AKP gençlik kolları, onun sebebi de belediyeden her ay ilansız ihale usulüyle aldıkları maaşlardan kaynaklanıyor. Bu deve kuşu politikalarını bırakın artık, bütün dünya ne yaptığınızı görüyor, biliyor. Kendi konforunuzu ve refahınızı bir tarafa bırakıp Bitlis halkının yarasına merhem olun, en azından seçimlerde esnafından da halkından da oy isteyecek yüzünüz olsun. Güzel bir deyim var: “Yaş kesen, baş kesen iflah olmaz." diye. Yaş kesen, baş kesen iflah olmadı ve olmayacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz Adana’da riskli alan ve kentsel dönüşüm mağdurlarıyla ilgili söz isteyen Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’e aittir.

Buyurun Sayın Şevkin. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Adana’nın kangren hâline gelmiş sorunlarıyla ilgili söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılında “riskli alan” olarak ilan edilen Köprülü Mahallesi’nde vatandaşlar tam dokuz yıldır kaos yaşıyorlar. Burada arkadaşlar, bu alanı size göstermek istiyorum, Adana’nın en değerli alanlarından biri, Seyhan Nehri kenarında âdeta kupon arazi niteliğindeki Köprülü Mahallesi buradan da göreceğiniz gibi yüksek binaların, TOKİ’nin ve çok katlı yapılaşmanın yutmak üzere burada emekli insanların edindiği mahalleye Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle çökmek üzereler arkadaşlar. Tam dokuz yıldır burada bir düzenleme, imar düzenlemesi yapılmaya çalışılıyor. Ancak sorun burada şudur arkadaşlar: Riskli alan ilan edilen bölgede herhangi bir etüt çalışması yapılmamış, herhangi bir karot alınmamış, herhangi bir rapor hazırlanmamış; neye göre riskli? Afaki bir kavram arkadaşlar. Ve burada Adana’nın en kıymetli ve kupon arazisi niteliğindeki bu alanda yerel yönetim devre dışı bırakılarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı burada bir kentsel dönüşüme girişiyor ve muhatabı da -ne yazık ki bütün o mahallilerin karşı durmasına rağmen- bir firma ve bütün bu firma üzerinden yazışmalar devam ediyor. Dolayısıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına buradan çağrımızdır: Dokuz yıldır bu alanda mahalleliye rağmen düzenleme yapmayınız lütfen. Yerel yönetimleri de mutlaka buraya müdahil edin ve bu insanların sorununu mutlaka çözün. “Afet riski” adı altında bu alanda imar yapımı ve burada yeniden bir dönüşümü yapacaksanız mahalleliyi devre dışı bırakmayın diyoruz.

Evet, yine benzer bir olay. Şehit Erkut Akbay Mahallemizde yaşanıyor arkadaşlar. 2020 yılında Cumhurbaşkanlığı kararıyla riskli alan ilan edilmiş olan bu alanda da yine kaos devam ediyor. 6 bin kişiyi ilgilendiren burada Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla bir anlaşma imzalıyor vatandaşlar ve evini terk ediyor; ya kiraya çıkıyor ya da işte, bir yakının yanında ikamet etmeye çalışıyor.

Evet, değerli milletvekilleri, bu alanda da burası maalesef yine 2 yıldır sürüncemede ve gördüğünüz gibi binalar yıkılmış durumda ve buraya ilişkin hâlâ vatandaşlara ne proje konusunda ne de bu projenin ne zaman tamamlanacağı konusunda bir bilgi verilmiyor. 13 bin lira kira bedeli belirlenmiş iki yıl önce ve bu bedel hâlâ aynı bedel üzerinden bu kadar fahiş kira fiyatlarının arttığı bir ortamda bu insanlar 13 bin lira kira bedeliyle geçiştirilmeye çalışılıyor. Bu vatandaşların da hakkını korumak yüce Meclisin ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yine görevidir diye düşünüyorum.

Evet, değerli milletvekilleri, Adana genelinde sürekli elektrik kesintileri yaşanıyor hani çok övünüyoruz ya o özelleştirmeyle, vesaireyle, şimdi Adana'da, Kozan'da günlerce elektrik kesiliyor arkadaşlar. Karaisalı ve köylerinde Feke, Saimbeyli ve köylerinde, Yüreğir'de, Doğankent'te, Solaklı’da iki üç süren kesintiler özellikle sıcak yaz aylarında, insanların klimaya ve soğutuculara ihtiyaç duyduğu ortamda insanları canından bezdiriyor. Buradaki mahalleli vatandaşlarımızın yakarışıdır, Meclisten seslerini duyurmak istiyoruz.

Evet, değerli milletvekilleri, yine, 2013 yılında yıkılan ve 9 yıldır açılmayan bir Karşıyaka Devlet Hastanesi sorunu var. Tam 500 bin insan sağlık hizmetinden yararlanamıyor arkadaşlar. Karşıyaka Devlet Hastanesi niye yıkıldı? Kurmuş olduğunuz kilometrelerce uzaktaki şehir hastanesine müşteri garantisi verdiğiniz için yıktınız ve dokuz yıldır hâlâ  bu hastaneyi yapmıyorsunuz, “Akıbeti ne oldu hastanenin?” diye buradan yeniden sormak istiyorum.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) –  Sahra hastanesi…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Sahra hastanesi… Efendim, siz sahra hastanesinden söz edeceğinize önce yıktığınız hastaneleri yerine getirin. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, arkadaşlar, en stratejik havalimanlarından birisi Şakirpaşa Havalimanı. Biz Mersinli kardeşlerimle… Mersin bizim kardeş şehrimiz, orada da havalimanı olsun ama Anamur gibi bir yere kursanız kabul ederiz.
Adana'nın 20 kilometre yakınına bir havaalanı kuruyorsunuz ve tam kâr eden 9 havalimanından biri Adana Şakirpaşa Havalimanı, seksen beş yıldır hizmet veriyor ve en ufak bir kaza olmamış üstelik de tarım alanına çıkmış, birinci sınıf tarım toprağı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Hemen tamamlıyorum.

… yer altı su seviyesi yüksek bir alana havalimanı yapıyorsunuz 20 kilometre uzakta, ne Mersinli yararlanabilecek… Adana'ya da uzak arkadaşlar, bunu da nasıl izah edeceksiniz vatandaşa doğrusu merak ediyorum. On yıldır Adana’da 55 fabrika kapandı arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, üzerimdeki ceket özel bir ceket, Adana bezi, Adana pamuğundan yapılmış ve pamuğun simgesi. Verim Kadın İnisiyatifi Kooperatifi tarafından özel olarak dokundu ve Mecliste dile getirmem için sunuldu. Artık pamuk, stratejik ürün, Adana’da da sona erdi. Bunu sürdürmek üzere bu ceketi sembolik olarak giydim. (CHP sıralarından alkışlar) Verim Kadın Kooperatifinde emeği geçen ve bütün kooperatiflerde emek veren kadınlara saygıyla diyorum değerli milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, arkadaşlar, her taraf yoksullukla kırılırken ülkemiz, yoksulluk altında evine ekmek götüremeyen, bayramda çocuğuna harçlık veremeyecek olanlara keşke bayram ikramiyesini verebilse.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Selamlayıp kapatacağım.

BAŞKAN – Selamlayın lütfen.

Buyurun.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Ve diyorum ki: Milletimizin kırışmış alnına hor bakmayın. İnsanımızı mutlaka bilge insanlara sorun. İktidar, emeksiz bir yazı yazmaya çalışıyor ama artık halkımız bu yazıyı okumuyor.

Daha çok hukuk için, daha çok adalet için, daha çok özgürlük için, daha çok demokrasi için bize katılın diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz önce ahlak ve maneviyat konusu hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’a aittir.

Buyurun Sayın Karaduman. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

ABDULKADİR KARADUMAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biz millî görüş hareketinin 52’nci yılını temsil eden Saadet Partisi olarak elli iki yıllık siyasi hayatımız ve mücadelemiz içerisinde her zaman ve her şartta en önde dalgalanan bayrağımızın önce ahlak ve maneviyat bayrağı olduğunu her fırsatta ve her platformda dile getirmiş olduk. Çünkü eğer bir ülkede maddi kalkınmayı da, bir ülkede maddi üstünlüğü de manevi bir kalkınma desteklemiyorsa; eğer bir ülkede bir taraftan maddi üstünlük devam ederken o ülkede manevi bir kalkınma buna eşlik etmiyorsa; bunun toplumlara saadet getirmesi, bunun toplumlara ve milletlere huzur getirmesi elbette ki mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, bir ülkede gelişmenin de, kalkınmanın da, ilerlemenin de yolu ahlaki ve manevi değerleri hâkim kılmaktan geçmektedir. Ve bugün, özellikle ülkemizde yaşadığımız sorunların temelinde, ülkede yaşanan adaletsizliğin de, ekonomik sefaletin de, sosyal yapıda yaşanan bugün bu vahşet ve kaosun da altında yatan en önemli sebep ve problem ülkemizde yirmi yıldır ahlaki ve manevi değerlerin her geçen gün yıkıma uğraması ve maalesef, tahrip edilmesidir. Dolayısıyla, bugün ekonomi sistemimiz ahlak üretmiyorsa, bugün siyasi sistemimiz ahlak ve maneviyat üretmiyorsa, bugün adalet sistemimiz ahlak üretmiyorsa nihayetinde toplumun ve ülkemizin bu hâle gelmiş olmasının sebebini elbette ki dışarda aramamız mümkün olmayacaktır. Bugün yaşadığımız bütün bu vahşetin, işte, sosyal medyada her gün karşı karşıya kaldığımız kaosun da sebebi ülkedeki ahlaki değerlerin maalesef ama maalesef ayaklar altına alınmış olmasındandır.

Bakın, yirmi yılın sonunda biz hâlâ millî ve manevi değerlerin hâkim olduğu bir eğitim sisteminden maalesef ki bahsedemiyoruz. Yirmi yılın neticesinde eğitim sistemimiz, ülkesine sevdalı, milletine sevdalı, inancına sevdalı nesiller yetiştiremiyorsa eğitimde biz arpa boyu kadar bir mesafe alamamışız demektir. Aynı şekilde bugün medya vasıtasıyla toplumlar ifsat ediliyor ve aile kurumları dağıtılıyorsa, insanlar inancından uzaklaştırılıyorsa, gündüz kuşağı programları vesilesiyle insanlar inancına düşmanlaştırılıyorsa o hâlde yaşadığımız bu sorunları dışarıda aramamız elbette ki doğru olmayacaktır. Bakınız, Hazreti Ömer’in önemli bir sözü vardır, Hazreti Ömer der ki: “Kişinin kıldığı namaz ve tuttuğu oruç sizi aldatmasın, siz onun dinarla ve dirhemle olan ilişkisine bakın.” İşte bugün, AK PARTİ’li bütün siyaset yapan ve bu ülkeyi yöneten bütün siyasetçilere sesleniyorum ve diyorum ki: İnsanlar sizin neyi konuştuğunuza değil insanlar sizin ne yaptığınıza bakıyor. Siz istediğiniz kadar inancınızdan bahsedin, ancak yolsuzluklardan kendinizi kurtaramadığınızı müddetçe; istediğiniz kadar inançtan bahsedin, ahlaksızlıklardan kendinizi kurtaramadığınız müddetçe bu toplumu aslına dönüştürmeniz asla mümkün olmayacaktır ve Hazreti Ömer’i adaletli yapan en önemli husus neydi? Onu yanlış yaptığında kılıcıyla düzeltecek olan bir kitlenin var olmasıydı. Ancak siz yanlışınızı söyleyen herkesi, siz hatanızı söyleyen herkesi terörist olmakla, hain olmakla yaftalarsanız en önce inandığınız değerlere ihanet etmiş olursunuz. Dolayısıyla bugün, yirmi yılın sonunda yaşadığımız bütün sorun ve problemlerin temelini ifade etmeye çalıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ABDULKADİR KARADUMAN (Devamla) – Bugün, Batı’nın değerlerine sarılmakla ülkenin kurtuluşa ermeyeceğini, Batı’nın normlarına sarılmakla ülkenin geleceğe ve saadete kavuşamayacağını ancak inancımıza, özümüze, kendi ruhumuza dönmekle ülkemizi hem yaşanabilir bir Türkiye yapmanın hem yeniden büyük bir Türkiye yapmanın ve hakka ve adalete dayalı yeni bir dünyayı kurmanın yolu işte tam olarak ve tam olarak buradan geçmektedir. O yüzden bugün her zamankinden çok daha fazla, Batı’nın değerlerine ve normlarına değil, kendi inancımıza sarılmak mecburiyetindeyiz. Aksi hâlde yaşadığımız bu sorunlardan ve bu problemlerden kurtulabilmemiz mümkün olmayacaktır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Çelebi.

 

 

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yunanistan, kışkırtmalarına devam ediyor. Miçotakis, ABD Kongresi’nde Türkiye aleyhine konuşup “F-16 vermeyin.” demiş, mavi vatan haritasını şikâyet etmiştir. Egemenliği devredilmemiş 152 ada, adacık ve kayalığa göz dikmiştir, gayriaskerî statüdeki 23 adayı silahlandırmıştır. Seksen günlük uzun süreli NAVTEX ilan etmiş, karada 135 kilometre hendek kazarken, Ege’de burnumuzun dibinde provokatif tatbikatlara başlamıştır. Yunanistan ülkece ABD üssü hâline getirilmiştir.

Yunanlılar 1921’de Afyon işgalini kuzu çevirme yaparak kutlamıştı, bugün işgal ettiği adalarda yine kuzu çevirme yapan emperyalizmin şımarık çocuğu Yunanistan’a sesleniyorum: Bizde de 9 Eylül 1922’de Belkahve’de Atatürk'ün İzmir’i seyrederken içtiği kahve meşhurdur, kuzu çevirmenin arkasından gelen kahveyi unutmayın diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

 

 

YÜCEL BULUT (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zile ilçemize bağlı Evrenköy, Ayvalı ve Köylüünürü, Turhal ilçemize bağlı Üçyol kasabalarında yoğun dolu yağışı sonrasında oluşan sel felaketi nedeniyle ağır hasar ve zararlar meydana gelmiştir. Valiliğimiz koordinasyonunda Tarım İl Müdürlüğümüz ve İl Özel İdaresi ekiplerimiz tarafından derhâl müdahalede bulunulmuştur ve çalışmalar devam etmektedir. Ancak köylümüzün özellikle mahsulünün ciddi bir zarara maruz kalması nedeniyle mağduriyet ciddi boyuttadır. Hükûmetimizin yaraları sarmak konusunda gereken her türlü adımı dün olduğu gibi bugünde atacağından eminiz ve konunun her aşamasını takip edeceğiz. Bu vesileyle tüm hemşehrilerimize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

 

 

 

 

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kurban Bayramı’na kısa bir süre kalmışken vatandaşlarımızın bütçesine uygun kurbanlık arayışları devam ediyor. Ekonomik koşullar nedeniyle bir ay öncesinden fiyat araştırmasına giren vatandaşlar uygun kurbanlık bulabilmek için tüm fiyatlara bakıyor. Fiyatlar ise bu sene geçen yıla göre 2 katından fazla artış göstererek rekor seviyelere ulaşmış durumda. Gaziantep ilimizde kurban fiyatlarına baktığımızda Antep halliğinin kilosu 70 lira olarak açıklandı. Bu fiyatlarla bırakın kurban kesmeyi, ekonomik olarak büyük sıkıntılar çeken vatandaşımızın kendisi kurban eti bekler hâle geldi maalesef. İnancımızdaki adaklık kurban kesimlerinde bile bu yüksek fiyatlar karşısında vatandaşı ancak tavuk kesebilir hâle getirdiniz. Fiyatları görenler umutsuzluğa kapılırken, bir yandan da dini vecibelerini yerine getirememenin kaygısını yaşamakta. Bu yüksek fiyatlar karşısında vatandaş haklı olarak indirim bekliyor diyor.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

 

 

 

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İstanbul Okmeydanı Fetihtepe Mahallesinde kentsel dönüşüm zulmü yaşanıyor. Riskli alan ilan edilen mahallede kentsel dönüşüm yapılacağı belirtilmiş, ortada imar yok, plan yok, proje yok. Vatandaşın önüne sadece bir muvafakatname koyularak evinden atılmaya çalışılıyor. Beyoğlu Belediyesi tarafından geçen hafta zulme uğrayan vatandaşlarımızın kapıları kırıldı, çevik kuvvet tarafından ters kelepçeyle beraber mahallenin dışına çıkarılmaya çalışıldılar. Elektrik, doğal gaz, su kesik vaziyette. Hafta sonu üniversite sınavı var. Üniversite öğrencileri sınava hazırlanamıyorlar, mum ışığında yaşıyorlar. Hastalar ilaçlarını buzdolabına koyamıyorlar. Bu zulüm, bu iktidarın belediyesinin eseridir. 1.500 lira kira teklif edilerek, vatandaşın ne ödeyeceği belli olmayan bir formülle sokağa koyulmaya çalışılıyor. Okmeydanı Fetihtepe’deki direnen insanların haklarını, hukukunu göz önüne alacak kadar demokrat bir iktidar olmayı becerin lütfen.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yaklaşık 1 aydır Bursa'nın 4 Dağ ilçesi Mustafakemalpaşa ve köylerindeki sulama göletleri ve su kanallarıyla ilgili buradan, Meclis kürsüsünden açıklamalar yapıyorum. Su ihtiyacının arttığı, tarım faaliyetlerinin çoğaldığı bu dönemde yine Bursa Harmancık'a bağlı Ballısaray, Ece Mahallesi, Okçular, Gülözü, Nalbant, Yayabaşı, Kılavuzlar ve Engüre köylerinin sulama gölet ihtiyacı yaklaşık yirmi yıldır karşılanmıyor. İktidar geldiği günden beri “Göleti yapacağız ve 17 bin dönümlük bir arazi suya kavuşacak.” diyor, maalesef bu sözünü yerine getirmiyor. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; seçim arifesinde ya bunu yapın, verdiğiniz sözü tutun ya da iktidarımızda ilk önce yapacağımız işler arasında diyoruz. Vatandaşlarımız müsterih olsun, sulama sorununu da göleti de biz çözeceğiz diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, devam eden yağmurlar nedeniyle başta Ankara olmak üzere birçok yerleşim yerlerinde su baskınları yaşandı. Öncelikle, sel nedeniyle hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Yağmurla birlikte Ankara’da yine caddeler göle dönüştü, araçlar yolda kaldı, ev ve iş yerlerini su bastı. Meteorolojinin birkaç gün öncesinden şiddetli yağmurların olacağını bildirmesine rağmen belediyeler gerekli tedbirleri almadı. Cadde ve sokaklarda biriken yağmur suyunu tahliye edecek olan bacaların, rögarların, ızgaraların temizliği önceden yapılarak suyun akışkanlığı sağlanmalıydı. Belediyeleri sosyal medyayla yönetmek yerine yağmur öncesi alınması gereken tedbirleri almalı, yağmur zamanında da tulumunu ve çizmelerini giyip alanda vatandaşın yanında olmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gültekin…

 

 

 

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

1 Nisan 2018 tarihinde İstanbul Ümraniye’de uyuşturucu suçuna karışan aracı takip ederken meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanan ve dört yıldır Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören Niğdeli hemşehrimiz Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Güngör Gençer şehidimizi dün edebî istirahatgâhına uğurladık. Mekânı cennet, makamı ali olsun. Başta aziz milletimiz olmak üzere Niğdeli hemşehrilerimizin, şehidimizin annesi İhsane Gençer teyzemizin oğlu Ali Güven kardeşimizi ve kız kardeşlerinin başı sağ olsun.

Devletimiz başta terör örgütleri olmak üzere uyuşturucu çeteleriyle de başarılı bir mücadeleyi yürütmektedir. Bu yoğun mücadelede Allah tüm emniyet güçlerimizin, tüm Silahlı Kuvvetlerimizin yar ve yardımcısı olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Erel.

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Türkiye’deki yanlış eğitim ve ekonomi politikaları nedeniyle milyonlarca üniversite mezunu gencimiz işsiz, geleceğe dair umudunu kaybetmiş; yurt dışında iş, aş, gelecek arar vaziyette. Gençlerimiz ne yuva kurabiliyor ne de iş sahibi olabiliyor. Genç işsiz sayısına günden güne yenileri eklenirken iktidar yetkilileri durumu inkâr edip gençleri iş beğenmemekle suçluyor. 18-19 Haziran’da milyonlarda gencimiz geleceğini doğrudan ilgilendiren Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na girecek. Geçmişte yapılan hatalar nedeniyle mağdur olan gençlere sözümüzdür: Yapılacak ilk seçimde sizlerin desteğiyle iktidara gelecek ve ülkemizi bu cendereden çıkaracak gerekli adımları Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in liderliğinde atacağız diyor, sizleri saygıyla selamlıyor, gireceğiniz sınavda üstün başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Kasap.

 

 

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın AK PARTİ Genel Başkanı Erdoğan “Hastanesi olmayan ilçe yok.” dedi, yanlış bilgilendirmişler ama yüzlercesi var. Kütahya’mızın Dumlupınar ve Pazarlar ilçelerinin hiç hastanesi yok. Hisarcık Dereköy köyümüzde, Karbasan, Şeyhler, Şeyhçakır, Hamamköy ve Evrenköy 6-7 bin nüfusa hitap eden aile sağlığı merkezi kaldırıldı. İnsanlarımız 15-20 kilometre uzaklıktaki ilçeye gitmek zorunda kalıyorlar, buraya tekrar ASM (aile sağlığı merkezi) açılmalı. Şehir hastanesi yedi yıldır bitirilemedi Kütahya’da. Tavşanlı Mustafa Kalemli Hastanesinde MR cihazı kaldırılıyor. Her gün yüzlerce hasta başka illere ve ilçelere gitmek zorunda kalıyor. Sağlık çalışanları da hastalar da mağdur. Bu düzen böyle devam etmemeli. Sağlıksız yapılanmaya bir an önce son vermeli.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Taşkın….

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2021-2022 eğitim öğretim yılı yarın sona erecek ve milyonlarca öğrencimiz ve velilerimiz karne heyecanı yaşayacak. Öncelikle tatili hak eden başta sevgili öğrencilerimiz olmak üzere, öğretmenlerimiz, idarecilerimiz ve velilerimiz için yaz tatilinin hayırlı olmasını diliyorum.

Buradan karne heyecanını çocuklarla beraber yaşayan velilerimize seslenmek istiyorum: Karne bir başarı ya da başarısızlık belgesi değil, eksik yanlarımızı görmemizi sağlayan bir araçtır. Başarısız öğrenci yoktur, her çocuğun çok iyi olduğu bir alan mutlaka vardır. Eğitimin amacı çocuğun bu yeteneğini keşfedip ortaya çıkarmaktır.

Bu yaz tatili döneminde tüm vatandaşlarımızı her bir köşesinde ayrı bir tarih ve kültür barındıran, denizi ve eşsiz doğasıyla âdeta açık hava müzesini andıran, birçok lezzete sahip Mersin’imizi gezmeye, görmeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 52’nci yıl dönümüdür. “İşçi yürüyor baştan/Fabrika dağdan taştan/Galiptir her savaştan/Geliyoruz zincirleri kıra kıra, hey!” diyen şanlı işçilerin emek mücadelesinin gerçekleştiği 15-16 Haziranlara selam olsun.

Her ne kadar AKP iktidarı döneminde çalışma yaşamı modern kölelik düzenine dönüştürülse de bugünler de geçecektir. Çökertilen sendikaların, örgütlenme özgürlüğüyle güçlendirileceği, kamuda taşeron firmada kalanlara kadro hakkının verileceği, tüm işçilerin sürekli işçi kadrosuna alınacağı, emeklilikte yaşa takılanların gasbedilen haklarının iade edileceği günler, ilk seçim sonrası, iktidarımızda sağlanacaktır. Emekliler için intibak düzenlemesinin yapılması, açlık sınırı altında hiç kimsenin ücret almaması ve işçilerin haklarının verilmesi gerçekleştirilecektir.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Mavi Vatan’da keşfettiğimiz, tarihimizin en büyük rezervi olan 540 milyar metreküp Karadeniz gazının karayla buluşması için boruların denize indirilmesinin heyecanını hep birlikte yaşadık. 2023’ün ilk çeyreğinde ilk fazda üretilecek günlük 10 milyon metreküp doğal gazı millî iletim sistemimize aktarmış olacağız. Sahada açılacak 40 kuyuyla birlikte günlük gaz üretim kapasitemizi 40 milyon metreküpe çıkarmayı hedefliyoruz.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin son yirmi yılda elde ettiği her kazanımın gerisinde çok büyük bir emek, sabır ve gayret vardır. Büyük ve güçlü Türkiye yolunda “Durmak yok, yola devam.” diyor, Genel Kurulu Saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kıvırcık…

 

 

 

 

SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

11 Haziran 1868 tarihinde kurulan Türk Kızılay Teşkilatımızın kuruluş yıl dönümünü kutluyorum. Kurulduğu günden itibaren dil, din, ırk ve statü ayrımı gözetmeksizin savaş ve doğal afetler sonrasında insanların barınma, beslenme ve sağlık gibi sorunlarına çare olan kuruluşların başında gelen Türk Kızılayı kan bağışı, ilk yardım, sağlık ve sosyal hizmetler gibi birçok alanda aktif rol üstlenerek örnek bir kuruluş olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.

Millî gururumuz Türk Kızılayının gücünü aziz milletimizin yardım ve desteklerinden aldığını bir kez daha hatırlatıyor, tüm çalışanlarını ve gönüllülerini tebrik ediyor, 154’üncü kuruluş yıl dönümü vesilesiyle geçtiğimiz günlerde toplu sünnet şöleniyle Manisa’mızda coşkulu kutlamalara ev sahipliği yapan Manisa Şube Başkanımız Sayın Atilla Efendioğlu ve yönetimini tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hazine ve Maliye Bakanı “Bu sistemden dar gelirliler hariç patronlar, üretici firmalar, kâr ediyorlar; şartlar dönüyor.” açıklamasında bulundu. Bu memlekette 10 milyon asgari ücretli, 13 milyon emekli ve hak sahibi, 5 milyon kamu çalışanı, yüz binlerce küçük esnaf ve çiftçi var; tamamı açıklanan rakamlara göre dar gelirli ve artık yaşamakta bile zorluk çeker hâle geldi. Koskoca bir ülkeyi saray yandaş müteahhitleri, ihraç yapabilen birkaç yandaş şirket mutlu olsun diye ekonomik uçuruma sürüklemek kabul edilemez. Liyakatsiz kadrolarla gözlerindeki ışık, gönlündeki aşk ve ekonomi yönetimi balonları patlamıştır. Sorunun kaynağı olanlar çözüm üretme kabiliyetinde değildir. Milleti daha fazla yoksulluğa mahkûm etmemek için yapılması gereken tek şey erken seçimdir.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

 

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Enflasyonu tetikleyen en önemli kalemlerden biri akaryakıt. Bunu bilen aklı başında hükûmetler vatandaşını enflasyona ezdirmemek için önlemler alıyorlar ama bizde akaryakıta zam yağmurları devam ediyor. Hollanda akaryakıtta vergileri yüzde 21 indirdi; Polonya KDV’yi sıfırladı; Almanya, Fransa akaryakıtta indirimler yaptı; Macaristan kendi vatandaşına akaryakıtı yüzde 40 indirimli satıyor. Peki, bizim hükûmet ne yapıyor? Son bir yılda akaryakıtta vergiyi yüzde 208 arttırdı. “Oh, oh, akaryakıttan kasa doluyor.” diye oynuyor, bu hükûmette vicdan da adalet de feraset de sıfırlanmış durumda. Kamu kaynaklarını bir avuç yandaşa akıtıp boşalan kasayı zaten çaresizlik içindeki halka vergi üstüne vergi bindirerek doldurmaya çalışanda vicdan yok demektir. İşte bu vicdansızlık sizin sonunuzu getirecektir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köksal…

 

 

 

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Seçim bölgem Afyonkarahisar kent merkezinde bulunan, Afyonkarahisar’ımızla özdeşleşmiş olan, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin planlandığı, Kurtuluş Savaşı’mızın simgelerinden olan Zafer Müze’sini yıllardır tadilat yapıyoruz diye perişan ettiniz. İçindeki eşyaların akıbeti ne durumda bilmiyoruz. 2017 yılı Kasım ayında “Restorasyon yapacağız, yedi yüz gün içinde tamamlayacağız.” dediniz, sözünüzü tutmadınız. 2021 yılı Ekim ayında “Restorasyon ihalesini yaptık.” dediniz ama sonuçta, şu anda Zafer Müze’sinin çatısını açıp öyle bıraktınız. Kar, yağmur, çamur, sıcak, soğuk, her şeye maruz kalıyor. Ya, bu vatan kolay kazanılmadı, atalarımız canını ortaya koydu. Gelecek nesillere bunu en iyi anlatacak olan, tarihî mekânlardan olan Zafer Müze’sine bu muamele hak mı, reva mı? Geçmişimize, tarihimize, Kurtuluş Savaşı’mıza, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hiç mi saygınız yok? Düşmanın bile yapamadığı hâle getirdiniz bu binayı. Yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

 

 

 

 

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ederim Başkanım.

2022 yılı itibarıyla AK PARTİ Hükûmetinin, lideri Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde gerçekleştirdiği çalışmaları anlatmaya devam ediyorum. Çiftçilerimize, bugünün rakamıyla, yirmi yılda yaklaşık 470 milyar lira destek ödemesi yaptık. 20 milyon dekar araziyi sulamaya açarak sulanan tarım alanımızı 68,5 milyon dekara yükselttik. Bu yıl için 25,8 milyar lira olarak planlanan tarımsal destekleme bütçesini 29 milyar liraya yükselttik. Bu yıl buğday, arpa, çavdar, yulaf ve tritikale üreticilerine mazot, gübre, sertifikalı tohum ve ek girdi desteğiyle dekar başına 116 lira ödemiş olacağız. 300 milyar liralık su yatırımı yapmak suretiyle 9.199 tesisi hizmete aldık. Tarımsal hasılamızın 337 milyar liraya ulaşması verdiğimiz bu desteklerin karşılığını aldığımızı gösteriyor. Hedefimiz, kendine yetebilen büyük ve güçlü Türkiye’yi daha ileriye götürmektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, dünyada her yıl milyonlarca hektar alan çölleşiyor. Arazilerin deforme olmasının, bozulmasının ve çölleşmenin dünya ekonomisine milyarlarca dolar kaybettirdiğini biliyoruz. Dünya, zenginleşme hırsının kalpleri çölleştirmesiyle beraber, dünyanın en fakir kesiminin yarısını bu bozulmuş arazilerde yaşamaya mahkûm etmiş bulunuyor. Şehirlerde yaşayan insanların sayısı kırsal alanlarda yaşayanları geçmiş, özellikle gıda üretimine katkısı olmayan ve tüketici olan şehirliler için gıda yetersizliği, fiyat yüksekliği, gıdaya ulaşım sıkıntılarının yaşanacağı bir gerçek. Çölleşmenin günümüzün en büyük çevre problemlerinden biri olduğu herkesin dillendirdiği bir konu. Çölleşme ve kurallık en iyimser tahminle 1,5 milyar insanı ve dünya kara alanlarının yaklaşık dörtte 1’ini etkiliyor. Aslında tüm dünya ağaç, toprak, hava, su doğallığını koruma mücadelesi adına gereken çalışmaları yapmada geç kalmış olsa bile, gelinen nokta bir yerden başlamayı mecburi kılmaktadır diyor, Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vatandaşımız hastanelerden randevu alamıyor. Hastanelerde uzman doktor kalmadı. İlçe hastaneleri sağlık ocağına döndü, vatandaş Kavimler Göçü gibi hastane hastane dolaşıyor. Günlerce uğraşıp randevu alabilenler de yol paralarını karşılamadıkları için hastaneye gidemiyor. Edirne’de bugün yerel bir gazetemizde haber vardı. Otobüs, minibüs fiyatları   Edirne-Enez arası tek biniş 170 lira, İpsala 115 lira, Keşan 90 ve Uzunköprü 50 lira olmuş. Bir de bunun dönüşü var. Hasta, yanına refakatçi alırsa bunların  4 katı, şehir içi dolmuş masrafını katmadık bile. Şoförler veresiye defteri tutuyor. Birçok devlet hastanesinde eskiden heyet raporu verilebilirken uzman doktor olmadığından heyet raporları verilemez hâle geldi. AKP ve küçük ortağı vatandaşa tedaviyi değil ölümü reva görüyor.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

 

 

 

SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü liderliğinde terörle mücadelemiz kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Emperyalistlerin tetikçiliğini yapan bölücü terör örgütüne tarihin en ağır darbelerini indirdik, indirmeye devam ediyoruz. Mehmetçik’imiz terörle mücadeleye cansiparane devam ederken bebek katili teröristbaşı için yürüyüş yapmak isteyenleri en ağır şekilde kınıyorum. Şehitlerimizin aziz hatıralarını inciterek terörü ve teröristi övücü bu tip provokasyonlara dünyanın hiçbir yerinde müsaade edilmez, devletimiz de müsaade etmemiştir. Bu gösterileri yapanlar, bebek katili teröristbaşı için slogan atanlar hukuk önünde yaptıklarının hesabını mutlaka vereceklerdir. Bu kutlu mücadelede vatanı için toprağa düşen tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Grup Başkan Vekilleri, lütfen sisteme girer misiniz?

İlk söz, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nda.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım, dünkü hatayı bugün telafi ettim.

BAŞKAN – Siz girmiştiniz, evet.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Hemen söz isteme tuşuna bastım, sağ olun. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, 16 Haziran Kamu Çalışanları Günü, tüm kamu çalışanlarımızın bu gününü tebrik ediyorum. Devletimizin her kademesinde görev yapan kamu çalışanlarının enflasyona ezilen maaşlarında artış yapılması ve özlük haklarında yaşadıkları kayıpların telafi edilebilmesi için İYİ Parti olarak konuyu Meclis çatısı altında gündeme getirmeye ve takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Yine, bugün, sigortasız ve güvencesiz olarak çalışan ev işçilerinin sorunlarına farkındalık yaratmak için anılan 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü’dür. Ağır iş ve yoksullukla mücadele eden ev işçileri İş Kanunu kapsamına dâhil edilmelidirler. Bu kapsamda, partimiz olarak konuyu Meclis gündemine getiriyor, gerekli adımların atılmasını bekliyor ve talep ediyoruz.

Yarın, Türkiye'nin gelişip kalkınmasına sağladığı katkılarla tanınan, hayatı boyunca verdiği demokrasi mücadelesiyle anılan büyük devlet ve siyaset adamı 9’uncu Cumhurbaşkanımız ve eski Başbakanımız Süleyman Demirel'in vefatının 7’nci yıl dönümü. Merhum Demirel'i, vefatının seneidevriyesinde saygı, minnet ve rahmetle yâd ediyorum; mekânı cennet, ruhu şad, kabri nur olsun temennisini tekrarlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 1945 yılından sonra kurulan uluslararası güvenlik mimarisini derinden sarsan Rusya ve Ukrayna savaşı kuzeyimizde tüm hızıyla devam etmektedir. Savaş Ukrayna topraklarında yaşanıyor, Ukrayna'da enflasyon yüzde 14. Uluslararası toplumun uyguladığı ambargonun hedefi olan Rusya'da ise enflasyon yüzde 17. Savaş Ukrayna'da, ambargolar Rusya'da yaşanırken 3 haneli enflasyon Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının yönettiği Türkiye’de gerçekleşiyor. “Asgari ücrete rekor zam yaptık.” diyenler, bu basit muhakemeyi ve başta akaryakıt olmak üzere hemen her ürüne gelen zamları nasıl izah edecek; doğrusunu isterseniz ben de merak ediyorum.

Çalışanın satın alma gücü her geçen gün hızla erimektedir. Asgari ücret açlık sınırının altına düşmüş durumdadır. Asgari ücretli  vatandaşlarımızın enflasyon karşısında yıl sonuna kadar dayanabilmesi de mümkün değildir. İYİ Parti olarak iktidar partisine önerimiz şudur: En geç temmuz ayında, memur ve emeklilere verilecek enflasyon farkıyla beraber asgari ücrette de enflasyon düzeltmesi mutlaka yapılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ayrıca, 2.500 liraya çıkardığınız bu en düşük emekli maaşını asgari ücretin seviyesine yükseltmek gibi bir mecburiyet de söz konusudur.

Milletimizin, sebep olduğunuz hayat pahalılığı nedeniyle ayın sonunu değil, ortasını bile getiremeden maaşlarının bittiğini görmeli ve idrak etmelisiniz. Bu, sadece maaşın tükenmesi değil, aynı zamanda hanelerde açlığın yaşanmasına vesile oluyor. Siyasi yandaşlarınızın ve rant ortaklarınızın refahından ve zenginliğinden taviz vermezken bu aziz milletin evlatlarını çaresizliğe mahkûm edemezsiniz. Bu aziz millete verecek hiçbir şeyiniz kalmadıysa yapacak bir işiniz vardır, o da bellidir: Getirin sandığı, kararı millet versin. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in ifade ettiği gibi, demokrasinin altın kuralı bellidir; işi yapamayanlar gider, daha iyi yapacak olanlar da gelir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yarattığı tek adam algısı, her alanda olduğu gibi tüm kurumlarda da ve bilhassa vatandaşlarımız üzerinde de baskı oluşmasına sebep teşkil ediyor. Hükûmet “Ya bizdensin ya düşmansın.” anlayışıyla kendi vatandaşına zulmetmeye âdeta devam ediyor. İşe girmek için AK PARTİ’ye yakın olmak ya da üyesi olmak durumunda kalan adaylar eğer bunu gerçekleştiremiyorsa sözlü mülakatlarda eleniyorlar. Hükûmeti makul bir şekilde eleştirenlerin eşleri bile, şayet kamuda görevlilerse görevlerinden alınıyorlar. On beş dakika içerisinde yazıp sildiği bir “tweet”ten dolayı 20 yaşında bir genç tutuklanıp hapse atılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bitiriyorum.

Gazeteciler yaptıkları haberlerden dolayı mahkemelere veriliyor. Türkiye'de bu kabîl garabetler yaşanıyor.

Sayın Genel Başkanımız, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından “Dur bakalım, daha bunlar iyi günlerin.” diye bile tehdit edilebiliyor. Muhalif kanallar para cezası verilerek susturulmaya çalışılıyor. Yani bunlar bu ülkede bu çağda olmaması gereken olaylardır. İktidara gelirken 3Y’den biri olan yasakları kaldıracağını beyan ederek milletimizin karşısına çıkan AK PARTİ bugün toplumun neredeyse her kesimine konuşma ve düşünme yasağı uyguluyor. Şiir okuduğu için hapis cezası alan Sayın Erdoğan, bugün “tweet” attı diye gençleri hapishaneye gönderiyorsa, yirmi yıllık iktidarı boyunca hiçbir ilerleme kat edememiş, hiçbir şeyi de değiştirememiş demektir. Zamanında, kendisine yapılan zulmü bugün kendisi uyguluyorsa bir arpa boyu bile mesafe alamamış demektir.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Erdoğan Pınarhisar Cezaevine giderken adaletsizliğe başkaldıran yine bizlerdik çünkü o gün de baskı ve yasaklara bugün olduğu gibi karşıydık. Şimdi parti ve kişi ayırmaksızın sadece hakkı ve adaleti savunmaya da devam ediyoruz.  İYİ Parti iktidarında özgür düşünceye ket vurulmasına asla rıza göstermeyeceğiz; adaleti, hürriyeti, eşitliği, kardeşliği ve demokrasiyi hâkim kılacağız; üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü esas alarak adaleti tesis edeceğiz; bu, sıradan bir söz değil, aziz milletimize verilmiş vaadimizdir.

Teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş’ta.

Buyurun Sayın Beştaş.

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yarın Sevgili Deniz Poyraz’ın 1’inci ölüm yıl dönümü.

Sevgili Deniz, yarın saat ondan itibaren, bütün gün seninle ilgili anma etkinliklerimizi yapacağız. Yarın seni düşüneceğiz, seni hissedeceğiz, seni ne kadar özlediğimizi birlikte, birbirimize dokunarak anlatacağız. Evet, seni katleden tetikçi, alçak katil cezaevinde ama senin katline yol açan, o yapı taşlarını döşeyenler aynı faşizm içinde debelenip duruyorlar, saldırılara devam ediyorlar. Tetikçi katili destekleyenlerden hiç kimse hâlâ gözaltına alınmadı, tutuklanmadı ve maalesef korunmaya devam ediliyor ve şunu söylemek istiyorum: Sevgili Deniz, seni hakikaten özledik ve sana verdiğimiz sözü tutacağız. Bu ülkeye barış, adalet, özgürlük, eşitlik gelinceye kadar bıraktığın bayrağı yere düşürmeyeceğiz ve seni asla unutmayacağız. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, bugün 16 Haziran, dün gece sabaha karşı bu ülkede 16 gazeteci tutuklandı, 16 özgür basın emekçisi tutuklandı. Jin News Müdürü Safiye Alagaş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı Editörü Aziz Oruç, Xwebûn Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin tutuklanan isimler. Neden tutuklandılar? Tiyatroculardan özür dileyerek söylüyorum, büyük bir tiyatro yine sahneleniyor. Farazi, soyut ve niyete dayalı, uydurma tutanaklarla, sorulara baktığınızda da bir talimatla bu operasyonun yapıldığını çok iyi görüyoruz.

Bu ilk mi? Tabii ki değil. Gazetecilere yönelik baskılar 1990’lı yıllardan bugüne özgür basın, faili meçhullerden bombalanmaya, tutuklanmalardan sürgün edilmelere, kaybetmelerden kapatılmaya kadar yaşamadıkları hiçbir şey kalmadı. Gerçeğin peşinden ise asla taviz vermedi yani önümüzde otuz iki yıllık tarihî bir direniş var. Kumpaslardan, sahte delillerden, sindirme politikalarından ve cinayetlerden medet uman iktidarların hiçbiri hakikatin ortaya çıkmasının önüne geçemedi. 1994’te Tansu Çiller’in bombalama emri verdiği Özgür Ülke gazetesinin ertesi günkü manşeti şuydu: “Bu ateş sizi de yakar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, susturmaya çalıştığınız bu özgür basın emekçileri asla susmadı, “Asla susmayacağız.” diyorlar ve buna yürekten inanıyorum. Evet, bu ateş yakar, hakikaten yakar ve şu anda bütün toplumu, haber alma hakkını engelledikleri için yalanlarla yönetmeye çalışıyorlar. Gasbetmeye çalıştığınız haber alma hakkı ve hakikatlerin ortaya çıkmasıdır. Bunu kirli yöntemleriniz ve çabanız başaramayacak. Bunu önümüzdeki günlerde konuşmaya devam edeceğiz. Avukat arkadaşlarla konuştuk, bütün sorular gazetecilik faaliyetlerine ilişkin. Tek bir örnek vereceğim; sokak röportajı yapan muhabire sorduğu sorular sorgu ifade tutanağı, savcılık ifade tutanağı. “Niye bu soruyu sordun? Niye Kürt sorununu sordun? Neden ‘savaş’ dedin? Niye burada muhabirlik yapıyorsun? Neden bu şirkette çalışıyorsun?” gibi aslında emri yerine getirmek için uygulanan sorular.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, tabii, uygulamalar bitmediği için biz de buradan söylemeye, teşhir etmeye ve buna karşın mücadele etmeye de devam edeceğiz.

Bu sabah da İstanbul’da operasyon oldu; onlarca arkadaşımız, yöneticimiz gözaltına alındı. Ya, öyle bir korku ki her gün gözaltı yapıyorlar. Tutuklayın ya! 7 milyon seçmenimiz var, aileleriyle birlikte 20 milyon insanı cezaevine tıkın. HDP bitecek mi? Kürt halkı bitecek mi? Kürt halkıyla dayanışma, destek içinde olanlar bitecek mi? Yanılıyorsunuz.

Dün -başka bir olay- Van’da gebe bir kadının 6 yaşındaki oğlunun üzerinde baskı hâlinde Selahattin Demirtaş tişörtü var, kadın darp ediliyor. Darp edilmesine karşı çıkanlarla birlikte, gebe kadın, çocuğu ve 6 kişi gözaltına alındı ya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir çocuğun tişörtünün üzerinde Selahattin Demirtaş’ın portresi olduğu için; eşkıyalıktır bu, bunun başka bir izahı yok, eşkıyalıktır. Bu düzen son bulduğunda bunu yapanlar yargılanacak, biz de müdahil makamında olacağız. Bir çocuğun tişörtünün üzerinde görüp de saldırdığınız Sevgili Demirtaş Van’da milyonlarla buluştuğunda siz adil mahkemelerde hesap vereceksiniz, ant olsun ki hesap vereceksiniz.

Sayın Başkan, Afyonkarahisar Cezaevinde açlık grevi var, 23’üncü gününde, 25 Mayısta süresiz, dönüşümsüz açlık grevi başladı ve bütün çağrılarımıza, bütün görüşmelerimize rağmen talepler karşılanmıyor. Ayakta sayım, insanlık dışı muamele, kitaplara el konulması, gelen mektupların verilmemesi, nakil talepleri ve daha birçok gerekçeyle bu talepleriyle açlık grevindeler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir an önce Afyonkarahisar Cezaevindeki süresiz açlık grevinin bitmesi için hukuka uygun bu taleplere uyulsun diyorum.

Son olarak Sayın Başkan, “Daha fazla ne yapabilirler?” demesin sevgili halkımız. Her şeyi yapıyorlar, insanlıktan çıkmışlar. Cenazelere yapılan saldırılar dorukta şu anda, dorukta. En son -öncesine gelmiyorum- dün oldu, Diyarbakır’ın Dicle ilçesine bağlı Pirejman Mahallesi kırsalında Eylül 2021’de yaşamını yitiren Zindan Yeni’nin cenazesi saklama kabı içinde ailesine teslim edilmiş. Ya, ne istiyorsunuz cenazelerden? Ölmüş, o cenazeden bir şey kalmamış. Daha önce kargoyla gönderilmişti, şimdi bir anneye babaya saklama kabında cenaze gönderiliyor. Bunu lanetliyor musunuz? Bütün partilere söylüyorum: Bu uygulama insanlıkla, hukukla bağdaşıyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum Başkan, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Evet, son kez açıyorum.

Bitirin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu uygulamayı kim savunuyorsa çıksın mertçe söylesin “Ben bunu savunuyorum.” desin.

Filistin’de İsrail Hükûmetinin emriyle Gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenazesine yapılan saldırıyı herkes kınadı, kınadınız. Bir gün sonra, Aysel Doğan’ın cenazesinde polise saldırı emrini verdiniz. Ya, bu cenazelerden ne istiyorsunuz? Cenazelere yönelik de canlılara yönelik de bu saldırılarla hiç kimseyi teslim alamazsınız; öfkeyi, tepkiyi büyütürsünüz ve size var olan bakış bir kırtik bile kalmışsa, azıcık onu da yerle yeksan edersiniz diyorum ve Sayın Başkan, özellikle size teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay’da.

