12 Mayıs 2022 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Engelliler Haftası münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’a aittir.

Buyurun Sayın Bayram.

 

 

SERKAN BAYRAM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, biliyorsunuz, bir valiler kararnamesi yayımlandı. Hayırlı uğurlu olsun ve ilk başörtülü kadın Valimiz Kübra Hanım Afyonkarahisar’a atandı. Yine, geçmişte görev yapan, şu anda da mevcut Beykoz Kaymakamımız Esengül Hanım başörtülü. Yine, engelli kardeşlerimizden Fatma Hanım Bakan Yardımcısı olarak atanmıştı. Bu ilkleri bizlere, ülkemize, milletimize yaşatan Sayın Cumhurbaşkanımıza ve partimize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Yine, inşallah, bundan sonra da aramızda engelli valimizi, engelli büyükelçimizi, engelli rektörümüzü de göreceğiz.

Engellilerin önündeki engeli kaldıran, engelli kardeşlerimizin hâkim, savcı olmasının önünü açan, görme engellilerimizin tek başına oy kullanmasının önünü açan, bununla ilgili yasal düzenlemeyi yapan yüce Meclisimize, bütün partilerimize ve milletvekillerimize de teşekkür ediyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo, helal olsun.

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Malumunuz, ülkemiz ve dünyamız ciddi bir pandemi yaşadı ve pandeminin sonucunda da ekonomik türbülans, sosyolojik değişim ve psikolojik travma görüldü. Bu süreci birlik ve beraberlikle el ele vererek hep beraber atlatacağız inşallah. Yine, bu birlik ve beraberliğin timsali olan engelli kardeşlerimiz… Bu hafta Engelliler Haftası olması münasebetiyle de önem arz ediyor. Tohum toprağın bağrına, engelliler de topluma emanettir. Önemli olan baş gözüyle görmek değil; kalp gözüyle, gönül gözüyle görmektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Dün yüreklerimizi kabartan, bayrağımızı dalgalandıran millî güreşçimiz, engelli kardeşimiz Mehmet Ali Yiğit güreşte altın madalya kazandı; yine, ressam ve millî yüzücümüz Yusuf Akgün; yine, Türkiye'nin ilk uzay mühendisi Turgay Karakaş            -SİHA’ların da beynidir- bu kardeşlerimiz engelli ama fırsat verince neler yapılabileceğini milletimize, insanımıza göstermiştir. Biz hep söylüyoruz, devlet elle, ayakla yönetilmez; gençlerimize, engellilerimize, kadınlarımıza fırsat verelim, önünü açalım ve el birliğiyle ülkemizi de şaha kaldıralım, yirmi yılda yapıldığı gibi. (AK PARTİ ve MHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Sözlerime görme engelli bir kardeşimin yürek yakan bir mektubu, bir şiiriyle de veda edeceğim: “Ben doğduğumda her yer karanlıktı. Annemin gözlerini göremedim, başımı koyduğum yastığa işlenen çiçek dallarını göremedim, oyuncaklarımı göremedim, pencerenin pervazına konan kuşları da, evet dünyayı da göremedim.”

Önemli olan baş gözü değil, gönül gözü açık olan insanlarımız diyorum, ülkemiz diyorum, milletimiz diyorum, hepinize şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kayseri Talas Sahra Galip Özsan Ortaokulu 7’nci sınıf öğrencileri Genel Kurula ziyarete geldiler. Hoş geldiniz diyorum çocuklara. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz mesleki ve teknik eğitim hakkında söz isteyen Elâzığ milletvekili Zülfü Tolga Ağar’a aittir.

Buyurun Sayın Ağar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ TOLGA AĞAR (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mesleki teknik eğitim konusunda görüş ve önerilerimi arz etmek için gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle sözlerimin başında Gazi Meclisimizi, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sanayi devriminden sonra ülkelerin ve ülke ekonomilerinin gücünü belirleyen temel unsur sayısal üstünlüktü yani ne kadar çok bilek gücüne sahipseniz üretiminiz de o kadar çok oluyordu. Üretim süreçlerinde otomasyonun girmesi, hizmet sektörlerinin ağırlığının artmasıyla birlikte sayısal üstünlük tek başına bir anlam ifade etmemeye, buna vasıf ve uzmanlaşma da eklenmeye başlamıştır. Yani ekonomiye dinamizm ve verimlilik katacak nitelikli belli iş kollarında uzmanlaşmış iş gücü, bir ülkenin ekonomisinin gücünü ve gelişme dinamiğini belirleyen temel unsurlar hâline geldi. Bu sebeple veya şu sebeple Türkiye maalesef 1900’lü yılların ilk yarısında mesleki eğitimde yarışmak istediği ligdeki ülkeler grubunun gerisinde kaldı. 2002 yılından bu yana AK PARTİ hükûmetleri Türkiye'nin mesleki eğitimde kaybettiği zamanı telafi etmek gayretindedir.

Ülkemiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki son yıllarda mesleki ve teknik eğitimde seferberlik ilan etti. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu çerçevede mesleki ve teknik eğitimi güçlendirme projesi 2005 yılında hayata geçirildi. Alan ve dal tanımlamaları mesleki formasyondaki değişime ayak uyduracak ve gelecekteki önemi artıracak uzmanlık ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yeniden tanımlanmıştır. Proje kapsamında mesleki teknik eğitim kurumlarında eğitim gören öğrencilere haftada dört güne varacak şekilde işletmelerde mesleki eğitim imkânı sağlanması, yurt dışı işletmelerde beceri eğitimi ve staj imkânlarından binlerce öğrencinin istifade etmesi, mesleki eğitim kurumlarından mezun olup kendi işini kurmak isteyen gençlere faizsiz KOSGEB kredisi verilmesi ve hibe programları uygulanması gibi mesleki eğitimi özendirecek tedbirler hayata geçmiştir.

Organize sanayi bölgelerinde açılan mesleki eğitim kurumları ile işletmelerin süreç ortaklığının daha da pekiştirilmesi için geçtiğimiz yıl Millî Eğitim Bakanlığımız ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız çok önemli bir iş birliğine imza attılar. Bu iş birliğinin sonucunda 251 okul organize sanayi bölgeleriyle, 4 okulumuz da sanayi siteleriyle eşleştirildi yani bu iş birliğiyle eğitim faaliyetlerinin daha çok okul sırası ve okuldaki atölyeler yerine bizzat işin içinde yürütülmesinin önü açıldı. Mesleki eğitime yönelik bu özendirici teşvik ve yaklaşımın sonucunu rakamlar da teyit etmektedir. 2002 yılında mesleki eğitim verebildiğimiz öğrenci sayısı 938.600’dü yani 1 milyonu bulmuyordu. Hâlen devam eden eğitim yılındaki mesleki teknik eğitim kurumlarımızda ülke ekonomisine uzmanlıkları, becerileri, vasıflarıyla katkı vermeye hazırlanan öğrenci sayımız 1 milyon 530 bin seviyesine ulaşmıştır. Yani yirmi yılda mesleki eğitim alan öğrenci sayısı yüzde 62 oranında yükselmiştir. Ortaöğretim düzeyindeki mesleki eğitim alan öğrencilerimizin oranı ise toplam öğrenci sayısı içinde yüzde 35’i aşmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin hedeflerine ulaşması için mesleki eğitimin hayati önemde olduğunu biliyoruz. Hem nicelik hem de nitelik olarak mesleki eğitim almış öğrencilerimizin, gençlerimizin sayısını ekonomimize yeni bir ivme katacak seviyeye ulaştırma konusunda kararlıyız. Mesleki eğitim almış ve ilk defa işbaşı yapacak olan ile genel eğitimden geçmiş çalışanların işletmeye katkı verme süreçleri arasında ciddi bir uçurum vardır. Nitekim, Doçent Doktor Mustafa Durman’ın makalesinde yer alan hesaplamaya göre, mesleki öğretimdeki yüzde 1’lik artışın gayrisafi yurt içi hasılayı binde 5,2 artırdığı belirtilmiştir. Ülkemizde mesleki eğitim alan öğrencilerin iş gücüne katılım oranları ülkemiz ortalamasının yüzde 15 üstünde, maaş ortalamaları da yüzde 30 seviyesindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ZÜLFÜ TOLGA AĞAR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, mesleki ve teknik eğitimi hem ülkemizin hem de dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alabilmesi hem de gençlerimizin eğitimlerini tamamlar tamamlamaz istihdama katılabilmeleri, kendi başlarına ekonomik olarak ayakta dururken ülkemizin ekonomisine de katkı verebilmeleri açısından son derece önemli gördüğümüzü ifade ederek sözlerime son verirken mesleki eğitimde seferberlik ilan eden Sayın Cumhurbaşkanımıza bir daha şükranlarımızı sunuyor, Millî Eğitim Bakanımıza ve Sanayi ve Teknoloji Bakanımıza eğitime gösterdikleri duyarlılık sebebiyle çok teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisi ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, 14 Mayıs Eczacılık Günü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’a aittir.

Buyurun Sayın Taşlıçay. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Mayıs Eczacılık Günü münasebetiyle gündem dışı söz aldım. Yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, şartlar ne olursa olsun kahramanca sabır, özveri ve gayretle mesleğini icra eden tüm hemşirelerimizin 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü’nü kutluyorum.

Bilinir ki insanların anlam arayışı insanlık tarihine eştir ve bu süreç insanlara öğretmiştir ki yaşamın anlamı yaşamın ta kendisidir. Ruh ve beden sağlığı da bunun en önemli unsurudur.

Son birkaç yılda hayatımızı etki alanı içine alan pandemi kavramıyla birlikte, sağlığın değeri bütün yalınlığıyla gözler önüne serilmiştir. Yaşanan bu dönem, dayattığı bütün zorluklar bir yana, hayatın olağan akışında gözden kaçırdığımız birçok şeyin önemini hatırlatması açısından büyük anlam taşımaktadır. Sağlık çalışanlarımızın varlığı, hayatlarımızdaki önemi ve yaşam telaşı içerisinde pek de farkına varamadığımız gayretleri bu süreçte hepimizin fark ettiği ve ülkece alkışladığımız kıymetlerden bir tanesi olmuştur. Halk sağlığının önemi ve halk sağlığı için çalışan insanların kıymeti kadar, onların yaşadığı mesleki zorlukları da yakından görme imkânına eriştik. Pandemi koşullarını tamamen geride bırakmak üzereyken yorgun bir şekilde yaşadığımız mutluluğun etkisiyle bu süreçte yaşadıkları zorluklara şahitlik ettiğimiz eczacı meslektaşlarımın mesleki sorunlarını unutmayıp mevcut sorunları ortadan kaldırmak için el birliğiyle çalışmalar yapmak hem siyasi görevimiz hem vicdani sorumluluğumuz hem de gönül borcumuzdur. Bu anlamda, İlaç Fiyat Kararnamesi’nde yapılacak düzenlemeler eczanelerin varlık mücadelesinde en büyük katkıyı sunacak adım olacaktır.

Gerçekleşmesini arzu ettiğimiz düzenleme, eczacılarımızın artan işletme giderleri karşısında yaşadığı sıkıntıları hafifletecek, ekonomik kaygılardan ari bir şekilde sağlık hizmeti sunumu gerçekleştirmelerine katkı sağlayarak mesleki tatmin duygularını da yükseltecektir. Aynı zamanda bu düzenleme, eczacılarımızın sundukları sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği için elzemdir. Eczane eczacılarımızın yanı sıra kamuda görev yapan eczacılarımızın yaşadığı sorunları ortadan kaldırmak için de kapsamlı bir çalışma yapılması gereklidir. Hastanelerde çalışan eczacılarımızın kamuda çalışan hekim ve diş hekimlerinin özlük haklarına yönelik tüm düzenlemelere dâhil edilmeli; bu düzenlemeler hekim, diş hekimi ve eczacı şeklinde gerçekleştirilmelidir. Yapılacak iyileştirmelerin emekli eczacılarımızı da kapsaması beklentimizdir.

Son yıllarda artan eczacılık fakültelerindeki kadro yetersizliğinin ivedilikle giderilmesi, fakültelerin teknik altyapı imkânları ve eğitim kalitesinin artırılması ülkemizin sağlık alanındaki hedeflerine ulaşabilmesi adına büyük önem taşımaktadır. Yerli Covid aşısı araştırmaları sürecinde üniversitelerimizde gerçekleştirilen başarılı çalışmalar, eczacılık fakültelerimize yapacağımız yatırımların ülkemiz adına nasıl büyük değerler ortaya çıkaracağının en önemli göstergesidir.

Tüm bu çalışmalara ek olarak ifade etmek isterim ki eczacıların önemi sevgi, ilgi ve bilgide saklıdır. İnsana karşı sevgi, mesleğe karşı ilgi ve sağlığa dair bilgi eczanelerde sunulan hizmetin kaynağıdır. Bu yüzden akademik eğitim sonrası meslek unvanlarını alan eczacılarımızın önceliklerinin sağlığı korumak olmasından hareketle sağlığı ilgilendiren bütün ürünlerin eczacı danışmanlığında eczanelerden temin ediliyor olmasının önemini ayrıca vurgulamak isterim.

Türkiye Cumhuriyeti devleti mevcut sağlık altyapısı ve sağlık hizmetleri alanındaki vizyonuyla bu düzenlemeleri hayata geçirebilecek kudrete sahiptir. Bu inançla, mesleki tatmin duygusunu yaşayabilmenin mutluluğu ve sağlığa hizmet etmiş olmanın gururuyla geçirecekleri bir meslek hayatı temennisiyle bütün eczacı meslektaşlarımın 14 Mayıs Eczacılık Günü’nü kutluyorum.

Sözlerime son verirken içerisinde bulunduğumuz 10-16 Mayıs Engelliler Haftası'nda “Engel, gören gözün kusurudur, gönül gözüyle bakanlar engel görmezler.” düşüncesiyle engelli vatandaşlarımıza muhabbet ve hürmetlerimi iletiyor; sevgiyle, hep birlikte bütün engelleri aşacağımıza olan inancımı ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Çelebi…

 

 

 

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sağlık ordumuzun emektarları hemşirelerimizin gününü kutluyorum. Pandemide 42 sağlık şehide verdiler, binlercesi hastalandı; artık alkış değil, haklarını bekliyorlar. Hemşirelerimize 3600 ek gösterge gecikmeden verilmelidir. Performansa dayalı ek ödeme sistemi yerine, yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret verilmelidir. Ek ödemeler emekliliğe yansımalıdır. Mesai fazlası ücretler artırılmalıdır. Yıpranma payı, geçmişi de kapsayarak beş yıla bir yıl olacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Çocukları için 7/24 açık kreş imkânı sağlanmalıdır. Yıllık izin, emeklilik gibi temel özlük hakları engellenmemelidir. Hemşirelerimiz görev tanımları dışında çalıştırılmamalıdır. İyileştirmelerden özel sektör ve aile sağlığı merkezlerindeki hemşireler de faydalanmalıdır ve bekleyen 100 bin hemşiremizin ataması yapılmalıdır diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Karaduman…

 

 

 

ABDULKADİR KARADUMAN (Konya) – Sayın Başkanım, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Kur'an kurslarındaki fahri öğreticiler, Kur'an eğitimi ve öğretiminde önemli bir çalışma yürütmektedir. Kadrolu öğreticiler gibi, KPSS ve Diyanetin yaptığı sınavlar yoluyla görev yapıyor olmalarına ve aynı işi yapıyor olmalarına rağmen aynı haklara sahip olamamakta ve asgari ücretin çok altında bir ücret karşılığında çalıştırılmaktadırlar. Bugün birçok ilde uzun yıllardır hizmet eden bu insanlar kursta öğreticilik yaparken aynı zamanda ev geçindiriyor ve çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını da gidermeye çalışıyor. Sayıları 25 bini aşan fahri öğreticilerin kadro ve ücret gibi özlük hakları sorunları uzun süredir çözüme kavuşmayı beklemektedir; gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılmalı ve bu mağduriyet acilen giderilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Engellilik durumu yalnızca engellileri değil, toplumun tüm kesimlerini yakından ilgilendiren; teşhisten tedaviye, özel eğitimden rehabilitasyona, istihdamdan sosyal hizmetlere kadar topyekûn bir anlayışla ele alınması gereken toplumsal bir sorundur. 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nın toplumsal duyarlılığımızın artmasına vesile olmasını temenni ediyor, tüm engelli kardeşlerimize, onların fedakâr ailelerine mutlu ve huzurlu bir yaşam diliyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde AK PARTİ iktidarlarında yapılan yasal düzenlemelerle engelli bireylere olan duyarlılık artmış, sorunların çözümüne yönelik önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Engelli vatandaşlarımızın kendilerine yetebilen bireyler olmaları ve toplumsal hayata katılımlarını sağlamak öncelikli görevlerimizdendir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın koordinasyonunda engellilerin sağlık, bakım, eğitim, istihdam ve toplumsal hayata katımları konularında çalışmalar yapmaya devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

 

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Covid-19 salgınıyla birlikte okullar iki yıla yakın bir süre kapalı kaldığında belki, depreme dayanıksız olduğu için yıkılan, kapatılan okullar bu sürede yapılır da çocuklar okullarına daha mutlu dönerler diye bekledik ama Bursa’da bu başarılamadı.

Demirtaş Endüstri Meslek Lisesi gibi okullar şehrin merkezinde kaldığı için mi yoksa beceriksizliğin mi kurbanı oldu, yıllardır yapılmadı? Yine Bursa’nın Sakarya Mahallesi’nde yapılmak üzere yıkılmış İbni Sina İlkokulunun neden hâlâ yapılmadığını mahalleliler soruyor fakat Millî Eğitim Müdürlüğünden herhangi bir açıklama yok. O hâlde soralım: Bu okullar garantili köprülerden, otobanlardan çok daha mı önemsiz, çok daha gereksiz? Birilerinin cebine, bu okullar yapıldığında, para girmeyeceği için mi bu hâldeler, yapılmıyorlar yoksa birilerinin gözü bu okulların arazilerinde mi?

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Devletimizin dar gelirli vatandaşlarımıza konut sahibi olmaları için sunduğu düşük faizli konut kredisi kampanyası insanlarımıza umut olmuş ancak birtakım vurgun çetesi bunu fırsata dönüştürme aracı olarak görmüştür. Konut kredisi kampanyasının açıklanmasının hemen ardından ev fiyatlarının olağan dışı artış göstermeye başladığı görülmüştür. Yüce Türk milletinin ahlakına, vicdanına, yüksek merhametine sığmayacak yaklaşımlarla konut fiyatlarının artışını tetikleyenler, vatandaşlarımızın umutlarını törpüleyenler, haksız ve haysiyetsiz kazanç kapılarını fırsatçılığa dönüştürenler, internet üzerinden fiyat artışlarıyla ilgili manipülasyon oluşturanlar Türk adaleti önünde hesap vermeli; bunlarla ilgili olarak en ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Edirne’mizin Keşan ilçesinin Yenimuhacir ve Beğendik isimli iki beldesi vardır. Beğendik beldemizdeki ilk ve ortaokulu ile Yenimuhacir beldemizdeki fen lisesi ve ilk ve ortaokullarımız “belde” statüsündeyken Beğendik beldemizdeki Mehmet Akif Anadolu Lisesi kuruluş aşamasında “şehir merkezi” statüsünde tanımlanmıştır. Bu durum, Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesinde görev yapan eğitim çalışanlarının eş durum tayinlerinde ve hizmet puanlarında mağduriyet yaşamalarına neden olmaktadır. Bakanlığın Devlet Kurumları Modülü’nde bahsi geçen okulumuzun “şehir” değil de “belde” olarak tanımlanması gerekmektedir. Zaten aynı modülde okul adresi de Beğendik beldesi olarak geçmektedir. Gerek ilçe millî eğitim müdürlüğü gerekse il müdürlüğü gerekli yazışmaları yapmasına rağmen iki yıldır Bakanlık modülde şehir kısmını belde olarak değiştirmemiştir. Bakanlığı bir an önce ilgili okulda görev yapan öğretmenlerimizin mağduriyetini gidermeye ve şehir kısmının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

 

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki gün önce yeni e-pasaport tanıtıldı. Bu pasaportların sayfalarında ülkemizin önemli yapı ve eserlerinin görselleri yer alıyor ancak bu görseller arasında Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün ebedi istirahatgâhı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli noktalarından biri Anıtkabir yer almıyor. Atatürk’ün siyasi ve diplomatik dehasıyla kazandığı son zafer olan Hatay’ın bir milletvekili olarak yeni e-pasaportta Anıtkabir’in olmamasını büyük bir eksiklik olarak görüyorum. Ülkemizin kurtarıcı ve kurucusu Atatürk’e sevgi, saygı ve gönül borcu duyan milyonlarca vatandaşımız da bunu bir eksik olarak görüyor. Dolayısıyla, ağustos ayında basımına geçilecek olan yeni    e-pasaport görsellerinde de bu Anıtkabir’in yer almasını istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Özdemir...

 

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ülkemizin ve toplumun temel bir sorunu hâline gelen kadına ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili bir yasa teklifini görüşüyoruz. Yirmi yıldır ülkeyi tek başına yöneten bu iktidar, kadına ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önleyici, bütüncül ve samimi bir yaklaşımı ortaya koyamadığı gibi maalesef uyguladığı politikalarla daha da çelişkili sorunlara yol açtı. İstanbul Sözleşmesi’nin gerektirdiği caydırıcı önlemler, çok yönlü bütüncül politikalar ve kurumlar arası iş birliği hayata geçirilemediği gibi öncüsü ve ilk imzacısı olduğumuz sözleşme keyfî şekilde feshedildi. Bugün kabul edeceğimiz yasal mevzuatta yer alan kadına ve sağlık çalışanlarına yönelik caydırıcı cezaların uygulamada hayata geçirilmesi ve en önemlisi uygulamadaki karar birimlerini de bu yönlü bir zihniyet değişimine bekliyor ve temenni ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut, buyurun.

 

 

 

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, üniversitelerde her yıl iki ya da dört yıllık eğitim gören yüz binlerce öğrenci öğretim hayatını devam ettirebilmek için Kredi ve Yurtlar Kurumunun verdiği katkı ve öğrenim kredisi almaktadır. Öğrenciler borçlarını mezuniyetten iki yıl sonra ödemeye başlaması gerektiği için ödemeleri şayet ödemediklerinde aylık 1,4 oranında gecikme zammı uygulanmaktadır. Kredi ve Yurtlar Kurumunun öğrencilere verdiği kredilerin geri ödemesinde üretici enflasyonun yansıtılması sonucu gençlerin borçları astronomik rakamlara dönüşmüştür. Enflasyon artmaya devam ettikçe borcu da artan öğrenciler anaparadan daha fazla faiz ödemek durumunda kalmaktadır. İş bulma kaygısı içerisinde okullarından borç kamburuyla mezun olan ve hayata borçlu başlayan öğrencilerimizin yükseköğrenim kredi borçları silinmeli, krediler burs olarak karşılıksız verilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Ekinci...

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Sultan şehrimiz Sivas’ımızda Altınyayla, Divriği Kaymakamlığı, İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği, son olarak da Sivas Valiliği görevini başarıyla yürüten yiğido valimiz Salih Ayhan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Şanlıurfa Valiliğine görevlendirilmiştir. Sayın Valimize Sivas’ımıza, sultan şehrimize yapmış olduğu hizmetlerden dolayı teşekkür ediyor, Şanlıurfa’mızda başarılar diliyorum.

Sultan şehrimize atanan Sayın Yılmaz Şimşek Valimize de sultan şehrimize hoş geldiniz diyorum.

Ayrıca, Afyonkarahisar Valiliğine atanan Kübra Güran Yiğitbaşı da tebrik ediyorum.

Ziraat Türkiye Kupası’nda yarı final maçında dün akşam Alanyaspor’u eleyerek finale çıkan Demir Grup Sivasspor’umuza Kayserispor maçında başarılar diliyor, o kupa Sivas’a gelecek diyorum, inancımız tamdır. Futbolcularımızı ve teknik heyetimizi kutluyor, kıymetli hemşehrilerimize saygı ve selamlarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaçmaz…

 

 

 

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Ne yazık ki Kürtler için takvimin bütün yaprakları kanla, ölümle sulanmış. On iki sene önce faşizmin aramızdan aldığı Şerzan Kurt’u şahadet yıl dönümünde saygıyla ve özlemle anıyorum. Faşizme inat Şerzanların mücadelesini her daim örnek alacak ve özgür bir gelecek inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Irak Baas rejimine karşı sergilediği duruşu unutulmayacak zihinler var bu hayatta. Bugün, kırk yıl önceki idam sehpasına çıkan, çıkarken Ey Reqîb’i okuyan Kürt ulusal simgesi Leyla Kasım’ın da şehadetinin yıl dönümü. Halkının içinde bulunduğu durumu kabul etmeyen ve buna karşı mücadele eden Leyla Kasım, korku imparatorluğuna karşı uyanış çağını başlatmış mücadeleci, cesur bir Kürt kadını. Leyla Kasım, milyonlara direnmeyi, mücadele etmeyi ve özgürlük bilincini miras bıraktı. Saygı ve minnetle anıyorum. Onun ve dava arkadaşlarının aziz ruhu şad olsun.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP iktidarının plansız, başarısız tarım politikaları çiftçileri çok zor duruma sokmuştur. Karasu’daki tütün üreticileri de kara kara düşünmektedir. Aydın Karasu’da tütün üreticileri, üretim ve girdi maliyetlerinin arttığını, üretimim yapmama kararları almalarının an meselesi olduğunu söylüyorlar. Yirmi yıldır tütüncülük yapan Karasulu hemşehrimiz Hanife hanım diyor ki: “Geçen yıl 5-6 liraya aldığımız mazotu, bu yıl 21-22 liraya alıyoruz. Yevmiye, tarla kirası, zirai ilaçlar, gübreler 2-3 katına çıktı. Bu üreticinin isyanını duyan bir yetkili yok mu?” Siz sarayda keyif sürerken üretici bağını, bahçesini, tarlarını terk ediyor. Bu kadar zam sonrası çiftçi bundan nasıl ekmek yiyecek? Bir de bunun tarımsal sulamada kullanıldığı elektrik faturası var. Çözüm açıktır: CHP olarak iktidarımızda üreticiye hak ettiği desteği mutlaka vereceğiz. Geliyor gelmekte olan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık hizmetinin temel unsurlarından biri olan ve ülkemizin sağlık hizmetlerinin sunumunda üstlendikleri görev ve sorumluluk anlayışıyla kutsal bir mesleği ifa eden hemşirelerimiz “Önce insan.” diyerek bireyin, ailenin ve toplumun sağlığını koruyan, geliştiren ve hastalık hâlinde iyileştirme hizmeti vererek yurdumuzun her tarafında büyük bir fedakârlıkla görev yapmaktadırlar. Hemşirelik, temelinde insan sevgisi olan, şefkat, bilgi ve beceriyle yoğrulmuş, “özveri” ve “fedakârlık” kavramlarını içinde barındıran, sabrın öne çıktığı zor ve önemli bir meslektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, sağlık hizmetlerinin bugünlere gelmesinde büyük katkı yapan başta ilimiz olmak üzere, ülkemizin dört bir yanında büyük özveri, azim ve fedakârlıkla görev yapan hemşirelerimizin Hemşireler Haftası'nı kutluyor, aileleriyle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu günler diliyorum.

Ayrıca, tüm engelli kardeşlerimizin Engelliler Haftası’nı kutluyorum. Eczacıların 14 Mayıs Eczacılar Günü'nü kutluyor, sağlık, mutluluk ve hayırlı ömürler diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

 

 

 

 

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gıda güvenliğimiz için ülkemizde tarımsal üretim planlansın, çiftçimiz desteklensin, tarımsal üretimimiz artsın, çiftçimiz üretime devam etsin diyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçiyi koruyacak, üretimde tutacak müdahale alım fiyatı açıklaması gerekirken AKP iktidarı tam hububat hasadının başlayacağı zamanda buğday ithalatı yapıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi ülkemiz tarihinde ilk kez Hindistan'dan 50 bin ton buğday ithal etti. Çiftçinin dostu olması gereken Toprak Mahsulleri Ofisi, ithalat ofisine döndü. AKP  ve Erdoğan çiftçiyi canından bezdirdi, vatandaşlarımızı açlığa mahkûm etti.

Ülkemizin değerlerini yabancılara peşkeş çekmeyin, çiftçimizi zarar ettirmekten vazgeçin, çiftçimizi zarar ettirmeyecek hububat alım fiyatını derhâl açıklayın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karaca.

 

 

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Denizlili sanayiciler kendi öz kaynaklarıyla üretir ve her daim ihracat fazlasıyla cari açığın kapanmasına büyük destek sağlar. Denizlili sanayiciler son açıklanan pakette EXIMBANK kredi kaynaklarının artırılmamasından ciddi kaygı duymuşlardır. Merkez Bankası reeskont krediyle desteklenen ve istikrarlı olan bu kredi ihracatçılarımız açısından önemli bir kaynaktır ve kaynağın mutlaka yaratılması gerekmektedir.

Ayrıca yıllardır EXIMBANK’ın sevk sonrası kredilerinin hayata geçirilmemiş olması da ihracatçılarımız için büyük bir kayıptır. İhracatı desteklemek ve ülke kaynaklarının daha verimli kullanılmasını istiyorsanız bu kredileri derhâl hayata geçirin.

BAŞKAN – Sayın Gül Yılmaz…

 

 

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İnsanların engelli olmaları çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç olmakla birlikte engellilerin normal bir hayat sürmeleri ancak toplumsal duyarlılığın oluşturulmasıyla mümkündür. Bizler için birer güç kaynağı olan engellilerimizin yaşam becerilerini geliştirerek kendi kendilerine yetebilmeleri, yetenekleri doğrultusunda eğitim imkânlarından yararlanabilmeleri, kendilerine uygun işlerde istihdam edilebilmeleri ve sosyal haklardan yeterince yararlanmaları için son yirmi yılda AK PARTİ hükûmetlerimiz birçok imkân sağlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda engelli vatandaşlarımız spordan sanata, eğitimden çalışma hayatına varana kadar pek çok alanda takdire şayan başarılara imza atmıştır. Bu vesileyle bizlerin de birer engelli adayı olduğumuzu unutmadan bütün toplumumuzu engellilerimize yönelik daha sorumlu davranmaya ve daha yüksek bir hassasiyet göstermeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ersoy…

 

 

 

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hemşirelik insanlığın gereksinim duyduğu, toplumun refahının yükselmesinde önemli bir yer tutan meslek grubudur. Sağlık hizmetlerinin yapı taşlarından olan hemşirelik mesleğinin hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğu, iyi eğitim almış, nitelikli ve deneyimli hemşirelere ihtiyaç duyulduğu, hemşireler olmadan ülkelerin salgınlara karşı mücadelesinin ne kadar yetersiz kaldığını coronavirüs pandemisiyle birlikte bir kez daha görmüş olduk.

Sağlık ordusunun en ön saflarında yer alan hemşirelerimizin göstermiş olduğu fedakârlığın paha biçilemez olduğu bu dönemde, gecesini gündüzüne katan ve kendilerine emanet edilen canları kendi canlarından üstün tutarak toplumumuzun sağlığına kavuşması için mücadele eden tüm hemşirelerimizin Hemşireler Haftası’nı en içten dileklerimle kutluyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Doğayı, çevreye, özgürlükleri savunan kendi vatandaşına müebbet hapis cezası, arabasını yanlış yere park edene ceza kesen saray iktidarı, sınırlarımızı kevgire çevirerek kaçak geçen yüzbinlerce mülteciye sesini çıkarmıyor, üzerine bir de maaş bağlıyor.

Demografik yapının bozulduğunu defalarca dile getirdik ancak hiçbir önlem alınmıyor. Şimdi ise okullarda çocuklara mültecileri benimsetme yoluna gidiliyor. Adana’da birçok ilköğretim okulu 3’üncü sınıf hayat bilgisi dersinde 8 yaşındaki çocuklarımıza: “Gülbahar Suriye’den ülkemize göç etmiştir, onun alışmasını sağlamak için şunlara dikkat etmemiz lazım: A) Türkçe öğrenmesine yardım edelim. B) Oyunlara katılmasını sağlayalım. C) Sığınmacılara karşı her zaman dikkatli davranmamız gerekir.” Çocuklara bu tarz birçok test çözdürülüp etkinlik düzenleniyor.

Saray iktidarının mülteci ve sığınmacı politikalarını 8 yaşındaki çocuklara ders olarak anlatması pedagojik olarak yanlıştır. Millî Eğitim Bakanlığının derhâl konuya müdahil olması ve sorumlular hakkında işlem yapması lazımdır.

BAŞKAN – Sayın Barut…

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, ülkemizde çiftçi ve esnafından emekli ve işsizine kadar herkes gibi orman köylülerimiz de mağduriyet yaşıyor. Geçimini ormancılık faaliyetleriyle sağlayan köylülerimizin Mecliste ifade edilmesi gereken bir sorunu var. Saimbeyli İlçemizde kesime uygun ağaçlar için metreküp başına orman köylülerine bu yıl 130 ila 135 liralık bir ücret belirlenmiş durumda, bu rakam geçen sene 83 liraydı. Köylülerimiz bu duruma isyan ediyor. Neden? Çünkü geçen sene kesim için kullandıkları mazot 6,5 liraydı, bu sene 23 liraya dayandı; yağ fiyatları yine aynı şekilde fahiş oranda arttı. Peki, orman köylüsünün kesim ücreti niye artmıyor? Bu parayla orman köylüsünün mağdur edilmesi doğru değildir. Antalya ve Karadeniz tarafında kesim fiyatı yüksekken Adana bölgesinde düşük olması kabul edilemez. Orman köylüsünün emeği heba edilmesin, ağaç kesim fiyatları yükseltinsin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tokdemir…

 

 

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Buğdayda hasat zamanı yaklaşıyor ama Bakanlık hâlâ taban fiyat açıklaması yapmadı, çiftçinin gözü kulağı bu açıklamada. Taban fiyatın zamanında ve çiftçinin kazanacağı bir fiyattan açıklanması gerekir. Yanlış tarım politikalarıyla, yanlış ekonomi politikalarıyla bu yıl çiftçi toprağına gübre atamaz hâle getirildi dolayısıyla bu yıl 1 dönümden 800 kilogram buğday alınacağı yerde ancak belki 500 belki daha az buğday alabilecek. Taban fiyatı açıklanırken bu durum göz önünde bulundurulmalı en az 7 TL olarak fiyat açıklanmalıdır. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi çiftçiye, düşük taban fiyatı açıklayıp bu ülkenin kaynakları ithal buğdaya akıtılmamalıdır. Yabancı çiftçi kazandırılıp yerli çiftçi zarar ettirilmemelidir diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2 Mart-12 Nisan tarihleri arasında, personel alımında, psikoloji mezunlarına yaptığı mülakatlar liyakat esaslı olmamıştır. Mülakatlardan önce çağrılan bazı adayların oluşturduğu Telegram gruplarında, torpil ve para döndüğüne dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Bu iddiayı ortaya atan kişiler ve KPSS puanları düşük olmasına rağmen yüksek mülakat puanları alanlar araştırılmalıdır. KPSS’de 80 üstü puan alan çoğu adaya mülakatta düşük puan, 70 puanlılara ise yüksek puan verildiği, açıklanan mülakat sonuçlarıyla sabittir. İtirazlardan sonra KPSS’nin tek kriter olmadığı, çerçeve soruların sorulduğu, buna göre mülakat puanlarının verildiğini açıklayan Bakanlığın tutarsızlığı da dikkatlerden kaçmamıştır. Bu konuda Bakanlığı araştırma yapmaya ve adaletli olmaya çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası’dır. Hemşirelik, sağlık hizmetlerinin en eski, en önemli mesleklerindendir; özverinin, şefkatin adıdır. Sağlık hizmetleri açısından vazgeçilmez kişilerdir. Günümüzde artık hemşirelik mesleği lisans düzeyinde eğitime sahip kişiler tarafından yapılmaktadır. Eğitimi ve çalışma hayatı zorludur, gece gündüz aralıksız hizmet vermektedirler. Çalışma hayatı ve özlük haklarıyla ilgili düzenleme yapılmalıdır. Çalışma şartları ve ücretleri iyileştirilmelidir. Farklı ücretlerle çalışmaktadırlar; bugün asgari ücret düzeyinde aylık alan hemşireler vardır, özel sağlık kuruluşlarında ise çok daha düşük ücretlerle ve güvencesiz çalışmaktadırlar. Hemşire kadroları artırılmalı ve hemşire ataması yapılmalıdır. Sağlık hizmeti sunumunda en fazla sayıda olması gereken kişiler hemşirelerdir.

Tüm hemşirelerimizi kutlar; sağlıklı, başarılı çalışmalar dilerim.

BAŞKAN – Sayın Vahapoğlu…

 

 

 

MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Türk ve dünya tarihinde fevkalade önemli yeri olan Sultan I. Kılıç Arslan’ın kabri Diyarbakır’ın Silvan ilçesindedir. Haçlı çapulcularına dünyayı dar eden Sultan I. Kılıç Arslan çok sayıdaki tarihî şahsiyetin talihsizliğini yaşamaktadır. Takriben, altmış yıl önce bilinen ve ziyaret edilen mezar yeri, bu tarihî şahsiyetin “Kayboldu.” denilen mezarının yeri Diyarbakır Valiliğimizin öncülüğünde ve Dicle Üniversitesinin çalışmaları sonucu 2020 yılında belirlenmiştir. Sultan I. Kılıç Arslan’ın defin yeri, kabri Silvan Beşat Kapı Orta Çeşme Parkı’ndadır. Söz konusu alana Selçuklu mimarisine uygun bir anıt mezarın yapılması konusunu Kültür ve Turizm Bakanlığının ve özelikle Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulunun dikkatlerine getiriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnsan hayatının ve insana hizmet etmenin kutsallığına inanarak, sabır ve sevgiyle, fedakârca hizmet veren hemşirelerimizin 12 Mayıs Hemşireler Günü’nü kutluyorum. Hemşirelerimiz, maaşlarının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını, emekliliklerine yansıyacak şekilde tek kalemde maaş ödenmesini, kendilerine söz verilmiş olan 3600 ek göstergenin verilmesini, özel ve kamu hastanelerinde çalışan hemşireler arasındaki ücret politikaları ve özlük hakları farklılıklarının giderilmesini talep ediyorlar. Daha iyi koşullarda çalışmayı hak eden hemşirelerimize hak ettikleri özlük haklarının zaman kaybedilmeden verilmesi gerektiğini belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Alban…

 

 

 

 

MÜRSEL ALBAN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sadece ülkemizin değil dünyanın en güzel kentlerinden biri olarak gösterilen, doğası ve deniziyle “cennet köşesi” olarak adlandırılan Muğla’mızda kira fiyatları aşırı derecede artmıştır. Sağlık emekçilerinden Emniyet personeline, adliye çalışanlarından diğer kamu çalışanlarına kadar memurlar yüksek kiralardan dolayı Muğla'ya tayin olmak istemiyorlar. Özellikle Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye gibi ilçelerimizdeki kira ücretlerini memur olarak görev yapan yurttaşlarımızın ödeyebilmeleri mümkün değildir. Bu nedenle Muğla'nın tüm hastanelerinde uzman doktor açığı vardır. Çünkü maaşlar düşük, kiralar yüksek olunca hiçbir kamu çalışanı Muğla'da görev yapmak istemiyor. Kamu personeli kiralardan mağdurken AKP iktidarı ise var olan lojmanları satışa çıkarmış, Muğla'da tamamına yakınını da satmıştır. Acilen geri kalanların satışı durdurulmalı, TOKİ tarafından kamu çalışanlarına lojman yapılmalıdır.

