7 Ekim 2021 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.02

BAŞKAN : Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER : Emine Sare AYDIN (İstanbul), Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

 

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir bilgiyi daha paylaşacağım: Bu BİM kodlarıyla ilgili olarak Sayın Bülbül, arkadaşlarımız çalışmaları yapıyorlar, bunları tekrar yenileyecekler; aynı zamanda sizin bilgisayar kullanıcı adlarınızla ilgili de çalışmalar yapılıyor, sonrasında odalarınıza bu bilgiler aktarılacak ama onun için biraz zamana ihtiyacımız var.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bu dokunmatikler bozuk Sayın Başkan. Dokunmatik ekranlar eskisinden beter Başkanım, dokunamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, kayıtlara geçmiştir, tutanaklara da geçti. Biz bunu ilgili teknik personel arkadaşlarımızla da paylaşacağız.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yeni sistemde bu kadar sıkıntı olmasın.

BAŞKAN - Evet, gündem dışı ilk söz cami, din görevlileri ve vefa konusunda söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın İmran Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kılıç, dün bir notunuz vardı, onu da burada, kürsüde paylaşırsanız sevinirim.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Biraz sonra paylaşsaydım.

BAŞKAN – Sonrasında sisteme girebildiniz mi bilmiyorum ama sonrasında giremediğinize göre onu da çok kısa buradan paylaşırsanız… Zaten ilave bir dakika süre vereceğim size.

Buyurun.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – O zaman notumu da alıp geleyim.

BAŞKAN – Notunuzu da alın.

Buyurun.

 

 

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) — Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Camiler ve Din Görevlileri Haftamızı kutluyorum. Din görevlilerimizden ölenlere rahmet, yaşayanlara sıhhat ve afiyet içerisinde hayırlı hizmetler diliyorum. Camilerimiz vatanımızın ölümsüz tapuları, medeniyetimizin merkezi; din görevlilerimiz toplumumuzun ender ve önder kişileridir. İtibar suikastçıları Diyanetimize, camilerimize ve din görevlilerimize leke süremeyecek, zarar veremeyeceklerdir.

Din görevlilerimiz donanımlı yetiştirilmeli, sorumluluklarını kuşanmalı, camilerimizin yapımında estetik, ihtiyaç ve yeterlilik odaklı davranılmalıdır. Kadro dağıtımı ve görevli atamalarında israfa kapı açmayacak şekilde özenle davranılmalıdır çünkü iyi örnekleri yanında kadro ve görevli bekleyen camiler ve cemaatlerle cemaat olmadığı için atıl kalmış kadrolarda boşta kalıp zor duruma düşmüş çok sayıda görevliler vardır. Gazi Meclisimizin aziz milletimiz adına inisiyatif ve talimatlarıyla ilgililer eliyle acilen bir saha çalışması yaptırılması, bu çalışmalarda ihtiyaç olmayan yerlerde birbirine çok yakın ve ihtiyaç fazlası camiler ile camilere yakın apartman altları, bir kısım iş yerleri, yol boylarındaki petroller ile özel yurtlar, özel eğitim kurumları, göç sebebiyle boşalmış nüfusu çok azalmış köy, oba, mezra, yaylak ve kışlaklarda atıl kalmış kadrolar ve görevliler ihtiyaç olan yerlere acilen kaydırılmalıdır. Bunda ne günah vardır ne de vebal vardır, bizzat çok hayırlı bir iş olacaktır bu. Birçok yerde bir kısım sebeplerle iki üç vakit namaz kılınan yerlerin durumu da inceleme konusu yapılmalıdır. Hatta bu iki üç vakitli yerlerde görev yapmak için görevliler arasında bir kısım çekişmeler ve kapışmalar da mevcuttur maalesef. Çünkü bu konularda bir kısım baskılarla karşılaşılmaktadır. İlgililer ve yetkililer, atıl kalmış kadrolar ve boşta gezen görevlilerle bu saydığım alanlarda işlem yapmak hususunda buralardaki keşmekeşi, buralardaki karmaşayı bildikleri ve gördükleri hâlde bir kısım mahallî, idari ve de maalesef siyasi baskılardan dolayı bu karmaşaya el uzatmamakta, el uzatamamaktadırlar.

Ben bu duygularla Camiler Haftamızı ve Din Görevlileri Haftamızı yeniden kutluyor, bu saydığım ve daha vakit darlığı dolayısıyla sayamadığım ama bildiğim birçok konuyla ilgili acilen Meclisimiz eliyle gereğinin yapılmasını ve yaptırılmasını milletimiz adına talep etmekteyim.

Bir de dün burada, Kahramanmaraş'ımız Afşin Elbistan Termik Santrali FGD Baca Gazı Arıtma Tesisi konusuyla alakalı bir kısım sözler söylendi. Afşin Elbistan Termik Santrali FGD Baca Gazı Arıtma Tesisi’nin montajı bitti, test ve devreye alma aşamasındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

İMRAN KILIÇ (Devamla) -  Toplamda 25 bin ton çelik işlendi, 60 bin metreküp beton döküldü. Yatırım maliyeti 274 milyon dolar. Bir iki ay içerisinde devreye almış olacağız inşallah bu arıtma ve bacaları. Bu konunun resimleri ve videoları da görüldüğü gibi yanımdadır. Toplam 1,5 milyon ton/yıl kapasiteli kireç öğütme tesisi de aynı zamanda yapıldı. Yapılan yatırımlarla beraber 250 vatandaşımızı da istihdam edeceğiz. Konu bundan ibarettir.

Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz TEKNOFEST kuşağı hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başından bizleri dikkatle izleyen ve kendilerine karşı sorumlu olduğumuz necip milletimiz; hepinizi saygı ve hürmetlerimle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bugün 7 Ekim, 6-8 Ekim olaylarının yıl dönümü. Nefretten beslenen terör zihniyetinin yetiştirdiği insanların vahşice katlettiği Yasin Börü’ye, arkadaşlarına ve 6-8 Ekim olayları esnasında hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Nefretten, terörden, yıkımdan ve isyandan beslenen zihniyeti bir kez daha huzurunuzda kınıyorum ve lanetliyorum.

Gündem dışı konuşmamı dün Cumhurbaşkanımızın grup toplantımızda da işaret ettiği TEKNOFEST kuşağına ilişkin olarak almak istedim, zira bizim Gazi Meclisimiz bu çalışma yılına başlamadan çok kısa bir süre öncesinde İstanbul’da TEKNOFEST etkinlikleri düzenlendi ve ben açıkçası bu kürsüde heyecanla gençlerin heyecanını anlatmak istedim, ülkesi için üreten gençlerin heyecanını heyecanla anlatmak istedim, insanlık adına bilimsel üretime katkı sunmak isteyen gençlerin heyecanını heyecanla bu kürsüden anlatmak istedim. Açıkçası, ben hem İstanbul’daki hem Aksaray’daki etkinliklere katılma imkânı buldum ve o alana gittiğimde hissettiklerimi sizinle de paylaşmak istiyorum çünkü bence, burada, hepimiz o alana gittiğimizde aynı şeyleri hissettik, bu duygudaşlığı buradan ben de dile getirmek istiyorum. Adımımı atar atmaz muazzam bir heyecan dalgası içerisinde buldum kendimi, öncelikle bunu ifadelendirmek isterim ve orada açıkçası insanlık için üreten, ülkesi için üreten gençlerin, olumsuz gündemlerle değil, pozitif gündemlerle zihnini dolduran gençlerin zihninin bereketini gördüm. Zihinsel bereket ne demek? Orada bir kere daha müşahede etmiş oldum ve açıkçası ortamdan kopamadım,  Aksaray’a gittiğimde gökyüzüne bakıp hayaller kuran gençlerin hayallerine ortak oldum. Mesela  İTÜ APİS Takımı böyle çok ayrıntılı bir şekilde roketlerini nasıl tasarladıklarını büyük bir heyecanla anlattılar ve onların heyecanından mühendis olmamama rağmen ben de nasiplenmeye çalıştım. Yine benzer şekilde Karabük Üniversitesinin takımı ilk denemesinde çok başarılı olamadı belki ama oradan çıkardığı dersleri heyecanla anlattılar ve finalist olmanın mutluluğunu paylaştılar, onların heyecanına ben de ortak oldum. İzmir Gaziemir’den bir ortaokuldan gelen bir takımın heyecanına ortak oldum, “KODLAİN” idi takımın adı ve kimyaya ilişkin bir proje üretmişlerdi. Yine bu öğrencilerden biri aslen Diyarbakırlıydı ve Aziz Sancar hocaya muazzam bir muhabbet besliyordu. Zaten projeleri kimyaya ilişkin, Aziz Sancar hoca kimyacı ve kendisi de bir hemşehrilik hukuku geliştirmiş, elinde bir kitabı heyecanla dolaştırıyordu, “İmzalatmak istiyorum.” diye. Birlikte numaralarımızı aldık, dedik ki: “Aziz hocayı kim daha önce görürse diğerine haber versin, böylelikle ikimiz de tanışalım Aziz hocayla.” Ben daha önce gördüm, hemen Sena Nur’u aradım ve Aziz hocaya kitabını imzalatmış olduk. Dolayısıyla TEKNOFEST aslında aynı zamanda çok güzel dostlukların da kurulduğu bir alan, hem heyecan paylaşıyoruz hem güzel dostluklar kuruyoruz.

Dahası orada çocukların babalarının omuzlarında ben çok büyük bir heyecanla uçaklara dokunduğunu gördüm. Nasıl biz çocukluğumuzda başörtüsü eylemlerine, Çeçenistan eylemlerine katıldıysak ve orada zihinsel bir dönüşümümüz tetiklendi ise ben orada şunu hissettim:  O babasının omzunda zıplayan çocuğu gördüğümde burada bir zihinsel dönüşüm tetikleniyor dedim, elhamdülillah, burada üretmeye dönük olarak bir heyecan dalgası oluşuyor dedim, burada bir kuşak yetişiyor dedim,  burası TEKNOFEST kuşağı yetişiyor dedim ve hamdolsun bunu çok destekleyen rakamlar da önümüzde. 2018’de 4.333 takım 20 binin üzerinde kişi TEKNOFEST'e başvurmuşken, 2021 yılı itibarıyla 111 farklı ülkeden 44.912 takım 200 binin üzerinde başvuru olmuş Teknofest’e yani neredeyse 10 katına çıkmış. Dolayısıyla, bu heyecan dalgası, muazzam bir hızla devam ediyor ve bunlar bizim için sadece sayı değil; bu, bizim geleceğimiz, müşterek geleceğimiz, müşterek geleceğimiz, müşterek heyecanımız, hepimizin heyecanı.

Ben bu bağlamda, Teknofest’in; teknolojideki küresel tekelleşmeye bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum, tam bağımsız üretimi savunan bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum, üretimde küresel adaleti telkin eden bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum. Aziz Sancar Hocanın da aslında o gün Teknofest’te ifade ettiği “Çok çalışın, işler iyi gitmediğinde inatçı olun, Fatih Sultan Mehmet’in dediği gibi ‘Ya ben onu alırım, ya o beni alır’ düşüncesiyle iş yapın, memleket sevgisini unutmayın, memleket sevgisi olmadan hiçbir şey yapılamaz.” düsturunu aklımızda bulundurarak, onun hep elini öpen Selçuk Bayraktar’ın ilme saygısını aklımızda tutarak, Cumhurbaşkanımızın Aziz Hocaya yaklaşımı da aslında kadim geleneğimizde, yöneticilerin alime hürmetini hatırımızda tutarak, kadim geleneklerimizle üreterek ışıl ışıl gençlerle muazzam bir gelecek aslında inşa ediyoruz. Fırsat eşitliği temelinde becerilerin ön plana çıktığı, herkesin adaletle değerlendirildiği, üreterek gençlerin kendilerini gerçekleştirebildikleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN ­– Tamamlayın sözlerinizi.

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) – …kültürümüzde yer alan imece usulünün bugün takım çalışması aslında geleceğe taşındığı, memleket sevgisini aklından çıkarmayan gençlerin muazzam bir üretim halkası oluşturuluyor. Ben buna şahidim, mutlulukla şahidim. Millî teknoloji hamlesinin lokomotifi olan Teknofest kuşağını buradan sevgiyle kucaklıyorum, her birine selamlarımı gönderiyorum.

Sözlerime son verirken Aziz Hocanın kulağını çınlatmış olduk. Malumunuz Mardinlidir, lise yıllarında yolu Ülkü Ocaklarıyla da kesişmiştir. Ülkemizin köklü gençlik sivil toplum kuruluşlarından biri olan Ülkü Ocaklarına ilişkin yurt dışında yürütülen kampanyaları her birimiz müteessif bir şekilde takip ediyoruz. Ülkü ocaklarının tedrisinden geçmiş bir babanın kızı olarak, aynı zamanda AK PARTİ Gençlik Kollarının da aktif bir üyesi olarak dayanışma duygularımızı Ülkü Ocaklarıyla -MHP’nin gençlik yapılanması Ülkü Ocaklarıyla- bir kere daha ifade etmek istiyorum.

FETÖ artıklarının olanca mıymıntılıklarıyla kapı arkalarından yaptığı kulisler bugüne kadar boş çıktı, inşallah da boş çıkacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, yeni yasama döneminde siyaset kurumundan beklenti ve temennileri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin, siyaset kurumu olarak partilerin ve bireysel olarak milletvekillerinin çalışmaları hakkındaki temennilerimi paylaşmak üzere gündem dışı söz istedim; selamlarımı sunarım.

Dünya milletleri ailesinin şerefli bir üyesi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedî varlığı ve bölünmez bütünlüğüne inanan, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğunu kabul eden bizler, 27’nci Dönem milletvekilleri olarak her birimiz kendi seçim bölgelerimizden seçilmiş olsak da Anayasa’nın 80’inci maddesine göre seçildiğimiz bölgeyi değil, bütün milleti temsil etmekteyiz.

Seçildikten sonra yaptığımız ilk iş, Anayasa’nın 81’inci maddesine göre, bu kürsüden yemin etmek oldu. Büyük Türk milleti önünde namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yeminle Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağımıza söz verdik. Acaba Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını koruyabilmek için yeminimize Meclis içinde ve dışında sadık kaldık mı? Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin ve Türk varlığının karşısında koruma göremeyeceğine, kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağına dair Anayasa’mızın “Başlangıç” kısmında yer alan ilkelere uyduğumuzu söyleyebilir miyiz?

Değerli milletvekilleri, 2017 referandumuyla parlamenter sistemi değiştirip partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra tek adam yönetimi anlayışıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesi, kurucu iradesi ve temelleri değişmeye başladı, devlet yapısı ve kurumları tahrip edildi; okul, cami, kışla, adliye siyasete alet edildi. Doğru kurgulanmayan, aceleye getirilen, aksayan yönleri görülemeyen yeni sistem her geçen gün kriz üretmeye devam etti, toplumsal destek hızla azaldı. Bu durumu gören iktidar ne yapması gerektiği konusunda bocalamaya devam etmektedir. Yürütme, yasama ve yargıyı vesayet altına aldı, medya kontrol altına alındı, sosyal medya da şimdi kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açık ve çalışır olduğuna kimse aldanmasın, noter gibi kullanılmak istendiğine defalarca şahit olduk. Kanun tekliflerinin içeriği hakkında teklife imza koyan milletvekillerinin bile bilgisi olmadığını gördük, noktasına virgülüne müdahale edilmesine müsaade edilmeyen tekliflerin Genel Kuruldan da aynen çıkması için çaba gösterildiğine şahit olduk. Anayasa'ya ve kuvvetler ayrılığı ilkesine inanan herkes gibi ben de iktidarın kanun yapma usulüne karşıyım çünkü bir kanun teklifi geldiği zaman komisyonlarda veya Genel Kurulda ilk baktığımız husus, niyetin ne olduğu, teklifin bir ihtiyaçtan mı kaynaklandığıdır. Sonra, muhataplarının görüşlerinin alınıp alınmadığına, sonra da diğer kanunlarla çelişip çelişmediğine ve Anayasa'ya uygunluğuna bakarız. Üzülerek ifade etmek istiyorum ki 27’nci Dönemde getirilen kanun tekliflerinde böyle bütüncül bir bakış açısı yoktur.

Değerli milletvekilleri, devlet yönetimini elinde bulunduran iktidar partisi karanlık işlere karışmış kişi veya örgütlerle beraber hareket edemez, etmemelidir. Böyle bir anlayış milletin hayrına olmaz, demokrasiyle de bağdaşmaz. Meşru bir siyasi parti, halkın istekleri ile gerçekler arasındaki çelişkileri gidererek uyum sağlamaya çalışır, ümit verir, vaatte bulunur ama halkı asla kandırmaz. Kandırmayı esas alan bir siyasi parti, sürekli iktidarda kalmak ihtirasıyla yandaş desteğini sürdürmek için onları kayırma yolunu seçer. Böyle olunca da kutuplaştırma ve ötekileştirme kaçınılmaz olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

          HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Yeni bir yasama yılına girerken beklentim ve temennim seçilmiş herkesin ettiği yemine sadık kalarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeniden itibar kazanmasına çalışmasıdır. Kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediğinin, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret, sınırlı bir iş bölümü olduğunun, üstünlüğün sadece Anayasa ve yasalarda olduğunun uygulamalarla gösterilmesidir.

Konuşmama Atatürk’ün “Türkiye Büyük Millet Meclisinin haricinde hiçbir makam, millî mukadderata hâkim olamaz.” “Bütün kanunların düzenlenmesinde, her nevi teşkilatta, idarenin bütün teferruatında, genel eğitimde, iktisadi işlerde millî egemenlik esasları dâhilinde hareket olunacaktır.” sözleriyle son verirken yeni yasama döneminin hayırlı ve başarılı olmasını diler, saygılar sunarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Aydın…

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

On dokuz yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında sık sık “şahlanıyoruz” ve “uçuyoruz” nidalarını dinledik. Şöyle, rakamlara bakalım, gerçekten nasıl uçmuşuz, bir görelim. Dış borç 2002’de 150 milyar dolarken bugün 475 milyar dolar; benzin 2002’de 1,30 TL iken bugün 7,78; dolar 2002’de 1,50 iken bugün 8,86; tüketici kredi borçları 2002’de 5,5 milyarken bugün 915 milyar; çeyrek altın 2002’de 32 TL’yken bugün 863 TL. Yüz yıllık cumhuriyet tarihi boyunca arka arkaya 7 dönem küçüldüğümüz dönemler de AKP iktidarlarına denk geliyor. Aslında bunun anlamı şu: Yoksullaşmışız, halk fakirleşmiş. Sadece AKP’ye yakın, yandaş küçük bir azınlık zenginleşmiş ancak halkımız gerçekten çok zor duruma düşmüştür. Bu durumu da Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında düzelteceğiz.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

 

 

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri; Gazi Meclisimiz 29 Ekim 1923’te kurulmuş, ardından ülkemiz çok partili sisteme geçmiştir. Aziz milletimizin iradesini hâkim kılmak için büyük bir mücadele verilmiştir. “Tamam, demokrasimiz güçleniyor.” derken bir darbe olmuş, demokrasimiz büyük bir yara almıştır. Darbe anayasası hazırlanarak bu aziz millete deklare edilmiş ve her seferinde “Bu anayasayı uygulayacaksınız.” baskısı yapılmıştır. Meclisimiz tekrar kolları sıvamış ve her darbe döneminin ardından millî iradeyi yeniden ayağa kaldırmıştır.

