15 Haziran 2022 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kayseri’de yapılan yatırımlar ile Kayseri turizmi hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Sayın Hülya Nergis’e aittir.

Buyurun Sayın Nergis. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

 

 

 

 

HÜLYA NERGİS (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kayseri ilimizdeki yatırımlar, kültürel ve turistik değerler hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

1,5 milyon nüfusa ve altı bin yıllık medeniyet tarihine sahip olan şehrimizde 2021 İSO verilerine göre Türkiye'nin ilk 500 sanayi kuruluşu arasında 18 firmanın yer alması ticaretin merkezi olan Kayseri’nin göğsünü kabartan, gurur verici bir gelişme olmuştur. Listeye girmeyi başaran firmalarımızı huzurunuzda tebrik etmek istiyorum.

Kayseri’de sanayi, savunma, gıda, tarım, enerjiyle birlikte yüzde 31’lik mobilya, yüzde 80’lik çelik kapı sektöründeki payıyla yerli ve millî üretimde büyümeye katkı sağlayan tüm sanayici ve yatırımcılarımız çalışmalarıyla bize umut vermektedirler ve güç vermektedirler. Kayseri’miz sadece ticaretiyle ünlü olmaktan öte, Hitit, Asur, Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’nin bütün izlerinin görülebileceği bir turizm şehridir aynı zamanda.

Kayseri denince akla her mevsim zirvesi bembeyaz olan Erciyes Dağı gelir; yüksek kar kalitesiyle dünyanın sayılı yerlerindendir. Beyaz eğlenceyi unutulmaz bir kış tatiline çevirmek isteyenler için Alpler standardında, 112 kilometre uzunluğunda, 41 farklı kayak pistiyle, 14 konaklama tesisiyle hizmet veren Erciyes Dağı’mız, kış turizmi, dağ tırmanışı, yayla turizmi, irtifa kamplarıyla yılın her döneminde hizmet vermekte ve ziyaretçi akınına uğramaktadır. Sezon boyunca 2 milyon ziyaretçiye hizmet vererek şehir ekonomisine 100 milyon dolarlık bir katkı sağlamaktadır.

UNESCO 2020 Dünya Geçici Mirası Listesi’ne alınmış olan Koramaz Vadimiz, içerisinde barındırdığı kilise, arkeolojik alan, fosil, yer altı şehriyle, farklı kültürel varlıklarıyla, doğasıyla bölgenin tabiat harikalarındandır. Kültepe (Kaniş Karum) Ören Yeri dünyaca tanınmış bir açık hava müzesi olup Anadolu’ya ticaret maksadıyla gelen Asurlu tacirler tarafından iskân olunmuştur. Kaniş’in çivi yazılı tabletleri Anadolu'nun en eski yazılı belgelerindendir. Yeşilhisar ilçemize bağlı Soğanlı Örenyeri Roma döneminden itibaren yerleşim alanı olarak kullanılmış, Kapadokya'nın başkentliğini yapmış, içerisinde 50’ye yakın Kaya Kilisesi ve mağara barındıran sıcak hava balon turizminin de yapıldığı bir yerdir.

Son zamanlarda Kayseri tarihine ışık tutacak olan kalıntı ve buluntular gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. İncesu ilçemize bağlı Örenşehir’de ortaya çıkarılan yazıtlarda Bizans İmparatorluğu coğrafyasındaki kentlerin tanımlandığı Tabula Imperii Byzantini’deki kayıtlara göre araştırmacılar tarafından İncesu'daki antik yerleşimin isminin Sadakome olabileceği düşünülmektedir. Milattan sonra 2’nci yüzyıla kadar uzandığı düşünülen ve Anadolu'da Geç Antik Çağ’da en iyi korunmuş örnek kabul edilen yazlık saray bulguları açığa çıkarıldığı takdirde tarihe daha fazla ışık tutacaktır. Geçmişi milattan sonra 3’üncü yüzyıla dayanan Kayseri Kalesi, Hititlerden bu yana Kayseri'nin ilk çağlarına ışık tutan, Kayseri Etnografya Müzesi, Milli Mücadele, Selçuklu uygarlığı müzelerimiz şehrimizin tarihini yansıtan önemli mekânlardır.

Kayseri'den söz ederken, Mevlana'ya hocalık yapan Seyyid Burhanettin Hazretlerini, Hunat Hatun Külliyesi'ni, Kurşunlu Ahmet Paşa Cami, geçmişte farklı kültürlerin de temsiliyetini gösteren Surp Krikor Kilisesi, tarihi Talas Yaman Dede Cami, Talas Amerikan Koleji, tarihi Germir Mahallesi, Endürlük Kilisesi, Tomarza Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi gibi eserlerin yanında, 15’inci yüzyılda yapılan Kapalı Çarşı bedesten ve hanlarını görmek gerekir. Sultansazlığı 301 farklı kuş türü, 400’e yakın bitki örüsüyle doğa tutkunlarını beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜLYA NERGİS (Devamla) – Yahyalı Kapuzbaşı Şelaleleri Türkiye’nin en yüksek, dünyanın 2’nci en yüksek şelalesidir; buradan Aladağlar Millî Parkı’na dâhil olarak benzersiz bir doğa harikası ve doyumsuz manzaralarıyla aynı zamanda rafting tutkunlarına hitap etmektedir. USHAŞ protokolüyle sağlık altyapısında atılan adamlar sayesinde sağlık turizminde de şehrimiz iddia sahibidir.

Tabii ki söz konusu Kayseri olunca sucuk, pastırma, Kayseri mantısı, Çerkez peyniri, kendine has mutfak kültürüyle gastronomi şehrimizde tescillenmiş 11 coğrafi işaretli ürünümüz mevcuttur. Kayseri’nin farklı lezzetlerini tatmak, tarihî, doğal güzelliklerini görmek için herkesi Kayseri’ye bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Aksaray’ın yeniden il oluşunun yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel’e aittir.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Aksaray’ımızın yeniden il oluşunun 33’üncü yıl dönümü vesilesiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Başta çok kıymetli Aksaraylı hemşehrilerim olmak üzere hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’nin kurulduğu günden bugüne en yüksek desteği veren Aksaray’a maalesef bugüne kadar AK PARTİ tarafından verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Aksaray’da 1994 yılında ihalesi yapılan, 1998’de temeli atılan, yüzde 70’i tamamlanan 75’inci Yıl Havaalanı AK PARTİ iktidarıyla birlikte 2002 yılında Hükûmetin yatırım programından çıkarılarak kaderine terk edildi. Ve defalarca sözü verilen Aksaray Havaalanı’nın yapımı bir türlü gerçekleştirilmedi. En son olarak da AK PARTİ milletvekilimiz “uçuş okulu ve havalimanı olarak kullanıma açılacağını” söyledi ama o da AK PARTİ’nin uçağı gibi havada kaldı.

Aksaray ile Ulukışla arasında 86 kilometrelik bir demiryoluyla Aksaray, İskenderun ve Mersin Limanı’na bağlanacak ve organize sanayinin ufku ve önü açılacaktı ama bir türlü Sayın Cumhurbaşkanının Aksaray’a her geldiğinde verdiği söz maalesef gerçekleştirilmedi. Yine seçim zamanı Aksaray’a gelen AK PARTİ’nin bakanları, Meclis Başkanları hep bu sözü verdiler ama maalesef bu söz, dediğim gibi yerine getirilemedi. Yaklaşık bir buçuk yıl önce Ankara-Niğde Otobanı açılışında haklı olarak bir vatandaşımız Ulaştırma Bakanına demiryolunu sorduğunda aynen şöyle bir cevap aldı: “Aksaray’a tren getirirsek uzaya da yol isteyeceksiniz.” böyle bir ciddiyet olmaz. Seçim zamanı geldiğinde Aksaraylılar kimi uzaya gönderecek, kimi yaya bırakacak hep birlikte göreceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aksaray Türkiye’de tarımın en önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Çiftçilerimiz tarımsal amaçlı kullanmak üzere hazineden arazi kiralamış fakat daha sonra gerçekleştirilen toplulaştırma kararıyla birlikte ecrimisil ödedikleri, kırk yıldır ekip biçtikleri, taşını temizledikleri tarlalar çiftçilerimizin elinden alındı. Çiftçilerimiz ekip biçtikleri arazileri satın alma veya tekrar kiralamak istediklerinde karşılarında bir muhatap bulamadılar. Tarım merkezi Aksaraylı çiftçilerimiz tarım reformu kapsamında gerçekleştirilen uygulamalardan dolayı mağdur olmuşlardır.

Aksaray da tarımsal sulamada büyük sorunlar yaşamaktadır, hem elektriğin pahalı olması hem de Aksaray’da yeraltı sularının tükenmiş olması tarımda en büyük sorundur. Çekilen yeraltı sularının yerine Tuz Gölü’nün tuzlu suları gelmekte ve Aksaray toprakları tuzlaşarak çoraklaşma tehdidi ve tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bir an önce Kızılırmak suyunun Aksaray ovasına getirilerek bu sorunun çözülmesi gerekmektedir. Yirmi yıl önce söz verildiği hâlde hâlâ Aksaray içilebilir bir suya kavuşmamıştır.

Hayvancılıkta Türkiye ekonomisine büyük katma değer sağlayan Aksaray, yem ve diğer girdilerin fiyatının artmasıyla et, süt fiyatları eriyip gitmiştir. Günümüzde bir torba yemin 400 liraya çıktığını gördüğümüzde verilen bedellerin çok az olduğu anlaşılacaktır.

Aksaray’da neredeyse her gün kazaların meydana geldiği ve onlarca cana mal olan ve Aksaraylıların artık “ölüm yolu” diye adlandırdığı, Aksaray Ortaköy arasında 50 kilometrelik bir yol hâlâ daha gerçekleştirilmedi. Bu yol yılan hikâyesine döndü. Ortaköylü hemşehrilerimiz artık bu yolun yapılmasını veya bu vaatten, taahhütten vazgeçilmesini söylüyorlar, maalesef diğer vaatler gibi bu da askıda kalmıştır.

450 bine yaklaşan nüfusuyla bugüne kadar Konya, Ankara, Kayseri yollarında perişan olan hasta ve hasta yakınlarımız doktor eksikliği nedeniyle randevu alamamakta, derdine derman bulamamakta, çile çekmeye devam etmektedir. Hastanemizdeki doktor ve diğer personel eksikliğinin bir an önce giderilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan tarafından “iyilerin yurdu, salihlerin yurdu” anlamına gelen “Şehr-i Süleha” adı verilen, her köşe başında bir evliyanın nazarı ve nefesi olan Aksaray’ımızın il oluşunun 33’üncü yılını kutluyor, hemşehrilerimize sağlık, mutluluk ve huzur içerisinde nice seneler diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) – Özellikle basın mensuplarının da bilgisi olsun; Konya Aksaray, Niğde Aksaray, İstanbul Aksaray değil, Türkiye’nin 68’nci vilayeti, 68 plakalı il Aksaray; bundan sonra böyle biline.

Çok değerli Aksaraylı hemşehrilerim, sabrınız bitti ama çok az kaldı. İYİ Parti iktidarında bunları yapmak taahhüdümüz değil, devletin sizlere bir namus borcudur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, bisikletli ölümleriyle ilgili söz isteyen Bartın Milletvekili Sayın Aysu Bankoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Bankoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüde bisiklet meselesini fırsat buldukça dile getiriyorum çünkü bisiklet herhangi bir taşıt ya da spor dalı değil, aslında medeniyete ilişkin de bir gösterge. Bisikletli ulaşım oranı, gelişmiş ülkelerde yüzde 40’ın üzerindeyken ülkemizde yüzde 1’in altında ve ülkemizde bisikletlilere saygı duyulmuyor, hakları gasbediliyor. Bisikletli ölümüne neden olanlar cezalandırılmak şöyle dursun âdeta ödüllendiriliyorlar ve her sene yaklaşık 150 pedaldaşımız trafikte hayatını kaybediyor. Suçlu bulunan sürücülerin yüzde 80’ine yakını alkol ve uyuşturucu etkisinde ve hız limitini aşmış durumda, buna rağmen taksirle adam öldürmekten yargılanıyorlar, birçoğu da aldıkları cezaların yarısını bile yatmadan serbest bırakılıyor. Bisikletlileri korumak gazeteciler eşliğinde Mecliste bisiklet sürmekle olmuyor değerli milletvekilleri. Bisiklet yollarını yaygınlaştırmaz, bisiklet için bütçe ayırmaz, bisikleti temel eğitim müfredatına sokmazsanız, trafik kurallarına bile isteye uymamaya “taksir” deyip bisikletli ölümlerine “sadece kaza” derseniz bu ölümleri durduramazsınız.

Bakın, geçtiğimiz günlerde ÇADOSK ekibinden, 2 çocuk babası, jeoloji mühendisi pedaldaşımız Murat Albayrak’ı kaybettik trafikte. Murat kurallara uygun bir şekilde yolun sağından gidiyordu ama arkasındaki taksi Murat’a koruması gereken takip mesafesini korumayarak çarptı. Necati Kaan Şahin 2021’de hız limitini aşan alkollü sürücü yüzünden hayatını kaybetti. Kaan daha 20 yaşındaydı, YKS Türkiye 1’inciliği vardı. Yüzde 100 suçlu bulunan sürücü taksirle yargılandı ve dört ay sonra serbest bırakıldı. Söyler misiniz bana nerede adalet? 36 yaşında, 1 çocuk annesi, profesyonel bisikletçi Zeynep Aslan’a arkadan çarparak ölümüne sebep olan sürücü iyi hâl indirimi aldı. Daha 19 yaşında Umut Gündüz’ü de yine hız limitini aşan alkollü sürücü yüzünden kaybettik. Üstelik bu kişi arkasından çarptığı Umut’u orada öylece bırakıp kaçmasına rağmen iyi hâl indiriminden yararlanarak dört ay sonra serbest bırakıldı ama acılı baba Menderes Bey’e dava hâkimine hakaretten dava açıldı.

Değerli milletvekilleri, bir an olsun kendinizi bu insanların yerine koyun; geride kalan çocuklarını bir düşünün, kendinizi 20 yaşında Kaan’ı, 19 yaşında Umut’u kaybeden acılı ailelerin yerine koyun. Sizin çocuğunuzu elinizden alanlar dört ay sonra sokakta ellerini kollarını sallayarak dolaşsaydı acaba siz ne hissederdiniz? Bunlar kaza değil, cinayettir ve doğru adımları atarsak ancak bu cinayetleri önleyebiliriz.

Bakın, bisikletli hakları bakımından mevzuatımız eksik; bisikletli haklarını tanımlayan, hak ihlallerinin cezalarını ortaya koyan bir mevzuatımız yok. Okullarda, sürücü eğitimlerinde bisiklete ilişkin neredeyse hiçbir şey öğretilmiyor değerli milletvekilleri. Sürücülerin birçoğu bisikletin trafikte bir ulaşım aracı olduğunun bile farkında değil; bisikletli kazalarının yüzde 99’u da işte bu yüzden sürücü hatası. Birçok insan için bisiklet ne yazık ki hâlâ karne hediyesinden ibaret. Uygulamada etkinlik, caydırıcılık yok; birinin hayatına mal olabileceğini bile isteye, ne olursa olsun diyerek kurallara aykırı araba kullananların dört ay gibi bir sürede serbest bırakılması kabul edilebilir bir şey değildir değerli milletvekilleri. Bisikletliye çarpıp kaçan sürücülerin iyi hâl alması adil bir şey değildir; bu şekilde caydırıcılık sağlanamaz. Bir sürücü trafikteki bisikletin hakları olduğunu bilmek zorunda. Park ettiği yerden sol kapıyı açarken bisikletli geliyor mu diye bakmalı. Bisiklet yoluna park eden, bisiklet yolunda piknik yapan insanlar bunun yasak olduğunu anlamalı ve bunun için denetim yapılmalı.

Şimdi, imar görmemiş alanlarda bisiklet yolu yapılmasını öngören İmar Kanunu değişikliği var ama yeterli değil. Bu düzenleme bir kere, kentsel dönüşüm yerlerinde ya da eski yerleşim yerlerinde bisiklet yollarının ne olacağı konusunu açıkta bırakıyor, kaldı ki 2009’da yürürlüğe girmiş bu düzenlemenin uygulanması da doğru düzgün denetlenmiyor. Belediyelerin bisikletleri koyduğu sokaklarda bisiklet yolu yok, bazı yerlerde bisiklet yolları -olur olmadık yerlerde- kesiliveriyor. Şimdi, bisiklet yolundaki çalışmalar da Bakanlıkların çalışmaları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Bisiklet konusundaki çalışmalar da münferit kalıyor. Bisikletlilere ayrılan bütçe neredeyse sıfır. Bisiklet ulaşım aracıysa eğer, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının sürece acilen dâhil olması ve bisiklete ilişkin bütçe ve projelendirme yapması gerekiyor.

Bakın, bisikletliler trafikte bu kadar can kaybederken Meclis olarak bu duruma ses çıkarmamamız doğru olmaz, burada böylece oturamayız. Aksi takdirde, caydırıcılığı olmayan cezalarla insan hayatının bu kadar ucuz olduğu bir ülkede hiçbirimiz güvende olamayız değerli milletvekilleri.

Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sistem giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Barut…

 

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, tek adam rejimi ülkemizde adalet sistemimizi de âdeta felç etti. Yargı emekçilerinin çalışma hayatı da kabusa döndü. Artan iş yükü, mobbing, keyfî soruşturmalar ve mesai kavramı gözetmeksiniz çalışmaya zorlanan yargı emekçileri zorda. Enflasyon canavarı ve bitmeyen zamlar maaşları kuşa çevirdi. Ayrımsız, tüm yargı emekçilerinin insanca yaşayacakları bir ücret almaları sağlanmalıdır; ekonomik kayıpları giderilmeli, özlük hakları iyileştirilmelidir. Adliyelerde ayrımsız herkese mesai ücreti ödenmeli, ücret farklılıkları kaldırılmalı ve adaletsizlik önlenmelidir. Ulaşım ücretleri her ilde verilmeli, yeterli personel istihdamı yapılmalıdır. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarıyla kurum içinden atamalara devam edilmelidir; mülakat değil, liyakat esas alınmalıdır. Yargı hizmetleri sınıfı oluşturulmalı, kadro ve unvanlar yeniden tanımlanmalıdır, cinsiyetçi iş bölümü yapılmamalıdır. Zorluk içerisinde görev yapan emekçilerimizin sesini duyun.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

 

 

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çiftçilerimiz feryat ediyor, “Yandık, bittik.” diyor. Çiftçilerimiz, bu yıl tüm zamanların en yüksek seviyesini gören tarımsal girdi maliyetleriyle mücadele ederek üretim yapmakta. Mazot, gübre, elektrik fiyatlarındaki yüzde 300’lere varan artışların yaşandığı ülkemizde çiftçilerin üretimine gerekli desteğin bir an önce sağlanması adına bu girdi maliyetlerinin en azından yüzde 50 oranında desteklenmesi gerek. Ziraat odalarına, sulama birliklerine, bankalara borcu olan çiftçilerimiz ne yapacağını şaşırmış durumda. Köylü, çiftçi, üretici tohumda, gübrede, ilaçta, mazotta artan girdi maliyetleri yüzünden üretemez hâle geldi. Çiftçilerimize, köylümüze, üreticimize ne kadar destek olursak ülkeye ve millete o kadar yatırım yapmış oluruz, boş arazilerimiz ekilmiş olur. Artan maliyetlerin düşürülmesi, mazot ve gübre desteğinin bir an önce artırılması gerek. İçinde bulunduğumuz bu zor dönemde tarım desteklerinin artırılması ve bu konuda üreticilerimiz lehine gerekli düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerek diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çepni…

 

 

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 52’nci yılındayız. 1970’te TBMM’de sendikal örgütlenmeyi hedef alan düzenlemelere işçilerin yanıtı DİSK öncülüğünde direniş oldu; İstanbul, Gebze ve İzmit’te yüz binlerce işçi sokaklara aktı. Panikleyen iktidar sıkıyönetim ilan etti, işçileri gözaltına aldı, işinden attı; tıpkı bugün yapıldığı gibi. Kavel'den 15-16 Hazirana, TARİŞ'ten 89 bahar eylemlerine, oradan Gezi'ye; zulmün, sömürünün olduğu her yerde isyan meşrudur. 15-16 Haziran yol göstermeye devam ediyor. Selam olsun “Gücümüz birliğimizdir.” diyenlere, selam olsun direnen işçi sınıfına.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

 

 

 

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hekimlerimiz başta olmak üzere, sağlık çalışanlarımızın ne kadar başarılı, özverili ve fedakâr oldukları iki buçuk yıllık coronavirüs mücadelesinde görülmüştür. Dünya Sağlık Örgütü bu mücadeleyi gıptayla seyretmiştir. Bugün, birçok farklı ülkede Türk doktorlarına büyük bir talep vardır. Üstelik sağlık turizminde dünyanın en iyisiyiz dolayısıyla sağlık ordumuzla gurur duyuyoruz. Doktorlar kendi canına kasteden bile tedavi etmeye yemin etmiş kutsal bir mesleğin mensubudur. Ne yaparsak yapalım hekimlerimizin maddi ve manevi olarak haklarını ödeyemeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak her şartta ve koşulda sağlık çalışanlarımızın ve hekimlerimizin yanındayız. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

 

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milletimizin ve devletimizin huzuru için zaman ve mekân mefhumu olmaksızın fedakârca hizmet veren, bu uğurda hayatlarını hiçe sayarak görevlerini ifa eden jandarma teşkilatımız, kuruluş tarihinden bugüne kadar gurur kaynağımız olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “bir kanun ordusu” olarak ifade ettikleri jandarma teşkilatı gücünü yasadan, manevi desteğini Türk milletinden, korkusuzca görev ifa ederken azmini yiğitlerimizin gönlünden almaktadır. Ülkemiz ve milletimize karşı yapılan emperyalist hesapların içerideki iş birlikçilerine karşı gelişen teknolojisi ve istikrarlı duruşuyla diğer güvenlik güçlerimizle birlikte tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızla iş birliğiyle ilelebet yaşayacaktır. Türk devletinin gücü, Jandarma teşkilatımızın 183’üncü kuruluş yıl dönümünü kutluyor, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

 

 

 

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Devletimizin en köklü ve deneyimli kurumları arasında olan Jandarma Genel Komutanlığı, aziz milletimizin huzuru ve güvenliği için gece gündüz demeden fedakârca görev yapmaktadır. Ülkemizin bölünmez bütünlüğünün korunmasında, kamu düzeninin tesis edilmesinde diğer kolluk birimlerimizle iş birliği içinde üstlendiği tüm görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Yine, terörle mücadeleden asayişe, düzensiz göçle mücadeleden trafik güvenliğine kadar geniş bir sahada eğitimli, disiplinli, donanımlı personeliyle halkımızın gönlünde taht kurmuştur; suça ve suçluya da göz açtırmamaktadır. Bu düşüncelerle, Jandarma Genel Komutanlığının 183’üncü kuruluş yıl dönümünde aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyor, görevlerini başarıyla sürdüren Jandarma Genel Komutanlığı personeline sevgi ve saygılarımı sunarak Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

11 Haziran Cumartesi günü Balıkesir Kepsut-Dursunbey kara yolunda meydana gelen trafik kazasında 8 vatandaşımız vefat etmiş, 3’ü ağır olmak üzere 10 vatandaşımız yaralanmıştır. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum; yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.

Ulaştırma Bakanlığının 18 Kasım 2021 tarihindeki Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde Dursunbey-Balıkesir yolunun 77 kilometresinden 53 kilometresinin tamamlandığı, 18 kilometresinde ise bölünmüş yol çalışmasının devam ettiği belirtilmişti. Hâlen bu yolda herhangi bir çalışma yoktur ve sürekli şekilde ölümlü kazalar meydana gelmektedir. Buradan Ulaştırma Bakanlığına seslenmek istiyorum: Hiç olmazsa bu 18 kilometrelik yolu bir an önce tamamlayın ve bu ölümlü kazalardan kurtaralım. Bu isteği, Balıkesir halkı adına buradan dile getirmek istiyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşıkçı...

 

 

 

 

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) –  Kırıkhan ve Hassa ilçelerimizde on binlerce vatandaşımız yayla hazırlığına başladı. Alan ve Çardak yaylalarımızda yaz aylarını geçirecek vatandaşlarımızın en büyük çilesi yayla yollarının durumu. Orta büyüklükteki bir ilçe nüfusu kadar vatandaşımızın yaşadığı bu yaylaların, Ceylanlı köyü ile Alan yaylası arasındaki, Dedemli köyü ile Çardak yaylası arasındaki bağlantı yollarının acil yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, Altınözü’nün Keskincik köyüne bağlı Tüleyceği çiftliğinde yaşayan vatandaşlarımız, yıllardır içme suyundan mahrum bir şekilde yaşamlarını sürdürmektedirler; traktörlerin arkasına bağladıkları tankerlerle köyün dışından içme sularını taşımaktadırlar. Vatandaşlar, Büyükşehir Belediyesinden içme suyu sorununu çözmesini istediklerinde ise “Para yok.” cevabını almaktadırlar. EXPO olunca milyonlar var, Tüleyceği “içme suyu” deyince para yok; EXPO’da her akşam sanatçılara milyonlar öde, Alan ve Çardak yaylasına yol için “Para yok.” de.

BAŞKAN – Sayın İlhan...

 

 

 

 

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Başkanım.

Kırşehir, diğer kamu yatırımlarında olduğu gibi spor tesisleri konusunda da çevre illere göre önemli ölçüde geride kalmıştır. Örneğin, kent merkezinde bulunan ve her seçim öncesi AKP’li siyasetçilerce yenisinin yapılacağı vaadi verilen, elli yıllık, Aşıkpaşa Kapalı Spor Salonu’nun miadı artık dolmuş; spor müsabakaları, idmanlar ve diğer etkinlikler için kullanılamayacak duruma gelmiştir.

Bakınız, elimde görmüş olduğunuz fotoğrafta da açık bir şekilde belli olmaktadır ki kolonlar yılların verdiği aşınım sonucu oldukça yıpranmıştır ve büyük tehlike oluşturmaktadır. Bunu tadilat, güçlendirme ve benzeri adlar altında telafi etmeye çalışmak büyük risktir. Bir an önce bu tadilat işlemlerinden vazgeçilmeli ve Kırşehir’e yakışan, Kırşehirlilerin hak ettiği modern bir kapalı spor salonunun yapılması gerekmektedir. Kimsenin, kullanılamayacak hâle gelmiş bir yapıya “Üç beş yıl daha idare etsin.” mantığıyla devletin on milyarlarca lirasını boşa harcamaya hakkı yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İktidar, Türkiye’de tarımın sorunlarıyla, çiftçilerle uğraşmayı bıraktı, şimdi de Venezuela’dan tarım arazisi kiralamaya hazırlanıyor; daha önce Sudan’da böyle bir girişim başlatmış ancak fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Ne hikmetse, bir tek Türkiye’deki çiftçinin, tarımla uğraşanın sorununu çözmeyip gidip dünyanın bir tarafındaki yerlerde tarım yapmaya çalışıyor.

Bakın, son yirmi yılda 4,8 milyon hektar alan tarımdan uzaklaştı, çiftçilerin girdi maliyetleri her gün artıyor, bu gece yarısından sonra mazot 30 liraya yaklaşıyor. Bir traktörü tarlaya çıkarıp sürmek -şu anda buğdayın hasat zamanı geliyor- 100 dönümlük bir yerde biçerdöveri çalıştırmak için 45 bin liraya yakın mazot harcıyorsunuz ancak Tarım Bakanlığı ve Hükûmet işi gücü bırakmış Venezuela’da, Sudan’da tarım yapmaya çalışıyor.

Çiftçimiz, köylümüz bunun hesabını ilk gelecek seçimde -ister kasımda, ister haziranda- soracaktır diyorum; Hükûmete de kendi çiftçinize bakın diyorum.

BAŞKAN – Sayın Ataş…

 

 

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta, AKP’li Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan buğday alım fiyatını duyurdu. Erdoğan “Buğdaya 6.050 lira alım, 1.000 lira prim bedeli olmak üzere toplam 7.050 lira ödeme yapılacak.” dedi, “Arpa alım fiyatı ise 5.500 lira, 500 lira prim bedeliyle 6.000 lira olacak.” diye açıkladı. Bu açıklanan fiyatlar çiftçinin yüzünü güldürmemiştir. Maliyetler 7.000 lirayı aşmışken, her geçen gün mazota, gübreye, suya, elektriğe zam gelirken maliyetin altında fiyat açıklanmıştır. Bu fiyatlar çiftçinin ekim yapmayı bırakmasına yol açacak, geçen yıl zaten 3,8 milyon ton olan ekmeklik buğday ithalatını artıracak; yine Türk çiftçisi kaybedecektir. Bu yüzden, buğday fiyatı prim hariç 8.000 liranın üstünde, arpa fiyatı ise prim hariç 7.000 liranın üstünde olacak şekilde yeniden düzenlenmelidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşlı…

 

 

 

RAMAZAN KAŞLI (Aksaray) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Aksaray’ımızın vilayet oluşunun 33’üncü yıl dönümü. Aksaray’ımız Anadolu coğrafyasında kültürel bir hazine ve medeniyetlerin en önemli iz düşümlerinden biri olma özelliğini geçmişten günümüze sürdürmüştür. Başta Ihlara ve Manastır Vadileri olmak üzere, organize sanayimizde 300’ün üzerinde fabrikasıyla birlikte gelişen sanayi, tarım, ticaret ve turizm potansiyeliyle ülkemizin en zinde şehirlerinden biri olan Aksaray, Anadolu’nun parlayan yıldızıdır. 

Aksaray’ın vilayet olmasında ve gelişmesinde emeği geçen organize ve orta ölçekli sanayisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle birlik, beraberlik içinde Anadolu’nun özü Aksaray için gönül birliğiyle çalışan Valimizi; il, ilçe, belde, belediye başkanlarımızı; muhtarlarımızı, sivil toplum kuruluşlarımızı, bürokratlarımızı ve bütün hemşehrilerimizi saygıyla, sevgiyle, samimiyetle selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, su kirliliği en önemli çevre kirliliği sorunlarından biridir. Tüm canlılar için ve insan için su temel ihtiyaçtır. Suyun miktarının yanında niteliği de çok önemlidir. Su sağlıklı olmalıdır. Su kimyasal ve biyolojik olarak kirlenmemelidir. Suları en çok arıtma tesisi olmayan sanayi kuruluşları ve şehirlerin kanalizasyonları kirletmektedir. Biyolojik ve tam arıtma yapılmadan kanalizasyon atıkları su kaynaklarına verilmemelidir, aksi davrananlara en ağır ceza ve yaptırımlar uygulanmalıdır. Şehrim Kahramanmaraş, şehrin merkezinden geçen Aksu çayı etrafındaki sanayi kuruluşları tarafından aşırı derecede kirletilmektedir. Aksu çayı bölgesine yapılması planlanan ortak arıtma tesisinin yapılması hayati öneme sahiptir, yapılmasını ve bir an önce faaliyete geçmesini bekliyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

 

 

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, yüksek enflasyon doğal olarak 1 lirayı 3 lira, 3 lirayı 10 lira yaptı, ücretlere de etiketlere de yansıdı, matrahlar arttı. 2022 yılı gelir vergisi tarifesi ise değişmedi, yine 32 bin liraya kadar yüzde 15, sonra yüzde 20, sonra 27, 35 ve 40. Bu tabloya göre ücretliler için ikinci aydan itibaren üst vergi limitlerine giriyor, memura yüzde 30 zam verip yüzde 40 vergiyle çoğunu geri alıyorsunuz. Matrah üzerinden vergi veren işletmeler de aynı, direkt yüzde 15 yerine yüzde 20’den vergi dilimine giriyorlar. Bu vergi dilimlerini de aynı oranda düzenlemeniz gerekmiyor mu? Hani zamma “zam” demiyorsunuz da “fiyatlarda güncelleme” diyorsunuz ya, bu tabloda da bir güncelleme yapsanız diyorum, yoksa ücretlilere az da olsa yaptığınız zammın hiçbir kıymeti kalmıyor, esnafı da daha fazla vergi yükü altına sokuyorsunuz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’de ve dünyada insani yardım hizmetlerinde merhamet ve şefkat elini uzatmakta model olan, insanların en zor anlarında yanında olan saygın kuruluşumuz Türk Kızılay teşkilatımızın 154’üncü kuruluş yıl dönümünü kutluyorum.

Türk Kızılay, 154 yıldır yurt içinde ve yurt dışında yardım ve hizmetleri karşılıksız yapan, kamu yararına çalışan, millî, gönüllü bir sosyal hizmet kuruluşumuzdur. Medeniyetimizin yardımseverlik, merhamet, şefkat ve dayanışma hasletlerinin sembolü Türk Kızılay teşkilatının amacı afetlerde ve olağan dönemde ihtiyaç sahiplerine yardım sağlamak, toplumda yardımlaşmayı geliştirmek ve güvenli kan teminini gerçekleştirmektir.

Millî gururumuz Türk Kızılayın gücünü aziz milletimizin yardım ve desteklerinden aldığını bir kez daha hatırlatıyor, kuruluş yıl dönümü vesilesiyle tüm çalışanlarını ve gönüllülerini tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Peköz…

 

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Teşekkür ederim Başkan.

İki gün önce Adana’da yağan şiddetli yağmur nedeniyle tarım işçilerinin yaşadığı çadırlar yaşanamaz hâle gelmiş, bütün eşyaları kullanılamaz duruma gelmiştir. Daha önceki benzer durumlarda hiçbir yardım yapılmamış, yaşadıkları sorunlarla tarım çalışanları baş başa bırakılmıştır. Acilen yardım ulaştırılması gerekiyor. Tarım Bakanı başta olmak üzere, ilgili kurumları duyarlı davranmaya ve acilen yardım ulaştırmaya çağırıyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

 

 

 

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’deki akaryakıt zamları yurttaşların seyahat özürlüğünü kısıtlıyor. Bir yıl içinde benzin ve mazotun yüzde 275 zamlanması tüm araçlarda biletleri fahiş oranda yükseltmiştir. Toplu taşıma esnafı da halk da kan ağlıyor. İnsanlar taziyelerine, bayramlarına, işlerine gidemez hâle gelmiştir.

Van-Ankara otobüs biletleri 450 TL’den, uçak biletleri ise 900 TL’den başlıyor. Bir öğrenci, bir çiftçi, bir hasta yakını bu biletleri nasıl alabilir? Van da dâhil birçok ilde direkt uçak seferleri tek sefere indirilmiş ya da sadece aktarmalı uçuşlar vardır. Birçok ile aktarmalı gitmek zorunda kalan yurttaşlar bu fahiş fiyatları ödemekte güçlük çekiyor. Türk Hava Yollarının adıyla, markasıyla gündemi işgal edenler halkın gerçek gündemi olan ulaşım sorununu görmezden geliyorlar. Bu iş öyle Van’a 70 araçlık konvoyla gelip yalan yanlış konuşmalarla çözülmez. İktidar ve yandaşları uçuyor olabilir ama Van uçamıyor.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizde genç işsizliği artmaktadır. Gençler sürekli ve düzenli iş bulamamaktadır, eğitim dönemlerinde kullandıkları kredileri de ödemede zorlanmaktadır. Hâlen 5 milyon gencin Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğüne toplam kredi borçları 6 milyon lira seviyesindedir. Borcunu ödeyemediği için icralık olan 400 bin genç bulunmaktadır. Üniversite mezunlarının iki yıl içinde kredilerini ödememeleri hâlinde ÜFE oranında işleyen faize bir de gecikme faizi işletilmektedir. Ana borç kısa sürede katlanmaktadır. Borcu bulunan gençlerin faizleri silinmelidir. Anapara ödemeleri sürekli bir işe girdikten sonra makul taksitlere bölünmelidir. 2022 yılı öğretim döneminde başka illerde üniversite kazanacak olan öğrencilerin yurt sorunu yaşayacağı bugünden görülmektedir. Öğrencilerin yurt yetersizliğinde kira yardımı yapılmalı ve öğrencilere o anlamda mağduriyet yaşatılmamalıdır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Önal...

 

 

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son günlerde Kırıkkale'de yaşanan aşırı yağış ve dolu sebebiyle çiftçimiz, tarihinin en kötü doğal afetiyle karşı karşıya kalmıştır. Tarımda girdi maliyetlerinin yüksekliği çiftçimizi ekim yapmakta zorlarken bir de doğal afet yaşanmasıyla çiftçimiz bitme noktasına gelmiştir. Bahşılı’da Karaahmetli başta olmak üzere Sarıkayalar ve Küçüksarıkayalar köyleri; Keskin’de Cankurtaran, Esatmüminli, Eminefendi, Kurşunkaya, Hacıaliobası ve Çalış köyleri; Karakeçili merkez, Sulakyurt merkez, Akkuyu, İmamoğluçeşmesi, Ağaylı, Sarıkızlı, Alişeyhli, Faraşlı, Yeniceli, Çevrimli, Sofularçiftliği köyleri; Delice Halitli, Tavaözü ve Tekkeköy köyleri; Yahşihan’da Kılıçlar köyü doğal afet yaşayarak büyük zarar görmüştür. Sadece çiftçilerimizin borçlarının ertelenmesi çözüm değildir. Çözüm, çiftçimizin borçlarının faiziyle birlikte silinmesi ve Kırıkkale'nin doğal afet bölgesi ilan edilmesidir. Doğal afetten etkilenen tüm çiftçilerimizin -ÇKS belgesi bulunsun bulunmasın, tarım sigortası olsun olmasın- tüm maddi zararlarının Tarım Bakanlığınca karşılanmasını bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özsoy...

 

 

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçtiğimiz gün HDP milletvekilleri, teröristbaşı için, utanmadan, sıkılmadan, maalesef, yasa dışı bir yürüyüş yapmaya kalktılar. “Milletin vekiliyim.” diye dolaşıp devletin imkânlarından faydalanacaksın, bu devletten maaş alıp bu ülkeyi bölmeye çalışan teröristler için yürüyüş yapacaksın. Böyle bir hainliğe bulaşanların bu şerefli Meclisin çatısı altında yeri yoktur. Ayrıca, kendini bilmez hadsizin bir tanesi Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli polisine saldırma edepsizliğini gösterdi.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Boş konuşuyorsun.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Bu alçaklığı yapana ve destekleyenlere söyleyeceğimiz tek söz: Askerimize ve polisimize uzanan eller kırılsın.

BAŞKAN – Sayın Tığlı…

 

 

 

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

İktidarın sağlık politikası hekimleri tehdit etme ve ülkeyi terk etmeleri konusunda oldukça başarılı. Giresun’da, Görele Devlet Hastanesinde doktor eksikliği nedeniyle tedavi olamayan yurttaşlar hastane önünde eylem yapmaya başladı. Hastalar hastanelerde sağlıkçı bulamadıkları için başka illere ve büyükşehirlere gitmek zorunda kalıyor. Ama AKP, Giresun temsilcilerine her yıl Giresun ilini kanser tedavi üssü yapmaktan bahsediyor, sağlık personeli ve doktor müjdesi veriyor.

Sağlık Bakanı 25 soru önergemin sadece 1’ine cevap vermiş. Siz, Giresun ilinin problemlerini görmezden geldiğiniz müddetçe çözüm üretemezsiniz; hiçbir şey yapmıyorsanız yerel basına üç beş ayda bir sağlıkla ilgili müjde veren milletvekillerinizi uyarın. Yani anlayacağınız hastane olsa doktor yok, doktor olsa cihaz yok, cihaz olsa bizim sorularımızı anlayacak bakan yok.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Resmî kaynaklara göre, son on yılda istifa eden polis sayısı 3.109 yani neredeyse her gün 1 polisimiz istifa etmiştir. Ayrıca, 2021 yılında 109, 2022 yılının ilk beş ayında ise 25 polisimiz intihar etmiştir. Son olarak geçen hafta, Şırnak’ta görev yapan Özel Harekât Polisi Alparslan Soylu kendisine ağır hakaretler ve küfürler ederek mobbing yapan polis müdürlerinin ismini vererek intihar etti. Notundaki “Yaratan Rabb’imiz intihar eden beni ve cümlesini affetsin, dua edin. Ben aç susuz yaşarım ama onuruma, şerefime yapılan aşağılamayla yaşayamam.” ifadeleri üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Kaybettiğimiz tüm polislerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve polis teşkilatımıza başsağlığı diliyorum.

Konuyu siyasetin dışında değerlendiriyor, ilgililerin gerekli hassasiyeti göstermelerini bekliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, hatip kaçıyor, kaçmasın, otursun; cevap vereceğim.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Yo, kaçmıyorum, bak, buradayız. Biz hiçbir yerden kaçmayız, buradayız. Kaçacak bir şey yok, yaptığınızı iyi biliyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmada bulundu doğrudan, “alçaklık” “elleri kırılacak” falan, bir şeyler söyledi; sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Size söylemedi ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizim bileşenimizin Eş Genel Başkanına söyledi.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Yani size söylemedi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Olur mu ya, “vekil” diyor.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teröre ve teröre destek verenlere, teröristlere dedi yani, niye üzerinize alınıyorsunuz?

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – En çok destek veren sizsiniz, siz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne alakası var, vekilden söz ediyor ya.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

Buyurun, evet, sataştı ve iki dakika söz veriyorum size.

Buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, Milletvekili büyük bir hadsizlikle bugünkü hakaret görevini devralmış, herhâlde özel görevlendirildi. Polise “şerefsiz” diyen sizin vekiller, polise tokat atan sizin vekiller. 40 vekilin katıldığı toplantıya ilişkin biz bütün açıklamalarımızı yaptık; burada görselleri de gösterdik, videoları da gösterdik, fotoğrafları da gösterdik ama belli ki yeni bir kurgu içindesiniz. İktidar grubunun bugünkü görevlisi sizsiniz, aldık mesajı.

Şunu söyleyelim: Hem polise tokat atan hem çoklu maaş alan hem bu ülkeden paraları alıp yurt dışına kaçıran hem kendisi dışındaki herkesi terörist ilan eden; rantıyla, şatafatıyla, lüksüyle bütün dünyaya meydan okuyan bir iktidar bize nasıl laf söyler, bilmiyorum. Biz, dün, polise yumruk meselesinde, sizin partinizin sicilinin burada -yüzde 10- küçücük bir bölümünü açıkladık. Hiç kimse polisi tabii ki dövmemeli, bu konuda bir tartışma yok ama polis de milletvekili dâhil hiçbir vatandaşı dövemez, görevini kötüye kullanamaz ama ben burada polisleri sorumlu görmüyorum. Polislerin en üstündeki İçişleri Bakanı, kendilerine kanunsuz emir veriyor; evet, kanunsuz emir veriyor ve o polislere de polis memurlarına da suç işletiyor aslında. Bu nedenle bir siyasi olarak muhatabımız, kolluk gücü memurları değil, bu ülkede İçişleri Bakanlığı görevini yürüten zattır. Bu nedenle, size cevabım da budur. Kimsenin kolunu kırma haddiniz de yok, hakkınız da yok. Gelin, delilleri, görselleri, videoları yüreğiniz varsa beraber konuşalım. (HDP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, şimdi…

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Sayın Başkanım, sataşma var.

BAŞKAN – Nasıl bir sataşma var size?

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Bugün “Siz hakaret için görevlendirilmişsiniz.” dedi bana.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Niye? Hiç hakaret yok ki, ne hakareti?

BAŞKAN – “Grup adına görevlendirilmişsin.” dedi, bu, bir hakaret değil ki.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Hakaret etti, “Siz görevlendirilmişsiniz.” diyerek şahsıma sataşma var.

BAŞKAN – E, bu bir hakaret değil ki şimdi.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – E, ne var bunda?

HÜDA KAYA (İstanbul) – E, görevlisiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – E ne var, görevlendirilmişsiniz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Partiniz görevlendirdiği zaman hakaret mi oluyor?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Her gün metin geliyor ellerine, aynı metni okuyorlar.

BAŞKAN – Ya, bir müsaade edin.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Direkt bana “Haddiniz değil.” dedi.

BAŞKAN – Bir saniye bir müsaade et.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, haddin değil tabii ki.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Direkt bana sataştı, olur mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tamam bir müsaade et. Müsaade et de ben sana söz vereyim.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Haddin mi yani?

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Sana sormuyorum haddimi, senin de haddin değil, sen karışma.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Kolunu kırmak haddiniz mi sizin? Tabii ki haddin değil, oturacaksın yerine.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Başkanım, bana hitaben konuştu hanımefendi zaten.

BAŞKAN – Ya, anladım sevgili kardeşim, bir müsaade et diyorum. Bir saniye müsaade et.  Yeni Grup Başkan Vekilinizi tebrik edeyim, kutlayayım, ondan sonra da söz vereyim, konuşmak istiyor.

 

 

 

 

BAŞKAN – Evet, AK PARTİ Grup Başkan Vekilliğine seçilen ve bugün ilk kez görev yapan Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç’u tebrik ediyor, başarılar diliyoruz.

Evet, şimdi, buyurun Sayın Tunç.

 

 

 

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Tabii, öncelikle, tebriklerinizden dolayı sağ olun. Bu yüce çatı altında milletimizin bizden beklediği yasama faaliyetlerinin, millî iradenin tecelligâhı yüce Mecliste hep birlikte milletimiz için faydalı çalışmalar gerçekleştireceğimize inanıyorum.

Tabii, hemen bir sataşmayla başlamak istemezdik. Sayın milletvekilimizin kısa sözü üzerine HDP Grup Başkan Vekilinin sataşma nedeniyle bir söz alması oldu ve sonunda da şöyle dedi: “Görüntüler var, bunlar incelenecek.” Bu görüntüler milletimizin gözü önünde cereyan etti ve gerekli soruşturmalar da yapıldı. Elbette ki bir milletvekilinin bu tür bir arbede içerisinde olmasını hiçbirimiz kabul edemeyiz, bu manzaraların olmaması gerekir ama maalesef, ülkemizde bu manzaralar gerçekleşiyor. Tabii, gerekli soruşturmalar gerçekleştirilecektir. Bir terör örgütü, elebaşı hakkında bir gösteri yürüyüşüne elbette ki demokratik hukuk devletinde müsaade edilemez ancak oradaki görüntülerin, oradaki manzaranın neye tekabül ettiğini elbette ki yapılacak olan incelemeler bize gösterecektir, o incelemeler sonucunda da gerekli kararlar verilecektir diyorum.

Saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Size gösterilen kısımlarını görebildiniz, gerçeği tümden göremediniz maalesef.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Beştaş…

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Başkanım, o, grup adına söz, benimle ilgili bir şey söylemedi Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yerinizden mi, buradan mı?

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Yerimden değil, iki dakikanın yarısını bana sataşarak geçirdi.

BAŞKAN – Peki, peki, buyurun.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

 

 

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri;  tabii, burada “O görüntüler nedir, ne değildir, bunlar incelensin.” diyor Sayın Grup Başkan Vekili ama o görüntülerin oluşması zaten bizim itirazımız. Yani bu ülkede bir teröristbaşına özgürlük için yürünmesi bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil ve “Türkiye Cumhuriyeti'nin milletvekiliyim.” diyen birisinin de o yürüyüşte bulunması bizim kabul edeceğimiz bir şey değil.

KEMAL PEKÖZ (Adana) - Yasalarımıza uyun dedik, mevcut yasalara uyun dedik biz.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – O sebeple, burada tutup “Efendim, bu görüntülere bakalım.” deyip o görüntüler ne olursa olsun o yürüyüşü meşrulaştıramazsınız; bu, birincisi. İkincisi, ben milletim tarafından görevlendirildim ve hadsizlik yapanlara haddini bildirmek üzere görevlendirildim ama sizin kimler tarafından görevlendirildiğinizi de bu millet çok iyi biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hadi oradan be! Hadi oradan!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen hadi oradan!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Terbiyesiz!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Terbiyesiz sensin!

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sen sus Zülfü, sen sus; sen arada bir konuş, öyle her zaman konuşma.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Gazel okuma, otur yerine, hariçten gazel okuma.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Özsoy’u, hatibin sicili de var ama sonra açıklarız.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Ne açıklayacaksın açıkla! Benim sicilim temiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kendisi “Namussuz!” tartışmasında bizzat AKP’li Başkan Vekili tarafından uyarı cezası da almıştı.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Teröre destek verenlere ben gerekeni söyledim, yine söylerim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sus, dinle; sus dinle! Ben seni dinledim, sus, dinle.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, Genel Kurula hitap edin.

Sayın Özsoy, lütfen...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen dinlesin.

Elimde Anayasa Mahkemesi kararı var bu konuda, Sırrı Süreyya Önder’in başvurusu, başka kararlar da var. “Sayın Öcalan” demek ve bu konuda talepte bulunmak kesinlikle suç değildir, ihlal kabul edilemez.

İkincisi, İçişleri Bakanlığının yönetmeliği var, 24 Mayıs 2022’de Danıştayın iptal kararı üzerine çıkarılmış, diyor ki: ‘Vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak’ ibaresi ‘Günlük yaşamı aşırı ve kullanılamaz derecede zorlaştırmayacak’ ibaresi lehe düzeltilmiş 2911’de.

Gemlik yürüyüşü açık, şeffaf, legal çağrılarla tecrit işkencesine… “İşkence” diyorum, uluslararası hukuk tarafından işkence olduğu kabul edilmiş; tartışma dışı. Buna karşı bir talep, savaşa karşı bir talep, suç işlendiğini iddia ederek bu suçun ortadan kaldırılmasını, tecridin kaldırılmasını, savaş politikasının sonlandırılmasını içeren bir talepten söz ediyoruz. Sizin “elebaşı” diye ifade ettiğiniz Abdullah Öcalan iki yıl boyunca, 2013-2015 yılları arasında çözüm sürecinin başmüzakerecisi idi. Büyük laflar etmeyin. Yarın yine, bu çözüm sürecine bu ülkenin ihtiyacı olacak. Biz hakikaten bu ülkede çözümü, hak ve özgürlükleri, demokrasiyi savunduğumuz için bunları yapıyoruz ve taleplerimizi yüksek sesle ifade ediyoruz.

Hatibin söylediği diğer sözlere cevap vermeye gerek duymuyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beştaş.

Şimdi, Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Grup Başkan Vekilleri, lütfen sisteme girer misiniz? Bunu, “Sisteme girmeyen Grup Başkan Vekillerinin söz talebi yoktur.” diye düşüneceğim.

İYİ Parti Grup Başkan Vekili Müsavat Dervişoğlu.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Teşekkür ederim uyarınız için efendim ama girmiştim, kendiliğinden iptal olmuş, mazeret olsun diye söylemiyorum.

BAŞKAN - Peki.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Çok teşekkür ediyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Yılmaz Tunç'a önemli hizmetlerine geçmişte de şahidiz. Türkiye Büyük Millet Meclisinde partisinin Grup Başkan Vekili oldu, yeni görevinde başarılar diliyorum. Diler ve umarım ki birlikte güzel günler geçiririz. Zaten tarzı, üslubu hepimizin de malumudur. Varlıklarıyla zaten Türkiye Büyük Millet Meclisi için de bir kazançtır, yeni sıfatını tebrik ediyorum.

Bugün Azerbaycan'ın 1991 bir yılında ilan ettiği tam bağımsızlık gününü temsil eden Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü'nü idrak ediyoruz. Dost ve kardeş Azerbaycan'ın Millî Kurtuluş Günü’nü en içten duygularımla kutluyorum. “Tek millet, iki devlet” anlayışla kurulan ebedî beraberliğimiz daim olsun inşallah. Azerbaycan halkının bağımsızlık ve hürriyeti de kutlu olsun.

Türk edebiyatının önemli bir değeri olan Peyami Safa’nın 61’inci ölüm yıl dönümü. Kazandırdığı birçok eserle edebiyat dünyamıza zenginlik katan değerli fikir insanı merhum Peyami Safa’yı vefatının seneidevriyesinde rahmetle yâd ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türk milletinin canıyla ve kanıyla inşa ettiği cumhuriyetin bir kişinin aklına, tercihlerine ve isteklerine teslim edildiği Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ağır bedellerini her alanda ödemeye devam ediyoruz. Devlet kurumları ve gelenekleriyle güçlenir ve yaşar. Devletimizin hafızasını, kurumlarını ve geleneklerini yok sayan siyasi iktidar, dış politikayı milletimizin ön savunma cephesi ve istikbalinin teminatı olarak değil, kendi siyasi ajandasının bir uzantısı olarak görmektedir. “Suriye meselesi bizim iç meselemizdir.” diyerek içselleştirdiğiniz, Türkiye’yi hesapsızca Orta Doğu’daki iç savaşlara taraf hâline getirdiğiniz dış politika yolculuğunun sonunda memleketimizi dünyanın mülteci kampı hâline getirdiniz. Bugün Birleşmiş Milletlere göre Türkiye dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke konumunduysa ve milletimiz demografik bir tehditle karşı karşıya bulunuyorsa bunun müsebbibi ve sorumlusu doğrudan doğruya Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve onun maceraperest politikalarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Maruz kaldığımız kitlesel göç dalgası Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının bilinçli politik tercihlerinin doğal bir sonucudur. İYİ Parti olarak bu konuda ortaya koyduğumuz tavır ve irade son derece nettir. Türkiye, Orta Doğu bataklığına mahkûm olacak ve öyle anılacak bir ülke değildir ve olmamalıdır; Türkiye, Avrupa Birliğinin mülteci ve sığınmacı barajı hiç değildir. Türk milletinin varlığı, refahı ve istikbali için sığınmacıların geri dönüşü ve kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmesi uluslararası hukuktan doğan doğal bir hakkımızdır. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’nin altığın çizdiği gibi, İYİ Partinin iktidar olacağı yakın gelecekte sığınmacı sorunu mutlak suretle çözülecektir, sizler de muhalefet sıralarından izleyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın milletvekilleri, Türkiye İstatistik Kurumu mayıs ayına ilişkin tarım üretici fiyat endekslerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, mayısta bir önceki aya kıyasla yüzde 16, geçen yılın aynı ayına kıyasla ise yüzde 155 artış gerçekleşmiştir. Yıllık artışın en yüksek olduğu ürünler arasında yüzde 274’le lifli bitkiler, yüzde 230’la sebze ve kavun, karpuz yer almaktadır. TÜİK verilerine göre bile çiftçinin maliyeti yıllık bazda bazı ürünlerde 3 kat, genel ortalamada ise en az 2 kat artış göstermiştir. Hükûmetin verdiği desteklerin yetersiz kalması, döviz kurunun yükselmesi, ham madde fiyatlarındaki artış ve girdi maliyetlerinin yükselmesiyle birlikte çiftçimiz maliyetini bile karşılayamaz hâle gelmiştir.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çiftçiler maliyet artışları sebebiyle zorlanmakta, geçimlerini sağlayacak kadar bile para kazanamamaktadırlar. Her fırsatta dile getirdiğimiz çiftçi sorunlarını TÜİK resmî rakamlarla gün yüzüne çıkardı. Artık güneşi balçıkla sıvayamıyor, gerçekleri de saklayamıyorsunuz. Çiftçilerin üretim yaparken karşılaştıkları en büyük sorunun yüksek tarımsal girdi maliyetleri olduğunu bir kez daha ifade ediyorum. Hayal anlatmayı bırakın ve artık bu gerçekle yüzleşmeye çalışın.

Çiftçilerimizin beklentisi, gübre, tohum, ilaç, yem, mazot gibi temel girdi maliyetlerinin indirilmesidir; sulama faaliyetleriyle birlikte gelen yüksek elektrik faturalarına da bir çare bulunmasıdır.

İYİ Parti olarak tarımsal kalkınmanın önemini bir kere daha hatırlatıyor, çiftçilerimizin desteklenmesi gerektiğini ısrarla dile getirmeye devam edeceğimizi de buradan ilan ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çiftçilerimiz müsterih olsunlar; sandık geliyor, az kaldı. İYİ Parti iktidarında liyakatli kadrolarımız ve planlı tarım politikalarımızla üretimi ve çiftçimizi destekleyecek ve kırsal kalkınmayı mutlaka sağlayacağız.

Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı dün yaptığı konuşmada “Turkish Airlines” diye bilinen hava yolu şirketimizin artık “Türkiye Hava Yolları” olarak anılacağını ifade etmişti. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener'in “Türkiye” değil “Türk Hava Yolları” vurgusu üzerine Sayın Erdoğan bugünkü grup toplantısında markanın isminin artık “Türk Hava Yolları” olarak kullanılacağını açıkladı. Sayın Genel Başkanımızın uyarısının dikkate alınması ve yanlıştan dönülmesi memnuniyet vericidir. Sizlere tavsiyemiz, diğer uyarılarımıza ve eleştirilerimize de kulak vermenizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Son kez açıyorum, buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim.

İYİ Parti olarak milletimizden aldığımız güçle ilkeli ve etkili muhalefet anlayışımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Sevdamız Türkiye; kaygımız, Türk milletinin istikbali ve istiklalidir. Herkes emin olsun ki bu karanlık tünelden çıkmaya ve aydınlık ufuklarla buluşmaya az kalmıştır. Kendinizi İYİ Parti iktidarına alıştırın, muhalefet de çok kötü bir şey değil.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, müsamahanıza teşekkür ediyorum efendim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay’da.

Buyurun Sayın Akçay.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilliği görevini bugün fiilen Genel Kurulumuzda üstlenen kıymetli arkadaşımız, muhterem kardeşim Sayın Yılmaz Tunç’u üstlendiği bu yeni görevi için tebrik ediyoruz ve başarılar diliyoruz.

Sayın Başkan, Yunanistan ülkemizi hedef alan provokasyonlarını inatla sürdürmektedir. Yunanistan, geçmişten bugüne Ege adalarının gayriaskerî statüsünü ihlal etmekte, uluslararası hukuku çiğneyerek Türkiye’nin egemenliğini tehdit etmektedir. Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’deki mütecaviz eylem ve söylemlerinin teşvikçisi, Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Batılı ülkelerdir. Yunanistan, kuruluşundan bu yana emperyalist devletlerin piyonluğunu yapan devletimsi bir yapıdır. Yunanistan’ın sınırlarımızın yanı başında olan Girit ve Dedeağaç başta olmak üzere, muhtelif bölgelerinde ABD’ye ait askerî üsler kurulması bunun en açık göstergesidir. Avrupa Parlamentosu 2021 Yılı Türkiye Raporu’yla,  Türkiye'nin Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'la ilgili tezlerini inkâr etmiş, Yunanistan’ın saldırgan tutumuna kol kanat germiştir. Yunanistan, Doğu Akdeniz'de ve Ege'de gerilimi tırmandıran mütecaviz tutumlarından vazgeçmeli, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarını kabullenmelidir.

Sayın Başkan, bugün, dost ve kardeş ülke Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin en önemli köşe taşlarından biri olan Azerbaycan Millî  Kurtuluş Günü ve aynı zamanda Şuşa Beyannamesi’nin imzalanmasının da 1’inci yıl dönümüdür. Azerbaycan, tarih boyunca varlığını ve birliğini müdafaa etmek, bağımsızlığını korumak için mücadele etmiş ve büyük bedeller ödemiştir. 10 Kasım 2020’de kazanılan zafer ve işgalden kurtarılan vatan toprakları bunun en son örneğidir.

Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir. Türkiye-Azerbaycan arasındaki bağ Türk Devletleri Teşkilatının “Dilde, fikirde, işte birlik.” parolasıyla pekiştirilmiş, ortak yatırım ve kalkınma hamleleriyle perçinlenmiştir. 26-29 Mayıs 2022’de, Türkiye dışında ilk defa Bakü’de organize edilen dünyanın en büyük havacılık uzay ve teknoloji festivali olan TEKNOFEST bu iş birliğinin en son örneğidir. Türkiye ile Azerbaycan arasında sarsılmaz temellere dayanan dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin ve iş birliğinin daha da perçinlenerek devam edeceğine inancımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçi Hareket Partisi olarak “1 millet- 2 devlet” ülküsüyle Azerbaycan Türklerinin bu önemli günlerine ortak oluyor, Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü'nü kutluyoruz.

Sayın Başkan, bugün, Türk edebiyatının ve düşünce dünyamızın mümtaz isimlerinden Peyami Safa'nın vefatının 61’inci yıl dönümü. Peyami Safa, fikirleriyle ve edebi eserleriyle gerçek bir mütefekkir ve gerçek bir aydın ve sanatçıdır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih Harbiye, Yalnızız gibi pek çok eseri Türk edebiyatının mihenk taşları arasındadır. Peyami Safa, medeniyet, kültür değişmeleri, birey toplum ilişkileri, doğu batı kavramları, cumhuriyet inkılapları konularında gerçekçi ve tutarlı fikirler üretmiştir. Peyami Safa'yı rahmet ve şükranla anıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün birçok anma var yine. Süryanilerin anması Sayfo’nun 107’nci yıl dönümü. Süryaniler Mezopotamya'nın kadim halklarındandır. Süryanilerin nüfusunun üçte 2’sinin katledildiği dönem, kılıç anlamına gelen Sayfo adıyla anılmaktadır. Süryanilere uygulanan baskı ve katliamın anma günü olarak kabul edilen 15 Haziran'da Süryani halkının özür ve yüzleşme taleplerinin taleplerimiz olduğunu, talebimiz olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Eşit yurttaşlık temelinde farklı halkların ve inanç gruplarının kendi kültürlerini, inançlarını, ana dillerini, kimliklerini özgürce yaşayabilecekleri yeni yaşamı birlikte kuracağımıza yürekten inanıyoruz. Sayfo’nun 107’nci yılında hayatını kaybedenleri saygıyla anıyorum ve Süryani halkının asırlık acılarını derinden paylaştığımızı ifade etmek istiyorum.

 

Sayın Başkan, şu anda, Diyarbakır Adliyesinde 20 gazeteci sekiz günün sonunda adliyeye çıkarıldı nihayet. Savcılık ifadeleri almaya başladı ve biz, sekiz gündür Türkiye'de gazetecilerin özgürce çalışamadığını sıklıkla ifade ettik. Ve bu baskında tek iddia var; gazetecilik yapmak, program yapmak, sunuculuk yapmak ve başka iddialar. Dosyaya ilişkin avukatlardan ciddi bilgi alamadık çünkü bu gazeteciler göz altında operasyonun siyasi olduğunu ifade ederek susma haklarını kullandılar ve uzun göz altıyla işkencenin de önü açıldı ve uygulandı. Maalesef iktidarın siyasi amaçları doğrultusunda gerçekleşen bu saldırıların hedefinde bu defa da her zaman olduğu gibi ilkin Kürtlerden başladılar, Kürt gazetecilerden başladılar. Büyük bir özveriyle halkın haber alma hakkı için çalışan özgür basın geleneği her ne kadar bu baskı ve yıldırma politikalarına aşina olsa da bu operasyonlara ve yıldırma politikalarına asla sessiz kalmayacağız. Gazetecilik suç değildir, o nedenle gazetecilere yapılan bu zulme karşı hep birlikte cevap verelim, birlikte ses olalım diyorum.

Bugün yine, başka bir yıl dönümü, 15-16 Haziran direnişinin yıl dönümü. Bundan elli iki yıl önce, 15-16 Haziran 1970’te, başta İstanbul olmak üzere, yurdun dört bir yanında işçiler ayağa kalkarak sendikal hakları için büyük bir direniş başlatmışlardı. 52’nci yılında bu şanlı direniş sırasında hayatını kaybeden işçi kardeşlerimizi tekrar anıyorum ve o meşhur pankartla o güzel haziran günlerini bir kez daha hatırlıyoruz: “Gücümüz birliğimizden gelir.” Bugün de bu söz hâlâ geçerliliğini koruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İşçilerin, emekçilerin sorunları bitmedi ama 15-16 Haziran, tüm ezilenlerin direnerek kazanılabileceğini öngören en önemli tarihsel duraklardan biri oldu. Günümüzde de emekçilerin sorunlarının başında iş cinayetleri geliyor. İSİG verilerine göre, sadece 2022’nin ilk beş ayında, yüz elli bir günde 646 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

Evet, geniş tanımlı işsiz sayısı tam 8 milyon 107 bin. Korkunç bir rakam. Onların taleplerini, emekçilerin taleplerini ben de buradan sıralamak istiyorum:

Elektrik, su, doğal gaz ve internet faturalarına yapılan zamlar geri alınmalı, faturalar tüm vergilerden muaf tutulmalıdır.

Asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretler arttırılmalıdır. En düşük emekli aylığı en az asgari ücret düzeyine çekilmeli, EYT'lilerin emeklilik hakları verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ücretlilerin üzerindeki vergi yükü azaltılmalı, çok kazananın çok vergi verdiği adil bir vergi düzeni kurulmalıdır.

Evet, tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilmeli, herkese güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

İşçi sınıfının yaşadığı gelir kaybını telafi etmesinin en önemli yolunun sendika ve grevli toplu sözleşme hakkı olduğunu bir kez daha söylüyorum. Sendikal hakların kullanımının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Sayın Başkan, sevgili Tahir Elçi'nin katledildiği davanın duruşması bugün Amed'de yapılıyor ve devam ediyor. 28 Kasım 2015’ten bugüne sekiz yıl geçti ama hâlâ tek bir kişi, polis tutuklanmadı. Üç polis bu dava dosyasında sanık olarak yargılanıyor ve bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu dava dosyası büyük bir mücadeleyle, baskıyla yani halkın tepkisiyle karşılaştı. Onun üzerine açıldı ama delil karartma çabaları var gücüyle devam ediyor. İddianamedeki polisler tutuklanmadı ve dosyanın, katliamın tanığı Deniz Ataş’a MİT görevlileri “Tahir Elçi cinayeti, suikastine dair ifadeni geri çek.” diyorlar. Deniz Ataş cezaevinde ve uzun uzun beyanları var; tek kişilik hücrede tutuluyor, ifadeleri geri çekmesi yönünde büyük bir baskı uygulanıyor. Avukatların kendisinden aldığı ifadeler de tutanak hâlinde ve dosyaya sunuldu. Biz, Tahir Elçi cinayetinin cezasız kalmaması için her şeyi yapacağız, mücadeleyi büyüteceğiz ve Tahir Elçi’ye adaleti sağlamak zorundayız. Herkesin de buna gelip katılmasını diliyoruz

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, son olarak ekonomi gündeminde -15 Haziran- bugün, nitekim milyonlarca kamu emekçisi maaşını aldı ve önümüzdeki günlerde de milyonlarca emekli maaşını alacak. Tabii ki bu maaşlar eridi, kira, faturalar ve mutfak masraflarını karşılamayacak durumda. Kiralar, faturalar, borçlar ödendi, elde kalan üç, beş kuruşla yirmi dokuz gün geçirilmeye çalışılacak ve önümüzde Kurban Bayramı var. 4 kişilik bir aile otobüsle bir ziyarete gitse aile ziyaretine gidiş dönüş 4 bin TL, bunu uçakla yapsa 7.200 TL, yani ziyaret imkânsız. Bu rakamlar bile tek başına maaşın nasıl eridiğini gösteriyor ama “Sabredin.” diyenler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, son kez açıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Enflasyon önemli değil, önemli olan vatandır.” hamaseti yapan iktidar ve ortağı var. Nisan ayının sonunda 1 Mayısı işaret eden Çalışma Bakanından düne kadar haber alamadık. Dün çıkıp yine “Temmuz ayında sürpriz yapacağız.” şeklinde bir açıklama yaptı. Yüksek enflasyonun getireceği enflasyon farkını zam oranına lütuf olarak anlatmaya sakın kalkmayın çünkü enflasyon farkından ayrı olarak bütün emekliler ve kamu emekçilerine en az yüzde 30 zam yapılmak zorundadır. Ayrıca, asgari ücret zammını 2023 Ocak ayına bırakmak büyük bir zulümdür, milyonlarca emekçinin ölüm fermanını ilan etmektir.