BAŞKAN -  Sayın Özkan…

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Huzurlu ve güvenli bir toplum olmanın yolu, engelli insanlarımızın toplumun ayrılmaz birer parçası hâline getirilmesiyle mümkündür. Hayatın tüm alanlarında yer alarak toplumun ayrılmaz bir parçası olduklarını gösteren engelli kardeşlerimiz, spor, sanat, siyaset, eğitim ve iş dünyasında elde ettikleri nice başarılarla bizleri gururlandırmaktadır. Devlet olarak engelli kardeşlerimizin sorunlarını çözmek, onları toplumsal hayata daha fazla kazandırmak için her konuda önemli düzenlemeleri gerçekleştirerek onların yanında olmaya ve hayatlarını kolaylaştırmaya gayret ediyoruz.

Bu duygularla 10-16 Mayıs Engelliler Haftası'nı kutluyor, güçlüklerden yılmadan azimle çalışan, kararlı duruşları ve çabalarıyla hepimize örnek olan engelli kardeşlerimizin sorunlarının hususundan…

BAŞKAN – Sayın Aygun…

 

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – İktidar, daha önce kuyumculardan 500 gram altın almak istemişti, tepkiler üzerine ilgili yönetmeliği geriye çekti. Şimdi, kuyumculardan vazgeçti, gözünü akaryakıt istasyonu sahiplerine çevirdi. Türkiye’de yaklaşık 14 bin akaryakıt istasyonu var, cironun yüzde 1’i kadar teminat istiyorlar. Tüm istasyon sahipleri tepki gösteriyor. Güya kaçakçılığı önlemek için çıkarılan Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Piyasası Kanunu kapsamında lisansa tabi işletmelere yeni yükümlülükler geliyor. Yıllık cironun yüzde 1’i kadar hesap döneminin kapandığı ayı izleyen 5’inci ayın sonunda vergi dairesine verilmek üzere teminat mektubu isteniyor. 25 bin liradan 500 bin liraya varan teminatlar isteniyor. Pandemide sıkıntı yaşadığını söyleyen işletmeler büyük risk içerisinde. Siz bu ülkenin üreticisinden ne istiyorsunuz? Vatandaşımızın daha ne kadar gırtlağını sıkacaksınız? Kendi halkına, kendi çiftçisine, üreticisine, esnafına, iş adamına bu kadar düşman iktidar olabilir mi? Bunlar, sadece 5’li çeteyi düşünüyorlar, onun dışında kimse umurlarında değil. Sizlere yazıklar olsun, bir an evvel bu karardan vazgeçin, üreticinin, esnafın yakasından düşün diyorum.

Teşekkür ederim Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görevlerini büyük bir fedakârlıkla yerine getiren tüm hemşirelerin 12 Mayıs Hemşireler Günü’nü kutluyorum.

Hemşirelik gerçekten zor, meşakkatli ancak gönüllülük esasına dayanan, hep güler yüzlü olmayı gerektiren bir meslek olup sorunlar bulunmaktadır. Hemşireler yetersiz istihdama bağlı ağır iş yükü ve nöbet yoğunluğu altında ezilmektedirler. İstihdam mutlaka artırılmalıdır. Performansa dayalı ek ödemenin çalışanlar arasında adaletli dağıtımı sağlanmalı, lisans mezunu sağlık çalışanlarının ek göstergeleri bir an önce 3600’e çıkartılmalı ayrıca uzman hemşirelere uzman kadrosu verilmelidir. Bugün vesilesiyle “Her  sardığım ve iyileştirdiğim yara, benim için küçük bir madalya olacak.” anlayışıyla hizmet veren ilk hemşiremiz Safiye Hüseyin'in şahsında vefat eden tüm hemşirelerimize Allah’tan rahmet, hayatta olanlara da esenlikler diliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN - Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Usta, buyurun.

 

 

 

 

ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul Sultanbeyli Belediyesi önünde Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğünde görevli yunus ekibi polislerimiz Hüseyin Duman ve Gökmen Baykara kaçan aracı kovaladığı esnada tırla çarpışmıştır. Kazada şehit olan polisimiz Hüseyin Duman'a Allah’tan rahmet diliyor, yaralanan polisimiz Gökmen Baykara'ya da acil şifalar temenni ediyorum.

Bugün 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü. İnsan hayatını ve sağlığını öncü alan ve fedakârca görev yapan tüm hemşirelerimizin gününü kutluyor, kendilerini muhabbetle selamlıyorum. Böylesi anlamlı bir günde görevi başında vefat eden sağlık çalışanlarımızın ailelerine ölüm aylığı bağlanabilmesi, sağlık çalışanlarına uygulanan şiddete cezaların artırılması, pandemiyle mücadele ederken hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının şehit sayılması ve 3600 ek göstergenin verilmesi gibi, sağlık çalışanlarının haklı talepleri ivedilikle karşılanmalıdır. İYİ Parti olarak bizim için sağlık çalışanları “Giderlerse gitsinler.” denilecek kadar sıradan ve önemsiz değildir, her biri baş tacıdır ve değerlidir. İYİ Parti iktidarında sağlık çalışanlarının haklı talepleri karşılanacak, kendi ülkelerinde huzur ve refah içerisinde yaşamaları sağlanacaktır.

Terörle mücadelede önemli bir görevi üstlenen güvenlik korucularımızın talepleri ve sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir. Güvenlik korucularının yapmış oldukları görev bir kolluk görevidir, bu nedenle de diğer kolluk kuvvetleri gibi yasal haklara sahip olmaları gerekmektedir. Terörle ve teröristle mücadelede bugüne kadar binlerce şehit ve gazi vermiş güvenlik korucularının maaşları hâlen asgari ücret seviyesindedir. 55 bin güvenlik korucusu asgari ücret seviyesinde yani açlık sınırının altında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Güvenlik korucuları, terörle mücadelede güvenlik güçleriyle omuz omuza görev yapmakta ancak ekonomik olarak kolluk kuvvetlerinden ve bekçilerden daha az ücretle çalışmaktadır. Güvenlik korucuları hâlâ en düşük ücreti alan kamu görevlisi durumundadır, özlük haklarındaki mağduriyetler ise giderilmiş değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

ERHAN USTA (Samsun) – Haklarında iş kazası ve meslek hakları gibi kısa vadeli sigorta ile 4857 sayılı İş Kanunu ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu hükümleri uygulanmamaktadır. Büyükşehir belediye sınırları içerisinde kalan köylerin hukuki statüsü mahalleye dönüştüğü için buralarda görev yapan korucuların görev alanları hâlen mahalle olarak kabul edilmemiştir. Türkiye’nin 3’üncü büyük silahlı gücü konumundaki güvenlik korucularının haklı taleplerinin karşılanması ve çözüme kavuşturulması için İYİ Parti olarak konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta Güldür Güldür Show’un yayınlanan fragmanında Bakan Nebati’yle ilgili bir skeç hazırlanmış fakat gösterime girmeden yayından kaldırılmıştır. Hükûmet, makul bir mizahı bile artık tahammül edemez bir duruma gelmiştir, baskı ve yasak toplumun her kesimi tarafından hissedilmektedir. İktidara gelirken 3Y’den biri olan yasakları kaldıracağını beyan ederek milletimizin karşısına çıkan AK PARTİ, bugün toplumun her kesimine konuşamama, özgür düşünememe, hatta gülmeme baskısı uygulamaktadır. Ayrıca, milletimizin Bakan Nebati’ye gülmek için herhangi bir skece de ihtiyacı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Bakan zaten gerek yaptıklarıyla gerekse de konuşmalarıyla kendisini yeteri kadar gülünç duruma düşürmektedir. Anadolu Ajansı dün yapmış olduğu haberde Avrupa ve Amerika’daki enflasyonu “Büyük Panik”, “Enflasyonda Rekor Artış”, “Avrupa Enflasyonun Pençesinde” gibi ilk başlıklarla vermiştir; âdeta Avrupa için, onlar adına ağıt yakmıştır. Daha önce de kendi esnafının sorunlarını görmezden gelen Anadolu Ajansı, Japonya’daki esnafın sorunlarını haberleştirmişti. Dün de aynı şekilde, ülkemizdeki rekor enflasyon seviyesini görmezden gelen, alım gücü düşen milletimizin dertlerini dert etmeyen Anadolu Ajansı, Türkiye'nin aylık enflasyonu kadar bile olmayan Avrupa’daki enflasyonu “Büyük Panik” başlığıyla haberleştirmiştir. Oysa Türkiye’deki enflasyon tüm Avrupa ülkelerinin enflasyonunun toplamından daha fazladır. Anadolu Ajansını, içine düştüğü bu komik ve itibarsız durumdan kurtulmaya çağırıyor, kendi vatandaşının ekonomik gündemini öncü almaya ve kendi ülkesinin sorunlarını dile getirmeye davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün akşam saatlerinde Ankara Altındağ’da Suriyeli bir sığınmacı kavga ettiği patronunu öldürmüştür. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Kontrolsüz ve denetimsiz göç sonucu ülkemize sığınan Suriyelilerin sebep olduğu toplumsal sorunlar ve güvenlik sorunu artarak devam etmektedir. İleriki yıllarda çok daha büyük sorunlara gebe olacak Suriyeli sığınmacılar konusu bugünden ele alınarak gerekli tedbirler kapsamında çözüme kavuşturulmalıdır ancak maalesef, burada Sayın Erdoğan’ın sürekli çelişkili açıklamalarını görüyoruz. Bu kapsamda, Sayın Genel Başkanımızın grup toplantısında dile getirdiği ve benim de dün buradan yapmış olduğum, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında istişare ve hatta, bir uzlaşma zemini oluşturulması gerektiğine olan inancımızı bir kez daha tekrarlıyorum. Özel bir oturumda ve milletimizin şahitliğinde meseleye bakışımızı ve çözüm önerilerimizi ortaya koyalım, el ele vererek memleketimizi bu girdaptan birlikte kurtaralım. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Mustafa Şentop’un, bir kez daha yapmış olduğumuz çağrımıza gerekli ilgiyi göstermesini bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Sultanbeyli’de “Dur!” ihtarına uymayan şüpheli aracı takip ederken görevi başında meydana gelen trafik kazasında şehit olan Polis Memuru Hüseyin Duman’a Allah’tan rahmet, yakınlarına, Türk polis teşkilatına ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, millî kültürümüzün kadim cağlardan beri felsefede, ilimde, sanatta, edebiyatta ve her alanda taşıyıcısı olan, batıdan doğuya, kuzeyden güneye dünyanın her yerinde 300 milyondan fazla insanın konuştuğu ses bayrağı Türkçemiz, 13 Mayıs 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey’in “Bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya!” fermanıyla ilk defa resmiyet kazanmıştır. Bilge Kağan milattan sonra 700’li yıllarda Göktürk Kitabeleri’nde “Türk Oğuz beyleri, milletim; işitin, üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yel delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir.” demiştir. Tıpkı Bilge Kağan’ın çağları aşan bu kutlu hitabındaki gibi Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanıyla millî kimliğimiz, millî kültürümüz ve Türkçemizin korunması amaçlanmıştır. Türk Dil Bayramı olarak kutladığımız 13 Mayıs 1277 tarihli fermanının 745’inci yıl dönümünde millet ve milliyet şuurumuzun en önemli unsuru olan Türkçemizin sonsuza kadar yaşamasını diliyor, Türk Dil Bayramı’nı kutluyoruz.

Sayın Başkan, sağlık ordumuzun içerisinde, ülkemizin her yerinde fedakârlık ve büyük bir özveriyle görev yapan, özellikle pandemi sürecinde büyük gayretlerine şahit olduğumuz tüm hemşirelerimizin 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü’nü kutluyor, mesleğini icra ederken hayatını kaybeden hemşirelerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, Antalya’da düzenlenen 24’üncü Uluslararası U17 Zafer Kupası’nda 9 altın, 6 gümüş, 13 bronz madalya olmak üzere, toplamda 28 madalyayla şampiyon olan Kadın Güreş Millî Takımı’mızı ve Brezilya’da devam eden 24’üncü İşitme Engelliler Yaz Olimpiyatları’nda altın madalya kazanan millî güreşçimiz Mehmet Ali Yiğit ve 2’nci olarak gümüş madalya kazanan Ahmet Talha Kacur başta olmak üzere, bu başarılarda emeği geçen Güreş Federasyonumuza, antrenörlerimize, bütün unsurlarıyla devletimize, Gençlik ve Spor Bakanlığımıza teşekkürlerimizi ve tebriklerimizi iletiyor; sporcularımızı bir defa daha tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 12 Mayıs Şerzan Kurt’un üniversite öğrencisiyken katledilmesinin 12’nci yıl dönümü. Maalesef, Şerzan Kurt polis kurşunuyla katledildi ve diğer bütün polis davalarında olduğu gibi katiller cezasızlıkla ödüllendirildi. Yargıtayda dava 2 defa bozuldu ve şu anda katil maalesef, elini kolunu sallayarak dolaşıyor ve tabii ki onun akabinde, bu cezasızlık zırhıyla Dilek Doğanlar, Kemal Kurkutlar katledilmeye devam ediyor. Şerzan Kurt’u saygıyla ve minnetle anıyorum.

Diğer bir anma, Leyla Kasım için. Kendisi ölüme giderken annesine “Ben ölüme hazırım. Bir cellattan merhamet ve af dilemem.” sözleriyle hafızalara kazındı. Kadın özgürlük mücadelesinin sembolü ve direnişimizin de kadın özgürlük mücadelesinde gücü oldu. Son görüşmesinde yine annesine şunu söyler Leyla Kasım: “Güzel annem, tasalanma. Ben bir dava insanıyım artık, halkım için mücadele ediyorum. Anne, bizim ölümümüzle halkımız uyanacak. Ben öldüğümde üzülmeyin.” Leyla Kasım'ı da saygı ve minnetle anıyorum. Mücadelesini bugün de çok güçlü bir şekilde hissettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Hemşireler Günü bugün. 12 Mayıs tarihî, açıkçası, hemşirelerin toplumda sağlık alanına yaptıkları katkıları onurlandırmak için kabul edilen bir gün. Acaba biz hemşirelerin hayata kattıkları değerlerin yeterince farkında mıyız, bilemiyorum. İktidarın özellikle pandemi döneminde olumsuz performansı hemşirelerin yaşadığı zorlu koşulları çok daha görünür kılmış oldu. Salgın koşullarında insanüstü bir çaba gösterdiler. Hemşireleri alkışlamak dışında bir şey yapmayan bir iktidar aklıyla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Tabipler Birliğinin verilerine göre Covid-19’a bağlı olarak -emekli sağlık çalışanları da dâhil- 556 kişi maalesef yaşamını yitirdi.

Bizim Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Hülya Alökmen Uyanık da bir hemşire. Şu anda Elazığ Cezaevinde haksız ve hukuksuz bir şekilde rehin tutuluyor. Kayyum gaspıyla mazbatası elinden alındı. Sonra Diyarbakır İl Eş Başkanımızdı. Hülya Alökmen'i buradan bütün grubumuz adına sevgiyle kucaklıyor, selamlarımızı gönderiyorum.

Evet, ne yazık ki anmalar bitmiyor. Bu ülkede, bu coğrafyada acı hadiselerin yıl dönümleri her gün yeni acıları bize hissettiriyor, yaşatıyor. Yarın da 13 Mayıs. Bu kara, kapkara günü hiç unutmadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Soma'da göz göre göre ölen 301 bir canın yasını hâlâ içimizde taşıyoruz. Bu yasın hiç sonlanmamasında iktidarın yandaşlarını koruyan yargının da büyük bir sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Burada da cezasızlıkla dava bitirildi ve cezasızlık, caydırıcı cezaların verilmemesi yeni katliamların habercisidir bu, asla unutmasın.

Tabii ki Soma davasının 2 avukatı Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay da maalesef cezaevlerinde tutuluyorlar. Sevgili Can'a ve Selçuk'a buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum ve Soma'da yaşamını yitiren canları anıyorum, ailelerine tekrar başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, müzik yasağı devam ediyor. Büyük bir jestle müzik yasağı saati saat 01.00’e çekildi. Maskeler düştü, ameliyathanelerde dahi Covid testi zorunluluğu kalktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ancak AKP iktidarının müziğe, eğlenceye olan nefret, kin ve düşmanlığı bitmedi. Soruyoruz: Müzik yasağının bilimsel, kültürel gerekçelerini açıklayın yani niye müzik yasağı var; bu konuda gerçekten vatandaşa bir açıklama yapın. Yani şunu söylüyoruz: Bu yasak özel yaşama bir müdahaledir. Her şeyden önce bir saatlik esnetilme kararı Türkiye'nin artık güldürmeyen fıkra karakterleri tarafından yönetildiğinin açık bir itirafıdır. Zaten Türkiye halkının bütün enerjisini, mutluluğunu elinden aldınız; açlığı, yoksulluğu, umutsuzluğu, mutsuzluğu da dayattınız. Bu kötülük yetmezmiş gibi, eğlenmenin yasak olduğunu, o yasağın da bir lütufla bir saat daha esnetilebildiğini utanmadan, sıkılmadan genelgeyle birileri yayınlıyor. On binlerce emekçi, sektör, müzisyen, esnaf bu konudan büyük bir mağduriyet yaşıyor, bir an önce müzik yasağı bitsin diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

Sayın Başkan, yasa dışı dinlemeler hep vardı, hâlâ var. Bu ülkede yıllardır andıçlar, fişlemeler gördük. Sonra FET֒cüler geldi, yıllarca yasadışı dinlemeleri, izlemeleri  gördük, bunu hâlâ iktidar söylüyor. Şimdi, bütün bu kötülüklerin toplamı olarak AKP iktidarı toplam kötülüğü kullanıyor. Evet, şimdi de kendisine Bakan denilen İçişleri Bakanı, suç işlerinden sorumlu bakan öğrendiği bütün yöntemleri kullanıyor. Yani il binalarımızı nasıl dinlediklerini biliyoruz. İşledikleri suçları itiraf etme noktasına geldiler ve hiç çekinmiyorlar. Bu Bakan çıkıp kameraların karşısında muhalefet partisi Genel Başkanını dinlediğini açık açık anlattı, bu aynı zamanda diplomatik bir skandaldır. Evet, çöplüğe gitmekten kurtulamayacaksınız ama bari bu kadar vatandaşın gözüne sokmayın diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç, buyurun.

 

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; büyük özveri, sabır ve motivasyonla çalışan hemşirelerimizin 12 Mayıs Hemşireler Günü’nü kutluyorum. Bu vesileyle sağlık çalışanlarımızın verdikleri emek mücadelesini bir kere daha hatırlatıyor, hak ettikleri haklara bir an önce ulaşmaları gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hayatım toplumsal mücadeleyle geçti ancak bugün toplumla ilgili kavrayışımda görüyorum ki hayatı ve insanlığı yaşatan ve toplumun her sınıfına nüfuz edebilen sadece kadınlar. Canla başla, emekle bir toplumu inşa ediyorlar. Bugün hâlâ kadınlarla savaşmak isteyen erkeklere belirtmek istiyorum ki bunu yapabilmek mümkün değildir. Kadınların hayatın her alanında olması, hayatı yeniden ve yaşanılabilir kılmaya devam edebiliyor olması yaşamın bir gerçeği. Burada demokratik bir cumhuriyette, Türkiye Cumhuriyeti Meclisinde millet iradesinin temsilcileri olarak daima savunacağımız haklar, temel insan hakları olmalıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğü, insan haklarının temel prensipleri arasında yer almaktadır. Çok doğal olarak, kadınların kendilerini ifade edebilmesi, özgürce konuşabilmesi ve istediği yaşam biçimini tercih edebilmesi onların hakkıdır. Bu hakkı engellemek yasalarımıza en büyük suçtur. Televizyonlardan kadınların nasıl giyineceğini, nasıl konuşacağını, toplumda kendilerini nasıl ifade etmesi gerektiği konusunda ahkâm kesen anlayışı kesinlikle reddediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kadınlara ne yapmaları gerektiğini söyleme cesaretini bulan anlayış, kadınların üstün cesareti karşısında yok olup gidecektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

 

 

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi hürmetle selamlıyorum.

İstanbul Sultanbeyli’de görevi esnasında geçirdiği kaza sonucu ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede şehit düşen polis memurumuz şehit Hüseyin Duman kardeşimize Allah’tan rahmet ve mağfiret, kederli ailesine sabrıcemil ve Emniyet teşkilatımıza da başsağlığı diliyorum. Yaralı polisimiz Gökmen Baykara kardeşimizin de bir an evvel Cenab-ı Hak’tan şifa bulmasını niyaz ediyorum.

Bu vesileyle dün yayımlanan ve başı açık, başı kapalı, hiçbir kılık kıyafet noktasında ayrım yapmaksızın bu ayrımları tamamen ortadan kaldıran bir anlayış içerisinde gerçekleşen ve valiler kararnamesiyle de ete, kemiğe bürünen bu valiler kararnamesindeki bütün valilerimizin illerinde en güzel hizmetleri, en faydalı hizmetleri yapmasının kendilerine nasip olmasını diliyorum, hayırlı olmasını diliyorum.

Büyük bir özveriyle mesleğini icra eden, özellikle pandemi sürecinde canı pahasına özel yaşamından ve ailesinden feragat ederek sorumluluğunu en güzel şekilde yerine getiren hemşire kardeşlerimin de 12 Mayıs Dünya Hemşireler Günü’nü canıgönülden kutluyor, tüm sağlık çalışanlarımıza bu gayretli ve özverili çalışmalarından dolayı teşekkürlerimi ifade ediyorum. Bu vesileyle belirtmek isterim ki öğretmenlerimizle başladığımız 3600 ek göstergeye ilişkin düzenlemeye dönük hemşire kardeşlerimizin de Allah’ın izniyle en geç temmuz ayına kadar bu 3600 ek göstergenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İnşallah geniş spektrum içerisinde hemşirelerimizin de içinde yer aldığı bir düzenlemenin, 3600 ek göstergeye dönük düzenlemenin temmuz ayına kadar yasalaşacağı müjdesini de bu vesileyle belirtmek isterim. Tabii, daha önce ne söz verdiysek bunları bir bir yerine getirdik. Bütçe görüşmelerimiz esnasında beş adım atacağız demiştik. Asgari ücreti halledeceğiz dedik; yüzde 50,5 zam verdik. İkinci olarak memur ve emeklilerimizle ilgili düzenlemeyi yapacağız dedik; 1 Ocakta altı aylık düzenlemeyi yaptık, temmuz itibarıyla ikinci altı aylık düzenlemeyi bütün çalışanlarımız, memur ve emeklilerimizle ilgili yapacağız, alım güçlerini artıracağız. Üçüncü olarak 3600 ek göstergeyi inşallah yasalaştıracağız dedik; temmuz ayına kadar bunu yasalaştıracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dördüncü adım olarak da bütün sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesini inşallah temin edeceğiz dedik; bunu da inşallah yasalaştıracağımıza bütün milletimiz şahit olacak. Ve beşinci adım olarak da EYT’li kardeşlerimizin durumunu mutlaka ele alarak bununla ilgili düzenlemeyi de bütün kamuoyumuzla inşallah paylaşacağımızı bir sıralama ve süreç yönetimi olarak ifade etmiştik. Şimdi, inşallah 3600’le ilgili gündemimiz temmuza kadar nihayetlenmiş olacak. Şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Aynı zamanda, nasip olursa söz, yetki ve karar milletindir düsturuyla, ilkesiyle ve sloganıyla 14 Mayıs 1950’de demokratik anlamda halk iradesiyle iş başına gelen bir önemli devrim gününün hemen yıl dönümünde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …14 Mayıs, cumartesi günü inşallah, Rize-Artvin Havalimanı’nı 58’inci havalimanı olarak milletimizin hizmetine sunacağız, hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Tabii, 2023 seçimleri çok önemli. 2023 yılı milletimiz için, devletimiz için çok önemli. 2023 yılı cumhuriyetimizin 100’üncü yılı ve Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimini inşallah, hep beraber gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda, muazzam bir şekilde başlattığımız yerli ve millî teknoloji hamleleriyle millî savunma sanayimize ilişkin büyük projelerin, millî otomobilimizin, bütün bu projelerin nihayetleneceği bir noktayı da 2023 yılında inşallah taçlandıracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, son kez açıyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Cumhurbaşkanımızın müjdesini vermiş olduğu 4’üncü sondaj gemimiz de yakında inşallah, Türkiye limanlarına demir atacak. Bunun da 12.200 metre sondaj yapabilme kabiliyetiyle bütün dünyada sondaj gemileri içerisinde apayrı bir yeri olduğunu ve 200 mürettebatıyla gerçekten 540 milyar metreküp doğal gazımızın sisteme entegre edilerek seneye bütün vatandaşlarımız tarafından yerli ve millî olarak kullanabilmesine imkân tanıyacak büyük hamlelerle inşallah, milletimizin yüzünü daha da güldüreceğiz. Alım gücünü artırarak bu noktada milletimizin teveccühünü 2023 Haziran seçimlerinde de AK PARTİ ve Cumhur İttifakı olarak tekrar alacağımızı ifade ediyor, hepinize selam ve hürmetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Profesör Doktor Mustafa Şentop ve beraberindeki parlamento heyetinin Azerbaycan Millî Meclis Başkanı Sayın Sahibe Gafarova'nın vaki davetine icabetle Ekonomik İş Birliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (EİTPA) 3’üncü Genel Konferansına katılması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Mustafa Şentop

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

 

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

12/5/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/5/2022 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Erhan Usta

Samsun

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Samsun Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Erhan Usta tarafından EYT sorununun tüm yönleriyle incelenip yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla 12/5/2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 12/5/2022 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Sayın Erhan Usta.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Türkiye açısından önemli olan bir konuyu bugün İYİ Parti Grubu olarak gündeme getirmek istiyoruz. EYT sorunu yani yirmi yıldır aslında devam eden bir sorun ve yaklaşık 4,7 milyon kişiyi doğrudan ilgilendiriyor, aileleriyle birlikte belki 15-16 milyon, belki 20 milyon kişiyi ilgilendiren bir husus. Bu işin tarihçesini anlatmaya gerek yok; işte, daha önce çıkartılan bir yasayla ortaya çıkan bir durumdur. Dün Sayın Genel Başkanımız Akşener grup toplantısında İYİ Partinin EYT çözüm önerisini toplumla paylaşmıştır. Bütün hesabı kitabı yapılmış, iyi çalışılmış bir çözüm önerisi toplumla paylaşıldı. Ben aslında bu konunun biraz daha detaylarıyla ilgili olarak Genel Kurulu hem bu anlamda bilgilendirmek hem de -tabii, bu konu önemli bir konu- toplumsal mutabakatın da olmasının çok faydalı olacağı bir konu olduğu için de bunun Meclis tarafından araştırılmasının da doğru ve yerinde olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, 4,7 milyon emekli EYT’li var; yani bunların 3 milyonu şu an itibarıyla prim ödeme gün sayısını doldurmuş, yaşı bekliyor. 1,7 milyon civarında da potansiyel EYT’li var; onlar da prim ödeme gün sayısını önümüzdeki dönemde dolduracak ve yaş nedeniyle bekleyecek ama emekli olamayacaklar. Dolayısıyla 4,7 milyon kişi. Biz bu çalışmayı yaparken 4 tane temel ilkeyle aslında hareket ettik. Bir tanesi, hakkaniyetin tesisi yani bir adaletli bir sistem kurmak gerekiyor. Burada EYT’liler içerisinde de bir adaletsiz bir sisteme neden olmamak lazım. Dolayısıyla 4,7 milyon kişinin gerek 3 milyonu şu anda hak etmiş olan gerekse önümüzdeki süreçte hak edecek olan 1,7 milyonla birlikte 4,7 milyon kişinin tamamının faydalanabileceği bir çözüm önerisi sunuyoruz.

İkinci ilkemiz, biz bu konuyu bir sosyal yardım olarak değil, bir hak kaybının giderilmesi şeklinde ele alıyoruz ve ona göre düzenliyoruz.

Üçüncüsü olarak da tabii bunun kamu maliyesi açısından ve sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından da nesiller arası adaletinin tesis edilmesi gerekiyor, bu da diğer bir aslında ilkemiz. Bu anlamda, buradan gelecek mali yükün sosyal güvenlik sistemi üzerinden değil de efendim bütçe tarafından oluşturulacak özel kaynaklarla karşılanması gereğine de inanıyoruz.

 Dördüncü ilke olarak da düzenlemenin basit ve anlaşılabilir olması lazım. Bu düzenleme için “Sadece şu vakte kadar müracaat edenler faydalanır, ondan sonra müracaat edenler faydalanmaz.” şeklinde insanları panik hâlinde bundan faydalanmaya itecek bir düzenleme olmaması lazım, bu pencere önümüzdeki süreçte hep açık olacak. Yani bu haktan istifade etmek isteyenin acele etmesine gerek yok, önümüzdeki süre içerisinde açık olacak. Dolayısıyla aslında şu anda çalışan ama emekli olmak istediği zaman yani işte yaş sınırı nedeniyle beklemek durumunda olan hiç kimsenin de paniklemesine ihtiyaç yok; bugün çalışıyorsa yarın işini kaybettiğinde veya işte bir sağlık sorunuyla karşılaştığında da emekli olma hakkını ona vereceğiz, kurgulamamız bu şekilde. Biz, buna “geçiş dönemi emekliliği” diyoruz çünkü az önce ifade ettiğim gibi diğer türlü olması durumunda sosyal güvenlik sisteminden karşılanması lazımdı, burada da şimdi bütçeden karşılanacağı için böyle bir düzenleme yapılıyor, böyle bir isim veriliyor.

Şimdi, burada önemli olan husus tabii bunun mali etkililerin doğru analiz edilmesi. Bugüne kadar AK PARTİ Hükûmetleri bu konuyla ilgili olarak bir tane doğru düzgün hesap ortaya koymamıştır, varsa hesapları çıksın söylesinler. Bir sayfa bir not dolaştı, o da kamuoyunda dolaşmadı, geçmişte bana da gönderilmişti o not, bir sayfa bir not var, hiçbir çalışma yok. Dolayısıyla, buraya karşı kategorik olarak Sayın Erdoğan’ın bu meseleye bakış açısında bir bozukluk var, bunu çift dikiş olarak görüyor. Yani 5 maaş verdiği danışmanlarına çift dikiş yok, bu insanlara bunu çift dikiş olarak gören haksız bir tutumu var. Dolayısıyla, bu anlamda mali etkilerinin iyi analiz edilmesi lazım, iyi bir hesap kitap yapılması lazım. Biz şu anda devletin elinde olmayan bu konuyla ilgili hesapları yapmış ve ortaya koymuş bir siyasi partiyiz eğer bununla ilgili tartışmalar olursa o hesaplarımızı da daha detaylı bir şekilde veririz. Şu kadarcık bir şey söyleyeyim: Burada öngörülen maliyet, yıllık maliyet, şu geçmediğimiz köprüler, yollar var ya, onlar için hazine garantileri kapsamında ödediğimiz yıllık maliyetten daha az olacaktır. Yani 5 tane yandaş müteahhite verilen paradan daha az bir maliyetle EYT sorunu çözülebilecektir, bu kadar net veya bir mukayese daha olsun diye söyleyeyim: Damat Bakan göreve gelir gelmez yanlış bir borçlanma stratejisi uyguladı. Ne yaptı? Altın ve döviz cinsinden yurt içinden borçlandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERHAN USTA (Devamla) – Bu borçlanma, Türkiye'nin ta otuz-kırk yıl öncesinde bıraktığı, dünyada da hiçbir ülkenin kendi ülkesinde, başka para biriminden borçlanmadığı bir borçlanma stratejisi uygulandı. Bunun Türkiye o günden bugüne kadar olan maliyeti ne biliyor musunuz? Gerçekleşen maliyeti 105 milyar TL yani 105 katrilyon. O senetlerin itfaları geldikçe önümüzdeki dönemde gerçekleşecek maliyeti de 460 milyar TL. Arkadaşlar, bu çalışmayı biz geçen hafta yaptık, dolar kuru 14,80 TL’ydi, şimdi 15,40’a göre alınca bunda biraz daha, yüzde 3-4 artış olacak. Yani şunu söylüyorum: Sadece yanlış borçlanmanın ilave maliyetinin 565 katrilyon lira olduğu bir ülkede bundan daha az yükle, on beş yıllık yükü bundan çok daha az olacak bir şekilde EYT sorunu çözülebilir. Yani Hükûmetin tercihi vatandaştan yana değil, 5 milyon insanı görmeyen fakat 5 müteahhidi gören bir AK PARTİ iktidarı var. Dolayısıyla biz bu sistemi hep beraber değiştireceğiz.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

EYT nedir? Artık bunu bilmeyen yok. “EYT” denildiği zaman Türkiye toplumu içerisinde, kamuoyu içerisinde belki de en çok bilinen bir kısaltma hâline dönüştü ve bunun “emeklilikte yaşa takılanlar” olduğunu artık herkes ezberledi ve EYT’liler güçlü bir örgütlenme ile güçlü bir birliktelikle seslerine her tarafa duyurdular, saraya da duyurdular, iktidara da duyurdular, AKP Genel Başkanı’na da duyurdular; ya duymayan, bilmeyen yok zaten bu konuyu ama yaklaşım konusunda farklılıklar var. AKP Genel Başkanı ne dedi? 2019 yılında şunu söyledi çok net bir şekilde, dedi ki: “Seçimi kaybedecek olsam bile ben bu işte yokum.” Yani seçimi kaybetme pahasına dahi olsa bile ben bu işte yokum, niye “Yokum.” dedi? Çünkü buna erken emeklilik tanımı getirdi yani “EYT’lilik, erken emekliliktir.” dedi.

Şimdi, ancak şunu biliyoruz tabii: Yani Sayın AKP Genel Başkanı her konuda çok çabuk çark ettiği için, yani işine gelmeyen bir konu olduğu zaman hemen ondan kolaylıkla dönüş yapabildiği için EYT’liler konusunda da tekrar dönüş yaptı çünkü 2023 yılında seçim var en geç ve dolayısıyla EYT’liler güçlü bir şekilde “Sandığı bekliyoruz.” mesajlarını veriyorlar, mitingler yapıyorlar ve taleplerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bunu iktidar da görmezlikten gelemedi ve Ekim 2021 yılında Tayyip Erdoğan şunu söyledi, dedi ki: “EYT’lilerin sorununun çözümü konusunda talimat veriyorum.” Hâlâ Ekim 2021’den bu tarafa o talimat çerçevesinde çalışılıyor. Nereye kadar çalışılıyor? Muhtemelen seçime yakın bir zaman içerisinde EYT’lilere kademeli de olsa bir düzenleme yapılacak gibi gözüküyor ancak bunun sorunu çözmediğini ve esasında adil bir çözüm olmadığını da bilmemiz gerekiyor. Şu söyleniyor: “Yani EYT’lilere bu hak tanınırsa, bu maaşlar verilirse sistem çöker, ülke mahvolur, hazine çöker.” ve benzeri bir yapılanmadan bahsediliyor, bir kaos planı olarak sunuluyor ve buna destek verenleri de kaos planına destek vermekle suçluyorlar. Şimdi, tabii, buradan biz şunu çok net söylüyoruz: Yani EYT’liler niye bunu almalı, neden almalı? Bütün bunları geçtik çünkü bunlar çok tartışıldı ve çok konuşuldu ve herkes şuna kanaat getirdi: Yani EYT’lilerin hakkıdır bu; eşitlik açısından, adalet açısından, geçim açısından, sosyal devlet açısından, çalıştıkları emeklerinin karşılığında almaları gereken bir rakam olması açısından bu hakka sahipler.

Şimdi, tabii, şunu söylüyoruz: Şu anda örneğin kur korumalı mevduat sistemi getirildi ve buradan kaynaklı olarak milyarlarca lira hazineden gidecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum.

Yani şu anda dolar 15,40’ı buldu ve kur korumalı sistemde parasını bankaya yatıranlar şimdi ellerini ovuşturuyor çünkü onlar faizin haricinde bir de kur farkından dolayı para kazanıyorlar. Peki, bu kimden gidecek? Bizden, vatandaşın cebinden gidecek bunlara. Şimdi, diğer taraftan, “5’li çete” diye bahsettiğimiz yandaş işverenlerin vergi borçları silinirken hiçbir sıkıntı yok, o zaman dert yok; 128 milyar dolar hiç edilirken bir sıkıntı, sorun yok; örtülü ödenekten milyarlarca lira hesapsız kitapsız, her geçen yıl, her geçen ay artarak, nereye gittiği belli olmadan, hesabı kitabı dahi sorulamaz hâlde gidiyor, ona bir şey yok; çift maaş alanlara, üç maaş alanlara, dört maaş alanlara, bu şekilde beslenenlere para giderken bir sıkıntı yok; geçiş ve kullanım garantili projelere paralar aktarılırken sorun yok ama EYT’lilere gelince ülke çöker, ekonomi çöker, hazine çöker.

Bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz ve EYT’lilerin sorunu çözülmelidir diyoruz. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ayhan Barut.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi, saygıyla selamlıyorum.

Aslında bugün burada konuştuğumuz EYT’lilerle ilgili her şey 8 Eylül 1999’da çıkarılan bir yasayla başladı. Bu yasayla birlikte SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı mensubu olarak çalışanlar büyük bir mağduriyet yaşamaya başladılar. Çıkarılan 4447 sayılı Yasa’nın geriye doğru işletilmesi aslında mağduriyetin en temelini oluşturuyor. Erkeklerde yirmi beş yıl/beş bin gün, kadınlardaysa yirmi yıl/beş bin gün şartına göre emekli olacaklarken “kademeli emeklilik” uygulamasıyla birlikte mağdur edildiler. Çıkarılan bu yasa büyük bir mağduriyet yarattı ve kazanılan hakların da gasbedilmesine neden oldu.

Bir yasa niçin çıkarılır? Toplum yararına olsun, insanlar mağdur edilmesin diye çıkarılır ama bu çıkarılan bu yasa bu gerçeği maalesef ortadan kaldırdı. Ülkemizde yaklaşık 5 milyon EYT’linin olduğu biliniyor; bunlarla ilgili AKP döneminde, bu yüce Mecliste çok sayıda kanun teklifi, soru önergesi verdik ancak hiçbirisini duymadılar ve görmezden geldiler. (CHP sıralarından alkışlar) EYT’liler iktidarınız boyunca hiç kimseden çekmedi, AKP iktidarından çektiği kadar. EYT’lilerin sorunlarını çözmek bir yana âdeta yılan hikâyesine döndürdünüz. İnsanların herhangi bir coğrafyada yaşaması, herhangi bir kültürde, tarihte yaşaması kader olabilir ama EYT’li yurttaşlarımızın bugün yaşadıkları asla ve asla kader değildir, olsa olsa bir mahkûmiyettir. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü EYT’lileri devlet “Gençsin.” diye emekli etmiyor, özel sektör de “Yaşlısın.” diye işe almıyor; düzenli bir gelirleri yok, işleri yok, çarşıya pazara çıkamazlar, alışveriş yapamazlar. Bu nedenle de aslında büyük bir mahkûmiyet yaşıyorlar.