Buyurun Sayın Akçay.

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Pençe-Kilit Operasyon bölgesinde terör örgütü PKK tarafından düzenlenen hain saldırıda Uzman Çavuş Kadir Kemik şehit olmuştur. 1 Nisan 2018’de Ankara’da görevi başındayken trafik kazasında yaralanan Jandarma Astsubay Güngör Gençer tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.

Sayın Başkan, cumhuriyetin 100’üncü yılına emin adımlarla ilerlerken ülkemizin yatırım ve kalkınma hamleleri adına önemli gelişmeler yaşanmaktadır. 14 Haziran’da Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Filyos beldesinde, denizden karaya çıkartılacak doğal gaz için denize ilk boru indirme ve kaynak töreni yapıldı. Sakarya Gaz Sahası’nda 2020’de keşfedilen 540 milyar metreküplük doğal gazın ilk üretimine 2023’te başlanması, 2026 itibarıyla maksimum üretime ulaşılması hedeflenmektedir. Bu doğrultuda, hidrokarbon arama faaliyetleri kapsamında görev yapan Yavuz, Kanuni ve Fatih sondaj gemilerimize 4’ünücü sondaj gemimiz Abdülhamit Han’ın da eklenmesi önemli bir gelişmedir. Küresel ve bölgesel gerilim hatları nedeniyle enerji arz güvenliğinde yaşanan krizler enerjide dışa bağımlılığın ortadan kaldırılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yürütülen doğal gaz arama faaliyetleri, enerjide ithal bağımlılığımızı büyük ölçüde azaltacak, yatırım ve kalkınma hamlelerimiz ivme kazanacaktır. Türkiye, millî enerji ve maden politikalarıyla enerjide küresel veya bölgesel aktörlüğünü sürdürecektir.

Sayın Başkan, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’dür. Dünya, iklim değişikliği ve küresel ısınma başta olmak üzere, önemli çevre ve iklim kriziyle karşı karşıyadır. Orman yangınları, çölleşme, kuraklık ve arazi bozulumu her yıl küresel ekonomiye 15 trilyon dolar civarında zarar vermektedir. 2025 yılına kadar dünyada yaklaşık 1 milyar 800 milyon insanın su kıtlığı yaşayacağı tahmin edilmektedir. Her yıl 12 milyon hektar ekilebilir arazi kuraklık ve çölleşme nedeniyle kaybedilmekte, 100’den fazla ülkede 1,5 milyar insan bu durumdan etkilenmektedir. Türkiye, coğrafi konumu, iklimi, topoğrafyası nedeniyle çölleşmeye, erozyona ve kuraklığa karşı son derece hassastır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye, çölleşme ve kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak için en etkin çalışmalar yürüten ülkelerden biridir. Bu kapsamda, çölleşme ve kuraklıkla ulusal mücadele planları oluşturulmuş; ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve mera ıslahı çalışmaları ivme kazanmıştır. Türkiye, orman varlığını bir yılda 177 bin hektar artırarak 2021 yılı itibarıyla 23 milyon 110 bin hektara yükseltmiştir. Çölleşme ve kuraklıkla mücadelede bütün vatandaşlarımıza önemli görevler düşmektedir. Dünyanın ve ülkemizin geleceği için gereksiz kaynak tüketiminin azaltılması konusunda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeliyiz diyoruz.

Sayın Başkan, bugün, Devlet Tiyatrosunun kuruluşunun 73’üncü yıl dönümü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 16 Haziran 1949 yılında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak “Devlet Tiyatro ve Operası” adıyla kurulmuştur. Devlet Tiyatrosu, kuruluşundan bu yana yerli ve yabancı eserlerin toplumumuza tanıtılmasında, Türk tiyatrosunun gelişmesinde, kültürümüzün sahneye taşınmasında önemli rol oynamıştır. Devlet Tiyatrosu, kültürümüzün zengin birikiminin sanat ve estetik boyut kazanmasına çok büyük katkılar sunmuştur. Sanat, bir milletin tarihini ve kültürünü gelecek nesillere taşıyan bir köprüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz ifadesiyle: “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Bu vesileyle, Devlet Tiyatrolarının kuruluş yıl dönümünü kutluyorum. Bütün sanatçıları ve tiyatro mensuplarını tebrik ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. 

BAŞKAN - Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel’de.

Buyurun Sayın Özel. 

 

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

9’uncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'i vefatının 7’nci yılında rahmetle anıyorum.

Sinemamızın en değerli oyuncularından Ayhan Işık’ı vefatının 43’üncü yıl dönümünde rahmetle ve minnetle anıyoruz. 

Devlet Tiyatrolarının kuruluş yıl dönümünde, bu iktidar döneminde sorunları çığ gibi büyüyen, yeterli kaynağı, yeterli destekleri alamayan, aktardıkları sıkıntılarının çözümünü Meclis gündemine defalarca getirdiğimiz Devlet Tiyatrolarının kuruluş gayesine uygun bir şekilde ve hak ettikleri değeri görecekleri yarınları ümit ederek bir kez daha kuruluşlarını kutluyorum. 

Geçen sene İzmir İl Başkanlığında silahlı bir saldırı sonucunda hayatını kaybeden Deniz Poyraz'ın ailesinin ve Halkların Demokratik Partisinin acısını bir kez daha paylaşıyor, bu cinayetin tüm yönleriyle, tüm bileşenleriyle ortaya çıkarılması noktasında bizim de takipçi olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, bugün, 16 Haziran 2013'te, Berkin Elvan'ın Gezi eylemleri sırasında ekmek almaya giderken polis tarafından atılan göz yaşartıcı kapsülün başına isabet etmesinin yıl dönümü. Berkin, 13 yaşında ve 45 kilo olarak girdiği yoğun bakımdan 11 Mart 2014 gününde 14 yaşında ve 16 kilo olarak annesinin kucağında verilmişti ve daha sonra Gülsüm Anne, hepimizin annesi olan, bütün Gezi’nin annesi olan, bütün Türkiye'nin

annesi olan Gülsüm anne birileri tarafından miting meydanlarında yuhalatılmıştı. 16 kiloluk bir hâle gelen çocuğunu kucağına almış bu acılı anneyi miting meydanlarında yuhalatanlarla hepimiz önümüzdeki dönemde adil bir yargı önünde hesaplaşmayı ümit ediyoruz.

Sayın Başkan, dün dikkat çekmiştim, siz de sayın grup başkan vekili de hassasiyet göstermişti Sevinç İnönü’ye yapılan VIP’deki muameleyle ilgili. Şöyle hatırlatacak olursak: Sevinç Hanım İsmet İnönü’nün gelini; Sosyal Demokrat Halkçı Partinin Genel Başkanı, eski Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün eşi olarak VIP ricali listesinde eşinin vefatından sonraki on üç yıl boyunca VIP’den ihtiyacı olduğunda yararlanmış ama bundan iki yıl önce gittiği VIP’de “İsminiz listede yok. Eşiniz hayatını kaybetti, buradan yararlanamazsınız.” denmişti. Bunu söyledik, bugün İstanbul Valiliğinden bir açıklama geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özetle şöyle: “Biz mülga Başbakanlığın 2002’deki yazısına ve Cumhurbaşkanlığının mevcut talimatları doğrultusunda ricali listesine bakarız. 2019’da Sevinç İnönü gelmiştir, ricali listesinden ismi çıkarıldığı için giremeyeceği söylenmiştir, daha sonra mülki idare amirinin talimatıyla o güne özgü salondan yararlandırılmıştır, o günden beri de başvurusu yoktur.” diyor, açıklama bu. Yani ricali listesinden çıktığı, bunun Cumhurbaşkanlığı tarafından yaptırıldığı, bunun kurala uygun olduğu, o gün mağduriyet yaratılmadığı, kendisinin de bir daha VIP’ye başvurmadığı söyleniyor. Dün de söyledim, bu muamele ne Berna Yılmaz’a yapılabilir ne Semra Özal’a yapılabilir ne diğer siyasi büyüklerimizin, hayatını kaybeden büyüklerimizin eşlerine yapılabilir.  Burada, Cumhurbaşkanlığına, iktidar partisine önemli bir görev düşmektedir. Bu ayıbı derhâl ortadan kaldırmaları gerektiğini düşünüyoruz. Biz ümit ederdik ki böyle bir şey yok, yanlışlık olmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama bunun kurallara uygun şekilde yapıldığını resmî bir yazıyla Valilik “Sorumluluk bizde değil, Cumhurbaşkanlığında.” diye hepimize hatırlattı. 

Sayın Başkan, engellilerin kamu kurumlarında memur veya sözleşmeli personel olarak istihdam edilmeleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 53’üncü maddesince düzenlenmiştir. Buna göre, yüzde 3 oranında engelli çalıştırma zorunluluğu getirilirken aynı zamanda EKPSS ve kural şartı da bulunmaktadır. Bugüne kadar yapılan uygulamalarda ne yazık ki bu kota şartı yerine getirilmediği gibi EKPSS ve kura nedeniyle engellilerin büyük kısmı istihdam haklarından da yararlanamamaktadır.  Çalışabilir durumdaki engellilerimizin bir kesimi de eğitim alanında büyük özveri ve azimle eğitimlerini tamamlamış ve öğretmen olarak mezun olmuş olmalarına rağmen gerek kota gerekse kura nedeniyle Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak istihdam edilememektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen. 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Millî Eğitim Bakanlığında ciddi bir öğretmen açığı ve ihtiyacı bulunmasına rağmen ne yazık ki engelli öğretmen adaylarının, yukarıdaki kısıtlar nedeniyle, ataması siyasi iktidar tarafından yapılmamaktadır. Bu kapsamda, yaklaşık 5 bin öğretmen adayı atama beklemektedir. Öğretmen ihtiyacı ve engelli bireylerimizin yaşadıkları sorunlar da dikkate alınarak, bu kısıtların kaldırılarak bir defaya mahsus sayıları 5 bin civarında olan engelli öğretmen adayımızın engel durumuna ve yaşam alanlarına uygun olarak öğretmen kadrolarına atanmaları için Meclisimizin bir inisiyatif alması gerekmektedir. Bu konuda vermiş olduğumuz kanun teklifi önümüzdeki haftalarda Meclis gündemine İç Tüzük 37 kapsamında gelecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Şimdiden tüm bu grupların bu konuyu kendi karar mecralarında, kendi partilerinin yetkili organlarında değerlendirip İç Tüzük 37’e göre Meclis gündemine geldiğinde bu 5 bin engelli öğretmenimizin yüzünü güldürecek bir kararı hep beraber verebileceğimizi ümit ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Yılmaz Tunç’ta.

Buyurun Sayın Tunç.

 

 

 

 

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle Pençe-Kilit Harekât bölgesinde şehit olan askerimiz Piyade Uzman Çavuş Kadir Kemik şu anda Pendik 15 Temmuz Şehitler Camisinden Hakk’a uğurlanıyor. Şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine, yakınlarına ve milletimize baş sağlığı diliyorum. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Yine, ayrıca, henüz sekiz aylık öğretmenken görev yaptığı Şanlıurfa’dan memleketi Gümüşhane’ye giderken Tunceli-Erzincan karayolunun Pülümür ilçesi kesiminde PKK’lı teröristlerce aracı yakıldıktan sonra kaçırılarak şehit edilen Necmettin Yılmaz öğretmenimizi de vefatının 5’inci yıl dönümünde rahmetle anıyorum.

Bugün, ezan yasağının sona erdiği, on sekiz yıllık hasretin bittiği günün 72’nci yıl dönümü. Ezan yasağını kaldırarak milletimizin büyük beklentisini karşılayan merhum Başbakanımız Adnan Menderes'i ve arkadaşlarını rahmet ve şükranla anıyorum.

9’uncu Cumhurbaşkanımız merhum Süleyman Demirel'i de yine vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyorum.

Türkiye Futbol Federasyonu olağanüstü seçimli Genel Kurulunda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığına seçilen Sayın Mehmet Büyükekşi'yi tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Bugün 16 Haziran Tüm Kamu Çalışanları Günü vesilesiyle tüm kamu çalışanlarımızı buradan saygıyla selamlıyorum, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum. Onların özellikle mali haklarını düzenleyen yasal çalışmaları burada gerçekleştiriyoruz, önümüzdeki süreçte de beklentileri olan 3600’le ilgili düzenleme teklifi Meclisimizin gündemine gelecek.

Bu hafta sonu cumartesi, pazar üniversite sınavı var; 3 milyon 243 bin 425 öğrencimiz üniversite sınavına girecek. Başta milletvekili arkadaşlarımızın da evlatlarından sınava girecek olanlar var, benim kızım da bu hafta sonu sınava girecek, sınava girecek olan tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum, Allah zihin açıklığı versin.

Sayın Özel'in bahsettiği -dün de bahsetmişti, bugün de- konuyu biz de araştırdık. Merhum Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün eşi Sevinç Hanım'a yapılan muameleyle ilgili söz almıştı; tabii, rical listesinden çıkarıldığı yönünde bir beyanda bulundu. Rical listesinde milletvekili eşleri yok, eskiden de yoktu, şimdi de yok ama tabii, bu, bundan sonra olmayacağı anlamına gelmemeli. Milletvekili eşlerine, eski milletvekillerimizin, önceki dönemlerde görev yapmış milletvekillerimizin, merhum Başbakan Yardımcılarımızın, onların eşlerine kırmızı pasaport verilmesiyle ilgili yasal düzenlemeleri biz burada gerçekleştirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dolayısıyla kırmızı pasaport hakkı olan kişilerin, milletvekili eşlerinin rical listesinde yer almasıyla ilgili çalışmaları belki Meclis Başkanlığı düzeyinde hep birlikte takip ederek bu eksikliğin giderilmesini de sağlayalım diyorum, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, küçük bir şey, çok kısa...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kayıtlara girsin diye söz aldım.

Dün ben burada Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekiline hitaben bu VIP konusunda sorular sormuştum. Bugün Sayın Özgür Özel’in sorusuna cevap geldi, bizimkine dün de cevap verilmedi, bugün de gelmedi; ben oluşan tabloyu söylüyorum. Bu ülkede Halkların Demokratik Partisine karşı aleni bir ayrımcılık vardır, yasalar HDP’ye uygulanmamaktadır, Anayasa uygulanmamaktadır. Bir tek milletvekili çıkıp desin ki: “Eski milletvekilleri ve eşleri, çocukları -biz görüyoruz her gün- yararlanamıyor." Demek ki bu ülkede Cumhurbaşkanı ve AKP halk iradesinin bir bölümünü tanımıyor, bunu kabul etmiyor ve bu ülkede ayrımcılığı artık resmîleşmiştir. Kayıtlara girsin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

13/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu heyetinin 20-23 Haziran 2022 tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’ne resmî bir ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir. Anılan ziyarete Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu heyetinin katılım sağlaması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlemesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                           Mustafa Şentop

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

16/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/6/2022 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağındaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                           Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                  İzmir

                                                                      Grup Başkan Vekili

Öneri:

Denizli Milletvekili Yasin Öztürk ve 21 milletvekili tarafından, ormanların korunması ve ağaçlandırma çalışmalarının hızlandırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 9/6/2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 16/6/2022 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin grup önerisini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Grup önerimizin konusu, hiçbir şekilde korunamayan ormanlarımız ve “orman üretimi” adı altında yapılan rekor ağaç kesimine seyirci kalınması. Ormanlarımız ne yazık ki bölgesel bir pandemi yaşıyor. Ormanların ateşi yüksek. Ateşi ateş düşürücü ilaçla düşürmeye çalışıyorsunuz ama ateşin neden çıktığına ilişkin bir çalışmanız yok. Ormanları enfeksiyon sarmış ama antibiyotik veren yok. Böyle olunca da ormanlardaki yangın salgını artarak devam ediyor.

Size, orman yangınlarında zarar veren alanlardaki yıllık artışı görebilmemiz açısından birkaç veriyi aktarmak istiyorum. 2014 yılında yanan ormanlık alan 3.117 hektar, 2018 yılında 5.664 hektar, 2019 yılında 11.332 hektar, 2020 yılında ise 20.971 hektar. Her yıl katlanarak artmış ama 2021 yılında ise 139.503 hektar yani bir önceki yıla göre 6,5 kat artmış. Hesabını size ve milletin vicdanına bırakıyorum.

Bir de asıl önemlisi, 2020’de ormanlarımızda irili ufaklı çıkan yangın sayısı 3.180, 2021’de ise 2.800 civarında yani ormanlık alanlardaki yangın sayısı yıllık ortalama 3 bin civarında ama yangından zarar gören alan 20 bin hektardan 139 bin hektara çıkmış. Bu ne demektir? Yangın miktarı sayısal olarak aynı ama hektar olarak 6,5 kat artmış. Bakanlığınız sadece küçük yangınlarla mücadele edebilmekte ama iş büyüyünce sınıfta kalmaktadır ki 2021 yılı Türkiye'nin orman yangınıyla mücadele edememesi açısından kara bir leke olarak tarihte yerini bırakmıştır. Tabii, bir de akıllarda kalan; orman yangınlarından zarar gören vatandaşlarımıza  atılan çay paketleri.

Orman yangınlarımızın çıkış sebepleri toplumun yaşam tarzı ve düzeyine, kültür seviyesine, kırsal yöredeki etkinliklerine bağlı olarak değişim göstermektedir. Anlaşılacağı ve birçok defa açıklandığı üzere ülkemizdeki orman yangınlarının esas nedenini yüzde 93 ile insan faktörü oluşturmaktadır.  Yani ormanı korumanın yolu eğitimden geçmektedir. Eğitim yok, eğitim olmadığı gibi bir cezalandırma sistemi de çok zayıf kalıyor. Bakınız, resmî kayıtlara yansıyan orman suçları var; geçtiğimiz yıl tutuklu tutulan zabıt sayısı 18.071 orman suç işlenmiş. Nedir bu orman suçunun mahiyeti? Kaçak kesim, kaçak nakliye, alan açma, işgal, usulsüz sarf, izinsiz otlatma. Bu suçlara ilişkin zabıt tutuluma dışında ne yapılmış, dava mı açılmış, ceza mı verilmiş bilinmez  ama orman köylüsüyle barışık değilsiniz. Tabii ki ormanlarımızın bekçisi olan orman köylüsüdür, kırsal kesimi yoksul bıraktığınız için geçim sıkıntısı çeken vatandaş gelir elde etmek için orman kaynaklarına yönelmek zorunda kaldı ve işlenen suçlar cezasız kalınca neredeyse ormanların katledilmesine legal bir nitelik kazandırdınız.

Değerli milletvekilleri, ormanlarımıza nereden bakacak olursak olalım bir sorun var; ormanlarımızı yangına karşı koruyamıyorsunuz, yangın çıksa müdahale edemiyorsunuz, yangın çıkmasa ormanların, ağaçların “orman ürünleri üretmek” adı altında kesilmesine göz yumuyorsunuz.  “Orman üretimi” adı altında yapılan ağaç kesim rakamlarında rekortmen bir ülke olduk. 2017 yılında 18,5 milyon metreküp odun üretimi, 2020 yılında 28,5 milyon metreküpü, 2021 yılında 35 milyon metreküpü aşmıştır. Ağaç kesiminde yüzde 100 olan bu artış rakamına, daha 2021 yılındaki yanan orman alanlarından elde edilen odun üretimi dâhil edilmemiştir.

Bakın, “orman üretimi” adı altında her yerde ağaç kesimi yapamazsınız. “Yıllık servet artışı” diye halka genişliğinden hesap ettiğiniz 40 milyon metreküp keresteyi tamamen, yüzde 100 gibi göremezsiniz çünkü mutlak korunması gereken alanlar vardır; muhafaza ormanları, millî parklar gibi.

Türkiye’de 55 alanda muhafaza ormanımız var iken bu ormanlarımız da muhafaza edilememekte, kesim yapılarak orman ürünü elde edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Ama iktidar için varsa yoksa rekor rakamlara ihtiyaç duyulduğu için korunması gereken bölge de kalmadı. Tüm dünyada küresel iklim değişikliği dikkate alınarak ormanlar en stratejik ürün olarak kabul edilmekte ve odun üretimi azaltılarak dış ülkelere odun ihracında önemli kısıtlamalara gidilmekte iken ülkemizde maalesef bu durumun tersine bir yol izlendiği görülmekte, iktidar orman ürünleri ihracatında rekor kırmakla yani ağaç kesmekle övünmektedir. Ormanlara fabrika gibi bakamazsınız; övündüğünüz rakamlar bir fabrika üretimi değil, orman katliamıdır. Bu konuda övündüğünüz durum, bir cehaleti ortaya koymaktadır; hem kötü niyetlisiniz hem cahilsiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden, Adana Milletvekili Sayın Kemal Peköz.

Buyurun Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grup önerisi üzerine söz aldım.

Orman Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye’de son 5 yılda 13.592 orman yangını meydana gelmiş, 50.322 hektar alan yanmış, kül olmuştur. “Orman” dediğimiz zaman sadece ağaçları anlamamak gerekiyor çünkü orman bir bütün, bir ekosistem, içerisinde canlı, cansız onlarca türü barındırıyor ve bunlar kendi içerisinde bir uyum içerisinde yaşayıp giderlerken büyük bir çoğunluğu insan eliyle olan katliamlar sonucu ormanlarımız yok olmakta ve her gün uygulanan politikalar nedeniyle, aynı zamanda turizm nedeniyle, maden nedeniyle, HES, RES ve benzeri enerji sistemleri nedeniyle de ormanlar yok edilmekte, yanan ormanların ağaçlandırılması söz konusu olurken bir yandan da bir kısmı unutulup bir süre sonra bunlar daha çok turizm alanında otele ve benzeri şeylere dönüştürülmektedir. Önümüzdeki dönemde bu orman yangınlarını çok daha fazla görme durumuyla karşı karşıyayız. Nitekim, 28 Temmuz 2021 tarihinde Manavgat’ta başlayan orman yangınında 9 kişi yaşamını yitirmiş, 47 ilde çıkan 237 yangıda da hayvanlar, ağaçlar, evler, köyler ve yerleşim yerleri tahrip olmuş ve yok olmuştur. Anayasa’nın 169’uncu maddesi ve Orman Kanunu’yla birlikte güvence altına alınan ekosistemlerin canlı ve cansız bileşenlerinin bir arada uyum içerisinde yaşamasını sağlamak zorunda olduğumuz bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Küresel iklim değişikliği sebebiyle ilerleyen yıllarda yangınlarla, sellerle karşılaşma riskinin yükseldiği göz önünde bulundurularak bugün yaşananların tekrarlanmaması için gerekli adımlar atılmalı, yangın ve sel felaketi gibi doğal afetlerin yanı sıra önleyici tedbirler alınmalı ve ormansızlaştırmaya, betonlaştırmaya da son verilmelidir. Ormanların yağmalanmasını, ormanların statüsünün değiştirilmesini “madencilik” adı altında tarif edilerek ya da yakılarak yok edilmesi mutlaka ve mutlaka engellenmelidir. Ormanlar sadece yangınlarla yok olmuyor, aynı zamanda açılan taş ocakları, kısa bir süre için kullanılabilecek maden ocakları gibi benzeri işler nedeniyle de ormanlarımız her gün biraz daha azalmakta, yerine dikilen ormanların orman vasfını kazanması için yüzlerce yıl geçmesi gerekmektedir. Çünkü orman sadece ağaçtan müteşekkil bir şey değil, orada canlı bir organizma var, canlı bitkiler var, hayvanlar var, çeşitli organizmalar bir arada yaşayabiliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

KEMAL PEKÖZ (Devamla) – Onun için, ormanların korunması için behemehâl tedbirler alınmalı ve özellikle insan kaynaklı orman yangınlarının önüne geçilmesi için çok ciddi bir seferberlik ve eğitim seferberliği düzenlenmeli ama öncelikle rant politikalarından, yapılan yanlış maden uygulamalarından ve turizm uygulamalarından da yanlış olanlarından vazgeçilmeli. Ormanlar mutlaka korunmalıdır ki gelecek kuşaklara iyi bir dünya, yaşanabilir bir dünya bırakalım ve gitgide bozulan ekosistemi daha da fazla bozmaktan uzaklaşmış olalım diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Manisa Milletvekili Sayın Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.

Buyurun Sayın Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Partinin vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önemli bir karbon yutak alanı konumundaki ormanlarımız, her geçen gün derinleşen iklim kriziyle mücadele verebilmemiz için elimizdeki en önemli kozlardan bir tanesi. İklim kriziyle ilgili Meclisimizde kurulan araştırma komisyonu çalışmaları esnasında -ki bu dönem 2021 yangın sezonu öncesine denk geliyordu- Tarım ve Orman Bakanına yani o gün için Tarım ve Orman Bakanı olan Bekir Pakdemirli’ye birtakım bilimsel veriler ve rakamlar vermiş ve bir çağrıda bulunmuştuk. Komisyona gelen bilim insanları iklim krizinin en başta ormanları etkileyeceğini, orman yangın sayılarının ve yanan alan miktarının yıllar içerisinde artacağını söylemekteydiler. Rakamlar da onları doğrulamaktaydı. Ülkemizde 2020 yılı öncesinde, on yılda her yıl ortalama 2.600 orman yangını meydana gelmiş ve bu yangınlarda ortalama 9 bin hektar orman alanı yanmış. Sadece 2020 yılında ise 20 bin hektar orman alanı yanmış yani on yıllık ortalamanın 5 katı kadar bir alanı ne yazık ki kaybetmişiz. Bu veriler ışığında, daha 2021’in Mayıs ayında Bakan Bekir Pakdemirli’ye “Felaket geliyor, önleminizi alın.” diye seslenmiştik. Biz yaklaşan felaketin haberini verirken Bakan ne yapıyordu? Ne yapıyordu, biliyor musunuz? Türk Hava Kurumuna ait yangın söndürme uçaklarını hangarlarda çürütmek için türlü türlü hile ve desiselerin peşinde koşturuyordu. Mesela, ihaleleri Türk Hava Kurumunun giremeyeceği şekilde düzenlemekle meşguldü.

Sonra ne oldu? Antalya’da, Marmaris’te yangınlar başladı. Gözlerimiz semada yangın söndürme uçaklarını aradık ama nafile, gökyüzünde dumandan başka hiçbir şey yoktu. Bugün TUSAŞ’ın ayağa kaldırdığı, göreve hazır hâle getirdiğini Türk Hava Kurumuna ait uçaklar hangarda çürümeye terk edilmişti ama kiralanan uçaklardan, Rus uçaklarından herhangi bir haber yoktu.

Değerli milletvekilleri, yangınla mücadelede havadan mücadele kadar önemli olan, belki daha önemli olan bir unsur da karadan mücadele. Bakanlığın yangın söndürme kadrolarının yetersiz olduğunu defalarca dile getirdik. Biz bunları söylerken Bakanlık, nisan ayında 2.900 işçi için alıma çıktı ve bu işçiler geçen sene yangın sezonundan sonra işe başladılar, şaka gibi. Eski Bakanın ideolojik saplantıları, kaprisi, yetersizliği, liyakatsiz kadrolarla birleşince geçen sene tam 140 bin hektar ormanımız gözümüzün önünde kül oldu. Bir tek geçen sene, son on yılda yanan orman alanından daha fazla ormanımızı kaybettik, üstelik, felaketin geliyorum demesine rağmen, bizim onca ikazımıza rağmen bu kadar ormanımız kül oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) – İşin tuhafı, kayıtlarda çıkan yangınların yarısının failinin meçhul olduğu belirtilmekteydi. Esasında fail bellidir; fail, Bekir Pakdemirli bedeninde vücut bulan AKP zihniyetidir.

Değerli milletvekilleri, konu uzun ve önemli ancak süremiz çok kısa. Şunun bilinmesi gerekir ki: Orman varlığımız, yangınların yanı sıra AKP döneminde artan üretim baskısı nedeniyle, katbekat artan tahsisler nedeniyle tehdit altında ve halkımız bilmelidir ki ülke ormanları için en büyük tehdit AKP iktidarıdır.

Değerli milletvekilleri, biraz sonra buradan AKP temsilcileri de çıkacak ve diyecekler ki: “Son yirmi yıl içerisinde orman varlığını şu kadar artırdık, bu kadar artırdık.” Ancak Türk halkının bilmesi gereken şey şudur: Bunların verdikleri rakamlar tamamen algı operasyonudur. Bunu öğrenmenin bir yolu vardır, bunu öğrenmenin yolu; İYİ Partinin vermiş olduğu araştırma önergesine kabul oyu vermektir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden, Antalya Milletvekili Sayın İbrahim Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AYDIN (ANTALYA) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi üzerine AK PARTİ  Grubum adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerden biriyiz. FAO raporuna göre, Dünya Orman Varlığını Arttıran Ülkeler sıralamasında 2015 yılında 46’ncı sırada olan ülkemiz 2020 yılında 27’nci sıraya yükseldi. Son yirmi yılda 6 milyon hektar alanda 5 milyardan fazla fidan toprakla buluşturulmuştur. Her on yılda bir yenilenen amenajman planlarına göre 1973 yılında 0,9 milyar metreküp olan ağaç serveti miktarı 2021 yılında 2  katına çıkmış 1,7 milyar metreküpe ulaşmıştır. Ayrıca 1973 yılında 28,1  milyon metreküp olan yıllık artım yapılan planlı çalışmalarla 2021 yılında 47,6 milyon metreküpe ulaşmıştır. 2002 yılında 12 milyon metreküp üretim yapılırken, 2021 yılında 36 milyon metreküp üretim yapılmıştır.

Ormanlık alanlarda yapılan üretim faaliyetleri, ormanların bakımı, gençleştirilmesi, sürdürülebilirliği ve yangına dirençli hâle gelmesi amacıyla yapılmaktadır. Bu faaliyetlerin tek amacı sürdürülebilirlik ilkesi kapsamında ormanlarımızı gelecek nesillere aktarabilmektir.

Avrupa ülkelerinin hektarda yaptığı üretimler incelendiğinde, Almanya 6,7 metreküp; Avusturya 4,8 metreküp; Fransa 2,3 metreküp iken  ülkemizde bu miktar 1,3 metreküptür. Dolayısıyla Avrupa kendi ormanlarında hektar bazlı olarak ülkemizden daha fazla üretim yapmaktır.

Evet, Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; yangınla mücadelede ortalama ilk müdahale süresi 2003 yılında kırk dakikayken bugün on iki dakikaya düşürülmüştür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kapsamda ormanlarımız 776 kuleden yirmi dört saat gözetlenebilmektedir. 160 gözetleme kulesinde 320 kamera kullanılmaktadır. Orman yangınları için Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın destekleriyle 2022 yılı için 55 helikopter, 20 uçak, 4 Türk Hava Kurumu uçağı ve 8 İHA kiralanmış olup, ayrıca kara ekiplerimize işçi ve iş makineleri alımı yapılarak güçlendirilmiştir.

Evet, Kıymetli Başkanım, değerli milletvekilleri; yani bu orman yangınlarını her gün gündeme getiriyoruz, sizlere de soru önergesi verenlere teşekkür ediyoruz. Hiç olmazsa bizim bu ormancılar kışın buz üzerinde, yazın köz üzerinde mücadeleyle çalışan bir ekiptir fakat maalesef kendilerini anlatamazlar. Bu sayede hiç olmazsa anlatmış oluyoruz. Ben 2’nci nesil siyasetçi, 2’nci nesil ormancıyım, otuz yıl bu orman yangınları bölgesinde çalıştım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Geçmiş yıllarda bir yangın olduğu zaman özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal -Allah şifalar versin- gelirdi yangın bölgesine “Arkadaşlar, burada bir mücadele veriyorsunuz, sizi tebrik ediyorum.” der ve kolaylıklar diler giderdi ama her nedense son yıllarda yangın iç siyasete alet ediliyor. Bu orman yangınları iç siyasete alet edilecek bir şey değildir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Helal olsun.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – İkincisi, daha geçenlerde, bunları üç gün önce anlattım “Yanan yerlere oteller falan yapılmıyor.” diye, yine İYİ Parti Genel Başkanı, gitti Marmaris'te “Akıllı yangın, buraya otel yapılacak.” dedi; oysa gösterdim, yanan yerlere otel falan yapıldığı yok, tekrar ağaçlandırılıyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yasak, yasak. Anayasal olarak yasak.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Bölge müdürlüklerine de söyledim,  “Eğer 1 metrekare yanan yere otel yapıldıysa istifa edeceğim.” dedim 2007 yılında, hâlen daha getirip önüme koymadılar. Yine, aynı iddiayı savunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Tekrar söylüyorum, yanan yerlerin otel olduğu yok. Zaten turizme, istedikleri zaman yanmayan yerlerden de izin verilebiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Niye yaksın adam yani? Geçen sene, gene, aynı şekilde…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun İbrahim Bey, bravo sana!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Selamlama ver.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bu kadar orman kaybına rağmen durumdan memnunsanız bir sorun var demektir.

BAŞKAN – Selamlayın lütfen.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Tekrar Genel Kurulu ve aziz milletimi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

(AK PARTİ sıralarından “Yangınsız bir mevsim diliyoruz.” sesi)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yangınsız bir zaman…

İBRAHİM AYDIN (Devamla) – Şehitlere de Allah rahmet eylesin diyorum.

Orman çalışanlarının ellerine sağlık. Önümüzdeki günlerdeki yangınlarda da başarılar diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” Sesleri, alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ormancılar seninle gurur duyuyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ağzına sağlık.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yani orman yangınlarını alkışlayın, bu durumu, bu rezaleti alkışlayın, aferin(!)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ağabey, kötü bir şey mi söyledi yani?

BAŞKAN – Evet, tamam mı arkadaşlar?

Alkış bittiyse devam ediyoruz görüşmelere.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – En büyük orman kaybı olduğu dönemi alkışlayın(!)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Kötü bir şey mi söyledi?

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Demagoji yapma. Ormana sahip çıkmak kötü bir şey mi?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ayıp!

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkanım…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Müsavat Dervişoğlu, buyurun.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Araştırma önergemizle ilgili olarak söz almış hatibimizin Adalet ve Kalkınma Partisi hatibine ifadeleri bakımından cevap verme ihtiyacı hasıl olduğu kanaatindeyim. 69’ncu maddeye göre kendisine söz verilmesi talebini riyaset makamına iletiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Hâlbuki konuşmamda da özellikle söyledim “Ormanlık alanlara fabrika gibi bakmayın, üretim alanı gözüyle bakmayın.” ama konuşmamın içindeki verileri daha da güncel hâle getirdiğiniz için öncelikle size teşekkür ederim.

46 milyon metreküp keresteden bahsettiniz fakat tekrar söyleyeyim: Halka genişliğinde hesapladığınız bu servet artışını ormanların her bir yerini kesemezsiniz; tekrar tekrar söyleyeyim, muhafaza alanları vardır, millî parklar vardır. Bu oranların yaklaşık yüzde 40’ını, yüzde 50’sini kesebilmeniz gerekirken bütün hepsini kesiyormuş gibi gösteriyorsunuz.

Ayrıca, bu konuyla ilgili bir ilave örneği somut bir şekilde vereyim madem. Tarım alanlarımızı ve ormanlarımızı korumakla görevli Tarım ve Orman Bakanlığı ve kuruluşu Orman Genel Müdürlüğü bir ormanın koruma statüsüne kavuşturulmasında zorluk çıkarıp izin vermezken orman alanlarının talan edilmesine neden olan neredeyse her türlü faaliyete bir çırpıda izin vermektedir. Ülkemizde sadece 2/B maddesiyle orman sınırlarından çıkarılan saha 500 bin hektar civarındadır. Ayrıca, ormanlarımız millî servetimiz olmasına rağmen, iktidar, ormanlarımızı imar, enerji, sanayi, turizm yatırımları için ilk elden çıkarılacak boş arsa niteliğinde değerlendirmektedir. Örneği şöyle vereyim: 1996 altı yılında millî park statüsüne kavuşturulan Marmaris Millî Parkı içinde özel mülkiyetle ilgili yüzde 5 kontrollü kullanım alanı izni verilmişken bu alan 2020 yılında uzun vadeli gelişim planında revize yapılarak, sınırlı kullanım alanı oranı kaldırılarak yüzde 100 korunmasız hâle getirilmiştir yani istediği kadar alanda betonlaşma yapabilecek hâle gelmiştir. Sırf bunun için 2020 yılında genel müdür değiştirdiniz, o genel müdür izin vermedi diye yeni genel müdürü atadınız; yeni genel müdür de bu revizeyi yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla şu anda o yüzde 5’lik imar oranı açıldı yüzde 60, yüzde 70’e kadar.

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Böyle bir şey yok.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – “Böyle bir şey yok.”u bir sorun bakalım.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, teşekkür ediyoruz, karşılıklı konuşmayın.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sor, sor, cevap versin.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Onun da 15 tane beş yıldızlı otel, 1 tane marina…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yani gerçekten yaptığınız hiç hoş değil, bir konuşmacıya sürekli oradan laf atmak hiç hoş değil.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – O dönemde 7 milyon dolar civarında olan rant şu anda olmuştur 400 milyon dolar; daha ötesi var mı? (İYİ Parti sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – İzliyorum, izliyorum. Arkada ormancılık yapan arkadaşımız var, orman mühendisliği yapan arkadaşımız var, siz laf atıyorsunuz, siz de benim kadar ormandan anlıyorsunuz anladığım kadarıyla.

Sayın Öztürk, teşekkür ediyorum.

İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Açıklayıcı bir bilgi verebilir miyim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) ­–  Biraz önceki Sayın Hatip konuşmasından hem önceki Genel Başkanımız Deniz Baykal’ın adını andı, ardından da “Cumhuriyet Halk Partisi şimdi döndü, orman yangınlarını iç siyasete alet etmektedir.” diyerek grubumuza doğrudan sataştı. Uygun görmeniz durumunda Manisa Milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, inanın biraz evvel Mecliste gördüğümüz manzara karşısında ben şoka girdim. Biraz evvel biz bir rakamlar verdik, bazı rakamlar verdik “Geçen sene bu ülkenin 140 bin hektar ormanı yandı.” dedik yani bir önceki yılın 7 kat daha fazla ormanının yandığından bahsettik. AKP'li hatip geldi, yıllardan beri söyledikleri, artık bizim de ezberlediğimiz kelimeleri arka arkaya söyledi ve alkış aldı. Bir kere Sayın AKP'li hatip  siyasete alet edilmemesi gerektiğinden bahsediyor  ama şöyle bir gerçeklik de var efendim. Yani şimdi düşünün, mesela geçen sene Kırkağaç'ta Orman İşletme Şefliğinde çalışan Yaşar Cinbaş adlı bir çalışanımız  şehit oldu.  Evinden 1000 kilometre uzakta bir orman yangınında müdahale ederken ne yazık ki yanındaki arkadaşıyla beraber şehit oldu. Normalde o arazözde 6 kişi olması gerekirdi, 2 kişilerdi, donanımları eksikti. Yani şimdi biz, bu Yaşar Cinbaş'ın hakkını savunmayacak mıyız veyahut da Yaşar Cinbaş gibi fedakârca mücadele eden ve bu uğurda şehit düşen bu orman yangın söndürmedeki insanların sıkıntılarını, problemlerini dile getirmeyecek miyiz?

Bir başka gerçek de var: Ormanlarımız ciddi şekilde bir üretim baskısıyla karşı karşıya. Allah aşkına, ormanlık bölgeye gittiğiniz zaman yolun sağına soluna bakın. “Endüstriyel plantasyon” diye bir şey çıkardınız, inanın, ormanların canına okuyorsunuz. Siz de biliyorsunuz, orman mühendissiniz, meslektaşlarınızın kurmuş olduğu Ormancılar Derneği var, hemen Kızılay'da; isterseniz hep beraber gidelim, oturalım, onların bir çayını içelim; Kurumda ne kadar sıkıntı olduğunu… (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sataşmadan uzatmıyoruz Sayın Bakırlıoğlu.

İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN  – Size işte hiçbir sataşma yok aslında baktığınızda.

İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Yok da bilgilendirmek için…

BAŞKAN – Yerinizden, 60’a göre söz vereyim.

Buyurun.

 

 

 

İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, orman teşkilatı 1917’den bu yana planlı çalışan bir teşkilat yani oradaki keseceği ağaçların hepsini on yıla bir amenajman planlarını yapar ve ne kadar eta veriliyorsa o kadar kesilir. Öyle kendi kafalarına göre ağaç kesme gibi bir durum yok. Eskiden olan artımın tamamını üretime çeviremiyordu, iyi bir planlama yoktu. Bu…

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Bunu ben demiyorum, kendi milletvekiliniz söylüyor, komisyonlarda sizin milletvekiliniz söylüyor.

BAŞKAN – Siz, devam edin.

İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Şimdiki yangın konusu da… Ben otuz yıl devlet memurluğu yaptım hep yangın bölgelerinde; Antalya, Muğla, Aydın, İzmir’in her tarafını biliyorum karış karış ve buralarda gerçekten erken ve etkin müdahale yapılıyor ama geçen seneki durum gerçekten zor bir durumdu. Yani hava şartları, 40 derecenin üzerinde sıcaklık var, nem düşmüş ve dünyanın tamamında bir felaket vardı. Amerika’da bile adamlar kendi yangınlarını söndüremediler; bizim, burada, on günlük bir sürede söndürüldü. Allah afetten korusun, gerçekten zor bir durumdu. Ben şehitlerimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

BAŞKAN - İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

16/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/6/2022 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                      Meral Danış Beştaş

                                                                                        Siirt

                                                                      Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Haziran 2022 tarihinde Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ve arkadaşları tarafından -19370 grup numaralı- Türkiye'de çiftçilerin üretim sorunları başta olmak üzere tarım alanını krizden çıkarmak için gerekli çalışmaların yapılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 16/6/2022 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; şimdi tarımda çok sıkıntılı bir dönemden  geçiyoruz. Dün, Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi açıklandı, tarımdaki üretici enflasyonunda AKP iktidarı yeni bir rekor daha kırdı. Mayıs ayında Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi yüzde 154,97 arttı, alt ürün gruplarında, mesela lifli bitkilerde bu yüzde 273’e kadar çıkıyor, aylık artış ise yüzde 16,18. Birazdan sebeplerine değineceğim tabii ki yani üretimin olmaması, ithalatçı politikalar, ülkenin giderek tarımdan uzaklaşıyor olması, yüksek girdi maliyetleri, kırsal kesimin örgütsüz olması gibi pek çok şey kuşkusuz bunun sebebi. Fakat AKP’den birazdan buraya çıkıp konuşma yapacak olan konuşmacı büyük olasılıkla şöyle söyleyecek, diyecek ki: “Ya, bunlar böyle ama aslında tüm dünyada girdi fiyatları artıyor, tüm dünyada girdi fiyatları arttığı için de bizde de ister istemez artıyor.” Antrparantez bir şey belirteyim, Erdoğan geçtiğimiz aylarda çıktı, dedi ki: “Yaza doğru tarımsal ürünlerde fiyat düşüşü olacak.” Bu, bir beklenti, bunu böyle söylemesinin sebebi de yazın ürünlerin biraz daha bollaşıyor olmasından kaynaklı. Fakat o açıklamasının hemen sonrasında biz de bir açıklama yapıp “Yazın da ürünlerde, tarımsal ürünlerde fiyat artışı devam edecek çünkü Üretici Fiyat Endeksi son derece yüksek.” demiştik, nitekim yanılmadık. Üretici Fiyat Endeksi’ndeki yüzde 54’lük artış bugünden yazın sonuna kadar mutfaklara ucuz tarımsal üretimin girmeyeceğinin göstergesi yani çarşı, pazar el yakmaya devam edecek. Denilecek ki: “Dünyada fiyatlar, girdi fiyatları yüksek, petrol fiyatı yüksek, o yüzden bizde de böyle.”

