TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

54’üncü Birleşim

3 Mart 2021 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in, Afyonkarahisar iline ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, 1921 Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun 100’üncü yılına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un, Ağrı ilinin ekonomik ve sosyal sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un yaptığı gündem dışı konuşmasında AK PARTİ’ye sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, bankaların kredi verirken vatandaştan istedikleri hayat sigortaları arasında fahiş farklar olduğuna, pandemi bahane edilerek özellikle belli yaş gruplarında daha yüksek oranda sigorta parası istendiğine, bunun düzeltilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, ülkede boşanma oranlarının arttığına, evlilik oranlarının ise düştüğüne, boşanmaların ana sebebi olarak işsizlik ve ekonomik kaygıların ön plana çıktığına ilişkin açıklaması

3.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, ülke gündeminin aşılanamayan vatandaşlar, borç batağındaki esnaf ve çiftçi, artan gıda fiyatları, 10 milyonu geçen işsiz olduğuna, ülkenin gerçek gündemine odaklanması ve sorunlara çözüm bulması için Hükûmete seslendiğine ilişkin açıklaması

4.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Gaziantep ilinin pandemiye rağmen 2020 yılını rekor ihracatla kapattığına, bunun şehrin çalışkanlığının ve başarısının en önemli göstergesi olduğuna, emeği geçen herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Fethiye Körfezi’nin ciddi bir kirlilikle karşı karşıya olduğuna, körfezdeki kirlenmenin ana sebeplerinden birisinin tekne yoğunluğu olduğuna, Muğla-Aydın İlleri Bütünleşik Kıyı Alanları Planı kapsamında bu yoğunluğun daha da artacağına, halkın ve yerel yönetimlerin görüşü alınmadan uygulanmak istenen planın iptal edilmesi ve Fethiye Körfezi’nin temizlenmesi için gerekli çalışmaların bir an önce başlatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Yeşilayın bağımlılıklarla mücadele için 5 Mart 1920’de kurulduğuna, 81 ilde toplam 120 şubesi ve çalışmalarına destek veren yüzbinlerce gönüllüsü bulunduğuna, Yeşilayın kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü ve 1-7 Mart Yeşilay Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, AK PARTİ döneminde Niğde iline son sekiz yılda 20,8 milyar TL yatırım yapıldığına, Ankara-Niğde Otoyolunun açılmasıyla tüm yolların kesiştiği bir cazibe merkezi hâline geldiğine, Konaklı beldesi karşısında yapımı planlanan Yeni Niğde 2’nci Organize Sanayi Bölgesinin kuruluş protokolünün Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylandığına, teşvik avantajıyla yatırım yapmak isteyenleri Niğde iline davet ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas ilinin Örencik, Güneli, Akkoç, Yağmurluseki köyleri sınırları içerisinde açılmak istenen asbest-talk madeninin 32 köyün içme suyunu, tarımı ve hayvancılığı tehdit ettiğine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığını yöre halkının karşı olduğu bu maden projesini derhâl durdurmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Tarım Kredi mağdurlarının sorunlarının artarak devam ettiğine, söz konusu çiftçi olunca AKP’nin ampulünün yanmadığına, acil olarak başta Tarım Kredi borçları olmak üzere çiftçinin borç sorununun çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, ülkenin 2020 yılında yüzde 2 dolayında büyüdüğüne, imalat sanayisinde çalışan sayısının arttığına, son çeyrekte imalat sanayisinin yüzde 10,5 nispetinde büyüdüğüne, ihracatın rekor kırdığına ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 2020 yılında Kocaeli Üniversitesinin 3 projesinin TÜBİTAK performans ödülü aldığına, 5 Avrupa Birliği projesinin kabul edildiğine, akademik kadro tarafından 2020 yılında üretilen ISI indeksli yayınların yüzde 35’inin Scopus Q1 grubundaki yüksek etkili faktörlü dergilerde yayımlandığına, Kocaeli Üniversitesinin başarılarının devamını dilediğine ilişkin açıklaması

12.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, Çanakkale ili Bayramiç ilçesinde 2019 yılında yapılan TOKİ konutları kurasıyla konut sahibi olmaya hak kazananların bugün birçok sorunla yüz yüze olduğuna, yetkililerden TOKİ güvencesiyle ev sahibi olan bu insanların sorunlarını bir an önce çözmelerini beklediklerine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, Amasya ilinde Göynücek Merkez Camii din görevlisinin Alevilere ağır hakaret ettiğine, Amasya ilindeki Alevi kurumlarının ilgili hakkında suç duyurusunda bulunduğuna, bu kişiye neden herhangi bir işlem yapılmadığını sorduğuna ilişkin açıklaması

14.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, AKP’nin on dokuz yıllık iktidarının ardından hâlâ İnsan Hakları Eylem Planı açıklanmasının ülkenin getirildiği ayıplı noktanın göstergesi olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkenin pandemi sürecinde sağlık hizmetleri, önleyici tedbirler ve ekonomik destekler bakımından dünyada takdir edildiğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yeni kontrollü normalleşme sürecinin milletle paylaşıldığına, alınan kararların ülkeye ve millete hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

16.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Düzce ili Gümüşova ilçesinde esnaf ve çiftçilerin yaşadıkları ekonomik sıkıntılara ilaveten 2/B arazileriyle ilgili sorunları olduğuna, Gümüşova ilçesi ve köylerinin içme suyunun sondaj kuyularından temin edildiğine, Gümüşovalıların sınır değişikliğiyle Sakarya iline geçen su kaynağından yararlanmak isteklerini yetkililerin bilgisine sunduğuna ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyonun yüzde 15,6 olduğuna, bu rakamın vatandaşın hissettiği enflasyonla uzaktan yakından alakası olmadığına, TÜİK’in hesap becerisiyle de kurumsal yapısıyla da içler acısı bir hâlde olduğuna, TÜİK’in dokuz ayda 2 asil, 1 vekil 3 Başkan eskittiğine ilişkin açıklaması

18.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, PKK terör örgütünün şehit ettiği silahsız 13 vatandaşa rahmet dilediğine, PKK ne kadar hainse onun uzantılarına destek verenlerin de hain olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Mecliste muhalefete sürekli “terörist” diye saldıran, bir partinin demokrasi dışı uygulamalarla kapatılmasını savunan, yargıya müdahale edip talimat veren, hayatı boyunca Fetullahçı terör örgütünde yer almış Grup Başkan Vekilinin kim olduğunu sorduğuna ilişkin açıklaması

20.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, Çin’in Doğu Türkistan’da insanlık tarihinin en acımasız ve vicdansız zulmünü yaptığına, iktidarın Uygur Türklerine sahip çıkmadığına, Çin ile Türkiye arasında imzalanan suçluların iadesi anlaşmasının Uygur Türklerini endişelendirdiğine ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre en az 1 milyon Müslüman Uygur Türkü’nün Çin’de toplama kamplarında olduğuna, Doğu Türkistanlıların seslerini duyurmak için çırpındıklarına, Doğu Türkistan için 22 ülkenin yayımladığı ortak bildiride neden Türkiye’nin imzasının olmadığını sorduğuna, Doğu Türkistan’da zulüm görenlerin Türk ve Müslüman olduklarına, bu insanlık ayıbına hep birlikte son verilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, dört gün önce Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinde 17 kişinin gözaltına alındığına, ardından 13 kişinin daha gözaltına alındığına, ilk gözaltına alanlardan 71 yaşındaki Hatun Aslan ve 79 yaşındaki Meryem Soylu’nun tutuklandığına, bugün de 81 yaşındaki Şehmus Türk’ün gözaltına alındığına, bu kadınlara yapılan zulme son verilmesi çağrısında bulunduğuna, TÜİK’in enflasyon verilerini açıkladığına, iktidarın TÜİK’te iki yılda 4 Başkan değiştirdiğine, Enflasyon Araştırma Grubunun aylık enflasyon oranını 1,84 ve 2020 enflasyon oranını yüzde 37’ye yakın açıkladığına, TÜİK’in açıkladığı rakamların doğru olmadığını herkesin bildiğine, Türkiye’nin yanlış dış politikasını düzeltsinler, lobi yapsınlar diye Amerika’daki lobi şirketleri Greenberg Traurig şirketine toplam 1 milyon 850 bin dolar ve Arnold & Porter şirketine altı ay içinde 750 bin dolar ödendiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 3 Mart 1924 tarihinin dünyaya hem laik hem Müslüman olunacağının ilan edildiği tarih olduğuna, hilafetin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması, Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığının, Vakıflar Genel Müdürlüğünün kurulması gibi yeni bir devletin olmazsa olmazı olan büyük adımları atan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere o dönem yasama organında görev yapan ve ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerini rahmetle andığına, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün ve İletişim Başkanının siyasi ağırlığının bakanların, Meclisteki siyasi parti genel başkanlarının, parti sözcülerinin önünde olduğuna, yasama organı bakımından bunun hoş bir tablo olmadığına, S-400 meselesinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın açıklamalarından hangisine inanacaklarını sorduğuna, milletin kör kuruşunun hesabını sormanın milletvekillerinin boynunun borcu olduğuna, milletin bekası, huzuru, refahı, mutluluğu için beytülmalin kör kuruşunun hesabını bilmek istediklerine ilişkin açıklaması

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, on sekiz yıldan beri yapılan anayasal ve yasal reformların ülkenin demokratik standartlarını yükselttiğine ve Avrupa Konseyi müktesebatıyla uyumlu, hukukun üstünlüğü anlayışına uygun, demokratik hukuk devletini hayata geçirmek için mesafe katedildiğine, yapılan reformlara bir yenisini 2021 yılında ekleyeceklerine, 128 kanunda, 60 yönetmelikte ve 180’den fazla idari uygulamada düzenleme getiren bu reform paketiyle yargıya güvenin artacağına, yargı bağımsızlığının güçleneceğine, toplumun refahını geliştirecek olan bu reform paketine toplumun tüm kesimlerinden destek beklediklerine, terör örgütün dağa kaçırdığı evlatlarının nöbetini tutan Diyarbakır Annelerinin nöbetinin 550’nci gününde Diyarbakır Annelerinin bu mücadelesine desteklerini ifade ettiğine, vefatının 8’inci yıl dönümünde Müslüm Gürses’i rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Olu’unç, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, millet iradesinin tecelligâhında bütün milletvekilleri, siyasi parti grupları, Grup Başkan Vekilleri Meclisin mehabetine uygun müzakere anlayışına destek verirlerse bunun ortak aklın hayata geçmesi için en önemli başarı olacağına, bugünkü yasama faaliyetinde başarılı ve hayırlı bir çalışma dilediğine ilişkin açıklaması

32.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Kahramanmaraş ilinin Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde olduğuna, depremin değil çürük binanın öldürdüğüne, fay geçen yerlerde yapılaşmaya izin verilmemesi ve depreme dayanıklı binalar yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

33.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 28 Şubatın millet iradesine, milletin değerlerine, inancına yapılan bir darbe olduğuna, onurlarına saldırılırken, ikna odaları kurulurken, meslekleri ellerinden alınırken kimin nerede durduğunu unutmadıklarına ilişkin açıklaması

34.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, 2014 yılında yapımına başlanan ancak 12 kilometrelik kısmı tamamlandıktan sonra barajdaki kirlilik nedeniyle Devlet Su İşlerinin sözleşmeyi feshederek yapımını durdurduğu Karacaören Barajı Projesi’nin yeniden gündemde olduğuna, 2017 yılında iptal edilen projenin neden gündeme geldiğini sorduğuna ilişkin açıklaması

35.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Antalya Milletvekili Rafet Zeybek’in HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 1-7 Mart Deprem Haftası vesilesiyle deprem gerçeğine tekrar dikkat çekmek istediğine, herkesin devletin, Kızılayın ve AFAD’ın aldığı önlemleri takip etmesi gerektiğine, depremlerde yakınlarını kaybedenlere başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

 

 

38.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak ili Kozlu ilçesindeki maden ocağında grizu patlaması sonucu hayatını kaybeden 263 maden işçisinin acısının ve üzüntüsünün hâlâ taze olduğuna, tüm maden şehitlerini rahmetle andığına ilişkin açıklaması

39.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, ömrünü Hatay davasına adayan, eski Hatay Devleti’nin ilk ve tek Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’i vefatının 41’inci yılında rahmetle andığına, millet olmayı devlet olmaya tercih eden Hataylıların öz yurtta yaşamaktan onur duyduğuna ilişkin açıklaması

40.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, şehir hastanelerinin idarelerinin yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle şehir hastanelerinin inşaatını yapan ve işleten şirketlerle çalışmak istemediğine, yerel siyasetçilerin kendilerine yakın şirketlerle çalışmaya devam etmeleri için hastane idarelerine baskı yaptığına, Sağlık Bakanlığının pazar testleri sürecinde kamunun yanında yer almasını beklediklerine ilişkin açıklaması

41.- Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in, Bingöl ilinde üretilen balların geçen yıl yapılan Dünya Bal Şampiyonası’nda dünya 2’nciliğini kazandığına ancak arıcıların ciddi sıkıntıları olduğuna, aldıkları kredilerin faizlerinin silinerek anaparanın taksitler hâlinde ödenmesi talepleri olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Aydın ili Çine Anadolu İmam Hatip Lisesinde bir öğretmenin kıdeminin yetersiz olmasına rağmen AKP’li siyasilerle akrabalık ilişkisi olduğu için Efeler ilçesi Süleyman Demirel Anadolu Lisesinde görevlendirildiği iddialarının doğru olup olmadığını Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’tan sorduğuna ilişkin açıklaması

43.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde verilen önerge hakkında konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 12/2/2020 tarihinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 20 milletvekili tarafından, öğretmenlerin yaşadıkları sorunların tüm boyutlarıyla incelenerek bu sorunların çözümü için izlenecek yolların belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2517) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 3/3/2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, AİHM kararlarının uygulanmamasının yarattığı sorunların ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 2/3/2021 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ek ders karşılığı çalışan personelin sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Haydar Akar’ın, özellikle Grup Başkan Vekilleri konuşurken milletvekillerinin müdahale etmesinin doğru olmadığına, bir sataşma varsa diğer siyasi partilerin Grup Başkan Vekillerinin bu sataşmalara cevap vereceklerine, müzakereleri bu çerçevede yürütülebilirlerse görevlerini en düzgün şekilde yerine getireceklerini düşündüğüne ilişkin konuşması

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1193) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 23)

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3053) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 245)

 

IX.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Türkiye’ye resmî bir ziyarette bulunan ve Genel Kurulu teşrif eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ersan Saner ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” Denilmesi

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, özel iletişim vergisinde yapılan artışa ve uzaktan eğitim sürecindeki öğrencilerin vergiden muaf tutulması önerisine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/41467)

2.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, özel iletişim vergisine yapılan zamma ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/41680)

3 Mart 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare AYDIN(İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, “gizemli şehir” Afyonkarahisar hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Sayın İbrahim Yurdunuseven’e aittir.

Buyurun Sayın Yurdunuseven. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hepimiz seviyoruz yurdumuzu.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in, Afyonkarahisar iline ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memleketim olan “gizemli şehir” Afyonkarahisar hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve Afyonkarahisarlı, ekranları başında bizleri seyretmekte olan tüm hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.

İlimiz, ismini tıpta ilaç yapımında kullanılan Latincede “opium” denilen milattan önce 2’nci yüzyıldan beri topraklarımızda ekilen haşhaş bitkisinden almaktadır. Latincede öz su ya da kutsal su anlamına gelen “opium” zamanla yazılış ve söylenişte değişikliğe uğrayarak Afyon olarak son hâlini almıştır. Osmanlı döneminde Karahisar olarak anılan ilimize Afyon kelimesi de eklenerek kullanılması hâli 1650 tarihli şer’iyye sicillerinde geçmektedir.

İlimiz, İhsaniye ilçesi sınırları içerisinde bulunan Frigya vadilerinin önemli tarihî ve kültürel öğelerini bir arada barındıran Ayazini köyünün cazibesini ve kırsal turizm imkânlarını geliştirmekle beraber, kırsal turizm etrafında alternatif turizm faaliyetlerinin yaygınlaştırılmasıyla, Frigya vadilerinde turizmden elde edilen katma değerin ve vadinin ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlığının artırılmasına katkı sağlayacaktır.

Ayazini köyünde yapılan çalışmalarla bölgenin bilinirliğinin artırılması ve turizm acentelerinin tur programlarına dâhil edilmesiyle önemli bir destinasyona dönüşmesi beklenmektedir. Ayazini, Emre Gölü gibi birçok değerli çalışmalarıyla ilimiz turizmine ivme kazandıran Sayın Valimiz Gökmen Çiçek’e ve çok başarılı vali yardımcılarımıza buradan teşekkür etmek istiyorum. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte Ayazini köyü, örnek alınan Bursa Cumalıkızık gibi ya da Ankara Beypazarı gibi insanların gezip görmeleri ve dinlenmeleri için cazibe merkezi hâline gelecektir.

İlimiz merkezinde bulunan ve beylikler dönemine tarihlenen Ulu Camisi ise Anadolu’daki döneminin ahşap direkli iki örneğinden birisidir. Depreme karşı yapının sağlam durması amacıyla yamuk planda yapılan üç girişli, taş duvarlı özgün eser gelen ziyaretçileri büyülemektedir. Burada şunu da zikretmeden geçemeyeceğim; 1455 yılında yapılan Umur Bey Camisi, dört yüz yetmiş sekiz yıl ibadete açık olduktan sonra maalesef, 1933 yılında dönemin belediye başkanı tarafından park yapılması amacıyla kamulaştırılmış -cüzi bir rakamla kamulaştırılmış- ve Afyon’dan yıkımına amele bulunamamış ama zorla yıktırılarak maalesef oraya park yapılmıştır. Ama bugün, 2018 yılında, Afyonlu hayırsever bir vatandaşımızın önderliğinde ve tüm Afyonkarahisarlı hayırsever vatandaşlarımızın katkılarıyla Paşa Camisi ve Külliyesi olarak normal rölöveleriyle çıkarıldığı için normal, orijinal hâlinde, 2 kat hâlinde tekrar ibadete açılmıştır.

Afyonkarahisar iline adını veren haşhaş ve kale gizemli kentin önemli öğelerindendir. Haşhaş, ilimizde ilk defa antik Synnada yani Şuhut kentinde basılan bir parada ve Apameia yani Dinar antik kentinde ortaya çıkan mermer lahit üzerindeki betimlemelerde görülmüştür.

Yerden 230 metre yükseklikte andezit özellikli kayaç üzerine bina edilen kale, ilk defa Hitit İmparatoru II. Murşil tarafından yapılmış, daha sonra Frigler Frig tapınağı yapmışlar, Roma dönemindeyse kale surları üçlü sur sistemiyle güçlendirilmiştir.

Afyonkarahisar ili antik dönemde Frigya Salutaris (Şifalı Frigya) olarak ün salmış, günümüzde de sağlık turizmi, seracılık, elektrik üreticiliği, ısınma gibi çeşitli alanlarda hizmet vermektedir. Bölgemizde Sandıklı Hüdai, Bolvadin Heybeli, İhsaniye Gazlıgöl ve merkez Ömer- Gecek havzaları jeotermal enerjinin merkezi konumundadır.

Bugün itibarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığından işletme ve belediye belgeli 205 adet konaklama tesisi bulunmakta olup bunların toplam yatak kapasitesi 27 bin civarındadır.

Antik dönemden günümüze kadar önemini hiç yitirmeyen ve ilimizin adı anıldığında ilk akla gelen öğelerden birisi de Afyon mermeridir. İnce kristalli olması nedeniyle özellikle sanatçılar tarafından aranan Afyon mermeri, bir sektör olarak ülkemizi temsil etmektedir.

Gaziantep ve Hatay’dan sonra UNESCO tarafından ülkemizin 3’üncü, dünyanın 36’ncı gastronomi şehri olarak ilan edilen Afyonkarahisar, tescilli lezzetiyle de gastronomi alanında iddialı bir çalışma yürütmektedir. Afyon gastronomisi denilince ilk akla gelenlerden ekmek kadayıfı, kaymak, lokum, sucuk, haşhaş ve patatesli köy ekmeği gibi ürünler ön plana çıkmaktadır. Afyonkarahisar’ımızın gastronomi ve kültürel değerlerimiz alanında toplamda 17 coğrafi işaret tescili bulunmaktadır, hâlihazırda tescil bekleyen 16 adet de başvuru bulunmaktadır.

İlimizde millî park olarak ilan edilen alanlardan bir tanesi de Sandıklı ilçesi sınırları içerisinde bulunan Kocayayla Akdağ Tabiat Parkıdır. Alan içerisinde bulunan yılkı atları ve Tokalı Kanyonu, turizm açısından oldukça dikkat çekmektedir. Tabiat parkı içerisinde konaklamaya yönelik yapılan bungalov evleri ve karavan turizmi önem kazanmıştır.

İlimizde bulunan Eber, Akşehir, Karamık ve Karakaya gölleri doğal varlıklar olarak dikkat çekmekte, endemik bir bitki olan "eber sarısı" bölgenin tanıtımı açısından önem arz etmektedir.

Selçuklu, beylikler ve Osmanlı Dönemi’nden günümüze ulaşan kervansaray, han, hamam, medrese, cami, mescit, şifahane, rasathane, muvakkithane, köprü gibi kültürel yapıların yanında sivil mimari yapılar yer almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) – Hemen tamamlıyorum.

İlimizde, termal turizm bölgesi içerisinde kendine özgü mimarisiyle uluslararası nitelikteki müzelerde aranan gerekli bütün üniteleri içerisinde bulunduran, sürekli ziyaret edilebilecek ve Türkiye’de ilk olarak en son teknolojiyle donatılacak olan Afyonkarahisar Müze ve Kültür Merkezi Kompleksi inşaat olarak devam etmekte ve 2022 yılı içerisinde inşallah tamamlanması hedeflenmektedir. Burada, arkeolojik alan yanı sıra Türkiye’de ilk ve tek olan müzik aletleri müzesi ve yumurta müzesi de inşallah sergilenecektir.

Siz değerli milletvekillerimizi ve şu anda ekranları başında bizleri dinlemekte olan tüm vatandaşlarımızı gizemli şehir Afyonkarahisar’a davet ediyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun 100’üncü yılı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın İbrahim Özden Kaboğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, 1921 Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun 100’üncü yılına ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Osmanlı, Türkiye anayasal ve siyasal gelişmelerinin en önemli dönüm eşiğidir. Bağımsızlığını yitirmiş bir devletin uğramış olduğu işgale karşı gelişen meşru mücadelenin hukuki esasları bu Anayasa’yla belirlendi. Büyük Millet Meclisi Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı demokrasi ve hukukla yönetmiş, aynı zamanda ulusal egemenlik anlayışına dayanan yeni bir devlet kurmuştur. Anayasayı yapan Büyük Millet Meclisi, ilk ve son asli kurucu iktidardır. 1921 Anayasası, içeriği yönünden olduğu kadar, görüşülmesi ve kabulü açısından da siyasal tarihimizin en ilginç belgelerinden biridir. İki ay süren Anayasa görüşmeleri Büyük Millet Meclisinin idealizmi, vatan sevgisi, bağımsızlık aşkı, siyasal olgunluğu, ulusal egemenlik ve halkçılık ilkelerine tartışmasız bağlılık kanıtlarını sunmaktadır. İçerik olarak toplam 24 maddeden oluşan kısa bir çerçeve anayasa niteliğindedir. Kanun-ı Esasi’nin bu Anayasa’yla çelişmeyen hükümleri yürürlükte tutulmuştur. Hak ve özgürlükler ve yargılama bu metnin dışında tutulmuş ve düzenlediği konular itibarıyla 4 ana sözcükte özetlenebilir içeriği: Bir, devlet; iki, egemenlik; üç, Meclis hükûmeti; dört, yerinden yönetim. Devlet kapsayıcıdır; madde 3’e göre Türkiye devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Egemenlik karmadır; halk-millet egemenliği karması doğrudan ve temsilî demokrasi karma anlayışını yansıtmaktadır. Meclis hükûmeti temeldir, zira, Büyük Millet Meclisi kuruculuk ve yasama yetkilerine ek olarak yürütme yetkilerini de üstlenmiştir. Yerinden yönetim geniş tutulmuştur, bu da yerel katılım ve yerel demokrasiye verilen önemi göstermektedir.

Peki, ya, bu Anayasa’nın uygulaması nasıl olmuştur? Anayasa’nın en özgün yanlarından biri olan Meclis hükûmeti sistemi yerel yönetimler dışında başarılı bir biçimde uygulanmıştır. Anayasa, erkler birliği ilkesini koymuş olmakla birlikte, yürütme işlerini Meclis bizzat yürütmemiş, bu görevi icra vekilleri heyeti yerine getirmiştir. Bu heyetin giderek güçlenmesi, uygulamayı parlamenter rejime doğru kaydırmıştır. 11 Ağustos 1923’te çalışmalarına başlayan ve 29 Ekimde cumhuriyeti ilan eden ikinci dönem Meclisi, 3 Mart 1924’te hilafet makamını kaldırdı, aynı gün kabul ettiği 2 yasayla Şeriye ve Evkaf Vekâleti’ni kaldırarak ve Tevhidi Tedrisat yani eğitimde birliği sağlayarak laiklik temellerini attı. Uygulama süresi kısa ancak yoğun olmuş, sonraki dönemler için, hatta bugünkü tartışmalar bakımından da derin izler bırakan bir anayasacılık hareketi başlatmıştır. Bu çerçevede, cumhuriyet, ulusal egemenlik ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstün yeri gibi esaslar, kurtuluş anayasacılığından kuruluş anayasacılığına geçen miraslardır.

Peki, bu Anayasa 100’üncü yılında nasıl okunmalıdır? 1921 Anayasası “Devlet anayasayla doğar ve anayasayla yaşar.” olgusunu yansıtan, sadece Türkiye açısından değil, dünya ölçeğinde de özgün bir metin olarak Türkiye Cumhuriyeti öz geçmişinin temel taşıdır. Ne var ki 100’üncü yılı için öncelikle şu acı gerçek kaydedilmelidir: Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi ve Hükûmeti kurdu ancak bugünkü hükûmetsiz Meclis ayrıca işlevsiz kılınmıştır, 2017’de, tarihimizde ilk kez, demokratik anayasacılığın özü olan kurul hâlindeki siyasal karar düzenekleri kaldırılmıştır. Dokunulmazlıklar örneğinde olduğu gibi, Meclis işlevinin “kalkan ve inen ellere” indirgenmesi bu tasfiyenin sonucudur. Bu nedenle, parlamenter rejime dayalı siyasal ve anayasal yapının kalkış noktası Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır. Meclis ekseninde demokratik anayasa ereği meşru olduğu gibi, kurucuların mirasına saygının da bir gereğidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Anayasa ciddiye alınmalı, siyasetçiler tarafından gündem değiştirme malzemesi olarak kullanılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki anayasa, bir toplum için -mecaz anlamında olduğu kadar gerçek anlamında da- ekmek, su ve hava kadar önemlidir. Toplumsal uzlaşma ve barış belgesi olan anayasa andına sadakat kadar, kullanılacak anayasa dili de önemlidir. Bir devlette herkesin saygı göstermek zorunda olduğu tek belge, insan hakları ve demokrasiye dayanan anayasadır.

Kuruluşun 100’üncü yılı ve laikliğin temellerinin atılışının 97’nci yılı kutlu olsun. 3 Mart 1924 tarihi laikliğin temellerinin atıldığı gün olmuştur. Bu belgelerin geleceğe yönelik olarak eşitlik, yurttaşlık ve laiklik ekseninde okunması, günümüz seçilmişlerinin kuruculara saygısının ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğunun bir gereğidir. İçtenlik sınavı günceldir ve sınavların en büyüğüdür.

Saygılarımla. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz Ağrı’nın ekonomik ve sosyal sorunları hakkında söz isteyen Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç’a aittir.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un, Ağrı ilinin ekonomik ve sosyal sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve değerli Ağrı halkı; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli halkımız, ben, size, bugün, AKP hükûmetleri döneminde en fazla zarar gören, en fazla ihmal edilen bir ilden bahsedeceğim, Ağrı ili. Yani “en”leri fazla olan bir ilden bahsedeceğim değerli arkadaşlar.

Bakın, TÜİK verilerine göre tüketim harcamalarının en düşük olduğu il, Ağrı ili. TÜİK verilerine göre işsizlik oranının en yüksek olduğu il, yine Ağrı ili.

Değerli arkadaşlar, kışı en soğuk geçiren il, Ağrı ve aynı zamanda gazı en pahalı tüketen il, yine Ağrı ili.

Değerli arkadaşlar, Ağrı’da hayvan borsasında -hayvancılıkla geçinen halkın- gerçek anlamda küpe bedelinin en yüksek olduğu il, yine Ağrı ili. Küpeler karaborsada, küpenin tanesi 400 liraya satılıyor, yine burada da en üstte olan il Ağrı ili değerli arkadaşlar.

Bakın, halkın kendi üretmiş olduğu, yetiştirmiş olduğu hayvanlarını dışarı çıkarıp pazarlamasını yapamayan il, yine Ağrı ili değerli arkadaşlar.

En çamurlu il, Ağrı ili değerli arkadaşlar. Çamurlarıyla şu anda gündeme en fazla gelen il, değerli arkadaşlar, Ağrı ilidir. Bakın -hayvan pazarının olduğu yerde belki de dünyada örneği en az görülen- Ağrı ilinin mevcut olan hayvan pazarını sizinle paylaşmak istiyorum. Çamurdan geçilmiyor, insanlar çamurdan yol alamıyor. Bu, yine, çamurlu, çamurla bezenmiş il olan Ağrı ilinden size bahsetmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Bakın, yine, sebze ve meyve hali olan küçük bir yer, en soğuk olan il yine Ağrı ili. Bakın, etrafı açık, belediyenin söz vermiş olmasına rağmen hiçbir hizmet götürmediği ve aynı zamanda insanların donarak akşama kadar pazar yerinde beklemek zorunda olduğu bir ilden size bahsediyorum değerli arkadaşlar.

En mağdur olan yine Ağrı, bu da şu şekilde değerli arkadaşlar: Patnos ilçesine dağıtılan arpa tohumlarında yaşanan sorunlar nedeniyle tamamen tarımı bitmiş durumdadır, yine en mağdur il olan Ağrı’dan bahsetmek istiyorum değerli arkadaşlar.

En az sağlık hizmetini alan ilden yine bahsediyorum değerli arkadaşlar, Ağrı ilinden bahsediyorum. Bakın, sağlık hizmeti çökmüş, doktor gitmiyor, doktor ataması yapılmıyor ve insanlar yolda yaşamını yitirmek durumunda kalıyor, bununla da en az sağlık hizmeti alan bir ilden size bahsetmek istiyorum.

Yine bir ilk değerli arkadaşlar, bakın, ilk defa, elektrik kesildiği için bir hastane, 1 Mart 2021 tarihinde Patnos Devlet Hastanesi hizmet vermiyor, acil durumda olan bütün hastalar başka ilçelere ve illere nakledilmek durumunda kaldı. Bakın, Patnos Devlet Hastanesinde bir jeneratör bile yok.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Nasıl yok?

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Yine bir ilki yaşıyoruz bu ilde değerli arkadaşlar.

Ağrı ili, sürekli göç veren bir yerleşim konumunda olan bir il, net göç hızı gerçek anlamda tespit edilemiyor. Gelişmişlik düzeyi ve ekonomik açıdan Türkiye’nin 81 ilinin en alt sırasında yer alan Ağrı ilinden bahsediyorum size. Bakın, bu Hükûmet döneminde, bu AKP hükûmetleri döneminde, sondan 3’üncüyken sondan en aşağı kısma düşmüş durumdadır. Yine bir “en” den ve bir “son” dan size bahsediyorum değerli arkadaşlar. Bakın, 530 bin nüfusu var Ağrı’nın, bütün şartları taşımasına rağmen sürekli göç veriyor ve büyükşehir statüsü kazanması gereken bir il, maalesef, bu hizmet götürülmediği için, bu hükûmetler döneminde zarar gördüğü için Ağrı’nın tamamı, sokakları boşalmış durumdadır.

Bakın, yine en uzun süre kapısının kapalı olduğu, Gürbulak Sınır Kapısı’nın kapalı olduğu bir ilden bahsediyorum, yine Ağrı değerli arkadaşlar.

Bakın, pandemi sürecinde, Ağrı’da 400’e yakın esnaf dükkânını kapatmış. Bakın, en fazla esnaf göçü yaşanan ilden bahsediyorum size, yine Ağrı’dan bahsediyorum değerli arkadaşlar.

Bakın, Ağrı’dan, sanayi bölgesinde altyapısı ve ulaşımı dahi olmayan bir ilden bahsediyorum. Diğer bir sorun, Ağrı’daki kamu kurumları Ağrı sanayi bölgesinde üretilen ürünlerin yerine, gidip ta batıdaki illerden hizmet alıyorlar. Bu da bir ilktir ve bu da maalesef, Ağrı’ya özgü olan bir meseledir değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, sanayi siteleri var “sanayi sitesi” demeye bin şahit gerekiyor değerli arkadaşlar; hiçbir sanayi sitesinin yolu yok ve hizmeti de yok.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağrı’ya haksızlık yapıyorsun Abdullah, Ağrı’ya haksızlık yapıyorsun.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilim buradan laf atıyor ama hizmetlerin tamamı Erzurum’a kadar geliyor, Erzurum’dan sonra Ağrı’ya gelmiyor maalesef.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bak, bak, bak… Bunların bir Erzurum düşmanlığı var Başkanım, özel bir Erzurum düşmanlığı var bunların.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Biz Erzurum’a da hizmet yapılsın istiyoruz ama Ağrı’ya da yapılsın, Ağrı’ya da yapılsın.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bakın, HDP’lilerin Erzurum’a bir düşmanlıkları var.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, biz Erzurum’a da yapılsın istiyoruz ama kesinlikle ve kesinlikle Ağrı hizmetten yoksun bırakılmış durumda. Türkiye'nin tamamına eşit oranda ve eşit şekilde hizmet götürülsün, biz bunu istiyoruz ve biz bunu dile getiriyoruz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağrı’yı 1’inci sınıf il yaptık! 1’inci sınıf il yaptık Ağrı’yı!

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, bunlar var ya, 50 tane hileyle Ağrı Belediyesini aldılar ama Ağrı’ya hiçbir hizmetleri yok değerli arkadaşlar.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağrı en kalkınmış il oldu!

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, burası bir Orta Çağ kenti değil; bakın, çamura bakın; burası Ağrı, Ağrı!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, yazık ki hiç Ağrı’ya gitmemiş!

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, laf atacağınıza sizin hükûmetleriniz biraz hizmet götürsün. Ağrı halkı bunu hak etmiyor, etmiyor!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Abdullah, sen Ağrı’ya gitmemişsin son zamanlarda, görmemişsin Ağrı’yı!

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Hayır, daha yeni bu fotoğrafı ben çektim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ben hep oradayım, Ağrı 1’inci sınıf il oldu.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Hizmet götürün, hizmet götürün; yazık değil mi Ağrı’ya? (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – 1’inci sınıf il oldu Ağrı, haberin yok!

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Şu anda Ekrem Bey çalışıyor, şu anda bile çalışıyor.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Nerede çalışıyor ya?

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım ama haksızlık ediyor ya, bu kadar olmaz ya!

BAŞKAN – Sayın Aydemir, şimdi, Abdullah Bey kürsüden size sataştı, bütün hizmetlerin Erzurum’a gittiğini söyledi. 69’a göre, sataşmadan size kürsüden iki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sayın Başkan, istemedi ki!

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un yaptığı gündem dışı konuşmasında AK PARTİ’ye sataşması nedeniyle konuşması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Arkadaşlar, Değerli Başkanıma alicenaplığından dolayı çok teşekkür ediyorum.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Başkan, Ağrı’yı sadece Sayın Aydemir mi temsil ediyor?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Değerli Başkanımın Erzurum’un hakkını koruması noktasındaki hassasiyetine de minnettarlığımı ifade ediyorum ve şunu özellikle not düşmek istiyorum: Erzurum, tabii ki çok özel il, Türkiye’nin yüzük kaşı bir şehri, elbette kalkındı, elbette gelişti ama buna mümasil, buna eş değer Ağrı da öyle. Ağrı’yla Erzurum’u biz hiç ayırmadık ki orası da bizim vilayetimiz, oranın her zerresine de yatırımlar yaptık. Dolayısıyla Ağrılıların yüreğinde özel bir yerimiz var. Şu anda bile Ekrem Çelebi Bey -samimi söylüyorum, laf olsun diye söylemiyorum arkadaşlar- bakanlıklarda Ağrı için gayret sarf ediyor. Burada, Abdullah Bey, hakkı teslim et, noksanları söyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – On-line gidiyor on-line, hiç gitmiyor, on-line gidiyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Yani senin anlattığın Ağrı yok, belli ki hiç Ağrı’ya gitmemişsin sen, samimi söylüyorum gitmemişsin; Ağrı’yla uzaktan yakından ilgisi yok şu anlattıklarının.

Arkadaşlar, ben, Doğu Anadolu Sanayici ve İş Adamları Derneğinin Başkanlığını yaptım. 2002’den sonra Ağrı’nın çehresini değiştirdik biz. Böyle ezbere üfürmeyeceksin, hakikati söyleyeceksin.

Artı, Erzurum’a olan düşmanlığınız niye sizin?

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Ne alakası var!

HABİP EKSİK (Iğdır) – Ayıp, ayıp! Erzurum benim eşimin şehri.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Bu Erzurum karşıtlığı nedir? Erzurum’u da zirveye taşıyacağız, Ağrı’yı da zirveye taşıyacağız ve size rağmen taşıyoruz.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Erzurum düşmanı sizsiniz siz. Benim eşim Erzurumlu. Ayıp, düşman sizsiniz! Ayıp, öyle “Düşmandır.” diyemezsiniz!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Bakın, arkadaşlar, şu anda bana gelen mesajlar var, Karaçoban’dan gelen mesajlar var, Karayazı’dan gelen mesajlar var, Tekman’dan gelen mesajlar var ve HDP’nin tavrına karşı müthiş bir tepki var, dolayısıyla haddinizi bilin.

Hepinize saygı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Had bilecekseniz siz bileceksiniz. Erzurum’a ne yaptınız? Hiçbir şey yapmamışsınız.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sataşmadan kürsüde cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Nasıl sataştı diye soracağım.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sataşmadım Başkanım.

BAŞKAN – Müsaade edersen anlamaya çalışıyorum.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – “Ağrı’ya hiç gitmemişsiniz. Erzurum’a düşmanlığınız ne? Haddinizi bilin.” şeklindeki ifadeler sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun, kürsüden iki dakika, 69’a göre sataşmadan söz veriyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yalnız bir de oradan da sataşmasın yani konuşma anlaşılmıyor.

2.- Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Değerli milletvekilleri, şunu net bir şekilde söyleyelim: Bakın, biz her zaman Ağrı’dayız, her daim Ağrı’dayız çünkü biz halkımızın yanındayız, biz bunu bu şekilde belirtmek istiyoruz.

Diğer taraftan, bakın, sayın vekil diyor ki: “Sizin Erzurum’a düşmanlığınız ne?” Bizim Erzurum’a asla bir düşmanlığımız yok, biz Erzurum’a daha fazla yatırım yapılmasını istiyoruz ama Ağrı’ya da yapılsın istiyoruz. Bakın “Hizmet götürüyoruz.” diyorlar. Ağrı’ya gidin, size şu kadarını söyleyeyim, insanlar artık sosyal medyada “Karşıdan karşıya geçmek üzere Ağrı’da kayık imalatı yapacağız.” diyorlar. Bakın, gölete dönüşmüş durumda Ağrı.

Ağrı en son sırada yer alan bir ilimiz değerli arkadaşlar. Bakın, siz, şimdiye kadar burada nereye hizmet götürdünüz? Bakın, biz verilere göre bakıyoruz; TÜİK’in verilerine göre en fazla işsiz olan ilden bahsediyoruz. Yani Allah var ya… Bu, en fazla işsiz olan ilden bahsediyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ağrı kalkınıyor, Ağrı kalkınıyor, gelişiyor.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Bakın, yine, millî gelirden en az pay alan ilden bahsediyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yollar, okul binaları, özel sağlık kuruluşları, spor tesisleri… Modern Ağrı’yı inşa ediyoruz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağrı zirvede Abdullahcığım, Ağrı zirvede.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Bakın, birçok hileyle bu belediyeyi aldılar ve bu belediyeyi aldıktan sonra da Ağrı’ya hiçbir hizmet götürmediler. Bakın, hizmeti götürmüyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ağrı daha güzel olacak. Çağdaş geleceğe hazırlıyoruz.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Ağrı halkı bunu hak etmiyor. Ama şunu ben size söyleyeyim; önümüzdeki seçimde Ağrı halkından size zırnık oy yok, bundan emin olun. Ağrı’ya hiçbir hizmet götürmediniz, Ağrı’yı ihmal ettiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağrı’yı 5-0 yapacağız, Abdullah, Ağrı 5-0 olacak.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Ve Ağrı’dan size oy olmayacak, bunu net bir şekilde belirtmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – On numara beş yıldız olacak Ağrı.

BAŞKAN – Evet, Ağrı da bizim, Erzurum da bizim, Kocaeli de bizim…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Abdullah, Ağrı 5-0 olacak.

BAŞKAN - Bütün illerimize en iyi şekilde hizmet getirilmesi için burada hepimiz gücümüzü kullanacağız, sarf edeceğiz ve bütün illerimizin de hak ettiği payı alması konusunda çalışmaları birlikte sürdüreceğiz arkadaşlar.

Şimdi, sayın milletvekilleri, ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Şimşek…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, bankaların kredi verirken vatandaştan istedikleri hayat sigortaları arasında fahiş farklar olduğuna, pandemi bahane edilerek özellikle belli yaş gruplarında daha yüksek oranda sigorta parası istendiğine, bunun düzeltilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İBRAHİM ETHEM SEDEF (Yozgat) – Ya, burada konuşan var, bu ne ya?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkanım, bankalar, konut kredilerinde ve ticari kredilerde kredi kullanan vatandaşlardan hayat sigortası istiyorlar. Burada, her banka, özellikle pandemiden sonra kendine göre bir kural koyuyor. Bir banka, kullanılan kredide, 100 bin liralık bir kredi için hayat sigortasına 1.500-2 bin lira para alırken, diğer bir banka 300-400 lira gibi bir rakam alıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun mutlaka bu konuyu çözümlemek üzere, bu hayat sigortası şirketleriyle görüşerek… İş Bankasında 100 bin liralık krediye 1.800-2 bin lira, Ziraat Bankasında 300-400 lira; arada bu kadar fahiş fiyat farkları var hayat sigortasıyla ilgili. Yani bu hayat sigortasının zaten zorunlu olarak vatandaştan yaptırılması isteniyor ama arada bu kadar uçurum var, böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil. Pandemiyi de bahane ederek özellikle belli yaş gruplarına daha yüksek oranda yani kredi oranının neredeyse kredi faizi kadar sigorta parası talep ediyorlar, bunun düzeltilmesini talep ediyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

2.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, ülkede boşanma oranlarının arttığına, evlilik oranlarının ise düştüğüne, boşanmaların ana sebebi olarak işsizlik ve ekonomik kaygıların ön plana çıktığına ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkedeki belirsizlik, karamsarlık ve kötü yönetim nedeniyle boşanma oranları arttığı gibi evlilik oranları da düşüyor. Sadece Gaziantep ilinde 3 bin çiftin boşandığı, aile kavramının çeşitli ekonomik nedenlerden dolayı yıkıldığını görmekteyiz ya da aile içi şiddet aldı başını gidiyor.

Boşanmanın ana sebeplerine bakıldığında işsizlik, ekonomik kaygılar ve ülkedeki geleceğin karamsarlığı ön plana çıkmaktadır. Evlilik oranları neden düşüyor diye baktığımızda yine aynı sebepler; işsizlik, ekonomik sebepler ve geleceğe kaygıyla bakan psikolojisi bozulmuş genç bir nesil.

Değerli arkadaşlar, bu yüksek orandaki işsizliğin, ekonomik sorunların ve toplumun geleceğe kaygıyla bakmasının nedeni tabii ki ülkedeki kötü ekonomik politikalar ve kötü bir yönetim anlayışı.

TÜRK-İŞ raporuna göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 719 TL’ye, yoksulluk sınırı 8 bin 856 TL’ye yükseldiği ülkemizde, insanlar bu zor koşullarda nasıl evlensinler, nasıl aile kursunlar, nasıl çocuk yetiştirsinler?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

3.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, ülke gündeminin aşılanamayan vatandaşlar, borç batağındaki esnaf ve çiftçi, artan gıda fiyatları, 10 milyonu geçen işsiz olduğuna, ülkenin gerçek gündemine odaklanması ve sorunlara çözüm bulması için Hükûmete seslendiğine ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’nin gündemi ne yeni anayasa ne de 2023’te Ay’a gitmektir; Türkiye’nin gündemi salgına karşı aşılanamayan vatandaşlarımızdır, borç batağındaki esnaftır, artan gıda fiyatlarıdır, borcunu ödeyemeyen çiftçidir, 10 milyonu geçmiş işsizlerimizdir, BAĞ-KUR primini, GSS primini ödeyemeyen milyonlar var.

Dar gelirli vatandaşlarımız ve esnafımız perişan oldu. Pandemiden önce de sıkıntı yaşayan, kirasını, primini, vergisini ve giderlerini ödemekte zorlanan esnafımız bu dönemde iyice dibe vurdu ancak onları duyan yok. Seçim bölgem Kütahya başta olmak üzere, Türkiye genelinde esnaflarımız kan ağlıyor. Her yerde satılık, devren dükkânlar göze çarpıyor. Buradan Hükûmete sesleniyorum: Pembe tablolar çizmekten vazgeçin, Türkiye’nin gerçek gündemine odaklanın ve başta esnafımız olmak üzere vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlara çözüm bulalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

4.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Gaziantep ilinin pandemiye rağmen 2020 yılını rekor ihracatla kapattığına, bunun şehrin çalışkanlığının ve başarısının en önemli göstergesi olduğuna, emeği geçen herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, Türkiye’nin en önemli üretim ve ticaret üssü olan Gaziantep, pandemiye rağmen 2020 yılını rekor ihracatla kapatırken 2021 yılına ise ihracat artışıyla başlamıştır. Seçim bölgem gazi şehrimiz geçen yılın ocak-şubat ayına göre yüzde 19 oranında artışla iki ayda 1,4 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmeyi başardı. Bu rakamlar göz önüne alındığında, Gaziantep Türkiye’de ocak ayında en fazla ihracat yapan iller arasında 5’inci sıradaki yerini perçinlemiştir. Dış pazar gücüyle pandemi sürecini iyi yöneten illerden olan gazi şehrimizde ihracat rakamlarında tam anlamıyla pozitife geçmiş durumdayız. Bu durum, şehrimizin çalışkanlığının ve başarısının en önemli göstergesidir. Emeği geçen sanayicilerimize, iş adamlarımıza, işçilerimize ve tüm meslek odalarımıza teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erbay…

5.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Fethiye Körfezi’nin ciddi bir kirlilikle karşı karşıya olduğuna, körfezdeki kirlenmenin ana sebeplerinden birisinin tekne yoğunluğu olduğuna, Muğla-Aydın İlleri Bütünleşik Kıyı Alanları Planı kapsamında bu yoğunluğun daha da artacağına, halkın ve yerel yönetimlerin görüşü alınmadan uygulanmak istenen planın iptal edilmesi ve Fethiye Körfezi’nin temizlenmesi için gerekli çalışmaların bir an önce başlatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Fethiye ilçemiz her yıl milyonlarca turistin geldiği önemli bir turizm bölgemizdir ancak artan turist sayısına paralel bir şekilde çevre sorunları da artmaktadır. Özellikle Fethiye Körfezi ciddi bir kirlilikle karşı karşıyadır. Birçok kez Fethiye Körfezi’nin temizleneceği açıklansa da bugüne kadar bir çalışma yapılmamıştır. Körfezin kirlenmesinin ana sebeplerinden birisi de tekne yoğunluğudur. Fethiye Körfezi için mevcut tekne bağlama kapasitesi bin civarındadır ancak bu sayı yüksek sezonda 4 bine kadar çıkmaktadır. Çevre Bakanlığı tarafından askıya çıkarılan ve itirazlara neden olan Muğla-Aydın İlleri Bütünleşik Kıyı Alanları Planı kapsamında bu sayı daha da artacaktır. Bu proje, Fethiye Körfezi’ni geri dönüşü olmayacak şekilde yok edecektir. Muğla halkının ve yerel yönetimlerin görüşü alınmadan uygulanmak istenen Muğla-Aydın İlleri Bütünleşik Kıyı Alanı Planı derhâl iptal edilmeli ve Fethiye Körfezi’nin temizlenmesi için bir an önce gerekli çalışmalar başlatılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Yeşilayın bağımlılıklarla mücadele için 5 Mart 1920’de kurulduğuna, 81 ilde toplam 120 şubesi ve çalışmalarına destek veren yüzbinlerce gönüllüsü bulunduğuna, Yeşilayın kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü ve 1-7 Mart Yeşilay Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir asrı aşkın süredir iyi ve sağlıklı yaşam hedefiyle çalışan Yeşilay, bağımlılıklarla mücadele için Doktor Mazhar Osman ve arkadaşları tarafından Sultan Vahdettin’in izniyle 5 Mart 1920’de İstanbul’da “Hilal-i Ahdar” adıyla kurulan önemli ve köklü bir kurumumuzdur. Kuruluşundan günümüze alkol, sigara, uyuşturucu madde, kumar ve günümüzde internet ve teknoloji bağımlılığı Yeşilayın mücadele alanlarıdır. Türkiye'nin 81 ilinde toplam 120 şubeyle hizmet veren Yeşilayın, çalışmalarına destek veren yüzbinlerce gönüllüsü bulunmaktadır. Yurt genelinde açılan Yeşilay Danışmanlık Merkezi’yle bağımlılara ücretsiz psikolojik danışmanlık desteği verilmekte, Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı’yla milyonlarca öğrenci ve yetişkine farkındalık eğitimi verilmektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bayraktarlığını yaptığı sağlıklı nesil ve bilinçli bireyler oluşturmak için zararlı alışkanlıklarla mücadele eden Yeşilayın kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü ve 1-7 Mart Yeşilay Haftası’nı kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gültekin…

7.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, AK PARTİ döneminde Niğde iline son sekiz yılda 20,8 milyar TL yatırım yapıldığına, Ankara-Niğde Otoyolunun açılmasıyla tüm yolların kesiştiği bir cazibe merkezi hâline geldiğine, Konaklı beldesi karşısında yapımı planlanan Yeni Niğde 2’nci Organize Sanayi Bölgesinin kuruluş protokolünün Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylandığına, teşvik avantajıyla yatırım yapmak isteyenleri Niğde iline davet ettiğine ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Her alanda gelişimini hızla devam ettiren Niğde’mize AK PARTİ döneminde son on sekiz yılda 20,8 milyar TL yatırım yapılmış olup son iki yılda aldığı birçok yatırımlarla da altın çağını yaşamaktadır. Şehrimiz, Ankara-Niğde Otoyolu’nun da ulaşıma açılmasıyla tüm yolların kesiştiği bir cazibe merkezi hâline gelmiştir. Ulaşım kolaylığını fırsata çevirerek Niğde’mizin sanayi alanında da gelişimini daha da hızlandırmak için Konaklı beldemizin karşısında 5 bin dönüm alan üzerine planladığımız ve Bakanlık nezdinde takip ettiğimiz, benim de çok önem verdiğim Yeni Niğde 2’nci Organize Sanayi Bölgemizin kuruluş protokolü Bakanlığımız tarafından onaylanmış ve tüzel kişilik kazanmıştır, Niğde’mize hayırlı olsun. Hem ulaşım hem de uygulanan 5’inci Bölge Teşvik avantajlarımızla yatırım yapmak isteyen tüm sanayicilerimizi Anadolu’nun parlayan yıldızı Niğde’mize davet ediyorum. Yeni Niğde 2’nci Organize Sanayi Bölgemizin ilimize kazandırılmasında başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sayın Bakanımız Mustafa Varank’a, emeği geçen herkese teşekkür eder, Genel Kurul saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

8.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas ilinin Örencik, Güneli, Akkoç, Yağmurluseki köyleri sınırları içerisinde açılmak istenen asbest-talk madeninin 32 köyün içme suyunu, tarımı ve hayvancılığı tehdit ettiğine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığını yöre halkının karşı olduğu bu maden projesini derhâl durdurmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sivas’ın Örencik, Güneli, Akkoç, Yağmurluseki köyleri sınırları içerisinde açılmak istenen asbest-talk madeni 32 köyün içme suyunu, tarımını ve hayvancılığını tehdit ediyor. Çevreye, insan sağlığına, yer altı sularına zehir saçacak ve bilirkişi raporuyla bölgenin tarım ve su kaynaklarını etkilediği belirtilen maden için şirketlerin kâr odaklı ısrarı sürmektedir. Bölgedeki su kaynaklarının Sivas’tan başlayıp Samsun’a kadar uzanan Kızılırmak Nehri’ne karışması ne yazık ki asbest-talk madeninden çıkan kanserojenlerin geniş çaplı bir bölgeye yayılacağını göstermektedir. Buradan Çevre ve Şehircilik Bakanlığını, yöre halkının karşı olduğu bu maden projesini derhâl durdurmaya, bölgenin en önemli geçim kaynaklarını yok etmemeye ve insan sağlığını tehlikeye atmamaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

9.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Tarım Kredi mağdurlarının sorunlarının artarak devam ettiğine, söz konusu çiftçi olunca AKP’nin ampulünün yanmadığına, acil olarak başta Tarım Kredi borçları olmak üzere çiftçinin borç sorununun çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ankara kapılarında süründürdüğünüz, evlerine, tarlalarına, traktörlerine el koyduğunuz Tarım Kredi mağdurlarının sorunu artarak devam ediyor. 31 Marta kadar hacizleri durdurmuştunuz ama sorun orada da duruyor. Bu sürede faizleri işlettiniz, sorunu daha da büyüttünüz. Mart ayına girdik ve ayın sonu geliyor. Sizin görmemeniz âdeta tefeci faizleriyle borçlandırılmış çiftçimizin gerçeğini değiştirmiyor. Tarım Kredi mağdurları için bir şey yapacaksanız şimdi yapın, ayın başından hatırlatıyoruz.

Söz konusu çiftçi olunca AKP’nin ampulü ya yanmıyor ya ışık vermiyor ya da çok geç yanıyor. Ya da çıkıp deyin ki: “Biz çiftçinin evini, tarlasını, traktörünü haczedecek, elinden alacağız. Sonra bu aldıklarımızı da 5’li çeteye yedireceğiz.”

İnsanlar canından bezmiş, intiharın eşiğinde. Acil olarak, başta Tarım Kredi mağdurları olmak üzere çiftçimizin borç sorununu çözün.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

10.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, ülkenin 2020 yılında yüzde 2 dolayında büyüdüğüne, imalat sanayisinde çalışan sayısının arttığına, son çeyrekte imalat sanayisinin yüzde 10,5 nispetinde büyüdüğüne, ihracatın rekor kırdığına ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

2020’de Amerika yüzde 3,5 küçüldü Değerli Başkanım, İngiltere yüzde 10 civarında küçüldü; Avrupa ülkeleri hep bu hâlde gidiyor, aşağıya doğru gidiyor ama ülkemiz, elhamdülillah, yüzde 2’ler dolayında büyüdü. Şeamet tellallarını çıldırtan bir hâldir bu. Bu, ak politikaların zemindeki berraklığını ifade etmektedir. İmalat sanayisindeki çalışan sayısı 325 bin civarında arttı; bu, bu sebepten dolayıdır. Son çeyrekte imalat sanayisi yüzde 10,5 nispetinde büyüdü, gayrisafi millî hasılaya katkısı çok yükseldi. İhracat rekor kırıyor, ithalat yüzde 5 dolayında azaldı; ihracat ithalatı yüzde 85 dolayında karşılar hâle geldi. 2021 çok daha lezzet veren bir hâl olacak inşallah. Bunu ecnebi otoriteler de söylüyorlar ve “yüzde 4” diye daha önce kayda aldıkları büyümemizi “yüzde 6” olarak değiştirdiler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

11.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 2020 yılında Kocaeli Üniversitesinin 3 projesinin TÜBİTAK performans ödülü aldığına, 5 Avrupa Birliği projesinin kabul edildiğine, akademik kadro tarafından 2020 yılında üretilen ISI indeksli yayınların yüzde 35’inin Scopus Q1 grubundaki yüksek etkili faktörlü dergilerde yayımlandığına, Kocaeli Üniversitesinin başarılarının devamını dilediğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, geçen hafta Kocaeli Üniversitemizin başarılarının bir kısmından söz etmiştim. Yine, üniversitemizin 2020’de 3 projesi TÜBİTAK performans ödülüne layık görüldü, 5 Avrupa Birliği projesi kabul edildi. 2020’nin ilk yarısında TÜBİTAK’ın Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında kabul gören 6 projesine 4 milyon TL’lik destek aldı. 2020 yılında öğretim elemanları, 15’i uluslararası olmak üzere 45 kongre ve sempozyuma katılırken 14’ü uluslararası olmak üzere 19 kongre ve sempozyumun organizasyonunda yer aldı. Akademik kadro tarafından 2020 yılında üretilen ISI indeksli yayınların yüzde 35’i Scopus Q1 grubundaki yüksek etkili faktörlü dergilerde yayımlandı. Siyasi polemiklerle değil bilimle uğraşan Kocaeli Üniversitemizin başarılarının devamını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

12.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, Çanakkale ili Bayramiç ilçesinde 2019 yılında yapılan TOKİ konutları kurasıyla konut sahibi olmaya hak kazananların bugün birçok sorunla yüz yüze olduğuna, yetkililerden TOKİ güvencesiyle ev sahibi olan bu insanların sorunlarını bir an önce çözmelerini beklediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, 2019’da Bayramiç’te TOKİ konutları kura çekimi yapılmıştı. Çanakkale Valisinin de hazır bulunduğu kura törenine AKP milletvekilleri ve yöneticileri de yoğun bir katılım sağlamışlardı. Kura sonucu konut sahibi olmaya hak kazanan hemşehrilerimiz bugün birçok sorunla yüz yüzeler ve henüz taşınmalarının üzerinden bir yıl geçmemesine rağmen söz konusu konutlardaki manzara içler acısı. Sayılamayacak kadar çok sorunu konutlarda yaşayanlar tespit etmiş. İstinat duvarlarında çökme riski, dış cephe kaplamalarında dökülme ve çatlaklar, binaların ortak kullanım alanlarında mermerlerin çatladığını, kazan dairelerine lağım bastığını, çatılardaki kiremitlerin kırık olduğunu, çatı oluklarından su sızıntıları olduğunu, ısınma sıkıntısı yaşadıklarını, termostatlarının arızalı olduğunu söylüyorlar. Binaların resimlerini görseniz deprem olmuş sanırsınız. Yetkililerden, TOKİ güvencesiyle ev sahibi olan bu insanların sorunlarını bir an önce çözmelerini bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

13.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, Amasya ilinde Göynücek Merkez Camii din görevlisinin Alevilere ağır hakaret ettiğine, Amasya ilindeki Alevi kurumlarının ilgili hakkında suç duyurusunda bulunduğuna, bu kişiye neden herhangi bir işlem yapılmadığını sorduğuna ilişkin açıklaması

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Amasya Göynücek’te Göynücek Merkez Camisi din memuru Alevilere ağır hakaret etmiştir. Bu Göynücek meczubu, Aleviler için “Aleviler düğünden önce eşlerini dedeye teslim ediyorlarmış.” demiştir. Bu meczup, Alevilerin de vergisiyle aldığı maaşı yerken hiç tereddüt etmezken Alevilere de hadsizce hakaret etmektedir. Bu Göynücek meczubu hakkında Amasya’daki Alevi kurumlarımız suç duyurusunda bulunmuştur. Şimdi iktidara soruyorum: Hakaret sadece size yapılınca mı hakaret oluyor? Manevi değerlere hakaret sizin için mi geçerli sadece? Dinî değerlere hakaret sadece sizin için mi geçerli oluyor? Bu meczuba neden herhangi bir işlem yapılmıyor?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yargı kararını verecek ve sorumlular hesap verecek.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

14.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, AKP’nin on dokuz yıllık iktidarının ardından hâlâ İnsan Hakları Eylem Planı açıklanmasının ülkenin getirildiği ayıplı noktanın göstergesi olduğuna ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Türkiye’de hâlâ parti kapatmaktan bahsediyorsak, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve yüzlerce siyasi tutuklu AİHM kararlarına rağmen zindanda tutuluyorsa, Anayasa Mahkemesi kararları tanınmıyorsa; 2 yazısı, yorumu nedeniyle dört yıldır cezaevindeki Ahmet Altan 71’inci yaşına Silivri zindanında girmek zorunda bırakılıyorsa; Van’da yurttaşlara kötü muamelenin haberini yapan gazeteciler, İstanbul’da kayyum rektörü protesto eden öğrenciler hukuksuzca tutuklanıyorsa; Facebook’ta, Twitter’da görüşünü paylaşan on binlerce vatandaş soruşturuluyorsa; televizyon ekranları karartılıyor, gazetelere ilan ambargosu uygulanıyorsa; yolsuzluk, taciz, rüşvet haberleri engelleniyorsa hangi paketi hazırlarsanız hazırlayın nafiledir. Meselenin çözümü bellidir; yargı bağımsızlığıdır, güçler ayrılığıdır, denge ve denetleme ihtiyacıdır. Meselenin çözümü; tek adam yönetiminden kurtulmak, gerçek demokrasi ve hukuk devletine geçmektir. On dokuz yıllık AKP iktidarının ardından hâlâ İnsan Hakları Eylem Planı açıklanıyor olması Türkiye'nin getirildiği ayıplı noktanın göstergesidir.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

15.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkenin pandemi sürecinde sağlık hizmetleri, önleyici tedbirler ve ekonomik destekler bakımından dünyada takdir edildiğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yeni kontrollü normalleşme sürecinin milletle paylaşıldığına, alınan kararların ülkeye ve millete hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye, hem sağlık hizmetleri hem önleyici tedbirler hem de ekonomik destekler bakımından dünyanın takdirle takip ettiği bir yerde durmaktadır. Dünyada ve özellikle Avrupa coğrafyasındaki gelişmeleri yakından izleyerek salgınla mücadele stratejimizi sürekli güncelliyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yeni kontrollü normalleşme süreci milletimizle paylaşıldı. Unutulmasın ki salgın tedbirlerinin ne düzeyde uygulanacağında her bir vatandaşımızın davranışı etkili olacaktır. Vatandaşlarımız, günlük hayatlarının her anında temizlik, maske ve mesafe tedbirlerine ne kadar riayet ederlerse yaşadıkları illerinin normalleşmeye o kadar hızla geçebilmesini sağlayacaklardır.