Peki, EYT’liler sizden ne istiyor? Aslında, çok basit; “Yasa geriye doğru değil, çıkış tarihinden itibaren uygulansın. Kimseden sadaka istemiyoruz, yatırdığımız primlerin iadesini istiyoruz.” diyorlar. Yeni çıkacak yasayı da kamuoyuna yansıyan şekilde yarım yamalak değil, 1999 öncesi sunulan şartları içeren bir yasal düzenleme olarak istiyorlar. Diyorlar ki: “Bunlar bizim hakkımız, biz türedi değiliz, çift dikişli değiliz, fırsatçı değiliz, yük değiliz, maliyet değiliz, köpük hiç değiliz.” Allah aşkına, buradan soruyorum AKP iktidarına: EYT’liler size ne yaptı, ne kötülük etti de onları yok sayıyorsunuz, onları duymuyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

AYHAN BARUT (Devamla) – Mısır’daki sağır sultan duydu ama AKP iktidarı duymadı. Duyun artık EYT’lilerin seslerini; eğer siz duymuyorsanız onlar seslerini 15 Mayısta İstanbul Maltepe’de milyonlarca EYT’linin katılımıyla yapacağı bir mitingde duyuracak. Bundan sonrasını artık siz düşünün ama asla unutmayın ki EYT mağdurları yalnız ve sahipsiz değildir, EYT Türkiye’dir.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Orhan Yegin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun vermiş olduğu öneri hakkında grubumuz adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Milletimizden yetki aldığımız günden bugüne, her zaman milletimizin sorunlarıyla, talepleriyle ilgilenmek ve bu sorun ve taleplerin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, çözüme kavuşturmak üzere büyük bir gayreti ortaya koymuş bir hareketiz, hamdolsun. Bu sebeple yaptığımız birçok düzenlemenin yanında milletimizden yetkiyi alır almaz ilk yaptığımız işlerden biri de emeklilerimizin sorunlarıyla ilgilenmek ve standartlarını yükseltecek düzenlemeleri hayata geçirmek olmuştur; bu alanda çok önemli reformları hayata geçirdik. Daha önce başvuru sonrası aylarca süren emekli aylığı bağlanma süresini bir haftaya indiren bir çalışmayı ortaya koyduk. Emeklilerimize yüzde 4,8 olarak yapılan ödemelerin, gayrisafi yurt içi hasılaya olan oranını yüzde 6’nın üzerine çıkaran iyileştirmelere imza attık. Ramazan ve Kurban Bayramlarında emeklilerimizin bayram ikramiyesi alabilecekleri düzenlemeleri uygulamaya geçirdik. Emeklilerimizin promosyon almalarını sağlayan süreçleri yönettik ve hesaplarına yatmasını sağladık. Vefat eden sigortalılarımızın 65 yaşından büyük, muhtaç durumda olan anne ve babalarına hiçbir şart aranmaksızın aylık bağlanması imkânını mevzuata koyup hayata geçirdik. Burada sayamadığımız, sayamayacağımız daha birçok iyileştirmeyi hayata geçirmek hamdolsun bizlere nasip oldu.

Türkiye’nin her meselesi Hükûmetimizin ve ittifakımızın meselesidir; milletimizin, her talebi gerçekleştirmeyi arzuladığımız ve bunun için canla başla, azimle çalıştığımız bir emridir bizim için. İmkânlar doğrultusunda koşulları, kaynakları çoğaltarak her meselenin çözüleceği bir süreç yönetimiyle konuları ele alıyor ve aşama aşama sorunları çözmeye çalışıyor, talepleri gerçekleştirmeye çalışıyoruz. “Sosyal güvenlik alanına dair meselelerin, taleplerin üstü örtülmeye çalışılıyor.” izleniminin oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Türkiye’nin imkânları ve şartlarını dikkate alarak her sorunu çözme gayretinde olduğumuz gibi sosyal güvenlik alanı üzerine de kafa yoruyor, çalışıyor ve sorumlu siyaset anlayışıyla karar aşamasına gelince de bu meselelerde bu talepleri de siyasete malzeme etmeden sorumluluk hassasiyetiyle kamuoyuyla paylaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Dolayısıyla, sosyal güvenlik alanının en önemli sacayaklarından olan emeklilerimizin refahını artırmak, onların mutlu ve huzurlu bir şekilde ikinci baharlarını yaşamasına vesile olmak, sosyal güvenlik alanında da milletimizin tüm taleplerine kulak kabartarak bu taleplerin de ötesinde daha yüksek bir refahı bu aziz milletin her bir ferdine arz etmek en büyük gayelerimiz arasındadır. Ve bu hedefimiz doğrultusunda sosyal güvenlik alanındaki aktüer dengeyi ve bunun sürekliliğini sağlayacak şekilde, dün attığımız adımlardan daha büyük adımları atacağımıza olan inancımı ve bu aziz milletin her meselede ve her zaman olduğu gibi kimin meselelerini çözmek üzere ele alıp, çözüm iradesi ortaya koyacağını kimin de sadece konuşup, konuşup başka hiçbir şey yapmayacağını bu aziz milletin çok iyi bildiğine olan inancımı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

 

 

III. - Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce yoklama yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın Özkoç, Sayın Yıldız, Sayın Sarıaslan, Sayın Zeybek, Sayın Bülbül, Sayın Arı, Sayın Tuncer, Sayın Bekaroğlu, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Bingöl, Sayın Kılınç, Sayın Aygun, Sayın Tokdemir, Sayın Güzelmansur, Sayın Şahin, Sayın Ünlü, Sayın Keven, Sayın Barut, Sayın Bulut, Sayın Ceylan.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.35

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin İkinci oturumunu açıyorum.

 

 

 

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamanın toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren milletvekilleri lütfen Genel Kurul salonundan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                           12/5/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/5/2022 perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                            Meral Danış Beştaş                                                                                                                      Siirt                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Mayıs 2022 tarihinde, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve arkadaşları tarafından verilen 18505 grup numaralı Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği alanında eksikliklerin tespit edilebilmesi ve bunlara çözüm bulunması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 12/5/2022 perşembe günkü birleşiminde yapılaması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş sağlığı ve güvenliği alanında çok önemli eksiklikler var, bunları tespit etmeliyiz ve çözümler üretmeliyiz. Bu anlamda, bir Meclis araştırması açılması gerektiğini söylüyoruz. İnsan sağlığına aykırı birçok koşul var ve maalesef ki hasar verici oluşumlara, iş yerlerine rastlanıyor ve iş güvenliği eksikliği had safhada. Türkiye, iş sağlığı ve güvenliği anlamında, maalesef ki olumsuzluk anlamında Avrupa 1’incisi olma gibi çok kötü bir sicile sahip. 2021 yılında 2.170 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş, son üç ayda 347 işçi hayatını kaybetmiş. Bütün bunların arasında Kocaeli dikkat çekiyor, Vekili olduğum Kocaeli iş cinayetlerinde maalesef 1’inci sırada. Geçtiğimiz sene İstanbul’da 260, İzmir’de 102, Kocaeli’de 99 iş cinayeti hadisesi vuku buldu ve nüfusa oranladığınız zaman, maalesef Kocaeli 1’inci sırada. Motokurye ölümleri, maalesef 10 genç insanın ölümüyle sonuçlandı ve her yıl 60-70 civarında çocuk işçi ölümünün yaşandığı bir ülkedeyiz. Geçtiğimiz yıl 18 mülteci hayatını kaybetti. İçişleri Bakanı geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı ve ucuz iş gücünü itiraf eden bir İçişleri Bakanı olarak, devlet tarafından mültecilerin ne kadar güvencesiz durumda olduğunu net bir şekilde açıkladı.

Bu alanda üç konu dikkat çekiyor; adaletsizlik var, denetimsizlik var, sendikasızlık var. Hassaten son dört senede Kocaeli’de denetim yok, denetim varsa da yaptırım yok. Ölümlerin en çok olduğu alanlar sendikasızlığın olduğu alanlar, sendikaların olduğu alanda en azından ölümler az.

Meslek hastalıkları tespiti maalesef yanlış bir şekilde yapılıyor çünkü “Meslek hastalığından ölüm yok.” deniliyor. Aslında meslek hastalığı alanında doğru çalışmalar yapılmadığı için “Yok.” deniliyor. Biz şunu gördük: Bakın, yarın 13 Mayıs Soma faciasının yıl dönümü maalesef, Sakarya Hendek silah fabrikası faciasını da biliyoruz ve işçiler mezara girdi. Onları savunan Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı isimli avukatlar ise hapiste yani işçilerin mezarda olduğu, avukatların hapiste olduğu, fail olan patronların dışarıda olduğu bir sistem var ortada, asbestle ilgili gereken tedbirlerin alınmadığı bir sistem var ortada.

İş güvenliği uzmanlığı alanını incelediğimiz zaman, aslında Avrupa Birliğine giriş için -güya- her yerde iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimliği bulunduğu iddiasında bulunan bir iktidar var ama fiiliyata baktığımız zaman çok önemli eksiklikler var. İş güvenliği uzmanlığı meselesi yeterli bir şekilde işlemiyor, “mış gibi” yapılıyor ve âdeta Avrupa'ya “Bizde iş güvenliği var.” denilmeye çalışılıyor. Aslında yok, bunu net bir şekilde söylemek lazım. Mesai, sigorta, ücret, mobbing konusunda çalışanlar gizli bir şekilde şikâyetlerini devlet kurumlarına iletmeli ve müfettişler de habersiz bir şekilde iş yerlerine giderek bütün bu ihlalleri tespit etmeli. Bunlar eksik yapılıyor yani iş güvenliği uzmanları var ama maalesef ki sahada yeterli işlemler yapılmıyor. İş güvenliği uzmanları, iş yeri hekimleri evraklara boğulmuş durumda. Aslında dijital bir çağdayız, bunlar dijital ortamda yapılabilir fakat evraklara boğulmuş durumda ve yeterli işlemler yapılmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – İş güvenliği uzmanlığı işverene bağımlı olmamalı; bakın, bunu net bir şekilde söylüyoruz, işverene bağımlı olmamalı; bağımsız olmalı ve devletten ücretini almalı. Hani, işverene bağlı olunca işvereni de rahatsız etmek istemiyor ve iş ortamında maalesef ki ihlaller had safhaya geliyor. Sendikalaşma oranının artması gerekiyor ve bütün bu ihlallerin bitmesi gerekiyor.

Biz, iş sağlığı ve güvenliği anlamında, Kocaeli’deki ve Türkiye’deki tüm bu ihlallerin tespit edilerek iş cinayetlerinin bitirilmesi için bir Meclis araştırması açılmasını öneriyoruz parti olarak ve bunu tüm işçiler adına, tüm emekçiler adına Meclisten talep ediyoruz.

Teşekkürlerimi sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Fahrettin Ağabey, yavaş yavaş...

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Teşekkür ediyorum. Kürsüye çıktım, uyarıyı aldım; yavaş yavaş söyleyeceğim!

BAŞKAN – Süreniz sadece beş dakika ama Sayın Yokuş!

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak her çalışanın en temel hakkıdır. İşçilerin güvenliğini sağlamak devletin ve işverenlerin görevidir. Ülkemizde işçilerin sağlığı ve sağlıklı koşullarda çalışmaları konusunda yeterli önlemler ne yazık ki alınmamıştır. İş güvenliği tedbirlerinin yeterince alınmaması, her yıl binlerce emekçinin iş yerlerinde hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. İş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle on binlerce kişi ayrıca sakat kalmakta ve ağır hastalıklar geçirmektedir. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının yaşanmasına sebep olan en büyük etkenler arasında; taşeronlaşma, özelleştirme, sendikasızlaşma, denetimsizlik, esnek istihdam politikaları, ağır çalışma şartları ve kayıt dışı istihdam vardır. Özellikle, madenlerde, inşaatlarda, tarım alanlarında, fabrikalarda yaşanan iş kazaları maalesef büyük facialara ve acılara sebep olmaktadır. Avrupa Birliği'nin resmî verilerine göre ülkemiz, Avrupa’da iş kazaları ölümlerinde maalesef 1’inci sıradadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin 2021 yılı verilerine göre de -geçen yıl yani- 2.170 işçimizi iş kazalarında maalesef kaybetmiş bulunmaktayız.

Değerli milletvekilleri, hâlihazırdaki yasal düzenlemeler, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemekte yetersiz kalmaktadır. Ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yasal düzenlemeler maalesef yetersizdir. Çalışanın yaşamını ve sağlığını önceleyen yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır. İş sağlığı ve güvenliği uzmanları, sanayimizin denetiminde hayati öneme sahip görevler yapmaktadırlar. Riskli alanlarda riski azaltmak için önlem ve tedbirler alan, bu önlemleri denetleyen iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarına yüklenen sorumluluk çok fazladır ancak yaptırım yetkileri maalesef yetersizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Yaptırım gücünün eksikliği, sanayide işverenin de nasıl olsa iş güvenliği uzmanları var diye sorumluluktan kaçması iş kazalarına ve ihmallere sebebiyet vermektedir. Ülkemizde iş güvenliği denetimi zorunluluğu olmasına rağmen hâlâ iş güvenliği denetim hizmeti almayan firmalar bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, iktidar bu alanda en başta iş sağlığı ve can güvenliği için kesin ve net adımlar atmalıdır. İş güvenliği denetimini yaptırmayan firmalar diğer sektörlere de kötü örnek olmaktadırlar. Ayrıca, özel sektörde iş güvenliği uzmanı olarak görev yapan çalışanlar düşük ücretle riskli iş kollarında hizmet veriyorlar. Özellikle, yapı denetiminde olduğu gibi daha işlevsel ve denetlenebilir bir sistemin oluşturulması şarttır.

Sürem bitti, devamı yarın.

Hoşça kalın. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konu iş sağlığı ve güvenliği ancak biraz önce İl Başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu'nun cezasının Yargıtay 3. Dairesi tarafından onandığını ve siyasi yasak getirildiğini öğrendik. Öncelikle bundan bahsetmek istiyorum çünkü alınan bu karar tamamen haksız ve hukuksuz alınmış bir karardır; yargının artık tamamen baskı altında olduğunu, bağımsız olmadığını gösteren bir karardır. Buradan bir tek cümleyle size şunu söylemek istiyorum değerli arkadaşlar: Yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar) Ne zaman duracaksınız? Ne zaman bu yolda yürümekten vazgeçeceksiniz? Ama ne yaparsanız yapın, bizleri yıldıramayacaksınız, bizim mücadelemiz devam edecek ama yarın öbür gün bu yaptıklarınız sizin karşınıza çıkacak, sizin önünüze çıkacak. O yüzden bu kürsüden sizi bir kez daha uyarmış olalım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, iş sağlığı ve güvenliği, aslında bu bir masal, bir masaldan bahsedeceğim şimdi size. Bir zamanlar ülkeyi yöneten iktidarın Avrupa Birliğine girmek gibi bir hedefi vardı; bu hedef doğrultusunda da 2005 yılında Avrupa Birliği müzakerelerine başlandı, sonrasında, Avrupa Birliğine uyum normları altında, uyum için birtakım yeni kanunlar ve yönetmelikler çıkarıldı. İşte, bu süreçte de 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdi. 2012 yılında yürürlüğe giren bu Kanun iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına ve mevcut şartların iyileştirilmesine yönelik düzenlemeleri içeriyor. Sonrasında, bu yeni düzenlemeyle beraber, bir iş sağlığı ve güvenliği eğitim furyası, uzman eğitimi furyası başladı. Kanun’da tanımlanan ortak sağlık güvenlik birimlerinin ve bu işle ilgili yetkilendirilen firmaların açıldıklarını, bunun da bir furya olarak devam ettiğini gördük yani bir eğitim ve şirket açılma furyasıyla karşılaştık. Aslında sonuç olarak, her şeyin özde değil, sözde yapılan bir uygulama olduğunu gördük. İş sağlığı ve güvenliği başta işçiler olmak üzere tüm çalışanların güvenli bir ortamda çalışması için çok önemliyken iktidarın amacının sadece istatistiklerde uzman ve şirket sayısını artırmak için bu kanun ve yönetmelikleri çıkardığını da hepimiz yaşayarak gördük çünkü ben de sistemin içinde çalışmış bir iş sağlığı ve güvenliği uzmanıyım değerli arkadaşlar. Deveye sormuşlar “Boynun neden eğri.” diye, “Nerem doğru ki?” demiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Her alanda yürütülen samimiyetsiz uygulamaların bu alanda da yürütüldüğünü hep birlikte görüyoruz, sorunların büyüklüğü de zaten buradan başlıyor.

Kanunun 10’uncu yılı, Bakanlık hâlâ bir sistem kuramamış durumda. Sürekli dijital dönüşümden bahsediyorsunuz ama bir İSG yönetim sistemi, bir on-line denetim sistemi bile kurulmamış durumda; müfettiş sayıları yetersiz, denetimler yapılamıyor. İş güvenliği uzmanları -dilimizde tüy bitti, yıllardır söylüyoruz- maaşını aldığı işvereni Bakanlığa şikâyet etmekle zorunlu tutuluyor kanunla. Ben de buradan size sürem bitmeden sorayım: Hangi uzman maaşını aldığı işvereni iş kaygısı duymadan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına şikâyet edebilir? Neresinden tutsak dökülen bir sistemle karşı karşıyayız aslında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Her yıl 2.000’in üstünde çalışan iş cinayetlerine kurban gidiyor. Bu kadar cinayetin işlendiği bir durumda, sonucun bu olduğu bir durumda elbette ki böyle bir Meclis araştırmasının açılmasını biz de destekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın İlyas Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun araştırma önergesi üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 yılında AK PARTİ Hükûmetimiz tarafından, ülkemiz ihtiyaçları doğrultusunda, tüm sosyal tarafların da görüşleri alınarak çıkarıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş sağlığı ve güvenliği açısından, çalışma hayatına ilişkin, çalışma ortamının mevzuata uygun olup olmadığını denetleyip teftişler yapmaktadır. Teftiş ve denetimler yıllık programlı ve program dışı olarak yapılmaktadır; bu kapsamda, Kocaeli ilinde ve ülkemiz genelinde iş sağlığı ve güvenliği yönünde son beş yıl içerisinde yapılan teftişlere ilişkin istatistiki bilgilere bakacak olursak, 2018 yılında programlı 9.294 ve program dışı 3.555; 2021 yılında programlı 13.043, programsız 2.613 ve 2022 yılında da 5.951’i programlı ve 714 bini de programsız olarak teftişler yapılmış; bu, Türkiye geneli. Kocaeli’ye baktığımızda, Kocaeli’de 2018 yılında 169’u programlı, 128’i program dışı; 2021 yılında 403’ü programlı, 67’si program dışı ve 2022 yılında da 222 tanesi programlı ve 20 tanesi de program dışı olmak üzere teftişler yapılmıştır, bu kapsamda teftişler yapılmış. Ayrıca, sendikaların iş yeri üç-dört yıldır denetim yapılmadığı konusunda önergede bir ifade var. Bu ifade üzerine TÜRK-İŞ temsilcileriyle, HAK-İŞ temsilcileriyle ve DİSK sendikalarının temsilcileriyle bir telefon görüşmesi yaptım ve önergede böyle bir iddia var. “’Üç-dört yıldır teftiş yapılamıyor.’ diye sizin adınıza kullanılan bir söz var, doğru mu?” diye söyledim “Elhak tamamı doğru değil, tamamıyla yanlıştır, teftişler yapılmaktadır.” diye de kendileri bizzat bunu ifade ettiler, hatta bu, DİSK’in Genel Başkan Yardımcısıydı.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Kocaeli, ülkemizde üretim ve dolayısıyla istihdamın üssü olması nedeniyle de ülke ekonomisine ve bütçesine ilk sırada katkı sağlamaktadır. 2020 yılında 49.020 iş yeri sayısıyla Türkiye’deki iş yeri sayısının yüzde 2,5’i, yine 2020 yılında 656.401 çalışan sayısıyla Türkiye çalışanının yüzde 3,27’sini oluşturmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İLYAS ŞEKER (Devamla) - Kocaeli’nde 2021 yılında iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalı sayısı 47 olup 43’ü iş sağlığı ve güvenliği eğitimi almıştır, 2022’de 11 işçimiz vefat etmiştir ve 11 işçinin 11’i de iş sağlığı ve güvenliği eğitimi almıştır. 631 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun yayımlanmasından bugüne kadar iş yeri sayısının yüzde 21,7; çalışan sayısının yüzde 52,9 artmasına rağmen 100 binde işçide ölümlü iş kazası ve meslek hastalığı oranı yüzde 40 oranında azalmıştır.

Yine, Kocaeli’nde işçi ölümünün fazla olduğu iddiası var; bu da tamamıyla doğru değildir, tamamıyla yanlıştır. Elimizde iş kazası nedeniyle yüz binde ölen işçi sayıları var: Hakkâri 1’inci sırada 27,4; Şırnak 2’nci sırada 11,6; Artvin 3’üncü sırada 20,4; Kocaeli 38’inci sırada yüzde 10,9; bunlar 2018’in verileri. 2020’de ise yine Kocaeli 38’inci sırada 3,6 oranıyla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şeker.

İLYAS ŞEKER (Devamla) – Doğruları içermediği için bu önergeye katılmadığımı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, sataşma yok ama “Doğruları içermiyor.” iddiasında bulundu. Bizim elimizdeki veriler...

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir, teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben cevap hakkını kullansın diyecektim.

BAŞKAN – Efendim...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yerinden bir...

BAŞKAN – Ama böyle bir usulümüz yok ki biliyorsunuz Meral Hanım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Ben kullanmak istiyorum ama sayılar yanlış oldu.

BAŞKAN – Yani herkesin... Bakın, sataşma yok, bir sövme yok, şu yok bu yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayılar...

BAŞKAN – Bakın, Sayın Gergerlioğlu bir bakış açısıyla kendi düşüncelerini değerlendirdi yani aynı şeyi de Sayın Şeker yaptı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bakanlığın verilerini kullanıyoruz, resmî verileri kullanıyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamam o zaman tutanaklara geçsin.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Efendim, sayılar yanlış verildi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin, hatibimizin söylediği verilerin doğrulanmadığını söyledi ancak bizim verdiğimiz veriler bilimsel, resmî kayıtlardır. Bu sadece...

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sendikalarla görüştük, “Yok öyle bir şey.” diyorlar. Ölüm oranlarına bakıyoruz, istatistikte yok öyle bir şey.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – 99 ölüm var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Yok bir şey." diye bir şey olmaz. Yani sözlü bir cevabı böyle yokmuş gibi...

BAŞKAN – Sayın Beştaş, müsaade ediniz. Bakın, çok değişik kaynaklardan veri alıp kullanabilirsiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama “sözlü bir cevap” diyor yani.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin sayılarını veriyoruz biz.

 BAŞKAN – Bütün veriler birbiriyle uyuşacak diye de bir şey yok, rica ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, öneriyi okutup işleme alacağım.

 

 

 

12/5/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/5/2022 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                       Engin Özkoç

                                                                                          Sakarya

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan eczacıların yaşadıkları sorunların ve ilaca erişimde karşılaşılan sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/5737) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 12/5/2022 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın İrfan Kaplan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eczacılık mesleğinin sorunları için Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu’na verilen cezayı da kınıyorum. 14 Mayıs Eczacılık Günü dolayısıyla tüm eczacı meslektaşlarımın Eczacılık Günlerini de kutluyorum.

İnsan sağılığı için en öncelikli ihtiyaç olan ilaçlar da ne yazık ki zamlardan ve döviz kurundaki dalgalanmalardan nasibini aldı. Vatandaşlarımız kemer sıkmak adına her şeyden kısabilir ama ilaç ve tedavi masraflarından kısamaz. Sağlığın şakası yok, sağlık gidince geri gelmeyebilir.

Değerli milletvekilleri, şubat ayında ilaç fiyatlarına kur farkından dolayı yüzde 37,5 zam geldi. Alım gücü düşük olan vatandaşlarımızın beli bu fiyatlardan dolayı iyice büküldü. Vatandaşların cebini hiç düşünmeyen AK PARTİ Hükûmeti, tabii ki vatandaşlarımızın sağlığını da düşünmüyor. Sağlık alanında yaşanan bu krizin en büyük sıkıntısı eczacılık hizmetleri ve ilaç fiyatlarında yaşanıyor.

Mensubu olmaktan gurur duyduğum eczacılık mesleği, temelinde, vatandaşların ulaştığı ilk sağlık birimidir. Dolayısıyla hastaların teşhis konduktan sonra ilk uğradıkları yer olan eczaneler vatandaşların alacakları ilaçları hastalara ulaştırması açısından hayati önem taşımaktadır. Sağlık Uygulama Tebliği'ndeki fiyatların çok üzerinde seyreden döviz kuru, ilaç üretimi ve ithalatını ciddi şekilde yavaşlatmıştır. Eczacılık mesleği bu ve buna benzer birçok sorunla karşı karşıya iken ne yazık ki 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü'nü buruk kutlamaktayız. Araştırma önergesini verdiğimiz tarihte eczanelerde yaklaşık bine yakın ilaç bulunamıyordu, bin kalem ilacın büyük bir bölümünün muadili dahi yoktu. Vatandaşlar ilacı bulamayınca sorumlu olarak eczacıları görmekte ve bu kriz eczacılar ile vatandaşları karşı karşıya getirmektedir. Eczacılara yönelik artan şiddet olayları da bu durumu doğrulamaktadır. Covid-19 sürecinde bağışıklık güçlendirici takviyelerin alımının artmasıyla birlikte besin takviyesi, vitamin, bağışıklık güçlendirici sağlık ürünlerinin AVM'lerde, internet üzerinde, aktarlarda, zincir marketlerde, bakkallarda satılması toplum sağlığını ciddi bir tehdit altına almıştır. Sağlık ve sağlığa dair tüm ürünlerin sadece eczanelerde satılması gerekmektedir. İlaçta reklam da bilinçsiz tüketimi artırmakta ve sağlık için değil, para için bu işi yapan ilaç sanayisi ve reklam şirketleri halk sağlığını hiçe saymaktadır.

Değerli milletvekilleri, bir diğer önemli sorun ise devletin aldığı muayene ücretinin eczacıların sorumluluğuna verilmiş olmasıdır. Muayene ücreti tahsildarlığı eczacılarla vatandaşlar arasında sıklıkla gerilime yol açmaktadır.

AK PARTİ Hükûmeti ilaç alanındaki yeni düzenlemeleriyle eczacılara daha çok iş yükü yüklemiş ancak daha az kâr payı olarak bırakmıştır. Birçok eczacı bu kötü yönetim ve düzenlemelerle birlikte iflas etme noktasına gelmiştir. Bir yandan ilaç bulunamazken bir yandan da eczaneler vatandaşlara hizmet verebilmek, vatandaşlarımızı mağdur etmemek adına veresiye defteri tutmaya başlamıştır. Geldiğimiz bu noktada, gerek ilaç tedarikçileri gerek eczaneler gerekse vatandaşlarımız mağdur olmaktadır.

Eczacılık mesleğinin ülkemizdeki kalitesini artırmak için yurt dışına sıkça seyahat etmek durumunda kalan ve 1’inci derece kamu hizmeti gören, kamuda, özel sektörde çalışan eczacılarımıza yeşil pasaport hakkı tanınması da gerekmektedir. Emekliden, işçiden, memurdan alınan katkı payının da kaldırılmasını talep ediyoruz. Plansız açılan eczacılık fakülteleri de istihdam sorununu beraberinde getirmekte ve eczacılık mesleğinin niteliğini düşürmektedir.

Tüm bu mağduriyetlerin giderilmesi için Anayasa’nın ve Meclis İçtüzüğü’nün bize verdiği hak uyarınca bir araştırma komisyonu kurulmasını ve bu sorunlara partiler arası bir uzlaşma ortamında çözüm aranmasını talep ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İRFAN KAPLAN (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman eczacılarımızın yanında olduğumuzu belirterek yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen bu onurlu mesleği yürüten, büyük fedakârlık, özveri ve sabırla çalışan, kesintisiz sağlık hizmeti sunan meslektaşlarımın sorunlarının çözüme kavuşacağı ve sağlık danışmanlığının önem kazanacağı yarınlar diliyor, sağlıklı günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eczacıların sorunlarının araştırılmasıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu Meclis araştırması önergesi üzerine İYİ Parti Grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eczacılar, hastalıkların tanı kademesinde pek çok adımda, tedavi kademesindeyse her adımda olan bir sağlık meslek kuruluşudur. Ülkemizde 2021 yılı itibarıyla 53 eczacılık fakültesinde okuyan 15.880 öğrenci vardır, bunlardan 2.082 tanesi mezun olmuştur. Bizde 2021 yılı itibarıyla 26.508 kişiye bir eczane düşmekte olup bu oran İngiltere için 4 bin, Almanya için 3.031 ve Fransa için de 3 bindir.

Hükûmet eczacılara kendi asli görevleri yanında başka görevler de yüklemektedir. Modern hukuk, modern ülke yönetiminde olmayan birtakım Orta Çağ zihniyeti eczanelerde uygulanmaktadır. Örneğin, bir reçeteye 3 kalem kadar ilaç yazıldığında devlet eczacıdan 7 lirayı tahsil etmeyi istemektedir, 3 kademeden sonra ise her kademe için ilave 1 lira tahsil edilmesini istemektedir. 1 Türk lirası ödenmesi çok şey değildir ama emekliler için ve diğer vatandaşlar için bu problem yaratmakta ve vatandaşla eczacı arasında sürekli bir sürtüşmeye neden olmaktadır. Hastanın hastalığı 3’ten fazla ilaç gerektiriyorsa kusur hastanın mı veya hastalığı ilaçsız tedavi olmuyorsa kusur yine hastanın mı? Hasta muayene olur olmaz bu ücret sisteme düşmemekte ve gittiği eczanede o gün görmemekte ancak takip eden günlerde eczaneye gittiği zaman bu ücreti, eczacı, hastadan tahsil etmek zorunda kalmaktadır; ondan sonra da hasta ile eczacı arasında sürtüşmeler başlıyor veya hekim hangi ilacı yazdıysa o etkin maddeli en ucuz ilacı eczacı vermek zorunda. Bazen bu ilaçlar piyasada bulunmamaktadır ama fiyat listesinde görüldüğünden dolayı yine eczacılar ile hastalar arasında birtakım sürtüşmelere neden olmaktadır ve arada çıkan farktan dolayı -ki en çok tedavi olan ve ilaç alan yaş grubu emekliler olduğu için- aradaki fark miktarı hastalar için özellikle emekliler için büyük bir sorun teşkil etmektedir. 2.500 lira emekli parası alan insan için ödeyeceği 10 lira, 20 lira, 30 lira, bazen de 100 lira büyük bir meblağdır. Pek çok ithal ilaç günümüzde dövizin yükselmesi sebebiyle miktar olarak ihtiyaca cevap veremiyor. Firma, ilacı piyasadan tüm çekse ruhsatı iptal olacak, onun yerine çok az miktarda vermekte ve eczacılar bu ilaç ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekmekte veya karşılayamamaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Eczacıların en büyük müşterisi devlettir. Eczacı, faturasının bedelini doksan günde almaktadır, bu ise enflasyonun yüzde 70 ve takip eden günlerde daha fazlası olması durumunda eczacılar ile devlet arasında problem yaratmaya adaydır. Onkolojide ise günübirlik ilaçların hastane tarafından verilmesi eczacılık mesleğine getirilmiş bir sorundur, problemdir. Devlet isterse ilacı kendi veriyor, isterse eczacıya verdiriyor; bu da çözülmesi gereken bir sorundur. AK PARTİ Hükûmeti belli ciroyu geçen eczanelerde fazla eczacıyı istihdam etmek için ya yardımcı eczacı ya da ikinci bir eczacı koymaktadır, bu ise eczacıların belli bir ciroyu geçmesine engel olmakta veya bunu dikkate almak zorunda kalmaktadırlar.

Eczacıların bu ve daha pek çok konuda sorunları vardır. Eczacıların topluma daha iyi hizmet verebilmeleri için yapılması gerekenlerin araştırılmasına dair verilmiş olan Meclis araştırması önergesini destekliyoruz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Necdet İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

14 Mayıs ve her yıl eczacılıkla ilgili problemler konuşulmakta, sorunlar gündeme getirilmekte. Aslında, bugünlerde veya özel günlerde, meslekle ilgili problemler dile getirilirken peki biz çözüm buluyor muyuz? Hayır. Eczacılar diyorlar ki: “Bilimsel Eczacılık Günü” olarak kutlanılsın.” Fakat buraya çıktığımızda biz sorunları gündeme getiriyoruz. Öyle bir hâle geldi ki, bu ülkede kim ülkenin geleceğiyle ilgili bir şeyler yapmak istiyorsa onlardan daha çok, problemlerle, sorunlarla uğraşmakta. İktidar “Her şeyi ben bilirim.” edasıyla yola çıkmakta ve hiçbir zaman da “O meslek alanında çalışan, o işi üretenlerle ilgili beraber ne yapabiliriz?” konuşulmuyor yani                          -daha sonra maddelerde de söyleyeceğim- hemşirelerle ilgili de öyle, eczacılarla da ilgili öyle, hekimlerle ilgili de öyle. “Her şeyi ben bilirim.” ve “Her şeyi bilirim, yaparım.” diyen zihniyet giderek yok ediyor. Nedir? Sağlık sektör olmaz, sağlık işletme olmaz ama Sağlık Bakanlığı bunu işletmeye dönüştürdüğü için bütün tahsilatı eczacılara yüklemiş. Yurttaş eczaneye gittiğinde eczacı yurttaşa ilaç verirken, ateşi olan çocuğun ateş ilacını verirken parası var mı yok mu diye düşünüyor. Az önce arkadaşımız söyledi, eczanelerde artık veresiye defteri tutulmakta. Bu veresiye defteri tutulurken nedir problem? Tedavinin en önemli aşamasında, iyileşmenin en önemli aşamasında kullanılan ilaç alınamıyor. Nedir? Yoksulluk ve ekonomi politikaları.

Peki, eczacılığı başka ne yaptınız? Bir taraftan tahsilat şekline dönüştürürken eczacılık fakültelerini diploma verecek kurumlara dönüştürdünüz. Her yerde “üniversite” adı altında fakülte açılıyor, burada gerçekten nitelikli eczacı yetişiyor mu yetişmiyor mu böyle bir dert yok. Başka ne oluyor? Eczacılar, kendi meslekleriyle ilgili problemleri gündeme getirdiklerinde şunu söylüyorlar: Siz, Türk lirasını koruyamazsanız -dövize rağmen- döviz yükseldiği zaman bunu beceremezseniz ve fiyat belirlemede tek kalem -ilaç denetleme kurulu gibi, ilaç önleme komisyonu gibi- SGK ve Sağlık Bakanlığı olursa ne oluyor? Bazı ilaçlar dünyada var, Türkiye'de yok. Nedir? Hipertansiyon ilaçlarının bir kısmı yok, şeker ilaçlarının bir kısmı yok, KOAH hastalığının bir kısım ilaçları yok, kanser ilaçlarından söz etmek istemiyorum. Ve ne oluyor? Bu ilaçlar olmayınca ilaç yazan hekim suçlu oluyor, ilacı vermeyen eczacı suçlu oluyor, hasta hastalığıyla baş başa kalıyor, giderek ilerliyor, kronik hastalığı ilerliyor veya ölümle karşı karşıya kalıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Ve birçok milletvekiline telefon geliyor. Öyle bir hâle getirdiniz ki sağlığın her alanını bitirdiniz ama AVM'lerde, internette her türlü ilaç satışı var, vitamin satışı var, besin takviyesi var, immün hastalıklarla ilgili, bağışıklıkla ilgili destekleyici ilaçlar var ama gerçek sağlığa ihtiyacı olanlarla ilgili hiçbir şey yok. Bir diğer konu ne? Eczacılar kiralarını ödeyemiyorlar, çalışanlarının maaşını ödeyemiyorlar. Eczacılar -Batman'da konuştum- 7 bin lira, 9 bin lira elektrik parası veriyorlar. Elektriğe zam, doğal gaza zam, ilacın fiyatını baskılamak için -durduruyorsunuz- ilaç piyasada yok. Eczacılar kan ağlıyor; onları dinleyelim, destek olalım.

HDP olarak şunu söylüyoruz: Sağlıkta eşit, erişilebilir, ücretsiz bir sağlık politikası geliştirilmesi lazım. Gelin emeklilerden fark almayın, gelin yurttaştan fark almayın, ilacı ücretsiz yapalım, sağlığı ücretsiz yapalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Selim Gültekin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELİM GÜLTEKİN (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi, Niğdeli hemşehrilerimizi ve sağlık sisteminin vazgeçilmez meslek grubu olan kıymetli meslektaşlarım tüm eczacılarımızı saygıyla selamlıyorum.

Valiler kararnamesiyle Sivas Valiliğine atanan Yılmaz Şimşek Valimizin ve Niğde Valiliğine atanan Mustafa Koç Valimizin yeni görevlerinin hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'de ilk eczacı sınıfının açıldığı 14 Mayıs 1839 tarihi esas alınarak ülkemizde 14 Mayıs tarihi Eczacılık Günü olarak kabul ve ilan edilmiştir. Bilimsel eczacılığın 183’üncü yıl dönümünde mesleğini büyük bir özveri, fedakârlık ve sabırla yürüten, başta sevgili eşim olmak üzere, tüm eczacılarımızın 14 Mayıs Eczacılık Günü'nü kutluyorum.

Covid-19 salgını sürecinde hayatını kaybeden kahraman eczacılarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum. Yine, sabır ve şefkatle hizmet eden tüm hemşirelerimizin 12 Mayıs Hemşireler Günü’nü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında eczane açan bir eczacı olarak o yılların gerçekten meslek adına en sıkıntılı, bir daha yaşanmasını istemeyeceğimiz yıllar olduğunu ifade etmek istiyorum. Öyle ki 2001 krizi en çok sağlık sistemini etkilemiştir. İlaçların gerçekten yoka girdiği, reçetedeki ilaçların karşılanamadığı, hastaların reçete faturalarını hesaplatıp cebindeki paraya göre reçetedeki bazıları ilaçlarını alabildiği dönemleri hem biz eczacılar hem de ülke olarak hep birlikte yaşadık.

Yine, kesilen reçete bedellerinin eczanelere geri ödeme sürelerinin yüz seksen günü bulduğu ve bu nedenle eczanelerin kapandığı veya kapanma noktasına geldiği durumu 2000 öncesi dönemde yaşadık.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Şimdi de öyle.

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK PARTİ olarak “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla sağlıktaki büyük dönüşüm sonrası insan odaklı, teknolojiye ayak uyduran yeni bir sağlık sistemine hep birlikte kavuştuk.

Hatırlayalım, eskiden eczanelerde hastaya verilen ilaçların kupürleri kesilirdi. Böyle ilkel bir yöntemi dünyada referans olan ve birçok ülkede kullanılmaya başlanılan, örnek dijital projemiz olan ilaç takibi sistemimizle ortadan kaldırdık. İlaç takip sistemi sayesinde ilaçlardaki tedarik sorunu erken uyarıyla kontrol edilmekte ve böylece ilaç politikalarına yön verilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca, ürün takip sistemiyle de tıbbi cihaz takibi ve eczanelerde satışı sağlanarak eczanelerimizin ekonomisine katkı da sağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, 27’nci Yasama Dönemimizde eczacılarımızın yararına işlere de imza attık. Serbest faaliyet gösteren eczanelerimizin birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık kuruluşu olmasını bu dönemde hayata geçirdik. Yine, halkımızın kaliteli, etkili, güvenli ürünlere ulaşmasında öncü ve referans kurumumuz olan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumumuzda önemli görevi üstlenen kıymetli eczacılarımızın ücretlerinde önemli iyileştirmeyi de bu dönemde sağladık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – Yine, bugün görüşülmekte olan sağlıkta şiddeti önleme kanun teklifimizle de eczacılarımızın da içerisinde olduğu tüm sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı ciddi yaptırımları da hep birlikte gerçekleştiriyoruz.

Ayrıca ilk imza sahibi olduğum ve AK PARTİ’li eczacı milletvekillerimizle birlikte imzaladığımız Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimizi de yakın zamanda Genel Kurula getirerek belediyeler tarafından eczane “E” tabelalarından vergi alınmaması hususunu da kıymetli eczacılarımıza sağlamış olacağız.

Eczacılarımızın beklentisi, ilaç fiyat kararnamesi için de Bakanlık düzeyinde AK PARTİ’li Eczacı Milletvekili olarak görüştüğümüzü ve takip ettiğimizi de ifade ediyor, sağlık sistemimizin olmazsa olmazı kıymetli eczacılarımızı, eczane teknisyenlerimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi  grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1. -Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 323) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 9 ila 17’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz, İYİ Parti Grubu adına Sayın Hasan Subaşı’nın.

Sayın Subaşı, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü hakkında konuşmak için partim adına söz aldım.

