12 Ekim 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

BAŞKAN : Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur),   İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

 

 

BAŞKAN - Dün kaybettiğimiz 24,25,26 ve 27’nci dönem AK PARTİ İstanbul Milletvekilimiz, değerli arkadaşımız İsmet Uçma’ya Allahtan rahmet, ailesine ve AK PARTİ Grubuna başsağlığı dilerim. Mekânı cennet olsun.

Şimdi, vefat eden İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın aziz hatırası önünde Genel Kurulu bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

(Saygı duruşunda bulunuldu)

BAŞKAN – Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Ahilik haftası münasebetiyle söz isteyen Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’e aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Gazi Meclisimizin yeni yasama yılının hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Başkanımızın da ifade ettiği gibi dün aramızdan ayrılarak ebediyet yolculuğunun bir başka evresinde yola devam eden İstanbul Milletvekilimiz, partimizin kurucularından İsmet Uçma ağabeye rahmet diliyorum. Yolu açık, amelî makbul, günahı mağfur, kabri pür-nur olsun. Ölümü bize bir kez daha, daha yakından hatırlatan İsmet ağabeye rahmet dileklerimizi ifade etmekle beraber, şu bir iki hususu sizlere arz etmek istiyorum: Peygamber Efendimiz ölümü çokça hatırlamamızı tavsiye buyurmuştur. Zaten kendileri de hadim yani yıkıcı, lezzetleri yıkan olarak tanımladığı ölümü sıkça anardı. Popüler bir şarkıda “Geri döndüreni gördün mü geçmişi? Boşa soldurdun o nazlı gençliği. Bir avuç toprak için yor kendini. Dünyada ölümden başkası yalan.” denilmektedir ve nakarat kısmı, hepinizin bildiği gibi, burada gizlidir. Milletimizin hislerine tercüman olan bu şarkı sözlerinin esinlendiği deyimi de bilirsiniz: “Yalan dünya.” Ünlü bir şairimiz de “Yaş 35, yolun yarısı eder.” demiş ve bu sözünün üzerinden on bir yıl geçtikten sonra, 46 yaşında vefat etmişti. Ama bu gecikmeyi mazur gösterecek dizeler aynı şiirin son kıtasında pırıl pırıl parlar: “Neylersin ölüm herkesin başında/Uyudun uyanamadın olacak/Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında/Bir namazlık saltanatın olacak/Taht misali o musalla taşında.”

Ölümden gayrısının yalan olduğu şarkılarda bile ifade edilmektedir ama insanlığın ölümle imtihanı bitmemiştir. Mesela, bir şairimiz bunu şöyle nitelendirir: “Minarede ‘Ölü var.’ diye bir acı sala/ Er kişi niyetine saf, saf namaz… Ne ala/Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ/Ne tabutu taşıyan ne de toprağı kazan…”

Ölüme inancımız var ama ayrılık zor. Ozanın dediği gibi: “Ölüm, Allah'ın emri ayrılık olmasaydı.” Karacaoğlan da güzel söyler, bunun “di”li geçmiş zaman kipi de vardır ama ben “miş”li geçmiş zaman kipini daha vurucu, daha çarpıcı bulduğum için öyle okumak istiyorum.

“Gurbet eli bizim için yapmışlar/Çatısını pek muntazam çatmışlar/Ölüm ile ayrılığı tartmışlar/Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık.”

Dolayısıyla, ölüm böyle bir gerçek ama sizi irkiltmesin, ölümden o kadar da korkmayın. Hayatı ve ölümü Yaradan, ölümün kaçınılmazlığını anlatırken Arapçada binlerce fiil varken bir fiili özellikle ihtiyar etmiştir, oda şu dur: “Her nefis ölümü tadacaktır.”

Dolayısıyla, ölüm tatlı bir şeydir ama henüz bizler tatmadık, tadanlar tattı ve ölüm ayırt etmez eşitlikçidir, herkese aynı muameleyi yapar; zengine de, fakire de, milletvekiline de, sıradan bir insana da, sokaktaki şahsa da, tüccara da; ila ahir.

İşte bu anlayışla, belki hayata ve ölüme bakan ecdadımız Ahilik müessesini kurmuş, yaygınlaştırmış ve işletmiştir. “İzm”leri anlatırken klasik bir anlatım vardır “hep bana” anlayışını bir “izm”le eşleştiririz “bir sana, bir bana” anlayışını bir başka “izm”le eşleştiririz ama diğerkâmlığı yani isarı İslam’la özleştiririz.  İşte Ahilik, bunun remzidir. Ahiler, İslam inanç ve ahlakını özümsemiş, hayatlarının her safhasına işlemiş, içselleştirmiş meslek sahibi yiğit insanlardır ve Ahiler, kubbede hoş bir sada bırakarak onlar da devirlerini tamamlamış ve bize bugün bu dünyayı, bu ülkeyi, bu milleti emanet etmişlerdir. Hepsini saygıyla rahmetle anıyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, memurlara 3600 ek gösterge hakkı konusunda söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Suzan Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

SUZAN ŞAHİN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel seçimlerin üzerinden kırk iki ay geçmesine rağmen AKP'nin seçim vaadi olan ancak ne hikmetse seçim bildirgesinde olmayan 3600 ek göstergeyle ilgili hiçbir adım atılmadı. Milyonlarca memur, her zamanki gibi AKP tarafından bir kez daha yüzüstü bırakıldı. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun Türkiye'de ilk kez 3600 ek gösterge talebini dile getirdiği tarihten bu yana, CHP olarak 3600 ek göstergenin sadece bazı meslek gruplarını değil tüm kamu görevlilerini kapsayıcı, eşitleyici ve adaletli olarak verilmesi, memurların mevcut maaşlarını artırmakla birlikte emeklilik ikramiyesi ve emekli maaşında artış yapılması gerektiğini söyledik, söylüyoruz. 24 Haziran seçimleri öncesi sadece 4 meslek grubuna 3600 ek gösterge sözü veren AKP'nin bir grup başkan vekili “Seçimden önce çıkarılacak.” dedi ancak bu açıklamadan dakikalar sonra bir başka AKP grup başkan vekili “Seçim öncesi getirilmesini etik bulmuyoruz.” dedi. Seçim öncesi Mayıs 2018’te ilk kez 3600 ek gösterge lafını ağzına alanlar aradan geçen üç yıldan sonra Temmuz 2021’de “3600 ek gösterge meselesini söz verdiğimiz şekilde çözeceğiz.” dedi ancak altı yine boş çıktı. Son olarak Çalışma Bakanlığı söz verdi ve yine, 3600 ek gösterge hakkı vaat olarak kaldı; perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Sonrası ise malum, AKP vatandaşın geçim derdini istismar ederek milyonlarca memuru ilgilendiren sözünü yuttu, ek gösterge vaadi rafa kalktı. Muhalefetin emeklilerin maaş ve ikramiyelerinin arttırılmasını ısrarla söylemesi üzerine asgari ücretin altında, hatta yarısı kadar maaşı reva görenlerden ek gösterge beklemek komik olurdu tabii. AKP’nin “mış” gibi yaptığı trajikomik uygulamalara alıştık artık.

Sayın üyeler, milyonlarca kamu çalışanı devletine verdiği hizmetlerin karşılığında çalışırken de emekli olduğunda da insanca yaşayabileceği bir ücret talep ediyor, lütuf değil; haklarını istiyor. Kamu çalışanları birileri gibi kendi şahsına hanlar, hamamlar, yazlık, kışlık saraylar, lüks otomobiller veya uçaklar değil; hayatlarının geri kalanında insanca yaşayabileceği ücrete sahip olmak istiyor.

AKP Genel Başkanı her defasında “Dünya 5’ten büyüktür.” derken 5’li çeteye bugüne kadar 131 kez vergi indirimi yaptı. Dolar 9 lira, gerçek enflasyon yüzde 44’lere dayandı, gıda sepetinde bulunan 318 ürün zamlanırken fiyatlar sadece bir ayda  5 kat arttı, açlık sınırı 3.049 TL’ye, yoksulluk sınırı tam üç buçuk asgari ücrete denk hâle geldi. Artan enflasyonun, dövizin, vergilerin, zamların, borçların, ekonomik krizin altında kırk iki aydır ezilen memurlar için ise 3600 ek gösterge hayati önem taşıyor. Bugün çıkıp “3600 ek gösterge bizim seçim vaadimiz, yaparsak biz yaparız.” diyenler bilmedir ki bu sözlerine artık milletin karnı tok. Gemisinin battığını görüp son çare olarak tutmadığı sözleri tekrar gündeme getirenler artık alın teriyle canını dişine takan vatandaşın geçim dertleri üzerinden oy devşiremeyecek, gündem değiştiremeyecekler. Pandemi, ekonomi, dış politika, işsizlik, öğrencilerin barınma sorunu, memura verilmeyen 3600 ek gösterge, EYT’liler, atanamayanlar öğretmenler, zamlar, vergiler ve niceleri; çare yok, bu halk sizi artık gönderecek. Yirmi yıllık adaletsizlikleriniz nedeniyle tir tir titriyorsunuz. O gün geldi, sandık korkusu sardı, bu korkuyla ve baskılarımızla 3600’ü vereceksiniz. Ancak bir kez olsun “mış” gibi yapmayın, samimi olun ve eşit şekilde tüm kamu çalışanlarına bu hakkı verin. Her yıl oyalayan, hayalleri suya düşürülen memurlar AKP’nin samimiyetine güvenmiyor, milyonlarca 657’li hakkını almak için CHP iktidarını bekliyor. Biliyorlar ki AKP’nin yıllardır yaptığı umut tacirliğine CHP son verecek.

Değerli üyeler, Türkiye büyük bir devlettir ve kaynakları 3600 ek gösterge hakkının karşılanması için yeterlidir ancak kendi döneminde İngiltere’deki bir avuç tefeciye 191 milyar dolar faiz ödeyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – …2021’in ilk sekiz ayında yandaş müteahhitlerine 20 milyar TL’ye yakın garanti ödemesi yapan AKP, 3600’ü bekleyen milyonlarca kamu çalışanına neden kaynak bulamıyor? Hazineyi lüks, israf ve yolsuzluklarla tamtakır kuru bakır hâline getiren AKP neden milyonlarca memurun insanca yaşam hakkını hiçe sayıyor? Adil, kalıcı ve herkesi kapsayan bir düzenlemeyle kamuda çalışan tüm 657’lilere, Sayın Genel Başkanımızın dediği gibi, söke söke 3600 ek göstergeyi verdireceğiz. Eliniz mahkûm, bu sefer vatandaşın aklıyla alay edemeyecek, sandıkta milletin tokadını sert şekilde yememek için ek göstergeyi getirmeye mecbur olacaksınız. Sokakta yolumuzu kesip “3600’ü biz görebilecek miyiz?” diye soran vatandaşlarımıza sesleniyorum: Yaşayın, direnin ve görün. CHP halkın hakkını hakla, hukukla vermek için geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Hak verilmez, haklar alınır. AKP getirmez ise bizler CHP iktidarında tüm kamu çalışanlarını kapsayacak şekilde 3600 ek göstergeyi getireceğiz. Genel Başkanımızın dediği gibi “Mazlumun ahı indirecek şahı.” (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

Gündem dışı üçüncü söz, Malatya Pütürge’de deprem sonrası halkın yaşadığı sorunlar hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’e aittir.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cahit Başkan, Grubunuzun İsmet Uçma Vekilden dolayı başı sağ olsun, Hak rahmet eylesin, Uçma ailesinin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, bu sabah Antalya’da SYKP Parti Meclis Üyesi Taylan Sönmez, Halkevleri Şube Başkanı Gürkan Gülseven, yöneticisi Ebru İntibay ve Türkiye İşçi Partisi İl Yöneticisi Enes Keskin hukuksuz bir şekilde gözaltına alındı. Bunun hukukla hiçbir alakası yok, bir an önce bu arkadaşlarımız serbest bırakılmalı.

Evet, geçen hafta Malatya, Adıyaman illerine yaptığımız gezide -bu arada, ben Antalya Vekiliyim ama Malatyalıyım, uzun süredir Malatya’da kalmıyorum ama- Malatya’nın Pütürge ve Arguvan ilçelerinde çeşitli incelemelerde bulunduk. Malatya Pütürge’de 24/01/2020 tarihinde meydana gelen depremden sonra iki kış geçmesine rağmen depremzedelerle ilgili çok ağır sorunlar var, önlem alınmamış. Ağalar Mahallesi ile Hatip Mahallesi’nde yapılan incelemede, hafif hasarlı, ağır hasarlı veya hasarsız tüm evler için yıkım kararı verilmiş, evlerin kapısına şu yazı asılmış -ben bu yazıyı bir evin kapısından aldım, bu, tebligat güya- ve “Bir an önce evlerinizi boşaltın.” diye uyarıda bulunulmuş; boşaltmayanlar da çevik kuvvet marifetiyle boşaltılıyor. Bu insanlara konut, bu insanlara barınma, bu insanların yaşam hakkı, bu insanların hayvanları ve benzeri şeylerinin tamamı dikkate alınmıyor ve bu insanların… Bakınız, Yaşar Akgün, Basri Katılmış, Sadık Aslan, Bedir Özyaman, Perihan Alper, Hüseyin Şarmat, Demir Şen, Mehmet Selçuk, İskender Doğan, Serpil Keserci, Ahmet Biratlı, Ömer Güleryüz, Yücel Taşan, bunlar bire bir görüştüğümüz insanlar ve diyorlar ki: “Depremzedelere ödenen, beyan edilen ücretler, paralar bize ödenmedi. Bize konut yapımı konusunda herhangi bir destek yok ama ‘Bir an önce konutlarınızı boşaltın, gidin.’ deniyor.”

Şimdi, değerli arkadaşlar, bizim Malatya’da en ağır beddua “Evin başına yıkıla.”dır. Şimdi, evini başına yıkmaya çalışıyorsunuz insanların, buna bir çözüm bulunması lazım. Geçen hafta bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Basın Toplantısı Salonu’nda bir basın toplantısıyla açıkladım,  duyulmadı, “Gelip burada söyleyeyim bari.” dedim, duyulur mu bakalım. Hani Nasrettin Hoca hastaymış, fukara yatakta inliyor, kimse duymamış,  pencereye çıkmış inliyor, gelip geçen “Hoca, ne inliyorsun, git içeri yat.” diyormuş, olmamış, bakmış dama çıkmış, damdan inlemeye başlıyor don gömlek, gelenler diyormuş ki: “Hoca, tumanla ne yapıyorsun?” “Ya, yatakta duymadınız, pencerede duymadınız, dama çıktım, bari orada duyun.” Demiş.

Şimdi, orada açıkladık duymadınız, buraya geldik, açıkladık duymazsanız dama çıkacağız. Dolayısıyla buradan ben Pütürge halkına sevgi ve saygılarımı iletiyorum, değerli arkadaşlar, dama çıkın, damdan söyleyin. Malatya Çevre Platformu, Malatya'da konuyla ilgilenenler dama çıkın, bunu meşru demokratik hakkınızı kullanarak söyleyin; bu bir insan hakkı, bu bir yaşam hakkı, bu bir barınma hakkı ihlalidir. Malatya milletvekilleri, lütfen, bunları ilgilenin

Başka… Benim köyüm Şotik Köyü’nün yolu yok arkadaşlar, yolu. 2021’de Şotik Köyü’nün yolu yok, yolu. Bakar mısınız, Divriği ve Arapgir’e   giden yol kavşağa kadar asfalt, kavşaktan sonra benim köyüme giden yolun asfaltla bir ilgisi yok, stabilize değil, ham toprak. Köyün suyu yok, köyde 3  tane maden arama alanı var. Bakın, Malatya'nın Arapgir, Arguvan, Kuluncak, Yeşilyurt ilçelerinin tamamında yerli yersiz maden aramaları var ve geçen hafta sonu Arguvan’da bir panel yapıldı konuyla ilgili olarak. Malatya Çevre Platformu alana çıkın, meydana çıkın, haklarınızı savunun,  dama çıkın, meşru demokratik hakkınızı kullanın; bu bir haktır.

Tabii, Adıyaman’daki tütün sorunu. Adıyaman’da, değerli arkadaşlar,  2 türlü tütün ekiliyor: Birisi ova köylerde ekilen “Michigan” ve “İzmir tütünü” dedikleri, tütün fabrikalar tarafından alınıyor ama dağ köylerinde ekilen tütün fabrikalar tarafından alınmıyor, yasal bir güvenceye kavuşmamış, böyle bir üretici tanınmıyor. Beş-altı ay önce tütüncüler, üreticiler eylem yaptılar, alana çıktılar, polis marifetiyle gidip on tanesini alıp tutuklayıp hapse koydular, bu meşru demokratik hakkı savunmak da suç oldu.

Şimdi, dağ köylerinde insanların arazileri yok, 500 metrekarede, 1.000 metrekarede tütün üretiyorlar ve bu ürettikleri tütünü satarak geçimlerini sağlıyorlar, başka bir geçim kaynakları yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Adıyaman’daki tütün üreticilerinin başka geçim kaynağı yok. Biran önce Adıyaman milletvekilleri, Hükûmet yetkilileri, Adıyaman’ın tütün üreticisinin haklarıyla, tütün üreticisinin emeğiyle ilgilenin lütfen. Yaklaşık bir yıl emek sarf eden tütün üreticisi emeğinin karşılığını alamadığı gibi bir de kovuşturmaya, bir de gözaltına, bir de yasal soruşturmaya tabi tutuluyor; bu ayıptır, günahtır, yazıktır, böyle bir şeyi kabul edebilmemiz mümkün değil.

Malatya Pütürge’deki depremzedeler, Malatya Arguvan’ın köylerinin yolları ve yine Malatya'da Arguvan, Arapgir, Yeşilyurt, Kuluncak, Darende  ilçelerindeki gayrimeşru maden aramaları… Yeryüzünde ne arıyorsak bakın, yeryüzünde ne arıyorsak hayvanat, bitki, nebatat hepsi yeryüzünde, yerin altında bir şey yok arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – O “maden arama” adı altında yapılan doğa tahribatına bir an önce son verilmelidir, sevgi ve saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

  BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

 İlk söz Sayın Nurhayat Altaca Kayışoğlu’na ait.

Buyurun Sayın Kayışoğlu.

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

AKP iktidarı doların yeşilini sevdiği kadar doğanın yeşilini de sevmiş olsaydı ormanlarımız, derelerimiz, göllerimiz yirmi yılda bu kadar tahribata uğramazdı. Büyük Atatürk’ün de adını taşıyan Bursa Mustafakemalpaşa ilçemizin doğanın içinde kaybolup gitmiş eski bir köyü var, Ömeraltı; ormanları o kadar güzel, o kadar gür ki bu nedenle yangın kulesi bile yapılmış. Gerçi şimdi “‘Drone’lar var.”  denilerek bu kuleler de kapatıldı. O zümrüt yeşili ormanlarıyla ünlü Ömeraltı’nın bir özelliği de yılkı atlarına ev sahipliği yapması. İşte, doğanın bütün güzelliklerini barındıran bu köyden sabah bir vatandaşımız aradı ve fotoğrafları da atarak bölgenin tehdit altında olduğunu ortaya koydu. Vatandaşımız diyor ki: “Gözleri dönmüş bunların, ormanlara saldırıyorlar, bütün ormanda düz kesim yapıyorlar; kurtarın bu ağaçları.” Bu feryadı duyun diyorum ve bu ağaç katliamından vazgeçin.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 24, 25, 26, 27’nci Dönem milletvekili olarak bu Gazi Meclisin çatısı altında ülke menfaatleri, halkımızın huzuru ve refahı için birlikte çalıştığımız ilahiyatçı, iktisatçı, siyasal bilimci ve yayıncı; ömrünü millete adamış dava adamı, arkadaşımız, dostumuz, İstanbul AK PARTİ Milletvekili İsmet Uçma da ebedi âleme göç etti. Allah rahmet eylesin, yakınlarına Allah’tan sabır diliyorum. Ailesinin, sevdiklerinin ve AK PARTİ camiamızın başı sağ olsun. Güzel ve dost insan, mekânın cennet olsun.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

 

 

 

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, geçtiğimiz günlerde İnebahtı Deniz Savaşı’nın yıl dönümünün Yunanistan tarafından büyük coşkuyla kutlandığı haberi yer almıştır. Esasen bu savaş Yunanistan’ın elde ettiği bir zafer olmasa da ülkedeki akademisyenlerin pompalamasıyla haberleştirilen bir durumdur.

Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan’ın tarihinde öteden bu yana bir zafer veya başarı yoktur. Yunanistan illa bir kutlama yapacaksa soralım: Koyun Adaları, Preveze, Cerbe, Çanakkale Deniz Savaşlarını ülkece kutlamayı düşünür müsünüz? Malazgirt, Sırpsındığı, Birinci ve İkinci Kosova Savaşları’nı, Niğbolu ve Varna Savaşlarını kutlayabilecek misiniz? İstanbul’un fethini veya Anadolu’da yaşadığınız bozgun sonrası İzmir’de denize dökülen atalarınızı hatırlıyor musunuz?

Kimse aziz Türk milletinin sabrını sınamaya kalkmasın, tahrik etmesin. Zira şanlı tarihimiz, tahrik sahiplerine Türk’ün tokadının çarpmasıyla doludur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

 

 

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın mesleki eğitimle ilgili vermiş olduğu müjdeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda paylaşmak istiyorum. Mesleki eğitim merkezlerinde kapasitenin daha fazla artırılması ve genç işsizlik oranının düşürülmesi için 2 yeni düzenleme yapıyoruz. Bunlardan birincisi, mesleki eğitim merkezlerine devam eden öğrencilerin dört yıl boyunca aldıkları ücretlerin işveren üzerindeki yükünü tamamen kaldırmaktır; bu yükü devletimiz üstleniyor. İkinci olarak, mesleki eğitim merkezlerimizin son sınıfına kalfa olarak devam eden öğrencilerimizin aldıkları ücretleri de iyileştiriyoruz. Artık, kalfalar son sene asgari ücretin üçte 1’i kadar değil, yarısı kadar ücret alacaklar. Her 2 hedefle ilgili, Mesleki Eğitim Kanunu’nda gerekli düzenlemeleri kısa sürede hayata geçireceğiz. Ülkemiz için, öğrencilerimiz için hayırlı olsun.

BAŞKAN – Sayın Arık…

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle AK PARTİ İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’ya Allah’tan rahmet diliyorum, AKP Grubuna başsağlığı diliyorum.

Erciyes Üniversitesinde 4/D işçi statüsünde çalışan; güvenlik görevlileri, hasta bakıcıları, temizlik personeli ciddi mağduriyet içerisindeler. Ülke genelinde 4/D işçileri kamu çerçeve protokolüne dâhil edilirken, Erciyes Üniversitesinde aynı statüde çalışan yaklaşık 1.300 personel bu protokole dâhil edilmedi. Dolayısıyla, evlerine helalinden ekmek götürme telaşında olan bu kardeşlerimiz hem aldıkları ücret hem de sosyal haklar bakımından ciddi mağduriyet içerisindeler. İktidara soruyorum: Erciyes Üniversitesinde 4/D işçisi olarak çalışan bu kardeşlerimizin günahı ne, niçin bu protokole dâhil edilmedi? Alın teriyle çalışan bu insanlar arasında niçin çifte standart uyguluyorsunuz? Artık, sendikaların size yakınlığına ya da uzaklığına göre değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karaduman…

 

 

 

ABDULKADİR KARADUMAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanı 2018 yılında, yeni dönemde, polislerin, öğretmenlerin, hemşirelerin, din görevlilerinin ve diğer idarecilerin emeklilik ek göstergelerinde artış yapılacağını açıklamıştır. Bu açıklamanın üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ 3600 ek gösterge maalesef, çıkarılmadı. Mağduriyet yaşayan binlerce insanın sesine elbette ki kulak vermek zorundayız. İnsanlarımız geçinemiyor, emekli olmaktan korkuyor, çalıştığı işte kaygılarından dolayı verimli bir çalışma ortaya koyamıyor. Dolayısıyla, 3600 ek gösterge temel bir haktır, bir an önce ek gösterge düzenlemesinin Meclise getirilmesi ve yürürlüğe girmesi elzemdir.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

 

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, Kozan Adliyesi, 132 bin nüfuslu Kozan’ın yanı sıra, ağır ceza mahkemelerinin de olması nedeniyle Tufanbeyli, Feke, İmamoğlu ve Aladağ ilçelerinde de hizmet vermektedir. 1953 yılında yapılan adliye, iş yoğunluğunun artması nedeniyle yetersiz hâle gelmiş, 2006 yılında ek bina olarak büyütülmüştür. Buna rağmen, 1. ve 2. Asliye Hukuk Mahkemelerinin, Aile Mahkemelerinin duruşma salonları tektir; Sulh Hukuk, Kadastro, Sulh Ceza Mahkemeleri de aynı duruşma salonunu kullanmaktadır.

Duruşma salonlarının büyüklüğünün yeterli olmadığı, oda sayısının yetersiz olduğu, yangına karşı gerekli donanımların olmadığı adliyeye, sürekli güvenliği tehlikeye atan prefabrik eklentiler yapılmaktadır. Zamanın gerisinde kalan ve ihtiyaçlara yanıt vermeyen, Kozan’a yakışmayan adliyenin yerine yeni adliye binasının bir an önce yatırım programlarına alınmasını ve inşaatına başlanılmasını buradan tekrar ifade edelim.

Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

6 bin kişiyi ilgilendiren 20 Ağustos 2020 tarih ve 2848 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı’yla “riskli alan” ilan edilen Adana’nın Yüreğir ilçesi Şehit Erkut Akbay Mahallesi’nde kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında evleri yıkılacak vatandaşlar büyük mağduriyet yaşıyor. Yaşadıkları evleri ve arsalarına çok düşük kamulaştırma bedeli belirlenen mahalle sakinleri kentsel dönüşüm projesiyle, âdeta çıkmaza sürüklenmiştir. Dar gelirli yurttaşların daha fazla borç yükü altına sokulduğu görülmüştür. Bir sabah ansızın Cumhurbaşkanı kararı eşliğinde “Evinizden çıkın.” diye tebligat alan, evlerinin değeri karşılığında alabilecekleri ev veya iş yeri, kira bedeli gibi konularda belirsizlik yaşayan, herhangi bir resmî belge sunulmayan vatandaşlarımızın kış ayına gireceğimiz şu günlerde çaresizlikle baş başa bırakılması vicdansızlıktır.

CHP Adana milletvekilleri olarak Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’u sorumlulukla hareket etmeye davet ediyoruz.

 

BAŞKAN – Sayın Ünver…

 

 

 

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Pakdemirli, 8 Ekim Cuma günü geldiği Karaman’da iş adamlarına ait bir hayvancılık tesisini ve bir elma bahçesini ziyaret etmiş, ardından da beş yıldızlı bir otelde sektör toplantısı yapmıştır. Sayın Bakan, Karaman’da köylü Mehmet Ağanın tarlasına ayak basmamış, nasır tutmuş elini sıkmamış, traktör römorkunun gölgesinde bulgur pilavına kaşık sallamamış, yanık koyun yoğurdundan ayran içmemiş, domatesi, soğanı tuza bandırıp yememiştir.

Çiftçinin sofrasına oturmadan tarımın sorunları bilinemez ve çözülemez. Tarımda girdi maliyetleri gün gün katlanıp ürününü hak ettiği değerde satamayan çiftçimiz borç batağına saplanmışken “Türkiye’de zarar eden çiftçi yok.” diyebilen bir Tarım Bakanından da ancak böylesi bir tutum beklenirdi. Kendisini çiftçimizin ve üreticilerimizin vicdanına havale ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın İlhan…

 

 

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kırşehir İŞKUR İl Müdürünün noter kurası yöntemi, TYP programı çerçevesinde okullarda ve Diyanette geçici olarak görevlendirilecek toplam 116 kişilik temizlik görevlisi alımında yerini ne yazık ki liste yöntemine yani siyasilerin vicdanına ve şahsi istikbal planlarına bırakmıştır.

Önceki yıllara göre zaten çok az bir alım yapılmışken, iktidar partisi ve ortaklarının Kırşehir halkına karşı böyle bir meydan okumaya kalkması, mantık, vicdan ve adaletle açıklanacak bir durum değildir.

İşsizlik rakamlarında Türkiye rekorları kırılan bir dönemde çaresizlik içinde, umutla bekleyen dar gelirli vatandaşlarımızın şanslarına bile göz dikmiş bir anlayış, meşruiyetini yitirme sürecine girmiştir.

AKP, Kırşehir özelindeki başarısızlığının faturasını, kendi beceriksiz kadrolarına değil, aziz Kırşehirlilere kesmektedir. Genel seçimler sonrası Kırşehir’e zerre kadar faydası olmayan iktidarın yerel kadroları şunu bilsinler ki: Kırşehir, sahipsiz değildir. Bu haksızlığın bir an önce giderilmesi gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

 

 

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Zarif mümin, entelektüel Müslüman olduğuna şahit olduğumuz İsmet Uçma’ya ben de Allah'tan rahmet diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun.

Malumunuz olduğu üzere AK PARTİ hükûmetlerinin önemli hassasiyet noktalarından biri mesleki ve teknik eğitim. Bu noktada, mesleki eğitimin güçlendirilmesi ve genç istihdamının artırılması noktasında çok somut adımlar atılıyor. Bu noktada, dün Cumhurbaşkanımız 1.000 meslek okulunun bakım ve onarımı ile 50 AR-GE merkezinin bu meslek liseleri ve mesleki eğitim veren okullar bünyesinde açılışını gerçekleştirdi, burada çok önemli müjdeler de verdi Sayın Cumhurbaşkanımız. Mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin dört yıl boyunca aldıkları ücretlerin işveren üzerindeki yükünü kaldırarak aslında bu yükü devlet üstlenmiş olacak. Bununla birlikte, meslek liseleri son sınıfa giden, kalfalık eğitimi alan öğrencilere de asgari ücretin üçte 1’i kadar değil, yarısı kadar ücret verilecek. Ben açıkçası bunların hepsini çok değerli buluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aksoy…

 

 

 

HÜSEYİN AVNİ AKSOY (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde ittifaklar sistemi egemen olmuş, başka yol yokmuş gibi millî konularda bile uzlaşamayan, devamlı kavga eden ve kavgadan beslenen iki bloklu sistem ülkemizin geleceğini riske atar hâle gelmiştir. Kavga siyasetinden hiç kimse kârlı çıkmaz. Daha önce vatan için, millet için en geçerli yol kula kulluk etmeden Türk milleti ittifakıdır demiştim. Zihninizi temizleyiniz, Türkiye seçeneksiz değildir. Artık Memleket Partisi var, hepinizi “Memleket”’e davet ediyorum. Bu noktada, biz ne “Cumhur” ne “Millet” tek yol “Memleket” diyerek üçüncü seçeneği Türk milletinin önüne koyduk. İktidar da, muhalefet de birbirleriyle didişmekten yorulmuştur. Gelin, bu yorgunları yokuşa vurmayıp emekli edip dinlendirelim.

Yüce Meclisi ve Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkan.

Öncelikle, İstanbul Milletvekilimiz Sayın İsmet Uçma ağabeyimize Allah’tan rahmet, ailesine ve camiamıza sabırlar diliyorum.

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Sivas İl Koordinatörlüğünün şu ana kadar hayata geçirilen projelerinin toplam yatırım tutarı yaklaşık 570 milyon, çiftçilerimize ödediğimiz hibe tutarı ise 250 milyon TL’yi bulmuştur. Sultan şehrimiz Sivas’ımıza şu ana kadar 141 süt çiftliği, 70 besi çiftliği, 5 süt işleme tesisi, 5 süt toplama merkezi, 4 kırmızı et işleme tesisi, 3 sebze meyve işleme ve soğuk hava deposu, 741 bitkisel üretim ve işleme, pazarlama projesi hayata geçirilmiştir.

Bu projelerin hayata geçirilmesine vesile olan başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyor, sultan şehrimize ve çiftçilerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özer…

 

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İddiaya göre, Cumhurbaşkanlığına bağlı Devlet Denetleme Kurulu Tarım ve Orman Bakanlığı hakkında rüşvet iddiasıyla soruşturma başlattı. Tam bir fırsatçılık hikâyesi. Uruguay’dan 8.800 sığır ithal edilir, gemi Mersin Limanı’na üç gün gecikmeli gelir. Bakanlık gecikme gerekçesiyle hayvanları indirmesine izin vermez, hiçbir aracıyı da dinlemez. Sonra birileri ithalatçı firmaya sorunu çözmeyi garanti eder, 120 bin dolara anlaşırlar. Ertesi sabah da Bakanlıktan onay çıkar. Rüşvete giden soru basit; eğer mevzuata uygunluk yoksa, onay nasıl çıktı? Basında yer alan bu iddia şaşırtıcı tabii çünkü AKP herhâlde ilk kez devletin denetleme mekanizmasını kendisi için çalıştırıyor. Peki, kim bunlar? Bakanlığın hangi yetkilileri? Bu rüşvet olayı bir ilk mi? Başka rüşvet olayları, başka fırsatçılar yok mu? Bu cüretin kaynağı ne?

BAŞKAN – Sayın Ünlü…

 

 

 

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Üç gün önce seçim bölgem Osmaniye'de bir kadınımız daha şiddete maruz kalarak öldürülmüştür. 29 Eylül günü boşanma işlemlerini gerçekleştirmek için avukatlık bürosuna giden hemşehrim Meltem Goncagül boşanmak istemeyen eşi tarafından acımasızca dövülerek şiddete maruz kalmış ve tedavi gördüğü hastanedeki on günlük yaşam mücadelesini kaybetmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet, ailesine baş sağlığı diliyorum.

Şiddetle mücadelede en kapsamlı sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi'nin geri çekilmesi aile içi ve kadına yönelik şiddet suçunu daha da artırmış ve endişe verici rakamlara ulaşmasına neden olmuştur.

Buradan bir kez daha kadına yönelik şiddeti kınıyor, derhâl kadınların şiddete karşı korunması için gerekli somut adımların atılmasını bekliyoruz.

Saygılarımla.

Teşekkür ederim Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bursa ülke ekonomisine verdiği katma değerin maalesef, çok düşük oranda, geri oranında yatırım almaktadır. Geçen hafta Bursa’nın en büyük mahallelerinden Demirtaş’ı ziyaretimizde oradaki muhtarlarımız ve vatandaşlarımız “Sağlık ocağı, aile sağlığı merkezi, ve 112 ambulans merkeziyle ilgili daha önce planlamaya alındığı ancak bir türlü yapımına geçilmediğini” ifade ettiler. Hızla büyüyen bölgemiz olan Demirtaş'ta bu sorun gerçekten giderek büyümekte. Bakanlığın verdiği cevapta ödenek olmadığı için yapılamadığını iletmiş ancak konunun takipçisiyiz. Burada hem aile sağlığı merkezi hem 112 ambulans merkezi hem de çok öncelerde hastane alanı olarak ayrılan merkezlerin bir an önce yatırımının çıkarılıp Sağlık Bakanlığının bu konuyu çözüme kavuşturmasını diliyor ve takipçisi olacağımızı ifade ediyorum.

BAŞKAN –  Sayın Etyemez…

 

 

HALİL ETYEMEZ (Konya) – “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber/ Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

AK PARTİ İstanbul Milletvekilimiz olan İsmet Uçma ağabeyimiz Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Ömrünü milletimize ve ümmete adamış kıymetli abimiz bu fani alemden göç etmiştir. İsmet ağabey siyaset dünyamızın ulu çınarlarından biriydi. Türk siyasi hayatında çok önemli hizmetleri olmuştur, siyasetçi kişiliğinin yanında öğrenmeyi ve öğretmeyi hayatının merkezine yerleştirmiş değerli bir fikir adamıydı. İnanıyorum ki bu mümtaz vasfıyla milletimizin hatırasında daima hayırla yad edilecektir.

Kıymetli ağabeyimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailesine, büyük AK PARTİ ailemize ve tüm sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Mekânı ali, mekanı cennet olsun. Hicretin kutlu olsun İsmet Ağabey.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çiftçiler ve besiciler girdilere gelen zamlar nedeniyle zor durumdadır. Bankaların takibinde 174 bin borçlu çiftçiye her gün yenileri eklenmektedir, gübreye tarihte görülmemiş fiyat artışı sürmektedir. Mazot, elektrik, yem, tohum, ilaç fiyatları çiftçiyi, besiciyi işi bırakma noktasına taşımıştır. 2002 yılında tohum fiyatı 319 lira olan dap gübre 7 bin lirayı aşmış, üre gübre 7 bin liraya dayanmıştır. 2002 yılında, 1 lira 10 kuruş olan mazot litresi 7 lira 58 kuruşa gelmiştir; çiftçi, üretici zor durumdadır.

Son olarak da şunu ifade etmek isterim: İstanbul Milletvekili İsmet Uçma Bey’le biz de TÜRKPA’da beraber görev yapıyorduk, vefatından büyük üzüntü duydum. Allah rahmet eylesin.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana Karataş ve Yumurtalık ilçelerimizde su ürünleri kooperatifleri ile balıkçılık yapan kardeşlerimizin ve tüm balıkçıların haklı talepleri bulunuyor.

Balıkçıların en masraflı kalemi mazot fiyatlarıydı. Yapılan düzenlemelerle balıkçılar teknelerine ÖTV’si indirilmiş yakıt alımı yapabiliyordu. Ancak art arda gelen zamların pompa fiyatına yansımaması, ÖTV’ye yansıtılması artık balıkçıların aldığı yakıtı normal fiyatın da üzerine çekti. ÖTV’siz yakıt almalarına rağmen pompa fiyatından çok daha fazla ödeme yapmak zorunda kalan balıkçılar ne yazık ki teknelerini satıp işten el çekme durumuna geldiler.

