13 Ocak 2022 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Mersin’de ticaret ve ekonomik hayat hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik’e aittir.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin'de ticaret ve ekonomik hayat başlığıyla gündem dışı konuşmak için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi, aziz milletimizi ve Mersin halkını saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 3 Ocak Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılı olması münasebetiyle 100’üncü kurtuluş yılını bir kez daha yürekten kutluyorum. Bu süre zarfında, sürekli gelişme ve ilerleme sağlayan Mersin bugün ülkemizin en önemli illerinden biri hâline gelmiştir. Ne var ki Adana ve Antalya arasında, bu 2 ilimizin kalkınma oranını son yirmi yılda yakalayamadığı için oransal olarak geri düşmüştür. İklimi, doğası, çalışkan halkı, sanayisi, tarımı ve total potansiyeli yüksek olan Mersin, maalesef imkânlarını seferber etmede devletten gerekli desteği görememiştir. 3 Ocağa dönersek, Mersin'de 100’üncü yıl kutlamaları yanında Büyükşehir Belediyemizin Mersin metrosu temel atma töreni, İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ve CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu himayelerinde gerçekleştirildi. Metronun şimdiden halkımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, aynı gün iş dünyasıyla yapmış olduğumuz bir toplantı hem Mersin’e hem de ülkemizin mevcut ekonomik ve ticari tablosuna ışık tutmuştur. Peki, nedir bunlar? Sermaye piyasalarındaki istikrarsızlık mevcut 41 adet sektörü olumsuz etkilemektedir. Dövizin ansızın yükselmesi ve inmesi ne anlama gelmektedir? Bunun sonucunda kim vurgun yapmış, kim gerilemiş ve iflas etmiştir? Asgari ücretin bu sebeplerle tuzla buz olması çalışma hayatını çökertmiştir. Tüm yurtta olduğu gibi Mersin’de de özel eğitim kurumları sorunu vardır, çözüme muhtaçtır. Teknoloji sektöründe ilerleme ve gelişme sağlanmalıdır. Mersin’de TESK’e bağlı 69 oda vardır; bunların, sağlık sigortası primi, çıraklık sorunu, esnafa elektrik ve doğal gaz indirimi, şoför ve nakliyeci esnafına mazot indirimi, bir defalık araç satın almalarda ÖTV ve KDV indirimi talepleri vardır. Esnaf kredileri faizinin çok yükselmesine rağmen talepte patlama yaşanması hayra alamet değildir. Tarım sektöründe de girdi maliyetleri ve pazarlama sorunu üretimi çökertmektedir. Sınai girdi maliyetleri aşırı yükselmiştir. Gerçek üretim yapan sanayiciler zor durumdadır ancak bilgi çalan, sahte üretim yapan dolandırıcılara karşı gerçek üreticileri korumak imkânsız hâle gelmiştir. Piyasalarda adalet yok, hukuk yok, güven ve istikrar yok. Ne var? Kumar ekonomisi var, bu ekonominin doğurduğu bir melez burjuvazi var. İş dünyasına karşı acımasız bir bürokratik baskı var. Evet, diğer taraftan, Mersin Limanı’nın büyük bir konteyner limanı olarak düzenlenmesi gerekirken On İkinci Plan’da “Mersin” isminin geçmediğini de müşahede ediyoruz, bu düzeltilmelidir.

İş dünyasının daha birçok talep ve önerileri olmakla birlikte, ben bu kadar açıklamayla yetinmek istiyorum ancak şu bilgileri bir kez daha arz etmek istiyorum:

SEGE endeksine göre, sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında Mersin üçüncü kademe iller grubundadır ve il sıralamasında 25’incidir. Eğitimde 33, sağlıkta 39, istihdamda 52, yaşam memnuniyetinde 71’inci sıradadır. En çok vergi veren iller sıralamasında ise Mersin 6’ncı sıradadır.

Evet, Mersin’e neler yapılabilir, ona bakınca; OSB’ler, lojistik köyü, şehir bağlantı yolları, SEKA Limanı’nın devletçe işletilmesi, turizm, Çukurova Havaalanı’nın açılması, Çeşmeli-Taşucu Otobanı, D400, D715 yolları, Yenice Lojistik Merkezi, onlarca baraj, gölet ve sulama sistemleri, hazine ve orman arazilerinin muhtaç çiftçilere dağıtılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim. 

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Mersin’de daha yapılacak o kadar çok iş var ki arkadaşlar. Bunları birkaç kez bu kürsüden ifade etmiştim.

Üreticiyi koruyun diyoruz, üreticiyi koruyun, üreticiyi koruyun. Limon ve muz üreticileri perişan edildi. Acaba Türkiye’de kapitülasyonlar var da bizim mi haberimiz yok? Nasıl bir mantık çalışıyor? Kendi üreticisini mahveden bir idari anlayış olabilir mi? Buradan Cumhurbaşkanını, Ticaret Bakanını, Tarım ve Orman Bakanını bir kez daha uyarıyorum ve tarım piyasalarını çakalların tasallutundan kurtarın diyorum. Ayrıca, tüm Mersin milletvekillerini bu konularda duyarlı olmaya çağırıyorum. Mersin halkına sahip çıkmaları, gerçek üreticileri korumaları hayati önemi haizdir.

Hepinize teşekkür ederim, saygılar sunarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz Antalyalı üreticilerin içinde bulunduğu tehlike hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Aydın Özer’e aittir.

Buyurun Sayın Özer. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Antalyalı üreticilerimiz son on beş günde iki büyük tehlike atlattı. 30 Aralıkta Meteoroloji Genel Müdürlüğü aşırı yağış nedeniyle kırmızı kodla Antalya’yı uyardı. Yirmi dört saatte Antalya’da metrekareye 243 kilogram yağmur düştü. Derelerin taşması sebebiyle hem seraları hem de evleri su bastı. Hemen on gün sonra 9 Ocakta Kumluca ilçemizin Mavikent ve Beykonak beldeleri hortumla karşı karşıya kaldı. Sabaha kadar çiftçilerimizle beraberdik, ben de bir sera üreticisiyim, onlarla beraber aynı havayı soluyorum, aynı duyguları yaşıyorum. Çiftçilerimizin sabaha kadar gözüne uyku girmedi. Sabah uyandığımızda 100 dekara yakın arazinin hortumdan etkilendiğini gördük. Bir kez daha buradan bütün üreticilerimize geçmiş olsun diyorum ama yarın bu kadar şanslı olmayabiliriz. Bu nedenle tarım sigortaları çok önemli.

Bildiğiniz gibi dünyada büyük bir kuraklık var, bir ısınma var, karbon salınımı yüzünden iklimler değişiyor. Bu yüzden de en çok etkilenen bölge Akdeniz havzası ve özellikle Antalya Körfezi. Tarım alanlarımız önümüzdeki yıllarda ani yağış, dolu ve hortumla karşı karşıya kalma durumunda. Bu nedenle 2005 yılında 5363 sayılı Yasa’yla kurulmuş Tarım Sigortaları çiftçi ve tarım alanları açısından çok önemli. Tarım Sigortaları kurulduğu zaman bir misyon belirlemiş kendisine TARSİM, tarım sigortalarının tanıtılması ve yaygınlaşmasının sağlanması, üreticilerin doğal afetlerden ve diğer oluşabilecek risklerden korunması, bu amaca yönelik gerekli uygulamaların hatasız, hızlı bir şekilde yürütülmesi. Tarım Sigortaları TARSİM'in iyi niyetle kurulduğunu düşünüyoruz ama sahada tarım sigortası yapan eksperler ve tarım sigortası mantığının hiç de çiftçi lehine olmadığını görüyoruz.

Ben isterdim ki bugün Antalyalı AK PARTİ'li milletvekillerimiz de Genel Kurulda, burada olsun, biliyorum ki onlar da sahada aynı sorunlarla karşılaşıyorlar. En büyük sorunumuz mülkiyet sorunları arkadaşlar. Benim bölgemde 2 bin dekar arazide şahıslar hazineyle davalı. Davalı olduğu için ÇKS kaydını yaptıramıyorlar yani Çiftçi Kayıt Sistemi’ne giremiyorlar. Giremedikleri için de bu üretim alanları üzerinde tesis olmasına rağmen, sera olmasına rağmen, üretim yapılmasına rağmen ne yazık ki güvence dışı kalıyor. Bunun önüne geçmek için hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla hem de Tarım ve Orman Bakanlığıyla değişik kereler beraber buluştuk ve bu konuyu konuştuk ama görüyorum ki hem Tarım ve Orman Bakanlığı hem de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu konuda parmağını dahi kıpırdatmıyor yani çiftçi lehine bir karar almaktan imtina ediyor. Tabii, Anadolu'da bir söz var “At sahibine göre kişner.” diye. Eğer Bakanlar bu konuda harekete geçmiyorsa, Bakanlar bu konuda çiftçinin derdini dinlemiyorsa, Bakanlar bu konuda bir önlem almak istemiyorsa bürokratlar da aynı şekilde bu konuda önlem almayacak demektir.

Geçenlerde yaşanan sel felaketinde TARSİM’in eksperleri gelmiş, seraları gezmişler, demişler ki: “Bitki on gün içinde ölürse size ödeme yaparız.” Bakın, bir seraya sel girdiği zaman oraya bomba düşmüyor; oradaki, seradaki fide, bitki belli bir sürede ölür yani on gün içinde ölmez ama bir aylık, bir buçuk aylık bir süre içerisinde mantar hastalıkları, kök çürüklükleri ve gövde hastalıkları yüzünden bitki şeyini bitirir. Bu yüzden, bu konuda çiftçi lehine kararlar alınması için TARSİM’in desteklenmesi lazım.

Ayrıca, gittiğim bölgelerde, kendi bölgemde büyük bir narenciye üretimi var biliyorsunuz. Özellikle coğrafi işaret almış Finike portakalı 2 liraya kadar düşmüş durumda. Narenciye üreticisi zaten limonları çürütmüştü dalında, mandalinadan da para kazanamadılar; şu anda Finike portakalı gibi, aroması yüksek, çok önemli, Türkiye’de özellikle satılan bir portakalın bile 2 liraya düşmesi yüzünden çiftçiler geceleri uyuyamadıklarını söylüyorlar.

Bahçe dikimi farklıdır arkadaşlar, bahçe bakımı farklıdır. Bir bahçeyi dikersiniz, ürünü alırsınız, ilacını yaparsınız, budamasını yaparsınız, yazın sulamasını yaparsınız, süreklilik ister. Bu süreklilik içerisinde... şimdi diyorlar ki: “Gübrelerdeki yüzde 400’e varan artış bizi etkiliyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özer.

AYDIN ÖZER (Devamla) – Teşekkür ederim.

Diyorlar ki: “Devlet bize, Tarım Bakanlığı bize, Hazine Bakanlığı bize ucuz gübre versin.” Yani başta gübre olmak üzere bütün tarım girdilerinde; fidede, plastikte, diğer bütün girdilerde yüzde 50’ye varan destekler yapılması lazım yoksa bu insanlar yakında portakal bahçelerini sökmeye başlayacaklar. Geçen gün de gördüğümüz gibi Malatya’da bir çiftçi ne demişti? “13 dönüm kayısı bahçemi söktüm attım.” demişti. Önümüzdeki süreçte çiftçimizi desteklemezsek sürdürülebilir tarım ortadan kalkar. Bu kalkınca da insanlar bir açlıkla karşı karşıya kalır, 84 milyonluk bir ülke aç kalır arkadaşlar; ucuz gıdaya erişemez ve sürekli gıdaya erişimi engellenir. Zaten dar geçinen emeklimiz, gerçekten fakir halkımız bu konuda faydalanamaz ve destek bulamaz duruma gelir. O yüzden de ben buradan hem Tarım Bakanlığına hem Sanayi Bakanlığına hem de sayın AK PARTİ’li milletvekillerime sesleniyorum: Acilen yüzde 50 destek sağlansın gübrede; ekilebilir tarım, sürdürülebilir tarım devam etsin istiyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Erzurum’da beş yüz yıldır süregelen 1001 Hatim geleneğinin birlik ve beraberliğimize etkisiyle ilgili söz isteyen Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’e aittir.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değerli Başkanım, çok teşekkür ediyorum ve saygıdeğer milletvekillerimizi muhabbetle selamlıyorum, saygı sunuyorum

Efendim, Başkanımızın da ifade ettiği gibi Erzurum’da bir gelenek var, beş yüz yıldır devam eden bir gelenek. Fırsat buldukça altını çiziyoruz ki her şehrimizi tarif eden hususiyetler var, efendim, şehirlerin rengi var, ahengi var, ritmi var. Erzurum’u da tarif eden efendim, kimlikler var; su kentidir, kar kentidir, evliyalar şehridir, enbiyalar şehridir ve özellikle, millî ve manevi değerlerin bayraklaştığı bir kenttir. İşte, bu kimliğe, efendim, bir kılıf giydiren, bu kimliği taçlandıran bir gelenektir bu 1001 Hatimler geleneği. Değerli Başkanımız da bilir, Erzurum’da ilahiyat fakültesini okudu dolayısıyla Erzurum’a ayağı düşen, Erzurum’dan yolu geçen herkes bu hususiyetimizi bilir.

Niye 1001 Hatimler arkadaşlar? Kim ihdas etmiş, ne zaman olmuş? Efendim, Yavuz Sultan Selim zamanında, Kanuni zamanında yaşamış bir hususi dadaş; Pir Ali Baba, onun ihya ettiği ve zemine yaydığı bir gelenektir ki hakikaten yürekleri ferahlatan, her dadaş için hususi kıvam ifade eden bir gelenektir. Şimdi, bakın, şu anda, 17 Aralık ile 15 Ocak arasında hemen her camide, her mescitte -yetmez arkadaşlar- hane hane, ev ev hatimler okunuyor. Sebebi şudur arkadaşlar: Musibetler kalksın, orta yerde böyle lezzetli bir iklim olsun, insanlar huzur üzere yaşasınlar diyedir bu gelenek ve hakikaten de öyle de bir hâl olmuştur çünkü yaşandığı dönemlerde Erzurum’da depremler çok yoğun yaşanırmış, musibetler çok fazlaymış, bu gelenekten sonra bunlar berhava olmuş. Sadece Erzurum’la mı ilintili? Hayır arkadaşlar, bütün Türkiye sathıyla ilintili. Yeter mi? Hayır, Türk dünyasına, yetmez arkadaşlar; bütün ümmet coğrafyasına, yine yetmez, bütün insanlığa fayda sağlayan bir gelenektir. Dolayısıyla buraya kimin katkısı varsa, bu hatimleri kim okuyorsa, bugüne kadar kim okumuşsa hepsinin ceddine rahmet diliyoruz ve “Hepsi inşallah cennetle mükafatlandırılsın.” diye hususen kayıt düşüyoruz.

Pir Ali Baba, bir alperen kıvamında dadaştır arkadaşlar -çok altını çizerek söylüyorum- alptır, erendir; Türk tarihinde bu 2 kavramın özel yeri vardır, işte onun bayraklaşmış bir remzidir; Erzurum’da, “Dutçu” diye bildiğimiz köyde şu anda metfun durumdadır. Erzurum’a ayağı düşenlerin mutlaka ziyaret etmelerini ve ruhlarına bir özel aktarımda bulunmalarını hususen burada kayda geçiyorum.

Arkadaşlar, 1001 Hatimler nasıl başlar? Duayla başlar, “Bir yakarıştır.” diyoruz. Arkadaşlar, hatimler bittikten sonra, son hatim hususen at sırtında yapılırmış; atın sırtında hafızlar Kur’an okurlar, son nihayeti öyle verirlermiş. Sebebi şu: Hakk’a varışta çok esaslı bir duruş göstermektir ve devletimizin ebet müddet olması için, İlayıkelimetullah davamızın ilanihaye devam etmesi için bir remzdir; bunu da dadaşça bir üslupla, tarzla böyle hayata geçirmişizdir biz.

Arkadaşlar, özellikle sizden, değerli milletvekillerimizden bir ricam var, bir istirhamım var, tabii ki milletimizden de böyle bir istirhamım var. Malumunuz, Erzurum son yıllarda kış turizmini ifade ediyor, çok daha özel bir kıvam aldı kış turizminde; çok sayıda insanımız Erzurum’a geliyor, ben biliyorum, milletvekillerimizden de öyle. Yakın zamanda bir sömestir tatili olacak anladığım kadarıyla, o dönem sizi Erzurum’a davet ediyorum.  Geldiğinizde, Dutçu köyüne birlikte gidelim istiyorum ve orada Pir Ali Baba’yı beraber ziyaret edelim ki bugüne kadar kıraat olunan, efendim, okunan, anlatılan bütün 1001 Hatimlerin feyzinden, bereketinden hepimiz nasipdar olalım. Bu konuda Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi’nin çok özel bir kaydı var arkadaşlar, bitirmeden onu özellikle not düşmek istiyorum. O, diyor ki 1001 Hatimlerle ilgili: “Binbir Hatim nuru arşı doldurmuş/Bela musibeti yerden kaldırmış/Düşmanları kahreylemiş, öldürmüş/Mevla’ya emanet olsun Erzurum.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Biz sadece Erzurum’u Mevla’ya emanet etmiyoruz arkadaşlar, bütün bir milletimizi, bütün coğrafyamızı, efendim, bütün Türk dünyasını, İslam âlemini Mevla’ya emanet ediyoruz ve bütün insanlığa da şöyle bir seslenişte bulunuyoruz: Allah aşkınıza, hakkın, adaletin tesisi için bir duruş sergileyin. Efendim, güçlünün güçsüzü yendiği, yok ettiği bir düzeni hep beraber berhava edelim.

Ve arkadaşlar, 1001 Hatimlerle ilgili, şu gün hâlen daha vazife yapan arkadaşlarımız var, bir isim çok önemlidir, Erzurum’da, Diyanet İşlerinde, Din Görevlileri Derneği Başkanımız Emrullah Kaçar kardeşim var, onun şahsında bütün imamlara, bu işe emek veren herkese buradan teşekkür ediyorum ve ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığımıza, müftülüklerimize de yüreğimizi açıyoruz ve onlara da minnettarlığımızı ifade ediyoruz.

Hepinize saygı sunuyorum. Var olun, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Kara…

 

 

 

 

ESİN KARA (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın/Düşüncelerinde bir ileri bir geri adım atmayacaksın/Her devrin adamı değil, her devirde adam olacaksın.” sözleriyle hafızalarımızda yer alan, ömrünü Kıbrıs Türklerinin haklı mücadelesine adayan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu merhum Rauf Denktaş’ın ölümünün 10’uncu yıl dönümünde kendisini saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Kıbrıs Türkleri emin olsun ki Ankara’nın kaderiyle Lefkoşa’nın kaderi kıyamete kadar birdir, bir olacaktır.

Yine, 11 Ocak Salı günü elim bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybeden Konyaspor’umuzun genç futbolcusu Ahmet Çalık’a Allah’tan rahmet; Çalık ailesine, sevenlerine ve tüm Konyaspor camiamıza başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Aksoy…

 

 

 

HÜSEYİN AVNİ AKSOY (Karabük) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Karabük’ümüzün uzun zamandan beri devam eden trafik sorunu hâlâ çözülmemiştir. Karabük’ümüze acilen çevre yolu yapılmalıdır. Yoğun trafik ve artan araç sayısı sebebiyle Karabük’te ve turizm kenti Safranbolu’muzda halkımız hem araç trafiğinde hem yaya  kaldırımında yürümekte sıkıntı yaşamaktadır. İvedilikle yeni yollar açılmalı ve genişletilmiş yaya kaldırımları yapılmalıdır. İlçemiz Safranbolu’dan Karabük’e giden yol yaklaşık 11 kilometredir. Bu yol güzergâhında bir düzine trafik lambası bulunmaktadır. Sabah işe gidiş ve akşam dönüşlerde yoğun trafik yaşanmaktadır. Akaryakıt fiyatlarının geldiği nokta ortadayken araçların yaktığı yakıta ve kaybolan zamana yazıktır. Bu yol güzergâhına acilen alt üst geçitler yapılmalı, alternatif yollar açılmalıdır; yetkilileri göreve çağırıyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşlıçay…

 

 

 

 

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Nice kahramanlar var, bir de kahraman doğuran nice analar. Şairin dediği gibi: “Nerde kaldı o anlar ki/Analar kurt doğururdu/Hilkat insan çamurunu destanlarla yoğururdu.” Eli öpülesi koca yürekli annelerin dualarında yükselen Türk milleti onların fedakârlığıyla bugünlere ulaşmış, yetiştirdiği evlatlarıyla da istikbalimiz yükselmiştir. Bu mümtaz şahsiyetlerden biri de hiç şüphesiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’dır. Zübeyde Hanım’ın Atatürk için “Allah’ın bana bu oğlu vatanı kurtarmak için gönderdiğine inanıyorum.” ifadesi tarihte bir hakikat olarak kayıtlara geçmiştir.

14 Ocak 1923’te vefat eden Zübeyde Hanım’ı saygıyla, hürmetle ve rahmetle yâd ediyorum. Dünyaya getirdiği evladı dünyalara bedeldi, ruhu şad olsun diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Gülüm…

 

 

 

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Üniversite öğrencisi Kemal Kurkut 21 Mart 2017’de Diyarbakır Nevruz alanına girmek isterken polis tarafından katledildi; bu, devlet tarafından Kemal'in cenazesine işkence yapılmasıyla, cenaze aracı verilmemesiyle, mezar yeri verilmemesiyle devam etti. Yetmedi, olay çok açık olmasına rağmen, açıkça bir cinayet olmasına rağmen katil polis ve davadaki tüm sanıklar beraat ettirildi. Öte yandan, olayın örtbas edilmesini engelleyen ve vurulma anını fotoğraflayan gazeteci Abdurrahman Gök ise tam yirmi yılla yargılanıyor, “Neden açığa çıkardın?” diye resmen yargılanıyor. Kürt’e “düşman hukuku” uygulayan yargı ise katilleri ve sorumluları aklamakla meşgul. Dün istinaf mahkemesi İçişleri Bakanlığını haklı bularak ailenin tazminat davasını reddetti, Kemal'e “saldırgan bir eylemci” dedi. Buradan sesleniyoruz: Yargıysanız, gerçek bir yargıysanız adil olun, tarafsız olun. Bu karar insanlığa aykırı bir karardır.

BAŞKAN - Sayın Özen…

 

 

 

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) - Teşekkürler Başkan.

Bu hafta ekonomi paketini görüşüyoruz. Bu ekonomik modele şu deniliyor, bu deniliyor; dünyada böyle bir model yoktur. Bu, Recep Tayyip Erdoğan modelidir, sürdürülebilirliği yoktur, seçim ekonomisi modelidir. Kredi bulabilmek için haciz edilemeyeceği garantisi veriliyor. Bu, bir devlet için utanç meselesidir.

Diğer taraftan, “İşçiye, memura, emekliye, çiftçiye para yoktur.” deniliyor, yandaşların 330 milyar borcu siliniyor. İnsanda biraz vicdan olur. Halklarımız ilk seçimde bunun hesabını bu iktidardan soracaktır.

Teşekkür ediyorum.

 

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

 

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yağışlar başladı, Amik Ovası da sular altında kalmaya başladı. Hatay’da iki üç gündür süren yağışlarla Aşağıoba, Paşaköy, Ovakent, Arpahan, Comba, Zülüflühan’ın alt tarafları, havaalanı çevresi, binlerce dönüm arazi, meralar, ahırlar şu anda sular altında. Devlet Su İşlerinin Karasu Kanalı’nı sağlı sollu yükseltmemesinden dolayı kanalın patlayan yerlerinden sular arazilere aktı, binlerce dönüm arazi suya battı. Her sene yağışlardan önce iktidarı, yetkilileri uyardım. Gerekli tedbirleri alın; ekili arazilerin, hayvanların telef olmasını önleyin, insanları mağdur etmeyin diyorum ama dinlemediler. Bir hata ikinci kez yapıldığında hata değil, tercihtir. AKP iktidarı da yıllardır Hatay’ın sular altında kalmasını tercih etmektedir, umurları değil; ilk seçimde de AKP, Hataylıların umurunda olmayacak.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Barut…

 

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, İŞKUR aracılığıyla okul, kaymakamlık, valilik gibi kamu kurumlarında üç, altı ve dokuz aylık sürelerle toplum yararına program kapsamında kıdem ve tazminatı ile hiçbir sosyal hakkı bulunmadan çalıştırılan yüz binlerce vatandaşımız büyük mağduriyet yaşıyor, bu vatandaşlarımız her sene işsiz kalma tehlikesiyle baş başa bırakılıyor. Devletin bütün kurumlarına sirayet eden adam kayırma ve torpil, bu vatandaşlarımızın da kanayan yarası olmuştur. Âdeta iktidar partisinin arka bahçesi gibi çalışan devlet kurumları bu vatandaşlarımızı mağdur etmektedir. Çalışma süreleri uzatılmayan bu vatandaşlarımız işsizliğin pik yaptığı böyle bir dönemde nasıl iş bulacak, ailelerini nasıl geçindirecekler? Sesimize kulak verin ve bu çalışanlarımızın mağduriyetlerini giderin; köle gibi çalıştırılan insanların iş güvencesini sağlayın ve haklarını verin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

 

YÜCEL BULUT (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Toplumsal hayatımızın ve üretimimizin can damarı olan çiftçilerimizin, dünyadaki ekonomik dalgalanmalardan en çok etkilenen kesimlerin başında geldiği açıktır. Son olarak, tarım BAĞ-KUR prim oranlarındaki artış nedeniyle çiftçilerimizin, zaten düzenli ödeyemedikleri prim tutarlarını yeni oranlara göre ödemeleri maalesef mümkün görünmemektedir; bu nedenle, yüzde 44,87 oranındaki prim artışı karşısında çiftçilerimize kolaylık sağlanmalı, prim ödeme gün sayısı on beş güne indirilmeli, çiftçilerimizin primlerine uygulanan yüzde 5’lik hazine teşvik indirimi de en az enflasyon oranında artırılmalıdır. Çiftçimiz, öncelikle, faiz sarmalından etkili bir yapılandırmayla çıkarılmalı, doğru adımlarla desteklenmeli ve üretime devam etmeleri sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarının zam yağmuru devam ediyor. Ülkemizde vatandaşın uyumadan önce son gördüğü, uyandığında ilk gördüğü şey zam haberleri oluyor; aşağı zam yukarı zam.

İktidarın “kademeli elektrik uygulaması” adı altında getirdiği yeni soygun düzeni vatandaşın cebinde ne var ne yok hepsini elektrik dağıtım şirketlerine aktarmaya başladı; bu uygulamayla, hortum, direkt vatandaşın, fakir fukaranın cebine bağlandı.

Yeni uygulamayla zam yağmuru Türkiye’nin her tarafında vatandaşlarımızı mağdur etmeye devam ediyor. Seçim bölgem Adıyaman ve ülkemizin birçok yerinde bu ay vatandaşlarımız fahiş elektrik faturalarıyla karşılaştı, faturalar 4-5 kat arttı. Milletin Meclisinden iktidara çağrı yapıyorum: Vicdana gelin, zamları durdurun.

Buradan vatandaşa da halkımıza da bir çağrı yapıyorum: Sandık, önümüze geldiğinde bu ampulü söndürün, rahat edin.

BAŞKAN – Sayın Arık…

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon işinde çalışan işçiler büyük bir mağduriyet içerisindeler. Bu işçilerimiz taşeron firmasında çalışırken asgari ücret, artı yüzde 25, artı yemek ve yol parası alıyorlardı. Bu işçiler kadroya geçince aldıkları yüzde 25  kesildi, yemek ve yol paraları da aldıkları ücretin içerisinde sayılıyor. Grev hakları da yok. Bu işçiler açlık sınırının altında yaşıyor. Dar gelirli ve çoğu da icralık. Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı, bu işçiler sizin eşinize, dostunuza, bürokratlarınıza; bürokratlarınızın oğluna, kızına, damadına, gelinine dağıttığınız ballı villa parseli istemiyor; analarının ak sütü gibi helal olan alın terinin karşılığını istiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Aygun...

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Üreticimizin üretim yapmaması için elimizden geleni yapıyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisinin sanayiciye yüzde 1, üreticiye yüzde 8 KDV'yle yemlik arpa sattığını, bunun da maliyetleri artan üreticiyi çıkmaza soktuğunu söylemiştim. TMO bu konuda açıklama yaparak Maliyeden yardım istediğini, somut adım gelmeyince çareyi birlik ve kooperatifler üzerinden satışta bulduklarını ifade etmiş. Arpayı birlik ve kooperatif üzerinden alan üretici yüzde 8 KDV’den güya kurtuluyormuş. TMO'nun yalanı yatsıya kadar bile yanmadı; TMO çözüm bulmadı, bulmuş gibi yapıyor, bu bir illüzyon. Çünkü çiftçimiz vergi mükellefi olmadığı için birlikten yemlik arpa alınca yüzde 8 KDV ödüyor. TMO bunu bilmiyor mu? Biliyor ama numara yapıyor. İşte, elimde belgeler. Tarım Bakanı Pakdemirli’yle konuştum, ilk elden yaşanan sorunu anlattım. Hazine ve Maliye Bakanıyla görüşeceğini, çözümü zorlayacağını anlattı, umarım çözüme ulaştırır.

Aynı çelişki düvede de var. Süt üreticileri, damızlık birlikleri yurt dışından düve ithal ettiklerinde yüzde 1 KDV ödüyor ama bunu çiftçisine yüzde 8 KDV’yle satıyor.

BAŞKAN - Sayın Ceylan…

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) - Sayın başkan, bir taarruz ve keşif helikopterini Türkiye'de kendi imkân ve kabiliyetlerimizle üretme çabası 1995 yılında başlamıştı. Savunma sanayimizin uzun yıllara dayanan birikim ve katkılarıyla -ki bunlardan en önemlisi ASELSAN olmaktadır- ciddi bir mesafe alındı. İtalyan AgustaWestland’la birlikte başlayan proje kapsamında  TUSAŞ tarafından üretilen ATAK helikopterinde Amerikan Honeywell ile İngiliz Rolls Royce’un ortak girişimi olan LHTEC şirketinin ürettiği CTS800 tipi motor kullanılıyor. Pakistan’ın 1,5 milyar dolarlık ATAK helikopteri alımını iptal ettiği yönünde bilgiler basında yer aldı, neyse ki Sayın Akar yalanladı. ATAK helikopterini üçüncü ülkelere satışımızın motor tedarikçimiz Amerika’nın iznine tabi olduğu iddiaları doğru mudur?

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye, savunma sanayi alanında tedarikçilerin çıkardığı tüm zorluklara, maruz kaldığı ambargolara, içeriden ve dışarıdan sabotajlara rağmen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğiyle dışa bağımlılık oranını yüzde 80’lerden yüzde 20’lere düşürmeyi başarmıştır. Dünyada kendi savaş gemisini tasarlayan 10 ülke arasındayız. İHA, SİHA ve TİHA üretiminde dünyanın ilk 3 ülkesi içerisindeyiz. Çalışmaları hızla devam eden millî muharip uçağımız 2023 yılında hangardan çıkacak, 2025’te ilk uçuşunu yapacak. Hava Kuvvetlerimizin vurucu gücü olarak 2029’da göklerdeki yerini alacak inşallah. ATAK helikopterimiz terörle mücadelede en önemli araçlardan biri hâline geldi. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğiyle savunma sanayimizi çok daha ileri seviyelere ulaştırmak için çalışmaya devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır...

