5 Ocak 2022 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa Kadak (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Mehmet Şükrü Erdinç’e aittir.

Buyurun Sayın Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 5 Ocak 2022, güzel Adana’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü. Bundan tam yüz yıl önce al bayrağımıza kanının rengini veren, hakkı ödenmez vatan evlatlarının kutsal mücadeleleri sonucu bugün bu kahramanların torunları olarak huzurlu ve mutluyuz. Millî mücadele ve kurtuluş harekâtını büyük bir gururla anmaktayız. Bu onurlu mücadele birlik ve beraberlik ruhu içerisinde 5 Ocak 1922’de kazanılmış, Adana’da bir kurtuluş destanı yazılmıştır. Asırlarca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış tarihî bir şehir olan Adana’mız tarım ve sanayide ülkemizin lokomotif şehridir. Asırlık bir şehrin asırlara bedel birçok öyküsü vardır. Bu öykülerden birisinin adı da 5 Ocaktır. Rahmetli Arif Nihat Asya petrol lambasının süzgün ışığında;

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

 Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

 Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

 Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım." diye başlayan “Bayrak” şiirini 5 Ocak gecesi yazmıştır.

5 Ocakta kurtuluş destanı yazılan Adana bize Allah’ın bir lütfudur, benzeri olmayan bir güzelliktir. O Adana ki Torosların koynunda uyur her gece, bulutlar emzirir Çukurova’nın bereketli toprağını. Nihat Malkoç Hoca’nın güzellemesiyle dört bin yıllık kadim tarihiyle Anadolu’nun en eski ve köklü şehirlerinden biri olan Adana nice esrarengiz gizemler taşır rengârenk gönül heybesinde. Nice uygarlıklar burada uyum içerisinde yol alır sonsuzluğa. Mazi, hâl ve istikbal can cana, kol koladır. Diline, dinine ve ırkına bakmadan herkesi Yunus’ça ve Mevlâna’ca kucaklayan bir şehirdir Adana. Bu topraklarda Çukurova’nın yeşili, Akdeniz’in mavisi, pamuğun beyazı, narenciyenin turuncusu ahenk içerisindedir. Bir sevdadır Adana, pamuk gibi aktır yüreği. Adana’da güzellik çirkinliği, aşk nefreti, cesaret korkuyu, inanç isyanı, sessizlik çığlığı, su ateşi kovar mekânından. Kanaat dolar heybelere, güvercinler “hu” sesleriyle doldurur camilerin avlularını. Çukurova’nın yeşilini, Akdeniz'in mavisini genç bir kız edasıyla giyinir Adana. Yeşiloba’da toprağın kara bağrında sonsuzluğu solur yeşil sarıklı şehitler… Ruhlar kıyama durur servilerin zikre daldığı aydınlık seherlerde. Zamana tanıklık etmiş Ulu Cami, salatsız felah olamayacağını haykırır günde beş kez süngü misali minarelerinden. Uçsuz bucaksız göklere karışır Çukurova’da akıtılan terlerin miski amber kokusu. Büyük Saat Kulesi’nde zaman hüzünkârdır alabildiğine. Kuşatır sonsuzluğu denizin mavisi, ovanın yeşili… Hasret ateş olur dağların doruğunda. Kim istemez Toroslar gibi dik durabilmeyi ve hep dik kalabilmeyi? Batıdan doğuya doğru esen meltem, gönülleri ısıtır. O rüzgâr ki Hak ve hakikat yiğitlerinin kokusunu getirir bize. Sözün özüdür, gönül gözüdür şirin Adana. Adana hayatın ta kendisidir. Adana candır, canandır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İşte, böyle bir Adana'nın düşman işgalinden kurtulması canlarını hiçe sayarak mücadele eden, çarpışan Saimbeyli’ye ismini veren Saim Bey'i, ilk kadın şehidimiz Rahime Hatun'u, Pozantı şehidimiz Müftü Kasım Efendi'yi, Kurttepe kahramanı Selahattin Bey'i, Kozanlı Ulvi Bey'i, Tufanbeyli'li Tufan Paşa'yı, Sinan Tekelioğlu’nu, Karslı Fatma'yı, Gülekli Hatice'yi, Aladağlı Ahmet Bey'i, Yüreğir’li Molla Nasrullah’ı ve Ahmet Remzi Yüreğir'i ve adını sayamadığımız daha nice kahraman ecdadımızı bu özel günde rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz, ruhları şâd olsun.

İşgale razı olmayan, zulme “hayır” diyen, zillete boyun eğmeyen, kazanılan bu zaferi Adanalıların bağımsızlığa verdiği önemin kanıtı olarak kabul eden yiğit ve mert Adanalıların Zafer Bayramı’nı, milletin kürsüsünden en kalbî duygularımla kutluyorum. Adana’mızın 100’üncü kurtuluş yılı kutlu olsun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi pozitif vaka sayıları ciddi şekilde artmakta ve artmaya devam ediyor. Genel Kurula baktığımda çok sayıda milletvekili arkadaşımın maske takmadığını görüyorum, lütfen maskelerimizi takalım. Belki size bir şey olmayacak ama yanınızdaki arkadaşa bu virüsü bulaştırma ihtimaliniz yüksek, bu nedenle de sizlerden özellikle rica ediyorum Genel Kurul salonunda maskesiz arkadaş bulunmasın lütfen.

Gündem dışı ikinci söz, Adana'nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana'mızın düşman işgallerinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünde söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birinci Dünya Savaşı’nda yer alan devletlerin arasına kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti de sürüklenmiş, koca imparatorluk çökmüş, toprakları parçalanmış, Osmanlı Devleti Mondros Ateşkes Anlaşması'yla topraklarının birçoğunu düşmana bırakmış ve çekilmiştir. Mustafa Kemal, Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan bir gün sonra 31 Ekim 1918 tarihinde Adana'ya gelerek Liman von Sanders’ten Yıldırım Orduları komutanlığını devraldı. 31 Ekim-10 Kasım 1918 tarihleri arasında Yıldırım Orduları Komutanı sıfatıyla Adana'dan Ahmet İzzet Paşa'ya gönderdiği telgrafta kendisine izin verildiği takdirde İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Anadolu'ya sokmayacağını bildirmiştir. Ancak, Ahmet İzzet Paşa itilaf devletleriyle ateşkes anlaşması imzalandığını belirterek hiçbir şekilde düşmana karşılık verilmemesini istemiş, düşmana ateşkesle karşılık vermekten söz eden Mustafa Kemal'i de görevinden alıp İstanbul'a çağırmıştır. Atatürk ise İstanbul'a gitmeden önce 31 Ekim 10 Kasım 1918 tarihleri arasında Adana'da kaldığı on bir günde Adana'da ilk direniş hazırlıklarını başlatmış, Rıfat Menemencioğlu, Nabi Menemencioğlu, Ali Münif Yeğenağa, Ali Cenani, Rüstem Bey ve Ahmet Remzi Yüreğir gibi esareti kabul etmeyen kahramanlarla görüşmeler yapmış, 20 Kasım 1918’de Rifat Menemencioğlu, Nabi Menemencioğlu, Ali Münif Yeğenağa, Ali Cenani ve Rüstem Bey tarafından Kilikya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. Çukurova, bölgelere ayrılarak her bölgeye milis kuvvetleri ve komutan atandı. Bu doğrultuda öncelikle bölgedeki Kuvayımilliye teşkilatlarının başına subaylar gönderilmiştir. Kılıç Ali adıyla Üsteğmen Asaf’ı, Yörük Selim adıyla Yüzbaşı Salim'i, Kozanoğlu Doğan adıyla Binbaşı Doğan'ı, Aydınoğlu Tufan adıyla Yüzbaşı Osman Nuri’yi, Polat Paşa adıyla Yüzbaşı Kamil'i, Tekelioğlu Sinan adıyla Yüzbaşı Ragıp’ı Güney Cephesi'ne göndermiş, bundan kısa bir süre sonra işgal kuvvetleri Mersin Limanı'ndan Çukurova'ya girmiş, tüm kilit noktaları kontrol altına almış ve Adana'yı işgal etmişti.

1918-1919 yıllarında Adana'da tam bir terör ve cinayet dönemi yaşandı. Bunlar arasında Ermeni çeteciler tarafından yapılan Abdo Ağa Çiftliği olayları, şehir içi cinayetleri, Taşköprü'de Türklerin çarmıha gerilişi ve kırbaçlanarak işkenceye tabi tutulmaları kolay kolay unutulmayacak çok acı olaylar oldu.

Mücadeleye, yılmadan, vatan aşkıyla, bayrak aşkıyla devam eden zorlu mücadeleler sonunda 5 Şubat 1920’den itibaren Milli Kuvvetler düşmana karşı zafer kazanmaya başladılar. 1920’de Toroslardan Fransızlara saldırı başlatıldı, 27 Mayıs 1920’de Fransız orduları komutanı Menil, Millî Kuvvetler tarafından esir alındı. “Karboğazı Olayı” olarak bilinen olay Kuvayımilliye'nin ilk siyasi zaferidir. 28 Mayıs 1920'de Fransızlar Mersin-Adana hattına çekildiler ve kuzey Çukurova, Kozan ve diğer dağlık bölgeler tamamen kurtarılmış oldu.

Adana’mızın kurtuluşunun fitilini ateşleyen, tarihe adlarını altın harflerle yazdıran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Tufanbeyli ilçemize adını veren Tufan Paşa’yı, Saimbeyli ilçemize adı konulan Saim Bey’i, Aladağ ilçemizin şehidi Ahmet Bey’i, Pozantı şehidimiz Müftü Kasım Hocayı, Kozan şehidimiz Ulvi Bey’i, Ceyhan şehidimiz Sabit Efendi’yi, Karaisalı Müftümüz Mehmet Efendi’yi, Fekeli Gizik Duran’ı, Ramazanoğlu Suphi Paşa’yı, Yüreğir müfreze komutanlarından Molla Nasrullah’ı,  Millî Kuvvetler Komutanı Sinan Tekelioğlu’nu, Cemil Nardalı’yı,  Ahmet Remzi Yüreğir’i, ilk kadın şehidimiz Rahime Hatun’u,  Gülekli Hatice’yi,  Kara Fatma’yı,  Karaisalılı İbo Osman’ı ve adlarını burada sayamadığımız daha nice adsız kahramanlarımızı minnetle yâd ediyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun inşallah.

5 Ocakta Adanalı kahramanlarımızın tarihe kendi mühürlerini vurduğunu, kurtuluş mücadelesini zaferle taçlandırdığını söyleyen Mustafa Kemal Atatürk, 15 Mart 1923 günü Adana ziyaretinde “Efendiler, bende bu vekayinin ilk hissiteşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da doğmuştur.” diyerek Adana’mızı onurlandırmıştır. Bu onura layık olan tüm hemşehrilerimin 5 Ocak kurtuluş yıl dönümünü kutluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – 6 Ocak da Ceyhan ilçemizin kurtuluş günüdür. Ceyhan ilçemizin de kurtuluşunu buradan kutluyorum. Bu vesileyle, bütün Adanalı hemşehrilerime ve Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. Ayrıca Değerli Başkanım, size de saygılarımı sunuyorum. Bugün burada bu konuşma imkânını verdiğiniz için teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı 3’üncü söz, Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Orhan Sümer’e aittir.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Toprağından bereket fışkıran, yürekleri sevgi dolu, mert insanlar diyarı Adana’mızın kurtuluşunun 100’üncü yılıyla ilgili söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’mız için söylediği “Bende bu vekayinin ilk hissiteşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da doğmuştur.” sözleri Ulusal Kurtuluş Savaşı’mıza ilham vermiş, öncü olmuştur. Biz Adanalılar bu sözden gurur duyarız. Yüz yıl önce Adana’da yakılan bağımsızlık ateşi hem milletimizin hem de ulusların kaderini değiştirmiştir. 5 Ocak 1922 tarihi sadece yüz sene öncesinden bir anı değil, gelecek yüz senenin de yol göstericisidir. 5 Ocak tarihine altın harflerle yazılmış, bizler için gurur ve onur günüdür. Kadını erkeği, genci yaşlısıyla emperyalizme karşı topyekûn verilen mücadelede ölümsüz bir destan, yolumuza ışık tutan geleceğimiz olmuştur. Yüz sene öncesinin inancıyla yüz sene sonrasını planlamamız gerektiğinin önemini hiçbir ayrım yapmadan hepimizin bilmesi gerekmektedir. Atalarımızın o günkü inancı, bizlere bağımsız, özgür bir vatan bırakmaksa bizlerin de gelecek nesillere daha adil, daha gelişmiş, muasır medeniyetler seviyesine çıkmış bir vatan bırakmak gibi bir mecburiyetimiz vardır. Bunun için sorunların tespit edilmesi ve el birliğiyle çözüm üretilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, böyle özel bir günde siyasi bir söylemde bulunmayacağım, ancak Adana’nın kurtuluş gününde de Adana’mızın sorunlarına dikkat çekmek gerekir. Bu sorunlara çareler üretmek zorundayız. İlçelerimizden bazı örnekler vermek istiyorum.

Seyhan’da sığınmacı ve göçmen sorunu bulunmaktadır. Adli vakaların artması, sosyolojik yapının değişmesi, okullardaki yabancı uyruklu öğrencilerin fazla oluşu ileride Adana’mızda çok büyük sorunlar teşkil edecektir. Yine, Seyhan merkezde Atatürk Caddesi, Gazipaşa, Ziyapaşa başta olmak üzere Adana genelinde esnafımız kan ağlıyor; dükkânların çoğu ya kiralık ya satılık durumda. Seyhan’da sulama kanallarının verimli çalışmaması ve elektrik kesintileri yüzünden çiftçimiz büyük zorluklarla üretim yapmak zorunda kalıyor.

Yüreğir’de yüz on sekiz sene hizmet vermiş hastane binası yıkıldı, üzerinden yıllar geçti, bir tek çivi bile çakılmadı. Hastane sadece Yüreğir’e değil, Karataş ve kırsala da hizmet veriyordu; 500 bin kişi bu hastaneden faydalanıyordu.

Adana-Karataş yolu on beş yıldır tadilatta. Havutlu, Doğankent, Solaklı Mahallelerinde adı “ölüm yolu”na çıkmış bu yol hâlâ tamamlanmayı bekliyor. Ayrıca, bu mahallelerimizin elektrik kesintisi sorunu vatandaşlarımızı bıktırmış durumda.

Tufanbeyli, Aladağ ve Feke’de Karayollarına ait alanlarda yol sorunu hiç çözülmüyor. Vatandaşlarımız kış aylarında kendi ilçelerine bile gidip gelmekte zorluk çekiyor. Aynı şekilde, Kozan-Feke-Mansurlu-Kayseri yolu üzerindeki 50 köyün kullandığı yol yirmi senedir bir türlü tamamlanmadı.

Sarıçam, Kozan ve İmamoğlu’nda çiftçilerimiz maalesef ne yapacağını şaşırmış durumda. Narenciye ürünleri dalında kaldı, ayrıca denize sahili ve kumsalı olan Yumurtalık ve Karataş ilçelerimizde bir tane turizm tesisi yok, olanlar da maalesef “özelleştirme” adı altında satıldı. Saimbeyli ilçemiz hayalet şehre dönüştü, ilçede ne kadar kamu kurumu varsa maalesef birer birer taşındı. Karaisalı ve Tufanbeyli’de elektrik, telefon ve internet sorunu bu çağda hâlâ çözülemedi; bazı köylerimiz günlerce elektrik kesintisi yaşıyor, vatandaşlarımız mağdur durumda. Pozantı’da orman köylülerimiz tapularını alabilmek için kadastro düzenlemesi bekliyor maalesef.

Adana’da ne yazık ki TRT, Karayolları ve TEKEL’in binaları, Maliye Bakanlığının tesisleri, ÇUKOBİRLİK arazileri, hatta fabrika makineleri yok pahasına satıldı, şehrin kalbinde yer alan kamu taşınmazları bir bir satıldığından Adana’daki işsizlik patlamış durumda. Adana’da Demiryolları atölyelerinin taşınması durdurulmalıdır; taşıyarak, satarak değil, üzerine katarak şehrimize değer kazandırabiliriz. Trafik sorunu, işsizlik sorunu, tarım topraklarının ekilememesi, kapanan fabrikalar, çiftçinin durumu acil çözüm bekliyor.

Değerli milletvekilleri, Adana’nın Yumurtalık ilçesi Sugözü kumsalında yapılan ve kömürle çalışan Hunutlu Termik Santrali balık türlerinin yok olmasına, biyolojik çeşitliliğin kaybolmasına, hava kirliliğinin artmasına neden oluyor. Santral Adana’mız ve bölge için felaket demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ORHAN SÜMER (Devamla) – Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanının Adana’ya her geldiğinde yaptığı her mitingde verdiği bir söz vardı, 2010 yılında açılışını yaptığı Adana metrosu için “Metronun yükünü alacağız, Adana’yı bu kamburdan kurtaracağız.” demişti. Maalesef bu söz havada kaldı, Adanalı hemşehrilerim bu sözün tutulmasını bekliyor.

Değerli milletvekilleri, birlik ve beraberliğin güçlü olduğu, değerlerine sahip çıkan bir Adana her türlü sorunun üstesinden gelmeyi bilecektir. “Geliyor gelmekte olan.” diyor, Adana’nın tüm sorunlarını Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında çözeceğimizin sözünü veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Adana’mıza emeği geçen herkesi minnetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biz de Divan olarak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını kutluyoruz. Ayrıca, salonda bulunan Adana milletvekili arkadaşlarıma da arzu ederlerse -ilk 20’nin dışında- yerlerinden birer dakika söz vereceğim ama sisteme girmeleri şartıyla.

Şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

İlk söz Sayın Yılmaz…

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son aylarda dünyada ve ülkemizde artan petrol fiyatları, okul servislerini olumsuz yönde etkilemiştir. Eylül ayı başlarında Millî Eğitim Bakanlığının açmış olduğu ihale sonucunda öğrenci servisleri hizmete başlamıştır. Servislerin ihaleyi aldığı dönemde 7 lira 30 kuruş olan mazot fiyatları ocak ayı başıyla beraber 12 lira 75 kuruşlara gelmiştir. Akaryakıt fiyatlarına bakılınca artışın yüzde 50’nin üzerinde olduğu görülmektedir. Artış sadece akaryakıt fiyatlarıyla sınırlı kalmamıştır, araçların bakım ücretlerinde de aynı oranlarda artış söz konusudur. Bu durum, okul servisi esnafının hizmet edemez hâle gelmesine neden olacaktır. Millî Eğitim Bakanlığımızın, artan maliyetleri göz önünde bulundurarak acilen kilometre başına fiyat iyileştirme yapması tüm okul servisi esnafının beklentisidir.

BAŞKAN – Sayın Erbay…

 

 

 

 

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biz AKP’nin yanlışlarını söylemekten bıktık ama AKP yanlış yapmaktan, ülkeye ihanet eden kararlar almaktan vazgeçmedi. Bütün yaz boyunca yangınlarla uğraştık, mücadele ettik; Muğla yandı, Adana yandı, Antalya yandı, Mersin yandı. Gerekli tedbirler alınmadığı için, gerekli hazırlıklar yapılmadığı için Muğla’da en az 70 bin hektar alanımız yanmıştı. Dün Orman Bakanlığı sosyal medyada bir ilan vermiş ve burada 5 adet amfibik uçak, 5 adet büyük tanker uçak, 10 adet küçük tanker, 55 tane helikopterin kiralanacağından bahsediyor. Bu kiralamalar ne zaman yapılacak? Bu ekipler ne zaman hazırlık yapacak? Özrü kabahatinden büyük devamında da, 5 tane amfibik uçak satın alınmasıyla ilgili girişimlerde bulunulduğu ama bunun uzun sürebileceğinden bahsediliyor. Bunlar geç kalmış uygulamalardır, eğer bu şekilde taşıma suyla yangın söndürülemeyeceğini fark etmeydiysek, elin hortumuyla yangın söndürülemeyeceğini fark etmediysek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelebi…

 

 

 

 

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Halk eğitim merkezlerinde çalışan kadrosuz usta öğreticiler, sosyal güvenceleri olmayan eğitim emekçilerimizdir. Millî Eğitim Bakanlığı “Memur değilsin.” diyor, Çalışma Bakanlığı işçi saymıyor. Devlet Memurları Kanunu’na tabiler ama haklarından yararlanamıyorlar, yirmi, yirmi beş sene çalışsalar bile kıdem tazminatları yok, işsiz kalsalar işsizlik sigortası yok, ücretleri asgari ücretinde altında, SGK primleri düşük olduğundan SGK prim günleri yirmi beş gün. Memleket Partisi olarak ders saati ücretleri 2 katına çıkmalı, SGK prim gün sayıları artırılmalı, işsizlik durumunda kıdem tazminatı almalılar, kadrolu öğretmen ve kadrolu usta öğreticilere verilen özlük haklarından yararlanmalıdır diyoruz, yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yirmi beş yıl süreyle dövizle kira ödemeleri yapılacak olan şehir hastanelerinin sözleşmelerinde yeniden finansmana yönelik maddeler bulunmaktadır. Bu sözleşme maddelerine göre şehir hastanelerini işleten şirketlere paraları ödenerek 25 yıllık yüklü döviz ödemelerinden kurtulmak mümkündür. Ülkemizin döviz ihtiyacının çok yüksek olduğu bu dönemde, üstelik AKP Genel Başkanının “Kendi paramızı ölçü olarak almadığımız sürece batmaya mahkûmuz.” dediği bir ortamda Sağlık Bakanlığı, şehir hastaneleri sözleşmelerindeki yeniden finansman maddelerini işleterek ülkemizi yirmi beş yıllık yüklü döviz ödemelerinden kurtarabilir. Sağlık Bakanlığı hangi gerekçeyle şehir hastaneleri sözleşmelerindeki yeniden finansman maddelerini işleme koymamaktadır? Hangi gerekçeyle kamunun zarar etmesine izin verilmektedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

 

 

 

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Osmaniye ilimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü 7 Ocak Cuma günü Osmaniye’mizde büyük bir coşkuyla kutlayacağız inşallah.

Çukurova bölgemizde 3 Ocak Mersin’in, 5 Ocak Adana’nın, 6 Ocak Ceyhan’ın, 7 Ocak Osmaniye’mizin, 8 Ocak Erzin’in, 9 Ocak da Dörtyol’un düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümleri olarak her yıl coşku ve heyecanla kutlanmaktadır. Özellikle içinde bulunduğumuz şu günlerde İstiklal Savaşı öncesinde olduğu gibi daha güçlü bir Türkiye için bu kutlamalar birlik ve beraberliğimizin yanı sıra dünyaya verilen mesaj açısından da çok daha anlamlı hâle gelecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle Çukurova bölgesindeki tüm hemşehrilerimizin kurtuluş yıl dönümlerini tebrik ediyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bu toprakları bize vatan yapan aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, tüm gazilerimize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Karadağ…

 

 

 

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Ağlayın, parmakları nur

Sularından kınalı kızlarım

 Ağlasın Meraga göklerinden

 Meraga'ya bakıp yıldızlarım

 

Yollara Kürşadlar uzanmış ölü

Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü

Yiğitlerim uyur gurbet ellerde

Kimi Semerkant'ta bekler beni

Kimi Caber'de

 

Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok

Ben nasıl varım?

 

Şu yakın suların

Kolu neden bükülmez

Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin

Benden doğar, bana dökülmez?

 

Ben ki ateşle konuşurdum. selle konuşurdum

İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum

''Sangaryos''u ''Sakarya'' yapan

''İkonyom''u ''Konya'' yapan

Dille konuşurdum.”

Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya'yı vefatının yıl dönümünde rahmet, minnet ve dualarla anıyorum; ruhu şad olsun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özyavuz…

 

 

 

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şanlıurfa'mızda, toprak tarım reformundan yıllık taksitli ödemelerle arazi alan vatandaşlarımız, hayat şartlarının ağırlığı ve tarım girdilerinin de artmasıyla birlikte, bu taksitleri ödeyemez duruma gelmişlerdir. Bankalardan ipotek de alamadıkları için, kredi alma imkânı da bulunmamaktadır. Bu kardeşlerimizin, borçlarının faizleri silinerek taksitlendirilmesi ve yeniden borcun yapılandırılması gereklidir. Tarım Bakanlığımızın bu konuyu çözmek için adım atacağını umuyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşlıçay...

 

 

 

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türk edebiyatına muazzam şiirler kazandıran şairlerden birisi de hiç şüphesiz Arif Nihat Asya'dır. Ses estetiğinin doruklarında gezinen, millî ve manevi duygularımızı şaha kaldıran, mısraları gönül dünyamızda al bayrak gibi dalgalandıran Arif Nihat Asya 9’uncu dönem milletvekili sıfatıyla da ülkemize ayrıca hizmetlerde bulunmuştur. Bayrak şiiriyle, Bayrak şairi unvanını alan Arif Nihat Asya'nın dizeleri bugün de bizlere ilham vermekte, yazdıklarıyla kendimizi bulmaktayız.

1975 yılının 5 Ocak günü vefat eden büyük şairi vefatının seneidevriyesinde saygıyla anıyor, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun ifadesiyle “Her gün bayraklara gelir selamı, rahmet gider bayrak serenlerinden.” diyerek rahmetle yâd ediyorum.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şiirleriyle milletimize ruh aşılayıp vatan sevgisini nesillere aktaran bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’yı ve alçak teröristlerin saldırısında şehadet şerbeti içen kahraman polisimiz Fethi Sekin'i rahmetle ve minnetle anıyorum.

Türk milletinin huzur ve güvenliği uğruna fedakârca görev yapıp kahramanlık destanları yazan emekli astsubaylarımız aktif görevde almış oldukları maaşlarının emeklilikte verilen oranının artırılmasını, subaylara verilmekte olan tazminatlara emekli astsubayların da dâhil edilmesini; 1’inci, 2’nci ve 3’üncü derece arasındaki maaş farklılığının giderilmesini talep etmektedir.

Ayrıca, 18 yaş altı astsubay sınıf okullarında geçen sürenin fiilî hizmet sayılması ve astsubay meslek yüksekokullarına iki yıl daha ilave edilerek dört yıla yükseltilmesini beklemektedirler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Akaryakıta, doğal gaza, ulaşıma, gıdaya gelen zamlardan sonra 10 milyon insanı doğrudan ilgilendiren kiralardaki artışlar da yaşamı sorunlu kıldı. Esnaflar kiralık olarak kullandıkları iş yerlerinde artan kiralardan dolayı iş yerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Tarla kiraları çiftçilerin mağduriyetini artırıyor, iş insanları kiralık olarak kullandıkları yerleri terk etmek durumunda kalıyor. Bu nedenle kiralar konusunda ciddi sorunlar yaşanıyor. Önemli ölçüde kiralarda artış var. ÜFE ve TÜFE’ye göre yapılan zamlardan dolayı kiralarda meydana gelen artışlar nedeniyle çiftçinin, esnafın, iş insanının yaşadığı sorunları hafifletici önlemlerin alınması ihtiyaç durumunda. Bu konuda çalışma yapılması için iktidara çağrıda bulunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, ülkemizde yaşayan 84 milyon yurttaşımız iktidarın yanlış politikaları nedeniyle büyük mağduriyetler yaşamaktadır, zor günler geçirmektedir. Zamlar, işsizlik, hayat pahalılığı nedeniyle perişan olan yurttaşlarımız bir de Enerji Bakanlığının akılla, mantıkla ve bilimle bağdaşmayan kalıcı yaz saati uygulaması nedeniyle ağırlaşan hayat koşullarıyla mücadele etmektedirler. İktidarın yaz saati uygulamasını dayatması nedeniyle ülkemizde milyonlarca öğrenci, emekçi, memur ve çalışan mağdurdur. Duyun bu sesi! Bu uygulama son zamlarla birlikte faturaların da kabarmasına neden olmaktadır. Yandaş elektrik şirketleri kazansın diye milyonları mağdur etmeye hakkınız yok. Buradan ilgili bakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına ve tüm kurumlara açıkça çağrıda bulunuyorum: Kalıcı yaz saati uygulaması inadından vazgeçin, ülke inatla yönetilmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Kışın soğuğunda, sabahın şafağında sokaklara çıkmak zorunda kalan bu ülkenin çocuklarını mağdur etmeyin diyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

CHP Grup Başkanvekili Sayın Özgür Özel’in Diyanet İşleri Başkanlığımızın 2013 yılında başlattığı 4-6 yaş grubuna yönelik Kur’an kursları eleştirisini şiddetle kınıyorum. Müslüman bir ülkede 4-6 yaş arasındaki çocuklara Kur’an öğretmeyi Orta Çağ zihniyeti olarak gören “Ce-Ha-Pe” gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne alakası var ya?

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – On sekiz yıl boyunca İslam’ın şiarı Ezanı Muhammedî'nin evrensel dili Arapça okunmasını yasaklayıp Türkçe ezan zulmünü dayatan “Ce-Ha-Pe” hangi maskeyi takarsa taksınlar fabrika ayarlarını değiştirmediği sürece gerçek yüzlerini bu aziz milletten gizleyemeyeceklerdir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ne alakası var ya!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hiç alakası yok.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Bir dakikaya mı tahammülünüz yok ya, bir dakikaya!

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Devletin en önemli kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığımız çocuklarımızın geleceğini düşünerek millî ve manevi değerlerimize bağlı bir nesil yetiştirmek adına eğitim kurumları açmıştır.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ayıp ya, ayıp, ayıp!

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Bu sebeple Diyanet İşleri yasal olan görevlerini icra ediyor. İstikbalimizin teminatı olan çocuklarımıza Kur’an’ı, Peygamber Efendimiz’in örnek hayatını, medeniyet değerlerimizi öğretiyor diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM – (Uşak) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Sayın İlhan…

 

 

 

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu yıl yüz yüze eğitimde Türkiye genelinde olduğu gibi maalesef Kırşehir’de de birtakım sorunlar yaşanmaktadır. Örneğin Kırşehir genelinde yaşandığı gibi özellikle Akpınar ilçesindeki okullarda öğretmen, hizmetli, kalorifer yakacak personel, güvenlik görevlisi ve benzeri ihtiyacı bir hayli fazla ve bu durum dönem başından beri de sürmektedir. 2022 yılına gelinmişken Kırşehir’in ilçelerinin bazılarında doğal gaz olmaması hâlâ büyük sorun teşkil etmektedir. İŞKUR seçim döneminde her okula en az 5-6 temizlik personeli verirken ihtiyaç sayısı had safhada olmasına rağmen Kırşehir il genelinde bu yıl için sadece 111 kişi okullara gönderilebildi. Eğitimde yılların emeğiyle marka bir şehir hâline gelen Kırşehir’in okullarında bu sorunların yaşanıyor olması kabul edilemez. Bir an önce görevli personel eksiklikleri de dâhil olmak üzere fiziki şartları yetersiz olan okullarımızın sorunlarının çözülmesi ilimizin en önemli potansiyeli olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İzmir Adliyesi önünde hainlere karşı gözünü kırpmadan kendisini siper eden kahraman Polis Memuru Fethi Sekin ile aynı olayda vefat eden Mübaşir Musa Can’ı şehadetlerinin 5’inci yıl dönümünde saygıyla yâd ediyorum. Vatanımız için canlarını feda eden tüm şehitlerimizi hürmetle anıyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm terör örgütleriyle tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemiz devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben bir asistan hekimin isyanını içeren mektubunu okumak istiyorum. “Ben 2013’te üniversite giriş sınavında Türkiye 70’incisi oldum. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde İngilizce tıp programını onur öğrencisi olarak bitirdim. Tıpta uzmanlık sınavında başarılı olarak asistan doktor olarak çalışıyorum. Ben hayatımın hiçbir döneminde bu kadar değersiz ve fakir hissetmedim. Benim her şey dâhil aldığım maaş 7.500 TL; 4 bin TL maaş için yatan, emekliliğe yansıyan kısım, 2.200 TL sabit ek ödeme, 1.300 TL performans ödemesi. Bu kadar düşük bir ücretle çalışıyorken ben sefilim Sayın Vekil. Ben 26 yaşında bir genç doktor olarak gelecek için hiç umutlu değilim, iki yıldır antidepresan ilaç alıyorum, tedavi görüyorum. Ben tek maaşımla buzdolabı alamıyorum, ben et alamıyorum; son elektrik ve doğal gaz zammından sonra evlensem nasıl ev geçindireceğimi bilemiyorum…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayan…

 

 

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kırklareli Demirköy ilçesinin Sivriler köyüne Demirköy’den enerji gitmektedir. Meşe ormanlarından geçmektedir bu enerji hattı ayrıca arazi son derece engebelidir. Rüzgârlı ve fırtınalı havalarda dalların savrulması ve ağaçların yıkılması sonucu enerji telleri kopmakta ve direkleri yıkılmaktadır. Böyle durumlarda Sivriler köyü haftalarca enerjisiz kalmaktadır. Hayvancılık yapan köylümüz hayvanlarının sütünü sağamamakta, yemlerini karamamaktadır. Evlerinde elektrik hatları ve elektronik eşyaları sürekli arıza yapmaktadır. Sivriler’e Kızılağaç Köyü’nden enerji verilmelidir. Bu köyde ağaçlar seyrek, zemini de düzgündür. Bu hat yenilenmeli ve yedek hat mutlaka yapılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Kırkpınar…

 

 

 

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Güzel İzmir’imizde vatan nöbetindeyken gözünü kırpmadan, canı pahasına teröristlerin alçak ve hain saldırısını engellemek için mücadele eden ve bu esnada şehit olarak tüm dünyaya tarihî bir mesaj veren kahraman Polisimiz Fethi Sekin’i şehadetinin 5’inci yılında rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Bu vesileyle, vatanımız için canını feda eden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, Özgür Özel’in dinimize, Diyanetimize yapmış olduğu bu çirkin saldırısını şiddetle kınıyor ve bunu milletimize havale ediyorum. 

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yazık, yazık! Vallahi yazık, billahi yazık!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Fazla bağırmayın, ona bağırsaydınız keşke. 

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sizin işiniz gücünüz… Ayıp!

ALİ ŞEKER (Kocaeli) – Sizin içiniz fesat!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne dedi ki Sayın Özel?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Bize bağıracağına ona bağır sen!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – 3,5 milyon Müslüman öldürüldü, Recep Tayyip’in emriyle öldürüldü!

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

 

 

 

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

En düşük emekli aylığı 2.500 lira olarak belirlendi. Yaklaşık 1,5 milyon emekli açlık sınırının altında yaşamaya devam ediyor.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Dinimizle, Diyanetimizle uğraşmayın! Bunun bedelini ağır ödersiniz!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Diyaneti biz kurduk, biz!

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Artan zamlar ve yüksek fiyatlar vatandaşın belini büküyor. Emekliye verilen maaş 200 dolar dahi etmiyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Diyaneti biz kurduk! Diyaneti çevirmeyin! Dini alet etme Diyanete!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Evet, kurdunuz ama bugün de hakaret ediyorsunuz!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hiç hakaret etmiyoruz!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sizin medreseleri, camileri ne hâle getirdiğinizi bütün millet biliyor!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Medreseleri, camileri siyaset yuvası olmaktan kurtardık!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Nüksetti, sizin o eski alışkanlıklarınız nüksetti!

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – 2.500 lirayla geçinilemez. Vatandaş ne kirasını ne faturasını ödeyemez hâle geldi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sen bize dini öğretme! Çalanlar çırpanlar dini öğretmez!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Eski alışkanlıklarınız nüksetti!

BAŞKAN – Sayın Kırkpınar…

Sayın Özkoç, arkadaşınız konuşuyor, lütfen…

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Zorunuza gidiyorsa o konuşmaları düzeltin!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Limanları niye peşkeş çekiyor? Dinin öyle mi emrediyor?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İktidar bunu nasıl görmezden geliyor? Emeklilerimizin yıllarca çalışmasının karşılığı bu mu?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Dinden ve Diyanetten ne istiyorsunuz? Yazık!

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine yükseltilmesini talep ediyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İşinize geldi mi götürün, işinize geldi mi din. Değil mi?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yazıklar olsun size, yazıklar olsun!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İşinize geldi mi hırsızlık…

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Bir cümle edemediniz, kınayamadınız, kınayamadınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşmeler devam ediyor. Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ne yapalım, Grup Başkan Vekili…

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Senin sicilin çok temiz değil. Neler götürmüşsün neler, dünya âlem biliyor. Neler neler!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Bak, olayı şahsileştirerek çirkinleştiriyorsun. Bak, bak…

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Sayın Başkan, Batı emperyalizminin zaman zaman köpürttüğü ahlak ve insanlık dışı İslam düşmanlığının temelinde Haçlı zihniyetinden tebarüz eden kalıntıların olduğunu çok iyi biliyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Var mı dinde?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sayın Başkanım, bak, çirkinleştirme şu olayı.

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - İslam’a ve Müslümanlara yapılan saldırı, hakaret, azınlık bir düşünce olmayıp toptancı ve devlet politikaları hâline getirildiği bilinen bir gerçektir.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sicilin temiz değil, hırsızlığın, yolsuzluğun bizde yeri yok. Tamam mı?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Çirkinleştiriyor olayı.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Siciliniz temiz değil, kabarık, kabarık.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sen beni tanıyor musun? Hiç kimse katılmıyor, kusura bakma! Terbiyesizlik sizin işiniz!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Götürürken hiç bakmıyorsun o işlere.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yazıklar olsun!

REFİK ÖZEN (Bursa) – Bir dakikalık konuşma yaptı, oradan müdahale ediyorlar. Hâlâ konuşuyorlar ya!

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Son günlerde Avrupa’daki kılık kıyafet yobazlığı, cami kapatma faşistliği, Müslüman mezarlarına tahammülsüzlük; dünyanın inanç özgürlüğü alanında asla yol almadığının apaçık bir işaretidir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Götürürken hiç bakmıyorsun. Onları çıkartacağız tek tek, senin de. Çıkartacağız. Seninle ilgili de çıkartacağız.

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Mehmet Akif’in bu medeniyet fukaralığı için yüzyıl önce “Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz” mısrasında ifade edilenin bugün bile geçerli olduğunu görmek, insanlık adına utanç verici, yarının karanlıklarının işareti açısından da son derece vahim bir durumdur.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Var var, böyle böyle, dolu dolu. Neler götürmüşsün neler! Sicilin kabarık!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Ağabey, yalan! İşiniz gücünüz yalan! Bak, hiç tanımıyorsun, adımı dahi bilmiyorsun ama hemen yalana başlıyorsun.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Seni mi? Öyle bir tanıyorum ki, öyle bir tanıyorum ki seni.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Hiç tanımıyorsun. Yazık be! Yazık!

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Senin her şeyini biliyoruz, her şeyini! İzmir’de yaptıklarını biliyoruz. Her yerde, her yerde, her yerde…

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Çıkartmayan namerttir.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Şimdi kalkmışsınız konuşuyorsunuz. Terbiyesizler!

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - İslamofobi, dünyanın başına bela açmak yolculuğudur. Buna karşı hissiselim ile aklıselim bir mücadeleye hazır olmak lazım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

 

 

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yazık ya! Arkadaşız burada ya! Tanımadığın hâlde böyle bir…

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Ya sus, yeter, sus, yeter! Zoruna gidiyor değil mi?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Edepsizce konuşuyorsun. Çirkinsin, çok çirkinsin!

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) - Sayın Başkanım, sizin aracılığınızla Tarım Bakanlığına soruyorum: Dün Aydın’dan 17 ilçe ziraat odası başkanı Meclisimize ziyarete geldi. Dün AKP grubuyla görüştüler, bugün de Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriyle görüştüler.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Götürürken…

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Başkanım, sana da yakıştıramadım ya.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) - 17 ilçe Başkanı, aynı zamanda AK PARTİ milletvekilleri, Tarım Bakanlığından randevu istemişler. Tarım Bakanı PCR testini istemiş, 17 ziraat odası Başkanımızdan. Bugün Mecliste yani ana binada PCR testi yapmak için ziraat odası başkanlarımızı götürdük, BAĞ-KUR borcu var diye PCR testini yaptırmadılar oda başkanlarımıza.

Gerçekten, ben özellikle Tarım Bakanına buradan seslenmek istiyorum: Eğer sen orada Tarım Bakanıysan bu ziraat odaları başkanlarının ve çiftçilerin temsilcisisin. Hangi şartlarda, hangi vesileyle PCR testini istiyorsun, istiyorsan neden burada yapamıyorlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Bende bu vekayiin ilk hissi teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur.” diyerek küllerinden doğan bir ulusun kurtuluşa ve yeni bir kuruluşa giden yolunu net bir şekilde özetlemiştir.

Bu yıl, Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını kutluyoruz. Tam bağımsız bir ülke için aziz milletimiz her şeyini feda ederek görkemli bir direniş göstermiştir. Bu yönüyle 5 Ocak 1922 önemli bir milattır. Bu mücadelede başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere yiğit silah arkadaşlarını, canıyla aziz vatan için şehit düşen kahramanlarımızı, gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz.

Güzel Adana’mızın düşman işgalinden kurtuluş gününü coşkuyla kutluyoruz. Yaşasın 5 Ocak diyorum, Allah’ına kurban Adana diyorum.

BAŞKAN – Sayın Koncuk…

 

 

 

İSMAİL KONCUK (Adana) – Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılını kutluyorum. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi saygıyla yâd ediyorum.

Tevafuktur, bugün aynı zamanda “Bayrak” şiirini ilk defa Adana’da Büyük Saat’te okuyan Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirini yazdığı gün ve aynı zamanda Hakk’a yürüdüğü gündür. Bu vesileyle “Bayrak” şairimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

“Delikanlım, işaret aldığın gün atandan,

Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan.

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan.

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın,

Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Oluç…

Buyurun.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Resmî Gazete’nin bugünkü sayısında bir Cumhurbaşkanlığı kararı yayınlandı ve o karara göre IŞİD ve El Kaide'yle bağlantılı olduğu iddia edilen 5 kişinin mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin karar kaldırıldı. Bu karar 30 Eylül 2013 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla alınmış ve bu 5 kişinin kararı sekiz yıl sonra kaldırıldı.

Şimdi soruyoruz: Neden kaldırıldı; IŞİD ve El Kaide'nin finansmanıyla ilgili olarak mal varlıkları dondurulan 5 kişiye dair bu karar neden kaldırıldı? Bu kişilerin IŞİD ve El Kaide bağlantılı olmadıkları kanaatine mi varıldı sekiz sene sonra ya da sekiz sene önce IŞİD ve El Kaide bağlantılıydılar, Bakanlar Kurulu bu kararı aldı da şimdi taraf mı değiştirdi bu kişiler? Bu kişilerle kurulmuş olan ilişkiler nelerdir yani iktidarın, devletin çeşitli kurumlarının bu kişilerle kurduğu ilişkiler nelerdir? “Neden mal varlıkları serbest bırakıldı?” sorusunun yanıtı yoktur.

Hatırlatmak için söylüyoruz: Türkiye’nin FATF'nin yani OECD'nin bir kurulu olan FATF'nin gri listesine alınmasındaki gerekçe IŞİD ve El Kaide’nin finansmanı konusunda iktidarın üzerine düşenleri yapmadığına dair eleştiriydi gri listeye alınma konusundaki karar. Şimdi, bu 5 kişinin mal varlıklarının dondurulmasına son verildi; acaba gri listeden sonra kara listeye alınma hazırlıkları mı yapılıyor? Bunların hepsini iktidara soruyoruz ve bu nedenin ortaya çıkarılması ve kamuya açıklanması gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın vekiller, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) var. KESK, kamu çalışanlarının yoksulluğuna dair bir rapor hazırladı -bu rapor 18 Kasım-23 Aralık tarihleri arasında hazırlandı- ve bu raporun bazı sonuçlarını size aktarmak istiyorum, neden olduğunu da sonunda söyleyeceğim.

Şimdi, kamu çalışanlarının yüzde 59’unun hane geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor bu rapora göre, yüzde 59’u. Kamu emekçilerinin maaş ortalaması 6.600 lira oluyor, bugünkü kura bakarsak 492 dolar ediyor. 7.500 lira altında maaş alan kamu emekçilerinin oranı yüzde 85, bu oran kadınlarda yüzde 90’a çıkıyor. Kamu emekçilerinin yüzde 58’i aylık kira ve barınma giderinin bin Türk lirasından fazla olduğunu söylüyor; yüzde 86’sı aylık fatura giderinin 500 Türk lirasının üzerinde olduğunu söylüyor. Her 10 kamu çalışanından 8’inin on yılda ödemek zorunda olduğu borcu var bu rapora göre.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Her 2 kamu çalışanından 1’i on yılda 50 bin lira ve üzerinde borç ödeyeceğini bildiriyor. Kamu emekçilerinin yüzde 22’si geçinmek amacıyla ek iş yaptığını söylüyor, yüzde 34’lük bir kısım da geçinmek için yakınlarından maddi destek aldığını ifade ediyor, yüzde 94’lük kesim satın alma gücü düşük olduğu için kaliteli ürün alamadığını ifade ediyor. Son beş yılda tatile çıkmayanların oranı yüzde 47. Yüzde 63’ünün kendisine ait bir otomobili yok. Kamu emekçilerinin yüzde 98’i son on yılda yoksullaştığını düşünüyor ve bunu bizzat yaşıyor zaten. Şimdi, böyle bir durumla karşı karşıyayız bu rapora göre.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Kamu emekçilerinin yüzde 90’ının en temel sorunu ekonomik geçim sıkıntısı. Yüzde 82’si liyakatsizliği; yüzde 73’ü mülakat, kayırma sistemini; yüzde 71’i mobbing, baskı ve sindirmeyi gerekçe olarak gösteriyor. Yüzde 60’ı güvencesizlik ve işten atılma korkusu yaşadıklarını söylüyor, yüzde 46’sı ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en temel sorun olduğunu ifade ediyor. Kamu çalışanlarının durumu bu, rapor ortaya koyuyor, KESK’in hazırladığı rapor bunu ortaya koyuyor ve bu durumda, kamu çalışanlarına yapılmış olan yeni yıl ücret artışı yüzde 30,5. İşte, iktidarın, kamu emekçilerine layık gördüğü yaşam ve çalışma koşulları budur; bunu bir kez daha vurgulamış olalım.

Şimdi, Hazine ve Maliye Bakanı, biliyorsunuz, 20 Aralık tarihini bir milat olarak değerlendiriyor ve vurgun gününden zafer türküleri yaratmaya çalışıyor. Şimdi, verdiği rakamlara bakalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Hani ihracatta büyük bir artış olduğu ifade ediliyor ya, bir karşılaştırma yaptık; Türkiye’nin 2002 yılı ithalat ve ihracatına baktığımızda, 50 milyar dolar ithalat yapılmış 2002 yılında, ihracat ise 15 milyar dolarmış. 2002 yılı kuruyla baktığımızda ithalat ve ihracat arasındaki fark 22,5 milyar Türk lirası oluyor. Şimdi, bu zafer yılı ilan edilmiş olan 2021’e bakalım: 2021 yılında ihracat 225 milyar dolara çıkmış, peki ithalat 271 milyar dolar; aradaki fark ithalat lehine 45,9 milyar dolar. Bu farkın Türk lirası karşılığı ne 616 milyar Türk lirası. Yani 2022 yılında bütçe tutarının hemen hemen yarısı aradaki farkı oluşturuyor. Hani bu kıpır kıpır Bakan, gözlerinde ışık yanan Bakanın “büyük başarı” diye anlattığı hikâye aslında böyle bir hikâye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAH OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Aslında gözlerde bir Bakan ışığı da görmemeye başladık, son gün yaptığı röportajda, baktık, gözler donuklaşmış, bir ışık yok, kıpır kıpırlık geçmiş. Şimdi, bu Bakan diyor ki: “Artık ekonomide Ortodoks değil, heterodoks politikalar izleyeceğiz.” Nedir heterodoks ekonomi politikaları, herkes merakla bunu soruyor? Bakın, heterodoks ekonomi politikası demek: Enflasyonist baskıları önlemek amacıyla ücretleri belirli bir süre için ya da süre verilmeksizin dondurmak demektir. Buradan güdülen amaç gelir-fiyat çekişmesini kırmak ve enflasyonu denetim altına almak demektir. Bu uygulamaya çoğu kez fiyatların, faizlerin, kiraların dondurulması da eşlik eder. Nerede uygulandı bu? Latin Amerika ülkelerinde uygulandı, Brezilya’da uygulandı, Arjantin’de uygulandı, zaman zaman kısmi olarak Türkiye'de uygulandı ve her seferinde büyük bir fiyat…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem efendim.

BAŞKAN – Sayın Oluç, son cümlenizi alayım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Heterodoks ekonomi politikaları adıyla uygulanan bu adımların her biri hem Brezilya’da hem Arjantin’de ve kısmi olarak uygulandığı Türkiye’de fiyaskoyla karşı karşıya kaldı. Dolayısıyla, bir kez daha bunu vurgulamak istiyoruz yani bu kıpır kıpır Bakan, gözlerinde Bakan ışığı kalmamış olan Bakan, heterodoks ekonomi politikalarıyla ücretli çalışanların, işçinin, emekçinin, emeklinin, kamu çalışanının, kadının, gencin haklarına, maaşlarına, ücretlerine daha fazla el uzatacak, yoksulluğu daha fazla artıracak adımlardır bunlar. Bunu da bir kez daha vurgulamış olalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Özkoç’ta.

Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bağımsızlık ve özgürlük sevdalısı Adana’nın kuruluşunun 100’üncü yılını kutluyorum.

İzmir’de terör örgütü PKK’nın düzenlediği saldırıda şehit olan polis memuru Fethi Sekin’i ve Musa Can’ı rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına milletimize, bizi izleyen herkese, basın mensuplarına buradan bir duyuru yapmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde milletimiz sandığa gittiğinde milletvekillerini seçerken kendi haklarını ve hukuklarını koruması için Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderiyorlar. Bir adaletsizlik olmasın diye cumhuriyetimizin kurumları var, denetleyen kurumları var; maalesef, denetleyen kurumları devre dışı bırakıldı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi vardı. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, maalesef, Cumhur İttifakı’nın çoğunluğunu azınlığa dayatması neticesinde burada halkın menfaatine olmayan yasaları yasalaştırmak, hukuksuz kararları yasalaştırmak için Cumhur İttifakı’nın elleri kalkıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, bunun karşısındayız. İhaleler şunun için vardır, kamu yararı için vardır. İhaleler, ihale yapan kuruluşlar, vatandaşların eşit şekilde, girişimcilerin eşit şekilde, yasalar çerçevesinde ihaleye katılarak, bedel artırarak o kamu yaranın daha çok olmasını, daha fazla olmasını sağlamaya yarar. Bugün 1’inci madde olarak görüşeceğimiz limanların kiralama süreleri daha dolmadığı hâlde, onları ihalesiz aynı firmalara veriyor olmak Anayasa’ya aykırıdır, hukuksuzluktur, millet vicdanına sığmaz, etik değildir, kul hakkı yemektir. Bu kişilerin yani bu 5 kişinin kim oldukları, neden ayrıcalıklarının olduğunu; iktidarın, hangi kamu yararını gözeterek Katarlılara Antalya Limanı’nı peşkeş çektiğini, Limak’a Mersin Limanı’nı peşkeş çektiğini söylüyor olması gerekiyor. İktidar açıklamalıdır; bu insanların ayrıcalığı ne? Türkiye’de binlerce iş insanı var, girişimci kurumlar var; bunlar da limanın ihalesine katılmak istiyorlar ve bedel artırmak istiyorlar ve bundan dolayı Türkiye’nin menfaatlenmesinin, milletin çıkarının önü açılacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İktidar, sadece kendi yandaşlarına ve Katar'a, özellikle Katar'a, Limak’a, 5’li çeteye bu limanları ihale dışı bırakarak hukuksuzluk içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir yasa çıkarmaya çalışıyor. Bu, bu Meclisin tozlu sayfaları içerisine geçecektir ancak hafızalarda kara bir sayfa olarak kalacaktır. Bu, doğru değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekillerinin hiçbir koşulda bir avuç zenginin menfaati doğrultusunda iktidarla birlikte iş birliği neticesinde devlet malını yağmalaması doğru değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O yüzden, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1’inci maddede 3-5 kişiye ve Katar'a peşkeş çekilecek Türkiye limanlarının bu kararına el kaldıranlar tarihte bunun hesabını vereceklerdir. Tamamen hukuksuz, tamamen millet vicdanına aykırı olan bu karara Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar direneceğiz, millet ve kamu menfaatini sonuna kadar kollayacağız. Ama buradan sesleniyorum: Bu ihaleyi alanlar da bir gün yasalar karşısında bağımsız mahkemelerde bunun hesabını vereceklerdir tıpkı bunu onlara verenler gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde olan, bu oylamaya katılacak bütün milletvekillerimiz vebal altındadır. Ya milletten yana elimizi kaldıracağız ya da bir avuç zengin ile iktidarın arasındaki bu kara ilişkiye ortak olacağız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu’nda.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hakikaten öncelikli olarak şunu ifade edeyim ki bizim asla ve kata, hiçbir zaman toplumun aleyhine, toplum kesimlerinin aleyhine bir yasa teklifi getirmemiz söz konusu değildir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Toplumun lehine yaptığınız bir şey yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Burada olup biten hadise var olan bir kira sözleşmesinin güncellenerek uzatılmasına dönük bir düzenlemedir.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Nasıl güncellenecek? Talanın adı ne zaman güncelleme oldu?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Katar’ın mevzuatı bu, Katar’ın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ve halkımızın, devletimizin menfaatinedir.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Memleketi katar katar sattınız.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Biz sizin Grup Başkan Vekilinizi dinledik, lütfen.

Sayın Başkanım, müdahale edin lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Aynı zamanda bu kanun teklifinde vatandaşlarımızın lehine olmak üzere stokçulukla ilgili mücadelede etkin bir mücadele yapılmasına ilişkin düzenlemeler de söz konusudur. Aynı zamanda elektrikle ilgili de bazı düzenlemeler bu getirdiğimiz teklifte söz konusudur. Dolayısıyla, asla ve kata halkın menfaatine olmayan bir kanun teklifine AK PARTİ Grubu olarak da Cumhur İttifakı olarak da hiçbir şekilde halkın menfaati yoksa “evet” demeyiz, halkın menfaati varsa “evet” deriz, bunun bilinmesini isterim.

Aynı zamanda, bakın, biz dün de bir başka kanun teklifi verdik Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına. Onda da Sayın Cumhurbaşkanımızın kabine sonrası ortaya koyduğu çerçeve içerisinde gerçekten bütün toplum kesimlerinin de yine düzenlemelerini ihtiva eden bir teklif söz konusu. Nedir? Şu anda en düşük emekli maaşı olarak 1.500 lira alan emeklilerimizin maaşını yüzde 67’ye yakın bir zamla 2.500 liraya çıkartıyoruz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Açlık sınırı ne?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - 2.500 en alt emeklilik limiti.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Açlık sınırı kaç lira?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kademeli olarak bunun üstünde yüzde 30,95 oranında altı aylık dilimler üzerinden…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Ya, emeklinin aç olmasın için bile 2 bin liraya ihtiyacı var!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yani 1 Ocak ile 1 Temmuz arasında altı aylık bir zam artışıdır 30,95 oranındaki artış. Dolayısıyla, temmuz ayında bir yüzde 7 ilave daha gelecektir emeklilerimize ve memurlarımıza.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Aynı zamanda, bir enflasyon farkı söz konusu olursa bu da…

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Yalancı enflasyon!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bahsedilen zam oranı, yüzde 30,95-yüzde 31’e varan zam oranı, 1 Ocak-1 Temmuz arasında altı aylık zam oranıdır. Temmuz ayında tekrar yüzde 7 ilave zam, bütün memur ve emeklilerimize yansıtılacaktır, aynı zamanda bir enflasyon farkı olursa bu da değerlendirilip yansıtılacaktır. Dolayısıyla, biz hiçbir zaman toplumumuzun hiçbir kesimini enflasyona ezdirmedik, asla ezdirmeyeceğiz. Refah payını mutlaka her zaman gözeterek bu düzenlemeleri yapacağız. Aynı zamanda, bireysel emeklilikle ilgili devlet katkısını yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarıyoruz. Bu manada hakikaten özellikle kademeli doğal gaz faturalandırmasıyla ilgili düzenlemeleri ve birçok düzenlemeyi ihtiva eden kanun teklifimizi de dün akşam itibarıyla yüce Meclisin bilgisine sunduk, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmek suretiyle inşallah Genel Kurula gelecek

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu manada -biraz evvel hep beraber yaşadık- AK PARTİ Grubundan bir dakikalık süre alarak kendi görüş ve kanaatini nezih bir şekilde ifade eden milletvekillerimizi jakoben ve faşizan bir yaklaşımla nasıl tahammülsüzlük gösterildiğini milletimiz hayretle, şayanı dikkatle izlemiştir. Bu, fikir ve düşünceye olan tahammülsüzlüktür, kendi fikir ve düşüncesinin acziyetinin itirafıdır. Siz, milletvekillerimize oradan bağıracağınıza, karşılık vereceğinize kendi millet değerlerine savaş açan milletimizin inancına, değerlerine, dinine, diyanetine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hadi oradan!

