TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

53’üncü Birleşim

                                                                                        2 Mart 2021 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Yeşilay Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, 2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı olarak kutlanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, fındık üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 28 Şubat postmodern darbesinin 24’üncü yıl dönümünün geride bırakıldığına, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle darbeyi durduran milletin bir daha asla 28 Şubatlara müsaade etmeyeceğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, çeşitli nedenlerle eğitim hayatını kendi istekleriyle sonlandırmak zorunda kalan gençlerin öğrenci affı beklediğine, cana kastetmemiş, kural hataları nedeniyle ehliyetlerine el konulan ve ekmeğini şoförlük yaparak kazanan vatandaşlara ehliyet affı çıkarılmasının talepleri olduğuna ilişkin açıklaması

 

3.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, 1-7 Mart haftasının deprem bilincinin oluşturulması amacıyla Deprem Haftası olarak ilan edildiğine, yapılacağı söylenen adalet reformu içinde avukatların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve avukatların hayatlarının önemli bir bölümünü geçirdikleri adliye binalarının yenilenmesinin olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, son yıllarda Gaziantep ilinde cinayet, şüpheli ölüm ve intiharın arttığına, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun’un ivedilikle uygulanması gerektiğine, konuyla ilgili bir araştırma komisyonu kurulması için Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin ili Çamlıyayla ilçesinin nüfusunun yaz aylarında 100 bini geçtiğine, Mersin-Çamlıyayla arasında on beş yıla yakın bir zamandır yapım çalışması süren yolun kamulaştırma sorunu nedeniyle bir türlü bitirilemediğine, gerekirse acele kamulaştırma kararı alınarak bu yolun tamamlanmasını Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’ndan talep ettiklerine ilişkin açıklaması

6.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşaklılara ve il yöneticilerine pandemi sürecindeki dikkatlerinden dolayı teşekkür ettiğine, normalleşme süreci başladığına göre bir yıldır kapalı olan Uşak Havalimanının hizmete açılmasını talep ettiklerine, ikinci el otomobil satışına binde 5 vergi getirilmesine ilişkin tekliften vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, pandemi döneminde trafik cezalarının çok arttığına, âdeta vergilendirmeye dönüşen bu uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Covid-19 pandemi sürecinde getirilen kısıtlamaların toplumu olumsuz etkilediğine, AKP’nin çözümsüzlükte ısrarcı politikaları ve sosyal devlet anlayışından uzak yaklaşımının yurttaşların sorunlarını daha da derinleştirdiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ücretli öğretmenlik uygulamasının Millî Eğitim Bakanlığının başvurduğu kalıcı bir yöntem hâline geldiğine, bu yöntemin mağduriyetlere neden olduğuna, ücretli öğretmenlerin oluşturduğu Liyakatli Emekli Öğretmenler Platformu temsilcilerinin sorunlarını kendisiyle paylaştığına, ücretli öğretmenlik uygulamasının son bulması, bu öğretmenlere kadro verilmesi taleplerini Millî Eğitim Bakanlığına ilettiğine ilişkin açıklaması

10.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’in, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un Kırşehir ilini ziyaretinde bol vaatlerde bulunduğuna, Kırşehir ilinde yapımına başlansa dâhi atıl hâlde bulunan birçok kamu yatırımı olduğuna, ziyaret sırasında Belediye Başkanının programa katılma, iletişime açık olma ve misafir etme talebi olmasına rağmen İl Koordinasyon Kurulu toplantısına gerek Belediye Başkanı gerekse STK temsilcilerinin davet edilmediğine, bu yaklaşıma Kırşehirlilerin zamanı geldiğinde gereken cevabı vereceğine ilişkin açıklaması

11.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, yaşanan pandemide ülkenin en az hasar alan ülkelerden biri olduğuna, sürecin şeffaf yönetildiğine, milyonlarca insanın aşı olduğuna ve aşı sürecinin devam ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, Muğla ili Bodrum ilçesinde özellikle kamuya ait ortak alanların muhafaza edilmesi gerektiğine, bu alanların imara açılmasının mı düşünüldüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Millî Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan’ı vefatının 10’uncu yıl dönümünde rahmetle andığına, 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden yirmi dört yıl geçtiğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı’nı kamuoyuyla paylaştığına, söyleme değil eyleme bakacaklarına, on dokuz yıldır iktidarda olan AK PARTİ’nin insan haklarını yeni keşfetmiş gibi davrandığına ilişkin açıklaması

15.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, ülkenin 6’ncı büyük elma yetiştiricisi olan Çanakkale ilindeki elma üreticilerinin hastalık ve zararlılarla mücadele ettiğine, artan maliyetler nedeniyle çok zor durumda olduğuna, tüccarın ürüne verdiği fiyatların maliyetleri karşılamasının imkânsız olduğuna, Tarım ve Orman Bakanlığının elma üreticilerinin yaşadığı mağduriyeti ortadan kaldıracak bir eylem planı hazırlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinde Alpu Ovası’nın verimli toprakları üzerine Ulusal Raylı Sistemler Test Merkezi kurulmasının gündemde olduğuna, pandemi döneminde önemi ve değeri bir kez daha anlaşılan verimli toprakların yok edilmemesi için projenin Alpu Ovası yerine yakında bulunan kıraç alanlara kaydırılması çağrısını Mecliste dile getirmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, 1-7 Mart Deprem Haftası’nda vatandaşların depreme karşı hazırlıklı olmasının sağlanmasının, toplumda afete hazırlık bilincinin yaygınlaştırılmasının amaçlandığına, Deprem Haftası’nın ülkede depremsiz geçecek ve depreme dayanaklı konutlar üretilen günlere vesile olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

18.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kısmi de olsa bir açılma geldiğine ancak genelgede tiyatro, sinema ve konserler için herhangi bir düzenleme olmadığına, bu belirsizliğin bir an önce giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, son yıllarda ekonomik sebeplerden intiharların toplam intihar vakaları içindeki payının arttığına, intihar vakalarının doğrudan ele alınması ve bu kapsamda politikalar oluşturulmasının elzem olduğuna, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a intihar vakalarıyla ilgili bir çalışmalarının olup olmadığını sorduğuna ilişkin açıklaması

20.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, büyük şehirlerdeki büyümeye rağmen kamuda istihdam edilen harita mühendisi, harita ve kadastro teknikerlerinin sayısında büyük düşüş yaşandığına, bu meslek gruplarının sesine kulak verilmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Şırnak ilinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’a Allah’tan rahmet dilediğine, Rize ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılında Rizelileri selamladığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan pandemiye dönük alınan kararlarla ilgili açıklamanın toplumun çoğunluğu tarafından tam olarak anlaşılamadığına, Hükûmetin pandemi sürecini en başından beri belirsizlik içerisinde götürdüğüne, Çin yönetiminin Doğu Türkistanlılara karşı gerçekleştirdiği mezalimi defaatle kınadıklarına, konuyla alakalı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortak bir kararlılık sergilemesi hususunu da sürekli gündeme taşıdıklarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını ziyaret ederek ortak bir kınama metninin hazırlanması yolunda gerekli adımları atacaklarına, Hükûmetin de sorumluluğunun farkında olarak hareket etmesi gerektiğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı sorumluluklarını yerine getirmeye İYİ PARTİ Grubu olarak davet ettiklerine ilişkin açıklaması

22.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Şırnak ilinde PKK saldırısında şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’a Allah’tan rahmet dilediğine, 1-7 Mart haftasının ülkede Yeşilay Haftası olarak kutlandığına, herkes için madde bağımlılığından uzak, sağlıklı ve huzurlu bir dünya dilediğine, Yeşilay Haftası’nı kutladığına, Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulunun tavsiyeleri göz önünde bulundurularak belirlenen yeni düzenlemelerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandığına, ABD Temsilciler Meclisinde Demokrat ve Cumhuriyetçi 180 milletvekilinin ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e Türkiye’yle ilgili bir mektup göndermesinin ülkenin bağımsızlığına, istiklaline ve demokratik hukuk devleti yapısına karşı büyük bir saygısızlık olduğuna, bunu kabul etmediklerini tekrar dile getirdiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 2 Mart 1994 tarihinde Kürt siyasetçiler Ahmet Türk, Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıkları kaldırılarak tutuklandıklarına, bu iktidarın da yirmi yıl sonra Kürt siyasi temsilcilerine bakışında ve yöneliminde hiçbir değişiklik olmadığını gördüklerine, kendilerinin de demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesine aynen Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’tan gördükleri gibi devam ettiklerine, Erzurum ili Karaçoban Belediyesi Eş Başkanının gözaltına alındığına, bugüne kadar seçilmiş belediye eş başkanlarının birçoğunun yerine kayyum atandığına, TÜİK’e yeniden yeni bir başkan atandığına, iktidarın, ülkenin ekonomisiyle, sosyal hayatıyla ilgili verileri güvenilir bir şekilde üretmekle görevli bir devlet kurumunu pespaye bir hâle getirdiğine, TÜİK’in 2020 yılında ülkenin yüzde 1,8 büyüdüğünü açıkladığına, iktidarın “büyüme” dediğinden işçi, emekli, çiftçi, esnaf ve köylünün payını alamadığına, yandaş şirketlerin pay aldığına, yandaş sermayenin büyüdüğüne, halkın ise küçüldüğüne ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, PKK terör örgütüyle girilen çatışmada şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’un ailesine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak başsağlığı dilediklerine, terör örgütüyle etkin bir mücadele edileceğine ama bunu yaparken temel hak ve özgürlüklerin ve insan haklarının korunmasının da terör örgütünün amacına ulaşmasını engelleyecek en büyük bariyer olduğuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklarken bile temel hak ve özgürlüklerine âdeta saldırıda bulunduğuna, 83 milyonun Cumhuriyet Halk Partisinin sesini duymasını önlemek amacıyla Cumhuriyet Halk Partisinin grup toplantısının yapılacağı saate İnsan Hakları Eylem Planı açıklama toplantısı koyduğuna, aşı konusunda ilk 5 ülkeden biri olunduğunun açıklandığına, doğruysa memnun olacaklarına, Filistin’in Covid-19 aşısına ulaşması için Türkiye’nin elinden geleni yapması gerektiğine, aylardır devletteki çürümeye dikkat çektiğine, S-400’lerle ilgili olarak Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın mı yoksa Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın mı söylediklerine inanacaklarını sorduğuna, 28 Şubatın yıl dönümüne, AK PARTİ’nin 28 Şubat refleksini 27 Nisan e-muhtarısıyla ilgili gösterip göstermeyeceğini merak ettiğine ilişkin açıklaması

25.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, 28 Şubat postmodern darbesinin yirmi dört yıl önce millî ve manevi değerlere saldırı olarak gerçekleşen ve millet üzerinde ağır yaralar açmış bir darbe süreci olduğuna, Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümüne, 1-7 Mart haftasının Yeşilay Haftası olarak kutlandığına, AK PARTİ’nin bağımlılıkla mücadelede özellikle Yeşilay’ın da desteğiyle çok büyük başarılar elde ettiğine, Deprem Haftası’na, Deprem Master Planı’nı 2003 yılında oluşturduklarına, 2014 yılında Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı UDSEP’i hayata geçirdiklerine, millî eğitim müfredatında deprem konusunda farkındalık dersleri verilmeye başlandığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nın on sekiz yıldan beri gerçekleştirdikleri anayasal ve yasal reformlara işlerlik kazandıracak ve vatandaşlar arasında hukuka, yargıya ve kardeşlik hukukuna güveni artıracak yeni bir reform olarak yakında hayata geçeceğine, 2021 yılının ekonomi, hukuk, insan hakları, çevre ve hayvanları koruma alanında pek çok reforma imza atacakları bir yıl olacağına inandığına ilişkin açıklaması

26.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, vefatının 6’ncı yıl dönümünde Yazar Yaşar Kemal’i sevgiyle andığına, Yaşar Kemal’in ömrünü bu toprakları, burada yaşayan halkları ve barışa özlemini anlatmaya adadığına ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Yeşilay Haftası vesilesiyle milletin dikkatini bağımlılıklara çekmek istediğine ve Yeşilay gönüllülerine şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

28.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, Van ilinde 2017 yılından beri atama bekleyen belediyede çalışan 306 taşeron işçisinin hakları kendilerine verilmeyince açtıkları davada haklı bulunduklarına ama hâlen kayyum vali yönetimindeki Van Belediyesinin verdiği sözleri yerine getirmeyerek 306 işçiyi pandemi şartlarında belediyenin önünde beklettiğine, İçişleri Bakanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, Ankara’da Yüksel Caddesi eylemlerinin sembol isimlerinden emekli hâkim Perihan Pulat’ı kaybetmenin üzüntüsüyle yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

30.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Düzce ili Yığılca ilçesinde esnaf ve çiftçinin perişan olduğuna, Yığılca-Düzce arasındaki yolun hâlen düzeltilmediğine, taş ocakları ve çimento fabrikasıyla doğa katliamı yapıldığına, Yığılca’dan Yedigöller’e giden yolun düzeltilmesinin turizm ve ticarete canlılık getirebileceğine ilişkin açıklaması

31.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, Adana ilinde doğal gaza geçemeyen birçok mahallede alım gücü olmadığı için düşük kalorili ve karbondioksit orana çok yüksek kalitesiz kömür kullanıldığına, son bir haftada 4 kişinin sobadan sızan karbonmonoksit gazı nedeniyle hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

32.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ankara Milletvekili Murat Emir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, Üsküp radyosunda Türkçe yayın yapmak, Türkçe kitap dağıtmak, Türkçe tiyatro düzenlemek suretiyle Türk kimliğine sahip çıktıkları için göstermelik mahkemede idama mahkûm edilen 4 Türk gencinin 27 Şubat 1948’de Makedonya’da kurşuna dizilerek idam edildiğine, bu gençlerin mezar yerlerinin tespit edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

35.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, serbest muhasebecilerin ve mali müşavirlerin 1-7 Mart Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Haftası’nı kutladığına, serbest muhasebeci ve mali müşavirlerin mali tatil sorununa ve arabuluculuk taleplerine Meclis çatısı altında çözüm bulunacağını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

36.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, pandemi sürecinde alınan kısıtlama kararlarının esnafı olumsuz etkilediğine, dükkânları kapanan ve tüccarlık sıfatını kaybeden esnaftan kredi ve kefalet kooperatiflerinden çektikleri kredilerin geri alınma şeklinin esnafı koruma amaçlı olmadığına ilişkin açıklaması

37.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle 2021 yılının Yunus Emre Yılı olduğunun belirtildiğine, UNESCO tarafından bu yılın aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Yılı olarak da ilan edildiğine ilişkin açıklaması

41.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, bir yılda 11 askerin şüpheli şekilde hayatını kaybettiğine, çelişki dolu açıklamalara ailelerin inanmadığına ilişkin açıklaması

42.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Yozgat ilinde köylerde otuz yıl önce yapılan evlere ceza yazıldığını öğrendiğine, bu yanlıştan derhâl vazgeçilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

43.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Amasya Tarım İl Müdürlüğünün hazırladığı, Amasya Özel İdaresinin maddi katkıyla desteklediği üretici köylüye destek projelerine ilişkin açıklaması

44.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Pınarbaşı ilçesinin Yukarıborandere Mahallesi’nin satılık olduğuna, meraları kullandıkları gerekçesiyle köylülere 2 milyon liranın üzerinde para cezası kesildiğine ilişkin açıklaması

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 27/2/2021 tarihinde Diyarbakır ilinde gözaltına alınan 14 kişiden 3’ünün adliyeye çıkarıldığına, 11’inin gözaltı süresinin uzatıldığına, biri 79, biri 71 yaşında 2 annenin tutuklandığına, sistematik şekilde muhalefete, özellikle partilerine ve seçmenlerine yönelik saldırının planlı bir şekilde yürütüldüğüne ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, mutasyona uğrayan virüslerin yol açabileceği salgın dalgalarının önlenmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi ve kısıtlama önlemlerinin yeterliliğinin araştırılması amacıyla 19/2/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3836) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Murat Sarısaç ve arkadaşları tarafından, Van ilinde süregelen sosyal, politik ve ekonomik sorunların araştırılması amacıyla 2/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, Covid-19 aşısına ilişkin tüm süreçlerin aydınlatılması amacıyla 2/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 251, 245, 31, 21, 25, 26, 72, 87, 89, 96 ve 97 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12'nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine, Genel Kurulun; 2, 3, 4, 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24.00'e kadar, 2 Mart 2021 Salı günkü birleşiminde 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 4 Mart 2021 Perşembe günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine, 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Erzurum Milletvekili Recep Akdağ’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ’ye sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, (2/1783) esas numaralı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/111)

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç'un, TCDD bünyesindeki bazı görevlendirmelere dair çeşitli iddialara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun cevabı (7/40403)

2.- Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık'ın, tahsili gecikmiş alacakların icra takibine ilişkin sorusu ve Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan'ın cevabı (7/40799)

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, yerel gazetelere destek verilmesi önerisine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın cevabı (7/40859)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 3 Şubat 2021 tarihi itibariyle tahsil edilen özel iletişim vergisi tutarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun cevabı (7/40862)

5.- Adana Milletvekili Ayhan Barut'un, bir sendika yönetici ve üyelerine baskı yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun cevabı (7/41110)

6.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren Projesinin akıbetine ve maliyetine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun cevabı (7/41260)

2 Mart 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Yeşilay Haftası münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Sefer Aycan’a aittir.

Buyurun Sayın Aycan. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Yeşilay Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yeşilay Haftası nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Yeşilay bağımlılıkla mücadele demektir. Bu nedenle bu hafta bağımlılıklarla mücadele haftası diye de adlandırılabilir. Bağımlılık, bir insanın bir nesneye veya bir duruma aşırı derecede muhtaç hâle gelme durumudur yani o nesneye veya o duruma ulaşamadığında bunun hem organik hem psikolojik hem de sosyal sıkıntılarının yaşanması hâlidir.

Maalesef tüm dünyada ve ülkemizde de bağımlılıklar giderek artmaktadır. Ülkemizde de bağımlılıklar artmaktadır. Daha kötüsü bağımlılık yaşı erken yaşlara, çocuk yaşlara inmiştir ve şu an toplumun en önemli sorunlarından biri bağımlılıklardır. Mevcut tütün, alkol, madde, uyuşturucu madde, kumar bağımlılıklarına şimdi de internet bağımlılığı eklenmiştir ve tüm bu bağımlılıklar her türlü yaşantımızı ciddi bir şekilde etkilemektedir. Tütün bağımlılığı çok ciddi sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Bir yılda ülkemizde 83 bin kişiyi tütüne bağlı nedenlerden dolayı kaybediyoruz. Bir yıldır Covid salgını yaşıyoruz. Her şeyimiz Covid’le belirleniyor, Covid’le yatıp Covid’le kalkıyoruz. Covid’den bir yılda ölen kişi sayısı 30 bin ama tütüne bağlı ölüm sayısı 83 bin. Alkolün ve tabii ki madde bağımlılıklarının da sağlık üzerine etkilerini çok daha iyi biliyoruz. Aşırı madde kullanımları veya uygunsuz madde kullanımından ülkemizde direkt ölümler oluyor. Bunun dışında, alkol kendi başına sağlık sorunu. Bir de yanlış maddelerle yapılan alkollere bağlı ölümleri geçen sene çok sık yaşadık.

Yeni bağımlılık internet bağımlılığıdır. Tabii ki bunun da organik sorunları var, sosyal sorunları var. Bunların hepsiyle birlikte mücadele etmek gerekiyor. Tabii, sadece Yeşilayın bunun üstesinden gelmesi mümkün değil. Bağımlılıklarla tüm toplum olarak mücadele etmemiz gerekiyor. Tüm kurumlarla -Sağlık Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı- her yönüyle topyekûn mücadele etmemiz gerekiyor.

Bir taraftan, bu bağımlılıkları tedavi etmeye çalışıyoruz. Evet, bağımlılık bir hastalıktır, tedavi edilebilir bir durumdur ama en iyisi bağımlılık durumunun ortaya çıkmasını önlemektir. En önemli, en büyük halk sağlığı sorunlarından biridir. Hep birlikte bağımlılıkların oluşmasını önlemeye yönelik çabalar içerisinde, organize çabalar içerisinde olmamız gerekir. Tabii, risk gruplarını iyi belirlemek gerekir. Özellikle madde bağımlılığı için parçalanmış aileler, yoksul ailenin çocukları, ortada kalmış çocuklar en önemli hedef hâlindedir. Bu çocuklara ulaşmak ve bu çocukları bu tür kötü alışkanlıklardan korumamız gerekiyor. Ailelere çok büyük sorumluluk düşüyor. Tabii, ailelerin öncelikle kendi çocuklarına örnek olması lazım. Çocuklarını bu alışkanlıklardan korumak için kendilerinin yapmaması, rol model olması gerekiyor. Kendisi bir madde kullanırken, sigara veya alkol kullanırken veya buna özendirirken, çocuğun bunu kullanması ve bağımlı hâle gelmesi çok olağan bir şeydir.

Diğer bir sorun, tabii ki internet bağımlılığıdır. Çocuklarımıza sahip çıkalım. Herkes, şimdi, elinde bir cep telefonu, bir köşeye çekilip kendi âleminde yaşıyor; sosyal ilişkiler tamamen bozuldu. Aile bağlarımızı yeniden kuvvetlendirmek ve ailelerin çocuklarına sahip olması lazım, onlarla ilgilenmesi lazım.

Tabii ki madde bağımlılığında, sigara bağımlılığında, alkol bağımlılığında önemli bir konu da akran ilişkisidir. Onun için, tüm ailelerin çocuklarını takip etmesi gerekir. Kiminle iletişimi var, hangi yere gidiyor; bunlara müdahil olmak, bunları takip etmek gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SEFER AYCAN (Devamla) – Bir diğer konu: Tabii ki internet bağımlılığı sosyal hayatımızı çok etkiliyor. Bu çocukları, mutlaka, boş zamanlarını değerlendirmek için spor merkezlerine göndererek veya sosyal kuruluşların içerisine alarak ya da aile içerisinde sosyal ilişkileri artırarak buna karşı da korumamız gerekiyor.