Deniz ürünlerinden et, süt ürünlerine, tarladaki mahsulden bebek mamasına kadar her ürünün fiyatının bu kadar artmasının nedeni Türkiye’yi ekonomik uçuruma sürükleyen AKP iktidarıdır. Vatandaşların en azından temel gıda ürünlerine daha ucuza erişebilmesi için acilen gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Göker…

 

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkanım, tarım sektörünün temel girdilerinde meydana gelen artış nedeniyle çiftçimiz artık üretimden vazgeçmekte ve çektiği kredileri nasıl ödeyeceğinin hesabını yapmakta.  Çiftçimiz bırakın çektiği krediyi ödemeyi, faizini dahi ödeyebilmek için tekrar krediye başvurmakta. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’nun sözdür: “Çiftçimizin çektiği kredi faizini ilk yedi gün içinde sıfırlayacağız, ana parayı eşit taksitlerle uzun vadeye yayacağız, çiftçimiz rahat bir nefes alacak. Sandıktan kaçmayın, çok geç olmadan sandığı getirin, çözüm sandıktır.” (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hepiniz bildiği gibi, sistemlerimiz yenilendi, o nedenle de parmak izi vermemiz gerekiyor. Yaklaşık 45 arkadaşımız henüz parmak izlerini vermemişler. Bu arada parmak izi alınamayan yaklaşık 18 arkadaşımız var, bunların parmak izlerinin alınması için de çalışmalar devam ediyor. Bu 18 arkadaşımıza 60’a göre söz talep ettiklerinde, sisteme giremedikleri için söz vermek durumundayız.

Ben şu anda 2 arkadaşa söz vereceğim, ondan sonra normal gündeme geçeceğiz.

Sayın Filiz, buyurun.

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Oğuzeli ilçemizde elektrik faturalarını zamanında ödeyemedikleri için çiftçilerimizin elektriklerinin kesilmesi, akaryakıt, yem ve gübre fiyatlarının olağanüstü artışı tarım ve hayvancılığı çökme noktasına getirmiştir.

Ayrıca, masa başında yapılan arazi toplulaştırılmasıyla araziler birleştirilmekten ziyade parçalanmış ve birbirinden uzak parseller hâline getirilmiştir. Dikili araziler birbirine girdiğinden mal sahipleri arasında sıkıntılar artmaktadır. Toplulaştırmanın bir an önce adil bir şekilde tamamlanması çiftçiyi rahatlatacaktır.

Doğru su yönetimi ve toprakların suyla buluşturulması ayrı bir sorun olarak duruyor. 2021 Ocak ayında açılışı yapılsa da Doğanpınar Barajı’nın sulama kanallarının yapılmadığı, sadece tarla içi sulamalar için hidrantların yapıldığı, ana dağıtım hatlarının yapılmadığını, Kayacık Barajı’nın da yanlış işletmeden kaynaklı sorunları olduğunu Tarım ve Orman Bakanının dikkatine sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

 

 

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hafta sonu seçim bölgem Gaziantep’in İslahiye ilçesini ve mahallelerini gezdim, hemşehrilerimin sorunlarını dinledim. Esnafımız da çiftçilerimiz de kan ağlıyor. Bakkalların veresiye defterleri kabarık, vatandaşımız borçla meyve, sebze alacak duruma gelmiş. Esnafımız bırakın geçinmeyi elektrik, su faturasına dahi yetişemiyor. Çiftçilerimiz elektrik, su faturalarının pahalılığından şikâyetçi, girdi maliyetlerinin altında ezilmiş, toprağı ekmek için nereden borç bulsam diye kara kara düşünüyor. Saray bolluk içinde yaşarken vatandaşlarımızın, esnafımızın, çiftçimizin, emeklimizin hâli ortada.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında saray değil, vatandaşlarımız refaha ulaşacak; şatafat değil, emek kazanacak; 5 müteahhit değil işçilerimiz, emekçilerimiz korunacak.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz talebi, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Lütfü Türkkan’a aittir.

Buyurun Sayın Türkkan.

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Meclis’te çok uzun süredir birlikte görev yaptığımız muhterem İsmet Uçma Beyefendi Hakk’a yürüdü. Cenab-ı Allah’tan kendisine rahmet diliyorum. Ailesine, sevdiklerine Adalet ve Kalkınma Partisi camiasına başsağlığı diliyorum. Arkadaşımızın ruhu şad olsun.

Fırat Kalkanı Harekât bölgesinde geçtiğimiz pazar günü terör örgütü PKK/PYD tarafından düzenlenen saldırıda Özel Harekât polislerimiz Cihat Şahin ve Fatih Doğan’ı şehit verdik, 2 polisimiz de yaralandı. Kahraman şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı polislerimize acil şifalar diliyorum. Şehitlerimizin ruhu şad olsun, mekânları cennet olsun, milletimizin başı sağ olsun.

Bursa’nın Kestel ilçesinde kimyasal ürün işleyen bir fabrikada bugün öğle saatlerinde bir patlama meydana geldi. Patlamada ne yazık ki 1 işçi hayatını kaybetti, 6 işçi de yaralandı. Hayatını kaybeden kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralı işçilerimizi de acil şifalar diliyorum.

Dün Afyonkarahisar’dan yine bir acı haber aldık. Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde öğrencileri taşıyan minibüs devriliyor, kazada 5 öğrenci hayatını kaybediyor, 5 öğrenci de yaralanıyor. Hayatını kaybeden evlatlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum; çok büyük bir imtihan, sabır niyaz ediyorum.

Bugün 6’ncı Cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk’ün ölüm yıl dönümü. Merhum Korutürk’ü vefatının 34’üncü yıl dönümünde rahmet ve saygıyla anıyorum.

Yine, Levent Kırca’nın, toplumsal sorunları korkusuzca işleyen, politik mizahın, hicvin ve taklidin büyük ustasının, değerli sanatçının aramızdan ayrılışının 6’ncı yılı bugün, ona da rahmet diliyorum.

Evet, bugün Gebze’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü. 12 Ekim 1922’de düşman işgalinden kurtulan Gebze’nin kurtuluş gününü kutluyorum. Şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Irak Türkmen Cephesinin eski Genel Başkanı ve Kerkük Milletvekili Sayın Erşat Salihi Irak genel seçimlerinde Kerkük 2’nci bölgeden yeniden milletvekili seçildi. Sayın Salihi’yi tebrik ediyorum, üstlendiği yeni görevinde başarılar diliyorum.

Dün akşam A Millî Futbol Takımımız 2022 FIFA Dünya Kupası Avrupa elemelerindeki 8’inci maçında deplasmanda Letonya’yı 2-1 yendi. Dünya kupasına katılma umutlarını sürdüren A Millî Futbol Takımımızın tüm oyuncularını, teknik heyeti ve yöneticilerimizi kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Değerli arkadaşlar, hep söylüyoruz, bir kurum var pembe tablolar çiziyor, masal anlatan bir kurum, bunun ismi TÜİK.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye İstatistik Kurumu, Ağustos 2021 dönemine ait iş gücü rakamlarını açıkladı. Buna göre işsizlik oranı önceki aya göre değişim göstermeyip yüzde 12,1 seviyesinde gerçekleşmiş. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2021 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre 11 bin kişi artarak 3 milyon 965 bin kişi oldu. TÜİK’e göre işsiz sayısı ağustos ayında 11 bin kişi artarken, aynı dönemde İŞKUR’a kayıt yaptıran kişi sayısı 199 bin kişi arttı. Her nedense İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı TÜİK verilerine yansımıyor. TÜİK’in verilerini devletin bir başka kurumu olan İŞKUR yalanlıyor. Şimdi buradan sormak istiyorum size: Bu işte bir gariplik yok mu? Günden güne işsizlik artıyor, bunu çevrenizde siz de görüyorsunuz. İstihdam azalıyor, ekonomi her geçen gün kötüye gidiyor; milletimiz fukaralaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hep söylediğimiz gibi, tek adam sisteminin milletimizi getirdiği nokta tam olarak bu. “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” diyorsunuz ya, ucube sistem, o ucube sistem memleketi bu hâle getirdi.

Son olarak Adıyaman’dan söz etmek istiyorum. Adıyaman ili Kahta ilçesinde bölgede yeterli su kaynakları bulunmasına rağmen GAP’ın merkezinde yer alan Kahta, sulama imkânlarından yeterince faydalanamıyor. Bu durumun yarattığı olumsuzluk nedeniyle, çiftçilikle uğraşan vatandaşlarımızın birçoğu, sulama yetersizliği ve artan kuraklıkla birlikte tarımsal faaliyetlerden de vazgeçmeye başladı. Bir dönem çiftçilikle uğraşan vatandaşlarımız artık Karadeniz Bölgesi’nde ve Çukurova’da mevsimlik tarım işçiliği yapmaya başlamış, çok kötü bir tablo bu. Bununla birlikte, tarımsal faaliyetlerin bölgede sona ermesiyle ekonomik koşulların kötüleşmesi köylerden kentlere göçü de artırıyor, sosyal bir problemi de beraberinde getiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Şimdi, iktidara buradan sormak istiyorum: O yandaşlarınıza anahtar teslim ettiğiniz köprü, otoyol projelerine verdiğiniz önemi neden GAP’a göstermiyorsunuz? On dokuz yıldır, yirmi yıldır iktidardasınız, sulama şebekelerinin bile yarısını bitirebildiniz sadece. Sizin yüzünüzden GAP’ın ortasında yer alan Adıyaman’daki çiftçiler mevsimlik tarım işçisine döndüler. İktidarı acil olarak Adıyaman’ın sesini duymaya davet ediyorum.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay’da.

Buyurun Sayın Akçay.

 

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

10 Ekim 2021’de Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesinde terör örgütü PKK/PYD tarafından düzenlenen hain saldırıda özel harekât polislerimizden Cihat Şahin ve Adıyaman Merkez İlçe Başkanımız Mehmet Doğan’ın oğlu Fatih Doğan şehit olmuş, 2 özel harekât polisimiz yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, gazilerimize acil şifalar diliyoruz, milletimizin başı sağ olsun.

Türkiye, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı Harekâtlarıyla sınırlarımızı terör örgütü PKK/PYD unsurlarından büyük ölçüde arındırmıştır. Terörist unsurlar harekât bölgelerine her fırsatta sızmaya kalkışmakta ancak güvenlik güçlerimiz gereken cevabı vermektedir. Güvenlik güçlerimiz sınırlarımızı tehdit eden, bölgemizi kaosa sürüklemeye tevessül eden hiçbir terörist unsura müsaade etmeyecektir.

Sayın Başkan, dün, 24, 25, 26 ve 27’nci Dönem AK PARTİ İstanbul Milletvekili, kıymetli arkadaşımız İsmet Uçma Beyefendi’nin haberini üzüntüyle öğrendik. Merhum İsmet Uçma’ya Allah’tan rahmet, ailesine ve Adalet ve Kalkınma Partisi camiasına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Dün, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde öğrenci servisinin devrilmesi sonucunda meydana gelen kazada 5 öğrencimiz -İsmail Eser, Nisa Eser, Teslime Eser, Melisa Demirel, Damla Duran- hayatını kaybetmiş ve 4 öğrencimiz -Rana Eser, Musa Eser, Hakan Tek, Yağmur Duran- yaralanmıştır. Hayatını kaybeden gençlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Sayın Başkan, dün, 11 Ekim 2021’de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Mesleki Eğitimde 1.000 Okul Projesi ve 50 AR-GE merkezinin açılış töreninde mesleki eğitim konusunda önemli açıklamalarda bulunmuştur. Proje kapsamında bin okula bir yılda 1 milyar lira yatırım, bin kütüphane, 10 bin akıllı tahta, bin fizik laboratuvarı kurulmuş, mevcut atölyelerin altyapısı güçlendirilmiştir. 24 ilde mesleki ve teknik eğitim okullarında 50 adet AR-GE merkezinin açılışı yapılmıştır.

Mesleki ve teknik eğitimde patent, faydalı model, marka ve tasarım yılı olarak belirlenen 2019-2020 eğitim öğretim yılında 803 patent başvurusundan 188’i tescillenmiştir. 2021 yılı Ekim ayı itibarıyla 198 patent, faydalı model, tasarım ve marka tescili alınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Cumhurbaşkanının, mesleki eğitim alan öğrencilerin işveren üzerindeki yükünün kaldırılması ve Mesleki Eğitim Merkezlerinde son sınıfta kalfa olarak devam eden öğrencilerimizin aldıkları ücretlerin iyileştirilmesi hususundaki müjdeleri önemli adımlardır.

Diğer bir önemli gelişme, lise ve üniversite mezunu gençlerimize istedikleri bir alandaki Mesleki Eğitim Merkezi Programı’nı kısa sürede tamamlama ve iş gücü piyasasına süratle geçme imkânının sağlanacak olmasıdır. Mesleki eğitimin teşvik edilmesi, nitelik ve nicelik olarak iyileştirilmesi konusundaki atılımları oldukça önemli görüyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak mesleki eğitimin teşvik edilmesi ve geliştirilmesi adına atılacak her adımı desteklemeye devam edeceğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç’ta.

         Buyurun Sayın Oluç.

 

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın vekiller, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın vefatını üzüntüyle öğrendik. Kendisi insani ilişkilere önem veren saygıdeğer bir kişiydi, bu Mecliste birlikte çalışmalarımızda gördük. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna başsağlığı diliyoruz.

Sayın vekiller, Halkların Demokratik Partisinin kuruluş yıl dönümüne yaklaşıyoruz, 15 Ekimdir, 9’uncu yılı. Bu konuyu daha konuşacağız fakat ilginç bir durum var, ben onu söylemek istiyorum: Çeşitli illerde 9’uncu yıl şenlikleri düzenlenecek, hazırlıklar yapıldı, başvurular yapıldı. Cizre’deki başvuruya -şölen yapılacak, müzikli bir şölen- Cizre Kaymakamlığı pandemi gerekçesiyle izin vermedi. Diyeceksiniz pandemi, olabilir ama öyle değil. Yani pandemi gerekçesiyle 15 Ekim için bize izin vermiyor ama 13 ve 14 Ekimde Şırnak Belediyesinin kültür şöleni adı altında Şehir Stadyumunda konseri var, onlar yapabiliyor konseri. Yani Şırnak Belediyesi yapabiliyor -biliyorsunuz belediye bizde değil- onlara pandemi yasağı yok ama HDP kuruluş şöleni yapacak, kuruluş şöleninde müzikli bir etkinlik gerçekleştirecek, yasak. Bu nasıl bir çifte standart? Yani iktidara yakın olanlar konser yapabiliyor, pandemi tehlikesi yok; iktidara muhalif olanlar herhangi bir etkinlik yapamıyor, pandemi tehlikesi var. Böyle bir zihniyet olabilir mi? Nasıl bir yasakçı anlayış, nasıl bir çifte standart, nasıl bir ikiyüzlü hukuk anlayışı? Yani bunların hepsi ama hepsi Cizre Kaymakamlığında ve Şırnak Valiliğinde birleşmiş, bütünleşmiş bir durum, ucu nereye varıyor? Tabii ki iktidara bunu hatırlatalım. Düşman hukuku uygulamaya devam ediyorsunuz bunu bir kez daha vurgulayalım, altını da çizelim.

Şimdi, bu zihniyet her yerde yaşanıyor sadece Cizre'de değil. Bakın, Ankara'nın ortasında, ya başkent, Ankara’nın ortası, basına da yansıdı Mamak'ta Kürt bir aile düğün yapıyor, düğün sırasında TEM polisleri -TEM polisleri kim? Terörle mücadele şube polisleri- gidiyorlar, düğüne baskın yapıyorlar, gerekçe ne? Düğünde yöresel elbiseler giyinmiş, bu nedenle baskın yapılıyor ve “Bu, mitingdir.” diyorlar ve görüntüleri istiyorlar yani orada halay çekiliyor filan, düğündeki eğlence görüntülerini istiyorlar. Zihniyete bakın, başkentin göbeğinde ve orada yaşayan aile, yirmi beş yıldır orada yaşayan bir aile ve orada uzun zamandır çeşitli düğünler de yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Normal, insanlar evleniyorlar, eğlence yapıyorlar ama işte TEM polisleri baskın yapıyor “Burada miting var.” diye. Niye? Yöresel elbise giymiş Kürtler. Yani, nasıl bir zihniyet bu ya, gerçekten anlaşılır gibi değil. Bu da dönüyor dolaşıyor, nereye geliyor? TEM polisleri, İçişleri Bakanlığı, iktidar yani zaten bu İçişleri Bakanlığı musibetin merkezi hâline geldi, onu hepimiz biliyoruz. Bunu da kayıtlara geçmesi için söylemiş olalım, bu anlayışın kabul edilebilir bir yanı yok.

Şimdi, değerli vekiller, bir dernekten söz edeceğim: Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği. Bu, Diyarbakır’da kurulmuştu yıllar önce ve açlık sınırı altında yaşayan yurttaşlara gıda ve benzeri temel ihtiyaçlarının karşılanması ve ekonomik destek amacıyla kurulmuştu 2006 yılında, bundan on beş yıl önce. Adalet ve Kalkınma Partisi dâhil tüm partiler derneğin kurucu partisiydi o zaman.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – On yılı aşkın faaliyet gösteren Dernek 22 Kasım 2016’da 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kapatıldı; hiç alakası olmamasına rağmen bu 15 Temmuz darbe girişimiyle, kapatıldı. O fırsat bu fırsat, her şeyi kapattı iktidar zaten. Bu Dernek, ailelerin kimliğine, inancına, siyasi durumuna bakmadan herkese yoksulluğu çerçevesinde ulaşmaya çalışan “Aç insan umudunu da yer.” şiarıyla yaklaşan bir dernekti ve defalarca davalar açıldı bu derneğe; hepsi düştü bu davaların, beraatla sonuçlandı. Yani, insanları kameralar karşısında rencide etmeden, kuyruklara sokmadan, temel ihtiyaçlarını dayanışmayla karşılamak ve o kentteki siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının dayanışmasıyla sorunları çözmeye çalışan bir dernekti. Kapatılma sonrası derneğe dava açıldı, yönetim kurulu üyesi Doktor Selim Ölçer’e iki yıl bir ay hapis cezası verildi. Selim Ölçer, yıllarca Tabipler Birliği yöneticiliğini yapmış bir doktor arkadaştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun. Toparlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

İki yıl bir ay hapis cezası verildi. Yani bu nedir? Bu derneğe düşmanca davranıldı, kapatıldı; Selim Ölçer’e düşmanca davranılıyor, hiç alakası olmayan bir şekilde iki yıl bir ay hapis cezası veriliyor. Yani şatafata ve lükse batmamışların, yoksullara el uzatılmasına, onları sömürmeden gerçekten ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmalarına karşı verilen bir cevap olarak görüyoruz bunu. Yani ayıp desek, hukuksuzluk desek ne dersek diyelim hiçbir tanesi bunu tam olarak karşılamıyor, onu da söyleyeyim, bu işlenen acayip suçların.

Şimdi, suç dedim de, suç endeksi yayınlanıyor. İsviçre’de bulunan bir inisiyatif var, “Ulusaşırı Organize Suça Karşı Küresel İnisiyatif” bunun adı. Bu İnisiyatifin destekçileri arasında Avrupa Birliği, Interpol gibi kuruluşlar da var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum.

2021 yılı suç endeksini açıklamış bu kuruluş. Bu endeks şöyle konulardan oluşuyor açıklarken: İnsan hakları ihlalleri var içinde, uyuşturucu trafiği var, insan kaçakçılığı var, askerî suçlar var; çok geniş bir yelpazede çeşitli suçları kapsayan bir araştırma yapıp yayınlıyorlar. Türkiye, 193 ülke arasında kaçıncı sıraya girmiş? 12’nci sıraya. Bravo, şahane bir durum!  Asya ülkeleri arasında ise 5’inci sıraya girmiş. Yani bu da iktidarın ayıbıdır, onu da söylemiş olayım.

Son nokta, kısa bir değinmek istiyorum. Dün, Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın 50’nci ölüm yılıydı, Doktor Hikmet Kıvılcımlı’yı saygıyla anıyoruz. Türkiye sosyalist hareketi açısından çok büyük fikri katkıları olan, Türkiye'de ilk defa bazı konuların tartışmasına yol açmış olan, zihni çok açık bir kişiydi. Zorluklara, baskıya, yasaklara, rağmen önemli bir mücadeleyi sürdürdü. Kendisini saygıyla anıyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Özkoç’da.

Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İsmet Uçma, hem Genel Kurulda hem de komisyonlarda birlikte görev yaptığımız, farklı görüşlerde olsak bile hiçbir çatışmayı provoke etmeyen, provoke edilen çatışmaları yeri ve zamanı geldiği zaman akil bir şekilde engellemeye çalışan, fikirlerini sade, kimseyi kırmadan söyleyen değerli bir siyasetçiydi, büyüğümüzdü. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Afyonkarahisar ilçesinde servis minibüsünün devrilmesi sonucu yaşamını yitiren 5 öğrencimize Allah'tan rahmet, yaralı öğrencilerimize acil şifalar diliyorum. Bir daha böyle olayların yaşanmaması için de gerekli denetimler daha da sıklaştırılmalı ve sorumlular gereken cezayı en yakın zamanda almalılar.

Terör örgütü saldırısı sonucu şehit olan özel harekât polisleri Fatih Doğan ve Cihat Şahin’e Allah’tan rahmet diliyorum. Dualarımız, sınırda vatanı korumak için mücadele eden Mehmetçiklerimizle beraberdir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye uzun zamandan beri yönetilemiyor, âdeta savruluyor, işsizlik aldı başını gidiyor, marketlerse cep yakıyor, insanlar yiyecek alamaz hâle geldi; öğrenciler çalışıyor, çabalıyor, üniversite kazanıyor ancak yurtlara yerleştirilemiyor. Öğrenciler de öğrenimlerini donduruyor, yaşamlarını kendi kentlerine giderek devam ettirmek zorunda kalıyor. Okul bitiyor, okulu bitirenlere de iş yok. Bu ülkenin değerli gençleri çalışıyor, çabalıyor, Boğaziçi gibi saygın bir üniversiteye giriyor, üniversiteler yönetilemiyor. “Bunu saray duysun.” diye haykırıyorlar, tutuklanıyorlar. Bu çocukların tek suçu çalışıp emeğiyle üniversite sınavını kazanmak.

Tutuklanan çocukların dışında bir evladımız var; Boğaziçi Üniversitesinin en çalışkan öğrencilerinden birisi, Almanya’da burslu bir eğitim kazanmış, 15 Aralığa kadar çıkması gerekiyor ama kendisine yurtdışına çıkma yasağı konmuş yani okumak istiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – …yani insanlar ona değer veriyor ama iktidar bunu engelliyor. Oysaki AKP iktidarı diyor ki: “Sen çalışma, sen düşünme; mesela İstanbul Belediyesinin Büyükada ihalesine aylık 2.500 TL kiraya verdiğimiz TÜGVA’ya gel. Biz seni torpille üniversiteye yerleştirelim. Biz seni yerleştirelim ve sen bize mahkûm bir hâle gel.” İktidar bunu söylüyor. Bugün sosyal medyada çarşaf çarşaf TÜGVA’cıların listeleri gazeteciler tarafından ortaya serildi; utançla bakıyorum listelere, üzüntüyle bakıyorum. Bunlar FET֒den ders almadılar, yeni FETÖ tipi yapılanmalara devlette yer açıyorlar; bunları bakanlıklara alıyorlar, kaymakam yapıyorlar, vali yapıyorlar hatta savcı yapıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “FETÖ bitti.” diyorlar ya, FETÖ bitmedi; FET֒nün fikirleri iktidarda. Ülkede hırsızlık yapmayan, çalışan, çabalayan, dürüst olan herkes terörist; saray bezirgânları vatanseverler, geriye kalan hakkı yenenler vatan haini. Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz, biz bu düzeni değiştireceğiz. Bu ülkenin çalışkan, dürüst insanlarıyla ülkeyi değiştireceğiz. Biz devletimizi seviyoruz, biz milletimizi seviyoruz, biz hakça paylaşmayı da seviyoruz ancak AKP Genel Başkanı Erdoğan seçimden kaçıyor. Buradan AKP Grubuna da sesleniyorum: Artık sayılı günler kaldı, yasal süreyle altı yüz yirmi gün; inat etmeyin, millet daha daha fazla eziyet çekmesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ülke, gerçekten bu ülkeyi yönetecek emin, ehil kişilerin ellerine bırakılsın. “Derhâl seçim.” diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan’a ait.

 

 

Buyurun Sayın Özkan.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, “Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü/ Çatlayacak yalanın çelik kabuğu/ Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocukları.” dediği gibi şairin; bahçesinde nice gençler yetiştiren, hayatını hakkın ve hakikatin mücadelesine adayan partimizin kurucu üyesi İstanbul Milletvekilimiz, kıymetli ağabeyimiz İsmet Uçma’yı bugün Hakk’a uğurluyoruz. Hüzünlüyüz çünkü nezaketi ve birikimiyle kendisinden çok şey öğrendiğimiz fedakâr bir dava adamını, aksiyon, fikir ve düşünce insanını, gerçek bir dostu, ağabeyimizi kaybetmenin acısını yaşıyoruz. İsmet ağabeyimize Allah’tan rahmet, bütün sevenlerine, ailesine, yakınlarına ve aziz milletimize sabrıcemil niyaz ediyoruz. Makamıali, mekânı cennet olsun.

İstanbul Milletvekilimiz İsmet Uçma’nın vefatı dolayısıyla Grup Başkanımız Naci Bostancı’ya taziyelerini ileten Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, HDP Eş Genel Başkanı Sayın Pervin Buldan’a; Grup Başkan Vekilleri olarak MHP’den Sayın Erkan Akçay ve Levent Bülbül’e, İYİ Parti’den Sayın Lütfü Türkkan ve Müsavat Dervişoğlu’na, HDP’den Sayın Meral Beştaş ve Saruhan Oluç’a, CHP’den Sayın Engin Özkoç’a, Özgür Özel ve Engin Altay’a çok teşekkür ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye bir hukuk devletidir ve Türkiye anayasal hukuk devletinin kurumlarını işleterek ülkesine ve milletine hizmet etmeye devam ediyor. Türkiye'de eğer gençliğimize sahip çıkarsak geleceğimizi teminat altına alırız. Bu çerçevede derin ve paralel yapılarla mücadelede ülkemizin millî ve yerli teknoloji hamlesine destek veren, medeniyet değerlerinden ilham alan gençlik yetiştirmeye mecburuz. Bu çerçevede Türkiye Gençlik Vakfı, millî ve yerli anlayışla ülkesine ve milletine hizmet eden gençler yetiştirmeye, yarınlarımızı aydınlatmaya devam ediyor.

Evet, bugün ayrı bir hüzün yaşıyoruz zira, ülkemizin istiklal ve istikbal mücadelesinde terör koridorunu oluşturmak isteyen bütün dâhilî ve haricî bedhahlara karşı mücadele veren Mehmetçik’imiz, Suriye’nin Mera kasabasında PKK’lı, YPG’li teröristlerin saldırısına uğradı. Suriye Görev Gücünde görevli Gaziantep Polis Özel Harekât Şube Müdürlüğü personeli Cihat Şahin ve Fatih Doğan şehit olurken 2 polisimiz de yaralandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyoruz, kederli ailelerine ve aziz milletimize sabrıcemil niyaz ediyoruz. Gazilerimize de inşallah acil şifalar diliyoruz.

Yine, Afyonkarahisar’ın İscehisar ilçesinde öğrenci servisinin devrilmesi sonucu 4’ü öğrenci olmak üzere 5 kişi hayatını kaybetti. Kazada yaralanan öğrencilerimize şifa niyaz ediyor hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz.

Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27’nci Yasama Dönemi Beşinci Yasama Yılına bugün 280 sıra sayılı yasal düzenlemenin görüşülmesiyle başlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Vergi Usul Kanunu’muz, esnafımızdan çiftçimize vatandaşımızın her birini ilgilendiren salgın, doğal afet ve sel felaketleriyle, yangınlarla mücadele ettiğimiz bir dönemde çiftçimizin, esnafımızın, sanayicimizin; 85 milyon vatandaşımızın imdadına koşarak.

İşte, hükûmet sistemimizle bir taraftan vatandaşlarımızın ihtiyacı olan yasal düzenlemeleri hızlı bir şekilde Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle hayata geçirirken diğer taraftan da Parlamentomuz, böylesi bir salgın döneminde etkin yasama ve denetim faaliyeti yapmak suretiyle vatandaşlarımızın güvenini ve mutluluğunu, sevincini, desteğini kazanmayı hak ediyor. İnşallah 280 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu’muzu bütün siyasi parti gruplarıyla uzlaşı içerisinde hayata geçireceğimize inanıyor, Genel Kurulu bu vesileyle bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                  12/10/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 12/10/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                       Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kocaeli Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan tarafından, çiftçilerimizin sorunlarının tespiti, tarımsal üretimde desteklerin artırılması, sektörün sübvanse edilmesi ve girdi maliyetlerini düşürecek önlemlerin alınması amacıyla 12/10/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 12/10/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisi üzerine gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün vefat eden AK PARTİ Milletvekilimiz İsmet Uçma Bey’e Allah’tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde tarımsal girdi maliyetleri tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Çiftçilerin üretim yapabilmesi için en önemli girdisi gübredir. Gübre fiyatlarındaki yüksek artış tarım ürünlerinin ekimini olumsuz etkilemektedir. Tarımda yaşanan girdi maliyetleri üreticinin borç yükünü de her geçen gün artırmaktadır. Türk çiftçisinin üretim kabiliyeti maalesef her geçen gün erimektedir. Son bir ayda dap gübresi 6.800 liraya, üre gübresi 6.650 liraya, can gübresi 4.050 liraya, ekim gübresinin tonu 4.500 liraya yükseldi. Gübrede son bir yıl içerisinde artış oranları yüzde 100 ile yüzde 300 arasında değişiklik göstermiştir.

Sadece gübre girdileri değil elbette çiftçilerimizin sorunu, artan tohum fiyatları, ilaç, mazot fiyatları, elektrik fiyatları da neredeyse gübreyle yarışmaktadır. Bu girdi fiyatlarının yüksekliği nedeniyle çiftçilerimiz artık tarımdan soğumuş, üretimden bıkmış durumdadır. 2018 yılı ile 2021 yılları arasına baktığımızda tarım girdilerinde değişen tek şey yüzdelik fiyat artışları, zamlar. Çiftçinin omzuna yüklenen yüzde 100’den, yüzde 300’e varan gübre zamları, mazot, tohum, elektrik, ilaç zamları.

Artan girdi maliyetlerinin dışında çiftçimizin bitmek bilmeyen borcu da tarımsal üretimde kriz koşulları belirlemektedir. Çiftçilerimizin 2021 yılı Eylül ayı BDDK verilerine göre borçları 161 milyar liraya yükselmiştir, Tarım ve Kredi Kooperatifi borçları ise 11,5 milyar Türk lirasına ulaşmıştır. Toplam 172,5 milyar borcu olan çiftçilerimizin özel sektöre borcu da 50 milyarın üzerinde olması nedeniyle 220 milyar TL’yi aşmıştır. Bu borçların yaklaşık 6 milyar TL’si kanuni takip altındadır. Ne acıdır ki haciz artık çiftçilerimizin traktörlerine, tarlalarına, bağ ve bahçelerine gelmeye başlamış, binlere, on binlere ulaşmıştır. Tarımsal üretim ve çiftçilerimizin getirildiği bu aşama ülkemizi son yıllarda ithalatçı ülke konumuna sürüklemiştir. Örnek vermek gerekirse iktidar, dünyanın en büyük gıda ithalatçısı Çin’i bile geride bırakarak ülkemizi dünyanın en büyük buğday ithalatçısı hâline getirmiştir. Bu, aynı zamanda cumhuriyet tarihinin en yüksek buğday ithalatı seviyesidir. Buğday ithalatında belirlenen alım fiyatları, yerli üretim için belirlenen taban alım fiyatlarından yüksek tutulmuştur. Yani kendi çiftçimize kaşıkla verilen tarım desteği yabancı ülke çiftçilerine kepçeyle verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, hafta sonu Konya Akşehir ve Tuzlukçu ilçelerinde çiftçilerimiz ve besicilerimizle beraber oldum. Akşehir Yazla kasabasında çiftçilerimiz başta gübre, tohum, mazot ve elektrik fiyatlarına yetişemediklerini ifade ediyorlar; ürettikleri pancar, ürettikleri haşhaş kapsülünden zarar ettiklerini söylüyorlar. Besiciler ise hayvanlarını satmak zorunda kaldıklarını söylüyorlar. Süt fiyatlarındaki faciayı burada defalarca anlattık, dinleyen yok. Allah aşkına, elinizi vicdanınıza koyun; pancarda girdiler bir yılda ortalama yüzde 60 olmuş, siz “Yüzde 25 zam verdik.” diye övünüyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi bu yıl kuraklık yaşadık. Sayın Cumhurbaşkanımız 4 Haziran 2021 tarihinde bir açıklama yaptı. 61 ilde, kuraklık yaşanan illerimizde zarar gören çiftçilerimizin zararlarının karşılanacağını hatta dekar başı 100 liraya kadar destek verileceğini, zararlarının ödeneceğini ifade etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Aradan dört buçuk ay geçti, çiftçi ekime başladı ama Sayın Cumhurbaşkanımızın sözü hâlâ yerlerde sürünüyor; AK PARTİ Grubu da burada, hiç sesini çıkarmıyor. Kardeşim, çiftçi bana soruyor: “Cumhurbaşkanımın vaadi nerede?” diyor. “Neden 61 ilde yüzbinlerce çiftçimiz bekliyor? Hani zararlarımız karşılanacaktı, hani söz verdiydiniz? Biz, devletimizin başına inanmayalım mı?” diyor. Haklılar vallahi. Ben “İnanmayın, 40 kere yalan söylüyorlar; hangi sözlerini tuttular ki?” diyorum ama buna rağmen çiftçilerimiz bir umut sizi bekliyorlar. Üreticileri, çiftçileri yokluğa terk ettiniz; artık vazgeçiniz. Şu grup önerimize Allah aşkına “evet” deyin de şu gübre fiyatlarını bir araştıralım.

Hepinize teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)  

MAHMUT TANAL (İstanbul)  – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul)  – Ben, teşekkür ediyorum size.

Şırnak’tan geldim.

BAŞKAN – Hoş geldiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul)  – Sayın Hatibin bahsettiği gibi Şırnak’ta, Silopi’de vatandaş tarlasına gübre götürüp o ürününe gübre atamıyor, gübre atması yasak.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul)  – Şırnaklıların size ve tüm Meclise selam ve saygılarını iletiyorum.

BAŞKAN – Aleykümselam.

MAHMUT TANAL (İstanbul)  – Dediler ki: “Şırnak’ta yolumuz yok, elektriğimiz yok, suyumuz yok, yatırım yok; işsizlik var.”

BAŞKAN – Sayın Tanal, Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (İstanbul)  – “Bu konuda mümkünse Meclis biraz da Şırnak’a da bir ödenek ayırsınlar.” dediler.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ediyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul)  – Ben, bunları Sayın Meclise iletmiş olayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi selamlıyorum.

Türkiye tarımının içinde olduğu durumu izah edecek 3-5 tane veri yeterli diye düşünüyorum, yani böyle meselenin çok erbabı olmaya gerek yok. Bir tanesi tarım topraklarının alanı, bir tanesi çiftçi sayısı, bir tanesi de borç miktarı. Şimdi, 2002’de 24 milyon hektar gibi tarım toprakları varken bu, günün sonunda 19,5 milyon hektara düşmüş durumda; Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı 2 milyon civarında çiftçi varken bu, 1 milyonun biraz üstüne düşmüş durumda; borçlar da -160 milyon, 50 milyon öyle, 11 milyon Tarım Krediye- yani 200 milyar doları geçmiş, 220 milyar dolara doğru çıkmış durumda. Şimdi, çiftçi azalıyor, ekilebilir topraklar azalıyor fakat borç artıyor. Dedim ya, meselenin erbabı olmaya gerek yok, 3 tane veri tarımın içinde olduğu durumu gösterir.

Fakat tabii, meseleye de şöyle bakmamak gerekir, bazı şeyler yapısaldır. Yani bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi için konuşuyoruz ya, yani günün sonunda Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denen hilkat garibesi, memleketi bir uçurumun dibine getirdi. Bunun içeresinde “Şu daha iyi düzenlenebilir miydi, bu konuda daha demokratik davranılabilir miydi?” gibi vehimlere gerek yok. Niye? Çünkü zaten bizatihi bu sistemin üretmiş olduğu yapısal durum, ülkeyi bundan başka bir şekilde yönetmeyi imkânsız kılar. Yapısal bir durum var. Şimdi, tarım da tam böyle işte, yani tarımsal süreçlere tarımsal faaliyetlere fabrika, endüstri yani endüstriyel tarım perspektifiyle baktığın andan itibaren bu sübvansiyonları yapabilmen; mazotu, gübreyi, şunu bunu azaltabilmen, çiftçi sayısını artırabilmen, ne bileyim, tarım topraklarını çoğaltabilmen falan mümkün değil. Mesele işte, tam bu yapısallıkla mücadele edebilmek. Biz buna “agroekolojistler” olarak “endüstriyel tarım” diyoruz. Endüstriyel tarım, daha geçen hafta konuşuldu, iklim krizinin en büyük sebebi arkadaşlar. Yani Türkiye’de en sıkıntılı olan şey, esasen bu tarımsal uygulamalar sonucunda kırsalın tasfiye olmasıdır. Yani köylü kültürünün tasfiye olmasıdır. Oysa bir ülkenin sağlıklı olabilmesi için sosyal açıdan, iktisadi açıdan, toplumsal hatta siyasi açıdan sağlıklı olabilmesinin ön koşullarından bir tanesi kırsalın olmasıdır. Kırsalın atalık yöntemler ile kadim bilgi birikimiyle üretim yapabiliyor olmasıdır ama siz yani bu şirket tarımının önünü açtığınız andan itibaren bu kaçınılmaz bir biçimde neyi sağlayacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Kırsalın tasfiye olmasını sağlayacak, buna paralel olarak da işsizlik artacak, istihdam düşecek yani uzatmak mümkündür. Pek çok musibet tam da bu endüstriyel tarım anlayışından kaynaklandı. Bakın, Türkiye topraklarının zehre bulanması da, pestisit faciası da, Marmara’daki müsilaj sorununun da esasen gelip dayandığı şey; bu tarım uygulamalarının hataları. Bu sebeple, bir defa, bu çiftçi borcu denen hilkat garibesini ortadan kaldırmak gerekir. Küçük ve orta ölçekli çiftçilerin çiftçi borçlarını kamu borcu hanesine yazmak gerekir. Ziraat Bankası nasıl 750 milyon dolar parayı verip de kredi olarak dönüp bakmıyorsa çiftçinin, özellikle küçük ve orta ölçekli çiftçinin de bu anlamda desteklenmesi gerekiyor ama bunlarla birlikte tabii, girdilerin de makul bir seviyeye çekilmesiyle birlikte -esas mesele- çiftçilerin örgütlenmesinin önünü açacak kanuni adımları atmak gerekir. Bunlar olduğunda belki düzelme olacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Mersin Milletvekili Sayın Cengiz Gökçel.