Görüşmekte olduğumuz teklif, toplumun giderek artan, en yakıcı sorunlarından olan kadına şiddet ve sağlıkta şiddet suçlarını önlemeye dönük caydırıcılık amacıyla özensizce düzenlenmiştir. Teklifle takdiri indirim nedenleri sınırlanıyor, tutuklamada katalog suç düzenlemesi getiriliyor, suçun kadına karşı işlenmesi nitelikli hâl kapsamına alınıyor, ısrarlı takip suç olarak TCK’de düzenleniyor, uzlaşma dışı bırakılıyor, şiddet mağduru kadınlar için avukat görevlendirilmesi yapılıyor. Kasten yaralama suçunun, işkence suçunun ve tehdit suçlarının mağdurunun kadın olması hâllerinde cezaların belli oranlarda artırılması öngörülüyor. Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi suçunun konusunun sağlık hizmetleri olması durumunda, verilecek cezanın altıda 1 oranında artırılması öngörülüyor. Özetle, teklifin en temel özelliği kadına karşı şiddet suçu ile sağlıkçılara karşı işlenen şiddet suçlarında cezaların belli oranlarda artırılmasıdır. Cezalar artırılmış olsa da infaz yasasındaki değişiklikler ve uygulamalar nedeniyle, hükümlüler hakkında şartlı tahliye ve denetimli serbestlik, cezaların ertelenmesi, hapis cezasının alternatif yaptırıma dönüştürülmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi alternatif çözümler nedeniyle de infazlar yapılamamakta; üstelik, kadına karşı şiddet suçlarında “cezasızlık” algısı yaratılmaktadır. Cezaların infazı mümkün olmadıkça kadına karşı şiddetle mücadelede sonuç almak son derece zordur. Kadına karşı şiddetle mücadelede caydırıcı ceza politikaları bu politikaları uygulayacak ciddi bir iradeyle, bütün kurumlarıyla bütüncül devlet politikaları uygulanmadığı sürece ve en önemlisi “toplumsal cinsiyet eşitliği” anlayışı yerleşmediği sürece yasaların değiştirilmesi, cezaların artırılması şiddetle mücadelede sonuç vermeyecektir.

Kadına karşı şiddeti önleme konusunda Avrupa Konseyi tarafından düzenlenen uluslararası sözleşme, ilk imzacısı olduğumuz ve Mecliste bütün parti gruplarının onayladığı ve toplum tarafından büyük ölçüde benimsenmiş ve memnuniyetle karşılanmış İstanbul Sözleşmesi, maalesef, 20 Mart 2021 tarihli 3718 sayılı Karar’la, Cumhurbaşkanının tek başına iradesiyle feshedilmiş, hayati sayılabilecek uluslararası sözleşme, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi hilafına yok sayılmıştır.

Yine, pandemi sürecinde büyük fedakârlıklarla çok ağır ve zorlu şartlarda çalışan sağlıkçılarımız için hiçbir iyileştirme yapılmaz ve takdir görmez, üstelik şiddete maruz kalırken, yurt dışında çözüm arayanlar için Cumhurbaşkanı tarafından “Giderlerse gitsinler.” şeklinde tahkir edici ifade kullanılması toplumda ciddi rahatsızlık yaratmıştır. Siyasi sonuçları olabileceği kaygısıyla da bu iki konu özensizce ele alınarak toplum yatıştırılmak istenmiştir. Bu yasa teklifinin geliş nedeni budur. Her zaman olduğu gibi ilgililerin, etkin kadın kuruluşları ile sağlıkçıları temsil eden kurumların, barolar ve muhalefetin itirazları dikkate alınmadan üstünkörü bir torba yasa teklifi olarak Meclise sunulmuştur. “Üstünkörü” diyorum çünkü söz konusu olan kadına şiddet suçunun tanımı dahi yapılmadan sadece cezalar artırılarak Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı biçimde düzenleme yapılmıştır. Oysa, kadına şiddet suçu ayrımcılığa dayanan, kadın-erkek eşitliğine inanmayan erkek egemen görüşten kaynaklanan bir suçtur, bir insan hakkı ihlalidir. Adalet Komisyonundaki konuşmamda bu suçun Türk Ceza Kanunu'nda tanımlanması gerektiğini, aksi hâlde sadece cezaları artırıyor olmanın beklenen yararı sağlamayacağı gibi özensizlik nedeniyle kadınlara uygulanacak cezaları artırabilir demiştim çünkü öylesine düzenlenmiş ki kadın kadını tehdit ettiğinde ya da kavgayla yaralanmalara neden olduklarında erkeklerden daha ağır cezalara çarptırılabileceklerdir. Bunun üzerine, kanun teklifini savunan bir vekil yarı şaka ya da yarı ciddi bana cevap olarak “Kadınlar naif yaratıklardır, kavga ve tehdit onlara yakışmaz. Onlar kavga etmez.” benzeri sözleriyle karşılık vermişti. Bu karşılık bile farkında olmadan söylenmiş egemen bir bakış açısını sergiliyordu. Bu bakış açısı kadının yerini, konumunu, yapması gerekeni, kendisine yakışanı yakışmayanı tanımlayan ezber kalıplarıydı. Oysa kadınların da erkekler gibi bu suçları işleyebilecekleri hepimizin malumudur. Bu suçları erkek, erkeğe karşı işlediğinde daha az ama kadın, kadına karşı işlediğinde ağırlaştırılmış cezalar söz konusu olabilecektir. Hatta bazı hâllerde beklenmeyen tutuklamalar bile karşımıza çıkabilecektir. Bu kanunun amacı, tabii ki bu değildir ama hiçbir itirazın dikkate alınmaması, hazırlandığı gibi kabul edilme zorunluluğundandır. Talimat o şekilde gelmiştir.

İstanbul Sözleşmesi’ndeki tanıma göre, “kadına karşı şiddet”ten kadınlara karşı bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsin, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dâhil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır; İstanbul Sözleşmesi bu şekilde tanımlamıştır kadına şiddet suçunu. İYİ Parti olarak bu konudaki görüşümüzü “İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Vizyonu” kitapçığımızda yazılı taahhüt altına almış, İstanbul Sözleşmesi'ne geri dönüleceği beyan edilmiş, kadına karşı şiddet suçu açıkça anlatılmış olup Türk Ceza Kanunu'nda “kadına karşı şiddet” adı altında yeni bir suç olarak düzenleme yapılması öngörülmüştür. İşte, bu tanımlardan anlaşılacağı üzere, bu suçun bir ayrımcılıktan, eşitsizlikten, erkek egemen bir bakıştan kaynaklandığı, bir insan hakkı ihlali olduğu açıktır ve bazı çevreleri de bu rahatsız etmektedir çünkü onlara göre eşitsizlik kadının fıtratındandır. Kanun teklifini iktidar adına sunan vekiller konuşmalarında “Merhametin giderek azaldığı, azgınlıkların ise çoğaldığı bir dünyada, Türkiye, karanlıklar içinde adeta bir kandil misali etrafını aydınlatan, umutları yeşerten, güvenli bir belde konumundadır.” demişti. Oysa OECD verilerine baktığımızda, etrafımıza kandil gibi ışık saçmak şöyle dursun, Afganistan, Sierra Leone, Zambiya, Malavi gibi ülkeler kategorisinde olduğumuz görülecektir.

 

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - OECD'ye göre Türkiye'de her 100 kadının 38’i, Zambiya'da 42,7’si, Malavi'de 37,5’i fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. 156 ülke arasından 133’üncü sıradayken, bunları söylemek, sorunu çözmek yerine üstünü örtmek, gizlemek ve çözümlerden uzaklaşmak anlamına geliyor. Her gün biraz daha “insan hakları” kavramından uzaklaşan ülkemiz maalesef sorunlarını da çözmekten giderek uzaklaşmaktadır. Her torba kanun düzenlemesinden sonra olduğu gibi bu teklifin de ilerleyen zamanda tekrar Meclis gündemine geleceğini düşünüyor, sözlerime son verirken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Nevin Taşlıçay, buyurun.

MHP GRUBU ADINA NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Kadının Türk toplumundaki yeri ve önemine dair etnografik eserler ve tarihî kaynaklarda sayısız örnekler bulunmaktadır. Faslı seyyah İbn Battuta, gezdiği Türk illerinde hatunların nüfuzlarından, bey ve sultanlardan gördükleri hürmetten sitayişle bahsederken Türk illerinde kadınların siyasal alanda ve sosyal hayatta muayyen bir protokol esasına göre karşılandığını ve hürmet gördüğünü aktarmıştır. İbni Fadlan, Volga boylarında Türkler arasında gezerken kadınların erkeklerle birlikte her türlü sosyal aktiviteye katıldıklarından, dinî ve resmî şölenleri bizzat yönettiklerinden bahseder. Orhun Yazıtları'nda, Yenisey Yazıtları'nda, Dede Korkut'ta ve aktarılan sözlü kültür öğelerimizin hemen hepsinde kadının Türk toplumundaki yeri olması gerektiği gibidir. Türk milleti için tarihin altın devirlerinden bozgun zamanlarına, dirlikte ve yoklukta, barışta ve savaşta kadın her zaman varlık göstermiş ve saygı görmüştür.

Binlerce yıldır süregelen kültür birikimimiz, medeniyet telakkimiz ve sosyal yaşam kurallarımız üzerinden meydana gelen kültürel erozyon sonucunda ne yazık ki kadına yönelik şiddet son yıllarda gündemimizde fazlasıyla yer almıştır. Yaşanan olaylar toplumsal psikoloji üzerinde derin tesirler bırakmıştır.

Kadına yönelik şiddetin sonlandırılması için ortaya konulan çalışma ve çabaları takdir etmekle birlikte bu çabaların toplumsal düzeyde “sıfır şiddet, sıfır mağduriyet” noktasına erişinceye kadar ilerletilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun bu alanda, yasal altyapının güçlenmesini sağlamış, şiddetle mücadeledeki kararlılığı ortaya koyarken toplumsal farkındalığın artışına katkıda bulunmuş ve şiddetle topyekûn mücadelede bizleri daha sağlam bir zemine taşımıştır. İlgili yasa doğrultusunda koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin şekilde uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği 81 adet şiddet önleme ve izleme merkezi kurulmuştur. Psikososyal ve ekonomik koşullara yönelik destek sağlanan bu merkezlerde düzenli aralıklarla yapılacak denetimler hizmet verimliliğini de artıracaktır. ŞÖNİM’lerde vaka inceleme, değerlendirme ve takip için istihdam edilen uzmanların sayılarında artış sağlanması da önem arz etmektedir. ŞÖNİM yetkililerinin bulundukları illerde savcılık, aile mahkemeleri, halk sağlığı, jandarma, baro, denetimli serbestlik yetkilileri ve ilgili STK’lerle gerçekleştirdiği toplantılar belirli bir takvime bağlanmalı ve düzenli şekilde de raporlaştırılmalıdır.

Kadına karşı şiddetin önlenmesine yönelik çalışmalar doğrultusunda 3.624 kapasiteli 149 kadın konukevi açılmış. Şiddete uğrayan kadınların şiddetten korunmaları, psikososyal ve ekonomik sorunlarının çözümlemeleri güçlendirilmelidir. Ve bu dönemde kadınların varsa çocuklarıyla birlikte ihtiyaçlarının karşılanması suretiyle geçici süreyle kalabilmeleri yönünde imkânlar oluşturulmuştur. Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarına göre 42 milyon 252 bin 172 kadın nüfusumuz göz önünde bulundurularak kadın konuevleri sayısının artırılması, bu doğrultuda da 5393 sayılı Belediye Kanunu’yla büyükşehir belediyeleri ve belirli nüfus şartlarına göre kadınlar ve çocuklar için konukevi  açma zorunluluğu getirilen belediyeler hususunda denetimler de aktifleştirilmelidir.

Şiddet mağduru veya şiddet görme riski altında olan kadınlarımız için geliştirilen KADES mobil uygulaması binlerce kadınımızın imdadına yetişmiş olup önemli bir koruyucu ve önleyici tedbir çalışması olan bu uygulamanın tanıtım çalışmaları yaygınlaştırılarak kadınlarımızın uygulama ve kullanımı hakkında farkındalığı da artırılmalıdır. Söz ettiğimiz alanlarda yapılacak her olumlu düzenleme, ortaya koyulacak her çaba bizleri kadını mutlu, çocuğu umut dolu yarının Türkiye’sine bir adım daha yaklaştıracaktır.

Bugün üzerinde konuştuğumuz kanun teklifiyle Türk Ceza Kanunu’nda yer alan kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet ve tehdit suçları bakımından mağdurun kadın olması hâli cezayı ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmektedir. Özellikle kadınlara yönelik şiddet içeren suçlar işlenmeden önce gerçekleşecek ısrarlı takip fiillerinde mağdurlara gerekli güvencenin sağlanması hedeflenmektedir.

Kadınlarımızın hak arama yollarını etkin bir şekilde kullanabilmeleri açısından istemleri hâlinde barodan ücretsiz avukat gönderilmesi imkânı getirilmektedir.

Sunulan kanun teklifiyle yapılan düzenlemede Türk Ceza Kanunu 62’nci maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle takdir indirimi nedenleri belli konulara münhasır kılınmakta, failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şekli tutum ve davranışlarının takdir indirimi nedeni olarak dikkate alınmayacağı hükme bağlanmakta ve böylelikle, takdir indiriminin uygulama alanı sınırlandırılmaktadır yani failin salt indirim almaya yönelik kılık ve kıyafetine özen göstermesi, takım elbise giymesi, kravat takması gibi duruşmadaki şekli tutum ve davranışları takdir indirimine konu olmaktan çıkarılmaktadır. Böylelikle, toplumumuzda “kravat indirimi” olarak bilinen ve vicdanlara rahatsızlık veren bu konu ortadan kalkmaktadır. Bu güzel gelişme doğrultusunda ifade etmek isterim ki iyi hâl ve saygınlık, kadına yönelik şiddet suçunun faili olup hâkim karşısında kravat takarak değil, ancak kadına gösterilen samimi sevgi ve saygı nispetinde kazanılacaktır.

Kanun teklifinin bir diğer kıymetli yanı ise mezkûr teklifte yalnızca kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu değil aynı zamanda sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı işlenen kasten yaralama suçları da tutuklamaya ilişkin katalog suçlar arasına alınmaktadır. Ayrıca teklifte hekim, diş hekimleri ve diğer sağlık meslek mensuplarının yanı sıra eczacıların da madde kapsamına alınmasından, sağlık personelinin bir çatı altında eksiksiz korunmasından duyduğum memnuniyetle teklifte emeği geçenlere eczacı meslektaşlarım adına da teşekkür ediyorum.

Son olarak TÜİK verilerine göre, nüfusumuzun yüzde 49,9’u kadındır yani nüfusumuzun yarısı. Toplumsal bütünlüğümüzün yarısı, ekonomik kalkınma hedeflerimizin, kültürümüzün, tarihimizin, talihimizin, kısacası yaşamımızın ve yaşama dair her şeyin yarısı. Bu sebeple net olarak dile getirmek isterim ki kadına şiddet insana şiddettir. Kadına şiddet insanlığa şiddettir. Kadına şiddet toplumsal bütünlüğe yöneltilmiş şiddettir. Kadına şiddet ekonomik kalkınmaya yöneltilmiş şiddettir. Kadına şiddet kültürümüze, tarihimize, talihimize yöneltilmiş şiddettir. Kadına şiddet yasaya, devlet iradesine, binlerce yıllık millet iradesine yönelik şiddettir. İradesine ve idaresine karşı şiddet uygulayanlara karşı Türkiye Cumhuriyeti devleti kudretini daima ortaya koyacak ve gereğini yerine getirecektir.

Bu düşüncelerle kanun teklifiyle sunulan düzenlemelerden memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyor, teklifin bu aşamaya kadar gelmesinde ve yasalaşmasında emeği geçen ve geçecek olan herkese teşekkür ediyorum. Kadınlarımıza daha sağlıklı, mutlu, huzurlu, özgür yarınlar temenni ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Abdullah Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli halkımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle şunu belirteyim: Bu Mecliste birden fazla yargı paketi görüşüldü ve yargıya ilişkin, adalete ilişkin yeni düzenlemeyi görüşürken yargının siyasete, yargının topluma ve yargının bütün Türkiye halklarına ilişkin olan uygulamalarını ve müdahalelerini de ne yazık ki günbegün yaşıyoruz. Öncelikle Cumhuriyet Halk Partisinin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na ilişkin olan yargının bu müdahalesini gerçekten kabul etmiyoruz ve kınıyoruz.

Diğer taraftan, bakın, biz bu yargı paketini görüşürken, aynı zamanda, adaletsizliğin ve yargının toplumda ne kadar ciddi bir şekilde hukuksuzluklara imza attığını ve aynı zamanda, İçişleri Bakanının uygulamalarıyla Türkiye toplumunun ne kadar dizayn edilmek istendiğini her gün örneklerle yaşıyoruz. Van’ın Edremit ilçesinde 80 yaşındaki Makbule Özer ile 79 yaşındaki eşi Hadi Özer örgüte yardım ve yataklık yaptıkları gerekçesiyle tutuklandılar. 80 yaşında ve engelli olan bu iki insanımız maalesef, şu anda cezaevlerinde.

Bakın, bir diğer husus, yine, yargının ve aynı zamanda İçişleri Bakanının topluma reva gördüğü ve Kürt halkına, özellikle Kürt halkının diline ve kültürüne yönelik olan baskı ve mevcut olan müdahaleleri de hız kesmiyor. İstanbul’da sabah saatlerinde Mezopotamya Kültür Merkezi sanatçılarından Dengbej Halide gözaltına alındı, özel harekât polisleri tarafından evi basıldı ve evi dağıtıldı; aynı zamanda, sanatçı olması nedeniyle sazı kırıldı ve müzik notalarına el konuldu. Biz her gün böyle uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz ve bunu da kesinlikle kınıyoruz. Bu iktidarın Kürt halkının kültürüne, müziğine olan yaklaşımını görüyoruz.

Öncelikle, bu iktidarın sağlık çalışanlarına yönelik olan politikalarından birkaç örnek vererek sözlerime devam etmek istiyorum. Kumpaslarla cezaevlerine alınan başta Doktor İdris Baluken, Doktor Adnan Selçuk Mızraklı ve meslekleri nedeniyle cezaevlerinde bulunan tüm sağlık çalışanlarına selam ve sevgilerimi iletiyorum. Çünkü biz burada kadına şiddete ilişkin olan yasanın yanında, sağlık çalışanlarına ilişkin olan şiddet yasasını görüşüyoruz ve bu meslektaşlarımıza ve bu aynı zamanda, Mecliste milletvekili olarak görev yapan arkadaşlarımıza yönelik olan şiddeti de örnekliyoruz. 15 bine yakın ihraç edilen sağlık emekçilerini unutmuyoruz ve unutturmayacağız. Geçinemeyen, çareyi yurt dışında bulan tüm sağlık emekçilerinin seslerini duyuyoruz ve kendilerini selamlıyoruz. Ayrıca, görevleri nedeniyle yaşamını yitiren sağlık emekçilerini de saygıyla anıyoruz.

Sayın Başkan, bu iktidar hukuk ve yargı reformu adı altında defalarca düzenlemeler yaptı ve yapmaya da devam etmektedir. Siyasallaşmış ve taraflı hâle gelmiş bir yargının Türkiye halklarına dayattığı olağanüstü bir yargı rejimiyle bu tür sorunlara çözüm olamayacağı gerçeği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Çatışma ve savaş politikalarıyla toplum, ekonomik, sosyal ve siyasal çıkmaza sürüklenmiştir. Her gün yoksullaşan yurttaşlar ve bu yurttaşların karşı karşıya kaldığı sorunlar bir taraftan, diğer tarafta çatışma ve şiddet üreten bir rejimin sorun çözen değil bizzat sorunu yaratan bir otoriter bir sistemden bahsediyoruz. O nedenle başta söylemek gerekir ki iktidarın hiçbir uygulaması toplumun yararına değildir ve olmayacaktır. Bu nedenle yasadaki sağlık alanındaki şiddeti önlemeye yönelik maddelerin bir kısmı düzenli, olumlu olmakla birlikte sağlıkta şiddet vakalarını ortadan kaldırmak için yeterli değildir ve olmayacaktır. Her türlü şiddetin ortadan kaldırılması için Türk Ceza Kanunu’nun revize edilmesini anlamlı bulmakla beraber sağlıkta şiddetin sona ermesi için sağlık sisteminin, adalet sisteminin ve yönetim anlayışının bir bütün değişmesi gerektiğini savunuyoruz. Çünkü sağlık alanında şiddet sadece şiddet faillerinden kaynaklı münferit şiddet vakaları olarak da görülemez. Münferit şiddet vakalarının çok ötesinde şiddet politikalarından beslenen ve krizli hâle getirilen sağlık sisteminin yarattığı şiddetle karşı karşıya bulunmaktadır toplum. İktidarın son yirmi yıl içerisinde sağlık sisteminde adım adım yarattığı tahribatlar nedeniyle sistem çökmeye yüz tutmuş, krizli bir yapı hâline getirilmiştir. İktidarın uygulamalarıyla birlikte yurttaşlar âdeta “Paran kadar sağlık” diyebileceğimiz bir uygulamayla karşı karşıya bırakılmıştır. İktidarın her fırsatta “Sağlıkta çağ atladık.” diye övündüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlık alanını sürekli kriz üreten bir alana dönüştürmüştür. Hastaların müşteri, hastanelerin ise kâr eden işletmeler olarak görüldüğü sisteme geçilmiştir. Performans dayatması hayata geçirilmiş, kâr odaklı sistemde hekim-hasta ilişkisi bozulmuştur. Hekim ve diğer sağlık personelleri üzerinde kâr odaklı idari baskı artırılmıştır. Oluşturulan yığınla sorun karşısında Sağlık Bakanlığının verilerine göre günde en az 30 sağlık çalışanı şiddete maruz kalmıştır. Sağlıkta şiddet son yirmi yılda hızla artarak sağlık çalışanlarının hayatlarında en büyük tehditlerden biri olmuştur. Oysaki sağlıktaki şiddet sadece bundan ibaret değildir; kötü çalışma koşulları, liyakatsiz idareciler, çıkarılan ceza yönetmeliği ve aynı zamanda KHK’yle uzaklaştırılan sağlık personelleri iktidar partilerine mensup siyasilerin hastanelerdeki baskıları bunlardan birkaç tane örneğini teşkil etmektedir. Siyasal iktidarın bir gün alkışlanan, bir gün de “Giderlerse gitsinler.” tavrı ve tutumundan bir an önce vazgeçmesi gerektiğini biz burada belirtmek istiyoruz. Teklifte sağlıkta şiddetin tutuklama nedeni varsayılan katalog suçlar arasında alınması, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapılan muayene teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle soruşturma yapabilmesinin Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulacak Mesleki Sorumluluk Kurulunun izne bağlanması gibi düzenlemeler bulunuyor, bu 14’üncü maddesinde yer alıyor. Ayrıca, kamudaki sağlık çalışanlarının mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalarından kaynaklı zararların tazmini için açılan davalar sonucunda, devlet tarafından ödenen tazminatın ilgilisine rücu edilmesi bakımından Mesleki Sorumluluk Kuruluna yetki verilmesi öngörülüyor.

Sağlık Bakanlığının kendi politikasını belirleme yetkisinin elinden alındığı, tıbbi işlemin ne olduğuna Hazine ve Maliye Bakanlığının, geri ödeme yetkisiyle reçete edilebilir olana Sosyal Güvenlik Kurumunun karar verdiği bir sağlık hizmeti ortamı söz konusudur. Hekimin mesleki özerkliğinin tümüyle kısıtlanmaya çalışıldığı, sağlık idarecilerinden beklenenin ise sağılık çalışanlarının ne söylenirse onu yapmalarını temin etmekten ibaret olduğu bir yapıda, sağlık hizmetinden kaynaklı kusurun bireysel olarak da ele alınması, sorunu çözmekten uzak olan bir meseledir. Yapılacak düzenlemeyle getirilmek istenen kurul, sistemin koruyucularının kendi kusurlarını görünmez hâle getirmekten başka bir şey değildir. Nüfusundan fazla acil servis başvurusu olan dünyada tek ülke olan Türkiye'de, Mesleki Sorumluluk Kurulunun kimin cezalandırılacağını seçmek ve mevcut davaları ötelemek dışında anlamlı bir  çözüm üretmeyeceğini de buradan belirtmek isteriz.

Bakın, teklifte yer alan Mesleki Sorumluluk Kurulu ise tamamen iktidarın ve siyasi otoritenin seçtiği üyelerden oluşacaktır. Oysa sağlık meslek örgütleri, uzmanlık dernekleri, sendika temsilcileri ile hasta hakları dernekleri o kurullarda olmadığında bağımsız ve nesnel değerlendirmede sorun olacak ve bu da ayrı bir sorunu meydana getirecektir. Nasıl ki Adli Tıp Kurumunun Adalet Bakanlığına bağlı olduğu için verdiği her karar sorunluysa, nasıl ki YÖK, RTÜK gibi kurullar kurumlar üzerinde antidemokratik birer kurul hâline getirilmişse Mesleki Sorumluluk Kurulu da aynı şekilde yepyeni sorunlar meydana getirecektir. Bu nedenle, bu yasayla getirilen bu sistem tamamen sakattır ve vazgeçilmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Sayın Başkan, bunun adı, aynı zamanda, bürokratik şiddettir ve kurul devletidir. Bu şekilde getirilen bir kurulla mevcut olan meslek kuruluşları üzerinde çok ciddi bir şekilde antidemokratik bir uygulamayı beraberinde getirecektir. Bu nedenle, teklif sağlıkta şiddete bütünlüklü bir bakış açısından yoksundur. Sağlık sistemindeki tıkanma ve derinleşen ekonomik buhranla birlikte belirgin bir artış gösteren sağlıkta şiddetin ortaya çıkış nedenlerini her yönüyle analiz etmeden yapılan göstermelik düzenlemeler herhangi bir çözüm sunmayacaktır, palyatif bir düzenleme olarak eksik kalacaktır. Bu nedenle, biz bu eksiklerle beraber, mevcut olan düzenlemeye yenilik getirip aynı zamanda sağlık çalışanlarına ve kadına ilişkin olan şiddeti önleyecekse buna destek vereceğimizi belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, otuz yıllık bir hukukçu olarak söylemek istiyorum. Türkiye’de hukuk devletinin olmadığı, Türkiye’de demokrasi ve özgürlüklerin olmadığı, anayasal hak ve özgürlüklerin kullanılmadığı ve siyasal özgürlüklerin gasbedildiği açıkça bugün belli olmuştur. Bu nedir? İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu hakkında süreçte yargının siyasallaşmasının açıkça kanıtı ortaya konulmuştur. Türkiye’de yargı bağımsız değildir, Türkiye’de yargı tarafsız değildir, Türkiye’de yargı açıkça siyasallaşmıştır ama umudumuzu hiçbir zaman yitirmeyelim. Türkiye’de önümüzdeki günlerde yargının tarafsız olacağı, bağımsız yargının oluşacağı, kuvvetler ayrılığının var olacağı demokratik hukuk devleti mutlaka gelecektir ve hep birlikte getireceğiz, Millet İttifakı’yla birlikte getireceğiz arkadaşlar. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, önümüzde duran kanun teklifinde pek çok olumsuz taraf, Anayasa’ya aykırılık, hukuk normlarını alaşağı eden maddeler mevcuttur ama 17 maddelik kanun teklifinin sorunlarından önce bence ortaya konulması gereken zihniyet sorunudur yani asıl olan bataklığı kurutmaktır. Daha önce Bursa Milletvekilimiz Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun dediği gibi zihniyeti değiştirmek lazım, daha önce burada konuşan İzmir Milletvekilimiz Murat Bakan’ın dediği gibi iktidarı değiştirmek lazım ve değiştireceğiz; az kaldı, geliyor gelmekte olan arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Kadına yönelik ayrımcı politikaların değiştirilmesi, şiddetin önüne geçilmesi için Anayasa başta olmak üzere pek çok kanunda, onlarca maddede düzenlemeler yapıldı arkadaşlar. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı, ev sahibi, öncüsü olduk. Peki, geldiğimiz yer neresi? İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkıldı. Bu adım, kadınların mücadelesi ve 6284 sayılı Kanun’un uygulanması bakımından en önemli tehditlerden biri hâline geldi. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için tarafı olunan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi yani CEDAW tozlu raflara kaldırıldı. CEDAW Komitesinin hiçbir tavsiyesine uyulmadı, hâlâ uyulmamaktadır. Örneğin, 2014 sonrasında Türkiye'de kadın cinayetlerine ilişkin herhangi bir resmî veri hâlâ yoktur. 2008 ve 2014 yıllarında yapılan ve her beş yılda bir yapılması planlanan Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması 2014 yılından beri yapılmamaktadır. Kadına yönelik yapılan yasal düzenlemelerin hemen hepsi anayasal ilkeler ve uluslararası standartlara aykırı olarak yapıldı. Tüm yasal düzenleme ve değişikliklerle hem kurumlar işlevsiz hâle getirildi hem de kadın örgütleri başta olmak üzere bağımsız, tarafsız sivil toplum kuruluşları İçişleri Bakanlığının talimatıyla kapatılma ya da kayyum atanması riskiyle karşı karşıya bırakıldı.

Kadına yönelik her türlü şiddet ve cinayet davalarında iyi hâl ve haksız tahrik indirimi artık hâkimlerin diline pelesenk oldu. Haksız tahrik indirimi hâkimlerin takdir yetkisi değil, zihniyetlerinin bir ürünü olarak tutanaklara geçti çünkü artık hukukçular o kürsülerde oturmuyor. Bu kürsülerde kimler var biliyor musunuz? Nişanlısı telefonunu açmayınca polislerle yurdu basan savcılar var arkadaşlar o kürsülerde. “Erkeğin İtibarsızlaştırılması&Feminist Düzen” adlı kitabında kadınların yasalarla korunduğunu, erkeklerin itibarsızlaştırıldığını ve şiddet uygulayan erkeğin kusurlu bulunduğunu yazan hâkimler var arkadaşlar o kürsülerde. Adli tıptan cinsel suçlarla ilgili daha hızlı rapor alabilmek için beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığını araştırması yerine “Sadece beden sağlığının bozulup bozulmadığı araştırılmalı, 15 yaşından küçüklere karşı rizaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli.” diyen hâkim ve savcılar var o kürsülerde. Bu zihniyetin olduğu bir hukuk düzeninde, partili avukatların hâkim, savcı yapıldığı bu düzende, Genel Başkanın konuşmasına tedbir verecek kadar hukuku katleden hâkimlerin olduğu bu düzende bu göz boyama tekliflerle, kanun teklifleriyle bir adım öteye gidilemeyeceği açıktır.

Değerli arkadaşlar, “Kadına yönelik şiddetle mücadele ettik.” diye övünen AKP iktidarında, iktidara geldiği 2002’den Mayıs 2022’ye kadar, bugüne kadar en az 6.441 kadın ne yazık ki öldürüldü. Bu cinayetlerin büyük kısmı ne davaya döndü ne de sanıklar gerekli cezayı aldı. Şiddet failleri haksız tahrik ve iyi hâlden ceza indirimi alırken erkek şiddetine karşı hayatta kalabilmek için meşru müdafaa hakkını kullanan kadınlar ise cezalandırıldı. “Hayatta kalmak için kendini koruyan kadınlara verilen cezalar hangi hukuk normuna, hangi vicdana sığar?” açıklaması yapılmadı; Çilem Doğan davası buna en açık bir şekilde örnekti.

AKP tarafından Genel Kurula sunulan son kanun tekliflerinin büyük kısmında halka müjde olarak lanse edilen ancak uygulamada bir yaraya merhem olması mümkün olmayan birçok değişiklik önümüze getirildi. Biliyorsunuz, çocuk teslimiyle ilgili geçen ay gelen yasa teklifinde “Çocuk teslimiyle ilgili sorunları sona erdiren bir kanun teklifi getirdik.” diye söylendi; bir bakıyoruz, çocuğu nesne olarak kurgulamış zihniyetlerin bir ürünü, değişikliği olarak önümüze geldi. “Kadına yönelik şiddetle mücadele edeceğiz.” diyorsunuz; bir bakıyoruz, önümüzdeki kanun teklifi aslında İstanbul Sözleşmesi’nde tanımlanmış ve iç hukuk kuralı hâline gelmiş ısrarlı takip suçunu, İstanbul Sözleşmesi'ni hatırlatmadan, sessiz sinema oynar gibi tariflerle ifade etmeye çalışıyorsunuz. İstanbul Sözleşmesi'ne bağlı olarak çıkarılan 6284 sayılı Yasayı ise dolanıyor. Kadına şiddetle ilgili bir tanım dahi yok yasada. Bunu ısrarla istedik, ısrarla söylenmesini istedik, yazılmasını istedik onu bile kale almadınız. Arkadaşlar, bu kadar ısrarlı takip konusunda kararlıysanız, duyarlıysanız bu tekliften aylar önce Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda düzenleme yapalım dediğimizde neden ret oyunu verdiniz? Böyle nitelikli yasama mümkün değil arkadaşlar. Komisyonlarda en küçük değişiklik tekliflerimizi dahi yazmıyorsunuz. “Tamam” diyorsunuz, Genel Kurulda düzeltelim diyorsunuz ama hiçbir değişiklik Genel Kurulda da düzenlenmiyor ve yazılmıyor arkadaşlar.

Arkadaşlar, inanın ki bu değişikliklerle kadınların hiçbirinin gözünü boyayamıyorsunuz. Çünkü siz “Müjde” diyorsunuz ancak kadın şikâyetçi olarak karakola gittiğinde -zihniyet olarak- kolluk personeli onu 6284 sayılı Kanun’a aykırı olarak “Olur böyle şeyler aile içinde.” diyor ve gönderiyor. Sığınma evleri ve 183 numaralı hattı kadınlara bahşetmenin şerefini yaşadığınızı söylüyorsunuz ancak kime ne bahşediyorsunuz? Kadınların hak kazanımlarıyla sizin vermediğiniz, onların aldığı bir dolu Anayasal güvencenin havasını atmak size kalmamalı.

Değerli milletvekilleri, bizim dönemimizde kadınlar neden istihdamdan çekildi? Neden gece sokakta kadınlar için yürümek zorlaştı? Neden aile içi şiddet bu kadar arttı? Biz nasıl tüm faillere bir kalkan olduk diye birde kendinize sorarsanız; cevabı alabilecek misiniz?

Değerli vekiller, teklifin ikinci kısmındaki 10’uncu ve 11’inci maddeleriyle yapılmak istenen düzenleme açıkça eksiktir. Burada, avukatı bulunmaması hâlinde mağdura avukat istediği takdirde avukat tayin etmek doğru değildir. Burada yapılması gereken, kadına ve çocuğa yönelik şiddet davalarında baro tarafından ücretsiz avukat tayininin süre sınırı olmaksızın zorunlu hâle getirilmesidir. Bunu da Komisyonda söyledik, yine “Haklısınız.” dediniz, gene getirmiyorsunuz.

Bir başka nokta daha, biz “nitelikli yasama” dedikçe siz elmayla armudu bir kefeye koyuyorsunuz; bir tarafta kadına yönelik şiddet, bir tarafta sağlıkçıların sorunları ve onlara uygulanan şiddet, yine torba yasa. Sağlıkçıların sorunu, bir kanun teklifine 3 madde konulabilecek kadar çözüme ulaşılabilecek bir nokta değil. Sağlıkta şiddet, sadece hastanın ya da hasta yakınının uyguladığı şiddetle sınırlı değil arkadaşlar; çalışma ortamları, mobbingler, ilaçsızlık, malzemesizlik, uzun süreli nöbetler, bunların hepsi sağlıkta şiddetin bir başka boyutu. Hazırladığınız teklifte, sağlık çalışanlarıyla ilgili kısımda büyük eksikler bulunmakta. Bu konuda da tekliflerde bulunduk, yine reddettiniz.

14’üncü maddeyle bir Mesleki Sorumluluk Kurulu oluşturulmak istenmiş. “Bu kurulun üyeleri bakımından sıkıntı var. Burada, kurulun oluşumunda ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekküllerimiz var, bu kurulun işleyişi ve alacağı kararların niteliği açısından önemli olacaktır.” dedik. Bu düşünceyle Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği, Türkiye Barolar Birliği tarafından seçilen birer üyenin kurul yapısına dâhil edilmesi gerektiğinin ikazını yaptık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - İnşallah bu düzenlemeyi yaparsınız diye düşünüyoruz ama yapsanız dahi sonuç alınacağını zannetmiyorum.

Ayrıca, 15’inci maddeyle kanuna aykırı bir düzenleme mevcut; “Süresi geçtikten sonra Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurmayan davacı -yani davacı, yani idare, yani Sağlık Bakanlığı- aleyhine avukatlık vekâlet ücretine hükmedilmez” ifadesi. Ya, arkadaşlar, Komisyonda söyledik, avukatlık ücretine yani avukatın emeğine neden saygısızlık ediyorsunuz? Adalet Komisyonu üyelerinin hepsi avukat arkadaşlar; emeğe saygı duyulması lazım. O zaman Komisyon üyesi arkadaşlardan AKP'li arkadaşlar “Bu konu düzenlenmeli.” dedi, Abdullah Bey de vardı ama ne oldu? Yine bir düzenleme yok. Tek kelimeyle, avukatlık ücretinden kaçan idare var, avukatların emeğini bir kenara iten idare var; pes doğrusu.

Sonuç olarak arkadaşlar, böyle tekliflerle kadın şiddeti de sağlıkta şiddet de önlenemez, inşallah Millet İttifakı’nın iktidarında hukuk devletinin getirdiği bütün yasal düzenlemeleri yapacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi şahıslar adına ilk söz Sayın Ahmet Şık'ın.

Buyurun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

AHMET ŞIK (İstanbul) – Herkese merhaba.

Size yenilgiyi tattıran herkesten olduğu gibi Canan Kaftancıoğlu'ndan da intikam almaya çalışıyorsunuz ama Canan sizden korkmaz, bilginiz olsun.

Gündemimiz kadına yönelik şiddet alanında yapmaya çalıştığınız makyaj. Daha önce söz alan kadın arkadaşlarımız bu çabanın üzerindeki boyayı yeterince söktü.

Şimdi başka bir sahteciliğinizden, saray rejiminin yargısıyla tutsak ettiğiniz insanlardan bahsedeceğim. Fethullahçı çetenin başlattığı, sizin de yürüttüğünüz Gezi kumpası dosyasıyla tutsak alınanlar arasına her türlü suçlarınızın karşısında duran arkadaşlarımızı kattınız. Beş yıldır hukuksuzca hapiste tuttuğunuz Osman Kavala'nın yanı sıra, Can Atalay, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Çiğdem Mater ve Mine Özerden'i menfaatlerine ya da korkularına esir olanların aksine, suçun saltanatına itiraz ettikleri için tutsak ettiniz. Bugün Türkiye yargısı siz hukuktan adalet, vicdan ve liyakati söküp attıktan sonra elimizde kalan şeyin adıdır. Hukuksuzluk üzerine kurulu bir düzenin suç ortağına dönüşenler, yaratılan hukuksuzluğun ne anlama geldiğini en iyi kendileri bilir ve bu yüzden, makam mevkilerini kaybetmemek için suç işlemeye devam eder. Emir kulu hâline dönüşmüş o yargı mensupları, şunu da bilsinler ki: Bir hiyerarşinin kanatları altında verilen talimatların uygulayıcısı olmak, kendilerini asla sorumluluktan kurtaramayacak. İktidarınız maharet ya da zekâ gerektirmeyen, gücü elinde tutmanın kibri ve pervasızlığıyla tüm zorbalıklarınızı hayata geçiren bir organize kötülük örgütü. Hâliyle, karanlık yargı düzeniyle suçlarınızı örtbas ederek devleti yağmalamaya, memlekete talan etmeye devam etmek niyetindesiniz. Kendinizle ve kötülüklerinizle yüzleşmenin ağır sonuçlarını geciktirmek için de çetenizden olmayanları, sizin gibi olmayanları, suçlarınızı ifşa edenleri suçluyor, hakikati dile getirenleri rehin alıyorsunuz. Her türlü hukuksuzluğu yaptıracağınız makam ve mevkilere, pis işlerinizi gördüreceğiniz, sizin gibi suça bulaşmışları, eski ortağınız Gülen cemaatiyle iş tutanları yerleştirdiğiniz için de zorlanmıyorsunuz. Ailesi FETÖ bağlantılı, kendisi de AKP'den milletvekili adayı bir hâkimin, Gezi davasındaki hukuksuzluklara imza atanlar arasında olması bu yüzden tesadüf değil.