 

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, yaşadığınız ülkenin gelecek hayallerini sahiplendiğiniz kadar o ülkenin değerlerine ve değerlenmesine katkınız olacağı izahtan varestedir. Değişen dünya standartları ve anlayışlarının her yönüyle sizi de etkileyeceği gerçeği ortadayken olumlu veya olumsuz bu gerçeklerle baş edebilmek adına toplumun ortak  payda yakalayabilmesi son derece önemlidir. Hangi anlamda olursa olsun, bir başarı performansı sizi mutlu etmeli; o mutluluktan yola çıkarak, heyecanınız, yarın daha güzeli nasıl yapabiliriz çalışmasına dönüşebilmelidir. Bilimde, sanatta, teknolojide, sporda geçmişte yakalanmış bir başarıyla bugün övünebiliyorsak geleceğin övünç kaynağı da bugünkü marifet-iltifat dengesinde saklıdır. Yoksa dünyanın Covid-19 hastalığından kırıldığı bir dönemde, ülke olarak aşı üretmek için başından beri hedef koyana, ürettiğimiz aşıya emeği geçenlere bir teşekkür etmekten bile aciz bir dünyanız olur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, AKP kadrolarının, basında, yerel yönetimde, siyasette nefret suçları dizginsiz olarak devam ediyor. Çıraklık döneminde cemevine “cümbüş evi” diyen, kalfalık döneminde cemevine “ucube” diyen, ustalık döneminde “Cemevi terör yuvasıdır.” diyen ve cahiliye Yezidlik döneminde “Cemevi yoktur.” diyecek kadar pervasızlaşanlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclis toplantısında Alevi Bektaşilere ağız dolusu hakaretler etmişler, nefret suçu işlemişlerdir.

Yine, Enes Kara cinayetinde, burada toplumsal sorumluluğunu incelemesi ve araştırması gereken Hükûmet, ne yazık ki farklı düşünce ve görüşleri savunanlara saldırmakta, Alevilere, Kürtlere, kadınlara, “Barınamıyoruz.” diyen gençlere karşı nefret suçu işlemeye devam etmektedir.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına: KAYI İnşaata bağlı yurt dışındaki şantiye ve ofislerde çalışan 400’e yakın işçinin alacakları yıllardır ödenmedi. Bu süreçte, KAYI İnşaat işçilerine belli sözler verildi. Yıllarca evlerinden uzak, Litvanya’da ve Cezayir’de çalışan KAYI işçileri ne emeklerinin karşılığını alabildiler ne ücretlerinin karşılığını alabildiler. İşçiler, sadaka değil, haklarını istiyor. “Binalar inşa ettik, çalıştık, alın teri döktük; hakkımızı yediler, sigortasız çalıştırdılar, alın terimize el koydular. Bu gidişata artık ‘Yeter!’ diyoruz. Bir yıldır sürdürdüğümüz mücadelemizde adım adım tüm engelleri aştık. Şimdi ise emeğimizi batık şirketlere de döviz kuruna da ezdirmeyiz. Zamlar yeni döviz kuruna göre, işçi alacakları eski döviz kuruna göre; var mı böyle adalet?” diyen inşaat emekçilerinin hakları verilsin, iflaslara karşı bütün işçiler korunsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan...

 

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Küresel sağlık finans krizi sebebiyle insanlığın gündeminde ekonomi ilk sırada gibi gözüküyorsa da asıl mücadelenin geleceğin hangi kodlarla inşa edileceği konusunda yaşandığını biliyoruz. Çocuklarımızı yarınların dünyasına hazırlamak için Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcımız Sayın Doktor Çetin Ali Dönmez'in katılımıyla hafta sonu Mersin Üniversitemizde Gençlik Akademisi'nin açılışını yaptık. 3.700 metrekarelik fiziki mekâna sahip Gençlik Akademisi'nde kütüphane, sanatsal faaliyet atölyeleri, matematik ve robot kodlama laboratuvarları, mobil uygulama, yazılım ve tasarım, tiyatro ve sinema salonuyla gençlerimizin hizmetinde olacak. Güçlü Türkiye'nin yarınlarına emanet edeceğimiz çocuklarımız ve gençlerimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, emeği geçenlere teşekkür ediyor, genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Bayın Bayraktutan…

 

 

 

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan 2021 yılında gerçekleştirilen faaliyet ve icraatlara yönelik 31/12/2021 tarihinde gün boyunca sosyal medya hesabı üzerinden görsel paylaşımlar yapmıştır. Saat 22.40’ta Artvin Yusufeli ilçemize dair paylaştığı “tweet”te ülkemizin en yüksek barajı Yusufeli'nin gövde dolgusunun tamamlandığını ve barajın su tutmaya başladığını ifade etmiştir; bu doğru değildir, Yusufeli Barajı su tutmamaktadır. Eğer Erdoğan'ın sözlerinde belirttiği üzere su tutmaya başlamış ise henüz yeni yerleşim yerine taşınmamış ve netice olarak sular altında kalmış olması gereken Yusufeli halkının akıbeti nedir? Artvin halkı başta olmak üzere 84 milyon yurttaşımız hangi gerekçeyle yanıltılmış ve aldatılmıştır? Gerçek, somut hiçbir bağı olmayan ilgili açıklamanın amacı nedir? Bu açıklamanın yarattığı infial ve yanlış açıklama nedeniyle bölge halkının uğrayacağı mağduriyetin telafi edilmesi adına gerçek bilgiler Erdoğan tarafından kamuoyuyla ne zaman paylaşılacaktır? Gerçeklerle kamuoyunun aydınlatılması adına bir takvim açıklar mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu.

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2022 yılı için temennilerimi ifade etmek istiyorum: Semt pazarlarında artıklardan ve sokaklardaki çöp bidonlarından yiyecek arayanların, ucuza bayat ekmek almak için fırınların önünde bekleyenlerin, çocuklarına okul harçlığı veremeyen mahcup babaların, evinde yemek yapacak yağı bile bulamayan annelerin, aylarca iş arayan üniversite mezunu gençlerin olmadığı; ilaç bulamadığı için çocukların ölmediği; Avukat Dilara Yıldız gibi kadın cinayetlerinin işlenmediği; doktor adayı Enes Kara gibi hiç kimsenin intihar etmediği; yurtlarda, kurslarda çocuklara tecavüz edilmediği bir ülke; sevinci de acıyı da paylaşmayı bilen bir toplum; çalıp çırpanlara, talan edenlere fırsat verilmeyen bir devletin tesis edilerek ileriye umutla bakılmasını, ülkemize huzur, güven ve adaletin gelmesini niyaz ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Topal.

 

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hatay Arsuz ilçemizin Höyük Mahallesi’nde, Höyük halkı geleceğini korumak için maden yatırımlarına direniyor; doğasını korumak için krom ocağına karşı direniyor; havasını, oksijenini korumak için direniyor. Biz de o halkımızın yanındayız. Bakın, Bakanlık “tarımsal sit” ilan ediyor, öbür yanda krom ocağına ruhsat veriyor, izin veriyor. Bu, nasıl bir çelişki?

Buradan AK PARTİ iktidarına sesleniyorum: Arsuz halkını seviyorsanız, Arsuz halkının yanında durun. Verimli toprakları var, cennet olan Arsuz’u talan etmeyin. Talan ettirmeyeceğiz, halk izin vermiyor, biz de izin vermeyeceğiz.

Buradan maden şirketlerine sesleniyorum, yurdun dört bir tarafını delik deşik eden şirketlere sesleniyorum: Elinizi çekin; Millet İttifakı iktidarında cennetimizi, Arsuz’umuzu koruyacağız.

BAŞKAN – Sayın Sürücü…

 

 

 

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, 2,5 milyon nüfuslu Urfa’da bir kan merkezi dâhi yok. Kan hastalıkları bulunanların tedavi süreci aksamakta; ameliyat, doğum gibi hazır kan bulunması gereken durumlarda ise Urfa gibi bir kentte aranan kan Antep’ten gelmektedir. Özellikle anne-bebek ölümlerinin yüksek oranlı olduğu Urfa’da, doğum esnasında ihtiyaç duyulan kana hızla ulaşılamıyor. Ayrıca, acil ihtiyaç olan kana ulaşmaksa maddi açıdan Urfa halkını zorlamaktadır. Kan bulabilmek için başka bir şehirden gelen kanı beklemek zorunda olan veya tedavisi için şehirlerarası yolculuk yapmak zorunda olan Urfalılara yapılan bu eziyete artık son verin.

Buradan Sağlık Bakanlığına sesleniyoruz: Urfa’da neden bir kan merkezi yok? Urfa’ya kan merkezi yapmayı düşünüyor musunuz? Bir an önce bunu gündeminize almanızı bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Coronavirüs salgını her sektörü olduğu gibi, futbolu da olumsuz etkilemiştir. Pandemi sürecinden kaynaklı olarak iki yıl ara verilen amatör Türk futbolunda 2004 ve 2006 yaş grubuna ait ligler alınan kararla başlatılırken, yüz binlerce gencimizden oluşan 2005 ve 2007 grubunun ligleri pandemi gerekçe gösterilerek başlatılmamıştır. Bu sebepten dolayı birçok amatör spor kulübü bu yaş gruplarına ait takımları kapatmak zorunda kalmış, geleceğimizin teminatı olan evlatlarımız futboldan dolayısıyla spordan uzaklaşırken Türk futbolunun geleceği de dolaylı olarak etkilenmiştir. Türk gençliğini kötü alışkanlıklardan koruyup sağlıklı yaşam sunan sporun olumlu etkileri göz önünde bulundurularak tedbirler alınıp amatör liglerin başlatılması yerinde olacaktır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan.

Buyurunuz Sayın Özkan.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

 “Benim iki bayrağım var/Biri Anamur’da gurup/Biri Girne’de şafaktır.” Sayın milletvekilleri, ömrünü Kıbrıs Türklerinin haklı davasına adayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı, hukuk ve devlet adamı Rauf Denktaş’ı vefatının 10’uncu yılında rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz.

Merhum Rauf Denktaş’ın emaneti olan Kıbrıs davasını, Kıbrıs Türkünün haklı mücadelesini sonuna kadar savunarak ömrünü adadığı mücadelesini kardeş ülkemizi tüm dünyaya tanıtana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz.

Hamdolsun, bugün Kıbrıs Türkünün haklı davası uluslararası toplumda tanınma ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınmasıyla beraber ekonomik, sosyal ve siyasi alanda daha çok yetkinliğe kavuşacaktır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ülkenin ulusal ve uluslararası isminin “Türkiye” olarak kullanımını uluslararası mecralarda daha etkin bir şekilde duyurmak amacıyla “Merhaba Türkiye” “Hello Türkiye” adlı bir kampanya başlattı. Türkiye markasını güçlendirme çalışmaları kapsamında hazırlanan tanıtım videosu İletişim Başkanlığı sosyal medya hesaplarından da paylaşıldı. Tanıtım videosunda, Türkiye'nin farklı yerlerinde, farklı turizm merkezlerinde, turistlerin kendi telaffuzlarıyla “Merhaba Türkiye” diyerek mesajlarını gönderdiği görüntüler yer almaktadır. Kampanyayla sosyal medya üzerinden yabancıların “Türkiye” adının farklı dillerdeki kullanımlarının önüne geçilerek “Türkiye” ibaresinin kullanımı amaçlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu kapsamda, İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren yurt dışı basın müşavirleri de kampanyanın duyurulması için çeşitli çalışmalar yürütmektedir.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye'nin adının uluslararası mecralarda sadece “Türkiye” olarak kullanılmasına yönelik aralık ayında yayınladığı genelge de çok önemlidir.

Bu bağlamda, tüm kamuoyumuzdan ve aziz milletimizden bu kampanyaya destek beklediğimizi ifade ediyor ve Genel Kurul çalışmalarımızda hayırlı, başarılı ve uzlaşma içerisinde çalışma temennisiyle Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu.

Buyurunuz Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ömrünü Kıbrıs davasına adayan, Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık ve hürriyet mücadelesinin önemli lideri, devlet ve siyaset adamı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş’ı vefatının 10’uncu yılında saygı, minnet ve rahmetle yâd ediyorum. Kabri nur, mekânı cennet olsun.

Merhum Denktaş’ın ömrü boyunca her zaman yanında olduk. Allah’a şükürler olsun ki hiçbir zaman karşısında bulunmadık. Onun millî ülkü, hedef ve ideallerinin de her zaman savunucusu olarak saf tuttuk. Bundan sonra da emaneti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, emanetimiz kabul edecek, merhum Denktaş’ın Kıbrıs’ın olmazsa olmaz 2 devletli çözümüne katkı sunma çalışmalarına devam edeceğiz.

 Sayın milletvekilleri, bugün 13 Ocak 2022, PKK terör örgütü tarafından 13 Ocak 2016 tarihinde bir bombalı saldırı düzenlenmişti. Bu saldırının sonucunda 3’ü çocuk olmak üzere 6 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Bir bomba dolusu kamyonla Diyarbakır Çınar’daki Emniyet lojmanlarını hedef almışlardı. Orada hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımızla birlikte teröre hayatını veren vatandaşlarımızı da burada rahmetle anıyorum; kabirleri nur olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Saygıdeğer milletvekilleri, kredi kayıt bürosu, 18 ilde fiilî ve aktif olarak tarımsal üretim yapan 1.066 çiftçiyle tarımsal görünüm saha araştırması gerçekleştirmişti. Son üç yıldır düzenli olarak yayınlanan saha araştırmasına göre, çiftçilerimizin tarımdan elde ettikleri gelire yönelik memnuniyet seviyesi her geçen yıl azalıyor. Çiftçilere “Bu yıl, üretim yaparken en çok karşılaştığınız 3 sorun nedir?” diye sorulduğunda, ilk sırada yüzde 96’yla “Girdi maliyetlerinin yüksekliği.” cevabı veriliyor. Verilen destekler çiftçinin maliyetini karşılamıyor, gübreye gelen zamlar, işçilik fiyatları, mazot fiyatlarının yükselmesi çiftçinin belini büküyor. Tarım Bakanı Sayın Pakdemirli’nin “Zarar etmiyor.” dediği çiftçi, maliyet artışlarıyla her geçen gün biraz daha zorlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Mazot, gübre, tohum, ilaç ve yem gibi temel girdilerde yapılacak düzenleme, borç erteleme, yüksek elektrik fiyatları çiftçilerimizi ilgilendiren ve behemehâl çözülmesi gereken elzem sorunlar olarak karışımıza çıkıyor. Hükûmeti bu sorunları ciddiye almaya ve zaman kaybetmeden çözüm üretmeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Kıbrıs Türklüğünün mümtaz ve sembol ismi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın vefatının 10’uncu yıl dönümü. Rauf Denktaş ömrünü Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık mücadelesine adamış siyaset ve fikir adamıdır. Rauf Denktaş’ın davası, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumda bağımsız bir devlet olarak tanınması, diğer ülkelerle eşit bir seviyeye gelmesiydi. Denktaş “Kıbrıs Girit Olmasın”, “Bayrak Yere Düşürülmez” eserleri başta olmak üzere, farklı dillerde yayımlanan eserlerinde Rum yönetiminin ve uluslararası toplumun Kıbrıs meselesindeki ikiyüzlülüğünü ortaya koymuştur. Dün olduğu gibi bugün de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin temel hedefi, eşitliğe ve egemenliğe dayalı devlet ve toplum yapısıdır. Gerçeklere dayanan, adil, iki toplumlu, iki devletli bir yapı tesis edilmeden, kalıcı bir çözüm olmadan, Türk varlığına ve Kıbrıs davamıza halel getirecek girişimler bizim için yok hükmündedir. Birleşmiş Milletler, 1983 tarihli, 541 sayılı kararından vazgeçerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni bir an önce tanımalıdır. Bu vesileyle Kıbrıs Türklüğünün bağımsızlık mücadelesine ömrünü vakfeden başta Rauf Denktaş'ı ve 15 Ocak 1984’te hayatını kaybeden Doktor Fazıl Küçük'ü rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkan, 12 Ocakta yani dün Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu, Pontus Helenizmi Sarayı’nın tanıtım töreninde ülkemize yönelik küstah açıklamalarda bulunmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yunanistan Cumhurbaşkanı, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, Yunanistan’ın karanlık ve kirli geçmişini Türkiye’ye mal etmeye tevessül etmiştir. Türkiye, Kurtuluş Savaşı'nda ve tarihin hiçbir kesitinde tek bir masum insanın canına kastetmemiş, işgalci kuvvetlere karşı vatan topraklarını cansiperane müdafaa etmiştir. Ayrıca, Yunanistan Lozan Barış Antlaşması'nın 59’uncu maddesinde savaş suçu işlediğini açıkça kabul etmiş bir ülkedir. Yunanistan, Türkiye aleyhinde kara propaganda yürütmeyi bırakmalı; kadın, yaşlı, çocuk demeden kıyıma uğrattığı masum insanlarımızın hesabını vermelidir. Yunanistan, Kıbrıs Türklerini katletmek için eğit donat faaliyetleriyle finanse ettiği EOKA’cı teröristlerin hesabını vermelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayrıca, Yunanistan İskeçe’de, Gümülcine’de, Dedeağaç’ta Batı Trakya Türklerine yönelik zulüm ve baskı politikalarının hesabını vermelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş…

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün bir dava vardı, sevgili Tahir Elçi’nin davası; 3’ü polis 4 kişinin yargılandığı davanın 4’üncü duruşması yapıldı. Tabii ki bir yol katedilemedi, “harddisk”ler boş, kamera kayıtları yok ve tanıklar dinlenmiyor, maalesef, böyle devam etti. Bir ihbar mektubu var; bir polisin ihbar mektubu. Bunun da kimliğinin tespitinin can güvenliğini tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle dinlenme talebi reddediliyor. Ama dün çok önemli bir veri ortaya çıktı, Deniz Ataş isimli bir şahıs -başka suçtan tutuklu- dosyada savcı olmayan, başka bir dosyada görevli Kenan Karaca’nın kendisini tehdit ettiğini, işkenceye eşlik ettiğini ve zorla, baskıyla ifade aldığını söyledi. İfadenin konusu şu: “Tahir Elçi cinayetini örgüt işledi.” diye anlatması istenmiş. Bu tam anlamıyla bir skandal, dehşet verici bir şey. Deniz Ataş isimli bu şahıs barolara mektup yazmış, Kenan Karaca’nın nasıl yaptığını, işkenceye nasıl eşlik ettiğini ifade etmiş ve demiş ki: “Eğer bunu yapmazsan, örgütün üzerine yıkmazsan başın dertten çıkmaz; avukatlarına da söyleme, hiçbir şekilde kurtulamazsın.” Evet, Tahir Elçi cinayeti karartılmaya çalışılıyor, var olan deliller de işte bu şekilde dinlenmiyor ya da “harddisk”ler boş çıkıyor ama bu davayı karartmalarına izin vermeyeceğiz.

Diğer dava Kemal Kurkut davası: Kameralar önünde üst bedeni çıplak bir vaziyette polis kurşunuyla öldürülmüştü fakat istinaf mahkemesi ailesine verilen tazminat kararını bozdu. Neden mi? Kemal Kurkut’u “saldırgan bir eylemci” olarak niteledi ve “Eylemcinin öldürülmesi mubahtır.” dedi, yasal olarak kendince yasallaştırdı bunu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hakikaten, Kemal Kurkut davasında sanıklar beraat etti, şu an bu dava istinafta ve “İçişlerinin de kusuru yok.” deniliyor ve bütün kusur ölen Kemal Kurkut’a yüklendi. Bu, her şeyden önce insanın vicdanını ve insanlık değerlerini yerle bir eden bir karardır. Eğer Kürt olmak suçsa ve kusursa, evet, Kemal Kurkut bir Kürt genciydi ve kameralar önünde öldürüldü; bu kararı kesinlikle tanımıyoruz, siyasi bir karardır.

Sayın Başkan, Yeni Şafak gazetesi -gazete demeyeceğim, gazete demeye dilim varmıyor, bir paçavra- bugün, benim de aralarında bulunduğum, bizim 17 milletvekilimizle ilgili bir manşet atmış. Bu manşetleri Tahir Elçi cinayetinden, Hrant Dink cinayetinden, Bahçelievler’e yönelik saldırıdan, Deniz Poyraz’ın katlinden gayet iyi biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tabii, 31 Mart seçimlerinden sonra musluğu kesilen “Yeni Şafak” isimli, gaztemsi paçavranın HDP’ye saldırarak kendini var etmeye çalıştığını gayet biliyoruz. Bu zihniyetle hiçbir yere varamadık, varamayız; bu zihniyet hiç kimseye kazandıramaz; bu zihniyet sadece kaybettirir. Açıkçası, Yeni Şafak gazetesinin masası istihbarat ve emniyettir artık çünkü “Kimin yakını örgütte?” diye haber yapmış ve vekilleri açlıktan hedef göstermiş. Ne demek “Kimin yakını örgütte?” ya? Şu anda 5 siyasi parti var, iktidar partisi başta olmak üzere, kimin yakını örgütte diye araştıralım mı? Bu suç mu? Birinin amcası, dayısı, kardeşi, yeğeni dağda diye ya da yaşamını yitirmiş diye ya da cezaevindedir diye onları manşete çekip hedef mi yapacağız? Bu sorunun kaynağı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Kürt meselesi yüz yıllık bir meseledir. Yüz yıl önce HDP yoktu. Kırk yıldır çatışmalı ortamda on binlerce insan yaşamını yitirdi. Oraya gidenler, dağa gidenler uzaydan gelmiyor, Papua Yeni Gine'den gelmiyor; maalesef hepimizin, herkesin bir yakını gitmiş olabilir, yaşamını yitirmiş olabilir, tutuklanmış olabilir. Biz HDP olarak tam da bunun için “siyaset” diyoruz “onurlu bir barış” diyoruz ve “demokratik çözüm” diyoruz. Çözüm süreci de zaten tam da bu sebeple yürütülüyordu. Niye çözüm sürecine ihtiyaç duyuldu? Kürt sorunu demokratik yollardan çözülsün diye. Şimdi iktidar partisi Diyarbakır Anneleri’ni her fırsatta ifade ediyor. O annelerin çocukları dağda. Biz o çocukların gelmesi için mücadele ediyoruz, o çocukların orada ölmemesi, öldürmemesi için mücadele ediyoruz. Bu kadar açık cümleler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bu kadar açık bir politikaya sahip olduğumuz hâlde Yeni Şafak gazetesi bir gün yazdığını diğer gün siliyor. Barış masası devrildi ama savaş masası kuruldu ve bu savaş masasına her yerde çıkacağız çünkü biz hakikaten bunun bir yayıncılık faaliyeti olmadığını, operasyonel bir faaliyet olduğunu 15 Temmuzdan ve birçok olaydan gayet iyi biliyoruz. Bu kirli ve çirkin yayıncılık anlayışını kınamakla  yetinmiyorum, tek birimizin tırnağına zarar gelirse sorumlusu onlardır, bu paçavradır. Her gün bu şekilde hedef göstererek sadece kaybettiriyor, Türkiye'ye kaybettiriyor, olası barışa kaybettiriyor, hukuka kaybettiriyor, demokrasiye kaybettiriyor, aklıselim sorunları oturup konuşmaktır, tartışmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu yönüyle hakikaten  son olarak şunu söyleyeyim: Kumpas, kara propaganda ve hedef gösterme cemaatin kendilerine öğrettikleri, okulda öğrettikleri iyi bir yöntem ve Yeni Şafak şu anda cemaatin o yayıncılık politikasını diri tutuyor ve tabi ki manşeti göstermeyeceğim, eminim herkes görüyordur ama bütün milletvekillerine ve Türkiye yurttaşlarına söylüyorum: Bir insanın yakını sebebiyle hedef gösterilmesi hangi insanlığa, hangi vicdana, hangi hukuka sığar? Ve bütün partilerde mutlaka vardır. Mutlaka vardır çünkü kökeni buradadır, Türkiye'nin içinden gidiyorlar yani niye gidiyorlar onu konuşalım, bu sorunun kaynağını konuşalım. Bu kaynağı kurutalım asıl mesele kaynağı kurutmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yoksa “O gitti, bu gitti, bunun babası, bunun abisi, bunun kardeşi.” diyerek bu sorun çözülemez diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay.

Buyurunuz Sayın Altay.

 

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Rauf Denktaş, ömrünü Kıbrıs davasına adamış bir büyük sanat, siyaset, devlet adamı. Ölümünün 10’uncu yılında onu ve bütün Kıbrıs şehitlerini, Doktor Fazıl Küçük başta olmak üzere, Kıbrıs davasında hayatını kaybeden bütün şehitlerimizi, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda hayatını kaybeden bütün aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Bu şehitlerimize gönül, vefa, şükran borcumuzun hiç bitmeyeceğinin altını özenle çizmek istiyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bilindiği üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 301 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni görüşmekteyiz. Bu kanun teklifinde memur maaşlarında çok kısmi bir iyileştirme maddesi var, bu kanun teklifinde en düşük emekli maaşının 1.500 liradan 2.500 liraya çıkarılması var. Bunların yeterli bulunması mümkün değil. Bunların günün şartlarına göre şüphesiz daha yüksek olması gerekir. Teklif maddelerinde konuşan arkadaşlarımız yeri geldikçe bu konulara değinip taleplerimizi önergelerimizle de ortaya koyacaklar. Ancak Sayın Başkan, sarayın görmediği bir şey daha var, asgari ücrette beklentiyi karşılamamakla beraber bir artış var, memur maaşlarında, emekli maaşlarında vesair. Sayın Başkan, bu memlekette çok sayıda dul, yetim aylığı, “ölüm aylığı” diye de bilinen aylıkla yaşamını idame ettiren insanlar var ve bu paralar yaşanan son ekonomik buhrandan sonra çok komik ötesi noktaya geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - 300 lira, 420 lira, 600 lira, gibi maaşlarla yaşamını idame ettirmek zorunda olan, dul, yetim aylığı alan vatandaşlarımızın da feryadına yüce Meclisimizin kulak tıkamamasını, bu konuda da hep birlikte ya da AK PARTİ tek başına ya da AK PARTİ, MHP’yle; nasıl olacaksa olsun, önemli olan iş görülsün… Biz “Biz yaptık.” peşinde değiliz, biz caka peşinde de değiliz. Milletin fukaralığı, açlığı üzerinden siyaset yapmak, millete üç kuruş verip de sonra bunu da siyasette hamasete çevirmek peşinde de değiliz ama bir realite var Sayın Başkan; 300, 400, 500, 600 lira ölüm aylığı alan ve başka hiç geliri olmayan kıymetli vatandaşlarımız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Öte tarafta -dün Sayın Akif Hamzaçebi söyledi- darphanenin bandrol basım ihalesiyle 185 milyona yapılan iş, 400 milyona bir yandaşa veriliyor, yandaş 400 milyona aldığı işi 185 milyona daha önce bu işi yapana yaptırıyor, 215 milyonu cebine koyuyor. İşte, bu, ayıp; bu, günah Sayın Başkan. Bir günah varsa, burada var.

Bunun için, ben parti ayrımı yapmaksızın çok saygıdeğer bütün milletvekillerimizi dul, yetim aylıkları konusunda bir gayrete, bir çalışmaya, bir insafa, bir duyarlılığa davet ediyorum.

Bu vesileyle sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                                     13/1/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 13/1/2022 Perşembe günü (bugün) toplanmadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

           Dursun Müsavat Dervişoğlu

          İzmir

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş ve 20 milletvekili tarafından fırıncıların sorunlarının araştırılması ve fırıncıların mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla 28/12/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/1/2022 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurunuz Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; fırıncıların sorunlarının araştırılması hakkında İYİ Parti grubu olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ekmek, ülkemizdeki en temel gıda maddesidir. Neredeyse her sofrada aranan bir unsurdur. Ancak son dönemde ülkemizde yaşanan ekonomik sorunlar unlu mamullerin ve tabii ekmeğin fiyatını da ciddi manada etkilemiştir. Ankara'da fırınlarda 200 gram ekmek, 2 lira 25 kuruştan satılmaktayken Ankara Büyükşehir Belediyesine bağlı halk ekmek büfelerinde 1 lira 25 kuruştur. Mesela, hemen her ekonomik sorunda halka reva olarak gördüğümüz simit, halk ekmeklerde dâhil 2 liraya yükselmiştir, fırınlarda ise 3 buçuk, 4 liradan satılmaktadır. Sadece simit hesabı yaparsak 4 kişilik bir aile için kişi başı her öğün bir simit alınsa aylık maliyet 1.260 lira oluyor.

Değerli arkadaşlar, halk ekmek büfelerinde ekmek görece daha ucuz satıldığı için halk, büfeler önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. Medyada bu uzun kuyruklar çok yer aldı. İnsanların neden bu sıralara mecbur bırakıldığını düşünmeden bu kuyrukların kurgusal olduğunu söyleyenler dahi çıktı. Sorumluluk belediye başkanlarına yıkılmaya çalışıldı. Bu konuda fırıncılarla görüşmeye karar verdik. Anladık ki ekmek fiyatlarındaki bu artışın sorumlusu fırıncılar değil, aslında, bu artışın mağduru fırıncılar.

Ekmek fiyatlarının artışında işletme giderleri yanında un, maya gibi kalemlerin fiyatlarındaki fahiş artışlar yatıyor. Fırıncıları da mağdur eden durum bu. Fırıncılar sattıkları ekmekle, artan girdi maliyetlerini dahi tam olarak karşılayamadıklarını söylüyorlar. Yani fırıncılar üretim yaptıkça resmen zarar ediyorlar. Bu konuda görüşme yaptığımız Türkiye Fırıncılar Federasyonu da bu durumdan dert yanmakta, bazı illerde haftada 2-3 fırının kapanmak zorunda kaldığını söylemektedir. Satış fiyatlarının üretim maliyetini karşılayamaması hâlinde fırıncılar ne yapsın? Ya üretimden vazgeçiyor ya da iflas ediyorlar. Bu vahim bir tablodur değerli arkadaşlar.

Bakın, ekmek üretimi için kullanılan unun 50 kilogramlık çuval fiyatı bir senede 135 liradan 300 liranın üzerine çıkmış. Mayanın fiyatı 100 liradan 150 liraya çıkmış. Bunların yanında kira, elektrik, su, işçilik gibi işletme giderleri de var, onlar da yaklaşık yüzde 70 artmış durumda. Fırıncılar, ekmeğin kalitesini düşürmeden üretim yapmak için resmen mücadele veriyor. Kaldı ki fırıncılar da insan; ihtiyaçları var, onlar da geçinmek için uğraşıyorlar. Fırıncılar “Bu girdi maliyetleri göz önüne alındığı zaman, kârı geçtik, zarar etmememiz için ekmeğin kilosunun en az 14-15 liraya çıkarılması gerekli.” diyorlar. Ancak bu durum halkın alım gücünü daha da düşürecektir, bunun da dengesinin tutturulması gerek. Yine, fırıncılar, eskiden un üreticisinden vadeli ödemeyle un alabildiklerini ancak un üreticilerinin de artık sadece ön ödemeli un sattıklarını söylüyorlar. Bunun da yine, kendilerini zora sokan bir durum olduğunu ifade ediyorlar.

Neticede, çiftçiler ve un üreticileri de ekonomik krizden etkilenmiş, neredeyse önünü göremez hâle gelmiştir. Bunun sonucunda, çiftçiden fırıncıya tüm üretim zinciri mağdur durumdadır. Mademki üretimi destekliyoruz, üretim zincirinde yer alanların, özellikle fırıncıların bu sorunlarını da iyice anlamamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, evet, devlet destek olmaya çalışıyor. Un fiyatları fırıncıları zorlamasın diye un üreticilerine buğday desteği verilse de fırıncılar bunun yetersiz olduğunu belirtmekte, bu destekle 200 lira civarına aldıkları unun ihtiyaçlarının yalnızca yüzde 40’ını karşıladığını söylemektedirler; bu da kesinlikle yetersizdir. Ekmek fiyatları arttırılmadan girdi fiyatlarının düşürülmesi vatandaşın lehine bir çözüm olacaktır.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde gelişen ekonomik problemlerden fırıncıların da dolayısıyla ekmek fiyatlarının da ciddi şekilde etkilendiği ortadadır. Bu durum, hâlihazırda geçim sıkıntısı yaşayan halkın bütçesini iyice zora sokuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Devletin yapması gereken, ekmek sıkıntısına yol açmamak, bu nedenle de fırıncı esnafını mağdur etmemek gerekliliğidir. Ekmek fiyatlarındaki artışın önüne geçilmesi, fırıncıların mağduriyetlerinin giderilmesi, esnafa destek olunması için fırıncı esnafının sorunlarının araştırılması, alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verdiğimiz araştırma önergesine destek vermenizi bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni.