Buyurun Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin uyguladığı yanlış ekonomi ve tarım politikaları nedeniyle çiftçi her gün daha fazla borçlanıyor, borcu borçla kapatmaya çalışıyor. Çiftçi borç ekiyor, haciz biçiyor. Biz “Çiftçiyi ihya edelim, çiftçiye ürettirmezsek yiyecek ekmek bulamayız.” diye bas bas bağırdık. Bugün çiftçimiz artık toprağını ekmeyi bıraktı. 2002 yılında lideriniz “Çiftçi sayısını azaltacağız.” dedi, bunu da başardınız.

Bugün CAN gübrenin fiyatı 4.050 lira, amonyum sülfat 3.600 lira, üre 6.800 lira, DAP 7.400 lira, potasyum nitrat 5.500 lira, mazot 7.650 lira. Çiftçi eskiden yağmur duasına çıkardı, şimdi de elektrik parasını ödeyebilmek için duaya çıkıyor. Mersin, narenciyenin başkenti ancak üreticiler zirai ilaç bile kullanamıyor. Çiftçi, tarlasını sürecek mazot alamıyor; sulama yapacak, elektrik borcuna para bulamıyor; sulama birliğine borcu boyunu aşmış, ödeyemiyor. Çiftçi, gübre vermeden, ilaç yapmadan, su kullanmadan üretim yapmaya çalışıyor, buna rağmen binbir güçlükle yetiştirdiği narenciye dalında kaldı arkadaşlar, dalında; alıcı gelmiyor. Çiftçinin geldiği durum bu.

Tarım Kanunu açıkça size “Millî gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir.” diyor. Bunu vermek zorundasınız. Bugüne kadar, çiftçiye hakkı olan bu parayı vermediniz, siz çiftçinin hakkını çaldınız, çiftçiyi borca batırdınız.

Değerli milletvekilleri, BDDK verilerine göre 2019 yılının Eylül ayında tarım sektörünün bankalara olan borcu 160 milyar lirayı geçti. Pandemi döneminde tüm dünya çiftçisine, üreticisine hibeler verdi, destekler verdi; AKP, çiftçisini borca batırdı. Bugün, Ağustos 2021 itibariyle tarım sektörünün piyasaya, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borcu 220 milyar lirayı aştı. Siz eğer çiftçinin hakkını çalmasaydınız, çiftçi bugün toprağından ve üretiminden vazgeçmeyecekti. (CHP sıralarından alkışlar) Çiftçimiz üretimden vazgeçiyor, siz tarım ürün ithal ediyorsunuz, yabancı ülkenin çiftçisini ihya ediyorsunuz; utanın bundan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şunu iyi bilin ki bu alanda yaptığınız her türlü baskı aslında çiftçiye zarar veriyor. Hangi alanda biliyor musunuz? Ürün tedarikçilerine, hallere ve tarladan, bahçeden ürün alan tüccara, ihracatçıya yaptığınız ve kestiğiniz ceza onlara bir sıkıntı yaratmıyor; çiftçiye baskı yaratıyor, çiftçiyi bitiriyor. Bugün Çukurova’da mayer limon dalında bekliyor; mandalina yetişti, okitsu dalında bekliyor. Eksiden bu ürünlerin ihracatına tonda 110 dolar verilirdi arkadaşlar, 110 dolar ama siz destekten vazgeçtiniz, çiftçinin bütün mallarını haczedip traktörünü sattırıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Bir dakika…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Selamlama için bir dakika daha verseydiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gökçel.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Kırklareli Milletvekili Sayın Selahattin Minsolmaz.

Buyurunuz Sayın Minsolmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun Meclis araştırması açılması talebine ilişkin AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce değerli büyüğümüz, düşünce ve fikir insanı, partimizin kurucularından İsmet ağabeyimize, İstanbul Milletvekilimiz İsmet Uçma’ya Allah’tan rahmet diliyorum, hepimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz göreve geldiği ilk günden bugüne kadar çiftçimizin her zaman yanında olmuştur ve olmaya devam edecektir. Son on sekiz yılda üreticilerimize 311 milyar lira destek verilmiş, sadece 2021 yılında destekler 24 milyar liraya çıkarılmıştır. Çiftçimizin desteklenmediği yönündeki iddialar doğru değildir, çiftçimiz taban fiyatlardan memnundur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, bunu Şırnak meydanında bir git söyle bakayım Allah rızası için, ne diyecekler ya size?

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) - Buradaki tüm hatiplerin dile getirdiği gübre ham maddesinde yaşanan durum doğrudur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gidin bir söyleyin Şırnak meydanında veya Urfa meydanına gidin söyleyin. 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Saygı gösterin.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) - Gübre ham madde tedarikçisi ülkeler ihracatlarını kısıtlamaya gitmişler ve ham maddelerde yaşanan fiyat artışlarından dolayı bir arz talep dengesi bozulması yaşanmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım da arkadaş, bize söyleyin ya, Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sayın Tanal… Sayın Tanal, kürsüde konuşmacı var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın, Şanlıurfa, Nevşehir, Şırnak AK PARTİ’ye oy vermiş; gitsin, o meydanda bu konuşmayı yapabiliyor mu?

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Ayıptır, ayıp!

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yazık ya!

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Dünyada tarım ürünlerine yönelik talep artışı gübreye olan talebi de körüklemiştir, neticede bir taraftan arzı kısılan, diğer taraftan talebi artan gübre fiyatlarındaki artış kaçınılmaz olarak dünyada olduğu gibi ülkemizde de baş göstermiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu konuşmayı vallahi, Sivas meydanında da söyleyemez. “Çiftçiye yardım ediyoruz, çiftçiyi iyi olmuş.” Edemez.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Tamam, hafta sonu Sivas’a beraber gidelim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ablacığım, ben gelirim de siz burada…

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Ülkemizde üretilen gübrenin ham maddesinin yüzde 90’ının yurt dışından karşılandığı göz önüne alındığında gübrede yaşanan bu fiyat artışının temel sebebi ortaya çıkmaktadır. Tüm dünyada yaşanan gübre fiyatı yüksekliği ülkemizi de etkilemiş ancak Hükûmetimiz gübre fiyatları artışı karşısında çiftçimizi yalnız bırakmamış, gübre desteğini tüm ürünlerde yüzde 100 artırmıştır.

Devletimiz 2016 yılında gübrede KDV’yi kaldırarak üreticimiz üzerindeki yükü hafifletmiştir. Dünyada gübre ham maddecisi olan ülkeler, ihracatında ciddi kısıtlamalara gitmişler ve buna talep verebilmek amacıyla bazı çalışmalar yapılmakta ve bu konuda da kurum ve kuruluşlarımız gereğini yapmak için elinden geleni göstermektedirler.

2003-2021 döneminde toplam 18 milyar mazot desteği verilerek 2017’de başlayan yeni uygulamayla da stratejik ürünlerde mazot maliyetlerinin yarısı karşılanma yoluna gidilmiştir. Geçtiğimiz yıl tarımsal hasılamız ülke ortalamasının üzerinde yüzde 4,8 büyüyerek 333 milyar liraya yükseltilmiştir ve 2021 yılında da büyümeye devam etmektedir. Bugün Türkiye, Avrupa’da tarımsal hasıla bakımından lider ülke konumundadır ve dünyada 10’uncu sıradadır. Bu, Türk çiftçisinin bir başarısıdır. Ülkemiz, dünyaya açık, rekabetçi, dinamik bir ekonomidir. Sürekli ithalattan bahsedilmektedir ancak geçen yıl 16 milyar dolar ithalata karşılık 21 milyar dolarlık bir ihracat gerçekleşmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım, yani bahsedildiği şekilde bir dışa bağımlılık söylemi asla doğru değildir. Geçtiğimiz eylül ayında hem genel olarak ihracatımız hem de tarımsal ihracatımız rekor kırmıştır, tarımsal ihracat yüzde 24 artışla sadece bir ayda 2,7 milyar olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhalefet sürekli sadece ülkemize ait bir sorunmuş gibi gıda fiyatlarındaki artışı gündeme getirmektedir ancak bu husus tüm dünyanın sorunudur. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun 2021 Eylül ayı verilerine göre gıda fiyatları tüm dünyada yüzde 31 artmıştır. Bu anlamda, bakıldığı zaman, çiftçi borçlarına, çiftçiyi desteklemeye ilişkin Hükûmetimizin gösterdiği hassasiyet ortadadır ve bundan sonra da devam edecektir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi 3 sayın milletvekiline, yerlerinden, 60’a göre birer dakika söz vereceğim.

İlk söz Sayın Bahşi’nin.

 

 

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vefat eden İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’ya rahmet diliyorum, ruhu şad olsun.

Antalya’nın Manavgat ilçesinde çıkan yangında bu bölgenin ormanlarının yüzde 85’i kül olmuştur; sonrasında ise binlerce hektarlık orman alanı yanmış, kızılçam ağaçlarının kesilmesi için ihaleye çıkarılan yüklenici firma da kesime başlamıştır ancak yüklenici firmanın kesim yaparken, yanmış kızılçam ağaçlarının yanı sıra özellikle Gebece ve Sırtköy’de  yaş ağaçları da kesmesi orman köylülerinin tepkisine yol açmıştır. Şimdi, Sayın Orman Bakanını ve yetkilileri, kesimin bir an önce durdurularak gerekli incelemenin başlatılması için göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biraz önce, işte çiftçiye yapılan yatırımları vesaireyi söylediler. Arkadaşlar, Şırnak’ta vatandaş tarlasına gübre götürüp gübreyi atamıyor. Şırnak Milletvekiliniz burada, Şırnak’ta vatandaş tarlasına sabahtan akşama kadar çalışmaya gittiği için yanında suyu götüremiyor, bir lokma parça ekmeği götüremiyor. Ekmek ile su götürdüğü zaman diyor ki “Sen bunu teröriste veriyorsun.” Vatandaş tarlasını ekemediği için göç ediyor, perişan durumda. Yol yok, elektrik yok, su yok, iş yok, yatırım yok ve vatandaşa terör tazminatını da vermiyorlar. On dört seneden beri güvenlik gerekçesiyle keşif yapılamıyor, vatandaşa terör tazminatı da veremiyor. Bu vatandaş nereye sığınsın? Adalet istiyor, hukuk istiyor, eşitlik istiyor, liyakat istiyor. AK PARTİ’li olmayan Şırnak’ta nefes alamıyor arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani yazık, günah! Artık bu liyakatsizliği bitirelim. Bakın, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen, çok rica ediyorum. Söz süreniz tamamlandı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Hakk’a yürüyen AK PARTİ’mizin kurucularından İstanbul Milletvekilimiz İsmet Uçma’nın vefatı bizleri derinden üzdü. Gerçek bir dava adamı, inançlı bir münevver, siyasi hayatımıza çok değerli katkılar sunan bir siyasetçi olarak daima hatırlayacağımız İsmet ağabeyimize Cenab-ı Hak’tan rahmet, kederli ailesine sabrıcemil niyaz ediyoruz. Mekânı cennet, makamı ali olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.36

 İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 16.47

BAŞKAN : Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur),   İshak GAZEL(Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

12/10/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/12/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                               Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Ekim 2021 tarihinde Van Milletvekili Sayın Muazzez Orhan Işık ve arkadaşları tarafından verilen 14789 grup numaralı 10 Ekim Gar katliamının bütün boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 12/12/2021 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu.

 

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Sayın İsmet Uçma’yı saygıyla anıyor, ailesine ve AK PARTİ Grubuna başsağlığı diliyorum.

Pazar günü 10 Ekim katliamının yıl dönümüydü. Geride kalanlar olarak biz her yıl Gar Meydanı’nda arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, eşlerimizi, çocuklarımızı anmak istedik. Acı, katliam, kayıplar, adaletsizlik bu toprakların muhalif her ferdinin bedenine işleyen bir sızıdır ama ne olursa olsun, o güne kadar vahşetin böylesine tanık olmamıştık. O gün yaşananları anlatmayacağım çünkü acıya acı katmak değil; umudu büyütmek, aydınlık bir geleceği kurabilmemize vasıta olmak isterim.

10 Ekim 2015 katliamının neden olduğu, nasıl göz göre göre olduğu, nasıl önlemek için hiçbir şey yapılmadığı, nasıl adil bir yargılama olmadığı, hiçbir kamu görevlisinin sorumluluk almadığı, hiçbirinin yargılanmadığı; Antep’ten, Suruç’tan, Diyarbakır’dan geçen IŞİD mensuplarının yollarının nasıl Ankara'ya ulaştığı, ifadeleri bile alınmadan bırakılanlar, sağ yakalanabileceği hâlde gerçeğe ulaşılmasın diye öldürülerek ele geçirilenler; bunların hepsi yazıldı, çizildi ve anlatıldı. Yani gerçeğe ulaşmak isteyenlerin kulakları işitmez, gözleri görmez olamaz çünkü herkes her şeyi bütün açıklığıyla biliyor.

Valilik, geçen gün, 10 Ekim katliamında hayatını kaybedenlerin anısına dikilecek olan mabet ağacı ginkgo fidanlarını gece yarısı taşıyıp götürmüş. Geride kalanların yas tutabileceği ağaç fidanına bile tahammülü olmayanların iflah olmasını tabii ki beklemiyorum. Çünkü düzen hep böyle yürür. Cumartesi Anneleri yıllarca kayıplarını aradıkları Galatasaray meydanından uzaklaştırılır ve onların yerine başka anneler makbul kabul edilerek diğerlerinin yok olacağı sanılır. Bir tren kazası olur, “Bu bir kaza değil, cinayet.” diyen yakınları tam da Anayasa Mahkemesinin önünde saldırıya uğrar. Soma’da madenciler ölür, ölenlerin yakınlarına bir tekme atan bir kamu vardır mutlaka. “Devlet ve iktidar aynı şey değil.” diyenlerin sesini duyuyorum ama aynı şey. Üstelik hep de aynı oldu. Çorum’da, Maraş’ta da aynıydı; Sivas’ta, Madımak’ta da aynıydı; Roboski’de de aynıydı; bugün de aynı. Bu ülkede korunması gereken, yurttaş değil devlettir ve aslında o esnada kim devletin gücünü kullanıyorsa odur, aktörler değişebilir ama yurttaşların acısı değişmez. Örneğin, katliamda hayatını kaybeden Osman Turan Bozacı’nın oğlu Çağlayan Bozacı, babasının mezarı başında yaptığı konuşma nedeniyle gözaltına alındı. Anma haberini yapmak isteyen gazeteci Tamer Arda Erşin Ankara’da polisin “Seni dörde bölerim.” tehdidine, küfürlerine maruz kaldı. Bu engellemelerin, bu tehditlerin işaret ettiği siyasal bir neden var. 11 Ekimde davaya gizlilik kararı getirilmesi, davada amacın sorumlulardan hesap sormak değil devletin sorumluluğunun üzerini örtmek olduğunu bize açık şekilde gösterdi. Üstünü örtmek için gösterilen onca çabaya rağmen beş yıldır süren davada kamu görevlilerinin bir dizi ihmali olduğu da ortaya çıktı. Bombacıları taşıyan Yakup Şahin’i patlayıcı hazırlığında kullanılan ham madde aldığı için 30 Eylülde Nizip Emniyeti takibe aldı, Gaziantep Emniyetini uyardı, Gaziantep Emniyeti hiçbir şey yapmadı. IŞİD katliamlarını örgütleyen fail Nusret Yılmaz 2 defa Gürcistan’a geçmek istedi, kırmızı bültenle arandığı için Gürcistan kabul etmedi, Yılmaz şu anda belki de elini kollunu sallayarak aramızda dolaşıyor. Katliam öncesi mülkiye müfettişleri “Saldırı gerçekleşebilir.” diye rapor hazırladılar, Terörle Mücadele bu konuda hiçbir şey yapmadı.

Bakın, daha çok yeni, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi ve Fransız haber ajansı AFP, ABD tarafından aranan ve IŞİD’in mali sorumlusu olduğu belirtilen Sami Casim’in düzenlenen gizli operasyonla Türkiye’de ele geçirildiğini duyurdu. Yine, eş zamanlı olarak, Avrupa Birliğinin AB istihbarat birimi EUINTCEN’in AB en üst düzey karar mekanizmalarına gönderdiği “çok gizli” ibareli “Ankara Bombalaması” başlığını taşıyan ve iktidarın sorumluluğuna işaret eden bir belgenin ortaya çıktığı iddia ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Türkiye’den bu konularla ilgili şu ana kadar hiçbir açıklama yapılmadı. Açıkçası, 10 Ekimde ölmediğimiz ve yaşadığımız için hâlâ hesap soruyorlar; yaşadığımız ve hafızamız olduğu için, hatırlattığımız ve gerçekleri ortaya çıkarmaya devam ettiğimiz için hesap soruyorlar.

Suruç’tan yaralı olarak kurtulan Doktor Çağla Seven diyor ki: “Bizim ve 10 Ekim ailelerinin rahat uyumasını sağlamak ve iyileşmek için tababete değil, adalete ihtiyacımız var. Bunu sağlayacak olan da yargıdır, bunu sağlayacak olan da Meclistir. Eğer onlar yapmıyorsa bunu sağlayacak olan da sizlersiniz sevgili halkımız.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum

Altı yıl önce, Ankara Gar meydanı önünde yitirdiğimiz 103 vatandaşımızı rahmetle ve saygıyla anıyorum. 500’den fazla da vatandaşımız yaralandı. Yakın geçmişimizde yaşadığımız, tanık olduğumuz en acı olaylardan, en kanlı katliamlardan birisiydi. 10 Ekim katliamıyla doğru dürüst yüzleşmedik. Çünkü yüzleşmek için, yaralarımızı sarmak için adalet talep etmek zorundayız ve adaleti tesis etmek zorundayız. Oysa yargılama sürecine baktığımızda dosyada delillerin doğru dürüst araştırılmadığı, eksik dosyayla yargılamanın yapıldığı ve gerçek suçluların araştırılmadığı, görünür suçluların yargılandığı bir yargılama sürecine tanık olduk dolayısıyla da hepimizin yarası hâlâ kanıyor arkadaşlar. O zamanı kısaca anımsayalım: 7 Haziran seçimlerine giderken yine bugünkü gibi Cumhurbaşkanı tehdit etmişti. “400 vekil verin bu iş huzurla çözülsün.” demişti. 400 vekili alamadığınız gibi Parlamento çoğunluğunu da kaybettiniz. İktidar olamayınca da gizli eller devreye girdi ve Türkiye’yi âdeta kan gölüne döndürdü.

Suruç, Diyarbakır, sonrasında Ankara Garı, sonrasında başka kanlı, bombalı eylemlerle sarsıldık ve çok acılar yaşadık. Ve o sırada -yine anımsayın- yine Genel Başkanınız, Sayın Cumhurbaşkanı “Milletimiz kaosu seçti.” demişti ve Türkiye’yi bu süreçte 1 Kasım seçimlerine sürüklediniz. İşte bu nedenle, değerli arkadaşlar, o günlerde bu terör saldırısını yapanları, göz yumanları, destek olanları, arkasındaki kirli elleri saklamayı tercih ettiniz. Sadece Ankara Garı davasında bile, baktığınızda, İçişleri Bakanlığının yani devletimizin teftiş raporlarında bile bu kişilere görünmez bir koridor açıldığı apaçık ortada. Yunus Emre Alagöz aslında teknik takip altında, nasıl gelebildiği hâlâ soru işareti. Kardeşi Abdurrahman Alagöz, daha bir ay önce Diyarbakır’daki bombalamayı yapmış, İlhami Balı’yla yani IŞİD emiriyle sürekli telefonda konuşuyor ve devletin bilgisi dâhilinde. Şimdi siz burada kamu görevlilerinin buradaki ihmalini, gizli elleri, kirli elleri araştırmazsanız adaleti sağlamış ve dolayısıyla da 10 Ekim Ankara Garı patlamasıyla olması gerektiği gibi hesaplaşmış, yüzleşmiş olabilir misiniz? Elbette olamazsınız. Dolayısıyla burada hâlâ yapılması gereken çok şey var.

Değerli arkadaşlar, 10 Ekim Ankara Garı patlamasından birkaç dakikayla kurtulan bir arkadaşınızım. O sırada birkaç dakikalık gecikme dolayısıyla şu anda aranızdayım, öyle zannediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkanım, bağlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) - Orada kamu görevlileri, güvenlik güçleri yaralılara, yakınlara, oradaki insanlara su ve gaz sıktılar ve maalesef devletimizin güvenlik güçlerinin ve Ankara Valiliğinin bu kaba, hukuk tanımaz tutumu aynen devam ediyor. Altı yıldır, biz, orada özellikle ölenlerin yakınları, olması gerektiği gibi bir anma töreni dahi gerçekleştiremiyoruz. Bizler dahi, milletvekilleri dahi gazlanmadan, joplanmadan o anma törenleri gerçekleştirilmiyor ama orada insanların anmasına dahi engel olan devletin polisi, her nasılsa Ankara Garı’na girenleri arama ihtiyacı dahi duymamıştı ve o aramanın niye yapılmadığının hesabı hâlâ sorulmuş değil.

Son bir şey arkadaşlar, bakın, Hitler, yaptığı birçok zulümle anılıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkanım, kapatıyorum, bir cümle. Sabrınızı zorladığımı biliyorum ama çok özür dileyerek.

BAŞKAN – Peki, bir cümle daha; son cümlenizi alalım.

MURAT EMİR (Devamla) – Hitler, Berlin’de kitap yaktığı için anılıyor. Sizler de maalesef, gecenin bir yarısı ağaç topladığınız için anılacaksınız. Böyle bir lekeyi size bile yakıştıramadım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) -  Cumhurbaşkanımıza istinat edilen gerçek dışı beyanları reddediyoruz. Terörle mücadelemizi etkin şekilde sürdürüyoruz; kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Tekirdağ Milletvekili Sayın Mustafa Yel.

Buyurun Sayın Yel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, İstanbul Milletvekilimiz, değerli ağabeyimiz, büyüğümüz, çok saygıdeğer Milletvekilimiz İsmet Uçma’nın Hakk’ın rahmetine kavuşmasından dolayı kendilerine rahmeti Rahman diliyorum. Allah, gani gani mekânını cennet eylesin inşallah.

Değerli arkadaşlar, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda meydana gelen patlamayla ilgili olarak HDP Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırma önergesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Yüce heyetimizi saygıyla selamlıyorum.

10 Ekim 2015 tarihinde 12.00 ile 16.00 saatleri arasında Ankara Tren Garı’ndan Sıhhiye Meydanı’na kadar toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacağı bildiriminde bulunulmuş ve Valilik makamınca bu bildiri kabul edilmiştir. Toplanma noktasında, gar kavşağında, başta KESK, DİSK, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Tabipler Birliği gibi sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra, birçok siyasi oluşum, siyasi parti, STK, dernekler ve vatandaşların katılımıyla saat dokuz itibarıyla toplanmaya başlanılmıştır. 10 bin kişinin toplandığı ve kortej hazırlığı yapıldığı esnada saat 10.04.29’da 1’inci ve 10.04.32’de de 2’nci patlama meydana gelmiş ve 102 kişi hayatını kaybetmiş, 417 vatandaşımız yaralanmıştır. Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza tekrardan Allah’tan rahmet diliyorum.

Bahse konu eylemi gerçekleştiren canlı bombalardan birisinin Suruç saldırısını gerçekleştiren Abdurrahman Alagöz’ün ağabeyi Yunus Emre Alagöz isimli şahıs olduğu tespit edilmiştir; diğer şahsın Suriye uyruklu erkek bir şahıs olduğu tespit edilmiş ancak şahsın açık kimliği, bilgisi tespit edilememiştir.

Ankara Tren Garı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde meydana gelen terör saldırısının faillerinin ortaya çıkartılması amacıyla yapılan çalışmalarda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2015/141243 sayılı soruşturma kapsamında, Ankara Emniyet Müdürlüğünce hazırlanan fezlekeli tahkikat evrakında 31 şahsın şüpheli durumda bulunduğu, bunlardan 2’sinin canlı bomba eylemini gerçekleştiren şahıslar olduğu, yakalanarak gözaltına alınan 6 şahsın tutuklandığı, 23 şahsın ise şüpheli ve firari olarak yer aldığı anlaşılmıştır. Güvenlik birimlerimiz olarak, DEAŞ terör örgütüyle diğer terör örgütleriyle olduğu gibi kararlılıkla mücadele edilmekte olup gerçekleştirilen başarılı operasyonlarla örgütlerin strateji ve taktikleri çözülmeye başlanmış, örgütlerin yapılanmaları deşifre edilmiş, gerçekleştirdikleri eylemler aydınlatılmış, sözde lider ve üst düzey sorumluların birçoğu yakalanarak örgüte büyük darbeler vurulmuştur. Ayrıca DEAŞ terör örgütüne yönelik yürütülen terör soruşturmaları uluslararası anlaşmalar, anayasa, yasalar ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUSTAFA YEL (Devamla) – Bu yönde haklarında terör örgütü üyesi olduğu ve örgüt adına faaliyet gösterdiği yönünde bilgiler elde edilen şahıslarla ilgili olarak detaylı çalışmalar yapılmakta ve adli makamların talimatıyla şahıslarla ilgili soruşturmalar yürütülmektedir.

RIDVAN TURAN (Mersin) – Gaziantep istihbarat soruşturma raporuna rağmen, nasıl oluyor da bunlar Ankara’ya kadar eskortla geliyorlar ya, bir ondan bahseder misin?

MUSTAFA YEL (Devamla) – Ankara Tren Garı eylemi özelinde ise Ankara Emniyet Müdürlüğü kadrosunun 20 Temmuz 2015 günü meydana gelen Suruç eylemi sonrası senelik izinler kapatılmıştır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ankara’ya eskort eşliğinde geldi o patlamayı yapanlar.

MUSTAFA YEL (Devamla) – Yine o dönem meydana gelen Diyarbakır ve Suruç saldırılarıyla birlikte terör örgütlerinin eylemsellik sürecini arttırmaları nedeniyle Ankara Emniyet Müdürlüğü bünyesinde güvenlik toplantısı yapılarak var olan mevcut tedbirlere ilaveten ek birtakım önlemler alınmıştır. Tedbirler gözden geçirilerek güncellenmiş, intikal eden yazılar doğrultusunda tedbirler arttırılmıştır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Göz göre göre patlatıldı bombalar. Katliam, katliam…

MUSTAFA YEL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, söz konusu eylemle ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıyla yürütülmekte olan soruşturma devam etmekte olup bu konuda diğer terör eylemlerinde olduğu gibi etkin bir mücadele kararlılıkla sürdürülmektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, gece yirmi dörtten sonra arama kararı niye kaldırıldı?

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gece yirmi dörtten sonra Ankara’ya girişte arama kararı kaldırıldı!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ortada sorumlu yok ha? Niye araştırmadınız etkin soruşturma olup olmadığını? Niye araştırılmasını istemiyorsunuz ısrarla senelerce?

BAŞKAN – 3 sayın milletvekiline yerlerinden İç Tüzük 60’a göre söz vereceğim.

İlk söz Okan Gaytancıoğlu’nun.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu.

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu sabah saat beş sularında İpsala’mızın Balabancık, Sultanköy, Sarıcaali, Paşaköy; Meriç’in Büyükaltıağaç, köylerinde yaklaşık 15 bin dekar alanda çok ciddi bir dolu yağışı olmuştur. Buraların yüzde 60’ında hâlâ çeltik vardı, aşağı yukarı yüzde 40’ı biçilmişti. Çeltik ekili alanlar büyük zarar görmüştür, birçoğu TARSİM’den sigortalı değildi.          Gerçi TARSİM de gerekli çalışmaları yapıyor, yeterli olmasa da takipçisi olacağız. Bu, bir millî servettir, sigortalı olmayanların da takipçisi olacağız.

Buradan Tarım Bakanlığına sesleniyorum, üreticilerimizin millî servet olan zararlarının karşılanmasını talep ediyorum; üreticilerimize de bölgemize de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz.

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Suriye’de Şehit olan Allah’ın aslanları Özel Harekât polislerimiz Fatih Doğan’ı ve Cihat Şahin’i rahmetle ve minnetle anıyorum.

Ankara, hafta sonu Türk vatanını ve Türk milletini hedeflerine ulaştıracak millî kuvvetin ve millî kudretin yegâne teminatı Ülkü Ocakları Türk Gençliği Büyük Kurultayı ve Türkiye’nin asli gücü Analar ve Bacılar Kurultayına şahitlik etti. “X, Y, Z” diyerek Türk gençliğini ayrıştıran anlayışlara karşı, Türkiye’nin ikbal ve istikbalinden umudunu kesen bakışlara karşı ülkücü Türk gençliğinin tarihî mesajı dosta güven vermiş, Türk ve Türkiye düşmanlarını zangır zangır titretmiştir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in ifadesiyle, millî şerefimizin abidesi olan analarımızın ve bacılarımızın büyük coşkusu umudumuzu perçinlemiştir.

Kurultayımızda emeği olan herkese teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

 

 

 

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ağrı’da, 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in ölümüne ilişkin dava dosyası faili meçhul olurken Türkiye, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne kara bir tabloyla girdi. Ceza mahkemelerine 2013-2020 döneminde toplam 140 binden fazla çocukların cinsel istismarı suçu geldi, İHD raporuna göre 2002’den bu yana 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yaptı. Şartlı salıvermeler arttı, “Rıza var.” demeler, iyi hâl indirimleri de dikkat çeker düzeyde. Tüm kız çocuklarına aydınlık bir geleceği kuracağımıza söz veriyoruz.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

                             

 

 

                                                                                           12/10/2021

          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/10/2021 Salı günü (bugün)  toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                       Engin Özkoç

                                                                       Sakarya        

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi ve arkadaşları tarafından, kantincilerin tüm sorunlarının belirlenmesi ve çözüm yollarının tespiti amacıyla 11/10/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin (2837 sıra no.lu) diğer önergelerinin önüne alınarak görüşmelerinin 12/10/2021 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Gamze Akkuş İlgezdi.

Buyurun Sayın İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)   

CHP GRUBU ADINA GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün kantincilerin sorunlarından bahsedeceğim ama aslında milyonlarca yurttaşımızın da sesine ses olmaya çalışacağım.

Büyük usta Yaşar Kemal bir yazısında “Ders söyletir, hâl ağlatır.” der. Ülke olarak tam da o noktadayız. Bir tarafta, yüreklerinde birçok dert, yaşamı sırtında taşımak zorunda kalan halkımız var; diğer tarafta, sorun yokmuş gibi davranarak ortada sorun kalmayacağına inanan bir iktidar var. Çünkü bir sorunun varlığını kabul etmek demek, aynı zamanda sorunu çözmeyi gerektirir. Bu iktidar da “Bu sorunu çözecek gücüm yok.” diyor. İşte bu nedenle, saray kabinesine göre; hayat pahalı değil, enflasyon yok, marketlerde fiyatlar gayet uygun, “işsizlik” derseniz çoktan tarihe karıştı, yoksulluk ve açlık sınırı sorun olmaktan çıktı yani insanlarımız refah ve varlık içinde yaşıyorlar. Oysa hakikat tektir, istediğiniz kadar eğip bükmeye çalışın; değiştiremezsiniz.

Değerli vekiller, size iktidarın yokmuş gibi davrandığı Türkiye manzarasından ibretlik bir kesit aktaracağım. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da kantinci esnafıyla bir araya geldik; bir dokunduk, bin ah işittik. “Derdimize dert katan çok ama derman olacak bir iktidar yok.” dediler, haklıydılar. İki yıla yaklaşan pandemiden paylarını sefalet ve çaresizlik olarak aldılar, uzaktan eğitim sürecinde gelirlerini daha da kaybettiler. Kantinlerin işleyemez hâle gelmesi, aileleriyle birlikte 1 milyon kişiye ulaşan devasa bir kitleyi doğrudan etkiledi; kapı kapı dolaştılar, muhatap bulamadılar. Feryatlarını sonunda bir Bakanlık duydu, gelin görün ki o da yanlış duydu. Somali’ye, Tunus’a, hatta Kongo’ya hibe veren hazine, kantincilerden, birikmiş vergi ve SGK prim borçlarını talep etti. Vatandaşa IBAN vererek dünyanın en cömert ülkesi olanlar, evine ekmek götüremeyen kantincileri icraya vererek ne kadar merhametli olduklarını bir kez daha gösterdiler. Bu aslında işin pandemideki mali boyutu sadece.

Öte taraftan kantincilerin elini kolunu bağlayan ciddi yapısal sorunlar var. Anımsayacaksınız, 2016’ da çocuklarımızın sağlıklı beslenmesi için okul gıdası uygulamasına geçildi. Bu kapsamda 26 firmaya iş verildi ancak gıdaların maliyeti yüksek, raf ömürleri kısa olunca firmalar üretim yapamadı, yapmadı. Bugün kantinlerde satılması gereken logolu ürünler satışa dahi çıkarılamadı, piyasada yok yani; ancak öğrenciler kantinlerde satışı yasak ürünleri dışarıdan kolaylıkla alıp tüketebildiler. Bir kantinci bu durumu şöyle isyan ederek seslendiriyor: “Eskiden 100 ürün satarken son yasaklarla 5 ürüne indik; kira artıyor, vergi artıyor ama bizler yasalara uyduğumuz için resmen cezalandırılıyoruz.” Herkesi mağdur eden, tekel yaratan bu piyasacı anlayışı bir an evvel terk etmeliyiz. Bütün okullarda kaliteli, kolay ulaşılabilir, sağlıklı sıcak yemeği ücretsiz olarak sağlamalıyız çünkü sosyal devletin gereği budur ve inanıyorum ki kantincilerimiz Bakanlıkla yapacağı anlaşmalarla bu hizmeti en iyi şekilde sunabilirler. Bu fırsatı onlara vermeliyiz diyorum.

Sorunlar bitti mi? Hayır. Okullar açılınca kantinler hizmet vermeye başladı ama bu sefer de yüksek kira bedelleriyle karşılaştılar. Çoğu aile şirketi olan kantinciler bu yükün altından kalkamıyor. Biz bu işletmelere bir nebze can suyu olabilmek için iki yıl boyunca kantinlerden kira alınmamasını öneriyoruz.

Kantinler aynı zamanda kadın istihdamı içinde önemli alanlar. Geçimini kantinden sağlayan 300 bin kişinin yüzde 70’i kadın. Bu insanların okullar kapanınca iş akitleri de sona eriyor. Böylece hem işlerini hem de sigorta haklarını kaybediyorlar. Hâl böyle olunca, güvencesiz iş havuzuna dâhil edilerek başka seçenekleri kalmadan sömürü çarkının dişlilerinden ezilip gidiyorlar. Bu mağduriyetin önüne geçmek adına devletin mutlaka sigorta prim desteğini sağlaması gerekir.

Elbette beş dakika içerisinde tüm sorunları dile getirebilmem mümkün değil. Bu sebeple, bir araştırma komisyonun kurulmasını talep ediyoruz. Ayrıca, bu sorunlar yalnızca kantincileri değil, tüm toplumu da ilgilendiren bir sorun. Bakın, insanın iki kalbi vardır, biri kanar, öbürü tahammül eder. İnanın, milyonlarca yurttaşımızın artık ne vaatlere kanacak ne de çaresizliğe tahammül edecek takati kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Biz biliyoruz ki söyleyecek sözü kalmayanların bu sorunları çözmeye de niyeti yok.

Bu kürsüden milletime seslenmek isterim: Hani Nazım Usta diyor ya: “Umut, umut, umut/ Umut insanda.” Alın teriyle, emeğiyle geçinenlerin hakkını ve hukukunu savunmak, umutlarını diri tutmak bizim boynumuzun borcudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına söz talep eden Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu öneriyle ilgili İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaşadığımız dönemde esnafımız çok büyük sıkıntıdadır. Mart 2020’den itibaren ülkemizde salgının yaşanmaya başlaması ve sokağa çıkma kısıtlamalarıyla tüm esnaf gibi kantinci vatandaşlarımız da ekonomik olarak zor bir süreç yaşamıştır. Okulların kapanmasıyla kantinler de kapanmış, kantinci esnafımız devlet tarafından açıklanan destek paketlerinden ya faydalanamamış ya da yeterli desteği almamıştır. Buna rağmen kantinci esnafımız vergi borcunu, SGK prim borcunu ödemek zorunda kalmış, çok zor bir süreç geçirmiştir; maalesef bu zor süreç bugün de devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün geldiğimiz noktada okullar açıldı, evet,  okullar açıldı ama bazı kantinler hâlâ daha kapalı, açık olan kantinler ise yeterli seviyede iş yapamamaktadırlar. Pandemi döneminde iş yapamayan okul kantincileri, borç para ve kredilerle hayatlarını sürdürmeye çalışmakta, kapalı kaldıkları dönemin ekonomik ve sosyal zorluklarıyla mücadele etmeye devam etmektedirler. Ülkemizde ilköğretim, ortaöğretim ve üniversiteler olmak üzere okul sayısını göz önüne alırsak kantincilerimizin yaşadığı mağduriyetlerin yüz binlerle ifade edilebilecek sayıda vatandaşımızı ilgilendiren çok önemli bir konu olduğunu görebiliriz.

Değerli milletvekilleri, üniversite kantinleri öğrenci sayısına göre kira ödemektedirler. Derslerin önemli bir kısmının uzaktan eğitim yoluyla işlenmesiyle üniversitedeki kantincilerimiz de büyük mağduriyetle karşı karşıyadırlar. Devlet desteği yok, öğrenci az ama kira devam ediyor.  Üniversite kantinlerinde yaşanan bu mağduriyetin de göz ardı edilmemesi ve çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener grup toplantılarımızda esnaf, STK temsilcileri, atanamayan öğretmenler, emeklilikte yaşa takılanlar gibi birçok alanda mağduriyet yaşayan grupların temsilcilerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden seslerini duyurmalarına imkân vermekte, yandaş kanallar yayınlamasa da TRT, TBMM TV ve bazı TV kanalları yayını kesse de kürsüyü asıl sahiplerine teslim etmektedir.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Teşekkür ederim.

Geçtiğimiz 30 Haziran günü yapılan grup toplantımızda da kantincilerimizi temsilen Sayın Burhan Yıldırım kürsüye çıkmış ve birinci ağızdan mağduriyetlerini dile getirmişlerdir. Burhan Yıldırım o gün demişti ki: “Pandemi döneminde en çok zorlukları yaşayan biz kantincileriz, on altı aydır evlerine ekmek götüremeyen esnafı temsilen buradayım, evlatlarına, eşlerine mahcup anne ve babaların sesini duyurmak için buradayım, çocuğuna süt almak için evindeki eşyalarını satacak hâle gelmiş kaderine terk edilmiş bir esnaf grubuyuz; hâlimizi bir sorun, sesimizi duyun, bizi muhatap alın.” Burhan Yıldırım ağabeyimizin bu sözlerinin duyulması kantincilerimizin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için verilen önergeye “kabul” yönünde oy kullanacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Antalya Milletvekili Sayın Kemal Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ve bu önergeyi hiç koşulsuz desteklediğimizi başlangıçta belirtmek istiyorum. Ancak tabii ki bu konunun aynı zamanda bir sosyolojik aynı zamanda da bir pedagojik konu olduğunu belirtmek lazım. Zira okul kantini de eğitim ortamını bütünleyen parçalardan biridir. Okul ortamı, eğitim ortamı diye bir ortam vardır; bu ortamda spor salonu, kütüphane, laboratuvar, resim odası, müzik odası, bilişim odası, çok amaçlı salon ve benzeri gibi parçacıklar birleşerek okul ortamını, eğitim ortamını oluşturmaktalar. Bunun vazgeçilmezlerinden biri de kantindir ve kantinin iki yönü var: Bir, kantin esnafının geçimi, devridaimi, ekonomik sorunları. İki, kantinden yaşamsal ihtiyacı için alışveriş yapan öğrenci ve öğretmenler. Şimdi, bunun ikisi birden ıskalanmıştır. Dolayısıyla burada hem kantin esnafının ekonomik, demokratik özlük hakları ihlal edilmekte hem de aynı zamanda okulda yaşayan öğrencilerin, öğretmenlerin ve okul çalışanlarının hakları ihlal edilmektedir; iki türlü hak ihlali söz konusudur burada.

Sayın Gamze Hanım da ifade ettiler, 300 bine yakın kantin çalışanlarının çoğunluğu kadın. Burada bir kadın emeği ihlali… Aslında pozitif ayrımcılık yapılması ve iş önceliği tanınması gereken kadın yoksulluğu için iş önceliği tanınması gereken bir kadın hakları ihlali de söz konusu. Aynı zamanda bir çocuk hakları ihlali de söz konusu. Dolayısıyla kantin sadece bir ekonomik sorunmuş gibi gözüküyor ama içerisinde sosyolojik, pedagojik, insan haklarına dayalı hak ihlallerinin çok bariz bir şekilde olduğu görülüyor.

Şimdi, pandemi sürecinde, bu salgın, bu covid sürecinde örneğin, sessiz sedasız, Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk istifa etti, gitti. Sayın Ziya Selçuk, niye istifa ettiğinizin ayrıntılarını niye açıklamadınız? AKP'nin sayın yetkilileri, Sayın Ziya Selçuk niye istifa etti? Gelen Sayın Bakan Ziya Selçuk'tan daha fazla, daha güzel, daha iyi ne yapacak? Eğitim ortamının hâli; kantinden başlayarak öğrencilere, öğretmenlerden başlayarak velilere kadar tamamen bir hak ihlalleri yumağı, bir kördüğüm, bir çözülemezlikle karşı karşıya. Buna karşın, bu kadar, toplumun temel yapısını teşkil eden ağır bir soruna dair maalesef gören, duyan, bilen, irdeleyen, anlayan ve çözmeye çalışan bir yaklaşım da asla ve kata söz konusu değil. Daha önce de örnek vermiştik, Tanzimat Döneminde Hayrullah Efendi'nin dediği “Mektepler ve talebeler olmazsa ben okulu ne güzel yönetirim…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

İşte, pandemi döneminde âdeta bu gerçekleşti; okullar da yoktu, talebeler de yoktu ve Hükûmetiniz gayet güzel idare ediyormuş gibi gözüktü ama bir yokluk idare ediliyordu ve bu yoklukla çok ciddi bir ihlal ortaya çıktı. Eğitim, bir bütün olarak eğitim ortamı, eğitim ortamını teşkil eden ve eğitim ortamının temel öznesi olan öğrencinin nasıl ki kantin yokluğuyla yeme, içme, beslenme hakkı ihlal ediliyor ise bir bütün olarak eğitim ortamında sizin politikalarınızla; ana dilde eğitim, zorunlu din dersi, benzeri gibi konularla çok ciddi hak ihlalleri olmakta, öğretmenler tarafından, özellikle zorunlu din dersini veren ve nereden yetiştiği belli olmayan öğretmenler tarafından çok ciddi nefret suçları işlenmekte, hak ihlalleri işlenmekte. Bu da bir hak ihlalidir.

Desteklediğimizi belirtiyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Başkanım, öğretmenlerimizin nerede yetiştiği bellidir, “nerede yetiştiği belli olmayan” demek çok ayıp.

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Nasıl?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Hatip, öğretmenlerimizin nerede yetiştiği belli; eğitim fakültelerinde yetişiyor, “nerede yetiştiği belli olmayan” değil.

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Ben bir öğretmen olarak orada yetiştim ama onlar orada yetişmedi. Ben biliyorum, bilerek konuşuyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hah, ama onlar kim açıklamanız lazım, tüm öğretmenleri töhmet altında bıraktınız.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Orhan Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisi ve bizleri izleyen değerli halkımızı saygıyla hürmetle selamlarım.

Sözlerimin başında, kaybettiğimiz değerli İstanbul Milletvekilimiz, AK PARTİ kurucumuz, ağabeyimiz, İsmet Uçma ağabeyimizi rahmetle anıyor, yakınlarına sabır diliyorum.

Değerli arkadaşlar, CHP grup önerisiyle, pandemi döneminde kantincilerin yaşadığı sıkıntılar dile getiriliyor. Tabii, 11 Mart 2020’de küresel bir krizle dünya karşı karşıya kaldı. Yaklaşık aralık ayında başlayan bu süreç, ülkemizdeki önemli tedbirlerle üç ay sonrasında bize de ulaştı. 16 Mart gibi de Hükûmet, okulların kapanması, pandemi tedbirlerinin alınması kapsamında kararlar aldı. Tabii, birçok kesim gibi okulların kapanmasıyla kantinciler, servisçiler, okulların civarındaki esnaf en çok etkilenen esnaf kesimi oldu. Peki, bunlara karşılık ne yapıldı? Alınan önlemlerle pandemi süresi boyunca okullardan kira ödemesi alınmadı. Okullar açıldı ve şu anda kiralarını yüzde 50 olarak ödüyorlar. Millî Eğitim Bakanlığı bu kararın pandemi sonuna kadar olacağını açıkladı. “Hiçbir şey yapılmadı.” dersek acımasızca ifade etmiş oluruz.

Aynı zamanda, yine, kantinci esnafına, bu arada 4 adet kira yardımı, 4 kez biner TL’lik yardım ve 1 seferlik de 5 bin TL’lik, yine, karşılıksız yardım yapıldı ve bu yardımlarla bir nebze olsun sıkıntıları giderilmeye çalışıldı. Yine, kantinci esnafımızın yanında çalışan işçilerin maaşları devletimiz tarafından kısa çalışma ödeneğinden karşılandı. Görüldüğü üzere, bu yapılanlarla, daha sonra 25 bin liralık bir kredi, 30 bin ve 75 bin TL’lik KOSGEB kredileri ile üç yıl ödemesiz, yine, destekler verildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Teşekkür ederim.

Pandemide yaşananları görüyoruz. Dünyada tedarik zincirleri altüst olmuş, enerji fiyatlarının hâli belli, lojistik taşımalardaki rakamlar belli. Elhamdülillah, ülkemiz sanayisindeki yüksek verimlilik ve esnafımızın bu desteklerle en az şekilde etkilenmesi sayesinde bugünlere ulaştık. Kantinci esnafımıza bu yapılanlar yeter mi? Yetmez. Diğer esnaflarımıza yeter mi? Yetmez ama devlet imkânları ölçüsünde elinden geleni yapmıştır. Bu, tüm kantincilerimizin sorunlarını gidermek adına Türkiye Kantin İşletmecileri Esnaf Dernekleri Federasyonu Başkanı Sayın Vahap Osmanoğlu da Bakanlığımız da çok ciddi takipler ve çalışmalar yapmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN ERDEM (Devamla) – Çok kısa bir şey…

BAŞKAN – Peki, tamamlayalım. Bir cümle alalım.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Kantincilerimiz için çok önemli, vekillerimiz ifade ettiler. Okul logosu gerekli ürünlerin satışına dönük konuşmamdan önce Sayın Bakanımızla görüştüm. Bu konuyu çözeceğini, Ekim ayı içinde veya gelecek ay başında Sağlık Bakanlığı, Tarım Bakanlığıyla bu uygulamanın düzeltileceğini de söyledi. Bunları da kantincilerimize bir müjde olarak sunuyor, bu konuda bir araştırma önergesine gerek olmadığını ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük 60’a göre 3 sayın milletvekiline yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Gergerlioğlu…

 

 

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ağır hasta mahpusların dramları devam ediyor. Diyarbakır Cezaevindeki Mehmet Emin Özkan, Denizli Cezaevindeki Yusuf Akbaba’dan sonra Ayşe Özdoğan’ın dramı devam ediyor. Bir insanlık suçu işleniyor. 4’üncü evre maksiller sinüs kanseri Ayşe Özdoğan ilk önce Denizli Cezaevine yatırıldı, on bir gün oldu. On bir gündür hastanelerde dolaşıyor. Antalya’ya sevk edildi, Antalya Tıp Fakültesinde tedavisinin devamı için. Bu kişi yemek yiyemiyor, içtiği su burnundan geliyor, on bir gündür banyo yapamamış; âdeta, perişan bir şekilde işkence çekiyor cezaevinde ve onu hâlen cezaevinde tutuyorlar.

Bir an evvel, Adli Tıp Kurumunun doğru bir karar vermesi gerekiyor, siyasi bir karar vermemesi lazım. Ağır hasta mahpuslarda siyaset değil, insanlık geçerli olmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

 

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tarımda ithalat rekorları kıran Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli, ziyaret için geldiği Karaman’da haddini aşarak tarihi yeniden yazmaya kalkmıştır. Kurtuluş Savaşı kahramanı, Lozan’ın mimarı 2’nci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’ye atfen sarf ettiği “Lozan zafer değil, Türkiye'ye verilmiş bir mühlettir.” sözünün tarihsel gerçeklerle alakası yoktur. Pakdemirli kendi kafasından Lozan’a yüz yıllık ömür biçmiştir. Lozan’a ömür biçmek, emparyalist dünya devletlerine düşmemişken Sayın Pakdemirli’ye düşmeyeceği de açıktır.

Sayın Bakan unutmamalı ki oturduğu koltuk, kendisine, Kurtuluş Savaşı kahramanlarının, cumhuriyetin ve aziz milletimizin emanetidir. Tavsiyem; cumhuriyet, Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve kahramanlarına düşmanlık edenlerin zırvalarını tekrarlamak yerine, işinin gereğini yapmasıdır.

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır; daha da ayıbı, bilmediğini dahi bilmemektir. Bu idrakte olmadan koltuk sahibi olanlar, milletimizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ataş…

 

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçen hafta enflasyon, bu haftaysa işsizlik verileri açıklandı. İşsizlik çığ gibi büyüyor, vatandaş enflasyon altında eziliyor, döviz tarihî zirveyi görerek rekor kırıyor; iktidar ise sorunlara çözüm üretmek yerine sadece izliyor. Depreme, sele “kader”, iş kazalarına “fıtrat”, yangına “terör” diyen iktidar, ekonomik krizin sebebini de “dış güçler” diyerek sorumluluğu başından atıyor. Kötü gidişi dile getiren, iktidarın yanlış politikalarını eleştiren herkes, terörist ilan ediliyor. Hiçbir olayda sorumluluk almayan, esnafından manavına, marketçisinden çiftçisine, öğrencisinden gazetecisine, halcisinden kebapçısına kadar herkesi terörist ilan eden iktidarı; işçinin, memurun içler acısı hâlini görmeye, çarşıya, pazara çıkmaya, emeklinin derdini dinlemeye, sefa sürdüğü, mango kuruttuğu sarayından çıkıp milletin yanına gitmeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

12/10/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/10/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurul'un onayına sunulmasını arz ederim.

Cahit Özkan

Denizli

AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 280 sıra sayılı Kanun Teklifli’nin 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1'inci sırasına, 271 ve 272 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin ise yine bu kısmın sırasıyla 2'nci ve 3'üncü sıralarına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

12, 13, 14, 19, 20, 21, 26 ve 27 Ekim 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

12 Ekim 2021 Salı günkü (bugün) birleşiminde 280 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

13 Ekim 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 280 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin ikinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

14 Ekim 2021 Perşembe günkü birleşiminde 272 Sıra Sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, çalışmalarını sürdürmesi,

280 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki ekliyle olması, önerilmiştir.

280 Sıra Sayılı Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve

49 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3854)

BÖLÜMLER

BÖLÜM

MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ

MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 22’nci

Maddeler

22

2. BÖLÜM

23 ila 45'inci Maddeler

23

3.BÖLÜM

46 ila 65'inci Maddeler

20

TOPLAM MADDE SAYISI

65

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’inci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                           5/10/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/2229) esas numaralı 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu Hakkında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için İç Tüzük’ün 37’inci maddesi uyarınca işlemin yapılmasını arz ederim.

                                                                                                                                                                                        Fikret Şahin

                                                                                           Balıkesir

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi olarak Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin konuşacaktır.

Buyurun Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İstanbul Milletvekilimiz Sayın İsmet Uçma’ya Allah’tan rahmet, AK PARTİ Grubuna da başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Efendim, tabii, kanun teklifimiz her ne kadar Toplu Konut Kanunu’yla ilgili olsa da amacı, üniversite öğrencilerimizin yıllardır yaşadıkları barınma ve yurt sorununa kalıcı bir çözüm bulunması amacıyla verilmiş olan bir teklifti. 16 Eylül 2019 tarihinde vermiş olduğumuz bir kanun teklifi ve bu teklifte şunu öngörüyoruz, diyoruz ki: Özetle, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğüyle iş birliği içinde yüksek öğretim öğrencilerinin barınma hizmetlerinin tamamen yerine getirilmesini teminen gerekli yerlerde öğrenci yurdu yapımına öncelik verir ve bu teklifimiz 7 Ekim 2019 tarihinden itibaren Plan ve Bütçe Komisyonunda maalesef, bekletiliyor. Esasen, bu kanun teklifimiz Anayasa’mızın 42’nci maddesi olan eğitim hakkıyla da doğrudan alakalı ve aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliğini sağlamayı da amaçlıyoruz. Anayasa’mızın 42’nci maddesi -özetle söylemek istiyorum- şöyle: “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, maddi imkânlarından yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımı yapar.” der yani Anayasa’nın da bir emredici hükmünü dolayısıyla yerine getirmeye çalışıyoruz bu kanun teklifimizle.

Bildiğiniz üzere ülkemizde genç nüfusu bir hayli fazla, 8 milyonun üzerinde üniversite öğrencimiz var. Bunların en az yarısı da örgün eğitimde ve yüksek öğrenimi başka illerde yapmak zorunda kalan öğrencilerimiz uzun yıllardır yurt sorunuyla baş başalar maalesef. Bakınız, hepimiz milletvekiliyiz, üniversiteler açılmadan önce, bu süreç öncesi hepimizin telefonları durmuyor, devamlı yurtlarla ilgili, sıkıntılarla ilgili talepleri alıyoruz, yerine getirmeye çalışıyoruz. Bir şekilde bunları çözmek durumundayız. Özellikle Anadolu’nun birçok bölgelerinde çocukları üniversiteyi kazandığı için gurur duyan, sevinen aileler, hele ki ekonomik olarak kısıtlı olan aileler yurtla ilgili sorunla karşılaştıkları zaman sevinçleri kursağında kalıyor ve ne yapacaklarını bilemez, çaresiz hâle düşüyorlar. Ya çocuklarını alıp tekrar memleketlerine dönüyorlar veyahut da kimi öğrenciler gibi istemedikleri hâlde birtakım tarikat, cemaat ve vakıfların yurtlarına mecbur kalıyorlar. Ve bazı yurtlarda öğrencilerimiz illegal amaçlı kişi veya grupların maalesef kıskacına düşmüş durumda da görüyoruz.

Bakınız, 2 tane örnek vereceğim. Bu kanun teklifinin basında yer almasından sonra bir öğrenci şöyle bir mesaj atmış bana: “Vekilim, öğrenciyim, Ankara’da size mesaj attım, yurt bulamıyorum, açıkta kaldım. Diş hekimliği okuyorum, eve veya özel yurda gücüm yetmiyor, propaganda yapan vakıfların yurduna da gitmek istemiyorum, lütfen bana bir akıl verin, bir yol gösterin.” diye bakın bir öğrenci böyle feryat ediyor. Ve yine diğer bir öğrenci Balıkesir’den, memleketimden… Yaklaşık iki yıldır bir hava yolu terminali yapıldı, 761 milyon lira harcandı, tek bir uçak dahi o havaalanına teker koymadı yani boşa yapılmış bir yatırım. Üniversite öğrencileri bakın ne kadar hassas, diyorlar ki: “Balıkesir Havalimanı kapatılsın, üniversite ya da hastaneye dönüştürülsün, tamamen israf havalimanı. Bizim vergilerimiz bize hizmet olarak dönsün, lütfen bir şeyler yapın Sayın Vekilim.” diyor ve altına da şöyle ekliyor: “Balıkesir Merkez Havalimanı Kredi ve Yurtlar Kurumu yurduna döndürülsün zaten uçak inmiyor.” diyor. Bakın, üniversite öğrencilerimizin böyle feryatları var.

Bakınız, henüz beş yıl oldu, 15 Temmuz hain FETÖ darbesini hep birlikte yaşadık. Bu terör örgütünün asıl örgütlendiği yer öğrenci yurtları, öğrencievleri, üniversite ve diğer eğitim kurumlarıydı. Bu hain darbe girişiminden bir ders çıkartarak bakın, çocuklarımızı bu karanlık odaklara teslim etmeyelim. Bunların yaptığı yurtları devlet olarak biz yapabilecek güçteyiz ama tabii, bunu çözecek bir irade göstermek gerekir. Görüyoruz ki yaklaşık olarak yirmi yıldır bir AKP iktidarı Türkiye’yi yönetiyor, bu yurt sorununa kalıcı bir çözüm gösterme iradesi var mı diye soracak olursak maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Çok az kaldı Sayın Başkanım, ilave süre isteyeceğim.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Evet, teşekkür ederim.

…AKP iktidarında bu öğrenci yurtları sorununa kalıcı bir çözüm getirme iradesi göremiyoruz. Zaten görmüş olsaydık bu kanun teklifini getirmezdik hatta kanun teklifine de gerek yok bir talimat verirdiniz Toplu Konut İdaresine derdiniz ki: Sizin önceliğiniz öğrenci yurdu yapılmasıdır. Öğrenci yurdu yapıldıktan sonra efendim, birtakım lüks konutları yapabilirsiniz derdiniz.

Şimdi, bakın, bu kanun teklifimiz siyaset ötesi bir kanun teklifidir. Şu anda hangi parti grubunun öğrenci yurdu sorununun kalıcı olarak çözümüne yönelik irade gösterip göstermediğini de göreceğiz, vereceğiniz oylarla. Diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak gelin, Toplu Konut İdaresi önceliği öğrenci yurdu yapımına versin ve bu sorunu hemen çok acele bir şekilde halledelim ve gelecek dönemde de bu şekilde sorunları yaşamayalım. Ama zannetmiyorum muhtemelen herhâlde bunu reddedeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Son bir cümleyle hemen, müsaade ederseniz Sayın Başkanım, çok kısa…

BAŞKAN – Peki, son cümlenizi alayım.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Özetle AKP iktidarında öğrenci yurdu sorunu halledilmez -şimdi, birazdan oylamada da göreceğiz- ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hep birlikte milletimiz görecek, onu bir yılda halledeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş olan doğrudan gündeme alma önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 49 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

1.- Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 49 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3854) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 280)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 280 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Arkadaşlar, 60’a göre söz istemeyeceksiniz, sistem değişti. Arkadaşların söz talep edebilmek için soru-cevap kısmına girmeleri gerekiyor. 60’a göre söz talep etmeyin artık çünkü verilmeyecek. Kanun teklifinin geneli üzerinde görüşüldükten sonra soru-cevap kısmı yapılacak.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen değerli milletimiz; öncelikle hepinizi saygıyla selamlarım.

280 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar,  tabii, bu, vergiye ilişkin bir paket, 65 maddelik bir kanun teklifi. Esas itibarıyla baktığımızda bugüne kadar sistemimizde ihtilaflı olan, mahkemelik olan, idareyle mükellef arasında problemli olan bir kısım alanları veya kanunların kötü yazılmasından kaynaklanan muallakta olan bazı konuları gidermeye yönelik düzenlemeler var. Aslında bu yönüyle baktığımızda faydalı bir çalışma esas itibarıyla, geneli itibarıyla ancak şunu da söylemek gerekir ki çok geç kalmış bir çalışma yani yüzlerce, binlerce, on binlerce ihtilaf çıkmış bugüne kadar mükellefle vergi dairesi arasında bu düzenlemeleri AK PARTİ yapmamış ama en sonunda şimdi bir toparlayıp bir kanun teklifi olarak önümüze getirildi. Yani bundan on yıl önce, on beş yıl önce yapılmış olsaydı iş yükümüz daha az olurdu, mükellefimiz daha rahat ederdi.

Şimdi, On Birinci Kalkınma Planı –biliyorsunuz- Meclisçe kabul edildi. Oraya baktığımızda, onun 263’üncü paragrafında Vergi Usul Kanunu’nun komple yazılacağına ilişkin bir madde var. Fakat burada bundan vazgeçilmiş görünüyor yani tabii bu sorgulanması gereken bir şey yani daha dün çıkmış Kalkınma Planı’nda “Komple bir Vergi Usul Kanunu yazacağım.” derken bugün onu yapmayıp işte belli maddelerini değiştiren bir kanun teklifiyle geliyor dolayısıyla yani AK PARTİ zaten her yönüyle motivasyonunu kaybetmiş ve Türkiye'ye vaziyet edemeyen bir siyasi parti hâline gelmiştir, bu da bunun en açık delilidir. İki gün önce yazdığı Kalkınma Planı’ndaki o hükümden vazgeçmiş.

Tabii, burada bir kısım yerlerde, gerekçelerde bu bir reform şeklinde konuşuluyor, bu hiçbir şekilde bir reform değil, ortada bir reform falan yok, ortada, dediğim gibi, bir kısım anlaşmazlıkların giderilmesine ilişkin pansuman niteliğinde tedbirler var.

Şimdi, yıllarca söyledik burada: “Etki analizi verin, etki analizi verin.” diye. Çok şükür, bu kanun teklifinin arkasında bir etki analizi verildi. Ben burada yeni Maliye Bakanını bu anlamda tebrik etmek istiyorum ancak işte, etki analizinde kendisi var, içeriği yok, onu söyleyeyim. Birçok yapılabilecek hesaplar dahi yapılmamış. Çok fazla idare kendisini yormadan bir etki analizi bize göndermiş.

Şimdi, fakat Türkiye'nin neye ihtiyacı var? Türkiye'nin kapsamlı bir vergi reformuna ihtiyacı var çünkü hakikaten vergi sistemimiz çok adaletsiz. İnsanlar vergi altında inim inim inlerken onları getirmeyip efendim, böyle işte çok genelgeçer meselelerle bu Meclisi meşgul etmemek lazım. Kapsamlı bir vergi reformunun biz getirilmesini bu Hükûmetten elbette bekliyorduk vatandaşlar olarak.

Şimdi, nasıl bir vergi sistemimiz var diye baktığımızda, bir defa Türkiye'de vergi sistemi son derece adaletsiz ve gelir dağılımını düzeltmeyi… Gelir dağılımımız kötü, öteden beri kötü, son zamanlarda daha da kötüleşiyor, en son açıklanan TÜİK verilerine göre gelir dağılımı bir miktar daha bozuldu, gelecek yıl çıkacak rakamlar pandemi etkisini de gösterecek, gelecek yıl gelir dağılımı daha da bozulacak ancak bunu hiçbir şekilde  düzeltmeyi hedefleyen bir vergi sistemimiz bizim yok. Tam tersine gelir dağılımını daha da bozucu bir vergi sistemimiz var. Bunu neye dayandırıyorum? Örnek olsun diye söylüyorum: Kazanç vergilerinin -yani gelir ve kurumlar vergisi bunlar kabaca- millî gelire oranı bizde yüzde 5,6; OECD ülkelerinde 11,4 arkadaşlar. Yani millî gelire oran olarak OECD ülkelerinin yarısından daha az kazanç üzerinden vergi tahsil eden bir sistemimiz var. Tabii ki bu kazanç vergilerinin önemli bir kısmı da aslında ücretler üzerinden alınan, onu da dışarıya aldığımızda yani gerçek anlamda beyanname vererek büyük mükellefleri veya işte üst gelir gruplarını vergilendiren bir vergi sistemimiz maalesef yok. O yüzden bu sistem “adaletsiz” diyoruz ve bunu düzeltmeye yönelik hiçbir şeyi burada göremiyoruz, buna karşılık -diğer unsurları geçeceğim- mesela, mal ve hizmet üzerinden alınan vergiler hani “tüketim vergileri” diyoruz ya, bizde millî gelire oranı yüzde 9, -en son Strateji ve Bütçe Başkanlığının raporundan söylüyorum, Cumhurbaşkanlığı raporundan- OECD’de 11. OECD’nin bir miktar altındayız ama göreceli olarak baktığımızda bu bizde çok yüksek, kazanç vergilerine kıyasen baktığımızda. Dolayısıyla böyle bir adaletsiz vergi sistemi var fakat bunu düzeltmeye yönelik ne burada bir şey var ne de hükûmetin bir gayreti var ne de “plan” diye açıklanan dokümanlarda buna ilişkin maalesef hiçbir şey yok. Dolayısıyla “Üst gelir grupları ne olmalı?” diyorlar ya, hep bize soruyorlar; üst gelir gruplarını daha fazla vergilendiren bir sisteme Türkiye geçmek durumundadır, bunun başında da faiz gelirleri gelir, faiz ve benzeri gelirler gelir.

Bakın, bugün bankaya 100 milyon lira mevduatı yatırın, eğer bir yıl üzerinde yatırdıysanız bunun vergisi sıfır arkadaşlar ama asgari ücretli bu ülkede ağustos ayında yüzde 20’lik vergi dilimine girdi; bu adalet değil, bunu hiçbir makroekonomik gerekçeyle açıklayamazsınız. Dolayısıyla bunların düzeltilmesi gerekir. Peki, sistemde bir avuç insanın yararlandığı kentsel rantlar var değil mi? Yani İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de başka yerlerde yolsuzluğu körükleyen, kentleşmeyi bozan, efendim işte imar rantları var, buralardan devlet legal olarak 1 lira vergi alabiliyor mu? Alamıyor maalesef. Birileri tabii yolsuzluk yapabiliyor o ayrı bir şey, onu demiyorum ban ama devlet buradan 1 lira vergi almıyor. Bunun vergilendirilmediği bir vergi sistemi var, bunun vergilendirilmesine ilişkin de hükûmetin ne bugünkü getirdiği teklifte bir şey var -hükûmetin veya AK PARTİ Grubunun, zaten hükûmet hazırlıyor AK PARTİ Grubu teklif ediyor- ne de geleceğe ilişkin herhangi bir planını bizimle paylaşmıyor. Dolayısıyla bu anlamda bu adaletsiz giderilmiş değil.

Peki, ülkenin birtakım makroekonomik hedefleri var. Hükûmetin elinde silah olarak ne vardır? Maliye politikası vardır. Yani maliye politikasıyla bu Hükûmetten kendi makroekonomik hedeflerini gerçekleştirmesini beklersiniz. Buna ilişkin sistem, bu yönüyle incelediğinde nasıl? Bakıyorsunuz, bizim istihdam yani işsizlik problemimiz var. İşsizlik oranları, işte, en son atıl iş gücü oranı yüzde 20’lerin üzerinde, 22-23 civarında. Yani bu kadar işsizliğin olduğu, her 3 gençten sadece 1’inin istihdam piyasasında olduğu, 2’sinin piyasanın dışında olduğu bir sistemde, bu Hükûmetin iş gücü üzerinden alınan vergileri düşürmeye yönelik hiçbir planı yok, hiçbir kaygısı da yok ama işsizliği azaltmak istiyorsak vergi politikasıyla oraya müdahale etmemiz lazım. Bu anlamda biz, sistemde, bunun olmasını bekliyoruz, bu olmalı.

Türkiye'de işlem vergileri yüksek. Yani ticaretin, sanayinin, bir kısım işte, noterde işlem yaptırıyorsunuz, sözleşme yapıyorsunuz, buralarda bunlar, işlem maliyetlerini son derece artıran ve ticareti pahalılaştıran, firmaların rekabet gücünü artıran bir unsur. Bunlar ciddi oranda yüksek fakat sistemde bunların azaltılmasına yönelik de yine hiçbir şey yok, geleceğe yönelik hiçbir vaatte de bulunmuyor bu Hükûmet.

Firmaların devletten 200 milyar TL civarında KDV alacağı var. Finansmanın bu kadar sıkıştığı, firmaların bu kadar zor dönemde olduğu bir devirde 200 milyar lirayı orada firmaların tutmuş olması son derece yanlış arkadaşlar.

Bakın, buradan şunu diyeyim: Yani burada hem vatandaşı koruyacağız hem de istihdam yaratan firmalarımızı koruyacağız zaten yandaşlar kendilerini koruyor. Burada, 200 milyar lira alacağı olanlar yani Hükûmete mesafesi olan firmalar, onu da görmek gerekiyor. Dolayısıyla, bu finansman yükünün azaltılması lazım ki firmalarımızın rekabet gücünü artıralım; ihracatını artırsın, istihdamını, üretimini artırsın.

Vadeli satışlarda KDV sorunu var. Vadeli satış Türkiye'nin bir gerçeği. Şimdi, paranızı almıyorsunuz fakat devlete KDV’sini ödüyorsunuz. Bu sorunu sistem içerisinde çözmek gerekiyor.

Teşvik ve indirimler. Çok geniş teşvikler var, çok geniş muafiyetler var fakat bunlar çalışmıyor. Yani istihdamı, yeni istihdamı, yeni üretimi, yeni yatırımı teşvik etmiyor, mevcut yapacak olanlar eğer o karmaşık şeylere kafası basıyorsa onu alabiliyor. Onu zaten takip edemiyorsa onu da alamıyor. Dolayısıyla, yapanların aldığı -yani teşvik etme anlamında değil- zaten yatırım yapacak olanların faydalandığı bir sistem. Hâlbuki teşvik sistemi öyle değildir. Teşvik sisteminin insanları yatırım yapmaya teşvik etmesi lazım, istihdamı teşvik etmesi lazım. Basitleştirilmeli, karmaşası giderilmeli, sadeleştirme yapılmalı. Buna ilişkin de yine burada hiçbir şey yok. Bunları biz bekliyoruz.

Çağ dışı bir vergi sistemi var Türkiye’de. Buna “Niye?” diyeceksiniz. Birazdan bunun örneklerini de göreceğiz. Gelişmiş ülkelerde sistem beyan üzerinden çalışır, beyannamenizi verirsiniz ona göre verginizi de ödersiniz, hatta yeri geldiğinde bir kısım iade alırsınız. Biz de hep stopaj veya tevkifat, nihai vergilendirme. Bundan kırk yıl önce filan Türkiye bu sistemleri koydu. O zaman için geçerli olabilir, teknoloji daha zayıftı, başka imkânsızlıklar vardı. Fakat 21’inci yüzyılda hâlâ bütün sistemi tevkifat üzerine oturtan bir vergi sistemli olamaz. Dünyada böyle bir sistem kalmadı. Yani gelişmiş veya şöyle adamakıllı ülkelerde yok, çok az gelişmiş ülkelerde olabilir. Ama buna yönelik herhangi bir gayret var mı? Maalesef buna yönelik de bir gayret yok. Dolayısıyla, stopaj meselelerinin tekrar bir gözden geçirilmesi lazım.

Ha, bu çerçevede şunu söyleyelim: Şu kira stopajı… Kira stopajı esnafın belini büküyor. Orada da yine ilkel bir sistem var. Kira gelirini ben elde ediyorum, vergisini stopaj usulüyle esnaftan alıyoruz, daha sonra geliri elde eden de onu beyannamesinden düşüyor. Böyle bir şey olmaz. Stopajın kaldırılması gerekir. Esnafın önündeki bu yükü kaldıralım.

Evet, başlangıçta belki bir miktar brüt kira miktarlarını burada artıracaktır ancak nihai tahlilde bu yük esnafın üzerinde kalmayacaktır. Bu, kira gelirini, o rant gelirini kim elde ediyorsa onun üzerinde kalacaktır. Bunun da mutlak surette yapılması lazım.

Faiz gelirinin vergilendirilmesinde beyana geçilmesi gerekir. Stopaj, nihai vergilendirme olmamalı ve müterakki oranda yani yüzde 15’ten başlayarak yüzde 40’a varan oranlarda Türkiye’de faiz gelirleri ve benzeri gelirler mutlak surette vergilendirilmelidir.

Yeni ticaret ve kazançları çok geç yakalayan bir vergi sistemi var. İş oluyor, bitiyor; on yıl, on beş yıl geçtikten sonra bizin vergi idaremizin aklına bunlar geliyor ve bunları gecikmeli olarak yakalıyor, bu da son derece yanlış.

Yolsuzluğa, vergi kaçırmaya prim veren bir vergi sistemi var. Bir defa bunu görüyoruz. Şurada, defalarca AK PARTİ hükûmetleri döneminde -yanlış hatırlamıyorsam- 11 defa af yasası çıktı “vergi affı”, “yapılandırma” adı altında. Bu kadar yapılandırmanın, bu kadar vergi affının çıktığı bir ortamda düzgün bir şekilde kimse vergisini ödemiyor tabii, ödemekten kaçınıyor. Dolayısıyla bunlardan vazgeçilmesi gerektiğini her defasında söylüyoruz ama buna ilişkin de tedbir alan yani bu ihtiyacı ortadan kaldıracak bir önerinin de AK PARTİ tarafından hiçbir şekilde getirilmediğini görüyoruz.

Vergi cennetlerine para kaçırmaya engel olmayan bir sistem var. Tam tersine teşvik eden bir sistem var. İşte,  en son bu “Pandora Papers” diye bir kısım belgeler ortaya çıktı. Biz, orada gördük ki Türkiye’den insanlar, bir kısım firmaların -bunların önemli bir kısmı da iktidara çok yakın olan firmalar- yurt dışına para kaçırdığını, bir kısmını da orada kimliği belirsiz bir kısım adreslere hibe ettiğini görüyoruz. Yani, bir ülkeden kim helal parasını alır da başka bir yere kaçırır, üstelik faiz geliri de elde edemeyecek. Veya hadi o işi bir kenara bırakalım. Bir ülke, bu kadar çok finansman ihtiyacı varken, paraya ihtiyacı varken, dışardan para gelsin diye kırk takla atarken, kendi parasının yurt dışına çıkarılmasına niye müsaade eder? Böyle bir şey olabilir mi? 2006 yılında bu Meclis’te bir kanun çıktı, bu vergi cennetlerine giden paraların vergilendirilmesine ilişkin. O gün için yapılması gereken neydi? Vergi cennetleri listesi hazırlanacaktı; o listedeki ülkelere, ülkeden para transfer edilmesi durumunda yüzde 30 vergi alınacaktı. Bakın, 2006-2011, on beş yıl geçti, bu liste açıklanmadı. Niye açıklanmıyor bu liste? Kimi kayırıyorlar? Bu parayı kim yurt dışına çıkartıyor? Yazık günah değil mi bu millete? Asgari ücretten vergi alacaksınız, milletin ümüğüne basacaksınız, ondan sonra vergi cennetlerine milyarlarca doların kaçırılmasına müsaade edeceksiniz, vergi almayacaksınız; böyle bir adaletsizlik olamaz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Burada iyi niyet de yok tabii ki.

Dolayısıyla, uzlaşma müessesesi… Hani reform yapacaksanız işte bunları yapın diye önerilerimizi sıralıyoruz. Arkadaşlar, uzlaşma müessesesi Türkiye’de tam bir keşmekeş. Bakın, bir örnek vereceğim         -tabii, bu rakamlar da paylaşılmıyor bizimle- ben bunu Komisyonda da sordum, orada Bakan yardımcıları vardı, idare vardı, sordum, herhangi bir cevap verilmedi: Bir listeye göre… Şimdi, ne yapılıyor? Müfettişlerimiz var değil mi? 8 bine yakın bizim müfettişimiz var; vergi incelemesi yapıyorlar, vergi tarhı yapıyorlar, ilave vergileme yapıyorlar. Bir kez için söylüyorum: 3,1 milyar TL ilave vergileme yapılmış, müfettişler çalışmış günlerce -biz bu insanlara maaş veriyoruz, para veriyoruz, devletin memuru bunlar- 3,1 milyar lira ilave vergi koymuşlar. İdare merkezde bunun yüzde 97,4’ünü silmiş; 3,1 milyar liradan sadece aldığı para 74 milyon lira, 3 milyar lirasını silmiş. Böyle bir keşmekeş olabilir mi? Böyle bir müessese olabilir mi? O zaman tamamen kaldırın kardeşim bu müesseseyi. Böyle bir şey olamaz. Dolayısıyla yolsuzluğa, vergi kaçırmaya prim veren bir sistemi bilerek, isteyerek yürüten, yöneten bir iktidar var bugün Türkiye’de.

Kayıt dışılık çok yüksek, vergi tabanı dar, bunu azaltmaya yönelik de herhangi bir gayret yok Türkiye’de. Daha doğrusu, şu anda Türkiye AK PARTİ hükûmetleri döneminde –daha önceden bu çalışmalar vardı- kayıt dışılığın boyutunu bilmiyor, biliyor musunuz? Bakın, yirmi yıllık bir iktidar yani uzaya yol yapmayı hedefleyenler, uçup kaçanlar… “Şu anda Türkiye’de kayıt dışılık nedir?” diye devletin elinde resmî bir tane çalışma yok. Böyle bir şey olabilir mi? Schneider diye -herhâlde şu anda 80 yaşında filan var- aynı anda 40 tane ülkenin kayıt dışı rakamlarını açıklayan jenerik bir program var, o programdaki rakamları kullanıyor bugün Türkiye, bu Mecliste AK PARTİ’li bakanlar kullandı bunu. Bunu bilmiyorsunuz, bir defa bilmediğiniz bir şeyi nasıl ölçeceksiniz, nasıl denetleyeceksiniz? Bunların üzerine gidilmiyor, hâlbuki bunların üzerine gidilmesi lazım.

Kayıt dışılığı azaltırsanız vergi yükünü daha adaletli yapabilirsiniz. Aşırı vergilendirmeleri o zaman indirebiliriz, asgari ücretliden vergi almayabilirsiniz, ücretli çalışanlardan vergi almayabilirsiniz, onların vergi yükünün düşürülmesi lazım. OECD her Türkiye incelemesinde bize diyor ki: “Kardeşim, ücretler üzerinden çok yüksek vergi alıyorsunuz, bu sizin hem firmalarınızın rekabet gücünü azaltıyor hem işsizlik sorununu hem de geçim sıkıntısı sorununu doğuruyor, bunu niye düzeltmiyorsunuz?” diyorlar ama Türkiye’nin, daha doğrusu AK PARTİ’nin böyle bir tercihi hiç olmadı.

Dolayısıyla, ekonomide kazanç düşüyor, kazanç düştükçe AK PARTİ Hükûmetinin yaptığı şey bir kısım insanları da vergi sisteminin dışına atmak. Bunun bir örneğini basit usulde vergileme olarak göreceğiz. Evet, biz de bu maddeyi destekliyoruz, niye destekliyoruz? Çünkü zaten millet para kazanamıyor ama yapılması gereken neydi? Millet para kazanacak, basit usulde değil gerçek usulde vergi vermesini sağlamamız lazımdı. Kim para kazanmak istemez? Elbette daha fazla kazanayım, daha fazla vergi vereyim ister ama 835 bin mükellef sadece geçen yıl 230 milyon lira vergi vermiş, mükellef başına 265 lira düşüyor, şimdi bu vergiyi kaldırıyoruz. Vergiyi kaldırıyoruz, güzel, biz de destekliyoruz, esnafın yükünü alalım. Vergiyi kaldırıyorsun da vergiye ilişkin diğer bütün işlemler devam edecek. Kayıt tutacak, defter tutacak, muhasebeci parası verecek; böyle bir şey olabilir mi? Basit usulün daha altında bir vergileme türü olan küçük esnaf muaflığında da stopaj oranı devam ediyor, bu kadar çarpık bir sistem getiriyorlar. Yani daha alttakinin vergisi devam ediyor, ortadakinin vergisini kaldırıyoruz, üsttekiler de daha az vergilendiriliyor, böyle bir sistem var maalesef.

Şimdi, zamanım azaldığı için bunların detaylarını maddelerde veya bölümlerde de konuşabiliriz, özellikle hassasiyet gösterdiğimiz birkaç hususu da sizlere arz etmek istiyorum.

Bu teklifle getirilen diğer bir husus, bu gelir ve kurumlar vergisinde geçici vergi var, biliyorsunuz, 4’üncü taksitler kaldırılıyor; gayet güzel bir şey. Ama işte arada bir reform filan deniliyor ya, reform yapacaksanız geçici vergiyi tamamen kaldırmamız gerekir. Niye? Çünkü geçici vergi yüksek enflasyon dönemlerinden kalan bir şeydir. Yani Türkiye o hâle gelmeliydi ki enflasyon sorun olmaktan çıkmalıydı ve geçici vergi diye bir vergilemenin olmaması lazım. Bütün dünyada olduğu gibi, yıl biter, yıl bittikten sonra herkes beyannamesini verir, vergisini verir olması lazımdı, maalesef bunu yapamadık. Bugün IMF’nin dünyaya ilişkin rakamları açıklandı, orada da zaten bu geçici vergi… 2026 yılında dünyada en büyük enflasyonu olan 9’uncu ülke olarak bugünkü raporda yayınlandı, bunu da bilgilerinize arz etmek istiyorum. Yani enflasyon sorununun devam edeceğini zaten hem orta vadeli program söylüyor, Hükûmetin açıkladığı belge hem de IMF’nin bugünkü raporu da aynı şeyleri söylüyor. Ama burada bir yanlışlık yapıldı; geçici verginin kaldırılmasına, 4’üncü taksitin kaldırılmasına “Tamam.” diyoruz fakat diğer bir şey, gelir ve kurumlar vergisinin beyanname verme süreleri bir ay erkene alınıyor. Bu, son derece yanlış yani yerleşmiş bir sistem var. Niye sistemle bu kadar oynuyoruz? Bunu yaptığımız zaman başka bütün kanunları da değiştirmemiz lazım. Öteden beri bilinir ki mart ayında gelir vergisi, nisan ayında kurumlar vergisi beyannamesi verilir; bu, gereksiz bir şekilde erkene alınıyor. Buna bu anlamda biz itiraz ediyoruz.

Diğer bir husus, taşınmazlarda ve amortismana tabi kıymetlerde yeniden değerleme imkânı getiriliyor; bu, güzel bir şey. Güzel bir şey, şundan dolayı: Yani Türkiye’nin makroekonomisi bozuldu, Türkiye’de enflasyon yeniden körüklendi, hâlbuki 2003’te kaldırdığımız sistemi -bakın- on sekiz-on dokuz yıl sonra yeniden geri getiren bir AK PARTİ Hükûmeti var çünkü insanlar uzun bir süre enflasyon üzerinden enflasyon nedeniyle fiktif olarak vergi verdiler, şimdi yeniden değerleme imkânı getiriliyor. Bu, sabit maddeyle getiriliyor fakat bir de geçici maddeyle geriye doğru amortismana tabi kıymetli mallarımızı yeniden değerleme imkânına yüzde 2 vergi getiriliyor. Biz bu anlamda bunun da yüksek olduğunu düşünüyoruz. Burada özellikle finansa erişimde firmalarımız zorlanıyor, daha pahalı kredi kullanmak durumunda çünkü bilançoları gerçeği yansıtmıyor. Daha pahalı kredi kullandığı zaman da bu bir şekilde fiyatları ve maliyetleri etkiliyor ve ekonominin genel olarak verimliliğini azaltıyor. Dolayısıyla bunun, yüzde 2’nin kaldırılarak geriye doğru da vergileme imkânının getirilmesinin biz daha yerinde ve doğru bir karar olacağını düşünüyoruz.

Diğer bir hususu, tabii, Cumhurbaşkanına bir kısım yetkiler veriliyor özellikle burada, ÖTV’de. Ya, bunlar yanlış. Verginin kanuniliği ilkesi vardır, Anayasa maddesi vardır, “Vergi kanunla konulur.” denir. Tabii, belli marjlar içerisinde idareye, yürütmeye yetki verilebilir ama bir vergiyi 3 katına, 4 katına artırma, aynı grup içerisinde yeni gruplar oluşturma, yeni vergiler oluşturma gibi bir yetki verilemez. Burada, bu kanun teklifinde buna ilişkin bir madde var. Buna da bu anlamda muhalefet ediyoruz yani hem vergide öngörülebilirliği engelleyecek bir şeydir hem de verginin kanuniliği ilkesine ters bir uygulamaya olacaktır.

Diğer bir husus, varlık yönetim şirketlerine damga vergisi, harç ve KKDF istisnası getiren bir yapı var. Varlık yönetim şirketleri neler? Bankaların işte kötü aktifleri var, onları devralan şirketler. Buralara vergi istisnası getiriliyor. Bunlar başlangıçta varmış beş yıllığına. İdare şunu söylüyor: “Ya, bunlar beş yıllığına verildi ama ondan sonra her beş yılda bir şirket kuruyorlar, dolayısıyla bu vergiden kaçınıyorlar. Ne yapalım? Yani biz aciz kalıyoruz, o zaman vergiyi komple almayalım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim Başkan.

Böyle bir şey olabilir mi? Bu teknoloji devrinde, bu teknoloji döneminde böyle bir şey kabul edilemez. Hiçbir şey üretmeyen, hiçbir şey yaratmayan işte 20 tane şirket var, bunlara bu istisnanın tanınmasının son derece yanlış olacağını düşünüyoruz, böyle bir şeyin yapılmaması lazım.

Diğer bir husus, firmanız var, nakdî sermaye getiriyorsunuz firmanıza, kredi kullandığınız zaman biliyorsunuz ödediğiniz faizi giderden düşüyorsunuz ama öz sermayenizle yaptığınız zaman faiz olmadığı için bir şey düşemiyorsunuz. Şöyle bir sistem getirilmişti: “Öz sermaye koyanlar da bir faiz ödemiş gibi bir rakam hesap edilsin -onun bir formülasyonu var- onun da yarısını gider olarak kaydetsin.” Gayet güzel, öz sermayeli sistemi, firmaları teşvik eden bir şeydi. Ben de bürokrat olarak çalışmıştım, bizim zamanımızda böyle bir şey yapılmıştı. Şimdi burada yüzde 50 var. Diyor ki “Dışarıdan getirirseniz sermayeyi yüzde 75 olsun ve 200 milyon lira da bize maliyeti var.” Kardeşim, niye dışarıdan getirene bu avantajı tanıyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz, sağ olun.

ERHAN USTA (Devamla) – Bitiyorum o zaman.

Yani Anadolu’da dışarıya erişim imkânı olmayan firmalar yüzde 50’sini düşecek ama dışarıdan getirince yüzde 75’ini düşecek, bu adaletsizliğin de doğru olmadığını düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisinin İç Tüzük 37’nci maddeye göre vermiş olduğu teklif çok kıymetli ve önemli, biz bu noktada Fikret Bey’e de çok teşekkür ediyoruz.

Tabii, öğrencilerimiz, gençlerimiz geleceğin teminatı, bu noktada Kredi Yurtların dünden bugüne yatak sayısının ve standartlarının yükseltilmesi için gayret gösterdik. Biz İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş olan kanun teklifine ise “Hayır.” dedik. Sebebi ise şu anda mevcut kanunumuz 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kanunu 20’nci maddesinde yurtların yapım, donatım, bakım ve onarım işleriyle ilgili, bunlarla ilgili tesisler hazırlanacak bir programa göre Toplu Konut İdaresi tarafından, Toplu Konut Kanunu'nun ek 1’inci maddesinin (m) bendine göre, yapılabileceği zaten mevzuatımızda mevcut bulunduğundan dolayı reddettik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Zaten şu anda, gençlerimizin, gerçekten standartlara uygun, huzur içinde kalabileceği ve özel yurtlar ya da vakıf yurtlarına karşılık kredi yurtlarını tercih ediyor olmalarının da sebebi gerçekten kredi yurtlardaki kalitenin artmış olmasıdır.

Genel Kurulun bilgisine sunmak için söz aldım.

Teşekkür ediyorum.

 

 

1 - Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 49 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3854) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 280) (Devam)

 

 

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 280 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin geneli üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun Teklifi’yle sekiz ayrı kanunun çeşitli maddelerinde değişiklikler yapılmaktadır. Teklifte yer alan maddelerin tamamı vergi uygulamalarına ilişkindir. Teklife ilişkin etki analizi, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelerde Komisyon üyelerine sunulmuştur. Teklifte genel olarak, vergi mükellefleri lehine düzenlemeler yer almakta, uygulamada ihtilafa düşülen ve sorunlarla karşılaşılan konularla ilgili olarak mevzuata açıklık getirilmekte, kayıt ve işlemlerde elektronik uygulamaların yaygınlaştırılması öngörülmektedir. Bilindiği üzere, ana hedefi salgın sonrası dönemin ekonomik yapılanmasına uygun sürdürülebilir, güçlü ve kaliteli büyümeye erişim, temel amaçları da makroekonomik istikrarın temini, rekabetçi üretim ve verimlilik artışları, şeffaf, öngörülebilir ve hesap verilebilir yönetişim olan ekonomi reformları programı mart ayında Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığınca hazırlanan Ekonomi Reformları Eylem Planı’ndaki 154 eylem, takvimine uygun bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Kanun teklifinde de bu reformlar kapsamında bazı düzenlemeler yer almaktadır. Esasen, ülkemizde vergi reformuna ihtiyaç bulunmaktadır. Vergi tabanını genişletme, vergiye uyumu kolaylaştırma, öngörülebilirliği artırma, yatırım ve üretimi destekleme yönünde önemli düzenlemeler yapılmakla birlikte vergi kanunları bir bütünlük içinde tümüyle ele alınmalı, basit, anlaşılır ve herkesin mali gücüne göre vergi ödediği adaletli bir vergi sistemi tesis edilmelidir.

Kanun teklifinde esnafımızla ilgili çok önemli düzenlemeler yer almaktadır. Basit usulde vergilendirilen berber, kuaför, tesisatçı, tuhafiyeci, marangoz, kaportacı, lastikçi, tornacı, çay ocağı işleticisi, terzi, tamirci, taksici, dolmuşçu gibi hâlihazırda 835 bin 488 mükellefin kazançları gelir vergisinden müstesna tutulmakta ve yıllık gelir vergisi beyanname verme yükümlülükleri kaldırılmaktadır. Basit usulden faydalanamayacakların belirlendiği Gelir Vergisi Kanunu’nun 51’inci maddesi uyarınca 1995 yılında çıkarılan Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenen, büyükşehir belediye sınırları içinde emtia imalatı, emtia alım satımı, inşaat işleri ve motorlu taşıtların her türlü bakım ve onarım işleriyle uğraşanlar, lokanta ve benzeri hizmet işletmeleri ile eğlence ve istirahat yerlerini işletenler gerçek usulde vergilendirilmektedir. Esasen, 1995 yılında yapılan bu düzenlemeden sonra gerek vergi uygulamasına gerekse büyükşehir belediyelerinin sayısı ve statüsüne ilişkin önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu kapsamda, vergilemede götürü usul yerine basit usul getirilmiş, büyükşehir sayısı 30’a yükselmiş ve büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırları olarak belirlenmiştir. Bu durum dikkate alınarak uygulama mutlaka gözden geçirilmelidir zira basit usul şartlarını taşıdığı hâlde büyükşehirlerde faaliyet gösteren, mesela Konya'daki bakkalın, tamircinin, lokantacının basit usulden yararlanamamasının hiçbir izahı yoktur. Üstelik bu kanun teklifiyle getirilen gelir vergisi istisnasından da yararlanamayacak olmaları eşitlik ve hakkaniyet ilkeleriyle asla bağdaşmayacaktır. Bu itibarla, basit usule tabi olmak için genel ve özel şartları topluca haiz olanların büyükşehir ya da il ayrımı yapılmaksızın basit usule tabi olmaları ve böylelikle gelir vergisi istisnasından da yararlandırılmaları gerekmektedir.

Teklifte yer alan önemli bir madde, vergiye uyumlu mükelleflere yüzde 5 vergi indirimi sağlayan uygulamada mükelleflerin indirimden faydalanma imkânlarının artırılmasıdır. Bilindiği üzere, yüzde 5 vergi indiriminden faydalanma koşullarından biri de ilgili dönemde mükellefler hakkında herhangi bir tarhiyat yapılmamış olmasıdır. Düzenlemeyle, tarhiyat yapılmamış olma koşulu yapılan tarhiyatların kesinleşmesine bağlanmakta, kesinleşmiş tarhiyatlardan da indirim tutarının yüzde 1’inden az olanların dikkate alınmaması düzenlenmektedir. Böylelikle mağduriyetler giderilirken daha fazla mükellefin vergi indiriminden yararlanabilmesi ve vergiye uyumun artırılması hedeflenmektedir. Teklifle sosyal içerik üreticilerinin sosyal paylaşım ağları üzerinden elde ettikleri kazançlarla, akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama, paylaşım ve satış platformları üzerinden elde ettikleri kazançların vergilendirilme usulünde basit ve etkin bir mekanizma getirilmektedir. Yapılan düzenlemeyle bu platformlardan elde edilen ve 650 bin lirayı aşmayan kazançlar stopaj yoluyla vergilendirilecek ve böylece belli tutarı aşmayan gelirler de vergilendirilerek uyum düzeyi artırılacaktır.

Değerli milletvekilleri, teklifte yapılan bir başka düzenleme dördüncü geçici vergi döneminin kaldırılmasına yöneliktir. Böylelikle başta esnafımız ve mali müşavirler olmak üzere vergi mükelleflerinin beklenti ve talepleri karşılanmaktadır. Bilindiği gibi ticari kazanç ve serbest meslek kazancı elde eden mükellefler yıllık beyannamede tahakkuk edecek gelir ve kurumlar vergisinden mahsup edilmek üzere üçer aylık dönemler itibariyle geçici vergi beyannamelerini vermekte ve vergilerini ödemektedir. Bu beyannamelerden dördüncüsü, izleyen yılın şubat ayının 1’i ile 17’si arasında, geçici beyannamenin hemen ardından da mart ve nisan ayı itibarıyla yıllık beyannameler verilmektedir. Düzenlemeyle cari ve vergilendirme dönemi içerisindeki 3,6,9 aylık periyotlar, üçer aylık dönemler itibariyle geçici vergi dönemi kabul edilmekte, son üç aylık dönem kaldırılmaktadır. Böylece, yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamesi veren 3,1 milyon mükellef önemli bir yükten kurtulacaktır. Bununla birlikte yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyanname verme ve ödeme süreleri de birer ay öne çekilmektedir.

Kanun teklifinde Vergi Usul Kanunu’na ilişkin olarak da önemli düzenlemeler yer almaktadır. Bu düzenlemeler özetle şu şekildedir: Kanunda yer alan değerleme ölçüleri arasına alım bedeli eklenmekte, maliyet bedeline zorunlu ve ihtiyari olarak dâhil edilmesi öngörülen giderler sayılarak maliyet bedeli açıklığa kavuşturulmaktadır. Bilanço esasına göre defter tutan 1,7 milyon mükellefe enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının oluşmadığı dönemlerde amortismana tabi iktisadi kıymetlerini ve birikmiş amortismanlarını yeniden değerleyebilme imkânı verilmektedir. Ayrıca gün esasına göre amortisman ayrılabilmesi ve belirli sınırlar içinde amortisman süresinin serbestçe belirlenebilmesi düzenlenmektedir. Özel fon uygulamasında vergi ihtilaflarının sona erdirilmesi için belirsizlikler giderilmektedir. Yeni yatırımları teşvik kapsamında hak kazanılan yatırıma katkı tutarının kurumlar vergisi dışında diğer bazı vergi ödemelerinden de indirilebilmesi sağlanmaktadır. Yeni makine ve teçhizat iktisabında amortisman uygulamasının faydalı ömür süresinin yarısı üzerinden yapılabilmesi imkânı verilmektedir. Şüpheli alacak ayrılacak küçük alacak tutarı 3 bin lira olarak belirlenmektedir. Banka dekontları ve PTT makbuzları gider pusulası olarak kabul edilmektedir. Usulsüzlük cezaları uzlaşma kapsamına alınmaktadır. Vergi incelemesine konu vergi türünden farklı vergi türü için pişmanlıkla beyanname verilebilmesi imkânı getirilmektedir. Tekerrür uygulamasında fiil ile ceza arasında denge sağlanmaktadır. Uluslararası vergi ihtilaflarının çözümüne yönelik karşılıklı anlaşmayla ilgili usuller kanuna dercedilmektedir.

Ayrıca, düzeltme yetkisi, vergi mahremiyeti kapsamı, tebligat, vergi inceleme usulü, mükelleflerin bildirim yükümlülüğünün azaltılması, elektronik belge ve defter, dijital vergi dairesi ve hizmetlerin elektronik ortamda verilmesi gibi konularda önemli düzenlemeler yapılmaktadır.

Teklifin 15’inci maddesiyle, ilan yoluyla tebligat konusunda, Vergi Usul Kanunu’nun 104’üncü maddesinde yapılan değişiklik, zaten sıkıntılı günler geçiren yerel basının önemli bir gelir kaynağını sona erdirecektir. Yerel basının vazgeçilmez bir kamu görevi icra ettiği dikkate alınarak bu değişiklikten vazgeçilmeli. Yerel basında ilan hükmünün korunmasını hatta ilan limitinin 5 bin liraya yükseltilmesinin de uygun olacağını düşünüyoruz.

Teklifle, genel ve özel bütçeli idareler, il özel idareleri, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları, belediyeler ve köylere yapılacak bağışlar damga vergisinden istisna edilmektedir. Bir başka düzenlemeyle de konaklama vergisinin uygulama tarihi 1 Ocak 2023 tarihine ertelenmektedir.

Tüm dünyayı sarsan Covid-19 salgını en büyük darbeyi turizm sektörüne vurmuştur. Ülkemizde turizm ekosistemindeki işletmelerin ayakta kalması için etkin önlemler alınmakla birlikte, toparlanma zaman alacaktır. Geleceğe yönelik daha güçlü daha sürdürülebilir bir turizm ekonomisi inşa etmek için koordineli bir şekilde çalışmalar sürdürülmelidir.

Değerli milletvekilleri, bütün dünya salgın nedeniyle zorlu bir süreçten geçmektedir. Salgınla birlikte artan kamu harcamaları ve azalan gelirler nedeniyle artan küresel bütçe açığının millî gelire oranının 2021 yılında yüzde 8,8’le oldukça yüksek seyretmesi beklenirken küresel kamu borç stokunun millî gelire oranının yüzde 98,8 seviyesine ulaşacağı öngörülmektedir. Küresel borçluluk 2021’in ikinci çeyreğinde 296 trilyon dolarla yeni rekor seviyesine yükselmiştir. Konut fiyatlarındaki yükselişe bağlı olarak hane halkı borçluluğunun küresel borç stokundaki artışa en yüksek katkıyı yapması dikkat çekmektedir. 2020 yılında yüzde 8,3 daralan dünya ticaret hacminin tedarik zinciri ve lojistikte devam eden bazı sorunlara rağmen 2021 yılında yüzde 9,7 artış göstereceği öngörülmektedir. 2020 yılında yüzde 3,2 daralan küresel ekonominin 2021 yılında yüzde 6 büyümesi beklenmektedir. Bu dönemde gelişmiş ülke ekonomilerinin yüzde 5,6, gelişmekte olan ekonomilerin ise yüzde 6,3 büyümesi öngörülmektedir. Önümüzdeki dönemde salgının ve aşılamanın seyri ekonomik aktivite üzerinde belirleyici olacaktır. Makroekonomik veriler dikkate alındığında küresel ölçekteki gelişmeler ve mukayeseli değerlendirmeler Türkiye ekonomisinin giderek güçlendiğini ve güven kazandığını göstermektedir. Nitekim Türkiye genel ekonomik toparlanma ve büyüme konusunda diğer ülkelerden pozitif olarak ayrışmıştır. 2020 yılında küresel ekonominin yüzde 3,2 oranında bir daralma yaşadığı şartlarda Türkiye ekonomisi yüzde 1,8 oranında büyümeyi başarmıştır. 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7,2, ikinci çeyreğinde yüzde 21,7 büyüyerek hem büyüme ve gelişme trendini sürdürmüş hem de dünyada en çok büyüyen ülkeler arasında yer almıştır.

Türkiye ekonomisinin 2021 yılında yüzde 9 büyümesi beklenmektedir. Yatırım, üretim, istihdam ve ihracattaki artış sağlıklı ve nitelikli bir büyümeye delalet etmektedir. Yatırımlar 2021 ilk çeyreğinde yıllık yüzde 12,4, ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 20,3 büyüme kaydetmiştir. Makine ve teçhizat yatırımları üç çeyrektir yüzde 30’un üzerinde büyümekte olup 2021 yılı ikinci çeyreğinde yüzde 35,2 oranında artmıştır. Sanayi sektörü 2021 yılı ilk çeyreğinde yüzde 11,7, ikinci çeyreğinde yüzde 40,5 büyümüştür. Bugün açıklanan verilere göre ağustos ayı itibariyle sanayi üretimi aylık yüzde 5,4, yıllık ise yüzde 13,8 artışla beklentileri aşmıştır.

Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi ağustos ayında, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 48,1 artış göstermiştir. İhracatçılarımız her ay rekorlar kırmakta olup tüm zamanların en yüksek aylık ve yıllık ihracat rakamlarına ulaşılmıştır.

Cari işlemler açığı da 2021 yılı Ocak-Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 46,1 azalmıştır. Yılın kalan aylarında cari fazla verilmesi beklenmektedir.

İstihdam düzeyi pandemi öncesi seviyesine gelmiştir. Mevsim etkilerinden arındırılmış temel iş gücü göstergelerine göre ağustos ayı istihdam sayısı 28 milyon 706 bin kişiye ulaşmış olup geçen yılın aynı ayına göre 1 milyon 865 bin kişi artmıştır. Aynı dönemde işsizlik oranı 0,9 puan, tarım dışı işsizlik oranı 2 puan, atıl iş gücü oranı 3,2 puan azalmıştır.

Elbette ekonomide sorunlarımız vardır. En önemli sorumunuz da enflasyon, hayat pahalılığıdır. Her şeye üst üste gelen zamlar nedeniyle özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız sıkıntı çekmektedir. Tüm dünyada ekonomiler bu yıl büyümede iyi performans gösterirken enflasyon da aynı şekilde artmaktadır. Dünyanın en fazla meşgul olduğu ekonomik konuların başında enflasyon gelmektedir. Emtia fiyatları küresel ekonomideki güçlenmeye bağlı olarak artan talep ve görece sınırlı kalan arz nedeniyle yüksek oranda artış göstermiştir. Lojistik pahalılaşmıştır. Petrol ve endüstriyel metal fiyatları güçlü talebin etkisiyle yüksek seyrini sürdürmektedir. Başta Avrupa’da olmak üzere, enerji krizi derinleşmiştir. Enerji krizi enerji fiyatlarını çok yüksek seviyelere taşımıştır.

Dünya Bankası emtia piyasaları verilerine göre, eylül ayı itibarıyla ham petrol fiyatı yıllık yüzde 81,5; kömür fiyatı yıllık yüzde 240; doğal gaz fiyatı yıllık yüzde 478; sıvılaştırılmış doğal gaz fiyatı ise yıllık yüzde 135 oranında artmıştır. Ülkemizde para ve maliye politikaları kanalıyla enflasyonla mücadele kapsamında önemli adımlar atılmaktadır. Bu kapsamda Eşel Mobil Sistemi uygulaması sonucunda 2021 yılı için toplamda 46 milyar liralık KDV ve ÖTV gelirinden feragat edilmektedir. Bakınız, 2021 yılı Ocak-Ağustos döneminde petrol ve doğal gaz ürünlerinden alınan sadece ÖTV tahsilatı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 40,3 oranında 17,7 milyar lira azalmıştır.

Doğal gaz maliyetindeki yüksek artış amonyak maliyetlerinin artmasına, bu da gübre üretiminin azalmasına ve gübre fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Yine, Dünya Bankası verilerine göre 2020 yılı Mayıs ayında 263 dolar olan dap gübresinin fiyatı bu yıl Eylül ayı itibarıyla 644 dolara yükselerek yüzde 144 oranında artmıştır. Aynı süreçte 202 dolar olan üre gübresinin fiyatı da 419 dolara yükselerek yüzde 107 oranında artmıştır. Gübrenin azalması ve fiyatın aşırı yükselmesi tarım ve gıdanın geleceğini tehdit etmektedir. Dünyada yüksek oranda artan gübre fiyatları hâliyle döviz kurunun da etkisiyle ülkemize daha yüksek olarak yansımaktadır. Yüksek oranda artan girdi fiyatlarının yanı sıra bu yıl yaşanan kuraklık, su sorunu, ürünlerin pazarlanmasında yaşanan sıkıntılar nedeniyle çiftçimizin önemli sorunları bulunmaktadır.

Bu kanun teklifiyle, çiftçilere yapılan destekleme ödemeleri gelir vergisinden istisna edilmektedir; böylelikle, çiftçimize 600 milyon liralık destek sağlanmaktadır. Daha fazla üretmeleri için çiftçimiz daha fazla desteklenmeli; mazot, gübre, ilaç, yem gibi girdilerini uygun fiyatlı alabilmeleri mutlaka sağlanmalıdır. Tarımda kullanılan elektrik için daha düşük tarife belirlenmeli ya da elektrik desteği verilmelidir. Ayrıca, Tarım Kredi Kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan tarımsal kredi borçları uygun şartlarda ve uzun vadeli yapılandırılmalıdır.

Konuşmama son verirken, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destek verdiğimiz bu kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar getirmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin, buyurun.

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Biraz önce konuşan AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Özkan’a bir katkıda bulunmak istiyorum.

Tabii, elbette hepimizin amacı bu yurt sorununu çözmek. Tabii, yani, sonuç olarak, verdiğimiz kanun teklifine “evet” demiş olsalardı da keşke bu iradeyi daha güçlü şekilde, hep birlikte görmüş olsaydık.

Şunu ilave etmek istiyorum, 3 Aralık 2018 tarihinde Gençlik ve Spor Bakanına bir soru önergesi yönelttiğimde bana şöyle bir cevap vermişti Sayın Bakan: “Yurt kapasitemizi 2021 yılında 883.553’e ulaştıracağız.” Kabaca söyleyeceğim: 883 bin. Geçen hafta yine bu konu burada gündeme geldi; sayın AK PARTİ hatibinin verdiği rakam -2021 yılı yurt kapasitesi- 729 bin, küsuratı söylemiyorum. Aradaki fark 153 bin; yani, bakın, hedeflediğiniz yatak kapasitesinden 153 bin geridesiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

     Kapanma Saati: 18.25

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 18.57

BAŞKAN : Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur),   İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

280 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

 

1.- Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 49 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3854) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 280) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

Teklifin tümü üzerinde siyasi parti grupları adına yapılan konuşmalarda kalınmıştı.

Şimdi, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Abdüllatif Şener.

Buyurun Sayın Şener. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sözlerime başlamadan önce İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın vefatı nedeniyle tüm yakınlarına ve sevenlerine taziyelerimi iletmek istiyorum. Samimi bir dosttu. Kendisiyle ilk kez 1990’lı yıllarda tanıştık ve ilk kitabımı kendisi basmıştı. Entelektüel merakları olan, entelektüel sorgulamaları olan değerli bir insandı.

Konuya geçecek olursak, her şeyden önce, 65 maddelik bu teklif daha önce Plan ve Bütçe Komisyonunda görmediğimiz bazı özellikleri taşımaktadır. Bu özellikler nedeniyle de teklifin birinci imza sahibi Uğur Aydemir’e ve arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Her şeyden önce alıştığımız gibi bir torba yasa şeklinde gelmemiştir, baştan sona vergi uygulamalarıyla ilgili bir düzenleme niteliğindedir.

İkincisi ise bir teklif Komisyona ilk defa etki analiziyle birlikte gelmiştir. Hâlbuki daha önce, yıllardır sürekli “Bu tekliflerin niye etki analizleri yok?” diye tartışmalar yaşanmışken bu bir başlangıç olur, bundan sonraki tekliflerde daha detaylı etki analizlerini içeren metinler bulunur umudu içerisindeyiz.

Bu 65 maddelik teklifin birkaç maddesi hariç, hemen hemen tamamı usul hükümleri veya idarenin kendi iç düzenlemelerinde küçük rötuşlar içermektedir. Bu açıdan baktığımızda, en iddialı olduğu madde 1’inci maddedir; 1’inci maddede “küçük esnaf istisnası” düzenlenmektedir, küçük esnafın gelirleri istisna kapsamı içerisine alınmaktadır ancak bu küçük esnafın defter ve belge tutma zorunluluğu da devam etmektedir. İstisna kapsamına alınırken neden defter ve belge zorunluluğu devam ediyor, bunu anlamak biraz zor görünmektedir. Ama buradan sağlanan istisnanın da abartılmaması gerektiği kanaatindeyim çünkü Türkiye’de 835 bin küçük esnafımız var. Bunlar berberler, kuaförler, tesisatçılar, tuhafiyeciler, marangozlar, kaportacılar, lastikçi, tornacı, çay ocağı işletmecisi, terzi, tamirci, taksici ve dolmuşçu gibi meslekleri icra edenlerdir. Sayıları 835 bin ve bu 835 bin küçük esnafımıza bakıyoruz, geçen yıl 235 milyon lira vergi ödemişler. Bunu istisna kapsamına aldığınız zaman, ortalama olarak bir küçük esnafımızdan devlet yıllık 300 liralık bir vergi avantajı sağlıyor. Yani yıllık ortalama avantaj sadece 300 liradır, aylık avantajsa 25 liradır, günlükse 85 kuruştur. Yani küçük esnafımızın günlük 83 kuruşluk vergisinden vazgeçen bir düzenlemedir ama bu paketin en iddialı maddesi de budur. Üzerinde fazla yorum yapmayacağım, konuşacaklarım biterse maddeleri tek tek tekrar değerlendirebilirim ancak 15’inci madde üzerinde durmak istiyorum. Bu 15’inci madde önemlidir, şu açıdan: Yerel basının gelir kaynaklarından biri bu düzenlemeyle ellerinden alınmaktadır. Bu madde, yerel basının Maliyenin bazı ilanlarını artık veremeyeceğini göstermektedir, hâlbuki ilanlar yerel basının en önemli gelir kaynaklarından biridir. İlan gelirleri elinden alınmaya başlanırsa yazılı yerel basının tamamıyla yok olabileceğini, ortadan kalkabileceğini veya tek tük bazı illerde varlığını sürdürebileceğini düşünmek lazım. Hâlbuki zor ayakta duruyor; zaten şu anda yerel basının büyük zorlukları var, büyük güçlükleri var ve zor ayakta duruyor. 2019’da 1.084 adet yerel gazete varken 2021 Ocağında bu 925’e düşmüş yani 159 yerel gazete şu andaki koşullarda zaten kapanmıştır. Neden kapanmıştır? Gelir yetersizliği nedeniyle kapanmıştır. 2018’de yerel ve yaygın yazılı basındaki fikir işçisi 8.683 kişiyken bu da 2020’de 1.479 kişi azalmıştır. Yani sürekli kan kaybeden, kapanan ve çalıştırdığı personel sayısı azalan bir yerel yazılı basınımız var, burada Maliyenin verdiği reklam gelirlerinin bir kısmında kaybediyor, bu büyük bir tehlikedir bence. “Etki analizi var.” dedim bu pakette, bu maddeyle ilgili etki analizinde deniliyor ki: “Bu düzenleme yapılırsa devletimiz 10 milyon Türk lirası tasarrufta bulunacak.” 10 milyon Türk lirası tasarrufta bulunmak aslında yerel basını kurtarmak açısından önemli kabul edilecek bir rakam değildir. Çünkü yerel basının varlığını devam ettirmesi bu 10 milyonluk tasarruftan daha büyük bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Her şeyden önce, almış oldukları reklamdan bile yüzde 18 KDV vergisi ödüyorlar, yüzde 15 Basın İlan Kurumuna komisyon ödüyorlar, bunun ötesinde varlığını sürdüren yerel basın aynı zamanda, çalıştırdığı işçiler için stopaj ödüyor, kendi kazançları için vergi ödüyor, eğer kurumsa kurumlar vergisi ödüyor. Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimizde devlete kazandırdıklarının bu 10 milyon liradan çok çok fazla olduğunu düşünmemiz lazım. Bana göre bu maddenin teklif metninden çıkarılması, yerel basınımızın varlığını devam ettirebilmesi açısından önemlidir.

Değerli arkadaşlar, her şeyden önce, Türkiye’nin bir vergi reformuna ihtiyacı var. Maalesef, yirmi yıllık bir iktidarın hâlâ yirmi yıl sonra bir vergi reformu yapamamış olması büyük eksikliktir diye düşünüyorum. Vergi reformu nasıl yapılacak? Vergi reformunda şu anda Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, düşük gelir gruplarının gelirlerinin artırılmasıdır, net gelirlerinin artırılmasıdır çünkü şu anda Türkiye’de vergiyi yoksullar ödemektedir, düşük gelir grupları ödemektedir.

Bakın, elimde bilimsel bir çalışma var. Bu çalışmaya göre, Türkiye’de doğrudan vergilerle dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının ne olduğu ve bunun ne anlama geldiği anlatılmaktadır. Dolaylı vergiler, bildiğiniz gibi, düşük gelir gruplarından alınır yani tüketicilerden alınır. Pazara gidersiniz, bakkala gidersiniz, markete gidersiniz, bir mağazadan içeri girersiniz KDV’dir, ÖTV’dir diye dünyanın vergisini ödersiniz. Cebinizdeki telefondan konuşun konuşmayın ÖTV, KDV ödersiniz. Arabanıza mazot doldurursunuz, traktöre mazot doldurursunuz yine fiyattan daha fazla bu dolaylı vergilerden ödersiniz. Dolayısıyla en son durum itibarıyla bakıyoruz, Türkiye’de doğrudan vergilerin yani durumu daha iyi olanların ödediği doğrudan vergilerin 2006 ila 2020 arasındaki toplam miktarı 1,9 trilyon Türk lirası civarındadır, hâlbuki dolaylı vergilerin miktarı ise 3,9 trilyon lira civarındadır. Yani 2006’dan 2020’ye kadar toplanan vergilerin ağırlıklı ve büyük bir kısmı dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu dolaylı vergileri ise düşük gelir grupları ödemektedir dolayısıyla vergiyi neden düşük gelir grupları ödüyor hazineye; neden bu ülkenin işsiz insanları, mağdur çiftçileri, perişan esnafı ödüyor? Bunun tersine çevrilmesi lazım. Çok kazanandan çok az kazanandan az alınması lazım ama sistem tersine işliyor. Üstelik doğrudan ödenen vergiler içerisinde de önemli bir kısmı ücretlerden kesilen stopajlar, vergi kesintileri oluşturuyor. Bunu da dar ve orta gelir gruplarının ödediğini düşünecek olursanız ortaya çıkan tablo da Türkiye'de vergilerin manzarası şudur: Doğrudan vergilerin 5 katı tutarında dolaylı ve stopaj yoluyla alınan vergiler var demektir. Bu adaletsiz vergi sisteminin topyekûn bir reforma tabi tutulması lazım. Bu olmadığı takdirde bu paketin içerisinde gördüğümüz gibi böyle ufak tefek bazı uygulama maddelerinin değiştirilmesiyle hiçbir yere varılmaz, hiçbir sonuç elde edilmez. Vergiler gelirin yeniden dağıtılmasında önemli bir mekanizmadır bu mekanizmanın doğru işlemesi ve doğru sonuçları ortaya çıkarması lazımdır.

Bakın, fiyatlar almış başını gidiyor. Pazara, çarşıya çıkanlar ceplerindeki bütün parayı boşaltmak zorunda kalıyorlar. Ayçiçek yağı 40 liradan 83 liraya çıkmış, un 115 liradan 239 liraya çıkmış, yumurta 30’luk koli 2019’da 14 lirayken şimdi 28 liraya çıkmış -yani tek bir yumurtanın 1 liraya yaklaştığı bir dönemi yaşıyoruz- nervürlü 12-14-16’lık demirin tonu 2010’da 830 lirayken 6.110 liraya çıkmış ve evdeki 12 kilogramlık tüp dört ay önce 115 lirayken şu anda 160 lira olmuştur. Bu, düşük gelir gruplarının piyasa mekanizması içerisinde de ezildiğini gösteren bir tablodur. İşsiz insan, asgari ücretli insan, asgari ücretin altında maaş alan, gelir elde eden insanlar pazarda zaten eziliyorlar, gelirlerinin tamamını harcadıkları zorunlu gıda maddeleri ve ihtiyaç maddelerindeki enflasyon oranı sizin ilan ettiğiniz yıllık enflasyonun 2 katı. Şimdi bir de vergi sistemiyle düşük gelir gruplarını ezmeye başlarsanız bunun izah edilecek tarafı olmaz, onun için reform gereklidir. Böylesine 65 maddeyle dolu ama ufak tefek bir yerlerinde uygulama farklılıklarını değiştirmek bir sonuç elde etmek değildir.

Bakın, son beş ayda 1 milyon 520 bin hanenin elektriği kesilmiştir. 1,5 milyon insanın elektriği kesiliyor çünkü cebinde elektrik faturasını ödeyecek para yok. Ekim 2020’den Ekim 2021’e elektrik ve doğal gaza 31 kez zam yaptınız. Bu zamlar altında ezilenler bellidir. 674 bin hanenin doğal gazı, parasını ödeyemediği için kesilmiştir. Bu doğal gazı, elektriği kesilenler, üst üste zamlardan muzdarip olanlar bu düşük gelir gruplarıdır ama Sayın Hükûmete sorarsanız, ABD’de, İngiltere’de benzin kuyrukları var, Almanya’da, Fransa’da yiyecek kuyrukları var. Bu bilgiler nereden alınıyor bilmiyorum ama geçenlerde Sayın Genel Başkanınızın Adana toplantısında baktım, kendi toplantısında, Adana’da korumaların yediği kumanyaların artıklarını toplamaya çalışan insanlar vardı. Bu sistem, şu anda yürürlükteki sistem, işte hiç geliri olmayan, kumanya artıkları toplayan insanların arada bir yapmış oldukları alışverişlerinden vergi kesen, vergi alan bir sistemdir; bütçeyi, Hazineyi de bununla dolduran bir sistemdir ama Hazineye giden paranın lükse, israfa, yolsuzluğa harcandığını düşünecek olursanız tamamıyla fakir fukaranın zenginlere, soygundan ve vurgundan yana olanlara harcandığını gösteren bir tabloyla karşı karşıyayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, değerli arkadaşlar, enflasyon yoksulu eziyor. Hele, enflasyon oranını düşük gösterirseniz yoksul ve düşük gelir gruplarını daha da fazla ezersiniz. Neden? Asgari ücret, emekli maaşları, memur ve işçi maaşları doğrudan doğruya enflasyon oranına göre ayarlandığı için siz, enflasyonu düşük göstermek suretiyle emeklinin enflasyon kaybını ödemiyorsunuz, işçinin, asgari ücretlinin enflasyon kaybını ödemiyorsunuz, enflasyonun altında, enflasyondan daha düşük maaş artışları, ayarlamaları yapmak suretiyle reel gelirini azaltıyorsunuz.

Diğer taraftan, yoksulluğu körükleyen, derinleştiren en temel konulardan biri işsizliktir ve maalesef, işsizlik de bu mevcut iktidarın devrihükûmetinde sürekli olarak artmıştır. 2002 yılındaki işsizlik oranından çok daha fazla, çok daha yüksek olan bir işsizlik var. 2002’de yüzde 9 veya yüzde 10’luk bir işsizlik vardı, şimdi verilen resmî rakamlarda yüzde 12’lik bir işsizlik var ama geniş tanımlı işsizliği dikkate alırsanız, işsizlik oranının yüzde 20’ye doğru çıktığını görüyoruz. Bu da yirmi yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarının işsizliği artırmak suretiyle yoksulluğu derinleştirdiğinin en temel göstergelerinden biridir.

Bakın, sürekli kur artışı yapılıyor. Dün Plan ve Bütçe Komisyonunda Merkez Bankası Başkanı sunuş yaptı, kur artışının sanki bir politikaları gereği olduğunu ifade etmeye çalıştı; “rekabetçi kur” ismini vermiş, hâlbuki kuru zapt edemiyorlar, kurla ilgili hiçbir politikaları yok. Ekonomik dengeler altüst olduğu için, ekonomi politikaları topyekûn yanlış olduğu için kur sürekli fırlıyor, yukarı çıkan kura pozitif bir isim verme ihtiyacından dolayı “rekabetçi kur” ismini vermeye kalkıyorlar. Bu, sizin politikasızlığınızın  bir sonucudur. “Rekabetçi kur” dediğiniz şey, eğer kurun sürekli başını alıp gitmesiyse burada bir felaket var demektir. 2008’den, 2009’dan bugüne kadar kur 9 kat artmış, 9 kat. Siz hâlâ dış ticaret açığı veriyorsanız sizin bu dış ticaret açığınızın ve küresel rekabette kuru yem olarak göstermenizin hiçbir değeri, hiçbir anlamı yok demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Ama kur yükseldikçe ne oluyor? Kur yükseldikçe yoksulluk daha da derinleşiyor, gelir dağılımı daha da bozuluyor, yoksul daha fazla yoksul oluyor ve zengin daha fazla zengin oluyor. Kur yükseldikçe enflasyon artıyor, enflasyon arttıkça yine yoksulluk derinleşiyor. Kur arttıkça bütçedeki faiz ödemeleri artıyor, faiz ödemeleri arttıkça siz yoksuldan daha fazla vergi almaya kalkıyorsunuz ve kur yükseldikçe bütçe dengeleri bozuluyor, bu bozulma neticesinde borçlanma ihtiyacınız artıyor, ne kadar fazla borçlanırsanız yoksulluğu da o kadar fazla derinleştiriyorsunuz. Şimdi, bunun neresinin rekabetçi olduğunu bana izah edin; izah edilecek hiçbir tarafı yoktur.

Bakın, değerli arkadaşlar, Türkiye’de ücretli kesimin ve nüfusun önemli bir kısmı yoksulluk sınırı içerisinde yaşamaktadır. Bunu uluslararası verilerden ve Türkiye’de yayımlanan verilerden derleyerek rahatlıkça ifade edebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – OECD ülkeleri içerisinde en düşük asgari ücrete sahip birkaç ülkeden biri zaten Türkiye’dir, en düşük asgari ücreti veriyorsunuz. Vaktiyle “Çin, rekabette düşük ücret kullanıyor.” deniliyordu; bugün Çin’de asgari ücret 400 dolar civarındadır, Türkiye’de 314 dolar yani Türkiye’deki asgari ücret Çin’in bile altına düşmüştür. Türkiye’de istihdamın yüzde 42’si asgari ücret alıyor. Asgari ücret artı yüzde 20 de asgari ücret altında ücret alanlarsa istihdamın yüzde 64’üdür yani yüzde 64’lük bir nüfus asgari ücret civarında veya biraz üzeri ücret alıyor Türkiye’de. Bunlar Sosyal Güvenlik Kurumunun rakamlarıdır. Kayıt dışı istihdamı da sayarsanız nüfusun yüzde 75 ve yüzde 80’i Türkiye’de yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır ve bu iktidar yoksulluğu derinleştirmekte ve yoksuldan vergi almaya devam etmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)              

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz talep eden Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kapitalist bir düzende adaletten bahsetmek çok zordur. Kapitalist bir düzende nüfusun yüzde 1’i lüks, şatafat içinde yaşar. Kapitalist bir düzende nüfusun yüzde 1’inin yediği önünde, yemediği arkasındadır ama kapitalist bir düzende, nüfusların büyük çoğunluğu maalesef, borç içinde, sefalet içinde yaşar değerli arkadaşlar. Kapitalist bir düzen, bir sömürü düzenidir, emeğin sömürüsü üzerine kuruludur.

Arkadaşlar, şimdi, bu sömürü düzeninde, kapitalist düzende bazı ülkeler bu sömürüyü ve adaletsizliği azaltmak için vergi politikalarını devreye sokarlar. Mesela Kuzey Avrupa ülkelerinde vergi politikaları bu anlamda çok kazanandan çok vergi almak, az kazananı desteklemek üzerine kuruludur ve bu ülkelerde orta kesim daha güçlüdür, zenginlerden daha çok vergi alındığı için çok büyük bir zenginlik de olmaz, çok büyük bir yoksulluk da olmaz. Yine de bir kapitalist düzendir ama adaleti sağlamaya çalışan bir kapitalist düzendir bu Kuzey Avrupa ülkelerindeki düzen. Bizim gibi ülkelerde ise değerli arkadaşlar, vergi adaleti de yoktur. Bakın, düzen zaten adaletsiz bir düzen, bu düzeni dengeleyecek bir vergi düzeni yoktur, vergi adaleti de yoktur; “Çok kazanandan çok vergi alayım, az kazanana destek vereyim.” diye bir bakış da yoktur. Bizim düzenimizde emek sömürülür, yandaşlar semirtilir. Yüzde bir lüks, şatafat içinde yaşarken onlar servetlerine servet katarlar, hatta bu servetlerini ülkede de tutmayıp yurt dışındaki vergi cennetlerine kaçırırlar.

Değerli arkadaşlar, işte vergi bu kadar önemlidir. “Nereden buldun?” diye sormak bu kadar önemlidir o alçaklara. O alçaklar, bu ülkenin kanını sömürüyorlar, kimse “Nereden buldun?” diye sormuyor; onlar, paraları vergi cennetlerine kaçırıyorlar, kimse “Neden götürdün?” diye sormuyor, kimse onları vergilendirmiyor. Bakın, burada Maliye Bakanlığının bürokratları oturuyor, Maliye Bakan Yardımcımız oturuyor. Ona Komisyonda da sorduk: “Milyarlarca dolar yurt dışına kaçırılıyor, siz bu kişilere bu parayı ‘Nereden buldun?’” diye sordunuz mu? Var mı öyle bir yürek acaba? Öyle yürek yemiş bir vergi kontrolörü var mı acaba? Yok. Niye? Sarayın müteahhitleri çünkü, sarayın yandaş müteahhitleri çünkü onlar. Öyle bir yürek yok onlarda.

Bakın, değerli arkadaşlar, işte bir avuç kişi bu ülkenin kanını sömürüyor bu iktidarın zamanında, paraları kazanıyor milyarlarca doları, vergi cennetlerine kaçırıyor, kimse ne “Nereden buldun?” diye sorabiliyor ne de onlardan vergi alabiliyor. İşte bizim gibi bu tip ülkelerde vergi adaleti de olmadığı için gelir eşitsizliği de maalesef daha da derinleşiyor.

Değerli arkadaşlar, önümüzde 65 maddelik bir yasa var. Neyle ilgili? Vergiyle ilgili, işte tam da bu anlattığım konuyla ilgili. Ne yapacaklarmış? Reform yapacaklarmış, öyle söylediler Komisyonda. “Bu vergi reformu, ekonomik reform paketi çerçevesinde gelmiş.” dediler. Peki arkadaşlar, vergi adaletsizliğinin bu kadar derin olduğu ülkemizde bu 65 madde içinde adaleti sağlayacak herhangi bir madde var mı? Yok, palyatif tedbirler. “Efendim, beyanname şu ay verilirmiş, bu ay verilirmiş…”

Değerli arkadaşlar, ülkemizde vergiyi kim ödüyor ya? Hepimiz bu ülkenin milletinin vekilleriyiz. Kim ödüyor vergiyi? 1 trilyon lira vergi toplayacağız bu sene, 2021 yılında. Kim ödüyor bu vergiyi? Tamamına yakınını yoksullar ödüyor, tamamına yakınını yoksullar ödüyor. Niye? Gelir ve servet üzerinden vergi almıyorsunuz.

Bakın, değerli arkadaşlar, şu anda Türkiye'deki toplam servetin yüzde 55’i nüfusun yüzde 1’inin elinde; tekrar ediyorum, servetin yani toplam bütün varlığımızın yüzde 55’i nüfusun yüzde 1’inin elinde. Adalet mi bu? Bunu bizim önümüze koymamız gerekmiyor mu? “Bu ülkenin servetinin yüzde 55’i nasıl nüfusun yüzde 1’inin elinde olur?” diye sormamız gerekmiyor mu? Biz soruyoruz ama iktidar oralı değil, tüyleri bile kıpırdamıyor. Niye? Çünkü onlardan yanalar, yüzde 1’den yanalar, yandaş müteahhitten yanalar; onlar yoksullardan yana değiller. (HDP sıralarından alkışlar) Bakın, bu ülkede gelirin yüzde 50’sini en zengin yüzde 20’lik kesim kazanıyor yani yüzde 20 bütün toplam gelirin yarısını alıyor.

 Büyük bir adaletsizlik var. En yoksul yüzde 20’ye bakalım, en yoksul yüzde 20 gelirden yüzde 5 pay alıyor; bakın, en zengin yüzde 50 alıyor, en yoksul yüzde 5 alıyor, 10 kat fark var, 10 kat. Bu noktada bu ülkenin vicdanlı vekillerinin harekete geçmesi gerekmez mi değerli arkadaşlar? Peki bununla ilgili bu torbada, 65 maddede tek bir madde var mı? Hayır, yok. Niye? Çünkü onlar zenginlerden yanalar, çünkü onlar zenginleşmişler. Yirmi yıl önce mağduriyet edebiyatı yapanlar, yirmi yıl önce yoksullara “Yoksullukla mücadele edeceğim.” diyenler zenginleştiler. Onların zenginleri vergilendirmek gibi bir dertleri yok değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, vergi toplarken adaletle davranmamız gerekiyor, adaletle. Eğer vergi toplarken adaletle davranmazsak kamu vicdanını sarsarız. Kamu vicdanı çok önemlidir, yoksul yurttaşımız bunu görüyor. Yoksul bir yurttaşımız markete gittiğinde, alışveriş ettiğinde ayçiçeği yağı, un almaya gittiğinde KDV alıyorsunuz ondan, KDV; bakın, yoksul yurttaşlarımızdan. Ama bakıyorsunuz, zenginler… Faiz gelirine bakalım: Bir zengin 1 milyar lirayı bankaya yatırsın, bir yıl boyunca yüzde 19, yüzde 20 faizde tutsun, 200 milyon lira faiz geliri elde etsin, bu ülkenin vergi idaresi -maalesef diyorum- bir kuruş vergi almıyor, bir kuruş vergi almıyor ama yoksullar temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar, karınlarını doyurmaya çalışıyorlar, siz onlardan vergi alıyorsunuz. Bu mudur adalet değerli arkadaşlar?

Bakın, pandoranın kutusu açıldı. Pandoranın kutusundan yandaş müteahhitleriniz çıktı, yandaş müteahhidiniz, o sarayın müteahhidi. Kışlık sarayı yaptırdınız, milyarlarca lira verdiniz, şehir hastanelerini yaptırdınız, milyarlarca lira verdiniz, yazlık sarayı yaptırdınız, yine milyarlarca lira verdiniz; geçen bir baktım, bu Pandora belgeleri çıktıktan sonra yeniden bir ihale ona verilmiş. Şimdi o kişi, 500 milyon dolar olan servetini on yılda 5 milyar dolara çıkarmış; o da bildiğimiz ha, vergi cennetlerindekiler hariç. Servetini 500 milyon dolardan 5 milyar dolara çıkarmış, 10 katına yükseltmiş. Peki, soruyoruz: Bu kişi kaç kuruş vergi verdi? Kaç kuruş vergi verdi? İşte, kazanıyor buradan, şehir hastanelerini, 10 liralık işi 100 liraya ihale ediyorsunuz, aradaki farkını alıyor, kimse vergisini almıyor, o götürüyor vergi cennetlerine ve beş kuruş vergi vermiyor. İşte bu da bu ülkenin yurttaşlarının vicdanını sızlatıyor. Siz kamu vicdanını bu anlamda derin bir şekilde yaralıyorsunuz. Bu torbada bununla ilgili bir madde var mı? Yok.

Vergi cennetleriyle ilgili yasayı on altı yıl önce bu Meclis çıkardı, “Vergi cennetlerine para götürenlerden yüzde 30 vergi alacağım.” dedi ama on altı yıldır Cumhurbaşkanı vergi cennetleri listesini açıklamadığı için biz onlardan beş kuruş vergi alamıyoruz.

Değerli arkadaşlar, o, Rönesans Holding, sarayın müteahhidi açıklamasında ne dedi, biliyor musunuz? “Evet, ben milyarlarca doları yurt dışına götürdüm. 5 milyon dolar da birine bağışta bulundum -onun da kim olduğunu herhâlde öğreneceğiz bir gün, iktidar yakında değişecek, öğreneceğiz- ama bu usule uygundur.” dedi. Haklı mı? Maalesef haklı, maalesef haklı. İşte siz, bu AKP iktidarı buna cevaz veriyor değerli arkadaşlar; bu ülkenin kanını sömürenlerin vergi cennetlerine giderken beş kuruş para vermemesine, vergi vermemesine cevaz veriyor bu iktidar, bu vicdansızlar.

 Değerli arkadaşlarım, bu gidişatı durdurmalıyız. Panama belgeleri çıkmıştı, kimse bir şey yapmadı. Pandora belgeleri çıktı, hepsinden sizin müteahhitleriniz çıktı. Bir de medya patronunuz var ya, tüpçü, Demirören; medya patronunuzun da ismi çıktı. Her gün sarayın borazanlığını yapıyor medya patronunuz, karşılığında siz yurttaşlarımızdan alınan vergiyi ona aktarıyorsunuz. O nereye götürüyor? Vergi cennetlerine götürüyor. Karşılığı ne? Sarayın borazanlığını yapmak. Bu mudur adalet arkadaşlar?

Bakın, yurttaşlarımız intihar ediyor be! Atanamayan, ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmen intihar ediyor. Emeklilikte yaşa takılanları emekli etmiyoruz, “Kaynak yok.” diyorsunuz. Yurttaşlarımız açlıkla, yoksullukla karşı karşıya ve sizin kılınız kıpırdamıyor ama birileri bu ülkenin kaynaklarını yurt dışına götürüyor, maalesef buna da seyirci kalan bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hep aynı şeyler Garo Bey.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, vergiyi kim ödüyor? Tüketimde ödüyoruz. Size 2 örnek vereyim. Vergiyi sigara paketinden örnek verirsek bir paket sigara 20 TL. En yoksul da, en zengin de bu bir paket sigarayı aldığında 20 TL veriyor, bunun 17 lirası vergi. En zengin için, vallahi bir bahşiş parası onun için, umurunda bile değil, 20 lira ne ki. Ama en yoksul için bir günde yirmi lira, bir ayda 600 lira, onun gelirinin dörtte 1’i, beşte 1’i. İşte, siz, vergiyi böyle topladığınız için büyük bir adaletsizlik yaratıyorsunuz. Bir depo benzinde en yoksul da, en zengin de aynı vergiyi ödüyor ve bir depo benzinde 200 lira vergi ödüyorsa yurttaşlar, en yoksul da, en zengin de aynı vergiyi ödediğinde işte bu anlamda gelir krizini, gelir adaletsizliğini, vergi adaletsizliğini daha da derinleştiriyorsunuz. Vergiyi de tüketim üzerinden almaya devam ettiğiniz sürece yurttaşlarımız yoksullaşmaya devam edecekler.

Değerli arkadaşlar, bunun için diyoruz ki gelir vergisi reformunu getirin, kurumlar vergisi reformunu getirin, herkes gelirine ve servetine oranlı olarak vergi versin, tüketim üzerinden vergi almaktan vazgeçin. Özellikle, temel gıdalar üzerinden, temel ihtiyaçlar üzerinden vergi almaktan vazgeçelim.

Bakın, dünyada, adaletli vergi düzeninde, vergiler gelir üzerinden alınır ve bu sayede sosyal adalet sağlanır ama biz bunu yapmadığımız için zengini daha zengin ediyoruz, yoksulu daha yoksul ediyoruz değerli arkadaşlar. Bakın, yasada bir iki maddeyle ilgili örnek vereceğim değerli arkadaşlar. Biliyorsunuz, esnafımızı pandemi döneminde perişan ettiniz, öyle değil mi? Bütün dünyada pandemi döneminde dar gelirli esnafa devlet dedi ki: “Merak etme, ben senin işyerini kapattım ama senin bütün ihtiyaçlarını karşılayacağım.” ve 10 binlerce dolar, 10 binlerce euro destek verdi. Onlar da iflas etmediler, işlerini pandemi bitince devam ettirebildiler. Siz ne yaptınız? Esnafımıza topu topu 2-3 bin lira destek verdiğinizi söylediniz. Yani günde 10 TL bile destek vermediniz esnafımıza ve esnafımız perişan olmuş, çok zor günler geçirdi.

Şimdi, bu vergi yasasında ne var, biliyor musunuz sevgili esnaflar? İktidar müjdeymiş gibi diyor ki: “835.488 esnaftan artık vergi almayacağım, küçük esnaftan.” Peki, etki analizi belgesi elimde; ne kadarlık vergi alabiliyormuş bu esnaftan? 235 milyon lira. Bakın, 835 bin esnaftan 235 milyon vergi alabiliyormuş. Esnaf başına yıllık kaç para yapıyor, biliyor musunuz? 280 TL, 280 TL değerli arkadaşlar. Yani esnaflarımızdan vazgeçtiği vergi 280 TL, zaten bu esnaf bir şey kazanamıyor, perişan hâlde. Siz diyorsunuz ki: “Ben senden 280 TL vergi almayacağım.” Yani günde 1 TL bile etmiyor, bu vicdansızların esnafa verdiği destek değerli arkadaşlar, 1 TL bile etmiyor. İşte, esnafa esirgenen destek karşılığında 1 TL bile etmeyen vergiden vazgeçmek. Bu esnafın zaten vergi ödemeye gücü yok, esnafın desteklenmeye ihtiyacı var değerli arkadaşlar.

Bir başka örnek vereyim, bakın, ben Ağrı’daydım, geçen gün Ağrı’daydım. Çiftçi tarlasına gübre atamıyor değerli arkadaşlar. Çiftçi zaten perişan ama tarlasına atacak DAP gübresi için parası yok. Gübre atamayınca ne olacak? Bir dönümden 500 kilo alacağına 200 kilo alacak, daha da büyük bir iflasa doğru sürüklenecek.

Şimdi, bu vergi yasasında çiftçiyle ilgili ne var biliyor musunuz değerli arkadaşlar? “3 milyon çiftçi var.” diyor vergi yasası. “Ben onlara 3 kuruş destek veriyordum, bu desteklerin karşılığında da 600 milyon lira vergi alıyordum, bu vergiden vazgeçiyorum.” diyor. Bakın, 3 milyon çiftçiden 600 milyon lira vergiden vazgeçiyor. Peki, çiftçi başına kaç para yapıyor? Matematik bilenler çarpsın, bölsün, 200 TL yapıyor değerli arkadaşlar. Bir çiftçiye 200 TL destek vereceğini ilan ediyor bu vicdansızlar. Günde 1 TL bile yapmıyor. Bu mudur çiftçiye destek? Çiftçi tarlasına gübre atamazken siz destek mi verdiğinizi zannediyorsunuz? İşte böyle halkı oyalama yasalarıyla karşı karşıyayız değerli arkadaşlar.

Bakın, vergiye uyumla ilgili bir madde var. Şimdi zaten ülkemizde vergi ahlakı ve vergi adaleti yok. Zaten faizler de yüzde 25, vergisini ödemeyene de her yıl af çıkarıyorsunuz zaten, her yıl. Ne yapıyor bunu kötü niyetle kullananlar? Vergisini ödemiyor ve bunu bir finansman aracı olarak kullanıyorlar. Sonra da arkadaşlar, bir yıl sonra af çıktığında sıfır faizle vergisini ödemiş oluyor. Şimdi, diyorsunuz ki vergisini düzenli ödeyene: “Ben yüzde 5 vergi desteğini, vergi indirimini yapacağım.” Ya değerli arkadaşlar, vergisini yüzde 5 indirim alabilen kimler? Durumu iyi olanlar zaten ve bunu kötüye kullanmıyorlar. Bu açıdan bu yüzde 5 indirimin de doğru olmadığını düşünüyorum. Siz vergi adaletini sağlayın. Gerçekten gücü olandan vergiyi alın zaten onlar vergilerini ödüyorlar yüzde 5 de indirim yapmanın hiçbir anlamı yoktur. Zor duruma düşene de bir vergi ombudsmanı sistemi getirelim, gitsin oraya başvurusunu yapsın ve gerçekten onun vergilerini yapılandıralım hatta indirim yapalım ama ödemeyene efendim, bedava kredi olarak finansman olarak vergiyi kullanması ödeyene de yüzde 5 indirim yapılmasına devam edilmesi ve bu imkânın genişletilmesi doğru değildir.

Bir başka maddede değerli arkadaşlar şu var: Vergiyi hangi kurum koyar, hangi güç koyar? Bu kurum koyar, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Bakın, çok tehlikeli bir madde var, eğer onay verirseniz, AKP, MHP çoğunluğu onay verirse Cumhurbaşkanı Erdoğan sigaradaki ÖTV’yi 3 katına kadar artırabilecek. Yani bir paket sigara 20 lirayken 40 lira, 50 lira olabilecek. Bu yetkiyi vereceksiniz, komisyondan böyle geçti, eğer onay verirseniz böyle olacak. Yapar mı yapmaz mı ayrı ama tek adamın yetkisinde kalacak sigarayı 50 liraya yükseltmek.

Başka bir şey daha var, arabada zaten vergiler korkunç. Bir araba diyelim ki 200 bin lira. Cumhurbaşkanına ne yetki vereceksiniz biliyor musunuz? Arabada, otobüste, kamyonda ÖTV’yi 3 katına kadar yükseltme yetkisi. Yani 200 bin liralık bir arabayı 400 bin lira yapma yetkisi vereceksiniz. Yapar mı? Vallahi bilmem ama yetkiyi vereceksiniz. Doğru mu? Değil. Vergiyi Meclis koyar, Meclis kaldırır ama yetkimiz bu kadar mı bitti değerli arkadaşlar ya? O zaman tek madde çıkarın, deyin ki: Her şeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Vergiyi milletin temsilcileri koyar, milletin temsilcileri kaldırır. Tek adam koyup kaldıramaz. Bu yetkinin bu şekilde verilmesi de doğru değildir değerli arkadaşlar.

Bakın yerel basına zaten zor durumda. Ya, 10 milyon liralık bir ilan veriyormuş vergi idaremiz. Şimdi diyor ki maliyemiz: “Ben 10 milyon lira tasarruf edeceğim arkadaş, yerel basına da ilan vermeyeceğim.” Ya, Diyarbakır’da yerel basın var; eminim, hepinizin illerinde de yerel basın vardır. Zaten zor durumdalar, 3 kuruşluk bu desteği niye kaldırıyorsunuz ya? “10 milyon tasarruf” dediğiniz yerde aslında kamu adaleti anlamında neyi kaybettiğimizi bir görsek, yerel basınla ilgili, yerel basının iflas etmesine daha da yol açacak bir düzenlemeye baksak 10 milyon lira nedir ki değerli arkadaşlar? Bizim yerel basına destek olmamız gerekir. Bu açıdan bu maddeyi de doğru bulmuyoruz.

Bakın, bu torbanın vergide adalet sağlamak gibi bir iddiası yok, vergide reform sağlamak gibi bir iddiası yok. Değerli arkadaşlar, bakın, sizi uyarıyorum: Halk patlama noktasında ve “Birileri yer, birileri bakar.” düzenine devam ederseniz, hatta “Yüzde 1 yer, yandaşlar yer, geriye kalan 84 milyon bakar.” düzenine devam ederseniz bu çark kırılır arkadaşlar. Bu düzen eninde sonunda patlar. Bakın, sizi uyarıyorum: Bu yoksulların öfkesi sizi götürecek. Bir an önce ekonomide adaleti sağlamamız lazım, bir an önce vergide adaleti sağlamamız lazım. Çöpte yemek arayan yurttaşlarımızla uğraşmayın, onlara daha fazla vergi yüklemeyin. Kâğıt toplayıcılarıyla uğraşmayın, bırakın, onlar ekmeklerini yesinler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Kadınlarla uğraşmayın, bırakın, onlar eşitlik ve adalet mücadelesini büyütsünler. Bunun için adaletli vergi politikalarına ihtiyacımız var. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak vergi politikalarına ihtiyacımız var. Doğa sömürüsünün önüne geçecek vergi politikalarına ihtiyacımız var. Karbon vergisini getirebiliriz mesela. Rant düzeninin önüne geçecek vergi politikalarına ihtiyacımız var. Bir tarlayı 10 liraya alıp 100 lira yapandan 5 kuruş vergi almıyor bu vergi idaresi ama temel ihtiyaçlarını karşılayan yurttaşlarımıza vergi yüklüyor. Bunlar kabul edilemez değerli arkadaşlar. Bu açıdan, Türkiye'nin Büyük Millet Meclisi, ekonomide olan büyük adaletsizliğin önüne geçecek, gerçek anlamda vergi adaletini sağlayacak reformlar yapmalıdır. Böyle saçma sapan, palyatif tedbirler içeren düzenlemelerle bizim vaktimizi çalmamalılar.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tarafımıza dönük, grubumuza dönük bütün itham ve iddialarını reddediyoruz, iade ediyoruz.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde parti gruplarının söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi şahısların söz taleplerine geçiyoruz.

İlk söz Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı’ya ait.

Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşmekteyiz.

Kanun teklifinde 1’inci maddede özellikle esnafımıza destek verildiğine dair bir görüntü var. Burada denmekte ki: “Basit usulde vergilendirilen mükelleflerin ticari kazançları gelir vergisinden muaf tutulmakta.” Değerli arkadaşlar, incelediğimizde, değerlendirdiğimizde 835 bin esnafın faydalandığı söylenilmekte. Ancak vergiden muaf olarak tutulmaya çalışılan rakam 235 milyon lira. Yani bir esnaf başına böldüğünüzde 280 TL’lik bir katkısı olacak.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii ki biz 835 bin esnafa yapılan bu iyileştirme şeklinde olan katkıya destek veriyoruz, esnafımıza yapılan her türlü iyileştirmeye sonuna kadar varız ancak yıllık 280 TL de değerli arkadaşlar, bir katkı sayılmaz. Zaten bu esnaf sayenizde bakın, bir buçuk yıldır pandemi sürecinde neredeyse iflasın eşiğine getirildi, mağdur edildi, gerekli katkı tarafınızdan, iktidarınızdan verilemedi. Neredeyse çoğunluğu can çekişir vaziyette. Bu pandemi sürecinde en fazla katkı alabilen esnafın eline 10 bin TL civarında bir destek geçti ve bir buçuk yıllık sürede. Şimdi, siz bu esnafa yıllık 280 TL bir fayda sağlanacak bir düzenlemeyi getiriyoruz diye övünmektesiniz.

Değerli arkadaşlar, bakın, tarım sektörü ve çiftçilerin desteklenmesi için yapılan destek ödemeleri gelir vergisinden muaf tutulmakta ve “Bu ödemelerden herhangi bir vergi kesintisi yapılmasın.” denilmekte. Evet, çiftçimize yapılacak olan her türlü katkıya biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar varız ancak burada da baktığımızda, yaklaşık 3 milyon çiftçi için toplamda 600 milyon TL'lik bir vergiden muafiyet söz konusu. Burada da kişi başına böldüğümüzde bir kişiyi ilgilendiren rakam 200 TL. Şimdi, bu rakamlar şunu göstermekte: Bu rakamlar, sizin tarafınızdan şu an yapılmaya çalışılan işlerin bir göz boyama işi olduğu, kalıcı hiçbir katkının sağlanamadığını göstermekte. Buradan soruyorum size, bugüne kadar tarımda kalıcı hangi işleri yaptınız? Örneğin, ekim dikim öncesi her ürün için bir taban fiyat belirleyebildiniz mi? Taban fiyat uygulamasıyla çiftçiyi zarar etmekten kurtarabildiniz mi? Tarımsal üretimde planlamayı başarabildiniz mi? Çiftçimiz ne üreteceğini önceden bilecek durumda mı? Tarım Kanunu 21’inci maddesi gereğince çiftçiye ödenmesi gereken yüzde 1’lik payı bugüne kadar ödeyebildiniz mi? Hayır, ödeyemediniz. Bugün, çiftçi, iktidardan alacaklı durumdadır. “Çiftçinin kullanacağı mazotta ÖTV'yi, KDV'yi kaldıracağız.” demiş olmanıza rağmen bugüne kadar ÖTV’yi ve KDV'yi kaldırabildiniz mi? Yine, köylerde tarımsal üretimi artırmak için çiftçi ile teknik personeli buluşturabildiniz mi? Ziraat mühendisi ve veteriner atamalarını gerektiği şekilde yapabildiniz mi? Hâlen çiftçinin traktörünün haczedilmesini önleyebildiniz mi? İster bankalardan, ister tarım kredi kooperatiflerinden çekilen kredilerin faizlerini sıfırlayabildiniz mi? Mevsimlik tarım işçilerinin yaşam koşullarını iyileştirebildiniz mi; iş kazası, meslek hastalıkları gibi risklere karşı sosyal güvencelerini sağlayabildiniz mi? Tarım topraklarını gerektiği gibi koruyabildiniz mi? Tarım toprakları sayenizde her geçen gün daralmakta. İşte, siz, çiftçiye yapılması gereken bu kalıcı desteklerin hiçbirisini yapamadınız sadece göstermelik desteklemelerle birtakım katkılar koymaya çalıştığınızı ifade etmektesiniz. Biz, çiftçiye, kalıcı olan bu desteklerin hepsini iktidara geldiğimizde tek tek yapacağız değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Vergi alacağı tebliğlerinin kurumun kendi internet sitesinde ilan edileceğine dair 15’inci maddedeki düzenleme, evet, gerçekten çok yanlış değerli arkadaşlar. İşin iki yanlış tarafı var, birinci yanlış tarafı, hukuka aykırılık tarafı. Yani alacaklı kurum kendi alacağıyla ilgili yaptığı takibatı kendi internet sitesinde ilan edecek. Değerli arkadaşlar, bu uygulama hukukun genel kurallarına aykırıdır. Şimdi her ne kadar kurum da olsa sonuçta bir alacaklı. Alacaklı, kendi alacağıyla ilgili ilanı kendi internet sitesinde yapacaktır. Bu, hukuka aykırı bir durumdur, bu düzenleme doğru değildir.

Yine, bu düzenlemeyle yani ilanların artık basında yapılmaktan vazgeçilmesiyle basının ve özellikle de yerel basının can suyu olan bu kamu ilanlarından vazgeçilmesiyle basın gerçekten büyük mağduriyet yaşayacaktır.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada kanun teklifi görüşüldüğü dönemde biz gerek Komisyonda gerekse Mecliste konaklama vergisinin doğru bir uygulama olmadığını ifade etmiştik. Bu teklifte, şimdi, konaklama vergisi uygulamasının 1 Ocak 2023 tarihine kadar ertelenmesi teklif edildi.

Değerli arkadaşlar, biz zaten bu uygulamanın yanlışlığını daha ilk başta sizlere ifade etmiştik ama ısrarla bu kanunu çıkardınız ve ilk defa bir “konaklama vergisi” adıyla vergi uygulanmaya başlandı. İşte, şimdi, sizin getirdiğiniz bu erteleme teklifi de zaten zımnen de olsa aslında bu uygulamanın doğru olmadığının bir göstergesidir.

Şimdi buradan tekrarlamak gerekirse: Bakın, doğru olmayan bu uygulamadan tümden vazgeçilmelidir değerli arkadaşlarım. Konaklama vergisi sektöre zarar verecek bir uygulamadır; bundan vazgeçilmelidir. Vazgeçilmez ise turizmde özellikle hizmet eden belediyelere bu verginin aktarılması, belediyelere bu verginin ödenmesi gerekmekte.

Değerli arkadaşlar, sizin getirdiğiniz taleplerin çoğunluğu hamaset kokan ve sonuçta vatandaşa faydası olmayan tekliflerdir. Buradan söylemek istiyorum. Ancak bizim son Komisyonda önerge olarak sunduğumuz ve vatandaşımızın birçok sorununun çözümüne katkı sağlayacak olan bizim tekliflerimiz maalesef ki iktidar tarafından reddedildi. Örneğin, asgari ücretin vergi dışı bırakılması önergemiz vardı; tarafınızdan reddedildi. Yine, çiftçilerimizin zirai amaçlı kullandıkları mazottan ÖTV alınmaması önergemiz vardı; yine tarafınızdan reddedildi. Elektrik tüketiminde abonelere uygulanacak katma değer vergisi oranının yüzde 1’e indirilmesi önergemiz vardı; tarafınızdan reddedildi. Elektrik enerjisi bedelinden TRT payının kaldırılması önergemiz vardı; tarafınızdan reddedildi. Yurt çıkmayan öğrencilerimize asgari ücretin yarısı kadar her ay karşılıksız kira yardımı, burs verilmesi önergemiz vardı; tarafınızdan reddedildi. Esnafımızın gider kalemlerinden stopaj vergisinin kaldırılması önergemiz vardı; tarafınızdan reddedildi. Kısacası değerli arkadaşlar, vatandaşlar için faydalı ne kadar talep varsa bunların hepsi tarafınızdan reddedildi. Buradan sizi vatandaşlarımıza bir kez daha şikâyet ediyorum ve bunların hepsini dostlarımızla beraber iktidara geldiğimizde bizler tek tek yapacağız diyorum, hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.

Çok teşekkür ediyorum.(CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz milletimizle iktidardayız, bırakmaz bizi milletimiz.

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz, Manisa Milletvekili Sayın Uğur Aydemir’e aittir.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifimiz üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, çok kıymetli İsmet Uçma Hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına, Meclisimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifimizle vergiye olan uyumun artırılması, vergi güvenliğinin artırılması, kayıt dışılıkla mücadelenin etkinleştirilmesi, sosyal adaletin ve rekabet ortamının güçlendirilmesi, yatırımların teşvik edilmesi, ihtilafların sonlandırılması gibi birtakım değişikliklerin yapılmasını amaçlıyoruz. Bu kapsamda söz konusu amaçların hayata geçirilmesi için Gelir Vergisi Kanunu’nda, Vergi Usul Kanunu’nda, Damga Vergisi Kanunu’nda, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda, Bankacılık Kanunu’nda, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Dijital Hizmet Vergisi Kanunu’nda olmak üzere değişiklikler yapılmasını teklif ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifimizle basit usule tabi mükelleflerimizin kazançlarını gelir vergisinden istisna ediyoruz ve bu mükelleflerimizin yıllık gelir vergisi beyannamesi verme yükümlülüğünü de kaldırıyoruz. Yaptığımız bu düzenlemeyle arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi 835 bin esnafımız faydalanacak ancak bu mükelleflerimiz hasılatlarından, satışlarından dolayı fatura vermeye, alışlarından dolayı da fatura almaya devam edecekler, bunları Defter Beyan Sistemi’ne girecekler. Bunu niye istiyoruz? Çünkü basit usulde kalmanın şartları var; özel şartları var, genel şartları var. Kayıtlı ekonomiye geçmemiz lazım, bu yüzden Defter Beyan Sistemi’ne basit usuldeki arkadaşlarımızın evraklarını girmesini istiyoruz.

Kanun teklifimizin diğer bir maddesinde sosyal medya üzerinden elde edilen gelirlerin ne şekilde vergilendirileceğini belirliyoruz. Bu vatandaşlarımızın gelirlerini basit ve etkin şekilde vergilendirmek amacıyla geliri 2021 yılı için 650 bin TL’nin altında olan kişilerin sadece stopaj yoluyla gelir vergisi vermelerini istiyoruz. Kazançları söz konusu 650 bin lirayı aşarsa kazançları için gelir vergisi beyannamesi verecekler, ancak stopaj yoluyla kesilen kazançlarını vergilerden mahsup edecekler, ayrıca bu kişileri de katma değer vergisinden istisna tutuyoruz.

Diğer bir düzenlememiz de tarım ve hayvancılıkla iştigal eden vatandaşlarımıza daha fazla destek sağlamak amacıyla tarımsal destekleme ödemeleri üzerinden yapılan vergi kesintilerinde artık bundan sonra kesinti yapmayacağız, bunlar da çiftçilerimizin cebine kalacak değerli kardeşlerim, değerli milletvekili arkadaşlarım. Bu düzenlemeden de 3 milyon çiftçimiz istifade edecek.

Diğer bir düzenlememiz, geçici dördüncü dönem beyannamesini artık kaldırıyoruz, gelir vergisi ve kurumlar vergisi mükellefleri artık dördüncü dönem geçici vergi beyannamesini vermeyecekler ve bununla beraber de şubat ayında verilmesi gereken, 1’ile 17’si arasında verilmesi gereken beyanname verilmeyecek, ancak gelir vergisi ve kurumlar vergisi verilme tarihlerini de birer ay öne çekiyoruz yani gelir vergisini şubat ayında, kurumlar vergisini de mart ayında, mükelleflerimiz beyannamelerini vererek ödemelerini yapacaklar.

Diğer bir düzenlememiz, uyumlu mükelleflerin yüzde 5 vergi indirimi uygulamasının şartlarına esneklik kazandırıyoruz. Bu indirimden faydalanma imkânlarını artırarak vatandaşlarımızın daha da etkin bir şekilde bu indirimden, uyumlu mükellef indiriminden, yüzde 5 indirimden faydalanmalarını amaçlıyoruz.

Diğer bir düzenlememizse Vergi Usul Kanunu’nda değerli milletvekili arkadaşlarım. Vergi Usul Kanunu’nun vergilendirme, defter tutma, belge düzenleme, beyan ve bildirimde bulunma, değerleme, ceza ve uzlaşma hükümlerinde değişiklikler yapılmasını öneriyoruz. Evet, bunlarla Vergi Usul Kanunu’nda dijital vergi dairelerinin kurulmasının önünü açıyoruz. Vergi daireleri tarafından yapılan işlemlerin elektronik ortamda yapılmasını inşallah sağlayacağız. Vergi dairelerinin birbirleri adına işlem yapabilmeleri ve düzeltme işlemlerinin farklı vergi daireleri arasında da yapabilme imkânının önünü açıyoruz. Kamu kurumları tarafından vergi dairelerinde yapılan bildirimler için mükelleflerin bildirim yükümlülüklerini de ortadan kaldırıyoruz. Yeminli mali müşavirlerin tasdik raporlarını süresinde ibraz edemeyen mükelleflere ek altmış gün süre getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; düzenlememizin diğer bir maddesi de; gider pusulasının yedi gün içinde düzenleneceğini hüküm altına alıyoruz. Ayrıca ödemelerin banka ve PTT kanalıyla resmî kuruluşlar tarafıyla yapıldığı zaman dekontlarının tevsik edici belge olarak kullanılmasının önünü açıyoruz.

Bir diğer düzenlememizse şüpheli alacaklar karşılığında 3 bin TL’yi aşmayan meblağlar bundan sonra direkt şüpheli alacaklar karşılığı olarak ayrılacak ve gider yazılacak.

Diğer bir düzenlememiz de bununla beraber işletme hesabı esasına  göre defter tutan mükelleflerin de artık şüpheli alacak karşılığı ayırmasının önünü açıyoruz.

Ceza ve uzlaşmayla ilgili bir maddemiz var. Bununla beraber Vergi Usul Kanunu’nun ceza ve uzlaşmaya yönelik hükümlerinde de önemli değişiklikler yapıyoruz. Cezalarda tekerrür uygulamasında mükelleflerimiz lehine değişiklikler yapıyoruz. Usulsüzlük ve özel usul cezalarında 5 bin TL’yi geçen kısımlarda uzlaşmanın önünü açıyoruz, 5 bin TL’yi geçmeyen kısımlarda ise yüzde 50’lik indirim oranını yüzde 75’e çıkartıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifimiz 65 maddeden oluşmakta ama vaktim çok sınırlı olduğundan dolayı hepsine değinemeyeceğim, birkaç hatip arkadaşımızın eleştirilerine cevap vermek istiyorum.

Basit usulde vergi mükelleflerimizin kazançlarını gelir vergisinden istisna ettiğimizi söyledik, 835 bin esnaf bundan faydalandı. Bu vergilerin tutarı 200 milyon liraydı; bunu arkadaşlarımız biraz küçümseyerek konuştular, bu rakamı. Acaba neden 835 bin esnafımız 200 milyon TL vergi ödedi? Buna bir dikkat çekmek lazım. Neden? Çünkü 2016 yılında bir uygulama getirdi AK PARTİ hükûmetleri. Ne getirdi AK PARTİ hükûmetleri? Basit usulde vergilendirilen mükelleflerde kazançlardan istisna tutarı getirdi. Bu kaç paraydı 2016 yılında? 8 bin liraydı. 2020 yılında kaç para? 13 bin lira. Eğer biz istisna getirmemiş olsaydık -biz getirdik bunu- değerli arkadaşlar, 2020 yılında tahsil edilen 228 milyon liralık tutara vazgeçilen rakamı da eklediğimizde bu rakam 2020 yılında 657 milyon olacaktı. Yani 200 milyon değil, 657 milyon lira ne yapacaktı vatandaşlarımız, mükelleflerimiz? Vergi dairelerine vergilerini ödeyeceklerdi ama biz küçük esnafın yanında olduğumuzdan dolayı, küçük esnafı düşündüğümüzden dolayı, bugün değil, 2016 yılından beri esnafımızın yanında olduğumuzdan dolayı bu istisnaları getirdik.

“Vergide adalet” dedi arkadaşlarımız. Evet, doğru, vergide adalet AK PARTİ’yle birlikte geldi. Niye AK PARTİ’yle birlikte geldi vergide adalet? Niye çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alıyoruz? Biz bunu getirdik. Neden alıyoruz? Değerli arkadaşlar, bakınız, 2002 yılında 1 asgari ücretlinin vergi yükü yüzde 22 oranındaydı, bugün baktığınızda bir asgari ücretlinin vergi yükü -evli 3 çocuklu bir ailenin- 1,45, yüzde 1,45; nereden nereye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, az kazanandan az vergi almıyor muyuz? Biz alıyoruz ama bizden önce ne vardı? Yüzde 22 oranında vergi alınıyordu. Evet, vergi oranlarını, vergi dilimlerini düşüren hangi hükûmet? AK PARTİ Hükûmeti. İlk dilim 2002 yılında yüzde 22’yken bizimle beraber bu oran, ilk dilim oranı yüzde 15 seviyesine indirildi değerli arkadaşlar. Evet, bizler her zaman vatandaşımızın yanındayız.

Çiftçilerimizle alakalı konuya gelince, çiftçilerimize evet 21 milyar 800 milyon destek sağlıyoruz, doğrudan gelir desteği sağlıyoruz ama bunun yanında çiftçilerimize başka neler sağlıyoruz değerli arkadaşlar? Bir, sübvansiyonlu kredilerde destek sağlıyoruz. Bunları üst üste topladığımız zaman 42,4 milyar TL tarımsal destek sağlandı. Bu rakamları bizler yükseltiyoruz.

Evet, değerli arkadaşlar, tabii bunları beğenirsiniz beğenmezsiniz, tabii ki sizden biz alkışı beklemiyoruz. Türkiye’yi 2002 yılında 362 milyar lira gayrisafi millî hasıladan aldık. Türkiye’yi bugün getirdiğimiz nokta 6 trilyon 648 milyon; zenginleştirdik mi ülkeyi fakirleştirdik mi? Durum ortada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Net bir şekilde ortada. Bakınız, evet bir hatibimiz “Artık halk patlama noktasına geldi.” diye ifade etti. Evet, doğru, halkımız patlama noktasına gelmiştir, neden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET KAYA (Trabzon) – Yoksulluktan nefes alamıyor. 

BAŞKAN – Buyurun lütfen.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Çünkü neden? Halkımız artık Meclisten bir şey bekliyor, ne bekliyor? Artık siyasi partilerin, Meclisin çatısı altında bulunan partilerin veya kimlerse teröre artık mesafe koyulmasını istiyor milletimiz. Diyarbakır Annelerinin artık ağlamasını istemiyor. Evet, Türkiye bugün vergi gelirlerinin artık teröre harcanmasını, gitmesini istemiyor. Bu, topladığımız vergi gelirleriyle nasıl bugün yol yaptıysak, köprü yaptıysak, baraj yaptıysak, nasıl basit usulde vergiyi kaldırdıysak daha çok halkın refahına harcamasını istiyor. Bunda da halkımız haklı mıdır? Haklıdır. İnşallah bu Meclisimiz bunu da başaracak diye düşünüyorum. Bunun için de desteklerinizi bekliyoruz değerli arkadaşlar.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Ne alaka ya!

UĞUR AYDEMİR (Devamla) - Bakınız, “Bir depo benzin alan vatandaş şu kadar vergi ödüyor.” dedi milletvekilimiz. Bir depo benzin alan, mazot alan vatandaşımız sıfır TL Özel Tüketim Vergisi ödüyor sadece benzinde vergi var o da 22 kuruş. Vergiyi de kaldıran hükûmet hangi hükûmet? AK PARTİ hükûmeti. Özel Tüketim Vergisi mazotta, gazda yok değerli arkadaşlar bunun da böyle bilinmesini istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR AYDEMİR (Devamla) - Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun Teklifimize destek veren, gerek komisyon aşamasında, gerek burada destek verecek bütün arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyor.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Özelleştirmeyle 70 milyarlık mal sattınız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, müsaade ederseniz 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki yerinizden 60’a göre kısa bir söz veriyorum.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Şu anda televizyonları başında bulunan bütün vatandaşlarımız bizi izliyor. Vergi usulüyle ilgili konuşan AKP sözcüsü “Türkiye'de vatandaştan vergi alınmıyor.” Dedi. “Biz Türkiye'deki vatandaşın vergi yükünü indirdik.” dedi. Vatandaşlarımızın duymasını istiyorum. Hani asgari ücretle çalışıp da evine ekmek götürmeye çalışan vatandaşlar az önce konuşan AKP milletvekilinin resmini evlerine assınlar. Tamam mı. Çocukları ağlayıp da annelerinin babalarının yüzlerine baktığında evlatlarının acısını ailede çeken bütün insanlar az önce konuşan AKP milletvekilinin resmini eve assınlar ve ona içlerinden ne geliyorsa onu söylesinler. (CHP sıralarından alkışlar)

Az önce konuşan milletvekiliyle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İntihar eden anneler, evinde işsizlikten kıvranan babalar, evladını yurda yetiştiremeyen 200 bin öğrencinin anne babası, işsiz olan 10 milyonun üzerindeki genç, az önce konuşan vekilin muhakkak resmini evde büyüterek assınlar ve bütün duygularını onun kendi resmine ve yüzüne karşı söylesinler. Söylesinler ki hiç kimse millet ızdırap çekerken, kendi maaşıyla, sırtı pek bir şekilde burada bir daha ahkâm kesmeye cesaret edemesin. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Söz istiyorum Sayın Başkanım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Daha ne istiyorsun “Evine resmini assın.” dedi.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, niye söz istiyorsunuz?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım, az önce Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili tabii teşekkür ediyorum, resmimi kendileri de assınlar, teşekkür ederim ama biraz sataşma…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Rica ederim, ondan bile övünç alıyorsunuz ya, tebrik ederim.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Şahsıma sataştı.

BAŞKAN – Sataşmadan mı istiyorsunuz, yoksa 60’a göre yerinizden kısa bir açıklama mı açıklama mı yapacaksınız resminizle, fotoğrafınızla ilgili?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kısa bir açıklama, bu soruların hepsine cevap verecek şekilde açıklama yapacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki o zaman.

 

 

 

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım, ben şimdi basit usulde vergi mükelleflerimizin kazançlarının gelir vergisinden artık istisna tutulduğunu söyledim. Bunu söylerken yanlış bir ifadede mi bulundum? Vergi almayacağız bundan sonra, bu vergi almamayı bugün değil 2016 yılından beri sağladığımızı söyledim ve size ben rakamlar vereyim: 2016 yılından itibaren 8 bin lirayla başlayan istisna tutarını 2020 yılında 13 bin liraya kadar çıkardık. Dolayısıyla, sadece 835 bin mükellefimizi… “200 milyon” diyerek, rakamları çarparak, bölerek veya çıkartarak küçültmenin manası yok. 2020 yılında 13 bin lira istisnayı kaldırdığımız zaman 600 küsur milyon lira gelir vergisinden biz ne yaptık? Vatandaşlarımızı kurtardık dedim, bunun neresi yanlış?

Tabii ki benim değil ama AK PARTİ’li bütün vekilleri, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere vatandaşlarımız zaten hem gönlünde hem de evlerinde resimlerini astılar zaten, bu da böyle bilinsin.

İkincisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şimdi, 60’a göre bir dakika söz süresi. O süre içinde cevabını vermek zorundaydınız. Siz yerinize geçin, Komisyon olarak cevap verirsiniz daha sonra.

Buyurun Sayın Özkoç.

Siz niye söz istediniz?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – 60’a göre söz istiyorum.

 “Doğru rakamlar verdi.” diyor. Milletimizi Türkiye Büyük Millet Meclisinde yanıltmamak adına kendi rakamlarını kendi sözleriyle açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok teşekkür ederim.

Türkiye’de yüzde 19,56 olan yıllık enflasyon -siz “Yoktur.” diyorsunuz, bunlar sizin rakamlarınız- Amerika’da 5,30; İngiltere’de 3,2; Fransa’da 2,1. Kızarmış yüzünüzün evdeki resmini çok merak ediyorum Sayın Vekilim.

Türkiye’de TÜİK’e göre yüzde 28,8 olan gıda enflasyonu Amerika’da 3,7; İngiltere’de 0,3; Fransa’da 2,1. Siz bu vatandaştan vergi alıyorsunuz, yüzünüzün resimde dahi gitgide kızaracağından eminim Sayın Vekilim. Hatta şu anda gülerken bile kızardığınızı da görüyorum.

Türkiye’nin resmî rakamları 12,1; gerçeği olan yüzde 22 işsizlik oranı Amerika’da yüzde 4,8; iktidarınızda yüzde 22. İngiltere’de 4,6 Sayın Vekilim. Türkiye’de, çalışabilir yaşta her 100 kişiden 45’ine istihdam sağlanıyor ama Amerika’da yüzde 59’u, İngiltere’de yüzde 75’i Sayın vekilim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz, fakir fukaradan vergi alan ama sarayı besleyen bir anlayışla iktidarı yönetiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım, lütfen… “Yüzünüzün kızardığını görüyorum.” dedi. Sayın Başkanım, bu çok büyük bir sataşmadır, yüzümüzü kızartacak bir durum yoktur, cevap vermek istiyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir sataşma yapmadım.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – “Yüzünüzü kızartacak…” dediniz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) ­– Hiçbir sataşma yapmadım, sadece rakamları açıkladım.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Aydemir, lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli)  - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan. Siz niye söz istediniz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istedim efendim.

BAŞKAN – 60’a göre söz istediniz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Grubumuzu hedef alan bir konuşma yaptı Sayın Grup Başkan Vekili. 60’a göre…

BAŞKAN – Peki açalım. Size de bir dakika veriyorum.

Buyurun.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, yasayla ilgili tüm siyasi parti grupları geneli hakkında görüşlerini sundu. Sayın hatibimiz de kürsüden, ülkemizdeki, özellikle vatandaşlarımızın vergi yükünün dünden bugüne nasıl bir seyir izlediğini ifade etti. Ve bu çerçevede veriler üzerinden yapılan bir tartışmayla karşı karşıyayız. Biz diyeceğimizi dedik. Bizim burada vurguladığımız mesele şudur: Bakınız, Türkiye’yi, dünle bugünü karşıladığımız zaman 1980’lerde yüzde 64-70 arasındaki enflasyon oranı, 90’larda yüzde 71’den yüzde 96’ya kadar çıkan enflasyon ve daha sonraki AK PARTİ Hükûmetleri döneminde yüzde 6’lara kadar düşen enflasyon oranı, Türkiye’de dün ve bugün arasındaki, vatandaşlarımızın üzerindeki yükün hafiflemesi noktasında, 85 milyon vatandaşımıza hakça, adil bir biçimde paylaştırılma noktasındaki bir kıyaslamadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Vatandaşımız yirmi yıldan beri AK PARTİ iktidarda diyorsa bu eleştirilecek değil, takdir görülecek bir şeydir. Çünkü yirmi yıldan beri milletimiz “Durmak yok, yola devam.” demiştir. Onun için, milletimizin iradesiyle, desteğiyle ve kararlı duruşuyla yolumuza devam ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vatandaşın takdirine bırakıyoruz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Aydemir... Sayın Aydemir, Grup Başkan Vekiliniz cevap verdi.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım, benim şahsıma “Kızarmış yüzünüz...”

BAŞKAN – Aslında orada “yüzünüzün kızarması”ını o şey için söylemedi yani size çok hakaret edici bir şey değil.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şahsına sataştı.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi resmen... Sayın Başkanım, şahsıma daha nasıl sataşabilir?

BAŞKAN – Yani öyle bir şey olsa ben size zaten söz veririm.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Tamam ama şimdi “Yüzünüz...”

(AK PARTİ sıralarından “Bari yerinden söz verin.” sesleri)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Yerimden Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, yerinizden bir dakika söz vereyim. Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin, kanuna devam edelim; hem kanunun ilk imza sahibi sizsiniz biliyorsunuz, sizin kanunu çıkarmaya çalışıyoruz.

 

 

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Evet.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekiline teşekkür ediyorum, Türkiye’nin hangi noktaya geldiğini çok güzel ifade ettiler. Niye? Amerika ile Türkiye’yi kıyasladılar. Bundan dolayı teşekkür ediyorum; evet, çok güzel.

Şimdi, 2016 yılından itibaren AK PARTİ hükûmetleri basit usulde vergi mükelleflerini gelir kazançlarından istisnai tuttuğunu açıkladı. Bu, 2016 yılında 8 bin liraydı, 2020 yılında bunu 13 bin liraya kadar çıkardı. Bu istisna tutarını topladığımızda yani istisna yapmasaydık basit usule tabi vergi mükellefleri bugün 657 milyon lira vergi vereceklerdi. Biz bugün bunu kaldırıyoruz. Bu küçük bir rakam değil. Birileri küçük görebilir ama bu rakamlar küçük rakamlar değil. Bunun yanında, asgari ücretle geçinen bir kardeşimiz, evli 3 çocuklu bir aile yüzde 2,21 damga vergisi dâhil gelir vergisi...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vatandaş çok tatmin oldu, evet!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Danış, siz ne...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – 60’a göre pek kısa bir söz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Peki, buyurun.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sadece vatandaşı aydınlatmak açısından diyeceğim ama bizden daha aydınlar. Bütün meseleleri yaşıyorlar yani “Bu vatandaşın sırtından vergi yükünü aldık.” işte, “Herkese eşit oranda dağıttık.” söylemlerinin reel yaşamda rasyonalitesi yok yani bunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Şu anda vatandaşın ödediği vergilerle birileri daha çok zengin oluyor. Biz iktidar grubuna şu çağrıyı yapıyoruz: Bu Pandora Papers son dönemlerde oldukça ünlü, gerçekten bu vergi cennetlerine para kaçıranları bir açıklasınlar, soruşturma niye yapmıyorlar? Eğer “O paraları niye götürdünüz?” diye sorarlarsa ciddi bir vergi uygulamaları lazım, yüzde 30 civarında. Yani bir yandan yandaşlar ülke dışına kaynak aktarıyor vergi ödememek için diğer yandan vatandaşın sırtından onlara tekrar yeni kaynaklar yaratılıyor. Bu çelişkiye dikkat çekmek istedim.

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Beştaş.

 

 

 

1.- Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 49 Milletvekilinin Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3854) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 280) (Devam)

BAŞKAN –  Evet, teklifin üzerinde soru-cevap talebi yoktur.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün üzerinde görüşmelere başlıyoruz. Birinci bölüm, 1 ila 22’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, İYİ Parti Grubu adına söz talep eden, Ankara Milletvekili Sayın Durmuş Yılmaz.

Buyurun Sayın Yılmaz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; televizyonlarının başında bizleri izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

280 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarla Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Başta Vergi Usul Kanunu olmak üzere Gelir Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu ve vergiyle ilgili diğer 8 kanunu kapsayan bu yasa teklifi aslında bugüne kadar Parlamentoya getirilen kanun tekliflerine bir örnek; torba yasa değil, sadece vergiyle ilgili bir yasa. Dolayısıyla da bu tutumundan dolayı yönetimi tebrik ediyorum, inşallah bu devam eder.

Esas itibarıyla kanunun özüne baktığımızda kanun, şu anda ülkenin ihtiyaç duyduğu ve yönetimin de orta vadeli programda sözünü verdiği yeni bir Vergi Usul Kanunu çıkarmayı hedeflemiyor, o sorunu çözmeye yönelmiyor. Önemli maddeleri var, bu maddelerin toplamının özü, esası; biriken birtakım sorunlar var, gelişen yeni teknolojiler var, o biriken sorunları bu yeni gelişen teknolojiler çerçevesinde çözmeyi amaçlıyor; bu da olumlu bir gelişme. Vergi, bildiğiniz gibi, kamunun elinde kur gibi, faiz gibi önemli bir ekonomi yönetimi politika aracıdır. Bu politika aracıyla yani faiz aracılığıyla yönetimler ülkenin kıt kaynaklarını daha etkin dağıtarak büyümeyi hızlandırmak, refahı artırmak için kullanılabilirler; bozulan gelir dağılımını düzeltmek için kullanabilirler; sektörler arasında desteklenmesi gerekenler varsa onları öne çıkarmak için vergi oranlarını farklılaştırarak bunu yapabilirler. Dolayısıyla, vergi son derece etkin ve önemli bir politika aracıdır.

Soru şu: Bu vergi yasası bu verginin araçsal yönlerinden hangi hedefini amaçlamaktadır? Bana sorarsanız, bu vergi yasasının elbette -biraz önce de söylediğim gibi- çok olumlu yönleri var: Teknolojinin getirdiği birtakım değişiklikler var, internet ortamında elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi var; onun yanında, vergi idarelerinin modernize edilmesi, onların yeniden yapılandırılması, vatandaşa daha iyi hizmet vermesi için yapılması gerekenler var; yine, Tebligat Kanunu’yla ilgili yapılması gerekenler var ve düzenlemeler var; geçici vergilendirmeyle ilgili düzenlemeler var; var, var, var. Bunlar olumlu şeyler.

Fakat özün özü olarak bu yasa neyi amaçlıyor dersek. Bu yasa vergi harcamalarını hedefliyor, vergi harcamaları yoluyla şu ana kadar var olan bazı eksikliklerin, aksaklıkların giderilmesine çalışıyor yani kamusal otorite toplayacağı birtakım vergilerden vazgeçerek bazı çarpıklıkları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu yanlış mı? Hayır, bu da yanlış değil fakat bunun niçin yapıldığının da ortaya konması lazım.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğünün 2021 yılı ilk sekiz ayı için yayınladığı rapordan öğreniyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı Merkez Bankasının görevini üstlenerek enflasyonla mücadele babında 102 milyar TL’lik vergi harcaması yapıyor, gelirinden vazgeçiyor. Peki, bunun sonucunda, bu 102 milyar TL’lik vergi harcaması yapılıp gelirden vazgeçilmesine rağmen Türkiye enflasyonda başarı sağladı mı ve faizlerde istediği yere gelebildi mi? Maalesef, bu kadar, 102 milyar TL’lik vergi harcamasına rağmen her iki konuda da istenilen hedefin çok çok uzağındayız. Bunun da nedeni şu: İktidar, önünde üç şeritli, dört şeritli asfalt yol olmasına rağmen o yolda yürüyüp o yolun gereklerini yapmak yerine, nedense her defasında kısa vadeli çıkarlarla ilgili yan yollara, çıkmaz sokaklara sapıyor ve dolayısıyla da sonuçta hem vergiden oluyor hem başımıza yüksek enflasyonu hem de yüksek faizi bela ediyor ve bizi fakirleştiriyor. Ne demek istiyorum? Şunu demek istiyorum: Şu anda konuşmakta olduğumuz fakirlik, yoksulluk, ödenemeyen faturalar, geçim sıkıntısı, darlık, bütün bunlar birer netice. Bunların sebebi, kısaca ve özet olarak, itibarsız Türk lirası. Türk lirasını itibarsızlaştırdığınız için bütün bunlar birer sonuç olarak ortaya çıkıyor ve biz bu sonuçlarla boğuşuyoruz ve nefesimizi tüketiyoruz. Yapmanız gereken şey, hangi aracın hangi amaç için kullanıldığını açık ve net olarak ortaya koyup onun yapılmasını sağlamak. Onun için, Merkez Bankasının elini kolunu bağlamasaydınız ve sizin kanunla verdiğiniz görev Merkez Bankası tarafından yapılabilseydi bugün düşük enflasyon olacaktı ve bu vergi gelirlerinden, vergi harcamalarından vazgeçmeyecektik; onun için de yan yollara sapmayacaktık, bu fakirlikle, bu işsizlikle, bu yoksullukla da karşılaşmayacaktık.

Dün Sayın Merkez Bankası Başkanı geldi, Plan ve Bütçe Komisyonunda bir sunum yaptı. O sunumundan çıkardığım sonuç şu: Maalesef hâlâ kısa vadecilik etkin, uzun vadeli bir perspektif yok, makro bir perspektif yok, eski ezberler tekrar edilmeye devam ediyor ve bunun sonucunda da var olan ezberler -ki yanlış, absürt- uygulamaya konulmaya devam ediyor ve bunun sonucunda da soframızdaki 5 zeytinin 3 tanesi, 2 tanesi her seferinde iki-üç ayda bir soframızdan çalınıyor; buna kimsenin razı olmaması lazım. Başkan dün sunumunda bir grafik kullandı, o grafiği sizinle paylaşıyorum. Türk lirasına itibar sağlanamadığı için, enflasyon önlenemediği için ve bunun da savunması yapılamadığı için “Rekabetçi kur” diye bir şey icat edildi ve bununla ilgili olarak da Türkiye’nin ihracatının arttığı söylendi; doğru, Türkiye’nin ihracatı artıyor. 2021 yılında 212 milyar dolar ihracat, 257 milyar dolar da ithalat bekleniyor.

Arkadaşlar, bu grafik bize şunu söylüyor: Bu grafiğin şu tarafındaki dış ticaret miktar endeks değerlerini kıyasladığımızda, 212 milyar dolarlık ihracatla ne olacak? Bu, fakirleştiren bir ihracat. Burada gördüğünüz kırmızı çizgi, aynı miktar dövizi alabilmek için miktar olarak ne kadar mal sattık, onu gösteriyor; dolayısıyla, biz aynı miktar dövizi kazanabilmek için daha fazla mal satmışız, miktar olarak fazla mal satmışız.

İthalata baktığımızda da yönü aşağı; aynı miktar döviz verdiğimiz hâlde veyahut da daha fazla döviz verdiğimiz hâlde ithalatta kullandığımız ara malı ve ham maddeden daha az mal alabilmişiz.

Soldakine baktığımızda, o da birim endeksi gösteriyor. Onun anlamı da şu: İhracatımız ucuzlamış, ithalatımız pahalanmış. Arkadaşlar, bunun anlamı şu: Biz ticaret ortaklarımızla yaptığımız bu işte ülkenin kaynağını bunlara bedavaya veriyoruz. Evet, Sayın Vekilim, bunun nedeni bu; lütfen bunu düşünün. Bunun da nedeni şudur: O düz yolu bırakıp, yan yollara sapıp Türk lirasının itibarını korumamanızdan kaynaklanıyor. Sayın Başkanın dünkü sunumunda da maalesef Türk lirasının itibarının korunması için herhangi bir ışık görmedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Ben de size diyorum ki: Lütfen bu işin üzerine eğilin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkan, sesi açar mısın?

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bu, bizi soyuyor; bu ticaret bizi soyuyor. Evet, cebimize döviz giriyor; dövizin sentine, kuruşuna da muhtacız ama bu kaynak transferine neden oluyor. Buna izin vermeyelim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, adam istemeyecek, normalde ihtiyaten açıyorsunuz zaten.

BAŞKAN – Kimseye açmıyorum Sayın Lütfü Bey. Lütfen, her şeye müdahale etmeyin oradan!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ediyorum tabii, konuşmacım benim. Niye müdahale etmeyeceğim? Hayret bir şey!

BAŞKAN – Lütfen bitirelim.

Lütfen, müdahale etmeyin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Durmuş.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) - Sonuç itibarıyla şunu söylüyorum: İşte, bu vergi yasası bu tür olumsuzlukların ortaya çıkardığı sonuçların düzeltilmesi için geçici bir yöntem, geçici bir çözüm fakat bu Türkiye'nin sorununu çözmeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, söz talep edenlere veriyorum bir dakika ilave süreyi ama talep etmeyenlerin de bitirmesini bekliyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Konuşmacı kürsüden konuşuyor, ihtiyaten söz verebilirsiniz.

BAŞKAN – Ben size, yönetiminize müdahale ediyor muyum?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben müdahale ederim efendim. Konuşmacım kürsüde, ben de Grup Başkan Vekili olarak müdahale ederim. Böyle bir hakkım var. Bu hakkımı siz tayin etmiyorsunuz.

BAŞKAN – O zaman tutumum hakkında şey talep edin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Tayin eden siz değilsiniz.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz talep eden Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 280 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine konuşma yapmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve ekran başında bizleri izleyen yüce Türk milletinin tüm fertlerini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle genel olarak vergi mükellefi vatandaşlarımızın vergiye uyumlarını gözetme, vergi güvenliğini artırma, yatırımları teşvik etme ve vergi uygulamalarında öngörülebilirliği sağlama amaçlı değişiklikler yapılarak vergi usulünün ve uygulamasının kolaylaştırılması hedeflenmektedir. Bu kapsamda teklifle basit usulde vergilendirilen ticari kazanç mükelleflerinin kazançlarının gelir vergisinden istisna edilmesi hedeflenmektedir. Böylece yaklaşık 835 bin küçük esnaf ticari kazançlarının yıllık gelir vergisinden istisna tutulacak, beyanname vermeyecektir. Sosyal medya üzerinden gelir elde edenler ve mobil cihazlarla uygulama geliştirenler ile satış platformları üzerinden kazanç elde eden vatandaşlar Türkiye’de kurulu bankalarda bir hesap açması suretiyle ve faaliyetlerine ilişkin tüm hasılatlarını bu hesap aracılığıyla tahsil etmeleri şartıyla gelir vergisinden istisna tutulacaktır. Bankalar bu kapsamda açılan hesaplara aktarılan tutar üzerinden yüzde 15 oranında gelir vergisi tevkifatı yapacaktır.

Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan tarımsal destekleme ödemeleri gelir vergisinden istisna edilecektir. Yıllık beyannameyle bildirilen gelir üzerinden tahakkuk ettirilen gelir vergisi ise şubat ve haziran aylarında olmak üzere 2 eşit taksitle ödenecektir.

Bir başka düzenlemeyle mevcut durumda mart ayında verilen, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleri için verilecek yıllık gelir vergisi beyannamelerinin işlerin ikmal edildiği takvim yılını takip eden şubat ayında verilmesi öngörülmektedir.