Bir de ben yeni göreve başlayan Sayın Yılmaz Tunç’u tebrik istiyorum, başarılar diliyorum, hoş geldiniz demek istiyorum.

Sağ olun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. 

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Özgür Özel’de.

Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de söze bugün ilk kez görev yapmakta olan, seçildiğinde tabii kendisini tebrik etmiştik ama tutanak altında bir kez daha yeni görevinde başarılar diliyorum Sayın Yılmaz Tunç’a ve kaliteli yasama yapabilmek için muhalefetin katkılarını almaya açık ve muhalefetle kurdukları ilişkilerde şeffaf ve adilane davranacaklarını ümit ediyorum ve başarılar diliyorum.

Bugün 15 Haziran Azerbaycan’ın kurtuluş günü; bir kez daha Azerbaycan’ı kutluyoruz, Azerbaycan’ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü hepimiz için son derece önemlidir. İki devlet tek millet anlayışı içinde bugüne kadar sürdürdüğümüz iyi ilişkileri Türkiye Cumhuriyeti olarak ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha da geliştirerek sürdürmeyi ümit ediyoruz

Tahir Elçi cinayeti 28 Kasım 2015’te işlenmişti, üzerinden yedi yıla yakın bir süre geçti. O günlerde hepimizin gözünün önünde işlenen bu cinayetin Diyarbakır Adliyesinde yargılaması devam ediyor, Milletvekillerimiz davayı takip ediyorlar. Biz Türkan Elçi’nin şahsında bütün aileye, bütün Diyarbakır’a ve Tahir Elçi dostlarına bir kez daha acılarını paylaştıklarımızı ve adalet arayışlarında yanlarında olduğumuzu ifade etmek isteriz.

15 Haziran tarihi Cumhuriyet Halk Partisi için son derece anlamlı bir tarihtir. Ne tesadüf ki o gün de nöbetçiydim, bu saatlerdi ve yanıma gelen bir milletvekilimiz kulağıma “Enis Berberoğlu’nu tutukladılar.” dedi. İnanamadık, kendi ayaklarıyla mahkemeye gitmiş, defalarca gittiği mahkemeye bir kez daha gitmiş bir Milletvekili. Anayasa’nın ilgili 83’üncü maddesindeki 4 işlem varken yapılamaz denilen, dört işlem varken ve Anayasa değişikliği sırasında dokunulmazlıklar kaldırıldığında yeniden seçilmeyle yeniden dokunulmazlık kazanılacağı ve yargılamanın devamının ancak yeniden dokunulmazlığın kaldırılmasıyla mümkün olacağı o gün de Meclisin Başkanı olan, dönemin Anayasa Komisyonu Başkanı tarafından tutanaklara açıkça bırakılmazken tutukladılar. Ayağa kalktım, bir saat ara istedim, Grubu yukarıda topladık ve dedik ki: Herhangi bir tepki veremeyiz. Genel Başkanımız Genel Merkeze davet etti Grubu, buraya geldim ve oturumu yöneten Başkana şunu dedim: Bugün gidiyoruz, öyle bir tepki vereceğiz ki bir milletvekilini anayasal güvenceye rağmen, 4 işlem yapılamaz; tutulamaz, tutuklanamaz, sorgulanamaz, yargılanamaz maddeleri varken gidip de tutuklamak neymiş göreceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Unutulmayacak bir tepki vereceğiz dedik, buradan çıktık ve 15 Haziran’da “adalet yürüyüşü”nün kararını aldık, “adalet yürüyüşü”ne başladık; 14 Haziran’da kararını aldık, 15 Haziran’da “adalet yürüyüşü”ne başladık. Elinde sadece bir kelime “adalet” yazılı bir pankartla Güvenpark’ta tek başına önce bir adım attı sonra bir adım daha attı, yürümeye başladı, koşar adım yürüyerek İstanbul’a doğru harekete geçti. Tek başınaydı, onlar oldu, yüzler oldu, binler oldu, milyonlarla İstanbul’a girdik. Buraya döndüğümüzde süre ve kilometre olarak dünyanın en uzun protesto yürüyüşünü gerçekleştirmiştik, bir kişinin burnu dahi kanamamıştı, bütün provokasyonlara kulak tıkamıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – IŞİD’in bombalı aracı kilometreler kala durdurulabilmişti ama bizi durduramamışlardı; o yürüyüş devam ediyor. Dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez, yetmeyeceği için yürümeye devam ediyor Genel Başkanımız. Tüm adaletsizliklere son vereceğimiz bir sandık önümüze gelip de bütün bu adaletsizliklerin müsebbibi bu iktidar gidip halkın iktidarı kurulana kadar yürümeye devam edeceğiz Sayın Başkanım.

İzmir’in efsanevi Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’yı ölümünün 18’inci yıl dönümünde bir kez daha saygı ve rahmetle anmak isteriz.

15-16 Haziran 1970, “Büyük İşçi Direnişi” olarak bilinen, İstanbul’da DİSK öncülüğünde gerçekleştirilen eylemlerin yıl dönümüdür. Bu eylemlerin yıl dönümünde bir kez daha Türkiye işçi sınıfını, emekçi sınıfını saygı ve dayanışma duygularımızla selamlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burada 2 rahatsızlığı, 2 şikâyeti dile getirerek son vermek isterim sözlerime.

Birincisi; Sayın Sevinç İnönü bize aktarmadı, bugün bir köşe yazarı başka kaynaklardan öğrenmiş, yazmış, o sayede öğrendik. İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü’nün, Türkiye Cumhuriyetinde Başbakan Yardımcılığı görevi yapmış Erdal İnönü’nün, Sosyal Demokrat Halkçı Partinin Genel Başkanı Erdal İnönü’nün eşi Sayın Sevinç İnönü’ye İstanbul’da VIP salonunda “Buradan geçemezsiniz.” demişler. “Niye?” deyince de “Eşiniz öldü.” demişler. Demiş ki: “Eşim on beş yıl önce öldü, bana bunu niye yapıyorsunuz?” Demişler ki: “Listeden adınızı çıkardılar, artık geçemeyeceksiniz.” Bu ayıbı Meclisin bilgisine, riyaset makamına emanet ederek sunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sakın, böyle bir yanlış Mesut Yılmaz’ın değerli eşine, Turgut Özal’ın değerli eşine, eşlerini kaybetmiş, bu ülkeye hizmet etmiş değerli siyasetçilerin eşlerine bu ayıp sakın yapılmasın diye bunu Meclise ve riyaset makamına emanet ediyoruz, bu yapılan yanlışı.

Bir şikâyetimiz daha var: Fotoğrafı görünce dedim ki: Süleyman Soylu doğru işler de yapıyormuş. Dün Jandarma teşkilatının 183’üncü kuruluş yıl dönümü. Teşkilatın her kademesinden pırıl pırıl gençleri, yöneticileri ve komutanları ağırlamış, her kademeden, kadınlı erkekli çok doğru bir iş dedim. İçeriği okuyunca şaşırtmadı, yine utandırdı, yine çok ayıp etti. Ya, bir ülkenin İçişleri Bakanı kendi maiyetindeki kolluk güçlerini oraya toplayıp da ülkenin ana muhalefet partisini eleştirir mi ya?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum. Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir teşkilat lazımsa niye Jandarma teşkilatını alet ediyorsun? Git Ankara İl Başkanlığında istediğini söyle, git partinin Genel Başkanlığında, partinin Genel Merkezinde istediğini söyle, yap basın toplantısı istediğini söyle, cevabını al, alıyorsun ama Jandarmaya tutup da “Ana muhalefet partisi şöyle berbat, böyle berbat.” Bir tek berbat olan bir şey var orada, sensin kardeşim. Ayıptır, utanç vericidir, ucuz bir iştir. Söz veriyoruz, AK PARTİ’nin, MHP’nin seçmenleri sakın demesin “Ya, bu, devletin çivisini çıkardı. Gelecek iktidar da bize bunu yapacak.” Vallahi yapmayız. Süleyman Soylu dışında buna tenezzül edecek bir başka insana da kimse bu millet artık bakanlık görevini layık görmeyecek inşallah.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.  (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Yılmaz Tunç’ta.

Buyurun Sayın Tunç.

 

 

 

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Grubumuzda gerçekleşen seçim sonucunda AK PARTİ Grup Başkan Vekilliği görevine seçilmem nedeniyle öncelikle tensip ve takdirleriyle bu göreve aday gösteren başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere MYK üyelerimize, AK PARTİ Grup Başkanımıza ve değerli oylarıyla güvenlerini gösteren grubumun çok değerli milletvekillerine teşekkür ediyorum.

Bugün de güzel düşünceleriyle “Hayırlı olsun.” dileklerini ifade eden siz Değerli Başkanımıza, siyasi partilerimizin Grup Başkan Vekillerine ve değerli milletvekillerimize çok teşekkür ediyorum. Millî iradenin tecelligâhı olan bu yüce çatı altında milletimizin bizlerden beklediği yasama çalışmalarına katkı için var gücümüzle çalışacağımızı ifade etmek istiyorum. Allah yardımcımız olsun.

Bugün Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü, Şuşa Beyannamesi’nin imza altına alındığı günün de yıl dönümü. Şuşa Beyannamesi çok önemli bir belge. Azerbaycan ve Türkiye arasındaki kardeşliği müttefiklik ilişkisi seviyesine çıkaran, savunma sanayisinden eğitime, kültürden diğer alanlara varıncaya kadar 2 ülke arasındaki çok önemli bir belgenin yıl dönümünü bugün idrak ediyoruz. Kardeş ülke Azerbaycan’ın Millî Kurtuluş Günü’nü kutluyorum, can Azerbaycan halkını gönülden selamlıyorum. Türkiye olarak “tek millet iki devlet” anlayışıyla her daim kardeş Azerbaycan’la bir ve beraber olmaya devam edeceğimizi belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin farklı bölgelerinde etkili olan yoğun yağışlar sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. İçişleri Bakanlığımız AFAD koordinesinde belediyelerle birlikte meydana gelen maddi hasar ve kayıplar için gereken tespitleri, çalışmaları yapmaktadır. Devletimiz tüm afetlerde olduğu gibi vatandaşımızın yanında olmaya devam edecektir.

Dün, 14 Haziran günü TÜRKSAT 5B uydumuz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle hizmete alındı. TÜRKSAT 5B uydu iletişim kapasitesini 15 kat artıracak önemli bir uydumuz. Orta Doğu’nun tamamı, Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Afrika ülkelerini de kapsayacak, otuz beş yıldan fazla hizmet verecek. Yüksek veri kapasitesiyle, karasal altyapıyla erişilemeyen yerlere internet altyapısını kurma imkânı sağlayacak; 4,5 ton fırlatma ağırlığında uzaydaki 8’inci uydumuz. TÜRKSAT 3A, TÜRKSAT 4A, TÜRKSAT 4B, TÜRKSAT 5A, TÜRKSAT 5B toplam 5 haberleşme uydumuz uzayda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ederim Başkanım.

Yine GÖKTÜRK-1, GÖKTÜRK-2 ve RASAT, 3’ü de gözlem uydumuz olmak üzere, 8 uydumuz şu anda milletimize hizmet için uzayda. Hayırlı olmasını diliyorum.

Yine önceki gün, 13 Haziran pazartesi günü, tarihi bir güne tanıklık ettik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımlarıyla Filyos’ta -benim de seçim bölgemin yer aldığı- Karadeniz gazının karaya ulaştırılmasını sağlayacak boru hattının döşeme işlemi başladı. Karadeniz gazı ve Filyos Doğal Gaz İşleme Tesisi dünyanın en sıra dışı projelerinden biri. Yirmi dört saat esaslı 4.200 çalışan, denizin 2.200 metre altında faaliyet gösteren araçlar, insansız iş makinaları; 16 gemi, 250 mühendis, 10 kuyu, 65 ton ağırlıkta kuyubaşı vanaları, 260 ton ağırlıkta deniz tabanı kontrol ünitesi ve 50 bin sensörle denizin altında insansız üretim yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bitireceğim Sayın Başkanım.

170 kilometrelik boru hattının döşenmesinde 30 gemi aynı anda çalışacak. Denizin altına döşenen fore kazıklarının uzunluğu İzmir’den Ardahan’a kadar uzanan bir mesafe. Deniz tabanına borular yerleştirilmeye başlandı Castoro 10 Gemisi 13 Haziran itibarıyla döşemeye başladı. 170 kilometre beş ayda tamamlanacak. Tuna-1, Tuna-2 ve Amasra-1 kuyularında 540 milyar metreküp rezervin 2023’ün ilk çeyreğinde sisteme verilmesi ve konutlarımızın tamamının otuz yıllık ihtiyacını karşılayacak önemli bir projeden bahsediyoruz.

Yine, Fatih, Yavuz ve Kanuni’nin ardından son teknolojiyle donatılan Türkiye’nin 7’nci nesil sondaj gemisi Abdülhamit Han da filoya katılmak üzere son çalışmalar yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Toparlıyorum Başkanım.

Ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Yine, Portekiz’de düzenlenen Dünya Para Yüzme Şampiyonası’nda ülkemizi temsil eden sporcularımızdan dünya şampiyonu olan Sümeyye Boyacı ve 2’nci olan Sevilay Öztürk’ü tebrik ediyorum. UEFA Uluslar Ligi C Klasmanı 1’inci Grup’ta Litvanya’yı 2-0 yenerek 4’te 4 yapan A Millî Futbol Takımı’mızı da yürekten tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, hoşgörünüze sığınarak 60’a göre küçük bir söz isteğim var.

BAŞKAN – Peki.

 

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizim yedi yıldır söylemediğimiz bir husus vardı, Sayın Özgür Özel söyleyince doğrusu söylemeden edemedim; VIP kullandırılması. Bu ülke hukukla yönetilmiyor. Bu ülkeyi kin, intikam, hukuksuzluk ve çete yöntemleriyle yöneten bir yönetim var. Neden? Bizim 4 Kasım 2016’da tutuklanan, rehin alınan önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız başta olmak üzere, tutuklanan bütün milletvekilleri, yurt dışına gitmek zorunda olan, sürgün edilen bütün milletvekilleri, kayyum atanan bütün belediye başkanlarımız ve ailelerine VIP -7’nci yılına girdik- kullandırılmıyor. Ama biz VIP kullanıyoruz, zorunlu, işimiz gereği. Ben her gün Diyarbakır, Ankara, İstanbul, bütün hepiniz gibi… AKP’nin ilçe yöneticileri ya da başka başka sıfatlarla insanlar VIP’leri tıklım tıklım kullanıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama bu ülkede Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış, eski Vekil, 2 defa Cumhurbaşkanı adayı olmuş, Eş Genel Başkanlık yapmış Selahattin Demirtaş gibi, Grup Başkan Vekilliği yapmış İdris Baluken gibi, Ahmet Yıldırım gibi… Kızlarına ve eşlerine “VIP’yi kullanamazsınız.” diye onları dışarı almışlar. İşte “hukuksuzluk” dediğimiz, “Bir ülkede yönetimin içinden hukuku çıkarırsanız çetecilik faaliyeti kalır.” dediğimiz tam da budur. Bunu söylemememizin sebebi de kendimiz için bunu ayıp kabul ettik. Asla Özgür Özel’e yanlış, o anlamda demiyorum. Bu kadar acı varken, bu kadar hukuksuzluk varken bunu arkadaşlarımızın da istemiyle söylemedik ama bugün tarihe not olarak düşsün diye, Meclis kayıtlarına da geçsin, Sayın Yılmaz Tunç da bir araştırsın diye söylüyorum.

Teşekkür ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tunç.

 

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, bugün Özgür Bey’in de ifade ettiği şekliyle, bu ülkeye hizmet etmiş siyasetçilerin değerli eşlerinin VIP’de bu şekilde bir olaya maruz kalıp muhatap olmalarına tabii ki üzülürüz. Eğer böyle bir durum varsa bunu araştırırız, bu konuda bir eksiklik varsa giderilmesi için gereğini yaparız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ha, bizimkilere ilişkin bir şey yok yani.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ona sonra bakarız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, o da tutanaklara geçsin de…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şunu söylemek istiyorum…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Özür dilerim, çok özür dilerim.

Sayın Yılmaz Tunç HDP’nin eski Eş Genel Başkanları, belediye başkanları, yurt dışında olan milletvekilleri için VIP konusunda bir söz söyleyemedi, söylemedi; bunu da takdire sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, herkes duydu Sayın Beştaş, siz şimdi onu tercüme etmeyin; zaten herkes izledi ve Sayın Tunç’un ne söylediğini duydu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tutanaklara geçiriyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Özel, buyurun.

 

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Başkanım, birincisi Sayın İnönü’ye yapılan kadar... Tabii, her partiden olabilir, ona engel olmak lazım; ben şimdi haberdar oldum. Önceki dönem milletvekillerine, milletvekillerinin eşlerine yapılan bu muameleyi de son derece yanlış buluyoruz; onun da düzeltilmesi gerekir.

Sayın Başkanım, bu Meclisin çıkardığı kanunlara göre, Türkiye’de, tıbbı ve ispençiyari müstahzaratları etiketsiz olarak satamazsınız, bulunduramazsınız, kullandıramazsınız. Bu, niye böyle? Çünkü üstündeki “Tekirdağ etiketi” üzerinden Meclis Başkanımıza sorular soruldu. Bunu üreten şirketin yurt dışından getirdiği demir tozunun içinde de uyuşturucu maddeler bulundu; kokain bulundu, eroin bulundu. Bu işi terk ettirmek yerine unutturmak istemişler veya görülmesin diye ambalajını soymuşlar. Bir vatandaş bunu böyle satmaya kalksa dünya kadar ceza yer. Hepimizin de sağlığı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunun içinde ne var, nereden biliyoruz? Nerede üretildi, hangi tarihte üretildi? Etanol oranı nedir? Testi nerede yapıldı, bunu nereden takip edeceğiz? Barkodu nerede, karekodu nerede? Açıkçası Meclis Başkanlığının böyle bir şey yapmasını doğru bulmuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:15.27

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                      15/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 15/6/2022 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                               Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                  İzmir

                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 19 milletvekili tarafından Akdeniz Üniversitesinde okuyan ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğüne bağlı yurtlarda yaşayan öğrenci intihar vakalarının sebeplerinin araştırılması amacıyla 15/6/2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 15/6/2022 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Feridun Bahşi.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Akdeniz Üniversitesinde okuyan ve Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğüne bağlı yurtlarda yaşayan öğrenci intihar vakalarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiğimiz araştırma önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Akdeniz Üniversitesinde okuyan ve KYK yurtlarında kalan Halil Gülcan 11 Mayısta, Emre Kandemir 21 Mayısta, Muhammed Kaya ise 10 Haziran'da intihar ederek yaşamına son vermiştir. Öncelikle, çocuklarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, hepinizin de bildiği üzere, yurtta kalmak bir seçim değildir, çaresizliktir. Bu çaresizliğin en büyük nedeni üniversite yerleşkesi etrafında bulunan ev kiralarının fahiş miktarlarda olmasıdır. Ev sahipleri bu mağduriyeti bir fırsatçılığa hatta onları denetleyen bir üst otorite olmadığı için soygunculuğa çevirmekten çekinmemektedir ve görünen o ki yurtlardan sorumlu otoriteler de aynı kayıtsızlığı sürdürmektedir.

Bugün grup toplantımızda kürsüye çıkan ve aynı zamanda hayatını kaybeden öğrencilerimizin sınıf arkadaşı olan kardeşimiz Süleyman şu ifadelerde bulundu, aynen aktarıyorum: “KYK yurtlarındaki yemekler yandaş yemek şirketlerine ihale edilmektedir. Artan gıda fiyatları dolayısıyla firmalar öğrencilerin günlük enerji ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak gramajda yemek vermekte, günden güne gramajlar düşürülerek ucuz ve kalitesiz yemeklerle öğrenciler zehirlenmektedir. Bu yüzden, Gençlik ve Spor Bakanlığının bize ayırdığı 17 liralık bütçe bile yetmemektedir. Eskiden üniversitemizde festivaller, konserler, bahar şenlikleri, mezuniyet törenleri düzenlenirken bugün geldiğimiz noktada bunları çok eskidenmiş gibi hayal meyal hatırlıyoruz. KYK'de kalma süresi olan dört yıl, pandemi sebebiyle sınıf kaybı olanları da kapsamaktadır. Bundan dolayı birçok öğrenci hakkını kaybetmiş sayılmaktadır. KYK'de kalan öğrencilere verilen 850 liralık öğrenim kredisinin 450 liralık kısmı KYK yurtları tarafından kesilmekte, öğrenciler bir ayını 400 lirayla yaşamaya çalışmaktadır.

Kadim Türk devleti, bünyesine aldığı 8 milyon Suriyeliye ev sahipliği yaparken üniversitelerinde okuyan 8 milyon öğrencisine sahip çıkamamaktadır. Yurtta kalan öğrencilerin yurt personeli tarafından baskı altında bırakıldığı, özel hayatlarının ihlal edildiği, manevi danışmanlık adı altında bazı tarikat ve dinî cemaatlere taraftar toplandığı, siyasi parti propagandası yapıldığı apaçık bir gerçektir. KYK yurtları, devlet yurdu görünümlü cemaat, tarikat ve siyasi parti yandaşlarının at koşturduğu ölüm yurtları hâline gelmiştir.

İntihar eden arkadaşlarımı rakamlarla ifade edip onları kolay unutulabilir bir konuma sokmayacağım. Yaşama tutunacakları bütün nedenler ardı ardına ortadan kaldırılırken bütün beklentileri gözlerine ütopik birer hayal gibi gelmeye başlarken soruyorum size: Bu kararları intihar olarak mı görmeliyiz? Onca uğraşıya ve yağmura rağmen arkadaşlarımın yerde kalan kanlarını temizlemeye deterjanlar bile yetmedi. Gidin, bakın, koridorlarda kardeşlerimin kan izleri duruyor.”

Evet, arkadaşlar, bu, öğrenci kardeşimin, bütün öğrencilerimizin feryatları, sıkıntıları; buna lütfen kulak tıkamayın.

Değerli milletvekilleri, ülkemizdeki ağır ekonomik koşullar nedeniyle yorulan, bunalan ve yıpranan gençlerimizin barınma imkânını bile zor buldukları yurtlarda neler yaşadıklarını bilmek zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Öğrencilerimizin yaşadığı barınma sorunu onları dernek ve vakıflara ait özel yurtlara mecbur bırakırken ve Enes’in acısı hâlâ yüreklerimizdeyken KYK yurtlarının başıboş yönetimlerin eline bırakılmasını göz ardı edemeyiz. Bu nedenle, başta Elmalılı Hamdi Yazır Yurdu olmak üzere diğer yurtlarda da yaşanan olayların araştırılması, soruşturulması ve gerçeklerin bir an önce gün yüzüne çıkarılması gerekmektedir. Gençlerimizi çaresizliğe iten, karamsarlığa hapseden, yaşamaktan vazgeçiren sebeplerin peşini bırakmayacağız.

Bu düşüncelerle verdiğimiz araştırma önergesine desteklerinizi bekliyorum.

Gazi Meclisi ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Akdeniz Üniversitesi içinde bulunan Elmalılı Hamdi Yazır Kredi ve Yurtlar Kurumu ve Bezmialem Valide Sultan Yurdu başta olmak üzere yurtlarda yaşanan intiharlarla ilgili araştırma önergesi hakkında partim adına söz almış bulunuyorum.

 

 

İçimizi acıtan bir konu, bir gündem yine bizi meşgul ediyor. Ülkemizin binlerce genci; eğitimli, bilinçli, yaşamı seven, araştıran, sorgulayan gençlerimiz; nitelikli gençlerimiz artık ülkemizde yaşanamaz, umut edemez, geleceğini göremez hâle geldiklerinden dolayı dünyanın her bir coğrafyasına, kıtasına göç ediyorlar ama eğitim için, ama çalışmak için, ama kendilerine yeni bir gelecek kurmak için. Gidemeyen ve Türkiye’de okumaya, eğitime devam eden gençlerimiz de üniversite eğitimi alırken maalesef özellikle özel ya da devlet yurtlarında, Kredi Yurtlar Kurumu yurtlarında kalan öğrenciler çeşitli trajik olaylarla karşı karşıya kalmaya devam ediyorlar; işte bunlardan bir tanesi de Elmalılı Hamdi Yazır Yurdu. Fakat iddialara baktığımızda yurt resmiyette Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı görünüyor ama baştan sona tüm görevlilerinin Menzil Tarikatı kontrolünde, yönetiminde olduğu iddiaları var. Resmî kayıtlara yansımayan 10 intihar vakası var. Rektör açıklama yapmıyor, yurt sorumluları iddialara cevap vermiyor, aileler susturuluyor ve haberlere yansıtılmamaya çalışılıyor. Öğrenciler ısrarla 30 laptop çalınması üzerine şikâyetleriyle kamera takılması istediğinde Bakanlıktan gelen bir genel müdür öğrencilere “Bakanlığın kamera takacak parası yok.” diyor. Bir taraftan saraylara saray eklerken iktidar ve saray yönetimi, bir taraftan makam araçlarına yüzlercesini eklemeye devam ederken öğrencilerimizin, gençlerimizin canı gidiyor, hayatlar sönüyor, annelerin, babaların yüreğine ateş düşüyor ama kamera takılmıyor, gençlerimizin can güvenliği sağlanmıyor. İşte, bütün bunların araştırılması gerekmektedir değerli arkadaşlar. Bunu sadece “Türkiye hukuk devletidir, demokratik bir yönetim vardır.” diyerek sadece mahkemelere havale edemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜDA KAYA (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Burada bizim halkımızın, bizim canlarımızın, gençlerimizin geleceğinin; öğrencilerimizin bu şaibeli intiharların da araştırılması noktasında bizler de elimizi taşın altına koyalım ve bunu hep beraber aydınlığa kavuşturmaya çalışalım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Rafet Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAFET ZEYBEK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, son bir ay içerisinde Akdeniz Üniversitesi öğrencisi Kredi Yurtlar Kurumuna ait yurtta kalan 3 gencimiz maalesef intihar etti, daha doğrusu intihar ettiği söylendi. Biriyle ilgili yapılan soruşturmada intihar nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini öğrendim, diğer ikisiyle ilgili soruşturmalar devam ediyor. Tabii, bu intihar olaylarının adli kısmı ayrı, hukuk gereğini yapacaktır ama bunun idari boyutu maalesef çok ciddi zaaflar içerisinde. “Gençlerimiz” diyoruz, “geleceğimiz” diyoruz ama geleceğimizi öldürüyoruz arkadaşlar. Gençler büyük bir umutsuzluk içinde.

Bakınız, 2’nci intihar olayından sonra, 25 Mayısta ben bir soru önergesi verdim Gençlik ve Spor Bakanlığına ve aynen bunu belirttim orada, dedim ki: “Artıyor intiharlar, ne tür önlemler alıyorsunuz, öğrencilerle ilgili ne tür tedbirleriniz var?” Cevap verilmedi arkadaşlar, cevap verilmiyor zaten, verilmesin ama hiç olmazsa o önergemle ilgili yurtlarda bir araştırma yapılsaydı bu en son gencimiz intihar etmeseydi; yapılmıyor, tedbir alınmıyor.

Ben öğrencilerle de konuştum, gençlerin özellikle çok temel iki sorunundan biri ekonomi, çok ağır bir ekonomik baskı altındalar, hakikaten çok çaresiz durumdalar; bir de cemaat ve tarikat baskısı altındalar. Bunu açık açık anlattılar değerli arkadaşlarım. Bakınız, sadece Antalya Akdeniz Üniversitesine ait yurtlarda değil, Türkiye’nin her yerindeki bütün yurtlarda  “manevi danışmanlık” adı altında bir oluşum… Burada bir imam; ayrı bir odası var ve öğrencilerle sık sık sohbet ediyor. Hatta bana anlattıklarına göre baskı kuruyor, bazı cemaatlere yönlendiriyor, ikna çabaları yapıyor, zorlamalar yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bu nedenle, öğrencilerin birçoğu ciddi bir psikolojik baskı altında kalıyor. İntiharların en büyük nedenlerinden birinin bu olduğunu öğrenci kardeşlerimiz bana anlattı.

Değerli arkadaşlarım, anlaşılıyor ki FET֒den ders alınmamış. Bu cemaatleri devletin içine yerleştirmeyin. Bunların… Dün FET֒nün yaptığını gördünüz. Evet, eğer inançsa, inançlarını herkes yapsın, herkes onun çalışmasını yapsın ama devletin içinde yapılandırmayın bunları. Bakın, yarın bir gün FETÖ gider, bir başka cemaat gelir; onun yapacağı da aynısıdır, o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanlığı yapacaktır. Yapmayın, bu cemaatlere bu kadar tolerans tanımayın, bunları devletin içine, çok etkili yerlere yerleştirmeyin; bunu yaptığınızı herkes biliyor, ben de biliyorum, bütün millet de biliyor. Bunu yapmayın değerli arkadaşlarım diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Köse.

Buyurun Sayın Köse. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Akdeniz Üniversitesinde farklı tarihlerde, farklı yurtlarda meydana gelen 3 elim intihar olayında hayatını kaybeden öğrencilerimize Allah'tan rahmet; yakınlarına, ailelerine ve arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.

Bu vefatlar ayrı zamanlarda, ayrı yurtlarda, ayrı yerlerde olmuştur, birbirinden bağımsızdır, aralarında herhangi bir illiyet bağı bulunmamaktadır; bu olayların her biri münferittir, kişiseldir, kişisel meselelere dayanmaktadır. Nedenleri, niçinleri, mahremiyeti evlatlarımızın kendilerinin, ailelerinin, yakınlarının, arkadaşlarının uhdesindedir. Bu gençlerimizin hiçbirinin ne yurt idaresiyle ne üniversite yönetimiyle ilgili tek bir şikâyetleri dahi bulunmamakta, herhangi bir sosyal medya paylaşımları var olmamakta, ayrıca arkalarında bıraktıkları herhangi bir not bulunmamaktadır. Her 3 olayla ilgili gerek adli gerek idari soruşturma behemehâl başlatılmıştır. Olaylar savcılık koordinesinde Emniyet birimleri tarafından soruşturulmuş, olay yeri incelemeleri yapılmış, gerekli tanık ifadeleri alınmış, kamera görüntüleriyle beraber dosyalar savcılığa intikal ettirilmiştir. Süreç adli makamlarımız tarafından takip edilmektedir. Ayrıca, idari soruşturma başlatılmış, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından müfettişler görevlendirilmiş ve görevleri hâlen devam etmektedir.

Olayların meydana geldiği yurtlarımızda güvenlik kameraları yirmi dört saat aktiftir değerli arkadaşlar. Olaylardan sonra görüntüler incelenmek üzere ivedilikle bu görüntüler ilgili makamlara teslim edilmiştir. Antalya'mızda Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı ve özel statülü olmak üzere toplam 46 adet yurtta 19.950 öğrencimize hizmet verilmektedir. Kredi Yurtlar Kurumuna ait 14 yurdumuzda toplam 1.435 kamera ile bunun yanı sıra fiziki unsurlarla da güvenlik tedbirleri sağlanmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır Öğrenci Yurdunda 157 adet kamera ve 25 özel güvenlik görevlisi bulunmaktadır. Bezm-i Alem Valide Sultan Öğrenci Yurdunda ise 23 güvenlik görevlisi ile 14 adet kamera bulunmaktadır. Ayrıca, yurtlarımızda sosyal destek amaçlı 3 psikolog, 1 sosyal çalışmacı ve 14 eğitim sorumlusu görev yapmaktadır. “manevi destek ve rehberlik” masasının tarikat ve cemaatlerin kontrolüne girdiği ve öğrencilerin yönlendirilme baskısına maruz bırakıldığı iddiası soyuttur, hayal mahsulüdür ve uydurmadan ibarettir; böyle bir şey asla söz konusu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUSTAFA KÖSE (Devamla) – Böyle bir tarikat ve cemaat baskısı altında öğrencilerin bulunduğuna dair iddia tamamen soyuttur, hayal mahsulüdür. Böyle bir durumla herhangi bir şikâyet, bugüne kadar ne CİMER’den ne sosyal medyadan ne de başka bir vesileyle resmî makamlara yapılmış değildir. Zaten Akdeniz Üniversitesine gelenler, görenler burada herhangi bir tarikat baskısının olamayacağını da zaten bizzat müşahede edebilirler. Gerek yurtlar gerek yönetimle ilgili ortaya konulan iddialar haksızdır, mesnetsizdir, bu haksız ve mesnetsiz iddialar hem öğrencilerimizi hem ailelerini üzmektedir. Herhangi bir delile dayanmayan, herhangi bir bilgiye dayanmayan bu soyut söylemlerden kaçınmak ve böylesi önemli meselelerde daha hassas davranmak gerekmektedir.

Akdeniz Üniversitesinin 65 bin öğrencisi vardır değerli arkadaşlar, bunlarla ilgili hem öğrenci toplulukları üzerinden hem de PDR üzerinden psikolojik, sosyal ve kültürel destekler verilmektedir, verilmeye devam edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA KÖSE (Devamla) – Selamlayayım Başkanım.

BAŞKAN –  Bir selamlayın o zaman.

MUSTAFA KÖSE (Devamla) – Ben tekraren hayatını kaybeden öğrencilerinize Allah’tan rahmet; yakınlarına, arkadaşlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, burada bir sorumluluğumuzu hatırlatmak durumundayım. Önceki dönem uzun süre görev yapmış olan Sağlık Komisyonu Başkanı Sayın Recep Akdağ’a, kendisine, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iki yıl önce bir yazı yazdık bu artan intihar vakalarıyla ilgili, bir de “Bu intihar meselesinin kamuya açık konuşulması, tartışılmasının mahzurları da ortada ama Meclisin de bir sorumluluk alması gerekiyor.” diye yazdık. Sayın Recep Akdağ konuyu çok önemsediğini söyledi. O günlerde de, hatta şöyle söyleyeyim, 8 Ocak 2019 tarihinde Sayın Devlet Bahçeli de “ruh sağlığı yasası” çağrısı yapmıştı ve “Bu sene içinde.” dedi. Yani yeni yılın ilk basın toplantısıydı, o yüzden “Bu sene Meclisin önemli görevlerinden biridir.” dedi. Bu intihar vakalarını da azaltacağını da düşünerek “ruh sağlığı yasası” çağrısı yaptı. 2019 geçti, 2020 geçti, 2021 geçti, 2022’deyiz, Sayın Bahçeli’nin çağrısı duruyor. Komisyonu Recep Akdağ toplantıya çağırdı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim talebimizi Sayın Recep Akdağ önemsedi, toplantıya çağırdı; bir toplantı yapıldı, o da orada kaldı ama sonra yeni intihar vakaları yaşanınca kamuoyunun buna ilgi göstermesi, tepki göstermesi son derece normal. Ama bakıyorsunuz, yıllar geçiyor, her konuşmada “çok önemli” “çok önemli” deniliyor, kalıyor. Burada, Antalya Milletvekilimizin belli hassasiyetini anlıyorum, ilin Milletvekili olarak 65 bin öğrencinin ailesi açısından ama bir yandan da “Olaylar münferittir, hepsi bağımsızdır, birbiriyle alakası yok.” Öyleyse daha kötü; birbirini tanıyan 3 arkadaş birlikte yaşadıklarından dolayı intihar etmiş olsa o 1 intihar vakasıdır ama birbirinden bağımsız 10 tane vakadan bahsediliyor, demek ki birtakım yanlışlıklar var. Meclis, bu durumlar için var, bu konuyla ilgili bir an önce inisiyatif almamız gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, söylediklerimizin hayal mahsulü olduğunu iddia ederek…

BAŞKAN – Sizinle ilgili bir şey söylemedi Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (İstanbul) – …ama şahsım adına olmasa da söylediklerimizin tarikat yönetiminde olmadığına dair, münferit vakalar olduğuna dair, söylediklerimizin hayal mahsulü olduğunu…

BAŞKAN – Evet, o şekilde açıklıyor, size bir sataşma yok burada Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (İstanbul) – … gerçek dışı olduğunu söyledi.

BAŞKAN – 60’a göre yerinizden bir dakika söz vereyim, buyurun.

 

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, münferit vaka olması da zaten başlı başına vahim bir durum. Yurtların tarikatların kontrolünde olduğunu hepimiz biliyoruz, bunlar soyut değil somut olaylar. Bırakın onu, peki nasıl münferit oluyor; yoksulluk bir münferit olay mıdır, cinsel tacizler münferit bir olay mıdır? Ya da Antalya’da geçtiğimiz aralık ayında başı kesilerek öldürülen özel yurttaki bir öğrencinin yaşadığı olay münferit bir olay mıdır? Elâzığ Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara, arkasında mektup bırakarak, yaşadıklarını anlatarak intihar etti, bu münferit bir olay mıdır? Biz, gençlerin karşı karşıya kaldığı büyük bir trajediden bahsediyoruz. Bu çok daha vahim bir durumdur, dikkate alınmasını düşünüyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

 

 

 

BAŞKAN - İYİ Parti Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Şimşek, buyurun.

 

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, Mersin’den ve Adana’dan çok sayıda çiftçimiz konserve fabrikalarına, tarım krediye ve piyasalara satılmak üzere özellikle Ereğli Zengen, Niğde, Aksaray, Konya üçgeninde domates ve sebze yetiştirmektedir. Geçtiğimiz günlerde yağan sağanak yağış bölgeye büyük oranda zarar vermiştir. Bölgedeki toplulaştırma çalışmalarından dolayı çiftçilerimizin çoğunluğunun ÇKS’si yoktur. Bu toplulaştırma çalışma devam ettiği için ÇKS yaptıramamışlardır.

Buradaki çiftçilerimizin mağduriyetlerinin önlenmesi ve yerinde tespit yapılarak, zarar tespiti yapılarak bunlara mutlaka yardımcı olması gerektiğini düşünüyor, Tarım Bakanlığının bu konuda destek vermesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu….

 

 

 

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Kocaeli Büyükşehir Belediyesindeki ihalelerde neler dönüyor? Bunu lütfen açıklasınlar. Cinayetlere yol açan ihale usulsüzlükleri, yolsuzlukları var.

Dört ay önce katledilmişti Güngör Arslan, Kocaeli Ses gazetesinin sahibiydi ve savcı, iddianamesini sonunda hazırladı. Kocaeli Ülkü Ocakları eski Başkanı Avukat Ersin Kurt’un taammüden Güngör Arslan’ı öldürttüğünü söyledi. Neden? Çünkü Kocaeli Büyükşehir Belediyesindeki tramvay giydirme ihalesini avukat olmasına rağmen ticaret yapan Avukat Ersin Kurt almış ve usulsüz işlemler dönmüştü. Bunu haber yapan Güngör Arslan yirmi gün sonra öldürülmüştü. Uzun süredir iddianame açıklanmıyordu ve sonunda açıklandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – AK PARTİ ve MHP arasında Kocaeli’de belediyede ne işler dönüyor?

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkan.

Ülkemizi etkisi altına alan sağanak yağışlardan sultan şehrimiz Sivas da zarar görmüştür. Dün Sivas merkezde metrekareye kırk dakika içerisinde 35,6 kilogram yağış düşmüş ve birçok iş yerini su basmıştır. İlk andan itibaren vatandaşlarımızın yanında olan Sivas Belediye Başkanım Sayın Hilmi Bilgin ve ekibine Karayolları ve DSİ çalışanlarımıza teşekkür ediyor, başta Gemerek, Ulaş ve merkezde yaşayan ve selden etkilenen tüm hemşehrilerime geçmiş olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

 

                                                                               15/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 15/6/2022 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                         Meral Danış Beştaş

                                                                  Siirt

HDP Grubu Başkan Vekili

 

 

Öneri:

15 Haziran 2022 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 19312 grup numaralı Saros Körfezi’ndeki BOTAŞ projesinin insanlara ve doğaya verdiği zararların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 15/6/2022 Çarşamba günkü birleşimde yapılaması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Oya Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün araştırma önergemizin konusu burası arkadaşlar, lütfen buna, bu fotoğrafa iyi bakın.

 Saros Körfezi, dünyada kendini temizleyen 3 körfezden 1’i bu körfez; canım körfez. Yunusların yatağı, içerisinde kırmızı listede koruma altına alınması gereken balık türlerinin olduğu, 114 çeşit balık türünün, nesli tükenmekte olan Akdeniz fokunun yaşam alanı, yunusların yatağı. Kuş türlerinin üreme ve kışlama alanı aynı zamanda. Saros'ta yıl boyunca 96’sı su kuşu olmak üzere, 222 kuş yaşıyor ve şimdi, Kaptan Cousteau'nun gelip de görüp Saros Körfezi'nde oraya “Kızıldeniz'in kuzey versiyonu” dediği körfez, bir doğal gaz aktarma limanı için talan ediliyor. Ne için peki? Neden böyle bir körfez talan edilmeye çalışılıyor, kimin için, kimin yararına? Katar'ın petrolünü Avrupa'ya satmak için. Peki, projeyi kim yapıyor? Her zaman bildiğimiz bir şirket; Limak. Evet, Limak, Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi, Saros Körfezi'nde de kıyıları tahrip etmeye ve denizi betona gömmeye devam ediyor. Bu liman ve boru hattı projesi ne zaman başladı? 31 Mayıs 2018’de, ilk, Belediyenin, Edirne Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün internet sitesinde “ÇED süreci başlatılmıştır.” diye bir duyuru yapıldı. Bunun üzerine ÇED raporu hazırlandı. Halk buna karşı örgütlendi. Saros gönüllüleri oluştu. Bu gönüllüler bu rapora itiraz etti, davalar açtı. Edirne İdare Mahkemesi bu raporu iptal etti. Ama süreç Danıştaydayken, bu bile beklenmeden -çünkü aceleniz vardı- 2’nci bir “ÇED Olumlu” raporu çıkarıldı ortaya ve Saros Körfezi telafisi mümkün olmayan bir sürece girmeye başladı. Evet, telafisi mümkün değil çünkü şu an o güzelim körfezin durumu bu ve şu ana kadar 17 kilometrelik boru hattı boyunca bölgedeki tüm araziler talana açıldı ve tam 10 bin tane ağaç kesildi. Evet, durum bu. Sadece denize değil, sadece denizin içine değil, aynı zamanda etrafındaki ekolojik sisteme de ciddi bir zarar var. Nerede bir yeşil görse beton gömen iktidarınız Saros’ta, denizin dibini de betona gömüyor ve deniz tabanına liman için kazıklar çakıldı. Şimdi, deniz tabanına tonlarca beton döküldü. Bu betonunun doğadan temizlenmesi mümkün mü? Hayır, değil.

Dünyadaki oksijenin yüzde 70’ini sağlayan deniz çayırları yerlerinden söküldü ve yine aynı şeyi dediniz: “Taşıyoruz, yeniden yerine geri getireceğiz. Tekrar ekilmek üzere taşıyoruz.” Şimdi, o deniz çayırlarının nerede olduğu belli değil. Deniz çayırlarının yok edilmesinin sonucu ne? Bunların yok edilmesi demek; balıkların yumurtlama alanının yok edilmesi demek, denizdeki oksijen kaynağının kesilmesi demek yani deniz canlılarının ölmesi, balıkların ölmesi demek. Daha şimdiden balık türleri eksilmeye başladı ve yunuslar kirlilikten ve sesten Saros Körfezi’nden ayrılmaya başladılar. Bir kısım yunus karaya vurdu ve halk tarafından yeniden kurtarılmaya çalışıldı, öldü yani.

Şimdi, boru hattının döşeneceği 17 kilometrelik alanda bitki örtüsü tahrip edilip ağaçlar kesilince, aynı zamanda, nesli küresel ölçekte tükenmekte olan Küçük sakarca ve Sibirya kazı da başta olmak üzere kuş türleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı.

Şimdi, proje alanının karada kalan kısmının büyük çoğunluğu tarım alanlarından oluşuyor. Hani gıda krizinden bahsediyoruz ya, o tarım alanlarını da yağmaya açtınız. Evet, tekrar ediyorum: Saros Körfezi, dünyada kendini yenilemeye beceren 3 körfezden biri ve bu ülkede, Edirne Keşan’da. Siz bu projeyle Saros Körfezi’ni yok ediyorsunuz.

Proje yaşama geçirildiğinde, Saros’a gemilerle gelecek ve bu gemilerle getirilecek olan sıvı petrol hem orman alanını hem de denizi bir daha temizlenemez hâlde kirletecek. Aynı zamanda bu proje birinci derecede deprem alanında, söylemeye bile gerek yok, sonuçlarının ne olacağını bilirsiniz. Liman, faaliyete başladığında gaz nakli sırasında yaşanacak olası bir depremde yalnızca o bölge değil, tüm Trakya ve Gelibolu Yarımadası da haritadan silinebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) - Saros Körfezi’ne yapılacak bu doğal gaz aktarma limanıyla o körfezin sanayileşmeye ve ranta açılması, bu eşsiz körfezin âdeta bataklığa dönmesi demek. Bunu biz gördük değil mi? Elimizde İzmit var, Aliağa var, Bandırma örnekleri var; biz bunları gördük, bunlara birini daha eklemeyin. Bu proje kamu yararına değil, Limak ve Katarlı şirketlerin yararınadır.

Saros gönüllüleri geldi, Meclise geldi, bütün partilere kendi hazırladıkları dosyayı sundu. Bu dosyanın içinde sürece dair her türlü bilgi mevcut. Sizden talebimiz, doğal akvaryum olan Saros’u, bu güzelim körfezi şirketlerin kârı ve rantı uğruna katletmeyin, yağmayı durdurun. Biz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Saros gönüllüleriyle beraber mücadeleye devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BOTAŞ tarafından yürütülmekte olan Saros yüzer sistemlerden transfer edilen doğal gazın, sisteme aktarılması için yapılan çalışmaların, orman ve tarım alanlarını yok etmesi ve doğal yaşam alanlarını bozması hakkındaki grup önerisi  üzerine İYİ Parti adına söz aldım, selamlarımı sunarım.

Büyük yerleşimlerden kaynaklı nüfus yoğunluğunun olmaması ve su altı akıntılarının etkisiyle temiz kalmış en güzel kıyı şeritlerimizden birinin bulunduğu Ege Denizi’nin kuzeyindeki Saros Körfezi, kendi kendini temizleyen nadir bir körfezdir. Ama Ergene havzasının arıtılmamış atıklarının tehdidi altında ve Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın batı ucunda bulunması dolayısıyla riskli bir bölge olarak da bilinmektedir.

Bölgede, şimdilerde, yöre halkını yakından ilgilendiren bir sorun yaşanmaktadır. Zengin meyve ağaçları ve zeytinliklerin olduğu, aynı zamanda çok değerli tarım arazilerinin bulunduğu geniş bir alan yok olmak üzeredir. 100’den fazla balık türünün yaşadığı körfezde, canlı hayatının da tehlikede olduğu ifade edilmektedir. Esasen, bu tehlike doğal gaz taşıma ve yükleme limanı gemi iskelesi yapımı ile 2019, hatta 2018 yılında başladı. Kısa adı FSRU olan, yüzer sıvılaştırılmış doğal gaz depolama ve gazlaştırma ünitesinin yapımı, ÇED raporundaki eksiklikler ve yargı kararlarına rağmen devam etti. Bölge bir taraftan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca “Saros Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edildi, diğer taraftan “Saroz Körfezi Kültür Turizm Gelişim Bölgesi” olarak ilan edildi ama bu çelişkilere hiç aldırmadan iskele ve iskele yapımı için uygun imar planı hazırlanmasına devam edildi. Bir yatırıma başlamadan önce, elbette kamu yararını ve ülkenin ihtiyaçlarını düşünmek gerekir; ne var ki yapılacak yatırımın tahribata yol açmaması, gelecek nesilleri olumsuz etkilememesi de düşünülmelidir.

Değerli milletvekilleri, sıkıntının esas kaynağı, ülkemizi yirmi yıldır yönetmekte olan iktidarın anlayışında yatmaktadır. Her şeyin sadece ranta dönük düşünülmesi, bilimsel verilere itibar edilmemesi, hak, hukuk gibi temel kurallara uyulmaması, yapılan her işin şaibeli olmasına yol açmaktadır. Pek çok uygulamada görüldüğü gibi, bilimsel gerçeklerle örtüşmeyen ve bir ihtiyaçtan kaynaklanmayan projelerin ekolojik etkileri yanında, ekonomik, sosyal ve kültürel tahribatları olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Kanal İstanbul hayalî projesindeki ısrarın hâlâ devam ediyor olması, bütün itirazların reddedilmesi, bilim insanlarının ve ilgili kuruluşların çalışmalarının yok sayılması, iktidarın gizlenemeyen niyetlerinin ve ihtiraslarının olduğunu göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, bölgeyi, ülkemizi ve gelecek nesillerimizi ilgilendiren böylesi önemli bir konunun araştırılmasından iktidarın çekinmesini, karşı çıkmasını anlamakta zorlandığımı söylemek isterim. Yöre halkının iddialarının ve bilim insanlarının görüşlerinin tespit edilmesine ve ÇED raporundaki eksikliklerin giderilmesine niçin karşı çıkılmaktadır? Bunun makul bir izahı olamaz. Doğadaki bütün olumsuzlukların insan kaynaklı olduğu bir gerçektir. Bu açıdan, denizlerimizi, doğayı, çevreyi, içindeki bütün canlılarla birlikte yaşatmak bir insanlık görevidir; bu aynı zamanda, insan hayatının devamını sağlayacak en önemli davranıştır.

Bunları ifade eder, saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Çanakkale Milletvekili Sayın Özgür Ceylan.

Buyurun Sayın Ceylan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grup önerisi üzerine partim adına söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, acı ama defalarca kez bu kürsüden denizlerimizin, ormanlarımızın katledilmesine karşı kamuoyu yaratmak maksadıyla konuştum. “Acı” diyorum, şunun için: Anayasa’sında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevdir.” yazan bir ülkenin yurttaşlarıyız; buna rağmen çevreyi koruyamıyoruz. Rant uğruna her şeyin haraç mezat satıldığı bir döneme tanıklık ediyoruz. Dünyanın başka hangi ülkesinde bir halk topyekûn doğasını, toprağını korumak için kendi devletine karşı mücadele etmek zorunda kalır? Halkın seçilmiş temsilcileri olarak, çevre katliamlarına dur demek için, halkın çığlığını duyurmak için mücadele ediyoruz. Bugün dünyanın en bakir, en temiz 3 denizinden biri olan, Kuzey Ege’nin, Trakya’nın göz bebeği Saros Körfezi, iktidarın Katar aşkıyla, bir çevre katliamıyla karşı karşıya, üstelik orman alanları da Anayasa’yla korunduğu hâlde binlerce ağaç kesilerek Limak’a yol verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, körfeze doğal gaz taşıyacak gemiler için, yaklaşık 270 metre uzunluğunda bir iskele dolgu platformu ve kara boru hattı inşa çalışmaları için çevre katliamı yapılıyor. BOTAŞ tarafından Saros Körfezi’nde Limak’a yaptırılan FSRU Liman Projesi’nde yargı süreci devam etmesine ve yöre sakinlerinin karşı çıkmasına rağmen neden kamu kurumları seyirci olmayı tercih etmiştir? Proje alanının mutlak tarım arazisi olduğu ve zeytin ve meyve yetiştiriciliği yapılan bölgede yaşayanlar neden görmezden gelinmiştir? Saros Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi Yönetim Planı’nı hazırlayan ve Ocak 2018’de onaylayan Bakanlık, Kültür Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi olarak planladığı Saros’a neden sahip çıkmıyor? Aynı proje için 2 farklı ÇED raporu var, bu çevre katliamında hangi ÇED raporu esas alınmıştır? Mahkemenin iptal ettiği ÇED’e dayanarak mı hafriyat yapılıyor? Neden imar planına ilişkin Danıştay kararı beklenmiyor? 2009/7 sayılı Genelge’siyle kitabına uydurulan ÇED raporu mu esas alınıyor yoksa? Biri çıkıp bunları açıklamalıdır. Bilirkişi raporuyla hukuksuzluk ortaya konulmuşken mahkeme kararları beklenmeden sürecin işletilmesi bir AKP klasiğidir. BOTAŞ adına, Katar aşkına Limak, kıyılarda hafriyat ve yol yapıyor, binlerce ağacı kesiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR CEYLAN (Devamla) – Tarım arazilerine, ormanlara, denize ve sahile geri döndürülmesi mümkün olmayacak biçimde zarar veren bu projelere “Dur!” demek mümkün değerli milletvekilleri. Saros’a verilen zararın araştırılması ve doğa katliamına “Dur!” denilmesi adına öneriye destek olacağımızı ifade ediyor. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Çanakkale Milletvekili Sayın Jülide İskenderoğlu.

Buyurun Sayın İskenderoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Pandemi sürecinde ve sonrasında tüm dünyada üretimden tedarike kadar her kalemde sıkıntılar yaşandı. Bu süreç tüm dünyada üretimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. “Üretim” derken sadece tarımsal üretimden bahsetmiyoruz elbette; endüstriyel üretim, sanayi ve diğerleri… Ancak şu anda içerisinde bulunduğumuz durum, bütün dünyanın geleceğe dönük kabuslar görmesine neden olan enerji üretimi.

Ülkemiz kendi enerji kaynaklarını üretme, kullanma konusunda son yıllarda büyük bir atılım içerisinde ancak ne hikmetse, özellikle enerji üretimi konusunda ne zaman bir adım atmaya kalksak karşımızda koro hâlinde aynı grubu görüyoruz. Gezi olaylarında çevreyi yakıp yıkanlara, sokakları talan edenlere bırakın karşı çıkmayı, bu yıkımın içerisinde olanlar, destek olanlar, mevzu ülkenin kendi enerji kaynaklarını üretmesi, kullanması olunca bir anda çevreci kesiliyorlar. Bu sözde çevreci kesimden ormanlarımızı, tarlalarımızı yakan hain terör örgütüyle ilgili bir karşı ifade duyamazsınız ama Türkiye için kritik bir hamle olan doğal gaz üretimi söz konusu olduğunda “ağaç”, “orman”, “çevre” kelimelerini dillerinden düşürmüyorlar.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, Saroz’u nasıl koruyacaksın; ondan bahset.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – Birilerinin laf olsun, gündem olsun diye sözde çevre, sözde doğa hassasiyetleri kamuoyunun malumudur; niyet, söz bir olmalıdır. Çevrenin, doğanın korunmasında hiç kimse bizim hassasiyetimizi ölçemez.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ya, körfezin altını beton yapmışsınız; nasıl bir hassasiyettir ya!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – PKK’ya diyor, size demiyor ya; üstünüze alınmayın.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – Her konuda olduğu gibi çevre ve doğa konusunda tutarsız olanları samimi olmaya davet ediyorum. Ne zaman ülke için bir çalışma yapılsa, bir proje hazırlansa bilimsel dayanağı olmayan bir yaklaşımla karşı duruş söz konusu. Köprü yaparsınız, karşı çıkarlar; yol yaparsınız, karşı çıkarlar; havalimanı yaparsınız, baraj yaparsınız karşıdırlar ama mesele ülke aleyhinde bir konu olunca, kayıtsız şartsız ittifak olanların bize çevreyle ilgili söyleyecek sözleri olamaz.

OYA ERSOY (İstanbul) – Katar, Katar; ülke değil, Katar.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) - Herkes şunu çok iyi biliyor ancak bir kez daha dile getirmek istiyorum: Bu tür projeler yapılırken birçok kurumdan resmî görüş sorulur; çevreye, tarım alanlarına, sularımıza etkisi olup olmayacağı teknik olarak hesaplanır.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ya, bu kurumlar sizin elinizde. Bağımsız kurum mu var? Allah, Allah!

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) - BOTAŞ, hayata geçirdiği tüm projelerde olduğu gibi, Saros Gemi İskelesi Projesi’nde çevre hassasiyetiyle bölge halkına, doğa ve ülkemize çok yönlü katkı sağlayacaktır.

OYA ERSOY (İstanbul) – Limak neler yapıyor, bir anlatsanıza.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) - Saros Körfezi'nde 1 milyonun üzerinde lavanta ve zeytin ağacı fidesi dikildi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Nereye dikildi?

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) - Deniz kıyısında yer alan yaklaşık 6 bin metrekare deniz çayırı kendi habitanda, 860 metreye yakın bölgeye taşınarak Türkiye'de bir ilk proje gerçekleştirildi ve dünya literatürüne de geçti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Çayırlar nerede, çayırlar?

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) - Hiç kimse merak etmesin, ülkemiz çevreyle uyumlu, doğaya zarar vermeden, ortak geleceğimize sahip çıkarak her alanda yatırım ve projelerine, kalkınmasına devam edecek. Bu duyarlılıkla denizlerimizi, topraklarımızı ve coğrafyasıyla ülkemizi çocuklarımıza, gelecek nesillerimize emanet etmek için titizlikle çalışıyoruz.

HDP grup önerisi aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Çayırlar nerede, çayırlar?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Efendim, bir şey demedik ya, bir şey demedik. Kalkıyor her şeye ya!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hatip ağır sataşmalarda bulundu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır efendim, sataşma yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah, hiçbir şey demedi ya.

BAŞKAN - Nasıl bir sataşmada bulundu?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sözde çevreciymişiz, daha bundan ötesi var mı?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Size söylemedi. 

BAŞKAN – Efendim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Sözde çevreci…”, “Gezi’yle bu ülkeyi kaosa sürükleyenler…” bu ithamların hepsi bizeydi yani.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Çanakkale) – Başkanım, niye üzerlerine alındılar ki?

BAŞKAN – Ama bu genel bir söylem hâline dönüştü zaten o tarafta.

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Genel söylem.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkanım, hayır yani ben not aldım.

OYA ERSOY (İstanbul) – Genelleyemeyiz Gezi’yi siz de savundunuz Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hepsi şeydi yani ağır sataşma var.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kötü dillerini düzeltmeleri için uyarı yapmanız lazım.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Değerli halkımız, evet AKP klasik bir iş yaptı, yine hamaset, topu tacı attı. Ya biz size Saros Körfezi'ni niye betonlaştırıyorsunuz bunu betonlaştırmayalım, bu ülkede bu kadar değerli bir doğal ortamı bozmayalım diye araştırma komisyonu kuralım diyoruz. Siz yine  “teröre” edebiyatı yapmaya başladınız. Başka bir iş bilmiyor musunuz ya, hakikaten bu ülkeden haberiniz var mı?

Katar'a peşkeş çekmek için doğayı talan ediyorsunuz. Bugün, Türkiye'nin dört bir yanında Kaz Dağları'ndan Aydos'a, Aydos'tan Hasankeyf'e kendi 5’li çetenize rant sağlayacaksınız diye ülkeyi betona gömmek için elinizden gelen her şeyi yapıyorsunuz. Tabii, sizi anlıyoruz, kuracağınız bir söz yok, bu konuda yetkiniz yok. Doğa talanına karşı çıkmak isteseniz bile buna karşı kuracağınız bir söz olamaz. Olamaz, bizim gibi özgür değilsiniz ki siz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Demokratik bir partide yaşamıyorsunuz ki. Şimdi, biz ne zaman bu ülkenin doğasıyla, çevresiyle, bir iliyle ya da herhangi bir sorunuyla ilgili bir mesele getirsek siz aynı nakaratı devam ediyorsunuz. Biraz ders çalışın ya, biraz ders çalışın. Biraz Saros nerededir öğrenin, bu ülkenin doğası niye talan ediliyor öğrenin, betonlaştırma niye var öğrenin. Niye bu kadar zam peşinden koşuyorsunuz? Öğrenin, öğrenin. Ya Kürtler olmasa, örgüt olmasa siz neyin siyasetini yapacaksınız ya!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Eğer özgürseniz PKK’ya bir cümle söyleyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Gerçekten merak ediyorum, ne konuşacaktınız ya! Elinizde hiçbir şey yok, sözde olan sizin bu siyasetinizdir, çökmüştür.

NECİP NASIR (İzmir) – Kürtlerle örgütün ne alakası var? Örgüt, terör örgütüdür, Kürtler ayrıdır, nasıl eşleştirebiliyorsunuz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yanımda oturup bir vekil olarak bunu yapmanız hiç yakışmıyor, hiç yakışmıyor. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – PKK Kürtlere kurban olsun!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Saros Körfezi’nin PKK’yla ne ilgisi var be!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – PKK Kürtlere kurban olsun!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, Edirne Edirne…

OYA ERSOY (İstanbul) – Cehalet derim buna, cehalet.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – PKK Kürtlere kurban olsun!

BAŞKAN – Sayın Demirbağ…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – PKK Kürtlere kurban olsun!

BAŞKAN – Sayın Demirbağ, idare amiri arkada oturuyor bak, yollayacağım idare amirini yanına.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Başkanım bir şey demedim. PKK Kürtlere kurban olsun. Allah Allah, yanlış bir şey yok ki bunda.

BAŞKAN – Oturun, oturun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, yerimden kısa bir söz…

BAŞKAN – Sayın Tunç, buyurun.

 

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın Beştaş’ın sözlerini kabul etmemiz mümkün değil. Çevre konusunda en duyarlı AK PARTİ iktidarı. Çevre Kanunu ilk kez bu iktidar döneminde çıkarıldı ve daha geçen hafta biz çevreyle ilgili çok önemli bir kanunu burada yasalaştırdık. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin büyük şehirlerinde, birçok yerlerinde milyonlarca ağaç diken ve ormanlaşma noktasında çalışmaları tüm ülke tarafından, milletimiz tarafından görülen bir siyasi iktidarız. O nedenle çevreyle ilgili uluslararası sözleşmelere Kyoto Protokolü başta olmak üzere imza atmış ve bunun gereğini yapan bir ülkeyiz. Sayın Milletvekilimiz konuşmasında bir sataşmada bulunmadı, sadece genel bir değerlendirme yaptı ve bu konudaki hassasiyetini ortaya koydu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Gökçel, buyurun.

 

 

 

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi yıllık yüzde 155 arttı, aylık yüzde 16,18. Dolar 17 lirayı geçti, aldı başını gidiyor. Mazot 30 lira oldu, 30 lira. Bir ay önce yüzde 118 olan tarım enflasyonu şimdi yüzde 155. Her ay Tarım-ÜFE yeni bir rekor kırıyor. AKP'nin yanlış politikaları yüzünden, çiftçi tarlasını ekerken gübre alamadı, fide alamadı, tohum alamadı. Su kullanamıyor çiftçi. Şimdi hasat zamanı geldi, çiftçi hasat yapacak mazot alamıyor.

AKP çiftçinin ekip dikebilmesi için hangi tedbiri aldı? Vatandaşın ucuz gıdaya erişebilmesi için hangi tedbiri aldı? Yaşanan krizin tek sorumlusu Erdoğan ve AKP iktidarıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Eksik...

Sayın Özer...

 

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizim çiftçi, maliyetlere yetişemediği için tarlasını ekemezken, meğer yeni Tarım Bakanımız dışarıda arazi kovalıyormuş. 10 ülkede arazi kiralamak için harekete geçmiş bile. Hatta Bakan Kirişçi demiş ki: “Oralara modern tarımı götürmek istiyoruz. Bakir tarım alanlarında üretim yapmak istiyoruz.” İnsan kendi bahçesi dururken komşusunun bahçesi eker mi? O topraklar komşunun bile değil. Hatırlayın, Türkiye ilk Sudan'da 780.500 hektar tarım arazisi kiralamıştı, yedi senedir kayda değer bir üretim yok. Daha sonra Nijer'e gidildi, 1 milyon hektar alanda yem bitkileri üretilecekti fakat ekonomik değildi, geç fark edildi. Şimdi sıra Venezuela'da; iklimi buğday üretimine uygun bile değil ve ürünün yüzde 30’u onların, yüzde 70’i bizim olacakmış. Neden bu çabayı Türkiye'de tarım dışı bıraktığınız 4,8 milyon hektar için göstermiyorsunuz?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Örs…

 

 

 

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kariyer uzmanı olarak mesleğe başlayan, yeterliğe sahip gelir uzman ve yardımcıları 666 sayılı KHK’yle merkez taşra ayrımına tabi tutularak mağdur edilmiştir. Bazı uzmanlıklar merkez uzmanı olarak adlandırılmış, içinde yeterliğe tabi gelir uzmanlarının bulunduğu bazı uzmanlıklar ise taşra uzmanı olarak adlandırılarak maaş ve özlük hakları arasında tam anlamıyla uçurum meydana getirilmiştir. Yeterliğe tabi gelir uzmanları ve yardımcılarının mağduriyetlerinin giderilmesi ve daha sağlıklı bir vergi idaresinin oluşturulması adına merkez taşra ayrımının kaldırılarak yeterliğe tabi gelir uzmanı ve yardımcılarına hak ettikleri özlük hakları ve kariyer olanaklarının kendilerine verilmesi gerekmektedir. KTÜ İktisadi ve İdari Bilimleri Fakültesinden mezun olan, şu an yeterliğe tabi gelir uzmanı ve yardımcısı olarak görev yapan öğrencilerim ve meslektaşlarının bu talebini yüce Meclisimize arz ediyorum.