Evet, konu çok geniş, çok boyutlu; hep birlikte bununla mücadele etmemiz gerekiyor. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü mücadeleye, yapılacak her şeye hazırız. Sayın Genel Başkanımızın talimatları doğrultusunda Ülkü Ocaklarımız özellikle madde bağımlılığı konusunda çok büyük çaba göstermektedir. Bu çocuklara sahip olmak ve madde bağımlılığından kurtarmak için, özellikle ortada kalmış, parçalanmış ailelerin çocuklarına sahip olarak bu kötü alışkanlıklardan korumaya çalışıyoruz ve bundan sonra da yapılacak her türlü çalışmaya Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak var olduğumuzu belirtiyor, saygılar sunuyorum.

Herkese sağlıklı günler dilerim, sağ olun var olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, 2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı olarak kutlanması hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Sami Çakır’a aittir.

Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, 2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı olarak kutlanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2021 yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı olarak kutlanmasına dair Cumhurbaşkanlığının 29 Ocak 2021 tarihli Genelgesi’yle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Genelgede “Türk dili ve medeniyetinin temel taşlarından biri olan Yunus Emre’nin vefatının 700’üncü yılı hasebiyle 2021 yılı, UNESCO tarafından ‘Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri’ arasına alınmıştır.” denilmekte. Genelgeyle, Yunus Emre’nin şiirlerinde insan ve doğa sevgisini, hoşgörü, kardeşlik ve barış kavramalarını en duru Türkçeyle işlemiş olduğu ve şiirlerinde din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığa seslenmiş olduğu vurgulanarak, Yunus Emre’nin dünya insanlığına ortak bir değer olarak takdim edilmesi, hem de ülkemizde bir değer olarak tekrar hatırlatılması amaçlanmıştır.

Bugün Yunus’un deryasından birkaç damlayı hep beraber yudumlayabilir miyiz bilmiyorum ama bir Yunus deryasında kaybolmayı arzulamıyor da değilim.

Selçuklu Devleti’nin sonlarında ve Osmanlı’nın kurulduğu yıllarda yaşayan bir halk şairi, halktan biri, Hak ve halk aşığı bir ozan. İfade gücü ve tarzı, dile hakimiyeti ve kelimeleri raks ettiren, inci dizer gibi her yanınızı saran ve duygularınızı sarsan mesajı asırlar öncesinden bugüne dinmeyen nameler, sönmeyen kandiller olarak yanmaya devam ediyor. Çocukluğumuzda evlerimizde terennüm edilen “Şol cennetin ırmakları/Akar Allah deyü deyü/Çıkmış İslam bülbülleri/Öter Allah deyü deyü.” mısraları hâlâ kulaklarımızda ırmakların ve bülbüllerin sesini yankılatmaya devam ediyor.

Bu gönül sultanını anlamaya ve anlatmaya çalışmak, derinlere inmeden sözün başında, Yunus’un kalbi, Allah’ın evi Kâbe gibi gördüğünü ifade edersek ondaki insan sevgisini ve sevgi damarının kaynağını ve onun nasıl bir aşkın ateşiyle yandığını anlamakta zorlanmayız. Asırlardır dilden dile dolaşan mısraları, deyişleriyle gönüllere tercüman olmuş, sade, sakin bir üslup mimarı, bir ince sanatkâr.

“Sana ibret gerek ise, gel göresin bu sinleri/Ger taş isen eriyesin, bakıp görücek bunları.” dizeleriyle hayatın son safhasından ibret alınmasına dikkat çekerek aslında “Yaşanan günün değerini bilin.” demektedir. Bazen bir cümlesi dakikalarca şerhi gerektirecek ağırlıkta karşımıza çıkar. “Beni bende demen, bende değilim/ Bir ben vardır bende, benden içeru.” ifadesinde olduğu gibi sizi içinizde bir şey aramaya yönlendirir.

Onun yaşadığı dönem kaosun zirvesindeyken o söyledikçe, söylendikçe güzelleşen, büyüyen dünyasında Rabb’ine olan şükrüne, kendisine, ailesine ait dünyasını sadeleştirme çabasını eklemiş ama feraseti, toplumsal sorumluluğu sözlerinin temeline oturtmayı başarabilmiştir. Hiç eskimeyen, her gün yenilenen yanıyla sanki yanımızda, karşımızda durmaktadır.

“Bir garip öldü diyeler/ Üç günden sonra duyalar/ Soğuk suyla yuyalar/ Şöyle garip bencileyin.” Bir garibin ölüm tasvirindeki mısralarında yaşar, kendinizden geçersiniz. Duygu dünyanızı gökkuşağı güzelliğinde renklendirdiğini hissedeceğiniz erik dalında üzüm yemeği başarabilmek ancak Yunus derinliğinde olabilecek bir varış noktası olmalıdır. Aslında, Yunus’u tarif ederken sözünün gücünü, inanışın, samimiyetin ve safiyetin gücünden aldığını anlamak zor olmasa gerek. Tarihe ve insanlığa mal olmuş, tarihin hazinesi olmuş Yunus’u, deyişiyle, dokunuşuyla bir anlık bir fotoğrafa hapsetmek haksızlık olacaktır. Neresini ele alırsanız bir başka yönünü eksik bırakmış olacaksınız.

Bugün insanlığın içinden geçtiği, kin, nefret tohumlarının ortaya saçıldığı şu pespaye hayatın yeniden yeşermesinin yolu “Düşmanımız kindir bizim.” ifadesini yeşerttiğimiz kadar zemin hazırlayacak; savaşların, adaletsizliklerin, sevgisizliklerin çağında “Ben gelmedim dava için/ Benim işim sevi için/ Gönüller dost evi için/ Gönüller yapmaya geldim.” diyebilecek anlayışı sahiplenmekten, onu hayatın bir gerçeği hâline getirmekten geçmektedir.

“Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.” Bir bebek misali masum bir doğuşu, duruşu sembolize ederseniz elbette sizden usanan olmayacaktır. İnandığı kapıya eğri odun sokmayı bile uygun görmeyen bir aşk insanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SAMİ ÇAKIR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

“Aşkın aldı benden beni/ Bana seni gerek seni.” dizeleriyle tescillediği, vurguladığı ilahi aşkı anlamaya çalışmak, Yunus’u hakkıyla tanımaktan geçer. Yunus’a veda olmaz, onun dizeleriyle tadında bırakalım.

“Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.”

“Elif okuduk ötürü/ Pazar eyledik götürü/ Yaratılmışı severiz/ Yaradan’dan ötürü.”

“Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.”

Yunus’un dünyasını günümüze taşıyabilmek ümidi ve temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo, helal olsun, ağzına sağlık.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, fındık üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, fındık üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkür ederim Başkanım.

Genel Kurulumuzu ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün sizlere Trabzon ilimizin Maçka ilçesi Esiroğlu Mahallesi’nde görülen bir böcek istilasından bahsedeceğim. Tabii, böcek deyince bazı arkadaşlar bunu basit bir sıkıntı olarak algılayabilirler ama o kadar önemli ki bugün dünyada, üretiminde birinci olduğumuz, ihracatında birinci olduğumuz Türk fındığını tehdit eden ve belki de gerekli tedbirler alınmaz, etkin mücadele yapılmazsa fındığımızı büyük bir sıkıntıya sokabilecek bir böcek türünden bahsedeceğim.

Bakın, bugün, Trabzon’un Maçka ilçesi Esiroğlu Mahallemizde şu resimde de gördüğünüz gibi fındık bahçelerinde iş makineleri dolaşıyor. Şubat ayındayız, şu anda bahçelerde gübreleme faaliyetleri ve budama faaliyetleri yapılması gerekirken Trabzon Maçka ilçemizin fındık bahçelerinde maalesef şu an iş makineleri çalışıyor. Bu iş makinesi fındık bahçesinde ne yapıyor arkadaşlar? Üreticilerin kendi elleriyle diktiği, “Ekmeğim.” dediği, yıllardır ekmeğini yediği fındık dallarını üreticilerimiz maalesef kesiyorlar. Kesilen dallardan geri kalan fındık ocakları iş makineleri marifetiyle gömülüyor. Arkadaşlar, bu hikâye değil; bu bir gerçek ve büyük bir sıkıntı.

Bakın, böcek şu arkadaşlar, bir fındık dalını gösteriyorum size: Adı turunçgil uzunantenli böceği. Bölgemizde şu ana kadar hiç görülmemiş bir böcek. 80 yaşındaki insanlarla konuştum, “ilk defa görüyoruz, bu nereden çıktı.” diyorlar. Birazdan nereden çıktığını anlatacağım. Fındık ağaçlarının kök kısmını yiyor, fındık ağaçlarını delip içine giriyor ve fındık bahçelerini kurutuyor arkadaşlar. Şu anda Trabzon’un Maçka ilçesindeki 7 mahallemiz karantina altında. 5 bin dönüme yakın fındık bahçesi sökülüyor.

Bu böcek nereden geldi arkadaşlar? Bu böcek, AK PARTİ belediyesinin yurt dışından, İtalya’dan getirdiği süs bitkileriyle beraber bölgeye geldi. Orada bir fidanlık var, o fidanlığa konan süs bitkilerinden bu böcek fındık bahçelerine sirayet etti. O zaman, tespit yapıldığı zaman Tarım İl Müdürlüğü yetkilileri, bu böceğin olduğu yerde karantina tedbirlerinin uygulanması ve o süs bitkilerinin imha edilmesi gerektiğini söylediler ama o dönemin belediye yetkilileri bunu dikkate almadılar ve dar bir alandaki bu böcek istilası şu an 5 bin dönüme yakın fındık bahçemizi kaplamış durumda.

Şimdi arkadaşlar, bu böcekle mücadele konusunda, karantina tedbirleri konusunda birçok eksiklikler yaşanıyor. Maalesef böcek hızla yayılıyor, tedbirler alınıyor fakat yetersiz tedbir alınıyor. Özellikle yaz aylarında böceğin yayılma hızı çok artıyor. Bizim orada yaptığımız girişimler, fındık bahçesinde yaptığımız açıklamalar sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle fındık bahçesi kesilen üreticilerin mağdur olmaması adına -dört yıllık, kilogramı 15 liradan hesaplanmak üzere- üreticilere bir destekten bahsedildi ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu destek verildi. Şimdi, o konuya değinmek istiyorum.

Arkadaşlar, bakın, karantina tedbirlerinde deniliyor ki: “Bu böceğin görüldüğü yerde fındık dalları kesilir ve kesilen fındık dallarının yerine dört yıl boyunca hiçbir fındık dikilemez.” Dolayısıyla, bu fındık bahçelerimiz dört yıl boş kalacaklar, buralara ancak dört yıl sonra fındık fideleri dikilebilecek. Dört yıl sonra dikilen fındık fidelerinin büyüyüp meyve vermesi de, fındık vermesi de en az üç dört yıl alacak. Dolayısıyla, fındık üreticilerimizin total kaybı sekiz yıl olacak ama Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle üreticilerimize sadece dört yıllık zararlarının karşılığı veriliyor ve verilen para arkadaşlar, kilogram başı 15 TL. Bakın, şu anda fındık 22 lira; bu yıl 22 lira açıklandı, 24 liralara kadar da çıktı. Şimdi, bu yıl 22 lira, seneye fındık 30 lira olacak, sonra 40 lira, 50 lira olacak. 15 lira nedir arkadaşlar? Yani dört yıllık fiyat 15 lira, bunu kabul etmek mümkün değil. Ben üreticilerimizle konuştum, bu paranın en az 25 lira olması ve sekiz yıl boyunca üreticilerimize destek verilmesi gerektiği konusunda bütün üreticilerimiz hemfikir.

Ciddi bir mağduriyet var, bu mağduriyetin sebebi süs bitkilerini yurt dışından getiren AKP’li belediye arkadaşlar. Sanki Karadeniz Bölgesi’nde süs bitkisi yokmuş, sanki o cennet Karadeniz’de dikilecek ağaç yokmuş gibi İtalya’dan süs bitkisi getirdiler. Niye getirdiler? İşte yandaşlara para kazandırmanın bir yöntemi bu. (CHP sıralarından alkışlar) Maalesef bunu yaparak fındık üreticisinin ekmeğiyle oynadılar. Şimdi fındık üreticisini ekmeksiz bırakan, fındık üreticisinin ekmeğiyle oynayan o insanlara diyorum ki bu mağduriyeti siz yarattınız, bunu siz çözeceksiniz. Fındık üreticisini mağdur etmenize izin vermeyeceğiz; bunu böyle bilin. (CHP sıralarından alkışlar)

Diğer taraftan, arkadaşlar, fındık bahçeleri kesilen üreticilerimiz için bunu bir fırsata da dönüştürebiliriz diye düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bunların her şeyi zarar, her şeyi.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaşlanan fındık dallarını gençleştirmek adına bunu bir fırsata dönüştürebiliriz. Buradan yetkililere sesleniyorum: Dört yıl sonra fındık üreticisine verilecek o fındık fidelerinin hazırlığı bugünden yapılmalıdır. Verimli ve kaliteli fındık üretimine katkı vermek adına, o bahçelerin gençleştirilmesi adına bunu bir fırsata dönüştürebiliriz. Ayrıca, dört yıl boyunca o tarlalar, o bahçeler boş kalacak, oralara tek yıllık bitkiler dikilebilir, bu anlamda da üreticilerimize bilgi desteği, tohum desteği ve fidan desteği verilmesi gerektiğini hatırlatıyorum.

Bir eksiklik de şu: Bakın, bazı yerlerde dönüm başı 150 ile 180 kilogram arası fındık alınıyor ama Cumhurbaşkanı kararnamesiyle deniyor ki: “Biz dönüm başına 80 kilogram fındık kabul ediyoruz.” Burada da büyük bir haksızlık, eşitsizlik var. Bu rakamın da en az 120 kilograma çıkarılması gerekiyor diyorum, bu durumu ciddiyetle takip ettiğimizi hatırlatıyorum, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinde birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Taşkın…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 28 Şubat postmodern darbesinin 24’üncü yıl dönümünün geride bırakıldığına, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle darbeyi durduran milletin bir daha asla 28 Şubatlara müsaade etmeyeceğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçen 28 Şubat postmodern darbesinin 24’üncü yıl dönümünü geride bıraktık. 28 Şubatta “irticayla mücadele” adı altında dindar vatandaşlarımıza her türlü baskı, zulüm ve ayrımcılık devlet politikası hâline getirildi; başörtülü oldukları için binlerce devlet memurunun memuriyetlerine son verildi; başörtülü öğrenciler terörist muamelesi gördü, binlercesi tutuklandı, üniversitelerden atıldı; “kamusal alan” yaftasıyla başörtülü vatandaşların okullara, hastanelere girişleri engellendi, başörtülü diye tedavi edilemeyen hastalar oldu; asker oğlunun yemin töreninde başörtülü diye anneler kışlaya alınmadı; hortumlanan bankalar üzerinden devlet hazinesi 300 milyar dolar zarara uğratıldı.

15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle canını ortaya koyarak darbeyi durduran milletimiz, bir daha 28 Şubatlara asla müsaade etmeyecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

2.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, çeşitli nedenlerle eğitim hayatını kendi istekleriyle sonlandırmak zorunda kalan gençlerin öğrenci affı beklediğine, cana kastetmemiş, kural hataları nedeniyle ehliyetlerine el konulan ve ekmeğini şoförlük yaparak kazanan vatandaşlara ehliyet affı çıkarılmasının talepleri olduğuna ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çeşitli nedenlerden ötürü ve bir mecburiyet sonucu eğitim hayatını kendi istekleriyle sonlandırmak zorunda kalan, geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz öğrenci affı beklemekte. Binlerce öğrenci Meclisten müjdeli bir haber duymak istemektedir. Daha önce de dile getirdiğimiz gibi, Türk gençliğinin eğitim alma hakkını sağlamak ve yaşadıkları mağduriyeti gidermek adına terör irtibatı nedeniyle ilişiği kesilenler hariç olmak üzere öğrenci affı getirilmesi yerinde olacaktır.

Bununla birlikte, cana kastetmemiş, yaptıkları kural ihlalleri nedeniyle ehliyetlerine el konulmuş, pandemi sürecinde zor günler yaşayan, ekmeğini şoförlük yaparak kazanan vatandaşlarımıza ehliyet affı çıkartılması talebimizdir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Erbay…

3.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, 1-7 Mart haftasının deprem bilincinin oluşturulması amacıyla Deprem Haftası olarak ilan edildiğine, yapılacağı söylenen adalet reformu içinde avukatların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve avukatların hayatlarının önemli bir bölümünü geçirdikleri adliye binalarının yenilenmesinin olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İçinde bulunduğumuz 1-7 Mart haftası, deprem bilincinin oluşturulması ve depremlere karşı hazırlıklı olunması amacıyla Deprem Haftası olarak ilan edilmiştir. Hepimizin bildiği gibi ülkemiz bir deprem kuşağı ülkesidir. Ülkemizde birçok binanın depreme dayanıklı olmadığı uzmanlar tarafından dile getirilmektedir. Bu binaların arasında adliye binaları da yer almaktadır. Son olarak İzmir depreminde adliye binasının ciddi hasar görmesi bu gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur. Ülkemizde birçok adliye binası depreme dayanıksız, derme çatma yapılardır. Özellikle ilçe adliye binaları, kaymakamlık binalarının içinde âdeta sığıntı gibi yer almaktadır. Adaletin sağlanmasında fiziki şartlar çok önemli bir unsurdur. Ancak bugüne kadar adliye binalarının fiziki yapısı yetersiz olmuştur. Buradan, avukat bir milletvekili olarak Adalet Bakanına sormak istiyorum: Yapacağınızı söylediğiniz adalet reformu içinde avukatların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve avukatların hayatlarının önemli bir bölümünü geçirdikleri adliye binalarının yenilenmesi var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

4.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, son yıllarda Gaziantep ilinde cinayet, şüpheli ölüm ve intiharın arttığına, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun’un ivedilikle uygulanması gerektiğine, konuyla ilgili bir araştırma komisyonu kurulması için Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Son birkaç yılda Gaziantep’te cinayetler, şüpheli ölümler ve intiharlar kaygı verici boyutta arttı. Gaziantep’te her gün yeni bir cinayet, intihar ya da şüpheli ölüm vakasıyla karşı karşıyayız. Ekonomik kriz, geçim sıkıntısı, artan işsizlik, erkek şiddeti ve yoksulluk gibi birçok nedenden dolayı kaygı verici boyutta artan bu intiharlar ve şüpheli ölümlerin sosyoekonomik ve psikolojik sebeplerinin araştırılması gerekmektedir. İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı Kanun tamamıyla ve ivedilikle uygulanmalıdır. Konuyla ilgili acilen bir araştırma komisyonu kurulması için buradan Hükûmeti göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin ili Çamlıyayla ilçesinin nüfusunun yaz aylarında 100 bini geçtiğine, Mersin-Çamlıyayla arasında on beş yıla yakın bir zamandır yapım çalışması süren yolun kamulaştırma sorunu nedeniyle bir türlü bitirilemediğine, gerekirse acele kamulaştırma kararı alınarak bu yolun tamamlanmasını Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’ndan talep ettiklerine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çağrım Ulaştırma Bakanınadır. Mersin Çamlıyayla ilçemiz, yaz aylarında nüfusu 100 bini aşan, özellikle yaylacıların yoğun olarak Mersin’den, Adana’dan geldikleri bir ilçemizdir. Mersin-Çamlıyayla yolunda on beş yıla yakındır bir çalışma yürütülmektedir. Yalnız, trafiğin en yoğun olduğu Tarsus Takbaş, Sucular ve Ulaş köyleri arasındaki sadece 10 parsellik bir kısımda kamulaştırma işlemi mahkemelerde bir türlü neticelenmemektedir. Yolun her iki tarafından da bağlantı bu noktaya gelmiş olmasına rağmen, gözle görülmesine rağmen burada bedel yönünden, başka sebeplerle sürekli itirazlar yapılmakta ve 10 parsel, toplam 13 bin metrekarelik bir alan bir türlü kamulaştırılamamakta ve bu yol bağlantısı sağlanamamaktadır. Dolayısıyla insanlar dar bir yoldan ve daha uzun mesafe giderek ulaşım imkânına kavuşabilmektedir. Bu kamulaştırmanın bir an önce yapılması, bedel yönünden açılamıyorsa mutlaka acele kamulaştırma kararı alınarak bir israfın önüne geçilmesi ve bu yolun tamamlanmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

6.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşaklılara ve il yöneticilerine pandemi sürecindeki dikkatlerinden dolayı teşekkür ettiğine, normalleşme süreci başladığına göre bir yıldır kapalı olan Uşak Havalimanının hizmete açılmasını talep ettiklerine, ikinci el otomobil satışına binde 5 vergi getirilmesine ilişkin tekliften vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uşak’ımızın tüm halkına ve tüm yöneticilerimize pandemi sürecinde dikkatlerinden dolayı teşekkür ediyorum Türkiye haritasındaki bu verdikleri güzel görüntüden dolayı ve de aynı süreçte, aşı süreci tamamlanıncaya kadar, aynı şekilde tüm vatandaşlarımızdan dikkatlerinin devam etmesini özellikle rica ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Ulaştırma Bakanına sesleniyorum: Madem normalleşme süreci başladı, yaklaşık bir yıldır kapalı olan Uşak Havalimanımızın bir an önce tüm vatandaşlarımızın hizmetine açılmasını özellikle talep ediyorum çünkü tüm vatandaşlarımız bu konudan oldukça şikâyetçi.

Sayın Başkan, bugün, ikinci el otomobil satışına maalesef binde 5 vergi getirilmek isteniyor. Bu zor şartlarda, bu pandemi sürecinde hem esnafımıza hem de vatandaşımıza ekstra yük getirmeyin, bir an önce bu tekliften vazgeçin diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, pandemi döneminde trafik cezalarının çok arttığına, âdeta vergilendirmeye dönüşen bu uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pandemi döneminde Covid-19 virüsünden hızlı yayılan bir şey var, trafik cezaları. Ceza caydırıcılık özelliği taşır, oysa AKP âdeta bir yeni vergi gibi, vatandaşı nasıl tuzağa düşürürüm derdinde. Ceza kesmekle devlet yönetiliyorsa herkes yönetir. Trafik cezaları “Vatandaşı nasıl tuzağa düşürürüm?” anlayışıyla kesilmeye başlandı. Pazar günü sokağa çıkma yasağı var, pazar günü her yere radarlar konulmuş. “Olur ya, yollar boş diye boşa düşen bir vatandaş olursa ceza keseriz.” hesabı yapılıyor. Trafik cezalarında âdeta vergilendirmeye dönüşen bu uygulamalardan vazgeçilmelidir. Olur olmaz her yere hız levhası koyarak, vatandaşa ceza keserek trafik kazalarına çözüm getirilmez. Yandaşlara yedirdiğiniz bütçenin açığını vatandaşı haraca bağlayarak kapatamazsınız. Bütçe rahatlasın, vatandaş rahat nefes alsın istiyorsanız sarayın şalterlerini indirin.