Buyurunuz Sayın Çepni.

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Evet, teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız; içinde bulunduğumuz ekonomik kriz, zam, enflasyon, hayat pahalılığı ortamında belki de halkın yaşadığı sıkıntılarla en çok karşı karşıya kalan kesim fırıncılar. Fırıncıların içinde bulunduğu durum gerçekten içler acısı çünkü iki arada bir derede kalmış durumdalar. Bir taraftan, artan maliyetler dolayısıyla fiyatlara yansıyan zamlar ve bir taraftan da halkın genel olarak ekmek mücadelesi şimdi somut olarak bir ekmek mücadelesine dönmüş durumda. Şimdi, tabii, fırıncıların durumunu tartışırken işin merkezine bakmak lazım yani nerede kaybettiysek oraya bakmamız lazım çünkü bu ekonomik kriz AKP'nin bugüne kadar yürüttüğü beton ekonomisinin, ithalata dayalı ekonominin, ranta ve talana dayalı ekonominin doğrudan sonuçlarıdır; bundan bağımsız tartışma şansımız yoktur. Bakın, sadece 2002’de 1,1 milyon ton buğday ithalatı yapılırken 2020’de 9,8 milyon tona çıkmış ithalat; şimdi deniyor ya “İhracatçıyız.” diye, bakın, AKP 2021 yılında da ithalata 2 milyon ton daha eklemiş. Şimdi, 1991 yılında Türkiye nüfusu 56 milyon, yıllık buğday üretimi 20,4 milyon ton iken; 2021’de nüfus 84 milyon, üretim ise 17,7 tona düşmüş durumda.

Şimdi, AKP dediğimizde bir demagoji siyasetiyle karşı karşıya kalıyoruz. Oysa, halkın ekmeğinin, çıplak ekmeğinin bile karşı karşıya kaldığı zulüm tam olarak bu. 50 kiloluk unun çuvalı son iki haftada 200 TL'den 360 TL TL'ye kadar çıkmış durumda. Şimdi bu koşullarda İstanbul Fırıncılar Odasının yaptığı açıklamalar var, genel olarak fırıncıların yaptığı açıklamalar var. Bu denklem içerisinde ekmeğin fiyatının neredeyse 5 TL olması gerekiyor ama 5 TL olması koşullarında da halkın gerçek anlamda ekmeğinin de elinden alınması söz konusu. Peki, ne yapmak lazım? Birincisi, nerede kaybettiysek orada aramak lazım. Bu iktidar, bu ithalatçı iktidar, bu halkın olanı şirketlere peşkeş çeken, hortumlayan iktidardan kurtulmak lazım, bu ithalatçı politikalardan kurtulmak lazım. Türkiye, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası tahıl ambarı bir coğrafyadır fakat bu coğrafyada en son kuraklıklarla birlikte de tahıl üretimi son derece düşmüş durumdadır.

Bakın arkadaşlar, TÜİK'e göre bile 2020 yılında 20,5 milyon ton olan buğday üretimi 2021 yılında yüzde 14 düşerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – …17,7 milyon tona düşmüş durumda. Dolayısıyla, halkçı bir doğa, bir tarım politikasına ihtiyaç var. Tarım alanlarının halkın kullanımı noktasında, halkın ihtiyaçlarına bağlı olarak, üretime bağlı olarak kullanılması noktasında bir politikaya ihtiyaç var. Tarımda yabancı girdilerin engellenmesine ve yerli tohum başta olmak üzere, bunların geliştirilmesine ihtiyaç var. Örneğin, Konya Ovası’nda suya fazlasıyla ihtiyaç duyan ürünlerin kullanılması yerine daha farklı ürünlerin kullanımının devreye konulması lazım. Yani bir bütün olarak tarım politikasının ekolojik krize bağlı olarak da, küresel iklim krizine bağlı olarak da yeniden düzenlenmeye ihtiyacı vardır diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ayhan Barut.

Buyurunuz Sayın Barut. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Partinin grup önerisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bir atasözü var: “Deveye sormuşlar ‘Boynun neden eğri?’ diye deve de cevap vermiş, ‘Nerem doğru ki?” demiş” Atalarımızın dediği hesap, AKP’nin hiç doğrusu yok, yaptıkları her şey yanlış. Burada, bugün, fırıncılarımızın, esnaflarımızın sorunlarını, yurttaşlarımızın en temel gıda maddesi olan ekmekle ve buğdayla ilgili konuşurken yaşanan vahim tabloyu da gözetmek zorundayız.

Bakın, Türkiye’de yaklaşık 25 bin fırın var; buralar da günlük 100 milyon civarında, 100 milyonu aşkın ekmek üretiliyor. AKP’nin yanlış tarım politikaları nedeniyle, ekonomide yaşanan derin kriz nedeniyle iğneden ipliğe her şeye zam geldi; akaryakıttan elektriğe, doğal gazdan mayaya, kiradan vergilere, her şeye fahiş zam geldi. Haliyle, fırıncılarımızın temel maddesi olan un fiyatları da fırladı gitti. Ekmeğin hammaddesi buğdayda yaşanan bu gelişmeler neticesinde fırıncıların ana girdisi un fiyatları da zamlandı. Sizlerin bu politikaları artık fırıncıları dahi isyan noktasına getirmiş durumdadır. İş bilmez Tarım Bakanı, geçtiğimiz dönemde, burada, bütçe konuşmasında buğday, arpa ve mısır maliyetlerini bir tabloyla gösterdi. Rakamları çarpıtan Pakdemirli, çiftçinin arpa maliyet fiyatını 1,85 lira olarak göstermişti, satış fiyatını da 2,36 lira olarak gösterdi. Oysa gerçekler öyle değildi; Toprak Mahsulleri Ofisi arpanın satış fiyatını 1,75 lira olarak açıklamıştı. Çiftçinin arpasını maliyetinin altında aldıklarını Bakan Pakdemirli âdeta itiraf etti.

Değerli arkadaşlar, buğdayın satış fiyatı da 2,50 lira olarak gösterilmişti, oysa geniş bölgede 2,25 liradan buğday alındı yani tonu 2.250 liradan alındı. Tonu 2.250 liradan alınan buğdaydan birkaç ay sonra tonu 5 bin TL’den ithalat yaptılar.

Tüm AKP iktidarı döneminde, on dokuz yılda 70 milyon ton buğday ithal edilerek 20 milyar dolar para ödendi. Geçen yıl, 2021 yılında TÜİK’in verilerine göre buğday üretimi 17,7 milyon ton gösterildi, oysaki bu rakam yine doğru değildi; sahada yaptığımız gözlemlerde, 14 milyon ton civarında buğday üretilmişti.

Değerli arkadaşlar, gübre fiyatları aldı başını gitti. Bu nedenle, çiftçi bu sene hep gübresiz ekim yaptı. Buğdayda verim, kalite düşüklüğü yaşanacak, fırıncılar un bulamayacak, fiyatlar fırlayacak, insanlarımız ekmek alamaz duruma gelecek çünkü üretecek buğday yetişmeyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYHAN BARUT (Devamla) – Bu yılki buğdayın maliyeti kilogram başına yaklaşık 5 lirayı aşacak. Bu hesaba göre, çiftçi, bin bir emekle ürettiği buğdayını minimum 6 ila 7 liradan satması gerekir ki ürettiğinden kazansın. Peki, buradan soruyorum: Böyle olursa fırınca esnafı unu kaça alacak? Tüketiciye hangi fiyatlarla ekmek satabilecek? Yurttaşımız bu gidişle temel gıda maddesi olan ekmeği bile alamaz hâle gelecek. Bugün ekmek kuyruklarında gördüğünüz uzun kuyruklar önümüzdeki dönemlerde daha uzun çileler hâline dönüşecek, vatandaşımızı büyük sıkıntılar bekliyor. Uyarıyoruz, halkı açlığa, yoksulluğa, üreticiyi sefalete, fırıncı esnafını da iflasa sürüklemeyin. Üretici, esnaf ve tüketiciye de destek olun diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Salih Cora.

Buyurunuz Sayın Cora. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; İYİ Parti’nin fırıncıların sorunlarının araştırılmasına ilişkin vermiş olduğu önerge aleyhinde AK PARTİ Grubu adına konuşma yapmaktayım. Hepinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Tabii, değerli arkadaşlar, Türkiye ve dünya çok ciddi bir Covid-19 salgınıyla her yönüyle karşı karşıyadır. Covid-19 salgını sadece sağlımızı değil, sadece sosyokültürel hayatı değil, aynı zamanda ekonominin bütün yönlerini de etkilemiş bulunmaktadır. Üretim çarkları tahrip edildi, tedarik zincirleri koptu, arz ve talep dengesi bozuldu. Bütün bu sorunlar tabii ki her alanda, sosyal hayata da ekonomik hayata da sirayet etmiş durumdadır. Biz de siyaset yapan mekanizmalar olarak bu sorunlu alanlarla ilgili konularda çözüm üretmekle yükümlü olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Çünkü bu piyasadaki bozulma sonucunda fırsatçılık oluşturanlar olduğu gibi stokçuluk yapanlar, karaborsa gibi durumlarla da karşılaşıldı. Tabii, biz Hükûmet olarak tüm bunlara karşı tedbirlerimizi almaktayız ve piyasayı bozucu hareketlerde bulunanlara karşı önlemlerimizi hız kesmeden artırmakta olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Tabii, fırıncılar önemli bir sektördür ve bu sektörün sorunlarını da yakından takip etmekteyiz. İfade etmek isterim ki un fiyatları 135 TL’lerde iken özellikle dövizin yükselmesiyle beraber bir anda un üreticilerinin de bazılarının bu işe fırsatçılık yaparak 300 liralar gibi bir rakamlar üzerine un fiyatlarını çıkardıklarını -çuvalın fiyatını çıkardıklarını- müşahede ettik. Tabii, burada TMO doğrudan hemen bir müdahalede bulundu, üreticinin, fırıncının, esnafın yanında olacak şekilde hamleler yapıldı ve nitekim yaptığı hamlelerle beraber un çuvalının fiyatı 185 lirayla 200 lira arasında bir değer kazandı.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Ya, yalancıya çıkarıyorsun be. Al belgelerini vereyim, TMO’nun belgelerini sana. Al, TMO’nun belgelerini vereyim.

 SALİH CORA (Devamla) – Şu anda da yine un çuvalı fiyatı bütün un üreticileri tarafından fırıncılara 185 lirayla 200 lira arasında satılmaktadır.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – TMO’nun belgeleri bak, burada. Ne kadar yalancı bir TMO. Bak, TMO’nun bak, yalanları burada.

 SALİH CORA (Devamla) – Vade yapılmadığı ifade edildi, esasında vade de yapılmaktadır.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Savunamıyorsun bile TMO’yu.

 SALİH CORA (Devamla) - Her ay vadeye 5 lira üzerinde bir fiyat farkı konulmak üzere vade de yapılmaktadır. Piyasayı bozucu bu tür hareketlere karşı gerekli önlemleri almaktayız. Ekmek fiyatları geçen yıl 7,5-8 liralardan şimdi, 10-12 liralara kadar çıkmıştı, ekmeğin kilogram fiyatının 14-15 lira civarında olması hâlinde fırıncıların bulunduğu sektörün rahat edeceği ifade edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SALİH CORA (Devamla) – Bunun, özellikle buğday alım fiyatları, hasat döneminin sona ermesiyle birlikte bu fiyatın güncellenmesine ilişkin çalışmaları da yapacağız. Sonuçta ifade etmek isterim ki biz şu anda fiyatları güncelleme imkânımız varken tüketicimiz bu güncellemeden mağdur olmasın diye bu güncellemeyi öteledik. Mayıs, haziran gibi bu güncelleme yapılacaktır ama bu güncellemeyi yapacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi değildir, valiliklerde her il kendine göre bir değerlendirme yapacaktır, buna göre kararlar verilecektir.

Şunu ifade etmek isterim: Ekmekte unun maliyeti yüzde 33 civarındadır, TMO ise un üreticilerine buğdayı yüzde 40 indirimli vererek bu oluşan maliyetteki farkı regüle edecek bir yaklaşım ortaya koymuştur.

Ben, bu düşüncelerle önergeyle birlikte bu sektörde katkı sunan görüş ve önerilere teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Ekmek çarpacak seni Salih.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

13/01/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/01/2022 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç

      İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Ocak 2022 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 16278 grup numaralı “Türkiye’de tarikat veya cemaat kontrolündeki özel yurtlarda ve kamu yurtlarında yaşanan sorunların araştırılması amacıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/01/2022 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul.

Buyurunuz Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Genel Kurulu, Genel Kurulun sevgili emekçilerini ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın vekiller, kamuoyunda infial yaratan özellikle, son, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2’nci sınıf öğrencisi Enes Kara'nın yaşadığı olay aslında artık bu, cemaat, tarikat yurtlarında yaşananların çok ciddi bir şekilde bu Meclis gündeminde tartışılması ve gerekli önlemlerin alınmasını zorunlu kılıyor. Bakın, gün yok ki infial yaratan bir haber gelmesin. Şunu biliyoruz: AKP bir cemaatler, tarikatlar koalisyonudur. Ve AKP ya bu cemaat ve tarikatlara yurt yaptırıyor ya ihale veriyor ya da kamuda, başta üniversiteler olmak üzere kadrolaşmalarının, kadro yetiştirmelerinin önünü açıyor. Sayın vekiller, bakın, 2006 yılında cemaat, tarikat yurt sayısı 1.723 iken 2021 yılı itibarıyla bu sayı yüzde 93 artarak 3.331’e çıkmış.

Ve bu cemaat, tarikat yurtlarında birçok olay yaşandı. Bakın, infial yaratan olaylardan bir tanesi Aladağ'da çıkan yangında Süleymancılara ait yurtta yaşamını yitiren 11 çocuğumuz… Ve yine Ensar Vakfı’na ait, Karaman’da Kaim-Der ve Ensar Vakfı’na ait yurtta 45 çocuğumuzun cinsel istismara uğraması ve 2008 yılında kız Kur’an kursu yurdunda yaşanan patlamada 17 çocuğumuzun yaşamını yitirmesi, daha aralık ayında Antalya’da bir çocuğun başının kesilerek gövdesinden ayrılması suretiyle katledilmesi ve Enes Kara.

Değerli arkadaşlar, Enes Kara yaşamına son vermeden bir video bırakmış, izlediniz mi, vicdanınız onu izlemeye dayanıyor mu? Enes Kara bir cemaat yurdunda değil sanki, bir esir kampında yaşıyor. Nedir? Bakın, bu gençler hayatlarının en sosyal dönemlerinde sanki bir esir kampında sabah beş buçukta kaldırılıyor ve cemaatin ilkeleri doğrultusunda okul dışında kalan zamanın tamamını cemaatin mantığı doğrultusunda o çocukların kafaları, beyinleri yıkanıyor. Aslında dinî inancı da istismar ediyorlar orada. Şimdi, bunlar orta yerde dururken maalesef, kamu yurtlarında yeteri kadar yurt yapmayan, hayat pahalılığı nedeniyle çocuklarımızı o yurtlara mahkûm eden iktidar bunun birinci dereceden sorumlusudur.

Kamu yurtlarında da çok ciddi problemler var çünkü her şeyden önce bir liyakat, ehliyet sorunu var ve orada da dünya kadar problem yaşanıyor. O açıdan, bakın, her sosyal devletin görevi öğrencilerine, gençlerine barınacağı, sosyal yaşamını da yürüteceği bir yurt ortamı yaratmak. Orası bir eğitim yeri değil, orası bir barınma yeridir. Ama cemaatler orayı üniversite veya okul dışı bir eğitim, cemaat eğitim alanına dönüştürüyor ve siz bunları önemsiyorsunuz çünkü sizin arkabahçeniz olduğunu düşünüyorsunuz; her türlü desteği veriyorsunuz, her türlü imkânı sağlıyorsunuz ve olan gencecik çocuklarımıza oluyor, olan genç neslimize oluyor, olan bu çocuklara oluyor. Şimdi, bu çocuklar bunları yaşarken siz hiçbir sorumluluk duymuyorsunuz. Bakın, bu Mecliste bundan daha önemli bir mesele yoktur. Tüm siyasi gruplara dönüyorum ve çağrıda bulunuyorum: Gençlerimiz, geleceğimiz için bunu bugün masaya yatıralım, bu önergeyi kabul edelim, hep birlikte bir çözüm yolu bulalım. Değerli arkadaşlar, yoksa bu nesiller kayıp nesiller olacaktır. Sizler Fetullah Gülen cemaatinin yaptıklarını sürekli söylüyorsunuz ama her türlü alanı diğer cemaat ve tarikatlara sağlamaya devam ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bir cemaat ve tarikatın amacı kendi ilkeleri doğrultusunda gençliği yönlendirmek değil, bu gençlerin hayata hazırlanması devletin sorumluluğundadır, onlara bırakılamaz. O açıdan herkese çağrı yapıyorum: Gelin bu soruna neşter vuralım. Bu, devletin, sosyal devletin birinci derecede görevidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurunuz Sayın Filiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubunun yurtlarda yaşanan sorunların araştırılması için vermiş olduğu grup önerisi üzerinde İYİ Parti Grubumuzun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz gün, genç bir doktor adayı olan Enes Kara, kaldığı cemaatevinde yaşadığı baskılara ve diğer sorunlara dayanamayarak yaşamına son verdi. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Geride bıraktığı videoda dile getirdiği sorunların tamamı gençlerimizin yıllardan beri içinde bulunduğu sorunların özeti gibi. Ben de Mecliste yaptığım birçok konuşmamda gençlerin gelecekleriyle ilgili endişelerini ve yaşadıkları maddi ve manevi sorunlardan dolayı umutlarını yitirdiklerini dile getirmiştim. Öğrencilerin yurt sorunlarından, özel yurtların çok pahalı olduğundan gençlerimizin bazı vakıf ve cemaat yurtlarına yönlendirildiğinden söz etmiştim. Bu yurtlarda amacın sadece barınma hizmetlerini sunmak olmadığı, Enes Kara’nın anlattığı gibi, gençlerimizi kendi görüş ve inançları doğrultusunda yaşam sürdürmeye alıştırmak olduğu açıktır. Gençlerimizin bazılarının ekonomik sıkıntılardan bazılarının da ailelerinin baskılarıyla girmiş oldukları yurtlarda yaşananların bir örneğini Enes Kara bütün çıplaklığıyla anlatmış. Diğer cemaat yurtlarında da durum farklı değil. Mevcut duruma baktığımızda KYK’ye bağlı toplam 719 bin 567 yatak kapasiteli 769 yurt bulunmakta iken 3.301 vakıf ve derneklere ait yurt, 4.406 tane de özel yurt bulunmaktadır. Çok açık bir şekilde belirtiyorum ki öğrencilerin barınma ihtiyaçları bizzat devlet tarafından giderilmelidir. Devlet, tüm öğrencilerimize yetecek kadar yurt yapmalı ve gereken hizmeti vermelidir, devletimiz bu hizmetleri gerçekleştirecek güçtedir. Özel yurtlar çok sıkı bir denetlemeye tabi tutulmalı, gençlerimiz hiçbir grubun, derneğin, cemaatin, vakfın eline bırakılmamalıdır. Barınma sorunları haricinde Enes'in anlattığı diğer sorunlar var. Derslere uyum sağlayamadığından, tıp fakültesini bitirse bile yine TUS sınavına hazırlanması gerektiğinden, uzmanlığa girse bile otuz altı saatlik nöbetlerinin bir nevi zulüm olduğundan bahsediyor. Ben konuşmalarımda bunlardan bahsetmiş ve üniversite öğrencilerinin iş bulamama endişesiyle öğrenimlerini sürdürdüklerini, iktidarın bu gençlere yönelik istihdam politikasının olmadığını, bunların hepsini anlatmıştım ve sonunda iktidarın dikkatini çekmişim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, gençlerimizin içine düştükleri buhranlı hâl başta aileler olmak üzere bizleri ve toplumun her kesimini ilgilendirmektedir. Aileleri uyarmak istiyorum, çocuklarınıza değer verin ve onları dinleyin, onların sizin istediğiniz gibi olmalarını beklemeyin, onlara güvenin ve diyalog kurun, onları birilerinin eline teslim edip sonu intihara varacak çile çektirmeyin. Biz, İYİ Parti olarak eğitim sorunlarına siyasi olarak bakmıyoruz.

Sonuç olarak, bütün partilerin temsilcilerinin bulunacağı  Yükseköğretim Kurulu, Aile ve Sosyal Hizmetler, Millî Eğitim ile Gençlik ve Spor Bakanlıkları temsilcilerinin de dahil olacağı bir komisyon kurularak gençlerimizin sorunlarına derhâl bir çözüm bulunmalıdır diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Evet, ben de Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu, oldukça önemli önerisi üzerine grubumuz adına söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yirmi yıldır tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi, öğrencilerin anayasal güvencesi olan barınma hakkının gereğini yerine getirmemiş ve maalesef yurt sorununu çözememiştir. Bu sorunu yok sayan ve bu süreçte faaliyet gösteren tüm kurum ve kuruluşlara da yasal ve finansal desteği sağlayan siyasal iktidarın, böyle bir önceliği olmamış; toplumun, öğrencilerin barınma talebi karşılanmamıştır. Bu nedenle bir  boşluk yaratılmış ve kimi tarikatların, cemaatlerin, derneklerin en büyük yatırımlarını eğitime, öğrenci yurtlarına ve öğrenci evlerine yapmalarına seyirci kalınmıştır.

Araştırma önergesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi, bu tür kurumlarda ciddi bir artış var. 2006’dan 2021’e neredeyse yüzde 93. Vergi kaydı tutulmayan sağlıklı veriler de olmayabilir. Peki, bu sayılar artarken devletin denetimi, gözetiminin dışına çıkılmıştır. Yöneticiler, sorumlular, karar vericiler görevlerini yerine getirememiştir. Şüphesiz bir ihmal, göz ardı edilme süreci vardır. Kamunun kontrolü ve denetimi altında olması gereken… İşte, hepimiz  burada yaşadık, Aladağ, ALİMDER, Ensar Vakfının Karaman şubesinde yaşanan skandallar, merdiven altı kurslarda yaşanan istismarlar gibi toplumu, hepimizi çok derinden sarsan olaylar sonrasında gerekli denetimler yapılmamış, tedbirler de alınmamıştır. Son yaşadığımız ve hepimizi derinden etkileyen ve değerli hatiplerin de atıf yaptığı olay, bu sorunları bir kez daha gündemimize getirmiştir fakat daha önce olduğu gibi benzer her vahim olay karşısında yerel karar birimleri, merkezî yönetim, bakanlıklar sorunu ısrarla yok saymış, üstüne gitmemiş, ciddi önlemler almamıştır. Ben buradan tekrar sormak istiyorum: Bu vahim olaylar sonrası bu iddia edilen kurumlara karşı önlemlerin alınmamasının gerekçesi nedir?

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, bu önerge bizim için bir fırsattır. Lütfen çıkıp da “2002’de şu kadar yurt vardı; bugün, işte bu kadar yurt yaptık.” demeyelim. Yine çıkıp da burada üzüntümüzü ifade etmenin ötesinde Meclis olarak eyleme geçmemiz gerekmektedir. Kamunun sağlaması gereken, gençlerin yurt, barınma talebi ortadayken iktidar bu talebi yok sayıp yerine getirmediği için, kimi vakıfların, derneklerin, cemaatlerin, tarikatların gençlerin dinî inançlarını, ailelerin dinî inançlarını, ekonomik durumlarını istismar etmelerine yol açılmaktadır. Türkiye'de faaliyet gösteren her tür yurtların, öğrencievlerinin kimlere, hangi tarikata, cemaate, derneğe ait olduğunun sayısının şeffaf bir şekilde ortaya konulması için ve öğrencilerin, ailelerin talepleri doğrultusunda sağlıklı, güvenli, çağdaş, ücretsiz barınma, yurt ihtiyacının hızla nasıl karşılanacağının ortaya konulması için ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Değerli Hocam, Sayın İmam Hüseyin Filiz Hocamız da ortaya koydu -gerçekten gençlerin yurt ve barınma sorunu başta olmak üzere çok ciddi sorunları var- bir tıp öğrencisinin nasıl kaygılandığını, ileriye dönük ne kadar umutsuz olduğunu bize açıkladı. Ben kişilerin, ailelerin hassasiyeti nedeniyle tekrar vurgulamak istemiyorum ama belki bu araştırma önergesini biz Mecliste kabul edersek gerçekten gençlerin son dönemdeki umutsuzluğuna son vermiş oluruz, yurt ve barınma sorununda orada yaşanan, o kurumların arkasında yaşanan olayları ortaya koyma fırsatı buluruz ve en önemlisi de belki oturup hep birlikte, ne tür tedbirler alacağımıza ve ne tür yasal düzenlemeler yapacağımıza karar vermiş oluruz. O nedenle biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak gençlerin yurt ve barınma sorunuyla ilgili Meclis gündemine getirilen bu araştırma önergesini desteklediğimizi söylemek istiyorum.

Teşekkür ediyorum sabrınız için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Selman Özboyacı.

Buyurunuz Sayın Özboyacı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de önerge üzerine partimiz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Öncelikle gerçekten çok acı ve elim verici bir hadise. Toplumumuzun tamamı bu hadiseden çok acıyla, maalesef, etkilendi ve hepimiz derinden bu üzüntüyü hissediyoruz. Ben, buradan Enes kardeşimizin ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Hayatını kaybeden genç bizim gencimiz, onun acısı bizim acımız. Yaşadığı sorunlar, karşılaştığı zorluklar kimlik, ideoloji ve inanç ayırt etmeksizin her kesimden insanın bu hayatta başına gelebilecek, yaşayabileceği sorunlar ve çok hassas bir konudan bahsediyoruz. Ama bu elim hadiseyi bir gruba, bir inanca mal etmek, bunu genellemek, ideolojik bir hesaplaşma çabasına indirgemek gerçekten yapabileceğimiz en kötü şey olabilir. Hele hele intihar gibi toplumsal his ve hassasiyetin gösterilmesi gereken, özendirmekten kaçındırmamız gereken böyle bir meselede hiçbir hassasiyet göstermeden pervasızca yorum yapmak           -özellikle sosyal medyayı söylüyorum- çok yanlış bir bakış açısıdır ama görüyoruz ki yine, birileri -bu acı olayda bile- buradan bir siyasi rant devşirme ya da bunu bir kesime, toplumun bir grubuna suçlama yöneltme gibi bir çaba içerisine girdiler. Ben, bu insanların, özellikle bunu sosyal medyadan dile getiren insanların samimi olmadığını ve bu olayı bile istismar etmeye çalıştıklarını düşünüyorum.

Burada Sibel Hocam az önce söyledi, “Lütfen buradan yurt sayısını vermeyin.” vesaire dedi ama şunu ifade etmemiz lazım: Biz devlet olarak gençlerimizin her zaman yanındayız ve imkânlar elverdiğince bu konuda, onların daha rahat öğrencilik yaşayabilmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Yani 2002’de yurt sayısı 190’ken şu anda 780’i aşmış bir yurt sayımız var. Yine, 182 bin yatak kapasitesi varken şu anda bu kapasite 730 binin üzerine çıkmış. Yeterli mi? Hayır. Daha fazlasını yapmamız gerek mi? Evet. Buralarda bir problem varsa bunlar çözülmeli mi? Bunlar doğru ama şunu da ifade etmek lazım: Vakıf, dernek ve STK’lerin kurduğu yurtlarsa sadece AK PARTİ dönemlerinde değil; her zaman, yasalarımız ve mevzuatımız çerçevesinde hep vardı, hep olduğu gibi bugün de var. Eğer buralarda bir yanlış uygulama varsa, bir suç varsa bunlara müdahale edecek hem idari hem de hukuksal araçlar zaten mevcut ve işliyor. Ama buradan ben tekrar söylüyorum: Bu meseleyi bir siyasi istismar ya da bu meseleyi bir inanç grubuna hedef göstererek saldırma şeklinde asla değerlendirmemeliyiz; bu, bu tür meselelere dair yapacağımız en kötü şey olur. Yani başka partilere de mensup, maalesef -adını anmak da istemiyorum ama- intihar eden gençler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

SELMAN ÖZBOYACI (Devamla) – 25 yaşında, PKK’nın baskısıyla intihar ettiğini bir mektupta söyleyen gençler var ama bunu biz siyasete mal etmemeliyiz. Yine, CHP’li Antalya Belediyesinin kendisinden 450 bin lira aldığını ve bunun istismar edildiğini söyleyen ve intihar mektubu bırakan Selim Şimşek’in intiharını biz siyasete bağlamamalıyız, yanlış yaparız.

Ve şunu da son olarak ifade etmek istiyorum: Yani böyle bir olay üzerinden milletin değerlerine, milletin İslami hassasiyetlerine kin kusmak pahasına bu olayı kullanan herkesi de şiddetle kınıyorum. Onların zihniyetinin aslında bu ülkenin Müslümanlarıyla, bu ülkenin İslami hassasiyetine sahip insanlarıyla hesaplaşmak olduğunu düşünüyorum ve bunun böyle bir olayda çok yanlış olduğunu düşünüyorum.

O yüzden, gelin, bu tür elim hadiseleri asla siyasete hamil etmeyelim, asla bir inanç grubunu, toplumun bir tarafını suçlayarak böyle meseleleri istismarla ve samimiyetsiz bir şekilde vurgulayacak bir konuma getirmeyelim diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hatip bu önergeyi bir istismar olarak ve siyasal rant olarak değerlendirerek sataşmıştır, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Efendim, “sosyal medya” diye ifade etti.

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – Hayır, ben “sosyal medya” diye söyledim…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sosyal medya paylaşımım var, ben üstüme alındım. Benim de var sosyal medya paylaşımım.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle sevgili Enes Kara’nın ailesine, tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum ve gerçekten büyük bir acı, sabır diliyorum.

Sosyal medyada paylaştım, cümlem de şu: “Gençler, sakın canınıza kıymayın. Canınıza kıyanlara da lanet olsun.” dedim ve bunu bir daha söylüyorum.

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – PKK gibi…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – “Lanet olsun.” dedim, bin kere lanet olsun bu çocukların canına kıyanlara.

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – PKK’ya da lanet olsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Burada ortada bir siyasi rant yok. Bir genç bir video bırakarak intihar etti maalesef ve gençlere bir daha defaten söylüyorum: Bunun çözüm yolu cana kıymak değildir asla. Bununla mücadele etmek lazım, direnmek lazım ve farklı yol ve yöntemlerle yaşamayı tercih etmek lazım. Bu ilk sözüm.

İkincisi, buraya bir önerge getirdik ve gerçekten çok büyük bir sorun bu. Yurtlarda yaşananlar, “cemaat” ya da “özel” ya da başka ad altında yaşananlar çok vahim. Ölüme sebebiyet veriyor, istismara sebebiyet veriyor, maalesef tecavüze varan uygulamalar var, Aladağ’daki gibi yangınlarla çocuklar ölüyor; bunu araştıralım diyoruz ya, araştıralım. Çok net bir hakkımızı kullanıyoruz ve bütün gruplara da söyledik, size de söylüyoruz. Ya bu önergeyi kabul edelim, Türkiye’deki bütün yurtları inceleyelim. Bunun dayanağında ne var, bu çocuklar neden saat beş buçukta kalkmaya zorlanıyor, neden her gün bir eğitim almaya zorlanıyor, neden günde az saat uykudadırlar, çocuklar parasızlık ve yoksulluk yüzünden neden her buldukları yurda gitmek zorunda kalıyorlar? Siz iktidarsınız, sizi eleştirmeyeceğiz de kimi eleştireceğiz? İktidardan beklediğimiz konuşma, çözüm odaklı konuşmadır, sorumluluk sizde çünkü. Yani öz eleştiri vermesi gereken sizsiniz, biz muhalefetiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Uzatmıyorsunuz galiba.