Ümit ediyorum ki aziz milletimizin iradesinin savunucusu Gazi Meclisimiz bu dönem millî iradenin temsilcileri eliyle yapılan ilk anayasanın hayata geçirilmesi şerefine de nail olacaktır. Cumhur İttifakı olarak biz Türkiye’nin gündemine getirdiğimiz ülkemizin ilk sivil anayasasını hazırlama teklifimizde samimiyiz. Bununla alakalı tüm hazırlıklarımızı büyük bir titizlikle yapıyoruz. Sivil anayasanın hazırlanması konusunda iktidar ve muhalefet birlikte hareket etmeli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gökcan…

 

 

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Muğla’mızda bugün KYK’ye ait yeni bir yurdun daha açılışını yapıyoruz. Bugün açılışını yaptığımız Turgutreis Öğrenci Yurdumuza 2.024 öğrencimizi yerleştiriyoruz. İş yapmayıp sadece eleştiren CHP zihniyeti bu yurdun açılışını da geciktirdi. CHP’li Muğla Büyükşehir Belediyesi kendi işi olan su ve kanalizasyon yatırımını yapmadı. Yaklaşık 6 milyon TL kaynak kullandık, su ve kanalizasyon sorununu çözdük, belediyenin işini de biz yaptık. CHP'li Büyükşehir Belediyesine rağmen yurdumuzu bugün açtık, Muğla’da hiçbir öğrencimizi açıkta bırakmadık. Muğla’mızda 2002 yılında 2.600 olan yatak sayısını bugün 8 bine ulaştırdık. 2021’in sonunda 10 bin, 2022’in sonunda 13 bin yatak sayısına ulaşacağız. Yurdu da yolu da köprüyü de biz yaptık, biz yapacağız. 5.400 kişilik yeni yurtlar için 500 milyon TL’lik yatırım yaptık. Bu yatırımlar için başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sayın Bakanımıza teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Koç…

 

 

 

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, DİSK Genel İş Sendikası Ağrı Şubesine üye olan ve Ağrı Belediyesinde çalışan işçilerin işine son verildi. İşçilerden bana gelen mektup şu şekildedir: “Merhaba Sayın Vekilim, Ağrı Belediyesinde işçi kıyımı vardır. Daha önce de işten atıldık ancak siz bize sahip çıktınız ve sesimizi Meclis Genel Kuruluna kadar taşıdınız fakat o zaman beni ve sizi, hem de hepimizi yalanlamışlardı. Sizin Meclis Genel Kurulunda yaptığınız açıklamadan dolayı oluşan kamuoyu baskısından sonra bizi tekrar işe başlatmışlardı. Biz bu kentin emekçileriyiz, halkımızın kapılarının önünü, cadde ve sokaklarını temizleyen ve asgari ücretle çalışan emekçileriz. Bizlere yöneltilen bu kinin, nefretin yegâne sebebi Genel İş Sendikasına üye olmamızdır. Bağlı bulunduğumuz sendikadan istifa etmemizi istiyorlar fakat biz sendikamızdan istifa etmedik. Sendika haklarımızı sosyal medyada Başkanımızın paylaşımlarını beğendiğimiz için dün gece saatlerinde Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın talimatıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden tek taraflı iş akitlerimiz feshedildi. Kamuoyuna sizin aracılığınızla sesimizi duyurmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karadağ…

 

 

 

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaz boyunca yapmış olduğumuz saha çalışmaları esnasında geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlayan Iğdırlı çiftçilerimizin en önemli probleminin tarımsal girdi fiyatlarının çok yüksek olması ve tarımda sulamada yaşanan su kıtlığı olduğunu gördük. İlimizin tarımsal sulama sistemi 1960’larda yapılan ve büyük oranda tahrip olmuş açık sulama kanallarından oluşmaktadır. İklim ve toprak bakımından tarıma son derece elverişli olan Iğdır Ovası’nın hemen yanı başından ülkemizin en büyük nehirlerinden birisi olan ve bol su taşıyan Aras Nehri geçmektedir. Nehir üzerine yapılacak olan Tuzluca Barajı ile Göktaş, Alibeyköy, Aliköse göletlerinin yapımı ve sulamanın kapalı sisteme geçmesiyle birlikte ilimizin tarım arazilerinin sulama problemi kökten çözülecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Barut…

 

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, ülkemizin değerlerinin tek tek yok edilmesini hazmedemiyoruz. Gözümüz gibi koruyup kollamamız gereken ÇUKOBİRLİK’in de atıl durumu canımızı yakıyor. Borç batağına saplanan ÇUKOBİRLİK bir dönem Orta Doğu ve Balkanların en büyük entegre tesisine sahipti. Ülke tarımı ve çiftçimiz için vazgeçilmez öneme sahip ÇUKOBİRLİK’in bu durumdan, bu çıkmazdan kurtulmasını istiyoruz.

ÇUKOBİRLİK’in gayrimenkulleri satıştan çıkarılıp tarıma ve çiftçiye tekrar kazandırılsın. İktidar yandaş firmalara yaptıklarının benzerini ÇUKOBİRLİK’e de yapsın. 4572 sayılı Yasa’yı değiştirip borçlarını silip işlevsel hâle getirmek için destek versin. ÇUKOBİRLİK’in 41 dönüm arazi üzerine kurulu Mihmandar Kooperatifinin de 56 milyon 500 bin liralık rayiç bedel tespitine rağmen 35 milyon 500 bin liraya satışı da ürkütücüdür. Bu işin de peşini bırakmayacağız, ÇUKOBİRLİK’e sahip çıkmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kültür ve Turizm Bakanlığına: Ege Bölgesi’nin en verimli tarım arazilerinden birine sahip olan Türkiye Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Dalaman Tarım İşletmesinin ekim yaptığı yerlerin Bakanlığınıza devri konusunda halkın, uzmanların ve STK’lerin görüşü alınmış mıdır? Söz konusu alanın Bakanlığınız tarafından alınması durumunda nasıl değerlendirileceği konusunda herhangi bir proje bulanmakta mıdır? Bu alan turizm amacıyla kullanılacak ise tahsis ve kiralama usulüyle turizmcilere devredilecektir. Basit bir internet araştırmasıyla bile takdir komisyonunun belirlediği değerin yüksek olmadığı ortadayken yeniden rapor istenmesinin nedeni nedir?

Diğer konu: Sayın Muğla Milletvekili Gökcan yurtla ilgili bir şey bahsetti. Muğla Büyükşehir Belediyesi 27 Ağustosta Gençlik ve Spor Bakanlığı Muğla İl Müdürlüğüne içme suyu abonelik işlemleri için başvuru yapılması hususunu bildirmesine rağmen başvuru yapılmamıştır. Bunun da nedeni, yurtların iskân ruhsatının alınmamış olmasıdır. Bunu da ayrıca belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

 

 

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bursa’nın trafiği her gün çileye dönüşürken, Bursalılar trafiğe çözüm beklerken, şehirlerarası uçakla yolculuk yapabilmeyi umarken, yıllardır hızlı treni beklerken tam tersine işler yapılıyor. Trafiği artıracak, belli noktalarda nüfus yoğunluğunu artıracak, griye, betona çevrilen Bursa’yı daha da yaşanmaz, nefessiz, yeşilsiz hâle getirecek projelerle karşı karşıyayız. Bursa’nın termal bölgesi Sıcaksu’ya konut ağırlıklı planlama yapılıyor. Yunuseli Havalanı’nda yapılaşma projeleri gündemde ve son olarak Helitaksinin yerine 13 dönümlük arazinin 11 dönümüne düşünülen dikey yapılaşma Bursa’yı boğacaktır.

Buradan sesleniyorum: Bursalıları artık boğmayın, projelerinizi, planlarınızı rant için değil, yaşam için yapın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erel…

 

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Komşuluk hukukunu hiçe sayan Yunanistan tahriklerine devam ediyor. Yunanistan, sınırları zorlamakta, sınırları aşmakta sınır tanımamaktadır. Türk toprağı olan Koyun Adası’nda Yunan askerlerinin Yunan Savunma Bakanının arkasına İzmir’i alarak Yunan bayrağı altında verdiği pozda ve Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif’in toplu sünnet törenine katıldığı için makam gasbı suçlamasıyla yargılandığından ve bugün Selanik Mahkemesinde duruşması olduğundan ilgili makamların haberi var mıdır? Varsa tavır ve duruşları nedir?

7 Ekim 1980 tarihinde Ulucanlar Cezaevinde ülkümüzü asmaya kalktılar. Ama zalimler bilmezler ki Mustafalar ölür, Allah davası ölmez. Ömrünü vatanına, milletine, dinine, diyanetine adamış bir yiğitti Mustafa Pehlivanoğlu. 20’sinde, 22’sinde şehadete emin adımlarla koşanlara selam olsun. Ülkücü şehidimiz Mustafa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

 

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, son iki yıldır defalarca sordum. Bursa’da depreme dayanıksız oldukları gerekçesiyle yıkılan ve kapatılan 36 okulun yerine yenileri ne zaman yapılacak? “Kaynak aranıyor, hayırsever vatandaşlarla görüşülüyor.” dendi. Yüz yüze eğitime başlanan okulların fiziki kapasitelerinin yeterli olmadığı Bursa şehir merkezinde, hâlen 40-45 kişilik sınıflarda öğrenim gören öğrencilerimiz ve çalışanlar büyük risk altında. Tekrar soruyorum: Bursa’da yıkılmış ve boşaltılmış okulların yerine yenileri ne zaman yapılacak? Yapılması planlanan okullar için ne kadar kaynak ayrılmıştır? Öğrencilerimizin yaşadığı sıkıntılar devam ederken Suriyeliler için yapılacak okullara öncelik verilmesi ne kadar doğrudur? Bursa’da Suriyeliler için yapılması planlanan ve ikisi yapılmış olan okullar için Bakanlık bütçesinden ne kadar kaynak ayrılmıştır?

Gazi Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Başkan.

AKP iktidarları döneminde emekçilerin sorunları katlanmıştır. Çalışma yaşamında işçiler âdeta modern köleye dönüştürülmüştür. Taşeronu sona erdireceğiz iddiası sonucu binlerce işçinin taşeronda kalmasını iktidar görmezden gelmektedir. Taşeron firmada çalışanlar kadro beklemekte, bu konuda Cumhurbaşkanı bir adım atmamaktadır. Çırak ve stajyerler işe başladığı gün yaşlılık sigortasına alınmayarak mağduriyetlerin devamına iktidar göz yummaktadır. Üniversiteli işçilere verileceği söylenen özlük hakları altı yıldır verilmemiştir. “Emeklilikte yaşa takılan” olarak bilinen emeklilik hakları gasbedilenler de emeklilik haklarının işe başladıkları koşullarda verilmesini istemekte ve beklemektedir. Emeklilerin intibak düzenlemesi de yapılmamış ve emekliler çok zor koşullar altında yaşamaktadır. Çalışanların sorunlarını iktidar seyretmektedir, çözüm üretmelidir.

Teşekkür ediyorum Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri, bugün söz sıralarınızı eğer milletvekillerimize devrederseniz sisteme girmiş ilave 20 milletvekilimiz var, onlara da söz verebilirim. Yoksa grup başkan vekilleri gene konuşmak isterler mi?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Uygun efendim.

BAŞKAN – Eğer hani böyle bir devir yaparsanız sizin yerinize bugün bütün milletvekillerimizin söz taleplerini karşılamış oluruz eğer sizin için de uygun olursa. Yani görüyorsunuz, sayın grup başkan vekillerimiz ne kadar gönlü bollar, hepsi gülerek kabul ettiler sanki bu öneriyi. Teşekkür ediyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, sonra biz söz hakkımızı kullanırız. Vekillerimize verin, onların konuşmasına engel değil yani bu.

BAŞKAN – Siz sonra zaten kullanıyorsunuz da ben onun için bu başlangıçtaki furyadan geçeyim dedim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Biz de ne zaman istersek birer dakika alırız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sümer, buyurun.

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana Saimbeyli ilçemizde hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızdan gelen haklı serzenişleri aktarmak istiyorum. Geçen sene 1.700-1.800 lira olan küçükbaş hayvan maalesef bugün yarı fiyatına alıcı bulamıyor. Geçen sene 90’la 114 lira arasında değişen yem fiyatları bu sene torba başına 150’yle 170 lira arasında. Bir sezonda 450 bin lira yem parası ödeyen besici kardeşlerimiz ödedikleri yem parasını kazanamamış durumda. Üreticilerin birçoğu bir sonraki yılda hayvan yetiştiriciliği yapmayacağını söylüyor. Birçok üretici ithal et getireceğini söylüyor ve “Üretici desteklensin, ucuz yem dağıtılsın.” diye serzenişte bulunuyor. Hayvan yetiştiricisinden emekliye, asgari ücretliden üniversite öğrencisine, küçük esnaftan sanayiciye kadar yediden yetmişe tüm milletin fakirleşmesinin tek sorumlusu on dokuz yıllık AKP iktidarıdır. Tek adam rejiminin bu soruna da çözüm bulması lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

 

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

7 Ekim 1980 tarihinde idam edilen ülkücü şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nu rahmetle anıyorum. Anne ve babasına yazmış olduğu son mektubu sizlerle paylaşıyorum: “Sevgili anneciğim ve babacığım, beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı işlediğim hataları affediniz. Sizlerin bir evladı olarak bugüne kadar Cenab-ı Hakk’ın ve Yüce Peygamber’in yolundan ayrılmadım. Alın yazım böyle yazılmış, kader neyse onu çekeceğiz. Allah’ın huzuruna çıkacağım. Eğer günahım varsa Allah’ın huzurunda çekmeye hazırım. Bir yanlışlık sonucu idamıma karar verenler Allah’tan bulsunlar. Şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah’a inananlarındır.”

Rahmetle anıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ayvazoğlu…

 

 

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, bugün, HDP’nin “Sokağa çıkın ve her yeri Kobani'ye çevirin.” talimatıyla başlattığı ve sokakların yakılıp, evlerin talan edilip, içlerinde çocukların da bulunduğu onlarca savunmasız sivil vatandaşımızın vahşice katledildiği 6-8 Ekim katliamının yıl dönümü.

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Suç işliyorsun, yalan!

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Yalan söylüyorsunuz.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Yalan! Yalan! Yalancılık yapmayın!

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) –  Bu, terör örgütü ve sivil siyasi arenadaki taşeronu için ne ilk ne de sondu. Öğretmenleri, sağlıkçıları kapı kapı para yardımı, gıda kolisi dağıtan yardım görevlilerini, odun toplayan orman köylülerini, yol yapımında çalışan işçileri katlettiler. Hastaneleri, okulları, yaktılar, ambulansları kurşunladılar. Daha dün Bingöl’ün Genç ilçesinde elektrik arızasını tamire giden ekmeğinin peşinde 2 işçimizi şehit ettiler. Terör örgütü ve onun sivil siyasetteki taşeronu tam da budur, sivil katliamcısıdır, Kürtlerin cehennemidir bu örgüt ve taşeronu HDP.

Bu vesileyle de 6-8 Ekim olaylarının yıl dönümünde bu cinayet şebekesini, bu sivil katliamcılarını bir kez daha lanetliyorum. Hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza ve şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN - Sayın Ceylan…

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, yurtsever imamlarımıza saygılarımızı iletiyorum. Ancak, geçtiğimiz hafta Gelibolu Gazi Süleyman Paşa Camisi imamı sosyal medya hesabından “Mustafa Kemal'in itleri.” diyerek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçunu işlemiştir. Bu toprakları bize vatan kılan kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve milyonlarca cumhuriyet yurttaşını aşağılamaya çalışmıştır. Sözde din adamı kılığındaki bu meczup hakkında müftülük inceleme başlatmış ancak kamuoyu bu kendini bilmeze ne ceza verileceğini merak etmektedir. Bu hakaret ve işlediği suç açıkça cumhuriyete meydan okumaktır.

Ayrıca, Alamos Gold süresi 13 Ekim’de sona eren ruhsatları yenilenmediğinden 13 Ekim 2021 tarihinde Kirazlı-Balaban sahasını boşaltmış olmalıdır aksi hâlde işgalci konumuna düşecektir.

Kaz Dağları göz bebeğimizdir. Her iki konunun da takipçisi olduğumuzun bilinmesini istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Selahattin Demirtaş’ın “7’den 70’e bütün halklarımızı sokağa ve harekete geçmeye çağırıyoruz, bundan böyle her yer Kobani’dir.”  diyerek fitilini ateşlediği 6-8 Ekim katliamının yıl dönümü. Elleri altındaki bindirilmiş kıtaları sokağa salarak onlarca sivil, savunmasız vatandaşlarımız çocuklarımızı taşlarla linç ettirip, katlettiler. İşyerlerini, evlerini yakıp, bölgeyi cehenneme çevirdiler.

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Ayıptır, ayıp! HDP’nin 37 üyesi katledildi.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Aynen 2015 Ağustosunda bir özyönetim saçmalığı adı altında hendekçilik oynayarak 5 kentimizin neredeyse tamamını yerle bir edip, yüz binlerce insanımızın evlerini yurtlarını terk etmesine sebep oldukları gibi.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Yalana devam.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Sivil, savunmasız insanların katilidir bunlar. Bugün 6-8 Ekim olaylarının yıl dönümü vesilesiyle yüce Meclisimizin huzurunda bu cinayet şebekesini bir kez daha lanetliyor, hayatını kaybeden başta Yasin Börü ve arkadaşları olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo! Helal olsun.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şevkin, buyurun.

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Sayın Başkan, UNESCO Yönetim Kurulu tarafından 6 Ekim Dünya Jeoçeşitlilik Günü olarak belirlenmiştir. 4,6 milyar yıllık gezegenimizin sessiz tanıkları ve bir daha yerine konulması imkânsız olan jeolojik varlıklarımızın yok edilmesine karşı toplumsal duyarlılığın oluşturulması için belirlenmiştir.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Yavşak!

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Daniskası sensin! Daniskasın sensin! Daniskası sensin lan!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Ülkemiz zengin bir jeolojik çeşitliliğe sahip olmasına rağmen, son bir iki yılda Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’ün define arayıcıları tarafından yok edilmesi…

Başkanım, konsantrasyonum bozuldu benim.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Ya, milletvekilini alkışlıyorum, bana bakıyor ya!

ERDAL AYDEMİR ( Bingöl) – Küfrediyor ya! Sana yakışıyor mu küfür?

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Terbiyesiz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Küfür ettin, küfür.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sana iade ediyorum küfrünü! Küfür ettin.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Ahlaksız herif!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Küfür ettin.

ERDAL AYDEMİR ( Bingöl) – Küfür ettin, duydum.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Ne küfrü ettim, terbiyesiz!

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Aynısını sana iade ediyorum! Söylediğinin aynısını sana iade ediyorum! Defalarca, bin katıyla sana iade ediyorum!

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Kimi alkışlayacağımı senden mi öğreneceğim ahlaksız herif!

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Bu küfrü sana iade ediyorum! Aynısını sana iade ediyorum!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Çok ciddi bir küfür etti.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Ahlaksız herif, konuşma!

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Hakaret ediyor Sayın Başkan.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkanım, AK PARTİ Milletvekilimiz Hanımefendi konuştu, oradan ben alkışladım diye bana bakıyordu. Ben kimi alkışlayacağımı kimi alkışlamayacağımı sana mı soracağım!

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Alakası yok.

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, hakaret etti.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) –  Ne hakareti etmişim? Etmedim.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Küfür ettin lan!

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) - Küfür etti.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) –Küfür ettin, söyleyeyim mi ne dediğini?

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Kime “Lan!” diyorsun?

(MHP ve HDP milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümeleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hepiniz yerlerinize lütfen!

Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize!

(MHP ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN - Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma saati: 14.43

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Şevkin, buyurun.

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – UNESCO Yönetim Kurulu tarafından 6 Ekim Dünya Jeoçeşitlilik Günü olarak belirlenmiştir. 4,6 milyar yıllık gezegenimizin sessiz tanıkları ve bir daha yerine konulması imkânsız olan jeolojik varlıklarımızın yok edilmesine karşı toplumsal duyarlılığın oluşturulması için belirlenmiştir.

Ülkemiz, zengin bir jeolojik çeşitliliğe sahip olmasına rağmen son bir iki yılda Gümüşhane’deki Dipsiz Göl’ün define arayıcıları tarafından yok edilmesi, Erzurum Tortum ve Konya Hadim Çifteler Yerköprü Şelalesi’nin peyzaj düzenlemeleri adı altında doğal çevrenin tahrip edilmesi, Mersin Cennet Cehennem Obruğu içerisine asansör yapılması, dünyanın sayılı jeoparkı olmaya aday Kapadokya’nın Alan Yönetimi Kanunu’yla imara ve talana açılması, ülkemizin UNESCO’ya kayıtlı tek jeoparkı olan Manisa Kula Salihli Jeoparkının içine HES inşaatına başlanması gibi her gün bir başka kentimizde jeolojik varlığımız yok ediliyor. TBMM’yi yasal tedbirlerin alınmasına, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünüyse ülkemizin sahip olduğu jeoçeşitliliği korumaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her yıl 1-7 Ekim tarihleri Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanmaktadır. Ömrünü din hizmetine adayan fedakâr hocalarımızı, camileri imar, inşa ve ihya eden aziz milletimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Cami ve mescitlerimiz Beytullah’tır yani Allah’ın evidir. Bereket ve hidayet kaynağı olan ilk mabet Mekke-i Mükerreme’deki Kâbe’dir. Yeryüzündeki her mescit ve cami ise Kâbe’nin birer şubesidir. İslam medeniyeti cami merkezli bir medeniyettir. Camiler şehirlerimizin kalbî, hayatımızın merkezidir; ilim, irfan ve hikmet kaynağıdır. Resul-ü Ekrem’in (SAV) ifadesiyle cami ve mescitler Allah katında beldelerin en sevimli olan mekânlarıdır. Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın hayırlara vesile olmasını Yüce Rabb’imden niyaz ediyorum. İfa ettikleri görev itibarıyla toplumumuzun manevi mimarları olan tüm din görevlilerini tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

 

 

 

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Okulların açılmasıyla KYK yurduna yerleşemeyen öğrenciler barınma sorunu yaşıyor. KYK yurduna yerleşemeyen öğrenciler yüksek kira ve özel yurt ücretlerinin pahalılığından sokakta kalıyor. Bunun yanı sıra yurt başvurusu kabul edilip yurt çıkan ancak dönem uzatan öğrenciler yine yurt hakkından yoksun bırakılıyor. Öğrenme hakkı ve barınma hakkı öğrencilerin temel hakkıdır ama saray, müteahhit beslemekten öğrencilerin barınma sorununa çözüm bulmayı tercih etmiyor. Saraylar yapacağınıza, uçaklar alacağınıza, yandaş müteahhitler besleyeceğinize zor şartlarda okul kazanan geleceğimizin teminatı öğrencilere bakın. Bir de yurt sorununun çözümü için bizim belediyelerimizi biraz olsun örnek alın.