Şimdi, bir bakalım. Bakın, çok basit bir bakkal hesabı yapalım: 2021 Haziranı ile 2022 Haziranını kıyaslayalım. Arkadaşlar, 1 dolar 8,4 liraydı 2021 yılının Haziranında, petrolün varili ise 72,66 dolardı yani bir varil petrolün bize maliyeti 610 liraydı o zaman. Bu sene, 2022 yılının Haziran ayında ise 1 dolar şu anda 17,30 lira ve brent ham petrolünün varili 123,44 dolara çıkmış. Hesaplayacak olursak petrolün varili şu anda 2.135 liraya mal oluyor. Şimdi, denecek ki: “Ya, 72 dolardan 123 dolara çıkmış, demek ki dünyada petrol fiyatlarında artış var, bundan biz de etkileniyoruz.” Doğru, elhak doğru. Peki, şunun izahı ne? 8,4 lira olan doları 17,30 liraya çıkartan siyasi deha kim? Bu zihni sinir proje nereden kaynaklanıyor? Çok açık söyleyeyim arkadaşlar, 8,4 liradan 17,30 liraya doları fırlatan şey “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” tezidir. Bu böyle olduğu için dolardaki yükselme aynı zamanda brent ham petrolünün dünyadaki yükselmesiyle üst üste bindiğinden dolayı 2.135 liraya mal olan 1 varil petrolün 1.098 lirası Erdoğan’ın bu tezi sayesinde artmıştır. Yani aldığımız 10 liralık ya da 100 liralık petrolün yüzde 50’si Erdoğan’ın bu yanlış tezi sebebiyle çiftçinin cebinden çıkmaktadır. Çiftçinin cebinden çıkan bu gider direkt ürünlere yansıyor ve işte çarşı, pazar el yakmaya devam ediyor. Mersin Milletvekiliyim ve Mersin’de çarşıda, pazarda o fiyatları görmekten utanıyorum ya. Çileğin, limonun en fazla yetiştiği ilimizde dahi bu fiyatlar el yakıyor. Bunlar İstanbul’a geldiğinde İstanbul halinde oradan da markete geçtiğinde uğradığı fiyatı tahayyül edemezsiniz. 4,5 liraya oradan çıkan domates İstanbul market fiyatına geldiğinde 30 liraların üzerine çıkıyor. Şimdi, bu bir kader midir? Yoksa bu baştan sona tarım politikalarının yanlış olmasından, ekili alanların 4 milyon hektar azalmasından, girdi maliyetlerinin artmasından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) – …çiftçi yaşının 55’e çıkmasından, ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısının 500 binlere düşmesinden, kırsal kesimin adım adım tasfiye edilmesinden, Kürt sorunundaki barışçı ve demokratik çözüm umudunun sürekli ertelenmesi sebebiyle o illerde kırsalın tasfiye olmasından, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın azalmasından ve bir bütün olarak köylünün kırsaldan uzaklaşarak kentlere gelip orada ucuz iş gücü olmasından mıdır? Bunun analizi dahi yapılmadan bu mesele üzerine teori kasmanın, bu mesele üzerine derin laflar etmenin anlamı yok değerli arkadaşlar. Enflasyonun yüksek olmasının sebebi bu yanlış politikalardır ve bu yanlış politikalar değişmeden bu konuda ileri doğru bir adımın atılması ne yazık ki mümkün değildir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarımın sorunlarıyla ilgili burada defalarca anlattık, konuştuk fakat dinletemedik. Bir de ülkemizin en önemli kurumu olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanının sözleriyle anlatmaya çalışayım: “Topraklarımızın tuzluluk, çoraklaşma, yanlış kullanım gibi nedenlerle kalitesi bozulmakta ve diğer taraftan da erozyon, amaç dışı kullanımla topraklarımız kaybedilmektedir. Ayrıca, tarım arazilerimizin küçük parçalı, dağınık, çok hisseli olması ve sulama imkânlarının hâlen yetersizliğiyle verimli kullanımı da sağlanamamaktadır. Türkiye’nin uzun ömürlü bitkilerle beraber toplam arazi miktarı 27,9 milyon hektardır. Bugün bu rakam 21,1 milyon hektara gerilemiştir yani 4,8 milyon hektar tarım arazisini kaybettik.” diyor. Kim diyor? Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Bayraktar diyor, yüzde 20’sini kaybetmişiz. Aynı Bayraktar “Türkiye’de en fazla tarım arazisine sahip Konya son on yılda tarım alanlarının yüzde 10,5’ini kaybetti.” diyor. “Gıda güvencesi için toprağın olmazsa olmaz olduğu bilincini bütün toplumda aynı düzeyde oluşturmak ve bu bilinçle topraklarımıza sahip çıkmak zorundayız.” diyor. “Topraklarımızı koruyabilir, üretim yapabilecek çiftçiyi tarlada tutabilirsek bu krizden çok daha az etkileniriz.” diyor. “Ülkemizde her yıl binlerce dekar verimli birinci sınıf ve ikinci sınıf tarım arazisi çeşitli sebepler nedeniyle elden çıkıyor.” diyor ve haklı olarak serzenişte bulunuyor. Sadece o mu? Konya’mızın yetiştirdiği önemli milletvekili, siyaset adamlarından Sayın Recep Konuk, bu işin uzmanı, PANKOBİRLİK’in Genel Başkanlığını yaptı, diyor ki: “Şu anda toprağa tohum atmak cesaret işi.” Ne zaman demiş? Martın sonunda demiş. Ama duyan var mı? Onu da duyan yok. Hiç kimseyi duymuyorlar. Niye? Duymazlar çünkü duyacak kapasiteleri yok, duyacak anlayışları yok. “Ben bilirim, ben yaparım.” Şimdi, çıkacaklar yine konuşacaklar “İhracatımız şöyle oldu, bu böyle oldu.” Ya, şunu bana bir anlatım bakalım: Sudan’da tarım… Bir anlatın, ne yaptınız? Sudan’da tarımı bir anlatınız. Şu ofisin hâline bakın, şu, bakın, bunu büyüttüm; Bakanlıktaki ofis. Okuyamıyorsunuz değil, mi? Büyüttüm o ofisi, dedim ki bakın, Sudan’da tarım yapılacak ofise bir bakın. Şimdi, değerli milletvekilleri, böyle bir rezalet olur mu ya? Gecekondu gibi bir yerde şirket.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bu şirkete şu ana kadar 100 milyon lira harcadık. Yönetim kurulu üyeleri hâlâ tıkır tıkır paralarını alıyor 2015’ten beri. Hani Sudan’da tarım? Nerede? Yetmedi, bu defa dediler ki: “Nijerya.” Hani, denizi olmayan ülkelerle deniz anlaşması yaptıkları gibi şimdi de “Venezuela’da buğday üreteceğiz.” Allah Allah! Venezuela buğday üretemiyor ki ama olsun, yalan rüzgârları bir Asya’ya aşıyor, bir Afrika’ya, şimdi Güney Amerika’ya. Allah sizi ıslah etsin ya, böyle mi yöneteceksiniz Türkiye'yi? Tarıma böyle mi bakacaksınız? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Tarım üretimimizin, neredeyse tarım arazilerimizin yüzde 20’sinin tarım vasfını kaybettirdiniz ve konut diktiniz. Hızınızı alamadınız, Bahri Dağdaşa dadandınız. Allah’tan korkmuyorsunuz, hâlâ hâlâ devam ediyorsunuz. (İYİ Parti sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) –  Ya, süre yetmiyor Başkanım.

BAŞKAN – Vallahi siz de hızınızı alamadınız Sayın Yokuş. Yetmiyor zaman, ne yapalım?

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Cengiz Gökçel.

Buyurun Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, aslında tarımın sorunlarını konuşuyoruz ama gerçekten “küresel iklim değişikliği” diye bir gerçeği yaşarken tarımın bizim için ne olduğunu anlayarak olaylara bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, tarım, ticari bir meta mı, yoksa insanlarımıza güvenli gıdayı sağlayacağımız bir üretim alanı mı? Eğer biz insanlarımıza sağlıklı ve sürdürülebilir gıdayı sağlamak istiyorsak tarımı bu şekilde değerlendirmemiz gerekir. AKP’nin bugün yaptığı gibi, “Ben tarıma senede 10 lira verdim, 50 lira verdim; ne olursa olsun.” diyebileceği kadar bir lükse sahip olmadığını söyleyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, özellikle ülkemizde bu kadar kıymetli olan bir alanda maalesef bir tarım envanteri yok. Şimdi, biraz sonra Hocam çıkacak, rica ediyorum Hocam, bana hangi alanda, hangi çeşit ürünü, ne kadar üretiyoruz, bilimsel olarak bunun verilerini bir zahmet bir verin. On bir yıl Ziraat Odası Başkanlığı yaptım, Mersin'de tarımın gelişmesi için her türlü çabayı verdim,  her toplantıda tarım teşkilatlarından gelen arkadaşlara şunu söyledim: “Mersin'de hangi alanda, hangi çeşit ürünü ne kadar üretiyoruz?”  Bu niye önemli? Değerli arkadaşlar, bu geleceğimizi de planlamamız için çok önemli. Çünkü su kaynakları azalıyor, dünyada tarım toprakları azalıyor, kirleniyor, doğa artık çok farklılık gösteriyor, hastalık ve zararlılar çok başa bela bir hâle geldi. Üretim yapamıyor çiftçi, çiftçi üretmeye çalışsa baş edemiyor zararlılarla. Dolayısıyla nüfus artarken gıda güvenliği, gıda güvencesi sağlanması gerektiği noktasından da hareket etmemiz gerekiyor tarımda. 

Değerli arkadaşlar, özellikle, burada şundan da bahsetmem gerekiyor: Aslında,  tarımın yapısal sorunları var ama bugün en büyük sorun tarımın girdi maliyetleri, girdi maliyetlerinden  bizim bahsetmemiz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Hemen tamamlıyorum.

AKP plansız, programsız bir tarım politikası uyguladığı için çiftçilerimizin borcu 255 milyar lirayı geçmiş,  bir çuval gübre alamıyor çiftçimiz. Ülkemizde, Anadolu'da yem ham maddesi arpa, buğday, soya, mısır yetişmesine rağmen hayvan üreticimiz, besicimiz 380 liraya, 390 liraya yem alamıyor; ineklerimiz karnındaki yavrularla kesime gidiyor. Çiftçimiz, üreticimiz, üretimden uzaklaşıyor. 4 milyon 800 bin hektar arazi tarım dışına çıkartıldı. Şu anda, çiftçilerimizin zarar ettiği gerekçesiyle 6,1 milyon hektar arazi ekilip dikilmiyor.

Değerli arkadaşlar, çiftçilerimiz suya ulaşamıyor. Burada rakamlar var, vereceğim ama Mersin’de bir dekar narenciye bahçesinin sulama ücreti 760 lira, Erdemli’de 1.260 lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Başkanım, selamlıyorum.

BAŞKAN – Selamlayın, buyurun.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Başkanım teşekkür ediyorum affınıza.

Değerli arkadaşlar, gerçekten gelin, bakın daha önce de konuşmamda söyledim, yılı hatırlamıyorum ama o zaman ziraat odası meclis üyesiydim, 2003 yılı olabilir, o dönemdeki Parlamentoya da tarımdaki sorunların araştırılmasıyla ilgili teklif verildi, Meclisin tozlu raflarında o rapor duruyor. Bugün konuştuğumuz konuları o raporlara biz yazdırdık arkadaşlar, biz yazdırdık. Eğer gerçekten siz tarımla alakalı en ufak bir endişe duyuyorsanız, gıdayla ilgili en ufak bir endişe içerisindeyseniz, hazır orada da zaten raporlar var; Allah aşkına bir bakın ya da HDP’nin bu önerisine olur verin, araştıralım, siz de doğrusunu öğrenin, biz de doğrusunu öğrenelim. Yanlış söylüyorsak hepinizden de özür dileyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Bu öneriyi destekliyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yunus Hocam, söyleyeceklerini peşin peşin bütün konuşmacılar söyledi, siz ne söyleyeceksiniz şimdi? Size atıfta bulunarak Yunus Hocam bunu söyleyecekti…

YUNUS KILIÇ (Kars) – Çok haklısınız Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Başkanımın da çok iyi tespit ettiği gibi hem İYİ Parti adına konuşan hem HDP adına konuşan hem de CHP adına konuşan değerli hatipler zaten benim ne söyleyeceklerimi de önceden söylediler. Çünkü doğruları aslında onlar da biliyorlar, onlar da biliyorlar ama bakış penceresi farklı olunca söylenmesi gereken doğruları bana bırakıyorlar, her seferinde de buna cevap verme sorumluluğu bana düşüyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tarımda sorun yoktur, ülkede beka sorunu var(!)

ORHAN SÜMER (Adana) – Tarımda sorun yok(!)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, sizin ezberinizi öğrendik artık, artık ezberinizi öğrendik.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, HDP’nin araştırma önergesi gerekçelerinde şöyle, onlara cevap vereyim ben isterseniz: Diyor ki: “Üretimde kriz var. Türkiye’de tarımsal üretimde kriz oldu ve olacak.” Arkadaşlar, Türkiye… Altında da şöyle bir iddia daha var: “Türkiye, kendi kendine yeten ülke olma vasfını kaybetmiştir.” diyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Doğru.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Neye göre doğru?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Her şeyi dışarıdan alıyorsunuz ya. Her şeyi dışarıdan alıyorsunuz.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Rakamları… Arkadaşlar, bu istatistik, dünyadaki en önemli bilim dallarından bir tanesidir. İstatistiğe göre, verilere göre konuşmazsanız, değerlendirmeleriniz haksız olur, tek taraflı olur, hukuksuz olur, hakkaniyetli olmaz.

Bakın, Türkiye tarımsal üretimde kendi kendine yetmenin ötesinde yılda 25 milyar dolarlık ihracat, 17 milyar dolarlık ithalat yapıyor.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ekmek niye 4 TL?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Kendi kendine yetme bundan daha iyi nasıl olabilir?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ekmek niye bu kadar pahalı?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Dışarıdan almadığınız bir şey söyleyin ya.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bakın, Türkiye sebze üretiminde dünyada 4’üncü sırada, bitkisel üretimde 12’nci sırada, meyve üretiminde 6’ncı sırada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Karpuz niye dilimle alınıyor?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ukrayna limanı kapandı, ayçiçek yağı kuyrukları oluştu, bu nereden oluşuyor?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bundan daha iyi kendi kendine yetmek olur mu? Neye göre değerlendireceksiniz?

Şimdi, yine gerekçelerde diyor ki: “Neoliberal politikalar uygulayarak Türkiye’de tarımı bitirdiniz.” Arkadaşlar, neoliberal politika uygulamak bu mudur?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Karpuz dilimle satılıyor. Karpuz, karpuz…

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bakın, tarımda yirmi yıldır 470 milyar lira çiftçimize destek verdik. Ya neoliberal politikada nedir? “Bırakınız, herkes ne yapıyorsa yapsın.” Bırakıyor muyuz?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Evet.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Korunması gereken alanlar bundan daha iyi nasıl korunabilir? Biz sübvansiyonlu krediler veriyoruz, finansmana ulaşmasını sağlıyoruz, sulamaya destek veriyoruz, prim desteği veriyoruz, doğrudan destek veriyoruz, efendim makine, ekipman desteği veriyoruz, kırsal destek veriyoruz. Bu kadar destek nasıl neoliberal politika olabilir?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Niye bu kadar yoksul insanlar var? Desteğiniz nereye gidiyor?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Yani liberal politika bu mudur? Sosyalistin bile ilerisinde bir politika bu yaptığımız bakın. Sizin arzu ettiğiniz sosyalist politikaların bile ilerisinde bir politikadır…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa ) – “Sosyalistin bile” diyor…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Neoliberalizmin bayraktarları “Selamünaleyküm” diyor, neoliberalizmin bayraktarları.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – …AK PARTİ’nin yıllardır korunması gereken kesimlere ve çiftçilere yapmış olduğu politikalar.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Tayyip Bey duymasın.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – “İthalatçı politikalardan yanasınız.” diyorsunuz; ya, ithalat yapıyoruz tamam,

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ama bakın, yanlış bir değerlendirme yapıyorsunuz arkadaşlar. Bu “kendi kendine yeterli” söylemi aslında tarım için zamanında kullanılmış bir şey değildir ama velev ki tarım için yapacak olursanız bile bir yıl içerisinde ürettiğinizi, sattığınızı ve aldığınızı birbirinden düşersiniz bir rakam ortaya çıkar.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Karpuz dilimle satılıyor, muz taneyle.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Tarım kesimiyle hiç sohbet ediyor musunuz? Çiftçiyle hiç görüşüyor musunuz, sohbet ediyor musunuz? Size böyle mi diyorlar, çok şükür mü diyorlar?

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Yeterliliğin ölçüsü budur, Türkiye kendi kendine yeten… Cari açığına da 8,5 milyar dolar her yıl katkı yapan bir tarımsal sektörden bahsediyoruz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Yoksulluk niye var, yoksulluk?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bizim çiftçimiz üretiyor, bizim çiftçimiz insanımıza yettiği gibi dünyaya da üretmeye devam ediyor. Bunu yirmi yıldır vermiş olduğumuz tarımsal desteklerle ayakta durarak yapıyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ukrayna’dan niye alıyoruz, gemi niye bekliyoruz?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Evet, çiftçinin zor yıllarıdır, evet, girdi maliyetleri çok yükselmiştir dünyada ve ülkemizde.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Niye gemileri bekliyoruz gözlerimizin önünde.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Kendine yeten ülkede yoksulluk olur mu?

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Tam da biz de bunun için desteklenmesi gereken, öncelikli kesim olarak tarımı gördüğümüz için en fazla desteği tarıma veriyoruz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Kendine yeten ülkede yoksulluk olur mu?

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Çiftçimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz, kırsalı güçlü tutmaya çalışıyoruz, üretimin devamlılığını sağlamaya çalışıyoruz yirmi yıldır olduğu gibi.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Söylediklerinize kendiniz inanıyor musunuz?

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Kendine yeten ülkede yoksulluk olur mu?

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Bundan sonra da en yüksek seviyede çiftçimizin, kırsalın yanında olmaya devam edeceğiz diyor, yüce Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Çileği taneyle alacak, çilek, çilek, taneyle çilek alınıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Vatandaş niye tarlasını ekemiyor Sayın Hatip?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sizin dünyadan haberiniz yok, dünyadan.

BAŞKAN – Şimdi, arkadaşlar, sayın milletvekilleri, böyle bir usulümüz yok “Rakamları düzelteceğim.” diye söz vermeyeceğim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben söyleyeyim.

BAŞKAN - Hiçbir hakaret unsuru yok, hiçbir sataşma yok, konuşmacılar da çok temiz bir dille anlattı.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – “Hadsiz ve insafsız” dedi.

BAŞKAN - Konuşmacıların tümü birbirlerine meramlarını çok temiz bir dille anlattı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben de aldığım notu söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Peki, söyleyin, buyurun, dinliyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Önergemizde Türkiye’nin, kendi kendine yeten ülke olma vasfını yitirdiğini söyledik, bunun istatistiklerine bakmadığımızı, bunun hakkaniyetli olmadığını, insaflı olmadığını ve daha birçok kavramla insafsızlıkla, hakkaniyetli olmamakla, hadsizlikle suçladı; daha ne diyeyim?

YUNUS KILIÇ (Kars) – Yok Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben not aldım ya.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – “Haksızlık” olabilir.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “Adil olmaz.” dedi, “Doğruyu söyleyin yoksa adil olmaz.” dedi.

BAŞKAN – Ben önergeye bakıyorum, bundan daha yumuşak bir dil kullanılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben buradan bir hakaret unsuru, ben buradan bir sataşma…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oylayalım Başkanım, oylayalım.

BAŞKAN - Rakamlar yanlış olabilir, Yunus Hoca kendi cenahından size anlattı siz de muhalefet tarafından Türkiye’deki tarımın geldiği hâli anlattınız. Mesela şunu sorabilirdiniz: “Buğdayın bundan yirmi sene önceki üretim miktarı neydi, bugün ne?” diye. “Pamuk, nereden nereye geldi?” diye sorabilirdiniz. Aslında, Yunus Hocamın bunlara verecek çok cevabı yok, öyle düşünüyorum ben ama siz yanlış yerden baktınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, şimdiye kadar iki dakika bitmişti zaten.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bu kadar uzatmasaydınız şimdi konuşulmuş, bitmişti Başkan.

BAŞKAN – Peki, yerinizden 60’a göre bir dakika söz veriyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Başkanım, tarafsızlığınıza hayranım!

ARZU AYDIN (Bolu) – Ya, gerçekten alkışlıyorum bu tarafsızlığınızı!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oylayalım Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

 

 

 

RIDVAN TURAN (Mersin) – Şimdi, bu sosyalizm meselesi böyle değil, oraya hiç girmeyin Sayın Kılıç. Oradaki tarım politikalarının şu andakiyle uzak yakın alakası olmadığı gibi Keynesçi politikalarla da dahi alakası yok sizin şu anda uyguladıklarınız; o işin bir tarafı teorik olarak tartışabiliriz bir gün Tarım Komisyonu toplantısında. Bana şunun izahını biri yapabilir mi ya? Bu kadar işler iyi gidiyor, ayçiçeği yağının önüne kırmızı halı serip bando mızıkayla niye karşılama ihtiyacı duyuyoruz? Rusya-Ukrayna savaşı sebebiyle gemilerin çalışmamasından kaynaklı olarak buraya gelen, gelmesi gereken buğday niye bizde büyük bir buhran sebebi oluyor? Niye tarımsal üretici nüfus azalıyor? Niye köylü memnun değil? Bunların bir izahı olmaz mı? Tarım iktisat değildir sadece, tarım aynı zamanda sosyolojidir, aynı zamanda insanların mutluluğudur. Dolayısıyla, meseleye “Kaç para aldık, kaç para verdik?” ekseninden bakarak tarım sektörünü bir bütün olarak değerlendirmeniz mümkün değildir; sizin AKP olarak temel hatanız burada. Kırsaldaki insanların mutluluğu, üretim… (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz, 60’a göre söz verdik.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bunların hepsinin cevabı verildi Başkanım, oylayalım.

BAŞKAN - Bu arada, Yunus Hoca’nın da siyasi hayatını bitireceksiniz, sosyalizm falan fazla konuşmayın böyle.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kendi de sosyalizmi savunuyor da o yüzden.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir cümle…

BAŞKAN – Peki, bir cümle de siz söyleyin.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, Yunus Hoca'nın grubundan alkış alan, “Sosyalizmi aşan politikalar.” iddiası bir dönemin Çin rejiminde vardı ve tarım işçilerini bir tabak lapaya çalıştırıyorlardı. Herhâlde o dönemi aşacağını söylüyorsa ona ben de hak verebilirim. Bizimkiler de bir tabak lapaya muhtaç hâle gelecek yakında.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Ben, bütün konuşmacı arkadaşlara, grup başkan vekillerine teşekkür ediyorum. Güzel bir müzakere yaptık. Bütün müzakerelerimizin böyle olmasını diliyorum bu arada.

 

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu…

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Halkımız ekonomik krizle boğuşurken, iktidar kamu kaynaklarını 5'li çeteye dağıtmaya devam ediyor. Devlet Demiryollarının tarihi gar binası 3 yıl önce Fahrettin Koca'nın kurucusu olduğu Medipol Üniversitesine verilmişti. Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı ise kamu-özel iş birliği modeliyle 5'li çetenin 3 ortağına yaptırılmıştı. İdari bürolara ihtiyacı olan Devlet Demiryolları Yüksek Hızlı Tren Garı’nda yani kendi yerinde çetenin 3’lü ortağına kiracı olmuştur. Vatandaşımız açlıkla mücadele ederken, öğrencilerimiz borçla mezun olurken, icra daireleri halkımızla dolup taşarken, suyu ısınan iktidar bunları görmezden gelip, enerjisini yandaşlarına harcamaktadır. Ama az kaldı, iktidar ve yandaşları gidecek, milletimizin yüzü gülecektir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşdemir.

 

 

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkürler Başkan.

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri son bulmadığı gibi her geçen gün yenileri ekleniyor. Bu cezaevlerinin birisi de sürekli gündeme taşıdığımız ve ihlalleri gidermek için mücadele ettiğimiz Patnos L Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz kurumudur. Bu cezaevi, aynı zamanda şüpheli ölüm ve hasta tutsak ölümlerinin en çok yaşandığı cezaevlerinden biridir. En son, 21 yaşındaki Kadir Karademir isminde bir mahpus şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Cezaevi idaresini aradığımızda intihar vakasının olmadığını, herhangi bir mahpus ölümü olmadığını söyleyerek açıkça olayın üstünü örtmek istemiştir. Şüpheli bir şekilde ölen Kadir Karademir’in ailesiyle yaptığımız görüşmede mahpusun vücudunda darp izleri olduğu, burnunun kırıldığı, kollarında morluk ve şişlikler olduğu ifade edilmiştir. Yani, Silivri Cezaevinde işkenceyle öldürülen Ferhat Yılmaz cinayetine benzer bir cinayet Patnos Cezaevinde yaşanmıştır. Adli yargılama ve cezaevlerinde baskıların son bulması, hasta tutsakların serbest bırakılması için Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım yüz seksen günü aşkın bir süredir ölüm orucundalar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydınlık…

 

 

 

AZİZ AYDINLIK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hilvanlı hemşehrilerim sağlık konusunda sıkıntı yaşadıklarını dile getiriyor. Neredeyse her ilçede olduğu gibi, Hilvan’da doktor eksikliği vatandaşlarımızı başka ilçelere ya da illere gitmeye zorluyor. Örneğin, Hilvan’da devlet hastanesinde kadın doğum uzmanı haftada üç gün geliyor ve yetersiz kalıyor. Diğer alanlarda uzman doktor eksikliği vardır.

Bununla birlikte, Hilvan’da doğal gaz çalışmalarının hızlandırılması şart. Hilvan’ın üçte 2’si doğal gaza kavuşmadı, bu konuda vatandaşlarımızın şikâyeti var. Her iki konuda gerekli çalışmaların hızla yapılmasını hemşehrilerim adına istiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

16/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/6/2022 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından gurubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Özgür Özel

Manisa

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve arkadaşları tarafından, doğurganlık hızının düşüklüğüyle değişen demografik yapının tespiti ve sorunların araştırılması amacıyla 16/6/2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (3456 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 16/6/2022 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden, Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADIN ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’deki doğurganlık hızının düşmesi ve bunun paralelinde sığınmacılar ve sığınmacıların yüksek doğurganlık hızı nedeniyle demografik yapımızın değişimiyle ilgili araştırma önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, doğurganlık hızı, bir kadının yaşamı boyunca dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısını ifade eder. Bakınız, 2001’de yani bu iktidardan önce bu oran 2,8; 2021 yılında ise bu oran 1,7’ye düşmüş. Bu oran cumhuriyet en tarihinin en düşük seviyesi. Bakınız, nüfusumuzun yenilenebilmesi için ise kritik eşik 2,10. İşte bugün, bu kritik eşiğin altına 1,7’ye düşürdü bu iktidar. Bu ne demek? Bu şu demek: Ülkemizde torunlardan daha çok dedeleri göreceğiz demek, ülkemizde artık genç nüfusumuzla övünemeyeceğiz demek, neslimizin devamlılığı tehlikeye giriyor demek. Bakınız sayın milletvekilleri, hani düğünlerde nasihat veriyorsunuz ya “1 olur garip olur, 2 olur rakip olur, 3 olur dengi olur, 4 olur bereket olur; gerisi Allah kerim.” diye işte, bu işler öyle sizin söylediğiniz gibi kolay olmuyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Nasıl olur?

ÇETİN ARIK (Devamla) –Anlatacağım şimdi nasıl olacağını.

Bakınız, gençler işsiz, gençler umutsuz; gençlerin geleceği kararmış. Bırakın 4 çocuğu, gençler evlenemiyor artık. Evlenseler dahi çocuk sahibi olmaya korkuyorlar. Bakınız, 1 kutu bebek mamasının fiyatı 154 lira, 1 paket çocuk bezinin fiyatı 234 lira. Marketler bebek mamasına çalınmasın diye hırsız kilidi takmış bugün; aslında bu hırsız kilidini bu ülkenin hazinesine takmak lazım da konuyu çok fazla dağıtmak istemiyorum ama tutturmuşsunuz 4 çocuk. Evet, keşke 4 çocuk olabilse. Bugün bu iktidar, bu zalim iktidar vatandaşı 1 çocuğa mahkûm etti. Kendi ifadenizle çocuklarımızı garip bıraktınız.

Bakınız, değerli milletvekilleri; bu iktidar döneminde kısırlık yüzde 100 artmış. Yani bugün benim ülkemde 2,6 milyon kişi istese dahi çocuk sahibi olamıyor Sayın Başkanım, kısırlık bu oranda. Bakın, yine AKP’nin Sayın Genel Başkanı diyor ki bir törende: “Bu ülkede yıllarca bir doğum kontrolü ihaneti yaptılar. Neslimizi kurutmaya gittiler.” Şimdi bakınız, siz iktidara gelene kadar doğum oranı 2,8, sizden sonra bu oran 1,7’ye düşmüş. Şimdi ben soruyorum bu aziz millete: Neslimizi kurutan kim? Bu ülkeye ihanet eden kim? Neslimizi kurutan da, bu ülkeye ihanet eden de işte bu iktidarın ta kendisi. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, ben yirmi beş yıllık kadın doğum uzmanıyım, ben bu işin uzmanıyım, ben AKP kadar etkili bir doğum kontrol yöntemi görmedim, gerçekten görmedim. Çünkü vatandaş stres, sıkıntı içerisinde yani nasıl çocuk yapsın? Adam akşam basını yastığa koyduğunda sabah ev kirasını nasıl ödeyeceğini; doğal gaz, elektrik, su faturasının altından nasıl kalkacağını, traktörüne nasıl mazot koyacağını, tarlasına nasıl gübre atacağını düşünüyor değerli milletvekilleri.

Bakın, neslimizin devamlılığını sağlamak ve demografik yapımızın korunması için çocuk yapmaya teşvik etmek bu iktidarın görevidir. Çocuk mamasından, çocuk bezinden ücret alınmamalıdır ama bu iktidarın önceliği, bizim insanımız değil maalesef. Bizim gençlerimiz parasızlık yüzünden evlenemiyor ama iktidar Suriyelilerin çocuklarına evlensinler diye çeyiz yardımında bulunuyor.

Bakınız, sayın milletvekilleri, gerçekten, bizim insanımız çocuk sahibi olmaya korkarken kevgire dönen sınırlarımızdan binlerce sığınmacı geliyor ve doğurganlık hızları da 5,8. Bakın, TÜİK rakamlarına göre bizim tam 5 katımız.

Size ilim Kayseri’den bir örnek vermek isterim. Bakınız, bizim nüfusumuz 1,5 milyon, 2021 yılında Şehir Hastanesinde doğan bebek sayımız 6.690; Suriyelilerin nüfusu 80 bin, doğan bebek sayısı 3.473; tam yarımız. Yine resmî rakamlara göre bugün ülkemizde eğitim çağında mülteci çocuk sayısı 1 milyon 272 bin 691. Bunların çoğu da eğitime ulaşamamış. Şimdi, demografik yapımız bozulmuyor mu sayın milletvekilleri?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN ARIK (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bakınız, ilimin milletvekili Sayın Nergis demografik yapımızın aynı olduğunu, onları yabancı olarak kabul etmeyeceğimizi söylüyor. Bakın, Sayın Nergis, Sahabiye Mahallesi’nde sarraf dükkanını işleten bir Suriyeli var, çat pat Türkçe konuşuyor. “Niçin Türk işçi çalıştırmıyorsunuz?” diye sorduğumuzda “Ben yabancı çalıştırmam.” diyor. İşte siz bu milleti öz yurdunda garip, öz vatanında parya ettiniz, yazıklar olsun. Tabii, Suriyelileri ucuz iş gücü olarak gören AKP’nin patron milletvekili de şöyle diyor: “Suriyeliler olmazsa işimiz çok zor, onlar olmazsa sanayimiz de batar.” Bakınız, sayın milletvekilleri, Suriyelilere bel bağlayan bu iktidar bilmelidir ki bu cennet vatan ne AKP ne de Suriyeliler giderse batmaz aksine bu güzel ülkeye huzur gelir ve Suriyelileri de barış içerisinde kendi topraklarına göndereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN ARIK (Devamla) – Sizi de sandıkta göndereceğiz ve bu ülkeye huzur getireceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerine İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dün akşam saatlerinde Kahramanmaraş’ta bulunan sığınmacı kampında ayaklanma başlatan Suriyeli sığınmacıların müdahale için gelen polislere tekbir getirerek taş ve sopalarla saldırdığı bu çirkin şiddet eylemi üzerinde dikkatle durmamız ve siyasete malzeme yapmadan düşünmemiz gerektiğini belirterek sözlerime başlıyorum.

Hâlâ Güneydoğu illerimizde bulunan Suriyeli sığınmacı sayısı, sığınmacı doğum oranlarının yüksek olması, ticaret ve sanayi odalarında faaliyet gösteren Suriyeli şirketlerin sayıları, yaşlı nüfusumuzun artması demografik yapımızın hızla değişeceğini göstermektedir. Sayılarla sizleri meşgul etmek istemiyorum ama demografik yapı değişikliği özellikle Güneydoğu illerimiz Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Kahramanmaraş ve Kilis illerimizde büyük oranda hissedileceğe benziyor.

Değerli milletvekilleri, otuz yıl işgal altında kalan topraklarını yüzlerce şehit vererek kurtaran Azerbaycan’ın bu sorununun, çok önceleri Ermeniler göç ettirilerek demografik yapısının bozulmasından kaynaklandığını unutmamak gerekmektedir; hassasiyetimiz bundandır.

Değerli milletvekilleri, Suriye meselesiyle ilgili… ABD Dışişleri Bakanının defalarca “Orta Doğu’da sınırlar değişecek.” sözü, Arap Baharı’yla kamufle edilmiş… Sonuç itibarıyla, zaten yüz yıldan beri, özellikle petrol kaynakları bulunduktan sonra “Daha önceki karışıklıklara benzemez.” şeklinde emperyalistler tarafından körüklenen, kaynayan kazanın ortasına çekildik diye düşünüyoruz. Üstelik Suriye’yle ikili ilişkilerimizin en üst düzeye geldiği, iş adamları ve sanayicilerin karşılıklı fabrikalar kurduğu, müşterek bakanlar kurulu toplantılarının yapıldığı, karşılıklı konsoloslukların açıldığı, vizelerin kaldırıldığı bir dönemin hemen sonrasında, o zamanın Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın BOP Eş Başkanlığıyla, Esad “Esed” oldu; kardeşlik yerini düşmanlığa bırakarak ülkemiz böyle bir problemin içine çekildi. Sonrasında Suriye’de iş savaş ve 3 milyon 700 bin Suriyeli açık kapı politikası sonucu Türkiye’ye doldu, sıkıntılar başladı ve büyüyerek devam ediyor. Bu bakımdan, Suriyeli sığınmacıların en kısa zamanda vatanlarına dönüş yapmalarının yolları aranmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener Suriyeli sığınmacılar konusunun siyasi rant devşirilecek konu olmadığını defalarca tekrarlamış ve dünkü grup toplantısında AK PARTİ iktidarına kadar ülkemizde böyle bir sorun olmadığını, devletin yıllardır sürdürdüğü bir göç politikasının var olduğunu ancak şimdi ise göç politikasızlığının sonuçlarını yaşadığımızı vurgulamıştır.

Değerli milletvekilleri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Orta Doğu’da takip edilecek politika için 1920 yılında ortaya koyduğu görüşlerini sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Atatürk şöyle diyor: “Aynı emperyalist devletler aynı derecede Türk’ün de Arap’ın da Irak’ın da Anadolu’nun da, Suriye’nin de düşmanıdırlar. Şu hâlde Anadolu’nun, Irak’ın, Suriye’nin hayat ve menfaatleri pek sıkı bir tarzda birleşmiş bulunuyor. Demek oluyor ki Türkler ile Iraklılar ve Suriyeliler arasında sıkı bir dostluk ve uyum siyaseti gerekir.”

Değerli milletvekilleri biz de diyoruz ki: Orta Doğu’yu Orta Doğulu olmayanların oyun alanı olmasından kurtarmadığımız sürece demografik yapı bozulmalarından kaynaklanan sorunlar istismar edilecek, daha önce yaşadığımız sorunları yeniden yaşayacağız.

Sonuç itibarıyla, CHP’nin grup önerisini desteklediğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden, Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer.

Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında Sayın Arık kendisiyle, burada konuştuklarıyla tamamen çelişki içerisine girdi. Bir taraftan benim de her düğünde söylemiş olduğum “Bir olur garip olur, iki olur rakip olur, üç olur bereket olur, dört beş olunca daha da bereketli olur.” cümlemin anlamı da Sayın Cumhurbaşkanımızın her dönem ifade etmiş olduğu gibi, fazla çocuk yapmanın Türkiye için ne kadar önemli olduğunun ifadesidir. Ama burada tam tersini söylüyor, evet, düştü. Bunun düşüşünü de AK PARTİ’den biliyor, Hükûmetimizden biliyor. Bakın Sayın Arık, sen çok iyi bilirsin, anne ölüm hızlarını biz iktidara geldiğimizde binde 64'lerden binde 16’lara düşürdük, bebek ölüm hızı aynı şekilde oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için şimdi böyle ifade etmeniz, evet, buraya getirebilirsiniz, demografik yapının bozulmaması adına böyle bir önerge vermiş olabilirsiniz ama ben her zaman söylüyorum, Kayseri'yi çok da iyi bilmiyorsunuz. Niye bilmiyorsunuz? Şunun için bilmiyorsunuz: Kayseri demografik yapı açısından 1,5 milyon -1 milyon 517 bin- şu andaki nüfusu, bunun 101 bini yabancılardan oluşuyor; 83.635'i geçici koruma altındaki Suriyeliler,  ikamet izni verilenler 7.773 ve uluslararası korumada 10.152 kişi yaşıyor. Bu anlamda Kayseri, Orta Anadolu'nun yıldız bir şehri, Orta Anadolu'da parlayan ve sanayisiyle, 5 üniversitesiyle, birlik beraberlik içerisinde Türkiye ekonomisine damga vuran bir şehir. Dolayısıyla Kayseri'deki demografik yapının kesinlikle bozulmayacağını buradan ifade etmek isterim.

Bu anlamda -bizim de ifade etmiş olduğumuz gibi- ne kadar fazla çocuğun bu ülke için gerekli olduğunu herkese ifade etmek istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sen niye yapmıyorsun? Fakir fukaraya bu aklı veriyorsun, sen niye yapmıyorsun?

İSMAİL TAMER (Devamla) – 1, 2, 3 en az 5 çocuk olması gerektiğinin altını tekrar çizmek istiyorum.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Kim bakacak o çocuklara?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bu anlamda grup önerisine karşı olduğumu ifade ediyor, hepinize saygı ve sevgilerimi iletiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip kendisi çocuk yapmıyor, millete söylüyor. Siz niye yapmıyorsunuz?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – İsmail Hocam, demografik yapı Kayseri’de değil ama Kilis’te 110 bin Suriyeli var, 80 bin Kilisli kalmış.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan, kendileri çocuk yapmıyorlar, vatandaşa söylüyorlar. Kendileri niye yapmıyor?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Doğrusu biz, önergenin esasına karşı olduğumuz için konuşmacı vermedik.

BAŞKAN – Evet.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Takdir sizin, dilerseniz yerimden görüşlerimi kısaca ifade edeceğim.; kürsü de olabilir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ama öncesinde vermeniz lazım.

BAŞKAN – Yerinizden 60’a göre sadece bir dakika vereceğim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır Başkan.

BAŞKAN – Meral Hanım, o zaman, bakın, konuşmak istiyorsanız…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sözlü isteyebilirim.

BAŞKAN – Hayır, şimdi veremem bu sözü.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, Sayın Başkan, bir müsaade…

BAŞKAN – Bitti çünkü konuşma. Eğer bu konuda görüş bildirecekseniz kürsüden üç dakika konuşabilirdiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, müsaadenizle…

BAŞKAN – Ben size bir dakika veriyorum, asla da uzatmayacağım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir dakikayı kabul etmiyorum.

BAŞKAN – Üç dakikalık hakkınızı kullanmadınız Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Kullanayım.” iradesini sözlü söylüyorum, ne var bunda?

BAŞKAN – Hayır ama bizim de bir düzenlememiz var. Böyle istediğiniz gibi istediğiniz şekilde kullanma şansınız yok ki. Bakın…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam da bir dakikayla sınırlamanızın anlamını çözemedim ben.

BAŞKAN – Ben de sizin burada söz talep etmenizin anlamını çözemedim şimdi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben çok hassas bir meselede…

BAŞKAN – Sözü kullanmıyorsunuz, bana “Çözemedim.” diyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, o kadar vahim bir tablo oluştu ki bunda söz kurmadan duramayacağım yani.

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam oylamadan sonra alıyorum o zaman.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arık.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – “Kayseri’yi bilmiyorsunuz.” “Çelişkileriniz var.” diye sataştı Sayın Tamer.

BAŞKAN – E, sen Kayseri Milletvekili değil misin?

ÇETİN ARIK (Kayseri) – “Kayseri’yi bilmiyorsunuz.” dedi efendim.

BAŞKAN – Öyle mi dedi sana, “Bilmiyorsun.” diye…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Kayseri…

BAŞKAN – Peki, sataşmadan iki dakika söz veriyorum size. (CHP sıralarından alkışlar)

Niye öyle diyorsunuz İsmail Bey ya?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben de alırım sataşmadan, kesin sataşacak.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim, ikinizin de bildiğini düşünüyorum Kayseri’yi.

Buyurun Sayın Arık.

 

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Evet, öncelikle şunu belirtmek isterim Sayın Milletvekili: Kayseri’de doğdum, ilkokulu, ortaokulu, liseyi, üniversiteyi Kayseri’de okudum, tıp fakültesini Kayseri’de okudum, araştırma görevliliğimi Kayseri’de okudum, uzman hekim olarak da yıllardır Kayseri’de okudum. Yani Kayseri’nin her metrekaresini bilirim ve Kayseri’nin her sorununu da bilirim.

Bakınız, söylediğim şey şuydu: Evet, düğünlerde bunu söylüyorsunuz da bunu söylemek kolay; işin özü o değil. İşin  özünde, siz insanların refahını artıracaksınız. İşin özünde, siz bu insanlara, bu gençlere iş imkânı sağlayacaksınız. Bakın, 2021 yılında “80 bin Suriyeli var.” dediniz. 80 bin Suriyelinin 2021 yılında doğurduğu çocuk sayısını söyledim -6.690 Türk vatandaşı doğum yapmış- 3.471 Suriyeli doğum yapmış ve bunun da demografik açıdan ileride sıkıntı yaratığını söyledim.

Bakın, sizin iktidarınız döneminde, ilk defa bu iktidar döneminde doğum hızı 1,7’ye düşmüş diyorum. Bugün Fransa bizim önümüzde, Avrupa ülkeleri bizim önümüzde; bu tehlikeyi görmüyor musunuz diyorum. Hamaset yapmayın, düğünlerde “3 çocuk, 5 çocuk; gerisi garip.” demeyin. Çocuklara iş bulun, aş bulun diyorum; aş bulun da millet çoluğunu çocuğunu evlendirsin.

Bakın, Türkiye’de kadınların ilk doğum yaşı 30 yaşına çıkmış diyorum, 29 yaşında ve 30 yaşında diyorum; niçin kadınlar bu kadar geç çocuk sahibi oluyor diyorum. Gelin de bunu burada araştıralım ve hep beraber çözüm önerisi sunalım diyorum; benim söylediklerim bunlar.

Sayın Başkanım, tekrar teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Tamer, hiçbir sataşma yok.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “1 çocuk dedin, 2 çocuk dedin, 3 çocuk dedin.” dedi.

BAŞKAN – Söylediklerini tekrarladı, siz de kürsüden cevap verdiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O zaman kayıtlara geçmesi açısından bir şey ifade etmek isterim...

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben bekliyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Aycan...

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, yükseköğrenim, lisans, lisansüstü, doktora dönemleri; her biri ayrı ayrı önemlidir ve zorlu, uzun bir süreçtir. Yükseköğrenim süresi boyunca çeşitli nedenlerle başarısızlıklar veya devamsızlıklar olmaktadır; böylece süreç tamamlanamamaktadır. Bu, ciddi bir emek ve ekonomik kayıptır.

Yükseköğrenim gençliğini -terör dışı- ne nedenle eğitimini tamamlayamamışsa ve okuluyla ilişkisi kesilmişse bu ciddi bir sorun oluşturmaktadır; yüzbinlerce genç bu durumdadır. Bu durumda olan tüm gençlerimizin lisans, yüksek lisans, doktora dönemindeki yükseköğrenim gençliğinin okullarına dönmelerini ve eğitimlerini tamamlarını destekliyoruz. Bu doğrultuda yapılacak düzenleme gençlerimiz ve ülkemiz için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şanlıurfa ilinde trambüs için 80 milyon ihale açılmış ancak trambüs için o tellerin, elektrik tellerinin üzerine şu anda kuşlar konuyor. Madem ki bu işletilmeyecekti, neden bu kadar israf edildi? Bu bir.

İki: Siverek ilçesinde hayvan pazarı var, hayvan pazarına hayvanların gidecekleri yol yok; orada ahırlar yok ve orada hayvan küpeleri karaborsada satılıyor. Yani Türkiye’de 5’li çete var, şu anda Siverek ilçesinde hayvan küpesinde de 5’li çete var. Türkiye’nin 2 büyük hayvan pazarı var; biri Kars’ta, biri Siverek’te ve vatandaş hayvan küpesi bulamıyor, karaborsadan hayvan küpesi alıyor. Bu mağduriyetin giderilmesini istiyoruz.

Siverek sebze hali de yıkanmadığı için koku içerisinde. Güvenlik sağlanmadığı için sebze hali esnafı kendi güvenliğini kendisi sağlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Vergisini veriyor, e, niye bu güvenliği sağlamıyorlar? Vatandaşlarımız mağdur durumda Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Eksik…

 

 

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Seçim bölgem Iğdır’ın belediyesi hukuksuz bir şekilde gasbedilip kayyum atandı. Kayyum, maalesef, Iğdır’da Iğdır halkına âdeta zulmediyor. Ekonomik kriz neticesinde geçimlerini sağlayamayan halkımız, maalesef sergicilikle geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar fakat zabıtalar tarafından bu sergicilerin sergilerine el konuluyor ve sebzeleri yerlere saçılıyor. Halkımız bu konuda çok ciddi anlamda sıkıntı yaşamaktadır oysaki devletin görevi, bu insanların evine ekmek getirecek koşulları sağlamasıdır, bu insanların elindeki ekmeği alması değildir diyorum Sayın Başkan.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca 22 Nisan 2022 tarihinde Adıyaman’a yapmış olduğu ziyarette Türkiye Büyük Millet Meclisinde sürekli gündeme getirdiğim, takip ettiğim Adıyaman 150 yataklı devlet hastanesi inşaatına haziran ayı başında başlanacağını kamuoyuna açıklamıştı. Bugün itibarıyla haziran ayının artık ortalarına geldik, konuyla ilgili herhangi bir açıklama gelmediği gibi inşaat ihalesine ilişkin bir gelişme de olmadı. Türkiye Büyük Millet Meclisinde Adıyaman halkı adına Sağlık Bakanına sözünü hatırlıyorum ve buradan iktidara çağrı yapıyorum: 150 yataklı devlet hastanesinin inşaatını ne zaman yapacaksınız? Adıyaman halkının sabrı kalmadı diyorum, Genel Kurulu Saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

Buyurun.

 

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, ortada bir savaş var, emperyal savaş politikalarının sonucudur. Türkiye bugün Suriye’ye girmemiş olsaydı milyonlarca göçmen, mülteci, sığınmacı -hangi kavramla ifade edersek- Türkiye’de olmayacaktı ve biz bunları tartışmıyor olacaktık, birincisi bu.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Doğru değil.

 MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Savaş gibi yapısal meseleleri nüfus politikaları üzerinden ele almak dünyanın her yerinde ırkçılıktır ve bugünkü konuşmalarda sadece ırkçılık değil, ağır bir cinsiyetçilik de ortaya çıktı. Ya, kadın bedeni üzerinde… 4 çocuk, 5 çocuk yapmak gibi kavramlardan     -kendi adıma söylüyorum- bir kadın olarak çok müteessir oldum, utandım, rahatsız oldum. Yani ne demek ya! İnsanların kaç çocuk yapacağına kim karar verebilir? Böyle özgür iradeyi doğrudan sakatlayan nüfus politikalarını bu Mecliste bu yönüyle konuşmayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 16.35

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 337 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan 7’nci madde üzerinde İzmir Milletvekili Kani Beko ve arkadaşlarının önergesinin oylama işleminde kalınmıştı.

Önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 7- 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile ilgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinde bulunan ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu fıkra uyarınca personele her ay yapılacak ek ödeme net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödeme net tutarından az olamaz ve bu kapsamda söz konusu ek 9 uncu maddeye göre belirlenen ek ödeme tutarı bu fıkralar uyarınca döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmek üzere merkezî yönetim bütçesinden karşılanır.”