Söz verdiğiniz için de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Görevde geçirdiği trafik kazası nedeniyle tedavisi devam eden hemşehrimiz Jandarma Kıdemli Üstçavuş Güngör Gençer yaşam mücadelesini kaybederek şehit olmuştur. Şehidimize Allah'tan rahmet diler, ailesi ve halkımıza başsağlığı temenni eder, acısını paylaşırım.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                         15/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 15/6/2022 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Özgür Özel

Manisa

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi ve arkadaşları tarafından karşılıksız çek keşide etmek sebebiyle hapis cezası alan kişilerin durumlarının tespit edilmesi ve ortaya çıkabilecek sorunların araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 8/4/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2759) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 15/6/2022 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi konuşacak.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kangren olmuş bir konuyu tekrar Genel Kurulun gündemine getiriyorum. Konu, düzenlediği çek karşılıksız çıkması nedeniyle hapis cezası tehdidiyle karşı karşıya kalmış olan vatandaşlarımız. Çok kısaca bu işin geçmişini özetlemek istiyorum.

Meclisimiz 14 Nisan 2020 tarihinde kabul etmiş olduğu bir kanunla İnfaz Kanunu’nda bir değişiklik yaptı ve İnfaz Kanunu’nda yapılan bu değişiklikle birlikte birçok mahkûm bir gün dahi cezaevinde hapis yatmaksızın tahliye oldu. Örneğin beş yıl hapis cezasına mahkûm olmuş bir dolandırıcı bu İnfaz Yasası’nın getirdiği kolaylıktan yararlanarak bir gün dahi hapse girmeksizin tahliye oldu, özgürlüğüne kavuştu. İnfaz Yasası böyle bir kolaylık getirdi. Bu örneği biraz daha geliştirelim; matbaada sahte çek basmak suretiyle, sahte çek keşide etmek suretiyle bir satıcıyı, bir tüccarı dolandıran bir vatandaş bu kolaylıktan yararlandı ve hapse girmedi. Gel gelelim, ticari hayatın akışı içerisinde yaşanan birtakım sorunlar nedeniyle düzenlediği çek karşılıksız çıkan vatandaşa bu kolaylık Meclis tarafından gösterilmedi, daha doğrusu AK PARTİ Grubu tarafından gösterilmedi dersek doğru olur. (CHP sıralarından alkışlar)  Kanun çıktı, ne zaman? 25/3/2020 tarihinde çıktı, dendi ki: “Sizler bu karşılıksız çıkan çekin 1/10’unu üç ay içinde ödeyin, kalanı da ikişer ay arayla 15 eşit taksitle ödeyin, bu hapis cezasından kurtulun.” Sonra, bu sürenin yeterli olmadığı anlaşıldı, üç aylık süre bir yıla çıkarıldı bir başka kanunla, sonra bu bir yıllık sürenin de yeterli olmadığı anlaşıldı, bir yıllık süre bir yıl daha uzatılarak 30 Haziran 2022 tarihine kadar uzatıldı. Süre bitiyor, az kaldı, eğer yeni bir düzenleme yapılmaz ise bu vatandaşlarımız hapse girecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi alacaklının icra dairesi gibi çalışamaz arkadaşlar. Bir Demokles’in kılıcı bu vatandaşlarımız üzerinde sallanıyor “Bunu öde, ödemezsen hapse gireceksin.” Şunu demek istemiyorum, diyemiyorum daha doğrusu, ya bu düzenlediği çek karşılıksız çıkan vatandaşlarımızı, lütfen dolandırıcı olarak telakki etmeyin demek istiyorum ama diyemiyorum çünkü dolandırıcı saysaydınız affedecektiniz. Bu insanlar dolandırıcı değil, niye ödeyememiş çekini bu vatandaşlarımız? Devletten alacağını alamamış, belediyeden alacağını alamamış; dolar fırlamış, faizler yükselmiş. Bu vatandaşlarımız ne yapmış? Devlete sadık kalmışlar, vergilerini ödemişler, devlete inanmışlar gel gelelim “Hapse gireceksin.” deniliyor.

Değerli arkadaşlar, başka nedenler de var, başka örnekler de verebilirim size, yaşanmış örnekler. Bakın, İzmir’den bir vatandaşımız bana yazdı, bildirdi, ismi Canan Arslantaş. Alacaklı olduğu firma konkordato ilan etmiş. Konkordatonun kesinleşmesi birkaç yıl sürmüş, sonra konkordato kabul edilmiş ve mahkeme altmış ay vadeyle, konkordato ilan eden firmaya borçlarını ödemesi için bir süre vermiş, beş yıl yani. Arada geçen konkordatonun ilanı, kabulü süresini de dikkate alırsanız yaklaşık sekiz yıla varan bir süreçten söz ediyoruz. Oradan alacaklı olan kişi borcunu, alacağını o konkordato ilan eden firmadan sekiz yıl sonra alacak belki ama sen “Alamadığı alacak nedeniyle, karşıya vermiş olduğun çek karşılıksız çıktığı için hapse gireceksin.” diyorsun. Değerli arkadaşlar, bu asla adalete uygun değil, asla adalete uygun değil; bu insan haklarına da aykırı. Anayasa’mızın 38’inci maddesi “ekonomik suça ekonomik ceza” kavramını getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hiç kimse sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmaktan dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ek 4 no.lu Protokol’ün 1’inci maddesinin hükmü bu aynı zamanda. Bu çekte hapis cezası buna aykırı, ben bunu söylediğim zaman AK PARTİ Grubundaki arkadaşlar –bazıları, hepsini söyleyemem- diyor ki: “Efendim, alacaklı ne olacak?” Peki, dolandırıcıyı affederken, dolandırıcıdan alacağı olan vatandaşa sordunuz mu “Alacaklı ne olacak?” diye. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Bravo, mağdur ne olacak diye düşünmediniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisi alacaklının icra dairesi gibi çalışamaz, bunu yapmayın.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – 3167’den önce o…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Gelin, çekte hapis cezasını kaldıralım. Avrupa Birliğinin hiçbir ülkesinde çekte hapis cezası yok.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Zeki Hakan Sıdalı.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde 250 bin Çek Yasası mağduru olduğu biliniyor. Bu mağdurlar uzun süredir ekonomik suçlara ekonomik ceza talebiyle hapis cezasının kaldırılmasını, adli cezaların idariye çevrilmesini talep ediyor. Fakat ortada ceza erteleme haricinde hiçbir sonuç yok. Anayasa’mızın 38’inci maddesinde “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” hükmü yer alıyor. Sizse kanunlarda dönemsel değişiklikler yaparak Anayasa’nın etrafından dolanmayı tercih ediyorsunuz. Önce 2012’de hapis cezasını kaldırdınız, sonra 2016’da tekrar getirdiniz; bir öyle bir böyle. Bugünkü doğruysa, dün neden o kanunu çıkardınız? Bunların, saydıklarımın hepsi sizin zamanınızda oldu. Bugün “çözüm” diye sunduğunuz da aynı zamanda çözüm değil. Artık bir karar verin ve bu mağduriyetleri giderecek adımları atın. Aslında burada sorulması gereken asıl soru: Mağdurlar çeklerini niye ödeyemiyorlar? Karşılıksız çeklerin sayısına baktığımızda ülkedeki ekonomik ortamla bariz bir paralellik var. Ekonomik ortam güvenilir olduğunda, ekonomi iyiye gittiğinde karşılıksız çek sayıları azalıyor yani beceriksiz ekonomi yönetiminiz karşılıksız çek oranını patlattı. Mesuliyet sizin; mağduriyet esnafın, çiftçinin, tüccarın. Pandemi döneminde ardı ardına destek paketleri açıklıyordunuz, kimi desteklediniz de arkanızda bu kadar mağdur bıraktınız merak ediyoruz.

Konkordato ilan eden şirketlerde alacakları kalan, senetlerini tahsil edemeyen, kamudan alacaklarını bir türlü alamayan, döviz kurundan dolayı borcu katlanan kişiler çeklerini ödeyemiyorlar. Hepsi sizin hatalarınızın bedelini ödüyor. Baktığımızda çek mağdurlarının büyük bir çoğunluğunun küçük esnaf olduğunu görüyoruz. Peki, bu durumun sorumlusu kim? Alacağını tahsil edemeyen kişi borcunu nasıl ödesin? Ödeyemiyor ve beş yıllık hapisle karşı karşıya kalıyor. Peki, ödeyeceğiniz paranız yoksa yani ödememek tercih değilse hapis cezası önleyici olur mu? Hayır olmaz zira borç hapiste ödenemez. Demek ki borçlunun hapse girdiği durumda, aslında, alacaklıya da kötülük yapıyorsunuz. Burada derdimiz üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi? Bir karar vermeniz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN ­– Tamamlayın lütfen.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Tamamlıyorum.

Karşılıksız çekten dolayı mahkûm olanların cezalarının ertelenmesi sadece geçici bir çözüm. 250 bin mağdurun artık kalıcı bir çözüme ihtiyacı var, bunu da 30 Haziran 2022’den önce halletmek zorundayız. Aksi takdirde, cezaevlerinin kapılarını yeni mağduriyetlere açmış olacağız. Gelin, hep birlikte mağdurların taleplerine kulak verelim, Anayasamıza ve AİHM kararlarına uygun bir şekilde düzenlemeye gidelim. Kötü ekonomi politikalarının faturasını iş dünyasına kesip hapse yönlendirmek yerine, çeklerini ödeyecek fırsatları hep beraber yaratalım. Bu yolu belirlemek için de bu araştırma komisyonu elzemdir. Çözümü isteyen herkesin destek vereceğini inanıyorum. Biz destekleyeceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti  ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, milletin Meclisi kimlerden yana olmalı? Patronlardan yana mı, zenginlerden yana mı, 5’li çetelerden yana mı olmalı? Hayır. Öyle olmadığını söylersiniz herhâlde. Milletin Meclisi dara düşenden yana, mağdurdan yana, zor durumda olandan yana olmalı.

Bakın, son zamanlarda esnafın yanına gidemiyorsunuz biliyorum çünkü bir dokunup bin ah işitiyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yalan, yalan!

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Her zaman gidiyoruz.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Her gün oradayız, her gün.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ama arkadaşlar, esnaf zor durumda.

Şimdi, ben de esnaflık yaptım, bir esnaf çocuğuyum, babamı kaybedince de yıllarca esnaflık yaptım.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Biz de esnaf çocuğuyuz. 

GARO PAYLAN (Devamla) – Hiçbir esnaf keyfinden çekini ödememezlik yapmaz arkadaşlar. Çekini ne zaman ödeyemez? Ekonomik şartlar bozulduğu zaman ödeyemez arkadaşlar. Siz kaynakları zenginlere doğru aktardığınız için, esnafı yok saydığınız için esnaf dara düştü. Covid döneminde bütün dünya esnaflara on binlerce dolar, on binlerce euro destek verirken siz esnafı ayazda bıraktınız, esnaf dara düştü, çekini ödeyemedi. Ne olacak? Esnaf hapse girecek. Bunu vicdanınız kabul ediyor mu arkadaşlar?

Sayın Nebati ne diyor? “Çarklar dönüyor.” diyor, değil mi? Ben de soruyorum: Çarklar kimin için dönüyor? 5’li çete için dönüyor. O da öyle söyledi “Patronların keyfi yerinde.” dedi ama esnafımız zor durumda. Bakın “Ekonomi büyüyor.” diyorsunuz ama gelin, Diyarbakır esnafına sorun bakalım Diyarbakır esnafının ekonomisi büyüyor mu. Diyarbakır esnafı siftahsız dükkân kapatıyor “Cirolarımız dörtte 1’e, beşte 1’e düştü.” diyor. Diyarbakır esnafı çeklerini ödeyemiyor. Ödeyemeyince ne olacak? Vicdansız yönetim diyor ki: “Hapse gireceksiniz.”

Değerli arkadaşlar, ekonomik bir zorluk olduğunda bunun cezası ancak ekonomik bir ceza olabilir; hatta ve hatta, vicdanlı Meclis ceza vermez, destek verir arkadaşlar ama siz ekonomik zora girmiş esnafımıza diyorsunuz ki: “Hapse gireceksiniz.” Ya, Allah’ınızı severseniz, hapse girmiş bir kişi borcunu nasıl öder arkadaşlar? Bir esnafı alıp hapse atacaksın, hadi borcunu ödesin bakalım, yıllarca hapiste kalacak. Ya bir insan özgür olursa, çalışırsa ancak borcunu ödeyebilir. Bu gerçekliğin bile farkında değilsiniz değerli arkadaşlar.

Bu açıdan değerli arkadaşlar; bakın, bu düzenlemeyi gelin el birliğiyle çıkaralım. Çek nedeniyle yani ekonomik zorluk nedeniyle hiçbir yurttaşımız hapse girmesin. Ya borç verenler de kişinin durumuna baksın, ona göre borç versin, yalnızca ticarette bellidir. Ya, borcunu ödeyemeyen mi suçludur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sen de o borcu verirken gerekli incelemeyi yaparsın, ona göre borcunu verirsin kardeşim.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, banka kârları 5 katına çıkmış durumda şu an, 5 katına yükselmiş durumda. Esnaf ödüyor o faizleri bankalara. Büyük şirketlerin kârları 10 katına çıkmış biliyor musunuz? Ya, gidin bir esnafa sorun bakalım, jant üstü gidiyor esnaf. Bırakın kâr etmeyi evini geçindiremiyor, dükkânının kirasını ödeyemiyor, çeklerini ödeyemiyor. Böyle bir durumda vicdanlı bir Meclis ne yapar? Esnafına destek verir. Ama siz esnafı hapse atacak bir düzenlemeyle karşı karşıya bırakıyorsunuz. Gelin, bunlardan vazgeçelim ve esnafın, dar gelirlinin yanında olduğumuzu gösterelim.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ali Özkaya.

Buyurun Sayın Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri ve aziz milletimiz; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çek, Türk Ticaret Kanunu’na göre malum bir ödeme aracıdır, kambiyo senedidir. Yani benim bankada param var, bu işlemde bu çeki al, git ve karşılığını bankadan al. Ancak uygulamada çekte vade konulmuş ve belirli kanunlarda da bu vadeler kabul edilmiş, âdeta bir kredi aracı hâline de gelmiştir. Tabii, karşılıksız çek, 1929’dan 1985’e kadar, 3167 sayılı Kanun çıkana kadar Türk Ceza Kanunu kapsamında suç telakki edilmiş, 1985’ten itibaren ise bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suç olarak düzenlenmiştir. Daha sonra, 2003 yılında AK PARTİ bunu Ceza Kanunu kapsamındaki suç olmaktan ağır para cezasına çevirmiş ve 2012 yılından itibaren de ekonomik suça, ekonomik ceza kapsamında kabahate çevirmiş ve para cezası olarak belirlenmiştir.

Tabii, 2016 yılına geldiğimizde, çekteki ticaretteki güvenin zedelenmesi, karşılıksız çek oranlarının ciddi manada artması ve bilhassa çekteki ticaretin alacaklı tarafında olan insanların ciddi sıkıntı yaşaması görüldüğünden sonra, tekrar bir kanun düzenlemesiyle çeke para cezası getirilmiş, karşılıksız çıkan miktarı kadar para cezası. Bu para cezası ödenmediği takdirde hapis cezasına dönme işlemi uygulanmıştır.

Malum, biliyorsunuz, Covid izniyle ilgili kanuni düzenlemeler… Yargı paketi kapsamında, 2020 yılı Nisan ayında, burada kanuna bir hüküm eklendi çekle ilgili ve “Çekin karşılıksız çıkan bedelinin yüzde 10’unu öderse iki ayda bir, 15 taksitte ve ilk altı ay içinde…” diye konuşmuştuk. AK PARTİ Grubu altı aylık süre getirmişti, muhalefet ısrarla altı ayı kabul etmedi ve Genel Kurulda önergeyle altı ay, üç aya indirilerek çıktı. Üç ayın yeterli olmadığı görüldü Covid’in devam etmesi münasebetiyle, tekrar bu üç aylık süre bir yıla çıkarıldı ve bir yıllık süre verildi 2021’in Temmuz sonuna kadar. Yaşadığımız süreçte bu da yeterli görülmedi ve bir yıllık süre daha verilmiş oldu. O süreçte baktık kaç kişi çek nedeniyle hapiste. Toplam 800 kişinin hapiste olduğunu gördük.

Şimdi, değerli arkadaşlar, az önce vekillerimizle de konuştuk, sayın önerge sahibi vekiller de söyledi; çekin 2 tarafı var, bu bir ticari ilişki. Bizim Afyonkarahisar’da bol miktarda patates ticareti yapılır. Belirli yerlerden patates almaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Manisa’da da üzüm…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Manisa’da üzüm, Mersin’de limon.

Gelirler, önce peşin parayla alırlar, devamlı bir müddet, belirli bir süre sonra çek verilir, çekler karşılıksız çıkar ve çiftçi ciddi manada mağdur olur; bu çift taraflı bir işlem, 2 taraflı bir işlem.

Bakınız, 2012 ile 2016 arasındaki karşılıksız çek oranı -ibraz edilen çek değil karşılıksız olarak- bu para cezasının olduğu dönemde yüzde 4,7; kanun değiştikten sonraki 2017-2020 arasında yüzde 1,77; 2022’nin ilk 4 ayında yüzde 0,82. Dolayısıyla doğru bir kanun var, doğru bir tedbir var, doğru bir yöntem var. Bu doğru yöntemle birlikte devam etmek gerekiyor ve ticari hayatı korumamız gerekiyor, çift taraflı işlemlerde bunu devam ettirmemiz lazım. Burada ekonomik suça ekonomik ceza var çünkü doğrudan para cezası, hapis cezası değil; birçok kanunumuzda da benzer hükümler vardır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, bir saniye lütfen. Akif Bey’e söz vereceğim, Sayın Hamzaçebi’ye

Buyurun.

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 

 

 

Sayın Özkaya şu sorunun cevabının vermedi: Piyasayı 10 milyon lira dolandıran ve beş yıl hapse mahkûm olan bir kişiyi bir gün bile hapis yatırmaksızın affettiniz ama 10 bin liralık çeki karşılıksız çıkan kişiyi affetmiyorsunuz; bu bir.

İki: Sayın Özkaya’nın verdiği rakamlara dayalı olarak varmış olduğu sonuç tamamen yanlıştır. Bakın -tablo burada, kürsüde vaktim olmadığı için gösteremedim- ekonomik büyüme ne zaman dibe vuruyorsa karşılıksız çek miktarı artıyor. Örnek veriyorum: 2009 yılı kriz yılıdır, şu mavi çizgi büyüme çizgisidir. Büyüme o yıl eksi 4,8 olmuş yani ekonomi yüzde 4,8…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Sayın Hamzaçebi ismimi vererek “Farklı, yanlış söyledi.” dediği için sataşma var, 69’a göre cevap vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de sataşayım da ona da cevap ver.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika söz vereyim ve konuyu kapatalım, yoksa bu uzayacak, birbirinizi ikna etmek için…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Manisa) – Sayın Özel de sataşsın, ondan sonra…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de konuşayım da belki hepsine birden cevap verir. Ben de benzer bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Tamam, o zaman Sayın Özel’e söz vereyim, ondan sonra siz belki…

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce Manisa’daki üzüm üreticisiyle ilgili söyledi. Manisa’daki üzüm üreticisinin, kiraz üreticisinin böyle bir sorunu var ve şöyle bir tepkileri var: Onları dolandıran çeteler vardı, bazıları yakalandı, hapse atılmıştı, atılıyordu, siz onları kurtardınız, af çıkardınız.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hiç öyle bir şey olmadı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama af çıkarmak yerine, şöyle… Onların mal verdiği ama daha sonra ekonominin kötüye gidişinden dolayı iflas etmiş kişilerin çalışarak borcunu ödeme imkânını da ortadan kaldırıyorsunuz. Tokatçıyı, dolandırıcıyı affedenin bu savunması makul değil bence.

Teşekkür ederim.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Kürsüye gelin, cevap verin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bir, konular ve cevaplar ilgisiz. Sayın Hamzaçebi, ben bu süreçte otuz yıla yakın avukatlık yaptım. Kriz dönemlerinde karşılıksız çek artmaz.  

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Nasıl artmaz! Yapma ya!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Tam tersi, bakın, insanlar nakde dönerler, o kısımda ticarette çek azalır, karşılıksız çek azalır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ticareti bilmiyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Az önce Maliye Bakanlığından aldığım veri:  Yüzde 4 iken bugün binde 8; daha düştü. Bu miktarlar doğru değil.

İki, biz AK PARTİ döneminde tek bir af kanunu çıkartmadık arkadaşlar. İnfaz kanununda grubumuz adına en çok ben görev aldım, bütün muhalefet partisi milletvekili arkadaşlarla da görüştük, hepiniz de destek verdiniz. Af kanununda “af” diye bir şey yok, biz infaz ertelemesi yaptık, infaza da belirli dönemlerde ihtiyaç olur yapar. Hiç kimseyi, hele hele dolandırıcıları asla affetmedik. Bu, doğru değil, külliyen gerçek dışı. İnfaz ayrı bir düzenlemedir, af ayrı bir düzenlemedir; hem Anayasa hem İç Tüzük belirler. Bizim Manisa’daki üzümcüyü de, Afyon’daki patatesçiyi de, Mersin’deki limoncuyu da, bütün tüccarları, hepsini korumamız lazım. Karşılıksız çeki olup da mağdur olan insanlar da bizim insanımız, arzu etmeyiz elbette ki onların da… Ama sonuçta çift taraflı bir işlem, çift taraflı işlemlerde her iki tarafı da korumamız lazım.  Hukuk devletinin en temel vasfı, bir alacak varsa onu gayrimeşru yollarla değil, devlet organlarıyla tahsil etmektir, devlet organlarıyla tahsil etmezse sorun çıkar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Hatip benim açıklamama cevaben “Kriz dönemlerinde karşılıksız çek sayısı artmaz.” dedi; tamamen yanlış.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Görüş bildirdi, sataşma değil ki. Sataşma yok ki burada, nerede sataşma var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Külliyen yalan.” dedi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Söylediğime başka bir anlam yükleyerek sataşmıştır efendim, söz istiyorum.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Nasıl bir sataşma bu Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Özkaya, hiç Hazine ve Maliye Bakanlığına gitmeye gerek yok, bu bilgiler internette var.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – İşte, aynısı bende de var, ben de var aynısı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, işte burada rakamlar, yanlışım varsa söyleyin. 2009 yılı kriz yılıdır; büyüme yüzde eksi 4,8; ekonomi küçülmüş, dibe vurmuş -meşhur 2009 krizi- karşılıksız çek oranı fırlamış, karşılıksız çek miktarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 23.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Eski, önceki kesilmiş çekler.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, hapis cezası var bu dönem, hapis cezası var.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yok, 2009’da hapis kalktı; eksik bilgi Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yanlışınız var.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayır, efendim. O tarihe geri dönün, 2009’da bir şey yok; yanlış bilgi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Gelelim 2021’e; 2021 yılında ekonomi yüzde 11 oranında büyümüş, karşılıksız çek miktarı azalmış. Bakın, yüzde…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – 2009’da ağır para cezasına çevrildi; yanlış bilgi Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ceza var, azalmış.

BAŞKAN – Sayın Özkaya, müsaade edin, anlatsın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Dediğiniz yanlış.

Ekonomik kriz dönemlerinde karşılıksız çek miktarı yükselmiş. Rahip Brunson krizini bu vatandaşlarımız mı yarattı? Geçen sene eylül ayında dolar 8 lira 30 kuruştu, şimdi 17,5 lira oldu; Türk lirası yüzde 50’yi aşan oranda değer kaybetti. Bunu bu esnafımız mı yarattı? Cevap verin.

Şimdi, kelimeleri oyunları yapıyorsunuz, “Biz kimseyi affetmedik, İnfaz Yasası’nda değişiklik yaptık.” diyorsunuz. Doğru, ben de öyle söylüyorum; İnfaz Yasası’nda yaptığınız değişiklikle, piyasayı 10 milyon lira dolandırmış olan bir kişiyi, beş yıl hapse mahkûm olmuş olan bir kişiyi bir gün bile cezaevinde yatırmaksızın salıverdiniz, tahliye ettiniz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Dolandırıcıyı affettiler.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Ya, yok öyle bir şey ya!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Affettiniz, aynen öyle.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Niye elinizi sallıyorsunuz? Öyle değil mi?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yok, öyle değil işte Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, hayır; bakın, cezaevine girmedi ama 10 bin liralık çeki karşılıksız çıkan insana bu yasalarla hapis cezasının yolunu açtınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Reza Zarrab’ı ne çabuk unuttunuz?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Reza Zarrab var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkanım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz verecek misiniz yoksa oylamayı mı yapacaksınız?

BAŞKAN – Konuyla ilgisi yoksa oylamayı yapayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tabii, tabii.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman yoklama isteyeceğim de ondan diyorum, ayıp olmasın.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ya, Özgür, doktorların yasasına karşı mısın kardeşim sen ya?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Size düşünme fırsatı veriyoruz, düzeltme fırsatı veriyoruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben yasa teklifini sunacağım, sen yine niye yoklama istiyorsun?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Karşı demek ki ağabey, karşı çıkıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eczacıları koyacaksınız o yasaya, eczacıları. Veterinerleri koyacaksınız, hemşirelere verdiğiniz sözleri tutacaksınız.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 1 Aralıktakinden geri düşmeyeceksiniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Şikâyet ediyorum, seni sağlıkçılara, doktorlara şikâyet ediyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) –  1 Aralıktan geri düşmeyeceksiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Seni protesto eden nümayiş yaptılar bugün Mecliste meslektaşların, daha ne yapsınlar?

BAŞKAN – Peki, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza…

III. - Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Oylamaya geçmeden önce yoklama talebi var, onu karşılayacağım.

Sayın Özel, Sayın Gökçel, Sayın Köksal, Sayın Emecan, Sayın Tığlı, Sayın Sarıaslan, Sayın Şeker, Sayın Güzelmansur, Sayın Kaplan, Sayın Beko, Sayın Arık, Sayın Gürer, Sayın Kılınç, Sayın Özer, Sayın Şahin, Sayın Yıldız, Sayın Kasap, Sayın Zeybek, Sayın  Tokdemir, Sayın Yeşil.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

Pusula veren sayın milletvekilleri Genel Kurul Salonu’nu terk etmesinler lütfen.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare Aydın (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN - Pusula veren Sayın milletvekilleri Genel Kuruldan ayrılmasın lütfen.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Beştaş…

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, elimde bir ifade tutanağı var, umarım vekiller dinlerler, isteyenlere göstereyim. 12 Haziranda İstanbul Esenyurt’ta bir düğün yapılıyor. Bu düğünden sonra, işte üç gün oldu bugün, damat, ailesi ve birkaç davetli gözaltına alındı, daha doğrusu davet edildikleri karakola gittiler, karakoldan sonra savcılık ifade almadan tutuklamaya sevk etti ve bir saat önce de damatla beraber 10 kişi tutuklandı; sarı, kırmızı, yeşil puşi taktıkları gerekçesiyle. Soru aynen şu Sayın Başkan: “Düğün salonu içerisinde terör örgütünü temsil eden sarı, kırmızı, yeşil renkli bez parçasının salona kim tarafından sokulduğu, sizin tarafınızdan da bahse konu bez parçasıyla resim çektirdiğiniz, aynı zamanda halay esnasında siz veya diğer… Aynı zamanda işte davetliler tarafından da örgüt propagandası yapıldığı anlaşılmıştır, bir de Kürtçe türküler söylenmiş.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya renklerden korkan, renklere düşmanlık yapan, Kürtlerin bütün değerlerine düşmanlık yapan bir iktidar bloğu var karşımızda. Bir de her fırsatta “Kürt düşmanısınız.” dediğimizde böyle garip garip cevaplar veriyorlar. Bu Kürt düşmanlığının mahkeme tutanağıdır. Sarı, kırmızı, yeşili ellerinden gelse trafik ışıklarından sökecek kadar acz içindeler, ya yazıklar olsun gerçekten. Düğünde insanlar isteği rengi takamayacak mı? İstediği dilde müziği dinleyemeyecek mi? Bir damat ve dokuz ailesinin tutuklanmasının izahı nedir acaba? Savcı ve hâkim neye dayanarak bunu yapıyor? Bu, AKP ve MHP iktidarının icraatıdır işte.

BAŞKAN – Sayın Sancaklı…

 

 

 

 

 

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz önce Ömer Faruk Gergerlioğlu bir cümle söyledi “AK PARTİ ve MHP arasında Kocaeli’de Belediyede ne işler dönüyor?” diye. Aslında cevap vermek istemiyorum ama Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında böyle bir şey söylendiği zaman da buna bir cevap vermek gerekiyor. Milliyetçi Hareket Partisinin Kocaeli Belediyesinde hiçbir işi yoktur, olması da söz konusu değildir. Kamuoyunun takdirine sunuyorum.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

 

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaz mevsimiyle yurt dışından yüz binlerce vatandaşımız tatil için memleketlerine gelmekte ama sıkıntıları büyük; uçak biletleri el yakıyor, fahiş bilet fiyatlarına indirim bekleyen gurbetçilerimiz şimdi Türk Hava Yollarının bagaj hakkına ilişkin yeni uygulamasıyla bilet fiyatlarına gizli zamla karşı karşıya. Bu yeni uygulama doğrudan Avrupa’dan Türkiye’ye gelecek gurbetçilerimizi vurmakta. 4 kişilik bir aile bu uygulama sonrasında neredeyse 1 bilet kadar fark ödemek durumunda kalacak. İktidarı ve onun kontrolündeki THY yönetimini on yıllardır gurbette alın teri döken Avrupa’daki kardeşlerimizi yolunacak kaz gibi görmekten vazgeçmeye davet ediyorum. Bu tarife kurnazlığı mutlaka ama mutlaka bir an önce sona erdirilmelidir.

Ayrıca, Türkiye’ye gelen Avrupalı kardeşlerimizin mağduriyet yaşadığı bir diğer konu da telefonlarını kullanamamalarıdır. Telefonlarının kullanım süresinin dört aydan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu, söz talebiniz var ama sizin sormuş olduğunuz soruya MHP milletvekili olarak cevap verdi, bir sataşma falan yok, size bir söz vermem söz konusu değil tekrar.

Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır’ın 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin oylamasını yapacağız.

 

 

 

BAŞKAN – Geçen birleşimde önerge üzerinde görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

 

 

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52  Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık Aile Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (x)

 

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)  – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)  – Kanun görüşmelerine geçileceğini ifade ettiniz, biz bu kanunun Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu konuyla ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiamız var. Anayasa’ya aykırı olan bu kanunun görüşmelerine geçilmeden Anayasa’ya aykırılık iddialarımızın göz önüne alınarak ilgili Komisyona iade edilmesine yönelik bir talebimiz vardır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Komisyonda tartışılmıştır efendim bunlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer iade ederseniz diğer gündem maddeleriyle devam edebiliriz ama kanuna geçmekte ısrarcı olursanız o zaman tutumunuz hakkında usul tartışması açmak isterim.

BAŞKAN – Sayın Özel, biliyorsunuz komisyonlarda Anayasa’ya uygunluk denetleniyor ve komisyonlardan Genel Kurula geldiğinde yani orada görüşüldüğünü düşündüğümüz için bunu bu şekilde değerlendiriyoruz. Tutumum hakkında usul tartışması açabilirsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)  – Talep ediyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Usul tartışması açıyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Lehte.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)  – Aleyhinizde.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Aleyhte.

BAŞKAN – Evet, Sayın Beştaş, Sayın Özel aleyhte; Sayın Tunç ve Ramazan Can lehte.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben Habip Eksik’e devrediyorum.

BAŞKAN – Tamam, peki, siz Habip Bey’e devrediyorsunuz.

İlk lehte konuşmacı Ramazan Can.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’ya aykırılık itirazları yapılabilir tabii ki yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun teklifleri sevk edilirken Anayasa’ya aykırı olup olmadığı idari yönden hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda değerlendirilmektedir. Nitekim, İç Tüzük 23: “Komisyonlara havale, esas ve tali komisyonlar.” Meclis Başkanının, 23’üncü maddeye göre, gelen bir teklifin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını inceleyip sevk edip etmeme takdir yetkisi vardır. Birinci inceleme oradan geçmiştir, ikinci inceleme ilgili komisyona, Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmiş ve Plan ve Bütçe Komisyonu da 38’e göre değerlendirmiştir. Arkadaşlar, İç Tüzük 38’inci maddeyi aynen okuyacağım: “Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler. Bir komisyon, bir teklifin Anayasaya aykırı olduğunu gördüğü takdirde gerekçesini belirterek maddelerin müzakeresine geçmeden reddeder.” Aynı şekilde, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiş ve rapor edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisine de sevk edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna rapor gelmiş. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Anayasa’ya aykırılık itirazında bulunulabilir mi? Tabii ki bulunulabilir. İç Tüzük “Anayasaya aykırılık önergeleri. Madde 84- Bir kanun teklifinin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında teklifin belli bir maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır.” diyor. Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 23’üncü maddesine göre Meclis Başkanının kanun teklifini sevki, ardından komisyonda görüşülmesi; komisyon raporunun Anayasa’ya aykırı olmadığı ve bu veçhileyle de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna rapor hâlinde gelmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde 84’üncü maddeye göre önergelerin diğer önergelerden öncelikle görüşülmesini karara bağlamıştır. Burada Anayasa’ya itirazda bulunulabilir.

Bir husus daha var Başkanım: Dün AK PARTİ grup önerisi kabul edildi ve AK PARTİ grup önerisinde Plan ve Bütçe Komisyonunun raporu gündeme alındı; dolayısıyla, dün gündeme alınan bir rapora bugün itirazda bulunulması da doğru değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili gündeme hâkimdir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilimizin gündeme almış olduğu kanun teklifinin görüşülmesi yerindedir. Dolayısıyla, Meclis Başkanımızın tutumu lehinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte olmak üzere Sayın Habip Eksik…

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kanun teklifinin Komisyona gelmesi, değerlendirilmesi ve ondan sonra Genel Kurula sevk edilmesi aşamasında zaten ciddi sorunlar, sıkıntılar yaşandı; zaten bunu geneli üzerindeki tartışmalarda yine dile getireceğiz ama kanun teklifinin içerisinde baktığımız zaman, gerçekten, Anayasa’nın amir hükümleriyle çeliştiğini net bir şekilde görebiliyoruz.

Örneğin 2’nci madde Anayasa’nın “eşitlik” ilkesine aykırıdır çünkü 2’nci maddede yapılan değişiklikle sadece kamuda çalışan hekimlere yönelik değişiklik yapılmıştır, “diğer personel” dediğimiz sağlık emekçilerine yönelik hiçbir şekilde değişiklik yapılmamıştır, ayrımcı bir tutum sergilenmiştir. Yine, ücrette adalet, eşit işe eşit ücret durumu değerlendirildiğinde kesinlikle yine Anayasa’ya aykırı olduğu, Anayasa 55’e aykırı olduğu değerlendirilebilir.

Madde 5’in de yine Anayasa 10’uncu maddeye ve gerçekten, “eşitlik” ilkesine ciddi anlamda aykırı olduğunu söyleyebiliriz. Bakın, 86 bin insanın borcu siliniyor ama 1.600 insanın borcu silinmiyor. Niye? 10 bin liradan fazla olduğu… Bu da Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve aynı zamanda insanların, 1.600 kişinin sağlık hakkına erişiminin engellendiğini söyleyebiliriz. Sosyal güvenlik hakkına, Anayasa’nın 60’ıncı maddeye de aykırı bir değişiklik olduğunu… O açıdan 5’inci maddedeki değişikliğin orada borcu olan tümünün kapsanması gerektiği kanaatindeyiz çünkü değişiklik kapsamına alınmayan 1.600 kişinin poliklinik hizmetlerinden yani sağlık hizmetlerinden mahrum kılınacak hem Anayasa 56 hem 60 hem de Anayasa 10’a göre aykırılık teşkil etmektedir.

3’üncü maddeye baktığınız zamanda orada da kanun yapılışıyla ilgili bir keyfîyetçiliğe durum arz edeceği için aykırılık teşkil etmektedir. Bakın, orada “disiplin cezası olanlar inceleme heyetinin durumuna göre döner sermayeden -yani merkezî bütçeden alınacak döner sermayeden- yararlanamayız.” diyor. Oysaki 657’de bu zaten net bir şekilde belirtilmiştir. 2 defa ceza sistemine tabi tutulması anlamına gelmektedir. Yine, madde 3’e baktığınız zaman şöyle bir durum söz konusudur. Danıştayın iptal ettiği inceleme heyetinin oluşması durumu yönetmeliğe bağlı bulunmuştur. Anayasa 7’ye göre Meclisin, yasamanın yetkisinin devredilemez ilkesine aykırı olduğunu söyleyebiliriz.

Kısacası, bu teklifin geneli özellikle 2’nci maddesi veteriner hekimleri, eczacıları, diğer SSK'lı olan ya da BAĞ-KUR’lu olan hekimleri ve aynı zamanda diğer sağlık emekçilerini kapsamadığı için ayrımcı bir şekilde hazırlanmıştır. Anayasa 10’a aykırıdır diyorum. Aleyhte…

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lehte son konuşmacı Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’ya aykırılık iddiası nedeniyle açılan usul tartışması hakkında lehte söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Anayasa’nın 10’uncu maddesine aykırı bir durum söz konusu değil, eşitlik ilkesine aykırı bir durum söz konusu değil. Burada, kanun teklifinde mali haklarda önemli düzenlemeler sağlayan, önemli iyileştirmeler sağlayan, tüm Sağlık Bakanlığı tesislerinde çalışan uzman tabipler, tabipler, diş tabipleri, eczacılar, hemşireler ve “sağlık meslek mensubu” dediğimiz bütün meslek gruplarına maaşlarında bir iyileştirme sağlayan bir teklifi görüşüyoruz. Emeklilik bakımından baktığımız zaman da uzman tabip, tabip, diş tabipleri anlamında da Emekli Sandığı Kanunu’nda değişiklik yapılarak bunlara ek gösterge anlamında da ayrı bir hak tanınıyor. Diğer bahsettiğiniz eczacılar, hemşireler ve diğer sağlık personeliyle ilgili olarak da -zaten şu anda gündemde olan, hazırlıkları devam eden 3600 kapsamında değerlendirilecek olan hususlar- onlar da emeklilikte o 3600’den yararlandıklarında da zaten eşitlik ilkesine aykırı bir durum söz konusu olmayacak.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Olmayacak bir değerlendirmeyi söylüyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bütün sağlık personeline  merkezî yönetim bütçesinden ek ödeme sağlanmış olması ki burada üniversite hastaneleri de buna dâhil, Adli Tıp Kurumu gibi oralarda görev yapan hekimlerimiz ve sağlık personelleri de dâhil bundan yararlanacaklar. Yine, 4924 sayılı sözleşmeli hekimlerin kadro sayısında da bir artış var, orada da ayrı bir iyileştirme söz konusu.

Yine, kamu hastanelerine 10 bin liraya kadar borcu olan kurumların borçlarının terkin edilmesi söz konusu. Dolayısıyla Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Ramazan Can'ın da bahsettiği şekliyle İç Tüzük 38 anlamında da değerlendirecek olursak -Komisyonda da zaten bu anlamda hem tali komisyonda hem esas komisyonda Anayasa'ya aykırılıkla ilgili bir iddia da söz konusu değil- Meclis Başkanlığının tutumunun doğru olduğu kanaatindeyim.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte son söz talep eden Sayın Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, elimde tuttuğum Anayasa'nın bazı maddelerini ve aykırılıkları hatırlatmak isterim. Kanun önünde eşitlik ilkesi var 10’uncu madde; buna açıkça aykırı. Neden? Çünkü -biraz önce Sayın Tunç söyledi- doktorun ve diş hekiminin emeklisine iyileştirme yaparken diğer sağlık çalışanlarına yapmıyor bu kanun. Çalışma barışını düzenleyen 49’uncu maddeye açıkça aykırı; bunu tüm sağlık emekçileri söylüyor. Sağlık Bakanı da aralık ayında geri çekerken “Çalışma barışını bozacak, böyle itirazlar geldi, düzenlemeler ve iyileştirmelerle herkesi memnun edecek bir kanun yapacağız.” demişti. Ayrıca sosyal güvenlik hakkına, kamu hizmetine girme hakkına ve Anayasa’nın kamu hizmeti görevlileriyle ilgili 128’inci maddesine de açıkça aykırılıklar var. Şimdi, olayın geçmişi şöyle değerli arkadaşlar: Aralıkta geldi bu kanun, itirazlar olunca -hem de liderleri falan aramıştı Sayın Sağlık Bakanı “Doktorlarımız yurt dışına kaçacak.” diye- geri çekerken dedi ki: “İtirazları göz önüne alıp bu yıl bitmeden herkesi memnun edecek bir kanun teklifi getireceğiz.” O yıl bitti, üstüne altı ay geçti, şimdi gelen kanun teklifi o günkü itirazların hiçbirisini içeriğe almamış ama örneğin pratisyen hekime o günkü hâliyle -önce geçti, ertesi gün geri çekildi ya- 3.100 lira iyileştirme verirken şimdi 1.200 lira veriyor; uzman hekime o gün 4 bin lira verirken şimdi 2.050 lira veriyor yani o günden de geriye, bir de o günden geriye, buraya, yüzde 73’lük enflasyon var. Yani fiilen o gün yaptığınızı enflasyonla geri aldınız, işin kötüsü, o gün onu da yapmadınız.

Bugün gelinen noktada, bu işin içinde veterinerler yok. Veterineri koymamak demek şudur: Covid’den hiçbir şey anlamamışsınız demektir, Covid sırasında yerli, millî aşıda kimler çalışıyor bakmamışsınız demektir, viroloji nasıl bir bilim bilmiyorsunuz demektir. Veterinerleri sağlık emekçisi görmemek başlı başına bir sorundur. Sizi ve Milliyetçi Hareket Partisini bütün veteriner odalarına ve birliğine şikâyet ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bundan sonra, meslektaşlarımın emeklilerini yok sayan, emekli olmalarına engel olan, meslektaşlarımın birçok haklarını görmezden gelen bu teklifin Anayasa’ya aykırılığını bizim iddia etmemize falan da gerek yok, Komisyonun kaçamayacağı asli görevi bu; ilk iş bunu yapacak ama bu tartışmalar ne Sağlık Komisyonunda ne de Plan ve Bütçe Komisyonunda tüketilmemiştir. Şeklen, varsayımsal olarak Sayın Ramazan Can yapıldığını kabul etmektedir, böyle bir şey geçerli değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bir enteresan tartışma da bunu Sayın Grup Başkan Vekili, Sayın Ramazan Can’la yapmak isterim, bu kanun teklifindeki sorun şu: “Anayasa’ya aykırılık iddian varsa yine yaparsın.” diyor; “Nerede yapacağım?” diyorum, “İlgili madde gelince.” diyor. Siz bunu İç Tüzük 81 değil; istisnai, 91, temel kanun olarak görüştüğünüz için toplamda 2 önerge hakkı var, grupların haklı saklı yani birer önerge. Şimdi, ben “eczacıyı, veterineri ekle” önergesi mi vereceğim, Anayasa’ya aykırılık mı? Ramazan Can diyor ki: “Anayasa’ya aykırılık önergesi ver, hakkını bitir, iyileştirme önergesini vereme.” ya da “İyileştirme önergesi vereceksen Anayasa’ya aykırılığı iddia etme.” Hem torba kanun hem temel kanun, tek önerge hakkı… Bu İç Tüzük’teki bu saçmalıklar olunca düpedüz kalitesiz ve başına buyruk bir yasama anlayışı oluyor. Biz buna itiraz ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin Anayasa’ya aykırılığı itirazlarına ilişkin Başkanlığımızın görüşünü kısaca açıklamak istiyorum.

Bilindiği üzere, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine göre “Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.” Komisyon, Anayasa’ya aykırı gördüğü teklifin maddelerine geçmeden reddetmek zorundadır.

Teklifi tali komisyon olarak görüşen Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ve esas komisyon olarak görüşen Plan ve Bütçe Komisyonu teklifi Anayasa’ya aykırı görmeyerek görüşmüş ve raporunu Başkanlığımıza intikal ettirmiş ve teklif 337 sıra sayısıyla gündemimizdeki yerini almıştır.

Genel Kurulda teklifin tümü üzerinde görüşmeler sırasında Anayasa’ya aykırılık iddialarının dile getirilmesi mümkündür. Genel Kurulun bu görüşlerden sonra Anayasa’ya aykırılık iddialarını ciddi görerek maddelere geçilmesini reddetme yetkisi bulunmaktadır.

Yine İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre, teklifin belli bir maddesinin Genel Kurulda görüşülmesi sırasında Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler diğer önergelerden önce oylanır.

Görüldüğü gibi, teklifin Anayasa’ya aykırı görülmesi hâlinde gerek komisyonda gerek Genel Kurulda reddedilmesine olanak tanıyan çok sayıda kural bulunmaktadır. Bu nedenlerle, teklifin görüşmelerine başlamadan önce Anayasa’ya aykırılık iddialarını görüşmenin İç Tüzük’e uygun olmadığını düşünmekteyim.

Açıkladığım gerekçelerle teklifin görüşmelerine başlama tutumunda değişiklik bulunmamaktadır.

Genel Kurulun bilgisine sunulur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu aşamada bir sorum var Sayın Başkan, şöyle bir sorum var: Şimdi, sizin açıklamanızdan şu anlaşılıyor: Anayasa’ya aykırılık iddia ediyorsanız önergenizi verirsiniz, öncelikle görüşülür. Şimdi, bu çok önemli bir görevi yapmak için verilmiş bir hak. Peki, bu hak benim görümeler sırasında iyileştirme ya da çıkarma önergesi vermemin önünde engel mi, değil mi?

BAŞKAN – Evet, İç Tüzük böyle emrediyor, İç Tüzük’ü nasıl yorumladığınıza bağlı. Ben bu şekilde yorumluyorum, bana göre de engel, kısıtlıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Size göre engelse o zaman…

BAŞKAN – Ama ben bunu burada değiştirme şansına sahip değilim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bunun görüşülmesi gereken yer -dediğim gibi- komisyonlar ve bu konudaki tutumunda bir değişiklik olmamıştır Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Anayasa’ya aykırılıktan dolayı iade etmeyeceksiniz, evet ama yeri geldiğinde belki orada bir Anayasa’ya aykırılıkta tutumunuzu tekrar gözden geçirmenizi isteriz.

 İfade etmem gereken konu şu kısaca:  İç Tüzük 81’e göre görüşüyor olsak bunu yapabiliyorum.

BAŞKAN – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama “91’a göre.” diyorlar ve orada da “Yerleşik uygulama.” deniliyor ve orada “Her gruba toplamda 2 önerge.” diyor. Neden öyle diyor? 900 maddelik Vergi Usul Kanunu görüşeceğiz diyelim, 30 tane 30’luk bölüm. E, orada da “Maddelerde artık 7’şer önerge verme, 2 önerge ver.” denilmiş ama grupların hakkı saklı yani her grup bir önerge.

BAŞKAN – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Anayasa’ya aykırılık incelemesinin önergesi bundan mahsup edilir.” diye şey yok. Yani ben Anayasa’ya aykırılık iddia ediyorsam, o önergem işleme alınıp o tartışma tüketildikten sonra -görüşme sırasında- önerge hakkımın olduğunu düşünüyorum ben metni okuyunca. İlgili maddelerde bu tip önergelerimiz olacak, o zaman tutumunuzu yeniden gözden geçirirseniz belki bir usul tartışmasıyla bunu bir daha tartışırız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Başkanım…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tunç.

 

 

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İlgili maddeler için -bölümler hâlinde görüştüğümüz için- zaten görüşmelerin başında Anayasa’ya aykırılık iddiasında hem Komisyonda bulunulabiliyor hem de şu anda bulundukları gibi görüşmelerin başında Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulabiliyor ve bulunuldu, hangi maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade edildi. Bu anlamda da zaten tutumunuzu açıkladınız. O nedenle, görüşmelere devam edelim.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama şu yanlış anlaşılmasın: İç Tüzük 84’te deniliyor ki: “Her bir maddede Anayasa’ya aykırılık önergesi verebilirsin.” uygulamada da veriyoruz. Sorun; diğer önerge hakkımız düşüyor. Ona itiraz ediyoruz, o usul tartışmasını ilgili maddelerde yapacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

Kanun teklifinin genel görüşmesine geçmeden önce 60’a göre 4 sayın milletvekiline söz vereceğim, ondan sonra da 60’a göre söz taleplerini kullandırtmayacağım.

Sayın Kayan…

 

 

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şeker fabrikalarını Amerika istedi diye ya sattınız veyahut da kapattınız. Ondan dolayı bugün Türkiye 400 bin ton şeker ithal etmek zorunda kaldı Amerika Birleşik Devletleri'nden. Bu, Türk çiftçisine bir hakarettir. Bu, Türk çiftçisini saymamak, Amerika'ya değer vermek, Amerika'nın çiftçisine değer vermektir.

Şimdi, Türkiye'deki bal üreticilerinin şeker ihtiyaçlarını karşılamak için her kovan başına 10 kilogram şeker tahsis etmesi lazım devletin fakat bu 10 kilo yerine -kovan üreticilerine- bal üreticilerine sadece 1 kilo tahsis ediyor. Şimdi, bal üreticimiz hayvanını besleyemiyor, arısını besleyemiyor, arıyı besleyemediği için bu sefer yaza çıkamıyor. Kışın yapılması gereken bu beslemeyi yapamadığından dolayı arılar kovanların içinde ölüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Biz Amerikan çiftçisini destekliyoruz, Amerikan halkını besliyoruz ama Türk çiftçisini desteklemiyoruz, Türk halkını beslemiyoruz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydınlık…

 

 

 

AZİZ AYDINLIK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık hizmetine erişmekte güçlük çeken Urfalılar muayene olmak için ne yazık ki doktor bulamıyor. 182 aracılığıyla on beş, yirmi dakika sonra muayene olan vatandaşlarımız ise MR ve ultrason için günlerce beklemeye devam ediyor. Urfalılar artık Antep’e, Diyarbakır’a, Ankara’ya, İstanbul’a gitmekten yoruldu. Sağlık hizmetlerini defalarca gündeme getirmemize rağmen hâlâ elle tutulacak bir gelişme yok.

Öğretim üyesi olmadığı için sadece Harran Üniversitesinde 9 bölüm kapandı. Diğer hastaneler de neredeyse her gün 1 doktorun istifade ettiğini duyuruyor. Şanlıurfa sağlık hizmetleri için özel bir çalışma yapılarak eksikliklerin tamamlanmasını talep ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

 

 

 

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dolar 17 lirayı geçti, enflasyon yüzde 70 oldu, her gün yeni zamlarla uyanıyoruz. Millet arabasına benzin alamıyor, çiftçi mazot alamıyor. Bakan Nebati çıkmış, hâl⠓Enflasyonu el ele verip yüreğimizle halledeceğiz.” diyor. Bu ülke ilk defa bu kadar ağır bir krizin pençesinde. AK PARTİ, başarısızlığında oldukça istikrarlı görünüyor. Bu ülke, işi bu kadar bilmeyene emanet edilmemişti. Ya yıktınız ya sattınız. Sizin gözleriniz ışıl ışıl olacak diye milletin gözlerinin feri söndü. Artık yeter, gideceksiniz ve bu ülkeyi bu hâle soktuğunuz için tarih sizi affetmeyecek.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Topal...

 

 

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Özellikle emekli yurttaşlarımız büyük sıkıntı içindedir. Buradan emeklilerimizin haklı taleplerini dile getirmek istiyorum: Sendika kurma hakkının anayasal güvence altına alınmasını istiyorlar, en düşük emekli maaşının açlık sınırının üstünde olmasını istiyorlar, sağlık hizmetlerinden alınan katılım paylarının, ilaç kesintilerinin kaldırılmasını talep ediyorlar, SSK, BAĞ-KUR, emekli sandığı gibi ayrımların kaydırılmasını istiyorlar, EYT’li arkadaşlarına emeklilik hakkı istiyorlar. Şimdi sizlere ve hükûmete bir kez daha sesleniyorum: Yaşamını bu ülkeye hizmet için harcayan emeklilerimiz çok şey mi istiyor arkadaşlar? İktidara bir kez daha sesleniyorum: Lütfen, emeklilerimizin sesini duyun, kulak verin, sorunlarını çözün.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52  Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık Aile Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

 

BAŞKAN – 1’inci sırada yer alan, Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52  Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık Aile Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 337 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük'ün 91’nci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz talep eden, İstanbul Milletvekili Sayın Abdul Ahat Andican.

Buyurun Sayın Andican. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ABDUL AHAT ANDİCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aralık ayında Meclise getirilip daha sonra geri çekilen, doktorların özlük haklarıyla ilgili bir teklifi görüşüyoruz. Çekilen yasa teklifinin görüşmeleri sırasında teklifin sadece doktorları kapsadığı, eczacılar, hemşireler vesaire olmak üzere sağlık sistemimizde olan yaklaşık 39 grubu kapsamadığı eleştirilerini yapmıştık. Ne yazık ki şimdi önümüze konan teklif yine, sadece tıp doktorlarını ve diş hekimlerini kapsamaktadır.

İYİ Parti olarak komisyon görüşmeleri sırasında eczacılara, hemşirelere ve diğer sağlık çalışanlarına en azından seyyanen bir ödeme yapılması teklifini verdik fakat reddedildi. Benzer şekilde, geri çekilen teklifte doktorların emeklilik ve ek ödemelerine yönelik düzenlemelerin yeterli olmadığını, maaşlarında da iyileştirmeler yapılması gerektiğini söylemiştik. Ne yazık ki bugün tartıştığımız, görüştüğümüz teklifte de böyle bir düzenleme yapılmamıştır yani çok cüzi, birkaç yüz lirayla sınırlı iyileştirmeler yapılmıştır.

Şimdi, yasa teklifi baştan aşağı maddi düzenlemelerle alakalı. Dolayısıyla mecburen para konuşacağım, mecburen rakamlar vereceğim. İlk teklifte, pratisyen doktorların emekli maaşlarında 4.710 lira, uzmanlarda ise 5.415 lira iyileşme yapılmaktaydı. Önümüzdeki teklifte ise pratisyenler için 1.648 TL, uzmanlar için ise 2.119 TL teklif edilmektedir yani çekilen yasa teklifindeki rakamların yaklaşık üçte 1’ine indirilmiştir. Sayın Bay Nebati’nin ifadesiyle, Türk lirası dibe vurduğu için ve bu ülkede artık iki para birimi kullanıldığı için bu konuyu bir de dolar cinsinden gündeme getirmek istiyorum. İlk teklifi kabul ettiğimizde dolar 12 liraydı, şimdi 17 lira; bu durumda, pratisyenlere aralıkta önerilen toplam rakam 392 dolarken şimdi 97 dolar önerilmektedir yani dörtte 1, uzmanlar için önerilen ise 451 dolar iken şimdi 124 dolar, yine dörtte 1’e yakın. Bu, emekli maaşları için yapılan “sözde” iyileştirme, ek ödeneklerde yapılan iyileştirme ise birkaç yüz lirayı geçmiyor. Şimdi, Sayın Bakana -kendisi burada yok ama- sormak istiyorum: Bu mudur, pandeminin ön cephesinde fedakârane mücadele eden, Mecliste alkışlattığınız doktorlara verdiğiniz kıymet? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Dağ, fare doğurdu; tam bir fiyasko, tam bir aldatmaca, tam bir göz boyama.

Aralıkta ilk teklif görüşülürken AKP’li milletvekili arkadaşlarımız “Doktorlar bir validen daha fazla maaş mı -emekli maaşı manasında- alacak? Bu miktarlar verilirse bürokratik hiyerarşi bozulur, zaten bunlar için yeterince kaynak da yok.” diyerek yeri göğü inlettiler, Hükûmet teklifi geri çekti. Şimdi size bazı rakamlar verip Sayın Bakana bazı sorular soracağım. Kamuda çalışan hekimlerin, bazı istisnalar dışında, tamamının eline geçen aylık genellikle -maaş, performans vesaire- 8 ila 17-18 bin lira arasında değişiyor. Bugün Türkiye’de bir üniversite profesörünün aldığı maaş 18 bin liradır arkadaşlar. Peki, bugün Türkiye’de TÜRK-İŞ’in yayınladığı 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı ne kadardır? Biliyorsunuz ama hatırlatayım, tamı tamına 19 bin 602 lira. Buradan şunu söylersek doğru olur, doğru bir yargı olur: Yani bugün Türkiye’de kamuda çalışan doktorların neredeyse tamamına yakını yoksulluk sınırının altında bir ücret almaktadır. Tabii, diğer grupları, eczacıları, hemşireleri, sağlık teknisyenleri vesaire onları saymıyorum bile.

Değerli arkadaşlar, şimdi, Sayın Bakana bir soru yönetmek istiyorum: Sağlık Bakanlığında ayda 60 bin lira para maaş alan görevli var mıdır? Var mıdır? Evet, vardır. İl sağlık müdürü atanan bir profesör bu maaşı alır, doçentse 52 bin lira, uzmansa 40 bin lira, pratisyen hekimse 29 bin 800 lira alır. Bir de sağlık müdürlüğü başkanlığı diye bir kadro var, bu kadrolara atanan profesörler, doçentler 49 bin lira, uzmanlar 39 bin lira, pratisyenler ise 30 bin lira civarında maaş alıyor. Liste başkan yardımcıları, başhekimler filan diye uzayıp gidiyor; zamanımız yok, onun için ayrıntıya girmeyeceğim. En ilginci de hekim olmayan başkan ve başkan yardımcıları; hekim olmayan başkan ve başkan yardımcıları. Bu kadrolara doktor olmayan, herhangi bir meslekten yani yeni mezun bile olsa şahıslar atanabiliyor. Bunlara ödenen aylık ücret 21 bin 643 TL yani bu ülkede üniversite profesörlerine ödenen 18 bin liralık maaşın üzerinde. Daha da ilginci, bu kadrolara, AKP’nin il teşkilatlarında görev alan partililerin atanıyor olması. Cumhuriyet Halk Partisi Kütahya Milletvekili Fazıl Kasap arkadaşım, bu nitelikteki atamaları isim isim tespit etmiş; burada verdiğim rakamları, benimle paylaştığı için kendisine ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bütün bu rakamları vermemin amacı, bu görevlilere ödenen bu ücretleri tartışmaya açmak değil; amacım, aralık ayında getirdiği yasa teklifini “Bürokratik hiyerarşiyi bozuyor ve bütçede kaynak yok.” gibi nedenlerle geri çeken Sayın Bakana şu soruyu sormak: Bakanlık bünyesinde görevlendirdiğiniz parti elemanlarına, partili elemanlara verdiğiniz 60 bin, 52 bin, 41 bin, 30 bin gibi maaşlar, bürokratik hiyerarşiyi bozmuyor ama doktorlara, üstelik de emekli olanlara vereceğiniz 4-5 bin lira, hiyerarşiyi mi bozuyor? Neymiş efendim “Valiler kadar ücret mi alacaklarmış?” Bu yorumu yapıp 4-5 bin lira zammı çok gören milletvekili arkadaşlara şunu hatırlatmak istiyorum: Lojmanda oturup devletin verdiği şoförü ve aracı kullanan bürokratlarla böyle bir mukayese yapmamak lazım. O zaman verin her doktora bir lojman ve şoförlü araba, onlar da zam istemesinler.

“Bu iyileştirmeler için kaynak yok.” safsatasına gelince… Türkiye’de toplam hekim sayısı, 185 bin civarındadır arkadaşlar. Bunların 101 bin kadarı kamu kurumlarında görevlidir. Eğer Hükûmet, aralık ayında getirdiği yasa teklifini geri çekmeseydi bunun, yapılacak zammın bir yıllık miktarı 6 milyar lira civarında olacaktı. Şimdi önümüzdeki tasarıya göre bir yılda ödenecek miktar 2 milyar lira olacak yani 4 milyar bir fark için “Kaynak olmadığı.” söylenmiştir. Şimdi, Sayın Bakana sesleniyorum: Allah’tan korkun. Doları 12 liralarda sabitleyebilmek için çıkardığınız kur korumalı mevduat sistemiyle sadece altı ayda Hazineye 150 milyar lira bir yük getirdiniz, şu anda konuştuğumuz rakam onun yüzde 2,5’i bile değil. Bir yılda 4 milyar lirayı pandemi döneminde Mecliste alkışlattığınız sağlık çalışanlarına çok görüyor, onların yoksulluk sınırının altında yaşamasına izin veriyorsunuz ama o rakamın 42 mislini altı ayda bankada mevduatı olan zenginlere aktarabiliyorsunuz gözünüzü hiç kırpmadan. Ne diyelim, buna ne diyeceğiz? Yazık olsun sizlere demekten başka söylenecek bir şey var mı?

Sayın milletvekilleri, bugün, ülkemizde ikinci bir pandemi olayı yaşanmaktadır. Nedir bu pandemi? Sağlıkta şiddet pandemisi. Ne yazık ki bu pandemi AKP iktidarının başlatıp büyüttüğü ve bugünlerde artık pandemi hâline dönüştürdüğü bir olaydır. Bu süreçte başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanları ve akademisyenler itibarsızlaştırılmış, maddi menfaat düşkünü, çıkarı olmadıkça hizmet vermeyen bir kesim olduğu algısı halkta yaratılmaya çalışılmıştır. Sayın Erdoğan’ın 2005 yılındaki bir konuşmasını hatırlatmak istiyorum sizlere, buradan okumak istiyorum kelimesi kelimesine: “Ben doktora iğne yaptırmam ama hemşireye yaptırırım çünkü hemşirenin pratiği yoğun, bir yoklar damarı bulur ama doktor bulamaz, icabında felç de edebilir.” Ya, değerli arkadaşlar, bu sözleri kahveci Mehmet Efendi kahvede okeye dönerken ya da tavla oynarken söylese problem yok ama bir ülkenin Başbakanı söylüyor, o ülkenin doktorlarını bilgisizlikle, beceriksizlikle suçluyor. Böyle bir şey var mı, olabilir mi? Sayın Erdoğan Danıştaydan defalarca dönen tam gün yasasının dayatıldığı bir dönemde meydanlarda şunları söylüyor: “Sabahın erken saatlerinde hastaneye giderdik muayene olmak için, elimize numaralar verilirdi. Sıra gelene kadar gün doğardı, ertesi gün devam. Sıra gelirse doktor efendi       -doktor efendi- derdi ki: ‘Muayenehaneme gel.’ Bunları yaşadık. Muayenehaneye giderdik, muayenehanenin tabii bedeli var, para olmadan olmuyor bu işler.” diyor. Bunu nerede söylüyor? Bir miting alanında söylüyor. Vatandaşa doktorları yuhalatıyor, yuhalatıyor.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Yazıklar olsun!

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Evet, arkadaşlar, bir ülkenin Başbakanı miting meydanında bir ülkenin doktorlarını yuhalatıyor, halk nazarında onları itibarsızlaştırıyor, vatandaş ile doktor arasına nifak tohumları seriyor. Peki, bu halk da dalkavukluğunu, bu popülizmi niçin yapıyor? Alacağı üç beş oy uğruna.

Aynı dönemde, sözde sağlıkta dönüşüm yapma iddiasında olan Sağlık Bakanının bu ülkede yaratılan doktor düşmanlığı ortamına büyük katkıları var, onu da hatırlamamız lazım. Anayasa’nın vatandaşlara, çalışanlara verdiği yasal haklar çerçevesinde acil servislerdeki hizmeti aksatmadan, kesintiye uğratmadan iş bırakma eylemi yapan, yürüyüş yapan sağlıkçıları Ergenekonun sözcülüğünü yapan bir kısım insanlar olarak tanımlıyor bu Bakan. Bununla da yetinmiyor, sağlıkçıların iş bırakma eylemi, protestosu sırasında “Tek bir kişi mağdur olursa kendilerini savcılığa veririm.” diye tehdit ediyor, mağdur olduğunu ileri süren insanların yargı yoluna gitmeleri konusunda Bakanlık olarak destek vereceklerini söylüyor; sanki Adalet Bakanı. Yani anayasal bir hakkın kullanımı döneminde olayı suhuletle yönetmesi gereken bir Bakan yangına benzin döküyor, sağlıkçıları toplum nazarında “ideolojik düşmanlar” olarak ilan ediyor. Buna benzer birçok başka örnek verebilirim ama vakit yok.

Bu arada, sırası gelmişken, bu, eski bakanın ifadesi yani sağlıkçıları “Ergenekoncu” olmakla suçlaması ifadesi… Benim Türk milletinin bir ferdi olarak uzun yıllardan beri içime dert olan bir konuyu da araya sıkıştırmak istiyorum parantez açarak.