Bekir Bozdağ, daha önceki Bakanlık dönemlerinde atamasını yaptığı 3.614 hâkim-savcının yüzde 34’ü FETÖ'cülük suçlamalarından ihraç edilmiş bir Adalet Bakanıydı. Arşiv kaydı, birçoğunuz gibi, hoca efendinize övgülerle dolu olan bir Adalet Bakanıydı. Bekir Bozdağ'ın bu kararın alınmasından önce yeniden Adalet Bakanı yapılmasının kerameti de budur ama suçluları ödüllendirmek ve görevlendirmek sizin için normal. Mafyanın suçlarını ifşa ettiği Süleyman Soylu, hâlâ İçişleri Bakanı koltuğunda. Hâliyle Fethullahçı çete üyeliğinden hapiste olması gerekirken, geçmişiyle rehin alınan Bekir Bozdağ'ın bugün Adalet Bakanı olması da tesadüf değil. 15 Temmuzda, darbe kalkışmasından sonra hazırlanan iddianamelerde Gülen cemaatinin amacı şöyle anlatılıyor: “Devletin tüm anayasal kurumları olan yasama, yürütme ve yargı erklerini ele geçirmek ve bu süreç tamamlandıktan sonra devleti, toplumu ve fertleri FET֒nün ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasi gücü yönetmek.” Allah’ın lütfu olarak gördüğünüz kanlı bir kalkışmadan bugüne uzanan süreçte memleketin içine düştüğü hâle baktığımızda bu amacın gerçekleşmediğini söyleyebilir misiniz? Devletin bütün Anayasal kurumları yasama, yürütme ve yargı erki ele geçirildi. OHAL ve KHK’ler aracılığıyla başlatıp kanun değişiklikleriyle devam ederek toplumu ve fertleri ideolojiniz ve menfaatleriniz doğrultusunda dizayn etmeye çalışıyorsunuz. Kendi mafya rejiminizi kurdunuz, ekonomik, toplumsal ve tüm siyasi gücü kendinizde toplamaya çalıştınız. Ülkenin tüm kaynaklarının üstüne çöküp ailenize, yandaşlarınıza, müteahhitlerinize peşkeş çektiniz. Devleti ve ülkenin kaynaklarını yağma ve talan etmenin peşinde oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasi gücü yönetmeye çalışıyorsunuz. İşte bu nedenlerle Gülen cemaatinin en büyük yenilgisi olan 15 Temmuz kalkışması aynı zamanda en büyük zaferidir. Yani iddianamelerde bir çeteyi tarif edip amacını anlatan o metindeki “FET֔ ibaresi yerine “AKP” yada “saray rejimi” denildiğinde siyasi döneminiz, iktidarınız eksiksiz anlatılıyor. Yani peşine düştüğünüz örgüt siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor. Memlekette anayasal düzeni alaşağı eden, din şarlatanlığıyla kendini gizleyen sizden ala bir çete mi var? Bu yüzden de her suçlu gibi korkuyorsunuz. Sizler ceberut, suça, ranta batmış, ideolojisini betonlaştırma ve yolsuzluk üzerine kurmuş bir iktidarsınız. Ayaklarınızın üzerinde ancak zorbalıkla durabiliyorsunuz ve bu suçun iktidarına karşı Türkiye tarihinin en onurlu hak talebi olan Gezi Parkı protestolarının ortaya koyduğu barış içinde bir arada yaşama iradesinden korkuyorsunuz. Korkun! Alaturka führerliğinize karşı Türkiye’nin geleceğinin Gezi’de ortaya çıkan anlayış olduğunu bildiğiniz için korkuyorsunuz; korkun!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AHMET ŞIK (Devamla) – Gezi, saray üzerinden inşa ettiğiniz suç, soygun, yağma ve talan düzeninizi sona erdirecek anlayıştır; bundan da korkun! Korktuğunuz için bu kadar saldırgan, zalim ve zorbasınız. En iyi siz biliyorsunuz; hiçbir korkuya benzemez halkını ve vatanını satanın korkusu. Sizler gibi sahte değil, bu ülkenin gerçek yurtseverleri olan arkadaşlarımızı, bizleri tutsak ederek korkutabileceğinizi mi sanıyorsunuz, geri adım atacağımızı mı düşünüyorsunuz? Çetenizin militanı hâkim, savcıların olduğu mahkemelerinizden, uydurma delillerinizden, adaleti ortadan kaldırmanızdan, her türlü zorbalığınızdan, faşizme rahmet okutan rejiminizden korkmuyoruz! Her kim olursanız olun, hiçbirinizden korkmuyoruz çünkü zorbaları en çok korkutanın cesaret olduğunu biliyoruz. Sermayeniz, bürokratlarınız, tetikçileriniz, bütün suç ortaklarınızla birlikte sizi tarihin tozlu sayfalarına gömeceğiz, hepinizle hesaplaşacağız.

Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet! (HDP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan be!

AHMET ŞIK (İstanbul) – Sen bir terbiyeni takın, konuşma oradan!

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, asılsız, temelsiz ve mesnetsiz tüm iddiaları reddettiğimizi belirtiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kahrolsun zırva!

AHMET ŞIK (İstanbul) – Sen bir haddini bil! Konuşma! Konuşma!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Zırvalama! Zırva!

AHMET ŞIK (İstanbul) – Konuşma! Bir aynaya bak, çapsız!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hadi!

AHMET ŞIK (İstanbul) – Beynin yok ki tartışamıyoruz, beynin yok.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hadi lan! Tipine bak!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Zırva tevil götürmez.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Haddine bak, bir de tipine bak!

AHMET ŞIK (Devamla) – Bak, benim silahım beynim. Sen silahsızsın, ben seninle tartışamam.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Tipine bak, tipine! Aynaya geç, tipine bak! Tip!

 

 

 

1. - Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 323)(Devam) 

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz Sayın Sefer Aycan’ın.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

İki konu üzerine duracağım: Birincisi, sağlık personeline şiddet konusudur. Tabii, defalarca gündeme geldi, çok önemli bir konu. Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü şiddeti kınıyoruz, sağlık personeline yönelik şiddeti ayrıca daha fazla kınıyoruz. Çünkü sağlık personeline yapılan şiddet herhangi bir kişiye yapılan şiddet değildir, kamu hizmeti vermekte olan bir kişiye yapılmış olduğu için ve bu şiddet sonrası da kamu hizmeti etkilendiği için, kamu hizmetinin sunumu etkilendiği için ayrı bir öneme sahiptir. Bu kanun teklifiyle sağlık personeline yapılan şiddet, kasten yaralamalar katalog suç kapsamına alınmıştır ve cezalar artırılabileceği kadar artırılmıştır. Bu gelişmeyi çok önemli buluyoruz. Artık en yüksek düzeyde yargılanması söz konusu olacaktır fakat bunun yeteri kadar caydırıcı olmadığını da görüyoruz. Defalarca Türkiye Büyük  Millet Meclisinde bu konu ele alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi bana göre gereğini yapmıştır ve cezaları en fazla oranda artırmıştır. Bundan sonraki beklentimiz, özellikle savcılarımızdan ve hâkimlerimizden, bu konunun kamu davası hâline getirilmesi ve sağlık personeline şiddet uygulayan kişilerin mutlaka tutuklu yargılanmasını bekliyoruz.

Diğer bir konu da sadece hukuk anlamında değil, idari anlamda da düzenlemeler yapmak gerekir. Sağlık personeline şiddetin en fazla olduğu yerler acillerdir. Acillerle ilgili idari düzenleme yapılabilir. Acillerdeki yoğunluk azaltılabilir, sağlık personelinin yükü azaltılabilir, örneğin sağlık personeli sayısı artırılabilir veya sağlık personelinin nöbet süreleri kısaltılabilir. Güvenlik önlemleri artırılabilir. Acil girişlerindeki güvenlik personeli sayısını artırarak bu konuda olumlu beklentiler içerisine de girmek istiyoruz. İnşallah, bunun sonrasında sağlık personeline yönelik şiddet azalır.

İkinci konu, sağlık personelinin verdiği hizmetlerden dolayı soruşturma açılmasıdır. Bu hakikaten çok önemli bir konudur, başlı başına ayrı bir konudur, çok taraflı bir konudur ve mutlaka bununla ilgili düzenleme yapmak gerekiyor. Çünkü bu, sağlık hizmetlerinin uygulanmasını ciddi bir şekilde etkilemektedir.

Bugün, yeni mezun tıp fakültesi öğrencisi, ihtisas sınavına girdiği zaman cerrahi branşları seçmemektedir. Genel cerrahiyi, kadın doğumu, beyin cerrahisini, göğüs cerrahisini seçmemekte ve bu da çok ciddi bir şekilde cerrahi uzman yetişmesinde sıkıntı oluşturmaktadır. Hatta, bugün, ihtisasa başlayan gençlerimiz ihtisası bırakmaktadır. Tercihler değişmiştir, daha kolay, nöbetsiz, risksiz klinikler seçilmektedir. Hatta, riskli vakaların ameliyat olmasından, operasyonundan bütün cerrahlar kaçınmaktadır. Bu da, korkumuz şudur ki, sağlık hizmetleri verilmesini etkileyecektir; vatandaşın sağlık hizmeti almasını etkileyecek bir durumdur.

Dünyada da bu konu tartışılmaktadır. Malpraktis olarak değerlendiriliyor bu konular yani tıpta yanlış uygulamalar olarak ifade ediliyor. Bu, tüm dünyada tartışılan bir konudur ve bu, ayrı bir uzmanlık alanı hâline de dönüşmüştür; sağlık hukuku diye bir alan doğmuştur. Şimdi, bizim, özellikle bu Ceza Kanunu’nda hekimlerle ilgili çok ağır cezalar öngörülmektedir. Bu cezaların da güncellenmesi ve ele alınması gerekiyor. Taksirle ölüme sebebiyet veya taksirle yaralamaya sebebiyetten yargılanıyor ya da bilinçli taksirden yargılanıyor ve bu da ciddi bir şekilde hekimleri mesleği yapmasından alıkoyan bir durum hâline gelmiştir, çok tehlikelidir; sadece bugünü değil, Türkiye’de sağlık hizmetlerinin geleceğini tehdit eden bir durumdur. Bu konuda çok ciddi bir düzenleme yapılması gerekiyor. Önce tıpta yanlış uygulamanın ne olduğunun tanımlanması gerekir. Önce normali tanımlamamız sonra yanlışları tanımlamamız lazım ama bu yasanın çok etraflı bir şekilde, sadece hekimlerin sorumluluklarını değil, sağlık kuruluşlarının sorumluluklarını, hastanın sorumluluğunu, yanındaki refakatçinin sorumluluklarını da ele alması gerekiyor. Özel sektör için ayrı bir düzenleme yapmak lazım çünkü özel sektör hastanelerinin işletme vasfı vardır; işletmecinin de sorumluluğu vardır, idarenin de sorumluluğu vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SEFER AYCAN (Devamla) - Bunların tümüyle düzenlenmesi ve çok kapsamlı bir şekilde bir yasa hâline getirilmesi lazım ama tek başına, mesleki sorumluluk kurulunun kurulmasını da doğru buluyoruz, yerinde buluyoruz çünkü tıpta “komplikasyon” diye bir konu vardır, hukukçular bunu anlamıyorlar ama klasik kitaplarda bile komplikasyon vardır. Yani her türlü tedbiri alırsınız, yine de uğraştığınız kişi insandır, madde değildir ve öngörmediğiniz şeyler ortaya çıkabilir. Bunun değerlendirmesini de mutlaka hekimler yapmalıdır. Hatta hekimlerin her biri bile bu konuda yeterli olmaz çünkü bugün tıpta 90 tane bilim dalı vardır. Bu kadar geniş bir alanda çok daha geniş hekimlerden oluşan bir kurul tarafından değerlendirilmesi gerektiğini görüyoruz ama bu hâliyle de olumlu buluyoruz, destekliyoruz. Umarım, Türk tıbbına ve sağlık hizmetlerine katkılar getirir diyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 17.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

İkinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemi yok.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

9’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 9- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan “Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e)” ibaresi “Kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent b, e ve f)” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.

“i) Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı olarak kadına karşı işlenen suçlar ve çocuğa karşı işlenen suçlar

j) Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevler sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu.”

k) Dil, ırk, milliyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle işlenen suçlar”

      Ömer Faruk Gergerlioğlu                      Kemal Peköz Ali Kenanoğlu                                                                 Kocaeli                                      Adana                  İstanbul                                          Murat Çepni                Habip Eksik                          Meral Danış Beştaş                                                       İzmir                                        Iğdır                                         Siirt                      

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Meral Danış Beştaş'ın.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve tabii ki ekranları başında bizleri izleyen milyonlarca sevgili kadın arkadaşlarım; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Kadına yönelik şiddeti önleme, sağlıkta şiddeti önleme adı altında bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız. En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; evet, yasama organı bir yapboz tahtasına dönüştü, artık makyaj yapılıyor ve bu makyajla aslında hakikatler gizlenmeye çalışılıyor.

Neymiş? Bu kadına yönelik şiddet fiillerinde cezalar artırılıyormuş, ısrarlı takip suçu getiriliyormuş, işte “mış” “miş” diyeyim -öyle diyeyim- ama temelinde ne var? Biz hem Komisyonda hem burada “Bu şiddetin sebebini yazalım.” dedik. Sebep ya! Bir kadın niye şiddete uğrar? Bir kadın niye katledilir? Tabii ki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden dolayı ve erkeğin erkek egemen sistemden aldığı güçle, eril bir yaklaşımla bu şiddet devam ediyor. Bu, sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde başa bela olan bir erkek egemenliği meselesi.

Şimdi, burada, bu teklifte ne deniyor? Asıl fail gizleniyor, erkek gizleniyor -âdeta yokmuş gibi- eşitlik ilkesi tamamen yok sayılıyor ve erkeğin cinsiyeti, bakış açısıyla işlediği suçlar meselesi kanundan çıkmıyor. Bir kadın, kadını öldürürse, şiddet uygularsa yine aynı cezayı alacak; ya, böyle saçmalık olur mu? Burada esası cinsiyetçi bakış açısıyla işlenen fiillerdir. TCK’nin sistematiğini baştan sona bozuyor, kadın katillerine otomatik indirim getiriyor. Katillere yeni bir yol göstermişler, “‘Pişmanım.’ deyin, size indirim yapılacak.” diyorlar. Hakikaten 2014’ten bu yana -bir iki rakam da vereyim- kadına karşı aile içi şiddetle ilgili resmî veri yok, gizleniyor. Kadın kurumları kapatılıyor, kadın kurumlarına kayyum atanıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na dava açılıyor. Kadın hakları savunucuları hapse atılıyor, şiddet görüyor, işkence görüyor. Kadın etkinliklerine müdahale ediliyor. Daha dün akşam erkek siyasetçiler kadınları giyimlerinden dolayı hedef gösteriyor. Yok neymiş? “‘Mış’ gibi yapalım.” “Cezaları artırıyoruz.” İşte, ne güzel mesele. Tabii, burada arka planı biliyoruz; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmelerine dair var olan tepkiyi görünmez kılmak istiyorlar, bütün mesele bu.

Şimdi, nedir? 11 Mayıs 2011’de kabul edildi İstanbul Sözleşmesi -bu arada 11’inci yıl dönümü, 11’inci yıl dönümünü de kutluyorum- ve Kadın mücadelesinin en büyük eserlerinin başında gelir. Altın desem olmaz, elmas desem olmaz yani dünyanın her yerinde geçerli, kadını koruyan, bütün kurumları düşünen bir sözleşme. Açıkçası burada ne diyor sözleşmenin temeli? İstanbul Sözleşmesi’ni bir cümleyle söylemek gerekirse uluslararası hukukta şiddetin, kadın-erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılık sonucu olduğunu söyleyen ilk ve yegâne sözleşmedir. Evet, ayrımcılık. Ama bu kanunda var mı? Hayır, yok, her şey kapatılıyor. Şimdi, onay yasası hâlâ yürürlükte, bizce sözleşme de yürürlükte, bu görüşümüzü de bu arada söyleyeyim. Ya, burada iktidar grubu tek parti döneminden bir yasa getirmiş, ona dayanarak diyor ki: “Efendim, Cumhurbaşkanı çıkabilir.” Yok, çıkamaz, çıkamaz. Burada İstanbul Sözleşmesi’nin hedefi, kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırmak iken bu kanun teklifinin amacı milyonlarca kadının aklıyla alay etmektir, aldatma çabasıdır. Tabii ki biz buna kanmıyoruz, kesinlikle hiç kimseyi aklımızla alay ettirmeyeceğiz. Bunu da buradan ifade edeyim.

Şimdi, açıkçası, eşitlik olmadan şiddetin çözülemeyeceğini, şiddet meselesinin çözülemeyeceğini biliyoruz. Niye diyoruz, “Yasalara dokunmayın, uygulayın.” Siz bunu değiştireceksiniz, kim uygulayacak? Maalesef sizin emir ve talimatlarınızla çalışan yargı uygulayacak. Siz, zihniyet ve bu uygulama dururken cezayı artırmışsınız; zaten verecek, erteleyecek yani ne sonucu var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani asıl şiddet aslında, mesela Aysel Tuğluk’un cezaevinde tutulması, yüzlerce kadın siyasetçinin cezaevinde tutulması, bunu da söyleyeyim. Asıl mesele, eşitsizliği kabul edip buna çözüm bulmaktır. Kadınlar olarak biz yaşamak istiyoruz, göstermelik düzenlemeler istemiyoruz, kesinlikle bunu kabul etmiyoruz ve bu teklifinizi samimi bulmadığımızı, kadın cinayetlerini ve şiddeti önlemeye elverişli bir madde içermediğini de ifşa ediyoruz. Bu nedenle bu makyajlı, göstermelik düzenlemeleri kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz çünkü İstanbul Sözleşmesi hâlâ yürürlüktedir ve biz onu yaşatmaya devam edeceğiz. Kadınlar olarak her gün bir kadının katledildiği bir iklimde bu düzenlemeyi korkunç bir hakaret olarak gördüğümüzü de ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim, sağ olun.

Şimdi, son olarak şunu söyleyeyim: “Sözleşmeden imza çektik.” dediler. “Kadına yönelik şiddetle mücadele edin.” yerine kadına yönelik şiddeti her gün söylemleriyle meşrulaştıran bir akıl kadına yönelik şiddetle mücadele edemez. Cezalandırma, önleme ve destek politikalarıyla, etkin soruşturma ve kovuşturmalarla ancak mümkün olabilir.

Bir de tabii ki şu var: Yani bu yasa teklifi hazırlanırken hiç kimseye sorulmadı, bunu da söyleyeyim. Ama bu yasa teklifini kabul etmemek, sadece Halkların Demokratik Partisinin kararı değil; Türkiye’de kadın hakları alanında mücadele eden, emek veren, bedel ödeyen bütün kadın kurumlarının ortak kararıdır.

Biz buradan Halkların Demokratik Partisi adına bütün kadın yoldaşlarımıza, bu alanda mücadele edenlere de sevgilerimizi gönderiyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 9 – 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına, (h) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiştir.

“i) Kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve bir kadına, kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet olarak işlenen kasten yaralama suçu.”

“j) Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu.”

“k) Görevleri nedeni ile yüksek mahkemeler, adli ve idari mahkemeler üye ve hâkimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlara karşı işlenen kasten yaralama suçu.”

              Alpay Antmen                           Hüseyin Yıldız                    Süleyman Bülbül

                   Mersin                                       Aydın                                       Aydın

              Rafet Zeybek                                Ali Şeker                              Zeynel Emre

                  Antalya                                    İstanbul                                     İstanbul

               Fikret Şahin

                 Balıkesir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın Fikret Şahin’in.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İstanbul İl Başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu hakkında verilmiş olan kararın tıpkı Gezi davasında olduğu gibi haksız, hukuksuz ve vicdana aykırı olduğunu belirterek kınadığımı burada ifade etmek istiyorum.

Tabii, konumuz, sağlıkta şiddet. Sormak istiyorum: Sağlıkta şiddet ne zaman gündemimize geldi? Bu sorunun cevabı gayet basit: AKP iktidarıyla birlikte sağlıkta şiddeti yoğun şekilde konuşur hâle geldik. Bundan önce de var mıydı? Evet, vardı ama münferitti. AKP iktidarının izlemiş olduğu yanlış sağlık politikaları nedeniyle sağlıkta şiddet AKP’yle birlikte artık sistematik hâle gelmiştir. İki tane temel sebebi var sağlıkta şiddetin: Biri, AKP’nin izlediği yanlış sağlık politikaları, diğeri de yine AKP’li yetkililerin yanlış söylemleridir. Sağlıkta şiddeti konuşuyor olmamız dahi sağlık sisteminin yanlışlığını gösteren bir olgudur, bu kanun teklifi sağlık sisteminin yanlış gittiğinin de bir ispatıdır. Eğer doğru bir sağlık sistemine sahip olmuş olsaydık sağlıkta şiddet olmaz ve bu kanun tekliflerine de ihtiyaç bulunmazdı. AKP’nin izlediği Sağlıkta Dönüşüm Programı zamanla sağlıkta dövüşüm hâline gelmiş ve şu anda da sağlıkta çöküşe doğru hızla ilerlemektedir. Bu yanlış politikalara bir de yanlış söylemler ilave olduğu zaman sağlıkta şiddet kaçınılmaz hâlde karşımızda durmaktadır.

Birkaç örnek vermek istiyorum: Dönemin Sağlık Bakanı -şu anda Sağlık Komisyonu Başkanı- Sayın Recep Akdağ, Türk Tabipleri Birliğinin 21 Haziran 2003 tarihinde gerçekleştirilen büyük kongresinde şöyle diyor: “Hekimler hastanın ceplerinden ellerini çeksinler artık.” yine, dönemin Başbakanı Erdoğan “Doktor efendi dönemi bitti.” diyor ve yakın tarihte yine Sayın AKP Genel Başkanı “Varsın, giderlerse gitsinler.” diyebiliyor. Bu söylemlerle AKP iktidarı hekimliğin mesleki itibarını ve saygınlığını yerle bir etmiştir, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dahi hekimliğin saygın olmadığını 14 Martta hekimlere yazmış olduğu mektupta açık açık belirtmiştir. Sağlık sisteminin tüm hatası hekimlere tahvil edilmiş ve bu da hekimlere şiddet olarak geri dönmüştür; saygı duyulmadığı için sağlık çalışanlarına şiddet uygulanması olağan ve yaygın hâle gelmiştir. Tabii, bunları söyledikten sonra siz istediğiniz kadar buraya kanun teklifi getirin, sağlıkta şiddeti önlemeniz mümkün değildir. Mesleğin saygınlığını ve itibarını yükseltmek durumundasınız; yoksa kanun maddesini, burada olduğu gibi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’ndan alıp Ceza Muhakemesi Kanunu’nun içine koymanızın, “katalog suçlar” içine dâhil etmenizin hiçbir anlamı yoktur, sağlıkta şiddet yine devam edecektir.

Buradan tekrar ifade etmek istiyorum ki sağlıkta şiddetin nedeni AKP iktidarının ta kendisidir, uyguladığı yanlış sağlık politikaları ve söylemleridir. AKP iktidarında sistematik hâle gelmiş olan sağlıkta şiddet artık sağlıkta vahşet noktasına ulaşmıştır.

Sağlıkta geldiğimiz noktayı sizlere göstermek açısından buradan, milletin huzurunda AKP’li yetkililere şunları sormak istiyorum: Hekimler neden istifa ediyor, neden yurtdışına gidiyorlar? Neden mesleki beceri ve niteliği yüksek hekimler kamudan ayrılıyor? Tıp fakültesi öğrencileri neden fakülteyi bırakıyor? Tıp öğrencileri neden uzmanlık sınavına değil de yabancı dil sınavına çalışıyor? Neden TUS sınavlarında kontenjanlar boş kalıyor? Hekimler neden mutsuz ve umutsuz? Neden eylem yapmak zorunda kalıyorlar? Hekimlerin özlük haklarıyla ilgili sorunlar yok mudur? Neden hekimler geçim sıkıntısı yaşıyor? Neden 65-72 yaş arasındaki hekimleri tekrar göreve çağırmak zorunda kalıyorsunuz? Neden sağlık sisteminin içine şirketleri soktunuz ve kamuya ortak ettiniz? Neden özel hastane sayısının bu kadar çok artmasına izin verdiniz? Neden şehir hastaneleri üzerinden vatandaşı soyduruyorsunuz ve neden bu soygunu önlemiyorsunuz? Neden devlet üniversiteleri tıp fakültelerini borca batırdınız? Neden onlara yardım etmiyorsunuz ve neden AKP iktidarı döneminde Türk tıbbı geriledi? Neden Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünü kapattınız ve neden şimdi tekrar açmak için çaba sarf ediyorsunuz? Hangisi doğru? Ne yaptığınızı bilmez hâldesiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Neden vatandaşlarımız hastanelerden randevu alamıyorlar? Neden tetkikler için uzun süre beklemek durumunda kalıyorlar? Neden tıbbi malzeme, ilaç eksik, ameliyatlar gecikiyor? Neden SMA’lı çocuklarımız ve aileleri tedavileri için kampanya yapmak durumunda kalıyorlar? Neden pandeminin en can yakıcı olduğu dönemde Sağlık Komisyonu dört yüz doksan gün toplanmamıştır? AKP sıralarına baktığımız zaman bakın, Sağlık Komisyonundan kimseyi göremiyoruz, Sağlık Komisyon Başkanı Sayın Recep Akdağ burada değil, Komisyonda bir Sağlık Bakanlığı yetkilisi yok, buradan da tüm hekim arkadaşlara belirtiyorum.

Özetle, AKP döneminde, bu topraklarda hekimlik bu kadar değersizleşmedi. Buna neden olan kim ve kimlerse sağlık sistemi bu hâle gelmesine neden olan siyasetçileri tarih nasıl anacak bunu hep birlikte göreceğiz ama bir gerçek var ki AKP Genel Başkanının “Varsın gitsinler.” sözünün bedelini toplum olarak çok acı ödeyeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin çerçeve 9’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Metanet Çulhaoğlu                   Ayhan Altıntaş                       Orhan Çakırlar

                   Adana                                      Ankara                                      Edirne

                Ayhan Erel                           İbrahim Halil Oral                Hayrettin Nuhoğlu

                  Aksaray                                     Ankara                                     İstanbul

               Dursun Ataş

                  Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hayrettin Nuhoğlu’nun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba kanun teklifinin 9’uncu maddesi üzerinde İYİ Parti adına söz aldım. Selamlarımı sunarım.

Bu maddeyle 5271 sayılı Kanun’un 100’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasında yer alan “silahla işlenmiş kasten yaralama” ibaresi “kasten yaralama” şeklinde değiştirilmekte ve bu fıkraya iki tane bent eklenmektedir. (İ) bendiyle kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu, (j) bendiyle de sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu ilave edilmektedir. Böylece kadınlara ve sağlık çalışanlarına karşı işlenen kasten yaralama suçları katalog suç kapsamına alınarak faillerin tutuklanması için yeterli ve gerekli sebeplerin oluşması kanun kapsamına girmiş olsa da bu suçların işlenmemesi için caydırıcı unsur olarak tehdit, ağır hakaret, eziyet edilmesi ve ısrarlı takip gibi hafif sayılan suçlar da teklif metninde yer almamıştır.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin uzun süren iktidar döneminde yargıda olumlu gelişmeler sağlandığı iddiasının esasında gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Bu kanun teklifinin gerekçesinde ülkemizde insan haklarına saygılı ve sosyal hukuk devleti olma konusunda kararlılığın göstergesi olarak 2004’ten beri Anayasa’da değişiklikler yapıldığı, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girdiği, bu kanuna uygun olacak şekilde önleme ve izleme merkezlerinin kurulmuş olduğu ifade edilmektedir. 2 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’nda kadına karşı şiddetle mücadelenin etkinliğinin artırılması hedeflerinin ortaya konulduğu, bu doğrultuda dördüncü yargı paketi olarak sunulan 7331 sayılı Kanun’da değişiklik yapıldığı da ifade edilmiştir. Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı’ndaki faaliyetlerin hassasiyetle yürütüldüğü de belirtilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu kadar olumlu gelişmeler olmuş da kadın cinayetleri niçin hâlâ artarak devam etmektedir? Sağlık çalışanlarına saldırılar niçin önlenememektedir? Türk toplumunun artık göstermelik ve etkisiz kanun değişiklikleriyle oyalanmaya tahammülü kalmamıştır, o hâlde eksiklik başka yerlerde aranmalıdır. İktidar kendi anlayışını, bakış açısını ve uygulamalarını artık gözden geçirmeli ve sorgulamalıdır. Söylemler ile uygulamalar arasındaki büyük farklılıklardan dolayı milletin iktidara güveni de kalmamıştır.

Kadınlar, istismara uğrayan çocukların aileleri ve sağlık çalışanları isyan ediyor. Bazıları mensup oldukları sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla, bazıları da çeşitli platformlar oluşturmak suretiyle “Nöbetteyiz; gözümüz, kulağımız Mecliste.” demektedirler. Bunlara kulak tıkayamayız; biz duyuyoruz, iktidarın da duymasını istiyoruz. “Sorun yasalardan ziyade yasaların adil ve etkin şekilde uygulanmamasındadır.” diyorlar. “Yasalara uygun davranmayanlar, yasaları uygulayamayanlar uymayacakları ve uygulamayacakları yeni yasalar yapmakla kimseyi kandırmasın.” diyorlar.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda artarak devam eden gerginlik ve huzursuzluk aile bütünlüğünü ve toplumu sarsmakta, sevgi ve saygıya dayanan sosyal yapı çözülmektedir. Bunun sonucu olarak cinnet geçirenler en sevdiklerine bile kıyabilmekte, akıl almaz cinayetler işlenmektedir. Cinayetlerin basına yansıyan hikâyelerine bakıldığında büyük çoğunluğunun ekonomik sebeplerden kaynaklandığını görmekteyiz. Boşanan ya da boşanma aşamasına gelen çiftlerin kısa süren mutluluklarının arkasında da benzer hikâyelerin olduğuna şüphe yoktur. Tenceresini kaynatamayan annelere, çocuğuna okul harçlığı veremeyen babalara, büyük emeklerle üniversiteyi bitirince ailesine destek olmayı beklerken işsizlikten kıvranan gençlere, uyuşturucu patronlarının tuzağına düşen çaresizlere ve borç batağında bocalayıp duran milyonlarca insanımıza sadece sabır tavsiye edilirse bu insanların bazılarının dayanma gücü kalmadığı zaman cinnet geçirmeleri ve şiddete başvurmaları ne yazık ki devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

İşte, bu sebeple, ekonomik sorunlar çözülmeden, yeniden huzur ve güven ortamı sağlanmadan toplumun sadece kanunlardan ve cezalardan çekinmesini beklemek boşa olur. Üstelik iktidara verilen desteklerin karşılığı hep hüsranla sonuçlanmışsa toplumdan sabırlı olması ve şükredilmesi beklenemez.

Bu kanun teklifi, kadına karşı şiddet, cinsel saldırı, çocukların istismarı ve sağlıkta şiddeti önlemeye yetecek sorunları çözecek nitelikte görünmemektedir. Bu teklif, günü kurtarma çabasından öteye geçemez. Türk toplumuna umut verebilmek için adaletin mutlak uygulandığı, hukuk sisteminin işlerliğinin yeniden tesis edildiği, hırsızlığın, soygunun son bulduğu, ekonomik darboğazın aşılacağının yeni kadrolarla gösterilmesinin şart olduğu apaçık ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümleniz galiba, buyurun.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Son cümle.

Teşekkür ederim, sağ olun.

O günlerin yaklaşmakta olduğuna olan inancımı belirtir, saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 10- 5271 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin üçüncü alt bendi ve (b) bendinin beşinci alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“3. Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu ile kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve bir kadına kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet olarak işlenen kasten yaralama, işkence, eziyet, tehdit suçlarında ve faili belirlenemeyen kasten öldürme suçlarından baro tarafından kendisine avukat görevlendirilir.”

“5. Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu ile kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve bir kadına kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet olarak işlenen kasten yaralama, işkence, eziyet, tehdit ve faili belirlenemeyen kasten öldürme suçlarından re’sen avukat görevlendirilir.”

              Alpay Antmen                          Süleyman Bülbül                      Hüseyin Yıldız

                   Mersin                                       Aydın                                       Aydın

               Zeynel Emre                              Rafet Zeybek                                Ali Şeker

                  İstanbul                                     Antalya                                     İstanbul

               Suzan Şahin

                   Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Suzan Şahin’in.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifi ne müjde ne de bir reform. Kat kat yetkisi ve imkânı olan bir Hükûmet sorunu çözmek yerine etrafından dolanır hatta daha da geriye götürecek adımlar atarsa kusura bakmayın ama düzenlemelerin ne inandırıcılığı olur ne de samimiyeti, hepsi sadece lafta kalır. Defalarca söyledik yine söylüyoruz: Göstermelik değişikliklerle toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik ortadan kalkmadan kadına yönelik şiddeti önleyemezsiniz. Ama siz “toplumsal cinsiyet eşitliği” demekten bile korkuyorsunuz. Yasaların etkin uygulanmadığı gibi ülkemizi uluslararası arenada küçük düşürmeyi göze alarak uluslararası yükümlülüklerden de vazgeçiyorsunuz. Yasalara uygun davranmayıp, etkin uygulamayıp her kamuoyu tepkisi yükseldiğinde TCK gibi temel yasaların maddeleriyle oynama alışkanlığınızdan vazgeçin.

Sayın milletvekilleri, AKP, kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırma niyetindeyse öncelikle eşitlik ilkesini aşındırmaktan vazgeçmelidir. Başta yargı olmak üzere toplumsal hayatın tüm alanlarında eşitlik karşıtı söylem ve uygulamalara son verilmelidir. Yine, ortak akıldan yoksun “Ben yaptım, oldu.” çalışması hâli bu yasa teklifinde de bir kez daha karşımıza çıktı. Bir hukuk devletinde yasalar gazete haberlerinde yazan başlıklara cevap olarak yazılmaz; ilgili kurumların, üniversitelerin, baroların, sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınarak yapılır. Peki, bu düzenleme böyle mi yapıldı? Tabii ki hayır. Yasa teklifi nasıl geldiyse muhalefetin hiçbir önerisi dikkate alınmadan, tek bir harfine bile dokunulmadan komisyondan geçirildi. Kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin tanımı bile olmayan bu düzenlemeyle sözde cezalar artırılıyor ama toplumun kadına karşı işlenen suçlarda cezasızlık algısını kaldırmıyor, aksine daha da pekiştiriyor, “Pişmanım.” diyen kurtuluyor.

Bu düzenlemenin algı yönetimi için getirildiği çok açıktır. Neden mi? Çünkü birçok ceza artırılmış hâliyle bile hükmün açıklanmasının geri bırakılması alt sınırının altında yani yatarı yok. AKP samimi olsa “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmü kadına şiddet ve istismar suçlarında uygulanmaz.” derdi ama yapmadılar, yapmayacaklar da çünkü kadına şiddete değil, kadına karşılar; sığ zihniyetleri bu şekilde işliyor.

Değerli milletvekilleri, 10’uncu maddede de benzer şekilde birçok eksiklikler bulunmaktadır. Cinsel saldırı suçlarında avukat isteme hakkı zaten mevcut olmakla birlikte, mağdura hatırlatılması gözden kaçırılmaktadır. Silahların eşitliği ilkesi gereği, şüpheli sanığa resen avukat atanan her suçta, şüpheli sanığa tanınan avukat isteme hakkı suça maruz kalana da tanınmalıdır; resen avukat atanmalıdır, hatta alt sınır kaldırılmalıdır.

Teklifin 10’uncu ve 11’inci maddelerinde, kadın cinayetlerinde ve özellikle kuşkulu kadın ölümlerinde barolar tarafından vekil görevlendirilmesiyle ilgili bir düzenlemenin yer almaması da büyük bir eksikliktir. CMK’nin 234 ve 239’uncu maddelerinin (2)’nci fıkrasına kadın cinayetlerinde ve kuşkulu kadın ölümlerinde bir vekil görevlendirilmesi, baroların ve kadın örgütlerinin müdahil olarak davalarda yer alma hakkı mutlaka eklenmelidir. “Kadına şiddeti önlemek için tüm toplum müdahale etmeli.” diyen siz değil miydiniz? Ne oldu şimdi de kadınları şiddet karşısında yalnız bırakıyorsunuz? Samimiyetsizsiniz, samimiyetsiz. Şunu unutmamak lazım: Asıl sorun mevzuatta değil, asıl sorun mağdurlara haklarının hatırlatılmaması ve bu sürecin öznesi baroların ve kadın örgütlerinin sürece müdahil olmalarının engellenmesidir. İşte, İstanbul Sözleşmesi tam da bu yüzden çok önemliydi. Sözleşmeden çıktılar çünkü bu maddede düzenlenen ücretsiz avukat tayinini alt sınır olmaksızın yerine getirmek zorundaydılar. Neden kadın örgütlerinin, baroların davalarda mağdurların yanında olmasını engelliyorsunuz? Kadınların önüne değil, şiddetin önüne engeller koyun, şiddettin.

Değerli milletvekilleri, kadına şiddet konusunda iktidar, defalarca sınandı ve bırakın önlemeyi, daha da artıracak söylemlerle uygulamalara imza attılar. Bu da yetmedi, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede, hukuksuz bir şekilde çıktılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Bu büyük günahı bu teklifle gideremezler. Şiddetle mücadele, kararlı ve ısrarlı devlet politikalarıyla mümkündür çünkü kadına şiddet politiktir. Kadınlar korkmasın, kadın katillerinin de AKP’nin de karşısında, kadınların yanındayız. Eşitlik gelene kadar mücadeleye devam edeceğiz. Sözleşmeden imza çekenlerin, gözünü 6284’e dikenlerin bu göstermelik kanun değişikliğiyle kadına yönelik şiddetle mücadele etmesi mümkün değildir. Bu çelişkileri kabul edemiyoruz. Yaptığımız önerilerin, mevcut yasaların etkin uygulanmasını, uygulamayanlara yaptırım uygulanmasını istiyoruz. Bu yüzden, yasalara dokunmayın, yasaları etkin uygulayın diyor, mücadeleden vazgeçmeyeceğimizin sözünü tüm kadınlara veriyoruz. Kötülüğü hep birlikte gönderecek, hukukun üstünlüğünü tesis ederek hep birlikte nefes alacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

Buyurun.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Yasaklar, baskılar, cezalar, siyasi kararlarınız ne Canan Kaftancıoğlu’nu ne de bizi susturamayacak.

Geliyor gelmekte olan diyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 10: 5271 sayılı Kanunun 234'üncü maddesinin 1 inci fıkrasının a bendinin 3 numaralı alt bendi “Vekili bulunmaması durumunda, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu ile kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve bir kadına kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir şekilde etkileyen şiddet olarak işlenen kasten yaralama, işkence, eziyet, tehdit suçlarında, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilir.” şeklinde; yine aynı maddenin 1'inci fıkrasının b bendinin 5 numaralı alt bendi “Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu ile kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve bir kadına kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir şekilde etkileyen şiddet olarak işlenen kasten yaralama, işkence, eziyet, tehdit suçlarında kendisine avukat görevlendirilir.” şeklinde değiştirilmiştir.”