 

Mehmet Bekaroğlu              Ali Fazıl Kasap                      Özgür Özel

İstanbul                                Kütahya                                Manisa

Ali Şeker                             Metin İlhan                       Servet Ünsal

İstanbul                                Kırşehir                                Ankara

Kani Beko                           Fikret Şahin

   İzmir                                 Balıkesir

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi 7’nci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu     Dursun Ataş                       Enez Kaplan

  Adana                                 Kayseri                               Tekirdağ

Behiç Çelik                     İmam Hüseyin Filiz

  Mersin                               Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden, Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesiyle ilgili olarak İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddede “2659 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesi değiştirilerek adli tıp personeline 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 9’uncu maddesi gereğince ödenecek sabit ek ödeme tutarı döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmek üzere merkezî yönetim bütçesinden karşılanır.” denilmektedir. Bu görüşe katılsak da döner sermaye ödemelerindeki farklı katsayılardan dolayı ek ödemeden belirli bir kesim maksimum düzeyde faydalanırken geri kalan kısım ise hak ettikleri ödemeyi alamayacaklarından çalışanlar arasında karmaşaya sebep olacağına dair endişelerimizi belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Adli Tıp Kurumunda çalışanların işleri çok çeşitli, psikolojik olarak sıkıntı verici ve iş hacmi olarak da çok yoğundur. Şube müdürlüklerinin iş durumu verilerine göre, 2020 yılında 346.603 olgu değerlendirilmiştir ki bu sayı iş yoğunluğunun derecesini göstermektedir. İlaveten adli mercilerin Adli Tıp Kurumunu ana resmî bilirkişilik birimi olarak görmesi iş yükünü artırmakta ve sistemin işleyişini olumsuz yönde etkilemektedir. Adli Tıp Kurumunun tüm işlerini adli tıp uzmanlarıyla birlikte teknisyenlerin yerine getirmesi beklenir ancak adli tıp uzmanlarının bulunamadığı yer ve zamanda pratisyen hekimlerden de yararlanılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, adli tıp uzmanları sorunlar yumağı içindeler; ücretleri düşüktür, öyle olgularla karşılaşıyorlar ki psikolojik travma geçiriyorlar; ayrıca, dört yıllık bir çalışmanın ardından, pratisyen hekimlerin yapabileceği işlerde istihdam edilmeleri sebebiyle uzmanlık çalışmalarının bir işe yaramayacağı düşüncesine kapılmaktadırlar. Dolayısıyla, adli tıp uzmanlık alanı tercihlerde son sıralarda yer almaktadır. Bu tablo nedeniyle, uzmanlık çalışmaları yapanlar ya çalışmalarını yarıda bırakıyorlar ya da uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra uzmanlık alanında çalışmıyorlar.

Değerli milletvekilleri, Adli Tıp Kurumunda hizmet veren pratisyen hekimlerle ilgili yapılan bir ankette ise pratisyen hekimlerin yüzde 100’ü ücretlerinin düşük olduğunu, yüzde 84’ü tıp fakültelerinde aldığı adli tıp eğitiminin yetersiz olduğunu, yüzde 72’si adli otopsi sırasında teknisyen eksikliğini yaşadığını, yüzde 80’i adli tıp uzmanı olmak istemediğini belirtmiş. Bunlar gerçekten düşündürücüdür.

Üzülerek belirtmem gerekir ki ülke genelinde adli tıp eğitimi standart hâle getirilememiştir. Ayrıca, birçok tıp fakültesinde, öğretim elemanı eksikliği nedeniyle adli tıp eğitiminin adli tıp uzmanı olmayanlar tarafından verilmesi ve birçok fakültede, adli tıp dersini alan öğrencilere hiç otopsi eğitimi verilmemesi karşımızda önemli sorunlar olarak durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, söze başladık mı “En çok tıp fakültesi olan ilk 5 ülke arasındayız, 126 tıp fakültemiz var.” diyoruz ama adli tıp eğitimini yürütemiyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi, üniversitelerde ve diğer kurumlarımızda niteliğin nicelikle değiştirilmesinin ve liyakatin göz ardı edilmesinin sonucu budur.

Değerli milletvekilleri, adli tıp uygulamalarının vazgeçilmez bir diğer unsuruysa otopsi teknisyenleridir. Bunların eğitimi meslek yüksek okullarında otopsi yardımcılığı bölümünde verilmekte olup bu okullardan her yıl 250 teknisyen mezun olmaktadır. İş bulamama sıkıntıları yanında çalışma şartlarının zorluğu, fazla mesai ücreti verilmemesi, hizmet içi eğitimlerinin verilmemesi gibi sorunlar yaşayan otopsi teknisyenlerine, riskli gruba dâhil ederek ek ödeme yapılması ve skopi çekme görevleri nedeniyle de yıllık izin haricinde şua izni verilmesi yerinde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Adli Tıp Kurumunda işlerin doğru ve hızlı yapılması, adaletin sağlanması açısından da çok önemlidir. Bu bakımdan, bahsettiğim 3 grup personelin iyi seçilmiş, iyi eğitilmiş, liyakatli ve ahlaklı kişilerden olmaları şarttır. Bunlara rağmen Adli Tıp Kurumunun uygulamalarından kaynaklanan sorunlar da vardır. Mesela, adli tıp olgularının birçoğunun bölgesel olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilse de birçok adli tıp olgusunda toplanan örneklerin sadece belirli merkezlere iletilmesi, yargılama sürecini uzatmakta ve hızlı karar alınmasının önüne geçmektedir, hizmetin kalitesi de tartışılır duruma gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, adli tıp işlerinin en az hatayla yapılması ve vatandaşların mağduriyetlerinin engellenmesi için tüm çalışanların özlük hakları ve ücretleri iyileştirilmeli, adli tıp uzmanlığı cazip hâle getirilmeli, en önemlisi ise tıp fakülteleri hekim yetiştirme konusunda asli görevine dönmelidir. Sağlık eğitiminin niteliğini siz bozdunuz, biz düzelteceğiz, az kaldı diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 7- 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile ilgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "görevli personele” ibaresi "görevli memur ve sözleşmeli personele” şeklinde, ikinci fıkrasının (i) bendinde yer alan "% 200'ünü” ibaresi "%215'ini” şeklinde, (j) bendinde yer alan "%150'sini” ibaresi "%200'ünü” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve mevcut ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sözleşmeli olarak istihdam edilen personele yapılacak ek ödemenin tutarı ise, aynı birimde aynı unvanlı kadroda çalışan ve hizmet yılı aynı olan emsali personel esas alınarak belirlenir ve bunlara yapılacak ek ödeme hiçbir şekilde emsaline yapılabilecek ek ödeme üst sınırını geçemez.”

"Bu fıkra uyarınca personele her ay yapılacak ek ödeme net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödeme net tutarından az olamaz ve bu kapsamda söz konusu ek 9 uncu maddeye göre belirlenen ek ödeme tutarı döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmek üzere merkezi yönetim bütçesinden karşılanır.”

   Yılmaz Tunç                             Ramazan Can                  İbrahim Halil Fırat

       Bartın                                     Kırıkkale                                  Adıyaman

   Hamdi Uçar                            Bayram Özçelik                Arife Polat Düzgün

    Zonguldak                                   Burdur                                      Ankara

  Mustafa Esgin

       Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Uşak Milletvekili Sayın İsmail Güneş.

Buyurun Sayın Güneş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine verdiğimiz önergeyi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Aziz milletimizi, siz değerli milletvekillerimizi ve değerli sağlık çalışanlarımızı    saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddede verdiğimiz önergeyle buradaki personelin tavan göstergelerini yükselterek daha fazla ek ödeme almasını sağlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii ki biz şimdiye kadar AK PARTİ iktidarları olarak hep sağlık çalışanlarımızın yanında olup bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz. Tabii, bu kanuni düzenlemede de sağlık çalışanlarımıza birtakım iyileştirmeler getiriyoruz. Daha önceki konuşmacılar da yaptığımız bu düzenlemede işte, sadece doktorları içerdiği veya diğer yardımcı sağlık personelini içermediği ve diğer taraftan mahsuplaşma olduğu için bunun çok etkili olmadığı yönünde iddialarda bulundular. Tabii, bizim uzun süredir üzerinde durduğumuz sabit döner sermayenin genel bütçeye aktarılması hepimizin hedefiydi, bu kanun teklifiyle bunu sağlıyoruz. Dolayısıyla da bir uzman hekimin diyelim ki 7.500 lira maaşı, artı, 6-7 bin lira sabit döner sermayesi varsa bundan sonra maaşı aşağı yukarı 13-14 bin lira civarında olacaktır. Ve diğer taraftan, burada bir hemşire de aşağı yukarı 8-9 bin lira maaşa ulaşacaktır. Burada tabii ki muhalefetin dile getirdiği “Mahsuplaşmadan dolayı burada siz vermiyorsunuz.” diyor, bunu aşmak için de biz şöyle yapıyoruz arkadaşlar: Burada tavan ek göstergelerini yükseltiyoruz ve dolayısıyla da bir uzman hekimin önceden brüt 38 bin olan ek ödeme tavanını 46 bine yükseltiyoruz, burada aşağı yukarı yaklaşık uzmanlara da 6 bin lira civarında bir iyileştirme yapıyoruz ve diğer tarafta da yardımcı sağlık personeline de hemşirelere de aşağı yukarı 1.000-1.500 lira civarında iyileştirme yapıyoruz. “Yahu, siz bu tavanları yükseltseniz bile bu tavanlara ulaşan yok.” diyebilirsiniz. Bunu da şöyle yapıyoruz arkadaşlar: Burada biz, bir kere, artık döner sermaye dağıtımında hastane bazlı sistemden vazgeçiyoruz ve tamamen Bakanlık bazlı sisteme geçiyoruz. Burada aynı hizmeti üreten 2 hekim farklı hastanelerde çalıştığı için eskiden farklı döner sermaye alıyordu, bunu hemen hemen ortadan kaldırıyoruz. Diğer taraftan da döner sermayeden eskiden yaklaşık 12 milyar TL gibi bir para dağıtılırken şimdi bunu aşağı yukarı 10 milyar daha artıracağız ve böylece, dağıtılan para miktarı arttığı için, insanların tavana ulaşması daha kolay olacaktır.

Burada önemli bir olay da şu: Burada, tabii ki “Az hasta bakan veya kendisi istediği hâlde hasta bakamayan doktorlarımızın durumu ne olacak?” derseniz, inşallah Sağlık Bakanlığımız bir yönetmelik çıkaracak, onları da mağdur etmeyeceğiz. Aşağı yukarı buradaki hedef şu: En azından bu 14 bin lira maaşın üzerine aşağı yukarı 6-7 bin lira daha bir ek performans alabilecek; dolayısıyla da buradan hem hemşirelerimiz hem doktorlarımız, herkes yararlanacaktır diye ben ümit ediyorum.

Bir diğer önemli olay şu: Tabii ki aile hekimlerimizin aldığı maaşlarla ilgili “Yahu, siz hekimlere bir şey yapmıyorsunuz.” dediler. Gerçekten, biz diyelim ki aile hekimliğine geçmemiş olsaydık -bugün, işte, 27 bin aile hekiminden aşağı yukarı 25 bini pratisyen hekim- eski sistemde olsaydı 10.500 lira civarı maaş alacaktı ama arkadaşlar, biz bunlara, tabip olan yani uzman olmayan aile hekimine, eğer D grubundaysa, eğer tabanı dolduruyorsa bugün aşağı yukarı 25 bin lira maaş artı 6.700 lira da gider veriyoruz. Eğer biz bunu yapmasaydık bunlar aynı işi yapacaklardı ve pratisyen hekim olarak çalıştıkları sağlık ocağında aşağı yukarı 10.500 lira civarında bir maaş alacaklardı. Buradan da hekimlerin ne kadar yanında olduğumuzu göstermiş oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, burada diğer bir önemli düzenleme şu: Tabii ki emeklilik katsayıları… Daha önce uzman hekimlerimizin, hekimlerimizin 2018 yılında emekliliklerine seyyanen 2 bin lira zam yapmıştık ve burada da bu düzenlemeyle de uzmanlara aşağı yukarı 2.100 lira, pratisyenlere de 1.600 lira… Diyebilirsiniz ki: “Yahu, daha önce siz bu kanunu getirdiğinizde bu emeklilik katsayıları yüksekti ve daha yüksek oranlarda alıyorlardı.” Burada eğer o kanunu uygulasaydık -tabii ki burada hekimlerimiz her şeyi hak ediyor ama- valinin, diyelim ki genel müdürün, profesörün üstünde olacaktı; hiyerarşik düzen bozulacaktı.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Nasıl hiyerarşik düzen bozuluyor ya?

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Tabii ki onu düzenleme adına böyle bir sistem seçildi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bir hekim 30 yaşından sonra göreve başlıyor.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Neticede biz şöyle bir şey yapıyoruz: Burada önemli bir düzenleme de…

ALİ ŞEKER (İstanbul) –  Yani bir hekim 35 yaşına kadar okuyor.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Şunu ben söyleyeyim: 2008 yılından sonra göreve başlamış hekimler, insanlar normalde buradaki kesilen kesintiye göre maaş almaları gerekiyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kenan Evren de “Askerlerden çok alıyor.” diyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Hemen toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Eğer bu sistemi değiştirmezsek aşağı yukarı bir uzman hekim diyelim ki 9 bin lira civarı falan emekli maaşı alacak.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Doktorların, sağlık emekçilerin bu ülkede yaşama kattıkları katma değer kaymakam ve valilerden çok daha yüksektir.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Biz bunları ne hâle getiriyoruz arkadaşlar? 12.500 liraya çıkarıyoruz yani bu, bir iyileştirmedir. “Yetmez.” diyebilirsiniz, “Daha fazlası gerekebilir.” diyebilirsiniz.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Siz zaten atadığınız müdürlere, başhekimlere, oradaki müdür yardımcılarına çok yüksek paralar vermişsiniz.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Ama arkadaşlar, yapılan bu düzenleme tamamen sağlık çalışanlarımızın lehinedir.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Bakanlıklarda 3 maaş, 5 maaş veriyorsunuz, onu da biliyoruz ama böyle söylemeyin bence.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Yani göreceksiniz, bundan sağlık çalışanlarımız da istifade edecektir.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Böyle söylemeyin bence “Kaymakamdan fazla alacak.” demeyin.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Bu kanun teklifinin sağlık çalışanlarımıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Bu, hakikaten hakaret edici bir sözdür; bütün sağlık emekçilerine, doktorlara hakarettir bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir başka şey için söz alacaktım ama şu son iyileştirici önergede sıkıntı yok ama şu doğru bir şey değil: “Hiyerarşi” falan. Bu Meclis çatısı altında Atatürk “Mebus maaşı öğretmen maaşını geçmesin." demiş. Yani “hiyerarşi” dediğiniz... Bu cumhuriyetin kuruluşunda böyle bir şey var. “Hiyerarşi” diyorsanız -bir de milletvekili maaşı üzerinden- o dediğiniz kaymakam, vali emeklisinden, atanmış kamu görevlilerinden daha az maaş alıyor emekli milletvekilleri yani hiyerarşi falan kalmamış bu düzende.

Ayrıca, asla ve asla doktorların kaymakamlardan az maaş alması gerektiğini savunmamak lazım. Pandemi sürecinde herkes gördü kimin ne kadar önemli olduğunu.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sağlık il müdürü için de aynı şeyi söyleseydiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayrıca, esas söyleyeceğim şu: 2022 yılı vergi dilimi oranları var. Burada yapılan iyileştirmeler... Erken söz alıyorum, Ali Şeker ilgili yerde konuşacak ama o zamana kadar belki yol alırız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, bu düzenlemelerle yapılan ek ödemeleri eğer gelir vergisinden muaf tutmazsak neredeyse verdiğimizi gelir vergisiyle geri alacağız; 20 olan 27’ye, 27 olan 35’e çıkıyor gelir vergisi diliminde ve önemli miktarda gidecek geriye. Bununla ilgili bir kısa hesap, bir etki analizi yapılsın. En büyük sorun da şu: Kaliteli yasamada etki analizi diye bir şey olur; ne aralıkta getirdiğinizde vardı -hiçbirimiz bilmiyoruz o yasanının etki analizi nedir- ne bugün var. Maliyede birtakım üstatlar “he” derse önergeyi imzalıyorsunuz, oluyor; “no” derse olmuyor. Böyle bir şey olmaz, biz karar vereceğiz ona, bir etki analizinin olması lazım. Şu gelir vergisinde son sözüm şu: İstisna tutmak lazım. Bakın, Borsa İstanbul ve Türk Hava yolları, bir tanesinde Fatmanur Altun var, bir tanesinde Fahrettin Altun var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir cümle, bir cümle…

BAŞKAN – Peki, bir cümlenizi alalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendilerinin aldığı artışları gelir vergisinden muaf tuttular. Şimdi, siz, burada, bu kadar sağlık emekçisine bunu yapacak mısınız, yapmayacak mısınız? “Onlar anonim şirket.” diyebilirsiniz; kamu adına görev yapıyorlar, maaşlarını artırıyorlar, bu artışı da muaf tutuyorlar. Aynı düzenlemeyi sağlık emekçileri için bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, teşekkürler.

Doğrusu, hatibin söyledikleri, aslında, Adalet ve Kalkınma Partisinin sağlığa nasıl yaklaştığını bir kez daha ilan etti. Totalde bu yasaya yaklaşımımızı en son maddede yine ifade edeceğiz ama bir kere, her şeyden önce, sağlığı nasıl parayla ölçüyorsunuz? Sağlık parayla ölçülemez.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Ölçülemez zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani “Sağlıktan tasarruf yapılamaz.” diyoruz, bütün hekimler, sağlık emekçileri bunu söylüyor. Altı ay önce buraya bir yasa teklifi getirdiniz, bütün gruplar o yasa teklifinin altına imza attık, dedik ki: “Yeter ki sağlık emekçilerinin koşulları düzelsin.” Ve ertesi sabah geldiniz, burada, Genel Kurulda geçen yasa teklifini gruplara şu sözü vererek geri çektiniz, dediniz ki: “Biz bütün emekçilere, memurlara, diğer kesimlere de bu iyileştirmeyi yapacağız, sadece sağlıkçıları yapmamak için bunu değiştiriyoruz.” Her zaman olduğu gibi bu konuda da sözünüzü tutmadınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani, şimdi, şöyle bir durum var açıkçası: Sağlık meselesinde en fazla bedeli yoksullar ve dezavantajlı gruplar çekiyor. Ya bir hekimle, bir hemşireyle  bir vali ve kaymakamı niye kıyaslıyorsunuz? Birine hayatımızı teslim ediyoruz ve ta 1960’lı yıllarda Yusuf Azizoğlu Sağlık Bakanı iken 224 sayılı Yasa’yla koruyucu sağlık hizmetleri prensibini getirdi; Muş'tan Bingöl'e dezavantajlı gruplara, yoksullara sağlık ocaklarında hizmet verildi. Siz her şeyi parayla ölçtüğünüz gibi, sağlığı da ticarileştirdiniz ve şu anda yaptığınız, bütün sağlık emekçilerine büyük bir haksızlık ve saygısızlıktır.

Teşekkür ediyorum.

 

1.  Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 8 ila 14’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Habip Eksik.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Konuşmama başlamadan önce, dün haklarını almak için greve giden bütün sağlık emekçilerini ve doktor meslektaşlarımı selamlıyorum ve mücadelelerinin yanında olacağımızın sözünü bir kez daha halkın kürsüsünde veriyoruz.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı döneminde sağlığa erişim imkânsızlaştı. Bakın, Ankara'nın göbeğinde, Bakanlığın önünde bir ambulans şoförü kendisini kilitleyerek hastasına dört saat yer bulamadığını, kapı kapı dolaştığını ve bundan dolayı bir protesto yaptığını, bir farkındalık yaratmak istediğini söyledi. Şimdi size soruyorum: Gerçekten bu ülkede sağlığa erişim imkânı var mı yok mu? İnanın Türkiye'nin hemen hemen her ilinde sağlığa erişim imkânsızlaşmıştır. Niçin imkansızlaşmıştır? Çünkü AKP iktidarının uyguladığı yanlış politikalar sağlık hizmetine ulaşmayı âdeta yok etmiştir.  Bakın, size şunu söyleyeyim: Sağlıkta Dönüşüm Programı'yla, neoliberal politikaların esas alınmasıyla sağlık bir ticari  hizmete dönüştürüldü; hasta, müşteri olarak algılandı ve maalesef, bugün günümüzde sağlık hizmeti âdeta sunulamaz bir noktaya geldi. Çünkü  bu yapılan yanlış politikaların en büyük etkisi sağlık emekçilerini perişan etti, hekimleri perişan etti. Hekimler bugün bunun yüzünden göç etmek zorunda kalıyorlar, doğru düzgün bir maaş alamıyorlar ve aynı zamanda çok büyük bir iş yüküyle karşı karşıyalar, yine sağlık emekçileri çok büyük bir iş yüküyle karşı karşıyalar. Pandemi döneminde uydurmadan alkış tutanlar, maalesef haklarını vermemeye devam ediyorlar. Daha altı yedi ay önce, aralık ayında bir düzenleme getirildi ve orada da biz belirttik “Bütün sağlık emekçilerini kapsamıyor.” dedik, “Ama ona rağmen biz destekliyoruz.” dedik, bu Mecliste oy birliğiyle kabul edildi  teklif, sonrasında AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla Komisyonda  geri çekildi. Niçin? İşte demin İsmail Güneş, sayın hatip kendisi burada ikrar etti çünkü onlara göre bir hekim kesinlikle bir kaymakamdan, bir validen fazla maaş alamaz. Ne zaman biliyor musunuz? 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Kaymakamdan değil.

HABİP EKSİK (Devamla) – Ne zaman biliyor musunuz? “Emekli olunca alamaz.” diyor. Biliyoruz, aslında sizin yasa yaparken alt beyninizdeki temel kaynak buydu. Siz hekimleri başka meslek örgütleriyle kıyasladınız ve onun için de yedi ay boyunca beklediniz; pratisyen hekimlere 1.600 liralık, uzman hekimlere de 2.100 liralık verilecek ücreti reva görerek onu da enflasyonun önünde ezdirdiniz.

Şimdi, ben size şunu söylüyorum: Daha yılın ortalarındayız, bin doktor bu sene, 2022 yılında bu ülkeden göç etmiş, başka ülkelerde mesleğini icra etmeye gitmiş. Tüm sağlık emekçileri -39 kalemde- diyetisyeninden, hemşiresinden, bütün alanlardaki personel şu an aslında açlık sınırının altında bir ücrete talim ettiriliyorlar.

Emeklilikle ilgili yapılan düzenleme BAĞ-KUR’lu, SKK’li doktorları kapsamıyor, diğer bakanlıklarda çalışan doktorları da kapsamıyor. Hemşireyi ve diğer sağlık emekçilerinin hepsini, maalesef, teklifin dışında tutmuşsunuz. Niçin? Diyorsunuz ki: “Emekli olduktan sonra 2 bin lira, 3 bin lira fark almasın.” diye.

Bakın, ben size şunu söyleyeyim: Bu mantıkla, bu politikayla Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla bu sistem değiştirilemez, bu yanlışlar giderilemez. Daha bir ay önce burada yine sağlıkla ilgili bir teklif görüşülüyordu “Sağlıkta şiddeti bu şekilde, bu tarzda çözemezsiniz; politikanız yanlış.” dedik; ısrar ettiniz, kanunla değiştirmeyi amaçladınız ama daha bir hafta önce Kars’ta bir hekim yine şiddete uğradı. Niçin çözülmüyor? Çünkü siz, muhalefeti kesinlikle dikkate almıyorsunuz; sivil toplum kuruluşlarını, meslek örgütlerini dikkate almıyorsunuz. Komisyonda saatlerce tartıştık, virgülünü dahi değiştirmediniz, bildiğinizi okudunuz ve yine yanlış yapıyorsunuz, yine hekimlerle ilgili, sağlık emekçileriyle ilgili sorunlar çözülmeyecektir.

Bakın, bir sözleşmeli personel sistemi getiriyorlar, kölelik sistemi aslında; özlük haklarını yok eden ve aynı zamanda ILO’ya göre de aykırı olan yani imza attığımız İLO anlaşmalarına göre de aykırı olan, Anayasa’ya da aykırı olan bir sistem getiriyorsunuz. Bu sistemi getirme gerekçeniz “İşte, hekim Bingöl’de bulunmuyor.” diyor. Komisyon Başkanı da kendisi ikrar etti. Aslında o bölgelerde yani geri bıraktığınız bölgelerde hekim ve sağlık emekçilerinin bulunmamasının ya da oralardan ayrılmasının temel sebebi sizin yürüttüğünüz yanlış politikalardır, sizin ısrar ettiğiniz savaş politikalarıdır, sizin bir bölgeyi tamamıyla kendi kafanıza göre sosyokültürel anlamda geri bırakmanızdır, AKP iktidarının bütün kaynakları savaşa yatırmasıyla alakalıdır. O açıdan şunu söyleyelim özellikle: Eğer siz geri bıraktığınız o illerde hekimlerin, sağlık emekçilerinin durmasını istiyorsanız yanlış politikalarınızdan vazgeçeceksiniz; demokrasiye, barışa, adalete, eşitliğe döneceksiniz, Kürt sorununu da demokratik zeminde çözmeye çalışacaksınız. Aksi takdirde hiçbir şekilde bu tür kölece çalışma rejimleri de cevap olamayacaktır. Bakın, aile hekimleriyle ilgili işte süreleri değiştiren bir durum var ama özlük haklarıyla ilgili hiçbir şey yok. Emin olun şu an aile hekimleri dört gözle burayı izliyorlar ve biliyorlar kaderlerine terk ettiğinizi, bunun hesabını da soracaklar. Bir aile hekimi izne çıktığı zaman, hastalandığı zaman kendi yerine bir aile hekimini bulamazsa ücreti kesiliyor. Böyle bir saçmalıkla karşı karşıyayız.

GSS’yle ilgili, daha doğrusu Sağlık Bakanlığına borcu olan insanlarla ilgili bir değişiklik yapıyorsunuz. Önce “5 bine kadar siliyoruz.” dediniz, sonra 10 bine çıkardınız Plan ve Bütçe Komisyonunda, şimdi de 1.600 kişinin sağlık hizmetlerine erişimini engelliyorsunuz. 86 bin insanın borcunu siliyorsunuz ama 1.600 insana diyorsunuz ki: “Biz sizin borcunuzu silmiyoruz ve siz, Türkiye Cumhuriyeti’nde kesinlikle sağlık hizmeti alamazsınız, poliklinik hizmetleri; sadece acil hizmetleri alabilirsiniz.” Onun için de işte acillerde milyonlarca yığılma oluyor, yılda 5 milyona yakın acile başvuru oluyor. Niçin? Çünkü siz, insanları, aslında poliklinik hizmetlerinden mahrum bırakıyorsunuz.

Bir rejim çıkarmışsınız; BAĞ-KUR’lu, SSK’li, Emekli Sandıklı, 4/C’li, 4/B’li, “şu”lu “bu”lu. Bunların hepsi, aslında böl-parçala-yönet; kendi kafasına göre. Bugün BAĞ-KUR’dan emekli olan bir hekim 2.500 lira maaş alıyor ya, böyle bir şey olabilir mi? Onlarla ilgili hiçbir düzenleme yok, bugün özel hastanelerde çalışan hekimlerle ilgili hiçbir düzenleme yok, sağlık emekçileriyle ilgili hiçbir düzenleme yok. Özel hastanede çalışan bir hekimin sigortasını özel hastanenin patronu kendi kafasına göre isterse asgari ücretten de yatırabiliyor, sonrasında da emekli olduğu zaman 3 bin liralık maaşa talim ettiriyorsunuz; bir rayiç bedel belirlenmiyor, bir düzenleme, bir seyyanen artırma durumu söz konusu değil, tamamıyla kaderine terk etme anlayışı var maalesef.

O açıdan, bu yapılan düzenlemelerin hepsinin ne kadar eksik olduğunu, yanlış olduğunu, yetersiz olduğunu biz Sağlık Komisyonunda defalarca söyledik, ifade ettik ama bir virgülünü dahi AKP ve MHP milletvekilleri değiştirmedi. Hatta, size şöyle söyleyeyim: Bir kanun maddesinde, 8’inci maddede “Acaba birilerine siz eğitimle ilgili özel düzenleme mi yapıyorsunuz? Başasistan ve öğretim üyesi kadrosunda çalışma olamadan direkt eğitim verebilir mi?” Diye sorduğumuzda teklifin sahibi Sayın İsmail Tamer cevap veremedi; buradan söylüyorum kendisine, veremedi. Sonrasında da söyledik, dedik ki: Siz birilerine özel olarak kadro çıkarıyorsunuz. Sağlık alanında, tıp alanında niteliği düşürmek için yeni sistemler yaratıyorsunuz. Bir insan kendi kadrosunda çalışmadığı sürece nasıl eğitim verecek? Tuzluca Devlet Hastanesinde çalışacak bir yıl, ondan sonra gidecek dahiliye hocası olarak ders verecek. Yeni üniversitelerde yeni kadroların alanını açıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, şunu özellikle belirteyim: Bu kanun teklifleri bir yerlerden hazırlanıp geliyor; saraydan. Bunu çok iyi biliyoruz, sıraların boş olmasından aslında hangi yaklaşımla yaklaşıldığı görüyoruz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sıralar boş değil, boş değil.

HABİP EKSİK (Devamla) – AKP iktidarının milletvekillerinin bu kadar hayati bir alanda görüşmeler yapılırken gelip dinlememeleri aslında her şeyi ortaya koyuyor.

Bakın, hatibin “Kaymakamlardan, valilerden fazla maaş alacaklardı.” demesi aslında olayın tümüyle kendisini açıklıyor. O açıdan biz şunu özellikle belirtiyoruz ve buradan Halkların Demokratik Partisi olarak söz veriyoruz: Türkiye'de 125 bin kamuda hekim var, toplamda 160 binden fazla ve aynı zamanda 1 milyon civarında da sağlık emekçisi var; biz sonuna kadar bu sağlık emekçilerinin ve doktorların hakkını savunmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Başkanım, benim söylemediğim sözleri söyledi, bir dakikalık…

BAŞKAN – Ne söyledi sizin söylemediğiniz?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Mesela, ben “Kaymakamların üzerinde alıyor.” demedim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Tutanağı isteyebiliriz Sayın Başkan, tutanağı isteyebiliriz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – “Doktorların az para almasını temenni ediyorsunuz.” dedi; ben onu da söylemedim. Bunları açıklamak istiyorum bir dakika içinde.

BAŞKAN – Peki, yerinizden bir dakika söz veriyorum.

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkanım, tabii ki sağlık çalışanlarımız çok şeyi hak ediyorlar. Biz, iktidarlarımız döneminde de bu performans sistemini getirdikten sonra -diyelim ki maaştan sonra- hekimlerimize -belki daha fazlasını hak ediyor onlar ama- 24-30 bin lira civarında da ek ödenekle beraber maaş alma şansını verdik. Ve dolayısıyla da tüm gelirlerine baktığımız zaman, bu, belki kamuda çalışanların hemen hemen çoğunun üstünde ve biz her zaman için sağlık çalışanlarımızın yanındayız. Biz, öbür türlü “Sağlık çalışanlarımız az maaş alsın. Kaymakamdan, validen az maaş alsın.” asla demeyiz, böyle bir şey olmaz; emeklilikle ilgili sadece valilerin üstüne çıktı, genel müdürlerin üstüne çıktı. Diyelim ki bir profesör, diyelim ki kadın doğum profesörü, bunun üzerine çıkıyor uzman yani bunu izah etmek istedim.

Teşekkür ederim.

 

 

 

1. Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Gaziantep Milletvekili Sayın Bayram Yılmazkaya.

Buyurun Sayın Yılmazkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri ekranları başında izleyen çok kıymetli vatandaşlarımız; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yine, sayenizde dertlerine deva olmayacak bir kanun teklifiyle sağlıkçılarımızın karşısındayız. Teklifin özüne bakıldığında, doktorlar ve diş hekimlerinin daha ağırlıklı olarak özlük haklarını iyileştirecek şekilde bir düzenleme yapıldığı görülmektedir. Bu kanun teklifinde diğer sağlık çalışanları, yardımcı personel, eczacılar ve veteriner hekimler maalesef yok.

Bu kanun teklifinin içeriğinde, 1 Aralık tarihinde Meclis Genel Kurulunda oy birliğiyle kabul edilen maddelerin çok daha gerisinde iyileştirmeler var. Teklifin 1 Aralık 2021 tarihli maddelerine göre eksiklik taşıyan bir diğer önemli noktası da emekli hekimlerin çalışmalarını zorlaştıran düzenlemelerin varlığının devam etmesidir. Emekli olup çalışmaya devam eden hekimlerin ödenek ve ek ödeneklerinde ciddi kesintiler hâlen yapılmaktadır. Hekim açığının bu denli artış gösterdiği bir dönemde hem emekli hekimlerin çalışmalarının zorlaştırılması hem de emekli maaşlarında gerekli iyileştirmelere gidilmemesi hekim açığını ve hekimlerin yurt dışına göçünü artıracak ve toplum sağlığını sıkıntıya sokacak bir durumdur.

Değerli arkadaşlar, sağlık çalışanları arasındaki kadrolu ve sözleşmeli personel ayrımı giderilmemiş, tüm çalışanlar için gerekli ücret artışı düzgün sağlanmamış, taşeron sistemi sonlandırılmamış, Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler dışında görev yapan kurum doktorlarla ilgili teklifte yer almaması da bu kanun teklifindeki en önemli eksikliklerdir.

Değerli arkadaşlar, bakın, problem sadece para değil. Sorun, doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın mesleklerini getirdiğiniz  noktadan dolayı yaşadıkları huzursuzluk ve mutsuzluktur. Mesleği o kadar değersiz, o kadar itibarsız hâle getirdiniz ki ülkemizde bu mesleklerin yapılacak yanı kalmadı. İktidarınız boyunca, doktorları ve sağlık çalışanlarını maddi menfaat düşkünü bir kesim olarak ilan ettiniz.

Sayın Cumhurbaşkanının “Ben doktora iğne yaptırmam, bizi felç ederler. Hemşireler bu işi daha iyi bilir.” söylemleri yanı sıra, mitinglerde vatandaşa doktorları yuhalatarak, vatandaş ile doktorlar ve sağlık çalışanları arasındaki ilişkiye nifak sokmuştur. Sağlıkçıları, âdeta ideolojik bir düşman olarak tanımlayıp siyasete alet ettiniz.

Değerli arkadaşlar, geldiğinizden beri, AKP’nin en üst unsurundan en alt tabanına kadar yapılmış olan uygulamalar sonucunda, sağlık çalışanlarına uygulanan şiddet, istediğiniz kadar kanun çıkarın, istediğiniz kadar yönetmelik getirin maalesef dinmemiştir. Şöyle ki: Sağlıkçılara olan bakışı öyle bir hâle getirmişsiniz ki, bir sokak röportajında vatandaş  “Ülkemiz, öyle bir hâle geldi ki, artık doktorları dövebiliyoruz.” diyor, biliyor musunuz? Bu mesleği itibarsızlaştırdığınız için “Doktorlara şiddet uygulayabiliyoruz.” diyebilecek kadar röportaj verebilen vatandaş var artık.

Yine, değerli arkadaşlar, geldiğiniz zamandan beri, en baştan, normalde eğitim hastanelerinde ve üniversitelerde tecrübeli hocalarımız, birikimleri olan hocalarımız, kadrolarda en üstten en alta kadar eğitim sistemi vardı ama bu kadrolara yerleşmek için bu hocaların üstüne sırf “Bizden olsun.” diye idari kadrolara liyakatsiz arkadaşları getirerek sistemi bozdunuz; eğitim sistemine ve doktor arkadaşların çalışma sistemine de maalesef zorluklar getirdiniz, mobbing uygulandı arkadaşlar, bakın, bunu, doktor arkadaşlarımızın hepsi yeri geldiğinde bize diyorlar. Ama sizin umurunuzda olmadı. Ne oldu? İşin ehli insanlar, yavaş yavaş mesleklerinden soğudu, belki biraz daha çalışabilecekken erken emeklilik istediler ve maalesef eğitim camiasından ve hizmet camiasından ayrıldılar.

Değerli milletvekilleri, gelişmiş ülkeler, olası sağlık krizlerine ve yeni pandemilere yönelik olarak sağlık sistemini güçlendirme ve sağlık çalışanlarının mali ve özlük haklarını ciddi derecede iyileştirmeye çalışıyor ve Batı dünyası, sağlık sektörünü stratejik olarak tanımlamaktadır. Bu sayede, kendilerine rahatlıkla hekim göçü olması için gerekli zeminleri hazırlamışlardır. Bizde ise tüm uyarılara rağmen, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının giderek artan sorunlarını, özlük ve mali haklarındaki gerilemeleri maalesef görmezden gelinmeye devam edilmektedir. Ve işte, görüldüğü gibi, bu getirdiğiniz teklif bunun ispatı; sadece tıp doktorlarını ve diş hekimlerini kapsamaktadır. Maalesef, diğer sağlık çalışanları, veteriner hekimler, eczacı arkadaşlarımız teklifte yeterince yok. Yine, emekli sağlık çalışanları için gerekli, düzgün değişiklikler yapılmamış.

Aralık ayında getirmiş olduğunuz teklifi “Bürokratik hiyerarşiyi bozuyor.” diye çekmiştiniz ve güya daha iyi bir şekilde düzenleyip getirecektiniz ama yedi ay sonra gördük ki dağ tavşan doğurdu. İlk yasadaki hâliyle gelseydi toplamda 6 milyar TL’lik yıllık ek maliyet olacak iken “müjde” diye getirmiş olduğunuz yeni yasada 2 milyar liralık yıllık ek maliyet ortaya çıkmakta. 1 Aralık 2021 tarihli düzenleme yasalaşmış olsaydı örneğin, pratisyen hekimlere 4.710 TL artış olacaktı, ancak bu son hâliyle sadece 1.600 TL artış olacak. Yine, uzman tabipler için daha önceki düzenlemede öngörülen iyileştirme 5.415 TL iken bugün 2.119 TL öngörülmektedir. Emekli sağlık çalışanlarının ve emekli doktorların hâli ise içler acısı. Doktorlar ve sağlık çalışanlarınızdan esirgediğiniz -yedi ay önceye göre- 4 milyar liralık farkın katbekatını -ki 162 milyar olduğu açıklanan kur korumalı faiz sistemini siz söylediniz- faize rahatlıkla veriyorsunuz. İşte, sizin sağlıkçılarınıza verdiğiniz değer bu. Hatta, hatırlarsanız, Sayın Bakanın, Meclis koridorlarında, yedi ay önce, doktorlara taban maaşları artırımı için müjdeymiş gibi söylediği rakamları… “Durun bakalım, ne diyor bu size? Buraya gel bakalım!” şeklinde alaycı tavırlarla yanına çağıran Cumhurbaşkanının sağlıkçılara bakış açısı, bizler için çok kıymetli olan sağlık emekçilerine vermiş olduğu değeri göstermektedir.

Değerli arkadaşlar; bakanı, sağlık müdürleri, daire başkanları en az 2, 3 kat maaşlar alıyorken günde 150 hasta bakan doktorlar ne maaş alıyor? Değerli arkadaşlar, diyelim ki karı koca doktor veya eşlerden biri uzman doktor, diğeri hemşire veya öğretmen; yeni düzenlemeyle ellerine geçen iki maaşla konut almak istediklerini düşünelim. Geçen haftalarda “müjde” diye açıklamıştınız, konut kredilerinde 1 milyon liralık krediye ayda 14 bin, 2 milyon liralık krediye 28 bin liralık -faizle- bir ödeme göstermiştiniz, bunu da “müjde olarak söylemiştiniz. Sağlıkçılarımızı öyle bir hâle getirdiniz ki arkadaşlar, karı koca doktor olarak çalışsalar bile ancak maaşlarının yarısından fazlasını ödeyerek sadece küçük illerde ev sahibi olabiliyorlar. Bakın, benim Gaziantep’im gibi büyükşehirlerde bu paralara ev almaları zaten imkânsız. Diyelim ki evi aldılar, ne yiyip içecekler, bu borç yükü altında çocuklarıyla nasıl yaşayacaklar, doğrusu çok merak ediyorum.

Değerli arkadaşlar, yapacağımız kanunla, aslında temel maaş yeterince iyileştirilmeli ve emekliliğe de yansıtılmalıydı. Çalışan hekimlerimiz şu anda yoksulluk sınırının altında, diğer sağlık çalışanları ve emekli hekimler açlık sınırının altında bir yaşam sürüyor maalesef. Meclisteki bu yasa teklifini yapan sağlıkçı, iktidar milletvekillerine soruyorum: Bu doktor arkadaşlar ve sağlıkçılar sizlere gelip hiç şikâyette bulunmuyorlar mı? Bize diyorlar ki: “Eğer bu yasa teklifini hazırlayanlar arasında doktor milletvekili varsa, Hipokrat Yemini eden doktorlarımız varsa bu, bizim mesleğimiz için onur kırıcıdır ve utanç vericidir. Yeter artık, insaf etsinler, dayanacak hâlimiz kalmadı.” Size soruyorum: Karşılarına nasıl bir yüzle çıkabiliyorsunuz, hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Haydi, atanmış Bakanı, bürokratları ve memurları anlıyorum da siz seçilmiş milletvekillerinin, bu yasa teklifi hazırlanırken meslektaşlarınız için bizden daha çok sizin mücadele etmeniz gerekirken hiçbirinizin sesi çıkmamış maalesef.

Değerli arkadaşlar, bakın, sağlıktaki meslek gruplarını ve özellikle hekimliği öyle bir hâle getirdiniz ki ülkemizde üniversite sınavına giren başarılı gençler artık tıp fakültelerini tercih etmiyor, artık bu ülkede sağlık sektörünün rezil bir durumda olduğunu görerek ve tartışarak sağlık alanlarına yönelmiyorlar. Eskiden aileler, doktora kız vermek için can atarken şimdi doktora verdiğinde “İleride acaba benim kızıma bakar mı?” diye düşünüyor değerli arkadaşlar, haberiniz olsun.

Daha önemli tehlikeyi söyleyeyim: Dış ülkelere doktor göçünün yanı sıra, uzmanlık alanları arasında iş yükü fazla olduğu hâlde, geliri diğer uzmanlık alanlarından farklı olmadığı için bazı branşları yeni mezun doktor arkadaşlar talep bile etmiyor. Örneğin beyin cerrahisi, örneğin kalp ve damar cerrahisi, örneğin genel cerrahi gibi. Yeni mezun doktorlarımız gerek iş yoğunluğu gerekse sorumluluğu fazla olan bu branşlardan çekindiği için çok yakın bir zamanda ülkemizde bu branşlarda çalışacak uzman dahi bulamayacağız, bilginiz olsun iktidar mensupları ama tabii, sizin için bunlar önemli değil.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Malpraktisle bitirdik biz olayı.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Zaten Cumhurbaşkanı “Gidiyorlarsa gitsinler, biz asistanları hoca yaparız.” deyip bu büyük sıkıntıya ne kadar basit bir anlayışla yaklaştığını göstermiş oldu ama iktidarın baştan savma tavrı, “Ben yaptım, oldu.” tutumu yüzünden bir sarmala dönen sağlık sisteminde en çok etkilenen maalesef hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımızdır. Sağlık çalışanlarımızın özlük ve mali haklarıyla kamuoyunda uzun bir zamandır beklediği iyileştirmeler için gelen bu yasa teklifi arkadaşlar derhâl geri çekilmelidir. Yedi ay bekledik, gerekirse bir iki hafta içinde tekrar düzenlenip tüm sağlık çalışanlarını, veteriner hekimleri, eczacıları, yardımcı sağlık personellerini kapsayacak şekilde, bütün sağlık örgütlerinin de talepleri doğrultusunda yeniden düzenleme yapıp Meclise getirelim ve bu işin vebalinden kurtulalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Yapacaksak adamakıllı bir iş yapalım, gelin, hep beraber tarihe geçelim. Aksi takdirde, unutmayın ki değerli arkadaşlar, sağlık emekçileri bu yaptığınız haksızlıkları yarına bırakır ama zamanı geldiğinde yanınıza bırakmayacaktır diyorum, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)     

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Grup adına on dakika, şahıs adına da beş dakika olmak üzere toplam süreniz 15 dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Ekranları başında bizleri takip eden aziz Türk milletini ve yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, uzman tabip ve diğer sağlık personelinin mali haklarında önemli iyileştirmeler yapılması zaruri bir ihtiyaçtır. Covid-19 pandemi süresince fedakârca çalışan sağlık çalışanlarımıza bu düzenlemenin hayırlı olmasını dilerim.

Şüphesiz ihtiyaçlar sınırsız, imkânlar sınırlıdır. Sınırlı imkânlar içerisinde yapılan bu çalışmayı olumlu ve yerinde buluyoruz. Bu kapsamda 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 84’üncü maddesinde belirtilen gösterge rakamları artırılarak yapılan iyileştirmenin emeklilik haklarına yansıtılmasıyla tabip, uzman tabip, diş tabibi ve uzman diş tabiplerinin emeklilik maaşlarına önemli bir katkı getireceği kanaatindeyiz. Sağlık Bakanlığı personelinin de merkezî yönetim bütçesinden ek ödeme alması hakkaniyetli bir uygulama olacaktır. Çok zor şartlarda hizmet üreten ve sunan tüm sağlık çalışanlarımızın memnuniyetini artıracağına inandığımız bu kanun teklifinde personele dağıtılabilecek ek ödeme tutarı belirlenirken sağlık kurum ve kuruluşlarının tek tek tahakkukları ya da gelirleri yerine Sağlık Bakanlığının toplam gelirleri ve nakit imkânları esas alınarak personele daha fazla ek ödeme yapılabilmesi ve merkezî yönetim bütçesinden ödenmesi uygun olmuştur. Ek ödemelerin tüm sağlık tesislerini kapsaması adil, hakkaniyetli, sürdürülebilir ve dengeli şekilde dağıtılmasına imkân sağlayacaktır. Bakanlığa bağlı sağlık tesislerinde görev yapan asistanlar dâhil tüm tabiplere yapılan ödemelerden, Bakanlık kadrosunda bulunup üniversitelerde Bakanlığımız adına uzmanlık eğitimi yapanların da faydalanması bir hak kaybını önleyecektir.

Değerli milletvekilleri, teklif metnindeki bazı maddeleri de şöyle değerlendirmekteyiz: Teklifin 7’nci maddesinde Adli Tıp Kurumu İle İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’un 30’uncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenleme yapan değişik ile bir önceki madde, üniversitelerin döner sermaye gelirlerinin merkezî bütçeden karşılanmasını kapsayan maddeyle aynı durumun Adli Tıp personeli için de geçerli olduğunu görmekteyiz. Yapılan bu düzenlemeyle ilgili kurumlarda oluşabilecek döner sermeye gelir adaletsizleri giderilmiş olmakta ve kurum personelinin refahı öncelenmektedir. Biliyorsunuz, daha önce döner sermayenin yıllık izin kullanılan günleri kapsamasıyla alakalı düzenlemeyle personelin hak kaybının önüne geçilmişti. Önümüzdeki bu düzenlemeyle de bu, merkezî bütçenin şemsiyesi altına girmiş oldu.

Yine bu doğrultuda 11’inci ve 12’nci maddelerdeki Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında ve eğitim aile sağlığı merkezi veya eğitim aile hekimliği birimlerinde çalışan personelin asıl bulundukları kurumlardaki döner sermaye mağduriyetleri giderilmiş olacaktır.