BAŞKAN – Sayın Barut…

8.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Covid-19 pandemi sürecinde getirilen kısıtlamaların toplumu olumsuz etkilediğine, AKP’nin çözümsüzlükte ısrarcı politikaları ve sosyal devlet anlayışından uzak yaklaşımının yurttaşların sorunlarını daha da derinleştirdiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, ekonomik kriz, Covid-19 salgını ve bunun getirdiği kısıtlamalar toplumun tüm kesimlerini çok olumsuz etkiliyor. AKP’nin çözümsüzlükte ısrarcı politikaları, sosyal devlet anlayışından uzak yaklaşımı yurttaşların sorunlarını daha da derinleştiriyor. Halk sağlığı ve sosyal yaşamın yanı sıra özellikle ekonomiyle ilgili ortaya konan veriler bu söylediklerimizin de ispatıdır. Türkiye Bankalar Birliğinin açıkladığı veriler bile yurttaşlarımızın nasıl borç batağına batırıldığını göstermektedir. 2020 yılında bireysel kredi borcu olanların sayısı 2019 yılına kıyasla 2 milyon 107 bin kişi artarak 34 milyon 4 bine yükseldi. Bu kişilerin kredi borcu da 618,5 milyar liradan 866,6 milyar liraya yükseldi. Bu veriler de gösteriyor ki iktidar sorunları çözmüyor, aksine derinleştiriyor. Bu yangını seyretmeyin, lütfen çare üretin.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

9.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ücretli öğretmenlik uygulamasının Millî Eğitim Bakanlığının başvurduğu kalıcı bir yöntem hâline geldiğine, bu yöntemin mağduriyetlere neden olduğuna, ücretli öğretmenlerin oluşturduğu Liyakatli Emekli Öğretmenler Platformu temsilcilerinin sorunlarını kendisiyle paylaştığına, ücretli öğretmenlik uygulamasının son bulması, bu öğretmenlere kadro verilmesi taleplerini Millî Eğitim Bakanlığına ilettiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Ücretli öğretmenlik uygulaması, öğretmen açığını kapatmak amacıyla Millî Eğitim Bakanlığının başvurduğu kalıcı bir yöntem hâline gelmiş durumdadır. Gelinen aşamada hiçbir öğretmenin kabul etmediği ücretli öğretmenlik uygulaması ne öğretmenler için ne öğrenciler için ne de eğitim sistemimiz için sorun çözmek bir yana yeni sorunlara ve mağduriyetlere neden olmaktadır. Ücretli öğretmenlerin oluşturduğu Liyakatli Emekli Öğretmenler Platformu temsilcileriyle dün bir araya geldim. Yarım yatan SGK primleri, maaş kesintisi, idarecilerin inisiyatifindeki güvencesiz çalışma koşulları, angarya işler, işsizlik ödeneğinden yoksunluk, tazminat ve emeklilik hak kaybı gibi yaşadıkları sorunları paylaştılar. Bu temel sorunların çözülmesi, ücretli öğretmenlik uygulamasının son bulması, ücretli öğretmenlere liyakatlerine göre kadro verilmesi talep ve çözüm önerilerini Meclisten Millî Eğitim Bakanlığına iletiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın İlhan…

10.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’in, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un Kırşehir ilini ziyaretinde bol vaatlerde bulunduğuna, Kırşehir ilinde yapımına başlansa dâhi atıl hâlde bulunan birçok kamu yatırımı olduğuna, ziyaret sırasında Belediye Başkanının programa katılma, iletişime açık olma ve misafir etme talebi olmasına rağmen İl Koordinasyon Kurulu toplantısına gerek Belediye Başkanı gerekse STK temsilcilerinin davet edilmediğine, bu yaklaşıma Kırşehirlilerin zamanı geldiğinde gereken cevabı vereceğine ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçen hafta Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Murat Kurum Kırşehir’i ziyaret ederek bol vaatli toplantı ve görüşmelerde bulundu. Burada, alelacele oluşturduğu vaatlerini saymayacağım. Zira Kırşehir’de yapımına hiç başlanmamış ancak teslim süresi gelince “Revizyon yaptık.” aldatmacasıyla geçiştirilen veya başlansa dâhi atıl hâlde bulunan birçok kamu yatırımı varken hemşehrilerimizin bu şifahi sözlere itimat etmeyeceği ne yazık ki aşikârdır.

Bir diğer önemli husus ise Kırşehir halkının iradesine Bakan düzeyinde saygısızlık yapılmasıdır. Belediye Başkanımızın programa katılma, iletişime açık olma ve misafir etme talebi olmasına rağmen ne yazık ki İl Koordinasyon Kurulu toplantısına gerek Belediye Başkanımız gerekse de STK temsilcileri davet edilmemişlerdir. Geçmişte de şehrimiz nezdinde siyasi saiklerle denenen bu cezalandırıcı ve intikamcı yaklaşıma, çok büyük bir siyasi hafızaya sahip olan Kırşehirliler, zamanı geldiğinde gereken cevabı verecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

11.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, yaşanan pandemide ülkenin en az hasar alan ülkelerden biri olduğuna, sürecin şeffaf yönetildiğine, milyonlarca insanın aşı olduğuna ve aşı sürecinin devam ettiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım çok teşekkür ediyorum.

Malum, 2020 büyük bir hercümerç yılı oldu, panik yılı oldu. Bütün ülkeler bu hâlden de payına düşeni aldı. Tabii ki ülkemiz de bu hâli yaşadı, elan da bu durum devam ediyor. Ne ki şu bir hakikat, en az hasar gören ülkelerden biriyiz. Sebep şu: Covid sürecini çok şeffaf yönettik, devlet olarak üzerimize düşen her vazifeyi bihakkın yerine getirdik; bundan dolayı da gıptayla bakılan bir ülke halindeyiz, elhamdülillah. Aşı sürecini yönetmedeki hâlimiz de böyle; şu anda milyonlarca insanımıza aşı vuruldu, bundan sonra da devam ediyor bu aşı süreci. İhyayı esas alan yürekler bu hâlden çok mutlu ama imha siyaseti güdenler; yalan, iftira, dedikoduyla iştigal edenler de hâlden dolayı çok rahatsızlar. Milletimiz bunu not ediyor; gerektiği zaman, gerektiği an mutlaka bunun karşılığını verecektir.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

12.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, Muğla ili Bodrum ilçesinde özellikle kamuya ait ortak alanların muhafaza edilmesi gerektiğine, bu alanların imara açılmasının mı düşünüldüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Korumamız gereken alanlarımız bir bir ranta kurban ediliyor; yaşam alanlarımız, doğamız katlediliyor. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Bodrum’da 4 milyon 500 bin metrekare büyüklüğündeki 79 parselin imar durumunu sordu. Bu alanlardan biri iki adadan oluşan Ada Boğazı’dır; tamamı birinci derecede doğal sit ve tescilli meradır, üzerinde kültür varlığı olarak tescil edilmiş sarnıç yapısı ve zeytinin binlerce yıllık atası olarak kabul edilen yaklaşık 30 bin kök delice bulunmaktadır. Akvaryum Koyu dâhil kıyısı ve tüm alanıyla denizcilere balıkçılara, çobanlara, doğa yürüyüşçülerine yani yöre insanımıza ve her türlü varlığa mekân ve yuva olmaya devam etmektedir.

Hazine ve Maliye Bakanlığına soruyorum: Özelleştirme İdaresi, imar planlarını kendisi yapıyor, 79 parselin durumunu belediyeden niçin sormuştur? Özellikle kamuya ait ortak alanlarımızın muhafaza edilmesi gerekir; yoksa bu alanları imara açmayı mı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

13.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Millî Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan’ı vefatının 10’uncu yıl dönümünde rahmetle andığına, 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden yirmi dört yıl geçtiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, millî görüşün lideri ve Türk siyasetinin hocası Profesör Doktor Necmettin Erbakan’ı vefatının 10’uncu yıl dönümünde rahmetle, minnetle anıyorum; mekânı cennet olsun.

28 Şubat postmodern darbesi üzerinden yirmi dört yıl geçti. Erbakan’ın Başbakan olması pek çok cenahı rahatsız etmişti, 54’üncü REFAH-YOL Hükûmetinin düşürülmesi için yargı, TÜSİAD, medya ve askerden oluşan koalisyon devreye girdi. Gazeteci İsmet Berkan: “28 Şubat ana aktörlerinden biri de medyaydı, kendimizi kullandırdık; 28 Şubat sürecinde hepimizin günahı var.” diyerek medyanın işin içinde olduğunu itiraf etti.

Yine, başörtülü öğrenciler okullara alınmadı, FETÖ de “Başörtüsü teferruattır.” diyerek darbecilere destek verdi. Darbeciler “28 Şubat, bin yıl sürecek.” demişlerdi ama 3 Kasım 2002’de millî irade demokrasiye sahip çıktı. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi “Milletimiz 28 Şubatı gerçekleştiren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı’nı kamuoyuyla paylaştığına, söyleme değil eyleme bakacaklarına, on dokuz yıldır iktidarda olan AK PARTİ’nin insan haklarını yeni keşfetmiş gibi davrandığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan İnsan Hakları Eylem Planı’nı kamuoyuyla paylaştı; Erdoğan, 9 amaç ve 11 temel ilkeyi sıraladı. İlkesel olarak, söylem ve vaatlere değil uygulamaya bakacağız. Biliyorsunuz Erdoğan “Başkanlık sistemi gelince ekonomi uçacak.” dedi ama tam tersi oldu, tek adam rejiminde ekonomimiz yere çakıldı. “Kamu hizmetlerinde bürokrasi azalacak.” dediler ancak daha beter bir duruma sürüklendik, bürokrasi iyice çekilmez bir hâl aldı. Erdoğan, seçimden önce “Bu kardeşinize yetkiyi verin ondan sonra faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz.” demişti daha beteri oldu; bu milletin parası faize gidiyor. Bu yüzden söyleme değil eyleme bakacağız.

Çok eski çağlardan beri insan hakları hep vardı, on dokuz yıldır iktidarda olan AK PARTİ ise insan haklarını yeni keşfetmiş gibi davranıyor. İktidarınızın insan hakları karnesi ortada, size verilen krediyi tükettiniz, samimiyetiniz sorgulanıyor. Hukuk devleti için, barış için, insan hakları için, demokrasi için Cumhuriyet Halk Partisine destek veriniz.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

15.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, ülkenin 6’ncı büyük elma yetiştiricisi olan Çanakkale ilindeki elma üreticilerinin hastalık ve zararlılarla mücadele ettiğine, artan maliyetler nedeniyle çok zor durumda olduğuna, tüccarın ürüne verdiği fiyatların maliyetleri karşılamasının imkânsız olduğuna, Tarım ve Orman Bakanlığının elma üreticilerinin yaşadığı mağduriyeti ortadan kaldıracak bir eylem planı hazırlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çanakkale’de elma üreticiliği, başta Bayramiç ilçesi olmak üzere Lapseki, Merkez, Biga ve Yenice ilçelerinde yoğunlaşmaktadır. Çanakkale’nin hemen hemen bütün ilçelerinde elma bahçeleri tarımsal üretimin öncüsü durumundadır. Türkiye’nin 6’ncı büyük elma yetiştiricisi konumunda bulunan Çanakkale’deki elma üreticileri hastalık ve zararlılarla mücadele etmekteler; gübre, mazot, budama, toplama, muhafaza ve pazarlamada artan maliyetler nedeniyle çok zor durumdalar. Hasat yaklaşmasına rağmen soğuk hava depoları yüzde 80 oranında dolu. Tüccar 1,5-2,5 liradan alım yapıyor; bu fiyatlarla üreticinin maliyetlerini karşılaması imkânsız. Çiftçi bu durumda nasıl ayakta kalsın? Marketlerde elma 7-8 liraya satılıyor. Tarım ve Orman Bakanlığının elma üreticilerinin yaşadığı mağduriyeti ortadan kaldıracak bir eylem planı hazırlaması gerekmektedir. Elmada ürün bazlı destek uygulamasına geçilmesi için daha ne bekleniyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

16.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinde Alpu Ovası’nın verimli toprakları üzerine Ulusal Raylı Sistemler Test Merkezi kurulmasının gündemde olduğuna, pandemi döneminde önemi ve değeri bir kez daha anlaşılan verimli toprakların yok edilmemesi için projenin Alpu Ovası yerine yakında bulunan kıraç alanlara kaydırılması çağrısını Mecliste dile getirmek istediğine ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, Eskişehir’imizde Bakanlar Kurulu kararıyla “büyük ova” ilan edilen ve koruma altına alınan Alpu’muzun verimli toprakları üzerine Ulusal Raylı Sistemler Test Merkezi kurulması gündemde. Demir yolcu Eskişehir’imizde URAYSİM gibi bir projeye ve bu projenin Alpu içerisinde hayata geçirilecek olmasına kesinlikle karşı değiliz ancak tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi döneminde önemini ve değerini bir kez daha anladığımız verimli topraklarımızın yok edilmemesi için projenin Alpu Ovası yerine yakında bulunan kıraç alanlara kaydırılması çağrımızı yüce Meclisin huzuruna getirmek isterim.

URAYSİM Projesi rayları Anadolu’nun buğday ambarı Alpu Ovamız üzerine kurulursa binlerce dönüm sulu tarım arazisi yok olacak, raylar tarlaları pek çok parçaya bölerek işlemez hâle getirecektir. Bozan, Yeşildon ve Çardakbaşı köylülerimiz sıkıntı içindedir. Ray hatları verimli tarım arazilerinin yanı sıra mera alanlarını da yok edecek ve bölgedeki hayvancılığı bitirecektir. Ray hatlarının döşeneceği topraklarda arpa, buğday, yonca, pancar, mısır, yanı sıra domates ve patates ekimi yapılmakta.

Projenin yapılması planlanan alanının değiştirilmesi için belediyelerimiz, sivil toplum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ersoy…

17.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, 1-7 Mart Deprem Haftası’nda vatandaşların depreme karşı hazırlıklı olmasının sağlanmasının, toplumda afete hazırlık bilincinin yaygınlaştırılmasının amaçlandığına, Deprem Haftası’nın ülkede depremsiz geçecek ve depreme dayanaklı konutlar üretilen günlere vesile olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilindiği üzere 1-7 Mart tarihleri arası Deprem Haftası. Deprem Haftası’nda ülkemizde vatandaşlarımızın depreme karşı hazırlıklı olmasının sağlanması, depremden korunma yollarının anlatılması ve toplumda afete hazırlık bilincinin yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır.

Dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde olan ülkemizde vatandaşlarımızın can ve mal kayıplarının yanında ülke ekonomimiz açısından da büyük kayıplara yol açan deprem felaketlerini yaşamaktayız. Depremin ne zaman olacağını bilmemiz mümkün olmasa da depremlere dayanaklı binalar yaparak olumsuz etkilerinden korunmamız mümkün.

Deprem Haftası’nın Türkiye’de depremsiz geçecek ve depreme dayanaklı konutlar ürettiğimiz günlere vesile olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

18.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kısmi de olsa bir açılma geldiğine ancak genelgede tiyatro, sinema ve konserler için herhangi bir düzenleme olmadığına, bu belirsizliğin bir an önce giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün itibarıyla kısmi de olsa bir açılma geldi; işletmelerin çalışma saatleri ve koşulları ayrıntılı olarak belirlendi ve açıklandı ancak genelgeye baktığımızda tiyatrolar, sinemalar, konserler için herhangi bir uygulama maddesi yok maalesef. Pek çok oyuncu, sahne çalışanı, sanatçı bir yıldır ekmeksiz, bir an önce sahnelerin açılmasını bekliyor hatta Devlet Tiyatroları için durum daha da belirsiz; keza, sinema salonu çalışanları da aynı şekilde perişan, müzisyenleri ise söylemeye gerek yok, maalesef her gün intiharlara tanık oluyoruz. Sanatçılar ve çalışanlar için de durum bu kadar iç açıcı değilken İçişleri Bakanlığı ya da Kültür Bakanlığı bu konuda maalesef net bir açıklama yapmıyor.

Bu belirsizliğin bir an önce giderilmesi gerekiyor ve Bakanlıkların ivedilikle karar almasını istiyoruz diyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

19.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, son yıllarda ekonomik sebeplerden intiharların toplam intihar vakaları içindeki payının arttığına, intihar vakalarının doğrudan ele alınması ve bu kapsamda politikalar oluşturulmasının elzem olduğuna, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a intihar vakalarıyla ilgili bir çalışmalarının olup olmadığını sorduğuna ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülke genelinde ekonomik sebeplerden intiharların toplam intihar vakaları içindeki payı son yıllarda artmıştır. Türkiye’de 2002-2019 arasında 5.806 intihar vakası yaşanmış ve bu vakaların sebebi geçim sıkıntısı ve ticari başarısızlık olarak belirlenmiştir. Aydın ili intihar hızının en yüksek olduğu 6’ncı il olmuştur. Aydın’da 23 Şubatta, bir günde 3 kişi yaşamına son vermiştir.

Sosyal politikaların intiharlarla doğru orantılı olduğu açık olmakla birlikte intihar vakaları giderek artmaktadır. Bu nedenle, intihar vakalarının doğrudan ele alınması ve bu kapsamda kamusal politikaların oluşturulması elzemdir.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanına sormak istiyorum: Bakanlığınızda intihar vakalarıyla ilgili bir çalışma var mıdır? Artan intihar vakalarıyla işsizlik ve ekonomik sıkıntılar arasında bağ Bakanlığınızca nasıl değerlendirilmektedir?

Aydın’da bir yıl içinde intihar vakası sayısı kaçtır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

20.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, büyük şehirlerdeki büyümeye rağmen kamuda istihdam edilen harita mühendisi, harita ve kadastro teknikerlerinin sayısında büyük düşüş yaşandığına, bu meslek gruplarının sesine kulak verilmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Ülkemizde köyden kente göç tüm hızıyla devam etmektedir; buna bağlı olarak büyükşehirler başta olmak üzere kentleşme oranında da büyüme söz konusudur. Kentleşmedeki hızlı büyümeye rağmen kamu kurumlarında istihdam edilen harita mühendisleri, harita ve kadastro teknikerleri sayısında büyük bir düşüş yaşanmaktadır. AK PARTİ iktidarının son beş yılında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesine 182 kişi, son iki yılda 40 bini aşan mezun sayısına rağmen harita ve kadastro teknikerlerinden ise sadece 64 kişi atanmıştır.

Mezun harita mühendisleri ve harita ve kadastro teknikerleri millete hizmet etmek istiyorlar. İlgili bakanlıklara sesleniyorum buradan: Mağdur ettiğiniz harita mühendisleri, harita ve kadastro teknikerlerinin sesine kulak verin, bunların mağduriyetlerini giderin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu’na ait.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

21.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Şırnak ilinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’a Allah’tan rahmet dilediğine, Rize ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 100’üncü yılında Rizelileri selamladığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan pandemiye dönük alınan kararlarla ilgili açıklamanın toplumun çoğunluğu tarafından tam olarak anlaşılamadığına, Hükûmetin pandemi sürecini en başından beri belirsizlik içerisinde götürdüğüne, Çin yönetiminin Doğu Türkistanlılara karşı gerçekleştirdiği mezalimi defaatle kınadıklarına, konuyla alakalı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortak bir kararlılık sergilemesi hususunu da sürekli gündeme taşıdıklarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını ziyaret ederek ortak bir kınama metninin hazırlanması yolunda gerekli adımları atacaklarına, Hükûmetin de sorumluluğunun farkında olarak hareket etmesi gerektiğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı sorumluluklarını yerine getirmeye İYİ PARTİ Grubu olarak davet ettiklerine ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu da saygılarımla selamlıyorum.

Şırnak’ta PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada kahraman askerimiz, Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut maalesef şehit olmuştur. Şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, bugün Rize’nin Düşman İşgalinden Kurtuluşu’nun 100’üncü yıl dönümü; tüm Rize’yi ve Rizeli vatandaşlarımızı en içten duygularımla selamlıyor, kurtuluş günlerini tebrik ediyorum. Bağımsızlık için mücadele eden tüm vatandaşlarımızı ve bu toprakları vatan yapan aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

Dün, Sayın Cumhurbaşkanımız, akşam saatlerinde, Kabine toplantısı sonrası pandemiyle ilgili alınan yeni kararlara ve mevcut kısıtlamalara dair açıklamalarda bulunmuşlardır fakat yapılan açıklama toplumun çoğunluğu tarafından ne yazık ki tam olarak anlaşılamamıştır. Milletimizin tamamını birinci dereceden ilgilendiren böylesi önemli kararların topluma açıklanma şekli bu denli üstünkörü ve bu denli karışık olmamalıdır. Kararları açıklamadan önce dakikalarca parti propagandası yapmak ise hiç hoş olmamakla birlikte tam da Sayın Erdoğan’a yakışan bir tutum olarak kendini göstermiştir. Kısıtlamaların neler olduğu, hangi günler, hangi saatler arası kimleri kapsadığı net olarak açıklanamamıştır; şüphesiz ki bu durum uygulamada kargaşa getirecektir. Okulların açılış tarihiyle ilgili sürekli değişen kararlar ise güvensizlik oluşturmaktadır.

Hükûmet, pandemi sürecini en başından beri belirsizlik içerisinde götürmektedir. Kararların açıklanması ne kadar beceriksizlikse, alınan kararlar -zayıflığı- da o denli yetersizdir.

Sayın Başkanım, sevgili milletvekili arkadaşlarım; biliyorsunuz, millet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildiğimiz günden itibaren zalim Çin yönetiminin Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza karşı gerçekleştirmiş olduğu mezalimi defaatle kınadık ve bu konularla alakalı olarak da Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortak bir kararlılık sergilemesi hususunu da sürekli gündeme taşımıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bu mezalim devam ediyor ve bir eylemin soykırım sayılabilmesi için ne kadar gerekçe varsa Çin yönetimi tarafından Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza yöneltiliyor.