Alınan kararların ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

16.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Düzce ili Gümüşova ilçesinde esnaf ve çiftçilerin yaşadıkları ekonomik sıkıntılara ilaveten 2/B arazileriyle ilgili sorunları olduğuna, Gümüşova ilçesi ve köylerinin içme suyunun sondaj kuyularından temin edildiğine, Gümüşovalıların sınır değişikliğiyle Sakarya iline geçen su kaynağından yararlanmak isteklerini yetkililerin bilgisine sunduğuna ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta Düzce Gümüşova ilçesini ziyaret ettik. Her yerde olduğu gibi esnaf ve çiftçilerin yaşadıkları ekonomik sıkıntılara ilaveten başka sorunları da var. Pazarcık köyünde köylüler yıllardan beri işledikleri 2/B orman arazilerinde tapu sorunları yaşadıklarını, bir maden firmasının köylülerin işledikleri arazi aleyhine orman içerisinde genişlediğini; Halilbey köyünde orman idaresi ve tapu dairesi arasındaki uyumsuzluk sonucu 2/B tapulu arazilerinin ellerinden çıkması sorunlarını anlattılar. Ayrıca, Halilbey köyüyle beraber 3 köyün giriş yolunun yaralanmalı kazaları önlemek için bir an önce düzeltilmesini bekliyorlar.

Gümüşova ilçesi ve çevre köylerin içme suyu sondaj kuyularından temin edilmekte ve sular çamurlu akmaktadır. Gümüşovalılar, Dededüzü köyü sınırları içerisinde yer alan ve sınır değişikliğiyle Sakarya iline geçen su kaynağından yararlanmak istemektedirler. Yetkililerin bilgisine gereği için sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu…

17.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyonun yüzde 15,6 olduğuna, bu rakamın vatandaşın hissettiği enflasyonla uzaktan yakından alakası olmadığına, TÜİK’in hesap becerisiyle de kurumsal yapısıyla da içler acısı bir hâlde olduğuna, TÜİK’in dokuz ayda 2 asil, 1 vekil 3 Başkan eskittiğine ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye İstatistik Kurumunun bugün açıkladığı verilere göre yıllık enflasyon yüzde 15,6. Vatandaşın iliklerine kadar hissettiği enflasyonla uzaktan yakından alakası yok. Bugün TÜİK hesap becerisiyle de kurumsal yapısıyla da içler acısı bir hâldedir; aslında bu hâl Türkiye'nin yeni rejiminin içler acısı hâlidir. TÜİK değirmen misali dokuz ayda 2’si asil, 1’i vekil 3 Başkan eskitti. Nerede kürsüden atılan istikrar nutukları? Nerede tıkır tıkır işleyecek olan bürokrasi çarkları? TÜİK gönlünüze göre enflasyon sepeti yapıyor ama size yetmiyor. Pandemi var, hayat felç, işsizlik 10 milyonu aşmış, TÜİK buna rağmen 1,8’lik büyüme hesaplıyor, size bu da yetmiyor. Yeni rejimin palavraları istikrarlı ama bürokrasisinde istikrarın esamesi okunmuyor.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

18.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, PKK terör örgütünün şehit ettiği silahsız 13 vatandaşa rahmet dilediğine, PKK ne kadar hainse onun uzantılarına destek verenlerin de hain olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – “PKK” denilen, “Kürt’üm” deyip Kürt’ü katleden canilerin, hainler sürüsünün tuzak kurarak kaçırdığı, ellerini kollarını bağlayıp işkenceyle şehit ettiği silahsız 13 vatandaşımıza, kardeşlerime rahmet, milletime ve ailelerine sabırlar diliyorum.

Tek dişi kalmış PKK ne kadar hain ise onu ismen kınamayan, onun lideri Apo’nun heykelini dikmek isteyen, onun uzantılarına destek verenler de haindir. “Hayır, biz hain değiliz.” diyorsanız Türk ordusu nasıl PKK’yı sürdü, ülke dışına attıysa gelin hep beraber bu hainlerin, bu kalleşlerin uzantılarını da sürüp atalım.

Mehmet Akif’in dediği gibi:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!...

Boğamasam da hiç olmazsa yanımdan kovarım!”

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

19.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Mecliste muhalefete sürekli “terörist” diye saldıran, bir partinin demokrasi dışı uygulamalarla kapatılmasını savunan, yargıya müdahale edip talimat veren, hayatı boyunca Fetullahçı terör örgütünde yer almış Grup Başkan Vekilinin kim olduğunu sorduğuna ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Fetullahçı terör örgütüne sadakatini göstermek için aracının plakasına bile “FG” yazan, Balyoz, Ergenekon ve Kumpas davalarının yılmaz savunucusu olmuş, hatta avukat olarak da bu davalara müdahil olup ordudaki cumhuriyetçi subayların cezaevlerine girmesine neden olan, Fetullahçı terör örgütünün derneklerinde üyeliği bulunan, bu derneklerle 2010 yılında askerler tutuklansın diye Fenerbahçe Orduevi’nde konuşan, açıklamalar yapan, şimdilerde ise AKP Grup Başkan Vekilliği görevini yürüten, Mecliste muhalefete sürekli “terörist” diye saldıran, bir partinin demokrasi dışı uygulamalarla kapatılmasını savunan, yargıya müdahale edip talimat veren, hayatı boyunca Fetullahçı terör örgütünde yer almış “C.Ö.” isimli Grup Başkan Vekili kimdir? (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ataş…

20.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, Çin’in Doğu Türkistan’da insanlık tarihinin en acımasız ve vicdansız zulmünü yaptığına, iktidarın Uygur Türklerine sahip çıkmadığına, Çin ile Türkiye arasında imzalanan suçluların iadesi anlaşmasının Uygur Türklerini endişelendirdiğine ilişkin açıklaması

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çin tarafından Doğu Türkistan’da insanlık tarihinin en acımasız ve vicdansız zulmü yapılmaktadır. Çin yönetimi, Uygur Türklerine karşı; dillerinin yasaklanması, işkence, çocukların ailelerinden alınıp asimile edilmesi, Türk kızlarını Çinli erkeklerle birlikte olmaya zorlama, ibadetlerin yasaklanması gibi birçok mezalimi devam ettirmektedir. Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda yer alan 16 Türk devletinden biri Uygur devletidir. Yalandan da olsa Filistin’e, Kudüs’e sahip çıkan iktidar, bunun binde 1’i kadar Uygur Türklerine sahip çıkmamış, sırf Çin’e şirin görünmek için soydaşlarımızın adını ağzına bile almamıştır. Çin ile Türkiye arasında imzalanan suçluların iadesi anlaşması Uygur Türklerini endişelendirmektedir. Bu anlaşmayı bir an önce Genel Kurula getirip tüm partilerin oy birliğiyle reddedelim ki al bayraktan gök bayrağa selam olsun. Kahrolsun Çin, yaşasın tam bağımsız Doğu Türkistan diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’nda.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

21.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre en az 1 milyon Müslüman Uygur Türkü’nün Çin’de toplama kamplarında olduğuna, Doğu Türkistanlıların seslerini duyurmak için çırpındıklarına, Doğu Türkistan için 22 ülkenin yayımladığı ortak bildiride neden Türkiye’nin imzasının olmadığını sorduğuna, Doğu Türkistan’da zulüm görenlerin Türk ve Müslüman olduklarına, bu insanlık ayıbına hep birlikte son verilmesini dilediğine ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Tam 1 milyon kişi, evet, Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre en az 1 milyon Müslüman Uygur Türkü, Çin’in dünyaya “eğitim merkezi” adıyla yutturmaya çalıştığı toplama kamplarında. Dünya Türklüğü, zalim Çin yönetiminin bütün insani değerleri yok saydığı, insan hak ve hürriyetlerini ayaklar altına aldığı ve yaşama hürriyetine kastettiği büyük bir saldırıyla karşı karşıyadır. Bu bir insan avıdır ve hedefinde yalnızca Türklük vardır, Uygur Türklüğü vardır. Acımasız kamplarda baskı altında, işkence altında, akla hayale gelmez yöntemlerle insanların katledildiği, insanlık dışı uygulamalara maruz bir şekilde hayattan bezdirilmeye çalışıldığı Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz seslerini duyurmak için çaresizce çırpınıyorlar.

Çin dışında çeşitli ülkelerde bu cehennemden fiziken uzak ama yıllardan beri haber alamadıkları anaları, bacıları, babaları için kan ağlayan, manen işkence çeken 10 binlerce Uygur Türkü de seslerini duyurabilmek için çalmadık kapı bırakmıyor. Ancak, Sayın Genel Başkanımızın Mecliste onlara açtığı kapı, teslim ettiği kendi kürsüsündeki mikrofon hariç elleri hep boş kalıyor ve tüm kapılar sanki duvar olmuş, karşılarına çıkıyor.

Neredesiniz her fırsatta kendini Türk milliyetçiliğinin temsilcisi ilan edenler? Neredesiniz Kudüs’te, Mısır’da yaşananlardan sonra “Müslümanlara yapılanlar kırmızı çizgimizdir.” diyen Adalet ve Kalkınma Partisi yetkilileri? Neredesiniz Mısır’daki Rabia için gözyaşı döken, sonra onu partisinin sloganı yapan, birilerinin ilahî özellikler yüklediği, birilerinin kendisiyle ilgili halifelik rüyası gördüğü, her yerde kendini Müslümanların hamisi olarak gören Sayın Cumhurbaşkanı, neredesiniz? Neredesiniz kendilerini Müslüman olarak gören İslam ülkelerinin yetkilileri? Neredesiniz bağımsızlıklarına kavuştukları için haklı olarak gurur duyduğumuz Türk Cumhuriyetleri?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Doğu Türkistan için 22 ülkeden ortak bildiri yayınlandı. Neden içlerinde hiçbir İslam ülkesi yok? Neden içlerinde hiçbir Türk cumhuriyeti yok ve neden içlerinde Türkiye yok? Doğu Türkistanlılara tüm kapılarını ve Meclis kürsülerini açan İYİ PARTİ olarak bu tablodan muzdaribiz. Hiç kimse timsah gözyaşları dökmesin ve herkes elini taşın altına koysun. Çağrımız herkesedir. “Ben Türk’üm.” diyenlere Doğu Türkistan’dakiler Türk “Ben Müslümanım.” diyenlere Doğu Türkistan’dakiler Müslüman “Ben insanım.” diyenlere Doğu Türkistan’dakiler insan.

Bu insanlık ayıbına hep birlikte son vermek dileğiyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç…

Buyurun Sayın Oluç.

22.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, dört gün önce Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinde 17 kişinin gözaltına alındığına, ardından 13 kişinin daha gözaltına alındığına, ilk gözaltına alanlardan 71 yaşındaki Hatun Aslan ve 79 yaşındaki Meryem Soylu’nun tutuklandığına, bugün de 81 yaşındaki Şehmus Türk’ün gözaltına alındığına, bu kadınlara yapılan zulme son verilmesi çağrısında bulunduğuna, TÜİK’in enflasyon verilerini açıkladığına, iktidarın TÜİK’te iki yılda 4 Başkan değiştirdiğine, Enflasyon Araştırma Grubunun aylık enflasyon oranını 1,84 ve 2020 enflasyon oranını yüzde 37’ye yakın açıkladığına, TÜİK’in açıkladığı rakamların doğru olmadığını herkesin bildiğine, Türkiye’nin yanlış dış politikasını düzeltsinler, lobi yapsınlar diye Amerika’daki lobi şirketleri Greenberg Traurig şirketine toplam 1 milyon 850 bin dolar ve Arnold & Porter şirketine altı ay içinde 750 bin dolar ödendiğine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, şimdi, bir sivil toplum kuruluşundan bahsetmek istiyorum; MEBYA-DER. Bu MEBYA-DER bir dernek; Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği.

Şimdi, bu MEBYA-DER’de dört gün önce 17 kişiye gözaltı yapıldı. Bugün 13 kişiye daha gözaltı yapıldı. Dün bu ilk gözaltına alınanlardan 2’si tutuklandı; biri 71 yaşındaki Hatun Aslan, diğeri de 79 yaşındaki Meryem Soylu. Bunlar; biri Hatun Aslan, diğeri Meryem Soylu; biri 71 yaşında, diğeri 79 yaşında. Ve bugün de Şehmus Türk gözaltına alındı, 81 yaşında. Şimdi, yani bu nasıl bir adalet anlayışı ya. Yani bu iktidara gerçekten sormak istiyorum: Siz bu hâkim ve savcıları nerede yetiştiriyorsunuz? Serada mı, kavanozda mı? Bunlar hukuk eğitimlerini nerede alıyorlar ya? Ya, eskiden bir laf vardı bu hâkimler için, “Cüzdanları ile vicdanları arasında sıkışıyorlar.” gibi münasebetsiz bir laf vardı; şimdi artık vicdan da kalktı ortadan, vicdan da kalktı ortadan. Ya, biri 71 yaşında, biri 79 yaşında; niye tutukluyorsunuz bu insanları, niye tutukluyorsunuz?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kullanmayın yaşlıları, yaşlıları kullanmayın. Allah Allah!

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sana ne oluyor ya, sana ne oluyor?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, dolayısıyla iktidara şunu bir kere daha hatırlatmak istiyorum…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sana ne oluyor, ne bağırıyorsun?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sana ne oluyor? Ben konuşurum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı ya! Böyle bir usul var mı?

BAŞKAN – Siz devam edin Sayın Oluç.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Var, var; bende notlar var.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ya, otur yerine. Konuşacaksan da yerinden konuş.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Senden emir alacak değilim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, bakın, bir kez daha hatırlatıyorum: Bu annelere, bu kadınlara yapılan zulmün hiçbir açıklaması olamaz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kadınları kullanmayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O yüzden bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Bu kadınlara, bu analara zulme son verin. Çünkü şu çok net, açık: Bakın, medyayı kullanamıyoruz diye düşünüyorsunuz, televizyonları kullanamıyoruz diye düşünüyorsunuz ama çok güçlü yüz yüze, kulaktan kulağa her şey anlatılıyor ve Kürt kadınları, Kürt anneleri bu zulmü kuşaktan kuşağa aktaracaktır; bundan en ufak bir şüpheniz olmasın. Bir kez daha iktidara sesleniyorum: 80 yaşına yaklaşmış insanları tutuklamaktan vazgeçin.

Sayın vekiller, şimdi değinmek istediğim ikinci konu, bugün TÜİK enflasyon verilerini açıkladı, ünlü TÜİK. Şubat verileri beklentileri aştı; yıllık yüzde 15,61; aylık 0,91 olarak açıklandı. Hormonlu veriler, biliyoruz. TÜİK’te iki yılda 4 başkan değiştirdi bu iktidar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yani normalde TÜİK başkanları beş yıldan önce görevden alınmazdı, şimdi beş yılda 5’inci kez başkan değişti, iki yılda da 4 başkan. Ama başkanları ne kadar hızlı değiştirirseniz değiştirin, tutmuyor. Yani bugün açıklanan son enflasyon rakamları da aslında on sekiz ayın zirvesini gördü. Zaten bunların hormonlu rakamlar olduğunu da biliyoruz. Bakın, Enflasyon Araştırma Grubu var, uzmanların, akademisyenlerin, ekonomistlerin içinde olduğu Enflasyon Araştırma Grubu. “0,91” diye TÜİK’in açıkladığı aylık enflasyon oranını “1,84” olarak açıkladı, 1,84; 2 katı yani. Şimdi, 2020’de enflasyon oranını yine ENAG -yani bu Enflasyon Araştırma Grubu- yüzde 37’ye yakın açıkladı. Gayet normal çünkü TÜİK’in verilerinde bile, ev eşyasına baktığımızda yüzde 24’e yaklaşmış, ulaştırmada yüzde 23’e yaklaşmış ki bunlar TÜİK’in verileri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, işte, bu yüksek işsizlik, yüksek enflasyon, önlenemeyen parasal değer kaybı ve yalancı büyüme rakamlarından ibaret olan bir Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi faaliyetleri var, normal. Yani, bu TÜİK’in açıkladığı rakamların doğru olmadığını herkes biliyor. Bakın, son bir yıl içinde temel tüketim maddelerine, ayçiçeği yağına yüzde 110 zam yapılmış, doğal gaz ve elektrik fiyatlarında yüzde 40, baklagillerde yüzde 60, peynirde yüzde 27, yumurtada yüzde 80. Ya, hâlâ TÜİK diyor: “Yüzde 15 yıllık enflasyon.” Tamamen yalan ama başkan değiştirerek de bu durumu değiştiremeyeceksiniz çünkü yanlış ekonomi politikaları üzerinde şekilleniyor her şey.

Şimdi, yanlış ekonomi politikaları da, hani dış politikası çok mu doğru bu iktidarın diye baktığımızda ilginç bir veriyle karşı karşıya kaldık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oluç, son kez açtırıyorum çünkü ne ekonomiyi böyle bir dakikalarla bitirebiliriz ne dış politikayı bir dakikalarla bitirebiliriz.

Buyurun, son sözlerinizi alayım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum, son defa söyleyeceğim.

Şimdi, dış politikada da sürekli yanlışlar yapan, fiyaskolarla karşı karşıya kalan bir hükûmet, bu çok açık. Peki, bu yanlışlarını nasıl düzeltmeye çalışıyor? Halkın bütçesinden para harcayarak. Nereye harcıyor? Bakın, Greenberg Traurig, Amerika’da bir lobi şirketi. Dört yılda 1 milyon 728 bin dolar verilmiş. En son 2020’nin son dört ayında da 124 bin dolar yani toplam 1 milyon 850 bin dolar bu şirkete verilmiş. Neden? Türkiye'nin yanlış dış politikasını düzeltsinler, lobi yapsınlar da senatörler arasında, Temsilciler Meclisinde düzeltsinler diye. O yetmemiş, Arnold & Porter’e 750 bin dolar verilmiş geçtiğimiz altı ay içinde. Neden? Çünkü F-35 alamıyor yanlış politikalar yüzünden, onu düzeltsinler diye. Türkiye'nin yanlış politikalarını, iktidarın yanlış politikalarını düzeltmek için halkın bütçesinden, hazinesinden para harcanıyor bir de üstelik.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay…

Buyurun Sayın Altay.

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 3 Mart 1924 tarihinin dünyaya hem laik hem Müslüman olunacağının ilan edildiği tarih olduğuna, hilafetin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması, Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığının, Vakıflar Genel Müdürlüğünün kurulması gibi yeni bir devletin olmazsa olmazı olan büyük adımları atan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere o dönem yasama organında görev yapan ve ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerini rahmetle andığına, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün ve İletişim Başkanının siyasi ağırlığının bakanların, Meclisteki siyasi parti genel başkanlarının, parti sözcülerinin önünde olduğuna, yasama organı bakımından bunun hoş bir tablo olmadığına, S-400 meselesinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın açıklamalarından hangisine inanacaklarını sorduğuna, milletin kör kuruşunun hesabını sormanın milletvekillerinin boynunun borcu olduğuna, milletin bekası, huzuru, refahı, mutluluğu için beytülmalin kör kuruşunun hesabını bilmek istediklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zatıalinizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz efendim.

Sayın Başkan, bugün 3 Mart. 3 Mart tarihi bizim için önemlidir. 3 Mart 1924, cumhuriyet tarihimizin en önemli devrim kanunlarının yapıldığı gündür; hayata geçirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisince yasalaştığı gündür. 3 Mart 1924’te dünyaya hem laik hem Müslüman olunacağının ilan edildiği ve gösterildiği bir tarihtir. Anadolu Müslümanlığı gerçekten –bana göre de- İslam’ın en güzel yaşandığı, hissedildiği, içselleştiği bir hâldir, bir inanç iklimidir. Hilafetin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun çıkarılması, Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulması, Vakıflar Genel Müdürlüğünün kurulması… Gerçekten yeni bir devletin olmazsa olmazı olan toplumsal bütünlüğün, iç barışın da tesisinde çok önemli bir yer tutacak bu büyük adımları atan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere o dönem yasama organında görev yapan ve bugün ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerimizi rahmetle, şükranla ve minnetle anmayı, onların ortaya koyduğu bu devrimleri sonsuza kadar, dünya durdukça, Türkiye Cumhuriyeti var oldukça yaşatma azim ve kararlılığında olan bir siyasi partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi grubu olarak beyan ederken, Büyük Atatürk başta olmak üzere, o dönemki yasama organı üyelerini rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkan, dün bu Mecliste bir meseleyi gündeme getirdim; o da şu idi: S-400 meselesinde Sayın Millî Savunma Bakanının yirmi-yirmi beş gün önce yaptığı bir açıklamanın tam tersi bir açıklama, daha doğrusu böyle bir düşünce ve projenin olmadığına dair bir beyan saray sözcüsü tarafından dillendirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Türkiye’de -herkes de bilmekte ki- maalesef, saray sözcüsünün ve saray İletişim Başkanının siyasi ağırlığı -üzülerek söylemek isterim ki- bakanların, Meclisteki siyasi parti genel başkanlarının, parti sözcülerinin önündedir. Bu, yasama organı bakımından da demokrasimiz bakımından da hoş bir tablo değildir. Şimdi, orasında değiliz ama şurasındayız: Biz, yasama organı olarak, S-400 meselesiyle ilgili olarak saray sözcüsü ile Millî Savunma Bakanının açıklamalarından hangisine inanacağız? Bu, S-400’e verilen 2-2,5 milyar dolar para bu Meclisin yaptığı bütçeden karşılanmaktadır. Bu Meclisin yaptığı bütçeden harcanan bu paranın akıbetini öğrenmek ve bunu denetlemek, bu Meclise üye bütün sayın milletvekillerinin -parti ayrımı yapmıyorum- tarihe ve aziz milletimize karşı bir sorumluluğudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu paralar, yaptığımız bütçenin kör kuruşu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 585 sayın üyesinin namusudur, şerefidir.

Şimdi, buradan tekrar yürütme organına, Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Sayın Cumhurbaşkanım, biz bütçe yapıyoruz, sen o bütçeyi harcıyorsun, öyle kafana göre de harcayamazsın. S-400’ü aldın, Amerika’yla takıştın, dedik ki: Amerika kim? Bu işlere karışamaz Amerika. Biz, senin S-400’le ilgili yanlış politikanı içerde konuşuruz ama dışarıya karşı da daha tutarlı, daha diplomatik, daha akılcı bir politika getir. Ama şimdi, içeride de milletin kör kuruşunun hesabını sormak, şahsen İstanbul Milletvekili olarak benim boynumun borcudur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay, son kez açıyoruz.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup bütün milletvekillerimizin de boynunun borcudur, AK PARTİ’nin, HDP’nin, MHP’nin ve İYİ PARTİ’nin de eminim boynunun borcudur. Burada yaptığımız iş kutsal bir iştir. Aziz milletimizin bekası için, huzuru, refahı, mutluluğu için biz beytülmalin kör kuruşunun hesabını bilmek istiyoruz.

Sayın Erdoğan, Millî Savunma Bakanını Meclise yolla, bizi derhâl bilgilendirsin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan.

Buyurun Sayın Özkan.

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, on sekiz yıldan beri yapılan anayasal ve yasal reformların ülkenin demokratik standartlarını yükselttiğine ve Avrupa Konseyi müktesebatıyla uyumlu, hukukun üstünlüğü anlayışına uygun, demokratik hukuk devletini hayata geçirmek için mesafe katedildiğine, yapılan reformlara bir yenisini 2021 yılında ekleyeceklerine, 128 kanunda, 60 yönetmelikte ve 180’den fazla idari uygulamada düzenleme getiren bu reform paketiyle yargıya güvenin artacağına, yargı bağımsızlığının güçleneceğine, toplumun refahını geliştirecek olan bu reform paketine toplumun tüm kesimlerinden destek beklediklerine, terör örgütün dağa kaçırdığı evlatlarının nöbetini tutan Diyarbakır Annelerinin nöbetinin 550’nci gününde Diyarbakır Annelerinin bu mücadelesine desteklerini ifade ettiğine, vefatının 8’inci yıl dönümünde Müslüm Gürses’i rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çok teşekkürler.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle toplum dinamik. Dinamik olan bu topluma reformlarla hukuk üretmek ve çağdaş modern geleceğe ülkemizi hazırlamak, gençlerimizle büyük Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesi hedefinin üzerine çıkarmak için çalışmak zorundayız. Bunun için AK PARTİ olarak, Cumhur İttifakı olarak, reform yapmaya devam ediyoruz.

On sekiz yıldan beri yapmış olduğumuz anayasal ve yasal reformlar -hamdolsun- ülkemizin demokratik standartlarını yükseltmiş ve Avrupa Konseyi müktesebatıyla uyumlu, milletimizin hak ettiği, hukukun üstünlüğü anlayışına uygun, demokratik hukuk devletini hayata geçirmek için nice mesafeler katettik. Bu anlamda toplumun tüm kesimlerine hitap eden, demokratik toplumu güçlendiren, insan hak ve özgürlüklerine işlerlik kazandıran ve toplumun tüm kesimlerinde bu standartların işler hâle geldiğini de gösteren reformlara yenisini inşallah 2021 yılında ekleyeceğiz.

Avrupa Birliği müktesebatını, milletimizin hakkı olduğu için inşallah adım adım hayata geçireceğiz. Özellikle 128 kanunda, 60 yönetmelikte ve 180’den fazla idari uygulamada düzenleme getiren bu reform paketiyle inşallah, yargıya güven artacak, yargı bağımsızlığı güçlenecek, insan hak ve özgürlükleri ile temel hakların vatandaşlarımız tarafından çok daha etkin yararlanmasına imkân sağlanacak, ifade özgürlüğünden din özgürlüklerine, örgütlenme özgürlüğünden mülkiyet hakkına kadar toplumun refahını geliştiren bu reform paketine, inşallah, toplumun tüm kesimlerinden destek bekliyor, olgunlaşması için katkılarını istirham ediyoruz.

Diğer taraftan, özellikle ülkemiz dâhilî ve haricî pek çok düşmanlık ve saldırının hedefine oturmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hani o muasır medeniyetler seviyesi hedefinin üzerine çıkmak için ülkemizin yolculuğunda karşı karşıya kalacağı tehlikeleri ifade ederken şahsi menfaatleri müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edenlere de dikkat çekmiştir.

Bu anlamda, ülkemize kasteden terör örgütün dağa kaçırdığı evlatlarının nöbetini tutan Diyarbakır Annelerinin o kutlu nöbetinin 550’nci günündeyiz. Diyarbakır Annelerinin bu mücadelesini destekliyor, yanlarında olduğumuzu ve güçlü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Diyarbakır Annelerinin bu kutlu mücadelesinde, maşerî vicdanı ifade eden bu haklı mücadelesinde, devletimizin tüm kurum ve kurallarıyla, bütün organlarıyla müteyakkız olduğunu ifade ediyorum. Evlat acısıyla yanan Diyarbakır Anneleri, küçücük yaşlarda dağa kaçırılan evlatlarının, kız-erkek çocuklarının nöbetini tutmaktadır. Kürt kadınları, Diyarbakır Anneleri, PKK’nın gencecik yaşlarda, kızıyla erkeğiyle dağa kaçırdığı yavrularının o acılarını kuşaktan kuşağa aktaracak ve o Kürt düşmanı PKK’nın, Kürtlerin, Arapların, Türklerin bir arada yaşama iradesine kasteden PKK’nın, PYD’nin ve arkasındaki güç odaklarının hesabını soracaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, yorumladığı “Hangimiz Sevmedik, Senden Vazgeçmem, İtirazım Var, Mutlu Ol Yeter” adlı şarkıları başta olmak üzere sayısız şarkıyı gençlerimizle, medeniyetimizle buluşturan 1953’te doğup bundan on dört yıl önce vefat eden ve 78 albüm bırakan Müslüm Gürses’in ölüm yıl dönümünü milletçe idrak ediyoruz. Yaşadığı acılarla sanatını yoğuran Gürses, şarkılarında, sevenlerine ve karşılıksız sevenlere, hasret olanlara derman olmaya, onların derdiyle dertlenmeye gayret etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum.

Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Büyük acılarla dolu altmış yıllık yaşamına 78 albüm, 38 film sığdıran unutulmaz sanatçı Müslüm Gürses’i rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyorum. “Yarım kalan sevgiye, şu emanet gülmeye, yaşamadan ölmeye itirazım var.” diyen Müslüm Gürses’in mekânı cennet, ruhu şad olsun. Aziz milletimizin bir kez daha başı sağ olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yakarsa dünyayı garipler yakar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 12/2/2020 tarihinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 20 milletvekili tarafından, öğretmenlerin yaşadıkları sorunların tüm boyutlarıyla incelenerek bu sorunların çözümü için izlenecek yolların belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2517) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

03/03/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 03/03/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                            İzmir

                                                                                 Grup Başkan Vekili

 

Öneri;

Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 20 milletvekili tarafından öğretmenlerin sorunları, öğretmenlik mesleğinin saygınlığının güçlendirilmesi amacıyla 12/02/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 03/03/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Antalya Milletvekili Sayın Feridun Bahşi.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu olarak, öğretmenlerin sorunlarının araştırılması ve mesleğin saygınlığının güçlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi yönünde vermiş olduğumuz Meclis araştırması önergesi üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ana konuya girmeden önce Doğu Türkistan’daki soykırımı kınayarak devam etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, eğitim ve öğretimin ülke geleceğinde oynadığı rolün önemini “Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.” diyerek vurgulamıştır. Ülkemizin bugün ve gelecekte bağımsız ve onurlu yaşayabilmesinin yegâne yolu eğitim ve öğretim vasıtasıyla nesillere öğretilecek olan millî değerler sisteminden geçmektedir. Türk milletine mensubiyet şuurunun anlamlandırılmasında, yayılmasında yeri doldurulamaz bir fonksiyona sahip olan öğretmenlerimizin şevk ve heyecan içinde bu görevlerini yerine getirmeleri için gerekli şartların hazırlanması devletin temel görevleri arasındadır. Gelecek nesillerin sorumluluğunu içinde barındıran öğretmenlik mesleğinin başta ekonomik olmak üzere her alanda hak ettiği itibarlı konuma gelmesi sorumluluk sahibi herkesin dikkat etmesi gereken bir husus olmalıdır. Günümüzde öğretmenlik mesleğinin itibarı ve onuru ne yazık ki alınan kararlarla yok edilmiştir. Öğretmen mutsuz ise umut dağıtamaz, öğretmenin mutsuz olduğu bir ortamda ise başarı sağlanamaz. Öğretmeni mutlu etmek ve ona destek olmak yetkili kurumların başlıca görevidir. Öğretmene geliri, geçimi, emekliliği itibarıyla mesleğine yaraşır bir konum mutlaka sağlanmalıdır. Ek ders ücreti artırılmalı, öğretmen yardımlaşma ve dayanışma sandığı kurulmalıdır. Seçim meydanlarında vadedilen 3600 ek gösterge sözleri artık bir an önce yerine getirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bu iktidar döneminde öğretmenlik mesleğinin saygınlığı yerle yeksan olmuş, yerlerde sürünmektedir. Öğretmenlik mesleği “kadrolu” “sözleşmeli” ve “geçici” diye saçma sapan kategorilere ayrılmıştır. Geçtiğimiz yıl 81 ilde 81 bin öğretmen ücretli öğretmen olarak çalıştırıldı. Eğitimde “ücretli öğretmen” “geçici öğretmen” diye bir ayrım olur mu Allah aşkına? Eğitimde kalitenin düşük olduğunu hemen herkes dile getiriyor. Ücretli öğretmen görevlendirilmesi eğitimde kaliteyi düşüren en önemli sebeplerden birisidir. Bu sebeple bu öğretmenlerin derhâl kadroya alınması gerekmektedir. Sayıştay raporlarına göre 138 bin, valilik resmî beyanlarına göre 150 bin, Millî Eğitim Bakanlığına göre ise 107 bin öğretmen açığı varken 20 bin öğretmen atamak ne demektir? Salgın sürecinin eğitime verdiği tahribatın giderilmesi için bir an önce öğretmen açığı giderilmelidir. Kamudaki tasarruflardan bahsedenlere şunu ifade etmek istiyorum: Saray koleksiyonunuzdan tasarruf edin, alımı açıklanan son model arabalardan tasarruf edin, 12 uçaktan tasarruf edin ama eğitimden tasarruf etmeyin. Asıl itibar, saray, uçak, araba koleksiyonları değil eğitimdeki başarıdır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’nin iktidarda olduğu on dokuz yıl boyunca hiçbir öğrenci, başladığı sistemle eğitimini tamamlayamamıştır. Bu dönemde 7 kere bakan, 14 kere sistem değiştirilmiştir. Değişen bakanların hepsi bir önceki sistemi eleştirip yeni bir sistem getireceğini ve başaracağını söyleyerek göreve başlamıştır ama hepsinde yine aynı hayal kırıklığı yaşanmıştır. Maalesef, cumhuriyet tarihimizin, her konuda olduğu gibi bu konuda da en çok yanılan iktidarıyla karşı karşıyayız. Reform diye getirilen her sistemin, bir önceki sistemi mumla arattığını gördük. Şimdi de son bomba olarak salgın döneminde yapılan uzaktan eğitimde birçok eşitsizlik varken bütün öğrenciler yüz yüze sınava alınıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Gelişmiş hiçbir ülke salgın şartlarında öğrencisini riske atıp yüz yüze sınav yapmıyor ama siz inatla sınav yapmaya çalışıyorsunuz. Peki, şimdi soruyorum: Gençlerimizin ve ailelerinin sağlığı konusunda karşımıza çıkacağı kesin olan olumsuzluklardan dolayı sorumluluk duymayacak mısınız? Okulları açmak için öğretmenlerin tıbbi açıdan yeterli bir süre önce aşılanmaları gerektiğini bilmiyor musunuz? Gençlerimizin sağlığını ve geleceğini lütfen ama lütfen riske atmayın.

Bu düşüncelerle Meclis araştırması önergemize desteklerinizi bekliyor, Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Hasan Özgüneş.

Buyurun Sayın Hasan Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Merhaba arkadaşlar.

Öğretmenlik mesleği kutsal bir meslektir çünkü Kur’an’da da kutsal olan insan olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla her meslek kendi alanıyla ilgili en iyisini yapma göreviyle yükümlüdür. Öğretmenlik ise hem insanı eğiten hem bilgi veren bir meslek, o yönüyle toplumun ve insanlığın geleceğini belirleyen bir meslektir. Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında Atatürk’ün şu sözü önemli: “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” Hazreti Ali’nin “Bana bir harf öğretinin kırk yıl kölesi olurum.” demesi son derece anlamlı ve yol göstericidir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz, şöyle bir iddia içerisindeyiz: Eğer, eğitim; ana dille, bilimsel, laik ve demokratik olmazsa toplumun ve insanlığın gelişmesi mümkün değildir. Bakınız, AKP’nin akademisyenlerinden iki örnek vermek istiyorum: “Nuh telefonla konuşuyordu.” diyor. Bu, sıradan bir vatandaş değil, akademisyen. “Cahil insan, vatana ve millete en hayırlı insandır.” Şimdi, bu ülkeyi yöneten ne diyor? Ayaklar ve başlar. Evet, ayaklar cahil olmalı. Yani ne diyor? Toplum cahil olursa bize iyi hizmet eder. Dolayısıyla biz bu zihniyeti reddediyoruz.

438 bin öğretmen atanmamış, atama bekliyor; “Öğretmen açığı 100 binin üzerinde.” denildi, onun yerine lise mezunlarını getirip öğretmen yapıyorlar. Lise mezununun öğretmenlik vasıflarını mesleki olarak taşıması mümkün değildir, siz bir marangozu getirip öğretmen yapamadığınız gibi lise mezununu da yapamazsınız. Geçici sözleşmeli hikâyesi kaldırılmalı, herkes asil öğretmen olmalıdır. Geri kalmış illerde öğretmenlere ek bir ücret verilmelidir. 360 ek göstergesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM KAYA (Ankara) – 3600, 3600 Hasan Bey.

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – 3600 ek göstergesi hak olarak tanınmalı ve iktidar bunu zaten söz olarak vermişti.

Ayrıyeten değerli arkadaşlar, öğretmenlerin konuta ihtiyacı var, ücreti düşük, ortalama 5 bin lira alıyor; Avrupa’da yıllık olarak, en düşük, ülkelerde ortalama 40 bin dolardır. İngiltere’de 2 bin pound, sterlin; bu, 20 bin liraya tekabül ediyor yani öğretmenin eğitsel olarak, mesleki olarak, ruhsal olarak, ekonomik olarak geri kalması demek eğitimi kalitesiz vermesi demektir. AKP Hükûmeti, cahil toplum istediği gibi cahil, gerici, yobaz tarzı -tırnak içerisinde söylüyorum- öğretmeni istiyor ve siyasal yaklaşıyor; demokratik, bilimsel düşünen insanları görevden uzaklaştırıyorlar.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubunun öğretmen sorunları üzerine vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doksan yedi yıl önce Tevhidi Tedrisat Kanunu geçti ve hilafet kaldırıldı. Doksan yedi yıl önce yani cumhuriyet kurulmadan önce yapılan bu adımları bir bir hatırlamak gerekiyor. Öğretmen yoksa eğitimden bahsetme şansınız yok. Öğretmenlerin sorunlarını çözmüyorsanız eğitimden bahsetme şansınız yok. Hele hele pandemi döneminde öğretmen ihtiyacını karşılamadığınız müddetçe ne yüz yüze sınav yapabilirsiniz ne yüz yüze eğitim yapabilirsiniz ne de bu topluma sağlıklı bir eğitim verebilirsiniz.

Bakın, Millî Eğitim Bakanlığı kendi resmî açıklamasında diyor ki: “107.909 öğretmene ihtiyacım var.” Sayıştay da diyor ki: “Sadece ve sadece 12 ilde 138 bin öğretmen açığı var.” Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Bilim Kurulu diyor ki: “Pandemi koşullarında eğitim öğretim yapacaksanız 250 bin öğretmene ihtiyaç var.” Peki, saray Eğitim Bakanı ne yapıyor? “20 bin öğretmen alacağım.” diyor. 20 bin öğretmenle kapalı olan 20 bin köy okulunun sorununu çözemezsiniz. Hani köy okullarını açacaktınız, yüz yüze eğitimi sağlıklı koşullara getirecektiniz?

Bugün, Ankara sokaklarında, Türkiye'nin dört bir yanından yürüyerek gelen öğretmenler var. Bu öğretmenler diyor ki: “107.909 öğretmen değil, 2021 yılında 60 bin öğretmen atayın.” İl emri tayini bekleyen, eşine kavuşmak için, çocuğuna kavuşmak için bekleyen 1.183 öğretmenin feryadı var.

Ücretli öğretmenler diyor ki: “Bizim aramıza ayrılık tohumları ektiniz. Biz KPSS’ye girdik ama siz kendi yandaşlarınızı mülakatla atadınız. Mahkeme kararlarına rağmen haklarımızı vermediniz.” Bu öğretmenlerin çığlığını duymayacaksak kimin çığlığını duyacağız?

Sevgili arkadaşlar, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik döneminde, Sakarya Meydan Muharebesi devam ederken 15 Temmuz-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da Muallimler Şûrası toplanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün -Kurtuluş Savaşı daha bitmemiş, cumhuriyet ilan edilmemiş ama- yüreğindeki inanç “Kurtuluş Savaşı’nı kazanacağım. Bağımsız Türkiye’yi ilan edeceğim, Türkiye’nin bağımsız kalabilmesi için yeni bir eğitim anlayışına ihtiyaç var.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – “Bunun için de eğitim devrimlerini gelecek nesillere taşıyacak öğretmenlere ihtiyaç vardır.” diyor ve Öğretmenler Şûrası’na katılıyor. İşte, öğretmenlere verilen değer bu. Bugün ise atama bekleyen öğretmenlerin sorununu çözmüyorsunuz. 3600 ek gösterge sözünüz var, bu sözün üstüne söz söylenmez, eylem yapılır. Gelin, eş birleştirmesini, il emri tayinlerini yapalım. Sözleşmeli öğretmenlerin sorunlarını çözelim. 40 bin öğretmen atamasını nisan ayında gerçekleştirelim. İşte, o zaman yüz yüze eğitim öğretim yapılabilir. İşte, o zaman siz, lise öğrencilerini ölüme terk etmeden yüz yüze sınav yapabilirsiniz. Bunları çözmeden, öğretmen sorunlarını çözmeden bunları yapamazsınız. Ama siz öğretmenin sorunlarını çözemezsiniz. Allah’ın izniyle Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında öğretmenler meslek kanununu çıkaracağız, 3600 ek göstergeyi vereceğiz, 250 bin öğretmen atamasını yapıp öğretmenlere hak ettiği değeri hep birlikte vereceğiz; hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tehdit ettiğiniz öğretmenler için mi kanun çıkaracaksınız?

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Öğretmenlere laf söyleme, öğretmenim ben.

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Sinop Milletvekili Sayın Nazım Maviş.

Buyurun Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biz, eğitimin niteliğinin öğretmen niteliğiyle çok yakından ilişkili olduğunu biliyoruz. Öğretmen, öğretim sürecinin öznesidir. Bir okul, içindeki öğretmenler kadar iyidir. Eğitimde yapılacak iyileştirmeler öğretmen niteliğini artırmaya dönük politikalardan başlamalıdır. Öğretmeni dönüştürebildiğimiz ölçüde eğitim sistemini geliştirebiliriz. Bu düşüncelerden hareketle politikalarımızın odağında, eğitimi iyileştirmeye yönelik her türlü kararımızın merkezinde öğretmen olmuştur. Bu nedenle iktidarlarımız döneminde öğretmen açığını kapatmak temel hedefimiz oldu. Bizim iktidarımız döneminde atanan öğretmenlerin sayısı iktidara geldiğimiz dönemdeki öğretmenlerin sayısıyla karşılaştırıldığında yüzde 71’e denk gelmektedir. Aslında 516 bin olan öğretmen sayısı 1 milyonlara yaklaşmıştır. Norm kadro doluluk oranı ülke genelinde yüzde 92 seviyesindedir. Ücretlerde de 2002 yılıyla bugünü karşılaştırdığımızda çok büyük artışlar olmuş, yüzde 828’lik bir artış sağlanmıştır. Bunları bu kürsüye her çıktığımızda defalarca söyledik. Şunu çok rahatlıkla, gönül rahatlığıyla ifade edebilirim ki 2002’den bugüne kadar öğretmenlerimizin hak ettiği saygınlığı yakalayabilmesi için en önemli adımlar AK PARTİ iktidarları döneminde atılmıştır. Ancak Öğretmen Günü gibi tarihî bir günde Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanının Cumhuriyet Halk Partisine oy vermeyen öğretmenleri öğretmen olmamakla, hatta onurlarını -affedersiniz- satmakla suçlamasını da ibretle bu Mecliste not ettik, izledik, takip ettik ve milletimize de şikâyet ettik. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Biraz önce bu kürsüden konuşan HDP milletvekilinin sözlerini de burada sizlerle bir kere daha paylaşmak istiyorum. Güya, AK PARTİ cahil toplum istiyormuş. Çocuklar çukurlara çağrılırken, çocuklar dağlara çağrılırken, eğitim hayatından kopartılırken, okullar yakılıp yıkılırken, öğretmenler şehit edilirken sesi çıkmayanlar, bu kürsüden, AK PARTİ’nin cahil toplum istediğini hiçbir şekilde söyleyemezler. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

AK PARTİ gerici ve yobaz öğretmenler istiyormuş; gerici ve yobaz sadece totaliter ideolojilere inanan ancak sizin gibi kafalar olabilir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bunu da buradan açık ve net bir şekilde vurgulamak istiyorum. Sizin söylediğiniz bu ifadeler anakronik, tarih dışı kalmış, tek parti döneminin totaliter ideolojisi döneminde söylenmiş sözlerdir. Eğer gerici arıyorsanız, eğer yobaz arıyorsanız tarih dışı kalmış ideolojilere, çocuklarımızı mahkûm etmek isteyen yandaşınız PKK’ya dönüp de bakın, ona da iki çift buradan laf söyleyin.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun sana.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Boylarından büyük silahları taşımak için dağlara devşirilen çocuklar için bir kere çıkıp da bir söz söylediniz mi buradan?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun sana!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – PKK’yi konuşma, öğretmenleri konuş, öğretmenleri.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Biz, Türkiye’nin her tarafında aydınlık bir Türkiye kurulsun diye, kızlarımız okullarda okusun diye, çocuklarımız okullarına gidebilsin diye, barış bu ülkede hâkim olsun diye terörle mücadele ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun sana!

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sürekli aynı lafı kullanıyorsunuz ya, her şeye aynı laflar.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Aynı nakarat, aynı nakarat… Başka bir şey söyle, başka bir şey. 3600 göstergeyi niye vermiyorsunuz, onu söyle.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Cevabınız yok mu, cevabınız?

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Siz çıkıp da Kürt çocuklarını cehalete mahkûm edecek terör örgütüne bir tek söz söyleyemezken AK PARTİ’nin toplumu cahilleştirdiğini söylüyorsunuz.

O Vekil arkadaşımıza söylüyorum: Bugün 217 tane üniversite varsa AK PARTİ’nin sayesinde vardır, bugün 1 milyon öğretmen varsa AK PARTİ’nin sayesinde vardır. Bugün Türkiye’de özgürce eğitim yapılabiliyor ve derslik başına düşen öğrenci sayısı, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı bu seviyelere indirilebilmişse AK PARTİ sayesinde olmuştur.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Özel okullar sayesinde…

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Hani, siz kadın haklarından dem vuruyorsunuz ya, güya feministsiniz ya… Çocuklar, kız çocukları…

OYA ERSOY (İstanbul) – Orada dur, orada dur! Çocukları ağzına alma.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – …dağa çıkmasın, kız çocukları teröre mahkûm olmasın diye onları okullara gönderen biziz; bunu da bugün burada milletimize bu ifadelerle anlatmayı borç biliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)

CHP’ye de oy verse, HDP’ye de oy verse, AK PARTİ’ye de oy verse, MHP’ye de oy verse öğretmen, bizim için sadece öğretmendir, onurludur, saygındır, değerlidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun sana!

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Olu’unç, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bir Adalet ve Kalkınma Partisi klasiği daha izledik. Çünkü söyleyecek lafları olmadığı zaman, o konuda, ilgili konuda elleri zayıf olduğu zaman ne yapıyorlar? Başlıyorlar “Törere… Teröre… Teröre…” diye konuşmaya.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hadi ya!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ya, öğretmenlerin sorunlarını konuşuyoruz, 3600 göstergeyi konuşuyoruz. Yüz binlerce öğretmen bekliyor atanmak için, daha geçen gün 20 bin öğretmen atamışsınız, bunu konuşuyoruz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Cevap ver, cevap.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – 650 bin öğretmen atandı, 650 bin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bunları konuşacağımız yerde, siz gidiyorsunuz başka yere.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terör, terör, terör… “Terör” diyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “Hukuk konuşalım.” diyorsunuz aynı şekilde… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başka şey dediği “Terör, terör…”

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Grup Başkan Vekili, bakın, mikrofondan cevap vereceksin, öyle laf atarak değil; mikrofondan cevap ver ki ben de sana cevap vereyim.

Şimdi, onun için sizin taktiğiniz bu; biz bu taktiği yutmayız. Konuları konuşalım; işsizlik konuşalım diyoruz “Teröre…”; yoksulluk konuşalım “Teröre…”; yolsuzluk konuşalım “Teröre…”; hep aynı şey. Başka söyleyeceğiniz bir şey yok, içi boşalmış politikalarınız yok artık.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröre de bir şey söyle, teröre de!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, bitirelim lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum.

Sizin artık bu millete, bu halka, bu topluma anlatabileceğiniz yeni bir hayal, yeni bir hikâye, gelecek umudu kalmadığı için bütün eski defterleri açarak konuşmaya çalışıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Reform paketi geliyor, reform.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “İnsan Hakları Eylem Planı” diyor şimdi Grup Başkan Vekiliniz, oradan laf atıyor. İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklandığı gün birisi 71, birisi de 79 yaşında 2 anne tutuklandı. İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklandığı gün HDP’nin kapatılacağı konuşuluyor, dokunulmazlıkların kaldırılacağı konuşuluyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Doğruları, gerçekleri de anlatacağız tek tek, bütün gerçekleri anlatacağız.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ne anlatıyorsunuz? Hikâye yok çünkü. Hikâyeniz kalmadığından “Teröre… Teröre” diye konuşmaktan başka bir çareniz yok; biçaresiniz, bu duruma geldi, iktidarın durumu budur.

BAŞKAN – Evet Sayın Oluç, teşekkür ediyorum.

Sayın Altay…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Türkiye’nin en büyük problemi terör. Ülkemizin en büyük problemi terör, terör; çok çektik, artık çekmeyeceğiz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ülkemizin en büyük problemi, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ve sizsiniz. Türkiye’nin en büyük problemi odur, en büyük problemi odur.

BAŞKAN – Sayın Oluç, Sayın Altay’a söz verdim.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Nazım Maviş -gerçi benim hemşehrimdir ama- Sayın Genel Başkanımızın ismini de zikrederek Genel Başkanımızın söylediği bir sözü bağlamından çıkarmak suretiyle… Cevap hakkı doğmuştur efendim.

AHMET SALİH DAL (Kilis) – Umarım teyit edeceksindir, teyit edeceksindir umarım.

BAŞKAN – Buyurun, kürsüden iki dakika 69’a göre. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Çok teşekkür ederim.

Nazım Bey, tabii, elbette herkes bulunduğu pencereden olayları değerlendirecek, bu normal. Genel Başkanımız öğretmenlere hakaret etmedi, Genel Başkanımız şöyle seslendi: “Türkiye’de öğretmenlerin sorunları var.” dedi: Örneğin “3600’ü bekliyorlar.” dedi; örneğin “Meslek sorunlarıyla ilgili, ekonomik sorunlarıyla ilgili, eğitim öğretim ortamındaki sorunlarla ilgili öğretmen sendikalarının taleplerine bir öğretmen kayıtsız kalıyorsa bu yanlıştır.” vurgusu yaptı. Olay bundan ibarettir, olay bundan ibarettir ve ben de katılıyorum. Bir öğretmen… Bir siyasi parti “Öğretmenlere 3600 ek gösterge vereceğim.” diyor, sözünde durmuyorsa ve o öğretmen, o siyasi partinin davasını güdüyorsa ben de biraz şüpheyle bakarım. Ne var bunda, ne var bunda? (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Öyle bir şey olabilir mi ya Allah aşkına!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, öğretmenler şehit edilirken PKK terör örgütü tarafından, bu öğretmenlerimizi şehit eden örgütün elebaşısına elçi gönderen, Oslo’da, Kandil’de, İmralı’da PKK terör örgütüyle masaya oturan Cumhuriyet Halk Partisi değildir. “Öğretmenleri şehit edilirken…” diye hamaset yapma Nazım Bey. Öğretmenlerimiz PKK terör örgütü tarafından şehit edilirken Oslo’da, İmralı’da, Kandil’de Apo’ya ve Apo’nun adamlarıyla oturan kimse, bir kusur arayacaksan orada ara. Ben yobazı nerede ararım bilir misiniz arkadaşlar? Ben kime yobaz derim mesela?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Şimdiyi konuşalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ben şuna yobaz derim: Bülent Arı Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı -eski Halkalı Ziraat Mektebini de -Mehmet Akif’in okulunu- buraya verdiniz, Sabahattin Zaim’e- bu rektör yardımcısına yobaz demem. Rektör Yardımcısı şöyle diyor: “Cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum.” Ben ona yobaz demem ama onu rektör yardımcısı yapana yobaz derim; bir. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Başkanım, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İkincisi de Atatürk’e küfür eden adamın, meczubun, deyyusun hasta yatağının başına gidip diz çökene de yobaz derim. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, hatip kürsüden açıkça grubumuza sataştı.

BAŞKAN – Nasıl sataştı Sayın Özkan?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne dedim? Ne dedim de sataştım?

BAŞKAN – Nasıl sataştı? Hiçbir sataşma yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanakları isteyin.

BAŞKAN – Ben, sataşma olsa zaten söz veriyorum, biliyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne dedim ben ya, adınızı zikretmedim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hatip kürsüden…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen Oslo’da Apo’yla mı görüştün?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İşte, bu ifadeleri…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen Kandil’de Apo’yla mı görüştün? Sen İmralı’da Apo’yla mı görüştün?

BAŞKAN – Sayın Altay, duyamıyorum Sayın Grup Başkan Vekilini.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Özür dilerim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biraz önce kürsüden tekrar ettiği, âdeta grubumuzu…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara bakın, ben grubunuzu söylemedim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “PKK’yla Oslo’da görüşme yaptılar.” diye doğrudan ithamda bulunmuştur grubumuza, kürsüden söz istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara bakın efendim, AK PARTİ Grubuna laf etmedim ben.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Efendim, bunun tutanakla alakası yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne alaka ya!

BAŞKAN – Sayın Özkan, bakın…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bunun üstünün örtülmesi mümkün değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Neyin?

BAŞKAN – Sayın Özkan, grubunuza bir hakaret unsuru ben duymadım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım…

BAŞKAN – Bakın, duymadım. Her zaman söz veriyorum, biliyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oslo’ya sen mi gittin? İmralı’ya sen mi gittin?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Grup kararı mı aldınız Oslo’ya gitmek için?

BAŞKAN – Her zaman söz veriyorum ama siz “Hakaretten söz istiyorum.” derseniz bu sözü ancak tutanaklara bakarak verebilirim ama “Ben yerimden kısa bir açıklama istiyorum.” derseniz bu açıklamayı vereyim, her zaman yaptığım gibi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakın, şu anda, hatibin kürsüden konuşması doğrudan grubumuzu hedef almıştır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 69’uncu maddeye göre bizim grubumuzun Oslo görüşmelerini yaptığıyla ilgili ve bazı yerlerde PKK yetkilileriyle görüşme yapıldığı iddiasıyla ilgili…

BAŞKAN – Peki, Sayın Grup Başkan Vekili, tutanağa bakacağım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanağa bakalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Çünkü bakın, Sayın Grup Başkan Vekilim, istediğiniz kadar söz veriyorum ama ben dikkatlice dinliyorum, eğer grubunuza bir sataşma olsa sizin söylemenize fırsat vermeden bu sözü zaten veriyorum ben.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, şimdi, bakın…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanağa baksın ya!

BAŞKAN – Lütfen, çok rica ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bizim için beş dakika, on dakika…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hep sizin dediğiniz mi olacak ya!

BAŞKAN – Dediğim gibi, eğer sataşmadan söz talebiniz varsa tutanağa bakacağım ama “Yerimden 60’a göre kısa bir söz talebim var.” diyorsanız yerinizden söz vereceğim ben size.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de isterim 60’a göre, uzar. Ben de talep ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İki dakika verin, buradan konuşayım.

BAŞKAN – Ya, onu biz ayarlarız Cahit Bey.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 60’a göre ben de talep ediyorum o zaman efendim.

BAŞKAN – Tabii, tabii, önce Sayın Özkan’a vereyim sözü.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sürekli “tarafsızlık mektubu” adı altında TRT’de yapılan bir yayın nedeniyle grubumuza sataşma yapılıyor, bunu görüyoruz. Terör örgütü PKK’yla “Aynı havuzdan besleniyoruz.” diyen HDP’yle sürekli bu iki konuyu gündeme taşıyarak iş birliklerini örtmeye çalışıyorsunuz. Her tartışma programında, -bunlara yakın bir siyasetçi- sürekli, teröristbaşı Apo’nun mektubunu öne sürüyorsunuz. Ancak hem Kandil’deki tüm teröristlerin, hem de HDP’li üst düzey yöneticilerin ve HDP’ye bağlı tüm oyların desteğini alacaksın ama teröristbaşı Öcalan’ın tarafsızlık mesajını içeren mektubundan, Kandil’i ve HDP’yi eleştiren Osman Öcalan’ın röportajından dolayı Başkanlığı suçlayacaksın. Bunun kabulü mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakın, ne diyor? Ekrem İmamoğlu’nun kampanya danışmanı diyor ki: “İstanbul seçimlerinde CHP seçmeninin yüzde 98’i sandığa gidip Ekrem İmamoğlu’na oy verirken HDP seçmeninin yüzde 100’ü Ekrem İmamoğlu’na oy vermiştir.”

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sana ne! İstediğimize oy veririz, sana ne! Size oy verseydik iyiydi değil mi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – CHP’liler; Kandil’den, Hozat’tan Kalkan’dan, Bayık’tan, Ruken’den, Andok’tan İmamoğlu’na destek açıklaması yapıldığında hiç sesiniz çıktı mı? Terör örgütü elebaşlarının saldırılarına karşı bir tek cevap verdiniz mi? Demediler mi Kandil’den “Orada Ekrem İmamoğlu oturuyorsa HDP’nin yani Kandil’e sırtını dayayanın oylarıyla oturuyor.” demediler mi? Sesiniz çıktı mı?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Acınız büyük, acınız büyük!