Ayrıca, 8’inci maddede belirtilen Sağlık Bakanlığı tarafından atamalara ilişkin usul ve esasların belirlenmesine yönelik çalışmanın Komisyon görüşmelerinde özellikle diş tabibi ve eczacılarımız için atama kurallarına birden fazla başvuran adaylara sonraki kurallarda daha fazla şans verilmesini planlayan daha adil bir usul için olduğu belirtilmiştir. Bu yaklaşımı kıymetli buluyoruz, bir an önce uygulanmasını bekliyoruz.

Yine, madde metninde belirtilen “doktor öğretim üyesi” unvanını almış ve kadro bekleyen arkadaşlarımızın bekleme süresi bir yıla indirilmiştir. Bu maddede öngörülen düzenlemelerin birçok mağduriyeti ortadan kaldıracağını düşünmekteyiz.

Teklifin 9’uncu ve 10’uncu maddelerindeki çalışmayla, 4924 sayılı Kanun’a tabi sözleşmeli personel istihdamında güçlük yaşandığını, uygulamadaki problemleri görmekteyiz. Bu zorluğu aşmak üzere pozisyon sayının arttırılması isabetli olmuştur. Seçim çevrem Gaziantep de 4924 sayılı Kanun’a tabi sözleşmeli personel istihdamı açısından doktor arkadaşlarımız tarafından çok fazla talep edilmektedir. Gazi şehrimiz gelişmişlik ve sosyoekonomik endeksleri iyi olmasına rağmen talep çok fazladır. Bu sayının arttırılmasıyla Gaziantep'in de gözetileceğinden şüphem yoktur.

Sayın milletvekilleri, sağlıkla ilgili kanunlar görüşülürken, maalesef, sağlıkta şiddete değinmemek mümkün değildir. Sağlıkta şiddetin önlenmesi adına Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında birçok caydırıcı ve önleyici düzenleme yapılmasına rağmen sayıları azalsa da hâlâ devam eden şiddet vakalarını maalesef izliyoruz ve görüyoruz. Bu durum çoğu zaman sağlık çalışanlarımızın olduğu kadar hastalarımızın da can güvenliğini tehdit ederek sağlık hizmetlerini engelliler hâle gelebilmektedir. Sağlık çalışanlarımız gün içerisinde insan hayatına dokunan her türlü riskli durumu göze alarak fedakârca çalışmanın yanında bir de şiddet tehdidi altında sağlık hizmeti vermeye devam ediyorlar. Bu durumla daha etkili mücadele etmek, şiddeti zihinlerde oluşmadan önce önleyebilmek ve kaynağını kavrayabilmek, ayrıca kaynağında kurutmak için Sağlık Bakanlığı bünyesinde sağlıkta şiddeti önleme daire başkanlığı kurulması önerimizi bir kez daha dile getiriyoruz ve sağlıkta şiddeti önlemek için ulusal sağlık disiplini oluşturmak gerekliliğini ifade ediyoruz. Ayrıca sağlıkta şiddet olaylarını toplumsal şiddetten ayırmamak gerekir, bu noktada şiddete ve şiddeti önlemeye bütüncül yaklaşmak gerekir. Bu yüzden sağlıkta şiddeti ve toplumsal şiddeti önlemek için ilgili diğer bakanlıklarla koordineli hareket etmenin etkili olacağı kanaatindeyiz çünkü günümüzde şiddetin boyutları ve faktörleri, insan ihtiyaçlarının değişmesi ve teknolojinin hızla gelişmesine bağlı olarak insanların sürüklendiği ruh dünyasını da düşündüğümüzde hem başkalaşmakta hem de çeşitlenmektedir. Bu nedenle gerek toplumsal şiddet gerekse sağlıkta şiddetin önlenmesine dair kurulacak veya oluşturulacak her platform hem sürekli kendini güncelleyecek hem de dünyayı takip edebilecek yetenekte  olmalıdır. Bu doğrultuda, kurulması gereken sağlıkta şiddeti önleme daire başkanlığı, yazılı, görsel medya ve internet, sosyal medya dünyasındaki içerik kontrollerini uzman kişiler eliyle yaparak uyarılar ve eylem planları  oluşturmalı, oluşturulacak koordineyle yetkili kurumlar tarafından uygulanmalı ve denetlenmelidir.

Sayın Beşkan, sayın milletvekilleri; seçim bölgem Gaziantep’te devam eden sağlık projeleri ve sağlık yatırımları hususunda da birkaç konuyu müsaadelerinizle ifade etmek istiyorum.

Öncelikle Gaziantep'in Oğuzeli ilçemize yapılması planlanan ve mimari proje ihalesi yapılan 80 yataklı devlet hastanesi projesinin hızlandırılması bölge halkımız açısından önem arz etmektedir.

Şehitkâmil ilçemizin Beykent Mahallemizde mimari proje ihalesi yapılan 500 yataklı devlet hastanesine ilişkin çalışmaları yakından takip etmekteyiz. Bölge halkının büyük anlamda ihtiyacını karşılayacak olan bu projenin temel atma aşamasına gelmesi için ve sağlıklı sürdürülebilmesi için çalışmaların ivedilikle yapılması önemlidir.

Birinci basamak sağlık hizmeti sunan, bireysel ve ailesel sağlık şartlarının düzenli takibinin yapıldığı, sağlık problemlerinde detaylı tetkik gerektirmeyen aile hekimliği hizmeti verilen kuruluş olan aile sağlığı merkezlerinin gazi şehrimizdeki sayısı 186’dır; kırsaldaki sağlık evi sayısı ise 103’tür. Bu sayıların arttırılması ve mevcut aile sağlığı merkezleriyle birçok sağlık merkezinin çeşitli bakım ve onarımların yapılmasının değerlendirilmesi vatandaşlarımız için önemli bir hizmet olacaktır.

Yapımı tamamlandığında Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük hastanesi özelliğini taşıyacak olan Ankara ve İstanbul'un ardından Türkiye'nin 3’üncü büyük şehir hastanesi olma özelliği taşıyan, 1.875 yataklı Gaziantep Şehir Hastanesi'nin 2023 yılında tamamlanabilmesi için verilen bu uğraşları görmekte ve yakından takip etmekteyiz.

25 Aralık Devlet Hastanesi Ek Binası ve Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi 300 yataklı Ek Binası’nın yapım işleriyle ilgili devam eden süreci yakından takip etmekteyiz. Özellikle merkezî konumu ve yeterli kadrosundan dolayı 25 Aralık Devlet Hastanesinin yeni ek bina yapım işine ilişkin sorunların çözülmesi büyük öneme sahiptir. Yakın zamanda hizmete açılan, Yavuzeli, Karkamış ve Nurdağı ilçelerimizde hizmet veren sağlık merkezlerimizden dolayı da ayrıca hemşehrilerimiz adına teşekkür ederiz.

Şahinbey ilçemizde ağız ve diş hastanesi, Şehitkâmil ve Nizip ilçemizde ise ağız ve diş sağlığı merkezlerimiz bulunmaktadır. Ayrıca, Şehitkâmil ilçemiz Karşıyaka Mahallemizdeki polikliniğin de ağız diş sağlığı merkezine dönüşümü de tamamlanarak hizmete açılacaktır. Ayrıca, bunlara ek olarak İslahiye ilçemize ve Şahinbey ilçemiz Şahintepe Mahallemize yapılması planlanan ağız diş sağlığı merkezlerine ilişkin sürecin hızlandırılmasını da bölgemiz için önemsiyoruz. Nizip ilçemizde yapımı devam eden 400 yataklı devlet hastanesi yapım işinin hızlı bir şekilde ilerlemesi ve belirtilen tarihte bitirilmesi öngörülmektedir. Bölgeye yapılan büyük bir sağlık hizmeti olarak gördüğümüz bu hastanemizin yapım süreci de memnun edici düzeyde ilerlemektedir. Gaziantep L1 hizmet tipi halk sağlığı bölge laboratuvarı da Sağlık Bakanlığımızın yatırım planı içerisinde yer almaktadır. Bu projenin yapım, ihale sürecine geçilebilmesi için yatırım ödeneğinin çıkarılarak gerekli ihale sürecinin başlaması şehrimiz için önemlidir.

Sağlık Bakanlığımızın personel temini konusunda yaptığı çalışmaları da yakinen takip etmekte ve takdir etmekteyiz. Bu çalışmalar sonucunda gazi şehrimizin birçok sağlık personeli sorunu da giderilmiştir. Fakat yeni yapılan yatırımlarla birlikte, özellikle İslahiye, Araban ve Nizip ilçelerimiz başta olmak üzere tüm Gaziantep'te branş hekim ihtiyacı da hasıl olmuştur. Bu ihtiyacın giderilmesine ilişkin çalışmaların hızlandırılmasını da beklemekteyiz.

İnsanüstü özveriyle çalışan tüm sağlık çalışanlarımıza sağlıkla ilgili bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılan bu kanun teklifinin hayırlı uğurlu olmasını dilerim.

Gaziantep'imizin adaşı Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Bunun yedi buçuk dakikasını milletvekili arkadaşlarımıza kullandıracağız, yedi buçuk dakikasını da Komisyon cevap olarak kullanacak.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Başkan.

“Et ithalatı yapmayacağız. 2022’den sonra Türkiye kesinlikle et ithalatı yapmayacak.” dediniz ancak 400 bin ton kemiksiz eti Bosna Hersek'ten ithal etme kararı aldınız. Kendi besicimizde karkasın kilogramı 70-75 lirayken siz kilosunu 7 euroya yani 126 liraya ithal ediyorsunuz; besiciler de ses çıkarmasın diye onlara 2.500 lira veriyorsunuz ama yine de 100 lirayı bulmuyor. Biz bu kadar zengin bir ülke miyiz, kaynaklarımızı neden başka ülkelerin çiftçilerine, besicilerine veriyorsunuz da yerli üreticiye vermiyorsunuz? Şimdi de duyduğumuz kadarıyla, Et ve Süt Kurumu aracılığıyla 100 bin adet besi hayvanı ithalatı yapıyorsunuz; bunları da sözleşmeli üretici modeliyle üreticilere dağıtacaksınız. Ya, niye Türkiye'deki hayvancılığı geliştirmeyi düşünmüyorsunuz da sürekli ithalat yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, Adıyaman halkına yıllarca 82’nci Yıl Devlet Hastanesi olarak hizmet veren bina geçen yıl depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle yıktırıldı. İktidar yetkilileri söz konusu arsaya yeni bir mimariyle il sağlık binası yapılacağını kamuoyuna açıkladılar. Binanın ihalesi yapıldı, ilgili firma işe başladı, temeli açtı ancak ödenek yetersizliği nedeniyle iş temel aşamasında kaldı. Sağlık Bakanlığı buraya ödenek ayıracağına gerçekten fıkralara konu olacak şekilde bir çözüm modeli buldu; açılan temeli yeniden toprakla doldurmaya başladılar. Buradan Cumhurbaşkanlığına ve Sağlık Bakanlığına açıkça çağrı yapıyorum. Bu, Adıyaman için bir ayıptır. Adıyaman'ı bu ayıptan kurtarın, Adıyaman il sağlık binası için gerekli ödeneği ayırın diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz...

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan kanun teklifinden faydalanacak hekim, diş hekimi ve bunların emeklilerinin sayısı ne kadardır? Değişiklikle hekim, diş hekimi ve bunların emeklilerinin maaşlarında yapılacak artışla hazinenin kasasından yıllık ne kadar para çıkacaktır? Tekliften faydalandırmadığınız kamu eczacısı ve emeklisi sayısı ne kadardır? Bunları faydalandırsaydınız fazladan ne kadar yük hazineye gelecekti? Görüşülmekte olan kanun teklifine hekim ve diş hekimlerinin yanına, eczacıları neden eklemediğinizi açıklar mısınız?

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Toprak Mahsulleri Ofisinin bu yıl 19,5 milyon tonluk rekolte beklediği ve bin TL’lik primle birlikte 7 bin TL olarak belirlediği buğday alım fiyatı piyasanın 500 TL altında kaldı. Bu yıl, bölgesel farklarla verimde yüzde 20-40 arası kayıp yaşanacağı ve üreticinin şu anda hasat ettiği üründe 7.500 TL'den alıcı bulabildiği belirtilirken rekoltenin daha da düşmesi hâlinde fiyatlardaki tırmanışın sürmesi bekleniyor. Açıklanan bu fiyatlarla TMO ürün alamaz, devlet bin TL primi 2 bin TL yapıp çiftçinin üretimini sübvanse etmeli, çiftçi ürününü 10 kuruş fazlaya satmak için mücadele ediyor. İktidar şunu unutmamalıdır: İthalatta istenilen fiyat ve kalitede buğday bulunmaz, yapılması gereken Anadolu çiftçisini desteklemektir.

BAŞKAN – Sayın Gök… 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, geçtiğimiz günlerde Ankara'da ve ilçelerinde etkili olan sel ve dolu yağışı özellikle Haymana ilçesinde pek çok mahallemizi sular altında bırakmış ve yurttaşlarımız mağdur olmuştur. Haymana’mızın önemli köylerinden Demirözü, Sırçasaray, Kirazoğlu, Alaçık, İncirli, Gültepe, Kerpiç, Kızılkoyunlu, Katrancı, Bahçecik,  Karasüleymanlı köylerinde  binlerce dönüm ekili tarım arazisi sular altında kalmıştır. Tüm Haymana’lı hemşehrilerimiz adına bu mahallelerimizin acilen afet bölgesi ilan edilmesini beklediğimizi ifade ediyor, hemşehrilerimize geçmiş olsun diyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal… 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sizin vasıtanızla ilgili bakanlıklara soruyorum ben: Şanlıurfa'da altyapı sorunu var, Şanlıurfa'da eğitim sorunu var, sağlık sorunu var, elektrik sorunu var, mevsimlik tarım işçilerinin sorunu var. Şanlıurfa merkezde otopark sorunu var, Şanlıurfa merkezde imar sorunu var çünkü tarım arazilerinin tamamı imara açılmış durumda. Şanlıurfa'daki belediyeler ve kamu kurumlarında liyakatsiz atamalar var. TEDAŞ'ın Şanlıurfa'da çiftçiler üzerinde zulmü var. Tarım arazilerinin vahşi sulama yöntemiyle sulanması, bilinçli sulama olmadığı için vatandaşlarımız mağdur. Eyyübiye ilçesinde çöp kokusu var, çöp kokusu nedeniyle Eyyübiye ilçesinde oturan sakinler mağdur. Akçakale ve Suruç yolu ölüm yoluna dönüşmüş durumda, o aradaki yol da yapılmamış. Şanlıurfalılar bu konuda mağdur. Bu mağduriyetler ne zaman giderilecek?

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sağlık hizmetleri bir bütündür. Sağlıkta çalışan çok sayıda mağdur olan kesim var; hastane bilgi işlemcileri, görüntüleme merkez çalışanları, yemekhane çalışanları… Bu arkadaşlarımız, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle düzenlenen kadro olayında kadroya alınmamış, taşeron firmada kalmışlardır.

Ayrıca atanamayan sağlıkçılar var. Farklı branşlarda çok sayıda atama bekleyen sağlıkçının yanı sıra hizmetin yeterli verilemediği yerlerde sağlıkçı açığı var. Neden bu arkadaşların atamaları gerçekleştirilmiyor?

Sağlıktaki mağduriyetler giderilmeli; bu anlamda, her kesimin yaşadığı sorunların çözümü üretilmeli çünkü sağlık hizmetlerinin bir kesiminin durumunu iyileştirirken diğer kesimini görmezden gelinmemeli. Veterinerlerin ve kamudaki eczacıların sorunları da bu bağlamda ele alınmalı ve bütünlük içinde sorunların çözüleceği düzenlemelere gidilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık sistemi çökmüş, siz burada makyaj yapmaya çalışıyorsunuz, yaptığınız makyajı da beğenen kimse yok. Ölüye makyaj kanunudur bu önümüze gelen.

Sağlık çalışanları, içinde bırakıldıkları şartları protesto için iş bırakıyor. Çalışma şartlarından ve ücretlerinden memnun olan bir tane sağlık çalışanı yok. Siz neyin kanununu getiriyorsunuz? Bu kanun teklifi vasıfsızlıklarıyla bir yere yönetici yaptıklarınız dışında hiçbir sağlık emekçisini memnun etmiyor. En iyi yetişmiş doktorlarımız dil kurslarında yabancı ülkelere gitmek için gün sayıyor. Doktorlarımıza “Giderlerse gitsinler.” diyen AKP Genel Başkanının “Ben doktorum.” demediğine şükrediyoruz; nasıl olsa bunu demek için de diploma şartı yok. Doktorlarımıza, hemşirelerimize ve diğer tüm sağlık çalışanlarına sözümüz olsun, en geç 2023’te biri gidecek, sağlık çalışanlarımız için insanca çalışma şartları gelecektir. Yurt dışına giden doktorlarımızı geri getireceğiz. Bu ülkenin hiçbir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eksik…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Iğdır’da düzensiz yol ve altyapı çalışmaları nedeniyle çok yoğun bir şekilde Iğdır halkı toza ve toprağa mahkûm edilmiş durumda. Yaklaşık iki yıldır böyle bir durum söz konusu. Avrupa’da yapılan bir araştırmaya göre Iğdır hava kirliliği açısından Avrupa’nın en kirli havasına sahip şehir ve  aynı zamanda ölümlerin üçte 1’isinden hava kirliliğinin sorumlu olduğu söyleniyor. O açıdan, buradan Sağlık Bakanlığına soruyorum, kanser, KOAH, bronşit, astım, ÜSYE gibi hastalıkların ve ASYE gibi hastalıkların Iğdır’daki oranı nedir ve bunların, bu partikül madde oranıyla, tozla alakası nedir? Hava kirliliğinin Iğdır’da insan sağlığı üzerine etkileri nelerdir, bu konuda Sağlık Bakanlığı bir araştırma yapmış mıdır? Ayrıca, düzensiz yol çalışmaları ve altyapı çalışmalarıyla ilgili niçin bir denetleme yapılmıyor?

BAŞKAN – Evet, Komisyon.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, soruların bir kısmı konumuzla doğrudan ilgili olmadığı için elbette onları bakanlıklara bırakıyorum. Ayrıca, Sağlık Bakanlığıyla ilgili veya bu düzenlemeyle ilgili de cevap vermekte zaman bulamadığım, detayına giremediğim konularda da Sağlık Bakanlığımız mutlaka sayın vekillerimizi bilgilendirecektir.

Öncelikle, etki analizi konusuna değinmek istiyorum. Bazı vekillerimiz “Bir etki analizi var mıdır, nedir?” diye sordular. Düzenlemeye ilişkin yapılan mali yük hesaplarının detayları Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulmuştur. Yapılan düzenlemede tabiplerin emekli aylıklarının iyileştirilmesi maddesinin mali yükü yıllık olarak 817 milyon Türk lirası şeklinde hesaplanmaktadır. Sağlık personelinin tavanlarının yükseltilmesinin oluşturabileceği yıllık etki ise 10,6 milyar civarında hesaplanmaktadır. Alacak tutarların terkin edilmesinin yükü -bu, bir seferlik bir terkin- 113,5 milyon Türk lirasıdır. Ayrıca, bunlara ilave olarak 4924 sayılı Kanun kapsamında çalıştırılacak personele yönelik kontenjan sınırının 5 bin kişi artırılmasına ilişkin mali yük ise yıllık olarak 1 milyar 89  milyon Türk lirası şeklinde tahmin edilmektedir, hesaplanmaktadır yani bunu da dâhil edecek olursak, son saydığım sözleşmeli kadroların ücretini de dâhil edecek olursak yaklaşık 13 milyar civarında bir mali yükten bahsedebiliriz.

Değerli vekilimiz bu sayılarla ilgili bir soru sormuştu. Uzman tabip, uzman diş tabibi emekli personel sayısı bugün itibariyle 11.474 kişidir ve maaşlarda meydana gelecek artış, emekli maaşında meydana gelecek artış bu düzenlemenin kabulüyle birlikte 2.119 Türk lirasıdır. Tabip, diş tabibi emekli personel sayısı 8.982’dir ve burada maaşlardaki artış 1.648 Türk lirasıdır. Uzman tabip, uzman diş tabibinin dul ve yetim aylığı alanlarının sayısı 2.606’dır. Burada maaşlarda meydana gelecek artış 1.483 Türk lirası olarak hesaplanmaktadır. Tabip, diş tabibi dul ve yetim sayısı 4.884’tür. Burada da emekli aylığında meydana gelecek artış 1.154 şeklinde hesaplanmaktadır. Dolayısıyla toplam etkilenecek emekli personel sayısı 27.946’dır ve toplam yük az önce de söylediğim gibi 817 milyon Türk lirasıdır. Bu, tabii her yıl, her yıl devam edecek bir yüktür. Bu sadece bir yıllık mali yükten bahsediyoruz. Bütçede biliyorsunuz 2 tür yükten bahsedilebilir. Bir kısım yükler bir seferlik, tek seferlik yüklerdir, bir kısım yükler ise bir defa yaptınız mı her yıl tekrar eden yüklerdir. Dolayısıyla bütün bu yükleri kaç yıl hesaplayacaksanız o yıl sayısıyla da çarparak bakmakta fayda var aslında bu tekrarlanan yüklerde. Ama terkin ettiğimiz bir alacak varsa mesela o sadece bir yıllık bir harcama şeklinde düşünülmeli veya terkin şeklinde düşünülmeli.

Değerli arkadaşlar, getirilen düzenlemenin vergi dilimlerinden dolayı hekim maaşında artış yapmadığına ilişkin birtakım eleştiriler oldu, onlara da müsaadenizle bir cevap vermek isterim. Getirilen düzenlemeyle sağlık personelinin döner sermaye bütçesinden ödenen sabit ek ödemeleri bundan sonra merkezî yönetim bütçesinden ödenecek olup vergi mevzuatı açısından bir değişiklik olmamaktadır. Dolayısıyla düzenlemeyle yalnızca ödemenin bütçe kaynağı değişmekte, bu durumun vergi matrahına ve vergi dilimlerine bir etkisi bulunmamaktadır, mevcut sistem neyse aynı şekilde devam etmektedir. Diğer taraftan döner sermeye, tavan artış katsayıları belirlenirken üst vergi dilimlerinin getireceği negatif etki göz önünde bulundurularak tavan katsayıları da artırılmıştır.

Yine, bu atama usulü ve bir yıl çalışma şartı konusunda çeşitli tartışmalar yaşandı. Bu konuda da müsaadenizle bir bilgilendirme yapmak isterim. Uzman tabip, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman, tabip, diş tabibi ve eczacı kadro ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden yapılacak atamalar ile kuraya ilişkin usul ve esasların daha adil bir sistemle gerçekleştirilmesi gayesiyle ilgili kanunlarda bir değişiklik yapılmaktadır. Uzman tabip, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman ve tabip kadrolarına atamalarda yeterli kadro olduğundan tamamı yerleşmektedir. Diş tabibi ve eczacı kadro ve pozisyon sayıları ise başvuran aday sayısından daha az olduğundan kuraya katılan diş tabibi ve eczacıların bir kısmı müteaddit kuralara başvursa dahi yerleşememektedir. Buna karşın ilk defa kuraya katılanlar yerleşebilmektedir; bu, bir ihtimal hesabı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bunu tamamlayıp bitireyim.

Kuraya ilişkin esas ve usullerin bu şekilde birçok kuraya iştirak etmesine rağmen yerleşememiş diş tabibi ve eczacıların ilk defa katılanlara göre yerleşmesine imkân sağlayıcı nitelikte, adil, genel ve objektif kurallarla belirlenmesini temin etmek üzere yeni usul, esaslar belirlenmektedir. Yani birden fazla kuraya girenlerin ihtimali, çıkma ihtimali yükselmektedir. Bu, yönetmeliklerle objektif bir şekilde belirlenecektir.

Süremi aştığım için burada noktalamak isterim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

8’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 8- 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 1’inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kuraya ilişkin usul ve esaslar ile bunların Sağlık Bakanlığındaki atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

“Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi, ilgili dalda tıpta uzmanlık ve mevzuatına göre uzman olan profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, eğitim görevlisi ve başasistanlar tarafından verilir. Doktor öğretim üyesi ve başasistanların tıpta uzmanlık eğitimi verebilmeleri için Sağlık Bakanlığı’na ve Üniversitelere bağlı Eğitim Araştırma Hastanelerinde uzmanı oldukları alanda fiilen en az bir yıl çalışmış olmaları şarttır.”

 

Muazzez Orhan Işık              Rıdvan Turan Serpil Kemalbay Pekgözegü

    Van                                   Mersin                                   İzmir

Oya Ersoy                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit

İstanbul                                  Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Van Milletvekili Sayın Muazzez Orhan Işık.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Türkiye'de ekonomiden ekolojiye, tarımdan eğitime kadar birçok alanda çoklu krizler yaşanmaktadır. Tüm toplumu yakan en önemli sorunlardan biri de sağlık alanında yaşanan krizdir. Görüştüğümüz kanun teklifi sağlık sisteminde yaşanan bu sorunları çözmekten çok çok uzaktır. Hatta aralık ayında “Sağlık emekçilerinin özlük haklarının iyileştirilmesine dair daha kapsamlı bir yasa çıkartacağız.” gerekçesiyle geri çektiğiniz yasanın bile gerisindedir. AKP’nin piyasacı, liyakatten uzak, özelleştirmeci yaklaşımı kamu hizmetlerini paralı hâle getirmişken tüm emekçileri de güvencesiz ve yoksul çalışan durumuna düşürmüştür. Bugün tüm kamu emekçilerinin ücret koşulları yoksulluk sınırının ve gerçek enflasyon rakamlarının altında kalmıştır. Sağlık hizmeti de dâhil nitelikli bir kamu hizmeti sunulması ancak insan onuruna yaraşır koşulların sağlanması ve en düşük maaşın yoksulluk sınırının üzerine çıkartılmasından geçer. KESK’in açıkladığı bir araştırmaya göre her 5 kamu emekçisinden 1’i geçinmek için ek iş yapıyor. Kamu emekçilerinin yüzde 60’ının hane geliri yoksulluk sınırının altındadır. Yüzde 75’inin kira ve barınma sorunu var ve mevcut enflasyon artışıyla bu sorun daha da ağırlaşmıştır. Enflasyon resmî verilerle yüzde 75 olarak açıklandığı hâlde memura reva görülen zam oranı ise yüzde 7’dir. Genel olarak emekçilerin sosyoekonomik koşulları her geçen gün kötüleşirken özel olarak da sağlık emekçileri mağdur edilmektedir. Her beş dakika bir muayene dayatmasında ısrar ettiğiniz, sağlıkta şiddeti önleyen mekanizmaları kurmadığınız, Covid’i meslek hastalığı saymadığınız bu düzende sağlık emekçileri yetersiz ve yanlış sağlık politikalarınızın bedelini her gün içi şiddete maruz kalarak ödüyor. Önlemler alınmıyor, failler cezasız kalıyor.

Yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilen sağlık emekçileri kamu hastanelerinden özel hastanelere ve âdeta yurt dışına kaçıyor. Mesele sadece yoksulluk sınırının altında kalan ücretlerin yetersizliği de değildir. 7 binden fazla sağlık emekçisini KHK’lerle ihraç ettiniz. OHAL hukuksuzluğunuz devam eden yeni ihraçlarla olağanlaştırılmış, KHK’ler emekçiler üzerinde bir baskı sopasına dönüştürülmüştür. Sağlık emekçileri, sağlık yüküne itiraz etmemeleri için mobbing, baskı ve sürgünlerle tehdit edilmekte, mesnetsiz, hukuk dışı iddialarla işten çıkartılmaktadır. Sağlık Bakanlığı bazı yeni atamalarda suç işleri bakanlığının fişlemelerini esas alarak işe almamaktadır. Atamalarda ve akademik kadrolarda, yandaş hukuku değil liyakat esas alınmalıdır.

1 milyon 300 bin nüfusu olmasına rağmen Van'da tam teşekküllü bir kamu hastanesi hâlen yoktur. Sağlık emekçilerinin sorunlarını, sağlık alanındaki yetersizlikleri, hastanelerin durumunu defalarca dile getirdik. Hem bölge hastanesi hem de aslında 1992’de kurulan ancak Cumhurbaşkanının “Biz kurduk.” dediği üniversite hastanesi de yeterli değildir. Hastanelerdeki yetersiz kadro ve yoğunluktan kaynaklı insanlar özel hastanelere gitmek zorunda kalıyor. Parası olan belli bir zümre özel sağlık hizmeti alabiliyorken çoğunluğu yoksul olan insanlar sağlık hizmetine erişememektedir. Birçok bölüm ve ana dalda ne yeterli sayıda uzman doktor vardır ne de yeterli düzeyde tıbbi teçhizat bulunmaktadır. Özellikle, çocuk metabolizması hastaları, kanser, böbrek, nöroloji hastaları büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Tüm ilçelerimizde uzman doktor sıkıntısı vardır. Anne çocuk sağlığı için çok önemli olan kadın doğum bölümü birçok ilçemizde yok, var olan yerlerde de tek doktor var. Tıbbi cihaz eksikliği yanlış teşhislere dolayısıyla yanlış tedavilere neden olmaktadır. Kadro, ilaç ve tıbbi cihaz yokluğu nedeniyle birçok ameliyat da bölgede yapılamamaktadır; bunlardan dolayı açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan halkımız fahiş uçak fiyatlarına rağmen ve uzun mesafelere rağmen tedavileri için Ankara, İstanbul gibi metropollerin yollarını aşındırmaktadır. Daha geçen cumartesi günü AKP Genel Başkanının Van'da büyük bir şovla “Çaldıran Devlet Hastanesini açtık.” demesi bize Vizontele filmini hatırlattı, filmde kütüphanesi olmayan Gevaş ilçesinde kütüphane müdürü atanmıştı,  Çaldıran'da da hastane binası açıldı ama içi boş, uzman doktoru yok, tıbbi cihazlar yok. AKP'nin hastane açmaktan anladığı şey inşaattır, onu da malzeme çalarak yapmaktadır. İşte, Çaldıran Devlet Hastanesinin durumu, radyoloji bölümü ve tavanı çöküyor. Yine, radyoloji bölümünün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Devamla) –   Evet, Çaldıran Devlet Hastanesinin durumu, burası radyoloji bölümü, alt kat tümden kanalizasyonu olmadığı için logar suları altında ve vidanjörle bu logar suları temizleniyor, bina çökmek üzere ve dökülüyor, bunu kamuoyuna tekrardan gösteriyorum.  Tüm bu fiziki koşulların yanında asıl sorun geleneksel devlet aklının faşist, ırkçı yaklaşımı, bölge illerini mahrumiyet bölgesi, zorunlu hizmet bölgesi, sürgün yeri olarak görmesidir. Bütün bu koşullardan dolayı sağlık emekçileri, hekimler de ilk fırsatta gitmeyi düşünüyor.

Sağlık hakkı, yaşam hakkıyla bağlantılıdır. Yaşamı korumak için, doğru bir sağlık politikasıyla herkese eşit, parasız, ulaşılabilir ve ana dilinde sağlık hizmeti sunulmalıdır.

Tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla ilgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 8- 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında bulunan ikinci cümlesi ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Kuraya ilişkin usul ve esaslar ile bunların Sağlık Bakanlığındaki atamalarına ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."

"Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi, ilgili dalda tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, eğitim görevlisi ve başasistanlar tarafından verilir. Doktor öğretim üyesi ve başasistanların tıpta uzmanlık eğitimi verebilmeleri için uzmanı oldukları alanda fiilen en az bir yıl çalışmış olmaları şarttır.”

 

Mehmet Bekaroğlu                 Özgür Özel                         Metin İlhan

      İstanbul                           Manisa                                Kırşehir

Nazır Cihangir İslam             Servet Ünsal                          Ali Şeker

     İstanbul                            Ankara                               İstanbul

Ali Fazıl Kasap                    Fikret Şahin

     Kütahya                           Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Nazır Cihangir İslam.

Buyurun İslam. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; evet, 2’nci gün oldu, bu Sağlık Yasası’ndaki değişmeyi tartışıyoruz.

Ben de çocukluk günlerime gittim, hani ortaokuldaki ergenlik günlerime. Şöyleydi: Yani dersler nasıl diye sorarlardı? Aslında derslerin bir kısmı kötü, ben daha çok resim yapmayı, müziği falan seviyorum, beden eğitimini seviyorum ama iyi derdik, her çocuğun dediği gibi. Dersler nasıl? İyi. Dersler nasıl? İyi. Karne günü, tabii, benim kanaatlerimle hocaların yargıları arasında bir çelişki olurdu. E, tabii, bu da eve yansırdı, neticede şöyle sıyrılmak mümkündü: Bu hocaların hepsinin, bu öğretmenlerin hepsinin bana garazı var, beni okuldan attırmak istiyorlar, hepsi benim düşmanım, beni yok etmek istiyorlar ama inanın, ne vicdanım ne aklım buna yanaşmıyordu. Bu, sadece benle alakalı bir iş değil; hayattaki dönüm, hayattaki dönüşüm, hayattaki çevirim bu şekilde gider. Duvara toslarız, duvara tosladığımızda yapacağımız 2 şey var; ya inat eder aynı istikamette devam ederiz, bir daha toslarız, bir daha toslarız ve kendimizi yok edene kadar toslarız ya da istikamet değiştiririz.

Çok değerli arkadaşlarım, işte, sağlık konusundaki tartışmalarda iki gündür, burada bütün rakamlar verildi, bütün savunmalar yapıldı, buna benzer bir durum var karşımızda. Yani olaya her konuda olduğu gibi âdeta bir çocuğun, bir ergenin yaklaştığı gibi yaklaşılıyor. Şunu diyorsunuz: “Bu harcadıklarımızda biz en iyisini yaptık, en iyi hizmeti veriyoruz, en iyi sonuçları aldık ama muhalefet birlik olmuş bizi karalıyor ve bütün düşmanlar –genelde de bunu söylüyorsunuz- bizi yok etmeye çalışıyor.” Değerli arkadaşlar, biz de diyoruz ki: Bu yaptıklarınız en iyi tercih değildi, gözden geçirmelisiniz. Bu yaptıklarınızı çok daha ucuza mal ederdik veya sizin yaptığınız bu harcamalarla biz bunun 2 mislini, 3 mislini yapabilirdik ve çok daha iyi sonuçlar alırdık, hem vatandaşın hem sağlık çalışanlarının memnuniyetini kazanırdık. Sizin hiçbir rakama ve mantıksal çıkarıma dayanmayan önermeleriniz ve iddialarınız ne kadar doğruysa bizlerin bu söyledikleri de en az o kadar doğrudur.

Değerli arkadaşlarım, her konuda olduğu gibi sağlık konusunda da performansınızın ölçülmesi gerekiyor. Maliyet etkinliğine bakıyoruz yani harcadığınız paranın ne kadar rasyonel harcandığına bakıyoruz ama bu konuda bilgi vermiyorsunuz, âdeta olayın üstüne kapanıyorsunuz, harcamaların uygun olup olmadığı konusunda, alternatif yöntemler konusunda, ne bileyim, bir ihaleyi kime hangi nedenlerle bu şekilde verdiğinizden dolayı herhangi bir açıklamaya gitmiyorsunuz ama sorduğumuzda “Sonuçlar gayet iyi.” diyorsunuz.

Uygulamalarınızın sonucu olarak hasta tedavi sonuçları hakkında da bir açıklama yapmıyorsunuz yani hangi hastalık grubunu nereden aldınız, bu uygulamalarla nereye getirdiniz, bunun hakkında da bir bilgimiz yok ama buraya çıkıyorsunuz, “Hastalar nasıl?” diyoruz, siz diyorsunuz ki “İyi.” Uygulamalarınızın en büyük, en trajik sonuçları ne yazık ki sağlık çalışanları üzerinde odaklandı. Size sorsak buna da iyi diyorsunuz ama sağlık çalışanları açısından bu, tam bir felaket. Daha geçen hafta Siirt’teydik, Siirt’te çalışma yaparken Kurtalan’da bir hekim arkadaşımıza saldırı haberi aldık hemen oraya gittik, Sayın Kaymakamla telefonda görüştük, Kaymakam dedi ki: “Hastanede polis yok.” Neden hastaneye polis vermiyorsunuz? “Benim bile korumam yok.” dedi yani böyle bir durum.

Evet, olumlu yaptıklarınızın üstünden geçmiyorum yani bebek ölüm, anne ölüm -ne bileyim- doğumda beklenen yaşam süresi, kaba ölüm oranları; bunları zaten söylüyorsunuz ve zikrediyorsunuz ama durum bundan ibaret değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Teşekkürler.

Bakın, siz birinci basamağı amaçlarına uygun çalıştırmıyorsunuz. Sağlık okuryazarlığı toplumda hemen hemen yok gibi. Obezite konusunda tam bir fiyasko. Toplumun ortalama kan basıncı, kalça kırıkları, omurga kırıkları, osteoporoz (kemik erimesi) bunlar konusunda yani halk sağlığını ilgilendiren olaylar konusunda bir açıklamanız yok. Hasta Batı’da 6 kez uzmanı görürken bizde 10 kez görüyor ve lüzumsuz tetkikler konusunda da bir çalışmanız yok. Yoksulluk, tükenmişlik, meslekten soğuma ve yurt dışına bir an önce gidip orada hekimlik yapma arzusu hat safhada.

Değerli arkadaşlar, Sayın Erdoğan ne dedi: “Doktor iğne yaparsa hasta felç olur.” Bunun bir doğruluğu yok ama siz bu ülkeyi yönetirseniz ülke felç olur, bunu da hepimiz gördük.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu        Hayrettin Nuhoğlu                         Ümit Beyaz

       Adana                                     İstanbul                                     İstanbul                      

Zeki Hakan Sıdalı                     İmam Hüseyin Filiz                     Ümit Dikbayır

       Mersin                                    Gaziantep                                   Sakarya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerine İYİ Parti adına söz aldım. Selamlarımı sunarım.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 1’inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ve ikinci fıkrası değiştirilmektedir. Değiştirilen cümleyle Kura İle Atanacak Sağlık Personelinin Atama Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik’in Sağlık Bakanlığınca çıkarılması sağlanmakta, değiştirilen fıkrayla da tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi vereceklerde fiilen en az bir yıl çalışmış olma şartı getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz büyük bir sağlık kriziyle karşı karşıya kalmak üzereyken bu şekilde bazı maddelere bir cümle eklemek veya bir fıkra değiştirmek gibi yapılan pansumanların sorunlara çözüm getirmeyeceği çok açıktır. Son zamanlarda birçok hastanede bazı branşlarda uzman hekim bulunmadığı için randevular aylar sonraya verilebilmektedir; tıbbi görüntüleme randevularında ise daha uzun süreler gerekmektedir. Övünç kaynaklarımızdan birisi olan tıp eğitiminde de sıkıntılar baş göstermiş, üniversitelerimizdeki hoca sayısı hızla azalmış, eğitimin kalitesi de düşmeye başlamıştır. Başka ülkelere giden doktor sayısı artık binlerle ifade edilmekte, binlercesi de gidebilmenin fırsatlarını kollamaktadır; boşalan yerlerde ise sığınmacı doktorlara görev verilmektedir. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, dünyanın her yöresinden hasta kabul eden bir ülke olan Türkiye bu konumundan uzaklaştıkça sağlık turizmine de büyük darbe vurulacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

Dünyayla mukayese edildiğinde de görüleceği gibi, ülkemiz hızla irtifa ve itibar kaybetmektedir. Sağlık harcamalarının millî gelire oranı esas alındığında, Kolombiya ve Vietnam’ın bile gerisinde kalmaktayız. Dünya Ekonomi Forumu’nun Küresel Rekabetçilik Raporu’na göre de ülkemiz, çalışanların sağlığı sıralamasında gelişmiş ülkelerin çok gerisinde kalmakta, ancak Mısır ve Filipinler gibi ülkelerle yarıştığımız görülmektedir. Sağlıklı iş gücü yoksa üretimde verimlilik azalır; sağlıklı nesiller yetiştirilemez ise de gelecek bütünüyle tehdit altına girmiş olur. Dolayısıyla sağlık hizmetlerinin eksiksiz sunulması, iktidarlara Anayasa’nın yüklediği bir görev ve sorumluluktur, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.

İktidarın bakış açısındaki başarı hikâyelerinde şehir hastanelerinin çoğalması ve sayısal verilere dayanan çok hastaya hizmet verilmesi söylemi vardır. Sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesi arkasındaki şaibelere aldırış etmeden gösterişli, lüks hastane binalarıyla izah edilmeye çalışılmaktadır. Bu anlayış son derece yanlış bir anlayış olup göz boyamak ve günü kurtarma gayretinden başka bir şey değildir. Daha dün bu kürsüden konuşma yapan iktidar mensupları masallar anlatarak algı operasyonu yapmaya devam ettiler. Bazı söylediklerine kendileri de inanmaya başlamış:  “Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarından önce ambulans mı vardı? Görüntüleme cihazları mı vardı? Yoğun bakım üniteleri mi vardı?  MR mı vardı? Tomografi mi vardı?” Hiçbirisi yokmuş. Şimdi ise hepsi var; var olmasına var da daha dün Sağlık Bakanlığı önünde kendini aracının içerisine kilitleyip sesini duyurmaya çalışan ambulans şoförüne ne diyeceğiz? O da herkes gibi nankör müdür yoksa? Aslında nankör olan gerçekleri gösteren ambulans şoförü değil, milletin büyük desteğine rağmen masal anlatarak algı yaratmaya çalışanlardır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Yirmi yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının sağlıkta ülkeyi getirdiği nokta işte budur.

Değerli milletvekilleri, doktorlarımızın yurt dışına çıkmalarını önlemeye yönelik yasalar yapısal sorunları çözmekten ve kapsayıcılıktan uzak olmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sağlık alanında bütün sorunların ele alındığı, bütün paydaşların kabul edebileceği kapsamlı bir reforma ihtiyaç olduğu doğrudur. Bu açıdan değerlendirilecek olursa, eğitim sürecinden çalışma koşullarına, farklı istihdam modellerinin kaldırılmasından özlük haklarına kadar gerçekçi bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu açıktır. Reform sayılabilecek, kapsayıcı bir sağlık kanununun hayata geçirilmesi artık iktidarın yapabileceği bir iş değildir. Zira, iktidarın tek adam görüntüsündeki partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin son kullanma tarihi yaklaşmış olup tamamen tıkanmak üzeredir. Yaklaşmakta olan seçimlerle, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin mümkün olacağına, sağlık dâhil halkın beklediği bütün sorunların kısa sürede çözüleceğine olan inancımı paylaşır, saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 9 - 3359 sayılı Kanunun ek 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında bulunan "veya ilgililerin talebi halinde 10.7.2003 tarihli ve 4924 sayılı Kanuna tâbi sözleşmeli sağlık personeli" ibaresi madde metninden çıkarılmış ve fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta olan personel, bulundukları ilde 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna tabi sözleşmeli sağlık personeli olarak çalışabilir.”

Metin İlhan                         Servet Ünsal                      Fikret Şahin

Kırşehir                                Ankara                               Balıkesir

Mehmet Bekaroğlu                  Ali Şeker                     Ali Fazıl Kasap

İstanbul                                İstanbul                               Kütahya

Özgür Özel

  Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Ali Fazıl Kasap.

Buyurun Sayın Kasap. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifini hazırlayan AK PARTİ Milletvekili Sayın İsmail Tamer   -burada mı bilmiyorum şu anda ama- 20 Nisanda şöyle bir açıklamada bulunuyor basına: “Pratisyene 25, uzmana 30 bin.” Böyle bir beyanatı var. Ya, bu kanun teklifini hazırlayan İsmail Bey, ben de bir sağlık profesyoneliyim; bizde, tıp mesleğinde ağabey-kardeş ilişkisi vardır, haklarını korurlar. Neden 1 Aralıktan bu duruma geldik, onu izah etmesi çok zor. Neden 25'ten 12, 13'lere düştünüz? Ben de onu merak ediyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, bir Türkiye gerçeği var. Uzman doktor 12.500 lira, asistan 11.000 lira, eczacı arkadaşlarımız 5.000-7.000 lira, hemşire arkadaşlarımız 7.400 lira, her şey dâhil, aile hekimleri demin söylenenin hilafına 11.000 TL civarında maaş alıyor, emekliler de 9.000 lira, çalışıyorsa da 6.700 liraya düşüyor. Bulanık suda balık avlıyorsunuz. Çok fazlasına gerek yok, Türkiye'de yoksulluk sınırı 19.602 lira ve Türkiye'de kamuda çalışan hekimlerin hepsi bu yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. Peki, değerli arkadaşlar, burada mutlu bir azınlık var, sizin himayenizde diyeyim artık, bir yerde, o mutlu azınlığın özelliklerini de izah edeyim. Sayın Bakanın, Bakan Yardımcısının ve Komisyondaki arkadaşlarımızın dukalarını uçuklatan rakamlar var. Neler var? İl sağlık müdürü var, bunlar stratejik personel 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle maaş bağladığınız, Türkiye çapında yaklaşık 9.800 ayrıcalıklı kişi. Peki, bunlar ne kadar alıyor? Sağlık müdürü 60.000 lira, sağlık müdürü 41.000 lira, uzman tabip 30.000 lira, tabip 24.000 lira; bunlar ilçe sağlık müdürleri. Peki, orada çok daha stratejik bir personel sayısı var: Hekim olmayan başkanlar. Siz, bunlara 21.000 lira veriyorsunuz; açlık sınırının üstünde maaşı bu arkadaşlara veriyorsunuz, AK PARTİ'yle değişik şekilde bağlantılı olan yaklaşık 10.000 insana ve bunların içinde -çok değişik- dört yıllık lisans mezunu var.

Diğer taraftan “Stratejik olarak çok gerekli.” diyorsunuz, bu 4972’yle getirilmiş olan… Aynı acil serviste bir hekim arkadaş çalışıyor 12.000 liraya. Aynı konumda, aynı okuldan mezun hatta aynı zamanda mezun hekim arkadaş 25 bin liraya çalışıyor. Ya, burada “stratejik personel” diye değerlendirdiğiniz sağlık personelinin maaşı -ki hekimler stratejik personeldir- vali maaşı veya hâkim, savcı maaşının çok çok ötesindedir.

Ben size şöyle söyleyeyim: Türkiye’de kamuda çalışan toplam 115 bin hekim arkadaşımız var. Emin olun, maaşlarına 5-6 bin lira direkt seyyanen zam getirildiğinde bütçeye tüm yükü sadece 7-8 milyar TL oluyor. Sizin çalıştırmış olduğunuz toplam 9.800 stratejik yandaşa, dört yıllık lisans mezunu veya hiçbir liyakati olmayan şahıslara verdiğiniz para 2,7 milyar TL, 2,7 milyar TL; emeklilere yaptığınız iyileştirme sadece 807 milyon lira, insanların GSS veya 50, 100 liralık basit sağlık giderlerini ödeyemediği için silmek zorunda kaldığınız ama silmediğiniz 809 milyon lira. Ya, Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlet, siz küçülttünüz, siz küçülttünüz; 109 milyon liranın hesabını yapıyorsunuz.