Değerli milletvekilleri, dünyada bütün milletlerin, eski medeniyetlerin doğuş ve türeyiş efsaneleri vardır, bu efsaneler millet olma bilincinin önemli bir yapı taşıdır. Milletler tarihin köklü bir medeniyeti olduklarını ispatlayabilmek için bu efsaneleri titizlikle korurlar ve nesilden nesle aktarırlar. Ne yazık ki Türk milletinin yeniden doğuş efsanesi olan Ergenekon bu iktidar döneminde kumpas davalarıyla özdeşleştirilerek itibarsızlaştırılmıştır, yozlaştırılmıştır. Böylece Türk tarihine, Türk kültürüne ve Türk kimlik bilincine karşı büyük bir ihanet gerçekleştirilmiştir. Günümüzde genç nesiller “Ergenekon” denince, biraz önce sözünü ettiğim Türk’ün yeniden doğuş efsanesini değil, ne yazık ki söz konusu kumpas davalarını hatırlamaktadırlar. Yani şimdi, kimse ortaya çıkıp da “Bu FETÖ'cülerin işiydi, FETÖ'cüler bunu yaptılar.” diye savunma yapmaya falan kalkmasın arkadaşlar. Bizzat Sayın Erdoğan “Ben bu davaların savcısıyım.” diyerek İslamiyet öncesi Türk tarihini yozlaştırma ve yok etme planının bir parçası olan bu süreci bir anlamda meşrulaştırmıştır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) İYİ Parti iktidarında bu ihanetin izlerini sileceğimizi söyleyerek parantezi kapatıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizden dış dünyaya çok ciddi sayılarda hekim ve hemşire göçü başlamıştır. Bunun nedeni AKP iktidarının dünyadaki gelişmeleri doğru okuyamamasıdır. Başta Almanya olmak üzere batı dünyası, son on yıl içerisinde yaşanan pandemilerden gerekli dersi çıkarmış ve sağlık sektörünü stratejik bir sektör olarak tanımlamıştır. Bir süredir nitelikli sağlık çalışanlarına kapılarını açmış durumdadırlar. Böylece 600 bin, 700 bin, 1 milyon euroya yetiştireceği bir doktor yerine ayda 5-6 bin euro vererek doktorları ithal etmektedir ve böylece altyapılarını güçlendirmektedir. Peki, neden dış dünyaya bir hekim göçü yaşanıyor? Arkadaşlar, biraz önce konuştuk; yoksulluk sınırları altında yaşatan maaşlar ve özlük hakları konusu önemli bir faktördür, on yıl öncesinin siyasal söylemleriyle başlayıp bugün artık neredeyse sıradan bir gerçeklik hâline, pandemi hâline dönüşen sağlıkta şiddet olayı bir faktördür. Sağlıkta hizmeti nitelikle ve kaliteyle değil nicelikle ölçen Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiminin, ne kadar çok hasta bakarsan, ne kadar çok ameliyat yaparsan o kadar ödeme alırsın anlayışıyla gündeme getirdiği doktorları tüketen, hastaları da memnun etmeyen performans uygulaması bir faktördür. CİMER’e yapılan en sudan şikâyetleri bile incelemeden kurumlara gönderen, o kurumların da “Cumhurbaşkanlığından geldi.” diyerek hemen malpraktis davalarına dönüşecek hâle getirmeleri bir başka önemli bir faktördür. En önemlisi, “Biz hastaneleri yeni mezun asistanlarla yönetiriz.” diyen zihniyettir arkadaşlar; en önemlisi sakat zihniyettir. Bu sakat zihniyetin eskilerin deyimiyle mücessemleşen, günümüz ifadesiyle de somutlaştıran ifadesi ise Sayın Erdoğan’ın “Giderlerse gitsinler.” sözüdür. Kendi ameliyatı için Tam Gün Yasası’nı delerek en nitelikli doktorları arayan, buna karşın millete yeni mezun asistanların yeterli olacağını söyleyen bu zihniyete karşı ne diyebilirsiniz? Varsa bir söz lütfen bana söyleyin. Cumhurbaşkanı yasal olarak korunuyor, söylenecek çok şey var ama buradan ancak şunu söyleyeceğim, “Giderlerse gitsinler.” diye önemsizleştirdiği, itibarsızlaştırdığı sağlık camiası, önümüzdeki seçimlerde, sandıklarda en güzel cevabı verecektir  arkadaşlar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu yasa teklifinde iktidarın nitelikten çok, yani kaliteden çok sayıyı, sayıları önemsediğinin bir başka kanıtı daha vardır. Üniversite öğretim üyeleri için döner sermayeden alacakları üst sınır belirlenirken tıp fakültesi öğretim üyeleri gelir getiren bölümlerde çalışanlar, gelir getirmeyen bölümlerde çalışanlar diye ayırmışlardır ve gelir getirmeyen bölümlerde çalışanlara verilecek olan üst sınır, gelir getiren bölümlerde çalışan asistanlarınkine eş değerdir. Şimdi, arkadaşlar, anlayışa ve yaklaşıma bakın, vicdanınıza, mantığınıza, zihniyetinize bırakıyorum. Değerli arkadaşlar, tıp fakültelerinin temel görevi, hasta bakmak değildir, hekim yetiştirmektir, doktor yetiştirmektir. Eğer siz bu hizmeti veren bölümlerdeki öğretim üyelerine aşağıdan bir sınır tespit ederek “Benim için senin yaptığın işin hiç önemi yok.” derseniz, ondan sonra onlardan nitelikli doktor yetiştirmesini bekleyemezsiniz arkadaşlar. Bu konuda İYİ Parti olarak Komisyonda bir iyileştirme önergesi verdik fakat iktidar milletvekilleri tarafından reddedildi.

Birkaç cümlede şehir hastaneleriyle ilgili etmek istiyorum, çok konuşuldu, çok şey yapıldı fakat olumsuzlukları sıralamayacağım tekrar ama bir şey söylemek istiyorum. İktidar artık bir kara delik hâline dönüşen şehir hastaneleriyle ilgili programını geri çekti; çaktırmadan, üstü böyle kapalı vaziyette. 2020 yılı bütçesinden itibaren artık şehir hastanelerini kendilerinin yapacağını, kamunun yapacağının ilan etti çünkü arkadaşlar, bu şehir hastanelerinin 17.500 yatağı var ve bu yılın bütçesinde 115 milyarlık sağlık bütçesinin 24 milyarını bu 17.500 yatağa ayırmak durumundalar, yüzde 20’sini ve bu kara delik her yıl biraz daha büyüyor. Bakanlık bunun farkına vardı çünkü para yok, para yok. Burada bakın, Bakanlığın değil bu iktidarın hastanelerle ilgili yanılgısı diyeceğim artık veya yanlışı şu oldu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) - Zannettiler ki şehir hastaneleri de köprü gibidir, yol gibidir, ne derler geçit gibidir. Hayır, arkadaşlar, köprüyü, yolu vesaireyi inşa edersiniz ondan sonra sadece bakım ücreti ister, o da küçük bir şey ama hastaneler öyle değil. Dinamiktir, her yıl harcamalarınız artar ve beş yılda bir teknoloji değişiyor, sağlık teknolojisi, ona ödeyeceğiniz para da artar; işte üç yıl içerisinde bu oldu. Dolayısıyla bu kara delik Bakanlığı geri adım atmaya getirdi ama ne var ki 2044 yılına kadar bunun ödemeleri yapmaya devam edeceğiz.

Son söz olarak Sağlık Bakanlığına sesleniyorum. Bu yasayı derhâl geri çekin. Bütün sağlık çalışanlarının insanca şartlarda yaşamasını sağlayacak kapsamlı bir yasal düzenleme yapın. Sağlık çalışanlarını yoksulluk sınırının altında yaşamaya ve çalışmaya mecbur etmeyin. Eğer düzenleme konusunda kaynakların bütçeye yük olmadan nasıl bulunacağı konusunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yirmi dakika söz verdim, 2’nci defa ilave olmaz ki Sayın Andican.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Hayır, son cümlem efendim, izin verin.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Eğer düzenleme konusunda kaynakların bütçeye yük olmadan nasıl bulunacağı konusunda çözümleriniz yoksa İYİ Parti olarak bu konuda yardımcı olmaya hazır olduğumuzu söylüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Sayın Kalaycı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geneli üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle sizleri ve aziz milletimizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun teklifi, sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesini ve sağlık hizmetlerinin daha etkin yürütülmesini amaçlayan düzenlemeler içermektedir. Sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde sunulması, organize edilmesi ve finansmanının sağlanması devletin önemli sorumluluklarından biridir. Ülkemizde sağlık hizmetlerine erişim ve sağlık hizmet kalitesine ilişkin önemli iyileşmeler kaydedilmiştir. Sağlık hizmet altyapısında, hasta yatak kapasitesi ve hasta yatakları niteliklerinde iyileşme sağlanmıştır. Bu iyileşmeler sayesinde sağlık hizmetlerinden duyulan memnuniyet oranı yüksek düzeydedir. Pandemi nedeniyle bütün dünya zorlu bir süreçten geçmiş hâlâ da tümüyle kurtulabilmiş değildir. Salgın döneminin insan ve toplum hayatına, siyaset ve sosyal ilişkiler ağına, ekonomi ve ticaret alanına yıkıcı ve çok yönlü tesirleri olmuştur. Türkiye, sağlık altyapısı, etkili yönetim şekli ve buna uygun politikalarıyla dünyada bu süreci başarılı bir şekilde yönetmede öne çıkan ülkelerden biri olmuştur. Başta Sağlık Bakanımız olmak üzere salgına karşı fedakârca mücadele ederek canlarını ortaya koyan tüm sağlık çalışanlarımıza tekraren şükranlarımızı sunuyoruz. Salgında hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımıza ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Cenabı Allah her türlü salgın, afet, felaket ve musibetten Türk milletini ve tüm insanlığı korusun.

Sağlık çalışanlarımıza yönelik şiddet asla kabulü mümkün olmayan bir durumdur ve bu vakaları şiddetle lanetliyoruz. Sağlıkta şiddeti önlemeye dönük önemli düzenlemeler yapılmış olup etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Şifa dağıtan kardeşlerimize saldıran her kim olursa olsun en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Geçen ay Meclisimizde kabul edilen kanunla 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek 18’inci madde ve bu madde uyarınca hazırlanarak bugünkü Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelikle sağlık çalışanlarının tıbbi iş ve işlemleri dolayısıyla yapılan şikâyetler hakkında soruşturma izni verilmesi ve tazminat konularında yetkili Mesleki Sorumluluk Kurulu kurulmuştur, özel sağlık kuruluşlarında çalışanların soruşturma izinlerine de bu kurul karar verecektir. Tıbbi işlem ve uygulamalar sebebiyle idarece ödenen tazminatın ilgili sağlık personeline rücu edilmesi ancak kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığının kesinleşmiş ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi hâlinde mümkün olabilecektir. Mahkemece hükmedilecek tazminatla ilgili de ilgili sağlık personelinin kusur oranı gözetilerek rücu miktarı kurul tarafından belirlenecektir. Böylelikle başta hekimlerimiz olmak üzere sağlık çalışanlarımız malpraktis baskısı yaşamadan mesleklerini bilimsel çerçevede ifa etme imkânına kavuşmuştur. Gerçekten çok önemli bir düzenleme yapılarak sağlık çalışanlarımıza güvence sağlanmıştır. Hekimlerimize, hemşirelerimize, bütün sağlık çalışanlarımıza çok şey borçluyuz, onlar için ne yapsak azdır. Sağlık çalışanlarımızın talep ve beklentileri bulunmaktadır. Tabiplerimiz özlük haklarının geride kalmasından dolayı kamu hastanelerinden ayrılmaktadır. Sağlık çalışanları emekli aylıklarında artış sağlayacak düzenleme yapılmasını, ek ödemelerin emekli aylıklarına yansıtılmasını talep etmektedir. Sağlık çalışanları döner sermayelerde kronikleşen sorunların çözülmesini ve sistemin yenilenerek çalışan merkezli ve adaletli bir yapıya kavuşturulmasını istemekte, 3600 ek göstergeyle ilgili düzenlemeyi beklemektedir.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde sağlık çalışanlarımızın bazı talep ve beklentilerini karşılamaya yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. Bununla birlikte Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından müjdesi verilen ve ana hatları açıklanan ek göstergeyle ilgili çalışmaya dair kanun teklifi önümüzdeki günlerde Meclisimize gelecektir. Bu düzenleme de sağlık çalışanlarımızı kapsayacaktır. Ayrıca enflasyon farkı olarak aylıklara 1 temmuzdan geçerli yüzde 40 civarında artış yapılması da emeklileri ve kamu çalışanlarını büyük ölçüde rahatlatacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinde 5434 sayılı Kanun’a tabi tabip, diş tabibi, uzman tabip ve uzman diş tabiplerinin ilave ödemeye dair gösterge rakamları artırılarak emekli aylıklarında iyileştirme yapılmaktadır. Tabiplerimizin emekli aylıklarının iyileştirmesi ve kamuda çalışmalarının özendirilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre, ilave ödeme için uzman tabiplerin 17 bin olan gösterge rakamı 26 bine, tabipler ve diş tabipleri için 13 bin olan gösterge rakamı 20 bine yükseltilmektedir. Ayrıca, 5510 sayılı Kanun’un 4/C statüsünde olan tabip ve uzman tabiplerin de ilave ödemeden yararlanması düzenlenmektedir.

Sağlık çalışanlarının ek ödeme tavan oranları artırılmaktadır. Döner sermaye gelirlerinden yapılan ek ödeme tavan oranları eğitim görevlisi ile uzman tabip kadrosundaki profesör ve doçentlerde yüzde 950’ye, uzman tabiplerde yüzde 850’ye, tabiplerde ve uzman eczacılarda yüzde 650’ye, hastane müdürü ve eczacılarda yüzde 305’e ve diğer sağlık çalışanlarında yüzde 225’e yükseltilmektedir. Personele dağıtılabilecek ek ödeme tutarı belirlenirken sağlık kurum ve kuruluşlarının tek tek tahakkukları ya da gelirleri yerine Sağlık Bakanlığı döner sermaye gelirleri ile Sosyal Güvenlik Kurumundan elde edilen tüm kaynaklar ve diğer nakit kaynakların toplamının esas alınması sağlanmaktadır. Ayrıca, bu düzenlemeyle tüm sağlık tesislerini kapsayacak şekilde ek ödeme dağıtılmasına imkân tanınmaktadır. Bugüne kadar döner sermayeden yapılan sabit ek ödemelerin merkezi yönetim bütçesinden ödenmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır. Ek ödemeyle ilgili düzenlemeler tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinde çalışan sağlık personelini de kapsamaktadır. Adli tıp kurumunda görev yapan personelin sabit ek ödemelerinin de merkezi yönetim bütçesinden karşılanması öngörülmektedir. Ayrıca, eğitim, aile sağlık merkezi ve eğitim, aile hekimliği birimlerinde görev yapan öğretim üyelerine de ek ödeme verme imkânı sağlanmaktadır.

Diğer yandan aile hekimlerinin uzmanlık eğitimi yapabilmelerini teminen 1 Ocak 2020 tarihinde sona ermiş  olan sürenin 1 Ocak 2029 tarihine kadar uzatılması öngörülmektedir. Kamu kurum ve kuruşlarının uzman tabip, tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman, tabip, diş tabibi ve eczacı kadro ve pozisyonlarına yapılacak atamalarla kuraya ilişkin şartlar, Sağlık Bakanlığımızca belirlenmektedir. Teklifte kuraya ilişkin usul ve esaslarla bunların Sağılık Bakanlığındaki atamalarına ilişkin usul ve esasların Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi düzenlenmektedir. Doktor öğretim üyesi ve baş asistanların uzmanlık eğitimine daha nitelikli katkıda bulunmalarını temin etmeye yönelik düzenleme yapılmaktadır.

Bugün özellikle bazı ilçelerimizdeki hastane ve sağlık birimlerinde hekim ihtiyacı bulunmaktadır. Bu hastanelerde gerekli tıbbi teçhizat ve ameliyathane olmasına karşın uzman hekim ihtiyacı karşılanamamaktadır. Buralara atanan hekimlerimiz, mecburi hizmet yükümlülüklerini tamamladıktan ya da belli bir süre çalıştıktan sonra ayrılmaktadır. Hekimlerimizin buralarda puanlarını dolduramaması ayrılmalarındaki en önemli gerekçedir.

Sözleşmeli sağlık personel pozisyon sayısı sınırlı olduğundan devlet hizmeti yükümlülüğünün öncelikle devlet memuru statüsünde ifa edilmeye başlanılması ve daha sonra mevcut pozisyon sayısı dikkate alınarak sözleşmeli statüye geçişe imkân sağlayıcı değişiklik yapılmaktadır. Bununla birlikte eleman temininde güçlük çekilen yerlerde 4924 sayılı Kanun’a tabi sözleşmeli sağılık personeli istihdamında yaşanan güçlük dikkate alınarak sözleşmeli pozisyon sayısı 22 binden 27’e yükseltilmektedir. İnanıyoruz ki gerek döner sermayeden yapılan ek ödemelerle ilgili gerekse de sözleşmeli çalıştırmayla ilgili düzenlemeler, elaman temininde güçlük çekilen yerlerde yaşanan sorunlara önemli ölçüde çözüm getirecek, hekimlerimizin uzun süreli kalmalarını sağlayacaktır, Komisyonda verilen bilgiler de bu yöndedir. Kanun teklifinde ayrıca herhangi bir sebeple sağlık sigortasından yararlanamayan gerçek kişilere sunulan sağlık hizmet bedellerinden 31 Aralık 2021 tarihine kadar tahsil edilememiş alacak tutarlarının yarısının bir yıl içerisinde ödenmesi hâlinde geri kalan kısmının ferîleriyle birlikte terkin edilmesi düzenlenmektedir. Alacak tutarı 10 bin Türk lirası ve altındaysa tamamının, alacak tutarının yarısı 10 bin Türk lirasının altındaysa 10 bin Türk liralık kısmının terkin edilmesi öngörülmekte bu işlemler sebebiyle devam eden dava ve icra takiplerinin durumu düzenlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, sağlık hizmetlerinde sürekliliği ve erişebilirliği sağlamak amacıyla sağlık insan gücünün ülke genelinde dengeli dağılımını sağlayacak istihdam politikası uygulanması önem arz etmektedir. Hekim, diş hekimi, hemşire, ebe ve diğer sağlık personeli sayısında önemli artışlar olmakla birlikte Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da ifade edildiği gibi özellikle bazı alanlardaki açığın giderilmesine yönelik çalışmaların devam etmesi gerekmektedir. Sağlık personeli okullarından mezun olan ve istihdam sorunu bulunan ebe, acil tıp teknisyeni, anestezi teknisyeni, sağlık memurları ve tıbbi sekreterlerin gerek özel gerekse de resmî kuruluşlarda istihdam edilebilmesi için gerekli koşullar sağlanmalıdır. Sağlık Bakanlığı bünyesinde birçok statüde personel istihdam edilmektedir. 4/A’lı, vekil, 4/B’li, sözleşmeli, 209’a, 4924’e, 5258’e, 663’e göre sözleşmeliler, işçi, taşeron personeli gibi çeşitli istihdam modelleri karmaşık bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. Aynı yerlerde ve hizmetlerde aynı işi yapmalarına rağmen statülerinin farklı olması nedeniyle çalışanlar arasında idari, mali ve sosyal haklar yönünden farklılıklar bulunması çalışanların motivasyonunu ve çalışma barışını olumsuz  etkilemektedir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız 3600 ek gösterge düzenlemesi sonrası ele alacakları ilk dosyanın sözleşmeli kamu çalışanları olduğunu açıklayarak “Biz isteğe bağlı olarak kadro hakkı vereceğiz.” demiştir. Çok önemli olan bu çalışmanın sonucu umutla beklenmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz  4/B’li, vekil, sözleşmeli, fahri ve geçici statüde çalışanlar ile asli işlerde çalışmakla birlikte kadro alamayan taşeron işçilerin kadroya alınmasını içeren kanun teklifimiz ilgili komisyonlardadır. Kamuda sözleşmeli personel uygulaması homojen bir yapı olmayıp kendi içinde ayrışmıştır. Başlangıçta 4+1 olan daha sonra 3+1 olarak güncellenen uygulamayla sözleşmeli personel olarak işe girenler üç yıl sonra kadroya geçmektedir. 4/B’liler ise süresiz sözleşmeli olup kadroya geçememektedir. Kamu idarelerinde kadroya alınmayı bekleyen sözleşmeli personel hiç olmazsa 3+1 sisteminin genel uygulama hâline getirilmesini istemektedir. Esasen, On Birinci Kalkınma Planı’nında da vurgulandığı gibi ehliyet ve liyakat esaslı bir yaklaşımla nitelikli insan gücünden etkin ve verimli şekilde yararlanılmasını mümkün kılan bir personel rejimi inşa edilmeli, statü ve istihdam kargaşası tümüyle giderilmeli; sözleşmeli, vekil, geçici, fahri, ücretli ve asli işlerde taşeron eliyle personel çalıştırılması son bulmalıdır. Ayrıca kendilerine ilk defa ek gösterge verilecek olmakla birlikte yardımcı hizmetler sınıfında çalışanların genel idare ve teknik hizmetler sınıfı kadrolarına alınması uygun olacaktır. Diğer yandan kamu işçilerinin çeşitli nedenlerle kamu kurumları arasında naklen atanma ihtiyacı doğmaktadır. Ancak diğer kamu çalışanları gibi başka kamu kurum ve kuruluşlarına naklen atanamamaktadır. Kamu işçilerinin de naklen atama konusundaki sorunlarına çözüm bulunmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımız tüm memurlarımızın ek göstergelerinde 600 puanlık bir yükseltmeye gitmeyi kararlaştırdıklarını, yardımcı hizmetler sınıfındakiler dâhil ülkemizdeki 5,3 milyon kamu görevlimizin tamamının önümüzdeki yılbaşından itibaren bu düzenlemeden yararlanacağını açıklamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın verdiği müjde kamu çalışanlarını ve özellikle de emeklilerini sevindirmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız da çok geniş bir kadroya ek gösterge verdiklerini, kapsamlı bir çalışma yaptıklarını, iki yıllıklarda teknik sıfatlı olanları da değerlendirdiklerini açıklamıştır.

Ek gösterge sisteminin tüm boyutlarıyla ele alınması ve eşitsizliklerin giderilmesi çok önemlidir. Bu çalışmanın yakın zamanda kanun teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasını bekliyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz ve 3600 ek gösterge vaatlerimizi de içeren kanun teklifimiz Meclis komisyonlarındadır. Teklifimizde ek gösterge rakamları 657 sayılı Kanun’daki tüm hizmet sınıfları için hiyerarşik sırayla yeniden belirlenmiş, yardımcı hizmetler sınıfı da ek gösterge kapsamına alınmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Çalışma Bakanımız tarafından ana hatları açıklanan ek göstergeyle ilgili çalışma, Milliyetçi Hareket Partisinin teklifiyle önemli ölçüde örtüşmektedir. Basına yansıyan bilgilerden, 3600 ek gösterge kapsamında kendilerini göremeyen bazı kariyer meslek mensupları ile sağlık lisansiyerleri, il müdür yardımcıları ve şube müdürlerinin durumlarının da dengeler gözetilerek dikkate alınacağına inanıyoruz.

Kamu çalışanları için ek gösterge çok önemlidir. 3600 ek gösterge ise kritik eşiklerden biridir. 3600 ek göstergenin özellikle emekli aylığına önemli yansıması bulunmaktadır. 5,3 milyon kamu görevlimizin ek göstergelerinde yeni yıldan itibaren 600 puanlık artış yapılmasıyla birlikte öğretmen, kamu avukatı, matematikçi, istatistikçi, hemşire, polis, uzman çavuş, uzman jandarma, bekçi, din görevlisi gibi bazı meslek gruplarının 3600 ek göstergeye ulaşacak olması, hem sevindirici bir gelişme hem de geçim standartlarını yükseltici bir hamledir. Nihayetinde acil bir ihtiyaç karşılanmakta, verilen sözler tutulmaktadır.

Ek gösterge, bir taraftan memur maaşlarının bir unsuru olurken diğer taraftan emekli aylığı ve emekli ikramiyesi tutarını doğrudan etkilemektedir. Ek göstergelerde yapılan artış, asıl emekli ikramiyeleri ve emekli maaşlarında ciddi kazanımlar getirmektedir. Bu artışlar elbette daha önce emekli olan kamu görevlilerinin maaşlarına da aynen yansıtılacaktır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız, yine, TRT Haber’de yaptığı açıklamalarda tüm sosyal meseleleri görev alanı saydıklarını, EYT yani emeklilikte yaşa takılanların dosyasının önlerinde olduğunu, onu da mesafe katedildiği zaman kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade etmiştir. İnşallah, emeklilikte yaşa takılanlar sorunu da çözüme kavuşacaktır.

Sayın Bakanımız bugünkü yaptığı açıklamada da “Enflasyona karşı çalışanları korumak bizim vazifemiz. Biz emeği, çalışanları enflasyona ezdirmeyeceğiz. Temmuz ayında bütün çalışanların yüzünü güldürecek bir düzenlemeyi de Türkiye gerçekleştirecek durumdadır.” diyerek yine, çalışanları memnun etmiş, gönüllerine su serpmiştir. Çalışanlar ve emekliler için yapılan çalışmaları takdirle takip ettiğimizi ifade ediyor, başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza ve çalışma ekibine çok teşekkür ediyoruz.

Hükûmet bir yandan enflasyondaki tırmanışın engellenmesi ve dövizdeki suni yükselişin durdurulması amacıyla tedbirler alırken bir yandan da vatandaşlarımızın gelirini artırıcı, mali yükünü azaltıcı kararlar almaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak memurlarımızın, emeklilerimizin ve tüm vatandaşlarımızın ekonomik yararını gözetecek, gelir ve ücret artışını sağlayacak, enflasyona karşı koruyacak her adımı, her kararı sonuna kadar destekliyoruz. Biz Türkiye’yiz, biz Türk milletiyiz, bir Cumhur İttifakı’yız. Milletimiz ne diyorsa sözümüz odur, milletimiz ne istiyorsa dileğimiz aynısıdır. Neyi arzuluyorsak, neyi istiyorsak, neyi hedefliyorsak milletimizin yararına, ülkemizin çıkarınadır. Gayret bizden, tevfik Allah’tan, takdir aziz milletimizdendir.

Kanun teklifinin başta sağlık çalışanlarımıza, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz.

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayısı 337, 54 milletvekili tarafından verilen bir teklif var. Yasama bunu konuşacak. Yüz binlerce insan “Sağlık alanında neler olacak?” diye düşünüyor ve sağlık çalışanları başta hekimler ve emek kısmında çalışanlar bugün görevde. Kendileriyle ilgili nasıl bir karar alınacak bunu merak ediyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisinde, 54 kişinin teklif verdiği kısımda 4 kişi oturuyor, 5 kişi Bütçe Komisyonunda. Yasa böyle yapılmaz, yasa böyle hazırlanmaz; yaptığımız zaman “mış” gibi olur. Usul tartışıyoruz, işte, “usul” dediğimiz olay bu.

Ne oldu? 1 Aralıkta Sağlık Bakanı şöyle bir “tweet” attı: “Bütün sağlık çalışanlarına müjde. Hak ettikleri ve toplumun hak ettiği ücret düzenlemesiyle ilgili en kısa zamanda yüce Mecliste düzenleme yapılacak.” 5 siyasi parti ihdas üzerine bir düzenleme yaptılar; kuliste oturdular ve maddeyi düzenlediler. Buraya getirilip -özellikle sağlık çalışanlarından olan hekimler, diş hekimleri olmak üzere- bu düzenleme oylandı,  kabul edildi. Ve 2’nci gün “Meclis tekrar toplasın.” denildi çünkü Türkiye’nin birçok yerinden şu ses çıktı: “Sağlık  hizmeti sadece hekim ve diş hekimlerinden oluşmuyor, diğerleriyle ilgili bir düzenleme yapılırsa iyi olur.” Ve gerçekten sabahleyin herkes “Bununla ilgili ne olacak?” diye merak ediyordu. O dönem konuşulan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı bir torba yasayla ilişkiliydi, madde geri çekildi. Ne dedi iktidar geri çekmesinin gerekçesinde? Biz hem daha iyi yapacağız hem de diğerlerini kapsayacak. Aralık, şu anda biz Haziranın 15’indeyiz. Aralıkta dolar 13 lira, yakıt benzin 11 lira, enflasyon yüzde 37, altın 700 lira. Ve bugüne geldik, daha mı iyi? O günden yüzde 50 daha aşağıda. Yaşam pahalı mı? Pahalı. Hayat pahalılığı artmış, alım gücü azalmış, o gün verdiğiniz ücretin daha azını veriyorsunuz ve o gün verdiğiniz hakların bir kısmını geri çekiyorsunuz. Bunun neresi yasama? Bunun neresi usul? Bir diğer usul, ya Meclis nasıl ki 54 imzadan 4 kişi buradaysa… Mecliste gazeteciler haberi alıyorlar, “Son dakika, flaş haber.” diye duyuruyorlar. Flaş, flaş, flaş haber! Nedir? “Hekim ve diş hekimlerinin maaşlarını düzenleyecek sağlıkta müjde.” Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim, bize gelmemiş. Tali komisyon, Habip Vekilimiz burada, aradım “Daha düşmemiş.” diyor gazetelere düşmüş haber. Sonra, konuştuk, Plan ve  Bütçeye gelmiş, Plan ve Bütçe Komisyonu ilk defa bütün itirazlarımıza rağmen. Ne yapmış? Tali komisyon, Sağlık Komisyonuna göndermiş, olması gereken bu. Sağlık Komisyonuna gitmiş, Sağlık Komisyonu normalde perşembe toplanacak, “Hayır çarşamba toplanalım, acil, bunun ihtiyacı var.” Plan ve Bütçe Komisyonu 13.30’da toplanacak cuma günü “Hayır, acil, sabah 10.30’da toplanalım.” Nedense iktidar bunu söylediğinde acil toplanıyoruz. Yasanın, getirilen teklifin noktası, virgülü değişmiyor. Sadece hekim ve diş hekimi mi? Niye eczacı yok? Niye veteriner hekim yok? Niye hemşire yok? Niye sağlık memuru yok? Niçin bunlarla ilgili düzenleme yok? Niçin geri adım atılmış? “İtiraz var, birilerini ikna edemedik.” Ya, bunu, yasayı hazırlayan vekil nerede söylüyor? İtiraz var… Bu itiraz, bu sihirli el, bu dokunulmaz erk kimmiş? O zaman bu yasayı bu Parlamento mu yapıyor? Hayır.

Sağlık Komisyonu Başkanı diyor ki: “Tümüyle size katılıyorum. Ben Recep Akdağ olarak sizin dediklerinize katılıyorum ama burada yapamayız, ben Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanını arayayım.” Ya, Meclisteki yasa çıkartma, başkanlar arasında paslaşma mıdır? Hayır. Yasa teklifini ilk veren Sayın İsmail Bey burada “Ben İsmail Tamer olarak katılıyorum size ama böyle.” Yasa böyle mi hazırlanır? Bu sihirli yer neresi, bu sihirli güç ne ki hazırladığı taslakta bir nokta, virgül değişmiyor. İşte, yasama böyle yapılmaz, yapıldığı zaman “mış” gibi olur. İşte, o zaman… Bu 54 imzadan 4 kişi bile içeride yok ama binlerce insan bir haber bekliyor. Bunu da…

Peki, “Sağlıkta dönüşüm, dönüşüm, dönüşüm” “Flaş” diye duyurdunuz. Asıl flaş dündü; bir haber, bugün 15 Haziranda. İlk defa 11 artı 2 tane birbirine uzak olan hekim örgütleri, sağlık emek örgütleri Mecliste bir açıklamada beraber muhalefet olarak dediler ki: “Greve gidiyoruz, artık dayanamıyoruz.” Ama asıl flaş haber neydi biliyor musunuz? Dün Ankara'da Sağlık Bakanlığının önüne bir ambulans şoförü gitti. Flaş haber oydu, sağlıkta dönüşüm oydu, uçakla yurt dışından hasta getirmek değil. Ankara’nın içinde, üç saat boyunca gittiği hastanelerde bir kanser hastası için yer bulamamış ve ambulansı çekiyor Sağlık Bakanlığının önüne, oksijen tüplerini açıyor “Ben dayanamıyorum, tükeniyoruz. Bir hastaya yer bulamıyorum.” diyor. Hasta akrabası mı, yakını mı? Hayır. Ambulans şoförü kendi yaptığı kutsal iş için, olması gereken iş için, hastaya yer bulamadığı için -hasta Hakkâri’den, Batman’dan gelmiyor, Ankara’nın göbeğinde- “Bakan gelecek.” diyor ve en sonunda araya polisler, bir kısım insanlar girip Bakanla görüşülüyor ve hastaya Ankara Şehir Hastanesinde yer bulunuyor, önce de “Samsun’a gönderilecek” diye… Sağlıkta dönüşüm budur!

Sağlıkta dönüşüm, katkı payı almaktır; sağlıkta dönüşüm, ilaç olmamasıdır; sağlıkta dönüşüm, beş dakika, on dakika muayene ol diye üç ay, dört ay sonraya randevu almaktır, hekime gittikten sonra ultrason için beş ay sonraya gün almaktır, ameliyat için gittiğinde malzeme yok demektir; sağlıkta dönüşüm “Biz yapamıyoruz, özele git.” demektir; sağlıkta dönüşüm, üçüncü basamak dediğiniz Dicle Üniversitesinde, Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, yeşil kartın en çok olduğu -Kürt illeri, Güneydoğu, Doğu, ne derseniz- illerdeki hasta kemoterapi ilacı olmadığı için üniversite hastanesine veya Gazi Yaşargile gittiğinde Dicle Üniversitesinde “Bizde ilaç yok, Diyarbakır’dan Batman’a git.” demektir. Getirdiğiniz sistem bu, dönüşüm bu. Sağlıkta dönüşüm, özele gidip yüzde 200 değil, binlerle ifade edilen rakamlarda para istenildiğinde, o para için gidip bankadan kredi çekenlerin sorunudur. Peki, nedir dönüşüm bu yurttaş açısından? Sağlıkta dönüşüm, kapısında çalışan ambulans şoföründen en üsttekine kadar, profesöründen en uzak birimde çalışan aile hekimine kadar şikâyetçi olup yurt dışına gitmek için çaba harcamaktır! Bu ülkede bu sorunları dile getirdiği için doktorlara “Gidiyorsanız gidin, biz özelden getiririz.” demektir. İşte, siz böyle yaklaştığınız sürece hiçbir işi çözemezsiniz.

Ne oldu, müjdeydi? Böyle bir müjde açıkladınız; ilaç yok, ameliyatlar yapılmıyor, cepten ödemeler artmış ve insanlar öyle bir hâle geldi ki… Bina yapıyorsunuz, binalarla övünüyorsunuz; şehir hastaneleri… Ya, memlekette binalarla sorun çözülmez, önemli olan insandır, insan kaynağı olmadığı sürece çözemezsiniz. Bakın, Batman Sason’da doğru dürüst uzman hekim yok, rotasyonla çözüyorlar. Dün, Giresun Görele’de bütün köy ve mahalle muhtarları hastanede yan yana gelmiş, “Hastane binası var, niçin hekim yok, niçin uzman yok?” diyor. Sonra diyeceksiniz ki: “Karadeniz’le ilgili konuşamazsınız.” Biz, Türkiye’nin her yeriyle ilgili konuşuruz. Sağlık haktır, ücretsiz olması lazım, bunun altını çizmemiz lazım. Önemli olan otel hizmeti değildir. “Özelleştirdiniz.” diyoruz, diyorsunuz ki: “Hayır.” Ya, hastanede önce nereden başladınız? Temizlikten, sonra yemekten, sonra güvenlikten; yetmedi, dediniz ki: “Laboratuvar hizmetleri özel olacak.” yetmedi “Görüntüler özel olacak.” ve kamu dediğiniz yer özel hizmet veriyor. Peki, aralıktaki bu düzenleme neydi, niçin yapıldı? Çünkü aralıktan önce şuydu: Hekimler, diş hekimleri ve diğer -hemşire, radyoloji teknisyeni, psikolog, diyetisyen, herkes, bütün hepsi- çalışanlar dediler ki: “Biz performans ve döner sermaye değil, temel ücret istiyoruz çünkü performans ve döner sermaye çalışma barışını bozdu.” Aynı yerde çalışıyorsunuz, beraber ekip olmanız lazım, sağlık ekip hizmetidir, bunu bölüyorsunuz. En büyük bölücülüğü biliyorsunuz: Barışı bozmak, çalışma barışını bozmak ve bunu bozuyorsunuz ve olayı paraya endeksliyorsunuz, paraya endeksliyorsunuz. Kamuyu bitirdiniz, özeli geliştirdiniz, bir çürüme metodu geliştirdiniz ve bu verdiğiniz paralar, döner sermaye ve performans, hiçbir çalışanın emeklilik hakkına yansımıyordu. Yani devlet, yurttaş bir para verdiğinde hemen vergisini alır, hemen düzenleme yapar ama devlet kendisine gelince allem kullemde yetenekli. Parayı veriyor, alıyor, hiçbiri emekliliğe yansımıyor ve dediler ki: “Siz bize bunun yerine temel ücret verin.”

Bir diğeri, ne yaptınız? Ya, eğitimde de bunu yaptınız. 4/A, 4/B, 4/C, sözleşmeli, kadrolu, stajyer, bir yığın farklılık getirdiniz. Aynı okulu bitirmiş, aynı kurumda çalışıyor, sınıf arkadaşı, maaşlar farklı. Siz eşitlikten mi söz ediyorsunuz, dönüşümden mi söz ediyorsunuz? İşte, çıkardan… Az önce de söylediler, bir taraftan da yöneticiler atamışsınız, sözleşmeli yönetici.

“Başhemşirelik” diye bir unvan vardı, kaldırdınız, zaten bu sistemle beraber birçok kurumun ismini de değiştirdiniz. Kamu sekreterliği, başkanlıklar, birçok şey, hepsi değişti. Ya, ismi “başhemşirelik” hemşirelik hizmeti veriyor, seçimle mi geliyor? Hayır. Hemşire mi? Hayır. Hiç bu işin sahibi değil ama aldığı maaş hemşirenin 4 katı. Siz böyle mi eşitliği sağlıyorsunuz? Mobbing uyguluyor, istediği baskıyı geliştiriyor, keyfiyet uyguluyor, tümüyle üstü atayan siyasi iktidara bakıyor ve şu anda sağlık yönetiminin hiçbirinde liyakat yok, hepsi iktidara bağlı çalışan kesimler ve öyle başhekimler var ki iktidar vekillerini gördüklerinde önlerini ilikliyorlar ama asıl önünde önleri iliklenilmesi gereken her şeye rağmen bu halka ve bu topluma bu sağlık emeğini veren, sağlık konusunda çaba harcayan ve Covid sürecinde yaşatmak için yaşamından olan insanlardır, hepsinin önünde hep saygıyla eğilmemiz lazım. Ve buradan, HDP Grubu olarak bugün o eylemi yapanların hepsine şükranlarımızı, saygılarımızı sunuyoruz, yaşamını yitirenleri de minnetle anıyoruz çünkü onlar gerçekten bizim bu toplum için büyük bir çaba harcadılar. (HDP sıralarından alkışlar) Ve bu Bakanlığa, Bakan dâhil, vekiller dâhil herkese defalarca “Meslek hastalığı olsun.” dedik, yok. Ne dediler? “Beyaz yürüyoruz.” dediler, “Beyaz nöbet tutuyoruz.” dediler, “Beyaz Forum.” dediler ve dediler ki: “Biz beyaz önlüğümüzün hakkını topluma sunarken bu emeğimizin karşılığını almak istiyoruz.” Beyaz sese hiçbir tepki gelmedi, bir olumlu yanıt gelmedi, tepki gelmedi demeyeyim de tepki geldi, tepki şuydu: “Teröre, teröre…” ya da “Görüşmüyoruz.” Ama bir beyaz arttı -partinin ismi AK PARTİ- beyaz kod arttı. Beyaz kod neydi? 2015’te “Bir sağlık çalışanı herhangi bir şiddetle karşı karşıya kaldığında beyaz kod çağrısı yapabilir.” denildi. Beyaz kod sürekli arttı ama beyaz sesle ilgili bir düzenleme yapmadınız. Çünkü neden? İktidar her konuştuğu yerde bu dönüşümde ilaç mı yok, katkı payı mı çok, ameliyat sırası mı çok, ultrason sırası mı var? Birçok şeyde iktidar “Ben her şeyi yapıyorum, para da veriyorum, doktorlar sorumlu, sağlık çalışanları sorumlu.” Bir hedef gösterdi. Hedef gösterdiğinizde ne oldu? Beyaz Kod arttı, saldırıya arttı. Sonra ne oldu? SABİM’e başvuruyor, diyor ki: “Ben gittim, doktor şöyle yaptı.” SABİM ne yapıyor biliyor musunuz değerli vekiller? SABİM doktoru arıyor. “Senle ilgili tehdit var, kendine dikkat et.” Ya, siz böyle mi koruyacaksınız bu ülkeyi? Siz böyle mi şiddeti önleyeceksiniz? Biz hedef olup da kendimizi korumayı çok iyi biliyoruz grup olarak. Siz böyle mi sağlık hizmeti vereceksiniz? Ve her seferinde şiddetle ilgili düzenleme diyeceksiniz, hâlâ şiddetle ilgili birçok sorun yaşanıyor. Hep sağlık emekçilerini mi sorunlu göstereceksiniz? Kullandığınız dil bir kere kutuplaştır, ayrıştırıyor, ötekileştiriyor, hedef hâline getiriyor. Böyle yaptığın zaman hiçbir zaman sağlıkta bir düzenleme sağlayamayız.

Peki neydi? Aralıkta dediler ki: Hekimler emekli oluyor, hiçbirinin emekliliğine performanstan, döner sermayeden aldığı para yansımıyor -ben de yıllarca hekimlik yaptım, hiçbiri yansımıyor- düzenleme oldu, bizler hepimiz destekledik yani diğer ekibin de dâhil olmasını… Ya, biz orada 17 bini 40 bine çıkarttık, 13 bini 33 bine çıkarttık; şimdi, 17 bini 26 bine düşürmüşüz. Ya, dolar düşse anlarım, yakıt düşse anlarım, altın düşse anlarım, yaşam koşulları düzelse anlarım. Hayat pahalı, şu anda hekimler, sağlık çalışanları, yoksulluğun altında yaşıyor; bir kısmı açlık sınırında yaşıyor.

Bir diğeri emeklilik… Ya arkadaşlar, sadece kamuda Emekli Sandığından emekli olanlara bir düzenleme var. Peki, BAĞ-KUR’dan emekli olan hekimlerle ilgili bir düzenleme var mı? Yok. Sigortadan emekli olanlara bir düzenleme var mı? Yok. Peki, siz o zaman nasıl adilsiniz, eşitsiniz? Öyle hekimler var ki kirasını ödeyemiyor, öyle hekimler var ki huzur evinde kaldığı için huzur evinin parasını veremiyor.

Bir diğeri, normalde emekliler “Türkiye’de bu koşullarda çalışamıyorum, geçinemiyorum, iş bulmam lazım.” diyor. İş başvurusuna gidiyor, diyor ki: “Sen muayenehane açarsan emekli maaşını kesmiyorum ama sen gidip başka yerde çalışırsan ben senin emekli maaşını kesiyorum.” Siz o zaman ne yapıyorsunuz? Özele kaçışı önlüyorum… Siz özele kaçışı önlemek değil, insanları köle gibi çalıştırmaya alışmışsınız. Neden? Çünkü sağlıkta dönüşüm; kurumlar işletme, hastalar müşteri, çalışanlar köle… Bu sistemi oturttuğunuz sürece sizin “dönüşüm” dediğiniz, “tercih” dediğiniz hep paraya çalışıyor ve hep sermayeye çalışıyor, yurttaşa çalışmıyor. Böyle yaptığınız sürece gerçekten de sağlık geriliyor.

Sağlık çalışanları ne diyor? “Yasa geldi; peki, niye geri çektiniz?” Plan ve Bütçe Komisyonunda sorduk Bakana. “İtirazlar çok yükseldi, ikna edemediğimiz kesimler vardı.” dedi. İlk aklıma gelen neydi biliyor musunuz? 12 Eylül’de tam gün yasası vardı. Kenan Evren “Doktorlar nasıl bir albaydan fazla alıyor?” diye… Mecburi hizmet çıktı, “Doktorlar köyden giderse onu direklere bağlayın, onu orada tutun.” diyorlardı. Neydi? Diktatör. Şimdi ne? “İkna edemiyoruz, itiraz yüksek.” İkna etmeniz gereken hekimlerdir, diş hekimleridir, veterinerlerdir, hemşirelerdir, sağlık memurlarıdır, ATT’lerdir, eczacılardır, akademisyenlerdir, geçici çalışanlardır, taşeronla çalışanlardır; ikna etmeniz gereken onlardır. İkna etmeniz gereken, bürokratlar değildir; ikna etmeniz gereken, itiraz edenler değildir. İtiraz edenler 15 Haziranda iş bırakanlardır. Onları dinlemek gerekir, demokratik kitle örgütlerini dinlemek gerekir, sivil toplum örgütlerini dinlemek gerekir; o zaman yasa gerçek amacına ulaşır. Bunu yapmadığınız sürece, siz nasıl ki nokta, virgülü değiştiremezseniz, sadece belli bir odak ve tercihler için yasa çıkarmış olursunuz. Hemşirelik, baş hemşirelik… Hemşirelikle ilgili bir tane düzenleme yapmıyorsunuz; okul açmasını biliyorsunuz, birçok düzenleme yapıyorsunuz ama hemşirelerle ilgili hiçbir düzenleme yok.

Bu yasa, performansı ve döner sermayeyi tekrar getiriyor, geliştiriyor. Bu yasa, temel ücretlerde bir düzenleme yapmıyor. Hekimler ve sağlık çalışanları temel ücretleri istiyor.

Bir diğeri, koruyucu sağlığı yok etmişsiniz. Aile sağlığı merkezlerinde aile hekimleriyle ilgili süreyi 2029’a kadar uzatacaksınız, öyle diyorsunuz. Aile hekimliğini niçin getirdiniz? Dediniz ki: “Basamak hizmeti olsun.” Şu anda Türkiye'de 1’nci basamak, 2’nci basamak, 3’üncü basamak diye bir şey yok, sevk sistemi yok; isteyen elini kolunu sallayarak üniversite hastanesine de gidebilir, sağlık ocağına değil, aile sağlığı merkezine gidebilir. Sonra da aile sağlığı merkezlerine mobbing uygulayın, ceza uygulayın, ses yükseltildiğinde süreçlerini, sözleşmelerini kesin. Sorun, sözleşmeli sayısını artırmak değil, kadrolu sayısını artırmaktır. Sorun, aile sağlığı merkezlerinde süreyi 2029’a uzatmak değil. Kirasını ödeyemeyen, beraber çalıştığı arkadaşlarının maaşını ödeyemeyen, elektrik faturasını ödeyemeyen, gelen faturasında “ticarethane” yazan kurumun kapısına “Türkiye Cumhuriyeti ASM” yazmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – O zaman yazın: “Burası paralı, yarı özel bir merkeze dönüşmüş, çalışanlar da bize mecburdur.” Bunu yaptığınız sürece olmaz.

Emeklileri söyledim. Bir diğeri arkadaşlar -arkadaşlarımız söyleyecek- ya 5’inci maddede 83 milyonla ilgili bir para var, 190 küsurdur. Siliyorsunuz, sildiğiniz paranın gerekçesi “Hiçbir sosyal güvencesi olmayan, parasını yatırmayanların üniversite ve kamudaki borçlarını sileceğiz.” diyorsunuz. Hangi borcu? 5 milyar altındakilerin. 5 milyar üstündekilerini silmiyorsunuz. Ya, elektrik şirketlerine 3 milyar hibeyi biliyorsunuz, havaalanlarına biliyorsunuz, vergi muafiyetlerini biliyorsunuz, sermayeye her türlü kolaylığı sağlıyorsunuz; bu yurttaşlar kim, parasını ödeyemediği hâlde Bakanlıkta tedavi görenler kim? Bunu da söylemiyorsunuz ve parayı da silmek yok, tahsil edeceğim. Niçin? 5 milyarın altında olanları siliyorum çünkü hukuksal masrafı var. Ya, sen yurttaşı koruyacaksın, hukuksal masraf değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, çok teşekkürler.

Yani çok konuşacaklar, arkadaşlarımız söyleyecek, mahsuplaşmayla ilgili konuya da değinecekler. “Mahsuplaşma” diyorsunuz, bir taraftan “hekim ve diş hekimi” diyorsunuz, hak edenlerin olması gereken, alması gereken parayı çıkarıp döner sermayeye dönüştürüyorsunuz, hak ihlali yapıyorsunuz, zaten yasa bunu geri çevirecek.

Bir diğeri Adli Tıp. Ya, arkadaşlar, biz bu kürsüde Adli Tıpla ilgili defalarca konuştuk, Adli Tıpta özerklik olmadığı sürece para da olsa pul da olsa siz bunu çözemezsiniz. Aysel Tuğluk'un olayının raporlarını defalarca açıkladık, hasta mahkûmlarla ilgili birçok konuyu defalarca açıkladık; hekimler yerelde raporu veriyor, adli tıp diyor: “Gerek yok.” Siz bu kuruma parayla özerk yapamazsınız. Özerk yapmadığınız sürece bir gelişme olmaz. Bugün son olarak şunu söyleyeyim: Tekrar biz sağlık çalışanlarıyla, hekimlerle, diş hekimleriyle her kesimle beraberiz çünkü daha sağlıklı günlere inanıyoruz. Sağlıktan ve özgürlükten tasarruf olamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine grubum adına konuşacağım.

Değerli arkadaşlar, bu teklif.. Önce, defalarca söylenmiş bir şeyi tekrar edeyim, fayda var: Kanun yapma tekniği yani kaliteli kanun yapma tekniğinden uzağız; bu, Cumhurbaşkanlığı sistemiyle beraber geldi ve devam ediyor.

Bakın, bu kanunla ilgili her 2 Komisyonda hem teklif sahibine hem Bakanlıktan gelen arkadaşlara defalarca sorular yöneltildi ama bir cevap bile alamıyoruz. Bırakın, o arkadaşlarla, ilgili bazı konularda anlaşıp birtakım değişiklikler yapmak… Olmaz böyle bir şey; eğer Hükûmet getiriyorsa, tasarı getirmesi gerekir; bakan orada oturacak, siyasetçilerle bu konuyu tartışacak. Arkadaşlar, yani bu böyle olur ama maalesef burada ısrar ediliyor. Ama merak etmeyin, bir sene kaldı, bu işler değişecek, inşallah yoluna girecek.

Şimdi, sağlıkla ilgili… Benden evvel konuşan arkadaşlar da ifade ettiler, kaç gündür de bu konuyu konuşuyoruz; sorunlar yumağı, her gün, her alanda, her yerde ve sağlığın bütün bileşenleri; hastasından hasta sahibine, işte sağlık çalışanlarından yöneticisine, her taraftan şikâyetler geliyor ama bir türlü bir sonuç alınamıyor. Aslında aklın yolu bir; eğer niyetler gerçekten güzelse, tercihler doğrultusunda sağlık alanında çok güzel düzenlemeler yapılabilir ve işler yoluna konulabilir ama maalesef bugüne kadar bu işler yapılmadı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu konuştuğumuz teklif büyük ölçüde sağlık personelinin özlük haklarıyla ilgili. Özlük haklarıyla ilgili, aslında, Sağlık Bakanlığının aralık ayında getirmiş olduğu ve sağlık personeline belki de bugüne göre 3 kat -maddi olarak söylüyorum- daha fazla veren bir teklif vardı; onu geri çekti. Bir şey daha yapıyor -niye böyle yapıyor anlamıyorum- bu Hükûmet. Bu konuyla ilgili uzmanlık kuruluşları var, meslek odaları var, dernekler var, vakıflar var, üniversiteler var. Niye bu insanları çağırıp “Nedir kardeşim? Ne isteniyor? Nasıl bu iş optimum şekilde yapılabilir? Nasıl en doğrusu birlikte yapılabilir?” Bunu yapar arkadaşlar; ama öyle değil. Ne yapılıyor bizde? Sadece sağlık çalışanlarıyla değil, bütün çalışanlarla ilgili Türkiye'de personel rejimi işin içinden çıkılmaz bir hâle getirilmiş. Bakın, bu kanun ne verdi diye öğrenmek için konuşmadığım insan bırakmadı, kimse doğru dürüst bir şey bilemiyor. Ebeye bunu verdi, sağlık teknisyenine bunu, ameliyat teknisyenine bunu; kimse bilmiyor, hesaplayamıyor. Niye? Çünkü 10 tane kalem var, ne anlama geldiği belli değil, katsayılar geliyor filan. Nedir bu? Bu, bilgi asimetrisi değerli arkadaşlar yani insanların bizi ilgilendiren bilgilerini biz anlamıyoruz. Zaten bizimle konuşmuyorsunuz. Sağlık çalışanlarının kuruluşları, odaları, dernekleri, vakıfları size düşman, o şekilde bakıyorsunuz, böyle olmaz.

Değerli arkadaşlarım, bu teklifle ilgili bazı düzeltmeler yapın diye arkadaşlarla konuştuğumuzda hemen bütçeden söz edildi, “Kaynak yok.” dendi. Bakın, “Kaynak yok.” dendi ama size bir şey söyleyeyim: Sağlık Bakanlığı bütçesinden -resmen ayrılmış olan rakam- 21 milyar TL civarında şehir hastanelerine ödeme yapılacak ama bu, aralık ayı bütçesiydi. Bu rakamın 50-60 milyar TL olacağı çok kesin, daha fazla da olabilir. Sadece KKM yani kurla yapılan senetlerle, dövize, kura endeksli senetlerle ilgili Hazineden ödeyeceğimiz para miktarı yılda 150 milyar 200 milyar TL civarında olacağı tahmin ediliyor değerli arkadaşlarım. Para var, para yok diye bir şey yok, tercih meselesi. Kime vereceksiniz bu paralardan? Önemli olan budur.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bu kanunla getirilenleri çok kısa özetledikten sonra ben sağlıkta dönüşüm yani bu işin, sağlıkla ilgili temel problemin ne olduğuyla ilgili vaktimi daha çok kullanmak istiyorum. Yani bu kanunda aile hekimleriyle ilgili bir şey… Aile hekimleri yani… Hızlandırılmış uzmanlık eğitimi var, biliyorsunuz böyle bir hak tanındı. İşte bu süre 2029’a kadar uzatılıyor. İşte, aile hekimleri, hekimler tarafından olumlu karşılanan bir madde. Tartışılabilir, aile hekimliği uzmanlığı alanlara yer bulunamıyor, onların tayini yapılamıyor, değişik yerlerde pratisyen hekim olarak çalışmaya devam ediyorlar, bu da konuşulabilir. Hekim uzmanlık eğitimi bu şekilde olur mu? Bunlar konuşulabilir, onu geçiyorum.

Daha sonra ne getiriyor değerli arkadaşlarım? Daha sonra uzman hekimlere, hekimlere, diş hekimlerine emekliliğe yansıyacak şekilde bir zammı -zam diyelim buna- ek ödeme şeklinde veriyorlar. Niye ek ödeme şeklinde veriyorlar? Ya, bir devlet vatandaşına hile yapar mı arkadaşlar? Hile yapıyor. Yani şeye yansımasın; böyle bir şey olmaz ama böyle yapılıyor. Nedense yurttaşa bu şekilde bakıyor bu hükûmet, bu devlet; neyse bilemiyorum. Şimdi, bu düzenlemeyle uzman hekimlere gelen para,  emekliliğine yansıyacak para 2.100 lira arkadaşlar, pratisyenlere 1.600 lira, diş hekimlerine de 1.600 lira civarında. Peki, diğer sağlık çalışanlarına, eczacıya, hemşireye, yardımcı personele, veterinere; bunlara bir şey yok. Bu kanun teklifi her şeyden evvel, gerçekten çalışma barışını bozacak, hekimlerin arasına, sağlık çalışanları arasına nifak sokacak bir düzenleme.

Burada başka ne yapılıyor değerli arkadaşlarım? Yine, ek ödeme şeklinde bir düzenleme var ve hekimlere, uzman hekimlere, diş hekimlerine, pratisyenlere, hemşirelere ve sağlık teknisyenlerinin maaşlarına bir fazlalık geliyor. Bu ödeme de Sağlık Bakanlığı bütçesinden yapılacak. Ne kadar geliyor? Pratisyen hekime 1.500 lira, diş hekimine 1.500 lira, uzman hekime 1.700 lira, hemşireye ve diğer personele 360 lira, sağlık teknisyenlerine 270 lira arkadaşlar. Bu da doğru mu, yanlış mı tartışılabilir. Niye? Mahsuplaşma diye bir şey var burada. Nedir bu mahsuplaşma diye sordum, kimse doğru dürüst bir şey söylemedi. Burada, Sağlık Bakan Yardımcısı, işte Komisyonda iktidar partisinin Komisyon üyesi arkadaşlar, hiç kimse bir şey söylemedi; teklif sahibi filan bir şey söylemedi. Nedir mahsuplaşma? Bu mahsuplaşma… Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, bu ek ödemeler Bakanlık bütçesinden verilecek, döner sermayeden değil, döner sermayeden verilenle beraber bir mahsuplaşma olacaksa bu paralar da bu komik paralar da olmayabilir. Bu böyle mi, değil mi? Kimse açıklama yapmıyor. Lütfen, bu konuda bir açıklama yapsınlar, bunu soru olarak sormuş olalım. Bu mahsuplaşma ne anlama geliyor, maalesef, bunları bilmiyoruz değerli arkadaşlarım.

Şimdi, Sağlık Bakanımız bu kanun gelirken şöyle bir açıklama yaptı, dedi ki: “Sağlık çalışanlarının mali ve özlük haklarında önemli iyileştirmelerle sonuçlanacak ilk büyük adım.” “Büyük adım” dediğiniz budur, başka da bir şey yok, başka birtakım teknik düzenlemeler filan var ama onlar çok önemli şeyler değildi değerli arkadaşlarım.

Bakın, eczacılar, bu sağlığın bir parçası ya, eczacı olmadan sağlık olur mu? Veterinerler de en zor şartlarda, en riskli yerlerde çalışıyorlar, sağlığın en riskli yerlerinde. Niye görmüyorsunuz? Ne kadar olacak?

Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemeyle sağlıkçılara verilecek yıllık ek para 12 milyar TL’dir, 12 milyar TL. Biraz evvel söyledim, şehir hastanelerine bütçede 21 küsur milyar yazıyor ama 60 milyar TL -öyle hesaplanıyor- civarında para verilecek yani verilecek şeyi yani verileceğin ne anlama geldiğini… Bu da verilecek mi verilmeyecek mi? Bu konu da çok kesin değil. Bakan, koca Bakan bugün aynen ambülans şoförü işinde yaptığı gibi koca Bakan çıkıyor, böyle bir sosyal medyada paylaşım yapıyor değerli arkadaşlarım. Bugün ne yaptı? Ambülans şoförünü yanına çağırdı, dedi ki: “Hastayı iki buçuk saat… -paylaşımda öyle yazıyor- Sohbet ettik. Ambülans şoförünü çağırdım, sohbet ettik.” Ama bir de algı operasyonu yapıyor koca Bakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı algı operasyonu yapıyor, diyor ki: “Hastayı bıraktıktan iki buçuk saat sonra Sağlık Bakanlığına gelmesinden başlayarak ne olduğu konusunda sohbet ettik.” Bakana bakın, Sayın Bakanın yaptığı şeye bakın.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin finans ihtiyacı falan -yani bu bütçe şeyleri diyoruz ama- bu bir tercih meselesidir. Evet, bütçe gitmiş vaziyettedir, Türkiye’nin ekonomisi çok zor bir noktaya gelmiştir. Borçlar artık ödenemeyecek noktaya gelmiştir. Türkiye’nin CDS dediğimiz yani kredi maliyetiyle ilgili puanı tarihinde görülmemiş noktaya, 900’lere gelmiştir arkadaşlar. Bu ne demek biliyor musunuz? Türkiye dışarıdan borçlandığı zaman yüzde 11-12 civarında faiz ödeyecek. Böyle bir şey yoktur, bu şekilde faiz alan 1-2 tane ülke var, onlar da batmış ülkeler. Maalesef üzülerek ifade ediyorum, Türkiye’yi getirmiş olduğunuz yer, böyle bir nokta maalesef üzülerek ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, sağlık müdürü eğer profesör, doçentse 60 bine kadar, uzmansa 41 bin, tabipse şu anda aldığı 29 bin, ilçe sağlık müdürü 30 bin. Bir de hekim olmayan başkanlar diye bir şey var, 22 bin lira para veriliyor. Kim bunlar biliyor musunuz? Böyle partideki ilçe yönetim kurulu üyesinin kardeşi, öbürünün şeyi falan -ne yaptıkları da belli değil- müdürlüklerde görevli insanlara, kıyak olarak bunlara veriliyor 20 küsur bin lira ama eş benzerleri öbür tarafta 6 bin lira alıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, şu anda hekimlerin aldığı para 7 bin lirayla 17 bin lira arasında değişiyor, temel maaşları. Değerli arkadaşlarım, bunun alt sınırı açlık sınırıdır, yukarı sınırı da yoksulluk sınırının altındadır. Böyle bir ülkede şey olmaz burada değerli arkadaşlarım, böyle bir ülkede sağlık hizmeti verilmez, tıp eğitimi yapılamaz, böyle bir ülkede doktor tutulamaz. Ya, bir doktor bu kadar, işte eğitimden gelmiş, bu kadar sıkıntılardan gelmiş. Asistanlık… Asistanı düşünün, nasıl bir hayat yaşıyor. Böyle insanlara bu şekilde davranılır mı değerli arkadaşlarım? Yapılan hakaretleri bir tarafa bırakıyorum, Sayın Cumhurbaşkanının çıkıp hekimlerle ilgili söylediklerini bir tarafa bırakıyorum. “Gitsinler ben pratisyenlerle idare ederim.” dedi.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Pratisyenler de gitmek istiyor zaten.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Yani bunları bir tarafa bırakıyorum ama maaş olarak yapılanlar kabul edilebilir şeyler değil.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; bu problemin temelinde sizin dünyaya, hayata bakışınız ve bu bakışın ortaya çıkarmış olduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı yatıyor. Değerli arkadaşlarım, siz diyelim ki bir HES yani hidroelektrik santral, boru tipi. Bu HES nasıl bir şey biliyor musunuz değerli arkadaşlarım boru tipi olanlar? Yükseklikten istifade ediyor. 10 kilometre yukarıdan bir yerden su boruların içine alınıyor, yükseklikten faydalanarak 10 kilometre, 5 kilometre aşağıda su akıtılıyor ve o su akarken de elektrik türbinlere geliyor ve elektrik üretiyor. O arada, -“can suyu” falan diyorlar ama onlar hikâye- oralar kuruyor. Peki, sizin hiçbir şekilde aklınıza geliyor mu? Orada balıklar var, yengeçler var, karıncalar var, türlü türlü böcekler var, kurt, kuş… Sincap su içiyor; bu aklınıza gelmiyor. Sanıyorsunuz ki hani dindar falan insanlarsınız ya bu yeryüzü falan yani her şey bizim emrimizde. Biz varsak her şey var, diğerlerine hiçbir şey yok. Öyle değil değerli arkadaşlar. Hepsi sizin gibi ayetlerdir ve o kadar önemlidirler. Sağlığa da bu şekilde bakıyorsunuz değerli arkadaşlarım, kamucu yani merkezin, devletin… Ya, su satılabilir mi arkadaşlar? Su hayattır, su satılabilir mi? Su satılıyor, bu HES’lerde kullanım hakkı filan veriliyor. Sağlığın ticareti olabilir mi değerli arkadaşlar? Bir empati yapın, şiddetli bir ağrı, ölüm tehlikesi, işte şu kadar zaman içinde dikilmezse kolu gidecek filan… Bunlar parayla değerlendirilebilir mi değerli arkadaşlar? Sağlığın ticareti yapılabilir mi arkadaşlar? Ticarileşme, işte siz olaya böyle bakıyorsunuz: Bina, para, kâr. Nasıl bakıyorsunuz, bakın, size sağlıkta dönüşümle ilgili birkaç tane örnek vereyim değerli arkadaşlarım: Sağlıkta dönüşüm şöyle başladı: Ta, 90’lı yıllarda başladı, sizden önce başladı. Önce hastanelerdeki temizlik hizmetleri, bir süre sonra efendim, güvenlik hizmetleri, bir süre sonra yemek hizmetleri, bir süre sonra tetkikler, laboratuvarlar filan verildi ve siz ne buldunuz, ne keşfettiniz? “Ya, bu ne oluyor ya, küçük küçük firmalara filan birtakım paralar veriliyor.” Küçükler kim ki arkadaşlar? Onlar büyüklerin etrafında dolaşır, atılan şeylerden istifade ederler, taşeron olurlar. E, “Büyüklere vereceğiz.” “Şehir hastaneleri” dediğimiz şey de budur: Büyükler buradan çıkacak. Bu gözle baktınız, hâlâ da öyle bakıyorsunuz. Bu olsun diye değerli arkadaşlarım, şehir hastaneleri çalışsın diye buradaki para yatıran insanlar, büyükler -çete mete demiyorum kimseye- bunlar kazansın diye değerli arkadaşlarım, mesela Ankara’da 6 tane devlet hastanesini kapattınız. Değerli arkadaşlarım, bu hastaneler… Hani diyorsunuz ya: “Biz kapasiteyi artırdık işte, şu kadar. 17 bin kapasiteli şehir hastaneleri açıyoruz.” filan. 17 bin kapasiteli şehir hastanesini açarken de değerli arkadaşlarım, 12 bin kapasitesi bulunan hastaneleri kapattınız değerli arkadaşlar, hem de yüz yıllık hastaneleri kapattınız. Ne oldu? 6 bin yatak arttı, “şehir hastaneleri” dediğimiz şey 6 bin yatak getirdi değerli arkadaşlarım yani 6 bin yatak. Ne kadar paraya mal oldu? Kimse parayı biliyor mu? Yaklaşık şeyler söyleyebiliriz. Fikret Bey, söyle bakalım, kaç? 9 milyar dolar mı, 10 milyar dolar mı şehir hastanelerine para kullandı? Daha milletten alınacakları bilmiyoruz. Kaç sene para alınacak? Her şeye garanti verilmiş. Değerli arkadaşlarım, karpuz alıyorlar, karpuz 20 kuruşa -geçen senenin paraları diyelim- çöpünü atmak için kilo başına 1 lira para harcıyor. Alırken kazanıyor, çöpünü atarken kazanıyor. Tam bir şey kurulmuş yani. Bunu bile bile kurdunuz. Kimlerdir ortağı bilemiyorum. Bir siyasi heyet birileri için bu kadar büyük fedakârlıklar yapar mı bunu anlamakta çok zorluk çekiyorum değerli arkadaşlarım.

Şimdi, Sağlıkta Dönüşüm Projesi anlatılırken en temel şey ulaşılabilirlikti. Kaliteli yataklar, otel odaları filan bir tarafa, ulaşılabilirlik çok önemli. Değerli arkadaşlarım, şimdi ben size rakamlar vereyim, bu, dün ve bugün yaptığım çalışmalarda. Ortopediye Ankara'da onuncu gün ancak randevu alınabiliyor. Çocuk cerrahisi on beşinci gün. Kadın doğum hastalıkları on beş gün, nöroloji on beş gün; böyle gidiyor. Hele hele o üst branşlarda iki ayda, üç ayda ancak alınabiliyor.