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sen istemedin mi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz “Gelin, silah bırakın, hukuka teslim olun.” dedik ancak siz silaha davrandığı zaman teröristbaşının, onun terör örgütünün ve siyasi uzantısının müttefiki oldunuz. CHP de bu nedenle ruhunu kaybetmiştir, ruhunu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 60’a göre söz talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Bu sözlerden sonra 69’a göre de talep edebilirsiniz ama ben size 60’a göre yerinizden vereceğim.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma var ama buradan ikisini birleştirerek Mecliste zaman tasarrufu olsun diye bunu yapıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben şunu anlamadım: Sayın Başkan, ben kürsüye çıktım, dedim ki “Cumhuriyet Halk Partisi Oslo’da, İmralı’da, Kandil’de PKK terör örgütünün yöneticisiyle, kurucusuyla, üyeleriyle görüşmedi.” AK PARTİ Grup Başkan Vekili hopluyor. Biz “Siz görüştünüz.” demedik ki.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “Silah bırakın.” dedik, “Silah bırakın.” “Silah bırakın, hukuka teslim olun.” dedik. “Silah bırakın, devlete teslim olun.” dedik, inkâr bile etmiyoruz ama silaha davranınca siz çıktınız ortaya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İki: Ben dün de söyledim, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesi için genel seçimlerde HDP’ye oy veren seçmenlerin kahir ekseriyeti Ekrem İmamoğlu’na oy verdiyse bunda ne var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kimin talimatıyla?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kandil’den geliyor cevap, Kandil’den, cevap Kandil’den geliyor, teröristlerin elebaşısından; sorun o.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz de mi Mehmet Özhaseki gibi, HDP’ye oy veren 6 milyon seçmeni lanetli ve cüzzamlı görüyorsunuz? Bu Mecliste hiç kimse 6 milyon insana bela okuyamaz, beddua okuyamaz. Türkiye'yi bu böler işte, bu kafa Türkiye'yi böler. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Avukat…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Üç: PKK terör örgütünün bu Mecliste kurşun sıktığı tek siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Ya, gülme efekti gelsin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ve o saldırıda bir…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hadi oradan! Artistlik yapmayın!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Burada şehit annesi var, şehit annesi Başkanım ya.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Ya, sen dinlesene biraz!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, İbrahim Bey…

BAŞKAN – Devam edin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mecliste kurşun sıktığı, onu söylüyorum. Oraya da geliriz istiyorsan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Kandil talimat veriyor, Kandil, Kandil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ve o saldırıda 1 askerimiz de şehit olmuştur.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Oslo’da beraberdiniz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Biz “Silah bırakın.” dedik, silaha davranınca…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bir laf söylerken karşınıza bir ayna koyun da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …milletten utanmıyorsunuz, bari kendinizden utanın ya.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bak, cevap veririz. Kürsüden de sataşma… Hadi bakalım.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – HDP’yi meşrulaştırmayı, PKK’yı milletin gönlünde meşrulaştırmayı…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – HDP zaten meşrudur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – PKK terör örgütüyle bu Mecliste en çok ilişki kuran parti AK PARTİ. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Milletin ta kendisiyiz, milletin ta kendisiyiz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – PKK’yı meşrulaştırmaya çalışmaktır bu ya. PKK’yı meşrulaştırmaya çalışmaktır, reddediyoruz bunu.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sen kendi meşruiyetine bak, FET֒nün artıkları!

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – FET֒cüler, HDP’nin meşruiyetini tartışamaz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Milletvekili, isterseniz Grup Başkan Vekiline söz vermeyeyim, size söz vereyim.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Usule aykırıdır diye almıyorum.

BAŞKAN – Bakın, Meclisin içtihadında var söz hakkı, laf atılır ama sürekli laf atılmaz, herkese laf atılmaz, lütfen rica ediyorum… Dünden beri çalıştırmıyorsunuz bu Meclisi.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ama konu bu olunca…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Taciz bu, mütemadiyen taciz… Ara ver Başkanım, ara ver.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekiline söz vereceğim, sizin Grup Başkan Vekilinize söz vereceğim ama siz bana fırsat vermiyorsunuz ki niye söz talep ettiğinizi anlayayım.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – PKK’nın meşrulaştırılmasına karşı dayanamıyoruz.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – İş birliği yaptığınızda dayanıyordunuz ama birbirinize. İş birliğini unuttun, şimdi dayanamıyorsun öyle mi? Allah’tan kork!

BAŞKAN – Şimdi, bende de dayanamıyorum “En çok meşrulaştıran sizsiniz.” mi diyeyim buradan, kürsüden?

Lütfen, rica ediyorum… Lütfen, rica ediyorum, Sayın Çilez, lütfen...

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – DAEŞ her gün “Türkiye Hükûmeti arkamızda.” diyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Gündeme bir geçelim.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekili Cahit Özkan, buyurun.

28.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mesele, toplumsal barışımıza, anayasal düzenimize, hukukun üstünlüğüne sahip çıkılıyor mu, çıkılmıyor mu? Buna kim sahip çıkıyor? Terörle arasına çizgi çekiyor mu çekmiyor mu? Mesele bu.

Biz eğer bu ülkede toplumsal barışımızı tehdit eden -Kürtler başta olmak üzere- Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle bu millete, 83 milyona kasteden terör örgütü var, bununla arasına çizgi çekemeyenlere diyoruz. 6 milyon HDP’ye oy veren aziz milletimizin her bir ferdi bu milletin eşit vatandaşıdır.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Daha dün lanetliyordun. Daha dün lanetlemiyor muydun? Ne çabuk unuttun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Ancak mesele şu: Acaba 6 milyon vatandaşımız HDP’ye oy verirken terör destekçisi olsun diye mi verdi? Hayır. Bu millet için, ortak barışımız için saz çalıp şarkı söyleyip “Özgürlük ve demokrasi istiyoruz.” dediğiniz için verdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – 30 milyon size oy verirken terörün destekçisi olup FET֒yü destekleyin diye mi oy verdi?

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ondan sonra kalkıp da…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ülkeye darbe yapın diye mi size oy verdiler? Fetullah Gülen…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - …terörle aranıza çizgi çekemezseniz bunun hesabını sandıkta, başta 6 milyon oy veren HDP seçmeni ve 83 milyon aziz milletimizin her bir ferdi verir ve onun için göreceksiniz, bakın, Avrupa’da Türkiye aleyhtarlığı lobilere güvenmeyin.

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Dün niye konuştun o zaman?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Milletimize güvenin. Sırtınızı terör örgütüne dayamayın, milletimize dayanın ve ortak barışımız için varsa diyeceğiniz çıkın söyleyin.

Teşekkür ediyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – “Ne istedilerse verdik.” diyenlerin konuşmaya hakkı yok bu Mecliste.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hanımefendi dinle, hanımefendi!

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – El Nusra’yı unutmayın. El Nusra’yı, DAİŞ’i, El Kaide’yi, FET֒yü…

BAŞKAN – Sayın Aydemir… (Gürültüler)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ama bakın, biz konuşurken burası susmadı.

BAŞKAN - Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Biz konuşurken susmadı.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sürekli itham ediyor Sayın Başkan, itham ediyor.

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekilleri, sayın milletvekilleri; bir İYİ PARTİ grup önerisini görüştük, oylama yapacağız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Oylayalım.

BAŞKAN - Şimdi, evet, oylama yapacağız ama müsaade ederseniz yapacağız; müsaade etmezseniz sabaha kadar da sürse bu konuşmayı devam ettireceğim ara vermeden.

Buyurun Sayın Oluç.

29.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeni bir durum yok, aynı şekilde devam ediyoruz, edeceğiz, biz de edeceğiz. Millet size on iki yıl boyunca cemaate bütün devletin kadrolarını açın da sonra 15 Temmuzda darbeye yol açın diye mi oy verdi? Millet size IŞİD’e silah gönderin diye mi oy verdi? Millet size, milyonlarca insan size Ahrar-uş Şam’la, HTŞ’yle iş birliği yapın diye mi oy verdi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bunlar hep lafügüzaf, yalan dolan, bunların gerçeklikle alakası yok.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Dünyanın lanetlediği bütün terör örgütleriyle iş birliği yapın diye mi oy verdi?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – PYD’ye sırtınızı dayayın diye mi oy verdiler size?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Vermedi değil mi? O zaman bize de verilen oyları bu şekilde değerlendiremezsiniz, birincisi bu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yalan dolana sarılıyorsunuz, bunların gerçekliği yok, bunu biliyorsunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bize oy verenlere bela okumak, beddua etmek, Kürt halkına ve Türkiye demokrasi güçlerine bela okumak sizin haddiniz değildir. Seçmenlerimize asla böyle davrandırtmayız, bir.

İkincisi: Biz kimseye güvenmiyoruz kendi öz gücümüzden başka.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – PKK’nın provokatörüsün!

BAŞKAN – Son kez açıyoruz mikrofonu, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Halkımıza, bize oy verenlere, bizlerle birlikte yürüyenlere, demokrasi güçlerine, Kürt halkına güveniyoruz; öyle sizin gibi Avrupalarda, Amerikalarda iş aramıyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hiçbir zaman ama hiçbir zaman millet önünde hesap vermekten kaçamayacaksınız.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ama size şunu söyleyelim…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Göreceksiniz milletimiz nasıl hesap soruyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Siz Anayasa’yı çiğniyorsunuz; bak, siyasi cesaretin ve siyasi etiğin olsa burada adam gibi mikrofona konuşup bana öyle cevap verirsin, stenograflara konuşarak değil.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Göreceksiniz…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Böyle bir şey olur mu! Siyasi ahlaktan yoksun bir insansın sen! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Ne bağırıyorsun! Ahlak size lazım!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Siyasi ahlakın yok senin Cahit Özkan, anladın mı bunu! (AK PARTİ ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar) Böyle tartışılmaz, böyle tartışılmaz. Ben söz almaya devam edip senin siyasi ahlaksızlığını bütün Türkiye’ye anlatırım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Hadi oradan! Ahlak size lazım, size!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Böyle şey var mı ya! Niye bağırıyorsunuz? Adam cesaret edip buradan konuşup cevabını alma cesaretine sahip değil, stenografların kulağına üflüyor. Böyle bir usul var mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, teşekkür ederim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hayır öyle şey olur mu Sayın Başkan, iki kere üst üste söz verdiniz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, bunun hesabını soracağım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Neyin hesabını soracaksan gel de burada sor; sormazsan namertsin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Namert sensin, ne biçim konuşuyorsun sen!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sormazsanız namertsiniz!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O ahlaksız ifadeyi size yedireceğim.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri, lütfen sakin olalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, sakini makini mi var!

O ahlaksız ifadeyi sana yedireceğim! O ahlaksız ifadeyi sana yedireceğim, göreceksin!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hadi oradan be! Hadi oradan!

BAŞKAN - Sayın Altay, size söz vereceğim son kez, bir daha da söz vermeyeceğim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Böyle bir terbiyesizlik var mı ya! Böyle bir terbiyesizlik var mı!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O ahlaksız ifadeyi yiyeceksin, böyle bir ahlaksızlık olmaz!

BAŞKAN – Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkan, bakın, ben Grup Başkan Vekiliyim…

BAŞKAN - Sayın Özkan, çok rica ediyorum…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Rica ediyorsun ama ben Grup Başkan Vekiliyim, bana yaptığı ifadeyi duydun…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Neyi söylemişim, neyi söylemişim?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “Ahlaksız!” ifadesini kullandı; bu, İç Tüzük’e göre yaptırımı gerektirir. Bunu kabul etmiyorum!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hepsini tekrar ediyorum, aynen tekrar ediyorum hepsini!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Derhâl ara verip tutanakları getirip Grup Başkan Vekiliyle ilgili gerekli işlemi yapmanızı istiyorum. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkan lütfen…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Kime emir veriyorsun? E, grubu da siz yönetin!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Getirsinler, getirsinler efendim.

BAŞKAN - Sayın Oluç…(AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

Tutanaklara bakacağız, evet.

Sayın Oluç, Sayın Altay’a söz veriyorum.

Sayın Altay, Meclisin en deneyimli milletvekili ve Grup Başkan Vekili olarak yeni bir sataşmaya mahal vermeden sözlerinizi alayım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Deneyime, tecrübeye ihtiyaç yok; biz İç Tüzük’ü istiyoruz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Tarafsızlık istiyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tutanağı istiyoruz Başkanım, tutanağı istiyoruz.

BAŞKAN - Buyurun.

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben, bu sözünüzden sonra tabii fazla polemik yapamam. (Gülüşmeler)

Ben siyaseti şöyle okurum, arkadaşlarıma da hep şunu derim: Arkadaşlar, siyasetçi toplum ilişkisi şudur: Kendinizi bir MR cihazı içinde düşünün; bu MR cihazı, içinizi, dışınızı, ne varsa çeker. Dolayısıyla, toplumu bir MR cihazı gibi düşünmek lazım; siyasetçinin de kendisini, onun içindeki hasta ya da sağlıklı bir birey olarak düşünmesi lazım. Böyle baktığımız zaman bu tartışmaları toplum izledi; bundan sonra üç kelime fazla konuşmanın, beş kelime eksik konuşmanın kimseye bir yararı olmaz, bir.

İki; tabii, Sayın Özkan’ın stenograflara bu sufle işini ben de çok ahlaki bulmuyorum, doğru değil.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu, İç Tüzük gereği, İç Tüzük. Bir tane değil orada…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle değil ama bir açalım.

Ara versin Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Vereceğim.

Lütfen karşılıklı konuşmayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şuna gerek yoktur… Siz, kabiliyetli bir Grup Başkan Vekilisiniz, meramınızı çıkıp kürsüden ya da yerinizden, mikrofon açık olarak konuşabilirsiniz. Stenograflara sufle vermek, AK PARTİ Genel Başkanına mesaj vermektir. Buna ihtiyacınız varsa zaten yazık, vah oldu, gitti.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tarihe not düşüyoruz, hiç merak etme sen.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.52

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 12/2/2020 tarihinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi ve 20 milletvekili tarafından, öğretmenlerin yaşadıkları sorunların tüm boyutlarıyla incelenerek bu sorunların çözümü için izlenecek yolların belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2517) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… İYİ PARTİ grup önerisi kabul edilmemiştir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, millet iradesinin tecelligâhında bütün milletvekilleri, siyasi parti grupları, Grup Başkan Vekilleri Meclisin mehabetine uygun müzakere anlayışına destek verirlerse bunun ortak aklın hayata geçmesi için en önemli başarı olacağına, bugünkü yasama faaliyetinde başarılı ve hayırlı bir çalışma dilediğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi milletimizin iradesinin tecelligâhı. Burası, bir istişare yani doğru, ortak akılda buluşma yeri. Farklılıklarımız olacak, farklılıklarımız da zenginliğimizdir. Barikayıhakikat müsademeyiefkârdan tezahür eder. Bu anlamda, müzakere ederken elbette, elimizdeki en önemli değer Meclis İçtüzüğü’müz. Bu noktada bütün milletvekillerimiz, siyasi parti gruplarımız, Grup Başkan Vekillerimiz eğer Meclisin mehabetine uygun müzakere anlayışına destek verirlerse bu, ortak aklın hayata geçmesi için en önemli başarımız olacaktır.

Bu anlamda -251 sıra sayılı Kanun Teklifi sırada bekliyor- inşallah, bundan sonra uzlaşı anlayışıyla tam yol devam ederek bugün yasama faaliyetinde başarılı ve hayırlı bir çalışma diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Haydar Akar’ın, özellikle Grup Başkan Vekilleri konuşurken milletvekillerinin müdahale etmesinin doğru olmadığına, bir sataşma varsa diğer siyasi partilerin Grup Başkan Vekillerinin bu sataşmalara cevap vereceklerine, müzakereleri bu çerçevede yürütülebilirlerse görevlerini en düzgün şekilde yerine getireceklerini düşündüğüne ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, özellikle Grup Başkan Vekillerimiz, hangi siyasi partiden olursa olsun -grubu bulunan- Grup Başkan Vekillerimiz konuşurken milletvekillerinin müdahale etmesi aslında doğru değil. Baktığınız zaman, evet, laf atma vardır Meclis literatüründe, kültüründe vardır ama özellikle Grup Başkan Vekillerimiz konuşurken Grup Başkan Vekillerimizi dinlemememiz…. Ve ona bir cevap verilmesi gerekiyorsa, bir sataşma varsa diğer siyasi partilerin Grup Başkan Vekilleri de bu sataşmalara cevap vereceklerdir. Eğer müzakereleri bu çerçevede yürütebilirsek bize verilen görevleri de en düzgün şekilde yerine getirmiş oluruz diye düşünüyorum.

Şimdi, 60’a göre, arkadaşlarıma yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Arkaz… Yok herhâlde.

Sayın Yalım… O da yok.

Sayın Aycan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Kahramanmaraş ilinin Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde olduğuna, depremin değil çürük binanın öldürdüğüne, fay geçen yerlerde yapılaşmaya izin verilmemesi ve depreme dayanıklı binalar yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bu hafta Deprem Haftası. Ülkemizin büyük bölümü aktif fay hattı üzerindedir. Şehrim Kahramanmaraş da Doğu Anadolu Fay Hattı üzerindedir, özellikle Onikişubat, Dulkadiroğlu ve Türkoğlu ilçelerimiz diri fay hattı üzerindedir.

Ülkemizde çok sık deprem meydana gelmektedir fakat depremin değil, çürük binanın öldürdüğü gerçektir. Sürekli “Deprem olacak.” diye konuşmaktansa beklemeden gereğini yapmalıyız. Fay geçen yerlerde imar planı işlenmeli, yapılaşmaya izin verilmemelidir, yapı sınırlaması getirilmelidir. Bu bölgedeki yapılar içinse kentsel dönüşüm ve yenileme çalışmaları yapılmalıdır ve yapı sınırlaması getirilmelidir. Depreme dayanıklı binalar yapılmalıdır. Teknik olarak 9 şiddetindeki depreme dayanıklı bina yapmanın mümkün olduğunu biliyoruz. Şehrim Kahramanmaraş’ta da bu çalışmaların bir an önce yapılmasını bekliyoruz.

Saygılarımla.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gözgeç…

33.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, 28 Şubatın millet iradesine, milletin değerlerine, inancına yapılan bir darbe olduğuna, onurlarına saldırılırken, ikna odaları kurulurken, meslekleri ellerinden alınırken kimin nerede durduğunu unutmadıklarına ilişkin açıklaması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Sayın Başkan, “bin yıl sürecek.” denen 28 Şubat, millet iradesine, milletin değerlerine, inancına yapılan bir darbedir. Biz o günleri unutmadık. Değerlerimize, onurumuza saldırılırken, ikna odaları kurulurken, mesleğimiz elimizden alınırken kimin nerede durduğunu unutmadık. 28 Şubatın izleri silinmeye çalışılırken 411 oyla başörtüsünü serbest bırakan Meclis kararını “Türban takanların takmayanlara karşı baskı oluşturacağı” sözleriyle Anayasa Mahkemesine götürenleri unutmadık. Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Devletin kuralları var. Belki bir gün türbanı çıkaracak, ömür boyu takacak mı?” diyerek başörtü yasağını savunduğunu unutmadık. Velhasıl dünden bugüne değişmeyen, milletin değerlerine saygılıymış, özgürlüklerden yanaymış gibi, “mış gibi” siyaset yapanlar.

BAŞKAN – Sayın Özer…

34.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, 2014 yılında yapımına başlanan ancak 12 kilometrelik kısmı tamamlandıktan sonra barajdaki kirlilik nedeniyle Devlet Su İşlerinin sözleşmeyi feshederek yapımını durdurduğu Karacaören Barajı Projesi’nin yeniden gündemde olduğuna, 2017 yılında iptal edilen projenin neden gündeme geldiğini sorduğuna ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Antalya, bir kez daha Karacaören Barajı tehlikesiyle karşı karşıya. 2014’te yapımına başlanan ancak 12 kilometrelik kısmı tamamlandıktan sonra barajdaki kirlilik nedeniyle Devlet Su İşlerinin sözleşmeyi feshederek yapımını durdurduğu proje yeniden gündemde. 26 Şubat Cuma günü Devlet Su İşlerinde ihale süreci yeniden başlatıldı. İhale kapsamında isale hattı ile su alma yapısı ve bir arıtma tesisi bulunuyor. İhale dosyasında yer alan Arıtma Tesisi Kesin Raporu’na göre, barajın sularındaki kirlilik İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik’e göre sınır değerlerinin altında yer alıyor. Analizlere göre ise siyanürden arseniğe, kurşundan cıvaya, çinkodan bakıra birçok başlıkta metal kirliliği bulunuyor. O hâlde 2017’de iptal edilen bu proje neden yine gündeme geldi? Otuz yıldır atık deposuna dönüşen barajın suları neden Antalya halkına içirilmek isteniyor?

Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 3/3/2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, AİHM kararlarının uygulanmamasının yarattığı sorunların ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3/3/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/3/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

3 Mart 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 12014 grup numaralı, AİHM kararlarının uygulanmamasının yarattığı sorunların ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan genel görüşme önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/3/2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Bingöl Milletvekili Sayın Erdal Aydemir.

Buyurun Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sayın yasama Meclisi üyeleri; ben konuşmama başlamazdan önce… İki gün evvel yürütmenin başı Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yasama Meclisini bir insan uzvuna benzetti, kalkıp inen ellere benzetti. Ben Sayın Cumhurbaşkanının bu benzetmesini, demokrasi ve yasama Meclisine bakış açısını, özellikle AK PARTİ Grubu milletvekillerinden -eğer demokratik ve hukuki bir cesaretleri varsa- değerlendirmelerini talep ediyorum ve soruyorum: Kalkıp inen bir ele benzetilmek size nasıl bir his veriyor?

Sayın Meclis, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yüksek Dairesi Selahattin Demirtaş hakkında derhâl serbest bırakılması kararı verdi. Ben bir kez daha bu kürsüden Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyor ve hatırlatıyorum: Eğer mahkemeler hiyerarşisine inanıyorsanız yani yerel mahkemenin vermiş olduğu kararlara karşı bir üst mahkeme olan istinaf mahkemesi ve istinaf mahkemesinden sonra Yargıtay ve Yargıtayın üzerinde de -iç hukukta olan- Anayasa Mahkemesi var. Arkadaşlar, hukuk tahsil etmiş bütün insanlar, bütün hukukçular şunu çok iyi bilir ki: Bu, hiyerarşik bir yapıdır. Yani bu hiyerarşik yapı içerisinde, üst mahkemenin vermiş olduğu kararlara alt mahkemeler herhangi bir itirazda bulunmadan, kesin, kati suretle uymak zorundadırlar.

İşte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bizim iç hukukumuzda, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasına göre bir iç hukuk mahkemesi ve iç hukuk mahkemesinin en üstünde sayılmış ve kabul edilmiştir. Bunu kim kabul etmiştir? 1948 Avrupa Konseyinin kurucu üyesi olan ve Avrupa Konseyine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu kararları tanıyacağını ve bunların kendisini bağlayacağını imzalayan taraf ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti bunu kabul etmiştir. Bu imza ne demektir arkadaşlar? Bu imza bir devletin namusu, onuru, haysiyetidir.

Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Büyük Dairenin vermiş olduğu bu kararı siz “Tanımayız.” derseniz, “Bunu uygulatmayız.” derseniz… Özellikle de Sayın Cumhurbaşkanına çağrım: Yok, görmedim; yok, duymadım; yok, danışmanlarım beni kandırdı; böyle mazeretlere asla ve kata sığınmayın. Meclis kürsüsünden, buradan size sesleniyorum: Kesinlikle, bu kararı uygulatın. Uygulatmamanız hâlinde, bakın, uluslararası devlet terminolojisinde bu ülkeyi ne hâle düşüreceksiniz; bu ülkeyi şu tanımlamayla karşı karşıya bırakmayın: Özellikle Cumhur İttifakı’nın 2 partisi ve iktidarda bulunan, yöneten partileri; başta AKP ve küçük ortağı olan MHP’ye ve kendilerini “yerli ve millî” olarak ifade eden bu Hükûmete sesleniyorum: Bakın arkadaşlar, eğer uluslararası bir sözleşmeye imza atmış ve onun gereklerini yerine getirmiyorsanız uluslararası hukukta şöyle niteleniyorsunuz: Kati bir şekilde tarafı oldukları, imzacısı oldukları uluslararası anlaşmaları ihlal eden, hatta bunu siyasetlerinde bir iç siyaset aracı olarak kullanan devletler uluslararası alanda “haydut devlet” olarak ilan edilirler arkadaşlar. Ben eminim ki, ne MHP ne de AKP yetkilileri, “yerli ve millî” duyguları şaha kalkmış bu partiler, asla ve kata uluslararası alanda böyle “haydut” nitelemesiyle karşılaşacakları bir tasarruf içerisinde bulunmayacaklardır; bu da Türkiye Cumhuriyeti devleti ülkesinin hayrına olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Evet arkadaşlar, yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yüksek Dairesinin Selahattin Demirtaş kararının uygulanması açısından yürütmenin başı, Cumhurbaşkanının bazı belirlemelerini yine kürsüden paylaşmak istiyorum: “Kendimizi başka bir yerde değil, Avrupa’da görüyoruz.” “Geleceğimizi Avrupa’yla birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz.” ve “Avrupa Birliği içerisinde bir devlet olarak bulunacağız.” demiş. Peki, Avrupa Birliğinin bir parçası olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uygulanmasından sorumlu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına acaba bu düşüncelerle uymayı veya uygulatmayı, onun takipçisi olmayı taahhüt ediyor musunuz? Etmişsiniz. Buna uymadığınız takdirde, bir ülkenin onuru, haysiyeti, şerefi söz konusudur ve dolayısıyla da uluslararası alanda Türkiye Cumhuriyeti devletinin sicilinin, devlet sicilinin bozulmasına sebep olacaksınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz İsteyen Antalya Milletvekili Sayın Rafet Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAFET ZEYBEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tarafıyız, sözleşmesini imzaladık ve Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine göre de bu mahkemenin verdiği kararlara uymak zorundayız. Uyuyor muyuz? Uymuyoruz. Ne yapıyoruz? Anayasa’yı ihlal ediyoruz. Kim ihlal ediyor? Yargı ihlal ediyor, Türk yargısı Anayasa’yı ihlal ediyor, Türk yargısı yasaları ihlal ediyor. Niye ihlal ediyor? Talimat aldığı için ihlal ediyor, bağımsız ve tarafsız olmadığı için ihlal ediyor. Türkiye'nin yargı konusundaki en büyük sorunu yargının bağımsız ve tarafsız olmayışıdır. Şu gerçeği görün; Türkiye'de yargı bağımsız da değildir, tarafsız da değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Talimatlara göre karar veriliyor; atamalar ona göre yapılıyor, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, iddia ediyorum, iktidarın organı gibi çalışıyor.

SALİH CORA (Trabzon) – CHP döneminde…

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Polemiğe girmeyin, severim polemik yapmayı.

Eğer böyle giderse, dün açıkladığınız insan hakları eylem projesini silin gitsin. Kim dağıtacak, bu insan haklarını? Yargı dağıtacak, değil mi? İnatla söylüyorsunuz “Yargı bağımsız ve tarafsızdır.” diye, eğer “Yargı bağımsız ve tarafsızdır.” diyen bir insan bu vatana ihanet eder; demeyin. Kabul edin ki, evet, yargı talimatla iş yapıyor…

SALİH CORA (Trabzon) – Yargı bağımsızdır ve tarafsızdır.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Ondan sonra yapacağınız Anayasa değişikliğinde de şunu yapın: Önce, yargının bağımsızlığını sağlayın.

SALİH CORA (Trabzon) - CHP döneminde yargı taraflı değil miydi? Yargı CHP'nin…

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Ya, bir sus artık, dinle! Yeter!

BAŞKAN – Sayın Cora…

SALİH CORA (Trabzon) – Kendisi polemiği sevdiği için ona yardımcı olmaya çalışıyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zeybek, siz Genel Kurula hitap edin.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, “Anayasa değişikliği yapacağız.” diyorsunuz, Anayasa değişiklik çalışmaları sizin demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti için değildir. Totaliter bir İslam devleti için Anayasa değişikliği çalışmaları yapıyorsunuz siz.

SALİH CORA (Trabzon) – Bırak bu işleri, bırak. Aynı paralelsiniz.

RAFET ZEYBEK (Devamla) - Evet, FETÖ bu ülkede dinî esaslara dayalı teokratik bir devlet kurma peşindeydi, o başaramadı ama kesinlikle siz de başaramayacaksınız.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Elli yıldır aynı şeyi söylüyorsunuz, hiçbir şey olmuyor.

RAFET ZEYBEK (Devamla) - Bu Türk milleti cumhuriyeti kucaklamıştır, savunmasını da bilir, savunmasını da bilir.

SALİH CORA (Trabzon) – Bu kampanyayla iktidar olamazsınız.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Evet, sizin amacınız Türkiye’de bağımsız, tarafsız, demokratik bir cumhuriyet değildir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 28 Şubattan mı kaldın sen?

RAFET ZEYBEK (Devamla) – İddia ediyorum, evet, sizin amacınız, Türkiye’de din esaslı teokratik bir devlet kurmaktır ama bunu asla başaramayacaksınız. Eğer gelin adalet istiyorsanız, adalet istiyorsanız… O zaman yargıya güveni yüzde 70’ti.

SALİH CORA (Trabzon) – Ya ne alakası var, Allah’tan korkun ya!

RAFET ZEYBEK (Devamla) - Yüzde 20’nin altında şimdi; onun için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Tabii tabii, senin düşüncen öyle.

BAŞKAN – Sayın Zeybek, tamamlayalım lütfen.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Bu İslam korkunuz nereden geliyor? İslam korkunuz nereden geliyor?

RAFET ZEYBEK (Devamla) - 2010 Anayasa değişikliği yargıyı çökertmiştir, 2017 Anayasa değişikliği demokrasiyi çökertmiştir. Sizin adaletle de demokrasiyle de insan haklarıyla da hiçbir ilişkiniz yoktur. Demokrasinin temeli laikliktir, demokrasinin vazgeçilmez ilkesi kuvvetler ayrılığıdır; bitirdiniz bunları, bitirdiniz bunları.

SALİH CORA (Trabzon) – Demokrasiden bahsetmeyin ya! CHP demokrasiden bahsetmesin ya! CHP ne anlar demokrasiden, insan haklarından, eşitlikten, özgürlükten? Bunlar CHP’nin ağzına yakışmıyor bile.

RAFET ZEYBEK (Devamla) - Bakın büyük bir samimiyetle söylüyorum, bu yaptıklarınızın bedelini ödeyeceksiniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Tehdit ediyorsunuz. Siz neye göre tehdit ediyorsunuz? Kimden cesaret alıp da tehdit ediyorsunuz?

RAFET ZEYBEK (Antalya) - Devletten.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – “Bedeli ödeyecek.” onu Allah bilir, kimin ödeyeceğini de Allah bilir.

RAFET ZEYBEK (Antalya) - Hukuk önünde. Hukuk bir gün hâkim olacak. Yargılanacaksınız!

(AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Halt etmişsin sen! Milletvekilini yargılamak ne demektir ya!

BAŞKAN – Sayın Sezal… Sayın Sezal, Grup Başkan Vekilinize söz verdim.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar ve gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Sezal, Grup Başkan Vekilinize söz verdim.

Arkadaşlar, biraz evvel, oturumun başında tekrarladık, Grup Başkan Vekilleri söz aldığı zaman lütfen müdahale etmeyelim ve Grup Başkan Vekillerini dinleyelim. Bu, bütün Sayın Grup Başkan Vekilleri için geçerli. Siz, bir başka Grup Başkan Vekilini konuşturmazsanız diğer arkadaşlar da diğerini konuşturmayacaktır, bu da doğru bir yöntem değil.

Buyurun Sayın Özkan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Antalya Milletvekili Rafet Zeybek’in HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, tabii, hatip kürsüden Türkiye yargısıyla ilgili olması gereken -kendisine göre- şahsi görüşlerini, partinin kurumsal görüşlerini ifade etmiştir, buna saygı duyuyoruz. Tabii, yeni anayasa milletimizin önünde, milletimize olan hizmet borcumuzun da bir vesilesi. Ve biz yeni anayasa yapalım derken inanın bu hususta herhangi bir siyasi parti grubu kenarda kalsın diye değil, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler, Türkiye uluslararası alanda refah, müreffeh bir ülke olarak yaşasın ve vatandaşlarımıza eşit vatandaşlık anlayışına göre yarınların güçlü Türkiyesini inşa edelim; Çanakkale ruhunu, Kocatepe ruhunu, Sakarya ruhunu aynen o ilk günkü değerleriyle yeniden inşa edelim; bu anlayışla kurduğumuz, yaptığımız bir inisiyatiftir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Doktor Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakı olarak Meclis içi ve Meclis dışı siyasi arenada herkese yapmış olduğu bir çağrıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayalım lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Açıkçası arzumuz, amasız, fakatsız ve bugün burada bulunan bütün siyasi parti gruplarının da katılımıyla, katkılarıyla oluşacak yeni anayasadır; egemenlik haklarımızı kullanacak, koruyacak sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasa arzusudur. Bunun için bu inisiyatifin, inşallah, milletimizin bütün toplum kesimlerinde karşılık bulacağına inanıyoruz. Eğer hatibimizin kürsüden dile getirdiği kaygılar ve söylemler… Bunların hayata geçmesini bir ideal anlamda istiyorsa, işte, hep beraber katkı sunalım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay…

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Burası Meclis, burada kürsüye çıkan her sayın milletvekili, milletten aldığı yetkiyle, vekâletle, düşüncelerini özgürce söyleyecektir, söylemeye devam edecektir. Söylenen düşünceler, serdedilen görüşler beğenilir, beğenilmez ama her görüşten, içeriğine katılınmayan her konuşmadan sonra cevap verilmesini de… Vermek gerekirse hepimiz veririz ve Meclis kanun üretemez burada, bunun altını çizmek istiyorum.

Ayrıca siyasetçi eleştirilere açık olacak, ayrıca siyasetçi ağır eleştirilere de açık olacak, iş ki hakaret olmasın. Hep söylerim: Siyaset, nezaket ve vicdan işidir, böyle bakabilmeliyiz. Muhalefet, sizi övecek değil yani size methiyeler düzecek değil, elbette endişelerini de kaygılarını da ortaya koyacaktır.

Tabii, burada bir şey daha var: Her söylenenden sonra konuyu din eksenine getirmeyi doğru bulmam. Dini biraz iyi bilmek lazım. Bu din, Peygamber’ine bile, cenneti-cehennemi garanti etmemiş bir dindir.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Bu güzel laf, çok güzel laf.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dolayısıyla, kimsenin burada Allah’ın tahsildarlığını yapmasına gerek yok; bir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir “İslam” lafı söylendi diye “İslam’dan niye korkuyorsunuz?” diye laf atmaya gerek yok; iki. İslam’dan korkmuyor, o arkadaşımız, Rafet Bey, 2 şeyden korkuyor:

1) İslam’ı siyasi ikbaline alet edenden korkuyor, milletin bekası için.

2) Allah’la aldatandan korkuyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 3/3/2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, AİHM kararlarının uygulanmamasının yarattığı sorunların ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup önerisi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Pakize Mutlu Aydemir.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’nin kuruluş felsefesi, bütün yasaklarla mücadele etmek, özgürlükleri savunmak ve genişletmek olmuştur. Bu doğrultuda son olarak Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından dün açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı da partimizin sürekli ve kesintisiz sürdürdüğü reform yolculuğunun bir adımıdır. Türkiye'ye bireysel başvuru hakkını AK PARTİ getirmiştir. Anayasa değişikliğiyle 2012’den itibaren bu yol uygulanmaktadır, hak ihlali olduğunu düşünen herkes bu yola müracaat edebilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargılama yetkisini tanımış ve bireysel başvuruyu kabul ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarını uygulayacağını deklare etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22 Aralık 2020 tarihinde verdiği Büyük Daire kararıyla “Başvuran Selahattin Demirtaş’ın haksız olarak tutuklu bulunduğuna ve bu sebeple, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesi gereğince gecikmeksizin serbest bırakılmasına” hükmetmiştir. Ancak bu karar kendi içerisinde bazı çelişkiler barındırmaktadır. Öncelikle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararının 220’nci paragrafında “Mevcut başvuruyla ilgili tutuklamanın sona erdiği” tespitinde bulunulmuş, 297’nci paragrafında da “Bu başvuru kapsamında dikkate alacağı tutukluluk döneminin 4 Kasım 2016 ile, 7 Aralık 2018 arası dönem olduğu” açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla 20 Eylül 2019’da başlayan ve hâlen devam eden mevcut tutukluluk hâli kapsam dışında bırakılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi son olarak, 19 Ocak 2021 tarihinde Hükûmetimize yapmış olduğu başvuru bildirimiyle, 20 Eylül 2019’da başlayan mevcut tutukluluğunu ayrı bir başvuru konusu yaptığını belirterek bu konuda görüş istemiştir. Bu gelişme de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, henüz inceleyip kesin hükme bağlamadığı bir tutukluluk işlemi sebebiyle başvuranın tahliyesini istediği yönündeki düşünceyi desteklemektedir. Kısaca, bugün Genel Kurulumuzda gündeme gelen ve hâlihazırda devam eden bir dava için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bilgi isterken -yani dosya henüz hükme bağlanmadan başvuranın tahliyesi istenerek- bağımsız mahkemelerimize devam etmekte olan davaları için de bir baskı oluşturulmak istenmiştir. Anayasa’mızın 138’inci maddesinde de açık ve net olarak belirtildiği üzere, esasen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, iç hukuk yolları tükenmeden bizim mahkemelerimizin yerine geçecek şekilde karar vermesi mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

PAKİZE MUTLU AYDEMİR (Devamla) – Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, devam eden bir davayla ilgili almış olduğu erken kararın siyasi bir karar olduğunu da söylemek mümkündür.

Bu vesileyle HDP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtir, yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3 sayın milletvekiline 60’a göre söz vereceğim.

Sayın Arkaz…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 1-7 Mart Deprem Haftası vesilesiyle deprem gerçeğine tekrar dikkat çekmek istediğine, herkesin devletin, Kızılayın ve AFAD’ın aldığı önlemleri takip etmesi gerektiğine, depremlerde yakınlarını kaybedenlere başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hayatımızın bir gerçeği olan deprem ülkemiz topraklarında tarih boyunca birçok acılara neden olmuştur. 1-7 Mart Deprem Haftası vesilesiyle deprem gerçeğine tekrar dikkat çekmek istiyorum. Depremlerde bir daha kayıpların yaşanmaması için yetkililerin aldığı önlemlerle beraber vatandaşların alacağı tedbirler de büyük önem taşıyor. Her birimiz, devletimizin, Kızılayın ve AFAD’ın aldığı önlemleri takip etmeli, her daim tedbirli olmalıyız. Hiçbir depremi unutmadık, acıları kalbimizde taşıyoruz. Depremlerden dolayı yakınlarını kaybedenlere başsağlığı ve evlerini kaybedenlere geçmiş olsun dileklerimi bir kez daha iletiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çolakoğlu…

38.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, 3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak ili Kozlu ilçesindeki maden ocağında grizu patlaması sonucu hayatını kaybeden 263 maden işçisinin acısının ve üzüntüsünün hâlâ taze olduğuna, tüm maden şehitlerini rahmetle andığına ilişkin açıklaması

AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak ilimizin Kozlu ilçesindeki maden ocağında 3 Mart 1992 günü grizu patlaması sonucu 263 maden işçimiz şehit olmuştur. Dünyada ve ülkemizde kömür madenciliğinin en büyük felaketlerinden biri olarak sayılan bu acı günün üzerinden yirmi dokuz yıl geçti. Geçen yirmi dokuz yıla rağmen acımız ve üzüntümüz hâlâ tazedir, şehitlerimizin acısı hâlâ yüreğimizdedir.

2002 yılından bu yana AK PARTİ hükûmetleri, işçi kardeşlerimizin iş güvenliği için gerekli kanuni düzenlemeleri yapmış ve yeni önlemler, tedbirler üzerinde de sürekli çalışmalar devam etmektedir. Ülkemizin bu tür acı olayları bir daha yaşamaması temennisiyle, yerin metrelerce altında alın teri dökerek ekmeğini kazanmaya çalışırken şehit düşen tüm madencilerimizi rahmetle anıyor, ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

39.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, ömrünü Hatay davasına adayan, eski Hatay Devleti’nin ilk ve tek Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’i vefatının 41’inci yılında rahmetle andığına, millet olmayı devlet olmaya tercih eden Hataylıların öz yurtta yaşamaktan onur duyduğuna ilişkin açıklaması

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Birinci Dünya Savaşı sonrası emperyalist devletler tarafından gasbedilmiş olan Hatay bir Türk yurduydu; Misakımillî sınırları içerisinde yer almıştır ve ana vatana bağlanışıyla simge olmuştur. Ömrünü Hatay davasına adayan, eski Hatay devletinin ilk ve tek Cumhurbaşkanı olan Kuvayımilliye kahramanı Tayfur Sökmen’i vefatının 41’inci yılında rahmetle ve minnetle anıyorum.

Tayfur Sökmen’in özgün hitabıyla, eşsiz Atatürk başta olmak üzere “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde kalamaz.” diyerek mücadele veren ve Hatay’ımızı özgürleştiren tüm kahramanlarımızın ruhu şad olsun.

Tayfur Sökmen’in ve Atatürk’ün emaneti olan Hatay’a her daim sahip çıkacağımızın ve bunun onurunu yaşayacak nesilleri yetiştireceğimizin bilinmesi gerekmektedir. Millet olmayı devlet olmaya tercih eden biz Hataylılar, öz yurdumuzda yaşamaktan onur duyuyoruz.

Saygılarımla.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 2/3/2021 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ek ders karşılığı çalışan personelin sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3/3/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/3/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ek ders karşılığı çalışan personelin sorunlarının araştırılması amacıyla 2/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (2340 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/3/2021 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, CHP Grubu olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda ek ders ücreti karşılığında görev yapan personellerin yaşadıklarına yönelik vermiş olduğumuz Meclis araştırması önergesi üzerinde söz almış bulunuyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, artık Türkiye’de âdet hâline gelmiş bazı şeyler var; örneğin güvencesiz çalışma, örneğin emekçilerin en temel haklarının gasbı. Ama bu çarpık düzen çalışanların haklarını koruması gereken Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bulunan çalışanlar üzerinde oluyorsa oturup 2 kere düşünmemiz lazım.

Şimdi, dün grup toplantımızda Sayın Genel Başkanımız da dile getirdi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında ek ders karşılığında çalışan personeller var ve bu personeller gerçekten bugünün Türkiyesine, bugünün dünyasına yakışmayacak koşullarda çalışıyorlar. Bu çalışanlar Bakanlık oluruyla göreve başlıyor, görev onaylarının uzatılması için her yıl aralık ayı içerisinde olur veriliyor ve 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında çalışmaları sağlanıyor. Peki, kim bu personeller? Sosyolog, öğretmen, sosyal çalışmacı, psikolog, hemşire. Nerede çalışıyorlar? Bakanlığın taşradaki sosyal hizmet merkezi müdürlüklerinde, engelli ve yaşlı bakım hizmetlerini değerlendirme heyetinde, kadın hizmetleri biriminde, koruyucu aile biriminde, korunmaya ihtiyacı olan çocuk biriminde, sosyal ve ekonomik destek birimlerinde, şehit yakınları ve gaziler hizmet birimlerinde, il müdürlüklerinde, idari ve mali hizmetler biriminde, personel işleri müdürlüklerinde yani kısacası, Bakanlığın her türlü biriminde görev yapıyorlar. Bu ek ders personelleri, Bakanlığın bünyesindeki kadrolu meslek elemanlarıyla birlikte asıl işleri yani hemen hemen aynı işleri yapıyorlar ve aynı şekilde imza atma yetkisine de sahipler. Ama ne kadar para alıyorlar diye baktığımızda, aldıkları ücretin asgari ücretin altında kalması nedeniyle haftalık çalışma saatleri otuz saatten otuz beş saate çıkarılmış ama fiilî olarak kırk saat çalıştırıyorlar. Peki, hangi koşullarda çalışıyorlar? Bir kere, güvencesizler, hiçbir hukuki güvenceleri yok, amirlerinin bir lafıyla işlerinden olabilmekteler, onaylarının bir yıllık olması nedeniyle her an işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıyalar, ücret veya maaş eşitsizliği içerisindeler.

Bakın, İş Kanunu’nun 55’inci maddesine aykırı olarak ek ders personelleri, kendileriyle aynı meslek ve unvana sahip olan personelden veya sözleşmeli personelden çok daha düşük bir ücrete çalıştırılmaktadırlar, diğer yandan, aldıkları ücretler bakımından da kamuda çalışanlar içerisinde en az ücret alan grup içerisinde yer alıyorlar.

Diğer bir konu, bu arkadaşlar en temel özlük haklarından da yoksunlar. Çift taraflı sözleşme akitleri yok, çalışma statüleri belirsiz. Bu nedenle yıllık izinleri, analık izinleri, evlilik izinleri yok; eğlenmeye, dinlenmeye hatta hasta olmaya bile hakları yok değerli arkadaşlar. Tazminat alamıyorlar, işsizlik sigortasına dâhil edilmiyorlar. Bakanlığın öteki personelleri gibi Bakanlıkça düzenlenen eğitimlere, projelere dâhil edilmiyorlar; harcırah gibi, yemek parası gibi, nöbet hizmeti gibi ücretlerini alamıyorlar. Hâlbuki saha görevleri de var bu çalışanların ve ek masrafları oluyor. Kimlik kartları var ama resmî işlemlerde kullanamıyorlar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kadrolu ve sözleşmeli personellerle aynı işi yapıp, aynı imza yetkisine sahip olup bu kadar hak yoksunluğu içerisinde çalışıyor olmak kabul edilebilir bir durum değil. Sonuç olarak ortaya şöyle bir durum çıkıyor: Türkiye’de emekçiler görünmüyor, iktidar gözünde hepsi birer hayalet; çalışıyorlar, emek veriyorlar hatta ölüyorlar ama bir türlü görünmüyorlar. Çünkü ülkeyi yönetenlerin gözü, kulağı, en önemlisi vicdanı kapanmış. Gördüğünüz gibi, bir Bakanlık kendi personeli üzerinde bile bir köle düzeni uyguluyor.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 23’üncü maddesi “Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak, adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.” diyor. Dolayısıyla, söz konusu bu personelimizin özlük hakları sağlanmalı, eşit işe eşit ücret ilkesi hayata geçirilmeli ve maaş iyileştirmeleri yapılmalıdır. Bakanlık içinde ötekileştirilen, her türlü haklarından muaf tutulan, düşük ücretlerle sömürülen bu personelin sorunları derhâl çözülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Toparlıyorum.

5 bin personeli etkileyen bu uygulamanın örnek teşkil etmemesi ve kurumlar arasında bulaşıcı olmaması için, bu sorunu, Parlamento olarak ele almak durumundayız. Bu sorunun araştırılıp çözüme kavuşturulması lazım. O nedenle, hiçbir parti ayrımı yapmadan hepinizi bu önergeye destek vermeye davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz talep eden Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. CHP grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım.

Malum, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında çalışan, çoğu öğretmen olan kardeşlerimizin önemli sorunları var. Burada çözüm yolları elbette ki Mecliste aranacak; bu manada, bu önerinin buraya getirilmesi oldukça doğru olmuştur ve biz de destekliyoruz.

Öğretmenler, eğitim ve öğretim hayatının belkemiğidir. Buna rağmen, ne yazık ki öğretmenlik toplumsal statüsü düşük bir meslek hâline gelmiştir. Özellikle ücretli öğretmenlerimizin yaşamış olduğu sorunlar öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştırmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığında ücretli öğretmenler, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeyse ek ders karşılığı çalışan öğretmenlerimiz mağdur edilmektedir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ek ders karşılığı çalışan yaklaşık 5 bin meslek elemanı mevcuttur. Bakanlığa bağlı kuruluşlarda ek ders karşılığı yani saatlik ücretle çalışan hemşire, fizyoterapist, öğretmen, sosyolog, psikolog gibi birçok alandan meslek elemanları haftada otuz beş saatin üzerinde çalışmaktadır. Her 2 Bakanlıkta görev yapan gerek ücretli öğretmenlerin gerekse meslek elemanı statüsünde çalışan öğretmenlerimizin ortak sorunları şunlardır: Öncelikle, ücretli öğretmenlerin en büyük sorunu iş güvencelerinin olmayışı ve aldıkları maaşların çok düşük olmasıdır. Aslında “maaş” bile demek doğru değildir, “ek ders ücreti” demek daha doğru bir tanımdır. Girdiği ders başına ücret alan öğretmenler asgari ücretin altında çalışmış oluyorlar, tatillerde ek ders ücreti kesiliyor, kadrolu ve ücretli öğretmen maaşlarının üçte 1’i kadar ücret alıyorlar. Ücretli öğretmenlerin kadrolu öğretmenlerden farkı, işlerinin geçici olmasıdır. Kadrolu bir öğretmen geldiğinde ücretli öğretmen hemen kapı önüne bırakılıyor. Ücretli öğretmenlerimizin sigorta primleri eksik yatıyor, özlük haklarından yoksunlar ve amirlerinin iki dudağı arasında çalışmak zorundadırlar. Hiçbir güvenceleri olmadığı gibi, yarın çalışıp çalışmayacaklarından maalesef emin değiller. Her sömestir döneminde sözleşmelerini yenilemeleri gereken bu insanlar “Bir sonraki gün işimiz var mı, yok mu? Bizim işimiz devam edecek mi?” endişesi içinde çalıştırılmaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Mobbinge maruz kalıyorlar, aynı işi yapmalarına rağmen kadrolu personellerle eşit muamele görmüyorlar. Çoğu ücretli öğretmen, tüm yıl boyunca, ücretleri kesilmesin diye izin almadan çalışmak zorunda kalıyor. İzin aldıkları zaman ücretleri kesiliyor, statüleri yok, kendilerini ifade etmeye zorlanıyorlar, her daim geri planda kalıyorlar. Ayrıca her görev aldıkları okulda geçici gözüyle bakıldıkları için huzursuz bir okul ortamında çalışıyorlar. Ücretli öğretmenlerimiz ve meslek elemanları için yıllık izin, doğum izni, süt izni ise bir hayal.

Ücretli öğretmenler başta olmak üzere kamuda çalışan tüm geçici personel kadroya geçirilmelidir; adalet buradadır, hak buradadır. Şu kamudaki kadrolu-kadrosuz, geçici, A grubu, B grubu, C grubu ayrımına artık bir son verelim. Bütün devlet memurlarını 4/A kapsamına alarak şu kamu düzenine bir huzur, güven getirelim diyor, bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden Muş Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP grup önerisi üzerinde grubum adına söz aldım. Tabii, bu önemli bir Meclis araştırması önergesi çünkü gerçekten, aslında çalışma yaşamında bir Bakanlığı fokuslamış, bir Bakanlıkta farklı statülerde çalışan insanların mağduriyetlerine dikkatimizi çeken bir önerge. Bu anlamıyla önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat bu önergeden yola çıkarak aslında nasıl bir çalışma yaşamı olduğuna, AKP’nin nasıl bir çalışma rejimi inşa ettiğine de yakından bakmamız gerekiyor. Birincisi ve en önemlisi, aslında bugün anayasal bir devlet düzenine, Anayasa’nın temel maddesi olan “insan onuruna yaraşır, kadrolu, güvenceli” bir çalışmanın artık istisna olduğunu görüyoruz. Bu neredeyse çok küçük bir azınlığın, çok sınırlı bir azınlığın ulaşabildiği bir durum.

Onun dışında ne var değerli arkadaşlar? İstihdam biçimlerindeki çokluluk meselesi. Yani bir bakanlık düşünün, Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ya da başka bir bakanlık, aynı işi yaptığı hâlde birden fazla statüde çalışan, istihdam edilen insanlar var. Yani ben Sağlık Bakanlığında çalıştım; 657 var, 4/A var, 4/B var, 4/C var vesaire, var da var. Peki, bu kadar çeşitli istihdam biçimlerinin olmasının amacı ne? Çünkü her istihdam biçimiyle aslında AKP bir hak tırpanlaması yapıyor. Her getirdiği istihdam biçimiyle bir önceki hakları elinden alıyor ve deyim yerindeyse, aslında çalışan insanları yapayalnız, özlük hakları olmadan, hiçbir sosyal güvenceleri olmadan, kölelik koşullarında çalıştırıyor.

Şimdi, bu önerge de neye ilişkin? Aile ve Çalışma Bakanlığına. Bakın, Çalışma Bakanlığı yani çalışma hayatını düzenleyen bakanlık ama sanırım önce kendisinden işe başlaması gerekiyor çünkü kendi istihdam ettiği insanları kölelik koşullarında çalıştırıyor. Bu insanlara değer vermiyor; buradaki öğretmelere, hemşirelere, psikologlara, sosyal araştırmacılara değer vermiyor; onları özel sektörün bile çalıştırmayacağı -çalıştırdığının altında- koşullarda çalıştırıyor. Peki, bunu niye yapıyor değerli arkadaşlar? Çünkü insana dair bir bakışı yok. Bugün çalışma hayatını bir maliyet olarak gören neoliberal bakış Bakanlığın kendisine de sirayet etmiş durumda. Bütün özlük haklarını, bütün sosyal hakları, çalışma yaşamına dönük her türlü kadroyu kendisi için bir maliyet olarak görüyor ve kendisini tam da işveren aklıyla örgütleyip bu maliyetlerden kurtulmak için de bütün bunları yok sayıyor, bütün bunlardan azade bir çalışma rejimini yerleştirmeye çalışıyor.

Şimdi, önergede de var, sayılmış işte. Nelerden yoksunlar? İş güvencesinden yoksunlar, özlük haklarından yoksunlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Birçok yatılı kurumda nöbet tuttukları hâlde nöbet ücreti alamıyorlar, sahaya çıktıkları zaman yolluk alamıyorlar -kadrolu olanlar aldığı hâlde yolluk ödenmiyor bu insanlara- bir şekilde birçok kurum içi eğitim imkânlarının dışında tutuluyorlar ve bütün bunları yapan Bakanlığın adı Çalışma Bakanlığı yani bizim sabah akşam özel sektörde de olsa, kamusal hayatta da olsa her türlü haksızlıkta, hukuksuzlukta kapısını çalacağımız, “Bu işçilere, bu çalışanlara, bu emekçilere niye bu çalışma yaşamını reva görüyorsunuz?” diyeceğimiz Bakanlığın kendisi aslında taşeron koşullarında işçi çalıştırıyor, taşeron koşullarında emekçileri çalıştırıyor. Bunun hem Anayasa’ya hem uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu ama en temelde de insanlık onuruyla bağdaşmadığını ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Orhan Yegin.

Buyurun Sayın Yegin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; CHP Grubunun vermiş olduğu öneri hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, bilindiği gibi, 2015 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatları bünyesinde düzenlenen hizmet içi eğitim, kurs ve seminerlerde ders vermek üzere görev alacak eğitim görevlilerinin niteliklerini, ücretli okutacakları haftalık ders saati sayısını ve diğer hususlar ile öğretmenlerin ek ders ücretleriyle ilgili usul ve esasları düzenlemek için bir Bakanlar Kurulu kararı çıkartılmıştı. Bu kapsamda, günümüzde de Bakanlık, resmî görevi bulunmayanlara haftada otuz beş saate kadar ek ders görevi, ek ders görevi verilenlere ise 657 sayılı Kanun’un 176’ncı maddesi uyarınca ve bütçe ödenekleri çerçevesinde ek ders ücreti ödemektedir. Yine, olanaklar dâhilinde her yıl bu sözleşmelerin yenilenebilme olanağı da bulunmaktadır. Bu personel, hizmet içi eğitim, kurs ve seminerler, hizmet alanlara yönelik psikososyal destek programı, beden eğitimi, spor çalışmaları ve benzeri birçok dalı kapsayan farklı alanlarda fiilen görev almaktadır. Alım yaparken en az lise mezunu olmalarının yanında, eğitim programlarında yer alan konularda gerekli bilgi, beceri ve öğretme yeteneği ile bu alanda öğretici belgesine sahip olmaları şartı aranmaktadır. Bu esaslar dâhilinde haftada otuz beş saate kadar ek ders görevi verilebilmekte olup bütçe olanakları dâhilinde her yıl sözleşmeleri yenilenebilmektedir. Şu an itibarıyla ek ders karşılığı çalışanların sayısı yaklaşık 3 bindir. Bahsi geçen esaslar çerçevesinde ek ders karşılığı çalıştırılan personel çalıştıkları süre için yani ders karşılığı ücret almaktadırlar. Doğrudur, ücretler farklı alınmaktadır ancak farklılığın kaynağı, haftada on saat çalışana on, yirmi saat çalışana yirmi, otuz saat çalışana otuz saat karşılığı bir ücret ödenmesidir.

Kıymetli milletvekilleri, bu kardeşlerimizin elbette kadrolu personelle aralarında ücret farkı vardır. 4/A kadrolu personel veya 4/B sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar, belli şartları sağlayıp, KPSS’den istenilenin üzerinde puan alıp, kurumlarca ayrıca yapılacak sınav için sıralamaya girmeye hak kazanıp ve nihayetinde sınavı geçip istihdam edilmeye hak kazanıyorlar. Bu süreçler, önergeden dolayı burada konu ettiğimiz kardeşlerimize kapalı veya yasak olan süreçler değildir. Esasen, ek ders karşılığı ücret verilerek personel çalıştırma bir istihdam modeli de değildir. Aslında, iş süresinin ve yoğunluğunun azlığı, işin veya ihtiyacın haftanın belli zamanlarında ortaya çıkması ve benzeri sebeplerden ötürü bazı alanlarda kadrolu veya sözleşmeli statüyle tam zamanlı personel istihdamı yapılamadığından, KPSS, kurum içi sınav ve benzeri süreçlerin hiçbiri olmadan, ders saati karşılığında, hem kurumun ihtiyacı karşılansın hem bir nevi, mesleğini bir parça icra edilebilme imkânı hem de bir gelir elde edebilme imkânı sağlanmış olsun diye kurulan bir münasebettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Bir bakıma, Millî Eğitim Bakanlığında uygulanan ücretli öğretmenlikte olduğu gibi bir durumla karşı karşıyayız. Millî Eğitim Bakanlığında kadrolu veya sözleşmeli çalıştırılan öğretmenin hastalanması, askere gitmesi, doğum yapması veya benzeri farklı durumlarla işinden geçici olarak ayrıldığı dönemler için ücretli öğretmen istihdam edilmektedir. Bu ve benzeri durumlar için kurumlar, en başta hangi haklarla ve hangi şartlarda bir münasebet kurulacağını bildirmekte ve münasebet kurulduktan sonra vadettiği şartlardan geriye doğru da herhangi bir gidiş yapmamaktadır.

Kıymetli milletvekilleri, doğrudur, bu modelde esas olan geçici olarak hizmetin görülmesi ve saatlik görevlendirme olduğundan, ayrıca istihdam biçimi olarak da kurgulanmadığından, izin, yer değiştirme, tayin, terfi gibi haklar da evet, bu modelde -doğal olarak- öngörülmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) – Başkanım, tamamlamama müsaadeniz var mı? Bitireyim.

BAŞKAN – Peki, bir selamlama yapın.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Örnek olmasın, ben geçeyim.

Teşekkür ediyorum. Başkana teşekkür ediyorum, dakikamı aştım.

Hülasa, o zaman şunu söyleyeyim: Az önce kölelikten bahsedildi, emeğin sömürüsünden bahsedildi; hak etmediğimiz, 2002 yılından beri iktidarımızın pratiklerine asla uymayan ve haksızlık eden birçok söylemler oldu. Kıymetli milletvekilleri, 2002 yılından önce, sadece çalışma hayatı değil, eğitim hayatı da sağlık hayatı da ulaşım hayatı da, hayatın hangi alanına bakarsanız bakın, her alanda memleketimizin, milletimizin, insanımızın çok büyük eksiklikleri vardı. Bu eksiklikleri gidermeye ve bir yandan da milletimizin taleplerini karşılamaya dönük on sekiz yıldır hep beraber bir mücadele ortaya koyuyoruz. Allah’ın izniyle, bundan sonra da bundan önce olduğu gibi yine, milletimizin taleplerini gerçekleştirmek için bütün cephelerde ve alanlarda mücadelemizi vereceğiz ve milletimizi hak ettiği haklara, unsurlara hep beraber ulaştıracağız inşallah.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3 sayın milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Şahin…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, şehir hastanelerinin idarelerinin yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle şehir hastanelerinin inşaatını yapan ve işleten şirketlerle çalışmak istemediğine, yerel siyasetçilerin kendilerine yakın şirketlerle çalışmaya devam etmeleri için hastane idarelerine baskı yaptığına, Sağlık Bakanlığının pazar testleri sürecinde kamunun yanında yer almasını beklediklerine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık Bakanlığı şehir hastanelerindeki hizmet alımları için pazar testlerine başladı ve bu konuda hastane idareleriyle toplantılar yapılıyor. Hastane idareleri, yaşadıkları büyük sıkıntılar nedeniyle, şehir hastanelerinin inşaatını yapan ve bu hastaneleri işleten şirketlerle çalışmak istememektedir. Buna rağmen, yerel iktidar siyasetçileri, istedikleri gibi eleman alımı yaptıkları bu hastanelerde, kendilerine yakın olan şirketlerle çalışmaya devam etmeleri için hastane idarelerine baskı yapmaktadırlar. Gizli yapılan pazar testlerinde, bu iktidar yanlısı şirketlerin istedikleri artırımlar ve maliyet bedelleri gerçeği yansıtmamaktadır. Şehir hastaneleri konusunda bugüne kadar şeffaf olmayan, ticari sır bahanesi arkasına saklanan Sağlık Bakanlığının, hiç olmazsa bu süreçte kamunun yanında yer almasını, pazar testlerini kamuya açık ve şeffaf olarak yapmasını bekliyoruz. Sağlık Bakanlığı, şehir hastanelerini işleten şirketlerin değil, Türk milletinin Bakanlığı olduğunu ve kamunun yararını gözetmek zorunda olduğunu unutmamalıdır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

41.- Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in, Bingöl ilinde üretilen balların geçen yıl yapılan Dünya Bal Şampiyonası’nda dünya 2’nciliğini kazandığına ancak arıcıların ciddi sıkıntıları olduğuna, aldıkları kredilerin faizlerinin silinerek anaparanın taksitler hâlinde ödenmesi talepleri olduğuna ilişkin açıklaması

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Geçen hafta Vekili bulunduğum Bingöl ilinde özellikle bal, arı üreticileriyle bir araya geldik. İlimiz merkeze bağlı olan Kur (Dikme) köyünden Hüseyin Celayir ve yine, il merkez Simsor (Ekinyolu) köyünden Latif Morkoyun, yaşamlarını aracılık yapmakla ve bal üretimiyle geçirmekteler. Buradan bir hatırlatmada da bulunmak isterim: İlimiz Bingöl’de üretilen ballar geçen yıl yapılan dünya bal şampiyonasında dünya 2’nciliğini kazanmıştır. Ancak yerelde arıcılarımızın çok ciddi sıkıntıları söz konusudur. Almış oldukları arıcılıktan kaynaklı kredilere yüksek, fahiş faizler uygulanmakta, bu faizlerin silinerek anaparanın taksitler şeklinde ödenmesi talepleri var. Yine, kovan başına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

42.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Aydın ili Çine Anadolu İmam Hatip Lisesinde bir öğretmenin kıdeminin yetersiz olmasına rağmen AKP’li siyasilerle akrabalık ilişkisi olduğu için Efeler ilçesi Süleyman Demirel Anadolu Lisesinde görevlendirildiği iddialarının doğru olup olmadığını Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’tan sorduğuna ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aydın ili Çine Anadolu İmam Hatip Lisesine atanan bir öğretmenin, bu okulda hiç görev yapmayarak kıdemi yetersiz olmasına rağmen, üç yıldır görevlendirmeyle evinin yanında bulunan Efeler ilçesi Süleyman Demirel Anadolu Lisesinde çalıştığı; okulda görev yapan diğer branş öğretmenlerinin rızası olmadan derslerinin alınarak bu öğretmene verildiği; ayrıca bu öğretmenin bazı siyasilerle akrabalık ilişkisi olduğu ve bu gerekçeyle görevlendirmesinin yapıldığı iddia edilmektedir.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Bu öğretmenin kıdemi yetersiz olmasına rağmen AKP’li siyasilerle akrabalık ilişkisi olduğu için görevlendirildiği iddiaları doğru mudur? Aydın’da mesleki kıdemi yeterli olmamasına rağmen görevlendirmeyle başka okullarda görev yapan kaç öğretmen vardır? Okullarda yeterli sayıda öğretmen olmasına rağmen ücretli öğretmen görevlendirerek devletin kaynaklarının doğru kullanılmaması kamu zararı değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifler ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi birinci bölüm görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 12’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen İYİ PARTİ Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Barınma insanoğlunun en temel ihtiyacı ve harcamalarımızın önemli bir kısmını da bu ihtiyaç için kullanıyoruz. Her ne kadar enflasyon verilerini çarpıtıyor olsa da Türkiye İstatistik Kurumunun 2017, 2018, 2019 yıllarına ait birleştirilmiş verileri de tüketim harcamalarının büyük bölümünü konut ve kira harcamalarının oluşturduğunu doğruluyor. Bugün geleneksel kalabalık ailelerin yerini çekirdek ailelerin alması, eğitim ve iş nedeniyle göçler, ayrı evde yaşama tercihi konut ihtiyacına olan talebi artırıyor ancak konut pahalı, arsa pahalı, kira pahalı. Ne yapıyor vatandaş? “Küçük olsun ama benim olsun, kiralarda sürünmeyeyim.” diyerek diğer harcama kalemlerinden kısıp kira bedeline eklemek suretiyle ev sahibi olmanın çarelerini arıyor. Ailesinden miras kalanlar şanslı, anlaşıyor bir müteahhitle, arsasının üzerine anlaştığı kadar daire ve dükkân alabiliyor. Ama parası olmayanlar… İşte asıl arayış bu noktada başlıyor: “Nasıl kredi bulabilirim?” Google arama trendleri raporuna göre ülkemizde en çok arama yapılan başlık “ihtiyaç kredisi” “kredi başvurusu” ve “enflasyon”. Neden enflasyon? Çünkü vatandaşın bir diğer derdi de şu: “Kredi çekip ev alayım ama bu ekonomide bu ev benim elimde kalır mı, evimin taksitini ödeyebilir miyim?” diye merak ediyor. Haksız mı? Hayır.

Geçtiğimiz yıl dünya beklenmedik bir salgınla karşılaştı. Bütün ülkeler teyakkuz haline geçti ve salgının ekonomilerine etkilerini minimize etmek için art arda önlem paketleri açıklamaya başladı. Kimi, önceliği zor durumda olan şirketlere verdi; kimi, işten çıkarmaları engelledi; kimi, işsizleri öncelikli koruma altına aldı; kimi, sosyal güvenlik ve vergi ödemelerini ertelemeye yönelik düzenlemeler yaptı. Tabii ki diğer ülkelere göre daha geç adım atılsa da diğer ülkelere nazaran devede kulak kalsa da bizim ekonomi yöneticilerimiz de sosyal hayata destek paketleri açıkladı. Bir yıl geri ödemesiz, düşük faizli konut kredisi; düşük faizli taşıt kredisi, düşük faizli ihtiyaç kredisi ve en önemlisi, tatil kredisi.

Coronavirüs salgınından kurtuluşumuzu müjdeleyen Sayın damat Albayrak bugün görevde değil. Kendileri bu kararı alırken mutlaka Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Cumhurbaşkanının Başkanlık ettiği Ekonomi Politikaları Kuruluna, hatta Sosyal Politikalar Kuruluna da mutlaka danışmıştır. Tabii, danışılınca dağlar aşılır; aşıldı tabii, cumhuriyet tarihinin en düşük kredisiyle cumhuriyet tarihinin en fazla ve en hızlı borçlanması gerçekleşti.

Kredi nedir? İhtiyaç duyduğunuz maddi destektir. Temmuz 2020 itibarıyla bankaların kullandırdığı kredi hacmi yani maddi destek 720 milyara ulaştı. Sadece mayıs ayında 699 bin kişi hayatında ilk defa kredi kullandı. Bu krediler kullanılırken konut ve taşıt kredileri için bir yıl sonra ödenmek üzere sözleşme yapıldı, bir yıl dolmak üzere. Covid-19 mutasyonlarıyla birlikte artmaya devam ediyor. Kongre salonları tıklım tıklım, iş yerleri kapalı. Geri ödenemeyen kredilerin yaratacağı finansman sorunu artık bir ihtimal değil, büyük bir problem. Şimdi ne olacak? Bankalar vadesi gelen kredileri tahsil edemeyecek, önce faiz, sonra faizin faizi, sonra haciz, en sonra da icradan satış. Hükûmet bu krizi kaldırabilir mi? Belki bir süre yapılandırma yapıp borçları bir süre daha faizle erteleyebilir. Ancak şu bir gerçek ki: Bir yıldır tekeri dönmeyen, dükkânı açılmayan esnaf, anaparasını ödeyemediği borcun ne yazık ki yapılandırılmış faizini ödeyemez.

Değerli milletvekilleri, ev sahibi olmak herkesin hayali ama her isteyenin ev sahibi olamadığı gibi, her isteyen de kredi kullanamıyor. Öncelikle kredibilite yani gelir istikrarı gerekli. Gelir istikrarı olmayanlar ne yapıyor? Ya hiçbir şey alamıyor ya da başka arayışlara giriyor. İşte “Tasarrufa Dayalı Faizsiz Finansman Sistemi” diğer adıyla “el birliği sistemi” alternatif finansman arayışlarının sonucunda çözüm olarak sunulan finans yöntemlerinin başında gelmektedir. Alt gelir gruplarında, konut sahibi olmak isteyen ancak banka sistemince kredi alabilme imkânı olmayan vatandaşlar ile özellikle faize karşı hassasiyeti bulunan vatandaşların tercih ettiği, aynı zamanda bankacılık sistemince kredilendirilmeyen konut ve arsa hükmündeki gayrimenkullerin satışını kolaylaştırmak üzere oluşturulan Tasarrufa Dayalı Faizsiz Finansman Sistemi Türkiye genelinde son yıllarda hızla yaygınlaşmaktadır. Sistemin temeli, 1990’larda atılmıştır. Otomobil satışında uzun vadeli ve faizsiz bir yöntem olan el birliği sistemini uygulayan bir firma harekete geçmiş, bu sistemi konut finansmanına uyarlamış ve bu kapsamda ilk firma 2013 yılında faaliyete başlamıştır. 2016 yılından sonra artan faiz ve enflasyon baskısı, sisteme yeni firmaların girişini hızlandırmıştır. Bugün el birliği sistemine dayalı 50’nin üzerinde şirket faaliyet göstermektedir. Şirketler “gayrimenkul, otomotiv, iletişim, organizasyon, pazarlama sanayi, ticaret anonim şirketi” ve/veya “emlak müşavirlik şirketi” unvanı taşımakta ve yaklaşık 400 binin üzerindeki müşterinin tasarruflarını yönetmektedir.

Dünyanın birçok ülkesinde konutta alternatif finansman yöntemleri uygulanmaktadır. Ancak, ülkemizdeki gibi mevduat toplayarak, çekilişe dayalı faizsiz finansman sistemi uygulamasına rastlanılmamaktadır. Dünyada benzerine rastlanılmayan uygulama sadece çekilişsiz sistem değildir; sistemin mevzuata dâhil edilmemesi, risk, lisanslama, yasal sorumluluk, kontrol ve denetim mekanizmasının yasal bir çerçeveye bağlanmaması, düzenleyici altyapısı bulunmaması da bize özel bir uygulamadır.

Sistem, bugüne kadar başıboş bir şekilde, hiçbir sermaye, yeterlilik, lisans belgesi ve izin şartı aranmaksızın kendi kendilerine kurulup kontrolsüzce büyümüştür. Şirket sayılarının hızla çoğalması riskleri artırmış ve mağdur sayıları da artmıştır. Mağdurların sesinin yükselmesi ve hızla çoğalmasının da iktidarı bir düzenleme yapmak zorunda bıraktığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu kanun teklifinin hazırlanmasında çok geç kalınmıştır.

Bugüne kadar iktidarın dikkatini çekmeyen, mağdur sayısı artana kadar düzenleme yapılması ihtiyacı hissedilmeyen Tasarrufa Dayalı Faizsiz Finansman Sistemi şu şekilde yürümektedir: Bu sistemde konut alım işlemleri detaylı prosedür gerektirmemektedir. Bankalar müşterilerden mevzuat gereği birçok evrak, bordro, ipotek isterken el birliği sistemindeki firmalar müşterilerine zorluk çıkarmamaktadırlar. Düşük gelirli bir ailenin ya da fazla sigorta ödemek istemeyen işverence düşük ücretli gösterilen bir işçinin maaş bordrosu el birliği sisteminde finansman bulabilmek için engel teşkil etmemektedir. Sistem, kişilerin kendi birikimleriyle ev, araba sahibi olmalarını sağlamaya yönelik taksit sayısı kadar katılımcının bir havuzda para biriktirmesi esasına dayanmaktadır. Organizasyon ücreti karşılığı sisteme üye olan müşteri, istediği ev veya arabanın bedelini kendi ödeme gücüne göre tespit etmekte ve bu büyüklüğe göre organizatör şirket tarafından oluşturulmuş gruba eklenmektedir. Bu sistemde ev almak isteyenlerden oluşan ve benzer vade talebinde bulunan 40, 60, 80, 100, 120 kişilik katılımcılardan oluşan gruplar şirketler tarafından organize edilmektedir. Belirli bir dönem sonrasında başlayan çekilişlerle her ay havuzdaki bir katılımcıya talep ettiği konut bedeli teslim edilmektedir. Uygulamada sisteme katılırken müşterilerden havuz organizasyon bedeli olarak yüzde 7 ila yüzde 12 arasında değişen peşin komisyon tahsilatı yapılmaktadır. Katılımcı ve çekiliş sonucunda ödenecek para sabitken konut fiyatlarının sabit olmaması katılımcının aleyhine bir ek maliyet yaratmaktadır. Ayrıca yasal bir altyapı olmadığı için katılımcı havuzdan çıkmak istemesi hâlinde de zarara uğramaktadır. Yüzde 7 ila yüzde 12 arasında organizasyon bedelinin peşin alınması, katılımcının ilk bir yıllık süreçte verdiği parayı almak bir yana neredeyse firmaya borçlanması anlamını taşımaktadır. Katılımcı eğer kiradaysa ve kurada arka sıralara kalmışsa bu dönemde hem konut taksitlerini hem kira ödemesini yapmaktadır. Bu süreçte paranın zamanla değeri azalmakta, konut fiyatlarındaki artış ve enflasyon gibi nedenlerle birikimler erozyona uğramakta, katılımcı sisteme dâhil olurken hayal ettiği konuta da sahip olamamaktadır.

Yine, aynı şekilde sisteme ilişkin yasal altyapı, sermaye yeterliliği, lisanslama, düzenleme ve denetim bulunmaması nedeniyle sisteme ödenen tutarların sözleşme iptalinde veya organize eden şirketin iflası hâlinde hiç alınamama riski de bulunmaktadır. Sözleşmeler firma bazında farklılıklar göstermekte, her firma katılımcısıyla farklı sözleşme yapabilmekte, katılımcının şirkete yönelik başta cayma hakkı olmak üzere hakları firmaların inisiyatifine, insafına terk edilmektedir. Bankaların uygun bulmadığı, tapusu bulunmayan, hakkında şerh, haciz ve her türlü kısıtlayıcı kayıt bulunan gayrimenkul, krediye uygun olmayan konut ve arsalar finanse edilebilmektedir.

Değerli milletvekilleri, birikim yapmak, birikimini konut, arsa, taşıt gibi değerlendirmek isteyen birçok vatandaşımız, kimi zaman bankerler, kimi zaman “faizsiz finans” söylemi arkasında dolandırıcılık yapan firma ya da kişilerce dolandırılmıştır. Bu, kimi zaman Tosuncuk’un kurduğu hayalî çiftliğe yatırım yapmak şeklinde olmuş, kimi zaman jet hızıyla kazanç vaadiyle ortaya çıkan, yine jet hızıyla ortadan kaybolan kişiler aracılığıyla meydana gelmiştir. AK PARTİ’si bugüne kadar yastık altından çıkan paraların kontrolsüzde olsa sistemin içine girmesi nedeniyle el birliği sistemiyle para toplanmasına ses çıkarmamıştır ama AK PARTİ’sinin el birliği yaptığı sistemde saadet zincirinin halkaları kopmaya başlamıştır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Konya Milletvekili Esin Kara.

Buyurun Sayın Kara. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ülkelerin uzun vadeli ekonomik büyümesinin sürdürülebilmesi için yurt içi ve yurt dışı tasarrufları kilit rol oynamaktadır. Bu tasarruf miktarının tabandan tavana düzenli şekilde işleyebilmesi adına, öncelikle hane halkının tasarruf miktarı artırılmalıdır. Ülkemizde bu miktar birçok ülkeye oranla daha azdır. Hane halkı özeline inildiğinde tasarruf oranının artırılması için finansal açıdan güvende hissedebilecekleri uygun ürünlerin sunulması gerekmektedir.

Konut ve araç sahibi olmak günümüz dünyasında bütün toplumlarda temel bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Özellikle, şehirleşme oranının yükselmesiyle bu ihtiyaç daha çok hissedilmiş ve ihtiyaç boyutunu da aşarak çözülmesi gereken bir sorun hâline gelmiştir. Kişisel birikimle ihtiyaçların karşılanması güvenli bir yöntem olmaya devam etse de uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyulması, bu alanda finans ve finansman konusunu gündeme taşımıştır. Finans, ekonomik faaliyetlerin ihtiyaç duyduğu sermayeyi ifade ederken finansman, sermaye temin için başvurulan araçları tanımlamaktadır. Finansal sistem ise finansal araçlar yardımıyla bireylerin ve kurumların ihtiyaç duydukları fonları fazlası olanlardan toplayıp talep edenlere arz eden işleyiştir. Finansman sistemleri, ekonomik faaliyetlerin ihtiyaç duyduğu sermayeyi temin etme işlevi görürler. Klasik bankacılık işlemlerinde ortaya çıkan finansal sistem, bu fonları belirli bir faizle kullandırmaktır. Faizsiz finans sistemi ise ihtiyaç duyulan sermayenin, nakdin faizsiz teminini sağlamaktır. Klasik veya katılım bankalarının ürettiği çözümlerin kişilerin konut ve araç ihtiyaçlarını çözemediği durumlarda yeni arayışlar ortaya çıkmaktadır. Bunlardan biri, bütün dünyada ortaya çıkan tasarrufa dayalı finansman düşüncesinin doğurduğu kurumlardır.

Tasarrufa dayalı finansman düşüncesi 1775 yılında İngiltere’de kurulan yapı tasarruf sandıklarıyla ilk kurumuna kavuşmuş, 19’uncu yüzyıldan itibaren benzeri kurumlar, uygulamalar dünya genelinde yaygınlaşmıştır. Yapı tasarruf sandıklarının ana düşüncesi, konut ya da araç sahibi olmak isteyen kişilerin belirli bir hesaba düzenli ödeme yaparak tasarruf sağlaması ve tasarrufu belirlenmiş bir düzeye ulaştığında kredi hakkının doğması şeklindedir. Bankalarla benzer bir yapıya sahip olsalar da banka statüsünde olmayan bu sistemlerin faizsiz modelleri olduğu gibi katılımcılara faiz ödemesi yapan modelleri de bulunmaktadır. Bu sistem ülkemizde otuz yılı aşkın bir süredir halk arasında “el birliği sistemi” olarak bilinen adıyla uygulanmaktadır. Özellikle, faiz kavramına mesafeli yaklaşan vatandaşların tercih ettiği bu tasarruf sistemi, konut ve taşıt alımı noktasında yaygınlaşmaktadır. Sistem katılım arttıkça büyümektedir, büyüyen sistem içerisinde gözle görünür sorunlar yaşanmasa da tasarruf amacıyla katılan vatandaşların hukuki olarak güvence altına alınması amacıyla bazı düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü olası bir mağduriyet zinciri bir yandan sisteme olan güveni yıkarken diğer yandan tasarruflarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan vatandaşlar ortaya çıkaracaktır. Özellikle, son yıllarda bu alanın hızlı bir şekilde büyüdüğünü ve yeni kurulan şirketlerin de bu kapsama dâhil olduğunu görmekteyiz. Bu büyümeyle birlikte bankalarda kredi notu düşük olan kişiler sisteme daha fazla rağbet göstermektedirler. İşleyişte bugüne kadar önemli bir sorun yargıya taşınmamıştır ancak özellikle tasarruflarını almak isteyen vatandaşlarımızın bu süreçte sorunla karşılaştığını ya da yüksek oranlı kayıplar yaşadığını görmekteyiz. O nedenle, görüşmekte olduğumuz teklifle, sistemin getirebileceği olası mağduriyetlerin önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şirketler, katılımcılardan yaptıkları hizmetin karşılığı olarak “organizasyon ücreti” “organizasyon bedeli” veya “çalışma bedeli” şeklinde adlandırdıkları bir ücret almaktadırlar. Bu bedel, vatandaşların seçmiş olduğu yönteme ya da ödeme planına göre belirlenmektedir. Bütün şirketlerin genelinde, uygulamada, taksitleri dondurmak, taksitleri düşürmek veya artırmak ya da sistemden ayrılmak mümkün olmaktadır ancak bunların doğurduğu bazı sonuçlar bulunmaktadır. Taksit dondurma hâlinde, fonu kullandırmanın aynı süre miktarı kadar ertelenmesi söz konusu olmaktadır. Fonu kullanmış müşteri geri ödemelerini geciktirirse yüzde olarak belirlenmiş gecikme cezası ödemesi gerektiği genellikle sözleşmelerde belirlenmiştir. Katılımcıların sistemden ayrılmak istemeleri hâlinde, yaptıkları ödemelerin toplamı altı ay içerisinde genellikle kendilerine iade edilmekte, herhangi bir kâr payı, faiz vesaire adı altında ilave bir ödeme yapılmamaktadır. Organizasyon bedelinin ödenmesinde ise şirketler arasında farklı uygulamalar bulunmaktadır; bu ücretin yarısını iade edenler olduğu gibi, iade etmeyenler de bulunmaktadır. Şirketler, sisteme girişte belirlenen fonu çeşitli kriterlere göre hak eden müşteriye nakit olarak teslim etmemektedir. Şirketler, bu finansı, müşteri araç veya gayrimenkul satın aldığında nakden satıcıya ödemektedirler. Bu işlem için şirketler “teslimat” kavramını kullanmakta ve sitelerindeki çeşitli görsellerde bunun tapu olduğu izlenimini vermektedirler. Hâlbuki tasarruf finansman şirketleri, sisteme girişte belirlenen fondan daha fazlasını üstlenmemektedirler. Bu meblağ satın alınan malın bedelini karşılayamadığında, müşterilerin ilave finans araçlarını devreye sokması gerekmektedir. Şirketi ilgilendiren husus, müşterinin satın aldığı gayrimenkulün ipoteğe uygun olmasıdır. Müşteri ile satıcının gayrimenkul için tayin ettikleri bedel şirketi ilgilendirmemektedir, gayrimenkulün bedeli düşük olduğu zaman az ödeme yapmak veya yüksek olduğunda fazla ödeme yapmak gibi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu bakımdan tasarruf finansman şirketlerinin herhangi bir araç veya gayrimenkulün alımına aracılık etme veya bizden satın alıp müşterisine teslim etme görevleri yoktur.

Şirketler finansman sağladığı katılımcılardan bazı güvenceler istemektedirler. Bu güvenceler; teslimat anında 2 kefil istemek, kalan taksitler için düzenli senetler imzalatmak, katılımcının satın aldığı gayrimenkule haciz koymak ve katılımcıyı borcu sona erene kadar DASK sigortası yaptırmakla sorumlu tutmaktır. Buna karşılık, taahhütlerini yerine getirerek ödemelerini gerçekleştiren katılımcıya sağlanacağı vadedilen finansla ilgili herhangi bir güvence verilmemektedir; sadece talep edenlere ve masraflarını kendileri karşılamaları şartıyla banka teminat mektubu verebileceklerini beyan etmektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinde tasarruf finansman şirketlerinin kuruluş izinleri BDDK’nin en az 5 üyesinin olumlu oyuyla verilecektir. Ayrıca kuruluş için aranan şartlar 6361 sayılı Kanun’da diğer şirketler için öngörülen hükümlere göre belirlenecek, böylece vadedilen faaliyetleri gerçekleştirmekten yoksun şirketlerin sisteme girişi engellenecektir. Bununla birlikte, finansal kiralama ve finansman şirketleri için ödenmiş sermaye tutarı 50 milyon, tasarruf finansman şirketleri için ödenmiş sermaye 100 milyon Türk lirası olarak belirlenmektedir. Bu şirketlerin ana faaliyet konuları dışındaki mal ve hizmetler ile tasarruf finansman sözleşmeleri dışında borç verememesi, başka şirketlerle ortaklık payı edinememesi ve ayrıca konut ve taşıt alımlarını finanse etme şeklinde yurt dışı faaliyetlerinde bulanamayacakları düzenlenmektedir. Kanun teklifinde tasarruf finansman şirketlerinin müşteri nezdinde banka gibi faaliyet gösterdikleri veya ülkemiz katılım bankacılığı sektörü adı altında yer aldıkları izlenimini oluşturmamaları amacıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamalara yönelik tedbirlere de yer verilmektedir. Tasfiyeleri hâlinde mağduriyet oluşmaması için tedbirler alınmaktadır.

Sözlerime son verirken kanun teklifinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, büyük Türk milletini ve onun Büyük Meclisini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurun Sayın Kenanoğlu.(HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. 251 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine HDP Grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Bu kanun teklifinin özü, esasında, vatandaşlarımıza faizsiz taşıt ve faizsiz konut kredileri sağlayan şirketlerle ilgili bir düzenlemeyi içeriyor. Bu kanun teklifiyle birlikte şirketler üzerinde BDDK denetiminin sağlanması öngörülüyor. Teklif, bunların denetimi, iç organizasyonları, finansman politikaları ve tasfiyelerine kadarki bütün süreçlerde BDDK denetimine tabi olmaları yönünde bir düzenlemeyi içeriyor. Tabii, kanun teklifini biz esasen hani, bu alanda, faizsiz finans alanında bir denetleme mekanizması, bir kontrol mekanizması oluşturması açısından destekliyoruz. Doğru bir tekliftir, olması gereken bir şeydir, eksikleri vardır ve teklifin yapımı esnasında da kimi noksanlıklar gördük, bunları da kendimiz orada da dile getirdik, burada da kısmen bunlardan bahsedeceğim.

Bir defa, Türkiye’de konut ihtiyacı için şunu söylüyoruz: İşte, bizim gibi ülkelerde yani geleceğinden kaygı duyan ülkelerde konut sahibi olmak son derece önemli. Herkesin bütün hayali, öncelikle bir ev sahibi olmaktır; eğer kendisinin bir evi varsa çoluğuna çocuğuna bir ev alma ihtiyacı hisseder. Bu, Türkiye gibi ülkelerde niye gereklidir? Örneğin şöyle bir istatistik var, dünyada yani Avrupa’da ve dünyanın çeşitli ülkelerinde bir istatistik yapılmış ve Türkiye’de örneğin konut sahipliği oranı yüzde 60; şimdi ilginçtir, bakıyorsunuz bu, İsviçre’de yüzde 42, Almanya’da yüzde 52, Avusturya’da yüzde 55; ancak millî gelire, kişi başına düşen millî gelire baktığınız zaman Türkiye’de 9.043 dolar, Almanya’da 46.259 dolar, Avusturya’da 50.277 dolar, İsviçre’de 81.994 dolar yani 81.994 dolar yıllık millî gelire sahip bir vatandaş ev sahibi olmak istemiyor. Ben bunu Komisyonda söylediğim zaman “Ya, Türkiye’de daha fazla ev sahibi oluyorlarmış.” gibi itiraz eden bir vekilimiz olmuştu. Esasında o, Avrupa’daki insanların geleceğinden kaygı duymaması yani parayı konuta yatırmak yerine “Bu sene tatili biz nerede yapacağız?” derdine düşmesi, sağlığına yatırması, yiyeceğine, içeceğine yatırması yani lüks tüketim olarak görülen -bizde öyle görülen- kimi ihtiyaçlara harcamasından kaynaklıdır. Onların öyle “Ben illa bir ev alayım, çocuğuma bir ev alayım.” derdi yok çünkü gelecek kaygısı yok, ülkeleri öyle bir pozisyonda.

Şimdi bizde tabii, konut ihtiyacı böyle artınca ne oluyor? Dolayısıyla konutta dolandırıcılık, konut üzerinden yolsuzluklar da hayli artıyor. Yani burada, bu kürsüde Esenyurt, Fikirtepe, Tuzla’da yaşanan birçok konuyu dile getirmiştik; orada da hâlâ insanlar bu konut dolandırıcılığından dolayı çözüm bekliyor.

Peki, bu “faizsiz finansman sistemi” dediğimiz -konut ve araba üzerine daha çok kurulu- sistem nasıl çalışıyor? Aslında bu, kamuoyunda hani “altın günü” diye de adlandırılıyor; hani bildiğimiz eş, dost, akraba arasında yapılan, genelde kadınların yapmış olduğu altın günleri vardır; hani buna benzer bir şey ama ora ile bura arasında şöyle önemli farklılıklar var: Bir kere altın gününde insanlar birbirlerini tanıyorlar, ayda bir bir araya geliyorlar. İkincisi, oradaki değişim aracı yani topladıkları şey altın yani size ilk ayda da çıksa, en son ayda da çıksa en nihayetinde -çeyrek altın ya da büyük altın- neyin üzerine akitleşilmişse onu veriyorsunuz ve herhangi bir kaybınız da söz konusu olmuyor ama burada şöyle bir şey var: Burada bir defa gruplar oluşuyor, siz bu şirketlere başvuruyorsunuz -sonu “evim”le biten firmalar bunlar genelde, hepsinin sonunda genelde “evim” var- bu firmalara başvuruyorsunuz, bunlar size bir havuz oluşturuyorlar ve siz o havuzda gruplarda yer alıyorsunuz; kimi 80 kişilik, kimi 100 kişilik, kimi 120 kişilik gruplar. Diyelim bir konut almak için girdiniz, buraya aylık belli bir tutarda para yatırıyorsunuz. Sonrasında, noter huzurunda kuralar çekiliyor ve siz artık size, kendinize ne zaman çıkacağını bekliyorsunuz. Orada, tabii, başka bir hile devreye giriyor; bu, genelde kamuoyunda anlatılmıyor, ifade edilmiyor, firmalar bunu “joker” diye tanımlıyorlar ancak mahkemeye konu olmuş olaylar var -bunlardan da bahsedeceğim- dava edilmiş konular var. Bütün bunlarda şöyle bir şey var, dava eden bir şahıs diyor ki: “30 kişi dolunca sistemi durduruyorlar, sonra grubu 100’e tamamlıyorlar ve aslında, orada gerçekte 30 kişi var, geri kalanı şirketin kendi yazdığı isimler ve dolayısıyla, evet, noter huzurunda bir kura oluyor ama sonuçta size çıkma ihtimali son derece düşük hâle geliyor.” O nedenle de insanlar bekliyor iki yıl, üç yıl, dört yıl; bakıyorlar ki kendilerine çıkmayacak, ondan sonra diyorlar ki: “Ya, biz bundan çıkıyoruz yani burada bir iş var, bir tuhaflık var, biz buradan ayrılıyoruz.” Ve orada da başlarına başka sorunlar geliyor, ödedikleri paraları alamamak gibi.

Şimdi, bu sisteme kimler giriyor? Yani bu sisteme sadece inançsal durumuyla faizle arasına mesafe koyan insanlar değil -tabii, bunlar da mutlaka var ama- bunun dışında, bankalarla sorun yaşayanlar, çeki yazılanlar, kredi kartları ödenemeyip bankada kredi notu düşük olanlar, hiçbir şekilde bankaların kendisine kredi vermediği insanlar da bu sisteme giriyorlar. Bin bir umutla buraya giriyorlar ve buradan ev alacaklarını umut ediyorlar.

Şimdi, bu Komisyon çalışması yapılırken tabii ki buraya şirketler çağırılmıştı, hemen hemen hepsi vardı neredeyse yani şirketlerle birlikte yapılan bir kanun, bütün şeylerde olduğu gibi. Vallahi şirketler öyle taleplerde bulunuyorlar ki yani hakkını yemeyeyim, Başkanın zaman zaman onlara böyle rest çektiği durumlar oldu. Böyle sonsuz taleplerde bulunuyorlar yani önüne gelen şeyi talep ediyorlar. Böyle bir pozisyon var orada ama şu yoktu: Örneğin, bu sisteme girip de mağdur olmuş bir kişi gelip orada derdini anlatamadı. Yani, böyle bir sıkıntı konu edilmedi orada ve aslında bizim hep eleştirdiğimiz mantık şu: Bütün yasalar, burada görüştüğümüz bütün kanunlar -en azından benim kendi dönemim açısından söyleyeyim, bu 27’nci Dönemde tanık olduğum bütün kanunlar- şirketlerle birlikte hazırlanıyor. Aslında o şirketlerin mağdur ettiği, muhatap oldukları kurumlar ya da kişiler çağrılmıyor, genelde şirketler üzerine kurulu bir sistem var ve şirketlerle birlikte bu kanunlar yapılıyor.

Şimdi, örneğin, Kocaeli’de ikamet eden 55 yaşındaki emekli Gülten Duymuş şöyle diyor: “Bütün hayalim ev sahibi olmak.” 2017’de 7 bin lira katılım ücreti vererek buraya giriyor ve şirketin, duygularını sömürdüğünü ifade ederek şunları söylüyor: “Ofislerine gittiğiniz zaman sizi neredeyse kapıda karşılıyorlar. Çalıştıkları insanların ikna kabiliyetleri çok yüksek, resmen insanı hipnotize ediyorlar. Bir an önce imza attırmaya odaklı çalışıyorlar. Öyle bir konuşuyorlar ki kapıdan çıktığınızda ev sahibi olacaksınız sanki. Ben de bu duygularla imzaladım. Arkasından baktım ki bunun olacağı yok. Ondan sonra paramı istedim. Şimdi, o imzaladığımız sözleşme gereği yatırdığım paranın tamamını geri alamıyorum.” Bununla ilgili olarak mahkemeye başvurmuş ve mahkemeyi kazanmış, bu parasını almış. Herkes başvuruyor mu ayrı bir konu ya da o mahkeme masraflarına katlanmak da başka bir dert. Çünkü Türkiye’de dava açmak da bir problem yani bir külfet, bir maliyet; o da var.

Yine bilmem ne nokta nokta “…evim’e” başvuran Osman Bey de 80 bin liralık anlaşma yapıyor ve 8 bin lira organizasyon ücreti ödüyor. Kendisi on beş gün sonrasında konuyu araştırmaya başlıyor ve diyor ki: “Ben mahvoldum!” Yani “Nereye girdim?” diye dert edinmeye başlıyor. Sonra diyor ki: “Ben çıkacağım bu sistemden.” Fakat bir türlü çıkartılmıyor. Çekiliş sırası da kendisine gelmiyor ve sahte listelerle bu sistemin yapıldığını kendisi de ifade ediyor.

Yine, Bursa İnegöl’de 37 yaşındaki Mehmet Emin Sayar da çocuklarına bir ev alabilmek için bu sisteme giriyor. Kendisi, bu evin sistemden kendisine hiçbir şekilde çıkamayacağını anlıyor, o da çıkmaya çalışıyor.

Şöyle bir itiraf var, Furkan Özdemir söylüyor bunu; 2012’de nokta nokta bilmem ne “…evim” sistemine giriyor, o da peşinat ödüyor filan, şimdi, diyor ki: “Ya, ben bunların sitelerine birtakım yorumlar yazdım, maruz kaldığım duruma ilişkin yorum yazdım ve tehdit edildim, yorumu silmem konusunda tehdit edildim. Sonra baktım ki bunlar, YouTube kanallarında kimi inançları sömürecek düzeyde videolar hazırlatmışlar, insanları buraya teşvik edecek şekilde iş yapıyorlar.” Bir taraftan da bu sistemle ilgili olarak ya da şirketle ilgili olarak olumlu yorum yazması için bildiğimiz troller çalıştırdıklarını söylüyor ve bütünüyle insanların mağduriyetine yol açan bir sonuç ortaya çıkıyor.

Bunun örnekleri Türkiye’de, ülkemizde çok fazla var. Çiftlik Bankı hepimiz biliyoruz, yaşadık nasıl bir şey olduğunu. İhlas Finansın bu ülkede nasıl dolandırıcılık yaptığını biliyoruz. Yine JetPA örneğini bu ülkede hep birlikte yaşadık, gördük insanların nasıl dolandırıldığını.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Deniz Feneri örneğini, YİMPAŞ örneğini yaşadık ve bu Mecliste biz KOMBASSAN Holdingin yapmış olduğu dolandırıcılıkları da akladık yani bir yerde. Şöyle bir şey oldu: KOMBASSAN Holding, insanları dini duygularını sömürerek dolandırdı, arkasından isim değiştirdi, Bera Holdingi kurdu ancak onun mağdurlarının kendisine dava açma hakkını da ortadan kaldıracak şekilde bu Meclisten düzenleme geçirildi ve aslında onların kim olduğuna da baktığınız zaman iktidarın birinci partisiyle ilişkili insanlar olduğunu, geçmişte oralarda siyaset yaptıklarını da görüyoruz. Hatta KOMBASSAN’ın sahibi Plan Bütçe Komisyonundaki kanuna bizzat katıldı yani mağdurlar katılamazken kendisi bizzat geldi ve orada binbir teşekkür ederek görüşlerini sundu. Sistem bunun üzerine kurulu.

Bütün bunlara rağmen sistemin daha iyileştirilmesi gerektiğini düşündüğümüzü, bu anlamıyla da kanunu olumlu bulduğumuzu, olması gerektiğini, eksiklerinin giderilerek tamamlanması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz talep eden Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan.

Buyurun Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geç kalmış, mağdurlar yarattıktan sonra önlem alınmamış, Cumhurbaşkanının ağzından çıkan bir kelimeyle acele yazılmış bir yasayla karşı karşıyayız. Faizsiz kazanç vaadiyle ev ve otomobil hayaliyle vatandaşın hem inancını hem sıkıntılı maddi koşullarını kendi çıkarlarına uygun kullanmaya çalışan finansman şirketleri ülkemizde yıllardır faaliyet göstermektedir; küçük ölçekli kuruluşlarla sayısı 300’ü buluyor. Yaklaşık 1 milyon vatandaşımız birikimini bu firmalara emanet ediyor. Hiçbirinin eylemleri, ne koşullarda çalıştıkları, nasıl kazanç sağladıkları, gelirlerini nereye harcadıkları bilinmiyor.

Geçmişte çok hazin örnekler var: KOMBASSAN vurgunu var; mağdurların yüzüne bakmadınız. İhlas Holding milyar dolarları “faizsiz bankacılık” adı altında hiç etti, araştırmadınız. Partimiz, Cumhuriyet Halk Partisi araştırma önergesi verdi, reddettiniz. Parasını kaptıran vatandaşa “Üstüne bir bardak su iç.” dediniz. Sadece sizin iktidarınız boyunca Çiftlik Bank 500 milyon lira, Deniz Feneri 41 milyon euro vurgun yaptı. Jet Fadıl’ın ne kadar götürdüğünü kimse bilmiyor. Hileyle, yalanla, yerli otomobil hayaliyle, inşaat vaadiyle inançlarını sömürerek, “hak yollu kazanç” diyerek milyonlarca insanı dolandırdılar. Hepsi sizin uzmanlık alanınız olduğu için, siz onları, arkasını kolladınız.

Şimdi, her köşebaşında açılmış bu şirketlere çekidüzen verecek yasa teklifinin Meclise gelmiş olmasını tabii ki olumlu buluyoruz. Ancak, teklif, yıllardır sosyal medya üzerinde şikâyetlerini dile getiren, çözüm isteyen, faizsiz ev alma ümidiyle başvurup mağduriyet yaşayan vatandaşın sorununu çözmekten çok uzak. Yine, her zaman olduğu gibi, görmezden geldiğiniz büyük bir mağdurlar kitlesi oluşacak.

İktidarınız boyunca yolsuzluklar yalnızca bu şirketlerle, yol, köprü ihalelerinizle, inşaat vurgunlarınızla sınırlı kalmadı, bugün insanlar konut alırken dahi dolandırılıyor ama vurgun yapanlar görmezden geliniyor, dolandırıcıların yaptıkları yanına kâr kalıyor.

Sayın milletvekilleri, bu kadar insan yıllardır sesini duyurmaya çalışırken bugün bu düzenlemeyi gündeme getirmenin arkasında mağduriyeti meşrulaştırma gayreti vardır. Artık bu şirketlerin insanları yasal yoldan mağdur etmesinin önü açılmaktadır, hem de boy boy reklamlarla. Yasa konuşulmaya başladığı andan itibaren -daha Mecliste duyulmamıştı- bir kelimenin ardından bütün firmalar, statlara boy boy reklam vermeye başladı. Bir sorun kendinize: Bu derenin suyu nereden akıyor? Söylemlerinizle, eylemlerinizle bugüne kadar yaşattıklarınızla tutarlı da değilsiniz, samimi de değilsiniz.

İçeriği değerlendirilmemiş bir yasa var önümüzde. Size soruyorum, bunu değerlendirmek için ekonomist olmaya gerek yok: Ekonominin hâli böyleyken, enflasyon bu denli yüksekken, dövizin bu kadar kırılgan olduğu bir ülkede piyasalarda güven yokken halkın inancını sömürdüğünüz faizsiz finans modeli nasıl çalışır?

Sayın milletvekilleri, bu kanunun maddelerine baktığımız zaman, madde 15’te şirketlerin faaliyet iptali kararı tasfiye kuruluna bırakılıyor; üyelerine de hukuki, idari ve cezai sorumluluk yüklenmiyor. Yetki veriyorsunuz, sorumluluk yüklemiyorsunuz; bu, doğru değil. Kurula bu kadar geniş bir takdir yetkisi tanınıyorsa keyfî kararların önüne geçmek adına üyeler eylemlerinden sorumlu tutulmalı.

17’nci maddeyle şirketlere yeni kanuna altı ay içinde uyum sağlama zorunluluğu getiriliyor, BDDK’ye ise altı ay uzatma yetkisi veriliyor. Yetmedi, bir altı ay daha uzatma yetkisine sahip olacak. Uyum süresi bir yılsa bir yıl, altı aysa altı aydır; bunu daha fazla uzatmaya hiç gerek yok. Belirli bir uyum süresine karar verilmeli yasada.

11 ve 20’nci maddelerle yargıda olan erişim engelleme yetkisi BDDK’ye veriliyor; bu, yargıya müdahale demektir. Yargı yetkisini BDDK’ye vermek doğru değildir. 2020 Mart ayında bu meseleyi zaten çözmüştük, şimdi tekrar maddeyle oynuyorsunuz. Erişim engelleme yetkisi yargıya aittir ve bu mercide kalmalı, idareye bırakılmamalıdır. Bunun yerine, yargıya erişim engeli kararı almada kırk sekiz saatlik süre verilerek sürecin hızlandırılması daha doğru olur. Maddenin bu doğrultuda düzenlenmesi gerekir.

Kanun teklifinin 2’nci maddesinde, ödenmiş sermayenin 100 milyon Türk lirası olması şartı getiriliyor. Hâlen tasarruf finansmanı alanında faaliyet gösteren resmî 34 şirketten sadece 1 tanesi bu şartı yerine getirebilir. Sermayesi 100 milyonu bulmayan onlarca firma var. Bankalardan kredi almayan, bir mülke sahip olmak için bu firmalara giden milyonlarca vatandaş var. Bu yasayla şirketleri düzenleyeceğiz derken yeni mağdurlar yaratacaksınız.

Sayın milletvekilleri, bu kanun teklifi, finansman şirketlerini denetim altına alıyor gibi gözükse de iktidarın vatandaş yerine yandaşı kolladığı bir sistemde, yakın geçmişte yaşanan dolandırıcılıkların benzerlerinin önünü de açabilir; yolsuzlukları kanunla güvence altına alarak daha fazla mağduriyete neden olabilir. Oysa bizim önceliğimiz, vatandaşın haklarını korumak ve bu mağduriyetlerin yaşanmasına engel olmak olmalıdır.

Sayın milletvekilleri, Komisyon sürecinde iyi bir çalışma yürüttük. Komisyon Başkanımız, gerçekten, davranışlarıyla… Bu işle ilgili, faizsiz finansman şirketleriyle ilgili bütün firmaları dinledik. Bütün faizsiz finansman modeli şirketler dinlendi ama bu şirketlere ev ve otomobil hayaliyle giren vatandaşı dinleme şansımız olmadı. Kanun teklifi gündeme geldikten sonra mağdurlar bizi arayıp şikâyetlerini dile getirdiler. Bu nedenle, kanun yaparken şirketleri değil, bundan en çok etkilenen vatandaşın haklarını korumalıyız.

Bu kanun taslağı kapsamlı olmasa da destekleyeceğimizi beyan ederim.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Bölüm üzerinde gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Oya Ersoy.

Sayın Ersoy, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün itibarıyla AKP Genel Başkanı İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı. Şimdi, AKP’nin haklar üzerine bu kaçıncı açıklaması ya da kaçıncı reform paketi; bilmiyorum AKP milletvekilleri hatırlıyor mu? 2009, 2014, 2019’da yargı reformu belgeleri açıklandı, içinde bulunduğumuz durumu artık herkes biliyor.

Şimdi, bütün bunların nedeni ne biliyor musunuz? AKP, o bildik ezberini yürürlüğe koyuyor, her sıkıştıklarında yaptıklarını yapıyor ama bu ezber bile artık kendilerini kurtaramayacak durumda. Açıkça ortaya çıkmıştır ki AKP-MHP bloğu yüzde 40’ın altına düşmüştür ve bunu yüzde 50’lere çıkarmak artık imkânsızdır. O aylardır yaşadığımız atmosfer var ya, bütün o yapılanlar, demeçler, açıklamalar, konuşmalar, icraatlar, hepsinin altında yatan budur.

Abartma ve çarpıtmaya dayalı propagandada aklın ve mantığın sınırlarının ötesine geçildi artık. Karadeniz’de ve Akdeniz’de bulunduğu iddia edilen doğal gaz rezervleriyle neredeyse dünyanın en büyük doğal gaz üreticisi oluverdik. Başka ülkelerden kiraladığımız gemilerle Antarktika’ya birkaç kez gidiverince, Antarktika’ya bilim fatihleri oluverdik. Başkalarının topraklarından başkalarının imal ettiği uyduları uzaya fırlatınca ne oldu? İki yıl sonra yani 2023’te aya ayak basabilmeye inandırılmaya çalışıldık.

Yani saray iktidarının elinde kalan artık hayal tacirliğidir çünkü başarısızsınız, başarısızsınız, başarısızsınız! Sağlıkta, eğitimde, kültürde -neyi sayarsanız artık- kadına yönelik şiddetin önlenmesinde, kadınlara pozitif ayrımcılıkta; çevre, kent, doğa, hayvan haklarında; işçinin, işsizin, emekçinin, esnafın insanca yaşanabilecek ücret, güvenceli iş ve güvenceli gelecek hakkında, her şeyde başarısızsınız ve baktığımızda, yaklaşık yirmi yıldır iktidarda olan AKP kadroları, sorsanız hiçbir zaman başarısız olmadı. Ya onlardan önceki yöneticiler başarısızdı ya da AKP’nin sözünü dinlemeyen yurttaşlar başarısız. Başta pandemi nedeniyle hayatını kaybeden insanlarımız olmak üzere bütün suçlu onlar çünkü yeterince korunmadılar; depremde yıkılan binalar, enkaz altında kalan insanlar, asıl suçlu onlar çünkü riskli binalarda oturdular; sınavlarda başarısız olan o milyonlarca öğrenci, asıl suçlu tam da onlar çünkü çalışmadılar; öldürülen binlerce kadın var ya, asıl suçlu onlar -evet, biz kadınlarız- çünkü itaat etmedik, etmiyoruz.

Şimdi AKP’ye karşı laf söyleyen, onların iktidarını eleştiren muhalefetin hepsine ne deniyor biliyoruz, artık bir tanımı var, herkes terörist bu düzende. AKP, siyaseti artık siyaset olarak yapmıyor, artık yaptıkları tek bir şey var: Karşı tarafı yani kendilerine biat etmeyen, kendilerini kabul etmeyen, eleştiren herkesi, muhalefeti parçalamak siyasetleri hâline geldi. Ve şöyle bakıyor AKP Genel Başkanı: HDP seçmenini artık hiçbir şekilde yanımıza çekemeyiz, o nedenle asıl hedefimiz muhalefet seçmenlerini yan yana getirmeye engel olmak. Ama bir şeyi unutuyor: O “seçmen” dediğiniz var ya, onların hepsi yurttaş. Yurttaş hakları vardır; haklarını bilen, haklarını arayan insanlardır yurttaşlar ve seçme ve seçilme hakkı o haklardan sadece bir tanesidir ve sizin geleceğinizi engellemek artık mümkün değildir. Ancak AKP’nin, sarayın bu politikası, maalesef, iktidarda olmak için, iktidarda kalmak için izlediği politika, o “Her yol mübahtır.” anlayışı, bu yolda attığı her bir adım memleketin sorunlarını daha da derinleştirmeye ve telafisi uzun yılları alacak ağır tahribatlar yaratmaya devam ediyor. Peki, bu engellenebilir mi? Evet, tabii ki engellenebilir, mümkündür ve bunu bilen herkes bu yaptıkları politikalara karşı çıkmaya ve direnmeye devam ediyor.

Evet, burada, hep birlikte söylenilecek şeyler var:

1) Hukukunuza uyacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) - 2) O demokrasinin, kendi demokrasimizin yani burjuva demokrasisinin en küçük kırıntılarına bile tahammül edemiyorsunuz o toplantı ve gösteri hakkından hakkını arayan herkesin önüne polisi, jandarmayı dikmekten tutun basın özgürlüğüne kadar.

Şimdi, zamanım olmadığı için sayamayacağım her şeyi askıya aldınız ya, o kurallara uyacaksınız. Anayasa Mahkemesi kararlarından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına kadar uyacaksınız. Şimdi, zaman yok ama AİHM’nin Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karar tam da hukuk devletini ortadan kaldırdığınızın, kendi hukuk kurallarınıza uymadığınızın açık bir göstergesidir ve o kararda 18’nci madde ihlali var ya, AİHM tarihinde 2 ülke hakkında verildi bu; biri Azerbaycan, biri de Türkiye. Bu başarı da sizin başarınız! Kendi demokrasinize uyacaksınız. O seçilemediğim seçimi iptal ederim, beğenmediğim yerlere, olmadığım yerlere kayyum atarım, ta belediyelerden kalkıp da Boğaziçi’ne kadar; bundan vazgeçeceksiniz. Her şeyden önemlisi, kendi siyasi kurallarınıza uyacaksınız, 6 milyonun oy verdiği bir partiyi, HDP’yi düşmanlaştırmayacaksınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şahısları adına ikinci söz Konya Milletvekili Sayın Ziya Altunyaldız.

Buyurun Sayın Altunyaldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin ilk bölümüne ilişkin olarak söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme performansının anahtarlarından biri de hiç şüphe yok ki yurt içi tasarruflardır. Hane halkları için mikro düzeyde finansal güvencenin sağlanmasında etkili olan tasarruflar, ülkeler için de makro düzeyde ekonomilere can suyu, sürdürülebilir kalkınma ve refah artışı imkânı vermektedir.

Kamu ve özel sektörümüzün artan tasarruf eğilimi, ülkemizin toplam tasarruf düzeyinin birçok ülkeye kıyasla daha iyi bir seviyede gerçekleştiğini göstermektedir. Dünya Bankası verilerine göre, toplam tasarrufların millî gelire oranına baktığımız zaman, ülkemizde yüzde 26 olan tasarruf oranı Fransa ve İspanya’da yüzde 23, Avustralya’da yüzde 22, İtalya’da yüzde 21 ve ABD’de yüzde 19 seviyesinde gözükmektedir. Ancak kamu ve özel sektöre kıyasla hane halklarının tasarruf eğiliminde gözlenen görece zayıf performans, özellikle bireyler için tasarrufları artırıcı tedbir ve uygulamaları daha da önemli hâle getirmektedir. Birikimlerin etkin ve iyi işleyen yasal düzenlemeler ışığında güvence altına alındığı bir tasarruf iklimi, hem bireysel yatırımların hem de toplam yatırımların kaynağı olan tasarrufların artmasını sağlayacaktır.

Hane halklarının konut ve taşıt başta olmak üzere çeşitli varlıkları edinmeleri için gereken tasarrufların bir finansman modeliyle yürütülmesi, uzunca bir süredir dünyanın farklı ülkelerindeki uygulama örnekleriyle birlikte ülkemizde de hepinizin bildiği gibi var olan bir sistemdir. 1990’lı yıllardan itibaren özel sektör girişimleriyle kapsamı artıran bu sistem, 2010’lu yıllardan itibaren hacmini iyice büyütmüştür. Bankacılık sistemi dışında, bireysel tasarruflarla hayalini kurduğu varlıkları edinmek isteyen vatandaşlarımızın finansman kaynağına etkin bir şekilde erişiminin sağlanması, tasarruf finansman sisteminin temelini oluşturmaktadır.

Genel Kurul çatısı altında görüşmelerini sürdürdüğümüz kanun teklifimizle, tasarruf finansman faaliyetlerini yasal bir zemine kavuşturmayı, bu alandaki riskleri mümkün olduğunca minimize etmeyi ve yönetmeyi ve tasarruf finansman sistemindeki denetim mekanizmalarını etkin bir şekilde kullanıma sokmayı amaçlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifiyle, tasarruf finansman sistemini icra eden firmaları, vatandaşlarımızın hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla BDDK’nin gözetim ve denetim çatısı altına alıyoruz; sistemde yer alacak firmaların sürdürülebilir kurumsal yapılara sahip olmalarını ve yöneticilerin de sistemi yönetebilecek düzeyde tecrübe ve birikim sahibi olmalarını hayata geçiriyoruz.

Sistemin en önemli unsurlarının başında, hiç şüphe yok ki risk yönetimi gelmektedir değerli arkadaşlar. Kanun teklifimizde ve ikincil mevzuat düzenlemelerinde ana esasların sektördeki risklerin yönetimine ayrıldığını ve bu alanda önemli hükümlerin getirildiğini ifade etmek istiyorum. Şirketlerin lisans süreçleri, sahip olmaları gereken finansal özellikler ve oranlar, sınırlamalar, yaptırımlar gibi pek çok husus, yürütmüş olduğumuz bu çalışmada yerlerini bulmuştur.

Değerli arkadaşlar, tasarruf finansman faaliyeti yürüten firmalar için detaylı bir intibak sürecini de elbette düşündük. Bir aylık süre içerisinde BDDK’ye sunulacak intibak, birleşme, devir veya iradi tasfiye süreçlerinden birine karar verilerek sistemin kesintiye uğramasının önüne geçiyoruz. Şirketlerin nakit akışlarının, varlık ve yükümlülük görünümlerinin, kurumsal yetkinliklerinin sürekli gözden geçirilmesini öngörüyoruz. Böylece, hem şirketlerin etkinliğini artırmayı ve hem de vatandaşlarımızın hak ve menfaatlerini en üst düzeyde korumayı amaçlıyoruz. BDDK başta olmak üzere, Hazine ve Maliye Bakanlığımız ve ilgili kurumlarımızla, sisteme dâhil tüm firma temsilcileri ve iştirakçilerimizle, konunun uzmanlarıyla her bir madde üzerinde yürüttüğümüz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - …titiz bir çalışma ve uluslararası örnekleri analiz ederek hazırladığımız bu kanun teklifiyle, söz konusu kanun teklifiyle değerli arkadaşlar, ülkemiz finans sektörünün bir alt sektöre kavuşması, düşük riskli ve faizsiz finans kriterlerine uygun şekilde tasarlanan finansman sektörüyle finansal erişimin artırılması ve kolaylaştırılması, küçük tasarrufların bir araya getirilerek ekonomiye katılması ve küçük tasarruf sahiplerinin hayallerindeki mal varlıklarına kavuşturulmasına imkân sağlıyoruz.

Bu çerçevede oluşturduğumuz bu kanun teklifi Genel Kurulun oylarıyla kanunlaşacak olup sisteme bir dinamizm, güven, açılım, denetim getirecek olan bu kanunun ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Türkiye’ye resmî bir ziyarette bulunan ve Genel Kurulu teşrif eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ersan Saner ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri ülkemize resmî bir ziyarette bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Ersan Saner ve beraberindeki heyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Mustafa Şentop’la beraber Genel Kurulumuzu teşrif etmişlerdir, kendilerine Meclisimiz adına “hoş geldiniz” diyorum. (Alkışlar)

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Finansal Kiralama Kanunu Teklifi’yle beraber keşke özelleştirme mağdurlarının -şimdinin 4/B mağdurlarının- adil ek ödeme, diplomalara göre iş, gerçek özlük hakları, normal emeklilik isteği ve kamudaki tüm sözleşmelilerin kadro talebini de yerine getirseydik.

Keşke bu Mecliste bugün geçici işçilere kadro düzenlemesini getirseydik, keşke bugün üniversiteli işçilere statü değişikliği hakkı verilseydi, keşke bugün Edirne’den Kars’a Jüpiter’den Mars’a herkesin haklı gördüğü emeklilikte yaşa takılanların mağduriyeti giderilseydi, keşke bugün milyonlarca vatandaşımızın umutla beklediği 3600 ek gösterge verilseydi, keşke bugün borcunu ödeyemediği için traktörünü, tarlasını satmak zorunda kalan çiftçinin Tarım Kredi borçları için yapılandırma getirilseydi. Keşkeler uzayıp gidiyor, AKP umur etmiyor. Umudunuzu boşa çıkaran AKP’ye bir çift sözümüz var: Üzülmeyesin ey halkım, ilk sandıkta biletleri kesiliyor.

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

TÜİK, enflasyon rakamlarını açıkladı, yüzde 15,61’le enflasyon son bir yılın zirvesini gördü. Aylık en yüksek artış sağlık ve gıda gruplarında görülürken, 415 üründen 263 tanesinin fiyatı arttı. TÜİK Başkanını değiştirmek enflasyonu düşürmeye yetmedi. Artık anlayın, mevzu, TÜİK Başkanını değiştirmek değil, beceriksiz politikalarınızı değiştirmek. Ay’a gitmeyi düşüneceğinize, önce vatandaşın cebini görün, vatandaşımızın sesini duyun. Vatandaşlarımız borç batağında, sarayda her şey tıkırında, TÜİK de “Harikalar Diyarı”nda. Enflasyonu düşüremiyorsunuz, dövizi düşüremiyorsunuz, faizleri düşüremiyorsunuz, ekonomik krize bir çözüm üretemiyorsunuz; artık kabul edin, yönetemiyorsunuz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu...

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Başta çiftçiler olmak üzere birçok kesimi yok saydığınız, dertlerine çare getirmediğiniz yapılandırmada ilk taksitlerin ödeme süresi doldu. Buradan sormak istiyorum: Yapılandırma yapmış ama ilk taksitini ödeyemeyen kaç vatandaşımız vardır? Yapılandırma dönemi, esnafımızın dükkânlarının kapalı olduğu, evine ekmek bile götürürken borçlandığı bir dönemdi. İnsanlar borçla yaşarken nasıl yapılandırma taksiti ödesin? Ülkemize öyle bir ekonomik kriz yaşatıyorsunuz ki sahte yapılandırmalarla, pansuman tedbirlerle bu iş çözülmez; sorunu doğru görüp gerçekten çözmek istemek gerekir. Siz “Bir yapılandırma çıkaralım, ne toplarsak kârdır.” mantığıyla bakıyorsunuz; vatandaşın ödeyememesi, ödeyecek gücünün olmaması sizi ilgilendirmiyor. AKP olarak, esnaf ve çiftçimiz başta olmak üzere, unuttuğunuz toplum kesimlerine ekonomik gerçekleri göz önüne alarak yeniden bir düzenleme yapacak mısınız Sayın Elitaş?

BAŞKAN – Sayın Kaya...

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Başkanım.

Tarım ve Orman Bakanlığı, çay üreticilerimize 2020 yılı için kilogram başına 13 kuruş destekleme verileceğini açıklamıştı. Gübre ve malzeme fiyatları, işçilik maliyetleri, hemen her şey yüzde 100’den fazla artarken destekleme fiyatları beş yıldır 1 kuruş dahi artırılmadı. Her şeye zam yapılırken destekleme fiyatları niye artırılmıyor?

Ayrıca, mart ayına geldik, çayda gübreleme dönemi başladı ama çay üreticilerimizin cebinde gübre alacak paraları yok. Pandeminin ve ekonomik sıkıntıların belini büktüğü Rize, Trabzon, Artvin, Ordu ve Giresun illerimizdeki yaklaşık 200 bin çay üreticimiz gübre almak için destekleme paralarının bir an önce hesaplarına yatırılmasını bekliyor. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığı ve ÇAYKUR yetkililerine sesleniyorum: Destekleme ödemelerini bir an önce yatırın ve çay üreticilerimizin hakkı olan bu paralardan ÇAYKUR’a ve bankalara kesilen komisyon uygulamasına son verin.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Milyonlarca işsizin olduğu, yüz binlerce işletmenin kapalı kaldığı ülkemizde, bu zor zamanlarda esnafın biriken kira, elektrik, doğal gaz, stopaj, vergi ve SGK borçları mücbir sebep diye silinmiyor, sadece yeni faiz oranıyla altı ay erteleniyor ama iktidar, yandaş müteahhitlerin yüzlerce milyar liralık vergisini tek kalemde siliyor ya da milyarca euroluk kira ödemelerini iki yıl öteliyor. Müteahhitlerden sildiği ve ötelediği bu vergileri, kiraları vatandaşın sırtına yeni zam ve vergi olarak yüklüyor. Bizlerin aylardır Mecliste dile getirdiği ve TESK Başkanının esnafın kredi ve diğer borçlarının 2022’ye ertelenmesi talebine kulak tıkayan iktidar, kimin yanında olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Esnaftan gelen bu yardım çağrılarına kulak tıkayan, bu talepleri yanıtsız bırakan iktidar, maalesef 5 müteahhidi kurtarmak, ayakta tutmak, kasalarını doldurmak uğruna 83 milyonu yani Türkiye’yi feda ediyor.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Dün İnsan Hakları Eylem Planı açıklandı. Açıklanan başlıklara baktığımızda bir hukukçu olarak herhangi bir itirazım yok ancak açıklanan konu başlıklarının tamamı mevcut Anayasa’mızda, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde ve meri mevzuatımızda yer alan başlıklardır, düzenlemelerdir. İktidarın görmek istemediği, adalete ilişkin temel sorun mevzuat eksikliği değildir, yanlış uygulamalardır; siyasetin yargıyı tutsak almasıdır, iktidarın talimat yoluyla yargıya açıkça müdahalesidir. Buradan iktidara sesleniyorum: İnsan hakları eylem planları ve reformlar hakkında samimi olmak istiyorsanız yürütme olarak yargıya talimat vermekten vazgeçin yeter.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arı…

CAVİT ARI (Antalya) – Antalya’nın Kepez ilçesinde bulunan kentsel dönüşüm hak sahiplerinin mağduriyeti artarak devam ediyor. 2.658 hak sahibinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığından alması gerektiği beş aylık kira alacağı hâlen ödenmedi. Zaten geç teslim nedeniyle devam eden bu mağduriyet, ödenmesi gereken kiranın ödenmemesi nedeniyle de artarak devam etmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu ödemeyi bir an evvel yapmalı ve mağdur olan vatandaşımızın mağduriyetini sona erdirmelidir.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aydın ili Çine ilçemizde Hüseyin Özkan İlkokulu ve Cumhuriyet İlkokulunda görev yapan 2 öğretmenin 60 yaş üstü oldukları için görevlerini yapmalarına izin verilmediği gibi, uzaktan eğitim sürecinde gerçekleştirilen on-line derslere girmek istediklerine ilişkin okul müdürlüğü aracılığıyla İl Millî Eğitim Müdürlüğüne 2 kez dilekçeyle başvurmalarına rağmen uzaktan eğitim yapmalarının engellendiği, bu öğretmenlerin yerine, aralarında Aydın İl Millî Eğitim Müdürünün akrabası olduğu iddia edilen bir kişinin de bulunduğu öğretmenlerin görevlendirildiği iddia edilmektedir.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Pandemi döneminde gerçekleştirilen uzaktan eğitim sürecinde 60 yaş üstü öğretmenlerin canlı derslere katılmalarının engellendiği iddiaları doğru mudur? Bakanlığınızın bu yönde bir kararı var mıdır? Aydın ili Çine ilçemizde Hüseyin Özkan İlkokulunda 60 yaş üstü olduğu dolayısıyla canlı derslere katılımı engellenen 2B sınıfı öğretmeni yerine görevlendirilen ücretli öğretmenin Aydın İl Millî Eğitim Müdürünün akrabası olduğu iddiaları doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

On binlerce esnaf bin lira yardım almak için uzun kuyruklarda bekleyip defalarca başvuru yapmak zorunda kaldı. 39 lira 40 kuruş kısa çalışma ödeneğine millet mahkûm edildi. Şimdi, esnaflara “Dükkânlarınızı açabilirsiniz.” deniyor ancak bu söylemler esnafın derdine çözüm olmuyor. İkinci sınıf statüdeki esnaflar dükkânları kapalı olsa dahi bir sene boyunca 769 lira KDV beyannamesinin damga vergisi, 912 lira stopaj beyannamesinin damga vergisi, 399 lira geçici verginin damga vergisi, 133 lira yıllık gelir vergisinin damga vergisi olmak üzere toplam 2.214 lira ödemek zorunda kaldılar. Kahvehaneler, pastaneler, büfeler ve tüm ikinci sınıf işletmeler, bu, “verginin vergisi” olarak adlandırılan tutarları ödemek zorunda kaldı. Daha dün, Adana’dan 3-5 esnaf arkadaşımızın gönderdiği makbuz burada. Tüm bunlar ortadayken yapılması gereken bellidir: Esnafın 2020 yılına ait tüm borçları silinmeli, vergilerden muaf tutulmalı, sicil affı getirilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sorularıyla katkı sağlayan değerli milletvekillerimize teşekkür ediyorum ancak sorular bize değil, ilgili bakanlıklara yöneltildi; onlara muhakkak ki bakanlıkların ilgilileri inceleyecek ve cevap verecekler.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İleteceksiniz efendim.

Teşekkür ederiz, sağ olun.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Birinci bölüm üzerinde yapılan konuşmalarda değerli milletvekillerimizin yaptığı katkıya da teşekkür ediyorum. Komisyon üyesi arkadaşlarımız genellikle burada konuşma icra ettiler. Hakikaten Komisyon aşamasında önemli bir çalışma gerçekleştirdik.

Bazı eleştiriler oldu; mesela, Sayın Kenanoğlu “Sadece sektör temsilcileriyle bu iş konuşuldu.” dedi. Toplam sektör sayısı 34, ilk 7 firmayı çağırdık Komisyona. Bunların sektör içindeki büyüklükleri yüzde 95, müşteri sayısıyla birlikte yüzde 95.

Milyonlarca değil, Sayın Tarhan “milyonlarca insan” diye söyledi. Şu anda sistemde kayıtlı olan yaklaşık 272 bin kişi var; bu, 272 bin kişiyi ilgilendiren bir durum ve yine, 272 bin kişinin hemen hemen çok büyük bir kısmı, 250 bine yakın kısmı 7 firmayla ilgili.

İnternet sitelerinde “Şikâyetim var.” diye aradığınız takdirde bu firmalarla ilgili şikâyetlerin var olduğunu görüyoruz. Sayın Kenanoğlu, bu süreçte Komisyonumuzda da bir vatandaşımızın şikâyetini dile getirdi, o şikâyet dilekçesinde şu ifade ediliyor: “Belirli bir zaman içerisinde kendisine tahsisat yapılmayan veya teslimat yapılmayan –‘teslimat’ diye adlandırıyorlar- kişi, organizasyon ücreti sözleşmeden çıkıldığı takdirde ödenmez.” yazılmasına rağmen, sözleşme haricinde, çıkmasından dolayı o kişiye organizasyon ücretinin yarısını ödemişler; şahıs, mahkemeye müracaat etmiş; mahkeme de geriye kalan organizasyon ücretinin ödenmesine hükmetmiş ama özel hukuk sözleşmesi… İçimizde avukat arkadaşlarımız var; mahkeme böyle bir karar verdiğinden dolayı bu sözleşmeleri takip edecekler, ne olduğuna mahkemeler karar verecek.

Değerli arkadaşlar, bu kanun, dün de ifade ettiğim gibi ilk defa 1991 yılında çıkmış; 1 firma hayata geçmiş, 1992 yılında da 2’nci bir firma takip etmiş. 1992 yılından 2016 yılına kadar 2 firma sektörü domine etmiş. Arkasından 2016 yılında çıkan 1 firmayla birlikte yeni yeni firmalar devreye girmeye başlamış. 1991 yılı ve 2018 yılı sonuna kadar kurulan firma sayısı 9. 1991’de 1, 1992’de 1, 2016’da 1, 2017’de 1 firma, 2018 yılında da 5 firma devreye girmiş. 2019 yılında Hazine ve Maliye Bakanlığının bu konuyla ilgili yaptığı çalışmalar kamuoyunda gündem tutmuş ve bunu da biz Komisyon Başkanları olarak değerlendirdiğimiz çerçevede, kanun teklifiyle ilgili çalışmaların biraz daha detaylı incelenmesi adına bu noktaya geldik. Milletvekili arkadaşlarımız -dün ifade ettiğim gibi- imza sahibi milletvekili arkadaşlarımız dört beş aydır bu konuyu teferruatıyla inceliyorlar.

Şunu ifade etmeye çalışıyorum: 2019 ve 2020 yılında kurulmuş 25 tane firmanın bir saadet zincirini beraberinde getirmemesi için, bu sektörün disipline edilebilmesi için bu kanun teklifini ortaya koyduk ve bütün siyasi partilerin temsilcisi milletvekili arkadaşlarımız da aynı fikirdeler, aynı kanaatteler. Yani 1991 ve 2017 yılları arasında bu kadar olağanüstü bir şikâyet yok. Şikâyetlerin bir kısmı teslimatın geciktirildiği, organizasyon ücretlerinin iade edilmediğiyle ilgili. “Niye bana iade etmediler?” diyor çünkü 2010 yılına kadar organizasyon ücretleri 8 ila 10 civarında alınıyormuş. Şu anda organizasyon ücretleri 5 ila 7 civarında alınmaya başlamış, organizasyon ücretleri de peşin ödeniyor. Organizasyon ücretlerinin iadesiyle ilgili sıkıntılar ortaya çıkmış, orada şikâyetler var. Eğer değerli milletvekili arkadaşlarımız bu firmaların, faizsiz finans sistemiyle ilgili internete girdikleri takdirde “Şikâyetim var.” bölümlerini incelerlerse, şikâyetlerin genellikle zamanında teslimat yapmadıklarını… Mesela bir firma beni aramış, diyor ki: “Bana aralık ayında teslimat yapılacaktı, aralık ayında bana teslimat yapmadılar, ‘şubat ayına’ diye söylediler, şubat ayında yapılmayan teslimatı da mart ayına ertelediler.” Aslında, sözleşmelerinde nasıl ki ödeme vadesini iki ay geciktirme hakları varsa, teslimat süresinde de firmaların -sözleşmede yazıyor bu- iki ay süreyle, şartları müsait olduğunda geciktirme haklarının var olduğunu ifade ediyor. Yani buradaki şikâyetler sözleşmeden kaynaklanan durumdan ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, şunu ifade etmeye çalışıyorum: Bu sektörde yeni yeni kurulan şirketlerin saadet zinciri oluşturmasını engellemek adına yapıyoruz. Burada, yapılan sistemin kötülüğünden değil, bugüne kadar yürüyen sistemin kötü oluşmasından değil “Bundan sonra kötülükler olabilir mi?” yi engellemek için, biz bunu BDDK’nin denetimi altına almaya çalışıyoruz. Burada, değerli milletvekili arkadaşlarımız, muhalefet milletvekili arkadaşlarımız hassasiyetlerini dile getiriyorlar ama şu anda bizi dinleyen vatandaşlarımız varsa bu 300 bin kişiden, bu sistemde bildiğimiz kadarıyla, gördüğümüz çerçevede bir tıkanıklığın var olmadığını… Bu konuşmaları inceleyen insanlar, 374 bin kişi, sanki tasarruf finansman sistemlerinin zor durumda olduğu endişesiyle bir anda bu firmalara giderse, inanın bu sorumluluğun müsebbibi hepimiz oluruz. Onun için dikkatli olmamız lazım. Ben bunu tekrar ifade ediyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun lütfen.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …bunun önemli olduğunu ifade etmek istiyorum. Yani toplam 374 bin kişiden zaten yaklaşık 150 bin kişiye, 200 bin kişiye teslimat yapılmış, teslimat oranı yüzde 60’a yaklaşmış. 200 bin kişiye teslimat yapılmış, geriye kalan 150 bin kişinin teslimat yapılan 200 bin kişiden alacakları var. Bu şirket, bu kurum, organizasyon şirketi altın gününde olduğu gibi… Altın gününde herkes kimden ne alacağını biliyor. Sayın Kenanoğlu’nun biraz önce ifade ettiği gibi, mesela üç ay önce altın gününde altın çıkan kişi -çeyrek altın 860 liraydı, bugün 660 lira- şanslıydı, şimdi altın bu ayda çıkmış olsaydı 660 liradan o 15 tane altını bozduracaktı. Aynı durum, birinci sahip ile çekilişte sonuncu çıkan arasındaki bu fark gibi durum ortaya çıkıyor. Kötü niyet olmadığı sürece burada bir mağduriyetin olabilmesi söz konusu değil. Bakın, kötü niyetliler ortaya çıkmadığı sürece, bu vatandaştan topladığı fonları kendi değerlerine kullanmak için kendi şirketlerine transfer etmedikleri sürece, sistemde herhangi bir organizasyon bozukluğu olması mümkün değil. Zaten bunu engelleyebilmek için, bu fonları, vatandaşın alın teriyle, yemeğinden, aşından keserek biriktirmeye çalıştırdığı değerleri, başka tarafta değerlendirmeye çalışanları önlemek için bu kanunu çıkarıyoruz.

Ben katkılarından dolayı değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bizi dinleyen değerli vatandaşlarımıza, bu şirketlere müşteri olan vatandaşlarımıza diyorum ki: BDDK'nin denetimi altında, bir titanı, saadet zincirini oluşturmamak için bu kanuni düzenlemeyi yaptık. Zaten bugüne kadar olan faaliyetler, bu çerçevede, sistemin kendi matematiği içerisinde, sistemin kendi etik kuralları içerisinde aynen devam ediyordu ve aynı şekilde devam edecek. Ne olacak? Bir denetim güvencesiyle devam edecek diye ümit ediyorum.

Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.16

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeler varsa o maddeler üzerinde önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde 4 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini teklif ederiz.

      Erol Katırcıoğlu                      Ali Kenanoğlu                     Kemal Peköz

           İstanbul                                İstanbul                                 Adana

          Oya Ersoy                    Gülüstan Kılıç Koçyiğit   Mehmet Ruştu Tiryaki

           İstanbul                                  Muş                                   Batman

 

Aynı mahiyetteki diğer önerge sahipleri:

    İmam Hüseyin Filiz                      Aylin Cesur             Aydın Adnan Sezgin

          Gaziantep                               Isparta                                  Aydın

Mehmet Metanet Çulhaoğlu              Dursun Müsavat Dervişoğlu

            Adana                                           İzmir

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, bu 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanun Teklifi’yle ilgili olarak çok şey konuşuldu. Ben biraz, şimdiye kadar konuşulmamış birkaç konu var, onun üzerinde konuşmak istiyorum. Tabii ki piyasa düzenlenmesi gereken bir olgudur. Yani, piyasanın kendi başına çalıştığı ve en iyi sonuçların elde edildiği hikâyesi bir hikâye. Bu hikâyenin hikâye olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz ve pandemi de bize esasında bu hikâyenin böyle olduğunu daha da iyi anlattı.

Şimdi, bir alan var, bu alan esas itibarıyla faizsiz işlem yapmak isteyen veya bir mal veya hizmet satın almak isteyen ama şu veya bu sebeple faiz kullanmak istemeyen bir davranış kalıbı var ve dolayısıyla da bu kalıba uygun bir şirketleşme söz konusu oluyor. Özellikle araba ve ev satın alma konusunda böyle bir eğilim var ve bu eğilim -demin Komisyon Başkanı da gayet iyi özetledi- yıllar itibarıyla artan bir sayıya sahip olmakla birlikte çok geçmişi olmayan ve toplam sayıları da kimi hesaba göre 14, kimi hesaba göre 40’a varan bir şirketler topluluğunun konusu ve bunun karşılığında da, bu işlemin karşılığı olmak üzere de 200 bin-300 bin civarında vatandaşımızı ilgilendiren bir mesele. Fakat değerli arkadaşlar, bu yasadaki problem nedir biliyor musunuz? Bana göre, en azından öyle söyleyeyim, bir kere bir eşik koyuyorsunuz. Neye eşik koyuyorsunuz? Kuruluş sermayesi, daha doğrusu öz sermaye bağlamında bir eşik koyuyorsunuz. “Özellikle tasarruf finansmanıyla uğraşan şirketlerin öz sermayelerinin 100 milyon lira olması lazım.” diyorsunuz. Ama bu arada da mesela factoring işiyle uğraşan veya diğer finansal işlerle uğraşan şirketlerin de daha önce 20 milyon-30 milyon lira civarında olan öz sermayelerini 50 milyon liraya çıkarmayı öneriyorsunuz ve kanun çıktıktan sonra altı ay içinde bunun gerçekleşmesi lazım. Fakat değerli arkadaşlar, bu şöyle bir şey: Şirketler dünyasında aynı iş kolunda, aynı sektörde çalışan şirketlerin eğer sıralamasını yaparsanız büyükten küçüğe, nasıl isterseniz alın -genellikle ciro veya çalışan sayısı itibarıyla alabilirsiniz- eşit olmadıklarını ve kimilerinin daha büyük, kimilerinin daha küçük olduğunu görürsünüz. Öz sermaye bağlamında da aldığınızda, yine aynı şekilde öz sermaye sıralamasına baktığınızda bazı şirketlerin öz sermayeleri daha büyük, bazılarının daha küçük. Şimdi, siz bir basamak getirdiğiniz zaman buraya, bir eşik değer getirdiğiniz zaman isteseniz de istemeseniz de bu dağılıma etki edersiniz. Bu dağılıma etki etmek demek bu piyasadaki rekabete etki etmek demektir.

Şimdi, dolayısıyla da benim anladığım ve öğrendiğim kadarıyla -konuştum bazı şirketlerle- mesela -tasarruf finansman şirketleriyle ilgili olarak söylüyorum- 100 milyon basamağa, eşiğe geldiği zaman ancak 4 firmanın bunu karşılayabilecek durumda olduğu anlaşılıyor. Bu ne demektir? 4 firmanın dışındaki firmalar sıkıntıda kalacaklar yani şirket öz sermayelerini artırmak zorunda kalacaklar. Bunu başarabilirler veya başaramazlar ama 18’inci maddede diyorsunuz ki: “Altı ay içinde bunu yaparsanız yapın, yoksa lisansınız -bir altı ay daha uzatma ihtimali de var, BDDK öyle bir esneklik de sağlıyor- iptal olur.”

Şimdi, arkadaşlar, lisansın iptal olması demek, esas itibarıyla o şirketin batması veya batmak üzereyken daha büyük bir şirket tarafından satın alınmasıyla birlikte ortaya çıkan bu hiyerarşide, bu şirket hiyerarşisinde daha az sayıda firmanın daha güçlü hâle gelmesine sebep olursunuz. Diyebilirsiniz ki: Ya, bunun nesi kötü? Burada şu sorunlu: Böyle bir hâle getirdiğiniz zaman o 4 firmanın birlikte davranma olasılığını ve dolayısıyla da tüketiciyi başka biçimde -yani Kastelli veya Çiftlik Bankın soyduğu biçimde değil belki ama başka biçimde- soyma ihtimalini ortaya çıkarmış olursunuz. Birinci mesele bu.

Maalesef, zamanım çok az, onun için de çok uzun konuşamayacağım ama -bir dakika daha vereceksiniz herhâlde- bir başka konu da şu: Değerli arkadaşlar, yanılmıyorsam, 5’inci maddede satın almalarla ilgili bir şey söylüyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şirketlerin satın alınması piyasada rekabet düzenini bozar ya da bir etki yapar ve bu etki büyük bir ihtimalle bozma şeklinde ortaya çıkar. Neden böyle söylüyorum? Çünkü, nitekim, yanılmıyorsam, Finansevim ile Vakıfevim birleşmişler -daha geçenlerde birleşmişler- 25 milyon öz sermayeye ulaşmışlar ve “1’inci olduk.” diyorlar kendi haber sitelerinde.

Şimdi, değerli arkadaşlar, birleşme ve satın alma meselesi doğrudan doğruya Rekabet Kurumunun meselesidir. 4054 sayılı Yasa bunun için çıkarılmıştır. BDDK burada karar verici olamaz, burada Rekabet Kurumunun görüşü alınması lazımdı. Bir önceki maddeyle ilgili olarak da aynı şeyi söylemiş olayım. Yani bu yasadaki en önemli eksiklik rekabet sonucunu nasıl etkileyeceğiyle ilgili olarak Rekabet Kurumundan bir görüş almamış olmanız gibi geliyor bana. Dolayısıyla da böyle bir eksikliği de var ama herhâlde çok geç diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim. Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı İYİ PARTİ Gaziantep Milletvekili Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Buyurun Sayın Filiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili olarak İYİ PARTİ Grubumuzun verdiği önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle 6361 sayılı Kanun’un “tanım” maddesine bu kanunla kurulması öngörülen tasarruf finansman faaliyetine ilişkin yapı ve süreçlerin daha iyi anlaşılabilmesi için temel kavramların tanımları eklenmektedir.

Değerli milletvekilleri, edindiğimiz bilgilere göre vatandaşlarımızın konut ve taşıt ihtiyaçlarını karşılamak üzere bu kanun teklifine konu olan faizsiz finansman hizmeti sunan ve 1991 yılından beri faaliyette bulunan 34 şirket yaklaşık 300 bin civarında müşterinin tasarruflarını yönetmektedir. Bu şirketlerin bugüne kadar işlemlerini yasal bir zemine dayandırmadıkları teklifin gerekçesinde açıkça ifade edilmektedir. Gerekçede “Tasarruf finansman yönteminin düzenlenmesi gerekmekte ve firmaların denetim eksikliği bulunmaktadır.” denilerek 6361 sayılı Yasa’nın birçok maddesinde teklif edilen değişikliklerle yeni bir düzenlemeye gidilmektedir.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifleri genel olarak eksileri ve artılarıyla birlikte yeteri kadar tartışılmadan, görüşülmeden, muhataplarının nasıl etkilenecekleri detaylı bir şekilde araştırılmadan aceleyle kanunlaşmakta ve sorunlar karmaşıklaşıp vatandaşlarımız mağduriyet yaşadıktan sonra düzeltilme yoluna gidilmektedir. Bu da zaman kaybına ve bazen de telafi edilemeyecek mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu bakımdan yapılması lazım gelen şey, kanun teklifleri aceleye getirilmemeli, muhataplarının nasıl etkileneceği iyice çalışılmalı, ondan sonra Genel Kurula getirilmelidir. Hatta kanun etkilerinin ortaya çıkarılması için etki modeli çıkarılarak uygulama sonuçları için bilimsel olarak simülasyon çalışmaları yapılmalı, sonuçların olumlu olmasından sonra teklifin yasalaştırma çalışmaları tamamlanmalıdır. Bu olmazsa en azından kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak vatandaştan geri bildirimler alacak mekanizmalar geliştirilmelidir. Sayın Komisyon Başkanı kanun teklifinin hazırlanması sırasında bazı firma yetkililerinin dinlendiğini söyledi, mutlaka faydalı olmuştur ama kanunun diğer muhatabı olan katılımcıların da görüşlerinin alınması, varsa şikâyetlerinin dinlenmesi teklifte ortaya çıkacak eksikliklerin ortadan kaldırılmasını sağlayacaktı.

Değerli milletvekilleri, geç kalınmış olsa da tasarruflarıyla faizsiz finans sistemi ve tasarruf finansman şirketleri yoluyla taşınır ve taşınmaz edinmek isteyenler için yapılan bu düzenlemeleri olumlu görmekteyiz ancak hemen belirtmeliyim ki tasarrufa dayalı faizsiz finans sistemi, katılımcıların ödeyecekleri organizasyon ücreti taksitleri ve gösterecekleri teminatla dar gelirli vatandaşlarımızın yararlanacakları bir sistem olmaktan maalesef uzaktır. Bu sistemde organizasyona katılan müşteri vade sonuna kadar ödemelerini eşit taksitler hâlinde yapmakta ve vade sonunda başlangıçta tespit edilen konut, araba bedeli kendisine ödenmektedir. Ancak konut ve araç fiyatları değişiklik göstereceğinden adil uygulama için taksitler konut ya da aracın her ayki değeri göz önüne alınarak düzenlenirse son sıralardaki hak sahipleri mağdur olmayacaklardır; aksi takdirde en sona kalanların alacağı para konut, araç maliyetine yetmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, bu kanunla ilişkisi olmamasına rağmen ülkemizde dolandırıcılık faaliyetleri yapılmıştır ve fırsat bulanlar yapmaya devam etmektedirler. Çiftlik Bank, Jet Fadıl olarak bilinen hem yerli otomobil hem de otel inşaatı olayı ve İhlas Finans bunlara örnek olarak verilebilir. İhlas Finans mağdurları yirmi yıldan beri paralarını alamamaktadır, maalesef, bugüne kadar mağdurları rahatlatacak bir çözüm üretilmemiştir. Her ne suretle olursa olsun dolandırıcıların halkımızı hileli davranışlarla aldatmalarının önüne geçilmeli, halkımızın canını yakanlar için yasal işlemler zaman geçirilmeden yapılmalıdır. Devletin bunları bilip neme lazım deme şansı yoktur. Yahya Efendi’nin Kanuni Sultan Süleyman’a “Sultanım, bir devlette zulüm yayılsa, haksızlıklar ayyuka çıksa, işitenler de neme lazım deyip uzaklaşsalar böyle durumlardan sonra halkın itimadı sarsılır, asayiş ve emniyete vesile olan itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur, devletin çöküşü mukadder hâle gelir.” sözünü kimse aklından çıkarmasın.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin sonunda Uygur Türklerinden bahsetmek istiyorum: Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı baskılar artarak devam ediyor. 1 milyonun üzerinde Uygur Türkü toplama kamplarında zorla alıkonulmakta, her türlü eziyete maruz kalmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – ABD ve Kanada’dan sonra 25 Şubat 2020 tarihinde Hollanda Temsilciler Meclisi, Çin’de Uygurlara yönelik insan hakları ihlallerini soykırım olarak tanıdı. Hollanda Meclisi, Avrupa’da Çin’i soykırımla suçlayan ilk parlamento oldu. Çin’in Doğu Türkistan’daki eylemleri ağır insan hakları ihlalidir ve bu ihlaller Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan soykırım fiilleriyle örtüşmektedir. Uygur Türklerini, dindaşlarımızı yalnız bırakmayıp Gazi Meclisimizde milletvekillerimizin bu konuda gerekli tepkiyi göstereceğine olan inancımı belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin çerçeve 1’inci maddesi yoluyla 6361 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenmesi öngörülen (1) bendindeki “şartıyla” ibaresinin “koşuluyla” şeklinde değiştirilmesini teklif ederiz.

       Tacettin Bayır                    Çetin Osman Budak                Kadim Durmaz

             İzmir                                  Antalya                                  Tokat

       Sibel Özdemir                      Müzeyyen Şevkin                  Tahsin Tarhan

           İstanbul                                 Adana                                 Kocaeli

Ahmet Vehbi Bakıroğlu

            Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi olan İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklifin Komisyon görüşmelerine katılan bir milletvekili olarak kanun metninin hazırlık aşamasında ve Komisyon görüşmelerinde doğrudan sektör temsilcilerinin görüşlerinin alınmasını nitelikli yasa yapma tekniği bakımından olumlu bulduğumu, belirterek kalıcı ve örnek olmasını temenni ederek sözüme başlamak istiyorum. Ancak tali komisyonların görüşlerinin teklife yansımamış olmasını da bir eksiklik olarak buradan belirtmek istiyorum. Kimi vatandaşlarımızın ev ve araç sahibi olmak için uzun zamandır tercih ettiği bir finans tasarruf alanının yasal denetim altına alınmasını -ki sistemden uzun yıllar mağdur olan vatandaşlarımızın korunması anlamında geç kalmış olmakla birlikte- olumlu bulduğumuzu da belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, benim üzerine söz aldığım 1’inci maddeyle tasarruf finansman şirketleri ile, tasarruf finansman faaliyetlerine ilişkin özel hükümler getirilmektedir. Buna göre, organizasyon ücreti, tahsisat, tasarruf finansman faaliyeti ve tasarruf fon havuzu tanımları eklenmekte, mevcut var olan 6361 sayılı Kanun’a, mevcut şirket tanımının içine finansman şirketleri ve tasarruf finansman şirketleri de dâhil edilmekte. Ayrıca, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliğinin adı Finansal Kurumlar Birliği olarak da değiştirilmektedir. Sanırım, AK PARTİ Grubunun vermiş olduğu bir önergeyle de konut ve taşıt dışında tasarruf edinimlerine “çatılı iş yeri” kavramı da ekleniyor. Bu durumun Komisyonda detaylı görüşülmesi ve çalışılması gerekiyordu, ki bu tür farklı öneriler de olmuştu, bunun daha detaylı görüşülebildiğini de belirtmek istiyorum.

Şimdi, teklifin geneline baktığımız zaman, özellikle gerekçede şöyle bir kavram var: İstikrarlı ve uzun dönemli bir büyüme performansının sağlanması için yurt içi tasarrufların kilit rol oynadığı, ki birçok hatip de buna değindi. Hane halkı tasarruflarının artırılması yönünde de bir beklenti var bu sistemle. Ancak bu kanun teklifiyle yurt içi tasarrufları arttırmaya, yatırım ve istihdamı arttırmaya dönük bir beklentiyi ben açıkça çok gerçekçi bulmuyorum. Gelinen aşamada -ki teklifte iddia edildiği gibi bırakalım tasarruf etmeyi- vatandaşlarımız tasarruf edemediği gibi mevcut olan tasarruflarını da eritti. Ekonomide yaşanan kötü gidişle birlikte tasarruf ettiği 3-5 kuruşunu da zorunlu harcamaları, ödemek zorunda olduğu kredileri ve borçları için kullandılar. Bu nedenle, teklifte iddia edildiği gibi Avrupa Birliği ya da OECD ülkeleri içerisinde yüksek ya da orta gelirli gruptaki ülkeler arasında tasarruflar açısından çok ileride değiliz, hatta gerideyiz. Bu teklifte düzenlemeye alınan bu sistemle hane halkı tasarruflarının artacağı beklentisi bir yana değerli milletvekilleri, mevcut tasarruf sistemleri olan bireysel emeklilik ve otomatik katılım sistemlerinden, zorunlu harcamaları karşılamak için ciddi çıkışlar olduğunu görmekteyiz; örneğin, 2021 yılının ilk altı haftasında ekonomik gerekçelerle, işsizlik ve refah kaybı gibi nedenlerle yaklaşık 100 bin sözleşme iptal olmuş durumda. 2020 yılında 1 milyona yakın bireysel emeklilik sözleşmesi iptal edilmiş, yüksek enflasyon karşısında ezilen vatandaşlarımız tasarrufunu bu süreçte kullanmak zorunda bırakılmışlar.

Hanelerin zorunlu harcamaları olan elektrik, doğal gaz zamları aralıksız devam etmekte, bunun yanında temel tüketim harcamaları ve özellikle de temel sorun alanımız olan gıda fiyatları artışları durdurulamamakta. İşte, bugün de açıklandı enflasyon rakamları, gerçek enflasyon neredeyse yüzde 30’u aşmış durumda. Geçinemeyen vatandaş, esnaf, evini, arabasını satıp borçlarını kapatmış hatta kiracı durumuna düşmüş durumdadır. Ticaret Bakanlığının verilerine göre 2020 yılında 99.500 esnaf kepenk kapatmış, 44 bin şirket iflas etmiş durumda. TÜİK’in yeni açıkladığı verilere göre kişi başına düşen millî gelirimiz 2006 yılı seviyesine gerilemiş, 8.599 dolara düşmüş durumda. Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarının 2023 yılı için vadettiği 25 bin doların gerçekleşmesinin mümkün olmadığı açıkça ortada.

Şu konuyu da dikkatinize sunmak istiyorum değerli milletvekilleri: Merkez Bankasının çok önemli bir raporu var, Ekonomi Notları. Tasarruf etme eğilimi noktasında da önemli veriler içermekte. Bu rapora göre, vatandaşların temel sorunu olarak düşük gelir ve işsizlik öne çıkmakta. Tasarruf etme eğilimleri için zorunlu harcamalar dışında gelirlerinin de artırılması gerekiyor. Bu teklifle, işte, güvenli tasarruf araçlarını geliştiriyorsunuz ancak burada temel soruna, vatandaşlarımızın zorunlu harcamaları dışındaki gelirlerini artırmaya odaklanmalıyız.

Yine, raporda önemli bir veri var, diyor ki: “Eğitim seviyesi arttıkça tasarruf eğilimi de artıyor.” Fakat, baktığımız zaman, sizin iktidarlarınız döneminde eğitim seviyesi arttıkça işsizlik artıyor. Gerçekten, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırdığımızda ilginç bir veriyle karşı karşıyayız.

Tasarruflarını artırmasını beklediğimiz hane halklarının durumuna baktığımızda değerli milletvekilleri, mevcut…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Evet, şimdi kanun teklifiyle biz, hane halkı tasarruflarını artırmayı hedefliyoruz ama mevcut tasarruflarını artırmasını beklediğimiz hane halklarının durumuna baktığımızda, mevcut çalışanlar işlerini kaybediyor. Yeni iş ve istihdam alanları da yaratamıyoruz. İşte, üniversite mezunu eğitimli gençler başta olmak üzere iş bulma umudunu yitiren 1 milyon 700 bin insan var. Yine, genç işsizlik 2,5 milyonu aşmış durumda. Meclis olarak değerli milletvekilleri, bugün bizim detaylı bir şekilde tartışmamız ve çözüm üretmemiz gereken temel sorun 10 milyonu aşan işsizlik sorunu, genç işsizliği, kadın istihdamı, güvenli iş ortamı, tasarruf, üretim ve istihdama dönük yatırımlar olmalıdır.

Yine, sonuç olarak şunu belirtmek istiyorum: Düzenlenen maddeyi evet destekliyoruz ancak -her zaman gündeme getirdiğimiz gibi- bütüncül ekonomi politikalarında değişiklik yapılmadığı sürece, radikal reformlar yapılmadıkça, kısmi düzenlemelerle yatırımın artması, ekonomimizin büyümesi, istihdamın ve tasarrufların artmasının mümkün olmadığını tekrar belirtmek ve dikkatinize sunmak istiyorum.

Sabrınız için teşekkürler. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 1’inci maddesiyle 6361 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesine eklenen (j) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (k) ve (l) bentlerine "konut” ibaresinden sonra gelmek üzere “, çatılı işyeri” ibarelerinin eklenmesini, (m) bendinde yer alan "ile ihtiyat fonu tutarı” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

"j) Organizasyon ücreti: Müşterilerin tasarruf finansman sözleşmesi kapsamında tasarruf finansman faaliyeti ve tasarruf fon havuzunun yönetimi karşılığında ödeyecekleri tutarı,”

         Cahit Özkan                          Ramazan Can            Mücahit Durmuşoğlu

            Denizli                                Kırıkkale                             Osmaniye

       Mustafa Demir                        Meliha Akyol                         Nilgün Ök

           İstanbul                                 Yalova                                 Denizli

          Salih Cora                                                                  Halil Özşavlı

           Trabzon                                                                        Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önergeyle;

Organizasyon ücretinin tasarruf ve finansman dönemlerini kapsayacak şekilde tanımlanması,

Müşterilerin konut ve taşıt dışında, çatılı işyeri edinimlerinin de tasarruf finansman faaliyetleri kapsamında finanse edilebilmesi,

Tasarruf fon havuzu tanımında yer alan birikmiş tasarruflar ve finansman tutarlarının ihtiyat fonunu kapsaması sebebiyle “ihtiyat fonu tutarı” ibaresinin kaldırılarak mükerrerliğin giderilmesi,

amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddede 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 2’nci maddesi yoluyla 6361 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin birinci fıkrasında değiştirilmesi öngörülen “e)” bendindeki “en az elli milyon Türk Lirası olması” ibaresinin “en az elli milyon Türk Lirası” olarak değiştirilmesini teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır             Çetin Osman Budak

            Kocaeli                                  İzmir                                  Antalya

       Kadim Durmaz                 Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu         Müzeyyen Şevkin

             Tokat                                  Manisa                                  Adana

                                                   Erkan Aydın

                                                       Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekilli Sayın Erkan Aydın.

Buyurun Sayın Aydın (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu kanun teklifini genel olarak olumlu bulmakla birlikte geçmişte karşımıza çıkan ve bugün hâlâ yaşanan olumsuzlukları da dile getirmek lazım. Ülkemizde faizsiz konut sistemiyle, faizsiz gayrimenkul sistemiyle onlarca finanszedenin olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu kanun belki bir nebze de olsa bunların önüne geçecek; bu anlamda olumlu.

Şimdi, kısaca örnekler vermek istiyorum. Hâlâ, bugün, oturduğunuz yerden internette girdiğiniz haberlerde buradan çıkın, Kızılay’a beş dakikada yürüyün, duvar direklerinde şu şekilde ilanlarla karşılaşıyorsunuz: “Kredi notunuz sıfırsa, bankalardan size para çıkmıyorsa, ev hanımıysanız, emekliyseniz, gelin, kefilsiz, koşulsuz sizlere kredi verelim.” Peki, nasıl oluyor? Araştırdık, gerçekten enteresan, -bir banka kredi vermiyor- belki bir geliri yok, işi yok ancak bir para nakden veriliyor. Sizi davet ediyorlar, burada kişisel verilerinizle ilgili her türlü bilgiyi alıyorlar, o bilgilerde anne kızlık soy isminden, TC kimlik numarasından adrese kadar her şey var, karşılığında da 3-5 bin lira para veriyorlar; vatandaş da o parayla işini görüyor ancak birkaç ay geçmeden karşınıza bir borç geliyor, 3-5 bin lira olmuş 12-13 bin lira.

Şimdi, Kişisel Verileri Koruma Kuruluna da -bizim odalarımıza şöyle broşürler göndermiş- buradan sesleniyorum: Bu Kurul bu bilgilerin paylaşılmasıyla ilgili gerekli önlemleri alsın. Vatandaş kapısını açtıktan sonra bir de bakıyor, icra dosyası. Türkiye’de 23 milyon icra dosyası var, her 4 vatandaştan 1’isi icralık. Durum böyleyken, burada bu düzenlemeler yapılmadığı için internette, Kızılay’da, Bursa Heykel’de, her yerde bunların ilanları var. Umarım bu kanun çıktıktan sonra bunlar engellenir.

Bakın, üç yıl önce, 29 Mart 2018’de yine bu kürsüden Çiftlik Bankla ilgili, yapılan dolandırıcılıkla ilgili, Tosuncuk’la ilgili uyarı yaptım, araştırma önergesi verdik “Binlerce vatandaşımız mağdur. 1 milyara yakın, eski parayla 1 katrilyona yakın parayı iç etmişler, bunlar araştırılsın. Gelin, bu konuyla ilgili bir komisyon kuralım.” dedik ancak AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Peki, ne oldu? Bu Tosuncuk elini kolunu sallayarak yurt dışına gitti; Güney Amerika’da zevküsefa içerisinde, lüks villalarda, lüks yatlarda hayatını sürdürmeye devam etti. Sonuç? Olan, 10 binlerce mağdura, parasını kaptıran ve bütün hayallerini oraya yükleyen bir sürü vatandaşımızın umuduna, geleceğine, çoluğunun çocuğunun rızkına oldu. Bunları engelleyin dedik. Eğer bunu üç yıl önce getirseydiniz bu kadar mağduriyet oluşmazdı. Bakın, bu ülkede Jet Fadıllar, Deniz Fenerleri, YİMPAŞ, KOMBASSAN, Endüstri Holding gibi vurgunculara 300 bin vatandaşımız maalesef parasını kaptırdı. Yani aslında yirmi yılın sonunda AKP iktidarının ülkeye bıraktığı, koskoca bir borç, kısa yoldan para kazanma hayali ama sonucu hüsran.

23 milyon icra dosyası dedik. Bakın, sadece şubat ayının ilk haftasında vatandaşın bankalara olan borcu 723 milyon arttı. Bireylerin bankalara olan toplam borcu ise 860 milyar TL. 3 milyon 471 bin kişi ise bankalar tarafından takipte. Yani bu kanunları buradan çıkarmak, Resmî Gazete’de yayımlamak yeterli değil; bunların takipçisi olmak gerekiyor, vatandaşı kolay para, kolay ev, kolay taşıt alma hayalleriyle kandıranlarla mücadele etmek gerekiyor, denetimin çok iyi yapılması gerekiyor; aksi takdirde, buradan çıkaracağınız kanunlar sadece kâğıt üzerinde kalır ve 10 binlerce vatandaş dolandırılmakla, umutları karşılığında geleceklerini, çoluklarının çocuklarının rızkını kaybetmekle karşı karşıya kalır diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Umarım, bizim de doğru bulduğumuz bu kanundan sonra gerekli denetimler yapılır ve üç yıl önce Çiftlik Bankta yaşandığı gibi, Tosuncuk’un elini kolunu sallayarak milletin parasını vurgun edip kaçması olayında yaşandığı gibi olaylar yaşanmaz diyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde geçen “yer alan” ibarelerinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Abdullah Koç                        Ali Kenanoğlu         Mehmet Ruştu Tiryaki

              Ağrı                                  İstanbul                                Batman

          Oya Ersoy                    Gülüstan Kılıç Koçyiğit               Kemal Peköz

           İstanbul                                  Muş                                    Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Halkların Demokratik Partisi Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç’un.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli halkımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklarken, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin eylem planından bahsederken aynı saatte partimize yönelik, üyelerimize yönelik yine operasyonlar devam ediyordu, Erzurum Karaçoban Belediye Eş Başkanımız ve yanındaki kişiler gözaltına alınıyordu. Öte taraftan, yargının bağımsız ve tarafsızlığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını yaparken yine iktidar partisi tarafından partimizin kapatılması için yargıya talimat veriliyordu.

Değerli arkadaşlar, İnsan Hakları Eylem Planı… Bakın, Türkiye Gazeteciler Sendikasının verilerine göre 67 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde ve tutuklu; bu İnsan Hakları Eylem Planı bunlara uygulanacak mı? Birleşmiş Milletlerin raporuna göre mesleklerini yapmaları nedeniyle yüzlerce avukat şu anda cezaevinde; bu İnsan Hakları Eylem Planı bunlara uygulanacak mı?

Yine, 2015 tarihinden bu yana eski eş genel başkanlarımız, parti yöneticilerimiz, üyelerimiz olmak üzere partimize yönelik 17 bine yakın gözaltı işlemi yapıldı, 4 bine yakın partilimiz şu anda cezaevinde; bunlara İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı uygulanmıyor; bunlara İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı? Cezaevlerinde 590’ı ağır olmak üzere 1.564 hasta mahpus var; bunlara İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı? KHK’yle işlerinden atılmış binlerce insan var; bunların kendi işlerine yeniden dönmesi için İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı? Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı binlerce insan hakkında dava açılmış; bunlara ilişkin İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı? Cezaevlerinde işkence ve çıplak aramalara maruz kalanlara, bu yasa, bu plan uygulanacak mı? Yargısız infazlara maruz kalanlara, Suruç, Roboski, Cizre, Sur için reform, adalet ve İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı? Sokakta polis araçlarında, toplantı ve gösterilere müdahale sırasında resmî gözaltı yerleri dışında uygulanan işkenceye, kötü muamelelere bu İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı?

Şubat ayında İçişleri Bakanlığının talimatıyla 40 ilde düzenlenen operasyonlarda 800’e yakın partilimiz, üyemiz gözaltına alındı, evlerinde arama yapıldı, her evde kimi yerlerin kapısı kırıldı, kimi yerlerde kanun dışı yazılar yazıldı ve girilen her evde ve her iş yerinde parti binalarımız tarumar edildi.

Değerli arkadaşlar, bu arama ve gözaltı sırasında -uygulamış oldukları bu malzeme ve bu mevcut olan durum, bakın, tarumar edilmiş olan evlerin gerçek durumu bu şekilde- sanki evlere filler girmiş, her tarafı darmadağın etmiş ve her tarafı dağıtmış durumda; bunlara İnsan Hakları Eylem Planı uygulanacak mı?

Değerli milletvekilleri, bu hukuksuz gözaltılar nedeniyle beşikte olan çocuklar dâhil olmak üzere, 80 yaşındaki yaşlılarımıza kadar herkes taciz ediliyor, bu uygulamalar nedeniyle travmalar yaşanıyor ve yaşanmaya devam ediliyor; bu düşman hukukuna İnsan Hakları Eylem Planı çare olacak mı değerli arkadaşlar? Biz hiç zannetmiyoruz böyle bir şey olacağını. Yine ikili devlet, yine ikili hukuk sistemi. Bu halkın bu tür müjdelere karnı tok değerli arkadaşlar. Biz artık inanmıyoruz. Bakın, faşizm devam ediyor, hukuk askıdadır. Bu anlayışa sahip olan bu AKP ve MHP iktidarından insan hakları yönünde eylem beklemek kesinlikle ve kesinlikle saflıktır ve biz inanmıyoruz, halkımız da inanmıyor.

Değerli arkadaşlar, belli ki kaynakları bitmiş, kaynakları tükenmiş. Para için, duygusal sebeplerle böyle bir eylem planı ortaya çıkarmış durumdalar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bu duygusal sebeplerden yani mevcut olan bütün hazineyi yok etmiş olmalarından, harcamış olmalarından ve artık, yurt dışından Türkiye’ye gelecek bir sıcak para olmadığından dolayı bu Hükûmet ne yapıyor değerli arkadaşlar? İnsan Hakları Eylem Planı’nı devreye sokuyor. Bakın, gerçekten, bizim karnımız bunlara tok. Bizde inanacak göz var mıdır sizce? Biz inanmıyoruz. Neden inanmıyoruz? Çünkü bakın, biz saatlerdir bu hukuksuzlukları dile getiriyoruz, bunları saymakla bitiremiyoruz. Bakın, bu Hükûmetten bu halka gelebilecek artık hiçbir yarar kalmamıştır. Dolayısıyla bunların şu anda “eylem planı” dedikleri İnsan Hakları Eylem Planı da artık lafta kalacak ve evrak üzerinde kalmaktan başka bir şey ifade etmeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde yer alan “çıkarılmıştır” ibaresinin “kaldırılmıştır” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Dursun Müsavat Dervişoğlu           İbrahim Halil Oral              Ümit Beyaz

                     İzmir                                 Ankara                         İstanbul

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                       Dursun Ataş         Hayrettin Nuhoğlu

                     Adana                                Kayseri                         İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi olan İYİ PARTİ İstanbul Milletvekili Sayın Ümit Beyaz.

Buyurun Sayın Beyaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili kanun teklifi üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, factoring ülkemizde çok bilinen bir olgu değil, genelde tefecilik gibi algılanan factoring sisteminin yapısal sorunlarının yanında algısal problemlerinin de giderilmesi gerekmektedir; ekonomik hayata yararlı bir sistem olduğu düşünülüyor ise konunun bütün tarafları sorumluluk almalı, bu olumsuz algı yıkılmalıdır.

Factoring kurumlarının giderilmesi gereken tek sorunu ortaklık yapısı değildir. Gelişen teknolojiye rağmen yetersiz otomasyon bilgi sistemi, hukuki altyapı sorunları, muhasebe uygulamaları, ihracatta daha etkin kullanımı gibi sorunlar üzerinde de durulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ milletvekilleri olarak ülkemizin dört bir yanında vatandaşımıza gidiyor, dertlerini dinliyoruz; sonra da akşam eve gelip AK PARTİ’li arkadaşlarımızın açıklamalarını görüyor, çelişkilere sürükleniyoruz. AK PARTİ’li arkadaşlarımız -kusura bakmasınlar- o kadar halktan kopmuş durumdalar ki asgari ücretlinin evinin önünde arabası olduğundan, cep telefonlarını altı ayda bir değiştirdiklerinden, ev sahibi, araba sahibi olmanın kolaylığından söz edebiliyorlar; buzdolabı, cep telefonu zenginliğin ölçüsü sayılıyor. Değerli arkadaşlar, vatandaşın arasına karışan, dertlerine kulak veren hiç kimse bu sözleri söylemez, söyleyemez. Biraz akıl, biraz izan, biraz vicdan sahibi olan hiçbir kimse, milletin içinde bulunduğu bu zor koşullarda bu lafları etmez. Türk milletinin sorunlarına çözüm bulma mesuliyetini unutup siyaseti saray duvarlarına ve parti genel merkezlerine sıkıştıranların aksine İYİ PARTİ olarak sokakta vatandaşın arasındayız. Geçen hafta iki gün Trakya’daydık, Edirne kan ağlıyor. Bakın, asgari ücretlinin maaşının 58 kat fazlasına araba almasını bırakın, çiftçi kredisini, esnaf vergisini ödeyemiyor. Vatandaşımız, çöken ekonominin enkazı altında bir yardım eli uzatılmasını beklerken bu gerçeklerden uzak, ciddiyetsiz açıklamaları görünce umutsuzluğa kapılıyor. Önünüze yazar kasa atılmıyor diye sanıyorsunuz ki millet, sizin kafanızda hayal ettiğiniz, anlattığınız gibi yaşıyor. Halktan uzaklaştınız, gerçeklerden koptunuz, ne işçinin ne memurun ne köylünün ne gençlerin sesini duyamıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de çalışan nüfus son bir yılda çok ciddi gelir kaybına uğradı. Kapanan iş yerleri sayısı ve işsizlik 2’ye katlandı. Adliyelerde icra dosyaları 22 milyona, bankalarda borçlu insan sayısı 34 milyona kadar ulaştı. Bütün bu yaşananlara rağmen esnafın vergi borcunu silmek yerine sadece erteleyebildiniz. Biliniz ki Türk ekonomisi dizi isimleriyle yönetilmez, her yeni yıla “diriliş, şahlanış” denmesi sorunları çözmez. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) “Doğal gaz çıkarıyoruz.” “Yerli, millî uçak, otomobil yapıyoruz.” “Uzaya gidiyoruz.” “Süper güç oluyoruz.” yalanları bu sorunları aşmaya yetmez. Gerçekleri görün ve hayal satmaktan vazgeçin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, daha önce bu kürsüde İstanbul’da başta Esenyurt ve Beylikdüzü olmak üzere konut mağdurlarının yaşadıkları sıkıntıları dile getirmiştim. Bir grup inşaat firması tarafından dolandırılan ve sayıları 100 bini bulan bu mağdur insanlarımız sorunlarının çözümünü Mecliste aramaktalar. Bu vatandaşlarımız ne konutlarını alabiliyor ne de kaptırdıkları paralarını geri alabiliyor. Organize dolandırıcılığın kurbanı bu 100 bin kişi, bugüne kadar haklarını bireysel başvuru kapsamında arayarak mahkeme kapılarında süründüler fakat konu o kadar karmaşık ki bir sonuç alınamadı. Mecliste kurulan Komisyon bu vatandaşlarımız için bir umut ışığı yaktı. İnanıyorum ki yüce Meclis, bu mağduriyetin giderilmesi adına gücünü kamu yararına kullanacak, vatandaşlarımızı mağdur eden kişi ve kurumların cezalandırılması, mağduriyetlerin giderilmesi için çaba harcayacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddede dört adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           İbrahim Halil Oral                           Bedri Yaşar                   Hayrettin Nuhoğlu

                  Ankara                                     Samsun                                     İstanbul

               Dursun Ataş                     Mehmet Metanet Çulhaoğlu Dursun Müsavat Dervişoğlu

                  Kayseri                                      Adana                                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İYİ PARTİ Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, biz tabii, çerçeve olarak bir defa bu kanun teklifini destekliyoruz. Netice itibarıyla bugün yaklaşık 274 bin kişinin dâhil olduğu bir gruptan bahsediyoruz. Yani bunun muhakkak kanun eliyle zapturapt altına alınması lazım. Bunlar uzun vadeli projeler yani altmış aydan başlayıp iki yüz kırk aya kadar vadelendirilmiş -adına “altın günü” deyin, ne derseniz deyin- bir organizasyon. Bugün iki yüz kırk ay demek şöyle bir baktığınız zaman yaklaşık yirmi yıl. Yirmi yıl içerisinde bu sektöre, bu organizasyonlara para yatıran vatandaşlarımızı yalnız bırakmamız söz konusu olamaz. Ben şahsen -işin başında da söyleyeyim- yani bu çerçeveyi benimsiyorum, muhakkak zapturapt altına alınması lazım ama bu organizasyonların daha çok devlet eliyle yapılması lazım. Yani bugün bizim bir Emlak Bankamız var. Emlak Bankasının adı üstünde, görevi ne? Vatandaş emlak sahibi olsun, konut sahibi olsun diye kurulmuş bir bankadan bahsediyoruz. Türkiye bugün deprem kuşağında. Ayrıca, deprem kuşağında olmasıyla beraber, binlerce dönüşüm projesi var. Bu organizasyonu Emlak Bankası yapabilir. Bununla ilgili ne yapabilir? Biliyorsunuz, sertifika çıkarabilir yani konut sertifikası çıkarır, bu sertifikaları da istediği alanda satar; isterse bir yıl sonra vazgeçsin, isterse iki yıl sonra vazgeçsin. Veyahut da TOKİ’nin bununla ilgili bir sürü projesi var. Bu elindeki sertifikalarla beraber buralardan konut edinmesi de mümkün, Türkiye'nin her tarafından konut alması da mümkün. Dolayısıyla bu tür büyük organizasyonların daha çok… Özel sektöre karşı olduğumdan değil, özel sektörden gelen birisi olarak karşısında olmamız mümkün değil ama bu tür uzun vadeli organizasyonların muhakkak devlet eliyle yapılması lazım. Niye bunu söylüyorum? Çünkü Türkiye'de maalesef bununla ilgili çok ciddi kötü örnekler var. Yani bugün, özellikle Konya merkezli kurulup ondan sonra dağılan bir sürü facia proje var, facia organizasyon var. Zaten böyle, işte, organizasyonla ilgili olarak Komisyon Başkanını da dinleme fırsatım oldu “Komisyon oranları bununla ilgili yüzde 5’e, 7’ye düştü.” diyor. Firmaların sayısı arttığı zaman bu komisyon oranları daha da düşecek. Yani normal şartlar altında bunun yapılabilir olma şansı da otomatikman ortadan kalkıyor. O zaman ne olacak? Otomatikman Tosuncuk gibi buna benzer bir sürü faciayla karşılaşabiliriz. Hiç olmazsa bugün için zapturapt altına alınmasını doğru buluyoruz ama bu işlemlerin mümkün olduğunca Emlak Bankası marifetiyle yapılmasını da ayrıca destekliyoruz.

Bugün, özellikle -Bayındırlık ve İskân Bakanımızı- Çevre ve Şehircilik Bakanımızı dinliyoruz. Bununla ilgili geliştirdiği bir sürü projeden bahsediyor; işte “Evini yaparsan…” “Kentsel dönüşüme girersen…” diye bir sürü alternatiften bahsediyor. Aslında en önemli konu bu. Bu, dönüşüme de bir referans olur. Mesela, dönüşüm yapmak isteyenlerle ilgili de böyle bir fon açılabilir. Der ki: Evini dönüşüm yapmak isteyenler, ödeme gücü bin liraysa, 2 bin liraysa, neyse, bununla ilgili katılım hesapları üzerinden gidebilir. Tabii, organizasyonları yapanlar önce diyor ki: “Siz şu peşinatı bir yatırın. Komisyon da en az yüzde 7, yüzde 8, bunu da yatırın.” Ondan sonra vazgeçerseniz kendilerine göre süresi var. “Şu vadede öderiz, bu vadede öderiz.” gibi sözleri var. Tamam, bugün kanunla zapturapt altına alınsa bile ben gelecekte bu işin sorun yaratacağını, sorun oluşturacağını düşünüyorum. Dolayısıyla, bu işlerin mümkün olduğunca devlet eliyle yapılmasında ben fayda mütalaa ediyorum. Zaten bugün konut maliyetlerine baktığınız zaman, Türkiye’de asgari ücretle geçinen bir insanın öyle altmış ayda, yüz yirmi ayda, iki yüz kırk ayda konut sahibi olması kesinlikle mümkün değil. Bugün zaten maliyetler de neredeyse yüzde 100’e yakın arttı.

Demek ki yine burada devlet devreye girecek. Sosyal devlet olma özelliğini gösterecek, diyecek ki “Ben bu konuda sosyal devlet olmanın gereği olarak dar gelirli vatandaşlarımızı konut sahibi yapacağım.” Yoksa sistemin faizsiz olmasıyla bir alakası yok. Bugün, finans sektöründe faizsiz bir sürü banka var, katılım bankaları var; Albarakasından Kuveytine, Vakıf Katılımdan Ziraat Katılımına, yine aynı şekilde Emlak Katılım da dâhil bu faktörler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Ben, bu işin sadece faizle alakalı olduğunu düşünmüyorum. İnşallah, bunun altından başka bir şey çıkmaz diyorum. Ama kanuna genel çerçevesi itibarıyla olumlu baktığımızı buradan ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi yoluyla 6361 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesine eklenmesi öngörülen (6)’ncı fıkradaki “dışında kalan” ibaresinin “haricindeki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır             Çetin Osman Budak

            Kocaeli                                  İzmir                                  Antalya

       Kadim Durmaz                        Cengiz Gökçel               Müzeyyen Şevkin

             Tokat                                  Mersin                                  Adana

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili Sayın Cengiz Gökçel.

Buyurun Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; kanun teklifinin başlığında “faktoring” “finansal kiralama” şirketlerini görünce önemli bir sorundan bahsetmek istedim. Aklıma ilk olarak esnafımızın, çiftçimizin, fakir fukaranın yaşadıkları geldi.

Coronavirüs pandemisi başlayalı aşağı yukarı bir yıl oldu. Bu bir yıllık süreçte esnaf yardımdan mahrum kaldı. Devlet, esnafa gerçek anlamda destek olması gerekirken onları borçlandırmayı tercih etti, esnafı yokluğa mahkûm etti.

Bakın, Ankara’da önceki gün kafe, bar, restoran işletmecileri hemen Meclisin arkasında protesto gösterilerini yaptılar, havaya dilek balonları uçurdular. AKP iktidarına sesini duyuramayan esnaf, dilek balonlarıyla sesini duyurmaya çalıştı ama duyan yok.

Değerli arkadaşlar, biz esnafımızın derdini, sıkıntısını biliyoruz, ne hâlde olduğunu biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak esnafa destek vermek için daha önce Meclis araştırması önergeleri, kanun teklifleri verdik. AKP ve ortağı MHP bunları dikkate almadı, önergeleri reddetti. Onlara göre esnafın sorunu yok, aslında ülkede hiç kimsenin sorunu yok ama gerçek öyle değil. Özellikle esnafın sorunları dağ gibi büyüdü.

Şunu söylemek lazım: Pandemiden önce AKP’nin uyguladığı yanlış ekonomi politikası yüzünden esnafın durumu kötüydü, şimdi ise perişan hâlde. Bakın, malum market zincirleri var ya -köylere dahi girip gariban bakkalın, kasabın, manavın, fırıncının ekmeğine göz dikenlerden bahsediyorum- sadece bu 3 market zincirinin toplam şube sayısı 30 bin civarında. Bu şartlar altında bakkalın, manavın, kasabın, fırıncının para kazanabilme şansı olabilir mi? Türkiye’deki AVM sayısı 436’yı bulmuş. Peki, konfeksiyoncunun bu şartlarda rekabet şansı olur mu? Verdiğimiz kanun tekliflerinde dedik ki: “Pazar günleri ve resmî tatillerde AVM ve zincir marketler kapalı olsun; bakkallar, büfeler, manavlar, fırınlar en azından haftanın bir günü bari iş yapsın.” Biz AVM’ler olmasın demiyoruz, olsun ama bizim bakkalımız, manavımız yok olmasın, onlar da para kazansın istiyoruz, onlar da çocuklarına harçlık verebilsin, çocuklarının başı yere eğilmesin diye uğraşıyoruz. Biz bu noktada adaletin sağlanmasını istiyoruz. AVM’lere karşı değiliz ama bir planlama olmalı. 2007 yılında 145 olan AVM sayısı 2020 yılında 436 olmuş. Bu düzende bakkal, manav, kasap ayakta kalabilir mi? Esnaf kardeşlerimin şunu bilmesini isterim: AKP sayesinde AVM sayısı 436’yı buldu. Esnaf bu şartlarda ayakta kalabilir mi; AVM’lerle, zincir marketlerle rekabet edebilir mi?

Değerli arkadaşlar, Türkiye oransal olarak AVM’lerin kapladığı alan bakımından dünyada ilk 10 ülke arasında; bu, AKP’nin eseri. AKP bununla övünüyor olabilir ama esnaf bu tablo yüzünden tükendi. Almanya, İspanya, Fransa, Belçika, Danimarka, Polonya, Portekiz, Yunanistan; bu ülkelerde bizim dediğimiz gibi haftanın bir günü AVM’ler, zincir marketler kapalı. Bu ülkeler küçük esnafın, bakkalın, kasabın, manavın, fırıncının para kazanmasını istiyor, geçimlerini sağlamalarını istiyor, kimseye muhtaç olmadan ayakta kalsın istiyor. AVM ve zincir market çalışanları tatilden mahrum, aileleriyle vakit geçiremiyorlar; AVM ve zincir market çalışanlarının ne kadar zor şartlar içinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Bizim esnafımızın, işçimizin Avrupalıdan ne eksiği var? Çalışanlarımızın ne günahı var? On dokuz yıldır planlama yapılmadan bir ülke nasıl yönetilir, hayret ediyor insan. Gerçi ülke yönetilmiyor, aslında savruluyor. Esnaf sicil affı istedi, yapmadınız, esnafa doğru düzgün destek vermediniz. Esnaf diyor ki: “Haftada bir gün iş yapalım. AVM’ler, zincir marketler bir gün kapalı kalsın. Biz de çocuklarımızla, ailemizle vakit geçirelim, nefes alalım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Esnaf “Biz bittik.” diyor ama AKP hâlâ bu sesi duymuyor, duymak da istemiyor.

Değerli arkadaşlar, benim de şehrim olan Mersin, biliyorsunuz yayla kültürü bakımından çok gelişmiş bir il. Burada kışın, 300 nüfusun olduğu zamanlarda gariban bakkal oraya hizmet vermeye çalışıyor. Yayla mevsimi geldiğinde, yaylacılar gelince iki ayda para kazanabiliyor ama o yaylada bile AVM zincirleri var arkadaşlar. Sizin, Türkiye’de bütün esnafı esir alacak o 3 market zinciri, oradaki küçük esnafı da teslim alıyor; kasabı, manavı orada esir alıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu insanlar hem kendi geçimlerini sağlıyorlar hem bulundukları beldede, köyde orada kapalı olmamak için bir yılın dokuz ayında, on ayında direniyor, iki ayda para kazanmayı hedefliyor ama sizin yarattığınız düzende AVM zincirleri, bu esnafın varını yoğunu elinden almasına neden oluyor, kaybetmesine neden oluyor.

Ben, yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…. Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Mehmet Ruştu Tiryaki        Filiz Kerestecioğlu Demir Gülüstan Kılıç Koçyiğit

               Batman                              Ankara                                   Muş

           Ali Kenanoğlu                       Oya Ersoy                        Kemal Peköz

               İstanbul                            İstanbul                                 Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) –Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Halkların Demokratik Partisi Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, bir ülke düşünün, on dokuz yıldır iktidarda olan bir parti var, var olanları da yok ettiği insan hakları için eylem planı yapıyor. Sanırsınız 1948’deki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni yeniden keşfettiler ve yeniden yazdılar. Yıl 2021 ama olsun, öğrenmenin yaşı yoktur diyoruz.

İnsan Hakları Eylem Planı farklı kesimlerle değerlendirilmiş, böyle söylüyorlar. Şimdi, gerçekten merak ediyorum, toplumun hangi kesimleriyle değerlendirildi, gelen öneriler neydi. Görüştüğünüz kişiler size eylem planını açıklarken eş zamanlı olarak “Yargıya talimat verin, parti kapatma çağrıları yapın, dokunulmazlıkları kaldırın.” mı dediler? “Tutuklu gazeteciler, siyasetçiler, muhalifler, sosyal medya kullanıcıları yokmuş gibi davranın.” mı dediler, gerçekten merak ediyorum.

Eylem planında haber sınırlarını, haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının soruşturma konusu olmaması için hâkim, savcı ve kolluk görevlilerine düzenli eğitim verileceği söyleniyor. Şimdi, evet, güzel, eğitim verilsin, zaten veriliyor da ama tepede birisi var, sürekli yargıya talimat veriyor “Elinizi kaldırın, elinizi indirin.” “Gereğini yaparız, gereğini yapın.” Böyle diyen bir Cumhurbaşkanı var. Erdoğan’ı kim eğitecek? (HDP sıralarından alkışlar) Ya da “Siyaseten de HDP’yi kapatacağız, hukuken de kapatacağız.” diyen Cahit Özkan’ı kim eğitecek gerçekten? (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Seni kim eğitecek?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hâkimi, savcıyı eğitmişsiniz ne fayda yani sonuçta tepeden bu talimatlar geldikten sonra hâkim, savcı eli kolu bağlı duruyor. Tabii, onlara da söyleyecek söz var ama asıl, eğitim gerçekten herkes için şart.

Evet, eylem planında “Gençlerin toplumsal ve demokratik hayata katılımını artırmak için ortaöğretim müfredatına gönüllülük çalışmaları konulacak; bu, üniversitelerde yaygınlaştırılacak.” deniyor. Ya, Boğaziçi Üniversitesini görüyoruz; rektörlerinin seçimi için yaptıkları itiraza, bunu istemelerine hak vermediniz. Gençler gerçekten sadece bilim yapmak istiyorlar, özgürce düşüncelerini ifade etmek istiyorlar, siz “evlilik yardımı” diyorsunuz gençlere.

Bir de insan haklarına duyarlı kamu görevlilerine ödül verilecekmiş. Şimdi, gerçekten zor bu ödülün sahibini bulmak. Ama bunun için en güzel başlangıç, mesela İçişleri Bakanının affedilmesi olur; gerçekten, bu, iyi bir şey olur, hem kendisine hem tüm yurttaşlara büyük bir ödül olur diye düşünüyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Nihai amaç, darbe tortularından arındırılmış sivil anayasaymış. AK PARTİ, Türkiye’ye askerî darbelerden sonra sivil darbe katkısını yaparak zaten tarihe geçti. AKP ve MHP’den gelen “sivil anayasa” laflarının içinden geçtiğimiz dönemde hiçbir kesimde karşılığı yok; bu, olsa olsa sivil darbe anayasası olur ve bugün Mecliste dokunulmazlıkları kaldırmak için can atanların ise ne 28 Şubatta Sincan’da tankları yürütenlerden ne de 15 Temmuzda Meclise tankları yürütenlerden bir farkı olmayacaktır tarihte; bunu da böyle bilin. (HDP sıralarından alkışlar)

Bütün bu laf kalabalığına rağmen “İnsanlar Hakları Eylem Planı” dediğiniz ve aslında 1’inci madde… Yani “Biz kimse istedi diye yapmıyoruz.” diyorsunuz ama AB’yle vize serbestisi için istenenlerin karşılanması hedefini koymuşsunuz. Yani aslında halka diyorsunuz ki: “Ne kadar fon, o kadar hak.” Yani fonlanmış bir İnsan Hakları Eylem Planı’nız var.

Bütün bunlara rağmen gerçekler apaçık ortada. Yetmiş bir gün oldu, AİHM kararını uygulamadınız. Selahattin Demirtaş’ın ve aynı durumdaki nice arkadaşımızın hakları yetmiş bir gündür yeniden ihlal ediliyor. Oysa kararı uygulamak için eylem planına filan ihtiyaç yok, Anayasa’nın 90’ıncı maddesini uygulayın, zaten o yeterli.

Evet, AİHM “Demirtaş’ın ifade özgürlüğü ihlal edildi. Mahkemeler ve AYM üstüne düşenleri yapmadı, suçlama konusu açıklamaların dokunulmazlık kapsamında olup olmadığını dahi incelemeden yıllarca Demirtaş’ın hak ve özgürlükleri kısıtlandı.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – “Yargı siyasal, yargılama siyasal; Demirtaş’ın tutukluluğu ve yargılanması, çoğulculuğu bastırma ve siyasi tartışma özgürlüğünü kısıtlama amacı taşıyan bir siyasi stratejidir.” diyor.

Evet, fonlanmış eylem planınızdan önce sizin Türkiye halklarına ciddi bir özür borcunuz var: KHK mağdurlarına, iradesi gasbedilen seçmenlere, 10 Ekimde yaşamını yitirenler ve yakınlarına, Merasim Sokak’ta öldürülenler ve yakınlarına, hâlâ kayıp olan insanların yakınlarına, kaçırılan gençlere, yerinden ettiğiniz Cumartesi Annelerine çünkü, aynı zamanda çareyi sizin bulmanız gerekirken partimizin önünde oturan ailelere, Gara’da hayatını kaybeden askerlerin yakınlarına, hepsine bir özür borçlusunuz çünkü en hafif tabirle, siz önleme yükümlülüğünü yerine getirmediğiniz için sorumlusunuz ama daha ağır bir tabirle de bazılarının bizzat sebebi olduğunuz için sorumlusunuz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Özkan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde verilen önerge hakkında konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hatip kürsüden demokrasi, özgürlük idealleri üzerine bir konuşma yaptı.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Yok canım, idrak edememişsin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Kendi idealleridir ancak demokrasinin yani yöneticilerin göreve geliş usullerinin modern çağlarda kabul görmüş en ideal modeli “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” anlayışına dayalı yönetim modelidir yani demokrasidir yani millî iradedir. Yani Platoncu bir anlayışla bugün burada yöneticilerin nasıl bir eğitimle göreve geleceği, bu eğitimlerin kimler tarafından verileceği eğer özgürlük ve demokrasi yöntemi olarak tavsiye ediliyorsa biz buna karşıyız, böyle bir demokrasi olamaz. Burada hukuk devleti ilkeleri, kuvvetler ayrılığı anayasal düzen içerisinde işlemektedir ve bu mukayeseli hukuk çerçevesinde de hamdolsun, gelişmiş demokrasilerde olmayan uygulamaları bugün yapıyoruz.

Bakın, Avrupa’yı örnek aldığınız zaman...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım, buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sayın Başkan, ama ya, her seferinde yani...

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, sataşmada da bulunmadan ifade ediyorum: Avrupa’da, şu anda, 15 Temmuz gibi bir hain darbe teşebbüsüne muhatap olmamış, çukur terörüyle karşı karşıya kalmamış ve 17-25 Aralık Gezi kalkışması gibi süreçleri görmemiş bir ülkede bile, bizim ülkemizde var olan özgürlükler bulunamıyor. Demek oluyor ki Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanımız, eğitim değil... Bakın, bundan sonra siyaset bilimi fakültelerinde -yüzlerce yıl boyunca- üst üste seçimlerde galip olmuş, millete büyük hizmetler etmiş, milletin mahrumiyet yıllarını telafi etmiş liderimiz Recep Tayyip Erdoğan anlatılacaktır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, bir sataşma yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yok, yok, hayır, sataşma için değil.

BAŞKAN – Siz, kendi bakış açınızla olayı anlattınız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Tabii, tabii.

BAŞKAN – Sayın Özkan da anlattı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yok, yok.

Bir dinlerseniz, ben sataşma demedim zaten, sadece kayıtlara geçsin diye... (AK PARTİ sıralarından “Ya, niye geçiyor kayıtlara?” sesi) Ben ne Tayyip Erdoğan’ın ne de Cahit Özkan’ın kendi eğitimleriyle ilgili bir şey söylemedim. İnsan Hakları Eylem Planı’yla ilgili, orada yargının bağımsız olduğundan söz edilirken buradan talimat vermek durumundan bahsettim ve böyle bir eğitimin gerekliliğinden bahsettim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Anlaşıldı, peki.

Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Başkan, ben yerimden kısa bir...

BAŞKAN – Sayın Beştaş, bir sataşma yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşma demiyorum zaten, yerimden 60’a göre bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Tamam, 60’a göre yerinizden bir dakika söz veriyorum.

44.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Başkan.

“Kamuoyu yanlış bilgilenmesin.” diye söz aldım; Cahit Özkan’a sakın inanmasınlar, yanlış bilgi veriyor. Yani “eğitim” dedi ya, demokrasi ve özgürlükler için bu uygulansın denirse bu bir eğitim malzemesi olamaz, tam da bu nedenle lazım. Kuvvetler ayrılığı nedir, yargı niye tarafsız ve bağımsızdır, yürütme neden yargıya talimat veremez; bütün bunlar aslında eğitimin bir parçasıdır. Hatibimiz, vekilimiz, çok önemli değerlendirmeler yaptı. Cevap veremedi “Gelişmiş demokrasilerde olmayan şeyler yapıyoruz.” dedi. Kesinlikle katılıyorum, kırk yıl düşünsem katılacağımı düşünmezdim yani şu noktada katılıyorum: Hiçbir gelişmiş demokraside 79 yaşındaki kadınlar gözaltına alınıp tutuklanmıyor, eli kolu olmayan engelliler bu pandemi döneminde ölüme mahkûm edilmiyor, hiçbir gelişmiş...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitireyim Başkan, lütfen...

BAŞKAN – Ama bunu daha sürdüremeyiz. Sadece 60’a göre söz istediniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir dakika, sadece bir dakika.

BAŞKAN – 60’a göre sözünü söyledi, bir dakika çünkü değerlendirmeleri sataşma üzerinden yapılmıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitirmiştik Başkan.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Beştaş, Cahit Özkan kalktı, kendi düşüncelerini söyledi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben de kendi düşüncemi söyledim.

BAŞKAN – Cahit Özkan bir sataşma üzerine kendi düşüncelerini söyledi, size sataşmadı ve kendi düşüncelerini söyledi, katılırsınız katılmazsınız. Şimdi herkes düşüncelerini burada tek tek beyan ettiği zaman, biz bunu bitiremeyiz yani Cahit Özkan -siz beğenirsiniz beğenmezsiniz- düşüncelerini söyledi. Ben size söz verdim, siz de düşüncelerinizi söylediniz. Bir başka arkadaş da bunu talep edecektir mutlaka; demokrasi hakkında, eğitim hakkında, kuvvetler ayrılığı hakkında herkesin söyleyecek bir sözü var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, iki dakikayı aştınız. Ben bir dakikayla bitirecektim, hakikaten süreyi aştınız.

BAŞKAN – Biliyorum. Hep siz aşıyordunuz, sizler hep aşıyordunuz. Bu sefer ben aştım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben şunu söyleyeyim, sadece kayıtlara geçsin, ben sözümü bitirmemiştim: Cahit Özkan’ın “gelişmiş demokrasi” dediği, antidemokratik uygulamaların artık bir paket hâline geldiği...

BAŞKAN – Kusuruma bakmayın, ben devam ediyorum şimdi.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 3’üncü maddesiyle 6361 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesine eklenen (5)’inci fıkraya “konut” ibarelerinden sonra gelmek üzere “,çatılı işyeri” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Cahit Özkan                          Ramazan Can            Mücahit Durmuşoğlu

            Denizli                                Kırıkkale                             Osmaniye

          Nilgün Ök                           Meliha Akyol                 Metin Gündoğdu

            Denizli                                 Yalova                                   Ordu

       Mustafa Demir                          Salih Cora

           İstanbul                                Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle müşterilerin konut ve taşıt dışında, çatılı iş yeri edinimlerinin de tasarruf finansman faaliyetleri kapsamında finanse edilebilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde bulunan “fıkrasında yer alan” ibaresinin “fıkrasındaki” biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır             Çetin Osman Budak

            Kocaeli                                  İzmir                                  Antalya

       Kadim Durmaz                     Burhanettin Bulut             Müzeyyen Şevkin

             Tokat                                   Adana                                  Adana

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden, Cumhuriyet Halk Partisi Adana Milletvekili Sayın Burhanettin Bulut.

Buyurun Sayın Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de dün “Yargı vesayeti var.” “Ordu vesayeti var.” diyenler, bürokrasinin vesayetinden dem vuranlar bugün sarayın vesayetine karşı tek kelime etmiyorlar. Her konuda bir hesap vermemezlik hâkim. En basit konular bile, gelen cevapta “ticari sır” diye cevaplandırılmıyor. Sanki Beştepe’de Erdoğan kendisine sırlardan bir saray inşa etmiş, neyi sorsak “ticari sır” Cumhurbaşkanlığı değil, âdeta sırlar sarayı. Biz o sorularımızda “Bankada ne kadar paranız var?” diye sormuyoruz “Milletin vergilerini ne yapıyorsunuz?” diye soruyoruz. O sorulara siz cevap vermiyorsunuz ama Türkiye’de çok az sayıda kalmış gazeteler bunu manşetlerine taşıyor. İşte burada, bugünkü Sözcü gazetesinde bunu görmek mümkün. Örneğin, muhalefet milletvekilleri sormuş, demiş ki: “Sözcü TV’nin logo talebini neden kabul etmiyorsun?” İktidar yanıt vermiş: “Ticari sır.” “Medya ne kadar vergi verdi, ne kadar ceza kesildi?” diye sorulmuş; iktidar, cevap vermiş, saray demiş ki: “Bunların hepsi ticari sır.” “Nohut ve kırmızı biber hangi firmadan ithal ediliyor?” diye sormuşuz, ona da cevap olarak “ticari sır” demiş. Sanki biz evinize aldığınız nohudu sormuşuz, sanki biz “Evinize kaç litre yağ alıyorsunuz, biber alıyorsunuz?” onu soruyoruz. Yine, yap-işlet-devretlerin maliyetlerini sormuşuz; otobanları, köprüleri sormuşuz, şehir hastanelerini sormuşuz, “Bunlara ne kadar ödeniyor, nasıl bir sözleşme var?” diye sormuşuz, bunlara da cevap verilmedi. Gerçi özellikle şehir hastaneleri ve otoyolların ne tür bir sözleşme yaptığını sadece biz muhalefet milletvekilleri bilmiyor değiliz, iktidar milletvekilleri de ne tür bir sözleşme yapıldığını bilmiyor. Yine, Ziraat Bankasına borcu olan, haciz gelen çiftçi sayısını sormuşuz, sanki biz “Çiftçi Mehmet efendinin bankada ne kadar borcu var?” diye sormuşuz gibi buna da “ticari sır” diye cevap verilmiş. “Kaz Dağları’nı kazan şirket ruhsat süresini ne kadar sürede almış?” diye sormuşuz, ona da cevap vermemişler. Tarım Kredi yönetiminde görev yapan insanların ne kadar maaş aldığını sormuşuz, ona da “ticari sır” diye cevap vermemişler. Burada bizim konu ettiğimiz bahislerin hepsi devletin kasasında bulunanlara ilişkin sorduğumuz sorulardır. Biz, devletin kasasına ne verdiğinizi sormuyoruz, biz size emanet edilen paraları nereye harcadığınızı soruyoruz. Bu, en azından devletin şeffaflık ilkesine uygun olan, yapılması gereken bir durumdur.

Son olarak -gazetenin başlığında olan- aşılara ilişkin bir soru sormuştuk: “Ne kadar harcıyorsunuz, bu aşılara ne kadar ödüyorsunuz?” diye. Sağlık Bakanı şöyle bir ifadede bulundu, dedi ki: “Aşıları, biz, Çin devletiyle anlaşma yaparak getiriyoruz, arada hiçbir aracı yok.” Sonra da Genel Başkanımız, “Madem öyle, hiçbir aracı yok, ücretsiz şekilde ülkeye gelen 1 milyon aşının bedelini neden bir aracı şirkete ödediniz?” diye sordu, Sağlık Bakanı bir açıklama yaptı, Keymen bir açıklama yaptı; önce Keymenin söylediğini söyleyeyim, dedi ki: “Bu fatura, yaptığımız masraflar karşılığında alındı.” Ne o masraflar? Lojistik hizmetleri, dolum hizmetleri. Ama o gün Sinovac firması bir başka amaçla bu aşıların gönderildiğini söyledi, o da: “Teminat mektubu bulamadık, teminat diye sormuşuz, ona da cevap olarak “ticari sır” demiş. Sanki biz evinize aldığınız nohudu sormuşuz, sanki biz “Evinize kaç litre yağ alıyorsunuz, biber alıyorsunuz?” onu soruyoruz. Yine, yap-işlet-devretlerin maliyetlerini sormuşuz; otobanları, köprüleri sormuşuz, şehir hastanelerini sormuşuz, “Bunlara ne kadar ödeniyor, nasıl bir sözleşme var?” diye sormuşuz, bunlara da cevap verilmedi. Gerçi özellikle şehir hastaneleri ve otoyolların ne tür bir sözleşme yaptığını sadece biz muhalefet milletvekilleri bilmiyor değiliz, iktidar milletvekilleri de ne tür bir sözleşme yapıldığını bilmiyor. Yine, Ziraat Bankasına borcu olan, haciz gelen çiftçi sayısını sormuşuz, sanki biz “Çiftçi Mehmet efendinin bankada ne kadar borcu var?” diye sormuşuz gibi buna da “ticari sır” diye cevap verilmiş. “Kaz Dağları’nı kazan şirket ruhsat süresini ne kadar sürede almış?” diye sormuşuz, ona da cevap vermemişler. Tarım Kredi yönetiminde görev yapan insanların ne kadar maaş aldığını sormuşuz, ona da “ticari sır” diye cevap vermemişler. Burada bizim konu ettiğimiz bahislerin hepsi devletin kasasında bulunanlara ilişkin sorduğumuz sorulardır. Biz, devletin kasasına ne verdiğinizi sormuyoruz, biz size emanet edilen paraları nereye harcadığınızı soruyoruz. Bu, en azından devletin şeffaflık ilkesine uygun olan, yapılması gereken bir durumdur.

Son olarak -gazetenin başlığında olan- aşılara ilişkin bir soru sormuştuk “Ne kadar harcıyorsunuz, bu aşılara ne kadar ödüyorsunuz?” diye. Sağlık Bakanı şöyle bir ifadede bulundu, dedi ki: “Aşıları, biz, Çin devletiyle anlaşma yaparak getiriyoruz, arada hiçbir aracı yok.” Sonra da Genel Başkanımız, “Madem öyle, hiçbir aracı yok, ücretsiz şekilde ülkeye gelen 1 milyon aşının bedelini neden bir aracı şirkete ödediniz?” diye sordu, Sağlık Bakanı bir açıklama yaptı, Keymen bir açıklama yaptı; önce Keymenin söylediğini söyleyeyim, dedi ki: “Bu fatura, yaptığımız masraflar karşılığında alındı.” Ne o masraflar? Lojistik hizmetleri, dolum hizmetleri. Ama o gün Sinovac firması bir başka amaçla bu aşıların gönderildiğini söyledi, o da: “Teminat mektubu bulamadık,teminat mektubu karşılığında 1 milyon aşıyı gönderdik; aracı firmanın bunu alıp bunun bedelinden kendi masraflarını karşılamasına ilişkin.” Ancak burada gördüğümüz tablo şu: Keymen İlaç, tek bir kuruş kâr etmeyeceğini ifade ediyor ve üzerine şöyle bir şey daha söylüyor: “Ülkemizde aşılama oranı arttıkça yalan ve iftiralar da artıyor.” Bizim itirazlarımız Keymen İlaca değil, bizim sözümüz Keymen İlacın kendisine de değil, bizim itirazımız Sağlık Bakanının kendisine. Neden? Çünkü Sağlık Bakanı şöyle bir şey söyledi: “Biz bu aşıları doğrudan Çin’den alıyoruz, aracı falan yok, sözleşmeyi de doğrudan Çin firmasıyla yaptık.” Yani “Burada Keymen’in adı –bir TRT muhabirinin fotoğrafıyla çıkmıştı ortaya- sadece lojistik için geçiyorsa. Peki, o hâlde, bu tümüyle lojistikse bu 12 milyonu niye ödediniz?” diye sordum.

Bugün ben burada ikinci bir yalanı ortaya çıkartacağım. Hani 3 muhatabın 3 ayrı açıklamasını bir tarafa bırakarak… 1 milyon aşıya ilişkin açıklama yaptılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen bitiyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Ama o 1 milyon aşının karşılığı verilen 12 milyon TL’lik tutar 4 milyon aşıya tekabül ediyor. Türkiye’ye 10 milyonun üstünde aşı geldi; diğer gelen aşılar likit hâlde geldi yani mamul, form hâlinde gelmedi, enjeksiyon hâlinde gelmedi, diğer gelenler likit hâlde geldi ve bunun gümrük fatura tutarı 7 dolar, 7 dolara 1 dolar da flakonlama ücreti ilave ettiğinizde ederi 8 dolar. Yani Keymen İlaç, bunu 8 dolara mal etmiş. Burada gördüğünüz gibi, ilk gelen aşılarda yani 4 milyon aşıda sadece Çin firmasının ismi var ama diğer aşılarda Keymen İlacın adı var. Buradan çıkan tablo şudur: 6 milyon aşı için 8 dolarlık maliyetiyle yaklaşık 24 milyon dolar ek bir ödeme vardır; 10 milyon aşıda 36 milyon dolarlık bir kayıp söz konusudur. Bu tutar da tamamen aracı firmaya ödenmiştir.

Teşekkür ediyorum Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “çıkarılmıştır” ibaresinin “kaldırılmıştır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu             İbrahim Halil Oral Mehmet Metanet Çulhaoğlu

             İzmir                                    Ankara                                Adana     Hayrettin Nuhoğlu                        Dursun Ataş

           İstanbul                                  Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden, İYİ PARTİ Ankara Milletvekili Sayın İbrahim Halil Oral.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarruf finansman şirketleriyle alakalı toplumsal bazı sorunlara çözüm üreten ama bir noktada da yetersiz kalan bir kanun teklifini görüşüyoruz. Burada, bu şirketlerin bir kısmının suistimalleri ya da âdeta dolandırıcılık boyutuna varan uygulamaların engellenmesinin yanında, düşünülmesi gereken önemli bir nokta var: Vatandaşımızın alım gücü kalmamıştır. Alım gücü kalmadığı için “Ömrühayatımda başımı sokacak bir evim olsun.” niyetiyle bu tip şirketlere de umut veriliyor. Alım gücünü en çok kaybeden kesim ise esnaflardır, esnaf bir bir kepenk kapatmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımız “Bazı dostlar geldi ‘Dükkânlar kapanıyor.’ dedi. İşte rakamlar, ortada kapanan falan yok.” diye söylemişti. Biz İYİ PARTİ olarak sürekli sahadayız, sürekli esnaf geziyoruz, vatandaşla temas ediyoruz; gördüğümüz şey şu: Sayın Cumhurbaşkanımızı ya danışmanları ya da çevresindeki bürokratlar yüzde yüz yanıltıyorlar. Geçtiğimiz gün Teşkilat Başkanımız Sayın Koray Aydın ve parti yöneticilerimizle Ankara’nın göz bebeği olan Kızılay’da esnaf ziyareti yaptık. Ziyaret yaptık ama sohbet edecek esnaf bulmakta dahi zorlandık. Herkes dükkânlarını kapatmış, in cin top oynuyor. Bakın, şu fotoğrafları size bir göstereyim: Ankara Kızılay’da satılık, devren kiralık veya kiralık fotoğrafları Yani bunları iktidar tarafına verip de Cumhurbaşkanına iletmelerini rica edeceğim. Görüyorsunuz ki Kızılay’ın göbeğinde, Olgunlar, Konur, Yüksel Caddelerinde dükkânlar, “kiralık” ya da “satılık” ilanları asmıştır. Bu dükkânlar zamanında yüz binlerce lira hava parası verilip tutulabilen dükkânlardı, şimdi bomboş duruyorlar. Sayın Cumhurbaşkanına tavsiyem şudur: Ya etrafınızdaki yalan yanlış bilgiler paylaşan ekip arkadaşlarınızı derhâl uzaklaştırın ya da bizim yaptığımız gibi, Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’nin yaptığı gibi sokaklara bir inin, insanımıza bir dokunun, esnafın sesini dinleyin. Biz siyaseti lebalep kongre salonlarında değil dertli sokaklarda yapıyoruz, saraylarda değil caddelerde politika üretiyoruz.

Kıymetli milletvekilleri, yeme içme ve eğlence sektörü çok büyük sıkıntı yaşamaktadır. Kızılay’da yaptığımız ziyaretlerde bu sektörde çalışan insanların da işletme sahiplerinin de perişan olduğunu gördük. Pek çoğu vergi ve SGK borçlarını yapılandırdılar ancak ödemenin son günü geçti. Bu insanlar dükkânları kapalıyken, iş yapamazken nasıl yapılandırma ödemesi yapacaklardı? Keza yapamadılar, borçlarını ve borçlandırmalarını da ödeyemediler. Kapalı olduğu hâlde stopaj, işgaliye, çöp, eğlence vergisi ödemek zorunda kalıyorlar. Bunların bir kısmının tahsilatını belediyeler yapmasa da kanuni olarak borçlar birikiyor. Kapalı olduğu hâlde dükkânına bir önceki yıla göre ortalama elektrik, su ve doğal gaz faturasını ödeyen esnafımız var. Bu esnaf, dükkânlarını açamadıkları için faturaları göremiyor ve açma-kapama durumuna düşüyorlar üstelik. Şu an kısmi bir şekilde açılma başladı. Bu açılma bu sektörde bir kısma çok az iyi gelecek olsa da özellikle yeme içme ve eğlence sektörü hâlâ aynı sorunlarla devam edecek. Açılan dükkânlar SGK ödemeleri yapmak durumunda kalacak. Bu noktada devletimizin bir karar alması lazım. SGK ödemeleri, kapalı olan ya da kısmi açılmış olan esnaf için altı ay ya da bir yıl boyunca devlet tarafından karşılanmalıdır. Bakın, burası çok önemli -hani bir Bakanımız vardı, “Bakın, burası çok önemli.” diyordu ya, ben de ondan dolayı burası çok önemli diyorum- dükkânını açan esnafa, işe başlamaları için faizsiz ve uzun vadeli işe başlama ve işletme kredileri acilen verilmelidir. Bu ve benzeri pek çok sorun vardır; bugün bir umut ev, araba alabilmek için finansman şirketlerine giden vatandaştan daha kötü durumda esnafımız vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Esnafımız kredi kartı borçlarını ödemek için yüzde vererek tefecilere ya da kredi kartı çevirme işi yapan insanlara düşmüş durumda kalmıştır. Bunlar için ne çözüm üreteceğiz? Bu çatı altında, aklıselimle bu hususu düşünmek zorundayız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Serpil Kemalbay Pekgözegü            Mehmet Ruştu Tiryaki Gülüstan Kılıç Koçyiğit

             İzmir                                     Batman                                Muş

       Ali Kenanoğlu                              Oya Ersoy                     Kemal Peköz

           İstanbul                                   İstanbul                              Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) –Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu, değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerime İnsan Hakları Eylem Planı komedisini hatırlatarak başlamak istiyorum. Keşke gerçekten bir insan hakları eylem planını konuşuyor olsaydık çünkü bu gerçekten Türkiye’de şu anda çok akut bir problem, ihtiyaç. Bakın, size bir fotoğraf gösteriyorum, bu, Batman’da -eminim sosyal medyada bolca görmüşsünüzdür- bir zırhlı araç ve bu zırhlı aracın kovaladığı bir çocuk, genç. Batman’ın sokaklarında zırhlı araç bir çocuğu kovalıyor. Burada sormak istiyorum, yani bu konuyu AKP Grubuna sormak istiyorum: Bu konuda herhangi bir işlem yapıldığını duydunuz mu, biliyor musunuz? Bir zırhlı aracın bir çocuğu kovalaması ne anlam ifade ediyor Türkiye'de, Batman’da? Ve Türkiye'de yaklaşık 50 insanın zırhlı cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini -özellikle Kürt coğrafyasında- hatırlatıyorum ve bu konuya bir açıklık getirmenizi bekliyorum.

Yine, burada gördüğünüz 3 kadın var, bunlar anne; çocuklarını savaşta yitirmişler, çatışmada yitirmişler ve başka annelerin gözyaşı dökülmesin diye bir dernek etrafında birleşmişler. Biri hasta tutsak Muhlise Karagüzel, elleri kelepçeli bir şekilde tedavi ediliyor şu anda ve diğer ikisi, 71 yaşındaki Hatun Aslan ile 79 yaşındaki Meryem Soylu; tam da bu İnsan Hakları Eylem Planı açıklandığı günlerde evlerine baskın yapılıyor ve şu anda tutuklular. “Bu kadınlar neden tutuklu?” diye sorarsak, barışı savundukları için, partimize yakın oldukları için, siyasi görüşlerinden dolayı, şu anda tutsaklar ve insan hakları burada ihlal ediliyor. Bu kadınlar siyasi iktidar tarafından makbul kadınlar olarak görülmediği için şu anda zindandalar ve insan hakları ihlaline maruz kalıyorlar.

Peki, böyle tablolar -ki size burada binlerce aktarabiliriz- Türkiye'de şu anda yaşanıyorken neden İnsan Hakları Eylem Planı diye bir gündem ortaya attınız? Çünkü, aslında Türkiye’yi yönetemiyorsunuz. Türkiye'nin sorunları o kadar ağırlaştı ve iktidarda kalmak için öylesine çırpınıyorsunuz ki bir gün gündeminiz Gara oluyor, bir gün gündeminiz HDP’yi kapatmak oluyor, aynı gün gündeminiz işte böyle insan hakları olabiliyor; çırpınıyorsunuz. Bütün derdiniz Türkiye'deki hak ihlallerini, otoriter rejimin yarattığı tahribatı ve özellikle de iş-aş problemlerinin üstünü örtmek. Bunlar konuşulamasın diye yeni gündemler yaratmaya çalışıyorsunuz.

Bugün TÜİK bir açıklama yaptı ve enflasyonu açıkladı, Türkiye'deki enflasyon on sekiz ayın zirvesine çıkmış; bunun üstünü kapatmaya çalışıyorsunuz. Erdoğan iktidarında geçim derdiyle intihar eden işsizler, kadınlar, gençler için Türkiye bir cehenneme dönüştü; bunun üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. Bu sistem, içinde bulunduğumuz sistem işsizliği, yüksek enflasyonu önleyemiyor ve her gün sarayın dışında hayat pahalılığı her kapıyı çalıyor; bunu örtmeye çalışıyorsunuz. Doğal gaza daha birkaç ay oldu 2021’e gireli -2’nci ayındayız, 3’üncü ayına yeni girdik- art arda zamlar geldi, doğal gaz halk için zamlandı; bunun üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. Pandemi sürecini yönetemiyorsunuz ve insanlar, esnaf, işçiler, işsizler, kadınlar gerçekten büyük bir ekonomik kriz yaşıyorlar, açlık yaşıyorlar “Bir ekmeğe muhtaç olduk." diye her evden ses yükseliyor; bunun üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. İşte pandemi haritası burada. Bu tabloyu yaratan sizlersiniz. Bakın, burada, pandemiyi de politikaya bir araç yaptığınızı görüyoruz. İşte bu maviyle görülen yerlerde pandemi daha az etkili olduğu hâlde, Van’da örneğin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - …sınır kapılarını kapatıp Edirne’de -kırmızı olduğu hâlde- sınır kapıları açık. Van halkını açlığa mahkûm ediyorsunuz; bunu örtmeye çalışıyorsunuz.

Sözlerimi sonlandırırken -8 Mart yaklaşıyor- kadınlar diyor ki: “Mutfaktaki tencere kimin umurunda, bu dünyanın yükü benim sırtımda.” Pandemiyle birlikte kadın yoksulluğu daha da arttı. Dünya bir avuç muktedirin iktidar, güç ve kâr hırsı yüzünden yaşanmaz hâle getirilirken erkek egemenliğine ve kapitalizme karşı evde, işte, sokakta, hayatın her alanında sesini yükselten tüm kadınlar iyi ki varsınız diyorum. Kadınlar özgürlüğü, eşitliği, sosyal refahı hepimiz için mümkün kılacak başka bir dünya için, yeni bir yaşam için rehberlik yapıyorlar hepimize. Kadınların yolu, yolumuz, açık olsun diyorum. İsyanımız özgürlüğümüz için. Biliyoruz ki dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa “…”(x) (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Mehmet Ruştu Tiryaki             Gülüstan Kılıç Koçyiğit                   Oya Ersoy

            Batman                                   Muş                                  İstanbul

       Ali Kenanoğlu                         Kemal Peköz

           İstanbul                                 Adana

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Arslan Kabukcuoğlu                     Hayrettin Nuhoğlu           Dursun Ataş

                Eskişehir                                  İstanbul                        Kayseri

    Mehmet Metanet Çulhaoğlu          Dursun Müsavat Dervişoğlu

                  Adana                                      İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ        SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Halkların Demokratik Partisi Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki’nin.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6361 sayılı Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine birkaç şey söyleyeceğim. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklif sahipleri 6361 sayılı Kanun’da bir dizi değişiklik öneriyorlar; factoringe ilişkin değişiklik yok, leasinge ilişkin değişiklik yok fakat tasarruf finansman sistemini düzenlemek istiyorlar. Tasarruf finans sistemi düzenlenmeli mi? Evet, düzenlenmeli. Denetlenmeli mi? Evet, denetlenmeli, buna hiç kuşku yok. Tasarruf finans sisteminin düzenlenmesine de denetlenmesine de hiçbir siyasi parti karşı çıkmıyor, aksine destekliyor.

Ancak, bu düzenleme yapılırken bir şey unutulmuş: “‘Yerli otomobil üretiyoruz.’ ‘Herkese ev veriyoruz.’ ‘Herkesi Maldivler’e tatile gönderiyoruz.’ diyen Jet Fadılların, KOMBASSAN’ların, YİMPAŞ’ların, Çiftlik Bankların mağdurları ne olacak?” sorusunun yanıtı maalesef bu teklifte yok; geçmişe dönük hiçbir düzenleme yer almıyor. Anlaşılan, teklif sahipleri “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir; biz önümüze, bundan sonrasına bakalım.” diyor. Bu söylenemez mi? Elbette söylenebilir ama bir bütün olarak sorunları çözemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanı dün İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı. Açıklamada 9 tane amaçtan, 11 ilkeden, 50 hedeften, 393 faaliyetten söz ediliyor. Açıklanan amaçlarda sorun var mı? Yok. Açıklanan ilkelerde sorun var mı? Yok. Hadi 1215 Magna Carta’ya kadar gitmeyelim ama 1948 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden, 1950’de kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden bu yana temel hak ve özgürlüklerin neler olduğunu herkes biliyor. Arka arkaya, temel hak ve özgürlüklere ilişkin, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakları saydığınızda bir şey yapmış olmuyorsunuz çünkü Türkiye bu sözleşmeleri 1948 ve 1950’de zaten kabul etti. Sorun, bu uluslararası sözleşmelere uygun bir yönetimin sergilenmemiş olması. Kaldı ki bu hakların tamamı zaten ülkemizde Anayasa’yla güvence altına alınmış durumda; iktidar bu haklara uysun yeter, gölge etmesin yeter.

Bakın, daha önce de söyledim: Düşünce ve ifade özgürlüğü var mı? Yok. Örgütlenme özgürlüğü var mı? Yok. Toplantı, gösteri yürüyüşü hakkı var mı? Yok. Basın özgürlüğü var mı? Yok. Özel hayatın gizliliği var mı? Yok. Konut dokunulmazlığı var mı? Yok. Yargı bağımsızlığı var mı? Yok. Ama temel hak ve özgürlüklerin yok sayılması bilfiil var.

Özetle, doğruların arka arkaya sıralanması doğru yaptığınız anlamına gelmiyor. Mesele ne söylediğiniz değil, ne yaptığınız. Uganda’nın diktatörü İdi Amin’in bir sözü var, diyor ki: “İstediğinizi söylemekte özgürsünüz ama söylediğiniz andan sonrasına karışmam.” İktidarın yaptığı tam olarak bu. Bir başka örnek şu: Bir de söylemleriniz neye benziyor? Eşini öldüren kocanın mahkemeye çıkıp “Ben aslında karımı çok seviyorum.” demesine benziyor ve bunun o kadar çok örneği var ki ben size birkaç tane söyleyeyim. (HDP sıralarından alkışlar) Eşini öldüren zanlı “Karımı çok seviyorum.” dedi, 7 Ekim 2018, Nizip; eşini 46 yerinden bıçaklayıp öldürdü, “Canımdan çok seviyordum.” dedi, 19 Kasım 2019, Konya; Adana’da öldüren koca “Karımı çok seviyorum.” dedi, 17 Ocak 2015; karısını öldürdü, “Eşimi çok seviyordum, öldürme niyetim yoktu.” dedi, 27 Nisan 2018, Antalya. Dolayısıyla, arka arkaya doğruları sıraladığınızda bunun bir anlamı yok. Esasen, gerçek yaşamda ne yaptığınıza bakılır ve Türkiye’de temel hak ve özgürlükler tıpkı darbe olmuşcasına askıya alınmış durumda.

Bir de şunu söylemezsem içimde kalır: Türkiye Barolar Birliğinin kayyumunun açıklaması var, evlere şenlik. “Kayyum” diyorum çünkü altı aydır gerçekten kayyum. Neden? İktidar barolara seçim yaptırmıyor, Barolar Birliğinin Başkanını kayyum olarak orada tutuyor. Bu kayyum diyor ki: “İnsan Hakları Eylem Planı sokaktaki insanımıza, hane halkına dokunuyor. Yıldızları tarif eden bir eylem planı değil, o yıldızlara erişmemizi sağlayacak bir eylem planı, ciddi bir yol haritası.” Aya gitmek kesmemiş beyefendiyi, yıldızlara erişecekmiş, hem de bu eylem planıyla. Ne diyeyim?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Eleştirseydi Barolar Birliği Başkanı “kayyum” demezdin.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz İYİ PARTİ Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu’na ait.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Hükûmetin vatandaşına sahip çıkmadığı, sorunlarına çözüm aramadığı ortamda vatandaş halisane ihtiyaçlarına çare arar, çok kez de iyi niyetli olmayan insanlara kapılır ve genellikle maddi ve manevi kayba uğrar. Bunun en tipik örneğini yakın tarihte, 1980 yılında bankerler olayında yaşadık. Bizim millet son derece iyi niyetlidir. Bankerlerden birisi 2 kez vatandaşı kandırdı, neyse ki ömrü vefa etmedi ve vatandaş daha da kandırılmaktan o sayede kurtuldu.

Bir ülke sosyal olarak güçlüyse vatandaş hangi zorluğa düşerse düşsün devletinin arkasında olduğunu bilir. O ülkede servet çok önemli olmaz. O ülkenin insanları sadece mutlu mesut çalışmasına bakar. Bizim gibi gelişmesinde ilerleme kaydedemeyen, yirmi yıldır yerinde sayan, işsizliğin 10 milyona ulaştığı, asgari ücretin çalışanları ve ailesini öldürmeyecek kadar geçindirdiği ülkelerde insanlar gelecek endişesiyle öncelikle ev sahibi olmaya bakarlar.

TÜİK verilerine göre hane halkının en yüksek giderleri yüzde 24’le kira ve meskendir. Aslında olması gereken, vatandaş öncelikle tasarruf yapmalı, sonra alacağı kredi buna yardımcı olmalıdır. Gayrimenkule yatırım güdüsü ancak vatandaşın geleceğine yeterince güven duymadığı ortamlarda gelişir. 2020 büyüme istatistikleri iki gün önce Hazine ve Maliye Bakanlığınca açıklandı. 2009 yılında, on iki yıl önce gayrisafi millî hasıla kişi başına 9 bin dolarken 2020’de 8.600 dolara düşmüştür. Ekonominin birinci önceliğinin güven olduğunu biliyoruz. Hükûmetin eline geçen her fırsatta vatandaşı yanılttığı, dövizi kontrol edemediği, cari açığı artırdığı, Merkez Bankasının kaynaklarını tükettiği bir ortamda vatandaştan para tasarrufu beklemek mantıklı değildir. Tüm bu nedenlerden dolayı, vatandaş tasarruf mevduatına öncelik vermemektedir. Ekonomik ve siyasi olarak istikrarlı ülkelerde tasarruf mevduatının daha da yüksek olduğunu görüyoruz. 2019 yılı Dünya Bankası verilerine göre, tasarruflarının gayrisafi yurt içi hasılalarına oranları şöyle: Türkiye’de yüzde 26, Bulgaristan’da yüzde 26, Almanya’da yüzde 29, Yunanistan’da yüzde 10, Çin’de ise yüzde 44’tür. Eğer ülkemizde ekonomik istikrar sağlanırsa Türk lirası tasarrufları, döviz ve gayrimenkul yerine birinci derecede önemli olacak ve vatandaşın tercihi olacaktır.

Komisyon tutanaklarında, 1991 yılından sonra kurulmuş, sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte 80 adet tasarruf finansman şirketinden söz ediliyor. Bu firmaların şimdiye kadar 100 binlerin katsayısı şeklinde ev otomobil sattıklarından bahsediliyor. Sektörün yıllık büyüklüğünün 25 milyar Türk lirasına ulaştığı dikkate alınırsa bu yasanın önemli bir eksiği var. Günümüzdeki iş kapasitesine göre 100 milyon Türk lirası sermaye belirlenmiş, eğer kapasitesi 2’ye, 3’e katlanırsa ne olacak? Sayın Komisyon Başkanı bu gerekliliğin farkında olduklarını, yönetmelikle düzenleyeceklerini belirttiler. Bu şekilde bir düzenlemeyle alt norm, üst normun kendine verdiği hukuki sınırların dışına çıkmış olmaz mı? Bu kadar büyük çaplı, kontrolsüz bir ticaretin 1980’de olduğu gibi ciddi bir sorun yaratmaması Hükûmetin ve milletimizin şansıdır. Toplumda büyük bir talep patlaması olduğuna göre, daha ciddi, daha düşük maliyetli mesken üretme çalışmaları yapılmalıdır. Devlet bir şekilde buraya müdahil olmalıdır, gerekirse ufak bir rekabet bile yaratmalıdır. Devlet tarafından uygun, kontrollü finansman modelleri geliştirilip firmaların bilgisine sunulmalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesiyle 6361 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinde değiştirilmesi öngörülen 2’nci fıkradaki “kaydıyla” ibaresinin “koşuluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır      Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Kocaeli                                  İzmir                                  Manisa

     Müzeyyen Şevkin                  Çetin Osman Budak                Kadim Durmaz

            Adana                                 Antalya                                  Tokat

      Barış Karadeniz

             Sinop

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Anlaşılmadı.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Katılmıyorsunuz, peki.

Ses duyulmuyor.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

Önerge üzerinde söz talep eden Cumhuriyet Halk Partisi Sinop Milletvekili Sayın Barış Karadeniz.

Buyurun Sayın Karadeniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde konuşmaktayım şu anda. Kanunla ilgili çok fazla sıkıntımız yok; birkaç yerinde düzeltilmesi gereken noktalar vardı ama kanunu genel anlamıyla destekliyoruz.

Şimdi, Komisyon az önce katılıp katılmamakta biraz tereddüt etti ama biraz katılma niyetleri vardı.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ses gelmediği için.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Ses gelmediği için, anladım.

Şimdi, her zamanki, aynı filmi seyrediyoruz. Yine AKP’nin bir kanun teklifi, yine Meclis bomboş, yine 289 milletvekili içinde toplasan 20-30 milletvekiliyle kanun geçirme çabası. Şimdi, AKP kongresinin birinde, Rize’de, AKP Genel Başkanı şöyle bir şey demişti: “Koronaya rağmen lebalep burayı doldurduk.” Ama yerinde olsam, ben gelirim, bu Gazi Mecliste, bu onurlu görevimizde, kanun yaparken, milletvekillerinin lebalep burada olmasını tavsiye ederim. (CHP sıralarından alkışlar) Bu öyle bir hâl aldı ki, üzücü bir hâlde. Bakın, lebalep, tıklım tıklım olan AKP kongrelerinin son hâli; haritalarda kırmızıyla belirlenmiş olan yerler kongre yapılan yerler. Demek ki biraz dikkatli olmak lazım.

Anadolu’da bir takım Fenerbahçe’yle maç yapıyor, teknik direktör de iyi bir teknik adam. Taktiği veriyor, sahaya çıkıyorlar, Maho beşinci dakikada kendi kalesine gol atıyor. İlk yarı bitmek üzere, bir şut daha, top direkten dönüyor. İlk yarı bitiyor, arada oyuncular “Sayın teknik direktörümüz, taktik değiştirecek miyiz?” diyor. Teknik direktör de “Siz Maho’yu tutun yeter.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, Sağlık Bakanı şu anda bir çaba gösteriyor, görüyoruz ama birilerini tutamıyor; artık tutulması gereken bir zamana geldi.

Şimdi, öyle bir süreçten geçiyoruz ki… Vatandaşa diyorsunuz ki: “Araba yapıyoruz.” “Sizi uzaya yollayacağız.” Vatandaşın pazara gidecek hâli yok, siz vatandaşı uzaya yollamaya kalkıyorsunuz. Pazara gitse de artık ürünlerden nasıl alabileceğini vatandaşa öğrettiniz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün her fırsatta övdüğü, yükselttiği, muasır medeniyetler seviyesine çıkartmak istediği Türk milletinin şu andaki hâli bunu hak etmiyor. 1 liralık ekmek için saatlerce bekleyen vatandaşlarımız var. Türkiye’de veriler 2020 yılında 1,8 büyüdüğümüzü söylüyor. Büyüyen Türkiye ekonomisi değil maalesef arkadaşlar; büyüyen, Türkiye’yi soyup soğana çeviren 5’li müteahhitler. Büyüyen şu anda sarayın kibri; büyüyen, halkın açlığı, esnafın borcu, işsizlik. Bu, vatandaşın feryadıdır. Kredi çekip kredi kartı borcunu ödeyen, kredi kartından da para çekip krediyi ödeyen bir toplum hâline geldik; bunu inşallah görüyorsunuzdur.

Ben kendi ilimden örnek vermek istiyorum. Geçenlerde bir kar yağdı...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O ilin adı yok mu, adı?

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Türkeli-Ayancık Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İlin adı.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Sinop ilinden bahsediyorum.

Bir kar yağdı, sekiz gün köylere elektrik veremediniz, üç gün yolları açamadınız. Ayancık Belediyesi suyu olmayan köylere su götürdü. Büyüyen Türkiye’nin böyle mi olması lazım? “Uzaktan eğitim” dediniz, Durağan’ın, Saraydüzü’nün, Boyabat’ın köylerinde internet yok. Çocuklar tablete bakıyor, tablet çocuklara bakıyor. Büyüyen Türkiye’nin böyle mi olması lazım?

Bence, 2002 yılında verdiğiniz sözleri şu anda yerine getirme zamanı. Çünkü arkadaşlar, gidiyorsunuz. Siz de haklısınız. Nerede haklısınız? Türkiye'de yerel yönetimleri kaybettiniz, belediyeleri kaybettiniz. O gün, sizin çöküşünüzün başladığı gün. Artık tutulmuyor, biraz dikkatli olmanız lazım, bu çöküşün sizi nereye götürdüğünü biliyorsunuz arkadaşlar. Söz verdiniz 2002 yılında “Türkeli-Ayancık yolunu yapacağız.” diye, hâlen söz yerine gelmedi.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Barış, beraber gittik o yolu. Beraber gittik Barış.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – “Sakız yolunu yapacağız.” dediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Beraber gittik o yolu.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Sayın Başkanım, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet, sataşmadan bir dakika daha veriyorum size Barış Bey.

Buyurun.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – 2002 yılında verilen sözden bahsediyorum. Yapın, başımızın üstünde yeriniz var ama yapın yani, yapın.

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – CHP belediyeleri ne yapıyor, ondan bahsetsene. CHP belediyeleri ne yapıyor? CHP belediyelerinden bahset biraz.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Belediyelerden bahsedeyim mi? Türkiye'yi çok güzel yönetiyorlar. Türkiye'de Covid sürecinde maske dağıtamadınız, bizim belediyelerimizden Allah razı olsun bin sefer. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Maskeyi dağıtamadınız, maskeyi.

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Biz buna ancak güleriz.

ERKAN AYDIN (Bursa) – 5 maskeyi dağıtamadılar.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Bu vatandaşı kongrelerinizde, annesinin babasının cenazesine gidemeyen vatandaşları, eşinin dostunun, akrabasının cenazesine gidemeyen vatandaşları kongrelerde rezil ettiniz.

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – Yalova’dan bahset sen, Yalova’dan, Yalova’dan.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Bu tablo sizin rezillik tablonuz.

Bakın, kendi ilim de dâhil…

ERKAN AYDIN (Bursa) – 5 maskeyi dağıtamadılar.

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – Yalova’dan bahset, Yalova’dan.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Bahsedeceğim çok şey var ama zaman yetmiyor maalesef.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Erfelek’ten de bahset, memleketinden.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Erfelek, Erfelek.

BARIŞ KARADENİZ (Devamla) – Erfelek’ten de bahsedeyim: Hâlen suyu olmayan köylerimiz var Sayın Başkanım, bu kadar kötü durumdayız. İnşallah bunları iktidarımızda çözeceğiz.

Ben, bütün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerimizi, ittifak ortaklığımızı kutluyorum. İktidara giden bu kutlu yolda hepimize başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Bravo.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 6’ncı maddesiyle 6361 sayılı Kanun’un 15’inci maddesine eklenmesi öngörülen (4)’üncü fıkranın (b) bendindeki “emin” ibaresinin “güvenli” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır             Çetin Osman Budak

            Kocaeli                                  İzmir                                  Antalya

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu               Müzeyyen Şevkin                 Kadim Durmaz

            Manisa                                  Adana                                   Tokat

    Okan Gaytancıoğlu

            Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu.

Buyurun Okan Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Evet, yine bir şeyler çıkaracağım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hay maşallah, hay maşallah.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Bir de bu var, bunu tanırsınız, yakından tanırsınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tosuncuk.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bunların ortağı, ortağı.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifle saadet zincirlerini önlemeyi hedefliyoruz. Katılıyoruz, destek vereceğiz. Peki, sözlükten baktım, saadet zinciri nedir? Sisteme katılan bir üyenin başka bir üyeyi sisteme dâhil ederek amacına ulaşılması. Yani buradaki amaç ağırlık olarak, ev sahibi olmak. Güzel bir şey, biz bunu destekliyoruz; insanlar ev sahibi olsunlar, yuvalarında otursunlar.

Peki, bir de dünden beri konuşuyoruz; not aldım, herkes şunu söyledi: “İleride ortaya çıkabilecek mağduriyetlerin önlenmesi için çıkartıyoruz.” Peki, bundan önce bir sürü mağduriyet oluştu, bunları niye daha önce yapmadınız? Yani bu Tosuncuk birçok kişiyi dolandırdı, keşke dolandırmadan önce bu yasayı çıkarsaydınız. Tosuncuk, Türkiye’de hayvancılıktan en fazla parayı kazandı. Hayvancılık şu anda perişan bir vaziyette ama Tosuncuk milyonları vurdu, milyarları vurdu, bastı gitti.

Evet, şimdi, ben tekrar sizi uyarıyorum. Ne için uyarıyorum? Niye bunları getirdim? Son günlerde zam şampiyonu. Bu yağ fiyatları neden artıyor? Böyle gösteriyorum ki kafanıza iyice girsin, Türkiye nasıl bir ülke, Türkiye nasıl üretici bir ülke ama sizin politikalarınız sayesinde nasıl ithalatçı bir ülke oluyor? Bakın, bu ayçiçeği. Bunun 1 tonu bundan beş ay önce 360 dolardı, şu anda 740 dolar yani 2 katından fazla arttı. Bunu biz üretebiliyor muyuz? Evet. Sizin politikalarınızla hayır çünkü siz destekleme yapmıyorsunuz, destekleri zamanında açıklamıyorsunuz. Türkiye’nin bir sürü yağ fabrikası var, yağ fabrikaları ithal ham maddeye bağlı. Ucuz diye dışarıdan alıyorsunuz ama bu sene ucuz olmadı -çünkü çok pahalı- 2 kat arttı. Kuraklık var, dünya çok fazla etkileniyor, biz de etkilendik. Bu, ayçiçeğinin ham yağı yani bunu sıktığınızda bunu elde ediyorsunuz; bunun tonu 700 dolardı, şu anda 1.400 dolar, yok.

Siz işi bilmiyorsunuz, Toprak Mahsulleri Ofisine yetki verdiniz “Git, dünya piyasalarından yağ bul.” dediniz. Niye kendi çiftçinize gitmiyorsunuz, niye kendi çiftçinizi desteklemiyorsunuz? Toprak Mahsulleri Ofisi bulamadı, 100 bin ton için ihaleye çıktı “İlk parti 25 bin ton alırım.” dedi, bula bula 5 bin ton buldu ve bu yağ fiyatlarını o yükseltti. Bulduğu miktar da Türkiye'nin iki günlük ihtiyacı yani biz size hep günübirlik politikalarla idare ediyorsunuz diyoruz ya; evet, uzun vadeli bir politikanız yok.

Bu da küspesi. Sayın Cahit Özkan, geçen gösterememiştim, çantanın içinde kalmıştı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Küspe eksikti geçen hafta, küspeyi getirmemiştin.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Bu küspe bile 200 dolardı, şimdi 350 dolar oldu. Bu kadar dışa bağımlı olursanız bunun da fiyatı… Fakir vatandaş markete gidecek, bakkala gidecek; daha önce 7 liradan alıyordu bunun litresini, 1 litre ayçiçeği yağını, şu anda 17 liradan alıyor ve bu politika devam ettiği sürece fiyatlar sürekli artacak.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yazık, yazık! Milleti mahvettiniz, ezdiniz milleti ya!

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Bizi suçlamayın, kendinizi suçlayın. Türkiye üretici olabilecek bir ülkeyken sizin uyguladığınız politikalarla dünyada 1’inci oldu, ithalatta 1’inci oldu. 1 milyar dolar ödüyorduk, şu anda 1,5 milyar dolar ödüyoruz. Bunu kendi çiftçimize verseniz, yarısını kendi çiftçimize verseniz -ben iddia ediyorum- Türkiye üretici ülke olur, kimseye de bağımlı kalmaz; ne yabancıya bağlı kalır ne bir başkasına bağlı kalır. Kendi çiftçimizi desteklemiyorsunuz, gidiyorsunuz, başka çiftçileri destekliyorsunuz. Hayvancılığa destek vermiyorsunuz; bu Tosuncuklara destek verdiniz, paraları kaptılar, gittiler. Bütün üreticiler perişan, gübre fiyatları almış başını gidiyor, ilaç fiyatları yükseliyor, her şey yükseliyor, çiftçinin borcuna…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçi her hafta televizyonun karşısına geçiyor, sizden müjde bekliyor. Bize dünya kadar mesaj geliyor “Ne zaman çıkacak bu yapılandırma?” diye. Şimdi, sizi uyarıyorum, 31 Mart diye bir tarih verdiniz Tarım Kredi Kooperatiflerinin üreticilerine. İnanın, herkes bekliyor, diken üstünde “Acaba 31 Marttan sonra ne olacak? Benim traktörüm alınacak mı? Benim ahırdaki hayvanlarım alınacak mı? Benim tarlama el konulacak mı?” diye bekliyor. Ya, arkadaşlar, bu kadar zor mu bu yasayı çıkarmak ya da bir kararname çıkarmak? Alt tarafı, 5 milyar lira bir parayı, hacizli, icralı bir parayı yeniden yapılandıracaksınız; silin gitsin. Üreticinize destek verin; size ayçiçeği üretsin, buğday üretsin, çeltik üretsin.

Bakın, sizin yüzünüzden şu anda İpsala’da tam 270 bin ton çeltik depolarda duruyor, gemiler fırıl fırıl pirinç getiriyor. Yazıktır, günahtır; artık kendi çiftçinizi düşünün, başka ülkelerin çiftçilerine destek vermeyin diyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Behiç Çelik                       İbrahim Halil Oral Dursun Müsavat Dervişoğlu

            Mersin                                 Ankara                                  İzmir

     Hayrettin Nuhoğlu                      Dursun Ataş    Mehmet Metanet Çulhaoğlu

           İstanbul                                Kayseri                                 Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İYİ PARTİ Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi için vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde konuşmak için söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, burada bir zulmetten, bir devletin zulmünden, Çin devletinin zulmünden bahsetmek istiyorum. 30 milyon Uygur Türkü Çin zulmünden dolayı yok olmayla karşı karşıyadır ama iktidardan ses seda yok. Açıkça bir halka soykırım uygulanıyor ama Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten yönetici elit bu konuda oldukça sessiz. Uygurlar Türk’tür, Uygurlar Müslüman’dır ve burada, özellikle yüce Mecliste şunu ifade etmek istiyorum: “Doğu Türkistan’a özgürlük.” diyoruz.

Değerli milletvekilleri, leasing ve factoring ile finansman şirketleri, yıllardır Türkiye’de varlığını hissettiren, önemli mali kuruluşlardır. Bunların Türk Ticaret Kanunu ile bankacılık ve mali piyasalara ilişkin genel hukuki metinlere bağlı addedilmesi bir aymazlıktı. Bakınız, 6361 sayılı Kanun ancak 2012 yılında mevzuatımıza dâhil olmuştur. Önceki yıllar, halkın sırtlanların eline terk edildiği yıllar olarak mütalaa edilebilir. Küçük tasarruf sahiplerinin bu sırtlanlar karşısında himaye edilmesi asla düşünülmemiştir.