Peki, hekimlerin bir yılda alacağı maaş ne, biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bir yılda alacakları maaşın toplamı -yani dediğim iyileştirme yapılırsa, asgari yoksulluk sınırından 1 lira fazla verdiğinizde- Cumhurbaşkanlığının bir uçağı yapmıyor; aradaki fark Cumhurbaşkanı... Türkiye bu tezatların ülkesi olmaması gerekiyor. Hekimlerin haklarını savunmamız gerekiyor, hekimlerin haklarını gasbetmememiz gerekiyor, hekimleri ve diğer tüm sağlık çalışanlarını -eczacılar, diş hekimleri de dâhil- bu yoksulluk sınırının altında yaşatmaya devam ederseniz olacağını şöyle söyleyeyim: Kanun teklifini hazırlayan arkadaşlar ve hekim arkadaşlar galiba yüzleri tutmadığı için şu anda Genel Kurulda değiller; İsmail Bey de kaçmış büyük bir ihtimalle, buralarda değil. Bakın, bu beyanatı veriyorsunuz ama ciğeriniz, içiniz istemiyor, kalbiniz mutmain değil ve burada hekim arkadaşlardan -17 hekim arkadaş burada imza atan- hemen hemen 1 veya 2 kişi dışında yok. Yüzünüz tutmuyor mu değerli arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Niye öyle bir şey olsun Allah aşkına yani.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Hekimlere verilen şeylerin yetersiz olduğunu galiba arkadaşlar da kabul ediyor ve burada değiller. Genel Kurulda AK PARTİ sıralarında bir hekim arkadaş var.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen sürekli hepsinde duruyor musun?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ya, sen de yoktun…

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Bakın, yani vicdanınız elvermiyor.

Ben size son cümleyi şöyle söyleyeyim: Bu mantıkla devam ettiğiniz müddetçe Türkiye'de hekim kalmayacak.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Fazıl Bey… Fazıl Bey…

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Ama şunu söyleyeyim “Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü çıkarmış.” diyorlar.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Terbiyesizlik yapma!

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Fazıl Bey, Arife Hanım orada, ben buradayım.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yani “Kaçmış.” falan demeye gerek yok.

BAŞKAN – Sayın Demirbağ, hoş geldiniz. Sayın Demirbağ…

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Yüzünüz tutmadığı için burada değilsiniz. İsmail Bey'i de burada beklerdik, kanun teklifinde daha önceki önerisinin yerine getirilmediği için. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Hepinize, Genel Kurula teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – Aynaya bak da kendini gör.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen burada konuşma yapacaksın diye hazır kıta Mecliste hazır mı olacağız yani?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ya bu nedir? Bu Mecliste konuşmayacak mıyız yani! Bu nasıl bir üsluptur, bu nasıl bir terbiyedir, her çıkana laf atıyorsunuz; yakışıyor mu ya! Ne ayıp şey ya! Hiç yakışıyor mu iktidar grubuna bu tahammülsüzlük ya!

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9’uncu maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan şeklinde” değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kemal Peköz                         Oya Ersoy          Gülüstan Kılıç Koçyiğit

Adana                                   İstanbul                                  Muş

Rıdvan Turan            Serpil Kemalbay Pekgözegü

Mersin                                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Adana Milletvekili Sayın Kemal Peköz.

Buyurun Sayın Peköz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanunun 9’uncu maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu selamlıyorum.

Madde üzerinde konuşmaya geçmeden önce, bir yıl önce hain bir katil tarafından hunharca katledilen Deniz arkadaşımızı saygıyla ve sevgiyle anıyorum.

52’nci yılında -içinde de bulunduğumuz- 15-16 Haziran olaylarında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor; barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenleri de selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, maddeyle özlük haklarında yapılacak iyileştirme gündeme alınmış. Sağlık camiasında çalışanların özlük haklarının iyileştirilmesine hiç kimsenin bir itirazı olamaz ancak bunu iyileştirirken aynı zamanda sağlık hizmetlerinin ülkenin her tarafına yaygınlaştırılabilmesi için de dezavantajlı bölgelerin de üzerinde bir çalışma yapılıp onların gidilebilir, yaşanabilir ve hizmet yapılabilir yerlere dönüştürülmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, sağlık hizmetleriyle ilgili aralık ayında getirilen teklif daha sonra “Daha iyisini getireceğiz.” diye geri çekilmişti ama şimdi gelenin ona bile ulaşmadığı araştırmada görülüyor. Aynı zamanda, sağlıkta şiddetle ilgili bir yasa geçirdik ancak sağlıkta şiddeti önleyecek olan yasa maalesef istenen sonucu vermedi çünkü Ceza Kanunu'nun içerisine yerleştirilmedi; 3359 sayılı Yasa’ya yerleştirildiği için, caydırıcılığı olmadığı için de işlemiyor ve şu anda sağlık kuruluşlarında hemen hemen her gün şiddet uygulanmaya devam ediliyor.

Türk Tabipler Birliği artan şiddet nedeniyle 18 Ocak 2022 tarihinde Adalet Bakanlığından talepte bulundu, sağlıkta şiddet yasasının 3359 sayılı Yasa’dan çıkartılarak Ceza Yasası’nın içine alınması talep edildi. O dilek de yerine getirilmedi.

Yine, daha önce, Türk Tabipler Birliği, Sağlık ve Adalet Bakanlığına da bir yazı göndermişti, onu okumak istiyorum size: “Doktor Ersin Arslan'ın hasta yakını tarafından öldürülmesinin ardından mevzuatta kimi düzenlemeler yapılmış ancak ısrarla talep etmemize karşın bu düzenlemeler ceza mevzuatında değil 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nda yer almıştır. 2/1/2014 günlü Resmî Gazete'de yayınlanan 6514 sayılı Yasa’nın 47’nci maddesiyle 3359 sayılı Yasa’nın ek 12 maddeye eklenmesiyle başlayan ve 2018 ve 2020 yıllarında da ek fıkrayla düzenlemeyle devam eden değişiklikler arasında sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100’üncü maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında tutuklama nedeni sayılması gereken suçlardandır.

Kamu veya özel sağlık kurumu ve kuruluşlarında görev yapan sağlık personeliyle yardımcı sağlık personeli, görevleri sebebiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan kasten yaralama -yani madde 86- tehdit -madde 106- hakaret -madde 123- ve görevi yaptırmamak için direnme -madde 265- suçlarının içerisine alınması hâlinde bu işleyiş kazanabilecek ve caydırıcılığı olacağı için aynı zamanda sağlıkta şiddetin önüne de geçilmiş olacaktır.”

Sağlıkta, aynı zamanda, bunların yanında, sağlıkta şiddetin ve özlük haklarının yanında önemli bir konu daha var. Özellikle belirli bir yaşın üzerindeki insanlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan insanların ana dilleri Türkçe olmadığı için, genellikle Kürtçe konuştukları için ve ana dilleri Kürtçe olduğu için hizmet almakta zorlandıklarını zaman zaman ifade etmektedirler. Bununla ilgili bugüne kadar herhangi bir düzenleme yapılmadı. Bu kanun teklifi, derli toplu, taraflarıyla birlikte yeniden gözden geçirilmesi, yeniden ele alınması, aynı zamanda Tabipler Birliğinin, sağlık çevrelerinin, sağlık kuruluşlarının temsilcilerinin tümünün de katıldığı bir şekilde yeniden düzenlenmesi ve ana dilinde sağlık hizmetinin sunulmasının da yerine getirilmesi hâlinde bir anlam ifade eder; bu şekliyle eksiktir, yanlıştır, istenen sonucu da vermeyecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Hüseyin Örs                    Mehmet Metanet Çulhaoğlu               Ümit Dikbayır

      Trabzon                                     Adana                                      Sakarya

   Dursun Ataş                               Ümit Beyaz

      Kayseri                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş.

Buyurun Sayın Ataş.( İYİ Parti sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan sağlıkla ilgili kanun teklifinin 9’uncu maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, ekonomik, siyasal, ekolojik, eğitim, sağlık, barınma gibi her alanda biriken sorunlar ve bu sorunların getirdiği şiddetli krizle 100’üncü yılına girmeye doğru hızla yol almaktadır. Krizlerin birbirini kovaladığı ülkemizde AKP iktidarının en çok övündüğü sağlık sistemi de ciddi bir krizin içinde ve iflas etmek üzeredir.  Bu duruma rağmen, bugün getirilen kanun teklifi sağlıktaki sorunları giderebilmekten çok uzaktır. Bu kanun teklifi, Aralık 2021'de Genel Kuruldan daha fazla geliştirilmek ve iyileştirmek amacıyla geri çekilmişti ancak aradan geçen altı aylık süreden sonra gelen bu teklif beklentilerin çok uzağında kalmıştır yani sağlık çalışanları Hükûmetin bizzat kendisi tarafından yüksek bir beklentiye sokulmuş ancak dağ fare doğurmuştur. Özellikle, teklif, emeklilik dönemine yansımayan ek ödemelerde iyileştirme yapmakta, sabit maaşlarda ise iyileştirme yapmamaktadır yani sağlık sistemimize büyük zararı olan performansa dayalı ek ödeme uygulaması anlayışı daha da derinleştirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye bugün büyük bir sağlık kriziyle karşı karşıyadır. Uygulanan yanlış politikalar, sağlık çalışanlarına karşı şiddet, zorlu çalışma koşulları, bir türlü iyileştirilmeyen özlük hakları gibi önemli sorunlar sebebiyle hekimlerimiz ve diğer sağlık çalışanlarımız istifa etmekte veya yurt dışına gitmektedir. 2021 yılında 1.400’ün üzerinde doktor yurt dışına gitmiştir. Bu yılın sadece ilk 5 ayında ise 491'i uzman, 445'i pratisyen, toplamda 936 hekim yurt dışına gidebilmek için belgesini almıştır. Yıl sonuna kadar 2.500’ün üzerinde doktorun yurt dışına gideceği tahmin edilmektedir. Bugün hastalar randevu almak için doktor bulamazken AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı ise doktorları kastederek “Açık konuşuyorum, varsın, gidiyorlarsa gitsinler; bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz.” demişti. Ancak bugün yapılan kamuoyu yoklamalarında 10 bine yakın tıp öğrencisinin mezun olduktan sonra hayatlarını Avrupa ülkelerinde devam ettirmek istediği ortaya çıkmaktadır yani doktorlarımız gidiyor, tıp öğrencilerimiz ise gitmek için hazırlık yapıyor. Bu vahim durumun sonucunda birçok hastanede, hatta ilde bazı branşlarda hekim kalmamıştır çünkü bilim değer görmediği toprakları her zaman terk eder.

Değerli milletvekilleri, “Sağlıkta devrim yaptık.” dedikleri ülkede bugün muayene randevuları aylar sonrasına verilebilmekte ve tıbbi görüntüleme, MR, ultrason gibi randevular içinse hastalar yaklaşık altı ay bekletilmektedir. Övündükleri sağlık sisteminde bir hastanın tedavi süreci hayatta kalmayı başarabilirse en iyi ihtimalle bir yılı aşmaktadır. Sağlıkta yaptık dedikleri devrim sonucu bir doktor otuz altı saat çalışmakta, şiddete uğramakta, bir hastaya ortalama beş dakika zaman ayırabilmektedir. Sonuç olarak, AKP’nin her alandaki başarısızlığı sağlık sistemimize de sirayet etmiştir.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Kayseri’de de sağlıktaki sorunlar çığ gibi büyümüştür. Kayseri Şehir Hastanesinde uzman olmayan bölümler bulunmaktadır, şehrimizin kırsal ilçelerinde ise durum daha da vahimdir. Kırsal ilçelerde uzman doktor bulunmamakta, ameliyatlar yapılamamakta, hastane binaları boş dururken en acil ameliyatlar için bile hastalar şehrin öteki ucuna gönderilmektedir.  Hemen hemen her gün hastanelerden randevu alamamaktan, yatak bulamamaktan şikâyetçi hemşehrilerimiz bizleri aramaktadır. Kayserili hemşehrilerim sağlık konusunda bu sıkıntıları yaşarken AKP’li siyasilerin kendi içindeki kavgaları sağlık bürokrasisi üzerindeki üzerinde devam etmektedir. AKP’li bir siyasiye yakın olan bir sağlık bürokratı AKP’li başka bir siyasi tarafından görevden aldırılmakta, AKP’li siyasiler kendi adamını yönetici yapmak için kavga etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Liyakatin hiçe sayıldığı Kayseri’de sağlık sistemi AKP’li siyasilerin ring alanına dönüşmüş. Böyle bir ortamda doğal olarak sistem işlememekte, hastalardan doktoruna, sağlık çalışanlarından öğrencisine herkesi mağdur etmektedir.

Değerli milletvekilleri, gelinen noktada, sürekli övündükleri sağlık sistemi felç olmuş; günde 6 doktorun yurt dışına gittiği bir ülkede hastalar randevu alamaz, acil ameliyatlar dışında ameliyatlar yapılamaz, doktorlar hastalara bakamaz hâle gelmiştir. Bu yüzden, günü kurtarmalık çalışmalar yerine geleceğe yönelik, sağlık sektörünün tüm sorunlarını ele alan bir reform yapılması gerekmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.  

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklif’nin 10’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Nuran İmir                        Gülüstan Kılıç Koçyiğit                       Oya Ersoy

       Şırnak                                        Muş                                       İstanbul

  Rıdvan Turan                  Serpil Kemalbay Pekgözegü                    Sait Dede

       Mersin                                       İzmir                                       Hakkâri

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerine söz talep eden Hakkâri Milletvekili Sayın Sait Dede.

Buyurun Sayın Dede. (HDP sıralarından alkışlar)

SAİT DEDE (Hakkâri) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 10’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Bugün, Türkiye'de ekonomiden tarıma, eğitime kadar bütün alanlarda çoklu krizler yaşanmaktadır. Yurttaşları yaşamlarıyla tehdit eden en önemli sorunlardan biri de sağlık alanında yaşanan daha fazla hasta, daha fazla hastalıkla kâr etmeyi hedefleyen sağlık sisteminin yarattığı krizdir. Aylar sonrasına alınabilen randevular, gittikçe artan kalemlerle cepten ödemeler, kamusal sağlık hizmetlerini tüketen düzenlemelerle özel hastanelere teşvik, sağlıkta eşitsizlik tüm toplumun sağlığını tehdit etmeye devam etmektedir. Meslek örgütleri ve sağlık emekçileri birçok defa iktidarı uyardı, derhâl önlem alınması gerektiğini söyledi. Uzunca bir süredir devam eden sağlık emekçilerinin mücadelesi nihayet iktidarı sağlık alanında bir düzenlemeye zorladı. Ancak şimdi de teklife baktığımızda birçok defa en üst düzeyde dile getirilen vaatlerin hiçbirinin yerine getirilmediğini görüyoruz. “Sağlık ekip işidir.” anlayışıyla bağdaşmayan, sağlık meslek mensuplarının hiçbirini memnun etmeyen bir düzenlemeyle bir nevi sus payı verilmek istenmektedir. Koruyan değil, hastalık üreten bir sağlık sistemi içinde sağlık emekçileri yoğun çalışma saatleri, uzun mesailer, ardı ardına gelen nöbetlerle yoğun bir yük altındadır. Tüm bu yoğun emeğe rağmen tek talepleri insani yaşam koşullarının oluşturulması olan sağlık emekçilerinin hakları her geçen gün daha fazla gasbedilmeye devam edilmektedir.

Bakın, sağlık emekçileri, meslek örgütleri, sendikalar defalarca sorunları ifade etmelerine rağmen bu iktidar sorunları görmemekte, çözüm üretmekten çok sorun üretmekte ısrar etmektedir. Sağlık emekçileri “Hastaneler işletme hâline getirildi.” diyorlar, siz “Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla harika şehir hastaneleri yaptık." diyorsunuz; onlar “Haklarımız gasbediliyor." dediler, siz “Çıktı çıkacak, müjdemiz var, yeni düzenleme kapıda.” diyerek oyalama taktikleriyle mücadelelerini zayıflatmak istediniz; onlar aralıkta getirdiğiniz düzenlemeye karşı çıkarak “Sağlık ekip işidir." dediler, siz o düzenlemenin bile gerisine düştünüz; onlar “Tükeniyoruz." dedikçe siz performans dayatmasıyla daha yoğun çalışma saatleri, daha uzun mesailerle sağlık emekçilerini iyice tükettiniz. Aşırı iş yükü, uzun nöbetler, düşük ücretler ve daha birçok nedenden istifa eden doktor sayısı artarken siz kalkıp “Giderlerse gitsinler.” demeye kadar vardırdınız işi.

 “Çözüm” diye sunduğunuz teklifin 10’uncu maddesiyle getirilmek istenen düzenlemeyle sözleşmeli personel istihdamında pozisyon sayısı artırılmak istenmektedir. Oysa maddenin geçmesi hâlinde mevcut eşitsizlikler ve adaletsizlikler ortadan kalkmayacaktır. Gerçekten mağduriyeti bir nebze giderecek bir düzenleme yapılmak istenseydi tüm sözleşmeli sağlık emekçilerinin kadroya geçirilmesi istenirdi.

Yine, bir lütuf gibi pazarlanan teklife baktığımızda performansa dayalı angarya çalışmayı dayatan ek ödeme uygulamalarıyla karşı karşıyayız. Ek ödeme tavan oranları zaten maaşlara oranlanmıştı ve sağlık emekçilerinin maaşları arasında belli farklar hâlihazırda zaten bulunmaktadır. Buna rağmen, ek ödeme oranları, hâlihazırda daha yüksek maaşlı olanlara yüksek oranda, daha düşük maaşlı olanlara ise düşük oranda öngörülmüştür. Bu ayrımcı yaklaşım, bütün sağlık emekçilerinin çalışma motivasyonunu kırdığı gibi iş barışını da bozacak ve sağlık hizmetinin bütüncül yaklaşımına da ciddi bir zarar verecektir. Sabit ek ödemelerde herhangi bir artış yaşanmadığı gibi, ödemelerin emekliliğe yansıtılmasına yönelik bir düzenleme de ne yazık ki bulunmamaktadır.

2021 Aralık ayındaki düzenlemede ödemeler sabit ek ödeme üzerinden artarken mevcut yasa teklifinde ödemeler daha güvencesiz olan performans ve sözleşmeli çalışma üzerinden artırılmakta, mesai dışı çalışma teşvik edilmektedir. Performansa dayalı angarya çalışmayı dayatan ek ödeme uygulamasında ısrar edilmeye devam edilmektedir. Aralık 2021’deki düzenlemede, pratisyen hekim sabit ek ödeme oranları yüzde 180’den yüzde 450’ye yükseliyordu; mevcut yasa teklifinde ise pratisyen hekimlerin sabit ek ödeme oranı yüzde 180’den yüzde 265’e yükseltildi. Örneğin, 3.773 lira alan pratisyenin sabit ek ödemesi Aralık 2021’deki düzenlemeyle 9 bin lira civarında olacak iken yeni yasa teklifiyle 5 bin lira gibi bir miktarda olacaktır.

Çalışanların ücretleri her geçen ay erirken çalışma şartları daha da zorlaşmaktadır. Hekimlerin büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında ücret alırken her gün sağlık kurumlarında yaşanan kaos ortamını idare etmek zorunda kalmaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SAİT DEDE (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Dayanılmaz hâle gelen koşullar sonucu, son iki yılda binlerce hekim kamudan istifa etmiş ve yine, binlercesi yurt dışına gitmek zorunda kalmıştır. Uzun süredir nitelikli sağlık hizmeti alamayan toplum artık hekim bulamamaktadır.

Zam şampiyonu tek adam rejimi, yandaşa kamu kaynaklarını kepçeyle dağıtırken emekçiler söz konusu olduğunda onlara bir çay kaşığı kadar dahi artışı çok görmektedir. Tüm yurttaşlar gibi sağlık emekçileri de geçinemiyor, yoksullukla mücadele ediyor. Giderek derinleşen bu krizin mimarı tek adam ve onun rejimidir.

Hastaneler otellere dönüştürüldü, sağlık ürünlerine yapılan zamlar en üst sıralarda yer almaktadır. Doktor yok, teknik ekipman yok, malzeme alınamıyor, insanlar sağlık hakkına erişemediğinden sağlığından oluyor; vatandaş hastaya, tüketiciye ve en açık tabiriyle müşteriye dönüştürülmüştür. Bu hastalıklı sistemin reçetesini halk sandıkta yazacaktır, bundan en ufak bir şüpheniz olmasın.

AKP’siz bir gelecek, sağlıklı bir gelecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 10- 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1’inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde bulunan “22000’i” ibaresi “27.000’i” şeklinde değiştirilmiştir.

Ünal Demirtaş                    Ali Fazıl Kasap             Mehmet Bekaroğlu

Zonguldak                              Kütahya                               İstanbul

Ali Şeker                             Metin İlhan                       Servet Ünsal

İstanbul                                Kırşehir                                Ankara

Fikret Şahin                         Özgür Özel

Balıkesir                                Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Zonguldak Milletvekili Sayın Ünal Demirtaş.

Buyurun Sayın Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağlık çalışanlarının mali ve özlük haklarının iyileştirilmesiyle ilgili  kanun teklifini görüşüyoruz,  öncelikli olarak bu düzenlemeyi hangi ekonomik iklimde görüşürüz; onu kısaca ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi sizin yani Cumhur İttifakı'nın “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” dediği bizimse “tek adam rejimi” dediğimiz sistem, 2018 yılında yürürlüğe girdi ve bu, yürürlüğe girdikten sonra Türkiye, özellikle  ekonomik anlamda son derece sıkıntılı günler yaşamaya başladı yani bir ekonomik krize girdik, bir ekonomik kriz derinleşerek devam etti ve şu anda da bir buhran şeklinde bütün sıkıntıları yaşıyoruz. Tabii, döviz kurlarında artışlar meydana geldi, enflasyon çok ciddi derecede yükseldi ve bu, çalışanlarımıza çok olumsuz şekilde yansımaya başladı. Yani TÜİK'in makyajlı verilerinde bile “Yüzde 73 enflasyon var.” diyoruz ama vatandaşlarımızın hissettiği enflasyon oranı  -ki ENAG’a göre yüzde 160- çok daha yüksek bir oran. Tabii ki bu enflasyon ortamında da temel ihtiyaç maddelerine zam üzerine zam geliyor ve bu ekonomik krizin derin etkilerini ise özellikle dar gelirliler yani çalışanlar, emekliler, esnaflar ve çiftçiler ağır bir şekilde hissediyorlar. İşte sağlık çalışanlarını da bu ekonomik kriz derinden etkiliyor değerli arkadaşlar. Yine, biliyorsunuz, değerli arkadaşlar, Covid-19 pandemisi dünyada ortaya çıktı ve bütün dünyayı etkilediği gibi, ülkemizi de etkilemeye başladı. Bu Covid-19 pandemisinin ağır yükünü de yine sağlık çalışanları çekmeye başladılar değerli arkadaşlar. Bu süreçte sağlık çalışanları çok fedakârca çalıştılar, hatta canlarını feda ettiler. Bakın, 560’ya yakın sağlık çalışanı bu süreçte yaşamını yitirdi. Yine, sağlık çalışanları şiddete uğradılar, dayak yediler bu süreç içerisinde ama siz Covid-19’u bile şu dakikaya kadar meslek hastalığı kabul etmediniz.

Yine, ülkemizdeki sağlık sisteminin yanlış yürümesinden dolayı sağlık çalışanları hem mali ve özlük hakları açısından hem de ekonomik olarak son derece kötü koşulları yaşamaya devam ediyorlar. Bakın, birçok sağlık çalışanı maaşı, TÜRK-İŞ’in açıklamış olduğu 19 bin liralık yoksulluk sınırının ve 6 bin lira olarak açıklanan açlık sınırının altında devam etmektedir. Değerli arkadaşlar, maalesef, Sağlık Bakanlığının bütçesi, özellikle “Sağlıkta Dönüşüm” adı altında ortaya konulan, dolarla hasta garantili şehir hastaneleri gibi uygulamalar nedeniyle yandaşlara ve bu tür şirketlere gidiyor ve bu sebepten dolayı da sağlık çalışanlarına maalesef hak ettikleri, emeklerinin karşılığı olan maaşları ve ücretleri veremiyoruz. Oysa, sağlık siteminin öznesi, sağlık çalışanlarıdır değerli arkadaşlar. Bu özneyi, maalesef, bu iktidar unutmuş durumda ve sağlık çalışanları maalesef bu sistem içerisinde mutsuzlar ve umutsuzlar. Ne yapıyorlar biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Çareyi, başta hekimler olmak üzere, yurt dışına gitmekte buluyorlar. İşte, son beş yılda 5 binin üzerinde hekim, yurtdışına gitmiş değerli arkadaşlar. Yine, başta hemşireler olmak üzere diğer sağlık çalışanları da geleceklerini başka ülkelerde arıyorlar ve başka ülkelere gitmek için, göç etmek için yurtdışına gidiyorlar değerli arkadaşlar.

Peki, uygulanan bu yanlış politikalarla ilgili Türkiye'nin yetişmiş iş gücünün bu şekilde yurtdışına gitmesine gönlümüz razı mı değerli arkadaşlar? Razı ki bugün getirdiğiniz düzenleme gerçekten sağlık çalışanlarının herhangi bir talebini karşılayacak düzeyde ve yeterli oranda değil değerli arkadaşlar. Bakın, son derece zorlu koşullarda bir hekim yetişiyor, sağlık çalışanı yetişiyor ve biz bunları ne yapıyoruz? Burada mutlu edemediğimiz için yurtdışına gönderiyoruz. Değerli arkadaşlar, başta Sağlık Bakanı olmak üzere sağlık çalışanlarının mali ve özlük haklarının iyileştirilmesiyle ilgili birçok vaatte bulunuldu ve aralık ayında bir düzenleme getirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - Bu düzenleme apar topar getirildi Meclis gündemine ve apar topar bir şekilde de geri çekildi. Bugün getirilen düzenleme bazı önemli adımlar atıyor mu? Evet, küçük adımlar atıyor ama sorunu kökten çözen, bütün sağlıkçıların sorunlarını çözen bir düzenleme içeriyor mu? Maalesef içermiyor değerli arkadaşlar. Beklentiler karşılanıyor mu? Maalesef karşılanmıyor. Çıtayı çok yüksek tuttunuz ama gelen sonuca bakıyoruz tam bir hayal kırıklığı. Sağlık çalışanları açısından tabiri caizse “Dağ, fare doğurmuştur.” değerli arkadaşlar. Bu sebeple, başta hekimler olmak üzere bütün sağlık çalışanları bu düzenlemeden, bu tekliften memnun olmamışlardır. Oysa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim, sağ olun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ediyorum.

Türkiye'nin, Şengal’in Sinune ilçesine düzenlediği SİHA saldırısında 12 yaşında Selah Xidir Naso ve dedesi Xidir Naso’nun yaşamını yitirdiğini öğrendik. Öncelikle, aileye, Naso ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum. Kendi ana yurtlarında çocuklarından yaşlılara kadar Ezidilerin bu saldırıların hedefi hâline gelmesini kınıyoruz. Bütün dünyanın IŞİD’e karşı savunduğu Şengal’i, Türkiye'nin bombalamasının izahı yoktur bizce. 2014’te Ezidilerin ana yurdu olan Şengal’de, Ezidiler karanlık IŞİD ordusunun soykırımına maruz kaldı, çocuklar ailelerinden ve toplumdan koparıldı, kadınlar zorla pazarlarda satıldı. Şengal’i, Şengalli Ezidileri bombalamaya son verin demek istiyorum.

Türkiye, IŞİD’in yaptığı soykırımdan sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

IŞİD’in bu soykırımından sonra yapılan bombalamalar travmaları derinleştiriyor ve devam ettiriyor.

Bir de son olarak şunu söyleyeyim: Bu bir savaş suçudur; 12 yaşındaki bir çocuğun ve dedesinin katledilmesi... Biz, her vesileyle, Kürt düşmanı bu iktidarı ifade ediyoruz. Türkiye’de bölgede barış dışında bir yol yoktur.

Türkiye bir an önce barışçıl dış politikaya dönmelidir diyorum, teşekkür ediyorum.

 

 

1. Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

 

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu  İmam Hüseyin Filiz Ümit Beyaz               

  Adana                                Gaziantep                              İstanbul

Ümit Dikbayır                     Ayhan Altıntaş

Sakarya                                Ankara 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden, Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başkanken dün komisyon süreci tamamlanan dezenformasyon yasasının sansür maddelerine karşı olduğumu belirtmek için kırmızı kurdele taktım; sosyal medyama dokunma diyorum bu kurdeleyle. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

10’uncu maddeyle eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılması hususunda değişiklik yapılmakta, ihtiyaç duyulan yerlere alınabilecek toplam sözleşmeli personel sayısının 22 binden 27 bine çıkarılması öngörülmektedir. İlgili meslek odaları bu rakamın yetersiz olduğunu, daha yüksek bir rakam belirlenmesini talep etmekte. Ayrıca dikkat çekmek istediğim bir husus daha var. Sözleşmeli çalışma adil bir uygulama değil. Aynı işi yapan iki farklı kişinin haklarının da aynı olması gerekmez mi? Madem açık var, madem eleman temin edeceksiniz, en azından herkesi kadrolu yapalım da eşitlikçi ve adil bir uygulama olsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle geçici tedbirler alarak sağlık hizmetlerinin problemlerini halledemeyeceksiniz. Siz böyle geçici tedbirler peşinde koşarken insanlar hastanelerde yer bulamıyor, hastanede yer bulsa konunun uzmanı doktor bulamıyor. Daha geçtiğimiz salı günü bir ambulans şoförü Sağlık Bakanlığı önünde bir eylem yaptı, acil hastayı kabul edecek hastane bulamamaktan yakındı. Bu olay, Ankara'da, ülkemizin başkentinde yaşandı. Sağlık sistemimiz bu durumda.

Değerli arkadaşlar, Hükûmet sağlık sistemimizdeki aksamaları çözmek istiyorsa öncelikle insan kaynağımıza odaklanmalı “Elimizdeki büyük emeklerle yetişmiş insan kaynağını yeterince değerlendiriyor muyuz?” diye sorgulamalı. Biliyoruz ki doktorlarımız zor şartlar yüzünden kamudan istifa ediyor. Pandemi sürecindeki istifa yasağından sonra 10 binden fazla doktorun kamudaki görevinden istifa ettiği biliniyor. Ayrıca, sağlık çalışanlarımızın bir kısmı yurt dışına gidiyorlar. Yurt dışında gelecek arayan sağlık çalışanlarımızın sayısı yıldan yıla katlanarak artıyor. Bu kürsüden daha önce beyin göçüyle ilgili konuşmuştum. Doktorların talepleri de benzer; emeklerinin karşılığı olmayan ekonomik zorlukları aşmak istiyorlar, uzun çalışma saatleri ve belirsiz nöbetleri istemiyorlar, gelecek kaygısı çekiyorlar ve belki de en acısı, sağlıkta yaşanan şiddet olayları. SAĞLIK-SEN'in verilerine göre bu senenin ocak, nisan aylarında 163 sağlık çalışanı şiddet mağduru oldu.

Değerli arkadaşlar, hâlihazırda çalışan, büyük emekler vererek bulundukları yere gelen sağlık personelimiz çalışma ortamları iyileştirilmediği için, liyakatsiz yöneticilere teslim edildiği için, maaşları TÜİK rakamları marifetiyle enflasyona ezdirildiği için, şiddet mağduru olmamak için başka ülkelere gidiyorlar.

Doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız hak ettikleri gibi yaşamak istiyorlar, hak ettikleri değeri görmek istiyorlar, “Varsın giderlerse gitsinler.” yaklaşımını görmek değil; fedakârlıklarının karşılığını almak istiyorlar. Ancak, bugünkü şartlarda maalesef, kendi doktorlarımız Avrupa ve Amerika’ya giderken ülkemizi yabancı doktor cennetine çevirdiniz. 2014’te dönemin Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu’nun belirttiğine göre 468 yabancı uyruklu hekim özel sağlık tesislerinde görev yapmaktaydı. 2021 yılı başlarında ise ülkemizde 4 bini geçkin yabancı doktor görev yapmakta.

Değerli arkadaşlar, yabancı uyruklu doktorlar yetiştirerek, yabancı uyruklu doktorları ülkemizde istihdam ederek ülkemizdeki sağlık alanındaki sorunları çözemeyiz. En başta lisan konusunda bu yabancı doktorlardan şikâyet alıyoruz. Doktor lisana tam hâkim değilse, ilaçların adını doğru yazamıyorsa “yetkin doktor” diyebilir misiniz? Sonra, sisteme bakıyoruz, vatandaş hastaneden randevu alamıyor. Hastane önündeki uzun kuyrukları bitirmediniz, uzun kuyrukları evlere taşıdınız. Halk evinde bilgisayar başında randevu bekliyor ya da elleri mahkûm acile gidiyorlar. Birçok tahlil için aylarca bekliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Özellikle MR randevuları aylar sonrasına atılıyor. Doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız için bir şeyler yapmak istiyorsanız vatandaşlarımızla, doktorlarımızla empati yaparak, onların  taleplerini dikkate alarak kapsamlı bir kanun teklifi hazırlayalım, bunu bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime 19.30’a kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.11

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

11’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk 2 önerge aynı mahiyettedir, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini teklif ederiz.

Zeki Hakan Sıdalı                     Hayrettin Nuhoğlu                     İsmail Koncuk

       Mersin                                     İstanbul                                      Adana

   Hüseyin Örs                         İmam Hüseyin Filiz  Mehmet Metanet Çulhaoğlu

      Trabzon                                   Gaziantep                                    Adana

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Özgür Özel                                Metin İlhan                            Servet Ünsal

       Manisa                                     Kırşehir                                     Ankara

   Fikret Şahin                                                                               Ali Şeker

     Balıkesir                                                                                   İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Mersin Milletvekili Sayın Zeki Hakan Sıdalı’ya aittir.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının ne kadar değerli olduğunu hep beraber idrak ettik, onlara buradan teşekkür ettik ama kuru kuru teşekkürlerin arkasına saklanmayı bırakıp sağlık çalışanlarına hak ettiklerini vermenizi beklerken yine dağın fare doğurduğuna şahit olduk. Aralık ayında bir teklif getirmiştiniz, sonrasında, bu teklifi yetersiz bulup “iyileştirme” vaadiyle geri çektiniz. Bugün görüştüğümüz teklifse o günkü teklifin de gerisinde kalmış. Bir daha geri çekseydiniz ne olurdu, kim bilir? Ülkeye dair iyi ve güzel her şeyi bozmanıza alıştık, artık kendi teklifinizi bile mumla aratıyorsunuz.

Sağlık, tüm paydaşlarıyla birlikte hareket eden canlı bir organizma, getirdiğiniz bu teklifse hem birlikteliğe hem de iş barışına aykırı. Binbir emekle çalışan sağlık personelinin “diğer” olarak tanımlanması ve ötekileştirilmesi bile sizin konuya bakış açınızı gösteriyor. Birleştiren değil, ayrıştıran bu teklifle, özlük hakları iyileştirmelerinden tüm sağlık çalışanlarının faydalanmasının artık hayal olduğunu görüyoruz. Sağlık çalışanlarının sorunları yıllara dayanıyor ama pandemiyle birlikte zirve yaptı. Bu sorunlarının giderilmesi için defalarca çağrı yaptılar, eylem yaptılar, haklarını aradılar fakat siz onların sesini duymuyor ya da duymazdan geliyorsunuz. Hatta, daha da ileri giderek herkesi kutuplaştırıyor, sağlıkçıyı vatandaşa, vatandaşı sağlıkçıya hedef gösteriyorsunuz. Bu fevri uygulamalarınızın bedelini ise halk ödüyor.

Kıymetli milletvekilleri, her gün bir ilde, o alandaki tek uzman doktorun istifa ettiğine dair haberleri okuyoruz. 21’inci yüzyılda, ülkemizin birçok hastanesinde, hatta ilinde, çok sayıda branşta hekim bulunamıyor. Bunu devletimiz hekim ve sağlık çalışanı yetiştiremediği ya da imkânlarımız olmadığı için yaşamıyoruz, bu durum sağlık sektöründeki sizin yanlış yönetiminizin sonucu. Zorda kalındığında “Siz bizim kahramanlarımızsınız.” diyorsunuz, ilk rahatlama anından itibaren “Varsın gitsinler, bizler de üniversiteyi yeni bitiren doktorlarımızla istihdamı sağlarız.” diyorsunuz. Bu ikircikli tavrınız sağlık çalışanlarını emin olun artık tüketti. Ülkemizin çok sayıda seçkin sağlık çalışanı haksızlığa ve mobbinge maruz kalıyor. Birbirinden kıymetli hocalarımızdan yararlanma imkânımız varken ne yazık ki teker teker hepsini başka ülkelere kaptırıyoruz; havada kapıyorlar. Sağlık çalışanlarına sahip çıkamadığımız için başka ülkelerin bu değerlerimizi kapması ise bizim için çok acı. Sağlık turizmini bir yerden duymuşsunuz ama onu da yanlış anlamışsınız. Bakın, hastalar gelecek, doktorlar gitmeyecek. Doktorlara sınır kapılarını göstermek yerine seçkin uzmanlarımıza sahip çıkan bir politika benimseyeceksiniz, “Sağlık çalışanlarına olan borcumuzu ödeyemeyiz.” klişesinden kurtulup onlara hak ettikleri koşulları sağlayacaksınız. Aksi takdirde, her geçen gün istifa ve göç sayısı artacak ve nihayetinde ülkemiz kadrosuzluğa mahkûm kalacak.

Kıymetli milletvekilleri “Sağlıkta çağ atladık.” dediğiniz tabloya bakıyoruz, sağlık çalışanı da vatandaş da memnun değil. “Sağlık reformu yaptık, hastanelerde kuyrukları bitirdik; kimse beklemiyor.” övünüyordunuz. Şimdi vatandaş kuyruğa bile giremiyor, evde bekliyor çünkü randevular aylar sonrasına veriliyor.

Geçtiğimiz gün Mersin’de karşılaştığımız bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum. Haftalar süren bekleme nihayetinde randevu bulabilen bir vatandaşımız muayeneye gidiyor, doktor da teşhis için tıbbi görüntüleme istiyor. Ultrason ve renkli doppler görüntülemeleri ne zamana veriliyor, biliyor musunuz? Beş buçuk ay sonraya, Aralık 2022’ye. Böyle bir şey olabilir mi? Süreçte hastaya bir şey olsa, hastalığı ilerlese bunun hesabını kim verecek? Bu yalnızca bir örnek, ülkemizin dört bir yanından benzer binlerce örneği de sıralayabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Artık hamasi söylemlerle havanda su dövmek yerine sağlıkçılarımızın ve sağlığa erişimde zorluk yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik adımlar atılmalı. Artık önceliğiniz müşteri garantili hastane patronları değil, sağlık çalışanlarımız ve vatandaşlarımız olmalı. Sağlıkçılarımızın haklarını gerçekten verin ki personelimiz mutlu, vatandaşımız iyi olsun. Lakin, bu kanun teklifiyle anlaşılıyor ki yine vermeyeceksiniz.

Sağlıkçılarımız, vatandaşlarımız; müsterih olun, iyi kadrolar ve iyi sağlık politikalarımız çoktan hazır. Zor, biliyoruz ama biraz daha sabredin. Biz geleceğiz, biz çözeceğiz; az kaldı.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son konuşmacı Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef, bir kez daha dağ fare doğurdu, bir kez daha bu iktidar hekimlerimizin, sağlık emekçilerimizin hayallerini yıktı. Evet, yedi ay önce bir teklif getirdiniz, sonra “Daha iyiyi, daha güzeli, daha kapsayıcı bir teklifi getireceğiz.” diyerek bu teklifi geri çektiniz, şimdi de getirdiğiniz teklif bir öncekini mumla aratıyor ve iktidarın sayın milletvekili de tüm doktorlarla, sağlık çalışanlarıyla dalga geçer gibi “Bir önceki teklif daha iyiydi, hiyerarşinin bozulacağı gerekçesiyle teklifi geri çektik.” diyor. Bizleri cankulağıyla izleyen sevgili meslektaşlarım, sevgili sağlık çalışanları; bakınız, işte, bu iktidarın size, doktorlara, sağlık çalışanlarına bakış açısı bu yani hiyerarşiden bahseden sayın milletvekiline de hatırlatmak isterim ki doktor olabilmek için saraya ya da iktidara yakın olmak yetmiyor, doktor olabilmek için öncelikle yüzde 1’lik dilime girmeniz gerekiyor. Ben, bu doktorlar gerçekten size ne yaptı da neyin intikamını alıyorsunuz anlayabilmiş değilim.

Sayın Milletvekilleri, “Teklif daha iyi, daha kapsayıcı olacak.” dediniz ama eczacıları, diş hekimlerini, veterinerleri ve sağlık çalışanlarını unuttunuz. Bakınız sayın milletvekilleri, ister aile hekimi, ister akademisyen, ister diş hekimi, ister eczacı, ister uzman, ister pratisyen, ister intörn, ister sağlık çalışanı, branşları, unvanları ayrı da olsa sorunları hep ortak, sorunlar aynı ve artık bu sorunların çözülmesini istiyorlar. İstedikleri, her geçen gün erozyona uğrayan ekonomik ve özlük haklarının iyileşmesi, hekimlik onuruna yakışacak bir şekilde maaşlarını 3 kalemde değil de devletin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi tek kalem olarak belirlenerek genel bütçeden ödenmesi, bunun da emekliliklerine yansımasını istiyorlar; bu kadar basit konu. Ama siz ne yapıyorsunuz? Performansa dayalı bir sistem dayatıyorsunuz. İzin ve raporlarda da diğer memurlara tanınan hakları doktorlara ve sağlık çalışanlarına tanımıyorsunuz. Bakınız, sağlıkta performans sistemi hekimliğin ve sağlığın ruhuna aykırı bir sistem. Yani bir hekime beş dakika süre vereceksin, dışarıda bekleyen 100 hastayı da idare et diyeceksin ve hatalı bir karar verirse de “Adli ve idari olarak sorumlusun.” diyeceksin ve sorumlu tutacaksın. Peki “hiyerarşi” diyorsunuz ya, peki bir hâkimin önüne bir dosya koyup “Beş dakikada hüküm vereceksin, verdiğin karardan da adli ve idari olarak sorumlusun.” diyebilecek misin? Diyemiyorsun. Hekime niye diyorsunuz peki?

Bakınız, sayın milletvekilleri, artık doktorlar şikayetten, şiddetten performans yapmaktan, angarya işlerden, sizin baskılarınızdan, otuz altı saat nöbet tutmaktan, yargılanmaktan, tazminattan bıktı; bıçak kemiğe dayandı, çareyi yurt dışında arıyor. Sorunu çözme makamında olanlar da “Durun yavrum, nereye gidiyorsunuz?” diyeceğine, yangına körükle gidiyor “Giderlerse gitsinler.” diyor.

Bakın, sayın meslektaşlarım, bu ülkeye, iyiye, güzele dair bir şey yapmak için, sizin kangren olmuş sorunlarınızı çözmek için öncelikle size “Giderlerse gitsinler.” diyen bu beceriksiz iktidarın gitmesi gerekiyor, bunu bilesiniz. Bu beceriksiz iktidar gitmeden sizin sorunlarınız çözülmez. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, o zaman hastayı müşteri, hastaneyi ticarethane, doktorları tüccar gibi gören Sağlıkta Dönüşüm dedikleri bu ucube sistemi sizinle birlikte sil baştan yeniden yapacağız. Kamuda da “performans” adı altında niteliksiz sağlık hizmetini, kışkırtılmış sağlık taleplerine son vereceğiz. Herkesin nitelikli bir sağlık hizmeti almasının önünü açacağız. Koruyucu sağlık hizmetine önem vereceğiz. Kimse aylarca randevu almak için beklemeyecek, özel hastane patronlarının hekimlerin emeklerini sömürmesine izin vermeyeceğiz. Mantar gibi her ilde, her ilçede tıp fakültesi açıp tıp eğitiminin kalitesinin düşürülmesine izin vermeyeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Tıp fakültesi olan her üniversitenin hastanesi ve yeterli akademik kadrosu olacak. “Ben özel hastaneyle afiliasyon yaptım.” diyemeyecek, hiçbir tıp öğrencisi hasta görmeden mezun olmayacak. TUS'ta bugün boş kalan bütün kadrolar yeniden dolacak. Böylelikle hem hizmet sunan doktorlar, sağlık çalışanları hem de hizmet alan vatandaşlarımız mutlu olacak ve böylelikle hiçbir doktorun, hiçbir sağlık çalışanının suratına yumruk atılıp burnu kırılmayacak, kafasında kaldırım taşı kırılmayacak ve kalbinden bıçaklanmayacak. Sevgili meslektaşım, güzellikleri sizinle birlikte başaracağız, hep birlikte başaracağız. Geliyor gelmekte  olan, gidiyor gitmekte olan, Abbas yolcu; güle güle. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibarelerinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Gülüstan Kılıç Koçyiğit           Hüda Kaya Mahmut Toğrul                                                        Muş                                  İstanbul          Gaziantep

Serpil Kemalbay Pezgözegü     Oya Ersoy                       Rıdvan Turan

   İzmir                                  İstanbul                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu, Genel Kurulun sevgili emekçilerini ve bizleri ekranları başında izleyen sevgili halkımızı öncelikle saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, kanun teklifiyle ilgili sözcülerimiz söylenmesi gereken hemen hemen her şeyi söylediler, şunu söyleyebilirim ki: Bu gelen teklifle gerçekten Türkiye'deki beyin göçü durdurulamaz. Tıp eğitimi gittikçe batıyor, artık doktor yetiştiremez durumdayız ve sağlık maalesef özel sektöre devredilmiş gibi. Ama ben, bugün söylenmesi gerekenler söylendiği için başka bir konuyla ilgili bazı şeyleri ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin şehir hastaneleri serencamı ve yılan hikâyesine dönen Gaziantep Şehir Hastanesinin yapımını anlatacağım değerli arkadaşlar. AKP iktidarının sağlığa ilişkin geçmişine kısaca bakacak olursak ilk, birinci basamak sağlık hizmetleri kadük duruma düşürüldü; sağlık ocakları işlevsiz hâle getirildi, daha sonra şehir merkezlerinde yer alan dispanserler, devlet hastaneleri ve dal hastaneleri birer birer kapatıldı. Bu hamlelerle sağlık hizmetlerinin ilk basamağı tasfiye edildi. Daha sonra sıra eğitim ve araştırma hastanelerine geldi, özellikle büyük şehirlerde bulunan eğitim ve araştırma hastaneleri siyasi iradenin direkt ve bilinçli müdahaleleriyle niteliksiz ve işlevsiz hâle getirildi. Bu durum, şehir hastanelerinin açılabilmesinin de gerekçesi olarak ortaya konuldu.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın 3’üncü fazı olarak nitelendirilen şehir hastaneleri süreci Temmuz 2006’da sağlık hizmetlerinde “yap-kirala-devret” olarak adlandırılabilecek kamu-özel ortaklığı modeliyle ilgili uygulama yönetmeliğinin devreye girmesiyle başladı. Şehir hastaneleri uygulamaya girdiği günden bu yana sürekli eleştirilerin odağındadır ama en çok eleştirilen Gaziantep Şehir Hastanesinin yapım hikâyesini size anlatacağım değerli arkadaşlar. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  “On dört yıllık hayalim.” dediği kamu-özel ortaklığıyla yapılan şehir hastanelerinden biri olan Gaziantep Şehir Hastanesi 1.875 yataklı. Hastanenin ihalesi 2012 tarihinde yapıldı, temeli 27 Aralık 2013 tarihinde atıldı, eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu tarafında açılışı yapıldı. Temel atma töreninde alışığız ya, hastanenin yapımını üstlenen firmanın yetkilisini yanına çağırdı ve 29 Mayıs 2016 tarihinde teslim edin.” dedi. Üç yıl tanınmıştı, bakın üç yıl. Üç yılda tamamlanması gerektiği düşünülen hastane süreci tam 4 tane Sağlık Bakanı değiştirdi ama on yılda hastanenin bugün kabasının yüzde 50’si ya yapılmış ya yapılmamıştır, şu anda da inşaatı durmuş durumda.