Daha başka şeyleri de var arkadaşlarım, mesela, MR. Biyopsi için biyopsi… Biyopsi niye yapılır değerli arkadaşlarım? Kanser şüphesinde biyopsi yapılır. Üç aya, altı aya gün veriliyor. Altı aya gün veriliyor, altı aya. Biyopsi için size verilmiyor, bana da verilmiyor ama gariban altı ay sonraya alıyor kardeşim. Birinci evre olan kanser, ikinci, üçüncü evre olduktan sonra gün alıyor. Niye? Çünkü siz sağlık sektöründe, orada dönen paralara çalışıyorsunuz. Siz neoliberal politikaları yani her şeyi ticarileştiren, her şeyden para kazanma, siz buna inanıyorsunuz değerli arkadaşlar, diğerleri, hepsi boş şeyler. Temel inancınız bunun üzerine kurulmuştur. Böyle olduğu için de yapılan…

Anjiyo, üç ay sonra anjiyo… Anjiyo yapacağız niye derler? Yani çok ciddi yapılan muayenelerde, tetkiklerde, çok ciddi enfarktüs riski var, ölüm riski var, anjiyo öneriliyor “Üç ay sonra gel.” deniliyor değerli arkadaşlarım ya. Bunlar burada oluyor, hepsi burada oluyor. Ambulans şoförünün başına gelenlere bakın. Hastayı alıyor, Ankara'da dört saat hastane hastane dolaşıyor, ondan sonra geliyor, orada isyan ediyor adam. Sağlık Bakanı da diyor ki “Bıraktı hastaneye geldi, burada artistlik yaptı.”ya getiriyor. Ayıp ya! Bir Bakan, böyle algı operasyonu yapar mı ya? Hadi, sürekli olarak bir Bakanınız yapıyor, İçişleri Bakanı; tamam yeter ya, Sağlık Bakanı yapmasın, insanın sağlığıyla ilgili yapmasın ya kardeşim. Böyle bir şey olur mu? Ama maalesef bunlar yapıyor.

Şimdi, arkadaşlar, hastaneler ticaret haneye döndü. Hastane, ticarethane… Hastanın müşteri olduğu, hastanenin işletme olduğu böyle bir yerde, gerçekten sağlık hizmeti verilebilir mi? İnsanlar tedavi edilebilir mi değerli arkadaşlarım, size soruyorum, böyle bir şey olur mu?

Ankara Şehir Hastanesine hastasıyla gidiyor adam, anlatıyor bunu. Hastasıyla gidiyor “Acile giremezsin.” falan diyorlar. E, ne yapacağım? “Park edip geleceksin.” Dolaşıyor, bir buçuk saatte park edemiyor, bir buçuk saatte park edemiyor. Park yeri bulamıyor bir buçuk saatte. Dünya parayı verecek. Parkta soyuluyor, kantinde soyuluyor, her yerde soyuluyor ama yer bulamıyor.

Başka bir şey söyleyeyim: Ankara Şehir Hastanesinde çalışanlar ameliyathaneyi bulamıyorlar, servisi bulamıyorlar, orada dolanıp arıyor. Bana sordu, ben de bir yeri arıyorum, bana sordu. Niye böyle oldu? Diye araştırdım, baktım, altı ayda bir bunlar değişiyormuş. Niye değişiyor biliyor musunuz? Oradaki o işletmeyi yapanlar SGK’den almak… Altı aylık çalışanın SGK primini devlet karşılıyormuş, bunu  almak için onu çıkıyor, onu getiriyor. Adam hastaneyi öğrenene kadar -hastane ki koca bir hastane- süre gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Tıp eğitimi… Arkadaşlar, yani Türkiye’de övündüğümüz tıp eğitimi… Tıp eğitiminin, performansın bulunduğu bir yerde… Biraz evvel arkadaşlardan bir tanesi söyledi yani siz, işte, para getiren şeyde çalışan, para getirmeyen yerde çalışan diye ayrım yapıyorsunuz, katsayılarda falan. Ya, böyle bir yerde tıp eğitimi mümkün mü arkadaşlar, tıbbın gelişmesi mümkün mü? Araştırma yapan para getirmiyor? Çocuğa bu temel tıp bilgilerini verecek olan yer anatomi bilmem para getirmiyor? Ona para yok. Böyle bir şey olur mu ya, bu nasıl bir akıl arkadaşlar ya. Yani inadına mı yapıyorsunuz ya. Bu ülkedeki bütün değerleri, bütün kurumları yok etmek için gelmiş bir heyet misiniz arkadaşlar ya? Yapmayın, etmeyin, eylemeyin ya; böyle bir şey olmaz. (CHP sıralarından alkışlar) Sağlık üzerinde yapmayın hiç olmazsa.

Söylenecek çok şey var ama burada bitirelim değerli arkadaşlarım.

Kolay gelsin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır İsmail Bey.

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, ekranları başında bizleri izleyen başta doktor arkadaşlarım olmak üzere tüm sağlık çalışanlarını saygıyla, minnetle anıyor, hepinize selamlarımı iletiyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Hepsi bugün grevde İsmail Bey.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Doktorlar çalışmıyor İsmail Bey, acil hizmetler dışında hizmet sunmuyorlar, grevdeler.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Şahsım adına ve 52 milletvekili arkadaşımla birlikte hazırlamış olduğumuz Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili -yapmış olduğum kanunu- görüşlerimi burada sizlere ifade etmeye çalışacağım.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Yapmış olduğu kanunmuş!

“Yapmış olduğum kanun üzerine.” diyor.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Yapmış olduğum kanun.” diyor ya!

İSMAİL TAMER (Devamla) –  Ülkemizde herkesin sağlık hakkının en etkili şekilde kullanabilmesi ve “sosyal devlet” ilkesinin gerçekleşmesi gayesiyle bir kanun teklifi düzenledik. Aslında, bu kanun düzenlenmesini, hiç şüphesiz, şimdiye kadar çalışan ve aynı zamanda gece gündüz demeden, çocuklarını dahi görmeden çalışan o doktor arkadaşlarımızın haklarını teslim etmek için hazırladık.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – İşte, o zaman onların hakkı vereceksiniz, onların hakkını vereceksiniz!

HABİP EKSİK (Iğdır) – 1 milyon sağlık emekçisinin olmadığını teyit ettiniz yani.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Haklarını verin doktorların, doktorların haklarını verin.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – “Hakkınız ödenmez.” dediniz hakkını ödemediniz, haklarını ödemediniz.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bir doktorun gece sabahlara kadar ameliyat yapıp arkasından…

HABİP EKSİK (Iğdır) – 1 milyon sağlık emekçisinin olmadığını, teklifle ilgili  çok bir değişiklik olmadığını ifade ettiniz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Doktorların hakkını verin.

ÇETİN ARIK (Kayseri) –  “Doktorların hakkı ödenmez.” dediniz hakkını ödemediniz.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Arkadaşlar, ben sizi dinledim. Bakın, ben sizi gayet sakin bir şekilde dinledim ve sizi dinlemeye davet ediyorum.

HABİP EKSİK (Iğdır) – 1 milyon kişiyi kapsamadığını söylediniz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Doktorların hakkını verin.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – “Doktorların hakkı ödenmez.” dediniz hakkını ödemediniz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Pandeminin gerçek kahramanları.” dediniz, unuttunuz doktorları.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Başkanım, susturun artık.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Tamer.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ben Genel Kurula hitap ediyorum, aynı zamanda da tüm doktor arkadaşlarım ve sağlık çalışanlarına hitap ediyorum. Ben onların haklarının parayla ölçülemeyecek kadar çok değerli olduğunu da burada tüm Türkiye’ye, hepinize, Genel Kurula da ifade etmek istiyorum.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Haklarını verin o zaman, haklarını ödemediniz, ödeyin o zaman.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifiyle getirmek istediğimiz, aksaklıklarını gördüğümüz durumlarla ilgili bazı değişiklikler yaptık. Özellikle, yapmış olduğumuz bu değişikliklerle, zaten Anayasa’nın 56’ncı maddesi de sağlık hakkının herkese eşit şekilde verilmesini söyler. Biz de bu anlamda sağlıkta dönüşümü yaptığımız dönemden itibaren… Sağlıkta dönüşümü ben hatırlatacak olursam “hafızayıbeşer nisyan ile malüldür” deniliyor; unutuyorsunuz, unutuyorsunuz, bazen de inkâr ediyorsunuz. Siz doktor olan arkadaşlarımız, eskiden çalışanlar çok iyi bilirler ki hastanelerde rehin olunduğunu, çeşitli kurumlarda çeşitli hastaneler olduğunu, hele SSK hastanelerinde sabahlara kadar nöbet tutulup, sıraya girilip 3 kişinin gidip 1 kişinin…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Elli sene önceki hikâyeleri anlatma.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Sayın Bekaroğlu, sen daha iyi bilirsin, sen eski bir doktorsun, sen daha çok iyi biliyorsun.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – “Böyle olmasa böyle olurdu”

İSMAİL TAMER (Devamla) – Lütfen, ben seni dinledim, sen de beni dinlemek zorundasın.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Milattan önceye gidin…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Dinle lütfen.

Onları unuttunuz, rehin kalanları unuttunuz, sabahlara kadar eczane kuyruklarında bekleyenleri unuttunuz. Ben sadece bunları hatırlatmak istiyorum. Biz sağlıkta dönüşümde bunları gerçekleştirdik.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sizden önce hastane yoktu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Van’a üniversiteyi siz yaptınız!

 İSMAİL TAMER (Devamla) – Genel sağlık sigortasını çıkartmak kolay bir şey değildi, onları yaptık ve artık, insanlar, insan gibi hastanelerde… Koğuş sistemlerini bitirip işte “gururumuz” dediğimiz şehir hastanelerini hizmete soktuk, yine aynı şekilde de devam edeceğiz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Yüreğir’e bir gidin, kaç güne randevu alınıyor bir görün şehir hastanelerinde kuyruğu; gidin bir görün. Randevu, randevu…

İSMAİL TAMER (Devamla) - Değerli kardeşlerim, bu kanun teklifiyle neleri getiriyoruz? Bir kere, sağlıkta dönüşümle aile hekimliği sistemini çıkarmıştık. Başlangıçta çıkardığımız sistemle bunlar… 1 hekime aşağı yukarı 4 bin civarında hasta düşüyordu; bugün bakıyoruz, 3.400 civarında hastaya bakıyor, bir aile hekimi 3 bin kişiye…

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Maşallah!

İSMAİL TAMER (Devamla) - Ama amaç ne? Artık 2.700 kişiye, Avrupa standartlarına gelebilmek adına da biz bu iyileştirmeleri yapma yönünde devam ediyoruz. Türkiye’de yaklaşık 27 bin tane aile hekimi var. Bunlardan 3 bin civarında uzman hekim, diğerleri de tabip olarak devam ediyorlar, aile hekimi olarak devam ediyorlar. İşte biz, bu aile hekimliği sistemini daha iyi hizmet verebilme adına uzman olabilmeleri adına çalışan aile hekimlerine 2020 yılına kadar uzman olma imkânı vermiştik.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Haftada iki saat kursla uzman hekim mi yetiştirilir?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bu kanunu biz uzatıyoruz, 2029 yılının sonuna kadar bu kanun teklifinde bunu uzatıyoruz. 1’inci madde olarak getirdiğimiz kanun teklifi bu, bundan ibaret, daha iyi bir aile hekimini yapabilmek adına.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Haftada iki saat tabip kursla uzman hekim mi yetişir?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bir diğer 2’nci maddemiz de getirdiğimiz konu emeklilerle ilgili. Biz emeklilerimizle ilgili, onların 17 bin katsayısı, özellikle uzmanlarda 26 bine ve yine pratisyenlerde, tabiplerde 13 bin katsayılı göstergeyi de 20 bine yükselterek onlara iyileştirmeler sağladık.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Diğer sağlık emekçileri niye yok?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bunun için bir uzman tabip, emekli tabip bundan önce 10.864 lira maaş alıyordu, bugün getirdiğimiz bu iyileştirmeyle 2.119 lira artışla 12.983 lira bir artışla bunu sağlıyor. Pratisyen hekimlerimiz, tabiplerimiz 11.570 rakamına yükseliyor, 9.922’den. Diğerleri de yine uzmanlar, dul ve yetimlerle ilgili 9.800’e yükseliyor.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Aldıkları maaşın tümü niçin pirime esas olmuyor?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Dul yetimlerin, yine tabiplerle ilgili de 8.009’dan 9’a yükseliyor, bu şekilde bir iyileştirmenin getirdiğini ifade etmek istiyorum.

Tabii, burada en önemli madde, madde 3’te getiriyoruz. Buradaki madde 3’te getirdiğimiz oran, işte, uzmanlarımızın, tabiplerimizin, doktorlarımızın ve tüm hastane çalışanlarımızın -hani, “Yok.” diyordunuz ya, o hastane çalışanlarının- hepsine bir iyileştirme getiriyoruz. Bu nedir? Onlar…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Temizlik personeli var mı, bilgi işlemci var mı, güvenlikçi var mı?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bakın, hastane, sağlık çalışanlarının hepsine…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Yok. Teknik personel var mı? Yok, yok.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Döner sermaye alan hepsinde var, bu oran var.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Yok.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Taşeron işçilere var mı, taşeron işçilere?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Onun için, bakın, ben size örnek vereyim…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Taşeron işçilere kadro var mı? Hastanelerde çalışan taşeron işçilere ne var bu yasada?

HABİP EKSİK (Iğdır) – Yok, yok; onlar yok İsmail Bey, yok.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Eğitim görevlisi, profesörler, doçentlere 800 oranını 950’ye yükseltiyoruz.

HABİP EKSİK (Iğdır) – İkincisi: Sağ cepten alıp sol cebe koyuyorsunuz, onların parasını sağ cepten alıp sol cebe koyuyorsunuz.

 

İSMAİL TAMER (Devamla) – Yine en önemli hadise, buradaki…

Bakın, bir doktorun maaş alış şekli şudur: Maaşı artı sabit ücret artı döner sermaye….

HABİP EKSİK (Iğdır) – Bilgi işlemci niçin yok, temizlikçi niçin yok, güvenlik personeli niçin yok, teknik personel niçin yok? Niçin sağlık tanımında yok?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bundan önceki dönemde sabit ücret döner sermayeden karşılanıyordu, şimdi getirdiğimiz sistemle bu sabit ücreti genel bütçeye aktarıyoruz ve döner sermayedeki olacak olan o rakam duruyor. Birisi mahsuplaşmayla ilgili bir şey söyledi, burada mahsuplaşma var -bakın, altını çiziyorum-  “Yok.” dediniz, var.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sağ cebinden alıp sol cebine koyuyorsunuz personelin.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Öyle çarpıtmaya falan gerek yok.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Nedir mahsuplaşma?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Biz burada tavanı yükseltiyoruz…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Genel bütçeden sağlayın, genel bütçeden sağlayın.

İSMAİL TAMER (Devamla) – …aynı şekilde de Maliye Bakanlığından alacağımız ek bütçeyle de sistemi daha da kuvvetlendiriyoruz ve uzmanlarımızın…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Mahsuplaşma nedir?

İSMAİL TAMER (Devamla) – …tabiplerimizin eline yeteri şekilde, onları memnun edecek bir şekilde maaşlarını artırmış oluyoruz; en önemli hadiselerden biri bu.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Tamam da onun döner sermayesini alıp merkeze aktarıyorsunuz, sonra da sağ cebinden alıp sol cebine koyuyorsunuz. Böyle şey mi olur?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Yine, burada, Danıştayın almış olduğu, bunları izleyecek komisyonlarla ilgili kararı burada gerçekleştirmiş olacağız.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bu kanunu yeniden düzenleriz, böyle çıkarsa yeniden düzenlenir bu kanun.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Değerli arkadaşlar -zamanım kalmıyor ama Başkanım, sizden ek süre isteyeceğim çünkü açıklamam lazım- bu arada, üniversitede olan, asistanlar, Sağlık Bakanlığındaki asistanların da aynı şekilde yararlanmalarını sağlıyoruz.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Hemşirelere niçin değişiklik yok?

İSMAİL TAMER (Devamla) – 5’inci maddede; evet, borçları olan, hastaneye borcu olan, sağlık sisteminden yararlanamayıp borçları olanların… Önceki rakam, benim teklif ettiğim rakam 5 bin TL'ydi; altı silinsin demiştim, terkin edilsin demiştim ama Komisyonda, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu seviyeyi 10 bine çıkarttık, 10 bin TL'nin altında olanların borçları siliniyor, onun üzerindeki de…

HABİP EKSİK (Iğdır) – 10 binden fazla borcu olan 1.600 kişi sağlık hizmeti almasın mı?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Habip Bey, dinle bak.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Dinliyorum.

İSMAİL TAMER (Devamla) – 10’un üzerindeki, 10 binin üzerinde olan borçların da yarısı bir yıl içinde ödendiği zaman diğer yarısı silinmiş olacak. Böyle bir iyilik getiriyoruz, terkin ediliyor.

HABİP EKSİK (Iğdır) – İyilik! Eşitsizliği iyilik olarak gösteriyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Aynı şekilde Sağlık Bakanlığına yaptığımız iyileştirmeler üniversite hastanelerine yapılıyor, Adli Tıp Kurumuna yapılıyor.

Biliyorsunuz, diş hekimleri ve eczacıların Sağlık Bakanlığına başlamaları bir kurayla oluyor. Bu kurada iyileştirmeler getiriyoruz.

Bir başka şey; mecburi hizmetten sonra eğer orada kalmak istemeyen özellikle doğudaki ilçelerimiz için… Burada kalmak isteyen uzmanlara da sözleşmeli bir sistem getiriyoruz ki onların da orada kalmalarını sağlamak için.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kalmanın yolu barış, demokrasi ve adaletten geçer. Sosyal dengeyi bozarsak…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Yine, sözleşmeli personeli 22 binden 27 bine çıkarıyoruz ki bunlara daha rahat bir şekilde fırsat verelim diye. Aile hekimlerine eğitim verecek olan hocalarımızı da bu sistemden yararlandırmaya çalışıyoruz.

Sağlık Bakanlığının merkezî bütçe… Sağlık Bakanlığında merkezde çalışanların bütçesini de yine genel bütçeye aktarıyoruz. Böyle bir iyileştirmeyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değerli basın, tüm Türkiye'de bizi izleyen sağlık çalışanları; sizlerin emekleri parayla ölçülmez, biz bunu parayla ölçemeyeceğimizi biliyoruz, size ne versek azdır diyoruz. Hayırlı uğurlu olsun, güle güle harcayın, güle güle kullanın diyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır. Şimdi şahıslar adına söz taleplerini karşılayacağız.

Şahıslar adına ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Gamze Akkuş İlgezdi’ye aittir.

Buyurun Sayın İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık çalışanlarının özlük haklarının düzenlenmesine ilişkin söz aldım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

(Uğultular)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Sesi kesebilir miyiz, konuştuğumu ben bile anlamıyorum.

Sayın Başkan, süreyi keselim lütfen, ben anlamıyorum oradaki konuşmayı.

BAŞKAN – Peki.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Sayın Bakan, İsmail Bey; lütfen oturalım.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Konuştuğumu anlayamıyorum.

BAŞKAN – Kürsüdeki konuşmacının insicamı bozuluyor, lütfen daha dikkatli davranalım.

Bir saniye Gamze Hanım, süreyi baştan başlatacağım.

Evet arkadaşlar, sayın milletvekilleri, Sayın Bakan; oturursanız konuşmacının süresini yeniden başlatacağım yoksa bekleteceğim.

Peki, teşekkür ediyorum.

Baştan alalım süreyi.

Buyurun.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Bugün görüşeceğimiz kanun teklifini apar topar getirmeniz aslında bizi umutlandırmıştı ancak tabloyu gördüğümüzde çok da umutlanacak bir sonuç olmadığını gördük.

Bugün, malzeme olmadığı için ameliyathanelerin kapatıldığı, hasta ile hekimin karşı karşıya geldiği, hekime, sağlık çalışanına sadakanın layık görüldüğü, iş barışının bozulduğu, hastaların randevu alamadığı, alabilenin ise en erken on beş güne randevu alabildiği bir sistemi konuşuyoruz. Dolayısıyla bu kadar devasa bir sorunun içerisinde ufacık bir iyileştirme olsa da kıymetli ancak burada sağlık sistemini topyekûn ele almak, kurgulamak, halkın yararına bir sisteme evirmek gerekliğinin de altını çizmek istiyorum.

Sağlık sisteminden bugün ne hasta memnun ne hekim memnun. Çöken Sağlıkta Dönüşüm Sistemi’niz hastaların doktora hasret kalmasına vesile oldu. Evet, “Kuyrukları bitirdik.” masalını anlatıyorsunuz, övünüyorsunuz, bu konuda haklısınız; sistem üzerinden randevu vererek hastaları haftalarca, hatta aylarca evlerinde bekletiyorsunuz.

Şimdi, siz gerçekleri dinleyin: Hastalar randevu alamıyor, üşenmedim, iki ay önce oturdum, kendim randevu sisteminden İstanbul’da her yeri aradım randevu almak adına, bir tek Şile’de bir randevu bulabildim, o da on beş gün sonrayaydı ve sonra oturdum düşündüm, 142 kilometre yol gidecek Silivri’deki bir vatandaş Şile’de muayene olabilmek için. Aslında, bu, çok net gelinen durumun tablosunu gösteriyor. Burada gideceği doktoru görmek için 142 kilometre ama doktorun hastaya ayırabileceği süre sadece beş dakika yani gerçekten sadece görmekten ibaret; böyle bir sistem olmaz değerli arkadaşlar.

Değerli vekiller, hekimler ve sağlık çalışanları sizden sadaka istemiyor, hakları olanları istiyor. Biz iktidarın niyetini iyi biliyoruz, kaşıkla verip kepçeyle almak da usta olduğunu da biliyoruz. Bu yasayla yaptığınız uyduruk iyileştirmeler daha sağlıkçıların cebine girmeden almanın bir yolunu bulacağınızı da bize fısıldıyor.

Ayrıca, geçim imkânı kadar mesleğin itibarı da çok önemli. Yirmi yılda mesleğin itibarını ayaklar altına aldınız ve düzenlemek için de hiçbir çaba sarf etmediniz. Sizin için çark dönsün de ne olursa olsun. Soruyorum: Hekim ve sağlıkçıları düşman gösterirken üfürükçülerden mi medet umuyorsunuz, gerçekten bunu merak ediyorum. Bakın, bugün sizin kurduğunuz Bilkent Şehir Hastanesinde acil dışında beyin cerrahi ameliyatı yapılmıyor. Neden mi? Hastanede malzeme eksik ki zira birçok hastanede aynı durum yaşanıyor ve bunun neresine “sağlıkta devrim” dediğinizi merak ediyoruz çünkü insanlar şifaya erişemiyor. Bunun adı olsa olsa “sağlıkta çöküş”tür.

Gelelim yasa teklifine… “Özlük haklarında düzenleme yapacağız.” diyerek aylardır oyaladığınız düzenlemenin Komisyon görüşmeleri bitti şimdi tiyatro Mecliste Genel Kurulda devam ediyor. Evet, âdeta bir tiyatro oynanıyor bugün. Senaryo kötü, oyuncular duyarsız ve gelen sonuç da bu elbet çünkü bu düzenlemede sağlık çalışanlarımızın yüzünü güldürecek, çalışma koşullarını iyileştirecek, sağlıkta şiddeti bitirecek, tıkanan sağlık sisteminin önünü açacak, hekimlerimizin yurt dışına gitmesini engelleyecek tek bir düzenleme yok. “Getirdiğiniz yasa teklifi yetersiz, eksik.” dedik, “Geniş ve kapsamlı değil.” dedik ancak itirazlarımıza rağmen komisyonlardan geçirdiniz ve buraya getirdiniz. Bu yasa teklifi, yedi ay önce getirdiğiniz tekliften çok daha kötü ve daha dar, daha kapsamsız. Yedi ay önce, vereceğiniz ne varsa aslında bu getirdiğiniz yeni düzenlemeyle neredeyse hepsini geri almışsınız. Yeri gelip canınızı emanet ettiğiniz, ocağına düştüğünüz insanların aslında aklıyla alay ediyorsunuz bugün. Bu utanılacak düzenlemeyi “teklif” diye önümüze getirenlere sesleniyorum buradan: Sizin de canınız onlara emanet, sadece bizlerinki değil. Bu insanlara reva gördüğünüz yasa teklifi bu mu? Kamusal sağlık politikalarını bir kenara bırakıp piyasalaşmış sağlık sisteminde ısrar ettiğiniz sürece, hekimlerimizin maaşlarını yoksulluk sınırının üstüne çıkarmadığınız ve şiddetten arındırılmış, insani çalışma koşulları yaratmadığınız sürece, ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen yaratmadığınız sürece bu ülkenin kıymetli değerleri, hekimleri, sağlık emekçileri başka ülkelere insanca yaşam arayışıyla ilgili gitmeye devam edecekler ve yirmi yıldır olduğu gibi olan yine vatandaşa olacak sonuçta.

Teklifin çarşamba ve cuma günkü Sağlık ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına katıldım. Öncelikle Sağlık Komisyonunda sorunlarımızın asıl muhatabını bulamadık değerli arkadaşlar çünkü SGK temsilcisi yoktu, göremedik, oysa bu mevzunun en temel bizle muhatap olacağı kesim SGK temsilcileri olmalıydı. Şu bir gerçek ki Sağlıkta Dönüşüm Programı iflas etmiş bugün ülkemizde, sağlık hizmetlerinde büyük bir çöküş ve tıkanma yaratılmış. Evet, bugün getirdiğiniz teklif aralık ayında sunduğunuz tekliften çok daha geride. Neden mi? Biraz önce sayın vekil burada kendi de aktardı ama tablo öyle değil. Bu düzenlemede pratisyen hekim emekli aylığındaki artış 3.050 lira iken aralık ayında bugün 1.600 liraya, uzman hekim emekli aylığındaki artışın 3.400 liradan 2.100 liraya düştüğünü görüyoruz. Ayrıca, yine, aralık ayında pratisyen hekimlerin ek ödemesi yeni düzenlemede 9 bin liradan 5 bine gerilemiş durumda. Biz buradan şunu anlıyoruz ki aralıktaki teklifin sağlık çalışanlarına fazla olduğunu düşündünüz yani “Sağlıkta çalışanlara bu fazla.” dediniz.

Yine bu teklifte mesai dışı çalışma teşvik ediliyor, emeklilerle ilgili düzenlemede de eşitlik söz konusu değil. Getirilen yasal düzenleme yalnızca hekim ve diş hekimlerini ve bu kesimin emeklilerini ifade ediliyor, onlara yönelik. Dolayısıyla, getirdiğiniz bu yasa eşitlik ilkesine aykırıdır, tüm sağlık çalışanlarını içermelidir çünkü sağlık bir ekip işidir. Diğer taraftan, emekli olduktan sonra özel sektörde çalışan hekimlerin ilave aylıklarının kesintisiyle ilgili herhangi bir değişiklik yapılmamıştır bu teklifte. Sağlık Bakanlığı temel ödemede artışı ısrarla bir türlü gündeme getirmemekte maalesef, iyileştirme için yalnız ek ödemeyi esas almakta; oysa sağlık çalışanlarının refah düzeyini artıracak olan yaklaşım, temel ücretlerin artırılması olmalıdır.

5’nci maddede ek ödeme inceleme heyetleri oluşturmuşsunuz ancak denetim yetkisi olan bu heyetlerin kimlerden oluştuğu belli değil, bu da bir soru işareti.

6’ncı maddede performansa dayalı ek ödeme ön plana çıkarılmış; bu da üniversite hocaları arasında gelir getiren ve getirmeyen olarak bir ayrıştırmaya vesile oluyor çünkü klinisyen olmayan hocalar adına kayda değer bir artış olmuyor bu tabloda. Bu durum da tıp fakültelerinde eğitimin daha geri gitmesi, daha kötü olmasına vesile olacaktır ve hizmet sunumunu da ön plana çıkaracaktır, bu da büyük bir risktir. Aslında bu tablo Sağlıkta Dönüşüm Programının iflas ettiğinin çok net göstergesidir. Kamu hastanelerinde döner sermaye bütçeleri borç batağına gömülmüş, sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.

Buradan Sağlık Bakanına seslenmek istiyorum ben: Neden hekimlerin temel maaşlarında artış yapmaktan çekiniyorsunuz? Hekimlerden daha kısa sürede kamuda görev yapmış, daha az riskler almış ve daha düşük bir eğitimden gelen Hükûmetinize bağlı bürokratlara yüksek maaşları belli kademelerde veriyorsunuz ama sağlık çalışanlarını görmüyorsunuz. Sağlık çalışanlarının temel ücretlerindeki yüksek artışı yapmak yerine süreklilik göstermediği ve eşitsiz olduğu bilinen döner sermaye bütçesinden ödemesini yapıyorsunuz, düzenlemeye çalışıyorsunuz. Bu, insanca bir yaşama vesile olmadığını siz de biliyorsunuz. Yine, adına “performans” dediğimiz hizmet başı ödeme yaklaşımını içeren ek ödeme sisteminden bir türlü vazgeçmiyorsunuz. Tıbbi işlemler karşılığında yapılacak ek ödemeleri arttırarak hekimlerin sorularını çözemezsiniz değerli arkadaşlar, hekimler arasındaki giderek derinleşen eşitsizlik ortadan kaldırılamaz bu şekilde. İş barışını zaten yeterince bozdunuz. Bu düzenlemeniz yalnızca bir kısım hekim ve sağlık çalışanına merhem olacaktır, geçici bir iyileşme yaratacaktır; oysa sağlık sistemi kalıcı düzenlemelere ihtiyacı olan bir durumdadır. Sağlık çalışanları bu kaygı içinde çalışmaları konusunda hâlâ emek harcıyorlar ama sonuçta sistem çökmek üzere olduğuna da hepimiz şahit oluyoruz. Hatırlatmak isterim ki buradan ben sağlık çalışanları çok daha fazlasını hak ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Bugün hekimler haklarını alamadığı için yurt dışına gittiğini görüyoruz. 2022’de henüz ilk beş ayda bine yakın doktor yurt dışına çıkmış, 2012’de bu rakam 59’du sadece. Sayenizde bugün binlerce hekim yaşattıklarınızdan dolayı gidiyor. Şimdi, siz söyleyin, bu tablo karşısında neden susuyorsunuz? Yıl sonu 2 bine yakın hekim yurt dışına gidecek, biz de bu teklifi alkışlayacağız. Bunu mu bekliyorsunuz, merak ediyorum. Hayır arkadaşlar, buna “Dur!” demeliyiz. Bu gelen teklifi geri çekmeli, muhatabı olan sendikalar, sivil toplum kuruluşlarıyla yeniden değerlendirmeliyiz. Bu teklif neden mi yetersiz? Bu teklifte çalışırken de emekliyken de insanca yaşamayı sağlayacak temel ücret yok; bu teklifte bütçeden sağlığa daha fazla pay yok; bu teklifte sağlık emekçisi için huzur yok; bu teklifte insanca çalışma anlayışı yok; bu teklifte meslek birlikleriyle, mesleki uzmanlık dernekleriyle, sendikalarla uzlaşma yok. Zaten böyle olsaydı bu yasa teklifi böyle yetersiz ve dar kapsamlı gelmezdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu yasa teklifi “Ben liyakatli ellerden çıkmadım." diyor, bas bas bağırıyor; bu yasa teklifi “Benim sağlık çalışanlarına bir faydam yok." diyor, bas bas bağırıyor; bu yasa teklifi “Ben sağlık çalışanlarının karnını doyuramam." diyor, bas bas bağırıyor. Bu yasa teklifini Kafdağı’na da gömseniz verdiği utancı gizlemeyeceksiniz. Unutmayın ki sağlık çalışanları yaşattıklarınızın hesabını sandıkta soracaktır.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına son konuşmacı Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri elleri yüreklerinde izleyen kıymetli meslektaşlarım hekimleri,  elimiz ayağımız, bazen de kalbimiz olan sağlık çalışanlarımızı, onları yetiştiren fedakâr annelerini-babalarını ve cefakâr eşlerini saygıyla selamlıyorum.

 7 Haziranda Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan ve 10 Haziranda Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek 14 madde olarak kabul edilen Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi -en baştan söyleyeyim- kimin emeği geçmişse onlar adına üzüntü vericidir. Hekim olan bir meslektaşımın filtresinden geçmişse eğer, hekimlik andı etmiş biz hekimler adına onur kırıcıdır ve yarınlarda bunların tamamını biz düzelteceğiz ama o yarınlarda aynaya bakacaklar adına da baş eğdirecek bir kâğıt parçasından başka bir şey değildir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aylin Hanım size hiç yakışmıyor.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teklifteki tek doğruluk önce tali komisyonda görüşülmüş olmasıdır. Sonuçta, iktidar, oradaki meslektaşlarının sesine kulak vermese de hekim meslektaşlarım görüşleri tutanağa geçmiştir ve bizleri bu utanca ortak olmaktan kurtarmıştır. Neden bu kadar vahametle söz ediyorum biliyor musunuz? Kimseye bir kinimiz filan yok, bir gerçeği teslim etmek istiyorum. Yüce Meclisin mensubu ama bir hekim kardeşiniz olarak “bu hâliyle kanunlaşırsa” diye endişem çünkü. Çünkü Aralık 2021’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna indirilip birden “Pardon, daha iyisi olmalıydı hakikaten.” filan diyerek çekilen teklifin yedi aylık bir dipfriz süreci var. Bu dipfrizden çıkarıldıktan sonraki macerasında bu şekli, bir iktidar klasiği olarak beklentileri karşılamaktan uzaktır ve hatta orasından, burasından da iyice zaafa uğratılmıştır. İşin özü, senelerdir hakkını alamayan ve pandemide iyice manen de yıpranan sağlık çalışanları boş vaatlerle beklentiye sokulmuşlardır ve Hükumet tarafından yedi ay sonra da -bugün- dımdızlak bırakılmışlardır.

Teklifin bir tarafına sağlık çalışanlarının özlük haklarında cılız da olsa iyileştirmeler var diye olumlu bakacak olursak diğer tarafta hekim ve diş hekimleri dışındaki personel için yetersizlik çıkıyor karşımıza ve başka bir tarafına bakacak olursak kamudan emekli olan eczacıların teklife dâhil edilmeyen açlık sınırı altı emekli maaşları bakıyor “Ben buradayım.” diye bize bağırıyor oradan. Emekli olduktan sonra özel hastanede çalışan emeklilere yönelik kesintilerde de bir düzeltme yok ya da kamudan emekli olmayan hekimlerimiz için de bir düzenleme yapılmamış teklifte. Yani sağlık çalışanlarının, ATT'sinden hemşiresine ve hekimine bütün sağlık sisteminin bütün parçalarıyla beraber -vazgeçilmez parçalarıyla- hakları teslim edilmelidir ama bu teklifle o haklarından yine mahrum edilmişlerdir. Mesela, mezbaha denetimlerinde sözlü ve fiilî şiddete maruz kalan veteriner hekimler de sağlık hizmetine dâhil edilmelilerdi ama o da yok teklifte. Daha geçtiğimiz nisanda Yozgat Sorgun'da bir mezbahada bıçaklanarak ölen veteriner hekim Volkan Lale'nin cesedi gözümüzün önünde. Ama diyeceksiniz ki: “Biz hekimlere sağlıkta şiddeti çıkarmazken veteriner hekimlere mezbahada bıçaklanmaya mı çıkaracaktık?” Hepsini biz yapacağız inşallah.

Niye itiraz ediyorlar biliyor musunuz baş tacımız olan sağlık personeli? “Emekliliğinizde siz yoksunuz.” diye bağırıyor teklif onlara çünkü. Biz neye itiraz ediyoruz hekimler olarak biliyor musunuz? Bakın, anlamayanlar için kısaca anlatalım: Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının üçlü maaş sistemi var -hani, şu göze batan zayıflatılmış maaş sistemi- bir tanesi bordrolu maaş, ikincisi sabit ek maaş ödemesi ve üçüncüsü performansa dayalı ek ödeme. Bunu insanlar anlayamıyorlar, burada kısaca ben anlatacağım. Bu sistemde emeklilikte maaşları kuş oluyor. Zaten çalışırken de sağlık çalışanlarımızın birçoğu performansa dayalı ek ödemeden yararlanamamışlar, onlar orada bağırıyorlar bir taraftan. O nedenle diyorlar ki: “Ek ödeme, performans yerine maaşımızı iyileştirin. Temel maaşımızda iyileştirme yapın ki haksızlıklar giderilsin ve herkese yapın, herkese yapın ki haksızlık olmasın ve tam olarak yapın, gerçek bir iyileştirme yapın ki hakkımızı alalım.” Söylenen bu.

Şimdi, 2022’nin Mayısında enflasyon yüzde 73,5; ENAG’a göre yüzde 160 ve TÜİK'e göre açlık sınırı 6.017 lira, yoksulluk sınırı 19.602 lira olan memleketimizde evet, hekimler bugün maalesef -neden utanç duyuyoruz biliyor musunuz- yoksulluk sınırının altında çalışıyorlar ve sağlık çalışanlarımız açlık sınırının altındalar değerli arkadaşlar. Çıkıp burada övünürken lütfen bunun altını bir çizelim. O saydığınız  rakamlar da bu rakamların hepsinin üzerinde.

Şimdi, teklif aralıktan beri kan kaybetmiş -arkadaşlarım anlattı burada- artan pahalılık, enflasyona rağmen pratisyen hekim aylığında 3.050 lira, uzman hekimde 3.400 lira aralıkta yapılacaktı o fiyatlarla, bugünkü o kayba rağmen yapılan 1.600 ve 2.100 lira. Şimdi, mevzuatta 3.773 lira olan pratisyen sabit ek ödemesi Aralık 2021’deki düzenlemeyle 9 bin lira civarında olacaktı, bugün 5 bin lira. Yani bakın, kandırılmaya çalışılan kişiler var ya bunlar hekimler değerli arkadaşlar, öyle kolay da değil yani tıp fakültesi kazanmışlar, bunları inandırmanız zor. O yüzden gelin, bir an önce yanlıştan dönelim, bu teklifi burada kanunlaştırmayalım, gene düzeltelim, doğru dürüst düzeltelim bu sefer.

Kamudan emekli olmayan veya sosyal güvenlik mevzuatındaki değişiklikler nedeniyle bu haktan yararlanamayan hekimler yönünden de bir düzenleme yapılmadığı açık, bu da eksik ve emekli hekimler arasında Sosyal Güvenlik Kurumu kaynaklı bir ayrımcılık daha yaratacaksınız, bizden söylemesi.

Şimdi, sağlık sistemimizi görünmez çöküşe getiren en başta müsebbibi performans sistemi bu teklifle beraber daha da fazla güçleniyor ve derinleşiyor. Ve nedir hekimlerden ve sağlık çalışanlarından istediğiniz ya? Ben burada soruyorum size. Yeter artık senelerdir bu meslek grubuna yaptığınız zulüm. Şimdi, zaten uçurum var emekli aylığıyla maaş arasında ve diyor ki sağlık çalışanları “Maaşımızı artırın.” Siz, ilave ödemeye artış getiriyorsunuz, “Susarlar, alıştılar yokluğa nasıl olsa.” diyorsunuz ama susmazlar hekimler. Ve sivil toplum örgütleri var, susmazlar ve okuyan, yazan, konuşan akıl ve vicdan sahibi hekimlerimiz var, sağlık çalışanlarımız var, susmazlar onlar. Sendikalar var, susmazlar. Üniversiteleri var bu ülkenin susturduk sandığınız, hepsinin demokrasi hasreti yakarken içlerini ve hizmet ateşiyle yanarken her hücreleri, benim sağlık çalışanı kardeşlerim susmazlar değerli arkadaşlar. Beklerler, sabrederler ve günü gelince ülkeleri için de gerekli tedaviyi yaparlar. Dibe götüren ne varsa ülkeyi, her türlü sıkıntıdan arındırırlar ve işte, biz gelip düzeltiriz ve iyileştiririz ülkeyi. O yüzden gelin, bugün duyun seslerini. Ve biz, bunca sene en zor şartlarda eğitim alan, en zor şartlarda çalışan, göğsünü pandemide dahi siper etmiş olan, can veren hekimlerimizi ve sağlık çalışanlarımızı kimselere yedirtmeyiz. Ben burada kendileri için, bunun için ant içmiş bir kardeşleri olarak sesleniyorum size daha önce ve en saf duygularımla sesleniyorum, az kaldı diyorum onlara. Biz sizin bu ülkede ne çok mutlu olduğunuzu biliyoruz, gitmenize gerek kalmayacak şartları sağlamak sadece boynumuzun borcu değil, kendisini Türk hekimlerine emanet etmiş olan Ata'mıza olan bağlılığımızdır. Ve her bin kişiye düşen hekim, hemşire, yatak sayısında OECD ülkeleri listesinin en sonuna düşürülmemize rağmen kaybediyorsunuz doktorları bu tip yaptığınız işlemlerle, düzenlemelerle. Her sene gönderdiğimiz hekim sayısı Ankara Tıp, Hacettepe, Çapa'nın toplamı kadar. Bakın, geçen sene 1.361 doktorumuz gitmiş. Son on yılda yüzde 2.586 oranında artmış bu gidişler ve 2022’nin ilk beş ayında 945 doktor gitmiş. Bütün bunlara ve toplam 10 bin hekime sesleniyorum, buradan değerli meslektaşlarıma sesleniyorum: Az kaldı, az kaldı hasretimizin bitmesine. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Çok yerleşmeyin oralara, gittiğiniz yerlere, açmayın valizlerinizi çok fazla. Biz geleceğiz ve sizlere tekrar burada, hak ettiğiniz yaşam koşullarını sağlayacağız.

Hastanelerde artık, hekim bulamayan vatandaşlarımıza sesleniyorum: Az kaldı; taşımalı sistemle eğitim ve taşımalı sistemle sağlık uygulamasıyla sizi en doğal hakkınız olan insanca yaşama hakkınızdan mahrum olmaktan da fukaralığa mahkûm olmaktan da çıkaracağız ve ilk işimiz İYİ Parti olarak bu olacak. Çünkü cumhuriyetin ve sonraki gelen giden iktidarların her köye okul, her ilçeye lise, her köye sağlık ocağı, doktor hedefini koyan, bunu başaran cumhuriyete borcumuz var, sahipliğimiz var. Bize verdiği kazanımlardan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Sağlığa ayrılan payda, Sağlıklı Dönüşüm Programı’nın hayata geçtiği 2003’ten beri temel sağlık göstergelerinde devrim yaptıklarını iddia eden değerli iktidar vekilleri arkadaşlarıma sesleniyorum: OECD 2021 sağlık raporuna göre OECD ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında sağlığa en az pay ayıran ülkeyiz değerli arkadaşlar. Ama rahat olun siz de OECD ülkelerinde en son sıralara indirip ayırdığını da vatandaşa değil, hasta garantili yandaşa terk ettiğiniz, başta şehir hastanelerinde, hastanelerde artık aylar sonra randevu alamayan hastalarımızın sıkıntısını da biz gidereceğiz ve sağlık sistemini, sağlık hizmetini sermayenin kâr hırsına teslim ettirmeyeceğiz. Çünkü biz Türk hekimi olarak hekim olmanın kıymetini bilen kadrolarımızla geliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Bizim Kırımlı Aziz Bey’e, Mektebi Tıbbiyeyi Mülkiyeyi Şahane geleneğinden gelen Refik Saydam'lara ve Nusret Fişek’lere sözümüz var çünkü, sadece kendimiz için değil. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Sağlıkta yapılan yanlışlarla gelinen noktada, uzman hekim yetiştirecek kadroların göçüyle eğitim kalitesinin bozulması bir büyük yaradır. Vicdanımız ve içimiz sızlamaktadır. Biz ettiğimiz Hipokrat yeminiyle, o ettiğimiz anda bağlı kalan kadrolarımızla hizmet anlayışını esas kılacağız ve üniversitelerdeki akademisyenleri de bu durumdan çıkaracağız. Birçok hastanede, ilde altı ay sonraya, bir yıl sonraya verilen randevu sisteminden kurtaracağız ve Covid-19’u dahi meslek hastalığı kabul etmeyen bu sistemi değiştireceğiz ve  insan odaklı bir anlayışla çözeceğiz. Hekimlere “Giderlerse gitsinler.” diyen bir anlayışla iş gören iktidarın ülkeyi yönetemediği gibi, büyük bir krize soktukları sağlık sistemimizde çözüm üretemeyeceğinin ve hekimleri yoksulluk sınırının altında tutma gayretinin numunesi olan bu teklif de bu Mecliste eğer onaylanırsa tarihte diğer utanarak hatırlanacak belgelerden biri olarak yerini alacaktır. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlarken teklifi daha geç olmadan geri çekmenizi bir kardeşiniz olarak şiddetle tavsiye ediyorum.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

                                                                                         15/6/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmelere İç Tüzük’ün 72’nci maddesi gereğince devam edilmesini arz ve teklif ederiz.

Özgür Özel                               Ali Şeker                               Burcu Köksal

  Manisa                                    İstanbul                              Afyonkarahisar

Servet Ünsal                            Kani Beko

  Ankara                                      İzmir

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yoklama talebi var öncesinde efendim.

BAŞKAN – Evet, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş önergeyi oylarınıza sunmadan önce, bir yoklama talebi var, yoklama talebini karşılayacağım: Sayın Özel, Sayın Köksal, Sayın Şeker, Sayın Arık, Sayın İlgezdi, Sayın Beko, Sayın Ünsal, Sayın Kılınç, Sayın Şahin, Sayın Arslan, Sayın Kayışoğlu, Sayın Yüceer, Sayın Aydın, Sayın Gökçel, Sayın Sümer, Sayın Güzelmansur, Sayın Taşcıer, Sayın Tokdemir, Sayın Aydınlık, Sayın Yılmazkaya.

Yoklama işlemi için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum

Kapanma Saati:19.47

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

 

 

 

BAŞKAN – Manisa Milletvekili Özgür Özel ve arkadaşları tarafından İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca verilen görüşmelere devam önergesinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Pusula veren sayın milletvekillerinin salondan ayrılamamasını özellikle rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere devam ediyoruz.

 

 

 

1. Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 72’inci maddesine göre verilen önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Soru için sisteme giren arkadaşları okuyacağım ve onların sisteme tekrar girmelerini rica ediyorum. Burcu Köksal, Bayram Yılmazkaya, Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Mehmet Güzelmansur, Necdet İpekyüz, Habip Eksik, Ali Şeker, Orhan Sümer.

Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sağlıkla ilgili kanunu görüşüyoruz. Hastanelerde taşeron olarak çalışan radyoloji görüntüleme çalışanları, yemekhane çalışanları, bilgi işlem çalışanları, hastane bilgi yönetim sistemi çalışanları, laboratuvar çalışanları, diş protez ihale çalışanları, fizik tedavi seans usulü ihale çalışanları, diyaliz seans usulü ihale çalışanları ve tüm taşeron işçiler niçin hâlâ kadroya alınmadı? 2018 seçimleri öncesi onlara kadro sözü verdiğiniz hâlde hâlâ niçin kadro vermiyorsunuz? Taşerona kadro haktır, bunu görmezden gelmek aymazlıktır.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Ekonomimiz uçuyor.” diyen saray şahbazlarına ve koltuk sevdalılarına birkaç sözümüz var. Hani ekonomimiz uçuyordu, hani uzaya gidecektik? Bırakın uzaya gitmeyi vatandaş artık otobüse binemiyor. Şehirlerarası yolculuk yapan vatandaş kalmadı. İnsanlarımız dolmuş parası bulamıyor. “Ekonomi uçuyor.” dediniz, doları uçurdunuz, altını uçurdunuz, ev fiyatlarını uçurdunuz, benzini, mazotu uçurdunuz, market, pazar fiyatlarını uçurdunuz ama vatandaşın alım gücünü bitirdiniz. “Ekonomiyi bizden iyi kimse bilemez.” naraları attınız, “Verin bize Başkanlığı, bakın, ülke nasıl şaha kalkacak.” dediniz, geldiğimiz durum ortada. Batık bir ülke, kötü bir ekonomi yönetimi, milyonlarca işsiz vatandaş, milyarlarca dolar dış borç, milyonlarca icralık dosya, kredi ve borç batağında olan esnaf ve vatandaş.

BAŞKAN – Sayın Koçyiğit…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Veteriner hekimleri, BAĞ-KUR ve SGK’li olan hekimleri ve diş hekimlerini, hemşireleri, laborantları ve diğer bütün sağlık emekçilerini neden bu düzenlemenin dışında bıraktınız? 1 Aralık 2021 tarihindeki düzenlemede Mecliste bütün gruplar uzlaştığı hâlde neden o taslağı geri çektiniz? Neden aralık ayındaki düzenlemenin gerisinde bir düzenlemeyi yeniden müjde diye Meclise getiriyorsunuz? Sağlıkta kangrenleşen piyasacı, özelleştirmeci sağlık bakış açısını ne zaman terk edeceksiniz? Belediye hastanelerinde çalışan sağlık emekçilerinin özlük hakları için ne zaman düzenleme yapmayı düşünüyorsunuz? Sağlıktaki mobbingi ve performans baskısını nasıl gidereceksiniz? En önemlisi hemşirelerin ve diğer sağlık emekçilerinin kreş sorununu ne zaman çözmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Samandağ mavisiyle, yeşiliyle, muhteşem doğasıyla ülkemizin en güzide ilçelerinden biridir. İktidarın vurdumduymazlığı bu ilçemizde ölümcül sorunlara yol açıyor. Samandağ-Antakya Çevre Yolu bitirilmiyor. Mevcutta kullanılan ve Karayolları uhdesinde olan Antakya-Samandağ yolu, âdeta ölüm yolu hâline geldi. Birçok okulun olduğu bu yolda ne yaya geçidi  var ne üst geçit. Yol şerit çizgileri dahi yok. Samandağ denizindeki dip akıntıları da her yıl onlar insanımızın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Dalgakıran yaparak canları korumak varken Hatay, burada, yine görmezden geliniyor. Daha fazla ailenin yüreğine ateş düşmeden bu ölüm saçan 2 sorunun çözülmesini istiyoruz. Aksi takdirde iktidar buradaki ölümlerin sorumlusu olmaya devam edecek. Hatay bunun hesabını sandıkta soracak.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Daha önceki getirdiğiniz düzenlemelerde madde 4’le ilgili, uzman hekimlerle ilgili de bir iyileştirme vardı; niye onu çektiniz?

Maddenin gerekçelerinde “Mahsuplaşma yapılmayacaktır.” dendiği hâlde, madde 6 ve madde 7’de Adli Tıp ile YÖK’le ilgili “Mahsuplaşma yapılacaktır.” denmektedir. Bu durumda nasıl bir gelir artışı sağlanabilecektir?

Siz o gün maddeyi çekerken “Daha iyi bir düzenleme yapacağız.” demiştiniz ama bu yaptığınız düzenlemeler neredeyse o yapılan düzenlemelerin üçte 1’ine denk geliyor emeklilikte özellikle. Siz bu hâliyle nasıl hekimleri Türkiye’de tutmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye’nin her yerinde görülen sağanak yağışlar ne yazık ki memleketim Adana’da da etkili olmuştur. Kozan, Feke, Sarıçam ilçelerinde aşırı yağış sonrası da seller ve heyelanlar meydana gelmiştir. Başta tüm Türkiye olmak üzere tüm illerde ve Adana’mızda zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun diliyorum.

Her fırsatta dile getirdiğimiz Kozan-Mansurlu-Feke yolunun tamamlanmaması, gerekli altyapı yatırımlarının yapılmaması, Karayollarının yirmi yıldır bu yolu bitirmemesi sonucu sel ile heyelan felaketiyle vatandaşımız hepten mağdur olmuştur. Defalarca dile getirdik, Cumhurbaşkanlığı yatırım bütçesinde ödeneği bulunan aciliyeti bölge halkı ve bizler tarafından dile getirilmiş bu yol neden tamamlanmıyor? Bir kez daha buradan yetkililere sesleniyoruz: Adana Kozan-Mansurlu-Feke yolu bir an önce bitsin, vatandaşların sorunu çözülsün.

BAŞKAN – Sayın İpekyüz…

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Öncelikle bugün 15 Haziran, binlerce sağlık çalışanı çalışmadılar ve “Görevdeyiz, grevdeyiz.” diye seslendiler. Sağlık Bakanı ve Bakanlık yetkilileri başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere bu kurumlarla ne zaman görüşecek?

Bir diğeri, aile sağlığı merkezinde çalışan aile hekimlerine yönelik cezayla ilgili düzenlemeyi yapacaklar mı, yapmayacaklar mı; bir mobbinge dönüştü.

Emeklilerle ilgili düzenleme daha önce varken çekildi, gerekçesi ne, özele mahkûm etmek mi? Ve sağlıkta bu teklifte 5’inci maddede para ödemeyenler var, kamudan gidip yararlanılmış, ödeyemeyenler var; bunlar kim? Hangi hastaneler, hangi hastalıklar? Bunlarla ilgili bir açıklama yapılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Özellikle, performans sisteminden vazgeçilip, döner sermayeden vazgeçilip temel düzenleme yapılacak mı?

BAŞKAN – Sayın Eksik...

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aralık ayında getirilen düzenlemede hekimlere verilen 33 bin ve 40 bin gösterge puanları niçin geri çekildi, niçin bu düzenlemede yok? 5’inci maddede 10 binin üstünde borcu olan ve 1.600 kişiye tekabül eden insanlar niçin bu kapsam içine alınmadı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sağlık Bakanlığı dışındaki bakanlıklarda çalışan  hekimleri niçin kapsamıyor? Veterinerleri ve eczacıları niçin kapsamıyor?

BAŞKAN – Devam edin.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kanun teklifinin 2’nci maddesi niçin tüm sağlık emekçilerini kapsamıyor? Teklifte niçin BAĞ-KUR, SSK ve emekli sandığı eşitlenmiyor? Niçin BAĞ-KUR ve SSK’li hekimlerin maaşlarıyla ilgili, emeklilikleriyle ilgili bir düzenlemeyi kapsamıyor? Ayrıca, 8’inci maddedeki düzenlemeyle, öğretim üyesi ve başasistanların kadrolarında bir yıl çalışma şartı niçin kaldırılıyor? Acilde çalışan sözleşmeli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kasap…

 

 

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kamuda çalışan yaklaşık 100 bin hekime, aynı diğer meslek gruplarında -hekim dışı gruplarda- olduğu gibi 21 bin lira üzerinden, taban maaş üzerinden bir maaş bağlamayı düşünmüyorsunuz. Neden 10 bin kişiye 21 bin lira ve üzeri uzman kadrosunda ve diğer kadrolarda, idari kadroda maaş veriyorsunuz? 60 bin liraya kadar maaş verdiğiniz doğru mudur? 41 bin lira alan il sağlık müdürü var mıdır? 21 bin lira maaş alan hekim dışı “sağlık idarecisi, başkan, başkan yardımcısı” adı altında kadro var mıdır ve hekim dışı uzman kadrosunda çalışan sözleşmeli sayısı toplam kaçtır?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

 

 

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Afyonkarahisar’ın merkezden sonra en büyük ilçesi Sandıklı’da had safhada uzman doktor sıkıntısı çekiliyor. Sandıklılı hemşehrilerim ne yazık ki hastalandıklarında bu uzman doktor sıkıntısı yüzünden Afyonkarahisar’a veya Isparta’ya gidip muayene olmak zorunda kalıyor. Yine, Dinar Devlet Hastanesinde kulak burun boğaz uzmanı sıkıntısı had safhada. Kulak burun boğaz bir hastane için olmazsa olmaz bir bölüm olmasına rağmen niçin kulak burun boğaz uzmanı ataması yapılmıyor? Bu konuda hastalığı olan hemşehrilerimiz de ne yazık ki Isparta, Denizli ve Afyonkarahisar’a gitmek zorunda kalıyor.

Artık bu devlet hastanelerindeki uzman doktor sıkıntısına bir çözüm bulun, yeteri kadar uzman doktor ataması yapın, doktorların yurt dışına göçünü önleyin. Bunun için de onların istedikleri özlük haklarını, maaşlarındaki iyileştirmeleri verin artık. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ek ödemeler bilindiği gibi izinlerde ve hastalık rapor durumlarında kesiliyor, siz niye temel ücretlere bir iyileştirme yapmıyorsunuz da ek ödemelere iyileştirme yapıyorsunuz? Bu hastalık durumunda hekimler bunu alamayacak, sonuçta bir ücret güvencesine kavuşturulmamış olacak bu döner sermayede yaptığınız düzenlemeler.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon…

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, katkıda bulunan, soru soran herkese de teşekkür ediyorum. Bunların bir kısmı konumuzla direkt ilgili olmadığı için, diğer bakanlıklarımızı ilgilendirdiği için muhtemelen yazılı cevaplar verilecektir ama ben konuyla ilgili kısımlarına elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle bu kanun teklifinin Sağlık Komisyonumuzda da tali komisyon olarak değerlendirildiğini, tartışıldığını ifade etmek isterim. Önemli bir çalışma yapıldı Sağlık Komisyonumuzda da. Genel uygulamamız tali komisyonların uygun görüş bildirmesi şeklindeyken bu teklifte farklı davranılmıştır ve kapsamlı bir şekilde Sağlık Komisyonumuzda da görüşler ifade edilmiştir. Bizim Plan ve Bütçe Komisyonunda ise ilgili tüm STK’leri, meslek kuruluşlarını davet ettik ve onların da fikirlerinin dinlenmesini, tutanaklara geçmesini sağladık, bunu da ifade edeyim.

Ayrıca teklifin sonuna geldiğimizde teklifin tümü oylanırken ana muhalefet partimizin de “evet” oyu verdiğini ifade etmek isterim, teşekkür ederim bu açıdan. Yani burada yaptığımız sonuçta bir iyileştirme sağlık çalışanlarımız için, gönül ister ki tabii çok daha fazlası yapılsın.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – İstemiyor, istemiyor, gönül hiç istemiyor, 5’li çetelere gönül çok istiyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ama ülkemizin imkânları çerçevesinde, bütçemizin imkânları çerçevesinde yapılabilecek önemli bir iyileştirme.

Maliyetlerine baktığımız zaman, hekim aylıklarında emeklilikte yapılan iyileştirmenin bütçeye yıllık maliyeti 817 milyon TL. Çalışanlarla ilgili yapılan düzenlemelerin bütçemize yıllık maliyeti 10 milyar 638 milyon TL. İkisini topladığınızda… Bir de 10 bin TL’nin altında hastanelere borcu olanların bu borçları da siliniyor biliyorsunuz. Onu da dâhil ederseniz yıllık 12 milyar Türk lirasına yakın bir maliyetten bahsediyoruz. Tabii ki dediğim gibi gönül ister ki daha fazla da yapılsın ama bu atılan adımı da küçümsememek gerekir. Hem çalışanlar açısından hem de özellikle hekim emeklileri açısından önemli bir iyileştirme. Ülkemizin imkânları geliştikçe inşallah daha da fazlası yapılır.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Karıştırmayalım, emekli sandığından emekli olanlar; emekli hekimler deyince genelleme oluyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu kanun sadece hekimlerimizi ilgilendirmiyor, tüm sağlık çalışanlarımızı ilgilendiriyor. Emeklilik boyutu itibarıyla sadece hekimlerimizi ilgilendiriyor. O konuda da şunu ifade etmek isterim: Biliyorsunuz, Çalışma Bakanlığımızın kamuoyunda 3600 diye bilinen bir çalışma hazırlığı var; Meclisimize de bir teklif olarak gelecektir, bunu bekliyoruz. Orada hekimler dışındaki diğer kamu çalışanlarının emekliliğiyle ilgili genel düzenlemeler yapılacaktır. Burada ifade edilen bazı hususlar Meclisimiz tarafından o kapsamda değerlendirilebilecektir. Yani bu çalışmanın dışında kamunun geneline ilişkin, emeklilik sistemine ilşkin çalışma ayrıca gelecek. Orada da çeşitli kesimlere dönük, iyileştirmeye dönük çalışmalar yapılacaktır. Onu da ifade etmiş olayım.

Bir arkadaşımız, konuşmasında “5 bin TL’nin altındaki alacaklar siliniyor.” dedi. O, Komisyonda 10 bin oldu, biliyorsunuz, düzeltme anlamında bir bunu söyleyeyim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – 10 binin üstündekilerin niçin silinmediğini soruyoruz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – 10 binin üstündekilerin de yarısı silinmiş oluyor.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Niçin silinmedi?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –Burada, sosyal devletin bir gereği olarak bir adım atılıyor. Aslında, vatandaşlarımız gelir testini ihmal etmezse bu tür alacaklar oluşmaz diye düşünüyorum. Önümüzdeki süreçlerde gelir testiyle birlikte, primli, primsiz ödeme sistemiyle birlikte bunlar yapılabilir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir)  – Gelir testi insan haklarına aykırı bir şey, ne demek gelir testi! Herkese parasız sağlık sistemi...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Diğer taraftan, mahsuplaşmayla ilgili bilgi istendi. Aralık ayında gelen teklifte hekim dışı sağlık çalışanlarıyla ilgili bir düzenleme yoktu. Bu teklifte hepsinin, tüm sağlık çalışanlarının tavanları artırılmaktadır. Hekim ve hekim dışı sağlık personeline 209 sayılı Kanun’a göre performansa dayalı ek ödeme yapılmaktadır. Bu ödemenin kanunla belirlenen sabit bir kısmı ise her ay aylıklarıyla birlikte peşin ödenmektedir. Bu sabit ödeme, personelin çalışıp çalışmadığına veya ilgili ayda performans üretip üretmediğine bakılmaksızın ödenmektedir. İlgili ay sonunda ise, ödenen bu sabit ödeme, personelin o ay için hesaplanan performansa dayalı ek ödemesinden mahsup edilmektedir.

Diğer taraftan, uzman hekim eksikliğini tamamlamak için sözleşmeli doktor kadrosu arttırılarak hekim ihtiyacı karşılanacaktır. Burada, bir Bingöl Milletvekili olarak da bunun önemli olduğunu ifade etmek isterim. Biliyorsunuz, daha geri kalmış -nispeten diyelim- bölgelerimizde doktor tutabilmekte zorluklar yaşayabiliyoruz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – O da sizin ayıbınız.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu, ilave 5 bin sözleşme imkânı bu anlamda çok çok kıymetli. Özellikle doktor tutmada zorluk yaşanan bölgelerimizde daha yüksek sabit ücretlerle kadrolu, sözleşmeli imkânı verilerek, kurumsal bazda, hastane bazında bu imkânlar sağlanarak bu sorunun çözümünde önemli bir adım atılmış olacaktır. Bu konuda, özellikle, bölgeler arası dengeyi düzeltme anlamında önemli bir adım olduğunu ifade etmek isterim.

Ayrıca, kamuda çalışmayı cazip emeklilik istisnasıyla teşvik etmiş oluyoruz.

Bu yasayla, ek ödeme yapamayan hastane kalmamış olacaktır; bu da önemli. Doktorun tercihinden bağımsız bir şekilde hastanedeki koşullardan dolayı performans gösteremeyenler, dolayısıyla, performans ücreti alamayanlar da bu şekilde ücret almış olacaklardır; tüm hastanelerimiz bu imkandan, hastane bazlı dağıtım sisteminden yararlanmış olacaklardır. Bundan, şehir ve ülke bazlı dağıtım sistemine geçiyoruz. Dolayısıyla, tüm hastaneler bu imkândan istifade etmiş olacaklardır, bu da genel memnuniyet düzeyi açısından bence önemli bir unsur.

Yine, bir olayla ilgili vekillerimizin burada ifadeleri oldu; konuşmalarında, dün yaşanan, bir ambulansla ilgili yaşanan bir soruna işaret ettiler. O konuda gelen notu sizlerle paylaşmak isterim: “Sürücüsü olduğu ambulansta Sağlık Bakanlığı önünde 14 Haziran 2022 Salı günü saat 13.45’te, kendi ifadesiyle, eylem yapan kişinin taşıdığı hastanın Ankara Şehir Hastanesi acil servisinin girişinin HBYS incelemesi sonucunda, aynı gün sabah saat 10.30’da yapıldığı tespit edilmiştir. Ambulans şoförünün taşıdığı onkoloji hastası, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, söz konusu hasta nakil aracıyla hastanemize getirilmiş ve hastanemiz acil servisine 10.14’te giriş yapmıştır. Acil tıp kliniğimizdeki değerlendirme sonrasında Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniğimizce tetkikleri yapılan hastamızın saat 11.20’de Ankara Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniğindeki odasına yatışı gerçekleştirilmiştir. Hastanın yatışı sağlandıktan yaklaşık iki buçuk saat sonra araçta herhangi bir sağlık görevlisi ve hasta bulunmadığı hâlde ilgili kişi hasta nakil aracını Bakanlık önüne park etmiştir. Olayın hastane arayıp bulamamak konusu olmadığını, hastamızın sürecinin uluslararası tıbbi kaideler ve ülkemizin mevzuatı doğrultusunda en uygun şekilde yürütüldüğünü ve neticesinde ilgili servisimize yatışının kısa sürede gerçekleştirildiğini bilgilerinize sunmak isterim.” 

Değerli arkadaşlar, son olarak genel bir ifadede de bulunmak istiyorum. Pandemi sürecinde gerçekten çok fedakârca çalıştı sağlık çalışanlarımız, hepsine şükranlarımızı ifade etmek istiyorum; tüm sağlık emekçilerine, doktorundan diğer sağlık çalışanlarına kadar hepsine minnettarız.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Meslek hastalığı saymadınız. Maaşı getirilen… Milletvekillerinin oy birliğiyle kabul edilen teklifi geri çektiniz. Öyle kuru kuruya alkış olur mu ya?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Kuru kuru teşekkür etmek olmaz, haklarını verin, haklarını.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Diğer taraftan, şunu da ifade etmek isterim: Sosyal güvenlik ve sağlık alanında reformlar yapılmamış olsaydı, altyapıya, teknolojiye yatırım yapılmamış olsaydı, sağlık sistemimiz iyi bir şekilde hazırlanmamış olsaydı pandemi sürecinde çok ciddi sorunlar yaşayabilirdik.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Kaç bin kişi öldü bu ülkede pandemide? İyi olan ne yani?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Pandemi, ülkelerin sağlık sistemi açısından âdeta stres testi oldu; birçok ülkede sağlık sisteminin çöktüğünü, çok ciddi sorunlar yaşandığını gördük.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sondan 2’ncisiniz, sondan 2’nci.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ülkemizde ise sağlık sistemimiz gerçekten çok iyi bir karşılık verdi, bunda emeği olan bütün sağlık çalışanlarına, yöneticilerine de buradan şükranlarımı ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim. Sağ olun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Evet, teşekkürünüzü görüyoruz, çıkardığınız yasadan belli.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, müsaadeniz olur mu?