Teşekkür ederiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Etyemez…

 

 

 

HALİL ETYEMEZ (Konya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

1986 yılından beri her yıl 1-7 Ekim tarihleri arası Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanmaktadır. 2021 yılı Camiler ve Din Görevlileri Haftası, zor zamanlarda vefakâr çalışmalarıyla toplumumuzun takdirini kazanan din görevlilerimize ithafen cami, din görevlileri ve vefa temasıyla başlamıştır. Bizim medeniyetimizde camiler her zaman hayatın merkezinde, insanımızın gönlünde olmuştur. Camilerimiz millî birlik ve beraberliğimizin kaynağı, vatanımızın tapusudur. Din görevlilerimiz, dinimizin en doğru şekilde idrak edilmesi, yaşanması, yaşatılması ve geleceğe aktarılması yönünde ulvi bir görevi yerine getiren toplumun önderleridir. Bu vesileyle imam hatiplerimizin, müezzinlerimizin, Kur'an kursu öğreticilerimizin, vaizlerimizin, müftülerimizin ve diğer din görevlisi kardeşlerimizin Camiler ve Din Görevlileri Haftalarını kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

Yok.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, kamu kurumlarına her türlü eleman alınırken, KPSS puanıyla alınmasını doğru buluyor ve destekliyoruz. Özel yetenek gerektirmeyen alanlarda mülakat yapılmadan, doğrudan KPSS puanıyla, tercihine göre yerleşim yapılması, adayların devlete güveni açısından uygun olacaktır. Burada sorun KPSS puanının geçerlilik süresidir, alınan yüksek puanların yanmaması gerekir. Bu nedenle her sene KPSS puana göre yerleştirme yapılması uygun olacaktır. Bazen iki ayrı yılda yapılan KPSS puanıyla birlikte alım yapılmaktadır. Teknik olarak sınavların zorluk derecesi aynı olmamaktadır. Bu nedenle iki ayrı sınavın puanı ve puan sıralaması farklı olmaktadır, bu da adaylar arasında çatışmaya neden olmaktadır. Ya sınavların denkleştirmesi yapılmalıdır ya da tek sınava göre alım yapılması uygun olacaktır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim davanın zaferi yakındır. Zafer Cenab-ı Allah’a inananlarındır.” ifadesini belirterek şehadete yürüyen şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu ağabeyimi, Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey’i, bütün şehitlerimizi rahmetle, minnetle, saygıyla anıyorum.

İçişleri Bakanlığımıza bağlı jandarma subay ve astsubay alımlarında yüksek lisans mezunlarına 32 yaş şartı uygulanırken, Emniyet POMEM alımlarında yüksek lisans mezunları için 30 yaş ibaresi yer almaktadır. Aynı Bakanlığa bağlı olan bu iki alım için aynı şartların uygulanması önemli bir adım olacaktır. Yüksek lisans mezunlarının eğitim süreleri dikkate alınarak POMEM alımlarında yüksek lisans mezunlarına ve mezun durumunda olanlara 32 yaş şartı getirilmesi yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Burhan Çakır... Yok.

Sayın Karaman…

 

 

 

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıymetli milletvekilleri, Hükûmetimiz Türkiye genelinde olduğu gibi, Erzincan’a da gençlerimizin yararlanacağı önemli yatırımlar yapıyor. Şehir stadyumu, Ergan Dağı kamp merkezi, gençlik merkezleri, spor sahaları, kapalı yüzme havuzları, gençlik kampları gibi birçok yatırım gençlerimizin hizmetine sunuluyor. Bu kapsamda son Başbakanımız, Genel Başkan Vekilimiz Sayın Binali Yıldırım ve Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Mehmet Kasapoğlu’nun katılacağı, 9 Ekim 2021 tarihinde gerçekleşecek olan Erzincan 5’inci Geleneksel Dumanlı Gençlik ve Doğa Festivali, Öğrenci Yurdu ve Dumanlı Gençlik Kamp ve Eğitim Merkezinin açılışı yapılacaktır. Bu vesileyle herkesi Gençlik Festivali’mize bekliyoruz. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimize yatırım yapan başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Genel Başkan Vekilimiz Sayın Binali Yıldırım’a, Gençlik ve Spor Bakanımıza, Valimize ve Kaymakamımıza, Belediye Başkanımıza teşekkür ediyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu Demir…

 

 

 

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

6 Ekim 1990’da evine gönderilen bir bombalı paketle öldürülen, İlahiyat Fakültesinin ilk kadın Dekanı, tarihçi Bahriye Üçok’u saygıyla anıyorum.

Aynı şekilde, 12 Eylül askerî darbesinin, aslında bugün de maalesef yüzleşilmeyen ve hâlâ gençlerin hayatına mal olabilen 12 Eylül askerî darbesinin ilk idamlarından Necdet Adalı’yı da -bugün, 7 Ekimi 8 Ekime bağlayan gece idam edilen Necdet Adalı’yı- ve o dönemde idam edilen, maalesef bir utanç olarak yaşadığımız idam cezasına maruz kalan bütün gençleri de saygıyla anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu.

 

 

 

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

6-8 Ekim Kobani protestolarıyla ilgili gerçekleri havuz medyanızın ve sizin yalanlarınız kapatamaz. Kobani protestolarının başlangıcı Tayyip Erdoğan’ın “Kobani düştü düşecek.” sözleriyle olmuştur. Ölümlerin sebebi ise dönemin İçişleri Bakanının açıkladığı gibi “Kontrol edemediğimiz güçler var.” denilen o güçlerdir. Bütün bu gerçekler ortadayken, bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ birtakım iftira ve yalanlarla gündemi meşgul edenleri ve gerçekleri kapatmak isteyenleri de burada şiddetle kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan tam yedi yıl önce Kobani’yi bahane ederek HDP Merkez Yürütme Kurulunun çağrısı üzerine 6-7 Ekim 2014 tarihinde terör örgütü PKK yandaşları tarafından 35 ilde ve 96 ilçede gerçekleştirilen saldırılar neticesinde 2’si polis olmak üzere 37 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 761 vatandaşımız yaralanmıştır; 131 sokak olayları yaşanmış, 197 okul yıkılmış, yakılmış, 269 kamu binası tahrip edilmiştir; 731 ev ve iş yeri yağmalanmıştır ve 1.230 araç kullanılmaz hâle gelmiştir.

Bu olaylarda, kurban eti dağıtırken PKK yandaşları tarafından 16 yaşında şehit edilen Yasin Börü’yü ve aziz arkadaşları Ahmet Dakak, Hasan Gökguz, Riyat Güneş ve bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Bu olayların müsebbiplerini ve bölücü terör örgütü PKK’yı lanetle kınıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

 

 

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Türk vatanının değeri, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin göz bebeği İstanbul bütün Türk milletinin kalbinde yer alan bir şehirdir. Millî Mücadele’nin önce askerî, sonra siyasi açıdan kazanılması üzerine İstanbul tutsaklıktan kurtulmuş ve ana vatana katılmıştır. “Ya ben İstanbul’u alırım ya İstanbul beni.” diyen Fatih Sultan Mehmet’in 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fethinden sonra tekrar 1920’li yıllarda işgale uğrayan İstanbul'umuz 6 Ekim 1923’te tekrar Türk ordusunu bağrına basarak, bin bir çileyle hak edilerek kazanılmış zaferi kurtuluş günü olarak belirlemiş ve bayram coşkusuyla kutlamıştır. İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünü kutluyor, vatanı canlarından üstün tutan, kahramanlıklarıyla tarihe mal olan…

BAŞKAN – Sayın Kaya…

 

 

 

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Bugün Çubuk'ta 2019’un 21 Nisanında yaşanan kara bir olayın duruşmasındaydık. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na taammüden öldürmeye, taammüden adım atılan bir olay gerçekleşmişti. Ne yazık ki hukuk katil zanlılarını değil, öldürmeye teşebbüs edenleri değil ama mağdur olanları yargılama eğilimindedir. Ağır ceza mahkemesinde görülmesi gereken dava ısrarla Çubuk Adliyesinde asliye ceza da görülmeye devam ediyor.

Bugün vicdanlarımızı sızlatan bir olay yaşandı. Daha önce Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Levent Gök'e saldırıyı gerçekleştiren sanık ifadesinde “Ben, bilerek ve isteyerek Levent Gök'e bu yumrukları attım.” dedi. “Pişman değilim.” diyor “Pişman bile olmadığını” söylüyor. Toplumu kutuplaştıran…

BAŞKAN – Evet, Sayın Milletvekilleri Sayın Grup Başkan Vekillerinden söz talebi olanlara söz vereceğim.

Sayın Dervişoğlu, buyurun.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesinde şehidimiz var. Şehit olan kahraman askerimiz Tayfun Özköse’ye Allah’tan rahmet, kederli ailesi başta olmak üzere aziz milletimize baş sağlığı diliyorum.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından ilk idam edilen isimlerden biri olan Mustafa Pehlivanoğlu’nu şahadetinin 41’inci yılında rahmetle anıyorum; kabri nur, mekânı cennet olsun.

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekillerimiz, konuşmak isteyenler lütfen sisteme giriş yapsınlar.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Irak Türkmenleri her yıl 7 Ekim tarihini Türkmen millî mücadelesini hatırlatmak için Türkmen Millî Bayramı olarak kutlamaktadırlar. Telafer’den Mendeli’ye kadar gök bayrak altında yaşayan tüm soydaşlarımızı selamlıyor, bayramlarını kutluyorum.

Kamuoyunda 6-7-8 Ekim olayları olarak anılan eylemlerde ihtiyaç sahiplerine kurban eti dağıtırken Diyarbakır’da önce işkence edilerek, sonra da bulundukları binadan aşağıya atılarak katledilen Yasin Börü’yü vefatının 7’nci yılında rahmetle anıyorum. Yasin henüz 16 yaşında bir çocukken hain ve alçak terör örgütü sempatizanlarının hedefi olmuştur. 6-8 Ekim olaylarına vesile olan ve karışanları da bu vesileyle kınıyorum, hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Altı yıl önce bugün Profesör Doktor Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan ilk Türk bilim insanı olmuştur. Bu muazzam başarı için Sayın Sancar’ı da bir kez daha kutluyor, kendisinin açtığı bu yolda Türk gençliğinin kararlılıkla ilerlemesini ve çok daha büyük başarılara imza atmasını temenni ediyorum.

Sayın Erdoğan 2018 Seçim Beyannamesi’nde polis, öğretmen, hemşire ve din görevlilerine ek gösterge imkânı verileceğini açıklamasının üzerinden tam dört yasama yılı geçmiştir. Fakat buna rağmen konuyla ilgili en ufak bir adım atılmamış, verilen söz de hâlen tutulmamıştır. Oysa bu süre, tek başına iktidar olan bir partinin 3600 ek göstergeyi çıkarması için fazlaca yeterli olan bir zaman.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ayrıca biliyorsunuz bugün ve bu hafta Camiler ve Din Görevlileri Haftası’dır. Din görevlilerinin de bu konuyla ilgili beklentileri vardır. Oy isterken ağızdan kolayca çıkan sözler iktidar olunca unutuluyorsa bunun adı da en hafif tabiriyle vatandaşı kandırmaktır. Hükûmet, süreci daha fazla uzatmadan 3600 ek göstergeyi yasalaştırmalıdır. Gecesini gündüzüne katarak zor şartlar altında çalışan polislerimizin, öğretmenlerimizin, din görevlilerimizin ve sağlık görevlilerimizin gözü kulağı 3600 ek göstergededir. Özellikle içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde canı pahasına görev yapan sağlık çalışanlarımız da moral, motivasyon açısından bu göstergenin hemen yaşama geçirilmesini beklemektedir. Biz İYİ Parti olarak milletimize verilen sözlerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fırat Kalkanı Harekât bölgesinde 7 Ekim 2021 tarihinde teröristlerce yapılan roketatarlı saldırıda kahraman askerimiz Tayfun Özköse şehit olmuştur. Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile aziz milletimize başsağlığı ve sabır dileriz.

“Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır, zafer her zaman Allah’a inananlarındır.” diyerek idam sehpasına cennet bahçesine girer gibi yürüyen, 7 Ekim 1980’de daha 22 yaşında, 12 Eylül askerî cuntası tarafından idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu'nu vefatının 41’inci yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyorum.

Sayın Başkan, son olarak bu sabaha karşı yerel saatle 03.20 sularında Pakistan'ın Belucistan eyaletinde meydana gelen depremde 6’sı çocuk 20 kişinin hayatını kaybettiği, 300’ün üzerinde kişinin yaralandığı, çok sayıda evin yıkıldığı ve toprak kaymalarının olduğu ifade edilmektedir. Yaşanan deprem nedeniyle dost, kardeş Pakistan halkına, Pakistan devletine başsağlığı dileklerimizi ve geçmiş olsun dileklerimizi sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun lütfen.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik hukuksuzluk ve haksızlık bitmiyor. Bugün bile, dün tutuklanan 2 Boğaziçili öğrenciyle ilgili yapılmak istenen basın açıklamasına çok sert müdahale edildiğini ve şu ana kadar 9 öğrencinin gözaltına alındığını öğrendik. Boğaziçili öğrenciler aslında sadece kendi eğitim ve öğrenim haklarını ve demokratik haklarını talep ettikleri için aylardır büyük bir baskı altında tutuluyorlar, öğretim görevlileriyle beraber. Tabii ki bunun sebebini biliyoruz, en son AKP Genel Başkanı 5 Ekimde yaptığı konuşmada Boğaziçili öğrencileri terörist diyerek aslında tekrar tekrar hedef gösterdi ve sonrasında da maalesef bu gözaltı operasyonları başladı. İşte, bu öğrencilerin, sadece Boğaziçili öğrencilerin değil, diğer bütün öğrencilerin hedef gösterilmesi aslında en ufak bir muhalefete, demokratik talebe ne kadar büyük bir tahammülsüzlük olduğunu da ortaya koyuyor. Biz, Boğaziçili öğrencilerin, dün tutuklanan 2 öğrencinin dediği gibi “Mücadeleye devam edeceğiz.” ve yakın zamanda onlarla da görüşeceğiz demek istiyorum.

Boğaziçi Üniversitesiyle ilgili diğer bir sorun: Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla Boğaziçi Üniversitesinin doğal sit alanı statüsünün 7 Eylül 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak değiştirilmesi maalesef gündemde. Bu da baskının başka bir boyutu tabii ki. 160 yıllık kampüsün sit alanı, sit durumu neden değiştiriliyor? Bu sorunun cevabını gerçekten merak ediyoruz. Rektöründen izah yok, YÖK’ten izah yok, Cumhurbaşkanından izah yok. Ve hâlbuki Boğaziçi Üniversitesinin kampüsü Türkiye’nin en iyi kampüslerinden bir tanesidir ve o sit alanına dokunulmasını, Boğaziçi Üniversitesinin sit alanının değiştirilmesini kabul etmiyoruz. Ve bu anlayışla hiçbir yere varılamayacağını ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tarihî dokunun bozulması, ülkenin güzide eğitim kurumlarının içinin boşaltılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin kayyuma karşı vermiş olduğu direnişi kesinlikle destekliyoruz, yanlarındayız.

Sayın Başkan, ev baskınları, hukuksuzluk, keyfiyet bitmiyor. Bugün de İzmir ve Manisa’da 70 yaşındaki bir barış annesi Şükriye Kızıldağ’ın da aralarında olduğu 16 kişi gözaltına alındı. Bunlar kim? Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği üyeleri, Din Adamları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üyeleri bir de Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hakikaten bu gözaltı operasyonlarıyla iktidar hâlâ bir yerlere ulaşabileceğini düşünüyorsa yani onlara kötü haber vereyim, böyle bir ulaşma olmayacak, kaybedecekler çünkü bu hukuksuzluk hiç kimseye kazandırmadı bugüne kadar, zulüm hiç kimseye kazandırmadı, bu iktidara da kazandırmayacak.

Son olarak şeyi söyleyeceğim Başkan. Halfeti’de partililerimize “Çadır kurun.” baskısı yapılıyor, çok açık söylüyorum, yanımda Urfa Milletvekilimiz de var ve trajikomik bir hâle düşülüyor. Ne diyorlar? “Gözaltı politikası.” Ve şunu yapıyorlar: HDP’lilerin, partililerimizin ziyaret ettiği esnaf tehdit ediliyor, bayrak asma zorunluluğu getiriliyor ve en son aldığımız bilgiye göre polisler onlarla pazarlık yapıyor. Pazarlık konusu da şu: “Sizi serbest bırakalım, siz de HDP binasını taşlayın, yöneticilerine küfredin, bina önünde de çadır kurun.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “HDP önünde de çadır kurun.” teklifinde bulunuyorlar. Sorsak tabii ki AKP sıralarına, sabaha kadar hak hukuk demagojisi yapıyorlar ama iktidarın düştüğü durum tehdit, şantaj ve çadır. Bunun gerçekten kabul edilebilir bir yanı var mı? Bütün Meclise soruyorum, partimizin önünde çadır kurulması için benim vekili olduğum Siirt de dâhil binlerce aileye gidilerek HDP’ye karşı tutum almaları, desteklememeleri yönünde sadece telkin değil, şantaj var, tehdit var ve para teklifi var. Yani bunların binlercesini getirip yani mahkeme olsa getirip dinletelim diyeceğim. Bu yoldan vazgeçin diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu sataşmadan söz istiyor musunuz kürsüden?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Geliyor efendim.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Özel…

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Öncelikle Fırat Kalkanı Harekâtı sırasında şehit olan Deniz Piyade Sözleşmeli Erimiz Tayfun Özköse’ye Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, 12 Eylül faşist askerî darbesinin ülkemizi onlarca yıl geriye götürmüş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi 50 kişinin o dönemde idam edilmesidir. İdamların ilklerinden olan Mustafa Pehlivanoğlu ve Necdet Adalı’nın bugün ölüm yıl dönümleri. 7 Ekim 1980’de bir sağdan bir soldan diye sol görüşlü Necdet Adalı’yı ve sağ görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu’nu aynı gün infaz etmişlerdi. İdamlara karşı olan bir siyasi parti olarak hangi görüşten olursa olsun 12 Eylül cuntasının idam ettiği, hapishanelerde çürüttüğü, işkenceden geçirdiği o genç nesle bir borcumuz olduğunu hatırlatmak isteriz.

27 Mayıs 1960 darbesine ilişkin Yüksek Adalet Divanının verdiği kararları yok hükmünde sayan ve ortadan kaldıran bir kanun teklifi bu Parlamentoda geçtiğimiz dönem hızla yasalaşmıştı. Bunu anımsatarak 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin ardından yaşanan mağduriyetlerin de giderilmesi noktasında Parlamentoyu bir adım atmaya davet ediyoruz.

Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta 3600 ek göstergeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi 360 derece bir kampanya başlattı ve verilen sözleri hatırlatmak için tüm mecralarda, tüm temsilcileriyle kampanyalar yaptı, söylemlerde bulundu ve Genel Başkanımız da 3600 ek gösterge sözünün tutulmamasından mağdur olan emekli polislerle bir araya geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)– Adalet ve Kalkınma Partililer “Efendim, polisi siyasete alet etmeyin.” dediler. Emekli polis, emir komuta altında değil, çağrıldığında ister gider, ister gitmez ama o eleştiriyi yapanlar bir baksınlar bakalım, suç işleri bakanımız Sayın Süleyman Soylu salı günü Kastamonu Polis Meslek Yüksekokulunun yemin töreninde, dün de Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisinin eğitim yılı açılışında konuşuyor. Emir altında, yemin etmezse göreve başlayamayacak, gel deyince gelen, otur deyince oturan genç polislere, jandarmalara, Sahil Güvenlik çalışanlarına, mensuplarına çıkıp parlamenter sistemi yerden yere vurup, bunu isteyen partilere hakaretler edip başkanlık sistemini öven siyasi pozisyonunu anlatıyor. Ya polise siyaset yapmayacaksanız emekli polisle kahvaltı yapanlara değil, polis adayına, asker adayına, göreve başlamak üzere olan polislere propaganda yapan Süleyman Soylu’ya bakmak gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugün 3600’le ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı “Hukuki altyapıyı çalışıyoruz, 2022 sonu.” demiş. Yıllar önce verdiği bir söz için “2022 sonu” demiş. Bir kere şu var: Hukuki altyapı burası, 3 maddelik kanun. Doğan Kubat’la oturalım, on beş dakikayı bulmaz yazarız. “Şu cetveldeki şu katsayının 3600 olarak değiştirilmesi.” bitti gitti, yürütme yürürlük; ne hukuki altyapısı, biziz hukuki altyapı.