Hastane tamamlanmadı fakat bürokrasi ziyaretçisi hiç eksik olmuyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 24 Mart 2019’da dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le birlikte hastanede incelemelerde bulundu. Bakan Koca burada gazetecilere yaptığı açıklamada “Gaziantep Şehir Hastanesi, İstanbul ve Ankara’dan sonra 3’üncü büyüklükteki şehir hastanemiz ve gelecek yıl bitirilmesini hedefliyoruz.” dedi. Ne zaman? 24 Mart 2019 yani 2020’ye ertelendi.

Maliyeti 636 milyon euroydu. Yatırım bedeli 636 milyon euro olarak açıklanan 1.875 yataklı Gaziantep Şehir Hastanesinin yapımını Webuild, Kayı İnşaat, Samsung C&T ve Actus Portföy’den oluşan 4’lü bir konsorsiyum üstlendi. Bu firmalar süreci tamamlayamadıkları için hastanenin yapımını son olarak Rönesans Holding aldı. Fakat ilginç bir durum vardı ki Rönesans Holding bu işi hiç teslim almamış çünkü hiçbir açıklama yapmadı. Fakat daha sonra işi teslim almadığını nereden öğreniyoruz? Birleşim Mühendislik adında bir firma mart kuruyla toplam 590 milyon 409 bin 886 TL’ye ihaleyi kazandığını duyurdu. Rönesans ne oldu? Bilmiyoruz. Antep Şehir Hastanesinde yaşanan sorunlara ilişkin birçok defa Sağlık Bakanlığına soru önergesi verdim ama bugüne kadar verilen hiçbir cevap yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Bugün Gaziantep yerel gazetelerinde Gaziantep Şehir Hastanesinin yapım durumuna AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müdahale edeceği müjdesi verildi. Yani tek adam; Sağlık Bakanı yok devrede, İl Sağlık Müdürü yok. Peki, bu açıklamayı kim yapıyor? İl Sağlık Müdürü diyor ki: “Cumhurbaşkanımız duruma el koydu.” Ama on yıl geçti, şehir hastanesi maalesef şu anda dediğim gibi kaba inşaatının yüzde 10’u tamamlanabilmiş. Değerli arkadaşlar, Antepli “Hastanem nerede?” diye soruyor. Japon firmanın çekilmesinin gerekçesi olarak zemin etüdünün sağlam olmadığı iddia ediliyor. Yine, Gaziantep devlet hastanelerinden biri olan Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi dere yatağına yapıldığı için kayma olduğu iddia ediliyor. Gaziantep’te sağlık özel sektöre devredilmiş, kamu elini ayağını çekmiştir maalesef.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 12 – 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesinin sekizinci fıkrasında bulunan “,Sağlık Bakanlığının, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumunun” ve “Türkiye Halk Sağlığı Kurumu,” ibareleri madde metninden çıkarılmış ve fıkrada yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı,” ibaresi “Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı,” şeklinde değiştirilmiştir.

     

Ali Fazıl Kasap                     Özgür Özel               Mehmet Bekaroğlu

Kütahya                                Manisa                                İstanbul

Ali Şeker                            Fikret Şahin                        Metin İlhan

İstanbul                               Balıkesir                               Kırşehir

                                        Servet Ünsal                                                 

                                            Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Ali Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sağlıkçıların şartları iyileştirilecek diye o kadar çok konu gündeme geldi ki her seferinde kadük oldu, hiçbir şey verilmedi. Zannediyor ki millet sağlıkçıların şartları çok çok iyileştirildi, bunların gözleri doymuyor, yeni bir iyileştirme istiyorlar, özlük hakkında bir geliştirme istiyorlar. Hâlbuki bu verilen sözlerin yüzde 90’ı tutulmadı ama tutulmuş gibi kamuoyuna yansıtıldı ve bu da sağlıkta şiddet olarak sağlıkçıların, orada çalışan personelin karşısında vücut buldu ve sağlıkta şiddete dönüştü.

Bu verilen öneriler günü bile kurtarmıyor ki daha öncekinin çok çok gerisinde. Günü kurtarmayı bırak, emekliliğe yönelik de hiçbir yansıması yok, sadece bugüne özgü bir iyileştirme yapıyor. Bugün çalışıp bu ek ödemeleri alanlar emekliliğine bunun yansımasını göremeyecekler. Onun için hep diyorduk ki: “Temel ücretlerde bu iyileştirmeleri yapın.” Kurum hekimleri yararlanamıyor bu düzenlemelerden, SGK’de çalışan hekimler yararlanamıyor ve bunların da kapsam içine alınması gerekiyordu. Bu madde ne diyor? Türkiye Kamu Hastaneleri Birlikleriyle ilgili düzenlemeler mülga olmuştur yani sağlıkta dönüşüm politikaları iflas etmiştir ve tarihin geri dönüşüm sepetine atılmıştır. O mülga olan aslında sağlıkta dönüşüm politikaları. Malpraktis tazminat davaları var ve bu davalarda bir düzenleme yapıldı ve yönetmeliği de dün çıktı. Bu olumlu bir gelişme ancak tazminat davalarıyla ilgili mutlaka sigorta kapsamının üst sınırını davaların üst sınırı olarak belirlemek lazım ki sağlıkçılar daha rahat çalışabilsin.

Sağlıkta şiddete karşı yaptığımız düzenlemeler yetersiz ancak bu yetersiz olan düzenlemeler bile hâlâ sahada yeterince uygulanamadığı için sağlıkta şiddet de olabildiğine devam ediyor.

Cerrahpaşa Çapa senelerdir yapılmıyor, hâlâ bitirilmedi. Yirmi yıldır iktidardasınız. O hastaneler bir bir çöktü, çürüdü, yıkıldı, bir yandan döner sermayeleri iflas etti, bir yandan binaları yıkıldı, hâlâ yapılmadı, yapılmıyor, bir an önce buraların hayata geçirilmesi lazım.

Zannediyorsunuz ki bu özlük haklarıyla ilgili iyileştirmeler sadece hekimleri ilgilendiriyor. Hâlbuki devlet hastanelerinde o yetişmiş olan uzmanlar çalışabilsin diye vatandaş da herhangi bir ücret ödemeden o hizmeti alabilsin diye bu düzenlemeleri yapmamız gerekiyor yoksa o doktoru orada bulamadığında kapı kapı dolaşıyor, 10 bin, 20 bin, 30 binli rakamları vermek zorunda kalıyor, bedavaya yaptırabileceği, devlet hizmeti olarak yararlanabileceği o hizmeti verecek hekimler orada kalmadığı için. Bir örnek vermek istiyorum: Dursun Hoca vardı, meşhur bir hocamız. Ona bir yakınımın ameliyatını üniversite hastanesine gidip yaptırabildik. Aradan iki sene geçti istifa etmek zorunda kaldı o getirdiğiniz düzenlemeler neticesinde. O ameliyatı yaptırmak için bir devlet memuru, bir vatandaş on binlerce lira vermek zorunda kaldı. Biz diyoruz ki: “O yetişmiş hekimlere hak ettiklerini verelim, onlar kamu hizmetinde çalışmaya devam etsinler.” Bir hekim İstanbul'da 10 bin lira ev kirası, 2-3 bin lira aidat, yıllık 60-70 bin lira çocuğunun okul ücreti ve bunları karşılayamayacak duruma getiriyorsunuz. Bu kadar zor duruma düşürdüğünüz hekime yurt dışından diyorlar ki: “Koşa koşa gel, ben senin bütün refahını, bütün imkânlarını iyileştiririm, sağlarım.” diye ve bunu 30-35 yaşında para kazanmaya başlayan insanlara yapıyorsunuz, ömrünü bu ülkeye veren insanlara yapıyorsunuz. Kıdemli bir profesörün bugün aldığı ücret 17.656 lira, ameliyat yapan kıdemli bir profesör ücreti, döner sermayesi de 7.300 lira. Yani 24.956 lira aldığı ücret, o kıdemli profesöre gördüğünüz reva bu. Sonra, diyorsunuz ki: “Validen çok almasın, savcıdan çok almasın, kaymakamdan çok olmasın.” Daha önce de Kenan Evren “Askerden çok alıyorlar, onlara bu parayı vermem.” öyle diyordu. “Eğer doktor çalışmıyorsa ağaca bağlayın.” diyordu ve siz de bu şartlarla “Giderse gitsin.” diyorsunuz. 12 Eylülden beri hekimlere yönelik değişen bir şey maalesef yok.

Bu gelen düzenlemede hekimlere verilen ücretlerin üst vergi dilimlerine girmesinden dolayı üçte 1’i doğrudan kesilmiş olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Yüzde 27’den yüzde 35’lik dilime geçecek ve bu yapılan artırımlar da yüzde 35’lik dilimde olduğu için eski düzenlemenin üçte 1’ini verdiniz. Şimdi bu verdiğinizin de genel bütçeden aktarılanın brüt olduğu için üçte 1’i de vergiye gidecek. Üçte 1’inin üçte 1’ini kestiğinizde üçte 2'si kalacak yani daha önceki düzenlemenin üçte 1’i bile net olarak hekimlerin cebine girmeyecek. Eczacılar yok, diğer sağlık çalışanları bu düzenlemede yok, aile hekimleri yok; bu eksik olan düzenlemenin geri çekilmesi gerekiyor, sabit ek ödemenin de gelir vergisinden istisna tutulması gerekiyor.

Türk Hava Yollarında yönetim kurulu üyeleri o gelir vergilerini devlete, millete ödetiyorlar, daha önce Borsa İstanbuldaki yönetim kurulu üyeleri gelir vergilerini kamuya ödetiyorlar ama siz verdiğiniz bu üçte 1’e düşmüş iyileştirmeleri bile tam olarak vermiyorsunuz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)  

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 12’nci maddesinde bulunan “yer alan” ibarelerinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini teklif ederiz.

Gülüstan Kılıç Koçyiğit        Mahmut Toğrul Rıdvan Turan               

Muş                                     Gaziantep                               Mersin               

Oya Ersoy                Serpil Kemalbay Pekgözegü                       

İstanbul                                                                             İzmir               

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

RIDVAN TURAN (Mersin) – Genel Kurulu selamlıyorum.

Ya, arkadaşlar bu memleketten bir Nusret Fişek Hoca geçti,  adamcağızın ölümünün üzerinden  onlarca yıl geçti ve bugün şu Mecliste  tartışılan, sağlığa ilişkin tartışılan şeyler utanç verici, açık söylüyorum.

Şimdi deniyor ki: “Sağlıkta dönüşümle beraber merhale kat ettik, hastaneler şöyle oldu, verimlilik böyle oldu.” Diyebileceğim, katılabileceğim tek bir konu var. Sağlıkta dönüşümle birlikte sağlık sektörünün para kazanabilirliği, kâr edebilirliği arttı ancak eğer bir kıyas yapacaksanız, mesela şuradan kıyaslayın: Buradaki hekimlerin büyük kısmı hiç trahom hastalığı görmemiştir, büyük olasılıkla hiç sıtma görmemiştir. Bu memlekette insanlar, özellikle Çukurova’da sıtmadan patır patır ölüyordu. Trahomdan insanların gözü kör oluyordu ve 224 Sayılı Sağlığın Sosyalleştirilmesi Yasası yani Nusret Fişek Hocanın bu ülkeye hediye ettiği Yasa, eksikliklerine rağmen muazzam bir halk sağlığı seferberliği yarattı. Sıtma, trahom ve buna benzer özellikle çocukluk çağlarındaki salgın hastalıkların büyük bir kısmı sistematik ve süreğen bir biçimde aşılanmayla ortadan kaldırıldı. Hadi, şimdi, birisi bana anlatsın, bu parlak, yaldızlı hastaneleri savunan bir kişi çıksın ve anlatsın; orada elde edilen toplumsal fayda yani kör olan gözün kör olmasını engellemek, çocukları salgın hastalıklardan kurtarmak. Orada elde edilen toplumsal fayda, bu sağlıkta dönüşümle birlikte elde edilen hangi faydadan daha az bunun izahı var mı? Yani şöyle düşünüldüğünde: Bir kırsal toplum, bir köy toplumu, sistematik sağlık hizmeti alamamış bir toplum, bir anda adım adım hekimlerin, hemşirelerin, sağlık memurlarının sağlık ocaklarından kalkıp o en ücra köylere  gitmeleriyle birlikte; o ciplerine binip en ücra köylere gitmeleriyle birlikte; ev tespit formlarıyla, gebelik takipleriyle birlikte bu memlekette sağlık başka bir noktaya geldi. AKP’nin iktidara gelmesinden bu zamana kadar ki dönüşüm politikalarında ise bu kamucu sağlık anlayışı tam anlamıyla ortadan kalktı. Sağlık, pazardan patlıcan, domates satın alır gibi satın alınabilecek bir ticari meta hâline dönüştü. “Sicko” diye bir film var, Hasta; izlediniz mi bilmiyorum? Mutlaka izleyin bu filmi. Amerikan sağlık sisteminin nasıl bir dönüşüm içerisinde olduğunu, Küba sağlık sistemiyle orantılayarak anlatıyor. İkiz Kuleler saldırısında Silikozis, Asbestozis hastalığına yakalanan Amerikalı itfaiyecileri Küba’nın kamusal sağlık anlayışıyla ücretsiz, bilabedel nasıl tedavi ettiğini anlatıyor. Oysa, Küba, arkadaşlar, bütün Batı ülkelerinden kişi başına sağlık harcaması daha düşük olan bir ülkedir. Demek ki neymiş? Kişi başına sağlık harcamasının yüksek olmasıyla, Sağlık Bakanlığının bütçesinin çok fazla olmasıyla, 100 küsur milyarlık bütçenin içerisinde 20 küsur milyarı bu şehir hastanelerine vermekle sağlığın standardı artmıyormuş arkadaşlar. İstanbul’daki tomografi makinelerinin sayısı bütün İngiltere’dekinden fazla ya. Düşünebiliyor musun? Peki, sağlığa erişim noktasında çok iyi noktada olduğumuzu iddia etmek mümkün mü? Elbette değil. Yani bu işin ABC’si şu: Sağlık hizmeti, üzerinden kâr elde edilebilecek bir hizmet olursa çalışanlara vereceğiniz üç kuruş üç gün sonra geriye dönecektir. İnsanlar sosyal canlılardır, sosyal olarak yaşadıkları ve çalıştıkları ortamlarda mutlu olmayacaklardır ve aslında bakılırsa giderek bir avuç sermayedarın üzerinden rant devşireceği bir alana dönüşecektir sağlık. Bakın, haklarını yemeyelim, AKP geldiğinden beri sağlık harcamalarını bütçede artırdı. Nereye artırdı biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) - Sermayeye artırdı yani her bir kişinin sağlık kalitesinin artmasından bahsetmiyoruz, bahsettiğimiz şey, bu özelleştirme politikalarıyla beraber her geçen gün sermayeye daha fazla rant devşirmektir.

Şimdi, o açıdan değerlendirildiğinde, bu yasa, eşitlik ilkesine, mesleki barış ortamına taammüden kasteden bir yasa. Öncekinin, herkesin anlaşmış olduğu aralıktakinin gerisinde olduğundan dolayı biz buna elbette makul bakmıyoruz, bu konuda ikna olmuyoruz ancak şunu üzerine basarak söylemek istiyorum: Türkiye’de sağlığın, eğitimin hak ettiği yere ulaşabilmesi için bu hizmetlerin mutlaka kamusal hizmetler hâline gelmesi lazım, sermayenin buradan elini çekmesi lazım. Buranın aynı 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun’da olduğu gibi kamu temelli yeniden rehabilite edilmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN TURAN (Devamla) – Her ne kadar boyalı basın “müjde” olarak lanse ediyor olsa da halk biliyor ki aslında müjde olarak telakki edeceği tek şey bu zihniyetin ve AKP’nin gitmesidir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini teklif ederiz.

  Yasin Öztürk                             Ümit Dikbayır                        İsmail Koncuk

       Denizli                                     Sakarya                                     Adana

  Hasan Subaşı                        İmam Hüseyin Filiz  Mehmet Metanet Çulhaoğlu

      Antalya                                   Gaziantep                                    Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Adana Milletvekili Sayın İsmail Koncuk.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

16 Haziran 2017’de hain PKK terör örgütü tarafından kaçırılarak şehit edilen öğretmenimiz Necmettin Yılmaz’ı ve tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve duayla anıyoruz.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık bir yıldır tartışılan, yedi ay önce 1 Aralık 2021 tarihinde AK PARTİ tarafından Meclise getirilip kabul edilen ancak geri çekilen kanun teklifinin üzerinden yedi ay geçti ve yedi ay sonra, sağlık çalışanlarıyla ilgili, ağırlıklı olarak tabipler ve diş hekimleriyle ilgili kanun teklifini görüşüyoruz. 11 madde kabul edildi, hayırlı uğurlu olsun bu yönüyle. Ama bir çıtanız var, bir çıta koydunuz yani 1 Aralık 2021 tarihinde iktidar partisi bir çıta koydu. O çıta neydi? Burada çok konuşuldu, memur maaş katsayısıyla, 5434 sayılı Kanun’un 84’üncü maddesine eklenen maddeyle 17 bin olan gösterge rakamı 26 bine çıkıyor şu anda. Ama 1 Aralıkta neydi bu? 40 bindi, bakın, 40 binden 26 bine düşüyorsunuz. 13 bin olan 20 bine çıkartılıyor ama 1 Aralık tarihinde 33 bindi.

Şimdi, iktidar partisinin kıymetli vekilleri, bilhassa kanun teklifinin 1’inci imza sahibi Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer “Ağustosta göreceksiniz.” dedi. Göreceğiz yani çalışanların, doktorların, sağlık çalışanlarının yapılan bu düzenlemeden ne kadar mutlu olduğunu ağustosta göreceğiz; umarım, mutlu olurlar. Ya, siz çıtanın, kendi koyduğunuz çıtanın neredeyse yarı yarıya altında kaldınız, hatta yarıdan da fazla, yüzde 75 oranında altında kaldınız. O kanun teklifini geri çekme gerekçenizi Sayın Mustafa Elitaş o zaman açıklamıştı: “Daha iyisini getireceğiz, bütün sağlık çalışanlarını kapsayan bir düzenleme yapacağız, daha iyisini getireceğiz.”

Az önce konuşan AK PARTİ Uşak Milletvekili İsmail Güneş dedi ki: “Doktorlar valilerden daha fazla, emekli valilerden daha fazla maaş almak durumuyla karşı karşıya kaldıkları için, maaş hiyerarşisi bozulmasın diye o teklifi geri çektik.” Hani “Özrü kabahatinden büyük.” derler ya, tam böyle bir durum var, özrü kabahatinden büyük. Böyle bir gerekçe olabilir mi ya? Aslında, böyle bir gerekçeyi siyaseten burada söylemek de siyaset ilmiyle filan taban tabana zıt bir durum. Bunu duyan doktorların iktidar partisiyle ilgili nasıl bir değerlendirme yapacağını, ne düşüneceğini takdirlerinize bırakıyorum. Yani çıtanızın çok altında bir teklifle şu anda Meclistesiniz.

Topyekûn reddetmek mümkün değil tabii bu düzenlemeyi, topyekûn reddetmiyoruz ama bakın, aradan yedi ay geçmiş, enflasyon ocak ayından bu yana yüzde 35’i aşmış, bir yıllık enflasyon yüzde 73,50 olmuş yani daha ileriye gitmek varken daha geriye gitmenin bir gerekçesi olamaz ya, bir mantığı olamaz.

Diğer sağlık çalışanlarına yani 39 kategoride ifade edebileceğiniz diğer sağlık çalışanlarına, aile hekimlerine neredeyse hiçbir şey getirmiyor ve kamu eczacıları, veteriner hekimler yok sayılıyor. Şimdi “hiyerarşi” filan diyoruz ya, bu sağlık hiyerarşisinde kamu eczacıları yok mu, veteriner hekimler yok mu, ebe, hemşire yok mu? Ambulans şoföründen oradaki sağlık işçisine kadar tüm çalışanlar o sağlık yapısının bütünüdür, mütemmim cüzüdür. Dolayısıyla bu teklifi yetersiz görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ayrıca, defalarca söylendi bu döner sermaye konusunda; ya, disiplin cezası alan çalışan döner sermayeden mahrum bırakılıyor. Yargı kararları var ya; “İki kere ceza veremezsiniz.” diyor yargı. Bu yargı kararına rağmen parmağım gözüne dercesine sanki yargıya inat böyle bir düzenleme hangi mantıkla yapılabilir; bunları kabul edebilmemiz mümkün değildir.

Şimdi, tabii sözleşme konusunda sağlık çalışanlarına hiçbir şey vadetmiyor, hâlbuki tam zamanıydı. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda nasıl öğretmenlere 3600 ek gösterge verildi; burada da mesela sağlık çalışanlarının süreli-süresiz sözleşme meselesi bir maddede çözülebilirdi; bunu dahi yapmadınız diyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde son işleme alacağımız ve AK PARTİ Grubuna mensup milletvekillerinin vermiş olduğu önergeyle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası “Görüşülmekte olan teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak yeni açılır.” hükmüne haizdir. Başkanlığa ulaşan söz konusu önerge incelendiğinde yapılmak istenen değişiklik mevcut metinde bulunmayan, ancak teklifle yakın ilgisi olan bir başka maddede değişiklik yapılmasını öngörmektedir. Dolayısıyla, İç Tüzük’e göre bu önerge bir değişiklik önergesi şeklinde değil, teklife yeni bir madde eklenmesi suretiyle sunulması hâlinde işlem alınabilir. Ancak önergenin içeriği incelendiğinde teklifin mevcut hâlinde kapsam dışında kalan 1.100 civarında görevlinin de metne eklenmek istendiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bu personeli de mağdur etmemek adına grupların uzlaşıları ve onaylarını da dikkate alarak bu defaya mahsus, bu önergeyi, bu şekliyle işleme alacağım. Bilgilerinize sunarım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin çerçeve 12’nci maddesinde yer alan "değiştirilmiştir” ibaresinin "değiştirilmiş ve geçici 11’inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "ve ek ödemeleri döner sermaye bütçesinden ödenmek” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Yılmaz Tunç                       Ramazan Can              İbrahim Halil Fırat

  Bartın                                Kırıkkale                            Adıyaman

Arife Polat Düzgün                Hamdi Uçar                  Bayram Özçelik

  Ankara                               Zonguldak                               Burdur

Mustafa Esgin

   Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

GEREKÇE:

Önergeyle, Sağlık Bakanlığı araştırmacı kadrosunda bulunan personele döner sermaye bütçesinden yapılan ek ödemenin uygulama birliğinin sağlanmasını teminen merkezi yönetim bütçesinden yapılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 13- Bu kanunun;

a) 2 nci, 3 üncü, 11 inci maddeleri ve 6 ncı maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (c) fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri ile (h) fıkrasında yapılan değişiklik yayımını takip eden ayın birinde,

b) 4 üncü, 7 nci, 12 nci maddeleri ve 6 ncı maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (i) fıkrasında yapılan değişiklik yayımını takip eden ayın onbeşinde,

c) Diğer maddeleri yayımı tarihinden itibaren,

yürürlüğe girer.

 

Metin İlhan                         Servet Ünsal                      Fikret Şahin

Kırşehir                                Ankara                               Balıkesir

Mehmet Bekaroğlu                  Ali Şeker                     Ali Fazıl Kasap

İstanbul                                İstanbul                               Kütahya

Özgür Özel

  Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Ali Fazıl Kasap.

Buyurun Sayın Kasap. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; burada Sayın AK PARTİ Milletvekili, aynı zamanda hekimlik mesleği gereği, deontoloji gereği ağabeyimizdir, kendilerinin kalbinden bir reçete örneği geçmiş, reçete yazmak istemiş. “Hekim arkadaşlar, pratisyen en az 25, uzman 30 bin lira alacak.” demiş nisan ayında. Bir reçete yazmaya başlamışlar, kalbinden geçen, kafasından geçirdiği reçete bu çünkü sağlık sistemi Türkiye’de gerçekten hasta. O reçete için gerekli olan maddeler, Komisyona gönderdiğiniz maddeler, eczanede -Komisyonda- değerlendirilmiş ve çıkan şey şu, ben size onu söyleyeyim: İcapta 15 icap tutan, 1.600 lira alan hekim mi dersiniz nöbet saat ücretleri 30 liralardayken; Mecliste, şurada, 20 metre ileride hekim arkadaşlarımız 9-10 bin liraya çalışırken; Meclise bin metre uzaklıktaki hastanede doçent öğretim üyesi 12.500 lira toplam maaşla çalışırken sizin yazmış olduğunuz reçete, bu hastayı iyi etmez. Komisyonda -eczane gibi düşünün komisyonu- biz bunu değerlendirdik. Eczacıların lehine olan kanun tekliflerine, önerilere “hayır” diyen milletvekilleri burada. Hekimlerin haklarını savunacak olan kanun tekliflerine “hayır” diyen ve bunun dışında yaklaşık 1 milyonun üzerindeki tüm sağlık çalışanlarına hiç de uygun olmayan bu reçete… Demin gıyabınızda konuşmuştum, hakkınızı helal edin ama burada olduğunuzu zannediyordum, İsmail Bey de buradaydı, Sayın Bakan Yardımcısı da burada. İsmail Güneş'in de söylediği bir şey var: Türkiye'de 25.000 lira alan aile hekimi yok değerli arkadaşlar, 25.000 lira alan bir tane aile hekimi gösteremezsiniz net olarak.

Bakın, aile hekimlerinin yaptıkları şeyi söyleyeyim: Kırılan camların tamirleri, süpürgelik, mutfak dolapları, kornişler, zemin mutfak boyaması, yılda bir boyama, klozet kapağının tamiri, kombi tamiri, lamba anahtarlığı vesaire. Bu “cari giderler” adı altında aile hekimlerine verilen para, cari gelir 11.300 lira; harcamaları 18.000 lira, doğal gazını kim ödüyor? Bir ASM'de çalışan, bir kamu personeli olan hemşire var, kamu personeli olmayan, kamu dışı, kapsam dışı hemşire var. Birine verdiğiniz maaş 8.000 lira, 9.000 lira iken diğerine verdiğiniz maaş 4.250 lira ve 4.250 lira maaş alan hemşirenin maaşını aile hekimi veriyor. Tek aile hekimi olan yerde, 1 sağlık personeli dışında, orada çalışan 1 temizlik görevlisi var, sekreterya var ve bunları veriyorsunuz, doğal gazını veriyorsunuz. Sizin aile hekimine en yüksek verdiğiniz maaş eğer 4.000'in üzerinde takip ettiği hasta varsa başka kriterler de var- verdiğiniz para 17 bin lira, 11 bin lira da destek veriyorsunuz, 25 bin lira. Bu 25 bin liranın 17 bin, 18 bin lirasını zaten gider olarak veriyorlar ki ve orada eşit işe eşit ücret vermeme olayı da var. Ve tüm bunların ötesinde, bakın, yanıltıcı bilgiler vermeyin, burada 1 milyon sağlık çalışanı var ve kamuda çalışan yaklaşık 115 bin hekim var.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Kasap, insanları yanıltıyorsunuz, doğru şey söylemiyorsunuz.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Siz bu 115 bin hekime ve 1 milyona yakın çalışana gerçekten hiçbir şey vermiyormuşsunuz bu kanun teklifinde görüldüğü gibi ve veriyormuş gibi bir algı oluşturuyorsunuz ve hasta ile hekimi, hasta ile sağlık çalışanlarını yüz yüze getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Bunlar doymaz, bunlar doymuyor.” Bu algıyı oluşturmaya çalışıyorsunuz. Ne olursunuz şunun gerçek olmadığını, kalbinizden geçeni ve akıllı, realist olanın bu olduğunu -İsmail Bey, İsmail Güneş burada olsaydı... Sataşma, kabul ediyorum- söyleyin: 25 bin lira alan aile hekimi yok Türkiye’de; bir tane olduğunu göstersinler ben milletvekilliğinden istifa edeyim, bir tanesini göstersinler; bir tane aile hekimi yok, yok! (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aile hekimleriyle ilgili...

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Ya, yazıktır, buradaki acilde çalışan hekim arkadaşımız 9 bin lira alıyor ya, 9 bin lira! Böyle bir dünya yok ve siz diyorsunuz ki: “Biz hekimlere veriyoruz, vereceğiz.” Reel olarak hiçbir şekilde artış yok, emeklilere de yok. Hekimler de vermiş olduğunuz bu emekli maaşıyla zaten ikinci bir iş yapacak, ikinci bir iş yaptığından maaşından 2.600 lira kesiliyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 5 bin lira kesilecek artık.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – 2.600 lira kesiliyor ve siz bu kesintiyi görmüyorsunuz, “Çok şey yaptık.” diyorsunuz. Ben size bir tek şey söyleyeyim: Sizin yazmış olduğunuz bu reçete eczanede de Komisyonda da onaylanmadı yani sizin görmediğiniz eczacılar da onaylamadı; bizi de görmediniz, Komisyondaki uyarıları dikkate almadınız ve bu reçete bu hastayı, hasta olan sağlık sistemini asla yaşatmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Bu reçete öldürür, bu reçeteyi kabul etmiyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Başkanım, ya durumu ifade edeyim kayıtlara geçsin veya iki dakikalık bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Komisyon Başkanı değil, öyle bir hakkı yok. Bakanlık değil, Hükûmet değil, Komisyon Başkanı değil, orada oturan bir üye.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Komisyon görevlisi benim, onun Komisyonda görevi yok.

 

 

 

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir kere benim getirdiğim kanundaki… İnsanları yanıltmaya gerek yok, doğruyu görelim. Aile hekimleriyle ilgili bir düzenleme yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Doğru.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Onlarla ilgili sadece bir düzenleme var. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Aile hekimleriyle ilgili bir şey yok.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bir dakika.

Onların uzmanlıklarıyla ilgili bir düzenleme var. Aile hekimliğine, kanuna da gerek yok, yönetmelikle Sağlık Bakanlığımız gereğini yapacaktır. Onun için insanları yanıltmayın, doğru şeyler söyleyin diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Bir altı ay daha beklesinler yani bir yıl daha beklesinler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yirmi yıl geçti…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ne zaman? Ne zaman? O zaman ne zaman?

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir sataşma yok “Aile hekimleriyle ilgili bir madde yok.” diyor.

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Var; yanıltmayı, halkı yanıltmayı… Ben yanıltmıyorum. Sayın Başkanım, yanıltmıyorum ki.

BAŞKAN – Efendim?

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Yanılttığımı ima etti.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yine bir vaat daha verdiler, vaat zannedecek millet.

BAŞKAN – Bir saniye Aliciğim, duyamıyorum.

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Yanılttığımı söyledi.

BAŞKAN – Efendim?

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Yanılttığımı söyledi, öyle bir şey yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “İnsanları yanıltmaya gerek yok.” dedi.

BAŞKAN – Yanıltmaya gerek yok. “Aile hekimiyle ilgili bir madde yok.” diyor. Bir sataşma yok ki burada.

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Ama bu yanılttığımı iddia ediyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yerinden bir dakika söylesin mi?

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika söz vereyim, siz de aile hekimleriyle ilgili bir maddenin kanun teklifi içerisinde olmadığını söyleyin.

Buyurun.

 

 

 

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan, şimdi, burada hekimlere yönelik olarak kendilerinin ve demin İsmail Güneş Bey'in söylediği şey var “25 bin lira veriyoruz aile hekimlerine.” diye, benim kastettiğim oydu. Şu anda Türkiye'de hiçbir aile hekimi 25 bin lira net olarak almıyor, bir.

İkincisi, yanıltma diye bir ifade yok. Asıl yanıltma buradadır, İsmail Bey'in “25-30 bin lira vereceğiz hekimlere.” demesine rağmen Komisyonda ve getirmiş olduğu kanun teklifinde, birinci imza sahibi olarak getirdiği kanun teklifinde hiçbir şekilde, hiçbir hekim o söylediği rakamlara ulaşmıyor. Acaba aklındaki ile onu zorlayan irade arasındaki fark ve sebep nedir, onu izah edebilirse çok sevinirim.

BAŞKAN – İki İsmail, ikisi de doktor, karışmış, onun için sataşmadan söz verdik.

Evet, devam ediyoruz.

 

 

1. Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 13’üncü maddesinin birinci fıkrasının c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

“c) Diğer maddeleri yayımı tarihinden onbeş gün sonra,”

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu     Ayhan Erel                         Ümit Beyaz

  Adana                                 Aksaray                               İstanbul

Ümit Dikbayır                  İmam Hüseyin Filiz

Sakarya                              Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; görüşülmekte olan kanun teklifinin 13’üncü maddesi üzerinde partim İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Kanun teklifinin adı “Sağlıkla İlgili” diye başlıyor. Sağlık sadece doktorlarımızdan ve diş hekimlerimizden ibaret değil. Biz daha önce geri çekilen yasa teklifini sadece doktorlar var diye eleştirmiştik. Eczacılar, hemşireler, acil tıp teknisyenleri, anestezi, radyoterapi teknisyen ve teknikerleri gibi yaklaşık 36 grubu kapsayan sağlık çalışanları bu kanun kapsamında neden yok? Sağlık hizmetleri bir bütündür, ayrımcılık yapılamaz. Sağlık hizmetlerinde en alt kademede hizmet veren ile en üst kademede hizmet veren arasında bir ayrım yaparsak çalışma huzuru, barışı ve verimi sona erer. Kanunlar bir nevi devlet ile diğer paydaş arasında yapılan sözleşmelerdir. Bunların amacı, tarafları mutlu etmektir. Ancak AK PARTİ'nin yapmış olduğu tüm kanunlar, maalesef, paydaşlarını huzursuz ve mutsuz etmektedir. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi de sağlık çalışanlarını mutlu etmediği gibi, maalesef, huzursuz etmiştir; bu nedenle, bu kanun teklifine tüm sağlık çalışanlarını ya ilave edin ya ilk fırsatta da bir düzenleme yapın. Değerli sağlıkçılarımız sizlerden bir lütuf değil, hakları olan taleplerinin yerine getirilmesini istiyorlar. Dünyaya ölüm saçan coronavirüs salgını döneminde en ön saflarda kahramanca mücadele eden; ailelerini, sevdiklerini geride bırakarak vatan ve millet sevdasıyla hastane koridorlarında ölüm ve yaşam arasında defalarca gidip gelen sağlıkçılarımız her şeyin en iyisine, en güzeline layıktır; bunu kimse inkâr edemez, kimse görmezlikten gelemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aile hekimliği, sağlıkta dönüşümün en büyük temel taşıydı. Yanlış uygulamalarınız, yönetim ve organizasyonunuz yüzünden sağlıkta dönüşüm, sağlıkta çöküş oldu. Aile hekimlerinin talep ve isteklerini yerine getirmediğimizde sağlık ekonomisi çöker, açık gitgide büyüyor. Geçtiğimiz gün basına yansıyan, duyarlı bir ambulans şoförümüzün yaşadığı tatsız hadiseyi yurdumuzda her gün binlerce hasta yakını ve hasta yaşamaktadır. Sizlere ve bizlere gelen telefonlar bunun en canlı şahididir. An geçmiyor ki bir hasta yakını hastasına doktor ve hastane bulamamaktan dolayı çaresiz, biçare kaldığını ağlamaklı şekilde feryat figan etmesin. Hâlâ, günümüzde, sabah namazından sonra hastane kapılarında sıra almak için perişan olan insan tabloları, sağlık sistemindeki sıkıntıyı ortaya koymaktadır. Yine, bu kanun teklifi vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki yüz binlerce sağlıkçımız atama müjdesi bekliyor. Yıllarca, sağlıkçı olma umuduyla dirsek çürüten gençlerimizin umutlarını ve hayallerini gerçekleştirmek için iktidar partisini göreve davet ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hasta garantili hastane sistemine vatandaşlarımız gibi biz de hiçbir anlam veremiyoruz yani garanti sayısının dolması için vatandaşın ille de hasta olması mı gerekiyor? Gerçi fark etmiyor hasta olarak gittiğimizde Sosyal Güvenlik Kurumundan, hastaneye gitmediğimizde devlet bütçesinden garanti kapsamında gerekli ödenek karşılanıyor. Hani, diyordunuz ya, vatandaşın cebinden beş kuruş çıkmıyordu; gerçekten öyle, vatandaşın cebinden değil ama vatandaşın alın terinden, emeğinden, rızkından kesilerek devlet hazinesine gönderilen vergilerden para çıkıyor. Sanki vergileri vatandaş vermiyor da Cenab-ı Hak gökyüzünden yağmur misali bütçeye yağdırıyor.

Şehir hastanelerinde şirkete yüzde 70 oranında hasta garantisi verildiğini, Çin Endüstri ve Ticaret Bankası ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının internet sitelerinden öğreniyoruz. Bilgilerden anlaşıldığına göre, devletin hacme dayalı hizmet ödemelerinin yüzde 70’ini garanti ettiğini, enflasyon ve kur karşısında koruma sağladığını görmekteyiz. Emeklisini, işçisini, memurunu, asgari ücretlisini, doktorunu enflasyon ve kur farkına karşı korumayan siyasi irade, söz konusu yandaşlar olunca onları korumayı ihmal etmiyor. Ben buradan sizlere soruyorum: Hani önce millet, önce memleket idi? Nerede önce millet, nerede önce memleket?  Önce can, yine can, keşke sonra da canan olsaydı yani millet olsaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) – Ama sizin uygulamalarınızda, maalesef ne başında ne sonunda ne millet var ne de memleket var.

Değerli milletvekilleri, Aksaray ilimizin nüfusu 450 bine yaklaşmıştır. İlimizde bulunan Eğitim Araştırma Hastanesinden ne yazık ki doktor ve poliklinik yetersizliğinden dolayı vatandaşlarımız günlerce, haftalarca uğraşmasına rağmen randevu alamamaktadır. İlçelerimizden Güzelyurt’ta, Ağaçören’de, Sarıyahşi’de uzman doktor bulunmamaktadır; Gülağaç’ta, Sultanhanı’nda, Eskil’de, Ortaköy’de ise yeterli derecede uzman doktor yoktur. Hastaneden randevu alamayan hemşehrilerimizin çevre illere, Konya’ya, Kayseri’ye, Ankara’ya gitmekten artık canlarına tak etmiştir.

Yeniden il oluşunun 33’üncü yılını kutladığımız Aksaray’ımızın doktor eksiğinin bir an önce giderilmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “diğer maddeleri” ibaresinin “kalan maddeleri ise” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Oya Ersoy                               Rıdvan Turan            Gülüstan Kılıç Koçyiğit

      İstanbul                                     Mersin                                        Muş

Serpil Kemalbay Pekgözegü         Mahmut Toğrul                     Erol Katırcıoğlu

        İzmir                                     Gaziantep                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, bu yasa teklifi bir sağlık hizmeti üzerine buraya geldi yani sağlık hizmetleriyle ilgili bazı yeni önlemler içeriyor. Fakat değerli arkadaşlar, benim bu tartışmalardan ve metinden anladığım kadarıyla iktidarın genel felsefesine uygun bir biçimde zaman zaman piyasacı bir yaklaşımla, zaman zaman da kamucu bir yaklaşımla böyle gidiyorsunuz, geliyorsunuz ve diyebilirim ki bugüne kadar buraya getirdiğiniz yasa tekliflerinde bu anlayış görülüyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, hatırlayacaksınız, Adalet ve Kalkınma Partisi 2002’de iktidara geldiğinde IMF programı üzerine gelmişti ve IMF programı -tahmin edebileceğiniz gibi- özel sektörün önünü açmak üzereydi ve o günün tartışmalarını hatırlayacaksınız, kamunun yeteri kadar etkin olmadığı iddiasıyla özelleştirmeleri savunan neoliberal bir iktisat politikası anlayışı vardı ve anladığım kadarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi de bu anlayıştan çok etkilendi yani diyebilirim ki 2011’e kadar bu, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” felsefesine uygun davrandı ve ülkeyi öyle yönetti. Fakat değerli arkadaşlar, ben size hatırlatayım ki bugün özellikle 2008 dünya krizinden sonra neoliberal iktisatçılar  ve neoliberal düşünce adamları yeni şeyler söylemeye başladılar.  Söyledikleri 2 şey var, önemli olan; bunlardan bir tanesi şu, diyorlar ki:  “Serbest piyasa ekonomisi kendi başına sorunları çözemez, dolayısıyla da  kamunun işin içine katılması gerekiyor. İki: “Bir ülkede veya ülkeler arasında gelir dağılımı çok bozulursa kapitalizm yaşayamaz.” diyor. Değerli arkadaşlar, bugünün dünyasında bunlar tartışılırken şimdi siz bize, önümüze bir yasa teklifi getirdiniz ve bununla yine kamuyu kötüleyen, kamu anlayışını bir anlamda devre dışı bırakmaya çalışan ve kâr amaçlı işlerin daha etkin olduğuna inanan, efendime söyleyeyim, dolayısıyla da performansa bağlı ücretlendirmeden tutun da yine anladığım kadarıyla özellikle sağlık emekçileri arasında bir farklılaşmayı kabul ederek oluşturulmuş olan bir kanun teklifi getirmiş oldunuz. Değerli arkadaşlar, dünya değişti, değişiyor. Yani, 2008 krizi, hatırlayacaksınız, finans piyasalarında düzenlemelerin, regülasyonların kaldırılmasından dolayı ortaya çıkmıştı. Yani, insanlara “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” dediğiniz zaman aldığınız sonuçlar bazen hiç de öyle iyi olmayabiliyor; nitekim, 2008 krizi bunun sonucunda ortaya çıktı ve hâlâ dünya, dünya insanlığı 2008 krizinin dalgalarıyla boğuşuyor. Dolayısıyla da değerli arkadaşlar, bizim, bu tartışmada ya da bu sağlık hizmetleri konusundaki bu öneride eksikler bulduğumuzu, içerik itibarıyla kabul edebileceğimiz bazı görüşler olsa bile esas itibariyle özellikle sağlık emekçileri arasında ayrım yapıyor olmasından dolayı, buna “evet” dememizin mümkün olmadığını düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, onun ötesinde son birkaç şey daha söyleyeyim. Sağlık harcamaları, bir toplumun en önemli kamusal harcamalarıdır. Dolayısıyla da bunlar, öyle “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” felsefesine bırakılacak kadar sıradan harcamalar değildir. Nitekim, Amerika Birleşik Devletleri özellikle Biden'la birlikte bunu gördü ve bunun üzerine yeni çözümler getirmeye çalışıyorlar. Biz de bunun aksine yine piyasanın egemen olduğu bir sağlık sistemini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bunun herhangi bir şekilde ne sağlık hizmeti alanlara ne sağlık hizmeti verenlere yararı olacağını düşünmüyoruz. Dolayısıyla da yasanın karşısında olduğumuzu bildiriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 13- Bunun Kanunun;

a) 2 nci, 11 inci maddeleri ve 6 ncı maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (c) fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentleri ile (h) fıkrasında yapılan değişiklik yayımını takip eden ayın birinde,

b) 3 üncü maddesi ile 209 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin değiştirilen ikinci fıkrasının altıncı cümlesi yayımını takip eden ayın onbeşinde, maddenin diğer hükümleri yayımını takip eden ayın birinde,

c) 4 üncü, 12 nci maddeleri ve 6 ncı maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin (i) fıkrasında yapılan değişiklik yayımını takip eden ayın onbeşinde,

d) 7 nci maddesi ile 2659 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasının değiştirilen ikinci cümlesinde yapılan değişiklik yayımını takip eden ayın onbeşinde, maddenin diğer hükümleri yayımını takip eden ayın birinde,

e) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

    Yılmaz Tunç          Ramazan Can İbrahim Halil Fırat

       Bartın                                        Kırıkkale                              Adıyaman

    Hamdi Uçar           Arife Polat Düzgün

     Zonguldak                 Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle teklifte yer alan hükümlerin yürürlük tarihi belirlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddede aynı mahiyette 3 önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

“MADDE 14- Bu kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür.