Bu nedenle çağrımı bir daha yapıyorum, gelin Enes Kara bir milat olsun, yurtlarla ilgili problemlere Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak el atalım, bu sorunu araştıralım diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yani münferit bir olay değil bu, çok defa yaşanılan olaylar olduğu için gündeme getiriyoruz.

HÜDA KAYA (Ankara) – Ensar Vakfına da “Bir kereden bir şey olmaz.” dediniz, ne demek münferit bir olay? Canlar gidiyor daha “Münferit olay.” diyor.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İç Tüzük 60’a göre pek kısa bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın hatibi dikkatle dinledim, direkt bir sataşma yok ama bir yanlış anlaşma var, anlaşamadığımız bir husus var. Biz bu önergeyi ve geçmişteki buna benzer önergeleri desteklerken bir meramımız var, bir müştekilik hâlimiz var. Önce şunu söyleyeyim, AK PARTİ’nin ışık evlerinden hiç ders almadığını görüyorum. Bu Meclisi bombalayanlar ışık evlerinde yetişti arkadaşlar, ışık evlerinde yetişti.

Şimdi, Sayın Özkan dün bir açıklama yapmış, diyor ki: “3-5 çocuk bir araya gelmiş, ev tutmuşlar.” Öyle olmadığını, eminim Sayın Özkan da biliyor. Ben evvelsi gün basın toplantısında valilere ve kaymakamlara seslendim “Kaçak yurtlara göz yuman vali ve kaymakamlar vebal altındadır.” dedim.

Sayın Başkan, hadise şudur: Özel yurt var, vakıf yurdu var, cemaat yurdu var, kaçak yurt var, hücre evi gibi örgüt evi gibi 5-6 öğrencinin barındırıldığı yurtlar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Özel, vakıf, cemaat, resmî yurtlar mutlaka denetlenmeli, kaçak yurtlar da derhâl kapatılmalı.

Bugüne kadar bu yurtlarda tacizi gördük, sessiz kalındı; tecavüzü gördük, sessiz kalında; ihmal kaynaklı yangında ölen kızlarımızı gördük, sessiz kalındı; cinayeti gördük, sessiz kalındı; intihara da sessiz kalamaz devlet. Kaçak yurt var; taciz, tecavüz, cinayet, intihar var; olmayan tek şey devlet. Devlet görevini yapmıyorsa buna müdahale edecek olan da millet adına Millet Meclisidir efendim, bunu söylüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, tabii, Enes Kara’nın ölümü hepimizi üzdü. Annesinden daha fazla, ailesinden daha fazla hiç kimseyi üzemez. Bu bizim hepimizin acısı, milletimizin acısı. Allah tekrar göstermesin. Ancak Enes Kara’nın ölümü bizim gençlik noktasında yapacağımız çalışmalarda milat olamaz, daha önceden biz miladı yaptık. Çünkü AK PARTİ iktidara geldiği andan itibaren, özellikle gençlerimizin geleceğe hazırlanmaları için ve özgürce, ekonomik kaygı gözetmeksizin ilk, orta, yükseköğrenimini tamamlayabilmeleri ve yüksek lisans, doktora çalışmalarını yapabilmeleri için, tüm bu alanda özgürlüklerini ekonomik desteklerimizle artırdık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, bu kadar açık, sade bir olay karşısında bunları söylemeniz ne kadar denk düşmüyor.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Son yirmi yıllık süre zarfında 12 kat artmış olan yükseköğrenim yurt sayısı doğrudan Enes Kara evladımızın yaşadığı o acılar yaşanmasın diye yapılmış çalışmalardır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Engellememiş ama.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu anlamda, biz demokratik hukuk devletinde öylesine çalışmalar yapmalıyız ki gelişmiş ülkelerdeki demokrasilerde, evrensel kabul görmüş demokrasilerde olduğu gibi, demokratik toplumun özüne dokunmayacak ve toplumda dini, inancı, felsefi düşüncesi ne olursa olsun, bu tür vatandaşlarımızın üzerine idarecilerin siyasi ve şahsi görüşleri, sosyal geçmişleri, siyasi düşünce backgroundları ne olursa olsun, herkes hür, özgür bir şekilde bu ülkede yaşasın diye yapacağımız çalışmaları hayata geçirmemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Ne zaman yapacaksınız?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu çerçevede, sadece Enes Kara olayı değil bugüne kadar yaşadığımız tüm acılardan ders çıkartarak başta Gençlik ve Spor Bakanlığımız, Yükseköğretim Kurulumuz, Millî Eğitim Bakanlığımızın yaptığı çalışmalarla tekrar acılar yaşanmasın, gençlerimiz dünya gençleriyle rekabet edebilsin diye, sayısız reformları hayata geçirdik. Bu anlamda, bütün siyasi parti gruplarının, adı geçen önergede, ortaya koymaya çalıştıkları yaklaşım da toplumumuzun ortak bilinci ve gençlerimizin geleceği hassasiyetiyle tartıştıklarını, gündeme getirdiklerini biliyoruz. Bu anlamda, Bakanlığın da yapacağı çalışmalar çerçevesinde, bu hususta daha güzel çalışmalar ne olur ve bunu yaparken de demokratik toplumun özüne dokunmadan, vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerini yaşayarak üniversite öğrenimlerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bitireyim efendim.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Yeter Başkan ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de talep ediyorum efendim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Talep edin ya, böyle bir şey olmaz yani ya, on dakika… Neden daha fazla konuştu orada ya?

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Çözüm, çözüm…

BAŞKAN – Peki, tamamlayalım efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) -  Gençlik ve Spor Bakanlığımızın yapacağı çalışmalarla hem sorunun ve sıkıntıların tespiti hem bunların tekrar yaşanmaması hem de yapılacak çalışmalar çerçevesinde.

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Çözüm, çözüm ne Sayın Grup Başkan Vekili?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bakın, bunun inanın çok derin değerlendirilmesi, hassasiyetle yaklaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Demokratik toplumun özüne dokunmadan bu hususların düzenlenmesi gerekir.

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Çözüm, çözüm…

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – O zaman önergeye evet deyin de hep beraber yapalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu hususta zaten ilgili bakanlıklarımız çalışmalarını yapıyor ve inşallah vatandaşlarımızın böylesi sorunlarla karşı karşıya kalmaması için en kısa zamanda gerekli idari ve yasal düzenlemeleri de hayata geçiririz.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, ben Özdemir'e yerinden bir söz vereceğim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Tabi ki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özdemir.

 

 

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Milletvekili arkadaşım Selman Özboyacı tarafından bir sataşma yok ama şöyle bir şey var. Bir akademisyen olarak söylüyorum, evet, yurt sayılarında bir artış var. Ancak yurt sayıları, KYK yani kamunun yaptığı yurtlar yüzde 24 artarken bu tür kurumların yurt sayıları yüzde 93 artmış. 2002’deki öğrenci sayımız yaklaşık 1,5 milyonken bugün 9 milyona yaklaşan bir öğrenci sayımız var yani bu yurtlar yeterli değil. Elbette, bir siyasi istismar olmaması lazım; inanç üzerinden bir tartışmaya gerek yok. Yaşanan sorunlar var ve bizim Meclis olarak görevimiz “Neden bu kurumlarda bu sorunlar var ve gençlerin sorunları neden? Neden gençler kaygılı, neden umutsuz, neden yurt talepleri var?” Bizim amacımız bu, biz de o nedenle bu araştırma önergesini destekliyoruz ve buna vurgu yapıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

 

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de sataşma olarak almadım, o yüzden yerimden konuşuyorum.

“Milat” lafıma yanıt verdi. “Milat değil, biz miladı çoktan yaptık.” dedi. Ya, mademki yaptınız, çocuklar niye ölüyor, gençler niye intihar ediyor, neden tecavüze uğruyor, neden tacize uğruyor, neden buna çözüm üretemiyoruz? Bizim derdimiz bu. Şu anda iktidar koltuğunda oturan Sayın Grup Başkan Vekili ve Sayın Vekil çözüm odaklı konuşma yerine ayrıştıran, yine suçlayan bir dille ve olmayan bir uygulamayla hamaseti tercih ettiler.

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – Ayrıştıran sizsiniz, ben nerede ayrıştırdım ya! Ayrıştıran sizsiniz ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, biz çözüm arıyoruz. Bizim derdimiz üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil çünkü gençler Türkiye Büyük Millet Meclisinden hakikaten çözüm bekliyor. Yani, dünden beridir -iki gündür- sosyal medyada “tt”de Enes Kara, dünyanın her yerinde haberi yapıldı ve iktidar partisinin bir milletvekili çıkmış “Sosyal medyada bunu yazanları kınıyorum.” diyor. Neden kınıyorsunuz ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – “İstismar edenleri” dedim, doğru söyleyin.

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız efendim.

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – “İstismar edenleri” dedim “yazanları” demedim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “İstismar edenleri kınıyorum.” İstismarın sınırı nedir?

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – Yani, siz gençler konusunda samimi olsaydınız, dağa kaçırılan gençleri niye konuşmuyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Baş sağlığı dilemek, üzülmek, acısını paylaşmak nasıl istismar olabilir?

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – Samimi değilsiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bizim yaşayanlara saygı borcumuz var; ölülere de hakikati ortaya çıkarma borcumuz var. Biz burada sizden  “Bunu yaptık.” demenizi değil, gelin yeni bir komisyon kurarak bu cemaat, vakıf ve benzeri yurtlarda yaşananları araştıralım, bunun önüne geçelim diyoruz yani herkesin imza atacağı bir önerge getirdik; bunun altını çiziyorum.

Ayrıca, yani şu doğru değil: Yoksulluk ve cemaat kıskacına gençleri mahkûm edeceksiniz, sonra da diyeceksiniz ki “Vallahi biz bütün sorunları çözdük.” İnsanlar keyfinden o yurtlara gitmiyorlar, parasız oldukları için, okuyamadıkları için gidiyorlar.

Bitiriyorum Başkan, affınıza sığınarak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

Son olarak Sayın Özkan'a cevap: Dedi ya “Bizim yurt sayımız arttı.” Doğru, arttı ama öğrenci sayısı daha çok arttı ve resmî rakam, 10 büyükşehirde yer alan öğrenci yurt kapasitesinin araştırıldığı bir rapor var, İstanbul'da yatak başına 32 öğrenci, Ankara ve İzmir'de 11, Bursa'da 10, Mersin'de 7, Antalya'da 6, Diyarbakır'da 5, Adana'da ve Konya'da 4, Erzurum'da ise 3 öğrenci düşüyor. Sizin varsa buna karşın -istatistiği de elimde- bir cevabınız, bunu isteyelim.

Bu önergeyi reddederlerse bu sorumluluğu daha da büyük bir şekilde üstleniyorlar demektir, kaçıyorlar demektir; bunu da söyleyeyim. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çözüyoruz demektir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Çözdüğünüz ortada.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çözdüğümüz içindir.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Özkan’ın uzun değerlendirmesinden sonra 60’a göre tekrar söz talep etmek durumunda kaldım.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

 

 

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ederim efendim.

Sayın Başkan, AK PARTİ’den önce de yurt vardı, eksikti; AK PARTİ’nin yirmi yıllık döneminin sonunda da yurt var, yapıldı ama eksik. AK PARTİ’den önce de Türkiye’de büyükşehirlerde devlet 5 öğrencinin 1’inin yurt talebini karşılıyordu, hâlen bugün gene öyle. Ama beni inciten şu: Yüce Genel Kurula dedim ki “Bu Meclisi bombalayanlar ışık evlerinde yetişti.” Bugün mevcudu 5 ila 10 arasında değişen, hücre evi gibi çalışan kaçak yurtlar var. Benim üzüntüm şuna: Ben, dün, Sayın Özkan'ın açıklamasını vali ve kaymakamlara bir talimat olarak, örtülü talimat olarak algıladım. Şöyle ki: Sayın Özkan diyor ki: “Efendim bunda ne var? 3-5 öğrenci anlaşıp, bir araya gelip ev tutmuş.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Merhum Enes Kara'nın videosunu, bıraktığı notu eğer görse… Merhum Enes evladımız, babasına buradan ayrılmak istediğini söylüyor; babası “Hayır, burada kalacaksın.” diyor. Demek ki çocuklar evi aralarında anlaşıp tutmamış, cemaat tarafından çocuk oraya yerleştirilmiş, babasının rızasıyla. Sayın Özkan da “Çocuklar kendi aralarında anlaşmış, bir ev tutmuşlar.” demek suretiyle bu tarz olayların tekrarlanmaması bakımından yapılması gereken gayet açık değil mi Sayın Başkan? Hücre evi gibi çalışan kaçak yurtların vali ve kaymakamlar tarafından derhâl kapatılması… Vali ve kaymakamlara da sesleniyorum: Bu işin vebali vardır ve unutmayın her vebalinde bedeli vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, doğrudan Sayın Grup Başkan Vekili ismimi zikrettiği için sataşma kabilinden değil, pek kısa söz olarak…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, hiç ilgisi yok.

BAŞKAN – Ben size sataşmadan söz vermek istiyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Verin, fark etmez.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Orada yirmi dakika konuşuyorsun.

BAŞKAN  - Kürsüden efendim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette AK PARTİ'den önce de vardı, duble yollar vardı, kilometresini biz 8 kat artırdık. Yollar vardı, yurtlar vardı.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Bravo sana! Bravo!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ya, ne alakası var?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Hiç öyle oraya buraya çekmeye çalışmayın.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Şimdi, kazıklı yollar var, kazıklı yollar. Kazıklı köprüler var, kazıklı köprüler.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ayıptır ya! Bu kadar ciddi bir meseleyi konuşuyoruz, sen nereye götürdün ya! Ya, çocuklarımızın ölümünden bahsediyoruz ya!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Sayın Altay, herhâlde vereceğim cevap verecek ki Grubunuz gürültüden duyulmasın diye gayret içerisinde. Madem ki cesaretiniz varsa sessizce dinleyin.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yok, boş konuşmaya sabredemiyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Şimdi kazıklı köprüler var, kazıklı köprüler.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Avrasya’dan kaça geçiyorsun?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakın, 190 yurt bunların hepsi yeniden inşa edildi, 780’e çıkartıldı.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Biraz insan odaklı konuşsana ya!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bırakın, konuşsun.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – 182 bin öğrenci kapasitesi 780 bin…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ölü var ortada, genç, ayıp be!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Geleceğiz oraya da.

75 ilde 81 il ve ilçede, 247 ilçede; 57 büyükşehirde ve ilçe merkezlerinde ve bugün burs sayısı itibarıyla da 4 katına çıktı.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Saptırıyorsun.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Özkan, yakışmıyor size, kimliğinize yakışmıyor, insan odaklı konuşun. Taştı, duvardı, yoldu… Ortada bir genç…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bunlar reklamlar kısmı, reklamlar; öze gel öze; konuya ge konuya.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Yaşam var, yaşama gel yaşama.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Sayın Altay, evet, sormamız gereken soru şu: Diyor ki: “FET֒nün ışık evlerinden AK PARTİ ders çıkarmamış.” 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Evet.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ben de soruyorum: Yahu yıllarca bu evlerde kalıp AK PARTİ’den önce kırk yıldan beri devlete sızanları KHK’yle biz attıktan sonra siz “Geri getireceğiz.” demiyor musunuz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz yarattınız, devletin tüm kanallarını siz onlara açtınız, ayıptır.

(Gürültüler)

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – FET֒yle bütün ihraç edilenleri “Yeniden devlete alarak milletin ve devletin başına bela yapacağız.” diyen siz değil misiniz? Utanın biraz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – O açıklamaları sen yaptın bizzat, açıklamaları bizzat sen yaptın.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakınız, ortada bir oyun vardır, bu ülkede tam kırk yıldan beri devlet içine çöreklenmiş olan terör örgütü mensuplarını, FET֒sünü, PKK’sını, derin ve paralel yapılarını biz temizledik; sizler “Milletin başına yeniden bela yapacağız.” diyorsunuz. Biz buna müsaade etmeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkürler.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Avukatlığını da siz…

ALİ ŞEKER (İsatanbul) - FET֒cülerin avukatıydın be avukatıydı!.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Onların gazabına uğrayan bizdik sizin sayenizde.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, partimizin…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ayıp ayıp ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ayıp değil ya bu.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kendi partilerine baksınlar ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakalım, KHK’lilerle atılanları nasıl getireceksiniz bir bakalım?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kendi partinize bakın, ne kadar katil, suçlu, kaçakçı varsa sizde.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onların cezası yoktu ki eskiden. Alınırken cezası mı vardı? Tertemizdi sabıka kaydı bile yoktu.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sen kendin FÖTܒyü savunurdun yani unuttun mu?

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Partimizin KHK’lilerle ilgili tutumu bakımından…

(Gürültüler)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Yakışıklı, FET֒yü sen savunuyordun başta, nasıl oldu da şimdi pişman oldun?

(Gürültüler)

ALİ KEVEN (Yozgat) – Ya, yeter ya, yeter.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bir sataşma yap da geleceğiz oraya, hadi.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Terbiyeni takın, Grup Başkan Vekiline…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Böyle çok bağırarak falan üste çıkamazsın Cahit.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Suçluluk psikolojisi.

 

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sanıyorum -diyorlardı, inanmıyordum- herhâlde sen de ışıkevleri rahleitedrisinden geçmişsin, öyle anlaşılıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, gülüyoruz, çok trajediye…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Evet, evet, oradan çıkmazdı o, onların sözcüsüydü.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Belli, belli, ışıkevlerinden gelmiş.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, siyasete malzeme yapmayalım arkadaşlar.

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Herkes biliyor, herkes biliyor!

ENGİN ALTAY (Devamla) – KHK meselesinde söylediğimizin sonuna kadar arkasındayım. İbrahim Kaboğlu KHK’li, bak -burada mı şimdi, bilmiyorum- adam milletvekili. Siz zanla, fişle KHK’yle işinden alacaksınız, hiçbir mahkeme o kişiye ceza vermeyecek, hatta kovuşturmaya -değil mi Turhan Bey- yer bulmayacak ama siz onu ekmeğinden etmiş olacaksınız. Ne uğruna? FET֒yle mücadele uğruna. Vay anasını be! FET֒cülerin zenginlerinin alayının malına çöküp dışarı çıkaracaksınız, sokakta gezdireceksiniz, bazılarını büyükelçi yapacaksınız; ondan sonra FET֒yle mücadele, değil mi?

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Vekil yapacaksınız!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Siz FET֒yle mücadele edeceksiniz Adil Öksüz’ü ve Zekeriya Öz’ü kimin kaçırdığını gelip burada söyleyeceksiniz kardeşim, önce bunu söyleyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Aynen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tekrar söylüyorum: Ben senin dün söylediğin bir değerlendirmeye dedim ki: Bu, vali ve kaymakamlara örtülü talimattır. Gel, buna cevap ver. (CHP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben KHK’yla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – PKK dedim, onun için niye söz alıyor?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne dedin sen şimdi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biraz önce PKK dedim, FETÖ dedim; ne var ki?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben KHK’lilerle ilgili söz aldım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – KHK diyoruz ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tamam ama “PKK’lılarla ilgili.” diyor arkadaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne alakası var ya?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – PKK dedim, FETÖ dedim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – O “KHK” diyor, sen “PKK” anlıyorsun.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Haddini bil, haddini!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Niye, PKK bizim şeyimizde mi ya? Sen de o zaman Fetullah’ın mı temsilcisisin?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hemen atlamaya gerek yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Her “Fetullah” dediğimizde sen mi cevap vereceksin?

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sen FET֒cü değil miydin daha önce?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Arkadaşlar, bir dakika ya!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Silivri avukatı.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – En büyük FET֒cü sendin, buradasın işte!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Arkadaşlar…

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Öyle ikide bir konuşuyorsun!

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurunuz efendim.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Çocukları dağa kaçırdınız, bir de konuşuyorsunuz utanmadan. Dağa kaçırdığınız çocukları söyle.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz yurtların araştırılması için önerge verdik, olay nasıl KHK’lilere geldi doğrusu bilmiyorum. Ve buradan, kürsüden açıkça iktidar Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan KHK’lileri savunmakla kalmadı yani -KHK medeni ölüm- insanları işsizliğe, açlığa, ölüme mahkûm etmeyi savunmakla kalmadı, bir de biz KHK’lileri savunuyoruz, onların haklarını koruyoruz diye bizi de suçladı. Ya, siz işte böyle itiraf edersiniz. Gerçekten konuşun, daha fazla konuşun ki gerçekler yanlışlıkla ağzınızdan çıksın. Ya, KHK ne demek? Bir insan hakkında soruşturma yok, kovuşturma yok, ceza yok, hiçbir şey yok; siz onu alıyorsunuz “Ben seni beğenmedim, sen iltisaklısın, seni işinden ediyorum.” demektir ya. Ve bir de OHAL komisyonları kurdunuz, orada da daha fazla süründürüyorsunuz; beş yıldır -6’ncı yıla girdi- hakkında hiçbir mahkeme kararı ve soruşturması olmayan insanları ölüme mahkûm ediyorsunuz. KHK’yi savunmak ölümü savunmak demek. Evet, sen ölümü savundun Sayın Cahit Özkan. Neden biliyor musun? KHK’lilerin ihracını savunmak hukuku reddetmektir çünkü hukuka aykırıdır. Bugün olmasa yarın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bu kararlar dönecek. Türkiye'nin altına imza attığı sözleşmelere aykırı bir uygulamadır. İltisakı da siz icat ettiniz, herkesi medeni ölüme mahkûm ettiniz. Ayrıca, “O KHK’lileri siz yetiştirdiniz.” diyorsunuz ya, o evlerin hepsini siz organize ettiniz. Cemaatleri de siz yerleştirdiniz, sonra da suçlu ilan ettiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.05

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, bir saniye, ben yerinizden söz vereceğim size.

Sayın Beştaş…

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Teşekkürler  Sayın Başkan.

Biraz önce yine hiç istemediğimiz görüntü cereyan etti. Hakikaten, Türkiye Büyük Millet Meclisine hepimiz seçilerek gelmiş ve burada halkı temsil eder konumdayız. Buradaki davranışlarımız, sözlerimiz, hatta vücut dilimiz de 84 milyon insana iyi örnek olmalı, kötü örnek teşkil etmemeli; her gece tartışmalarda ve benzeri platformlarda buradaki kavgalar, sözler üzerinden ne bizlerin ne Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüzel kişiliğinin ve temsil ettiği değerlerin tartışılmasına izin vermemeliyiz. İtham, tehdit, çok da şık olmayan, kabul edilemez sözlerin kullanılmaması gerektiğini burada birçok defa hem Başkan Vekillerimiz hem bizler Grup Başkan Vekilleri olarak söyledik. Bunu bir kez daha ifade ediyorum: Bu tip tutumları asla tasvip etmiyoruz, hiçbir grubunu da etmediğini, etmemesi gerektiğini biliyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın İslam…

 

 

 

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce konuşmalarda KHK’liler konusu ağırlıkla gündeme geldi. Ben Sayın Özkan’a şunu hatırlatmak isterim: Bakınız Sayın Özkan, benim herhangi bir örgütle bugüne kadar ne irtibatım ne iltisakım oldu ama siz beni Şubat 2017’de attınız, 13 Eylül 2017’de dilekçemi verdim, dört buçuk yıldır dilekçeme cevap alamıyorum.

Bakın, bu Mecliste 12 KHK’li milletvekili var; Sayın Kaboğlu ve ben CHP’deyiz, HDP’de de 10 milletvekili arkadaşımız var. Şimdi, benim size sorduğum şu: Bakın, Anayasa Mahkemesi, Barış Akademisyenleri Bildirisi’ni de ifade özgürlüğü sınırları içine dâhil etti ama siz buna rağmen aklanan ve beraat eden insanları işlerine döndürmüyorsunuz; bunu defalarca size söyledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sayın Başkan, KHK’li olarak ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekiliniz zaten konuştular.

Sayın Özkan…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ama efendim, tek tek, bütün KHK’lilere yönelik bir ithamda bulundu. KHK’li bir milletvekili olarak İç Tüzük 60’a göre söz hakkımız var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – İleriki süreçte 60’a göre söz vereceğim ben.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Hatta direkt sataşmadan söz hakkımız var; kişilik hakkımızı ihlal ediyor.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biz, tabii, Parlamentoda yasama faaliyetini gerçekleştirirken anayasal demokratik hukuk düzenimizin güçlenmesi için çalışma yapıyoruz. Bu anlamda, yaptığımız yasal düzenlemeler ve müzakerelerimiz, daha demokratik, daha adil bir anayasal düzen inşa edilsin diye. Bu anlamda, daha evvel de KHK’lilerle ilgili yapılan çalışmalar vardı, onlardan haksızlığa uğrayanlar varsa onlarla ilgili de yapılan çalışmalar vardı.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Niye haksızlığa uğradılar Sayın Özkan, niye uğradılar? İşinden etmeniz haksızlık değil mi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu anlamda, demokratik, adil, hukuki bir durum için diğer siyasi partiler de elbette bu hususta “Hukuki olanı hayata geçirelim.” diyor olabilirler. Ben, bu anlamda, sadece şuna işaret ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum: Tabii, 1970’li, 1980’li yıllardan itibaren devletin içerisine sızan FETÖ terör örgütü unsurlarının kamuya 1970’te, 1980’de, 1990’da, 2000’de girerlerken onlar hakkında bırakınız bir soruşturmayı, herhangi bir sabıka kayıtları da yoktu. Yani o anlamda, onlar ilk girişlerinde zaten haklarında bir sabıka kaydı olmadan girip, devlet içerisinde örgütlenip böylesi bir terör örgütünün böylesi bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmışsak bu anlamda devlet, kamu hizmetlerini yürütürken personellerinin, kamu görevlilerinin taşıması gereken tek sadakatin anayasal hukuk düzenine, demokrasiye sadakat olmaları gerektiğini ifade ediyorum. Bunun dışında farklı yerlerden talimat almak, farklı yerlerden alınan talimatlarla devlette kamu otoritesini temsil etmek vatandaşlarımız nezdinde onulması, telafisi güç zararlar ortaya çıkarmıştır. Bu hususta tekliflerimizi yaparken anayasal hukuk düzenimizi güçlendirecek bir anlayışla çalışma yapmamız ve yasal düzenlemeleri hayata geçirmemiz gereğini ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay…

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi hiç şüphesiz Enes Kara olayıyla yaşadığımız travma herkesi yakından ilgilendiriyor. Ben, AK PARTİ'li kadın milletvekili kardeşlerime buradan seslenmek istiyorum: Gelin, bu önergeyi AK PARTİ’li arkadaşlarımız, hatta kadın milletvekillerimiz versin -yarın, öbür gün- biz de kabul edelim ama buna Meclisin sessiz kalması doğrusunu isterseniz bizim canımızı sıkıyor Sayın Başkan, bunu arz etmek istedim.

KHK tartışmasına yeniden girmeyeceğim; mesela elimde bir byLock listesi var, bugün açıklamayalım isimleri. Bunlar devlette her türlü imkâna sahip ama KHK’yle fişlenen insanların aşından edilmesi zorbalıktır, bunlar ceberut devletlerde ve diktatörlerin yönettiği ülkelerde görülen işlerdir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

                                                                                                      13/1/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma kurulu 13/1/2022 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                             Engin Altay

                                                                                                      İstanbul

                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından taşımalı eğitim sisteminde taşımacılık yapan servis işletmecilerinin, ihale bedeli belirlendikten sonraki süreçte meydana gelen olağanüstü fiyat artışlarının yarattığı mağduriyetinin giderilmesi amacıyla 13/1/2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (3096 no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/1/2022 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Sayın Özkan Yalım…

Buyurunuz Sayın Yalım.

CHP GRUBU ADINA ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yüce Divana, çok değerli çalışma arkadaşlarımıza ve bizi izleyen tüm vatandaşlarımıza saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bir araştırma önergesi verdik. Bugün hepimizin çoluğu çocuğu var, tabii ki eğitim zamanında onları okula göndermek zorundayız. Biliyorsunuz, nüfusun az olduğu bölgelerde taşıma usulüyle yapılan bir eğitim sistemi var, çocuklarımızı bu servisçilere emanet ediyoruz. Ancak servisçilerin her yıl ağustos ayında yapılan sözleşmelerle ücretleri belirleniyor. Biliyorsunuz, ağustos ayında yapılan sözleşmelerde maalesef Kamu İhale Kanunu’nda bir hata yapılmış, akaryakıt ve diğer giderlerdeki olası maliyet artışları öngörülmemiş. Bu sebepten dolayı da gerçekten çok büyük bir mağduriyet söz konusu. Şu anda okullarımızdaki çocuklarımızı taşıyan servisçilerimiz maliyetlerinin yani akaryakıt ve diğer maliyetlerinin artması sebebiyle bu işi yapamaz hâle geldiler, kontak kapatmakla karşı karşıyalar. Bu da ne demek oluyor? Çocuklarımızın okullara ulaşması neredeyse imkânsız hâle geldi.

Biliyorsunuz, sözü edilen taşımalı eğitim her yıl ağustos ayında Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılıyor ancak bu ihale sözleşmesi yapıldıktan sonra neler değiştiğine bakalım. Ben tüm servisçi meslektaşlarımız, bu sektöre hizmet veren değerli arkadaşlarımız adına buradan özellikle bu konuşmayı yapıyorum.

AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan Bey, bunu özellikle sizlerin ve de tüm AK PARTİ’li ve MHP’li milletvekili arkadaşlarımızın dikkatine sunuyorum: Bakın, Ağustos 2021’de motorinin yani mazotun fiyatı 7,25. Bugün ne? Dışarıdaki herhangi bir akaryakıt istasyonundaki tabelada 13,85. Fiyat artış oranı ne? Yüzde 91. Bakın, motorin yüzde 91 arttı. Bunun yanında lastik yüzde 150, yedek parça yüzde 80, motorlu taşıtlar vergisi yüzde 25, sigorta yüzde 25, kasko yüzde 45, TÜV yani araç muayene yüzde 25, emisyon yüzde 25, şoför ücretleri yüzde 40 ile yüzde 50; bunların yanında ücretli yollar yüzde 25, köprüler yüzde 25. Bu şekilde alt alta topladığınızda gidiyor. Yani yaptıkları sözleşmeden dolayı şu anda değil kâr etmek, inanın zararına yüzde 91’lik bir motorin fiyat artışı, yüzde 150’nin üzerine diğer maliyetlerde de artışlardan dolayı toplamda zarar ediyorlar; öğrencilerimizi, çocuklarımızı okullara götüremiyorlar. Bu sebepten dolayı bugün Mecliste görüşülen 301 no.lu Kanun’un 11 no.lu maddesine göre -bakın, Cahit Bey bu çok önemli- Sayın Cumhurbaşkanına yetki veriyorsunuz. Yapılan, 1 Aralık 2021 tarihinden önce ihalesi yapılmış, yapımı hâlen devam eden, fesih veya tasfiye edilemeyen, kabulü, geçici kabulü yapılmış mal ve hizmet alımıyla yapım işlerine ilişkin TL üzerinden yapılmış sözleşmelere fiyat farkı verilmesine olanak sağlanıyor. Kime? Cumhurbaşkanına. Peki, Cumhurbaşkanı belki bu servisçi arkadaşlarımızın sorununu bilmiyor. Ben buradan özellikle Sayın Grup Başkan Vekili Erkan Bey’e ve de Cahit Bey’e özellikle sesleniyorum: Sayın Cumhurbaşkanına bunu anlatın. Taşımalı eğitimde hizmet veren, servis yapan, hizmet veren işletmeler ve de şahsi firmalar batmak üzere, kontak kapatmak üzere. Bu mağduriyetlerin giderilmesi adına bugün görüşülen 301 no.lu Kanun’un 11’inci maddesine bir ekleme yapılaraktan bu servis işi yapanların mağduriyetini giderebiliriz diyorum. Sizi buradan tüm vatandaşlarımızın, kamuoyunun önünde özellikle uyarıyorum. Onun için gelin, bizim göz bebeğimiz olan, geleceğimiz olan çocuklarımızı taşıyan bu servis hizmeti veren servisçilerimizin mağduriyetini giderelim çünkü bugün yarın kontak kapatacaklar. Gerçekten, bakın, bunların sorunları bununla bitmiyor, köprülerdeki maliyetler vesaire. İstanbul’da özellikle taşımalı eğitim yapan birçok vatandaşımız HGS’deki ve ücretli yollardan geçişlerdeki o gözlerin, okuma gözlerinin görmediğinden dolayı özellikle “yap-işlet” dediğimiz… Hani Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor ya “PPP” birçok vatandaşı bilmiyor sayıyor ama herkes biliyor çünkü hazineyi o kadar soydurdunuz ki PPP'nin ne olduğunu herkes biliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Yani yap-işlet-devret modeliyle yapılan bu köprülerde ve de geçiş noktalarında gözler okumadığından dolayı, geçişler de bildirilmediğinden dolayı artı 4 kat cezayla karşı karşıya geliniyor. Onun için ben sizden taşımalı eğitimde hizmet gören servisçiler adına bu mağduriyetin giderilmesini acilen bugün talep ediyorum.