BAŞKAN – Yani bizimle oturursanız olmuyor mu, sadece Doğan Kubat’la mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, tarafsızlık makamında olduğunuz için böylesi daha münasip. Ama bunun şakası yok, hukuki altyapıya ne gerek var? “Göstergeyi 3600’e çıkaracağız: Kabul edenler… Etmeyenler…” 2022 sonu… Doğrudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Diğerleri, ne olacak diğerleri.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 2022 sonunu işaret etmesi şundan, seçim 2022’de olacak ya, diyor ki: “Bu Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelir, 2022 sonuna varmadan da 3600’ü verir.” Bizim üzerimizden kimse müjde vermesin, söz bizim sözümüz, o sözü biz tutacağız, bunu söyleyelim.

Şimdi, tatsız bir husus: Boğaziçi’nde yine 2 tutuklu, bugün arkadaşlarının tutuklanmasını protesto etmek isteyen öğrencilere saldırı ve 9 gözaltı… Arkadaşlar, on dokuz yıl önce yasaklara karşı geleceğiz diyenlerin… Ya, dünyanın her yerinde üniversite öğrencisi gider, basın açıklaması yapar; nasıl “Yaptırmayız.” diyebiliyorsunuz, buna nasıl sessiz kalıyorsunuz, gerçekten anlamak mümkün değil. Geçen sefer kriminalize ettiğiniz, terörle irtibatı var dediğiniz 524 öğrencinin 524’ü mahkemelerde aklandı; haklı çıktılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu Boğaziçi nefretinden artık uzak durun, öğrencilerle polisimizi karşı karşıya getirmekten, öğretim görevlilerinin karşısına polis dikmekten vazgeçin. Yıl 2021, Türkiye’yi dünyaya rezil etmeye hakkınız yok.

Sayın Başkanım, Rönesans Holdingin yani sarayın müteahhitti Erman Ilıcak, Rönesans Holding’in sahibi, vergi cennetlerine giden parayı doğruladı. Türkiye’de vergi vermediğine bir masumiyet kazandırmak için de “1 milyar TL bağış yaptık orada.” dedi, bağışı burada yapmamış, orada yapmış; kime yapmış bunu açıklasın. 16 milyar lira kamu ihalesi almış birinin vergi cennetinde bir şahsa 1 milyar TL bağış yapmış olması bu Meclisin konusudur; bu açıklanacak, bunun peşinden gideriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – İsterseniz son kez açayım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Belki bir kez daha zahmet verebilirim efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Güneş, ben ne yapabilirim ki ben teklifimi yaptım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayrıca, Sayın Başkanım, bir de şu husus var: Ziraat Bankası Yönetim Kurulu için Sayın Güneş, bir iddiada bulundum geçen sene, “Bu arkadaşlara -isimlerini de saydım- limitsiz kredi kartı vermişler” dedim ve toplam 3 milyon TL harcanmış, Sayıştay “Göster.” demiş, “Gizli bilgi veremeyiz.” “Neye göre verdiniz?” “Yönetim Kurulu kararıyla.” İsimlerini saydım, döktüm. Ahmet Genç aradı “Böyle bir kart doğru, ben kullanmadım.” Faruk Çelik açıklama yaptı: “Ben böyle bir harcama yapmadım.” Serruh Kaleli aradı, dedi ki: “Böyle bir kart veriliyor, doğru bulmadım, teslim almadım.” Geriye kalan Yusuf Dağcan, Hüseyin Aydın, Yusuf Bilmez, Fevzi Çutur, Mahmut Kaçar, Mehmet Nihat Ömeroğlu, Gülnur Aybet, Fatih Mehmet Doğan; kimi Cumhurbaşkanı danışmanı kimi önceki ombudsman kimi yönetim kurulu üyesi kimi eski milletvekili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu arkadaşlardan hâlâ ses yok. Bu limitsiz kartı bu 3 kişi “Kullanmadım, almadım.” diyor, çizdik üstünü onların. 3 milyonu hanginiz harcadı, nerede harcadı açıklayın. Hâlâ susuyorlar.

Bir de USHAŞ, bu millet canıyla uğraşırken yapılan PCR testlerini 30 liradan alan, sonra yakalanan; şimdi, Bakanlığın o testi 9.8 liraya aldığı, 10 liraya aldığı testi aynı günlerde Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün 6.73’ten aldığı USHAŞ’ta yönetim kurulu kararıyla bir kişiye 100 bin TL’li limitli kredi kartı vermişler. Bu kişinin isminin açıklanması, harcamanın ortaya dökülmesi lazım. Bu kurumu KHK’yle kurdunuz, kamu sermayeli kurum; başına yandaşları koydunuz, PCR testinden yolsuzluk yaptılar, görevden alındılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum artık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Şimdi, kurumdan birisine 100 bin liralık kredi kartı, bunun açığa çıkması lazım.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu...

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Sayın Başkanım, herhâlde eleştirilere cevap verecek nitelikli bir süre takdirinde bulunursunuz; fazla değil, eşit süre istirham ettiğimi işinizi de kolaylaştırmak noktasında ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, süre sizin, ne kadar istiyorsanız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İstirham ederim, eşit süre...

BAŞKAN – Bugün gayet demokratik, istiyorsanız on beş dakika, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İstirham ederim, eşit süre...

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Zaten yarısını kullandı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yani, çok fazla mı verdim Sayın Özel’e, onu mu kast ediyorsunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Efendim, gerekli toleransı gösterdiniz, çok demokratik bir yaklaşım sergilediniz. Yani biraz da ona...

BAŞKAN – Ya, bana kalsa ben Grup Başkan Vekillerine bugün söz vermeyecektim zaten de yani...

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuçta bunu başından söyleyelim. Çünkü kendi uzun konuşmalarına değil de bizim konuşmalarımıza atıf yapıldığı için ben bu marjla konuşmamı başlatıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bir dakika geçti.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) –  Fırat Kalkanı bölgesinde şehit olan Tayfun Özkese kardeşimize Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Bu münasebetle din ve devlet, vatan ve millet müdafaası için şehit düşen bütün şehitlerimize gönülden rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum. Makamları cennet ve ali olsun, Allah onlardan ebediyen razı olsun.

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” diyen Mehmet Akif’in istiklal mücadelesini yapan şehit ve gazilerin torunları olarak bu duyguyu, şehitlik duygusunu hep beraber taşıdığımızı ifade etmek istiyorum.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; tabii, birçok eleştiriler getirildi, birçok iddialarda bulunuldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ben bunlara cevap vereceğim ve kendi gündemimi de ortaya koyacağım.

Öncelikli olarak şunu ifade edeyim ki dün burada bir tartışma yaşandı; CHP’liler “Kastamonu Bozkurt’ta HES’le ilgili, HES’in sele sebebiyet verdiğiyle ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı, bunu ispat ederseniz özür dileriz.” demişlerdi; CHP’li Hasan Baltacı ve Ali Öztunç bunlara ilişkin açıklamalarda bulunmuştu. Bugün sosyal medyada da paylaştım ve görüntüleri ortaya koydum, Sayın Engin Altay orada, Bozkurt’ta diyor ki: “Ayancık’ı tomruk deposu, Bozkurt’u HES’ler bitirdi. Bunu herkes bilsin.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah Allah… HES patladı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla net bir şekilde görüntüler paylaşılmıştır. Sizlerden, CHP’li Özgür Özel’den, Ali Öztunç’tan ve Hasan Baltacı’dan, CHP’li yöneticilerden kamuoyuna bir özür bekliyorum, milletvekillerimizi de doğru bilgilendirmelerini istirham ediyorum.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – HES’ler tüm Karadeniz’i bitirdi, Allah Allah.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kendileri, “İspatlarsanız özür dileriz.” dediler, ispat ortada. Yalanlayacaklarsa buyursunlar devam ederiz.

Değerli milletvekilleri, bunun dışında, 3600 ek göstergeyle ilgili, biz memurlarla yaptığımız toplu sözleşmede net bir şekilde hukuki hüküm altına aldık, memur sendikaları ile Çalışma Bakanlığımız bunu mutabakat zabtına “hukuki metin” olarak geçirdi. Siz ta nerelerdesiniz? “Öyle yapacak mısınız,  böyle yapacak mısınız?” derken, “Hiçbir şey yapmadınız.” derken bunların hepsi hukuki metne girdi ve bizim verdiğimiz sözler sizin verdiğiniz sözlere benzemez.

13 bin işçinin kapı önüne konulmasıyla ilgili namus sözü verenler “Asla işçileri belediyelerden atmayacağız.” diyenlerin sözleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından 13 bin işçi kapı önüne konuldu, 45 bine yakın işçi göreve getirildi. Yüzde 35, yüzde 15 oranlarıyla, kendi aralarında ulufe dağıtma oranlarıyla bu HDP, İYİ Parti ve CHP arasındaki bileşenler bunları gerçekleştirdi. Siz söz vermiştiniz, namus sözü, “Hiçbir işçiyi çıkarmayacağız.” diye ama sözünüzü çiğnediniz. Biz bugüne kadar hangi sözü verdiysek hepsini gerçekleştirdik. 3600’yle ilgili de herkes müsterih olsun, bu konuda en ufak bir tereddüt yoktur; her sözümüzü gerçekleştirdiğimiz gibi bu sözümüzü de gerçekleştireceğiz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Bravo, helal olsun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla, Din Görevlileri Haftası olması münasebetiyle -aldığım notlar arasında onu da ifade etmek isterim- Din Görevlileri Haftası’nı bütün din görevlilerimiz adına tebrik ediyorum.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Allah kendilerine hayırlı hizmetler, sağlıklı ömürler ihsan etsin inşallah, milletimize irşat vazifelerini en güzel şekilde yapmak nasip olsun. Bu vesileyle bütün memurlarımıza, bütün bürokratlarımıza da sağlık, afiyet diliyorum.

Bu manada milletimizin derdiyle dertlenecek, milletimizin sorunlarına çözüm odaklı bakacak bir şekilde bürokrasinin, milletin emrinde olan AK PARTİ Hükûmetinin ortaya koyduğu hedeflerin gerçekleştirilmesi için canla başla, büyük bir hizmet aşkıyla çalışmaları gerektiğini de yüce Meclisten hatırlatıyorum.

Denildi ki: “İktidar şantaj yapıyor, tehditte bulunuyor vesaire.” Kim şantaj ve tehditte bulunuyor, onu söyleyeyim, PKK elebaşı; PKK elebaşı şantaj ve tehditte bulunuyor. Kime?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstanbul seçmenine.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şantaj ve tehditte bulunan PKK elebaşı diyor ki: “HDP bizim kontrolümüzde, CHP de HDP’ye muhtaç.” İYİ Partiyle olan ilişkiyi de CHP üzerinden HDP’yle ilişkilendirmek suretiyle denklemi kurmuşlar. Beraberce, hep beraber parlamenter hükûmet sistemini ortaklaşa ortaya koyuyorlar. Aslında orada parlamenter hükûmet sistemiyle ortaya koydukları şey ne biliyor musunuz bu bileşenlerin, yamalı bohça ittifakı bileşenlerinin, birisi diyor ki: “Ben Cumhurbaşkanı olacağım.”, birisi diyor ki: “Ben Başbakan olacağım.”

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sen ne olacaksın, sen?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Birisi  “Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacağım, bakanlık isterim ha.” diye oradan hepinize değneği gösteriyor ve aranızda ulufe dağıtımına giriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Burada asıl önemli olan şey ne biliyor musunuz? Parlamenter sistemi talep edenlerin ortak noktası şu: Milletin doğrudan Cumhurbaşkanını seçme hakkını geri almak istiyorlar. Bu millî egemenliğin, kayıtsız şartsız kendisine ait olduğu bu hak ve yetkinin doğrudan millete verilmesine bu zillet ittifakı maalesef rıza göstermemiş.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ayıp, ayıp! Gerçekten ayıp! Yani oturduğunuz sıralara ayıp!

(İYİ PARTİ sıralarından “Ooo” sesleri)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Şaşırdı, şaşırdı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Niye? Çünkü bu ittifak millete bu hakkı çok gördüğü için.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Kavgada söylenmez bu.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Çok ayıp, çok!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Millete bu hakkı çok görenlerin, bu hakkı tanımayanların hakikaten millete söyleyecekleri söz olamaz.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Milletin seçtiği belediye başkanları ne olacak?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) –  Milletimiz bunu maşerî vicdanında tartacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Madem halkın iradesini bu kadar önemsiyorsun belediye başkanları ne oldu yani?

MURAT ÇEPNİ (İzmir) - Bir tek sizin oylarınızı millet belirliyor, bizim aldığımız oylar zillet… Biz milletten oy almıyor muyuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuyla ilgili milletimizin hepsini, 84 milyon insanımızın tamamını kucaklayarak ifade ediyorum; bütün seçmenleri, bütün seçmenlerin hepsini kucaklayarak hitap ediyorum…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Belediye başkanları ne oldu, belediye başkanları?

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) - Kayyumları da açıklayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Onların demokratik seçimleri, talepleri, reyleri, oyları istediği şekilde tecelli edebilir, başımız üstünedir.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Ama “Kayyum atarız.” diyorsun yani.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Demokratik sonuçlar hepimizi hukuken de siyaseten de ahlaken de bağlar.

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Kayyumlarınıza da bir açıklık getirseydiniz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ben, bu partilerin tabanlarından kopuk yönetimlerine, zihniyetlerine söylüyorum söylediğim her şeyi; kandırıcı, takiyeci, aldatıcı yöneticilere söylüyorum: Hiç kimse seçmene, millete bir şey söylediğimize dönük bir çarpıtmada bulunmasın, bulunamaz.

Evet, değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili gerçekten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Başkan, bize “Kısa tutun.” dediniz. Bize “Kısa tutun.” dediniz, biz kısa tuttuk.

BAŞKAN – Bir tur daha yaparız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: 12 Eylülde gerçekten…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Yirmi yıldan beri anlatamadılar, bugün anlatacaklar(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 12 Eylül idamlarında Mustafa Pehlivanoğlu ilk idam sehpasına giden insanlardan; bu vesileyle, tekraren kendisine Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum.

Bütün haksız ve hukuksuz olarak bu darbelerin ortaya koyduğu hukuki neticeleri, onların yanlışlıklarını buradan tekrar kınadığımı ifade ediyorum. Hiçbir darbe millet iradesini askıya almak suretiyle meşru olamaz.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Bence de.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bütün darbeler gayrimeşrudur.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Doğru, sizin yaptığınız da öyle.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu noktada, gerçekten, darbelere karşı hep birlikte vaziyet almamız gerektiği ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Millî iradenin tecelligâhı olan bu çatı altında tekrar, 1960 darbesi, 1980 darbesi, 28 Şubat darbesi ve özellikle 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi, bütün bu darbelerin faillerini buradan kınadığımı ifade ediyor; her ne pahasına olursa olsun her zaman millî iradeye, hukuka, demokrasiye canımız pahasına sahip çıkacağımızı bütün dünyaya hatırlatıyor, hepinize selam ve hürmetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, konuşmanın cevap verilebilir kısımlarına cevap vereceğim; bir de cevap verilmemesi, tebessüm edilmesi gereken kısımlar var, onları milletin takdirine bırakırız.

Şimdi, dünkü tartışma şuydu: Bozkurt’ta hakikaten bir yalan atıldı     -siz de oradan teyit ettiniz- o yalan şuydu: “HES patladı, sel oradan geldi.” diye; bunu ilk, İhlas Haber Ajansı geçti, çok net. 26’ncı Dönem AK PARTİ Milletvekilinin de bu haber ajansına kaynak mı olduğu, onu kaynak mı aldığı konusunda bilgimiz yok, beyanı var “HES patladı.” diye. Bizim arkadaşlarımız, heyetimiz oradaydı; bizim arkadaşlar dedi ki: “Bizim böyle bir beyanımız olmadı.” Olabilir de, ha, İhlas Haber Ajansı bunu geçer, sizin milletvekili derse yanılırsınız orada, o dakikalarda onu doğru kabul ederseniz. Ama Allah’tan videoyu da izledim, hiç öyle bir şey yok; Engin Altay anlatırken diyor ki “Bozkurt’u da bu HES’ler bitirdi.” “HES patladı.” demiyor ama yaşanan bu facia; işte, ne var? Toprak kayması var, dere kapanmış, o olmuş, bu olmuş... Ya, bu HES’ler bütün Karadeniz’i bitirdi, bütün dereleri bitirdi, bütün memleketin en güzel yerlerinde yaşamı bitirdi, bunu hep söylüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama bizim “HES patladı.” diye bir beyanımız yok. Ama İhlas’ın ve 26’ncı Dönem AK PARTİ Milletvekilinin beyanını esas kabul edip diyebilirsin de yanlışlıkla ama yok. “Dediysek özür dileriz.” dedik, çıkardığı metin “Bozkurt’u HES’ler bitirdi.” yok öyle bir şey.

Onun dışında, siyaset olur, eleştiri olur, bazen ağır eleştiriyle hakaret sınırı aşılır ama bu siyasiler arasında olur. İttifakımız adını milletten alıyor. Sen millete zillet yakıştırması yapmaya başlarsan bu siyasi iktidarın gücünden değil, tükenmişliğinin itirafından başka bir şey değildir. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Allah yardımcınız olsun. Bundan sonraki süreçte daha çok çirkinleşeceğiniz ve çirkefleşeceğiniz anlaşılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Artık bundan önce iktidara öğüt olarak verilmiş öğütleri üstümüze alırız. Türkiye'de psikolojik iktidar el değiştirmiştir, siyasi iktidarın el değişmesi için kendine “zillet” diye lakap takılan millet gün saymaktadır, seçimi beklemektedir.

Teşekkür ederim. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakkımı mahfuz tutarak, cevap hakkımı mahfuz tutarak değerli arkadaşlardan sonra ben müsaade ederseniz topluca cevap vermek istiyorum.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Niye efendim? Ona kendisi karar veremez ki.

BAŞKAN – Efendim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Söylesin Başkanım, söylesin.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Eğer bir itirazı varsa beyanını ifade etsin.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Olabilir.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yani bizden sonra söz hakkını kullanacağına dair yani o sizin yetki alanıza giren bir şey.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi söyleyeyim efendim o zaman. Sataşmadan dolayı ben rica ediyorum.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Böyle bir şeye müsaade… Buyursun ne söylüyorsa söylesin, bana da özelden cevap versin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şu anda o zaman kullanayım hakkımı efendim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Kullan tabii.

BAŞKAN – Ne söyledi, ne sataştı, ben duymadım?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi söylemediğimiz, kastetmediğimiz manalar itibarıyla “Millete ‘zillet’ dediniz.” dedi. Millete “zillet” demedim ben, çok açık.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Kastettiğini anlatsın, ben sonra cevap vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adını milletten alıyor. Mesela ben Cumhur’a “küfür ittifakı” demem yani. Ayıptır yani!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ben millete “zillet” demedim, bana “Millete ‘zillet’ dediniz.” diye sataştı.

BAŞKAN – Buyurun, kürsüden iki dakika.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, kendisinin söylediği birçok şeyi anlayamadım. Bir kısmı tefsire tabi, bir kısmı da kendi teviliyle ortadan kalkabilir, ona göre konuşacağım.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu çok açık bir şekilde ifade edeyim ki herkes önce hakikatin peşinde olmalı, yalanın peşinde değil. Yalan siyasetine bizzat yalanın mücessem hâle geldiği bir noktaya özenilmemeli.

Sonuç itibariyle, kendi tabanlarını dahi kandıran ittifaka dönük bir değerlendirme yaptım. Asla ve kata bunun dışında da başka bir değerlendirmem olmadı. Tutanaklardan da biraz evvel ki konuşmamdan da bunu görebilirsiniz.