 

   Mehmet Metanet Çulhaoğlu          Ümit Beyaz           Fahrettin Yokuş

            Adana                              İstanbul                      Konya

        Yasin Öztürk                    Ümit Dikbayır

            Denizli                              Sakarya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Oya Ersoy                Serpil Kemalbay Pekgözegü            Kemal Peköz

İstanbul                                  İzmir                                   Adana

Rıdvan Turan                Gülüstan Kılıç Koçyiğit      Meral Danış Beştaş

  Mersin                                   Muş                                     Siirt

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Fikret Şahin                        Servet Ünsal                        Metin İlhan

Balıkesir                                Ankara                                Kırşehir

Mehmet Bekaroğlu                  Ali Şeker                     Ali Fazıl Kasap

İstanbul                                İstanbul                               Kütahya

Özgür Özel

  Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerine ilk söz talebi Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağlık Bakanlığı, 7 Mart 2022 tarihli Resmî Gazete’de “65-72 Yaş Yeniden Atama Kurası İlanı” yayımladı. İlan uyarınca, Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşlarında eskiden çalışmış olan 65-72 arasındaki tabip ve uzman tabiplerin yeniden kura çekerek istihdam edileceğini duyurdu. Hepimizin bildiği üzere, yaş haddiyle emeklilik, memurların azami görev yapabilecekleri belirli bir yaşın belirlenerek bu tarihten sonra görev yapamayacaklarının tespit edilmesidir. Belirlenmiş bir yaş şartına tabi olmayan memurların azami görev yapabilecekleri yaş hadleri 65 yaşın dolumu ile sınırlanmıştı. Bununla birlikte, yaptıkları görev ve yıpranma hakkı nedeniyle erken emekli olma şansına sahip meslek grupları arasında doktorlar da vardır ama kamuda azami çalışma yaşı 72’ye çıkarılanlar da doktorlardır. Bir meslek grubuna hem yıpranma nedeniyle erken emekli olma hakkı veriyorsunuz hem de “Kamu emeklilik mevzuatına göre belirlenmiş azami yaşı aşarak görev yapabilirsiniz.” diyorsunuz. Acaba neden, bir bakalım mı? Şu an ülkemizde devlet, vakıf ve yurt dışı üniversitelerinde olmak üzere toplam 126 tıp fakültesi bulunuyor. Bir de YÖK'ün dışarıdan öğrenci kabul ettiği, Türkiye'nin yurt dışına katkıda bulunduğu tıp fakültelerini hesaplarsak YÖK'ün organize ettiği tıp fakültesi sayısı daha da artıyor. Türkiye, tıp fakültesi sıralamasında dünyada 5’inci ülke. Bizden daha fazla tıp fakültesine sahip olan ülkeler dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip devletleri olan Hindistan, Brezilya, Çin ve Amerika. Tıp fakültesi sayısında Avrupa ülkelerinin hepsi bizden geride. Kendinizce övünebilirsiniz “Bizi kıskanıyorlar.” diyebilirsiniz ama dünyada en fazla doktor yetiştirip en fazla doktor ihraç eden ülkelerden biriyiz. Onların tıp fakültesi açmasına gerek kalmadı ki, bizim yetiştirdiğimiz uzman hekimler şimdi yurt dışında şifa dağıtıyor. Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor? “19 şehir hastanesiyle dünyayla rekabet eder durumdayız. Devamı gelecek. İstiyoruz ki dünya, hastalarını ülkemize göndersin, burada şifa bulsunlar.” Tamam da şehir hastaneleri açılırken kapattığınız hastaneler ne oldu? Bugün, sayenizde istifa eden hekimler nedeniyle birçok branşta uzman hekim kalmadı, birçok ilçe hastanesi neredeyse boşaldı. E, yabancı hastaları çağırıyorsunuz da aylardır muayene için randevu bekleyen kendi vatandaşlarımız nasıl şifa bulacak? Önceki gün, bir ambulans şoförünün bir onkoloji hastasını kabul edecek hastane bulamadığı için yaptığı bireysel eyleme şahit olmadık mı? Şimdi bu rakamlarla övünmeli miyiz? Her şekilde, hayır.

Doktorluk en saygın mesleklerin başında geliyor ancak bugün doktorlarımız iktidarın ulu reisi sayesinde hem ötekileştirilen hem kamuoyunda “Dertleri para!” diye tartıştırılan, sağlık çalışanları arasında da kendi kendilerine kızıştırılıp ayrıştırılan, kutuplaştırılan bir meslek grubu hâlini almaya başladı. Dünya sayısı itibarıyla 5’inci sırada olduğumuz tıp fakültelerimizde, okuyan yıllık öğrenci kontenjanı 16-17 binler civarında yani her yıl binlerce doktor mezun ediyoruz. Peki, o zaman neden emekli olmuş 65-72 yaş arasındaki doktorlarımızı geri çağırmak durumunda kalıyoruz? Çünkü hiçbir doktor uzmanlığını aldıktan sonra 72 yaşına kadar artık kamuda görev yapmak istemiyor, çünkü hiçbir doktor değil özel hastanelerde artık Türkiye'de görev yapmak istemiyor. İşte bunun nedenleri bu kanun teklifinin içinde yatıyor, işte bunun nedenleri bu iktidarın doktoru hor gören bakışında yatıyor,  bu iktidar sağlık sistemine bina, beton olarak bakıyor. Daha çok tıp fakültesi binası yapmak, daha fazla hastane yapmak iktidar tarafından sağlıklı bulunuyor ama binanın temelinde yer alması gereken doktor ve tedavi gibi -tırnak içinde- küçük ama çok önemli bir ayrıntı unutuluyor. Bir doktor eğer o gün nöbette değilse günlük mesai saati belli, siz bu süre içerisinde bir doktora “Günde 90 hasta bakacaksınız.” diye dayatıyorsunuz.  Bir doktor bir günde 90 hastaya bakabilir mi? Bakar ancak yüzüne bakarak  zamanında tedavi edemez; bir yandan yataklı serviste gelen hastaların durumlarını değerlendirecek, tedavilerini düzenleyecek, taburcu olanların evraklarını hazırlayacak, diğer yandan polikliniklerde 90 hastaya bakacak, şikâyetlerini dinleyecek, tetkik isteyecek, tetkikleri değerlendirecek, tedavi planlayıp reçete yazacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Peki, bunların hepsini ne kadarlık sürede yapacak? Hasta başına ortalama dört beş dakikada. Dört beş dakikada bir hastaya bakmak ne kadar sağlıklı? Son maddelere geldiğiniz kanun teklifinde, ne demiştiniz bu kanan teklifi için? “Tabip, uzman tabip ve sağlık personelinin mali haklarında önemli düzenlemeler içeriyor.” Teklifte “sağlık çalışanları” dediniz ama “tabip ve diğer sağlık personeli” ibaresiyle 39 kategoride çalışan personelin 36’sını unuttunuz; tıpkı, sağlığın bir ekip işi olduğunu unuttuğunuz gibi.

Sağlıkta bir dönüşüm gerçekleştirdiniz, evet, hastaneleri garantili işletme; hastaları, garanti sayısına erişmesi gereken müşteri; sağlık çalışanlarını ise iktidarınızın şamar oğlanına dönüştürdünüz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, iki gündür sağlıkla ilgili yasa teklifini görüşüyoruz. Aslında, ben, partimizin görüşünü bir kez daha ifade etmek için söz aldım. Hatiplerimiz, sağlık emekçisi arkadaşlarımız, hekimlerimiz, aslında, bütün ayrıntıları ifade ettiler; bu yasa teklifine dair eleştirilerimizi, önerilerimizi ve neden bu konuda bu teklife “hayır” dediğimizi çok ayrıntılı anlattılar. Ben bir kez daha birkaç başlıkta ifade etmek istiyorum.

Evet, yedi ay önce gelen teklif, bugün, söz verildiği hâlde, kuşa dönmüş bir şekilde önümüze geldi. O gün bütün partilerin ortak imzasıyla ve oy birliğiyle kabul edilen ve hemen ertesi sabah geri çekilen teklifin niye bu hâle geldiğini aslında herkes biliyor ama adını koymuyor. Evet, Cumhurbaşkanı Sağlık Bakanını kameralar önünde, maalesef, fırçaladı ve sonra, sabahında, bu teklif geri çekildi. Şimdi, o iyileştirmede enflasyon karşısında tabii ki anlamını yitirdi. Evet, ilk teklifte de sağlık emekçilerini, çalışanlarını kapsamıyordu, şimdi de kapsamıyor; laborantlar, hemşireler, hemşirler, hastanede çalışanları bir bütün olarak, aslında bir ekip işi olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Yani iğneyi yapan, radyolojide gidip filmi çeken, tomografiyi çeken, yani bütün bu alanları hepimiz hasta olarak da biliyoruz. İşi hastaneye düşmeyen hiç kimse yok tabii. Bu yasa teklifi her şeyden önce çok ciddi bir ayrımcılık içeriyor. Neden ayrımcılık içeriyor? Demin de ifade ettiğim gibi yani çok örnek verildi, ben kimi vereyim, yoğun bakımda çalışan hemşireleri vereyim, anestezi uzmanları oluyor, ambulansta görev yapanlar oluyor, bilgi işlemciler oluyor; her alanda bu bir ekip işi, biri olmadan diğeri o işi yürütemez. Diyorsunuz ki: “Biz, hekimin emeklilik maaşını iyileştiriyoruz ama size hiçbir şey vermiyoruz.” Evet, bu iktidarın fıtratında ayrımcı bir yaklaşım var hakikaten. BAĞ-KUR’lu doktorları kapsamıyor, eczacıları, veterinerleri -çok söylediler arkadaşlar- kapsamıyor, özel sağlık merkezinde çalışan doktorları kapsamıyor. Hâlâ 2.500 TL alan doktorlar varmış, hekim arkadaşlardan öğrendim. İlk teklifteki 33 bin ve 40 bin rakamlarının neden düşürüldüğüne dair tatmin edici hiçbir açıklama yapılmadı. Yine, TTB’nin talep ettiği aldığımız tüm ücretlerin emekliliğe yansıtılması meselesi karşılanmış değil ve SES ile TTB’nin talepleri döner sermaye değil yeterli maaş verilmesidir ama bu da karşılanmıyor.

Sağlık alanına bir şirket yaklaşımı var, ticari bir yaklaşım var. Zaten Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı bu ülkeyi bir şirket gibi yöneteceğini ilan etti. Sağlık alanında doktorlara, hemşirelere, laborantlara, hemşirlere, herkese işte “Ticarete ne kadar hizmet ediyor?” “Ne kadar kâr sağlıyor?” diye yaklaşıyorsunuz; ülkenin tamamını şirket mantığıyla yönetirseniz bunun sonucu böyle olur. Performansa dayalı sistemin hiç kimseye faydası olmadığını iki gündür dinliyoruz, konuşuyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndaki ısrarın ikna edici bir yanı yok, zaten ikna etmek gibi bir düşünceniz de yok.

Demin de yerimden söyledim, hekimi ya da sağlık emekçilerini niye vali ve kaymakamla kıyaslıyorsunuz ya? Yani bir hekim, uzmanlık sınavına giriyor, doktor oluyor, doçent oluyor, profesör oluyor ve bizim, bütün yurttaşların hayatı onlara, sağlık emekçilerine emanet. Gidip kendi memurlarınız olarak çalıştırdığınız vali ve kaymakamlarla kıyaslayarak bunu önümüze getiriyorsunuz.

Bununla ilgili KHK’lileri zaten biliyoruz, doktorların bir bölümünü KHK’yle attınız. Beyin göçüyle binlerce doktor yurt dışına gidiyor ve şu anda, lütfen, Almanca kurslarındaki artışı bir izleyin, hekimler arasında özellikle Almanca öğrenme isteği ve kurslara kayıt olma yükselmiş durumda çünkü yurt dışına gitmek istiyor, kendi ülkesinden memnun değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Hekimler mutsuz, hastalar mutsuz, vatandaş mutsuz ve bu mutsuzluğa rağmen siz “Kime daha çok kâr ettiririz?” derdindesiniz.    Ve demin Hakkâri Milletvekilimiz sevgili Sayit Dede de söyledi, hakikaten bu hastalıklı sistemin, bu ticarileşmiş sistemin, ranta dayalı sistemin reçetesini halk sandıkta yazacak, bundan hiç kimsenin kuşkusu yok. Ve şunu çok iyi biliyoruz: AKP’siz bir gelecek sağlıklı bir gelecek olacak. (HDP sıralarından alkışlar) Çünkü daha özgür hissedeceğiz, daha mutlu olacağız ve her anlamda hayatın tadını çıkaracağız; o günler de yakındır.

Tabii, liyakatsizliği söylemeyi unuttum. Bu arada kadrolaşmanın sağlık alanında olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Kendinize yakın olanları terfi ettirirken yakın olmayanlara on yıllarca profesörlüğü vermediğinizi de not olarak düşmek isterim.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son konuşmacı Balıkesir Milletvekili Sayın Fikret Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, iki gündür sağlık çalışanlarıyla ilgili bir yasa teklifi üzerinde görüşüyoruz. Son zamanlarda sağlıkla ilgili yasal düzenlemeleri sıklıkla Meclis gündemine getiriyoruz. Yaklaşık birkaç ay önce sağlıkta şiddetle ilgili bir yasa teklifini getirmiştik. Burada önce hekimlerin itibarını yerle bir eden bir yönetim anlayışı sergilediniz. Uyguladığınız yanlış sağlık politikalarıyla, yanlış söylemlerle hekimleri itibarsız hâle getirdiniz ve ondan sonra da tekrar burada onu düzeltmek için bir yasa teklifini gündeme getirmiştiniz. Genel Başkanınız o zaman dedi ki: “Efendim, hekimler giderlerse gitsin.” Yine, bir yetkiliniz zamanında dedi ki: “Hekimler hastaların cebinden ellerini çeksin.” ve hekimleri bu şekilde itibarsız hâle getirdiniz. Ondan sonra, 14 Martta da Sayın Sağlık Bakanı bir itiraf niteliğinde mektup yazdı, dedi ki: “Tıp fakültesi öğrencisinden üniversitedeki hocasına kadar hekimlerin saygınlığı ve itibarı azalmıştır.” diye bir itirafta bulundu.

Tıpkı sağlıktaki şiddetle ilgili yasa teklifindeki itiraf gibi, bu yasa teklifinde de pek çok itiraf var. Bakın, burada yasa teklifini getiren Sayın Milletvekili diyor ki: “Efendim, bu düzenlemeyi biz adaletli döner sermaye dağılımı için yapıyoruz.” Demek ki daha önce adaletsiz bir döner sermaye dağılımı yaptınız ve diyorsunuz ki: ”Kaliteli sağlık hizmeti sunmak için bunu getiriyoruz.” Diğer taraftan da diyorsunuz ki: “Şu anda sağlık hizmetini kalitesiz hâle getirdik.” Evet, bakın, bu itirafınız doğru. Sağlık hizmetini kalitesiz hâle getirdiniz; sağlık çalışanlarını, başta hekimler olmak üzere, mesleklerine küstürdünüz ve hekimler kamudan ayrılıyor ve ülkeden ayrılıyor.

Bakın, sizlerin sağlığı getirdiğiniz nokta: Bugün de yine Sağlık Bakanlığının önündeki eylemle de size sağlıktaki ibretlik bir görüntüyü sunacağız. Daha önce ambulansla ilgili bir itiraf vardı, ambulansla ilgili sağlığın geldiği bir nokta vardı. İşte Sağlıkta Dönüşüm Programı ambulansın içindeydi ve hastane hastane dolaşıp bırakılmayı bekleyen bir hastane yatağı arıyordu o Sağlıkta Dönüşüm Programı. Bugün ne oldu? SMA'lı bir hastanın babası kendini Sağlık Bakanlığı önünde yakmak istedi. Peki, Türkiye'nin 1.200 civarında SMA'lı hastayı tedavi edebilecek gücü yok mudur? Yani Sağlık Bakanlığının bu aileleri toplayıp da “Bu çocukların tedavisini şu şekilde yapacağız.” demeye gücü yok mudur? Neden siz bu aileleri mağdur ediyorsunuz? Hepimizin ilinde, seçim bölgesinde vardır; SMA’lı aileler devamlı kampanya düzenliyorlar, ellerinde kumbarayla pazaryeri dolaşıyorlar. Yani Türkiye’ye yakışıyor mu bu? Soruyorum Sayın Başkan, yakışıyor mu, SMA’lı aileleri bu şekilde yardıma muhtaç aileler noktasına taşımak size yakışıyor mu? Ben utanıyorum açık söyleyeyim. Bir hekim olarak SMA’lı bir ailenin, annesinin, babasının çocuğu için kumbara taşıyıp da para toplamasından ben utanıyorum, siz utanmıyorsanız bilemem. Siz de utanın, siz de utanın. Bugün baba orada kendini boşuna yakmaya çalışmıyor, utanın; gelinen nokta bu.

Hastalar hastaneden randevu alamaz hâlde, ilaçlar bulunamaz hâlde, ameliyatlar yapılamaz hâlde, tetkikler için beş ila altı ay bekliyorsunuz ve hiçbir sonuç elde edemiyorsunuz, sonra diyorsunuz ki: “Biz sağlıkta devrim yaptık.” Valla, kusura bakmayın, devrim falan değil.

Evet, sağlıkla geldiniz ama sağlıkla artık gidiyorsunuz. Hatip biraz önce söyledi, ben de şöyle bir tespit yapmak istiyorum: AKP sağlığa zararlı. Geldiğiniz zamandan bu yana hastaneye başvuran hasta sayısı artmıştır, depresyona giren vatandaş sayısı artmıştır, kanser olan vatandaş sayısı artmıştır yani tüm sağlıkla ilgili göstergelerin hepsinde AKP yönetiminde maalesef geri kalmış durumdayız. Ne acıdır ki Türk tıbbını maalesef gerilettiniz, Türk tıbbı geriledi. Eskiden dünyayla yarışan tıp fakültelerimiz varken şu anda işte, o tıp fakültelerinde ne hoca var ne eskiden yapılan ameliyatları yapabilecek teknik donanım var. Türk tıbbı gerilemiş durumda, AKP’nin getirmiş olduğu piyasacı, neoliberal bu politikalar sayesinde Türk tıbbı geriledi, vatandaş daha fazla hasta oldu ve artık yoğun bakımda. Bir an önce neşter vurulması gereken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) -  Teşekkür ederim.

Son, tamamlayacağım.

Sonuç itibarıyla bu insanlar bizim ve sağlıkla ilgili sıkıntı yaşanıyor, kimse diyemez ki sağlıkta sorun yok. Bir an önce radikal çözümler bulmak zorundayız, neşter vurmak zorundayız. Bir an önce bu özel hastane hegemonyasına son vermek durumundayız ve bir an önce vatandaşa hastanelerin kapılarını açmak durumundayız.

Bu getirilen yasa teklifi, inanın hiçbir çözüm olmayacaktır, sorun giderek büyüyecektir tıpkı sağlıkta şiddet yasasındaki gibi. Bakın, Sağlık Bakanı her gün, efendim, işte “tweet” paylaşıyor: “Şurada sağlık şiddeti oldu, tutuklandı; burada doktor bıçaklandı, tutuklandı.” Sonuçta, o getirdiğiniz yasa teklifi hiçbir soruna çözüm olamadı tıpkı bu yasa teklifi gibi. Bu da hiçbir sorunu çözmeyecek, yine hekimler istifa edecek, yine hekimler yurt dışına gidecek, yine hastanelerde vatandaşlar mağdur olacak. Gelin, samimi bir şekilde daha güzel bir düzenlemeyi hep birlikte yapalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

İkinci  bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre, 1 aleyhte, 1 de lehte olmak üzere 2 sayın milletvekiline söz vereceğim.

İlk söz lehte, Ankara Milletvekili Sayın Arife Polat Düzgün’e aittir.

Buyurun Sayın Düzgün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen meslektaşlarım, sevgili sağlık çalışanlarımız, sevgili vatandaşlar; Ankara’da meydana gelen su taşkını ve baskınları sırasında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine, başkentimiz halkına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Bugün, 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nde Başkanımızın da söylediği gibi lehte konuşma yapacağım.        1 milyon 200 bine yükselttiğimiz sağlık çalışanlarımızın daha iyi bir ortamda çalışmaları ve sizlerin daha iyi bir hizmet almaları için sağlık altyapısına yaptığımız yatırımlara hepiniz şahitsiniz. Yirmi yıldır sağlık hizmetinin niteliğini, niceliğini artırmak için çalışmaktayız. Vatandaşlarımızın hepsinin eşit şartlarda sağlık hizmeti alabildiği bir sağlık sistemimiz bizim sevincimizdir.

Sağlık çalışanlarımızın özverisiyle verilen sağlık hizmeti için, özellikle pandemide hepimizin gördüğü gibi, onlara minnettarız. Sağlık çalışanlarımızın mali, özlük haklarında son yıllarda daha da belirginleşen yetersizlikleri her zaman dile getirerek çözümü için çalışmalarımızı sürdürdük ve bu yasayla da sorunlarına çözüm olmak istiyoruz. Doktorlarımızın emekli maaşında iyileştirme yapıyoruz. Bu iyileştirmeyi, ilave ödeme göstergesinin uzman tabiplerde 17 binden 26 bine, tabiplerde 13 binden 20 bine yükseltilmesiyle teklif ediyor ve inşallah birazdan da bunu yasalaştıracağız. Çalışan doktorlarımızın ise performans yani ek ödemelerinde iyileştirme yapıyor, “sabit ödeme” olarak bilinen miktarı çıplak maaşlarıyla tek bir bordroda birleştiriyoruz ki emekli primine -hani, hep söylediniz ya- yansıtılmasından da daha iyi bir imkân veriyor ve ilave ödeme göstergeleriyle bunu daha da iyileştiriyoruz.

Performans ödemelerinin hastaneler arasında daha adaletli, dengeli ve daha iyi olması için Sağlık Bakanlığımızın merkezî yönetimine veriyoruz performans ödemeleriyle ilgili bütçeyi. Mahsuplaşmayla ilgili de bir problem yok aslında, ek ödeme tavanını yükselttiğimizde bu sorun olmayacak.

Sağlık hizmeti almış ama bunu ödeyememiş olan vatandaşlarımızın bir kısmının borcu siliniyor ve bir kısmına da kolaylık sağlanıyor.

Sağlıkta şiddet, malpraktis yasalarından sonra, bugün mali ve özlük haklarında iyileştirmeleri içeren bu yasa teklifimizde olduğu gibi sağlık çalışanlarımız için çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Bu yasamızın doktorlarımıza, sağlık çalışanlarımıza, milletimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum, teşekkür ediyorum emeği geçenlere. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meselenin geçmişini bir konuşalım. Kasım ayının son günü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yurt dışına hekim göçünü engellemek ve pandemide önemli sıkıntıları olan sağlık emekçilerinin sorunlarına, özlük haklarına çözüm getirmek için partilerin yetkililerini, genel başkanlarını aradı telefonla. Genel Başkanımız konuyu bize iletti: “Nasıl çözülebilir?” “İyi niyetlilerse mevcut torba yasa teklifine bütün muhalefet partileri                -geleneğimiz öyle- olumlu bir işse katkı veririz ve yeni madde ihdasıyla çözeriz.” dedim. 1 Aralık günü görüşülen torba yasa teklifine 6 madde ilave ettik. Bu 6 maddede, o gün uzman tabipler, tabipler, diş hekimleri emeklileri için önemli iyileştirmeler içeriyordu ama eksiklikleri vardı. Ertesi gün çalışma kararı alındı, cuma günü sabah erkenden on birde toplanıldı buraya. Sayın Nebati içeride odadaydı, gözlerindeki bütün ışıltıyla “Hemşireleri de ekledik, sağlık emekçilerini de ekliyoruz.” diye söyledi. Beklentimiz oydu, o yüzden cuma günü çalışmayı kabul etmiştik. Sonra bir telefon geldi ve o gelen telefonla dediler ki: “Biz bu kanun teklifini müsaadenizle komisyona çekiyoruz.” “Niye?” “Herkesi memnun edecek bir çalışma yapacağız ve aralık ayı sonu gelmeden tüm sağlık emekçilerini istedikleri noktaya getireceğiz.” Öyle deyince bütün partiler anlayış gösterdi, komisyona çekiş işlemi gerçekleşti ve sonra aralık bitti, ocak, şubat, mart, nisan bitti, mayıs ayında Elitaş müjdeledi, nihayet bu kanun teklifi geldi. Bu kanun teklifi, aralık ayındaki hâliyle uzman ve pratisyenin emeklisine verdiğinin üçte 1’ini veriyor ki üstünden yüzde 73’lük enflasyon geçti. Bu kanun teklifi, eczacının emeklisini, birlikte anılmalarına rağmen doktordan ve diş hekiminden ayırıyor. Bu kanun teklifi, sağlık emekçilerini görmüyor, beklentilerini karşılamıyor. Bu kanun teklifine Türk Tabipleri Birliği karşı bu hâliyle, diş hekimleri karşı bu hâliyle, eczacılar tamamen karşı, sağlık alanında örgütlü sendikalar karşı; bakarsanız, bu kanun teklifine Anayasa karşı çünkü kanun teklifi Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine, çalışma barışı maddesine, sosyal güvenlik hakkına, kamu hizmetine girme hakkına ve kamu hizmeti göreviyle ilgili 128’inci maddenin tüm fıkralarına ayrı ayrı aykırı. Bu durumda ne yapmak lazım? Gelmiş kanun teklifi Plan ve Bütçeye. Sağlık Komisyonunda virgülünü değiştiremedi arkadaşlar, önemli emek verdiler ve kanun teklifine “Hayır.” dedik. Plan ve Bütçeye geldi, Plan ve Bütçedeki tavır şuydu: “Genel Kurul aşamasında önergelerle iyileştirilecek.” “Peki.” dedik, Genel Kurula sevk edilmesine onay verdik. Buraya geldik; yapılan iyileştirmeler devenin kulağındaki tüy değil, verilen sözler tutulmadı. Önce biz kandırıldık. CHP, Halkların Demokratik Partisi ve İYİ Parti’den, 1 Aralık günü, birinden biri “Hayır.” dese o 6 maddeyi ekleyemezsin, birinden biri Danışma Kuruluna imza atmasa o cuma sabahı toplanamazsın, birinden biri “He.” demese Komisyona çekemezsin. Ama sağlık emekçilerine bu noktada yapılacak katkılara olan inancımızla ve onlara olan minnetimizle bizim iyi niyetimiz suistimal edildi. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bugün burada doktorlara verdikleri sözü tutmayan, diş hekimlerine verdiği sözden dönen, veterineri, eczacıyı, sağlık emekçilerini görmeyen bir nankörlükle karşı karşıyayız âdeta. Bu noktaya geldiğinde, Anayasa Mahkemesi yönünde, özellikle disiplin soruşturması ve havuç-değnek ikilemini Anayasa Mahkemesinde tartışacağız, bu kanunu eşitlik yönünden tartışacağız ama tartışmasız bir şey var; sağlık emekçilerine yaptığınız bu nankörlüğe, attığınız bu kazığa ortak olmuyoruz, ret oyu veriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sağlık çalışanlarına kazık atılması gibi bir suçlamada bulunuldu, bunu asla ve kata kabul etmek mümkün değildir. Bütün sağlık çalışanlarına ilişkin bir mali düzenleme söz konusudur, hekimlerimizin emeklilik haklarıyla ilgili de ayrıca iyileştirici bir düzenleme söz konusudur. Diğer sağlık çalışanlarımızla ilgili de 3600 ek göstergeyle ilgili düzenleme çerçevesinde hem çalışırken hem de emeklilik haklarında bunun mali olarak iyileştirilmesinin söz konusu olduğu ve olacağı muhakkaktır. Bu konuda “nankörlük” ve “kazık atma” gibi kelimeleri kabul etmediğimizi ifade ediyor ve ayrıca söz almışken yüce Meclisi bilgilendirmek açısından -tutanakları istemiştik- bir bilgiyi paylaşmak istiyorum Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Türkiye'nin, Şengal’in Sinune ilçesine bir hava saldırısı düzenlediği iddiası vardı. O iddiayla ilgili ifade etmek isterim ki asla ve kata Türkiye'nin ne uçakla ne İHA'yla ne SİHA'yla bu bölgeye bir hava harekâtı söz konusu olmadığını, bu haberlerin tamamen gerçek dışı olduğunu, terörün insanlık suçu olduğunu, insanlık suçunu işleyenlerin teröristler olduğunu, Türkiye'nin de DAEŞ'e karşı harekât yapan tek ülke olduğunu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tamer…

 

 

 

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Değerli Başkanım, kanun teklifimi getirdiğim andan itibaren Sağlık Komisyonu ve Plan Bütçe Komisyonundaki üyelere ve Başkanlarına, Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca ve bürokratlarına, Meclis Genel Kurulunda destek veren tüm parti gruplarımıza ve Grup Başkanlarımıza ayrıca Meclis Başkan Vekilimize, buradaki stenograflar ile kavas arkadaşlarıma, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Ayrıca, bu kanun teklifimiz doktorlarımız başta olmak üzere sağlık çalışanlarına hayırlı uğurlu olsun diyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir meseleyi inkâr etmekle o mesele yok olmuyor. Benim elimde       -istedim arkadaşlar gönderecek, bitmek üzere- katledilen çocuğun fotoğrafı var. Şu anda kim sınır ötesine operasyon yapıyor, Federal Kürdistan Bölgesi’ne? Türkiye dışında sınır ötesi operasyon yapan bir ülke var mı? SİHA'larla bombalayan var mı? Bir dedeyle 12 yaşındaki çocuğunu kim öldürdü? UNICEF açıklama yaptı, onların destekledikleri Rudaw açıklama yaptı, bütün gazeteler açıklama yaptı. Böyle halkı aldatacak konuşmalar yapmasınlar. Elimde fotoğraf var, haber linkleri var, istedikleri kadar vereyim.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Akbaşoğlu...

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tamamen teröre müzahir birtakım basın yayın kuruluşlarının asparagas iddialarının herhangi bir hükmü yoktur. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti devletinin kaynaklarına herkesin itimat etmesi gerekir.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “Teröre müzahirdir.” laflarını reddediyorum. Ben oturum bitince bütün linkleri vereyim, onların çok yakından desteklediği Rudaw gazetesinin sitesine de girin lütfen. Önce okuyun, sonra cevaplayın.

BAŞKAN – Peki, anlaşıldı.

Sayın Dervişoğlu...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – O, terörü destekleyen bir basın.

(CHP sıralarından “Siz de onu destekliyordunuz.” sesi)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Barzani, Barzani...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, “Rudaw, terörü destekleyen bir basın...” Güzel!

HABİP EKSİK (Iğdır) – Rudaw’a “Terörü destekleyen basın.” dediniz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Terörü destekleyen basının ağzıyla konuşmayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, bu kayıtlara geçti, tamam.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dervişoğlu...

(AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Müsaade ederseniz bitireceğim kanunu, müsaade edin. Yeni konuklarımız var, müsaade edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Terörü destekleyen basının haberlerine göre konuşmayın diyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu... Sayın Beştaş... Sayın Dervişoğlu’na söz verdim. Lütfen, rica ediyorum.

Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “‘Türkiye Cumhuriyeti devleti yapmıştır.’ iddiasını ortaya koyanlar teröristlerdir.” diyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, siz söyleyeceğinizi söylediniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Terörist sizsiniz. Ne demek “Teröristtir.” ya!

BAŞKAN – Sayın Beştaş, siz de söyleyeceğinizi söylediniz.

Buyurun Sayın Dervişoğlu...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ya “terörist” diyor Sayın Başkan, böyle bir üslup yok. Terörist olan, çocukları bombalayanlardır, SİHA’larla çocukları katledenlerdir. Ne alakası var! (AK PARTİ sıralarından “Hadi canım!” “Hadi oradan!” sesleri)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Müsaade edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teröristlerin ağzıyla konuşanlar, teröre müzahir olanlardır terörist olanlar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sizsiniz o!

(AK PARTİ sıralarından “Teröristler teröristi saklayamaz.” sesi)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sizsiniz!

 

 

1.  Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, aslında bayağı güzel müzakerelerde bulunduk ve bir kanun teklifinin de sonuna geldik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Aslında hem sağlık çalışanlarının hem hekimlerin birçok alanda özlük haklarının düzeltilmesine ihtiyaç duyuldu, bu hem Meclisin hem de kamuoyunun malumu. Ancak yapılan bu değişiklikler ve düzenlemeler beklentiyi karşılamadığı gibi, ihtiyaçları da gidermiyor. Ayrıca, bu kanun teklifinin -belki biraz sonra kanunlaşacak- Anayasa’ya aykırılıklar içerdiği de söz konusudur. Keşke tam ve kâmil bir yasal düzenleme yapmaya muvaffak  olabilsek, böyle de bir başarıya imza atmış olabilseydik ama yapamadık. Görünen ve anlaşılan odur ki diğer kanunlarda olduğu gibi bu kanunu da yakın takvim içinde yeniden ele alıp görüşme ve düzeltme ihtiyacı hasıl olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Geride bıraktığımız aralık ayında gündeme getirilen ve geri çekilen teklifin çok gerisinde kalan bu kanun teklifine “evet” demek takdir edersiniz ki gerçeklere kulak tıkamak anlamına gelir. Teklifi yine de iyi niyetle atılmış müspet bir adım olarak telakki ediyoruz. 36 branşın sadece 2’sini kapsayan, BAĞ-KUR ve SGK emeklilerini nazarıitibara dahi almayan, eczacılar ve veteriner hekimlerle ilgili herhangi bir iyileştirme içermeyen bu teklife İYİ Parti olarak “hayır” oyu kullanacağımızı buradan ifade ediyorum.

Her şeye rağmen hayırlı olması temennisini de tekrarlayıp saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Sağ olun.

Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Çok kısa bir şey okuyacağım, UNICEF’in açıklaması, üç cümle.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, size söz vereceğim. Şu konuyu bitireyim, oylamayı yapayım sonra konuşalım bu konuyu, konuşmak istiyorsanız istediğiniz kadar konuşun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam, olur.

BAŞKAN – Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik sistemle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen milletvekillerinin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen milletvekillerinin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 296

Kabul: 251

Ret: 45 (x)

         

   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

Bayram Özçelik                                                   Emine Sare Aydın

     Burdur                                                                      İstanbul”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, UNICEF temsilcisi Mads Oyen’in açıklaması, önce şeyi söylüyor UNICEF: “Şengal’de 12 yaşındaki bir çocuğun ölümüyle sonuçlanan SİHA saldırısını kınıyoruz.” Bu saldırıda çocuk ve dedesi yaşamını yitirmişti ayrıca şunu kaydediyor: Tüm tarafları uluslararası hukuk uyarınca çocukları koruma yükümlülüklerini yerine getirmeye çağıran Oyen “Irak’taki tüm çocuklar hayatlarını sürekli şiddet tehdidi olmadan yaşamayı hak ediyor.” diyor. Çocuk bu, bütün sitelerde var.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığına dair bir cümle var mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Var, Türkiye’nin…

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hani nerede?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var, var. “Türk SİHA’larıyla…” diyor, UNICEF’in açıklamasında var.

HABİP EKSİK (Iğdır) – UNICEF’in sayfasında İngilizce açıklaması var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İngilizcesini okuyor.

BAŞKAN – Sayın Beştaş… Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

HABİP EKSİK (Iğdır) – SİHA, SİHA.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şu, görüntü şu. Resmî açıklama var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İnkar etmeyin, görüntü şu, çocuk. SİHA saldırısı.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – “Türk SİHA saldırısı.” diyor, Birleşmiş Milletler diyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuyla ilgili açıklamayı beyan ettik, ilave edilecek herhangi bir husus yok. Bu, Türkiye’ye yönelik apaçık yalan bir iddiadan ibarettir.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Dünya yalan söylüyor, bir tek sen mi doğru söylüyorsun!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Birleşmiş Milletler yalan mı söylüyor ya? 

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Çocuk düşmanlarısınız ya, insanlık düşmanısınız!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerçekle alakası olmayan, tamamen suçlamaya, iftiraya dönük bir yaklaşımdır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sincar’da halk PKK’ya karşı ayaklandı.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, çocuk ölüyor, çocuk; ne PKK’sı ne şeyi ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Asla ve kata kabul edilmesi mümkün değildir.

Teşekkür ederim.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Biraz vicdan, biraz vicdan ya!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                          Kapanma Saati: 21.28

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

16/6/2022

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 16/6/2022 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda Genel Kurulun daha önce çalışmasına karar verilen 17/6/2022 Cuma günü toplanmaması önerisinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

Mustafa Şentop

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

              Yılmaz Tunç                               Özgür Özel

     Adalet ve Kalkınma Partisi             Cumhuriyet Halk Partisi

         Grubu Başkan Vekili                              Grubu Başkan Vekili

         Meral Danış Beştaş                  Muhammed Levent Bülbül

   Halkların Demokratik Partisi             Milliyetçi Hareket Partisi

        Grubu Başkan Vekili                      Grubu Başkan Vekili

Dursun Müsavat Dervişoğlu

İYİ Parti

Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Danışma Kurulunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci sırada yer alan Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ile 61 Milletvekilinin İstanbul Finans Merkezi Kanunu Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

2. Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ile 61 Milletvekilinin İstanbul Finans Merkezi Kanunu Teklifi (2/4478) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 338)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 338 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değerli Başkanım, çok teşekkür ediyorum ve şahsınızda aziz milletvekillerini saygıyla muhabbetle selamlıyorum.

Efendim, her vesile bir şeyin altını çiziyoruz. Siyaset zemininde yer bulduğumuzdan bugüne kadar AK PARTİ olarak, Cumhur İttifakı olarak hep özel işler yaptık, hep güzel şeylerin altına imza attık. Özellikle, hususen kurumlar ihdas ettik, ne adına? Ülkemizde efendim, iktisadi vasat çok daha düzgün hâle gelsin diye.

Şimdi, bunun yeni bir örneği var, bununla ilgili söz aldım, huzurunuzda bununla ilgili bulunuyorum. Efendim, İstanbul Finans Merkezi… Aslında burada bir not düşeceğim arkadaşlar, ara ara söylüyoruz, yeri geldiğinde söylüyoruz ki biz kendimizi de tenkit ederiz, noksanımız varsa noksanımızı da kayda geçeriz. İşte, bir noksana özellikle işaret edeceğim. Şu ihdas ettiğimiz kurumun çok daha önceleri oluşturulması lazımdı. Geciktik ama gecikmemize rağmen şimdi mütekâmil bir hâlde bir yapı oluşturuyoruz. İktisadi vasata çok ciddi katkısı olacak.

İstanbul Finans Merkezi nedir? Arkadaşlar, bir defa, finans merkezinin tarifini yapmak lazım. Yatırımcılara ve kurumsal yapılara tasarruflarını yönetme ve finansmana erişim imkânı sağlayan hizmet altyapılarına finansman merkezleri diyoruz. İstanbul Finans Merkezi de bu kabîlden bir oluşumdur. Buna katkı sunan kim varsa herkese müteşekkiriz. Plan ve Bütçe Komisyonunda çok ciddi tartışmalar oldu, muhalefetin de katkısı oldu elbette, onlara da medyunuşükranız. Özellikle burada İsmail Bey kardeşim burada, İsmail Başkanımız, Mustafa Kalaycı Başkanımız, onların hususen düştükleri kayıtlar vardı,  Tamer Bey de öyle, onlara da minnettarım.

Arkadaşlar, finans merkezleri klasifike edilmiş, sınıflandırılmış,  yer yer “uluslararası” denmiş, “küresel” denmiş, “yerel” denmiş.  İstanbul Finans Merkezi de bir hususi yapı olarak rekabet zemininde olacağı başka finans merkezleriyle beraber yarışır hâlde olacağı bir vasata giriyor,  3 milyon 400 bin metrekarelik bir zeminde inşa edildi bu ve burada arkadaşlar 100 binin üzerinde çalışan ve ziyaretçi günlük kapasitesi olacak. Dolayısıyla buraya tek elden hizmet verecek bir yapının da ihdas edilmesi lazımdı, bir şirket kanalıyla bunu yapıyoruz arkadaşlar. 

Değerli arkadaşlarım, bir defa şunu özellikle söylemek lazım:  Finans merkezleri daha doğrusu finansal  kavram iktisadi vasatta kurumsal yapıları  destekleyen bir olgudur.  Öyleyse, İstanbul Finans Merkezi de bundan sonraki zaman diliminde  iktisadi kalkınmamıza çok tesiri yüksek, katsayısı yüksek bir kurum olacaktır. Arkadaşlar, bundan dolayı daha önceki, vasattaki hâlimizi resmetmek lazım, nedir o? Finansal hizmetlerin toplam hizmetler içerisindeki payı yüzde 4’ler mesabesinde şu anda, oysa bu oran gelişmiş ülkelerde bunun 2 katı.  Efendim,  başka zeminlerde çok daha fazla  finansal ihraç noktasında  ortamlar oluşmuş, biz bu noktada nakıs durumdayız, işte bunu izale edeceğiz inşallah.

 Şimdi, arkadaşlar, finans merkeziyle beraber öteden beri cari açığa dönük vurgular yapılıyor. Bunu hem muhalefet hem iktidar, yeri geldiğinde biz de söylüyoruz. Biz noksansa bunların altını çiziyoruz. Finansal merkez, cari açığı da alaşağı edecek bir kavramdır. Finansal merkez oluşumu da buna katkı sağlayacak, bizi bu alanda mesafe alır hâle getirecek.

Arkadaşlar, İstanbul Finans Merkezini niye yapıyoruz? Bir defa şunun altını çizmek lazım. Şu anda toplam ihracatımız, küresel düzeyde yüzde 1’ler düzeyini yakalamış hâlde. Oysa finansal ihracatta binde 8’ler mesabesindeyiz. Öyleyse daha fazla mesafe almamız lazım, ona katkı sağlayacak. Bizim yüzde 3’ler düzeyinde tuttuğumuz ihracatımız, finansal ihracatımız, dünyada ortalama olarak yüzde 14’lerde, gelişmiş ülkelerde yüzde 25’lerde arkadaşlar. Öyleyse bunu çok daha yukarıya taşımak bizim vazifemizdi. Bu kurumsal yapıyla bunu inşallah hayata geçireceğiz.

Bir başka şey arkadaşlar, sahici verilerle tuttuğumuz projeksiyonlar var. Bu projeksiyonlara göre İFM sayesinde yani İstanbul Finans Merkezi sayesinde 2036’larda finansal ihracat noktasında, finansal hizmet ihracatı noktasında şu anki hâlin 3 katı daha üzerine çıkacağız. O kavramları da yerli yerinde kullanmak lazım. Yine bu zaviyeden baktığımızda arkadaşlar, on beş yıl içerisinde İstanbul Finans Merkezi sayesinde gayrisafi yurt içi hasılamızın 129 milyar dolarlık bir katkıya muhatap olacağını görüyoruz. Bu ne demektir? Yıllık 9 milyar dolarlık bir katkı demektir. Dolayısıyla azımsanmayacak çok ciddi bir desteği ifade ediyor, bunun da altını çiziyoruz. Tabii, arkadaşlar, bu sayede İstanbul Finans Merkeziyle beraber istihdama da ciddi katkı var. 100 binin üzerinde ilave istihdam gelişecek, azımsanmayacak bir rakam. Bunu da dikkatlerinize sunuyorum arkadaşlar. Bereket taşıyacak, hep söylüyoruz arkadaşlar, şuraya getirdiğimiz her kanun teklifinde zemine bereket taşıyacak bir kavramı koyuyoruz, bu da öyle olacak inşallah. Ama bunu yaparken, yani İstanbul Finans Merkezini ihdas ederken bunun eş değeri olanlarla bir rekabet yapabilmesi adına ne yapmamız lazım, nasıl bir destek vermemiz lazımdı? Aslında burada bunun altını çizmek lazım. Yani teşviklerle, indirimlerle, istisnalarla mutlaka burayı cazip hâle getirmemiz lazımdı; işte, şu kanun teklifiyle beraber, kanun teklifinin içerisindeki maddelerle beraber bunları hayata geçiriyoruz. “Efendim, bizimle beraber rekabet hâlinde olanlar var.” Mesela Dubai’deki finans merkezi, mesela Astana’daki finans merkezi; onlarla bir kıyas gerekiyor, onların durumu nedir, bizim durumumuz nedir? Onlara baktığımızda arkadaşlar, İstanbul’un zaten kendi içerisinde bir cazibe merkezi oluşturmasından dolayı onların çok daha altında teşvikler veriyoruz, çok daha ehven sayılabilecek teşvik edici unsurlar koyuyoruz maddelerin içerisine. Onlarda kırk yıl, elli yıla varan istisnalar, teşvikler varken bizdeki çok daha sınırlı tutulmuş durumda. Niye? Söylediğimiz gibi, İstanbul zaten başlı başına teşvik edici bir unsur, bundan dolayıdır arkadaşlar.

Şimdi, şunu hep söyledik arkadaşlar: Finans Merkeziyle beraber neyi sahaya koyuyoruz, neyi yansıtıyoruz? İki farklı alanı yansıtıyoruz. Bir, bu Finans Merkezinde ofisler oluşturuyoruz, finans merkezinde çalışacak, efendim, orada bulunacak firmalar o ofislerde hizmet verecekler. Arkadaşlar, bir başkası da çalışanların günlük ihtiyaçlarını giderecek bir zemin çıkacak orta yere. Dolayısıyla iki yapı var burada, iki yapıyı da mutlaka çok muhkem bir biçimde, çok mütekâmil bir biçimde hayata yansıtmamız lazım. İşte, onun için de bir büyük gayretimiz var. Bunun için özellikle Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisinin gayretleri var, Varlık Fonunun çok ciddi gayretleri var. Orada çalışan kardeşlerimiz çok yetkin kardeşlerimiz, kanunu çalışırken onların vukufiyet düzeylerinin ne kadar yüksek olduğuna da vakıf olduk biz. Bizimle beraber olan arkadaşlarımız, Plan ve Bütçedeki arkadaşlarımız da buna bizatihi şahit oldular. Onlara da tabii, burada minnettarlığımızın altını çizmemiz lazım.

Değerli arkadaşlarım, burada bizim yaptığımız şey, efendim, 12 maddeden müteşekkil, 2 tane de geçici maddemiz var. Şunu özellikle hususen altını çizerek söyleyeceğim arkadaşlar: Abdullah Güler kardeşimin yani o hukukçu kimliğiyle, o hakikaten donanım yüklü, vukufiyeti yüksek hâliyle bu kanuna bir müdahalesi söz konusu oldu, altını çizmek istiyorum hak teslimi bağlamında. Neydi o?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Özellikle orada ihdas edilen şirketin bütünü yönetmesi noktasında Anayasa Mahkemesiyle muhatap olacak, Anayasa’ya bir karşıtlık ifade edebilecek hâli izale etme noktasında oradaki şirketin vazife süresini yirmi yılla sınırlı tuttuk arkadaşlar, bunun altını çiziyorum özellikle çünkü bu, tartışmaya mebni bir hâldi, bunu izale ettik, bunu giderdik.

Bundan sonraki zaman diliminde arkadaşlar, inşallah hep birlikte İstanbul Finans Merkezinin… Zaten şu anda inşaatlar devam ediyor, Allah’ın izniyle çok kısa bir süre içerisinde hayatiyet bulacak ve herkes, bütün muhalif cenahta yer alanlar da ilerleyen zaman diliminde, daha önce ihdas ettiğimiz kurumlara karşı çıkıldığı, sonrasında da “Ne kadar güzel bir iş yapılmış.” diye tespit yapıldığı gibi burası için de aynı şey yapılacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayın lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Dolayısıyla, arkadaşlar şunu söylüyorum ki bugün burada olan arkadaşlarımız aslında müstesna bir hâle şahitlik ediyorlar, müstesna bir hâlin altına imza atıyorlar. Öyleyse şanslısınız, öyleyse istisna kabilinden bir pozisyonunuz var, kendinizle de iftihar edin. Bunu Cenab-ı Hak nasip ettiği için, böyle bir kanun yapmayı bize nasip ettiği için, böyle bir yapının ihdasında bizi istihdam ettiği için ne kadar şükretsek azdır. Ben şükrediyorum, size de burada bulunduğunuz için çok teşekkür ediyorum, hayır uğur getirsin diyorum arkadaşlar. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime iki dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 21.53

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

338 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından (3/1963) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi ile alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 21 Haziran 2022 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati:21.55

 



(x) 337 S. Sayılı Basmayazı 15/6/2022 tarihli 103’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 338 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.