     Mehmet Metanet Çulhaoğlu                   Ayhan Altıntaş                       Orhan Çakırlar

                   Adana                                      Ankara                                      Edirne

               Dursun Ataş                               Ayhan Erel

                  Kayseri                                     Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Sayın Erel, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz maddeyle, belli suç tiplerinde mağdurların istemi hâlinde ücretsiz avukat görevlendirilmesi düzenlenmektedir. Mağdur kadın ve çocukların yargı süreçlerinde yalnız kalmaması çok önemli bir husustur. Cinsel saldırı suçlarında avukat isteme hakkı zaten mevcuttur ancak maruz kalanlara bu konu hatırlatılmamaktadır. Kasten yaralama, ısrarlı takip, işkence, eziyet, çocukların cinsel istismarı suçlarında avukat görevlendirmesi olumlu bir gelişmedir. Baroların kadın hakları merkezleri mağdur kadınlara gönüllü avukatlık hizmeti vermektedir. Ancak, bir davaya taraf olmak amacıyla gerçekleştirilen müdahil olma talepleri ülkenin her yerindeki mahkemelerce sistematik olarak kabul edilmemektedir. Yani kadınların yargı süreçlerinde yalnız kalmaları ve adalete erişimi temelden problemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık günümüzde Türkiye'nin en önemli beka sorunu sığınmacılar oldu. Ekonomik krizin varlığını iktidar dışında kimse inkâr etmiyor. Çok ekonomik krizler gördük, bugün yaşanan hepsinden ağır, iktidar krizi tedavi yerine, inkâr ediyor; her şey kötüye gidiyor. Yap-işlet-devret formülüyle 5 müteahhide yaptırılan geçilmeyen köprüler, uçulmayan havaalanları, kullanılmadan bozulan yollar nedeniyle üç beş kuşak ötesi insanımızın bile borçlu hâle geldiğine hepimiz şahidiz.

Milletimizin kutuplaştırılmasına, ayrıştırılmasına, devletin fabrika ayarlarının bozulmasına sağduyulu her vatandaşımız karşı çıkıyor.

Atanamayan gençlerin, ekonomik sıkıntıdan kıvranan emeklilerin, alın terinin karşılığını alamayan işçilerin, tenceresinde et değil dert kaynatan kadınlarımızın feryatlarını hepimiz duymaktayız.

Biz büyük bir milletiz, biz büyük bir devletiz; bunların hepsini kendi aramızda, kendi içimizde çözeriz. Bugün olmazsa mutlaka bir gün ileride muhakkak çözeriz; borçsa öderiz, bizim neslimiz ödemezse Osmanlı borçlarında olduğu gibi, gelecekte çocuklarımız, torunlarımız öder. İktidar, bu sorunları çözemezse, onlar gider iyi’ler gelir, iyi’ler bu sorunları çözer. Bu sorunların hepsi önemli, sorunlar çözülecek sorunlar.

Resmî olarak 4 milyona yakın Suriyeli, iddialara göre 7 milyonu aşkın düzenli ya da düzensiz sığınmacı bu ülkenin geleceğini yok eder; esas beka meselesi budur. İktidarı, muhalefeti, sivil toplum kuruluşları Türkiye’nin bekasıyla ilgili endişe duyan herkes, bir araya gelerek partilerüstü bir anlayışla bu sorunu çözmek zorundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener Hanımefendi’nin belirttiği gibi, İYİ Parti olarak, ülkemizin her kritik meselesinde olduğu gibi sığınmacı ve kontrolsüz göç konusunda makul, akılcı ve soğukkanlı bir yaklaşımla hareket etmeye devam edeceğiz. Bu perspektiften hareketle buradan bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Bugün artık geçici koruma statüsü ve düzensiz göç hareketliliğini belirleyen Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu üzerinde konuşmanın ve gerekli değişikliği yapmanın vaktidir. Biz Gazi Meclisimizin bu önemli sorunumuzun çözümünde bir tartışma, istişare ve başarabiliyorsa bir uzlaşma zemini olduğuna inanıyoruz. Milletimizin acil çözüm beklediği böyle bir meseleyi milletin evinde konuşabilmek ve çözüme bağlayabilmek en başta bize kendisini temsil yetkisini veren aziz milletimize karşı bir görevimizdir. Bu mesele bize göre partiler üstü bir meseledir. O nedenle, diyoruz ki: Gelin, özel bir oturumda ve milletimizin gözleri önünde meseleye bakışımızı, çözüm önerilerimizi ortaya koyalım; gelin, milletimizi, memleketimizi bu cendereden birlikte kurtaralım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Şentop’un bu haklı ve meşru çağrımıza kayıtsız kalmayacağını umut etmek istiyor, esasında bunun milletimizin acil bir çağrısı olduğunu milletimizin huzurunda bir kez daha hatırlatmak istiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 10- 5271 sayılı Kanunun 234’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendinin 3 numaralı alt bendi “Vekili bulunmaması halinde cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı olarak kadına karşı işlenen suçlar, çocuğa karşı işlenen suçlar ve dil, ırk, milliyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, siyasi düşünce, felsefî inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle işlenen suçlarda re’sen avukat görevlendirilir.” şeklinde değiştirilmiştir.”

               Kemal Peköz                             Ali Kenanoğlu                           Murat Çepni

                   Adana                                     İstanbul                                       İzmir

               Habip Eksik                      Tulay Hatımoğulları Oruç              Hüseyin Kaçmaz

                    Iğdır                                        Adana                                       Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Kaçmaz’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz maddeyle 5271 sayılı Kanun’un 234’üncü maddesinde değişiklik yapılması amaçlanmaktadır. Yapılmak istenen düzenlemeye baktığımızda, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan, çocukların cinsel istismarı ve ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence ve eziyet suçları madde kapsamına dâhil edilmektedir. Böylelikle, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, özellikle, şiddet mağduru kadınların, istemleri hâlinde, baro tarafından görevlendirilecek avukatın hukuki yardım ve desteğinden ücretsiz şekilde faydalanmaları sağlanarak hak arama yollarını etkin bir şekilde kullanabilmelerine imkân tanıma amacı güdülmektedir. Düzenleme olumlu olmakla birlikte, yine burada da aslında karşımıza işleyiş sorunu çıkıyor. Ama öncesinde belirtmek isterim ki insan yaşamını ilgilendiren en ağır konuların bile ancak Cumhurbaşkanı talimat verirse gündeme gelmesi başlı başına bir soruna işaret etmektedir. Söz konusu hakların bir kısmı zaten yasada mevcut ancak işleyişte ve zihniyette sorun var; zihniyet sorunu, olduğu yerde durmaya devam ediyor. Bu haklar var olmasına rağmen, aslında şu aşamaya kadar yeterince anlatılamamakta yani dediğimiz gibi, işleyiş sorunu karşımıza çıkmakta. Kadına yönelik şiddetin ve çocuklara yönelik istismar vakalarının bu kadar arttığı bugünlerde bizce avukat tahsisinin isteğe bağlı olması oluşabilecek mağduriyetlerin önüne geçmekte etkisiz kalacaktır yani kanunen istenilen amaca ulaşılamayacaktır. Bu sebeple, bu durumun isteğe bağlı olmaktan çıkarılması ve zorunlu müdafilik olarak düzenlenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de neredeyse her gün bir kadın katlediliyor ama teklifte kadına yönelik şiddetin açık net bir tanımı ve nedenleri dahi yok. Meselenin asla sadece ceza artırımıyla çözüleceğini düşünmüyoruz ancak suç işlemekten alıkoyacak bir ceza artırımının olması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak teklifte bu da yok yani caydırıcı cezalar da öngörülmüyor. Yine, bu teklifin gerekçesinde, bu suçun oluşabilmesi kriterlerinden biri olarak ısrarlı takip fiilinin mağdur üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşturması gösteriliyor. Soruyorum buradan: “Ciddi bir huzursuzluk oluşturması” kavramından ne anlıyorsunuz ya da hâkim ne anlayacak? Aslında burada da yasadaki bu boşluk, yine bu durumu hâkimin takdirine yani hâkimin keyfî yorumuna bırakmış oluyor; bu da yine bir eksiklik olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, teklif edilen ceza artırımları mevcut infaz düzenlemeleri nedeniyle de yeterli değildir çünkü altı aydan iki yıla kadar öngörülen hapis cezasının yatarı yok. Bu durumda suç fiiliyatta yine cezasız kalmış olacak ve nasıl olsa cezası yok diye bu suçlar işlenmeye devam edilecek.

Sayın milletvekilleri, hepimizin bildiği üzere ölümle sonuçlanan birçok şiddet vakasının öncesinde kadınların, failin ısrarlı takibine maruz kaldığı biliniyor. Dikkatinizi çekmek isterim ki ciddi can güvenliği tehdidini oluşturan “ısrarlı takip” sistematik eziyet ve işkence suçudur aslında. Bu sebeple, ısrarlı takip suçunun Ceza Yasası’nın 96’ncı maddesindeki “eziyet suçu” altında özel bir suç olarak tanımlanması ve bu suç için iki ile beş yıl arasında hapis cezası uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz. Ancak bu şekilde kanunun istediği amaca ulaşılabilir.

HDP olarak bir diğer önerimiz, ısrarlı takip suçu hakkında soruşturmanın şikâyete bağlı olarak değil, mağdurun fail tarafından baskı altına alınmış olabileceği, mağdurun ruh hâli gibi durumlar da gözetilerek resen yapılması gerektiğidir. Bununla birlikte, ısrarlı takip suçunun yalnızca çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşanılan eşe karşı işlenmesi durumunda “nitelikli hâl” olarak düzenlenmesi, kadınların resmî nikâhlı olmadıkları partnerlerinden, aile bireylerinden ya da daha önce hiç tanımadıkları, karşılaşmadıkları kişilerden gördükleri şiddeti kapsam dışında bıraktığı için de bu yönden de eksik kalmış bir düzenlemedir.

Bu değişiklikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme günahınızı aklamaya ve bu vebalden kurtulmaya çalışıyorsunuz ancak bu çabanız nafile. Gerek Komisyonda gerekse de Genel Kurulda yapılan eleştirileri dikkate almadınız, şu anda da almıyorsunuz. Tek adam, tek erkek tek başına milyonlarca kadının hayatını ilgilendiren İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı verdi, bir tepki göstermediniz ve hatta tepki gösteren AKP’li kadınları tasfiye ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu sorunun çözümü için ancak kadınlara ve bu uğurda mücadele edenlere kulak verirseniz bu günahı telafi edebilirsiniz. Ancak sizde o ışığı göremiyorum çünkü defalarca burada ifade edildi; sorun yasalarda değil, sorun zihniyette. Bu konuyu kapatmakla birlikte yasaya ilişkin düşüncelerimizi ifade ettik.

Yakın zamanda, hepinizin bildiği üzere, Cübbeli Ahmet Hoca birden fazla kez HDP ve HDP'lilere karşı ağza alınmayacak hakaretler, HDP düşmanlığı, Kürt düşmanlığı barındıran ifadeler kullandı. HDP'lilerin Cübbeli Ahmet Hoca'ya sözünü buradan ifade etmek istiyorum: Cübbeli, (…)(x)

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne dediğini anlamadık.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – “Allah belasını versin.” dedim. Bedduasını ilettim ona.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Hüseyin Bey, Türkçe söyleseydin de biz de anlasaydık.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Tamam Sayın Başkanım, istiyorsanız buradan da söyleyeyim.

BAŞKAN - Evet.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – “Allah belasını versin.” dedim, bedduasını kendisine iade ettim. Allah belasını versin!

BAŞKAN - 11’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasında okutup işlem alacağım.

        Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 11 – 5271 sayılı  Kanun’un 239 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 

(1) Mağdur veya suçtan zarar gören davaya katıldığında, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu ile kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve bir kadına kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet olarak işlenen kasten yaralama, işkence, eziyet, tehdit suçlarında ve faili belirlenemeyen kasten öldürme suçlarında baro tarafından kendisine avukat görevlendirilir.”

 

       Alpay Antmen                        Hüseyin Yıldız                Süleyman Bülbül

            Mersin                                  Aydın                                   Aydın 

        Rafet Zeybek                           Ali Şeker                        Zeynel Emre

           Antalya                                İstanbul                               İstanbul

                                                 Ünal Demirtaş

                                                    Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

Komisyonun katılmadığı önerge üzerinde söz talebi Sayın Ünal Demirtaş’ın.

Sayın Demirtaş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce ülkemizde hukukun yok sayıldığı Yargıtay kararıyla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum. Biliyorsunuz bugün Yargıtay 3. Ceza Dairesi, İstanbul İl Başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu’yla ilgili bir onama ve bozma kararı verdi. Verilen kararda, onanan kararda dört yıl on bir ay yirmi günlük bir cezası onaylandı. Tabii, bu karar ülkemizde hukukun ne kadar çok siyasallaştığının bir başka örneği. Çünkü Sayın Canan Kaftancıoğlu’nun düşünce ve ifade özgürlüğü ve siyasi eleştiri kapsamında söylemiş olduğu sözlerden ve atmış olduğu “tweet”lerden dolayı böyle bir ceza verilmiş olmasını kabul etmemiz mümkün değil. AK PARTİ dönemlerinde zaten hukukun ayaklar altında alındığını, yargının siyasallaştığı ve sarayın emrine girdiğini hepimiz biliyoruz ve görüyoruz. Dolayısıyla bu karar hukuki bir karar değil, siyasi bir karardır ve maalesef saray rejimi hukuku siyasetin bir aparatı olarak kullanmaktadır. Bu şekildeki kararlar da inşallah önümüzdeki süreç devam etmez çünkü bu verilen kararların ağır faturasını ekonomideki bozulmayla vatandaşlarımız ağır bir şekilde ödemektedirler. Bugün eğer dolar 15,40 lira seviyesine geldiğiyse, ekonomi bu kadar çok bozulduysa, enflasyon bu kadar çok yükseldiyse, hayat pahalılığı bu kadar çoksa işte bu yanlış verilen siyasal kararların çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde tabii, sağlık sisteminin kronikleşmiş ve çözülmeyi bekleyen birçok sorunu vardır. Bu sağlık sistemindeki sorunlar, AK PARTİ iktidarlarında çözüleceğine maalesef artarak devam etmektedir çünkü AK PARTİ iktidarlarının sağlık sistemine ve sağlık çalışanlarına yönelik sorunlu bir bakış açısı vardır. Bugün, geldiğimiz noktada, vatandaşlarımız hem sağlık hizmetlerine hızlı ve yeterli düzeyde erişememekten hem kaliteli bir sağlık hizmeti alamamaktan hem de pahalı bir sağlık hizmeti almaktan şikâyetçidirler. Sağlık çalışanları da hem çok ağır çalışma koşullarından -otuz altı saatlere kadar uzayan nöbetlerden, düşük ücretlerden- hem mesleki itibarlarının yerle bir edilmesinden hem de hedef tahtasına oturtularak şiddete uğramaktan şikâyetçidirler. Bugün sağlık çalışanları özellikle pandemide çok ağır koşullarda fedakârca çalışırken AK PARTİ iktidarı sağlık çalışanlarına vermiş olduğu hiçbir sözü tutmamış, sağlık çalışanlarının ekonomik koşullarını düzeltmemiş ve özlük haklarında bir iyileştirmeye gidilecek adımlar atmamıştır. Daha da ötesi “Ben doktora iğne yaptırmam, doktorlar adamı felç ederler alimallah.” “Doktor efendi dönemi bitti, gidiyorlarsa gitsinler.” diyen bir Cumhurbaşkanı ve “Paracı doktorlar gürültü yapıyorlar.” diyen sağlık bakanları olmak üzere, AK PARTİ’liler sağlık çalışanlarını maalesef itibarsızlaştırdılar ve halkın gözünde hedef tahtasına oturtacak birçok açıklama yaptılar.

Aralık 2021 tarihinde sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik düzenlemeyi Genel Kurula getirdiniz; belki Genel Kurula gelen bu düzenlemenin eksik ve noksanları vardı ama “Tamamlayıp tekrar Meclise sunacağız.” dediniz ve hâlâ -şu anda geri çekildi bu düzenleme ve aradan beş ay geçti- bu düzenlemeyle ilgili bir iyileştirme, herhangi bir şekilde sağlık çalışanlarının lehine bir düzenleme henüz yapılmadı. Bugün kendi canımızı ve sevdiklerimizin canını emanet ettiğimiz sağlık çalışanlarımız ve hekimlerimiz, maalesef geleceğe güvenle bakamıyorlar, mutsuzlar ve tükenmiş durumdalar. Bu sebeple başta hekimlerimiz olmak üzere her yıl binlerce sağlık çalışanı ülkemizi terk ederek yurt dışına gitmektedirler.

Değerli milletvekilleri, bugün sağlık çalışanlarının yaşadığı en büyük sorunlarından birisi de şiddet sorunudur. Bu teklifle her ne kadar sağlık çalışanlarına şiddeti önlemeye yönelik bazı olumlu düzenlemeler yapılmış olsa da teklif mevcut hâliyle eksiktir ve sorunu kökten çözecek veya minimize edecek bir anlayıştan son derece uzaktır. Çünkü bu kanun teklifinde dar bir çerçevede ve sadece bu suçu işleyenlerin tutuklanmasının kolaylaştırılmasına ve cezaların artırılmasına yönelik hükümler vardır. Oysa sadece tutuklama yapılarak ve sadece cezalar artırılarak sağlık çalışanlarına şiddetin engellenmesi mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - Bu teklif bugün Genel Kuruldan geçecek mi değerli arkadaşlar? Elbette geçecek. Peki, yarından itibaren sağlık çalışanlarına şiddet engellenecek mi, bitecek mi? Maalesef, elbette hayır. Sağlık çalışanları yine giderek artan oranda ve dozajda şiddete uğramaya devam edecekler çünkü bu teklif sorunu kökten çözecek bir düzenleme değildir, son derece yetersizdir değerli arkadaşlar. Dolayısıyla bu yasa teklifinin sorunu bütün yönleriyle ele alan, şiddet sorununun kökten çözülmesini amaçlayan daha geniş kapsamlı ve bütüncül bir paket olması gerekirdi.

Değerli milletvekilleri, aslında sağlık çalışanlarına yönelik şiddet konusu daha önce de Meclisin gündemine birçok defa gelmiştir. Mecliste 2012 yılında sağlıkta şiddetle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmuş ve görüşülmüştür; 66 öneri getirilmiştir. Ama o önerilerden hangisi bugüne kadar yerine getirilmiştir? Maalesef, yeterli düzeyde bir düzenleme yapılmamıştır.

Saygılarımla. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sarı sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 11 – 5271 sayılı Kanun’un 239’uncu maddesinin 1’inci fıkrası ‘Mağdur veya suçtan zarar gören davaya katıldığında, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı olarak kadına karşı işlenen suçlar, çocuğa karşı işlenen suçlar ve dil, ırk, milliyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle işlenen suçlarda re’sen avukat görevlendirilir.’ şeklinde değiştirilmiştir.”

               

        Kemal Peköz                          Murat Çepni                         Oya Ersoy

            Adana                                   İzmir                                 İstanbul

 

         Habip Eksik                                                               Ali Kenanoğlu

             Iğdır                                                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ali Kenanoğlu’nun.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerine söz aldım. Bu maddeyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 239’uncu maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “cinsel saldırı suçları” ibaresi “cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçu ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçları” şeklinde değişiklik öngörülmektedir. Düzenlemeyle “katılanın hakları” başlıklı 239’uncu maddesinde, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçuyla kadına yönelik işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında baro tarafından avukat görevlendirilmesini isteme hakkı eklenmektedir ancak vekili bulunmayan şiddet mağduru kadınlara istemeleri hâlinde baro tarafından ücretsiz olarak avukat sağlanması, cinsel saldırı suçlarında zaten mevcut durumdadır. Suça maruz kalan kadınlara bu hakları hatırlatılmamaktadır. Ayrıca, bilgilendirme yapılsa dahi bazı durumlarda ana dili Türkçe olmayan kadınlar için çevirmen hakkı bulunmasına rağmen pratiğe çevrilmemesi sebebiyle iletişim problemleri yaşanmaktadır. Dolayısıyla, kadınlar ücretsiz avukat atanması hakları olduğuna ilişkin bilgi sahibi olmadıkları hâllerde bu haklarını yine kullanamayacaklardır. Kadına yönelik suçu önlemek ve kadının hukuka doğru erişimini sağlamak amacıyla bu kapsamda değerlendirilebilecek tüm suçlarda kadınların avukata erişimi, zorunlu müdafilik kapsamına alınması gerekmektedir.

Diğer taraftan, bu maddeyle ısrarlı takip suçu getiriliyor. Bu suçu işleyen fail için altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülüyor. Mağdurun huzurunu bozmakla yetinmeyip okulunu, iş yerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya iş yerini bırakmasına yol açması durumunda ceza 3 kata kadar çıkarılıyor. Israrlı takip mağdurun hayatını en az fiziki şiddet kadar travma yaratacak potansiyele sahip olduğu için böyle bir düzenleme yapılması olumlu ancak mahkemelerin mağdurun ciddi anlamda huzursuzluk yaşaması veya güvenliğinden endişe duyması gibi ölçütleri somut olayda hakkaniyete uygun biçimde yorumlamaları gerektiği son derece önem taşımaktadır. Zira, bu konuda çok ciddi sıkıntılar mevcut kanun için de yaşanmaktadır. Zaman zaman hâkimlerin bu işlerde hakkaniyetli davranmadığı, mağduru korumadığı da bilinmektedir.

Bu madde tabii, önemli bir şekilde de çocuk istismarını ilgilendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü 2020 yılında paylaştığı rapora göre 2 ila 17 yaşları arasında 1 milyara yakın çocuk 2019 yılında fiziksel, cinsel ya da duygusal şiddete maruz bırakıldığı açıklanmaktadır. 10 çocuktan 6’sı ebeveynleri tarafından fiziksel olarak cezalandırılıyor. Çocukların yüzde 10’u fiziksel cezalardan legal olarak korunamıyorlar. Tespit edilen insan kaçakçılığı faaliyetlerinin yüzde 28 oranında çocuk mağdur oluyor. Dünya genelinde 50 milyona yakın çocuk yaşadığı yerden göç ediyor ya da zorla yerinden göç ettiriliyor. Her yıl on beş yaşın altındaki 41 bin çocuk ev içi cinayet sonucu hayatını kaybediyor. Yetişkinlerin dörtte 1’i çocukken istismara uğradığını bildiriyor. 5 kadından 1’i, 13 erkekten 1’i çocukken istismara uğradığını açıklıyor. Dünya ülkelerinde durum ne, yani ne kadar güvende çocuklar? Araştırmaya göre çocukların en güvende olduğu ülke yüzde 83,9 oranla İngiltere. En ez güvende olduğu ülke ise yüzde 26,4’le Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Türkiye'de ise yüzde 56,7’yle listenin 18’inci sırasında yer alıyor. TÜİK verilerine göre, 2016 verilerine göre Türkiye'de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı on yılda yaklaşık 3 kat arttı ve 250 bin çocuğun istismara uğradığı kaydedilmiştir. TÜİK’in 2019 verilerine göre suç mağduru olarak gelen 206.498 çocuğun yüzde 15,2’si cinsel istismar kurbanıydı ancak resmî veriler artık paylaşılmıyor.

Şimdi, tabii ki bunları önlemek için ne yapmak gerekiyor? Çocuk istismarını önlemenin yolu Türkiye Psikiyatri Derneğinin de belirttiği öneriler var. Cinsel taciz ve istismara zemin hazırlayan, toplumsal değerlere, cinsiyet eşitsizliğine müdahale edebilecek kapsamlı politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Cinsel suçlarla ilgili kamu duyarlılığının artırılması gerekiyor. Mağdurun adalet sistemine erişiminin hızla sağlanması gerekiyor. Başvuru, soruşturma ve yargılama aşamalarında yeniden travmatize edilmesini engelleyici, koruyucu tedbirlerin düzenlenmesi gerekiyor. Ceza ve yaptırımların belirlenmesi ve uygulanmasıyla ilgili özellikle hafifletici etkenler, salıvermelerle tetiklenen adaletin yerini bulmadığına ilişkin yaygın kanıya neden olan düzenlemelerin gözden geçirilmesi gibi birçok boyut içeren bir strateji oluşturulması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Diğer taraftan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde çocuk ihtisas komisyonu kurulmalıdır. Çocuk istismarının önlenmesi amacıyla devlet etkin ve bütüncül politikalar üretmelidir. Çocuğa yönelik her türlü istismarın önlenmesi için zaten hukuken yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi ve hükümleri uygulanmalıdır. Özellikle ailelere ve sağlık personeline eğitim verilmelidir. İlgili bakanlıklar kendine ayrılan bütçeden eğitim çalışması için ödenek ayrılmalıdır. Çocuğa yönelik mahalle, köy ve kentlerde ülke ölçekli çocukların kolay erişim sağlayacağı adalet mekanizmaları ve bu mekanizmalara erişim sağlanmalıdır. Çocuk istismarını engellemek için cezasızlık politikalarından derhâl vazgeçilmeli, var olan yasalar etkin kullanılmalıdır. Çocuk istismarının denetimleri etkin bir biçimde yapılmalıdır. Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü çocuk istismarı verilerine erişimini derhâl açmalı ve bu konudaki şeffaflık sağlanmalıdır. Çocuk istismarıyla mücadele eden STK’ler desteklenmeli, bunlara bütçeden para ayrılmalıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 11’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu    Ayhan Altıntaş                     Orhan Çakırlar                    Adana                                  Ankara                                Edirne          

                Ayhan  Erel                                           Hayrettin Nuhoğlu                    İbrahim Halil Oral               

                 Aksaray                                                                    İstanbul                      Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz talebi Sayın İbrahim Halil Oral’ın.

Sayın Oral, bana sataşmadan lütfen, cevap vermek zorunda kalmayayım.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 323 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 11’inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, kadına şiddet ve sağlık personeline şiddetin katalog suçlar kapsamına alınmasının son derece olumlu bir düzenleme olduğunu vurgulamak istiyorum. 10’uncu ve 11’inci maddelerle yapılan değişikliklerle hukuki desteğe erişimi kolaylaştırmaktadır. Ancak yapılan düzenleme özellikle hukukçular tarafından bazı noktalarda da eleştirilmektedir. Cinsel saldırı suçlarında değişiklik öncesinde de ücretsiz avukata erişim genel ilkeler kapsamında mevcuttur. Ancak bu hakkın bilinmemesi, doğru yönlendirme yapılmaması gibi hâller bu desteği erişimi engellemektedir, mevcut teklifte de bu sorun maalesef çözülmemiştir. Cinsel saldırı suçlarında ve burada sayılan suçlar zaruri savunma kapsamında alınan alınmalıdır, kadına yönelik şiddet davalarında kadınlara baro tarafından ücretsiz avukat tayini süre sınırı olmaksızın zorunlu hâle getirilmesi gerekmektedir. Yapılan düzenlemenin pratikte yaşanan sorunları değerlendirmeden hazırlandığı görülmektedir. Ancak her hâlükârda düzenleme, kadına ve çocuğa karşı işlenen maddede yazılı suçlar açısından sosyal devlet anlayışı çerçevesinde ücretsiz, profesyonel hukuki yardım alınmasını sağlamak amacıyla getirildiğinden yerinde bir düzenleme olarak tarafımızca değerlendirilmiştir. Kadına ve çocuklara yönelik cinsel saldırı ve şiddeti önlemek için yapılan çalışmalar için yetersizdir. En temelde, hukuksuzca İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası nitelikli bir sözleşmeden çıkılması, bu noktada bir geriye gidiştir. Hâlen 6284 sayılı Kanun’umuz İstanbul Sözleşmesi’ne atıf yaparken bu sözleşmeden çıkılması akıl ve izanla kabul edilebilecek bir şey değildir. İç hukuk, uluslararası hukukun gücüyle daha da anlam kazanır ve evrensel bir niteliğe erişir. Bu bağlamda, İstanbul Sözleşmesi’ne geriye dönüşün şart olduğunu ifade etmek istiyorum. Danıştay kararları sonuçlandığında bu sözleşmeye geri dönüş olmasa da İYİ Parti iktidarında, İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, şiddeti tetikleyen, şiddetin önünü açan toplumsal şartlar, ülkemizde her geçen gün çoğalmaktadır. Kadına şiddet gibi sağlık çalışanlarına yönelik şiddette de bu teklif, olumlu düzenlemeler yapsa da pek çok eksiklik mevcuttur. Özellikle şiddeti doğuran sebeplerin ve şartların bertaraf edilmesi noktasında iktidarın adım atmaktan imtina ettiği ortadadır. Bugün, kamuda sağlık hizmetleri dipsiz bir kuyuya doğru sürüklenmektedir. “Giderler gitsinler.” dediğiniz doktorlarımız da bir bir yurt dışına gitmektedirler. Vatandaşımız, kaliteli sağlık hizmetleri alamamakta, randevu alma zorunluluğu artmakta, muayene bekleme süreleri maalesef çoğalmaktadır. Bunun üstüne bir de sayıları hızla artan sığınmacılar gelmiştir. Türkiye genelinde sayıları 200’ü dahi bulmayan göçmen sağlığı merkezleri yetersiz kalmaktadır. Vatandaşlarımız hastanelere gittiğinde randevu sıralarında sığınmacıların yoğunlukla yer aldığını görmektedirler. Bu hâl şiddeti tetikleyen bir hâl değil de nedir? Doktorlarımız artan iş yükü sebebiyle zor şartlarda çalışmaktadır. Bunun üstüne sığınmacıların yarattığı yük de onların sırtlarına binmektedir. Doktorlarımıza “Giderlerse gitsinler.” demek de şiddet değil midir? Mobbing de bir türlü şiddet değil midir? Avrupa’nın en yüksek çalışma saatlerini uygulamak doktorlara şiddet değil midir? Fiziki şiddetin katalog suç olması güzeldir; ancak ruhsal şiddetin, mobbingin ve sağlık çalışanlarına kıymet vermemenin de bir cezası olmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’ni hukuksuzca iptal edip kadına şiddetle mücadele etmeye çalışmanın bedelini kadınlarımız ödememelidir. Sağlık çalışanlarımız da, kadınlarımız da, milletimiz de müsterih olsunlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

AK PARTİ iktidarının uyguladığı yanlış politikalar yüzünden gençlerin, bilim insanlarının, doktorların umudu yurt dışında aradığı günleri sonlandırmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu bedeli milletimiz sandıkta ödetecektir.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

 

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

 

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Avusturya Parlamentosu Avusturya-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Nurten Yılmaz ve beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulu teşrif etmiştir. Kendilerine Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

 

1.  Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 323) (Devam)

 

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin çerçeve 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 12: 5271 sayılı Kanunun 253'üncü maddesinin 3 üncü fıkrası "Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ve ısrarlı takip suçunda (madde 123/A), kadına karşı işlenen tehdit ve hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilmez.” şeklinde değiştirilmiştir.”

     Mehmet Metanet Çulhaoğlu                     Ayhan Erel                         Ayhan Altıntaş

                   Adana                                     Aksaray                                     Ankara

                                     Orhan Çakırlar                             Behiç Çelik

                                           Edirne                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Behiç Çelik’in.

Sayın Çelik, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi için verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren, çok önemli konuları içeren 17 maddelik bir torba kanun teklifini görüşüyoruz. Bu teklif, kadınlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza yönelik şiddet eylemlerine müeyyideler ve birtakım ceza artırımları getiriyor. Biz her zaman millet yararına, kadınlarımızın saygınlığının ve onurunun korunmasına, sağlık çalışanlarımızın hayrına olacak her girişimi destekliyoruz, desteklemeye de devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, konu, kadına ve sağlık çalışanlarına yönelik bir koruma düzenlemesiyse bunu çok pratik bir şekilde yapmak mümkündür. Önce şuradan başlayalım: Siz yirmi yıldır neredeydiniz? Türk idari yapısını yirmi yıldır tahrip ede ede getirdiğiniz şu kokuşmuş ve mefluç hâle gelmiş kamu düzeni içinde yine bir yara, bir delik açılıyor. Sağlık çalışanlarına yönelik müdahaleler ve saldırılarda, soruşturma yöntemleri temel idare hukuku düzenini tahrip edici mahiyettedir. Sağlık teşkilatlarını doğrudan merkeze bağlamak suretiyle aslında sağlık teşkilatlarını idare edilemez hâle soktuğunuzdan bile haberiniz yok. Ne mülga memurin muhakematından haberiniz var ne de 4483 sayılı Kanun’un içeriğinden haberiniz var ne de 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’ndan haberiniz var. Bu kafayla siz sağlık çalışanlarını korumayı bırakın onları kaosun girdabına attığınızın bile farkında değilsiniz. Hiç mi bir kamu yönetim uzmanı tanımıyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi? Kendi atadığınız valilerinize, sağlık müdürlerinize ve baş hekimlerinize sorun bakalım, onlar ne diyecek? Size tahribatın boyutunu anlatsınlar.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz, kuruluşundan bugüne kadın-erkek eşitliğini temel prensip edinmiş, asil ve cesur Türk kadının sonsuz fedakârlıklarına şahit olmuştur. İslam toplumları içerisinde temel hak ve özgürlükler bakımından Batı’dan daha üstün hak ve özgürlüklere sahip olan Türk kadının, pratikte son yıllarda büyük kayıplarla karşı karşıya kaldığı bir gerçektir. Nitekim, ülkemizin İstanbul Sözleşmesi’nden Anayasa dışı ve yasa dışı olarak “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılması kabul edilemez. Sonra tutuyorsunuz, kadınların güvenliğiyle ilgili hüküm içeren bir teklif getiriyorsunuz.

Evet, gün geçmiyor ki kadınlarımız bir saldırıya uğramasın, gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti haberiyle yüreklerimiz dağlanmasın. Aynı gün serbest bırakılan sapıkları, katilleri de basından sıkca duyuyoruz, kahroluyoruz. Demek ki temel hak ve özgürlüklerin verilmesi, yasal düzenlemelerin yapılması hayata geçirilmediği sürece bir anlam ifade etmiyor.

Değerli arkadaşlar, 2019 verilerine göre OECD üyesi ülkeler arasında kadına şiddetin en yüksek olduğu ülkeyiz. Ne acıdır ki bu şiddet olaylarının her yıl artış gösterdiğini, son on yılda en az 2.500 kadının öldürüldüğünü biliyoruz. Sosyal travmaların, toplumsal yıkımların had safhaya ulaştığı bir ortamda sorumluluk alması, çözüm bulması gereken iktidar kadına tepeden bakan ve ayrıştıran yaklaşımıyla sorunların âdeta nedeni olmuştur. Yirmi yıllık iktidar yolculuğunda kadınlarımıza uzanan kirli ellere, dillere seyirci kalan, kadınlarımızın gülüşlerine dahi tahammülü olmayan iktidarın bu konuda sicili bozuktur. Bugün görüşülen teklifin de aynı kanayan yaraları dindirmeyeceği, birtakım pansuman tedbirlerinin ötesine gidemeyeceği ortadadır. Cezaların artırılması gereklidir, bunu önemsiyoruz ancak altını çiziyoruz ki tek başına asla yeterli değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Çelik, buyurun.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Yaptırımla, tutuklamayla suçlar önlenseydi baskıcı rejimlere dönüp baktığımızda bir tane suç bulamazdınız.

Teklifin 12’nci maddesinde de ısrarlı takip suçunun eklenmesi amaçlanmaktadır. Bu suçun uzlaştırmaya tabi suçlardan olmamasını da biz aslında yerinde buluyoruz; kadına karşı işlenen tehdit ve hakaret suçlarının da dâhil edilmesini zaten talep etmiştik.

Konuşmamı Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in 8 Mart günü grup toplantısında yaptığı konuşmadan bir pasajla tamamlıyorum. “İYİ Parti iktidarında kadınların varlığına da kadınların başarılarına da alışacaksınız; her yerde kadınların olmasına alışacaksınız; kendi ayakları üstünde dağ gibi duran kadınlara alışacaksınız.” diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 12- 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ‘suçlarda,’ ibaresi, ‘suçlarda, ısrarlı takip suçu ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığından kaynaklı kadına yönelik tüm şiddet suçlarında (madde 123/A),’ şeklinde değiştirilmiştir.”

       Ali Kenanoğlu                         Murat Çepni                       Habip Eksik

           İstanbul                                  İzmir                                    Iğdır

        Kemal Peköz                           Oya Ersoy       Ömer Faruk Gergerlioğlu

            Adana                                 İstanbul                                Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar) 

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddeyle kadına ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı tutuklama tedbirinin getirilmesi olumlu bir gelişme ama köklü bir çözüm değil. Çünkü hem kadınlar açısından sorun büyük ve sistem sorunu hem de sağlık çalışanları açısından bir sistem sorunu. Bir hekim vekili olarak hastanelerde, polikliniklerde yaşadıklarımızı çok iyi biliyorum ve şu anda da meslektaşlarımın durumunun çok daha kötü durumda olduğunu biliyorum. Çok net bir şekilde, üzerlerine yüklenen büyük yüklerden sonra yeterli ücret alamayan, eline yeterli insani bir ücret geçmeyen hekimler ne yapacağını şaşırmış durumda. Hani, belki bunu söylemekten çekinerek sağlık hizmetlerini sürdürüyorlar ama iktidar bunu anlamamakta ısrar ediyor. Taleplerini gündeme getiriyorlar, TTB Sağlık Bakanlığıyla görüşmek istiyor fakat hepsinde görmezden geliniyorlar “Giderlerse gitsinler, yerine başka hekimler bulurum.” diyen bir anlayışla karşı karşıya kalıyorlar. Hekimlerin ücreti az, başlarındaki yük çok fazla, poliklinikler oldukça sıkıntılı, stresli ve şiddet olayları ister istemez gerçekleşiyor. Bakın, daha üç beş gün önce bir hekim, gördüğünüz gibi böyle darbedildi, kaburgaları çatladı, doktor önlüğü yırtıldı ve maalesef ki saldırgan kişi serbest kalıp gitti. Hekim adli muayene istedi, yapması gerekeni yaptı ama bundan dolayı saldırıya uğradı. Şimdi, ortam böyleyse, istediğiniz kadar birtakım tutuklama tedbirleri getirin, maalesef ki bu saldırılar devam eder. İşte, arkadaşlarımız böyle bir tehdidin altında. Yani saldırıya uğrayıp canını kaybettikten sonra kişi tutuklansa ne yazar! Arkadaşlar, ortam böyle bir hâlde.

Yine, yan dal uzmanlığı yapmak isteyen hekimler cezalandırılıyor şu anda, biliyor musunuz? Dahiliyeden sonra, diyelim ki bir yan dal uzmanlığı yapmak istiyorsunuz, aldığınız ücret azaltılıyor. Peki, yan dal uzmanı kim olmak ister o zaman? Bütün bunlar konusunda hekime saygıyla yaklaşımın olması gerektiğini net bir şekilde söylüyoruz. Hastaneler şifahane olmalıdır, ticarethane değil. Liyakatli idareciler olmalıdır.

Bir de binlerce sağlık çalışanını bu iktidar hukuksuzca, vicdansızca ihraç etti KHK’lerle; hukuki olmayan gerekçelerle “irtibat, iltisak” diye hukukla alakası olmayan gerekçelerle ihraç etti. Bu ülkenin birikimi olan, beyin gücü olan binlerce hekim ihraç edildi. Bununla da kalmadılar -Sağlık Bakanının yüzüne de söyledim bunu- kişiyi mesleğinden ihraç ettikten sonra iş yeri hekimi olmak istiyor arkadaşlarımız. Bir hekim bana başvurdu, göğüs hastalıkları ihtisası yaparken ihraç ediliyor, ihtisası yanıyor; fizyoloji doktorasına devam etmeye çalışıyor, devam ettirilmiyor; ardından iş yeri hekimliği sınavına giriyor, kazanıyor, belgesi verilmiyor, hakkında kesinleşmiş bir hüküm olmadığı hâlde, yürüyen yargı süreci nedeniyle kazandığı iş yeri hekimliği sınavının belgesi verilmiyor; bu, dünyanın neresinde vardır arkadaşlar ya? Bu kadar hukuksuzluk, anayasal ilkeleri bu kadar çiğnemek dünyanın başka neresinde vardır? İşte, ülkede böyle binlerce hekim arkadaşımızın hekimlik yapması engelleniyor, böyle bir yer.