Şimdi, hakikaten, PKK “Kürt” diyerek aldattı, FETÖ “hizmet” diyerek aldattı, siz de “millet ittifakı” diyerek milleti aldatıyorsunuz; vurguladığım şey buydu Sayın Özel, vurguladığım buydu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – İkisi de seni kandırdı, seni!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Diğer konuyla ilgili ise, Sayın Ali Öztunç “Evet, Ayancık’taki tomrukla ilgili bir şey söyledik ama HES’le ilgili bir şey söylemedik.” dedi. Ve sizin milletvekiliniz Sayın Baltacı, baltayı taşa vurdu aslında ve dedi ki... Kendisi, Vali Bey ve Tarım Bakanı HES’in patlamadığını ifade etti; onlarla uğraştı yani doğru bilgi vermelerini eleştirdi. Tutanaklara bakın, tutanaklara bakın ve şunu dedi: “HES’le ilgili hiçbir şey söylemedik.” Bizim böyle bir, HES’le ilgili.... Sebebiyet veren “HES’tir.” diyen sizin Grup Başkan Vekiliniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle demedik biz, biz öyle demedik!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Hep beraber videoya da bakabilirsiniz, izleyebilirsiniz.

Kamuoyunun bilgisine sunuyorum...

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, süreniz doldu.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Mahvettiler şehri, kalkmışlar HES’i tartışıyorlar.

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu, buyurun.

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aslında, bu ifadelere böyle kapsamlı bir cevap vermeyi yerinde bulmuyorum zira Sayın Akbaşoğlu kendini tarif ediyor söyledikleriyle, kendini ve mensubu bulunduğu zihniyeti tarif ediyor. O sebeple böyle çok kapsamlı cevap vermek niyetinde değilim ama onu bir yanılgıdan kurtarmak gibi bir vazifem var gördüğüm kadarıyla çünkü beyefendi kendisini hakikat zannediyor. Hakikat olunmaz Sayın Akbaşoğlu, hakikat aranır. Hakikat, yalanla, riyayla, iftirayla da aranmaz; hakikat, grup toplantı salonlarına LED ekranları koyarak orada algı yaratmak, yalanla algı yaratmak, sonra da yarattığı algıyı yönetmeye kalkışmakla da aranmaz, tabii, benim için de geçerli, herkes için geçerlidir, sizi de kapsar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Şimdi, “PKK şunu kandırdı.” “FETÖ bunu kandırdı." diye söylüyorsunuz. Hem PKK hem FETÖ önce sizi kandırdı. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla biz ham, hımbıl, anlama, kavrama, yorumlama kabiliyeti olmayan adamlardan sayılmıyoruz. Bizi aldatmak ve kandırmak öyle çok kolay değil. Aslında siz aldatılıp kandırılmışlar da değilsiniz, işinize geldiği için öyle davrananlardansınız. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) O sebeple İYİ Partiye doğru eleştiri serdederken hassaten özen göstermenizi temenni ediyorum. Yani öyle boş… Şu olabilir yalnız: Bize dersiniz, hatibiniz gecikecektir, siz de Meclisteki tartışmalarla zaman kazanmak için dolu boş gündem yaratacaksanız bunu kendinize yapmanıza gerek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Gelin, bizden rica edin, biz de gereğini yerine getirelim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Acele etmeyin, daha çok Grup Başkan Vekillerinin söz talepleri var. Yani, sabaha kadar buradayız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tabii, buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Mesele yok Sayın Başkan.

Benim süre hâlâ çalışıyor Başkanım.

BAŞKAN – Kapatırız.

Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, milleti doğrudan zillet ilan etmek meselesini ben milletin takdirine bırakıyorum.

BAŞKAN – Öyle yapmadığını söyledi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Halkın takdirine bırakıyorum. Yani bu sadece burada söylenmiyor, gece gündüz bütün TV kanallarında, medyalarında “zillet ittifakı” diye, “zillet” diye bir dildir tutturmuşlar, gidiyorlar. Oysaki bu tırnak içinde zillet dedikleri halk, sandıkta kendilerine çok yakın bir zamanda gerekli cevabı verecek. Çok acele etmesinler, sabırlı olsunlar ve yerel seçimlerde çok güçlü bir yanıt aldılar, tabii ki bu yanıtın devamı da gelecek.

Ben de şunu söylemek istedim: Ya, çark etmek, geri adım atmak, dün söylediklerini bugün inkâr etmek, yirmi dört saat geçmeden bir konu hakkındaki görüş değiştirmesi… Herhâlde bu konuda iktidar partisinin eline su dökebilecek kimse yoktur. Bizim böyle bir iddiamız yok, asla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani çark etmede Adalet ve Kalkınma Partisinin eline kimse su dökemez ve demin mevkidaşım da söyledi, bunun adına da geri adıma da değişikliğe de politikanın 180 derece dönüşümüne de “Aldatıldık.” diye bir çözüm buldular ama halk hiçbir şekilde bir aldatma ve aldatılma hikâyesine inanmıyor çünkü insan bir kere aldatılır, iki kere aldatılır, mütemadiyen aldatılmaz yani herhâlde onu hatırlar ve sonra vazgeçer. 

Bir de şunu söyleyeyim: Biz dün söylediklerimizin arkasındayız. Getirsinler, ispatlasınlar. 2015’te HDP olarak ne dediysek bugün de aynı şeyleri söylüyoruz. Ya, kendileri taraf oldukları çözüm sürecini bugün kapatma davasına konu etmişler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kendi heyetlerinin, partilerinin, MYK’lerinin taraf olduğu çözüm süreci tutanakları bizim hakkımızda açılan hukuksuz, keyfî kapatma davasının tutanakları. Yani bu kadar da bir iki yüzlülük olmaz ki, bu kadar da riya ve çark etme olmaz ki. Yani bizimle mücadele edecekler diye ne hukuk tanıyorlar ne etik tanıyorlar ne siyaset ilmi tanıyorlar ve sonra buraya gelip bizim üzerimizden diğer bütün muhalefete saldırı gerçekleştiriyorlar. Bizi bizim sözlerimizle eleştirin, bizim tutum belgemizle eleştirin, bizim programımızla eleştirin, bizim ilkelerimizle eleştirin çünkü biz gayet şeffaf yürütüyoruz bu süreci. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu açıklamalar…

BAŞKAN – Müsaade edin, size gelene kadar Sayın Özel var önce sırada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, hayır. 

BAŞKAN – Çektiniz mi talebinizi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, ben daha ne diyeyim!

BAŞKAN – Talebiniz vardı burada da o yüzden. Talebinizi çektiniz demek ki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pardon Başkanım, pardon, çektim.

BAŞKAN – Evet, Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, burada, tabii, biz, fikirler üzerinden, zihniyetler üzerinden ve vakıalar üzerinden siyasi yorum yapıyoruz. Konuşmamım bütünlüğüne bakınız; birbiriyle tutarlı, düzeyli, atıflı, efendim, bir çerçeve içerisinde kanaatlerimi ortaya koyduğum nettir. Hiç kimsenin şahsını, bulunduğu yeri rencide etme amaçlı konuşmadığımı ifade etmek isterim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Söylediklerinizi özür kabul ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kesinlikle öyle, kesinlikle öyle.

Bakın bütün konuşmalarıma, evet, nedir biliyor musunuz zillet ittifakı? Maalesef, Sam Amca’nın gölgesinde yapılan ittifak. (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından gürültüler) Sonuç itibarıyla, sonuç itibarıyla, bakın, açık ve seçik bir şekilde bunu konuştuk.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, Sayın Başkanım, İç Tüzük’e göre iftira içeren sözleri resen yetki kullanarak nihayete erdirmek gibi bir göreviniz var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, bunu biraz evvel konuştum ve dedim ki: Biden, Biden…(CHP, HDP ve İYİ Parti sıralından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika, duyamıyorum ya.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, Sayın Başkanım…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bu, fevkalade tehlikeli, isnat, iftira içeren işler yapıyor. O sebeple, lütfen, yetkinizi kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde iftira dilinin yeşermesini engelleyiniz.

BAŞKAN – Tutanakları isteyeceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, hem temiz bir dille konuşmadığı için İç Tüzük’teki ilgili maddeden hem İç Tüzük’ün 157, 158, 159, 160, 161’inci maddelerde riyaset makamının takdirine uygun işlem tesis edilmesi gerekmektedir.

Ara talep ediyoruz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Evet. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milletin kürsüsünde namus ve şerefimiz üzerine yemin ettik.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, açıklamalarımı devam ettirmedim. Sayın Başkanım, açıklamalarımı, konuşmamı yarıda kesti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olmaz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Konuşmamı keserek… Devam ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olmaz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ne dediğim ortadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım, İç Tüzük’ün ilgili maddeleri size görev yüklüyor, böyle “Sam Amca” “mem amca” diyemez.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Neye? Neye devam edeceksin, iftiraya mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük’ün ilgili maddelerince işlem tesis etmeniz gerekiyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, konuşmam ortadadır.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – O kürsü de bizim kürsü, büyük Türk milleti de vardır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekilleri lütfen yerlerinize oturun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Buna müsaade edemezsiniz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunun olması mümkün değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, birinci cümlem…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Buna müsaade edemezsiniz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olmaz!

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Her sözünüzün arkasında fitne fesat çıkaracak şey var!

BAŞKAN - Müsaade edin!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olmaz!

BAŞKAN - Sayın Özel, yerinize…

Sayın Dervişoğlu, lütfen!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özür dile, geri al!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Amerikan kapısında randevu dilenen sizsiniz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özür dileyeceksin, geri alacaksın!

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, konuşmamın başında söyledim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özür dile! Özür dile!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biden’in “Muhalefeti desteklemek suretiyle Tayyip Erdoğan’ı ve AK PARTİ’yi indireceğiz.” demesine karşı bir şey söylenmedi. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özür dile! Özür dile! Özür dile! BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum ve Grup Başkan Vekillerini arkaya davet ediyorum.

                                                                       Kapanma Saati: 16.01

             ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın Bülbül, size söz vereceğim.

Buyurun.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünkü oturumumuzun başında bir tatsızlık söz konusu oldu fakat ara verildi ve şükürler olsun ki öyle kötü bir noktaya varmamıştır ama bizim buradan şunu söylememiz gerekiyor ki biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Mecliste ağır, kaba, yaralayıcı veya hakaret içeren hiçbir sözün söylenmesini, sarf edilmesini doğru olarak görebilecek bir yapı veya bir parti grubu değiliz. Biz, bu noktada, Mecliste bütün faaliyetlerimizde temiz bir üslupla, temiz bir dille çalışmalarımızı yürütme gayreti içerisinde olacağız. Bunu buradan bir sefer daha dile getirmek istiyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurunuz.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu bu Parlamentoda zaman zaman bu tip gelirimler oluyor, sıkıntılar oluyor. Kullandığımız sözün önemi çok büyük çünkü biz burada kendi adımıza bulunmuyoruz, temsil ettiğimiz milyonlarca halk iradesi var ve onların verdiği temsil görevine uygun davranmak her bir milletvekilinin temel, en başta gelen sorumluluğudur. Halkların Demokratik Partisi olarak bu konuda azami bir hassasiyet ve dikkat içerisindeyiz. Kesinlikle kaba, yaralayıcı bir dili kullanmama noktasında zaten bir kararımızın olmasına gerek yok yani bu konuda parti politikamız ve siyaset dilimiz buna örnektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bu Parlamentoda da kaba ve yaralayıcı olan, temiz olmayan dilin her zaman karşında olduk, bundan sonrada karşısında olmaya devam edeceğiz ve bütün milletvekillerine, parti ayrımı gözetmeden, halk iradesine duymamız gereken saygı icabı temiz bir dil kullanmamız gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum. Herkes sözlerine, içeriğine, sonuçlarına dikkat ederek konuşsun.

Teşekkür ediyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekilleri; herkes bilsin ki Başkanlık Divanı olarak da bu tarz durumlarla karşılaşıldığında İç Tüzük’ün hükümleri kesinlikle uygulanacaktır. Bunu da bilgilerinize paylaşmak istiyorum.

Sayın Bostancı, buyurun lütfen.

 

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Benden önce konuşan 2 Değerli Grup Başkan Vekiline katılıyorum, öncelikle bunu ifade edeyim.

“Öfke, aklın celladıdır.” derler, sadece öfkelendirdiğimiz kişilerin aklı için cellat olmayız, aynı zamanda kendi aklımızın da celladı oluruz. Oysaki Parlamentoda hepimizin niyet ve muradı millete hizmeti sağlayacak tarzda yasaları müzakere etmek ve bunu da mümkün mertebe öfkelerin, kızgınlıkların, hırsların dışında soğukkanlı bir akılla yapabilmektir. Biz bunu yapabildiğimiz ölçüde, burada, gerçekten de millete faydalı olacak tarzda yasaları müzakere edebiliriz, bunun dışına çıktığımız zamanlarda da ki kimi vakit insanız, bu tür zaaflar yaşanabiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) -  O zaman da konunun, nasıl mecrasından çıktığını ve farklı bir yere taşındığını görüyoruz. Burada herkes birbirinin yüzüne bakıyor, burada herkesin birbiriyle insani temasları var. Partilerimiz farklı olabilir ama insan olarak aynı atmosferi teneffüs ediyoruz. İnsanların ortak mekanlardaki ilişkileri, iletişimleri asgari medeniyetin, asgari nezaketin kurallarına uygun bir şekilde yürüdüğünde orada ortak bir iş mümkündür. Partilerimiz farklı olabilir ama burada bizim, hep birlikte yapmaya çalıştığımız ortak kanunlar, ortak müzakerelerdir. O yüzden öncelikle bu hususlara dikkat eden nezaketli bir dil işin mahiyeti gereği gereklidir. Aynı zamanda siyaseten de bence doğru olan budur. Eğer söylediğimiz sözler, muhataplarımız tarafından anlaşılsın istiyorsak onları öfkelendirecek, kızdıracak, yerlerinden fırlatacak laflar, bizim sözlerimizin onlara sirayet edeceği, nüfuz edeceği sözler olmaktan çıkar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) -  O yüzden genel kurallara bir kere dikkat etmek son derece önemlidir. Bu ittifaklar meselesinde de dışarıda kendi mecrasında söylenen birçok söz vardır, birçok değerlendirme vardır. Bunlara karşı burada, Mecliste bu hususları konuşurken daha dikkatli ve itinalı bir dil kullanmak hepimizin de boynunun borcu olmalıdır.

Bu şekilde meramımı anlatmaya çalıştım. Değerli milletvekillerine teşekkür ediyorum, sağ olun Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hocam, çok özür dilerim. Soru-cevap yapacak hâlimiz yok ama esas hassasiyet gösterdiğimiz son nokta vardı, o kısım hatırınızdan kaçtı herhâlde. Amerika’yla ilişkilendirme, Sam amca üzerinden yapılan tahripkar tutuma da bir açıklık ve telin getirecektiniz.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Şimdi burada tabii, biraz önce tutanaklardan da o kısımları okuduk, Biden’a yapılan bir atıf ile sonrasında yapılan bir değerlendirme var. Biden bu tür laflar etmiş olabilir, kendisi Türkiye’ye karşı böyle bir bakışın arkasında bu tür politikaların peşinde olabilir ama bizim şüphesiz beklentimiz, gördüğümüz, gerçekliğimiz, algımız, değerlendirmemiz asla bu tür hususlara prim vermeyen bir siyasetin Türkiye’de egemen olmasıdır. Böyle olduğunu da görüyoruz ve bundan memnunuz.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 7/10/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu

İzmir

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Denizli Milletvekili Yasin Öztürk ve 20 milletvekili tarafından, bazı bakanların şirketleri aracılığıyla kamudan haksız kazanç elde ettiklerine dair iddiaların araştırılması amacıyla 12/7/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 7/10/2021 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin devreye girmesiyle birlikte Kabinede görev yapacak bakanların  Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olması zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Buna neden gerek duyulmuştur? Gerekçesi: Bu sistemde kararların hızlı alınabileceği, bakanların bakanlıkları üzerinde siyasi baskı hissetmeyeceği ve alanında uzman kişilerle çalışmak için.

Bu kapsamda Kabine üyelerini atama yetkisine sahip olan Sayın Cumhurbaşkanı Millî Eğitim Bakanını, Sağlık Bakanını ve Kültür ve Turizm Bakanını kendi sektörlerinde yatırımları olan iş adamları arasından seçmiştir. Ticaret Bakanı olan Ruhsar Pekcan ise atandıktan sonra ailecek yatırımlara başlamıştır. Kabinede böyle tercihler olunca Bakanlar Kurulunun adı da “patronlar bakanlığı” olarak isimlendirilmiştir. Kamuoyundan gelen baskılar üzerine Kabineye sektörden atanan bakanlar şirketlerinin yönetim kurulu üyeliklerinden ayrıldıklarını açıklamışlardır ancak bu istifalar sözde kalmıştır. Çünkü bakanlar şirketlerine olan sevdalarından vazgeçmemiş, sorumlu oldukları bakanlık görevleri nedeniyle aldıkları kararlar şirketlerinin lehine olmuş ve aile şirketleri kamudan yüklü miktarlarda kazanç sağlamaya devam etmişlerdir. Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın aile şirketi üzerinden kendi Bakanlığına fahiş fiyattan dezenfektan satmasıyla haksız kazancın ortaya çıkması, patron bakanlara ilişkin kamuoyundaki endişeyi doğrulamıştır. Ruhsar Hanım bugün Kabinede değil, kendisine ve şirketlerine bir hesap sorulmadığı gibi haksız kazancı da yanına kâr kaldı.

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da bugün Kabinede değil, Ziya Selçuk’un kardeşinin yönetiminde bulunduğu bir şirketin son iki yılda kendi Bakanlığına bağlı özel kurumlar yanında başta Vakıfbank olmak üzere kamu kurumlarına satış yaptığı öne sürülmüştür.

Gelelim Kültür ve Turizm Bakanına… Pandemi dönemi turizm sektörünü vursa da Sayın Bakanın şirketleri bu krizden etkilenmediği gibi, dönemin en kârlı yatırımlarının altına imza atmıştır. Mesela Sayın Bakan, aralarında kendi tatil köylerinin ve otellerinin de bulunduğu birçok lüks otel için kritik düzenlemeler yapmıştır hem de yönetmelikleri değiştirerek.

Değerli milletvekilleri, pandemi döneminde işi başından aşkın bir Bakanımız var, Sayın Fahrettin Koca. Böyle bir dönemde görevi çok zor, kendilerine bu dönemde destek verdiğimiz de oldu, eleştirdiğimiz de ancak ortada dolaşan bazı bilgiler kendilerine yönelen eleştirilerin dozunun artırılması gerektiğini ortaya koyuyor. Pandemi sürecinde Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca’nın kurucusu olduğu şirket sermayesini 3 kattan fazla artırmıştır. Ülke test kiti sorunu yaşarken sahibi olduğu hastanelerde yüksek fiyatla PCR testi yapılmıştır. Yayınladığı genelgeyle kendi hastanesini ileri düzey hastane hâline getirmiştir. Dikkat çekicidir ki bu tanıma uyan tek hastane Medipol Hastanesidir. Görüldüğü üzere, bakanlarımız şirket yönetimlerinde değillerdir ancak altına imza attıkları yönetmelikler şirketlerinin yönetim kurulu karar defteri hâline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bir Bakanımız daha var, bu aralar hem bir “tripod” hem de kardeşi ve kuzenin işleri yüzünden başı ağrıyan. Sayın Süleyman Soylu kendisini en çok rahatlatan poliçe seslerinin yanında, kardeşiyle medikal sektörüne de yatırım yapmış. Sağlık sektörüyle yakından ilgilenen ailede asıl vurgunu ise kuzen vurmuş. Nisan ayından bu yana 15 liralık bir medikal ürün SGK’ye bin liraya satılmış, vurgunun SGK’ye maliyeti 1 milyar TL. Peki, vurgunu yiyen kim? SGK’deki yolsuzluğu fark ederek soruşturma açılması talimatını veren SGK Başkanı ve beraberindeki bürokrat takımı. Demokrasiyle yönetilen birçok ülkede, en küçük bir nüfuz ticareti emaresi bile olsa istifa, görevden alma ve hesap verme mekanizması anında devreye girmektedir ancak ülkemizde son dönemlerde bu usullerin herhangi birine başvurulmadığı gibi kendi şirketini başında bulunduğu Bakanlığa satış yapan Bakana görevden giderken teşekkür edilmekte, açıkça Kamu İhale Kanunu’na aykırı yapılan bu işlem ve işlemi yapanlar hakkında soruşturma açılmamaktadır. Sözü özü, Süleyman Bey hâlâ görevde.