Diğer bir taraftan, bakın, yıllardır üzerinde durduğumuz 3600’ü bekliyoruz, gündeme gelsin. Aynı şekilde intibak yasası, emeklilerimiz için intibak yasası, bunun yanında kesinlikle emeklilikte yaşa takılanlar yani EYT'liler… Sayın Grup Başkan Vekilleri ve de çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 45 milyar dolar Suriyelilere harcadınız ama kendi öz vatandaşımız olan emeklilikte yaşa takılanların hakları için 7 milyar dolar paraya kıyamıyorsunuz. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızı unutturmuyoruz, unutturmayalım, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın hakkını gelin verelim diyorum. Bir an önce kanunla buraya getirin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerisi üzerine İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Son yıllarda Merkez Bankası başta olmak üzere ekonomiye yön veren tüm kurumların tek elden yönetilmesi, iktidarın ekonomi politikaları konusundaki değişken ve belirsiz tutumu, Türk lirasındaki değer kaybı, yüksek enflasyon ve işsizlik geniş toplum kesimlerini geçinemez hâle getirmiştir.

Hepimizin malumu olduğu üzere, döviz kurlarında son dönemlerdeki hareketlilik sebebiyle kullandığımız her nevi ürünün fiyatında yüksek oranlarda artış gerçekleşmiştir. İşin en önemli kısmı ise döviz kurlarında nispi bir azalış olsa da bu azalış piyasalarda fiyatlara indirim olarak yansımamıştır. Ayrıca yılbaşı gecesi, elektrik, doğal gaz, benzin, motorin, LPG gibi, üretimi yaşamın her alanını doğrudan etkileyecek ürünlere fahiş oranlarda zam yapılmıştır. Ekonomi sorulmasına gerek yok, yapılan bu zamların maliyet, beraberinde de fiyat artışını getirdiği ortadadır.

Son bir yıllık dönemde akaryakıt fiyatlarında, 12’si indirim olmak üzere, 46’sı zam olarak toplamda 58 fiyat değişikliği olmuştur. Akaryakıttaki serbest fiyat sistemi uygulamasına rağmen benzin ve motorin yaklaşık 13,5-14 lira, LPG ise 9,5-10 lira civarında yerleşmiş durumdadır. Eşelmobil sisteminde iniş çıkışlara rağmen akaryakıt fiyatlarında son dönemlerdeki artış yaklaşık yüzde 90 civarındadır. “Dövizi indirdik.” diye övünenler hazineyi boşalttıkları için akaryakıt fiyatlarına müdahale imkânını ellerinden kaçırmışlardır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet fahiş fiyat artışları konusunda suçlu arıyor ya, hiç aramasın. Çünkü sadece akaryakıt fiyatlarının yükselmesi bile ürün fiyatlarını artırıcı etkisi sebebiyle bütün piyasaları etkilemiştir. En büyük etkiyi ise nakliye taşımacılık maliyetlerinin artması nedeniyle gıda fiyatlarında hissetmekteyiz. Gıda sektörü tarladan sofraya bir üretim ağı içinde şekillenmektedir. 1 litre mazotun fiyatının 13 küsur liraya dayanması, gübre, ilaç, sulama ve elektrik gibi maliyet kalemlerindeki yüksek fiyat artışı çiftçiyi üretim dışına itmekte, daha az ürün, daha az verim sonucu daha az ürün ve daha fazla fiyattan satışa çıkmaktadır.

Ülkemizin her noktasında, iklim ve bölge koşullarının etkisiyle tarımsal üretim yapılamamaktadır. Bu nedenle, tarımsal ürünlerin ülke geneline dağıtımı için nakliye zorunluluğu ve beraberinde yüksek bir maliyet devreye girmektedir. Nakliye maliyetleri ise akaryakıt zamlarının yanı sıra köprü, otoyol geçişleri, araç muayene ücretleri ve motorlu taşıtlar vergisine yapılan zamlara eklenen araç bakım masraflarıyla katlamalı olarak artmaktadır.

Taşımalı eğitim sistemi nedeniyle birçok öğrenci okullara servisle gitmek zorundadır. Her yıl ağustos ayında Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde taşımalı eğitim hizmeti için ihaleye giren servisçi esnafının soygun gibi zamlar nedeniyle ihale fiyatlarında, dönemlerinde imza attıkları sözleşme bedelleri kuşa dönmüştür; servisçiler zarar etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – 4734 sayılı Kanun’un 19’uncu maddesine göre yapılan ihale bedellerinin iyileştirilmesiyle ilgili Genel Kurulumuzda şu anda bir madde görüşülmektedir. Bu madde yetkinin kullanılmasını ve bedel takdirini Cumhurbaşkanına bırakmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanının keyfiyeti yerine sektördeki gerçek kişilerce artan maliyetlerin doğru hesaplanıp doğru fiyat artışının verilmesi gerekmektedir çünkü her sektörün maliyet artışı farklıdır. İnşaat sektörünün maliyet artışı ile mal alım veya hizmet sektörünün maliyet artışının aynı kefede hesaplanması yanlıştır.

Ayrıca, akaryakıt zamları toplu taşıma araçlarını kullanmak zorunda olan çalışanları da mağdur etmektedir. Hâl böyle iken ekmeğini taşımacılık yaparak çıkaran şoför esnafının en birinci maliyeti olan akaryakıt fiyatlarına karşı devlete güvenerek iş yapan sektörün açıkta kalmaması gerekmektedir. Yoksa bir sonraki seneye öğrencileri taşıyacak ne dolmuş, minibüs ne de şoför bulabileceksiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurunuz Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Bir avuç zenginin daha da zenginleştiği, yoksulların daha da yoksullaştığı bir iktidar politikasıyla karşı karşıyayız. Bu yoksullaşmadan payını alan bir kesim de elbette ki esnaflarımız. Sadece ekonomik kriz döneminde halkı yoksullaştıran AKP politikaları değil, aynı zamanda pandemi sürecinde de esnafın desteklenmemiş olması, gerçek anlamda esnafa bir destek sunulmaması nedeniyle aslında esnaf çok uzun zamandır çok ciddi bir krizle karşı karşıya.

Esnaf, borcunu ödeyemez hâlde, kirasını karşılayamıyor, giderlerini karşılayamıyor ve bu dönemde de aslında bir sermayenin el değiştirme süreci de yaşandı. Nasıl oldu? Esnaf kendi işletmelerini devam ettiremeyince, giderlerini karşılayamayınca birtakım büyük sermaye grupları hemen bu çökme geleneğinin bir devamı olarak küçük esnafın da iş yerlerine çökmeye çalıştı, değerinin çok altında, ucuza iş yerlerini kapattılar; esnaf, borç batağında olduğu için, senetlerini ödeyemediği için, icraya düştüğü için, artık haciz üstüne haciz geldiği için iş yerlerini değerlerinin çok altında mecburen satmak zorunda kaldı ama ne yazık ki iktidardan bu konuda hiçbir destek alamadı, göstermelik destekler de esnafın sorununu çözemedi.

Bunlardan bir tanesi de taşımalı eğitim sistemine ilişkin ihaleyle servis taşımacılığı yapan işletmeler oldu. İşletmeler bütün bu kriz sürecinde kendi gelir kayıplarıyla birlikte zarar ederken şimdi de ekonomik zamlarla, akaryakıta gelen zamlarla, araç muayenesine gelen zamlarla, yollara gelen zamlarla yani bütün bu zam sektörünün içerisinde aldıkları bedelle bu hizmeti sürdüremez noktaya geldiler. Bu nedenle, çözüm üretilebilmesi açısından bu ihale bedelleri konusunda yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor. Bu düzenlemenin, gerçekten, zararlarını karşılayacak ve bu hizmetin düzgün yapılabilmesini sağlayacak bir seviyede gerçekleşmesi gerekiyor. Yani, her zaman yaptığınız gibi, göstermelik “Esnafa bir destek sunduk; şöyle iyileştirdik, böyle iyileştirdik.” deyip aslında çok küçük destek miktarlarıyla bırakmak değil, kalıcı ve gerçek bir çözümü sağlayacak bir zemini örgütlemek gerekiyor.

Taşımalı eğitim sisteminde sorunlardan bir tanesi de ihalelerde yapılan usulsüzlüklerle ilgili, çokça şikâyet alınan bir konu. İhalelerin hukuka uygun olarak yapılmadığı, birtakım işletmelerin gözetildiği ve her ne hikmetse hep benzer işletmelere bu ihalelerin verildiği noktasında çokça şikâyet var. Bu ihale sisteminin bir an önce düzeltilmesi, bu işin yine yandaşlara değil; bu işi, taşıma işini gerçekten doğru düzgün yapabilecek, bu konuda öğrencileri gözeten, velileri gözeten, öğrencilerin geleceğini gözeten bir yerden yaklaşan, işi layıkıyla yapabilecek işletmelere verilmesi önemli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Bu konuda da denetimin çok daha ciddi olarak yapılması gerekiyor.

Bir diğer mesele, gerçekten, akaryakıt zamları tüm zamları beraberinde getirdi ve iktidarın bu konuda maalesef hiçbir denetimi, akaryakıt fiyatlarını düşürme konusunda da hiçbir çalışması yok. İstanbul vekili olarak İstanbul’dan örnek vermek istiyorum. Herkes bilir, İstanbul’da ki çok ciddi bir trafik sorunu vardı, adım atamazdınız yani arabayla gitmek gereksiz bir hâle gelmişti, yürüyerek gittiğinizde daha hızlı gidebiliyordunuz gitmek istediğiniz bir yere. Şu an İstanbul’da trafik sorunu çözüldü. Sayenizde çözüldü ama nasıl çözüldü? Artık insanlar araçlarını trafiğe çıkarmıyor; otoparklarda ya da kendi evlerinin parklarında ya da yollardaki araçlar hiç kımıldamıyor çünkü insanların araçlarının giderlerini karşılayacak paraları yok ki, araçlarını nasıl trafiğe çıkarsınlar? Ülkeyi öyle bir hâle getirdiniz ki trafik sorununu da böyle çözdünüz.

Buradan sizi kutlamak istiyorum, tebrikler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Nilgün Ök.

Buyurunuz Sayın Ök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NİLGÜN ÖK (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP'nin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, son dönemde, Covid-19 salgınıyla birlikte, ülkemizde ve dünyada ham madde temininde, tedarik zincirlerinde aksaklıklar yaşanmış, enerji ve girdi fiyatlarında beklenmeyen artışlar meydana gelmiş, arz ve talep dengesinde bozukluklar ortaya çıkmıştır. Belki de bugün dünya en enflasyonist dönemini yaşamaktadır. Dünyada, 2020 Mart döneminde 40 dolar seviyelerinde olan ham petrolün varil fiyatı 85 dolar seviyelerine ulaşmış, bu yıl varil başına bu fiyatın 125 dolar seviyelerine çıkabileceği tahmin edilebilmektedir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nde bile benzin fiyatları geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 61 artışla 2014 yılından bu yana en yüksek seviyelere ulaşmış bulunmakta. Tabii ki doğal olarak Türkiye de küresel ekonominin bir parçası olduğundan ve ülkemizde kullanılan akaryakıt yurt dışından temin edildiğinden dolayı, bu fiyat artışı ülkemizi de etkilemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde, özellikle akaryakıt fiyatlarındaki artıştan dolayı, taşımalı eğitim yapan servis işletmelerinin geçen yıl ağustos ayında ihale bedeli sebebiyle zarara uğramalarının önlenmesi ve ihale bedeline ilave olarak ödeme yapılması suretiyle mağduriyetlerinin önlenmesi için Meclis araştırması teklif ediliyor. Biz, AK PARTİ olarak göreve geldiğimiz ilk günden bugüne, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde toplumun her kesimini kucaklayan, vatandaşımızın derdiyle dertlenen, vatandaşına asla sırtını dönmeyen politikalar yürüttük ve yürütmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu öneriye de konu olan sorunu görerek şu anda Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz Cemal Öztürk ve 77 milletvekili arkadaşımızın getirdiği kanun teklifinin 11’inci maddesinde bu sorunun çözümüne ilişkin düzenlemeler getiriyoruz. Peki, 11’inci maddeyle ne yapıyoruz? 4734 sayılı Kanun’a göre 1 Aralık 2021’den önce ihale edilen işlerde ek fiyat farkı verilebilmesini sağlıyoruz. İhalesi yapılan kamu sözleşmelerinde yüklenicinin başvurusu üzerine sözleşmesinde fiyat farkı olmasa bile idarece ek fiyat farkı verilebilmesini düzenliyoruz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Servisçileri de kapsayacak mı o Sayın Vekilim?

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Ayrıca, fiyat farkı varsa dahi tekrar fiyat farkı verilebilmesini getiriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Servisçileri kapsayacak mı?

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Bu düzenlemeyle de hem servisçiler de dâhil edilmiş durumda.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederiz.

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Sadece servisçiler değil, bununla birlikte kamudan ihale alan tüm yükleniciler de buna dâhil edilmiş durumda. Dediniz ki siz sözünüzde… Servisçi esnafımız bu arada merak etmesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Aslında bununla birlikte hem kamudaki hem kamudan ihale alan servisçi vatandaşlarımızla tüm vatandaşlarımız bundan yararlanacaklar. Aynı zamanda aslında kamuda yapılan işlerin de sekteye uğramasının önüne geçmiş olacağız.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Takip edeceğiz Sayın Vekilim olmazsa tekrar konuşuruz.

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Siz dediniz ki: “Sayın Cumhurbaşkanımıza bu yetki veriliyor.” Bilinmiyor olabilir, Sayın Cumhurbaşkanımız bugüne kadar vatandaşın derdiyle dertlenmiş, defaatle, dünyada şu yaşanan krize rağmen demiştir ki: “Vatandaşımızı asla bu düzende enflasyon altında ezdirmeyeceğiz.” İşte, bu düzenlemede, bu konuda esnaflarımızı, işletme sahiplerimizi, vatandaşlarımızı enflasyon konusunda ezdirmeyecek önceden öngördüğümüz bir düzenlemedir.

Ben bu duygu ve düşüncelerle bu grup önerisine katılmayacağımızı ifade ediyor…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Neden katılmıyorsunuz?

NİLGÜN ÖK (Devamla) - …yüce Meclisimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Karar yeter sayısı da arayalım efendim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arıyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yeteri kadar kişi reddetti mi bunu bilelim yani.

BAŞKAN – Oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yoktur, net bir şekilde yoktur, net bir şekilde yoktur.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.50

 ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın Özer…

 

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Manavgat’ın tek yeşil kalan bölgesi, mermer ocağı tacizinden kurtulamıyor. Geçtiğimiz yaz yaşanan Manavgat’taki yangın felaketinin yaraları henüz sarılmadan kötü bir haber daha aldık. Beşkonak Köprülü Kanyon Kırkkavak Mahallesi’nde ikinci kez yapılan başvuru sonucunda 12,23 hektarlık alana mermer ocağı izni verildi. Buradan Çevre Bakanlığına soruyorum: Buna nasıl, neden ve hangi kafayla izin veriyorsunuz? Burası turizm, tarım ve hayvancılık açısından önemli bir yerdir; 500’e yakın endemik bitki türü bulunuyor; ayrıca, tarihî açık hava müzesi konumunda. Bu bölgeye mermer ocağı açmak büyük bir felakete yol açar; bu nedenle, mermer ocağına karşı mücadele başlatan Antalya Gazeteciler Cemiyeti ve Antalya Barosunu sonuna kadar destekliyorum. Beşkonak sahipsiz değildir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve 77 Milletvekilinin Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4058) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

1.  Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve 77 Milletvekilinin Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4058) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 301) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 301 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 10 ila 18’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen, İYİ Parti Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli.

Buyurunuz Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve sizleri saygıyla selamlarım.

Her zaman olduğu gibi torba kanun teklifleri halkımızın gözüne hoş gelecek maddelerle vitrine çıkarılıyor. Fakat içinde bizleri maalesef hiç şaşırtmayan, son derece sakıncalı ve tehlikeli maddeleri de barındırıyor. Öyle ki, torba kanun teklifinin geneli üzerinde AK PARTİ Grubu kendi getirdiği teklifi savunamadı, konuşma yapamadı. Kanun teklifine imza attırılan Cemal Öztürk Bey yalnız bırakıldı. Bu tavrı ibretlik buluyorum. Kanunlara imza atarken AK PARTİ'ye mensup sayın milletvekilleri bundan ders çıkarmalılar.

10’uncu madde Varlık Fonu'nda bulunan bir anonim şirket olan BOTAŞ'a yetki devredilmesini içeriyor. Yetki devrinde Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu süreç dışı. Bununla ilgili özel bir sebep aradık ama biz bulamadık. Abu Dabi Kalkınma Holding Yönetim Kurulu Başkanı'nın Türk lirasındaki zayıflığın fırsatlar sunduğunu, Varlık Fonu'ndaki şirketlerin satın alınmasının da masada olduğunu belirten dünkü açıklamalarını üzülerek takip ettik. Yabancının iştahı AK PARTİ tarafından bu kadar kabartılmışken bir Varlık Fonu şirketine hiyerarşi dışında bir yetki devrinin Meclisimizce kanunlaştırılması devlet ciddiyetiyle de Meclis adabıyla da bağdaşmıyor. Maddede “Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla...” deniyor ancak görüş alınması yeterli değildir, onay alınması gerekir. Üstelik “Kademeli doğal gaz satış fiyatı uygulanabilir.” denerek muğlak bir ifadede bulunuluyor. Isınma; ekmek, su, barınma gibi doğal bir ihtiyaçtır. Bir Erzurum Milletvekili olarak üç yıldır soğuk illerimizdeki doğal gaz fiyatlarının düşürülmesi gerektiğini savunuyorum. Bu illerimizde doğal gaz kullanımının KDV ve ÖTV’den muaf tutulması için de teklif verdim. Tabii ki milletimizin çok muzdarip olduğu pahalı doğal gaz fiyatlarının düzenlenmesini destekliyoruz ancak teklif edilen düzenlemenin soğukla mücadele eden insanlarımızın bu büyük sorununu çözeceğine inanamıyoruz. Anayasa’mız Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğunu kaydediyor ancak teklif gerekçesinde sosyal sorumluluk temelinde düzenleme yapıldığına dair ifade bulunmuyor. Sadece enerji verimliliğinin artırılmasının ve doğal gazın tasarruflu kullanılması gerektiğinin amaçlandığı yazılı. Eğer bu amaçla kademeleri belirleyecekseniz, maazallah, kış mevsiminin uzun ve soğuk geçtiği şehirlerimizde insanımızı soğukla imtihan ettirirsiniz. AK PARTİ iktidarı teklifi net ifade etmektense can alıcı detayların yönetmelikle belirleneceğini söylüyor. Oysa teklif maddesine ilişkin düzenlemeye detaylarıyla yer verilse sosyal bir tarifenin belirlenip belirlenmediği Genel Kurulumuzca bilinir, ona göre karar verilir.

Diğer yandan, enerji verimliliğinin artırılması için öncelikle alınması gereken tedbirler bulunuyor. Yalıtımsız binalar ısıtılırken yalıtımlı binalara göre 2 kat enerji harcıyoruz. Binalara uygulanacak ısı yalıtımlarının geliştirilmesiyle büyük enerji tasarrufu sağlanacağı unutulmamalı. Ayrıca, BOTAŞ hangi teknolojik yöntemleri ve öngörüleri kullanarak kendisine veri sağlayacak, bilmek isteriz.

Sayın milletvekilleri, devletle iş yapan yüklenici şirketlerin öneminin farkındayız, yüz binlerce insan çalıştırıyorlar. Teklifle yüklenici şirketlere bir fayda sağlanması amaçlanıyorsa, sorun onların talepleri doğrultusunda bir düzenlemeyle çözümlenebilir. Bu çerçevede, fiyat farkı uygulamasının altı ay yerine 2021 yılının tamamı için geçerli olması, ilave fiyat farkının 2022 yılında da devam etmesi, hiç başlamamış veya yüzde 50’den az ilerlemiş işler için şartsız tasfiye hakkı tanınmasıyla sorunları ancak çözümlenebilir. Unutulmamalı ki yüklenici şirketler bu iyileştirmelere AK PARTİ’nin hesap edilemez hatalı politikalarıyla oluşan ekonomik şartlardan dolayı ihtiyaç duyuyorlar. Bu durumdaki şirketler, yanlış ekonomik kararlar yüzünden iflas etme durumuna gelmişlerdir. Onlar, diğer 5 müteahhit gibi saray dokunulmazlığı zırhına sahip değiller. Bu firmalar neden tasfiye hakkı tanınmasına muhtaç hâle geldi? Bu kanun maddesine neden ihtiyaç duyuldu? Bu soruların cevaplarının Cumhur İttifakı’nca verilmesi gerekiyor. Açıkça anlaşılıyor ki enflasyonla mücadele etmeyen, doğru ve ayakları yere basan bir ekonomi politikasını hayata geçiremeyen Cumhur İttifakı’nın hesapsız ekonomi yönetimi, bu şirketleri batma durumuna sürüklemiş ve sözleşmelerini tasfiye etme ihtiyacını bile ortaya çıkarmıştır. Aslında bu kanun maddesiyle sorunlara kökten bir çözüm sağlanamıyor. Bu madde teklifiyle, Cumhur İttifakı’nın sektörün başına açtığı dertleri milletimizin sırtına yükleyerek günlük bir çözüm bulmaya çalışmasının bir diğer örneğini görüyoruz sadece.

Değerli milletvekilleri, gelelim 1’inci maddeyle birlikte konunun en sorunlu diğer maddesine. Kanunun 12’nci maddesi olan kur korumalı, ucu açık faizli mevduat hesabı uygulaması ülkemizi, milletimizi ucu açık büyük tehlikelere sürükleyecek sorumsuz, hesapsız bir tekliftir. Bunu günü kurtarma olarak bile açıklayamayız. Milletimize sosyal, ekonomik ve korkarım ki siyasi faturaları ağır olacak. Bu yanlış karardan geri dönülmesini samimi duygularımla rica ediyorum.

Kur korumalı, ucu açık faizli mevduat hesabı yasal altyapı olmadan âdeta korsan bir uygulamayla hayata geçirildi. Devletin gücünü suistimal eden AK PARTİ, kanunu bile olmayan uygulamayı, usulsüz bir şekilde Merkez Bankasını da alet edip kamu bankalarını kullanarak başlattı. Bu korsan yöntem, Türkiye Büyük Millet Meclisini hiçe saymaktır, büyük bir hakarettir. Bu kanunsuz yönteme ve Meclisin şahsiyetine yapılmış hakarete bütün milletvekillerinin tepki göstermesi gerekir. Parlamentomuzun saygınlığının korunmasında bizler gibi, AK PARTİ’li ve MHP'li değerli milletvekillerinin de sorumluluğu bulunuyor. Kanun teklifinin yasalaşmadan uygulanmaya başlanması skandalıyla birlikte, her gece yayınlanan tedbirlerle Meclisimiz hiçe sayılmaya devam ediliyor. Bunu şiddetle protesto ediyorum. 10 Aralık 2021 tarihli bütçe görüşmeleri sırasında yaptığım konuşmamda Türk lirasının tasarruf ve fiyat ölçüsü değerinin kalmadığını, yüzde 63’lük banka tevdiat oranına bakarsak millî paramızın tedavül değerinin de kalmayabileceğini üzülerek ifade etmiştim. 12’nci maddeyle dövizle ilgilenmeyen vatandaşlarımız bile artık dövizle ilişkilendiriliyor. Teklif öncesinde Amerikan doları ve Türk lirası olarak çift para varken, bu teklifle birlikte Amerikan doları bazında tek paralı bir sisteme piyasalar mahkûm ediliyor. Yapılan bu işlemle piyasalar, milletimiz ve geleceğimiz Amerikan Merkez Bankasının insafına bırakılıyor. Bu, hakiki bir egemenlik sorunudur, büyük bir millî güvenlik riskidir; lütfen, aklımızı başımıza devşirelim.

Yine, bu kanunun 13’üncü maddesinde emeklimizi insanlık dışı bir muameleyle 2.500 liraya mahkûm ederken milyonlarca insanımızın ödediği vergileri heterodoks icadınız kur korumalı, ucu açık faizli mevduat sahibi birkaç yüz bin varlıklı kişi ve şirketi finanse etmek için harcayamazsınız. Anayasa’nın 73’üncü maddesi “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” diyor. Anayasa Mahkemesi, kur korumalı, ucu açık faizli mevduatlara yapılacak ödemelerin kamu gideri olmadığına dair muhtemelen karar verirse, bu garip heterodoks icadın maliyetini kim üstlenecek? Teklif, Anayasa’ya da vicdana da aykırıdır.

Uygulamanın başlangıcından üç gün önce kabul edilen 2022 bütçesinde bile adı konulmamış, bu hesap edilemeyen ucu açık maliyetin bütçenin hangi kaleminden, neye dayanarak harcanacağını biliyor muyuz? Kanunda bile olmayan böylesine kritik bir kararın düşünülüp, taşınılıp verildiğini ümit ederken; Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı kalkıyor ve “Bu garip icadın heterodoks mucidi benim.” diyor. Kendi şehrini yolsuzluğa ve altından kalkılamayacak borca batırmış bir kişinin fikrine kapıldılarsa vay bu ekonomi yönetiminin hâline! İşin ciddiyetine varın, siz anlayın. Meseleyi milletimize havale ediyorum. Gün geçtikçe maalesef, daha iyi anlıyoruz ki işin vahameti; 7 liradan 18 liraya kasten çıkarılan doların, 20 Aralık gecesinde vatandaşımızın müdahale etme şansı olmadığı, piyasanın işleme kapalı olduğu bir sırada kapı arkası operasyonuyla, “Doları düşürüyoruz.” ambalajı içinde 10 liraya kadar geri getirilerek yapılan büyük vurgunla sınırlı kalmayacak. Aziz milletimizin kötü gün için kenarda tuttuğu birikimlerine, kolyesine, küpesine, bileziğine, altınına göz dikmeye kadar varan bir operasyon planlanmış. İktidarın kendi milletine kurduğu tuzak deşifre olmuştur. Bu, aynı zamanda devletin hazinesini göz göre göre zarara uğratacak cehalet ötesi bir yoldan çıkmadır.

20 Aralık gecesi yapılan operasyonu, buharlaşan 128 milyar dolar operasyonunun devamı olarak görüyorum. Aziz milletimiz aldatılmış ve dolandırılmıştır. Devlet tutarlılık, ciddiyet ister. Bu teklif kabul edilirse büyük bir maceraya, nesillerin altından zor kalkacağı; tahmin edilenden fazla sosyal, ekonomik, siyasi sonuçları olacak çok tehlikeli bir devlet krizine neden olunur.

Ekonomi, demokrasiyle birebir bağlantılı olan, güvenle yürüyen, içinde bol rakamın olduğu bir sosyal bilimdir; yolu yordamı, kuralları bellidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu garip sistemden faydalanma imkânı olanlar bile, yoldan çıkmış heterodoks ürüne akıl erdirip destek olmuyorlar ki Meclis hiçe sayılarak yine, bir gece tebliğiyle şirketler de uygulamaya dâhil edildiler. Birkaç yüz bin hesap sahibinin çıkarını korumak ve siyasi iktidarınızı ayakta tutabilmek için kamunun kaynağını hazine yoluyla hesap edilemeyecek adı konmamış faiz giderlerine aktarmaktan vazgeçin, aklın ve Cenab-ı Hakk’ın yoluna dönün. Egemenliğimizi tehdit edecek boyutları olan böylesi bir girişime devletimiz, milletimiz için Genel Kurulumuzda lütfen “dur” diyelim.

Ülkemizin, devletimizin, milletimizin ebet müddet başı dik yaşamasını diler, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurunuz Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 301 sayılı Kanun esas itibarıyla Adalet ve Kalkınma Partisinin son zamanlarda uyguladığı ekonomi politikalarının vahim sonuçlarını toparlamak için düşünülmüş maddelerden oluşuyor. Yani gerçekten bu “Yeni Ekonomi Modeli” dediğiniz model –birazdan biraz daha ayrıntı vereceğim- Türk ekonomisini, ekonomideki bütün aktörleri beklemedikleri ölçüde sarstı ve ciddi sıkıntılar yarattı. Şimdi, gördüğüm kadarıyla bu torba kanun, birinci bölümde zaten bireysel emeklilik konusunda devletin katkısını artırarak tasarruflar dolara gitmesin, euroya gitmesin diye özendirmek amacıyla düşünülmüş. Dolayısıyla da tasarruflardan kaynaklanan veya kaynaklanabilecek olan dolar kuruna yönelik talebin daraltılması amaçlanmış. Esas olarak bu birinci bölüm.

İkinci bölümde ise çeşitli maddeler var. Bu maddelere baktığımızda aslında bu maddelerin önemli çoğunluğu yine bu yaratılan kaosun önlenmesine ilişkin bazı maddelerin yasalaştırılması amacını taşıyor. Mesela BOTAŞ, yani BOTAŞ’la ilgili olarak… Zaten emtia fiyatları yükseliyor bütün dünyada dolayısıyla BOTAŞ’ın doğal gaz fiyatları da yükseliyor. Efendim, bunu kademeli yapacaklarmış. Tamam, güzel kademeli yapsınlar ama bu gerçekten sosyal bir amaç çerçevesinde düşük gelirli olanların daha düşük fiyatlar vereceği, daha büyük tüketim yapanların; tüzel kişiler veya şirketlerin daha fazla ödeyeceği bir çerçevede mi sunuluyor? Yapılan tartışmalarda bunun böyle olmadığı da açıkça ortaya çıktı bence. Yani BOTAŞ, fiyatlama kararlarını farklılaştırarak, esas itibarıyla “verimliliği artırmak” diye tabir ettikleri bir sonucu üretmeye çalışıyor.

Bunun ötesinde, inşaat sektörü gerçekten çok kötü durumda. Bütün sözleşmeler darmaduman olmuş durumda, yerine getirilemiyor. Şirketler                -yani sözleşmesi olan, kamuda veya özel sektörde de olabilir- fiyat artışları talebindeler. Dolayısıyla da bu madde de o fiyat artışlarını lehte olmak üzere tamamlamaya çalışıyor.