BAŞKAN – Sayın Özel…

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, soru-cevabın içeriğine ilişkin usulden değil bir şey demeyeceğim ama işleyişle ilgili çok yanıltıcı bir durum var. Bir kere bu Meclisin geleneklerinde ve kaliteli yasama yapmaya çalışan tüm meclislerde tali komisyonlar kendilerine sevk edilen ve uzmanlık alanları olan konuda hassasiyetle çalışırlar ve esas komisyona bir rapor sunarlar. Sizin dediğiniz, sadece bu döneme yani rejime kasteden Anayasa değişikliğinin hayata geçtiği bu dönemde eskiden yüzde 40’lar düzeyinde toplanan tali komisyonlar bu dönem Sağlık Komisyonunun son iki toplantısı hariç sadece iki kez toplanmıştı yani binde 4’ler düzeyine düştü. Bu, arızi bir durum, hatalı bir durum, uygun görüp de görüşmüyorlar falan diye bir şey yok, siz ihtisas komisyonundan iyi hiçbir şeyi bilemezsiniz Plan Bütçe olarak.

İkincisi, Sağlık Komisyonu iyi bir şey yapmıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Başkan, yeter ya, böyle bir uygulama yok ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir öncekinde oturdu, dört başı mamur bir çalışma yaptı Sağlık Komisyonu ama esas komisyon Adalet Komisyonu onun yaptığı bütün değişiklikleri geri aldı ve nereden, nasıl bir baskı geliyorsa bu sefer oturdular, çalıştılar, virgülü bile değişmeden geçti. Diyorsunuz ya “Çok güzel çalıştılar.” Çalıştılar, çalıştılar, bir virgülüne bile, bir irade dokundurtmadı. O yüzden her şey yolundaymış, oradan da görüş alınmış, burada da çalışılmış değil, geldiği gibi geçen, verilen sözleri tutmayan, hayal kırıklığı yaratan bir yasayla karşı karşıyayız, bir teklifle karşı karşıyayız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun İpekyüz, siz niye söz istediniz?

 

 

 

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Ben de Plan Bütçe Komisyonu üyesiyim. Sayın Başkan açıkladığında her şey usulüne göreymiş gibi, aslında öyle değil, yaşanan bir şeyi anlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Yani şimdi, Sayın İpekyüz, böyle bir usul yok. Sayın Özel Grup Başkan Vekili, ona söz verdim, eğer ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine söz verecek olsam ve her şey cevaplanacak olsa olmaz.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Şu an Grup Başkan Vekiline vekâlet ediyor ama Sayın Başkan. Sayın İpekyüz, şu an Grup Başkan Vekilimizin yerine vekâlet ediyor.

BAŞKAN – Onun vekâlet edebilmesi için bana bir dilekçeyle verilmiş olması lazım vekâlet ettiğinin.

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Kayıtlara geçsin…

BAŞKAN – Size yerinizden 60’a göre söz vereceğim bir dakika sadece tamam mı? Ama böyle bir usul yok, bilginize sunuyorum.

Buyurun İpekyüz.

 

 

 

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, Sayın Başkan açıkladı. Meclisi -açılışda da söyledik- 54 imzayla 4 kişi dinliyor; artı “mış” gibi yapmayalım, şimdi Sayın Özel de söyledi. Tali komisyona gitti; evet. Biz cuma günü Plan ve Bütçe Komisyonunda toplandığımızda Komisyonun başlamasına üç dakika kala Sağlık Komisyonunda, tali komisyonda konuşulanlar bize dağıtılıyor. Böyle mi çalışacak Komisyon? Böyle çalışmaz; bu “mış” gibi yapmaktır. Yasamayı… Nokta, virgülü değişmez çünkü sihirli bir erk var arkasında.

Bir diğeri, Bingöl. Sayın Bakan, bakanlık yaptınız. Yirmi yılda Bingöl’ü düzeltememişseniz, hâlâ problem varsa, hâlâ insanlar gitmiyorsa, hâlâ İstanbul sürgün yeriyse bu iktidarın problemidir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben vekâlet vermiştim, size bildirmedim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Affedersiniz, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon, bir saniye.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Vekâleti sadece size bildirmemiştim hani iletmemiştim, onu söyleyeyim ama bugün hekimlerimizin, sağlık çalışanlarımız hepsi tam yetkilidir.

BAŞKAN – “Öyle kabul edelim.” diyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Lütfen bunu dikkate alınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bari bunu yapalım onlara.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bari bunu yapalım.

BAŞKAN – Komisyon, size de bir dakika 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun.

 

 

 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Adım anılarak, Bingöl’e işaret edilerek bir eleştiri yapıldığı için müsaadenizle cevap vereyim.

Değerli arkadaşlar, ben eski bir Kalkınma Bakanı olarak şunu söylemek isterim: Kıyamete kadar sorunlar bitmez. “Kalkınma” dediğimiz şey sorunların bittiği bir duruma ulaşmak değildir, daha basit sorunları çözüp daha karmaşık sorunlarla uğraşma sürecidir; “gelişme” dediğimiz, “kalkınma” dediğimiz hadise budur. Sorunsuz bir dünya hayal ediyorsanız öyle bir dünya yok. En gelişmiş ülkelere de gidin, sağlıkta da başka alanlarda da çok çeşitli sorunlar tartışılır. Önemli olan, temel sorunları çözüp daha ileri, daha karmaşık sorunlarla uğraşmadır; biz de onu yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, karar yeter sayısını arayalım efendim.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunmadan önceden karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.19

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare Aydın (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 7’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, İYİ Parti Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlarım.

AK PARTİ iktidarının sağlık çözümü şu oldu: Hasta, en üst basamaktaki doktora muayene olmak istiyordu. Hastalanan insan olayların farkında değildir, kendi sorunu neyse tüm sağlık insanları gelsin ve kendisiyle ilgilensin ister. Sağlık hizmeti sunucusuna düşen, hastanın gerçekteki gereği neyse onu yapmak, onu yerine getirmektir. AK PARTİ’nin sevk zincirini ortadan kaldırdığındaki söylemleri, “Hastanın istediği yere, istediği doktora muayene olma fırsatını tanıyorum.” oldu. Hakikaten de gittiler ve istedikleri yerde istedikleri doktora muayene oldular. Böylece vatandaş, seçimlerde AK PARTİ’nin iktidarına sağlık nedeniyle 5 puan vermiş oldu. Sağlık sistemi iyi mi oldu? Hiç de iyi olmadı.

Bu arada, AK PARTİ’nin sağlıktaki rantı şehir hastaneleri oldu. Torunlarımızı yirmi beş yıla kadar borçlandıran ve onlar çalışsın diye kapatılan devlet hastanelerine mal olan şehir hastaneleri ucubesinden bahsetmek istiyorum. Dünya, temel sağlık hizmetlerinin önemini, pandemi esnasında daha iyi anladı; birinci basamak sağlık hizmetlerine ağırlık verildi. Örneğin, İngiltere, pandemi döneminde birinci basamağa büyük miktarda kaynak aktardı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin, tedavi edici sağlık hizmetlerinden daha ucuz, daha etkin olduğu unutulmamalıdır. AK PARTİ birinci basamak sağlık personelini korumuyor. İnsanların “pet”lerine dahi ilaç yazdırmaya gelmesine müdahale etmiyor. Aile sağlığından sorumlu hekimler de tüm hekimler gibi hastanın tacizine uğramaktadır. Hükûmetin onlardan beklediği seslerini çıkarmasınlar, uslu uslu dursunlar, hastanın her istediğini kayıtsız şartsız yerine getirsinler şeklinde. Pandemide mücadeleyi sağlık sistemi değil, sağlık personeli yaptı, canla başla çalıştılar. 506 aktif sağlık çalışanı hayatını kaybetti, binlercesi hasta oldu. Ölenlere Allah rahmet etsin, hastalığa düçar olanlara şifa versin.

Sağlık Bakanlığı, aile hekimlerine ülkemizde sıra dışı uygulama yapıyor; aile hekimleri binayı kiralıyor, sarf malzemesini karşılıyor. Bu hâliyle aile hekimleri bir nevi işveren gibi çalışıyorlar; devlet, görevlerini onlara yüklemektedir. Binanın her türlü giderinden onlar sorumludur. Yaşadığımız yüksek enflasyon bina sahipleriyle maddi alanda sağlık ocağı hekimlerini karşı karşıya getirmektedir, bina sahipleri onlara tahliye davaları açıyor. Aile hekimlerinin ücret politikası yeniden gözden geçirilmelidir. Sağlık Bakanlığı aile sağlık merkezlerinin malzeme giderlerini karşılamalıdır. AK PARTİ Hükûmeti Türkiye Cumhuriyeti'nin yıllardır biriktirdiği sağlık tecrübesini ve yetiştirdiği insan gücünü sonuna kadar tüketti, sistemi kuvvetlendirecek hiçbir katkıda bulunmadı. Tıp fakültelerini ikinci basamak sağlık kurumları gibi değerlendirdi, tıp fakültelerini eğitim ve araştırmada yetersiz hâle getirdi. Geçtiğimiz dönemde Bakanlıkça ihtisas kadroları 2 misline çıkartıldı. Bu arada hasta yataklarında ve hastane kapasitesinde fazlaca bir artma olmadı. Buna rağmen tıp fakültesi öğrencileri son yıldan başlayarak dil öğrenmeyi tercih ediyorlar, hepsinin hayali yurt dışına gitmekte. Açılan pek çok ihtisas alanında yeterli müracaat olmadığı için o ihtisas kadroları boş kaldı. Ayrıca, aynı ihtisas dalında hastaneler arasında puan bakımından büyük tercih farkı vardır, çok muhtemeldir ki gelecek bir dönemde doktorlar arasında da bir kalite farkı ortaya çıkacaktır. Ülkemizde sağlık hizmetleri maalesef çökme noktasına geldi. Kamu otoritesi beş dakika arayla hasta muayenesi istemektedir. Hâlbuki Dünya Sağlık Örgütünün bir hasta muayenesi için ayrılmasını önerdiği süre yirmi dakikadır. Ankara Şehir Hastanesinde 2023 yılı için endoskopi randevuları verilmektedir. Elektif ameliyatların yapılabilmesi artık belli bir süre geçince mümkündür. Bilimsel anlamda sevk zinciri yoktur.

Hastalar tüm hastalıkların sorumlusu olarak sağlık personelini görüyor. Sıkışmışlığın nihai ürünü olarak sağlıkta şiddeti görüyoruz. Sırf 2021 yılında 364 sağlık çalışanına saldırı gerçekleşti, 316 sağlık çalışanı mağdur oldu. Hükûmet sözde sağlıkta şiddete karşı tedbir alıyor gözükürken olaylara karşı lakayıttır. Aslında ortadaki görüntü iflas etmiş bir sağlık sisteminin görüntüsüdür. Hükûmet, tıp fakültelerine bilim üretme fırsatını bırakmamakta, onun yerine ikinci basamak sağlık kurumu gibi hizmet vermesini istemektedir. Bundan anlaşılıyor ki Hükûmetin bilim üretmeye ihtiyacı yoktur, doktor yetiştirmeye de ihtiyacı yoktur; sağlık hizmetlerinden anladığı budur. Bu politikaya uygun olarak tıp fakültelerinde çalışanların döner sermayeden aldıkları pay ikinci basamak hastanede çalışanların döner sermayeden aldıkları payın yarısı kadardır. Hükûmet, sağlık çalışanlarının durumunun düzeltilmesi gerektiğini sözde kabul ediyor.

Aralık 2020’de bir yasal düzenleme teklifi getirildi, sonra da geri çekildi. Beklentiler teklifin yetersiz olduğu ve kapsamının arttırılacağı şeklindeydi. Bir hayal içinde sağlık çalışanları altı ay beklediler.

Biliyoruz ki temmuz ayı ücretlilerin zam ayıdır. Temmuzdan hemen önce hazırlanan bu kanun teklifinde bir cinlik sezinlemekteyiz. Teklif, altı ay önce getirilen tekliften daha da yetersiz iyileştirmeleri öngörüyor. Bu ülkenin tüm insanları vatanını severdir, bundan hiç kuşku yok. Hükûmet, işi o hâle getirdi ki “Ya aç kal ya ülkeyi terk et.” kıvamı yaratıldı. Zaten ülke gençlerinin yüzde 75’i yurt dışına gitme hayali kuruyorsa yetişkinlerin gücünden ne beklersiniz? Sayın Cumhurbaşkanı dâhil “Hekimler gidiyorsa gitsinler.” dediğine göre, yöneticilerimiz sağlık çalışanlarına ihtiyaç olmadığını ifade ediyorlar. Türk sağlık teşkilatı, yurt dışına hekim ihraç ediyor. TES-İŞ'in yaptığı araştırmada Mayıs 2020 itibarıyla yoksulluk sınırının 19.600 lira olduğunu biliyoruz oysa bir tıp tıp profesörü 17 bin Türk lirası maaş almakta yani sağlık çalışanları, istisnasız, yoksulluk sınırı ile açlık sınırı arasında hayatlarını devam ettiriyorlar.

Yasa teklifiyle, uzman hekim emekliliğine 2.100 lira kadar bir fark geliyor. Eczacı, hemşire, ebe, sağlık memuru, tıbbi teknisyenler dâhil hiçbir sağlık çalışanının emekliliğine bu dâhil değildir.

Aktif sağlık çalışanlarının durumunda ise çok az bir iyileştirme getirilmiştir. Sağlık personeline gelince para yok; yalnız, danışmanlardan 11 maaş alanlara rastlıyoruz, onlara gelince para var.

Mevcut yasa tasarısıyla sağlık çalışanlarının tepesine Demokles'in kılıcı asılmaktadır. Ek ödeme işlemlerini denetleyecek bir inceleme heyeti kurulacağı hükme bağlanmıştır. Yasada bahsedilmemekle birlikte, oluşturulacak heyetle esas olarak yönetici kadrosunun ve birkaç kişiden ibaret çalışan kadrosunun olacağını tahmin etmek çok zor bir şey değildir. Hastane yönetimi, tavırlarını beğenmediği çalışanlara tam bir mobbing uygulama fırsatını yakalamıştır.

Görüşülmekte olan yasa teklifi, sağlık çalışanlarının sosyal ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Verilmeye çalışılan sağlık hizmeti, üçüncü dünya ülkeleri sağlık standartlarını hedefliyor olmalı.

Hükûmetin sağlıkta hizmet kalitesini yükseltmek gibi bir amacı yoktur. Hükûmetin tek bir amacı var; sağlıkta verilen hizmetin düzeyini ölçme bilgisinden uzak olan hastaların sırtları sıvazlansın, onlar memnun bir şekilde evlerine yollansın. Tanı ve tedavinin kalitesini değerlendirecek, yönetecek parametreler Sağlık Bakanlığı hedeflerinde ve programında yoktur.

Sığınmacılarla ilgili çok önemli bir sağlık sorunu çözüm beklemektedir. Her 4 Suriyeli çocuktan 3’ü ailesinden birisini, yakınını savaşta kaybetmiştir. Her 3 Suriyeli çocuktan biri fiziksel şiddete uğramıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Her 3 Suriyeli çocuktan 2’si ailesinden bir yakınının fiziksel şiddete maruz kaldığını görmüştür. Bu insanlar derhâl psikolojik destek almalı ve bunların travması giderilmelidir. Bu olmazsa Afrika’da Boko Haram örgütünün, Orta Doğu’da El Kaide’nin veya Pakistan- Afganistan sınırında olanların benzerini ülkemizde görmek çok uzak değildir.

Hükûmet, bu denli yetersiz ve dar kapsamlı bir yasa teklifiyle Türkiye Büyük Millet Meclisini oyalamıştır. Sağlık personelini altı ay oyalamıştır. Sağlık çalışanlarının ayakta kalmasını sağlayacak bir tedbir değildir. Yasa teklifinin derhâl geri çekilmesi ve sağlık personelinin günümüz şartlarında ihtiyaçlarını karşılayacak bir yasa teklifinin getirilmesi gereklidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Sefer Aycan.

Buyurun Sayın Aycan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan sağlıkla ilgili konularda değişiklik yapılmasıyla ilgili kanun teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Birinci bölümde 7 madde var. Bu 7 maddenin içerisindeki 2’nci madde, makam tazminatı almayan hekim, diş hekimi ve uzman hekimlerin emekli maaşlarında iyileştirme yapmayı planlamaktadır, iyileştirme teklifi vardır.

Bir diğer madde, 5’inci maddedir; 5’inci maddede, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında aldığı sağlık hizmeti karşısında ödemelerde sorun yaşayan ve bu nedenle ödemesini yapmamış vatandaşın ödemelerinin takibinin düşmesiyle ilgili bir düzenleme vardır.

1’inci madde ise önemli bir düzenleme içeren maddedir. 1’inci  maddede, aile hekimliğiyle ilgili düzenleme var. Aile hekimliği yapmakta iken aynı zamanda aile hekimliği uzmanlığı eğitimi alan kişilerin bu eğitimle ilgili süresinin 2029’a uzatılmasıyla ilgili bir maddedir; bunu olumlu buluyoruz, gerekli buluyoruz. Çünkü aile hekimlerinin niteliğinin artması hakikaten gerekli ve faydalı bir düzenlemedir.

Türkiye'de, bildiğiniz gibi, birinci basamak tedavi hizmetleri aile hekimleri tarafından verilmektedir. Aile hekimlerine düşen nüfusu azaltmak ancak aile hekimi sayısını artırmakla mümkün olabilir. Bir taraftan bu yapılmalı, diğer taraftan da aile hekimliğinin, aile hekimlerinin niteliği artırılmalıdır. 2.700 kişiye 1 aile hekimi düşecek şekilde planlamadaki hedefe ulaşmak önemli olacaktır. Böylece aile hekimlerinin verdiği hizmetler daha etkin olacaktır. Aynı zamanda da aile hekimlerinin -TUS sınavıyla ama merkezî yerleştirme dışında- aile hekimliği uzmanlığı eğitimini alması aile hekimliğinin niteliğini artıracaktır.

Birinci basamak tedavi hizmetleri çok önemlidir; bu, şu anki sistemde aile hekimleri üzerine kurgulanmıştır. Bunun niteliğini artırmak, sayısını artırmak aile hekimliğini daha etkin hâle getirecektir. Aile hekimliğini daha etkin hâle getirmeliyiz, ne kadar etkin hâle getirirsek hastanelerdeki tedavi için bekleyen kuyrukları da azaltırız. Onun için aile hekimliği sisteminin özü sevk sistemidir, mutlaka ve mutlaka sevk sistemini de uygulamak gerekir, bunu desteklemek ve aile hekimliğiyle ilgili iyileştirmeleri yapmak lazım. Burada aile hekimliğiyle ilgili maddi bir düzenleme yok çünkü aile hekimliği sistemi ya da aile hekimlerinin ücretleri ve çalışma sistemleri farklıdır. Onların ayrı bir kanunu var ve bu kanun doğrultusunda aile hekimleri ücret almaktadır. Aile hekimlerine bu konuda iyileştirme yapılmasını da destekliyoruz. Yeni bir katsayı belirleyerek aile hekimlerinin durumunu da iyileştirebiliriz.

Tabii, bir önemli konu da burada hiç bahsi geçmeyen kesim, temel sağlık hizmetleri veren kesimdir. Aslında sağlık hizmetinin temeli, sağlığı korumak ve geliştirmektir. Öncelikli iş aslında tüm sağlık teşkilatı açısından sağlığı korumak ve geliştirmektir. Öncelikli iş, hasta olmayı önlemektir. Bunun için de toplum sağlığı hizmetlerini güçlendirmek lazım. Sağlık Bakanlığının özellikle toplum sağlığı merkezlerinin sayısını arttırması gerekir ve buradaki çalışan kişileri teşvik ettirmek, özendirmek gerekir. Görülmeyen kahramanlar aslında onlardır, bulaşıcı hastalıkla mücadelede özellikle Covid 19’da görülmeyen kahramanlar sahada çalışanlardır, sürveyans ekipleridir ve aşılama ekipleridir. Bunların desteklenmesi, sayısının arttırılması, ekonomik olarak iyileştirilmesi, hastalık yükünü azaltmak açısından da çok önemli katkı sağlayacaktır.

Şimdi, yasanın diğer maddeleri, özellikle 3, 4 ve 6’ncı, 7’nci maddeleri ise kamu hastanelerinde çalışanların, üniversite hastanelerinde çalışanların ve adli tıp kurumunda çalışanların ek ödemeleriyle ilgili düzenlemeleri içermektedir. Burada sabit ödemenin merkezî bütçeden yapılmış olması olumlu bir durumdur. Şöyle ki böylece iller arasındaki ve sağlık kuruluşları arasındaki fark kalkacaktır ve her sağlık kuruluşunda çalışan kişi mutlaka sabit bir şekilde döner sermayeden ek bir ödeme alacaktır. “Sabit” diye nitelendirilen bu miktar az çok tartışılabilir tabii ki ama en azından iller arasındaki ve sağlık kuruluşları arasındaki farkı kaldırmak ve bunu merkezî bütçeden vermek bir güvencedir; bunu doğru buluyoruz. Ama ek ödeme limitlerinin arttırılması ve buna bağlı olarak da… Tabii ki herkes farklı döner sermayeden yararlanıyor, farklı miktarlarda yararlanıyor ve bu her kuruluşa veya branşa göre de değişiyor; sabitlemek veya standardize etmek de zor. Şimdi, bunun olumlu etkiler yaratacağını bekliyoruz ama bir gerçek var, Türkiye'deki hastanelerde bir sıkıntı var; özellikle uzman hekimlerde, bazı branşlarda ayrılmalar oluyor. Esas bunu konuşmak lazım. Yani sadece eline geçen maaşı arttırmak veya bunun miktarını arttırmak yetmez, çalışma şartları veya özlük haklarıyla ilgili sorunları düzeltmek lazım.

Şimdi, piyasa şartlarına baktığınız zaman, bir hekimin kamuda aldığı ücret veya muayene ücreti ile özel hastanelerdeki muayene ücretleri arasında çok ciddi farklar vardır ve bununla rekabet etmek de hakikaten zor ve bu yüzden ayrılmalar oluyor. Tabii, bu ayrılmalar sadece hekimin eline geçen parayla da alakalı değil, iş yüküyle de alakalıdır. Kamuda çalışan hekimleri ve üniversite hastanesinde çalışan hekimleri desteklemek ve teşvik etmek de lazım. Burada bir sorun var aslında; hekimler arasında bazı hekimlerin muayenehane açması, bazılarının muayenehanesinin olmaması önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Burada bir tutarsızlık var; bazı illerde mahkemeler mahkemeye başvuran hekimlere muayenehane açma hakkı verirken bazı illerde vermemektedir; bu da hekimler arasında farklılıklara sebep olmaktadır. Bir kısım hekim muayenehanede çalışmakta -özellikle öğretim üyeleri- veya bazı hekimler kamuda kayıt dışı çalışmaktadır. Bu da çalışma yapmayan hekimlerin iş yükünü arttırmaktır. Bunu önlemek açısından buna bir standart ve düzenleme getirmek lazım; ya, tamamen hiçbirisi muayenehanede çalışmasın ya da serbest bırakmak gerekir. Bu aradaki, huzursuzluğa ve karmaşaya sebep olmakta, muayenehanesi olmayan hekimlerin ise iş yükünü artırmaktadır ve bu iş yükünden dolayı da yıpranmalar veya terk etmeler de artmaktadır; buna mutlaka bir düzenleme yapmak gerekiyor.

Bir diğer düzenleme ise, üniversitedeki öğretim üyeleri için de bir düzenleme yapmak gerekiyor. Performansı sadece hasta bakmaya endekslediğimizde -öğretim üyesinin esas işi aslında eğitim ve araştırmadır- bu, eğitim ve araştırmayı aksatmaktadır. Sadece muayene yapmak ve girişim yapmaya ek ödeme yaparsanız, eğitim faaliyetleri aksamakta ve bundan uzaklaşılmaktadır veya yıpranmalara sebep olmakta, öğretim üyesi istifaları şeklinde karşımıza bir sorun çıkmaktadır. Buna da bir müdahale etmek gerekiyor ve bu eğitimi önemsiyorsak, eğitim kurumlarının devamlılığını önemsiyorsak -ki çok önemli, geleceğimiz açısından bu çok önemlidir- üniversiteden veya eğitim araştırma hastanelerinden istifaları önlemek için de buna yönelik düzenleme yapmak gerekliliğini düşünüyoruz. Bu, işleyişi de artıracaktır.

Bir diğer sorun, tabii ki fiyatlar çok arttı. Özellikle kamu hastanelerinin ve üniversite hastanelerinin sağlık hizmetlerini finanse eden SGK'nin bunu gözden geçirmesi gerekir, SUT fiyatlarının yeniden düzenlenmesi, bir artış yapılması da önemlidir. Bu, aynı zamanda dönere olan girdiyi artıracaktır ve döner sermaye üzerindeki yükü azalttığımızda, özellikle nöbet ücretlerini ve maaşları döner sermaye dışından genel bütçeye aktardığımızda döner sermayenin yükü azalacak ve döner sermayeden alınan cari harcamalar daha da rahat yapılacaktır. O zaman hastanelerdeki malzeme bulamama sıkıntısının da önüne geçmiş oluruz ve hastanelerin işleyişini de kolaylaştırırız diye düşünüyorum. Bunları yaptığımız zaman hastanelerdeki işleyiş daha rahatlayacak ve daha iyi sağlık hizmeti alınması da sağlanmış olacaktır diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SEFER AYCAN (Devamla) –  Tamamlıyorum.

Sayın Başkan ve sayın milletvekilleri; biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak tüm sağlık personelinin ne kadar özveriyle çalıştığının farkındayız. Özellikle eğitimlerinin ve çalışma hayatlarının çok zorlu olduğunu biliyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak tüm sağlık personeline minnettarız. Bu kanun teklifini destekliyoruz. Onun dışında da sağlık personeline yapılacak her türlü iyileştirmeleri, özlük haklarıyla ilgili düzenlemeleri ve çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeleri de destekleyeceğimizi belirtiyoruz. Kanun teklifinin sağlık çalışanlarına, tüm ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Habip…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Serpil Kemalbay.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz onu değiştirdik evet.

BAŞKAN – Siz kendi aranızda mı değiştirdiniz yoksa? Bizim bilgimiz dışında değiştirilmiş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Haklısınız.

BAŞKAN –  Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Serpil Kemalbay.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Başkan, sayın vekiller; sağlık nedir? Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı sadece hastalıkların ve rahatsızlıkların olmadığı değil, bir bütün olarak fiziki, ruhi ve sosyal açıdan iyi olma hâli şeklinde tanımlıyor. Biz, buna siyasal olarak da iyi olma hâlinin eklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Buradan halkımıza sorsak “İyi misiniz?” desek kaç kişi “iyi.” diyebilir? İyi değiliz,  Türkiye iyi değil; metroda, otobüste, çarşıda, pazarda halkın yüzü gülmüyor, öfke dolu herkes. Kirayı düşünen, marketteki kilitlenen mamayı düşünen, ayın sonunun nasıl geleceğini düşünen. Sayabildiğimiz kadar sayabiliriz. “Ne olacak hâlimiz?” diye kara kara düşünen milyonlarca mutsuz insanın yaşadığı bir ülkede sağlıktan söz edilebilir mi?

Barışın sesini yükseltmek, tecride son verme çağrısı yaptığımız eylemlere müdahaleden de görüyoruz ki her gün demokratik siyasetin alanı daraltılıyor. Cezaevleri, AKP iktidarı geldiğinden bu yana 7 kat daha fazla dolu. Şu anda cezaevlerinde kaç insan var biliyor musunuz? 314 bin 502 kişi. Siz geldiğinizde kaç vardı? 55 bin 609 kişi. Hoş, siz her yeri cezaevine çevirdiniz, kendinizle bu açıdan övünebilirsiniz. Böyle bir  ülkede sağlıktan söz edebilir miyiz? Önceki dönem Tekirdağ Türk Tabipleri Birliği Başkanı Doktor Ömer Güven’i de yasal siyasal faaliyetlerinden dolayı tutukladınız. Soma davası nedeniyle tutuklananlar var, Soma davası avukatı Selçuk Kozağaçlı içeride. Gezi davası, Soma, Çorlu tren kazası avukatı Can Atalay içeride, şehir plancısı Mücella Yapıcı cezaevinde. Şu anda 13 gazeteciyi tutuklamayı düşünüyorsunuz, 22 gazeteciyi hukuksuzca -Kürt gazetecilerdi bunlar- gözaltına aldınız. Sendikacıları, hak savunucularını, HDP’li siyasetçileri, hamile kadınları, KHK’lileri, çocuklu kadınları, engellileri, ağır hasta mahpusları düşünebiliyor musunuz? Cezaevinde büyüyen çocuklar var, sizin bir gün dahi duramayacağınız o cezaevlerinde büyüyorlar; böyle bir ülkede sağlıktan söz edebilir miyiz? Her şeyden önce savaş bir halk sağlığı sorunudur, savaş şakşakçılarının sırtını sıvazlayan, barış demeyi suç sayanlar yüzünden ne yazık ki Türkiye iyileşemiyor.

Gelelim yasa teklifine, demokratik, katılımcı yasa yapım süreci yaşamadık. Bu kanun teklifi tali Komisyona geldiğinde -Sağlık Komisyonuna bu açıdan geldi- aralık ayındaki kanun teklifini niye geri çektiniz diye sorduk, orada hekime daha çok iyileştirme yapılmıştı. Dediniz ki: “Herkesin durumu iyileşecek, bu yüzden geri çekiyoruz.” Gerçekten insanları kandırdınız, sağlık emekçilerini kandırdınız, söz verdiğiniz gibi yapmadınız, açıkça yalan söylediniz, sağlık emekçilerinin aklıyla alay ettiniz, oyaladınız. Bir kere sağlık emekçileri bir bütündür; hekimler, hemşireler, sağlık sektöründe çalışan bütün çalışanlar eczacısıyla, veterineriyle, BAĞ-KUR’lusuyla, SSK’lisiyle, taşeronlusuyla, sözleşmelisiyle getirilecek iyileştirme bütün sağlık emekçilerini kapsamalıdır ama kapsamıyor. Hekimler, diğer sağlık çalışanları, sağlık tanımı içinde olmayan personel, 4/A’lılar, 4/B’liler, 4/C’liler, sözleşmeli taşeron… Ya, niye bu kadar parçaladınız emekçileri? Buna mevzuat mı dayanır, bu kadar sınıflandırmaya, kastlaştırmaya niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Çünkü amacınız emeği ucuzlatmak, emek gücünü ucuzlatmak; bir taraftan ucuz, güvencesiz işgücü, diğer taraftan paralı sağlık. Türkiye’de “sağlıkta dönüşüm” adı altında büyük bir sermaye birikimi süreci yaşanıyor. İşte, neoliberal politika budur. Dolaylı vergiler, vergiler, topladığınız bütün vergiler özel sağlığa. TÜİK verilerine göre dahi 2022’de SGK’nin yapmış olduğu harcama 128 milyar iken halkın cebinden ödediği sağlık harcaması 40 milyar TL’yi buldu. “Devletin cebinden tek kuruş çıkmayacak.” dediniz, 2022 yılı, bu hastaneler için bütçeden 21,6 milyar ayırdınız, 5 katına mal ettirip yirmi beş yıl borçlandırıp randevuların alınamadığı şehir hastaneleri yaptınız. Şehirdeki hastaneleri kapatıp kentin kilometrelerce dışında rant hastaneleri yaptınız. Sağlıkta reform dediniz, performans sistemiyle büyük bir kaos ve sağlıkta şiddeti getirdiniz. İşte sağlıkta neoliberal politikalarla bu düzen ne hastaların ne de sağlık emekçilerinin çıkarına işlemiyor. Bu düzen kâr için işliyor, bu çarklar kâr için işliyor.

Aile hekimleri ekonomik krizin faturasını ödüyor. Hastane çalışanları geçinemiyor. Emekçiler borç içinde, tefeciye düşmüş durumda. Sağlık emekçileri çocuklarını bırakacak bir kreş dahi bulamıyor.

Daha birkaç gün önce yeni bir intihar haberi aldık İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde çalışan Adem K. ameliyathanede yaşamına son verdi. Sağlıkta reform dediğiniz bütün düzenlemeler sermaye düzeninin kazanması için. Bu kaostan, eşitsizliklerden, böl, parçala, sömürü politikalarından sağlık emekçilerine düşen sömürü ve ölümdür. Zafer Açıkgözoğlu’nu hatırlıyor musunuz? Yoksa ölmeden önce bizlere bıraktığı mektupta yazdığı gibi “Ölünce bir iki gün ağlayıp sonunda unutursunuz.” Zafer Açıkgözoğlu bir hastane çalışanıydı. Bu yasada adı anılmayan sağlık dışı personel yani taşeronda çalışan bir sağlık emekçisiydi. Geride bıraktığı mektubunda şunu söylüyor: “Ben 2013’te İstanbul Tıp Fakültesi Acil Cerrahi ve Travmatoloji Anabilim Dalında poliklinikte, müşahede odalarında temizlik personeli olarak çalışmaya başladım. Tıbbi atıkları toplarken, çöp kutularına boşaltırken elime enfekte enjektör iğnesi battı. 14/6/2013 Cuma günü acil travmatoloji binasında bir klasik yaşanmış; acil hastalara hizmet veren binanın kanalizasyonu patlamış, bina sular altında kalmış, çocuk beslenme polikliniği ve mikrobiyoloji laboratuvarını basmış. Güvenlik önlemi olmadan lağım sularının içinde saatlerce kaldık ve hasta dosyalarını kurtarmaya çalıştık.” Zafer’den bahsediyorum ve Zafer burada çok ciddi bir şekilde hastalanıyor. “Yaşarsam malulen emekli olacakmışım, şimdi bunları düşünemiyorum bile. Sonum ne olacak? Yaşayacak mıyım? Bilmiyorum ki.” demiş mektubunda Zafer Açıkgözoğlu.

Şimdi söyleyin, bu getirdiğiniz yasa Zafer Açıkgözoğlu gibi sağlık sektöründe emekçilere ne getiriyor? Hiçbir şey. Bu yasa teklifiniz tam bir faso fisodur. Bu kanun teklifi dostlar alışverişte görsün kanun teklifidir. Bu yasa teklifi sağlık dışı sayılan sağlık emekçilerine haklarını vermediği için büyük bir kötülük yapmaktadır. BAĞ-KUR’lu, SSK'li emeklileri kapsamadığı için, tüm sağlık emekçilerini kapsamadığı için gerçekten büyük bir ayrımcılık yapmaktadır.

Yine, bu yasa 400 bini aşkın kadın çalışana, hemşirelere aleni bir şekilde ayrımcılık yapıyor. Kendi deyimleriyle negatif ayrımcılık uygulayarak cinsiyetçi olduğunu tescillemiştir. Kadın çalışanlara düşman bir yasadır. Sağlık yasa teklifi toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hemşirelik mesleğine yansımasıdır. Kâr odaklı bu sağlık sistemi koruyucu sağlık programlarını çöpe atmıştır. Koruyan değil, hastalık üreten bir sağlık sistemiyle karşı karşıyayız. Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlığı alıp satılan metaya dönüştürmüştür, hatta öyle ki Bakanınız bile bir özel hastane patronudur. Sağlık alanındaki kamu hizmetlerini küçültüp özel sektörü büyütme çabası içerisinde programlara sahipsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Özetle sizin politikanız, bakışınız şu: Hasta müşteri, hastaneler işletme, hekimler, hemşireler, tüm sağlık emekçileri sizin köleleriniz. Sorun ne? Sorun; bakın, Görele halkı geçen basın açıklaması yaptı, diyorlar ki: “Hastane yaptınız; evet, bir bina yapıyorsunuz ama göz, ortopedi, nöroloji, radyoloji, kulak burun boğaz, kadın hastalıkları, kardiyoloji uzmanı yok.” Bu nasıl hastane? Bir ambulans şoförü kendini kelepçeledi hastanelerde sorunlara dikkat çekmek için. Bu yılın mayıs ayına kadar hekim göçü oldu, bine yakın hekim bu ülkeden göç etti umudunu kaybettiği için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – “Nüfusun tamamı GSS kapsamında.” dediniz oysa sağlık hizmetleri ve harcamaların tamamı GSS kapsamında değil. “Gelir testi” dediniz, insanları aşağıladınız. Sağlık parasız olmalıdır. Sağlık, paralı sağlık değil, herkese, insana yakışır koşullarda sağlık hizmeti sağlamalıdır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Ali Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

Kendisini Şeker TV’den tanırız ama aslında doktordur.

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Doktor olmanın sorumluluğuyla Meclisin de doktorlara karşı sorumluluğunu hatırlatmak üzere söz aldım.

Biliyorsunuz, daha önce bir teklif gelmişti, bu teklif tekrardan geldi ama bu teklif hem gecikmiş altı yedi ay sonrasında geldi hem daraltılmış hem yetersiz bir teklif.

Bu teklifin içerisinde aile hekimlerine herhangi bir maddi iyileştirme yok. Aile hekimleri herhangi bir apartman dairesinde değil, aynı daha önce sağlık ocakları gibi kendilerine tahsis edilmiş kamu binalarında bu görevleri yapmalılar ve bu yönde mutlaka bir düzenleme yapmak gerekiyor. 1 Aralık günü ne gelmişti? O gün dolar kuru 13,36’ydı ve oy birliğiyle Meclis 6 maddeyi kabul etti yani millî irade burada “Hekimlere hakkını verelim, sağlık çalışanlarına hakkını verelim.” diye 6 maddeyi kabul etti. Daha sonra “Eksiklikler var, sağlık bir ekip işidir, eksiklikleri de giderelim.” diye görüşmeler yapıldı bir mutabakata varıldı ve o diğer sağlık çalışanları hekim dışındaki sağlık çalışanları da o haklarını alacaktı ki cuma günü bir anda bütün teklif Komisyona geri çekildi. Bu aslında Meclis açısından bir utanç günü, millî iradenin aldığı bir karar bir talimatla geri çekilmiş oldu. O gün ne dedi arkadaşlarımız? “Daha iyisini yapacağız, daha kapsamlısını yapacağız, çok daha güzelini yapacağız." dediler. Bugün görüyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi artık daha iyisini, daha güzelini, daha gerçekçi bir teklifi yapacak durumda değil. Bu kanun teklifi de bunun itirafı.

O gün, pratisyen hekim emeklisine 4.710 lira ücret verilecekti, 352 dolara tekabül ediyordu. Bugün ne veriliyor? 1.648 lira, 95 dolara tekabül ediyor. Yani neredeyse üçte 1’i bile değil, daha da az bir iyileştirme yapıyorsunuz. Daha iyiniz bu mu sizin? Maalesef, daha iyisini artık yapamıyorsunuz, yapmıyorsunuz. Ama müteahhitlerle ilgili düzenlemelerde, sürekli, artışlarla ilgili her torbada bir müteahhit kanunu gelip geçiyor bu Meclisten.

Uzman tabiplere emekliliğinde 5.415 lira vermeyi hedefliyordu, şimdi emekli hekime 2.119 lira veriyorsunuz. Bir de 1 kuruşu var, onu da eksik söylemeyeyim. Aralıktan beri “Daha iyisi gelecek.” dediniz ama altı aylık sürede de bu yapacağınız iyileştirmenin de üzerine yatmış oldunuz. Siz bu kanunlarla daha önceden sabit ek ödemede 180’i 450 yapacaktınız, 265 olarak getirdiniz. 410’u 770 yapacaktınız, tamamen geri çektiniz. 335’i 695 yapacaktınız, onu da geri çektiniz.

Şimdi “Hekim açığımız var.” diyorsunuz. Hekimler “Emekli olduktan sonra da çalışayım.” diyor, siz onlarda kesinti yapıyorsunuz, ek ödemeyi kesiyorsunuz. Türkiye'de hekime ihtiyaç var. Suriyeli, Afganistanlı, Iraklı hekimler gelip çalışıyor, bizim buradaki hekimimiz çalışırsa “Kesinti yapacağız.” diyorsunuz. O kişi zaten Türkiye’yi bilen, Türk halkına hizmet etmiş olan hekim. Niye bu kesintide ısrar ediyorsunuz? Hâlbuki geçen getirdiğiniz düzenlemede bu kesintiyi kaldırmıştınız. Biz niye yabancı hekimlere mahkûm oluyoruz?

Hekimler daha önce bir ev aldıysa artık o evin aidatını, elektriğini ödeyemez hâle geldi, hekimleri getirdiğiniz durum bu. Açlık sınırıyla yoksulluk sınırı arasına sıkıştırmış oldunuz. Az önce Sayın Bekaroğlu söyledi: "7 bin lirayla 17 bin lira arasına hekimi sıkıştırmış oldunuz." Bu süreç içerisinde pandemide bir süreç yaşadık, ne oldu? Hekimlerimiz ne kadar değerli, sağlıkçılarımız ne kadar değerli bunu gördük. Dünya artık diyor ki "Önümüz küresel iklim değişiklikleri ve göç dönemi. Bu göç döneminde salgın hastalıklar, aşıları olmamış nüfuslar birbirine karışıyor ve iklim değişiminden dolayı yeni hastalıklar çıkacak, yeni salgın hastalıklar olacak. Sağlık altyapısını, hekim kapasitemizi, sağlıkçı kapasitemizi artıralım." Bu hekimler niye yurt dışına gidiyor? Böyle düşünen, geleceği düşünen gelişmiş ülkeler diyor ki "Ben bu hekimleri, iyi yetiştirilmiş hekimleri toplayayım, kendi sağlık kapasitemiz iyileştireyim." Biz ise altı, yedi aydır kulağımızın üstüne yattık, o geçen yaptığımız düzenlemeler bile yetersizken onun üçte 1'iyle biz hekimleri Türkiye'de tutmayı hedefliyoruz. Korkarım ki hekimler bu düzenlemelerden sonra yurt dışına gitmeyi daha çok hedeflerine koyacaklar. Çünkü uzun zamandır bir beklentileri vardı, o beklentinin gerçekleşmediğini gördüklerinde korkarım ki daha çok gidecekler ama ben diyorum ki "Gitmeyin, yakın zamanda hekimlerinde, eğitimli bütün meslek gruplarının da hak ettiği iyileştirmeleri bizler yapacağız." (CHP sıralarından alkışlar) 2012 yılında sadece 59 hekim yurt dışında geleceğini aramıştı. Geçen sene 1.405 hekim gitti; ilk beş ayda 945 hekim gitti ve bu sene sonuna kadar bu hızla arttığı takdirde 3.225 hekim gidecek. Yani yurt dışına bu kadar hekimin gideceği bir durumda, biz son on yıl içerisinde 6.274 hekimi kaybetmişken ve sene sonuna kadar da toplam da on yıl içerisinde 8.554 hekimi kaybedeceğimiz ortadayken, Türkiye bu kadar sıkıntılı bir dönemdeyken ve dünya sağlık açısından bu kadar tehlikeli bir sürece giderken biz Cerrahpaşa, Çapa, Hacettepe gibi 3 köklü üniversitemizin mezun ettiği 1.133 kişiyi yurt dışına gönderiyoruz. Yani şimdiye kadar, bu ayın sonu çıktığında 3 fakültenin, 3 büyük fakültenin bütün mezunlarını biz kaybetmiş olacağız. Bizim yedi buçuk yılda kaybettiğimiz hekimler bir yılda mezun ettiğimiz hekimlere yakın ve son dönemde bizim giden hekimler de TTB Genel Sekreteri ifade etti profesörler, alanında yetişmiş, aranılan uzmanlar, hepsi bir bir yurt dışına gidiyor. Onun için Görele’de “Doktor bulamıyoruz.” diye “Bina var ama doktor yok.” diye halk isyan ediyor ve bu isyan daha da yaygınlaşacak onun için bu düzenlemeleri yeteri gibi yapalım ki o hekimler gitmesin.

Siz ne diyorsunuz? Bir disiplin yönetmeliğiyle alacakları ücretleri de eğer makbul bir hekim olmazsa, söz dinlemezse disiplin üzerinden kesintiye uğratacağınızı ifade ediyorsunuz. İnceleme heyetinin nasıl oluşacağı belli değil, Danıştay iptal etmiş, siz o iptalin gereklerini yasal düzenlemede yerine getirmiyorsunuz, yönetmeliğe bırakıyorsunuz. Bizim bu düzenlemeleri düzgün bir şekilde yapmamız gerekiyor ki bir daha Danıştaydan dönmesin, hekimler de hak ettiği ücretleri alabilsinler.

21,5 milyar lirayı biz bu sene şehir hastanelerine vereceğiz ama “Hekimlere verecek para yok.” diyoruz; kamu-özel işbirliklerine veriyoruz ama “Hekimlere verecek para yok.” diyoruz.

Bir başka sorun da mahsuplaşma sorunu. Adli tıp ve üniversitelere verilen ödemelerde mahsuplaşma yapılacağı ifade ediliyor. Öyle olunca döner sermayeden alacakları… Döner sermayede para kalmadığı için üniversiteler daha çok çökecek. Zaten seneler içerisinde üniversiteleri çökerttiniz, devlet hastanelerini çökerttiniz. O SUT fiyatlarıyla üniversiteler artık hizmet göremez hâle geldi. Bu düzenlemeyle bu mahsuplaşma devam ettiği müddetçe daha da büyük sıkıntılar yaşanacak. Bunun mutlaka kaldırılması gerekiyor.

Kanunun düzenlemesinde, gerekçede “Mahsuplaşma kaldırılacak.” diyor, maddelerde “Mahsuplaşma yapılacak.” deniyor. Bu da nasıl bir kanun hazırlandığının bir başka göstergesi.

Teklif, bu hâliyle, sabit ödemelerde ek bir artışa yol açmayacak o iki kurumda da. “Eşit işe eşit ücret.” diyoruz ama sözleşmeli ve memur ayrımı var. Niye biz memurların temel ücretlerini artırmıyoruz? Bunu artıracak bir kapasitemiz yok mu? Var ama biz ille de sözleşmeli-memur ayrımı, taşeron-kadrolu ayrımı yapıyoruz ve bu, sağlıkta çok büyük bedeller ödetti. O taşeron olarak çalışanlar üç günde bir yer değiştirdiğinde, onların her biri hastaya zarar veriyor. Çünkü daha işi kavrayana kadar o taşeron firmada değişikliğe uğruyorlar ve tekrar yerine gelen de öğrenene kadar bunu hastalar sağlığıyla ödemiş oluyor. Bizim, temel ücretleri artırmamız gerekiyor ve bu temel ücretlerin de emekliliğe yansıması gerekiyor. Burada verilen bu döner sermaye ek ödeme artışlarının emekliliğe maalesef bir yansıması olmayacak, yine sıkıntı yaşanmaya devam edecek. Bu süreçte giden sadece doktorlar değil giden sağlımız, bu ülkenin sağlıklı geleceği. Hekimlere hak ettiğini hep birlikte bu Meclisten verelim ve o hekimler yurt dışına gitmek zorunda kalmasınlar.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci bölümde gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına söz talebi karşılanacaktır.

İlk söz talebi İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni’ye aittir.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız, bundan tam bir yıl önce İzmir il binamızda bir katliam yaşandı. Binamıza gelen ırkçı, faşist bir katil yoldaşımız, arkadaşımız, canımız Deniz Poyraz’ı katletti ve bir yıldır Deniz Poyraz’ın katillerinden hesap sormak için mücadele yürütüyoruz. Evet, katil aylarca partimizin etrafında keşif yaptı, bunu kendi ifadeleriyle ortaya koydu. Yine, katil Suriye’ye götürüldü ve orada TSK silahlı ve üniformalı fotoğraflarını kendi sosyal medyasında yayınladı ve bunlar yine kendi beyanlarında ortaya çıktı. Bu katil aylarca sosyal medyasından tehditler savurdu, aslına cinayet işleyeceğini açıktan ifade etti. Ve katil katliamdan hemen öncesine kadar 27 kez İzmir Emniyetini telefonla aramış ve bu katilin Suriye’ye SADAT vasıtasıyla gittiğine dair çok ciddi veriler var ve buna dair de hiçbir araştırma yapılabilmiş değil.

Yine, bu katil böylesine vahşi bir cinayeti işlemesine rağmen -böylesine elini kolunu sallaya sallaya- sadece on sekiz saat gözaltında kaldı ve alelacele tutuklandı, HTS ve kamera kayıtları alınmadan, beklenmeden tutuklandı.

Yine, katliamdan sonra partinin bulunduğu iş merkezi bir olay yeri olarak ele alınmadı, cinayetten sonra iş merkezine giriş çıkışlar devam etti, polis bölgede ve binada bir inceleme yapmadı. Aynı zamanda katil parti binasına gelirken elinde bir çanta var, bunun görüntüleri de var fakat sonrasında, bu çantada nelerin olduğuna dair herhangi bir polis incelemesi kamuoyuyla paylaşılmadı. Daha da ilginç olan bir durum var: Bu katil gözaltında telefonunu başka birine yönlendirmiş fakat bu yönlendirdiği kişiyle ilgili de herhangi bir araştırma yapılabilmiş değil. Katili “Adın ne ağabeyciğim?” diye karşılayan bir polis teşkilatı var ve katil son bir yılda düzenli olarak taksi kullanmış ve düzenli olarak da lüks otellerde konaklamış yani katile katliam öncesinde rehabilitasyon imkânları sunulmuş.

Şimdi, bütün bu anlattıklarım savcılıkta ya da Emniyette ortaya çıkan veriler değil; bütün bu anlattıklarım, çok büyük emek harcayan avukat arkadaşların ısrarlı çabaları sonucunda ortaya çıkan veriler yoksa Emniyette ve savcılıkta katliama dair katile sorulan tek bir soru, “Arkasında kim var, organize midir?” diye sorulan tek bir soru yok. Sorgulama esnasında, mahkeme esnasında neler oldu? Deliller yok sayıldı, karartıldı. Savcılık ne yapar, Emniyet ne yapar? Araştırır arkasında önünde ne var diye çünkü bir liseli, üniversiteli genç sokağa çıksa, bir slogan atsa beş gün, on gün tutuklama gerekçesiyle yargılanıyor, İşte, gazeteciler sekiz gündür gözaltındalar ama iktidarın çeteleri söz konusu olduğunda uygulamalar bunlar.

Evet, HDP ve Kürt halkına, demokratik devrimci gençlere, kurumlara saldırı konseptinin bir parçası, organize bir siyasi katliamla karşı karşıyayız ama iktidar bunu kişisel, bireysel bir husumetin sonucu olarak gerçekleşen bir katliam olarak sunmaya çalışıyor ve bizim buna inanmamızı, bunu kanıksamamızı bekliyor. İktidar sadece şunu yapmadı bu süreçte: Canlı yayınlarda katile “Sen git HDP binasını bas.” demedi, bunun dışında, iktidar her şeyi yaptı. Evet, 4’üncü mahkeme 18 Temmuzda gerçekleşecek ve biz şunu çok net olarak biliyoruz, katili tanıyoruz, katilin arkasındaki güçleri de çok iyi tanıyoruz ve bütün bu süreçte de bunun devlet içerisinde organize edilmiş bir katliam olduğunu net olarak söylüyoruz.

Evet, 17  Haziranda katliamın 1’inci yıl dönümü anılacak ve burada biz tüm İzmir halkından bir kez daha, tıpkı uğurlama töreninde olduğu gibi, tıpkı bütün bu mahkeme süreçlerinde olduğu gibi dayanışmayı büyütmeye, katliamdan ve katillerden hesap sorma iradesini güçlendirmesini bekliyoruz. 17’sinde İzmir il binamızda anma gerçekleştireceğiz, sonrasında mezarlıkta yine anma gerçekleştireceğiz ve sonrasında, akşam da il binamızın önünde yani katliamın gerçekleştirildiği yerde yani polis noktasının olduğu yerde bir anma gerçekleştireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) - Tüm halkımıza, tüm demokrasi güçlerine orada katliamdan hesap sormak için, faşizme karşı mücadeleyi yükseltmek için yan yana, omuz omuza gelme çağrısı yapıyoruz.

Evet, bu iktidar, katillerden, hırsızlardan, işkencecilerden ve çetecilerden kendine bir beka kurmaya çalışıyor; işte, bütün bu suç ittifakından bu ülkede bir gelecek planlamaya çalışıyor. Biz buna itiraz ediyoruz ve bu katliamların bir devlet konseptinin sonucu olduğunu biliyoruz. Biz burada “Katliamlardan hesap sormak gerekir.” derken de bu anlamda emek mücadelesini, özgürlük mücadelesini, demokrasi mücadelesini büyütme çağrısı yapıyoruz.

Deniz Poyraz, bizim en sevdiğimiz, canımızdı; Deniz Poyraz, bizim en güzelimizdi ama dünyanın en çirkin, en katil, en korkak, en aşağılık kişisi tarafından katledildi. Tıpkı Kobani’de dünyanın en güzel kadınlarının dünyanın en çirkinlerini yendiği gibi bu katilleri de bu katillerin beslendiği düzeni de yerle bir edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz talebi Bursa Milletvekili Mustafa Esgin’e aittir.

Sayın Esgin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ESGİN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.

AK PARTİ iktidarlarının en başarılı icraat alanlarının başında elbette sağlık olagelmiştir. “Sağlıkta dönüşüm” adını verdiğimiz uygulamalarla aslında son yüzyılda dünyadan pozitif ayrışan bir modeli ortaya koyduğumuzu da rahatlıkla ifade edebiliriz. Bunların başında, birinci basamak sağlık hizmetlerinde aile hekimliği sistemine geçerek önemli bir adım attık; bu şekilde, hekim ve sağlık çalışanı kaynağımızı nüfusa ve bölgelere göre dengeli ve adaletli bir şekilde dağıtma imkânı bulduk. İkinci basamak sağlık hizmetlerini tek çatı altında toplayarak sağlıkta eş güdümü sağladık. Sosyal güvenlik reformuyla sağlığın hizmet sunumu ile finansmanını birbirinden ayırdık, genel sağlık sigortasıyla toplumun tamamını sosyal güvenlik şemsiyesi altında topladık. Yani etkili, verimli, kolay erişilebilir, mali açıdan sürdürülebilir çağdaş bir sistemi ortaya koyduk. Bütün bunların sonunda sağlık göstergelerimizde önemli iyileşmeler oldu. Hastanelerimizin yaş ortalamasını 50’den 10’a indirerek tamamını modernize ettik ve son dönemde şehir hastanelerini kurduk. Sağlık çalışanı sayısını 300 binden 1 milyon 200 binlerin üzerine çıkardık. Sağlık insan kaynağımızı ülke genelinde eşit ve dengeli bir şekilde dağıttık.

Değerli arkadaşlar, az önce de konu gündeme geldi, Türkiye'de AK PARTİ'den önce uzman hekim başına düşen nüfus en yüksek ve en düşük illeri kıyasladığınızda 13 kat fark vardı, biz bunu 2’ye kadar indirdik. Elbette ki bunu sıfırlamak hedefimiz ama burada da eşit ve dengeli bir şekilde dağıtacak politikaları da ortaya koyduğumuzu ifade etmek durumundayız. Ben Hakkâri'de çalıştım, evet, Hakkâri Devlet Hastanesinde 2 tane uzman hekim vardı, şu an 74 tane uzman hekim Hakkâri Devlet Hastanesinde hizmet veriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Bütün bunların sonunda sağlıkta memnuniyet oranlarımızı artırdık, vatandaşımızı ve ülke kaynaklarını finansal açıdan koruduk, sağlığa erişim oranını kat kat artırdık. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde milletimiz hekim ve sağlık çalışanlarımızla büyük bir başarı hikâyesi yazdık.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi geçtiğimiz iki yıllık süre zarfında tüm dünyanın etkilendiği bir küresel salgınla devlet, millet el ele mücadele ettik. Salgınla mücadelemizde sağlık altyapımızın bize sunduğu imkânların yanı sıra geliştirdiğimiz yerli ve millî solunum cihazımız ve aşımımızla da farkındalık oluşturduk. Pandemi sürecinin en korkunç günlerinde, ağzımızda maskelerle ülkemizde yapılan hastane yatırımlarını tartışmaya açan muhalefet, bu tarzısiyasetiyle ne yazık ki dünyadan negatif ayrışma becerisini ortaya koymuştur. Kutsal saydığımız sağlık hizmetini yaparken amacı insanlara hizmet etmek olan fedakâr sağlık çalışanlarımıza yönelik şiddet, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği ve sonuna kadar mücadele edilmesi gereken bir sorundur. Bu konuda, daha önce yaptığımız düzenlemelerle birlikte, sağlıkta şiddet suçunu katalog suçları arasında almakla önemli bir adım attığımızı düşünüyorum. Defansif tıp uygulamalarını ortadan kaldıracak, hem ceza hem tazminat davalarında hekim ve sağlık çalışanlarımızın mağduriyetini engelleyecek bir yasal düzenlemeyi de hayata geçirdik. Dünyanın en iyi düzenlemesini de yapsak bunu kabul etmeyeceğini beyan eden arkadaşlar, bu düzenlemeye de ret oyu vererek bizi yanıltmayacaklarını bir kez daha göstermiş oldular. Ama keşke, hekim ve sağlık kamuoyuna bu tutarsızlıklarını izah edebilmiş olsalardı.

Son olarak, hekim ve sağlık çalışanlarımızın mali ve özlük haklarındaki iyileştirmeler ve yaşam standartlarının yükseltilmesi için yaptığımız çalışmalar Sağlık Komisyonundan ve Plan Bütçe Komisyonundan geçerek bugün Genel Kurul gündemimize geldi. İyi niyetli, uzun süren ve sadra şifa olacak bir çalışmanın ürünü olan bu yasal düzenlemede günün sonunda hekim ve sağlık çalışanlarımızın mali haklarında önemli iyileştirmeler gerçekleşirken emekli aylıklarında da anlamlı artışlar olacaktır. Bu noktada, hiç kimse, hiçbir şey adına, göz bebeğimiz olan hekim ve sağlık çalışanlarımızı lütfen siyasi polemiklere alet etmesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hekim ve sağlık sendikaları ve meslek örgütlerimiz de bu konuda mesleki popülizm adına negatif siyasetin arka bahçesi konumuna düşecek adımlar lütfen atmasınlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) – Yaptığımız bu önemli düzenlemenin hayırlı olmasını diliyor, tüm arkadaşlarımıza ve Gazi Meclisimize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, birinci bölüm üzerinde soru ve cevap talebi bulunmuyor.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddelere geçeceğim, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde 3 adet önerge bulunuyor, önergeleri aykırılık süresine göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun geçici 9’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “1/1/2020” ibaresi “1/1/2030” şeklinde değiştirilmiştir.

 

Oya Ersoy                              Rıdvan Turan                              Hüda Kaya

 İstanbul                                     Mersin                                     İstanbul

 

Gülüstan Kılıç Koçyiğit            Habip Eksik                            Mahmut Toğrul

    Muş                                         Iğdır                                    Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Muş Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime 15-16 Haziran büyük işçi direnişini ve o direnişi yaratan işçi sınıfını selamlayarak başlamak istiyorum. Bu büyük direnişin yıl dönümünde, ne yazık ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi sınıfa karşı olan, emeğe karşı olan bir yasal düzenlemeyi konuşuyor ve yine, ne yazık ki AKP Hükûmeti bu düzenlemeyi allayıp pullayarak yeniden “Sağlıkçılara müjde, sağlık çalışanlarına müjde.” diye vermekten de geri durmuyor.

Değerli arkadaşlar, 1’inci madde aile hekimlerine ilişkin ve aile hekimlerinin aile hekimliği yaparken de aslında ihtisas yapmalarına imkân tanıyan bir düzenleme ve bunun süresini uzatıyor. Yalnız, burada sorulması gereken soru şu: “Niçin TUS sınavına girmeden bu işlemi devam ettiriyorsunuz? TUS sınavına girmeden yapılan aile hekimliği eğitiminin kendisi aile hekimlerindeki niteliği düşürmeyecek midir?” İkincisi de “Hem aile hekimliği yaparak bu eğitimi tamamlarını nasıl bekliyorsunuz?” Bu soruların hepsini sormak istiyoruz.

Diğer bir şey: Şimdi, aile hekimliğinde görünürde bir iyileşmeye gidip hizmet kalitesini ya da eğitimin niteliğini artırmak istiyorsunuz ama aile hekimlerinin dünya kadar sorunları var, hiçbirine yönelik bir düzenleme yapmıyorsunuz. Örneğin, aile hekimlerine ödenen ödeneklerin yetersizliği, artan doğal gaz faturaları, artan elektrik faturaları nedeniyle neredeyse aile hekimliklerinin kapanma noktasına geldiğini; artan nüfus basıncını, bir aile hekiminin bakması gereken nüfusun çok çok üzerinde bir nüfusa bakması, onlara hizmet vermesi ve en önemlisi de bütün bunları yaparken aslında hizmetlerinin değersizleştirilmesi, ciddi bir şekilde sözleşme basıncı altında bırakılması ve sağlık müdürlüklerinin en ufak aykırı bir harekette onları sözleşmeyi yenilememekle tehdit etmesi gibi risklerle karşı karşıyalar.  Peki, siz bunlara ilişkin bir düzenleme yapıyor musunuz? Hayır, yapmıyorsunuz. Şimdi, biz Komisyonda da konuşurken o zaman ifade edildi; işte, aşılama oranlarımız yüksek, gebe takip oranlarımız yüksek, bebek ölüm oranlarımız düşük, anne ölüm hızlarımız çok düşük, OECD’nin ortalamasının üzerinde. Peki, bunu kime borçlunuz, kime borçlusunuz? Orada çalışan hemşirelere, hekimlere borçlusunuz, o aile sağlığı merkezlerinde, aile hekimliklerinde çalışan sağlık emekçilerine borçlusunuz. Rakamlara gelince, OECD oranlarına çıktığınız için övünüyorsunuz ama insanların emeğinin karşılığını vermeye gelince orada hiçbir adım atmıyorsunuz, bunun kabul edilemez olduğunu bir kez daha ifade etmemiz gerekiyor.

Bugün, aşılama oranlarındaki iyileşmeleri eğer aile hekimliğine bağlıyorsanız o zaman aile hekimliğini, koruyucu sağlık hizmetlerinin niteliğini artıracak şekilde yeniden düzenlemeniz gerekiyor. Yani bu ne demek? Toplumun sağlığını korumanız gerekiyor, hastalanmadan önce koruyucu sağlık hizmetlerini geliştirmeniz gerekiyor; kanser taramalarını artırmanız gerekiyor, aşı oranlarını takip etmeniz gerekiyor, gebe takiplerin yapmanız gerekiyor; beslenme, barıma gibi temel sağlığın sosyolizasyonu içerisinde olan bütün parametrelere bakmanız gerekiyor. Peki, siz bunları yapıyor musunuz? Hayır, hiçbirini yapmıyorsunuz. Onun yerine parça başı çalışmayı getiriyorsunuz, sağlığı piyasalaştıracak uygulamalara adım atıyorsunuz, onları devam ettiriyorsunuz.

Şimdi, Türkiye’de yapılan 600 milyon poliklinik hizmetinin 247 milyonunu aile sağlığı merkezlerinde aile hekimleri gerçekleştirmiş yani yüzde 5’lik bir personelle yüzde 40’ın üzerindeki bir nüfusa hizmet verilmiş. Şimdi, bu, gerçekten anlaşılabilir insani bir ölçü müdür? Bunu hepinizin taktirlerine sunuyorum. Bu konuda bir adım atılması gerekiyor.

İkinci bir şey, biz yıllarca söyledik, esas bu GSS gelirken de sağlık da dönüşüm gelirken de “Bu sağlıkta dönüşüm değil, bu sağlıkta yıkım projesidir, toplumun sağlığıyla oynuyorsunuz.” dedik ama bizi dinlemediniz. Bugün geldiğimiz nokta ne? Hemşire yok, hasta yok, tıbbi malzeme yok ve en önemlisi toplumun sağlığı yok, bugün toplum sağlığından olmuş durumda. Siz sürekli geçmişi referans vererek “Efendim, SGK kuyrukları var.” diyordunuz, bugün kuyruklar nerede? MERNİS’te, telefon başlarında, evde. Artık, zavallı yaşlı teyzeler yalvarıyorlar torunlarına, insanlara “Gel, bana bir randevu al.” diye. Ne zamana alıyorlar? Üç ay sonrasına, beş ay sonrasına. Neden? Çünkü sizin gerçek anlamda toplum sağlığını korumaya dönük bir uygulamanız yok, bir bakış açınız yok.

Bununla da sınırlı değil sağlıktaki yıkım projeniz. Bakın, şimdi biz Komisyonda da konuştuk, hep döndünüz, dediniz ki “Ya, şehir hastaneleri var.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Allah aşkına ya, bütün dünya şehir hastanelerini…

Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Bütün dünya büyük hastaneleri terk ediyor. Artık semt polikliniği gibi daha küçük, ulaşılabilir, erişilebilir ve yönetilebilir hastaneleri tercih ediyor yani hastaneyi hastanın ayağına getiriyor. Ama siz ne yaptınız? Şehrin merkezindeki o canım hastaneleri kapattınız, şehrin dışına şehir hastanelerini götürdünüz, insanlar o hastanelere gidemiyorlar. Şimdi şehir merkezinde kalan hastanelere çökmenin derdindesiniz. Bunların ahlaki olmadığını, vicdani olmadığını ifade etmemiz gerekiyor çünkü bu hastaneler halkın hastaneleri, hepimizin hastaneleri, hepimizin vergileriyle yapılan hastaneler ama buna da baktığınız yok.

Diğer bir mesele, 2’nci maddede de konuşacağız. Ya, sizin sadece merkezine hekimi koyduğunuz bir sağlık hizmeti olabilir mi? Hemşireler, laborantlar, eczacılar, teknisyenler bu sağlık, bu düzenlemenin içerisinde neredeler değerli arkadaşlar? Bir ekip tek başına ameliyat yapabiliyor mu? Tek başına bir tıbbi işlem yapabiliyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Yapamıyor. Sağlık bir ekip işidir ve siz her gün ama her gün…

Tamamlıyorum Sayın Başkanım, kayıtlara geçmesi için…

BAŞKAN – Peki, bir selamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sağlık bir ekip işidir ve siz bu sağlıktaki dönüşümle beraber her gün ekibi parçaladınız, her gün. Bakın, 10 tane istihdam biçimi getirdiniz; 4/A, 4/B, sözleşmeli, çakılı, bilmem ne, bilmem ne. Ya, böyle bir şey olabilir mi? İnsanın yani bir ülkenin bir istihdam biçimi olur ama o da en nitelikli şekilde yapılır, en demokratik şekilde organize edilir. Şimdi, burada Komisyon Başkanı diyor ki: “Bingöl'e doktor bulamıyorum.” Soruyorum AKP’ye: Yirmi yıldır iktidarda siz varsınız; Bingöl'de, Muş'ta, Siirt'te, Van'da, Hakkâri'de doktor yoksa kim sorumlu bundan? Şimdi sözleşmeli kadrosunu artırarak doktor göndermek çözüm mü? Çözüm değil. Siz gelin, barışın yolunu açın; oraya gidecek doktor da çok, hemşire de çok, çalışan da çok diyorum, Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 1- 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında bulunan “1/1/2020” ibaresi “1/1/2029” şeklinde değiştirilmiştir.