Son dönemlerde iktidar sahiplerinin “Su akarken küpümü doldurayım.” anlayışıyla siyaset yaptıklarına ilişkin örnekler sadece bakanlar ve yakınlarıyla sınırlı değildir. Kamu kurum ve kuruluşlarıyla ticaret iktidar partisinin teşkilatlarında da alışkanlık hâlini almış “ak şirketler” hızla ve haksız zenginleşmenin sembolü hâline gelmiştir.

Bir de sadece aile yakınları mı kayrılıyor? “5’li çete.” derken sayısı artan yandaş firmaların icraatlarını anlatmaya kalkarsam sürem yetmez. Ne varsa bunlara yaptırılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Köprü, otoyol, hastane, park, bahçe, toplu konut gibi yüklü ve garantili inşaat işleri yanında teşvik ve ihalesiz verilebilecek her türlü yatırım. Ya, bu kadar para kazanıyorsunuz bari verginizi tam verin de bu milletin üzerindeki yükünüz kalsın.

Pandora Belgeleri açıklanıyor kaç gündür. Bizim anlı şanlı firmalarımız vergisiz adalara akın etmeye başlamış. İlk belgelerden anlaşılacağı üzere vergisiz adalara para kaçıran Türkiye'den 220 isim var.

Bakkal Mehmet’in veresiye defterini incelemeye kalkanlar vatandaşa ağza alınmayacak küfürler eden iş adamı Mehmet’e hesap soramıyorlar.

Mahdumlarının vergi cenneti ülkelerde yaptığı yatırımlar, sayısı hızla artan gemicikler, yeğenlere ait inşaat firmaları ortadayken hızlı zenginleşmede iktidar sahibi yakın akrabanın siyasi nüfusunun hiçbir faydası, katkısı olamadığını söylemek ne yazık ki bugün ki koşullarda mümkün değildir.

Tüm bunlar sadece nepotizmle tarif edilemez. Kronizm hatta Clientelism tariflerine bile sığmayacak kadar fütursuzca devleti yönetiyorsunuz. Tüm bunlar ekonomide kaynak israfına yol açmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkanım, bugün hoşgörünüz çok, bir dakika da bana o hoşgörünüzden verseniz.

BAŞKAN – Verdim ya.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Bir tane daha verseniz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - O zaman düzeni bozarım.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Grup Başkan Vekillerine sınırsız süre verdiniz, bugün de hoşgörünüze sığınarak…

BAŞKAN – Efendim, onlar Grup Başkan Vekilleri ama size selamlama için açayım.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Hayhay.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Örnek teşkil etmesin.

BAŞKAN - Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – İktidar sahiplerinin kendilerinin ve/veya aile mensuplarının siyasi nüfuz kullanarak ticaret yapması, hem haksız rekabet gereği hukuka aykırı hem de siyasetin dürüstlük ve etik kurallarına aykırıdır. Gerçekler bir gün ortaya çıkacaktır. İktidardan düştüğünüzde Cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminin kutuları da açılacak. Kutu açıldığında ortaya saçılanlardan emin olun ki içinizdeki dürüst kalan siyasetçiler ve size oy vermiş olan vatandaşlar bile utanacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Partinin grup önerisi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, yolsuzluk ekonomisi kamu güvenliği açısından önemli bir sorun hâline gelmiş bulunmaktadır. Kabinede yer alan ve adı sık sık geçen Süleyman Soylu, Fahrettin Koca, Ruhsar Pekcan ve Kültür ve Turizm Bakanı, Millî Eğitim eski Bakanı ve eski Başbakanın oğlu hakkındaki iddialar, gerçek anlamda ciddi sorun teşkil eden olaylar. Evine ekmek götüremeyen milyonların yanında, kısa sürede kamu gücünü kullanarak zenginleşen bir sınıf var. Bu mesele, bu öneri bu nedenle de gerçek anlamda Mecliste araştırılması gereken bir husus.

Bir taraftan açlıkla karşı karşıya kalan milyonlar, diğer tarafta ise deyim yerindeyse malı götüren bir sınıf var. Otoriterleşen bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu iddialar Ceza Kanunu’nda suç ve aynı zamanda derhâl harekete geçmesi gereken cumhuriyet savcıları maalesef, yargının artık ayaklar altında olması nedeniyle harekete geçmiyor. Türk Ceza Kanunu’nun nüfuz ticaretiyle ilgili olan 255’nci maddesi, görevi kötüye kullanmayla ilgili olan 257’uncu maddesi, kamu görevlisinin ticaretiyle ilgili olan 259’uncu maddesi açıkça ihlal edilmiş olmasına rağmen, bu yönde iddialar olmasına rağmen maalesef, harekete geçmeyen, bu yönde soruşturma açmayan bir yargıyla karşı karşıyayız. Gemiler, saraylar… Pandora’nın kutusu açıldı. Bu kutunun içerisinden kimler çıktı ve kimler nüfuz kullanarak bunlara ortak oldu? Bu yönün, bu olayların da gerçek anlamda araştırılması gerekiyor.

Bakın, nüfusun yüzde 60’ı yani 50 milyon insanın asgari ücretle açlık sınırının altında olduğu bir ülkede, defalarca değiştirilen Kamu İhale Kanunu ve kamu gücünü kullanmak suretiyle ayyuka çıkan yolsuzluk ekonomisi. Bunların ortaya çıkarılması ve araştırılması şarttır ve elzemdir. Bu rejim, toplumun temel ihtiyaçları olan su, gıda, konut, giyim, enerji, ısınma, ulaşım, sağlık ihtiyaçlarını artık karşılayamaz durumdadır. Bunun tek sebebi de gerçek anlamda bir yolsuzluk ekonomisinin hâkim olmasından geçiyor. Ay sonunu getiremeyen milyonlar var, diğer taraftan cebini ve kasasını dolduran ve topluma karşı vatan ve millet edebiyatıyla toplumu dizayn eden bir yapıyla biz karşı karşıyayız. Yargı görevini yapamıyor, bağımlı bir yargı var o hâlde iş Meclise düşüyor. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN — Tamamlayın sözlerinizi.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) —  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Meclisteki bütün siyasi partilerin ayyuka çıkan bu yolsuzluk ekonomisinin üzerine gitmesi ve bu yönde derhâl bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerektiğini belirtiyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN — Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) — Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

On dokuz yıllık ve boğazına kadar yolsuzluklara batmış AKP iktidarında yolsuzlukları konuşuyoruz. O zaman şu meşum soruyla başlayalım: Süleyman Soylu’nun “10 bin dolar her ay mafya çete liderinden maaş alıyor.” dediği milletvekili kim arkadaşlar? Doğrusu ben sizin yerinizde olmak istemezdim çünkü hepiniz hak etmeyenleriniz de bu töhmet altında kalıyorsunuz dolayısıyla bu sorulara maruz kalıyorsunuz. Oysa önce sizin çıkıp “Hayır, bizim içimizden böyle birisi olmaz varsa hemen söylemelisin.” demeniz lazım.

Bakın, Sayın Akbaşoğlu size soruyorum: Grup Başkan Vekilisiniz sizin Grubunuzdan her ay 10 bin dolar alan kimdir, mafya liderinden maaşa bağlanmış olan kimdir? Bu soruya cevap vermenizi mutlaka bekliyorum.

Değerli arkadaşlar, baktığınız zaman AKP yolsuzluk konusunda gerçekten tam bir rekor kırmış durumda. Bakıyorsunuz Kamu İhale Kanunu’nu on dokuz yıllık iktidarınızda tam 191 kez değiştirmişsiniz. Niye? Çünkü çetelere saraydan ihale vermek için. Bütün ihalelerin saraydan, Cumhurbaşkanının eliyle verildiğini siz de kabul ediyorsunuz. Hepsinin pazarlık usulüyle yani 21/b’yle yani sarayda yani 191 kez değiştirdiğiniz Kamu İhale Kanunu’na dahi riayet etmeden, onu dahi çiğneyerek verildiğini hepiniz biliyorsunuz. Bilinsin istiyorsunuz ki Türkiye’deki her şey Cumhurbaşkanından geçer, Türkiye’de tek adam rejimi vardır ve herkes Cumhurbaşkanına ve onun etrafındaki o dar azınlığa borçludur ve zamanı geldikçe bu diyetini ödemek zorundadır.

Bakın, bu Virgin Adaları’na gönderilen paralar, o paralar kime gönderildi? Rönesans Holding, Virgin Adaları’na niye para gönderir ve o gönderilen paranın 106 milyon doları niye gizlice bir vakfa verilir? Bu gizlenecek bir şey midir? Bunu Türkiye’de yapmak mümkün değil midir? O vakıf hangi vakıftır? Şimdi bu soruların cevabını siz merak etmiyor musunuz? O para kimin cebine girdi? O parayı alanlar Türkiye’deki siyasetin çarklarını yağlamak için mi kullanıyorlar? O paraların her gün sizi yağlayan ballayan, her gün vatandaşın ne kadar zorluk çektiğini göstermemek için her türlü gayreti gösteren medyaya aktarılmadığını mı zannediyorsunuz?

Bakın, sürem doldu. Daha Man Adaları’nı konuşacağız. Cumhurbaşkanının eniştesi, oğlu, Man Adaları’nda 1 sterlinlik şirketi niye kurar? Bu soruyu siz merak etmiyor musunuz? Hiç aklınıza gelmiyor mu? Siz sokakta dolaşırken vatandaş size sormuyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MURAT EMİR (Devamla) – Man Adası’ndaki bu 1 sterlinlik şirketi 15 milyon dolara bir başka kişi niye satın alır? Bu, sizin aklınıza hiç gelmiyor mu? Binali Yıldırım’a sormak aklınıza gelmiyor mu? “Ya, senin oğulların böyle bir filoyu yirmi yılda nasıl yapabildi? Şu işin sırrını bize de öğret.” demek aklınıza gelmiyor mu?

Değerli arkadaşlar, bakın, bu kirliliği, bu yolsuzluk isnatlarını; bu, artık her yerinden dökülen, kire pasa batmış iktidarınızı artık taşıma şansınız yok ve bundan sonra başta Meclis olmak üzere bu yolsuzluklara el atmak zorundayız. Önce siz el atmalısınız. Başka türlü, içinizden bunu  taşıyamayacak derecede onurlu olanlar da aslında yararlanıyorlar, ben bunu size de yakıştırmıyorum ve önce sizden itiraz bekliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından ifade ediyorum, bütün suçlamaları reddettiğimizi ifade etmek isterim…

MURAT EMİR (Ankara) – 10 bin doları kim aldı onu söyleyeceksin Akbaşoğlu, 10 bin doları kim aldı?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bankaları dolandıran milletvekili kimdi?

BAŞKAN – Arkadaşlar, Grup Başkan Vekili konuşuyor, hiçbir şey anlamıyorum; lütfen… Bu şekilde müzakerelere devam etmemiz mümkün değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından, bütün bu iddiaları reddediyorum.

Man Adalarıyla ilgili de hukuka intikal etmek suretiyle Sayın CHP Genel Başkanının bu iddialarıyla ilgili tazminata mahkûm edildiği kamuoyunca bilinmektedir, bu daha önce gündeme gelmiştir.

MURAT EMİR (Ankara) – 10 bin doları kim alıyor Sayın Akbaşoğlu? Onun cevabını bekliyorum sizden.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Aynı şekilde, 10 bin doları alan, grubumuzdan hiçbir, en ufak bir insan bulunmamaktadır…

MURAT EMİR (Ankara) – Süleyman Soylu yalancı mı Sayın Akbaşoğlu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …ve çetelere falan da ihaleler verilmemektedir. Bunu kayıtlara geçirdim.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı yöntemle, kayıtlara geçsin. AK PARTİ Grubundan 10 bin dolar alan bir siyasetçi yoktur. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin üstün gayretleriyle ispatlanmıştır çünkü hepimizi zan altında bırakan Süleyman Soylu’nun ifadesi daha sonradan eski bir milletvekiline ve AK PARTİ MKYK üyesine doğru yönelmiş, dönem milletvekillerimizin hepsi zan altında kalmaktan kurtulmuştur. Man Adası’yla ilgili verilen mahkeme kararının da üst mahkemede bozulduğunu ve tekrar görülmekte olduğunu hatırlatırım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Grup Başkan Vekilleri, her konuşmacıdan sonra biz böyle kayıtlara geçirmek için de söz alacak olursak biz bugün bu görüşmeleri tamamlayamayız. Yani takdir edersiniz ki, gerçekten takdir edersiniz ki Başkanlık Divanı olarak da yoruluyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İddialar mahkemeye intikal etmiştir, onlar gereğini yapacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Güler.

Buyurun Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; milletimizin kürsüsünden aziz milletimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Yeni yasama yılımızın da hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İstanbul Milletvekili olarak, aziz milletimizin, aziz İstanbul’umuzun 6 Ekim 1923’te düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yılını da kutluyorum.

Tabii, ben farklı bir konuşma yapacaktım ama biraz önceki değerli hatibimizin ifadelerinden dolayı birkaç hususu da değerlendirmek istiyorum. İbni Haldun’un bir görüşü var: “Bir görüşe ve bir inanca bağlılık ve taraftarlık insanın ruhuna işledi mi kendi isteğine uygun düşen haberleri işitir işitmez hemen kabul eder. Bu temayül ve taraftarlık insanın basiret gözünü örter, tenkit ve tetkikte bulunmasını da engeller.”

İYİ Parti grup önerisini incelediğimizde, birçok gazete haberini, kamuoyunda paylaşılan hususların dile getirildiğini görüyoruz. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu çerçevesi içerisinde kimin elinde hangi bilgi, belge, delil varsa cumhuriyet başsavcılıkları orada duruyor, lütfen, bu elinizdeki delilleri, bilgileri, belgeleri cumhuriyet başsavcılıklarına, lütfen, götürün, teslim edin ve bu konuda ceza soruşturması başlatılmasına da öncülük edin.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Öyle bir savcı var mı?

ABDULLAH GÜLER (Devamla) - Ancak tamamen hayalî, gerçek dışı veya mahkemeler tarafından reddedilmiş veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş hususları burada tekrar ederek gerçekleri saptırmaya da, lütfen, çalışmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben burada şu hususları ifade etmek istedim ki yine gazete haberlerine dayalı olarak sizin, yine aynı bu koltuklarda oturan ve geçen dönem itibarıyla sizden ayrılan -ismini burada ifade etmek istemiyorum- İstanbul milletvekilimizin şu sözleri üzerine, lütfen, biraz çalışın ve kamuoyu noktasında Meclisimizi bilgilendirin. O saygıdeğer milletvekilimiz diyor ki… (CHP sıralarından gürültüler) Bir dakika, yani biraz merak edin, o  saygıdeğer milletvekilimiz diyor ki: “Belediyelerden gelen çantalar, ihaleler ve makamlar karşısında İYİ PARTİ'nin onuru sattınız.” Buna bir cevap verin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Bu ihaleler kime verildi, bu çantalar kime getirildi; buna cevap verin, yine Cumhuriyet Halk Partisi cevap versin. Dediler ya yönetim kurulu üyelikleri beraber…

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – İçişleri Bakanlığı ne iş yapıyor?

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yirmi beş yıldır görev yapan iştirak şirketlerindeki yönetim kurulu üyelikleri 359’dan 460’a çıkartılmış, hangi ihtiyaçlar karşısında bu yönetim kurulu üyeliklerine kimler getirilmiş? Gazete haberleriyle beraber ben de soruyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Evet, tamamlıyorum.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sormayacaksın, yapacaksın. İktidar kim?

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Yine bir CHP il başkan yardımcısı ifadesiyle, sizin partinizi de töhmet altında bırakıyor. “Bizler, İstanbul Büyükşehir Belediyesine 100 kişi alıyorsak 35’i CHP, 15’i İYİ Parti, 15’i diğerleri, 20-25 kişi de diğer kariyerlerinden görevlendiriliyor.” diyor. 14 bin kişinin çıkartıldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesinde…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – 35 bin kişi.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – …45 bin kişi yeniden işe alınmış. Buradaki sizin sorumluluğunuz nedir? Bunların da siz cevabını verin.

CAVİT ARI (Antalya) – Her yere AK PARTİ’li alıyorsunuz, her yere, ne konuşuyorsun!

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Yine, İETT üzerinden kamuoyuna yansıyan 2 milyarlık ihale kime verilmiş? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Mercedes firması, otobüsleri üreten Mercedes firması bile bu ihaleden “yetersizlik” diye dışlanmış. Lütfen, bu konularda eğer bir hassasiyetiniz varsa bunları dile getirin. Ben bunları konuşmayacaktım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – O işler sizin işiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Ben ilkesel manada etik kurallardan bahsedecektim. Maalesef, arkadaşlarımız…

Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güler, süreniz tamamlandı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İYİ Parti Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

Yoklama talebiniz mi var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır. Yoklama alacağım diye mi endişe ettiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yok hayır yani geriye dönebilirim işlem için, onun için.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır.

Abdullah Güler Vekilimiz konuşmasında “Cumhuriyet Halk Partisi de buna cevap versin.” diyerek birtakım iddialarda, birtakım suçlamalarda bulundu. Doğal olarak, 69’a göre cevap hakkımızı kullanacağız.

BAŞKAN – Suçlama… Ne dedi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “İstanbul Büyükşehir Belediyesi yüzde şu kadar şöyle alıyormuş, yüzde bu kadar böyle partizanlıkla alıyormuş.”

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İl Başkan Yardımcısı açıklıyor ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, sen İSKİ’yi anlat önce, gözünü sevdiğim, Allah aşkına İSKİ’yi anlat. (Gürültüler)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tabii, İSKİ Gate. İSKİ Gate’i açıklamak lazım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, seni niye milletvekili yaptılar? Soruşturmadan kurtul diye. (Gürültüler)

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sataşma değil, soru sormuş aslında size. Yerinizden mi vereyim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sataştı efendim, sataştı! Sataştı Sayın Başkanım!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok, sataşma yok, sataşma yok!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha ne diyecek?

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade…

O zaman, şöyle bir yarım saat kadar bir ara verip de şeye bir bakayım olmazsa ben, bir tutanaklara yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Başkanım…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ben sataşmadım…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, daha nasıl sataşacak? Usulsüzlük söylüyor, yolsuzluk söylüyor, onu öyle…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubumuz adına Sayın Murat Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Onları söylediyse buyurun.

 

 

MURAT EMİR (Ankara) – Biraz önce, sözlerime “AKP milletvekillerinin yerinde olmak istemezdim.” diye başlamıştım, yine aynı şekilde başlıyorum çünkü buraya gelip “İktidarımızda yolsuzluk yok.” diyemediği için…

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Olamazsın zaten!

MURAT EMİR (Devamla) – … CHP’ye saldırmanın yollarını arıyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bize savcıları işaret edenlere soruyorum: Türkiye'de savcı bırakmadınız.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Bizim yerimizde olamazsın zaten!

(AK PARTİ sıralarından “Savcılara hakaret ediyorsun.” sesi)

MURAT EMİR (Devamla) – Bakın, tek bir örnek vereceğim sadece, tek bir örnek vereceğim sadece: Sezgin Baran Korkmaz’ı sahte olmayan bir MASAK raporuyla kim bir günlüğüne serbest bıraktı biliyor musunuz? İstanbul savcısı. Siz o savcıyı ne yaptınız? Bakan Yardımcısı yaptınız. (CHP sıralarından alkışlar) O sıradaki Cumhuriyet Başsavcısını da Yargıtayı tehdit ederek Anayasa Mahkemesine üye yaptınız. Şimdi, gelip burada yüzlü yüzlü “Gidin, mahkemeye suç duyurusunda bulunun.” demeyin ama bilin; biz geleceğiz, araştırma komisyonlarını kuracağız, hepiniz geleceksiniz, hesap vereceksiniz; bunu da bilin! Yani bugün yapılmıyorsa, yarın yapılmayacağı anlamına gelmez.

İstanbul için söyleyelim: Bakın, İstanbul herkesin gözünün önünde, bizim göz bebeğimiz. Ekrem Başkanımız ve ekibi çok iyi bir şekilde çalışıyor ve çok açık…

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Sınıfta kaldınız ya, İstanbul’da sınıfta kaldınız.

MURAT EMİR (Devamla) – … İçişleri Bakanlığının denetimi altında çalışıyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Otobüsleri itekliyorlar, otobüsleri itekliyorlar! Bizde çalışıyordu.

MURAT EMİR (Devamla) – İçişleri Bakanlığının müfettişlerinin sürekli denetimi altında çalışıyor ve savcıların, her şeyi kılı kırk yardığı bir ortamda çalışıyor.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Engelliyorsunuz alınmasın diye.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

MURAT EMİR (Devamla) – Buna rağmen arıyorsunuz, arıyorsunuz, arıyorsunuz; bir şey bulamıyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok, beceriksizsiniz.

MURAT EMİR (Devamla) – Siz, yapabiliyorsanız “Biz yolsuzluk yapmadık.” deyin. Yapabiliyorsanız, gelin, Binali Yıldırım’ın çocuklarının o gemileri nasıl aldığını anlatın. Yapabiliyorsanız Virjin Adaları’na gönderilen o 220 kişinin hesabını sorun. Eğer siz tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunacaksanız, beytülmale el uzatanın elini kıracaksanız böyle yapmanız lazım. İçinizde bu niyette olanlar olduğunu biliyorum, hepinizi suçlamıyorum ama bu kir, pas yüzünden hepiniz gidiyorsunuz ve hepiniz lekeleniyorsunuz, haberiniz olsun.  (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon, müsaade ederseniz.

Buyurun.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sataşmadan dolayı ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne söylediler Sayın Tatlıoğlu size?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı şeyleri onlara da söylediler.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın konuşmacının partimize yönelik ve hatta buraya dönerek yaptığı konuşma ve sataşmadan dolayı ben de aynı şekilde söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, ne dedi size efendim?

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Kendi partimizin geçmiş dönem milletvekili adına birtakım iddiaları dile getirdi dolayısıyla biz de ona kısa bir cevap vermek istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten birkaç gündür daha başka bir mod oluştu siyaset dilinde. Siyasetin gidişine üslup ve usulü bozarak müdahale etmeniz bir fayda sağlamaz. İktidarlardan beklenen, sorunlara çözüm bulmaktır yoksa muhalefete ayar vermek değil; muhalefete, muhalefet etmek oldu iktidarın işi.

Bakın, biz İYİ Parti olarak her sözümüzün arkasındayız, her arkadaşımızın da arkasındayız. Bir sıkıntı olduysa biz bunu çözeriz, hiç problem yok. Biz, bunu çözeriz ama siz de lütfen, İçişleri Bakanı yani Türkiye’de suç işlemeyi önlemek üzere görev yapan Bakanın “mafyayla ilişkili olan siyasetçi” sözünü takip edin. Bakın, hiç kimse hangi partiden olduğunu merak etti mi? Adını merak etti ama hiç kimse hangi partiden olduğunu merak etmedi. Lütfen, Erdoğan Bayraktar’ın “Beni yargılayın.” sözlerine cevap vermemiz lazım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Bunları cevaplamamız lazım. Varsa gereğini yaparız, her şeyin gereğini yaparız.

Biz, sözümüzün de arkadaşlarımızın da arkasında bir partiyiz ama bakın, yapıcılık sadece muhalefete düşmez, yapıcılık esas iktidarlara düşer. Bu Genel Kurulun çalışma temposunu, ne yazık ki iktidar partilerinin sözcüleri oldukça düşürmektir. Sabahtan beri olana şahitlik etmek gerçekten Parlamentoda bir üye olarak da üzmektedir. Bunun için hepimiz milletimize karşı o yüksek seviyeyi tutturalım, dilimize ve üslubumuza sahip olalım.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sataşma yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz…

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, grubumuz adına, ithamlara ilişkin kürsüden Abdullah Güler’e söz verilmesini istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne ithamı?

BAŞKAN – Hangi ithama ilişkin efendim?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ne itham edildi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hem grubumuzun bir kısmını açıkça…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Hırsızlığı söylemek itham mı yani?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …yolsuzluklara, hırsızlıklara karşı duyarsız olmakla suçladı biraz evvel hem de “Bir kısmınız inkâr ediyor.” dedi ve şahsına ilişkin de sataşmalarda bulundu.

BAŞKAN – Peki, tamam.

Siz mi söz alacaksınız?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet, grubumuz adına Abdullah Güler…

BAŞKAN – Grubunuz adına değil efendim, grup adına değil. Abdullah Bey 69’a göre sataşmadan şahsı adına söz alacaksa, o zaman verelim.

Buyurun Sayın Güler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Grubumuz adına da şahsı adına da evet.

 

 

 

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ben İYİ Parti grup önerisini okudum, burada ifade ettim; ilkesel manada farklı bir konuşma yapacağımı söyledim. Grup Başkanınız iktidar partisinin milletvekillerinin burada biraz seviyeyi düşürdüğünü, farklı bir hâle getirdiğini…

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – “Milletvekillerini” değil.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Ne dediniz efendim?

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Ama dinlemiyorsunuz işte.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Yok, ne dediniz Başkanım?

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – “Sözcülerinin” dedim.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Evet.

Şimdi, benim hem İYİ Partiye hem Cumhuriyet Halk Partisine buradaki hatırlatmam şuydu: Ben sadece etik kurallar, ahlaki kurallar, kanunilik açısından değil, aynı zamanda, bizim medeniyet değerlerimiz açısından da ilkesel doğruluk ve dürüstlük açısından da bir konuşma yapacağımı ifade ettim. Ama maalesef arkadaşlarımız burada Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Türk Ceza Kanunu çerçevesi içerisinde somut, mahkûmiyete ulaşmamış… Diyorsunuz ki: “Gazete haberlerine, dedikodulara, şunlara bunlara burada cevap verin.” Veremezsiniz. Ben de dedim ki: “O zaman sadece mevcut kamu kurum ve kuruluşları değil, kamu açısından… Bütçe kullanan belediyeler yok mu? Belediyelerle ilgili çarşaf çarşaf, dünyanın haberi yayınlanıyor, onunla ilgili niye bir kelime söylemiyorsunuz burada sorumluluk açısından?”

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Taşıyın yargıya.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Ben de onu diyorum.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Siz taşıyın.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Ha, Başkanım, siz de dinlemediniz beni.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Dinledim ben sizi.

ABDULLAH GÜLER (Devamla) – Ben de sözümün başında dedim ki: “Kimin elinde bir belge, delil, bilgi varsa cumhuriyet başsavcılığına taşısın. Ben taşıyacağım, siz de taşıyın. Lütfen burada gazete haberlerini, dedikoduları, kulis bilgilerini doğruymuş gibi anlatmayın.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Benim derdim bu ve bunu da ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CAVİT ARI (Antalya) – İftiracılık yapma, iftiracılık.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

                                                                                          

 

7/10/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 7/10/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                       Meral Danış Beştaş

                                                                       Siirt Milletvekili

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

7 Ekim 2021 tarihinde Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından verilen 14725 grup numaralı “6-8 Ekim olaylarıyla ilgili hakikatlerin açığa çıkarılması amacıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan genel görüşme önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak 7/10/2021 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu Demir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıl 2014. Haziran ayında Musul’u ele geçiren IŞİD ağustos ayında Şengal’da yaşayan Ezidi Kürtlere karşı Birleşmiş Milletlerin de soykırım olarak kabul ettiği bir katliam gerçekleştirdi. IŞİD Şengal soykırımından bir ay sonra eylül ayında Suriye’nin Halep iline bağlı Kobani kasabasına saldırarak orada yaşayan Kürtleri de soykırımdan geçirmek istedi. Bu kuşatma ekim ayından itibaren daha da şiddetlendi. IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşı Türkiye ve bütün dünyadan insani yardım koridoru açılması için acil çağrılar ve protestolar peş peşe yapılmaya başlandı. 7 Ekim 2014 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun IŞİD’in Suriye ve Irak’ta ele geçirdiği bölgelerdeki insan hakları ihlallerine dikkat çekerek Kobani için müdahale imkânı olan güçlere acil eyleme geçmeleri çağrısında bulundu. Aynı tarihlerde Kanada ve Fransa da “IŞİD’in Kobani’den çıkarılması için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.” dedi. Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Mistura tüm dünyayı IŞİD’in gerçekleştirdiği katliam, tecavüz, şiddet ve insanlık trajedilerine karşı harekete geçmeye çağırdı yani hem Türkiye’de demokrasi güçleri hem de dünya IŞİD’e karşı mücadele çağrıları yapıyordu.

Şimdi size bazı rivayetler ve gerçeklerden söz edeceğim: Birinci rivayet “HDP 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden sonra halkı sokağa döktü.” Gerçek, 6-8 Ekim 2014 Kobani protestoları 7 Haziran 2015 seçimlerinden tam 8 ay önce gerçekleşti, sonra değil. AKP 7 Haziran 2015 seçimlerinde ilk kez tek başına iktidar olma imkânını kaybetti, HDP bu nedenle iktidarın talimatlarıyla yargının hedefi hâline geldi. İkinci rivayet, “6-8 Ekimde yaşanan ölümler HDP'liler tarafından gerçekleştirildi.” Gerçek, hayatını kaybeden kişilerin 27’si HDP üyesi veya oy veren, destekleyen yurttaşlarımızdı. Onlar kolluk güçlerince veya bazı siyasi çevrelerce yönlendirilen sivil giyimli silahlı kişiler tarafından öldürüldü, failleri ise cezasız kaldı.

Üçüncü rivayet: “HDP bu olayların üzerini örtmeye çalıştı.” Gerçek: HDP Kobani protestolarının araştırılması için onlarca araştırma ve soru önergesi verdi, komisyon kurulmasını istedi. Önergeler her defasında AKP ve MHP ve oylarıyla reddedildi.

Sonra AİHM son sözü söyledi ve dedi ki: “Kobani için yapılan çağrılar şiddet çağrısı değil, siyasi sınırlar kapsamında yapılan çağrılardır. Yerel makamlar Demirtaş’ı cezaevinde tutarak siyasi faaliyetlerde bulunmasını engellemiştir.” Evet, AKP iktidarı ise AİHM kararını tanımayarak büyük bir hukuksuzluğa imza attı ve hâlâ daha atmaya devam ediyor.

Yetmedi, altı yıl sonra Kobani iddianamesini hazırlattı. Ne var bu iddianamede ve davada biliyor musunuz? Koca bir hiç var. Öyle ki onlarca yurttaş yaşamını yitirmiş ama dosyada tek bir yaralamanın nerede olduğuna, kim tarafından yapıldığına dair bir bilgi yok. Otopsi raporu yoktu, otopsi ancak biz bunları söyledikten sonra mahkeme savcılıklara yazı göndererek otopsi raporu, olay tutanağı vesaireyi istemeyi akıl etti.

Kumpas bununla bitmedi, arkasından HDP hakkında kapatma davası açıldı. Cumhurbaşkanı “Kobani düştü, düşecek.” derken bir tercih yapmıştı. Milyonlarca Kürt yurttaşın yaşadığı bu ülkede Kürtleri incitecekti. İncitmekle kalmayacak aynı zamanda belediye başkanlarını, il eş başkanlarını, seçilmişlerini tutuklatacak ve yürüyeceği yolu böyle temizleyecekti. Olmadı, her seferinde biz güçlenerek yürüdük o yolda ama bu başka bir hikâye. Bunu bir kenara koyalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi. 

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Diğer hikâyeyse şu: Bu olaylar ve gidişat Türkiye’de Kürt sorunun çözümsüzlüğe sürüklenmesini, her türlü hak ve özgürlüğün gasbedilmesini, otoriterleşmeyi ve bugün herkesi çok ama çok yakından ilgilendiren yoksulluğun derinleşmesini getiren bir siyasi iklime sürükledi bizi. Yani Kobani’nin düşmesi isteği sadece Kobani’yle ilgili değil, Türkiye’yle ilgili bir tercihti ve bugün biz bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Biz diyoruz ki: Yeter, yüzleşelim ve Kobani olayları hakkındaki bütün hakikatlerin ortaya çıkması için genel görüşme yapalım. Emin olun, bu genel görüşme talebimizin kabulü Türkiye’yi aydınlatacaktır.

Sevgili halkımız, bu ışıkları ve halıları yenilenmiş Mecliste yenilenmeyen bir şey var; gerçeğe ulaşmak ve o ulaşılmak istenmeyen gerçek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – …Ankara’nın ortasında bir bombanın patlaması ve yüzlerce insanımızın ölmesidir.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Halkların Demokratik Partisinin Kobani olayları üzerine vermiş olduğu araştırma önergesi gerçekten de Meclisimizin araştırması gereken önergelerden bir tanesi ve bence en önemlisi.

Şöyle bir tarihe baktığımızda neler yaşanmış paylaşmak isterim. 6-8 Ekim 2014 tarihinde Kobani’de gerçekleşen olaylarda 43 yurttaşımız hayatını kaybediyor, yüzlerce yurttaş yaralanıyor. Değerli arkadaşlarım, o günlerde, Kobani olaylarının olduğu günlerde İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala. O zaman HDP Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder görevlendiriliyor ve Efkan Ala’yla beraber olayları önlemek açısından bir koordine kuruyorlar. Efkan Ala diyor ki: “Siz şurayı kontrol edin, biz burayı kontrol edelim. Kontrol edemediğimiz güçler var. Bu provokasyonu başka türlü, el ele veremezsek çözemeyiz.” Bunlar konuşuluyor ve on beş dakikada bir, yarım saatte bir HDP ile İçişleri Bakanlığı arasında bir ilişki kuruluyor ve olaylar hakkında birbirlerine bilgi veriyorlar. Olaylar geçiyor, on beş gün sonra peşmergenin ülkemizden geçişine izin veriliyor. Yani, o zaman hükûmetle, iktidarla HDP arasında bir sorun yok, on beş gün sonra peşmerge de Kobani’ye geçiyor. E, bitti mi? Bitmedi. Beş ay sonra değerli arkadaşlarım, bakın, Kobani olayları olduktan tam beş ay sonra Dolmabahçe’de bir mutabakat toplantısı yapılıyor. Bu mutabakat toplantısında zamanın İçişleri Bakanı Efkan Ala da var, hâlen AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Mahir Ünal da var. Şimdi, o zaman sorarlar: Ya, bir İçişleri Bakanı suçlu bulduğu bir partiyle Dolmabahçe’de mutabakata oturur mu? Beş ay sonra oluyor bunlar. Bu mutabakattan altı ay sonra değerli arkadaşlarım, 1 Mart 2015’de İmralı’dan silahları bırakalım çağrısı geliyor. Bu çağrı üzerine beş buçuk, altı buçuk ay sonra Cumhurbaşkanı diyor ki 11 Mart 2015’te “Ben bu açıklamayı, silahların bırakılması önerisini doğru buluyorum.” Ne zaman diyor bunu? Kobani olaylarından tam 6 ay sonra değerli arkadaşlarım, daha ortada HDP’yle iktidar arasında yine bir sorun yok. Ve başka bir tablo, altı buçuk ay geçiyor, Kobani olayları olmuş, birçok yurttaşımız ölmüş, hayatını kaybetmiş, bu konu iktidarla HDP arasında bir sorun değil, 21 Mart 2015’te, tam altı buçuk ay sonra Diyarbakır’da meydanda devletin kontrolünde, polisin himayesinde İmralı’dan gelen Nevruz mektubu okunuyor değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Devamla) – Şimdi, bir yandan altı buçuk ay önce olmuş olaylar var, İçişleri Bakanı HDP’yle dirsek temasında olayları önleme açısından. Cumhurbaşkanıyla İmralı’dan gelen “Silahları bırakalım.” çağrısı üzerine yapılan görüşmeler, açıklamalar var ve Diyarbakır Meydanı’nda okunan Nevruz mektubu, İmralı’dan gelen nevruz mektubu var. Değerli arkadaşlarım, İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala ve AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Mahir Ünal’ın bu olaylardan altı ay sonra Dolmabahçe’de nasıl masaya oturduklarını açıklaması gerekir. Niçin? Bunlar açıklanmadan bu olayları anlayamayız ve HDP’nin verdiği bu önerge üzerine bence Meclisimiz bütün bunları enine boyuna araştırmalı. Bu anlattığım kronolojik tablo içerisinde benim kafam son derece karışıktır. Bu olayı çözmenin en iyi yolu bu grup önerisinin desteklenmesidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) -  HDP grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, HDP grup önerisiyle Kobani olayları olarak da bilinen 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili olarak genel görüşme açılması talep edilmektedir. 6-8 Ekim 2014’te DEAŞ teröristlerinin Ayn el Arap’a diğer adıyla Kobani'ye saldırması sonrası PYD/PKK-KCK terör örgütü elebaşları Ayn el Arap’ı korumak bahanesiyle uluslararası güçlerden destek talebinde bulunmuşlardır. HDP Merkez Yönetim Kurulunun da bu konuda acil toplanması sonrasında HDP'li yöneticiler sosyal medya ve bazı basın yayın organları üzerinden insanları sokaklara eylem yapmaya davet etmişlerdir. Tüm bu çağrılar neticesinde başlayan protestolar sonrasında 6-7-8 Ekim Kobani olayları olarak bilinen ve şiddetle sonuçlanan olaylar meydana gelmiştir. 35 il, 96 ilçe ve 131 yerleşim yerine yayılan bu olaylarda 197 okul binası, 269 kamu binası, 1.731 ev ve işyeri, 1.230 araç tahrip edilmiş fakat en önemlisi de Yasin Börü ve arkadaşlarının kurban eti dağıtırken hunharca katledilmesi, 38 vatandaşımızın vefatıyla sonuçlanan, tarihe kara leke olarak geçen olaylar cereyan etmiştir. Bu olaylarda güvenlik güçlerimiz de şehit olmuş, 326 polis ve askerimiz, 435 vatandaşımız yaralanmıştır. Tüm bu olaylar sonrasında adli soruşturma başlamış, olayların başlamasında ve büyümesinde HDP’li yöneticilerin çağrılarının da etkili olduğu gerekçesiyle hazırlanan ek iddianame de 7 Ocak 2021 tarihinde kabul edilmiş ve yargılama Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmekte.

Değerli milletvekilleri,  genel görüşme açılması talep ediliyor bu konuda. İç Tüzük 101’nci maddesinde düzenlenen ve toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Meclis genel kurulunda görüşülmesinden ibaret olan Meclisin bilgi edinme ve denetim yollarından bir tanesidir genel görüşme. Ancak, Anayasa’mızın ve yine İç Tüzük’ümüzün ilgili maddelerinde de özellikle Anayasa’mızın yargı bağımsızlığını ifade eden 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasına baktığımız zaman görülmekte olan bir dava hakkında yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunamayacağı açık bir hükümdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Devam edin sözlerinize.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Genel görüşme önergesini incelediğimizde de halen Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden ve 25’i tutuklu 108 sanığın yargılandığı bir dava ile ilgili olduğunu görmekteyiz. Bu konuda, maddi gerçeği ortaya çıkaracak olan genel görüşme yapılıp Mecliste bu konuda bir karar alınması değil, bu konuda maddi gerçeği çıkaracak olan, bu çağrıların, bu olayların meydana gelmesinde etkili olup olmadığını, suç teşkil edip etmediğini ortaya çıkaracak olan buradaki bizim beyanlarımız değil elbette ki. Bunun görev alanı Anayasa ve İç Tüzük’ümüzde belli, bağımsız yargının işi. Bağımsız yargı da şu anda yargılama devam ediyor.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – O zaman bizi niye suçluyorsunuz burada her gün? Yargılama devam ederken sürekli bizi niye suçluyorsunuz o zaman burada?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yargılama devam ederken burada bir genel görüşme yapamayacağımızı Anayasa 138 açıkça ifade ediyor. O nedenle önergenin, grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtmek istiyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Beştaş.

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, yani doğrudan bir sataşma…

BAŞKAN – Duyamıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hatibimize söz talep ediyorum çünkü onun söylediklerinin gerçeği yansıtmadığı için…

BAŞKAN – Grup adına yerinden söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

 

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben konuşmamda özellikle şunu belirtmiştim: Altı yıl sonra bir dava açıldı ve aslında rafta bekletilen bir dava raftan indirildi. Sayın Selahattin Demirtaş, o Yılmaz Bey’in bahsettiği mahkemede şunu söyledi: “2023’e kadar beni hiç yargılamayın, gelmeyelim, gitmeyelim buraya, 2023’e kadar bu dava dondurulsun çünkü ortada bağımsız bir yargı yok.” Bugün artık bağımsız bir yargının kalmadığı yerde biz 51 yurttaşımızın nasıl öldürüldüğünü öğrenemeyeceğiz. Aslında merak ettiğimiz gerçekten bu ve 51 yurttaşımızın yakınları da bunu merak ediyorlar, Meclisin alması gereken sorumlulukta bu. Kimse bize bağımsız yargıdan söz etmesin.

Saygılar sunarım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben başka bir konuda yani direk alakalı dediğim kısa bir söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ya, dün FOX TV’de sevgili Başak Demirtaş, İsmail Küçükkaya’nın sabah programına konuk oldu ve ekranda göründüğü andan itibaren sosyal medyada troller devreye girdi, Başak Demirtaş’ı, Selahattin Demirtaş’ı ve FOX TV’yi âdeta linçe kalktılar ve hemen akabinde RTÜK FOX TV hakkında soruşturma başladığını duyurdu. Peki, hangi cümleleriyle, hangi sözleriyle soruşturma açıldı onu bilmiyoruz çünkü FOX TV’ye açılan soruşturma tamamen siyasi bir saikle açıldı, hiçbir sözünde sorun yoktu.