Bu kapsamda, soykırım niteliğindeki mezalimin kınanması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı nezdinde gerekli girişimlerde bulunacağız; yarın parti grubunu temsilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızı ziyaret ederek ortak bir kınama metninin hazırlanması yolunda da gerekli adımları atacağız. Yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda adım atması yeterli değildir, her fırsatta Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle alakalı methiyeler düzen iktidar grubunun da aynı zamanda bu olupbitenlerin Cumhurbaşkanlığı makamına, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine de sorumluluk yüklediğinin farkında hareket etmesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Doğu Türkistan’da gerçekleştirilen ağır insan haklarının tespiti için gerekli çalışmaların yapılması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu çalışmalar hakkında bilgilendirilmesi, Doğu Türkistan’da gerçekleştirilen hak ihlallerine karışanlara ilişkin ekonomik yaptırım kararlarının alınması, mali imkânlar çerçevesinde, Doğu Türkistan’daki zulümden kaçarak Türkiye’ye sığınanlarla ilgili gerekli desteklerin verilmesi, Doğu Türkistan’daki Çin zulmüne karşı uluslararası kamuoyunun oluşturulması ve lobi faaliyetlerinin yapılması için gerekli çalışmaların başlatılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Birkaç cümlem kaldı.

…Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesinde uluslararası toplumun sivil halkı koruma yükümlülüğünün Doğu Türkistan için uygulanmasını sağlayıcı faaliyetlerde bulunulması, İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde ivedilikle Doğu Türkistan’la ilgili çalışma yapılması ve karar alınması için gerekli girişimlerin başlatılması, 3 Ekim 2009’da imzalanan Nahçıvan Anlaşması’yla kurulmuş ve Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkeler tarafından oluşturulmuş Türk Keneşi’nde vakit kaybetmeden gerekli girişimlerin yapılması ve yukarıdaki başlıklarla ilgili olarak gerçekleştirilen girişim ve işlemlerden Türkiye Büyük Millet Meclisinin kesintisiz haberdar edilmesi hususunda Sayın Cumhurbaşkanını sorumluluklarını yerine getirmeye ve görevini yapmaya İYİ PARTİ Grubu olarak davet ediyoruz.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül.

22.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Şırnak ilinde PKK saldırısında şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’a Allah’tan rahmet dilediğine, 1-7 Mart haftasının ülkede Yeşilay Haftası olarak kutlandığına, herkes için madde bağımlılığından uzak, sağlıklı ve huzurlu bir dünya dilediğine, Yeşilay Haftası’nı kutladığına, Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulunun tavsiyeleri göz önünde bulundurularak belirlenen yeni düzenlemelerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandığına, ABD Temsilciler Meclisinde Demokrat ve Cumhuriyetçi 180 milletvekilinin ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e Türkiye’yle ilgili bir mektup göndermesinin ülkenin bağımsızlığına, istiklaline ve demokratik hukuk devleti yapısına karşı büyük bir saygısızlık olduğuna, bunu kabul etmediklerini tekrar dile getirdiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şırnak’ta PKK terör örgütünün hain saldırısında şehit olan kahraman askerimiz, Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’a Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, 1-7 Mart tarihleri arası ülkemizde Yeşilay Haftası olarak kutlanmaktadır. Yeşilay, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, işgal güçlerinin toplumumuzda alkol ve uyuşturucu maddeleri yaygınlaştırmasını ve işgale karşı mücadele ruhunun yıkılmasını önlemek amacıyla dönemin Şeyhülislamı İbrahim Haydarzade’nin himayesinde Doktor Mazhar Osman Uzman ve arkadaşları tarafından Sultan Vahdettin’in izniyle 5 Mart 1920’de İstanbul’da “Hilal-i Ahdar” adıyla kurulmuştur. Hilal-i Ahdar ismi daha sonra “Yeşil Hilal” ve “Yeşilay” olarak değiştirilmiş, 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı, İsmet İnönü’nün Başbakanlığında Bakanlar Kurulu kararıyla Yeşilaya kamuya yararlı dernek statüsü verilmiştir. Kuruluşundan günümüze bağımlılık türleri arttıkça Yeşilayın da tüzüğünde çalışma alanları çeşitlenmiş, alkolden sonra sigara, uyuşturucu madde, kumar ve yakın tarihte teknoloji bağımlılığı Yeşilayın mücadele alanına dâhil olmuştur.

Günümüzde madde bağımlılığı tüm dünya için ortak bir sorun hâline gelmiştir. Alkol, sigara, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklar aile bağlarımızı zayıflatmakta, sevgiyi yok etmekte, manevi değerlerden uzaklaşmamıza ve ülke ekonomisinde büyük kayıplar vermemize neden olmaktadır. Bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı bireyler yetiştirmek, aile ve toplum huzurunu korumak, çocuklarımıza barış ve saygının hâkim olduğu bir gelecek bırakmak için tütün, alkol, uyuşturucu başta olmak üzere tüm bağımlılıklara karşı bilinçli olmak zorundayız.

Bu vesileyle hepimizin için madde bağımlılığından uzak, sağlıklı ve huzurlu bir dünya diliyor, Yeşilay Haftanızı kutluyoruz.

Sayın Başkan, 1 Mart 2021 günü Sayın Cumhurbaşkanımız başkanlığında gerçekleştirilen Kabine toplantısında yeni kontrollü normalleşme sürecine dair temel usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulunun tavsiyeleri göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulu tarafından tespit edilen kriterlere göre iller 4 ayrı risk grubuna ayrılarak salgınla mücadeledeki tedbir seviyeleri risk gruplarına göre belirlenmiştir. Bu kararlar doğrultusunda risk gruplarına göre -belirlenen- illerde kısıtlamalar gevşetilmiş ve vatandaşlarımızın günlük yaşamları daha da normal hâle gelmiştir.

Salgınla mücadelede kalıcı başarının sağlanması için temizlik, maske ve mesafe kurallarının yanı sıra hayatın her alanını kapsayacak şekilde belirlenen kurallara ve tedbirlere toplumun tüm kesimlerince azami düzeyde uyulması büyük önem taşımaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Seçim bölgem Sakarya ilimizin de içinde olduğu yüksek risk grubundaki şehirlerimizin ve vatandaşlarımızın özellikle bu kurallara riayet etmelerini önemle rica etmekteyim. Aşılama programı kapsamında her geçen gün hızla artan aşılanan nüfus oranıyla beraber tüm illerimizde beklenen normalleşme kararlarının alınması hayatımızı çok daha kolaylaştıracaktır.

Sayın Başkan, son olarak; ABD Temsilciler Meclisinde Demokrat ve Cumhuriyetçi 180 milletvekilinin ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e Türkiye’yle ilgili bir mektup gönderdiği kamuoyuna yansımıştır. 26 Şubat tarihinde yazılıp gönderilen, 1 Martta kamuoyuyla paylaşılan mektupta Türkiye’nin NATO müttefiki olduğu, ABD’nin önemli bir ortağı olduğu bildirilirken, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin insan haklarını önemli ölçüde ihlal ettiği, demokratik yoldan saptığı, yargıyı zayıflattığı, siyasi muhalifleri, gazetecileri ve azınlık gruplarını haksız yere hapsettiği şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – 2017 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD ziyaretinde PKK’lıların yaptığı protesto gösterisini barışçıl gösteri olarak gösterip Türkiye Cumhuriyeti’nin kendini düzeltmesi gerektiğini, Hükûmetin ve iktidar partisinin politikalarının değiştirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.

Bu görünen tablo ABD’de, özellikle Başkanlık seçimi sonrasında, Türkiye’ye karşı baskıyı artırmak noktasında ABD’nin ciddi bir politika izleyeceğini, izlediğini ortaya koymaktadır. Ne yazık ki ABD, şu an kendi kapasitesine ve imkânlarına bakmaksızın dünyayı soğuk savaş dönemindeki mantıkla değerlendirerek “Ya benden olacaksınız ya da benim düşmanım olacaksınız.” şeklinde yorumlamak cihetine gitmektedir, bu, tarihî bir hatadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tabii.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ABD de içerisine dâhil olmak üzere Batı’yla iyi, hakkaniyetli ve karşılıklı saygıya dayanan uluslararası ilişkilerini devam ettirmekle birlikte yine Doğu’da, Avrasya’da kendi hak ve menfaatlerini, alakalarını ilgilendiren meselelerde de bağımsız bir şekilde karar alabilmeli ve bu politikaların Batı tarafından saygıyla karşılanması gerekmektedir. Bunun yerine NATO üyeliğimizi gerekçe göstererek veya diğer ilişkilerimizi gerekçe göstererek Türkiye’yi tahakküm altına almaya ABD dâhil hiçbir ülkenin hakkı yoktur. Bu, Türkiye'nin bağımsızlığına, istiklaline ve demokratik hukuk devleti yapısına karşı büyük bir saygısızlıktır. Bunu kabul etmediğimizi ve etmeyeceğimizi buradan tekrar dile getiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç.

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 2 Mart 1994 tarihinde Kürt siyasetçiler Ahmet Türk, Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıkları kaldırılarak tutuklandıklarına, bu iktidarın da yirmi yıl sonra Kürt siyasi temsilcilerine bakışında ve yöneliminde hiçbir değişiklik olmadığını gördüklerine, kendilerinin de demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesine aynen Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’tan gördükleri gibi devam ettiklerine, Erzurum ili Karaçoban Belediyesi Eş Başkanının gözaltına alındığına, bugüne kadar seçilmiş belediye eş başkanlarının birçoğunun yerine kayyum atandığına, TÜİK’e yeniden yeni bir başkan atandığına, iktidarın, ülkenin ekonomisiyle, sosyal hayatıyla ilgili verileri güvenilir bir şekilde üretmekle görevli bir devlet kurumunu pespaye bir hâle getirdiğine, TÜİK’in 2020 yılında ülkenin yüzde 1,8 büyüdüğünü açıkladığına, iktidarın “büyüme” dediğinden işçi, emekli, çiftçi, esnaf ve köylünün payını alamadığına, yandaş şirketlerin pay aldığına, yandaş sermayenin büyüdüğüne, halkın ise küçüldüğüne ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, şimdi size çok kısa bir şey okuyacağım: “Türkiye'de toplumsal uzlaşmayı ve iç barışı istemeyen güçlerin başlattıkları psikolojik savaş kampanyalarıyla devletin resmî televizyonlarında günlerce teşhir edildik, inanılması mümkün olmayan komplo ve senaryolarla kamuoyuna suçlu olarak sunulduk, mitinglerde, meydanlarda linç edilmesi gereken insanlar olarak tanıtıldık, hedef gösterildik, yanı başımızda bombalar patladı, arkadaşlarımız öldürüldü, hakaretlere maruz kaldık. Düşüncelerimiz çok aykırı, çok uç ve ötesinde tahammül edilmez de olabilir ancak bunların doğruluğu ya da yanlışlığı ellere kelepçe vurularak değil, burada tartışılarak anlaşılabilir. Bizim Kürt sorununun çözümüne ilişkin görüş ve düşüncelerimiz farklı olduğu içindir ki sanık sandalyesine oturmak üzereyiz.” İlginç değil mi bu sözler? Bu sözleri kim söylemiş, biliyor musunuz? Yirmi yedi yıl önce, 1994 yılında 2 Mart günü merhum DEP Milletvekili Orhan Doğan bu Meclis kürsüsünde söylemiş. Yani o gün, 2 Mart 1994 günü Meclisin 78’inci Birleşiminin ilk oturumunda bu sözleri söylemiş ve bu konuşmanın ardından Kürt siyasetçiler Ahmet Türk, Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıkları kaldırılarak tutuklanmışlar; yirmi yedi yıl önce 2 Martta. Şimdi bu sözleri bugün bir HDP milletvekili de söylemiş olabilirdi. Yirmi yedi yıl geçmiş aradan, hiçbir şey değişmemiş; böyle bir durumla karşı karşıyayız maalesef. Yani bu iktidarın da yirmi yedi yıl sonra Kürt halkına, Kürt siyasi temsilcilerine bakışında ve yöneliminde hiçbir değişiklik olmadığını görüyoruz.

“2 Mart 1994 darbesini yapmış olanları hatırlıyor musunuz?” diye sorsam buradaki, Meclisteki Grup Başkan Vekillerine, hiçbirinin ismini hatırlamazlar; tarihten silinip gittiler. O parmaklar kalktı, indi ama onlar tarihten silinip gittiler. Unutulmayanlar kimler? Ahmet Türk unutulmadı, Sırrı Sakık unutulmadı, Orhan Doğan -rahmetli- unutulmadı, Leyla Zana unutulmadı, Hatip Dicle unutulmadı, Mahmut Alınak unutulmadı; onlar eşitlik, demokrasi, barış ve özgürlük mücadelelerine devam ettiler.

Bizler de Halkların Demokratik Partisi milletvekilleri olarak, bu köhnemiş, darbeci anlayış karşısındaki mücadelemize, demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesine aynen Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’tan gördüğümüz gibi devam ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Demokrasinin ve barışın kazanılabilmesi için, haklarımızı elde edebilmek için mücadelemizi sürdürüyoruz. Bir kez daha arkadaşlarımızı saygıyla yâd ediyoruz, saygıyla kendilerinden söz ediyoruz ve bu mücadelede onlara verdiğimiz sözü de tutacağımızı bir kez daha vurguluyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu darbeci zihniyetin devamında yani lanetlediğimiz 28 Şubat darbesi ile 2 Mart 1994 darbesini yaşadığımız hafta içinde bugün ne oldu? Sabah, Erzurum Karaçoban Belediyesi Eş Başkanımız gözaltına alındı, büyük ihtimalle kayyum atanacak. Yani bugüne kadar seçilmiş belediye eş başkanlarımızın bir çoğunun yerine kayyum atandı, belediye meclisleri işlemez hâle getirildi ve halkın iradesi yok sayıldı, Kürt halkının siyasi iradesi ortadan kaldırılmaya çalışıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bu sabah, işte, Erzurum Karaçoban’da da aynı şeyin yaşandığını görüyoruz. Yani bu iktidar da darbeci zihniyeti sürdürme kararlılığında olduğunu, ne yazık ki halkın iradesini gasbetme kararlılığında olduğunu bir kez daha göstermiş oluyor. Bunu da tarihe not olarak düşelim, bu konuları konuşmaya elbette ki devam edeceğiz.

Diğer değinmek istediğim konu, hani şöyle bir laf vardır “Gün geçmiyor ki şu olmasın.” diye; gerçekten bu TÜİK Başkanlığına atama yapılması neredeyse bu lafı haklı hâle getirdi. “Gün geçmiyor ki TÜİK’te başkan değişmesin.” diyeceğiz neredeyse. İki hafta önce ben, yine burada, TÜİK’e yeni bir başkan atandı, diye konuşma yapmıştım, şimdi yeniden yeni bir başkan atandı. Ya, iki yılda TÜİK’e 4 tane başkan atadı bu iktidar. Neden? Bu sorunun cevabı var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yani TÜİK’i (Türkiye İstatistik Kurumu) Türkiye’nin ekonomisiyle, sosyal hayatıyla ilgili verileri inanılır ve güvenilir bir şekilde üretmek durumunda olan bir devlet kurumunu pespaye bir duruma getirdi bu iktidar; ikide bir başkan atıyor. Her bakan geldiğinde yeni başkan; yetmiyor -başkanlar dayanamıyor tabii- düzmece veri üretiminin de bir sınırı var oradaki insanlar için, onlar dayanamayınca yenisi geliyor. Yani TÜİK’i bitirdiniz. Yalan verilerle, toplumu kandırmaya çalışmakla ekonomiyi sürdürmek mümkün olmayacaktır, bunu söyleyelim.

Daha geçen gün TÜİK, yine açıkladı “2020 yılında Türkiye, yüzde 1,8 büyüdü.” diye, 2020’nin son çeyreğinde de büyüme 5,9 olmuş. Ya, bakıyoruz kişi başı gelir yıllık 8.599 dolara gerilemiş. Hangi yıla denk geliyor, hangi yılın değerlerine denk geliyor bu? 2004 yılının. Yani 2020 yılında 2004 yılının verilerine, değerlerine geri döndürmüş iktidar ekonomiyi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bitiriyorum efendim.

Teşekkür ederim.

Gayrisafi yurt içi hasıla 760 milyar dolardan 717 milyar dolara düşmüş; durum bu. Şimdi, bakıyoruz, bu büyüme denen şeyde vatandaş “Ya, bu büyüme olduysa ben mi büyüdüm?” diye soruyor. Bakın, öyle bir şey yok. 2019’da iş gücünün büyüme içindeki payı yüzde 34,8’miş, 2020’de yüzde 33’e düşmüş, 2020’nin son çeyreğinde yüzde 29’a düşmüş. Yani, sizin büyüme dediğinizden işçi, emekçi, emekli, çiftçi, esnaf, köylü payını almıyor; düşüyor. Kim pay alıyor o büyümeden? İktidarın yandaş şirketleri pay alıyor, iktidarın yandaş holdingleri pay alıyor. Esas itibarıyla “büyüme” dediğiniz şey, saraya yakın olan şirketlerin büyümesidir, yandaş sermayenin büyümesidir; halkın ise küçülmesidir. Esas itibarıyla yaşanan budur ve vatandaş da bunu görüyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay.

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, PKK terör örgütüyle girilen çatışmada şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’un ailesine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak başsağlığı dilediklerine, terör örgütüyle etkin bir mücadele edileceğine ama bunu yaparken temel hak ve özgürlüklerin ve insan haklarının korunmasının da terör örgütünün amacına ulaşmasını engelleyecek en büyük bariyer olduğuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklarken bile temel hak ve özgürlüklerine âdeta saldırıda bulunduğuna, 83 milyonun Cumhuriyet Halk Partisinin sesini duymasını önlemek amacıyla Cumhuriyet Halk Partisinin grup toplantısının yapılacağı saate İnsan Hakları Eylem Planı açıklama toplantısı koyduğuna, aşı konusunda ilk 5 ülkeden biri olunduğunun açıklandığına, doğruysa memnun olacaklarına, Filistin’in Covid-19 aşısına ulaşması için Türkiye’nin elinden geleni yapması gerektiğine, aylardır devletteki çürümeye dikkat çektiğine, S-400’lerle ilgili olarak Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın mı yoksa Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın mı söylediklerine inanacaklarını sorduğuna, 28 Şubatın yıl dönümüne, AK PARTİ’nin 28 Şubat refleksini 27 Nisan e-muhtarısıyla ilgili gösterip göstermeyeceğini merak ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gün geçmiyor ki içimize bir ateş düşmesin, bir şehit haberi almayalım. Piyade Uzman Onbaşımız Furkan Umut kardeşimizi PKK terör örgütüyle girilen bir çatışmada kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrendik. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak başta kederli ailesine, aziz milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz, Allah’ım mekânını cennet etsin.

Ama ben belki bu Genel Kurulda, bu Mecliste -abartmıyorum- 500 defa söylemişimdir; Meclis, taziye çadırı değildir, Meclisin görevi taziye dilemekten ibaret değildir. Ana kuzularının, vatan evlatlarının hayatlarını yitirmeleri, yaşamlarını yitirmeleri, terör örgütleriyle bir çatışma içinde bile olsa, Meclisin el atması gereken bir durumdur. Hiç şüphesiz, terör örgütüyle katı, kesin, etkin bir mücadele edilecektir ama bunu yaparken kimi tedbirler, başta hukuk devleti normlarının, hukuk normlarının titizlikle uygulanması olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin ve insan haklarının korunması da terör örgütünün amacına ulaşmasını engelleyecek en büyük bariyerdir. Hep söyledim, bir kere daha söyleyeyim: Devletin hukuk dışına çıkması en çok terör örgütlerinin işine yarar, terör örgütlerinin istediği de zaten budur. Bu bakımdan, Hükûmetin, terörle kesin mücadele ederken hukuk dışına çıkmamak suretiyle terör örgütlerinin kamuoyundan destek bulmalarını önlemesi gerekmektedir.

Hukuk demişken… Beyefendi bugün İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklıyor fakat İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklarken bile temel hak ve özgürlüklerimize âdeta saldırıda bulunuyor. Şöyle bir haksızlık yapıyor: Siyasi parti genel başkanlarının salı günleri Mecliste grup toplantıları vardır ve Türkiye'nin her tarafında bu saat bellidir. Cumhuriyet Halk Partisinin saati 13.30’dur. Beyefendi aynı saate İnsan Hakları Eylem Planı açıklama toplantısı koyuyor, böylece Cumhuriyet Halk Partisinin güya sesini 83 milyonun duymasını önlemek amacıyla, çünkü Türkiye’deki görsel medyanın büyük ekseriyeti beyefendinin ve saray avanesinin basınç ve baskısına maruz kaldığı için de bütün televizyonlar, beyefendi konuşmaya başlayınca Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının konuşmasından, canlı yayınından çıkıyorlar. Senin ortaya koyacağın eylem planı buysa eyvah ki eyvah! Vah ki vah! Hani, burada söylemek lazım ki Sayın Erdoğan’a “Aman, gölge etme başka ihsan istemez.” Bırak eylem planını, orta yerdeki Anayasa’da verilmiş olan temel hak ve özgürlüklerimize biraz saygı göster.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Orta yerdeki Anayasa’ya biraz uy, biz buna razıyız. Siyaset hamasetle olmaz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin şan ve şerefini yüceltmek herkesten, Cumhurbaşkanından daha çok bu Meclisin işi ve görevidir.

Böyle olduğu vakit, evet “Aşı konusunda dünyada ilk 5 ülkedeyiz.” diye açıklamalar var; doğruysa biz bundan memnun oluruz, alkışlarız, teşekkür ederiz. Aşı konusunda bir yolsuzluk da var ama, bunu da bugün Sayın Genel Başkanımız söyledi, geçen hafta söylediklerini de zaten ilgili firma -Genel Başkanımızın söylediğini- teyit etti.

Büyük devlet olmanın bedelleri vardır. 2003-2004’tü, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la beraber gittik Moğolistan’a, Orhun Yazıtları’na yol yaptık. Ben de bundan iftihar ettim ama şimdi İsrail’in Filistinli kardeşlerimize yönelik izolasyonu orta yerde dururken gıdadan, yiyecekten, askerîden, bunlardan geçtim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şu anda her ulusta 3 bin ya da 5 bin kişi Covid aşısı olmuştur. Bir Filistinli kardeşimiz bile Covid aşısına ulaşamıyor. Türkiye bunu seyredemez. Büyük devletsek Filistinli kardeşlerimize o Covid aşısını ne yapıp edip bizim getirmemiz lazım. Büyük devlet hamasetle olmaz, “şahsım” diplomasisiyle olmaz. Büyük devlet olmanın sorumluluğu ve bedeli vardır. Bunu bekliyoruz. El insaf!

Her vesileyle söylediğim bir şey var Sayın Başkan, devlette çürümeye dikkat çekiyorum aylardır, “Devlet çürüyor, devlet tefessüh ediyor.” diyorum ve bu tezimi doğrulamak için yürütme organı yarış ediyor âdeta. Şimdi, yüce Meclisin saygıdeğer üyelerine soruyorum: Bir S-400 meselemiz var, dedik ki: “Amerika Türkiye’nin iç işine karışamaz, haddini bilecek.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Gereksiz yere alınmış, kullanılmayan bir füzeye verilmiş 2 milyar dolar, devletin parasının çarçur edilmesi meselesi ayrı bir meseledir lakin şimdi soruyorum kardeşim: Bu nasıl devlet! Millî Savunma Bakanı yirmi üç gün önce dedi ki: “Biz S-400’lerde Yunanistan’ın S-300’lerle ilgili Girit modelini uygulayacağız, buna çalışıyoruz.” Olabilir, ben bunun artısını, eksisini tartışacak değilim. Şimdi, yirmi üç gün sonra, bakın, yirmi üç gün sonra Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü -“Cumhurbaşkanlığı” deyince hepiniz “İletişim Başkanı” diyecek, peşine bu gelecek diye düşünüyorsunuz, biliyorum çünkü İletişim Başkanı bu ara AK PARTİ’nin bütün üst düzey yöneticilerinden daha üst protokolde yer alıyor bir devlet memuru olarak- İbrahim Kalın diyor ki bugün: “Böyle bir düşüncemiz, planımız yok. Böyle bir plan yok.” Şimdi, biz, yasama organının üyeleri olarak -siyasi parti ayrımı yapmadan- devletin hangi görevlisine inanacağız ya?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Millî Savunma Bakanına mı inanacağız, yoksa sarayın sözcüsüne mi inanacağız? Bu konuda da yasama organı olarak bu çelişkiyle ilgili olarak -bu mühim bir çelişkidir bence- zatıaliniz aracılığıyla yürütme organına buradan çağrı yapıyorum: Ey Millî Savunma Bakanı, gel, Meclise bilgi ver; İbrahim Kalın seni yalanlıyor. Eğer bundan vazgeçtiyseniz bunu senin yapman lazım. İbrahim Kalın, neticede, evet, bir Cumhurbaşkanlığı bürokratıdır. Bu da siyasete gölge düşürür, siyasete gölge düşürür; her şey biraz gölge kabul eder, her şey vesayet kabul eder ama siyaset ve Parlamento vesayet kabul etmez Sayın Başkan.

Bak, 28 Şubatın yıl dönümü, Allah belasını versin alayının, alayının!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İlk mesaj, bravo!

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ama sizden de bir mesaj daha bekleyeceğim ben. Ben 28 Şubatı burada yüz kere konuştum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Müsamahanıza sığınarak…

BAŞKAN – Sayın Altay, tamamlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi daha marttayız, nisan geldi, 27 Nisanda bakayım ne yapacaksınız? 27 Nisan elektronik muhtırasını da lanetleyecek misiniz çok merak ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Kürsüden savunmasaydınız olurdu da.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kim savundu kürsüden? Bırak, ayıp ediyorsun. Darbelerin iyisi kötüsü olmaz. AK PARTİ’nin 28 Şubat refleksini 27 Nisanda göreceğiz bakalım, aynı refleksi verecekler mi.

Zatıalinizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlarken yürütme organına tekrar çağrıda bulunuyorum: Birbirleriyle çelişkili açıklamalar yapmak Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Hükûmetine yakışmaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan.

Buyurun Sayın Özkan.

25.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, 28 Şubat postmodern darbesinin yirmi dört yıl önce millî ve manevi değerlere saldırı olarak gerçekleşen ve millet üzerinde ağır yaralar açmış bir darbe süreci olduğuna, Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümüne, 1-7 Mart haftasının Yeşilay Haftası olarak kutlandığına, AK PARTİ’nin bağımlılıkla mücadelede özellikle Yeşilay’ın da desteğiyle çok büyük başarılar elde ettiğine, Deprem Haftası’na, Deprem Master Planı’nı 2003 yılında oluşturduklarına, 2014 yılında Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı UDSEP’i hayata geçirdiklerine, millî eğitim müfredatında deprem konusunda farkındalık dersleri verilmeye başlandığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nın on sekiz yıldan beri gerçekleştirdikleri anayasal ve yasal reformlara işlerlik kazandıracak ve vatandaşlar arasında hukuka, yargıya ve kardeşlik hukukuna güveni artıracak yeni bir reform olarak yakında hayata geçeceğine, 2021 yılının ekonomi, hukuk, insan hakları, çevre ve hayvanları koruma alanında pek çok reforma imza atacakları bir yıl olacağına inandığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de kalındığı yerden devam edelim. 28 Şubat postmodern darbesi yirmi dört yıl önce millî ve manevi değerlerimize âdeta bir haçlı saldırısı olarak gerçekleşen ve bu millet üzerinde ağır yaralar açmış ve hâlâ yaraları sarılmaya çalışılan bir darbe süreciydi. Yüzde 22 oy almış Refah Partisi kapatılmış, 387 milyar dolar -doğrudan ve dolaylı millete- bedel ödetmiş, 11 bin öğretmenimiz istifaya zorlanmış, ikna odaları garabetleri yaşanmış…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bana niye bakıyorsun?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - …600 bin başörtülü öğrencimiz başarıyla kazandıkları okullara alınmamış, 1.732 Kur’an kursu kapatılmış, 4.625 kişi tek tek fişlenmiş, 2.500 kişi emekliye sevk edilmiş, kartel medyasına 3 milyar dolar maalesef haksız kredi kullandırılmış, bu kredi de batmıştır; 26 banka -30 milyar dolar- maalesef boşaltılmıştır. İşte, bu günlerde yaşadığımız yetişmiş iş gücü ihtiyacımız da o günlerde imam hatiplerle beraber endüstri meslek liseleri ve teknik liselere uygulanan katsayı gerekçesiyle maalesef önümüze gelmiştir. Yani “Bin yıl sürecek.” diyenlerin o vermiş olduğu zarar maalesef hâlâ devam ediyor, biz de hesabını sormaya kararlılıkla, Allah’ın izniyle devam edeceğiz.

İnançlarımıza, millî ve manevi değerlerimize karşı girişilen bu soykırımın bir benzeri de Bosna-Hersek’te yirmi dokuz yıl önce maalesef acı bir şekilde yaşanmıştır. Bugün, yirmi dokuz yıl önce Boşnak vatandaşlarımızın Yugoslavya’dan ayrılarak kurdukları Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü.

Tabii, Bosna-Hersek’e karşı etnik temizlik bu dönemde başlatıldı Avrupa’nın göbeğinde, Hollanda’nın ve BM’nin şemsiyesi altında maalesef. Avrupa’nın ortasında üç buçuk yıl süren savaş boyunca çok büyük sivil katliamlar gerçekleştirildi. Başkent Saraybosna kırk dört ay kuşatma altında kaldı. Srebrenitsa soykırımında 8.372 Boşnak katledildi. Prijedor, Foca, Zvornik, Visegrad gibi birçok şehirde yapılan etnik temizlik nedeniyle maalesef neredeyse hiç Boşnak kalmadı.

“Bizi toprağa gömdüler fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.” diyen Aliya İzzetbegoviç, vefatından bir gün önce Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a şu sözlerle seslendi: “Tayyip, siz evladıfatihansınız. Onun için buralar size emanet. O emaneti koruyun.” Biz de gönül coğrafyamızda ve bütün dünyada insanlığa karşı işlenen bu suçları takip edeceğiz, hesabını sormaya ve gönül coğrafyamızın, bütün dünyanın hak ve hukukunu savunmaya Allah’ın izniyle devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz değil, Türkiye, Türkiye; hep beraber yapacağız o işleri.

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yeşilay Haftası’ndayız. 1 ve 7 Mart arası Yeşilay Haftası olarak, malum olduğu üzere kutlanıyor. Yüz bir yıl önce kurulan Yeşilay’ımızın her daim yanındayız.

AK PARTİ bağımlılıkla mücadelede özellikle Yeşilay’ın da desteğiyle çok büyük başarılar elde etti. Dünya Sağlık Örgütü 2016 yılında bağımlılıkla mücadelede Türkiye’yi örnek gösterdi. Toplum temelli ruh sağlığı merkezleri kuruldu. Bakanlık düzeyinde Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu oluşturuldu. Bağımlılıkla mücadele il koordinasyon kurulları Hükûmetimizle ortak çalışmaları sağlıklı bir şekilde yürüttü. 7/24 ALO 191 Uyuşturucu İle Mücadele Danışma ve Destek Hattı oluşturuldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yine, aynı konudaki kararlılık ve liderlik sayesinde Tütünle Mücadele Programı’nda da dünya birincisi olduk ve ülkemiz model ülke olarak seçildi. Sigarayla mücadelede Dünya Sağlık Örgütü tarafından 4 kez, hamdolsun, ödüllendirildik. Tütünle mücadele kapsamında sigara bırakma polikliniklerinde ücretsiz ilaç imkânlarını sunduk.

Deprem Haftası’nda, malum, depremi her zaman konuşacağız. On sekiz yıl boyunca ve bugüne kadar taş üstüne taş koyan bütün hükûmetlerimize de yürekten şükranlarımızı sunuyoruz. Deprem Master Planı’nı 2003’te oluşturduk. Yine, UMKE 2005’te kuruldu 8.500 personelle, AFAD kuruldu. Deprem Yönetmeliği güncellendi, deprem gözlem istasyonunu 1.100’e çıkardık. 2014’te Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı UDSEP’i hayata geçirdik.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sonuç ne, sonuç?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yeter ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Deprem riskine karşı 12 binden fazla okul analiz edildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Millî eğitim müfredatında bu hususta farkındalık dersleri verilmeye başlandı. On yedi yılda deprem vergilerinden 147 milyar liranın toplandığı, deprem bölgelerinde bunun 8,3 katı yani 1,21 trilyon lira, hamdolsun, harcanarak vatandaşlarımızın sağlıklı evlere kavuşması sağlandı.

Evet, Kıymetli Başkan, değerli milletvekilleri; reform insanlık tarihince vardır ve var olmaya devam edecektir. Bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın çerçevesini açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı, on sekiz yıldan beri gerçekleştirdiğimiz anayasal ve yasal reformlara işlerlik kazandıracak ve vatandaşlarımızın arasında hukuka, yargıya ve kardeşlik hukukuna güveni artıracak yeni bir reform olarak inşallah yakında hayata geçecek.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yeter ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım, son kez süre veriyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu çerçevede, 2021 yılının ekonomi, hukuk, insan hakları, çevre ve hayvanları koruma alanında pek çok reforma imza atacağımız yıl olacağına inanıyor; hayırlı, başarılı bir çalışma günü temenni ediyor, Sayın Başkan, sizleri ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, mutasyona uğrayan virüslerin yol açabileceği salgın dalgalarının önlenmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi ve kısıtlama önlemlerinin yeterliliğinin araştırılması amacıyla 19/2/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3836) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2/3/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/3/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                            İzmir

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, yeni mutant virüslerin yol açabileceği salgın dalgalarının engellenmesi için doğru yöntem ve tekniklerin geliştirilmesi, aşı tedarikinde ve aşılama süreçlerinde yaşanan sorunların tespiti ve çözümler bulunması, kısıtlama önlemlerinin doğru uygulanması ve doğru esneme yöntemlerinin araştırılmasına ek olarak bu politikaların yurt dışındaki muadilleriyle kıyaslanarak ülkemize uygun çözümler geliştirilebilmesi amacıyla 19/2/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 2/3/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi gerekçesini açıklamak üzere Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sağlık Bakanımız bir yıldır açıklamalar yapıyor. Geçen sene bugünlerde, hatta bir ay sonra, 1 Nisanda “Biz, bu virüsün yani Covid-19’un bu kadar hızlı yayıldığını bilmiyorduk.” demişti. Biz de 30 Ocakta “Çok önemli, yayılır bu, aman.” deyip önerge vermiştik, sürekli söylemeye devam ediyorum, bu konuya her çıktığımda. Niye söylüyorum? Şimdi, yine Sağlık Bakanı açıklamalar yapıyor ve diyor ki: “Normalleşeceğiz.” Biraz sonra açıklayacağım. Şimdi, bu sürede ne oldu? 2 milyon 711 bin hastamız, 383’ü sağlık çalışanı, 28 bin 638 vatandaşımızı da kaybettik; sadece bununla kalmadık, aslında bunun 2 katı ölümler PCR negatifleri de sayarsak. Bir de aynı zamanda 100 bin esnaf kepenk kapattı; borçlular, icralar arttı; geniş tanımlı işsizlik arttı, iflaslar zinciri arttı ve zincirler hâlâ kapıda duruyor çünkü destek yok. Yani yok denecek kadar az ve aslında var diyecek kadar da yok. Yani 1 Haziranda bütüncül veya çağdaş bir pandemi yönetimi olmadığı için erken normalleşme kararı alarak daha sonra günlük 30 bin vakaları gören Türkiye, bugün bir yenisiyle daha karşı karşıya.

31 Mart 2020’de dünya ekonomik destek paketleri açıklarken biz İYİ PARTİ Grubu olarak “Vatandaşa ayrılan kaynak çok az, salgın destekleri yetersiz ve millî gelirlerinin yüzde 10-12’sini ayırıyor devletler, siz de bu şekilde ayırın, bizim de böyle yapmamız gerekiyor.” dedik ve 2020 biterken IMF verilerine göre, Türkiye’de vatandaşlara sağlanan nakit desteğinin millî gelire oranı yüzde 1,1. Bu neyi ifade ediyor size? Belki hiçbir şey ifade etmiyor ama şöyle söyleyeyim: Dünyada biz Meksika’dan sonra sonuncuyuz yani bizden daha kötü bir Meksika var. Şimdi, gelişmekte olan ülkeler ortalamasına bakıyorsun, yüzde 3,5; gelişmiş ülkeler yüzde 12,5; bizde yüzde 1,1. Daha iyi anlaşıldı mı? Anlaşılmadıysa bir de şöyle söyleyeyim: Salgın ekonomik destek paketinde vatandaşlara ayrılan pay bizde yüzde 11,1. Vatandaşa bunu veriyorsunuz paketten ve burada da dünyada sonuncuyuz, bütün dünya ülkeleri arasında sonuncuyuz. Desteklerin yüzde 89’unu şirketlere ve bankalara veriyorsunuz, sözde destek veriyorsunuz yani. Gelişmekte olan ülkeler yüzde 58, gelişmiş ülkeler yüzde 53 veriyor vatandaşına.

Şimdi, bugün, salgın yeni bir boyut kazandı; bir mutasyon, mutantla karşı karşıyayız. Nedir bu mutant? Virüs mutasyona uğradı, daha bulaşıcı olduğu söylenilen İngiliz varyantıyla karşı karşıya dünya; Güney Afrika varyantına karşı üstelik aşılar da çok etkili değil, o da var. Brezilya varyantı var, varyantlar var yani çeşit çeşit ve siz yine destek vermeyerek, yayılırken ve hızlı yayılma ihtimali de varken erkenden normalleştiniz. Biz, bugün, bunu en kötü yöneten ülkeyiz ya hani, destek vermeyip açılıyorsunuz ya hani, o da yarım yamalak, vatandaşın anlama imkânı olmayan bir durumda. Hani, havuz problemleri vardı, işte “3 musluk 1 havuzu şu kadar saatte doldurursa…” falan diye. Çok şükür, vatandaşı havuz problemlerinden daha zor bir şeyle karşı karşıya bırakıyorsunuz, kafalar iyice karışsın da anlayamasınlar diye ve vatandaş eli çenesinde düşünüyor, kaygılı yani Düşünen Adam Heykeli hâline geldi herkes. Köyünden kentine bu şekilde. Rodin’in Düşünen Adam Heykeli’nde Rodin onu Cehennem Kapısı Heykeli’nin üzerine koymuştu. Bizde vatandaş sabretmekten herkes cennetlik sayenizde.

Şimdi, en son, Sağlık Bakanı 10 Şubatta 3.758 testte 416 mutant varyant tespit ettiğini söylemişti. Yirmi gün geçti hâlâ bir açıklama yok, yeni açıklama yok ama açıklanan, daha doğrusu belli olan bir şey var; kongre yaptığınız, gittiğiniz iller kıpkırmızı, kırmızıya boyuyorsunuz Türkiye'yi ve Karadeniz alarm veriyor. İngiliz varyantı maske filan dinlemiyor değerli arkadaşlar, o sebeple Almanya toplu taşımada N95 tipi maskeleri zorunlu hâle getirdi. Biz, omuzlara çıkarak, davullu zurnalı kongreler yaparak bunun sonucunda ne kadar bulaşıcılık artıyor, dünyada böyle bir yayılma olmadığı için hani bunu örnek veremiyoruz “Dünyada, bakın, bunun yayılıcılığı şu kadar." diye. Ama biz, sayenizde, bir süre daha geçtikten sonra bununla ilgili bilimsel yayınları da yapacağız. Burada vaktim yok, göstereceğim ama anlatamayacağım. Her hafta boyunca… Türkiye'deki ilk 10 il var, hemen bunların yanlarında da kongre tarihleri var AK PARTİ’nin yaptığı, ilk 10 ilde bunun bulaşıcılık, kuluçka süresiyle doğru orantılı olarak artış var. Yani bunun için çok büyük ilim adamı, dâhi falan olmaya da gerek yok. Yani yok mu Bakanlığınız bünyesinde bunların hesabını yapıp da çıkıp da kendi partinize ya da bunu yapanlara gerekli cezaları kesecek? Ben geçen gün utandım, çok utandım, çok değerli jandarma askerlerimiz çıkmışlar, dağın başında –sosyal medya hesabımdan paylaştığım bir video- çok yaşlı teyzeme ceza kesmeye kalkıyorlar, anlatıyorlar “Evine git." diye, diyor ki: “Kuzular çok meliyordu, mecbur kaldım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Ya, bir yanda bunlar var, bir yanda da bunlar var. Şimdi, bunlar varken diğerlerinin olması tam olarak maalesef bir hukuksuzluk. Hukukun üstünlüğü yerine “hukukun ayrıştırmacılığı” kavramını Türkiye'ye getirdiniz, “üstünlerin hukuku”nu getirdiniz; biz bunu kabul etmiyoruz. Dünyada başka yerlere baktığımız zaman “Şimdi, aşı var, aşıyla biz bunu geçebiliriz." diyorsunuz belki. Onu da hemen söyleyelim: Şimdi, 189 bin doz aşı yapılmış günde ortalama, ilk günden bugüne. Ne kadar sürüyor biliyor musunuz? Bir yıl on ay. Eğer aşıyı bulabilirseniz, vadedilen aşılar gelirse ve vatandaşlar bu hızla -dünyanın bin hâli var- aşılanabilirse bir yıl on ay. Yani siz en az iki sene daha bu işte risk altındasınız, vatandaş risk altında. Derhâl önlemleri almalı ve mutasyona karşı uyarmalısınız. Onun yerine, normalleşme kararları alıyorsunuz; normalleşme elbette olmalı, tabii ki olacak, ki vatandaşımız artık aç ve vatandaş sesini çıkarıyor “Bir an önce açın dükkânları.” diye, haklı ama bizim söylediğimiz şu: Siz devletsiniz, sosyal devletsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Derhâl vatandaşı iki hafta kapatacaksınız, R0’ları hesaplayacaksınız bölgesel; yüksek riskli vesaire, bilmem ne, çeşitli şekillerde dün açıkladınız, hesapladınız ama bu şekilde olmuyor. Bilimsel olacak, R0’larla olacak. İllerden illere geçişi engelleyeceksiniz ve israfa, köprülere, geçilmeyen köprülere, hastanelere, havaalanlarına verdiğiniz parayı vatandaşa ayıracaksınız. Bunun yolu bu değerli arkadaşlar. Yoksa siz de biz de vatandaşlarımızı, yakınlarımızı kaybetmeye ve siz bu işi elinize yüzünüze bulaştırmaya, biz de buradan konuşmaya devam ederiz ve edeceğiz de. Yapmayın gözünüzü seveyim, gelin, şu vatandaşın işine ve önergemize bu sefer “evet” deyin ama “evet” demek için yani 6 kişi var.

BAŞKAN – Sayın Cesur…

AYLİN CESUR (Devamla) – Bilemiyorum nasıl olacak. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İnanarak konuşmuyorsunuz. Aylin Hanım, siz de inanmıyorsunuz.

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Habip Eksik.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Genel Kurulu ve halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten çok zor bir süreç geçiriyoruz. Bütün dünya bu zor süreçle karşı karşıya. Bu süreçte gerçekten krizi yöneten, halklarıyla ilgili sorunlara çözüm üreten iktidarlar o ülkelerde yaşayan insanların bu süreci daha az zararla atlatmasına sebep oluyor ama bizim ülkemiz gibi her şeyi kulağının arkasına atan, dikkate almayan iktidarlar da sorunlara sorun katmaya devam ediyor. İşte, bu sorunların bir tanesi de bu coronavirüste mutasyon, ciddi anlamda büyük bir sıkıntı. Bugün, bilinen örneği, İngiltere ve Brezilya, Güney Afrika mutant varyasyonları var; daha ölümcül olma, daha çok ve hızlı bir şekilde bulaşma özellikleri var ki nitekim, Sağlık Bakanlığının yaptığı tetkiklere göre birçok virüsün de mutant şeklinin tam adının konulamadığı da ortada.

Bunun temel sorunu şudur arkadaşlar: Eğer siz yeterince önlem almazsanız, sürü bağışıklık sistemine sürüklerseniz ve kitlesel aşılama yapmazsanız, o zaman, bu virüs yayılmaya devam eder ve mutasyona uğrar. Mutasyona uğradığı zaman birçok konuyla ilgili de sorun ortaya çıkabilir; bulaş sorunu ortaya çıkabilir, daha öldürücü olabilir veya başka başka özelliklere sebep olabilir.

Bugün, görünen o ki Türkiye’de AKP iktidarı bu pandemiyle mücadele sürecinde sürü bağışıklığını izlediği için ciddi bir problemle karşı karşıyayız. Önümüzdeki günlerde şöyle bir sorun ortaya çıkacak: “Türkiye mutantı” diye bir mutasyonla karşılaşabiliriz. O açıdan, bu sorunlarla karşılaşılmaması için etkili önlemler almak zorundayız ve aynı zamanda, kitlesel aşılama yapmamız gerekiyor. Bu şekilde, halkı kandırarak “50 milyon doz gelecek.” yok şu olacak, yok bu olacak diyerek -aşılama sisteminde- insanları kandırmaya, insanları oyalamaya çalışmamak gerekir çünkü bu, gerçekten, son derece önemli bir şey; toplumun sağlığıyla ilgili bir konu, hepimizin sağlığıyla ilgili bir nokta.

Onun için de buradan tekrardan dile getiriyoruz: Bu sorunlara sebep olan, Sağlık Bakanlığının yetersizliği, bu süreci şeffaf yönetmemesi, bütün bilgileri bizden saklamasından dolayı bu önergenin kabul edilmesi gerekiyor. Bu önergeye biz parti olarak “evet” oyu vereceğiz ve bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisince, gerçekten, sağlık alanında bu pandemi sürecini yönetmedeki başarısızlığa sebep olan kişilerle ilgili bir araştırma yapılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şunu özellikle belirteyim: Hâlâ ne kadar doz aşı alındığı, bununla ilgili, ne kadar doz aşıyla ilgili sözleşmeye imza atıldığı belli değil.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, nasıl belli değil?

HABİP EKSİK (Devamla) – Kaç liraya alındığı belli değil. Hangi süreç içerisinde aşılmanın yapılacağı belli değil. Ve sürü bağışıklığında kaç kişinin bu hastalığı geçirdiği, antikor geliştirdiği bizimle paylaşılmıyor, belli değil. Bununla ilgili, Kovaks sistemine niçin katılmadığımızla ilgili durum ortada, belli değil.

Bugün, bakıyorsunuz, AVM’ler açık, kongreler yapılıyor ama küçük esnafın lokantası ve çay ocağı kapalı. Bu şekilde, pandemi süreci yönetmede başarısız olursunuz. Kaç kişinin öldüğü belli değil.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, açık onlar, açık. Habip Hocam, açık.

HABİP EKSİK (Devamla) – Bugün, baktığımız zaman, rakamların gerçeği yansıtmadığını sokaktaki her insan biliyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yok, Habip Hocam, öyle değil.

HABİP EKSİK (Devamla) – Bu açıdan… Ben açıklayacağım, bunu da önümüzdeki süreçte açıklayacağım. Siz, sadece manipüle etmek için bu şekilde müdahale ediyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ne manipülesi ya, sen kendin inanmıyorsun söylediklerine.

HABİP EKSİK (Devamla) – Ve emin olun, halk bunun hesabını çok rahat soracak. Çünkü halkın çocuğu bununla karşı karşıya. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eksik.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Değil, Habip Hocam, değil; sen rahat ol.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

HABİP EKSİK (Devamla) – Emin olun, bu şekilde olayı manipüle etmeniz de, olayla bu şekilde dalga geçmeniz de yanlış. Sağlık bu şekilde dalga geçmeye gelmez.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bak, bir yetkilisi şimdi cevaplayacak onları, rahat ol.

BAŞKAN – Sayın Eksik… Sayın Eksik, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

Sayın Aydemir, arzu ederseniz, size de kürsüden bir söz vereyim, arkadaşın eksik söylediği şeyler varsa düzeltelim lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hayır efendim.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerine…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Çok yanlış İbrahim Bey, çok yanlış.

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekilli Sayın Bayram Yılmazkaya.

Buyurun Sayın Yılmazkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin grup önerisi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mutant virüsün bile mutasyona uğradığı bir dönemden geçiyoruz ama her konuda olduğu gibi iktidar bu tehlikenin farkında mı acaba, bilmiyoruz. Çünkü her şeyi gizli saklı yapıyorsunuz. Bir dediğiniz bir diğerini tutmuyor. Tıpkı ülkemizde bir dönem “vaka-hasta ayrımı” diyerek sayıları sakladığınız gibi. İnşallah, iktidar bu tehlikenin farkındadır.

Değerli arkadaşlar, virüsler mutasyona uğradığında 2 forma ayrılır; ya öldürücülüğü artar ya da iyice zayıflar, etkisi azalır. Ülkemizde, 416 virüs varyantından 106’sının kökeni bilinmeyen virüs tipi, 263’ünün İngiltere varyantı, 23’ünün ise Güney Afrika varyantı olduğu belirlenmiştir. Ülkemizdeki varyantların daha yüksek bulaşıcılıkta olduğu, kongreler yaptığınız illerdeki sayısal değerlerimizle belirgindir.

Tabii, biz, ülkemizde yeterince varyant virüs analizi yapamıyoruz. Mevcut PCR testleri kökeni bilinmeyen mutant virüslere duyarsız olduğu için vakalar tespit edilememekte; bir an önce farklı varyantların gen haritaları oluşturulmalıdır. Zaten yeteri kadar aşı tedarik edilmediği gibi yeterince aşılama da yapılmadığı için bunun üzerine mutant virüslerin de ortaya çıkması aşılama uygulamasının işe yaramasını zorlaştırmaktadır. Salgın durmadıkça ülkemize özgü yeni varyantlar da ortaya çıkabilir. Bu nedenle, virüsün her yeni formuna karşı düzenli olarak mücadele verebilecek kapasitede aşı ve ilaç geliştirebilecek kurumlara ihtiyaç vardır. Ama bildiğiniz gibi, siz, cumhuriyetin en değerli kurumlarından biri olan Hıfzıssıhha Enstitüsünü kapatmıştınız. Derhâl Hıfzıssıhha Enstitüsü açılmalı ve beraberinde modern kurumlarla birlikte farklı aşıların geliştirilmesi çalışmaları hızlandırılmalı, bunun için gerekli insan kaynağı ve tüm imkânlar seferber edilmelidir. Ama bu önemli konuyu, inşallah, uzaya, aya gitme projeniz gibi ele almazsınız. Bazılarımız -ben dâhil- eğer aya gidemezsek çok kahrolacağız ama inanın eğer bu konuyu ciddiye almazsak çok insanımız öldü ve ölecektir. Bu konuda uyarıyorum burada Meclisimizi. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, en önemlisi, mutant virüs tespit edildiğinde çok ciddi bir tam izolasyon gereklidir. Çünkü, tüm dünya tarafından bilinmektedir ki bulaşıcılık hızı ilk formuna göre çok çok daha fazladır. Ancak biz geçmiş aylar boyunca önceki bulaşıcılığı normal olan virüs formunda bile izolasyonu tam yapamadığımız için ülkemiz, doktorlarıyla, hastaneleriyle çok kötü bir dönem geçirdi. O dönemdeki başarısızlığınız yüzünden insanlar yakınlarıyla vedalaşamadan, helallik alamadan anne babalarını toprağa verdiler, yakınlarını toprağa verdiler. Gaziantep ili de bu acıları yaşayan illerden biri oldu.

Değerli arkadaşlar, virüsün hangi formu olursa olsun en önemli başarı tam izolasyon ve aşılamayla olur. Ama maalesef, iktidarınız, her ikisini de yüzüne gözüne bulaştırdı. Aralık ayında “Beğenmezsek geri iade ederiz.” dediğiniz 50 milyon Çin menşeli aşının şu anda sadece 13 milyon 500 bin dozu gelmiş durumda. Bu üç aylık süreçte aşının gelmesindeki aracı firmanın durumu da ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Güya 100 milyon doza yakın aşı anlaşma çalışmaları yapılmaktaymış, kendi özel adlarımızın geliştirdiği BioNTech aşısından sadece 4,5 milyon doz tedarik edeceğinizi söylüyorsunuz. Hangi dediğinize inanalım?

Değerli arkadaşlar, atı alan virüs Üsküdar’ı geçti. Taşıyıcı riski yüksek kafe çalışanları, restoran, berber, kuaför ve tedarik zincirindeki çalışanların tamamı şimdiye kadar aşılanmış olmalıydı; öğretmenlerimizin tamamı aşılanmış olmalıydı, emniyet görevlilerimizin, askerlerimizin yani halkla iç içe olan tüm vatandaşlarımızın, rahatladığımıza inandırdığınız iki üç aylık dönemde ikinci dozları dâhil aşıları yapılmış olmalıydı ama maalesef olmadı.

Ekonomik zorluklar nedeniyle insanlarımıza, esnafımıza bakamadığınız için kısıtlamaları gevşetmek zorunda kaldınız, inşallah daha kötü günler görmeyiz ama inanın gidişat iyi değil. O nedenledir ki bu önemli gerekçeler nedeniyle İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu bu araştırma önergesine “evet” diyoruz. İnşallah daha kötü günleri görmeyiz diyoruz arkadaşlar.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Esgin.

Buyurun Sayın Esgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ESGİN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; İYİ PARTİ grup önerisinin aleyhinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, dünyanın yüz yılda bir karşılaştığı pandemik bir salgınla karşı karşıyayız ve devlet-millet el ele yaklaşık bir yıllık bir süre içerisinde mücadele ediyoruz. Elbette, muhalefet partilerine mensup arkadaşların birtakım eleştirileri oldu. Öncelikle şunu ifade edeyim: Bütün eleştirileriniz baş göz üstüne, hiçbir problem yok ama eğer ki Covid’i bahane ederek, tanı kitlerini bahane ederek, tedavi ve hastanelerimizdeki durumu bahane ederek, aşıyı bahane ederek bir polemik ortaya koyarsak bu polemiklerin talihsiz polemikler olduğunu ifade etmek durumundayım. Çünkü bakın, on sekiz yıllık iktidarımızda gerçekten hem birinci basamakta hem ikinci basamakta hem hastane yatırımlarında çok önemli adımlar attık. Bağışıklamada elbette ki bizden önce de çok önemli işler yapıldı. Bakın, bağışıklamada yüzde 70’lerden yüzde 98’lere gelen uygulamaları birlikte yaptık. Bu başarı sadece AK PARTİ’nin başarısıdır demiyoruz; bunun, on sekiz yıldır AK PARTİ kadrolarına destek veren aziz milletimizin başarısı olduğunu ifade etmek durumundayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, şehir hastaneleri, gördüğüm kadarıyla muhalefetin elinde, söyleminde bir muhalefet tekniği hâline gelmiştir, bundan da üzüntü duyduğumu ifade etmek durumundayım. Son üç yılda 16 şehir hastanesi yapılmış, 22 bin nitelikli yatak milletin hizmetine sunulmuş. Bunun finansman yöntemiyle ilgili bir eleştiriniz olabilir. 2019 bütçesinde bunu tartıştık, 2020 bütçesinde bunu yine tartıştık. Ağzımızda maskelerle 2021 bütçesinde de eğer tartışıyorsak bu bir muhalefet tekniği hâline gelmiş bir olgudur, benim söylemek istediğim şey budur.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ezber, ezber.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) - Bunu da doğru bir yaklaşım olarak görmediğimi ifade etmek durumundayım. Evet, virüsle mücadelemizi hep birlikte yürütüyoruz.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Sizde de var, sizde de finansmana itiraz edenler var.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) - Sayın Genel Başkan Vekili, bakın, çok saygı duyuyorum size ve bu anlamda hep birlikte yürüttüğümüz bu sürecin zarar görmemesi adına bunları ifade ediyorum.

Evet, mutasyon çok önemli bir konu…

AYLİN CESUR (Isparta) - Dünya nüfusunun ne kadarı göreceğiz.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) - Doktor Hanım, sizin ifade ettiğiniz grup önerinizdeki her cümleyi satır satır okudum. Mutasyon çok önemli bir konu ve bu mutasyonla ilgili söylediğiniz her cümleyi çok dikkatli bir şekilde okudum ama şunu bilin ki en az sizin kadar mutasyonu biz de yakından takip ediyoruz ve bu anlamda mutasyonla ilgili yayılma hızı ve bulaşıcılığın hızlı olduğuna katılıyorum ama bakın, mutasyonlu virüsün etkinliği bulaş ve yayılma hızıyla aynı oranda değil, bu bilgiyi de sizinle paylaşmış olayım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MUSTAFA ESGİN (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 9 milyonun üzerinde aşı yapılmışız. Hedef kitlenin yüzde 13,5’uğunu aşılamış durumdayız şu an. Almanya’da bu aşılama oranının Türkiye’nin çok gerisinde olduğunu ifade etmek durumundayım. İskandinav ülkelerinin de Türkiye’nin gerisinde olduklarını ifade etmek durumundayım. Mayıs ayının sonuna kadar 20 yaş üstü 52,5 milyon vatandaşımıza, evet, tekrarlarıyla birlikte 105 milyon aşıyı uygulayacağız. Aşı temininde herhangi bir sorun söz konusu değil. Aşı uygulamasını da şeffaf bir şekilde yürütüyoruz, bunu en iyi aziz milletimiz biliyor. Yerli aşıyla ilgili süreci de çok yakın takip ediyoruz, faz 3 aşamasına yakında geçiyoruz.

Evet, normalleşme sürecine göre illeri ayırdık. Bu, normalleşmenin tamamen uygulanması değildir, bir normalleşme sürecidir. Bu çerçevede, evet, adı üzerinde normalleşme sürecidir. On beş günde bir bu süreci de tekrar gözden geçireceğimizi ifade ediyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun.

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Pardon Aylin Hanım, nasıl sataştı?

AYLİN CESUR (Isparta) – İsmimi kullanarak…

BAŞKAN – İsminizi kullandı ama sizin söylediklerinize katıldığını söyledi, sataşmadı size. Sataşma olsaydı söz verirdim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan, aşı sayılarıyla ilgili katılmadığını söyledi.

AYLİN CESUR (Isparta) – Sonra söyledikleri doğru değil.

BAŞKAN – Ama size katıldığını söyledi tespitler konusunda.

Evet, sayın milletvekilleri, İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük 60’a göre yerlerinden 3 arkadaşa birer dakika söz vereceğim.

Sayın Kerestecioğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, vefatının 6’ncı yıl dönümünde Yazar Yaşar Kemal’i sevgiyle andığına, Yaşar Kemal’in ömrünü bu toprakları, burada yaşayan halkları ve barışa özlemini anlatmaya adadığına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aramızdan ayrılışının 6’ncı yıl dönümünde, değerli Yazar Yaşar Kemal’i sevgiyle anıyorum.

Yaşar Kemal bu toprakları, burada yaşayan halkları ve barışa özlemini anlatmaya adamıştı ömrünü. Hem eserleriyle hem adaletsizliğe karşı her dönem zulüm görenlerin yanında oluşuyla bizlere büyük bir miras ve sorumluluk bıraktı. Yaşasaydı o da muhtemelen Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmaktan yargılanıyor olurdu bugün, tıpkı Şebnem Hoca ve Eren Keskin gibi.

Bu coğrafyaya büyük ustanın özlemini duyduğu ve bu uğurda kalemiyle mücadele ettiği barışı getirmek bizim sorumluluğumuz. Onu kendi cümleleriyle anmak isterim: “Bir dil bulacağız her şeye varan, bir şeyleri anlatabilen. Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada.”

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

27.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Yeşilay Haftası vesilesiyle milletin dikkatini bağımlılıklara çekmek istediğine ve Yeşilay gönüllülerine şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeşilay 5 Mart 1920’de kuruldu. İşgal yıllarında bile bağımlılıkla mücadele için çalıştı. Cumhuriyetimizin kurulmasının ardından Aziz Atatürk öncülüğünde mücadeleye devam edildi. Yeşilay ayrıca, dünyanın birçok farklı ülkesinde bu mücadelenin başlamasına destek oldu. Yeşilayımızın öncülüğünde kurulan Uluslararası Yeşilay Federasyonu hâlen Sırbistan’dan Uganda’ya, Malezya’dan Karadağ’a 80 farklı ülkede faaliyet gösteriyor. Alkol, tütün, kumar ve maddi bağımlılıkların yanı sıra, günümüzde yükselen teknoloji bağımlılığıyla mücadelede Yeşilayın önemli bir yeri vardır. Yeşilay Haftası vesilesiyle, milletimizin bağımlılıklara karşı dikkatini çekmek istiyorum. Ayrıca, Yeşilay gönüllülerine şükranlarımı sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Serter…

28.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, Van ilinde 2017 yılından beri atama bekleyen belediyede çalışan 306 taşeron işçisinin hakları kendilerine verilmeyince açtıkları davada haklı bulunduklarına ama hâlen kayyum vali yönetimindeki Van Belediyesinin verdiği sözleri yerine getirmeyerek 306 işçiyi pandemi şartlarında belediyenin önünde beklettiğine, İçişleri Bakanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

BEDRİ SERTER (İzmir) – Teşekkür ederim.

Bugün, Van’ın sesi olmak ve 2017’den beri atama bekleyen 306 belediye taşeron işçisi kardeşimin sorununu dile getirmek için söz aldım. Formalite gereği yapıldığı söylenen birkaç mülakat sonrası başarısız gibi gösterilen işçi kardeşlerimiz, o dönem kayyum olan, şimdi de Trabzon Belediye Başkanı olan Vali tarafından kendilerine verilen kadro sözü yerine getirilmeyince haklarını adalette aramak maksadıyla dava açmışlardır. Van İdare Mahkemesi ve Erzurum İdare Mahkemesi tarafından da haklı bulunmuşlardır ama hâlen bugün kayyum Vali yönetiminde olan Van Belediyesi şu pandemi şartlarında bile verdikleri sözleri yerine getirmeyerek 306 işçi kardeşimizi belediyenin önünde bekletmektedir. Bu konuda İçişleri Bakanlığını, kayyum Belediye Başkanını bu işi çözmeleri ve işçilerimizi işlerine kavuşturmaları için göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.41

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Murat Sarısaç ve arkadaşları tarafından, Van ilinde süregelen sosyal, politik ve ekonomik sorunların araştırılması amacıyla 2/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2/3/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/3/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                 Meral Danış Beştaş

                                                                                             Siirt

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

2 Mart 2021 tarihinde, Van Milletvekili Sayın Murat Sarısaç ve arkadaşları tarafından, (11890 grup numaralı) Van’da süregelen sosyal, politik ve ekonomik sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, saygılarımı sunuyorum.

Van ilimizle ilgili olarak bu önergeyle amacımız, esas itibarıyla, Van’da giderek artan sorunları Meclis gündemine getirmek ve bir araştırma komisyonuyla konunun burada ele alınmasını sağlamaktır diyebilirim. Şimdi “Nedir Van’ı farklı kılan şey?” diye baktığımızda, vallahi, aklıma şöyle bir cümle geliyor: Van hakikaten hem ekonomik olarak hem de yapısal olarak çöküyor gibi geliyor bana. Yani ekonomik olarak baktığımızda, Van’da kiminle konuştuysam diyebilirim, kiminle konuştuysak -anlatılan hikâye- gerçekten de ekonomik olarak çok zor durumda olduğunu söylüyor. İkinci olarak, belki de Van’ın şu andaki asıl problemi, Kapıköy Gümrük Kapısı’nın hâlen kapalı olması.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bunu esnafla, oradaki iş adamlarıyla konuştuğumuzda anlamakta zorlanıyorlar ve diyorlar ki: “Bunun sebebi -devlet öyle açıklıyormuş- pandemi. İran’dan gelen turistlerin engellenmesi gerekiyor çünkü pandemi, mutasyon vesaire, bir şekilde bizim insanlarımıza da bulaşır.” diyerek bir gerekçe gösteriyorlar. Fakat değerli arkadaşlar, çok haklı olarak Vanlılar şunu diyorlar: “Peki, uçakla İstanbul’a giden İranlılar, uçakla Antalya’ya giden İranlılar virüs taşımıyor da otobüsle, kendi arabasıyla Van’a gelen İranlı turistler nasıl oluyor da virüs taşıyor ki?” Dolayısıyla da gerçekten de açıklanması son derece zor bir mantığı var bu işin anladığım kadarıyla. Ve tabii ki Kapıköy Gümrük Kapısı’nın kapalı olmasının getirdiği inanılmaz bir yoksullaşma var Van’da. Bu, hakikaten çok dikkate değer bir gelişme gibi geliyor bana. Neden böyle? Bu tıpkı şeye benziyor; Türk ekonomisi, biliyorsunuz, ithalata bağımlı bir ekonomidir, ithalat olmazsa Türk ekonomisi hareket edemez; Van da öyle bir hâle gelmiş ki değerli arkadaşlar, İranlı turist gelmedikçe Van’da hayat duruyor ve durmuştu gerçekten -bir grup arkadaşımla üç günlük bir ziyaret yaptık- yani hayat durmuştu. Düşünün, bütün oteller neredeyse kapalıydı. Hani pandemiden dolayı diyelim bütün esnaf, dükkanlar kapalı fakat öyle bir hâle gelmiş ki Vanlılar, gerçekten de Hükûmetin kendilerini dikkate almadığını, buradaki talepleri dikkate almadığını ve dolayısıyla da bir tür ayrımcılık yaptığını söylüyorlar. Bakın, bu Kapıköy Sınır Kapısı’nın önemi çok açık olarak gözüküyor.

Bunun dışında, o kadar çok sorun var ki, bunlardan bir tanesi zincir marketler sorunu. Hani neredeyse her sokakta bir zincir market var. Değerli arkadaşlar, zincir marketler bizim geleneksel olarak esnafımızı yok ediyor, zorluyor ve dolayısıyla da bir şekilde regüle edilmeleri gerekirken tamamen -tırnak içinde- serbest piyasaya uygun serbestlikte her yere, neredeyse her sokağa bir zincir market kurulmuş durumda. Tabii, zincir marketler kuruldukça “Ne oluyor?” diye baktığımızda bütün küçük esnaf kepenkleri kapatmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla da zincir marketler sorununun, Van’ı düşünürken, Van’ın ekonomisini düşünürken önemli bir öge olduğunu unutmamak gerekiyor. Bunun dışında, Hükûmetten, kredi faizlerinin düşürülmesi ve ötelenmesi gibi talepleri var. Önemli bir talep de, Kuzey Anadolu Tren Hattı’nın tamamlanmasını istiyorlar çünkü bu, bir tür ticari açılım sağlayacak Van’a ama bir türlü o da bitirilemiyor. Bunun dışında Van Gölü’nü koruma kanununun çıkarılmasını talep ediyorlar, çünkü arkadaşlar, bildiğiniz gibi bu Van Gölü koruma kanunu çeşitli zamanlarda gündeme geliyor ama bir türlü de çıkmıyor. Fakat öte yandan Van Gölü’nün etrafındaki bütün kanalizasyonlar Van Gölü’ne akıyor dolayısıyla da göl küçülmeye başladı; demin “Van çöküyor.” derken esasında Van Gölü’nün de gerçekten küçülmekte olduğunu da ima eden bir şekilde söylemeye çalıştım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bunların dışında Vanlılar kendi taleplerini ifade edebilmeleri için özgür bir ortama sahip değiller; tam bin beş yüz gün olmuş Van’da, Valilik, herhangi bir şekilde gösteri ve basın açıklaması yapma eylemlerini yasaklamış vaziyette. Dolayısıyla da Vanlılar yaşadıkları sıkıntıyı ancak oraya giden bizim gibi vekillerle kurdukları temas içinde anlatmak durumunda kalıyorlar. Değerli arkadaşlar, nedir bu, anlamış değiliz; olağanüstü hâl mi var Van’da da insanlara bin beş yüz gündür konuşma imkânı verilmiyor? Bu da kabul edilmesi son derece zor bir durum diye düşünüyorum.

Öte yandan, arkadaşlar, Van’da VEDAŞ inanılmaz bir elektrik faturası üretiyor. Gerçekten, bu da baktığımızda Vanlıların çok canını yakan bir sonuç üretiyor.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İbrahim Halil Oral.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubunun Van ilinin sorunları üzerine verdiği araştırma önergesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, TÜİK’in kalkınma durumlarını tespit etmek üzere yaptığı gelir ve yaşam koşulları araştırmasına göre Van ilimiz -benim de memleketim olan- Bitlis, Hakkâri ve Muş illerimizle birlikte 2018 yılında hane halkı fert geliri en düşük şehirlerimiz olmuştur. 2019’da aynı araştırmaya göre bir üst sıraya yükselmişlerdir. Kısacası, bu bölge ülkemizde yoksulluğun, fukaralığın ve kalkınma problemlerinin kol gezdiği bir coğrafyadır.

Van için bu yoksulluk sarmalından çıkışın yolu ticaretten geçmektedir, Van’ın ticareten en önemli kapısı ise İran’a açılmaktadır. Kapıköy Sınır Kapısı mevcut iktidarın önemli projelerinden biridir, bu noktada hakkı teslim etmek gerekir. Ancak bugün bu sınır kapısı pandemi dolayısıyla 24 Mart 2020’den beri kapalıdır. Herhâlde ülkemizde Covid-19 virüsü sadece bu kapıdan girmektedir ki pek çok sınır kapımız açılmışken Kapıköy Sınır Kapısı’nın hâlen kapalı olması manidardır.

Sayın milletvekilleri, dün Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı normalleşme adımları kapsamında gördük ki Van mavi renkle işaretlenmiş ve düşük riskin olduğu bir şehrimizdir. Madem Van maviyi görmüştür, Kapıköy Sınır Kapısı da artık ticareti görmelidir. İran’da mutasyonlu virüsün çoğalmış olması ve halk sağlığı tabii geçerli bir sebeptir ancak mutasyonlu virüs sadece İran’da mı vardır? Kontrollü bir şekilde geçiş kısıtlamaları ve karantina süreçleri sert bir şekilde uygulanarak bu kapıdaki ticaretin bir an önce açılması şarttır. Vatandaşlarımız mağdurdur, bir an önce sınır kapısının açılması müjdesini beklemektedirler. Ülkemizde yeterli ekonomik destek verilmediği için mecburen normalleşme başlamıştır. Van için de normalleşme ve ekonomik toparlanmanın yolu Kapıköy Sınır Kapısı’ndan geçmektedir.

Van’ı geçiş yolu olarak kullanan bir kaçak göçmen akını vardır. Bu akının bir istasyonu İran’dır, diğer durağı ise Tatvan ve Van’dır. Bu akın tam olarak engellenemezken sınır kapısının kapalı kalması doğru değildir. İktidarın bu hususu etraflıca değerlendirip aklıselim bir çözüm üreteceğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı.

Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van’ın sosyopolitik ve ekonomik sorunları üzerine CHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Van ilimiz, sahip olduğu tarihî ve kültürel zenginlikleriyle, gölüyle ülkemizin en önemli illerindendir. Nüfusunun 21,5’lik yaş ortalamasıyla Türkiye’nin en genç nüfusuna sahip olan ilimizde genç işsizlik oranı, maalesef, yüzde 40’lar seviyesine yükselmiştir. Yoğun işsizlik, bireysel yoksulluğu da getirmektedir.

Van ilimizin iktidar tarafından yıllardır çözülemeyen ya da çözülmeyen sorunları bulunduğunu hep birlikte görüyoruz. Bölgenin kalkınmasına insan odaklı bir kalkınma anlayışıyla hareket edilmesi gerektiği de ortadadır. Van’da 2011 yılında meydana gelen 2 büyük deprem sonrası TOKİ tarafından inşa edilen konutlar vatandaşlara maliyetinin çok üstünde satılmış. TOKİ’den ev sahibi olan yüzlerce vatandaş aidat, kömür parası ve faizini ödeyemediği için icralık olmuş durumda. Van’ın o dönemlerde afet bölgesi ilan edilmemesi, bugün yaşanan tüm sorunların neredeyse sebebi olmuştur. On yıla yakın bir süredir Van’ın çevre yolu sorunu çözülememiştir. Kayyum da atanmış bulunan Vali aynı zamanda Belediye Başkanı olduğu hâlde bu sorun hâlâ çözülememiş bulunmakta. Aynı zamanda, otogarı olmayan bir büyükşehir belediyesi durumundadır Van.

Yine, AKP tarafından her seçim döneminde vadedilen bir stadyum dahi hâlen yapılamamış durumda. Van, AKP iktidarından önce doğunun hayvancılık merkezi olarak bilinen bir şehirdi, meraya dayalı büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık sayesinde bölge üreticisi düzenli bir gelire sahip olarak yaşamını sürdürmekteydi ancak mera yasağı nedeniyle birçok aile hayvanlarını satarak bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu da Van kırsalının boşalması anlamına geldi. Bölgedeki kurum ve kuruluşların tamamı mera yasağının kaldırılmasının bölgedeki ekonomiye ciddi katkısı olacağını ifade etmektedir.

Van ilimizin en önemli sorunu güven ve huzur ortamının sağlanmasıdır, bu sayede yatırımların önü açılacaktır. Ekonomik sorunların temelinde de plansızlık yatmaktadır. Bölgede hayvancılığı harekete geçirebilecek, karkas eti satabilecek ciddi pazarlar yoktur. Et ve Süt Kurumu herhangi bir varlık gösterememektedir. Örneğin, büyük çabalar sonucu kurulmuş olan Van Et Kombinası ancak yüzde 15 seviyelerinde çalışabilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CAVİT ARI (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Türkiye’de belki de tek kapalı olan sınır kapısı, 24 Marttan bu tarafa kapalı olan Van Kapıköy Sınır Kapısı’dır. Buradan günde neredeyse yaklaşık 500 İranlı Van’a giriş yapar iken, 24 Marttan itibaren İranlı turistler Türkiye’ye girememiş durumda, bu da özellikle Van ekonomisini ciddi şekilde zayıflatmış bulunmaktadır.

Van’ın çok sorunu vardır ve özellikle de desteklenmesi gereken şehirlerimizin başında gelmektedir. Kişi başına düşen millî hasılada Van, maalesef en geri sıralarda yer almaktadır.

İş dünyasında bir güven, istikrar problemi yaşandığı çok açıktır. Ekonomiyi ve sanayiyi ayağa kaldırmak için beş yıllık eylem planlarının yapılması gerektiği ortadadır. Organize sanayi bölgelerinin altyapılarını güçlendirme noktasında kamudan daha fazla destek alınmaya ihtiyaç vardır. Van özelinde sanayinin gelişmesi için özellikle tren hatlarının yapılması önemlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım.

CAVİT ARI (Devamla) – Son cümlem Başkanım.

Organize sanayi bölgelerinin tarım konusuna eğilmesi gerektiği, bu noktada bölgede tarımsal araştırma enstitüsünün kuruluşunun desteklenmesi de yine çok önemli bir şekilde ortada durmaktadır.

Doktor ve sağlık çalışanı ihtiyacında da büyük ölçüde açık bulunmaktadır. Kısacası, Van, bütün siyasi partiler tarafından desteklenmesi gereken çok önemli bir kültür şehrimizdir. Buradan Van’a hep birlikte destek verelim diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Abdulahat Arvas.

Buyurun Sayın Arvas. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULAHAT ARVAS (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubu tarafından verilen Meclis araştırması önergesinin aleyhine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sosyoekonomik kalkınmışlık sıralamasında 75’inci sırada yer alan Van’ın kalkınması için, AK PARTİ hükûmetlerimizin döneminde gözle görülür, samimi bir çaba vardır. AK PARTİ döneminde uygulanan KÖYDES ve BELDES projeleri Cumhuriyet Dönemi’nin en kapsamlı altyapı ve üstyapı yatırımlarıdır. Cazibe merkezleri destekleme programlarıyla kente değer katacak, istihdam sağlayacak birçok alanda büyük ölçekli yatırımlar yapıldı. Özellikle, işsizliğin panzehri olacak istihdam kaynakları oluşturmak için Erciş Organize Sanayi Bölgesi kuruldu, Van Organize Sanayi Bölgesi genişletildi, Tekstilkent kuruldu. Gürpınar’da Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulma aşamasında, Jeotermal OSB kurulma aşamasında. Van ve bölge illerine pozitif ayrımcılık sağlayacak şekilde yeni teşvik uygulamaları hayata geçirildi.

Yine, bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmak amacıyla hükûmetlerimiz döneminde yeni kalkınma ajansları kuruldu. DAP ve DAKA kalkınma idareleri tarafından Van’da çok önemli icraatlar yapıldı.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Elektrik sayaçlarından bahsedin!

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – AK PARTİ’li belediyelerimiz başarılı çalışmalarının yanında, Gevaş ve Gürpınar’da belediye başkanlarımız, emek yoğun sektöründe faaliyet gösteren iş adamlarıyla iş birliği yaparak bu ilçelerimizde fabrikalar kurdular. AK PARTİ kadroları ve kayyumların amacı da sadece ve sadece halkına hizmet etmektir. Yıllardır PKK terör örgütünün neden olduğu sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik tahribatın ve etkilerinin ortadan kaldırılması için gayret ediyoruz. Terörün bitmesi, asayişin sağlanması, huzurun ve güvenin tesis edilmesiyle ilgili çabalarımız mevcuttur.

Bugüne kadar Van’da yaptığımız bazı yatırımlara baktığımızda, küçükbaş hayvancılıkla ilgili Türkiye 1’inci sıradadır ve otuz yıl aradan sonra ilk defa Katar’a geçen sene 33 bin hayvan ihracatı yapıldı.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Ya, sınır kapısını niye açmıyorsunuz, sınır kapısını?

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – Türkiye’de küçükbaş hayvancılık destekleme konusunda 1’inci sıradayız. Yine, Türkiye’de 197 bin büyükbaş hayvan mevcuttur.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo! Helal olsun!

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – 2020 yılında 87.201 çiftçimize 162 milyon destekleme ödemesi yapılmıştır. Bakanlığın yaptığı son değişiklikle hayvanlarla ilgili küpeleme meselesi çözülmüştür. İlimizde mera alanımız 1 milyon 300 bin hektar olup Türkiye’deki mera alanının yaklaşık yüzde 10’unu kapsamaktadır. 673 yaylamız mevcuttur. Yaylalarımızın neredeyse tamamı şu an vatandaşımızın hizmetine açıktır. Gübre desteklemeleri 2020 yılında yüzde 100 artırılmıştır. Pandemi sürecinde çiftçilerimizin üretimlerini artırmak amacıyla 3,5 milyon TL değerinde yüzde 75 hibeli hububat desteği sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – O zaman biz Van’a gitmedik…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Öğren, öğren; dinle de öğren!

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – Van Valiliği tarafından Ziraat Bankası marifetiyle 100 bin TL kredi, sıfır faiz, bir yıl ödemesiz, yedi yıl geri ödemeli olarak çiftçilerimizin hizmetine sunulmuştur.

Organize Sanayi Bölgemizde 116 tane fabrikamız var, 26 tanesi de inşaat aşamasında. Şubat 2021 pandemi sürecinde dahi organizede 3.101 çalışanımız mevcut; 1.202 kadın çalışanımız var; Tekstilkent’te 3 bin çalışanımız var. 2019 yılında organize sanayi bölgemizde kullanılan elektrik sarfiyatı 16 milyon kilovatsaat iken 2020 yılında 19 milyon kilovatsaate çıkmıştır. İşsizlikle ilgili sorunlarımıza da bir nebze olsun çareler aranıyor.

Yine, Organize Sanayi Bölgemizde 5’inci etabın altyapısı DAKA ve YİKOB tarafından tamamlanmış. 100 hektar alan içerisinde 15 bin gencimizin çalıştırılması için Organize Sanayi Bölgesinin altyapısı geliştirilmiştir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – İnsanlar ekmek bulamıyor, işsiz, işsiz!

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Van uçmuş Hocam, bravo ya! Uçuyor yani.

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – Van’la ilgili, yatırımlarla ilgili birçok… İşsizlik, Türkiye’nin sorunu, işsizlik, dünyanın sorunu, işsizlikle ilgili mücadelelerimiz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, selamlayalım lütfen.

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – Son sözüm, sürem yetmedi.

Eldeki imkânlar bölge halkı için, ancak eldeki imkânları bölge halkı için kullanmayanlar, terör örgütünü destekleyenler, iş insanından haraç alanlar, aileleri ve malıyla tehdit edilenler ve göz yumanlar, Kapıköy memurlarının PKK tarafından kaçırılmasına sessiz kalanlar, iş makinelerinin yakılmasına seyirci kalanlar, hizmeti öteleyerek projeleri anlatmak yerine kimlik siyaseti yapanlar… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun! Bravo!

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – …korkutarak siyaset yapanlar, kısacası, Van ve bölgenin geri kalmışlığında pay sahibi olanlar, Van’ın dertleriyle dertlenemezler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

ABDULAHAT ARVAS (Devamla) – “Miş, mış, yapmış” gibi hiçbir zaman muvaffak da olamazlar. Kalkınma, gelişme, büyüme kavramları asayiş, huzur ve güven ortamı için şarttır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sermaye kırılgan ve ürkek olduğu için hiçbir yatırımcı huzursuzluğun olduğu bir bölgeye gitmez.

Terör son noktasındadır, bölge gelişiyor. Türkiye’nin her tarafında olduğu gibi Van’da da istihdama yönelik, yatırımlara yönelik çok ciddi çalışmalarımız var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnşallah, daha da güzel günlere kavuşacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

60’a göre 3 sayın milletvekilimize yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Kenanoğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, Ankara’da Yüksel Caddesi eylemlerinin sembol isimlerinden emekli hâkim Perihan Pulat’ı kaybetmenin üzüntüsüyle yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Ankara’da Yüksel Caddesi eylemlerinin sembol isimlerinden biri olan emekli hâkim Perihan Pulat tedavi gördüğü hastanede 79 yaşında yaşamını yitirmiştir. Ankara’da verdiği mücadeleyle tanınan Yüksel direnişçisi ve Sayıştay eski hâkimi Perihan Pulat, 2018 yılında Yüksel direnişi sırasında polisin arkadan iteklemesi üzerine yüzüstü yere kapanarak ciddi bir şekilde alnından yaralanmış ve o günden beri de eski sağlığına kavuşamamıştı. Sevgili Pulat solunum yetmezliği rahatsızlığı sebebiyle kaldırıldığı hastane yoğun bakımda yaşamını yitirmiştir. Yüksel direnişinin sembol ismi ve demokratik hakların yılmaz savunucusu Perihan Pulat yoldaşımızı kaybetmemizin üzüntüsüyle yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyor, anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

30.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Düzce ili Yığılca ilçesinde esnaf ve çiftçinin perişan olduğuna, Yığılca-Düzce arasındaki yolun hâlen düzeltilmediğine, taş ocakları ve çimento fabrikasıyla doğa katliamı yapıldığına, Yığılca’dan Yedigöller’e giden yolun düzeltilmesinin turizm ve ticarete canlılık getirebileceğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta Düzce’nin Yığılca ilçesini ziyaret ettik. Her yerde olduğu gibi bir dokunduk bin ah işittik. Esnaf, çiftçi perişan. Ekonomik durumdan kaynaklanan göçe ilave olarak Yığılca’nın başka sorunları da var. Yığılca ve Düzce arasındaki yol -Sayın Erdoğan 2011 yılında bizzat söz vermiş olmasına rağmen- hâlen düzeltilememiş. Yığılca’dan köylere giden köy yolları on sekiz yıldır verilen sözlere rağmen tamamlanamamış. Her yıl yaşanan sel felaketleriyle mevcut yollar hızla bozulmakta ve köylere ulaşım büyük ölçüde aksamaktadır. Yığılca’da haddinden fazla taş ocağı ve çimento fabrikasıyla doğa katliamı yapılıyor. Yığılca coğrafi olarak bir çıkmaz sokak durumundadır. Yığılca’dan Yedigöller’e giden yol düzeltilerek Yığılca’nın turizm ve ticari hayatına canlılık getirilebilir ve ekonomik sebeplerle devam eden göç durdurulabilir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

31.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, Adana ilinde doğal gaza geçemeyen birçok mahallede alım gücü olmadığı için düşük kalorili ve karbondioksit orana çok yüksek kalitesiz kömür kullanıldığına, son bir haftada 4 kişinin sobadan sızan karbonmonoksit gazı nedeniyle hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar, 1 Kasım 2015’te seçim bildirgesinde, 2017 yılına kadar tüm illerde konutlara doğal gaz verileceğini vadetmişti ancak günümüzde birçok kentte -doğal gaz gelmediği için- hâlâ ısınmak için soba kullanılmaktadır. Seçim bölgem Adana’da doğal gaza geçemeyen birçok mahallede alım gücü olmadığı için düşük kalorili ve karbondioksit oranı çok yüksek, kalitesiz kömür kullanılmaktadır. Bu tür kömür kullanımı, hava kirliliğinin yanı sıra ölümlere de neden olmaktadır. Adana’da son bir haftada 4 kişi “sessiz ölüm” olarak adlandırılan sobadan sızan karbonmonoksit gazından hayatını kaybetmiştir. AFAD ve sağlık müdürlüğü tarafından soba zehirlenmelerine karşı sobaların nasıl yakılacağı, zehirlenmelere karşı alınması gereken önlemler hakkında vatandaşlar bilgilendirilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, Covid-19 aşısına ilişkin tüm süreçlerin aydınlatılması amacıyla 2/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2/3/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/3/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından Covid-19 aşısına ilişkin tüm süreçlerin aydınlatılması amacıyla 2/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (2315 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 2/3/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Genel Başkanımız geçen hafta basit bir soru sordu, dedi ki: “Devlet Malzeme Ofisi, ücretsiz girdiğini belgesiyle ispatladığımız 1 milyon doz aşı için herhangi bir ödeme yaptı mı, bir fatura kesildi mi?” Cevabı vermesi gereken kim? Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü. Kim? Onun bağlı olduğu Hazine ve Maliye Bakanı ama kim cevap veriyor? Sağlık Bakanı. Peki, olsun çünkü aşıyla ilgili. Sağlık Bakanı nasıl bir cevap veriyor derseniz? Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürüne sormuyor, Hazine ve Maliye Bakanına sormuyor, kendisi bildiğini söylemiyor, Sinovac firmasından getirttiği belgeleri gösteriyor. Değerli arkadaşlar, bu belge bir kâğıt parçasıdır, belge niteliği taşımaz. Peki, Bakan niye buna ihtiyaç duyuyor? Çünkü inandırıcı olması lazım. Bakın, garip olan, sanki bunda patates baskı bir mühür kullanılmış. Niye? Çünkü eğer bu Çin’de üretildiyse, Çin’de üretildiyse gerçekten bu belgeler Türkçesini niye üretiyorlar, zaten İngilizcesini yazmışlar? (CHP sıralarından alkışlar) Böyle akılsızca bir şey olur mu? Neresinden baksanız tutarsız ve bir bakana yakışmayacak derecede bizce yanlış bir işlem.

Peki, 12 milyon doların ödendiğini anladık. Peki, bu 12 milyon dolar niye ödenmiş? Biz diyoruz ki: “Bu 12 milyon dolar sizin ısrarla sakladığınız aracı firmanın komisyonudur.” Sayın Bakan şu belgeye güvenerek dedi ki: “Nakit akışı için yapılmış bir şey.” Bakın, burada diyor ki, buradan okuyoruz: “Geçici teminat mektubu gerekiyormuş, firma verememiş, o yüzden 1 milyon dozu bedava, ücretsizmiş gibi yolladık.” Ama Keymen firması dün açıklama yaptı, o da diyor ki: “Ben bazı masraflar yaptım. Bakın, teminat mektubu verdim, lojistik işlemler yaptım, dolum tesislerinin işlemlerini yaptım ve bu nedenle de bu masraflar için de bana 1 milyon dozu ücretsiz yolladılar.”

Değerli arkadaşlar, bir defa, bu ikisi arasında tutarsızlık var, birisi “Teminat.” diyor, diğeri “Masraflara mahsuben, ticareten mahsuplaştık.” diyor. 2 belge bile, 2 firmanın sunduğu belge bile tutarsız; bir. İkincisi: Bizim mevzuatımıza göre maldan teminat olmaz, mal teminat olarak gösterilemez gümrükte. Bu, usule aykırı, yasaya aykırı, akla aykırı, ticaretin mantığına da aykırı.

Peki, devam ediyoruz. Bakın, bu da faturası, sizin söylemekten çekindiğiniz fatura. Faturada parti ne kadar? 1 milyon 340 bin doz için gelmiş. Eliniz değmişken niye bunu bu kadar yapmadınız madem bir bağış söz konusu değilse? Niye 1 milyon doz? Nereden çıkıyor 1 milyon doz?

Değerli arkadaşlar, yine, bakın, burada firmanın açıkça bir kârı söz konusu. Bu paranın firmanın kasasında olduğu apaçık ortada. Bir an için doğru olduklarını düşünelim. Diyelim ki masrafları var, masraflarını karşılıyor. O zaman bu şirketin masraflarının karşılığında fatura kesmesi, onları vergide beyan etmesi, onları gelirinden düşmesi gerekmez mi? Böyle bir ticaret var mıdır? Mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, açık seçik yakalandınız. Neresinden baksanız tutarsızlık var. “Ticari sır” kavramının arkasına saklanamazsınız. Ticari sır, 83 milyonun sağlığı söz konusu olduğunda, tüyü bitmemiş yetimin hakkı söz konusu olduğunda, halkımızın her bir kuruş vergisi söz konusu olduğunda geçerli olamaz.