 

Özgür Özel                               Ali Şeker                                Metin İlhan

  Manisa                                    İstanbul                                    Kırşehir

Fikret Şahin                           Servet Ünsal                        Mehmet Bekaroğlu

Balıkesir                                    Ankara                                    İstanbul

Ali Fazıl Kasap

Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önere üzerinde söz talep eden, Ankara Milletvekili Sayın Servet Ünsal.

Buyurun Sayın Ünsal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün 15 Haziran, tüm Türkiye’de hekim arkadaşlarımın bir günlük eylemi vardı, bunları yürekten destekliyor ve alkışlıyorum.

Görevi başında ölen, katledilen doktor kardeşlerimi de rahmetle anıyorum.

Evet, arkadaşlar, diğer yandan, geçen hafta Ankara’da ciddi bir sel baskını yaşandı, 4 vatandaşımızı kaybettik, onlara da rahmet diliyorum, ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Bugün, aile hekimlerinin sorunları ve çözümlerini anlatacağım size değerli arkadaşlar, vakit yettiğince. Evet, ama asıl sorun tabii aile hekimlerinden öte Türkiye’nin sorunu, Türkiye savruluyor arkadaşlar. Evet, bu ülkenin yöneticileri yetişmiş insan gücüne karşı bu kadar hoyrat olursa, bu ülkenin yöneticileri parlak beyinlere karşı bu kadar vicdansız ve bu kadar acımasız olursa göz bebeğimiz olan doktorlarımıza sahip çıkmalıyız arkadaşlar ve sizin doktor düşmanlığınıza rağmen bizler doktor arkadaşlarımıza sahip çıkacağız. Sizler ne dediniz? Cumhurbaşkanı ne dedi? “Giderlerse gitsinler.” dedi ama aynı Cumhurbaşkanı Pendik Araştırma Hastanesinde ameliyat olurken Amerikan Hastanesinden Profesör Doktor Dursun Buğra’yı getirtti hukuksuz olarak; başka hastaneden doktor getirtiyor. Evet arkadaşlar, bunu da söyleyeyim, hemen aile hekimliğine geçiyorum. 2010 yılında arkadaşlar, aile hekimliği hayata geçirildi. Bugün son verilere göre, 26.252 aile hekimliği birimi, 24.082 de aile hekimi görev yapmakta.

Sevgili arkadaşlar, aile hekimleri düşünün, Türkiye’de saniyede 8, dakikada 491, bir günde de 710 bin hasta bakıyor. Bu neyi gösteriyor? Bu, aile hekimliğinin battığını gösteriyor arkadaşlar. Aile hekimliği birinci basamak sağlık hekimliğidir, birinci basamak hizmetidir. Kolay erişilmesi ve tedavinin hızlı olması önemini artırmaktadır.

Zaman darlığı nedeniyle aile hekimlerinin sorunlarını kısaca şöyle özetliyorum: Birincisi, sağlıkta şiddet. Niye aile hekimlerinde sağlıkta şiddet oluyor? Bir: Arkadaşlar, kanunsuz ilaç teklifleri geliyor. İki: Uygunsuz rapor teklifleri geliyor. Üç: Gelmeden ilaç yazdırma teklifleri geliyor. Bunların yüzünden aile hekimleri şiddete uğruyor. Aile hekimleri, arkadaşlar, diğer mesleklere göre 16 kat fazla şiddete uğruyorlar.

Evet, çıkardığımız kanunlar… “Katalog suçlar” dedi arkadaşlarımız. Çoğu yerde katalog suçların uygulanmadığını görüyoruz. Dilerim burada da caydırıcı olur ve hekime şiddet önlenir.

Beyaz kod uygulaması… Değerli arkadaşlar, doktorlar görevleri sırasında sözel ve fiziksel şiddete maruz kalıyorlar, hatta bu yüzden doktorlardan bile açığa alınanlar var sevgili arkadaşlar.

Bir başkası, sözleşme baskısı arkadaşlar. İki mali yıl olan sözleşme süreleri ve fesih tehlikesi var aile hekimlerinde. Çözüm: Keyfî fesih kalkmalı, otomatik sözleşme yenilenmeli arkadaşlar.

Bir başka olay, ALO 184 hattı. Mobbinge dönüştü arkadaşlar ALO 184 hattı, hemen kaldırılmalı.

Bir başka olay, ceza infaz puanları. Ben buna “ceza infaz yasası” diyorum, hekimlerin katlidir bu. Aile hekimleri devlet memuru olmadığı için bu yüzden ihtar puanlarıyla cezalandırılıyor, hatta 200 ceza puanı alanı feshediyorlar. Tekirdağ Sağlık Müdürlüğünde böyle bir olay oldu, 26 davada Sağlık Müdürlüğü kaybetti arkadaşlar.

5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3’üncü maddesinin yedinci fıkrasında “koruyucu hekimlik eksik uygulaması” diye bir kavram var. Arkadaşlar, brüt ücretin yüzde 20’si kesiliyor doktorlardan, bakar mısınız bu işe? Bu saçmalığın kaldırılması gerek. Gebe izleme, bebek izleme, çocuk izleme, bağışıklama gibi nedenlerle negatif performans uygulanıyordu hekimlere. Birçok aile hekimi arkadaşlar aile sağlığı merkezine hastaları getirmekte zorlanıyor, soruyorum size: Bunun sorumlusu aile hekimi midir? “Aşı olmaya gel.” diyor gelmiyorlar, aşı karşıtı adam. Sorumlu hekim midir arkadaşlar? Mobbinge varan denetlemeler var arkadaşlar. ASM'ler altı ayda bir denetlenir, bu uygulamalarda keyfîlik yaygındır, denetleme mutlaka hekim kontrolünde olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Hastane izinleri… Arkadaş, yıllık izinlere keyfî müdahaleler yapılıyor. Bir aile hekiminin yıllık otuz gün ücretli izin hakkı varken, vekâlet vermek için doktor bulamıyorsa o aile hekimi, değerli arkadaşlar, izne ayrılamıyor ya! Bu ne demektir? Ben anlayamıyorum ve ücreti kesiliyor, saçmalığa bakar mısınız.

Evet arkadaşlar, sevk zinciri zaten bir kepazelik. Sevk zincirinde amaç uygun sağlık hizmetini uygun hizmet sunucudan almaktır ama sevk zinciri yok, isteyen istediği yerde direkt birinci basamak yerine üçüncü basamağa hemen gidiyor.

Evet, randevu uygulaması çok önemli, fiziksel koşullar, çocuk, gebe, yaşlı hastalar yüzünden ASM'lere de randevu sistemi getirilebilmeli. Evet, arkadaşlar, ASM'lerin kiraları zaten uçmuş. Bu anlamda hizmetler, kamu binalarında verilebilmeli, Bakanlık bunu sağlamalı. Raporlar zaten rezillik, hekimler bir dönem iş yapamaz hâle geldiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Selamlayalım lütfen.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Arkadaşlar, işe giriş, sürücü, asker, okul, kreş gibi, staj gibi muayenelerde raporlar veriliyor, bu da aile hekimlerinin üstüne ciddi bir yüktür arkadaşlar. Onun için bir başka merkezde yani ikinci basamak ya da sağlıklı hayat merkezleri gibi bir merkezde verilebilir. Aile hekimleri asıl görevi olan kanser hastaları, kronik hastaların takibi, obezite gibi mücadeleleri verecekken buralardan uzaklaşmıştır. Kısaca aile hekimliği bu gidişle batmaktadır. Hekimler hâlâ yurt dışına çıkıyor. Biraz önce Ali Şeker söyledi, geçen sene 1.405 hekim yurt dışına gitmişken bu sene şu an 945’i geçtik, 3 bini bulacağı söyleniliyor. Yakında ameliyat yapacak doktor da bulamayacağız arkadaşlar. Gözünüz aydın AKP, gözünüz aydın saray diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, özellikle önergeler üzerinde konuşan milletvekili arkadaşlarım, birinci dakika uzatmalarınızı veriyoruz ama sizden rica ediyorum, ikincisini istemeyin. Sizi de kırmak istemiyoruz kürsüde, lütfen birinci uzatmada sözlerinizi tamamlayın. Bundan sonra vermek istemiyorum, çok zorlamayın beni, çok rica ediyorum.

Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini teklif ederiz.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu      Dursun Ataş                             Enez Kaplan

   Adana                                     Kayseri                                   Tekirdağ

Hüseyin Örs                            Behiç Çelik                            Fahrettin Yokuş

Trabzon                                    Mersin                                      Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle uzmanlık yapan aile hekimlerine uzmanlık eğitimini tamamlamaları için süre uzatımı yapılıyor; bu, olumlu bir durumdur ancak aile hekimlerinin sorunlarına bu maddede çözüm yok.

Aile hekimlerimizin sorunları gün geçtikçe büyümeye devam ediyor. Kamu hizmeti veren aile hekimleri, bir yandan hastalara hizmet verirken diğer yandan hem kendilerinin hem de sağlık merkezlerinin tüm giderlerini karşılamaya çalışıyorlar. Ödenek yetersizliği ve yüksek enflasyon artışı yüzünden kira, elektrik, doğal gaz, personel hak edişleri gibi ödemelerde büyük sorunlar yaşıyorlar. Sadece bu mu? Aynı zamanda medikal malzemeleri dahi temin edilemeyen aile sağlığı merkezleri artık bitme noktasına getirilmiştir.

Aile hekimlerinin büyük çoğunluğu, fiziksel koşulları elverişsiz binalarda hizmet vermeye çalışıyorlar. Köhne apartman dairelerinde yaptıkları masraflar devlet tarafından karşılanmıyor. Aile hekimlerine âdeta işletme sahibi gözüyle bakılıyor. Bu durum, sağlığın ticaretleşmesinden başka bir şey değildir.

Övünüyoruz; devasa hastaneler yaptırıyoruz,  “şehir hastaneleri” diyoruz “Her türlü konforumuz var.” diyoruz ama köhnemiş aile merkezlerini görmezden geliyoruz. Allah aşkına, Emek’e gidin, Ankara Emek’te bir tanesine şahit olun.

Hastaları sağlığına kavuşturmak için canla başla çalışan hekimlerimize reva gördüğünüz uygulamayı maalesef onlar hak etmiyor. Aile hekimleri seslerini artık iktidara duyuramıyor, duymuyorsunuz,  görmüyorsunuz; yanlışa yanlışla, eşitsizliğe eşitsizlikle, adaletsizliğe adaletsizlikle karşılık vermeye devam ediyorsunuz.

Bakın, Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu bir açıklama yapıyor,  diyor ki: “Aile hekimi maaşları en az yoksulluk sınırının üstüne çıkarılmalıdır.” Ne kadar ayıp ya! Yoksulluk sınırı altında doktor maaş alıyorsa bu ülkede, işte, felaketin habercisi bu. “Tüm aile sağlık merkezi binaları kamu tarafından inşa edilmeli ve aynı standartlarda donanımı kamu tarafından sağlanmalı.” Ne var bunda, yapsanız ne olur, kıyamet mi kopar? “Bütün giderler Sağlık Bakanlığınca karşılanmalı. Bütün çalışanların  sözleşmeleri iptal edilip kadrolu doktor, hemşire, ebe hâline getirilmeli.” Niye bunu yapmıyorsunuz, niye ayrım yapıyorsunuz? “Anayasal haklarını kullanarak demokratik hak arayışına giren hekimlere yasal olmayan disiplin cezaları veriliyor, bu cezalar mahkemeden geri dönüyor, sonuçta ise hem hekimler hem de devletimiz zarara uğruyor. Bu nedenle Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliği geri çekilmelidir. Ne hekimlerimize ne de devletimize zarar gelmesini biz doğru bulmuyoruz.”

Değerli milletvekilleri, sağlık sisteminin sağlığı bozuk, hekimler mutsuz ve umutsuz, sağlıktaki dönüşüm sağlıkta çöküşe döndü. En temel anayasal hakların bile düzenlenmediği 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu liyakatten yoksun bir sağlık idaresinin emaresi olarak kalacak. Koruyucu hekimlik hizmeti veren, aile hekimlerini sadece işletmeci olarak gören, sözleşme ve ödeme yönetmeliğini bir ceza yönetmeliği hâline getiren bürokratik kararlar tüm aile hekimlerini istifanın eşiğine getirmiştir. Unutulmamalıdır ki bu ülkede hekim sorunu yoktur, bu ülkede hekimlerin sorunlarını anlamayan, liyakatsiz, rantçı bir iktidar, yönetim anlayışı vardır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde sadece aile hekimleri yok sayılmamış, aynı zamanda kurum hekimleri de yok sayılmış. Üniversite hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı haricindeki kamu kurum ve kuruluşlarında, KİT'lerde, mahalli idarelerde, medikolarda fiilen çalışan ve döner sermaye ek ödemesi almayan, sözleşmeli statüde olanlar dâhil olmak üzere maalesef tabip ve diş tabipleri bu haklardan yararlanamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Zaman geçirilmeden geliniz, bunları düzeltelim. Daha yasanın süresi var. Niye, Komisyonda karşı çıktıklarınızı burada düzeltsek kıyamet mi kopar? Şu sağlık çalışanlarına adam gibi bir yasal düzenleme getirsek kıyamet mi kopar? Övmeye gelince övüyorsunuz, “Kahramanlarımız.” diyorsunuz. “Aman ya Rabb’i, hakkınız ödenmez.” diyorsunuz. Elinizi tutan mı var? Ödeyin kardeşim haklarını ya! Allah aşkına ödeyin! Şu sözleşmeli-sözleşmesiz ayrımına son verin, adaletli bir sistem getirin, ayrım yapmayın, bütün sağlık çalışanlarına adalet ölçüsünde, hakkaniyetli ücret verin, atamalarında, tayinlerinde yandaşçılıktan vazgeçin, hakkı, hukuku gözetin. Ne olur, kıyamet mi kopar? Ama hayır, ayrımcılık ruhunuza işlemiş, burada da devam ediyorsunuz.

Hoşça kalın. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “(26.000)” ibaresinin “(40.000)” şeklinde, “(20.000)” ibaresinin “(33.000)” şeklinde değiştirmesini, maddeye “değiştirilmiş” ibaresinden önce gelmek üzere “, “tabip veya diş tabibi” ibaresi “tabip veya diş tabibi, eczacı, veteriner hekim” şeklinde, “tabip ve diş tabiplerinden“ ibaresi “tabip ve diş tabipleri, eczacılar, veteriner hekimlerden” şeklinde” ibaresininin, “değiştirilmiş” ibaresinden sonra gelmek üzere “, maddenin beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Özgür Özel                               Ali Şeker                             Ali Fazıl Kasap

  Manisa                                    İstanbul                                    Kütahya

Servet Ünsal                           Fikret Şahin                               Çetin Arık

  Ankara                                    Balıkesir                                   Kayseri

Gamze Akkuş İlgezdi

İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

Önerge üzerinde söz talep eden Balıkesir Milletvekili Sayın Fikret Şahin.

Buyurun Sayın Şahin.  (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili bir yasa teklifini görüşüyoruz. Tabii, beklentileri karşılayamayan, hayal kırıklığı yaratan bir düzenleme maalesef. Hangi ihtiyaçtan dolayı bu yasal düzenleme buraya gelmiştir ve hangi sorunu çözecektir, sorunumuz nedir? Bunu ifade etmek istiyorum. Sorunumuz hekimlerin kamudan ayrılması, istifa etmesi, hatta onun da ötesinde yurt dışına gitmesidir.

Peki, bu yasal düzenleme hekimleri kamuda koruyabilecek midir, tutabilecek midir veyahut da yurt dışına çıkışları engelleyebilecek midir? Maalesef, keşke engelliyor desek ama olmayacak çünkü geçtiğimiz hafta Sayın Sağlık Bakanı “Efendim, özlük haklarıyla ilgili düzenleme yapıyoruz.” dedikten sonra hekimlerimiz bu yasa teklifini gördüler ve dediler ki: “Biz kandırılıyoruz, biz yabancı dil kursuna gideceğiz ve artık yurt dışına gidiyoruz.” Ve son iki yılda kamudan istifa eden hekim sayısı 10 binin üzerinde, yurt dışına giden hekim sayısı 2.500’ün üzerinde. Bu, öyle gözüküyor ki bu yıl sonunda da 2 bini aşkın hekimi yine kaybedeceğiz.

Çözüm olacak bir düzenleme değil maalesef ve sorunu giderek daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirecek. Getirilen düzenleme aralık ayındaki düzenlemenin bir hayli gerisinde; uzman hekimlerinin hak kaybı yüzde 85 civarında, pratisyen hekimler ve diş hekimlerinin hak kaybı yüzde 53, hatta sabit ödemedeki kayıp da yüzde 185 civarında. Üstelik hekimlerin istemiş oldukları, uzun süreden bu yana talep ettikleri emekliliklerine esas taban maaşlarında herhangi bir değişiklik yok. Hekimler, tek kalemde bir maaş almak istiyor ve o maaş üzerinden de emekli olmak istiyorlar. Maalesef bu düzenlemede emekliliğe esas olan temel maaşta, taban maaşta herhangi bir değişiklik yok. Üstelik, aralık ayındaki düzenlemeden neden vazgeçildi? Burada, yasa teklifini getiren Komisyon üyeleri bunu açıklamak durumunda. Neden aralık ayından daha geride bir düzenlemeyle burada karşı karşıyayız?

Hekimlerin genel kanaati şu: Sağlık Bakanlığına özel hastane lobileri baskı yapmış ve aralık ayındaki bu düzenlemeyi geri çekmiştir ve bugün burada görüştüğümüz bu yönetmeliğin de bu kanun teklifinin de aralık ayındakinden daha geride olması hekimlerin bu kanaatini güçlendirmiştir. Evet, şu anda, özel hastane lobilerine teslim olmuş olan bir Sağlık Bakanlığı ve özel hastane patronu olan bir Sağlık Bakanıyla karşı karşıyayız maalesef ve üstelik bu yasa teklifini buraya, Meclise getiren kişi de yine bir özel hastane patronudur.

Biraz önce Komisyon Başkanı ve diğer arkadaşlar ifade etti: “Efendim, bütçenin el verdiği ölçüde biz hekimlerimizi destekliyoruz.” diye. Hâlbuki, bakın, özel hastaneleri ve özel hastane patronlarını, yandaş şirketleri nasıl destekliyorsunuz? Bir örnek vermek istiyorum: Şu anda -AKP'li arkadaşlara sesleneceğim, belki bilginiz yoktur- 13 tane şehir hastanesi var. 13 şehir hastanesinin tam 4 patronu var, 4 şirket işletiyor 13 şehir hastanesini. Peki, ne kadar para ödeniyor biliyor musunuz bu şehir hastanelerine? Bu yıl 21,5 milyar lira bütçeden para ayırdık; bunun 14 milyarı döviz endeksliydi, şu anki reel fiyat 33,5 milyar lira. Yani 4 patrona 33,5 milyar lira veren Sağlık Bakanlığı, 1 milyon 250 bini aşkın sağlık çalışanına burada 10 milyar lira parayı vermiyor. Buradan milletimize şikayet ediyorum sizi. 4 şirkete 4 bakanlığın bütçesini teslim ediyorsunuz. Bakın, ben size söylüyorum: Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçelerinin toplamı 24 milyar lira sadece, bakın 24 milyar lira ama şu anda 4 tane şehir hastanesinin patronuna 33,5 milyar lira para vereceksiniz. Yazık değil mi her bir şirkete, her bir patrona bir bakanlığın bütçesini teslim ediyorsunuz? Yazıklar olsun! Bakın, o kadar sağlık çalışanlarına bu hakkı vermiyorsunuz. Burada Sağlık Komisyonu Başkanına da sesleniyorum. Efendim, “Devrim yaptık.” diyorsunuz nasıl bir devrim bu? Dün gördük devrimi, ambulansın içinde olan aslında hasta değildi, Türkiye’nin sağlık sistemiydi ambulansın içinde olan. Bakın, Türkiye’nin sağlık sistemi şu anda yoğun bakımlı bir hastane arıyor. (CHP sıralarından alkışlar) İşte Sağlıkta Dönüşüm dediğiniz sağlıkta çöküşe dönmüştür, sağlıkta çöküşe dönmüştür. Ve bakın, sağlıkta devrim dediğiniz nokta nedir? Hekimler kamudan istifa ediyor, devlet hastanelerde hekim yok, yurt dışına hekim gidiyor; bu mudur devrim dediğiniz? Bu affedersiniz karşı devrim, böyle bir devrim yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Efendim, bu Dönüşüm Programı dediğinizden ne hizmet alan hastalar memnun ne de hizmet veren hekimler memnun. Kim memnun? İşte bakın, 4 tane patron memnun, yandaş şirketleriniz memnun burada; hiç kimse memnun değil. Sağlıkta Dönüşüm dediğiniz tamamen sağlıkta çöküş programına dönmüştür, sağlığı ticari bir zemin hâline getirmiştir ve vatandaşın almış olduğu sağlık hizmeti üzerinden yandaş şirketlerinizin para kazandığı bir noktaya taşımışsınız ve bunun da en büyük müsebbibi Sağlık Komisyon Başkanı ve daha önceki dönemde Bakan olan Sayın Recep Akdağ’dır. Ve buradan tekrar söylüyorum, tüm hekim arkadaşların üzerinde vebali vardır. Burada bu şansı değerlendirsin, hekim arkadaşları başta olmak üzere tüm sağlık çalışanı hakkını teslim etmek Sayın Akdağ’ın en önde gelen görevidir.

Saygıyla selamlıyorum yüce heyetinizi. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkanım, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Akdağ, nasıl sataştı size?

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yani başka nasıl sataşacak Sayın Başkan?

BAŞKAN – Ama bunu açıklamak zorundasınız yani prosedürü yerine getiriyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Sağlık Komisyonu Başkanına da söylüyorum, bu nasıl dönüşüm?”

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – “Ben Sağlık Komisyonu Başkanına sesleniyorum, olumsuzlukların müsebbibi odur.” anlamında ifadeler.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika veriyorum kürsüden size. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bir örnek üzerinden değerli milletvekili arkadaşımızın sataşmasına çok rahatlıkla cevap verebilirim. Örnek neydi biraz önce? Bir ambulans şoförüyle ilgili bir husus. Her zaman bir sistemde sıkıntılar, arızalar olabilir ama gerçekten arkadaşlar, bir meselenin nereden nereye geldiğini görmezsek doğru bir şey yapmış olmayız. Bakınız, 2002 yılında ben Sağlık Bakanı olduğum zaman, AK PARTİ iktidara geldiği zaman acil ambulans sistemindeki ambulans sayısı yalnızca 618 adetti, şu anda acil ambulans sayımız 5.840 adettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, bakın, ayrıca hepimiz Anadolu’da senelerce hekimlik yaptık; köylere ambulans gitmezdi, ilçelerin ambulanslarına da ambulans demek falan mümkün değildi, onlar hastayı taşıyan birer araç mahiyetindeydi ve o araçlara da mazotunu siz koymak zorundaydınız. Gece gideceksiniz oradaki sağlık ocağının -çoğu ilçede zaten hastane falan da yoktu- kapısını çalacaksınız, şoförü bulacaksınız, mazot koyacaksınız, sizi şehre getirecek yani ölmezseniz büyük bir…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Masal gibi...

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Hangi fabrikalarda kazandınız bu parayı da getirdiniz bunları ya! Vatandaşın kazandığı paradan ödediği vergilerle aldınız bunları, marifetmiş gibi anlatıyorsun.

RECEP AKDAĞ (Devamla) – Şimdi oradan birisi kendince laf atıyor, “Masal gibi.” diyor. Herhâlde bu laf atan arkadaşlar, AK PARTİ iktidara geldiğinde başka bir ülkede yaşıyorlardı. Hayret ediyorum ben yani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Yirmi yıldır iktidardasınız, yirmi yıldır.

RECEP AKDAĞ (Devamla) – E, ben size rakam söylüyorum kardeşim.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Yirmi yılda yerinde mi sayacaktı ülke? 

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Ona itiraz eden yok ki zaten.

BAŞKAN – Sayın Akdağ, Genel Kurula hitap edin.

RECEP AKDAĞ (Devamla) – Rakamlar yalan söylemez ama her sistemde zaman zaman arızalar çıkabilir. Zaten bu kanunların buraya getirilişinin sebebi o, sistemi daha da iyileştirmek.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, rakamlarla ilgili bir ifadede bulunmak istiyorum Sayın Bakana, müsaade ederseniz.

BAŞKAN – 60’a göre yerinizden bir dakika söz vereyim.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Evet, evet.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Şimdi, Sayın Bakan, Sayın Başkan, 2020 yılı sağlık istatistiklerini geçen hafta Sağlık Bakanlığı yayınladı. Bakın, siz Bakan olarak geldiğiniz zaman Türkiye’de kamu hastanesinin sayısı 774’tü, şu anda 900 yani yüzde 16 artmış on sekiz yılda. Özel hastane sayısı siz göreve geldiğinizde 271’miş, şimdi 566 olmuş, yüzde 110 civarında artmış yani siz tutmuşsunuz, şirketlere sağlığı teslim etmişsiniz. İstatistikler burada. Kamu hizmeti olmaktan çıkmış sağlık, ne kadar paran varsa o kadar sağlık hizmeti alıyorsun. İşte, ambulans da onu gösteriyor zaten. Ambulans hastayı bırakacak devlet hastanesi bulamıyor da o yüzden Sağlık Bakanlığının önüne geliyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, yine sataşma var “Şirketlere teslim etmişsiniz.” şeklinde.

BAŞKAN – Bu bir sataşma değil Sayın Bakan.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Nasıl sataşma değil efendim? “Şirketlere teslim etmişsiniz.” ne demek?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yerinden yerinden.

Olur olur Sayın Bakanım, yerinizden bir dakika.

BAŞKAN – Yerinizden…

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, müsaade ederseniz ben de yerimden bir dakika konuşayım.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir heyecanlanmayın, müdahale etmeyin, bir müsaade edin, biz konuşuyoruz.

Yerinizden bir dakika söz vereyim.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – E, burada, şirketler burada Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz de yeni bir sataşmaya o zaman düşündüğünüz şekilde mahal vermeyin çünkü bunu sataşma diye değerlendirirsek bu müzakereleri yürütemeyiz.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Merak etmeyin, ben sataşma yapmam.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, kıymetli milletvekilleri, bakınız, biz iktidar olduğumuz zaman -böyle yatak sayısı, hastane sayısıyla sağlık tam anlatılamaz- Türkiye'de nitelikli yatak dediğimiz, içinde banyosu, tuvaleti olan oda oranı, yatak oranı sadece yüzde 6’dı. Benim Çalıştığım hastanede anneler, yerlerde mukavvanın üstünde yatıyordu.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Hâlâ öyle.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yapmayın, Allah’ınızı severseniz.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Şimdi yer bulamıyor Sayın Başkan, hastanede yer yok şu an.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Şu anda kamuda nitelikli yatak sayısı yüzde 80’e ulaştı. Yani hastanelerin iç mekânlarına bakarsanız, o günkü hastanelerin kapalı alanlarıyla şimdiki hastanelerin kapalı alanlarını, kamu hastanelerini kıyaslarsanız 10 katına çıktı. Bu gerçekleri görmek lazım.

Teşekkür ediyorum.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Bu nereye kadar gidecek Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sakin olun arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan ben…

BAŞKAN – Sayın Özel.

Buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi Sayın Bakan tabii, çok uzun süre emek verdi, ona da sahip çıkıyor. Ona diyecek bir şeyim yok ama şöyle bir şey  olmaz. Yani Türkiye yirmi yılda nereden nereye geldi? Yirmi yıl önce hangi bilgisayar kullanılıyordu? Yirmi yıl önce ne teknoloji vardı? O yirmi yıldan bir yirmi yıl geriye gittiğinizde Türkiye ne hâldeydi? Yani zaman treninin içinde yaptığınız yolculuğun ileriye doğru ya da geriye doğru olduğunu söyleyebilirsiniz ama bağıl olarak ileriye giderken sizi esas götürenin zaman treni olduğunu inkâr etmeyin. O zaman biz de çıkar deriz ki: Biz gelmeden önce Kadıköy’de toplu ulaşım faytonlarla sağlanıyordu. Laf mı şimdi bu? O yüzden, o zaman treninden istifade edip “Türkiye’yi buradan buraya biz getirdik.” demeyin. Yirmi yılda dünyada, Türkiye'de emsalleri de çok ciddi yollar katetti. Siz olmasaydınız da bu yollar kat edilecekti.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, önergeyi…

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, çok kısa bir ilave, çok kısa.

BAŞKAN – Sayın Şahin, lütfen, size sataşmada bulunmadı. Burada birbirimizin bilgilerini kabul ettirmek durumunda değiliz. Sayın Grup Başkan Vekili izah etti. Bu konu kapanmıştır.

1.  Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları(S. Sayısı: 337)(Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/4485) esas numaralı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 2- 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 84 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “(17.000)” ibaresi “(26.000)” şeklinde, “(13.000)” ibaresi “(20.000)” şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Sağlık Bakanlığı’nın personel dağılım cetvelinde stratejik personel tablosunda tabip ve diş tabipleri dışında kalanlar ile diğer sağlık personeli tablosunda yayınlanan sağlık çalışanlarının emekli aylıklarına ilave ödeme olarak aylık 1500 Türk Lirası ödenir ve bu rakam yılda iki defa emekli aylıkları ile aynı oranda arttırılır.

“Yukarıdaki hükümler 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılar ile hak sahipleri hakkında ilgisine göre uygulanır.”

 

Dursun Ataş                            Aytun Çıray                              Behiç Çelik

  Kayseri                                      İzmir                                       Mersin

 

Enez Kaplan                Mehmet Metanet Çulhaoğlu

  Tekirdağ                                   Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray.

Buyurun Sayın Çıray. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; benden önce özellikle muhalefet sözcüleri o kadar iyi hazırlanmışlar ki bugünkü sağlık politikalarını eleştirmek konusunda hakikaten söyleyecek çok az laf kaldı.

Eminim 2002 yılıyla ilgili eleştirileri konusunda Sayın Bakanın Milliyetçi Hareket Partisinde Sayın Milletvekili olan müsteşarımız burada olsaydı ona gerekli cevapları verirdi.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Milliyetçi Hareket Partisi ne yapacağını bilir; sana soracak değil. Değerli Hatip, MHP ne yapacağını bilir; sen işine bakacaksın.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Hayır, hayır.

Yani burada 57’nci hükûmeti savunmak da bana düşecek çünkü 57’nci hükûmetin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın yanında çalıştığım için.

MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) – Ne gerek var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sen işine bakacaksın.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Gezmediğin yer kalmadı maşallah!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın, lütfen Genel Kurula hitap edin Sayın Çıray.

Buyurun.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sen işine bakacaksın. En son neredeydin? İşine bakacaksın!

BAŞKAN – Sayın Şimşek lütfen.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Yanlış yere çatıyorsun.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Arkadaşlar, size söylemiyorum arkadaşlar. Ne oldu?

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Çıray.

Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Sayın Bakan, Türkiye’de sizin devraldığınız dönemde nüfus 65 milyon, şimdi 85 milyon Türkiye’nin nüfusu. Dolayısıyla yirmi yıldır iktidardasınız ve sürekli geçmişi kötüleyerek bir meşruiyet arayışı içindesiniz. Geçmişi kötüleyerek meşruiyet arayışı bitti çünkü geçmiş sizsiniz artık. Yani kaçıncı hükûmeti kuruyorsunuz? Sizin eleştireceğiniz her hükûmet artık kendinizden bir önceki kendi kurduğunuz hükûmettir. Şimdi sadece Covid dönemindeki Türkiye’yi, Covid’i yönetme süreci başlı başına bir siyasi ve yönetim fiyaskosuydu biliyorsunuz. Yani Türkiye’de bugün hâlâ Türk milleti Covid’den ölen hasta sayısını, vatandaş sayısını tam olarak bilmiyor, istatistiklere de yansımadı ve aşılama konusundaki tereddütler, aşıların ithalini ve “Turkovac” adını verdiğiniz, aslında Çin’de yapılan aşının aynısı olan bir aşıyı ne yazık ki salgının en sonuna yetiştirebildiniz. Şimdi, biz iyi yapılanlara “iyi” diyoruz, kötü yapılanları eleştiriyoruz ve kendimizi meşrulaştırmak için sürekli geçmişten bir çare aramıyoruz.

Bugün, sağlık çalışanlarının özlük haklarının düzeltilmesiyle ilgili bir kanunu görüşmek için buradayız. Genel Kurula gelen, Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, ne yazık ki, çektiğiniz kanun teklifinden sonra yine bekleneni vermeyecek şekilde geldi. 2021 Aralık ayında hazırlanan düzenleme teklifi geri çekildiğinde, bu teklifin kısa bir sürede sağlık camiasının tamamını kapsayacak ve iyileştirmelerle düzeltilmiş şekliyle yüce Meclise getirileceğini düşünmüştüm. Ancak yüce Meclise getirilen bu teklifle bu beklentim ortadan kalktı. Bu şaşırtıcı mı? Elbette değil. Bu zayıflama, dıştan fark edilmese de kurumların iç yapısında bir çöküşe neden oluyor. Milletçe sağlıkta yaşadığımız ve şahit olduğumuz şey, maalesef her kurumda olduğu gibi sağlık kurumlarının da çöküşünden ibarettir. Bu, gerçeğin sağlıktaki bir yansıması ve tezahürüdür.

Burada, ülkemizde iyi gitmeyen ne varsa bu otokratik yönetim nedeniyle onların tamamından birinci derecede sorumlu olan Sayın Erdoğan açısından tatsız bir husus daha var. Bu da AK PARTİ iktidarları öncesinde hazırlanmış reform projeleri sayesinde sağlık hizmetlerindeki belirgin kalite yükselmesinin milletimizin kendisine verdiği destekte önemli bir rolünün artık ortadan kalkıyor olmuş olmasıdır. Müsteşar olmaktan, yönetiminde bulunmaktan büyük gurur duyduğum Sağlık Bakanlığının bu olağanüstü başarıları, aynı zamanda başarılı olan kısımları sizin de gayet iyi bildiğiniz şekilde ehliyetli ve liyakatli yetişmiş sağlık kadrolarının da eseridir.

Değerli arkadaşlar, tek adam rejimi geldiğimiz noktada Sağlık Bakanlığının kurumsal yapısını da bozmuştur. Özellikle Sağlık Bakanına Sayın Erdoğan’ın herkesin önündeki açıkladığı bir müjde üzerine yaptığı davranıştan sonra doğrusu istifasını beklerdim. Siz de benzer bir sıkıntı yaşamıştınız Sayın Bakanım domuz gribi zamanında biliyorsunuz yani o zaman Başbakan sıfatıyla Sayın Erdoğan sizin beyanlarınızı yalanlayan bir tutum sergilemişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Sonuç itibarıyla bugün görüşmekte olduğumuz kanun sağlık personelinin isteklerini karşılamaktan uzaktır. İnşallah, iktidarımızda, çok az zaman sonra sağlık personelinin bütün bu ihtiyaçlarını, bütün sorunlarını çözmek bize nasip olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE-2 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 84 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “(17.000)” ibaresi “(40.000)” şeklinde, “(13.000)” ibaresi “(33.000)” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Yukarıdaki hükümler 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılar ile hak sahipleri ve tüm sağlık emekçileri hakkında ilgisine göre uygulanır.”

 

Gülüstan Kılıç Koçyiğit             Oya Ersoy                                Hüda Kaya

Muş                                           İstanbul                                    İstanbul

Mahmut Toğrul                       Rıdvan Turan                                     

Gaziantep                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muş Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, 2’nci madde, aslında katsayıları düzenleyen bir madde. Öncelikle şunu söyleyelim ve soru bölümünde de sormuştuk ama buradan bir kez daha soralım: Şimdi 1 Aralık 2021 tarihindeki düzenlemeyi neden geri çektiniz? Burada, Mecliste bütün gruplar olarak anlaşmıştık, uzlaşmıştık ve o zaman görüşülen yasa teklifine 8 yeni ek madde ihdas ettiniz ve biz yetersiz bulmakla beraber eğer hekim dışındaki diğer sağlık emekçilerinin de koşulları düzeltilirse eksik ama gayet yerinde bir düzenleme olduğunu söyledik. Siz, yasa teklifini Komisyona geri çektiğiniz zaman Komisyonda da itirazlarımızı sunduk ve siz şöyle dediniz: “Biz bu yasa teklifini daha da geliştireceğiz. Asıl komisyonu olan Sağlık Komisyonuna getireceğiz, Sanayi Komisyonunda tartışmayacağız. Çok daha gelişmiş bir düzenleme yapacağız.” Peki, üzerinden yaklaşık yedi ay geçti, yedi ay önce ne önermiştiniz değerli arkadaşlar? Yedi ay önce katsayının 13 binden 33 bine çıkmasını önermiştiniz, uzman hekimler için de 17 binden 40 bine çıkmasını önermiştiniz. Bugün onların çok gerisindeki bir düzenlemeyi getirmişsiniz ve 17 bin göstergesini 26 bine getiriyorsunuz, 13 bini de 20 bine çıkarıyorsunuz. Şimdi soruyoruz: Bu aradaki rakamlar ne oldu? Niye ilk düzenlemeden caydınız, niye sağlık emekçileri, hekimler için olan bir düzenlemeyi geriye götürdünüz? Bunun cevabını ne komisyon aşamasında aldık ne de hâlihazırda demin alabildik.

Diğer bir mesele, örneğin bu düzenlemenin içerisinde veteriner hekimler neden yok? Şimdi biz hayvanlardan bulaşan hastalıkları konuşuyoruz, bir Covid pandemisi geçirdik ve bütün bilim insanları diyor ki: Gelecek çağ, Covidlerin, SARS ve ona bağlı diğer hastalıkların yaygınlaşacağı, hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların yaygınlaşacağı bir çağ. O zaman burada veteriner hekimler halk sağlığında çok kilit bir noktada duruyorlar ama siz veteriner hekimler için hiçbir düzenleme yapmıyorsunuz. Neden yapmıyorsunuz? Neden veteriner hekimlerin özlük haklarını görmezden geliyorsunuz?

Diğer bir mesele, yine aynı şekilde, eczacılar açısından da bir düzenleme yapmıyorsunuz, ısrarla komisyon aşamasında da söyledik, şimdi de söylüyoruz ama yapmıyorsunuz.

Ama daha önemli bir şey var değerli arkadaşlar, şimdi, Sağlık Komisyonu Başkanı konuşurken ben gerçekten hayrete düştüm.  Ben 98 yılında… Bu tıp fakültelerinde çok örnek gösterilen bir yer var ya “Varsayın ki siz Çemişgezek Sağlık Ocağındasınız, ne yaparsınız şöyle gelen bir hastaya?” diye hep söylenir, bilinen bir örnektir, klişedir. Ben ilk o sağlık ocağında işe başladım. Bizim ambulansımız da vardı, bizim ilaç sorunumuz da vardı. Bugüne göre o günün koşullarında gayet iyi, aşılamaya da çıkıyorduk, ETF de yapıyorduk, gebe izlemi de yapıyorduk, sağlık hizmeti de sunuyorduk, doğum da yapılıyordu bizim bulunduğumuz sağlık merkezi ve sağlık ocağında. Şimdi Sayın Bakana sormak istiyorum… Siz hastaneleri alladınız pulladınız, şatafatlı böyle -ne diyorlar- mermerden duvarlar yaptınız, mermerleri döşediniz ama içinde insan yok ki, içinde sağlık hizmeti yok. Siz orada çalışanları gerçekten bir sağlık emekçisi, sağlık hizmetinin bir öznesi olarak görmüyorsunuz ki. Siz onları bir eleman olarak görüyorsunuz ve aslında aile hekimliği döneminde de ne yaptınız, hemşirelere ve diğer sağlık emekçilerine ne dediniz, yasaya ne yazdınız? “Aile sağlığı elemanı.” Yani mesleğin adını çıkardınız ya, adını. Hemşirenin adı hemşiredir; ebe mesleğinin adı ebeliktir. Siz onlara dönüp “aile sağlığı elemanı” dediniz.

Onun için, bize geçmişe dair söz söylerken gerçekten 2 defa düşünün çünkü ben mesleğimin uzun yıllarını sizin iktidarınız döneminde icra ettim ve o “sağlıkta dönüşüm” dediğiniz şeyin nasıl da hasta merkezli olmaktan, toplum merkezli olmaktan piyasaya döndüğünü, nasıl piyasacı bir akılla işlediğini adım adım yaşayan biriyim değerli arkadaşlar.

Bugün “paran kadar sağlık” dönemi. Paran varsa basarsın parayı, gidersin özel hastaneye, en kral -tırnak içerisinde- sağlık hizmetini alırsın ama paran yoksa sen devlet hastanesine ulaşamazsın, erişemezsin, uzman hekimin yüzünü göremezsin ve siz bu hâle getirdiniz.

Ya, sevk zinciri vardı; en ücra sağlık ocağındaki hekim hastasını muayene ederdi, ikinci basamağa, oradan da üçüncü basamağa yönlendirirdi. Şimdi, neyin propagandasını yapıyorsunuz? Sevk zincirini getirmiyorsunuz. Neden? Çünkü siz sürekli şunu diyorsunuz: “İsteyen istediği hastaneye gidiyor.” İyi de sağlık hizmeti alabiliyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gidiyor da sağlık hizmeti alabiliyor mu? Altı ay sonraya radyolojik görüntüleme günü veriyorsunuz, ultrasona beş ay sonraya gün veriyorsunuz, ameliyata bir yıl sonraya gün veriyorsunuz ama isteyen istediği yere gidebiliyor, değil mi? Böyle bir şey olabilir mi, böyle bir sağlık hizmeti olabilir mi?

Diğer bir mesele… Ya, sadece hekimler mi emekli ve dar gelirli?  Hemşirelerin emekli maaşlarının açlık sınırının altında kaldığını bilmiyor musunuz? Laborantların, diş teknisyenlerinin ve diğer bütün sağlık emekçilerinin açlık sınırı altında çalıştığını bilmiyor musunuz? Ya, 3600’ü çıkarmadınız, 60 yaşına gelmiş, eli iğne tutmayan hemşire arkadaşlarım mesai yapmak zorunda kalıyorlar sizin yüzünüzden. Niye çıkarmıyorsunuz? Çünkü onlar emekli olduğunda geçinemeyecekler. Bunu bildikleri için emekli olmuyorlar ama siz ne diyorsunuz? “Hekim varsa her şey var.” E, şimdi, bakın, hekimler gidiyor ama hemşireler de gidiyor ve siz toplumun sağlığını bozduğunuzla kaldınız ama bu devran dönecek, sağlık emekçileri sizlerden hesap soracak. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/4485) esas numaralı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle değiştirilmekte olan ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun’un 5’inci maddesinin birinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümle aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Her bir sağlık tesisinde ek ödemeye esas işlemleri denetlemek üzere inceleme heyetleri oluşturulur; inceleme heyetleri meslekte on beş yılını doldurmuş iki tabip, bir diş tabibi ve iki hemşireden oluşur, bunlar başhekim ve ilgili servis başkanları tarafından seçilirler.”

 

Hüseyin Örs                 Mehmet Metanet Çulhaoğlu                   Dursun Ataş

  Trabzon                                     Adana                                     Kayseri

 

Enez Kaplan                                                                            Behiç Çelik

Tekirdağ                                                                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; kanun teklifinin 3’üncü maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilgili maddeyle, Danıştay kararı uyarınca inceleme heyetleri kanunla düzenlenmektedir. İnceleme heyetlerinin kimlerden oluşacağının, bu kişilerin niteliklerinin ve branşlarının kanun metninde yer almasının daha doğru olacağı düşüncesindeyim. Ayrıca, maddeyle, her ne kadar ek ödemelerin merkezî yönetim bütçesinden karşılanacağı söylense de uygulanacak olan mahsuplaşma sebebiyle çalışanlar nezdinde önemli bir fayda sağlayamayacağı kanaatindeyiz. Bu sebeple, mahsuplaşmanın kaldırılması yerinde olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu akşam, burada sağlığı konuşuyoruz. Sağlık sistemimizde yaşanan aksaklıklar her geçen gün artıyor. Tüm bu aksaklıkların giderilmesi, sorunların çözümü için çare yeri bu yüce çatının altıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisidir; onun için burada konuşuyoruz.

Bakın, sağlıkta ciddi bir sorunumuz var: Hekim göçü sorunu. Her gün üniversite hastanelerinden, eğitim ve araştırma hastanelerinden ve devlet hastanelerinden onlarca akademisyen, profesör, doçent, uzman hekim, asistan hekim ve pratisyen hekim yanlış sağlık politikaları, yetersiz özlük hakları, ağır çalışma şartları, ekonomik sorunlar, itibar kaybı ve şiddet başta olmak üzere birçok sebepten ötürü istifa ediyor. Bunların bir kısmı özel hastanelere geçerken bir kısmı da ne yazık ki yurt dışına gidiyor. Üniversite hastanelerinden alanında uzman doktorların ve akademisyenlerin ayrılması tıp fakültelerinde ciddi bir eğitmen ve araştırmacı kadro eksikliğine yol açmakta, ne yazık ki bazı ana bilim dalları kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Arkadaşlar, bu durum asistan eğitimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Yani, yetişmiş hekimlerimizi kaybettiğimiz gibi Türkiye’nin ileride yetişecek hekimlerinin sayısı ve kalitesi de ciddi bir tehlike altındadır.

Arkadaşlar, sağlık sisteminin her geçen gün kan kaybetmesinin yansımalarını günlük hayatımızda da yaşıyoruz. İktidar partisi “Sağlık alanında devrim yaptık.” dese de durum hiç de öyle değil. Hemen her gün gerek seçim bölgem Trabzon’dan gerekse başka şehirlerden sürekli muayene randevusu ya da MR, tetkik ve benzeri randevu talepleriyle karşı karşıya kalmaktayız; sizlere de böyle birçok talep geldiğini görüyorum, biliyorum arkadaşlar. Eksik personelle çok iş yapmaya çalışan hastaneler tam kapasiteyle çalışmasına rağmen insanlar randevu alamamakta, sağlık sistemine erişimde ciddi problemler yaşanmaktadır. Teknik cihaz ve personel eksikliğinden dolayı hastadan istenen görüntüleme tetkikleri için çok ileri tarihlere randevu verilmekte, vatandaşlarımız haftalarca, hatta, aylarca beklemektedir. Bu durum, ciddi bir sorundur ve ivedilikle çözülmelidir.

Değerli arkadaşlar, birçok hastanemizde tıbbi materyal ve ilaç eksikliği mevcuttur. Bu durum, ameliyatların ve tedavilerin aksamasına yol açmaktadır. Tedarik sorununun çözülmesi ve vatandaşlarımızın bu konudaki mağduriyetlerinin giderilmesi, aynı zamanda, sosyal devlet ilkesinin de bir gereğidir. AK PARTİ’ye mensup arkadaşlar her ne kadar “Hiçbir sorun yok.” diye algı yaratsa da acı gerçekler gün gibi ortadadır.

Değerli arkadaşlar, asistan hekimlerimiz zor koşullarda çalışmaktadır. Nöbet ertesi mesaiyle otuz altı saati bulan çalışma uygulaması tüm hastanelerde uygulamadan kaldırılmalıdır, nöbet ertesi izin getirilmeli ve bunun uygulandığının takibi yapılmalıdır. Ayrıca, hastanelerdeki hemşire ve tıbbi sekreter sayıları yetersizdir; bu durum işleyişi yavaşlatmakta ve aksatmaktadır. Bu nedenle, hemşire ve tıbbi sekreter eksikliği de giderilmelidir.

Sonuç olarak, üniversiteler ve kamu hastaneleri çok ciddi bir tehlike altındadır. Eğer, bugün pansuman tedbirler almak yerine, problemin kaynağına müdahale etmezsek sağlık sistemimizin çökmesi kaçınılmazdır.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan  Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde yer alan “uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde” ibaresinin “uzman olanlar ile uzman diş tabiplerinde ve uzman eczacılarda” ibaresiyle, “tabipleri” ibaresinin “tabipleri ve eczacılar” ibaresiyle değiştirilmesini ve maddede “yüzde 350” ifadesinin “yüzde 700” olarak değiştirilmesini ve maddede yer alan “disiplin durumu” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Özgür Özel                                   Ali Fazıl Kasap                              Mehmet Bekaroğlu                                   Manisa                                            Kütahya                                            İstanbul                                        Fikret Şahin                                       Ali Şeker                                         Metin İlhan                                       Balıkesir                                           İstanbul                                            Kırşehir                                       Servet Ünsal                                    Erkan Aydın                                                                                                 Ankara                                              Bursa                                                                               

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

337 sıra sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Getirdiğiniz bu kanunun 3’üncü maddesinde disiplin soruşturmalarıyla ek ödemelerin, sağlık çalışanlarına verilecek ek ödemelerin verilmesi için bir inceleme heyeti kurulmasını öngörmüşsünüz. Bu inceleme heyeti ne yapacak? Bakacak tipine, siyasi görüşüne, oturmasına, kalkmasına ona göre disiplin cezası verecek ya da vermeyecek; alacağı ek ödemenin kesilmesine ya da devam etmesine karar verecek. 2013 yılında bunu çıkarmışsınız, Danıştay 2016 yılında bunu iptal etmiş. Şimdi tekrar bir cümle ekleyerek bunu getiriyorsunuz. Bu da hem Anayasa’ya aykırı hem de bu inceleme heyetinin kapsamı, hangi kriterlerden oluşacak, kim bunu oluşturacak, hangi kriterlere göre puan verecek belli değil. Bunun da zaten Anayasa Mahkemesinden döneceğine inanıyoruz.

Sağlıkta geldiğimiz durum ortada. Biraz önce eski Sağlık Bakanı, uzun dönem Sağlık Bakanlığı yapan, şu anda Sağlık Komisyonu Başkanı Recep Akdağ bizim hatibin sözleri üzerine çıktı buradan birtakım rakamlar verdi, dedi ki: “Ambulans yoktu, ambulansın mazotu yoktu; hastanelerde yatacak yer yoktu, yerlerde yatılıyordu.” Sayın Bakan, siz zaten bunları yapmak için iktidara geldiniz, bu sizin göreviniz; ekstra bir iş değil.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ne kadar doğru dedin.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Evet, çok güzel.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ve yaptık.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Ama şunu unuttunuz: Güzel güzel hastaneler yaptınız, güzel güzel ambulanslar aldınız ama vatandaşın çığlığını unuttunuz. Bakın, ben buradan bir sesleneyim size, diyor ki, daha dün yurttaşımız seslenmiş…

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bir örnek üzerinden gidemezsiniz.

ERKAN AYDIN (Devamla) – …buradan bağırıyor, diyor ki: “Vatandaş olarak Sağlık Bakanına sesleniyorum -eski Sağlık Bakanı burada, ben de ona sesleniyorum- doktorların istediklerini karşılayın lütfen, yoksa biz vatandaş olarak hapı yutacağız. Doktor yok hastanede, şehir hastanelerinin içinden beş dakika, dışından on dakika baksak tedavi olamıyoruz, bize doktor lazım, doktor, hastane lazım değil.” (CHP sıralarından alkışlar) Demek ki neymiş? Yandaş firmalara aktardığınız o kaynaklarla, yandaş firmalardan gelen yap, işlet, kırışalım modeliyle hastalıklara tedavi çözümü olmuyormuş.

Şimdi, geldik, 945 hekim sadece 2022 yılında yurt dışına gidiyor, asistanların şu anda hemen hemen hepsi yabancı dil kursunda, Almanca, İngilizce öğreniyor. Niye? O güzel hastanelerin içinde durmak istemiyor çünkü geçinemiyor, çünkü öldürülüyor, çünkü mobbing var, o yüzden buradan kaçmak istiyor.

Gelelim kendi meslektaşlarımıza. Bakın, burada 2018’de çıkan yasayla eczacılar da birinci derecede sağlık sunucusu olarak yasallaştı. Şimdi 39 kategoride sağlık çalışanı var, 36’sına bir hak vermiyorsunuz, sadece 3 kategoriye veriyorsunuz. Eczacılar, kamuda çalışan eczacıların sayısı 3.740, emekliyle birlikte yaklaşık 5 bin eczacı, ortalama bu teklifte verdiğiniz rakam kişi başı 1.500 TL. Yani 5 bin eczacıya 1.500 lira verseniz ayda yaklaşık 7,5 milyon yapar. Bu neye geliyor biliyor musunuz? Sarayın yarım günlük masrafına geliyor yani sarayı yarım gün kapatsanız 5 bin meslektaşımızı mutlu edeceksiniz, en azından bir seviye atlatacaksınız ama itibardan tasarruf yok; sağlıkçıya hiçbir ödenek yok; eczacı, sağlıkta çalışan veteriner, hemşire, laborant, tekniker, onlara hiçbir şey yok; gelip şurada 3 kategoriyi ki onları da memnun etmeyen bir teklifle karşımızdasınız.

Bugün 100 bin hekim meslekte grev yaptı, iş bıraktı. Niye bıraktı? Ya, bir insan 30-35 yaşına kadar okuyup, bu insanlara, bu halka hizmet etmek için didinip, hâlâ daha uzmanlık, yan dal uzmanlığı yaparken niye gitmiyor? Bir düşünün. Ya, bunların bir çığlıkları var, öldürülüyorlar, mobbinge uğruyorlar, geçinemiyorlar, çoluğunun çocuğunun geleceğini düşünüyorlar; siz ise bunu çıkıp da bir müjde olarak veriyorsunuz.

1 Aralık 2021’de getirdiğiniz altı ay önceki teklifin -ki ona bütün partiler, biz onay vermiştik, hep birlikte desteklemiştik- neredeyse üçte 1’ini veriyorsunuz. Sebebi de o gün Sağlık Bakanı hemen burada kuliste      -Cumhurbaşkanının sanırım haberi olmadan getirdi- ayaküstü kameraların karşısında bir fırça yedi. Hop, kanun kalktı rafa, altı ay sonra kırpılmış bir şekilde bugün karşımıza geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bakın, yaklaşık bir haftadır başta Grup Başkan Vekilimiz, meslektaşımız Özgür Özel olmak üzere, hepimize, bütün kamuda çalışan meslektaşlarımız, meslek örgütlerinden… Ki Türk Eczacıları Birliği Başkanı geldi Komisyonda anlattı. Bunlar bir lütuf değil, sizin verdiğiniz ikramiyeler de değil, cebinizden verdiğiniz paralar hiç değil, hak ettikleri paralar bunlar, hak ettikleri haklar ama siz ne yapıyorsunuz? Bunu vermeyip yap-işlet-devret modelleriyle hastaneleri bize anlatıp -ki beş yılda çöktü- Bursa'dakini fona satıp kurtulmaya çalışıyor. Meslektaşlarımızı memnun etmeyip bir avuç yandaşı memnun etme derdindesiniz ama az kaldı, ya kasımda ya haziranda, hiç fark etmez; bu haklarını vermediğiniz sağlıkçılar, eczacılar, hemşireler, veteriner hekimler, hepsi sandıkta hesabını soracak diyorum. Geliyor gelmekte olan diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan...

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sataşma yok Başkanım.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yine ismim zikredilerek yandaş firmalara iş verildiğinden bahsedildi. Sadece kayıtlara geçmesi için ifade ediyorum.

BAŞKAN – Evet.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bütün şehir hastaneleriyle ilgili ihaleler, diğer ihalelerde olduğu gibi şeffaf biçimde, ihale kurallarına uygun olarak yapılmıştır, yandaş firmaya falan verilen herhangi bir iş yoktur.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Isparta Şehir Hastanesi var, muhalefet şerhi koymuşlar!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Ya, şehir hastanesi konusu değil, Yüreğir’de 500 bin insan sağlığa ulaşamıyor!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 3’üncü maddesinde bulunan “aşağıdaki” ibarelerinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gülüstan Kılıç Koçyiğit             Oya Ersoy                              Rıdvan Turan

    Muş                                      İstanbul                                     Mersin

Nuran İmir                                Sait Dede                             Mahmut Toğrul

   Şırnak                                     Hakkâri                                  Gaziantep

Hüda Kaya                              Habip Eksik

İstanbul                                      Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden, Şırnak Milletvekili Sayın Nuran İmir.

Buyurun Sayın İmir. (HDP sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Sayın Başkan, Genel Kurulu, bütün sağlık emekçilerini ve değerli halkımızı sevgiyle selamlıyorum.

Sağlık emekçilerinin mali haklarına yönelik ciddi bir düzenlemeye ihtiyaç var. Tüm sağlık emekçilerinin mali haklarında gerçek anlamda iyileştirme yapılması, bu iyileştirmenin çalışanların net maaşı üzerinden yapılması, ekip çalışmasını ve iş birliğini özendirici ve bu anlamda eşitlikçi bir yaklaşımla iyileştirmelerin sağlanması gerekmektedir. Her alanda olduğu gibi, sağlık alanında da yaşanan haksızlığı ve ayrımcılığı kabul etmiyoruz.

Ülkemizde eşitsizlik sadece sağlık emekçileriyle ilgili sorunlarda görülmüyor, kentler arasında da sağlık alanında ciddi sorunlar ve ayrımcılık yaşanıyor. Mesela, Şırnak’ta her seçime malzeme yapılan bölge hastanesinin ihalesi yine iptal edildi; gerekçesini Sağlık Bakanının açıklamasından aktarıyorum: “Ekonominin kötü gidişatı nedeniyle inşaat maliyetleri çok arttı, hastane yapımı için Sağlık Bakanlığının ayırdığı bütçe yetersiz kaldı. Şirketler Sağlık Bakanlığının ayırdığı bütçenin çok üzerinde teklif verdikleri için ihale iptal edildi.” deniyor. Peki, sorarım size, Şırnak Bölge Hastanesinin ihalesi artan maliyetlerden dolayı iptal edilirken şehir hastanelerini işleten şirketlere her yıl milyarlarca ek ödeme nasıl yapılabiliyor; bunu izah eder misiniz. Her yere ve yandaşa yatırım, tamtakır kuru bakır misali Şırnak’a seçim propagandası malzemesi, öyle mi? Bu ayrımcı yaklaşımı reddediyoruz.

Değerli halkımız, Şırnak ve ilçelerindeki mevcut hastaneler fiziki koşullar bakımından nüfusa yeterli değil. Yıllardır teknolojik donanımlı cihazların ve sağlıkçıların eksikliği dolayısıyla hastalar şehir dışına sevk edilmekte ve bu sorun bir türlü çözülememektedir. Seçim bölgem Şırnak’ta kadın doğum uzmanı eksikliği ve çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı eksikliği vardır. Kronik ve ağır hastalar için uzman doktor bulunmamaktadır. Engelli yurttaşların sağlık sorunlarını  çözebilecek tek bir merkez ya da özgün alan yoktur. Yine, madde bağımlılığının tedavisi için AMATEM bulunmamaktadır. Ve en önemlisi, ana dilde sağlık hizmeti verilmediği için insanlar sağlıklı bir şekilde tedavi olamıyorlar. “Şırnak'ta bölge hastanesi olmak üzere, bütün ilçelere yeni hastane yapılacak.” denildi ama ortada hiçbir şey yok. Kadın Doğum ve Uludere Hastanesi yapımı bitmiş olmasına rağmen bir yıldır faaliyete geçilememiştir.

Cizre Devlet Hastanesinde, yurttaşlar doktora görünmek için saatlerce sıra beklemek zorunda kalıyorlar. Klima sistemi tam dört yıldır çalışmıyor; 40 ile 50 derece arasında sıcaklığın olduğu Cizre ilçemizden bahsediyorum, dört yıldır bir klima sorununu dahi çözemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Sadece acil servise salon tipi klimalar konulmuş, onlar da enerji eksikliğinden  dolayı doğru dürüst çalışmıyor. Enfeksiyon riskinden dolayı ameliyatlar bile yapılamıyor. Düşünün, refakatçi olarak sapasağlam gittiğiniz Cizre Devlet Hastanesinden hastanızla birlikte hasta olarak çıkmış oluyorsunuz. Beytüşşebaplılar, söz verilen ama hâlâ bir türlü yapımına geçilemeyen hastanelerini bekliyor, yenisi yapılacak diye de onarılamayan eski hastanenin bakımsız çilesini yaşamak zorunda kalıyorlar.

Uludere ve  Beytüşşebap ilçelerimizde bir diyaliz merkezi yok, tedavi gören diyaliz hastaları araçla üç dört saat yol alıp Şırnak ya da Cizre’ye gitmek zorunda kalıyorlar, aynı eziyeti bir gün içerisinde 2 kez yaşıyorlar. Bu nasıl bir sağlık zihniyetidir, bu nasıl bir sağlık hizmetidir?  Silopi, İdil ve Güçlükonak ilçelerimizde de durumlar çok farklı değil arkadaşlar. Hastanelere gelen acil hastalara ayakta tedavi yapılıyor. Öyle ki hastalar hastanelerde uygulanacak tedaviler için ilaçlarını kendileri eczaneden alıyorlar. Düşünün, doktor size bir ağrı kesici iğne yapacak, iğne olmadığı için dışarı çıkıyorsunuz, oradan bir eczane buluyorsunuz, eczaneye gidiyorsunuz, iğnenizi alıyorsunuz, tekrardan hastaneye geliyorsunuz ve doktor bu iğneyi ancak yapabiliyor, tedavinizi ancak bu şekilde uygulayabiliyor.

Kırsal kesimlerdeki aile sağlığı merkezlerinde, çoğu fiziki şartlar uygun olmadığından ötürü sağlık emekçilerinin yaşadıkları özellikle güvenlik, barınma ve tıbbi malzeme gibi sorunlardan kaynaklı tercih etmiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

NURAN İMİR (Devamla) – Yine atanan uzman doktorlar çalışma ve barınma koşulları, iş yükünün fazla, ücretlerinin yetersiz oluşu nedeniyle bir an önce tayin istemektedirler. Bir doktor günlük olarak Şırnak’ta 100 ya da 150 hastaya bakmak zorunda kalıyor. Ayrıca, bütün bunların dışında, yöneticilerin liyakatsiz olması işleri daha da içinden çıkılamaz hâle getiriyor. Yani bugüne kadar bu ülkede yurt dışına siyasal göç dışında ayrıca bir de sağlık emekçileri göçü yaşanıyor ve bunu hep birlikte durduralım diyorum.

Bizler sağlık emekçilerine yapılan haksızlıkları da halkın sağlık alanında yaşadığı sorunları da dile getirmeye devam edeceğiz.

Bu vesileyle tekrar bütün halkımızı sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.00

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare Aydın (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

4’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 Sıra Sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan ““% 180’i” “% 265’i””ibaresinin ““% 410’si” ibaresi “% 770’i” şeklinde “% 335’i” ibaresi “% 695’i” şeklinde “% 180’i” ibaresi “% 450’si”” şeklinde, “istihdam edilen tabipler” ibaresinin “istihdam edilen tabipler ve eczacılar” şeklinde değiştirilmesini, maddeye “şeklinde,” ibaresinden sonra gelmek üzere ““uzman olanlar ile uzman diş tabiplerine” ibaresi “uzman olanlar ile uzman diş tabiplerine ve uzman eczacılara” şeklinde,” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

    Özgür Özel                                        Ali Şeker                                          Çetin Arık

        Manisa                                            İstanbul                                            Kayseri

Gamze Akkuş İlgezdi                         Servet Ünsal                                  Ali Fazıl Kasap

       İstanbul                                            Ankara                                             Kütahya

Mustafa Adıgüzel                                Fikret Şahin

          Ordu                                              Balıkesir

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Ordu Milletvekili Sayın Mustafa Adıgüzel.

Buyurun Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Sayın Milletvekilleri, Sağlık Bakanının özel hastane sahibi olduğu bir ülkede doktorların müşteki, hastaların da müşteri olması normaldir; bu, bir Çin atasözü değil, bir Türkiye gerçeğidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Anadolu’da bir hastane kapısı, gecenin dördünde yola çıkan insanlar sabah altıda kuyruğa giriyorlar; hastalar, yaşlılar, hamileler; oturacak bir yer bile yok, kapılarında da bir asma kilit. Hastane kapısında kuyruk, evde telefon başında kuyruk, ameliyat sırasında kuyruk, herkes tamamlayıcı sağlık sigortası yapıyor çünkü hastanelerde randevu almak, muayene olmak artık bir hayal. “Hastane önünde incir ağacı” bir acının türküsü idi AKP de hastane önünde bir sancının türküsüdür, bir öyküsüdür!

Bir doktorun cep telefonunun ekran görüntüsünü göstereceğim, burada bir internet sitesi var: Almanya’da doktorluk. Geçen yıl 1.400 üyesi vardı, şimdi 14 bin üyesi var. Sabahın yedisinde tam 221 doktor burada çevrimiçi. Sabahın yedisinde 221 doktor burada ne arıyor? Çalışmak için yurt dışında yer arıyor değerli arkadaşlarım.

Peki, neden? Doktorlar “Geçinemiyorum!” dedi, Erdoğan da kapıyı gösterdi. 250 bin kişiye bir tane kardiyoloji uzmanı gönderemeyen Erdoğan, doktorları kapıya gönderdi. Bir doktor mesaiden hariç; gece nöbeti, hafta sonu nöbeti, icap nöbeti dâhil neredeyse ömrünü hastanelerde geçiriyor, ailesi ve çocuklarıyla vakit dahi geçiremiyor; standart yaşam kalitesini bırakın, çocuklarına bir gelecek kurmayı bırakın, yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Pratisyen hekim -burada var- 6.900 lira, bir uzman hekim yaklaşık 7 bin lira alıyor; memurlardan daha az ücret alıyorlar. Bu toplumun en zeki çocuklarından olacaksın, lise mezunundan daha az maaş alacaksın, neden 2 fakülte okuyasın ki? Düşünün, bir doktor, yanında çalışan sözleşmeli tıbbi sekreterden daha az alıyor; ben size daha ne anlatayım?