Teklifle cari vergilendirme dönemi içerisindeki üç, altı ve dokuz aylık periyotlar üçer aylık dönemler itibarıyla geçici vergi dönemleri olarak kabul edilmektedir. Cari vergilendirme döneminin ilk dokuz ayı, üçer aylık dönemler itibarıyla geçici vergi dönemleri olarak belirlenmektedir. Ayrıca ilgili takvim yılı veya hesap döneminin son üç aylık döneminin, geçici vergi dönemi kapsamında sayılmaması ve bu dönem için madde kapsamındaki mükellefler tarafından geçici vergi beyannamesi verilmemesi sağlanacaktır. Teklifle, Gelir Vergisi Kanunu’nda, vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimiyle ilgili düzenlenen 121’inci maddede değişiklik yapılacaktır. Bu kapsamda, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki iki yılda haklarında tarhiyat yapılmış olmakla birlikte, tarhiyatın kesinleşmemiş olması hâlinde de mükelleflerin anılan indirimden yararlanabilmeleri için yapılan tarhiyatın indirimden yararlanıldıktan sonra kesinleşmesi durumunda, yararlanılan indirimin mükelleften geri alınmaması sağlanacaktır. Mükelleflere hızlı ve etkin hizmet verebilmek için elektronik vergi daireleri kurulması amaçlanmaktadır. Yabancı ülkelerde bulunan vatandaşların kendilerine yapılacak tebligattan daha hızlı bir şekilde haberdar olmasını sağlamak için tebligatların doğrudan yabancı ülkelerdeki Türkiye elçiliği veya konsolosluğu tarafından yapılması hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, vergi daireleri tarafından, yıllık, yaklaşık olarak 10 milyon Türk lirası ilan masrafı yapılmaktadır. Bu sebeple, yapılacak olan ilanların 3.600 Türk lirasından fazla vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği takdirde, Gelir İdaresi Başkanlığının ve ilgili diğer kurumların resmî internet sitesi üzerinden de yapılması amaçlanmaktadır. Vergi dairelerince yapılan düzeltme işlemlerinde yetki devri yapılabilmesiyle ilgili dönemde bağlı olunan vergi dairesi tarafından yapılması gereken düzeltmelerin diğer vergi daireleri tarafından da yapılabilmesine izin verme ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Gelir İdaresi Başkanlığına yetki verilecektir. Vergi incelemesinin incelemeye yetkili olanların iş yeri adreslerinde yapılması ve incelemeye tabi olanın talep etmesi ve iş yerinin müsait olması hâlinde incelemenin iş yerinde yapılabilmesi amaçlanmaktadır. Vergi incelemesine inceleme başlama tutanağı yerine, incelemenin konusunu ve incelemeye başlanıldığı hususunu içeren ve mükellefe tebliğ edilen bir yazıyla başlanılması öngörülmektedir. Ayrıca, vergi incelemesine ilişkin işlemlerin elektronik ortamda yürütülebilmesi, yazı ve tutanakların elektronik ortamda düzenlenmesi ile defter ve belgelerin elektronik ortamda ibraz edilmesi konusunda izin verme ve zorunluluk getirme konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verilecektir. Düzenlemeyle mükelleflerin bildirmeye mecbur olduğu bilgilerin kamu kurum ve kuruluşları tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığına yazılı veya elektronik olarak bildirilmesi durumunda bu bildirimi mükellefler tarafından yapılmış bildirim olarak kabul etmeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilendirilecektir. Hazine ve Maliye Bakanlığının Ticaret Bakanlığıyla müştereken veya kendisi tarafından belirlediği usul, esas ve süreler dâhilinde elektronik ortamda tutulan defterler için berat alınması veya defterlerin onaylanmasının Vergi Usul Kanunu uygulamasında tasdik hükmünde sayılması hedeflenmektedir.

Son olarak, yararlanılması yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş tasdik raporu ibrazı şartına bağlanan muafiyet, istisna, zarar mahsubu ve benzeri konularda tasdik raporunun ilgili süre içerisinde ibraz edilmemesi durumunda mükellefe tebliğ edilmek şartıyla altmış günlük bir mühlet verilmesi ve bu süre içinde verilmesi hâlinde tasdik raporunun zamanında verilmiş sayılması sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde mesleki eğitim maalesef yıllarca birçok ailenin ve hatta eğitimcinin ön yargıyla yaklaşması sebebiyle hak ettiği yerlere gelememiştir. Son yılarda ise gerek Millî Eğitim Bakanlığınca gerek organize sanayilerin girişimleriyle yeniden gelişmeye başlamıştır. Bir ham maddeye yakın limanları bulunan ve Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan sanayi ülkesiyiz. Sanayide fark yaratarak dünyada adımızı duyurmalıyız. Peki, bunu nasıl yapacağız? Bu, ancak hedefe odaklanmış bir eğitim sistemiyle mümkündür. Bu anlamda tematik mesleki okulların sayısını artırmalı ve bu okulları destekleyecek her adımın arkasında durmalıyız. 2021 yılı itibarıyla, Türkiye’de 42 ildeki 66 organize sanayi bölgesi içinde 76 mesleki ve teknik lise bulunmaktadır. Bu okullarda toplamda 60.890 öğrenci öğrenim görmektedir. Seçim bölgem olan, Kayseri’mizin gururu olan Özel Kayseri OSB Teknik Koleji ise yaklaşık 2.800 öğrencisiyle bu alanda ilk sırada yer almaktadır. Burada,        eğitim-öğretim faaliyetlerine başarıyla devam edip Türkiye’de ve hatta birçok ülkeye örnek olan teknik kolejimiz benzeri okulların sayısının artması, eğitim sisteminin daha çok uygulamaya dayandığı okullarda çocuklarımızın yetişmesi ve kısaca sektörle mesleki eğitimin paralel olarak devam etmesi hem ülkemizin eğitim geleceği hem de sanayimiz açısından çok büyük önem arz etmektedir. Bunun en büyük örneği Kayseri sanayisidir. Kayseri’de metale dayalı endüstrinin temeli Hava İkmal Bakım Merkezi ve orada açılan çıraklık okuludur. Kayseri’de tekstile dayalı sanayinin temeli Sümerbank Bez Fabrikasıdır. Bugün Kayseri ve Türkiye’nin sınırlarını aşmış olan mobilya ve çelik kapı sektörünün temeli, eski sanayideki küçücük atölyelerde hüner kazanmış ve bu hünerini Kayserililerde var olan girişimcilik ruhuyla birleştirmiş büyüklerimizdir. Dün Hava İkmaldeki çıraklık okulunu bitirenler, Sümerbank Bez Fabrikasında meslek öğrenenler, Kayseri’de sanayinin temellerini atmışlardır. Eski sanayideki küçücük atölyeler bugün devasa fabrikalara dönüşmüştür. Ben inanıyorum ki bugün mesleki okullarda eğitim gören çocuklarımız arasından da çok önemli sanayiciler çıkacaktır. Amacımız, akıllarında bilgi, ellerinde hüner olan nesiller yetiştirmektir. Bu yüzden ülkemizde mutlaka bir eğitim envanteri çalışması yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak söz konusu teklifi olumlu değerlendiriyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurun Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine HDP Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifinin asıl amacının ülke ekonomisinin içerisinde bulunduğu ağır kriz koşullarında birtakım teknik düzenlemeler getirerek mükelleflere ödeme kolaylıkları ile daha fazla vergi toplamak olduğunu çok net bir şekilde görebiliriz. Uzunca bir süredir krizde olan ülke ekonomisi pandemiyle birlikte iyice darbe almış, emeğiyle geçinen yurttaşlar ve küçük esnaflar başta olmak üzere pandemide halk kaderine terk edilmiştir. Ekonomi, emeğiyle geçinen yurttaşların da üzerine çökmüştür. Bu süreçte Türkiye tarihinin en büyük iş ve istihdam kaybı yaşanmıştır. İş ve istihdam kaybının bu denli yüksek oluşu işçiler, çiftçiler, gündelik çalışanlar ve küçük esnaf başta olmak üzere emeğiyle geçinen yurttaşların ciddi bir gelir kaybı yaşaması anlamına gelmektedir.

Borçlar da artmaya devam ediyor. Maalesef açıklandığı gibi değil bu veriler. Vatandaşların bankalara ve finans şirketlerine olan borçları 24 Eylül–1 Ekim günleri arasında 4,4 milyar daha artarak 958,3 milyar liraya yükselmiştir. Bu borcun 19,6 milyar lirası vadesinde ödenmediği için takibe alınmış kredi ve kredi kartları borçlarından oluşmaktadır. Yurttaşların vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçlarda 14,8 milyar lirası tüketici kredilerinden, 4,9 milyar lirası da kredi kartlarından olmak üzere toplam 219,6 milyar lira düzeyine yükselmiştir.

Şimdi, bu kredi kartlarıyla ne alışveriş yapıyor vatandaş: Herhalde sizler de denk gelmişsinizdir; 2-3 liralık su alan vatandaşları görebiliyoruz kredi kartıyla ve ekmeği dahi kredi kartıyla alan vatandaşlara eğer alışverişe siz kendiniz gidiyorsanız bizim gibi mutlaka siz de denk gelmişsinizdir. 3-4 liralık rakamları dahi kredi kartıyla ödeyen vatandaşlar var. Niye ödüyorlar? Ceplerinde para olmadığı için ve bundan kaynaklı olarak bunu bir vade imkânı gibi değerlendiriyorlar ancak günü geldiğinde de bunu ödeyemiyorlar ve borçlu duruma düşüyorlar ve bundan kaynaklı olarak da icra takiplerine konu oluyorlar. Yurttaşların taksitli konut alımları nedeniyle TOKİ’ye olan borçlarıysa 26,4 milyar liraya yükselmiştir. Şimdi bu borçlar vadesi geçmiş borçlar yani günü geçmiş borçlardan bahsediyoruz. Böylece yurttaşların bankalara, finans şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve tapuya olan toplam borcu 1 trilyon 15 milyar liraya yükselmiş durumda. Enflasyonun da giderek arttığını görüyoruz. TÜİK’in rakamlarını inandırıcı bulmuyoruz ama -elimizde- şu anda bir tek onların rakamları üzerinden değerlendirmeler yapabiliyoruz. Eylülde fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 1,25 oranında artarken ağustos sonunda yüzde 19,25 olan yıllık enflasyon da yüzde 19,58’e kadar yükselmiştir. Burada gıda fiyatlarında yıllık yüzde 28,8 oranında artış yaşanmıştır ki, dediğim gibi yine bunlar da TÜİK verilerine göre yapılan hesaplamalardır. Eylülde üretici fiyatları ise bir önceki aya göre yüzde 1,55 oranında artarken yıllık artış ise yüzde 43,96 olarak gerçekleşmiştir. Maalesef icra daireleri de dolup taşmaktadır. UYAP sisteminden alınan bilgilere göre, bu yıl 1 Ocak-8 Ekim günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 5 milyon 636 bin yeni dosya gelmiştir. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı bir önceki yıla göre 65 bin adet artarak toplamda 23 milyon 3 bin dosya hâline gelmiştir.

İşsizlik, enflasyon endeksi yani Sefalet Endeksi de artmaya devam ediyor. Son açıklanan işsizlik oranı ve yıllık enflasyon oranı toplamında oluşan Sefalet Endeksi hem işsizliğin hem de enflasyonun yükselişine paralel olarak artarak yüzde 29,55’ten yüzde 31,58’e kadar yükselmiştir. 2014 yılı başında işsizlik oranı yüzde 9,2, enflasyon oranı ise yüzde 7,8 düzeyindeyken -bu rakamlar- Eylül 2021’de işsizlik oranı yüzde 12, enflasyon oranıysa yüzde 19,58’e kadar yükselmiştir. Sefalet Endeksi, 2014 başında yüzde 17’iken, Eylül 2021’de yüzde 32,6’ya çıkmıştır.

Şimdi, bütün bunlara rağmen bakıyorsunuz, AKP Genel Başkanı “İngiltere’de benzin yok, Almanya, yiyecek bulamıyor.” şeklinde sözler söylüyor “Amerika’nın hâlini görüyorsunuz, İngiltere’nin hâlini görüyorsunuz.” diyor, bu tür sözleri… İşte, Fransa’daki kuyruklardan bahsediyor. Bütün bu gerçekleri… Aslında, şöyle bir şeyle karşı karşıyayız: Ters yüz eden bir anlayış var. 

Bu iktidarın en büyük başarısı: Hakikati öldürmesi. Yani hakikat ölmüş  durumda, hakikate ulaşmak imkânsız hâle gelmiş durumda. Yani bir yalan rüzgârı içerisinde yaşar hâle geldi insanlar.

Sistem şöyle çalışıyor: Önce yetkili ağızlardan bir açıklama geliyor “Amerika, sefalet içerisinde, İngiltere’de kuyruklar var.” falan, arkasından yandaş medya bunun üzerine yayınlar yapıyor. Şimdi, bunun aksini söyleyebilecek bir kanal yok, bir  televizyon yok, bir yayın yok, bir gazete yok çünkü birçok muhalif gazeteleri, televizyonları kapattınız, kapatamadıklarınızı satın aldınız. Satın almadıklarınıza yani buna rağmen ses çıkaranlara da her gün bu yalanları deşifre ettikleri için cezalar uyguluyorsunuz, her gün sürekli cezalar yağdırıyorsunuz.

 Öyle bir yalan rüzgârı olmuş ki geçen gün böyle bakarken bir tane video karşıma çıktı. Vatandaş diyor ki: “Biz, Kırıkkale’de S-400 üretiyoruz, S-400 fabrikamız var. Siz, bunu biliyor musunuz?” Bunu anlatıyor, inanıyor yani buna. Niye inanıyor? Çünkü bu televizyonları izlediğiniz zaman, A Haber’i izleseniz, işte bu tüpçünün televizyonlarını izleseniz inanıyorum ki bir ay sonra hepimiz aynı duruma geliriz yani böyle bir durum var. Hatta zamanın Bakanı şöyle demişti: “‘Biz Ay’a dört şeritli yol yapacağız.’ desek buna inanacak bir sürü insan var.” Yani insanlar bu hâle getirildi; önce, hakikaten gerçekler yok edildi ve yalan rüzgârı içerisinde bir yaşam oluşturuldu.

Şimdi, bununla birlikte bakıyorsunuz, bir taraftan da Sayın AKP Genel Başkanı “En samimi, en iyi demokrasi bizde.” diyor yani bunu da söyleyebiliyor. Şimdi, bunun arkasından da en iyi, en samimi demokrasi haberleriyle her taraf donatılıyor. Şimdi, demokrasinin olmazsa olmazı, birinci adımı sandıktır yani seçimdir, değil mi? İlginç bir şey var, ben size ifade edeyim: Yani yerine kayyum atanan Ergani Belediye Başkanı görevinden alındı; önce, savcılık bir konudan dolayı hakkında bir soruşturma açtı, sonra dava açıldı, arkasından bu dava neticesinde beraat etti ve dava kesinleşti, bitti artık yani kesin yargı karar verdi, hükmetti ve bunun üzerine Belediye Başkanı dedi ki “Bir dakika… Ben görevime dönmek istiyorum yani ben beraat ettim, hakkımdaki bütün iddialar geçersiz oldu ve karar kesinleşti.” Sen misin geri dönme dilekçesini veren, hemen Valilik talimatıyla karar bozdurulup yeniden dava açılıyor. Yani bu “demokrasinin kırıntısı” dediğiniz şeydir. Yani sandığı ortadan kaldırdığınız zaman daha demokrasinin birinci adımı yoktur. Seçilmişlerin iradesini yok sayan, gasbeden bir anlayışı, “Artık bizde en iyi demokrasi var, en samimi demokrasi bizde.” söylemlerini ancak işte yalan rüzgârı içerisindeki kanallar ve televizyonlar üzerinden görebiliriz.

Şimdi, Türkiye’deki vergi sistemi üzerine konuşuldu. Yani şöyle bir şey var: İnsanların asgari ücretli olarak da… Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en düşük asgari ücrete sahip ülkelerden biri olmasının yanında, asgari ücret oranında çalışanların en yüksek olduğu ülke yani AB ortalamasının 6 katından daha fazla insan Türkiye’de asgari ücretle çalışıyor.

Şimdi, asgari ücretin ne olduğunu anlamak için de -işte, hepimizin bildiği, bizde altın çok önemlidir- bakıyorsunuz 2003 yılında bir asgari ücretli 14,45 yani 14,5 çeyrek altın alabilirken şimdi, 2021’de asgari ücretle ancak 3,3 altın alabiliyor. Yani geçim endeksi ve asgari ücretin alım gücünü buradan çok rahat bir şekilde kıyaslayabiliriz.

Vergide adaletsizliğin en önemli nedenlerinden bir tanesi yani Türkiye’de bizlerin karşı karşıya kaldığı şey dolaylı vergiler. Öyle bir adaletsiz sistem ki çok kazanan da az kazanan da asgari ücretli olarak geçinen de bu dolaylı vergide eşitleniyor. Yani gidiyorsunuz markete, herhangi bir ürün alacaksınız, o ürüne çok kazanan da az kazanan da aynı vergiyi ödüyor. Türkiye’deki vergi oranlarının yüzde 65’i dolaylı vergilerden oluşuyor yani vergimizin yüzde 65’i dolaylı vergilerden oluşuyor. Bu, gelişmiş ülkelerde, Avrupa ülkelerinde böyle değil yani orada verginin çok daha düşük oranı, yüzde 30’ları filan dolaylı vergilerden oluşur ancak bizdeki vergilerin yüzde 65’i dolaylı vergilerden oluşuyor. Dolayısıyla aslında çok kazanandan çok vergi almıyorsunuz, siz çok harcayandan çok vergi alıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Çok harcayandan kastımız ne? Ya, işte, vatandaş bakkala gidiyor, markete gidiyor, burada yapılan harcamalar. Örneğin, KDV çok anlaşılır bir şey değil, tüketiciler KDV’ye ne ödediklerini de çok bilmiyorlar. Diyelim markete gidiyorsunuz, açık pirincin KDV’si yüzde 1, ambalajlı bir pirinç alırsanız bunun KDV’si yüzde 8. Bunu kim biliyor? Hangi vatandaş bunun farkında? Lokantaya gittiniz, yemek yediniz, buradaki KDV yüzde 8 ama bu lokantanın turizm işletmesi ruhsatı varsa KDV yüzde 18 oluyor. Kim bunun farkında? Şimdi, böyle aslında tüketicinin de bilmediği, muhtevasına sahip olmadığı, örtülü, gizli, dolaylı bir vergiyle karşı karşıyayız. O anlamıyla vergi sistemi Türkiye’de çok ciddi bir şekilde adaletsiz olarak yürütülüyor. O nedenle tarafsız, adil, uygulanabilir ve kimseye ayrıcalık sağlamayan nitelikte bir vergi sistemi olması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)       

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde söz talep eden Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Süleyman Girgin.

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)    

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, teklifin 1’inci maddesiyle basit usulde vergilendirilen 835 bin esnafın gelir vergisinden muaf kılınması geç kalınmış ama eksik bir düzenlemedir. Esnaf başına 280 lira fayda sağlayan maddeyle esnaflarımız arasında eşitsizliğe neden olacak bir uygulama gündeme gelecektir. Büyükşehir sınırları içerisinde üretim ve alım yapan esnaf bu madde kapsamına girmezken aynı işi yapan, kazancı aynı olan ancak büyükşehirde olmayan esnaf girecektir. Bu adaletsizlik giderilmelidir.

Değerli milletvekilleri, esnaf pandemi döneminde borçlandırılmıştır. Esnafın tek borcu vergi ve SGK primleri değil; pandemide bankalara, tedarikçilere borçlar birikti, çekler ve senetler ödenemedi. Şimdi işler yeni yeni açılıyor. Bu dönemde güncel vergi ve primlerin yanında, yapılandırma borçlarını da ödemeye çalışması esnafın belini büküyor. Dolayısıyla yapılandırma başvuru süresi de yıl sonuna kadar uzatılmalı, taksit süreleri de 2022 başında başlamalıdır. Ayrıca, esnafın biriken borçlarını ödeyebilmesi için sıfır faizli, altı ay geri ödemesiz ve uzun vadeli can suyu kredisi acilen verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, 3’üncü maddeyle çiftçilerimiz için verilen desteklemeler gelir vergisinden muaf kılınıyor. Bu da geç kalınmış bir düzenlemedir. Gecesini gündüzüne katarak çalışan çiftçilerimizin çözüm bekleyen önemli sorunları bulunmaktadır. Örneğin, sürdürülebilir ve verimli bir üretim için gübre, elektrik, sulama, ilaç, mazot, yem maliyetleri acilen düşürülmelidir; bunun için gerekli desteklemeler derhâl yapılmalıdır. Artan maliyetlerle çiftçiler zarar etmektedir, yeterli geliri elde edemeyen çiftçiler üretimden uzaklaşmaktadırlar. Bu noktada, iktidara sormak istiyorum: Kendi çıkardığınız Tarım Kanunu’na göre millî gelirin yüzde 1’i çiftçilerimize destek olarak verilmeliyken niçin bu desteği vermeyip çiftçiyi perişan ediyorsunuz?

Çiftçi kardeşlerim, Tarım Kanunu’na göre 2006’dan bugüne kadar sizlere verilmesi gereken destek miktarı 376 milyar lira. İktidarın verdiği 165 milyar lira yani AKP’den 211 milyar lira alacağınız var. 2021’in ilk dokuz ayında iktidar faiz lobisine ne kadar faiz ödedi? 124 milyar lira yani çiftçiden al, faizciye ver. İnanıyoruz ki çiftçimiz sandıkta bunun hesabını sizden elbet soracak.

Değerli milletvekilleri, teklifin 15’inci maddesi Maliye Bakanlığınca verilen bazı resmî ilanların artık gazetelere verilmemesi anlamına gelecektir. Bir kamu görevi olan yerel gazetecilik alanının hayatiyetinin ortadan kaldırılması demektir bunun anlamı. İşsizlikle, kamunun vergi ve sigorta gelirlerinden mahrum kalmasıyla ve özellikle yerel gazetelerin kapanmasıyla sonuçlanacak olan bu madde geri çekilmelidir.

Değerli milletvekilleri, halkımız geçinemiyor, nüfusun yüzde 50’si açlık sınırının altındaki asgari ücretle geçiniyor. İktidar hani “Üç çocuk yapın.” diyordu ya, vatandaş bu zamanda bir çocuğa bakamıyor, gençler hayat pahalılığı yüzenden evlenmekten kaçınıyor, borçlar deseniz bıçak kemiğe dayanmış vaziyette. Ocak 2021’de 1 milyon 37 bin vatandaş elektrik faturasını ödeyemedi, Nisan 2021’de bu sayı 5 milyon 166 bine çıktı. Bu koşullarda asgari ücreti vergi dışı bırakarak bir nebze olsun vatandaşlarımıza katkı sağlayabilirdik. Bu amaçla Komisyonda asgari ücretin vergi dışı bırakılması için teklif verdik niye reddediniz? Bakın arkadaşlar, asgari ücretliler aldıkları parayla tasarruf yapamazlar, gelirlerin o ay harcarlar, bu harcama da bakkalın, kasabın, berberin cebine girer. O yüzden asgari ücretliye yapılan destek aynı zamanda bakkala, kasaba, manava, berbere yapılan desteklemektir. Türk-İŞ'e göre açlık sınırı 3.049 lirayken, açlık sınırının altında olan asgari ücretten vergi almak düpedüz asgari ücretliye “Sen aç kal.” demektir. Bir de asgari ücretlinin harcama yaparken ödediği dolaylı vergileri eklediğimizde asgari ücretle geçinmeye çalışanların kursağındaki her lokmanın yarısına ortak oluyorsunuz demektir. Bu, adalet midir? Sabahın köründe yollara düşüp kâğıt toplayanlardan vergi almaya çalışırken, vergi cennetlerinden gelen milyar dolarlardan 5 kuruş vergi almıyorsunuz. Bu, adalet midir? Vergide adalet herkesten gelirine göre vergi almakla olur. Bizde ne oluyor? Gelir vergisi gelir dağılımını daha çok bozuyor.

Değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre, 2009 yılında 200 lirayla alınabilen ürünler bugün 687 liraya alınabilmektedir. Kimsenin inanmadığı TÜİK verileri bile halkın günlük yaşamında her an hissettiği hayat pahalılığını açık bir şekilde ortaya koyarken, bu hayat pahalılığı şartlarında vatandaşlarımızın sosyal devletin desteği olmadan ayakta kalabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla asgari ücretlilerin en azından vergi dışı bırakılarak desteklenmesi hayati bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Bu ihtiyacı görmek için sokağa çıkın. İktidara sesleniyorum: İnsanlar “Her şey ateş pahası, fiyatlar can yakıyor, alım gücümüz düştü.” diyerek feryat ediyor. Sofrasını kuramayan, çocuğunu doyuramayan insanlar giderek artıyor. Siz ne yapıyorsunuz? Vatandaşın hayrına ne varsa gözü kapalı şekilde “Hayır!” diyorsunuz. Asgari ücretle çalışandan vergi alınmasın diyoruz; “Hayır!” çiftçimizin mazotundan vergi kaldırılsın; “Hayır!” esnafın kirasından stopaj kaldırılsın; “Hayır!” yurt çıkmayan öğrenciye burs sağlansın; “Hayır!” elektrik faturalarından TRT payı kalksın; “Hayır!” elektrikteki KDV yüzde 1’e indirilsin; “Hayır!” Her şeye “Hayır!” diyecekseniz, sokaktaki vatandaşın ihtiyacına sırt dönecekseniz niye siyaset yapıyorsunuz? Maşallah, 5’li çetenin ihtiyaçlarına hiç “Hayır!” demiyorsunuz, çetelerin yararına düzenleme yapmakta çok mahirsiniz. Halkın menfaatine ne varsa “Hayır!” diye diye küçük ortak, büyük ortak el ele verdiniz, sudaki sabun gibi eriyorsunuz, bizden de söylemesi.

Değerli milletvekilleri, şöyle bir hatırlayalım, ne demişti partili cumhurbaşkanı? “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz.” Başka? “Ağustosla birlikte enflasyonda düşüşü göreceğiz. Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil.” Başka? “Ülkemiz hazırlık dönemini geride bıraktı, artık şahlanış dönemine giriyoruz.” Başka? “Amerika’nın, İngiltere’nin hâlini görüyorsunuz değil mi? Benzin yok, benzin. Almanya’daki kuyruklar, Fransa’daki kuyruklar, yiyeceklerini bulamıyor insanlar; Türkiye'de böyle bir sorun yok.” Peki, geldiğimiz nokta nedir? İşsizlik, hayat pahalılığı, ağırlaşan borç yükü; sonuç buhran. Buhrandayız çünkü rakamlarla “Büyüdük.” deniliyor ama büyüme sokağa, fileye, işe ve cüzdana yansımıyor. Orta direk bitti, asgari ücret kıskacı büyüdü, millet karın tokluğuna çalışırken zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu. Cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleşti ve kişi başına gelir ilk kez yedi yıl arka arkaya düştü. Sürekli derinleşen fakirleşme, azalan kişi başı gelir, pula dönen para ve ekonomi yerine şaha kalkan etiketler. Tabii, etiketler de kendi kendine şişmedi; paramızın değerini pul eden, üretimi cezalandıran, çiftçiyi tarlasına küstüren, 128 milyar doları buharlaştıran, liyakat yerine saraya sadakati öne çıkaran tek adam rejiminin beceriksizliği yüzünden etiketler şaha kalktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Ancak çiftçi, asgari ücretli, işçi, memur, emekli, esnaf size öyle bir ders verecek ki ne faiz lobisi ne beşli çeteniz bile sizi bu yenilgiden kurtaramayacak. O yüzden diyoruz ki: Dert geçim, çözüm derhâl seçim. Halat gibi bileğiyle, yayla gibi yüreğiyle çoluk çocuk geçindirip haram nedir bilmeyenler hiç merak etmesin; zulmeden bu zorba iktidar gidicidir, Halil İbrahim sofrasının kurulmasına az kaldı.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi şahıslar adına söz taleplerini karşılayacağız.

İlk söz Çetin Arık’a ait, Kayseri Milletvekili.

Sayın Arık, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vergi Usul Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, teklifin genel gerekçesinde “Mükelleflerin vergiye uymalarını gözeten, vergi güvenliğini artıran, sosyal adaleti ve rekabeti güçlendiren, yatırımları teşvik edip ithalatı sonlandıran değişikliklerin hayata geçmesi amacıyla Vergi Kanunu’nda değişiklik yapılması ihtiyacı duyulmuştur.” deniliyor. Kısacası, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınacağı söyleniyor. Gayrı ne oldu, başınıza taş mı düştü? Keşke öyle olsa, keşke buna inanabilsek. Biz, asgari ücretli zor durumda, geçinemiyor, geliniz asgari ücretliden vergi almayalım dediğimizde siz ve küçük ortağınız değil miydi “Hayır, olmaz.” diyen. Biz, çiftçinin hasadı tarlasında kaldı, mazot fiyatları çok pahalı, yatlardan, katlardan, pırlantadan vergi almıyorsunuz, gelin çiftçinin mazotundan vergi almayalım dediğimizde siz ve küçük ortağınız değil miydi “Hayır, olmaz.” diyen. Neymiş efendim, rekabeti güçlendirip yatırımları teşvik edecekmişiz, herhâlde burada bir güleceğiz. Yani, nasıl rekabeti güçlendireceksiniz? Bu milletin aklıyla dalga mı geçiyorsunuz? Siz değil misiniz, fakir fukara, garip gureba edebiyatı yapıp bu güzel ülkenin hava yollarını, demir yolların, kara yolların, metrolarını, köprülerini, enerji santrallerini “Dünya 5’ten büyüktür.” diye hamaset yapıp 5’li çeteye teslim eden. Siz değil misiniz; fakirden fukaradan, garipten gurebadan, asgari ücretliden, çocuk bezinden, kefen bezinden kuruşu kuruşuna vergi alırken bu çetenin vergi borcunu sıfırlayan. Bakın, sayın milletvekilleri, bir asgari ücretli 365 günün tam 122 gününü vergi ödemek için çalışıyor, 365 günün 122 günü. Peki, AK PARTİ’nin gözde müteahhitleri son üç yılda ne kadar kurumlar vergisi ödedi? Cengiz İnşaat, 2018 yılında sıfır yani 62 milyon dolara jet alan Cengiz İnşaat hiç vergi ödemez iken açlık sınırının altında maaş alan asgari ücretlinin gelirinin yüzde 38’i vergiye gidiyor. Bu mu sizin sosyal adalet anlayışınız? Cengiz mi? Elbette, hayır. Bakın, Doğuş İnşaat, son üç yılda hiç kurumlar vergisi ödememiş. Yine, Limak İnşaat, son iki yıldır kurumlar vergisi ödemiyor ama Kayseri’de Cumhuriyet Meydanı’nda karda kışta, yağmurda yağışta 7 liraya ayakkabı boyayan Ahmet kardeşimin oğluna aldığı mama için vergi alıyorsunuz. Sayın milletvekilleri, dinimizde devlet bütçesi yani beytülmal, hak ve adalet temelinde kullanılması için devleti yönetenlere verilmiş bir emanet. Hak ile alınması, hak ile harcanması, gerek alırken gerek de harcarken haksızlıktan kaçınılması gerekir. Şimdi, ben, 83 milyon yurttaşımızın vicdanına seslenmek istiyorum: Bu zalim iktidar hak edenden mi alıyor, hak edene mi harcıyor, gerek alırken gerekse harcarken haksızlıktan mı kaçınıyor?

Sayın milletvekilleri, bakınız serveti bir yüzükle ölçülemeyecek kadar çok olan ve servetinden dini için vazgeçen Hazreti Ebubekir vefatından önce ne diyor? “Müminlerin işlerini üzerime aldığımdan beri haklarından 1 dinar veya 1 dirhem hesabıma geçiremedim.” Peki, bizimkiler? Yine “Karnımızda yediklerimiz onların yediklerinin kötüleri, sert ve kabalarıdır.” diyor. Peki bizimkiler? Bizimkiler, millet fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş bu aziz millete “Kuru ekmek yiyorsanız karnınız toktur.” diyor. “Açları muhalefet doyursun.” diyor. Vergi cennetlerinde şirketler kuruyor, vergi ödemiyor.

Şimdi, sayın milletvekilleri, ben yerin 500 metre altında asgari ücretle çalışan madenci adına, hasadı tarlada kalan çiftçi adına, evine ekmek götürmek için çalışan esnaf adına, şehit aileleri adına yani millet adına milletin kürsüsünden devleti yönetenlere sormak istiyorum. Kaç yıldır elektrik faturası ödemiyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Teşekkür ederim.

Hiç doğalgaz faturası gördünüz mü? Peki, arabanızı benzin istasyonuna çekip kendi paranızla benzin almayalı kaç yıl oldu? Çocuğunuzun bu sene yurt masrafı ne olacak diye hiç düşündünüz mü? Sınava giriş ücretini ödeyemediğiniz için sınava sokamadığınız evlatlarınız oldu mu? Markette alışveriş yaptınız, güzel, Allah aşkına doğru söyleyin, pazarda peynirin kilosunun kaç lira olduğunu biliyor musunuz?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bilmezler.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Kaç senedir kira ödemiyorsunuz? Bunların hiçbiri devleti yönetenlerin sorunu değil çünkü bu faturaların hepsini millet ödüyor ama artık millet sizin faturalarınızı ödemekten bıktı, ödemek istemiyor. Şimdi, sizlerden hesap sormak için erken seçim değil derhâl seçim istiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına son konuşmacı Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Tan.

Buyurun Sayın Tan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET TAN (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’mizin birinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifimizle mükelleflerin vergiye olan uyumlarının artırılması, vergi güvenliğinin artırılması ve kayıt dışılıkla mücadelenin etkinleştirilmesi, sosyal adaletin ve rekabet ortamının güçlendirilmesini, yatırımların teşvik edilmesini, ihtilafların sonlandırılması ve vergi uygulamalarında öngörülebilirliğin sağlanması gibi amaçların hayata geçirilmesi maksadıyla gelir, usul, damga, katma değer, özel tüketim vergisi, bankacılık ve kurumlar vergisi kanunlarında değişiklik yapmaktayız. Kanun tekliflerinde çok sayıda mükellefi ve toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren konular yer almaktadır. Bunlardan ilki berber, kuaför, tesisatçı, tuhafiyeci, marangoz, kaportacı, lastikçi, tornacı, çay ocağı işleticisi, terzi ve tamirci gibi yaklaşık 1 milyona yakın esnafın ticari kazançlarının gelir vergisinden istisna edilmesi ve bu mükelleflerin yıllık Gelir Vergisi beyanname verme yükümlülüklerinin kaldırılmasıdır. Böylece bu mükelleflerimiz artık Şubat ayında yıllık gelir vergisi beyannamesi vermeyeceklerdir.

Kanun teklifinde yer alan bir diğer önemli düzenleme ise sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden gerçekleştirilen içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için geliştirilen uygulamalara istinaden elde edilen kazançların vergilendirilmesi usulüne basit ve etkin bir mekanizmanın hayata geçirilmesiyle ilgilidir. Elde edilen kazançların Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan düzenlemeler gereğince ticari kazanç olarak vergilendirilmesi bu kişilerin defter tasdik ettirmesi, fatura bastırması ve her ay katma değer vergisi beyannamesi vermesi gerekmektedir.

Kanun teklifimizde yer alan bir başka düzenlemeyle tarımsal destekleme ödemelerini gelir vergisinden istisna ediyoruz. Teklif ettiğimiz değişiklikle bundan böyle çiftçilerimize yapılacak tarımsal destekleme ödemelerinden herhangi bir şekilde vergi kesintisi yapılmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, teklif metnimizdeki bir diğer önemli konu da dördüncü geçici vergi beyannamesinin kaldırılmasına yönelik. Artık sadece yılın ilk dokuz ayı için üç aylık dönemler bazında üç dönem geçici vergi beyannamesi verilecek, dördüncü dönem için geçici vergi beyannamesi verilmeyecektir. Bu uygulamadan toplam 3,1 milyon mükellefimiz faydalanacaktır.

Diğer taraftan, bu değişikliğe uygun olarak yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin verileceği tarihler de birer ay öne çekilecektir. Vergi Usul Kanunu’nun 371’inci maddesinde yer alan pişmanlıkla beyanname verilebilecek koşullar arasında yer alan vergi incelemesinin başlaması ya da takdire sevk işleminin yapılması durumunda sadece bu işlemlerin ilgili olduğu vergi türü için pişmanlıkla beyanname verilmemesi, bu işlemlerle ilgili olmayan diğer vergi türleri için pişmanlıkla beyanname verilebilmesi sağlanmaktadır.

Ayrıyeten mükelleflerimiz 5 bin lirayı aşan özel usulsüzlük cezaları için de hem tarhiyat öncesi hem de tarhiyat sonrası uzlaşma talebinde bulunabileceklerdir. 5 bin liranın altındaki usul cezaları için ise yüzde 50 oranında uygulanan cezalarda indirim oranı artık yüzde 75 oranında uygulanacaktır. Vergiye uyumlu mükellef olmanın şartlarını hafifletiyoruz. Bu sayede yüzde 5 vergi indirimi müessesesinden daha fazla mükelleflerimizin yararlanmasına da inşallah olanak ve imkân sağlıyoruz.

Ben bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyor, çıkaracağımız bu kanunun vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Soru cevap talebi yoktur.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.09

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 21.10

BAŞKAN : Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur),   İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

280 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 13 Ekim 2021 Çarşamba günü saat 14.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                            Kapanma Saati: 21.11



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 280 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.