Yine, bakın, kadına karşı şiddete yönelik tedbir alınıyor güya değil mi? Partimizin önünde Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğündeki bir Başkomiser Murat Güler, Ayşe Acar Başaran Vekilimize “Seni çivilerim ha!” diye ölüm tehdidinde bulundu, işkence tehdidinde bulundu. Demek ki Ankara Emniyetinde bunun benzerlerini icra ediyorlar. Ankara Barosunun, işkence raporunu niye açıklamadığını şu anda daha iyi anlıyoruz. İnsan Hakları Merkezinin oluşturduğu rapor hâlâ Ankara Barosu tarafından açıklanmıyor. Niye çekiniyorsunuz? Siz çekinirseniz işte bu işkenceci memurlar kadınlara, mağdurlara saldırmaya devam ederler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Son olarak da Nesin Vakfının hesaplarının bloke edilmesini kınadığımı söylemek isterim. Vakıf anlayışı -hangi vakıf olursa olsun- korumamız ve el üstünde tutmamız gereken bir anlayıştır. İdealist çabalarla oluşturulan vakıfları hepimizin koruması ve desteklemesi gerekiyor. Önlerine engel olarak birtakım yönetmelikler çıkarılıyor ve vakıf faaliyetleri engellenmeye çalışılıyor. Bu vakıf da buna rağmen, bu yönetmeliğe uyarak aldığı bağışların maalesef, yardım kampanyası şeklinde itham edilmesi nedeniyle hesaplarına bloke konulan bir vakıf ve şu anda âdeta nefesi kesilmiş durumda. Bu kabul edilecek bir hadise değil, toplumun farklı tüm kesimlerinin tepki gösterdiği bir hadise. Bir an evvel Nesin Vakfının hesaplarına konulan blokenin de kaldırılması gerektiğini söylüyor, hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 12’nci maddesindeki “fıkrasında yer alan” ibaresinin “fıkrasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Süleyman Bülbül                          Alpay Antmen                       Hüseyin Yıldız

                   Aydın                                       Mersin                                       Aydın

               Zeynel Emre                              Rafet Zeybek                                Ali Şeker

                  İstanbul                                     Antalya                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Aysu Bankoğlu.

Buyurun Sayın Bankoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün “Kadınlara müjde” diye pazarlanan teklifi konuşuyoruz ama saray ve çevresi bu torbanın içine sıkıştırdığı bu müjdeyi hazırlarken kadınlara danışmadı, kadın örgütlerinin fikirlerini almadı, kadınlarla müzakere etmedi. Kadınları dinlemeye bile tenezzül etmeyen bu anlayış, hiç kusura bakmayın ama kadınları da koruyamaz ama iktidar, sesine kulak tıkadığı kadınları hâlâ koruyabileceği rüyasında. (CHP sıralarından alkışlar)  Hâlbuki, siyasi çıkar uğruna İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıp kadınları feda etmek de bu teklifi hiçbir kadına sormadan hazırlamak da aynı kibir, aynı cambazlık. İktidarınızın kadınlarla mı, kadına şiddetle mi mücadele ettiği belli değil. Mecliste “sıfır tolerans” sloganları atanlar tarihin en kalabalık duruşmasının görüldüğü İstanbul Sözleşmesi davasında polis kadınlara şiddet uygulayınca gayet toleranslı. Burada bu teklifle övünürken diğer yandan, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nu kapatma peşinde. Bu, hiçbir kadının kanmayacağı bir samimiyetsizliktir; bu, kadınlara düpedüz “Derdim sizi korumak değil, derdim oy almak.” demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Her şeyi bildiğini zanneden iktidarınız kadınları dinlemeyi de bilseydi bu teklifte çok temel eksiklikler ve yanlışlıklar olduğunu bilirdi, ancak o zaman toplumsal cinsiyet temelli kadına şiddetin ne demek olduğunu anlayabilir ve fobilerini bir kenara bırakıp kadının cinsiyeti dolayısıyla maruz kaldığı şiddetin önlenmesi için bir adım atabilirdi. İktidarınız dinlemeyi bilseydi “Artırdık.” denilen cezaların bir çoğunun infaz kanunlarınca yatarının olmadığını bilirdi. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için cezaları artırmanın yetmeyeceğini, uygulamada ihmallerin olduğunu, önleyici ve koruyucu tedbirlerin geliştirilmesi gerektiğini bilirdi.

Değerli milletvekilleri, o tedbirler hakkıyla uygulansaydı Hülya Elkoca, çocuğunun gözü önünde, 30 kere şikâyetçi olduğu kocası tarafından vurulmazdı. İktidarınızın kadın politikası az buçuk işe yarasaydı kocası tarafından park ortasında güpegündüz bıçaklanan Selma Kılıç bugün yaşıyor olurdu. Polis işini yapsaydı katili 16 suçtan aranan Asiye Nur Atalay bugün aramızdaydı. Ya, Sıla Şentürk; katili 10 ayrı suçtan sabıkalı, güya denetimli serbest. Bu mu denetim ya, bu mu koruma? Hangi birini sayayım gerçekten bilmiyorum. Bu ülkede 17 yaşında gencecik bir kızın canına kıyan caniye haksız tahrik indirimi verildi ya! Ama teklifinizde toplum vicdanındaki kara leke olan bu haksız tahrik düzenlenmedi bile. İktidarın katillere indirim piyangosu dağıtan adaleti, canice öldürülen Pınar Gültekin’in acılı ailesine hakaretten dolayı dava açılmasına ses çıkarmadı. Hangi adaletten bahsediyorsunuz ya? İnsanların adalete de sizin iktidarınıza da güveni kalmadı. (CHP sıralarından alkışlar)

Teklifte “İyi hâli düzenledik.” diyorsunuz ama kravat indiriminden hiçbir farkı olmayan “samimi pişmanlık” gibi belirsiz bir ifade getiriyorsunuz. Ya, bir açıklar mısınız, samimi pişmanlık ne demek? Kime göre, neye göre?

Şubat ayında öldürülen 23 kadının 21’i şüpheli ölüm ama bu teklifte şüpheli kadın ölümlerine dair hiçbir şey yok.

Cezası iki yıl olan ısrarlı takibin nitelikli hâli bile şikâyete tabi yani bir kadın ısrarlı takibin nitelikli hâlinde bile şikâyet etmek zorunda, şikâyet etse de fail yatarı olmadan çıkacak. Peki, bu kadınların güvenliği nasıl sağlanacak, söyler misiniz? Bir de uzlaşma mırıltılarınız var, “Israrlı takipte uzlaşma olmayacak.” diyorsunuz. Sadece ısrarlı takipte değil şiddetin olduğu hiçbir konuda uzlaşma olmaz, olamaz ve bunu anlamanız gerekiyor.

Aslında anlamanız gereken o kadar çok şey var ki. Yani Sayın Cumhurbaşkanı çıkmış, Tokat’ta  “Şiddet gören kadına sahip çıktım.” diyor, ihtiyacımız bu değil ki değerli arkadaşlar. Kadınlar can güvenliği için adalete güvenmek istiyor, tek bir adam iradesine karşı çıkıyorlar. Hele hele kadın-erkek eşitliğine inanmayan, kadınlara annelik dersi vermeye kalkan, İstanbul Sözleşmesi'nden keyfekeder çıkan bir erkeğin onları korumaya kalkışmasını kabul etmiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Kadınlar bu iktidarı da bu iktidarın temsil ettiği bu zihniyeti de istemiyorlar. Bu zihniyetin hâkiminin takdiriyle katilinin salıverilmesine, polisinin inisiyatifiyle korunma talep ettiği kocasına teslim edilmesine isyan ediyorlar. En temelde de kadına rağmen kadını koruyabileceğini zanneden bu eril, bencil ve ataerkil zihniyetin düzelmesini istiyorlar.

Kadına yönelik şiddetle mücadeleden, infaz hukukundan ve uygulamadan bihaber bu teklifinizle ancak kendinizi kandırırsınız çünkü siyasi cambazlıkla kadınları kandıramazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Son cümlem.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Çok teşekkürler.

Kadını koruyacaksanız kadınlara gaz sıkmak yerine, onları yerlerde sürüklemek yerine kadınları dinleyeceksiniz ve o İstanbul Sözleşmesi de geri gelecek, göreceksiniz.

Buradan bu yaşamın eşit ve özgür olması için omuz omuza mücadele veren tüm kadınlara selam olsun diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesindeki “ve” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Süleyman Bülbül                      Alpay Antmen                   Hüseyin Yıldız

             Aydın                                  Mersin                                  Aydın

        Zeynel Emre                         Rafet Zeybek                          Ali Şeker

           İstanbul                                Antalya                                İstanbul

     Burhanettin Bulut

            Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Burhanettin Bulut’un.

Sayın Bulut, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu dakika itibarıyla Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul İl Başkanlığının önünde açıklama yapıyor. Gördüğünüz üzere Genel Kurulda milletvekili grubumuzun da büyük çoğunluğu İstanbul’a gitti, ya yoldalar ya da ulaştılar. Sebebi ne? AKP yeni bir siyasi mahkûm daha icat etti, o da Canan Kaftancıoğlu, İstanbul İl Başkanımız. Bu korku, bu endişe, iktidardan gitme korkusu maalesef karşısında kimi görüyorsa, güç olarak kimi fark ediyorsa onu kendi gücüyle, sandık gücüyle yenemeyeceğini bildiği için siyasi hukukla, siyasete hukuku alet ederek içeri atmaya çalışıyor, bugün de onu yaşıyoruz. Aslında bu yaşadıklarımıza AKP Grubunun da itiraz etmesi gerekiyor çünkü AKP Grubu geldiği dönemlerde her zaman şunu söylüyordu: “Bu ülkede egemenler hukukunu kaldıralım. Hukuku kendi gücüyle var edelim, hukukun egemenliğini kuralım.” Ama bugün geldiğimiz nokta itibarıyla, ülkede hukuk, saray hukuku olmuştur ve daha kötüsü, Genel Kurulda AKP Grubunun gücü de yetkileri de vesayet altına alınmış ve saraya teslim edilmiştir. Böyle bir ülkede yaşıyoruz şu anda, organize bir kötülük içerisindeyiz. Siyasi davalar ne hukukla ne vicdanla ölçülemez durumda; toplumun önüne, tarih önüne kara bir leke olarak gelecek.

Bugün, tabii, konumuz başka. Konumuz, özellikle 14’üncü maddede olan tıbbi uygulama hataları, bildiğimiz başlık itibarıyla da “malpraktis”. Malpraktisi bir kurul olarak belirlemek ve bu konuda karar vermeyle ilgili bir yasa teklifinin gelmesi çok önemli, çok kıymetli çünkü mesleki sorumluluk kurulları oluşabilecek bir hatayı önlemek ve yargıya yardımcı olmak açısından kıymetli ama burada iki tane önemli eksiklik var. Bir tanesi, maalesef iktidarın genel huyu olan ayrımcılık; bunu her alanda görüyoruz. Geçmiş aylarda, Genel Kurulumuzda hekimlerin maaşlarına iyileştirmeyle ilgili bir yasa teklifi geldiğinde sadece hekimlere geldi ama aynı görevi yapan diğer sağlıkçılara gelmedi -hepinizin aklındadır- kamuda çalışan eczacılara, hemşirelere. Hâlbuki hepsinin ihtiyacı vardı bu maaş yükseltmelerine sonra onu da apar topar aldılar, hekime bile onu vermediler. Burada da çıkan maddede şu ifade ediliyor, deniliyor ki: “Kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekim, diş hekimi ve sağlık mensuplarının muayene, teşhis ve tedavilerine ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle oluşacak soruşturmalarda bu soruşturmanın izni ve tazminatın rücusu bu Kuruldan geçecek.” Ancak, burada ifade edilen “muayene, teşhis ve tedavi” 1219 sayılı Tababet Yasası’na göre 2 meslek grubuna verilmiş: Bunlardan bir tanesi tıp fakültesinden mezun olma şartıyla hekimlere, diğeri de diş tabiplerine. Buradaki konuyu -teknik bir konu- uzun uzun anlatmayacağım çünkü Sağlık Komisyonunda bunu tartıştık, eski Sağlık Bakanı ve Komisyon Başkanı Recep Akdağ’ın da önerisiyle bunu ilave ettik ancak Adalet Komisyonunda bu madde çıkarıldı, daha doğrusu konulmadı. Eğer bu maddeye şöyle bir ilave yapabilirsek “Hekim, diş hekimi, eczacı ile diğer sağlık mesleklerinin icrasıyla ilgili yapılan uygulamalar…” dediğimizde bu ayrıcalığın hiçbirisi kalmamış olacak, sağlık mesleğinde görev yapan herkes, hemşiresi, hekimi, tümü bu yasa düzenlemesinin içerisine girecek. Aksi takdirde burada ciddi bir eksiklik, ciddi bir sorun olacağı açıktır. Bu uyarımızı tekrar Genel Kurulda ifade etmiş olayım.

İkincisi de Mesleki Sorumluluk Kurulunun bağımsızlığı. Burada Kurulda oluşacak heyetin büyük çoğunluğunu yani 7’sinden 5’ini Sağlık Bakanlığı veriyor. Sağlık Bakanlığı, kendisinde zaten var olan, örneğin memurlara ilişkin izin verme şeklini sadece özelde çalışanları da ilave ederek yine aslında var olan şeklin bir başka yöntemini belirlemiş oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen bitireceğim Başkanım.

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) - Yani vermesi gereken izni yine kendi personeliyle yapıyor. Burada olması gereken, Mesleki Sorumluluk Kurulunda mutlaka meslek odalarının olması gerekiyor. Nedeni şu: Eczacı   -örnek vererek söyleyeyim bir meslek mensubu olarak- angaryalarla haşır neşir, orada hata yapma olasılığı bu tür angaryalarla çok daha fazla olacaktır ama bunu kim ifade edebilir? Türk Eczacıları Birliği, örneğin Türk Hekimleri Birliği, örneğin Türk Diş Hekimleri Birliği. Bunlar burada olabilecek hatalara ilişkin görüşlerini aktaracaktır, aksi hâlde -hekime beş dakika muayene, acilde yaşanan sıkıntılar, bunların hepsinin sistem sorunu olduğunu bildiğimiz hâlde- sistemin savunucuları, sistemin uygulayıcıları o Kurulda bu hekimlere ceza verileceği zaman doğal olarak sistemi koruyacaktır çünkü kendisini koruyacak. Bu uygulayıcının böyle bir Kurulda böyle bir karar verme şansı da yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen eczacılarla ilgili de iki kelime ederek bitireyim Başkanım müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Tamamlayın.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) - Bugün Hemşireler Günü. Hemşireler kamuoyunda çok bilinmezler, daha doğrusu adları çok söylenmez ama sağlık sektöründe en fazla var olan, temeli sayılabilecek bir görev yapıyorlar, sağlığın en önemli bileşeni, onların günü kutlu olsun. İki gün sonra da Eczacılar Günü, meslektaşlarımın Eczacılar Günü'nü kutluyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özkoç, buyurun.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun attığı “tweet”lerden dolayı yargılandığı mahkeme kararı Yargıtay tarafından onandı; toplam dört yıl, on bir ay, yirmi gün hapis cezasına çarptırıldı. Bahse konu “tweet”ler, mesajlar 2013 ve 2014 yıllarında atılmıştı; soruşturma ne zaman başlatılıyor? 2018’de Canan Kaftancıoğlu Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı seçildikten sonra.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dava da İstanbul seçimini kazandığımız 2019 yılında açılıyor. Yani atılan “tweet”lerin üzerinden dört beş yıl geçtikten sonra bu “tweet”lerle ilgili soruşturma açılıyor, daha sonra bu soruşturma bir yıl kadar uzuyor, İstanbul seçimini aldıktan sonra da bununla ilgili dava görülüyor.

Şimdi, hiç kimse bize burada hukukun işletildiği hikâyesini anlatmasın. Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade özgürlüğüyle ilgili kararları tamamen yok sayılmıştır, Anayasa yok sayılmıştır, hukuk yok sayılmıştır; bütünüyle siyasi bir operasyondur, siyaset de bunun cevabını verecektir. Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu olarak İl Başkanımızın sonuna kadar yanındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Milletvekili arkadaşlarımız Genel Başkanımızın talimatıyla İstanbul’da il binasındalar, Canan Kaftancıoğlu’na desteklerini veriyorlar. Biz görevde bulunan milletvekili arkadaşlarımla Genel Kuruldaki yasama görevimizi yerine getiriyoruz. Hiç kimse “Hukuksuzluk kimsenin yanına kalmadı, kalmayacak.” sözünü unutmasın; hukuksuzluk kimsenin bugüne kadar yanına kalmadı, kalmayacak. Herkes çektirdiği çilenin hesabını elbet bir gün verecektir.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

1. Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 323) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Pardon, buyurun Sayın Beştaş, görmedim.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında verilen kararın siyasi olduğunu biz sadece yorumlamıyoruz, bunu yaşayan bir yerden ifade etmek istiyorum. Bu, kesinlikle, bağımsız ve tarafsız bir yargının vermiş olduğu bir karar değildir, olamaz.

Biz 2016’nın 4 Kasımından beri ağır bir darbe pratiğiyle Halkların Demokratik Partisi olarak karşı karşıyayız ve şu anda yüzlerce arkadaşımız -önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken dâhil olmak üzere- aynen bu şekilde siyasi kararla rehin olarak tutulmaya devam ediyor. Siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesini kesinlikle kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Siyasetçilerin yargılanma yeri sandıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siyasetçiler, partiler birbirleriyle yarışırlar. Demokratik bir ortamda halka giderler, halktan destek isterler; halk onları ya destekler ya da sandıktan çıkmasına izin vermez. Şu andaki iktidar pratiği, uygulaması, kararı ve planı kendisine muhalif olan herkesi yargıyı kullanarak devre dışı bırakmak, siyaset dışına itmek ve siyaseti de bu şekilde dizayn etmektir. Biz -dediğim gibi- Halkların Demokratik Partisi olarak, bunu en ağır yaşayan parti olarak bu kararın da aynı amaçla verildiğini gayet iyi biliyoruz. Tüm Türkiye muhalefetine ve demokratik kamuoyuna çağrımızdır: Gün demokraside, hak ve özgürlüklerde ve adalet ilkesinde birleşme, ortak hareket etme günüdür. Canan Kaftancıoğlu'na verilen cezayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Canan Kaftancıoğlu aynı zamanda bir kadın siyasetçidir, partimiz de değildir, doğru ama biz, hangi partiden olursa olsun kadınların siyasette yer almasını çok önemsiyoruz; bu nedenle kendisine verilen kararı kabul edilemez bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Şunu öncelikli olarak belirteyim ki: Türkiye'de hiçbir rehine bulunmamaktadır. Bağımsız ve tarafsız yargı tarafından verilmiş kararlar çerçevesinde hükümlü veya tutuklular bulunmaktadır. Dolayısıyla mahkemelerin kararları kendi dosya münderecatı çerçevesinde ve ilgili mevzuat çerçevesi içerisinde yargılanan kişilerle ilgili yapılan isnatlar, fiiller ve bunun savunma ve iddia makamlarının yargılanması çerçevesinde oluşan usul ve esaslara göre neticelenmektedir.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Nerede bu, nerede? Türkiye’de mi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bunun dışındaki bütün değerlendirmeler siyasi değerlendirmedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hukuk mahkemelerinin vermiş olduğu, ceza mahkemelerinin vermiş olduğu kararlar siyasi olarak nitelendirilemez ve bu konuda yasama, yürütme ve yargı erklerinin kuvvetler ayrılığı prensibine göre Türkiye Cumhuriyeti devletinde de işlediği herkesin malumudur. Bu açıklamayı yapma zarureti hasıl oldu.

Hepinize teşekkürlerimi sunuyorum, sağ olun.

 

 

1. Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 323) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “tarihli” ibaresinin “tarih” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Kemal Peköz                       Ali Kenanoğlu                        Murat Çepni

         Adana           İstanbul              İzmir

     Habip Eksik           Tulay Hatımoğulları Oruç               Mahmut Celadet Gaydalı

         Iğdır                                  Adana                Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mahmut Celadet Gaydalı’nın.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin 13’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, dünyada olduğu gibi, ülkemizde de yaşanan coronavirüs salgını süresince sağlık emekçilerinin gösterdiği gayretli çalışma ve mücadele bizlere şunu gösterdi ki bu emekçilerin hakları ödenemez. Gelgelelim iktidar da zaten sağlık emekçilerinin hakkını ne maddi ne de manevi ödeyemiyor. 2020 yılının başıyla beraber sağlık emekçilerine yönelik tüm övgü dolu sözler bugün yerini hakarete, aşağılamaya bırakmış hatta ve hatta “Giderlerse gitsinler.” boyutuna evirilmiş durumdadır. Sağlıkta şiddetin asıl sebebi sizin iktidar olarak sağlık emekçilerine değer vermiyor olmanızdan kaynaklanmaktadır. Üç beş yıl önce sağlıkta yaşanan memnuniyeti kendi iktidarınıza bir övgü olarak kabul ediyordunuz; bugün, yaşanan sağlık politikalarındaki krizi ise sağlık emekçilerinin üzerine yıkıyorsunuz. Övgü oldu mu, iktidara; yergi oldu mu, emekçiye! Ne güzel bir dünya. Çöken sağlık sisteminin yükünü sağlık emekçilerinin omzuna atıp sorumluluktan kaçamazsınız. Sağlık emekçilerini hedefe koyan bir iktidarsınız. Bugün sağlıkta şiddetin kodu Beyaz Kod sizin eserinizdir çünkü cezasızlık anlayışı ve uygulanan yöntemler, sağlık emekçisinde adalet açısından bir umutsuzluğa ve güvensizliğe dönüşürken şiddet uygulayanlar açısından da “Ne de olsa cezası yok.” anlayışının yerleşmesine sebebiyet verdi.

Değerli milletvekilleri, 2014 yılında asgari ücretin 4,5 katı geliri olan sağlık emekçilerinin geliri bugün neredeyse asgari ücret seviyesindedir. Düşünün, emeğiyle çalışanların ev ve araba alması artık hayal oldu; kira ödeyemeyen, çocuğunun eğitim masrafını karşılayamayan bir sektör hâline geldi. Öyle bir meslek ki ayın on üç günü yirmi dört saat çalışmak zorunda kalıyorlar. Ekonomik açıdan tatmin edilemeyen sağlık emekçileri bir de illerde liyakatsiz yöneticilerle uğraşmak zorunda kalıyorlar. İşte, Bitlis’te sınavsız ve torpille belirlenen hastane yöneticileri sağlık sistemindeki çürümüşlüğün göstergesidir. Akademik kariyeri olmayan kişilere hastane müdürü, röntgen teknikeri başhemşire, üniversitedeki bir öğretim görevlisi ise sağlık müdür yardımcısı kadrosuna atanıyor. Hastanede temizlik elemanı dahi siyasi olarak AKP'li olacak ya da AKP’de bir tanıdığı olacak. Sağlık sistemi liyakatsiz, sınavsız ve parti güdümlü kadrolarla dolduruluyor. Düşünün ki doktor ameliyat için malzeme istiyor, hastane yönetimi “Para yok.” diyor. İşte, sektör, sağlık sektöründen olmayınca insan hayatına verdiği değer de bu kadar oluyor. Hastanede yönetici mi ticarethaneden mal mı alıyor belli değil.

Sağlık emekçilerine yönelik şiddetin cezasızlığı, ekonomik açıdan emeklerinin karşılığını alamamaları, liyakatsiz yöneticilerle mücadeleleri sonucunda hekimler ya ülkeyi terk etmek ya da özele geçmek için görevlerinden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Bunu bilinçli olarak yaptığınızı biliyoruz. Kamu hastanelerinde görev yapan nitelikli hekimleri istifa ettirerek özel hastanelerin niteliğini artırmayı amaçlıyorsunuz. Bunu yaparken de kamu hastanelerini sadece birer eğitim alanına çevirmişsiniz.

Son olarak Bitlis iliyle ilgili birkaç hususa değinmek isterim. Müjdeler açıklanıyor “Müjde, Bitlis'e bu kadar doktor.” diyor. Altı tamamen boş söylemlerden başka bir şey değil. 50 hekim geliyor, aynı dönem 45 hekim istifa etmiş. “Müjde” denilen şeyler ancak eksik kadroları doldurmak. Her seferinde 3 fazla 5 eksik hekimle Bitlis’te sağlık sistemi yürütülmeye çalışılıyor. Bitlis'te kadın doğumda ciddi sorun var, ilçelerde de öyle. İlçelerde uzman doktor yok yani doktor izne çıksa sistem kitleniyor. Nefroloji uzmanı sadece Bitlis merkez ve Tatvan ilçesinde var, diğer ilçelerde ise yok. Çocuk servislerinde ciddi sorunlar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Bir il düşünün; çocuk kardiyoloji, çocuk nöroloji yok, tüm hastalar başka illere sevk ediliyor. Tüm bu olumsuzluklarla da sağlık emekçisi, hasta ve hasta yakınları karşı karşıya bırakılıyor. Adil bir vergi düzeni olsa ve adil gelir dağılımı olsa aslında bu ülkede herkese yetecek kadar ekmek var ama tarlaya karga dadanmazsa, ambara fare dadanmazsa, ülke hırsız dadanmazsa.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 13’üncü maddesinde yer alan “yürürlükten kaldırılmıştır” ibaresinin “yürürlükten çıkarılmıştır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Metanet Çulhaoğlu                   Ayhan Altıntaş                       Orhan Çakırlar

                   Adana                                      Ankara                                      Edirne

               Hüseyin Örs                               Ayhan Erel                              Aylin Cesur

                  Trabzon                                    Aksaray                                     Isparta

              Feridun Bahşi

                  Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Feridun Bahşi’nin.

Sayın Bahşi, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 323 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 13’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, adaletsizlikle ilgili çok ayrıntıya girmeyeceğim. İnsan yaşamı için olmazsa olmazların en önemlisi adalettir. Tüm milletin gözü önünde yaşanan yargı faciası kararlar hepimizin malumu. Bugün bir tanesi daha eklendi. CHP İstanbul İl Başkanı hakkındaki karar Yargıtay tarafından onandı. FETÖ elebaşısını övenlerin bakan, fotoğrafı olanların milletvekili, bakan yardımcısı yapıldığı bir ortamda, bu kararı sıradan bir mahkeme kararı olarak görmemiz mümkün değildir. Bu kararla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubuna geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ iktidarı “Büyük Türkiye, hedef 2023” sloganıyla çıktığı yolda kişi başına düşen millî geliri 25 bin dolar, ihracatı 500 milyar dolar, dış ticaret hacmini 1 trilyon dolara ulaştıracaktı. 2023’te işsizlik oranı yüzde 5’lere düşecekti. Türkiye, dünyanın tahıl ambarına, tarım merkezine dönüşecekti. Türkiye, bölgenin en önemli demokrasisi olacaktı. Özgürlükler daha ileri standartlara kavuşacaktı; katılımcı, özgürlükçü yeni bir Anayasa yapılacaktı ama geldiğimiz noktada tüm bu hedefler yalan oldu. 25 bin dolarlık millî gelir hedefi, 8 binin altına düştü. İhracat ve dış ticaret hedefleri üçte 1’i bile bulmuyor. İşsizlik oranı TÜİK rakamlarına göre bile yüzde 12’lere, gerçek rakamlar ise yüzde 25’lere dayandı, genç işsizlik oranı ise tam bir facia üçte 1. Hedef ülke, dünya tahıl ambarı olacakken millet ucuz ekmek, yağ kuyruğunda sıra bekliyor. Domatesi, biberi taneyle alıyor, evinde battaniyeye sarılarak oturuyor. Her anlamda dünyanın en geri ülkelerinden birisi hâline geldik.

Değerli arkadaşlar, gün geçmiyor ki yokluk sebebiyle isyan eden hatta intihar eden yurttaşlarımızın haberlerini okumayalım. Asgari ücretli, emekli, dar gelirli vatandaş borçlarını ödeyemiyor, ailesini geçindiremiyor. Peki, devleti yöneten ne yapıyor? Vatandaşa şükür tavsiyesinde bulunuyor hatta şükretmeyi bilmemekle de suçluyor. 11 maaş alan saray danışmanlarının, pudra şekerci oğlanların, 5’li çetenin keyfî yerinde.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin bu maddesiyle 3359 sayılı Kanun’a bir madde eklenmiş, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile sağlık meslek mensuplarının, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları  muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlemler ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalarda iznin Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verileceği hükmü getirilmiştir. Bilindiği gibi, tedavi sürecinde tıbbi uygulama hataları, doktor, sağlık çalışanı ve hastanelerin kasten veya ihmalle hastayı zarara uğratması davalarına malpraktris davaları denir. Düzenleme lehe bir düzenleme gibi görünse de teklifle düzenlenen Mesleki Sorumluluk Kurulunun mevcut konjonktürde siyasi kaygılarla hareket etmesi kuvvetle muhtemeldir. Zira, Kurulun, üstleneceği görev itibarıyla kritik kararlar vereceğinden, bakan yardımcısı, genel müdür, genel müdür yardımcısı gibi aynı zamanda siyasi kimliğe sahip veya siyasi konjonktürden etkilenebilecek kişilerden oluşturulması şekilci bir yaklaşım sergilendiğinin göstergesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) - Bu düzenleme, sağlık çalışanlarının, gerek soruşturma ve gerekse davalarda kendileri hakkında karar verecek Kurulun taraflı bir teşekkülden ibaret olması dolayısıyla üzerlerinde zaten var olan baskıyı daha da artmış bir şekilde hissetmelerine sebep olacaktır.

Bu çerçevede, Kurul üyelerinin maddede yazılı şekilde değil, meslek odaları başta olmak üzere bağımsız teşekküllerden seçimle işbaşına getirilmesi hem sağlık çalışanlarının taşıyacakları kaygının bertaraf edilmesine hem de demokratik toplum düzeninin gereğinin yerine getirilmesine katkı sağlayacaktır. Düzenlemenin bu hâliyle sağlık çalışanları her anlamda baskı altına alınarak hem cezai hem de hukuki sorumluluk bakımından iktidara bağımlı hâle gelecektir.

Bu düşüncelerle Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 14- 3359 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 18- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Kurul, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izninin verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır.

Bu çerçevede "aile sağlık merkezleri, kurum tabiplikleri, özel veya resmi poliklinikler, semt poliklinikleri, muayenehaneler, devlet hastaneleri, özel hastaneler, tıp merkezleri, ağız ve diş sağlığı merkezleri, diyaliz merkezleri, toplum ruh sağlığı merkezleri” nden sonra gelmek üzere "ortak sağlık güvenlik birimleri-iş yeri sağlık güvenlik birimi” gibi her basamaktan kamu veya özel sağlık hizmet sunucusunda görev yapan ister askeri ister sivil olsun, tüm hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensupları hakkında yapılacak soruşturmalarda bu usul uygulanacaktır.

Kurulun soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararları ile işleme koymama kararlarına karşı tebliğden itibaren on gün içinde "Bölge İdare Mahkemelerine” itiraz edilebilecektir.”

Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir.

Kurul,

a) Bakan, Bakan yardımcısı, Genel Müdür ya da Daire Başkanı düzeyinde Sağlık Bakanlığının belirlediği hekim bir temsilci,

b) Türk Tabipler Birliği, Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu ve üye sayısı en fazla olan Hasta Hakları Derneği tarafından seçilen birer temsilci

c) Profesör, doçent, uzman veya pratisyen hekim unvanlı bir dâhiliye, bir cerrahi, bir çocuk hastalıkları, bir psikiyatri, bir kadın doğum uzmanı, bir aile hekimi veya halk sağlığı uzmanı ile bir diş tabibi olmak üzere ilgili uzmanlık dallarının meslek örgütlerinin seçtiği 7 hekimin dâhil olduğu ve kadın üye sayısı beşten az olmamak üzere 11 üyenin oluşturduğu özerk bir yapıdır. Kurulun Başkanı kurul üyeleri tarafından seçimle belirlenir.

d) (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır.

Kurul, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz.

Sağlık Bakanı kurulun iş yüküne göre yeni kurullar oluşturabilir.” Kemal Peköz       Murat Çepni                             Ali Kenanoğlu

        Adana                                       İzmir                                      İstanbul

    Habip Eksik                            Necdet İpekyüz

         Iğdır                                       Batman

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Necdet İpekyüz’ün.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, dönem dönem sağlıkla ilgili problemleri hep burada dile getirdiğimizde, sorunları gündeme getirdiğimizde sağlığın bir şirkete dönüştüğünü, sağlık çalışanlarının giderek tükendiğini dile getirdiğimizde genelde kabul görmüyor, otelcilik hizmetleri ve şehir hastaneleriyle bize yanıt veriliyor. Ama biz biliyoruz ki günbegün sağlık probleme dönüşüyor. Özellikle yoksul ve dezavantajlı kesimler gün alamıyor.

Bugün 12 Mayıs, 12 Mayıs Hemşeriler Günü. Normalde, aslında, biz konuşmamızı düzenlerken Grup Başkan Vekillerimiz, arkadaşlarımız sağlıkla ilgili, özellikle maddeyle ilgili, birçok düzenlemeyle ilgili görüş bildirdiler, benim de bildirmemi istiyorlardı ama hemşirelerle ilgili bir iki kutlama dışında hiç konuşmadık. Hepimizin yaşamında hemşirelerin özel bir yeri var. Hepimizin sağlığında hemşirelerin özel bir yeri var. Onlara sadece “Gününüz  kutlu olsun.” demek doğru değil. Neydi? Eskiden beri, hemşireler bir hastaneye girdiğinizde kepi başında “Susun.” diyordu. Bugün bu kürsüde de aslıda susup onları dinlememiz lazımdı. Neden? Çünkü hemşireler tükeniyor, mağduriyet yaşıyor, birçok problemle karşı karşıyalar. Ve sağlık ekip hizmeti ise, sağlıkta olmazsa olmaz ekip hizmetlerinin başında hemşirelik geliyorsa bizim onların sorunlarını dinlememiz lazım, onların sorunlarının çözümünün bu Parlamentoda konuşulması lazım, düzenlemeler yapılması lazım.

Hemşirelik bir cinsiyete ait meslek değildir, 20’nci yüzyıldan sonra bu olay bitmiştir. Nasıl ki ilk başta sadece hekimlik eril bir meslek görülüyorsa artık hemşirelik bu statüden çıkmıştır. Ve sağlıkta bugün geldiğimiz aşamada hemşirelerle ilgili özlük haklarına baksak binlerce problem var. Ama ona gelmeden önce, hemşirelik mücadelesini, sağlıkta mücadele yürüten, toplum sağlığı açısından mücadele yürüten Grup Başkan  Vekilimiz söyledi, Diyarbakır İl Başkanımız ve seçilmiş Belediye Eş Başkanımız Hülya Alökmen’e, SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden ve sevgili Zelal Bilgin’e, sevgili Fatma Yıldızhan’a da cezaevinde oldukları için, bu mücadeleyi sürdürdükleri için buradan HDP Grubu adına selamlarımızı, saygılarımızı iletiyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, hemşirelerin özlük hakları... Aynı okulu okumuşlar, aynı süreçten geçmişler, aynı kurumda çalışıyorlar, sen 4/A’lısın, sen 4/B’lisin, sen 4/C’lisin; bir diğeri, ücretlisin, kadrolusun, sözleşmelisin, kimi yerde vekilsin. Böyle bir şey mi artık? Böl, böl, böl, bitirdiniz ve aynı  koşullarda çalışmalarına rağmen emeklerinin hiçbir karşılığını alamıyorlar. Emekliliğine yansıyan ek ödemelerden faydalanıyorlar mı? Hayır. 3600 ek göstergeyle ilgili her seferinde konuşuyorsunuz bir müjde gibi, bir gerçekleşme var mı? Hayır. “Nöbet, nöbet.” diyorsunuz, nöbet tuttuklarında nöbet ücretlerini alamıyorlar. Yıpranma payıyla ilgili hiç kimse konuşmuyor. Peki, yönetimde liyakat var mı? Hayır. Hâkim sendika geliyor, atadığınız il başkanına veya yönetime, vekile yakın bir yönetici atıyor; baskı yapıyor, ayrımcılık yapıyor, arkadaşlara yeterli, uygun koşul sağlanmıyor ve beraberinde mobbing gelişiyor. Peki, baskıya uğrayanlardan, ayrımcılığa uğrayanlardan, özlük haklarından yararlanmayanlardan, tükenen kesimden, mobbinge uğrayanlardan nasıl üretim isteyeceğiz, nasıl sağlık hizmeti isteyeceğiz? Siz, sağlık hizmeti verenlerin çalışma koşullarını bitiriyorsunuz ve ne oluyor? Bütün sorun hemşireler. Gelen şikâyetle karşı karşıya kaldığında... Biz hekimlere yönelik şiddeti konuşuyoruz ama sağlık çalışanları tepeden tırnağa her aşamada şiddet görüyor. Bunlarla ilgili bir konuşma var mı? Yok. Yirmi dört saat kesintisiz çalışıyorlar. Ulaşımlarıyla ilgili bir çözüm var mı? Yok. Kreşlerle ilgili çözüm var mı? Yok. Yirmi dört saat çalışan hemşirelerle ilgili hiçbir düzenleme yapılmadığı gibi bir istihdam planı da yapılmıyor. Rastgele okullar açıldı, rastgele üniversiteler açıldı; hemşireler yetiştiriliyor, uygulama alanı yok. Arıyorlar “Bize staj yeri bulun.” Teknoloji yok, öğretim üyesi yok ve bütün bunlarla beraber hastanede bu kadar yoğun çalışan, hizmet veren emekçilerin dinlenme odaları yok, dinlenebilecekleri bir oda yok. Bu şartlarda nasıl biz onlardan hizmet isteyeceğiz, nasıl onların sorunlarını konuşmayacağız? Bizim onların sorunlarını konuşurken çözüm konusunda da onlara destek sunmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bir diğeri, uluslararası birçok kurumda ve özellikle Türkiye’de de biz gördük, pandemi sürecinde sağlık hizmeti ekip hizmeti iken burada üretebilen, eşit, erişilebilir, sürdürülebilir, meslekte etik kurallara uygun bir hizmetin verilmesi lazım; verilmediği sürece sağlıkta ne önleme ne koruma ne de sağlık hizmetlerinden verimlilik alınabilir.

Bir diğer konu, mezun ettiniz, ettiniz, binlerce hemşire atanamıyor, binlerce hemşire atanamıyor; 100 bin hemşireden söz ediliyor, bunlar bekliyor. Bir taraftan da bu 4/A’yla, 4/B’yle, 4/C’yle bölünmeye neden olmuş birçok kişi de atamasını değiştiremiyor. Onlar adına değil onlarla beraber karar vermemiz lazım ve adil bir ortam yaratılması için destek olmamız lazım. Bu salgın koşullarında bizim onlara saygı göstermemiz lazım, emeklerinin karşılığını bilmemiz lazım. Onların günü kutlu olsun; onlarla HDP olarak beraberiz, sürekli yanlarındayız ve desteklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesiyle 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ek madde 18’in birinci ve ikinci fıkrasında yer alan “hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar” ibaresinin “hekim, diş hekimleri, eczacı ile diğer sağlık mensuplarının mesleğin icrası ile ilgili yaptıkları uygulamalar şeklinde; üçüncü fıkrasının da aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Kurul,

a) Sağlık Bakanı tarafından belirlenen hekim bir Bakan yardımcısı,

b) Sağlık Bakanı tarafından belirlenen Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri Genel Müdürleri veya yardımcıları,

c) Sağlık Bakanı tarafından belirlenen profesör veya doçent unvanlı biri dâhili, biri cerrahi, diğeri halk sağlığı branşlarından üç hekim,

d) Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu tarafından görevlendirilen birer üye,

olmak üzere on üç üyeden oluşur. Kurulun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) ve (d) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır.”