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Yalan!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Edep yahu! Biraz edep olsun!

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Kocaman bir yalan!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Buradan ekmek çıkmaz.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Milletimizin dinine, diyanetine, değerlerine, halkımıza, milletimize, onun inançlarına “Orta Çağ zihniyeti” diyen zavallı düşünceyi protesto edin ve milletimizden özür dileyin!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hadi Bakara makara!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Milletimizden özür dileyin! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Evet, sonuç itibarıyla, son olarak sözlerimi şöyle bağlamak istiyorum: Bugün, çok değerli Adanalıların, Adana’mızın kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümü.

“Konsun yine pervazlara güvercinler/ ‘Hu hu’lara karışsın aminler/ Mübarek akşamdır/ Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!” diyerek en güzel naatlardan bir tanesini yazan bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …vefat yıl dönümü münasebetiyle “Bayrak” şiirinin baştan ve sondan dizelerini okumak istiyorum ve inşallah, ruhunun da şad olmasını, bütün geçmişlerimin ve Rahmetirahman’a kavuşan bütün vatandaşlarımızın ailelerine de buradan taziyelerimi beyan ediyorum.

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım…”

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İlkokul çocuğu, müsamere… Cumhuriyet şiirleri okuyor; müsamere yapıyor, müsamere.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “…Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim,

Yer yüzünde yer beğen,

Nereye dikilmek istersen,

Söyle seni oraya dikeyim!” (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve İYİ Parti sıralarından gürültüler)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – İlköğretim kitaplarından niye kaldırdınız bu şiiri? Niye kaldırdınız da burada okuyorsunuz?

ORHAN ÇAKIRLAR (Edirne) – Andımız’ı da söylesin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

Buyurun Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Partimizin dini istismar ettiğini söyleyerek sataşmada bulunmuştur.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dini istismar ettiğini söylemedim, öyle bir şey söylemedim. Kendisi “Orta Çağ zihniyeti.” dedi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Söyledin, söyledin!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Söz isteyebilir miyim efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Orta Çağ zihniyeti.” dediniz milletimizin inancına dedim.

BAŞKAN – Din ve Diyaneti de birlikte…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiç öyle bir şey demedim. Bakın, demedim; bakın tutanaklara.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Demedi!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle bir şey demedim. Demediğim hâlde dedi kabul ettiniz; evet. Yani demediğim hâlde dedi kabul ettiniz, sizin  takdiriniz. Taraflı bir yaklaşım içerisinde oluyorsunuz; evet.

BAŞKAN – Benim takdirim, evet, Sayın Akbaşoğlu, benim takdirim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Meclisi Başkan yönetir zaten.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Taraflı olanı da görüyor yani Millet; evet.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Arkadaşlar, Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; tabii, bağırıyor, konuşuyor kendi söylediklerinin altında ezileceğini bildiği için. Muhalefeti dinlemeye dahi tenezzül edemiyorlar, sabırları yok. Neden? Neler yaptıklarını kendileri biliyorlar.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nde Diyanetin bakanlığını kuran Cumhuriyet Halk Partisidir, ilahiyat fakültesini kuran Cumhuriyet Halk Partisidir, imam-hatipleri açan Cumhuriyet Halk Partisidir.

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Doğru, başında Atatürk vardı, doğru efendim, başında Atatürk vardı o zaman, doğru efendim, doğru.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) –  Sen, tamam… Kuran Cumhuriyet Halk Partisidir.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Şimdi o CHP o değil ki.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) –  Ama Türkiye Cumhuriyeti’nde, Arap dünyasında, Haçlı Seferlerinde dahi…

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Camileri ahır yapan…

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – …ezanlar minarelerde okunurken, Amerika orayı bombalarken Noel’de Noel kutlaması yapan…

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Camileri ahır yapan kim?

BAŞKAN – Ya, niye bağırıyorsun, niye bağırıyorsunuz?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) –  …ve “Ben bu projenin eş başkanıyım.” diyen Türkiye Cumhuriyeti’nde bir tek kişi vardır, adı Recep Tayyip Erdoğan’dır; bir tek kişi. (CHP sıralarından alkışlar) 

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Camileri ahır yapan kim, ahır yapan?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Burada telefonda, açın telefonlarınızı, 3 milyon 750 bin Müslüman katledilmiştir, katledilirken televizyonlarda Amerikan askerlerini ve bu projenin eş başkanı olduğunu söyleyen, Müslümanların Libya’da çocukların -bombalarla- İzmir’den kalkan uçaklarla bombalanmasının önünü açan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Siz mi bize dinle ilgili fetva vereceksiniz? Siz mi bize din konusunda akıl vereceksiniz? İlk önce kul hakkı yemeyin, Allah’tan korkun, ondan sonra gelin, burada konuşun. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – 15 bin kişiyi işten attınız, 15 bin kişiyi! Bu, kul hakkı değil mi?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, Grup Başkan Vekiliniz kürsüde.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, süreyi yeniler misiniz.

BAŞKAN – Yenileriz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şimdi cevap ver; Recep Tayyip Erdoğan “Eş başkanıyım.” dedi mi, demedi mi?

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Lütfen, sakin sakin…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Müslümanların öldürülmesine izin verdi mi, vermedi mi cevap ver?

BAŞKAN – Sayın Özkoç, lütfen, rica ediyorum…

Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, bakın, Grup Başkan Vekili kürsüde, süresini baştan başlatalım.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – O tarafa hiç bakmıyor Başkan, o tarafı görmüyor. Bu kadar tarafgirlik olmaz ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Amerikan askerlerine başarılar diledi mi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi ve aziz milletimizi hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ya, hamaset yapmayı bırak, cevap ver ya!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen sus be!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Senden mi öğreneceğiz konuşmayı ya? Haddini bil, haddini!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen kimsin ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bırak hamaset yapmayı!

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Dinle bir kere ya, biz sizi dinliyoruz! Yeter artık ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Evet, bakınız, Anayasa burada.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Emir verdi mi, vermedi mi kardeşim?

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Dinle be, biraz dinlemeyi öğren!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa’nın 136’ncı maddesine göre Atatürk tarafından kurulmuş bir teşkilattır ve kendi özel kanunu vardır; İslam dininin inancının temellerini, amellerini, ibadetlerini, ahlaki ilkelerini bütün vatandaşlarımıza anlatmak üzere özel kanun, görev ve teşkilatıyla kurulmuştur.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Libya’daki Müslümanları öldürttünüz mü? Irak’taki kadınları öldürttünüz mü?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – İşte, bu teşkilat, Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatı 7’den 77’ye…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Müslümanların katledilmesine izin karar verdiniz mi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – …bu vesileyle kanuni vazifesini yerine getirirken 4-6 yaş aralığındaki yavrularımız da Kur'an kurslarında…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Müslümanların katledilmesine…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Dinlenmesini öğren be biraz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – …Peygamber Efendimiz’in tavsiyesine uygun bir şekilde dinî eğitimlerini almaktadırlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ettirdi mi, ettirmedi mi? Cevap versin.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Kes be! Dinlemesini öğren biraz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Ancak, CHP sonuç itibarıyla bu dinî eğitime “Orta Çağ zihniyeti” diyerek milletimizin inançlarına hakaret ettiği hâlde…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Müslümanları katlettirdiniz mi, ettirmediniz mi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) –  …gerçek yüzü ortaya çıktığı hâlde burada konuyu saptırarak…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) –Konuyu boş ver.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – …başka gündemler ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Onların da hepsi iftiradır, bühtandır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ne iftirası? Burada, burada.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Biz bir tarafta Libya’daki kardeşlerimizin, bir tarafta Karabağ’daki kardeşlerimizin yanındayız. Biz, İslam dünyasının, mazlum ve mağdur coğrafyaların gür sesi olarak emperyalistlere Osmanlı tokadı atıyoruz, Osmanlı tokadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sen söyle, söyle. “Eş Başkanıyım.” dedi, eş.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eş Başkanıyım.” dedi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akbaşoğlu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sadece kayıtlara geçsin diye daha fazla uzatmamak için…

Sorduğum soruların hiçbirisine cevap vermedi.

AKP Genel Başkanı, “Amerika’nın projesinin Eş Başkanıyım.” diyerek Irak’ta, Suriye’de, Libya’da Müslümanların katledilmesine ortak oldu mu, olmadı mı?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ne alakası var?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Ben Eş Başkanıyım.” dedi mi, demedi mi? Libya’daki çocukların paramparça olmasına, İzmir’den kalkan uçaklara cevaz vererek izin verdi mi, vermedi mi?

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Özkoç.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, ben de kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum: Hepsinin cevabını verdim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vermedi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir dakika… Aynı zamanda veriyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vermedi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gündemle ilgili değerli milletvekillerimizin bir dakikalık konuşmalarında gündeme getirdiği hususlarla ilgili bir tahammüllerinin söz konusu olmadığını…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hiç alakası yok!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) –…kendi görüş ve düşüncelerini, zihniyetlerini “check” etmek gerekirken…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hiç alakası yok!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) –…milletimizden özür dilemeleri gerekirken “Orta Çağ zihniyeti” diye hâlâ gündemi değiştirmek istediklerini söyledim. Ve cevabımda, devamında dedim ki: Türkiye hem Karabağ’da hem Libya’da emperyalistlere ve onların uşaklarına cevap veriyor. Dolayısıyla sizin bütün teziniz çöküyor, temelsiz oluyor. Kestirmeden, en güzel cevabı verdim; anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

Bak, ne diyor Thomas Bauer? “Neden İslam’ın Orta Çağı Yoktu?” Batılılar, aklıselim Batılılar diyor ki: “Orta Çağ, Batının kendi karanlığıdır. Engizisyonlar, aforizmalar Batının kendi içinde gerçekleşmiştir; İslam’da böyle bir durum yoktur, din ile bilim arasında bir çatışma yoktur.”

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, kayıtlar bu kadar uzun sürüyor mu ya? Ne dediğini anlamıyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ancak CHP arkaik zihniyeti “Hakikaten helalleşelim.” derken öbür taraftan, bu şekilde, makyajı döküldüğünde ne yapacağını bilemez hâlde hırçınlaşarak saldırıyor. İşin özü ve özeti bundan ibarettir, arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, Sayın Akbaşoğlu…

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Helalleşip helalleşip konuşuyorsunuz!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Ya, millet aç, aç. Allah aşkına biraz milletin derdiyle dertlenin ya! 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, hiç bağırmağa çağırmaya gerek yok, tek şey söyleyecekler. Ben şu telefonu açtığım zaman, o zaman Başbakan olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Amerika’daki Orta Doğu Savaşı’nın Eş Başkanıyım.” dediğini görüyorum. O Orta Doğu Savaşı’nda 3 milyon 750 bin Müslüman katledildi, 3 milyon 750 bin Müslümanı katleden Amerikan askerleriyle ilgili o Genel Başkan başarılar diledi. Irak’ta 50 bin kadın tecavüze uğrayarak hamile kaldı, kasaturayla karınlarını kestiler “Amerika’nın çocuklarını doğurmayacağız.” diye. Ona sebep olanlar burada konuşamazlar, konuşamazlar. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Eğer o Genel Başkan olmasaydı 5 katı olurdu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir saniye… Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir dakika, bir dakika Sayın Başkan…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ne diyeceksin? Cevap ver.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bana bir cevap verdi, bakın “Konuşamazlar.” diyor…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bir saniye…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bağırmadan cevap ver.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bağırmayacağım, bağırma yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yavaş yavaş, rahat rahat, sakin…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Rahat rahat cevap verin.” diyor, bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.11

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Söz sırası Sayın Usta’da.

Buyurun Sayın Usta.

 

 

 

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Adana’nın kurtuluşunun 100’üncü yıl dönümünü idrak ediyoruz. Aynı zamanda, kahraman polisimiz Fethi Sekin’in de şahadetinin 5’inci yılı. Ben bu vesileyle bütün Kurtuluş Mücadelesi kahramanlarımızı, gazilerimizi, şehitlerimizi; hepsini rahmetle anıyorum.

Bugün aynı zamanda, Türk edebiyatının büyük üstatlarından Arif Nihat Asya’nın vefatının da 47’nci yıl dönümü. Hepimizin bildiği üzere Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri vardır ve bu şiiri nedeniyle de bayrak şairi olarak bilinir ve tanınır. Fakat maalesef, bugün AK PARTİ’li arkadaşlarımız da “Bayrak” şiirinden bir kısım mısra okudu. Yetmiş iki yıl Türkiye’de okullarda, kitaplarda okutulan “Bayrak” şiiri yine Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri tarafından kitaplardan çıkarılmıştır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

ERHAN USTA (Samsun) – Bazı mısralar çıkarılmıştır, evet.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

ERHAN USTA (Samsun) – Bunu nasıl izah ediyorlar arkadaşlar, lütfen, bunu bize bir söylesinler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiçbir alakası olmadığını söyleyebilirim, hiçbir alakası yok.

ERHAN USTA (Samsun) – Yani hem burada Arif Nihat Asya’ya övgüler düzeceksiniz hem de onun, bayrak şairi olan yani ismini aldığı, unvanını aldığı şiirini kitaplardan çıkaracaksınız; bunu anlamak mümkün değil, buna bir açıklama getirmeleri gerekiyor.

Şimdi, Sayın Başkan, malum, bir kanunu görüşmeye dün itibarıyla başladık. Bu kanunun çok önemli maddelerinden bir tanesi bu limanların özelleştirilmesinin, daha doğrusu işletme hakkı devirlerinin uzatılmasına ilişkin hükümdür. Şu anda konunun ne olduğunu tam bilmeyen vatandaşlarımız vardır belki, bir miktar bilgi verelim, burada yapılmak istenen olay şu: 18 tane liman var, bunlar devletin limanları. Değişik zamanlarda bunların işletme hakkı özel sektöre devredilmiş, özelleştirilmiş. İşletme süresi en yakında bitecek olanınki 2027 bitecek, daha beş yıl var. En uzak olanınki de zannediyorum 2054’te bitecek. Şimdi, bu Hükûmet şöyle bir şey yapıyor: Bir kanun getiriyor, şimdi bu kanunla -bu sürelerde kabaca otuz yıl olarak verilmiş- bunların hepsinin istemeleri durumunda kırk dokuz yıla uzatmayı öngörüyor. Burada bir defa Anayasa’ya aykırılık var -işin o kısmında da değilim, onu arkadaşlar izah ettiler- mevcut yapılan işlerin yasaya uygun olmadığını da biliyoruz, o da bir yanda var fakat burada bizim anlayamadığımız konu -ve ısrarla bunu soruyoruz, dün Komisyon Başkanımıza da sorduk- bunların sürelerinin bitmesine en az olana beş yıl var iken niye acele ediyorsunuz? Bu acele nedir, bunu niye getiriyorsunuz? Bu bir. İkincisi, niye bununla ilgili bir ihale yapmadan, rekabet ortamı oluşturmadan bu işlemi yapıyorsunuz? Bir yandan “Türkiye hızlı kalkınacak, ihracatımız artacak; bu pandemi bize lojistik imkânlar verdi, fırsatlar verdi, bu fırsatları değerlendireceğiz. 500 milyar dolar ihracat…” diyorsunuz, bunun anlamı nedir? Limanlarımız çok daha fazla değer kazanacak. Ya, daha bunun süresine beş yıl, on yıl, yirmi yıl varken, bu süreleri beklemeden bu acele niye? Bir şeyi yağmalamaya mı çalışıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – Bu yağmalama zihniyetidir. Yani Şevki Yılmaz’ın sözlerini ben hiç ciddiye almamıştım, çok kınamıştım ama burada Şevki Yılmaz’ın söylediklerinin arkasında duran bir tavır görüyorum ben AK PARTİ Grubunda. Sayın Başkan, bu kabul edilemez. Ne diyor Şevki Yılmaz? “Ya, iktidar gidiyor, bu paraları kime bırakacaksınız? Altınları, şunları bunları harcayın.” diye apaçık bir şekilde söylemiş. Şimdi aynı zihniyetle, bir yağmalama zihniyetiyle bir şey yapılıyor. Tekrar soruyorum arkadaşlar: Bir: Bu acele niye? Niye bunları bugünden yapıyorsunuz? İki: Niye açık ihaleyle yapmıyorsunuz? Rekabet ortamını oluşturalım. Bu insanlar zaten bir kısmını kullanmış, diğerleri de süresi bittiğinde… Niye kırk dokuz yıla uzatıyorsunuz? Bir başkasına verelim, daha iyi fiyatla verelim.

Bakın, Sayın Başkan, belki de ilk kez Türk kamuoyunun gündemine gelecek bir konuyu buradan bu vesileyle açıklamak istiyorum. Yıl 2004, Devlet Planlama Teşkilatına Ulaştırma Bakanlığı tarafından bir yazı geldi, Atatürk Havalimanının işletme -yap-işlet-devretle yapıldı, biliyorsunuz- süresinin 2005’in ortalarında biteceği ifade edildi ve “Bu sürenin bitmesine dokuz ay var, 2005’in ortasında bitiyor, bu kısa süre içerisinde ihale yapma imkânı yoktur. Mevcut işletmeciye yirmi yıllığına tekrar bir süre uzatımı yapalım.” denildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ERHAN USTA (Samsun) - O yazıda bedel olarak gelen rakam da 500 milyon dolardı arkadaşlar. “Yirmi yıl süre uzatılması yapalım, ihale yapmayalım, 500 milyon dolarla bunu mevcut işletmeciye verelim.” denilmişti. Devlet Planlama Teşkilatı olarak biz buna karşı durduk -o zaman tabii Yüksek Planlama Kurulu var, o zaman AK PARTİ hukuktan biraz korkuyordu, çekiniyordu yani işte bürokratların imzası olmadan YPK, kararı imzaya açabilirdi ama riskli görüyordu. Şimdi, şu anda öyle bir şey yok, zaten o nedenle kökten YPK'yı da kaldırdılar, Devlet Planlama Teşkilatını da kaldırdılar- biz buna direndik ve en sonunda… Tabii, yazışmalar oldu, Ulaştırma Bakanlığı dedi ki: “Orada bir gün bile işler durursa bunun vebalinin altından kalkamazsınız.” Biz dedik ki: “Kardeşim, yirmi yıl önceden bunun ne zaman biteceği belli. Yeni iktidar değilsiniz, iktidara 2002’nin sonunda gelmişsiniz, iki yıldır görevdesiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Bitireceğim Sayın Başkanım.

“Bugüne kadar niye uyudunuz, niye zamanında yapmadınız, bunun altında başka bir şey var.” dedik, direndik ve en sonunda ihale yapılmak zorunda kaldı. “500 milyon dolar ve yirmi yıllığına verelim.” dediği Atatürk Havalimanı, Sayın Başkan, on beş buçuk yıllığına 2 milyar 925 milyon dolara ihale edildi. Bakın, burada milletin menfaati var, arkadaşlar.

Şimdi, sizin bu yaptığınız yolsuzluğa yol açar bu ülkede, kamu zararına yol açar. Ya, ben anlamıyorum, şimdi, eğer bu burada geçerse yani buna oy veren millet milletvekilleri, Cumhur İttifakı milletvekilleri çocuklarının yüzüne nasıl bakacak? Yani apaçık bir yolsuzluğun önü açılıyor, arkadaşlar, burada. Biz demiyoruz ki: “Bunlar verilmesin.” Burada özelleştirme karşıtlığından değil. “Ya, bir gerekçesini söyleyin.” diyor. Bak,  şu ana kadar, bir tane gerekçe söylenmedi. En yakın süresi bitecek olana beş yıl var. Ta 2054’te süresi bitecek olanı bile bugün bir yağmalama zihniyetiyle ihale yapmadan niye veriyoruz arkadaşlar? Ne deniliyor? “Efendim, 2 tane şirket bedel tespiti yapacak.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Bitireceğim Başkanı.

Ya, biz bunları biliyoruz. Şirkete “10 lira yaz.” dersen, 10 lira yazar, “20 lira yaz.” dersen, 20 yirmi lira yazar. Esas ihale niye var bu memlekette? Bütün dünya niye ihale yapıyor? Bunlar bizim varlıklarımız, bunlar bu ülkenin varlıkları; bunlar bizim çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız.

Bakın, bu uzatmadan sonra ne olacak biliyor musunuz? Tekirdağ Limanını 2067’ye kadar uzatmış oluyoruz. Zaten daha yakınlarda sözleşmesi yapılmış, tekrar bir kırk dokuz… 2067 yılına kadar uzatmaya bizim ne hakkımız var ihalesiz bir şekilde? Dolayısıyla, bakın, bunlar zaten yarın kanundan da döner, hukuktan da döner. Bu iktidar bir gün değişir,  bugün değişmezse yarın değişir ve bu sözleşmenin hepsi iptal edilir; iptal edilmesi de gerekir çünkü burada apaçık bir şekilde hukuksuzluk vardır, yolsuzluk vardır.

Benim AK PARTİ’li arkadaşlardan istirhamım şu, millet adına istirhamım şu: Lütfen, bu maddeyi geri çekin. Burada milletin menfaati yok. Burada 3-5 tane firmayı kayırmadan başka bir şey yok. Bir de tabii ne var? İşletme devir hakkı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Son sözünüzü alayım.

ERHAN USTA (Samsun) – Bitireceğim Sayın Başkanım. Çok teşekkür ederim, hemen bitiriyorum.

Bir de işletme devir hakkı var, daha doğrusu, sözleşme devir hakkı var. Yani bu sözleşmelerle yarın bir gün -zaten şu anda Katarlılar var- bizim bu kadar stratejik limanlarımız yabancıların da eline geçecektir, bunun önünde de hiçbir engel yok çünkü bu devir hakkını da bu sözleşmeler veriyor. O yüzden tekrar istirham ediyorum, lütfen bu maddeyi geri çekin, burada kamu menfaati yok, burada devletin milletin menfaati yok; burada 3-5 tane müteahhidin menfaati var, burada yabancı devletlerin ve yabancı şirketlerin menfaati var. Bu oyuna gelmeyin diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Akçay.

Buyurun Sayın Akçay.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2020 ve 2021 yılı Covid-19 ve diğer adıyla coronavirüs salgınının gölgesinde geçti ve öyle görünüyor ki 2022 yılının da aynı şekilde ve başka varyantlarla birlikte bir mücadele içerisinde geçireceğimiz anlaşılıyor.

Covid sadece insan ve toplum sağlığına değil, ekonomiden ticarete, diplomasiden siyasete kadar hayatın her alanına etki etmiştir. Türkiye kurumsal kapasitesiyle, organizasyon yeteneğiyle, güçlü sağlık altyapısıyla, Sağlık Bakanımız, Bakanlık personelimiz ve tüm sağlık çalışanlarımızın özverili çalışmalarıyla Covid salgınıyla mücadelede dünyaya örnek olmuştur. Türkiye ürettiği Turkovac aşısıyla kendi Covid aşısını üreten 9 ülkeden 1’idir. Bu vesileyle başta Sağlık Bakanımız ve aşı geliştirme çalışmalarında emeği bulunan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyoruz. Delta varyantına karşı yüzde 100 etkili olduğu tespit edilen Turkovac’ın Omicron varyantına karşı da koruyuculuk sağladığı tespit edilmiş. Sürekli mutasyona uğrayan virüsün en son şekli 70 kat bulaşıcı olan Omicron’dur. Omicron’a bağlı olarak ülkemizde vaka sayılarında da artışlar yaşanmaya başlandı. Covid-19’la mücadele kapsamında başta aşılanma olmak üzere tüm vatandaşlar olarak topyekûn tedbirlere uyulması gerekiyor. Bu vesileyle, sağlık çalışanlarımızın özellikle özlük haklarında da iyileştirmenin gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın Başkan, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Adana ve çevresi Fransızlar tarafından işgal edilmişti. Kahraman Adanalılar tüm zorluklara karşın işgale direnmiş ve sonuçta kendisinden silah, teçhizat ve donanım olarak kat kat fazla düşman kuvvetleriyle kahramanca mücadele etmiştir. Adana’da Saim Bey, Ali Yaver, İbo Osman, Şeyh Cemil, Süleyman Cerdun, Doğan Bey, Arap Ali, Gizik Duran, Rahmiye Hanım, Adile Hanım, Karaisalı Müftüsü Hacı Mehmet Bey gösterdikleri kahramanlıklarla adlarını Türk tarihine altın sayfalarda yazdırmışlardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı esnasında gösterdiği diplomatik başarı neticesinde yapılan 20 Ekim 1921 Ankara Anlaşması’yla Fransızlar, 5 Ocak 1922 tarihinde Adana ve çevresinden çekilmek zorunda kalmışlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) -  Adana, Antep, Urfa’yı işgal eden Fransa, Suriye sınırındaki Afrin’i karargâh seçmiş idi. Gazi Mustafa Kemal önderliğinde, birliklerimizin düzenli orduya çevrilmesinin ardından Afrin’e operasyon düzenlenmiştir. 1920’de Afrin’de ne işimiz varsa bugün de Zeytin Dalı Operasyonuyla onu gerçekleştirdik. Fransa bu operasyon sonrası anlaşma yapıp ayrılıp defolup gitmek zorunda kalmıştır. Tarihten ders almayan Türkiye düşmanı Macron, bugün piyonu Yunanistan’la birlikte Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum izlemektedir. Türkiye’ye karşı hasmane tutum izleyen Macron’a, 1915’te Çanakkale Boğazı’nın dibinde gömülü Fransız savaş gemileri Bouvet’i, Masséna’yı, denizaltıları Joule, Saphir, Mariotte’yi hatırlatıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Maraş nasıl kahraman unvanını aldı, Urfa nasıl şanlı, Antep nasıl gazi oldu, bunları tekrar hatırlatıyoruz.

Sayın Başkan, 5 Ocak 2017’de hain PKK terör örgütünün İzmir Adliyesine yönelik saldırısında gözünü kırpmadan vatan hainlerinin üzerine yürüyen ve hainlere geçit vermeyerek yüzlerce kişinin hayatını kurtaran kahraman şehidimiz Polis Memuru Fethi Sekin’i ölüm yıl dönümünde rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz, ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Yine, Türk edebiyat tarihine bayrak şairi olarak adını yazdıran, Türklük ve vatan aşkıyla şiirlerini kaleme alarak tarihimizin ve kültürümüzün şanlı sayfalarına bir motif gibi işleyen ve şiirleştiren Arif Nihat Asya’yı vefatının yıl dönümünde rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder/Gölgende bana da, bana da yer ver/Sabah olmasın, günler doğmasın, ne çıkar/Yurda ay yıldızının ışığı yeter.”

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                                                                                                                                    05/01/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 05/01/2022 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                  Erhan Usta

                                                                                      Samsun

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri: Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ve 20 milletvekili tarafından “Dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın yapılan zamlardan ne kadar etkilendiğini ekonomik kayıpları ve yaşanacak mağduriyetlerini araştırmak” amacıyla 05/01/2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 05/01/2022 Çarşamba günkü birleşimnde yapılması önerilmiştir.                                                                             

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, 2022 yılı asgari ücreti yüzde 50 oranında artırılarak 4.253 TL yapılmıştı ve doğru yapılmıştı. Beklenti oydu ki aynı oranda memurlarımız, emeklilerimiz de yüzde 50 oranında artış fakat gelin görün ki şu anda Hükûmetin almış olduğu kararla hepinizin bildiği gibi, memur emeklilerine yüzde 22,5 enflasyon farkı, yüzde 5 de ocak zammı, toplam yüzde 27,5. İşçi ve BAĞ-KUR emeklilerine ise bunun da altında, geçen altı aylık enflasyon farkı 23,5 oranında artış yapıldı. Memurlara ise yine enflasyon farkı yüzde 22,5 artı yüzde 5 toplu sözleşme zammı ocak ayında, 2,5 daha ilave edeceklerini söylediler yine ilk altı ay için, dediler ki: “Toplam yüzde 30,5 zam yaptık.” Şimdi, Allah aşkına bu zamları yaptık diye övünürken insanın biraz mahcubiyet duyması lazım. Zaten memurların, emekli memurların yüzde 22,5 geçen yıldan alacağı enflasyon farkı, sizin ocak ayında memura verdiğiniz artış yüzde 5, artı 2,5 daha vereceksiniz 7,5. Zaten o da ocak ayında eriyecek. Niye? Aralık yüzde 13,6, ocak belki yüzde 15. Çünkü her şeye zam yaptınız. Hani dediniz ya “Biz, memuru, emekliyi enflasyona ezdirmeyiz.” Ezdiriyorsunuz. Yaptığınız zamlarda refah payı var mı? Büyümeden pay var mı? Yok. Şimdi, emeklilere diyorsunuz ki: “Efendim, 1.500 liradan 2.500 liraya çıkardık en düşüğü.” İyi, iyi. Asgari ücret ne kadar? 4.253 lira. Asgari ücreti 4.253 yaptığınızda eski asgari ücret ne kadardı? 2.825 lira. Bugün 2.825 lira alan işçi emeklisi, BAĞ-KUR emeklisi ne kadar artış alacak? Sadece, maaşı 3.520 liraya çıkacak yani asgari ücretli ile emsal emekli arasında 750 lira fark olacak. Ya, nerede sizin adaletiniz? Hani siz emeklileri savunuyordunuz? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Ama sizin emekli memekli diye bir derdiniz yok. Burada defalarca söyledik; tüm emekli maaşlarını asgari ücret kadar artırın. Bakın, TÜRK-İŞ’in yapmış olduğu araştırmada açlık sınırı bile 4 bin liranın üzerinde ama bütün bunları kulak arkası ettiniz.

Şimdi diyorsunuz ki “Biz memurlara ek zam yaptık.” Ne zaman yaptınız? Yok. Emeklilere ek zam var mı? O da yok. Niye yapmıyorsunuz? Niye kandırıyorsunuz? Şu anda kamuoyunda öyle bir iş var ki memurlar, emekliler işte, kimi  yüzde 30, kimi yüzde 25. Kimin parası bunlar? Eski kazanılmış hakları. Yeni bir şey var mı? Yok. Ama yalan bol, hikâye bol ama bu hikâyeler sizi kurtarmayacak ve size tavsiyemiz şu: Ocak, şubat, mart ayları çok zor geçecek, bu ücretler eriyecek zaten eridi. Şimdi, asgari ücretli sevindi maaşım 4.253 lira oldu diye. Daha eline geçmeden bu ay eski maaşı yüzde 13 oranında düştü. Ocak ayında da bir yüzde 15 düşecek. Verdiğiniz zam iki ayda gidecek. Ondan sonra bu asgari ücretli on ay ne yapacak ya da bu emekli; üç ay içinde verdiğiniz yüzde 22 gidecek sonraki dokuz ayı bu emekli nasıl geçirecek? Onun için bunlara tekrar göz atın, bunları düzeltin, samimi olun. Hem övüneceksiniz burada “Efendim, ekonomimiz yüzde 10 oranında büyüyor 2021 yılında.” E, o zaman büyümeden niye pay vermiyorsunuz emekliye, memura, asgari ücretliye, işçiye? Ve bu zamların içinde de sosyal grupları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Maalesef, bu zamların içinde de sosyal gruplar da yok, onları unuttunuz, onları da hatırlatmak istiyoruz ama bir şeyi daha hatırlatıyoruz: Siz 2022’de yüzde 36 oranında, vergide yeniden değerleme oranında efendim, vergi alacaksınız ama zamma gelince bunu bile, yüzde 36’yı bile memura, emekliye çok göreceksiniz. Bu anlayışınız fukaralığı, yoksulluğu, açlığı artıracaktır. Bu anlayışınızı kabul etmiyoruz ve diyoruz ki: “Bir an önce ya seçime gidelim ya da bu ekonomik düzenlemelere yeniden göz atın.” Yani “Büyüyoruz.” “İhracatımız patladı.” “Ekonomimiz rayında.” diye övünüyorsanız bunu halka yansıtmanız lazım diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ekonomiyle ilgili sadece Mecliste değil, yaşamın her alanında konuşmalar var. Sabahtan akşama kadar televizyonlarda, gazetelerde insanlar benimle ilgili bir haber çıkabilir mi, alım gücüyle ilgili bir haber çıkar mı, onu merak ediyor fakat bu havuz medya soğan ve ekmeği tanımlamaya çalışıyor. Daha çok zamları değil, asgari ücret zammını “son dakika” diye duyurup, “müjde” diye duyurup halayları çekip böyle bir ülkede bayram havasına dönüştürenler yılın ilk günlerinde neredeyse on iki, on üç saat elektrikle ilgili, doğal gazla ilgili, yakıtlarla ilgili zamlardan söz etmedi. Bir ülkede demokrasiden uzaklaştıkça, bir ülkede şeffaflıktan uzaklaştıkça, bir ülkede güven yerine güvenliği ön plana çıkardıkça ekonomi de kötüye gider. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle beraber biz gördük ki giderek “Ben bilirim. Tek ben belirlerim. Bağımsız kurumları ben atarım. Gerektiğinde bakanları azlederim. Gerektiğinde banka yöneticilerini azlederim.” demekle ekonomiyi bilmekle hayatın kendisi bağdaşmıyor. “Ezdirmeyeceğim” diyenler giderek her gün ezdirmeye çalışıyor. Bir de oyun oynanıyor. Nedir o oyun? Aralık ayında yapabileceklerini yılın ilk gününe veriyorlar. Şimdi herkes memur, emekli, BAĞ-KUR emeklisiyle ilgili durumu, maaş artışlarını beklerken yılın ilk günündeki yaptıkları yüksekliği, TÜİK’in açıklayacağı rakamları önlemek için yaptılar. Hani ezdirmeyecektiniz? On iki saat erkene alın, hiç olmazsa insanların maaşlarıyla beraber artık alım güçlerini düşünsünler, çocuklarını sabah kahvaltıda, okula gönderirken mutluluğu düşünsünler, borcunu ödeyebileceğini düşünsünler, kirasını ödeyebileceğini düşünsünler, bir hastalık olduğunda onu önlemeyi düşünebilsinler ama bu yok çünkü bir kurnazlık var, kurnazlık ne? Yılın ilk gününde açıklayayım, ta temmuza kadar gitsin.

Nedir? Mevduatla ilgili dövize endeksli bir düzenleme yapılıyor. İyi, bunu yapıyorsunuz, kim karşılayacak? Yine büyük çoğunluk, yine en çok vergi aldığınız kesimden. En çok vergi verenler bundan yararlanamıyor. Hayatın her alanını zamma dönüştürdünüz. Temel besin ihtiyaçlarımız olan şekerde, yağda, zeytinde, peynirde yüzde 100 üslerinde bir fiyat artışı var ve ne diyorsunuz: “Marketlere baskı yapalım, marketler fiyatlarını artırmasınlar, denetimi artıralım.” Ya, bir ara soğan depoları basılıyordu, soğan terörist olmuştu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir ara patates yerleri basılıyordu, ne olacaktı? Sonra ne oldu? Patates kamyonlarla dağıtılmaya başlandı, soğan kamyonlarla dağıtılmaya başlandı. Sonra ne oldu? Bu marketler fiyatları serbest almışlar, gidiyorlar; yeni marketler açalım, tanzimler açalım. Hiçbirisi tutmadı çünkü hayatın gerçek şeyi artık bu sizin sisteminiz, ekonomik yaklaşımınız tükenmiştir, bitmiştir. Yapılması gereken seçimdir, yapılması gereken yurttaşın yanında olmaktır. Nedir? Biz kanun teklifi verdik; her haneye ihtiyacı kadar elektrik ve doğal gaz ücretsiz olması lazım. Gelin, bunu yapın. Değil ki esnafa baskı, kamuya baskı yapın; bunu yurttaşın lehine dönüştürün.

Teşekkür ediyoruz, araştırma önergesini de destekliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Balıkesir Milletvekili Sayın Ensar Aytekin.

Buyurun Sayın Aytekin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENSAR AYTEKİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye tarihinin en ağır ekonomik sorunlarını yaşıyor. Ekonomi biliminde karşılığı olmayan “Faiz sebep, enflasyon sonuç.” tezini iktidar sıralarındaki arkadaşların da bilmesine rağmen tek adam söz dinlemiyor. Geçtiğimiz gün açıklanan enflasyon oranları göstermiştir ki bu tez çökmüştür. Faiz düştü ama enflasyon fırladı, fırladı da ne oldu? Ekmeğe zam, pazar ürünlerine zam, bebek bezine, mamasına, elektriğe, doğal gaza, akaryakıta, tekel ürünlerine, zam üstüne zam geldi, bir zam da köprü geçişlerine geldi.

Değerli milletvekilleri, devlet vatandaşına tuzak kurmaz. Köprüden geçişe zam yapılacağı haberi ilan edilince köprü görevlileri vatandaş daha pahalı geçsin diye gece yarısında köprü geçişlerini engellediler. Yani seyahat etme özgürlüğünü engellediler, bu bir suçtur ve utanmadan bu suçu işlediler.

Değerli milletvekilleri, vatandaşa pahalı ürün satan marketlere belediye ekipleri fahiş fiyat denetimine çıktı. Peki, gerçek fahiş fiyat uygulayanlara ne olacak? Elektriğe kademeli zam yapanlara da denetçi gidecek mi? Doğal gaz bulundu diye sevinirken doğal gaza zam üstüne zam yapanlara denetçi gidecek mi? Memura enflasyon farkını “zam” diye müjdeleyip, emekliyi zam dışı bırakıp, kendi maaşını 100 bin TL'ye çıkartan majesteye denetçi gidecek mi?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu sol tarafımda oturanlar bu halka hesap verecekler. Bunların döneminde bebek mamasına kilit vuruldu, yarım simit satılmaya başlandı, yarım simit; yüz binlerce genç işsiz kaldı, genç işsizlere “nankör” dendi; şimdi de zam üstüne zam yaparak halk yine mağdur ediliyor.

Değerli milletvekilleri, daha evvel söylemiştim, bu ülkede 2 tane TBB vardır; biri Türkiye Barolar Birliği,  bir diğeri de Türkiye Bankalar Birliği. Bu 2 kurumun birbiriyle alakası ne ise Adalet ve Kalkınma Partisinin de adalet ve kalkınmayla alakası o kadardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu duygularla İYİ Parti grup önerisini destekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Yaşar Kırkpınar.

Buyurun Sayın Kırkpınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İYİ Parti Grubu önerisi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri takip eden vatandaşlarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık iki yıldan beri dünyayı kasıp kavuran bir pandemiyle karşı karşıyayız; dünyada tüm ekonomiler durdu, çarklar işlemez hâle geldi; en büyük ve en güçlü devletlerin dahi hem sağlık sistemleri hem de ekonomileri çok büyük sıkıntılar içerisine girdi. Ülkemiz de ister istemez bu durumdan etkilenmiş oldu. Şükürler olsun ki pandemi sürecini dünyada başarıyla yürütebilen birkaç ülkeden biri olduk. Bu sıkıntılı sürece rağmen ekonomimiz dünyadan pozitif ayrışarak 2020 yılında 1,8 oranında büyümüş oldu ve yine 2020 yılında, 2021 yılında ihracatta rekorlar kırdık. Yine 2021’de yüzde 10’un üzerinde büyüme inşallah gerçekleştireceğiz. Daha dün Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, açıkladığı gibi 2021 yılı ihracatımız bir önceki yıla göre yüzde 32,9 oranında artarak 225 milyar 368 milyon dolarlara ulaşmış oldu. Yakın bir gelecekte inşallah büyüyerek cari açıktan kurtulup cari fazla vereceğiz. Pandemiye rağmen geçtiğimiz yıl 2,5 milyonun üzerinde insana yeni istihdam sağlamış olduk. Biz, toplumumuzun tüm kesimlerinin yanında olduğumuzu bugüne kadar hep ifade ettik, bundan sonra da toplumumuzun bütün kesimlerinin yanında olacağız. Yoksulumuzun, garibanımızın, asgari ücretlimizin, emeklimizin, dul ve yetimimizin, yaşlılarımızın, engellilerimizin, özellikle çiftçilerimizin hep yanında olacağız ve yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi “Yirmi yıldan beri onları enflasyona ezdirmedik, bundan sonra da atmış olduğumuz adımlarla ezdirmeyeceğiz.”

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo, helal olsun.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) – Fırsatçılara, stokçulara, fahiş fiyat uygulayanlara ve enflasyonla mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ülkemizde bazı kesimler sanki dünyada hiç pandemi olmamış gibi algı üretiyorlar ve uluslararası piyasalardaki enerji fiyatları, ham madde fiyatları, gıda fiyatları ve netice itibarıyla 4-5 kat kadar artan enflasyon oranları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) –…özellikle gelişmiş ekonomilerde, euro bölgesinde 5-10 kata kadar artan enflasyonlar hiç yokmuş gibi, yalan, yanlış ve yanıltıcı bilgi yayarak manipülasyon yapıyorlar.

Biz size rağmen ülkemizi büyütmeye, insanımızın refahını artırmaya, onlara müreffeh bir gelecek hazırlamaya devam edeceğiz diyor; Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi 3 sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Baltacı…

 

 

 

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vekilin oğlu teşhis etsin diye polisleri sıraya dizen, il başkanı geldiğinde ayağa kalkmadı diye doktoru en ücra ilçeye süren AKP’nin çürümüş ve kibirli siyasetine Kastamonu’nun Seydiler ilçesinde bir örnek daha eklenmiştir. AKP İlçe Başkanının oğlunun kurumda Valilik emriyle görev yapan bir şehit yakınının çalışma performansını beğenmeyip babasına şikâyet etmesi, İlçe Başkanının bu konuda İlçe Tarım Müdürüyle yaşadığı polemik -iddia odur ki- İlçe Müdürünün görevden alınmasıyla sonuçlanmıştır.

Devlet ve kurumları AKP döneminde olduğu kadar hiçbir zaman böyle aşağılanmamış, yıpranmamıştır. Bakanı, milletvekili yetmiyormuş gibi ilçe başkanlarının oğulları bir memuru, bir kurum müdürünü görevinden aldırabiliyorsa bu saltanat düzenini değiştirip yerine liyakatin hâkim olduğu bir düzeni inşa etme vakti çoktan gelmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Görevi başında hainlere karşı mücadele ederek büyük bir saldırıyı canı pahasına önleyen kahraman şehidimiz Fethi Sekin’i şehadetinin 5’inci yılında rahmetle anıyor, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Sivas İl Koordinatörlüğümüz, başarılı çalışmalar sonucu sultan şehir Sivas’ımızda 354 projeyi hayata geçirerek sultan şehrimiz tüm iller arasında en fazla projenin hayata geçirildiği il olmuştur. Bu kapsamda, toplam 120 milyon TL yatırım tutarlı 354 projeye 67,3 milyon TL hibe ödemesi gerçekleştirilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Tarım Bakanımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

 

 

 

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan AKP Hükûmetinin yürüttüğü politikalarla yeni yıla zam yağmuruyla girdik. 2002 yılında vatandaştan 60 milyar vergi toplanırken yeni yılda peş peşe zam yapan Hükûmetin 2022 yılı 1 trilyon 430 milyar lira vergi toplamak. On dokuz yılda vatandaştan toplanan vergiyi yüzde 2.400 artırdınız. Sadece bir yılda mutfak tüpüne 22 defa zam yapıldı, benzine 15 defa, LPG’ye 14 defa, konut doğal gazına 7, elektriğe 3 defa zam yaptınız. İsraf ve saltanatın üzerine kurulmuş olan bu düzeninizin hedefi 84 milyon yurttaşımızı sömürmekten başka bir şey değil. On dokuz yıllık iktidarınızda enflasyonu yüzde 22’den aldınız yüzde 36’ya getirdiniz. Tek başınıza iktidarınızda -daha önce dediğiniz gibi- enflasyonu nereden nereye getirdiniz ama vatandaşın vergisini, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen bu düzeni hep birlikte değiştireceğiz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/1/2022 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                       Hakkı Saruhan Oluç

                                                                        İstanbul Milletvekili

                                                                       HDP Grup Başkan Vekili

Öneri:

5 Ocak 2022 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 16089 grup numaralı kur garantili mevduat sisteminin getireceği borç yükünün araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş alan genel görüşme önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak 5/1/2022 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, herkes kur garantili mevduatı konuşuyor, nedir bu kur garantili şey diye herkes birbirine soruyor. Bakın, değerli arkadaşlar, bu hazinemizin altına konulmuş bir bombadır, hazinemizin altına bağlanmış bir hortumdur, bunu böyle algılayalım ama bunu çok müthiş bir buluş bulmuşlar gibi açıklıyorlar. Bakın, size anlatayım: Tayyip Erdoğan bundan üç ay önce, dolar 8 lirayken “Faiz sebep enflasyon sonuç.” dedi ve Merkez Bankasına talimatla faizi düşürttü, bunun sonucunda doların pek artmayacağını düşünüyorlardı ama dolar 18 liraya fırladı ve sarayda panik başladı. Sarayda iki lobi vardı, biri “Efendim, dolar fırladı ne yapalım? Dolarlara el koyalım, sermaye kontrolleri koyalım.” diye Tayyip Erdoğan’ı ikna etmeye çalıştılar, o, ülke için çok büyük felaket oluştururdu. Başka bir kanat da “Ya, böyle dünyadan koparız, faizi de yükselt diyemeyiz Sayın Erdoğan’a. Ne yapalım? Örtülü bir faiz yükseltme aracı bulalım.” Nedir? Kur garantili mevduat sistemi. Bakın, ne büyük bir cinlik; ne diyor kur garantili mevduatta? Zaten bankalardaki paraların üçte 2’si dolardaydı; geri kalan, üçte 1 Türk lirasında kalan yurttaşımıza diyor ki: “Sen Türk lirasındasın ama ben senin paranı dolar gibi sayacağım. Dolar ne kadar artarsa sana o kadar faiz vereceğim.” Değerli arkadaşlar, bu ülkemiz için bir utançtır. Yerli ve millî olduğunu iddia eden bir iktidar paramızın tamamını Amerikan dolarına bağlıyor. Bundan daha büyük bir mandacılık ben düşünemiyorum değerli arkadaşlar. Buna, bu milletin Meclisinin “evet” demeyeceğini düşünüyorum.

Bakın, 2001 yılında bu yola gidildi, sonucunda kur garantisi verilmişti, dolar belli bir süre 600’de kalmıştı ama eninde sonunda öyle bir patladı ki 3 katına yükseldi ve ülke iflas etti. IMF’lik olduk değerli arkadaşlar, kısa vadede işe yarar ama üç gün, üç hafta, üç ay ya da on üç ay sonra eninde sonunda patlar ve bu enkazın altında hepimiz kalırız.

Bakın, arkadaşlar, bu uygulama başladı. Nasıl başladı? Hazine Bakanımız bir “tweet” attı -Twitter’ı çok seviyor kendisi- “tweet”le başlattı. Değerli arkadaşlar, dedi ki: “Ey yurttaşlar, gidin, Türk liranızı bankaya yatırın ve ben ona dolar garantisi veriyorum. Eğer dolar çok artarsa farkını hazineden ödeyeceğim.”

Değerli arkadaşlar, bu ülkede yasa çıkarma yetkisi nerede? Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil mi? Ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir yasa teklifi sunuldu, daha Cuma günü biz bu yasa teklifini görüşecekken on beş gün önce bu uygulama başlatıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi buna sessiz mi kalacak arkadaşlar? Bakın, yasa yapma yetkimiz gasbedilmiş. Hazine Bakanı bir “tweet” atıyor: “Ben uygulamayı başlattım.” diyor. Şu ana kadar uygulamaya da 100 milyar TL para yatırıldı. Ben de gittim bankaya sordum: “Arkadaşlar, başlattınız mı? “Evet, başlattık efendim.” dediler ve sözleşme de burada değerli arkadaşlar. Diyor ki: “Parayı yatır, kur garantisini veriyorum.” Kimin parasını kime veriyorsun ey Sayın Nebati? Kimin parasını kime veriyorsun? Milletin vergileri hazineye yatırılıyor öyle değil mi? Hazinedeki parayı… “Bir avuç dolar sahibine paran, doların yükselirse milletin vergileriyle sana kur garantisi veriyorum.” diyor. Değerli arkadaşlar, bizler buna sessiz mi kalacağız ya? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını bir avuç dolar baronlarına aktarmak kimin hakkıdır ya? “Nas” diyorsunuz, faizde olanlara hamuduyla para aktaracaksınız ve buna sessiz kalacak milletin vekilleri, öyle mi değerli arkadaşlar? Değerli arkadaşlar, bakın, buna sessiz kalmamalıyız. Bakın, şu anda 100 milyar lira yatırıldı yakın zamanda bu paranın 600 milyar liraya çıkacağını düşünüyorum. Diyelim ki kur 13 lira değil mi? On beş gün önce olduğu gibi 18 liraya fırladığını düşünün. 300 milyar lira maliyet çıkacak bu milletin evlatlarına biliyor musunuz? Kim ödeyecek bu parayı arkadaşlar? Hazinemiz. Neyle? Para basarak ödeyecek. Ne olacak? Enflasyon daha da fırlayacak ve milletin alım gücü yok edilecek. Buna sessiz kalmamalıyız.

Bakın, torba yasada skandal bir madde var arkadaşlar. İşte bu yüzden, sizden çıkan skandal bir madde var, ne diyor biliyor musunuz? “Başka merkez bankaları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına para yatırırsa o paralar haczedilemez.” diye bir yasa teklifi geldi saraydan. Değerli arkadaşlar, Katar'a gittiniz el avuç açtınız, Azerbaycan'a el avuç açtınız. Şimdi “düşman” dediğiniz Birleşik Arap Emirlikleri'ne el avuç açıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Onlar diyor ki: “Bak, benim paramın haczedilme riski var, bu paramın haczedilmemesi için yasa çıkar.” diyor yasa ve bu yasayı Meclise gönderdiler utanmadan, sıkılmadan. Acaba bu ülkenin vekilleri bu yasa teklifine sessiz mi kalacaklar değerli arkadaşlar? Düşünebiliyor musunuz, demokratik bir ülkede, İngiltere Parlamentosunda, Alman Parlamentosunda o ülkeye para yatıranlar “Aman benim param haczedilmesin.” diye yasa çıkaracaklar? İşte, arkadaşlar, tefeciye düşenler emir alırlar, borç alanlar emir alırlar; sizler de tefeciye düştünüz. Arap Emirliklerine el açıyorsunuz, Katar'a el açıyorsunuz; Katar'a Kıbrıs'la ilgili taviz veriyorsunuz. Şimdi Arap Emirlikleri “Para vereceğim ama param risk altında, sizin ülkeniz batıyor, bu para haczedilebilir, haczedilmemesi için yasa çıkar.” diyor değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Buna Türkiye Büyük Millet Meclisinin sessiz kalmayacağını umut etmek istiyorum.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden, Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kur garantili mevduat, bunu görüşüyoruz. Kur garantili mevduat, adı bile yalan, önce oradan başlayalım, adı bile yalan, bunun gerçekte adı ne? Bunun adı “dolar garantili faiz” “dolar garantili faiz” hem faiz vereceksiniz hem de Amerikan parası üzerinden garanti edeceksiniz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Herkes anladığını söylüyor.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Yani özü ne? Millet ödeyecek, faizci kazanacak, mesele bu. Nereden ödeyecek millet? Faizci nasıl kazanacak? Ekmekten vergi al, bebek mamasından vergi al, simitten vergi al; faizciye dolar garantili faiz ver. Bu işin özeti bu: Vatandaştan al, milletten al; faizciye dolar garantili faiz ver. Hani kitapta yeri yoktu arkadaşlar? Hani kitapta yeri yoktu bunun, sizin kitabınızda yazan bu mu? Bu mu yazıyor sizin kitabınızda? Garip gurebadan al, vatandaştan al; faizciye hem de dolar garantisiyle tatlı kâr ver. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, çiftçi tarlaya gübre atamadı bu sene, tarlaya gübre atamadı. E, peki, gübre garantili fiyat versenize çiftçiye, gübre garantili fiyat verin. Yok. (CHP sıralarından alkışlar) Peki, traktörüne mazot koyamıyor çiftçi, mazot garantili fiyat verin çiftçiye. Yok, o da yok, vermezsiniz. Elektrik zammı yüzde 52 ile yüzde 127 arasında çıktı, zamlandı elektrik. E, peki, emekliye elektrik garantili emekli maaşı verin. O da yok, onu da vermesiniz. Doğal gaz ateş pahası oldu. E, doğal gaz garantili memur maaşı versenize, e, onu da vermezsiniz. Havuz medyası çıkmış diyor ki, şimdi, manşet atıyor: “Reis bu işi çözdü.” 21’inde manşet atmış: “Reis bu işi çözdü.” Hani, yağ garantili bir medyamız var, yağ garantili siyasetten sonra yağ garantili medyamız var. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bugün 5 kiloluk teneke ayçiçeği yağı 150 lira oldu, 150 lira oldu ayçiçeği yağı. Peki, ayçiçeği garantili asgari ücret versenize. Faizciye gelince vermeyi biliyorsunuz, ayçiçeği garantili asgari ücret verin. Yok, ona da yanaşmazsınız. Peki, sizin garantiniz kime? Şimdi, bakalım, bu garanti kime? Geçiş garantili köprü, gidiş garantili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Gidiş garantili hükûmet.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Peki.

Şimdi, tekrar edelim. Sizin garantiniz kime? Geçiş garantili köprü, gidiş garantili yol, uçuş garantili havaalanı, hasta garantili hastane, dolar garantili faiz… Yani sizin garantiniz vatandaşa değil; havuz müteahhidine, havuz medyasına, faizciye, sizin garantiniz bunlara. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, vatandaş sandık istiyor, vatandaş sandık istiyor. Sandıktan köşe bucak kaçıyorsunuz. Niye? Şimdi de acaba bir aralık buluruz da oy garantili sandığı yakalayabilir miyiz hesabındasınız ama öyle yağma yok, avcunuzu yalayacaksınız, avcunuzu yalayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu nedenle bu önergeye destek veriyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Aydemir.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değerli Başkanım, şahsınızda çok değerli milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar; bir panik, bir panik, bir panik var ki şuraya çıkan bütün muhalefet sözcülerinde bunu görebiliyoruz başta Garo Paylan olmak üzere. Kim ki buraya geliyor, görüyorum ki yaşananlardan dolayı müthiş bir ızdırap duyuyorlar. Bakın, arkadaşlar, zaman dilimleri çok önemli. Hakikaten birçok şeyi remz ederler zaman dilimleri. 20 Aralık da bundan sonrası için böyle bir zaman olacak. O gün yaşananlar muhalefeti tuş etti resmen.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halkı tuş etti, halkı, halkı tuş ettiniz, perişan ettiniz halkı.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – O gün biz Plan ve Bütçe Komisyonunda bir kanun görüşmesi yapmak üzereydik. Sabahleyin kurlarda 18 lira bir fiyat görünce muhalif olanlarda bir büyük lezzet, bir büyük neşe görmüştüm.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halk sizden öyle bir hesap soracak ki göreceksiniz; yaşayacaksınız, göreceksiniz.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Akşam da hüznün zirvesine vardılar. Niye arkadaşlar, niye? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yedikleri tokadın acısından. Şimdi burada da aynı şeyleri görüyorum ben. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ne yapmışız biz arkadaşlar, ne yapmışız?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halk sizden hesabını soracak.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bir yılda 7 liradan 14 liraya çıktı dolar, utanmıyor musunuz?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Suni birtakım gelişmelerin önüne geçmişiz, aldığımız birtakım kararlarla sizi sukutuhayale uğratmışız. Herkes biliyor ki iktisadi zeminde hiçbir sıkıntı yok, hiçbir kırılma yok; öyleyse bu kurlar niye yükseliyor?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sandıkta perişan olacaksınız, perişan!