Değerli milletvekilleri, bavullarla paraların taşındığı banker faciaları, kesif yolsuzluklar, batırılan bankalar, sözde İslami şirketler yoluyla soyulan gurbetçiler, toplanan ianeler, himmetler, hepsi maddi varlıklarımızın kirli eller tarafından talan edildiğinin birer kanıtıdır.

Değerli arkadaşlarım, millî servet sadece bunlarla talan edilmemektedir. Cumhuriyetin fabrika ve tesis olarak kurduğu tüm varlıklarımız 70 milyar dolara yandaşa peşkeş çekildiği gibi, bu yağma yoluyla belki de daha fazla gelir bir avuç arsızın cebine inmiştir. Daha da fenası, yıllarca belediyeler kanalıyla semirtilen dernek ve vakıflar, kentsel rantı yemiş, doymak bilmek bilmez bir iştihayla hâlâ hücum etmekten geri durmuyorlar. Belediyeler, kentleri parsel parsel satarak hem ekonomik iktidarlarını haram taşlarla inşa ederken hem de siyasal iktidarlarını bu yolla tahkim etmeye gayret ediyorlardı ama haramla abat olunmaz.

Tabii, iş burada da bitmiyor, artık hibeyle, himmetle, kentsel rantla veya rüşvet ve irtikâpla yetinilmiyor, bankalar dahi yolsuzluk sarmalının içine çekiliyor. Düşünün, bir bankanın genel müdürü bile içi dolar dolu ayakkabı kutularıyla evinde yakalanıyor. Peki, bu bankalar vatandaşlara nasıl kredi kullandırıyor; hısım, akraba, eş dost, partili kayırmacılığıyla mı? Bunları da dikkatinize sunuyorum. Ya müteahhitlere pompalanan milyarlar, haram gelirler, aşırı maliyetli köprüler, yollar, havaalanları ve hastaneler? Bu da yetmiyor, bizzat Merkez Bankasından transfer edilen 128 milyar dolarlık kaynak… Geçen gün kabaca bir hesap yaptık, 255 milyar TL’lik kazanç şeklinde bir meblağ karşımıza çıktı. Şimdi soruyoruz: Bu para nerede? Bunun hesabını verecek kim arkadaşlar, kimler? İktidarın televizyona çıkarak yüce Türk milletine hesap vermesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, arz ettiğim gibi, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu 2012 yılında yürürlüğe girmiştir. Aradan tam dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen, tasarruf finansman yöntemiyle birçok firma faaliyet gösterirken, yine AKP Hükûmeti, milletin canı çıktıktan sonra bu kanun teklifini gündeme taşıyor. Bu, boşluğun doldurulması yönünden hayırlı bir teşebbüstür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Özellikle alt gelir gruplarının ev, araba, arsa sahibi olma yönünde küçük tasarruflarını faizsiz bir biçimde, kontratla söz konusu firma hesabına vermeleri, aynı zamanda suiniyetliler için bir suistimal alanı da yaratmış olmaktadır. Bu yasa, temenni edelim ki suistimal kanallarını bütünüyle tıkamış olsun.

Değerli milletvekilleri, biz Türkiye’nin her ilini İYİ PARTİ olarak tarıyoruz, gördüğümüz şu: İşsizlik, enflasyon, pahalılık ve yoksulluk; başka hiçbir şey yok. İnsanlar bu konulara çözüm arıyor, iktidardan bunlar için çözüm bekliyor ve kaynakların kitlelere ulaştırılması yönünde ısrarlı talepleri var; bunu iktidarın dikkate almasını özellikle bu kürsüden ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla, bu insanlarımızın tasarruflarını, bu insanlarımızın geleceğe dönük niyetlerini çarçur ettirmeyelim ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak halkımızın çıkarlarını koruyalım diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Mehmet Ruştu Tiryaki                    Musa Piroğlu        Gülüstan Kılıç Koçyiğit

            Batman                                İstanbul                                  Muş

       Ali Kenanoğlu                          Oya Ersoy                        Kemal Peköz

           İstanbul                                İstanbul                                 Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Musa Piroğlu.

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Perihan Pulat, dün hayatını kaybetti. Ankara demokrasi güçleri onu Perihan abla olarak bilir. Pek çok eyleme katıldı, pek çok kez darbedildi ama 2018 yılında bir polis amirinin şiddeti sonrasında bu hâle getirildi. Emniyette saldırı devam etti, bir daha toparlanamadı ve dün hayatını kaybetti. Onun hayatını kaybetmesine dolaylı olarak yol açan yani onu darbeden polis amiri yargılandı, 3 bin lira para cezası aldı ve cezası ertelendi ama Perihan Pulat hayatını kaybetti, yarın Denizli’de cenazesi defnedilecek. Anısını saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Mümin Kara, yüzde 90 engelli. Antalya’da yüzde 40 engelli karısıyla beraber bir arabada komşuları tarafından darbedildiler. Bir hafta hastanede yattı, hayatını kaybetti. Darbedenler önce yaralamadan gözaltına alındılar, dün birisi tutuklandı. Mümin Kara’nın ölümüne yol açan bu şiddetin sorumlusu, Perihan Pulat’ın ölümüne yol açan amirin aklanmasıdır.

Ve bu şiddet dalgası bunlarla sınırlı değil. Ben milletvekiliyim. İstanbul’un göbeğinde, Aksaray Meydanı’nda bir polis memuru tekerlekli sandalyedeki bir milletvekilini gözünüzün önünde, televizyonların önünde itekledi, yere düşürdü, zorla kucaklayıp sandalyeye bindirdi; bu Meclisten gık çıkmadı, ses bile çıkmadı.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Danışmanın düşürdü seni.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Sen bekle.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Danışmanın düşürdü seni.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Ayıp, ayıp ya, sus!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bir dinle ya, o kadar da değil ya!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ne dinleyeceğim ya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ayıp ya! Her şeye niye itiraz ediyorsun ya? Görevin bu mu?

MUSA PİROĞLU (Devamla) – İki: Bu ülkede Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı linç saldırısına uğradı, saldırganlar sokakta geziyor ama gene ses çıkmıyor. Bu ülkede bir partinin başkan yardımcısı sokakta öldürülmek üzere linç edildi, gene ses çıkmıyor. Şiddet dili, şiddet dalgası sizden geliyor, yöneticilerinizden geliyor ve sokağa adım adım yayılıyor, sokak şiddet tarafından teslim alınıyor.

Bununla da bitmiyor. İçişleri Bakanına “Saçın yok.” dendiği için insanlar tutuklanıyor ama bizim buralarda saçı olmayana “kel” deniyor, başka bir şey denmiyor. O bunu hakaret kabul ediyor ve insanlar tutuklanıyor. Beni düşüren Emniyet amiri hâlâ İstanbul’da görev yapmaya devam ediyor, hâlâ terör estirmeye devam ediyor. (HDP sıralarından alkışlar)

İktidar bu şiddet dilini niye kullanıyor? Derler ki Türkçede 100 bin kelime varmış ama insanlar genellikle gündelik yaşamlarında sadece 300 kelimeyle konuşurmuş. İktidar 5 harf, 2 heceden oluşan tek kelimeyle konuşuyor. Biz diyoruz ki buradan: Merkez Bankasının 128 milyarı nereye gitti? İktidar sözcüsü kalkıyor: “Terör.” Biz diyoruz ki: İnsanlar yoksullukla, sefaletle boğuşuyor. İktidarın sözcüsü geliyor: “Terör.” Biz diyoruz ki: Kadınlar öldürülüyor. İktidarın sözcüsü geliyor: “Terör.” Ve iktidarın sözcüleri, bu ara HDP’ye her çeşit yöntem ve dille saldırıyor, her çeşit hakareti yapma hakkını kendinde görüyor, insanları tehdit ediyor, insanları hedef hâline getiriyor, 6 milyon seçmeni lanetlemeye devam ediyorlar. Sebebi basit: Bizi durdururlarsa bu ülkenin karanlığını ömür boyu sürdüreceklerini sanıyorlar, bu ülkeye bir deli gömleği giydireceklerini sanıyorlar.

Ben, bizi tehdit ederek, bizi kapatma tehditleri altına alarak susturacaklarını sananlara Hasan Hüseyin’in şiiriyle cevap vereyim:

“Ekilir ekin geliriz

Ezilir un geliriz

Bir gider bin geliriz

Bizi vurmak kurtuluş mu?”

Bize saldırmak sizi kurtaracak mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Başkanım, ek süre kullanmak istiyorum izninizle.

BAŞKAN – Süreniz devam ediyordu, kullanmadınız.

Bitirelim lütfen.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Bu gördüğünüz Anadolu Grubun gökdeleni, bunlar da onun önünde polis ablukasında direnmeye çalışan Migros işçileri. Anadolu Grup, Migros’un sahibi. Bu “Migros” denilen şirket 2020 yılının ilk altı ayında, salgın döneminde 13,4 milyar ciro yaptı. 100 işçiyi ücretsiz izne çıkardı, şimdi de kod 29 uygulamasıyla işinden attı. Bu gökdelenin sahipleri, bu önündeki çadırla direnen işçileri sindirmek, bastırmak, onların iş haklarını, onların kazanılmış haklarını yok etmek istiyorlar; bu gökdelenin gölgesinde bu polislerin arkasına sığınarak işçilerin en doğal haklarını yok etmek istiyorlar. Siz bizi yıldıramayacağınız gibi bu gökdelenlerdekiler de bilsinler, bu çadırlarda direnenler bu gökdelenleri yıkacak, onların saltanatına son verecek. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.03

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

7’nci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 7’nci maddesiyle 6361 sayılı Kanun’a eklenen 39/A maddesinin (3)’üncü fıkrasında yer alan "on dört” ibarelerinin "altmış” ibaresiyle değiştirilmesini, (4)’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (5)’inci fıkrada yer alan "gelir” ibaresinin fıkra metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

"(4) Müşteri, tasarruf finansman sözleşmesinin tasarruf dönemi bitimine kadar sözleşmede fesih hakkına sahiptir. Şirket, müşterinin sözleşmede fesih hakkını;

Doksan gün içinde kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedelinin yüzde on dışında kalan toplam birikim tutarını,

Yüz yirmi gün içinde kullanması halinde organizasyon ücreti bedelinin yüzde yirmi beş dışında kalan toplam birikim tutarını,

Yüz elli gün içinde kullanması halinde organizasyon ücreti bedelinin yüzde elli dışında kalan toplam birikim tutarını,

Yüz seksen gün içinde veya tasarruf dönemi bitimine kadar kullanması halinde organizasyon ücreti bedelinin dışında kalan toplam birikim tutarını,


Kurulca belirlenecek süre içerisinde müşteriye iade etmekle yükümlüdür. Müşterinin talebi ile tahsisat ileriki bir tarihe ertelenebilir, erteleme hâlinde müşterinin sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri saklı kalır. Tasarruf finansman sözleşmeleri, müşterinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumu haricinde, şirket tarafından tek taraflı olarak feshedilemez.”

       Dursun Müsavat Dervişoğlu Mehmet Metanet Çulhaoğlu İmam Hüseyin Filiz

                     İzmir                              Adana                           Gaziantep

                 Aylin Cesur                    Ayhan Altıntaş

                    Isparta                            Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İYİ PARTİ Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli Komisyon üyesi arkadaşlar; Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Atasözümüz “Ahirette iman, dünyada mekân.” der. Vatandaşlarımızın harcamalarının önemli bir bölümü kira ve konuta gidiyor. Her ne kadar bazı iktidar milletvekillerine göre ev ve araba alabilmek artık zor olmasa da maalesef rakamlar bunu söylemiyor. AK PARTİ iktidarının inşaat sektörüne verdiği bunca desteğe rağmen, oturduğu eve sahip olanların oranı her geçen sene azalıyor. TÜİK’in eylül ayında yayınladığı verilere göre 2014’te yüzde 61,1; 2018’de yüzde 59 olan ev sahipliği oranı, 2019 yılında 58,8’e düşmüş. Kısacası, yapılan evler üst gelir grubundakilere gitmiş, ev sahipliği tabana yayılamamış diyebiliriz. Bunun en önemli nedeni, maalesef, ülkemizde gelir dağılımının adaletsiz olması denilebilir.

Alt orta düzey gelir grubundaki vatandaşlar bankalardan kredi alamıyorlar; daha doğrusu, bankalar onlara kredi vermekte isteksiz davranıyor çünkü zaten bankaların ellerinde çok fazla sorunlu kredi mevcut. Ev sahibi olmak için iktidardan çözüm gelmeyince alt gelir grubundaki vatandaşlarımız kendi çözümlerini üretmişler, güven esasına dayalı el birliği yöntemine umut bağlamışlar, faizsiz finansman sistemi oluşturanlara güvenip paralarını emanet etmişler ve pek çok kişi bu sistemle ev sahibi olabilmiş. Talebin çok olması nedeniyle özellikle son iki yılda tasarruf finansman şirketleri lisans ve denetime tabi olmadan pıtrak gibi ortaya çıkmışlar. Ayrıca yüksek enflasyon ortamında faiz almak ya da ödemek istemeyen dinî hassasiyetleri yüksek vatandaşlara da hitap etmişler. Bankalar dışında vatandaştan tasarruf toplamak yasal olarak mümkün değilken “tasarruf finansman şirketi” adı altında para toplayan bu firmaların içinde çürük elmaların olma olasılığı çok yükselmiş durumda. Bu yüzden bu alanda düzenlemeler önemli; hiçbir yurttaşımızın dolandırılmasına, mağdur edilmesine müsaade etmemeliyiz. Bu durum ayrıca işini düzgün yapan firmalar için de önemli.

Bu düzenlemeyi genel olarak olumlu buluyoruz, destekliyoruz ve hatta geç kalındığını da söylüyoruz. Fakat madde üzerinde bazı ufak noktalara itirazımızı belirteceğim; madem vatandaşlarımız için bir adım atıyoruz, her noktasını iyi düşündüğümüz bir kanun olsun.

7’nci maddeyle getirilen 39/A-(3)’üncü fıkradaki organizasyon ücretinin geri ödenmesi hakkının ilk on dört gün içinde kullanılacak cayma hakkıyla sınırlandırılmasını yeterli bulmuyoruz. Bu organizasyon bedeli ilk on dört günden sonra da fesih hakkını kullanan bir katılımcı için üyelik süresiyle orantılı olarak geri ödenmelidir. Bireysel emeklilik sistemindeki gibi altmış günlük bir süre belirlenmesi daha uygun olabilir. Bu şekilde katılımcılar daha fazla cesaretlendirileceklerdir.

Ayrıca yine 7’nci maddeyle öngörülen sözleşme imzalanması sonrasında konut ve taşıt edinimi arasında katılımcının değişiklik hakkının bulunmaması katılımcı aleyhine bir durumdur. Katılımcıların ihtiyaçları zaman içerisinde değişebilir, bu yüzden burada da katılımcı lehine bir esneklik sunulması doğru olacaktır. Katılımcının değişiklik hakkı bulunmaması yerine, firma ve katılımcının uygun bulmaları hâlinde edinim değişikliğine izin verilmesi bizce makuldür.

Son olarak burada belirtmekte fayda görüyorum, kanun teklifi Komisyonda görüşülürken (5)’inci fıkranın ilk cümlesinde geçen “gelir” ifadesinin netleştirilmesi kararlaştırılmıştı. Madde gerekçesinde, şirketin havuzunda biriken tasarrufun nema gelirinden bahsediliyor. Finansman şirketleri, Komisyonda belirttikleri kadarıyla ellerindeki finansmandan bir nema elde etmiyorlar. Dolayısıyla, sözleşmedeki bu “gelir” kelimesinin hangi manada kullanılacağının açıklığa kavuşturulmasının faydalı olacağı hususunda mutabık kalınmıştı fakat kanun teklifinde değişiklik yapılmadığını görüyoruz.

Vatandaşlarımız için gerekli gördüğümüz bu kanun teklifini destekliyoruz. İktidardan da muhalefetin önerilerine uymasını bekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Konuşmamı tamamlarken bir hususu da belirtmek istiyorum: Doğu Türkistan’ın Çince adı “Sincan”. Sincan ne demektir Çincede? “Yeni Bölge” demektir. Bu bile, “Yeni Bölge” denmesi bile Çin’in aslında burayı daha sonradan ilhak ettiği anlamına gelmektedir. Bunun üstüne Çin, şu anda Doğu Türkistan’da çok ciddi bir mezalim yapıyor; tüm dünya bunu kınıyor, biz de bunu kınıyoruz. Tüm partilerden de bu kınamamıza katılmalarını bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 7’nci maddesiyle 6361 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen 39/A maddesinin 2’nci fıkrasındaki “yoluyla” ibaresinin “suretiyle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır      Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Kocaeli                                  İzmir                                  Manisa

     Müzeyyen Şevkin                  Çetin Osman Budak                Kadim Durmaz

            Adana                                 Antalya                                  Tokat

          Ali Şeker

           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden İstanbul Milletvekili Sayın Ali Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanların ev sahibi olma umudunu, araba sahibi olma umudunu maalesef şirketler uzun zamandır istismar ediyorlardı; JetPA gibi, İhlas gibi, Deniz Feneri gibi yeni saadet zincirlerinde insanlar kurban olarak bekliyorlardı. Bu kanunun hazırlanması önemli, eksiklerine rağmen desteklediğimiz bir kanun teklifi.

Özellikle Esenyurt’ta, Beylikdüzü’nde, Tuzla’da birçok insan maalesef bu şirketler tarafından istismar ediliyor, dolandırılıyor. Millî gelirimiz gittikçe düşüyor ve on dört yıl öncekinden daha kötü duruma düştü Türkiye’de ortalama millî gelir. Gelir adaletsizliğindeki çarpıklığın dışında, gelirdeki bu düşüş nedeniyle insanlar, ev sahibi olma umutlarını gittikçe yitirdikleri için bir arayış içerisinde ve maalesef, bu şirketlerin kurbanı oluyorlar.

Bizim, bu başkanlık sisteminin… Türkiye’de gerek gelirin düşmesi gerek adaletsizliklerin artması gerek tek adam rejiminin insanları işsiz bırakması neticesinde artık -insanlar da görüyorlar ki- bir an önce, başkanlık sisteminden başka bir sisteme, eksiklikleri giderilmiş bir parlamenter sisteme tekrar geçmenin ihtiyaç olduğunu herkes iliklerine kadar hissediyor.

Burada, bu kanun teklifi hazırlanırken, bu görüşülürken Komisyonda da bir teklif vardı. Teklifte 5’li çetenin aldığı ihalelerde yarım kalan otoyollarla ilgili devletin kefil olması getiriliyor. Yani yurt içinden kredi bulamadı mı yurt dışından kredi bulacak, devlet buna kefil olacak; istimlakleri devlet yapacak ama devlet, halkını o şirketlere fahiş fiyatta borçlandırıp o fahiş bedellerle, o otoyollardan geçmesini sağlayacak. AKP maalesef, gelecek kuşaklara borç bırakmaya devam ediyor. Bunu da yine milletin kefaletiyle yapıyor; milletin sefaletini getirecek bu kamu-özel iş birliklerine ısrarla devam ediyor, özelleştirme politikasına ısrarla devam ediyor.

Biliyorsunuz, bugünlerde bir İnsan Hakları Eylem Planı’nı ortaya koydunuz. Avrupa Birliğinin fonlamasıyla ortaya koyduğunuz bu plan bir yanda dururken bir yanda Osman Kavala hâlâ içeride duruyor. Bir yandan Perihan Pulat… Belki burada birçoğunuz, iktidar tarafı bilmeyecek ama muhalefetten arkadaşlarımız bilecekler, nerede insan hakları ihlali varsa, nerede hak ihlali varsa emekli Sayıştay Hâkimi Perihan Pulat oradaydı, onların yanındaydı. Maalesef, Perihan Pulat’ı, biz, polis şiddeti sonucu yaralanmasının arkasından, hastalığının devamında kaybettik. Böylesi bir dönemde, bir yandan, diyorsunuz ki “İnsan Hakları Eylem Planı” ama uygulamalarınız bunun tam tezadı.

Bizim bu süreçte insan haklarıyla ilgili başka bir sorunumuz daha var. Beş yılda 63 bin kişiye Cumhurbaşkanına hakaretten dava açılmış durumda ve bunlardan 139’u 12 ile 15 yaş arasında, çocuk. Çocuk haklarına dahi saygı duymayan, çocukların hakaret ettiğini düşünüp o hakaretlere dava açılan bir düzende İnsan Hakları Eylem Planı ne kadar inandırıcı olur, ne kadar oyalar, hep beraber göreceğiz.

Coronavirüs sürecinin Türkiye’de başlamasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Çocuklarımızın üçte 1’i, 6 milyon öğrenci maalesef bu eğitim süreçlerine, EBA’ya dâhil olamadı, o çocuklarımızın eğitim hakkı gasbedildi.

Bu süreçte esnaf perişan oldu ve kapalı olan kafeler, restoranlar, lokantalar açılmaya başlandı dünden itibaren. Bunlar açılırken bu arada elektriğe katbekat zam geldi, daha dün doğal gaza zam geldi ve bu işletmeler kiralarını maalesef ödeyemediler. Kiralarını ödeyemedikleri gibi “İşten çıkarma yasağı var, destek oluyoruz.” diye bir kısmına destek olundu, şimdi açılırken bu işletmeler kapanma durumuna geçecekler, fiilî bir iflas vardı buralarda. Onlar kapandıklarında 30-40 liraydı ayçiçeği yağının kilosu, şimdi bir patates kızartması yapmaya kalksa 80-90 liraya o yağı almak durumunda. Birikmiş kiralarını, birikmiş vergi borçlarını ödemek durumunda; elinde bunları ödeyeceği ne bir para var ne bir şey var.

Bir yandan da işsizlik gırla giderken sanayi sektöründe 91 bin kişi, tarım sektöründe 361 bin kişi, hizmet sektöründe 750 bin kişi işinden oldu. Bu süreçte açılırken kapananlarla birlikte çok daha büyük kapanmalar, çok daha büyük işsizlik olacak; bunu önlemek devletin, Hükûmetin görevidir, bunu seyredemez. Bugün Japonya 700 milyar dolar yardım yaparken, Amerika 1,9 trilyon dolar yardım yapıyorken bizlerin “Esnaf, vatandaş; ne hâlin varsa gör, kapanırsan kapan.” deme lüksümüz yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Meclise bir kanun teklifi getirdim; bu süreçte, pandemi sürecinde kirasını ödeyemeyen lokanta, kafe, bar, herhangi bir işletmenin ciro kaybı yüzde 30’dan fazlaysa, üçte 1’den fazlaysa bu işletmelerin cirosunun düşmesi oranında kirasının hazineden karşılanmasıyla ilgili bir teklif. Bu, sadece o işletmeleri kurtarmayacak o işletmelerin sokağa bırakacağı milyonlarca işsizin de önüne geçecek. Bu konuda Meclise görev düşüyor, bunun bir önce Meclisten geçirilmesi ve iflasların önüne geçilmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Kemal Peköz                         Ali Kenanoğlu                         Oya Ersoy

            Adana                                 İstanbul                               İstanbul

Gülüstan Kılıç Koçyiğit             Mehmet Ruştu Tiryaki                     Sıdık Taş

              Muş                                   Batman                                   Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Adana Milletvekili Sayın Kemal Peköz.

Buyurun Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 7’nci maddesi üzerine söz aldım ancak tümü üzerinde ve bölüm üzerinde konuşan arkadaşlarımız maddeyle ilgili olumlu bulduğumuzu ama eksikliklerini de ifade ettikleri için o konuya girmeyeceğim.

Değerli arkadaşlar, Sanayi Bakanı birkaç ay önce bir açıklama yapmıştı, demişti ki: “Cezaevlerinde ve ev hapsinde olan insanlar için kullandığımız kelepçeler var. Biz bir şirket kurduk ve bu kelepçeleri yerli olarak üreteceğiz, böylece ithalattan kurtulmuş olacağız.” Dün Cumhurbaşkanı eylem planını açıklarken -değişik konularına arkadaşlarımız değindiler- 2 tane şey benim de dikkatimi çekti, diyordu ki: “Cezaevine göndermektense ev hapsiyle insanları cezalandırmak daha doğrudur.” Burada iki şey aklıma geldi: Birincisi, cezaevlerinin boşaltmalara rağmen yeniden dolduğu. Bir de bu şirketin işleyişini kolaylaştırmak ve onun kâr garantisini sağlamış olmak için de kelepçeler için de bir piyasa oluşturuldu mu acaba diye aklıma bir şey geldi.

Bir başka konu: Cumhurbaşkanı “Her boynunu büken çiçeğe su verilmez.” dedi. Ben bu su verilmemesi gereken çiçeklerin nasıl seçileceğini çok merak ettim. Acaba bu sulayıp sulamamayı yetiştiği bölgeye ve toprağa göre mi seçecekler, rengine göre mi ya da kokusuna göre mi seçecekler diye merak ettim. Bu merakımı giderirlerse sevinirim.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de uzun zamandır kanayan ve şimdi de şiddetle kanayan bir yara, cezaevleri ve cezaevlerindeki uygulamalar. Türkiye hapishaneleri bu durumu uzun zamandır yaşıyor. Ancak son dönemde pandemi nedeniyle bu ihlallerin şiddeti çok daha fazla arttı ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamında cezalandırılmış olanlarla ilgili de bu durum çok daha ağır seyrediyor.

Cezaevlerindeki hak ihlallerini söyleyecek olursak; öncelikle, cezaevine girişlerde çıplak arama söz konusu oluyor. Bununla ilgili daha önce çokça tartışmalar yapıldı ancak daha sonra bazı ünlü sanatçıların devreye girip kendilerinin de çıplak arandığını söylemesi nedeniyle yapılan tartışmalardan sonra öğrenildi ki daha sonra yapılan bir yönetmelik değişikliğiyle bu çıplak arama zaten varmış ve uygulanıyormuş. Bu, önemli bir problem.

Ayrıca, Adalet Bakanlığının 1 Ocak 2021’de başladığı “İdare ve Gözlem Kurulu Uygulaması” adı altıdaki uygulamayla sudan bahanelerle tahliyeler engelleniyor; insanların süreleri doluyor ama İnfaz Kanunu’ndan yararlanıp şartlı tahliyeyle serbest bırakılması gerekenler tahliye edilmiyor. Bunun için de bazı suçlar uydurulmuş. Bu suçlardan bir tanesi kitap okumak; cezaevlerindeki insanların kitap okumasının sakıncalı olduğu düşünülüyor. Ayakta sayım vermeme ve aynı zamanda pişman olmama da var. Şimdi, düşünün, bir insan herhangi bir nedenden cezaevine girmiş, bir seneye, beş seneye, on seneye, yirmi sekiz seneye kadar yatan insanlar var, otuz sene yatan insanlar var. Otuz sene yatmış bir insana son anda “Seni şartlı tahliyeden yararlandırmak için önüne bir kâğıt koyuyorum, şurayı imzala ve pişman olduğunu ifade et.” deniyor. Bu hangi akla, hangi mantığa sığar ve böyle bir şey gerçekçi midir? Bu kadar sene yatmış olan bir insanın, düşüncesinden dolayı yatmış olan bir insanın pişman olması söz konusu olabilir mi? Dolayısıyla da tahliyeleri bu şekilde engellenmiş oluyor.

Yine, pandemi dönemi gerekçe gösterilerek spor, havalandırma, sohbet, kültürel faaliyetler yaptırılmıyor. Birinci derece yakınları dışındaki birbirini tanıyan insanların cezaevi içerisinde haberleşmeleri ve mektuplaşmaları da yine yasaklanıyor. Karantina koğuşları olmadığı için mahpusların tek kişilik hücrelerde tutulmasına devam ediliyor. Dergi ve gazetelerin verilmesi düzenli olarak yapılmıyor ve kendilerinin, yönetimin istemediği, beğenmediği gazeteler de zaten verilemiyor, Kürtçe kitap verilemiyor; OHAL’de toplatılan radyolar sahiplerine iade edilmiyor ve mahkûmlar radyo dinleyemiyorlar. Hasta mahpusların tedavileri aksıyor; mahpuslar kelepçeli olarak tedaviye götürülmek istendiği için, onlar da bu uygulamayı kabul etmedikleri için çoğu zaman tedavileri yapılamıyor. Cezaevinde doktora ve ilaca ulaşım bir hayli zorlaşmış durumda. Keyfî biçimde disiplin ve hücre cezaları veriliyor. Telefon görüşü hakları düzenli olarak kullandırılmıyor. Covid-19 için yeterli hijyen tedbirleri zaten hemen hemen hiçbir cezaevinde tam olarak uygulanmıyor ve alınmıyor.

Cezaevlerinin önemli konularından bir tanesi de hasta tutuklular. 604’ü ağır hasta olmak üzere 1.605 hasta mahpus bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

KEMAL PEKÖZ (Devamla) – Normal koşullarda bile bu hastaların tahliye edilmesi gerekirken pandemi döneminde bu arkadaşların hiçbiri tahliye edilmediği gibi hastalıkları son ana kadar gelmiş olan, ilerlemiş olan çoğu kişi de son anda tahliye edildikleri için ya bir gün ya iki gün sonra -benim şahit olduklarımda var- vefat etti, yaşamını yitirdi ama daha önce tahliye edilmiş olsalardı, sağlık sistemine girmiş olsalardı, tedavilerini yaptırabilmiş olsalardı bu insanları kaybetmiş olmayacaktık. O nedenle hasta mahpusların durumunu bir kez daha dile getirmek istedim. Hasta mahpuslarla ilgili mutlaka ve mutlaka acil bir girişimde bulunulması ve o insanların tahliye edilip tedaviye ulaşabilmelerinin sağlanması gerekiyor.

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 7’nci maddesiyle 6361 sayılı Kanun’a eklenen 39/A maddesinin birinci fıkrasına "konut” ibaresinden sonra gelmek üzere “, çatılı işyeri” ibaresinin eklenmesini, (5) inci fıkrasına "konut” ibaresinden sonra gelmek üzere “, çatılı işyeri” ibaresinin eklenmesini, aynı fıkranın 3’üncü ve 4’üncü cümleleri ile (5)’inci cümlesinde yer alan "tasarruf dönemine ilişkin olarak” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Cahit Özkan                              Ramazan Can                Mücahit Durmuşoğlu

                  Denizli                                    Kırıkkale                                  Osmaniye

                Nilgün Ök                            Hüseyin Şanverdi                       Meliha Akyol

                  Denizli                                      Hatay                                       Yalova

                Salih Cora                              Mustafa Demir

                  Trabzon                                    İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle müşterilerin konut ve taşıt dışında çatılı iş yeri edinimlerinin de tasarruf finansman faaliyetleri kapsamında finanse edilebilmesine, tasarruf finansman şirketlerinin finansman dönemlerinde müşterilerine fon kullandırımında uygulayabilecekleri muhtelif yöntemlerin bu maddede yer verilen yetkiye dayalı olarak kurul tarafından belirlenebilmesine ve tasarruf finansman sözleşmeleri kapsamında belirlenen finansman konusunun sözleşme süresi içerisinde değiştirilebilmesine imkân sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 8’inci madde üzerinde 3 önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyetteki önergelerdir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Erdal Aydemir                   Mehmet Ruştu Tiryaki  Gülüstan Kılıç Koçyiğit

            Bingöl                                 Batman                                   Muş

       Ali Kenanoğlu                          Oya Ersoy                        Kemal Peköz

           İstanbul                                İstanbul                                 Adana

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Dursun Müsavat Dervişoğlu               Aylin Cesur     Mehmet Metanet Çulhaoğlu

             İzmir                                  Isparta                                  Adana

     Hayrettin Nuhoğlu                      Dursun Ataş

           İstanbul                                Kayseri

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ilk söz Bingöl Milletvekili Sayın Erdal Aydemir’e aittir.

Buyurun Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanı insan yapan en büyük erdemi vicdanıdır, vicdan sahibi olmasıdır ancak gelin görün ki on sekiz yıllık AKP iktidarı döneminde, maalesef, bu vicdan, insanların ve toplumun vicdanı cepleri ile mideleri arasına sıkıştırıldı. AKP bir cep ve mide iktidarıdır, evet, bir kez daha haykırıyoruz; AKP bir cep ve mide iktidarıdır. Sizin vicdanlarınız ancak cepleriniz ve mideniz arasında çalışır çünkü siz bu ülkenin kamu vicdanını oluşturacak olan kalp ve beyinleri yok ettiniz, maalesef ki toplumu, ülkeyi bu hâle düşürdünüz.

Bakın arkadaşlar, AKP asfalt sevicidir, AKP çimento sevicidir; AKP çiftçileri sevmez, AKP buğday üreticisini sevmez, AKP pirinç, çeltik üreticisini sevmez, AKP patates üreticisini sevmez, AKP soğan üreticisini sevmez, ezcümle AKP üreten bütün kesimlere düşman olarak bakar, maalesef, bu böyle. AKP esnafı sevmez; AKP bakkal esnafını sevmez, AKP şoför esnafını sevmez, AKP nakliyeci esnafını sevmez...

SALİH CORA (Trabzon) – AK PARTİ terör örgütünü sevmez.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – ...AKP büfeci esnafını sevmez, AKP lokantacı esnafını sevmez, AKP kıraathaneci esnafını sevmez.

SALİH CORA (Trabzon) – AK PARTİ teröristleri sevmez.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – AKP kimi sever? AKP AVM’yi sever, AKP patronları sever. AKP kime tapınır? 5’li çeteye tapınır. AKP emekçilerden, memurlardan, emeklilerden, işçilerden topladığı vergileri 5’li çeteye aktarmayı sever. İşte AKP, bunların Hükûmetidir. Maalesef ki bu böyle.

Arkadaşlar, şimdi size şu fotoğrafı göstereceğim, özellikle de AKP Grubuna: Şu kuyruk ne kuyruğu biliyor musunuz? Ey 1.150 odalı sarayda oturan yürütmenin başı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan; bakın, on sekiz yılda Türkiye’yi getirdiğiniz hâl. Bu sıra ne sırası biliyor musunuz? Bakın, bakın; gözlerinizi önünüze eğmeyin; bakın, bu sıra…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bakarız, bakmayız; sana ne ya? Sana ne? Üslubuna dikkat et! Sana ne? Allah Allah!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bakın, bu sıra, bayat ekmek sırası, bayat ekmek sırası. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar) Siz bu ülke insanını bayat ekmek kuyruklarına mahkûm ettiniz. Ülkem insanı bayat ekmek almak için… Bayat ekmek 50 kuruş, normal, taze ekmek 1,5 lira ama bugünkü yaptığınız zamlarla 1,75 liraya çıkardınız. Bunun sorumlusu kim? Sizsiniz, siz; AKP iktidarı yani AKP iktidarının başı olan Recep Tayyip Erdoğan. İşte bu ekmeği bulamayanların… Bu halkı bu insanları bayat ekmeğe mahkûm edenlersiniz. İşte sizin vicdanınız bu.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Millet her şeyi biliyor, millet yapılan hizmeti görüyor. Milletimiz yapılan hizmeti görüyor.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Tekrar tekrar söylüyorum: İşte, eğer sizin vicdanlarınız cepleriniz ve mideniz arasındaysa siz bu bayat ekmeği göremezsiniz.

Evet arkadaşlar, AKP grubu, bunu biliyor musunuz, tanıyanınız var mı? (HDP sıralarından alkışlar) Varsa söyleyin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Dalga geçme de sen konuş; şov yapma, şov yapma! Şov yapma, şov yapma!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bu ne biliyor musunuz, bu? Bu kuru soğan, kuru soğan. Siz bu ülkenin yiğit evlatlarını kuru soğana muhtaç ettiniz. Tabii, on sekiz yıldır siz bu kuru soğanı da tanımazsınız. Niye tanımazsınız? Çünkü saraylarınızda ejder meyveleri, “ejder meyveli smoothie” içiyorsunuz çünkü siz artık bu kuru soğana yabancısınız, yabancısınız.

(AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

AHMET TAN (Kütahya) – Hadi oradan!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Evet, evet, aynen öyle, yabancınız.

Şimdi, tekrar, partimiz HDP'yle ilgili gerek kapatma gerekse fezlekelerle ilgili bir kamuoyu oluşturuldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bir dakika…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) - Bakın, tüm Meclise, tüm milletvekillerine, tüm Türkiye kamuoyuna buradan sesleniyorum: Bakın, HDP kapatılamaz. Niye kapatılamaz? HDP Rize’deki çay üreticisidir. HDP Ordu’daki fındık üreticisidir…

RECEP ÖZEL (Isparta) – HDP teröristtir. HDP silah…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – …HDP Zonguldak’taki maden işçisidir…

RECEP ÖZEL (Isparta) – HDP teröristtir. Allah Allah!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – …HDP Edirne’deki çeltik üreticisidir, HDP Soma’da madene gömdüğünüz, öldürdüğünüz 301 maden işçisidir, HDP Kars’ta hayvan üreticisidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) HDP Konya’da buğday üreticisidir, HDP Ankara Polatlı’da soğan üreticisidir, HDP Niğde’de patates üreticisidir, HDP Türkiye halklarının umududur, umudu. (HDP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bunu hepiniz beyinlerinize yazın eğer kalan beyniniz varsa. (HDP sıralarından alkışlar)

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – HDP terör destekçisidir. HDP teröristleri besleyen partidir.

(AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Milletvekili… Sayın Milletvekili…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Aynen öyle!

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – HDP çocukları dağa kaçıran…

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Otur yerine!

BAŞKAN - Sayın Milletvekili…

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – HDP Kandil’dir.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Otursana!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı İYİ PARTİ Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarrufa dayalı faizsiz finans sistemlerinde düzenleme yapmayı ve denetim eksikliğini gidermeyi amaçlayan geç kalınmış bir kanun teklifini görüşüyoruz.

Özellikle düşük gelirli vatandaşlarımız, yüksek olan konut ve araba fiyatlarına yüksek faizler eklenince bu sistemleri kullanmak zorunda kaldılar. “Geç kalınmış.” diyoruz çünkü gerekli olan düzenlemeler gecikince sistem boş, vatandaş da mağdur oldu; el birliği sistemlerine dolandırıcılık karıştı, bu sistemleri işleten şirketler battı ve zaten vatandaşlarımızın dişinden tırnağından artırdığı birikimleri uçtu gitti. Bir kısmı da faizden kaçayım derken bu sistemlerde enflasyona tutuldu ve kuralarda sıralarını beklerken paraları eridi, konut fiyatları arttı, birikimleriyle ev alamaz hâle geldiler. Bu düzenlemeleri eğer siz baştan yapsaydınız birikimlerini kaybeden vatandaşlarımızın da vebalini almazdınız. “İyi de vatandaş niye riske girdi de bu tür bir finansman yönetimini seçti?” diyorsanız; ekonomiyi hasta ettiniz ve bir türlü sağlığına kavuşturamadınız da ondan.

Açıklayalım. İlk sebep; yüksek kira ve buna karşılık düşük gelir. TÜİK hane halkı bütçe araştırmasının son beş yıllık verilerine bakalım; en az harcama yapabilen yüzde 40’lık kesimin kiraya ayırdığı bütçe yüzde 35,7; 2004’te yüzde 30,8. Bu kira ve konut harcaması ne olmuş? Kira baskısı artınca kira öder gibi ev almak daha cazip hâle gelmiş. Neden bankalara başvuramamışlar? Çünkü 2015’ten beri Amerika’da yüzde 2,5’un üzerinde, Avrupa’da yüzde 0,5’in üzerinde faiz görülmezken biz de en düşük yüzde 7,5; kimi zamansa yüzde 24’e dayanan faizleri gördük. Şimdi de dünya sıfır faize, hatta negatif faize yönelmişken bizde yüzde 17 faiz var. Öyle olunca vatandaş bir ev alırken “Yarım ev de bankaya almayayım.” demiş. Yani sorun aslında yine yapısal. Büyük bir kesim zaten ev almaya filan cesaret edemez hâlde. Nedenini söyleyelim: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre son iki buçuk yılda enflasyon yüzde 31,33; yine aynı, Merkez Bankasının Konut Fiyat Endeksi’ne göre konut fiyatları son iki buçuk yılda yüzde 44 artmış yani konut fiyatı artışı olması gerekenin yüzde 50 üzerinde. Buna karşın mesela memur maaşları yüzde 19 artmış. Bu ne demek? Vatandaş otuz iki yılda alacağı konutu kırk yılda alabilir hâle gelmiş. Yani bir ev, bir ömürde alınamaz hâle gelmiş demek ve bunu siz, tam iki yılda başarmışsınız. Siz yapmışsınız çünkü manşet sizden: “Yaparsa AK PARTİ yapar.”

Bu arada, müstafi Bakan Albayrak, çıkmış, demiş ki: “Faiz ekonomisinden hizmet ekonomisine geçiş işte budur.” Cümlede bahsi geçen “hizmet” sözcüğü doğru da eğer kime gittiğiyle ilgilenmezseniz doğru. E, biz, işte, o ilgilenenleriz ya hani, “hizmet” diye ödenen aslında örtülü faiz. Kime? 5 müteahhite. Nerede? Kamu-özel iş birliği projelerinde. Nasıl? Yatırım bedeli 55 milyar dolar projeye “hizmet” diye ödenen 155 milyar dolar. Fark ne? Örtülü faiz. Sonuç? Mali dengeyi İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomilerinin standartlarına düşürmek. Bir de görünmeyen açık var: O, işte, varlığını, borcunu, kârlılığını kimsenin bilmediği ve paraların nereye gittiğini bilmediğimiz Türkiye Varlık Fonu. Bununla kalsa iyi; bu iki buçuk yılda elektrik fiyatları yüzde 73, doğal gaz fiyatları yüzde 52 artmış, ham petrol fiyatları dünyada yüzde 41 düşerken bizde mazot yüzde 15 artmış. Besi yemine yüzde 106, gübreye çeşitlerine göre yüzde 57 ile 90 arası zam gelmiş, ekmek yüzde 16 ve et yüzde 40 zamlanmış; sizin sayenizde. Ne olacak peki? Emekli olacak vatandaşın geliri düşecek, kirada kalırsa başka şeylerden kısacak. E, sağlık harcamaları var, çocuğunu everecek, bütün bunların hepsini ileriye atacak.

Asgari ücretliler demeyeceğim, size göre onlar zenginler. Altı ayda bir telefon, yılda bir araba alıyorlar ya hani size göre, onlardan hiç bahsetmeyelim. Gençlerimize de değinmeyelim çünkü onların ileride bir ev alma hayalleri yok artık. Onların tek hayalleri kapağı başka bir yere, başka diyarlara atmak artık sayenizde. Araba almak artık memlekette hayali cihan değer olmuş, 10-15 yaşında arabalar 90 bin lira. Emekliye, asgari ücretlilere her ay kenara 750 lira atmak imkânsız da yine de olur da attı diyelim, on yılda ancak ikinci el bir araba alabilir kişi. Yani banka kredisi alsa bunun için on üç on dört yıl ve biz, bu sorunu ev stoku bolluğunda yaşıyoruz. Büyük şehirlerimize bakın; inşaata boğulan 1,5 milyon boş konut var. Peki, konut bol da bu fiyatlar niye? Piyasa der ki arz çokken fiyatlar azalır. E, azalmıyor çünkü konut yatırım aracına dönüşmüş. Bu da sayenizde, beceriksiz yönetimden dolayı. Çünkü sizin iktidarınız yatırımı reel sektöre ve üretime değil betona yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Ne istikrarlı bir piyasa oluştu ne ücretler arttı ne de istihdam. Tek yol üretimken siz ithalci ve betoncu yaptınız ülkeyi ve beton ormanları inşa ettiniz her bakarken nazardan korktuğumuz cennet ülkemize. “Kestane, gürgen, palamut” idi bizim çocukluk türkülerimiz. Her yerde boş konutlar ve “Sen evi de arabayı da unut.” oldu o türkülerin batık kredilerdeki tınısıyla şekillenen sözleri. Önce evler değer üstüne değer etiketlendi, sonra o evleri alanlar parasını çıkarabilmek için kiraları yükseltti, düşük gelirliler şehrin dışına çıktı.

“E, nasıl çıkalım düşük ücret yüksek kira sarmalından?” diye sorun bize. Biz biliyoruz nasıl çıkacağımızı. Doğru konut politikaları ve kaynakların üretime olan yatırımlarla doğru kullanılmasıyla vatandaşlarımızı bu kısır döngüden biz çıkaracağız ve insanca yaşayacaklar gençken helal kazandıkları paralarla aldıkları yuvalarında. Ve gençlerimize önce umut vereceğiz, sonra da yokluklar içinde geçmeyen bir gelecek olacak hem hayalleri hem kavuşacakları. İyileşeceğiz ve biz yapacağız bunu.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 8’inci maddesiyle 6361 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen 39/B maddesinin ikinci fıkrasındaki "kaynaklanan” ifadesinin "doğan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır               Müzeyyen Şevkin

            Kocaeli                                  İzmir                                   Adana

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                 Kadim Durmaz             Çetin Osman Budak

            Manisa                                  Tokat                                  Antalya

                                                  Özgür Ceylan

                                                    Çanakkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Çanakkale Milletvekili Sayın Özgür Ceylan.

Buyurun Sayın Ceylan. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8’inci madde üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken değerli meslektaşlarımın da Muhasebe Haftası’nı kutluyorum.

Düzenlemeye konu olan tasarrufa dayalı faizsiz finans sistemi, bugün karşımıza ilk kez çıkan bir durum değil. Türkiye’de 1991 yılından beri bu finans modeliyle çeşitli şirketler faaliyet yürütüyor. Bugüne kadar denetlemeyen alan, teklifle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun denetim ve gözetimine dâhil ediliyor. Düzenleme “faizsiz finans” diye tabir edilen sisteme bir çekidüzen verilmesi anlamında aslında geç kalınmış bir düzenlemedir.

Teklife genel olarak olumlu bakıyoruz ama toplanan paranın nasıl kullanılacağı, geri ödenmemesi durumunda doğacak risklerin neler olacağının daha net tanımlanması gerektiğini düşünüyoruz. Görüştüğümüz maddeyle finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri müşterilerden topladıkları kaynakları, yani şirket fon havuzunu kendi operasyonel hesaplarına ayıracak. Fon havuzundaki paralar amacı dışında kullanılamayacak, bu kaynaklar haczedilemeyecek, buna bir itirazımız bulunmamakta.

Değerli milletvekilleri, benim burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta, bu kurumlara müracaat eden, çoğunluğu orta ve alt gelir grubuna dâhil vatandaşlarımızın durumudur. Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’mıza göre bir sosyal devlettir. Sosyal devlet, vatandaşların refah durumlarıyla ilgili olan, onlara asgari bir yaşam düzeyi sağlamakla görevli devlet olarak tanımlanmıştır. Kuşkusuz ki bir devletin sosyal devlet olma derecesi Anayasa’daki sosyal ve ekonomik hakları gerçekleştirme gücüne bağlıdır. Ama bence devletin, bu gelir grubundaki vatandaşlarımızın konut ihtiyacını karşılaması temel görevlerinden biri olmalıdır. Konut sahibi olmak isteyen bu dar gelirli vatandaşlarımızı devlet, bankaların ve finans kurumlarının kucağına atmamalıdır. Bu nasıl gerçekleştirilebilir? Tabii ki vergi gelirleriyle. Vatandaşlık bağıyla Türkiye Cumhuriyeti devletine bağlı olan her Türk vatandaşının temel ödevlerinden biri devletine vergi ödemektir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu vergilerin yol, su, elektrik ve konut gibi sosyal hizmetler olarak bize geri dönmesi gerekmektedir. Peki, pratikte böyle oluyor mu? Olmuyor.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı, Plan ve Bütçe Komisyonunda kamu-özel iş birliği ve iktidar döneminizin modası yap-işlet-devret projelerine ilişkin ödenen garanti tutarlarına yönelik soruya “Efendim, Van’daki adam buradaki şeyi niye ödüyor? Ondan sonra diyorsunuz ki: ‘Bunlar niye pahalı?’ Ya, benim bu vatandaşa ücretsiz yol hizmetim var, zorla buraya kimseyi davet etmiyorum. Burayı kullanan, kendi menfaatini düşünerek buradaki zamandan, akaryakıttan sağladığı tasarruf karşılığında bu parayı veriyor.” diye yanıt verebilmiştir. Yani, sarayın atadığı Bakanın 5 Kasım 2018’de Komisyonda verdiği yanıt, âdeta 2002 yılından beri toplanan vergilerin vatandaşa dönmediğinin açık itirafıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, konut hakkı sosyal bir devlet olarak Anayasa’mızda güvence altına alınmış temel bir haktır. Peki, bizim devletimiz bu anayasal yükümlülüğünü yerine getirmiş midir? Getirdi ise bu finansal kurumlara vatandaşımız neden mecbur kalmıştır? KOMBASSAN, YİMPAŞ, JetPA örnekleri hâlâ hafızalarımızdaysa demek ki burada da sınıfı geçememişiz. (CHP sıralarından alkışlar) Şirketler daha fazla kazanç için insanları araç olarak gördüğü sürece insanımız pazardaki metaya indirgenmekte ve finansal tehditlere maruz kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu finansal düzenlemelerin temel amacı piyasalara güven vermeye çalışmaktır, bunu anlıyoruz ancak ekonomide güven için öncelikle tam bağımsız bir yargıya ihtiyaç vardır. (CHP sıralarından alkışlar) Sarayın talimatlarıyla hareket eden bürokratlardan bir farkı kalmayan yargıyla hangi düzenlemeyi yaparsanız yapın, piyasalara güven veremezsiniz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 9’uncu maddesiyle 6361 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen 40’ıncı maddesindeki “görülenler” ifadesinin “bulunanlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır      Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Kocaeli                                  İzmir                                  Manisa

    Çetin Osman Budak                  Müzeyyen Şevkin                 Kadim Durmaz

           Antalya                                 Adana                                   Tokat

                                                  Orhan Sümer

                                                       Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Cumhuriyet Halk Partisi Adana Milletvekili Sayın Orhan Sümer.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz aldım.

Yaklaşık otuz yıldır yasal düzenleme olmadan uygulanan tasarruf finansman sistemine düzen ve denetim getirmesi açısından teklifin 9’uncu ve diğer ilgili maddelerini doğru buluyoruz. Yalnız, doğru bulmadığımız konu ise Türkiye Büyük Millet Meclisinin vatandaşın gerçek sorunlarına çözüm üretmek için çalıştırılmaması. Esnafın, çiftçinin, asgari ücretlinin, emeklinin, işsizin sorunlarına çözüm aramak üzere Meclis Başkanlığına verilmiş binlerce soru önergesi var, ne yazık ki iktidar hiç birini tartışmıyor, çözüm aramıyor, suni gündemlerle, geçici söylemlerle, çarpıtma haberlerle vatandaşın derdini görmezden geliyor. Bugün vatandaş evine sıvı yağ alamıyor, pazarlarda artık sebze meyve topluyor, marketlerde bebek mamalarına dahi alarm takılıyorsa sorumlusu on dokuz yıldır halkı değil, rantı düşünen AKP iktidarıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İktidar “Tüm dünyada salgın var, öncelik hayatta kalmaktır, sağlıklı günlere geri dönmektir.” açıklamalarında bulunarak başarısız ekonomi yönetimini perdeleyemez. AKP iktidarının “Bizi kıskanıyor, ekonomisi küçüldü.” dediği Almanya, karantina nedeniyle kapalı olan iş yerlerine yaptıkları cironun yüzde 75’ini hibe olarak ödeme kararı almıştır. Biz “Esnaf kan ağlıyor. Bırakın kirasını ödemeyi, aylardır siftah bile yapamıyor.” dediğimizde, “Dükkânlar kapanıyor, milyonlarca kişi işsiz kaldı.” dediğimizde, Sayın Cumhurbaşkanı televizyon kanallarında “Arkadaşlara sordum, kapanan dükkân var mı? Yok, aksine açılan dükkânlar var." dedi. Ama ben şehrim Adana’dan bahsetmek istiyorum. Adana'yı bilenler bilir, Atatürk Caddesi, Ziyapaşa Caddesi, Gazipaşa Caddesi, Turgut Özal Bulvarı Adana’nın en işlek caddeleri. Gelin, bakın, en az yüzlerce dükkân ya satılık ya kiralık ya da devren satılık yazılı. (CHP sıralarından alkışlar) Ama maalesef, Türkiye ekonomisinin bugünkü hâli Covid salgınından önce de çökmüş durumdaydı çünkü inşaata dayalı, kullanılmayan köprü, geçilmeyen yol, uçak kalkmayan havaalanı, gereksiz yapılmış TOKİ inşaatlarıyla ekonomik döngü ayakta tutulmaya çalışıldı, ekonominin temel dayanağı olan sanayi, teknoloji ve tarım yatırımlarından ise vazgeçildi. İstihdam yaratacak kalıcı yatırımlar yapılmadı. Açıklanan enflasyon rakamları ile vatandaşın hissettiği gerçek enflasyon arasında uçurum olduğu ortaya çıktı. Sarayın istediği enflasyon rakamı ile vatandaşın mutfağındaki yangın birbirini tutmadı. Sahte enflasyon rakamları sarayın istediği kadar aşağı düşmediği için TÜİK Başkanı görevinden alındı. Döviz kuru sarayın istediği kadar düşmediği için Merkez Bankası Başkanı görevinden alındı. 128 milyar dolar buhar oldu ve halka hesap veremediği için Hazinenin başındaki damat görevinden alındı. Alınması gereken önlemler zamanında alınmadığı, faiz lobisine, yandaşa ve rant ekonomisine dayalı uygulamalara devam edildiği için Türkiye ekonomisi içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Maalesef, ekonomi, yatırımın sanayiye dönmediği, yatırımcının desteklenmediği, üretimin girdi maliyetlerinin düşürülmediği, rant ve inşaat sektörünün vazgeçilmeyen sistemine devam edildiği için başarılı olmayacaktır, maalesef bu kötü gidiş devam edecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Ülkenin ekonomik anlamda bu kadar zor durumda olmasının temel nedeni, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş AKP iktidarına özgü bu başkanlık sistemi yani tek adam sistemidir. İktidarın bu ortamda yapması gereken siyasi parti kongrelerini lebalep doldurmak değil, vatandaşın cebini lebalep doldurmaktır. Memleketim Adana da işsizlikte yüzde 14’le Türkiye sıralamasında maalesef ilk 10 içerisinde. Bereketli Çukurova toprakları tarıma küsmüşse, çiftçinin tohum alacak parası yokken üzerine bir de traktörüne, tarlasına, evine barkına haciz geliyorsa, esnaf kendi kaderine terk edilmişse, emekli unutulmuş, asgari ücretli yok sayılıyorsa; iktidarın pembe tabloları değil, hayatın acı gerçekleri var demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi tasarruf finansman şirketleriyle ilgili ama maalesef, vatandaşın, bırakın tasarruf yapmaya, evine ekmek götürmek için bile cebinde parası yok.

Finansman şirketlerini ilgilendiren kanun teklifinin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisin asıl gündeminin vatandaşın derdine çözüm olacak işler olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde yer alan “üye olmak zorundadır” ibaresinin “üye olmak mecburiyetindedir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Dursun Müsavat Dervişoğlu          Mehmet Metanet Çulhaoğlu İbrahim Halil Oral

                İzmir                                      Adana                           Ankara

        Zeki Hakan Sıdalı                      Hayrettin Nuhoğlu             Dursun Ataş

                Mersin                                    İstanbul                         Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden, İYİ PARTİ İstanbul Milletvekili Sayın Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz aldım, selamlarımı sunarım.

Yeterlilik belge ve izin şartı aranmadan, kontrolsüz şekilde, başıboş büyüyen bu sistemde riskler ve dolayısıyla mağdurlar artınca düzenleme ihtiyacı ancak hissedilmiştir. Bu sebeple, teklifin Meclis gündemine getirilmesinde çok geç kalınmış olduğunu söylemem gerekir.

Tasarrufa dayalı faizsiz finans sistemi, vaktinde düzenleme yapılmadığı için, konut sahibi olmak isteyen, bu hayali kuran dar gelirli aileler için büyük sıkıntılara yol açmıştır. Aynı zamanda, bu sistemde faaliyet gösteren iyi niyetli kurumsal firmalar da zarar görmüştür. Şunu da belirtmekte fayda görüyoruz: Yeni mağduriyetlerin önü kesilmek istenirken kaynağı şaibeli sermayelerin sistemde etkin konuma gelmesi ihtimalinin önü açıktır ve bu durum bizce risk olarak görülmektedir. Teklif henüz kanunlaşmadan bütün riskler ortadan kaldırılmalıdır, tasarruf finansman şirketlerinin mağdur ettiği kimselerin sorunları kalıcı olarak çözülmelidir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümü Kanal İstanbul’la ilgili olacaktır. Geçen hafta Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul İl Kongresi’nde, Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan bir konuşma yaparak “Kanal İstanbul Projemizin etüt kapsamında yer alan tüm teknik çalışmalar tamamlandı, diğer adımlar için de gerekli çalışmaları başlatıyoruz. Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız ve Kanal İstanbul’la İstanbul nasıl güzelleşecek, İstanbul nasıl başka bir şehir olacak, bunu da görecekler." demiştir. Öyle anlaşılıyor ki bu konuşmayı, kongresine katıldığı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı sıfatıyla yaptı, şayet Cumhurbaşkanı olarak yapmış olsaydı “İnadına yapacağız.” demezdi diye düşünüyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı devletin başıdır, Anayasa’nın verdiği görevleri yerine getirmek için tarafsızlıkla davranacağına dair yemin etmiştir. Elbette, farklı düşünceler, karşı fikirler olduğunda onlara tahammül göstermesi beklenen ve arzu edilen bir durumdur. Çok sayıda bilim insanı “Kanal İstanbul” denilen projeye karşı olduklarını sebepleriyle açıklamışlardır, açıklamaya da devam ediyorlar. Ev sahibi konumunda olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi de karşı çıkıyor; gerekçelerini bilimsel toplantılar yaparak açıklıyor, kamuoyu anketleri yaptırıyor, İstanbul’da yaşayanların yüzde 67’sinin karşı olduğunu tespit ediyor. Ben de karşı olmanın ötesinde, bu çalışmanın henüz proje sıfatını bile kazanamadığını düşünmekteyim. Niçin karşı olduğumun gerekçelerini defalarca açıkladım, açıklamaya da devam edeceğim. Bu çalışmanın proje olabilmesi için uygulanabilir olduğunun bilim çevrelerince kabul edilmesi şarttır. Böyle bir ihtiyacın olmadığı, yapılmaması yönündeki mutabakatın daha geniş olduğu görülmektedir. Ayrıca, çelişkilerle dolu ÇED raporunda, Kanal İstanbul resmî internet sayfasında, 7 üniversite ve 55 kuruluş adına açıklama yetkisine sahip olduğunu söyleyen Çankırı Üniversitesi sitesinde ve bakanların açıklamalarında uyum olmadığı gibi, bilimsel yönden kabul edilebilecek makul hiçbir bilgi de yoktur. ÇED raporundaki hesapların birçoğu yanlıştır. Bizler bu konudaki fikirlerimizi ifade ederken bir fayda sağlayacağını umuyoruz. Bu sebeple, Cumhurbaşkanının Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı sıfatıyla da olsa “İnadına yapacağız.” demesini yadırganacak bir durum olarak değerlendiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, devlet yönetimiyle ilgili Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ün “Siyasetname” adlı eserinin 18’inci fasıl 107’nci sayfasında yer alan bir tavsiyesiyle sözlerimi bitirmek istiyorum: “Devletin başındaki kişinin önemli bir olay karşısında ihtiyarlar, bilginler ve dostlarla meşveret etmesi vacip oluyor. Herkesin ve bilhassa ihtisas sahiplerinin o konuda bildiklerini söyleyerek görüşlerini açıklamaları, her âlimin zıt da olsa fikrini ortaya koyması doğrunun ortaya çıkması için gereklidir. Meşveret yapmadan icraatta bulunan liderler bencil ve zayıf görüşlüdür.”