              Alpay Antmen                          Süleyman Bülbül                      Hüseyin Yıldız

                   Mersin                                       Aydın                                       Aydın

                 Ali Şeker                                Zeynel Emre                           Rafet Zeybek

                  İstanbul                                    İstanbul                                     Antalya

           Müzeyyen Şevkin

                   Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Müzeyyen Şevkin’in.

Sayın Şevkin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Değerli milletvekilleri, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli vekiller, bugün bir hukuk skandalıyla karşı karşıyayız. İstanbul İl Başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu haksız, hukuksuz bir şekilde ceza almış ve yasaklı ilan edilmiş, bu karar süreci siyasi tarihimizde kara bir leke olarak yerini bulacaktır. Yapılan hukuk eliyle siyasi bir suikasttır. Siyaseten yenemediğinizi hukuku ihlal ederek yapmaya çalışıyorsunuz. Kadına yönelik şiddetin konuşulduğu böyle bir günde, bir kadın siyasetçiye, bir kadın il başkanına yaptığınız kabul edilemez. Neredeyse yedi sekiz yıl önce atmış olduğu “tweet”ler üzerinden bu cezanın verilmesi gerçekten bir hukuk skandalı olarak tarihte yerini alacak. (CHP sıralarından alkışlar) Ama merak etmeyin hukukun üstünlüğünün sağlandığı, herkesin rahat bir nefes alacağı bir Türkiye'yi biz kurgulayacağız. Canan Başkanımızın yanındayız, Canan Kaftancıoğlu yalnız değildir. Bu ülkede hukuksuz bir anlayışın tüm izlerini silene kadar kadın mücadelesi devam edecek.

Sayın başkan, değerli milletvekilleri; sağlık hizmetleri hekimiyle, hemşiresiyle, eczacısı ve sağlık çalışanlarıyla bir bütündür ve tamamını kapsamalıdır, bu konuda adil davranılmalıdır. Atanamayan on binlerce sağlık memuru, sağlıkçı, sağlık çalışanı varken bu adaletin sağlanması çok büyük önem taşımaktadır. Teşhis ve tedaviye dönük olarak sağlıkta cezai sorumlulukların saptanmasında bir bilirkişilik düşünülüyorsa siyasi ve bürokratik saiklerden ayrı, özerk bir kurumun mutlaka olması gereği muhalefet şerhimizde de yer aldığı gibi mutlaka gereklidir. Bir kurulun teşekkülünde mutlaka ilgili meslek odaları bulunmalıdır. Burada Türk Tabipleri Birliğinden, Türk Dişhekimleri Birliğinden, yine Türk Eczacıları Birliğinden ve Barolar Birliğinden bu kurulda mutlaka bir temsilci olması zorunludur. Kurulun, bu hâliyle düzenlenmesiyle, sağlık çalışanları, meslek ifasına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalar için oluşturulan mekanizma üzerinde baskı oluşturularak hem cezai hem de hukuki sorumluluk bakımından iktidardaki otoriteye bağımlı bir hâle getirilmeye çalışılmaktadır. Kısacası, iktidar herkesi, her kesimi kontrol altına alma gayretlerini sürdürmektedir.

Şimdi gelelim asıl konuya. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, İstanbul Sözleşmesi, kadınların güçlü olması gibi hiçbir konuya tahammülünüz yok arkadaşlar; bütün bunlara karşı duruyorsunuz. Fikirleriyle, hayata bakış açısıyla, toplumu bütünleştirici, kucaklayıcı yapısıyla öne çıkması gereken kadınların cinsiyeti üzerinden, giyim kuşamı üzerinden kirli siyaset yapmaya devam ediyorsunuz. Türkiye siyasette, ekonomide, iş yaşamında, sporda, sanatta; kısaca hayatın her alanında kadınların daha çok yer alması gereken bir konumdadır ama bakıyoruz, kadınlar hayatın her alanında şiddet görüyor, dövülüyor, yargılanıyor, öldürülüyor, tacize, tecavüze uğruyor. Ve hakkı hukuku, adaleti savunan kadınlar da maalesef, zindanlarda çürümeye terk ediliyor.

Kadını bir meta olarak gören anlayış nedeniyle, İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı ansızın ve tek taraflı feshedilmesi Türkiye’de yeni ve derin yaralar açmıştır. Bakın, sadece geçtiğimiz yıl 367 kadın öldürüldü. Bunu bir rakam olarak ifade etmekten her zaman zül duyuyorum. Her birinin arkasında bir hayat, bir yaşanmışlık ve bir hikâye var; bu sizi hiç etkilemiyor mu arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)  Türkiye ne yazık ki kadınları ve çocukları koruyamıyor. Kadınlar arktık bırakın gece dışarı çıkmayı gündüz dahi dışarıya çıkmaktan çekinir oldular çünkü her tarafta selfie terörüyle de karşı karşıyalar. Bu kutuplaşma ortamında, maalesef, Hükûmetin samimi bir çalışmasından bahsetmek mümkün değil. “Kadın istediği gibi giyinemez. Kırmızı ruj süremez. Kadın kahkaha atamaz. Kadının yeri evidir. Her üniversite kadını iş bulmak zorunda değildir. İş arayan kadınlar işsizlik oranını yükseltiyor.” gibi saçma sapan anlayışlar kadını hedef hâline getirmektedir. Katilleri uzakta aramaya gerek yok arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Bugün bir türbanlı kadın vali atandığı için… Kadının giysisi üzerinden “Şöyle giyinmeli, böyle giyinmeli.” diye sanatçıların linç edildiği… Çekin artık kadınların üzerinden elinizi ya! Yeter artık, siyasete malzeme etmeyin! Bırakın kadınlarla uğraşmayı!

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Bunun valiyle ne alakası var, bu söylediğinizin?

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Alakası var efendim.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Ne alakası var?

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Çünkü şiddete uğrayan kadınlarla ilgili samimi davranmıyorsunuz, gerçekten cezai müeyyideler getirmiyorsunuz.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Hiçbir alakası yok ya.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Buradan haykırıyoruz: Kadınlara göstermelik yasalar çıkaramazsınız buradan, göstermelik yasalar çıkarıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Çekin kadınların üzerinden elinizi! Çirkin siyasetinizle Türkiye'yi karanlığa sürüklüyorsunuz. Yeter artık, yeter! Yeter artık!

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Ne alakası var, ne alakası var?

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Son sözüm şudur: Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Siz üniversiteden başörtülü kovmayı bilirsiniz. Ne alakası var? Siz üniversiteden başörtülü kovmayı bilirsiniz. Biz başı açığı da başı kapalıyı da…

MÜZZEYEN ŞEVKİN (Adana) – Siz konuşmaya devam edin.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Ben burada başı açığım, başı kapalı da var. Biz burada eşit temsil ediliyoruz. Sizin partinizde bir tane başı örtülü vekil var mı Allah aşkına?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini  arz ve teklif ederiz.

       Ayhan Altıntaş                         Ayhan Erel                    Orhan Çakırlar

            Ankara                                Aksaray                                 Edirne

        Dursun Ataş                          Hüseyin Örs   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

           Kayseri                                Trabzon                                 Adana

       Feridun Bahşi

           Antalya

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Siyaset kadınları hedef hâline getiriyor. Böyle bir şey olamaz!

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Başörtülü Valiyle iftihar edin arkadaşlar. Ayıp ya! Yeter, yeter! Çok ayıp! Kadınların kıyafetlerini tartışmayalım, ayıp! Başörtülüyü de mini etekliyi de tartışmayalım.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Biz başörtüsünü tartışmıyoruz, kadınları bu siyasete alet etmeyin diyoruz. Kıyafetlerinden dolayı siyaset yapmayın diyoruz.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Fikirleriyle tartışın, fikirleriyle tartışın.

BAŞKAN – Sayın milletvekillerimiz, lütfen… Yani, hem bakın, şiddete ilişkin bir yasa teklifini konuşuyoruz ama şiddetin peşinde koşuyoruz, yapmayın.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Şiddet uygulayan kendileri!

BAŞKAN - Evet, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Örs’ün.

Sayın Örs, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) 

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 14’üncü maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli  arkadaşlar, bugün 12 Mayıs, 1964 yılından beri 12 Mayıs Türkiye'de Hemşireler  Günü olarak kutlanmakta. Ben de yüce Meclisimizin kürsüsünden güç çalışma şartları altında fedakârca, cefakârca vazifelerini yerine getirmeye çalışan hemşire kardeşlerimin bugününü, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası’nı kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde görüşmeler yaptığımız bu kanun teklifi toplumun büyük kesiminin gündeminde olan, hemen her gün haber bültenlerinde gördüğümüz, gazetelerin sayfalarında okuduğumuz kadına şiddet ve sağlık çalışanlarına şiddetle ilgili düzenlemeleri içermektedir.

Hem kadına şiddet hem de sağlık çalışanlarına yönelik şiddet toplumda travmatik etkiler yaratmakta ve sosyal bir yara olarak yıllardır çözüm beklemektedir. Her iki konunun çözümüne katkıda bulunması dileğiyle hukuk tekniği açısından hatalı yönleri ve eksiklikleri olsa da ve en önemlisi, çok geç kalınmış olsa da bu konunun Meclis gündemine alınmasını önemli bulduğumu ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, kanun teklifine baktığımızda genel olarak sağlık çalışanlarına ve kadına şiddet suçu işleyenlerin cezalarının artırılmasıyla caydırıcılığın sağlanması amaçlanmıştır. Bu noktada da şunu söylemek isterim: Değerli arkadaşlar, sadece tutuklama yapılarak sadece cezalar artırılarak bu şiddet suçlarının önlenmesi ya da caydırıcılığın sağlanması mümkün değildir. Evet, bu yaptırımlar caydırıcı olabilir ama sorun bütün yönleriyle ele alınıp şiddet sorununa yol açan kurumsal, toplumsal ve psikolojik faktörleri ortadan kaldırmadıkça şiddetle mücadelede tam bir başarı elde edemeyiz. Kanun teklifi, bu manada yetersizdir, sorunu kökten çözecek bir teklif olmaktan da uzaktır. Bunu da burada belirtmek zorundayım.

İstatistiklere baktığımızda kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerindeki artışın hız kesmediğini görüyoruz. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’nin 2019 yılı verilerine göre Türkiye OECD’ye üye ülkeler arasında kadına şiddetin en yaygın olduğu ülke durumundadır arkadaşlar, dünya sıralamasında ise Afganistan, Tayland, Zambiya'dan sonra yer alıyoruz, artık bu acı gerçeklerle yüzleşmemiz gerekir. Kadına yönelik şiddetin temelinde yatan sorunları tespit etmeden, bataklığı kurutmadan ve bu sorunları çözmeden atılacak adımlar yaraya pansuman olmaktan öteye geçmeyecektir.

Değerli arkadaşlar, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerindeki artışı mevcut sosyal, siyasal, ekonomik yapıların ve eğitim sisteminin giderek bozulmasından ayrı düşünürsek eksik yapmış oluruz. Türkiye’de kanayan yara hâline gelmiş olan sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili düzenlemelerde cezaların artırılması caydırıcılık açısından tabii ki önemlidir ancak iktidar sahipleri, sağlık sisteminde yaşanan sorunları görmezden gelerek bugün olduğu gibi sadece binaların görkemiyle övünürse hizmetin kalitesini dikkate almazsa hizmeti verenlerin, hekimlerimizin, diğer sağlık çalışanlarımızın mali ve özlük haklarını vermezse koruyucu sağlık hizmetlerinin ve tedavi hizmetlerinin yeterli olup olmadığını umursamazsa sorun çözülmez, çözülemez arkadaşlar. Maalesef hastane acil servisleri şiddet mekânı hâline gelmiştir. Doktorların hastalarını yeterli sürede muayene edemediği, sağlık çalışanlarının maaşlarında ve özlük haklarında söz verildiği hâlde hâlâ daha gerekli iyileştirmelerin yapılmadığı, yeterli ve dengeli sağlık personeli atamasının olmadığı, doktor ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Teşekkür ederim.

…hemşirelerin ağır çalışma koşulları altında çalışmak zorunda kaldığı bu sağlık sisteminin çok ciddi sorunları olduğu ortadadır, acı bir gerçektir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet de bu sorunların önemli bir parçasıdır.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 20.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

15’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen ‘GEÇİCİ MADDE 13’ün (2)’nci fıkrasındaki “hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapmış oldukları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar” ibaresinin “hekim, diş hekimleri, eczacı ile diğer sağlık mensuplarının mesleğinin icrasıyla ilgili yaptıkları uygulamalar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

     Süleyman Bülbül                      Alpay Antmen                   Hüseyin Yıldız

             Aydın                                  Mersin                                  Aydın

        Rafet Zeybek                           Ali Şeker                        Zeynel Emre

           Antalya                                İstanbul                               İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ali Şeker’in.

Sayın Şeker, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün maalesef bir kara gün daha yaşıyoruz. Canan Kaftancıoğlu kararı “bağımsız tarafsız yargı” diye bir seçimde öne çıkardığınız, bir seçimde de “tarafsız bağımsız yargı” diye dalga geçtiğiniz sürecin geldiği noktanın, son durumun özeti, hukuk devletinin katledildiğinin son özeti ve bu günlere maalesef hukukun ölümüne canlı olarak şahitlik ediyoruz.

Bugün Ankara’da Gezi davası tekrardan mütalaa değiştirilerek insanlara suç isnat edilmeye çalışılıyor. Geçen on beş gün önce iki defa beraat edilen Gezi davasından ağırlaştırılmış müebbet hapis verildi yani bir suçtan dolayı ne olabilir? Beraat edebilirsiniz, sıfır ceza alabilirsiniz. Bu ceza, sıfır ceza verilen konudan siz ağırlaştırılmış müebbet, en ağır cezayı veriyorsunuz. Yani bu, Türkiye'ye olan güveni de etkiliyor, Türkiye'ye olan yatırımı da etkiliyor ve insanların Türkiye'de kalma düşüncelerini de etkiliyor. Onun için hukuk devletinin olmadığı, kararın sıfırla sonsuz arasında değişebildiği bir sisteme kimse güven duymuyor ve hekimler bir bir ülkeyi terk ediyor, okumuş, mühendis olmuş, yetişmiş insanlar kendi geleceklerini yurt dışında arıyorlar. Ve bu karar, almış olduğunuz bu kararlar maalesef o gençlerin, pırıl pırıl beyinlerin bu kararlarını etkiliyor. Ülkemiz iktidar eliyle sosyal, siyasal ve ekonomik krizden geçiyor. Hukuk devletinin karanlığa sürüklendiği bu ortamda insanlar aç, sefil ve bu sefil olan, zor duruma düşmüş olan, sağlığını kaybetmiş olan insanlar da hekimlerden medet umuyor ama hekimlerin sorunları başından aşıyor, hekimlere verdiğiniz sözü hâlâ tutmadınız. Bir yıl oldu, dediniz ki: “Hekimlerin özlük haklarını, ücretlerini iyileştireceğiz.” Kulağınızın üstüne yattınız, körler sağırlar birbirini ağırlar, hâlâ bir iyileştirme yapılmadı. Hekimlere verilen ücretler açlık sınırının hemen üzerinde ve bir ailede 4 kişi çalışıyorsa asgari ücretli 17 bin lira olan yoksulluk sınırına bile erişemiyor. Yani 4 kişilik bir ailenin hepsi de çalışsa ücretlileri, çalışanları getirdiğiniz durum yoksulluk sınırına ulaşamamak. Bu neden böyle oluyor? Daha iki gün önce bir müjde açıkladınız, dediniz ki: “20 milyar, 30 milyar -müteahhitlere can simidi- ucuz kredi vereceğiz.” Kaynakları hâlâ betona gömmeye devam ediyorsunuz, kafanızı betondan hâlâ çıkarmadınız.

Sağlıkla şiddetle ilgili yasal düzenlemelerin katalog suçlar arasına konulması, yer değiştirilmesi önemli ama asıl önemli olan bakış açısını değiştirmek. Eğer siz bir yasayla bir yanda beraat verirken bir yanda ağırlaştırılmış müebbet veriyorsanız bu yasaları değiştirdiğinizde de uygulayıcılar eğer sizin talimatlarınıza göre hareket edecekse yine hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.

Bizim bu süreçte, geçmişte biliyorsunuz bazılarınız yoksul ailelerin çocuklarıydınız, hepiniz okudunuz, eğitim aldınız ve yoksulluk cenderesinden çıkmak için bir umudunuz vardı. Bugün, okuyup okulunu bitiren çocuklar asgari ücretle dahi iş bulamaz hâle geldiler. Bizim bu gençlere bir gelecek vadetmemiz gerekiyor, her şeyden önce bir hukuk devletini yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Mart ayında 213 hekim, nisan ayında 214 hekim, her geçen ay biraz daha fazla hekim yurt dışına gidiyor. Geçen sene ilk dört ayda 329 hekim yurt dışına gitmek için başvurmuştu, bugün 2,5 kat arttı 781 hekim yurt dışına gitmek için başvurdu ilk dört ayda ve siz hâlâ hekimlerin haklarını iyileştirmek için hiçbir şey yapmamaya devam ediyorsunuz.

 Malpraktisle ilgili düzenleme önemlidir çünkü malpraktis sadece hekimlerin sorunu değil o hekimlerin şifa verdiği insanlara karşı istediğini uygulamak için, hastanın iyiliğine olan şeyleri uygulamak için, hastaya faydalı olmak için hekim uğraşmak yerine kendini korur hâle gelmişti ve bu koruma neticesinde hasta sağlığa ulaşamaz hâle gelmişti. Onun için, hekimlerin bu malpraktise karşı, avukatların bu suistimallerine karşı korunması gerekiyor ki hastalarına korkmadan şifa dağıtabilsinler, bunun mutlaka düzenlemeye uygulamaya geçmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Çünkü hekimler eğer çekinirse, hekimler istediklerini uygulamazsa ne oluyor? Hasta oradan oraya oradan sevk edilip duruluyor. Hastalığın risklerini, orada yaşanacak komplikasyonları hekime mal etmek hekimi mesleğinden soğuttu. Bu düzenlemeyi bir yıl önce gündeme getirmiştik, bu bir an önce çıksın diye, bir yıl sonra da olsa düzenlemenin hayata geçirilmesi önemli. Yalnız, burada Komisyonun Başkanının da mutlaka hekim olması gerekiyor. Türk Tabipleri Birliğinin, Türk Eczacıları Birliğinin, Türk Dişhekimleri Birliğinin ve Barolar Birliğinin, uzmanlık derneklerin de bu heyette görev alması gerekiyor, aksi taktirde sadece bir bürokratik kurul hâline gelir. Bizim bu sağlıkta şiddet sürecine son verebilmek için mutlaka hukukçuları eğitmemiz gerekiyor, bu yasaların layıkıyla uygulanması gerekiyor onun için hukukun üzerindeki baskıların da kalkması gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 323 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “olunur” ibaresinin “edilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Kemal Peköz                                          Ali Kenanoğlu           Oya Ersoy

   Adana                                          İstanbul                               İstanbul

Murat Çepni                                                                          Habip Eksik

    İzmir                                             Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Murat Çepni’nin.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız, evet, OHAL koşullarında saray suç ittifakının darbesiyle halkımız baş etmeye çalışıyor. Evet, 2021 yılında bankaların kârları bir önceki yıla oranla yüzde 57,4 artmış durumda. 2022’nin ilk üç ayı kâr oranı ise önceki yılın oranını çoktan yakalamış durumda. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 702 bin adet artarak 8 Nisan itibarıyla 23 milyon 500 bine çıkmış durumda. Evet, halkın gerçeği, AKP gerçeği bu. AKP yedi düvele karşı vatan kurtarma mücadelesi yürütüyor, halk yoksullaşıyor; AKP’giller, bankalar zenginleşiyor. AKP, artık başlı başına bir soygun düzeninin temsilcisi durumunda bulunuyor bugün.

Evet, mart-mayıs sürecindeyiz. Mart-mayıs süreci bizim için önemli, aynı zamanda büyük direnişlerin, büyük başarıların, büyük zaferlerin dönemi. Bu anlamda 6 Mayısta idam sehpalarında faşizme karşı meydan okuyan Denizleri, Yusufları, Hüseyinleri buradan bir kez daha anıyorum ve onların bıraktığı mirası biz sahipleniyoruz ve onların bıraktığı idealleri mutlaka başarıya ulaştıracağımızın sözünü buradan bir kez daha veriyorum “Yusuf, Hüseyin, Deniz; sürüyor, sürecek mücadeleniz.” diyorum.

Yine, 9 Mayıs 45  “Yenilmez.” denilen “Durdurulamaz.” denilen faşist Hitler ordularının Sovyet Sosyalist orduları, halkları tarafından yenildiği, ezildiği günün adıdır. Evet, “Yenilmez.” denilen Hitler faşizmi Sovyet sosyalizmi karşısında yenilmiş ve halklarımız, tüm dünya halkları bir faşizm belasından kurtarıldılar. Dolayısıyla, biz bugün 9 Mayısı anarken faşizme karşı zafer, dünün değil tam da bugünün mirasıdır ve biz bu mirası sahipleniyoruz, bu mirası mutlaka yenilemek ve halklarımız bu mirası büyütme göreviyle karşı karşıyadır.

Evet, yine, içinde bulunduğumuz süreçte AKP, hukuku önce siyasallaştırdı fakat şimdi hukuk AKP tarafından bizzat bir şiddet aracı hâline getirilmiş durumda. Evet, Gezi davası bunlardan bir tanesi. Gezi’de açığa çıkan halk iradesi AKP’nin en büyük korkusu. Evet, faşist diktatörlükler en çok halk iradesinden korkarlar. AKP korkmakta son derece haklı ve biz de bu korkuyu tekrar tekrar yenilemek göreviyle karşı karşıyayız. Gezi isyanı bir organizasyon değildi, Gezi isyanı bir komplo değildi; Gezi isyanı düpedüz bir onur ve özgürlük isyanıydı. Her isyanı olan isyanını sırtlayıp, iradesini kuşanıp Gezi meydanlarına aktılar. Milyonlarca insan Gezi meydanlarında onur ve özgürlük sloganları attılar, kendilerince faşizme karşı, kapitalizme karşı, baskıya, zulme karşı tutum aldılar, direndiler. Gezi dünün değil, geleceğin bir isyanıdır. Dolayısıyla AKP’nin Gezi’den korkması da bu bahsettiğimiz soygun ve zulüm, hırsızlık düzenine karşı insanların ayağa kalkmasını engelleme faaliyetidir. Gezi’ye verilen cezanın amacı tam olarak budur.

Yine, Kobani kumpas davası sürdürülüyor. Kobani kumpas davası da Gezi benzeri bir diğer davadır. Aynı biçimde Kobani kumpas davasıyla da HDP etrafında kenetlenmiş halk iradesi kırılmaya ve daha da önemlisi IŞİD’e karşı verilen, IŞİD barbarlığına, kadın düşmanlığına, cinayet şebekesine karşı verilen mücadelenin ve zaferin AKP tarafından cezalandırılması davasıdır. IŞİD’in yapamadığını bugün AKP yapmaya çalışmaktadır.

Yine, bugün aynı şekilde CHP İzmir İl Başkanına, Canan Kaftancıoğlu’na…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – İstanbul, İstanbul…

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – …İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen ceza da yine bu kapsamda tüm muhalefetin, tüm itiraz edenlerin cezalandırılmasına örnek bir karardır ve bunu buradan bir kez daha protesto ediyoruz.

Çağrımız Gezi meydanlarını dolduran milyonlaradır, çağrımız 8 Mart meydanlarını dolduran kadınlaradır ve “Nevroz” meydanlarını dolduran, “…”(x) diyenleredir. Biz bu aşamadan sonra AKP’yi teşhir etmekle meşgul olmayı bırakmak durumundayız. Çağrımız halklara, meydanları dolduran halklaradır: Bizim gücümüz vardır ama biz o meydanları birleştirebildiğimizde, bu katliam siyasetine, bu darbe siyasetine hep birlikte karşı durabildiğimiz koşullarda bu zulüm düzenini değiştirebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Halklarımızın eşit, özgür, birlikte yaşayabileceği bir düzeni pekâlâ kurabiliriz. Enseyi karartmaya gerek yok, umutsuzluğa gerek yok, yılgın türküler söylemeye de gerek yok; zafer çok yakındır, yeter ki cesaretle, kararlılıkla yan yana duralım, mücadelemizi birleştirelim.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 15’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Metanet Çulhaoğlu               Ayhan Erel              Ayhan Altuntaş

             Adana                                Aksaray                      Ankara

     Orhan Çakırlar                         Dursun Ataş                Yasin Öztürk

          Edirne                                    Kayseri                          Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Öztürk’ün.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalarından kaynaklı zararların tazmini için açılan davalar sonucunda devlet tarafından ödenen tazminatın ilgilisine rücusu bakımından Mesleki Sorumluluk Kuruluna yetki verilmekte ve bu Kurulun yapacağı değerlendirme sonucunda rücusuna karar verilen miktar bakımından ilgili sağlık çalışanına dönülmesi sağlanmaktadır. Kısaca, sağlık çalışanlarının mesleğinin icrası kapsamında tıbbi işlem ve uygulamalarından kaynaklı zararların tazmini.

Peki, bu maddede sağlık çalışanlarının mağduriyetini giderme yolunda bir iyileştirme var mı? Sadece göz boyama, kulağı tersten gösterme dışında bir iyileştirme yok. Yıllardır “sağlıkta dönüşüm” adı altında bir ileri bir geri politika üretip durdunuz, kendi siyasi programınız içindeki kafa karışıklığınız Bakanlığın teşkilat yapısının sürekli değiştirilmesiyle gün yüzüne çıktı. Bakanlık merkez teşkilatı yapısında 2011 yılında 663 sayılı KHK’yle, 2017 yılında 694 sayılı KHK’yle, 2018 yılında 703 sayılı KHK’yle metcezir yaptınız, bunun yanında son Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Yüksek Sağlık Şûrasını kaldırdınız. Yüksek Sağlık Şûrası 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu’yla kurulmuştur. Şûranın kuruluş amacı Sağlık Bakanlığına önemli sağlık meseleleri hakkında görüş bildirmek yanında, tababet sanatını ifadan doğan adli konularda adli makamlara görüş vermektir. Yani şu an kurmaya çalıştığınız Mesleki Sorumluluk Kurulunun görevlerini ta 1930’lardan bu yana yerine getirmeye çalışan Sağlık Bakanlığının bir kuruludur ve yasada bir zorunluluk olmamasına rağmen Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği ve Türk Dişhekimleri Birliği Başkanları kurula asil üye olarak devamlı seçilmişlerdir. Sağlık çalışanını hedef tahtasına oturtan, derdini dillendiren doktoru “Beğenmeyen gider.” ifadesiyle sahipsiz bırakan, sağlık meslek odalarını düşman gören bir zihniyet, tabii ki sağlık çalışanlarına yüklenecek rücu kararlarda kamu erki dışında meslek odalarının da karar alma mekanizmasına dâhil olduğu bir yapının devrede olmasına tahammül gösteremez.

1930’larda sağlık çalışanları için yapılan tanımlama “tababet sanatını ifa” gibi saygın bir söylem iken bugün mültecileri göndermeye gücü yetmeyen iktidarın başı tarafından “Giderlerse gitsinler.” seviyesine indirilmiş; zorunlu ihtiyacını gidermek için odasından çıkan bir doktorun darbedilmesine, şikâyet edilmesine, hatta görevini yerine getirmediği iddiasıyla hakkında soruşturma açılmasına cevaz vererek sağlık çalışanları ile hasta kutuplaşmasının artmasına neden olmuştur.

Şimdi öyle bir düzenleme getiriliyor ki zor yetişen ve sayısı her gün azalan sağlık çalışanlarına iktidar tarafından yeni bir ceza sopası gösteriliyor. Bu ülkede kamudaki üst kurulların, yönetim kurullarının nasıl kurulduğunu, nasıl çalıştığını, kimlerin bu kurullara seçildiğini, seçilirken hangi kriterlerin dikkate alındığı bellidir. KİT’lere bakıyorsunuz, kurumla hiç alakası olmayan, emekli olmuş, evinde otururken sadece siyasi parti faaliyetleri yürüttüğü için yönetim kurulu üyeliğine dâhil edilen kişiler yok mu? AK PARTİ’sinin şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubunda görev yapan personelleri de dâhil olmak üzere, eski milletvekillerinin, bakan yardımcılarının, belediye başkan yardımcılarının ve bilumum siyasi teşkilatının ve mahdumlarının hangi kurum ve kurullarda kaç maaşla, “huzur hakkı” adı altında üç beş ayrı yerden gelirle çalıştığı bilinmiyor mu?

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı her şeye karar verdiği gibi kurulacak Mesleki Sorumluluk Kurulunun yönetimini de belirleyecektir. Doktoruna “Çekin, gidin.” diyen bir Cumhurbaşkanının kurduğu yönetimin, sağlık çalışanının mağduriyetiyle ilgili aldığı karara nasıl güvenebilirsiniz. Yeni kurulun bakan yardımcısı, genel müdür, genel müdür yardımcısı gibi aynı zamanda siyasi kimliğe sahip ve veya siyasi konjonktürden etkilenebilecek kişilerden oluşturulması sorunun sağlık çalışanlarını korumak adına değil, kulağı tersten göstermek adına bir amaçla kurulduğu ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sağlık çalışanı bugün yaptığı hatalı, kusurlu, kasıtlı bir hizmetinden dolayı zaten rücu yoluyla tazminat ödemek zorundadır. Dün, “Devlet rücu hakkını kullanır.” derken bugün tazminatın ilgilisine rücu yetkisi Mesleki Sorumluluk Kuruluna verilmektedir. Bu kanun teklifi de göstermiştir ki, mültecilerine sahip çıkan iktidar yıllarca emek vermiş, fedakârca görev yapan doktorlarına sahip çıkamamıştır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük'ün 86’ncı maddesine göre teklifin tümünün oylanmasından önce bir sayın milletvekilimize söz vereceğim ve Sayın Grup Başkan Vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

Önce İç Tüzük 86’ya göre lehte olmak üzere Sayın Arife Polat Düzgün.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizi izleyen değerli vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin hemfikir olduğu gibi, şiddet evrensel bir sorundur. Kadına şiddet ve sağlıkçılara şiddet ise toplum vicdanında derin yaralara sebep olmaktadır. Hepimiz şiddetin karmaşık ve çok yönlü olduğunda da aynı fikirde olduğumuzu bu süren tartışmalarda tekrar tekrar dile getirdik.

Türkiye’de, AK PARTİ olarak, Anayasa ve temel kanunlar başta olmak üzere, reform niteliğinde yasal düzenlemelerle, kadına yönelik şiddetle mücadele ve kadınların güçlenmesine yönelik yürüttüğümüz kararlı ve istikrarlı politika, programlar ve uygulamalarla çok ciddi ilerlemeler sağlanmıştır. Kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki altyapı kadar etkin çalışan bir idari altyapı için çalışan kurumlarımız uygulamada görevlerini yapmak için çalıştırılmaktadır.

Şiddete sıfır tolerans, kadına karşı şiddetin önlenmesi için uygulamaların değerlendirilmesi, eksikliklerin belirlenmesi, çözüm önerileri için de Gazi Meclisimizde 2014 ve 2021 yıllarında Meclis araştırması komisyonu çalışmalarını yapmıştır. Birey, aile ve toplum bilinçlendirilmesine, sosyoekonomik eşitsizliklerin ele alınmasına, eğitime, güvenceli ve güvenli çalışmaya erişimin sağlanmasına, farkındalık ve -hepimizin de belirttiği gibi- zihniyet dönüşümüne çok acil ihtiyaç olduğunu belirtmişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadına yönelik şiddetle daha etkin bir şekilde mücadele edebilmek adına bu teklifte önemli düzenlemelere yer verilmiştir. Teklifle, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet ve tehdit suçları bakımından mağdur kadınsa cezayı ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmekte ve katalog suçlar arasına almaktayız. Israrlı takip fiili Türk Ceza Kanunu'nda müstakil suç olarak düzenlenmekte, özellikle şiddet mağduru olan kadınların hak arama yollarını etkin bir şekilde devam ettirebilmeleri için istemeleri hâlinde baro tarafından ücretsiz avukat görevlendirilmesi de sağlanıyor bu teklifle, bu yasayla.

Failin cezasının bireyselleştirilmesi bakımından takdirî indirim nedenlerinin de doğru bir şekilde uygulanması önem arz etmekte. Kamuoyunda hepimizin bildiği, failin kılık kıyafetine özen göstermesi, takım elbise giymesi, kravat takması gibi şeklî davranışların artık bir indirim nedeni olarak kabul edilmeyeceği bu yasada özellikle belirtiliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün konuştuğumuz yasayla birlikte özellikle sağlıkçılarla ilgili çok güzel değişiklikleri anlatmak istiyorum. Değerli milletvekilleri, bugün 12 Mayıs tüm hemşirelerimizin özellikle Dünya Hemşireler Günü'nü kutlamakla başlamak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sağlık hizmetleri, biliyorsunuz, kişilerin ve toplumun varlığı ve huzuru yönünden vazgeçilemez, ertelenemez ve yeri doldurulamaz bir hizmettir. Sağlık hizmetlerinin etkin, verimli ve düzenli bir şekilde sunulabilmesi için sağlık çalışanlarının güvenli ortamlarda, şiddete maruz kalmadan çalışabilmeleri sağlanmalıdır, onların tek derdi hastaları olmalıdır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle daha etkin bir şekilde mücadele edebilmek için bu kanunda da çok önemli değişiklikler yapılarak inşallah sağlıkçıların şiddete maruz kalması engellenecektir. Sağlık çalışanlarına karşı görevleri sırasında ve görevleri nedeniyle işlenen kasten yaralama suçunu Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan katalog suçlar arasına alarak görünür hâle getiriyoruz ve Sağlık Bakanımızın dediği gibi, hekimlerimizi hâkimlerimiz gibi korumayı söylüyoruz.

Sağlık çalışanları hakkında yürütülen suç soruşturmalarında izin müessesine izin veriliyor. Burada hem kamu kurum ve kuruluşlarında hem de özel sağlık kurumlarında, özellikle vakıf üniversitelerinde de dâhil olmak üzere bütün sağlık çalışanları hakkında, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis, tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yani kısaca malpraktisle ilgili soruşturma yapılabilmesi için Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulunun iznine bağlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Devamla) – Kamu kurum ve kuruluşları, devlet üniversiteleri, vakıf üniversiteleri ile bütün sağlıkçıları kapsayacak şekilde devlet tarafından ödenen tazminatın ilgisine rücusu bakımından yine, Meslek Sorumluluk Kuruluna yetki verilmektedir. Ayrıca, kamu hastanelerinden yararlanmak hakkının engellenmesi durumundan dolayı, sağlık hizmeti olması nedeniyle verilecek cezanın altıda bir oranına kadar artırılacağını da kabul ediyoruz.

Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; bu yasa hazırlıkları sırasında özellikle Cumhurbaşkanımıza ve değerli eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’ye, ilgili bakanlıklarımıza, özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımızda  görev alan Bakanlarımız başta olmak üzere bürokratlarımıza teşekkür ediyorum. Sizlere, katkınız için milletvekillerimize ayrıca teşekkür ediyorum. Sağlıkta şiddet ve kadına şiddete karşı mücadele kapsamında çok önemli düzenlemeleri içeren bu kanun teklifinin milletimize hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun lütfen.

 

 

 

ERHAN USTA (Samsun) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kanun teklifine ilişkin oyumuzun rengini açıklamaya geçmeden önce Canan Kaftancıoğlu meselesiyle ilgili olarak bir cümle etmek istiyorum. Dünün mağdurlarının bugünün mağrurları hâline gelerek tüm kurumlar üzerinde vesayet oluşturması kabul edilemez. Biz, Canan Kaftancıoğlu kararının bu kadar tartışılıyor olmasını da bu vesayetin bir sonucu olarak görüyoruz. İktidar tüm vatandaşlarımızın adil yargılanacağı bir ortamı oluşturmak zorundadır.

Kadına ve sağlık çalışanlarına karşı işlenen suçların önlenmesine ilişkin konunun Meclis gündemine gelmesinden memnunuz. Kanun metninin teklifinde, kadınlara ve sağlık çalışanlarına karşı işlenen kasten yaralama suçunun Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sayılan katalog suçlar arasına alınması, Türk Ceza Yasası’nda takdiri indirim nedenlerini düzenleyen 62’nci maddedeki takdiri indirim nedenlerinin keyfîliğe ve uygulayıcının takdirine bırakılmaması, kadına uygulanan şiddet cezalarında artırıma gidilmesi, şiddet mağduru kadınların istemleri hâlinde kendilerine ücretsiz avukat görevlendirilmesi; yine, sağlık çalışanlarının tıbbi işlem ve uygulamalarından kaynaklanan suçlar nedeniyle adli soruşturma yapılabilmesi için uzmanlardan oluşan bir kurulun oluşturulması, adli soruşturma için bu kuruldan izin alınması, hatalı tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle devletin ödediği tazminatın ilgili sağlık çalışanlarına rücuen talip edilmesi konusunda kurul kararının aranması olumlu olmakla birlikte, kanun teklifi, kadına şiddeti önlemede yetersiz ve eksiktir. Kadına şiddet sadece cinsel ve fiziksel şiddetten ibaret değildir. Bu konulardaki düzenleme yetersiz olduğu gibi; psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, dijital şiddet konularında şiddeti önleyecek düzenlemeler mevcut olmadığı gibi, ısrarlı takip konusu da yetersizdir. İktidar, kadına şiddetin önlenmesinde gerçekten samimi olmuş olsaydı ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmazdı.

Ayrıca, kadına ve sağlık çalışanına karşı işlenen suçlarda hükmün açıklanmasının geriye bırakılması hükmünün uygulanmaması yönündeki değişiklik taleplerinin dikkate alınmaması da iktidarın bu konuda samimi olmadığının diğer bir göstergesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – Görüşmelerde kanunun toplum ihtiyaçlarına cevap vermesi ve kalıcı olması için verdiğimiz hiçbir değişiklik önergesi dikkate alınmamıştır. Türk Ceza Kanunu’nda kadına şiddet suçu ayrı bir başlık altında, tüm paydaşların görüş ve düşünceleri alınmadan, kadına şiddeti doğuran kültürel, eğitim, sosyal, ekonomik sorunlar ortadan kaldırılmadan başarıya ulaşması mümkün değildir. Sağlık çalışanlarına şiddet ve ısrarlı takibin yetersiz olup ısrarlı takibi kamu davasına dönüştürmeden bireysel şikâyete tabi olması kanundan beklenen faydayı sağlamayacaktır. Kanun teklifi, kadına ve sağlık çalışanına karşı şiddeti önlemede yetersiz olduğundan dolayı ret oyu kullanacağımızı ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül, konuşacak mısınız?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hayır, teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Evet, Sayın Oluç, siz söz alacak mısınız?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hayır, teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Sayın Özkoç?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hayır, teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, kadına şiddeti önlemeye, sağlıkta şiddeti önlemeye dönük önemli bir yasayı hep beraber, inşallah oylayarak kanunlaştıracağız. Ben, katkı veren bütün milletvekillerimize teşekkürlerimi sunuyorum. Yasanın hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

1. Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 109 Milletvekilinin Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 323) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

2’nci sırada yer alan 327 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

2.  Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 45 Milletvekilinin Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 655 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4389) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 327)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 127 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

3. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un İslam İşbirliği Teşkilatı Polis İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi Tüzüğünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2034) ve Dışişleri Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 127)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 17 Mayıs 2022 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 21.02

 

 



(x) 323 S. Sayılı Basmayazı 10/5/2022 tarihli 88’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.