ORHAN SÜMER (Adana) – Sekiz ayda 13 lira oldu akaryakıt, haberin var mı benzinden?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Manipülatif yaklaşımlardan dolayı. İşte alınan kararlar bunları berhava etmiştir. O yüzden de hâlen daha acısını görüyoruz sizde. Dahası olsun, beter olun inşallah! Arkadaşlar…

AYDIN ÖZER (Antalya) – Halk ödüyor, halk; vatandaş ödüyor, vatandaş!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halkı perişan ettiniz, halk da sizi perişan edecek!

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Hep tefecilere çalışıyorsun, biraz da halka çalış ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – “100 milyar dolar” dedi, dahası olacak Allah’ın izniyle.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Göreceksin, yaşayacaksın, o gece göreceksin.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – O sizin beklediğiniz kurlardaki artış bundan sonra olmayacak, daha düzgün bir zemin çıkacak. Ne diyoruz biz arkadaşlar? Sırlı kavramlar kullanıyoruz, sırlı; buraya yönelin.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halkı perişan ettiniz, halkı açlığa bıraktınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Yatırım diyoruz, üretim diyoruz, istihdam diyoruz, ihracat diyoruz ve geldiğimiz nokta, milletimizin yüreğinde özel bir yer ediniyor arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sizde ne vicdan var ne acıma var, hiçbir şey kalmamış.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Biz sahada milletle beraberiz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halkın arasına çıkamıyorsunuz, halkın arasında yoksunuz.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Size göre, size göre! Biz ordayız!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Burada, ben biliyorum, seçimden bahsedenler filan, sandıktan bahsedenler, samimi söylüyorum arkadaşlar, sandık önlerine gelse fellik fellik kaçacak yer ararlar, bunları görüyoruz biz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Göreceksiniz, perişan olacaksınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Göreceksiniz arkadaşlar.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Ya, neyi göreceğiz, yirmi sene oldu, yirmi sene; daha neyi göreceğiz?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bakın, Azerbaycan’daki Türklerin özel bir aforizması var, derler ki: “Niyetin hara menzilin hora.” Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz arkadaşlar?

ATİLA SERTEL (İzmir) – İstanbul’daki seçimi hatırla, beraberdik, ağlıyordunuz İstanbul’da.

BAŞKAN – Sayın Sertel…

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Eştiğinize düşersiniz işiniz bu sizin.

ATİLA SERTEL (İzmir) – İstanbul’da ağladınız.

BAŞKAN – Sayın Sertel…

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Niyetiniz neyse sonucunu yaşarsınız. Biz hep milletin lehine düşündük, milletin lehine düşündüğümüz için de Cenab-ı Hak önümüzü açtı her zaman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Hâlâ konuşuyor.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ağladınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Göreceksiniz arkadaşlar, size seçimlerde de nal toplatacağız Cumhur İttifakıyla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA SERTEL (İzmir) – Göreceksiniz, yaşayarak göreceksiniz.

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Aydemir.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Burada, şunun altını hep çizdik arkadaşlar, dedik ki: “Şuradaki ak pak kadroya, şuradaki pirüpak insanlara kulak verin, yöntemimizi taklit edin.”

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Gördüğünüz akaryakıt kuyrukları değil lüks araç kuyrukları.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bizi taklit ederseniz güzel Başkanım, samimi söylüyorum milletin yüreğinde siz de yer bulursunuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Allan muhafaza, Allah muhafaza!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Allah muhafaza, Allah muhafaza!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) –  Aksi hâlde ne oluyor? Kendiniz söyleyip kendiniz dinliyorsunuz. Bu öneri de bu mahiyettedir, bunu havidir, biz bunu, bu öneriyi verenleri yıllardır takip ediyoruz, görüyoruz. Bir tane öngörüleri çıkmadı, sahici bir hâl bulmadı, bunlarda olmayacak, ülkemiz çok daha özel yerlere gidecek, enflasyonu da yerle yeksan edeceğiz Allah’ın izniyle.

Hepinize saygı sunuyorum öneriyi kabul etmediğimizi ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın İbrahim Aydemir ismimi de vererek panik içinde olduğumu iddia ederek bir sataşmada bulunmuştur. Söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Panik içinde misiniz?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Değilim efendim.

BAŞKAN – Değilsiniz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sataşma yok, sataşma yok.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika vereyim. Bu bir sataşma değil.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sataşma yok, sataşma yok.

BAŞKAN – Bir sataşma değil Sayın Paylan, yerinizden bir dakika vereyim.

Evet, sadece bir dakika 60’a göre söz veriyorum. Panikte olmadığını ifade edecek Sayın Payan. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben paramın Amerikan dolarına bağlanmasından utanç duyuyorum, acaba Sayın İbrahim Aydemir utanç duymuyor mu? Bu uygulama başladığında 11,5 liraydı dolar, bugün 13 lira yani on gün içinde yüzde 20 faiz kazandı bu sisteme para yatıranlar. Bunlar utanç duymuyor mu? “Nas” diyorsanız bu yüzde 20 dolar farkı haram değil midir? Siz bunu “Haram değil.” kılıfına mı sokuyorsunuz Sayın İbrahim Aydemir? Bundan utanç duymuyor musunuz? Bu bir servet transferidir; yoksuldan alıp tüyü bitmemiş yetimden alıp bir avuç dolar baronuna aktaran bir servet transferidir. Bundan utanç duymuyor musunuz Sayın İbrahim Aydemir?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tefecilik yapıyorsunuz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Hesap hatası var, hesap. Faiz eğer kurun üzerinde olursa fark ödenecek, yoksa ödenmeyecek ama onun hesabını bilemiyoruz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değerli Başkanım, müsaadenizle…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Onlar Amerikan dolarıyla yaşıyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydemir.

Size de bir dakika veriyorum. Soruları cevaplayın lütfen, yeni bir polemik konusu olmasın.

 

 

 

 

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değerli Başkanım, sözünüzün hüküm ifade edebilmesi için duruşunuzun olması lazım. Kulağınızı, zihninizi, beyninizi Amerika’ya, dışarıya teksif edeceksiniz…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Komik oluyorsun, komik.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – …oradan gelen talimatlara göre burada hareket edeceksiniz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Lan, parayı Amerika’ya teksif ettiniz!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sonra “Bundan utanç duymuyor musunuz?” diyeceksiniz. Utancı sizin yaklaşımınızdan duyuyoruz biz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siz parayı Amerika’ya bağladınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Biz millî, yerli anlayışı ifade ediyoruz, yaptığımız her daim de bu olmuştur.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Merkez Bankasını Amerika’ya bağladınız.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – O yüzden de milletin yüreğinde yer bulmuşuzdur.

Hepinize saygı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Özer…

 

 

 

 

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Sayın Başkan, Üretici Fiyat Endeksi yıllık yüzde 79,89 artışla gelecek yılın zor geçeceğini gösteriyor. Her geçen gün üretimdeki girdi maliyetleri yükselirken Tarım Bakanlığının üreticiye destek olma yönündeki isteksizliği herkesi bıktırdı. Mazotun litresi 13 liraya, kimyevi gübrenin tonu ortalama 14 bin liraya dayandı. Başta buğday olmak üzere tarlalar boş kalma tehlikesiyle karşı karşıya çünkü üretici yüzde 400’ü aşan gübre fiyatları yüzünden endişeli. Antalya’daki çiftçi kardeşlerim portakal bahçelerine atacağı gübreyi yarı yarıya azaltmaktan söz ediyor. Bugüne dek uyarılarımıza kulak tıkayan Tarım Bakanlığı üretici ve tüketicinin iyiliğini düşünüyorsa artık harekete geçmek zorundadır. Tarım girdilerindeki desteklemelere yapılan yüzde 12,5 artışla sürdürülebilir bir tarım sağlanabilmesi mümkün değildir. Başta gübre olmak üzere tüm girdilerde yüzde 50 seviyesinde destekleme yapılmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                           5/1/2022

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/1/2022 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasına saygılarımla arz ederim.

                                                                              Engin Özkoç

                                                                                 Sakarya

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkanı Engin Altay, Manisa Milletvekili grup Başkan Vekili Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından 2016 yılından bu yana yapılan sözlü sınavların araştırılması, varsa şaibelerin tespit edilmesi, yapılan yanlış uygulamaların düzeltilmesi amacıyla 3/1/2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin (3051 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 5/1/2022 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli  milletvekili arkadaşlarım, ekranları başında bizi izleyen sevgili mağdur edilmiş binlerce meslektaşım, sevgili öğretmenler; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

27 Temmuz 2016 tarihinde 29783 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükmüne göre sözlü sınavla sözleşmeli öğretmenlik uygulaması başlatılmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden itibaren hem öğretmenlik mesleğiyle ilgili hem eğitimle ilgili sürekli oynamıştır; sürekli bakan değiştirmiş, sistem değiştirmiş ama ana hedeflerinde en ufak bir değişikliğe gitmemiştir. Ana hedefi nedir? Kendi yandaşlarının kadrolaşmasını sağlamak için Anayasa’nın arkasından dolanarak, hukukun, yasaların arkasından dolanarak işlemler yapmıştır.

Bilirsiniz, öğretmenlik mesleği kutsal bir meslektir. Eğitim Fakültesine giden bir öğrenci okulu bitirdiğinde öğretmen olacağını bilir, sadece görev yerini bilmez ama unutur ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidardadır. Adalet ve Kalkınma Partisi KPSS sınavıyla yetinmemiş, KPSS sınavında başarılı olan öğretmeni de mülakatta eleme yolunu seçmiştir. Mülakatı yaparken neye dayanarak yapıyor, hangi soruları soruyor, bu sorulara verilen yanıtların değerlendirmesini kim yapıyor? Diyecekler ki: “Bir komisyon kuruluyor, komisyon yapıyor.” Peki, mülakatta sorulan soruya verdiği yanıtların doğruluğunu kanıtlayan insan bunu nasıl ispat edecek? Kamera kayıtları var mı? Yok. Peki, başka bir gözlemci var mı? Yok. Komisyon üyelerinde vicdan var mı? O da yok.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Hile var Hocam, hile var.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Siz gideceksiniz, yazılıdan 92 puan aldıktan sonra, utanmadan sıkılmadan 58 puan vererek Sare Halıcı Öğretmenimizi eleyeceksiniz. Hangi kıstasa göre, neye göre? Neye göre mi? Bir güvenlik soruşturması yapılıyor. Devlet memurluğuna girersiniz, siz staj yaparken güvenlik soruşturması yapılır yani diplomayı aldınız, KPSS’den 92 puan aldınız, mülakata girersiniz, mülakatta puanı aldıktan sonra eğer siz devlet memuru olma özelliğini taşımıyorsanız o zaman elenirsiniz ama mülakata girmeden önce bir soruşturma yapacaksınız, daha sonra diyeceksiniz ki: “Bu benim kafama uymuyor, dolayısıyla 60 puanın altında puan vereyim ve bunu eleyeyim.” Kimi eliyorsun biliyor musun? 92 puan almış Sare’yi eliyorsun. Kimi eliyorsun biliyor musun? 2.175 öğretmen alacaksın, sınıf öğretmeni; yazılı sınavda 82,9 puan almış Umut Şule Karatay Şeker’i eliyorsun 56 puan vererek. Niye 56 puan veriyorsun? Bu 346’ncı olmuş. Siz 2.175 kişi alacaksınız, bu öğretmenimiz 346’ncı olmuş ama sizin gibi düşünmediği için bu öğretmeni elemişsiniz. Bu öğretmenleri elediğinizde ne olmuş? Bu öğretmenlerimiz diplomayı almış, KPSS’yi geçmiş ama sizin vicdansızlığınız nedeniyle atanmadığı için intihar etmiş. Bunun vebali kimin sırtında? Bu öğretmenler diplomayı almış, KPSS'de yeterli puanı almış, mülakatta sizin gibi düşünmediği için inşaatlarda çalışmak zorunda kalmış ve hayatına mal olmuş.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Yazıklar olsun!

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Siz de hiç mi vicdan yok?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Yazıklar olsun!

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Biliyoruz siz vicdanlarınızı kilitlediniz, zincire vurdunuz. Millî Eğitim Bakanlığı önündeki zincir aslında sizin vicdanlarınızdaki zincirdir. (CHP sıralarından alkışlar) O zincirleri kırdık, bir daha kıracağız. Siz bu öğretmenlerin haklarını gasbetmekten vazgeçinceye kadar 2 elimiz yakanızda olacak. 60 puan altı mülakatta alanları eleme sisteminiz aslında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MELİHA AKYOL (Yalova) – Mizansendi, mizansen.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – 2016 yılında Millî Eğitim Bakanlığı yapmış olan, bugün de Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı olan İsmet Yılmaz'ın uygulamasına bile yanaşmıyorsunuz. Siz ki üç yıl Millî Eğitim Bakanlığı yapmış olan Ziya Selçuk'un uygulamasına bile yanaşmıyorsunuz. Siz ki Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeleri olan AK PARTİ'li, MHP'li, İYİ Partili, HDP'li üyelerin ortak mutabakata vardığı “KPSS'de aldığı puanın aynısını mülakatta da verelim. Bu insanlar haksızlığa uğramasın.” demesine rağmen… Altına imza attırmadığımız için suç bizde, altına imza artırsaydık, imzayı gösterirdik ama ben o üyelerin vicdanına sesleniyorum: Bu kararı aldık mı almadık mı? Vicdanınız varsa lütfen vicdanınızın sesini duyun. Hayata veda eden bu öğretmenlere sorumluluğu yerine getirelim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun öğretmen atamalarında 2016 yılından bu yana yapılan sözlü sınavların araştırılması için vermiş olduğu grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubumuzun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öğretmen atamaları için yapılan sözlü sınavlarda taraf tutularak haksızlıkların yapıldığı, yıllardan beri dile getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ilk ve ortaöğretimde sınavlardan bunalmış olarak üniversiteye başlayan gençlerimiz barınma, burs, kredi gibi sorunlarla boğuşarak sıkıntılı bir eğitim sürecinden sonra mezun olmaktalar. Kontenjanlar konusunda arz talep dengesi sağlanmadığından ve iktidarın gerçekçi istihdam politikasının olmamasından kaynaklanan diplomalı işsizlerimizin sayısı her geçen gün artmaktadır. Eğitim fakültesi ve diğer fakültelerden pedagojik formasyon derslerini alıp atama bekleyen mezun sayısı 700 bin civarındadır. Gençlerimiz işsizliğe ilaveten bir de adaletsiz uygulamalarla karşılaşınca psikolojileri bozulmakta, umutlarını kaybetmektedirler. Kendi rızıklarından keserek okuttukları çocuklarının iş bulamamaları ve daha da önemlisi haksız ve adaletsiz bir sınav sonucu elendiklerini görmeleri aileleri de hüsrana uğratmaktadır.

Değerli milletvekilleri, KPSS’den çok yüksek not almalarına rağmen

sözlü sınavlarda 60’ın altında not verilerek elenen çok sayıda öğretmen ve diplomalı gençlerimiz ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. 27 Aralık 2021 tarihinde açıklanan sözleşmeli öğretmen alımına ilişkin sözlü sonuçlarına göre, Almanca branşında KPSS’den 91,5 puan alan bir aday mülakatta çok ilginçtir ki 51 puan alabiliyor. Felsefe branşında KPSS’den 92,7 puan alan diğer bir aday da 58 sınırında kalarak eleniyor. Tepkiler üzerine Millî Eğitim Bakanlığı yazılı bir açıklamayla tüm sınav merkezlerinde adaylara yöneltilen soruların eş değer nitelikte olup merkezî olarak hazırlanmakta olduğunu ifade etti. Aslında, yazılı sınavda 90’nın üzerinde puan alan bir adayın mülakatta 3 soruyla 50 puan civarında bırakılması Bakanlığın açıklamasının inandırıcı olmaktan uzak olduğunu göstermektedir. Sözlü sınavlarda subjektiflik olabilir hatta jüri üyesi kendisinin dahi cevabını bilmediği soru sorabilir ama yönetimlerin görevi, subjektifliklerin olmadığı, adaylar arasında adaletin sağlanacağı, ayrımın yapılmayacağı bir sistem geliştirmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, iktidara sesleniyorum: Ya sözlü sınavları kaldırın ya da sözlü sınavı kayıt altına alın ve kaydın bir kopyasını da sınava girene verin.

Konuşmamın sonunda diyorum ki: Adalet kantarının bozduğunuz ayarını düzeltin, siz düzeltmezseniz biliniz ki biz düzeltiriz ve adaleti sağlarız. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

CHP önerisini desteklediğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmen atamalarında uygulanan sözlü sınavların araştırılması önergesi üzerine düşüncelerimi sizinle paylaşacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası 4 tane istihdam biçimi düzenlemişti: Memurlar, sözleşmeli personeller, geçici personeller ve işçiler. Geçici personel uygulaması sona erdi ama sözleşmeli personel uygulaması devam ediyor. Kanun, sözleşmeli bir personel istihdamının gerekçesini şu şekilde açıklıyordu, diyordu ki: “Eğer büyük bir proje hayata geçirecekseniz, bunun hazırlığı aşamasında, yürütülmesi aşamasında, tamamlanması aşamasında özel ihtisas gerektiren, bir uzmanlık gerektiren personel ihtiyacınız varsa o mali yılla sınırlı olmak üzere ve geçici olarak sözleşmeli personel istihdam edebilirsiniz.” Peki, öğretmenlik böyle bir iş mi? Hayır, değil. Yedi gün yirmi dört saat devam eden bir hizmet öğretmenlik mesleği ama siz 2006 yılında bunu değiştirdiniz, öğretmenlerin de sözleşmeli personel olarak çalıştırılmasının önünü açtınız. Ama kanun bunu da istisnai olarak düzenlemişti, diyordu ki: “Kadrolu atamayla karşılayamayacağınız durumlarda sözleşmeli öğretmen atayabilirsiniz.” Bir, sözleşmeli personel istisna; iki, öğretmenlerin sözleşmeli personel olarak çalıştırılması istisna. Ama siz öyle yapmadınız, 2016 yılından bugüne kadar atadığınız en az 190 bin öğretmenin tamamını sözleşmeli personel olarak atadınız. Şu anda Millî Eğitim Bakanlığında görev yapan öğretmenlerin 4’ünden 1’i sözleşmeli olarak görev yapıyor. Aynı eğitim kurumundan, aynı üniversiteden mezun bir öğretmen sözleşmeli, bir öğretmen kadrolu olarak görev yapıyor ama size bu da yetmedi, dediniz ki: “Bu istisna da bana yetmez, ben bu öğretmenleri bir de sözlü sınavla atayacağım.” Dört yıl ilkokul okumuş olabilir, dört yıl ortaokul okuyabilir, dört yıl lise okuyabilir, yüzlerce sınavda başarılı olabilir, Türkiye'deki en zor sınavlardan birini kazanabilir, üniversite sınavında başarılı olabilir, üniversiteyi bitirebilir, yüzlerce sınavda başarılı olabilir, üstüne KPSS'yi kazanabilir, üstüne öğretmenlik alan bilgisi sınavını kazanabilir ama diyorsunuz ki: “Bana yetmez, ben bütün bu sınavlarda başarılı olsa da beş dakika içerisinde yapacağım bir sözlü sınavda kimin öğretmen olacağına karar vereceğim.” Bundan daha büyük bir hırsızlık olamaz. Bir insanın cebindeki paranın çalınmasından çok daha büyük bir hırsızlıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Çünkü bir anne ve babanın, gece gündüz demeden çalışarak okuttuğu, emek verdiği, göz bebeği gibi baktığı çocuğun emeğini, on iki yıllık emeğini beş dakikalık bir sözlü sınavla çalmak anlamına gelir.

Şimdi “Sözlü sınav uygulamasına son verin.” diyeceğiz, kabul etmeyeceksiniz. “Bu araştırma önergesine ‘evet’ deyin, haksızlıklar var sözlü sınavlarda, araştıralım.” diyeceğiz, yine “hayır” diyeceksiniz ama sözlü sınava “Hayır.” denilecek bir gün gelecek, ne zaman biliyor musunuz? Halk size “Hayır.” dediğinde sözlü sınavlara da “Hayır.” demiş olacak diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Daha çok beklersiniz!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Çok bekleriz… Göreceğiz. En geç 2023’te…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bir iki asır beklersiniz!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Orhan Yegin.

Buyurun Sayın Yegin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; CHP Grubunun vermiş olduğu öneri hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, Türkiye’de mülakat veya sözlü sınav tartışmaları yeni değil, mülakat sistemi AK PARTİ’yle gelmiş bir hadise de değil. “Mülakat olmalı mı, olmamalı mı; olacaksa nasıl olmalı; olmazsa sakıncası nedir, faydası nedir?” bunlar derinlemesine tartışılabilir, geliştirilebilir, elbette üzerinde durulabilir hususlar. Kamuya personel alımlarında özellikle bazı mesleklerde KPSS puanı dışında bir değerlendirme olmasının da faydaları olduğu kanaati demokrasilerde var olan ve uygulanan bir durumdur. Kaldı ki kamuya personel alımı yapılırken daha hassas, daha ince eleyip sık dokuyarak personel alınması özellikle bazı hassas pozisyonlar için sadece yazılı sınav, KPSS veya kurumun yapacağı yazılı sınavla alım yapılması da belli sakıncaları beraberinde doğurabilmektedir. İşe talip olan kişide o mesleğin gereklerine uymayan, objektif değerlendirmeler neticesinde farklı eksiklikler de olabildiği, olabileceği hepimizin kabulüdür, malumudur.

Kaymakamlar ilçelerimizi, şehirlerimizi yönetecek, devletimiz adına vatandaşımızla muhatap olacak kişiler. Öğretmenlerimiz çocuklarımızı, yavrularımızı, geleceğimizi emanet ettiğimiz sığınaklarımız. Güvenlik görevlilerimiz, güvenliğimizi sağlamak üzere devletin beline silah koyduğu, koruyuculuğumuzu yapan ve buna benzer birçok meslek mensubu var. Her birinin belki kendi içerisinde farklı değerlendirmeleri, farklı yaklaşımları olabilir. En uygun kişiyi seçme hususunda özel sektörde ve kamuda objektif arayışlara başvurulmasının bir ihtiyaç olduğu, söylediğim gibi, demokratik dünyanın bir kabulüdür. Mülakat, adayların kişiliğini, karakterini, davranış tutumlarını tanımak; iletişim becerilerini, zekâ, karakter, kavrayış gücünü, muhakeme yeteneğini, algılama hızını, ifade düzgünlüğünü, fiziksel özelliklerini ölçmek; mesleğe olan ilgilerini, geçmiş deneyimlerini değerlendirmek üzere, uygun ve en nitelikli kişiyi kuruma kazandırma amacıyla yapılan, hayata geçirilmiş bir seçme tekniğidir. Bu konu da her meslek mensubu için ayrı ayrı tartışmaya açılmalıdır. Öğretmen adayına yapılan mülakat tekniği ile hâkim, savcı adayına, kaymakam adayına veya düz memur adayına uygulanacak yöntem elbette farklılık arz edebilir.

AK PARTİ olarak, kamuya personel alımında şimdiye kadar hiç olunmadığı kadar objektif ve şeffaf yöntemler ortaya koymaya büyük bir özen gösteriyoruz; çoğulcu demokrasinin, farklılıklara saygının, eşit vatandaşlığın ve kardeşliğin gereği olarak en ufak bir ayrımcı zihniyete asla tahammül göstermiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Sağcısı solcusu, muhafazakârı, milliyetçisi, ulusalcısı, Alevisi, Sünnisi, Türk’ü, Kürt’ü, zengini fakiri, hiçbir ayrımcı düşünceye zerre tahammül göstermeden bu konuda hareket ediyoruz ve tüm bu hassasiyetimize rağmen, yine de, yapılacak yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olmayan veya bulunmayan bir aday, mezhebinden, inancından, etnik aidiyetinden, siyasi kimliğinden ötürü dışlandığı hissine kapılmış ise eğer elbette hepimiz buna üzülürüz ve hep beraber bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmaya gayret ederiz ve etmeliyiz de.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Orhan Bey, Sare Halıcı niye elendi? Sare niye elendi?

ORHAN YEGİN (Devamla) – Kıymetli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen akabinde öğretmenlik mesleğine girişlerde mülakat uygulamasına geçmenin gerekli olduğu düşünülerek uygulamaya başlandı. O günden bugüne kadar kasıtlı ve sistematik olarak herhangi bir öğretmen adayına yönelik adaletsiz bir uygulama içerisinde olunması söz konusu değildir.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Orhan Vekilim, Türkiye 1’incisi niye elendi?

ORHAN YEGİN (Devamla) – İddiada bazı vakıf ve derneklerden gelen referanslar üzerine bazı adayların puanlarının artırıldığı söylenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) - Allah aşkına, 1 tane örnek gösterin, sizden özür dileyeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Söylüyorum, 10 tane örnek söylüyorum.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Susup çıkmayacağım buraya.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – 10 tane örnek sayarım.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Bu konuda çıkıp buradan özür dileyeceğim. Bir tane örnek… Vakıf ve derneklerden geldiği için veya başka bir yerden geldiği için…

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Bak, sorusuyla birlikte 10 tane örnek...

BAŞKAN – Sayın Yegin, teşekkür ediyoruz.

ORHAN YEGİN (Devamla) - …KPSS puanının 1 puan üzerinde mülakat puanı almış 1 kişi gösterin buradan özür dileyeceğim sizden.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Tamam, 10 tane örnek veriyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Var işte.

YILDIRIM KAYA (Ankara) – İşte var, veriyorum.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Tamam, bakalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Parti grup önerisini oylarınıza sunmadan önce yoklama talebini karşılayacağım. Sayın Özkoç, Sayın Kaya, Sayın Sarıaslan, Sayın Yıldız, Sayın Gürer, Sayın Özer, Sayın Şeker, Sayın Kayan, Sayın Güzelmansur, Sayın Serter, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Tarhan, Sayın Zeybek, Sayın Bingöl, Sayın Ünver, Sayın Topal, Sayın Yılmazkaya, Sayın Tuncer, Sayın Tığlı, Sayın İlhan.

Sayın milletvekilleri, pusula yollamadan önce lütfen sisteme girmeyi deneyelim çünkü sistemde güncelleme yapıldı; böylece pusulaları da ortadan kaldırmış oluruz, hızlı bir şekilde de sayım yapmış oluruz.

Üç dakika süre veriyorum, yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.37

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

 

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Pusula veren milletvekillerinin Genel Kuruldan ayrılmamalarını rica ediyorum.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi kabul edilmemiştir.

Sayın Tığlı…

 

 

 

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Alucra ve Çamoluk ilçeleri birbirine komşu, Giresun’a en uzak 2 ilçemizdir. Giresun’dan Çamoluk ilçemize yaklaşık 170 kilometre olan yol üç-dört saatlik seyahati gerektirmektedir. Kışın Çamoluk ilçemizden Giresun’a altı-yedi saatte ulaşabilecek vatandaşımız aynı sürede Ankara’ya ulaşabilmektedir. 1977 yılında kara yolları ağına alınan 27 kilometrelik bu yol yapılan iyileştirmeler dışında o zamanki hâliyle kalmıştır. 22/07/2001 tarihinde bu 2 ilçemizi ziyareti sırasında yolun hâlini gören Sayın Recep Tayyip Erdoğan vatandaşlara “Bak, şu yolumuzu gördüm. Şimdi, Alucra’dan buraya gelirken kaderimiz mi bizim bu yollarda yürümek, bu yollarda araba kullanmak, sürmek? Soruyorum size: Ne bu? Bu iradesizliktir.
Bu yönetim âcizdir, bunların hepsi yapılacak.” diye seslenmektedir. Yirmi yıl önce 2 ilçemizde hiçbir seçimde AKP desteği yüzde 80’nin altına inmemiş, bazen yüzde 90’ları aşmıştır. Bu ilçemizin çevresinde yer alan iller ve ilçeler en modern ulaşım altyapısına kavuşturulmuşken Çamoluk ve Alucra’nın yaşadığı sizce kader midir?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam edeceğiz.

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu(S. Sayısı: 298)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesini oylamasında kalınmıştı.

Şimdi, teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümünde görüşmelere başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 4’üncü maddeleri kapsamaktadır.

 

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

(Uğultular)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok gürültü var efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kürsüde hatip var, salonda da uğultu var, hatibin konuşması duyulmuyor. Sohbet etmek isteyen arkadaşları lütfen dışarı, kulislere alalım.

Evet, süreyi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Teşekkürler.

Karşımızda birbirinden alakasız 6 farklı kanunda değişiklik yapmayı öngören bir torba kanun teklifi var. Kamuoyuna “stokçularla mücadele” adı altında sunulmuş ama birazdan arz edeceğim gibi, iktidarın hedefi stokçulukla mücadeleden çok bir algı operasyonuna benziyor.

Öncelikle, söylemeliyim ki tamamen karşı olduğumuz bir teklif değil. İlk bölümdeki 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü maddelere olumlu bakıyoruz, 1’inci maddeye ise şiddetle karşıyız.

2’nci madde Komisyonda eklendi, o da üyelik aidatlarıyla ilgili bir madde; taraftarız.

3’üncü maddeye de taraftarız; daha fazla yakıt depolama imkânı sağlanıyor.

4’üncü madde akaryakıt istasyonları lisanslarıyla ilgili; olumlu buluyoruz ama biliyorsunuz akrabalık ilişkilerinin güçlü olduğu toplumumuzda bu gibi düzenlemelerin arkasından dolanma imkânları hep var.

Bu arada belirtmekte fayda var ki akaryakıt fiyatları olağanüstü artıyor. Aynı fiyattan 2 kere benzin alamıyoruz ama pompa istasyon sahiplerinin payları sürekli düşürülüyor. Yakında bu işi sürdüremez hâle gelecekler ya da istemeden kayıt dışına yönelecekler. Bu konuya acilen el atılması gerekiyor.

Teklifte tüketim mallarındaki, özellikle gıda ürünlerindeki fiyat artışının, fahiş fiyatlarının esas sebebi stokçularmış gibi gösterilmesi amaçlanıyor. Hâlbuki stokçulukla gerçekten mücadele edecekseniz öncelikle stokçuluğun tanımını doğru yapmanız gerekiyor. Geçtiğimiz senelerdeki tecrübelerimizden rahatlıkla anlıyoruz ki depolama ve stok arasındaki farkı net olarak bilmiyorsunuz ya da bilmek istemiyorsunuz. Korkumuz, devletten alınan teşviklerle Polatlı’da yapılan soğan depolarını “stokçu” diye basmanız, fiyat artışının sorumlusu olarak o çiftçileri suçlamanız. Bu depoların işlevi fiyatların kontrolü ve çiftçilerin ürünlerinin değerlendirilmesidir. O zaman Toprak Mahsulleri Ofisini de stokçuluktan dolayı suçlayabilirsiniz. Hâlbuki Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 25’inci maddesinde tanım güzelce yapılmış ve hatta Türk Ceza Kanunu’nun 240’ıncı maddesiyle stokçuluk yapanların altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması düzenlenmiş. Kısacası, stokçuluk, kanunlarımızda doğru tanımlanmış ve hapis cezası gibi ağır bir cezası var. Bu teklifle ise yalnızca Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 18’inci maddesinde para cezaları artırılıyor. Hapis cezası zaten varken siz para cezasını biraz daha artırmakla çözüm bulacağınızı iddia ediyorsunuz. Kusura bakmayın ama buna göz boyamak yani algı operasyonu denir. Ayrıca, madem stokçuluğa karşısınız, 9 Haziran 2021 tarihli 31506 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’la stok affı çıkarmanız nedendi?

Değerli iktidar milletvekilleri, içinde bulunduğumuz ekonomik darboğaz için hayal ürünü, yeni bir suçlu yaratıyorsunuz. Hâlbuki fahiş fiyat artışının birçok nedeni var. Mesela ham madde fiyatları; TÜİK verilerine göre dahi, ülkemizde ÜFE yıllık yüzde 80 artmış. Mesela maliyet enflasyonu, mesela yetersiz üretim, mesela dışa bağımlı ekonomi, mesela borçla büyüme modeli… Bu fiyat artışının temel sebebi stok mudur, iktidarın politikaları mıdır? Mesela istikrarsız döviz kuru mu, 2020 yılının son günü 7 lira 37 kuruş olan dolar kurunun bugün 13 liranın üzerinde seyretmesi mi? Türk lirasının değer kaybetmesinin mesulü kim? İktidar on dokuz yıl, borçla büyüme modelini benimsedi. Ne zaman ki ekonomi duvara tosladı, “üretim ekonomisi” demeye başladı. On dokuz yıllık iktidar borçlanmayla da kalmadı, elimizdekileri de sattı, özelleştirdi; şimdi de yapılmış özelleştirmelerin sürelerini artırmaya çalışıyor.

Bu teklifin ilk maddesinde de bazı limanların işletme hakkı verilmesi veya devri yöntemiyle gerçekleştirilen özelleştirmeler neticesinde imzalanan kırk dokuz yıldan az süreli sözleşmelerin, başvuruda bulunulması hâlinde kırk dokuz yıla kadar uzatılmasından bahsediliyor. Bakın, Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Tekirdağ, Ordu, Sinop, Rize, Giresun ve Hopa Limanları 1997 yılında; Antalya Limanı 1998 yılında; Alanya Limanı 2000 yılında; Marmaris Limanı 2001 yılında; Çeşme, Kuşadası, Trabzon ve Dikili Limanları 2003 yılında otuz yıllığına özelleştirilmiştir. Sözleşmelerin başlangıç ve bitiş tarihleri dikkate alındığında, 1997 yılında özelleştirilen limanların sözleşme bitiş süresine bile en az altı yıllık bir süre kaldığı görülmektedir, pek çoğunun da on yıllık süreleri var. Devlet Demiryollarına ait İskenderun Limanı 2011 tarihinde, Mersin Limanı 2007’de, Samsun ve Bandırma Limanları 2010’da otuz altı yıllığına; Derince Limanı 2015’te otuz dokuz yıllığına işletilmek üzere özelleştirilmiştir. Buradan hareketle, bu limanlardan da sözleşmesi en önce yani 2007 yılında imzalanan limanın devrinin üzerinden henüz on dört yıl geçmiş, sözleşme bitimine daha yirmi iki yıl var; Derince Limanı’nın sözleşmesinin bitimine otuz iki yıl var. Erken seçim kararı almasanız dahi, seçimlerin 2023 Haziranında olacağı da ortadayken bu acele nedir değerli arkadaşlar? Tekrar iktidar olacağınıza inanıyorsanız bu teklifi seçimden sonra getirin. Ülkenin varlıklarını satmak için neden acele ediyorsunuz? Cumhuriyetin geçmiş birikimlerini sattınız, yetmedi; limanların gelecekteki yirmi yılını da sattınız, o da yetmemiş; şimdi “Gelecek elli yılı satalım.” diyorsunuz. Bu ülkede yaşayan gençlere yapılacak en büyük kötülüğü yapıyorsunuz, bugün doğan çocukların gelecek elli yılına el koyuyorsunuz.

Biliyorsunuz, dünyada sömürgeciliğin yeni adı ülkelerin altyapılarını satın alarak köleleştirmek yani limanları, köprüleri, yolları satın almak. Örneğin Çin, çok sayıda Afrika ve Asya ülkesinin limanlarını satın aldı, şu anda Afrika’da 46 limanın sahibi ya da işletmecisi; Cibuti, Etiyopya, Kenya, Mozambik, Maldivler ve hatta Yunanistan’da limanlar aldı. Buna “Sri Lanka borç tuzağı” da deniliyor. Bizim de Kabotaj Bayramı’mız limanlarımızda kendi bayrağımızı dalgalandırmamızı kutlamaktır. Gerçek milliyetçilik ülke kaynaklarına ve varlıklarına sahip çıkmak değil midir?

Değerli arkadaşlar, ülke ekonomisini güçlendirmenin yolu stratejik kurumları özelleştirmekten ya da limanların işletme haklarını devretmekten geçmiyor. Ekonomi istikrar ister, istikrarlı ekonomik politikalar ister ama ekonomiyi spekülatörler için cennete çeviren de sizsiniz. Kur garantili mevduat sisteminden önce 18 liraya kadar çıkan dolar, programın açıklandığı sabahı 11 lira seviyesinden başlamıştı, sonra sürekli dalgalandı ama bir türlü durulmadı; bu sabah da 13 liranın üzerindeydi. Türk lirasındaki oynaklığı bitcoine çevirdiniz, paramızın güvenliğini sarstınız. Biz, liranın değer kazanmasını elbette isteriz ama değerin istikrarlı olması da gerek.

Döviz kuru sıkıştırılmış yay gibi, sıkıştırıp uygun forma getirmek için çabalıyorsunuz, tutuyorsunuz ancak elinizden kaçarsa fırlar gider, tutamazsınız. Matematikte bunun adı Katastrof teorisidir yani felaket teorisi. Sayın Cumhurbaşkanının çok bahsettiği metal yorgunluğu da Katastrof teorisine örnektir. Ufak sapmalar birikir, sonra bir noktada elden çıkar, felakete sürüklenirsiniz. Bu düzenlemeyle mevduat hesabına yatırılan paraya döviz kuru garantisi veriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Bu garantinin hazineden ödeneceği söyleniyor yani vatandaşın cebinden. Hazineye getirilen bu yükü çocuğuna zar zor mama, bebek bezi alan aile; ders arasında harçlığıyla ancak bir simit yiyebilen genç; traktörüne mazot dahi alamayan her ay zarar eden çiftçi; “Enflasyona ezdirmeyiz.” deseniz de giderek fakirleşen asgari ücretli, memur, emekli; iş ararken otobüs parasını zar zor veren işsiz vatandaş; kısacası, güzel bir hayatı çok gördüğünüz bunca insan üstlenecek.

Değerli arkadaşlar, buradaki mesele ekonomik gerçekliklerdir. Ekonomide bundan sonra daha doğru adımlar atacağınızı, yaşanan krizlerden ders alacağınızı umut ediyoruz. Atalarımız biz rahat yaşayalım diye fabrikalar kurdu, yatırımlar yaptı. Biz de çocuklarımız için bunu yapmalıyız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurun Sayın Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle şu an görüşmekte olduğumuz yasayla ilgili medyaya bakarsanız sanki stokçularla mücadele etmek için bir yasa çıkarılıyormuş havası veriliyor, doğru düzgün limanlardan bahseden bir basın yok, yandaş basını kastediyorum. Çünkü limanları satıyorlar. Çünkü muhalefetten her konuşmacının bu kürsüye çıktığında “Limanları neden satıyorsunuz?” sorusuna yerli ve millî olan, sözde yerli ve millî olan AKP ve MHP ittifakının verdiği bir tek yanıt yok; bu kürsüye yanıt vermek üzere çıkıp başka şeyler anlatıyorlar, insanları kandırdıklarını zannediyorlar, yurttaşları kandırdıklarını zannediyorlar oysa yurttaş, bu ülkeyi bu iktidarın parsel parsel nasıl sattığını gayet iyi biliyor; muhalefet de bunu sürekli söylüyor, söylemeye de devam edecek.

Bakın, bugün bu torba yasayla bir ülke için stratejik öneme sahip olan limanlar satılıyor ama iktidar sandalyesinde oturanlar sanki bir ekmeği alıp veriyormuşçasına, olayın böyle bir basitlikle ele alınmasını istiyor. Bakın, tarihte birçok savaş su yolları için verildi. Bir ülke için limanlar stratejik bir öneme sahiptir ve değil özelleştirilmeleri, sözleşmelerinin uzatılması, şu an yapılması gereken -eğer gerçekten yerliyseniz ve millîyseniz- mevcut olan sözleşmelerin feshedilmesi gerekiyor. Bugün limanları yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çeken bu iktidar anlayışı zaten her şeyi yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekti; hastaneler özelleştirildi, okullar özelleştirildi, şeker fabrikası başta olmak üzere bu ülkenin bütün fabrikaları satıldı. Ordu dahi özelleştirildi, bakın, ordu dahi; bugün SADAT'ın eline verildi güvenlikle ilgili birçok iş. Bugün neredeyse polis teşkilatını dahi özelleştirmeyi hedefleyen bir anlayış, ellerinden gelse Türkiye Büyük Millet Meclisini dahi özelleştirmek isteyen, parsel parsel satmak isteyen bir anlayış bu ülkeyi ne yazık ki şu an yönetiyor ama ömürleri kısa ve gidecekler.

Sorulan sorulara, liman özelleştirmesiyle ilgili sorulan sorulara -şu an kendisi burada değil ama- Komisyon Başkanı dün şunları söyledi:  “Limanların verimlilik ve etkinliğinin arttırılması hedefleniyor.” Ve “Bu bir devir işlemi.” demişti Sayın Akbaşoğlu ama kendisi şunu söyledi: “Limanların zaten sahibi var ve işletiliyor.”

Bakın, farkında olmadan Komisyon Başkanı aslında muhalefetin bu kürsüden defaatle ifade ettiği… Siz limanları parsel parsel sattınız.  Sadece işletme hakkı gibi algılanan şeyin bir satış olduğunu ifade ettiğimiz hâlde AKP sıralarından bunun öyle olmadığını söylüyorlardı. Ama Komisyon Başkanı -Allah söyletti- bunu olduğu gibi de ifade etti.

Bakın, bugün Mersin Limanı Türkiye'den “narko devlet” şeklinde bahsedilmesine sebep olan bir liman hâline getirildi. Peki, bu limanın bu şekilde uyuşturucu trafiği için bir nokta hâline gelmiş olmasından bir rahatsızlık duyuluyor mu? Mersin Limanı'nın işletmesi şimdi kimdeymiş, ona bakalım: Singapurlu bir şirkette. Ve kimde olursa olsun, bakın, kimde olursa olsun bugün yabancı bir şirkete ya da yerli bir şirkete bir limanı teslim ederseniz olacağı bu. Ha, haklı olarak diyeceksiniz ki “Bu narko işlerde İçişleri Bakanının doğrudan ismi de geçiyor.” Peki, devletin doğrudan yönetimi olsaydı, devletin doğrudan işletmesi olsaydı bunlar olmaz mıydı? Zaten bu ülkeyi vicdanıyla, adaletle, demokrasiyle yönetmeyen bir anlayış var ise tabii ki böylesi sonuçları da olacaktır ve şunu bir kez daha söylüyoruz: Var olan sözleşmeleri değil uzatmak, derhâl o sözleşmeler feshedilmelidir, limanlar kamu eliyle işletilmelidir.

Yine, bu mevcut torba yasada elmayla armudu, yumurtayı, her şeyi bir torbanın içine atmayı alışkanlık hâline getiren, yasa yaptığını zanneden bu iktidar, bu sefer ülkenin âdeta yangın yerine döndüğü bir ekonomik krizle ilgili suçlu arayışına girmiş ve şimdi sözde stokçuların peşinde. Bugün küçük esnafın stokçuluğundan şüphe eden yani 2 torba patatesi, 2 torba soğanı stoklamış olan bir manavın peşine düşmüş olan bir iktidar var ama bu iktidar gerçekten ülkenin başta bütün varlıklarını, mesela limanlarını, mesela bütün üretim kaynaklarının hepsini büyük sermayeye peşkeş çekmiş, oranın peşinde değil. Kimin peşinde? Stokçuların peşinde. Bakın, bugün stokçuların peşine gitmiş olan bu iktidar kimleri suçlu gösteriyor? Çiftçiyi suçluyor, üreticiyi suçluyor, işçiyi suçluyor, mahallemizdeki Bakkal Ahmet Efendi'yi suçluyor, bunların peşine düşmüş. Oysa fiyat artışının, TÜİK’in açıklamış olduğu yalancı enflasyon oranıyla doğrudan orantılı olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bakın, bugün motorine, benzine, LPG’ye, elektriğe, doğal gaza gelen fahiş zamların gerçekten artık önü de alınmıyor ve sözde asgari ücret artırıldı ama asla ve asla bu asgari ücret gerçek enflasyonu yansıtmıyor. Bugün, TÜİK’in 2021 yılı enflasyon oranını yüzde 30 olarak açıkladığını biliyoruz ve ücretler buna göre belirleniyor. Oysa Enflasyon Araştırma Grubunun açıkladığı rakam yüzde 82,81’dir ve doğru olan rakam budur. Bugün ücretlerin, alım gücünün bu enflasyon karşısında nasıl ezildiğinin burada bu sandalyelerde oturan AKP milletvekilleri belki farkında değil ama mutfağında tenceresi kaynamayan yurttaş bunun farkındadır. Burada artık hikâye anlatmanın bir manası kalmamıştır. Bugün dünyada enflasyonun en yüksek olduğu 8’inci ülke Türkiye’dir. Bu, hangi verilere göre? TÜİK’in açıklamış olduğu verilere göre ve şurada bir liste var elimde, bu tabloda Türkiye 8’inci sırada görünüyor. Gerçek enflasyon rakamlarına göre Türkiye 5’inci sıradadır ve hemen Suriye’nin altında yer alır. Suriye, on bir senedir savaşla cebelleşen bir ülke, hemen altında kim yer alıyor enflasyon oranındaki yükseklikte? Doğrudan Türkiye yer alıyor. İşte, Türkiye’yi bu iktidarın getirdiği durum tam da budur. Bir de gerçekten, utanmadan sıkılmadan dış güçler, dış mihraklar diye insanlara yutturmaya çalışıyorlar. Buna siz inanıyor olabilirsiniz ama evinde tenceresi kaynamayan insan buna asla inanmaz. Bakın, buna en güzel cevabı emekçiler verdi ve dediler ki: “Rakamlar yalan, yoksulluk gerçek.” Tsunami gibi artan bu zamlar karşısında TÜİK de büyük bir suç işlemektedir. Ben buradan TÜİK'in yöneticilerine de seslenmek istiyorum: İktidarın ülkeyi çekmeye çalıştığı bu bataklıkta sizlerin payı vardır çünkü açıkladığınız rakamlar çerçevesinde yediğimiz bir lokma ekmekten, giyindiğimiz hırkaya kadar, evimizde kullandığımız bütün ürünlere kadar her şeyin fiyatı sizin açıkladığınız bu yalan yanlış rakamlarla belirlenmektedir. Dolayısıyla, burada TÜİK çok büyük bir suç işlemektedir ve bununla ilgili emekçiler TÜİK hakkında dava açtılar, TÜİK yöneticileri hakkında. Çok haklı bir davadır bu dava ve bizler emekçilerin bu konuda yanındayız.

Bakın, bizler sorunu yaratan ve derinleştirenden, onlardan, bu kürsülere çıkıp artık bir çözüm istemiyoruz. Yani, bugün Cumhur İttifakı'ndan, bugüne kadar bütün bu icraatları vicdansızca gerçekleştirmiş olan bu iktidardan “Ya, şunu şöyle yapsanız da çözülür aslında.” deme dönemi muhalefet açısından artık kapanmıştır. Muhalefet, artık bu ülkenin söküğünü kendi eliyle dikecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Bakın, bugün, eğer gerçekten yurttaş, bu ülkenin vatandaşı enflasyona karşı korunacaksa acilen bu kanıtlanabilir. Ne yapılabilir? Elektrik, su, doğal gaz ve internete son altı ayda yapılmış olan bütün zamlar geri çekilirse gerçekten demek ki bunun yolu açılacaktır. Bütün gıda ürünlerine, temel tüketim maddeleri üzerinde KDV’yi kaldırarak bunun samimiyeti ortaya konulabilir. Temel gıda ürünleri ucuzlatılarak bununla mücadele edileceği gösterilebilir ama biz tekrar ediyoruz, asla ve asla bu iktidarın bir çözüm gücü olacağına dair sadece biz muhalefetin değil, bu kürsüde oturan milletvekillerinin değil, yapılan anketler de gösteriyor ki artık yurttaş, vatandaşın sizlere güveni kalmamıştır ve artık, toplum kendi söküğünü kendi elleriyle dikecektir. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine söz aldım.

Çok değerli arkadaşlar, her şeyden önce, açık, net bu düzenleme Anayasa’ya aykırıdır. Yine bir torba, çorba, yamalı bohça, adına ne derseniz deyin bu teklifin Türkiye Denizcilik İşletmeleriyle ilgili olan maddeleri, hukuk dışında yapılmaya çalışılan işlemlerdir ve hukuksal bir kılıf uydurmaktır. Yani minareyi çalıp daha sonra minareye kılıf uydurma çalışmasıdır. Limanların bir kısmının özelleştirilmesini Danıştay iptal etmedi mi? Etti. Ancak, bu yargı kararları kesinleşmiş olmasına rağmen uygulanmadı. Şimdi de 1’inci maddeyle bu, yargıya aykırı olan konu yargı tarafından hukuk çerçevesi içerisine alınmaya çalışılıyor.

Diğer yandan, liman işletme hakkı devirleri ihaleyle yapılmadı mı? Yapıldı. İhale şartnamesinde yer alan sürenin daha sonra uzatılması mümkün değildir. Bu, ihaleyi baştan sakatlar ve rekabet hukuku açısından da sorunludur. Bunu hep yapıyorsunuz değerli arkadaşlar.

Bakın, kamu–özel iş birliği adı altında milletin parasını yandaşa aktarıyorsunuz. Bunu sadece limanlarda da değil, köprülerde, otoyollarda, şehir hastanelerinde, tünellerde her yerde yapıyorsunuz, uyguluyorsunuz. Biz, asla projelere karşı değiliz, projelere karşı olmadık ama milletin parasını babanızın parasından daha rahat harcayacağınız bir sisteme elbette karşıyız. Hesap vermekle yükümlüsünüz. (CHP sıralarından alkışlar) Sadece bir örnek: Türkiye'nin en maliyetli otoyol projesi olan Kuzey Marmara Otoyolu'nun bazı kesimlerinin ciddi iddialarını gündeme getirdik, sorduk; cevap alamadık, cevap vermediniz, veremediniz. Sayıştay'dan kaçırdınız ancak sansürlenen raporlardan anlıyoruz ki yandaşlarınıza 3 kıyak birden yapmışsınız, 1 değil. İşletme süresi yüzde 300 artmış, 75 bin olan günlük garanti 191 bine çıkmış, garantilerin hesaplama yöntemi değişmiş, ödeme yılda 1 defadan yılda 2 defaya çıkarılmış. Kısacası, yandaşlara ballı, kaymaklı 1 değil, tam 3 kıyak birden yapılmış ve ne yazık ki bu durum, yaptığınız bu uygulamalar kamu bütçesinde büyük bir gedik açılmasına neden oluyor. Buradan, AK PARTİ iktidarını bir kez daha uyarmakta fayda görüyorum: Hukuk bir gün size de lazım olacak, bu tür uygulamalardan vazgeçin.

Değerli milletvekilleri, bir de enerji politikalarına bakış açısı var. Şu, açık, net ortada: AK PARTİ’nin enerji politikaları vatandaştan yana değil; AK PARTİ, enerjide, vatandaşını müşteri gibi gören bir anlayışa sahip, bir politikaya sahip. “Yerli, millî.” diyerek aslında enerjimizi bağımlı olmaktan kurtaramayan, döviz yükseldikçe zam yapıp indiğinde görmezden gelip zam üstüne zamlar yapan; ülkemizde döviz garantileriyle, zamlarla, hayat pahalılığıyla ülkenin ekonomisini perişan eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Zamlar durmuyor ve hemen seçim olmaz ise zamlar duracak gibi de gözükmüyor. AK PARTİ iktidarı yaptığının en iyisini yapıyor, nedir? Zam yapmak, zaten AK PARTİ yaparsa da anca zam yapar.

Bakın, günlerce “Elektrikte kademeli tarife, sosyal tarife olsun.” diye söyledik, “230 kilovatsaatin altındaki bir uygulama otomatikman bir zamdır.”, diye söyledik, “150 kilovatsaati yapmayın.” dedik; bunu defalarca söyledik. Ne oldu? Bağımsız olması gereken EPDK vatandaşlarımıza yapılan tarihî zamma yol verdi, enerji lobilerine teslim oldu; Kurum amacından çıktı ve EPDK talimatla çalışan, AK PARTİ’nin ilçe başkanlığı durumuna geldi. Şimdi, buradan, EPDK’ye “Bu zamların talimatını da saraydan mı aldınız?” diye sormak lazım. Kademeli tarifeyi amacı dışına çıkardınız, insani yaşam şartlarından ve sosyal tarife olmaktan uzaklaştırdınız. Yaptığınız hukuksuzdur, yaptığınız fırsatçılıktır.

Çıkardığınız yasaya aykırı uygulamaya geçtiniz ve yine “Ben yaptım, oldu.” dediniz arkadaşlar. Kazanan kim oldu? Kazanan enerji lobileri oldu, kaybeden de vatandaşımızın kendisi. Elektrikte “ucuz” dediğiniz tarifeye yüzde 52 ve yetmedi, sonrasında yüzde 127 zam yaptınız, tarihin, cumhuriyet tarihinin en büyük zammını yaptınız. Bu fırsatçılık değil de nedir? Bakın, Fatih Bey milletin kürsüsünden ne dedi? Daha yirmi altı gün önce aynen şunu dedi: “Kademeli tarife uygulamasıyla, evindeki elektriği az tüketen vatandaşımız daha az bedel ödeyecek.” Ne oldu? Zamlar oldu, hem de üst üste gelen. Aralık 2021’de Bakan konuştuğu zaman, insani yaşam için gerekli olan 230 kilovatsaat tüketimin faturası 210 lira iken Bakan konuştu “Müjde, vesaire.” dedi, 230 kilovatsaat oldu 370 lira; 160 lira zam geldi.

Enerji temel bir insan hakkıdır ve bu hak gasbedilemez. Enerji, ödenebilir ve ulaşılabilir olmalıdır.

5’inci madde var. Bu 5’inci maddeyle, özel sektöre sağladığınız desteklerin bedelini yine vatandaşımızın sırtına yüklüyorsunuz. Palyatif çözümler ile sonuç odaklı olmayan günlük politikalarınızdan vazgeçin.

6’ncı maddeye bakıyoruz; TEİAŞ’ın özelleştirilmesinin adımlarından bir tanesini daha atıyorsunuz. Üretimin ve dağıtımın ardından sistemin belkemiği olan TEİAŞ’ı kamu yararı ekseninden çıkarmaktır bu yaptığınız. TEİAŞ’ı kâr zarar eden bir denklemle bu tür bir şirkete dönüştürmek ülkemiz için asla doğru bir adım değildir. Ayrıca, BOTAŞ, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Eti Maden gibi kurumlarımızı da özelleştirme kıskacına alan AK PARTİ iktidarı enerji güvenliğimizi de tehlikeye atıyor.

Değerli milletvekilleri, elektrik dağıtımını özelleştirirken “ucuzlayacak” demediniz mi? Dediniz. Peki ucuzladı mı? Hayır ucuzlamadı, devamlı zamlandı. Ülkeye getirdiğiniz noktada artık “ucuzlayacak” dediğiniz faturalardaki elektrik değil, faturaların kendisi çarpar hâle geldi.

Peki, akaryakıta bakıyoruz. Yine AK PARTİ milleti çarparken akaryakıt zamlarıyla vatandaşımızı şimdi de yaya bırakıyor. Şoför esnafımız dertli, şoför esnafımız kontak kapatıyor. Vatandaşımız bir yıl önce deposunu 360 liraya doldururken şimdi 650 liraya dolduruyor. Çiftçinin mazotu neredeyse yüzde 100 arttı, sulamadaki elektrik de kullandığı elektrik de yüzde 137 artmış durumda. Yani diyorsunuz ya “Nereden nereye.” alın size işte ülkeyi nereden nereye getirdiğinizin tablosu.

Ayrıca, siz “Hiçbir vatandaşımızı fiyat artışlarının yükü altında bırakmadık, bırakmayacağız.” diyerek milletin aklıyla alay ediyorsunuz değerli arkadaşlar. O da yetmiyor, Cumhurbaşkanından, AK PARTİ Genel Başkanından Enerji Bakanı Fatih Bey’e kadar milletin gözünün içine baka baka fedakârlık diyorsunuz. Allah aşkına nerede yaşadığınızı merak ediyorum, Türkiye olmadığı kesin çünkü burada bir fedakârlık yapan var, bu fedakârlık asla AK PARTİ iktidarının değil; yanlış politikaların nedeniyle, AK PARTİ iktidarının yanlış politikaları nedeniyle hayat pahalılığıyla, zamlarla mücadele eden bu milletin, fedakârlığı yapan bu zamlar altında ezilen, fedakârlığı yapan bu milletin ta kendisidir. Asla AK PARTİ iktidarı değil.

Acilen yapmamız gerekenler var, acilen. Mesela, enerji faturalarındaki vergi yükünü hemen azaltmalıyız yani KDV’yi kış aylarında elektrik ve doğal gazda kaldırmalı, akaryakıtta yüzde 1’e hemen indirmeliyiz. Kademeli tarifedeki ilk kademe hemen 230 kilovatsaat olarak değiştirilmeli. Enerji lobilerine teslim olmayın, vatandaşımızın, bu zor gününde vatandaşımızın yanında olun. TEİAŞ’ın özelleştirilme kararından acilen, derhâl vazgeçin. Doğal gaz anlaşmalarını milletin çıkarına yapın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET AKIN (Devamla) – Bakın, daha önce, bundan on ay önce bu doğal gaz fiyatları bu kadar yükselmemişken bu anlaşmaları yapsaydınız, şimdi, vatandaşımıza bir nebze olacak destek olurdunuz diye düşünüyoruz. Yapmadınız, hatta doğal gaz depolarını bile dolduramadınız. Şimdi, olması gereken, “müjde” diye vatandaşımıza söylediğiniz doğal gazın faturalara yansımasını derhâl sağlamaktır. Döviz kurunun düşmesiyle akaryakıt fiyatlarında yeniden güncelleme yapıp indirim yapılmalıdır. AK PARTİ’nin Genel Başkanı “3 çocuk yapın.” diye nasihat verirken bir taraftan da vatandaşımızı hem enerji faturalarıyla hem doğal gaz faturalarıyla hem de akaryakıt faturalarıyla ezdi. Ülkede ekonomik anlamda büyük bir çöküş var ve “Ekonominin kitabını yazdık.” diyenler şunu bilmeli: AK PARTİ bu ülkede ekonominin çöküşünü yazan bir partidir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı.

Sayın Kaşıkçı, şahıslar adına da söz talebiniz bulunuyor, ikisini birleştiriyoruz, süreniz on beş dakika.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri takip eden aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında konuşmama başlarken şunu ifade etmek istiyorum. Biraz önceki hatipler, Enerji Bakanlığımızın bütün bürokratlarını bu kürsüde yerden yere vurdular ancak ben onların aksine bugün geldiğimiz nokta itibarıyla başta Enerji Bakanımız olmak üzere çalışan tüm bürokratlarımızın gerçekten Türkiye’yi dışa bağımlılıktan, enerjide dışa bağımlılıktan kurtarmak için çok önemli bir çalışmanın içerisinde olduğunu belirtmek istiyorum. Bakın, bugün Türk milletinin geleceği, Türk milletinin önümüzdeki yüzyıllarda da bu coğrafyada hür ve bağımsız bir şekilde yaşayabilmesi için enerjide dışa bağımlılıktan kurtarabilmek için Türk milletini bugün Gabar’da, Cudi’de, Tendürek’te petrol arama çalışmalarını yapan, bugün yerden yere vurduğunuz bu Enerji Bakanlığının çalışanlarının sayesinde bu aşamalar gerçekleşiyor. Yine, Türk milletinin geleceğini kurtarabilmek için onu başka ülkelerin boyunduruğu altından kurtarabilmek için bugün Karadeniz'de doğal gaz arama çalışmalarını yapan yine bu Enerji Bakanlığı çalışanlarımız. Yine, Doğu Akdeniz'de birçok ülkenin tehdidine rağmen Türk bayrağını denizlerde dalgalandırıp, o bölgelerde NAVTEX’ler ilan edip Türk milletinin geleceğini Doğu Akdeniz'de arayan yine bu Enerji Bakanlığımızın çalışanları. O yüzden sizler gibi düşünmüyor, Türkiye'nin yerli ve millî noktada daha ileriye gitmesi için, Türk milletinin geleceğiyle ilgili bu çok önemli adımları peş peşe atan başta Sayın Bakanımız olmak üzere tüm Bakanlık çalışanlarına bir Türk milliyetçisi olarak, bu memleketin bir evladı olarak hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, dün aynı zamanda ülkücü, milliyetçi hareket için çok önemli bir değerimizi kaybedişimizin yıl dönümüydü. Ülkücü şehidimiz Ruhi Kılıçkıran'ın ölüm yıl dönümüydü. Ben, başta Ruhi Kılıçkıran olmak üzere, Ruhi Kılıçkıran'dan Fırat Çakıroğlu'na kadar tüm ülkücü şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Değerli arkadaşlar, bugün Mecliste görüşülmekte olan bu kanun teklifi içerisinde çok önemli gördüğüm bir hususu burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim: Konuşacağım konu, bugün, temiz enerji kaynaklarında Türkiye'nin gelmiş olduğu noktayı buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakınız, değerli milletvekilleri, bugün dünyanın içerisinde bulunduğu en önemli çevre probleminin iklim değişikliği olduğunu biliyoruz. Dünyadaki tüm ülkeler bu iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği bu krizle nasıl başa edebiliriz, nasıl başa çıkarız diye birçok toplantılar yapmakta. En son da biliyorsunuz, Türkiye'nin de tarafı olan bir Paris İklim Anlaşması imzalandı. Bu Paris İklim Anlaşması’nda da dünya ülkelerine tavsiye edilen şu: Fosil kaynakları bırakın ve yenilenebilir enerji kaynaklarını yani temiz enerji kaynaklarına yönelin. Aslında o iklim anlaşmasının tüm dünya ülkelerine en önemli tavsiye kararı bu.

Bakınız, arkadaşlar, temiz enerji kaynaklarının kullanımıyla ilgili dünya ülkeleri birbirleriyle bir yarış içerisine girmişken Türkiye, geldiğimiz nokta itibarıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında dünya ortalamasının çok üstünde bir noktada. Bugün dünya ortalaması yüzde 27’yken yani temiz enerji kullanımında, Türkiye'de bu oran yüzde 43 seviyesinde. Bu oran gerçekten takdire şayan. Bakın, geçen bütçe görüşmelerinde de bunu söylemiştim. Dünyada bu oranı yakalayan bir Avrupa ülkesi olsaydı çevre dernekleri muhtemelen o Avrupa ülkesini göklere çıkartırdı ancak bu oranı yakalayan Türkiye olduğu zaman maalesef bu böyle bir hasıraltı yapılmaya, gizlenmeye çalışılmakta. Ancak biz bulduğumuz her platformda, Türkiye'nin dünyanın kirlenmesine karşılık,  özellikle temiz enerji kaynaklarını kullanma noktasında çok önemli bir yere geldiğini Allah'ın izniyle ifade edeceğiz.

Geçen bütçe konuşmasında değinmediğim bir kısım vardı. Bugün, yine bu kanun teklifiyle birlikte gelen bir değişiklikle, aslında sürem yetmediği için, konuşamadığım bir bölüm vardı, onu da bugün burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bakınız, değerli milletvekilleri, rüzgar enerji santrallerinde, hidroelektrik santrallerinde, güneş enerjisi santrallerinde, jeotermal enerji santrallerinde kullandığımız bütün aksamların ithal ürünler olduğunu biliyoruz. Bugün, Anadolu’nun birçok yerinde rüzgâr santrallerini görüyoruz, güneş enerjisi santrallerini görüyoruz. Aslında ilk başlarda bu ürünlerin çoğu ithaldi yani Türkiye’yi enerjide dışa bağımlılıktan kurtarmak için bir yandan temiz enerji kaynaklarına yönelirken bir yandan da şöyle bir krizle karşı karşıya kalmıştık: Rüzgâr türbinlerini -enerji santrallerini- dışarıdan ithal ediyorduk.

Sizin biraz önce yerden yere vurduğunuz bu Enerji Bakanlığındaki kıymetli çalışanlar işte bu kara deliği de çözmek için “Rüzgâr enerjisindeki, güneş enerjisindeki -biraz önce söylediğim- bu aksamları acaba biz kendi yerli, millî imkânlarımızla Türkiye'de üretebilir miyiz?” diye kafa yorup ortaya çok önemli bir vizyon koydular. Bu vizyon neydi? Yerli aksamı destekleme. Bakınız, örnek vermek istiyorum; elinde rüzgâr enerjisi lisansı olan bir firmaya Enerji Bakanlığımız aslında şunu tavsiye ediyordu: “Şayet kuracağın rüzgâr türbininin kulesini veya kanadını Türkiye'de üretirsen Bakanlık olarak seni destekleyeceğiz.”

İşte, o gün itibarıyla Türkiye'deki birçok KOBİ’de gerek rüzgâr enerjisi santrallerinin biraz önce söylediğim bu aksamlarının gerek güneş enerjisi panellerinin birçok aksamının gerek hidroelektrik santrallerindeki o türbinlerin birçok aksamının Türkiye'de üretilmesiyle ilgili Bakanlığın bu desteğiyle beraber çok önemli bir gelişme yaşandı ve bugün Türkiye'de, yanlış hatırlamıyorsam 100’ün üzerinde gerek rüzgâr türbininin aksamlarını üreten gerek güneş enerjisi aksamlarını üreten gerekse de hidroelektrik santrallerinin aksamlarını üreten çok kıymetli firmalarımız oldu. Yine, bu önemli adımı Enerji Bakanlığımızın ortaya koyduğu bu vizyon sayesinde aslında gerçekleştirdik.

Değerli milletvekilleri, yine, bütçede -aslında zamanım olmadığı için- bir konu vardı ifade edememiştim; o da şuydu: Nasıl fosil yakıtların miktarını aşağıya çekip temiz enerji kaynaklarının oranını yukarı çıkarmamız gerekiyorsa aynı zamanda da temiz enerji kaynakları içerisinde özellikle rüzgârın ve güneşin miktarını da yukarı çıkarmayla ilgili önemli bir çalışmanın içerisinde olmamız gerektiğine inanıyorum.

Bakınız, bugün, yine, coğrafyanın bize sunduğu çok önemli bir enerji kaynağı var. Ben bu kaynaktan da buradan bahsetmek istiyorum. Çok fazla faydalanmadığımız bir kaynak. Hatay’da İskenderun Teknik Üniversitesi’nde İklim Değişikliği Bölümünde Doçent Doktor Abdullah Sakallı Hocamızın çalıştığı çok önemli bir konu vardı; o da deniz akıntılarının enerjisiyle elektrik üretebilir miyiz? Bakınız, bu da coğrafyanın bize sunmuş olduğu gerçekten çok önemli bir fırsat. Bu fırsatı da biz üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemizde aslında enerjiye çevirebiliriz. Abdullah Sakallı Hocamızın yapmış olduğu çalışmalar neticesinde -biraz sonra bu çalışmayı aynı zamanda hemşehrimiz olan Hataylı Bakan Yardımcımız Alparslan Bey’e de vereceğim- özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarındaki deniz dip akıntılarından elektrik enerjisi üretmek için bu coğrafyanın uygun bir coğrafya olduğunu -yine verilerle- bizlerle paylaşmış durumda.

Değerli milletvekilleri, enerjiyle ilgili… Yine, özellikle seçim bölgem Hatay’la ilgili yaşadığımız bir problemi ve bu problemin çözümüyle ilgili atılması gereken birkaç hususu da buradan ifade etmek istiyorum. Hatay, bildiğiniz üzere, ekonomisi tarıma dayalı bir şehrimiz. Hatay’da on binlerce çiftçimiz rızkını Amik Ovası’nın bereketli topraklarından, ektiği ürünlerle karşılıyor. Ancak, Amik Ovası’nda tarım yapan çiftçilerimiz için önemli bir girdi var; bu girdi de… Biliyorsunuz, bizler tarlalarımızı sulamak için kullandığımız tarımsal suyu gizli bir silahımız olan yer altı su kaynaklarından kullanıyoruz, aslında bunu kullanmamamız lazım. Yer altı su kaynakları bu ülkenin önemli su kaynakları ve bunları bitirmemek için azami gayret göstermemiz lazım. Ancak, vatandaşımız, çiftçimiz mahsulünü sulamak için -üzülerek söylüyorum- bu su kaynaklarını kullanıyor. 100 metreden, 200 metreden su pompalarıyla bu suyu çıkarıp daha sonra tarımsal sulamada kullanıyoruz. Bu pompalar da bildiğiniz üzere elektrik enerjisiyle çalışıyor ve bundan dolayı da bu pompaların enerjisi için çiftçimiz çok önemli miktarda elektrik faturası ödemekte. Bakınız, değerli arkadaşlar, yine, hepimizin bu birikimini aslında heba ediyoruz.

Burada şunu tavsiye ediyoruz Milliyetçi Hareket Partisi olarak: Tarımsal sulamada, bu tür önemli ovalarda, özellikle güneş enerjisi sisteminden faydalanmak gerekiyor diye düşünüyoruz. Bunu yaparken de çiftçilerimizin bireysel olarak bunu yapmalarından ziyade, aslında kuracağımız kooperatifler aracılığıyla vatandaşımızı ve çiftçilerimizi bu yöne doğru yönlendirebiliriz. Ancak, muhakkak suretle bizlerin, o bölgenin, o şehrin yerel yöneticilerinin de bu kooperatiflerin içerisinde bulunması aynı zamanda vatandaşlarımıza, çiftçilerimize de önemli bir güven verecek diye düşünüyorum. Yine, bu hususta, denizdeki dip akıntısının elektrik enerjisine çevrilmesiyle ilgili bu teklifimizi biraz sonra Sayın Bakanımıza da sunacağım ve çiftçilerimizin güneş enerjisinden daha fazla faydalanıp önemli bir girdi olan elektrik enerjisinden de tasarruf edilmesi açısından önemli bir katkı sunacağını düşünüyorum.

Son olarak da şunu ifade etmek istiyorum sayın milletvekillerim: Bakınız, Karadeniz’de, biliyorsunuz Türk milletinin geleceğiyle ilgili önemli bir keşif ortaya koyuldu. Sayın Cumhurbaşkanımız, Karadeniz’de yapmış olduğumuz 2 keşfi vatandaşlarımızla, milletimizle paylaştı. Ancak, elbette, içeride buna hâlâ inanmayan bir kesim var, bunu görüyoruz. Doğal gaz keşfi yapıldı, sondaj gemisinin üzerinde yerin 2 bin metre altından çıkartılan gazın ilk test ateşi yapıldı, o ateş vatandaşlara, milletimize gösterildi. Ancak, yine, bunu bir siyasi propaganda amacı olarak kullanan bir kesim var, onlar o ateşi gördüğü hâlde buna inanmadılar.

Yine, son olarak şunu söylemek istiyorum: Filyos Limanı’ndan 175 kilometre ileride bulmuş olduğumuz bu doğal gaz keşfini o noktadan çıkartıp Filyos Limanı’na getirecek deniz altı boru döşemesiyle ilgili Türkiye Petrolleri çok önemli bir çalışmayı geçenlerde ihaleye çıkarttı ve –yanlış hatırlamıyorsam- Amerikalı bir firma bu ihaleyi aldı. Bu şu demek arkadaşlar: Filyos Limanı’na 175 kilometre mesafede bulmuş olduğumuz bu rezervin o noktadan çıkartılıp Filyos Limanı’na getirilmesiyle ilgili ihale tam 1,9 milyar dolardı. İnşallah, 2023’te Enerji Bakanlığımız bu doğal gazı millî sistemimize getirip verecek. Birinci fazda amaçlanan, günlük 10 milyon metreküp doğal gazın millî sistemimize entegre edilmesi; inşallah, 2’nci fazın da devreye alınmasıyla birlikte Filyos Limanı’ndan Türk enerji sistemine günlük yaklaşık 40 milyon metreküplük bir doğal gaz girişi olacak; bu, Türk milleti ve Türk devleti için son derece önemli bir gelişme.

Ben tekrardan huzurlarınızda bu çalışmayı yürüten Bakanlığımıza ve Türkiye Petrollerine teşekkür etmek istiyorum.

Tekrardan yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birinci bölümde grupların söz talepleri karşılandı. Şahıslar adına ikinci söz Erzurum Milletvekili Sayın Muhammet Naci Cinisli’ye ait.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlarım.

Uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanması gibi muğlak bir gerekçeye sahip olan ve gündemimize bir anda getirilen torba kanun teklifini görüşüyoruz. Gelişmiş tüm ülkeler daha iyi bir yasama faaliyeti yapmak için yöntemler geliştirirken AK PARTİ yasama süreçlerindeki ön hazırlık aşamalarını bile uygulamıyor. Kanun tekliflerini âdeta kaçırarak Genel Kurula getiriyor, enine boyuna tartışılsa çok mahcup olacakları, sarayın hangi odasında, kim tarafından hazırlandığını bilmediğimiz sakıncalı teklifleri, burada, Cumhur İttifakı parmak sayılarına güvenerek kanunlaştırıyorlar. Milletimize ilan ediyorum, milletin Meclisinde son derece sakıncalı kanunlar geçiriliyor; bu anlayışa ve sisteme İYİ Parti olarak itiraz ediyoruz. Önümüze getirilen kanun teklifleri kamuoyunu aldatacak bir pazarlamayla gündemimize taşınıyor, milletimiz aldatılıyor. Aralık ayının sonunda görüştüğümüz elektrik faturalarından TRT payının kaldırılması biçiminde duyurulan kanun teklifinden sonra gelen fahiş elektrik zamları ve maaş artışlarından sonra gelen insanlık dışı zamlar gibi. Görüştüğümüz kanun teklifi de yaşadığımız ekonomik krize değişik bahaneler bulan AK PARTİ’nin fahiş fiyat artışlarına sebep olarak gösterdiği “Stokçularla Mücadele” başlığıyla kamuoyuna sunuldu. Oysa kanun teklifinin 1’inci maddesi stokçularla mücadele algısının arkasına gizleniyor. Maddeyle kendi varlıklarımız olan limanlarımızın bazı imtiyazlı gruplar ve yabancılar tarafından çok uzun süre daha kullanılması sağlanıyor. Teklif, Genel Kurulda yüreksiz bir biçimde başka maddelerle kamufle edilerek geçirilmeye çalışılıyor.

Sayın milletvekilleri, limanlarla ilgili maddenin gündemimize gelmesi ilk defa olmuyor. 23 Kasım 2021 tarihinde başka bir teklifin komisyon görüşmeleri sırasında yine önümüze getirilmişti. Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle metinden çıkarılması tarafımızdan teklif edilmiş, teklifimiz Cumhur İttifakı çoğunluğunca komisyonda reddedilmişti. Daha sonra madde 3 Aralık 2021 tarihinde Genel Kurulda görüşülürken iktidar partisi milletvekillerinin kendileri tarafından verilen önergeyle kanun teklifinden çıkarıldı. Aradan çok kısa bir zaman geçmesine rağmen bu sakıncalı madde yine gündemimizde. AK PARTİ’nin ülke gündeminde ve dertlerinde hiçbir önceliği olmamasına rağmen dünya uygulama standartlarının çok dışındaki bu maddeyi yasalaştırmadaki acelesi ve paniği nedir? Bilmek istiyoruz. Perdelemeye çalıştığı başka bir niyeti olduğu şüphesi bizde kuvvetle uyanıyor. Muhtemel bir konvansiyonel veya ticaret savaşında hayati önem taşıyacak bu stratejik limanların rekabet şartları dışında yabancılara ve kökü nereye dayandığı bilinmeyen yandaş şirketlere peşkeş çekilmesi bir güvenlik sorunudur. Limanlarımızı kullanmak isteyen, AK PARTİ iktidarıyla gizli ilişkilere sahip bir ülkenin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle birlikte itirazımıza rağmen Doğu Akdeniz'de petrol aradığı bilinmez bir durum değil. Buna rağmen bu ülkeye “hayır” diyememenin sebebi nedir? Bunu da bilmek isteriz. Bu madde kanun teklifinden çıkarılmalı, bir daha da gündemimize getirilmemeli. Teklifle ülkemizin Mersin, Antalya, İskenderun, Trabzon ve Tekirdağ gibi en stratejik lokasyonlarında bulunan limanların işletme süreleri, Özelleştirme Kanunu’na eklenecek geçici bir maddeyle on ila on dokuz yıl arasında ihalesiz, rekabetten uzak, keyfî usulle uzatılıyor. Limanlarla ilgili olarak alınacak her türlü karar, yasal düzenleme ülkenin ticaret, lojistik, sanayi stratejileri ve daha önemlisi dış politikasıyla uyumlu olmalı, makro politikalarla bütünlük arz etmeli. Üstelik limanlarla ilgili düzenlemeler sadece ekonomik değerlendirmelerle değil, millî güvenlik bakımından da ele alınmalı. Hele, hele seçimlere bir buçuk yıl kalmışken milletimizin güvenini büyük ölçüde kaybetmiş bir iktidarın böylesine bir adım atabilecek olması şüphe edilmeyecek bir durum değildir. Limanlarla ilgili bu maddeye ülke menfaati açısından karşıyız, kabul etmiyoruz. Kanun teklifinin 1’inci maddesi gibi 6’ncı maddesinde de ilgili kanunlara geçici madde eklenerek bir düzenleme yapılıyor. Geçici maddeler çeşitli hak ve ayrıcalıklar da oluşturuyorlar, bunun bir örneğini 6’ncı maddede görüyoruz. Devlete ait yerler, tahsis yoluyla istifadeye sunulmaya devam edilmeli ancak ileride özelleştirme yoluyla bu yerlerin yok pahasına elden çıkarılmasına da yol açılmamalı. Kanun teklifinin stokçularla mücadele şeklinde reklamı yapılan 7’nci maddesiyle idari para cezasının sınırları artırılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu maddeyle şirketlere keyfî müdahale, AK PARTİ jargonuyla “çökme” yolu açılmamalı. Ekonomiye neşter vurulmadan keyfî bir düzenleme korsanlıktan öteye gidemez. Stokçuluğun kriz zamanlarında yapıldığını, bunu önlemenin asıl yolununsa namuslu bir yönetim ile namuslu ticaret ortamının sağlanması olduğunu belirtirim. Stokçuluğu önlemek için stokçulara karşı suistimale kapalı gereken kanun çıkarılmalıyken bu soruna zemin hazırlayan iktidara ne yapılması gerektiğini de ayrıca sorarım.

Bu sorunların AK PARTİ anlayışıyla giderilemeyeceği artık net şekilde anlaşılmışken derhâl bir seçime gidilmesinin ülke menfaatine olacağını ifade eder, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Bu sürenin yarısını, yedi buçuk dakikasını milletvekillerimize soru şeklinde vereceğiz, diğer kısmında Komisyon cevaplayacak.

İlk söz, Sayın Tutdere? Yok.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçen hafta FETÖ'yü aratmayacak bir biçimde öğretmen alımı yaptınız, binlerce gencin hakkını mülakatlarda çaldınız. Eski ortağınız FETÖ bunu KPSS'de yapmıştı, siz de “Öyle bir şey olmadı.” diye şahitlik yapmıştınız. Yalancı şahitlikten bugünlere aldığınız yola bakınca “Boynuz kulağı geçti.” diyoruz. Siz sadece gençlerin hakkını çalarak öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğe zarar vermiyorsunuz, aynı zamanda onları ücretli, sözleşmeli, kadrolu diye bölerek de zarar veriyorsunuz. Öğretmenlerin birçok sorunu var. Bu sorunları en derinden yaşayanlar da âdeta en alttakiler muamelesi yaptığınız ücretli öğretmenler. Çok az bir paraya güvencesiz, âdeta köle düzeninde çalıştırıyorsunuz. Ücretli öğretmenler 7,5 ders karşılığı 1 tam gün sigortalı sayılıyorlar. Bu da ayda  15-18 gün ediyor. Sigortaları bile tam yatmıyor. Bu öğretmenlerden nasıl verim bekliyorsunuz? Öğretmenlerimizin hepsine kadro, 3600 ek gösterge, insanca yaşamaya yetecek bir maaş istiyoruz, hemen istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, stokçulara, karaborsacılara verilecek cezaların artırılması yönündeki değişikliği destekliyoruz. İhtiyaç mallarını stoklayanlara, piyasada sıkıntı oluşturanlara, bu şekilde haksız kazanç sağlayanlara en ağır cezalar verilmelidir. Ayrıca, bu kişilerin aynı alanda tekrar çalışmaları da engellenmelidir. Kur artışının yaşandığı dönemde anında fiyatları artıranlardan, saat başı barkod değiştirenlerden şimdi de fiyatları indirmelerini bekliyoruz. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konudaki davetine tüm tarafların uymasını bekliyoruz.

Gerçek maliyet artışıyla ilgisi olmayan fiyat artışlarını önlemek için denetimlerin artması ve ciddi bir şekilde denetim yapılması gereğinin ortada olduğunu söylüyoruz. Gerçek maliyet artışlarının üzerinde fiyat artıran ve kâr payını belirlenen limitlerin üzerinde artıranlara en ağır cezalar uygulanmalıdır. Toplum yararına bu uygulamaları destekliyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, görüşülmekte olan bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sorum Komisyon Başkanımıza olacak. Sayın Başkanım, görüşülmekte olan taslak metninin benzeri daha önce uygulamalarda gerçekleştirilmiş midir? Benzer bir yasal düzenleme var mıdır? Varsa bu düzenlemelerden kimler faydalanmıştır? Bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiş midir, edildiyse Anayasa Mahkemesi nasıl karar vermiştir?

İkinci sorum ise bu taslağın yasalaşması hâlinde hem TCDD’nin hem de TDİ’nin tüm limanlarının işletme hakkı süreleri otomatik olarak uzayacak mıdır, sistem nasıl işleyecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yirmi yıllık AKP iktidarları sonunda çiftçi toprağa alın teri yerine gözyaşı dökmeye başladı. Borç sarmalındaki çiftçinin cumhuriyet tarihinde ilk kez ekipmanları, traktörleri haczedilmiş. Çiftçinin feryadına kulak verin, kulak verin ki fakirin tenceresi kaynasın.

Son bir yılda amonyum sülfata yüzde 475, amonyum nitrata yani CAN gübreye yüzde 410, üre gübresine yüzde 450, DAP gübresine yüzde 300 zam yapılmış, bitmedi; etlik piliç yemine yüzde 120, yumurta yemine yüzde 124, süt yemine yüzde 92, besi yemine yüzde 99. Kısacası zam, zam, zam. Uyanın artık, açın gözlerinizi. Gıda krizi kapıya geldi. Yabancı çiftçinin buğdayına, ekmeğine muhtaç hâle getirmeyin bizi.

BAŞKAN – Sayın Özkan… Yok.

Sayın Subaşı…

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

3 Ocak 2022 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada son on iki aydaki çalışan sayısını koruyup meslek lisesi veya üniversite mezunu gençlerimizi en az on iki ay boyunca istihdam etme taahhüdünde bulunan işletmelere 100 bin lira destek verileceği müjdesini verdi. Kadın istihdamında ise bu rakam 110 bin lira olacaktır. Mikro işletmelerde 2, küçük işletmelerde 5 personele kadar uygulanacak bu destek rakamı, faizsiz olarak iki yıl sonra yirmi dört ayda geri ödenecektir.

Tüm gençlerimize bu imkândan dolayı başarılar diliyorum, hayırlı olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Başkanım.

Şirketlerin elinde bulunan ve kiralama süreleri kırk dokuz yıldan az olan limanların kira süresi uzatılıyor. Limanlar millî güvenliğin en önemli parçalarından biridir. Neden kamuya kaynak kazandırmak için ihalesiz süreyi uzatıyorsunuz, neden kamuyu zarara uğratıyorsunuz? Limanların her geçen gün değer kazandığı bir ortamda devletin kasası boşken yapılan bu uygulama anlaşılır gibi değil. Benim seçim bölgem Tekirdağ olmak üzere Sinop, Ordu, Rize, Hopa limanlarının özelleştirme süreleri 2027 yılına kadar uzatılmaktadır. Bu limanları Katarlılara, Birleşik Arap Emirliklerine peşkeş çekildiği endişemiz var. Nitekim Katarlıların işlettiği Antalya Limanı’nın işletme süresi 2028 yılında doluyor ama bu düzenlemeyle 2047 yılına çıkıyor. Açıklama bekliyoruz, kimlerle anlaşma yaptınız.

Yine, balık yetiştiriciliği ile su kaynaklarını korumayı eş güdümlü hâle getirebilecek misiniz?

BAŞKAN – Sayın Kayan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kırklareli Pınarhisar ilçesinin Kaynarca beldesinden başlayarak 5 tane köyü geçip Lüleburgaz’a gelen ve daha sonra da Ergene Nehri’ne dökülen Kaynarca Nehri 5 tane köyün içinden geçerken sularının yağmurlardan dolayı taşması sonucu büyük zararlar meydana gelmiştir. Geçtiğimiz yılbaşına iki gün varken aynı olay yine tekerrür etmiştir ve büyük bir zarara sebebiyet vermiştir. Ayrıca 2 tane derenin birleştiği noktada Lüleburgaz’da bir mahalle sular altında kalmıştır ve sular altında kalan bu mahalleyi temizlemek için dünya kadar masraf eden devlet, neden daha önce bu derenin sularının rahat bir şekilde akmasını sağlamak için dere ıslahını yapmamaktadır ve her sene dünya kadar masrafa sebebiyet vermektedir. Bu derenin mutlaka ıslahının yapılması ve üzerindeki köprülerin de sağlıklı bir şekilde yapılması lazımdır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, 2021-2022 eğitim öğretim yılında taşımalı eğitim çerçevesinde Millî Eğitim Bakanlığınca Türkiye genelinde ilçe millî eğitim müdürlüklerince Temmuz 2021 tarihinden itibaren, taşımalı servis ihalelerinde maliyetlerde akaryakıt fiyat farkı olmadan senelerdir ihaleler bir yıl süreyle yapılmaktadır. 2021-2022 döneminde Temmuz ayındaki akaryakıt fiyatları baz alınarak hesaplamalar yapılmış, maliyetler çıkarılmıştır. Ancak 2021 Ekim ayından itibaren akaryakıt fiyatlarındaki artış yıl sonu itibarıyla yüzde 88’e ulaşmıştır. Bu nedenle, başta seçim bölgem Afyonkarahisar ve Türkiye genelinde ekmeğini taşımacılık ve servisçilik yaparak kazanan esnafımız çok mağdur duruma düşmüştür. Ekonomik zorlukların, akaryakıt, yedek parça, amortisman giderlerinin yükselmesi, fiyat artışlarının taşıma esnafımıza yüklenmesi zor olan taşıma sektörünü öldürmüştür. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığının bir an önce, acilen, derhâl maliyet ve mazot farkı düzenlemesi yaparak yerine ekonomik değerlendirme yapması zorunludur.

BAŞKAN – Sayın Komisyon.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; öncelikle kanun teklifimizle ilgili görüş ve düşüncelerini ve sorularını dile getiren değerli milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Soruların bir kısmının doğrudan kanun teklifimizle ilgili olmaması sebebiyle değerli arkadaşlarımızdan ricamız, biz bunları not alıp ilgili bakanlıklarımıza iletiriz, onlar da sözlü ya da yazılı cevaplarını ulaştırırlar ve arkadaşlarımıza iletiriz.

Bunun dışında, öncelikle Sayın Taşkın tarafından “Benzer uygulamalar var mı ve Anayasa Mahkemesine gidilmiş mi, sonucu ne olmuş?” diye bir soru geldi. Şimdi, değerli arkadaşlar -dün konuşmamızda da ifade etmiştik- benzer uygulama; 4706 sayılı Kanun kapsamında, Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi Hakkında Kanun’la ilgili bir düzenleme yapıldığına dair bilgi var elimizde ve bu bilgi doğrultusunda Anayasa Mahkemesine iptal için açılan davanın da olumsuz sonuçlandığına dair bir bilgiyi yine sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu uygulama tüm limanlar için tabii ki otomatik işleyecek bir uygulama değil; bir talep süresi var, değerlendirme süreçleri var, sonunda onay süreçleri var. Dolayısıyla, yapılmak istenen şey şudur: İdarenin -dün de ifade ettim- tüm eylem ve işlemlerinin hukuk denetimine, yargı denetimine tabi olması prensibi ve anlayışı gereği de tüm bu çalışmalar yargı denetimi içinde yürüyecektir. Ayrıca, süreçler belirlenmiştir bu kapsamda; bu, ilgili maddede de düzenlenmiştir. Dolayısıyla, farklı arkadaşlarımızın buna ilişkin iddialarının doğrusu bir temeli yoktur, süre uzatımına ilişkin süreçler bellidir ve buna ilişkin  değerlemeler yapılacaktır. Bunun dışında, doğrusu, çok fazla bir şey ifade etmek sanırım çok yararlı değildir.

Diğer taraftan değerli arkadaşlar, sizi, özellikle son dönemde piyasayı bozan, hem fahiş fiyat uygulamaları hem de stokçuluk, depo uygulamalarında farklı şekillerde ortaya çıkan bir anlamda düşünce yapılarını bir bilgiyle, doğrusu, beslemek istiyorum. 17 Nisan 2020 tarihinde değerli arkadaşlar, 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlemesi Hakkında Kanun’la bir kanun değişikliği yapıldı ve Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu oluşturuldu. Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu Yönetmeliği çıkarıldı ve bu kapsamda da 2022 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranı uyarınca bir mal veya hizmetin satış fiyatında fahiş fiyat artışı yapan üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler hakkında 14.860 Türk lirasından 148.607 Türk lirasına kadar; piyasada darlık yaratıcı ya da perakende ya da tedarik zincirini bozucu faaliyetler ve mala, ürüne ulaşmayı engelleyici faaliyetlerde bulunan üretici,  tedarikçi ve perakende işletmeler hakkında ise 74.303 Türk lirasından 743.039 Türk lirasına kadar idari para cezası verilebilmektedir.

Değerli arkadaşlar, Ticaret Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülen bu çalışmalarda ilgili bakanlıklar, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve TESK temsilcileri ile üretici ve tüketici örgütleri ve perakende sektör temsilcilerinden 13 üye oluşmakta ve bu toplantılar sonucunda, bu kapsamda 2020 yılında 9, 2021 yılında da 17 toplantı gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede bir bilgi arz etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, 2020 yılında 2.900 ve 2021 yılında 2.703 olmak üzere toplamda 5.603 dosya görüşülüp karara bağlanmış ve bu kapsamda da 896 dosya da aykırılık tespit edilmiş ve fahiş fiyat artışı ve piyasayı bozan stokçuluk faaliyetleri sonucunda firmalara toplamda 25 milyon 444 bin 428 Türk lirası idari para cezası uygulanmıştır.

Değerli arkadaşlar, diğer taraftan, Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu tarafından -medyaya da kamuoyunu bilgilendirme adına yansıyan- bir otomotiv bayisine stokçuluk yaptığı tespiti ve gerekçesiyle ceza üst sınırı olan 545 bin 550 Türk lirası idari para cezası uygulanmıştır. 81 ilde 15/9/2021-28/12/2021 tarihleri arasında Ticaret İl Müdürlüklerince gerçekleştirilen haksız fiyat denetimlerinde toplam 14.181 firma ve 101.338 ürün incelenmiş ve denetlenmiştir. Değerli arkadaşlar, bütün bunlar sonucunda, dünde ifade ettiğim gibi piyasanın düzgün işleyişini, piyasanın kendi içerisindeki dengesini bozucu müdahaleleri önlemek adına da yaptığımız düzenlemeyle ceza alt ve üst sınırlarını düzenlemek ve değiştirmek suretiyle buradaki etkinliği artırmayı amaçladık.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kamuoyunu hep yanlış bilgilendiriyorsunuz. 

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Hep birlikte üretmeye, piyasanın kendi dengelerini bulmaya ve üretimle, ihracatla büyümeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.59

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa Kadak (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon, yerinde.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. Bu önergeler aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sarı sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Dersim Dağ                    Serpil Kemalbay Pekgözegü                Kemal Bülbül

     Diyarbakır                                    İzmir                                       Antalya

Necdet İpekyüz                           Ali Kenanoğlu                     Hüseyin Kaçmaz

       Batman                                    İstanbul                                      Şırnak

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Bedri Yaşar                         Arslan Kabukcuoğlu                   Orhan Çakırlar

      Samsun                                   Eskişehir                                     Edirne

   Yasin Öztürk                              Dursun Ataş

       Denizli                                     Kayseri

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

  Tahsin Tarhan                           Kadim Durmaz                   Müzeyyen Şevkin

       Kocaeli                                      Tokat                                       Adana

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                Tacettin Bayır                    Ali Mahir Başarır

       Manisa                                       İzmir                                       Mersin

Çetin Osman Budak

       Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Antalya Milletvekili Sayın Kemal Bülbül’e ait.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketine ait 13 limanın… Ki biraz önce Komisyon sözcüsü “Tabii, bütün limanlar buna dâhil değil.” dedi yani bir de bütün limanlar dâhil olsaydı. 13 liman, 5 demir yolu işletmesi kırk dokuz yıllığına satılıyor ve bunun içerisinde Antalya da var, Antalya da satılıyor. Hani ilkokul kitaplarında şöyle diyordu ya: “Türkiye, üç tarafı denizlerle, bir tarafı karayla çevrili.” Şimdi, Türkiye’nin üç tarafı Katar’la, üç tarafı Türkiye’yi satın almış iş birlikçilerle, bir tarafı da bir türlü çözülemeyen Kürt sorunuyla çevrili. Dolayısıyla, Türkiye’nin dört bir tarafı sorunlarla çevrili. Gençliğe Hitabe’de ifade edilen o müstevliler, efendim, o tersanelere vesaireye girecek olanlar, tarif edilenler işte bugün gündemde. Sadece tersanelere girmekle kalmamış; memleket satılmıştır, memleket. Ne demek kırk dokuz yıllığına? Kamusal alan olan, halkın emeği olan, ekmeği olan, işletmesi olan, iş yeri olan, iş gücü olan, alın teri olan limanlar Katar'a, iş birlikçilere, yandaş şirketlere, yandaş holdinglere peşkeş çekiliyor ve bunun adına “özelleştirme” deniyor. Bu, özelleştirme değildir; bu, memleketi satmanın adıdır. Bu yasa gayrimeşrudur, buraya gelmesi bile suçtur, açık ve net.

Peki, bu yasa hangi ortamda yapılıyor? Yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, döviz krizi, faiz krizi, bunun içerisinde çırpınan ve faiz ile döviz arasında denge bulamayıp faize suçu yükleyen ekonomiden anlamayanların gündeminde. Irkçılığın, faşizmin ayyuka çıktığı ve ırkçı faşistler eliyle HDP'ye saldırıların sistematik hâle dönüştüğü, İzmir katliamının provalarının yapıldığı ve suçluların ödüllendirilerek serbest bırakıldığı bir ortamda. Başka? Hapishanelerdekilerin ölüme mahkûm edildiği -sadece tutuklu ve hükümlü değil, ölüme mahkûm edilenler olarak adlandırıldığı, idam cezasıyla cezalandırıldığı- bir dönemde yapılıyor. Başka? Tecrit suçtur; bakın, tecrit suçtur; Sayın Öcalan'la görüşmeyi engellemek suçtur; ailesiyle, avukatlarıyla görüşmesini engellemeniz suçtur; hukuken suç işliyorsunuz, yasalara göre suç işliyorsunuz, savcılar suç işliyor, görüşmeyi engelleyenler, Adalet Bakanı hepiniz tecridin ortağısınız ve suçlusunuz. Başka? Yandaş polislerin analara saldırdığı…

Bakın, dün Diyarbakır Anaları, Şırnak, Van, Mersin, Dersim, Mardin, Urfa, Van anaları hepsi Ankara'daydı, buradaydı, Meclise geldiler. Analardan söz edenler, iyi dinleyin. Analar, hapisteki çocukları için, hapisteki yakınları için açıklama yapmak istediler, polis darbetti, taciz etti, annelerin açıklamasına Meclis önünde izin vermedi, bizi de darp ve taciz etti. Başka? Diyanet İşleri Başkanlığının münafıklık yaptığı bir dönemde... Nedir o münafıklık? Ana sınıfına zorunlu din dersi, ana sınıfına zorunlu Kur'an kursu. Bakınız, bir ebeveynin kendi inancını çocuğuna öğretme hakkı vardır ama bu hakkın yaşı ana sınıfı değildir, bu hakkın yaşı büyüktür.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Zorunlu değil, zorunlu değil o. İsteğe bağlı, zorunlu değil.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Çocuğa karşı suç işliyorsunuz, topluma karşı suç işliyorsunuz; eğitim hakkına, pedagojiye, insan hak ve özgürlüklerine karşı suç işliyorsunuz.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Demagoji yapma, demagoji yapma! 

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sen yapıyorsun onu!

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Zorunlu değil o.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Zorunlu.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Hayır, zorunlu değil.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Adı “tavsiye” olan ama zorunlu hâle getirilen suç yumağıdır bu.

Bakın, Bulgaristan'da bir suç örgütünün lideri, Susurluk'taki gibi, kamyona çarparak öldü. Kim yaptı bu cinayeti? Bu katliamı kim yaptı? Bu katilin, bakın, bu ölen Taner Ay'ın Süleyman Soylu'yla -suç işleri bakanıyla- Akar'la, Çavuşoğlu'yla, Hakan Fidan'la resimleri var. Neydi burada hesap? Bu adamı niye öldürdünüz? Bu adamın hangi suçunu gizlemek istiyorsunuz? Bu adamla suç ortaklığınız neydi? Bunu açıklayın lütfen. Başka? Saymakla bitmeyecek kadar şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Bülbül.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

“Kurt dumanlı havayı sever.” misali, bu dumanlı havaya, bu ağır gündeme, bu yoksulluğa, bu yandaşlığa, bu faşizme, bu hukuksuzluğa sığınarak limanlar ve Türkiye'nin değerleri, Türkiye'nin çevresi satılıyor. Peki, burada ne yapmak lazım? Burada şunu yapmak lazım:

“Dostlarım, kardeşlerim, canlarım;

Kaldırın başlarınızı

Suçlular gibi yüzümüz yerde,

Özümüz darda durup dururuz öyle,

Kaldırın başlarınızı yukarı.

Bize göz verildi, görelim diye

Dil verildi, söyleyelim diye

Kulak verildi, dinleyelim diye

El, gövdede kaşınan yeri bilir.

Dert bizde, derman ellerimizdedir.

Ararsan bulursun,

Verirsen, alırsın

İnanmazsan, gelir görürsün.”

Bu saydıklarımın tümü şunu gösteriyor: Evet, Yezidlik ve münafıklık politikasına devam ediyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen devam ediyorsun!

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) - Meydan Hüseyin’indir, ferman Yezid’indir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen devam ediyorsun!

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) - Ferman Yezid’inse meydan Hüseyin’indir! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bülbül.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen devam ediyorsun!

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Yezid sensin, münafık da sensin!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen münafıksın! Sen münafığın ta kendisisin! Ancak senden münafık olur!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hepsini reddettiğimizi ifade ediyorum; temelsiz, dayanaksız iddiaların hepsini reddediyoruz.

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sensin temelsiz ve dayanaksız!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hepsini reddediyoruz.

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Senin hiçbir temelin ve dayanağın yok; oturma orada, kalk git!

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 1’inci maddesiyle işletme devri adıyla özelleştirilen limanlarımızın sözleşme sürelerinin kırk dokuz yılına uzatılması amaçlanıyor. Kanun teklifinin geneli üzerine yaptığım konuşmamda bu maddeyle ilgili bazı çekincelerimi sıralamıştım, tekrara girmeden konuyu farklı bir açıdan değerlendirmek istiyorum.

Küresel ticaretin yüzde 90’ına yakınını oluşturan deniz yolu taşımacılığı, ülkenin dış ticaretinde önemli bir rol oynamaktadır. Covid-19 pandemisi lojistik sektörünü doğrudan etkilemesine, tedarik zincirinde büyük çapta kırılmalara yol açmasına rağmen, dünya taşıma koridorlarında yer alan limanlarımız bu olumsuz dönemde avantajlı hâle gelmiştir.

Limanlarımızın 2010 yılında indirme bindirme kapasitesi 200 milyon tondu. Türk limanları 521 milyon tonun üzerinde elleçlenen yük tonajlarıyla 2021 yılını küresel büyüme rakamının üstünde, yüzde 5 büyümeyle kapatmış, 2022 yılı için de 540 milyon tonun üzerinde hedef koymuştur. Bir de kruvaziyer yolcu taşımacılığına hizmet veren limanlarımız var. Mart 2020’de kapatılan Ekim 2021 itibarıyla yeniden açılan limanlarımız 2022 yılı için de rezervasyon almaya başladılar. Öyle ki liman sektörü gelmiş geçmiş en yüksek yolcu sayısına ulaşmak konusunda iddialı. Bu durum yerli ve yabancı yatırımcılar açısından limanlarımızı daha çekici hâle getiriyor, pazarın kızışma nedeni aslında bu. Bugün, limanları işleten hiçbir grup bu kazançtan vazgeçmek niyetinde değil, hatta birçoğu kendilerine buldukları yabancı ortaklar sayesinde özelleştirme bedeli için kamuya ödedikleri paranın katbekat üzerinde kâr elde ettiler. İktidarın elinde ise boşalan kasayı doldurmaya yetecek, özelleştirilecek liman kalmadı neredeyse, kalanlar ise Türkiye Varlık Fonu aracılığıyla alıcısını bekliyor ki alıcısı da belli neredeyse. Bu nedenle iki tarafı da memnun edecek bir formül bulundu: İşletme devriyle özelleştirilen ve sözleşme bitim süresi birkaç yıl kalan limanların işletim süresini kırk dokuz yıla çıkarmak. Bahane belli; limanlarımızın iş yükü fazla, kapasite artışı lazım, bunun için yatırım gerek, yatırım maliyetleri çok yüksek. Evet, liman yatırımı iki yılda ruhsat izni alınabilen ve dört beş yıllık inşaat süresine sahip bir yatırım ama bu süreler sıfırdan yatırım yapılacak limanlar için geçerli. Yani 1997 yılında otuz yıllığına işletme hakkı verilen birçok liman için bu bahane geçerli değil. Daha sonra özelleştirilen ve hatta otuz dokuz yıllık işletme süresi olan limanlar bugün yatırım yapsa yapacağı yatırımın karşılığını alacak durumda. Ayrıca, liman özelleştirmeleri göstermiştir ki liman işletmecileri yatırım konusunda sınıfta kalmışlardır. Bu saatten sonra da hedefleri yatırım değil kazançlarını mevcut düzen üzerinden artırmaya devam etmektir. Bu arada bazı limanlarımız kime, kaça devredilmiş, birkaç örnek vereyim: Giresun Limanı 3,2 milyon dolara Çakıroğluna, Dikili Limanı 4,2 milyon dolara Koline, Trabzon Limanı 22,4 milyon dolara Albayraka, Mersin Limanı 755 milyon dolara PSA-Akfen ortaklığına, İskenderun Limanı 2010 Limanı 2010 yılında 372 milyon dolara Limaka. İşletmeler tanıdık geldi değil mi? Tekrarlıyorum, dünya ticareti yön değiştirirken limanlarımız para basmaya başladı dolayısıyla da değerleri de artmaya başladı. Bakın, Mersin Limanı’nın Hollandalı Genel Müdürü ne diyor: “Teorik kapasitesi 2,6 milyon TEU olan limanımızda 2020’de 2 milyon konteyner barajı aşılarak yüzde 76 kapasiteye ulaştı, hatta bazı aylarda yüzde 90 seviyelerini zorladık. İlk sekiz aylık dönemde yüzde 11’lik büyüme kaydettik.” Bu liman en büyük ihracat limanımız, 21 rıhtımı bulunuyor ve aynı anda 30 gemiye yük ve boşaltma hizmeti verebiliyor, yıllık elleçleme kapasitesi 9 milyon ton dökme yük. Böyle bir limanı için Akfen ve Singapurlu ortağın kasasından çıkan 755 milyon dolar idi. Akfen 2017 yılında kendi yüzde 50’lik hisse payının yüzde 40’ını 869 milyon dolara Avustralyalı bir fona devretti; tamamının değeri 2,1 milyar dolara tekabül eder ki o dönemden bu yana Covid-19 sonrası limanların artan önemi ve cirosunu da düşünürsek değeri hayli katlandı. Yani işletme hakkı için ödediği paranın 2 katından fazlasını birkaç yıl içinde hisse satış yoluyla kendi kazanç hanesine ekledi; arada limandan kazandığı paraları hesaba bile katmadık daha. Yine, LimakPort da benzer bir açıklama yapıyor ki özellikle dökme yükte ve Ro-Ro’da pandemi döneminin 2 katına yakın artış yaşadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Limanlarımızın bu kadar kıymetlendiği böyle bir durumda sözleşme bitim süreleri beklense,  yeniden ihale açılsa, açık ihaleyle rekabet unsuru işletilse devletin bu limanlardan elde edeceği geliri tahmin edebiliyor musunuz? Bırakın alıcı artsın, rekabet çoğalsın. Devlet ille de limanları özel sektöre işletecekse yeni ihale yoluyla milyarca dolar kazansın; bunun için de Arap’a avuç açmaya gerek kalmaz. Ancak, kasa boş, iktidarın en erkeni 2028’de bitecek sözleşmeyi bekleyecek zamanı da yok. İşte, bu yüzden, amacı günü kurtarmak olan sermaye bağımlısı iktidarın tek çıkış yolu kasaya gelecek kaynakları önceden nakde çevirmek, seçimlerde finansmanına ihtiyaç duyacağı yandaşlarına diyetini peşinen ödemektir. Açıkça söylüyorum: Bunun adı çifte peşkeştir, katmerli peşkeştir.  Ama şükür oyun bitiyor, perde de yakında kapanacak. Az kaldı, İYİ Parti iktidarında 84 milyon kişinin hakkını, hukukunu kim gasbettiyse hesabı sorulur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzende son konuşmacı Mersin Milletvekili  Sayın Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, en sıkıntılı, en hukuksuz, en tartışılan 1’inci madde üzerine söz aldım.

Kasım ayında bu madde gündeme geldiği zaman geri çekilmişti. Herhâlde dedim biraz insafa geldiler, artık halkı, insanları, muhalefeti dinliyorlar ama yeni yılın ilk yasa teklifi olarak bu madde geldi.

Değerli arkadaşlar, bu, Anayasa; ne kadar farkındasınız bilmiyorum. Anayasa’nın en az 5 maddesine aykırı bir maddeyi getiriyorsunuz. Anayasa 2’nci madde; hukuk devleti. Aykırı.

Bakın, Anayasa 138/4’te “Yasama, yürütme ve idare, mahkeme kararlarının aleyhine karşı bir işlem yapamaz.” deniyor. E, bu özelleştirme kararlarıyla ilgili idare mahkemesinin birçok kararı var. Nasıl getirebiliyorsunuz?

Anayasa 10; eşitlik ilkesi. Ya, burada istediğinize veriyorsunuz ve süreyi uzatıyorsunuz, fırsat eşitliği yok.

Anayasa 43; sahil şeritlerinde yararlanmada öncelik kamunun olması. Hayır, 5 şirkete ve Katar’a veriyorsunuz. Olabilir mi? Gerçekten defalarca buradan sordum: Sizin sorumluluğunuz bu 5 şirkete, Katar’a mı, 84 milyona mı? Olacak şey mi arkadaşlar bu? Halkın bekasını, huzurunu, refahını, gelirini mi düşünüyorsunuz, bunları mı düşünüyorsunuz?

Bakın, değerli arkadaşlarım, hiçbir limanın süresi 2023’ten önce ya da 2023’te dolmuyor, en erken 2027’de doluyor. Şimdi, ben buradan sormak isterim: Aceleniz nedir? Ha, gidiyorsunuz, gitmeden de bir parlamenter gibi davranmıyorsunuz, bir tasfiye heyeti gibi davranıyorsunuz; olmaz arkadaşlar, olmaz. Bunu yeni gelecek iktidara bırakmalısınız. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen ne aleti gibi davranıyorsun?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Sayın Başkanım, bakın, hakaret ediyor.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula konuşun, buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Şimdi, geliyoruz, ciddiyetini yitirmiş bir iktidardan…

Değerli arkadaşlar, ben muhalefetteki milletvekillerine bakıyorum, arkadaşlarıma bakıyorum “Babanızın çiftliği mi?” diyor, “Bu topraklar, bu ülkenin malları, denizleri, limanları çiftliğiniz mi?” diyor. Çok yanlış bir tabir bu. Çünkü hiç kimse babasının çiftliğini böyle kullanmaz, yabancılara, yandaşlara soydurmaz, peşkeş çektirmez ama siz bunu yapıyorsunuz. Şimdi, bana bağıran arkadaşlara söyleyeceğim: 2005 yılında Mersin Limanı özelleştirildi. Kim aldı? Akfen aldı. Ya, 755 milyon dolara aldı, on yıl sonra bu limanın yüzde 20’sini yabancılara ne kadara sattı? 869 milyon dolara sattı yani siz 4 milyar dolarlık Mersin Limanı’nı 755 milyon dolara verdiniz. Şimdi diyorsunuz ki: “Limanların uzatılmasını tek adama verelim.” Bu olacak şey mi?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Aman, el hareketine dikkat et!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bu olacak şey mi? Ve ikinci tur başlıyor soygunda. Mersin Limanı, Antalya Limanı, Trabzon Limanı bir tur peşkeş çekildi, şimdi ikinci tur. Ya, kızacaksınız ama bir eve soyguna giden hırsız bile 2’nci kez o eve girmez. (CHP sıralarından alkışlar) Ya, ikinci tur yapıyorsunuz bunu. Bir tek milletvekili gelip sordu mu ben merak ediyorum: “Ya, bu Mersin Limanı’ndaki zararı nereden alacağız?” “Kim ödeyecek?” Şimdi, Lima, Kolin, Cengiz İnşaat, Katar, Albayrak, bunları düşünüyorsunuz, bunlara bedelinin çok altında veriyorsunuz ve uzatıyorsunuz. Bunun hesabının gerçekten sorulmayacağını mı düşünüyorsunuz? O şirketleri korumayın. O şirketlerin 2023’ten sona sonu pek iyi değil. Bu verdiklerinizi gırtlağından değil, onların midelerinden alacağız. Onlara bunların hesabını soracağız.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hangi sıfatla?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Burada, 84 milyonun, tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ne güzel, bak laf atıyorsunuz. Gelin, bir gün de burada insanlar için konuşun. 2.500 lira emekli aylığı alan bir vatandaş için konuşun. Niye itiraz ediyorsunuz? Rakam veriyorum, rakam Mersin Limanı’ndan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Başarır, tamamlayalım lütfen.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Soymuşsunuz, soydurmuşsunuz. Mersin Limanı’nı sekizde 1 fiyatına vermişsiniz, şimdi, ikinci tur bunu yapmak istiyorsunuz; olmaz. Siz, Nihat’ı falan düşünmeyin, Limak inşaatı, öğretmen Nihat’ı düşünün, atanamıyor. Siz, Albayrak’ı düşünmeyin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Al bayrağı düşünüyoruz, niye düşünmeyelim!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – O limanlarda bir al bayrak olacaksa o kırmızı al bayrak olmalı, bizim bayrağımız olmalı, Albayrak olmamalı. (CHP sıralarından alkışlar) Cengiz’i düşünmeyin, o Cengiz’i düşünmeyin, 2.500 lira emekli aylığı alan Cengiz amcayı düşünün. Bir parça vicdan. Burada laf atabiliyorsunuz. Bu ülkenin geleceğini, bu ülkenin topraklarını, limanını, fabrikasını hâlâ satmaya devam ediyorsunuz. Siz AK PARTİ olarak değil, sanki bir akbaba gibi çöktünüz bu ülkenin üzerine. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hadi oradan! Eleştiri yap ama hakaret etme.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Akbaba sensin!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bunun hesabını vermek zorundasınız. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Verdin zaten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Tamamlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bunun hesabını vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) –  Şov yaptın yeter! Akbaba şov yaptı!

 

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunmadan önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun yoklama talebini karşılayacağım: Sayın Özkoç, Sayın Gündoğdu, Sayın Tarhan, Sayın Şevkin, Sayın Köksal, Sayın Şeker, Sayın Kaya, Sayın Tokdemir, Sayın Yıldız, Sayın Başevirgen, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Hancıoğlu, Sayın Aydoğan, Sayın Gürer, Sayın Kılınç, Sayın Aygun, Sayın Özcan, Sayın Antmen, Sayın Öztunç, Sayın Bingöl, Sayın Bayır.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.36

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde aynı mahiyetteki önergelerin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 298) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu doğru bir madde değildir, kabul edilmesi doğru değil. Bunlar milletin menfaatine değil, 5 kişinin menfaatine.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde geçen “şeklinde” ibaresinin “olarak” değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Tahsin Tarhan                     Kadim Durmaz               Müzeyyen Şevkin

  Kocaeli                                  Tokat                                   Adana

Tacettin Bayır                 Çetin Osman Budak  Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

   İzmir                                  Antalya                                 Manisa

                                       Cengiz Gökçel

                                             Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Cengiz Gökçel.

Buyurun Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Buradan yüce Türk milletine sesleniyorum: Değerli vatandaşlarım, AKP, az önce kabul ettiği maddeyle ülkemizin geleceğini sattı, haberiniz olsun. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Limanlarımızı yandaşlarına peşkeş çektiler. Dişimizle tırnağımızla biriktirdiklerimizi batan geminin malları gibi satıyorlar. Daha bir ay önce getirdikleri teklifi geri çekmişlerdi, bu teklifte limanların kiralarının kırk dokuz yıllığına uzatılması söz konusuydu. Ne oldu da bir ay önce geri çektiğiniz teklifi yeniden getirdiniz buraya, ne değişti? Siz çıkıp daha önce sözleşmesi yapılmış, yirmi yıl, otuz yıl ihaleyle kiraya verilmiş limanların kira sürelerini ihalesiz kırk dokuz yıla çıkartmaya kalkıyorsunuz. Ya, bu limanlar sizin babanızın malı mı arkadaşlar? Kimin malını kime peşkeş çektiniz?

Değerli arkadaşlar, kırk dokuz yıl ne demek biliyor musunuz? Yarım asır demek, yarım asır. Sizin vicdanınız nasıl kabul ediyor bunu? Allah aşkına, çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız? Sizin mideniz bunu nasıl kabul ediyor? Çocuklarımızın geleceği olan limanları peşkeş çekmeye kalkıyorsunuz, insan biraz utanır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, elimde liste var. Değerli arkadaşlar, bazı limanların kira süresi ihalesiz 2066 yılına ötelenecek. Şu anda Cumhurbaşkanının yaşı 68, bu kanunu Cumhurbaşkanı yürütmeyle yetkilendiriliyor kanun yasalaştıktan sonra. Değerli arkadaşlar, 68 yaşındaki bir insan 2066 yılına kadar limanlarımızı ipotek altına aldırıyor; uyan ey Türk halkı, uyan! (CHP sıralarından alkışlar) Kira sürelerini neden kırk dokuz yıla çıkarttığınızı ben size söyleyeyim aslında. Yandaşlarınız gittiğinizi görüyor, sizi sıkıştırıyor, “Bizi unutmayın.” diyor, siz de milletin mallarını gasbettiriyorsunuz. Ama az kaldı, merak etmeyin, bu millet tarihin tozlu raflarına sizi elbette ki gömecek, siz de bunu biliyorsunuz.

Dünya ticaretinin yüzde 80’i limanlardan yapılıyor. En kazançlı yatırımlar liman yatırımları artık. Bu limanların sözleşmeleri bittiğinde, yeni ihale yapıldığında devletin geliri katbekat artacak. Siz bunu ortadan kaldırdınız az önce. İhale yapmadan milletin alın terini kime, neden pazarlıyorsunuz? Burada kamu yararı nerede? Siz kendi mülkünüzü kırk dokuz yıllığına birine kiraya verir misiniz? 50 metrekarelik, 60 metrekarelik dairelerinizi kırk dokuz yıllığına kiraya verir misiniz? İçinizde kiraya verecek olan varsa ben talibim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, limanlarımızda son yıllarda yoğun uyuşturucu trafiğine de şahit olmaya başladık. AKP’nin pudra şekerinin kaynağı da bu limanlar. Sizin başka bir derdiniz de bu aslında. Yoksa beş sene sonrası için bu telaşınız neden? Bu kanunları değiştirmeyi pudracılarınız ile uyuşturucu baronları mı istiyor?

Değerli arkadaşlar, Mersin Limanı’ndan da örnek vermek istiyorum. Mersin Limanı 1962 yılından beri çalışıyor. Mersin Limanı dünya ticaretini kimi dönemlerde sırtlamış bir liman, siz ise onu peşkeş çekiyorsunuz. İhaleye çıkmadan limanın kira süresini uzatmaya kalkıyorsunuz, bunu da yatırım diye allayıp pullayıp bizlere yalan söylüyorsunuz. Liman işletmecisi yeni yatırım yapacak diye milleti kandırmaya çalışıyorsunuz. Mersin’de o liman işletmecisi kentte rekabeti bitirdi. Lojistik sektörü liman işletmecisi yüzünden Mersin’de bitti. Siz İskenderun liman işletmecisi Limak üzülmesin, Mersin liman işletmecisi MIP üzülmesin diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Gökçel.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – …Dokuzuncu ve Onuncu Kalkınma Planı’nda yer alan Mersin Ana Konteyner Aktarma Limanı Projesi’ni ortadan kaldırdınız. Eğer siz bu ülkeyi düşünüyorsanız işte orada proje, işte orada yatırım yapacak liman yeri; gelin, yatırımı oraya yapın, hiç kimseyi kandırmaya çalışmayın. (CHP sıralarından alkışlar) 

Ben sözlerimi tamamlayacağım ama şunu da belirtmek istiyorum: Pazartesi günü Mersin’de asrın projesi olan metronun temel atma töreni yapıldı. Aslında, bu çok güzel bir altyapı. Biz bölgeyi aslında ticaret merkezi yapmayı düşünüyoruz ve Mersin dünyaya açılan kapımız olacak, bölge illeri olan Hatay, Gaziantep, Adana, Niğde, Kayseri ve Şanlıurfa’da üretilen ürünler, katma değeri yüksek ürünler Mersin Limanı’ndan dünyaya açılacak. Allah nasip ederse Cumhuriyet Halk Partisi bunu yapacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde geçen “şeklinde” ibaresinin “biçiminde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Serpil Kemalbay Pekgözegü   Necdet İpekyüz                  Dersim Dağ

       İzmir                                                                         Batman          Diyarbakır                                   Hüseyin Kaçmaz       Ali Kenanoğlu                                                                                       Şırnak                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz  talep eden Diyarbakır Milletvekili Sayın Dersim Dağ.

Buyurun Sayın Dağ. (HDP sıralarından alkışlar)

DERSİM DAĞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyarbakır’ın en büyük merkezî ilçesi olan Bağlar’ın 90’larda köy boşaltmalarından sonra nüfusu sürekli arttı. Kentte işsizlik ve yoksulluğun en yoğun ilçelerinden olan Bağlar, bugünlerde yine bir başka trajediyle karşı karşıya. Bağlar, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle kentsel dönüşüm adı altında rant alanına çevrilmiş durumda. Hak sahiplerinin izni olmadan törenler eşliğinde yıkım çalışmaları sürüyor. Pilot bölge olarak seçilen Kaynartepe Mahallesi’ndeki 53 dönümlük alanda 1.354 hak sahibi var ve yıkım sonrası 10 bin kişiden fazla insan göç etmek zorunda bırakılacak. Ev sahiplerinin çoğu evlerinin yıkımına karşı çıkıyor. Mahalleliler endişe içinde beklerken bu kez de DEDAŞ evlerin sayaçlarını direklere taşıyarak, elektriklerini keserek halka baskı kuruyor. Kaynartepe gibi mahallelerde yaşayan binlerce ailenin düzenli bir geliri yok ve deyim yerindeyse sefalet koşullarında yaşıyorlar. Yurttaşların mülklerini ucuza satın alıp üzerine koca koca binalar yapanlar geçim derdi olan aileleri bir de barınma sorunuyla karşı karşıya bırakacaklarının farkında mı? Kaynartepe Mahallesi sakinlerine sağlanan şartlar rant ve yoksulluk değilse nedir? Kimin boğazı daha geniş ise o yiyecek düşünceniz bu milletin başına bela oldu artık. Diyarbakır’ın birçok yerinde olduğu gibi talancı zihniyet, şu an Sur’da da kendisini gösteriyor. Diyarbakır’ın tarihî Sur ilçesinde 2 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı sonrası başlayan yıkım parsel parsel sürdürülüyor. Sur’un Benusen, Fiskaya, Dicle ve Feritköşk Mahallelerinde yaşayan yurttaşlar da Bağlar Kaynartepe Mahallesi sakinleriyle ortak kadere sahip. Yoksulların ve yerinden edilmiş insanların göç ettiği Sur ilçesinde yaşayan halkın evleri tek tek yıkılıyor. Savaşla göç ettiremediği insanları kanuna kılıf uydurarak göç ettiren AKP iktidarı yıktığı evlere 50 bin lira fiyat biçerek 700 bin TL'nin üzerinde yeni evlerde oturmayı vadediyor. Ekonomik buhranın yaşandığı şu şartlarda, dağ başında bir oda bile satın alamazsınız 50 bin liraya ama AKP, söz konusu Kürtler oldu mu elindeki bütün imkânlarını ortaya koyuyor, düşmanlığından taviz vermiyor. Kentsel dönüşüm adı altında yapılan yıkımlarla kültürel soykırım yapılıyor. Kültürel soykırımı hayata geçirmek isteyen AKP, Diyarbakır halkını yerinden yurdundan etmek istiyor. TOKİ'lerle tek tip yaşamı dayatan AKP, halkın fiziksel ve sosyal değişiminin yanında planlanmış mimari yapısıyla Diyarbakırlıların toplumsallığını da hedef alıyor. Yeni yapılar ve özgürlük vadeden açıklama ve eylemlerinizin altında yatan nedenin şehirlerimizin dokusuna, kültürüne karşı geliştirdiğiniz rant politikaları olduğunu biliyoruz. Metruk bina, riskli alan, terör tehdidi gibi gerekçeleriniz ve ranta giden yolunuza döşediğiniz yalanlarınız hiç bitmiyor. Denizde kum, AKP'de yalan bitmez. Her şey biter ama AKP'nin rant sevdası bitmez.

Halkın çilesi gibi mücadelesi de bitmiyor. 2013 yılında özelleştirilen DEDAŞ uzun süredir Kürt illerinde terör estiriyor. İşsizliğin had safhaya ulaştığı bölgede DEDAŞ'ın uygulamalarından dolayı çiftçiler üretemez hâle geldi. Halk pandeminin ayyuka çıktığı şu zamanlarda elektriksiz ve susuz bırakılarak âdeta ölüme terk ediliyor. Elektrik kesintileriyle ilgili büyük sorunlar yaşanırken kesintiler yüzünden halk mağdur olmaya devam ediyor. Yurttaşlar yaptıkları eylemler ve açıklamalarla seslerini duyurmaya çalışsa da DEDAŞ halkı mağdur etmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde 2 yaşındaki bronşit hastası Yunus Emre Binen, DEDAŞ'ın elektriği kesmesi sonucu oksijen maskesi çalışmadığı için yaşamını kaybetti. Bölgede halkın hayatını tehlikeye atan DEDAŞ’a hiçbir yaptırım uygulanmıyor; aksine, arkasına devlet desteğini alan DEDAŞ jandarmalar eşliğinde sık sık yurttaşlara şiddet uyguluyor. Yüksek gelen elektrik faturaları, uzun süreli elektrik kesintileri ve altyapı sorunlarıyla bölge halkına terör estiren DEDAŞ’ın kamulaştırılıp acilen bu uyguladığı politikalardan vazgeçmesi gerekir. Yine, enerji bedeli adaletsizliği ortadan kaldırılarak bir avuç sömürücünün önüne geçilmelidir. DEDAŞ terörüne karşı hukuki önlemler alınarak çiftçiler ve halkın mağduriyeti giderilmelidir.

Türkiye’nin ekonomik bir buhrandan geçtiğini hepimiz biliyoruz. İktidarın kendisi bildiği gibi, sokakta mikrofonlara konuşan 13 yaşındaki çocuk da biliyor. İktidarın yarattığı bu krizden en çok da bölge halkı zarar görüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DERSİM DAĞ (Devamla) – Bölge halkı büyük bir yoksulluk sarmalıyla karşı karşıya; gençler iş bulamıyor, çiftçiler üretemiyor, esnaf bir bir kepenk kapatıyor. Kuşkusuz ekonomi ile demokrasi ayrı düşünülemez. Yarattığı krizin faturasını halka ödetmeye çalışan AKP, demokrasi ve sosyal devlet anlayışını tamamen terk etmiş durumda. Ülke genelinde yaşanan tüm krizlerin sebebi amasız, fakatsız, koşulsuz AKP'nin savaş politikalarında ısrarıdır. Kürt sorunu çözülürse, kayyum yasaları lağvedilirse, yerel yönetimler güçlenir ve demokrasiye olan bağlılık artarsa çoklu krizlerin hepsi de kendiliğinden geçecektir. Halklar Kürt sorununun çözümü ve özgürlüklerin genişletilmesi için mücadele ediyor. Halklar mücadelesinde başarıya ulaşınca ekonomik kriz de AKP'yle birlikte gidecektir. Bu halkın hafızası güçlüdür ve ilk seçimde bu rantçı ve talancı iktidardan hesap soracaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Bedri Yaşar     Arslan Kabukcuoğlu              Orhan Çakırlar

          Samsun          Eskişehir        Edirne

          Hasan Subaşı  Dursun Ataş

          Antalya          Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

298 sayılı Yasa Teklifi’nin 2’nci maddesi için söz aldım. 2’nci madde bir erteleme maddesi. Borca batık bir toplumun sıkça rastlayacağı borç ve yapılandırma ertelemelerini hep göreceğiz. Onun için bu erteleme maddesine bir itirazımız yok ama bu küçük torba yasanın en önem verebileceğimiz maddesi, 7’nci madde “stokçuluk” denen madde ve 1’inci madde limanların kırk dokuz yıllık tahsisinin, kirasının uzatılması, işletme devrinin.

Vaktim olursa stokçuluğa gireceğim ama 1’inci madde bizim için çok önemli. Antalya Limanı 2028 yılında Katar’la olan sözleşmesi bitecekken 2047 yılına uzatılmış bulunuyor. Nasıl uzatıldı, niye uzatıldı bilen yok. Ben, 287 sıra sayılı Yasa’yı incelediğimde 2 Aralık tarihindeki konuşmamda genel gerekçeyi incelemiştim. Genel gerekçede limanlardan hiç bahis yoktu ve şunu söylemiştim: 39 tane maddenin 38’ini genel gerekçede göstermişsiniz ama limanları herhâlde unutmuşsunuz. Bunun da anlamı torba yasalarda saklanan maddeler vardır; bu maddeyi saklamaya çalışmışlar ama tabii, saklanacak tarafı yok. Anayasa’ya aykırılıklar nedeniyle, tartışmalardan dolayı bu madde çekilmişti. Çekildiğinde de ben yine konuşmamda ilave ettim. Sözler verildi muhtemelen, bütçeden sonra bu kanun, bu madde gene gelecektir demiştim. Bu defa geldi ama genel gerekçenin ilk paragrafına yazılmış ve de 1’inci maddesine yazılmış yani bu defa saklamamışlar ve âdeta gözümüze sokmuşlar, o günkü eleştiriden etkilenmişler demek ki.

Bugün, sadece Katar’a limanı vermekle yetmiyor, bir de marinamız var. Marinanın kaderi ne olacak? Yine bir serbest bölge limanın içinde. Serbest bölgeyle ilgili ihtilaflar var. Onlar ne olacak belirsiz? Ben Antalya Milletvekili olarak hiçbir ayrıntıyı bilmiyorum ve AK PARTİ sıralarından da arkadaşlarımızın bildiklerini zannetmiyorum. Ama dün takip ettim konuşmacıları hatipleri, AK PARTİ’li konuşmacılar şunu diyordu: “Hiç endişe etmeyin çünkü gerekçede de yazdığı gibi Özeleştirme Yüksek Kurulu var, son merci hükmü onlar verecektir, endişe etmeyin.” demişlerdir. Ayrıca bir de ondan önce Sermaye Piyasası Kanunu’na göre “Değerleme yapmaya yetkili en az 2 kuruluş tarafından belirlenmesi düzenleme altına alınmaktadır. Ayrıca nihai karar mercisi olarak Özelleştirme Yüksek Kurulu görevlendirilmektedir.” demişlerdir. Ben, acaba Özelleştirme Yüksek Kurulu ne der buna hiç sordular mı, Özelleştirme Yüksek Kurulu kimdir, acaba hiç merak ettiler mi? Onu öğrenmek istiyorum.

Ben şunu açıklamak istiyorum: 1 Ağustos 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığının 3 sayılı kararıyla Özelleştirme Yüksek Kurulu denen kurulun bütün görev ve yetkileri Cumhurbaşkanına alınmıştır. Yani gerekçede gösterilen nihai karar “Özelleştirme Yüksek Kurulunun karardır.” dedikleri kararı, Cumhurbaşkanı verecektir ama hiç değilse burada onu yazsaydınız da bu şekilde, neredeyse sahtecilik gibi bir durumla karşı karşıya kalmasaydınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Ha, Özelleştirme Yüksek Kurulunun yetkilerini Cumhurbaşkanı kullandığına göre, demek ki tahsis edilen bu 18 tane limanın bedellerini Cumhurbaşkanı belirleyecektir. Katar’a ise özel ilgisi olduğunu biliyoruz, çok lüks bir uçağı hediye kabul ettiğine göre, muhtemelen Katar’ı fazla üzmeyecektir bu bedelin tayininde ve Antalya Limanı’mız ve onunla beraber Türkiye'nin çok kıymetli 17 tane limanı maalesef kim vurduya gitmiştir.

Ben sözlerimi burada bitirirken AK PARTİ’ye bu gerekçeler hazırlanırken daha dikkatli olmaları gerektiğini buradan işaret ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir. 

3’üncü maddede 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde geçen “şeklinde” ibaresinin “olarak” değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Tahsin Tarhan                     Kadim Durmaz               Müzeyyen Şevkin

  Kocaeli                                  Tokat                                   Adana

Çetin Osman Budak       Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu            Tacettin Bayır

  Antalya                                 Manisa                                  İzmir

                                                

                                       Turan Aydoğan

                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Turan Aydoğan.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Komisyonda bu konu görüşülürken Anayasa’nın 81’inci maddesindeki yemini hatırlatmıştım, şimdi milletimizin önünde aynı yemini tekrar hatırlatacağım içerik olarak. Yeminimizin mihenk noktası hukukun üstünlüğüne, demokratik devlete, herkesin insan hakları ve temel hürriyetlerden yararlanmasına ve Anayasa’ya sadakate namusumuz ve şerefimiz üzerine ant içerek bu Mecliste faaliyete başlıyoruz.

Şimdi, burada, birçok konuşmacı çıktı, özellikle, 1’inci maddeyle alakalı bir dünya Anayasa’ya aykırılıktan bahsettiler. Anayasa’nın giriş bölümündeki hürriyetçi demokrasiye ve rekabete dayalı ekonomiye, 2’nci maddesindeki hukuk devletine, 6’ncı maddesindeki millet egemenliğine, 7’nci maddesindeki yasamaya, 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine, 11’inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğüne… Daha sayayım mı? 43’üncü maddesinde kıyılarla ilgili düzenlemeye, 47’nci maddesindeki devletleştirme ve özelleştirmenin kanunla yapılacağına, 48’inci maddesindeki teşebbüs hürriyetine, 125’inci maddesindeki idarenin her türlü eylem ve işleminin denetime tabiliğine, 138’inci maddesinde de her türlü kurumun yargı kararlarına uyması gerektiğine aykırı bir kanun maddesiyle geldiniz. Bize burada “Hep beraber gelin, dolanalım Anayasa’yı.” diyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Belinizde bilye var, dolana dolana bir hâl olacaksınız.

Ben size başka hatırlatmalar yapayım buradan. Dolana dolana uğraştığınız daha sonra nereye varacak onların hatırlatmalarını yapıyorum. Sayın Genel Başkanımız çok açık ve net olarak “Her türlü hukuksuzluğun, iktidarımızın ilk günlerinde ele alınacağını ve hukuk ikliminin yaratılacağını.” söylüyor. Bu peşkeş çektiğiniz her türlü kamu malı, her türlü kamu hakkı arkasında, ensesinde olacağımız işlerdir, haberiniz olsun. Hukukla ilgili başka bir hatırlatma daha yapacağım size. Hukuk, katır inadındadır; döner dolaşır, uzun sürede de olsa gelir doğruyu bulur. Doğru bir hukuk ikliminde bu ihlallerin tamamı yeniden düzeltilir, doğru yere oturtulur ama siz başınızı kaldıramazsınız, torunlarınıza hesap veremezsiniz, bu utançla kimsenin yüzüne bakamazsınız.

Burada çok net anlatıldı, denildi ki: “Yasama faaliyeti yapıyorsanız, yasama faaliyetinin özü, kamu yararına uygun olmaktır.” Anayasa Mahkemesinin 2009 ve 2015 tarihli iki kararı benden önce hatırlatıldı. Orada, bütün yasama faaliyetlerinin kamu yararına uygun yapılması gerektiği söyleniyor. Hadi yüzünüz varsa şu 1’inci maddeyle ilgili “Kamu yararı şudur.” diye çıkın burada anlatın. Utanıyorsunuz, gerekçesini bile yazamıyorsunuz. Size defalarca soruldu burada, tek kelime etmediniz. Başınızı eğiyorsunuz, oy kullanıyorsunuz, bu milletin geleceğini ipotek altına alıyorsunuz. Çıkın benden sonra “Bu yapılan işlemde kamu yararı şudur.” diye açıklayın, hepinizden özür dileyeceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

2070 yılına kadar bu ülkenin limanlarını peşkeş çekiyorsunuz, çocuklarımızın geleceğini esaret altına alıyorsunuz; belki de ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz çünkü bir ağır irade hepinizi hegemonya altına almış, diyor ki: “Ben yapıyorum, siz hukuk kılıfını hazırlayın.” Nasıl ki BOTAŞ’ı özelleştireceksiniz -geçen hafta geldiniz burada borçlarını sildiniz- nasıl ki Anayasa’nın 73’üncü maddesine aykırılığı tespit edilen, kanunla bile düzenlenemeyecek olan bir konuyu, dövize çevrilebilir mevduatı kanunsuz hayata sürdünüz -cuma günü getirip burada çıkarmaya çalışıyorsunuz- bu hukuksuzluk torunlarınıza kadar size yüz karası olarak kalacak. Bilin ama peşini bırakmayacağız. Bu milletin tüm değerleri üzerine iş birliği yaptığınız o oligark yapıyla beraber çökmüş olmanızın hukuk önünde hesabını soracağız. Milletimiz buradan dinlesin. Atalarımızın kanıyla sulanmış toprakları, denizleri bu Anayasa’ya aykırı bir şekilde ona buna peşkeş çekmenin ne demek olduğunun peşini asla bırakmayacağız. Bu madde Anayasa Mahkemesine gider. Yarattığınız yeni Anayasa Mahkemesi nasıl davranır bilmem ama milletin vicdanı asla sizi unutmaz. Asla sizi unutmaz, kıyamette de unutulmayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Ali İmran suresi 161… Bu yedeğinize aldığınız haksızlıklarla beraber hesap vereceksiniz, hesap; orada da bu hesabı vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Kamu malına el atıyorsunuz ama size ne anlatayım ben, size anlatılacak bir şey yok ki. Hani mahalle bakkalı vardır ya süte su katar, pirince taş katar, sonra da tevazu içerisindeki bir adam gibi mahallelinin içinde gezer; öyle bile gezemeyeceksiniz, sokağa çıkarmayacağız sizi. Bu milletin malına, beytülmale el atmış insanlar olarak göreceksiniz, sizi sokağa çıkarmayacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde geçen "şeklinde” ibaresinin "biçiminde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Dersim Dağ                    Serpil Kemalbay Pekgözegü            Erol Katırcıoğlu

     Diyarbakır                                    İzmir                                       İstanbul

  Ali Kenanoğlu                           Necdet İpekyüz                   Hüseyin Kaçmaz

      İstanbul                                     Batman                                      Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifiyle ilgili olarak şöyle söyleyeyim: Gerçekten bazı maddeleri günümüzün sorunlarıyla bağlantılı olarak yapılması gerekenler gibi durmakla birlikte, biraz daha dikkatli baktığımızda aslında yeteri kadar düşünülmemiş bir kanun metniyle karşı karşıyayız diye düşünüyorum.

Neden böyle düşünüyorum? Şimdi, biliyorsunuz bu Hükûmet serbest piyasa ekonomisine bağlı olduğunu söylüyor ve dolayısıyla da serbest piyasa ekonomisinin bozulduğuna dair bir kanaatten yola çıkarak -yani özellikle stokçuluk meselesiyle ilgili olarak- bazı tedbirler öneriyor. Fakat, değerli arkadaşlar, şöyle söyleyeyim: Stok ve stokçuluk, esasında serbest piyasa ekonomisinin olmazsa olmazlarından biridir yani bir işletme, belirsizlikler içinde çalışan bir işletme tabii ki stok yapacak, stok yapmasının bazı ekonomik makul sebepleri vardır, özellikle gıda sektöründe en azından böyle bir eğilimin oldukça yaygın bir şekilde var olduğunu biliyoruz fakat değerli arkadaşlar, anladığım kadarıyla Hükûmet, özellikle perakende satışlarla ilgili olarak mevcut yasaları bir anlamda daha da güçlendirmeye yönelik olmak üzere belli ceza mekanizmalarıyla tedbirleri etkili hâle getirmek istemiş.

Değerli arkadaşlar, benim gördüğüm kadarıyla, 4054 sayılı bir Yasa var yani Rekabeti Koruma Yasası diye bir yasa var ve bu yasa esas itibarıyla sizin zaman zaman “fahiş fiyat” dediğiniz şeyi zaten yasaklıyor yani değerli arkadaşlar, bir malın fiyatının fahiş olması, serbest piyasa ekonomisinin ürettiği fiyatın üzerinde bir fiyatı olması zaten o firmanın bir pazar güncü olduğunu, bir tekelci gücü olduğunu gösterir. Dolayısıyla da tekelci gücü olan bir şirketin fahiş fiyat uygulaması Rekabet Kanunu’nun kapsama alanında olan bir durumdur. Dolayısıyla, ek bir şey yapmaya gerek yoktur doğrusunu isterseniz ama görebildiğim kadarıyla -bazı maddeler bakımında söylüyorum- sanki böyle bir yasa yok ve sadece perakende satışlarla bağlantılı olarak bir ceza mekanizması getiriliyor ve gördüğümüz kadarıyla, piyasada darlık çıkaran şirketleri bu davranışlardan men etmek üzere yanılmıyorsam 2 milyona kadar çıkan bir ceza mekanizması öneriyor fakat değerli arkadaşlar, dediğim gibi, bu, bence gereksiz, özellikle 4054 sayılı Yasa’nın olduğu bir Türkiye'de buna ihtiyaç yoktur ve nitekim -benim bildiğim kadarıyla, yanılmıyorsam- 6585 sayılı Kanun’la -bu perakende meselesini düzenleyen kanunla- 4054 sayılı Kanun’un kapsama alanının birbirleriyle çeliştiği, bu kanunların çıkarılması sürecinde de tartışıldı. Dolayısıyla da ortada bir belirsizlik vardı ama komisyonun getirdiği yasa tasarısında doğrusunu isterseniz bunu görmek mümkün olmuyor yani yeteri kadar farkında olmadan bir düzenleme yapılmış oluyor diye düşünüyorum.

Velhasıl değerli arkadaşlar, bu Hükûmet “Serbest piyasa ekonomisine bağlıyız.” dediği hâlde öyle değil, öyle yapmıyor. Nitekim bugün Plan ve Bütçe Komisyonunda Varlık Fonuyla ilgili olarak konuştuğumuz konuların bazılarında da benzer bir şekilde, aslında kararları merkezîleştiren yani bir anlamda Hükûmetin kontrolüne almaya çalışan bir anlayışla bu işi yapıyor. Dolayısıyla da böyle bir yaklaşımın doğrusunu isterseniz karşılaştığımız sorunları çözmekle ilgili olarak herhangi bir etkisi olacağını sanmıyorum. Dolayısıyla da kanunun yeniden düşünülmesi gereken bir kanun olduğu düşünüyorum yani illa bir düzenleme yapılacaksa eğer bunun biraz daha 4054 sayılı yasayı da dikkate alan bir yerden yapılmasında yarar olur diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "değiştirilmiştir” ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir.” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Bedri Yaşar               Arslan Kabukcuoğlu                          Orhan Çakırlar Samsun                               Eskişehir                                Edirne        Dursun Ataş                          Hüseyin Örs                                                                                        Kayseri                                Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Önerge üzerinde söz isteyen Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 3’üncü maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yeni yılın ilk haftasındayız. Bizleri ekran başında izleyen aziz milletimize ve siz değerli milletvekillerine yeni yılda sağlıklar diliyorum.

Her yeni yıla girdiğimizde iyi dilekler paylaşılır, umutlar tazelenir ama ne yazık ki bu yılbaşı umutların yeşermeden solduğu bir yılbaşı olarak tarihe geçti. 31 Aralık 2021 gece 24.00’ten sonra gelen zam yağmuru yeni yılın geçen yıla göre daha zor ve çetin geçeceğinin de habercisi oldu. Akaryakıttan köprü geçiş ücretine, doğal gazdan elektriğe, harçlardan vergilere kadar her şeye zam yapan AK PARTİ Hükûmeti milletin kabusu oldu.

Şimdi, iktidar sahiplerine sormak istiyorum: Bu zam kasırgasını niçin 31 Aralık gecesine bıraktınız? Zamlar daha önce yapılsaydı memurun, emeklinin 2022 için belirlenecek ücret ve aylıklarına enflasyon farkı olarak yansıtılması gerekiyordu değil mi? Maalesef burada da bir Ali Cengiz oyunu var ama sobelendiniz, millet sizi sobeledi.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ'ye mensup arkadaşlar, size söylüyorum. Yılbaşı gecesi gelen elektrik zamları sonrası yandaş gazetelerinizde elektrik zammı diyemeyip “Elektrikte fiyat ayarlaması, fiyat tarifesi.” manşeti attırdınız ama millet bu manşeti “Elektrikte yine zam.” diye okudu. Size elektrik yetmedi, doğal gaz zamlarıyla insanları kış soğuğuna mahkûm ettiniz. Siz sefadasınız ama vatandaş zamları yaşıyor, cefasını çekiyor. Milletin cebinden çıkacak faturaları “Kamu kaynaklarından karşıladık.” diyorsunuz ya, millet de “Sen gel onu külahıma anlat.” diyor, bilesiniz.

Değerli arkadaşlar, yeni yılda yapılan maaş ve ücret artışları elektriğe, doğal gaza, mazota, benzine, zeytinyağına, gıda ve temizlik maddelerine, ulaşıma ve kiralara gelen zamları karşılayacak düzeyde midir? Gelin, TÜİK verilerine göre bazı temel gıda ürünlerinin raflardaki yıllık fiyat artış oranlarına bakalım isterseniz. Un fiyat artış oranı yüzde 86; ayçiçek yağı yüzde 76; süt, yoğurt yüzde 72, yüzde 74; mercimek yüzde 61; makarna yüzde 60; dana eti yüzde 56; toz şeker yüzde 49; ekmek yüzde 54; yumurta yüzde 47. Bunlar yılbaşı gecesi gelen zamlardan önceki artışlar, 2021 yılı artışları ve o, sizi üzmemek için özenle hazırlanan TÜİK verileri arkadaşlar. Sizin davul zurna çalarak açıkladığınız artışlar bu temel gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının hangisini karşılığıdır? Unun karşılığı mıdır? Ekmeğin karşılığı mıdır? Yumurtanın karşılığı mıdır? Makarnanın karşılığı mıdır? (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ’li arkadaşlarımız bir terane tutturmuş gidiyorsunuz “faiz sebep enflasyon sonuç” Yahu, arkadaş, faiz yüzde 19’dan yüzde 14’e gerilerken enflasyon yüzde 15’ten yüzde 36’ya çıktı; faiz düştü, enflasyon coştu. Yalan mı arkadaşlar? Üstelik bu verdiğim rakamlar da yine TÜİK rakamları. Merkez Bankasının yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 5 iken sizin kontrolünüzdeki TÜİK tarafından yüzde 36 olarak ilan edildi, tek başına bu enflasyon oranı bile ekonomi politikalarınızın çöktüğünün resmidir. Biz size “Enflasyonu kontrol altına alın.” dedik, siz gittiniz TÜİK'i kontrol altına aldınız. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bizleri dinlemediniz. Peki, bizi dinlemediniz de ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bakın, ne olduğunu söyleyeyim, siz 2002’de geldiğinizde tüketici enflasyonu yüzde 29,7 iken şimdi yüzde 36,1.

Bir de “Ekonomide Çin modeli” diyorsunuz ya, ben size sizin ekonomi modelinizin ne olduğunu söyleyeyim mi? Sizin ekonomi modeliniz “Vatandaştan al, yandaşa ver.” modelidir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bir daha söylüyorum “Vatandaştan al, yandaşa ver.” modelidir.

Değerli arkadaşlar, Meclise ara verdiğimizde Trabzon’daydım. Trabzon’da ilçeleri gezdim, oradaki vatandaşlarımızla görüştüm. Esnafı dinledim, gördüm ki sizin bu “Uçtuk, büyüdük, Avrupa bizi kıskanıyor.” sözlerinizin vatandaşta hiçbir karşılığı yok. Zaten bunlara artık söyleyenler de inanmıyor. Vatandaşın gündeminde işsizlik var, enflasyon var, geçim sıkıntısı var, hayat pahalılığı var.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – 60’a göre kısa bir söz talebim var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün çok önemli bir duruşma vardı, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik’in -yöneticinin- yargılandığı dava ve davanın bittiğini öğrendik. Beş yıldan bu yana ÇHD Genel Başkanı ve Barkın Timtik tutuklu. Maalesef dosya birçok safahat geçirdi ve Ebru Timtik bildiğiniz üzere yaşamını yitirdi, Türkiye’nin bildiği üzere ve bu dava baştan sona hukuku katleden bir dava. İlk duruşmada tahliye edilmişlerdi ve ondan sonra üstten gelen müdahale ile itirazla tekrar tutuklandılar. Beş yıldır tutuklular, aslında kendilerine istenen cezanın infazını da tamamlamış durumdalar, üyelikten ceza isteniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Davayı baştan sona anlatmayacağım ama bu dava, avukatlık mesleğine, savunma hakkına, hak savunuculuğuna, insan hak ve özgürlüklerine doğrudan saldırı teşkil eden bir dava niteliğindedir. Sevgili Selçuk Kozağaçlı çok iyi bir avukat olup aslında bugün mahkemede yine çok iyi bir hukuk dersi vermiş ama maalesef bu konuda yargı özgürce karar veremediği için tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş ve 23 Marta duruşmaları ertelemiş, üzülerek bunu öğrendik.

Buradan Silivride tutulan sevgili Selçuk Kozağaçlı’ya selamlarımızı göndereceğiz ve bu haksızlığın mutlaka biteceğini, özgürlükte buluşacağımızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

 

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 298) (Devam)

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde geçen “şeklinde” ibaresinin “olarak” ve “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      

Tahsin Tarhan                     Tacettin Bayır                    Alpay Antmen

  Kocaeli                                  İzmir                                  Mersin

Kadim Durmaz                  Müzeyyen Şevkin          Çetin Osman Budak

   Tokat                                   Adana                                 Antalya

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

  Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Alpay Antmen.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri “kamu yararı” kavramı her an toplumsal yaşamı belirleyen, bireylerin davranışlarını ciddi ölçüde etkileyen, hava ve su gibi olmazsa olmaz ve yadsınamaz bir durumdur. Parlamentoların ortaya çıkış gerekçeleri, kalabalık şehir devletlerinde her an herkesin her konuda konuşabilecek ve her vatandaşın her değişiklikle ilgili oy kullanabilecek zaman ve imkânının olmamasından kaynaklanmıştır. İşte bizlerin görevi sayın milletvekilleri, tam da budur. Her zaman kamu yararını ve halkın çıkarlarını düşünmek, gözetmek ve buna göre yüce Mecliste oy kullanmak zorundayız ama sizler konuyu salt bir el kaldırmak ya da yürütmenin talimatını uygulamak olarak gördüğünüz için kamu yararı ve halkın çıkarlarını asla düşünmüyorsunuz. Üzülerek belirtmeliyim ki AKP Grubu, kamu yararına olmayan, halkın çıkarına aykırı, özel rant odaklarının sipariş teklif ve değişikliklerini Meclise sürekli getirerek MHP Grubunun desteğiyle kanunlaştırmaktadır. İşte, gündemimizdeki torba yasadaki durum da aynen bu şekildedir. Görüştüğümüz torba kanun teklifinin yegâne, tek amacı halkın ve halka ait olan limanların ihalesiz bir şekilde ihale sürelerinin, kullanım sürelerinin uzatılmasıdır. Limanların ihale sürelerinin yeni bir ihale olmadan uzatılması kamunun yararına değildir, halkın çıkarına aykırıdır, bağlı kalacağınıza namusunuz üzerine yemin ettiğiniz Anayasa’ya uygun değildir.

Değerli milletvekilleri, bu ülke halkı, kâr eden şirketlerinin, fabrikalarının ve kıymetli arazilerinin neredeyse bedelsiz, yok pahasına ve hatta Tank Palet Fabrikasında olduğu gibi bedelsiz olarak yandaşlara ve başta Katar olmak üzere yabancı sermayeye peşkeş çekildiğini gördü. Siz buna bugün limanlarımızı da eklemek istiyorsunuz. Dünyanın neresinde bu uygulamalar var biliyor musunuz? Ya aile şirketine ya da mafyaya dönüşmüş iktidarın ülkelerinde ancak bu kadar olur. Ballı ihalelerinizi görüyorduk da şimdi ihalesiz rant sağlamayı da ilk sizden öğreniyoruz.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Mersin’deki Mersin Limanı’nı otuz altı yıllığına ihaleyle özelleştirdiniz, yok pahasına devrettiniz; aradan on üç yıl geçti ve hâlen yirmi üç yıl süresi var. Şimdi neden bu süreyi ihale yapmadan çok daha yüksek bedelli tekliflerin gelebileceğini de göz ardı ederek on üç yıl daha uzatmak istiyorsunuz? Zaten hâlen yirmi üç yıl süresi olan şirkete ihale yapmaksızın on üç yıl daha neden ek süre vermeyi düşünüyorsunuz? Özellikle Mersin’de Mersin Limanı’nın doğusunda planlaması yapılan konteyner ana aktarma limanını neden hayata geçirmiyorsunuz, neden bu yatırımı yapmıyorsunuz? Bu sorulara verecek cevabınız yok ama insanın aklına tek bir cevap geliyor: Ortak mısınız arkadaş?

Sayın milletvekilleri, bugün belki de tarihimizin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz, bir gıda ve enerji krizinin tam ortasındayız. Zamlar artık aylık değil, dakikalık geliyor, yağmur gibi yağıyor; insanlar gün geçtikçe yoksullaşıyor. İnsanlar aç, insanlar iktidarınız sayesinde yandaş zengin azınlık dışında mutsuz ve umutsuz. Elektriğe, doğal gaza, akaryakıta ardı ardına gelen zamlar da eklenince vatandaş kuru soğana ve ekmeğe muhtaç hâle geldi. Döviz geçiş garantili ihaleler de eklenince -üzülerek söylüyorum- ülkemiz sayenizde iflas etti.

Ne yaparsanız yapın, önünde sonunda seçim geliyor, o sandık gelecek ve siz gideceksiniz. Bu halkı kimler soymuş, kimler buna göz yummuşsa, kim kul hakkı yemişse bağımsız yargı önünde bunun hesabını verecek; halkımız hiç merak etmesin. Halkımız umutsuzluğa kapılmasın, halkımız dirayetli olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az kaldı ama burada bir son sözüm var. Bu son söz, Mersin Liman işletmecisi şirkete: Mersin’in onuru Atatürk Parkı’na doğru genişlemeyi unut, aklına bile getirme. Limana ya da denize dolgu yaparak Mersin’in silüetini kapamayı aklından bile geçirme. Limanın doğu tarafında yapılması planlanan yeni konteyner aktarma limanımıza engel olmaya kalkma. Daha da önemlisi, Mersin Limanı’nı uyuşturucu kaçakçılarına bir kapı hâline getirme, buna geçit verme yoksa bunların hesabını verirsin.

Son sözüm: Halkımız üzülmesin, geliyor gelmekte olan, bunların hepsinin hesabını verecekler.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dersim Dağ               Serpil Kemalbay Pekgözegü        Necdet İpekyüz

Diyarbakır                                İzmir                                  Batman

Mahmut Celadet Gaydalı      Hüseyin Kaçmaz                  Ali Kenanoğlu

   Bitlis                                   Şırnak                                İstanbul

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

Bedri Yaşar                    Arslan Kabukcuoğlu Dursun Ataş               

  Samsun                               Eskişehir                               Kayseri

Orhan Çakırlar                     Hüseyin Örs

  Edirne                                 Trabzon

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, haksız ve hukuksuz bir biçimde cezaevlerinde tutsak bulunan başta Eş Genel Başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye eş başkanlarımız ve parti yöneticilerimiz olmak üzere tüm halkları saygıyla selamlar, 2022 yılının adaletin ve eşitliğin yılı olmasını temenni ederim.

Değerli milletvekilleri, kamuoyunda “stokçulara para cezasını artıran kanun teklifi” olarak gündeme gelen bir kanunu görüşüyoruz. Bu konuyla ilgili olarak birkaç hususa da ben de değinmek istiyorum. Stokçuluk bir neden değil, bir sonuçtur. İktidar, dayattığı ekonomik politikalarla ülkeyi uçurumun kenarına itiyor ve bu arada suçlu olarak 3-4 tane zincir marketi hedef göstererek kendi sorununu âdeta unutuyor. AKP’de genel hava şu: İyi ise biz yaptık, kötü ise dış güçler ya da fırsatçılar yaptı. Bunun adı da devlet yönetimi değildir. “Aynı gemideyiz” nağraları atıp gemi su almaya başlayınca yolcuları suçlayan başka bir kaptan da dünyada yoktur. Bugün haksız fiyat uygulamalarının da stokçuluğun da bir müsebbibi varsa o da ekonomiyi yönetemeyen iktidarınızdır. Güvenin olmadığı, hayat pahalılığının sürekli arttığı bir ortamda kendinizi sorumlu hissetmiyorsanız zaten yönetmeyi bırakmışsınız, ipin ucunu kaçırmışsınız demektir.

Stokçuluk uygulamalarına yönelik yapılan denetim esnasında uygulama birliği sağlanması, verilerin doğru analize edilmesi adına ticaret il müdürlükleri hangi usul ve esasları dikkate alacak? Yine, denetimlerin daha etkin ve sürdürülebilir olması için Ticaret Bakanlığının il müdürlüklerinde bir birim oluşturması gerekiyor ve bu da alanında uzman memurlar eliyle yürütülmelidir. Böyle bir birim var mı? Yok. “Memuru sahaya sürdük, şu kadar yer denetledik; oldu, bitti.” Bu böyle olmaz. Bu yöntemle zaten stokçulukla da haksız fiyat uygulamalarıyla da baş edilemez. Stokçuluk neye göre belirleniyor? Yani rafta satılan ürün stokçuluktan sayılır mı? Hangi ürünler stok olarak değerlendiriliyor? Öncelikli olarak bu kriterler belirlenmelidir. Zaten sizin de bununla mücadele gibi bir derdiniz yok. Limanların talanını kamufle için araya sıkıştırılmış bir dolgu malzemesi olarak kullanıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 4’üncü maddesiyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olanların lisans alması önlenecektir. Peki, sormak isterim, kaçakçılık önlenebilecek mi? Hayır. Çünkü kaçakçılıkla mücadele hususunda yeterli bir mekanizma yok. Bakın, açık ve net söylüyorum: Kamu görevlileri işin içinde değilse, iş birliği yapmıyorsa büyük boyutta kaçakçılık yapılması mümkün değildir. Bahsettiğimiz şey, 2 kilo soğan ile 1 kilo patates değil; sıvılaştırılmış petrol gazları yani LPG; ya, gemiyle getirilecek ya da tankerle. Burada kaçakçılığı önleyici politik bir hat belirlemek daha yerinde olacaktır, daha net olunmalıdır. Hiçbir surette söz konusu kişiler, bu kişilerle yeniden uğraşamaz dersiniz olur biter.

Yine daha önce de bu suçu işlemiş ve yeniden lisans almış kişilerin lisansları iptal edilecek mi? Anladığımız kadarıyla geriye dönük olarak lisans iptalleriyle ilgili bir düzenleme de yok. Amaç nedir? Kaçakçılıkla mücadele mi edilmiş oluyor? Tabii ki hayır. Siz limana yanaşan geminin, yollarınızdan geçen tankerlerin kontrolünü sağlayamadıktan sonra, bu tarz düzenlemelerle hiçbir yere varılamaz. Kaçakçılık yapmak isteyen kişi, gider birinin adına şirket kurdurur yine de bu işi yapar. Zaten büyük kaçakçılık işletmeleri ekonomik durumu zayıf, eğitim düzeyi düşük insanları paravan olarak kullanarak yapıyor bu işi.

Sözlerimi güzel bir deyimle bitirmek istiyorum: Çobanın kaval sesine kanıp yaylaya gittiğini zanneden koyunlar, mezbahaya gittiğini hiçbir zaman öğrenemediler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki diğer konuşmacı, Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Milletvekilleri, kanun teklifinin görüşülen bu maddesi Kaçakçılıkla Mücadele Kanun’u kapsamında, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olan kişi ve şirketlerin LPG’nin dağıtımı, taşınması ve otogaz bayilik faaliyetlerinin yapılması gibi konularda lisans almasını yasaklamaktadır. Kaçakçılıkla mücadele kapsamında kesinleşmiş cezası bulunan kişilere bir daha lisans verilmemesi olumlu bir gelişmedir ve destekliyoruz ancak akaryakıt piyasasının genel olarak birçok düzenlemeye ihtiyacı vardır. Uzun yıllardır akaryakıt konusunda kaçakçılığın önlenememesi sonucu devletin ciddi bir vergi kaybına uğradığı, dürüst çalışan akaryakıt istasyonlarının da kaçakçılık ve usulsüzlük yapanlar karşısında zarar ve haksızlığa uğradığı düşünüldüğünde ciddi düzenlemelere ihtiyaç olduğu ortadadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz derin bir ekonomik kriz içindedir. Vatandaşın yaşadığı enflasyon 3 haneli rakamlara yaklaşmıştır. Sadece son üç ayda benzine yüzde 49, motorine yüzde 58, LPG’ye yüzde 80 oranında zam yapılmıştır. Bu zamlar vatandaşı etkilediği gibi akaryakıt istasyonlarını da çok olumsuz etkilemiştir. Özellikle, işini düzgün yapan birçok istasyon pompa kapatma noktasına gelmiştir. Üstelik iktidar tarafından bu zamların sorumlusu istasyonlarmış gibi gösterilmektedir. İşini düzgün yapan en küçük bir kırsal istasyon bile hiçbir satış yapmasa dahi aylık 70-80 bin lira gideri vardır. Akaryakıt istasyonları her yıl belediyelerden EPDK’ye, EPDK’den tüm bakanlıklara kadar yüksek maliyetleri olan onlarca farklı belge almak zorundadır. Devletin her kurumuna ayrı ayrı ödeme yapan, vergi dairesi gibi vergi toplayan, istihdam sağlayan istasyonların üzerinde çok ciddi bir mali yük vardır. Üstüne, art arda gelen zamlarla maliyetlerin daha da artması, kâr marjlarının giderek düşmesi istasyonları ya batıp pompa kapatmaya ya da illegal yollara sevk etmiştir. 1 Ocak 2021’de 6,76 lira olan motorin, 1 Ocak 2022’de yüzde 92 artışla 12,93 liraya; 3,99 lira olan LPG ise yüzde 123 artışla 8,91 liraya çıkmıştır. Ancak bu zamlar karşısında istasyonların kâr oranları bir yılda yüzde 50 azalmıştır. “Dolar düştü, fiyatları düşürün.” diye marketlere baskı yapan iktidar, akaryakıtta zam üstüne zam yapmakta, vergilerinden de hiç vazgeçmemektedir. Buna karşın, yüzde 100 artan fiyat ve maliyetler yüzünden istasyonlar hem yüzde 100 sermaye artırmak zorunda kalmış hem de kâr oranları eriyip bitmiştir. İstasyonların ayakta kalabilmesi için acilen bir düzenleme yapılarak bayi kârları artırılıp vergilerin indirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında enflasyon yüzde 29,7 seviyesindeydi, aradan geçen yirmi yılın sonunda TÜİK’e göre bile enflasyon yüzde 36,08 seviyelerine yükselmiştir. ENAGrubun yaptığı araştırmalara göre ise gerçek enflasyon yüzde 82,81’dir. Yani ülkeyi her fırsatta kötüledikleri 2002 yılının dahi çok gerisine götürmüşlerdir. AKP, ülkemiz ve milletimizin yirmi yılını çalmıştır. AKP’nin resmî sitesine girdiğiniz de “2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz.” yazmaktadır, bunu Cumhurbaşkanı da defalarca kez tekrarlamıştır. Ancak, gelinen noktaya baktığımızda, bırakın ilk 10 ekonomiyi ilk 20’nin bile dışında kaldık. Ama haklarını yemeyelim, ilk 10’a girmeyi başardıkları konular da var. Mesela, enflasyon. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)  TÜİK’in gerçek dışı resmî rakamları bile dikkate alındığında, Türkiye, enflasyonun en yüksek olduğu 8’inci ülke, ENAGrubun gerçek rakamları dikkate alındığında ise 5’inci ülkedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Dünyanın en büyük mali krizini yaşayan Venezüella’nın, geçtiğimiz aylarda darbe olan Sudan’ın, iç savaş yaşayan Suriye’nin enflasyonunun hemen arkasından Türkiye gelmektedir. Bu başarısızlığın faturası ise şimdi marketlere, manavlara, kasaba, akaryakıt istasyonlarına kesiliyor. Yani yılın ilk günü bile elektriğe yüzde 152’lere varan zammı manav mı yaptı? Doğal gaza yüzde 25 zammı kasap mı yaptı? Akaryakıta gelen zamları istasyonlar mı yaptı? Herkes suçlu ilan ediliyor ama AKP sütten çıkmış ak kaşık. Yahu, yirmi yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP’nin hiç mi suçu yok?

Değerli milletvekilleri, Nasrettin Hoca’nın meşhur fıkrasını bilirsiniz. Şimdi, soruyorum: Ülkeyi krize sürükleyen, enflasyon yüzünden vatandaşı açlığa mahkûm eden, döviz kurlarını saçma teorilerle yirmi yılda 12 katına çıkaran, kamunun fabrikalarını, limanlarını, şirketlerini yok pahasına satan, üretimi bitiren AKP’ni hiç mi suçu yoktur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunmadan önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun yoklama talebini karşılayacağım: Sayın Özkoç, Sayın Toprak, Sayın Tarhan, Sayın Şevkin, Sayın Sümer, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Aygun, Sayın Köksal, Sayın Gündoğdu, Sayın Taşcıer, Sayın Kaya, Sayın Ceylan, Sayın Gürer, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Durmaz, Sayın Tuncer, Sayın Kılınç, Sayın Bayraktutan, Sayın Emecan, Sayın Kaplan.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Pusula veren arkadaşları anons edeceğiz.

Zemzem Gülender Açanal? Burada.

Mehmet Habib Soluk? Burada.

Halil Özşavlı?

Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.53

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

 

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde aynı mahiyetteki önergelerin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Pusula veren arkadaşlar salondan ayrılmasınlar.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 298) (Devam)

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.01

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır. Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 5 ila 9’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

298 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine partim adına söz almış bulunuyorum.

İkinci bölümde, özellikle stokçulukla ilgili madde var. Burada stokçulara verilen cezalar 50 bin liradan alt sınırı 100 bin liraya, 500 bin liradan da üst sınırı 2 milyon liraya çıkarılmaktadır. Tabii, stokçuluk deyince, bugün içinde bulunduğumuz durumu da iyi analiz etmek lazım. 2018’de de aynı gerekçelerle, o zaman da Hükûmet soğan depolarını basmıştı, stokçularla mücadele edeceğim demişti, o günden bugüne hiçbir şey değişmedi. Bugün de yine, maalesef, Parlamentoda biz stokçulukla ilgili tartışmalarda bulunuyoruz. Aslında normal şartlar altında, serbest piyasa ekonomisi içerisinde böyle bir denetim şekli olmaz, zaten kurul ve kuruluşlar kendi dengelerini kendisi otomatikman oluşturur. Sizin polisiye tedbirlerle bu işlerin önüne geçmeniz mümkün değil, tam tersine ortaya koyduğunuz politikalarla, güven ortamıyla bu işi tesis etmeniz lazım. Onun için burada, cezayı 50’den 100’e, 500’den 2 milyona çıkarmışsınız, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Tabii, stokçular derken, bugün, özellikle 18-19 kurdan ithalat yapıp onun üzerinden mal satmaya çalışanlar var, bunu fırsata çevirip piyasayı yine yukarıda tutmaya çalışanlar var ama bunun bir tane sebebi var o da istikrarsızlık, piyasada yeterli güven ortamının oluşmaması. Ticaretin dengeleriyle çok fazla oynadığınız için taşlar bir türlü yerine oturmuyor.

Bugünkü ticaretin gerçeklerine baktığınız zaman özellikle bankalar üzerinden size birkaç tane örnek vermek istiyorum. Bugün, devlet bankaları… Sizin bankada bir limitiniz var, 1 milyon lira limitiniz var diyelim, karşılığında teminat mektubunu vermişsiniz, bu krediyi de kullanmak istiyorsunuz. Devlet bankalarının size verdiği cevap aynen şu: “Bu krediyi ne amaçla kullanacaksınız? Eğer kullandığınız krediyi bir başka bankada mevduat olarak kullanacaksanız bu krediyi size vermiyoruz; bir. İki, verdiğimiz krediyi dolar hesaplarında değerlendirecekseniz bu krediyi yine vermiyoruz. Üç, verdiğimiz krediyi bizim bankamızdan yazmış olduğunuz çeklerin karşılığı olarak değerlendirecekseniz verebiliriz, eğer bunun karşılığında değerlendirmeyecekseniz bunu da vermeyiz.” Devamında “Yetmez -işte bugün politika faizi 14, 15 diyorsunuz- yüzde 2 kredi kullanım komisyonu var.” Bak, yeni icat oldu, böyle bir şey yok, özel bankalarda yok, bu sadece devlet bankalarında var. Bu yüzde 2’yi, bunu hem de peşin olarak alıyorlar. Bunun anlamı şu: Yani BCH yani borçlu cari hesap kredisini üç günde kullansan, on üç günde kullansan, yirmi üç günde kullansan bunu aynen, peşinen ödüyorsunuz ama özel bankalara gittiğiniz zaman böyle bir uygulama yok. Dolayısıyla, insanların hareket kabiliyetini azaltıyorsunuz yani üreticiyi desteklemek üzere yola çıktığınızı söylüyorsunuz ama bugün ticaretin çarklarını neredeyse durdurma noktasına getirdiniz, artık her şey neredeyse peşin rakamlar üzerinden dönmeye başladı. Bunu da geçtik, özellikle, tabii, ihracat artsın, buna hiçbir itirazımız yok ama iç piyasadaki rakamlara baktığımız zaman -işte önümüzdeki torba yasağıyla beraber de geliyor, fiyat farkı kararnamesi de dâhil- bu rakamlar aldı başını gitti. Bunlara bile şu an Hükûmet olarak maalesef yapabildiğiniz bir şey yok. Bunun tamamının sizlerin ortaya koyduğunuz iradeden kaynaklandığını söylemek için müneccim olmaya gerek yok.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ki: “Merak etmeyin, ilk 10 büyük ekonomi içerisinde olacağız.” Güzel de 2002’de siz iktidara geldiğiniz zaman Türkiye ilk 18’in içerisindeydi. Yaptığınız icraatlarla yükselmek yerine biz biraz daha aşağıya düşmüşüz. Diyorsunuz ki “Ekonomi büyüdü.” Şimdi, aynı yönde giden iki araba gibi dünyada bütün ekonomiler büyüdü, biz emsallerimizden geri kaldığımız için bugün bu sorunları yaşıyoruz; kaldı ki bu yapısal problemleri çözmediğiniz sürece bu işin altından kalkmanız zor, bundan sonra zaten daha da zor. İşte, iktidara 2002’de geldiğiniz zaman enflasyon oranı yüzde 29,7’ydi, biz bugün 36’ları konuşuyoruz. Yine, üretici fiyat endeksi yüzde 30’du, bugünlerde ise 80, işte, enflasyon araştırma grubunun rakamlarına göre de yüzde 80’in üzerinde. Yani bu enflasyonist ortamda siz gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkacağınızı söylüyorsunuz. Gelişmiş ülkelerin hiçbirinde yüzde 5’in, yüzde 6’nın üzerinde enflasyon olmadığını hepimiz biliyoruz. E, aynı şartlar… Aynı pandemi şartlarını dünyanın her tarafı yaşarken maalesef oradaki enflasyonun artış oranı ile Türkiye'deki enflasyonun artış oranı arasında dağlar kadar fark var.

Tabii, birinci bölümdeki, özellikle limanların özelleştirilmesiyle ilgili muhakkak tarihe not düşmek lazım. Bu, doğmamış çocuğa don biçmek gibi bir şey. Yani daha süresi dolmamış sözleşmeleri bugünden uzatmaya çalışıyorsunuz, ne Komisyon ne de AK PARTİ sıralarındaki arkadaşlarımız bunu neden, niçin yaptıklarına dair ortaya net bir şey koyamadılar. Ticaretin hiçbir kuralında maç başladıktan sonra kurallar değişmez. Siz, buraların işletme hakkını devrederken on sekiz yıllığına, yirmi yıllığına devrettiniz ve bugün kırk dokuz yıla çıkarmaya çalışıyorsunuz. Belki aynı rekabet ortamında yeni teklif verecek arkadaşlarımız var veya devletin beklentilerini karşılayacak yatırımları da yapmamış olabilirler. Daha ortada hiçbir şey yokken bugünden bu işlemleri yapmaya kalkarsanız, bakın biz TEDAŞ’da da işletme haklarının devrini yirmi yıl yaptık, bunlar da yarın öbür gün gelecekler, diyecekler “Ya, bu yirmi yıl bize yetmedi.” Burada da aynı şey var, zaten ikinci bölümde bununla ilgili de madde var. O zaman bu işletme haklarının devri meselesini orada da kırk dokuz yıllığına çıkaralım. Bakın arkadaşlar, biz dedik ki: “Siz bu işletme haklarının devriyle beraber bu sisteme yatırım yapacaksınız.” Biz daha bunu bilmiyoruz, limanlarda bu yatırımları yaptılar mı? Ne oldu? Sonucu nedir? Ne alacağız? Bilmiyoruz. Bunu bugünden hangi gerekçeyle gündeme getirdiniz bilmiyoruz ama bu yaptığınızın doğru olmadığını, tarihe not düşmek adına yanlış yaptığınızı buradan ifade ediyoruz. Bu, ticaretin bütün kurallarıyla çelişiyor.

Diğer taraftan, diğer maddede “İşte, Etibankın veya diğer şirketlerin mal varlıklarını TEDAŞ’a veya TEİAŞ’a devredelim.” diyorsunuz. Biz şu an devrettiğimiz trafolarda bile… Biliyorsunuz bu işletme haklarının devrinde mal sahibi devlettir, adı üstünde onlar sadece işletme haklarının devrinden bahsediyor. Bugün bile yaklaşık trafolara verilen reklam 147 milyon civarında, biz, bunu bile devlet olarak alamıyoruz. Yine bu tür gayrimenkulleri veya buna benzer bir şeyleri devrettiğiniz takdirde tabii şaibe olduğu için, bunlarla ilgili olumsuzluklar olduğu için yine aynı sorunlarla karşılaşacağımıza dair endişelerimiz var. Bunu şimdiden sizlere uyarıyoruz, ümit ediyoruz ki bundan sonra bu hatalara, bu kusurlara düşülmesin. Tabii, özellikle içinde bulunduğumuz durum yani problem, bu zam meselesi, işte arkadaşlarımız da buradan ifade ettiler, 12’nci ayın 31’inde yapılan zamları yani bir günde çalışana, işçiye, emekliye zam vermemek adına bunu geçtiğimiz temmuz ayında da yaptınız, döndünüz 12’nci ayın 31’i, burada da yaptınız. Bunun bir önemi yok yani çalışanlar açısından önemi çok ama sizler açısından sanki bu problemden kurtuluyormuşsunuz gibi görünüyor ama öyle değil, problemi bir sonraki aya aktarıyorsunuz. Yaptığınız iş, çalışanların, emekçilerin hakkından, hukukundan gasbetmekten ibarettir. Bu tür oyunlarla, bu tür rakam hileleriyle, bu tür alicengiz oyunlarıyla, rakamları sağa sola çekmeyle Türkiye’nin ekonomisinin düzelmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Onun için artık bu ülkenin hem çalışanlarına hem üretenlerine gerçek manada hedefler koyup bu hedefler üzerinden hareket etmesini sağlamak sizin boynunuzun borcu. Bugün, icra makamında sizler varsınız, bunları yapmakla sizler yükümlüsünüz. Sizin buraya koyduğunuz bir dolar hedefi vardı, neydi? 2022 sonu itibarıyla 9,27 kuruştu hedefiniz, 9,77 de 2023 hedefi. Şimdi, diyorsunuz ki: “Köpüğü attık.” Sizin daha önce ortaya koyduğunuz bir hedef vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – 9,27 hedefinize göre 2022’nin daha başındayız, bugün 13 küsur, aradaki fark 4. 4 ne demek? Yani her 1 liranın karşılığı 450 milyar olduğuna göre 1,8 trilyon maalesef bugünkü bütçeye daha bugünden önemli bir yük getirdiniz. Yani 18’den 12’ye düşürdük diye sevinirken yani büyük başarı öyküleri anlatırken hiç unutmayın ki bugün kurun normal şartlarda sizin tahmininize göre olması lazım gelen 9,27, maalesef bugün 13,4’ler civarında, daha bugünden 1,8 trilyon devletin üzerine ilave yok getirdiniz. Ümit ediyoruz ki hiç olmazsa bundan sonra gerçek hedeflerle gerçek programlarla bu ülkenin üreticisinin, yatırımcısının önüne bir şeyler koyarsınız ama bu saatten sonra bu işin dikiş tutması mümkün değil, doğrusu milletin hakemliğine gitmektir diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - İnşallah millet size gereken dersi verecektir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Tamer Osmanağaoğlu.

Buyurun Sayın Osmanağaoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Sözlerimi ekranları başında bizleri takip eden büyük ve yüce Türk milletini ve Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Dünya, yeni bir çağa uyum sağlamaya çalışırken siyasi, ekonomik ve sosyal dengeleri değiştiren devletlerin menfaatine dayalı, milletler arası ilişkilerin yeniden yorumlanmasına sebep olan, pamuk ipliğine bağlı insan ilişkilerini tehdit eden asimetrik bir mücadele sahasına dönüşmüştür. Ne var ki ortaya çıkan tehlike, siyaseti var olma veya yok olma savaşına indirgeyen, uzlaşı merkezlerini tahrip eden, siyasetlerini huzursuzluk ve istikrarsızlık üzerine inşa eden, ehliyet ve liyakat yoksunu kimliklerinin aldığı pozisyon sebebiyle çok daha büyük bir hâl almıştır. Yalan, kavga, fitne ve ayrılık üzerine kurulan politikalar bu kimlikler tarafından kabul görmüş; gizli gündem sahibi, art niyetli eller tarafından hazırlanan stratejiler bu kimliksizler tarafından satın alınmıştır. Kısa dönemi, ekonomik dalgalanmaları dâhil sosyal fay hatlarını daha da derinleştirmek için fırsat olarak gören zillet siyaseti dur durak bilmemiştir.

Diğer yandan, küresel çapta artan emtia fiyatlarının yanında vatandaşlarımızın boğazından geçen lokmaya bile kâr gözüyle bakan açgözlüler de zilletin kaos değirmenine su taşımaktan geri durmamıştır. Bugün, burada görüşülmekte olan teklifin yasalaşmasıyla birlikte bu hak gaspçılarıyla yani stokçulukla mücadelenin de yeni bir döneme gireceği muhakkaktır. Her ne kadar stokçu kavramının muhteviyatı tartışmalara konu olsa da devletimizin önümüzdeki süreçte stokçulara fırsat vermemek için göstereceği denetleme refleksine güvenimiz tamdır. Bu güven yelpazesinin daha da kapsayıcı olması için stokçuluk kavramının yeniden tanımlanması dâhil ne gerekiyorsa yapma irademizin mevcut olduğunu da hatırlatmakta fayda görüyorum. Devletimiz vatandaşımızı gaspçıların insafına terk etmeyecek, çağın gereklerini ve dönemin şartlarını iyi okuyarak gerekli önlemleri bundan sonra da almaya devam edecektir çünkü Türk milleti tarihinin hiçbir safhasında zafiyet ve aymazlığa müsamaha göstermemiş, Türk devleti hiçbir zaman milletin hakkının gasbedilmesine göz yummamıştır. Baktıkları yerde güdük bir mecraya sıkışmış Türkiye görmek isteyenler, Türkiye’nin verdiği mücadeleyi itibarsızlaştırmaya çalışanlar, varlığımızı hedef alan tehditlerin önüne bilerek ve isteyerek açanlar şu gerçeği akıllarından çıkarmamalıdır: Türk milleti tarihinin hiçbir safhasında iş birlikçi siyasilere, menfaat şebekelerine ve fitne ehline gönüllü elçilik yapanlara müsamaha göstermemiştir, bundan sonra da göstermeyecektir. İfade etmem gerekir ki: Türk tarihi yazılıp biten bir tarih değil, yaşayan ve kıyamete de kadar yaşanacak bir tarihtir. Destansı geçmişimizin şerefli sayfaları bugün de yarın da yazılmaya devam edecektir. Bu gerçek emperyalizmin girdabında savrulanlar dâhil, hiçbir fani tarafından unutulmamalıdır. Türkiye güçsüz değildir, çaresiz hiç değildir. En ufak bir sorunda bocalayan bir Türkiye bekleyenler beyhude bir bekleyiş içindeler. Sorunlarını çözmek yerine üstünü örten ve görmezden gelen Türkiye arzulayanlar boşa kürek çekmektedir. Karşı karşıya kaldığımız küresel tahakküm karşısında hürriyet ve bağımsızlığın sancağı Türk’e sevdalı yürekler tarafından taşınmaya devam edecektir. Ekonomi politikalarının referans noktası olarak dışarıda teslimiyeti gösterenler bilmelidir ki dışarıda teslimiyet demek içeride bütünüyle acziyet demektir. Temennimiz kendi devletini karalama pahasına çirkin ve çıkmaz bir yola girenlerin bu yoldan bir an önce dönmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz 2016 tarihinde hasımlarımız adına fiyaskoyla sonuçlanan FET֒cü darbe girişiminin ardından başlayan yeni dönem, ülkemiz ve milletimiz için hem siyasi hem ekonomik bakımdan çok büyük önem arz etmektedir. Döviz kurunun namlusunu Türk milletine çeviren, bir silah olarak kullanıldığı bir dönemde Türk devleti tahrip edilmeye çalışılsa da bugün gelinen noktada tahribata uğrayanlar kendi ülkesine güvenmeyen, zillet siyaseti olmuş, itibarını kaybeden Türk devleti değil, ikbalini döviz kurlarında arayan ruhsuzlar grubu oluşturmuştur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Evet, biz bu oyunu bozarız dediğimizde Türk milletinin ferasetinden şüpheye düşen ehliyetsizler bugün şaşkındır. Evet, biz devlet diz çökmez dediğimizde Türk devletinin kudretini sorgulayan ezikler bugün afallamıştır. Evet, biz döviz kuruyla kurulmadık, bu yolla da devrilmeyeceğiz dediğimizde kıs kıs gülen iş birlikçiler bugün ezilmekte, yas tutmaktadırlar. Televizyon ekranlarında döviz kurunun düşüşünü, Türk lirasının değer kazanmasını yutkunarak ve kelimeler boğazlarına düğümlenerek anons eden çakma gazeteciler ile sözde müelliflerin ibretlik hâli hafızalarda hiç silinmemek üzere yer edinmiştir. Hiç şüphe yok ki Türk milleti, vatanımızın birliği, istikbalimizle ilgili yabancı menşeli senaryo yazanlar ve entrika çevirenleri bir bir not etmiştir.

Milletimizin bizzat şahitlik ederek edindiği tecrübeler bununla da sınırlı değildir. Türkiye'nin onurlu geleceği yerine onursuz ve ahlaki ölçülerden uzak bir gelecek tahayyül edebilecek kadar alçalanları maalesef gördük. Türk milletine hizmeti ve milletin devletine olan güvenini esas almak yerine korku ve endişe iklimini körükleyerek siyasi çıkar sağlamaya çalışanlara şahitlik ettik. Uygulanması millet ve devlet menfaatine olmayan tutarsız vaatlerle oy avcılığına soyunanları izledik. Dolar kurunun düşmesiyle vatandaşlarımızı dolar almaya çağıran açıklamalar yapan hazımsızları milletimiz bizzat görmüş, gözlemlemiş ve onları sınıfta bırakmıştır. Umut ediyoruz ki Türk milletinin karşı karşıya kaldığı husumet ve ihanet merkezli politikaları satın alanlar bu yaşananlardan ders çıkarmalıdır. Husumet ve ihanet cephesi bilmelidir ki istikbalimiz iş birlikçilere, ekonomimiz fırsatçılara, kurumlarımız teröristlere, siyasetimiz bölücülere asla teslim edilmeyecektir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dün olduğu gibi bugün de, yarın da devlet diz çökmeyecektir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin ifade ettikleri gibi Türkiye karmaşıklaşan milletler ve medeniyetler mücadelesinde zaafa uğramayacak, zayıf düşmeyecektir. İnançlarımızla itibarlıyız, imanımızla iradeliyiz, istikbalimizle iddialıyız, istiklalimizde de idealistiz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi ve televizyon başında bizleri seyreden yüce Türk halkını saygılarımla selamlıyor, hepinizi en derin sevgi, saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Kadim Durmaz.

Sayın Kadim Bey, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri, bizleri televizyonları başından izleyen aziz milletimiz, hepinizi saygıyla selamlıyorum ama akşamın bu saatinde amacına ulaşan AK PARTİ grubunun bu ülkenin limanlarını yabancılara ve yandaşa peşkeş çekip o maddeyi kabul ettikten sonra da bu Genel Kurulu terk ettiklerini sizlere bildiriyorum.

Tabii, bu yasa görüşülüyor, sade onunla da ilgili değil, bu ülkede birçok acı örneklerini yaşadığımız stokçulukla ilgili de bir düzenleme geliyor. Stokçulara verilen cezanın üst sınırı 500 bin liradan 2 milyon TL’ye çıkarılıyor. Örneğin, patates ve soğanın hasadı ekim ve kasım aylarında yapıldıktan sonra depoya konulur, depoya konulan ürünlerin satışı da süreç içerisinde mart-nisan aylarına kadar yapılır. Patates ve soğan fiyatları arttığında, bu insanları stokçulukla suçlayıp ceza mı yazacaksınız? Merak ediyorum.

Hasat döneminde, borçlu üretici, çaresiz, elindeki buğdayını satıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçiden buğday, mısır ve benzeri ürünleri alıyor, kış döneminde satıyor. O zaman TMO da mı stokçu olacak? Bunlara stokçu mu diyeceğiz, yatırımcı mı diyeceğiz, girişimci mi diyeceğiz?

Tarım ürünleri artık yatırım aracı olarak görüldüğü gibi dolar, avro ve altın alır gibi tarım ürünleri de alınır satılır hâle gelmiştir. Bunu dünyada gıda sistemini kontrol etmeye çalışan Cargill gibi şirketler de yapıyor.

Fahiş fiyatlara karşı tanzim satış çadırları kurulmuş, soğan depoları basılmış, soğan üreticileri, satıcıları günah keçisi ilan edilmişti. Depolardaki soğanlar, kamuoyuna suç aleti gibi sunulmaya başlandı. Bu yıl çiftçinin soğanı tarlada. Stokçu diye suçladığınız, suçlu ilan ettiğiniz soğanın ve üretici çiftçinin günahını kim çekecek, vebalini kim çekecek? Bunu merak ediyorum.

Bakın, elimde, Tokat ili Zile ilçemizin bir köyünden Abdullah Kaygusuz diye bir hemşehrimiz CİMER’e yazmış, “300 ton soğanım var, buna göre de mazot, tohum, ilaç, gübre ve benzeri borçlarım var; 40 kuruşa satamıyorum, devlet beni batmaktan kurtarsın.” demiş ama üreticisini düşünen, ürettiren, bu ülkede evine ucuz temel gıda almak isteyenleri düşünen bir AK PARTİ iktidarı ve onun ortağı ortada yok. Neden sahip çıkmadınız? Bu sorunun cevabı da yok.

Yanlış politikalar sonucu ortaya çıkan bu yüksek fiyat artışlarına dair kendi sorumluluğunu üzerinden atmak için ne acı ki kamuoyuyla alay eder gibi birçok yönteme de başvuruyorsunuz. Fiyat ve stok denetimleri enflasyonla mücadelede ne kadar etkili olabilir bunu hepimiz görüyoruz. Tam tersine, bunlar insanları üretimden koparmaktadır. Hükûmet, ürünler tarladan depoya, depodan rafa, raftan sofraya gelinceye kadar üzerine düşen görevi yapmıyor ama kur bazlı fiyat yükselince bu tür tedbirlere başvurarak kamuoyunu da yanıltıyor; günah keçisi arıyor. Aramayın, sorumlusu AKP ve ortağıdır. Bir ülkede stokçuluk varsa ekonomi kötü yönetiliyor, fiyat istikrarı ve üretim planlaması yok demektir. Malı piyasada ucuzlatan, malın fiyatını fahiş yapan da ülkeyi yönetemeyen âciz iktidarlardır.

Ülkemizin gübre fabrikaları vardı; AK PARTİ’liler, siz sattınız. Şimdi gübre fiyatları yüzde 400 arttı, buna bir şey yapamadınız, yapacak gücünüz de artık kalmadı. Önümüzdeki sene buğdayın fiyatı 2 katına çıkacak. Şimdi, “Depolandı da o yüzden fiyat arttı.” diye kamuoyuna bir bilgi verecek misiniz? Hayır. Satın alma gücümüz son bir ay öncesine kadar daha da azaldı, bunu hepimiz biliyoruz. Bugün konuşmamız gereken stokçuluk değil, üretimin durma tehlikesidir.

Değerli milletvekilleri, yine, 6’ncı maddede Etibank, TEK, TEİAŞ ve benzeri kurumların mülklerini harç almaksızın TEDAŞ Müdürlüğüne devretme teklifi getirdiniz. Hepinize soruyorum: TEDAŞ’ı özelleştirdiniz, sattınız, bu malları TEDAŞ’a verdiğiniz zaman ne yapacaksınız? Hemen bizim aklımıza şu geliyor: Daha önce içi boş kurumlara kamunun malını alıp, burayı da Varlık Fonuna yükleyip Londra’daki tefecilerden bu aziz milleti yeniden borçlandıracaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, üzülerek ifade edeyim, konuşmamın başında da söyledim. Bu ülkenin “mavi vatan” dediğimiz, hassasiyetimiz olan, bağımsızlığımızın simgesi limanlarımızı ipotek altına atan düzenleme iktidar partisi ve onun ortağının oylarıyla kabul edildi.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – “Yayılmacı.” diyorsunuz ama.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Singapur, Katar ve 5’li çeteye ülkenin limanları verildi, bizden sonraki nesillerin de vebalini, günahını aldınız. Giderken ne götürdüysek kârdır mantığıyla bu ülkeye kötülük yapmaya devam ediyorsunuz. 18 liman sözleşmesinden en erkeninin süresi 2027’de dolacakken, yeniden ihaleye çıkarıp bu ülkeye kaynak temin etmek dururken kırk dokuz yıla çıkarma gibi ahlaki olmayan bir yolu ve yöntemi seçtiniz. Bunun akıl, izan, vicdan, devlet adamlığı ve milliyetçilikle asla bağı ve ilgisi olamaz. Limanların kârları ve stratejik önemleri artınca siz buradaki rantı yandaşlara aktarmanın telaş ve derdine düştünüz. Çok net söylüyorum: Geleceğe ihanet, bu bir peşkeş, bu açıkça bir soygunun adıdır. Seçimin kapıda olduğu bir süreçte, yangından mal kaçırır gibi, daha süreleri dolmadan telaşla sözleşmeleri ihalesiz uzatmanın vicdani mesuliyetini ve vebalini taşıyorsunuz.

Bugün bir daha gördük ki ülkenin geleceğinden ziyade Katarlıların ve 5’li çetenin kaygısına düşmüşsünüz. Seçimlerde iktidarlar beş yıllığına yetki alırlar ve planlarını yapar, parti politikalarına göre de bu ülkeyi yönetirler. Siz, sizden sonrakilerin hakkına vicdansızca el atan bu yasayı ne yazık ki kanunlaştırdınız. Şurada, direnebildiğiniz kadar direnseniz azami bir buçuk yıllık siyasi bir ömrünüz varken bu yasa bir çılgınlıktır. Bütün bunlardan uzak, sadece tek adam rejimine hizmet edip, birilerini zengin etsin diye Türkiye Cumhuriyeti limanlarını -rekabetten uzak- peşkeş çektiniz. Bu yaptığınız, mavi vatana, 84 milyona, evlatlarımıza haksızlık, insafsızlık ve vicdansızlıktır. Geleceğimize ve atalarımızın kanı pahasına kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne de aleni ve açık ihanettir. Limanların özellikle günümüzde yabancılara satışı bizim geçmişte bildiğimiz değişik bir kapitülasyonun çağdaş bir kılıf giydirilmiş hâlidir.

İşgal gemilerini İstanbul Boğazı’nda gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlama fişeği sayılabilecek şu sözleri söylemişti: “Geldikleri gibi giderler.” Kurtuluş Savaşı kazanılmış, cumhuriyet hazırlıkları başlamış, işgal kuvvetleri de 6 Ekim 1923’te geldikleri gibi İstanbul’u terk etmişlerdi. Belki bugün bu işgaller devam edebilir ama unutmamak gerekir ki dün olduğu gibi yarın bu yüce millet işgalcileri ve bugün sebep olanları geldikleri gibi göndereceklerdir. Şimdi, soruyorum: Limanları süreleri dolmadan uzatma yetkisini tek kişiye verme niyetiniz nedir? “Atama bekleyen sağlıkçıları, 100 bin öğretmeni atayacağız.” demiyorsunuz, “Şeker fabrikalarını kamuya tekrar kazandıracağız.” demiyorsunuz, “Tekel sigara fabrikasının satışı hataydı, dönüyoruz hatadan, Tekeli millîleştireceğiz.”  demiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

KADİM DURMAZ (Devamla) – “Bütün bu özelleştirmelerden gelecek kazançla Londra tefecilerine rehin verdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti hazinesinin altınlarını, Varlık Fonundaki devletin rehin kurumlarını yeniden kurtarıp asıl amaçlarına döndüreceğiz.” demiyorsunuz, “Emekliye 4.250 TL maaş vereceğiz.” demiyorsunuz. Pandemi süreci gösterdi ki gıda önemli bir gerçek. Atama bekleyen 25 bin ziraat mühendisini, 10 bin veterineri… “2 Trakya büyüklüğündeki tarım arazisini üretmek için çiftçiye teşvikler vereceğiz.” demiyorsunuz.

Efendiler, kendinize gelin. Artık kabul edin, bu ülkeyi yönetemiyorsunuz. Ülkenin itibarını yerle bir ettiniz. Sizlere sözüm, hani derler ya “Nefsinize ağır gelen hakkınızda hayırlısıdır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Artık bir an önce ülkenin gerçek sahibi aziz millete gidelim. Şurada yazıyordu hani “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” Ülkemizin artık sizi taşıyacak mecali kalmadı, erken değil hemen seçim diyoruz, korkunun ecele de faydası yoktur diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçmesi açısından, yapılan tüm iddiaları reddettiğimizi belirtmek isterim, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki. Sayın Tiryaki, şahıslar adına da söz talebiniz olduğu için süreniz on beş dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine HDP Grubunun görüşlerini sizinle paylaşacağım. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi isimsiz kanunlar yapmaya devam ediyor. Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdiğiniz bütün kanun teklifleri torba kanun biçiminde. Torba kanun, istisna olmaktan çıktı, bir kural hâline geldi ama bu konuda “level” atladınız, nasıl atladınız? Bir süre öncesine kadar “şu kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi” veya “şu kanun ile bazı kanunlar ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi” biçiminde teklifler getiriyordunuz, artık kendinizi herhangi bir kanunla ilişki kurmak zorunda bile hissetmiyorsunuz; teklifinizin ismi “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” Hangi kanunlar? Bazı kanunlar, artık içine bakar ne olduğunu öğrenirsiniz.

Teklife gelince, kamuoyuna şöyle lanse ettiniz, dediniz ki: “Fahiş fiyat artışıyla ve stokçulukla mücadele için biz bu konun çıkarıyoruz.” Bir taşla aslında birkaç kuş vurmak istiyorsunuz, ülkedeki ekonomik krizin sorumlusu sanki siz değilmişsiniz gibi sorumluluğu marketlere yüklemek istiyorsunuz. Ülkedeki ekonomik krizin nedeni, döviz kurlarındaki yükselişin ve Türk lirasının değersizleştirilmesinin sorumlusu sanki stokçulukmuş gibi, sanki fahiş fiyat artışıymış gibi göstermek istiyorsunuz; bu doğru değil. Adalet ve Kalkınma Partisinin sorumluluğu olması gerekir. Kaldı ki fahiş fiyatla, stokçulukla mücadele yalnızca cezaların artırılmasıyla olamaz. Öyle, 50 bin Türk lirasından 500 bin Türk lirasına kadar olan cezayı 100 bin Türk lirasından 2 milyon Türk lirasına çıkararak fahiş fiyatla mücadele edemezsiniz. Ayrıca, bir stokçuluk sorunu olduğu, ekonomik krizin nedeninin stokçuluk olduğu yalnızca propagandadan ibaret. İsterseniz marketlere gidin, emin olun rafların boş değil dolu olduğunu göreceksiniz. Kuşkusuz zincir marketlerle ilgili ciddi sorunlar var ama ekonomik krizin sorumlusu bu zincir marketler değil Adalet ve Kalkınma Partisidir. Bu arada, 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun 2015 yılında yürürlüğe girdi. Fahiş fiyata uygulanacak cezaları yani 50 bin TL’den 500 bin TL’ye kadar olan cezayı da bundan sekiz buçuk ay önce, 16 Nisan 2020 tarihli 7244 sayılı Yasa’yla belirlediniz. Evet, yaptığınız kanunun ömrü bir yılı bulmuyor hatta “Çok yaşa.” dediğiniz âdeta sabahı görmüyor.

Fahiş fiyat artışına gelince, bir yıl içerisinde gübre fiyatlarını yüzde 400 artıracaksınız, bir yıl içerisinde mazota, benzine yüzde 100’ün üzerinde zam yapacaksınız, elektriğe, doğal gaza Hükûmet olarak fahiş zamlar yapacaksınız, üç haneli zamlar yapacaksınız, çiftçiyi üretim yapamaz hâle getireceksiniz sonra çıkıp “Kimse fahiş fiyat artışı yapamaz.” diyeceksiniz. Önce siz yapmayacaksınız iktidar olarak fahiş fiyat artışı yapan bizzat bu Hükûmetin kendisidir. Eğer birine 6585 sayılı Kanun’un 18’inci maddesi uyarınca ceza kesilecekse önce bu iktidara para cezasının kesilmesi gerekir.

Evet, bu teklifte stokçulukla mücadele yok ama özelleştirilen limanların ihalesiz olarak sözleşme sürelerinin kırk dokuz yıllığına uzatılması var. Bakın, değeri milyar dolar olan limanların ihalesiz olarak devrinden söz ediyoruz. 18 limanın işletme hakkı, aralarında çok sevdiğiniz Katarlılara ait QTerminals’in de bulunduğu şirketlere zaten verilmişti. Hangi süreyle? Otuz yıllığına, otuz altı yıllığına, otuz dokuz yıllığına. Bu süreler bitti mi? Bitmedi; bitse ihaleye çıkmak zorunda kalacaksınız. “Acaba ihalesiz olarak bu limanların işletme hakkını nasıl devredebiliriz?” diye düşündünüz ve böyle bir yol buldunuz, öyle mi? Kesinlikle “Ben yaptım oldu.” diyemezsiniz. Derseniz ne olur? Anayasa’yı yok saymış olursunuz.

Evet, Katarlılara limanların işletme hakkını ihalesiz devretmek için Anayasa’yı bile çiğnemeyi göze alan Hükûmet olarak tarihe geçeceksiniz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Anayasa mı kaldı?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Teklifte önemli gördüğümüz bir hüküm daha var: 6’ncı madde. Bununla ne yapacaksınız? 6446 sayılı Yasa’ya geçici bir madde ekliyorsunuz. Etibanka, Türkiye Elektrik Kurumuna, Türkiye Elektrik Üretim İletim AŞ’ye ve elektrik dağıtım şirketleri adına tapuya tescil edilmiş mülkiyet hakkı dışındaki ayni hakları yani kullanım haklarını TEDAŞ ve TEİAŞ’a devredeceksiniz. Bunu bütün harç ve döner sermaye bedelinden de istisna tutuyorsunuz. Bunun ismi aslında bir tür kamulaştırma. Gerçekten bu ayni hakları kamulaştırıyor musunuz? Neden hiç kimse böyle düşünmüyor? Çünkü kamulaştırıyormuş gibi yapıp özelleştirmeyi özendirmek, cazip hâle getirmek istiyorsunuz. Yani aslında kamuya ait olanı kamu adına kaydedecek ardından satacak özelleştireceksiniz.

Bakın, TEİAŞ devletin elinde olan çok büyük bir organizasyon. Avrupa’nın en büyük iletim hattına sahip, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş. İletim hatlarının etrafındaki alanlar bazı ülkelerin yüz ölçümünden bile büyük. Komisyonda bürokratlar diyor ki: “TEİAŞ özelleştirilmeyecek, belki halka arz edilebilir. Ayrıca, bu araziler elektrik direkleri etrafındaki küçük, önemsiz arsalar.” Evet, bazı ülkelerin yüz ölçümünden büyük ama bürokratlara göre küçük arsalar. İçinde, sahillerde Etibanka ait çok değerli arsalar var ama bunlar bürokratlara göre önemsiz arsalar. Yarın öbür gün özelleştirilsin, siz o zaman görün arsaların değerli olup olmadığını. Özelleştirilen kurumların arsalarının üzerinde nasıl AVM'ler yapıldı, hiçbirimiz unutmuş değiliz.

Evet, teklifin ikinci bölümüne ilişkin temel eleştirilerim bunlar. Ben, çok önemli bulduğum, geçen hafta yaşanan bir iki konuyla ilgili görüşlerimi de sizinle paylaşmak istiyorum.

İktidar, geçen hafta boyunca İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında soruşturma başlatılmasını, İçişleri Bakanlığının 8 mülkiye müfettişi görevlendirmesini tartıştırdı. Bir Genel Başkan hemen görevden uzaklaştırılmasını, meclisin yeni bir belediye başkanı seçmesini bile önerdi; ne de olsa seçme ve seçilme hakkı belediyeler, yerel yönetimler açısından tarih oldu. 60 belediyeye -eş belediye başkanlarımızı görevden uzaklaştırdınız- kayyum atadınız hatta kayyum atadığınız belediye meclislerini fiilen feshettiniz, 2019 yılından bugüne bu belediyelerin hiçbirisinde meclis toplantısı gerçekleştirilmiyor. Belediye kayyumları, tek başına milyonları, nüfusu milyonları bulan kentleri yönetebileceği iddiasında. Uzunca bir süredir sandıktan çıkanlar değil, tombaladan çıkan kayyumlar yönetiyor ülkeyi, hiçbir meşruiyeti olmayan kayyumlar. “İstanbul Büyükşehir Belediyesine de atansın.” diyorsunuz. Tarih sizi kayyum partisi olarak anacak, tarih sizi kayyum partisi olarak yazacak.

Peki, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hakkında nasıl bir soruşturma başlatılmış, isterseniz bir de ona bakalım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi belediyede teröristleri işe almış. Hangi işe? Park ve Bahçeler Müdürlüğünde bahçıvan olarak işe almış, temizlik görevlisi olarak işe almış, gassal, imam olarak işe almış; ne kadrolaşma ama sanırsınız, İstanbul Büyükşehir Belediyesi 400 büyükelçi ile vali atadı.

Nasıl tespit edilmiş, bir de ona bakalım. Yarı resmî yayın organlarınızdan, havuz medyasından, Yeni Şafak'tan, çukur medyasından çünkü onlar yazdılar. Tam haber şöyle: “Vatandaşın kimlik bilgilerinin yer aldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhtarlıklar Müdürlüğünde işe alınan S.A'nın görümcesi…” Benim S.A dediğime bakmayın, gazetede tam adı var. Evet, yanlış duymadınız “S.A'nın görümcesi K.S’nin PKK'nin sözde tabur komutanı olduğu ve kırmızı listede arandığı ortaya çıkmış.” Bakın, böyle terörist işe alınmış. Bir vatandaşın görümcesi PKK üyesiymiş, doğal olarak bu vatandaş da otomatikman terörist ilan edilebiliyor sizin tarafınızdan. Bu kişilerin belediyeye alınmasına DİAYDER referans olmuş yani Din Âlimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği. Bu dernek hakkında ayrıca soruşturma başlatıldı, geçen haftalarda iddianame hazırlandı ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine sunuldu. İddianamede bazı Kürtçe kelimelerin yaygın olarak kullanılmadığı, bu kelimelerin PKK tarafından kullanıldığı, din adamlarının da hutbelerinde bu kelimeleri kullanarak örgütle bağlantılı oldukları iddia edildi. Bakın, bu şaka değil; bu, iddianamede geçen laflar. Peki, hangi kelimelermiş bunlar? Din adamları hutbelerinde hangi kelimeleri kullanıyormuş? “…”(x) diyorlarmış yani topluluk. “…”(x) diyorlarmış yani inançlı. “…”(x)  diyorlarmış yani yaşam. “…”(x) diyorlarmış yani onur.  “…”(x) diyorlarmış yani doğu. “…”(x)  diyorlarmış yani barış ve “…”(x)  diyorlarmış yani değerli. Din adamları sadece bu kelimeleri kullandıkları için sizin tarafınızdan terörist olarak ilan edildi. Bu kelimeler, ayrıca TRT Şeş’de de kullanılıyor ama olsun, biz muhalifler kullanırsa onlara rahatlıkla terörist diyebiliriz.

Evet, İçişleri Bakanının emrindeki polis teşkilatı ve cumhuriyetin savcısı olduğu tartışmalı savcılar artık yalnız Kürt'e değil Kürt'ün diline de “terörist” diyor. AKP yalnız Kürt'e düşman değil; AKP, Kürt'ün diline de düşman. Bunun başka bir biçimde açıklanmasına olanak yok. Evet, Kürt'e uzunca bir süredir üst düzey kamu görevliliğinin kapıları kapalıydı. Ordu, mülkiye, Emniyet kapalıydı. Ama bırakınız memur olmayı sözleşmeli gassallık, temizlik görevliliği, bahçıvanlık bile sizin tarafınızdan Kürt'e çok görülüyor. Çok açık söyleyeyim, bu topraklarda birlikte yaşama umudunun altına dinamit yerleştiriyorsunuz. Bunu bir bütün olarak Adalet ve Kalkınma Partisi'nin planlamış olacağına inanmıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi bunun aksini kanıtlamak zorundadır. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi “Kürt'e düşman değilim.” diyorsa, “Kürt'ün diline düşman değilim.” diyorsa, aradan geçen on günlük süre içerisinde neden tek bir kişinin itiraz etmediğini açıklamak zorundadır.

Hepiniz mi Kürt’ün diline yapılan hakareti içselleştirdiniz? Sırf Süleyman Soylu’nun emrindeki polis teşkilatı bu soruşturmayı yürütüyor diye mi ses çıkarmıyorsunuz? Eğer öyleyse gerçekten yazıklar olsun diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bütün bu iddiaların hepsini reddettiğimizin kayıtlara geçmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Ne oldu, teröristi belediyeden atınca ne oldu?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Tabii tabii, gassal terörist, değil mi? Gassal terörist, bahçıvan terörist(!) Tabii tabii, terörist(!) Sizin beğenmediğiniz herkes terörist, beğenmediğiniz herkes(!) Her Kürt terörist(!)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şahıslar adına son söz talebi Samsun Milletvekili Sayın Fuat Köktaş’a aittir.

Buyurun Sayın Köktaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 298 sıra sayılı Bazı Kanunlarla Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanunun son maddelerine doğru geliyoruz, ikinci bölümün üzerindeyiz. Özellikle, burada konuşulan limanların özelleştirilmesiyle ilgili sorulara bildiğim kadarıyla, araziden gelen, uygulamadan gelen biri olarak cevap vermek istiyorum. Öncelikle, işletmecilerinin süreleri uzatılan limanlar ne anlama geliyor? Burada kanunda çok net olarak ifade ediliyor. Bunların kalan on üç yıllık süreleri kırk dokuz yıllığına tamamlanır. Hangi şartlarda tamamlanır? Bağımsız SPK lisanslı 2 şirketin değerlendirmesiyle belirlenen fiyat üzerinden yapılır. Peki, hangi değer üzerinden yapılacak? Özelleştirmenin yapıldığı değer üzerinden değil; bugünkü teknoloji, vinç vesaire donanımın üzerinde yapmış olduğu tamir, tahliye, elleçleme, depolama vesaire gelirleri üzerinden güncel olarak değerleme yapılacak. Bu değerlemeden sonra ne olacak? İşletme sahiplerine teklif verilecek, denilecek ki: “Sizin on üç yıl karşılığı kiralama bedeliniz budur.” İşletme sahipleri bunu, bu bedeli kabul etmeyebilir de. Özelleştirme Yüksek Kurulu nihai karar yeri olduğu için, kabul edenleri Özelleştirme Yüksek Kurulu da önermeyebilir.

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Başka türlü satmayınca nasıl olacak? Başka türlü satmıyorsun ki pazarda.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - Yani burada hiçbir liman kiracısının, işleticisinin fiyat okeyini almadan ya da Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayından geçmeden bunu alması mümkün değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Komisyonda “Ya, bu limanları yabancılar alırsa, yabancıların eline geçerse ne olur?” diye konuşuluyor. “Rekabet Kurumu” diye bir Kurumumuz var. Bu Kurum eğer limanlar arasında bir tekelleşmeye giderse bunun da kontrolünden geçeceği bugüne kadar aşikâr. Onun için, hiç merak etmeyin, hiç merak etmeyin “Burada kamu yararı var mı?” diye soruluyor. Evet, kamu yararı var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TACETTİN BAYIR (İzmir) – İnşallah.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - Nerede kamu yararı var biliyor musunuz? Nerede kamu yararı var?

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Nerede var?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - AK PARTİ iktidara gelmeden önce şöyle dedi… “15 bin kilometre yol yapacağım.” hedefiyle iktidara geldi. Şu anda bölünmüş yol kaç bin kilometre biliyor musunuz? 28.500 kilometre.

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Para veriyoruz, para.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Torunumuza kadar borçluyuz.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - Bir dakika, ben dinledim. Bu, varan 1 daha, varan 1.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Limanlar, limanlar…

AHMET KAYA (Trabzon) – Yol yaptık, yol yaptık…

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - Ben geliyorum… 28.500 kilometre. Peki, bölünmüş yol ne kadar? 3.522 kilometre.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Limanlar, limanlar; yollar değil mesele.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Beton mu yiyecek, asfalt mı yiyecek insanlar?

AHMET KAYA (Trabzon) – O yollardan geçmekten para alıyorsunuz, para. Tedarikçi firma o yollarda.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - Peki, Fatih'in Haliç’e karadan gemileri indirdiği gibi, Fatih’in torunları da bugün Avrupa’yı Asya’ya, Asya’yı Avrupa’ya denizin altıyla bağladılar ama  otomobille bağladılar ama tren yollarıyla bağladılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ecevit yaptı onu atma Ziya!

AHMET KAYA (Trabzon) – Kaç liraya geçiliyor o tünelden, kaç liraya?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Peki, yetti mi bu? Yetmedi. “Kamu yararı var mı?” dediğiniz o limanlar var ya, 2004 yılında 3 milyon 400 bin adet konteyner elleçledikleri zaman, bugün 12 milyon 500 bin adet konteyner elleçlemesine geldi; bunlar nasıl oldu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Kişi başına düşen millî gelire ne yansıması oldu? Kişi başına düşen gelire yansıması ne?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – İşte, işletmeyen, günlük 2 bin ton dökme emtea yapılmayan…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Halktan buna ne, halktan buna ne?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Benim sanayicimin, iş adamımın, ithalatı üretecek firmalarımın demuraj ödediği limanlar özelleşti, son teknolojiyle donatıldı, büyük gemiler geldi, bugün ihracatımız 225 milyar doların üzerinde patladı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bundan sonra benim ihracatım yüzde 20 yüzde 20 artacak; bu limanlar bunu yapacak; millet kazanacak, sanayi artacak, üretim artacak, ihracat artacak, millet kazanacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Vatandaş nerede, vatandaş?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Fakire fukaraya, garibe gurebaya devletim yardım edecek; işte, kamu yararı da tam olarak burada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Vatandaş nerede, vatandaş?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Başka kamu yararı arıyorsanız…

ORHAN SÜMER (Adana) – Ya, vatandaş nerede? Vatandaş nerede, vatandaş?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Sözüm bitti, Sayın Başkan söz verirse devam edeyim.

Sayın Başkanım, bir dakikam var mı?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hızını almışken devam et.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Evet, varmış bir dakikam da.

Değerli arkadaşlar…

Tahsin Ağabey, benim elimde döviz yok, dövizle konuşmuyorum ama varanlar çok, varanlar çok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Devam, devam.

BAŞKAN – Fuat Bey, tamamlayalım.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir pandemi döneminden geçiyoruz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Limanları yabancılara vermekten memnun musunuz?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Dinle dinle!

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - Konteyner fiyatlarının 2 bin dolarlardan navlun fiyatlarının 6 bin dolarlara; 4 bin dolarlardan 12 bin dolarlara; 6 bin dolarlardan 18 bin dolarlara çıktığı bir dönemden geçiyoruz.

AHMET KAYA (Trabzon) – Millet ne kazanacak?

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) – Limanlar yatırım yapacak, kendini güçlendirecek; ihracatçı, hızlı ihracat yapıp pazara ulaşacak. İhracat bedelleri erken gelecek ve ülkem döviz kazanacak. Buradaki kamu yararını arıyorsanız budur diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı.

BAŞKAN - Şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, 60’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Açalım Engin Bey'in mikrofonunu.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben Fuat Vekilimi severim, bu Genel Kurulda da sevilen bir Vekildir.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Allah razı olsun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Esprileriyle, takılmalarıyla bizim tarafımızdan da sevilen bir Vekildir. Benim söyleyeceklerimi de anlayışla dinleyeceğine eminim. Biz senin söylediklerine karşı değiliz. Fuat vekilim, bu ülke büyüsün istiyoruz ama tank paleti siz, Ethem Sancak'a verirken aynı şeyleri buradan çıkıp milletvekilleri söyledi. Biz de onlara dedik ki: “Ya, bu Ethem Sancak doğru adam değil, vermeyin.” Ne yaptı tank paleti? 1 tane tank üretmeden çekti, gitti; cebine 330 milyon dolar koydu. Şimdi, Ethem Sancak var mı? Yok. Tank var mı? Yok. 1,4 milyar liralık teşvik verdik, Karasu'da ona arazi verdik, “Fabrika kurdur.” dedik. Fabrika var mı? Yok.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yandı, bitti, kül oldu.

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bizim karşı olduğumuz bu. Biz “Yol yapın ama neden sadece 5’li çeteye veriyorsunuz ve dolar üzerinden veriyorsunuz?” diye soruyoruz. Biz diyoruz ki: “Limanların daha süreleri dolmadı...”

Fuat Başkan, senin kulağına fısıldadıklarına bakma, onlar doğruyu söyleseydi onlara cevap verirdim, tamam mı.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Yok, dinliyorum, söz isteyeceğim Başkandan.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Onlar doğruyu söylemediği için seni muhatap alıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bizi dinle, biz seni seviyoruz da anlatıyoruz, tamam mı.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Eyvallah.

Sayın Başkanım...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Fuat Başkanım, daha dur, bitirmedim, gözünü sevdiğim ya!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Benden fazla konuştun Engin Başkanım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamam Fuat Başkanım, bak, benim Fuat Vekilim; ben de diyorum ki: Bu adamlar, bu “5’li çete” denilen adamlar, bu Katar nedir de daha ihalesi bitmeden, ihale süresi bitmeden bu adamlara kırk dokuz yıllığına uzatıp veriyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Türkiye’de başka iş adamı kalmadı mı? Sen vicdanlı adamsın. Senin kulağına fısıldayanlara değil, kendi vicdanına bakarak cevap ver, tamam mı. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, grubumuzun hakkı mahfuz kalmak kaydıyla Fuat Bey’e söz istiyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, Fuat Bey çok sevdiğimiz yetişkin bir milletvekilimiz. Onun adına söz istemeye Grup Başkan Vekiline gerek yok, zaten sataşmada bulundum, o ister yani, o âciz değil. İşgüzarlık yapmaya gerek yok.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Adına istemedi “Grubun hakkı mahfuz kalmak kaydıyla...” dedi.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, Grup Başkan Vekilleri zaman zaman kendi grubundaki milletvekilleri için söz talep ediyorlar, bunda bir sıkıntı yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O ister ya!

BAŞKAN – Sayın Köktaş, size de 60’a göre yerinizden söz veriyorum.

Buyurun.

 

 

 

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Grup Başkan Vekilimizin Tank Palet Fabrikasıyla ilgili konuştukları, benim konuştuklarımın dışında bir konu. Benim burada konuştuğum konu, yaklaşık iki ay önce limanların özelleştirilmesinin, işletilmesinin uzatmasıyla alakalı -doğru, yanlış- “Kamu yararı var mı yok mu?” sorusuna verdiğim bir cevaptı. Bu cevabı da Genel Kurulumuza ve aziz milletimize verdiğimi düşünüyorum.

Sayın Engin Başkanın da benimle ilgili düşündükleri için kendisine teşekkür ediyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben vicdanlı adamdır dedim, ben dedim.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan madde 60’a göre…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu’na söz vereyim, ondan sonra size vereceğim.

ERHAN USTA (Samsun) – Peki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel CHP Grup Başkan Vekili, grubumuza ithafen birtakım suçlamalarda bulundu, asgari nezaket kurallarına da riayet etmeyerek birtakım suçlamalar yaptı.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Allah, Allah!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Onları kendi takdirine bırakmakla ve onları milletin nazarında değerlendirmeye bırakmakla beraber, burada grubumuzda bulunan bütün milletvekili arkadaşlarımızın vicdanlı insanlar olduğunu ifade etmek isterim

ENEZ KAPLAN (Tekirdağ) – İade et, iade et.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hep beraber, hepimiz bu milletin vicdanıyız, bu millet iradesinin tecelligâhında özgür iradelerimizle kararlarımızı veriyoruz.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Birinci olarak bu.

İkinci olarak, birçok suçlamada bulundu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Geçtiğimiz bütçe görüşmelerinde de daha önce de bu Sakarya Arifiye’deki Tank Palet Fabrikasıyla ilgili detaylı açıklamaları biz de yaptık, Millî Savunma Bakanımız da yaptı ancak “Hakikat nedir?” sorusunu sormayıp aynı şeyi temcit pilavı gibi kendi iftiralarını tekrarlamak suretiyle burada kendi iddialarını ortaya koyuyor. Bu iddiaların hiçbirisinin doğru olmadığı burada kayıtlardan okunmak suretiyle öğrenilebilir.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Tank nerede, tank?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu hususu yüce milletimizin takdirine bırakıyorum ve bu konuda, Tank Palet Fabrikasında da ALTAY tankının çok yakın bir zamanda, inşallah, bütün aksamıyla beraber üretildiğine bütün milletimiz şahit olacaktır. Bunu da milletimize bir müjde olarak veriyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, Sayın Usta’yı uzun zamandır bekletiyorum.

Buyurun.

 

 

 

 

ERHAN USTA (Samsun) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, şimdi hemşehrim Fuat Bey güzel, ateşli konuştu da bizim sorduğumuz sorulara cevap vermedi yani onlara sanki cevap veriyormuş gibi yaptı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Cevap verdi. Her şeye cevap verdik, her şeye.

ERHAN USTA (Samsun) – Sorularımız çok net Fuat Bey yani anlaşıldı, siz kurban seçildiniz çünkü daha henüz hiç kimse bu konuyu doğrudan muhatap alıp buna cevap vermedi, siz vermeye çalıştınız. Soru şu: En erken bitecek olanın süresinin bitmesine beş yıl var. Değil mi? Siz diyorsunuz ki: “Türkiye büyüyor. Daha fazla ihracat yapacağız, daha güzel işler yapacağız dolayısıyla limanlarımızın değeri artacak.” Niye bunu, bunları bu günden pazarlamaya çalışıyoruz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ne alakası var? Biz elli yıl sonrasının kanununu çıkarıyoruz şu anda.

ERHAN USTA (Samsun) – Bakın, en erken bitecek olanın beş yılı var, daha 2054’te bitecek olan var. Bu sorunun cevabını bir verin: Niye acele ediyorsunuz?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Fuat Bey, esas buna cevap verin.

ERHAN USTA (Samsun) – İkincisi: Niye ihale yapmıyorsunuz? Sorduğumuz soru bu. Niye açık, rekabete açık ihale yapmıyorsunuz? Esas kamu yararı rekabete açık ihale yapmaktan geçmez mi? Değil mi? Herkes orada yarışsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Tamam.

Birisi versin, öbürü biraz daha fazla versin de devlet kazansın, Atatürk Havalimanı örneğini anlattım az önce. Şimdi, bunları yapmak yerine -ne dediğinizi anlamadım ben de- hiçbir sorunun cevabı yok burada sizin verdiğiniz şeyde. Biz bu soruların cevabını bekliyoruz. Niye acele ediyorsunuz, niye ihale yapmıyorsunuz? Değil mi? Bu sorulara lütfen bir cevap verin, o zaman ondan sonra o tartışmalar üzerinden gidelim. Yoksa, diğer türlü yol yapmaya, köprü yapmaya -Hükûmetin tercihidir- ona hiç kimsenin diyecek bir şeyi yok. Paranın nasıl harcandığını konuşmuyoruz, şu anda yapılan işlemi konuşuyoruz. Lütfen buna cevap verin.

Teşekkür ederim.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum: Söylediğim hiçbir şeyi… İspat edemeyeceğim bir şeyi burada söylemem. Şuradaki milletvekillerimin birçoğuyla beraber görev yaptık yıllarca, hepsi benim söylediklerimin doğru olduğunu biliyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, hayır. Yanlış kayıt var Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ethem Sancak’la ilgili, Ethem Sancak’la ilgili, hepsi doğru olduğunu biliyor. Ethem Sancak şu anda BMC’yi sattı mı satmadı mı?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kim BMC’yi sattı?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cevap versinler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İkisi ayrı şey, ikisi ayrı şey.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – BMC’yi sattı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İki ayrı şey, iki ayrı şey.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ethem Sancak “Bir yıl içerisinde tankı üreteceğim.” dedi mi demedi mi on sekiz ayda? Üretti mi? Üretmedi. Ethem Sancak, Karasu’da Cumhurbaşkanlığına temelini attığı fabrikayı “İki yıl içerisinde hayata geçireceğim.” dedi mi? Geçirmedi, geçirmedi.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Taahhüdünü yerine getirmemiştir, gereğini yaparlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – 330 milyon lira parayı alıp da çekip gitti.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Özkoç, böyle bir usul yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, ne cevap vereceksiniz yani şimdi? Ve biraz evvel söylediniz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) –  Sayın Başkanım, şimdi bakın, bakın bir kere söz verdiniz.

BAŞKAN – Ya, vereyim, söz vereyim, sabaha kadar söz vereyim, sıkıntı yok. Sizin söylediklerinize karşı…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, benimle bitirseydiniz, Sayın Özkoç’a tekrar söz verdiniz siz, tekrar suçlamada bulundu.

BAŞKAN – Ya, sizden sonra söz vermeyeceğim diye bir iddiam mı var benim?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, tekrar suçlamada bulundu, kayıtlara geçmesi açısından ben de o zaman…

BAŞKAN – Ya, aynı şeyi söyledi Sayın Akbaşoğlu, farklı bir şey söylemedi, siz ona cevap verdiniz zaten.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Aynı şeyi söylüyorsa o zaman oraya vermeyeceksiniz.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun konuşun, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Birer kere verdiyseniz bitireceksiniz! Siz yanlı değil, yansız bir irade ortaya koymak durumundasınız.

BAŞKAN – Ya, Akbaşoğlu… Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İkinci bir kez CHP Grup Başkan Vekiline söz verdiğinizde…

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, müsaade eder misiniz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …ve sataştığında ben de istiyorum söz.

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz? Müsaade eder misiniz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Buyurun, buyurun!

BAŞKAN – Her seferinde en son sözü size vermekle mi görevliyim ben burada? 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hayır, hayır, öyle değil.

BAŞKAN – Bunu merak ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ama sataşma varsa vermek durumundasınız.

BAŞKAN – Sürekli yanlı, taraflı yönettiğimi söylüyorsunuz, sürekli söz istiyorsunuz.

ERHAN USTA (Samsun) – Alıştılar efendim, alıştılar! Alıştılar, yirmi yıllık yönetim böyle!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma varsa vermek durumundasınız. Söz bana gelince…

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu(S. Sayısı: 298) (Devam)

BAŞKAN – Evet, soru-cevap işlemine geçiyoruz.

On beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, bakın işte, bu, sizin nasıl yanlı ve taraflı olduğunuzun ispatı.

BAŞKAN – Sayın Taşkın, buyurun.

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz, yanlı ve taraflısınız!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hiç de yanlı değil. Bağırarak bir yere varamazsınız, gerçekleri söyleyin!

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – …AK PARTİ iktidarında Türkiye ekonomisi; yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümeye devam ediyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerçekler burada, bak.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Burada şiir okuyarak…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hepsi, gerçekler burada, bak!

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Son on iki ayın on birinde ihracatta rekorlar kıran Türkiye…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerçekleri…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerçekler burada.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Orada şerefinle ilgili gereğini söyledim! Gerçekleri söyledim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerçekler burada bak, 2014.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dün cevabını verdim sana, hak ettiğin gibi konuştum!

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2014… 2014…

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Dün, hak ettiğini söyledim! Tamam mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2014, 2013 değil.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hak ettiğini söyledim sana! Tamam mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz yalan söylediniz “AK PARTİ’liler” dediniz.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – …2021 yılı toplam ihracatını…

BAŞKAN – Sayın Taşkın, tekrar söz vereceğim size, baştan alacağız süreyi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tarih yalan!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gösterdik, değil, belgesi burada, belgesi burada.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yalancısın yalancı!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bak, söylediğimin belgesi burada, 2014…

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yalancısın, aynı zamanda şerefsizsin!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.29

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Soru-cevap işlemiyle devam ediyoruz.

İlk soru, Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde, AK PARTİ iktidarında, Türkiye ekonomisi yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümeye devam ediyor. Son on iki ayın on birinde ihracatta rekorlar kıran Türkiye, 2021 yılı toplam ihracatını geçen yıla göre yüzde 32,9 oranında artışla 225 milyar dolar olarak gerçekleştirerek tüm zamanların tarihî rekorunu kırmıştır. Dış ticaret açığımız önceki yıla göre yüzde 7,8 azalışla 45,9 milyar dolara gerilirken ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 83,1’e yükselmiştir. Bu tarihî başarıda emeği olan tüm ihracatçılarımızı ve çalışanlarını tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

7 Ocak, yiğitler diyarı Osmaniye’mizin kurtuluş destanını yazdığı gündür. Bu öyle bir destandır ki kâğıdı vatan evlatlarının parkalarından, mürekkebi kanlarından, kalemi de kurşundandır; sayfaları vatanın dört bir yerinde yazılmış, her satırında bir şehit verilmiş, cildi ay yıldızla bezenmiştir. Bugün 100’üncü kurtuluş yılını kutladığımız, tarihin onur sayfalarından birini oluşturan bu mücadeleyi bizler ve gelecek nesiller asla unutmayacak, bu zafer ruhunu yaşatmaya devam edecektir. Millî Mücadele’de bedenlerini siper edip düşmana geçit vermeyen Osmaniye’mizi vatan, Osmaniye’mizi yiğit Osmaniye yapan kahramanlarımızı her yerde yâd edeceğiz. Milletvekilliği yapmaktan onur duyduğum Cebelibereket’in cesur evlatlarının 7 Ocak Kurtuluş Bayramı’nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kurtuluş mücadelemizin kahramanlarına ve aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından paylaşılan müjdelerle çalışanlarımızı, vatandaşlarımızı enflasyona ezdirmeme sözümüzün arkasında olduğumuzu bir kez daha pekiştirmiş olduk. Memurlarımızın maaşına yapılacak zam oranı yüzde 30,5 olarak belirlenmiştir. Yeni düzenlemeye göre en düşük emekli maaşları 1.500 liradan 2.500 TL’ye yükseltilmiştir. Son on iki aydaki çalışan sayısını koruyup meslek lisesi ve üniversite mezunu gencimizi en az on iki ay boyunca istihdam etme sözünde bulunan işletmelere 100 bin lira destek veriyoruz. Kadın istihdamında bu rakam 110 bin TL’yi bulmaktadır. Yapılan bu düzenlemelerin milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – OECD ülkeleri içinde gıda enflasyonunda şampiyonuz. Yapısal reformlar yapılmadan, hal yasası değişmeden, lisanslı depoculuk düzenlemesi yapılmadan ceza miktarlarını artırarak gıda fiyatlarını düşüremezsiniz. Tarım ve ekonomi politikalarını değiştirmeden, ithalat yerine çiftçimize bel bağlamadan, çiftçimizi desteklemeden gıda fiyatlarını düşüremezsiniz. Nasıl ki alkole ve sigaraya getirdiğiniz aşırı vergilere rağmen tüketimi engelleyemediyseniz ve merdiven altı satışı patlattıysanız gıda da aynı şey olur. Gıdada karaborsa yaratmayınız.

 3 Temmuz’da yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla TEİAŞ özelleştirme kapsamına alınmıştır. Şu anda devletin elinde olan TEİAŞ, Avrupa’nın en büyük iletim hattına sahip, kâr elde etmeyen bir kuruluştur. Birçok kuruluşun arazilerinin TEİAŞ’a devri yapılarak TEİAŞ’a mülk kazandırarak özelleştirme öncesi hazırlık yapılmaktadır. TEİAŞ’ın özelleştirilmesi için neden adım atıyorsunuz?  Ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme için gerekli olan elektrik enerjisi güvenli ve düşük maliyetle temin edilmelidir. Türkiye elektrik iletim sisteminin operatörü olan TEİAŞ, elektrik piyasasında bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, AK PARTİ iktidarının sarmalık tütün ticaretine hapis cezası öngören zulüm yasası 1 Ocak 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Sarayda bayram havası, tütün üreticilerinde yas hâkim oldu. Saray uluslararası şirketlere verdiği sözünü tutmanın mutluluğunu yaşarken, Adıyaman, Malatya başta olmak üzere, Türkiye'nin dört bir yanında yüz binlerce üretici, esnaf ve bu işten geçimini sağlayan yurttaşlarımız işini kaybetti, gelirinden oldu; yüz binlerce ailenin, gencin, çocuğun hayalleri yıkıldı, dünyası karardı. Soruyorum sizlere: Bu insanlar nasıl geçinecek, taş mı yiyecekler? Mutlu musunuz, vicdanınız rahat mı? Bu mu yerli ve millî AK PARTİ? Yerliye hapis, yabancıya ödül. Sizleri bir kez daha milletin sesini dinlemeye davet ediyorum. Yazıktır, günahtır! Gelin, iş işten geçmeden bu cezayı erteleyelim, sonra da tamamen ortadan kaldıralım efendim.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yıllık enflasyon yüzde 30 olarak açıklansa da 2022 bütçesinde tarım desteklerinde yapılan artış yüzde 12,5’ta kaldı yani enflasyon artışının üçte 1’i kadar artış yapıldı. Çiftçi enflasyona ezdirildi, hem girdi fiyatları, üretim maliyetleri hızla artarken hem de çiftçiye ödenecek desteklerde ciddi düşüş oldu. Üretici desteğinin ciddi oranda erimesi üretimi durma noktasına getirecek. Tarımsal kalkınma sağlanmadan, çiftçinin sırtındaki kambur alınmadan Türkiye'nin kalkınmasını bekleyemezsiniz. Birilerinin gözleri ışıl ışıl olsa da çiftçi kara kara düşünüyor. Tarım desteklerine düzenleme yapılmalı ve en az enflasyon oranında artış sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

2021 yılında ihtiyaç sahiplerine sosyal yardım programlarıyla 64,6 milyar TL destek verildi. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleriyle 297 bin kişiye hukuki yönlendirme rehberlik ve danışmanlık hizmeti verildi. Engelli, şehit yakını, gazi, gazi yakını ve devlet korumasında 6.969 yetişmiş genç kamuda istihdam edildi. Evde bakım yardımıyla aylık 535 bin kişiye bakım desteği sağlandı. İhtiyaç sahibi hanelere 1,8 milyar TL yakacak ve 2,3 milyar TL elektrik üretim desteği verildi. AK PARTİ iktidarı lideri Recep Tayyip Erdoğan’la hizmette maraton koşusuna devam ederken muhalefet sert ve hakarete varan tavrıyla halkımızın tepkisini ve nefretini kazanmaya devam ediyor. Durmak yok, yola devam diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaya…

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aynı çatı altında bizimle birlikte geç saatlere kadar mesai yapan Meclis personeli arkadaşlarımızın bir sıkıntısına dikkat çekmek istiyorum.

Değerli Başkanım, Meclis personelimiz için pandemi başında uygulamaya konulan akşam servislerinin 27 Aralık 2021 tarihi itibarıyla kaldırıldığını ve bu arkadaşlarımızın evlerine toplu taşıma araçlarını kullanarak gitmek zorunda kaldıklarını öğrendim. Günlük vaka sayılarının belirgin bir şekilde arttığı bir dönemdeyiz. Mecliste hemen her gün yeni vaka haberleri alıyoruz. Bu arkadaşlarımız işleri gereği Mecliste birçok insanla her an temas hâlindeler. Böylesi sıkıntılı bir dönemde servislerini kaldırarak bu arkadaşlarımızı riske atmak son derece yanlıştır. Bu yanlış hepimizin sağlığını olumsuz etkileyecektir. Bu konunun ivedilikle değerlendirilmesini ve personel arkadaşlarımızın servis mağduriyetinin giderilmesini rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayıştay raporuna göre Hatay, merkezî yönetim tarafından en çok gelir elde edilen 7’nci il yani Hatay, en çok vergi ödeyen 7’nci il. İllerin ödediği vergiyle o ilin aldığı kamu yatırımı ödeneği oranlandığında ise Hatay, 78’inci sırada yani Hatay, en az kamu yatırımı ödeneği alan 4’üncü il. Şimdi bu verilerden sonra iktidara soruyorum: Hatay'ı on yıldır savaşın gölgesinde yaşamaya mahkûm ettiniz, 550 bin Suriyeliyle yaşamak zorunda bıraktınız, gelir kapılarını kapattınız, buna rağmen Hatay en çok vergi ödeyen illerden biri oldu ama siz en az kamu yatırımını Hatay’a yaptınız. Bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl bir adalet? Hatay'ın yatırımını sadece Hatay Büyükşehir yapıyor. Hatay halkı bunu unutmaz, hesabını sandıkta soracak.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Köksal...

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, özelleştirilen şeker fabrikalarında sıkıntılar bitmiyor. Seçim bölgem Afyonkarahisar’da, Doğuş Şeker Fabrikasında pancar alım fiyatı 800 lira olarak açıklandı ancak gübre ve mazot fiyatlarına gelen zamlar, üretim maliyetinin artışı düşünüldüğünde bu rakam çiftçinin beklentisini karşılamaktan çok uzakta. Kaldı ki hemen komşumuz olan Konya Şeker, 1.115 lira fiyat açıklamıştır. Ayrıca Afyonkarahisarlı pancar üreticileri, bu yıl özellikle kuraklık ve don yüzünden verim kaybı yaşamıştır, bu nedenle kotayı dolduramama riskleri yüksektir. Ancak Doğuş Şeker Fabrikası, üreticilere gönderdiği mesajda kotayı dolduramayana ceza uygulayacağını belirtmiştir. Şimdi buradan bir kez daha sesleniyoruz: Zamlarla ezdiğiniz, fabrikanın önünde soğukta saatlerce beklettiğiniz, zararını karşılamadığınız çiftçiyi kota cezasıyla ezmeyin, ezmeyin, ezmeyin.

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon...

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kanun teklifini daha Genel Kurulumuzda görüşerek inşallah Genel Kurulumuzun tasvibiyle kanunlaştıracağız. Değerli arkadaşlar, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi bugüne kadar çok farklı düzenlemelerle ülkemizin ihtiyaçlarına cevap verecek kanunları buradan, Genel Kurulun büyük tasvibiyle geçirdi ve bu düzenlemeler üretimi, ihracatı, istihdamı, tarımsal üretimi; işçi kardeşlerimizi, esnafı, sanatkârı, Türkiye’deki tüm kesimleri destekleyecek düzenlemeler oldu.

Bugün bir düzenlemeyle daha, özellikle tarihsel süreçte gördüğümüz, sizlerin de çok iyi bildiği enerji tedariki ile üretim süreçlerinin entegrasyonu… Ne kadar çok üretirseniz o kadar çok enerji tedarikine ihtiyaç duyduğunuzu ve ne kadar çok enerji tedarikini sürdürülebilir, öngörülebilir ve sağlıklı bir şekilde temin ederseniz o kadar da üretim güvenliğine sahip olduğunuzu görüyorsunuz. Değerli arkadaşlar, bu nedenle bugün yaptığımız çalışmayla hem üretimin önünü açıyor hem de enerji tedarikini ve enerji güvenliğini temin ediyoruz.

Bir şey daha yapıyoruz, sanayi ve enerji üretimini entegre ediyoruz değerli arkadaşlar. Özellikle teklifin içerisinde yer alan yerli katkı payıyla devlet desteklerinin artırılmasıyla birlikte -daha önceki konuşmamda da ifade etmiştim- yerli üreticilerin sayısını onlardan yüzlere çıkardık ve bu çalışmamıza, Türkiye’de özellikle yenilenebilir alanda kurulu gücün neredeyse yüzde 70’e yakınını yerli üretimle temin etmeye başladığımızı ifade etmek istiyorum. Bu çalışmaların tamamı bir stratejinin, bir çalışmanın ve gerçekten, Türkiye'nin inşasını tüm Türkiye’yle birlikte yapmanın ürünüdür değerli arkadaşlar.

Bir hususun daha altını çizmek istiyorum. Türkiye bu sene 225,4 milyar dolar ihracat yaptı, bu da bir stratejinin ürünü. Bu strateji kapsamında bugün yapmakta olduğumuz bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Dünyanın dört bir tarafında lojistik merkezler açmak suretiyle, özellikle küresel pandemi sürecinde tedarik süreçlerinin aksadığı ve lojistik kırılmaların yaşandığı bir dönemde dünyanın dört bir tarafında, Amerika’da, Afrika’da, önümüzdeki dönemde Güney Amerika’da, Kuzey Afrika’da pek çok alanda lojistik merkezleri açmak suretiyle, doğrudan ülkemizin lojistik avantajını temin etmek suretiyle, sürdürülebilir ihracat artışını desteklemeye devam ediyoruz. Bunun içerideki unsuru da şudur arkadaşlar, içeride de şunu yapıyoruz: “Çoklu model” dediğimiz uygulamayla, özellikle karasal ulaşımı deniz ulaşımıyla ve demir yolu ulaşımıyla entegre ediyoruz. Bu durumda, dün sözlerimin başında ifade ettiğim gibi, küresel rekabetin lojistikle başlayıp lojistikle bitmesi kuralının hem yurt içerisinde hem de yurt dışında entegre bir şekilde yapılmasını ve dünyanın dört bir tarafına Türk ürünlerinin Türk markalarıyla gitmesini, Türk ihracatçısının dünyanın dört bir tarafında desteklenmesini…

Aslında, ben şahsen şunu çok hissediyorum: Bürokrasi dönemimde Türkiye'nin markalaşma çalışmasını yapmış bir arkadaşınız olarak dünyanın dört bir tarafına gittiğiniz zaman, Türk markalarını, Türk ürünlerini, Türk mağazalarını gördüğümüz zaman, içeriye girip orada Türk ürünlerini hissettiğiniz zaman herhâlde sizlerin de çok fazla gururlandığını buradan hissediyorum. Değerli arkadaşlar, o yüzden, önümüzdeki dönemde hem içerideki üretim tedariki ve enerji-üretim entegrasyonunu ve güvenliğini temin etmek, dışarıda pazarlama, markalaşma ve lojistik entegrasyonu temin etmek suretiyle ülkemizin büyümesini, ülkemizin ihracat artışını, ülkemizin istihdam artışını temin etmeye devam edeceğiz.

Çalışmalarımızın ve kanunumuzun hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım:

5’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, aynı mahiyetteki önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığını

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Necdet İpekyüz                            Dersim Dağ                          Ali Kenanoğlu

       Batman                                   Diyarbakır                                   İstanbul

Hüseyin Kaçmaz                Serpil Kemalbay Pekgözegü

       Şırnak                                       İzmir

Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahipleri:

  Tahsin Tarhan                           Kadim Durmaz                   Müzeyyen Şevkin

       Kocaeli                                      Tokat                                       Adana

Çetin Osman Budak                      Tacettin Bayır          Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

       Antalya                                      İzmir                                       Manisa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Bedri Yaşar                         Arslan Kabukcuoğlu                   Orhan Çakırlar

      Samsun                                   Eskişehir                                     Edirne

   Dursun Ataş                    Mehmet Metanet Çulhaoğlu          Zeki Hakan Sıdalı

       Kayseri                                      Adana                                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu, değerli halklarımızı selamlıyorum.

Öncelikle, uluslararası iklim rejiminde de Türkiye'nin iklim değişikliği politikalarında da emek sömürüsünün ve doğa talanının durdurulması için samimi bir çaba görmüyoruz. İklim kriziyle mücadelenin ilk adımı sermayeye sınırsız destek vermekten vazgeçmek olmalıdır. Şu Parlamentonun çoğunluğunu sermaye temsilcileri oluşturduğu sürece memleketimizi sermayeye aşık olanlar yönettiği sürece iklimi, doğamızı korumamız da mümkün olmayacaktır. İklim krizini çözmek için doğaya saygılı, halkçı, kamucu, demokratik, bütünlüklü politikalar izlemeliyiz. Bunların hiçbiri bu Parlamentoda parmak çoğunluğuna sahip olan AKP-MHP iktidarında yoktur. Onlar limanlara çökme peşindedirler. Bizlerin acilen yapması gereken Erdoğan’ın iki dudağı arasına teslim olmuş ucube, talan, sömürü düzenine son vermektir.

Değerli halklarımız, enflasyon ateş gibi her eve her mutfağa düşmüştür. Emekliler açlığa mahkûm edildiler. En düşük emekli maaşı 2 bin 500 TL olacakmış, bunun için sevinmemiz isteniyor, tabii ki bu sefalet ücretine elbette sevinmiyoruz. Soruyorum: Enflasyon emekliye işlemiyor mu? Emekliye neden enflasyon oranında zam yapılmamıştır? Onun cevabını neden vermiyorsunuz? Asgari ücrete yapılan zam şimdiden pul olmuştur, zamlar derhâl geri alınmalıdır.

Erdoğan iktidarı yirmi yıldır Türkiye'nin yapısal sorunlarından hiçbirine çözüm üretememiştir. AKP, dünyada paranın bol olduğu dönemde halkı borçlandırarak sahte bir rahatlama yaratmış ama şimdi bunun sonuna gelinmiştir, deniz bitmiştir, halk ekonomik kriz ile baş başa bırakılmıştır. Erdoğan, pandemide olduğu gibi, sermaye sınıfına, yandaşlara, ranta, dövize ve mevduat sahiplerine kol kanat germiştir. İhracat rekorları kırmakla övünmektedirler, sanırsınız ki 85 milyon ihracat yapıyor. Halkımız Erdoğan'ın tercihi sonucu yoksullaştırılmaktadır. Erdoğan tercih ettiği için TL değer kaybetmiştir, değersiz bir pul hâline gelmiştir.

Bakın bu grafikte yirmi yıl önceki enflasyon ile şu anki enflasyonun aynı değere dönüştüğünü görüyoruz. Geldiğinizdeki gibi şimdi de enflasyon aynı grafiktedir. Seksen yılda yapılan bütün borçlanmaların 7 katı kadar borçlandınız ama Türkiye'ye getirdiğiniz ekonomik tablo budur.

Değerli işçiler, emekçiler; enflasyondan sermayeye kaçabilmektedir, devlet kaçabilmektedir, bir tek siz kaçamıyorsunuz. Finans kapital, sahip olduğu tekel konumundan yararlanarak ürettiği mal ve hizmetlere istediği gibi zam yapabilmektedir. Elektrik şirketlerinin yaptığı şu zamlara bakın, bakın burada: Yüzde 129, yüzde 125, yüzde 125, yüzde 50… Bunlar sanayiye, dağıtıma, ticarethaneye, meskene ve tarıma yapılan zamlar. Bu zamlar açgözlü politikaların bir sonucudur. Keza, devlet de bir Deli Dumrul motivasyonuyla halkın sırtındaki vergiyi daha da büyüterek gelirini artırabilmektedir. Peki, işçiler, çiftçiler, küçük üreticiler, emek geliriyle geçinenler, kadınlar, emekliler… Pahalılık karşısında toplum kendini koruyabiliyor mu? Hayır. Kazakistan’da halk zamlara karşı sokaklara dökülüyor -bütün dünyada bu böyledir- Türkiye'de sokağa çıkanlar bizzat Erdoğan tarafından tehdit edilmektedir. Dün suç işleri bakanının talimatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde tutuklu aileleri darp edilmiştir, yaşlı kadınlar darp edilmiştir.

Değerli işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler; birleşemeyen, el ele veremeyen halk yenilmeye mahkûmdur. Bu nedenle hak aramak için sokaklara çıkmak bize annemizin ak sütü kadar helaldir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – İşçilerin, emekçilerin, kadınların el ele vermediği, böylesi bir ortak mücadelenin yaratılmadığı koşullarda faşizm, eşik atlayarak daha koyu bir karabasan gibi iliklerimizi sömürmeye heveslenmektedir. HDP’nin kriminalize edilmeye çalışılması, kapatma davasıyla karalanmak istenmemiz bunun işaretidir. Deniz Poyraz yoldaşımızı katleden tetikçi katilin birinci duruşmasındaki “Bu katil neden bu kadar rahat?” dedirten rahatlığı bunun bir göstergesidir. Bahçelievler ilçe binamıza saldıran failin kimliği ve serbest bırakılması oynanmak istenen oyunların işaretidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesinde döndürülmeye çalışılan dolaplar bunun işaretidir. Emekçi halkımızın hiçbir ayrıştırma, düşmanlaştırma, böl ve yönet politikasına prim vermeyerek bu sömürü düzenine son vereceği günler yakındır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Ali Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’nin yirmi yıllık iktidarında yeni bir yıla yeni bir torba yasayla giriyoruz maalesef. Sanayi Komisyonunun AKP’li üyeleri torba yasanın ne kadar yanlış olduğunu bize anlattılar, sonrasında da hekimlerin ve hekim emeklilerinin ücret iyileştirmelerini içeren maddeleri torba yasadan çıkardılar. Bir önceki torba yasadan hem de oy birliğiyle bu Genel Kuruldan sizlerin oylarıyla geçen maddeleri bir bir çıkardılar. Torba yasanın mahzurlu olduğunu anlattıkları toplantıdan sadece dört gün sonra aynı Komisyon üyeleri stokçulara ceza vereceğiz makyajıyla İskenderun, Mersin, Antalya gibi ülkemizin en ekonomik hem de en değerli limanlarını stratejik hâlleri de ortada dururken bir bir devredecek ve bu 18 liman işletmesini de kırk dokuz yıllığına sürelerini uzatacak, ihalesiz bir şekilde bunu yapacak bir düzenlemeyi getirdiler. Beş benzemezin olduğu bu düzenlemeler, bugün bu Genel Kurulda bir torba yasa olarak maalesef görüşülüyor. Bu teklifin yasalaşması hâlinde en stratejik, en önemli limanlarımız 2046, hatta 2067 yılına kadar yabancılar tarafından işletilebilecek. Yandaşa kapitülasyonlara mahkûm ediyorsunuz memleketi, aynı Osmanlı’nın son döneminde uygulanan kapitülasyonlar gibi. Yandaşlara, yabancılara Türkiye’nin varlıklarını böyle gümüş tepsilerde sunma yarışına giren AKP iktidarı kendi vatandaşının huzurla yeni yıla girmesini bile çok gördü ve zamlarını da özellikle yılın ilk dakikalarını seçti ki aralık ayı enflasyonu yüksek çıkmasın; memura, emekliye gerekli zammı vermesin diye. Tüm bu alicengiz oyunlarına rağmen sarayın istatistikçisi TÜİK bile enflasyonu daha az gösteremedi. Yıllık tüketici enflasyonu 36,08 ile Eylül 2002’den beri en yüksek seviyeye ulaştı, makyajlanmış hâliyle bile durum bu kadar feci. Üretici enflasyonu da yüzde 80’le Şubat 2002’den beri en yüksek seviyesini gördü. Elinizi vicdanınıza koyun, yüzde 127 elektrik zammı nedir? Yüzde 25 doğal gaz zammı nedir? Siz bu halkın imtihanı mısınız Allah aşkına? Bakan Nebati’nin gözlerindeki ışıltı meğer gelecek zamların ışıltısıymış, o milletin canını yakan bir ışıltıymış. Bu zamlara ne esnaf dükkân açabilir ne de vatandaş ocağında bir kap çorba kaynatabilir. Son on yılda kamunun kasasından sadece 10 elektrik şirketine 14,4 milyar TL ödendi. Bu paranın 5,3 milyar TL’si 5’li çeteye gitti, Cengiz’e, Kolin’e, Limak’a; ihya ettiniz onları ve onları ihya etmek için halkı perişan etmeye devam ediyorsunuz. Türkiye Elektrik Kurumu, Etibank ve TEAŞ’ın 66.962 parseli ve 136.611 adet taşınmazı var. Bunları TEİAŞ’a devredip devrederken de harç ve vergilerden de muaf tutularak TEİAŞ’la birlikte mülkleri satmaya hazırlıyorsunuz.

Kamu-özel iş birliği projelerinde müteahhitlerin ödeyeceği yaklaşık 500 milyon liralık damga vergisinin de müteahhitlerin cebinde kalması için buraya yasa teklifi getirmiştiniz, mücadelemizle reddedilmişti o. Bu halka karşı hiç mi sorumluluk duymuyorsunuz?

Tabii, AKP’nin alicengiz oyunları konusunda tecrübeleri çok fazla. Nükleer enerji ihalelerine de değinmek istiyorum. Akkuyu için 2010 yılında kilovatsaat başına en düşük 12,35 sent olmak üzere bir anlaşma yapıldığında dolar kuru 1,42 liraydı, bugün on yılda 10 katına çıktı ve gelecek kuşaklar bu kadar fahiş fiyattan, 12,35 sentten bu nükleer enerji santrallerinin elektriğini almak zorunda kalacak. 3,5 sente düşmüşken rüzgâr enerjisi ve güneş enerjisi santrallerindeki kilovatsaat maliyeti 12,35 sente mahkûm etmeye ne hakkınız var çocuklarımızı, torunlarımızı? Üç yanı denizlerle çevrili rüzgâr enerjisinin ve güneş enerjisinin bu kadar verimli kullanılabileceği bir coğrafyada siz hâlâ geri kalmış teknolojilerle hem bir yandan doğayı tahrip ediyorsunuz termik santrallerle hem de çocuklarımıza çok büyük yükler bırakıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, geleceğimize olan bir borcumuz yarınlarda çocuklarımızın sağlığını emanet edeceğimiz doktorlar da bir bir Türkiye’yi terk ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Türkiye’yi on yılda 5.329 hekim terk etti. Ben bunu daha önce yayımladığımda 1.300 kişiydi, 1.405 kişiye çıktı. Çapa, Cerrahpaşa ve Hacettepe bir yılda 1.133 kişi mezun ediyor. Ben o konuşmalardan sonra, tablo değiştiğinde bir Cerrahpaşa mezunu kadar hekim de yurt dışına gitti. Bu yasaların düzenlenmesiyle ilgili, hekimlerin, sağlık personelinin özlük haklarının iyileştirilmesiyle ilgili yasayı ne zaman çıkartacaksınız? Artık hekimler isyan ediyor, hekimler istifa ediyor ve hekimlerin bu çığlığına siz hâlâ kör ve sağırsınız.

Bir başka sorun da Osmangazi Köprüsü'nden geçen ambulanslar da itfaiye araçları da para ödemek zorunda kalıyor. Bir orman yangınına giderken, bir acil hastaya giderken o köprülerden binlerce lira ödeyerek geçmek zorunda kalıyor ambulanslar, itfaiye araçları.(CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son konuşmacı Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun maddesinde yenilenebilir enerji santrallerinde, yerli aksam kullanım teşviklerini konuşuyoruz. Sistemlerde yerli ürünlerin kullanılması, enerji maliyetlerimizi aşağı çekebilmek adına doğru bir adımdır. Diğer yandan artık merkezî sistemlerden ziyade dağıtık enerji sistemlerine de odaklanmamız gerekiyor. Tüm dünyada gelişen sistemler dağıtık, dijital, düşük karbonlu ve demokratik enerji yapısına geçiş sürecini hızlandırıyor. Enerji paradigmasında büyük değişiklikler yaşıyoruz. Merkezî enerji sistemleri yerelleşerek karbondan arınıyor ve enerji sistemleri çok aktörlü bir yapı hâline geliyor. Bu sistemin son yıllardaki yükselişi yenilenebilir enerjide Avrupa’nın en büyük potansiyeline sahip ülkelerden biri olarak bize de çok büyük avantajlar sağlıyor. Biz bu kaynakları etkin olarak kullanabilirsek artan enerji ihtiyacına sürdürülebilir bir çözüm de üretebiliriz. Diğer yandansa, bu tür enerji üretimi tamamen yerli kaynaklardan sağlanacağı için enerji bağımsızlığımızı sağlamada da önemli bir yol katetmiş olacağız. Enerji bağımsızlığı ekonomik bağımsızlığımızı da pekiştirecektir.

Dağıtık enerji kaynakları enerji sistemini karbonsuzlaştırırken sistem kayıplarının azalması, enerji kalitesinin artması gibi birçok fayda da sağlıyor. Mevcut saydığım bu faydaların yanında en önemli olansa doğrudan kullanıcının da enerji sisteminde aktif rol alması yani bu sistemle tüketiciler hem daha düşük bedellerle enerji elde edecek hem de gelir akışı sağlayacak yani vatandaş biraz nefes alacak, refah tabana yayılacak ve gelir adaletsizliği de azalacak.

Kıymetli milletvekilleri, dünya tüm bunları konuşurken peki biz, daha doğrusu siz ne yapıyorsunuz? Elektriğe gelen yüzde 127 zammı konuşuyoruz. “İyi seneler” diyemeden elektrik, “iyi geceler” diyemeden aynı gece doğal gaz zamlandı. Kademeli tarifeyle dar gelirli ailelere destek olduğunuzu söylüyorsunuz. Hoş, bu söylediğiniz gruba bile o akşam yüzde 52 zam yaptınız. Ülkemizde giderek artan enerji yoksunluğunu daha da derinleştirecek bir adım daha atmış oldunuz. Adı üstünde “dar gelirli aile”, evine çok kısıtlı miktarda para giren ailedir. Enerji ihtiyaçları en az olan aile değil, meşhur, en az 3 çocuk çağrınızı dinlemiş olan aileler bugün en az 5 kişiler. Yani enerji ihtiyaçlarının 150 kilovatsaatin üzerine çıkmaması eşyanın tabiatına aykırı. İşte enerji yoksulluğu budur. Yalnızca aydınlanma ve her evde bulunan o içi doldurulamayan küçücük bir buz dolabı ve televizyonun harcadığı enerji bile bu sınırı aşmaya yetiyor. Zaten ülke genelinde 150 kilovatsaatin üzerinde enerji kullanan hane halkının yüzde 60’ın üzerinde olduğunu devletin raporları teyit ediyor. Geri kalan yüzde 40’lık dilimi de sizin iddia ettiğiniz gibi dar gelirli aileler değil, çocuksuzlar veya tek başına yaşayanlar oluşturuyor. Yani zorunlu olarak az enerji tüketmek zorunda kalanlar değil, daha fazlasına ihtiyacı olmayanlar. Bu mu sizin dâhiyane dar gelirli ailelere destek modeliniz? Eğer gerçekten bir destek vermek istiyorsanız az önce bahsettiğim dağıtık enerji uygulamalarının önünü açın. Dağıtım şirketlerine değil, fakirin fukaranın kesesine sermaye transferi yapın, lütfen. Havaya zehir saçan termik santralleri değil, doğayı, çevreyi ve geleceğimizi ihya edin. İşte o zaman söyledikleriniz ve yaptıklarınız arasında bir nebze olsun uyum sağlamış olursunuz. EPDK yapılan zammın gerekçesini elektrik üretiminde kullanılan kömür fiyatının 5 kat, doğal gaz fiyatının 10 kat artmasını sebep gösteriyor. Çok uzun zamandır hem uzmanlar hem bu kürsüden defalarca İYİ Parti milletvekilleri yenilenebilir enerjiden elektrik üretmenin fosilden yapılan üretimden çok daha ucuz hâle geldiğini söylüyoruz ancak biz söylüyoruz biz dinliyoruz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Artık günümüzde yenilenebilir enerji kullanımı hem çevresel hem de ekonomik sebeplerden dolayı bir tercih değil, zorunluluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Yeşil ve dijital ikiz dönüşümün yarattığı yıkıcı inovasyonu yok saymak, geleceği kaçırmak demek. Bu, inovasyona ayak uydurmaksa bizlere yoksulluğun yönetilmediği, yoksulluğun yok edildiği bir dünyanın kapısını açacak. Çok iyi biliyoruz ki kulun kula muhtaç olmadığı bir Türkiye mümkün. Farkındayız, bu sizin politik tercihiniz değil ama bizim tercihimiz, tercihten de öte mecburiyetimiz. O sebeple biz geliriz, biz çözeriz diyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

III. - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunmadan önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun yoklama talebini karşılayacağım:

Sayın Tarhan, Sayın Gündoğdu, Sayın Sümer, Sayın Şeker, Sayın Kayışoğlu, Sayın Gürer, Sayın Kayan, Sayın Tutdere, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Arık, Sayın Emecan, Sayın Bayır, Sayın Durmaz, Sayın Hancıoğlu, Sayın Topal, Sayın Ünver, Sayın Arı, Sayın Tokdemir, Sayın Önal, Sayın Kaya.

Evet, yoklama işlemini başlatıyorum, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 298) (Devam)

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddede 3 önerge vardır. Aynı mahiyetteki önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin Kanun Teklifi’nden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Dersim Dağ                                  Serpil Kemalbay Pekgözegü       Necdet İpekyüz

Diyarbakır                                                                          İzmir             Batman

Hüseyin Kaçmaz                                                        Ali Kenanoğlu

Şırnak                                                                             İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Bedri Yaşar                                 Arslan Kabukçuoğlu        Orhan Çakırlar

Samsun                                                                          Eskişehir             Edirne

Dursun Ataş                                                             Ayhan Altıntaş

Kayseri                                                                             Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Tahsin Tarhan                              Kadim Durmaz      Müzeyyen Şevkin

Kocaeli                                                                              Tokat             Adana

Çetin Osman Budak                       Tacettin Bayır Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Antalya                                                                              İzmir             Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 6’ncı maddesinde Etibank, TEK, TEİAŞ elektrik dağıtım şirketleri adına tesislerin faaliyet niteliğine göre TEİAŞ’a veya TEDAŞ’a devri ele alınmakta. İlk bakıldığında gayet masumane görülmekte, sanki basit bir düzenlemeymiş gibi görünmekte fakat biz altını kurcaladığımızda, her zaman ki gibi klasik bir metotla karşı karşıyayız. Nedir olay? Arkadaşlar, özelleştirme süreci, piyasaya bırakma 12 Eylülden sonra bir tarza dönüştü, 12 Eylülden sonra birçok yer özelleştirildi fakat enerjiyle ilgili özelleştirmeler son dönemde, AKP iktidarı boyunca giderek arttı. Geldiğimiz aşamada, kamunun kendi elinde olan özellikle elektrik kısmı tümüyle bir kamu hizmeti olması nedeniyle -hatta bizim önerimiz-  her haneye ihtiyacı kadar ücretsiz olması gerekirken giderek özel sektöre devrediliyor ve yurttaş özel sektörle karşı karşıya kalmış oluyor. İnanmıyorsanız gelin, Batman’a, Urfa’ya, Siirt’e gidelim, DEDAŞ faturalarıyla karşılaşın; geçmişte de şimdi de. Ne yapılıyor? Birçok düzenlemede elektrik dağıtım şirketlerine kolaylık sağlanıyor vergide ve tahsilatta.

Peki, 12 Eylülden sonraki bu süreçle beraber asıl olayın hikâyesi neydi? 1970’te kurulan Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) ne oldu? Türkiye Elektrik Kurumu 1994’te 2’ye bölündü TEDAŞ ve TEAŞ olarak. Ne oldu? 2001’de iletişim, dağıtım kısmıyla beraber TEAŞ 3’e bölündü ve enerjiyle ilgili bu şirketler devredildikten sonra 2008’de TEDAŞ özelleştirildi, Türkiye'nin birçok yerinde “5’li” dediğimiz şirketlerin ortaklıklarına devredildi ve neredeyse fatura bedelini bile yurttaşa yükleyecek bir hâle dönüştü. Ama geldiğimiz aşama ne? İnsanlar faturasını ödeyemiyor, sosyal medyada her gün onlarca fatura paylaşılıyor.

Şimdi ne deniyor? Elektrik İletişim Anonim Şirketi. “İletişim” denilen kısım neydi? Türkiye'deki bütün iletişimi, orta, yüksek gerilim hatlarını döşeyen bir sistem ve ilk günden beri özelleştirmeden korunmuş. Niçin? Bir güvenlik gerekçesi gösterilmiş, ülkenin iletişimiyle ilgili problem düşünülmüş ve bunun korunması gerektiği ele alınmış. Bir özelliği daha var. Nedir özelliği? Tektir, kamuda tek olan. Tek ne demek? Piyasada rakibi yok, rekabet edecek hiç kimse yok, bir tekel. Peki, ne yapılıyor? Şu anda deniliyor ki TEİAŞ’la ilgili: “TEİAŞ'a ait yapılar devredilecek ve -Cumhurbaşkanı kararnamesiyle, Resmî  Gazete’de yayınlanmış- 2022 yılında özelleştirilecek.” Ama ne deniyor? “Hayır, özelleştirilmeyecek. Niye özelleştirilsin?” Diyorlar ki: “Biz tümüyle bir Sermaye Piyasası Kuruluna vereceğiz -dağıtımdan dolayı- halka arz edeceğiz.” İyi de kâr etmeyen bir kuruluş niye devredilsin? Niye insanlar oraya yatırım yapsın? Mademki bunu düşünüyorsunuz, elektriğe zam yapmayın, dağıtım şirketlerine kolaylık sağlamayın. Ama amaç ne? Diyorlar ki: “Direklerin çevresini, etrafındaki mülkleri vereceğiz.” Ya, mülk dediğiniz orası mıdır? Ya lojmanlar? Ya büyük tesisler? Biz, Etibanktan biliyoruz, Mazıdağı’nda ne yaptığınızı biliyoruz. Birçok yerde özelleştirmeyle beraber parsel parsel veriyorsunuz 5 şirkete. Ve bu rakipsiz, tek başına olan şirketi siz özelleştirmeye açtığınızda ne olacak biliyor musunuz? Tekrar “yandaş” dediğiniz patronların yanına birisini daha katıp sadece günlük milyonlarca para kazanacaklar ve bizi mahkûm edecekler. Biz dediğim kimdir? En çok vergi veren, en çok mağdur olan, bu kara kışta evini elektrik sobasıyla ısıtamayan insanları onlara mahkûm edeceksiniz, birilerini zengin etmek adına.

Ve geldiğimiz aşamada, bu özelleştirmelerle beraber, aslında bittiğinizin bir göstergesi. Neden bittiğinizin göstergesi? Çünkü satacak hiçbir şeyiniz kalmadı. Yap-işlet, işlet-devret, kamu-özel iş birliği, her dediğiniz şeyde sermayeyi artırdınız, kamuyu bitirdiniz. Ama en büyük bitirdiğiniz ne oldu? Yurttaşı yoksullaştırdınız, açlığa mahkûm ettiniz, işsizliğe mahkûm ettiniz ama yoksullar, açlar, giderek yoksullaşanlar ve gerçeği görenler sizin bittiğinizi görüyor, gideceğinizi görüyor.

Bu yapacağınız düzenlemeler hiçbir zaman kamu yararı getirmeyecektir. Biz bunu reddediyoruz, bunun altındaki gerekçeyi de biliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle, bazı mülga şirketler adına tapuda tescil edilmiş olan mülkler ve tesislerin, faaliyet alanlarına göre TEİAŞ veya TEDAŞ’a bedelsiz devredilmesi öngörülmektedir. Normal olarak, mülga kurumlar üzerindeki mal varlıklarının aktif kurumlara devredilerek veraset işleminin tamamlanması uygun görülmelidir, o açıdan sorun görmememiz lazım. Ancak, 1994 yılından beri süregelen bu durumun bugün gündeme gelmesi “zamanlama manidar” ifadesini akla getirmektedir. Çünkü geçen temmuz ayında bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle TEİAŞ’ın halka arz edilmesine karar verildi. Yani halka arza yönelik hazırlık işlemleri başlatılan TEİAŞ’ın elinde gayrimenkul birikimi mi oluşturulmak isteniyor ve böylece yatırımcı bulmayı kolaylaştırmayı mı amaçlıyorsunuz?

Ben bu kürsüden daha önce söylemiştim, yine üzülerek söylüyorum: TEİAŞ düzgün çalışan nadir kurumlarımızdan birisi olmasının yanı sıra stratejik bir kurumdur, Türkiye elektrik sisteminin operatörüdür ve ülkede her noktaya elektriğin sürekli, kesintisiz, güvenilir, sabit frekans ve gerilime sahip olacak şekilde tedarikini sağlamaktadır. TEİAŞ’ta oluşabilecek anlık hatalar ülkenin karanlıkta kalmasına neden olabilir. TEİAŞ’ın devletin elinden gitmesi millî güvenlik sorunu yani beka sorunudur. Kaldı ki TEİAŞ Türkiye'nin enterkonnekte sistemini işleten doğal bir tekeldir, üretim planlarını ve elektrik piyasasını da kontrol etmektedir. Arz ve talep TEİAŞ tarafından dengelenmektedir. TEİAŞ kanun gereği kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur. Bu nedenle TEİAŞ’ın tarifesi yatırım ve işletme giderlerini karşılayacak şekilde EPDK tarafından düzenlenmektedir. Bazı yıllar kâr etmiş görünebilir, onun da öngörülemeyen yatırım gecikmelerinden veya ani fiyat değişimlerinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Normal olarak kâr amacı gütmeyen bir kurumun yatırımcı çekmesini  beklemek beyhudedir ama belli ki yatırımcının ilgi göstereceği beklentisi var. Bu durumda da TEİAŞ’ın yatırım yapılabilmesini sağlamak için öngördüğümüz birbirinden kötü iki ihtimal ortaya çıkıyor. Bir: TEİAŞ’ın elindeki mal varlığının satılarak yatırımcılara dağıtılması. İki: Ya da elektrik fiyatlarının artırılarak 84 milyon vatandaşımızın cebinden yerli veya yabancı yatırımcılara kâr payı verilmesi. Her iki ihtimal de kabul edilebilir değildir. Sayın Bakan, halka arz işlemini, sermayeyi tabana yaymak olarak nitelendirdiler. Kulağa hoş gelebilir ama borsada satılacak hisseleri yerli yatırımcı gibi yabancı yatırımcı da satın alabileceğine göre bu halk kimdir? TEİAŞ hisseleri hangi ülkenin tabanına yayılacaktır? Kısacası, TEİAŞ’ın özelleştirilmesi yanlışından hemen vazgeçilmesi gerekmektedir. Elimizde var olan ve çocuklarımıza emanet edeceğimiz kurumları, limanları satmak, hele hele yabancılara satmak, özelleştirmek kesinlikle yerli ve millî uygulamalar değildir. Yerli ve millî olmayan yöntemlere başvurulursa elektrik fiyatları bugün olduğu gibi sürekli artar.

Elektriğe yüzde 130 zam yaptınız, yakında o zam da yetmeyecek. Çünkü, siz, ülke içinde yapılan elektrik üretimini dolarla alma garantisi verdiniz. Uyarılarımız üzerine Temmuz 2021’den itibaren devreye girecek tesisler için YEKDEM desteklerini TL’ye döndürdünüz ama eski tesisler hâlâ sentle desteklenmeye devam ediliyor. Örneğin, rüzgâr enerjisinde 7,3 sent, güneş ve biyokütle enerjisinde 13,3 sentlik destekler devam etmektedir. Bu sentler olduğu sürece elektrik fiyatlarında indirim olması çok zor. Neden bu dolar endeksli teşvikler devam ediyor? Çünkü, teşviki alanlar mutlu azınlık, belki de siyasi güçleri var. Bu siyasi güçler, sent sever olacağına sanatsever olsaydı mutlu bir ülke olurduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Bu sistem, vatandaştan alıp yandaşlara veren, adil olmayan bir sistemdir. Bu sistemin yükünü de büyük ölçüde gelecek nesiller üstlenecek. Bizim çocuklarımızı düşünmüyorsanız kendi çocuklarınızı düşünün diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Tacettin Bayır.

Buyurun Sayın Bayır. (CHP sıralarından alkışlar)

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; maddeyi özetlemek gerekirse: Kaldırılan Etibank, Türkiye Elektrik Kurumu -hani, gençliğimizin TEK’i- daha sonra Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi eski mülk ve haklarının Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi ile Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketine devrolmasıyla ilgili bir madde üzerinde konuşuyoruz. Bu devir ve tahsis işlemleri, harç ve döner sermaye hizmet bedelinden muaf olması adına gelmiştir. Ama nedense ben bu yılın beş gününde ne zaman “elektrik” kelimesini ağzıma alsam kulaklarımda yoğun bir çınlama oluyor; bilmiyorum, acaba AKP’li vekillerin de kulaklarında böyle bir çınlama oluyor mu? Bende oldukça yoğun bir çınlama oluyor. Halkımız herhâlde “elektrik” kelimesinden nefret eder hâle geldi. Herhangi bir siyasinin ağzından da “elektrik” kelimesini duyduğunda ciddi ciddi kulaklarımızı çınlatıyorlar.

Komisyonda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yapılan açıklamada, düzenlemenin 2019 yılı Sayıştay raporlarındaki tespitler dâhilinde yapıldığı ve TEDAŞ denetimlerinde, şirket adına tescili gerektiği hâlde kaldırılan Türkiye Elektrik Kurumu adına kayıtlı 57.025 adet taşınmazın, TEDAŞ’a kayıtlı olması gerekirken dağıtım şirketlerine kayıtlı 6.745 adet yerin olduğu belirtilmiştir. Düzenlemenin TEDAŞ ve TEİAŞ mülkiyetine geçişler için getirildiği, kanun çıkmasa da bunların zaten devredileceği ancak teklifin asıl amacının harç bedeli ödenmeden tescil ve devir ibaresi olduğu ifade edilmiştir. Bakanlık maddeyi farklı biçimde yorumlasa da bu maddeyle ilgili Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu üyesi olan Mehmet Özdağ’ın görüşüne göre, TEDAŞ ve TEİAŞ’la ilgili -mülkiyet devri ve hak geçişleriyle ilgili- bu madde bir yandan teknik bir düzenlemedir ve kaldırılmış Etibank, Türkiye Elektrik Kurumu, TEİAŞ’ın hâlen tapu üzerinde kayıtlı mülk ve haklarının TEDAŞ, TEİAŞ’a devriyle ilgilidir. Dolayısıyla, iddia şudur ki: Söz konusu şirketin özelleştirilmesiyle ilgili altyapı hazırlanmaktadır.

Şimdi, toplumun bize söylediği ifade şudur: “Artık biz AKP iktidarından elektrik alamıyoruz çünkü çok pahalı; bu yüzden sizden elektrik alamıyoruz.” diyor vatandaş. Emekli olansa “Ocağıma incir diken AKP’ye ilk seçimde oy yerine ektiğini atacağım sandıkta.” diyor.

Gelelim bir başka konuya, aynı madde içerisine sıkıştırılmış stokçuluk meselesine. Değerli arkadaşlar, hiçbir küçük esnafın stokçuluk yapma şansı, ihtimali yoktur. Bu, anca büyük holdinglerin, 5’li çetenin yapabileceği bir şeydir, bunu hepimiz biliyoruz çünkü alıp sattığınız bir ürününün üzerine koyacağınız kârı, üzerine artı kâr olarak koysanız bile, yerine yenisini alacağınız, yeni fiyattan alacağınız için, o küçük esnafın aldığı şey artı kâr olmaz. Ben kırk üç yıllık kendi işletmemden biliyorum, eğer alüminyumla ilgili 10 ton kamyon stok etmez isem gerekli desen, renk, çeşit, açılır, sürme, vasistas noktasında benden talepte bulunan atölyelere cevap veremem. Burada, şunu önermiştim Komisyonda ve çok samimi bir öneriydi -üzülerek ifade ediyorum, altı yıldır çalıştığım Komisyonda bunun kabul edilmesini beklemiştim- dedim ki: Bu Komisyonda oluşturduğunuz heyetin içerisine lütfen Ticaret Odasından ve Sanayi Odasından birer arkadaş alın. Yani kontrole gidilen işi meslek erbabı olan insan bilsin istedim ama ne yazık ki bu da kabul edilmedi, oldukça üzüldük.

Şimdi, limanlarla ilgili konu zaten 2 defa gündeme geldi, geri çekildi ve 3’üncü kez gündeme geldi. Defalarca söyledim: Arkadaşlar, bu limanlar size dedelerinizden kalmadı, bu bir miras değil yani halkın malı onlar. Katarlıya, 5’li çeteye, yandaşa, ihaleye çıkmadan, Anayasa’ya aykırı bir biçimde peşkeş çekemezsiniz. Bunu yaparsanız ben size sadece ve sadece şunu söylerim: Sevsinler sizin milliyetçiliğinizi derim. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Şu anda içimizi acıtan bir başka şey   -belki alışacağız bunlara- Katarlı sadece limanı almıyor, Katarlı sadece İstanbul’da arazi kapatmıyor; Katarlı… Bugün bir futbol maçı var. Biliyor musunuz Türkiye Kupası maçı nerede oynanıyor? Katar’da oynanıyor arkadaşlar, şu anda maç Katar’da oynanıyor. Yani “Parayı veririm, düdüğü çalarım; senin kupa maçını bile ben senin kendi ülkende sana seyrettirmem

anca televizyondan seyredersin ama ben Katar da Katarlılara seyrettiririm.” diyorlar. Bence her şeyin çözümü para olmamalı arkadaşlar.

Ben, sözlerimi bitirirken şunu ifade etmek istiyorum: Günü ve zamanı geldiğinde biz de sizler gibi -az önce ifade eden AKP'li vekiller gibi- yaptığımız ihracatla övünmek isteriz. Çünkü biz de bu ülkenin insanlarıyız, ticaret erbabıyız ama ben yaptığım ihracatın ne kadarının yerli ham maddeyle, ne kadarının ithal maddeyle olduğuna bakarım, beni ilgilendiren bölüm budur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde üç önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanlarda Değişiklik Yapmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      

Bedri Yaşar                    Arslan Kabukcuoğlu                    Ayhan Erel

  Samsun                               Eskişehir                              Aksaray

Orhan Çakırlar                     Dursun Ataş   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

  Edirne                                 Kayseri                                 Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7’nci maddesi üzerine partim, İYİ Parti adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle, piyasada darlık yaratıcı, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu faaliyetler ile tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyici faaliyetlerde bulunulması hakkında uygulanacak önlemlerin ağırlaştırılması amaçlanmaktadır. Yapılması öngörülen düzenlemeyle sadece idari para cezasının miktarı artırılmaktadır. Bu noktada, fahiş fiyat artışının tespitiyle ilgili kriterler net olarak belirlenmeli, idari para cezası dışında da yaptırım türleri gerekli şekilde düzenlenmelidir. Sadece para cezasının artırılması yoluyla fahiş fiyat artışıyla mücadele yüzeysel olacaktır, kaldı ki daha öncesinde de Türk Ticaret Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Türk Ceza Kanunu’nda bu bağlamda düzenlemeler mevcuttur ancak anlaşılmaktadır ki bu hususta uygulama önlemler ve denetimde yeterli olunamamıştır.

AK PARTİ meydana gelen ekonomik, siyasi, sosyal her türlü sorunları başka kaynaklara ihale ederek bu başarısızlıkların kendi yönetimlerinden kaynaklanmadığı algısını bugüne kadar başarıyla yürütmüştür ancak günümüzde yapılan kamuoyu yoklamalarında vatandaşın yüzde 70’e yakını ekonomik sorunların meydana gelmesinin Hükûmetin kötü yönetiminden kaynaklandığını söylemektedir. AK PARTİ’nin kötü yönetimine “Dış güçlerin oyunu” “Stokçuların marifeti” şeklindeki söylemleri artık vatandaş tarafından satın alınmamaktadır. Bugün Türkiye'de yaşanan fiyat artışlarının iktidarın yürüttüğü ekonomi politikalarından kaynaklandığı herkes tarafından bilinmektedir hatta AK PARTİ'ye oy veren seçmenlerin yüzde 60’ı kötü gidişatın sorumlusu olarak Hükûmeti görmektedir.

Ülkemizde üretim ve sanayinin ithal ürünlere bağlı olması, kurlardaki yükseliş, girdi maliyetlerindeki artış yaşanan ekonomik sorunların başında gelmektedir. Bu sorunlar çözülmediği sürece stokçuluk ve ekonominin kötü gidişatında hiçbir suçu olmayan küçük esnafları günah keçisi yaparak kötü gidişatı durdurmak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, düzenlenmekte olan kanunun maddesini ihlal edenlere cezai yaptırım uygulanmasında hukuki ve vicdani bir sorun bulunmamaktadır. Ancak zaman zaman stoklamanın yanlış yorumlanarak ilgililerine ceza verilmesi de hakkaniyete uygun değildir. Stoklama ile depolamayı birbirinden ayırt etmek gerekmektedir. Günümüzde serbest piyasa ekonomilerinde uygulanan depolama işlemi, ekonominin düzgün işlemesi için kullanılan yöntemlerden biridir. Devlet dâhil, buğday, doğal gaz ve benzerlerini ihtiyaç duyduğunda kullanmak üzere depolamaktadır. Mevsiminde yetişen, tarla ve bahçelerden elde edilen ürünlerin arz ve talebi dikkate alınarak depolandığı ve gerektiğinde piyasaya sürüldüğü, günümüzde uygulanan bir yöntemdir. Mesela, Nevşehir'de yer altı mağaralarında ihtiyaç duyulduğunda ve daha da sulanmasını sağlamak amacıyla depolanan limonları işgüzarın biri stoklama olarak değerlendirirse bu duruma nasıl bir çözüm getirmek gerekir? Bu bağlamda depolama ile stokçuluğu birbirinden ayıran kırmızı çizginin iyi belirlenmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu alanda yapılacak tekliflerde öncelikle mevcut düzenlemeler göz önünde bulundurulmalı, Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu gibi kurumlara işlerlik kazandırılmalıdır.

Ayrıca, uygulamada işletmeleri tedirgin edici, keyfî durumlara yol açılmaması da çok önemlidir. Mal ve hizmet grubuna göre, işletmelerin büyüklüğüne göre kademeli ceza uygulamasının öngörülmesinin adalet ve eşitlik ilkelerine ve piyasa gerçeklerine daha uygun düşeceği değerlendirilmektedir.

Ayrıca, iktidar partisi bu kanun teklifini stokçuluğu önlemek ve fahiş fiyat artışının önüne geçmek amacıyla kamuoyuna sunmuştur. Daha önce de arz ettiğim gibi bu kanun teklifi stokçuluğun önünü tamamen kesemeyecektir. Hâlihazırda yasak olan bir eylem devam ediyorsa yasağı uygulamada sorunlar yaşandığı ortadadır. Öncelikle, tespit yapılarak aksayan yönler ortaya konulmalı ve önlemler bu doğrultuda alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) – Fahiş fiyat artışı meselesinin yalnızca stokçuluktan kaynaklanan bir durum olmadığı gözden uzak tutulmamalıdır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 7- 14/1/2015 tarihli ve 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(ı) Ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere her bir mal veya hizmet çeşidi için yirmi bin Türk Lirası; ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere ise her bir mal çeşidi için yüz bin Türk lirası,”

      

Tahsin Tarhan                     Tacettin Bayır      Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

  Kocaeli                                  İzmir                                  Manisa

Kadim Durmaz                  Müzeyyen Şevkin          Çetin Osman Budak

   Tokat                                   Adana                                 Antalya               

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.