Bu tavsiyenin dikkate alınmasını umuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde geçen “şekilde” ibaresinin “biçimde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Mehmet Ruştu Tiryaki             Gülüstan Kılıç Koçyiğit                   Oya Ersoy

            Batman                                   Muş                                  İstanbul

        Kemal Peköz                            Sıdık Taş                       Ali Kenanoğlu

            Adana                                   Siirt                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (HDP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben 9’uncu madde üzerinde söz aldım. Burada çok önemli bir düzenleme yok açıkçası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun gözetim ve denetimine tabi kuruluşlardan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunca uygun görülenlerin üye olmaları amaçlanmakta ve birliğin ismi “Finansal Kurumlar Birliği” olarak değiştirilmektedir. Buna dair çok bir şey söylemeye gerek yok.

Fakat, şuna dair çok söz söylememiz gerekiyor: Bu hafta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir İnsan Hakları Eylem Planı sundu, tamı tamına 180 sayfa. Ben bir kısmını inceleme fırsatı buldum ve sonra bu metinle yani bir kısmı burada olan bu metin ile gerçeklik arasındaki açı farkına bakınca da herhâlde Alice Harikalar Diyarında romanını ya da hikâyesini Tayyip Erdoğan’ın çok okuduğunu düşünmeye başladım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, “Temel ilkeler” diye bir bölüm var ama tabii, en önemli kısmı şu: Bu eylem planının giriş kısmı gerçekten harika yani okuduğunuz zaman kendinizi eşit, özgür, demokratik bir ülkede hissediyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Bu kadar iyi bir metni yazan AKP olabilir mi?” Ama sonra karıştırınca, aslında hepsinin geçmişte çıkmış yasalardan, Birleşmiş Milletlerden, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden alıntılarla dolu olduğunu görebiliyoruz. Şimdi, bunun “Temel ilkeler” diye bir bölümü var, birkaç maddesi var, sizlere okumak istiyorum. Örneğin diyorsunuz ki: “İnsan onuru bütün hakların özü olarak hukukun etkin koruması altındadır.”

Şimdi, biz soruyoruz: Bu insan onuru sadece AKP’lilerin onurunu mu temsil ediyor? Mesela cezaevlerinde, gözaltı merkezlerinde, karakollarda çıplak aramaya maruz kalanların onuru sizi ilgilendiriyor mu? Yoksa, bu onur, bir yıl sonra gidip şikâyetçi oldukları için, aslında sizin için onursuzluk, ahlaksızlık mıdır? Ya da işkence yaptığınız insanların etkili başvuru yollarına ulaşmak için harcadıkları çaba yönünde en büyük ayrımcının, en büyük engelin siz olduğunu biliyor musunuz değerli arkadaşlar? İnfaz kurumlarınızın, cezaevi müdürlerinizin, başgardiyanlarınızın, bugün, her gün sistematik olarak cezaevlerinde insanlık onurunu zedelediğini biliyor musunuz? Sanırım biliyorsunuzdur. Yine “insan, doğuştan sahip olduğu vazgeçilmez haklarıyla yaşar. Devletin temel amaç ve görevi bu hakları korumak ve geliştirmektir.” demişsiniz. Peki, “Korumak ve geliştirmektir.” dediğiniz bu hakları Ceylan Önkol için tanımadınız değerli arkadaşlar. Uğur Kaymaz için, Berkin Elvan için, Medeni Yıldırım için, Miray bebek için, Taybet ana için, Roboski katliamında katlettiğiniz çocuklar için insan yaşamını korudunuz mu? Hayır, korumadınız çünkü sizin için onların hakkı korunmaya değer değil, çünkü onlar muhalif, çünkü onlar Kürt, çünkü onlar yok edilmesi gerekenler.

Peki, diğer bir şey, yine koymuşsunuz “Kamu hizmetlerinin eşit, tarafsız, dürüst biçimde sunulması bütün yönetsel faaliyetlerin temel özelliğidir.” Soruyorum, yüzlerce dilde anons yaptığınız İstanbul Havalimanı’nda niye Kürtçe anons yapmıyorsunuz? Ya da niye Kürtçe ana dilde eğitim ve sağlık hizmeti vermiyorsunuz? Herkese tarafsız, dürüst biçimde sunulmasını buraya yazmışsınız. Tarafsızlık neyi kapsıyor sizin için? Kamu hizmetine erişebilmenin en temel özelliği ana dilinde olması değil midir değerli arkadaşlar? Bunu da pas geçmişsiniz.

Peki, o zaman başka bir şeye bakalım. Demişsiniz ki: “Dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapmadan ayrımcılık söz konusu olmayacak.” Peki, soruyoruz: Kürtler, Aleviler, kadınlar, gayrimüslimler, LGBTI’ler, solcular, demokratlar, HDP’liler, muhalifler bu kapsamın içine giriyor mu, yoksa parantez açıp “Bunlar hariçtir.” diye mi yazacaksınız değerli arkadaşlar? Sanırım bütün bu gruplar bu sizin belirttiğiniz ilkenin dışında kalıyorlar.

Diğer bir mesele ve bence çok önemli, burası çok önemli, şimdi demişsiniz ki: “Haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes etkili kanun yollarına zahmetsiz şekilde erişebilmelidir. Adalete erişim, hak ve özgürlüklere saygının merkezindedir.” Ya, biz KHK’liyiz, dört yıldır OHAL Komisyonu karar versin de yargıya ulaşalım diye bekliyoruz. Siz bu ilkeyi yazarken gerçekten hiç utanmadınız mı ya?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Bunu bir KHK’linin okuyacağını, kanun hükmünde kararnamelerle işinden, aşından ettiğiniz insanların okuyacağını ve dört yıldır bu insanların mahkemeye ulaşmak için OHAL Komisyon kararını beklediğini bilmiyor musunuz? Bu yıl bir kez daha uzattınız Komisyonun görev süresini. Nasıl yazıyorsunuz buraya? Yazabiliyorsunuz yani bu kadar pervasız olabiliyorsunuz. Yaptığınız başka bir şey, söylediğiniz başka bir şey ama çok açık ve net söyleyelim, biz sizi yaptıklarınızdan tanıyoruz.

Bir de buraya başka koyduklarınız var: Masumiyet karinesi, adil yargılanma vesaire vesaire. Soruyoruz: Masumiyet karinesi Selahattin Demirtaş için niye geçerli değil? Masumiyet karinesi HDP’liler için, Kürtler için niye geçerli değil? Bir tek sizin için mi masumiyet karinesi geçerli değerli arkadaşlar?

Cezanın kişisel sorumluluğu. Siz, bu ülkede Can Dündar ceza aldı diye eşinin pasaportuna üç yıl el koydunuz, yasal olmayan yöntemlerle yurt dışına çıktı. Hangi sorumluluk? Hangi şahsi sorumluluk?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Siz bütün aileyi arşiv araştırması diye fişlediniz, insanları işe almadınız ya. Önce dönün, aynaya bakın ve lütfen ama lütfen biraz utanın. Biraz utanın, çok değil.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 10’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 10’uncu maddesiyle 6361 sayılı Kanun’un 44’üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenmesi öngörülen “k)” ve “l)” bentlerindeki “veya” ifadesinin “ya da” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır             Çetin Osman Budak

            Kocaeli                                  İzmir                                  Antalya

       Kadim Durmaz                     Sevda Erdan Kılıç             Müzeyyen Şevkin

             Tokat                                   İzmir                                   Adana

                                           Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                                                      Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına İzmir Milletvekili Sayın Sevda Erdan Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (CHP sıralarından alkışlar)

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu hafta Deprem Haftası. Ben de son İzmir depreminde depremi yaşadım, Deprem Araştırma Komisyonunun bir üyesiyim. Öncelikle deprem nedeniyle hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımızın ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum, bir daha böyle acılar yaşamamayı da canıgönülden diliyorum

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin geleceği olan ve ülkemize büyük yıkımlar yaratmış, canlarımızı yitirdiğimiz deprem felaketlerinden yıllarca ders alamadığımız apaçık ortada. Hâlen kamu kurumları, okullar, hastaneler dahi depreme dayanıklı hâle getirilememiş. Toplanan deprem vergileri başka yatırımlara harcanmış ve bu paralar şeffaflıktan uzak bir şekilde çarçur edilmiş. Ancak önümüzde bir fırsat var, Deprem Araştırma Komisyonu üyeleri olarak tarihî bir sorumluluğumuz olduğunun farkındayız. Deprem konusunda yetkin kurumların, bilim adamlarının, sivil toplum kuruluşlarının da dâhil olduğu, herkesin görüşlerinin alındığı, ortak akılla çıkacak bir raporun yasalaşması hâlinde, ileride yaşanabilecek depremlerde can ve mal kaybını en aza indirmeyi sağlayabiliriz. Rant değil, insan odaklı çalışmalarla, vatandaşlarımızın hem yaşam haklarını hem de mülkiyet haklarını güvence altına almak hepimizin, bu Meclisin görevi. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifine gelirsek, bu düzenleme tasarruf finansman şirketleri alanında çok çok geç kalınmış bir düzenleme. İleriye dönük, geneli itibarıyla olumlu bulduğumuz bu teklif, geçmiş yıllarda yaşanmış ve binlerce vatandaşımızı mağdur etmiş finanszede sorununu maalesef kalıcı bir şekilde çözmekten çok uzak. Yıllarca, insanlar bir umut yatırım yapacaklarına, ev, araba sahibi olacaklarına inanmışken maddi kayıpları bir yana çok da büyük hayal kırıklıklarına uğramışlardır.

Değerli milletvekilleri, umut demişken, insanlar bu pandemi sürecinde -aslında bu iktidara olan inançlarını yitirdikleri hâlde- bakanların, Cumhurbaşkanının televizyona çıkacağı anlarda “Belki bu zorlu süreçte bir yaramıza merhem olur mu? Güzel bir haber duyar mıyız?” diye televizyon ekranlarının başına oturdular. Ama ne gördüler? “Ey Kılıçdaroğlu”yla başlayıp “Şöyle büyüdük, böyle büyüdük”le devam edip sonra da TÜİK’ten yalan yanlış rakamlarla biten konuşmaları dinlediler. Vatandaşlarımız, ellerinde kumanda, derin bir umutsuzluk ve hayal kırıklığıyla devletin yanlarında olmadığını bir kez daha hissederek zor şartlardaki yaşamlarına geri döndüler. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, saraylardan, köşklerden, salonlardan çıkmazsanız, vatandaşın gerçek hâlini göremezsiniz. İnsanlar siyaset kurumuna artık güvenmiyor, insanlar devlet kurumuna da güvenmiyor. İnsanlar mahkemeye, hâkime, savcıya, adalete güvenini yitirmiş durumda. Son bir aydır, Elâzığ, Aksaray, Uşak, Kütahya olmak üzere, sokak sokak milletvekili arkadaşlarımızla gezip vatandaşı dinliyoruz. Ve ne çıkıyor ortaya biliyor musunuz? Hangi bölgede, hangi ilde olduğunuz önemli değil, sorunlar ortak ama vatandaş kaderine terk edilmiş maalesef. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, maalesef, gerçekler ne TÜİK rakamlarında ne de kamuoyu araştırmalarında; gerçekler sokakta, gerçekler gözyaşlarıyla mahsulünü çöpe döken çiftçilerde, gerçekler “Namusumla battım.” yazıp dükkânını kapatan esnafta, gerçekler fırının önünde askıda ekmek için kuyruk beklerken çocuğunun gözüne bakamayan babada, gerçekler doğal gazı ödeyemediği için evinde sıcak su kaynatıp çocuğunu ısıtmaya çalışan annelerin yüreğinde. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Gerçekler markete gidip kasada parası yetmediği için sepetin yarısını kasada bırakmak zorunda kalan emeklinin gözlerinde, gerçekler pazarların dağılma saatlerinde ezik, çürük meyve ve sebzeleri tezgâhların yanlarından toplayan babaların ellerinde ama ülkeyi yönetenler nerede? Ülkeyi yönetenler saraylarda, zevklerde, sefalarda.(CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, iktidar istediği kadar zaten Anayasa’da var olan, yasalarda var olan ama uygulanmayan eylem planlarını açıklasın; paketler, raporlar havada uçuşsun, hepsi açıklansın ama boş, ama nafile. Neden mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Beş dakika ver Başkanım, beş dakika daha ver. Güzel konuşuyor çünkü Allah için.

BAŞKAN -Tamamlayalım lütfen.

SEVDA ERDAN KILIÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Çünkü bu ülkenin vatandaşları yoksulluktan, hukuksuzluktan, haksızlıklardan nefessiz kalmış. Bu ülkedeki vatandaşlar nefes alamıyorlar. Burada en iyi kanunları yapsak ne yazar? Uygulayanların, bu ülkeyi yönetenlerin kulaklar sağır, vicdanları kör olmuş, biz ne yaparsak yapalım burada. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bir seçim yapmalısınız: Ya bu vicdansızlığa göz yumarak tarihin sayfalarına halkına sırtını dönen vekiller olarak geçeceksiniz ya da bizler gibi halkın gerçeklerini bu kürsülerde haykırıp insanlık dışı bu sisteme karşı bir duruş göstereceksiniz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Necdet İpekyüz                  Mehmet Ruştu Tiryaki              Ali Kenanoğlu

            Batman                                 Batman                                İstanbul

          Oya Ersoy                           Kemal Peköz        Gülüstan Kılıç Koçyiğit

           İstanbul                                 Adana                                    Muş

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Mehmet Metanet Çulhaoğlu          Dursun Ataş                        Aylin Cesur

                   Adana                           Kayseri                                 Isparta

           Hayrettin Nuhoğlu                                   Dursun Müsavat Dervişoğlu

                  İstanbul                                                                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Halkların Demokratik Partisi Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz’e aittir.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında partim adına söz almış bulunmaktayım.

Burada cezaların artırılmasından söz ediliyor. Aslında, Türkiye’de yurttaşa ceza artırılıyor; sermayeye, yandaşa ceza kaldırılıyor, affediliyor. Bir kere temel anlayış bu.

Bir yığın problem var; biz iş ve aş buluşmalarıyla birçok yere gidiyoruz, vatandaş açlıkla karşı karşıya, işsizlikle karşı karşıya; hele hele, hak ihlalleriyle ilgili insanlar artık isyan eder derecesine gelmişler ve Türkiye’de hiçbir şey olmamışçasına dün yeni İnsan Hakları Eylem Planı açıklandı. Arkadaşlarımız değindi, birçok siyasi partiden grup başkan vekilleri değindi. Şöyle bir kitapçığı ben spiralli bastırdım. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, hangi milletvekiline İnsan Hakları Eylem Planı gönderildi? Yemin ederken var, açıklanırken var, yurt dışı, medya, herkese var, bu Mecliste içeriği sadece Komisyonda görüşülmüş, hiç kimseye dağıtılmamış. Dış kapının dış mandalı… Siz ilgilenmeyin, karışmayın, sadece noter gibi elinizi kaldırın, indirin. Bu böyle olduğu zaman siz gerçek insan haklarıyla yan yana gelemezsiniz. Neydi? Bunun içeriğinin ve bu kitabın hepimizin elinde olması lazımdı, incelememiz lazımdı ama böyle bir şey yok.

Ne diyor Türkiye İnsan Hakları Vakfı uzun dönemdir, kurulduğundan beri? İnsan haklarıyla ilgili konuşmalarında diyor ki: “Biz ateşin düştüğü yerdeyiz.” Halkların Demokratik Partisi ateşin düştüğü yerde olduğu için hep bunu gündemde tutuyor ve gündemde tutmaya devam edecek; dün, bugün, yarın. Ne olursa olsun bunu getireceğiz, anlatacağız.

Neydi? İki yıldır İnsan Hakları Eylem Planı açıklanacak. Geçtiğimiz yıl da İnsan Hakları Komisyonunda konuşuldu, bu yıl da Adalet Bakanı gelip konuştu. İki yıldan sonra bir açıklama yapıldı. Yedi yıl önce de açıklama yapılmıştı. Yedi yıl önce açıklama yapılırken yetkililer bir veri sunmuştu: “Biz İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklıyoruz çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuranlarda en çok insan hakları ihlallerinin olduğu ülkelerden biri Türkiye.” Kaçıncı sırada? 5’inci sırada. Yüzde 15 buradan gitmiş. Yıl 2021; 2020 sonuyla oran ne olmuş biliyor musunuz yedi yıl sonra? 2’nci ülke Türkiye, 1’inci ülke Rusya. Orana vurmuyorum, Rusya’nın nüfusuna bakın, Türkiye'nin nüfusuna bakın. Siz yedi yılda nereden nereye gelmişsiniz. Bu, aslında, insan haklarında ne kadar açık verdiğimizin göstergesi ve ne tesadüf ki Adalet Bakanı bugün açıklama yaparken diyor ki: “Bir yerde demokrasi gelişmiyorsa insan hakları ihlalleri vardır ve bütçe açığı olur.” Ama biz biliyoruz ki iş aşta ve birçok arkadaşımız gezdiğinde, değil bütçe açığı, insanlar “Açız.” diyor. Burada, Mecliste Adalet ve Kalkınma Partisinin grubunda “Açız.” diye bağıranlar oldu. Oraya girmek her babayiğidin harcı değil, 10 kontrolden geçip giriyorlar. Orada “Açız.” diye bağırdılar. Veya giden yetkililere insanlar “Açız.” diye bağırıyorlar. Bunu dikkate almadığınızda ne olur?

Bir diğer sayı artmış, o da çok çarpıcı bir sayı. Türkiye’de cezaevleri yapılıyor, sürekli cezaevi yapılıyor. Bir ülke normalde cezaevlerini kapatıyorsa, cezaevine giren insan sayısı azalıyorsa… Hele hele siyasetçisi, gazetecisi, düşünce insanı, öğrencisi giriyorsa bunun izahı yoktur.

Neymiş? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine uyacağız. Birleşmiş Milletlerden söz ediyoruz; Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu eleştiriyor. Bakın, Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni seçim oldu. Senatoda 50 küsur senatör Başkana Türkiye’yle ilgili mektup gönderdiler. Daha iki gün önce Temsilciler Meclisinden 172 tane temsilci tekrar Türkiye’deki insan haklarını gündeme getirdiler. Siz önce içeriye, yurttaşa dönün ve buna bakın.

Cezaevlerinden söz ediyorduk, sayı artıyordu. Arkadaşlar, geçtiğimiz yıl, 2019’da cezaevinden 289 bin kişi çıkmış, 290 bin kişi girmiş. Bunu ben söylemiyorum, TÜİK söylüyor. Rakamlarla oynayan TÜİK bunu söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Ve siz bir infaz yasası değişikliği yaptınız geçen nisan ayında. Biz dedik ki: “Yapmayın, etmeyin; siyasetçileri bırakın, gazetecileri bırakın, düşünce insanlarını bırakın.” Yok. Şimdi Avrupa’ya hoş görünmeye çalışıyorsunuz, bir sıkışmışlığınız var bütçe açısından. Ya, Demirtaş davasından… İki gündür biz anlatıyoruz, bir aydır anlatıyoruz, dinlemiyorsunuz. Siz bunu yapmadığınız sürece ilerleyemezsiniz.

İnsan haklarıyla ilgili çok güzel bir deyim de geliştirmişsiniz, demişsiniz ki: “İnsan hakları ihlalleri artık olmayacak, şu anda istisnadır.” Nasıl ki siz İhale Kanunu’nda istisnalar geliştiriyorsanız, nasıl ki siz yandaşın vergisine bir istisna getiriyorsanız, siz insan hakları kurallarına da istisna getiriyorsunuz, ihlalleri kurala dönüştürüyorsunuz. Şu anda Türkiye’de insan hakları ihlalleri kurala dönüşmüş. Nedir? Bakın, iki gündür gösteriyor arkadaşlar. Batman’da bir çocuk kovalanıyor, bugün Batman Eş Başkanımız ifadeye çağırılıyor, ne deniyor biliyor musunuz? “Kışkırtıyorsunuz.” Normalde iktidarın bunu yapanları ortaya çıkarması lazım, yargılaması lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz İYİ PARTİ Adana Milletvekili Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nun 44’üncü maddesi üzerinde idari para cezalarında tutarlar yeniden düzenlenerek artırılıyor. Bu kanun teklifinin olumlu bulduğumuz maddelerini desteklerken, eksiklerini de düzeltmenizi bekliyoruz.

Lafa gelince “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır.” derken 5 müteahhide vergi ve kira affı tanıyanlara soruyorum: Bu kanundan önce mağdur olanların mağduriyetlerini giderecek bir düzenleme neden aklınıza gelmedi? Şehidimizin bize emanet ettiği değerli eşi Sultan Nur İmalı Hanımefendi’nin mağduriyetini nasıl gidereceksiniz? Adanalı hemşehrilerimden 120 ailenin mağduriyetini nasıl gidereceksiniz? Ankara’da 100 aile ne olacak? Daha niceleri mağdur olduklarıyla mı kalacaklar, dolandırıldıklarıyla mı kalacaklar, tüm bunları sineye mi çekecekler?

Vatandaşlarımız, hak ve hukuklarını koruyalım diye bizleri milletvekili seçtiler. Hâkimlerimiz burada çıkardığımız yasalara göre hüküm veriyorlar. Yasalaşacak tüm kanun tekliflerinin her harfine, her kelimesine, her cümlesine dikkat etmeli, özen göstermeliyiz. Böylece hem vatandaşımızın mağdur edilmesinin önüne geçmiş hem de yıllardır bu sistemde faaliyet gösteren iyi niyetli kurumsal firmaların korunmasını sağlamış oluruz. Mesela, bu kanun teklifiyle firmaların yaptıkları sözleşmelerde cayma hakkının on dört gün olması, yüzde 7 ila yüzde 12 oranlarında organizasyon bedelinin peşin alınması ve on dört günü aşan sürede üyelikten ayrılma durumunda bu bedelin geri ödenmemesi katılımcıları maddi anlamda ciddi zarara uğratır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener Hanımefendi ve biz İYİ PARTİ milletvekilleri Anadolu’yu il il, ilçe ilçe geziyoruz; vatandaşlarımızla, esnafımızla, çiftçimizle, işçilerimizle olmaya, dertlerini dinlemeye devam ediyoruz. Kahve, lokanta işletmecilerinin taleplerini söyleye söyleye dilimizde tüy bitti, nihayet duyurmayı başardık.

Geçen hafta Konya’da, Çumra’da, Ereğli’de ve memleketim Adana’da çiftçilerimiz feryatlarını bu kürsüden dile getirmemizi istediler. Bakın, hayvan ticareti yapan bir vatandaşımız ne diyor? “80 liralık yem beş ay sonra 130 lira oldu. Hayvancılık da, çiftçilik de bitti artık.” diyor. Bir başka çiftçimiz “Gübre fiyatlarına yüzde 70, yüzde 80 zam geldi, bir ton gübre 3.200-3.400 lira oldu, tarlama gübre atacak hâl kalmadı. Tarım ilacını 2018 yılında 22 liraya alıyordum, şimdi 110 lira oldu. Bugün bir dönümde yıllık bin lira masraf ediyoruz, 40 dönümde 40 bin lira masraf ediyoruz. Köyde en iyi durumda olanlardan biri olmama rağmen artık ben de, diğerleri de bitti, tükendik.” diyor. 3 milyondan fazla insanımız tarımsal üretimden vazgeçti. Üretim yapan bu çiftçilerimizin çığlıklarını duyun artık diyoruz, hâlâ duymuyorsunuz.

AK PARTİ iktidarları döneminde, on dokuz yılda ülkemizin 4,5 milyon hektar tarım arazisi boş kaldı, ekilmiyor yani çiftçi tarlasını ekemez oldu. “’Haciz gelmesin.’ diyerek traktörümü satmak zorunda kaldım.” diyen çiftçinin sesini duyun artık.

Büyükşehir Belediyesi Yasası’yla bir gecede 17.803 köy ve beldemiz, son yılda da köy kırsalı nüfusumuzun 755 bini âdeta yok oldu. Yani yılda 100 bin insanımızın köy kırsalından kentlere göç etmesine seyirci kaldınız. Meraları, yaylaları büyük şirketlere kiraladınız, bununla yetinmeyip -daha yeni- Karadeniz’de 15 yaylanın statüsünü de kaldırdınız. Siz ne yaptınız biliyor musunuz? Çiftçinin toprağına olan bağını bitirdiniz. Köylü milletin efendisiyken siz köylüyü itibarsızlaştırdınız. Tarımın bir millî güvenlik meselesi olduğunu görmüyorsunuz, görmeye de hiç niyetiniz olduğunu sanmıyorum. Ama unutmayın ki bugün vatandaşın yanında olmayanlar yarın perişan olacaklardır. Bu yanlış ve yandaş tarım politikanızı değiştirmezseniz gıda enflasyonundaki bugünkü yükselme daha da artmaya devam edecek. Vatandaşlarımız artık peynirini, sütünü alamayacak. İşte, sizin yandaş medyanız bile “Peynire alarm kilidi takıldı.” haberlerini yapıyorlar artık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Sözün bittiği yerdeyiz. Elbette bu aziz Türk milleti bunun hesabını da sandıkta sizden soracaktır diyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 11’inci madde üzerinde 3 önerge vardır.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 11 - 6361 sayılı Kanun’un 46’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve finansman” ibaresi “, finansman ve tasarruf finansman” şeklinde, üçüncü fıkrasının birinci cümlesi ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Yukarıdaki fıkralara aykırılık hâlinde Kurumun ilgili Cumhuriyet başsavcılığını muhatap talebi üzerine sulh ceza hâkimince, dava açılması hâlinde davaya bakan mahkemece iş yerlerinin faaliyetleri ve reklamları geçici olarak durdurulur, ilânları toplatılır, bu aykırılıkların internet aracılığıyla işlendiğinin tespit edilmesi durumunda içerik ve yer sağlayıcıları yurt içinde ise internet sitelerine erişimin engellenmesine ve/veya içeriğin çıkarılmasına ilişkin karar en geç kırk sekiz saat içinde verilir.”

"(4) Birinci ve ikinci fıkralardaki aykırılıkların içerik ve yer sağlayıcıları yurt dışında bulunan internet siteleri aracılığıyla gerçekleştirilmesi durumunda bu İnternet sitelerine erişimin engellenmesi ve/veya içeriğin kaldırılmasına ilişkin karar, Kurumun başvurusu üzerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yerine getirilir.

(5) İzinsiz tasarruf finansman faaliyetinde bulunan şirketler hakkında Kurul, 50/A maddesinin birinci fıkrası kapsamında tasfiye kararı verebilir. Hakkında tasfiye kararı verilen şirketlerle ilgili olarak 50/A maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır.”

       Tahsin Tarhan                        Tacettin Bayır      Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

            Kocaeli                                  İzmir                                  Manisa

       Kadim Durmaz                    Çetin Osman Budak            Müzeyyen Şevkin

             Tokat                                  Antalya                                 Adana

        Burcu Köksal

      Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Finansal Kiralama Kanun Teklifi’yle ilgili görüşüyoruz. Esasında bu kanuna olumlu bakıyoruz ama bu madde üzerinde çekincemiz var.

Ben size başka bir kiralamadan, daha doğrusu AKP döneminde sıkça rastladığımız bir cukkalamadan bahsedeceğim. Güzel memleketim Afyonkarahisar’da Çobanlar ilçesine bağlı Kocaöz kasabasında yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan bir vatandaş, Belediye Başkanının merayı ekip biçtiğinden dolayı merayı kullanamadığı için Kaymakamlığa mera işgalinden dolayı şikâyetçi oluyor 25/9/2019 tarihinde. Kaymakamlık tarafından keşif yapılıyor ve sonuçta Kocaöz Belediyesinin bir kısım araziyi kiraladığı ancak Belediyenin kiraladığı arazinin dışında kalan yerlerin de Belediye tarafından işgal edildiği tespit edilip men kararı veriliyor ve Kocaöz Belediye Başkanlığının haksızca işgal ettiği tespit ediliyor. Sonrasında -apar topar- Çobanlar Kaymakamlığı 15/10/2019 tarihinde men kararının uygulandığı şeklinde tutanağı tanzim ediyor. Fakat Belediyenin haksız işgali devam ediyor, hatta belediye bu araziyi babasının malı gibi çitlerle çeviriyor. Ayrıca söz konusu tutanağı düzenlemek için görevlendirilen İhsan Yalman adlı memurun eşinin AKP’nin eski İlçe Kadın Kolları Başkanı olduğu için yanlı davrandığı iddiaları ortalıkta dolaşıyor. Yine, Çobanlar Millî Emlak Şefliği ile Kocaöz Belediyesinin arasındaki kira sözleşmesinin de vatandaşın şikâyet tarihinden sonra elle düzenlendiği şeklinde iddialar da konuşuluyor. Söz konusu meranın Kocaöz Belediyesince kiralanıp ekildiğini belirtiyorlar ancak pancar teslim fişlerinde Belediye Başkanının isminin olduğu yani Belediye Başkanı adına teslim edildiği belirtiliyor ve soruyoruz biz de: Bu pancarların Belediye veya Millî Emlak adına teslim edilmesi gerekmiyor mu? Söz konusu merada bulunan trafo Belediye Başkanının adına mı kayıtlı, elektrik faturaları nereden ödeniyor?

İşte bu soruların cevabı ve Belediyenin işgale devam etmesi yüzünden vatandaş çaresizce cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuyor çünkü oradaki araziyi kullanamıyor, hayvanlarını otlatamıyor ve vatandaşa da deniyor ki: “Biz güçlüyüz, arkamızda AK PARTİ var; sen kadın başına ne yapabilirsin?” Bu kadıncağıza her türlü baskı uygulanıyor ama tehdit ve baskılara boyun eğmiyor, diyor ki: “Ben tek başıma da kalsam mücadele edeceğim.” Ferah Hanım, sana Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden sesleniyorum: Bu mücadelede tek başına değilsin, ben ve 134 Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşım sonuna kadar senin arkandayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi de bu araziye Rizeli bir iş adamını bulmuşlar; neymiş efendim, Cumhurbaşkanının Danışmanının referansıyla gelmiş! Neymiş efendim, orada para kazanacakmış! Peki, köylü ne olacak? Tek geçim kaynağı hayvancılık olan insanlar ne yapacak? “Coğrafya kaderdir.” diyorsunuz, eğer coğrafya kaderse o coğrafyanın verdiklerinden yararlanmak da orada yaşayan insanlara ait olmalı. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, siz, Çobanlarlı, Kocaözlü hemşehrilerimin kullanması gereken araziyi Afyonkarahisarlı bile olmayan birisinin kullanımına haksızca vermeyi düşünüyorsunuz. Neymiş? Yatırımmış; hangi yatırım, neyin yatırımı, kimin için yatırım? Yatırım, o bölgeyi ve o bölgenin insanlarını kalkındırmak için yapılmalı ama AKP dönemindeki yatırımlar yandaşları kalkındırmak için oluyor. Alışmışsınız “İstediğimi yaparım.” mantığına, haksızlıklara karşı gelen, sizin baskılarınıza boyun eğmeyeni de ezmeye kalkıyorsunuz. Size daha önce bu kürsüden söyledim yine söylüyorum: Hiçbir hemşehrimi size ez-dir-me-ye-ce-ğim. (CHP sıralarından alkışlar)

Para sevginiz, rant sevdanız öyle boyutlara ulaştı ki artık kendi seçmeninizi ve tabanınızı bile gözünüz görmüyor. Size oy veren milyonlarca kişiyi mağdur etmekten çekinmiyorsunuz. Meraları talanınız, yanlış tarım politikalarınız yüzünden tarım ve hayvancılık sürekli kan kaybediyor. Size söyleyeceğim tek bir şey var, Albert Einstein çok güzel bir şey söylemiş: “Tarımı ihmal eden ülke, intihar ediyor demektir. Gelişmiş bir ülkenin semalarında ne kadar çok uçağın uçtuğu değil, ne kadar çok arının uçtuğu önemlidir. Eğer arılar ölürse sonraki yıllarda insanlar da ölür.” Kulağınıza küpe olsun AKP.

Genel Kurula saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini teklif ederiz.

         Habip Eksik                         Ali Kenanoğlu                     Kemal Peköz

             Iğdır                                  İstanbul                                 Adana

          Oya Ersoy                     Mehmet Ruştu Tiryaki  Gülüstan Kılıç Koçyiğit

           İstanbul                                Batman                                   Muş

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    İbrahim Halil Oral                      Hüseyin Örs              Hayrettin Nuhoğlu

            Ankara                                 Trabzon                               İstanbul

         Dursun Ataş                 Mehmet Metanet Çulhaoğlu Dursun Müsavat Dervişoğlu

            Kayseri                                 Adana                                   İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Halkların Demokratik Partisi Iğdır Milletvekili Sayın Habip Eksik’e aittir.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten önemli bir süreç geçiriyoruz. Ben dün de bir konuşma yapmıştım bu pandemi süreci üzerine, bugün de konuşmamı buna ayıracağım.

Hepimiz hatırlarız, halklarımız da hatırlar; Sağlık Bakanı çıkıp “Her vaka, vaka değildir.” dedi ve ondan sonra da maalesef 9 Ekimde de bu söylediğinin yanlış olduğunu kabul ederek turkuaz tabloyu değiştirdi ve vaka sayılarını bu defa artırıp doğru şekilde yazdı. Ki bundan daha fazla olduğunu da söylemiştik ama en azından 1 milyon 748 bine çıkardığını gördük; bir anda yüzde 200-300 artırdığını gördük. Fakat Plan ve Bütçe Komisyonunda da burada Genel Kurul aşamasında da sağlık bütçesi görüşülürken söylemiştim; Sayın Bakanın ölüm sayılarını düzeltmediğini, pandemiyi başından sonuna kadar gerçek dışı verilerle yönettiğini ve maalesef her Bilim Kurulu kararını da saraya götürüp, onaylatıp öyle getirmek zorunda kaldığını, o açıdan ölüm rakamlarını doğru vermediğini söylemiştik. O da bize şunu söylemişti: “Bu rakamlar sene sonunda TÜİK’in verdiği rakamlarla karşılaştırıldığı zaman doğru olduğunu göreceksiniz.” Böyle bir savunma yapmıştı. Biz o zaman da hazırlanan ölüm raporlarını, Ölüm Bildirim Sistemi’ne giren ölüm raporlarını göstererek yanlış düzenlendiğini, âdeta sahte ölüm raporlarının düzenlendiğini çünkü yanlış tanılar konduğunu söylemiştik, anlatmıştık, kabul etmemişti. Fakat geçenlerde TÜİK nüfus artış hızını açıkladı ve orada gerçekten dehşet verici bir rakam ortaya çıktı. Geçmiş yıllardan bugüne, 2008’den 2020’ye kadar verileri kıyasladığımız zaman, nüfus artış miktarını kıyasladığımız zaman 2020’nin devasa düzeyde düştüğünü, çok acayip şekilde azaldığını gördük; bir önceki yıl 1 milyon 151 bin 115 iken, 2020’de 459.365’e düştüğünü gördük. Şimdi size şöyle söyleyeyim: TÜİK’in verileri geçmiş yıllar paralel çiziyor ama bir anda, 2020’de sanki insanlar uzaya fırlamış gibi ortadan yok oluyor, puf. Şimdi, bu verileri kıyasladık. Nüfus artış miktarını belirleyen parametreler vardır. Birincisi, o yıl içerisinde doğan canlı doğum sayısı. İkincisi, o yıl içerisinde gerçekleşen ölüm sayıları. Üçüncüsü, artı-eksi şeklinde etkileyen göç miktarı. Bakın, canlı doğum sayılarına ulaşmamız zor, vermiyor çünkü. Biliyorsunuz, maalesef bilimsel çalışmalara Sağlık Bakanlığı birçok şeyi kapatmış. Bu pandemi sürecinde coronavirüs üzerine de çalışma yapılamasını yasaklamış, izne tabi tutmuş, ona erişemedik. Yalnız TÜİK’in açıkladığı verilerden yola çıkarak 0-4 yaş grubunu bulabiliyoruz, zaten bizimle paylaşmış. Bir önceki sene 6 milyon 345 bin 136. 2020’de ise bu rakam yani 0-4 yaş grubu arası 6 milyon 121 bin 707. Biz bunları çıkardığımız zaman şöyle bir rakam ortaya çıkar: 223.429. Ama totale baktığınız zaman bu sene Türkiye’de nüfus artış miktarının 691.750 azaldığını görürsünüz. Yani buradan ortaya çıkan, çocuk sayısıyla ilgili olan sadece 223 bin. Açıkçası şunu görüyoruz: 468.321 kişi ortada yok, puf, yok olmuş yani. Bunların sebebi şu olabilir: Pandemiden dolayı bu insanlar yaşamını yitirdi ama AKP iktidarı sakladı, bu olabilir. İkincisi, sağlık hizmetine erişemediği için yaşamını yitirdi, bu olabilir. Üçüncüsü, her sene bizim ülkemize 400 bin-500 bin göç oluyormuş, oturma izni veriyormuşsunuz, vatandaşlık veriyormuşsunuz, bu sene onu vermemişsiniz, ondan dolayı olabilir ki böyle bir şey olsa bu rezalet.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Böyle bir durum söz konusu değil. Büyük ihtimalle bu, ölümle alakalıdır, pandeminin ortaya çıkardığı etkiyle alakalıdır, onun yarattığı nedenlerden dolayı insanlarımızın yaşamını yitirmesiyle alakalıdır.

İbrahim Bey, dün sormuştunuz, başınızı eğmeyin, iyi dinleyin. Ölüm sayılarının gerçeği yansıtmadığını söylemiştim ben size, açıklayacağımı da söylemiştim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bana sataştı.

HABİP EKSİK (Devamla) – Sataştım, onu da söyleyeyim.

Şimdi, bir şey daha söyleyeyim: Çocuk sayısının azalması yani canlı doğum sayısının azalması da ayrı bir sıkıntıdır, ekonomik krizden dolayı insanlarımız demek ki çocuk yapmak istemiyorlar. Kısacası, Sağlık Bakanının pandemiyi yönetme süreci âdeta Erzurum’daki Dadaş Teyo amcanın yalanlarıyla süreci yönetmesine benziyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz İYİ PARTİ Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs’e aittir.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 11’inci maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1-7 Mart tarihleri arasında kutlanan Muhasebe Haftası’nda, pandemi sürecinde çok zor şartlarda hizmet vermeye devam eden serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirlerimize işlerinde kolaylıklar diliyorum, sağlık temenni ediyorum.

Bu meslek grubunda üniversitede hocalığını yaptığım çok sayıda öğrencim var. Başta onlar olmak üzere, tüm muhasebecilerimizin bu haftasını da kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, ilgili maddeyle tasarruf finansman şirketlerinin izinsiz faaliyette bulunan kişiler hakkında belirlenen adli ceza hükümleri kapsamına alınması amaçlanmaktadır. Ayrıca, maddeyle izinsiz faaliyetin internet aracılığıyla işlenmesi hâlinde içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararı verilebilmesi ve izinsiz tasarruf finansman faaliyetinde bulanan şirketler hakkında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından tasfiye kararı verilebilmesi yönünde düzenleme yapılmaktadır ki bu düzenlemeyi de olumlu bulmaktayım.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’ye mensup arkadaşlarımız, çok sevgili, sayın milletvekillerimiz hemen her gün bu kürsüde konuşuyor, pembe tablolar çiziyorlar, yetmiyor akşamları televizyonlarda adının başına unvanlar almış akademisyen, gazeteci, araştırmacı, yazar, uzmanlar konuşuyorlar “Türkiye şöyle uçtu, dünyada böyle lider oldu, bakın Avrupa bizi nasıl kıskanıyor.” diye anlatıyorlar; sabah aynı manşetle çıkacak olan gazeteleri saymıyorum bile.

Değerli arkadaşlar, başta Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener olmak üzere milletvekili arkadaşlarımızla Anadolu’yu adım adım dolaşıyoruz; il il, ilçe ilçe Türkiye’nin her bölgesinde vatandaşlarımızla bir araya geliyoruz. Şahsen ben son bir ayda Aksaray, Kırşehir, Ordu, Mersin ve geçtiğimiz hafta da Edirne illerimizdeydim, değerli milletvekillerimiz de başka şehirlerde programlarını yaptılar. Bu saha çalışmalarında gördük ki insanımızın yaşadığı sorunlar ile akşam medyanın tartıştığı sorunlar birbirinden çok farklı, gündüz sokakta yaşanan ile akşam televizyonda konuşulanlar bir değil, vatandaşın gündemi ile iktidarın gündemi bambaşka. Buradan AK PARTİ’li arkadaşlarıma biraz seslenmek istiyorum: Değerli arkadaşlar, esnaf “Bir gün bile dayanacak gücümüz kalmadı.” diyor, siz “Müjde müjde, yeni Anayasa çalışmasında yol aldık.” diyorsunuz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ay’a gidiyoruz, Ay’a!

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – 2 milyon küsur öğrenci “Tablet ve internete ulaşamıyorum, eğitimden mahrum kaldım.” diyor, siz “İngiltere küçüldü, biz büyüdük.” diyorsunuz.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Ay’a gidiyoruz Hocam, Ay’a!

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çiftçi, üretici “Girdi maliyetleri arttı, ürünüm para etmiyor, traktörüm hacizlendi.” diyor, siz “Türkiye 2020’de yüzde 1,8 büyüdü.” diyorsunuz. Değerli arkadaşlar, algı karın doyurmuyor. Yapay gündemler, elektrik, su, doğal gaz faturası ödemiyor, siyaset iletişimiyle ay sonu hiç gelmiyor. Siz “Ay’a gidiyoruz, Ay’a gidecek insanımıza astronot, kozmonot demeyelim de ne diyelim?” diye isim ararken, “Ay’daki madenlerden nasıl faydalanırız?” diye televizyon reklamlarında derin akademik tartışmalar yaptırırken, millet “Ayın sonunu nasıl getiririm?” diye düşünüyor. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Şunu bilesiniz ki: Milletin gündemi Ay’a gitmek değil, ayın sonunu getirmektir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bugün ekonomide, hukukta, liyakatta, kamu idaresinde gelinen nokta partili Cumhurbaşkanlığının getirdiği bir savrulma sürecinin sonucu ve bir parti devleti inşasının tahribatıdır. Bundan umutlu olan bir avuç azınlık vardır ama milletin durumu da ortadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin gündemi yoksulluktur, Türkiye'nin gündemi fakirliktir, işsizliktir, Türkiye'nin gündemi torpildir, adam kayırmacılıktır.

Konuşmamın sonunda yine AK PARTİ’li arkadaşlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum: Milletle inatlaşmayın. Ülkenin gerçek gündemine dönün, milletin sesine kulak verin, vatandaşın derdine derman olun diyor, Genel Kurul saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, ilk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 12’nci maddesiyle 6361 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen 49/A maddesindeki “davrananlar” ibaresinden sonra “,” işaretinin eklenmesini, “veya” ibaresinin “ya da” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Tahsin Tarhan                            Tacettin Bayır          Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                  Kocaeli                                       İzmir                                       Manisa

          Çetin Osman Budak                      Müzeyyen Şevkin                     Kadim Durmaz

                  Antalya                                      Adana                                       Tokat

               Bedri Serter

                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talep eden Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Sayın Bedri Serter.

Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDRİ SERTER (İzmir) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Kanunun 12’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Burada bu maddeleri hazırlayan kişilere, emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bugüne kadar vatandaşa tabela ofislerini “kredi finansman şirketi” diye yutturup halkımızı bir rüyaya daldıran, “Ev ve araba vereceğiz.” diyen ve şu ana kadar hiçbir hükmi şahsiyeti olmayan kişiler ile vatandaşı baş başa bıraktınız. Hani, size bir hatırlatayım, bir dönem Jet Fadıl’ınız vardı ya, arkasından Deniz Feneri ve buna benzer bir yığın dernek, reklamlarda “Çiftlik Bank” diye bağıran Tosuncuk’unuz vardı ya, işte, bu işin sonu da ona benzeyecek gibi geliyor. Bu maddeyi koysanız da koymasanız da halkımızın aileleriyle ve çocuklarıyla kurdukları hayallerini şimdiye kadar yıktınız, yine yıkacaksınız diye çok üzgünüm. Şu anda siz bu şirketleri adaletten ve yargıdan kaçırıp işlemlerini istediğiniz gibi yapacak BDDK’ye teslim ediyorsunuz; bunu da bugüne kadar sır gibi saklamaya çalıştınız ama bizim gözümüzden hiçbir şey kaçmıyor. Sır açığa çıktı ve kendiniz de uygulamaya çalışıyorsunuz.

Sır dedim, bir anda aklıma geldi; özellikle “Ticari sır.” deyip duruyorsunuz ya Hükûmet olarak; anlamına bir bakayım dedim, ne demekmiş biliyor musunuz? “Bir şirketin rakiplerine karşı ekonomik avantaj elde etmesini sağlayan bilgi bütünü.” İkinci anlamı “Gizli bilgi ya da sınıflandırılmış bilgi” demekmiş. Şimdi esasa gelelim: Hani, AKP Genel Başkanı söyleyip duruyor ya “Devleti anonim şirket gibi yöneteceğim.” diye; işte, o yüzden bütün bu olup bitenlere ticari sır demek zorunda kalıyorsunuz. Ama bu Hükûmetin başının şunu bilmesi lazım ki: İdare ettiğiniz her delikli kuruşta tüyü bitmemiş yetimin hakkı var. Halktan devletin işlerini “ticari sır” diye saklamak insanın aklında tuhaf şeyler uyandırıyor; takdir halkın ve Meclisimizin.

Gelelim sırlarınızın ne olduğunu değerlendirmeye. Hepinizin hayatını, canını ilgilendiren coronavirüs aşısını soruyoruz “Ne kadar geldi? Kaça geldi?” diyoruz “ticari sır” diyorsunuz. Yap-işlet-devret yatırımlarının maliyetini soruyoruz “Bunlar kaça mal oldu?” diyoruz “ticari sır” diyorsunuz. Haftaya getireceğiniz torba kanunda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının borcu olan özel sektör firmalarına aleni devlet desteği sağlayacak bir madde getiriyorsunuz; yine halk aç kalıp yandaşları ihya edecek ve bu yetki önümüzdeki on yıl için Cumhurbaşkanına verilecek, buna da “ticari sır” diyorsunuz. Soruyoruz “İngiltere’deki, sayısı elimizin parmakları kadar olan faizci tefecilere 192 milyar dolar ödendi, niye ödediniz?” diyoruz “ticari sır” diyorsunuz. Her şey sır ama 11 milyon genç işsizim çıplak, ortada. 1 trilyon 833 milyon devlet borcu çıplak, ortada. Sarayın bir günlük maliyeti 10 milyar TL, çıplak, ortada. Bir senede kişi başına düşen millî gelir de 5 bin TL azalmış, çıplak, ortada. Çöpten karnını doyuran vatandaşlar çıplak, ortada. İşte, bunların hiçbirini sır olarak saklayamıyorsunuz, apaçık, gerçekler ortada. (CHP sıralarından alkışlar) Damat Bakan istifa edeli dört aya yakın oldu, o günden beri sorup duruyoruz “128 milyar dolar nereye gitti?” diye, AKP Hükûmetinin aklı başına yeni geldi, bir hafta önce evelendi gevelendi ve birkaç cevap verilmedi; dört aydır verilmeyen cevap çırılçıplak ortada. 128 milyar dolar kaç Türk lirası ediyor biliyor musunuz arkadaşlar? 932 milyar TL etmekte. Bununla neler yapılabilir biliyor musunuz? Siz yapmadınız ama biz neler yapardık bu para buharlaşıp gitmeseydi. 1 milyon işsizimize -hiçbir iş yapmadan- bu Covid döneminde üçer bin lira her ay bir yıl öderdik, 1 milyon 300 bin esnafın 13 milyon TL kredi borcunun tamamını kapatırdık, çiftçilerimizin bankalara olan 5 milyar TL borcunun tamamını kapatıp devletten alacakları teşviklerin hepsini verirdik, 4 milyon 35 bin KOBİ’nin 16 milyar TL kredi borcunun tamamını kapatırdık, asgari ücretlinin doğal gaz borçları silinirdi, 50 milyon vatandaşımız dünyadaki en iyi Covid aşısıyla 2 doz aşılanırdı, EBA’ya erişemeyen her bir öğrencimizi yeni tabletlerle buluştururduk, sizin dilenci durumuna düşürdüğünüz 807 bin esnafımıza bir yıl boyunca her ay 3 bin TL karşılıksız destek verirdik, bu dönemde işsiz kalan 26 bin müzisyenimizi hiçbir şekilde parasız bırakmazdık. Bu kadar destekleri verdikten sonra cebemizde ne kalıyor biliyor musunuz? 467 milyar TL. Bu kalanla da emeklilikte yaşa takılanların haklarını öderdik. Başta Tank Palet Fabrikası olmak üzere kapatılan, yabancılara satılan tüm fabrikaların hepsini hayata geçirir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEDRİ SERTER (Devamla) - …1 milyon istihdam yaratıp onları tekrar ekonomiye kazandırırdık; üstüne, Ankara-İzmir hızlı tren hattı, Sivas hızlı tren hattı, Aksaray’dan Mersin’e kadar uzanan hızlı tren hatları biter, Çandarlı Limanı ve bütün limanlarımızı deniz ticaretine kazandırma yoluyla canlandırırdık. Üstüne para yine kalıyor. Bütün paraları üniversite gençliğimizin rahat etmesi, iş sahibi olabilmesi için tüm eğitim kurumlarımıza ve gençlerimize harcardık. İşte, bunların hiçbir tanesi bizim iktidarımızda sır değil, apaçık, şeffaf ortada ve gerçek olacak hem de iktidarımızın ilk haftasında uygulamaya konacaktır.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde geçen “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Zeynel Özen                         Ali Kenanoğlu                     Kemal Peköz

           İstanbul                                İstanbul                                 Adana

          Oya Ersoy                    Gülüstan Kılıç Koçyiğit   Mehmet Ruştu Tiryaki

           İstanbul                                  Muş                                   Batman

               

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Dursun Ataş               Hayrettin Nuhoğlu

            Adana                                 Kayseri                                İstanbul

    İbrahim Halil Oral                       Şenol Sunat    Dursun Müsavat Dervişoğlu

            Ankara                                 Ankara                                  İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Özen’e aittir.

Buyurun Sayın Özen. (HDP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, Selahattin Demirtaş davasıyla konuşmama başlayacağım. Burada onlarca defa anlatıldı fakat Selahattin Demirtaş ve onun gibi rehin tutulan tüm tutsaklar bırakılana kadar da anlatmaya devam edeceğiz. AİHM, hâlihazırda tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına dair önlemlerin alınmasına karar vermiştir. AİHM Büyük Dairenin kararları ise kesin olup başkaca da itiraz yolu yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesinde, Türkiye’de yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulamayacağı, milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde milletlerarası andlaşmanın esas alınacağı hükme bağlanmıştır. AİHM tarafından Demirtaş başvurusuna dair kararın verilmesinin üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen Demirtaş, hâlâ cezaevinde rehin tutulmaktadır. Avrupa Parlamentosunun Demirtaş’ın siyasi rehineliğinin bir an önce sonlandırılması gerektiği çağrısı da ortadadır. Osman Kavala ve daha birçok aydın, AİHM kararlarında aksi yönde hükümler verilmesine rağmen yargının iktidarın siyasi sopası olmasından ötürü rehin durumdadırlar. Berberoğlu kararı da ortadadır; bu da Meclisin bir ayıbıdır.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu ve 14’üncü maddelerinde hiçbir, din, siyasal ve diğer kanaate ayrımcılık yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Alevi yurttaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açtıkları davalarda Türkiye’de cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmediği için iç hukukta tanınan avantajlardan mahrum bırakıldığını işaret eden çeşitli mahkeme kararlarında, bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu ve 14’üncü maddelerine aykırı olarak Alevilere ayrımcılık yapıldığı birçok kez ifade edilmiştir. Zorunlu din dersleriyle ilgili de birçok kez kaldırılması gerektiğine dair kararlar verilmiştir fakat bugüne kadar Alevilerle ilgili çıkan bu müspet yöndeki kararların hiçbirisi uygulanmamıştır. AİHM’in hâlihazırda tutuklu bulunan bu insanlar hakkında verdiği kararlar bir an önce uygulanmalıdır.

AKP Genel Başkanı Erdoğan, dün “İnsan Hakları Eylem Planı” diye bir şey açıkladı. Burada Yargı Reformu Strateji Planı olarak belirtilen bölümde tutukluluğun istisnai hâle getirilmesi, düşünce açıklamaları nedeniyle kişilerin özgürlükten yoksun bırakılmayacağından söz edilmekte. Zaten bu ifadeler bile ülkenin başlı başına demokratik bir ülke olmadığının, demokrasinin olmadığının tescilidir, itirafıdır. En asgari demokrasiyle yönetilen ülkelerde bile bu temel haklar sağlanmıştır. Bunun için, kamuoyunu yanıltmak için bir paket açıklamaya gerek yoktur.

Bizim seçmenlerimize hakaret eden bir iktidar mevcuttur. İktidar HDP’ye saldırarak bitmek üzere olan siyasi ömrünü uzatabileceğini sanmaktadır, HDP’ye oy verenleri lanetleyip hakaretler ediyor. Bizim seçmenlerimiz bize gönül bağıyla oylarını veriyor. Sizler gibi, makarna paketleri, çaylar, odun ve kömür torbaları için oy almıyoruz.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Vatandaşı aşağılıyorsun, hakaret ediyorsun.

ZEYNEL ÖZEN (Devamla) – İktidar, 12 Eylül faşist cuntası anayasasıyla ülkeyi yönetiyor ama bu faşist anayasa bile AKP’nin hızına yetmemektedir. Şimdi de siparişle gelen siyasi fezlekelerle bizlerin mücadele azmini kırabileceklerini sanıyorlar; ne kadar yanıldıklarını bir sonraki seçimde göreceklerdir.

Burada HDP’nin logosuna bakın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEL ÖZEN (Devamla) – Bu bir çınar ve meşe ağacıdır. Çınar binlerce yıl yaşar, meşe de öyle bir ağaçtır ki yakarsınız, bombalarsınız, kesersiniz ama daha da gür çıkar ve yok edemezsiniz. Bizleri fezlekelerle, kapatma tehditleriyle korkutabileceklerini sananlar...

Hüseyin İnan’a idama giderken diyorlar ki: “Hüseyin korkuyor musun?” “Biz o korkuyu Kerbelâ’da bıraktık. Yezid’in, Muaviye’nin oyunları bizi korkutamaz.” diyor.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz İYİ PARTİ Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş’a ait.

Buyurun Sayın Dursun Ataş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşülen kanun teklifi, olumlu bulduğumuz bir kanun teklifidir ve buradan Komisyon Başkanımıza -hemşehri kontenjanından- Komisyon üyelerinin de tamamına teşekkürlerimi belirterek başlamak istiyorum.

Genel olarak olumlu olmakla beraber kanun teklifinin genelinde eksikler mevcuttur. Devlet, şirketler karşısında güçsüz olan vatandaşını korumakla yükümlüdür. Geçmişte örnekleri olan Çiftlik Bank, JetPA, YİMPAŞ, KOMBASSAN gibi benzer şirketlerden vatandaşı koruyacak düzenlemeler de yapılmalıydı. Bu düzenlemeleri ihlal edenlere de siyasi ve dinî görüşlerine bakılmaksızın gerekli cezalar verilmelidir. Hiç kimsenin, vatandaşın zorla kazandığı üç kuruşu dolandırmaya cesareti olmamalıdır.

Sayın milletvekilleri, 2018 yılından beri giderek derinleşen ekonomik kriz, enflasyon, yeni getirilen vergiler, zamlar, hayat pahalılığı, alım gücünün azalması ve pandemi kısıtlamaları karşısında vatandaş geçinemez hâle gelmiştir. Yoksulluk her geçen gün artmaktadır. Geçinemeyen vatandaş kredi üstüne kredi kullanmakta, kredi kartlarına mahkûm olmaktadır. Borcunu borçla kapatarak hayatını idame ettirmeye çalışan milyonlarca vatandaşımız bulunmaktadır. İşsizliğin tavan yaptığı, esnafın kepenk indirdiği, halkın yüzde 64’ünün borçlu olduğu, yüzde 90’ının da borcunu ödemekte zorlandığı göz önüne alındığında durumun vahameti daha net görülmektedir. Tüm bunlar karşısında iktidar milletvekili “Vatandaş kuru ekmek yiyorsa aç değildir.” demektedir. Hükûmet üç maymunu oynasa da gelinen noktada açlık sınırı 2.257 lira, yoksulluk sınırı 7.353 lira, asgari ücret ise 2.825 liradır yani iktidar sahipleri saraylarda yaşam sürerken, yandaşlar ihalelerle ihya edilirken milyonlarca asgari ücretli açlık sınırında yaşam savaşı vermektedir. İktidar ekonomik krizin yükünü vatandaşın sırtından alacak önlemler yerine her geçen gün artan vergilerle şatafatını, lüksünü, israfını vatandaşın sırtına yüklemektedir; bu düzen böyle gitmez, vatandaşa bu kadar yüklenilmez.

Sayın milletvekilleri, seçim bölgem Kayseri’de de vatandaş zor durumdadır. Eskiden sanayi, ticaret ve tarım şehri olarak bilinen Kayseri’de bugün her şey geriye gitmektedir. Dün, iktidara rekor oylar veren Kayseri’de bugün, sanayici, esnaf, çiftçi, işçi, emekçi, emekli kısaca her kesim iktidardan şikâyetçidir. Yatırımlarda hep görmezden gelinen Kayseri, Türkiye’nin tam ortasında, bütün önemli yolların kesişen noktasında olmasına rağmen zor ulaşılan bir şehir hâline gelmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında demir yoluna kavuşarak önemli sanayi tesisleri kurulan Kayseri’de bugün havaalanı yetersiz, direkt uçuşlar çok az, Ankara-Kayseri yolu bile düzenli değil, çalışması bir türlü bitmiyor, otobanı yok, hızlı tren maalesef ki yok.

Sonuç olarak, ulaşım projelerinden dışlanmış Kayseri lojistik anlamda da geri kalmıştır, ihracat yapan firmalarımız da bundan olumsuz bir şekilde etkilenmektedir. İktidarın yanlış politikaları yüzünden plastik, mobilya, makine, cam, kimya ve inşaat gibi birçok sektör geriye gitmektedir. Kayseri’de birçok firma zaten değerinin çok üzerinde olan konteynerleri bulamamaktadır, ürettiği ürünlerin ihracatını yapamamakta, malları teslim edemediği için ücretlerini alamamaktan depolarda yer kalmamıştır ve depolama maliyetleri artmıştır. Eğer bu konuya bir çözüm üretilemezse Kayseri’de birçok firma batacaktır. İktidar, Kayseri’yi görmezden gelmeyi bırakmalıdır. Aksi takdirde, köklü bir ticaret ve üretim kültürüne sahip Kayseri, cumhuriyet tarihi boyunca yetiştirdiği iş adamlarıyla, yaptığı üretim ve katkılarla Türkiye ekonomisindeki önemli yerini kaybetmek üzeredir.

Yine, Kayseri’de esnaf zor durumdadır. Milattan önce 2000’lerden itibaren Kayseri’de başlayan ticaret belki de en zor günlerini yaşamaktadır. Cumhurbaşkanı “Kapanan iş yeri yok.” dese de, Kayseri Esnaf Odası kayıtlarına göre son bir yılda yaklaşık bin esnaf kepenk kapatmıştır. Kayseri Ticaret Odası kayıtlarına göre de tam 317 firma yani şirket kapanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Yaklaşık 70 bin kişi kısa çalışma ödeneğiyle geçimini sürdürmeye çalışmaktadır. Şehrimizde 30 bin kişi ücretsiz izne çıkarılmıştır. 2020 yılında Kayseri’de İŞKUR’a ilk kez başvuranların sayısı 90 bin kişiden fazladır. Bu rakamlar resmî rakamlardır, kayıtlara geçmeyen çok daha fazlasıdır.

Sonuç olarak, Kayseri’nin en önemli gelir kaynakları olan ticaret, sanayi, madencilik, tarım ve hayvancılık alanlarındaki faaliyetlerin azalması; buna bağlı işsizlik, enflasyonun yükselmesi, döviz kurlarının artması ve pahalılık vatandaşı çok zor duruma düşürmüştür.

Sayın milletvekilleri, iktidar bir an önce harekete geçmeli, saraylardan çıkıp vatandaşın hâlini görmeli, geçim derdindeki vatandaşa çare olacak hamleleri yapmalıdır. AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın dediği gibi, bir tarafta açlık ve yoksulluk, diğer tarafta lüks ve şatafat varsa burada bir sorun var demektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.26

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan 23 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1193) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 23)

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 245 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3053) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 245)

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da Komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Mart 2021 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.28



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 251 S. Sayılı Basmayazı 2/3/2021 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.