4’üncü maddede -sadece hekim ve diş hekimlerine olan, sabit ek ödemede aralık ayındaki düzenlemede var olan- uzman hekimler ve eğitim görevlisi hekimler pas geçilmiştir. Yine, burada eczacıları da yok saymışsınız. Hekim ve diş hekimleriyle aynı şekilde atanan, nöbet tutan,  stratejik bir personel olan eczacıların da görmezden gelinmesi izaha muhtaçtır. Hekimler için sabit ek ödeme ise hem aralık ayındaki düzenlemeden çok daha geride hem de burada bir alicengiz oyunu var. Ek ödeme, vergiye tabi olmayan 375 sayılı KHK'den çıkarılıp 209 sayılı vergili kanununa tabi tutulmuştur. Bu şekilde üst vergi dilimleriyle verdiğiniz farkı da kuşa çevireceksiniz.

Madde 3’te bir disiplin durumu döner sermayeye kıstas olarak konulmuş; neye göre disiplin, kime göre disiplin? Yine, kamudan emekli olmayan, SGK mevzuatındaki değişiklikler nedeniyle haktan yararlanamayan hekimler için bir düzenleme yapılmamıştır. Atama bekleyen sağlık personeline söz verdiğiniz atamaları yapmıyorsunuz. Olmayan camiye imam atıyorsunuz ama sağlıkçıya gelince atama yapmıyorsunuz.

Aralık ayında âdeta bir orta oyunu gördü bu ülke. Erdoğan, Mecliste grup toplantısı sonrası basın mensuplarına Sağlık Bakanını göstererek dedi ki: “Ne dedi? Ne dedi? Para pul söyledi mi?” Sağlık Bakanı: “Vallahi bir şey demedim, siz izin vermeden bir şey söyler miyim efendim?” dedi. Hatırlıyorsun değil mi onları, sanki dünyaları bağışlıyordu doktorlara. Peki, ne oldu şimdi? Şu getirdiğiniz hiç rahatsız etmiyor mu sizleri? Vere vere 1.600 TL, 1 depo mazot verdiniz hekimlere. Madem kendi sözünüze saygınız yok, bari şu Meclise bir saygınız olsaydı. Burada oy birliğiyle geçmiş bir kanunu ve Meclisi yok saydınız ve vere vere 1 depo mazot verdiniz. İşte, burada, 60 litre mazot 1.671 lira yapıyor değerli arkadaşlarım.

Burada bir hekimlik andı var. Bu hekimlik andında -Fahrettin Koca da bu hekimlik andını yaptı- “Hekimlik mesleğinin onurunu koruyup geliştireceğime, mesleği bana öğretenlere ve meslektaşlarıma hak ettikleri saygıyı ve minnettarlığı göstereceğime onurum üzerine ant içerim.” der. Bu Hükûmetin doktora saygısı yok, hastaya saygısı yok, hastadan da geçtim ölüye saygısı yok. Son iki yıldır Türkiye Cumhuriyeti'nin ölüm istatistikleri açıklanmamaktadır. Dilimizde tüy bitti. Dünyada hiçbir ülkede böyle bir şey yok. Sadece Covid ölümlerinden bahsetmiyorum, bütün ölümlerin sayıları açıklanmamaktadır. Neden korkuyorsunuz, kimden korkuyorsunuz ve neyi saklıyorsunuz? Türkiye çünkü önlenebilir ölümler yaşıyor arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Bu sayıları açıklamamalarının sebebi, evde telefon başında ölen, şehirler arası yoğun bakım yatağı ararken yollarda ölen insanlar var, bunların sayılarını söylemek istemiyorlar. İşte, ölüye de saygısı yok, doktorlara da saygısı yok. Sayın Fahrettin Koca, meslektaşlarına ve hastalara saygın varsa istifa et. Sayın Erdoğan, sen istifa etme, sakın istifa etme. Doktorlar ve sağlık çalışanlarıyla birlikte seninle sandıkta hesaplaşacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Ve Sayın Erdoğan, tarih seni hastane kapılarında hastalara konulan bu asma kilitlerle hatırlayacak, bunu da tarihe not düşüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 4- 209 sayılı kanunun ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “(altıncı fıkrası hariç)” ibaresi madde metninden çıkarılmış, aynı cümlede yer alan %180 i ibaresi “% 300’ü” şeklinde, “döner sermaye gelirlerinden ek ödeme yapılır” ibaresi “merkezi yönetim bütçesinden ek ödeme yapılır” şeklinde değiştirmiş ve ikinci cümlesinde yer alan “istihdam edilen tabipler” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile Bakanlık veya bağlı kuruluşlarının kadrosunda tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uzmanlık eğitimi veya yan dal uzmanlık eğitimi yaptırılanlar ve tüm sağlık emekçileri” ibaresi eklenmiştir.

Mahmut Toğrul                        Ömer Faruk Gergerlioğlu                  Gülüstan Kılıç Koçyiğit

     Gaziantep                                          Kocaeli                                                Muş

     Oya Ersoy                                      Habip Eksik                                    Rıdvan Turan

       İstanbul                                              Iğdır                                                Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık çalışanlarının bir kısmına yönelik getirilen bir yasa var ama iş işten geçti; binlerce sağlık çalışanı yurt dışına gitti şimdiye kadar. Geçen sene 1.004 kişi gitti, bu sene 3 binden fazla sağlık çalışanının, doktorun yurt dışına gideceği tahmin ediliyor.

Şimdi, memlekete büyük kayıplar verdirdiler. 1 Aralıkta bir yasa çıktı ve sonra bir şekilde iptal edildi, aradan altı buçuk ay geçti ve yine eksik bir yasayla karşımızdalar; bunlar derde deva değil arkadaşlar. Şu anda maaşlara, performans ücretlerine veyahut da bir miktar emekliliğe yansıyan artışlar var ama tüm sağlık çalışanlarına değil, sağlıkta yine iş barışını bozmaya yönelik bir girişim var ve getirilen artışlar 1 Aralıktaki teklife göre düşük kalıyor. 1 Aralıktaki enflasyon nerede, şu andaki enflasyon miktarı nerede? Çığırından  çıkmış bir durumda ve hekimler, sağlık çalışanları büyük bir zarar içinde. Bakın, emekliliğe yansımıyor, hekimin, hemşire ve diğer tüm sağlık çalışanı arkadaşlarımızın aldığı ücretler emekliliğe gerektiği gibi yansımıyor; mesele bu. Yandaş sağlık yöneticisinin aldığı 21 bin lirayı verin hekime. Başka ne istiyor? Emekliliğe yansısın, işte o zaman adaletin bir kısmı gerçekleşir; bunu yapmıyorlar. Hekimler, sağlık çalışanları emekli olmaya cesaret edemiyor. Gelinen noktada büyük bir adaletsizlik olduğunu görüyoruz. Son derece yoğun ve zor şartlarda çalışan sağlık çalışanları hâlen mutsuz. Ayrım yapıldı, adaletli bir yasa da gelmedi ve sağlığa ayrılan bütçe OECD kriterlerine uymuş değil. Hepimiz izledik; ambulans şoförü, burasına gelmiş, hastane hastane dolaşmış ve sonunda hastasını bir hastaneye teslim etmiş ama vicdanı sızlamış, gelmiş Sağlık Bakanlığının önüne “Bu, ne hâl?” diyor, “Bu, ne hâl?” diyor. Bunu söylemek zorunda değil belki ama o koca bir halkın sesi oldu, sağ olsun. İçinden çıkılmaz hâle gelen sağlık sektörünün çığlığı oldu âdeta ve herkes bu, ranta dayanan sistemin ne hâle geldiğini net bir şekilde gördü.

İşte, görüyorsunuz, belli birtakım firmalara şehir hastanelerinin rantı tahsis edilmiş durumda. 30 milyardan fazla şehir hastanelerine para aktarılıyor, bu yasayla tüm sağlık çalışanlarına ancak yıllık en fazla 12 milyar lira veriliyor. Rantiyeye oluk oluk aktarılırken sağlık çalışanları maalesef, yine, mutsuz.

Hekimler ya iş yeri hekimliğine gidiyor kamudan ya da yurt dışına gitmek zorunda kalıyor. Kamuda çalışmak artık son derece dezavantajlı ve iş yeri hekimliği de maalesef ki tabip odası ücretlerinin altında seyrediyor, patronlar “Bu ücreti kabul etmek zorundasın.” diyor.

Kocaeli'de bir şehir hastanesi yapıyorlar; iki buçuk yıldır bitmesi lazım, iki buçuk yıldır bitirilemiyor. Zaten rantiyeye dayanıyor, hangi dolaplar dönüyor bilmiyoruz. İki buçuk yıldır şehir hastanesi bitemiyor ve şu anda, benim de çalıştığım bir hastane, İzmit Seka Devlet Hastanesi ve birçok hastane kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Hâlen net bir açıklama yok, insanlar ne yapacaklarını bilemiyorlar ve büyük bir belirsizlik var.

Koruyucu sağlık hizmetlerine gereken önem verilmiyor. “Katkı payı”, “reçete ücreti” diye birtakım ücretlerle insanlar bunaltılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Asistanlar ağır şartlarda çalışıyor, nöbet izni sonrası ekonomik avantajlar sunulmuyor.

KHK’yle ihraç edilen hekimler, güvenlik soruşturmasıyla tehdit edilen hekimler, sağlık çalışanlarıyla bir cehenneme çevirmiş durumdalar sağlık sistemini.

Yine, Adli Tıp Kurumuna sabit bir ücret veriliyor. Tamam, bunu veriyorsunuz ama ben size şunu söyleyeyim: Adli Tıp Kurumuna ücret verin ama en başta adalet verin, vicdan verin, merhamet verin. Eski Vekilimiz Aysel Tuğluk hâlâ zindanda. Antalya Cezaevi'nde Ahmet Zeki Özkan dördüncü evre akciğer kanseri; çırpınıyor, 4’üncü kez Adli Tıp Kurumuna girecek. Menemen R tipinde iki tane çok ağır hasta var. Şerife Sulukan ve Mehtap Şentürk yüzde 80’in üstünde engelli hastalar ve Adli Tıp Kurumu bunlara rapor vermiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Böylesine siyasi olmuş kurumlarla karşı karşıyayız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gergerlioğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu      Dursun Ataş                             Enez Kaplan

   Adana                                     Kayseri                                   Tekirdağ

Behiç Çelik                       Aydın Adnan Sezgin                        Hüseyin Örs

  Mersin                                      Aydın                                     Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Aydın Milletvekili Sayın Aydın Adnan Sezgin.

Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz teklifin 4’üncü maddesi pratisyen hekimlerin ve diş hekimlerinin döner sermaye sabit ödeme oranını yüzde 180’den yüzde 265’e çıkarmaktadır. Ancak mevcut hâliyle ek ödemelerin emeklilik aylıklarına katkısı bulunmamaktadır. Pratisyen hekimler ve diş hekimleri bu ek ödemelerin de prime tabi tutulmasını ve emekliliğe yansımasını talep etmektedirler.

Ayrıca kamuda görev yapan eczacılar ve veteriner hekimler teklifte yok sayılmıştır. Komisyon görüşmeler sırasında madde kapsamının genişletilmesini yönündeki önergeler kabul edilmemiştir. Kamu eczacılarının ve veteriner hekimlerin teklife eklenmemesi sağlık çalışanları arasındaki ayrımın derinleşmesine neden olmaktadır. Sağlık çalışanları arasındaki ayrım sağlık hizmeti veren tüm personelin moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemektedir. Ayrıca kamudan emekli olan eczacılar hakkaniyetli, insanca ve yaşanabilir emeklilik koşullarını talep etmektedirler ve bu talepleri de gayet meşrudur. Kamuda çalışan veteriner hekimler de 2006 yılında iptal edilen yıpranma haklarının iadesini istemektedirler. Diğer sağlık çalışanları yıpranma hakkına kavuşmuş, daha önce sahip oldukları hakları ellerinden giden veterinerler ise mağdur bırakılmıştır. Daha hakkaniyetli bir sağlık sistemi için kamuda çalışan diş hekimi, eczacı ve veterinerlerin bu taleplerinin karşılanması önemli ve gereklidir.

Değerli arkadaşlar, döner sermaye ödemelerindeki performans sistemi önemli adaletsizliklere, derin adaletsizliklere neden olmaktadır. Çalışanlar arasındaki adaletsizlik duygusunu yaygınlaştıran sistem maalesef sürdürülmektedir. Hekimler dışındaki sağlık personeli bu performans ücretinden faydalanamamaktadır. İş yerleri arasında ve aynı iş yerindeki servisler bölümler, meslekler arasında farklılıklar bulunmaktadır. 3’üncü maddeyle döner sermaye inceleme heyetleri oluşturulması düzenlenmiştir. Bu heyetlerin taciz, baskı ve mobbing heyetlerine dönüşmesi olasılığı daha önce dile getirildi, tekraren bunu vurgulamak istiyorum. Mevcut ve getirilen düzenlemeler iş yerlerinde ekip anlayışına ve iş verimine katkıda bulunmamaktadır. Performans sistemindeki adaletsizlikleri ortadan kaldıracak kapsayıcı bir çözüm geliştirilmelidir. Esasen döner sermaye anlayışının gözden geçirilmesi ve bu uygulamadan vazgeçilmesi, bunun yerine sağlık çalışanlarının temel ücretlerinde emekliliğe de yansıyacak şekilde artış yapılması daha hakkaniyetli olacaktır. Pandemi döneminde yaşananlar bu ihtiyacı bir defa daha gözler önüne sermiştir. Kamu hastanelerinde pandemiyle birlikte sağlık hizmetlerinde yüzde 80 oranında düşüş yaşanmıştır, bu düşüş hastanelerin gelirlerine ve döner sermayeden yapılan ücretlere aynı oranda yansımıştır. Döner sermaye sağlık çalışanlarının ücretlerinde temel unsuru teşkil etmektedir. Pandemi dönemindeki düşüş, sağlık çalışanlarının maaşlarının döner sermayeye dayalı olmaktan çıkartılması ve genel bütçeden desteklenmesi gerekliliğini net şekilde ortaya koymuştur. Sağlık sisteminin sorunları çığ gibi büyürken iktidar tek bir sahici çözüm adımı dahi atmamaktadır. Sağlık sektörünün çeşitli paydaşlarının burada ifade ettiklerim ve başka pek çok talebi karşılıksız kalmaktadır. Bu haklı talepler tümüyle karşılanmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle 209 sayılı Kanun’a eklenmek istenen geçici madde 9’un ilk fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“GEÇİCİ MADDE 9 – Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesislerince; sağlık hizmeti verildiği dönemde herhangi bir sebeple ilgili mevzuatı kapsamında sağlık sigortasından yararlanamayan gerçek kişilere sunulan sağlık hizmet bedellerinden 31/12/2021 tarihine kadar tahsil edilememiş alacak tutarları bu maddenin yayımı tarihi ile birlikte terkin edilir.”

      

Ali Fazıl Kasap                        Özgür Özel                          Mehmet Bekaroğlu

Kütahya                                    Manisa                                    İstanbul

Ali Şeker                               Fikret Şahin                              Metin İlhan

İstanbul                                   Balıkesir                                   Kırşehir

Servet Ünsal                                                                           Murat Emir

  Ankara                                                                                    Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağlıkçıların özlük haklarında düzenleme ve en azından temel ücretlerinde artış talebi son yıllarda giderek artmıştı ve tüm toplumda geniş bir kabul görmüştü. Nitekim, Hükûmetiniz de bu konuda çeşitli çalışmalar yapacağını vaat etmişti ve yıllarca verilen mücadelenin sonunda 2021 Aralık ayında bir teklifle geldiniz. Geldiniz, biz destek verdik, hatta oyladık burada. “Durun, bir eksiklik var." dediniz, biz de dedik: “Evet, daha kapsayıcı olması lazım.” Yapamadınız. “Bize birkaç gün verin." dediniz, dosyaları aldınız, gittiniz. Bekledik, aylarca bekledik, yedi ay sonra, şimdi geldiniz. Tabii, o beceriksizliğinizi, bekletmenizi, başarısızlığınızı bir kenara bırakıyorum ama gelen teklif, ilk teklifin üçte 1’i dahi değil, son derece eksik, son derece yetersiz bir teklif. Tabii, bir iyileştirme olması dolayısıyla elbette iyi ama iyileştirmeleri ancak ve ancak döner sermaye üzerinden yapıyor. Oysa biz sağlıkçıların temel ücretlerinde artış olmasını talep ediyoruz çünkü döner sermaye her ne kadar genel bütçeye alınsa da en nihayetinde sabit bir ücret değil ve daha da önemlisi emekliliğe de yansımıyor. Çok daha önemlisi arkadaşlar, inceleme heyeti kuruyorsunuz. Niye kuruyorsunuz, diye gerekçeye bakıyoruz. Efendim, ne? Danıştay iptal etmiş öncekini. Danıştay “Sen idare olarak yönetmelikle ödeme usullerini belirleyemezsin, bunu kanunla belirleyebilirsin." demiş, siz de getiriyorsunuz tekrar inceleme heyeti kuruyorsunuz. Peki, inceleme heyeti nasıl oluşacak? Kimlerden oluşacak? Hangi objektif kriterlere göre karar verecek? Onu yine yönetmeliğe gönderiyorsunuz. Yani size aslında bir yasa çıkarılıyormuş gibi yapılıyor, Danıştayın arkasından dolanıyorlar. Aslına bakarsanız Meclisi de hiçe sayıyorlar. Şikâyet ediyorum: Danıştayın “Kanunla yapabilirsiniz.” dediği bir şeyi burada inceleme heyeti yazmış olmakla kanun yapmış sayıyorlar kendilerini. Oysa inceleme heyeti nasıl davranacak, belli değil. Beyler yönetmelik çıkaracaklar, iki dudaklarının arasında olacak bizim irademiz eğer geçerse bu kanun. Peki, inceleme heyetleri ayrıca neye karar verecek biliyor musunuz? Disiplin durumuna. Yani “Çalışan personele döner sermaye verelim mi, vermeyelim mi?”yi tekrar bu kişinin, çalışanın disiplin durumuna bağlıyorlar. Şimdi, arkadaşlar, disiplin durumu Türkiye hâlâ bir hukuk devletiyse en azından kâğıt üstünde zaten suçtur. Bunun kanunlarımızda cezası vardır; uyarırsınız, cezalandırırsınız, maaşını kesersiniz vesaire. E, şimdi, bunu yaptığınız adamın bir de “Döner sermayesini keselim." diyorsunuz. Yani tekrar parayla terbiye etme gayreti. Bakın arkadaşlar, sizin “disiplin durumu”ndan -tırnak içerisinde- ne anladığınızı çok iyi biliyoruz. Size benzemeyen, size biat etmeyen, sizin gösterdiğiniz sendikaya kayıt olmayan, sizin tarikatlarınıza üye olmayan herkes size göre disiplinsiz. Biz bunu çok iyi biliyoruz ve dolayısıyla da bunun üzerinden sanıyorsunuz ki döner sermayesini keserek biz bu kişileri terbiye ederiz. Bakın, ben hekimlik yaptığı sırada defalarca döner sermayesi kesilmiş bir hekimim. Disiplin uygulamasının, disiplin kriterinin buradan mutlaka çıkartılması lazım. Hem Anayasa aykırıdır hem de vicdanlara aykırıdır.

Bir diğer düzenleme arkadaşlar, biliyorsunuz, Türkiye'de maalesef ciddi bir hekim kaybı var. Hekimler açısından bir kanama yaşıyoruz, ağır bir kanama yaşıyoruz ve doktor öğretim üyesi ve başasistan olma kriterine daha önceki uygulamada alanda çalışmış olma, kadroda çalışmış olma koşulu varken şimdi bir yıl alanda çalışmış olma koşulunu yeterli görüyor. Son derece yanlış. Aslında bu bir itiraf, eğitici seviyesinde, eğitim verebilecek doktor kalmadığının bir itirafıdır. Hani, Cumhurbaşkanı demişti ya “Giderlerse gitsinler, asistanlarla devam ederiz.” İşte bu o, asistan bitirecek, mecburi hizmete gidecek, nerede çalışırsa çalışsın bir yıl sonra gelecek, başasistan olacak veya doktor öğretim üyesi olacak ve siz o eğitimden kalite bekleyeceksiniz. Bu nereden kaynaklanıyor? Çünkü siz hekiminize değer vermiyorsunuz, hekiminizin yurt dışına gitmesini, istifa etmesini önleyemiyorsunuz; bu tip yöntemlerle herkesi ve tabii ki size göre size yakın olan, sizin suyunuza gidecek insanları başasistan, doktor öğretim üyesi yaparak da bu sorunu kendinizce çözmeye çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) – Demedi demeyin, böyle giderse seneye de tıp fakültesini bitirenler, direkt başasistan olur demek zorunda kalacaksınız. Bunun başka kaçarı yok.

Değerli arkadaşlar, şunu anlamamız lazım: Sağlık sistemi çökmüştür, insanlar randevu alamıyorlar, sanal kuyruklar oluşmuş durumdadır. Bir şekilde randevu alsa tetkiklerini yaptıramıyor. Hepinize geliyordur, aylar sonrasına tomografi, MR, EEG randevuları verildiğini hepimiz biliyoruz. Onu bulsa yatak bulamıyor. Bakın, daha dün bir ambulans şoförü en sonunda 3 hastane gezdikten sonra bir yoğun bakım bulamadığı için başka bir noktaya geldi ve kendisini ambulansa kilitleyecek bir eyleme girişti. Türkiye fotoğrafı bu, buradan bir şey anlayın, siz bunu yaşıyorsunuz zaten. Ama gelin, bunu burada itiraf edin. Sağlık sistemi çökmüş durumda ve bu sağlık sistemini sağlık çalışanlarının emekleri ve özverileri üzerinden ancak buraya kadar yürütebilirsiniz. Dolayısıyla, beklediğimiz emekliliğe yansıyan sağlıklı tutarlı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Affedersiniz, evet, son cümle.

BAŞKAN – Peki, selamlayın lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) – Beklentimiz, kapsayıcı, tutarlı sağlık çalışanlarının emeğinin hakkını bir nebze olsa bile veren doğru dürüst emekliliğe de yansıyan bir ücret artışıdır ve bu sağlık sisteminin genel olarak düzeltilmesi gayretidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/4485) esas numaralı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle 209 sayılı Kanuna eklenmekte olan Geçici Madde 9’un birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “sağlık sigortasından yararlanamayan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Behiç Çelik                         Yavuz Ağıralioğlu                         Enez Kaplan

  Mersin                                                                                    İstanbul            Tekirdağ

Mehmet Metanet Çulhaoğlu      Dursun Ataş                                                                           Adana                                     Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Teklif’in 5’inci maddesi için verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağlık konuşulurken Profesör Doktor Sayın Osman Durmuş’u anmamak olmazdı, o nedenle Allah rahmet eylesin diyorum. Onun büyük hizmetleri asla göz ardı edilemez, nur içinde yatsın.

Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere sağlık sektöründe birtakım düzenlemeler yapma girişimi Aralık 2021’de Genel Kurula iletilmişti. O dönemde bazı maddeler, iyileştirmeler yapılacağı belirtilerek geri çekilmişti. Aradan altı ay geçti ve bugün yeni bir teklifle buraya, Genel Kurula çıkılmış oldu. Ancak ne yazık ki sağlıkçılarımıza “müjde” diye sunulan bu teklif beklentileri karşılamaktan fazlasıyla uzak, hatta, önceki maddeleri aratır mahiyette değişiklikler yapılmış. Üstelik, iyileştirme planlanırken katlanılmaz boyutlara ulaşan ekonomik buhranın, enflasyonun, pahalılığın, geçim zorluğunun hiç dikkate alınmamış olması da hayret vericidir. Görüyoruz ki AKP gencin, kadının, emeklinin, işsizin, esnafın, çiftçinin hâlinden anlamadığı gibi gece gündüz demeden çalışan, fedakâr sağlık çalışanlarının sorunlarına da gözünü kulağını kapatmış durumdadır. Binlerce doktorumuzun yurt dışına gitmesine yol açmış, hâlihazırda on binlercesini de bu yola zorlayan AKP’den zaten kapsamlı bir reform beklenemezdi. Doktorlarımızın yüzde 70’e yakını yurt dışına gitmek isterken bu denli yetersiz teklifle buraya gelmek yirmi yılın sonunda AKP’nin düştüğü ibretlik hâlin özetidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye bugün ciddi bir sağlık kriziyle karşı karşıyadır. Birçok hastanede hekim bulunamıyor, sağlık çalışanlarımız büyük bir geçim zorluğu içerisinde, gruplaşma ve mobbing had safhaya ulaşıyor, eğitimde kalite düştü, sağlık hizmetleri zayıfladı, ölçüm ve görüntüleme cihazları yetersiz, hastalara aylar sonrasına randevu verildiğini de işitiyoruz. Hastalar acımasızca özel hastanelere yönlendiriliyor. Her ne kadar iktidar mensupları kendilerince tozpembe bir tablo ortaya koysa da biliyoruz ki dertler büyük.

İşte, biraz da OECD verilerinden bahsetmek istiyorum. Örneğin, gayrisafi yurt içi hasıladan sağlık harcamalarına en az pay ayıran ülke biziz. Uzman doktorlarımızın maaşlarına baktığımızda Türkiye 28 ülke içerisinde 23’üncü sırada yer alıyor. Emekli olunca da ciddi bir maaş düşüşü söz konusu. Öte yandan, Türkiye’de her bin kişiye ortalama 2 doktor; 2,4 hemşire ve 2,9 hasta yatağı düşerken OECD ortalamasında her bin kişi için 3,6 doktor; 8,83 hemşire; 4,4 hasta yatağı düşüyor.

Kısacası, gerek sağlık çalışanları gerekse vatandaşlarımız binbir dertten muzdarip. Peki, söz konusu teklif bu yaraların hangisini sarıyor? Sağlık çalışanlarımıza bir motivasyon sağlayacak, onları yurdumuzda kalmaya razı edecek hangi iyileştirme yapılıyor? Bu teklifte sağlık ve yardımcı sağlık çalışanları ne yazık ki âdeta unutulmuş durumda. Bilhassa emeklilik dönemlerine ilişkin yapılan iyileştirmelerde geniş bir kitle yine görmezden gelinmiş. Performansa dayalı ek ödeme uygulamasıyla oluşturulan tahribatın sabit maaşlarda iyileştirme yapılarak giderilmesi gerekirdi. Bu da yapılmamış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Kısaca, teklif, bizzat Hükûmet tarafından büyük beklentilere sokulmuş sağlık çalışanlarımız için bir hayal kırıklığı, büyük bir fiyaskodur diyebiliriz. Sağlıkçıların talepleri ile Hükûmetin getirdiği teklif üzerinde, en hafif tabirle, bir uçurum vardır.

Teklifin 5’inci maddesi, sağlık hizmeti almış ancak herhangi bir sağlık sigortası olmayıp borçlanan kişiler için ödeme kolaylıkları öngörmektedir. Ancak şunu son olarak belirtmek istiyorum: Önleyici sağlığı çökerten, hıfzıssıhhayı kapatan, aşılama faaliyetlerini gevşeten, şehir hastaneleri inşaatlarıyla ülkeyi borç batağına çeviren, tıp fakültelerini ve öğrenci kaynağını kurutan AKP’nin Türk milletine vereceği hiçbir şey kalmamıştır.

Bu vesileyle önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde yer alan “Sağlık Bakanlığına” ibaresinden sonra “ve üniversitelere” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gülüstan Kılıç Koçyiğit             Oya Ersoy                               Habip Eksik

    Muş                                      İstanbul                                      Iğdır

Rıdvan Turan                        Mahmut Toğrul                   Mahmut Celadet Gaydalı

  Mersin                                   Gaziantep                                    Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, maddeyle Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesislerinde ilgili mevzuat kapsamında sağlık sigortasından faydalanamayan gerçek kişilerin sağlık hizmet bedellerinden 31/12/2021 tarihine kadar tahsil edilemeyen alacakların ödenmesinin kolaylaştırılması ile dava ve icra takiplerinin durumunun düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Bu maddede gerçek kişilerden tahsil edilemeyen alacakların 10 bin TL’ye kadar olan kısmının silineceği düzenlenmiştir. Sağlık sigortasından yararlanamayan gerçek kişilere sunulan sağlık hizmet bedellerinden tahsil edilememiş tutarlardan 10 bin TL’ye kadar olan kısmı silinmiş, 10 bin TL üstündeki tutarlar için taksitle ödeme imkânı ve yapılan icra takiplerinin durdurulmasına karar verilmiştir. Bu madde olumlu bir durumu gösteriyor fakat borç konusu hususları sorunludur.

Bildiğiniz üzere “genel sağlık sigortası” diye bir şey çıkarıldı. “18 yaşına kadar devlet ödüyor, yükseköğretim sürecinde 24 yaşına kadar karşılıyor.” diye sosyal devlet algısı yapmak yeterli değil. Sağlık hizmetlerinden yararlanmak bu ülkede vatandaş olan herkesin en temel hakkıdır. Sağlık, meta gibi alınıp satılabilecek bir konu olmamakla birlikte bunun üzerinden ekonomik gelir elde etmeye çalışmak da vergiler altında zaten ezilen Türkiye halklarına en büyük ayıptır.

Şimdi, bir vatandaşın genel sağlık sigortası kapsamında ödeme yapıp yapmamasını hane geliri üzerinden hesaplayarak ortaya çıkarıyorsunuz. Düşündüğünüzde, 18 yaşını doldurmuş, herhangi bir işte çalışmayan ama ebeveynlerinden birinin asgari ücretli bile olsa geliri varsa bu kişiye borç çıkarılıyor yani kısaca “Baban ödesin, annen ödesin.” diyorsunuz, hatta anne-baba ve kardeşle aynı hanede yaşıyorsan “Kardeşin ödesin.” deniliyor; bu mantık yanlıştır. Yok efendim “Geliri yoksa devlet karşılıyor.” gibi popülist siyasetle bu mantıksız işleyişten kurtulamazsınız.

Yine, üniversitede okuyan veya doktora yapan birine diyorsunuz ki “24 yaşına kadar artık ne okuduysan yeter, 24 yaşından sonra devlet sana bakmakla yükümlü değil; çalış öde, çalışmazsan sana  borç çıkarırım.” Yani gençler mezun olmadan borçlu oluyor veya işsiz olduğu için borçlu oluyorlar. Hem borçlandırıp hem de sonradan “Bakınız, borcunuzu siliyoruz.” demek adaletli bir davranış değildir.

“Genel sağlık sigortası” adı altında vatandaşların temel ihtiyaçlarından olan sağlığa ulaşım haklarının böyle bir yöntemle engellenmesine karşıyız. Bir de bu GSS’ye gecikme faizi işletme diye bir durum var yani sağlık hizmeti alsın almasın her ay 150 TL ödemek zorunda, ödemedi mi gecikme faizi. Kullanılmayan ürünün ödemesi olur mu? Hani faize karşıydınız? Nerede kaldı nas? Bu konuda şöyle bir öneri gerekiyor: Gelir testi hane geliriyle değil, kişilerin geliri üzerinden hesaplanmalıdır; geliri olmayanın ödemesi olmamalı. Eğitim öğrenim süresince gelir testine kimse tabi olmamalı, eğitim ve sağlık hakları hiçbir şeyin pazarlık konusu olmamalıdır.

Bu sistem dâhilinde kimse hastaneye gidemiyor, belki de vatandaşın önemli bir rahatsızlığı var ama ödeme çıkacak diye sağlık sorunlarını ötelemek zorunda kalıyor. Yine BAĞ-KUR, SSK, Emekli Sandığı gibi sağlık hizmetleri için de sınıflandırmalar, gerçekten sağlık sisteminin kast sistemi gibi. BAĞ-KUR’lu 1.700, 1.800 TL ödemek zorunda kalıyor. İnsanlar “Çocuklarımızın rızkından keseceğime kendi sağlığımdan keserim.” diyor. Bu adil olmayan sistemde insanların sağlığıyla kumar oynamalarına sebebiyet vermek sosyal devlet olmakla bağdaşmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Öyle şehir hastanesi yapmakla değil, sağlığı yediden yetmişe herkese ve her meslek grubuna ücretsiz ulaştırmakla ancak övünebilirsiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır, okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/4485) esas numaralı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 6- 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesinin;

a)        (c) fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "800'ünü”, "500'ünü”, "600'ünü” ve "300'ünü” ibareleri sırasıyla "950'sini”, "650'sini”, "850'sini” ve "375'ini” şeklinde,

b)        (c) fıkrasının (2) numaralı bendinde sırasıyla yer alan "600'ünü”, "250'sini”, "200'ünü,", "150'sini” ve "200'ünü” ibareleri sırasıyla "750'sini”, "305’ini” , "255'ini”, "225'ini” ve "260'ını” şeklinde,

c)        (h) fıkrasında yer alan "800'ünü", "800” ve "1600'ünü” ibareleri sırasıyla "950'sini", "950” ve "1900'ünü” şeklinde, değiştirilmiş, fıkranın üçüncü cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve maddenin (i) fıkrasının üçüncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu oranlar en az yüzde 500 olarak uygulanır.”

"Üniversitelerin (c) ve (f) fıkraları kapsamındaki personeline bu madde uyarınca her ay yapılacak ek ödemenin net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz ve bu kapsamda söz konusu ek 9 uncu maddeye göre belirlenen ek ödeme tutarı bu fıkralar uyarınca döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmek üzere merkezi yönetim bütçesinden karşılanır.”

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Aytun Çıray                                     Enez Kaplan

         Adana                                                İzmir                                              Tekirdağ

    Behiç Çelik                                      Dursun Ataş

        Mersin                                             Kayseri

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) –Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Adana Milletvekili Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6’ncı maddesi üzerinde İYİ Parti Grubumuzun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 6’ncı maddesiyle üniversitelerde görev alan personele yapılacak ek ödeme miktarı artırılmakta ve bunların merkezî yönetim bütçesinden karşılanması ve mahsuplaşma uygulaması getirilmekte. Bu uygulamayla personelin geliri açısından önemli bir değişiklik olmayacağı için İYİ Parti olarak mahsuplaşmanın bu maddeden kaldırılmasını istemekteyiz. Ayrıca tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinde görev alıp bilimsel çalışmalara önemli katkılar sağlayan, öğrenci yetiştiren öğretim görevlilerimiz için yapılan iyileştirme miktarının da mutlaka artırılmasını istiyoruz. Kanun teklifinin komisyon görüşmeleri esnasında, İYİ Parti Grubu olarak, hâlen yürürlükte olan ek göstergelerin yükseltilmesiyle ilgili verdiğimiz önergeler, her zaman olduğu gibi, iktidar tarafından reddedildi. Genel Kurulda verdiğimiz önergemiz doğrultusunda maddenin düzenlenmesini istiyoruz. Öte yandan, maddeyle, ek ödemeler için yalnız tavan tutar belirlenmektedir. Uygulamada taban tutar rektörün inisiyatifine bırakılmakta; personel arasında ayrıma neden olacağı için bunu doğru bulmuyoruz. Taban göstergenin 500 olmasının doğru olacağını düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, TÜRK-İŞ genel seçimlerden iki gün sonra, 26 Haziran 2018 tarihinde açlık ve yoksulluk rakamlarını açıkladı. Buna göre, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı dört yıl önce 1.714 lira 35 kuruş olarak açıklandı; yoksulluk sınırı ise 5.584 lira 20 kuruş idi. İktidar tarafından cansiparane savunulan partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin devreye girmesinden bugüne geçen dört yıl sonunda TÜRK-İŞ'in verilerine göre açlık sınırı 350 kat artarak 6.017 lira, yoksulluk sınırı yüzde 351 oranında artarak 19.602 liraya yükselmiş iken daha çok değil, yedi ay önce, 21 Aralıkta, AK PARTİ iktidarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda oy birliğiyle kabul ettiğimiz bir teklif getirmiştik, sonra bu teklifi Komisyona geri çektiniz. Geri çekilen teklif ile bu teklif benzerlikler içeriyor olsa da, o gün de eleştirilen konu, getirilen o kanun teklifinin yalnız doktor ve diş hekimlerine iyileştirme getirmesiydi. Getirilen bu teklifte yine veteriner hekimler yok, eczacılar yok, diğer sağlık branşları yok, Bağ-Kur emeklileri yok, SSK emeklileri yok.

Ayrıca, bu kanun teklifinde geri çekilen teklifteki rakamlar düşürülmüş ve emekli hekimlere ilave ödeme yapılmasındaki gösterge rakamları uzman hekimler için 40 bin iken bugün 26 bin, diğer hekimler için 33 bin iken 20 bin olarak düzenlenmiş, düşürüldükçe düşürülmüştür. Aynı zamanda, hekimlere yapılacak ek ödemenin kaynağı değiştirilmiş, bunun merkezî bütçeden karşılanacağı ancak prim kesintisi olmaması nedeniyle bunun emekliliğe yansıyan güvenceli bir gelir artışı olmadığı da ortaya konulmuştur. Bundan da anlaşılacağı gibi, iktidar, yardımcı sağlık personelinden kıdemli profesörüne kadar hiçbir sağlık çalışanımızı gelir olarak yoksulluk sınırının üzerine çıkaramamaktadır. Arkadaşlar, emekliliğe yansıtmadığınız güvenceli bir gelir artışı getirmediğiniz sürece bu teklif yine sağlık çalışanlarımız için çok yetersiz kalacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl on binlerce euro harcayarak devletimiz tarafından yetiştirilen uzmanlar artık yurt dışına gitmekteler. Nedeni de 2003 yılından bu yana sağlık çalışanlarının, hekimlerin satın alma gücünün yüzde 300 gerilemesi. Sayın Cumhurbaşkanının hekimlere “Gidiyorlarsa gitsinler.” demesi meslektaşlarımızı üzmüştür; hekimlerimiz bu ifadeleri hak etmemektedir. Ülkemiz hekimlerinin başarıları yurt dışına taşmış ve Avrupa Birliği ülkelerinden hekimlerimize vatandaşlık tekliflerinin geldiği bir zaman diliminde “Giderlerse gitsinler.” ifadesini milletimizin takdirine sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Bir diğer konu da bu meslek grupları haricinde, canlarını hiçe sayıp gece gündüz demeden insan hayatını kurtarmak için cansiparane hizmet eden yardımcı sağlık personellerimiz var. Bunlar neden bu teklifte yer almamaktadır? Veteriner hekimler, eczacılar ve diğer sağlık çalışanları neden yer almamaktadır. Tekraren ifade ediyorum: BAĞKUR emeklisi, SSK emeklisi neden bu teklifte yoktur? Bunun cevabı var mı? Hayır, maalesef o da yok.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan  337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 6- 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 58 inci maddesinin;

a)         (c) fıkrasının (1) numaralı bendinde yer sırasıyla yer alan “800’ünü”, “500’ünü”, “600’ünü” ve “300’ünü” ibareleri sırasıyla “1000’ini”, “800’ünü”, “950’sini” ve “575’ini” şeklinde,

b)         (c) fıkrasının (2) numaralı bendinde sırasıyla yer alan “600’ünü”, “250’sini”, “200’ünü,’ “150’sini” ve “200’ünü” ibareleri sırasıyla “850’ sini” “405’ini” “355’ini,”, “325’ini” ve “360’ını” şeklinde,

c)         (h) fıkrasında sırasıyla yer alan “800’ünü”, “800” ve “1600’ünü” ibareleri sırasıyla “1100’ünü”, “950” ve “2250’sini”şeklinde, değiştirilmiş ve maddenin (i) fıkrasının üçüncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Üniversitelerin (c) ve (f) fıkraları kapsamındaki personeline bu madde uyarınca her ay yapılacak ek ödemenin net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz ve bu kapsamda söz konusu ek 9 uncu maddeye göre belirlenen ek ödeme tutarı bu fıkralar uyarınca döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmemek üzere merkezi yönetim bütçesinden karşılanır.”

Mahmut Toğrul                          Gülüstan Kılıç Koçyiğit                              Oya Ersoy                                       Gaziantep                                             Muş                                               İstanbul                                       Rıdvan Turan                                    Habip Eksik                                       Hüda Kaya                                         Mersin                                                Iğdır                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın Genel Kurul; insanlarımızı hasta edecek her koşulu gerçekleştirip hastaya müşteri gözüyle bakan AKP sağlık politikaları hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, ailemde de bulunan ve hem yurt içinde hem yurt dışında yaşamak zorunda bırakılan tüm sağlık emekçilerimizi de saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Yurt dışından gelenlere ucuz sağlık hizmetlerinde başarılı bir sağlık politikası yürütülüyor, evet ama kendi vatandaşımıza üvey evlat muamelesi yaparken bile AKP tarafından insanlarımız soyulmaya devam ediliyor. Diğer yandan ise pandemi sürecinde en fazla bedel ödeyen ve onlarca can veren tüm sağlıkçılarımız hâlâ şiddete maruz kalmaya, köle gibi çalıştırılmaya ve bedel ödemeye devam ediyorlar. Sağlıkçılar deyince elbette ki sadece sevgili doktorlarımız aklımıza gelmiyor. Sağlık alanında hemşiresinden laborantına, hasta bakıcısından asistanına ve eczacılara kadar tüm sağlık emekçilerimizin yaşam şartlarının iyileştirilmesi hepimizin hedefi olmalıdır. Binlerce doktor ve sağlık emekçimiz istifa ederek yurt dışına çıktılar ve hâlâ da gitme planı içindeler. Yakın bir gelecekte hastanelerimiz doktor bulamayacak hâle gelecek diyeceğim ama zaten maalesef şu anda bile bulunamıyor. İşte bu sebepten dolayı değil mi yabancı uyruklu doktor alımları hızlanmış durumda, hatta bazı hastanelerde Türkiyeli doktorlardan daha çok yabancı uyruklu doktorları görüyoruz.

“Yol yaptık, köprü yaptık, şehir hastaneleri yaptık.” diye övünüyor iktidar yetkilileri. Parası olmayan vatandaşımız o yollardan geçemiyor zaten, parası olmayan o sağlık hizmetlerinden faydalanamıyor zaten. Ne zaman ki vatandaşımız o yollardan, köprülerden ücretsiz geçerse işte o zaman hizmet anlayışınızı tebrik edeceğiz, takdir edeceğiz.

Hasta garantili hastane anlayışı ne demek? Hasta olan, sağlığını yitirmek üzere olan bir vatandaşa nasıl müşteri gözüyle bakılabilir? Geçmişte AKP’ye oy veren insanlar ne diyor biliyor musunuz? “Adalet ve Kalkınma Partisi demeyin ne olur. Ne adaleti kaldı ne kalkınması kaldı.” diyorlar. Rantı, israfı, yalanı, haksızlığı, adaletsizliği bir politika hâline getiren iktidar anlayışının, canı yanan hasta insanlara müşteri gözüyle bakan pratiklerine elbette şaşırmıyoruz. Hasta insana müşteri muamelesi yaparak kendi vatandaşının cebini soymayı bir politika hâline getiren iktidar peki, buradan elde edilen kazancı doktorlarla, sağlık emekçileriyle mi paylaşıyor? Elbette ki hayır. Doktorlarımız da tüm sağlık emekçilerimiz de köleci bir anlayışla sömürülmeye devam ediyor.

AKP, iktidara geldiği 2002 yılından bu yana sistematik bir şekilde emekçilerin haklarını zayıflatan bir tutum geliştirdi. Kadrolu, güvenceli çalışmanın önü kesilerek esnek ve güvencesiz çalışmayı artırdı. Emekçiler arasına çeşitli hiyerarşik farklar koyarak emekçi ortaklığı bile ayrıştırılır hâle getirildi. Bu anlayışla hazırlanan kanun teklifi, sözleşmeli çalışılabilecek kadro ihdasıyla sayısı artırılmıştır, oysa tüm sağlık emekçilerinin sözleşmeli olarak değil, kadrolu olarak ihdas edilmesi gerekmektedir.

Veysel Eroğlu, bir milletvekili. “Biz gelmeden önce insanlar akaryakıt bulamıyordu. İstasyonların önünde uzaydan görülebilen kuyruklar vardı.” demişti.

VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yok muydu?

HÜDA KAYA (Devamla) – Cumhurbaşkanı da “Keşke topraklarımızdan petrol fışkırıyor olsa da bu durumun önüne geçebilsek.” diye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, hemen sözümü toparlarken, bakın, 10 yaşında bir çocuk ne dedi dün bana biliyor musunuz; hiçbir yeri, gündemi yok iken dedi ki: “Tayyip’ten önce biz ateşi bilmiyorduk, çiğ çiğ et yiyen mağara insanlarıydık.” Artık 10 yaşındaki çocuklar bile sizlerin sözüne gülüyor arkadaşlar.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Kahramanmaraş Milletvekilimiz, Genel Başkan Yardımcımız Ali Öztunç’un uyarısıyla... Yabancı ajansların Kahramanmaraş’taki bir sığınmacı kampında önce Afgan ve Suriyeli geçici sığınmacılar arasındaki olaylar, daha sonra buna müdahale eden güvenlik güçleriyle çatışma ve kamptaki barınakları yakma noktasına geldiği, civarda çok yakındaki köylerin de endişeli olduğu söyleniyor. Bu konuyu Meclisin açık olduğu bu saatlerde Genel Kurulun bilgisine sunup bu konuda gerekli girişimlerin yapılıp Meclisin de mümkün olan en kısa sürede bilgilendirilmesini talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

 

 

1. Kayseri Milletvekili İsmail Tamer ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 52 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4485) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 337) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 6 - 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda bulunan 58 inci maddesinin;

a) (c) fıkrasının (1) numaralı bendinde sırasıyla yer alan "800'ünü”, "500'ünü”, "600'ünü” ve "300'ünü” ibareleri sırasıyla "950'sini”, "650'sini”, "750'sini” ve "375'ini” şeklinde,

b) (c) fıkrasının (2) numaralı bendinde sırasıyla yer alan "600'ünü”, "250'sini”, “200”ünü", "150'sini” ve "200'ünü” ibareleri sırasıyla "750'sini", "305'ini", "255'ini,” "225'ini” ve “260'ını” şeklinde,

c) (h) fıkrasında sırasıyla yer alan "800'ünü”, "800” ve "1600'ünü” ibareleri sırasıyla "950'sini”, "950” ve "1900'ünü”şekIinde değiştirilmiş ve maddenin (i) fıkrasının üçüncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Üniversitelerin (c) ve (f) fıkraları kapsamındaki personeline bu madde uyarınca her ay yapılacak ek ödemenin net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödemenin net tutarından az olamaz ve bu kapsamda söz konusu ek 9 uncu maddeye göre belirlenen ek ödeme tutarı bu fıkralar uyarınca döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmek üzere merkezî yönetim bütçesinden karşılanır."

 

Ali Fazıl Kasap                       Fikret Şahin                         Mehmet Bekaroğlu

Kütahya                                   Balıkesir                                   İstanbul

 

Özgür Özel                               Ali Şeker                                Metin İlhan

  Manisa                                    İstanbul                                    Kırşehir

 

Servet Ünsal

  Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Kırşehir Milletvekili Sayın Metin İlhan.

Buyurun Sayın İlhan. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN İLHAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çok uzun ve yorucu süren bir pandemi döneminin ardından, bol bol alkışlamaktan başka bir şey yapmadığımız sağlık çalışanlarıyla ilgili, beklentilerden çok uzak olan kanun teklifini nihayet görüşüyoruz. Kanun teklifiyle ilgili detaylar, kamuoyu önünde AKP'li siyasetçilerin her birinin ayrı bir şey söylediği ve hepsinin siyasetten sınıfta kaldığı bir süreçle başladı. Örneğin, TBMM'de aralık ayında Sayın Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanı arasında trajik bir polemiğe neden olan ve Sağlık Bakanının “Siz izin vermeden ben söyleyebilir miyim efendim.” dediği ve sağlık çalışanlarının da büyük bir umutla beklediği kanun teklifinin maddelerine bakıldığında, aralık ayında geri çekilen önergeden çok daha düşük sabit ek ödeme oranlarını içerdiğini görmekteyiz. Hekimlerimiz haklı olarak aylardır iş bırakma eylemi yapmaktalar ama maalesef, anlaşılan, Hükûmet seslerini duymamış veya duymazlıktan gelmiş. Ayrıca, haklı beklentileri olmasına rağmen, diğer sağlık çalışanlarının taleplerini içeren herhangi bir girişimin de olmadığını belirtmek isterim. Zira sağlık ekip işidir, sizler bazı sağlık çalışanlarını unutur ve görmezden gelirseniz sağlık sisteminde zaman içerisinde mutlaka iş barışını bozan birtakım olumsuzluklar ortaya çıkacaktır.

Değerli milletvekilleri, sağlıkta kamucu anlayışın terk edilip ticari bakış açısının artarak gelişmesi, ülkemiz sağlık sistemi için uzun vadede oldukça büyük bir risk oluşturmaktadır. Bakınız, şehir hastanelerine dövize endeksli ödenen ve sözde devlet sırrı niteliği taşıyan, kendi yandaşlarına peşkeş çekilen bu milletin emeği ve alın terine gelince suspus olan iktidar kadroları, söz konusu hekimlerimiz ve diğer sağlık çalışanlarının ekonomik ve özlük hakları olunca aylardır oyalama taktiğini sürdürmektedirler. Hükûmetin altı aydır oyalamasının nedeni kanun teklifinin maddeleri ortaya çıkınca anlaşılmıştır. Aralık 2021’deki teklifte, emekli pratisyen hekimlerinin ilave ödeme tutarını belirleyen gösterge 33 bine, uzman hekimlerin 40 bine çıkacakken yeni yasa teklifiyle sırasıyla 20 bine ve 26 bine yükseltilmiştir.

Kısacası, pratisyen hekim emekli aylığında 3.050 lira, uzman hekim emekli aylığında 3.400 lira iyileştirme yapacakken yeni yasa teklifiyle pratisyen hekimlere 1.600, uzman hekimlere ise 2.100 lira artış yapılacaktır. Yine, Aralık 2021’deki düzenlemede, pratisyen hekim sabit ek ödeme oranı yüzde 450’ye, uzman hekimlerinin yüzde 695’e, öğretim görevlilerinin ise yüzde 770’e yükseltilecekti. Oysaki mevcut yasa teklifinde ise sadece pratisyen hekimlerin sabit ek ödeme oranı yüzde 180’den yüzde 265’e yani beklenenden çok düşük bir oranda artırıldı. Tabii, bir de uzman hekim ve eğitim görevlilerinin sabit ek ödeme oranlarında herhangi bir artış olmamasını da özellikle belirtmek isterim.

Ayrıca, aralıktaki düzenlemede ödemeler, sabit ek ödeme üzerinden düzenlenirken şimdiki yasa teklifinde ödemelerin performans ve sözleşmeli çalışma üzerinden artırılması öngörülmektedir. Böylece sağlık sistemimizde yer alan ve büyük sorunlar yaşanmasına neden olan performansa dayalı ek ödeme uygulaması anlayışına olumsuz bir katkı da sunulmuştur. Kanun teklifinin bu kadar uzun süre bekletilmesinde, kurnazca hesaplar yapıp bazı sağlık çalışanları lehine neredeyse hiçbir değişikliğe yol açmayacak hükümlerin olduğunu görmekteyiz. Örnek verecek olursak üzerine söz aldığım 6’ncı maddede yer alan, üniversite bünyesinde çalışan uzman hekimlerimiz için öngörülen ek ödemelerdeki yeni artışla ilgili mahsuplaşmanın yapılacak olması, sağlık çalışanlarının gelirleri açısından önemli bir değişiklik sağlayamayacaktır. Dolayısıyla, bu madde içeriğinin, döner sermaye sabitinin yeterli oranda artırılması şeklinde düzenlenmesi gerekmektedir. İkinci bir örneği ise aile hekimlerimizde de görebiliriz. Teklifte, aile hekimlerimizin uzmanlık yapabilmeleriyle ilgili görece bir kolaylık sağlanmaktadır ancak ekonomik krize bağlı olarak çok büyük artış gösteren cari giderleri sorunlarına çözüm bulmak adına hiçbir adım atılmamaktadır. Özetle, şunu belirtmek isterim ki, yıllardır ardı arkası kesilmeyen ekonomik krizler sebebiyle yoksulluk sınırına gerileyen hekimlerin ve kamu eczacıları dâhil diğer sağlık çalışanlarının ekonomik durumlarının, özlük haklarının ve sağlıklı çalışma şartlarının sağlanması talepleri ne yazık ki yine sonuçsuz bırakılmıştır. Gelin, Meclis olarak hep birlikte, hiçbir bahane üretmeden ve birilerinden icazet beklemeden halkın emaneti olan -hür iradesine sahip çıkıp- buradan tüm sağlık çalışanlarımıza ayrım gözetmeksizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

METİN İLHAN (Devamla) - …maaşlarında en az yüzde 100 artış yapalım ki pandeminin fedakâr kahramanlarına karşı üzerimize düşeni yerine getirmiş olalım.

Son olarak, şunu belirtmek isterim ki, Hükûmet, siyasi bekalarını sağlamak amacıyla, ekonomik anlamda kendilerince temel kriter gördükleri dövizi stabil kılmak adına, ülkemizin kaynaklarını pervasızca, çeşitli adlar altında faizcilere üstü örtük bir şekilde peşkeş çekerken, hiç tereddüt etmezken söz konusu ülkemizin sağlık sistemi ve sağlık çalışanları olunca bin dereden su getirmektedir ama Hükûmet, şunu iyi bilsin ki, tüm sağlık çalışanları kendilerine reva görülen bu zulmün cevabını sandıkta mutlaka verecektir. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde 4 önerge vardır, okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 7- 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile ilgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu fıkra uyarınca personele her ay yapılacak ek ödeme net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödeme net tutarından az olamaz ve bu kapsamda söz konusu ek 9 uncu maddeye göre belirlenen ek ödeme tutarı bu fıkralar uyarınca döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmeden merkezi yönetim bütçesinden karşılanır.”

     Oya Ersoy                                    Mahmut Toğrul                          Gülüstan Kılıç Koçyiğit

       İstanbul                                          Gaziantep                                             Muş

    Habip Eksik                                    Rıdvan Turan

          Iğdır                                                Mersin

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Oya Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tam da bu yasa teklifinin Meclise geldiği günlerde, dün itibarıyla bir ambulans şoförünün feryadına tanık olduk. “Üç saattir onkoloji hastası için hastane arıyorum, servise teslim edemedim, yoğun bakımlık hasta. Hasta haklarını savunmak için bu eylemi yapıyorum. Ben devletin hastanesinde iş yapamıyorsam hastalar, hasta yakınları, bu millet ne yapsın?”

Şimdi, bu sözleri bu Mecliste herkesin dinlemesi lazım ve özellikle AKP sıralarına sesleniyorum: “Bizim dönemimizde Başbakanlığın önüne yazar kasa atan yok.” diye övünüyordu Genel Başkanınız. İşte, siz bir sağlık çalışanının halkın sağlığı için kendini ambulansa kilitlemek zorunda bıraktığınız bir sağlık sistemi yarattınız. Dilinize o pelesenk ettiğiniz Başbakanlık önüne yazar kasa fırlatan esnaf “İflas ediyorum.” diyordu, “İflas ediyorum.” dediği konu paraydı ama bugün sağlık çalışanının yaptığı eylemin konusu insan hayatı, insan sağlığı, halk sağlığı. Evet, işte, sizin, sağlık sistemini getirdiğiniz durum budur.

“Hastane önündeki kuyrukları kaldıracağız.” deyip evlerde telefon, internet başlarında kuyruk yarattınız.

“Yasa dışı” dedik; evet, bıçak parası yasa dışıydı. “Bıçak parasını engelleyeceğiz.” dediniz, yasallaştırdınız. Şimdi, bıçak parasının 2-3 katı para alan özel hastaneler yarattınız. Bu sizin Sağlıkta Dönüşüm Programı’nızın bir sonucu.

“Devlet hastanelerine mahkûm etmeyeceğiz kimseyi.” dediniz, “Özel hastaneye de herkes gidebilecek.” dediniz. Parası olanın özele gidip sadece parası olanın özele gidip sağlık hizmeti yerine otel hizmeti aldığı hastaneler yarattınız. İktidara geldiğinizden itibaren sağlık alanını piyasaya açtınız. Sağlığı kamusal bir hak olmaktan çıkarıp hastaneleri ticarethane, hastaları müşteri ve sağlık çalışanlarının emeğini köle emeği hâline getiren uygulamaları parça parça yaşama soktunuz. Evet, “sağlıkta dönüşüm” dediğiniz bu sistem, bu program özellikle pandemi ve ekonomik kriz de eklenince tıkandı ve enflasyon ve dolardaki yükseliş nedeniyle ithal edilen tıbbi teknoloji, tıbbi sarf ve ilaç giderleri daha da katlandı. Üniversite hastanelerinin geliri giderini karşılayamaz hâle geldi yani döner sermaye çöktü. Çalışanların ücretleri her geçen ay erirken çalışma şartları daha da zorlaştı ve sağlık çalışanlarının büyük bir çoğunluğu yoksulluk sınırının altında ücret alıyor ve her gün sağlık kurumlarında yaşanan kaosun içinde halka sağlık hizmeti götürmeye, vermeye çalışıyor. Siz bu tıkanıklığı yaratan sağlık sistemini değiştirmek yerine tıkanıklığı idare etmek için işte bu teklifi getirdiniz, üstelik altı ay önce Meclise sunup geri çektiğiniz tasarının bile gerisinde olan bir teklif getirdiniz.

Evet, iktidarınız boyunca özel hastanelere ayırdığınız o teşvikler var ya, şehir hastaneleri için müteahhitlere yaptığınız kıyaklar; bunları koruyucu sağlık hizmetlerine, araştırmaya, geliştirmeye, sağlık çalışanlarına  ayırsaydınız yani toplum sağlığını önceleseydiniz aslında bu tıkanıklık da olmazdı. Bugün, sağlık meslek örgütleri tüm sağlık kurumlarında görevdeydi. Ne istiyorlardı? İşte tam da sadece kendileri için değil, herkes için, halk için eşit, nitelikli, parasız, ulaşılabilir bir kamusal hizmet olarak sağlık hizmetini öngören bir sistem istiyorlardı.

Şimdi, söz aldığım 7’nci madde de tam da bu düzenleyeme eş düzenleme yapılıyor. Adli Tıp Kurumunda çalışanlarının sabit ek ödemeleri merkezî yönetim bütçesinden karşılanacak. Evet, bunun içeriğine bir sözümüz yok ancak Adli Tıp Kurumuyla ilgili olarak acil olarak yapılması gereken tek bir düzenleme var, o da Adli Tıp Kurumunu etik ve kuralları esas alan özerk ve bağımsız, tarafsız bir Kurum hâline getirmek; yapılması gereken bu. Adli Tıp Kurumu, bugün, kamu hastanelerinin verdiği “Cezaevinde kalamaz.” raporlarına rağmen aksi yönlerde kararlar vererek hasta tutukluları tahliye etmeyen bir Kurum hâline gelmiştir. Bu durum acilen değişmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) – Evet, tüm hasta mahpuslar bizim için çok değerlidir, insan hayatı çok değerlidir, insan sağlığı çok değerlidir ancak bu sıralarda oturan meslektaşımız Milletvekili Aysel Tuğluk’u hepimiz gördük, gittiğimizde de gördük; hastalığının geldiği aşamada Aysel Tuğluk cezaevinde tek başına yaşamını sürdüremez hâle gelmiştir. Bunu sadece biz görmüyoruz, cezaevindeki gardiyanlar da görüyor, herkes tanık, cezaevi idarecileri tanık. Bir dakika bile gecikmeden Aysel'in serbest bırakılması lazım. Evet, Aysel'in sağlığının geldiği aşamada cezaevinde onu tutmak hukukla, etikle, vicdanla açıklanamaz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 7- 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile ilgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinde bulunan ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bu fıkra uyarınca personele her ay yapılacak ek ödeme net tutarı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca kadro ve görev unvanı veya pozisyon unvanı itibarıyla belirlenmiş olan ek ödeme net tutarından az olamaz ve bu kapsamda söz konusu ek 9 uncu maddeye göre belirlenen ek ödeme tutarı bu fıkralar uyarınca döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemeden mahsup edilmek üzere merkezî yönetim bütçesinden karşılanır.”

Mehmet Bekaroğlu                Ali Fazıl Kasap                            Özgür Özel

İstanbul                                   Kütahya                                    Manisa

Ali Şeker                                Metin İlhan                              Servet Ünsal

İstanbul                                   Kırşehir                                     Ankara

Kani Beko                               Fikret Şahin

    İzmir                                     Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) -Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İzmir Milletvekili Sayın Kani Beko.

Buyurun Sayın Beko. (CHP sıralarından alkışlar)

KANİ BEKO (İzmir) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün artık AKP yöneticilerinin her platformda “Sağlıkta çağ atladık.” diye övündüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı tam anlamıyla bir yıkım olmuştur. Sağlıkçıların haklı çığlıkları maalesef ortada, sağlıktaki yıkımı gelin birlikte durduralım.

Sağlık taşerona teslim edilemez, taşeron kesinlikle yasaklanmalıdır. Yurttaşların, parası kadar sağlık hizmeti alır hâle geldiği bu düzende ne yazık ki sağlık emekçileri de süreçten olumsuz etkilenmişlerdir. Sağlık hizmetleri haktır, ücretsiz olmalıdır, sağlıktan tasarruf olmaz. Bu yasal düzenlemeyle daha önce “Hakkınız ödenmez.” dediğiniz hekimlerin, sağlık çalışanlarının hakları olanı yine ödemiyorsunuz. Aralık 2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde tüm partilerin üzerinde ortaklaşarak kabul ettikleri yasal düzenlemenin neden geri çekildiğine ilişkin hiçbir sorumuz maalesef yanıtlanmamıştır. Bir kez daha Meclis kürsüsünden soruyorum: Neden yasayı geri çektiniz? O dönem AKP milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında “Daha iyisini getireceğiz, onun için geri çekiyoruz. Daha fazlasını sağlayacağız, daha kapsamlı bir şekilde kanun metni hazırlayacağız.” ifadeleri vardı. Oysa, geri çekilen düzenlemede pratisyen hekimlerin emekli maaşına da 4.710 TL ek ödeme yapılacakken şimdi sadece 1.648 TL önerilmektedir; miktar, 3.061 TL düşürülmüştür. Uzman tabiplere 5.415 TL verilecekken şimdiki teklif 2.119 TL; miktar, maalesef 3.296 TL düşürülmüştür. Söylediğiniz iyileştirme bu mu? Çok yazık!

Emekli hekim ve diş hekimleri arasında ayrımcılık yapıyorsunuz. Kanun teklifinin en çok üzerinde durulan ve tartışılan maddesi, emekli maaşlarına ilave ek ücret olarak ilgili düzenlemedir. Neden BAĞKUR ve SSK’den emekli olan hekimlerin, emekli maaşlarına yapılacak ilave ek ödemelerden faydalanmasına engel oluyorsunuz? BAĞKUR ve SSK’den emekli olan hekimler, diş hekimleri bu emekli maaşlarıyla geçinemiyorlar, çocuklarını okutamıyorlar. Bu uygulamada eczacılar, veteriner hekimler, hemşireler, ebeler, teknikerler başta olmak üzere, 39 kategoride tüm sağlık çalışanları dışarıda kalmıştır. Neden eczacılar, ebeler, hemşireler, teknikerler yok?

Sayın AKP ve MHP milletvekilleri, sağlık çalışanları arasında ayrımcılık yapıyorsunuz, yapmayın; hem emekli maaşlarını iyileştirmiyorsunuz hem de çalışmak zorunda kalan emeklilerin maaşından kesinti yapıyorsunuz. Ayrıca sağlık çalışanları izne çıkamıyor,  yıllık iznini kullanamıyorlar, izne çıktıklarında ek ödemeleri kesiliyor; bu durumu da kabul etmek mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Yasası bugün Meclisten geçerken işçi sağlığı ve iş güvenliği yine ILO kriterlerine uygun hâle getirilmedi. Unutmayalım ki 2002 yılından bu yana AKP tarafından işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadığı için 30 bin işçi iş cinayetlerinde öldü. Bu yasayla işçiler ölmeye devam edecek. Meslek hastalıkları hastanesi 78 ilimizde yok. Her yıl 1 milyona yakın işçi meslek hastalığına yakalanmaktadır. Covid-19 neden meslek hastalığı olarak sayılmadı? Yüzlerce hekim memleketi terk ederken, onlarca hekim istifa dilekçelerini verirken Cumhurbaşkanı, “Giderse gitsinler.” diyerek onları görmezden geldi ve sağlık sistemi maalesef çöktü. Kanserli hastalara sekiz ay sonra hastaneler randevu veriyorlar, hastanelerden randevu almanın çok zor olduğu böylesi bir dönemde unutmayın ki sağlıktan tasarruf olmaz.

Sonuç olarak aylardır oyalama ve algı yönetimiyle sağlık çalışanlarını bekleten AKP iktidarının şu anda Meclis gündemine getirdiği kanun teklifiyle sağlık çalışanlarına mali açıdan sınırlı düzeyde ve kapsayıcı olmayan bir artış sağlanmıştır. Dağ fare doğurmuştur. Yaşanılan ekonomik kriz nedeniyle geçinemeyen hekimlerin ve sağlık çalışanlarının…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen

KANİ BEKO (Devamla) - …emekliliğine yansıyacak ücret artışı ve sağlıklı çalışma şartları talepleri yine maalesef sonuçsuz kalmıştır. Bu nedenden dolayı sağlıkçılar alanlara çıkmışlardır. Sağlıkçıların haklı çığlıklarını duymayan kulaklar duysun, görmeyen gözler görsün artık.

Teşekkür ederim sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunmadan önce yoklama talebi var, yoklama talebini karşılayacağım.

Sayın Özel, Sayın Şahin, Sayın Şevkin, Sayın Sümer, Sayın Köksal, Sayın Şeker, Sayın Antmen, Sayın Beko, Sayın Emecan, Sayın Kayan, Sayın Demirtaş, Sayın Şahin, Sayın Tuncer, Sayın Aydoğan, Sayın Yılmazkaya, Sayın Güzelmansur, Sayın Tokdemir, Sayın Zeybek, Sayın İlhan, Sayın Kılınç. Diğer arkadaşlar oturabilir, 20’yi tamamladık.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

Pusula veren arkadaşlar lütfen Genel Kuruldan ayrılmasın.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:00.40

 

                  YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare Aydın (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 103’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

İzmir Milletvekili Kani Beko ve arkadaşları tarafından 337 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerinde verilen önergenin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN - Pusula veren Sayın milletvekilleri Genel Kuruldan ayrılmasın lütfen.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 16 Haziran 2022 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.51

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



(x) 337 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir