11 Kasım 2021 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Mersin’le ilgili söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Olcay Kılavuz’a aittir.

Buyurun Sayın Kılavuz. (MHP sıralarından alkışlar)

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Dünden bir dakikam vardı, onu da eklerseniz Başkanım.

BAŞKAN – Vallaha, konuşmaya başlamadan pazarlık yapıyorsunuz Olcay Bey. Siz bir konuşun da.

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen yüce Türk milleti; sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Yüce Türk milletinin sinesinden bir güneş gibi doğan büyük Atatürk’ün naçiz vücudu toprak olsa da büyük Türk milleti sonsuza dek izinde yürüyecektir. Adı ve kurduğu cumhuriyet yaşasın diye asil Türk milleti bir ömür nöbettedir. “Ya istiklal, ya ölüm!” parolasıyla emperyalizmi Türk vatanının harimiismetinde boğup Türk istiklal ve Türk istikbalinin muhafızı olan, bağımsızlığımızı ve hürriyetimizi bizlere armağan edip “Doğuşumdaki tek fevkaladelik Türk olarak dünyaya gelmemdir.” sözleriyle asırları aşan, büyük Türk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete irtihalinin 83’üncü yılında rahmet, minnet ve özlemle anıyor, manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum.

9 Kasım 2010’da Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde öğrenciyken PKK’lı kahpe teröristler tarafından şehit edilen ülküdaşım ve kardeşim Hasan Şimşek’i, kalleşçe şehit edilen Derik Kaymakamımız Muhammet Fatih Safitürk’ü, kansız bir uyuşturucu satıcısının ateş açması sonucu şehit olan Polis Memurumuz Abdulkadir Güngör’ü rahmetle anıyor, İstanbul Ataşehir’de aşağıların aşağısı bir soysuz tarafından “Canım sıkıldı.” denilerek samuray kılıcıyla katledilen masum kızımız Başak Cengiz’i rahmetle anıyor, ailesinin ve yüce Türk milletinin acısını yürekten paylaşıyor, bu gözü dönmüş mahluku şiddetle ve nefretle lanetliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin, Türkiye’nin en önemli tarım kentlerinden biridir. Tarsus’ta narenciye üzüm; Erdemli’de limon; Gülnar’da elma ve badem; Aydıncık’ta salatalık; Silifke’de çilek, Mut’ta zeytin ve kayısı, Anamur ve Bozyazı’da muz başta olmak üzere sebze ve meyve üretiminin birçok türünde Mersin ilk sırada yer almaktadır. Mersin’imizin tarımsal üretimde varlığını güçlendirmek hayati bir öneme sahiptir. Bu kapsamda atıl durumdaki hazine arazilerinin tarıma açılması ve üreticilerimize tahsis edilmesi, tarım arazilerinin iskâna açılmasının önlenmesi, arazi parçalanmasının engellenmesi, Tarsus, Erdemli, Mut, Mezitli, Anamur ve Bozyazı başta olmak üzere hazine arazilerinin mülk kullanıcılarına rayiç bedeller üzerinden tahsis edilmesi gerçekten hayati öneme sahiptir. Yem, gübre, ilaç, tohum, mazot, elektrik gibi girdi maliyetlerimizin çiftçilerimizin yüzünü güldürecek şekilde düzenlenmesi, çiftçilerimize destek verilmesi hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte tarım ürünlerinin ihracatında yaşanan sorunlar çözüme kavuşturulmalı, çiftçilerimizin devlet bankalarından ve özel bankalardan aldıkları krediler yapılandırılarak geri ödemelerinde faizler kaldırılmalıdır.

Tarım için sulamanın önemi hepimizin malumudur. Su tutmaya başlayan Tarsus Pamukluk Barajı ile Değirmençay, Sorgun, Aksıfat barajları ve göletler acilen tamamlanmalıdır.

Mersin kara yolu, deniz yolu ve demir yolu taşımacılığının kavşak noktalarından biridir. Mersin’imizin tarım, sanayi, turizm, enerji ve lojistik alanlarında Türkiye’nin önde gelen illerindendir. Mersin Limanı’nın ve Mersin Organize Sanayi Bölgesi’nin ulaşımdan kaynaklı sorunları giderilmelidir. Mersin’imizi kapsayan hızlı tren hattı nihayete erdirilmeli, Mersin-Antalya, Silifke-Mut-Karaman, Çamlıyayla-Tarsus, Çeşmeli-Taşucu yolları en kısa sürede bitirilmelidir. Çukurova Bölgesel Havalimanı hizmete açılmalıdır. Mersin-Tarsus otobanı ücretsiz olmalı, Yörüklerimizin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde yayla yollarından aksaklıklar ve internet ve iletişim sorunları giderilmelidir. Seçim bölgem olan Mersin Akdeniz’in incisi, ülkemizin göz bebeğidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Mersin, antik kentleri, tarihî kaleleri, kalıntıları, doğal güzellikleri, inanç merkezleri, sahilleri ve eşsiz koylarıyla cenneti andırmaktadır. Deniz, kültür, doğa ve yayla turizmi gibi çok yönlü turistik faaliyetlerin yapıldığı Mersin turizm noktasında istenilen seviyelerde bulunmamaktadır. Mersin’in turizm potansiyeli değerlendirilmeli, güzel Mersin’imiz turizm konusunda daha fazla yatırım almalıdır. Bu noktada turizmle alakalı bütünlükçü ve sürdürülebilir bir eylem planı hazırlanmalı, dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Mersin’imizin tanıtımı daha iyi bir şekilde yapılmalıdır.

Mersin ülkemizin önde gelen sanayi şehirlerinden biridir. Mersin Limanı’nın ekonomik gücü ve etkisinin yükseltilmesini, Mersin Ana Konteyner Limanı Projesi’nin bir an önce hayata geçirilmesini, Mersin’imizin sanayide kullanılacak enerji talebinin karşılanmasını şehrimiz, bölgemiz ve ülkemiz adına önemli bir konu olarak görmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın siz kürsüden.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Yapımı devam eden Tarsus Organize Sanayi Bölgemizin tamamlanması, Mersin'in sanayi ve ekonomisinde büyük katkılar sunan doğal gazın kullanılması, artırılması, sanayide kullanılan doğalgaz fiyatlarının düşürülmesi, Çamlıyayla, Erdemli, Silifke, Mut, Gülnar, Aydıncık, Bozyazı ve Anamur’a doğal gaz erişimi sağlamak adına beklentilerimiz arasındadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Bir dakika verseniz…

BAŞKAN -  Bir dakika verdim ama.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Ama dünden kalan bir dakikam vardı.

BAŞKAN -  Dünden alacaklı mıydınız?

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Tabii.

BAŞKAN -  Peki, bir dahaki sefer telafi ederiz alacağı.

Gündem dışı ikinci söz Düzce depreminin 22’nci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Düzce Milletvekili Sayın Fahri Çakır'a aittir.

Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRİ ÇAKIR (Düzce) –  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ekranları başında bizleri izleyen sevgili Düzceliler böyle bir günde sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Düzce depremi 1999 senesinin 12 Kasımında gerçekleşti. Bilindiği gibi 1’inci deprem Düzce, Sakarya, Yalova, Çınarcık, Gölcük depremi, 17 Ağustos. Bundan 87 gün sonra vaki olan Düzce depremi, 12 Kasım 1999 Düzce'miz için son derece yıkıma sebep olmuş büyük felaketlerden bir tanesiydi. Depremin şiddeti 7,2; tabii 1’inci deprem de 7,4; 2 depremi de iliklerine kadar yaşayan bir Düzce'den söz ediyoruz. Yaklaşık 1.000 civarında vatandaşımızın hayatını kaybetti, binlerce yaralı, Düzce'mizin yüzde 85’i yıkıldı. Tabii 1’inci depremin alanı çok geniş olduğu için çok fazla gündemde kalamadı. Belki onun şöyle de bir şansı vardı Düzce için, çünkü Düzce birinci depremden sonra tamamen prefabrik konutlara ve çadırlara çıkmıştı. Akşam 18.57’de olan deprem belki de çok daha fazla insanı yapılarda yakalasaydı vefat sayısı çok daha fazla olabilirdi. Allah tüm geçmişlerimize rahmet eylesin, Allah kalanlara hayırlı, uzun ömür versin.

Tabii, deprem bir doğal felaket, hiç şüphesiz depremi önlemek mümkün değil, yıkımı yüksek, sel de öyle, rüzgâr da öyle. Başkaca doğal felaketleri ülkemizde hep yaşıyoruz, bundan sonra da yaşayacağız, Allah’ın takdiridir hiç şüphesiz ama insanlara düşen bazı şeyler vardır. Tabii ki depremi yok etmek, yok saymak, önlemek mümkün değil ama depremin olası zararlarını azaltmak, insan olarak bize düşen görevlerdir. Bunların en önemlisi yapılaşmayla alakalı kısımdır hiç şüphesiz. Yapılarla alakalı teknolojisine uygun, zemini fevkalade seçilmiş, muhkem yapılar olsa elbette ki bu felaketler olsa da en azından bu yapıların ve bu binaların altında kalmayız. Enteresandır şunu da kayıtlara geçirmek bakımından söylemek istiyorum, tabii, 1999 senesinin 12 Kasımında vaki olan deprem ve aynı tarihlere isabet eden o zamanki -teşekkürlerimi de buradan sunmak istiyorum- 57’nci Hükûmetin marifetiyle, Düzce Bolu’ya bağlı bir ilçeyken il olma şerefine nail olmuş 81 numaralı bir il. Dolayısıyla, il olmanın sevincini yaşayamadan iki depremi iliklerine kadar yaşayarak son derece hüzünlü bir kasım ayını geçirdiğimizi söyleyebilirim.

Tabii, depremin birincisi Gölyaka ilçemizden başlayıp Çınarçık’a kadar devam eden; ikinci Düzce depremi de yine aynı ilçede, aynı fay hattı üzerinde Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde başlayıp bu sefer doğuya doğru kırılan, Bolu Dağı’na geldiği zaman duran bir depremden söz ediyoruz. Dolayısıyla, bu iki deprem son derece travmalara, büyük yıkımlara sebep olmuş.

Değerli arkadaşlar, tabii ki, il olmayla alakalı bir notu da kayıtlara geçirmek istiyorum: O zaman Bolu’dan ayrıldık, Bolu’ya bağlı Düzce’de deprem felaketi başımıza geldi. Kardeş payı yapıyoruz Bolu’yla birlikte, bütün alet, edevat, ekipmanları taksim ediyoruz -ama tırnak içinde söylüyorum- o zamanki Bolulu yöneticilerden dolayı o ekipman ve araç gereç taksimatında güzelleri, sayısı itibarıyla çok olanı, işe yarayanı Bolu’ya, işe yaramayan araçlar, birbirinin üzerinde felaketin başımıza geçtiği bir dönemde Düzce’ye geldi. bunun da özellikle kayıtlara geçmesini arzu ettim.

Tabii ki, bu büyük felaketlerin sonucunda toparlanmak kolay olmuyor hiç şüphesiz, bunun maddi ve manevi travması var. AK PARTİ hükûmetlerinin ilk döneminde 5084 sayılı teşvik ve istihdama yönelik yasa gerçekten tabiri caizse Düzce’yi uçurdu, çok istifade ettik. Yerle yeksan olmuş ilçe bu teşvik yasasıyla birlikte ciddi anlamda yatırımcı aldı. Şu an itibarıyla 5 tane organize sanayiyi Düzce’mizde kurduk, çok ciddi üretim yapıyoruz. İstanbul yatırımcısı kahir ekseriyetle geldi, Düzce’de bu yatırım ünitelerini kurarak, üretime başlayarak, üretime geçerek ve ciddi anlamda istihdam sağlayarak, Düzce’nin bu kaybettiği maddi yoksulluğu ciddi anlamda önlemiş oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayım lütfen.

FAHRİ ÇAKIR (Devamla) – Hemen tamamlıyorum Sayın Başkan.

Üniversitemizi kurduk 2006’da, yine bu Mecliste üniversitenin kuruluş kanununu imzaladık, çıkarttık; yüce Meclise bir kere daha teşekkür ediyorum. Şu an 30 bini aşkın öğrencisiyle birlikte Düzce Üniversitesi… Düzce Üniversitesinin özellikle sanayiyle iş birliği gerçekten takdire şayan. O nedenle ciddi anlamda bu tedbirleri alarak yolumuza devam ettik ve bugünlere kadar geldik.

Ancak şunu hep söylüyorum ve söylemekte de hiçbir beis görmüyorum: Önlemek her zaman için ödemekten daha hayırlı, daha faydalı, daha da iyi bir eylem. Önlemek lazım, yoksa vaki olduktan sonra o yaraları sarmak çok daha külfetli, çok daha maliyetli, çok daha acı. O nedenle imar yapısını yatay yapalım, dikey binalar yapmayalım. Özellikle yerel yöneticilere seslenmek istiyorum Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden: Bunun için parti ayrımı, iktidar, o, bu falan filan; kimseyi suçlamak gibi bir niyetim asla yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çakır.

FAHRİ ÇAKIR (Devamla) – Yerel yöneticiler hangi partiden olursa olsun, belediyeler, il genel meclisleri bu konuda dokusuna, zeminine uygun yapılar yapsın, planlar yapsın ve insanlarımız felaketler sonucunda bu kadar çok üzülmesin, canlarımız yitmesin diyor ve yüce Meclisi tekraren saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, sağlık alanındaki sorunlar ve şehir hastaneleri hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Fikret Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Edremit ilçemizde dün akşam görevi başında şehit olan Polis Memuru Abdulkadir Göngör’e Allah’tan rahmet, aile ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Tüm Emniyet teşkilatımızın ve milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, bugünkü gündem dışı konumuz, sağlıktaki yaşanan sorunlar ve şehir hastaneleriyle ilgili problemler. Şehir hastaneleri, içerideki yolsuzluklar ve yüksek maliyetler nedeniyle kamuoyunda sıklıkla gündeme gelmekte. Bu nedenle de şehir hastanelerini küresel bir sömürü sistemi, modern kapitülasyonlar ve cumhuriyet tarihinin en büyük kara deliği diye nitelendiriyoruz.

Son üç yılın Sayıştay raporlarında şehir hastanelerinin maliyetlerinin çok yüksek olduğu, birtakım usulsüzlerin bulunduğu ve muhasebe işlemlerinin mevzuata uygun olmadığı da tespit ediliyor. Maliyet konusunda ben buradan size bu yılla ilgili bir örnek vermek istiyorum, farklı oranlarda hesaplamalar yapılabilir ama oldukça basit bir hesap vereceğim size: Bu yıl ki, Sağlık Bakanlığının 2022 yılı bütçesinde şehir hastanelerinin kira ve kullanım bedeli için ayrılan bütçe 21,5 milyar lira. Bu gördüğünüz de 2021 yılı Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı. Burada, bir devlet hastanesinin yatak başı maliyeti ne kadar diye baktığımız zaman, kendi ilimden Balıkesir Devlet Hastanesinin 400 yataklı Ek Binasının -üç dört yıldır gündemde ama daha bir çivi dahi çakılmadı- yatak başı maliyeti 695 bin lira. Efendim, 21,5 milyar lirayı 695 bin lira yatak başı maliyete böldüğümüz zaman kaç yatak yapıyor? 31.028 yatak. Eğer, biz 500 yataklı, aynı özellikli -şehir hastaneleriyle aynı özellikte olan hastane bunlar- bir veya iki yataklı ve aynı konfora sahip, hiçbir farkı yok; sadece adı farklı.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiç öyle bir şey yok. Biri nitelikli yatak, senin dediğin normal yatak.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – 31 bin yatağı eğer 500 yataklı bir hastane yapacak olduğumuzu düşündüğümüz takdirde tam 62 tane 500 yataklı hastaneye sahip oluyoruz.

Bakın, dikkatinizi çekiyorum: Sadece 13 tane şehir hastanesi için bir yılda ödeyeceğimiz kira ve hizmet tutarıyla tam 62 tane 500 yataklı hastane yapabiliyoruz. Bu şehir hastaneleri kaç tane biliyor musunuz? 13 tane ve toplam yatak kapasitesi de 17 bin, bu kadar. Bakın, hesap ortada, hiç itiraz edilecek bir şey yok burada.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Hesabı nereden bilecekler, dolar oldu 10 lira ya!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Diğer diğer kısım ise yolsuzluklarla ilgili kısmı. Yolsuzlukları geçen hafta burada anlattık. Isparta Şehir Hastanesinde ihale yapılmadan önce bir temel atma töreni düzenleniyor, törenden dört buçuk ay sonra da o temel atma töreninde bulunan şirkete ihale veriliyor diye burada ifade etmiştik. Şimdi, bu ihalenin ikinci perdesini ilk kez buradan açıklamak istiyorum. Yani inanın, Brezilya dizisi gibi yolsuzluklar şehir hastanesinde, bölüm bölüm. Önce temel atıyorsunuz, sonra şirkete dört buçuk ay sonra ihaleyi veriyorsunuz ve bu ihaleyle hastaneyi yapıyorsunuz, hastane 2017’de devreye girecek. 16 Nisan 2017 referandumu öncesi, yine 9 Şubat 2017’de ikinci bir ihale düzenliyorsunuz. Bu ihalenin konusu nedir? Hastanede verilecek olan hizmetlerle ilgili. Röntgen, laboratuvar, fizik tedavi, sterilizasyon, kemoterapi, temizlik, yemek, çamaşırla ilgili ihale için yine bir düzenleme yapıyorsunuz ve yine bu ihaleyi de aynen bu şirkete veriyorsunuz.

Bakın, 2 tane örnek göstereceğim ihaleyle ilgili, kararla ilgili. İnşaatla ilgili 2 numaralı karar, tarihi 2017. Hizmetlerle ilgili ihale kararı, 1 numaralı karar; 2017. E, şimdi, tarih ile karar sayıları birbiriyle uymuyor.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 2014’te inşaat yapılmış, hastane bitmiş, işletmeye verilmiş. Bundan normal ne var ya, anormal bir şey mi bu?

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bakın, ben, bu işin içinden çıkamadım, çıkabilseniz buyurun, anlatın. Bu kadar abuk sabuk işler yapıyorsunuz yani görüyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Çok normal, çok normal.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Aslında yapılması gereken şuydu: İkisi aynı anda yapılıp, rekabet koşulları sağlanıp hem inşaat kısmının hem de hizmet kısmının aynı anda yapılması lazımdı. Buradan söylüyorum, bakın, iki ihale kararını da söyleyeceğim: İkisinin de nihai teklif verme tarihi 15 Şubat 2013 ama birinin karar tarihi 2014, diğerinin 2017.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – İnşaat bitecek ki hizmet alasın. İhale tarihinde zaten “2017” diyor, bundan normal ne var ya!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Böyle bir ihale olabilir mi ya?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kimseyi kandıramazsınız, yok öyle bir şey.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Başka bir firmaya vermeniz mümkün değil zaten.

Özetle, şehir hastaneleri sistemi kamudan özel şirketlere para aktarmanın paravanıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Şehir hastaneleri bizim gururumuzdur, savunmaya devam edeceğiz.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Tabii, devam edin efendim, devam edin.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yapmaya da devam edeceğiz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Seneye satarlar onları.

BAŞKAN – İsmail Bey, rica ediyorum…

Tamamlayalım.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Efendim, bakın, biz de burada halkın hakkını savunmaya devam edeceğiz yani hesap ortada İsmail Bey, daha ayrıntısını size verebilirim.

Bu kamu-özel iş birliği modeli değildir. Bu modelin adı “AKP-özel iş birliği” modelidir. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, söylüyorum: Kamudan özel sektöre para aktarmanın paravanıdır bu hastaneler, yazıktır yani ve cumhuriyet tarihinin en uzun süreli soygunudur şehir hastaneleri. İddiayla söylüyorum, cumhuriyet tarihinin en uzun soygunudur. Bir hırsız dahi bir eve bir sefer giriyor yahu, vicdanı var hırsızın ya; yirmi beş yıldır bu vatandaşı niye soyduruyorsunuz şehir hastaneleri üzerinden? Yazık değil mi?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Soyan falan yok!

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Evet, yazık ve buna bir an önce dur demek durumundayız.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hizmet alıyor, en güzel şekilde de devam edecek.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Hesap kitap hepsi ortadadır, buradadır ve buna mutlaka “Dur!” demek durumundayız.

Bakın, şunu söylüyorum: Son üç dört yıldır Sağlık Bakanlığı bütçesinin en az yüzde 20’sini şehir hastanelerinin kira ve hizmet bedelleri alıyor ve Sağlık Bakanlığı yüzde 80 bütçeyle çalışıyor bu nedenle sağlık çalışanlarına yeteri kadar ödenek ayıramıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğru değil söyledikleriniz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, tabii, konuşmacının tüm iddialarını reddettiğimizi belirtmek isterim.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Her zamanki gibi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerçi, konuşmacı ile Sayın eski Başhekim, doktor olan Değerli Milletvekilimizle biraz böyle düet şeklinde bir konuşma da oldu, bazı hususlara da açıklık getirdi ama bu konuda tabii ki…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Soracağız, kendi hastanesinde yatanları kaç paraya mal etmiş, onu da soracağız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …herhâlde yanlış birtakım bilgilerden hareketle ve birtakım iddialar ve suçlamalarda bulundu; bunu asla kabul etmiyoruz.

Şehir hastanelerinde biz milletimizin hizmetkârı olmaya devam edeceğiz, en büyük sağlık hizmetlerini inşallah, sosyal devletin gereği olarak yerine getireceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Hastaneye karşı olan yok, soyguna karşıyız.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, binalar var da içinde doktor yok, uzman yok. Binayı yapmışlar ama içinde uzman yok, boş.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Her yerde doktor var.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, 69’a göre söz talep edeceğim, sataşmadan dolayı 69’a göre bir söz talep edeceğim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Şahin, lütfen yerinize oturur musunuz? Lütfen yerinize oturun.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sataşma var.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun, bu bir sataşma değil, 60’a göre bir açıklama.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğruları söylüyorum ben, sataşma yok.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Efendim, ben de açıklama getireyim Sayın Başkanım, müsaade edin, bir açıklama getireyim.

BAŞKAN – Onlar da bu rakamların…

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Müsaade ederseniz yerimden bir söz alayım ben.

BAŞKAN – Sayın Şahin, siz tezlerinizi koydunuz ortaya, yine sizin gibi doktor olan arkadaşımız İsmail Bey de onların öyle doğru olmadığını söyledi ama İsmail Bey’in biraz maliyetler konusunda sıkıntısı var galiba, anladığım kadarıyla, biraz çalışması lazım.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Benim mi çalışmam lazım?

BAŞKAN – Peki, güzel başladık… İsmail Bey, güzel başladık, güzel devam edelim, hadi bakalım.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kabul etmiyorum Değerli Başkanım, ben başından beri, hayatımın, doktorluğumun her döneminden beri bu işin içindeyim. Dolayısıyla, benim değil, sizin çalışmanız lazım.

BAŞKAN – Ben de özellikle KİT Komisyonundayken falan çok çalıştım bu işe, özellikle yap-işlet-devret modellerine ama tabii sizin aranıza girmeyeyim ben. Güzel başladık, güzel devam edelim.

Şimdi, sayın milletvekilleri, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim ama burada da yanlış anlamayın, ilk iki sırayı Kocaeli milletvekilleri almış, torpil yapmıyorum, gerçekten kendi yetenekleriyle almışlar.

Evet, Sayın Çakır, sizden başlıyoruz.

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, şehir sosyal hayatın her yönünü kapsayan yanıyla ekonomik ve kültürel birikimin yoğunlaştığı fiziksel anlamda toplumsal hayatın merkezini teşkil eder. Şehircilik bir medeniyet eseri ortaya koyabildiği kadar ve insan yaşamındaki her duyguyu yansıtabildiği kadar insan ve şehir ilişkisinde başarılı olmuştur diyebiliriz. Medeniyetimiz içindeki zorlukları ifade etmiş olsa bile şehir hayatını ve şehirleşmeyi teşvik etmiştir. Sadece bu bakımdan bile şehir ve şehircilik başlı başına incelenmesi gereken bir konu olarak görülebilir. Günümüz dünyası şehir insanını sıkıştırılmış bina yoğunluğuna mahkûm eden anlayışına karşı farklı plan sunmanın arayışı içinde kıvranıp duruyor. O yüzden, şehirlere doldurulacak insan kalabalığından öte, insanlar için şehir ve şehirleşmeyi öne çıkaracak her eylem ve plan şehircilik günü kutlanırken işin doğru bir adımı olabilir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî iradeye rağmen iktidar olmak için muhtıra ve darbe girişimlerinden, dış finansal müdahalelerden, hatta Biden’dan bile medet umdunuz; en sonunda umudunuzu Azrail’e bağladınız, yetmedi. Ülkeye yapılan yatırımları engellemek için kendi iş insanlarımızı ve yabancı yatırımcıları tehdit ettiniz, Türkiye’de yatırım yapmaması için yabancıların elçilerine yalvardınız, yıllardır en olmadık yolları içeriden ve dışarıdan denediniz, sırtınızı millî irade dışında her şeye dayadınız ama başaramadınız, başaramayacaksınız da çünkü milletimiz size güvenmiyor. Feraset sahibi milletimiz milletini tehdit eden, milletine “bidon kafalı” diyen, şehidine saygı göstermeyen, ülkesini geriye götürmek isteyen, yapılan yatırımları engelleyen, yabancılardan medet umandan iktidar olmaz diyerek yıllardır size yetki vermedi, vermeyecek diyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gül Yılmaz…

 

 

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin Bozyazı ilçemiz Gözce mahallemizde dün ormanlık alanda yangın meydana gelmiştir. Kuvvetli rüzgârın etkisiyle büyüyen yangına 2 uçak, 7 helikopter, 3 dozer, 33 arazöz ve çok sayıda ekiple müdahale edilmiş, yaklaşık beş buçuk saatte yangın kontrol altına alınmıştır. Yangın nedeniyle bölgedeki bazı meyve ve sebze seraları ile depolar zarar görmüştür. Tespit çalışmaları hızla devam etmekte olup devletimiz tüm imkânlarıyla yangından zarar gören vatandaşlarımızın yanındadır.

Hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de Mersin Bozyazı’da çıkan orman yangınlarından etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Allah beterinden korusun.

Fahri Kur’an kursu öğreticileri ve vekil imam-hatipler uzunca bir süredir kadro beklemektedir. Sosyal ve özlük haklarında düzenleme bekleyen fahri ve vekil hocalarımızın talepleri karşılanmalı, kamuda kadro alamayan taşeron işçiler 4/B’li, vekil, sözleşmeli, fahri ve geçici statüde çalışan personelin tamamı kadroya geçirilmelidir.

Tecil yaşının 29’dan 22’ye çekilmesi nedeniyle, 500 bini aşkın gencimiz, maalesef ki bir ihmal sebebiyle bugün yoklama kaçağı olarak bakaya durumuna düşerek bedelli askerlik haklarını kaybetmişlerdir. Askeralma Kanunu’nun ilgili maddesi revize edilerek bedelli affı çıkartılmalı, bedelli askerlik ücretiyse kişinin veya ailelerinin gelir durumuna göre düzenlenmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

 

 

 

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Sayın Başkan, burada, AK PARTİ iktidarının en çok oy aldığı ilçemiz Dursunbey’in mahalle muhtarlarının imzaları var. Muhtarlarımız bu imzayla ne istiyor, biliyor musunuz? Seçim öncesi söz verilen yollarının yapılmasını haklı olarak istiyorlar; söz verilmiş, bu taleplerinin yerine getirilmesini istiyorlar. Ama AK PARTİ iktidarı Dursunbeyli hemşehrilerimizi çantada keklik görmeye devam ediyor. Gökçedağ Tren İstasyonu ile Gökçedağ Mahallesi arasında bulunan grup yolunu yaklaşık 30 mahallemiz kullanıyor, imzaları da burada muhtarlarının. Bu yol 11 kilometre, keskin ve tehlikeli virajlara sahip ve bu yol kış aylarında çok daha tehlikeli oluyor. Hemşehrilerimiz de bu yolun söz verildiği gibi yapılmasını ve güvenle seyahat edilmesini istiyor. Elbette takdir milletimizin ancak gelin görün ki AK PARTİ iktidarı için Balıkesir’de sözü verin…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde 81 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen “11 Milyon Ağaç; Bugün Fidan, Yarın Nefes” kampanyası kapsamında seçim bölgem Mersin’de dâhil olacak olan ve Türkiye’nin tamamında 252 milyon fidanı toprakla buluşturuyoruz.

AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde Türkiye’nin orman alanını ve ağaç servetini çoğaltmak, biyolojik çeşitliliği geliştirmek, çevreyi korumak amacıyla on dokuz yılda toplam milyarlarca fidanı toprakla buluşturarak Avrupa’da ormanlık alanı en fazla geliştiren Dünya Ağaçlandırma Ligi’nde Türkiye 6’ncı sıraya yükselmiştir. Millî Ağaçlandırma Günü vesilesiyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, daha yeşil bir Türkiye için emek verenlere ve güçlü desteklerini esirgemeyen tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyor, Bozyazı’daki orman yangınından dolayı da Bozyazılı hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özen…

 

 

 

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Teşekkürler Başkan.

Bundan seksen dört yıl önce pirimiz Seyit Rıza ve yoldaşları, Kasımın 14’ünü 15’ine bağlayan gece Elâzığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler. İdam için Seyit Rıza’nın yaşı küçültüldü, oğlu 18 yaşından küçük olduğu için yaşı büyütüldü. İdamdan önce son isteği soruldu Seyit Rıza’ya, Seyit Rıza “Beni oğlumdan önce idam edin.” dedi fakat oğlu, Seyit Rıza’nın gözü önünde idam edildi. Seyit Rıza idam sehpasına giderken “Ben sizin hilelerinizle, oyunlarınızla baş edemedim; bu, bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde eğilmedim, diz çökmedim; bu da sizlere dert olsun.” diyerek sehpaya yürüdü.

Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri belli değildir; arşivler açılmalı, mezar yerleri belirlenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Seyit Rıza ve yoldaşlarını saygıyla anıyorum, devirleri daim olsun.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Almanya’da yaşayan yurttaşlarımızın selamlarını getirdim.

Yurt dışında yaşayan Türklerin yaklaşık 5,5 milyonu Batı Avrupa ülkelerinde yaşamaktadır. Avrupa’ya göçen ilk kuşak para biriktirip Türkiye’de yatırım yapmayı planlasa da nesilden nesile yurt dışında bulunma nedenleri farklılaşmıştır. Günümüzde, ülkemizde giderek demokratik değerlerden uzaklaşan iktidarın tutumunun da etkisiyle Türkler, göç ettikleri ülkelerde vatandaşlık hakkı almaya başlamıştır.

Bu noktada, mavi kart sahibi hemşehrilerimizin Türkiye’deki hak ve hukuklarının korunmasında sıkıntılar vardır; bu, giderilmelidir. Milyonlarca Suriyeli, ilaç katılım payı, muayene ücreti ödemeden tüm ilaçlarını alıyor. Yurt dışında yaşayan Türklerin vatanlarına gelmeleri SGK tarafından “turistik gezi” olarak tanımlanıyor, ilaç paralarını kendileri karşılıyor, Türkiye’ye geldiklerinde sosyal güvenlik kapsamında sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorlar; bu sorun çözülmelidir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Gülüm, buyurun.

 

 

 

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – İstanbul, rantsal dönüşümle talan ediliyor. Tozkoparan ve Küba Mahallelerinde insanların evleri, yaşam alanları ve barınma hakları ellerinden alınmak isteniyor. Türkiye’de çarpık kentleşmeyi önleme projelerinin ilklerinden olan, Tozkoparan’da sosyal konut olarak inşa edilen, merkezî konumda ve yeşil alanı bulunan, gayet yaşanabilir olan binalardaki 2 bin 800’e yakın eve sermayedarlar tarafından göz dikilmiş durumda. Binalara bakılmadan, keyfî bir biçimde Tozkoparan ve Küba mahallesi riskli alan ilan edilerek evlere el konulmaya çalışılıyor. Danıştayın yürütme durdurma kararı halkın mücadelesi sonucunda gerçekleşti. Her türlü zora, şiddete rağmen hukuki mücadelesini sürdüren halk karara uyulmasını ve yapılacaksa yerinde yapılanma istiyor. Sermayenin çıkarları için halkın evlerini, barınma hakları gasbetmekten vazgeçin.

BAŞKAN – Sayın Antmen...

 

 

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Bozyazı’da yangın felaketine uğrayan hemşehrilerime geçmiş olsun diyorum.

Bugün Danıştay 10. Dairesi Emniyet Genel Müdürlüğünün vatandaşın cep telefonuyla video çekmesini yasaklayan hukuka aykırı genelgesinin uygulamasını durdurdu. Biz defalarca bu genelgenin hukuka aykırı olduğunu söyledik, vatandaşların haklarını ihlal ettiğini söyledik ama dinlemediler, şimdi mecburen Danıştayı dinleyecekler. AKP iktidarı hukuku kendisine göre eğip bükmekte, hukuku çiğnemekte son derece mahirken bunu da itiyat hâline getirmişken artık kendisine bağımlı yargı bile buna dayanamıyor ve bu hukuksuzluklara “Dur.” diyor.

Ve sözlerimi şöyle bağlıyorum: Geliyor gelmekte olan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çelebi...

 

 

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, EYT erken emeklilik değildir. EYT’li sayısı Aralık 2021 sonu itibarıyla 4 milyon 805 bin kişi olacaktır. Bunlar aynı zamanda emekli olmayacaktır; ilk etapta tahmini 750 bin-1 milyon arası kişi emekli olacaktır, tümünün emekliliği de en az on yıllık bir süreye yayılacaktır. Bunların, yüzde 28’lere düşürülen aylık bağlanma oranları yükseltilmelidir. Staj ve çıraklık, sigorta başlangıcı olarak sayılmalıdır. Aynı zamanda, milyonlarca EYT’li sağlık konusunda çok mağdurdur. Acil olarak, seçimi beklemeden, derhâl sağlıktan faydalanma hakkı getirilmelidir. Memleket Partisi olarak EYT için adilane bir çözüm üretilmelidir diyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kahraman…

 

 

 

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; istiklal mücadelemizin Başkomutanı, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete intikalinin 83’üncü yılında saygıyla, minnetle anıyorum.

AK PARTİ Genel Merkez Tanıtım Medya Başkanlığımız muhalefetin yalanlarını tekzip etmekle baş edemiyor. Bu hafta CHP grup toplantısında CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bu yalanlara bir yenisini daha ekledi. Erzincan Tercan ilçemizin Fındıklı, Kuzören ve beraberindeki 6 köyünde elektriğin olmadığını söyledi; koca bir yalan!

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Videolar var, videolar.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Şunu belirteyim ki her 2 köyde de elektrik sıkıntısı yok. Kaldı ki Tercan ilçemizin 71 köyü var ve hepsinin elektriği var. Aldığımız bilgiye göre, bahsedilen köye CHP milletvekilleri gitmemişler bile. İyi ki de gitmemişler, gitselerdi elektrik çarpabilirdi.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde KÖYDES kurularak bütün köylerimize hizmet götürülmektedir, halkımız bunu iyi bilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülke genelinde ağaç ve orman sevgisini geliştirerek gelecek nesillerin çevre bilinciyle yetişmesini sağlamak ve daha yeşil bir Türkiye için düzenlenen 11 Kasım Millî Ağaçlandırma Günü 81 ilde planlanan etkinliklerle gerçekleştiriliyor. Etkinlik kapsamında bu yıl sonuna kadar 252 milyon fidan dikilerek geleceğe nefes olacak. En çok fidan ise bu yıl orman yangınlarından en çok zarar gören Muğla, Antalya, Mersin ve Adana’da toprakla buluşturulacak. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde, AK PARTİ hükûmetleri olarak bu alanda yaptığımız çalışmalarla Türkiye, çevre hassasiyeti bakımından altın dönemini son on dokuz yılda yaşamıştır. Ülkemiz, ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa’da 1’inci sıraya, dünyada ise 4’üncü sıraya yükselmiştir. Toprakla buluşturduğumuz fidanların ülkemiz, milletimiz ve 81 vilayetimiz için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünlü…

 

 

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Uluslararası kabul standartlarına göre, eğer enerjiye ödenen bedel hane halkı harcanabilir gelirinin yüzde 10’unu aşarsa o hane için enerji yoksulluğu var demektir. Türkiye’de ayda sadece 200 kilovat tüketse dahi alt gelir gruplarında elektrik bedeli, harcanabilir gelirin yüzde 10’unu geçmektedir; buna bir de doğal gaz kullanım bedelleri dâhil edildiğinde karşımıza milyonlarca evde yoksulluk ve fakirlik çıkmaktadır.

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ülke gündemine taşıdığı -partimizin yoğun çabası sonucu- elektrik faturalarındaki TRT payının kaldırılacağı açıklanmıştır, bu da sevindiricidir. Bizim söylememizle bile olsa yapılan her işi de takdir ederiz. Şimdi sırada “Kara Kış Fonu”nun kurulması, 3600 ek gösterge ve EYT var.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Avrupa Birliğinde yasaklanmış 22’ye yakın bitki koruma ürünü molekülleri ülkemizde rahatça kullanılmaktadır. Doğada uzun süre kalan bu ürünler çevremizi zehirliyor, hepimizin sağlığını tehdit ediyor. Örneğin novaluron, fenbutatin oxide ve flusilazol Avrupa Birliğinde yıllar önce yasaklanmasına karşı ülkemizde rahatça kullanılmaktadır. Bu ürünlerin Türkiye’de yasaklanacağı tarih 30 Haziran 2022; Avrupa’da on beş sene önce yasaklanan bu ürünler bizde ise gelecek yıl yasaklanacaktır. Çevre ve insana değer konusunda hangi seviyede olduğumuz çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Topraklarımız, bitkilerimiz kirlendiğinde bizlerin sağlıkları da tehlikeye giriyor. Bu karar, bir an evvel uygulanmalı ve gümrüklerden meyve sebzelerimizin kalıntı yüzünden iade edilmesinin önüne geçilmelidir.

Erzincan vekillerimize de ben buradan sesleniyorum: Burada oturmakla olmuyor, Otlukbeli ilçemizin Ördekhacı, Yeşilbük, Ağamçağam mahallelerimizde cep telefonları yok, internet ağı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Aynı şekilde dün Tercan’dan çiftçi vatandaşlarımız arıyor, maalesef AK PARTİ basına yayın yapmış ama gerçek orada; gidin, Erzincan’da sahada gezin, gerçekleri görün.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan Düzce depreminin üzerinden yirmi iki yıl geçmiş olmasına rağmen acısı hâlâ yüreğimizde ilk günkü gibi durmaktadır. 7,2 şiddetinde yaşanan deprem sonucunda Düzce genelinde 710 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 644 bina, 16.660 konut, 3.850 iş yeri yıkılmış ve ağır hasar almıştır. Marmara depreminin seksen yedi gün sonrasında yaşanan deprem, o dönemde ilçe olan Düzce ve çevresinde ağır tahribata neden olmasına rağmen, devletimizin ve milletimizin el ele vermesi sonucunda enkazlar hızla kaldırılmış, insanlarımız devletimiz tarafından önce prefabrik konutlara ardından da bir bir buçuk yıl içerisinde tamamlanan kalıcı konutlara yerleştirilmiştir. 12 Kasım depreminin yıl dönümünde depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanımızın Sağlık Bakanlığına 40 bin yeni sağlık personeli alınacağını açıklaması, çalışan ve atama bekleyen tüm sağlık personeli tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Sağlık hizmetleri 7/24 hizmettir.

ağır bir hizmettir. Nöbetler, gece vardiyaları sağlık personelinin yükünü artırmaktadır. Mevcut sağlık personeline destek olmak, yükünü azaltmak gerekir. Ülkemizde yeteri kadar her meslekte atama bekleyen sağlık personeli vardır. Sağlık hizmeti çok sayıda memurun birlikte çalıştığı bir hizmet alanıdır. Bu nedenle, sağlık kuruluşlarının ve illerin ihtiyaçlarına göre dengeli bir şekilde dağıtılacak, her mesleğe yeteri kadar verilecek kadro ilanını tüm sağlık meslekleri mensupları beklemektedir. Bu atamayla denge sağlanacak ve sağlık mesleklerinin yükü azaltılacaktır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Ekinci...

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkan.

Bir cani tarafından katledilen Başak Cengiz’e rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Geleceğe Nefes, Dünyaya Nefes Projesi kapsamında 81 ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen Millî Ağaçlandırma Günü’nde sultan şehrim Sivas’ta  da 40 lokasyonda 1 milyon 905 bin fidan toprakla buluşturulmuştur. Sivas’ımızda 2000 yılında orman alanımız yüzde 9 iken, 2021 yılında yüzde 18’e çıkarılmıştır. 2000 yılından bugüne kadar 107 milyon fidan dikimi gerçekleştirilmiş, yıl sonunda 109 milyon fidanının dikimi hedeflenmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Pakdemirli’ye ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

11-14 Kasım tarihleri arasında İstanbul Yenikapı’da düzenlenecek olan Sivas Günleri’ne tüm milletvekillerimizi ve kıymetli halkımızı davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Etyemez...

 

 

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 11 Kasım Millî Ağaçlandırma Günü’dür. 81 ilimizde eş zamanlı başlayan ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı millî ağaçlandırma seferberliğiyle her bir vatandaşımız adına 3 fidanı toprakla buluşturuyor, geleceğe nefes oluyoruz. Bugün dikimine başladığımız ağaçların sayısı yıl sonuna kadar 250 milyona ulaşacaktır. Son on sekiz yılda 5,1 milyar fidanı toprakla buluşturduk, 2023’ün sonuna kadar 7 milyar adet fidanı toprakla buluşturacağız. İklim değişikliğinin etkilerini daha derinden hissetmeye başladığımız son dönemlerde, orman varlığımızı artırmak için çalışıyoruz. “Benim de dikili bir ağacım olsun.” diyerek bu ağaçlandırma seferberliğine katılan halkımız, iklimden daha hızlı değişeceğini göstermiştir. Bugün dünyaya hediye ettiğimiz fidanlar yarın tüm canlılara nefes olacaktır.

Emek ve gönül verenlere yürekten teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şaroğlu…

 

 

 

POLAT ŞAROĞLU (Tunceli) – Sayın Başkan, Türkiye genelinde yasal avlanma sürecinin başlanmasıyla beraber, Tunceli ilimiz bu sene avcıların cirit attığı bir bölge hâline dönüşmüştür. “Av sezonu” adı altında hayvan katliamına yasal zemin hazırlayan bu kararla, özellikle, şehir dışından bölgemize akın eden avcılar, bölge halkının kutsal saydığı dağ keçileri başta olmak üzere kınalı keklikleri ve nesli tükenmekte olan birçok canlıyı hedef almakta, toplumun hassasiyetlerini ve değerlerini hiçe saymaktadır. Her canlının yaşam hakkını savunan bizler, yaban hayatını koruyarak her koşulda ne olursa olsun “av sezonu” veya “av turizmi” adı altında gerçekleşen bu katliamın bir an önce son bulmasını istiyor, Tunceli genelinde tüm sahaların avcılara kapatılmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Bugün 11 Kasım Millî Ağaçlandırma Günü. Son on dokuz yılda AK PARTİ iktidarları olarak 5,5 milyar fidanı, toprakla buluşturduk. Gerçekten, yeşil varlığımızı milyonlarca hektar artırdık. Bu çerçevede, bugün de milyonlarca fidanımız Allah’a çok şükür 81 vilayetimizde toprakla buluşuyor ve bilhassa yazın çıkan yangınlarda bulunan bütün ormanlık alanlar tekrar yeşillendiriliyor. Biz “Kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz.” düsturundan hareketle, bu manada çevremizi yeşil kılmayı, yeşil kalkınma hamlesiyle de çevreye duyarlılığa ve Paris İklim Anlaşması’na katılmakla da bu konuda uluslararası çerçevede bu hususu yakından takip etmeye devam ediyoruz. Aynı zamanda, millet bahçeleriyle de milletimize, rekreasyon alanlarıyla çok güzel sosyal alanlar, güzel imkânlar sunmaya devam ediyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, hakikaten, çok güzel gelişmeler birbiri ardına devam ediyor. Mesela, yüzde 100 yerli olarak ürettiğimiz HÜRKUŞ jetimiz, uçağımız artık ihraç ettiğimiz bir noktaya geldi, hamdüsenalar olsun. Hakikaten, Millî Muharip Uçağı’mız 2022 yılında, seneye, inşallah üretilecek noktada. Yüksek teknoloji noktasında birçok alana dair Türkiye'nin “Toplu iğne yapamaz.” denilen bir noktadan hangi noktaya on dokuz yılda geldiği hususu gerçekten muazzam teknolojik devrimi ortaya koyması açısından da önem arz ediyor; İHA, SİHA ve TİHA’larımız hakeza aynı şekilde. Bu manada, genç beyinlerimizin ve özellikle yurt dışında bulunan mühendislerimizin bu nitelikli projelerde çalışma arzu ve isteğiyle Türkiye’ye, yurda dönerek bu çalışmalara muazzam destekler verdiğini ortaya koyuyor. Ben, bu münasebetle, bütün genç mühendislerimize, bütün illerde açtığımız üniversitelerden mezun olan bu genç mühendislerimize, geleceğimizi inşa eden genç mühendislerimize, geleceğimizi inşa edecek gençlerimize güvendiğimizi, onlarla onur ve gurur duyduğumuzu özellikle ifade etmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu manada, millî savunma sanayisinden birçok yeni alana kadar teknolojik gelişmeler devam ederken Bursa Gemlik’te fabrikası bitmek üzere olan -çok önemli- hakikaten hepimizi bu manada gerçekten heyecanlandıran TOGG arabamız da inşallah milletimizin teveccühüyle, en güzel şekliyle 2022’de banttan inecek ve milletimizin hizmetine sunulmuş olacak.

Bu manada, özellikle 540 milyar metreküp doğal gaz rezervimizin keşfini hep beraber biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Buna gerek Akdeniz’de gerek Karadeniz’de yeni ilave edilecek alanlarla hem vatandaşımızı hem de devletimizi zenginleştirecek, vatandaşımızın ihtiyaçlarını çok daha ucuz bir şekilde karşılamasına vesile olacak bu doğal gazı da 2023’de sisteme entegre etmek suretiyle vatandaşlarımızın kullanımına inşallah sunacağız.

Sanayide hamle üstüne hamle yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye'nin dört bir tarafında toplu fabrika kurdeleleri kesip istihdam alanlarını vatandaşlarımızla, gençlerimizle buluşturuyor.

Bu manada, gerçekten, asgari ücretten EYT’ye, 3600 ek göstergeden emeklilerin maaşına kadar her alandan çalışmalar inşallah devam ediyor. Bunları nihayetlendirerek bütün toplum kesimlerinin alım gücünü artıracağımızı buradan kesinlikle bir kez daha hatırlatmak isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Şimdiye kadar neredeydiniz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Peki, buyurun, bitirelim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Özellikle buradan, Meclis çatısı altından vurgulamak isterim Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün kesimlerin, işçisinden çiftçisine, emeklisinden memuruna, işçisine kadar her alanda vatandaşlarımızın alım gücünü artıracak çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor. 2022 bütçesiyle beraber de inşallah bunların hepsini bir bir hayata geçireceğimizi de ifade etmek isterim.

Bu manada, her alana ilişkin milletimiz için çalışmaya, eserleri ve hizmetleri sunmaya devam edeceğiz.

Dün cumhuriyetimizin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde İstiklal Mücadele’sini verdik, bugün de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde büyük ve güçlü Türkiye için hep birlikte kenetlenerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …istiklalitam mücadelesinde, inşallah hep beraber bu konuda en güzel hizmetleri sunmaya devam edeceğiz diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hadi buyurun, teşekkür ediyoruz, hadi buyurun. Şunun için diyorum: Muhalefet için. Sayın Akbaşoğlu konuştu, hadi buyurun diyorum.

(Gülüşmeler)

BAŞKAN – Evet, söz sırası İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nda.

Buyurun…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet, buyurun hep beraber; buyurun, hadi bismillah! Hadi buyurun, hep beraber, evet, hep beraber. Değerli arkadaşlar, çağrımız buna: Milletçe kenetlenelim hep beraber inşallah.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerim, böyle bir karar alırsanız, ben de sesi açtırayım, vatandaş sesinizi duymuyor. Onlar da merak ediyor şimdi ne oluyor diye.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Başkanım, siz de buyurun, hep beraber.

BAŞKAN – Söz sırası, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu'nda.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Efendim, teşekkür ederim.

Mevkidaşımı Allah nazardan saklasın, inşallah Genel Kurul kapanıncaya ve görüştüğümüz teklifler yasalaşıncaya kadar da hep böyle neşeli olsun ki Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu güzellikten bir çalışma fırsatı elde etmiş olsun.

Öncelikle, Mersin Bozyazı'daki orman yangını için vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.

HÜRKUŞ'u falan gördük. İnşallah geçen seçim öncesinde havaya kalkan uçağın da yere indiğini görürüz. Bu vesileyle, HÜRKUŞ’un yanında F-35'lerin de ne olduğu hususunda diler ve umarım ki bizleri aydınlatırsınız.

İktidar nihayet vatandaşın büyük bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya bulunduğunu idrak etti; bundan ziyadesiyle memnunuz. Vatandaşın alım gücünü artırmaya yönelik önemli adımlar atma kararlılığı sergiliyor. Bunu bir seçim yatırımı olarak değil, vatandaşın beklentisi olarak karşılamak sizlerin görevleri arasındadır. Bu yoldaki bütün çalışmalarınıza İYİ Parti olarak destek olacağımızın bilinmesini isterim. 2023’ü beklemeyin; hemen 2022’nin başında bu sıkıntıları aşabilecek adımları el birliğiyle atalım. Anladığım ve hissettiğim kadarıyla bu zamana kadar vermiş olduğumuz önergeleri reddetmişlikten kaynaklanan bir pişmanlık da doğacaktır; zerre endişe etmeyin yüzünüze çarpmayacağız Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Efendim, ilgisi olmadığını belirtmek istedim sadece, yok.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) –  Gayet tabii, gayet tabii.

Sayın milletvekilleri, kolluk güçlerinden uzak yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumak için mücadele veren güvenlik korucularımızın talepleri ve sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir. Güvenlik korucularının yapmış oldukları görev bir kolluk görevidir. Bu nedenle de diğer kolluk kuvvetleri gibi yasal haklara sahip olmaları gerekmektedir.

Terörle ve teröristle mücadelede bugüne kadar binlerce şehit ve gazi vermiş güvenlik korucularının maaşları hâlâ asgari ücret seviyesindedir. 50 bin güvenlik korucusu asgari ücret seviyesinde yani açlık sınırının altında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Güvenlik korucuları terörle mücadelede güvenlik güçleriyle omuz omuza görev yapmakta ancak ekonomik olarak onlardan ve bekçilerden çok daha az gelir elde etmektedirler. Korucular hâlâ en düşük ücret alan kamu görevlisi durumundadırlar; özlük haklarının düzeltilmesini bekliyorlar, mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyorlar. Bu alanda Hükûmeti görev yapmaya davet ediyoruz. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan köylerin hukuki statüsü mahalleye dönüştüğü için buralarda görev yapan korucuların görev alanları hâlen mahalle olarak kabul edilmektedir. Bu ve benzeri birçok talep, çözüm bekliyor. Güvenlik korucularının hak ve talepleri karşılanıncaya kadar konunun takipçisi olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Medyadaki, sosyal medyadaki birtakım paylaşımlarda Türkmen yurdu olan Kerkük’e 25 Kasım 2021 tarihinde peşmergenin Irak Merkezî Hükûmeti güçleriyle birlikte gireceği ve sonrasında asayişin peşmergeye devredileceği iddia edilmektedir. Bu vahim, olası tehlikenin gerçekleşmeden bertaraf edilmesi bir devlet politikası olarak görülmelidir. Bu konuda iktidara çağrıda bulunmaya çalışıyoruz. Dışişlerimizin derhâl harekete geçmesi ve gerekli girişimleri vakit kaybetmeksizin başlatması büyük önem arz etmektedir. Unutulmamalıdır ki Kerkük bir Türkmen şehridir, orada bir oldubitti milletimiz tarafından kabul edilmeyecektir; Kerkük Türk’tür ve Türk kalacaktır, bu iradeyi sergileyeceğimizin bilinmesini istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın milletvekilleri ve Başkanım, bir hususu dile getirmek istiyorum. Çoklu baro kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme geldiğinde iktidarı uyardık ve dedik ki: Bu kanun teklifi yasalaşırsa barolar siyasallaşır ve her müstakil baro belirli bir siyasi kampa dâhil olur, adaleti sağlamakla yükümlü olan kurumlar adaletsizliğin nedeni hâline gelebilirler. Bu tehdidi işaret etmiştik, maalesef dediğimiz gibi oldu. BOTAŞ Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan sözleşmeli avukatların bir kısmının iş akdi hiçbir gerekçe gösterilmeden üç hafta önce feshedildi. Sözleşmesi feshedilen avukatların tamamı ikinci baroya geçmekte direnen ve bunu hukuken yanlış bulan avukatlardır. Kendisini BOTAŞ’ın sahibi zanneden bazı hukuk müşavirleri, ikinci baroya geçmeyen avukatları defalarca arayarak baskı kurmuş, bu baskıya direnen avukatların tamamımın tazminatsız ve ihbarsız olarak işten çıkarılması gerçekleşmiştir. Bu en hafif tabiriyle zulümdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Zulümle abat olacağını zanneden iktidar sahipleri bilsinler ki: Rızkı veren yalnızca Allah’tır, kul hakkı yenmesinin ve vatandaşın ekmeğiyle oynanmasının önünü Allah rızası için kesin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim, sağ olun.

BAŞKAN – Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay’da.

Buyurun Sayın Akçay.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

ABD’nin Batı Trakya’daki üs kurma ve askerî sevkiyat faaliyetleri artarak devam etmektir. ABD, 18-20 Kasım tarihleri arasında Türkiye’ye 30 kilometre uzaklıkta bulunan Dedeağaç’a 120’den fazla helikopter, bin askerî aracı göndermeye hazırlanmaktır. ABD ilk sevkiyatında 145 helikopter, 1.800’ün üzerinde zırhlı araç ve 20 binden fazla askerî personeli Dedeağaç’a sevk etmişti. Yunanistan, 23 Temmuz 2020’de Dedeağaç’ta ABD’nin deniz ve hava üssü kurmasına izin vererek Lozan Antlaşması’na ek Trakya sınırına ilişkin sözleşmenin 1’inci ve 3’üncü maddelerini ihlal etmiştir. Dedeağaç, Lozan Anlaşması’na göre askerden ve silahtan arındırılmış bir bölgedir ve böyle kalmalıdır.

Lozan’ın ilgili maddesinde Adalar Denizi’nden Karadeniz’e kadar Türkiye’yi Bulgaristan ve Yunanistan’dan ayıran sınırların her iki yanındaki topraklar yaklaşık olarak 30 kilometre genişliğinde olmak üzere askerden arındırılacaktır. Madde 3’e göre “Jandarma, polis, gümrük memurları, sınır bekçileri gibi iç düzeni sağlamak ve sınırları gözaltında tutmak için gerekli özel unsurlar dışında silahlı hiçbir kuvvet ne konaklayabilecek ne de dolaşabilecektir. Ayrıca kara, deniz ve hava birliklerine ilişkin olarak saldırı ya da savunma amacına yönelmiş başka hiçbir tesis de kurulamayacaktır. Ancak Yunanistan, uluslararası hukuku ve ikili anlaşmaları yok sayan kararlarıyla ve eylemleriyle Türkiye'nin ve Batı Trakya Türklerinin haklarını ihlal etmektedir. Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de ve Ege’deki, ABD’nin Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyindeki tutumu dikkate alındığında son gelişmelerin yakından takip edilmesi elzemdir. Ortak tatbikatlar ve ikili anlaşmalar bahane edilerek sınırlarımızın yanı başında Türkiye’yi çevrelemeye çalışan hiçbir eylem kabul edilemez.

Sayın Başkan, Türk Konseyi Devlet Başkanları 8’inci Zirvesi 12 Kasım 2021’de, Türkiye'nin ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenecektir. “Dijital çağda yeşil teknolojiler ve akıllı şehirler” temasıyla toplanacak olan zirvede Türk Konseyinin geleceğini ilgilendiren birtakım kararlar alınması beklenmektedir. Zirvede “Türk Yatırım Fonu”nun kuruluşunun tamamlanması ve Konseyin orta ve uzun vadeli hedeflerini içeren Türk dünyası 2040 vizyonunun onaylanmasına ilişkin kararların da alınması beklenmektedir. 12 Kasım 2021’de düzenlenecek zirveye Türkmenistan’ın gözlemci statüsüyle katılma kararı önemli bir adımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Hâlihazırda gözlemci statüsünde bulunan Macaristan’ın, zirveye ilk defa gözlemci statüsüyle katılacak olan Türkmenistan’ın ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en kısa zamanda Türk Konseyine üye olmaları önemli gelişmeler olacaktır. Türk Konseyi dilde, fikirde, işte birlik şiarıyla gelecek yıllarda bölgesel bir organizasyon olmaktan çıkıp küresel bir birlik hâline gelecektir.

Sayın Başkan, bugün, Ankara’dan İstanbul'a eğitim için gelen Başak Cengiz İstanbul’un Ataşehir ilçesinde meydana gelen çok menfur bir saldırıda hayatını kaybetmiştir. Bu menfur saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyor, Başak Cengiz’e Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Yine, dün, Balıkesir’in Havran ilçesinde görev yapan polis memuru Abdulkadir Güngör, uyuşturucu operasyonunda zanlıların açtığı ateş sonucunda şehit olmuştur.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, 8 Kasım 2021’de Polonya-Belarus sınırında meydana gelen mülteci krizi henüz çözülememiştir. Polonya üzerinden Avrupa Birliği ülkelerine geçmeye çalışan mülteciler üç gündür zor koşullar altında sınır hattında bekletilmektedir. Yunanistan’ın sınır kapılarında mültecilere yönelik sistematik saldırısına benzer insanlık dışı muamelelerin yaşanmaması büyük temennimizdir. Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve ilgili diğer organlar Avrupa'nın göbeğinde yaşanan bu insanlık dramlarına kayıtsız kalmamalıdır. Avrupa Komisyonu, 19 Ekim 2021 tarihli raporunda, komik bir şekilde Türkiye'nin göç ve sığınma politikalarını yetersiz bulmuş, Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmediğini iddia edebilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Türkiye, mülteci meselesinde en fazla inisiyatif üstlenen ülkedir. Gelinen noktada Avrupa'nın kapsamlı ve gerçekçi bir mülteci politikasının olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri mülteci haklarını belirleyen en temel hukuki belgeler olan 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolü’ne riayet etmeli, mülteci meselesini siyasi bir manivela olarak kullanmaktan vazgeçmelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş’ta.

Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, bugün Varlık Vergisi Kanunu’nun 79’ncu yıl dönümü. Müslüman yurttaşlarımızdan farklı olarak Hristiyan ve Yahudi yurttaşlardan farklı tarifeli, fahiş servet vergisi alınmasını düzenleyen bir kanun. Bu konuda çokça yazı yazıldı, çokça doküman var; filmler, sinemalar… Dünyanın her yerinde hâlâ tartışılmaya devam eden bir kanun; maalesef, o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinde 350 milletvekilinin oy birliğiyle yürürlüğe giren bir kanun olma özelliğini de taşıyor. Kanunla ayırımcılığın yasallaştığı bir kanun tabii ki. O dönemde tabii ki çok büyük bir yıkım yaşandı, İkinci Dünya Savaşı’nın yokluk yıllarında, varlık vergisiyle birlikte Hristiyan ve Yahudi vatandaşlar büyük bir yıkım yaşadı. Ve yıkıcı vergiyi, bu vergiyi ödeyemeyenler Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldılar. Vergiyi ödemek için mallarını, mülklerini haraç mezat satanlar olduğunu biliyoruz, tüm hayatlarını kaybedenler de oldu. Ve o dönemde azınlıkların mal varlığı bu Varlık Vergisi Kanunu’yla aslında eritilmedi. Geldiğimiz aşamada, çalışma kampına -Aşkale diye de biliniyor- mahkûm edilenlere bir tazminat ödenmedi, onlardan özür dilenmedi. Sadece Demokrat Parti 1950 Seçimlerinde söz vermişti ama ne malları ne parayı geri verdi. Açıkçası biz 79’uncu yıl dönümünde varlık vergisi meselesinin aslında kapanmadığını, o dönem Aşkale’de yaşamını yitirenleri saygıyla andığımızı ve bütün ayrımcılıkların sona ermesi için geçmişle yüzleşmenin olması gerektiğinin önemini bir kez daha ifade etmek istiyorum ve yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum.

Sayın Başkan, Türkiye'de ilaç krizi her dönem olduğu gibi bu yıl da baş gösterdi, bu ilk değil. Hem doların yani dövizin yükselmesi hem de ilaç firmalarıyla Bakanlık arasında var olan görüşmelerde uzlaşma sağlanamaması eczanelerde bazı ilaçlarının bulunmaması sonucunu doğuruyor ve bu da vatandaşları doğrudan etkileyen bir konu. Bu yıl da aynı kriz patlak verdi. Mesela soğuk algınlığı, öksürük ve grip ilaçlarını bulmak neredeyse imkânsız. Eczacılar Birliği bu konuda bir çağrı yaptı bunun çözümüne dair. Ama hâlâ somut bir adım atılmış değil. Elimizdeki verilere göre eczanelerde hâlihazırda kanser, çocuklar için ağrı kesici, öksürük şurubuna kadar 645 kalem ilaç bulunamıyor ve en çok mağdur edilen kesim ise çocuklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz Sağlık Bakanlığının bu ilaç krizini çözmesi için gerekli adımları atmaya davet ediyoruz.

Sayın Başkan, cezaevlerindeki olaylar bitmiyor, biz de söylemeye devam edeceğiz. En son Elâzığ 2 no.lu T tipi cezaevinde yeni bir uygulama başladı; hasta mahpusların cezaevlerine giderken, revire giderken bu sefer ağız içi araması dayatılıyor. Bu da yeni bir şey, onur kırıcı bir durum, vücut bütünlüğüne doğrudan bir saldırı, bu hem işkence hem de vücut bütünlüğüne bir saldırı niteliğinde. Biz hep diyoruz cezaevleri birer işkence merkezi olmamalı ama maalesef, kangren olmuş bir durumla karşı karşıyayız. Her gün farklı bir cezaevinde farklı bir ihlal ve işkence yöntemi devreye sokuluyor. Bu vesileyle ben sağ bacağı ve sol kolu olmayan Şaban Kaygusuz’un da çok ciddi bir şiddet yaşadığını Kayseri Bünyan 1 no.lu T tipi cezaevine sevk edilirken çıplak arama ve işkenceye maruz kaldığını da ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bunların totalinde hasta mahpusları öldürmeyelim, öldürmeyin. Hasta mahpusların yaşam hakkı vardır, tedavi olma hakkı vardır, aileleriyle vedalaşma hakkı vardır. Şaban Kaygusuz sadece bir örnektir diye bitirmek istiyorum.

Sayın Başkan, benim vekili olduğum Siirt’te yıllardır valiliğin yasak kararıyla karşılaşıyoruz. Son bir aydır bu artık bıçağın kemiğe dayandığı yer diyebilirim. Ben iki haftadır gidiyorum Siirt’e, valiliğin şöyle bir kararı bana tebliğ ediliyor, -Başkanlığınıza da sunacağım, belki görüşme yaparsınız- diyor ki: “Şu, şu, şu maddeler gereğince gösteriler yapılamaz, yasaklanmıştır on beş gün.” On beş gün doluyor, o rutin tekrar devam ettiriliyor, on beş gün. Bu, aylar, yıllar, iki yıl, yaklaşık üç yıldır, kayyumdan beri devam ediyor ve bu, sadece bize uygulanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu yasak sadece bize uygulanıyor. Siirt sadece bir örnek, Van, Muş, Diyarbakır, Mardin, bölgedeki bütün illeri sayabilirim. En son, iki gün önce postaneden cezaevine kart attık ya, kart. 25 Kasım sebebiyle kadınlara -25 kadındık toplamda- kart attık postanede, çıkışta basın bekliyor. Ben de diyeceğim ki kadın hakları savunucularına kart attık. Hani, işte 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü sebebiyle açıklama yapacaktım. Etrafımda yüzlerce polis etten duvar ördü, emniyet müdüründen güvenlik şubeye, “Siz yanınızdakilerle birlikte açıklama yapamazsınız.” Neden? Çünkü valiliğin kararı var, tek başınıza yapabilirsiniz.” dediler. Bütün iletişimime, zorlamama, yasayı, Anayasa’yı hatırlatmama rağmen yanımdaki kadın arkadaşların durmasına izin vermediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Danış, son kez açıyoruz.

Lütfen toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Adliye önünde de yine Cemil Taşkesen’in gözaltısı sırasında ve diğer gözaltılarda aynı uygulama var. Ben Siirt Valiliği şahsında bütün bu yasak kararlarını veren valiliklerle ilgili İçişleri Bakanlığına çağrı yapıyorum: Bu anayasal hakkımızın gasbedilmesidir. Sadece HDP'ye yapılıyor, AKP istediği yerde, istediği açıklamayı, istediği etkinliği yapıyor ama muhalefet söz konusu olunca tamamen hukuk dışı, keyfî, siyasi olarak bir kararla karşı karşıyayız. Bunu kabul etmeyeceğiz demek istiyorum.

Son olarak Sayın Başkan, bugün bir cezaevlerine dair yine içeridekilere eziyet dışarıdaki ailelere de eziyete dönüştü. Bir mektup aldım, doğrusu çok etkilendim. Erzurum’da ikamet eden Rıdvan Güven 2016 yılında tutuklandığını söylüyor ve on sekiz yıl hüküm giymiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Rıdvan Güven’in ailesine bir süredir kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından ciddi bir tehdit ve baskı uygulanıyor ve şöyle diyorlarmış… Range Rover marka ciple geliyorlarmış sonra kaçırmışlar kardeşini ıssız bir yere götürmüşler ve ajanlık yapması istenmiş. Yani böyle bir tarihsel dönemeçte yaşadığımız için hiç mutlu değiliz gerçekten. Türkiye toplumu çok ağır travmalar yaşıyor. İçeridekine ceza verdiniz yatırıyorsunuz, haklı ya da haksız, dışarıdakine neden bu muameleyi yapıyorsunuz? Hem içeriye hem dışarıya zulüm uygulayan, zulüm ihraç eden, hayatın her alanına, dokusuna nüfuz eden bir yaklaşımla karşı karşıyayız ama bunun karşısında çok güçlü bir direniş olduğunu unutmasınlar. Bu toplum, bu halk, biz HDP olarak asla bunlara boyun eğmeyeceğiz diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Son söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay’a ait.

Buyurun Sayın Altay.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim.

Sayın Başkan, dün akşam Türkiye bir büyük utancı yaşadı, dün akşamdan beri yaşıyoruz, çok üzgünüz. Toplumun geldiği bu noktanın gerçekten çok derinlemesine de incelenmesi, düşünülmesi, irdelenmesi lazım. Türkiye, böyle bir tabloyu, böyle bir manzarayı hak etmiyor. Ataşehir'de meydana gelen olayda hunharca, vahşice Başak Cengiz kardeşimize yapılan saldırı ve onun katledilmesi Türkiye'de hepimizin başımızı öne eğip düşünmemizi gerektiren bir hâldir.

Sayın Başkan, bu bir ayıptır, bu bir günah, bir vicdansızlık, bir yozlaşmadır, bir kişiliksizliktir, topluma yakışmayan bir tablo. Biz, “Türkiye’de can güvenliği sorunu var artık.” deyince, hükûmet hoplayıp zıplıyor. Bu canileri görmeyen zihniyet için bir kez daha, bu vesileyle İstanbul Sözleşmesi'ni de hatırlatmayı gerekli görüyorum, İçişleri Bakanını da muhalefete tehdit savurmak yerine işini yapmaya davet ediyorum.

Evet, herhâlde herkesin başına bir polis verilmez ama sokağın, caddenin, mahallenin güvenliğini sağlayamıyorsanız orada oturmayacaksınız, Sayın Başkan bu kabul edilemez, bu geçiştirilemez.

Bugün, basın toplantısında da söyledim, Türkiye birçok konuda dünyada süper ligde, enflasyonda, faizde, işsizlikle ama kadına şiddet ve kadın cinayetlerinde de Türkiye dünyada 1’inci sırada. Bu ayıptan herkesin, hepimizin ayrı ayrı ibret alması, utanması ve hemen bir araya gelip bütün partilerin bu konuda çaba göstermesi lazım, lafla olmaz, hamasetle olmaz. Yani, efendim “Başak Cengiz'e Allah'tan rahmet dileriz.” Elbette dileriz ama bu utançla yaşamak istemiyoruz, Türkiye'nin bunu hak ettiğini düşünmüyoruz Sayın Başkan. Yüce Meclisimizi bu konuda daha yüksek bir refleks vermeye, bu konuda daha duyarlı olmaya, onayladığı İstanbul Sözleşmesi'ne parti ayrımı yapmadan sahip çıkmaya çağırıyorum.

Sayın Başkan, insanların umutlarıyla, hayalleriyle, beklentileriyle siyaset kurumu oynayamaz, onları istismar edemez. Biz yıllardır 3600 diyoruz, EYT diyoruz, çiftçi borçlarının faizi diyoruz, düşük emekli maaşları diyoruz, asgari ücret diyoruz. Ben anlamıyorum. Neyi anlamıyorum?

(Mikrofon otomatik cihazla kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bremen Mızıkacıları masalı vardır, Hükûmet tam bir Bremen Mızıkacıları’na dönüşmüş vaziyette. Ya dün ile bugün siyasetin, iktidarın renk farklılığını görüyoruz. Geçen ay ile dünün renk farklılığını görüyoruz. EYT'yi paşa paşa halledecek aslında Erdoğan, 3600’ü tıpış tıpış verecek aslında Erdoğan ama Erdoğan dedi ki EYT için: “Yok öyle çift dikiş.” dedi. “Sen bilirsin, biz gelince biz vereceğiz, halledeceğiz.” dedik. Evvelsi gün Çalışma Bakanımız şöyle dedi, hepimiz de sevindik, Allah var: “Çalışıyoruz EYT için, bu konuda bir komisyon kurduk.” Sevindik. Dün Fuat Oktay, Sayın Paylan'ın bir sorusuna verdiği cevapta da “Böyle bir çalışmamız yok.” diyor. Nasıl olacak?

(Mikrofon otomatik cihazla kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Nasıl olacak Sayın Başkan? Yani EYT kapsamında milyonlar var. Çıkar dersin ki: “Arkadaş kusura bakma, vermiyorum.” Ama bir bakanınız “Çalışma yapıyoruz, komisyon kurduk.” bir bakanınız “Yok öyle bir şey.” derse milletin bu hükûmete, bu devlete güveni sarsılır. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanından ivedi bir izahat, açıklama adına ne derse desin bekliyoruz. 5’li çeteyi zengin etmekten vazgeçsin, EYT’liye versin, üç, dört maaş alanların 2’nci, 3’üncü maaşlarını kessin, 3600’e versin kardeşim.

Bir şeyin hakkını veriyorum, şimdi AK PARTİ'ye iki teşekkürüm var, yüksek müsaadenizle. AK PARTİ'nin en üst yöneticilerinden ikisine teşekkür edeceğim, şunun için edeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ben o saygıdeğer ağabeylerimizin, yöneticilerin, arkadaşlarımızın söylediklerini söylesem -şimdi nöbetçi Sayın Akbaşoğlu olduğu için söylüyorum- kıyameti koparırdı, Meclisi başımıza yıkardı, yalan söylüyorsun da derdi, her şeyi söylerdi.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Saygıdeğer Genel Başkan Vekili Sayın Yıldırım şöyle bir söz söylemiş, altına imza atıyorum: “Fildişi kulelerden aşağı bakarak çözüm üretemeyiz.” demiş, helal olsun, tarihî bir öz eleştiridir. Bir diğer Sayın Genel Başkan Vekili Sayın Numan Kurtulmuş da şöyle demiş: “Enflasyon artıyor ve hayat pahalılığının vatandaşı rahatsız ettiğini biliyoruz.” helal olsun, bunlar samimi öz eleştirilerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Keşke saray da AK PARTİ'nin Genel Başkan Vekilleri, kimi yöneticileri ve saygıdeğer milletvekilleri gibi doğru değerlendirmeler yapabilse diye düşünüyorum.

Sayın Akbaşoğlu’nun sisteme girdiğini görüyorum, burada bir sataşma yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yok, açıklama bakımından.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır yani ben de açıklama yaparım, her söylenene açıklama yapmak zorunda değilsiniz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sadece bir açıklama noktasında, bu EYT’lilerle ilgili…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Açıklanacak bir şey yok ki.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hayır, bir şey söylediniz, çelişkili…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, EYT’li, tabii, bekliyoruz.

BAŞKAN – O zaman şöyle yapalım: Yerinizden bir dakika 60’a göre söz vereceğim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tabii, yerimden, sataşmadan değil, açıklama bakımından.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, açıklama bekliyoruz zaten efendim, bekliyoruz.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu ifade edeyim: Ben de konuşmamda ifade ettim, Sayın Cumhurbaşkanımız da aylar öncesinden ifade etti. Mutlaka, uluslararası anlamda pandeminin sıkıntılarını bütün insanlık ve bütün dünya çekiyor. Hakikaten, bu konuda biz de bu sıkıntılar münasebetiyle bize yansıyan, ülkemize, vatandaşımıza yansıyan boyutuyla daha da iyileştirme önlemlerini alıyoruz; bunu Sayın Cumhurbaşkanımız da söyledi, biraz evvel ben de söyledim. Hakeza, EYT ile 3600 ek göstergenin sözünü veren biziz zaten. Nasıl “1 milyona yakın taşeronu kadroya geçireceğiz.” dedik, geçirdik, EYT’yle ilgili de Sayın Vedat Bilgin Bey’in Sosyal Politikalar Kurulunda üyeyken başlattığı çalışmalar var. Dolayısıyla bu çalışmaların neticesi ortaya çıktığında da tam manasıyla, bütün toplum kesimleriyle bu paylaşılacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum efendim, bitiriyorum.

BAŞKAN – Evet, bitirelim, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum, sataşma bakımından değil, Sayın Başkan Vekili ifade ettiği için söylüyorum.

Bu konuyla ilgili hem Genel Başkan Vekillerimiz de ifade ediyor. Biz fildişi kulelerde değiliz, vatandaşın içindeyiz, enflasyonun da farkındayız. O sebeple de zaten Sayın Cumhurbaşkanımızdan başlamak üzere, bütün ilgili, yetkili birimler, kurullar, genel merkez, parti politikaları, bakanlar kendileriyle ilgili bu manada harıl harıl çalışıyorlar, bunların yansımalarını toplumun tüm kesimlerine inşallah ileteceğiz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Fuat Oktay daha dün bana yazılı verdiği cevapta “EYT’yle ilgili bir çalışmamız yok.” dedi. Daha ben geçen hafta, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak sordum “Herhangi bir çalışmamız yok.” dedi. Birbirlerinden haberleri yok, Cumhurbaşkanı Yardımcısından bahsediyoruz.

BAŞKAN – Engin Bey…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi efendim, bu konuyla ilgili bakanlıkta bir çalışma… Vedat Bilgin Bakanımızın açıkladığı Çalışma Bakanlığında bir çalışmanın olduğu nettir; bu kadar yani.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Birbirlerinden haberleri yok o zaman.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok, alakası yok.

BAŞKAN – Şimdi… Şimdi…Sayın Akbaşoğlu…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan Yardımcısı mı daha üstte bakan mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

BAŞKAN – Şimdi, ben sizi böyle karşılıklı konuşturamam tabii doğal olarak, sizin söylediğinizi Engin Bey söyledi.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Beş sene sürecek çalışma, bekleyeceksiniz.

BAŞKAN – Size nasıl cevap verdiğini söyledi. Sayın Akbaşoğlu da birinci parti olarak nasıl çalışma yaptığını ifade etti, artık daha fazla…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bakanların birbirlerinden haberleri yok.

BAŞKAN – Sayın Paylan, Engin Bey’in söz talebi var.

Buyurun.

 

 

 

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, sadece zatıalinize belki burada bir görev düşer diye söz aldım efendim. Hükûmetin 2 sayın üyesinin birbirinden farklı, çelişkileri sebebiyle özellikle Sayın Fuat Oktay’ın dünkü söylediği çok netken Sayın Akbaşoğlu’nun da Sayın Fuat Oktay’ı yalanlamış olması sebebiyle…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok, alakası yok. Siz kendi kendinizi yalanlıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …bir kafa karışıklığı oluştuğundan konuya belki Meclis Başkanlığı devreye girebilir diye düşünüyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerçekten kendi kendinizi yalanlıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Pes, pes.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, Sayın Altay…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Başkanım, ben anlamadım Parlamento üyesi olarak hangisi yapacağız.

BAŞKAN – Şöyle yapalım: 3.600 ve EYT’lilerde bir uzlaşma olduğunu görüyorum. O zaman Grup Başkan Vekilleri bir araya gelsin, Hükûmete yani yürütmeye “Bu öneride bütün partiler mutabakat hâlinde.” deyip bunun hızlandırılması konusunda veya artık bu sistemde iddia edildiği gibi Meclis hazırlıyorsa yasaları oturalım, hazırlayalım bu yasayı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) –  Sayın Başkan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Açıklasınlar Başkanım, biz anlamadık. Ben anlamadım Başkanım.

BAŞKAN – Evet, madem bir mutabakat var. Hep birlikte çıkartalım, bütün Türkiye bizi alkışlasın. (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bakın, güzel başladık, hep beraber dedik.

BAŞKAN – Güzel gidiyoruz, güzel gidiyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dün Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, milletçe istiklal mücadelesini verdik. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük ve güçlü Türkiye noktasında hep beraber kenetlenelim ve bu manada adil ve merhametli yeni bir dünya kuralım istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – EYT, EYT.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – EYT’yle ilgili, 3600’le ilgili de zaten biz bunu kanuna dönüştüreceğiz, teklife dönüştüreceğiz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ben yine anlamadım Başkanım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Parlamentoda bunlarla ilgili bütün partilerle de görüşeceğiz ancak şunu söyleyeyim: 3600 ek gösterge zaten bizim vaadimizdir ve bu konuyla ilgili de çalışmalar yapılmaktadır. Yüce Meclisin bilgisine de bunları sunacağız, hep beraber bunları müzakere edip, buradan beraber yasalaştıracağız inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu çalışmaları yakinen takip ediyoruz çünkü daha evvelde bu çalışmaları yapmıştık. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu konuda çalışma yaptığını da yakinen biliyoruz. Fakat kanun teklifini de elbette Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri verecek, Bakanlığın yaptığı çalışmalar bir düzenleme, etki analizi mahiyetinde yani ne kadar, kaç kişiyi kapsayacağı vesaire düzenleme, etki analizi çalışmaları olarak da ifade edebiliriz bunu. İnşallah bu da en kısa zamanda tamamlanır ümidiyle bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde hep birlikte çıkaracağız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İnşallah!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Biz hazırız Başkanım.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Başkanım, daha anlaşılır oldu şimdi.

BAŞKAN – Peki.

Güzel gidiyoruz, inşallah onu da kısa zamanda çıkarırız; umarım benim yönetimimde olur.

Sayın Beştaş…

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben görüş söylememiştim, mademki bütün partiler aynı fikirde, milyonlarca emeklilikte yaşa takılan yurttaşlarımız var ve taleplerini her zaman ifade ettik; gelin uzlaşalım gerçekten, haklarını verelim. Bu bir seçim yatırımı değil, bir haktır. Bunun altını çiziyorum.

Diğeri, Sayın Başkan, şimdi, bir dakika önce, dün burada ifade ettiğim önceki dönem -25 ve 26’ncı dönem- milletvekilimiz Sayın Behçet Yıldırım maalesef tutuklandı. Tutuklanma gerekçesi olarak ise iddialar şu: “Taziyelere gittin, cenazelere gittin, düğünlere gittin, halkı ziyaret ettin.” Neymiş? Bir milletvekilinin bunu yapmasından daha doğal bir şey olabilir mi? Bu Parlamentoda bulunan hangi milletvekili bu dediğim kalemler açısından çalışmıyor? Hangimiz taziyeye gitmiyoruz? Hangimiz düğüne gitmiyoruz? Hangimiz dolaşmıyoruz? Bu açıkça, AKP iktidarının siyasi talimatlarıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir milletvekilinin tutuklanmasından söz ediyorum; hoşgörünüzü rica ediyorum, bitireceğim zaten.

BAŞKAN – Dün de konuşmuştuk.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani, konuştuk ama tutuklandı.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sekiz gün gözaltında tutuldu ve milletvekilliği faaliyetleri sebebiyle -şu anda doktorluk yapıyordu- tutuklandı. Bu tutuklamayı yargı vermemiştir; bu tutuklama AKP iktidarının talimatıyla yargıya verdirilmiştir. Behçet Yıldırım’dan boyun eğmesini ya da bunları inkâr etmesini bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bizler halkın yanında olmaya, halkın sorunlarını dinlemeye, onların çözümü için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bir de Başak Cengiz’e ilişkin bir cümle. Sosyal medyada bir “hashtag” değil -demin Sayın Altay da söyledi, katılıyorum- istatistiklerde bir sayı da değil; o bir kadın, bir can. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilenler bu cinayetlerin müsebbibidir diyorum ve İstanbul Sözleşmesi tekrar onaylanıncaya kadar, imzalanıncaya kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir cümle.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması talebimizden vazgeçmeyeceğiz, bir kadının daha öldürülmesine tahammülümüz yok.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.29

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

11/11/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/11/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                             İzmir

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri: Ülkemiz döviz kuru her geçen gün yükselmekte ve buna bağlı olarak hayat pahalılığı artmakta, vatandaşlarımızın alım gücü düşmekte ve ülke ekonomimiz ciddi zarar görmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) net rezervlerinin, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilen tarihten itibaren 128 milyar Amerikan doları azaldığı, tarihte ilk defa TCMB net rezervlerinin eksi değere düştüğü görülmüştür. Bu durum, Merkez Bankasının döviz kuru üzerindeki müdahale kabiliyetini oldukça kısıtlamaktadır. Özellikle son bir buçuk yılda yapılan döviz satış işlemlerinin mevzuata uygun olup olmadığı, satış işleminin hangi yöntem izlenilerek yapıldığı, kimlere ve ne şartlarla gerçekleştirildiği bilgisinin kamuoyuyla açık ve şeffaf bir şekilde paylaşılması ve mevzuata aykırı işlem yapılmış ise sorumluların tespit edilmesi, gerekli müeyyidelerin uygulanması ve dövizdeki kur artışlarının sebeplerinin araştırılması amacıyla 11/11/2021 tarihinde İzmir Milletvekili Grup Başkanvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 11/11/2021 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; İYİ Parti olarak döviz kurlarının artması ve Merkez Bankası rezervlerinin eksi değere düşmesi hakkında vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, doğru zamanda, doğru şekilde uygulanmayan döviz politikaları yani yanlış teşhis ve buna bağlı yanlış tedavi nedeniyle 128 milyar doları çarçur ettiniz. 128 milyar dolar yetmedi, büyüklerimizin kefen parası olarak bir kenara koyduğu parayla eş anlamlı ihtiyat akçesini de har vurup harman savurdunuz. Peki, ne oldu? Dolar yerinde saydı mı? Hayır. Dolar bugün 10 liraya dayandı. Keşke 128 milyar doları fütursuzca heba etmeseydiniz. Dövizin yükselişi karşısında en büyük silahınız olan 128 milyar doları boşuna havaya, tabiri caizse, topuğunuza sıkmasaydınız. O silahınız bugün olmadığı için, dövizin yükselişi karşısında çaresiz ve biçare durumdasınız. 128 milyar dolarla birlikte milletimizin geleceğini, aşını, işini, alın terini, ümitlerini, hayallerini boşa harcadınız.

Ben Sayın Cumhurbaşkanının “Bu kardeşinize yetkiyi verin. Ondan sonra bu faizle, şununla bununla nasıl düşecek, göreceksiniz.” polemiğine girmek istemiyorum ama dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ne demişti, bir hatırlayalım: “Dolarla mı maaş alıyorsunuz? Dolar borcunuz mu var, dolarla bir işiniz mi var?” Evet, var Sayın eski Bakan. Devletin borcu dolarla. Dolar bir kuruş arttığında devletin günlük borcu TL bazında 4,3 milyar TL artıyor. Dolarla işimiz var sayın milletvekilleri, ihracat yapmak için dışarıdan aldığımız tüm ara mallar dolarla; elektrik, petrol dolarla; doğal gaz dolarla; yediğimiz gıdaların tohumları, aldığımız arpa, buğday, mercimek, aklınıza ne gelirse dolarla; gübre dolarla; bir gömlek Türkiye’de dikilse bile dışarıda aldığımız pamuk dolarla; dokuma makinası dolarla; elektronik aletlerin çoğu dolarla; çocuk kıyafetlerinin büyük bir kısmı dolarla; telefon dolarla; Türkiye’de üretilmiş olsa bile televizyon ünitelerindeki LCD ekran dolarla; bilgisayar dolarla; kimyevi maddelerin bir kısmı dolarla; kâğıdın ham maddesi bile dolarla; sağlık ekipmanları, ilaçlar, motorlar dolarla; Türkiye’nin uydusunu fırlatması bile -yerli ve millîyiz ya- maalesef dolarla; aşı dolarla; geçmediğimiz köprülerin, yerini bilmediğimiz otoyolların, uçmadığımız havaalanlarının, hiç gitmediğimiz hasta garantili hastanelerin müteahhitlerine ödenen para da dolarla. Yeter mi, devam edeyim mi? Evet, elbette biz de istemezdik ama tepeden tırnağa her şey dolarla, o yüzden dolarla işimiz var. “İşimiz var mı?” gibi bir soru sormak yerine, dolara yapısal bağımlılığı koparmak lazım. Dolarla bağlantısı olmayan, işçinin, esnafın, çiftçinin alın teri; memurun, emeklinin dul ve yetim aylıkları. Ha, şunu düşünüyorsanız, dolar artar, ihracat artar, ithalat düşer, talep azalır, enflasyon düşer diye bir beklenti içindeyseniz ben de size diyorum ki: “Göle su gelinceye kadar kurbağanın canı çıkar.” (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Bakın, AK PARTİ’li kıymetli milletvekilleri, AK PARTİ’nin kadroları; bu ülke hepimizin, biz de bu yüce Türk milletinin bir ferdiyiz, aynı topraklarda yaşıyoruz; aynı sancıları, aynı acıları hissediyoruz; aynı sevinçleri, aynı mutlulukları yaşıyoruz. Biz, devlet güçlü, millet tok ve mutlu olsun istiyoruz; çocuklar yatağa aç girmesin istiyoruz; eşinin, çocuklarının karşısında yoksulluğun verdiği mahcubiyetle babaların başının öne eğilmesini istemiyoruz. Belli ki son yıllardaki kadrolarınız bu sorunların üstesinden gelecek bilgi, birikim ve liyakatten yoksunlar. Keşke Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener teklif ettiği zaman “memleket masası” etrafından toplanabilseydiniz, gelmekte olan bu krizin çarelerini hep birlikte ortaya koysaydınız. Anlaşıldı, sizin kadrolarınız bu işi beceremeyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) – Gelin, bu devlet için, millet için, geleceğimiz için gurur ve kibir meselesi yapmadan, İYİ Partinin tecrübesinden, becerisinden, üst düzeyde liyakatli ekonomi kadrolarının ortaya koyduğu çözüm yollarından faydalanın; gerekirse diğer siyasi partilerdeki değerli kadrolarla bir araya gelin, bu sorunu çözün. Vatandaşımızın artık kemerinde sıkacak delik, elinde avucunda satacak bir şey kalmadı. Yoksa, AK PARTİ’yle gönül bağını çözen Türk milleti bu bağı, yapılacak ilk seçimde kökünden, bir daha bağlamamak kaydıyla koparacaktır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dolar bugün 10 lira oldu, 10 lira dolar.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Yaparsa AKP yapar(!)

GARO PAYLAN (Devamla) - Bundan tam üç yıl önce Erdoğan “Bana yetkiyi verin, Türkiye’yi uçuracağım.” dediğinde dolar 4,5 liraydı. Vallahi, Erdoğan Türkiye'yi uçuramadı ama doları uçurmayı başardı.

Şimdi, ortada olmayan damat bey tekrar çıkıp “Ya, dolarla işiniz mi var arkadaş?” diyebilir ama tüm yurttaşlarımız belki maaşını dolarla almıyor arkadaşlar ama dolara bağlı olan bütün ithal ürünler yüzünden derin bir yoksulluk yaşıyor yurttaşlarımız. Geçen yıl 40 lira olan 5 litre ayçiçeği yağı bugün 100 lira olmuş arkadaşlar. Şimdi diyeceksiniz ki: “Arkadaş, bu dolarla mı?” Evet, dolarla arkadaşlar; ayçiçeği yağı uluslararası piyasada dolarla belirleniyor ve 4,5 lira yerine 10 lirayla çarptığınızda da 5 litre ayçiçeği yağı 100 lira oluyor.

Ya, yıl başında asgari ücretin artışında 2.825 lira tam 385 dolar yapıyordu arkadaşlar; bugün 280 dolara düşmüş durumda ve asgari ücretlinin alım gücü her gün güneş görmüş kar gibi eriyor maalesef değerli arkadaşlar.

Bakın, Sayın Erdoğan hâl⠓Faiz sebep, enflasyon sonuç.” diyerek bu ülkeyi yoksulluğa mahkûm ediyor değerli arkadaşlar. Sayın Cumhurbaşkanına gidip “Ya, arkadaş, sen ‘Faiz sebep, enflasyon sonuç.’ diyorsun. Bak, damadın da üç yıl önce faizleri suni olarak baskıladı, bunun sonucunda dolar fırladı. Sen yeniden aynı politikaları uyguluyorsun ve dolar 10 lira oldu.” diyebilecek içinizde bir kişi yok mu iktisat bilen ya, tek bir kişi yok mu? İçinizde iktisat bilenler var, iktisat okumuş olanlar var. “Bu politika Türkiye'yi yoksullaştırıyor.” diyecek tek bir kişi yok mu değerli arkadaşlar?

Bakın, Erdoğan talimatla Merkez Bankası Başkanına “Doları düşür.” dediğinde dolar 8 lira 30 kuruştu, bugün 10 lira. Yalnızca bu yüzden -Türkiye’nin 450 milyar dolar borcu var- Türkiye’nin borcu 700 milyar TL yükselmiştir arkadaşlar. Ya, 700 milyar TL’yle neler yapılır, biliyor musunuz? Bu 700 milyar TL’nin 50 milyar TL’siyle tüm emeklilikte yaşa takılanları emekli edebilirdik, 40 milyar TL’siyle 200 bin öğretmen atayabilirdik, 30 milyar TL’siyle tüm yurt sorununu çözebilirdik, 150 milyar TL’siyle en düşük emekli maaşını 4 bin lira yapabilirdik, 50 milyar TL’siyle asgari ücreti 5 bin lira ve vergiden muaf yapabilirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, hâlâ param bitmedi ya! Bu ülkenin borcunu 700 milyar TL yükselttiniz bu politikalar yüzünden. Hâlâ o iş bilmez Merkez Bankası Başkanı ne diyor? “Ya, dolar yükselince ihracatımız artacak da, efendim, enflasyon düşecek de…” Bu zır cahil Merkez Bankası Başkanı bunları dediği sürece bu enflasyon düşer mi? Bak, her gün dolar yükseliyor, yurttaşlarımızın alım gücü bitiyor. Ve sizi uyarıyorum bakın: Kasamız boş, Merkez Bankası rezervi ekside. Bunlar bol günler. Doların bol olduğu günlerde biz doları 10 lirada görüyoruz. Yarın, Amerika faiz yükseltecek, bakın, Amerikan doları geri Amerika’ya dönecek; o zaman doları 20 lirada, 30 lirada tutamazsınız arkadaşlar. 1990’lı yıllara geri dönme riskiyle karşı karşıyayız, bir stagflasyon riskiyle karşı karşıyayız yani durgunluk içinde bir enflasyon sarmalı riskiyle karşı karşıyayız; buna karşı Meclisimiz mutlaka sorumluluk almalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Bu iş bilmez, ekonomi bilmez Cumhurbaşkanına ve Merkez Bankası Başkanına karşı mutlaka Meclisimiz sorumluluk almalıdır ve ekonomideki gidişata “Dur!” demelidir diyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Paylan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden, Trabzon Milletvekili Sayın Ahmet Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kıymetli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün 10 Kasımdı, bu toprakları bize vatan yapan Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 83’üncü ölüm yıldönümüydü; onu rahmetle, minnetle ve özlemle anıyorum. Bizlere cennet gibi bir ülke, cennet gibi bir vatan bıraktı fakat sonrasında bu vatanı yönetenler, bu ülkede iktidar olanlar maalesef onun emanetinin kıymetini bilmedi. Bilmediği için de bugün, bizim, Türkiye Cumhuriyeti devletinin 10 lirası 1 Amerikan dolarına eşit hâle geldi. Eğer bu ülke Büyük Atatürk’ün söylediği “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir.” sözünden biraz ders alsaydı, yönetenler bu sözü anlayabilmiş olsaydı, bugün bu tabloyu yaşamıyor olacaktık. Üzülerek ifade ediyorum arkadaşlar, maalesef ülkeyi yönetenler ne Atatürk’ü ne onun sözlerini ne de söylediklerini anlamamışlar.

Değerli arkadaşlar, AKP Genel Başkanı ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 24 Haziran seçimlerinden -yanılmıyorsam- yaklaşık beş gün önceydi, çıkmıştı ekranlarının başına -iyi hatırlayacaksınız- demişti ki: “Bu kardeşinize yetkiyi verin, dolarla, kurla, enflasyonla nasıl mücadele ediliyor, bunu sizlere göstereyim.” Öyle demişti, iyi hatırlıyorsunuz ve bir başka konuşmasında “1 dolar 1 TL olacak.” demişti. Hatırlıyoruz bunları, hepimiz hatırlıyoruz, bunları yaşadık. İşte, az önce de gösterdiğim gibi maalesef 1 dolar 10 TL hâline geldi. Bu iş bilmezliğin sonucudur. Atatürk’ün bize bıraktığı o cennet gibi ülke ne hâle geldi arkadaşlar! Fabrikalarımız satıldı, üretim araçlarımız satıldı, limanlarımız satıldı, özelleştirme adı altında yandaşlara peşkeş çekildi. Yaratılan güvensizlik ortamı nedeniyle paramız gün geçtikçe değerini kaybetti.

Yine, Sayın Erdoğan’ın parayla ilgili bir sözü var, bunu da hatırlatmam lazım burada: “Para tıpkı bayrak gibi, tıpkı millî marş gibi bir ülkenin gücünü, itibarını, bağımsızlığını simgeler." demişti Sayın Erdoğan ve “Paranın itibarı, milletin itibarı” demişti, böyle bir “tweet”i var Sayın Erdoğan’ın yine. Arkadaşlar, şimdi, bu sözü nereye koyacağız? Yani Amerika’nın 1 Amerikan doları bizim 10 liramız hâline gelmişse bu sözü nereye koyacağız? İktidar yetkililerine söylüyorum: Çıkıp bunu bize izah edin arkadaşlar.

Arkadaşlarımızın verdiği önerge... 128 milyar dolarımız vardı hazinemizde, bu para ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET KAYA (Devamla) – İktidar yetkililerine bunu sorduk, Sayın Genel Başkanımız sordu, milletvekili arkadaşlarımız sordu; iktidar kanadından, her kafadan bir ses çıktı âdeta, kimin ne dediği anlaşılmadı. Bu paranın akıbeti konusunda henüz hiç kimse net bir bilgiye sahip değil ama şunu biliniyor: Ülke iyi yönetilmediği için bu para orada bir anlamda çarçur edilmiş oldu.

Değerli arkadaşlar, ülkede bugün güven yok, güven olmadığı için, ülke kötü yönetildiği için sürekli zamlar,  sürekli enflasyon, insanların sürekli açlıkla, yoksullukla sınanmasıyla günlerimiz geçiyor. Umut ediyorum ki bu kötü günler kısa süre sonra bitecek ve “Geliyor gelmekte olan.” dediğimiz gibi, en kısa sürede “Geliyor gelmekte olan.” diyeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Adana Milletvekili Sayın Tamer Dağlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Dağlı.

AK PARTİ GRUBU ADINA TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. Vefatının 83’üncü yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.

Öncelikle, Ahmet ağabeye şunu söyleyeyim…

AHMET KAYA (Trabzon) – Söyle.

TAMER DAĞLI (Devamla) – Türkiye’nin ve Türk parasının itibarı daima zirvededir, buna da tüm dünya şahittir. Sayın Cumhurbaşkanımız her platformda da bunu belgelemiştir.

Ayrıca, 128 milyar dolar konusuna gelince de bunu zaten İlhan Bey izah etti ama siz niye anlamak istemiyorsunuz, onu da bilemiyorum.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – O zaman İlhan Bey konuşsun.

TAMER DAĞLI (Devamla) – Çünkü Merkez Bankasında -kendi şirketiniz gibi düşünün aktifiyle, pasifiyle- bir yerde bir çıkış varsa öbür tarafın da karşılığı mutlaka vardır. Bunun teknik detayını zaten İlhan Bey anlattı; kaybolan bir şey yoktur, Merkez Bankası kayıtlarında hepsi net bir şekilde ortadadır. Siz kendi kendinize anlamak istemiyorsunuz, İlhan Bey’e giderseniz o da detayını anlatır diyorum. Bunu da özellikle söylüyorum.

AHMET KAYA (Trabzon) – Anlattı, anlattı, siz anlamamışsınız.

TAMER DAĞLI (Devamla) – Covid-19 salgını tüm ülkeleri olağan dışı tedbirler almak mecburiyetinde bırakmıştır. Diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bu dönemde artan sermaye çıkışları, azalan doğrudan yatırımlar, turizm ve ihracatta yaşanan hızlı daralma nedeniyle ekonomide yüksek tutarda döviz talep fazlası ortaya çıkmıştır. Ek olarak, mevcut jeopolitik konjonktürün de yarattığı baskılar, makro finansal istikrarı sağlamak üzere ekonomide döviz likidite ihtiyacının karşılanması gerekliliği doğurmuştur. Bu nedenlerle, finansal istikrarın korunması, ödemeler dengesi finansmanı ve döviz arz talep dinamikleri kapsamında işlemler gerçekleştirilmiştir. Bu sayede, ülkemiz ekonomisinin üretim, istihdam ve ihracat kapasitesi korunmuş; reel sektörün, finansal kesimin ve kamu kurumlarının döviz likiditesine erişim ve dış ödemeler noktasında herhangi bir sorunla karşılaşmaması için gerekli tedbirler alınmıştır. 21 Şubat 2017’de Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası arasında uygulanmakta olan para ve kur politikasının etkinliğini artırmak ve finansal istikrara katkı sağlamak amaçlarıyla bir protokol tesis edilmiştir. Söz konusu protokol kapsamında, 2017 yılından itibaren ihtiyaç görülen durumlarda kamu bankaları aracılığıyla döviz işlemleri yapılmaya başlanmıştır. Bu sayede, sistemde sağlıksız fiyat oluşumlarının engellenmesi ile döviz piyasalarındaki arz talep dengesi ve likiditenin tesis edilmesine katkıda bulunulmuştur. Söz konusu işlemler, işlem platformları üzerinden o günkü piyasa koşulları ve piyasa fiyatları çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Alıcı ve satıcı tarafından işlem gerçekleşene kadar bilinemediği, otomatik işlem platformlarında yurt içi ve yurt dışı piyasa yapıcı bankalar ile mevcut piyasa kotasyonları üzerinden işlemler yapılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

TAMER DAĞLI (Devamla) – Merkez bankaları, döviz ihale ve müdahale verileri incelendiğinde, genel uygulamanın karşı taraf bilgisi paylaşılmaması yönünde olduğu görülmektedir. Bu nedenle, karşı taraf bilgisi paylaşılmaması Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına özgü bir uygulama değildir.

Salgınla mücadele sürecinde ülke ekonomisinin korunması öncelikli tercihimiz olmuştur. Alınan tedbirlerle birlikte hem para politikası hem de mali politika tarafında atılan adımlar sayesinde, Türkiye, pandeminin tüm olumsuz etkilerine rağmen G20 ülkeleri içinde 2020 yılını pozitif büyümeyle tamamlayan iki ülkeden biri olmuştur. Reel sektörün likidite döngüsü sekteye uğramamış, bankacılık sisteminin güçlü bilanço yapısı korunmuş ve bu sayede makrofinansal istikrar desteklenmiştir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

 

                                                                                           11/11/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/11/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                       Meral Danış Beştaş

                                                                                  Siirt

                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Kasım 2021 tarihinde Siirt Milletvekili, Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili, Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, Kobani protestolarında yaşanan hukuk dışı uygulamaların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 15248 grup numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/11/2021 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Züleyha Gülüm.

Buyurun Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Talimatlı yargının talimatlı davalarından birinden, Kobani kumpas davasından bahsetmek istiyorum.

Kobani kumpas davasında bir kısmı siyasi tutsak olmak üzere demokratik siyaset yapan arkadaşlarımız hakkında göstermelik bir yargı yapılıyor, göstermelik bir yargı; zira karar zaten cepte bekliyor, sadece çıkarılması için uygun zamanı kolluyorlar.

Şimdi, Kobani davasının kumpas bir dava olduğunu bizim söylememize gerek yok. Dosyaya, soruşturma aşamasına bakınca zaten gerçekler açığa çıkıyor. Şimdi, bu soruşturma 2014’te açıldı, dava o kadar hukuki, bu soruşturma o kadar hukuki delillerden yoksundu ki savcı bizzat ifade alma gereği bile duymadı ve dosya bir kenarda bekletiliyordu. Ne oldu? İktidar, 2015’te seçimleri kaybetmesinin arkasından partimizi hedef hâline getirmeye başladı. Arkasından, 6-8 Ekim olaylarını bir seçim kampanyasına dönüştürdü, yine partimizi kriminalize etmenin aracı hâline getirdi.

Bu arada, Sayın Selahattin Demirtaş’ın başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davanın da gerekçesi yapılan konulara ve dokunulmazlıklara ilişkin 18’inci madde üzerinden ihlal karar kararı verdi. Ve tabii ki iktidarın talimatı gecikmedi, anında “AİHM kararı bize bağlamaz, karşı hamlemizi yaparız.” sözleri geldi. Bunun üzerine, karşı hamle süreci de başladı, 2018 yılında bu dosya için özel bir savcı atandı, hukuka uygun maddi delil bulamayan savcı iddialarına delil uydurmak için açık, gizli tanık arayışına girdi. Hatta o kadar artık arayışa girdi ki neredeyse gazetelere ilan verip tanık aramaya başlayacaktı. Dört yıl boyunca hiçbir kısıtlama, gizlilik kararı verilmeyen bu dosyaya özel savcının atanmasıyla gizlilik kararı alındı, dosya avukatlara açılmadı, kaçak göçek yürütüldü çünkü usulsüz işlemler yapılmak isteniyordu. O nedenle, dosyaya gizlilik kararı alınma ihtiyacı hissedildi.

Bu süreç bizzat HDP’yi kapatmanın da bir süreci olarak yürütüldü. Nereden anlıyoruz? HDP’yi kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı ile birlikte yürütülmüş soruşturma süreci. Oturmuşlar, birlikte karar vermişler “Biz bu davayı nasıl yürütürsek hem buradan ceza yağdırırız hem de HDP’yi kapatırız?” diye planlar yapmışlar. Ama yalnız, bazı planları yaparken bazı hatalara da düşmüşler; Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün gönderdiği bilgi notunu içeride unutmuşsunuz. Ya, onu da alaydınız bari, açık etmeseydiniz. Bilgi notu ne diyor? Diyor ki: “Bu soruşturmalarla ilgili yeni sorumlulukları yüklenecek şekilde bir genişletilme yapılmadı; bu, dikkatinizden kaçmış, bunu da yapmak lazım. Hatta arkasından bu iddianameye dayanarak partiye yönelik kapatma davası da açılabilir.” Bakın -bir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü açık açık gelecekte aslında ne olacağının talimatını verebilecek kadar- bu ülkede hukukun ortadan kaldırıldığı bir süreçten geçiyoruz. Önce tutuklamalar yapılıyor -dosyada- arkasından deliler oluşturuluyor. Adları geçen tüm gizli ve açık tanıkların dosyaya nasıl sokulduğu belli değil. İfade öyle bir alınmış ki avukat yok. On iki gün gözaltında tutularak yani baskı uygulanarak Emniyette ifadeleri alınıyor. Bire bir, aynı ifadeleri veriyorlar; kelime kelime aynı ifadeleri veriyor 3 tanık da ve ne hikmetse altı yıl önce Sayın Selahattin Demirtaş'ın yaptığı bir konuşmayı cümlesi cümlesine, kelimesi kelimesine hatırlıyorlar. Acaba hanginiz altı yıl önceki bir konuşmayı bu kadar net bir şekilde hatırlıyorsunuz? Elbette ki uyduruk deliller oluşturulmaya çalışılınca bazı şeyleri gözden kaçırmışsınız, onları düzeltmeyi düşünmüşsünüz. Şimdi, ne oluyor? 3.530 sayfadan oluşan iddianame, 324 klasör ekleri olan bir davada “Biz yargılamayı hızlandıracağız, sanıklar hızla savunma yapsın. Zaten savunma falan yapmanıza da gerek yok, aslında biz kararımızı verdik.” diyorsunuz, sadece göstermelik bir savunma yapmalarına izin veriyorsunuz. Buradan da kapatma davasına, buradan da seçimlere yürümek istiyorsunuz. Avukatların usuli işlemlere ilişkin taleplerinin dahi kabul edilmediği, yargılanan arkadaşlarımıza yönelik işkence ve kötü muamelenin uygulandığı “iki hafta duruşma, bir hafta ara” biçiminde dosyayı incelemeye dahi fırsat verilmediği, gelen evrakların dahi incelenmediği, SEGBİS dökümünün dahi yapılamadığı bir duruşma serisiyle siz aslında yargılamayı göstermelik olarak yapmak, kumpasınıza devam etmek istiyorsunuz.

Aleni bir duruşma yok; duruşma salonları jandarma ve polislerle doldurulurken duruşmayı izlemeye gelenlere baskı oluşturuyorsunuz. Öte yandan provokatif gruplara ise her türlü imkânı sağlıyorsunuz. Binlerce sayfadan oluşan iddianame ve eklerini ne avukatların ne de yargılanan arkadaşlarımızın incelemesine fırsat tanımaksızın davayı karara çıkarmak istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Bütün bunlar yetmiyor, talimatlarınız yetmiyor -ha, bu arada mahkeme Başkanının davayı yürütüm sürecini beğenmediğiniz için hemen bir talimatla onu da görevden alıyorsunuz, yeni bir Başkan atıyorsunuz- herhâlde ki bu sefer bizzat AKP’li vekiller gelerek duruşmada hazır bulunuyorlar. Herhâlde yeterli talimat veremediklerini düşünüyorlar ki duruşmada bizzat baskı oluşturmak için o duruşmalara geliyorlar.

Şimdi, size buradan söyleyelim: İstediğinizi yapın, yargınızın talimatlı olduğunu, kararlarınızın da talimatla alınacağını çok iyi biliyoruz. Ve yargılanan arkadaşlarımız: “Biz bu oyunun, biz bu göstermelik yargılamanın parçası olmayı kabul etmiyoruz.” diyorlar; aynı sözü avukatlar da söylüyor. Hazır kararınızı açıklamak için göstermelik yargı sürecine ihtiyaç yok; biz böyle bir yargılamada taraf olmayı kabul etmiyoruz, kararınızı açıklayın, göstermelik yargılamadan vazgeçin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de yargının içine düştüğü durumda, mahkemelerin talimatla karar vermek, yargılama yapmak, göstermelik yargılama yapmak ya da kendi pozisyonlarını riske ederek hukuku savunmak gibi iki kıskaç arasında sıkıştığı günlerin içerisinden geçiyoruz. Ne yazık ki yargıda bu tip kötü örnekler artık sıradanlaşmaya ve vakayıadiyeden olmaya başlandı ve ne yazık ki buna karşı sesini yükseltmesi gereken organlar, kurumlar -başta Parlamento olmak üzere- derin bir suskunluk ve derin bir sessizliğin onayıyla süreci neredeyse teşvik eder hâle gelmiş.

Bakın, bugün görüştüğümüz konuda, kamuoyunun “Kobani davası yargılamaları” diye bildiği yargılamalarda, aslında bakarsanız, FETÖ taktiklerinden bu yana gelen uygulamaların aynı şekilde mahkemelerde devam ettiğini görüyoruz, ibretle izliyoruz. Savunma hakkını ortadan kaldıran uygulamalar, avukatlara salonda yer vermeyecek kadar ya da savunma yapmasına imkân tanımayacak yargılama usulleri… Biz bunları Silivri’de gördük, biz bunları Silivri’de takip ettik. Dün bunları Parlamentoda, burada ifade ederken “Bırak yargı işini yapsın.” diye bize bu sıralardan itiraz ettiğiniz zaman bugün çıkıp o mahkeme heyetleri hakkında “Bunlar FET֒cüydü.” diyebiliyorsunuz. Peki, onlar FET֒cüydü de o taktikler neyin taktiğiydi? Biz bunları hep “FETÖ taktikleri.” diye ifade ediyorduk ama görüyoruz ki bunlar sadece FETÖ taktiği değil, FETÖ-AK PARTİ siyaseti ve iktidarı koalisyonunun taktikleri; hâlâ devam ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)    

Değerli arkadaşlar, düşünebiliyor musunuz mahkeme başkanları değişiyor, arzu ettiğin kararı alamadığın zaman heyetler değişiyor. Bunu sadece Kobani davasında şimdi konuşuyoruz, daha öncede bunları yaşadık. Milletvekili arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun dosyasında mahkeme başkanı değişti, Recep Tayyip Erdoğan’ın müdahillik talebini kabul etmedi, şerh koydu diye mahkeme üyesi değişti, bölge adliye mahkemesi başkanı değişti. Arzu edilen kararı alabilmek için toplam 6 hâkimin yargılama yapması gereken süreçte, istediğiniz kararı alabilmek için -iktidar- 19 hâkim görev yaptı, 19 hâkim; Enis Berberoğlu dosyasında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Tamamlıyorum.

Ergenekon mahkemesinde tahliye kararına şerh koydu diye Köksal Şengün’ü görevden aldılar -FETÖ taktikleriydi- onun yerine başkalarını getirdiler, Balyoz davasında da aynı şekilde ve yine dönüp baktığımızda arzu ettiğiniz kararı alabilmek için dün “FETÖ zanlısı” diye sınırdan Yunanistan’a kaçarken yakalanan hâkim Ülkü Ergin’i Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Man Adası davasına hâkim yaptınız ve rehin alınmış hâkimlerle Kılıçdaroğlu aleyhine karar ihdas ettiniz; yaşadıklarımız bu. Böyle bir yargı tablosu, böyle bir Türkiye’yle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Son cümle, selamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını tanımadan, Selahattin Demirtaş’ı hâlâ hapiste tutarak, Türkiye’de yargıyı yok ederek o sözünü ettiğiniz geleceği kurma şansı ne yazık ki yoktur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Güler.

Buyurun Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Milletimizin kürsüsünden aziz milletimizi ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, 10 Kasım 2016 tarihinde yani bundan beş yıl önce özel isteğiyle Mardin Derik Kaymakamı olarak görev yaparken alçak terör örgütü PKK tarafından kalleşçe görevi başında şehit edilen kahraman vatan evladımız Muhammed Fatih Safitürk’ü rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Kendisini hiçbir zaman unutmayacağımızı ve unutturmayacağımızı da ifade etmek istiyorum. Yine, cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de ölümünün 83’üncü yıl dönümünde rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Tabii, ünlü bir düşünürümüz “Siz, birisini cevizin faydasından faydalandırmak istemiyorsanız, onu bir kabuk olarak sunarsınız.” der biraz önce değerli hatiplerimizin yaptığı gibi. Biz cevizin içinden faydalanmak istiyoruz.

Nedir o? Kobani iddianamesi. Neydi Kobani iddianamesi? İddianamede aynen yer aldığı üzere -gerçekten, değerli hatipler biraz önce bunları dile getirerek itiraz etselerdi- ülke genelinde olayların tek tek anlatıldığı iddianamede, aralarında İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’ın da olduğu 35 il, 96 ilçede yasa dışı gösterilerin başlatıldığı, terör örgütü PKK’nın gençlik yapılanmasının kolluk güçlerinin yanı sıra sivilleri de hedef aldığı hatırlatıldı. Ayrıca olaylarda 37 kişinin hayatını kaybettiği, 761 kişinin yaralandığı, 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1.731 ev ve iş yerinin yağmalandığı, 1.230 aracın kullanılmaz hâle getirildiği kaydedildi. Peki kim yaptı bunları? Sanıkların çağrılarının örgütle bağlantılı yayın organlarında duyurulduğu anlatıldı. Bunun üzerine başta örgütün sözde üst düzey yöneticisi “Bese Hozat” denen katilin, eli kanlı katilin, adı Hülya Oran olmak üzere “PKK, KCK silahlı terör örgütünün sözde yöneticilerinin çağrılarına HDP Eş Başkanları ve MYK üyeleri, Demokratik Bölgeler Partisi, Demokratik Toplum Kongresi, Halkların Demokratik Kongresi ve bazı siyasiler destek verdi.” diye kaydedildi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne bağırıyorsun?

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Peki bunu nereden anlıyoruz? Yine eli kanlı, uyuşturucu kaçakçısı, kadın tecavüzcüsü “Duran Kalkan” denen PKK eli kanlı yöneticisi haftalar önce ne diyor biliyor musunuz?

HABİP EKSİK (Iğdır) – Ama olmuyor…Bağırarak, parmak kaldırarak…

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – “Avrupa bize ‘Ateşkes ilan etmeyeceksiniz, savaşı sürdüreceksiniz.’ diyor. Bize defalarca dayatmalarda bulundular. Bu dayatma açık oldu, gizli oldu, sözle oldu, fiiliyatla oldu ama bize dayatılan sürekli çatışma ortamının sürdürülmesiydi.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Altı yıl boyunca aklınız neredeydi?

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – “Biz ‘çözüm desteği’ dedikçe çözüm programı veya çözüm projesi görmedik. Avrupalılar sürekli ‘Siz çatışma ortamında savaşacaksınız.’ dedi.”

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – El sallama, yakışmıyor.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Kim dedi bunu?

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Kendi sorumluluklarınızı gizlemeye çalışmayın.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Eli kanlı örgütün yöneticisi diyor…

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Olanlardan siz sorumlusunuz. Gelişen olaylardan sorumlu sizsiniz

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – …ve 2.530 sayfalık iddianame ve sizin dile getirdikleriniz…

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Parmak sallama!

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - Anayasa’mızın 138’inci maddesini okuyarak bitiriyorum.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Anayasa'yı kendinize okuyun. Anayasa'yı takmayan sizlersiniz, Anayasa Mahkemesini tanımayan sizlersiniz, yargıyı dinlemeyen sizsiniz; kendinize okuyun.

BAŞKAN – Sayın Gülüm...

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.”

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Genel Başkanına söyle onu, Genel Başkanına söyle; Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımayan o.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Ben Türk milleti adına karar veren yargımızın kararlarına herkesi saygılı olmaya davet ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Siz önce Anayasa’yı tanımaya başlayın. “Anayasa’yı tanımıyoruz!” diyenler bu cümleyi kuramaz.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Ya “PKK” deyince niye sesiniz bu kadar çok çıkıyor? (AK PARTİ ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, hatip doğrudan “MYK’nin çağrısıyla başlamıştır.” diyerek Eş Başkanlar ile grubumuza sataşmada bulunmuştur.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Zaten vücut diliyle de yeterince bağırdı yani doğrudan hedef gösterdi. 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok, bir sataşma yok Sayın Başkan.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ben kimseyi itham etmedim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bir sataşma yok.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “HDP MYK’si” dedi Başkan, doğrudan “MYK” dedi yani başka bir şey var mı? 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir sataşma yok; vakıayı anlattı, bir çağrıda bulunduğunu söyledi. Sataşma yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, baştan sona sataştı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Doğru, doğru, AKP’ye sataştı! Sayın Akbaşoğlu, AKP’ye sataştı, size sataştı değil mi?

BAŞKAN – Buyurun, 69’a göre iki dakika sataşmadan söz veriyorum. 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Başkanım, biz “HDP” diye biliyoruz “PKK” deyince bağırıyorlar.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – “HDP” dedi diye söz istendi. Ne konuştuğunuzu bilin!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Seviyesizlik yapma! Haddini bil, seviyesizlik yapma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekiliniz kürsüde. Sizden rica ediyorum…

Buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli Türkiye halkı; Kobani kumpas davasının savcısı bildiğimiz savcılar değil; Kobani kumpas davasının açılmasına karar verenler yine bildiğimiz savcılar değil. Kobani kumpas davasında yargı adı altında oturan 3 hâkim de bu davanın hâkimleri değil. Bu davanın savcısı da, başsavcısı da emniyeti de yazanı da çizeni de alanlarda savunanı da AKP’dir. Bu olayda… Zaten demin hatip iddianameyi okudu, kendi yazdığı iddianameyi okudu; savcı falan yazmamış bunları. Gelmiş, ezbere oradan almış iddianameyi “37” “761” bir sürü veri saydı. Bu davada hukuk baştan sona yoktur, çok açık söylüyoruz, siyasi bir projedir, HDP’ye kapatmakla birlikte… Elimizde belge var, Terörle Mücadele Şubesinin gizli yazısını bile unuttunuz. Kobani davası bir kumpas davasıdır, HDP’yi kapatma davasıyla birlikte AKP’nin son icatlarından biridir. Bizimle 2014’ten sonra çözüm sürecini devam ettiren, Dolmabahçe’de oturan, çözüm sürecine dair sayısız görüşmeler yaptığımız parti süreç bittikten altı yıl sonra dedi ki: “Ben HDP’yi nasıl zayıflatırım, nasıl engellerim? Ya, bu davayı bir güncelleyeyim.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ölenler niye öldü, ölenler?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ahmet Altun isminde bir savcı getirdi, zembille indirdi, İzmir’e tayini çıktı, oradan da aldı getirdi; özel görevlendirdi ve “tweet” dışında her şey var, “tweet” dışında her şey var bu davada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Hepsi yalan, hepsi iftira, hepsi HDP’ye yönelik siyasi argümanlar. (HDP sıralarından alkışlar) 

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kobani’de ölenler ne oldu, Kobani’de ölenler? Ölenler ne oldu, ölenler? Boşa mı öldüler onlar, niye öldüler?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, biraz evvel konuşmacı “Sizin yazdığınız davayı…” savcının yazdığı davayı değil de “Sizin yazdığınız davayı okudu.” diyerek grubumuza sataştı, özellikle cevap vermek istiyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Tam öyle dedi.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Siz yazdınız, kim yazdı? Hangi odalarda hazırlandığını çok iyi biliyoruz.

BAŞKAN – Sataşmadan iki dakika süreniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim lütfen.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Öncelikli olarak, kamuoyunda Kobani davası olarak bilinen dava asla ve kata bir kumpas davası değildir.

HABİP EKSİK (Iğdır) – AKP’nin açtığı kumpas davasıdır.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Tam olarak bir kumpas davasıdır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – 37 katledilen vatandaşımızın hakkını arama davasıdır.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Gelin, gerçek katilleri bulalım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Dolayısıyla bağımsız ve tarafsız yargı tarafından bu konu iddia makamınca iddianameye bağlanmış, ve mahkemenin huzuruna getirilmiştir.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – AKP gelsin, gerçek katilleri bulalım.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kumpas davasıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) -  Açık bir şekilde Kobani olayları denilen bu olaylarda, 6-8 Ekim olaylarında HDP Eş Başkanları ve MYK’si, en üst karar organı bütün halkımızı alan tutmaya, sokağa ve her türlü isyana teşvik etmiştir. Dolayısıyla bu konuda en ufak bir tereddüt de söz konusu değildir. Kamuoyunun bilgisi dâhilindedir.

Sonuç itibarıyla, Sayın Hatibimiz de grubumuz adına konuşan Değerli Milletvekilimiz de bir vakayı, tespitleri kronolojik olarak ortaya koymuş, hiçbir sataşmada bulunmamıştır. Ancak şunu ifade etmek isterim ki: Emperyalist ve siyonistlerin Ermeni terör örgütünün yerini alan, ASALA’nın yerini alan, PKK’ya nasıl talimatlar yağdırdığı bizzat PKK elebaşı tarafından ortaya konmuştur.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Mahkeme Başkanını görevden aldınız. Niye sadece bu davaya bakacak özel mahkeme tahsis ediyorsunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) -   Bu konuda vekalet savaşı yürüten PKK ve onların yardakçıları bilsinler ki asla ve kata sözde kürdistan adı altında Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail Projesi’ne milletimiz de devletimiz de asla geçit vermeyecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Futbol maçı yapıyor, futbol maçı. İnsanın kanı üzerinden futbol maçında konuşma yapar gibi konuşma yapıyorsunuz.

NUSRETTİN MAÇİN (Şanlıurfa) – 37 HDP üyesini kim öldürdü?

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Amigoluk yapıyorsunuz ya, siyaset yapmıyorsunuz.

NUSRETTİN MAÇİN (Şanlıurfa) – 37 HDP üyesini kim öldürdü?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, izin verirseniz Sayın Beştaş’ı dinlemek istiyorum.

Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “Eş başkanları halkı isyana teşvik ederek” dedi, “HDP isyana teşvik ediyor.” dedi.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sayın Başkanım, beni de itham etmişti, söz hakkım saklı.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Niye sataşıyorsun ya?

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Bir daha sataşır mısınız, bir söz hakkımız daha çıksın lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tabi, tabi, tabi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Beni de topa sokun(!)

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu devran dönecek. Siz her zaman devletin tüm olanaklarını, yargıyı böyle avucunuzda yönetemeyeceksiniz. Emin olun, ahdolsun ki bu devran döndüğünde, siz iktidardan indiğinizde kurduğunuz bu kumpas davasının hesabını yargı önünde vereceksiniz, siz vereceksiniz bunun hesabını.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aç tavuk rüyasında darı görür, darı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şunu unutmayın: Bu dava IŞİD’in intikamını alma davasıdır, IŞİD’in vekaletini yürütme davasıdır. Siz bizimle neden oturdunuz? Mademki halkı isyana teşvik etmiştik, hani öyle iddia ediyorsunuz ya Dolmabahçe’de niye oturduk? Başbakanınızla niye görüştük? İmralı’ya neden heyetiniz gitti?

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Cevap verin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bunun cevabı var mı sizde?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Var, var, var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Çünkü devran döndü, devran döndü siz HDP’nin güçlenmesiyle, barajı aşmasıyla 2015’ten sonra HDP'ye IŞİD’in intikamını almak için bu davayı devreye soktunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – IŞİD de bir terör örgütüdür, PKK da terör örgütüdür.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz şunu unutmayın: Hanginiz doğru söylüyor? Genel Başkanınınız Erdoğan daha geçenlerde “53 kişi.” dedi, siz demin “37” dediniz, başka bir sözcünüz “43” diyor. Yasin Börü dışında tek bir isim biliyor musunuz?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Biliyoruz.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Söyle Abdullah Güler, söyle.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Telefonunuza bakmadan söyleyin. Gelin, hodri meydan, gelin, söyleyin.

İşte, burada “tweet” diyorsunuz, evet, bir “tweet” atılmış, ortada zaten. Bu “tweet”le yargılama yapın. Gelin, eğer gerçekten adalete inanıyorsanız bu “tweet”le yargılama yapın. Bu “tweet” Strasbourg’dan döndü.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Lüksemburg zaten sizin. Sizi de seviyor zaten Strasbourg.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Büyük Daire dedi ki: “Bu ‘tweet’ içeriği suç değildir, siz siyasi olarak Demirtaş’ı ve HDP'yi baskı altına alıyorsunuz.” Hodri meydan. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beştaş.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, açıkça sataşmalar yaptı.

BAŞKAN – Ama söyleyeceksiniz niye sataştığını.

Buyurun.

Hepinize soruyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla…

Şöyle: “Siz niye bizimle oturdunuz?” ve “Niye o zaman…”

BAŞKAN – Evet, soruları cevaplamak istiyorsunuz, aslında bir sataşma…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tabii, tabii.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Oturdunuz ama… Bir çözüm süreci vardı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Akbaşoğlu, teröristlerle niye oturdun ağabey ya(!)

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu ifade etmek isterim sözlerimin başında: IŞİD’le mücadele eden tek devlet Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bütün terör örgütleri eşit mesafededir, hepsinin başını eziyoruz ve ezmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – FATF’a anlat, FATF’a.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – İkincisi, “Siz bizimle niye oturdunuz?” “Çözüm süreci” diye bir süreç yaşadık. Bu, devlet aklının, stratejik hakikaten, toplumun huzuru, devletin bekası için çok önemli stratejik bir karardır. Dedik ki: “Siyasi parti olarak siz PKK’dan ayrışın, demokratik siyasetle halkın taleplerini gündeme getirin ve silahlar gömülsün, üzerine beton dökelim. Asla ve kata terör devam etmesin ve dış güçleri, Siyonistleri, emperyalistleri aradan çıkararak Millî İstihbarat Teşkilatımızla millî ve yerli anlamda 84 milyon insanın bekası tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet noktasında hep beraber bir olalım.” Söylediğimiz budur. Çözüm süreci de budur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Biraz daha bağır, biraz daha bağır!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bunun dışında kim ne söylüyorsa çözüm sürecini ya bilmiyordur ya da kasten kirletmek istiyordur.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Çok bağırarak haklı olmuyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bağırmayayım, bağırmadan konuşayım. Siz susarsanız ben susayım.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Sakin konuşun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bak, bağırmadan konuşuyorum, tane tane.

Çözüm süreci devlet aklının bir gereğidir ve demokratik siyaseti herkese açmanın şiddete, teröre mesafe koymanın çağrısıdır. Siz ne yaptınız? Siz işte, Duran Kalkan’ın söylediği gibi emperyalistlerin maşalığını kabullenenlerle yolunuzu ayırmadınız. Ayırın diyoruz, ayırın diyoruz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Terörün kökünü kurutalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bunu herkesin bilmesini istiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Üstü örtülü ödenekten kaç tane örgüt üyesine maaş veriyorsun? Kaç kişiye maaş veriyorsun?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “Emperyalistlerin maşalığını yaptınız." dedi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle demedim bak!

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Öyle dediniz. Tutanaklar var!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle olsun, öyle olsun!

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Çok çabaladınız ama yine de malzeme verdiniz, bravo! Çok çabaladınız ama olmadı.

 BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli Türkiye halkı; biz çözüm sürecinin arkasındayız. Çözüm sürecinin sonuna kadar sizin bütün yalpalamalarınıza rağmen, yaptıklarınızı inkâr etmenize rağmen biz çözüm sürecinin doğru olduğunu hep savunduk, hep savunmaya devam edeceğiz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Neden çukurlar eştiniz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) –  Kürt meselesinin tek çözüm yolu vardır, diyalogdur, konuşmaktır, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunu çözmektir. Biz sizin gibi bir gün ileri, iki gün 2 geri adım atmıyoruz, bu bir.

İkincisi, ya daha geçen hafta ya IŞİD’e yardım eden devlet olma statüsüyle maalesef gri liste açıklandı ya.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Fransa, Fransa. Lafarge… Fransa, alçak Fransa…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – IŞİD ve El Kaide’ye arka çıkmayın diye gri listeye girdi Türkiye, daha bundan ötesi var mı? Bunu biz söylemiyoruz.

Diğeri, ya, IŞİD’le mücadele diyorsunuz, Bağdadi burnunuzun dibinde öldürüldü ya, IŞİD’in lideri.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – PKK, YPG kontrolündeki alanda öldürüldü.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani diğeri de, şunu söyle söyleyeyim: IŞİD’liler Türkiye’de cirit atıyor ya, şirket işletiyorlar. En az tutuklu kalanlar IŞİD’liler.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Lafarge… Fransa… IŞİD… İstihbarat, Fransa…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Orada, kulağımın dibinde bağırıyor, böyle bağırmakla haklı olunmuyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – O raporu kim yazıyor? Raporunu o yazıyor.

BAŞKAN – Sayın Güler…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Akbaşoğlu öyle bir bağırdı ki kendimizi meydan muharebesinde sandık.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sizin de maşallahınız var(!)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ya, siz bu davadan medet umuyorsunuz ya, bu davayla HDP’yi çökerteceğinizi sanıyorsunuz. HDP sizin gibi bu kumpasçılarla başa çıkmayı bilir. Bu davalar gider Strazburg’tan döner ve yarın öbür gün bunun hesabını biz değil siz verirsiniz, siz. Biz bu konuda kendimize sonuna kadar güveniyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Neye güveniyorsunuz, Fransa’ya mı? IŞİD’e yardım eden Fransa’ya mı güveniyorsunuz? Fransa’ya mı güveniyorsunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Gizli Anayasa görüşmeleri yaptıklarınızda da bu konuşmanız çok iyi bir parantez açtı. İyi düşünsünler bu söylediklerini. Gizli Anayasa görüşmesi yapanlara bir örnek bu konuşmanız. Valla çok iyi parantez Müsavat Bey, çok iyi parantez açtı bakın.

 MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok açık bir şekilde “Siz, gri listeye aldırdınız.” diyerek sataşma yaptı hem iktidara hem grubumuza.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, aldırdınız, bu doğru değil mi, gri listeye girmedik mi?

BAŞKAN – Buyurun, süreniz iki dakika.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Strazburg’dan medet ummayın. Strazburg ancak olsa olsa bozacının şahidi şıracı hükmünde olur, onu ifade edeyim bir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo.” sesleri, alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Cumhurbaşkanın başvurdu Cumhurbaşkanı! Recep Tayyip Erdoğan versin Strazburg’a! Senin Cumhurbaşkanın başvurdu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Fransa’ya gelince yahu Fransa “Lafarge” ismini değiştirmek durumunda kalmadı mı?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Senin Cumhurbaşkanın başvurdu, sen niye itiraz ediyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bütün terör koridorlarını finanse eden Lafarge ve Fransa değil mi!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Strazburg’a senin Genel Başkanın başvurdu. Senin Genel Başkanın başvurduğunda iyi, başkası başvurduğunda kötü(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sonuç itibarıyla, bizim bu konuda kesinlikle “Kürt Meselesi” diye bir meselemiz kalmamıştır. Hiçbir etnik mesele Türkiye’de yoktur. Sessiz devrimleri gerçekleştiren parti AK PARTİ iktidarlarıdır. Kürtçe konuşuluyor, yayınlar yapılıyor, her türlü kurslar açık, herkes ana dilinde konuşuyor, hiçbir problem yok.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Şu anda siyasetiniz ortada, neden bahsediyorsun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Biz herkesi kucaklıyoruz. Türk, Kürt, Arap bizim kardeşimiz.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Katlederek mi kardeşlik yapıyorsunuz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Biz eşit yurttaşlığı getirdik, herkes hukuk önünde eşit, hiçbir ayrım yok.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Dillerini yasaklayarak mı kardeşlik yapıyorsunuz! Haklarını kısıtlayarak mı kardeşlik yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Gülüm…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Her kanun herkese eşit. Sonuç itibarıyla, biz dün ne yaptıysak bilinçli yaptık, bugün de bilinçli yapıyoruz. Nedir o?

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Kürt düşmanlığını…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Birlik, beraberlik, 84 milyonun kardeşliği, devlet ebet müddet, devletin bekası… Mesele budur.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Sizin bekanız, iktidarınızın bekası!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Büyük ve güçlü Türkiye, Türkiye'nin bölünmesinin önüne geçilmesi, Türkiye'nin yumuşak karnı olarak emperyalist güçler tarafından deşilmeye çalışılan alanların sağlamlaştırılması, o konuda hiçbir şekilde kimsenin bir şey söylemeye hakkı yoktur. Sonuç itibarıyla, PKK Kürtlerin düşmanıdır, Ermeni terör örgütü ASALA’nın yerini almıştır ve PKK aslında büyük İsrail, Nil’den Fırat’a… Onu sizin Eş Başkanınız da söylemişti, “Buralar arzımevut, vadedilmiş topraklar.” demişti. Yazıklar olsun. Bu, Siyonizme bir davetiyedir. Sizin Eş Başkanınız Sezai Temelli bunu söylemişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalan!

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – İsrail’le anlaşmalar yapan kim? İsrail’le silah anlaşması yapan kim?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sonuç itibarıyla herkes bilsin ki asla ve kata Türkiye’yi kimseye böldürmeyeceğiz. Arkasındaki emperyalistlere ve Siyonistlere böldürmeyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalan!

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Filistinlilere karşı İsrail’le bu anlaşmaları yapan kim? İsrail’le yaptığınız anlaşmaları açıklayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Filistin halkına karşı yaptığınız anlaşmaları açıklayın.

BAŞKAN – Sayın Gülüm, lütfen, çok rica ediyorum, kimseyi anlayamıyorum sizden…

Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Efendim, bu tartışmanın ne devletin birliğine ne milletin birlik ve beraberliğine ne de Türkiye Büyük Millet Meclisine bir katkısı yok, kifayetimüzakere efendim, lütfen, rica ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Devletin birliğine faydası var, devletin birliğine.” Sesi)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Neden?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Niye? Tam devletin birliğine…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Devletin birliğine HDP konuşurken cevap ver, kastedenlere cevap ver.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, Strasbourg’dan medet ummakla, yalvarmakla suçladı, son kez söz istiyorum.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yani biz burada iktidar partisinin hataları yüzünden başkalarının emellerini tartışıyoruz. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Çok rica ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu Türkiye’yi ilgilendiriyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ne alakası var? İktidar partisinin bir hatası yok. Bakın, sonuç itibarıyla söz söyleyecekseniz, İYİ Parti olarak söz söyleyecekseniz HDP’ye söz söylemeniz lazım.

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 16.35

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

                                             

 

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/11/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu ve arkadaşları tarafından OHAL Komisyonunun Anayasa Mahkemesi ve ağır ceza mahkemelerinin aklama kararlarına karşın “Barış Akademisyenleri”nin başvurularının reddinin araştırılması amacıyla 8/11/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin (2917 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 11/11/2021 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın İbrahim Özden Kaboğlu.

Buyurun Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; ben size devam etmekte olan davalardan söz etmeyeceğim, sizlere kesinleşmiş olan mahkeme kararlarından, kesin hüküm niteliğindeki mahkeme kararlarından söz edeceğim. Anayasa Mahkemesi kararı ve en az 400 ağır ceza mahkemesi kararı kesinleşmiş bulunuyor. Kesin hüküm otoritesinden yararlanan kararlar söz konusudur. Bunlar, bugün itibarıyla 36 dosyasında açıkça, doğrudan doğruya suç işlenmiş olan kararlardır ve bugünden itibaren suç işlenmeye devam edilecektir. Bu araştırma önergesiyle buradaki sorun, bu suça biz de ortak olacak mıyız, yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, yüce Meclis olarak bu suçu durduracak mıyız?

Konu nedir? Konu, üç aylığına ilan edilen ama iki yıl süren olağanüstü hâl döneminde çıkarılmış bulunan 37 kanun hükmünde kararname ek listelerinde yer alan adlara ilişkin dosyalardır. Bu dosyadaki sorunları çözmek için ön eleme anlamında, filtraj anlamında, süzgeç işlevini görmek anlamında Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu. O Komisyon, bir yılı olağanüstü hâl döneminde, üç yılı olağanüstü hâlden sonra olmak üzere beş yıldır çalışmaktadır.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Dört yıl.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – 2017’de başladı, 2021’in sonu, kurulduğu andan itibaren 5’inci yıl.

Bu Komisyonun büyük ölçüde, yüzde 12’si dışında ret şeklinde verdiği kararları nedeniyle, takipsizlik, yönetici kararları nedeniyle mahkeme kararlarına karşın iade etmeme… Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 17 Haziran 2021 günü adil yargılanma hakkı yasa tekliflerimiz kapsamında sunduğumuz, 189 maddeden oluşan 12 kanun teklifinden biri de bu mağduriyetlerin giderilmesine yönelik olan OHALİK’in lağvedilmesi ve hakkında kesin hüküm bulunmayan mağdurların iadesine ilişkin yasa önerimizdi. Bugün ise “BAK” olarak bilinen -Barış Akademisyenleri olarak bilinen- ve Barış Akademisyenleri hakkında en az 400 ağır ceza mahkemesinin kesin hükmü bulunan dosyalardan söz edeceğim, Anayasa Mahkemesi ve 400 ağır ceza mahkemesi. Anayasa madde 138, Anayasa madde 153 son fıkraları gereği bu kararlara uyma yükümlülüğü herkes için geçerlidir; uymayan, Anayasa suçu işlemektedir.

Değerli vekiller, şimdi buradaki işin özü şudur: Türkiye üniversitelerinde görev yapan öğretim üyeleri barış bildirisine rıza verdiler -sayısı 2 binin üstünde- fakat sadece 63 üniversite rektörü YÖK’le iş birliği yaptı ve 406 öğretim üyesinin üniversiteden uzaklaştırılmasına ilişkin KHK ek listelerinde adları yer aldı yani barışa rıza gösteren öğretim üyelerinin sadece yüzde 18’i… Çok şükür yüzde 82’si şu anda Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde.

Dolayısıyla, burada haksızlık nasıl yapıldı? Hangi rektör YÖK’le ters düşmek istemediyse, hangi rektör yükseltilmek istediyse, hangi rektör bilimsel özerkliğe uymadıysa o jurnalleme görevini yerine getirdi ve YÖK’e kanun dışı, Anayasa dışı dosyaları iletti. Bu dosyalar sonucu, Sayın Başbakanın itiraf ettiği gibi “Biz bilemeyiz bunları, o nedenle sonradan haberimiz oluyor, bu yanlışları düzeltmek amacıyla Komisyon kurduk, onlara başvuru yapılsın.” dendi. Belirttiğim gibi, süzgeç işlevi görmekle görevlendirilen Komisyon, kendisi için öngörülen statünün çok ilerisine taşıdı, anayasaüstü bir konuma sürükledi kendisini. Eğer hukuk devletiysek -ki öyledir, madde 2’ye göre- kendini devletüstü bir konuma sürükledi ve Anayasa dışı yolla özgürlüklerinden edilen kişilerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…sadece üniversiteden uzaklaştırılanlara dair işlem tesis etmeye başladı ve tabii ki bu kişiler hakkında Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen, ağır ceza mahkemeleri kararları olmasına rağmen yani adalet tesis edildiği hâlde uymuyor olması, özgürlük, eşitlik ve adalet ilkelerinin ihlali anlamına gelmektedir. Bu, bugün itibarıyla OHAL döneminden sonra 40 aydır görev yapıyor. Anayasa Mahkemesi ve ağır ceza mahkemesi kararlarından sonra iki yıl bekleyen bu Komisyon kararları, Anayasa Mahkemesinin amir hükümlerine karşı bu hafta ilgili dosyaları reddetmeye başlamıştır. Şu an itibarıyla 36 dosyaya ret kararı vermiştir, Anayasa suçu işlemektedir; bu suça Meclisin ortak olmaması için bu araştırma önergemize olumlu oy verilmesi ve araştırılması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaboğlu.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, cümlemi tamamlayayım.

BAŞKAN – Devam edin, tamamlayın cümlenizi.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Burada devam eden bir dava söz konusu değildir, kesinleşmiş mahkeme kararları vardır ve kendini Anayasa’nın ve devletin üstünde gören, âdeta paralel devlet olarak görev yapmaya devam eden bir komisyon karşısında bulunuyoruz. Buna karşı sessiz kalamayız, sessiz kalmamak andımızın gereğidir.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaboğlu.

İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İktidar, 15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminin ardından FET֒yle mücadele maksadıyla 21 Temmuz 2016’da üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan etmiş, daha sonra 7 defa uzatmak kaydıyla OHAL uygulamalarını 18 Temmuz 2018’e kadar devam ettirmiştir ama 18 Temmuz 2018’de şeklen kaldırılsa da bir hafta sonra, 25 Temmuz 2018’de çıkarılan 7145 sayılı Kanun ve devamındaki uzatmalarla OHAL 31 Temmuz 2022’ye kadar fiilen uzatılmıştır. Gerekçe, terörle mücadele; maksat, ülkeyi olağanüstü hâlle yönetip siyasi ve toplumsal muhalefete karşı olağan olmayan psikolojik baskı iklimi oluşturmak.

15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından iktidar, toplumun her kesiminin darbeye karşı birleşmesinden aldığı güçle mağduriyet kisvesini kuşanmış, siyasi ayağına ilişmemek koşuluyla, ibadet kısmından başlayarak, ticaret kısmında zorlanarak, ihanet kısmında ise elinden kaçırarak ya da kaçırılmasına göz yumarak bir cezalandırma süreci başlatmıştır. Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu başvuru ve karar verilerine göre, bu yılın temmuz ayı itibarıyla 125.678 kişi kamu görevinden uzaklaştırılmıştır. İşin ilginç tarafı, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin hemen ardından kamuda ihraç furyası başlamıştır yani 16 Temmuz 2016 sabahı başlayan operasyonla görevden alınması gereken paralel devletin kamu görevlileri bilinirken 15 Temmuz 2016’ya kadar herhangi bir işlem yapılmamıştır. 16 Temmuz sabahı ise asıl alınması gerekenler ya elden kaçırılmış ya da kaçırılmıştır; bu ayrı bir başlık.

Ve başka bir ilginç başlık, devletin elinde kaç kamu görevlisinin ihraç edildiğine ilişkin resmî bir veri de bulunmamaktadır. OHAL’in yeniden uzatılmasına ilişkin kanun teklifinin komisyon görüşmeleri sırasında Cumhurbaşkanlığı temsilcisi “İstatistiki bilgiler bizde yok, İçişleri Bakanlığının oluşturduğu bazı veriler var, onu biliyorum.” derken İçişleri Bakanlığı yetkilisi de tüm kurumların istatistiklerinin İçişleri Bakanlığında olmasının mümkün olmadığını belirtmiştir ve en garibi, İçişleri Bakanlığı için hangi kurumdan, kaç personelin işine son verildiğini bilmenin de çok önemi yoktur ancak sayı önemli olmasa da geçmişte kutsallaştırdığınız, bugün Deccal’leştirdiğiniz FETÖ sizin eseriniz.

Değerli milletvekilleri, OHAL uygulamalarıyla -örgütle birebir bağlantılı, suçları kesinleşmiş olanları bir tarafa bırakıyorum- birçok insan da yaftalanmış, dışlanmış, itibarı sıfırlanmış, darbe girişiminin ardından devletin gösterdiği haklı refleks sonrası iftira mektupları, yanlış ifadelerin doğruluğu dahi araştırılmadan birçok kamu görevlisinin işine son verilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Darbe girişimini nemaya çevirmek suretiyle kendilerini mağdur gösterenler OHAL kararnameleriyle mağdur olanlara sahip çıkma, zararlarını giderme yönünde bir adım dahi atmamışlardır. Kabul edin, FETÖ sizin vatandaşı “hazır ol!”da tutmak için, hizaya getirmek için bir bahaneniz oldu, OHAL ve KHK’ler de bu bahanenin sopası.

Altını çizerek ısrarla belirtiyorum ki FETÖ de PKK da adı terörle anılan bütün suç örgütleri de kökü sonuna kadar kazınmak suretiyle temizlenmesi gereken yapılardır ve bu konuda atılacak her adımın sonuna kadar arkasındayız. Ancak iktidarın kabul etmediği her eylem bugün terör suçu üzerinden değerlendiriliyorsa ve yargıda aklansa bile hâlâ bu yaftadan kurtulamıyorsa bunun adı adaletsizliktir ve bu adaletsizliğe suskun kalmamızı da kimse bizden beklemesin.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Şırnak Milletvekili Sayın Hüseyin Kaçmaz.

Buyurun Sayın Kaçmaz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, “OHAL Komisyonu” denilince söz konusu mağduriyetler, intiharlar, dağılan aileler ve birçok mağduriyet hepimizin malumu. Ancak, diğer bir yönüyle, güncel olması hasebiyle “Süleyman Özışık” denilen iktidara yakın, yandaş gazetecinin OHAL Komisyonuna ilişkin söylediği sözler aslında bir gerçeği gözler önüne sermekteydi. Ne diyordu Süleyman Özışık: “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya masum olduğuna inandığım binlerce insanın dosyasını götürdüm, görevlerine iade edildiler.” Tabii, burada, OHAL Komisyonundan ziyade OHAL sektörüne dönen ve bu sektöre para aktaranların masum olarak işe döndüğü bir gerçekle karşı karşıya kaldık. Yani FETÖ borsası gibi OHAL borsasının da kurulmuş olduğu kendi yandaşları tarafından aslında kamuoyuna deklare edilmiş oldu. Tabii, iktidar bugüne kadar bu iddiayı yalanlamadı; yalanlamamış olması, suskun kalması da aslında söylenenlerin doğru olduğunu bize ispatlamakta.

Komisyonun çalışma usullerine baktığımızda, yasada tabii Komisyonun çalışma usulleri bellidir. “Üyeler ve Komisyon çalışmalarında görevlendirilenler, görevlerini yerine getirmeleri sırasında edindikleri kamuya, ilgililere ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri ve ticari sırları ve bunlara ait belgeleri bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamaz, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamaz.” şeklinde bir düzenleme var. Ancak, gördüğümüz üzere, Süleyman Özışık’ın iddiaları ve iktidarın sessiz kalması, aslında bu kanunun nasıl ihlal edildiğini açıkça göstermekte. Yani ne demek oluyor? “Komisyon kararı beklemek yerine Özışık’a başvurabilenler, Süleyman Soylu’ya ulaşabilenler, parası olanlar aklanabiliyor.” sonucu çıkıyor buradan. Tabii, dediğimiz gibi, OHAL Komisyonunun son dönemlerde açıkladığı kararlara da baktığımızda, mağduriyetlerin giderilmesinin yolu, yargı olmalıyken bağımsız olmaya kişilerden oluşan bu Komisyonun binlerce insanın kaderini elinde tutuyor olması, bir hukuk devletinde tamamıyla bir garabete sebep olmakta.

Yine, Anayasa Mahkemesinin dahi inceleyemediği KHK’leri âdeta bir üst mahkemeymiş gibi inceleyen bu Komisyonca verilen kararların neresinde adalet arayalım? Bu Komisyonun hakkaniyetli karar verme şansı zaten yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Ya birileri kulaklarına fısıldayacak, onlar da ona göre hareket edecek ya da birileri, dediğimiz gibi, kurulan bu borsadan onlara ulaşacak ve yine iadesi sağlanacak.

Bu Komisyonun Anayasa’nın amir hükümlerine açıkça karşı hareket ettiğini, “Füsun Üstel ve diğerleri” kararı sonrası mahkemelerce verilen beraat kararlarına rağmen hukuka aykırı bir şekilde, kendini Anayasa’nın da üstünde gören, Anayasa Mahkemesinin de üstünde gören bir şekilde söz konusu başvurucuların başvurularını reddetmesini ve özellikle barış akademisyenleri olarak bilinen imzacı akademisyenler yani muhalif akademisyenlere karşı iktidarın Komisyon eliyle aslında bir fiili cezalandırma yöntemi uyguladığını net bir şekilde görebiliyoruz. Ama net bir şekilde söyleyelim, tarih bunu ispat edecektir: Barış akademisyenleri bu ülkenin onurudur ve barış akademisyenleri tarih önünde de aklanacak ve görevlerine iade edilecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grubu adına söz talep eden Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ali Özkaya.

Buyurun Sayın Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, aziz milletim; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Barış akademisyenleri adı altında geçen bu konuyu kısaca bir değerlendirmek gerekiyor: 2015 yılında millî birlik ve kardeşlik süreci içinde, PKK terör örgütünün “öz yönetim” adı altında şehirlerdeki açmış olduğu çukurlar ve barınakların, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet teşkilatıyla beraber kaldırılması sürecinden sonra ve oradaki yapılan başarıyla birlikte, Aralık 2015’te PKK'dan aydınlara ve bir kısım halka çağrı yapılarak “Destek verilsin.” denildi, 11 Ocak tarihi itibarıyla da bu meşhur bildiri yayınlandı.

Aziz milletimizin bilmesi gerekir, bu bildiride ne var, kısaca belirtelim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Anayasa Mahkemesine bakın, Anayasa Mahkemesine.

ALİ ÖZKAYA  (Devamla) – Sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte ve yerleşim yerlerine ağır silahlar kullanılarak saldırılıyor.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Anayasa Mahkemesinden üstün müsünüz?

ALİ ÖZKAYA  (Devamla) – Bu kasıtlı ve planlı kıyım, katliam ve Hükûmetin uyguladığı bilinçli sürgün politikası… Kürt siyaset iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturması. Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddet, suç ortağı vesair gibi hiçbir şekilde savunulamayacak bu bildirileri yayınlıyorlar ve akabinde, 15 Temmuzdan sonra…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Bildiriyi oku, bildiriyi.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – …KHK’yle, bu bildiriye imza atanların bir kısmı, kamu görevlisi olanlar ihraç ediliyor. Anayasa Mahkemesinin meşhur kararı, Anayasa Mahkemesinin kararında -bunu aziz milletimiz de bilsin- deniliyor ki: “İncelenen başvurucuların imza attıkları bildiri toplumun büyük çoğunluğu için kabul edilemez bir içeriğe sahiptir. Ülkenin bir bölgesinde terör örgütü mensuplarınca açılan hendeklere ve silahlanmaya müdahale eden devleti katliam, kıyım, işkence yapmakla suçlayan bir açıklamaya katılmak elbette mümkün değildir. Bunlar, belki çok küçük bir grup dışında kahir ekseriyeti rahatsız eden açıklamalardır.”

HABİP EKSİK (Iğdır) – Mahkemelerin önünü açın, mahkemelerin önünü açın.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bu, 8’e 8 karar verilmiş, Başkanın oyuyla reddedilmiş bir Anayasa Mahkemesi kararı. Ha, Anayasa Mahkemesinin kararları…  Bu kısmı ayrıca konuşulmakla birlikte karar verilmiş bir husus var.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Öyle bir şey mi olur? OHAL İnceleme Komisyonu...

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi kararları veyahut da ceza mahkemesi kararları mutlak suretle memur hukuku açısından, idare hukuku açısından bir sonuç doğurmaz.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sizin kendi hocalarınızdan…

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Danıştayın binlerce, on binlerce kararı vardır. Bu kararlarda hepsini… Der ki…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Öyle bir şey mi olur? Hukuk dışıdır o.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Dinlersen öğreneceksin.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Hukuk dışıdır. Ben çok iyi biliyorum.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – “…kararıyla ceza hukuku açısından cezalandırılmaya yeterli delil bulunmamakla birlikte sübuta erdiği eylemler gerekçe dava dosyasındaki bilgi ve belgelerle memurluktan çıkarılması normaldir.” der.

Şimdi, aziz milletimiz şunu bilmelidir: Ceza hukuku kapsamında…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Yanlış şeyler söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim… Sayın Milletvekili…

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Susarsan öğrenirsin, dinlersen öğrenirsin.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Öyle bir şey yok, sen burada uyduruyorsun.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Ceza hukuku ayrı bir hukuk dalıdır, disiplin hukuku ve  memur hukuku ayrı bir hukuk dalıdır.

HABİP EKSİK (Iğdır) – O insanları oyalıyorsunuz.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Yeter, sizi mi dinleyeceğiz?

HABİP EKSİK (Iğdır) – Konuşma, konuşma…

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Dinlersen öğreneceksin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin siz, devam edin.

Tamamlayalım.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Ayrı hukuk dallarını birbiriyle karıştırıp “Efendim, buradan beraat etti, mutlaka otomatik dönecek.” diye bir sistem yok.  OHAL Komisyonu kuruldu, 4’üncü yıl, 15/12 itibarıyla karar vermeye  başladı, dört yıl dolmadı, tam 121 bin dosyaya karar verdi 7 üye. Bir yılda 30 bin dosyaya karar vermişler, 15.500 civarında kabul kararı... Bu ne demektir? Yüzde 10’un üzerinde, yüzde 15 civarında kabul kararı vermiş. Burası bir hukuk devleti, süreç işliyor ve o yanlış yapılanlar geri dönüyor.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Komisyon, mahkeme mi ki karar veriyor? Neye dayanarak karar veriyor?

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Elbette ki bu kadar işlem içinde hata ve yanlış olabilir, bunlar bu süreçte düzeltiliyor ama bunu herkes bilmeli ve herkes kabul etmeli ki ceza davasından beraat etti, otomatik başla diye bir hukuk sistemi yoktur. Bunu bugün demiyor, onlarca yıldır Danıştay her kararında söylüyor ve buna göre de işlemler tesis ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkaya.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Çok kısaca Başkanım, bir...

BAŞKAN – Çok kısaca oradan söyleyin, tutanaklara geçsin.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Meselenin özü şu değerli arkadaşlar: Yanlışlıkları, hataları düzeltmek her zaman bu Meclisin, bu milletin, bu yargının görevi...

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Bir gün utanacaksınız bunları savunduğunuz için.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Bilerek, bilinçli bir şekilde yapılan bir şey.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – ...ama insanları yanlış bilgilendirerek farklı amaçlara, beklentilere sokmak milletvekillerine yakışmayan bir davranıştır. Bunu belirtiyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bizim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını buraya getirmemizden ve uyulması gerekliliğini ifade etmemizden büyük bir rahatsızlık duyuluyor ve bir yerlerden, Strasbourg’dan medet umduğumuz iddia ediliyor genel olarak. Şunu söyleyelim: AİHM ve AİHS’i, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni iktidar partisi reddediyorsa ya da sözleşmeden imzasını çekecekse bunu öğrenmek isteriz doğrusu. Bu, Türkiye'de 84 milyon yurttaşı ilgilendiriyor, bağlayıcılığı konusunda da hiçbir tartışma yoktur.

Biz, Türkiye'de Trump ve Merkel’in talimatlarıyla nasıl insanların tahliye edildiğini gayet iyi biliyoruz, bunu yakından takip ettik. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adli sicil kaydının silinmesi ve milletvekili seçilebilmek için 3 defa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduğunu bütün Türkiye'nin bilmek gibi bir hakkı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu nedenle, söylediklerimiz çarpıtılmasın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bizim için de kendileri için de Türkiye'de herkes için de bağlayıcıdır.

Son olarak, maalesef, Başak Demirtaş’a bugün iki yıl altı ay ceza verilmiş, evet. Neymiş? Sağlık raporu gerçeğe uygun değilmiş. Avukatları bir açıklama yaptı, bunu ayrıntılarıyla biz de takip edeceğiz. Kolektif bir ceza verme zihniyeti devrede. Bu cezaları yargı vermiyor, bir kez daha söyleyeyim: Bu iktidar öç almak, intikam almak, birilerini cezalandırmak üzerine kurduğu siyasetini devam ettiriyor. Başak Demirtaş yalnız değildir, hepimiz yanındayız. Eşini, Selahattin Demirtaş’ı, rehin almak yetmedi, şimdi kendisine de ceza veriyorlar. Herhâlde yakında sıra çocuklarına gelecek, anne babasına gelecek. Bu, Orta Çağ hukuku bile değildir diyorum. Bu haksızlığı engizisyona benzetmek dışında bir seçeneğimiz yok.

BAŞKAN – Peki.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İddiaların tümünü reddettiğimizi belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

1. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2546) ve Dışişleri Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 272)(x)

BAŞKAN – Komisyon, yerinde.

Dünkü birleşimde teklifin tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştı. Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE KATAR DEVLETİ HÜKÜMETİ ARASINDA BÜYÜK ÇAPLI ORGANİZASYONLARIN YERİNE GETİRİLMESİNDE İŞ BİRLİĞİ KONULU NİYET MEKTUBUNUN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 31 Ekim 2019 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubu”nun onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dış politika, bir devletin ulusal çıkarlarının belirlendiği amaçlara ulaşmak için diğer devletlerle ve uluslararası kurumlarla olan diplomatik, siyasal, ekonomik ve hukuki ilişkileri kapsayan politikalar bütünüdür. Türkiye’mizin dış politikasına baktığımızda ise ne yazık ki sıkışmış bir dış politika mevcuttur. Bugün “sıfır sorun” derken maalesef etrafımızda “dost” diyebileceğimiz ülkelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. İşte, tam da bu noktada elbette ki Orta Doğu’daki siyasetimiz de son derece önemlidir.

Biz, İYİ Parti Grubu olarak her zaman dış yatırımlara, uluslararası antlaşmalara son derece önem veriyoruz ve bu yatırım ve antlaşmaları destekliyoruz. Katar da bizim için önemlidir. 2015 yılından bu yana Katar ile Türkiye arasında 68 anlaşma ve iş birliği protokolü imzalanmıştır, karşılıklı ticaret hacmi son on yılda 340 milyon dolardan 2,24 milyar dolara yükselmiştir. Katar’ın Türkiye’deki toplam yatırımı da 2020 yılı sonu itibarıyla 33,2 milyar dolar olmuştur. Türkiye’nin yatırıma ihtiyacı olduğu bir dönemde bunlar son derece olumlu gelişmelerdir. Ancak, sorun şudur: Özellikle, Katar’la olan ilişkilerde iki ülke arası ilişkiler değil; ikili, şahıs arası ilişkiler şeklinde politikalar yürütülmektedir. Yapılan anlaşmalar oldubittiden sonra kamuoyuyla paylaşılmaktadır. Yapılan anlaşmalardan bazıları Kamu İhale Kanunu’na tabi değildir. Bu kapsamdaki varlıklar, Varlık Fonuna tabi oldukları için Sayıştay denetimi dışı olan varlıklardır; bunlar denetlenemiyor, soru sorulamıyor. Katar Hükûmetinin yaptığı yatırımlar hakkında muhalefet olarak biz bilgi alamıyoruz. Hâlbuki bugün siz, uluslararası arenada Türkiye’deki varlıklarla yapılacak yatırımlarla ilgili uluslararası arenaya bu çalışmaların tamamını gönderiyorsunuz, bu çalışmalar çerçevesinde yatırımlarının veyahut da satın almalarının rantabl olup olmadığına bakıyorlar yani kılcal damarlarına kadar bu sözleşmeler didik didik ediliyor ama maalesef, muhalefet olarak bizim bu anlaşmalardan haberimiz yok. Bunlardan önemlilerinden biri, geçtiğimiz günlerde özellikle… Mesela, şehir hastaneleriyle ilgili bizim bilgiye ulaşmamız mümkün mü, anlaşmalarla ilgili? Mümkün değil ama bu hastaneleri işleten holdinglerden bir tanesi uluslararası arenaya çıktı, bununla ilgili hisselerini uluslararası arenada sattı, bu bilgilerin tamamını da pazarladığı bu pazarda herkesle paylaştı; insanlar gördü, ona göre aldı veya sattı. Uluslararası arenaya açık olan bilgilere bizim ülkemizde maalesef -Parlamentoda da dâhil- ulaşmak mümkün değil. Onun için diyoruz ki: Devlet yatırımları muhakkak şeffaf olmalıdır.

Tabii, bu kapsamda, yine Katar’la 20 Kasım 2020 tarihinde imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Katar Devleti Hükûmeti Arasında Su Yönetimi Alanında İş Birliği Mutabakat Zaptı 21 Mart 2021 tarihine Resmî Gazete’de yayımlanarak onaylandı. Katar’ın, yeterli içme suyu kaynakları bulunmayın, deniz suyunu arıtarak kullanan bir ülke olduğu göz önüne alınırsa bu anlaşmanın imzalanması yine izaha muhtaç bir durumdur. Bu anlaşmanın içeriğiyle ilgili yine ne Parlamentonun ne de bizim herhangi bir bilgimiz mevcut değildir.

Yine bir diğer husus, 26 Ekim 2021 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile Finans Ofisi Katar’ın başkenti Doha’da şube açtı. Bu şubenin açılışına gerekçe olarak “Katarlı iş insanlarının Türkiye’ye sunduğu yatırımlara tek bir yerden ulaşılması.” dendi yani açılan ofisle, Türkiye piyasasını araştırmak isteyen Katarlı yatırımcılara projelerine başlamadan önce tüm bilgilerin sunulacağının söylenmesi dikkat çekicidir. Burada, tüm bilgilerin paylaşılacağı söylemi konusunda bir belirsizlik söz konusudur, bu durumun açıklanması gereken bir konu olduğunu düşünüyoruz. Bütün bu yatırım ofislerinden –gerek Katar’da gerekse dünyanın farklı yerlerinde- tüm bilgiler paylaşılırken -tekrar altını çiziyorum- bu pazara çıkmadan önce lütfen en azından Parlamentomuzla da bu bilgileri paylaşın ki neyin ne olduğunu biz de izleyelim. Tabii, bunun paralelinde, özellikle Katar’ın Sayın Cumhurbaşkanımıza hediye ettiği 500 milyon dolarlık uçak da vicdanlarımızı yaralamıştır yani devletimize bağışlanmış olsa bile böyle bir ülkenin bu bağışının kabul edilmesi şahsen bizim vicdanlarımızı yaralamaktadır. Bunu ben vicdanlarınıza havale ediyorum. Bu, her dönemde önümüze gelecek bir şeydir. Devlet adına da olsa bunları doğru bulmadığımızın altını çiziyorum.

Değerli milletvekilleri, Katar konusu son derece hassas bir konudur çünkü Katar, Körfez’de Suudi Arabistan’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi içindeki diğer ülkelerle sıkıntısı olan bir ülkedir. Niyet mektubuyla, 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası organizasyonunun hazırlıklarında güvenlik alanında etkin rol oynayacak. Tabii, bugün uluslararası arenaya baktığımız zaman -özellikle Kıbrıs’ın tanınması dâhil veya diğer meselelerde- biz Arap dünyasının, Orta Doğu’nun bu meselelerde çok da yanımızda olmadığını görüyoruz. Tabii, bu manada, Katar’a bizim teknolojik destek sağlamamız konusu önemlidir ama sağlayacağımız bu desteğin ne amaçla kullanılacağına dair bilgilerin de muhakkak Parlamentomuzla paylaşılması gerekmektedir.

Tabii, bütün bunların sonucu şu: Yani biz özellikle bugün bütçemize de baktığımız zaman yaklaşık 278 milyar açık veren bir bütçeden bahsediyoruz. Bu bütçe açığının kapatılması için otomatikman uluslararası arenada borçlanacağız. Peki, bu uluslararası arenada borçlanmaya çıktığınız zaman doğal olarak belli kriterler var yani bugün özellikle mesela yolsuzluklarla mücadele konusunda 134 ülke arasında 69’uncu sıradayız. Yine, kara para ve terörizmin finansmanını engelleme çabasını göstermediği için bugün ülkemiz -üzülerek söyleyeyim- gri listeye alınmıştır. Yine, şeffaflıkta Afganistan’ın hemen üstünde yer alarak 107’nci sırada olan Türkiye temel haklar konusunda 133’üncü sıradadır. Türkiye hukukun üstünlüğü sıralamasında 139 ülke arasında 117’nci sıradadır.

Tabii, bunları niye sıralıyorum? Bunları şunun için sıralıyorum: Bizler uluslararası arenada yatırımlarımızı desteklemek amacıyla finansman arayışına girdiğimiz zaman ülkenin riski doğal olarak bu kriterler içerisinde değerlendiriliyor ve bu kapsam içerisinde borçlanabiliyorsunuz. Bugün maalesef dünyada en yüksek faiz oranıyla borçlanan bir ülkeyiz; bu, şahsen hepimizi yaralıyor. Yani, bugün, uluslararası arenada paranın bu kadar bol olduğu dönemde bizler, bu ülke 7’lerle, 8’lerle borçlanıyorsa işte bunun gerekçesini bu kriterlerle aramak lazım. Yani, ekonomilerde adalet önemli midir? Önemlidir. Hukukun üstünlüğü önemli midir? Önemlidir. Özellikle iş dünyasından gelen birisi olarak söylüyorum: Bizler de uluslararası arenada iş imkânlarını araştırırken ilk önce o ülkenin hukukuna bakarız “Bu ülkede hukuk var mı, yok mu?” diye, ondan sonra diğer uygulamalara bakarız; dolayısıyla, ekonominin gelişmesi için de hukukun üstünlüğü şart. Bu konuda alacağımız mesafelerin -inanın- ülkemizi -ben inanıyorum ki- bulunduğu yerden çok daha önemli arenalara taşıyacağından hiç birinizin, hiç birimizin şüphesinin olmaması lazım. Dolayısıyla, uluslararası ilişkilerde bireysel ilişkiler önemlidir ama devletler arası ilişkilerin biz daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Ümit ediyoruz ki önümüzdeki dönemlerde, önümüzdeki zamanlarda bu mesafeleri de katederiz, ülkenin önüne çıkan bu engelleri aşarız, hep beraber bu coğrafyada bulunduğumuz yerimizi, bulunduğumuz konumumuzu muhafaza ederiz. Yani özellikle yatırımcılar açısından son yıllarda maalesef yabancı yatırımcılar ülkemizde yatırım yapmaktan imtina ediyor. Yani 2010’lu yıllara göre aldığımız dış yatırım ile bugün aldığımız dış yatırımlar arasında dünya kadar fark var. Biz genel manada bu iyileştirmelerin bir an önce yapılacağını ümit ediyoruz. İnşallah, bundan sonra hep sorundan daha çok sıfır sorunlu günleri de hep beraber yaşarız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Kaşlı.

Buyurun Sayın Kaşlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RAMAZAN KAŞLI (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 272 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında dün ebediyete intikalinin 83’üncü yıl dönümünde andığımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve özlemle anıyorum, ruhu şad olsun. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in ifadesiyle “Atatürk, Türkiye’dir; Atatürk, cumhuriyettir; Atatürk, maşeri vicdana altın harflerle kazınmış ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ seslenişinin mimarbaşıdır. Onu rahmetle anmak, ona saygı duymak, onun eserlerine sadık kalmak, her nesil her Türk evladı için görev ve ödevdir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ile Katar arasında ortak tarihî ve kültürel bağlara dayanan ilişkilerimiz son dönemlerde karşılıklı güven temelinde stratejik bir nitelik kazanmıştır. Katar yönetiminin ve halkının ülkemize yönelik yaklaşımı son derece olumludur.

Katar, 15 Temmuz darbe teşebbüsü karşısında ülkemizle güçlü dayanışma sergileyen ülkelerin başında gelmiştir. Söz konusu darbe teşebbüsünü takiben ülkemize destek beyan eden ilk ülke olmuştur. Katar 13 Ekim 2016 tarihinde Riyad’da düzenlenen Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog Dışişleri Bakanları 5’inci Toplantısı’nda FET֒nün terör örgütü olarak kabul edilmesine destek vermiştir. Söz konusu destekle FET֒yü terör örgütü olarak tanıyan ilk uluslararası örgüt Körfez İşbirliği Konseyi olmuştur. Ülkemiz ise 5 Haziran 2017 tarihinde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’dan oluşan Arap dörtlüsünün Katar’la diplomatik ilişkilerini keserek kara, hava ve deniz yolları üzerinden hayata geçirdiği ambargo ve ekonomik yaptırımlar karşısında Katar’ın acil ihtiyacına binaen yaş sebze, meyve ve süt ürünlerini kargo uçaklarıyla ihraç etmeye başlamış ve anılan yaptırımların kaldırılması için girişimlerde bulunmuştur.

2018’in yaz aylarında ekonomimizi hedef alan döviz kurundaki spekülasyonlar karşısında Katar Emiri Şeyh Temim 15 Ağustos 2018 tarihinde ülkemizi ziyaret ederek Katar’ın 15 milyar dolarlık yatırım taahhüdünü açıklamıştır. Tam da bu adımlarla, ülkemiz hem sağlam bir güvenlik mimarisi oluşturmakta hem de kendisine askerî ve siyasi bir nüfuz alanı yaratmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubu, 31 Ekim 2019 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Bahse konu niyet mektubu 2 ülke arasında;

a) 2 tarafın büyük çaplı organizasyonlara ilişkin görev ve yetkilerini belirleyen mevzuatın karşılıklı olarak gözden geçirilmesi,

b) Büyük çaplı organizasyonlara ilişkin ev sahipliği prosedürlerini uygulama ve planlamalar yapma konusunda deneyim paylaşımında bulunulması,

c) Büyük çaplı organizasyonların gerçekleştiği süreçte suçla mücadele tedbirleri,

ç) Terörle mücadele tedbirleri,

d) Büyük çaplı organizasyonlara ev sahipliği yapılmasına ilişkin saha çalışmalarına katılım sağlanması alanlarında iş birliği yapılabilmesini sağlayacaktır.

Dost ve kardeş Katar devletiyle imzalanan söz konusu niyet mektubu, Katar’ın talebi doğrultusunda ev sahipliği yapacağı 2022 Dünya Kupası hazırlıklarında güvenlik alanında iş birliğimizi güçlendirecektir. Anlaşmanın hedefi, her 2 ülkenin ev sahipliği yaptığı büyük çaplı uluslararası organizasyonlarda suç ve terörle mücadele tedbirlerinin alınmasında güvenlik iş birliğine dair hukuki bir çerçevenin oluşturulmasıdır. Yabancı ülkelere imzalanan güvenlik iş birliği anlaşmalarıyla, özellikle, terörizm ve organize suçlar olmak üzere güvenlik birimlerimiz arasında doğrudan iletişim ve temas imkânı sağlanmakta, ikili iş birliğimizin, daha da geliştirilmesine katkı sağlayan bir zemin oluşturulmaktadır. Küresel dünyanın, ortak tehdit olarak kabul ettiği terörizm ve terörizme dayalı organize suçlar, insan yaşamı ve güvenliğini hiçe sayan, devletler otoritesine meydan okuyan en tehlikeli suç türü olarak karşımızda durmaktadır. Günümüzde, ülkelerin, terörizm ve terörizme dayalı organize suçlarla tek başlarına mücadelede başarı sağlamalarının mümkün olmadığı asli bir gerçektir. Bu nedenle, dost ülkeler arasında ikili ve çok taraflı iş birliğinde bulunulması büyük önem arz etmektedir. Türkiye ile Katar arasında 2001 yılında yapmış olduğumuz Güvenlik İş Birliği Anlaşması bulunmaktadır. Bu anlaşmayla, Katar’da belli miktarda asker bulundurulmuş ve ayrıca 2000’li yılların ikinci 10’luk diliminde yeni bir anlaşma ve bir tezkereyle 700 asker gönderilmiştir. Körfezde, çok önemli imkânları, ekonomik gücü, potansiyeli ve ilişki ağı olan Katar’la kurulan bu ikili ilişki Türkiye’yi ilgilendiren ve özel kılan, hiç şüphesiz, öncelik olarak ülkemizin menfaatinedir. İki tarafın da lehine olmak suretiyle yapılan bu anlaşmalar, iki ülke arasında ilişkileri daha da zenginleştirmiş ve derinleştirmiştir.

Değerli milletvekilleri; petrolün yerine ikame edilir bir kaynak olması bakımından değer taşıyan doğal gaz -Rusya ve İran’dan sonra dünyadaki- rezervinin yüzde 27’si Katar’da bulunmaktadır. 1971’den sonra en büyük doğal gaz rezerv keşfiyle Katar’ın asıl zenginlik kaynağı petrolden doğal gaza kaymıştır.

Netice olarak, Katar, dünyadaki, diğer tüm devletlerden daha fazla sıvılaştırılmış doğal gaz üretmekte ve ihraç etmektedir. 23 Şubat 2020’de Türkiye-Katar Parlamentolar Arası Dostluk Grubuyla ve 29 Mayıs 2021’de  Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu heyetiyle Katar’a yaptığımız ziyaret esnasında heyet olarak gözlemlediğimiz en önemli unsur Katar halkının refah seviyesi olmuştur ve bugün Katar’da kişi başına düşen gayrisafi millî hasıla 60 bin doların üzerindedir.

Doğal kaynaklar vesilesiyle elde edilen zenginlik Katarlıların yaşam kalitesinde ciddi derecede artışa sebebiyet vermiştir. Gelişmiş ve gelişen ülkeler için enerji arz güvenliğini teminat altına alan, bu nedenle elde ettiği gelirle dünyadaki güç merkezlerinden biri olmaya aday Katar, Basra Körfezi’nin incisi olarak parlamaktadır.

Bugün, ülkemizde, Türkiye'nin tam bağımsız enerji hamlesinin en önemli ayaklarından biri olan Türkiye'nin ilk millî sondaj gemisi Fatih, 20 Temmuz 2020’de Karadeniz’deki ilk sondajına Tuna-1 lokasyonunda başlamış, yaklaşık bir ay sonra, 22 Ağustos 2020 tarihinde tarihî bir keşfe imza atarak Sakarya gaz sahası Tuna-1 kuyusunda 320 milyar metreküp doğal gaz rezervi keşfedilmiştir. Böylece Karadeniz’deki toplam gaz keşfi 540 milyar metreküpe ulaşmıştır, bu miktar ülkemizin on iki yıllık ihtiyacını karşılayacak yeterliliktedir. Tuna-1 kuyusundaki gaz keşfi dünyada derin denizlerdeki en büyük, tüm gaz keşifleri arasında ise yılın 2’nci en büyük keşfi olarak kayıtlara geçmiştir.

Merhum Osman Yüksel Serdengeçti’nin Mabetsiz Şehir’de tasvir ettiği gibi, biz bir zamanlar 3 kıta ve 7 denize hükmeden güngörmüş bir ırkın gözü tok çocuklarıyız. Bizler, bu sanayi savaşında, yerli sanayide attığımız adımlarla, millî ve özgün üretimimizle bölgesel aktör ülke olarak, milletimizin Cumhur İttifakı’na olan desteğiyle 2023 lider ülke Türkiye’sine erişeceğimize olan inancımız tamdır.

Sözlerime son verirken, 272 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Katar Devleti Hükûmeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin 2 ülke için de hayırlara vesile olması temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Musa Piroğlu.

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sözlerime başlamadan önce İstanbul ve çevresinde devam eden, Türkiye'de devam eden birkaç tane direniş hakkında bilgi vermek istiyorum.

Dardanel işçileri… Dardanel şirketi verdiği reklamlarda, özellikle 8 Martta kadınlara ne kadar değer verdiğini, kadın işçilerin üretimdeki rolünü gösteriyor ve bunun üstüne reklam yapıyor. Bu çalışan kadınlardan birisinin mektubu düştü kamuoyuna. Çalışma koşullarını anlatıyor, “En ilkel üretim şekliyle çalışıyoruz, tuvaletlere ve banyolara kamera konuldu ve çalışma saatlerimizde çay molalarımız bile kaldırıldı, bizi dürtükleyerek, kalemle dürterek, hakaret ederek çalışmaya zorluyorlar.” diyor. Bu Dardanel’in ürünlerini tüketen herkes o balık konservesini açarken bu işçilerin dediklerini hatırlasın, bu işçilere dayatılan kölece çalışmayı hatırlasın ve ona göre davransın. Dardanel patronu bilsin ki burada çalışan işçiler yalnız değil onların sesi olmaya, onların dileklerini, onların sorunlarını dile getirmeye ve Dardanel patronunun peşinde olmaya devam edeceğiz.

İkinci bir direniş, Çerkezköy'deki Indomie ADKOTURK fabrikalarında çalışan işçilerin direnişi. Bu fabrika bu gördüğünüz “noodle” makarnayı üretiyor, herkes bunu tanıyor. Bu fabrikanın patronları Endonezya ve Suriye ortaklılar. İşçileri işten attılar çünkü işçiler sendikalı olmaya çalıştılar ve geçtiğimiz hafta bu fabrikanın içinde bir işçi kalp krizi geçirdi ve öldü, iş cinayetleri devam ediyor. Buradaki direniş 80’inci gününde ve işçiler, tüm kamuoyundan, bu makarnayı tüketen herkesten makarnayı açtıkları anda kapının önündeki işçileri hatırlamasını, makarnayı açtıkları anda fabrikadaki işçilere dayatılan kölece vahşi çalışma koşullarını ve dökülen alın terini hatırlamasını istiyorlar. İşçiler bu makarnayı boykot ediyorlar, kamuoyuna da bunun bilgisini iletiyorlar.

Ve son direniş Bakırköy Belediyesi önünde; 300 işçi, on sekiz gündür grevdeler. Ben geçen gün gittim yanlarına. İzmir'den arkadaşları desteğe gelmişti. Polis 50 metre yürütmemek için işçilerin önünü kesti, ağır bir barikat kurdu. Ben barikatın yanındaydım. İşçiler, 50 metre için ite kaka darp edilerek arkadaşlarının yanına ulaşabildiler. Bakırköy Belediye Başkanı işçilere yüzde sıfır zam önerdi. İşçiler bu 0 zamma karşı itiraz ediyorlar. Ve şimdi biz bugünlerde asgari ücreti tartışıyoruz. İşçilere ve yoksullara sefalet dayatanlar; işçileri yirmi yıldır kölece çalışmanın içine atanlar; yabancı şirketlere ve patronlara, işçilere karşı her çeşit baskıyı uygulaması için cesaret verenler; bunun yasalarını yapanlar yani bu iktidar yoksulların ve işçilerin farkına vardı. Bu kürsüye çıkıp her seferinde “Yoksulluk yok; kuru ekmek karın doyuruyor.” diyenler, bugünlerde asgari ücreti 4 bin lira yapacaklarını, Cumhurbaşkanı çıkıp elektrik faturasından alınan TRT payını kaldıracağını açıkladı. Niye? Ne oldu da kafanıza taş mı düştü de yoksulun ve işçinin farkına vardınız? E, korku dağları sardı; kaybediyorsunuz. Seçim yaklaşıyor ve işçinin, yoksulun oyunun farkına vardınız. Onun alın terinden beslenenler, ona sefalet dayatanlar bugün işçilere insanca yaşam vereceklerini söylüyorlar. Bir işçiye söyledim bunu, “Asgari ücret 3.500-4 bin olacak.” dedim. Dedi ki: “ 5 bin, 6 bin olsa ne olur; her şeyi kaybettik.” Kiralar 3 bine, 4 bine dayanmış, marketlerde eleman ellerinde fiyat etiketiyle sabah akşam dolanmaya devam ediyorlar, sabah aldığınız ürünün fiyatı akşam başka bir fiyata gelmiş, insanların yaşam koşulları onlarca yıl geriye gitmiş. Siz, şimdi, asgari ücrete biraz zam yapıp işçiyi rahatlatacağınızı söylüyorsunuz ve bunu, lütuf gibi sunuyorsunuz. Ben, buradan diyorum ki işçilere ve yoksullara: Bu sizin alın terinizin hakkıdır ama bu yetmez; 4 bin yetmez, 5 bin de yetmez çünkü bu enflasyon, bu yoksulluk olduğu sürece bu, yetmeyecek. O zaman bu yoksulluğu kaldırmak gerekir ama bu iktidar yoksulluğu kaldırmak istemiyor. Bu iktidar bu yoksulluktan beslenmek istiyor, sadakayla geçinen bir yoksulluk istiyor.

Yapılması gerekenler… Mademki işçinin ve yoksulun insanca yaşamasını istiyorsunuz -ben söylemiştim, ortağınız da söylüyor- asgari ücretten önce vergiyi kaldırın. Yetmez, sağlık ve bütün eğitim kurumlarını parasız hâle getirin yani özel hastanelere el koyun yani Sağlık Bakanınınız hastaneleri kamulaştırılsın. Bu da yetmez; enerji, elektrik… Yoksulun elektrik ve enerji ihtiyacını ücretsiz karşılayın ama bunun için de yandaş olarak beslediğiniz enerji şirketlerine el koyun. Ama bunların hiçbirini yapma gücünüz yok çünkü niyetiniz yok. Bu, bir güç-niyet meselesinden öte; bu, iktidarın politik tercihi; bu, iktidarın sınıfsal tercihi çünkü bu iktidar patronların ve zenginlerin iktidarı. Ve ne zaman yoksula bir şey yapsa bunu lütuf gibi, bunu bağış gibi, bunu sadaka gibi sunuyor ve bu yoksulların oyuyla burada oturuyor. Bu yüzden biz, işçilere ve yoksullara diyoruz ki: Bunun için mücadele etmeniz lazım. Talep etmek yetmiyor; sokağa çıkmadıkça, peşine düşmedikçe, bu işçilerin yaptığını, bu işçilerin direnişini örnek almadıkça hiçbir hakkı alma şansınız, hiçbir hakkı yürütme şansınız kalmayacak.

Katar meselesi konuşuluyor bugün, Katar’la yeni bir anlaşma imzalanıyor. Bu Katar’la kardeş ortaklığının bütün boyutları siz iktidardan yıkıldığınızda açığa çıkacak, girdiğiniz bütün suç ortaklıkları açığa çıkacak. Afrika’nın ortalarından, Somali’den Sudan’a, Yemen’e, Libya’ya, Suriye’ye, Rojava’ya kadar yaptığınız bütün ortaklık, Selefilerle kurduğunuz bütün ortaklık, iş birliği açığa çıkacak. Türkiye’yi IŞİD otobanına çevirenlerin, Türkiye’yi cihatçı otobanına çevirenlerin uluslararası alanda ve burada bütün suçları açığa çıkacak.

Ataol Behramoğlu bir yerde diyor ki: “Yıllanmış bir ağaç gibi köklü, gür/Yalan, hiç yıkılmayacakmış gibi görünür/Hükmü verilmiştir oysa/Yıkılacak, çürümüştür.” Yolsuzluğa ve hırsızlığa battınız, insan kaçakçılığına ve uyuşturucuya bulandınız. Yıkılacaksınız ve sizi biz yıkıldığınız günden sonra işlediğiniz bütün bu suçlardan yargılayacağız ama sizi yargılayan mahkemeler Kobane mahkemeleri gibi olmayacak, yukarıdan emir alıp yukarının emriyle çalışan, olmayan suçlar icat edip halka rağmen suç işleyen mahkemeler hâline gelmeyecek. Halkın vicdanında, halkın mahkemeleri önünde yargılanacak ve hesap vereceksiniz ve o zaman, belki de sizin yandaşlarınız kalemlerine sarılıp “Adalet, adalet!” diye bağıracaklar ama o adaleti bizden, halkın vicdanından isteyecekler.

Ben burada sözlerime son verirken Türkiye halklarına, işçi sınıfına ve yoksullara sesleniyorum: Ne asgari ücretin artırılması ne elektrikten verginin kısılması sorunları çözmez çünkü bu iktidarı herkes tanıyor, yirmi yıldır yapmadığını bir günde yapmaya kalkıyorsa bilin ki iktidarı devam ettiği gün bu verilenlerin hepsini fazlasıyla geri alacak. Bunu yaşayarak öğrendik. O yüzden yapılacak tek şey kalıyor: Hep beraber bu iktidarı yıkmak, bunun için mücadele etmek ama bunun için, bunu sağlamak için yani bu işçinin hakkının alması için, yoksulun hakkını alması için savaş politikalarına karşı çıkması, Kürt halkıyla omuz omuza yürümesi, bu iktidara karşı hep beraber omuz omuza sesimizi yükseltmemiz ve bunlara karşı gücümüzü ortaya koymamız gerekiyor. Sonunuz yakın, bu sona hazırlık yapın. (HDP sıralarından alkışlar)            

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, hatibin beyanlarını reddediyoruz.

BAŞKAN – Peki.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Başkanım, anlaşmayla ilgili bir şey konuşmadı.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)   

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Katar’la Türkiye arasında çok boyutlu iş birliğini tesis etmek üzere bir tezkereyi görüşüyoruz. Bu konuda, 2 ülkenin ilişkilerinin güçlendirilmesi çerçevesinde yapılacaklara ilişkin bir öneriyi görüşüyoruz. Kuşkusuz Türkiye'nin uluslararası alanda iş birlikleri önemlidir. Türkiye'nin ekonomik anlamda, siyasi anlamda dünyanın çeşitli bölgeleriyle temas ediyor olması ve o ilişkilerini güçlendirmesi herkesin arzu edeceği, hepimizin arzu edeceği bir husustur. Ancak bunlar yapılırken özellikle şeffaflığın, adaletin, ülkenin millî çıkarlarının ve özellikle Türkiye'nin birikimlerinin kişisel hesaplar üzerinden değil de milletin yararları ve menfaati üzerinden ele alınmasının önemi kuşkusuz tartışma dışıdır.

Biz dünyanın hiçbir ülkesiyle özel bir husumet ya da özel bir dostluğun uluslararası ilişkilerde esas alınmasının mümkün olmayacağını takdir ederiz kuşkusuz. Devletlerin, milletlerin menfaatleri vardır uluslararası ilişkilerde. Bunları yaparken kendi ülkenizin birikimlerini korumak ve kollamak zorundasınız.

Türkiye’de iktidarın yaptıkları içerisinde anlamakta zorlandığımız bir Katar sevdası var. Bizde bir Katar rahatsızlığı yok ama iktidarın bu memleketin, bu milletin birikimlerini birilerine peşkeş çekme pahasına bir tuhaf Katar sevdası var. Ben bu sevdanın muhatabının Katar olmadığını biliyorum, ben bu sevdanın kamuflajının Katar olduğunu biliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ben “Katar” adı altında hangi ilişkilerin kurulup saklanmak istendiğini biliyorum, milletimiz de biliyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, dün on Kasımdı, büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal edişinin 83’üncü yıl dönümü, rahmetle minnetle anıyoruz, sadece onu değil Türkiye’yi millî mücadelede temsil eden ve Türkiye’yi yeniden küllerinden yaratan o büyük önderlerin hepsini rahmet ve minnetle anıyoruz. Peki, onlar bu memlekete bağımsızlığı kurmak için mücadele ederken, bu milletin malı olan Tank Palet Fabrikasını yandaşlara bedava peşkeş çekenlerin hesabını sormayacak mıyız? (CHP sıralarından alkışlar) Bunu konuşmayacak mıyız? Yani anlamak mümkün değil. Sayın Cumhurbaşkanı çıktı “50 milyon dolarlık yatırım yapmak lazım. Biz bunu yapamıyoruz.” dedi, 20 milyar dolarlık Tank Palet Fabrikasını Katarlı ve onun yandaş ortaklarına peşkeş çektiler. Bu milletin, Türk ordusunun en önemli incisini Katar Silahlı Kuvvetlerine bedava ya teslim ettiler. Olacak iş değil. Yani kurula kurula “50 milyon dolarlık yatırımı yapamıyorum.” deyip “Katar'ın hediye ettiği” dediği beş yüz milyon dolarlık uçağa binmeye insan utanır, yüzü yere girer, yüzü yere girer. Nasıl bir iştir bu? (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, bir başka Katar sevdası: Kanal İstanbul. Türkiye iklim sözleşmesine giriyor, imza atıyor. Türkiye güya dünyaya böyle bir mesaj vermeye çalışıyor. Kanal İstanbul, Marmara Denizi’ni çürütecek bir rant projesi, bir beton projesi, İstanbul’u betona boğacak, İstanbul’u çürütecek, çevreyi çürütecek, ormanları yok edecek bir projeye rant uğruna ısrarla “Ben buna devam edeceğim.” deniyor. Peki, dönüp arkaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Peşinen, o güzergâhta Katarlı saltanat ailesine peşkeş çekilen dönüm dönüm araziler var; Katarlı aileler gelmişler, Katar Emirinin annesi oradan arazi almış, Bakanın ailesi oradan arazi almış. Rant ortaklığında Katar ile iktidar yetkilerini kullananların yine bir iş birliğiyle karşı karşıyayız. “Katar sevdası” dediğimiz sevda bu sevda, para sevdası, yolsuzluk sevdası; buna itiraz ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi bir başka mesele Digiturk. Bir Katarlı sermaye grubu Digiturku aldı, sözleşmede imza attığı para için “Ben bunu ödeyemiyorum.” dedi, 90 milyon dolar bir kalemde silindi; Digiturku alan Katarlı beIN Sportstan 90 milyon dolar indirdiler “Sen misin ödeyemeyen? Hayhay efendim, sen Katarlı bir sermaye çevresisin.” diyerek. Merak ediyorum, arkasında kim var, arkasında hangi kirli ilişkiler var, arkasında hangi ortaklıklar var ki 90 milyon doları bir kalemde sildiler? Okullar açıldı çocuklarımız üniversitelerin kapısının önlerinde yattı değil mi? Çok şey anlatmaya gerek yok, bu 90 milyon dolarla bin yataklı 12 yurt, -12 bin kapasiteli, 12 bin öğrencimizi yatıracak bin yataklı 12 yurt- yapabilirdik bir kalemde sildikleri bu parayla. Bir tarafta, bir kalemde sildikleri bu para -Katar sevdasına güya- öbür tarafta sokaklarda tekmelettikleri gencecik öğrencilerimiz. Bu iktidarın tercihinin fotoğrafını buradan dönüp hep beraber çekelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, yani Türkiye’de 2 milyon ailenin elektriği kesilecek; odun, kömür parası yüzde 50, kira paraları yüzde 50-yüzde 70 artacak. Bunlara kaynak bulamazken Katar örtülü ortaklıkları Türkiye’de zevküsefa içerisinde işini yürütüyor. Üreticiye destek yok, çalışana destek yok; Katar ortaklarına destek çok.

Bakın, buradan Aydın’a geleyim, kendi seçim çevremde çok ilginç şeyler yaşıyoruz. Orada da Söke ilçesinin Doğanbey ve Tuzburgazı -eskiden köydü, beldeydi, şimdi mahalle oldu- Mahallelerindeki Karina Dalyanı’nda alın terleriyle ekmeğini çıkarmaya çalışan vatandaşlarımız var. 1972 yılından bu yana Karina Dalyanı, o bölgenin halkı tarafından işletilir, onlar çalıştırırlar, onlar ekmek paralarını kazanırlar. Şimdi, orayı bazı yandaş özel şirketlere peşkeş çekmeyi planlıyorlar. Bununla ilgili daha önce basın toplantıları yaptık. Hazırlıklar yapmışlar, halkın elinden alacaklar, yandaş şirketlere “karides çiftliği” adı altında orayı verecekler; bu planlama devam ediyor. Şimdi, dün ihalesi vardı orayı peşkeş çekmek için. Vatandaş alamasın diye kira bedelini yüzde 350 artırdılar, bir de dediler ki: “Peşin ödeyeceksiniz.” Vatandaş sahipsiz, gücü yetmiyor, alamayacak; yandaşa onu tereyağından kıl çeker gibi verecekler ama bir şeyi hesap edemediler; Aydın’da Söke’de Doğanbey ve Tuzburgazı halkının yanında, üreticinin yanında, çiftçinin yanında duran Aydın Büyükşehir Belediyesi var, Aydın Büyükşehir Belediyesi. (CHP sıralarından alkışlar) “Siz misiniz bu tuzağı kuran?” dedi “Bu tuzağı ben bozarım.” diye gitti 9 Kasım günü -10 Kasım dün ihale var- dosya aldı, ilan etti “Ben giriyorum, ben alacağım ve Söke halkını ranta kurban etmeyeceğim.” dedi. (CHP sıralarından alkışlar) Ne oldu? İktidar rant konusunda kararlı. 9’unda öğleye doğru dosya aldı Aydın Büyükşehir Belediyesi, öğleden sonra Bakanlık iptal etti ihaleyi. İhaleyi iptal ettiler. Niye? “Aman ha! Gidiyor elimizden.” diye ama söylüyorum ne yaparsanız yapın, rant yiyicilerle hangi ortaklıklar içerisine girerseniz girin, Aydın’da olduğu gibi Türkiye’nin her yerinde Millet İttifakı’nın belediyeleri halka sahip çıkmaya devam edecek. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Uzatmayı alayım, selamlayacağım Başkanım, bitti zaten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, son sözüm selamlama kısmı.

Ne yaparsanız yapın bugün bütün Türkiye’de Millet İttifakı’nın belediyeleri üreticiye, yoksula, halka, sahipsiz bıraktıklarınıza sahip çıkmaya nasıl kararlı biçimde devam ediyorsa önümüzdeki ilk sandıkta kaçamayacaksınız, o sandık milletin önüne gelecek ve aynı şekilde, bu çatının altında da, Ankara’daki hükûmette de yoksula, kimsesize sahip çıkan bir iktidarı hep beraber selamlayacağız.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Ne oldu? Anlamadım ben.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sataşma yoktu.

BAŞKAN ­– Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Cevap verme bak, mahveder seni.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, biraz evvel konuşan hatip “Katarlılara peşkeş çektiniz Tank Palet Fabrikasını.” diyerek açıkça sataşmıştır, grubumuza ve AK PARTİ iktidarına.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Yalan mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ona sataşmadan cevap vereceğim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Süreniz iki dakika.

AHMET KAYA (Trabzon) – Tamam, çık da o zaman itiraf et peşkeş çektiğinizi.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – “Çektik ama neden?” diye başla.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuçta Çankırı’daki baraj yükseliyor, inkâr ettiğiniz baraj var ya. Kızlaryolu Barajı, Çankırı tarihinin en büyük yatırımı olarak Çankırı’ya, Kastamonu’ya ve Çorum’a hayırlı olsun inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)  Ama gruptan, grup kürsüsünden “Hayalî baraj, yok böyle bir baraj.” demişti; yanıltınız, yalan söylettiniz maalesef Genel Başkanınıza.

Sayın Tezcan konuştu ama hepsi çelişkili, hiçbir bilgi doğru değil. Hepsi. Neresini düzelteyim? Deveye sormuşlar “Niçin boynun eğri?” Sayın Tezcan, demiş ki deve: “Nerem doğru ki.”

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Aynaya bak, aynaya.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sonuçta baştan aşağı hepsi yanlış yani kendinizle çelişiyorsunuz. Önce “50 milyon dolara peşkeş çektiniz.” demişti Sayın Kılıçdaroğlu, siz de aynı şeyi söylediniz; sonra buraya sözcüleriniz geldi, “1 kuruş bile almadınız.” dediniz, 2021 bütçe konuşmasında aynı sözü söyledi, “1 kuruş bile almadınız.”

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – 50 milyon dolarda…

Oynama, oynama!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Önceki Kılıçdaroğlu’nun sözü mü doğru, sonraki mi doğru?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Yatırım, yatırım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Siz şimdi, tekrar başa döndünüz, kendi Genel Başkanınızı yalanladınız. (CHP sıralarından gürültüler)  2021 bütçe konuşmasında demişti ki: “1 kuruş vermeden bedava peşkeş çektiniz.”

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Çankırı’ya bak Çankırı’ya.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Şimdi de siz diyorsunuz ki: “50 milyon dolara peşkeş çektiniz.”

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Bağırma!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Hiç peşkeş çekilen bir şey yok. Siz Katar’ın İngiltere’de, Almanya’da, Avrupa’da bir sürü yatırımı var, Volkswagen’in yüzde 18 ortaklığı var. (CHP sıralarından gürültüler)  Niye Katar’ın Türkiye’ye yatırım yapmasından gocunuyorsunuz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Yatırım yapmıyor yatırım; yatırıma ortak oluyor, yatırıma ortak oluyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Niçin Türkiye’nin kendine dönük zenginliğini artırmaya, vatandaşlarımızın refahını artırmak için, güvenliğini sağlamak için yapmış olduğu yatırımlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – …dönüp, hususları başka noktadan, buradan işi farklılaştırarak çarpıtıyorsunuz. Bunun milletimize ve devletimize faydası yok.

Teşekkür ediyorum.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Hazırım fabrikayı verdin, hazırım fabrikayı. Nasıl refah artırmak bu, nasıl yatırım?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Kendi grubun bile alkışlamıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – AK PARTİ Grubu Sayın Akbaşoğlu’nu alkışlamıyor. Ben de anlamadım ki.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın milletvekilleri, izin verirseniz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, çok ciddi bir kriz var.

BAŞKAN – Mahmut Bey, izin verirsen Bülent Bey’i dinleyeceğim.

Buyurun.

BÜLENT TEZCAN (AYDIN) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkanvekili biraz önce benim söylemediğimi söylemişim gibi “Çelişki var.” dedi. O da şudur: Sayın Genel Başkanımızı tekzip ettiğimi, nakzettiğimi söyledi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Evet, evet.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – “50 milyon dolar.” dedi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 50 milyon dolar, evet.

BAŞKAN – Buyurun, 69’a göre iki dakika kürsüden söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – O zaman yerinden alın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yerinizden, yerinizden.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Sana ne, sana ne? Sen mi yönetiyorsun burayı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Akbaşoğlu grubu alkışlamıyor. Neden acaba?

 

 

 

 

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim.

Sayın Akbaşoğlu, çok telaş etmenize gerek, yerimden de olsa aynısını söyleyeceğim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Fark etmez, buyurun. İsterseniz üç dakika konuşun, buyurun.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, ne benim söylediğimin, Sayın Genel Başkanımızın söylediğiyle çelişir bir yanı var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Var, var.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ne de benim söylediğimin burada biraz önce söylediklerimin kendi içinde çelişen bir yanı var. Mesele şu: Söylediğimiz şudur: Sayın Erdoğan çıktı, dedi ki: “50 milyon dolar yatırım gerekiyordu. Bunu yapamadık, verdik.”

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) –  Alakası yok. Öyle demedim, çarpıttınız.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Yani “Beş para almadan verdiniz, peşkeş çektiniz.” sözü budur. Ben de diyorum ki 50 milyon dolar yapacak yatırım bulamadınız, hatta Genel Başkanımız dedi ki: “Ben bulacağım o parayı.” (CHP sıralarından alkışlar) “50 milyon doları bulamayıp Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli eseri Tank Palet Fabrikasını yabancı bir orduya veriyorsanız bırakın, bulamıyorsanız ben bulacağım o parayı.” dedi. On sekiz ayda tank gelecekti, ortada tank yok ama laf çok. Tank yok, laf çok ortada. “50 milyon dolar yatırım yapamıyoruz.” dediniz, beceriksizliğinizi inkâr ettiniz, bir kuruş para almadan verdiniz. Dün de söylediğimiz buydu, bugün de söylediğimiz bu ama “50 milyon dolar yatırım yapamıyoruz.” demekten…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle demedim.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bir kuruş para almadan vermekten yüzünüz kızarmadı, 500 milyon dolarlık hibe uçağa binmekten de yüzünüz kızarmadı yani ondan kızarmadığı gibi. (CHP sıralarından alkışlar) Söylediğimiz budur, yoksa Katar’ın yatırımlarından ya da başka ülkelerin yapacağı yatırımlardan bizim herhangi bir rahatsızlığımız olmaz, olmayacağını daha önce de söyledik. “Bu ‘yatırımlar’ adı altında nelerin üstünü örtüyorsunuz, bundan rahatsızız.” dedik, söylemeye çalıştığımız budur. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, biraz evvel Sayın Hatip hem Sayın Cumhurbaşkanımızın hem bizlerin söylemediğini “Söyledi.” diye çarpıtarak bize sataşmada bulunmuştur. Bu nedenle söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, AK PARTİ Grubu Akbaşoğlu’nu alkışlamıyor. Niye acaba? Yani inandırıcı mı gelmiyor?

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sen kendi grubuna bak Sayın Tanal. Sen kendi grubuna bak, karışma başkasına.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Önce sükûneti lütfen bir…

BAŞKAN – Buyurun, siz Genel Kurula hitap edin.

 

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

2021 bütçe konuşmasında Sayın Kılıçdaroğlu bu kürsüden Tank Palet Fabrikasıyla ilgili “Bir kuruş almadan peşkeş çektiniz." demişti ama daha önce söylediği sözü de kendisi yalanlamıştı. Her ikisi de gerçek dışı çünkü hiçbir peşkeş falan yok. Siz gerçekten olayları çarpıtıyorsunuz.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Kaç para aldınız?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Tank nerede, tank?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – İkinci olarak, hiçbir şekilde 50 milyon dolar ihaleyi alan şirket, tankları yapacak şirket mevcut palet fabrikasını yenileştirmeyle, ihtiyaçlarını gidermeyle ilgili orada harcamaları yapacak, mesele o, tam tersi, alakası yok.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Motor nerede motor? (CHP sıralarından gürültüler)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – O kira bedeli falan da değil. Siz her şeyi karıştırdınız birbirine, hepsini çuvala attınız, çarpıtarak anlattınız.

İki, Kanal İstanbul’dan falan da bahsettiniz konuşmanızda İklim Sözleşmesi falan, herhâlde siz Sayın Genel Başkanınızın yani “Manda ve himaye kabul edilemez." diyen Mustafa Kemal Paşa’nın vefat yıl dönümünün hemen öncesinde büyükelçilere yazmış olduğu mektuptan duyduğunuz rahatsızlığı bastırmaya herhâlde bir şekilde bir cümle sarf ediyorsunuz.

Bakın, Türkiye'nin iç işlerini Batılılara şikâyet asla ve kata “Bağımsızlık benim karakterimdir." diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine taban tabana zıttır. Yazıklar olsun!  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Tehdit var tehdit “Gelme yatırıma para alamazsın." diyor Sayın Akbaşoğlu.

MAHİR POLAT (İzmir) - Onu alkışladılar, Mahmut Ağabey sayesinde alkışladılar.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, bağırmadan konuşamıyorlar mı?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ya, çok rahatsız, çok yüksek konuşuyorlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir kısım milletvekili arkadaşımız yüksek sesle konuşulmasından, bağırarak konuşulmasından rahatsız olduklarını ifade ediyorlar. Sayın konuşmacılardan kürsüde konuşurken rica ediyorum, böyle daha küçük harflerle anlatırlarsa konuları arkadaşlarımızın da rahatsızlığını gidermiş oluruz.

Buyurun Bülent Bey, sizi dinliyorum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkanım, biraz önce Sayın Hatip, özellikle, yabancı büyükelçilere gönderilen mektuptan bahsederken “Sayın Genel Başkanınızın bu mektubundan duyduğunuz hicap ve üzüntü nedeniyle herhâlde böyle söylediniz.” diye sataşmada bulundu ve onun için…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Doğru, doğru Sayın Başkan. Bu sefer sataşmada bulundum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süreniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Tezcan, ufak harflerle lütfen.

 

 

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Tamam.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Grup Başkan Vekili, Allah’a şükürler olsun ki benim Genel Başkanım ne beni ne grubunu ne de milletini utandıracak hiçbir şey bugüne kadar yapmadı. (CHP sıralarından alkışlar) Allah’a şükürler olsun ki Sayın Genel Başkanımız, her kürsüye çıktığında “Acaba bugün bizi utandıracak ne söyler” diye endişe edenlerden değiliz. (CHP sıralarından alkışlar) Allah herkesi o endişe edenlerden sakınsın.

Değerli arkadaşlar, evet, Sayın Genel Başkanımız Kanal İstanbul gibi bir ihanet projesi…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Asla!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …bir rant projesine karşı dünyayı uyarıyor şimdiden. Sadece bir ana muhalefet partisi Genel Başkanı olarak değil yarın iktidar partisinin en önemli isimlerinden birisi olarak Türkiye'de bu katliama ortak olma hesabı, gafleti içerisinde olanlara, herhangi bir rant hırsı ve sevdası içerisinde hatta bu iktidarın rant sevdası ve hesabının ortağı olma gafletine düşebilecek olanlara şimdiden bu milletin geleceği adına uyarılarda bulunuyor. Yani diyor ki “Buraya böyle bir yatırımla gelirseniz bizden size gelecek yok kardeşim.” Ha, şimdi, vay Türkiye'yi… Yabancı büyükelçilere mektuplar yazmış. Yahu, siz “Bu işin finansmanını yabancılardan bulmak için çıkıp dışarıdan alacağız.” demediniz mi? Siz yabancı mahkemeleri, tahkimi bu milletin önüne tehdit diye koymadınız mı? “Tahkimden döner.” diye bu milletin önüne kendi mahkemelerini değil de… Kanal İstanbul için yabancı tahkim kuruluşlarıyla tehdit etmediniz mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Son cümle Sayın Başkanım.

Genel Başkanımız da diyor ki “Kardeşim bunu yapmaya kalkana bizden geçit yok.” Millî olmak budur, millî olmak budur. (CHP sıralarından alkışlar)

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan,  kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum.

Asla ve kata şu Sayın Kılıçdaroğlu'nun yabancı büyükelçilere yazmış olduğu…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Londra mahkemelerine…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …hem de bizim yargımıza, iç işlerimize karışan 10 büyükelçiye “u” dönüşü yapmak durumunda kaldıkları bir haftanın arkasında o büyükelçilere böyle bir mektubun ancak utanç mektubu olduğunu ifade etmek istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Onlara meydan okuyoruz, meydan.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Amerika’nın mektubu ne oldu, Amerika’dan gelen?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu gayri millî bir tutum ve davranıştır, bağımsızlığımıza,

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Trump’ın mektubu ne oldu, Trump’ın?

 MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …egemenliğimize halel getirecek bir mektuptur ve yazılır yazılmaz da millet nezdinde çöp tenekesine atılmıştır. Bu savunulamaz, bu millî iradeye bir hakarettir.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Dünyaya meydan okudu dünyaya.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Aynı zamanda uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan uluslararası hukuktan kaynaklanan tahkim müessesi apayrı bir meseledir. Her meseleyi birbirine karıştırarak farklı neticelere varma taktiği burada da ortaya çıkmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, gündemimiz bu değil ya. Gündemimizde işsizlik var, yoksulluk var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakikat karşısında bunun hiçbir hükmü yoktur.

Arz ederim.

Saygıyla yüce Meclisi selamlıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gündemimizde işsizlik, yoksulluk, ekmek var. Milletin derdi…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, tutanaklara geçsin de kürsüden söz verebilirdim. Yani o süreyi kullandınız zaten iki dakikayı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir dakika, bir dakika. Yani kapatmak için. Sayın Başkan, kapatmak için.

BAŞKAN – Bir dahakine kürsüden vereyim  sözü de…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Meclisin çalışmasını engelliyor Başkanım olmaz bu!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İyi niyetimi de ortaya koymak için beyanda bulundum, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hakkını kötüye kullanıyor Başkanım, hakkını kötüye kullanıyor.

BAŞKAN – Sayın Tanal, çok rica ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım ama Başkan, hakkını kötüye kullanıyor!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakar mısınız şuraya?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vatandaşın derdi işsizlik, yoksulluk. İş arıyor, aş arıyor…

BAŞKAN – Peki, Sayın Tanal, Sayın Grup Başkan Vekili bekliyor.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Genel Başkanımızın, büyükelçilere yazdığı bir mektubu “Utanılacak bir vesika.” olarak sunması bir sataşmadır, söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süreniz.

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Tezcan, hatırlattı. Çöpe atılacak bir mektup var idi, Sayın Akbaşoğlu. Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanına “Aptal olma.” dediği mektup. (CHP sıralarından “Bravo.” sesleri, alkışlar) Siz, o mektubu ceketinizi ilikleyip Trump’a sundunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çöpe attık çöpe.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tayyip Erdoğan dedi ki: “Mektubu kendisine sunduk.”

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiçbir hükmü yoktur dedik! Hiçbir hükmü yoktur.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu ayıp size yeter.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin bir Grup Başkan Vekili olarak tekrar ilan ediyorum, bugün yandaş medyada biraz eleştirilmiş olsam da: Bu mektup Türkiye’yi Avrupa’ya şikâyet mektubu değildir ama bu mektup şudur…

EROL KAVUNCU (Çorum) – İhanet mektubu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Okursan öyle olmadığını görürsün.

Bu mektup, İstanbul’un rantına, İstanbul’un talanına, İstanbul’un ekolojisine göz dikmeyi düşünen yerli ve yabancı bütün konsorsiyumlara bir tehdit mektubudur, bunun arkasındayız, ayıp ya! (CHP sıralarından alkışlar)

EROL KAVUNCU (Çorum) – Sen açıklamayla kurtaramazsın Genel Başkanını.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya okudun mu sen bu mektubu?

EROL KAVUNCU (Çorum) – Vallahi okudum, gerçekten okudum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bırak Allah aşkına ya!

EROL KAVUNCU (Çorum) – Genel Başkanını kurtaramazsın Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, Meclisi çalıştırmıyor Akbaşoğlu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Akbaşoğlu, yoklama isteyeceğim. Çalıştırmak istemiyorsun Meclisi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, “Trump’ın mektubuna cevap vermediniz, bu ayıp size yeter.” diyerek açıkça sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Trump bir mektup yazdı, o mektubu, ben nöbetçiydim, dürüp attım çöp tenekesine. (CHP sıralarından gülüşmeler) Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu tavrı biz de burada milletin gözü önünde hep beraber ortaya koyduk. Sayın Cumhurbaşkanımız o mektuba hem açıklamayla hem tavrıyla hem de yüzüne karşı gerekli cevabı vererek millî onurumuzu, duruşumuzu ortaya koyarak ve aldığı kararlarla verdi. Ancak siz onu gözlerinizi kapatıp görmek istemezseniz tabii ki görmezsiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Papazı ne yaptın, papazı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Siz demiyor musunuz “Bu iktidar, dünyanın en doğru, en güzel işini de yapsa biz alkışlamayız.” Kafanıza koymuşsunuz, “Ne yaparsa yapsın murdardır diyeceğiz, karalayacağız, kötüleyeceğiz.” diyorsunuz, meselelere öyle bakıyorsunuz maalesef.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Papaz ne oldu? Başkanım papaz ne oldu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Şunu söylüyorum: Gerçekten size yakıştıramadım, gerçekten yakıştıramıyorum. Yani nereye gidiyorsunuz ey CHP’li arkadaşlar, ey antiemperyalist tutum ve davranışı ortaya koyan solcu kardeşlerim neredesiniz, nerede? Şuraya bak, “Manda ve himaye kabul edilemez.” “İstiklalitam –bağımsızlık- benim karakterimdir.” diyen CHP’nin Kurucu Lideri nerede?

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Hadi oradan, Trump talimat verdi…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Emperyalistlerden medet uman bugünkü CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu nerede? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Papaz nerede, papaz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Emperyalizme teslim olmakla itham etti bizi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, şimdiden peşin söyleyeyim karar yeter sayısı istiyoruz, açık ve net.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İster haklı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dünyanın neresinde muhalefetin iktidara güzelleme yaptığı görülmüştür, neresinde görülmüştür. Siz bizden alkış almak için mi iş yapıyorsunuz? Alkışı milletten alın alabiliyorsanız. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle, alıyoruz, milletten aldığımız için buradayız.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Alkışı milletten alın, alın tabii. 170 liraya aldığınız dolar 996 lira oldu ayıp ya ayıp. Bir de milletten alkış mı bekliyorsunuz? Emekliyi, asgari ücretliyi yere serdiniz millet, pazar yerlerinden çöp toplar hâle geldi. Siz kusurlarınızı örtmek için -bugün de söyledim- Sayın Erdoğan dâhil, muhalefete iftira atma, kendinden olmayan herkesi “terörist”, “hain”, “alçak” ilan etme hastalığıyla Türkiye’nin iç barışına, tesanütüne zarar vermekten başka bir iş yapamaz hâle geldiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Kardeşim, o mektubu 84 milyonun kulaklarında. Tayyip Erdoğan’ın kendi sesinden mektubu, “Sayın Trump’a takdim ettik.” ifadesi dün gibi benim kulağımda.

POLAT TÜRKMEN (Zonguldak) – Yüzüne vurdu, yüzüne.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ha, eğer siz o mektubu gördüyseniz siz çöpe atmışsınız; buruşturmadan atmışsınız herhâlde ki Tayyip Bey çöpten almış, katlamış, zarfa koymuş, takdim etmiş. Ayıp ya! (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Akbaşoğlu, 2 şeyi yapmayın. Bir, bu milletin aklıyla alay etmeyin; iki, Meclis Genel Kurulunun, saygıdeğer milletvekillerinin mesaisini böyle mesnetsiz polemiklerle çalmayın, çalmayın. (CHP sıralarından alkışlar) Sesinizi yükselterek iktidarınızın ayıplarını örtemezsiniz. Sizin ayıplarınızı artık -haşa- Kâbe’den örtü getirseniz dahi gizleme şansınız kalmamıştır kardeşim. (CHP sıralarından alkışlar) Ses yükselterek, bağırarak haklı olunmaz. Lütfen, çok bağırmayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hafif konuşacağım, tamam.

BAŞKAN – Ben yeterince tartışıldığını düşünüyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bir dakika…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan, oylamaya sunalım, yeter!

 

1. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2546) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 272) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım, bakın…

BAŞKAN – Şahıslar adına…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan, oylamaya sunalım, yeter artık!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, açıkça “Bu ayıp size yeter, Kâbe bile örtemez.” diyor.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Yeter artık, yeter!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yani sonuç itibarıyla cevap vereceğim, sataşma olduğu açık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, oylamaya sunalım, kabul etmiyoruz biz bunu.

BAŞKAN – Şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, sataşma olduğu açık.

BAŞKAN – Soru-cevap talebi yoktur.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yanlı davranıyorsunuz.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yanlı davranıyorsunuz.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Karar yeter sayısı…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi…

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, “Kabul edenler”e geçtiniz ama…

BAŞKAN – Geçmedi, gürültüden duyulmuyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Oyladıktan sonra karar yeter sayısı olmaz, oyladınız. İç Tüzük’ü ihlal ediyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz, başından beri istiyorum ya, başından beri istedim, tutanaklar ortada.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Karar yeter istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebini oylarınıza sunduktan sonra karar yeter sayısı arayacağım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Oyladınız, oyladınız.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.13

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

272 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi 1’inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

1’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

272 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

 

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Katar Devleti Hükûmeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Katar Devleti Hükûmeti arasında büyük çaplı organizasyonların yerine getirilmesinde iş birliği konulu niyet mektubu 31 Ekim 2019 tarihinde Ankara’da imzalanmıştı. Katar devletiyle imzalanan söz konusu niyet mektubuyla 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası organizasyonu esnasında yapılacak bilgi ve tecrübe paylaşımıyla iki ülke arasında yürütülmekte olan güvenlik iş birliği faaliyetlerinin de pekiştirilmesinin amaçlandığı söyleniyor gerekçede. Söz konusu niyet mektubuyla 2022’de Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası’na ilişkin alınacak güvenlik tedbirlerine Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından sağlanacak desteğin hukuki zemini oluşturulmaktadır arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Katar’ın, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde sorunlar yaşadığını biliyoruz. Yapılacak güvenlik iş birliği ve verilecek destekte bu sorunlu ilişki göz önünde bulundurulmalı, olası risk ve tehditlere karşı gerekli tedbirlerin alınması sağlanmalıdır. Onu buradan iletmek, sizleri uyarmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, dün 10 Kasımdı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının üzerinden seksen üç yıl geçti. O cumhuriyet ki emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı’yla mazlum milletlere örnek olmuştur ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları aziz ecdadımızın bize en değerli emanetidir. Kurtarıcı ve kurucu iradenin yokluk içindeki bu destansı mücadelesi ve zaferinin kıymeti vazgeçilmezimizdir. Son yıllarda üzülerek görüyoruz ki bu kıymetin farkında olmayanlar var, siyaseti millî ve manevi değerlerimiz üzerinden gereksiz tartışmalarla meşgul edenler var. Oysaki Türk siyaseti, kurtarıcı ve kurucu iradenin bize gösterdiği hedeflere odaklanmalıdır. Bu hedef, aziz milletimize daha huzurlu ve daha müreffeh bir hayat sağlama hedefidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 83’üncü yılında rahmet, dua ve minnetle anıyor, mücadelesi önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli arkadaşlar, aziz Türk milletinin kahramanca mücadele verdiği Kurtuluş Savaşı’nı zafere taşıyan, milletimizin ve tüm dünyanın takdirine mazhar olan Atatürk’ü iyi anlamalı, iyi anlatmalı, yaşadığı zorlukları ve verdiği mücadeleyi unutmadan, birlik ve beraberlik içinde onun bize emaneti olan cumhuriyetimizi gelecek nesillere emanet etmeliyiz. Bu vesileyle, dış politika alanında ortaya koyduğu “Yurtta barış, dünyada barış.” sözleriyle özetlenecek vizyon ve izlediği kararlı politikalarla Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugünkü konumuna gelmesinde önemli paya sahip olan cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dış politikasının temel dinamiklerini ortaya koyarken ülkemizin ve dünyanın gerçeklerini gözden uzak tutmadığının altını bir kez daha çizmek isterim. O, Türkiye’nin dış politikasını belirlerken gerçekçi davranmış, ülkenin jeopolitik durumunu, tarihsel gelişimini, millî mücadele döneminin kazanımlarını, cumhuriyetin temel değerlerini ve dünyanın içinde bulunduğu olayları iyi analiz ederek her zaman dikkate almıştır. Atatürk’ün gerçekçiliği, Amasya Genelgesi’nden Erzurum Kongresi’ne, Sivas Kongresi’nden Misakımillî’ye, millî mücadele sürecinde yapılan anlaşmalardan Lozan’a kadar yaşanan birçok gelişmede kendisini göstermiştir arkadaşlar. Onun dış politika anlayışında, bağımsızlık, gerçekçilik, barışçılık, hukuka bağlılık, güvenilirlik, akılcılık, ileri görüşlülük, diplomasi, anlaşma fırsatlarını değerlendirme, olayları geçmişi ve o günüyle anlama ve analiz etme yeteneği ve maceraperestlikten uzak öz güven vardır.

Değerli arkadaşlar, ülkeler, dış politikalarını sürekli dostluklar ve sürekli düşmanlıklar üzerine bina etmez. Dış politikada esas olan ülke menfaatlerinin korunmasıdır. Millî mücadelemizin başlamasıyla birlikte izlenen ve Türkiye Cumhuriyeti için belirlenen dış politika tarih bilinci içinde, hedefi açık olarak belli, akılcı, gerçekçi, dengeli, inandırıcı, diyaloğa ve barışa yönelik olmuştur. Bu dış politika anlayışında iç siyaset kaygılarına, hesapsız hamasete ve maceraya yer verilmemiştir.

Değerli arkadaşlar, bizler yapıcı muhalefet anlayışımızla iktidar sahiplerini uyarıyoruz: “Uluslararası ilişkilerde şahsi dostluklarınızı değil, devletler arası ilişkiyi esas alın.” diyoruz. “İki ülke arasındaki ilişkileri liyakatli diplomatlarla devlet esaslı yürütün.” diyoruz. “Kişisel ilişkilerin ve kaprislerin bedelini bu millete ödetmeyin.” diyoruz. Zikzaklarınızın bedelini Türkiye ödemesin istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, dış politikanın esas hedefi ülkenin ulusal güvenlik çıkarları ile ekonomik çıkarlarının azami seviyeye yükseltilmesi ve itibarının artırılmasıdır. Bugün baktığımızda, AK PARTİ iktidarının dış politika karnesi kırıklarla doludur, iktidar dış politikada sınıfta kalmıştır. Dış politikada kurumsal geleneklerden uzaklaşılmış, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmek üzere dış ülkelerdeki görevlere, atandığı görev itibarıyla vasıfsız, o göreve atanma liyakatine sahip olmayan ve tek özelliği “iktidara yakınlık” olan kişiler, eski siyasiler büyükelçi ve Dışişleri personeli olarak atanmış “diplomatsız diplomasi devri” başlamıştır. Sonuçta, geldiğimiz noktada, dış politikamız büyük bir tahribatla karşı karşıyadır ve ulusal güvenliğimize yönelik risk ve tehditler azami seviyeye çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, bugün burada uluslararası anlaşmaları konuşuyoruz. Anlaşma kavramı, bir akittir, güven esasına dayanan bir taahhüttür. Unutmayalım ki uluslararası arenada güveni kazandığınız ve istikrarı gösterdiğiniz ölçüde saygın olursunuz; verdiğiniz taahhütleri yerine getirerek itibarınızı sürdürebilirsiniz. Unutmayalım ki bir dış politika, bir ülkenin ön savunma hattıdır, güvenliğidir; ekonomik coğrafyaya hükmetme yeteneğidir; çatışmaların silahsız olarak çözümlenmesine imkân verecek gücüdür ve devletin prestijidir. AK PARTİ döneminde Türkiye maalesef egemenlik hakkını kullandığı için cezalandırılmak istenen bir ülke konumuna gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, diplomasideki tehditler slogan atarak bertaraf edilemez; devlet yönetmek ciddiyet ister, zikzak kabul etmez. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Şartlara göre pozisyon almak başkadır, dayatılan her şartın şekline girmek başkadır. Bunu özellikle iktidar mensubu arkadaşlarıma söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim iktidarımızda akıllı ve etkin, saygın ve kararlı, güvenilir ve istikrarlı, sadece sorunların çözümüne değil, krizlerin önlenmesini de hedefleyen, sonuç odaklı ve çok yönlü bir dış politika izlenecektir. Bizim iktidarımızda dış politikanın iç politika malzemesi olarak kullanılmasına son verilecektir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ağzına sağlık.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Türk cumhuriyetleri başta olmak üzere, Türk dünyasıyla siyasal, ekonomik, kültürel başta olmak üzere çok boyutlu ilişkiler geliştirilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çok özür dilerim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Avrupa Türkleri başta olmak üzere dünyanın her yerinde yaşayan vatandaşlarımızın eğitim, kültür, din, sosyal ve ekonomik konulardaki sorunlarıyla yakından ilgilenilecek ve bunların çözümü noktasında destekler verilecektir.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in ifade ettiği gibi “Dünyanın saygın Türkiye’si, Türkiye’nin İYİ Partisi.” diyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Adana Milletvekili Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurun Sayın Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Katar’la ilgili konu ne olursa olsun aklımıza ilk gelen şey satılan Tank Palet Fabrikasıdır ve bu ne zaman dillendirilirse, burada hemen AKP sıralarında feveranlar ortaya çıkıyor.

Az önce tanık olduğumuz diyalog, tek kelimeyle “komik” bile diyemeyeceğim yani söyleyecek kelime bulamıyorum deyip geçeyim ama şu vurguyu yapayım: Bakın, ben tanka, topa kökten karşı olan bir insanım ve bütün dünyada silah üretiminin son bulması gerektiğini savunan birisiyim. Bir yandan “vatan, millet” diyecek “yerlilik ve millîlik diyecek, sonra Tank Palet Fabrikasını satacak ama “3 kuruşa değil, 5 kuruşa sattık." diyecek. Ya, var mı öyle bir şey, var mı böyle bir akıl, var mı böyle insanların aklıyla, halkın aklıyla alay etmek! Tam da az önce yaşanılan diyalog bunun göstergesiydi.

Şimdi, bir niyet mektubundan bahsediliyor Katar’la ilgili ama bu niyet mektubunda hiçbir detay yok. Bakın, bu kanun teklifinde 2022’de Dünya Kupası organizasyonuna ev sahipliği yapacak olan Katar’a bu Dünya Kupası için kolluk kuvvetlerinin gönderilmesi ve bir koruma sağlanması hedefleniyor ama şu an için bir niyet mektubu var, bu niyet mektubunun, dediğim gibi, ayrıntıları yok. Yani bu insanlar kaç kişi gidecek, kaç kolluk kuvveti gidecek, orada ne yapacaklar? Ne kadar süre kalacaklarına dair bir ayrıntı var, dikkat çekici bir ayrıntı, beş sene. Burada, tabii, şu soru aklımıza geliyor: Kimi niye kandırıyorsunuz? Dünya Kupası beş sene mi devam edecek? Gerçekten bu da ayrı bir akıl tutulması, ayrı bir kandırmaca. Bunun hikâyesi ne zaman başladı? Katar İç Güvenlik Komutanlığı talebiyle Türkiye’ye gelen Katarlı güvenlik güçleri İzmir’deki Foça Jandarma Komando Eğitim Merkezi Okulunda Türkiyeliler tarafından eğitime tabi tutuluyor. Orada da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu diyor ki: “Biz kolluk kuvvetimizi 2022’deki Dünya Kupası organizasyonuna göndeririz.” Bunu kim diyor? İçişleri Bakanı diyor. Kim adına bu sözü veriyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bu sözü veriyor. Bir kere, bu hakkı kendinde nerede buluyor? Kamuoyuna bu açıklamayı hangi hakla yaptı? Sonra önümüze böyle bir anlaşma getirdiler?

Tabii şunu da hatırlatmamız lazım: 2015’te Türkiye-Katar arasında Askeri İşbirliği Anlaşması var yani zaten hâlihazırda şu anda Türkiye asker bulunduruyor Katar’da. Tabii, bizim özellikle burada itiraz noktalarımız neler, onların üzerinde durmak istiyorum.

Bakın, 2014’te IŞİD, bu 2022’de yapılacak olan Dünya Kupası’yla ilgili bir tehditte bulunmuştu. Aradan yedi yıl geçti, IŞİD’in bu tehdidi savuşturulmuş mu oldu? Hayır. IŞİD, evet, eski gücüne, yedi sene önceki gücüne sahip değil ama yine de bu yapılacak olan müsabakalarda bir tehlike söz konusu ve burada kolluk kuvveti görevlendirilerek bu tehlikeye ortak edilmiş olunacak.

Peki, buradan yine şunu söylemek isterim: İçişleri Bakanı Katar’a koruma amacıyla bir kolluk kuvveti göndermeyi düşünüyor ama Türkiye’de IŞİD’in hiçbir katliamını engelleyememiş bir İçişleri Bakanı ve bu Bakana bağlı olan kolluk kuvvetleri ve MİT işin içinde.

Bakın, Türkiye’de IŞİD çok sayıda katliam gerçekleştirdi. Halk öldü, hiçbir siyasi… Aktif siyasette olmayan halk nerede öldü? Antep’te düğün katliamında, Reyhanlı’da düğün katliamında. Suruç’ta sosyalist gençler katledildi. Ankara Gar katliamında bu ülkede barış isteyen, barış güvercinleri katledildi. HDP’nin mitinglerine, aynı örgüt, bombalı saldırılar gerçekleştirdi ve Adana, Mersin il binalarımız bombalandı bu örgüt tarafından. Katar’ı korumayı düşünen İçişleri Bakanı, Türkiye’de, sadece şu an zikrettiğim katliamlardan haberdar değil miydi? Neden, Türkiye halkını, Türkiye’de yaşayan Kürtleri, gençleri, devrimcileri, solcuları korumadı da gidip Katarlıları koruyacak? Bu sorular yanıt olarak bekliyor, sadece yanıt değil, biz, aslında bu katliamların bir yandan önünü açan, mevcut bahsini ettiğimiz kolluk kuvvetleri, bunlara bağlı olanlar ve MİT’in bu işin içinde olduğunu burada defalarca söyledik. Bugün, gerçekleşen Gar Katliamı’nda, sadece o katliamın dosyasını incelerseniz kimin kiminle nasıl bağlantısı olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla Türkiye’de IŞİD’den kendi halkını koruyamayan, kalkıp Katar’a gidip Katar halkını nasıl koruyacak? Biz, burada, bunu sormak istiyoruz.

Diğer ifade etmek istediğim konu da yine, AKP’nin en çok rahatsız olduğu konu; Katar’la girilmiş olan ticari diyemeyeceğim, bu iktidarın ekonomik çıkar anlaşmasıdır. Bakın, bugün, mevcut olan anlaşmaların hiç birinde ya da az önce benden önce konuşan hatiplerde ifade etti; Digiturk’ün satılması, Borsa İstanbulun satılması, Kanal İstanbul’un Emirin annesi Şeyha Moza’ya, onun etrafındaki en değerlenecek olan parsellerin onlara satılmış olması, bütün bunların altında ne var? Burada, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ne çıkarı var? Burada Türkiye Cumhuriyeti devleti adına hangi kazanç var? Bize “Türkiye Cumhuriyeti devletinin ticari çıkarlarını koruyoruz.” diye çıkıp bu kürsüden konuşabiliyorlar. Burada hangi ticari çıkar var? Ben bunu çok merak ediyorum. Burada, her sıkıştığında -mevcut olan iktidar- Katar’dan sıcak para geldiği için, Katar’la öylesi bir ilişkiye girmiş olduğu için, zaten bütün dünya ölçeğinde de baktığımızda aranızın iyi olduğu tek ülke Katar kaldığı için siz bu işleri Katar’la sürdürüyorsunuz. Tabii ki bizim Katar halkıyla hiçbir sorunumuz yok, Katar halkı bizim kardeşimizdir. Ama bugün Katar’ın IŞİD’e, İhvancılara, aynı zamanda Taliban’a sunmuş olduğu destek de ortadadır.

Bakın, bugün, Türkiye’de mevcut olan iktidar dış siyasetteki sıkışmışlığı aşabilmek için Arap sokağıyla barışmaya çalışıyor. Arap sokağıyla barışmaya çalışacaksanız, bugün bütün Arap dünyasıyla kavgalı olan ülkeyle böylesi ilişkilere girmeyeceksiniz, bu ilişkilere de Türkiye Cumhuriyeti devleti adına giriyor gibi de yapmayacaksınız. “Bunlar para ihtiyacı duyduğumuz zaman bize para bassınlar, para göndersinler diye biz ilişki kuruyoruz.” diyeceksiniz, temiz temiz yaptığınızı da itiraf edeceksiniz.

Bakın, yine, burada bir noktaya daha değinmek istiyorum: Göçmen sorunu. Göçmen sorunu tabii bütün dünyanın problemi. En çok da dünyanın doğusundan batısına dönük devam ediyor. Bunu, hepimiz ne yazık ki tanıklık ederek, yaşayarak görüyoruz. Bugün Akdeniz'in suları altında binlerce insanın, kadının ve çocuğun o dalgalar arasında debelenen bedenleri var.

Şimdi, benzer bir dram Belarus ve Polonya sınırında yaşanıyor. Belarus ve Polonya sınırında binlerce mülteci, binlerce göçmen, şu an aç ve susuz bir şekilde orada bekletiliyor. Hem de soğuklardan dolayı can kaybı da yaşanmaya başlanmış, en son edindiğim bilgiye göre, 8 göçmen yaşamını kaybetmiş.

Belarus ve Polonya sınırında yaşanan bu durum tek kelimeyle bir insanlık dramıdır. Bakın, Sınır Tanımayan Doktorlar yaşanan bu vahşeti sadece 4 kelimeyle anlatıyorlar: “Onlar silah değil, insan.” Göçmenler, silah değil, insan. Bunu Türkiye'deki göçmenlere, başta Suriyeli göçmenler olmak üzere, dünyada uygulanan göçmenlere dönük bu araçsallaştırma politikasına karşı çıktığımızı bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum. Ve buradan özellikle, Belarus, Polonya sınırında şu an alarm veren bu göçmen sorunu meselesinde Avrupa Birliğini, Birleşmiş Milletleri, ülkelerin liderlerini göreve davet etmek istiyorum ve bu konuyla ilgili partimizin Dışişleri Komisyonu aktif olarak çalışmalarını sürdürmektedir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – …ilgili olan bütün komisyonlarla görüşmelerini sürdürmektedir, konsolosluklarla görüşmelerini sürdürmektedir. Burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bu konunun çözümüne dair bir çağrı yapmasını ve bu konuda gerekli çalışmaların yürütülmesinin gerekli olduğunu, önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Kurtuluş Savaşı’mızın eşsiz kahramanı Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıl dönümüydü. Bu ülkenin onurunu, haysiyetini koruyarak nasıl bir çağdaşlaşma yoluna girileceğini tarihe altın harflerle yazdıran bu büyük lideri saygıyla, özlemle, minnetle anıyorum. Kendisini her yönüyle özlediğimiz bu büyük liderin özellikle dik duruşlu bir devlet adamı olması özelliğini arıyoruz.

Bu tuhaf anlaşmayla ilgili konuşurken bu büyük liderin 2 anekdotuyla başlamak isterim. Değerli arkadaşlar, İtalyan diktatör Mussolini, Ata’mıza büyükelçisini yollayıp çok tuhaf isteklerde bulunduğunda, Ata'mız sözünün bitip bitmediğini sorar, dinledikten sonra beş dakika beklemesini söyler, üniformasını giyer gelir ve söylediklerini tekrar etmesini ister, dinledikten sonra da şunu söyler; diktatöre söylüyor: “Git, o koca herife söyle; o, 40 bin kişiyle Roma'ya giremez ama ben 4 bin Mehmetçik’le Roma’yı alırım.”  (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, kendisine Milletler Cemiyetine üye olup olmayacağımız sorulduğunda “Biz davet ediliriz.” der ve bunun üzerine Kurtuluş Savaşı’nda yendiğimiz ülkeler dâhil 48 ülkenin davetiyle üye oluruz. Bunu niye anlatıyorum? Yaptığınız ve yapacağız tüm anlaşmalarda lütfen bu 2 olayı ve tarihî anlaşmaları hatırlayın, bu büyük liderin sözlerini dinleyin.

Arkadaşlar, biz Katar’la ilgili, uluslararası ölçekteki organizasyonlarla ilgili 2 devletin anlaşmasını konuşuyoruz. Ben merak ediyorum, dünyanın neresinde böyle bir ilişki var? Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar hangi ülke bizden böyle bir talepte bulunmuş? Katar bugüne kadar hangi ülkeden böyle bir talepte bulunmuş, çok merak ediyorum? Bakın, bazı organizasyonları söyleyeyim; 1950 Brezilya’da, 1962 Şili’de, 1970 Meksika’da, 2010 Afrika’da yapılmış. Bu ülkelerin hiçbir tanesi hiçbir ülkeden güvenlik görevlisi talep etmemiş. Benim anlamadığım konu, dünkü Katar, futbolla alakası olmayan Katar, futbolu yeni tanımış Katar nasıl oluyor da Dünya Kupası’nı alıyor? Ve benim polisim…

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Yaa!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – “Yaa” diyorsun, keşke Türkiye için “yaa” desen, Türkiye Cumhuriyeti için desen.

Benim polisim ne hakla, neden orada taraftarların güvenliğini sağlayacak? Herhâlde siz kahraman Türk polis teşkilatı ile özel güvenlik şirketlerini karıştırıyorsunuz beyler. Siz Türkiye’deki İçişlerinden, askerden, polisten bahsediyorsunuz. Bakın, siz Katar’ın Dünya Kupası’ndaki güvenliğini düşündüğünüz kadar bu ülkede “Türkiye’ye 2022 Dünya Kupası nasıl gelir?” diye düşünseydiniz şu anda belediyelerimiz, bizler, dernekler, federasyonlar, takımlar bu heyecanı yaşıyordu ama Katar’ı düşünüyorsunuz, Katar’a güvenlik yolluyorsunuz.

Bakın, değerli arkadaşlar, ben Katar’ın Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmasına üzülmüyorum ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Dünya Kupası’nda ev sahipliği yapmamasına kahroluyorum. Neden enerjinizi buna harcamıyorsunuz? Neden bu yönde çalışmıyorsunuz? Katar kim, Katar? Nasıl aldı? Bakın, bu soruşturuluyor. Ya, 19 tane stat yapıldı, 150 milyar dolar para harcandı, Türkiye 1,5 tane stat yaptı. Neden TOKİ yapmadı oradaki statları Katar’la bu kadar iyi ilişkileriniz varsa? Neden Almanya’ya bu kadar büyük ihaleleri verdi, Fransa’ya verdi, İngiltere’ye verdi? Neden Türkiye’ye vermedi? Yatırımmış… Yatırım böyle olur, yatırım böyle olur. Biz mi yaptık o statları? Katar’ın altyapısını da statları da klimalarını da Almanya yaptı, İngiltere yaptı, Fransa yaptı; zaten onun karşılığında Dünya Kupası’nı aldılar. Bize ne düştü? Polisimizi yollamak; yok ya. Vallahi, bakın, beyefendi 500 milyon dolarlık bir uçak aldı, 53 tane yarış atı aldı. Çok meraklıysanız grup olarak binin uçağa, alın o atları gidin güvenliği siz sağlayın. Bizim polisimizin işi yok, askerin işi yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, size bir şey daha söyleyeyim: Bir polis -Allah göstermesin-jandarma, bir İngiliz taraftar, Alman taraftar tarafından şehit edildi. Ne diyeceksiniz onun çocuğuna? “Sınırda mı şehit oldu, bu toprakları savunurken mi şehit oldu?” diyeceksiniz. “Katar’ın Dünya Kupasında, taraftarın güvenliğini sağlarken baban öldü, şehit oldu.” diyeceksiniz, değil mi? Ya, bu olacak şey mi?

Şimdi, ben, bu Katar aşkını anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum. Kanal İstanbul’u, projeyi yapıyorsunuz, Türkiye duymadan Katar Emirinin anneleri duyuyor, arsa alıyor. Antalya Limanı’nı satarsınız, Borsa İstanbulun yüzde 10’nu satarsınız; Finansbankı alır, Akbankı alır, Tank Paleti alır. Az önce şurada duran beyefendi Tank Paletin değerini konuşuyor. Ya, değeri yok ki. Ordunun değeri var mı? Orduya paha biçilmez. Bunu Katar’a veriyorsunuz, bunu Katar’a veriyorsunuz.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – 11’inci sıradayız ya!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Şimdi, ben gerçekten akıl tutulması… Bakın, gerçekten artık bir güvenlik sorunu hâline geldiniz. Benim askerim, benim polisim Katar’ın Dünya Kupası’nda güvenliğini sağlayacak, öyle mi?

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Ne zamandan beri askeri koruyorsunuz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Tarihte böyle bir şey var mı? Utanç verici bir olay, utanç verici bir olay.

Değerli arkadaşlar, bakın, beIN Sports’un ihalesini alır, “Ben sabit kurdan ödeyeceğim.” der; sabit kura getirirsiniz.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – İndirim de yaptırır.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Parayı da ödemiyor, parayı da ödemiyor. 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – “Ben indirim isteyeceğim.” der, indirim yaparsınız. Bu Katar bunu pandemi sürecinde kahvecilere, kafecilere kiralar. Bakın, indirim yaptığınız Katar, o kahvecileri icraya verdi bu bedeli ödemediği için.

Bunu halkınıza yaptınız mı, çiftçiye yaptınız mı, köylüye yaptınız mı? Nedir bu Katar aşkı? Katar yatırım falan yapmıyor. Bakın, Katar yatırım falan yapmıyor. Bizim yüzyıllık yapmış olduğumuz yatırımımıza, alın terimize, birikimlerimize ortak oluyor. Ben merak ediyorum, Katar fabrika açtı da ben mi görmedim. Katar bin kişinin çalıştığı bir iş yeri açtı da ben mi görmedim.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Yirmi yıldır bizleri de göremediniz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – TOKİ’den 1.600 konut alacak, Türkiye'nin en pahalı yalısını alacak, Kanal İstanbul’da Emirin annesi hanımefendi arazi kapatacak; sonra beyefendiye 500 milyon dolarlık bir uçak verecek, bunun adı “yatırım” olacak. Bunun adı “yolsuzluk” bunun adı “rezalet.”

Niye Türkiye’ye Avrupa’dan, dünyadan yatırım gelmiyor da Katar’dan geliyor? Yatırım mı yapıyor?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – 500 milyon doları kim kime veriyor ya!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bakın, bakın, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ülkenin uçağına binen başka bir lider yok, yok.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Baktın mı, sordun mu?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Şimdi, biz polis verecekmişiz de güvenliği sağlayacakmış. Bizim askerimizin, bizim polisimizin Katar’da işi yok. Çok biliyorsanız kendiniz gidin. Binin o atlara güvenliği sağlayın. Gidin ya da askerlik yaptırmadığınız, dekontla askerlik yaptırdığınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – …hatta aranızda paralı askerlik yapıp da aynı anda şu Meclisten maaş alan arkadaşları yollayın. (CHP sıralarından alkışlar)

MELİHA AKYOL (Yalova) – Yalan.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Yalan değil, aldı, yalan değil. Aldı, aldı, aldı. Aldı, Hanımefendi. Burada aldığını itiraf etti, sen “Yalan söylüyorsun.” diyorsun ama “Hayır kurumlarına bağışladım.” dedi.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Kimin parasını kime bağışlıyor?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Biz bu anlaşmaya karşıyız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kimin parasını kime bağışlıyor?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Meclisi bu olaya alet etmeyin. Türkiye, Katar’la kıyaslanmayacak kadar büyük ülkedir, o yüzden kendinize gelin. Mehmetçik’in de, polisin de Katar’da işi yok. Mehmetçik’in, polisin yegâne görevi Misakımillî sınırları içerisinde bu vatan topraklarını korumak, Katar’ı değil.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, biraz evvel konuşan hatip…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, şu oylama işini bitireyim…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hayır, bir dakika… Oylamaya geçmeden şunu söylüyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Sonuç itibarıyla Sayın Başkan, biraz evvel konuşan hatip, hakikaten hepimizi töhmet altında bırakacak bir sürü sataşmada bulundu, cevap vermek istiyorum müsaadenizle.

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hakikaten, aslında “Ordu, Katar’a satılmış.” diyen bir kimsenin Katar’la ilgili söyleyecek en ufak bir sözü olamaz. Bu ancak bir suçluluk psikolojisinin yansımasıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hakikat bu, suçluluğunuzu bastırmaya çalışıyorsunuz.

“Ordu’nun değeri var mı?” dediniz, ancak orada da bir göndermede bulundunuz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – “Paha biçilemez.” dedim, yalan söyleme.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Ama sonuç itibarıyla paha biçilemez, biz ordu milletiz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – “Paha biçilemez.” dedim.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bağırma!

BAŞKAN – Sayın Başarır…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Atatürk’ün İtalyan faşistine verdiği cevabın arkasındayız hep beraber, milletçe; biz onu uyguluyoruz, hep beraber.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Görüyoruz, görüyoruz! 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Daha geçen hafta bütün büyükelçilere gerekli cevabı verdik. Ancak, ondan sonra, bakın, 1940’lı yıllarda Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “Kemalist Türkiye’den faşist İtalya’ya selam.” diyen İnönü’nün, CHP Genel Başkanı İnönü’nün yaklaşımını takip ediyorsunuz siz işte. Keşke Atatürkçü olabilseniz, keşke bağımsızlıktan yana olabilseniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Sen Atatürkçü müsün? Sen bağımsız Türkiye'den yana mısın?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Bak “Franco’yu resmen tanıdık.” diyorsunuz. CHP, siz 1940’lı yıllarda, Atatürk’ten sonra başkalaşmışsınız. Kemal Kılıçdaroğlu’na gelince de bütün büyükelçilerin peşine takılmış… Sizin Grup Başkan Vekiliniz ne demişti? Daha geçen ay “Başka bir egemen gücün müdahalesine gerek kalmadan parlamenter sisteme geçilmelidir.” diyen sizin yöneticiniz değil miydi, soruyorum size. Bağımsızlık kim, siz kimsiniz be, siz kimsiniz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başarır.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Sayın Başkanım, orduya hakaretle ilgili bazı ithamlarda bulundu. Bir sataşma var, izin verirseniz cevap vermek istiyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiçbir şey söylemedim, sataşmadım. Sataşmadım, sonuçta dedim ki: “Orduyla ilgili bir göndermede bulundular ama…” (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, hakaret etti, neyse…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Tam da hakaret etti efendim.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Genel Başkanımıza hakaret etti.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Akbaşoğlu, müdahale etmeyin de ben bir işlem yapayım.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – “Yalan konuşuyor.” dedi, hakaretin bundan daha büyüğü mü var?

BAŞKAN – Sizin söylediğiniz cümleyi ben not aldım, almaya çalışıyorum arkadaşların söylediği cümleleri; orada bir sataşma olduğu açık.

Buyurun, iki dakika süreniz var. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Bak, Değerli Akbaşoğlu, ben “satılmış ordu” demedim ama ben “Sattınız.” dedim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Orduyu Katar’a sattınız.” Dediniz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Benim Tank Paleti kastettiğimi de Türkiye'deki orta zekâlı  herkes anladı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu, suçluluk psikolojisi.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bak, Akbaşoğlu, Tank Paleti satmadınız mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Satmadık! Satmadık, yalan söylüyorsunuz!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – En kritik arazileri, askerî arazileri satmadınız mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yalan söylüyorsunuz!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Askerî okulları ve hastaneleri kapatmadınız mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yalan söylüyorsunuz, bilindik yalanlarınızdan!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Sen öyle bir partinin Grup Başkan Vekilisin ki…

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Yavaş git!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Sen” diye konuşma, “sen” diye konuşma! Düzeltin dilini!

BAŞKAN – Sayın Başkan, duymuyorum, duymuyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dilini düzeltin, kulaklarınız sağırlaşmasın!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bakın, bir PKK yöneticisinin, gizli tanık ifadesiyle bu ülkenin Genelkurmay Başkanına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdirmiş bir partinin Grup Başkan Vekilisin. Sen, haddini bileceksin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Sen haddini bileceksin!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ben Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin milletvekiliyim, sen ise İskilipli Atıf’ın peşinden giden bir adamın milletvekilisin. Sen haddini bileceksin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Sen ne diyorsun ya!

BAŞKAN – Sayın Başarır… Sayın Başarır…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Orduyu senden daha çok korurum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Başkanım, müsaade mi edeceksiniz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bakın, Beyefendi, ben şerefimle Bolu İl Jandarma Komutanlığında askerlik görevimi yaptım. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler) Senin Cumhurbaşkanının 2 evladı nerede askerlik yaptı, söyler misin?

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Başkanım, niye müsaade ediyorsunuz? Haddin bil ne demek?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Çürük raporu aldı, çürük. Çürük raporu aldı. Bana orduyu anlatma, biz ne Amerika’nın sözcüsü oluruz ne Rusya’nın bekçisi. Biz tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetini savunuruz. Sen dön bir aynaya bak. Senin partinin de senin adın da ak değil karabaşoğlu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Başkanım, altı ay Meclise gelemedi konuşmalarından sonra, altı ay Meclise gelemedi utancından.  

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Buradaydım burada, bütçede buradaydım.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Gelemedin, gelemedin Genel Kurula.

BAŞKAN – Sayın Başarır…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Bütçede buradaydım.

BAŞKAN – Sayın Çilez…

Sayın Çilez, grup başkanvekiliniz konuşuyor Sayın Çilez.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Efendim, altı ay gelemedi arkadaş buraya.

BAŞKAN – Ben şahidim, geldi, her gün buradaydı.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, tabii, maalesef yanlı…

BAŞKAN – İzah etmenize gerek yok.

Buyurun kürsüden söz veriyorum ben size.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle mi efendim, öyle mi?

BAŞKAN – İzah etmek mi istiyorsunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Hep izah ettiriyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, ben…

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle efendim…

HALİL ETYEMEZ (Konya) – O üsluba cevap verilmez, verme cevap. O üsluba cevap verilmez.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir saniye…

Sayın Başkan, maalesef, CHP'den Meclis Başkan Vekilisiniz.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Maalesef ne demek?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Nereden…

BAŞKAN – Evet ama burada tarafsızım, Cumhuriyet Halk Partili değilim. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle şöyle: “Maalesef” kelimesi yanlı…

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Bağırma! Terbiyesiz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Ne diyorsun sen?

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Sen kimsin? Haddini bil! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor.

Sayın milletvekilleri, oturur musunuz yerinize!

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Terbiyesiz! Haddini bil!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Sen ne diyorsun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Oturtur musunuz Sayın Grup Başkan Vekili, sizi dinleyeceğim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, siz aslında hiçbir şekilde biraz evvel hitap eden, kirli, kipkirli bir dil kullanan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Seviyesiz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …her türlü hakareti isim değiştirme dâhil olmak üzere yapan kişiye hoşgörülü davranıyorsunuz. CHP’li olmanız buna sessiz kalmanızı gerektirmez mealinde söylüyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Başkan, tutanaklara bakın, tutanaklara.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, tutanak…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yanlı tutum ve davranışınızı terk etmeniz gerekir, bir.

İkinci olarak, biraz evvel konuşan hatip hem kirli dil kullandı hem de baştan aşağı hem şahsıma hem grubumuza sataştığı için ben sataşmadan söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun.

Sayın Akbaşoğlu, gürültüden benim uyarılarımı anlayamamışınız anladığım kadarıyla. Tutanaklara bakarsınız. Yalnız ciddi bir gürültü vardı Genel Kurulda ama öncelikle kürsüde konuşan hatibi dinlersek konuşmalar da anlaşılacaktır. Bir gürültü olduğu zaman biz buradan duyamıyoruz konuşulanları. Onun için ben defalarca uyarmaya çalıştım ama duyulmadı.

TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Başkan, “Karabaşoğlu” dedi ne yaptınız? “Karabaşoğlu” dedi.

BAŞKAN – Sevgili kardeşim, bak, izah ediyorum. Burada duyulmuyor kürsüden gürültüden.

Grup Başkan Vekiliniz kürsüde.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Milletimizin gözü önünde cereyan ediyor bütün hadiseler. Biz gocunmayız kim ne derse desin, hak bildiğimiz yolda hep birlikte yürürüz. Bu konuda en ufak bir tereddüdümüz yok; her türlü hakaretiniz ortada. Tutanaklara bakıp gerekli işlemi yapmanız hususunda da sizi vazifeye davet ediyorum. Şahsiyetle uğraşmakla ilgili açık bir şekilde tüzük ihlali olduğu da ortada. Tabii, bütün bunlar neden kaynaklanıyor değerli arkadaşlar? Meselenin özüne gelelim. Şahsımla ilgili ne söylediğinin hiçbir önemi yok, hiçbir ceza da vermeyin, ben vazgeçiyorum. Vermeyin, gerek yok; yani benden dolayı ceza almasını, böyle bir hazzı yaşamasını istemiyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Milletime söylüyorum, milletime!

Şu var ya, şu: Cumhuriyet Halk Partisinin “kara leke” olarak tarihine geçen büyükelçiler mektubu var ya…

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Oku o zaman.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Atatürk’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir, manda ve himaye kabul edilemez.” ilkelerine taban tabana zıt mektup var ya…

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Oradan oku Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunun mahcubiyeti ve suçluluğu altında ezikliğinizin yansımasını görüyoruz. Yazıklar olsun!

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Oku!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - O kadar öfke, kin ve nefretle dolmuşsunuz ki hakikatleri göremez hâldesiniz.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Aynaya bak aynaya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Siz milleti nereye götürmek istiyorsunuz?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Aynaya bakın, aynaya! Sana diyorum sana!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Gerçek Atatürkçü CHP tabanı…

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Hadi oradan!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sizleri büyük bir mahcubiyetle ve sizlere 2023 Haziranda gerekli cevabı vermek üzere bekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Cesaretiniz varsa bu kadar ya…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Ben onlara selam ve hürmetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Varsa cesaretiniz getirin sandığı.

BAŞKAN – Buyurun Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Akbaşoğlu, bir önceki konuşmasında “Bağımsızlık kim, siz kim?” demek suretiyle -2’nci Genel Başkanımız, 2’nci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün faşist Mussolini'ye selam gönderme- bir gazete parçasını hatırlatmak suretiyle cevap vermemi gerektiren hâl doğurmuştur. 

BAŞKAN -  Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süreniz.

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Cevap…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Duyamadım ki biraz daha yüksek sesle söyleseydin. Ne dedin ağabey?

BAŞKAN – Sayın Altay…

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Sürekli konuşmanın…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne yapacağımı senden mi öğreneceğim ben?

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Yok, tamam da…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Haddini bil, haddini! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Maşallah, kalabalıklaşınca bir canlandınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Altay.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Şu metni, bizim…

BAŞKAN – Sayın Çilez, çok rica ediyorum, bir Grup Başkan Vekili kürsüde, çok rica ediyorum; Grup Başkan Vekiliniz cevap verir.

Buyurun Sayın Altay.

 

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O dil uzattığın İsmet Paşa olmasa sen bu Mecliste olmazdın, bu Mecliste olmazdın. Ayıp! Bu İsmet Paşa’dan rahatsızlığınızı ben anlamış değilim. İsmet Paşa bir kusur işledi, evet, İsmet Paşa bir kusur işledi(!) İkinci Dünya Savaşı’nda milyonların övdüğü bir savaşta, savaşlardan bezmiş Türkiye’yi, genç cumhuriyetin, Edirne sınırımızın kılıç mesafesine ne İtalya’yı yanaştırdı ne Almanya’yı yanaştırdı ne Fransa’yı ne İngiltere’yi yanaştırdı; Allah ondan razı olsun, dua edeceğin yerde hakaret ediyorsun. (CHP sıralarından alkışlar)  Bana onu gösterme, Sisi’ye “diktatör” diyordunuz, şimdi Sisi’yle arka kapı diplomasisi yapıyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kendi milletvekiliniz söylüyor, kendi milletvekiliniz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Geç o işi, geç o işi. İsmet Paşa’dan  rahatsız olan bir milletvekili bu çatı altında durmayı hak etmiyor! (CHP sıralarından “Bravo.” sesleri, alkışlar) Evet, evet, Ayıptır ya! Nankör olmamak lazım. Atatürk’e dil uzatamıyorsunuz, İsmet Paşa üzerinden Cumhuriyetle rövanş sevdasından vazgeçmiyorsunuz! Ayıptır! Utanmanız lazım!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – İnkılap tarihi oku.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ayrıca, tekrar tekrar söylüyorum. Bu mektup şikâyet mektubu değil kardeşim.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Müstemleke zihniyeti…

ENGİN ALTAY (Devamla) – İyi okursan, 3’üncü paragrafını iyi okursan bu mektup tehdit mektubu, tehdit. Sizin gibi biz kendimize yapılan hakaret mektuplarını büküp katlayıp takdim etmiyoruz. Gelmeyin İstanbul’a, bedelini ödersin diyoruz! (CHP sıralarından alkışlar) Ayıp ya.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Müstemleke zihniyetinin…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sabaha kadar durmak istiyor Akbaşoğlu, anlaşılıyor! Sabaha kadar çalıştırmak istiyor!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, “Sonuçta Atatürk ve Cumhuriyetle hesaplaşamadığınız için İnönü üzerinden hesaplaşmaya çalışıyorsunuz.” diyerek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun lütfen.

 

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Hiç kimseye hakarette bulunmadım, tutanaklar ortada. Bana hakaret eden kişiye dahi İç Tüzük hükmü gereğince herhangi bir ceza verilmesine gerek bulunmadığını ifade ettim, tenezzül etmedim, bu kadar. Ben sadece sizin konuşmacılarınızın ortaya koymuş olduğu hususlarla ilgili Franco’ya Atatürk’ün ortaya koyduğu yaklaşım ile Atatürk sonrasında İnönü’nün ortaya koyduğu yaklaşımı mukayese ettim. Bakın, Cumhuriyet Gazetesi 1940’lı yıllarda “Franco’yu resmen tanıdık.” diye bu ilişkiyi, aynı zamanda “Kemalist Türkiye’den faşist İtalya’ya selam.” diye çekmiş.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ömer El-Beşir’i kırmızı halıyla karşıladınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne yazıyor? Altını da oku, altını, ne selamı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sonuç itibarıyla, bunu göstererek sizin yaptığınız atfa, sizin hatibinizin yaptığı atfa bir cevap verdim, bu kadar. Hiçbir şekilde ne İnönü’ye sataştım ne bir başkasına.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Okuduğunu anlamayanlar var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Ama siz, dedim ya, şu utanç mektubunun hakikaten, gerçekten, bu ağır sorumluluk ve psikolojik olarak ezikliğini bu şekilde saldırarak ortadan kaldırabilir miyiz diye çırpınıyorsunuz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Talana karşıyız, talana, talancılık zor iş tabii.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Talanı durdurmaya çalışıyoruz, talanı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sayın Kılıçdaroğlu bununla ilgili hakikaten, gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi tabanını rencide eden bir tutum ve davranışta bulunduğu için bununla ilgili zorluk içerisinde, bizlere saldırmaya çalışıyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – İstanbul’u talan ettirmeyiz, uğraşmayın, uğraşmayın talan ettirmeyiz, yedirmeyiz, geçti, uğraşmayın!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Bunun gereği yoktur diyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Putin’in kapısında saatlerce kim bekledi? Putin’in kapısında kim bekledi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Genel Başkanımızın yazdığı, bugün müteakip defalar mevzu olan mektup için en son, kürsüde gene “utanç mektubu” demek suretiyle…

BAŞKAN – Açayım mikrofonunuzu yerinizden…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, sataşmadan söz istiyorum ben.

“Utanç mektubu” demek suretiyle hakaret etmiştir, bu kadar basit.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Utanılacak bir şey varsa, o da, bu mektup değil ama İdlib’te 34 askerimizin şehit edilmesinden mesul olanların kapısında dakikalarca ayakta beklemektir. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiç alakası yok, o sizin medya duyumlarınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Utanılacak bir şey varsa Trump emretti diye Brunson’ı Amerika'ya özel uçakla yollamaktır. Utanılacak bir şey varsa, Merkel istedi diye Deniz Yücel’i cezaevinden çıkarmaktır. Utanılacak bir şey varsa Macron istedi diye bilmem kimi, şimdi ismini unuttum cezaevinden çıkarmaktır. Asıl utanılacak bir şey varsa, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye topraklarını Amerikan askerlerinin postal gibi, halı gibi serilmesini Meclisten talep eden 1 Mart tezkerenizdir. Siz önce ondan utanın. “Manda, himaye.” deyip duruyorsun burada. O 1 Mart tezkeresi, Allah onlardan razı olsun o dönemki AK PARTİ grubunda 97-98 vatansever, bağımsızlıkçı milletvekili vardı da, bizimle birlikte oy kullandılar da o tezkereyi reddederek bu toprakları Amerikan postallarına paspas yapmadık. (CHP sıralarından alkışlar) Allah onlardan razı olsun. Nerede o günkü AK PARTİ, nerede bugünkü AK PARTİ. Yazık, ya.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Aynı ruhla, aynı ruhla, merak etmeyin.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, şunu ifade etmek isterim ki: Biz, şimdi, Suriye'de, Irak’ta o bahsettiklerinin başına çuval geçiriyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nerede çuval geçiriyorsunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Onların terör koridorunu başlarına geçiriyoruz; işte mesele bu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Amerika askerleri bizim askerimizin…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Akbaşoğlu, çuval meselesine girme.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla açık bir şekilde manda ve himayenin nasıl kabul edilmeyeceğini sahada gösteriyoruz.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Gerçekten beceremiyorsun Grup Başkan Vekilliğini.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu apaçık bir gerçektir, cevabını herkese veriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Çuval olayına girme, girme.

 

 

1. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2546) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 272) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi…

 

 

YOKLAMA

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz Başkan, 20 kişi varız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, bir yoklama alalım, diğer arkadaşlar da gelsin.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var, bunu karşılayacağım.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, siz oylamaya geçiyorsunuz ama benim söz talebim vardı, çok önce söz talebinde bulunmuştum.

BAŞKAN – Sayın Altay, Sayın Antmen, Sayın Bulut, Sayın Aydoğan, Sayın Aygun, Sayın Hancıoğlu, Sayın Başarır, Sayın Tanal, Sayın Hakverdi, Sayın Kaya, Sayın Polat, Sayın Ünsal, Sayın Öztunç, Sayın Karaca, Sayın Bülbül, Sayın Yıldız, Sayın Şahin, Sayın Arslan, Sayın Serter, Sayın Bankoğlu.

Yoklama için üç dakika veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekillerimizin Genel Kuruldan ayrılmamalarını rica ediyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekilleri Genel Kuruldan ayrılmasın lütfen.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.25

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa Açıkgöz (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

III. – YOKLAMA

 

 

BAŞKAN - 272 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

Pusula veren sayın milletvekillerinin Genel Kuruldan ayrılmamasını rica ediyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2546) ve Dışişleri Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 272) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

272 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvelki oturumda yapılan değerlendirmeler çerçevesinde bir açıklamada bulunmak istiyorum. Kimin nasıl askerlik yapacağıyla ilgili, malum, Türkiye’de hukuki mevzuat herkese eşit bir şekilde uygulanmaktadır. Bu mevzuata hepimizin evladı veya hepimiz aynı şekilde muhatabız. Dolayısıyla siyasi liderlerin aileleriyle ilgili polemik konusunu burada gündeme getirmek asla ve kata doğru değildir. Bu manada da hukuki mevzuat neyse o uygulanmıştır. Sonuç itibarıyla, askerlikler bu şekilde yapılmıştır ve sağlık nedenleriyle kişilerin hukuki statüsü neyi gerektiriyorsa onunla ilgili de uygulama eşit bir şekilde bütün vatandaşlarımız için geçerlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu münasebetle, sonuç itibarıyla, dört ay da, yirmi sekiz gün de, altı ay da, iki yıl da, bir yıl da askerlik yapan, askerlik yükümlülüğünü yerine getiren bütün vatandaşlarımız bu yükümlülüğü mevzuat çerçevesinde yerine getirmişse zaten herhangi bir problem de söz konusu değildir; bu, hepimiz için geçerli, cari bir hukuktur, bunu bilginize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

 

1. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2546) ve Dışişleri Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 272) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar) 

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce bu Meclisteki bir kısım erkek milletvekillerine seslenerek başlamak istiyorum: Neden avaz avaz bağırarak konuşuyorsunuz. Böyle konuşmak iyi mi oluyor? İyi mi anlaşılıyor böyle konuşulunca? Yani gerçekten anlamak mümkün değil. Milletvekili olup buraya kadar gelmişsiniz, bunun bir duygusal şiddet olduğunu, yüksek sesle konuşmanın bir duygusal şiddet olduğunu hâlâ öğrenemediniz mi? Dört saattir sizlerin yüzünden burada zaman kaybettik boşa ve halkın da bütçesi aynı zamanda bu burada.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sizin sıralarınızdan bağıranlar da oldu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Siz konuşmayın bari, siz konuşmayın. Kimler ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar. O sırada burada değildiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, çok rica ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, Genel Kurula hitap edin siz de lütfen.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – İsterdik ki spor müsabakalarına sporcu kimliklerinizle gidin ve gerçekten başarılar konuşsun orada ama anlaşılan o ki iktidar 2022’de Katar’da gerçekleşecek Dünya Kupası’na kolluk kuvvetleriyle katılmayı düşünüyor, sporcularla değil.

Şimdi, Türkiye'ye yabancı sermayenin doğrudan yatırımları konusunda Katar 2’nci sırada. Ayrıca, ne zaman ülke ekonomisi sıkışsa yanı başımızda Katar dövizi. Swap anlaşmalarıyla uluslararası piyasada rezerv para olarak görülmeyen Katar riyalini Merkez Bankası rezervlerine dâhil ediyor ve döviz kurundaki gerilemeyi durdurmaya çalışıyoruz.

Osman Kavala için verilen AİHM kararını hatırlatan büyükelçilere diklenerek dolara yeni bir rekor kırdırdınız ve Katar’ın kapısını yeniden çaldınız ancak bu sefer istediğinizi alamadınız. Katar “Verdiğim paranın karşılığını altı ayda alamazsam doları 12,5 liradan satarım.” dedi. Bir ülkeden borç almaya güvenerek başka ülkelerle kriz çıkarmak her zaman işe yaramıyormuş. Bunu anladınız ama çok geç kaldınız ve dolar bugün 9,97’yi gördü.

2002’den bugüne gelinen noktaya bir bakın isteriz. Su kaynaklarımızı Katar’ın çıkarları doğrultusunda kullanacaksınız. Üstelik havzalara su taşıyan bütün unsurlar, topraklar, yeraltı suları da bu anlaşmaya dâhil ediliyor. Peki ya Katar? Onlar da bize deniz suyu arıtma alanındaki uzmanlıklarını öğretecek. Peki, biz bu uzmanlığı öğrendiğimiz zaman gerçekten bunu tarımda ve endüstride kullanabilecek miyiz? Hayır, çünkü siz tarım ve endüstriyi bitirdiniz bu ülkede. Başka hangi konularda anlaşıyorsunuz Katar’la? Evet, Antalya liman işletmelerini, Borsa İstanbulun yüzde 10’unu ya da Sakarya’daki Tank Palet Fabrikasının işletme haklarını Katar’a sattınız.

(Uğultular)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, bir uğultu yok mu?

BAŞKAN – Buyurun, siz devam edin.

Sayın milletvekilleri, salonda gerçekten bir uğultu var ve hiç anlaşılmıyor konuşmacının sözleri.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Özel sektörde de Türkiye’nin iç sermayedarı artık Katar; bankalar, oteller, sanayiler, dijital platformlar, gayrimenkul şirketleri, Haliç Altın Boynuz Projesi, bunlar bu kapsamda yer alacak yat limanları, yat alanları. Şimdi, “İsteseniz de istemeseniz de yapacağız.” dediğiniz Kanal İstanbul’un reklamları dönüyor Katar’da. Çünkü Katar Emirinin annesinin 44 dönüm arazisi var aynı güzergâhta ve bu araziler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yeni planlarıyla yapılaşmaya açık. Katar stratejik davranıyor ve Türkiye’ye sürekli yatırım yapıyor ve dikkatinizi çekmek isterim: Dünya Sefalet Endeksi 2020 sıralamasında Türkiye 21’inci sıradayken Katar 154’üncü sırada. Yani onlar kültürden ekonomiye, eğitimden spora kalkınma planları doğrultusunda yatırım yapıp katma değer yaratırken Türkiye ise bu ilişkide her şeyi değersizleştiriyor ve her şeyi tüketiyor. Yani “Yolumuz, Avrupa Birliği yolu ve demokratik bir ülke.” idealinden “Yegâne dostum Katar.” yoluna evrildiniz ve Katar’ın güvenliğini sağlamak da Türkiye’ye düştü.

Şimdi, hatırlarsanız, IŞİD Temmuz 2014’te Katar’ı 2022 Dünya Kupası’ndan çekilmemesi hâlinde füze saldırısı düzenlemekle tehdit etmişti. IŞİD’in Türkiye’de yaptığı katliamlar ortada: 5 Haziran 2015 Diyarbakır, 20 Temmuz 2015 Suruç,10 Ekim 2015 Ankara Gar Meydanı, 12 Ocak 2016 İstanbul Sultanahmet, 19 Mart 2016 İstanbul Beyoğlu, 28 Haziran 2016 Atatürk Havalimanı, 20 Ağustos 2016 Antep Şahinbey, 1 Ocak 2017 İstanbul Beşiktaş’ta bir gece kulübünde gerçekleşen IŞİD saldırıları.

Şimdi, sorarım size: Yüzlerce yurttaşımızın ölümünü önlemeyen iktidar ve kolluk mu Dünya Kupası’nın güvenliğini sağlayacak? Tabii ki böyle bir şey mümkün değil.

Evet, Katar’dan ülkemize dönersek, geçen hafta, 4 Kasımda Ankara il binamızın önünde -bir fotoğraf vardı aslında elimde, maalesef orda kaldı fotoğraf- 28 tane Emniyet aracı saydık. Bütün Ankara Emniyeti, işini gücünü bırakmış, bizim il binamızın önüne gelmiş. Neden? 4 Kasım sivil darbesini protesto etmek için basın açıklaması yapmayalım diye. Evet, bunun için bütün Ankara Emniyeti, bizim saydığımız 28 araçla orada, binamızın önündeydi.

Şimdi, 4 Kasım 2016’da halk iradesi gasp edildi. Eş Başkanlarımız ve milletvekillerimiz tutuklandı, belediyelerimize kayyum atandı. AİHM Büyük Daire kararı ve iktidar mensuplarının yaptıkları açıklamalar bu operasyonların hukuki değil, siyasi olduğunu tescilledi aslında. 4 Kasım siyasi darbesinin sonuçları bugün, Kobani kumpas davasıyla aynı şekilde, aynı hukuk dışı yöntemlerle devam ediyor ve dört yıl boyunca -bakın 2014’te açıldı bu soruşturma- ne gerçekten bir delil toplandı ne de gizlilik kararı alındı. Eğer, Kobani’de neler olduğu gerçekten aydınlatılmak istenseydi, baştan deliller toplanırdı; burada, 11 defa verdiğimiz araştırma önergeleri, sayamayacağım sorular cevaplanırdı, bunlar birlikte araştırılırdı ama bunların hepsini reddettiniz ve dört yıl geçtikten sonra özel savcı görevlendirilerek gerçek dışı deliller yaratılmaya çalışıldı çünkü biz, Kobani davasının, seçim için, HDP’yi kapatma davası için bir yatırım olduğunu çok iyi biliyoruz. 21’i tutuklu 108 arkadaşımızın binlerce yılla yargılandığı bu davada evrensel normlara göre savunma süreleri verilmiyor. Haftada üç gün duruşma yapmak işkencedir, haftada üç gün            -bunu bir avukat olarak söylüyorum- duruşma yapılmaz. Orada tutuklu olanlar getiriliyorlar ve aile görüşleri engelleniyor, SEGBİS vasıtasıyla katıldıklarında da aynı sıkıntıyı yaşıyorlar. Havalandırmaya çıkamıyorlar, sağlık sorunu yaşayabiliyorlar, dosyalarına ulaşamıyorlar. O da yetmedi; savcı, bugün duruşmada mazeret bildirerek duruşmaya katılmayan avukatlar hakkında suç duyurusunda bile bulunmaya yeltenebildi. Evet, sarayda yazılan oyun mahkeme salonunda sergileniyor ama arkadaşlarımız çok net olarak şunu ifade ediyorlar: Biz bu oyunun bir parçası olmayacağız.

Evet, adını anmaya lüzum görmediğim bir bakanınız geçenlerde “Sen geceden yık, mahkeme kararı arkadan gelsin.” demişti. Söz konusu olan HDP olunca mahkeme kararı falan arkadan gelmiyor, o da dörtnala önden koşarak gidiyor ve hızlı bir yargılama yapılmak için elden gelen çaba harcanıyor. Hangi yoksulluğu, hangi yolsuzluğu bizimle örteceksiniz? Hiçbirini örtemezsiniz.

Bugün özellikle bir arkadaşımızdan söz etmek istiyorum: 25 ve 26’ncı Dönem Adıyaman Milletvekilimiz Doktor Behçet Yıldırım, bu Meclisin gördüğü en naif, en sevilen vekillerden birisi bugün tutuklandı. Bugün sevgili Başak Demirtaş için ceza kararı verildi. Bütün bunların hepsi kolektif bir cezalandırma isteğinin sonucu ve neden yapılıyor bunlar? 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet, hiçbirimiz dışarıda kalmayalım diye. Bizden hiç kimse dışarıda kalmasın istiyorsunuz, kalacağız dışarıda ve içeride de dışarıda da, her yerde bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da dimdik durmaya devam edeceğiz. Daha da güçleneceğiz ve biz güçlendikçe bu ülke de daha fazla güçlenecek. Dosta, düşmana duyurulur diyorum.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mahir Polat.

Buyurun Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz ile Katar arasında imzalanan niyet mektubunun onaylanmasına dair 272 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuya başlamadan önce, az önce kuliste İzmir'den gelen Kordon İş Adamları Derneği Başkanı vardı, sorunlarını duyurmak için Sayın Engin Altay ile görüşmeye gelmişti. Kordon İş Adamları Derneği Başkanı burada, İzmirli milletvekillerimiz tanırlar.

Pandemi sürecinde tüm esnaf kapandı, dertleriyle uğraştılar ve bütün esnaf normalleşmeye geçtiğinde sadece nargileci esnafı normalleşme sürecine geçemedi, dertleri büyük, sorunları büyük; iktidar partisinin dikkatine sunuyoruz.

Dün 10 Kasımdı, Ulu Önder, Ebedi Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinin, ölüm yıl dönümünün 83’üncü yıl dönümüydü; rahmetle minnetle andık hep beraber.

Değerli arkadaşlar, o, öyle bir liderdi ki bize ulusal hedef ve ulusal politikalar çizdi. Mesela, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmayı, mesela, yurtta sulh, cihanda sulhu… Ben önüme gelen her uluslararası anlaşmaya baktığımda “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesini ararım. Bu yasada da öyleydi. Önümüze gelen, Katar'la ilgili bir anlaşma. Daha önce de Katar’la olan güvenlik ve iş birliği anlaşmaları çokça önümüze geldi.

Katar, bölgesinde istikrarsızlığa sebep olan ülkelerden biri yani kendi bölgesinde sorun yaratan bir ülke. Mesela, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez İşbirliği Konseyindeki üye ülkelerle sorunlu bir ülke. Biz çok isterdik kendi ülkemizde 2022 Dünya Kupası'nın oynanmasını fakat Katar almış. Bu ülkenin 2022 Dünya Kupası'na girişinde bizim payımıza da oranın güvenliğini tutmak düşmüş yani Katar'ın bu organizasyonunda özel güvenliğini yapmamız isteniyor. Bu, doğru değildir. Türk milletinin askeri, polisi, jandarması, Türk emrindedir, başka bir ülkenin özel güvenliği olamaz. Ve ayrıca, organizasyonun süresi belli, beş yıllık bir anlaşma gelmiş ve otomatik olarak da beş yıl sürelerle uzatılacağı vadediliyor. Ne gerek var buna diyoruz.

Yine Komisyonda bu yasa tartışılırken, daha Meclisten geçmeden bu yasaya paralel, bu niyet mektubuna paralel başka anlaşmaların yapıldığı da Komisyonda ifade edilmiştir. Millet iradesiyle çelişen bu durum da kabul edilen bir durum değildir. Milletimize itibar ve değer katmayan, hedef ve politikalarımıza aykırı bu ve bu tip anlaşmaları kabul etmiyoruz. Bu milletin polisi, bu milletin polisidir. Bu milletin askeri bu millet içindir.

Yine bu anlaşmada Katar'la derin tarihî bağlardan bahsediliyor; araştırdım, çok derin bir tarihî bağ bulamadım. Fakat baktığımızda, AK PARTİ iktidarı ile Katar Hükûmeti arasında derin bağları görebiliyoruz. Mesela, Arap Baharı'nda birtakım ülkelerdeki birtakım örgütlere ve gruplara paralel şekilde destek vermişler. Örneğin, Libya ve Suriye'de. Yine Mısır'da Müslüman Kardeşler iktidara geldiğinde 2 tane büyük destekçisi var; biri AK PARTİ Hükûmeti, biri Katar devleti.

Değerli arkadaşlar, bu anlayışla uluslararası siyaseti götüremeyiz. Biz bölgemizde savaşın tarafı değil, barışın tarafı olmak zorundayız. Özellikle Orta Doğu coğrafyası kan ve gözyaşıyla yoğruluyor. Biz bu coğrafyada barışı kurmak zorundayız. Barışı kurup savaş ekonomisini değil, barışla birlikte coğrafyanın zenginliklerini tüm uluslara paylaştırmamız gerekiyor. Bu doğrultuda Orta Doğu güvenlik ve iş birliği anlayışını ortaya koyacağımız zaman çok yakın.

Arkadaşlarım çokça bahsetti değerli arkadaşlar, Katar sevdanızı anlamak mümkün değil. Mesela toplam yüz ölçümü İzmir’imizden bile küçük bir ülkeden bahsediyoruz; hiçbir akarsuyu yok, gölü yok, yer altı su kaynakları yok, kendi kullanma sularını bile denizden arıtarak kullanıyorlar. Bunlarla su yönetimiyle ilgili bir anlaşma yapıyoruz. Kimin suyunu yöneteceğiz? Kendi ülkesinde su yönetimi olmayan, suyu olmayan bir ülke gelecek, hangi teknolojiyle, hangi birikimle Türkiye’deki su kaynaklarını yönetecek? İzah etmek gerçekten mümkün değil.

Yine, değerli arkadaşlar, mesela, Katar emirinin annesinin hangi ferasetle, hangi öngörüyle daha yapılma aşaması konuşulmadan Kanal İstanbul -ki yaptırmayacağız- güzergâhında yağmalanan arazileri ucuz fiyata toplaması. Ve bunu da bizim Cumhurbaşkanımız savunuyor. Evet, Katar emirinin annesinin Türkiye’den bir gayrimenkul almasında sıkıntı yok ama sanki önceden haber almış gibi, içine doğmuş gibi o bölgeleri yağmalamasında bir sıkıntı var.

Evet, değerli arkadaşlar, Türkiye’nin onurunu, millî birliğimizi, millî onurumuzu hep beraber önemsiyoruz. Fakat yine Cumhurbaşkanının sözleriyle size bir şey anlatayım: “Uçakta gidiyorduk, bir uçağa talip olduk, baktık ki 500 milyon dolar civarıymış, araştırırken Katar emirinin olduğu ortaya çıktı; beni aradı, dedi ki ‘Ben sizden para alamam, bunu size hibe ediyorum.’” Türkiye Cumhuriyeti hiçbir devletten, hele Katar gibi bir devletten hibe alacak kadar küçük bir ülke değil, kusura bakmayın değerli arkadaşlar.

Yine, Katar’la aranızdaki ilişkilere baktığımız zaman, acaba Katar’ın kıymetiharbiyesi ne diye bakıyorum, dış ticarette mi çok büyük bir beraberliğimiz, birlikteliğimiz var? 2020 yılı itibarıyla 1 milyar 37 milyon dolarlık ihracat yapmışız, ithalatımız 301 milyon 500 bin dolar civarı, Türkiye lehine 735 milyon dolar. Değerli arkadaşlar, on bir yıldır ülkesinde ölmedik insan kalmamış, üretim kültürü, üretimhaneleri, fabrikaları, insan kaynakları darmadağın edilmiş Suriye’yle bile dış ticaret hacmimiz bunun katbekat üstünde, ihracat sıralamamızda 34’üncü sırada bir ülke.

Söylenecek çok şey var değerli arkadaşlar, geliyor gelmekte olan diyoruz. Katar’la yaptığınız tüm anlaşmaları gözden geçireceğiz, bu anlaşmaya da “hayır” oyu veriyoruz.

Grubum adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde grupların söz talepleri karşılanmıştır.

Şahıslar adına söz talebi yoktur.

Soru-cevap talebi yoktur.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için beş dakika süre vereceğim, bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Katar Devleti Hükümeti Arasında Büyük Çaplı Organizasyonların Yerine Getirilmesinde İş Birliği Konulu Niyet Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 281

Kabul :231

Ret :50(x)

 

          Kâtip Üye                             Kâtip Üye

         İshak Gazel                       Mustafa Açıkgöz

           Kütahya                              Nevşehir”

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

2’nci sırada yer alan, Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ve İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ile 37 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3911) ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

 

2.  Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ve İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ile 37 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3911) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 285)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 285 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, İYİ Parti Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Hasan Subaşı.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

285 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Beşinci yargı reform paketi olarak adlandırılan bu teklif, tıpkı daha önceki yargı reform paketleri gibi, amacından uzak, reform özelliği bulunmayan bir düzenlemedir. Milyonlarca yurttaşımızın yoksullaşması ve icra iflas dairelerinde 30 milyonun üzerinde dosya birikmesi nedeniyle bu düzenleme zorunlu hâle gelmiştir. İcra iflas daireleri, maalesef, bugünün Türkiye’sinin sorunlar yumağı, bir yaşam alanı hâline gelmiştir. Yargı reform paketi, Cumhurbaşkanı tarafından 2019 yılının Mayıs ayında kamuoyuna açıklanmıştı. Yargı Reformu Strateji Belgesi ve 2021 Mart ayında açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’yla hükûmetin “yargı reformu” olarak adlandırdıkları süreç başlamıştı. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamak, kişisel özgürlükleri genişletmek, adalete erişebilirlik, uluslararası sözleşmelere ve AİHM kararlarına uyumun sağlanması da yol haritası olarak tanımlanmıştı. Bu tekliften önce kanunlaşan birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü reform paketleriyle hedeflenen amaç ve faaliyetlerin çoğunun gerçekleştiği ilan edildikten hemen sonra basın mensupları görevleri nedeniyle tutuklanmış, çoklu baro düzenlemesinde baro başkanlarına anayasal hakları olan gösteri ve yürüyüş hakları kullandırılmamış, görüşlerini dahi ifade edememişlerdi. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayan hâkimlerin terfi ettirildiği, savcıların yargılama faaliyeti nedeniyle başsavcılara bağlı hâle getirildiği henüz hafızalarda yerini korumaktadır. Söylemek istediğim şudur ki: Yol haritasını teşkil eden yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, bireysel özgürlükler, basın özgürlüğü, anayasa mahkemesi ve AİHM kararlarının bağlayıcılığı gibi temel ilke ve esaslar mevcut yasalarımızda yeterince güvenceye alınmıştır ama maalesef bugünkü hükûmet sistemi nedeniyle yargı ve hukuk iktidarın taciz ve tasallutu altındadır. Her düzenlemeyle uygulamada geri adımlar atılmış ya da attırılmıştır. Sorunun aslı, budur ve bu iktidar zihniyetiyle hukuk alanında ileriye gitmek hiç mümkün değildir.

Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesi yüzünden birçok yurttaşımız -hatalı bir hukuk yorumu yüzünden- ağır hapis cezasına mahkûm olmuştur ve iktidar milletvekillerinin “çözüm” sözlerine rağmen mağduriyet yaşamaya devam etmektedir. Bugün görüşülmekte olan bu torba teklifte de maalesef yer almamış ve sözler tutulmamıştır çünkü yargı ve yasama faaliyetinden elini çekmeyen gücün ilgi alanında değildir.

Görüşmekte olduğumuz 285 sıra sayılı torba teklifle, icra dairelerindeki yığılmaları gidermek, günümüzün dijital teknolojisinden de yararlanarak hızlandırmak amaçlanmıştır. Komisyonda muhalefetin görüşlerine yer verilmediği gibi katılım fikrine de yabancı olan iktidar alt komisyon isteklerini de kabul etmediği için iyi hazırlanmamış yasalar sürekli değişikliğe maruz kalmaktadır. Birçok örnekten bazılarını hatırlatmak gerekirse, Elektrik Piyasası Kanunu yedi yılda 9 kez değişti, Yenilenebilir Enerji Kanunu on beş yılda 5 kez değişti. Medeni Kanun son on sekiz yılda 21 kez değişti. 985 tarihli İmar Kanunu son on bir yılda 19 kez değişti. 1983 tarihli Devlet İhale Kanunu 2003’ten bu yana 197 kez değişti. On dokuz yıllık tek parti döneminizde 12 kez değişiklikle Anayasa’nın 177 maddesinin 134 hükmünde de değişiklik yapılmıştır.

On dokuz yıllık iktidarınız sonucunda halk yoksullaşmış ve borçlanmıştır. 2003 yılında 2,5 milyar lira olan çiftçi borçları bu yıl Tarım Kredi borçları, Ziraat Bankası, özel bankalarla birlikte 200 milyar lirayı aşmıştır. Yine BDDK verilerine göre hane halkı borcu, vatandaşın bankalara olan tüketici ve kredi kartı borçları da dâhil 2002’de 6,3 milyar lira iken 2021’in sadece ilk altı ayında 874 milyar liraya çıkmıştır. Yine 2008 yılında 8 milyon lira olan icra iflas dosyaları 2018’de 19 milyon 901, 2021 yılında ise yedi ayda 25 milyon dosyaya çıkmıştır. Kredi Kayıt Bürosu kayıtlarına göre Türkiye'de 34 milyon 139 bin kişi bireysel kredi kullanmış ve borçlanmıştır. 2021 Eylül ayı verilerine göre, iş gücünde bulunma sayısı 33 milyon 209 bin kişi olup bu kesimin yüzde 90’dan fazlası kredi kullanmış ve bankalara borçludur.

Yine, çalışan kesimin yarıya yakını açlık sınırının altında asgari ücretle çalışmaktadır. Yoksul ve borçlu insanların yaşadığı bir ülkede, sizin tabirinizle yeni Türkiye'de icra ve iflas dairelerindeki yığılma nedeniyle bu kurumlar tahsilat yapamadığı gibi, çalışamaz hâle gelmiştir. İşte bu nedenledir ki bu yasayla tıkanıklıkları çözmek amaçlanmışsa da asıl çözüm insanları yoksulluktan ve borçtan kurtarmak olmalıdır. Yeni Türkiye'de birçok icra ve iflas dairesi açmak, çoğaltmak, yeni cezaevleri yapmak on dokuz yıllık iktidar sonrasında gelinen noktayı en iyi tanımlayan örneklerdir.

Görüşmekte olduğumuz bu teklif yeterli olmasa da bazı yenilikler getirmektedir. Mezat salonlarında yapılan açık artırmaların elektronik ortamda gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Günümüzün dijital teknolojisinin kullanılması birçok kolaylıklar sağlamakla birlikte katılımı artırarak ihale sürecinde yaşanan baskıları da önlemek açısından yararlı olacaktır kanaatindeyiz.

Diğer önemli bir değişiklik, borçluya haczedilen malının rızaen satışına imkân verilmesidir ki sakıncalı yanları da vardır. Baskı ya da gizli anlaşmalarla değerli mülklerin fiyat yükselmesi önlenerek diğer alacaklıların hakları zarar görebilir endişesindeyiz.

Teklifle getirilen en önemli değişiklik icra marifetiyle olan çocuk teslimi konusunda olmuştur. Çocuk, icra sisteminin dışına çıkarılarak işlemlerin Adalet Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığınca yerine getirilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, velayet hakkına sahip anne veya babanın kişisel ilişki kurulmasına dair kararın gereklerini yerine getirmemesi hâlinde velayet sahibinin değiştirilebileceği, yine çocukla ilişki kurulmasıyla ilgili ilam veya tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin teslim emrine aykırı hareket edenler, teslim emrini engelleyenler ve kendisine teslim edilen çocuğu ilam veya tedbir kararında belirtilen sürenin bitiminde belirlenen yere getirmeyenlerin disiplin hapsiyle cezalandırılacağı da yine teklifte yer almıştır.

Sonuç olarak, çocuk teslimi konusunun icra sistemi içinde polis zorlamalarıyla yüz yüze gelmesinin yarattığı sakıncalar göz önüne alınarak Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı gibi profesyoneller eliyle bu sürecin yürütülmesi, çocuğun üstün yararı açısından olumlu görülmektedir. Kanaatimizce kanundaki “teslim” ifadesinin “kişisel ilişki” olarak değiştirilmesi daha uygun olabilir. Ayrıca konuyla ilgili görev yapacak müdürlüklerin Adalet Bakanlığı yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı olması da uygun olur düşüncesindeyiz. Çocuk ve ebeveyn arasında kurulacak kişisel ilişkiler sırasında şiddet geçmişi olan ailelerde gerekli tedbirler düzenlemede dikkate alınmamıştır. Bazı durumlarda çocukla ebeveynin arasında on-line ilişki kurulabilmesi için düzenleme düşünülmelidir.

Teklifin, ayrıca 1’inci, 40’ıncı ve 44’üncü maddeleri Anayasa’ya aykırıdır. Teklifin 1’inci maddesiyle -2004 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi- Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür yardımcıları arasında icra müdürünün yetkilerine haiz olacak, icra başmüdürünün görevlendirileceği ve bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür. Oysa, Anayasa’nın 128’inci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesine göre “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükmünü içermektedir. Teklifin, 40’ıncı maddesinin (1)’inci ve (3)’üncü fıkrasında yer alan “fiil suç teşkil etse dahi” ibaresi Anayasa’nın 2’nci ve 90’ıncı maddelerine aykırıdır. “Söz konusu fiil, suç teşkil etse dahi” ibaresi uyarınca açık şekilde aynı fiil için iki farklı ceza öngörülmesi mümkün kılınmamaktadır. Oysa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7 no.lu Protokolü’nün 4’üncü maddesine göre aynı fiil için iki ceza verilemez. Kaldı ki 2008 yılında Anayasa Mahkemesi de aynı fiil için disiplin ve tazyik hapsi cezalarının öngörülmesini mümkün kılan bir düzenlemeyi bu nedenle iptal etmişti. Bu hazırlanmış olan madde de yine bu iktidarın Anayasa’ya koyduğu 90’ıncı madde hükmünü ihlal etmektedir.

Kanun teklifinin 44’üncü maddesiyle 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu geçici 2’nci maddesi eklenmiştir. Bu madde uyarınca geçici madde 2’yi ihdas eden kanunun, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde bu kanunun dördüncü kısmının uygulanmasına ilişkin bir yönetmelik çıkarılacaktır. Bu yönetmelikle, dördüncü kısmın hangi il veya ilçede ne zaman uygulanacağı, Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulacaktır. Dolayısıyla, kanuni düzenlemelerin hangi il veya ilçelerde ne zaman uygulanacağını belirleme yetkisi idareye bırakılmıştır. Oysa kanunların yer ve zaman bakımından uygulanmaları, kanuniliğin asli unsurlarındandır.

Teklifin 44’üncü maddesiyle öngörülen geçici madde 2, Anayasa’nın kanun koyma, değiştirme ve kaldırmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisinde olduğunu belirten 87’nci maddesine, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini öngören 7’nci maddesine ve hukuki belirlilik ve güvenlilik alt ilkelerini içeren hukuk devleti ilkesinin 2’nci maddesine aykırıdır.

Bugün yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı için Anayasa ve mahkeme kararlarına, uluslararası sözleşmelere, AİHM kararlarına uymak ve bağlayıcılığını güçlendirmek için reforma ihtiyacımız yoktur, herkes için bağlayıcı olduğunu tekrarlamak da gerekmez. Bütün bu hususlar mevcut yasa, Anayasa’mız ve hukuk müktesebatımızda mevcuttur, açıktır, izaha muhtaç değildir. Mevcut yasalar ve Anayasa’mızda bizim hukuk devleti olma yolunda ilerlememizi sağlayacak kavramların çoğu bulunmaktadır. Bütün bunlara uymayan türlü, dolambaçlı yollarla hukuk devleti ilkelerine direnen siyasi iktidardır. Oysa, devlet yargı kararları ve hukuk nizamına herkesin uymasını sağlamakla görevlidir. Devleti temsil eden Cumhurbaşkanı yargıya intikal etmiş her konu hakkında açıkça görüş ifade ederse bundan etkilenmeyen ve bunu talimat saymayan yargıç ve savcı neredeyse yoktur. İlk imzacısı olduğumuz, Meclisin oy birliğiyle onayladığı İstanbul Sözleşmesi’ni “Tek taraflı yok sayıyorum.” diyen ve Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uymayan hâkim ve savcıların yüksek yargı organlarına terfisini sağlayan Cumhurbaşkanının içeride ve dışarıda ne ölçüde hukuk güvencesini sağladığı söylenebilir ki? Yine, huzur ve güvenliği sağlamakla görevli İçişleri Bakanı, bırakın mahkeme kararlarına uymayı, “Yıkın, hukuk arkadan gelsin.” diyebiliyorsa hukuk devleti olmak iddiasından vazgeçmiş sayılırız. Dilinizden düşürmediğiniz “reform” sözcükleriyle insanımızın en çok hukuk ve adalete muhtaç hâle geldiği sistemi yarattınız. Nasıl hâlâ yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığından söz edebiliyorsunuz, hayretle izliyoruz. Nasıl sürekli hâle getirdiğiniz torba kanun tekliflerine “hukuk ve yargı reformu” diyebiliyorsunuz, ibretle izliyoruz.

Ülkemiz çok zaman kaybetmiştir. Bizim iktidarımızda, hukuk devletini hedefleyen demokratik bir parlamenter sistemle ortak aklın egemen olduğu, güvenli ve güçlü bir Türkiye yeniden inşa edilecektir.

Genel kurulu saygıyla selamlıyor. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kırıkkale Milletvekili Sayın Halil Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 285 sıra sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak uzun süreden bu yana toplumun kanayan bir yarası hâline gelen, ayrılmış anne ve baba arasında icra yoluyla çocuk teslimini eleştirdik. Çözüm önerilerimizi parti olarak dile getirdik.

Günümüzde boşanmanın sosyal ve psikolojik sorunlarını esasen en ağır hisseden çocuklar olmaktadır. Anne ve babasının boşanması nedeniyle çocukluk travması yaşayan çok sayıda çocuğun bulunduğunu -yadsınamaz bir gerçek olarak- bizler bilmekteyiz. Çocukların yaşadığı bu acı deneyim, stres ve kaygı bozukluğu, depresyon gibi ruhsal rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Çocukluk çağında yaşanan bu ciddi travma, yaşamın ilerleyen dönemlerinde psikolojik sorunlara yol açmaktadır.

Diğer taraftan, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, çocukların icra yoluyla teslim aşamasını yaşamaya mecbur bırakılması, taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’de yer alan çocuğun yüksek yararı ilkesiyle de çelişmektedir. Önümüzdeki teklifle seksen dokuz yıldır uygulanan çocuk teslimine ve çocukla şahsi ilişki kurulmasına dair ilam ve tedbir kararlarının yerine getirilmesine ilişkin usul, icra sistemi dışına çıkarılıp Çocuk Koruma Kanunu’nun kapsamına alınmaktadır. Bu bakımdan gecikmiş de olsa, bu ilkel uygulamaya önümüzdeki kanun teklifiyle son verilecek olması bizler için çok önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 1987’de çocuk mahkemeleri, 2003’te ise aile mahkemeleri kurulmuştur. 1987 yılından itibaren adalet sistemi içerisinde bulunan uzmanlar yani psikolog, pedagog, sosyal hizmet uzmanı ve yanı sıra sosyolog, çocuk gelişimci gibi meslek sahipleri görevlerini yerine getirirken, takip ettiğimiz üzere farklı sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu kapsamda, aile ve çocuk mahkemelerinin birer ihtisas mahkemesi olması nedeniyle, burada görev yapan uzmanlarımız kadro durumlarının A grubu uzmanlık, uzman yardımcılığı şeklinde dönüştürülmesini beklemektedirler. Bakanlık bünyesinde, her adliyede oluşturulacak bir başkanlık ve buna bağlı şubelerin içerisinde de çocuk, aile, mağdur, aile danışmanlığı, evlat edinme, korunmaya muhtaç çocuk gibi ihtisas alanlarının oluşturulması, mevcut durumdan daha çağdaş bir hizmeti de beraberinde getirecektir.

Ülkemizde hâlen pedagog lisans programının bulunmaması sebebiyle pedagog kadrolarında çalışan rehberlik ve PDR mezunları uzmanlara da bu alanda güncel eğitim verilmesi ve kendi unvanlarını kullanma yolunun açılması için yasal düzenlemelerin yapılması da yerinde olacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde yer alan diğer düzenlemelere baktığımızda, Adalet Bakanlığınca, iş yoğunluğunun ve icra dairesi sayısının fazla olduğu illerde, yetki çevresini belirlemek şartıyla bir veya birden fazla icra dairesi kurulabilmektedir. Yine teklifle, haczolunan malın satışı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne entegre elektronik satış portalında açık artırma suretiyle yapılabilecektir. Teklifle, talebi hâlinde borçluya, haczedilen malın rızaen satışı amacıyla yetki verilmektedir. Alacaklılar, sicile kayıtlı motorlu kara araçlarının da hacizden itibaren altı ay içinde satılmasını isteyebilecektir.

Değerli milletvekilleri, kısa ama oldukça önemli bir konuyu da bilgilerinize sunmak istiyorum. Nisan 2020 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın, kamu kuruluşlarında en az üç yıl kıdemi olan çalışanların görev süreleri içerisinde avukatlık stajı yapabilecekleri yönünde açıklaması bulunmaktadır. Bu bakımdan, kamuda çalışırken hukuk eğitimini tamamlayanlara mağduriyet yaşamadan staj yapma imkânını bu teklifle sağlayabilirsek çok sayıda beklentiyi de karşılamış olacağız.

Saygıdeğer milletvekilleri, çoğunluğumuz çocuk sahibiyiz ve onları geleceğimizin teminatı olarak görmekteyiz. Bu bakımdan, onların güvenli ve çağdaş gelişimi adına bugünden ihtiyaç duyulan her yasal düzenlemeyi hayata geçirmek gayretinde olabilmeliyiz. Bu kapsamda, geçtiğimiz aralık ayında verdiğimiz kanun teklifimizle, Türk Ceza Kanunu’nda bulunmayan ve ilk kez ihdas edilecek mezkûr bir madde önerdik. Teklifimizle, aynı zamanda, 2007 yılında İspanya’da imzalanan ve taraf olduğumuz Lanzarote Sözleşmesi’nin bu alanda öngördüğü düzenlemeyi de mevzuatımıza kazandırmayı amaçladık. Kanun teklifimizle, Türk Ceza Kanunu’nun 105’inci maddesine ek bir fıkra eklenerek ilk kez çevrim içi çocuk istismarı ve sanal ayartma olgusu ve barındırdığı tehlikelerin neden olacağı mağduriyetin cezalandırılmasını öngörmekteyiz.

Sözlerime bu önemli konuda kısa bilgilendirme yaparak devam etmek isterim. Özellikle, tüm dünyanın mücadele içinde olduğu Covid-19 hastalığının pandemi olarak kabul edilmesinin ardından ülkemizin de dâhil olduğu pek çok ülkede tedbirler nedeniyle çocukların internet kullanımı hızlı bir şekilde artmıştır. Bilindiği üzere, sosyal paylaşım sitelerinde hesap oluşturma yaşı 13’tür. Ancak, Çevrimiçi Çocuklar Projesi Türkiye verilerine göre günümüzde sosyal paylaşım sitesinde hesabı olduğunu belirten çocukların üçte 1’i maalesef 13 yaşın altındadır. Çocuklar; fiziksel, sosyal ve duygusal olarak gelişim basamaklarının başında olduklarından çok hassas bir dönemden geçmektedirler; bedensel, ruhsal, cinsel gelişim konusundaki bilgi eksiklikleri, iyiyi, kötüyü ayırt etmede sınırlı kapasiteleri, herkese kolayca güvenebilmelerinden dolayı internet ortamında ihmal ve istismara açıktırlar. İngilizce tanımı “cyber grooming” olan yani sanal ayartma, çevrim içi çocuk istismarı; internet ortamında bir yetişkinin kendini çocuk olarak tanıtması, bu şekilde sanal ortamda tanıştığı çocukların güvenini kazanarak sanal veya gerçek dünyada istismar etmesidir. Çevrim içi çocuk istismarı, tüm dünyada olduğu gibi çocuk istismarının yeni bir türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanal ayartma tabiri, bir çocukla internet üzerinden iletişime geçerek cinsel faaliyetlerde bulunmasını sağlamak için çocuğu cezbetmek, kendi amacı doğrultusunda yönlendirmek ya da teşvik etmektir. Cinsel faaliyet, suçluyla fiziksel buluşmadan öte “web” kamerası aracılığıyla çocuğun cinsel istismarı ya da çocuk tarafından oluşturulmuş cinsel içeriği bulundurması gibi hareketleri de içermektedir. Hızla gelişen ve giderek tehlikeli bir hâl alan bu yeni çevrim içi çocuk istismarına dair suç tipiyle ilgili olarak siber suçlara karşı stratejik önceliklere ve online cinsel şiddete karşı çocukların korunmasına ilişkin önleyici ve koruyucu tedbirleri hayata geçirmek zorundayız. Bu önemli ve aciliyet gerektiren konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi önemli bir adım atabilmelidir diye düşünmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin ivedi olarak ihtiyaç duyduğu bir başka önemli hususu da bu vesileyle bilgilerinize arz etmek isterim. Bilindiği üzere Türkiye’yi dışardan idare etme çabasında olanların kullandığı en önemli argümanların başında medya sektörü gelmektedir. Geçtiğimiz günlerde, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir vakıf olan “Chrest Foundation’ın” Türkiye’deki bazı medya ve sivil toplum kuruluşlarına hibe niteliğinde yüz binlerce dolar fon sağladığı haberi kamuoyuna yansımıştır. Özellikle son yıllarda “alternatif bilgi kaynağı” ve “bağımsız medya” olarak kendilerini ülkemiz kamuoyuna takdim eden birçok yeni nesil iletişim ve habercilik kuruluşu bu kapsamda ön plana çıkmaktadır çünkü yayın politikaları takip edildiğinde kendilerine mali imkânlar sağlayan kaynakların hedef ve önceliklerine göre dizayn edildiği görülmüş ve kamuoyuna da yansımıştır. Bu durum gazetecilik ve haberciliğin temel ilkeleriyle çeliştiği gibi, ülkemizin millî güvenliği açısından da büyük tehditler arz etmektedir.

Ülkemiz adına, büyük ve önemli tehdidin önlenebilmesi adına gelişmiş ülke örnekleri de incelenerek hazırlamış olduğumuz yabancı kaynaklardan fonlanan bazı faaliyetler hakkında kanun teklifimiz de komisyonda görüşülmeyi beklemektedir. Kanun teklifimizle internet ve sosyal medya dâhil olmak üzere, her türlü mecrada habercilik, yayıncılık faaliyetlerinde bulunanların yabancı mali kaynaklarla finanse edilmesi hâlinde İçişleri Bakanlığınca bu fonların şartları ve kullanıcıları hakkında sicil tutulması öngörülmüştür. Yine, kanun teklifimizle yabancı kaynaklı fonlardan yararlanan kişi ve kuruluşların ürettikleri içerik ve materyalleri kullananlara yani vatandaşlarımıza açıkça bu fonlardan ne şekilde ve hangi şartlarda faydalandığına dair gerekli bilgilendirmede bulunulmasını, zaruri hâle gelmesini hedefledik. Kanun teklifimiz yasalaştığında yabancı ülke menşeli vakıf veya diğer kuruluşlar tarafından sağlanan finans gizli kalmayacak, özellikle medyada kurulmak istenen gizli hegemonya ve algı operasyonları sona erecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, tüm bunlardan bağımsız olarak, Komisyon görüşmelerinde de dile getirdiğim üzere, ödemelerini elde olmayan nedenlerle geciktiren özellikle ortopedik engelli vatandaşlarımızın hâlen yakalamalı haciz kararı çıkan engelli araçlarına haciz işlemi uygulanmaktadır; oysa haciz konulan araç, engelli bireylerimizin eli ayağıdır. Bu bakımdan, engelli vatandaşlarımızın araçlarına haciz konmaması hususunda daha önce verilen sözler kapsamında bu önemli mağduriyetin görüşmekte olduğumuz kanun teklifine eklenecek bir maddeyle veya yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme gelecek başka bir kanun teklifinde çözüme ulaşmasını arzu ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, değinmek istediğimiz bir başka konu ise şudur: Aziz ve kıymetli emanetlerimize, değerlerimize devlet ve millet olarak sahip çıkmak hepimizin boynunun borcu ve millî bir vazifemizdir. Malumları olduğu üzere, terörle mücadelede rütbeli olarak şehit düşenlerin dul ve yetimlerine 3713 sayılı Kanun’a göre aylık bağlanmaktadır. Ancak yürürlükteki mevzuata göre evliyken şehit olmuş şehidimizin geride kalan dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı belirli hisse ve oranlarda pay edildiğinde şehidin anne ve babası bugün itibarıyla 694 TL gibi düşük bir maaş almaktadır; tabii, bu durum hem bizlerin vicdanını hem de kamu vicdanını derinden yaralamaktadır. Bu rakamın en az, asgari ücret seviyesine yükseltilmesi adına vermiş olduğumuz kanun teklifimiz bu kapsamda değerlendirilerek gündeme alınabilmelidir.

Yine, diğer taraftan, hâlen ÖTV istisnalı araç alımı “Tertibatlı Araç Kullanabilir” raporlu ortopedik engeli olan malul gazilerimiz ile sakatlık oranı yüzde 90 ve üzeri olan gazilerimiz istifade edebilmektedirler. Diğer farklı engel gruplarındaki gazilerimiz ve dolayısıyla aileleri de bu aftan bir defaya mahsus olmak üzere yararlanmak istemektedir. Bu bakımdan şehit ailelerimize sağlanan ÖTV istisnalı araç satış hakkı, bir an önce, pozitif ayrımcılık kapsamında vergi avantajı da sağlanarak tüm harp ve vazife malullerimize bir defaya mahsus araç alımlarında ÖTV muafiyeti uygulanmalıdır.

Yine, gazilerimiz arasında yaşanan özellikle geçmiş prim süreleri ve emeklilik haklarındaki sorunların da bir an önce çözüme kavuşturulması yerinde olacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, konuşmamın son bölümünde seçim bölgem Kırıkkale’ye değinmek isterim. Kırıkkale, başkent Ankara’nın yanı başında olmasına rağmen yeni yatırımlara ihtiyaç duymaktadır. Güzide ilimizde yeterli yatırımlar sağlanamayınca gençlerimizde işsizlik, esnafımızda da düşük cirolar yaşanmaktadır.

Bilindiği üzere, Kırıkkale’nin gururu ve tarihî kurumu olan Makine ve Kimya Endüstrisini geçtiğimiz yasama yılında yeni mevzuat kapsamına alarak savunma sanayisi alanında atağa geçmesine katkıda bulunduk. O tarihten bu yana hızla yeniden yapılanma sürecine giren Makine ve Kimya Endüstrisi, bir yandan hızla personel rejimini ve kurumsal yapısını yeni mevzuata göre uyarlarken diğer taraftan da başta modernizasyon olmak üzere, teknolojik seferberlik ilan etmiştir. Bunun en güzel örneğini bu hafta yaşadık. Avrupa Birliği ambargosu sebebiyle tedarik sıkıntıları yaşanan ve Deniz Kuvvetlerimizin ihtiyacı olan 76/62 milimetre deniz topu Makine ve Kimya Endüstrisi tarafından kısa sürede tasarlanıp bu hafta başarılı test atışlarını tamamlamıştır. Geldiğimiz noktada, güzide kurumumuz Makine ve Kimya Endüstrisi yeni yapısına ve hedeflerine göre güçlü bir personel alımına başlayarak Kırıkkaleli gençlerimizi yeniden iş sahibi yapmaya başlamıştır. Bundan sonra da gelişen kapasitesi ve yan sanayi kuruluşlarıyla daha fazla iş imkânı sağlayacaktır. Tam bu noktada Makine ve Kimya Endüstrisinin yeni yasası görüşmelerinde kurumu kötüleyen, çelme takmaya çalışan, atak yapmasına engel olmak isteyen bazı çevrelerin derin sessizliğe bürünmesi de manidardır. Tarihî ve güzide kurumumuzu bizler varken hiç kimse yıpratamayacaktır. Makine ve Kimya Endüstrisinin, tıpkı diğer savunma kuruluşlarımız gibi, dünya çapında bir marka olması için elimizden gelen bütün çabayı sarf edeceğimizi tüm herkesin bilmesini istemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Kırıkkale, savunma sanayisinin yanı sıra, petrokimya sektöründe de faaliyet gösteren firmalara sahip olsa da bu firmaların merkezinin farklı illerde olması nedeniyle yeteri kadar fayda görmemektedir. Bu kapsamda hâlen 3’üncü bölge teşviklerinden faydalanmakta olan Kırıkkale için daha farklı ve cazip teklif modeli hayata geçmelidir. Bu geçiş süreci sağlanana kadar da Kırıkkale 6’ncı bölge teşviklerinden yani sigorta primi desteğinden on iki yıl, gelir vergisi stopajı desteğinden on yıl ve faiz ve kâr payı desteğinden 7 puan olacak şekilde yararlanmalıdır. Böylelikle Kırıkkale’de cazip hâle gelecek yeni yatırımlar gerek savunma sanayisinde gerekse petrokimya alanında yeni iş kapılarını ardına kadar aralayabilecektir, artan yatırım ve istihdamın olumlu yansımaları da Kırıkkaleli esnafımızda görülecektir.

Yine, Kırıkkale’mizin otonom ve insansız kara aracı yatırımı desteklenerek Savunma Sanayii Başkanlığımızın ve TÜBİTAK’ın yeni projeleri de Kırıkkale’de hayata geçirilmelidir. Tüm bunlar için Kırıkkale’de yeteri kadar fiziki şartlar ve insan gücü vardır. Orta Anadolu’nun parlayan yıldızı olmak için iddiası bulunan Kırıkkale’nin elinden tutulmasıyla kısa sürede makûs talihini yenecek ve başkentin yanında yatırım cazibesi hâline dönüşebilecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak mezkûr kanun teklifini Komisyonda olduğu gibi Genel Kurul aşamasında da destekliyor ve katkı sunuyoruz. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin ülkemize, milletimize, hayırlı olmasını diliyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İcra İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin tümü üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Teklif sahipleri, görüşmekte olduğumuz bu teklifi İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde atılmış bir adım olarak, beşinci yargı paketi olarak adlandırıyor. Evet, teklif sahipleri diyor ki: “İnsan Hakları Eylem Planı kapsamında icra başmüdürleri kadrosu ihdas ettik, İnsan Hakları Eylem Planı kapsamında daire başkanlıkları ihdas ettik, İnsan Hakları Eylem Planı kapsamında haczedilmiş mallar bundan sonra elektronik ortamda satılacak. İnsan Hakları Eylem Planı kapsamında kaza araçları, haczedilmiş araçlar daha hızlı satılacak.” Sanki, sayısı 25 milyona varmış olan icra takibinin nedeni bu iktidar değilmiş gibi, ekonomiyi yöneten bu iktidar değilmiş gibi, haczettiğiniz malları daha kolay satmaya “insan hakları” diyorsunuz; şaka değil, “insan hakları” deyince bu iktidarın aklına gelenler bunlar.

Teklifin içerisinde, ebeveynlerin çocukla kişisel ilişkiler kurmasını sağlamak görevini icra dairelerinden almak da var. Gelin görün ki teklif hazırlanırken ne kadın haklarını savunan herhangi bir örgütten ne çocuk haklarını savunan herhangi bir örgütten görüş alınmadı, sivil toplum örgütlerinin hiçbir tanesi Komisyon çalışmasına davet edilmedi.

Şimdi, kadın örgütleri şöyle bir şey söylüyorlar. “EŞİK” diye bir örgütlenme var, içinde kadın haklarını savunan, kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden, çocuk haklarını savunan 400’ü aşkın örgüt var. EŞİK şu aşamaya gelmiş, diyor ki: “Sizden hiçbir şey istemiyoruz. Bizim adımıza yaptığınız her şey sadece bize sopa olarak dönüyor. İstanbul Sözleşmesi dâhil olmak üzere, var olan yasaları uygulayın, var olan yönetmelikleri uygulayın yeter. Sizden başka hiçbir şey istemiyoruz. Bizim adımıza da bunu yaptığınızı söylemeyin.”

Şimdi, icat etmediğiniz teknolojinin olanaklarından yararlanmak iyidir. Mafyatik oluşumların, mafyanın, hacizli malların satılmasını bile kontrol ettiği bir ülkede satış işleminin elektronik ortamda yapılması, alıcıların birbirini görmemesi iyi bir şey, buna bir itirazımız yok, içinde bir sürü sorun barındırıyor ama lütfen, bununla İnsan Hakları Eylem Planı kapsamında yaptığınız bir işmiş gibi bizleri ikna etmeye çalışmayın, aklımızla alay etmeyin. Gerçekten, bu ülkenin, İnsan Hakları Eylem Planı’na ihtiyacı var ama bunu, bu iktidarın yapma olasılığı yok. “Ben, Anayasa Mahkemesi kararlarına saygı duymak zorunda mıyım?”  diyen bir Cumhurbaşkanı, “Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır.” diyen bir iktidar ortağından, “Anayasa Mahkemesi kararları bizi bağlamaz; siz binayı yıkın, mahkeme kararı sonra gelir.” diyen bir İçişleri Bakanından oluşan bir Hükûmetin, bir iktidar ortaklığının insan hakları konusunda bir adım atması olanaksız. Bu arada, sanırsınız ki “Uyuşturucu kullanılan metruk binaları yıkın.” diyen İçişleri Bakanlığı, gerçekten uyuşturucuyla mücadele ediyor. Daha önce, Başbakanlık tarafından kullanılmış bir uçakla valizler dolusu kokainin Türkiye’ye taşınırken yakalandığına tanık olduk. Bakın, balya balya değil, tonla uyuşturucu, gemilerle Türkiye’ye taşınmadan önce Kolombiya’da, Latin Amerika’da yakalandı. Dünya uyuşturucu trafiğinin merkezi hâline geldi Türkiye. Latin Amerika’dan Avrupa’ya, Arap ülkelerine, diğer bölgelere gidecek uyuşturucunun neredeyse dağıtım merkezi Türkiye oldu. Afganistan ve çevresinden gelen uyuşturucunun Avrupa’ya naklinin merkezi Türkiye oldu. İçişleri Bakanlığı metruk binaları mahkeme kararını beklemeden yıkarak uyuşturucuyla mücadele edecekmiş. Allah’tan, Hükûmetin içerisinde vicdan sahibi biri kalmış da Adalet Bakanından aklıselim bir tepki geldi.

Evet, Türkiye’de adalete olan güven yerlerde sürünüyor. Bakın, iktidara yakın bir tane araştırma şirketinin verisini söylüyorum; bu, iktidara yakın araştırma şirketi diyor ki: “Türkiye’de hukuka, adalet kurumlarına, mahkemelere güven yüzde 21,3.” Diğer araştırma şirketlerinin söylediği rakam aslında yüzde 10’unun bile altında. Türkiye, 2019 Hukuk Üstünlüğü Endeksi’nde 126 ülke arasında 109’uncu sırada; temel haklar konusunda 126 ülke arasında 122’nci sırada; hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanması konusunda 126 ülke arasında 106’ncı sırada; vatandaşın adalete erişimi konusunda 126 ülke arasında 96’ncı sırada. World Justice Project’in 2020 Endenksi’nde de durum bundan farksız; Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 128 ülke arasında 107’nci sıradaymış. Türkiye'nin hukuk karnesinin özeti tam olarak budur, bundan ibarettir.

Türkiye, uluslararası platformlarda yargı kararlarını uygulamayan ülkeler arasında anılıyor çünkü Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamıyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamadığı için Türkiye’ye yaptırım kararları almaya hazırlanıyor.

Gerçekten bazen geçmişin olumsuzluklarını abartmak için “Bizden önce bardak mı vardı?” -hani sanki tasta su içiyorduk da- “Bizden önce buzdolabı mı vardı?” “Bizden önce otomobil mi vardı?” diyorsunuz ya, biz öyle yapmayalım; sizden önce de Türkiye’de adil bir yargı yoktu, AKP’den önce de insanlar kaçırılıyordu, AKP’den önce de cezaevlerinde işkence ve kötü muamele vardı, AKP’den önce de yargı siyasiydi, AKP'den önce de cezaevinde çıplak arama vardı, marşlar okutuluyordu, AKP'den önce de insanlar karakolda yere yatırılıyordu “Devletin gücünü göreceksiniz.” deniliyordu, sizden önce de Kürtler, “Kürdüm.” dedikleri için gözaltına alınıyordu, sizden önce de yaşadıkları coğrafyanın adına “kürdistan” dedikleri için yargılanıyorlardı, siz de aynısını yapıyorsunuz.

Dediğim gibi, sizden önce de yargı siyasaldı ama siz yargı kurumlarını, savcılık makamlarını ve ceza mahkemelerini siyasetin bir aparatı olarak kullanıyorsunuz. Siyasal olarak mücadele edemediğiniz herkesi tasfiye etmek için yargı kurumlarını kullanıyorsunuz. HDP'yi yargı kurumları aracılığıyla tasfiye etmeye çalışıyorsunuz.

Bir gün Demokratik Toplum Kongresini Türkiye Büyük Millet Meclisine Anayasa görüşmeleri için çağırıyorsunuz, aradan birkaç yıl geçiyor Demokratik Toplum Kongresinin önünden geçen her HDP'li hakkında dava açıyorsunuz, gözaltına alıyorsunuz, tutukluyorsunuz, cezalar veriyorsunuz.

Bir gün “Çözüm sürecini yürütüyoruz.” diye meydan meydan dolaşıp propaganda yapıyorsunuz, aradan birkaç yıl geçiyor, çözüm süreci kapsamında yapılanları gerekçe göstererek HDP hakkında kapatma davası açıyorsunuz.

Bir gün PYD Eş Başkanı Salih Müslim'i Dışişleri Bakanlığında ağırlıyorsunuz ve aradan yıllar geçiyor, başına ödül koyuyorsunuz.

Bir gün çıkıp Türkiye Büyük Millet Meclisinden MHP ve CHP'ye dönerek “’Kürdistan’ demeye alışacaksınız.” diyorsunuz, bir gün “kürdistan” diyenleri gözaltına alıyorsunuz. Muhalefet partisi liderine “’Kürdistan’ diyene itiraz etmedin.” diye çıkışıyorsunuz.

Hadi omurgalı bir siyaset yürütmüyorsunuz, pragmatizm temel siyasal ideolojiniz, “Bu siyasetin geleceğini halk versin.” diyorsunuz. Bunları anlayabiliriz. Peki, bu ülkenin yurttaşları siyasetinizin, her gün bir yöne evrilen siyasetinizin arkasında hizaya durmak zorunda mı? Hizaya durmadığı için insanları nasıl yargılayabilirsiniz? Bakın, yargı kurumlarını öyle bir hâle getirdiniz ki “Barış Akademisyenleri” olarak anılan “Bu suça ortak olmayacağız.” diye bildiri yayınlayan akademisyenlere “Kanınızda yüzeceğiz.” diyenlere bu sizin kontrolünüzdeki mahkemeler düşünce, ifade özgürlüğüdür diye beraat kararı verdi. Ama emrinizdeki aynı yargı, muhalefeti tasfiye aracı olarak kullandığınız yargı “Cumhurbaşkanı öldü mü?” diye soranları gözaltına aldırdı, haklarında yasal işlem başlatıldığını İçişleri Bakanlığı çıkıp açıkladı. Medeni bir ülkede ne yapılırdı? Hükûmetin sözcüsü, Cumhurbaşkanlığının sözcüsü veya bu siyasi partinin sözcüsü çıkar “Sayın Cumhurbaşkanımızın sağlığıyla ilgili endişe duyan herkese şükranlarımızı sunuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız şöyle şöyle bir sağlık sorunu yaşamıştır, şu anda toparlanmıştır, sağlık durumu iyidir, yarından itibaren bütün programına devam edecek.” der. Peki, ne yapıyor Adalet ve Kalkınma Partisi? Sağlığıyla ilgili soru soranlar hakkında işlem başlatıyor. Allah akıl fikir versin diyeyim, başka bir şey söylemeyeyim.

Şimdi, bugün çokça konuştuk ama bu Kobane davasıyla ilgili birkaç şeyi söylemek istiyorum kayıtlara geçsin diye. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinden -gördüğünüz gibi- sadece iki milletvekili var ve Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdikleri teklifi savunma ihtiyacını hissetmiyorlar bu aşamada; o yüzden kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

Şimdi, yakın tarihimizde sizin kontrolünüz altında yürütülen kumpas davalarının bir devamıdır Kobane davası. Diğer kumpas davalarının tamamının savcısıydınız, bunu gizlemiyordunuz, o davaların “Avukatıyız.” diyenlere karşı, çıkıp meydan meydan dolaşarak “Biz de savcısıyız.” diyordunuz. Bugün gördük ki Kobane davasının da savcısısınız. Abdullah Güler Bey, Kobane iddianamesini bugün, bu kürsüden hiç tereddütsüz okudu, iddianameyi savundu, arkasında olduklarını açık biçimde söyledi, Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarından tek bir kişi itiraz etmedi ve tutanakları alıp bakarsanız Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarından herkes bunu alkışladı. Dolayısıyla bugün itibarıyla bizler artık AKP’yi bu davanın savcısı olarak çok rahat ifade edebiliriz. Evet, siz Kobane davasının savcısısınız.

Gerçekten rahatsızlığınız, hazımsızlığınız o kadar büyük ki Kobane’nin tarihin gördüğü en barbar örgütlerden birinin, IŞİD’in eline geçmesini engellediği için birilerine hesap sormak istiyorsunuz. Hatırlayın, IŞİD Kobane’yi üç taraftan kuşatmış, Kürtler bu kuşatmaya karşı kahramanca direnmiş, kadını ve erkeğiyle binlerce genç Kobane’yi canıyla kanıyla savunmuştu. Kürtler, üç tarafı kuşatıldığı için bir tek şey istiyordu: Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması, kardeşlerinin, dostlarının yardımına izin verilmesi. IŞİD militanları sınırda cirit atarken müdahale etmediniz, Türkiye’nin askeri ile IŞİD militanları yalnızca bir adım mesafede devriye gezerken müdahale etmediniz, Kürtler sokağa çıkmadan da yardım ulaştırılmasına izin vermediniz. Evet, IŞİD’in yenileneceğinin anlaşılması, Kürtlerin Kobane’de IŞİD’e karşı psikolojik üstünlüğü ele geçirmesi, koalisyon güçlerinin desteğiyle, IŞİD’in ele geçirdiği yerlerin tek tek geri alınmasından sonra AKP Hükûmeti de IŞİD’le mücadele koalisyonuna katılmış gibi yaptı ama ne yazık ki yürüttüğü savaş çoğunlukla IŞİD’e karşı değil, Kürtlere ve kuzey ve kuzeydoğu Suriye halklarına karşı oldu. Evet, yinelemek gerekirse, IŞİD’in intikamını alırcasına HDP hakkında bir Kobane davası açtınız.

Bakın, 6-8 Ekim olayları diyorsunuz ya, çok sayıda yurttaşımızın yaşamını yitirdiği ki bunların çoğu -pek çok kez söyledik- HDP’liydi. Bunların çoğu güvenlik görevlilerinin, korucuların açtıkları ateş üzerine yaşamını yitirdi ve bu nedenle, bu cinayetler, bu katliamlar nedeniyle davalar açılmadı. Bu olaylardan sonra aslında o dönem hiçbiriniz, Genel Başkanınız dâhil, hiçbir Hükûmet yetkilisi ne HDP’yi suçladı ne de o dönemki Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş’ı ve Figen Yüksekdağ’ı. Tersine, 29 Ekim 2014’te yani yirmi gün sonra peşmerge güçlerinin Türkiye üzerinden Kobane’ye geçmesine izin verildi, çözüm süreci devam etti, İmralı görüşmeleri sürdü. Bakın, 6-8 Ekimden üç ay sonra, aralık ayında Sayın Demirtaş iktidar medyasında nasıl yer alıyordu biliyor musunuz, şöyle haberler yapılıyordu o dönem: “HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada takipçilerine ‘şapşik’ dedi.” Yeni Şafak gazetesi. “HDP lideri Selahattin Demirtaş’ın ‘şapşik’ ‘tweet’i sosyal medyayı yıkıp geçti.” İnternethaber.com. 6-8 Ekimden üç ay sonra iktidarın kontrolündeki medyanın yaptığı haberler bunlardı.

6-8 Ekimden altı yıl sonra koluna 2 polisin girerek gözaltına altına aldığı Sırrı Süreyya Önder, 6-8 Ekimden beş ay sonra 28 Şubat 2015 günü Dolmabahçe Sarayı’nda şimdi cezaevinde tuttuğunuz İdris Baluken, Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AKP Grup Başkan Vekili Mahir Ünal ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu’nun yanında Sayın Öcalan’ın mektubunu okudu Dolmabahçe’de. O zaman hiç kimse ne Pervin Buldan’ı ne Sırrı Süreyya Önder’i ne de HDP’yi 6-8 Ekim nedeniyle suçlamadı. Peki, ne zaman başladı bu suçlamalar? 17 Martta. 17 Martta doğru veya yanlış Eş Genel Başkanımız sevgili Selahattin Demirtaş’ın “Seni Başkan yaptırmayacağız.” demesinden sonra, 22 Martta Cumhurbaşkanı Dolmabahçe mutabakatını tanımadığını açıkladıktan sonra, HDP’nin 7 Haziran seçimlerine parti olarak gireceğini açıklamasından sonra meydan meydan dolaşarak “Kobane olaylarının sorumlusu HDP’dir.” demeye başladınız, sanki yaşamını yitiren başka hiç kimse yokmuş gibi “Yasin Börü’nün katili HDP’dir, Selahattin Demirtaş’tır.” demeye başladınız. Dolayısıyla, gerçekten o dönemki olayların yargılanması, soruşturulması konusunda atılmış herhangi bir adım söz konusu değil. Evet, Ekim 2015’te bir soruşturma başlatıldı, Ekim 2015’te hiç kimse tutuklanmadı, o zaman herkes çağrıyla ifade verdi ki o zamanki soruşturmanın içerisinde bugün yargılananlardan ne Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ne de milletvekillerimizden biri vardı aslında, neredeyse. Hatta evinde bulunmayan kişiler için bile yakalama kararı çıkarılmadı; herkese çağrı kâğıdı gönderildi, gelip ifadelerini verdiler ve neredeyse altı yıl boyunca bu dosyayla ilgili önemli bir gelişme yaşanmadı. Daha ilginci, Yasin Börü ve 3 arkadaşının öldürülmesiyle ilgili olarak bir yargılama yapıldı, çok sayıda kişi yargılandı, cezalandırıldı, bildiğim kadarıyla bu cezalar da onaylandı. Zarar görenler, Yasin Börü ve diğer yaşamını yitirenlerin yakınları duruşmada birkaç kez Selahattin Demirtaş’ın ve HDP’li yöneticilerin o davalara katılması için dilekçeler verdiler, yargılanmalarını istediler. Ortalama zekâya sahip herkes gibi o yargılamayı yapan mahkeme de Selahattin Demirtaş’la ve HDP’yle o kişilerin katledilmesi arasında hiçbir bağ kuramadığı için bu taleplerin hepsini reddetti ve o davaların hepsi kapandı gitti.

Şimdi, aradan uzunca bir zaman geçti, 2020 yılı Eylül ayına kadar ve bir sabah, sanki üzerinden altı yıl geçmemiş, altı yıl rahat rahat istediği şeyi yapmamış gibi savcı bir gece yarısı operasyonuyla onlarca arkadaşımızı gözaltına aldı. Ardından, bir özel yetkili heyet oluşturuldu; bakın, özel yetkili heyet. Türkiye’de geçmişte, özel yetkili mahkemeler olmuştur tarih boyunca; istiklal mahkemeleri oldu, sıkıyönetim mahkemeleri oldu, devlet güvenlik mahkemeleri oldu, CMK 250’yle görevli yetkili mahkemeler oldu, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesiyle görevli yetkili mahkemeler oldu, özel yargılamaları yapan mahkemeler oldu ama şimdi özel heyetler var, sadece bir dava için atanmış özel heyetler. Nasıl? 22. Ağır Ceza Mahkemesinin 6 üyesi var. Bu 6 üyeden 3’ü o mahkemede görülen yüzlerce davaya bakıyor; 50 tane, 300 tane, 500 tane, 700 tane, diğer davaların hepsine o 3 kişilik heyet bakıyor. Bu 6 hâkimden 3’ü sadece bu dava için görevlendirildi, başka hiçbir işe bakmıyor. Yani bir mahkemede 6 hâkim var, bu hâkimlerden 3’ü sadece bir dosya için görevlendiriliyor. Bakın, özel yetkili mahkeme değil, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetinin Türkiye’deki yargı sistemini getirdiği nokta: Özel yetkili kişiler, özel yetkili bir heyet. Sadece bir davaya bakmakla görevlendirilmiş bir heyet var. Bu yargılamayı da o heyet yapıyor. Şimdi, bu heyetin başka hiçbir işi yok, sadece bu dosyayla ilgileniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Ve o yüzden on beş günlük periyotla duruşma tarihi belirliyor. On beş gün yani iki hafta boyunca kesintisiz yargılama yapıyor, bir hafta ara veriyor, iki hafta boyunca yargılama yapıyor. Onlarca avukatın başka hiçbir yargılaması, hiçbir davası yokmuş gibi, başkaca hiçbir işi yokmuş gibi; aileleri, özel yaşamları yokmuş gibi. Diyarbakır’dan avukatlar var, İstanbul’dan var, Antalya’dan var, Türkiye’nin dört bir yanından avukatlar var. Herkes işini gücünü bırakacak ya buraya gelecek ya bu davayı takip edecek. 3 bin sayfalık iddianame, 400 klasör, bunlara erişim neredeyse imkânsız ve her bir arkadaşımız hakkında yüzlerce dava var ama bu heyet diyor ki: “Ben bir karar vereceğim. Hükümetten emir aldım, bir an önce bu kişileri mahkûm durumuna düşürmek zorundayım, o yüzden kesintisiz yargılama yapacağım, en hızlı şekilde sizi mahkûm edeceğim, ondan sonra da çıkıp meydanlardan rahatlıkla propagandasını yapacağım.” diyor. Arkadaşlarımız savunma yapmaya hazır, her şeye hazır, sadece adil bir yargılama istiyorlar diyor gecenin bu saatinde dinlediğiniz için hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biz gerekli açıklamaları yapmıştık. Biz hukukun, hukukun üstünlüğünün, bağımsız ve tarafsız yargının yanındayız, bunun bilinmesini isterim, teşekkür ederim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – “Yav he, he!” diyorlar ya hani.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 21.29

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

285 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Emre.

Buyurun Sayın Emre.

CHP GRUBU ADINA ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Yargıda Reform Strateji Belgesi, İnsan Hakları Eylem Planı özellikle 2018’in sonuna doğru Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’ın yargıya güvenin yüzde 30’lara düştüğünü itiraf etmesiyle başlayan, yargıya güveni hesapta artırmaya yönelik, iyileştirmeye yönelik yapılacak işler olarak tarif edildi, “9 amaç.” denildi, “Hedefler.” denildi vesaire. Kamuoyunda çok büyük bir beklenti oluştu yani Türkiye’de insanlar bu reform söyleminden sonra yaşadıkları hukuksuzluklar, adaletsizlikler düzelecekmiş gibi bir beklenti içerisine girdi ve biz, o zaman şu açıklama yapılmıştı: Paketler hâlinde Meclise bunlar gelecek. İşte, bu da beşinci paket. Şimdi, biz 4 pakette bir şey görmedik, beşinci de ne var? 54 madde var. Bu 54 madde içerisinde aslında 2 konuda düzenleme var. Birisi ne? İhalelerde işte açık ihale, herkesin olduğu ortamda açık ihale yerine internet üzerinden elektronik ortamda ihale yapılacak. Birincisi bu, icra iflasla alakalı bir düzenleme. Diğeri de kamuoyunda çok gördüğümüz, çok defa şahit olduğumuz o üzücü tablolardan biri olan çocukların icra marifetiyle alınıp işte, hak sahibine teslim edilmesi ve oradaki o üzücü, kötü görüntüler. Şimdi, bakın, bu 2 meselenin icrayla alakalı kısmında aslında Türkiye’de söylenecek o kadar çok şey var ki. Baktığınız da bunlar palyatif düzenlemeler; icra elektronik ortamda olmuş, olmamış. Bugün Türkiye’de 23 milyon 100 bin civarında UYAP verilerine göre icra dosyası varsa Meclisin asıl tartışması gereken, asıl çözüm araması gereken konu işte budur. Niye Türkiye’de insanlar bu kadar borç batağında, niye Türkiye’de halkımızın toplam borcu 1 trilyon 24 milyar seviyesine gelmiş durumda, niye bugün Türkiye’de asgari ücretin 2.830 lira olduğu bir Türkiye gerçeğiyle açlık sınırı -bakın, yoksulluk sınırı değil- 3.090 lira civarında?

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye'de 10 milyon işsiz var, bakın, 10 milyon işsiz var. Çalışanların yüzde 40’ı asgari ücretle geçiniyorlar ve “orta sınıf” denen bir şey kalmadı. Bir zengin kesim oluşturdunuz, Türkiye'nin rantını aktardınız. Halk büyük yoksulluk içerisinde çırpınıyor. İcra dairelerindeki efendim, iş yüküyle alakalı uyarlama yapalım, ihale elektronik ortamda olsun, normal ortamda olmasın; bunun bir önemi yok.

İkincisi, gelelim “çocuk teslimi” denilen ki o “teslim” ifadesini de biz doğru bulmuyoruz. Gerek Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar, altına imza attığımız uluslararası sözleşmeler, çocuk haklarına yönelik yükümlülüklerimiz gerek kadın hakları konusunda yükümlülüklerimiz, Anayasa’mızda yer alan kanunlar; tüm bunları göz önünde bulundurduğunuzda, zaten eğer bunları okumuş bir yargı düzeni ve yasa yapıcılar olsa çocukla ilgili “teslim” ibaresini neden kullanmaması gerektiğini bilir. Biz, şimdi burada alfabenin a’sını, b’sini, c’sini anlatır gibi, size her şeyi anlatamayız ama “çocuğun üstün yararı” dediğiniz şeyde, çocuk bir mal gibi “teslim” ifadesi kullanılamaz, en temel çizgi budur.

Şimdi, Adalet Komisyonundaki arkadaşlarımla birlikte bir şeyi gözlüyoruz değerli arkadaşlar. Ne zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinde Adalet Komisyonuna bir yasa gelse, bir kanun teklifi gelse Türkiye'deki bütün çocuk hakları savunucuları, kadın hakları savunucuları alarm hâlinde, büyük bir korku içerisindeler. Sürekli mesajlar, mailler, “aman, aman, aman” deyip duruyorlar. Neden korkuyorlar? “Acaba, AK PARTİ bir yasa çıkartır da kadınların hakkına zarar verecek, çocukların hakkına zarar verecek bir iş daha yapar mı; acaba erken yaşta evlilik kisvesi altında çocuk tecavüzcülerine yönelik bir düzenleme yapar mı?” Gerçeğimiz bu arkadaşlar. Bakın, Adalet Komisyonundaki tüm üyelere neredeyse bu korkuyla ulaşıyorlar. Bu korkunun nedeni ne arkadaşlar, hiç düşündünüz mü? Ben size söyleyeyim.

Bakın, size diyorum ama burada da acı bir tablo var. Yaklaşık 300’e yakın AK PARTİ milletvekilinin olduğu bir Mecliste ben şu anda sadece 2 kişiyle konuşuyorum. İktidar partisinden 2 milletvekili var, sıralar tamamen bomboş, olsun. Sanki, Türkiye'de her şey normalmiş gibi, bu Meclis çalışması da her şey normalmiş gibi. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak mücadelemize devam edeceğiz.  On dokuz yıllık iktidarınızda Türkiye'de, kadınların ve çocukların çektiğini hiç kimse çekmedi değerli arkadaşlar.

Bakın, size tartışmaya mahal vermeyecek bir şekilde rakamlarla ifade edeceğim. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2020 yılında, 2-17 yaş aralığında 1 milyar çocuk fiziksel cinsel ya da duygusal şiddete maruz bırakılmış. Türkiye, bu tablonun neresinde biliyor musunuz? 200 ülkenin olduğu bir dünya düzeni düşünün, Türkiye bu tabloda 18’inci sırada ve 15 yaş altı çocukların evlilik kisvesi altında istismar edildiği ülkeler sıralamasında tüm Avrupa'da 1’inciyiz. Hani diyorsunuz ya, “Türkiye'yi dünyada lider ülke yaptık.” diye, işte lider olduğunuz alanlar, bu alanlar. 2016 TÜİK verilerine göre söylüyorum. Türkiye’de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı on yılda tam 3 kat artmış, 250 bin çocuk istismar kurbanı olmuş. 2019 yılında 206 bin çocuk suç mağduru, bunun yaklaşık yüzde15’i yani 30 binin üzerindeki çocuk cinsel saldırıya maruz kalmış. Şimdi, bundan sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu veriler ortaya çıkıyor ya sorunu AK PARTİ olarak nasıl çözdünüz? Bu verileri paylaşmayarak çözdünüz, artık bu veriler paylaşılmıyor. Veri paylaşılmıyorsa gizliyse sorun da yok nasıl olsa.

Şimdi, devam ediyorum değerli arkadaşlar, çocuk iş gücü araştırması, 5-17 yaş grubu çalışan çocuk sayısı 720 bin ve bunların arasında Suriyeliler falan da yok. 720 bin eğitim alması gereken, geleceğe hazırlanması gereken, bu ülkenin geleceği olarak görülmesi gereken çocuklar çalışıyor durumda. Suça sürüklenen çocuk sayısı yani geçen yıl çeşitli gerekçelerle karakola götürülmüş, işlem yapılmış çocuk sayısı 511.247.

Kadına yönelik şiddet olaylarında siz iktidara geldiğinizden beri yaklaşık 14 katlık bir artış söz konusu. Sadece son on yılda 2.296 kadın cinayeti yaşanmış. Burada faillerde 1’inci sıra koca, 2’nci sıra sevgili, 3’üncü sıra eski eş olarak görünüyor. Şimdi, böylesine korkunç bir tablo var ki… Bugün de Ataşehir’de, yine, bir ruh hastası, pırıl pırıl bir genç kızı katletti yolun ortasında. Biz, “çocuk teslim noktaları” diye Adalet Bakanlığının bünyesinde oluşturulup çocuk teslim noktaları olarak oluşturulan merkezlerde boşanmış eşlerin karşılaşacağı noktalarda “Ya siz burada nasıl güvenlik önlemi alıyorsunuz, bunu bir anlatın?” dediğimizde elle tutulur bir açıklama duymadık, görmedik değerli arkadaşlar. Bakın, oralarda yeni olaylar yaşanacak. Diyeceksiniz ki: “Biz iktidara geldik, neden bunlar bu kadar arttı?” Bunun iki nedeni var değerli arkadaşlar, birincisi: Ataerkil toplumlarda yönetenler aynı zamanda modeldir. Yönetenlerin kadınlara karşı, çocuklara karşı söz ve eylemleri toplumun alt katmanlarında işte böyle yansımalar yapar. Tamamen politiktir, politik yaklaşım sonucunda bu olaylar yaşanıyor Türkiye’de. Bu kadar hassas olmamız gereken bir konuda derli toplu bir çalışma yok ve bütün bunu beşinci yargı paketi olarak önümüze getiriyorsunuz.

Bakın, acil olarak yapılması gerekenleri Genel Başkanımız grup konuşmasında altı başlıkta izah etti: Bir, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesi lazım tekrar. Zaten onun öyle bir kararnameyle falan kaldırılması hukuka mutlak şekilde aykırıydı. İki, ev kadınlığına kanuni statü verilmeli. Üç, istihdam konusunda teşvikler açıklanmalı. Dört, nafaka meselesi yeniden düzenlenmeli ve yeni başlangıçlar fonu kurulmalı. Beş, doğum izni düzenlemesi yapılmalı. Altı, önleyici sağlık hizmetleri getirilmeli. Kadınlarla ilgili acil olarak Türkiye’de yapılması gerekenler işte bunlardır.

Şimdi, icralık Türkiye… Bugün Türkiye’de bu ucube sisteme geçerken, halkı kandırırken, “Yetkiyi verin istikrar olsun, yetkiyi verin dolar düşsün, yetkiyi verin ekonomi uçsun.” dediniz, Türkiye yangında uçuramaz hâle geldi. Bakın, 3,6’ydı dolar, bugün 10 seviyesinde, 3 katına çıkardınız.

Bütün bu gerçekler önümüzdeyken Adalet Komisyonuna beşinci yargı paketi geliyor ve arkadaşlar nasıl geliyor biliyor musunuz? İki gün önceden tebliğ ediliyor -zaten onun asgari süresi, acil işler için düzenlenmiş konulardır iki gün önceden tebliğ edilir- Komisyon üyeleri olarak bu iki gün gece gündüz hazırlık yapıyoruz acaba Türkiye'yi muhtemel zararlardan nasıl önleriz diye, Komisyona gidiyoruz. Sabah onda başlayan en son Komisyondan örnek vereyim: “Efendim, bize talimat geldi, bunun hemen bitmesi lazım.” Niye arkadaş? “Bize öyle talimat geldi.” Saat onda başlıyoruz, gece ikiye kadar Komisyon aralıksız devam ediyor, 2 kere böyle yarımşar saat aralar veriyorsunuz ayrı, gece ikiye kadar 54 madde “Aman geçecek.” deniyor.

Değerli arkadaşlar Allah aşkına, bakın, Türkiye'de ekonomi düzelecekse, buradaki Adalet Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonunun özellikle bu iki komisyonun etkin çalışması çok önemli olur. Adalet Komisyonuna gelen kritik bir yasa teklifini bile hemen bir günde bitirmemiz lazım, asla alt komisyona gönderemeyiz, gece ikiye kadar görüşmeler var. Bugün, Türkiye'de dört saat otobüs kullanan bir adamı dinlendiriyorlar ya, otobüs kullanamıyorsunuz daha fazla. Siz burada, en önemli yasaları yapıyorsunuz, en dikkat kesilmesi gereken noktalarda, alt komisyona gidip, uzmanlar tarafından çalışılıp, pekiştirilip, geçirilmesi gereken noktalarda bizim dahi kimseden fikir alacak zamanımız kalmıyor sizin yüzünüzden. Arkadaşlarımızla büyük bir özveriyle çalışıyoruz ve hemen bir araştırma çalışmasında bulduğumuz onlarca hatayı da gözünüze soksak orada değiştirecek iradeye sahip değilsiniz, “Not alalım, soralım.” diyorsunuz. Burada bir orta oyunu var değerli arkadaşlar, kimse kimseyi kandırmasın. Yasaları yasama organı yapmıyor, yürütme organından gelen yani Cumhurbaşkanlığından gelen burada görüşülüyor, milletvekillerinin altında imzası olduğuna bakmayın. Soru soruyoruz, Bakanlığın genel müdürleri cevap veriyor, “Biz onu şundan ötürü böyle düşündük, böyle düşünmedik.” diye izahat veriyorlar. Burada zaten malumun ilamı çok açık bir şekilde ortada duruyor.

Şimdi “Plan ve Bütçe Komisyonu” dedim ya, “Adalet Bakanlığının bütçesi görüşülecek, şu Sayıştay raporlarına bir bakayım.” dedim. Öyle ya, Türkiye’de yolsuzluk, hırsızlık, her türlü usulsüzlük almış başını gidiyor. Bunu kim düzeltecek? Yargı düzeltecek, Adalet Bakanlığı düzeltecek. Adalet Bakanlığının Sayıştay raporlarına baktım, utandım ya, Türkiye gerçeği orada da duruyor. 6 milyon 200 bin liralık -eski parayla 6 trilyonluk- iş, bunu ihale açmadan yapamazsın; yapmış. “Ya, sen bütçeyi doğru dürüst tutamamışsın, mali tablolar yanlış.” diyor. Bakın, Sayıştay diyor, Sayıştay. Yani biz ele geçirdiğinizi, kurumları erozyona uğrattığınızı biliyoruz ama ülkenin namuslu bürokratları yazıyor, biz de oradan okuyoruz. Oralarda usulsüzlük, bizatihi Adalet Bakanlığının içerisinde; diğer bakanlıkları boş verin, gerisini boş verin. Düzeltmekle yükümlü olan Adalet Bakanlığının bütçesinde dünya kadar usulsüzlük var, usulsüz harcama var, usulsüz işlem var, yapılmayan işler var, var da var. Bu tabloda biz kimi kime şikâyet edeceğiz? Her gün sabah uyanıyoruz “Acaba bu güzelim ülkede nasıl bir felaketle karşı karşıya kalacağız?”

Bugün, buraya konuşmayı hazırlarken bir habere baktım, içim çekildi artık. 23 yaşında, bin bir zorlukla okumuş, pırıl pırıl bir öğretmen, atanamadığı için -ki yine bu raporlarda Türkiye’de acil 90 bin öğretmen açığı olduğu yazıyor- boyacılık yapıyor ve elektrik akımına kapılıp yaşamını yitiriyor. Bakın, Türkiye gerçeği bu. Siz istediğiniz kadar algı oluşturmaya çalışın. “Türkiye uçuyor, Türkiye dünyanın lider ülkesi oldu, bizim liderimiz çok güçlü oldu.” deyin, kendinizi kandırın; Türkiye’yi kandıramazsınız.

Bir liderin gücü nereden gelir biliyor musunuz? Bugün, Amerikan Başkanlığı koltuğuna kim oturursa otursun -araştırmalarda çıkıyor- dünyanın en güçlü adamı; onun şahsi gücü müdür, yoksa arkasındaki güçlü devlet kurumlarının gücü müdür? Bir ülkede devlet kurumları güçlü oldukça o ülkenin liderleri de uluslararası arenada katıldıkları toplantılarda güçlü olurlar, arkasında Türkiye’nin gücünü hissederler, hiçbir yerden boynu bükük ayrılmazlar. Bir sözleşme yapıldığında hiçbir ülke kolay kolay o sözleşmeden tek taraflı cayma hakkını, gücünü kendisinde bulmaz. Türkiye’yi yirmi yılda getirdiğiniz nokta maalesef bu durumda.

Şimdi, bir durum artık acil bir hâl aldı arkadaşlar. Yine, biz Adalet Komisyonu üyeleri olarak, her hafta istisnasız Cumhurbaşkanına hakaret, kamu görevlilerine hakaret kisvesi altında Türkiye’deki yurttaşların eziyet çektiğine şahit oluyoruz. Bakın, kisvesi altında diyorum. Tarafsız parlamenter sisteme göre yapılmış günlük siyasi polemiklerden uzak tutulması düşünülerek hazırlanmış. Cumhurbaşkanına hakaret suçunu, burada, AK Parti Genel Başkanına özel bir hak olarak tanınan bir düzen, bunun da resmî rakamlarını aldım, 38 bin dosya olmuş, 33 bininde mahkumiyet var, Cumhurbaşkanına hakarette. Türkiye'deki gelmiş geçmiş tüm cumhurbaşkanlarını toplasan bunun yirmide 1’i yapmıyor, otuzda 1’i yapmıyor. Böyle bir istatistik yok. Dolayısıyla, şimdi, ne oldu biliyor musunuz sonunda? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne gitmiş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Bu madde kötüye kullanılıyor.” diye Türkiye'yi mahkûm etmiş.

Şimdi, bakın, bir kanun maddesi var, kötüye kullanılıyor, kötüye kullanılmasından muzdarip olan bir halk var, sonuçta o muzdarip olan halk bir tazminata mahkûm olunuyor onu da bu halkın vergileriyle mi ödeyeceğiz? Ya, bunu Cumhurbaşkanı 100 bin liralık maaşından ödesin. Bu tazminatlar onun yüzünden,  bu haksız kanun maddesi kaldırılsın ve bu tazminatlar onun cebinden ödensin. Vatandaş niye böyle bir haksızlık karşısında bir de kendi vergisiyle bunları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine tazminat diye ödesin?

 Recep Tayyip Erdoğan bir şiir okudu diye, cezaevine girdiğinde Avrupa'da 90 milletvekilinden imza toplamıştı, Avrupa'nın parlamentolarında, vesairesinde, İnsan Hakları Mahkemesinde başvurmadığı yer yoktu. Kendisi, kendisiyle ilgili, kendi partisiyle ilgili olan her şey hak, kendisine muhalif olan herkesin her yaptığı meşru hareket suç. Türkiye böyle bir tabloyu hak etmiyor. Önümüzdeki dönem biz biliyoruz ki burada ne kadar dile getirsek de 2-3 kişiye derdimizi anlatsak da bir şey değişmeyecek; yargıya güven de artmaz, bu bakış açısıyla ekonomi de düzelmez. Türkiye’nin bir an evvel erken seçime gitmesi, gerçeklerle yüzleşmesi, Türkiye’ye yakışır yeni bir hükûmetin kurulması lazım diyorum.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bravo!

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şahıslar adına ilk söz talebi İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Tabii, bu kanun teklifinde mevcut olan görüşmede tam 54 kanun maddesi var ancak 8 değişik kanunda değişiklik yapılmakta. İç Tüzük’ümüzün 35’inci maddesi diyor ki: Birbiriyle bağlantılı olan kanun teklifleri birlikte görüşülür. Değerli Adalet Komisyonunda tabii, bunları biz dile getirdik ancak AK PARTİ ve MHP’nin oylarıyla bizim bu talebimiz reddedildi.

Bizim getirmiş olduğumuz bu kanun tekliflerimiz neydi? Basında hepiniz duymuşsunuz, engelli olan vatandaşlarımızın gerek bacak ve kol protezleri haczedilmişti. “Bunlar İcra ve İflas Kanunu’nun 82’nci maddesi uyarınca haczedilmesin.” dedik, bu kanun teklifimizin birleştirilmesi AK PARTİ Grubu ile MHP Grubunun oylarıyla reddedildi. Bu, bir.

İkincisi “Çiftçilerimizin traktörleri haczedilmesin.” dedik. Bununla ilgili kanun teklifi verdik ve bu teklifimiz yine Adalet Komisyonunda AK PARTİ oylarıyla, MHP’nin oylarıyla reddedildi.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Tezkere nasıl oldu, tezkere?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Anlatamamışsın oraları.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, Başkanım, teklif burada, getirin yine kanunlaşsın. Bakın, açık ve net söylüyorum, kanun teklifi burada buyurun görüşün.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kanunlaştırırız onları sen merak etme.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yani, burada vatandaşımızın, çiftçimizin traktörü haczedilmesin, engelli olan kardeşlerimizin protez bacakları haczedilmesin, kolları haczedilmesin. Bununla ilgili kanun tekliflerinin biz birleştirilmesini talep ettik ama gruplarınız tarafından reddedildi. Yani, hangi grup? Cumhur İttifakı tarafından reddedildi. (CHP sıralarından alkışlar) Devam ediyorum, yine aynı şekilde. Bakın, işçilerin alacakları var kardeşlerim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bizim de var kanun teklifimiz ya.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İş Kanunu hükümleri uyarınca zaten çalışan personelin sadece ve sadece o çalıştığı emeğiyle geçinmekte, yine bu mevcut olan, konkordatoya giden, iflasa giden işverenler fabrikaların alacaklarında işçi alacakları… Maalesef işçiler mağdur. Biz dedik ki: Gelin, bu işçilerin, bu alacaklarını -iflasa giden, konkordatoya giden- birinci sıraya alalım. Yine, Adalet Komisyonunda Cumhur İttifakı; AK PARTİ ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Birleştirilmedi Başkanım, özür diliyorum yani ben sataşmak için bunu söylemiyorum; objektif olarak bunu ben söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada, yine aile konut şerhi… Yani, kadınların mağduriyeti açısından kanun teklifi vermiştik, yine bu Adalet Komisyonunda AK PARTİ ve MHP oylarıyla birleştirme talebimiz reddedildi. (CHP sıralarından alkışlar) Yine, aynı şekilde, istinabe yoluyla bu kanun teklifini verdik. Mesela, öğrenci kardeşlerimizle ilgili özel kurumların öğrencilere verdiği burslar var. “Öğrencinin bir yerde haczi olabilir, icrası olabilir, bunlar haczedilmesin.” dedik, kanun teklifini verdik, yine AK PARTİ ve MHP’nin oylarıyla Komisyonda reddedildi.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Kiminle beraber verdiniz?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, son günlerde hacze giden avukatlara hakikaten büyük bir saldırı var, icra memurlarına da saldırı var. Biz dedik ki: “En azından, hacze gidildiği zaman emniyet mensubu zorunlu hâle gelsin yani hacze giderken mutlak surette yanında polis olsun ki avukat da icra memurları da herhangi bir saldırıya uğramasın.” Kanun teklifini verdik, yine Komisyonda AK PARTİ ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ihtiyati haciz kararı... Yani, bakın, gayet rahat, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda bir ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunuz zaman ihtiyati tedbir kararı verilince herhangi bir ücreti vekalete mahkûm edilmiyor, ücreti vekalet verilmiyor. İhtiyati haciz de bir ihtiyati tedbirdir. “Gelin, borçluya sürekli yolunacak kaz gözüyle bakmayalım, borçluya sürekli masraf yüklemeyelim ve borçluya nasıl ihtiyati tedbirde ücreti vekalet verilmiyorsa ihtiyati hacizde de verilmesin.” dedik, yine bizim bu teklifimiz AK PARTİ ve MHP’nin oylarıyla birleştirilmedi, reddedildi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, öyle durumlar oluyor ki alacaklı ile borçlu birlikte hareket ediyor, üçüncü şahıs mağdur oluyor. Alacaklı ve borçlunun anlaşmalı, muvazaalı yaptıkları icra takiplerinde üçüncü şahıs olarak kim mağdur olabilir? Eş mağdur olabilir. Eşinden mal kaçırmak isteyen birisi, boşanma arifesine gelmiş olan birisi eşinden mal kaçırmak için muvazaalı olarak alacaklıyla anlaşıp bir alacaklı yaratırsa en azından eşine, o işlemin muvazaalı olduğuna ilişkin hukuka aykırı işlemleri icra mahkemesine dava edebilmek için dava açma yetkisini verelim.” dedik. Yine, AK PARTİ ile MHP'nin oylarıyla Komisyonda bu birleştirme reddedildi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, aynı şekilde huzurunuzda ben İYİ Parti’ye de teşekkür ediyorum. İYİ Parti temsilcisi Komisyonda dedi ki: “Kardeşim, bir, çalışanlar hukuk fakültesini bitirmişse stajyer avukat olarak çalıştığı hâlde yapabilsin, stajını yapabilsin.” Biz ilave olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak dedik ki: “Bir, hem çalıştığı hem de eğer işi yoksa o stajyerlik yaptığı dönemde -bir kanun teklifi verdik- en az asgari ücret düzeyinde devlet o stajyer avukata maaş versin, sigortalı olsun ve hiç olmazsa -avukatların da işini bu şekilde- stajyerlere insani onur içerisinde yaşayabilecek şekilde bir maaş bağlansın.” Bu teklifimiz, birleştirme talebimiz yine, AK PARTİ Grubu ve MHP Grubu tarafından Komisyonda reddedildi.

Şimdi, her 2 gruba sesleniyoruz. Sayın Grup Başkan Vekilimize saygı duyuyorum, gayet rahat, kürsü burada, kanun teklifleri hazır, isterseniz eğer vermek istiyorsanız hemen imzalayın çünkü Adalet Komisyonunda Adalet Komisyonu birleştirmedi. Adalet Komisyonu gayet rahat, temsilci arkadaşımız da buradaydı, gayet rahat. Hukukta “Söz uçar yazı kalır.” denen bir husus vardı, bunların hepsi tutanaklarda sabit.

Gelelim, mevcut olan kanunla ilgili… İnşallah, Sayın Başkanım süre verir ama şimdi burada mevcut olan kanunla ilgili biz burada kanun yaparken -yani burası kanun koyucu- ne yapılır, niçin yapılır? Toplumun huzuru, refahı için kanun yapılır. Toplumda kaos yaratmak için kanun yapılmaz.

Şimdi, kanun maddesinin birinde diyor ki “Ya, Mahmut Tanal, sen borçlusun, efendim, alacaklı da A şahsı.” Der ki: “Mahmut benim gayrimenkulüme haciz koydu.” Tamam, satış aşamasına kadar geldi. Benim de bir tane evim var, işte, miras kalmış olabilir veyahut satın almış olabilirim, o evin benimle ilgili anıları var. Satışa çıkarıyor icra marifetiyle, gidiyorum borçlu olarak alacaklıya diyorum ki: “Ya, bana son bir şans verin, bana bir fırsat verin, ben bu borcumu ödeyeceğim.” Ama borçlu diyor ki: “Tamam alacaklı Mahmut Tanal, ben sana süreyi verdim.” Ben de borçluyum, alacaklıya diyorum ki: “Allah razı olsun madem süreyi verdin, hadi gel gidelim icra müdürlüğüne.” İcra müdürlüğüne gidiyoruz, “Alacaklı ile borçlu biz anlaşmışız, bu satışı düşürün.” diyoruz. Getirilen bu kanun teklifinde diyor ki: “Kardeşim, satış istenmiş artık, ben satışı düşürmem, ben bu satışı yapacağım.” Ya, Allah’tan korkun ya, icra hukukunda rahmetli Saim Üstündağ derdi ki: “Arkadaş, icrada tarafların iradesi egemendir. Siz, tarafların iradesi dışında resen icrayı yürütemezsiniz.” Arkadaşlar, bilemiyorum yani bu kanunu getiren arkadaşlarımız icra iflas hukukunda hangi hocadan ders okudular, şimdi o hocaya gitsinler.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Soralım, tek tek soralım.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Okuduklarını anlamamışlar.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz gayet rahat burada Sayın Öztek Hocaya atıf yaptınız Komisyonda. Öztek Hocayla görüştüm, Selçuk Öztek Hoca dedi ki: “Arkadaş, bu, yanlıştır; lütfen bu yanlıştan dönsünler.” Yani hocaya biz teşekkür ediyoruz, tutanaklardan da takip ediyor, belki şu anda da bizim bu konuşmamızı izliyordur.

Yani onun için, benim sizden ricam, kanun koyucu; kaos çıkarmaz, huzursuzluk çıkarmaz, toplumun barışını bozmaz; alacaklı ile borçlu satışın her aşamasında takipten vazgeçebilir, anlaşabilir. Siz getirdiğiniz maddeyle diyorsunuz ki: “Sen ya paranın hepsini peşin vereceksin ya ben senin malını satacağım.” Ya, arkadaş, bunun mafyalıktan bir farkı yok ki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mafya mısınız siz ya!

MAHMUT TANAL (Devamla) - Mafya düzeni ya bu, böyle bir şey olmaz arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bir başka husus; getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Efendim, gayrimenkulün kaydına haciz konuldu -1 milyar diyelim- borçlu bunun yüzde 80’ini -800 milyonunu- verirse biz bunu borçluya satış yapmış oluruz, üzerindeki tüm tedbirleri kaldırırız.” Size adres veriyorum: Kadıköy, Ataköy, Muğla’nın tüm ilçeleri, Antalya ve Antalya’nın tüm ilçeleri -bu, sahil kesimi- Çankaya, Ankara...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Arkadaşlar, bu ilçelerde eğer gayrimenkulün değeri 1 milyon tespit edilmişse, değil yüzde 80, vallahi, 1 milyon 200 binin üzerinde, bu rakamın çok üzerinde satış yapılıyor. Bu şekilde, alacaklıları mağdur edersiniz. Yine aynı şekilde, karı koca eğer anlaşamıyorsa, eşinden mal kaçırmak isteyen art niyetli borçlu gider alacaklıyla anlaşır “Yüzde 80’i öderim.” der, diğer eşi mağdur eder arkadaşlar. Siz diyorsunuz ki: “Efendim, o mal üzerinde para devam ediyor.” Arkadaş, edebilir ama o malın değeri 1,5-2 milyon. Yani niye mağdur ediyorsunuz? Bırakın, niye yüzde 80 sınırı getiriyorsunuz? Bu anlamdaki... Yani biz ne diyoruz? İhale açık artırmayla gerçek değerini bulur. Gerçek değeri bulmayı da engelliyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yani burada eğer süre verilebilirse daha anlatılacak çok şey var ama ileriki maddelerde bu haklarımızı kullanacağız.

Tabii, benim sizden ricam ve istirhamım, getirmiş olduğumuz bu kanun teklifleri... Neydi bunlar? Bir: İşçi alacaklarının birinci sıraya alınması.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) - İki: Traktör haczi. Üçüncüsü: Engelli kardeşlerimizin bacak ve protezlerinin haczi. MHP ve AK PARTİ Grubunun yaptıkları bu hatadan bir an önce dönerek destek vermelerini istirham eder, hepinizi saygıyla selamlarım.

İyi geceler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay…

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Tanal kürsüde “İşte, şu konularda önerge verdik, bu konularda teklif verdik, bunların birleştirilmesini istedik ancak AK PARTİ ve MHP oylarıyla kabul edilmedi.” dedi. Şimdi söylediklerinin pek çoğuyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de zaten kanun tekliflerimiz var ancak Milliyetçi Hareket Partisi kendi gündemine hâkim bir partidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisinin gündemi doğrultusunda, o yönde hareket etmek durumunda değiliz; bu konuda saygı göstermelerini bekliyoruz. Ayrıca, o dedikleri bahse konu hususları, bunların çoğunu yeri zamanı gelince Cumhur İttifakı yapacaktır; yaparsa Cumhur İttifakı yapar.

Teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.  Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ve İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ile 37 Milletvekilinin İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3911) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 285) (Devam)

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz, Tokat Milletvekili Sayın Mustafa Arslan’a ait.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ARSLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Sayın Emre’nin, Sayın Cumhurbaşkanımıza hakaretle ilgili sözlerine katılmadığımı ifade ediyorum. Kimsenin kimseye hakaret hakkı yoktur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Onlar anlaştılar Vekilim, karşılıklı helalleştiler.

MUSTAFA ARSLAN (Devamla) – Kimsenin kimseye hakaret hakkı yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Helalleştiler Vekilim, gerek yok.

MUSTAFA ARSLAN (Devamla) – Bu, siyasetçi de olsa, Cumhurbaşkanı da olsa kimsenin hakaret etmemesi lazım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hakaret… Tabii, katılıyoruz.

MUSTAFA ARSLAN (Devamla) – Hakareti eleştirirken hakaret edileni değil de hakaret edenleri de eleştirmek bir erdem olsa gerektir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gayet tabii.

MUSTAFA ARSLAN (Devamla) – Emre’nin ifadesinde geçtiği üzere, “Geçmişte Cumhurbaşkanlarına yapılan hakaretlerle ilgili bu kadar dosya açılmadı.” dedi. Geçmişte sosyal medya yoktu, basın yayın organları da bu kadar gelişmiş değildi; dolayısıyla, şimdi sosyal medyada, telefonunu eline alan, bilgisayarını eline alan aklına gelen her şeyi yazıyor. Sayın Cumhurbaşkanımıza da hakaret edilmemeli, diğer siyasilere de hakaret edilmemeli; uygun şekilde eleştiri, eleştiri sınırları içerisinde fikir hürriyeti, ifade hürriyeti… Biz bunu her zaman savunduk, savunmaya devam edeceğiz.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2019 yılının Mayıs ayında kamuoyuyla paylaşılan Yargı Reformu Strateji Belgesi ve 2021 Mart ayında açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı, yargı paketleri açısından yol haritasıdır. Bugüne kadar yargı paketlerinin 4 tanesini hayata geçirdik. Kamuoyunda “Beşinci yargı paketi” olarak bilinen kanun teklifimiz 54 maddeden oluşmakta olup 2 ana başlıkta, 8 ayrı kanunda değişiklik içermektedir.

İlk başlıkta elektronik satış uygulaması düzenlenmekte, borçlu ve alacaklı arasında hassas menfaat dengesini koruyan, sürecin daha hızlı ve daha sağlıklı yürümesini hedefleyen düzenlemeyle mezat salonlarında yapılan satışlar ve yaşanan olumsuzluklar ortadan kalkacak, tüm süreç elektronik ortamda gerçekleştirilecektir.

Diğer başlıkta Çocuk Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikler bulunmaktadır. Çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerinin desteklenmesi, üstün yararının korunması bağlamında hazırladığımız teklifte çocuk teslimiyle ilgili sorunların çözülmesi hedeflenmiştir; çocuk teslimi ve şahsi münasebet tesisi cebri icranın konusu olmaktan çıkarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; icra dairelerinin daha iyi çalışmasını temin amacıyla “İcra Daireleri Başkanlığı” kurulmakta, icra dairelerinde de icra başmüdürlüğü kadrosu oluşturulmaktadır. İcra dairesi başkan ve yardımcıları hâkim ve savcılar arasından atanacak, icra üzerinde denetim, gözetim ve disiplin işlemlerini yerine getirecektir; bunun yanında, icra mahkemelerinin icra daireleri üzerindeki yargısal görevleri de devam edecektir.

İcranın geri bırakılması kararları uygulamada bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtaydan alınmaktayken, yaptığımız düzenlemeyle, icra takibinin yapıldığı yer icra mahkemeleri bu konuda yetkili kırılmıştır. Bölge adliye mahkemesinden verilen kararlar temyize tabi ise icranın geri bırakılması kararı da temyiz süresinin bitimine kadar geçerli olmaya devam edecektir.

Paraya çevirme işlemlerinin daha hızlı, daha etkin bir şekilde yapılabilmesini; hacizli malın rayiç değerinde, en yakın bedelde satılmasını sağlamak amacıyla, icra dairesinin gözetiminde ve icra mahkemesinin denetiminde borçluya, haczedilen malını rızaen satma imkânı getirilmiştir.

Taşınır, taşınmaz satışlarında satış isteme süresi yeknesak hâle getirilmiş, tamamında bir yıllık bir süre öngörülmüştür. Satış işlemlerinin daha hızlı şekilde yapılmasını sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış; buna göre, satış giderleri tarifeyle belirlenecek, satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderleri tarifeyle belirlenecek. Satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderlerinin yatırılması zorunlu hâle gelecektir.

Sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından kıymet takdiri muhafaza ve satış talebi birlikte yapılacak, bunlara ilişkin giderler de peşin olarak yatırılacaktır. Sicile kayıtlı taşınır ve taşınmaz malların kıymet takdiri bölge adliye mahkemeleri bilirkişi kurulu listesinden seçilen bilirkişiler tarafından yapılacaktır. Satış giderlerinin süresinde yatırılmaması hâlinde satış talebi geçersiz sayılacak, sürenin bitmesiyle haciz düşmüş sayılacaktır. Haciz esnasında borçlu ile üçüncü kişinin haczedilecek malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde üçüncü kişinin yedieminliği kabul etmesiyle mal muhafaza altında alınmayacak, üçüncü kişiye yediemin olarak teslim edilecektir. Bu durumda alacaklı istihkak prosedürüne göre istihkak davası açacaktır.

1932 yılından bu yana uygulanan fiziki satış uygulamasına son verilmektedir. Elektronik satış usulüyle satışların tamamının UYAP sistemine entegre satış portalı üzerinden yapılması kabul edilmekte, elektronik satış usulüyle icra işlemlerinin hızlanması hedeflenmektedir. Şartnamenin satış portalında açık bulundurma süresi on günden on beş güne çıkarılmıştır, yine teklif verme süresi de yedi gün olarak belirlenmiştir. Sunulan tekliflerde sadece pey miktarları görülecek, ihale neticelenene kadar satışa kimin girdiğini icra görevlisi dahi göremeyecektir.

İhaleyi kazanıp satış bedelini yatırmayan isteklinin teminatı öncelikle dosya masraflarına, devamında da dosya borcuna mahsup edilecektir. İşlemlerin sürüncemede kalmadan bir an önce neticelenmesi için kıymet takdirine itirazın yetkisiz mahkemede yapılması hâlinde dosya resen yetkiliyi mahkemeye gönderilecektir.

Hacizli malı alan alıcı, satış bedelini yedi gün içinde ödeyecektir. Uygulamada on gündü, bu süre de yedi güne düşürüldü.

Değerli milletvekilleri, teklifle yapılan bir önemli değişiklik de çocuk teslimine ve çocukla şahsi münasebet tesisine ilişkindir. İlan ve tedbir kararlarını alan, ilgili ilan veya tedbir kararını adliyelerde kurulan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğüne ibraz edecek; alınan kararla yükümlüye en kısa zamanda her türlü iletişim vasıtalarıyla durum bildirilecek; yükümlünün çocuğu teslim etmemesi hâlinde, teslim mahalline getirmemesi hâlinde teslim emri düzenlenecektir. Teslim emrinden sonra da çocuğun teslim edilmemesi hâlinde, bu durumda ilgili müdür danışmanlık tedbirine müracaat edecektir.

Uygulamada çocuk teslimiyle ilgili işlemler külfetlidir. Her dosyada, her teslimde ortalama 700 lira masraf yapılıyor. Bunun tamamını ortadan kaldıracak şekilde bir düzenleme yapılmış, harçlardan bu dosyalar muaf tutulmuştur. Yatırılacak yollukların ve diğer ödemelerin tamamı da Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacaktır. Buradaki amaç: Çocuğun üstün yararı nazara alınarak çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimi için çocuğun anne baba arasında tartışma konusu yapılmamasıdır. Kamuoyunda, sosyal medyada yürek yakan görüntüleri de ortadan kaldırmak için böyle bir düzenleme yapılmıştır.

Düzenlemeyle çocuk teslimi ve ilişki kurulması harçtan muaftır. Yapılacak masraflar, biraz önce arz ettiğim gibi, Adalet Bakanlığı tarafından karşılanacaktır. Çocuk teslimi için okullarda, kreşlerde, çocuk yuvalarında, gençlik merkezlerinde çocuk teslim merkezleri oluşturulacak; bu teslim merkezlerinin belirlenmesinde ve hayata geçirilmesinde her türlü tüm kamu kurumları gerekli desteği verecektir. Bu kurumlarda görev alacak pedagog, sosyal çalışmacı, sosyal hizmet uzmanı ve rehber öğretmenlerin yeterli olmaması hâlinde ilde bulunan diğer uzmanların tamamı bu konuda valilikler tarafından yapılacak listeyle görevlendirileceklerdir.

Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasında zor kullanmaya son verilmektedir. Mahkeme ilamı veya tedbir kararı rızaen yerine getirilmezse kanunda yazılan prosedürlerin tamamı uygulanacaktır. Teslim emrinde belirtilen yer ve saatte çocuğun getirilmemesi hâlinde ceza yükümleri getirilmiştir; çocuk teslimine muhalefet edenler hakkında teslim kararıyla ilgili üç aya kadar disiplin hapsi, çocukla kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili karara muhalefet hâlinde de üç günden on güne kadar disiplin hapsi cezası getirilmektedir, çocuğu teslim aldığı hâlde hak sahibine iade etmeyenlere de üç aya kadar disiplin hapsi öngörülmüştür.

Yine, önemli bir değişiklik; Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişiklikle çocuğun menfaatine aykırı olmamak kararıyla velayet hakkını kötüye kullananların velayetinin alınacağı kararda belirtilecek, bu husus taraflara ihtar edilecektir.

Değerli milletvekilleri, teklifimizin milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Soru-cevap talebi bulunmuyor.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 22.15

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

285 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 16 Kasım 2021 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 22.17



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı         üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

 

(x) 272 S. Sayılı Basmayazı 10/11/2021 tarihli 17’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 285 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.