Bunun ötesinde, girişim sermayesinin desteklenmesi gerekliliğiyle ilgili olarak tedbirler var. Yine, benzer bir şekilde, girişim sermayesinin yatırım harcamalarıyla ilgili devlet katkısı düşünülüyor. Öte yandan, efendim, kurumlar vergisi yüzde 20’den yüzde 19’a düşürülüyor vesaire vesaire. Ki bütün bunların içinde -belki de saymadım ama- asıl konuşmak istediğim konu da biraz bu; kur korumalı TL mevduatı hesabı hikâyesi.

Efendim, bütün bunlar esas itibarıyla yüzde 36’ya varmış enflasyonun -ki bu, resmî rakam olarak yüzde 36; iktisatçıların hesabına göre, gayriresmî olarak, biliyorsunuz yüzde 80- yarattığı tahribatı -yüzde 80 civarındaki enflasyonun- gidermeye yönelik olmak üzere…

Yine, benim anladığım kadarıyla, tamamen el yordamıyla yapılan lobi çalışmaları sonucunda, ikna olunmuş bir çerçevede, Hükûmetin aldığı tedbirlerden oluştuğu kanaatindeyim.

Şimdi, efendim, şöyle söyleyeyim: Yeni model, yeni ekonomik model dedikleri model esas itibarıyla ne kadar yenidir, çok tartışmalı bir konu yani hiç kimsenin bilmediği bir model değil esas itibarıyla fakat Türk ekonomisini yöneten aklın çaresizliği ve ekonomiyi getirdiği noktada bulabilecekleri herhangi bir başka bir yol bulamamanın bir sonucu olarak ortaya çıkmış olan bir model. Modelin esası, hepiniz biliyorsunuz pandemiyle birlikte -ekonomik, bütün konjonktür olarak baktığımızda- dünyada ağırlaşan bir enflasyonist ortam oluşmaya başladı. Enflasyonla mücadelede klasik argümanlar, faizin artırılması dolayısıyla talebin kısılması, yatırımların artırılması, vesaire, vesaire gibi bir perspektifte ifade edilir. Fakat bu tek bir ifade veya tek bir model değildir esasında ama en etkili model budur. Fakat anladığımım kadarıyla   -bence, kendilerine göre- iktidar şöyle bir sağduyuyla baktı, dedi ki: “Bizim faizleri artırmamızın yönetimimiz ve önümüzdeki seçimlerle ilgili olarak bize herhangi bir katkısı olmayacak.”  Neden? Çünkü faizleri artırdığımız zaman mevduat sahipleri TL’ye yönelmiyorlar zaten. Ne yapıyorlar? Dolara yöneliyorlar. Dolayısıyla da dolara yönelik olmak üzere zaten bir talep var, mevduatların önemli bir kısmı zaten dolarda duruyor. Öte yandan, faizleri artırırsak niçin artırırdık? Yabancı sermaye girsin diye artırırdık. Ona da gerek yok çünkü yabancı sermaye zaten gitti ve gelmeyecek de. Çünkü Hükûmete olan güvensizlik bunun önemli bir kaynağıydı. Dolayısıyla da Hükûmet, böyle  bir noktada, faizleri artırmak biçimdeki Ortodoks politikanın anlamlı olmadığını ya da kendileri için anlamlı olmadığını, bir resesyon ortaya çıkacağını ve bu resesyonun da esas itibarıyla pandemiyle daralmış olan ekonomiyi daha da daraltacağını gördüler ve o sebeple de    tersinden faizleri indirmeye yönelik olmak üzere bir tedbir almaya çalıştılar. Şimdi, demin söylediğim çerçeveden baktığımızda, yabancı paraya olan talebin artışı zaten Türk lirasının değerini düşürmeye yönelik olmak üzere bir gelişmeye işaret ediyordu. O zaman şöyle: “Biz, Türk lirasını daha da değersizleştirelim, dolayısıyla da ihracatın artmasına sebep olalım. İhracat artarsa cari açık kapanır veya fazlaya döner. Dolasıyla da döviz meselemizi böylelikle halletmiş oluruz. Tabii, böylelikle büyüme ve istihdam sağlanır, enflasyon önlenir.” vesaire gibi bir perspektif önlerine çıkmış durumdaydı. Fakat burada da şöyle bir sorun vardı. Bu politika, bilinmeyen bir politika değildi ama bu politika uygulandığı zaman şöyle bir netice ortaya çıkıyordu: Faizler düştüğü ve TL zayıfladığı zaman ihracat artıyordu, evet, fakat ithalat pahalılaşıyordu. İthalat pahalılaştığında ne oluyordu? Üretimin önemli bir kısmı ithalata bağımlı olduğu için üretim tıkanmaya başlıyordu ve dolayısıyla da yeniden -bugüne kadar Türkiye ekonomisinin yıllar içindeki efendim, dalgalanmalara bakarsanız görürsünüz ki- bu politika da esasında amaçlarına neticeyi verme şansına sahip değil. Peki, Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneticileri veya iktidar üyeleri bunu bilmiyorlar mıydı? Değerli  arkadaşlar, tahmin ediyorum, biliyorlardı, biliyorlardı ama şöyle bir fırsat penceresinin kendilerine çıktığını düşündüler. Birincisi, Çin’in değişen bir durumu vardı. Nedir o? Bu tedarik zincirlerinde Çin’in önemi büyük ölçüde azalmıştı, Türkiye'nin böyle bir rolü üstlenebileceğini gördüler veya düşündüler. Bu bir. İkincisi -bir sürü başka maddeler var ama- daha da önemlisi belki, ithalata konu olan malların içeride üretilebilme ihtimalini gördüler, burası önemli, “risk” denilen şey burası. Yani tekrar edeyim, ithalata konu olan maddelerin burada üretilebilme ihtimalini gördüler. Nasıl gördüler? Değerli arkadaşlar, bu 5’li çete falan diyoruz ya; bu, tabii, lafın gelişi, esasen, Adalet ve Kalkınma Partisi kendi sermayesini yarattı çoktan. Bu sermaye, inşaat vesaire gibi kanallardan geldi belki ama şimdi artık daha reel, daha önemli yatırımlar peşinde. Dolayısıyla da kendi yandaşları diyebileceğim bir sermaye grubunun ithalatı konu olabilecek olan malların içeride üretilebilme ihtimalini gördüler ve bunlara oldukça yüksek oranda destek vermeyi amaçlayarak böyle bir politikayı tercih ettiler. Fakat değerli arkadaşlar, bunlar -zaman çok hızla geçti hakikaten- gerçekten el yordamıyla bulunmuş yollar. Tabii ki biz de şunu söyleyebiliriz: İthalata bağımlı bir ekonominin mutlaka değişmesi lazımdır. İthalata bağımlı olmamız gerçekten bugün enflasyonun da sebebidir, dolar veya euro kurunda sıkıntı yaratmasının sebebidir; dolayısıyla da buradan kopmamız lazımdır, bu amaç doğru bir amaçtır. Fakat değerli arkadaşlar, bu kolayca yapılabilecek bir meseledir. Peki ne oldu? Sonuçta baktığımızda “kur korumalı sistem” diye bir sistem getirdiler çünkü gerçekten doların aldığı dalgalanmalar kaldırılabilecek gibi değildi, enflasyonu daha da arttırdı, dolayısıyla da kur korumalı bir sistem getirdiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Burada da  getirilen sisteme dediler ki: “Efendim, faizleri artırmıyoruz, faizler yine yüzde 14’te, politika faizi yüzde 14’te.” Peki ama dediler ki: “Siz dövizden vazgeçin, döviz tutmaktan vazgeçin, efendim, biz size kaybınız olma ihtimali olan ek geliri temin edeceğiz.” Değerli arkadaşlar, faiz -altını çiziyorum, faiz- vazgeçtiğiniz paranın maliyetidir. Dolayısıyla da dolardan vazgeçtiğinizde, Türk lirasına döndüğünüzde eğer dolar kuru yüzde 14 politika faizinin üzerindeyse oradaki ek geliri devletin temin etmesi demek zaten dolar karşısında bir faiz ödemesi demektir. Dolayısıyla da faizi düşürmüş değiller, faizi artırdılar. Dolayısıyla da ne oldu diye baktığımızda, bu an itibarıyla, gördüğümüz kadarıyla 100 milyar Türk lirası kadar bir mevduat bu hesaba yatırıldı. Fakat öte yandan dolar mevduatında azalma değil artma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Hocam.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Efendim, 163 milyar dolardan 165 milyar dolara bir artış oldu yani insanlarımız tasarruflarını Türk lirası veya bu kur korumalı mevduata yatırmadılar, yine dolara yatırdılar ve dolar kuru yine yükselmeye başladı. Faizlerine baktığımızda, hazinenin aldığı faizler… Borçlanma faizlerine baktığımızda yüzde 26’ya geldiğini görüyoruz. Yani bankalar yüzde 14 faizle devletten para alıyorlar, yüzde 26 faizle yine devlete satıyorlar, böyle garip bir durum da ortaya çıkardılar. Dolayısıyla da -uzatmayayım- çaresiz bir yerdeyiz ama Cemal Bey inşallah başarılı olur diyelim.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba.

Buyurunuz Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir dakikanız geçti efendim, en arkadan geliyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Öyle oldu.

BAŞKAN – Baştan alıyoruz efendim.

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konumuz emekli maaşları. Türkiye’de iki emekli var; biri, AKP’nin yaratmış olduğu şanslı emekliler, bir de bizim sürünen emekliler. Değerli arkadaşlar, kim bu şanslı emekliler? Milletvekilliğinden emekli olduktan sonra 3-5 maaş alan tuzu kurular. Emekliler 2.500 TL maaş almış, açlık sınırının altında yaşıyor; birileri “saray danışmanlığı” adı altında milletvekili maaşına ilaveten 50-60 bin TL para almaya devam ediyor. AKP’den milletvekili yapılmayıp saraya danışman olan onlarca eski milletvekili var. O nedenle, AKP milletvekillerinin de sesi çıkmıyor yönetime karşı, “Ne olur olmaz, yarın biz de danışman olabilir miyiz?” diye o hayalle yaşıyorlar.

Değerli arkadaşlar, saray âdeta çiftlik olmuş durumda; vekil olamazsan saray danışmanı oluyorsun, saray danışmanı olamazsan banka yönetim kurulu üyesi oluyorsun, o da olmazsa tekmeci gibi büyükelçilikte görev alıyorsun, o da olmazsa devletin yönetim kurullarına, arpalıklara yönetim kurulu üyesi atanıyorsun. Devletin kurumları, kooperatifleri âdeta arpalık olmuş durumda. Hele, bu, Tarım Kredi Kooperatifi var ki vicdanı olan herkesin ses çıkarması lazım. Çiftçi, 10 bin lira için icraya girerken o arpalıkta görev alan tosuncuklar üçer beşer maaş almaya çiftçiyi sömürmeye devam ediyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bunlar kim? Bunların tamamı ya AK PARTİ milletvekilleri ya da AK PARTİ’de görev almış insanlar.

Değerli arkadaşlar, memlekette, utanma kalmamış, memlekette ar  kalmamış, özellikle bu arpalıklarda görev alanlarda maalesef bu yok. Vekil olmazsan ne oluyorsun? Vekil olamazsan ne oluyorsun? Bakan yardımcısı. O olmazsa ne yapıyorsun? AKP, Allah var, yetenekli bir parti, o lmazsa ne oluyor? Örneğin, Zehra Zümrüt Selçuk demirci yaptılar, demirci. Karabük'te Karabük Demir-Çelik Fabrikasında 39 bin TL maaşla demircilik yapıyor. Başka? Pehlivanı bankacı yapıyorlar.

Değerli arkadaşlar, şu Ziraat Bankasının, Halk Bankasının,  Vakıflar Bankasının yönetim kurulu üyelerine bakın, ömründe para çekme,  yatırma dışında bankayla ilişkisi olmayan insanlar banka yönetim kurulu üyesi. Yahu, insan vallahi utanıyor. Memlekette üniversite bitirenler işsiz, 90 puan alanlar trafo boyarken ölüyor, AKP yandaşları işe girmeye devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bu hukuksuz düzeni yok edeceğimizi bilmeniz lazım. Devlette liyakat yok olmuş, devletin çivisi çıkmış durumda. Ya,  vallahi alaverede dalaverede üstünüze yok. Yaptığınız atamalara bakınca inlikte cinlikte dünya markası oldunuz, dünyaya örnek bir siyasi parti oldunuz bu konuda.

Değerli arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun, bir dinleyin. Kimler büyükelçi olmuş bir bakalım. Ben, liyakat sahibi büyükelçilere bir şey demiyorum, Dışişlerine girip yetişmiş büyükelçilere bir şey demiyorum. ASALA’nın kurşununda boynunu eğmemiş, vücudunu siper etmiş, bu memleketin bayrağını canı pahasına korumuş büyükelçilere bir şey demiyorum. Ama sizin atadığınız büyükelçiliğe bakınca “Ya, yazıktır, ayıptır, günahtır.” demekten kendimizi alamıyoruz. Bırakın büyükelçi olmayı, insanın utanacağı işleri yapıyorsunuz.

Bakın, değerli arkadaşlar; memleket çok şeyi gördü ama rüşvet alan büyük birinin dünyada büyükelçi yapıldığı görülmedi, bizi yeni şeylerle tanıştırdı bu büyükelçi. Elbise kılıflarında sadece elbise taşınmadığını, çikolata kutularında çikolata taşınmadığını bu adam bize öğretti. Elbise kılıflarıyla, çikolata kutularıyla rüşvet alan birisini Avrupa'nın bir kentine büyükelçi yaptınız.

Değerli arkadaşlar, bakın, yerli ve millîlere söylüyorum: Ya Türkiye'nin itibarını yerle bir ettiniz, Türkiye’ye düşman olsa birisi bu itibarsızlığı yapamaz. Yine, değerli arkadaşlar, say say bitmez, bakın, bankalara, KİT'lere yönetim kurulu üyesi yaptınız, hadi bunlar devletin parası, milletin parası ama burada elçi yaptıklarınızla memleketin itibarı yok oluyor. Bakın, eski vekillere Cakarta’da, Pekin'de, Bakü'de, Kuala Lumpur’da, Lahey’de hepsi. Hani, biraz önce Cahit Özkan “FETÖ, FETÖ.” diyordu ya “FETÖ, FETÖ.” Yahu cebinden 1 dolar çıkan adamı cezaevine attılar; kardeşi Meclisi bombaladı, adamı büyükelçi yaptılar. Niye? Çünkü onun da içlerinde bildikleri var, onun da bildikleri var. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir adam var ki Yusuf Yerkel isminde, bu adam bir işçiye, kendi yakınlarını kaybeden bir fakir, yoksul Somalı işçiye tekme atmıştı, bunu da Frankfurt'a gönderdiler. Bunlar Frankfurt'u çok iyi bilir. Nereden bilir? Daha önce hizmet pasaportuyla oraya çok adam gönderdiler. (CHP sıralarından alkışlar) Bunlar çok yetenekli adamlar. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, çok yetenekli adamlar bunlar. Bunlar var ya, 60 yaşındaki adamları boksör yaptılar. Kandıra Belediyesi boksör takımı oluşturuyor, boks takımının yaş ortalaması 60. Bir de bu mehter var ya, mehter; çok severler, iki ileri bir geri… Onu ne yapmışlar? Mehter takımı oluşturmuşlar, iki ileri bir geri: iki gidenden biri de gelmemiş, hepsi Almanya’da kalmış, Frankfurt’ta. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sen de 60 yaşına geleceksin bir gün. 60 yaşındaki vatandaşlarımıza hakaret ediyorsun.

VELİ AĞBABA (Devamlı) – Değerli arkadaşlar, düşman olsa bu ülkenin itibarıyla bu kadar oynamaz. Bu Yusuf Yerkel var ya, Yusuf Yerkel sayesinde Avrupa’nın bütün gazetelerinde manşet oldunuz, manşet; Avrupa’nın bütün gazetelerine manşet oldunuz, yazıktır günahtır. Frankfurt’ta sivil toplum örgütleri eylem yapıyor, Almanya -iddia odur ki- bunu istemiyor. Bu rezilliği Türkiye'de yaptınız, bu kepazelikleri Türkiye'de yaptınız, yandaşları devletin kurumlarına getirdiniz ama rezilliklerinizi kepazeliklerinizi resmen ihraç ettiniz değerli arkadaşlar; bu, kabul edilebilecek bir şey değil. Ha, aklınıza gelmiştir ama ben size söyleyeyim, havuzda daha çok büyükelçi adayı var, örneğin, diplomasiyi bilen bir gazeteci var. Bu Sedat Peker’in videoları çıkmıştı ya, hani Sedat Peker’in videosu çıktıktan sonra Hadi Özışık, Sedat Peker’e demişti ya “Gel, Soylu’yla seni barıştıralım.” Diplomasiyi biliyor, bunu da büyükelçi yapın ya da SBK Holding’ten bir bakan adına 10 milyon rüşvet isteyen, neydi o genel yayın yönetmeninin ismi Doğan Kubat? Veyis Ateş; onu da büyükelçi yapın. Nereye? Bakın, başka bir şey, bir Aliye Uzun var ya, bir Aliye Uzun. Ben söyleyince, HDP’liler kızıyor, bir Aliye Uzun var. Aliye Uzun da pazarlıkta uzman, o nereyi biliyor, kimi biliyor? Zindaşti’yi. Onu da İran’a büyükelçi yapın. Başka? Ha, sizin çok sevdiğiniz eş başbakan. Onun ismi ne? Rıza Sarraf. ABD’yle ilişkileri iyi, at çiftliği var, koşuyor, geziyor; onu da Amerika’ya büyükelçi yapın değerli arkadaşlar. Türkiye'nin geldiği nokta bu.

Şimdi, işsizlik 10 milyonu bulmuş, emekli açlık sınırının altında yaşıyor, fakir fukara, yoksul… Her gün kaçak yurtlarda çocuklarımız ölüyor, öldürülüyor; birisi de İçişleri Bakanı, o çocukların güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı ya o, çıkıyor televizyonda “FETօ” “FETօ” diyor. Ben buradan söyleyeyim Soylu’ya: FETÖ arıyorsan önce aynaya bak, o koltuğa, o eski siyasi partindeki Genel Başkanlığa nasıl geldiğini bir araştır Soylu ya da daha da uzağa gitme; Meclise gel, Sayın Cahit Özkan’a sor; en çok o biliyor bu FET֒cüleri, Cahit Özkan’a sor. Cahit Özkan gelir sana kim FET֒cü, kim değil anlatır. Şükürler olsun, biz el sıkmamışız; şükürler olsun, Balyoz’da, Ergenekon’da kapıları kırarken birileri mahkeme önlerinde açıklama yapıyordu.

Değerli arkadaşlar, bakın, eskiden bir laf vardı “Kendimiz içeride, fikrimiz iktidarda.” diye. Şimdi, Fetullah Gülen Pensilvanya’da sizi izliyorsa, TÜGVA’yı görüyorsa, yurtlardaki çocukları görüyorsa, rezillikleri görüyorsa, kadrolaşmayı görüyorsa, kaymakam yapılanları, polis yapılanları görüyorsa diyordur ki: “Biz Amerika’dayız, fikrimiz iktidarda. Sözcümüz var, arkadaşlarımız var.” (CHP sıralarından alkışlar) Sizinle gurur duyuyordur. Yapılan uygulamaları bakınca boynuz kulağı geçmiş durumda.

Bir başka konu değerli arkadaşlar… Ha, bir şey daha söyleyeceğim: Zaman zaman sıkışınca kendileri konuşmuyor, sözcüleri çıkıyor ortaya; bazen Akit köşe yazarı, bazen eski Belediye Başkanı diyor ki: “Fetullaha af da getirilebilir.” Bakın, bunu bir yere yazın, yakında eğer anketlerde düşerse bunlar; böyle cebinden 1 dolar çıkanlara eziyet ederler, Bank Asyaya para yatıranlara eziyet ederler ama elebaşlarına, Fetullah’ın elebaşlarına af getirirlerse şaşmayın, “Veli Ağbaba demişti.” dersiniz, göreceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, yine, yerli ve millîlere sesleniyorum: Ya, arkadaş, eskiden İstanbul’da inşaatlarda yazardı “Satılık daire yanında bedava pasaport.” diye. Şimdi ne oluyor? Bir ev alana pasaport veriliyordu, şimdi 500 bin dolar getirenlere, üç yıl yatıranlara pasaport verilecek. Bakın, Türkiye, dünyada ne kadar namussuz varsa, ne kadar kaçakçı varsa hepsine vatandaşlık verdi. Bunlardan birinin örneği Rıza Sarraf, diğerinin örneği Zindaşti -o engellendi- daha bir çok örneği var. Şimdi 500 bin doları olan Türk pasaportunu cebine koyabiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Vatan satılık, vatandaşlık satılık.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Evet, vatan da satılık, vatandaşlık da satılık.

Değerli arkadaşlar, bakın, Katar Osmanlı döneminde bir köyken Katar Türkiye'nin tapusunu aldı ya, Türkiye'nin tapusunu aldı. Olacak iş değil değerli arkadaşlar, olacak iş değil.

Bir başka konu… Divanda oturuyor Abdurrahman Tutdere. Değerli arkadaşlar, bu, AKP'nin turnusol kağıdı, Cumhur İttifakı'nın turnusol kağıdı. Bakın, 2017 yılında tütün yasaklandı. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere, başta Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, o dönemki Tütün Platformu Başkanı Abdurrahman Tutdere olmak üzere ve Adıyamanlı, Doğanşehirli, Malatyalı tütüncüler ayağa kalktı, o yasaklar, hapis cezası 2021 yılına kadar ertelendi. Ya, tütün üreticisi mağdur, tütün üreticisi aç, tütün üreticisi ekmeğe muhtaç. Sen gelmişsin… Adıyamanlı, Çelikhanlı, Malatyalı tütüncüden ne istiyorsun ya? Gelmiş, tütünü yasaklamışsın. Bakın, oylarınıza bakıyor. Biz hazırız, siz önergeyi verin biz evet verelim, biz önergeyi verelim siz evet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başkanım, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Tütün konusunu tamamlayın.

VELİ AĞBABA (Devamla) –Tütün konusu tamamlayayım.

Ya, yasağı… Bak, herkes duysun, Adıyamanlılar, Malatyalılar duysun: Yasağı Cumhur İttifakı getirdi, siz getirdiniz, bu işi çözün. Bakalım “Turnusol kağıdı.” diyoruz. Ya, daha geçen hafta Katarlılara limanların kiralanmasını elli yıl uzatmadınız mı, yandaş üç beş iş adamına elli yıl uzatmadınız mı ya? Ayıptır, günahtır, sizin hepinizi vicdana davet ediyorum. Bırakın bunları, ya Adıyamanlı Abuzer dayının yanında yer alın ya da Amerikalı Coni’nin yanında yer alın. Sizi vicdana davet ediyorum ve Malatyalı, Adıyamanlı tütün üreticilerinin de vicdanına bırakıyorum. Siz bunlara tepki göstermediğiniz sürece, siz bunlara oy verdiğiniz sürece ey hemşehrilerim, daha çok çekeceğiniz var.

O nedenle, bakın, buradan bir daha söylüyorum: Hodri meydan! Biz hazırız, biz hazırız. Verin önergeyi, ne olacak? Katarlıları uzatıyorsun, yandaşları uzatıyordun, gel bunu da uzat. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sadece kayıtlara geçmesi için ifade etmek istiyorum, sataşmadan söz almak niyetinde değilim.

Tabii, biz AK PARTİ Grubu olarak, İç Tüzük çerçevesinde sayın milletvekillerinin, hatiplerin daha fazla söz hakkına, daha uzun söz hakkına sahip olmasını istiyoruz ki varsa bir milletvekili, bir şahıs, bir kurum, bir kişi hakkında denilecek, bu etraflıca ifade edilsin.

Şimdi, hatibin yapmış olduğu konuşmada, inanın, Roma hukukundan bugüne ne kadar hak ve özgürlük varsa onların hepsinin ihlal edildiğini düşünüyorum. “Non bis in idem” Latincede herkes bilir, suç ve cezada kanunilik. Hiç kimse, işlemiş olduğu bir suçtan dolayı birden fazla ceza göremeyeceği gibi hiç kimse, kanunda yazmayan bir suçtan dolayı, başkasının suçundan dolayı cezaya mahkûm edilemez, bu; baba, oğul, anne, kardeş olsa bile.

Bu çerçevede, adı geçen, inanın, şu anda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yapılan konuşmayla ilgili söz hakkı söz konusu olduğunda, inanın, burada, zaten 60 yaşından yukarılar, 18 yaşından büyük olan herkesin sataşmadan söz alması gerekir.

Biz, bu çerçevede, özellikle bir konuşma yapılıyorsa, özellikle birileri de iktidar adayı olduklarını iddia ediyorlarsa, yarın iktidar olduklarında özgürlük, demokrasi, suçta ve cezada kanunilik ve masumiyet karineleri konusunda çok daha dikkatli olmaları gerektiğini ifade ediyor, grubumuza dönük bütün ithamları da reddettiğimizi ifade ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, toleransınıza sığınarak 60’ıncı maddeye göre pek kısa bir söz talep ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 60 yaşından büyük olduğu için verilmesi lazım efendim, Ağbaba sataştı.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum.

Ben de biraz önce kürsüde Türkiye gerçekleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisini yüz yüze getiren önemli bir yüzleşme konuşması yapan Malatya Milletvekilimiz, Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba’ya hassaten çok teşekkür ediyorum. Böyle bir yüzleşmeye ihtiyaç vardı, Meclisin Türkiye gerçekleriyle yüzleşmesine ihtiyaç vardı. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Bunun için söz aldım efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Allah CHP iktidarından ülkemizi, milletimizi muhafaza etsin.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Abdurrahman Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

Efendim, şahsınız adına da söz aldığınız için süreniz on beş dakika.

 

 

 

1.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve 77 Milletvekilinin Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4058) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 301) (Devam)

MHP GRUBU ADINA ABDURRAHMAN BAŞKAN (Antalya) – Sayın Başkan, Gazi Meclisimizin değerli milletvekilleri; Görüşülmekte olan Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve televizyonları başında bizleri izleyen büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bireysel emeklilik sistemi, kısaca BES, düzenli birikimler yaparak emekliliğin planlanabileceği bir birikim sistemidir. Bireysel emeklilik sistemi, bireylerin emeklilik dönemlerini daha rahat yaşayabilmeleri, gelir elde ettikleri dönemdeki hayat standartlarını emeklilik dönemlerinde de koruyabilmeleri ve ihtiyaç duyacakları ek harcamaları rahatlıkla karşılayabilmeleri amacıyla mevcut sosyal güvenlik sistemlerine yönelik tamamlayıcı bir unsuru oluşturmaktadır.

Ülkemizde uygulanan bireysel emeklilik sistemiyle vatandaşlarımızın emekliliğe yönelik tasarruflarını artırmaları, bu yatırımların değerlenmesiyle emeklilik dönemlerinde ek gelir elde etmeleri sağlanabilecektir. Ülke ekonomisine katkı sağlanacaktır. Sistem ekonomik kalkınmaya katkıda bulunurken bir taraftan da istihdamı arttıracaktır.

4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu uyarınca yürürlüğe giren bireysel emeklilik sistemiyle vatandaşlarımızın tasarrufları toplanacak, değerlendirilecek ve isteklerine göre toplu olarak ya da maaş şeklinde geri ödemesi gerçekleştirilecektir. Bireysel emeklilik sistemi zorunlu sosyal güvenlik sisteminin alternatifi değil tamamlayıcısıdır. Ülkemizde 2003 yılında kurulan bireysel emeklilik sistemi 2021 yıl sonu itibarıyla 13,2 milyon katılımcıya ve yaklaşık 250 milyar Türk lirası fon büyüklüğüne ulaşmıştır. Bununla birlikte, şimdiye kadar sistemden emekli olan vatandaşlarımızın sayısı ise 166.814’tür. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun kurulmasıyla önemi artan bireysel emeklilik sistemine yönelik 2021 yılında yapılan düzenlemelerle emeklilik tasarruflarının tabana yayılması amacıyla önemli icraatlar gerçekleştirilmiştir. 2021 yılı içinde kanunlaşan 18 yaş altı BES uygulamasıyla çocuklarımızın bireysel emeklilik sistemine katılabilmesine de imkân sağlanmıştır. Bu sayede, sisteme 18 yaş altı yaklaşık 200 bin yeni katılımcı kazandırılmış ve yaklaşık 255 milyon Türk lirası fon büyüklüğüne ulaşılmıştır. Vakıf ve sandıklardan bireysel emeklilik sistemine aktarım yapılabilmesine ilişkin düzenleme yürürlüğe girmiş olup 2022 yılı içerisinde aktarımların başlaması beklenmektedir.

Ayrıca, 2021 yılı için “BEFAS” adı altında Bireysel Emeklilik Fon Alım Satım Platformu sayesinde vatandaşlarımız sistemde sunulan tüm emeklilik fonlarına yatırım yapabilme imkânına da erişmişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomiye uzun vadeli finansman sağlayan BES sistemini ileri seviyelere taşımak, mevcut katılımcıların sistemde kalmayı tercih etmelerine yönelik imkânları sağlamak ve sisteme yeni katılımcılar kazandırmak amacıyla ihtiyaç duyulan düzenlemeler yapılmaktadır.

Yine, bu kanun teklifiyle Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulunun kurulması ve konuyla ilgili yasal düzenlemelerin getirdiği ihtiyaçlar doğrultusunda, bu ihtiyaçlarla uyumlu olacak şekilde kanunda yer alan atıflarda düzeltmeler yapılmaktadır.

Ayrıca, sistemde katılımcıların daha uzun süre tasarruf edebilmelerinin teminine yönelik vatandaşlarımıza ek imkânlar da getirilmektedir. Sistemin gelişimini hızlandırmak ve yeni girişlere özendirmek açısından devlet katkısı yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarılmakta ve otomatik katılım sistemine 45 yaş üstü çalışanlar için de katılma imkânı tanınmaktadır. Bu kapsamda yapılan düzenlemeler ise şu şekildedir:

1) Kanundaki atıflara ilişkin düzenlemeler. Mülga Hazine Müsteşarlığının BES’e ilişkin yetki ve görevlerinin SEDDK ve Hazine ve Maliye Bakanlığına geçmesi sebebiyle 4632 sayılı Kanun’daki tanımların konuyla ilgili diğer mevzuatla uyumlu hâle gelmesi sağlanacaktır.

Katılımcılarla yapılan anketlerde, BES’ten ayrılan katılımcıların yüzde 60’ının nakit ihtiyacı nedeniyle sistemden çıkış yaptıkları da görülmektedir. Sistemde, katılımcıların daha uzun süre tasarruf edebilmelerini teminen 2 adet tedbirin hayata geçirilmesi de planlanmaktadır. Bunlar, kısmi çekiş ve birikimlerin temliki imkânlarının hayata geçirilmesidir. Bunların hayata geçirilmesiyle, beş yılın sonunda toplamda yaklaşık 69 milyar TL civarında fon birikiminin sistemde kalacağı değerlendirilmektedir. Sistemin gelişimini hızlandırmak ve yeni girişleri özendirmek amacıyla 3 adet yeni düzenleme de yapılmaktadır. Bunlardan 2’si uygulamadaki yüzde 25 oranındaki devlet katkısının yüzde 30’a çıkarılması ve toplu katkı payı ödemek isteyen vatandaşlarımız için de ödedikleri katkı payları için müteakip yıllarda devlet katkısı hesaplanmasına da imkân verilmesidir.

Bu düzenlemelerin kamuya ek maliyetinin yıllık ortalama 2,7 milyar TL olacağı, buna karşın, sisteme beş yılın sonunda yaklaşık 138 milyar TL ek fon girişi sağlanacağı da öngörülmektedir. Yani bu, ciddi bir tasarruf sistemidir. Bunların yanında, 45 yaş üzerindeki vatandaşlarımızın talepleri olması durumunda, otomatik katılım sistemine dâhil edilmelerini sağlayacak bir düzenleme de getirilmiştir. 45 yaş üzerindeki vatandaşlarımıza yönelik söz konusu düzenlemenin kamuya ek maliyetinin yıllık yaklaşık 1,5 ila 1,9 milyar TL olacağı, buna karşılık beş yıllık süre sonunda yaklaşık 51 milyar TL ek fon girişi sağlanacağı da beklenmektedir.