Buyurun Sayın Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Değerli milletvekilleri, 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, teklifin 7’nci maddesiyle 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da yer alan piyasada darlık yaratıcı, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu faaliyetler ile tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyenlere yani stokçulara uygulanan idari cezalar arttırılıyor. Kamuoyunda sanki “Stokçulara ceza geliyor.” izlenimi yaratan bu düzenlemeyle esasında var olan cezalar arttırılacak yani 50 bin lira olan alt sınır 100 bin liraya, 5 yüz bin lira olan üst sınır ise 2 milyon lira yükseltiliyor. Bizim vermiş olduğumuz önergede ise alt limit ve üst limit değerleri kaldırılmakta. Kanuna aykırı hareket edenlere yani fahiş fiyat uygulayanlara veya stokçuluk yapanlara her bir mal çeşidi için 20 bin lira ceza getirilmekte ve Genel Kuruldan bu konuda önergemiz için destek istemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, burada hepimizin bir soruya yanıt bulması gerekmekte. Stokçu kimdir, kime stokçu denir? Çünkü kanunda bu konuda ciddi bir muğlaklık bulunmakta. Komisyon çalışmaları esnasında bana gelen bir mesajı milletvekili arkadaşlarımıza okumuştum. Mesajı çeken bir elektrikçiydi, yıllardır kablo aldığı bir üreticiden kendisine gelen bir mesajı bana iletmişti. Mesajı aynen okuyorum: “Sayın bayimiz, dolar kuru nedeniyle fiyatlarımız güncellenmektedir. Kablo satışlarımız geçici bir süreliğine durdurulmuştur.” Ucu açık yani ne zamana kadar satışın durdurulacağı belli değil. Emin olun, bu ve buna benzer birçok mail, birçok ileti Anadolu’nun dört bir yanında farklı meslek gruplarına geldi ve gelmeye de devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi Komisyona 16 Aralık günü geldi ve o gün için dolar kuru 15,68 liraydı; Aralık ayının 20’sinde 18 liraya kadar çıktı, bir gün sonra 11 liraya düştü; buraya gelirken baktım, şu anda döviz kuru 13,50; yirmi günlük bir süreçten bahsediyorum. Kurun böylesine dalgalandığı bir ortamda bayisine bu mesajı çeken firma nasıl olur da maliyetini hesaplayabilsin. Şu an Türkiye’deki en büyük problemlerden bir tanesi üretilen mal ve hizmetlere fiyat belirlenemezliği. Dalgalanan döviz kurları inanın herkesi şaşkına çevirmiş durumda. Şimdi, birlikte şu soruya cevap verelim: Bu mesajı yıllardır iş yaptığı bayisine atan firma veyahut da firmalar stokçu mu, değil mi? Başka bir soru: Bu firmalar neden böyle mesajlar atmak zorunda kaldı ve bunun sorumlusu kim?

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle, stokçuluk suçunu işleyenlere uygulanan cezaları artıracağız. Peki, son iki yıl içinde stokçulukla ilgili kesilmiş bir ceza var mı? Bilindiği gibi, 2020 yılında bu konuyla ilgili Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu kuruldu. O tarihten bugüne kurul 16 defa toplanmış, 877 tane firmaya fahiş fiyat artırdığı için toplamda 22 milyon liralık ceza kesmiş ancak stokçulukla ilgili kesilmiş herhangi bir idari para cezası yok yani stokçulukla ilgili bugüne kadar kesilmiş bir ceza olmamasına rağmen bugün burada biz cezaları artırmaya çalışıyoruz. Stokçuluk suçundan şu ana kadar ceza alan olmadığına göre neden günlerden beri kamuoyu stokçuluğu tartışıyor?

Değerli milletvekilleri, psikolojide “yansıtma” denilen bir savunma mekanizması vardır. Kişinin kendi beceriksizliği ve eksikliği yüzünden ortaya çıkan aksaklıkları başkalarına yüklemesi olarak özetlenir ve genellikle narsist kişilik bozukluğu olan insanlarda görülmektedir. Bugün, burada yapılmak istenen de tam olarak budur. Ekonomiyi krize sürükleyen iktidar, kendi beceriksizliğinin faturasını başkalarına yükleme telaşındadır. Mazot, benzin bir yılda yüzde 100 artmış, bir gecede elektriğe yüzde 127 zam gelmiş, doğal gaza bir gecede yüzde 25 zam gelmiş Peki, bunun sorumlusu kim? Stokçular mı? Cumhurbaşkanı son günlerde fahiş fiyattan bahsediyor. Fahiş fiyat uygulayan kim? Türk lirası bir yılda en fazla değer kaybeden para hâline gelmişken, iğneden ipliğe her şeye zam gelmiş, dünyadaki en yüksek enflasyonu yaşayan ülke konumuna gelmişiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) - Tüm bu kötü tablonun sorumlusu olan iktidar, şu an hedef şaşırtmaya çalışıyor. Yani diyorsunuz ki: “Ben yapmadım, stokçular yaptı.” Yani diyorsunuz ki: “Ben yapmadım, esnaf yaptı, sanayici yaptı.” Sanki tüm bu kötü tablonun sorumlusu stokçularmış algısı yaratılmak isteniyor ancak bu çabalar nafiledir. Fahiş fiyatların zanlısı bellidir. Hayat pahalılığın, yoksulluğun sorumlusu iktidardır ve bugün kralın çıplak olduğunu Türk halkı üstelik tüm çıplaklığıyla görmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde geçen “şeklinde” ibaresinin “biçiminde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Dersim Dağ                        Serpil Kemalbay Pekgözegü                        Habip Eksik

  Diyarbakır                                        İzmir                                            Iğdır

 Necdet İpekyüz         Hüseyin Kaçmaz                             Ali Kenanoğlu

    Batman                                          Şırnak                                        İstanbul

Erol Katırcıoğlu

                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) –  Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demin 3’üncü madde üzerinde konuşurken de bazı kanaatlerimi belirtmiştim. Bu madde, 7’nci madde esasında bir korku maddesi yani bir ceza maddesi ve diyor ki, özetle dediği şey şu:  “Madde 7- 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan ‘elli bin Türk lirasından beş yüz bin Türk lirasına’ ibaresi ‘yüz bin Türk lirasından iki milyon Türk lirasına’ şeklinde değiştirilmiştir.” Yani perakende ticareti yapanlara diyorsunuz ki: “Eğer stokçuluk yaparsanız, eğer rekabeti bozucu faaliyetlerde bulunursanız, piyasada darlık yaratırsanız 2 milyon liraya kadar size ceza vereceğiz.”

Değerli arkadaşlar, gerçekten, ne yaptığınızı ne kadar biliyorsunuz Sayın Komisyon üyeleri bilmiyorum ama ben bu maddenin, bu kanun da esasında… Yani bu kanunu burada tartışmış falan da değiliz ayrıca. Bu kanunun arkasında, her bir maddenin arkasında çok uzun süre tartışmamız gereken meseleler var ama yani hasbelkader sizler komisyondan geçirmiş ve buraya getirmişsiniz, şimdi de oylarınızla kabul edilmiş olacak.

Değerli arkadaşlar, çok basit bir şey sorayım. Diyorsunuz ki: “Piyasada darlık yaratıcı…” Ya kim darlık yaratabilir Allah aşkına? Mesela diyelim ki benim bir bakkal dükkânım var; efendim, 10 koli zeytinyağı aldım koydum, depoladım. Şimdi, ben darlık mı yarattım? Ben darlık yaratmadım; benim darlık yaratabilmem için 10 koli değil, bin koli, 2 bin koli zeytinyağını almış olmam lazım, depolamış olmam lazım. Peki, bunu kim yapabilir değerli arkadaşlar? Bunu ancak ve ancak bir tekel yapabilir, tekel gücü olan bir firma yapabilir. Dolayısıyla da esasında, sizin derdiniz, eğer gerçekten stokçuluk vesaireyle ilgili serbest piyasayı önleyici, efendim, davranışlarsa, o zaman ben size söylüyorum, 4054 sayılı Yasa var. 4054 sayılı Yasa’nın 2 tane maddesi var. Bir, 4’üncü maddesi diyor ki: “Aynı iş kolunda çalışan firmalar fiyat anlaşması yapamaz.” Yani “Fiyat karteli kuramazsınız, kurarsanız ceza yersiniz.” diyor. 6’ncı maddesi de diyor ki: “Hâkim durumda olan bir firma, hâkim durumunu kötüye kullanamaz.” Yani mesela darlık yaratamaz. Dolayısıyla da evet, elinizde perakende ticareti düzenlemeyle ilgili bir kanun var ama ben size şunu söyleyeyim: Bu kanun yapılırken de zaten 4054 sayılı Yasa’nın kapsama alanıyla karıştığı genel kabul görmüş ve dolayısıyla da ortada çözülmesi gereken bir problem varken siz bu maddeyi sadece ve sadece, efendim -enflasyon derdiniz var tabii ki doğal olarak, bütün toplumun da derdi bu- fiyatların yükselmesini önlemek üzere firmaların davranmamasını sağlayacak bir mekanizma olarak düşünüyorsunuz.

Peki, ben size başka bir şey daha sorayım: Mesela, diyelim ki litresi 100 liraya satılıyor zeytinyağının, ben de satıyorum ve 150 liraya çıkardım. Çıkarabilir miyim? Evet, çıkarabilirim, bir yasal engel yok yani benim 150 liraya çıkarmamı engelleyecek bir kanun maddesi yok. Ama değerli arkadaşlar, ben 150 liraya çıkardığımda malımı satabilir miyim dersiniz? Satamam. Niye? Çünkü herkes 100 liraya satıyor. Dolayısıyla da firmaların fiyat davranışlarıyla ilgili olarak sizin yeteri kadar düşünmediğiniz, açıklamadığınız bir mesele var. Gerçekten bir enflasyonist ortam var ise eğer, bu sadece ve sadece piyasa aktörlerinin davranışlarıyla olmaz, o bir sonuçtur. Neden? O insanların dışındaki sebeplerden kaynaklanır, ya maliyetlerden kaynaklanır ya da talepten kaynaklanır. Ama Sayın Cumhurbaşkanı ikide bir diyor ki: “Kalıbımı basarım -bunu her yerde söylüyor zaten- sebep faizdir, enflasyon sonuçtur.” Efendim, gerçekten hâlâ buna inanıyorsanız, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisindeki arkadaşlara söylüyorum, gerçekten yani ya “Ekonomi 101” gibi bir ders almanız lazım ya da dünyada olan bitenleri biraz daha farklı değerlendirmeniz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Çünkü arkadaşlar, bu böyle olmaz yani enflasyon faizle bağlantılıdır ama aynı zamanda taleple de bağlantılıdır. Dolayısıyla bugünün konusu yani insanlar öneriyorlar; “Faizi artırın, faizi artırın.” derken faizin artırılmasından çok memnun olan insanlar olduğunu mu varsayıyorsunuz? Hayır, değerli arkadaşlar. Faiz artırmazsanız, talep fiyatlarının yükselmesinin sebebi olacaktır. Onun için bu öneri getirilmektedir. Yoksa “Faiz artsın, üretim azalsın, fiyatlar yükselsin.” diye bunu önermez kimse. Dolayısıyla da değerli arkadaşlar, ben bu kanunun gerçekten yeteri kadar düşünülmemiş olduğu kanaatindeyim. Bilmiyorum, iktisatçı üyesi var mıdır bu Komisyonun, eğer varsa da doğrusu büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü elimizdeki mevzuatlar zaten birçok konuda yeterlidir. Bu bence gereksiz bir madde olmuştur.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunmadan önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun yoklama talebini karşılayacağım.

Sayın Tarhan, Sayın Gündoğdu, Sayın Sümer, Sayın Tutdere, Sayın Köksal, Sayın Hakverdi, Sayın Kaya, Sayın Bayır, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Kayan, Sayın Kayışoğlu, Sayın Gürer, Sayın Yalım, Sayın Ünal, Sayın Arık, Sayın Yeşil, Sayın Kılınç, Sayın Arı, Sayın Girgin ve Sayın Kaya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – En arkadaki arkadaşı saymadınız Sayın Başkanım. O da ayağa kalktı Sayın Başkanım. En arkadaki Beyefendi ayağa kalktı, sayın milletvekillerini kaldırdı, onu saymıyorsunuz.

BAŞKAN – 20’yi tamamladık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama “en az 20” diyor.

BAŞKAN -  Peki, bundan sonrakinde ilave ederiz onu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tamam Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yoklama için üç dakika veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu(S. Sayısı: 298) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.03

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

8’inci madde üzerinde 4 önerge vardır, 3’ü aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Zeki Hakan Sıdalı                          Enez Kaplan                             Aylin Cesur

       Mersin                                     Tekirdağ                                     Isparta

   Hüseyin Örs                       Muhammet Naci Cinisli

      Trabzon                                    Erzurum

           Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahipleri:

      

Serpil Kemalbay Pekgözegü    Dersim Dağ Habip Eksik                                                       İzmir                              Diyarbakır             Iğdır

Necdet İpekyüz              Mehmet Ruştu Tiryaki                                                                                  Batman                                Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Tahsin Tarhan                   Müzeyyen Şevkin                      Çetin Arık

  Kocaeli                                 Adana                                 Kayseri

Orhan Sarıbal                       Ahmet Kaya                      Orhan Sümer

   Bursa                                 Trabzon                                 Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yeni yıldaki bu ilk konuşmamda olumlu şeyler bulup söylemeyi çok arzu ettim, içten söylüyorum, aradım, bulamadım maalesef. O zaman bari bir hoşluk olsun dedim, Attila İlhan’ın iki dizesiyle seslenmeye karar verdim: “Gözlerin gözlerime değince/Felaketim olurdu, ağlardım.”  Attila İlhan’ın felaketi olan o gözlerde ne vardı bilmiyorum ama bu seneye zam yağmurlarıyla girerken bir gece ansızın, milletimiz ağlıyor ve gelen ilk sandık o zamları bunca sıkıntı çeken milletin tepesine gönderenlerin de felaketi olacak, benden söylemesi.

Siz, kendinizce romantik söylemlerle gündem oluştururken milyonlarca vatandaşımız aylarca sürecek bir yoksulluk fırtınasıyla boğuşuyor değerli arkadaşlar.  Gözlerinize bakınca biz ne arıyoruz biliyor musunuz? “Yoksulluğu bu ülkeye biz getirdik, yapamadık biz bu işi.” diyemeseniz de en azından mahcup olmuş gözler arıyoruz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) “Orta sınıfı yok ettik ve ekonomiyi öyle bir hâle getirdik ki bugün çalışanların yüzde 50’den fazlası en düşük olan asgari ücreti almak zorunda.” diyemeyen ama en azından mahcup olan gözler arıyoruz.

Bakınız, Avrupa’da çalışanların sadece yüzde 10’u asgari ücretli. Bizde TÜİK’e göre üretici enflasyonu yüzde 79,9 yani yılın başında bir malı üretmek için üreticinin 100 lira harcaması gerekirken 2021 sonunda 180 lira harcaması gerekiyor. Ülkeyi bir yıl içerisinde getirdiğiniz durum bu ve buna henüz asgari ücret zamları da yansımamış. Buna yılbaşı sürprizi olarak sanayide tüketilen doğal gaza gelen yüzde 50 zam da dâhil olmamış, sanayi ve ticarethanelerdeki elektriğe gelen yüzde 130’u bulan zam da dâhil olmamış buna. Şunu demek istiyorum: Daha 2022’de çok daha büyük bir pahalılık ve zam yağmuruyla karşı karşıya kalacak millet. Bu sefer ki neden diğer pahalılıklardan farklı? Çünkü piyasa istikrarını kaybetti ve her yeni zam dalgası yeni bir zam doğuruyor yani bu zamlar doğurgan zamlar.

Sonuç: Türkiye’de enflasyon sizinle artık kalıcı ve kronikleşmiş, hadise kronik artık. Hani “Maaş zamları emeklinin eline geçer geçmez eridi.” filan deniliyor ya, işte bunun sebebi de bu aslında. TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 38, ENAG’ın enflasyonu yüzde 83. TÜİK, aylarca enflasyonu düşük açıkladı ki memura, emekliye verilecek zam ona göre ayarlansın. Yani milleti kandırmaya çalışıyorsunuz; olacak iş mi bu, kabul edilebilir bir şey mi? İnsaf yani hakikaten insaf! Emeklisine, memuruna yarım asgari ücret veren başka bir ülke var mı değerli arkadaşlar? Şimdi, soru şu; gözlerinizin içine, ta içlerine baka baka soruyorum: Neden yılbaşında yapılan zamlar, memur ve emekli maaş zamları, asgari ücret zamları açıklanmadan önce yapılmadı? Vatandaşın elektriğine yüzde 125, doğal gaza yüzde 25, vergilere yüzde 36 zam ne demek? Ve neden maaş zammı hesaplanırken bu zamlar dikkate alınmadan yapıldı? Gözlerinizin ta içine bakarak soruyorum. Maaş zamlarını açıkladığınız gibi bu fiyat zamlarını da çıkıp milletin gözüne gözüne bakarak açıklasanıza. Niye onu yapmadınız? Bir gece ansızın gönderdiniz hepsini, hani “Maaş zamları maaşlar verilmeden eridi.” deniliyor ya arkadaş; işte, ben diyorum ki: Bu, yalan erimedi çünkü aslında vatandaşa zam falan yapmadınız. “Mış” gibi yaptınız, zam yapmış gibi yaptınız. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Memura, emekliye korka korka veriyorsunuz, bu cebinden alıp bu cebine koyuyorsunuz. Hani doktorların döner sermayesini kesip de emekliliğine yansıtacak düzenleme yapacaktınız da geri çektiniz ya “mış” gibi yaptınız, ortada ondan da eser yok. Ve memurumuz, emeklimiz onca yıl çalıştıktan sonra en rahat etmeleri gereken zamanda emektar vatandaşlarımız gittikçe daha da yoksullaşıyor.

Şimdi, bakın, ne diyorum? 2002’de en düşük işçi emekli aylığı 257 lirayken asgari ücret 184 liraydı, yirmi yıl sonra en düşük emekli aylığı 2.500, asgari ücret 4.253 lira. Yani aslında 2002 Türkiye’sinde olsak 6 bin lira olması gerekiyor. Düşünün 2.500 nerede, 6 bin nerede? Krizden çıkmış 2002 Türkiye’sinden beter beter, katbekat kötüleştirmişsiniz Türkiye’yi, yoksullaşmış vatandaş. Gözlerinizin içine içine bakarak bunu söylüyorum.

Şimdi, sizinle her gün yüzde 5 fakirleştiğimiz günler yaşadık. “Önce yüksek kur, düşük faiz” dediniz, üç hafta sürmedi bu. Sonra dolar endeksli faiz verip, rezerv satıp kuru bir miktar daha düşürdünüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Sağ olun.

Son zamlarla gördük ki bu da bir çare olmamış çünkü ekonomi oluk oluk kanıyor ve böyle geçici çözümler, yamalar bunlara çare değil. Ekonomi bilimiyle savaşamazsınız. Ekonomide bir savaş olduğu doğru ama siz ekonomi bilimiyle savaşıyorsunuz. Oysa ekonominin kuralları var, kuralları olan bir bilimle savaşılmaz değerli arkadaşlar, sonuçları bu olur işte. Ve yıkımı engellemek için bir başka yıkım yaratacak politika üretiyorsunuz, vatandaşa “Sabredin.” diyorsunuz. Hiç kimse sabretmek zorunda değil. Şimdi, sabırla olmaz ama neyle olur biliyor musunuz? Planla, doğru bir mali yönetimle olur bu. Mesela verimlilik artacak mı, bize bundan haber verin. Katma değerli üretim artacak mı, bundan haber verin. İthalat kalemlerimizi azaltacak, iç yatırımı teşvik edecek ne politikanız var, bize bunları anlatın eğer ekonomiden bahsediyorsanız. Piyasa istikrarını neyle sağlayacaksınız? Millete hayal satmayın artık, yeter. Yönünüz belli değil, hedefler net değil, nereye ulaşılacağı belli değil. Ampul sönmüş aydınlatmıyor ve artık vatandaş, normal yaşamak istiyor. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – “Ne olacak sonu?” deyince “Üzülürüz.” diyorsunuz ya hani, yamalı çözümlerinizle değil, güven iklimiyle olacak ve ampul kapanınca sabah olacak, gün doğacak, gün ağarınca olan güneşle iyileşeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Iğdır Milletvekili Sayın Habip Eksik.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hakikaten, AKP iktidarının ekonomiye yaklaşımı berbat, ondan dolayı da her geçen gün, her şey daha da kötüye gidiyor. Sürekli palyatif değişikliklerle, sürekli küçük değişikliklerle sorunları kısa süreliğine halletme anlayışı var. Bakın, fiyat istikrarını sağlamak için “stokçulukla mücadele” adı altında bir yasa teklifi çıkarılıyor ya da herhâlde kaynak lazım, para bitti, dolar fırlıyor, mecburen, swap için dolar lazım, onun için de bu defa limanları kırk dokuz yıllığına peşkeş çekme anlayışı var.

Şimdi, gerçekten, ekonomiyle ilgili son derece yanlış bir zihniyet, bir tarz içinde AKP iktidarı. Ondan dolayı da hiçbir sorunu gerçek anlamda çözemiyor. Bakın, siz üretime dair bir planlama yapmazsanız, istihdamı gerçekten artıracak bir planlama yapmazsanız, tamamıyla her şeyi dışarıdan, ithalata dayalı bir anlayışla kurgularsanız zaten ülkenin tümünü bir stok alanına dönüştürmüş olursunuz. İthalatı yapan firmalar istedikleri zaman ürünleri getirirler, istemedikleri zaman ürünleri getirmezler; fiyatları uçururlar. Mesela ben size şöyle söyleyeyim: Bizlerin bir tarım ülkesi olması gerekirken, hayvancılığın son derece geliştirilmesi gerekirken dışarıdan et getiriyoruz, kırmızı et ithal ediyoruz.

Bakın, benim seçim bölgem Iğdır mükemmel bir ova, çok güzel dağları var ama maalesef, hayvancılık yapılmaması için iktidar hayvan üreticilerine resmen zulüm yapıyor. Hemen hemen bütün yaylalarımızı geçici yasak bölgesi olarak ilan etmiş, bitirmiş resmen hayvancılığı. Tarıma bakıyorsunuz, aynı şekilde. Iğdır Ovası bir tarım ovası; belki bütün ülkeyi besleyebilecek bir ovayken uygulanan yanlış tarım politikaları ülkenin tümünde olduğu gibi Iğdır’da da tarımı bitirdi. Bakın, pamuk yetiştiriliyordu, iplik fabrikasını çürümeye terk ettiniz; şeker pancarı yetiştiriliyordu, şeker pancarı fabrikalarını sattınız ve kota uygulandı, üreticiler üretemedi, bırakmak zorunda kaldı. HES’ler kurdunuz Aras Nehri üzerinde, barajlar kurdunuz, suyu bırakmadınız, iklim değişti yani birçok noktada resmen mahvettiniz Iğdır’daki o güzelim ovayı. Türkiye’de ya da dünyanın tümünde eşi benzeri görülmemiş bir il olmasına rağmen, 3 ülkeyle sınırı olmasına rağmen ticareti üç beş tane firmanın eline bıraktınız, sınır ticaretini. Türkiye'nin tümünde olduğu gibi, maalesef, Iğdır’da da aynı politikayı uyguladınız ve bugün gerçekten, Iğdır varlık içinde bir yokluk yaşıyor; sosyokültürel gelişmişlik düzeyi olarak 71’inci sırada, işsizlik oranına baktığınız zaman, TÜİK’in, torpilci İŞKUR’un verilerine göre bile yüzde 20’lere yakın bir işsizlik sorunu var, genç işsizlik yüzde 50’leri geçmiş, normal işsizlik yüzde 50’nin de üstünde aslında gerçekte. Ama bakıyoruz, hâlâ stokçulukla mücadele… Yahu, siz önce fabrikalar kurmaya çalışın, önce üretimi destekleyecek, üretimi artıracak politikalar geliştirin, önce insanların topraklarını işletebileceği, tarım yapabileceği imkânları sunun. Gübreyi, mazotu, tohumu bu kadar yüksek fiyata çekerseniz zaten üretim olmaz, zaten ülkenin kendisini aslında bir stok alanına dönüştürmüş olursunuz, zaten stokçuların eline vermiş olursunuz yani; Polonya’dan et getirirsiniz, Uruguay’dan et getirirsiniz işte. Şöyle söyleyeyim: Hollanda Konya kadar büyüklükte bir ülke ama Hollanda bütün dünyaya tarım ürünleri satıyor; biz dört mevsimi yaşayan bir ülkede olmamıza rağmen, bir coğrafyada olmamıza rağmen dışa bağımlı olmuşuz, hiçbir şey üretemiyoruz. Çünkü AKP iktidarının politikaları tamamıyla tüketime dayalı, ülkeyi bir pazar hâline dönüştürme tarzıdır, peşkeş çekme tarzıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bakın, limanları kırk dokuz yıllığına kiralama, aslında bir satmadır. Kırk dokuz yıllık bir kiralama olmaz; satıyorsunuz, satacak bir şey bırakmadınız. Ve emin olun, yarın çocuklarınız dahi bu konularda sizleri eleştirecek, “Niçin yaptınız?” diyecek.

Benim seçim bölgemdeki insanlar, bugün refah içinde yaşamaları gereken bir coğrafyada bulunuyorlar ama siz resmen, işsizlikle, yoksullukla imtihan ettiriyorsunuz. İnsanları tamamıyla kaderleriyle baş başa bırakıp varsa yoksa üç beş yandaşı destekleme tarzında politikalar ve ülkenin sorunlarına palyatif çözümler öneriliyor.

Bu kanun teklifinde de maalesef böyle bir durum söz konusu; onun için de teklife “evet” dememiz imkânsızdır, biz “hayır” oyu vereceğiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerine son konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Orhan Sarıbal.

Buyurun Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; faşist, liberal bir düzenden bahsediyoruz. Neden faşist? “Ben ne yaparsam o doğrudur.” Çoğunluğa dayalı olarak, dayatarak, halka sormadan, halkın kaynaklarını belirli bir kimseye, belirli bir zümreye, belirli bir yapıya aktarıyorsanız, bunu zorbalıkla yapıyorsanız bunun adı faşizmdir; liberalizm yanı yandaşları zengin etme yanıdır. Türkiye’de saray iktidarı, kamu kaynaklarının bütününü kendi yandaşlarına aktarmak için on dokuz yıldır kurduğu sömürü düzenini bundan sonraki süreçte de sömürüye dönüştürmenin çabası içerisindedir. Gidecektir, gitmek zorundadır, bu topraklar ve bu ülke bu kadar aşırı sömürü düzenini reddetmektedir ama giderayak kendi yandaşlarını zengin edebilmek, bu ülkenin kaynaklarını belirli bir zümreye aktarabilmek için elinden geleni ardına koymamaktadır. Çünkü bilmektedir, giderse, bu kaynakların hesabını vermek zorundadır; elbette, bizim de görevimiz bunların hesabını sormaktır.

Limanlar kırk dokuz yıllığına özelleştirilecek, devredilecek ve aktarılacak, açıkça bu ülkenin kaynakları satılacak. Peki, neden? Şöyle bir limanlara bakalım: Türkiye’de 180 liman ve iskele var. Dünyada ithalat ve ihracat taşımacılığının yüzde 84’ü limanlar üzerinden olur. Şimdi bakalım, limanları yandaşlara vereceğiz, peki, bu limanlara, o büyük ithalat ve ihracat ürünlerini kim taşıyacak? Gemiler. Şimdi, limanlar bizde, yandaşlarımızda. Taşımayı kim yapıyor? Gemicikler. Onlar kimin? Onlar da bizim ve arkadaşlarımızın. Peki, bu limanları bütün kaynağını aldık mı? Aldık. Çocuklarımızın geleceğini de aldık mı? Aldık. Köle toplumu oluşturmak için kaynakları kendileri kaşıkla alıp, açıkça kazanla götürürken yoksullara damla damla verecekler mi? Verecekler. Biat kültürünü yaratacaklar mı? Yaratma çabası içerisinde olacaklar.

Peki, bu limanlarda başka ne oluyor? Bütün malların kontrolü orada; uyuşturucudan başka ürünlere kadar, referans fiyatları olan ürünlere kadar. Yani siz o limanlarda, uyuşturucu hareketini de yönetebilirsiniz, altın getiriyoruz diye bakır da getirebilirsiniz, bakır getiriyoruz diye altın da getirebilirsiniz. Yani bir denetim mekanizmasının da aslında kendi kontrolü içerisinde yapma konusunda bir çabanız olur. Peki bunun Türkçe adı nedir? Türkçe adı memlekete, Türkiye'ye, 84 milyona ait bütün alanları hunharca, fütursuzca, vicdansızca satmak, bunun yerine bir köle düzeni oluşturmak. Elbette reddediyoruz, elbette bunların hesabını soracağız.

Başka bir şey daha var, çok net bir şekilde bu stok meselesi. Stok meselesinin adını doğru koyalım. Keşke Türkiye'nin olanakları olsaydı da buğday stokları olsaydı Rusya'nın kapısına mahkûm olmasalardı, keşke arpa stokları olsaydı da Ukrayna'nın kapısına muhtaç olmasalardı, keşke bu ülkede gıda ürünlerine dair sahici bir stok olsaydı da Toprak Mahsulleri Ofisi devletin kaynaklarını, hazinenin kaynaklarını tüketip ucuz un sağlamak için ucuz buğday verirken kendi çiftçisinin buğdayını almamak için bu çabayı sarf etmeseydi, kendi çiftçisine rekabet etmeseydi. Yani Türkiye'de stok kontrolü, stok üzerinden bir cezalandırma yapma hikâyesi bu AKP'nin ve bu saray iktidarının görevi de değil, sorumluluğu da değil, haddine de düşmüş değil çünkü bir buçuk yıl önce “Gıda toptancılarını topladım, stok yapın çünkü Türkiye'de ne olur ne olmaz.” diyen Tarım Bakanın bizzat kendisi. Böyle bir konuda, baktığınızda, aslında iktidar kendisi bir stok alanı oluşturmuş, stokçuluk yapacakları da belirlemiş. Yani eğer ortada bir stokçuluk varsa, bu stokçuluk da piyasadaki dengeleri bozuyorsa bunu en iyi siz ve sizin bakanlarınız biliyor. Dolayısıyla, bunun için özel bir çaba sarf etmeye falan gerek yok. Ellerinizle sadece laf olsun diye birkaç tane firmaya ceza yazmanın kimseye bir faydası yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Kaldı ki bu stok meselesi bütün dünyanın en çok önemsediği, özellikle Covid’le beraber Çin, Hindistan, Amerika, bütün dünyanın önemsediği ve özellikle gıdada stoklarını artırdığı bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Ben mesela stokla ilgili iki şey söyleyeyim. Bir, son üç aydır Türkiye'de özellikle dışarıdan gelip satılan gübreleri kim aldı? Bandırma Limanı'nı işaret olarak gösteriyorum. İki, Mardin'de fosfat kaynakları Cengiz'in elinde. Cengiz şu anda fosfat kaynaklarından elde ettiği fosfatı satamıyor. Türkiye, gübre ihracatı yasağı getirdi. Peki, o fosfatlar ne durumda, ne oluyor? Acaba orada da bir sermaye ve servet birikimi olmasın.

Son olarak da şunu söyleyeyim: Akbaşoğlu bir açıklama yapmıştı birkaç gün önce televizyonda “Ya, bu elektrik zamlarının temel kaynağı, beş yıl önce elektrikte özelleştirme yaptığımızda uyguladığımız desteklemelerden kaynaklanıyor, desteklemeleri azalttığımız için birdenbire bunlar oldu.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, teşekkür ediyoruz.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Öğrenmenin yaşı yok, öğrenebilir Akbaşoğlu. Bugün itibarıyla destekleme oranı Doğu’da DEDAŞ üzerinden yüzde 15’lere düşmüş durumda, 5 puan, 5 puan azalıyor.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, teşekkür ediyoruz.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Ama siz bir gecede yüzde 130 zam yapıyorsanız bunun tek bir adı vardır, hakikaten bilmiyorsunuz, hakikaten farkında değilsiniz, halkı uyutmaya, masal söylemeye devam ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, teşekkür ediyoruz.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Reddediyorum, itiraz ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 8- Bu Kanunun;

a)                2 nci maddesi 1/1/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b)                Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

Muhammet Emin Akbaşoğlu    Ramazan Can              Yusuf Ziya Yılmaz

  Çankırı                                Kırıkkale                               Samsun

Metin Çelik                      Hakan Çavuşoğlu                  Ekrem Çelebi

Kastamonu                               Bursa                                    Ağrı

Ziver Özdemir                Mehmet Uğur Gökgöz          Salim Çivitcioğlu

  Batman                                 Isparta                                 Çankırı

Osman Ören

    Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe:

5174 sayılı Kanun uyarınca oda ve borsa üyelerinden tahsil edilmesi gereken tutarlar hakkında icra takip işlemlerinin durdurulması ve durma süresince zamanaşımı süresinin işlememesine ilişkin hükmün yürürlük tarihinde düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde aynı mahiyette 2 önerge vardır, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 9- Bu Kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür.” 

     Bedri Yaşar               Arslan Kabukcuoğlu Dursun Ataş                                                     Samsun                              Eskişehir           Kayseri                              Behiç Çelik Orhan Çakırlar                                                                                                 Mersin            Edirne                                     

 Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Tahsin Tarhan                  Kadim Durmaz Müzeyyen Şevkin                                                      Kocaeli                                  Tokat            Adana                                      Çetin Osman Budak     Ömer Fethi Gürer                     Tacettin Bayır                                            Antalya                                  Niğde                                   İzmir                                           Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                                                                                                                          Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, yeni bir torba kanun teklifi üzerinde görüşüyoruz. İktidar partisinin yine müjde olarak sunduğu birbirinden alakasız konularda hükümler içeren boşuna girişimlerden biri daha karşımızda. Bu teklife baktığımızda AKP’nin heyecansız, vizyonsuz ve umut vadetmeyen yönetim anlayışının güncel bir örneğini görüyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ses az geliyor.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Bugün yaşadığımız krize, yoksulluğa, pahalılığa yol açmış siyasetin ipuçlarını görüyoruz. İşte, bu siyaset iktidarı bir bütçe bile hazırlamaktan aciz hâle düşürmüştür. 2022 bütçesi için 180 milyar dolarlık bir tutar teklif edilmişti, AKP’nin ekonomi inadı ve kötü kur yönetimi yüzünden kur yükselince on iki gün içinde bütçeden 85 milyar dolar eriyip gitti. Artık açıkça ortadadır ki bu işlevsiz ve dinamizmini yitirmiş siyaset ülkenin sorunlarına çare olamıyor. Müjde olarak duyurulan kararlar bile kimsenin yüzünü güldürmüyor. “Elektrik faturalarından TRT payı kaldırılıyor.” denildi, müjde diye manşetlerden duyuruldu fakat vatandaşın yükü yine azalmadı, elektriğe cumhuriyet tarihinin rekor zammı yapıldı. İşte geçtiğimiz haftalarda asgari ücret açıklandı, yine müjdelerle duyuruldu, “rekor artış” diye tarif edildi. Biliyorsunuz o da ertesi gün hemen otomatikman 150 lira azaldı. TÜİK bile enflasyonu 36,1 olarak duyurdu, tabii gerçek enflasyonu biz biliyoruz.

Şimdi, ben buradan soruyorum: Faizi bir iktidar nimeti gören Sayın Cumhurbaşkanı, daha geçen ay 240,4 milyar TL faiz gideri öngören bütçeyi buraya, Meclise göndermedi mi? AKP’den önceki on dokuz yıllık sürede 248 milyar dolar faiz giderine harcanırken AKP’yle geçen on dokuz yıllık sürede faiz gideri ne kadar arkadaşlar? 516 milyar dolar. Bu mudur faize karşı olmak? İşte geçtiğimiz haftalarda mevduat faizine kur karşısında garanti verileceği de duyurulmuştu. Bunun da adı üstü kapalı faizi artırmaktır, millî paramızı Amerikan dolarına bağlamaktır. Bu nasıl bir iş arkadaşlar? Siz kimin parasıyla kime garanti veriyorsunuz?

Halkımız, ülkemizi son on bir ayda cumhuriyet tarihimizdeki dış borç kadar borçlandıranların farkındadır. Rekor zamların, enflasyonun, yoksulluğun farkındadır. Halkımız bugün faiz düşürüp yarın dolar yakanların, ülkeyi deneme tahtasına çevirenlerin farkındadır. Halkımız, yolsuzlukla, pahalılıkla, işsizlikle boğuşurken üç beş maaşla gününü gün edenlerin, rantçı çetelerin, aracı iş birlikçilerin farkındadır. Genç işsizliği had safhadadır arkadaşlar; çözüm mevcut değildir. Gençlerimiz AKP'nin kendilerini unuttuğunun farkındadır. Üreticiler, çiftçiler, ürettiği buğdayı, arpayı, ayçiçeğini, fındığı, limonu, muzu, narenciyeyi maliyetinin altında satmaya zorlandıklarının farkındadır. Çiftçiler borçlarının 2002 yılına göre katbekat arttığının ve buna kimlerin sebep olduğunun da farkındadır. Kısacası halkımız kendilerini yoksulluğa, işsizliğe mahkûm eden iktidar grubunun, haramiliğin farkındadır.

Evet, şimdi, mini bir torba paket karşımızda, stokçulukla mücadele diye adlandırılmış, yine müjde olarak duyurulmuş. Güya vatandaşın derdine derman olacak. Keşke öyle olsaydı. Torba kanun teklifi maalesef, amacı hasıl etmeyecek yeni bir AKP girişimi olarak karşımıza çıkıyor. Değerli arkadaşlar, tek adam rejiminin sonucu budur. Her zaman tek adam rejiminin sonu hüsrandır ve bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN  – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu rejimle devlet, adalet ve hacet kapıları vatandaşın yüzüne kapatılmıştır. Son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener “Eğer bir ülkede stokçuluk varsa sebebi o ülkeyi yönetenlerin beceriksizliğidir. Stokçuluğu bitirmek isteyenler işe onlarca özel uçağı, 300 tane lüks aracı olanlardan başlayabilir.”

Üretimi düzeltmeden, israftan vazgeçmeden bu yangın asla sönmeyecektir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz talebi Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer’e aittir.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Ömer Bey, bu kadar yüksek alkışa yüksek bir performans bekliyoruz, buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin millî ve yerli politikalarını, sahiplenen Adalet ve Kalkınma Partisi adı “Türkiye Kupası” olan Beşiktaş-Antalyaspor maçını bile Katar’da oynattı. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, biz de aynı gece, daha süresi gelmeden kırk dokuz yıllığına yeniden Katar’a kiraya verilecek limanla ilgili konuşuyoruz. İşte, bu, bu kadar olur. Deniz bitti, para yok, ne varsa çarçur ettiniz, satıyorsunuz, daha da doymadınız. (CHP sıralarından alkışlar) 101 kuruluşun kamu payını, 90 elektrik santralini, 40 işletmeyi, 11 kamu otel ve sosyal tesisini, 40 maden sahasını 60 milyar dolara sattınız; ortada para yok, bu tesisler de gitti. Yetmedi, yabancılara Türkiye’de arazi edinme hakkı tanıdınız, fakir fukara gitti, arazisini yabancıya sattı, çiftçi onun marabası olarak çalışıyor. Binlerce dönüm arazi bu yolla el değiştirdi. Ayrıca, vatandaşlık karşılığında gittiniz, bu ülkenin konutlarının satılmasının yolunu açtınız; adı “millî ve yerli.” Biz yapık, siz sattınız; biz karıncayız, siz ağustos böceğisiniz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; stokçulukla ilgili düzenleme var. Dersiniz ki herhâlde Türkiye'de karaborsa, fahiş fiyat bitecek ama bakıyorsunuz mevcutta var olan yasanın yalnızca parasal varlığını artırmaktan ibaret bir düzenleme. Bu, stokçuluğu bitirmez ki. En büyük stokçu bu ülkede devlet. Bakınız, “lisanslı depoculuk” diye kırk iki yılda bir uygulama yapıyorsunuz, ne diyorsunuz? “Ürününü getir lisanslı depoya koy, bunun karşılığında ben sana kredi de vereceğim, stokla." diyorsunuz. Ondan sonra, stokçuluk yapanla ilgili uygulamayı getiriyorsunuz. Stokçuluğu siz yapıyorsunuz. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ağustos ayında hasadını yaptığı makarnalık buğdayı piyasaya 5.320 liradan sattı. Çiftçiden kaç liradan aldınız? 2.450 liradan aldınız. Niye siz Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün fahiş fiyatla piyasaya buğday vermesini engellemediniz? (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Bakınız, Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçiden 2.250 liradan aldığı -taban fiyatı olarak verdiği- buğdayı vatandaşa 3,275 liradan satıyor, yüzde 45 kâr koymuş. Makarnalık buğdayı 2.450 liradan aldı, 3.950 liradan satıyor, yüzde 61 kâr koymuş. E, şimdi çiftçi ürettiği ürününü borcu varsa olanını sattı, olmayanını depoya koydu. Vardınız, ortada fiyat artışı var, depoyu basacaksınız, çiftçiye “stokçu” diyeceksiniz; öyle mi? Bakınız, arkadaşlar, öyle bir şey yapıyorsunuz ki mal almaya ticaret erbabı korkuyor çünkü “Gelirler ‘Stokta mal var.’ derler, bunun sonunda da kamuoyunda bulunduğum bölgede itibarım sarsılır." diyor. Siz ticaretteki akışı bozuyorsunuz, arz talep dengesini ortadan kaldırıyorsunuz. Bu anlamda, olanın farkında mısınız? Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarındaki, çoğu kişi de ticaretle uğraşıyor. Bir yıl boyunca satılmayan mobilyayı “stok” diye mi basacaksınız, beyaz eşyayı mı basacaksınız? Hayır. Ne yapacaksınız? Soğanı, patatesi, buğdayı “zahire ambarı” derlerdi oraya koyanı, gideceksiniz, stokçu ilan edeceksiniz; öyle mi? Arkadaşlar, yanlış yoldasınız. Önce üretim… Bu ülkeyi üretimden uzaklaştırdınız, 5 milyon hektar tarım arazimizi yok ettiniz, 700 bin çiftçimizi tarımdan kopardınız, ülke kaynaklarını doğru kullanmadınız, ithalata tabi kıldınız; o nedenle de ülkede dengeleri oynattınız. Üretirseniz, eğer çiftçimizi, esnafımızı, çalışanlarımızı sahiplenirseniz bu sorunları yaşamayız. Kamuoyunda yanlış yönetiminizi örtbas etmek için kalkacaksınız “Stokçuluk yapan var.” diye kenara sıyrılacaksınız; olmaz. Siz yönetemiyorsunuz. Bu ülkedeki sorunların kaynağı Adalet ve Kalkınma Partisidir. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Yirmi yıllık yanlış, yetersiz yönetiminizdir. Onun için de ülkenin değerlerini satmaktan bir vazgeçin, sahiplenin, kamucu bir anlayışla bakın. 10 milyon geniş tanımlı işsizin, 2 milyon üniversite mezunu işsizin varlığı bu ülkeyi üretimden uzaklaştırdığınız içindir. Eğer bugün gübre fiyatları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Gürer.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Doğal patatesi nerede bulabilecekler?

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) - Bir yıl önce üre gübre 1.800 lira iken 17 bin liraya çıktığını seyrediyorsunuz; 15 bin liraya gelince fiyatı düştü sanıyorsanız, aldanıyorsunuz. Çiftçi bu yıl gübreyi toprakla buluşturamadı. Tohum, gübre olmadığı için rekolte ve verim kaybı yaşanabilir. Üst gübre için bugünden önlem alın, gübreyi ucuzlatın, hatta çoğu bölgede, kırsal kesimde küçük çiftçiye tohumu, gübreyi, ilacı ücretsiz verin; ülkenin geleceğinde gıda ile ilgili yaşanacak krizin önüne geçin. Biz size öneriyoruz, yapamazsanız geliyor gelmekte olan, biz yapacağız.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın Şevkin…

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Sayın Başkan, her şeyi özelleştirmekten, kiraya vermekten, işletme hakkına devretmekten doymadınız ne yazık ki. Evet, 18 limanın sözleşmelerinin süreleri dolmadan henüz kırk dokuz yıl daha uzatılması, ne İhale Kanunu’na ne Rekabet Kanunu’na uymayan bu teklifin geri çekilmesi gerekirdi. Anayasa’nın 2’nci ve 134’üncü maddesine aykırı olduğu, burada hukukçu hocalarımız tarafından defalarca dile getirilmesine ve bu teklifin geri çekilmesi, önerilmesine rağmen yine de geçirdiniz. Halkın malını kırk dokuz yıllığına uzatmayı siz kendinize izah edebiliyor musunuz? Yasaların giderayak Anayasa’ya uygun olma zorunluluğuna uymadan neden bunları çıkarıyorsunuz? Bununla ilgili herhangi bir bilgimiz yok. Ayrıca şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Etibank, TEK, TEİAŞ ve eski…

 

1. Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4018) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 298) (Devam)

 

 

BAŞKAN – İç Tüzük 86’ya göre lehte ve aleyhte olmak üzere söz taleplerini karşılayacağım.

Lehte olmak üzere ilk söz Muğla Milletvekili Sayın Yelda Erol Gökcan'a ait.

Buyurun Sayın Gökcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifimizin lehine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Vatandaşlarımız, stokçuluk, fırsatçılık ve buna bağlı olarak artan fahiş fiyatlarla karşı karşıya kalmakta ve mağdur olmaktadır. Bazı ürünlerdeki fiyat artışlarının bir sebebi, küresel emtia fiyatlarının yükselişiyken bir sebebi de maalesef piyasadaki açgözlü fırsatçılardır. Vatandaşlarımızı fiyat artışlarına karşı korumak ve tedarik zincirinin bozulmaması için gerçek anlamda stokçularla mücadele edeceğiz.

Stokçuluk, üretici, tedarikçi ve perakende işletmelerin piyasada darlık yaratan, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozan faaliyetleriyle tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyen faaliyetlerdir. İşletmelerin ortaya çıkabilecek ihtiyaçlarını karşılamak ve üretimin kesintiye uğramadan devamlılığını sağlamak amacıyla bulundurduğu ham madde, yarı mamul veya varlıklar için kullanılan stok tanımı ile piyasa bozucu bir davranış biçimi olan stokçuluk kavramının birbirine karıştırılmaması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pandemi süresince ekonomik faaliyetlerin devamlılığına katkı sağlayacak çok sayıda yasal düzenlemeler yaptık. Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, fahiş fiyat artışı ve stokçuluk uygulamalarını engellemek amacıyla kamu ve özel sektör temsilcilerinden oluşan 13 üyeye sahip Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunu oluşturduk. Stokçulukla mücadele kapsamında da 6585 sayılı Kanun’un “Ceza hükümleri” başlıklı maddesinde değişikliğe gidiyoruz, stokçuların idari para cezasının alt ve üst sınırını yeniden belirliyoruz. Yapılan değişiklikle, cezaların ağırlaştırılarak cezanın etkinliğinin ve caydırıcılığının artırılmasını amaçlıyoruz. Ayrıca cezanın alt ve üst sınırları ile bu sınırlar arasındaki farkı yeniden belirleyerek daha hakkaniyetli yaptırım uygulamasına imkân sağlayacağız. Caydırıcılığın artırılması amacıyla, 50 bin lira olan alt sınırı 100 bin liraya, 500 bin lira olan üst sınırı ise 2 milyon liraya çıkarıyoruz. Maalesef stokçuluk yapan fırsatçılar ve halkımızın emeğini gasbeden firmalar var, otomotiv sektöründe bile stokçulukla karşılaşıyoruz; fahiş fiyat artışları yaşanıyor. Stokçular ayaklarını denk alsınlar, üzerlerine kararlılıkla gideceğiz. AK PARTİ iktidarlarında vatandaşlarımızın hakkını nasıl koruduysak yine korumaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımız da “Stokçuların gözünün yaşına bakılmayacak.” diyerek tavrını net olarak ifade etmiştir.

Vatandaşlarımızın lehine bir düzenleme daha yapıyoruz. Esnafımızın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu uyarınca tahsil edilmesi gereken üye borçlarını 31 Aralık 2022 tarihine kadar erteliyoruz. Oda ve borsa üyeleri hakkında borçlarından dolayı başlatılan icra takip işlemleri durdurulacak ve durma süresince de zaman aşımı süresi işlemeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kur üzerinden oynanan oyunları hep birlikte gördük ve ibretle izledik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşu ve uyguladığımız ekonomik politikalarla kurda yaşanan oyunları bozduk. Aldığımız tedbirlerle Türk liramıza güven arttı. Bugün Türk ekonomisi ufak tefek sarsıntılarla dengesi bozulmayacak kadar büyük ve güçlüdür. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar) Milletimiz müsterih olsun, yirmi yıllık tecrübemizle her türlü sorunun üstesinden el birliği içerisinde gelmeyi başardık, yine başaracağız. 2020 yılında toplam ihracatımız geçen yıla göre yüzde 32,9 oranında arttı. 225 milyar 368 milyon dolarlık ihracatla bir rekora daha imza attık, ülkemize ve milletimize hayırlı, uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Muhalefetin esip gürlemesine, boş vaatlerine rağmen halkımızın Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Hükûmetimize güveni tamdır. Biliyoruz ki inşa ettiğimiz güven zemininin arka planında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve bizlere duyulan inanç vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz bu kanun teklifiyle ülke ekonomimizin gelişimine katkı sağlanacak, yatırımcıların önü açılacak, uluslararası rekabet gücümüz artacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YELDA EROL GÖKCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YELDA EROL GÖKCAN (Devamla) – Kapasite artırımı yapılan santrallerde yerli aksam kullanımı desteklenecek, rafinerilerin LPG ve  depolama ihtiyaçları karşılanacak, vatandaşlarımız ekonomik olarak desteklenecektir.

Kanunun ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Hayırlı, uğurlu olsun.(AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İç Tüzük 86’ya göre, aleyhte ve son söz Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı’ya aittir.

Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; iktidarın son dönemlerde çıkarmaya çalıştığı kanunlarda şunu görmekteyiz: Artık sizler de iktidardan gittiğinizin farkındasınız. Öyle ki çıkardığınız her değişiklikte “İktidardan nasıl olsa gidiyoruz, o nedenle satalım satabildiğimizi.” anlayışıyla düzenlemeler yapmaktasınız. Bakın, öyle düzenlemeler yapıyorsunuz ki ne kadar değerimiz varsa bir bir bunları elden çıkarıyorsunuz.

Şimdi, limanlar bir ülkenin en stratejik değerleridir. İşin öyle tarafı var ki hem güvenlik tarafı var hem ekonomik tarafı var hem siyasi tarafı var. Bu limanlar kiralanmış, şu an çalışıyor; evet, çalışıyor, çalışmaya devam etsin ama öyle bir düzenleme getirmektesiniz ki bakın, bu getirdiğiniz düzenlemeyle kira süresini belki de çoğunuzun göremeyeceği kadar uzatmaktasınız. Yani şimdi, 2070’lere kadar bu limanların kullanım hakkını devir yapıyorsunuz. Böyle bir devre, böyle bir devre yol açmaya sizin hakkınız var mı? Sözleşme yapılmış, bu süreyi kırk dokuz yıllığına uzatma imkânı getirmektesiniz. Örneğin, Antalya. Antalya Limanı, bakın, Antalya ticareti adına çok değerli ve önemli ve bakın, sürenin dolmasına daha altı sene var ve siz bu altı yıllık süreyi on dokuz yıl daha uzatmaya kalkmaktasınız. Bakın, böylelikle 2047 yılına kadar Antalya Limanı’nın kullanım hakkını Katarlılara kendi elinizle vermektesiniz. Şimdi, 2 milyar dolarlık bir ihracat var Antalya Limanı’nda. Sırf bu devirler nedeniyle, yüksek hizmet bedelleri nedeniyle orada ihracata büyük bir darbe vurulmakta.

Şimdi, sadece Katarlılar değil tabii ki yani sizin iktidarınıza yakın olan çok sayıda o bilindik şirketler için bu limanların kullanım sürelerini uzatmaktasınız. Yine, bakın, Singapurlu bir işletme tarafından işletilen Mersin Limanı’nın 2043 yılında sözleşme süresi bitecek, on dokuz yıl süreyle daha uzatmaktasınız ve 2056 yılına kadar uzatma imkânı getirilmekte. Limak’ın işlettiği İskenderun Limanı 2061 yılına kadar, Albayrak Grubunun işlettiği Trabzon Limanı 2052 yılına kadar, Ciner Grubunun işlettiği Hopa Limanı on dokuz yıl daha uzatıldığında 2046 yılına kadar… Safi Katı Yakıt firmasının işlettiği Derince Limanı 2054 yılında bitecek, on yıl daha işletirse 2064, Ceynak Grubunun işlettiği Taşucu Limanı’na dokuz yıl daha ilave ederseniz 2070… Kimin ömrü yetecek 2070 yılına kadar belli değil. Eğer seçim zamanında yapılırsa sizin siyasi iktidar ömrünüz şurada en fazla bir buçuk yıl kalmış ama neredeyse elli yıl süreyle bu ülkenin geleceğine ipotek vurmaya çalışmaktasınız. Bakın, örneğin Antalya Havalimanı, beş yıl var daha sözleşme süresine, siz ne yaptınız? Kira sözleşme süresinin bitimine daha beş yıl var, daha o süre işletmeci tarafından kullanılmamış, yirmi beş yıl daha devam etsin diye yeniden ihaleye çıkardınız. Çünkü siz de farkındasınız ki iktidardan gidiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Kiracıların “Bizim bu kira hakkımız garanti altına alınsın.” taleplerini karşılamakla meşgulsünüz yani bu kiracılar, yandaşlarınız, Katarlılar diyor ki: “Siz gidiyorsunuz iktidardan, hiç olmazsa bizim kira hakkımızı garanti altına alın.” O nedenle, bu kira uzatmalarını vermektesiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CAVİT ARI (Devamla) – Değerli arsaları da yine bir bir satmaktasınız. “Nasıl olsa iktidardan gidiyoruz, satalım ne bulduysak.” diyorsunuz. Bakın, 2021 yılı sonuna kadar -konuşmayı yaptığımız dönemde daha on beş gün varken- 1.500 taşınmazın satışı vardı Millî Emlak ve TOKİ tarafından. 2022 yılında 5.542 taşınmazın satılacağı şu an belli. Ülkenin ne kadar arazisi varsa, tarlası varsa bunların hepsini satmaya çalışıyorsunuz. İşte bunların hepsi sizin iktidardan gidişinizin, gitmeden de ne bulursak satalım anlayışının açık göstergesidir.

Bu getirilen kanun teklifine biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak “hayır” diyoruz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını, oylama içinde verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturun. Bundan sonra bir oylamamız daha var, devam ediyor görüşmeler. Lütfen yerlerinize oturun.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum yerlerinize oturur musunuz?

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve açık oylama sonucu:

 “Kullanılan oy sayısı : 314

  Kabul : 246

  Ret :68 (x)

  Kâtip Üye                                                        Kâtip Üye

  Mustafa Açıkgöz                                               Rümeysa Kadak

  Nevşehir                                                         İstanbul”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

Danışma Kurulu Önerisi                                       5/1/2022

Danışma Kurulunun 5/1/2022 Çarşamba günü yaptığı toplantıda, Genel Kurulun 6/1/2022 Perşembe günü toplanmamasının Genel Kurul onayına sunulması önerilmiştir.

             Mustafa ŞENTOP

                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

 

Adalet ve Kalkınma Partisi                              Cumhuriyet Halk Partisi   Grubu Başkan Vekili                                                 Grubu Başkan Vekili

Muhammet Emin Akbaşoğlu             Engin Özkoç                                                          

Halkların Demokratik Partisi                         Milliyetçi Hareket Partisi

Grubu Temsilcisi                                               Grubu Başkan Vekili

Mehmet Ruştu Tiryaki                     Erkan Akçay                   

     İYİ Parti

Grubu Başkan Vekili

   Erhan Usta

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemimizdeki konu tamamlanmıştır, alınan karar gereğince Küresel İklim Değişikliğinin Etkilerinin En Aza İndirilmesi, Kuraklıkla Mücadele ve Su Kaynaklarının Verimli Kullanılması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerinde genel görüşmeyi yapmak ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 11 Ocak Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.11

 



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı         üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

 

(x) 298 S. Sayılı Basmayazı 4/1/2022 tarihli 42’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

 

 

 

 

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.