Şimdi asıl sorun şu: Haklılık meselesi. Binbir algıyla, oyunla kurguyla canavar gibi gösteriyorlar bizleri ve insan olduğumuzun görülmesine, yıllarca ördükleri algı duvarlarının yıkılmasına gerçekten dayanamıyorlar ve toplumu korkutmaya çalışıyorlar, kimse korkmuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biraz önce sevgili Selahattin Demirtaş dört duvar arasında rehin, şöyle bir tweet attı: “Dün akşam ekranlarda ailemi hedef hâline getiren linç güruhları iyi bilsin ki ailemin tek bir ferdinin saç teline zarar gelirse sorumlusu sizsiniz. Milyonlarca yürekli insanın dayanışmasını unutmayacağım gibi bunu da asla unutmayacağım.” Yine sevgili Başak Demirtaş “Beş yıldır, gece gündüz her kanalda Selahattin’e arkadaşlarına iftira etmek, onları suçlamak serbestken suçsuzluğu AİHM Büyük Daire kararıyla kesinleşmiş olan eşimle ilgili televizyonda biraz olsun konuşmam mı suç? Maalesef hem utanç verici hem üzüntü verici.” demiş. Diğeri de…

BAŞKAN - Kayıtlara geçti.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Demek ki beş yıllık yalanlar, iftiralar bir saatlik hakikat karşısında tuzla buz olabiliyormuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açalım mikrofonu ama lütfen son cümlelerinizi alayım artık.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu kadar saldırıya gerek yok, hakikatin karşısında tüm yalanların, üretilmiş algıların sonsuza kadar sürmeyeceğinin bilinmesi gerekirdi. Başak Demirtaş’ın da yanındayız, ona yönelik linçi şiddetle kınıyoruz. Kendisi, beş yıldır eşini gece gündüz linç edenleri izlemek zorunda bırakılıyor, bir saatlik programda hakikatleri açıkladığı için kızlarının gözü önünde, bütün televizyon kanallarında ve canlı yayınlarda linç ediliyor. Linç edenleri bir an insanlığa davet ediyorum, “Başak Demirtaş yalnız değildir.” diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakikatin maşerî vicdan çerçevesinde, milletimizin vicdanında tecelli edeceğine şüphe yoktur. Hukuki olarak da tarafsız ve bağımsız mahkemelerde görülen davaların neticesiyle ortaya çıkana da hiçbir tereddüt yoktur. Siyasi olarak da bunun değerlendirmesini orada bütün insanlarımız ortaya koyacaktır.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın grup başkanları bugün siz eve gitmek istemiyorsunuz herhâlde?

Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çeşitli mecralarda bu konuyla ilgili düşüncelerimizi ifade ettik ama Mecliste tartışıldığı anda biz de tutanakları bu anlamda ilgisiz ve boş bırakmak istemeyiz.

Yargılanmakta olan bir siyasetçinin, bir partinin eş genel başkanıyken ve dokunulmazlığı varken daha doğrusu dokunulmazlığı kaldırılmış ve yargılanmaktayken tutuklanan ve içeride tutulan bir siyasetçinin eşinin, hiçbir suç unsuru olmayan, son derece insani konuşmalarına bir linç başlatılması ve sonra da Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından bunun soruşturmaya tabi tutulması 2021 yılında Türkiye dışında hangi ülkede olur bilemiyoruz. On dokuz yıl önce “Yasaklarla mücadele edeceğiz.” diye gelenlerin Türkiye’yi getirdikleri yer ve savurdukları nokta son derece ibret vericidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir kadına yapılan sözlü şiddeti de eşi içerideyken televizyona çıkmasına karşı gösterilen bu inanılmaz, lüzumsuz, etikten, ahlaktan yoksun saldırıları da, bir yerden gelen talimatla soruşturma başlatılmasını da son derece hatalı buluyoruz, yanlış buluyoruz ve kınıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                 Kapanma Saati: 17.49

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

7/10/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 7/10/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Özgür Özel

Manisa

Öneri:

Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan ve arkadaşları tarafından “çiftçilerimizin en büyük üretim giderlerinden olan gübre fiyatlarındaki artışların sebeplerinin araştırılması” amacıyla 7/10/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan -2829 sıra nolu- Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 7/10/2021 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Sayın Türabi Kayan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekim ayına geldik, önümüzdeki ay da kasım ayı, ekim dikimin başlangıç ayları bunlar. Çiftçimiz tarlada, toprağını hazırlamaya başladı ama kara kara düşünüyor. Öyle bir düşünme ki el yakıyor değil, can yakıyor değerli arkadaşlar. Niye can yakıyor? Çiftçimizin geçen yılki gübre fiyatlarının artışı bu yıl tam yüzde 200, yani 3 misli. Değerli arkadaşlar, bu şekilde tarlasına gübre atmaktan imtina edecektir, vazgeçecektir çiftçimiz. Peki vazgeçtiği zaman ne olacaktır? Türkiye’de rekolte aşağı yukarı yüzde 40 azalacaktır değerli arkadaşlar. Yüzde 40 azaldığı zaman ne olacaktır? Dışarıdan yüzde 40 oranından daha fazla buğday, arpa ve diğer hububat mahsullerini almak zorunda kalacağız. Bunu neyle alacağız? Dövizle alacağız, peki döviz girdimiz var mı? Döviz girdimiz yok. Öyleyse nereye başvuracağız? Ya yüksek faizli borca veyahut da vatan toprağını satmaya.

Şimdi sizlere çok basit birkaç rakam söyleyeceğim değerli arkadaşlar. DAP gübresi, geçen yılki fiyatı 2 lira 32 kuruş; bu yıl 4 lira 59 kuruş, yüzde 197 artış. Üre gübresi 1,93 liradan 3 lira 90 kuruşa, yüzde 202 artış. 15-15 denilen gübre 1,80’den 4,77’ye, yüzde 225 artış. 20-20 gübre 1,63’ten 4,59’a, yüzde 181 artış. Amonyum sülfat 1 liradan 3,82 liraya, yüzde 270 artış. Yüzde 26 Nitrat 1,14’ten 3,82’ye yüzde 235 artış. Mazot 5,86’dan 8 liraya, yüzde 36 artış. Buğdaydaki artış bu yılki rakamlar ile geçen yılki rakamları kıyasladığımız zaman yüzde 25. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu şekilde bir rakam önünüze serildiği zaman bakın ne çıkıyor karşınıza? Değerli dostlar, bir buğday ekimi, arpa ekimi vesaire ekimi için buğdayı baz alıyoruz: 20-20 gübresi geçtiğimiz yıl dekar başına 1,63 liradan 32 lira, bu yılki fiyatı dekar başına 4,95 yani 92 lira; tohum 115 lira, geçen yıl 57 liraydı; üre geçen yıl 86 lira, bu yıl 262 lira; nitrat geçen yıl 28 lira, bu yıl 95 lira; biçim ücreti geçen yıl 25 lira, bu yıl 45 lira; mazot geçen yıl 46 lira, bu yıl 64 lira; değerli arkadaşlar, zirai mücadelede ilaç geçen yıl 25 lira, bu yıl 50 lira; kira geçen yıl 250 lira, bu yıl 350 lira. Değerli arkadaşlar, toplam masrafı 1.073 lira dekar başına. Peki, buğdaydan elde edeceği gelir ne kadar? Değerli arkadaşlar, 1 dekar Türkiye’de ortalama 300 kilogramdır. Bu yılki fiyat 2 lira 30 kuruş, toplam 690 lira değerli arkadaşlar; 1 dekardan alacağı para 690 lira, 1 dekara harcayacağı para 1.073 lira. Vurduğunuz zaman kaleme dekar başına 383 lira zarar ediyor. Değerli arkadaşlar, sevgili AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarım; sizin Türk çiftçisine bir garazınız mı var, bir düşmanlığınız mı var? Size ne yaptı bunlar? Bu insanlar Türkiye’yi doyuruyor değerli arkadaşlar. Türkiye’yi doyuran insana bu kadar husumet, bu kadar vicdansızlık niyedir? Gelsin, biri bunu izah etsin buradan.

Değerli arkadaşlar, 5488 no.lu Yasa’nın ve Anayasa’nın emridir, amir hükmüdür: “Türk çiftçisi desteklenecek.” Peki, destekleniyor mu? Yaptınız mı bir şey? İşte ortada; dekar başına 382 lira zarar… Bu çiftçinin elinden toprağı almak mı istiyorsunuz? Gördüğüm kadarıyla üretimden zarar ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

TÜRABİ KAYAN (Devamla) – Üretimden bu topluma kazandıramıyorsunuz, döviz girdisi de sağlayamıyorsunuz. Herhâlde çiftçinin elinden arazisini alıp yabancılara satarak döviz elde etmeyi ve iktidarınızı yürütmeyi hesaplıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, bu vicdansızlıktır, bu insafsızlıktır; bu insafsızlığı yakıştırıyor musunuz kendinize? Yazıklar olsun diyorum!

Hepinize ve yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu, Eskişehir Milletvekili…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Yalan bir söz varsa çıkın anlatın arkadaşlar. Enflasyon yüzde 19 ama gübrede enflasyon yüzde 300.

BAŞKAN – Sayın Kayan, konuşma süreniz tamamlandı.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yani kürsüden konuştuğun yetmedi, bir de gazel okuma ya.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu gübre fiyatlarının araştırılmasıyla ilgili Meclis araştırması önergesi üzerine İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Gübre, tarımdaki en önemli girdidir. Zirai verimde yüzde 50 kadar payı olup gübre çiftçilerin hiçbir zaman vazgeçemeyeceği bir üretim maddesidir. Kıraç tarımda -biraz önceki Sayın Vekil verdi ama ben Eskişehir ölçeğinde söylüyorum- bir dekar tarlada buğday ziraatının toplam masrafı 696 lira olup 300 kilo buğday aldığı takdirde eline geçecek para 690 liradır. Kaldı ki bu, normal şartlarda hesap edilen bir sonuçtur. Geçtiğimiz yıl kuru ziraatta biliyorsunuz bir kuraklık yaşandı ve çiftçi külliyen zarardadır.

Geçen yıllarda AK PARTİ hükûmeti gübre girdilerinin yüzde 13’ünü karşılarken, günümüzde 16 lirayla ancak yüzde 6’sını desteklemektedir. 2021 yılı itibarıyla çiftçinin girdileri bir yılda yüzde 30 artmışken taban fiyatlarına verilen artışlar nadiren yüzde 30 olmuştur, çok defa bu fiyatın altında kalmıştır. Yani enflasyonun dahi altında kalmıştır AK PARTİ'nin hesapladığı rakamlara göre.

On sekiz yılda DAP gübre fiyatı 19 kez artmıştır. Eskişehir ve Türkiye çiftçisi günümüzde gübre bedelini peşin yatırıyor ve üç-dört gün sonra ürünü satın alıyor. Bu, Türkiye tarihinde görülmemiş bir şeydir, çiftçi zannedersiniz ki altın satın alıyor. Türkiye çiftçisi böylesi olayla hiç karşılaşmadı. Bu yıl çiftçi istese de pahalılık nedeniyle gübre kullanamayacaktır. Türk çiftçisinin kullandığı gübrede yüzde 65 ithal girdisi vardır. AK PARTİ iktidarda yirmi yılda maalesef bu kadar stratejik bir üründe tamamen yerli üretimi sağlayamamıştır, tıpkı aşıda olduğu gibi.

Çiftçinin borcu 200 milyar Türk lirası civarında, on dokuz yılda çiftçinin borcu 50 misli artmışken geliri sadece 6,6 misli artmıştır, çiftçi iflas etmiştir. Çiftçinin düştüğü bu kötü durum AK PARTİ hükûmetlerinin uyguladığı yanlış politikaların sonucudur. İşin kötü tarafı “Paramız var ki ithal ediyoruz.” devri de sona ermiştir. Nüfusumuzun sadece yüzde 7’si köylerde yaşamaktadır, yaşayan nüfusun ortalama yaşı 50’dir, gençler artık köylerde durmamaktadır. Hükûmetin yıllardır uyguladığı politika sonucu Türk Hükûmeti gıdayı baştan sona ithal edecektir. Bahsettiğimiz konu aslında bir kısım nüfusun yokluğu, yoksulluğu değil; Türk milletinin toptan aç kalmaması meselesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) - Çiftçinin en önemli ve stratejik girdisi olan gübre üretiminin, dağıtımının, kullanımının her yönüyle tetkik edilmesi, araştırılması için Meclis araştırma komisyonu kurulmasını son derece yerinde buluyoruz.

Saygılarımı sunarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Erdal Aydemir, Bingöl milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın Meclis; AKP kurulduğu günden bu yana yaklaşık yirmi yıldır çiftçilerin, üreticilerin, hayvan üreticilerinin lehine, faydasına ve menfaatine yaptığı bir şey varsa lütfen buradan gelip sesli ifade etsinler. AKP üreteni sevmez, AKP çiftçi düşmanıdır, AKP hayvan üreticisini sevmez çünkü orada emek vardır, rant yoktur, yolsuzluk yoktur, hırsızlık yoktur. AKP kimi sever? AKP müteahhitleri sever, betonu sever, asfaltı sever. Bakın, iki örnek vereyim hemen, 1 milyar 30 milyon euro İstanbul Havalimanı’nın işletme kira bedeli, yıllık bedeli 1 milyar 30 milyon euro kim tarafından silindi? Cumhurbaşkanı tarafından silindi. Kimindi? 5 şirketin. Peki, bu 1 milyar 30 milyon euroyu çiftçiye destek olarak sunamaz mıydı? Alın bundan çıkarın AKP’nin çiftçiye, hayvan üreticisine bakış açısı nedir.

Arkadaşlar, dün belki Meclis tarihine geçen 353 kabul oyuyla, bütün partilerin ittifakıyla Paris İklim Anlaşması burada kabul edildi. Bakın, o anda, o saatlerde, Bingöl ili Karlıova ilçesi sınırlarında bulunan Aynik ve Kızılağaç köylerinde Karacehennem ormanları olarak bilinen 35 hektarlık alan, 350 bin dönümlük orman alanı şu anda tek tek kesiliyor yani 50 futbol sahası büyüklüğünde bir alan, orman. Arkadaşlar, daha dün Paris İklim Anlaşması’nı imzaladık. İşte bu da AKP’nin ekolojiye, doğaya bakış açısını, ikiyüzlülüğünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bir an önce, Karacehennem ormanlarında yapılan, güvenlik adı altında yapılan bu orman kesimine son verilmelidir. Bakın, Karacehennem ormanlarının kesilmesi demek, oradaki Kızılağaç, Aynik ve Sağnis köylülerinin geçim kaynaklarının kesilmesi demektir. Bakın, Karacehennem ormanlarının kesilmesi demek, Bingöl merkez ve Genç ilçesinin içme suyu ihtiyacını sağlayan su kaynaklarının kurutulması demektir. Buradan Bingöl halkına sesleniyorum, maalesef ki sizin içme suyunuzu kesiyor AKP, bunun farkında olun. İlk seçimde bunları sandığa gömmeniz, sizin içme suyu kadar hak olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – İçme suyunuza el atan bu AKP iktidarını cezalandırmak olacaktır. Yine, buradan bütün Bingöl halkına şunu da hatırlatmayı bir borç biliyorum: Bundan tam bir ay önce yani 10 Eylül itibarıyla, geçmişte bakanlık da yapmış ve hâlen şu anda AKP Bingöl Milletvekili olan Sayın Cevdet Yılmaz’a bu orman kesiminin yapılmaması için defalarca çağrıda bulunduk. Yani “Bu ormanlar siyasetüstüdür.” dedik. Yani bu, ormanların kaynağından gelen su kaynakları, senin annen de içiyor, kardeşin de içiyor. Bütün Bingöllüler gibi “Bu su kaynaklarına kıymayın.” dedik. Maalesef kaptı kaçtıya getirildi, nasıl ihale yapıldığı hakkında da hiç kimsenin bir bilgisi yok. Dün sabah itibarıyla ve şu anda da devam eden 350 bin dönümlük orman alanı kesiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bu da sizin nişaneniz olsun, AKP Meclis Grubunun ve iktidarın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, konuşma süreniz tamamlandı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Hüseyin Şanverdi Hatay Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, Beşinci Yasama Yılının ülkemize hayırlar getirmesini Yüce Rabb’imden temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Hükûmetimiz, göreve geldiği günden bugüne kadar çiftçimizin her zaman yanında olmuştur, yanında olmaya devam edecektir. Son on sekiz yılda üreticilerimize 311 milyar lira tarımsal destek verilmiştir. 2021 yılında çiftçilerimize verilen destek 24 milyar lirayı bulacaktır. Türkiye ekonomisi 2020 yılında yüzde 1,8 büyürken tarım sektöründeki büyüme yüzde 5 civarında olmuştur. 2020 yılı tarımsal hasılamız bir önceki yıla göre yüzde 20 artarak 333 milyar liraya yükselmiştir. Ülkemiz, tarımsal hasılada Avrupa’da lider durumundadır. Geçtiğimiz ay aylık bazda tarımsal ihracatımız yüzde 24 artarak 2,7 milyar dolara çıkarak aylık tarımsal ihracatımız cumhuriyet tarihi rekorunu kırmıştır. Tüm bu göstergeler, kırılan rekorlar Hükûmetimizin çiftçimize verdiği desteğin önemini ve sonuçlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Gübrenin ham maddesi olan doğal gaz vesaire gibi temel girdilerdeki fiyat artışları gübre fiyatlarının uluslararası pazarlardaki fiyatlarının artmasına neden olmuştur. Gübrenin ham madde tedarikçisi ülkelerin ihracatlarına kısıtlama getirmesi, arz-talep dengesini bozması, dünya genelinde yaşanan konteyner krizi gibi birçok sebep gübre maliyetlerini yükseltmiştir. Ülkemizde üretilen gübrelerin ham maddesinin yüzde 90’ının dışarıdan karşılandığı göz önüne alındığında gübrede yaşanan bu fiyat artışının temel sebebi ortaya çıkmaktadır. Tüm dünyada yaşanan gübre fiyatı yüksekliğinden ülkemiz de etkilenmiştir ancak Hükûmetimiz gübre fiyatlarının yüksekliği karşısında çiftçimizi yalnız bırakmamıştır; 2021 yılında gübre desteklerini yüzde 100 artırmıştır. Hükûmetimiz, dünya piyasasından kaynaklanan fiyat artışlarına karşı çiftçimizi korumak için bir yandan gübreye destek verirken diğer yandan da ürün fiyatlarını koruma çalışmalarını yürütmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Tarım Bakanlığımız önümüzdeki yıl için çiftçilerimize gübre desteğinin artırılmasıyla ilgili gerekli çalışmaları yürütmektedir. Hatay ilimiz bir tarım kentidir. Ben yaz tatilinde tüm ilimizi karış karış dolaşarak çiftçilerimizle bir araya geldim. Çiftçilerimiz bu yılki ürün fiyatlarından memnun olduklarını dile getirdiler. Geçen yıl kilogram başı 4-5 lira olan pamuk fiyatı bu yıl 10-11 liraya satılmaktadır. Yine, geçen yıl tonu 1.600 lira olan ekmeklik buğday bu yıl 2.600-2.700 lira civarındadır. Yine, 1.300 lira olan mısır fiyatları bu yıl 2.600 liraya satılmaktadır. Ayçiçeği ton başı 3.500 lirayken bu 6.000-6.500 lira civarına yükselmiştir. Çiftçimizi her zaman desteklemeye devam ediyoruz. Çiftçimiz de ürün fiyatlarından memnundur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Devamla) - Değerli kardeşlerim, Hükûmetimiz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama…

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Devamla) – Sayın Başkan, son cümlem.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Efendim Özgür Bey?

 

III. - YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir yoklama talebi var, o işlemi yerine getireceğim.

Sayın Özel, Sayın Zeybek, Sayın Şeker, Sayın Hakverdi, Sayın Sındır, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Sümer, Sayın Türabi Kayan, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Aytekin, Sayın Ünlü, Sayın Ceylan, Sayın Emecan, Sayın Süllü, Sayın Durmaz, Sayın Keven, Sayın Şahin, Sayın Arı, Sayın Ünver, Sayın Baltacı.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

     Kapanma Saati: 18.29

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

                                            YOKLAMA

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum. Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Sisteme giren milletvekillerimiz pusula vermesinler lütfen.  Eşleştirme yapacağız ve pusula veren milletvekillerimiz de lütfen Genel Kurul salonundan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından denetim konuları ile kanun teklifleri ve komisyondan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 12 Ekim 2021 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 18.50



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.