Bireysel emeklilik sistemi, şeffaflığın ve güvenliğin sağlanması amacıyla, başta Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu olmak üzere Hazine ve Maliye Bakanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Emeklilik Gözetim Merkezi, Takasbank ve bağımsız denetim şirketlerinin denetim, gözetim ve kontrolü altında da tutulmaktadır.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; ülkemizin günden güne gelişmesiyle birlikte enerji ve doğal gaz tüketimi; nüfus, sanayileşme ve kentleşmeyle doğru orantılı, hava sıcaklığıyla ters orantılı olarak büyümektedir. Ülkemizde, enflasyonla mücadele kapsamında, para ve maliye politikalarıyla önemli adımlar atılırken başta doğal gaz ve elektrikte uygulanan desteklerle küresel düzeyde yaşanan artışların vatandaşlarımıza daha az yansıtılması da hedeflenmektedir.

Enerji verimliliğini artırmak, fazla tüketim yapanların fazla tüketimin maliyetine katlanması, daha az tüketim yapanların ise fazla maliyetten kurtulması ve doğal gaz enerjisinin tasarruflu kullanılmasını teşvik etmek maksadıyla yapılan düzenlemeyle BOTAŞ’a, bölgesel ve iklimsel koşullar dikkate alınarak il veya bölge bazında kademeli doğal gaz satış fiyatı belirleme yetkisi verilerek kademeli fiyatlandırma yapılması sağlanacaktır. BOTAŞ, Türkiye'nin önemli bir gururu ve enerji piyasasının vazgeçilmez bir kurumudur

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Kanun Teklifi’yle yatırım, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla Kurumlar Vergisi Kanunu’nda da 2 önemli değişiklik yapılmaktadır. Bunlardan ilki kurumlar vergisi mükelleflerinin elde etmiş olduğu kazançların ihracat veya imalat faaliyetleri sonucu elde edilip edilmemesine bakılmaksızın 2021 yılı için uygulanan yüzde 25’lik vergi dilimi 2022 yılı için yüzde 23, daha sonraki yıl ise yüzde 20 olarak uygulanacaktır. İkinci olarak ise önerilen düzenlemeyle ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançları ile sanayi sicil belgesine haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranının 1 puan indirimli uygulanması suretiyle bu kurumların söz konusu  faaliyetleri de teşvik edilmektedir. Böylece yüzde 20 oranına göre bu mükelleflerin söz konusu kazançlarına oran yüzde 19 olarak da uygulanacaktır. Yüzde 25 ile 19 arasında 6 puanlık bir avantaj sağlanacaktır. Ayrıca, kurumlar vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle kurumların yatırım fonlarına iştirak etmeleri teşvik edilmektedir. Mevcut düzenlemede bu fonların sadece girişim sermayesi, yatırım fonlarından sağlanan kazançlar, iştirak kazancı istisnasına konu edilebilmekteydi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan düzenlemeyle diğer yatırım fonlarından elde edilen kâr payı gelirlerinin de iştirak kazançları istisnasına konu edilebilmesine imkân sağlanmaktadır. Bununla birlikte, Türk lirasına talebin artırılması amacıyla da portföyünde yabancı para, altın ve diğer kıymetli madenler olan fonlardan elde edilen kâr payları ise istisna kapsamı dışında tutulmaktadır.

Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde Antalya Milletvekili olarak turizm sektörüyle ilgili kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Antalya, ülkemizin en önemli turizm kentidir ve bu sektörde ülke ekonomisine önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Antalya’mız ürettiği gayrisafi millî hasılayla devletten aldığından çok daha fazlasını devletimize veren bir ilimizdir. Ancak 2020 yılı itibarıyla başlayan küresel salgın sürecinden en fazla etkilenen sektörlerin başında turizm sektörü ve dolayısıyla Antalya’mız olmuştur. Turizm sektörü alınan tedbirler ve normalleşme adımları kapsamında 2020 yılı sezonunda tekrar başarılı bir ivme yakalamış ve geçtiğimiz yaz sezonundaki kayıplardan bir bölümünü telafi ederek 10 milyona yakın turiste ev sahipliği yapmıştır. Herkesin seyahat etmek için ciddi çekincelerinin olduğu bir dönemde Antalya’mıza gelen turistlerin sorunsuz ve son derece başarılı, tüm dünyaya örnek teşkil edecek bir şekilde ağırlanması şehrimiz adına son derece gurur verici olmuştur. Antalya’mız bu zor süreçte esnafıyla, vatandaşıyla bütünleşerek başarılı bir sınav vermiştir. Bu manada yürürlüğe konulan Güvenli Turizm Sertifikası Programı’nın da bu başarıda büyük katkıları olduğunu belirtmekte fayda görüyorum. Verilen bu başarılı sınavın 2022 yılında da daha güçlü geri dönüşlere vesile olacağını düşünüyor ve umut ediyorum. Antalya’mızın devletimizin desteğiyle bu süreci en az hasarla atlatıp turizm sektöründe yeni başarı hikâyeleri de yazacağına inancımız tamdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son vermeden önce bugün ebediyete intikalinin 10’uncu seneidevriyesi olan Kıbrıs Türklüğünün mümtaz ve zirve ismi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ı rahmet ve duayla anmak istiyorum.

Rauf Denktaş dava, aksiyon ve fikir insanı olarak Kıbrıs Türklüğünün ufkunu aydınlatmış, mücadeleci kişiliğiyle gönüllerimize taht kurmuştur. Kıbrıs Türklüğünün hak ve özgürlüğü için ömrü boyunca mücadele etmiş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumda eşit ve onurlu bir seviyeye gelmesi için çaba göstermiş, Enosis zihniyetinin saldırılarını, katliamlarını sineye çekmemiş, Türk milletinin yardım ve duasıyla Kıbrıs Türkünün Doğu Akdeniz’de bir yıldız gibi parlamasına da öncülük etmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Rauf Denktaş’ın aziz Türk milletine bir emaneti olarak bağımsız ve dayatmalara boyun eğmeyecek şekilde varlığını muhafaza edecektir. Bu duygu, düşüncelerle “Toros” lakabıyla Türk Mukavemet Teşkilatı mensubu olarak başladığı mücadele hayatını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türklerinin unutulmaz lideri olarak tamamlayan Sayın Rauf Denktaş’ı ebediyete intikalinin 10’uncu yılında yüce Meclisimizin huzurunda bir defa daha rahmet, minnet ve duayla anıyorum. Ruhun şad, mekânın cennet olsun koca “Toros” diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahısları adına İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurunuz Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bu kanun teklifiyle ilgili daha evvel de konuşmuştum, konuşan hatiplerimiz de aynı doğrultuda konuşmalar yapıyorlar. Biz bu kanun teklifinin yanlış olduğunu düşündüğümüz için  hayır oyu kullanacağız.

Ben, şimdi bu kanun teklifi dışında bir konuda size birkaç cümle söylemek istiyorum. Hani, son söyleyeceğimi başında söyleyeyim. Gazete diye ortalıkta dolaşan bir paçavra var; Yeni Şafak, bu iktidarın yayın organı. O paçavradan söz etmek istiyorum şimdi size. Bakın, o paçavra bugünkü sayısında 18 vekilimizi hedef gösterdi. Sayın Cahit Özkan, hani siz biraz evvel dediniz ya “masumiyet karinesi” diye, hani, siz biraz evvel dediniz ya “İnsanların aileleriyle uğraşılmaz.” diye. İşte, bu paçavranız var ya sizin bu paçavranız, bu paçavra masumiyet karinesini çiğnedi, insanların aileleriyle ilgili yayın yapıp fotoğraflarını kullandı. Kimisinin kardeşine, kimisinin dayısına, kimisinin amcasına, kimisinin kaynına sataştı. Bu bir gazetecilik faaliyeti mi? Değil. Basın ahlakı var mı? Yok. Siyasi ahlak var mı? Yok. İnsani ahlak var mı? Yok. Hepsi yerle bir, hepsi yerle bir. Bu bir operasyon faaliyeti; biz biliyoruz. Karanlık bir hedef gösterme faaliyeti; biz biliyoruz. Bakın, Hrant Dink böyle katledildi, böyle katledildi. Tahir Elçi'yi bir alçak hedef gösterdiği için katledildi. 6-7 eylül olaylarının kıvılcımı sahte manşetlerle çakıldı. İşte, bu Yeni Şafak paçavrası şimdi bunu yapıyor. Sorumlu yani bizim herhangi bir vekilimizin o 18 vekilden herhangi birinin başına gelecek her türlü olumsuzluk sorumluluğu bu Yeni Şafak’ın yazı işlerinde, Yeni Şafak’ın yönetiminde ve Yeni Şafak’ın arkasındaki ailededir. Açıkça söylüyoruz bunu, bütün halka ilan ediyoruz. İşte, “Kürt sorunu nedir?” diyorsunuz ya, çözülmemiş diyoruz ya, Kürt sorunu işte bu ilkel kafa, bu ilkel zihniyet nedeniyle çözülemedi bugüne kadar, cumhuriyet tarihinde. Kürt sorunu budur işte, budur. Her Kürt’ün evinde mutlaka bir kayıp vardır, Trakya’sından kürdistan coğrafyasına kadar böyledir. Her Kürt’ün evinde bir kayıp vardır ve fotoğraflar vardır evlerinin duvarlarında asılı olan. O fotoğraflar her Kürt’ün, her Kürt ailenin derinden hissettiği fotoğraflardır ve her gün barış için o fotoğrafa bakılır. O fotoğrafa bakılır, yol gözlenir, acı çekilir, umut edilir, neden? Barış olsun diye, aynen askerlerin, polislerin ailelerinin evlerinde olduğu gibidir bu, aynen. Şimdi, dolayısıyla, yüz yıllık bir sorundan söz ediyoruz. Bu sorunu HDP yaratmadı, bu sorunu HDP demokratik ve barışçı yollarla çözmek için mücadele ediyor ama bu ilkel zihniyet, o Yeni Şafak paçavrasının ilkel zihniyeti bunu engelliyor.

Ailelerle ilgili fotoğraflar ve laflar kullanılıyor Sayın Özkan, siz masumiyet karinesinden bahsettiniz az evvel. Ya, biraz kendinize bakın ya, az kendinize bakın. Ben aynı ahlaksızlığı yapmayacağım ama size soyadları bizde olan sekiz on tane isimden bahsedeceğim. Bakın, Bekir, Şaban, Hilmi, Salih, Orhan, Kadir, İsmail; devam ederim daha, çok isim sayarım. Soyadları sizde vardır, bizde de var, daha çok isim var. Ya, bu isimlerin hepsinin ailelerinde FET֒yle ilişkilendirilmiş ya kardeş ya dayı ya amca ya kayın; birisi vardır, yargılanmıştır, bu isimleri sayarız. Böyle mi politika yapılacak bu ülkede, böyle mi politika yapılacak bu ülkede?

Şimdi, dolayısıyla, bu tür davranışlarla ne insani ahlak kalır ne politik ahlak ne basın ahlakı. Bunu bir kez daha söyleyelim: Bu Yeni Şafak yeni kumpasların peşindedir, bunu biliyoruz. Yeni Şafak’ın yazı işleri masası Emniyet istihbaratının ve İçişlerinin bir parçasıdır, bunu biliyoruz; karanlık bir yapıdır, bunu biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

Tabii, bu yayın organlarının önemli bir kısmının İstanbul’da muslukları kesildi, muslukları. O hortumlar koparıldığı için bu kadar saldırganlar ve HDP’ye saldırıyorlar. Rant ellerinden alındı. İstanbul sayesinde ayakta duruyordu bu paçavralar, onun için bize bu kadar öfkeliler.

Şimdi söyleyelim, bu insanlık dışı suçlamalara ve hakaretlere biz asla pabuç bırakmayız, insanlıktan çıkmış olan bu paçavranın nefret diline asla pabuç bırakmayız. Şunu çok açık ve net söyleyelim: HDP Grubunda yakınlarını kaybedenlerin düşmanlıkları bitirmek için mücadele etmesi insani açıdan da politik açıdan da çok değerlidir ve biz bunu çok önemli buluyoruz ve barış mücadelemizden asla bir adım bile geri atmayacağız. Buna da size bir kez daha söylüyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım, ben söz istedim de 60’göre uygun bir zamanda yapabiliriz.

BAŞKAN – Peki, efendim.

Soru-cevap işlemi yapılamayacağından 60’a göre sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Sayın Ataş…

 

 

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pandemi döneminin en büyük kahramanları şüphesiz sağlık çalışanlarıdır ancak sağlık çalışanları emeklerinin karşılığını alamamaktadır. Üniversiteye dereceyle girmiş, altı yıl tıp eğitimi almış bir asistan doktorun aldığı maaş tüm ekler dâhil 7.500 liradır. Üstelik maaşlarının sadece 4.300 liralık kısmı emekliliğe yansımaktadır. Ağır çalışma koşulları altında çalışan, mesai saatlerinde hasta bakıp, mesai saatleri dışında da akademik çalışmalar yapan asistan doktorlar, uzman doktor olduğunda da 8.500 liraya çalışıyor. Çalıştığı süreler göz önüne alındığında aldıkları maaş saatlik olarak Türkiye'nin en düşük ücretidir. Bu nedenlerle son iki yılda 3 bin doktor yurt dışına çalışmak için gitti. Yaklaşık 8 bin doktor da yurt dışına gitmek için hazırlık yapıyor. Bu duruma acilen çözüm bulunmalıdır. Aksi hâlde kendimizi emanet edecek Türk hekimi bulamayacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

Talebiniz var mı efendim?

HACI ÖZKAN (Mersin) – Vardı, “Soru-cevap yok.” dediler iptal ettim Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Taşkın…

Sayın Taşdoğan…

 

 

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, gıda mühendisleri temel olarak kamu tüzel ve özel hukuk tüzel kişiliğini haiz gıda üretimi, tüketimi ve kontrolü yapılan tüm iş ve işlemlerde görev yürütmesi gereken kişilerdir. Özel sektörde hazır yemek, otel, özel gıda laboratuvarları, restoran, lokanta, kantin ve benzeri işletmelerde çalışması zorunludur. Kamu yapısında ise Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Türk Standardları Enstitüsünde, belediyelerde görev almaktadırlar. En yoğun kadrosunun bulunduğu Tarım ve Orman Bakanlığına baktığımızda sayıları 2.858 olan gıda mühendisleri iklim değişikliği, salgın gibi durumlar karşısındayken kamuda daha fazla sayıda yer alarak ülkemizde gıda konusunda evrensel katkılar sağlamak için kamuda ilgili birimlere istihdam edilmek üzere taleplerinin karşılık bulmasını beklemektedirler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Örs…

 

 

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ülkemizde 1 milyonunun üzerinde öğrencimiz taşımalı sistemle eğitim almaktadır. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz, onları okullarına ulaştıran, servis hizmeti veren binlerce şoför esnafımız ve firmalar mevcuttur. 2021 yılı Eylül ayı başında Millî Eğitim Bakanlığının açtığı ihale sonucunda hizmet veren öğrenci servisi esnaflarımız ve firmalar bugün, maalesef, ekonomik olarak büyük mağduriyet yaşamaktadırlar. İhale döneminde litresi 7,5 lira olan mazot fiyatı, bugün 13 TL’yi aşmıştır. Sadece akaryakıt değil, araç bakım ücretleri ve vergilerde de aynı oranlarda artışlar vardır. Millî Eğitim Bakanlığı, artan maliyetleri göz önüne alarak kilometre başına fiyatta iyileştirme yapmalı ve okul servisçilerimizin mağduriyetine son vermelidir.

BAŞKAN – Sayın Piroğlu…

 

 

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, engelliler için otomobil alımı, erişim açısından son derece hayati önem taşımaktadır ve engellilerin otomobil alabilmesi için ÖTV indiriminden yararlanılması kaçınılmazdır. İktidar ÖTV’de üst sınırlama getirerek ne yazık ki engellileri neredeyse araç alamaz hâle getirmiştir. Kurdaki son artışla beraber 450 bin liralık üst sınır engellilerin hiçbir araç almasına izin vermemektedir. ÖTV’nin üst sınırının kaldırılmasını ve engellilerin araç alımının önündeki bütün engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Adıyaman-Çelikhan yolu yıllardır kaderine terk edilmiş durumda. İktidar bugüne kadar defalarca söz verdi ancak bugüne kadar bu sözünü yerine getirmedi, sorunu görmezden geldi. Her yıl, ölümlü ve maddi hasarlı çok sayıda trafik kazasının yaşandığı Çelikhan yolu yapılmayı bekliyor. Yolun yetersizliği nedeniyle Adıyamanlı mağdur, Çelikhanlı mağdur, bu yolda yolculuk yapan tüm yurttaşlarımız mağdur. Buradan iktidara çağrı yapıyorum: Çelikhanlının tütününü yasakladınız, adliyesini kapattınız, yatılı okulunu kapattınız bari Çelikhanlının yolunu yapın, bu yol çilesine son verin diyor; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çulhaoğlu…

 

 

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş daha öğrencilik yıllarında Millî Mukavemet Teşkilatındaki arkadaşlarının sürgün edilmesinden, tutuklanmasından, hatta şehit edilmesinden hiçbir şekilde yılmamış, yıkılmamış, verdiği mücadeleden asla vazgeçmemiştir. Kıbrıs Türkünün hak, eşitlik ve özgürlük davasında ana vatan Türkiye’yle ortak kader anlayışı sergileyen müstesna bir liderlik göstermiş olup Kıbrıs Türklerinin ada üzerindeki eşit siyasi haklarını ve kurucu iradelerini varlığında sembolleştirip Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurmuş ve halkına miras olarak bırakmıştır. Merhum Denktaş, dünya çapında kabul görmüş, liderlik ve devlet adamlığı vasıflarıyla çağımızın en haklı davalarından birinin savunucusu olmuş, tarihteki yerini almıştır. Vefatının 10’uncu yıl dönümünde Rauf Denktaş’ı rahmetle anıyorum; Allah mekânını cennet, ruhunu şâd eylesin.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hayat pahalılığının en çok etkilediği kesim maalesef ki emekliler. Türkiye’de 13,5 milyon, emeklilikte yaşa takılanları da kattığımızda 20 milyona yakın emekli insanımız bu sıkıntıyı yaşamaktadır. Açlık sınırının 4.500 lira olduğu, yoksulluk sınırının da 13 bin küsur olduğu ülkemizde en düşük emekli aylığını 2.500 liraya yükselttiniz. Ancak bu vatandaşlarımızın bu rakamlarla hayatta kalabilmeleri neredeyse imkânsızdır. Emeklilerimizin ve EYT’li yurttaşlarımızın insanca ve onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için en düşük emekli maaşı, asgari ücret düzeyine getirilmelidir. Seyyanen zamları yapılıp tekrar hesaplama yapılması, işçi, memur ve BAĞ-KUR emeklileri arasındaki farkın da derhâl giderilip eşitlenmesi gerekmektedir, yoksa çok ağır dramlarla karşılaşacağız diyor, teşekkür ediyorum.

 

1.  Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve 77 Milletvekilinin Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4058) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 301) (Devam)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.15

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

301 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

 

1.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve 77 Milletvekilinin Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4058) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 301) (Devam)

Komisyon yerinde.

Şimdi İkinci Bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

10’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 301 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin Kanun Teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      

Mahmut Toğrul                         Hüda Kaya                      Mahmut Celadet Gaydalı

Gaziantep                                  İstanbul                                     Bitlis

Gülüstan Kılıç Koçyiğit           Ayşe Sürücü                           Züleyha Gülüm          

    Muş                                     Şanlıurfa                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurunuz Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, partim ve grubum adına görüşülmekte olan 301 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, 10’uncu maddeyle 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun 11’inci maddesine yeni bir fıkra eklenerek BOTAŞ’ın bölgesel ve iklimsel koşullar dikkate alınarak bölgesel bazda doğal gaz satış fiyatı uygulamasını hedeflemiştir. Gerekçesi kısaca, BOTAŞ’ın altyapı maliyetinin halka fatura edilmesidir. Ya siz kendinizi çok akıllı sanıyorsunuz ya da bu halkı çok saf. Bu maddenin başka bir anlamı olamaz. Gerekçede tasarruflu kullanımdan bahsediyorsunuz fakat sizin bu halkın battaniyeler altında ısındığından haberiniz yok. Bu tasarrufun biraz daha aşağısı halkın doğal gaz kullanmamasıdır. Yine bu maddenin gerekçesinde geçen “Fazla tüketim yapanların fazla tüketimin maliyetlerine katlanması amaçlanmaktadır.” diye bir ibare var. Bu cümlenin mantığı nedir? Fazla tüketim maliyetinden kastınız nedir? Zaten siz abonenin faturasına her şeyi yansıtmıyor musunuz? Devlet verdiği hizmetin katbekat fazlasını bu halka yansıtıyor, gerçekten bir mantık kurulması mümkün değildir. Halk geçinemiyor, ekmek kuyrukları almış başını gidiyor, marketlerde alışveriş yapmak için bankadan kredi alınması gerekecek bir duruma gelinmiş, elektrik, doğal gaz, benzin derken zam üzerine zam haberleri yüzünden korkuyla uyanan bir halk var. Siz BOTAŞ’a diyorsunuz ki: “Kendin fiyatını belirle.” BOTAŞ bir şirket, bırakın zarar etmeyi karını katlamak ister. “Şirket gibi ülkeyi yöneteceğiz.” dediniz; patron gibi soyuyor, sömürüyorsunuz. Halka “Isınma.” diyen bir iktidarsınız.

Değerli Türkiye halkları, seni düşünmeyen, anlamak istemeyen, anlamazlıktan gelen insana yön değil, yol verilir; siz de bu iktidara yol verin, gitsinler. Bu iktidarın kendi menfaatleri uğruna yapamayacağı şey yoktur. İktidar olmanın sunduğu ayrıcalıklar onları her gün daha kibirli bir hâle getirdi ama unutulmamalı ki kibir ve inat, kişinin kendisini önce mükemmel görmesini sağlar, sonra da sonunu getirir. İktidarınızın sonunu da bu kibir ve inadınız getirecektir. Bu halkın manevi duygularıyla oynayan bir iktidarsınız.

İşte, bugün bahsettiğiniz “yerli ve millî” kavramı başarısız politikalarınızı kamufle etmek için kullanılan bir perdeden başka bir şey değil. Küçük ortağınız olan partinin bir vekili “Karadeniz’de doğal gaz bulduk; 1,9 milyar dolara Amerikalı şirkete boru hattı ihale edildi.” diye burada bir sunumda bulundu. 1,9 milyar dolar… Daha önce de Fransız şirketine 1,5 milyar dolarlık iş ihale edilmişti. Sondaj işi de yüzde 90 yabancı personelle yürütülüyor. Peki, burada yerli olan ne var? Çıkacak gazın yerli sınırlar içinde olmasından başka hiçbir şey yok. Kamuoyuna “Yerli gaz bulduk, doğal gaz ucuzlayacak.” naraları atılıyor; yok öyle bir şey. Peki, size şunu hatırlatmak isterim: Elektrik üretiminiz tamamen yerli değil mi? Doğal gaz santralleri dışında her şey yerli değil mi? Peki, bu zamların gerekçesi ne oluyor? Sadece yandaş sermaye sahiplerinin kasasını doldurmak. Karadeniz doğal gazı da aynı olacaktır.

POLAT TÜRKMEN (Zonguldak) – Öyle değil Sayın Vekilim, doğal gaz çıktı.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Üretim maliyeti, inşaat maliyeti, sondaj maliyeti, tüm bu maliyetlerin faturası halka kesilecek, işin kaymağını da iktidara yakın şirketler götürecek. Ülke kaynaklarını adil bir gelir dağılımıyla halka paylaştıramıyorsanız sosyal dengeyi de huzuru da sağlayamazsınız. Yanı başımızda Kazakistan örneği var; petrol, doğal gaz ve madenci zengin bir ülke ama adil olmadığı için, kaynaklar ve gelirler adil dağıtılmadığı için kaosa sürüklendi. Kazakistan Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev ne diyor? “Nazarbayev döneminde yüksek gelirli şirketler ve zengin insanlar tabakası ortaya çıktı, onların Kazakistan halkına borçlarını ödemelerinin vakti geldi.” Burada size de bir mesaj var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Sizin döneminizde zengin olan, ülkenin kaynaklarını bir ahtapot gibi sarmış, hortumcu şirketlerinin de Türkiye halklarına büyük bir borcu var. Her yaptığınız şeyi en iyi sizin bildiğinizi düşünüyor ve uyarılarımızı bile dinlemiyorsunuz.

Bilgeliğin yolu bilmekten değil, dinlemekten geçer. Bu yüzden, dünyada az bilge çok ukala vardır. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 301 sıra sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 10 - 18/4/2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun 11’inci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

“BOTAŞ tarafından Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun ve Bakanlığın görüşü alınmak kaydı ile tüketicinin gelir durumu bölgesel ve iklimsel koşullar dikkate alınarak il veya bölge bazında kademeli doğal gaz satış fiyatı uygulanabilir.”

Cavit Arı                     Emine Gülizar Emecan               İlhami Özcan Aygun

  Antalya                            İstanbul          Tekirdağ

Serkan Topal              Süleyman Bülbül                       Süleyman Girgin                  

   Hatay                              Aydın                                    Muğla

Rafet Zeybek                 Fikret Şahin                           Faruk Sarıaslan

   Antalya                        Balıkesir          Nevşehir

Alpay Antmen                                                           Ahmet Akın

Mersin                                               Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın.

Buyurunuz Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 10’uncu maddesi üzerine söz aldım.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ geçen yıl zam üstüne zam yaptı ve vatandaşlarımızın bu zor şartlar altında hayatını zorlaştırmak için sanki yük üstüne yük bindirmeyi de bir marifet saydı. En son yılbaşında bir hediye oldu AK PARTİ tarafından; bu hediye yüzde 25’lik zam. Neye zam? Konutta doğal gaza. Ötekilere -elektrik- onlara zaten yüzde 127’ye kadar zamlar -diğer tarifelere göre daha bile fazla- yapıldı. On yedi ay önce Karadeniz’de doğal gazın bulunduğuna dair müjdeler söylendi, biz de sevindik. Bu ülkede çıkan doğal gaz bu milletin değeridir ve bizi de mutlu eder ancak “müjde” dediniz ama milleti artık müjdeden korkuttunuz. “Eksen değişecek.” dediniz, “Faturalar düşecek.” dediniz, “Enflasyon düşecek.” dediniz, vatandaşın eksenini değiştirdiniz. Vatandaşımız artık bu faturalar altında eğiliyor ve eziliyor. Vatandaşımızı yoksulluk ve hayat pahalılığıyla vatandaşımızı baş başa bıraktınız. Konutlara bir yıl içerisinde yüzde 49 zam yaptınız, sanayiye yüzde 290 zam, doğal gazda. Sanayiye yapılan zam da konutlara, vatandaşımıza yüklendi. Şimdi, bu teklif de acaba bir zam kurnazlığı mı? Şimdi, buradan net sormamız gerekir: Bu teklif sonrasında doğal gazda indirim olacak mı veya doğal gaza zam yapacak mısınız, yapmayacak mısınız? Bu madde açık değil, net değil ve doğal gazın satış fiyatının belirlenmesinin yetkisini de BOTAŞ'a veriyorsunuz. Bedelsiz mi veriyorsunuz, indirimli mi, vergili mi, vergisiz mi belli değil. Bu maddeyle vatandaş ne ödeyecek, bilmiyor. Şimdi markete gidin, markette alışveriş yapın, fiyatına bakarsınız kaça alıyorsunuz diye. E, burada fiyat yok, burada bir açıklama yok, bir netlik yok. Kaç metreküpe birim fiyat kaç para ödenecek? Vatandaşa ne olacak, onu bilmek istiyoruz.

Şimdi, birim fiyatından vergisine kadar bütün unsurlarıyla sosyal tarifeyi tanımlayarak ilgili hükümler vatandaşın lehine net olarak konulmalıdır, bu çok önemli. Bu tarife kademeli zam, kademeli zulüm bu hâle gelir ise vatandaşlarımızın ısınma hakkına el koymuş olursunuz ki enerji bir insan hakkıdır, gasp edilemez. Doğal gazda daha önceki fiyatlarla dahi vatandaşlarımız ısınamıyordu, vatandaşa “Kombiyi kıs.” diye akıl verdiniz şimdi “Kombiyi kapat.” mı diyeceksiniz, belli değil. Vatandaşı müşteri olarak görmenin zihniyetidir bu, sonucudur bu. Bir de fedakarlıktan bahsediyorsunuz, akıllara mantıklara ziyan. Ya, bu ülkede fedakarlık yapan vatandaşın ta kendisi; bu kadar zamlarla, bu kadar yükle. Bir de bir lafınız var “AB ülkelerinde enerji fiyatları, doğal gaz, elektrik fiyatları 4-5 kat arttı.” dediniz, artmadı. En son 7 Aralık 2021’de bir açıklama yapıldı, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi ve Avrupa Birliği Merkez Bankası dedi ki: “Enerji enflasyonu yüzde 26.” Sizin fedakârlık ne oldu? Gitti. “Fedakârlık yapmadı.” dediğiniz ülkeler, örnek gösterdiğiniz ülkeler milletinin yanında durdu ve bu zamları yansıtmadı, yüzde 26 yaptı sadece bir yıl içerisinde. Sizin zamlar 100’ler 100’ler gidiyor. Ayrıca, doğal gaz anlaşması yaptınız, arkadaşlar bu doğal gaz anlaşmasını fiyatlar düşükken neden yapmadınız? O zamanlar yapsaydınız vatandaşlarımız bu kadar ağır yükün altında kalmazdı, kalmayacaktı. Hatalarınızın bedelini vatandaşa ödetiyorsunuz. Bakın, doğal gaz anlaşması olan ülkelerden düşük fiyattan anlaşmalar yapılabilecekken yapmadınız -dedik- ve bunun bedeli ne kadar biliyor musunuz? 12 milyar dolar. 12 milyar dolar parayı takır takır ödediniz, 12 milyar dolar. Bir araştırın, hesabını yapın. 12 milyar dolar sizin yanlış hesabınız yüzünden milletin cebinden çıktı, bu kabul edilemez. Politikalar doğru olsaydı bu para milletin cebinde kalacaktı ve birçok vatandaşımızın bu zamlardan etkilenmemesi sağlanacaktı. On yedi ay önce “Eksen değişecek.” diyerek vatandaşımıza verdiğiniz müjdeler eğer doğru çıksaydı ki imkân vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

AHMET AKIN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Neden? “Müjde” dediniz, “Doğal gaz açık.” dediniz, “Böyle rezerv var.” dediniz, “kaynak” dediniz; ihracat-ithalat yaptığımız, ticaret yaptığımız ülkelerle konuşurken neden bunu masaya koymadınız? Herkes bunu bilir, elindekini ortaya koyacaksın ki vatandaşına faydan olsun. Yurt dışına gittiniz, masada yok. Neden? Rapor yok ortada.

Ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri Fonu Varlık Fonuyla görüşüyor, diyor ki: “Paraya sıkışmış zor durumdaki bazı şirketler inceleniyor.” Ya, arkadaşlar, hesap yapamazsınız, kitap yazarsınız, kitap ekonominin çöküşünün kitabı olur, bir de milletin gözünün içine baka baka “fedakârlık” dersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Allah ıslah etsin ancak önümüzdeki seçim yakın; hep söylüyoruz, buradan da söyleyelim: Madem siz haklısınız, getirin sandığı, millet göstersin size doğruyu.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Her şeyin bir zamanı var.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hüseyin Örs                                                                                                  Ayhan Erel                   Ayhan Altıntaş

     Trabzon                                                                                                      Aksaray                      Ankara

Fahrettin Yokuş                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

       Konya                                                                                                        Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Buyurunuz Sayın Çulhaoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 301 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerinde İYİ Parti Grubumuzun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10’uncu maddeyle 18 Nisan 2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun 11’inci maddesinde bir fıkra eklenmek suretiyle “BOTAŞ tarafından Bakanlık görüşü alınmak kaydıyla bölgesel ve iklimsel koşulları dikkate alınarak il veya bölge bazında kademeli doğal gaz satış fiyatı uygulanabilir.” denilmektedir. Kanun maddesinde yapılan düzenlemeyle enerji verimliliğini artırma amacıyla aynı abone grubunda yer alsa bile maliyet bazlı tarife metodunun yanında doğal gaz enerjisinin tasarruflu kullanılmasını teşvik edici, benzer abone gruplarında fazla tüketim yapanların fazla tüketimin  maliyetine katlanması amaçlanmış.

Yine, bu düzenlemeyle maliyetler için bir çalışma yapılması, gerekli olan abone grubu için il bazında iklim şartları ve tüketim miktarına uygun olacak bir kademe belirlenmesi ve oluşan tüketim artışından kaynaklanan ilave maliyetin bu kademe üstünde tüketim yapan abonelere yansıtılmasının amaçlandığını görüyoruz.

Burada İYİ Parti olarak kanun teklifinin 10’uncu maddesine olan çekincelerimizi de belirtmek istiyorum. Bir, maddede “Bakanlık görüşü alınması” kelimesi var. Bakanlık görüşünün alınması yeterli değildir, aynı zamanda Bakanlığın onay da vermesi gerekir diye düşünüyoruz. Yetki devriyle Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumunun neden devre dışı bırakıldığı mutlaka açıklanmalıdır. “Kademeli doğal gaz satış fiyatı uygulanabilir.” denilmesi de muğlak bir kelime olup bunun da açıkça kanun metnine konulması gerekirdi.

Yine, iktidar 1 Ocak 2022 sabahı elektrik üretimi için kullanılan doğal gaza yüzde 15, konutlarda yüzde 25, sanayide yüzde 50 zam yaptı. Bu maddede ilk kademedeki alt gelir gruplarına indirimli doğal gaz kullandırılacağı hakkında bir ibare olmaması, ayrıca hangi bölgede ne miktarda doğal gazın tarifesinin ne olacağının belirtilmesinin kanun teklifinde yer almasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Burada düşük gelir grupları için belli bir ihtiyaç sınırı belirlenmeli ve sosyal tarife ölçütünün ne olduğu kanun maddesinde mutlaka yer almalıdır. Bunlar gerçekten çok önemli ve açıklığa kavuşturulması gereken konulardır.

Değerli arkadaşlarım, mart ayında vatandaşa doğal gaz desteği yapılacağı söylenmekte. Kışın tam ortasındayız. Kış geçtikten sonra iktidar tarafından yapılacak yaz aylarındaki doğal gaz desteğinden vatandaşa ne tür bir fayda temin edilecektir? Bu açıklamaya muhtaç bir konudur. 1 milyona yakın abone yani aileleriyle birlikte yaklaşık 4 milyon vatandaşımız kışın ısınamıyorken iktidar hâlen baharda destek verileceğini açıklıyor. Çünkü yaz aylarında yapılacak doğal gaz yardımının vatandaşlarımıza hiçbir getiri sağlamayacağı iktidar tarafından da gayet iyi bilinmektedir. Hükûmeti milletimizin aklıyla dalga geçmemeye davet ediyor, yaratılan mağduriyetlerin bir an evvel giderilmesini ve doğal gaz desteklerinin zaten kışı çok zor geçirmekte olan vatandaşlarımıza gecikmeksizin, hemen verilmesini istiyoruz.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının paylaştığı verilere göre Türkiye genelinde doğal gazı kesilen abone sayısı 2021 yılının ilk sekiz ayında 914.779 kişi olmuş, doğal gaz parasını ödeyemediği için icralık olan vatandaşlarımızın sayısı ise 48.756 kişi olmuş. Bu tablo bile gittikçe fakirleşen insanlarımızı en iyi anlatan göstergelerinden bir tanesidir. İYİ Parti olarak iktidarı bir kez daha uyarıyoruz. Zaman ülkemizin her alanında yaşanan ekonomik krizin, çarşı pazarda yangının, fakirliğin en çok hissedildiği dönemdir ve yandaş şirketlerin çıkarlarını gözetme zamanı hiç değildir.

İYİ Parti olarak “Bölgesel doğal gaz fiyatlandırması yaparken kesinlikle yandaş dağıtım şirketlerinin değil, vatandaşlarımızın yanında, hakkaniyetli ve adil olun, milletimizin çıkarlarını üstün tutun; bundan da asla taviz vermeyin.” diyoruz. Doğal gaz kademelendirilmesinin ve bölgesel fiyatlandırmaların mutlak takipçisi olacağımızı da belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde dört önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 301 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 11’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Hüda Kaya                      Gülüstan Kılıç Koçyiğit             Mahmut Celadet Gaydalı

İstanbul                                      Muş                                         Bitlis

 

Züleyha Gülüm                      Mahmut Toğrul                           Ayşe Sürücü

İstanbul                                  Gaziantep                                 Şanlıurfa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş.

Buyurunuz Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Emekli maaşına yapılan eklemeden söz etmek istiyorum. Övünerek “2.500 lira vereceğiz.” diyorlar, bağıra bağıra, sanki tapularını satmışlar da emekliye bir şeyler verecekler.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – 170 dolar.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Bu halkın vergilerinden veriyorsunuz. Hükûmeti yürütenlerin biri nezleye yakalansa, bir ay boyunca iyileşmese, burnunu silmek için peçete alsa 2.500 lira masraf eder. Bu insanlar nasıl geçinecekler, nasıl geçinecekler? Baktım, buradan Paris’e gitmek istese, ailesiyle gitse 2.250 lira, Londra’ya gitse 1 bilet 2.250 lira yani bir vatandaş dışarı çıksa geri gelemez o parayla. Şimdi, bir de kalkıp burada bağıra bağıra “Şu kadar liradan şu kadar liraya çıkardık.”

Şimdi, bir örnek vermek istiyorum: İsviçre’de memurun aylık ortalama maaşı 5.876 frank, bizim paramızla 87 bin lira ediyor. Vekiller üç ayda o kadar alamıyor. Bu şaka gibi gelir size. İskoçya’da en düşük memur maaşı 2.293 dolar; 32 bin. Hani Ay’a uçtuk, Merih’te bile durmuyorsunuz maşallah.

Memurların yüzde 75’i kira ve barınma gideriyle karşı karşıya, borçlu olarak ödüyor. Bu, kadınlarda yüzde 79’dur, yüzde 83’ü on yıl içerisinde ödemek durumunda olduğu bir borca sahip, yüzde 22’si geçinmek amacıyla ek iş yapmaktadır, yüzde 34’ü yakınlarından yardım almakta, yüzde 67’si on iki ay içerisinde sinema, tiyatro etkinliğine gidemiyor, yüzde 47’si beş yıl içinde tatile gidemediğini ifade ediyor.

Temel gıdalarda bir ayda yüzde 25 artış var, son bir yıldaki artış yüzde 80-82 olarak geçiyor. Elektrik son bir yılda yüzde 155 zam almış, bizimkiler 2.500 liradan bahsediyorlar. Doğal gaz yüzde 43... 

Değerli arkadaşlar, yoksulluk sınırı 13 bin lira, açlık sınırı 4 bin lira yani ücret olarak ödediğiniz asgari ücret yoksulluk sınırında. Türkiye’deki hiçbir memur maaşı yoksulluk sınırının üzerinde değildir, memurun maaşı ortalama 6.200 küsur liradır. Dolayısıyla, tüm emekçilere ek gösterge verilmelidir; sendikal olarak grevli, toplu sözleşmeli hak verilmelidir. Ayrıyeten, Türkiye’de devlet, sadece bir avuç rantçının devleti olmamalıdır; vahşi kapitalizm olmamalıdır, efendim, faşizm uygulamalarıyla karşı karşıya kalmamalıdır. Sosyal devlet anlayışına, daha demokratik bir paylaşıma ihtiyaç vardır. Memurun ve çalışanın, 5 milyon insanın aylık olarak artışları otomatiğe bağlanmalı çünkü 1 veriyorsunuz, bir zamla 3 alıyorsunuz, 5 alıyorsunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bugün, meşrulaştırılmış bir hırsızlıkla karşı karşıyayız, bir gaspla. 5’li çeteye ne kadar para verdiniz? 355 milyar para. Ben hesapladım, 5 milyon memur ve çalışana bir yıl boyunca 7 bin lira maaşından fazlasını verseniz 370 milyar lira ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Demek ki siz başların Hükûmetisiniz. Siz, bu halkın vergilerini gasbedip çetelere, rantçılara veriyorsunuz. Niye halka vermiyorsunuz, niye yoksul halka vermiyorsunuz? Bu kadar tarım alanı var, hayvancılık alanı var; onlara destek sunup bu işsizlere, bu yoksullara hangi desteği verdiniz? Ortak kooperatif açsınlar, ortak şirket açsınlar ve yönetsinler. Demokratik ekonomi diyoruz, adaletli ekonomi diyoruz ama sizde böyle bir şey olmaz. Şöyle bir ayet var, sizler iyi bilirsiniz, “Ey Muhammed, sana ve bana inanmayanların gözleri görmez, kalpleri duymaz; vicdanlarını taşlaştırdım.” diyor. Evet, sizin vicdanlarınız taşlaşmış, görmüyorsunuz, duymuyorsunuz, onun için bu kadar gamsızsınız. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tüm beyanları aynen iade ediyoruz. Hiçbirisini kabul etmiyoruz, milletin mahşerî vicdanını temsil ediyoruz.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) - Rahat ol, rahat ol, sen rahat ol.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önerge diğer önergeyi okuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 301 sıra sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu İle Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesiyle 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na eklenen geçici maddenin 4’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, 5’inci fıkrasının teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“Bu madde kapsamında ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerini, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usuller Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak Yönetmelikle tespit edilir.”

İlhami Özcan Aygun                              Cavit Arı                               Emine Gülizar Emecan

       Tekirdağ                                            Antalya                                             İstanbul

Süleyman Girgin                                Rafet Zeybek                                   Alpay Antmen

         Muğla                                              Antalya                                              Mersin

Süleyman Bülbül                                Serkan Topal                                 Faruk Sarıaslan

         Aydın                                               Hatay                                             Nevşehir

    Fikret Şahin                                     Ulaş Karasu

      Balıkesir                                             Sivas

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerine söz isteyen Sivas Milletvekili Sayın Ulaş Karasu.

Buyurunuz Sayın Karasu. (CHP sıralarından alkışlar)

ULAŞ KARASU (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 11’inci maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iktidar grubu, inşaat sektöründe sorun olduğunu kabul etmiş, bir düzenleme getirmiş ama getirdikleri düzenleme ile yapmış oldukları değişiklikle kimsenin yarasına merhem olmuyorlar. Yirmi yıldır “Yol yaptık, köprü yaptık, hastane yaptık.” diyorsunuz ama gelinen noktada 40 bin müteahhide iflas bayrağını çektirmek üzeresiniz. Sektöre yıllarını vermiş, emeğini vermiş binlerce firma, kanun teklifi bu şekliyle geçerse ya teminat mektubunu yakıp yasaklı duruma gelecek ya da iflas edecek. BDDK verilerine göre batık kredilerin en fazla olduğu grup inşaat sektörü, 30 milyar TL’lik kredi şu an takibe düşmüş durumda. Bankalar inşaat firmalarına kredi vermiyor, mevcut kredi limitini kullandırmıyor, âdeta firmaların batmasına çanak tutuyor. Tüm bunlar olurken siz faiz düşüşünden, üretimden bahsediyorsunuz. Tabii, yirmi yıldır servetine servet katan, büyüyen müteahhitler var, onlar sizin yandaş müteahhitleriniz. Onların keyfi yerinde çünkü onların Türk lirasıyla işleri yok, dolar baronu oldu onlar, dolar garantili işlerle 84 milyonu hortumlamaya devam ediyorlar. Siz, yandaş müteahhitlerinizi düşünürken biz, iflas etmek üzere olan yüz binlerce müteahhidin, alt taşeronunun, tedarikçinin, işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan inşaat emekçisi kardeşlerimizin hakkını savunmak zorundayız.

Bu kanun teklifini hazırlayan arkadaşların sektöre on sekiz ayda gelen zamlardan haberleri var mı? Mayıs 2020 ile Aralık 2021 arasındaki fiyat artışlarına bir bakalım: On sekiz aylık bir sürede inşaat demiri yüzde 238, hazır beton yüzde 241, çimento yüzde 303, kereste yüzde 271, cam fiyatları ise yüzde 455 arttı. Peki, bu fiyatlar yerinde sayıyor mu? Saymıyor. Ocak ayının ilk haftasında cama, çimentoya, diğer kalemlere yine fahiş oranda zamlar geldi. Bu fiyatlarla ne okul yapabilirsiniz ne hastane yapabilirsiniz ne de kentsel dönüşüm gerçekleştirebilirsiniz.

Konunun düzeltilmesi gereken noktalarından bir tanesi de KÖYDES projeleri. Şimdi, saray ne yapıyorsa sarayın valileri de aynı şeyi yapıyor; saray bütün ihaleleri nasıl 21/b usulüne göre yapıyorsa valiler de Kamu İhale Kanunu’na tabi olmamak için, köylere hizmet götürmeyi düzenleyen KÖYDES kapsamındaki ihaleleri yapıyor. Şimdi, KÖYDES kapsamında ihale alan firmalar ne yapacak? Bu kanun teklifiyle, KÖYDES’den iş alan firmaların tamamını mağdur ediyorsunuz.

Yine, fiyat farkı belediyelere çok ciddi maliyet getirecek. Pandemi döneminde özellikle büyükşehirlerde bütün yükü belediyelerin sırtına yüklediniz. Bu kanun teklifiyle oluşacak fiyat farklarını da hazineden karşılamanız gerekiyor.

Siz, bu kanun teklifini hazırlarken sektörün paydaşlarını dinleseydiniz, sektörün sesine kulak vermiş olsaydınız bu kanun maddesi bu şekilde gelmezdi. Gelin, hep beraber bir kanun çıkaralım, en azından sektörün taleplerine kulak verelim ve bu kanun düzenlemesinde gerekli düzenlemeleri yapalım. (CHP sıralarından alkışlar)

Peki, sektörün talepleri nelerdir? Olması gereken şu: Fiyat farkı düzenlemesinin Mayıs 2020’den başlaması gerekiyor; bunu yapamıyorsanız, en azından 2021 yılının tamamını kapsaması gerekiyor.

Zamlar, belirttiğimiz gibi, devam ediyor. Bu düzenlemenin, piyasa fiyatları ile TÜİK endeksi eşitlenene kadar uzatılması olmazsa olmazdır.

İşe başlanmamış veya kısmi olarak başlanmış projelerde fesih hakkı nasıl 2019 yılında tanındıysa şimdi de tanınmalıdır. Sektördeki maliyet artışının mutlaka kontrol altına alınması gerekiyor.

Kanunda fiyat farkı yetkisini bir belirsizlik içinde Cumhurbaşkanına bırakmak yerine bunun, üç bakanlığın yani Hazine ve Maliye, Çevre ve Şehircilik ve Ulaştırma Bakanlıklarının bir araya gelerek, paydaşlarla da görüşülerek hazırlanacak yönetmelik çerçevesinde belirlenmesi gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, yukarıda saydıklarım yapılmazsa karşılaşacağımız tablo hakkında sizlere iki örnek vermek istiyorum. Birinci örnek İstanbul’dan: İstanbul Valiliği geçtiğimiz günlerde 65 okulun yapım ihalesini maliyetlerde yaşanan artış nedeniyle iptal etmek zorunda kaldı. Türkiye’nin en büyük şehrinde 65 okul yapılmayı bekliyor.

İkinci örnek seçim bölgem Sivas’tan: Divriği’de jandarma binasının yapım işi yarım kaldı. Lise binasının ihalesi yapıldı, hâlâ başlanamadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ULAŞ KARASU (Devamla) – İlköğretim okulu binasının temeli atıldı, o da yarım kaldı. Ne oldu? Müteahhit kaçtı, gitti. Durum bu, bu iki örneğin benzeri tüm şehirlerde, tüm ilçelerde her geçen gün artmaya devam ediyor. Bizler inşaat sektörünün sayenizde yaşadığı krize çözüm olamazsak bugün iptal edilen okul sayısı 65’ten 650’ye çıkacak. Çocuklarımız okuyacak okul, vatandaşımız başını sokacak ev dahi bulamayacak. Bir an önce bu sorunların çözülmesi gerekiyor. İnşaat sektörünün içinde yaşamış olduğu krizi çözebilmek için bu kanun teklifinin hiçbir anlamı yoktur, gerekli düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 11- 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Ek fiyat farkı ve/veya sözleşmelerin devri

GEÇİCİ MADDE 5- Ülkemizde ve dünyada hammadde temininde ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ile girdi fiyatlarındaki beklenmeyen artışlar nedeniyle 1/12/2021 tarihinden önce 4734 sayılı Kanuna göre ihalesi yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam eden veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce fesih veya tasfiye edilmeksizin kabulü/geçici kabulü yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerine ilişkin Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde, 1/1/2021 ile 31/12/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil sözleşme süresince uygulanır) gerçekleştirilen kısımlar için, ihale dokümanında fiyat farkı verilmesine ilişkin hüküm bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, 1/1/2021 ile 30/12/2021 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil sözleşme süresince) ihalesi yapılan işlerde ihale tarihinin (son teklif verme tarihi) içinde bulunduğu aya ait endeks, 1/7/2021 tarihinden önce ihale edilen işlerde ise 2021 yılı Haziran ayına ait endeks temel endeks olarak kabul edilerek ve sözleşme fiyatları kullanılarak yüklenicinin başvurusu üzerine sözleşmesine göre hesaplanan fiyat farkına ilave olarak ek fiyat farkı verilebilir.

Ayrıca bu kapsamdaki sözleşmeler, yüklenicinin başvurusu ve idarenin onayı ile devredilebilir veya cezasız tasfiye edilebilir. Devredilen sözleşmelerde devir alacaklarda ilk ihaledeki şartlar, devir tarihi itibarıyla aranacak olup devirden kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımlar uygulanmaz. Yüklenimi ortak girişim tarafından yürütülen sözleşmelerde ortaklar arasında devir veya hisse devirlerinde ilk ihaledeki yeterlik şartları aranmaz. Sözleşmeyi devreden veya tasfiye eden yüklenicinin teminatı iade edilir. Bu kapsamda devredilecek sözleşmelerden damga vergisi alınmaz.

Sözleşmenin bu madde kapsamında devredilmesi veya tasfiye edilmesi durumunda birinci fıkra hükmü saklı kalmak üzere yüklenici devir tarihine kadar gerçekleştirdiği işler ya da imalatlar dışında idareden herhangi bir mali hak talebinde bulunamaz. Yüklenici tarafından idarece uygun görülecek can ve mal güvenliği ile yapı güvenliğine yönelik tedbirlerin alınması şarttır.

Bu madde kapsamında ek fiyat farkı verilebilecek alım türlerini, ürün ve girdileri, ek fiyat farkı verilmesi veya sözleşmenin devri için idareye başvuru süreleri ile devir işlemlerinin tamamlanacağı süre dâhil ek fiyat farkı hesaplamalarına ve sözleşmelerin devrine ilişkin esas ve usulleri tespite Cumhurbaşkanı yetkilidir.

4734 sayılı Kanundan istisna edilen mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden Türk lirası üzerinden yapılan sözleşmeler için idareler tarafından bu maddeye uygun olarak ilgili mevzuatında düzenleme yapılabilir.”

Hüseyin Örs                 Mehmet Metanet Çulhaoğlu                   Ayhan Erel

Trabzon                                     Adana                                     Aksaray

Bedri Yaşar                        Hayrettin Nuhoğlu                        Ayhan Altıntaş

  Samsun                                    İstanbul                                    Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurunuz Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11’inci madde üzerine İYİ Parti adına söz aldım. Selamlarımı sunarım.

Böyle bir kanuna ihtiyaç duyulmasının sebebi, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının izlemekte olduğu ekonomik politikaların iflas etmesi sonucu her şeyin kontrolden çıkması ve yapısal bir krizin meydana gelmiş olmasıdır. Yirmi yıldır uygulanan tüketime yönelik, sıcak paraya bağımlı, inşaata dayalı büyüme anlayışının Türkiye gerçekleriyle örtüşmediği anlaşılamamıştır. Defalarca değiştirilen ihale kanunlarıyla çok büyük yolsuzlukların yapıldığı ve haksız kazançların yurt dışına kaçırıldığı gizlenmeye çalışılsa da artık mızrak çuvala sığmamış, hazine çökmüş, tam bir şaşkınlık yaşanmaya başlanmıştır. Şaşkınlığı gizlemek için model değişikliği ortaya atılmıştır. Tam olarak ne anlama geldiğinin iktidar mensupları tarafından da bilinmediği “üretim, yatırım, istihdam, ihracat ve büyüme” kelimelerinden meydana gelen yeni ekonomik modelin tam bir fiyasko olduğunun anlaşılması uzun sürmeyecektir. Zira, model değişikliği yapabilecek ve uygulayabilecek kadroları yoktur, uygulamaları takip edebilecek kurum da kalmamıştır.

Asıl şaşkınlığın 2022 bütçesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasından sonra başladığına ve çok kısa sürede her şeyin kontrolden çıktığına şahit olduk. Sunum yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı, sıkılmadan “Bu bütçe, bir yatırım bütçesidir.” diyebilmiştir ama yatırım yerine, faiz giderleri ve garanti ödemeleri olduğu görülmüştür. “Bu bütçe her kesime hitap etmektedir.” diyebilmiştir ama hiçbir kesim memnun olmamıştır. Asgari ücret artışının bile çok kısa zamanda eriyip gideceği belli olmuştur. “Enflasyonla kararlılıkla mücadeleye devam edilecek.” diyebilmiştir ama enflasyon 2001’den beri ilk defa aylık yüzde 10’u, 2003’ten beri ilk defa yıllık yüzde 30’u aşmıştır. Türk lirası, tarihinde en düşük değeri görmüştür. Ekonomik kurtuluş savaşı verildiğini ifade etmiş ama kurtuluş savaşının kime karşı verildiğini belirtmemiştir. Dış güçlerin de iç güçlerin de kimler olduğu anlaşılamamıştır. Esas görevlerinin, bütçenin temel amacı olan insanımızın refah seviyesini artırmak, devletimizin güçlenerek ileriye gitmesini sağlamak olduğunun farkında bile olmayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı eleştiride bulunanlara hakaret etmekten geri kalmamıştır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu şaşkınlık ve telaş içinde elli sene önce denenip olumlu sonuç alınamayan “Kur Korumalı Türk Lirası Mevduatı” adıyla bir sistem geliştirilmiş ve kanun çıkmadan da uygulamaya konulmuştur; üstelik, bu sistemin maliyeti de bilinmemektedir. Detaylı bir etki analizi yapılmamış ve dolayısıyla da sonunda hazineye getireceği yük hesaplanmamıştır.

Değerli milletvekilleri, teklifin 11’inci maddesinde kamuda iş yapan müteahhitler için fiyat farkı ve sözleşmenin devri konusunda düzenlemeye gidilmektedir. Müteahhitlik hizmetleri, yatırım ve istihdam bakımından ülkemizin öncü sektörleri arasında yer almaktadır. 300’den fazla alt sektörü doğrudan ilgilendirmektedir, aynı zamanda istihdamın da yüzde 7’sini karşılamaktadır.

Son dönemde ham madde temini aksaklıklarının yanı sıra, artan döviz kuru ile girdi fiyatlarında çok fazla artışlar meydana gelmiştir. Bu sebeple, maddedeki düzenlemeyi olumlu fakat yetersiz bulmaktayız. Ülkeyi soyan 5’li grup için özel uygulamalar yapılırken, büyütülen yeni yandaşlara farklı koruma tedbirleri alınırken, asıl yükü taşıyan kesime çözüm getirmekte isteksiz davranılmasını akılla ve vicdanla izah etmek mümkün değildir.

Mayıs 2020’den Aralık 2021’e kadar girdi maliyetleri yüzde 277 artmıştır. 2020 yılı içinde malzemelerin artış oranı yüzde 146’dır. Demirin fiyatı altı ay önce 3 liraydı, bugün 13 liradır; fiyatı altı ayda 4 kat artmıştır. Beton ve çimentonun fiyatı da 5 kat artmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, sektörde faaliyet gösteren firmaların taleplerini gerçekçi olarak dile getirmek bizim görevimiz, yerine getirmek ise iktidarın görevidir. Fiyat farkı, 1 Ocak 2021’den itibaren devam eden bütün işler için uygulanmalıdır. Sürenin 31  Aralık 2021’de bitmesi öngörülüyor, oysa 5 Ocakta çimentoya yüzde 30 zam gelmiştir; uygulama tarihi fiyatlar normale dönene kadar uzatılmalıdır. Sözleşmelerin devrine imkân sağlansın ama iş programlarına göre yüzde 50’nin altında olan firmalara da tasfiye imkânı sağlansın. Bu sayede sözleşmesi yapıldığı hâlde başlamamış veya yeni başlamış kamu yatırımları da yıllarca beklemek durumunda kalmaz.

Bu kanun teklifinin tümüne bakınca, iktidarın insicamını kaybettiğini, ekonomiyi düzeltecek yapısal hiçbir iyileştirme yapamayacağını, getirdikleri tekliflerin Anayasa’ya aykırı olmasını bile önemsemediklerini görüyorum; bu davranışlar sona yaklaştıklarını göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim, tamamlayınız efendim.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İster zamanında, ister erken, isterse de baskın seçim olsun, onlara şimdiden güle güle diyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Beyaz, İç Tüzük 60’a göre söz talebiniz var.

 

 

 

 

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) - Teşekkürler Başkan.

Geçtiğimiz günlerde, seçim bölgem İstanbul Esenyurt’ta yaşanan olaylar Suriyeli sığınmacılar ve toplumsal uyum sorununu yeniden günümüze taşımıştır. Esenyurt ilçemiz, nispeten yeni gelişmiş, gelişen, ekonomik, demografik ve toplumsal bakımdan diğer ilçelere göre farklılıklar ve özellikler barındıran bir bölgedir. Esenyurt, aldığı iç göçün yanı sıra bünyesinde barındırdığı  Suriyeli sığınmacı sayısı bakımından da toplumsal gerilimin en üst seviyede yaşandığı bir ilçemizdir. Esenyurt sakinleri ilçede sıklıkla yaşanan bu gerilimden oldukça rahatsızdır, bu olayların yaşanmaması adına da  devletimizden yardım beklemektedir diyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu...

 

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çağımızın en haklı davalarından birinin savunucusu, ömrünü Kıbrıs Türklerine adayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş’ı vefatının 10’uncu yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum. Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm için yarım asrı aşkın süredir yürütülen müzakerelerde otuz altı yıl Kıbrıs Türklerini temsil eden Rauf Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini halkına miras bırakarak, dünya çapında kabul görmüş liderlik ve devlet adamlığı vasıflarıyla tarihteki yerini almıştır.1974 Kıbrıs Barış Harekâtında yaptığımız gibi, şartlar ne olursa olsun her zaman Kıbrıslı kardeşlerimizin hakkını, hukukunu savunduk, bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı altında yaşayan kardeşlerimizin, barış içinde hür ve bağımsız yaşamaları için bölgedeki çıkarlarını aynı kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Hiçbir güç Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağının adada ebediyen dalgalanmasına engel olamayacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.29

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN(Tekirdağ)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

 

 

1.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve 77 Milletvekilinin Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4058) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 301) (Devam)

BAŞKAN – 301 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

(Kâtip Üye Mardin Milletvekili Şeyhmus Dinçel tarafından önergenin okunmasına başlandı)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 301 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 11’inci maddesiyle 4735 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5’inci maddeye dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın ve maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından 1/12/2021 tarihinden önce ihale edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte devam eden sözleşmelerde, süre uzatımı verilmesi dahil bu maddedeki sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanı tarafından farklı düzenlemeler yapılabilir.”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclisi kapatıp gidelim daha iyi ya! Bu ne ya! Kapatalım Meclisi, kilitleyelim, gidelim ya!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “Düzenleme yapılabilir.” ne demek ya?

(Kâtip Üye Mardin Milletvekili Şeyhmus Dinçel tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

“Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst birliklerinin taraf olduğu veya bu kuruluş…”

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “…düzenlemeler yapılabilir.” ne demek ya!

(Kâtip Üye Mardin Milletvekili Şeyhmus Dinçel tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

“…veya birliklerin kaynaklarıyla karşılanan mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine ilişkin…”

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “…düzenlemeler yapılabilir.” Neye göre yapılacak? “…farklı düzenlemeler yapılabilir.” ne demek ya!

(Kâtip Üye Mardin Milletvekili Şeyhmus Dinçel tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

“…Türk Lirası üzerinden yapılan sözleşmelerde bu maddeye göre fiyat farkı ödenebilmesi amacıyla ilgili kuruluş veya üst birliğin mevzuatında düzenleme yapılabilir.”

  Mustafa Elitaş                                   Erkan Akçay                                   Abdullah Güler

        Kayseri                                             Manisa                                             İstanbul

  Oğuzhan Kaya                                İbrahim Aydemir                             Yusuf Ziya Yılmaz

        Çorum                                             Erzurum                                            Samsun

 

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Böyle yasa mı olur ya! İyice çivisini çıkardınız!

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen yok, gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının yaptığı ihalelere ilişkin sözleşmelerin niteliği gereği Cumhurbaşkanı tarafından bu maddedeki kurallardan farklı belirleme yapılmasına imkân verilmektedir.

Ayrıca, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst birlikleri Kamu İhale Kanunu’na tabi olmamakla birlikte kendi mevzuatlarına uygun olarak kamusal kaynaklarını kullanmaktadır. Bu idarelerin tarafı olduğu mal ve hizmet alımı ile yapım işleri sözleşmelerinde de maddeye uygun olarak fiyat farkı verilebilmesi öngörülmektedir.

 

III. - Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, bu önerge “Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapısına kilit vurulabilir, Türkiye Büyük Millet Meclisi işlevsiz, sembolik bir organ olarak burada vakit geçirsin.” önergesidir. Buna asla rızamız olamaz. Bu ülkede Cumhurbaşkanına, bırak bu ülkeyi, dünyanın en büyük diktatörünün yönettiği bir ülkede bile o diktatörün bu kadar geniş, sınırsız bir yetkisi kanunla verilemez.

Bu önergeden önce yoklama talep ediyoruz. 

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – 18 kişi kalktı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, bakarsın sen, sayar.

BAŞKAN – Sayın Altay, Sayın Tutdere, Sayın Emecan, Sayın Bayraktutan, Sayın Kaya, Sayın Özdemir, Sayın Şahin, Sayın Aydoğan, Sayın Kılınç, Sayın Sarıaslan, Sayın Özkan, Sayın Arık, Sayın Kayan, Sayın Girgin, Sayın Ünsal, Sayın Keven, Sayın Köse, Sayın Şener, Sayın İslam, Sayın Şeker.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.52

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Enez KAPLAN (Tekirdağ)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

 

 

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde Mustafa Elitaş ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekilleri lütfen Genel Kurulu terk etmeyelim.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından alınan karar gereğince Küresel İklim Değişikliğinin Etkilerinin En Aza İndirilmesi, Kuraklıkla Mücadele ve Su Kaynaklarının Verimli Kullanılması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerindeki genel görüşmeyi yapmak ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 18 Ocak 2022 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.07



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı         üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 301 S. Sayılı Basmayazı 11/1/2022 tarihli 44’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.