Firma diyor ki: “Biz, sorsalardı söylerdik. Gümrük memurlarından bunu almalarına gerek yoktu.” Bakan diyor ki: “Bir telefon etseydiniz söylerdik.” Değerli arkadaşlar, ben bu Meclis kürsüsünden, Mecliste soru önergesi vererek… Arkadaşlarımın, hepimizin dilinde tüy bitti, aylardır soruyoruz: “Sözleşme yaptınız mı? Sözleşmeyi kiminle yaptınız? Sözleşme üzerinde aşının birim fiyatı kaç lira? Aşı bize kaç liraya mal oluyor? Nasıl, hangi partiler hâlinde gelecek?” Bir gram cevap gelmedi, bir gram. Sonra da yakalanınca “Sorsaydınız söylerdik.” diyorsunuz.

Bakın, aracı var mı yok mu, bir türlü öğrenemedik. Önce “Aracı…” kem küm etti Sayın Bakan, sonra benim “Aracı var mı?” ısrarlı sorularımı Sevilay Yılman sorunca “Aracı maracı yok, biz Çin’le direkt sözleşmemizi imzalayacağız.” dedi ama şimdi anlaşıldı ki sözleşme Keymen firması ile Devlet Malzeme Ofisi arasında kurulmuş ve biz hâlâ o sözleşmenin ayrıntılarını bilmek istiyoruz. İşin doğrusu, biz o sözleşmenin ne olduğunu da biliyoruz.

Bakın, bir bakanın böylesine kritik bir konuda, böylesine hassas bir konuda “Aracı var.” “Yok.” “Var.” tekrar “Yok.” demesi akla uygun mudur? Keymen firmasının etiketleri Çin’den gelen aşı kolilerinin üstünde yakalanınca bu sefer dedi ki: “Ya, biz Çin’den alıyoruz, direkt alıyoruz, sürekli onlarla görüşüyoruz ama temsil ve lojistiğini bu firma sağlıyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) – “Temsil ve lojistik” dedi, oysa Sayın Bakan hâlâ aklımızla alay etmeye devam ediyor. Sayın Bakan, bir kere de doğruyu söyleyin, bir kere. Lojistik firması başka bir firma, “Transshipping” diye başlayan bir firma üzerinden lojistiği yapılıyor. Temsil de zaten, bilindiği gibi imzalar Keymen tarafından atılıyor. Dolayısıyla şimdi, burada, Sayın Bakanın, Sağlık Bakanlığının niye sakladığını biz, doğrusu, itiraf etmesini bekliyoruz.

Şimdi burada çok önemli bir sorun var arkadaşlar, şu söylenebilir… Firma diyor ki: “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nden bir kuruş almadım.” Doğru, almadın çünkü kuruşa ihtiyacınız yok, sizin işiniz milyon dolarlarla. 12 milyon dolar bu firmanın kasasında kalmıştır değerli arkadaşlar; bu, belgesiyle ispat edilmiştir. Peki, bu firma niye tercih edilmiştir? Niye Türkiye ısrarla, ilk günden itibaren “Cansız virüs aşısıdır ve alabileceğimiz tek aşı bu.” demiştir? Niye diğer seçenekler başından beri denklemin dışında tutulmuştur? Acaba Bakanlığın içerisinde bu firmayla birlikte hareket eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Toparlayacağım.

BAŞKAN – Selamlama lütfen…

MURAT EMİR (Devamla) – Acaba Bakanlığın içerisinde bu firmayla ortaklaşan ve sadece ilk partinin komisyonu olan 12 milyon doların ve daha sonra kazanılacak komisyonların paycısı olan başka birileri mi var?

Bir şeyi söyleyeceğim size, Sayın Başkanın sabrını zorlamayacağım. Değerli arkadaşlar, dünyada sadece Sinovac aşısı alan, bir tek Sinovac aşısına mahkûm olmuş, başka aşıları henüz alamamış başka hiçbir ülke yok; bu ayıp da sizin Hükûmetinize yeter.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Şırnak şehidini rahmetle anıyorum, yakınlarına ve ülkemize başsağlığı diliyorum.

CHP’nin Covid-19 aşısına ve tüm süreçlerinin aydınlatılmasına ilişkin vermiş olduğu Meclis araştırması önergesi üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Sağlık Bakanı 26 Kasım 2020 tarihinde ilk aşının 11 Aralık 2020’de geleceğini söylemişse de bu tarihte aşının gelmesi gerçekleşmemiştir. 16 Aralık 2020 tarihinde ise 25 Aralık 2020’de geleceğini bildirmiş ancak ilk aşılama 13 Ocak 2021 tarihinde gerçekleşmiştir. Önceleri, aşı için devletler arası direkt irtibat kurulduğu bildirildi; daha sonra, Türkiye’den bir aracı firmanın ismi telaffuz edilmeye başlandı. Hükûmetin tüm icraatlarında olduğu gibi, yolsuzluk dosyaları, çocuk istismarı suçları gibi, olayları nasıl vatandaşın bilgisi dışında tutuyorsa aşı da vatandaşın bilgisi dışında tutulmaktadır. Tıpkı paralı yollar, tüp geçitler gibi, şehir hastaneleri gibi, aşı temini büyük bir gizlilik içerisinde yürütülmektedir. Aşının tutarı konusunda vatandaşa bilgi verilmemektedir. Kaça aldık, kaça getiriyoruz? Kimsenin haberi yok. Vatandaşa, Hükûmet sadece “Sorma, öde.” diyor.

Aşıda sorun sadece fiyat değildir, stratejik gelişmeler de vatandaşın bilgisi dışındadır. Aşının ülkemize Çin tarafından geç verilmesi 2017 yılında 2 ülke arasında imzalanan Suçluların İadesi Anlaşması’na atfedilmiştir. Bu anlaşma, Çin Ulusal Halk Kongresinde Aralık 2020 tarihinde onaylanmıştır. Anlaşmaya göre, ülkenin kendi yasalarına göre suçlu bildirdiği kişilere diğer ülkeden sığınma hakkı tanınmayacaktır. Aşının bu anlaşma için şantaj konusu yapıldığından bahsedilmektedir. Suçluların İadesi Anlaşması’yla Uygur Türklerine getirilmek istenen Çin baskısını biz kabul etmiyoruz. Çin Hükûmeti tarafından gece evlerinden alınan Türklerin sorunlarını, Uygur Türklerinin evinde ikamet eden Çinli sorunlarını, kimlikleri olmadığı için eğitim hakları elinden alınan Uygur çocuklarının sorunlarını Uygur Türklerinin hapsedildiği ceza kamplarının sorunlarını her Türk içinde hisseder ve bu haksızlığı kabul etmez. Bu haksızlığı kabul etmektense, oradaki soydaşlarımıza yapılan bu baskıları kabul etmektense biz Türk milleti olarak ölmeyi tercih ederiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

84 milyondan süzülüp gelen 175 bin kişilik Türk hekim camiası içerisinde en az 17 bin akademik kadro vardır, akademik pozisyon vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Bu kadar büyük bir ülkede, bu kadar güçlü bir ülkede, ağzımızı açtığımız zaman dünyanın ilk 10 ekonomisine girmeye talip bir ülkede aşı yapılamaması kabul edilemez; bu bir skandaldır. İYİ PARTİ olarak biz bunu kabul etmiyoruz. Öncelikle bunun sorumluları ortaya çıkartılmalı ve hızla aşı üretimini gerçekleştirmeliyiz. Koskoca ülkeyi şantaja maruz bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk Tabipleri Birliği geçtiğimiz dönem bir yayın çıkartmıştı “Aşı Pazarı Can Pazarı” diye. Gerçekten sağlık ve savaş, sağlık ve silah atbaşı gibi ilerlerse aslında insanlık kaybediyor ve o yüzden, aşı gibi hepimizin kurtarıcı bir şeyini bir meta gibi ele almak, ticari bir kavram gibi ele almak dünya için başlı başına bir felaket. Neden? Bir aşı dünyada hastalığ önleyebilecekken -nasıl ki çiçekte bir başarı kazanmışken, dünyada çiçek hastalığından söz edilmemişken- sağlık giderek bir biyolojik savaşa dönüşmüş, tehdide dönüşmüş. “Şu ülkeden şunu alacağız, bu ülkeden bunu alacağız; şu kadar fiyata alacağız.” Önemli olan, herkese eşit, erişilebilir sağlık hizmeti sunmak ve o yüzden HDP, Halkların Demokratik Partisi gerek içeride, ülke düzeyinde gerek de tüm dünya için eşit, erişilebilir sağlık hizmetlerinin olması gerekir…

Şimdi, pandemiyle beraber, Covid-19’la beraber, testler, işlemler, yapılan yatışlar ve tedavi edip etmediği hâlâ belirsiz olan kullanılan ilaçlar ciddi bir maliyet getirirken bir rekabet de getirdi. Nasıl ki sağlık bir ticari kavrama dönüştü, rekabet de öyle. Ne oldu? Dünya Sağlık Örgütü şöyle bir şey dedi: “Artık aşı meselesi ahlak dışı bir meseleye dönüştü.” Dünya Tabipler Birliği ne dedi? Dünya Tabipler Birliği dedi ki: “Aşıda bencillik, milliyetçilik, dünyayı bir yere götürmez, ülkeleri bir yere götürmez.”

Şimdi, aşı ne peki? Korur, önler, olmazsa olmaz. Her aşı olan, çok önemli ama, her aşı olan toplumu korumaz; aşı olanın sayısı fazla oldukça toplumun diğer riskli kesiminde de korunma sağlanmış olur. Uzun bir süredir Türkiye’de aşı meselesi tartışılıyor. Çin’den geldi mi, gelmedi mi, üretildi mi, üretilmedi mi? Pandemi ilk başladığında “Aşı üreteceğiz.” deniyordu “Üç ay sonra faz 1, iki ay sonra faz 2.” hâlâ yok. Yerli, millî kavramı o kadar kullanılıyor, buna o kadar söz atılıyor ama aşıda hiçbir şey yok, ithalata dönüştü.

Peki, ben size bir şey söyleyeyim: 1928’de Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünde aşı üretiliyordu ve ta 1980’lere kadar, 12 Eylülden sonra dahi 18 aşı ve serum üretiliyordu. Geçmişe baktığınızda -şimdi Çin’den aşı geliyor ya, Sayın Bakan da burada, çok iyi biliyor- geçmişte, kolera salgınında Türkiye Çin’e aşı göndermiş. Peki, ne oldu? Dünya Sağlık Örgütü diyor ki: “Sizin yaptığınız tesislerin artık güncellenmesi lazım, geliştirilmesi lazım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Peki, ne yapıyor o zamanki Hükûmet? Diyor ki: “Biz bir maliyet çıkaralım. Biz, Türkiye’nin ihtiyacı olan aşıyı getirirsek 13 milyon dolara getiririz ama yatırım yaparsak 40 milyon dolara mal oluyor.” Üç yıllık bir maliyete vazgeçiyor. Arkadaşlar, şu anda Türkiye, “Nasıl getirilecek?” diye bunları konuşurken, aşı üreten ülke, aşı ithal eden bir ülkeye dönüştü ve yapılan şeyler de montaj.

Arkadaşlar, unutmamamız gereken bir diğer şey, Almanya’da 2 Türkiyeli yurttaş aşıyı buldu. Niçin onlar Türkiye’den gitti? İşte, barış akademisyenleri dediğimizde, özerklik dediğimizde, bilime yatırım dediğimizde, kaçınılıyor. Neden? Çünkü bu ülke şirket gibi yönetilmek isteniyor, yandaşa peşkeş çekilmek isteniyor. 12 milyon dolarlardan, farklı fiyatlardan yola çıkanlar şunu bilsinler: Türkiye, İstanbul Havalimanı için 1 milyar 45 milyon euroyu, bir yıllık kirayı sildi pandemi nedeniyle.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – İki yıllık kirası için de “Almayacağız.” diyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Ne zaman gittiler Türkiye’den?

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Selamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, selamlayalım lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

1 milyar 45 milyon euroyu siliyor. Var mı milat? Siz bunu yapamaz mısınız gerçekten ya? Bu ülkede yatırım yapamaz mısınız? Aşı üretemez misiniz? İşiniz rahat. “Ben şirketim, ben patronum, şirket gibi yönetirim.” Böyle olduğu sürece hastalık da artar, gelişme de artar ve siz sadece hastaya bakarsınız, korumaya, önlemeye bakmazsınız. Önemli olan, herkesin erişebileceği, eşit, ücretsiz sağlık sistemidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Recep Akdağ.

Buyurun Sayın Akdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Covid-19 aşı süreciyle ilgili Meclis araştırması açılması hususundaki grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Önerinin gerekçesinde şöyle deniyor: “Aracı firma kullanıldığı iddiamıza karşılık ‘Aracı yok.’ diyen Bakanlık, daha sonra Çin aşısı Sinovac’ın Keymen firması aracılığıyla getirildiğini itiraf etmek zorunda kalmıştır.”

Değerli milletvekilleri, işin gerçeği, ortada ne aracı firma var ne de bir itiraf var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Niye?

RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü Keymen firması bir aracı firma değil. Biraz ticareti bilen herkes bilir ki uluslararası firmalar ya da yurt dışına bir ürün satan firmalar bazen doğrudan doğruya kendi firmalarının eliyle orada bir satış yaparlar, bazen de bir distribütör firmayla anlaşırlar, tek yetkili bir firmayla anlaşırlar, o firma o satışları yapar. Şimdi, Türkiye’de olan hadise bu. Dolayısıyla ortada bir aracı firma yok, ortada Sinovac firmasını temsil eden tek yetkili bir distribütör var. Nitekim, biraz önce bu kürsüden de değerli milletvekilimiz, önerinin sahiplerinden bir milletvekilimiz gösterdi; firma açıkça şunu söylüyor. Ha, neden İngilizcesinin yanında Türkçesini de göndermişler? Herkes kolay anlasın diye, İngilizce tercümesini de yapmışlar. Bundan daha tabii ne olabilir? Firma diyor ki değerli arkadaşlar…

MURAT EMİR (Ankara) – İngilizceden Türkçeye mi çevirmişler Sayın Bakan, yapmayın!

RECEP AKDAĞ (Devamla) – Tabii ki Türkçeye çevrilir canım, neden çevrilmesin? Biz birçok evrakın bu şekilde, kendi bakanlığımız döneminde de Türkçeye çevrilmesini de istedik, Türkçeye de çevirdiler. Bu çok tabii bir hadisedir.

Değerli arkadaşlar, Sinovac firması şunu söylüyor, diyor ki: “Keymen’in tarafımızdan geliştirilen inaktif Covid-19 aşısı olan CoronaVac’ın Türkiye’deki tek distribütörü olduğu ve CoronaVac aşısının Sinovac ve Keymen arasında imzalanan anlaşmalara uygun olarak Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığına Sinovac adına tedarik edildiğini teyit etmekteyiz.” Şimdi hâl böyle iken neyi araştıracağız ben gerçekten anlayamıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani bir defa, öneri başından anlamını yitirmiş oluyor.

Benim buradan Cumhuriyet Halk Partisinden değerli arkadaşlarıma önerim, bu önerinizi geri çekin. Gerçekten araştırmaya değer bir şey olursa beraber araştırırız bunu değerli arkadaşlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 12 milyon doları araştırmayalım mı?

RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ama gerçekten araştırmaya değer bir şey olursa bunu araştırırız. Dolayısıyla böyle bir zamanda, aşı tedarikinin gerçekten güç olduğu, ülkelerin aşı tedarikçi firmalardan biraz daha aşı alabilmek için gayret ettiği bir dönemde, lütfen, istirham ediyorum, aşı tedarikçisi firmaları ve ülkeleri tedirgin edecek birtakım teşebbüslerin içine bu yüce Meclis olarak girmeyelim; bu aşıya bütün milletin ihtiyacı var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

RECEP AKDAĞ (Devamla) – “Takvimde gecikme olmuş.” deniliyor. Evet, olmuş olabilir. Bütün dünyada takvimde gecikmeler var. İşte, ben diyorum ki bu takvim gecikmelerini yani tedarik edilecek aşı miktarlarını bir riske sokmamak için, hepimiz beraber itina gösterelim. Değerli arkadaşlar, bu bir halk sağlığı sorunu. Aşı karşıtı insanlar var, aşı karşıtı gruplar var. Ülkeler birbirinin elinden aşı almak için mücadele içerisindeler. O zaman biz, bize bu aşıyı tedarik edecek mevcut firma ya da bundan sonraki firmaları tedirgin edecek bir söyleme, tedirgin edecek bir araştırma içine gereksiz yere girmemeliyiz.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bakan kendisinden önce konuşan grubumuza mensup Ankara Milletvekilimiz Sayın Murat Emir’in konuşmasıyla ilgili olarak, Sayın Emir’in ileri sürdüğü görüşten farklı bir görüşü Sayın Emir’e atfetmek suretiyle İç Tüzük 69’a göre sataşmış bulunmaktadır; söz talep ediyoruz Sayın Emir adına efendim.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Nerede sataştık ya?

BAŞKAN – Evet, kürsüden iki dakika söz vereceğim.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Sataşma olmadı aslında Sayın Başkan.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Erzurum Milletvekili Recep Akdağ’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MURAT EMİR (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Recep Akdağ Bakanımıza teşekkür ederim, bir konuyu daha açıklama fırsatı verdi bana. Sayın Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, o ilk açıklamasında “Biz doğrudan Çin’den alıyoruz, aracı falan yok, sözleşmeyi de doğrudan Çin’le yapıyoruz.” demişti, bunu da tutanaklara geçirelim ve bunu siz de bilin. Yani, Bakanın tutarsızlığı bir değil, beş değil; hiç savunmaya çalışmayın, aracı var.

Şimdi, distribütör firma nedir? Dağıtıcıdır. Oysa burada, distribütörlük görevini yapıyor… Ama bizim aracıdan kastımız ne? Bu malı getiriyor, bu malın üstüne kârını koyuyor, devlete satıyor. Amacımız bu bizim, bunu söylüyoruz size. “Aracı” deyin, “komisyoncu” deyin, “distribütör” deyin, hiç fark etmez. Bakın, bu firma kendi nam ve hesabına çalışıyor. Kendi nam ve hesabına Çin’den aşıyı getiriyor ve Türkiye Cumhuriyeti devletine, DMO’ya satıyor. Nereden biliyoruz? Çünkü gümrük mevzuatına göre, gümrük giriş beyannamesini kim veriyorsa malın sahibi odur ve Keymen firması veriyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Distribütör ne demek, distribütör?

MURAT EMİR (Devamla) – Konşimento kime aitse malın sahibi odur. Yani şunu demek istiyorum değerli arkadaşım, anlamadıysanız: Keymen firması, bu malın aracısıdır, bu mal ticaretinden de para kazanmaktadır. Şimdi, burada sorun, bir firmanın para kazanması değil arkadaşlar. Burada sorun, buradaki fahiş fiyat farkıdır, sadece ilk partiden kazanılan para 12 milyon dolardır. Buna Meclis el koymayacaksa biz burada ne yapacağız Allah aşkınıza? İlk parti ödemeden 12 milyon dolar aldıysa toplamda 50-60 milyon dolar aracılık faaliyetinden para kazanmadığını hanginiz iddia edebilirsiniz? Peki, bu 50-60 milyon doların Bakanlığın koridorlarında, gizli odalarında paylaşılmadığını hanginiz söyleyebilirsiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Savcılığı devreye sokmamız lazım. Bakın, bunları ben ispatlayamam ama Bakanlıkta kimlerin “Keymen de Keymen” diye herkesi dışladığını ben biliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – İftira atıyorsun ya, iftira atıyorsun!

MURAT EMİR (Devamla) – Bakın, bir gün biz iktidar olacağız, MASAK bakacak, MASAK. MASAK vatandaşın paralarının nerelere gittiğine bakacak ve o paralardan kimin para kazandığını anlayacak.

Hemen bağlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Emir.

Sataşmadan devam edemiyoruz, ek süre veremiyoruz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Konuşamaz.

MURAT EMİR (Devamla) – Bakın, Sayın Bakan Recep Akdağ -karışmasın diye- yine güzel bir şey söyledi, dedi ki: “Bu şekilde üretici firmaları tedirgin etmeyelim.” Doğru söylüyor ama bütün üretici firmaları tedirgin kim etti biliyor musunuz? Fahrettin Koca ve bürokratlar etti. O yüzden bir aşı alıyoruz sadece. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Emir, peki, teşekkür ediyoruz.

Buyurun Sayın Özkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ankara Milletvekili Murat Emir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, şu anda dünyada, küresel bir salgın karşısında, bütün dünya devletleri âdeta aşı üzerinden büyük bir rekabet içerisindeler ve hamdolsun, biz salgın başlamadan önce, salgının tedavisi için ilaçları tedarik etme noktasında, en ucuz, en uygun bağlantıları yaparak vatandaşlarımızın sağlığını koruduk.

MURAT EMİR (Ankara) – Nereden biliyorsun en ucuzu olduğunu? Hani ticari sırdı?

BAŞKAN – Sayın Emir, lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yine burada da en ucuz, en uygun fiyatla aşıyı vatandaşlarımıza yetecek kadar tedarik etme noktasında elini çabuk tutan ülkeler arasında yer aldık. Bu bağlamda, bu süreç devlet-millet dayanışması ve karşılıklı güven nezdinde devam etmesi gereken bir hadisedir. Sayın Bakanımızın söylediği ve grubumuz adına yapılan konuşma, net, açık ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - …uluslararası aşı rekabetinde ülke olarak, millet olarak sahip çıkmamız gereken güven ikliminin gereğidir. Bu bağlamda, bütün şeffaflıkla yapılan çalışmaların milletimiz nezdinde de takip edildiğine inanıyoruz. Bu hususta yapılan bu çalışmalara gölge düşürülmemesinin ülkemizin ortak menfaati olduğuna inanıyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, İç Tüzük 60’a göre pek kısa bir söz istemekteyim.

BAŞKAN – Buyurun.

33.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Biz devletin, Hükûmetin Covid-19’la mücadele konusunda, aşıyla ilgili gayretlerini yeri geldi takdir ettik ama “Siz bu işi gölgelemeyin, Covid-19’la mücadele ediliyor." diye, ortada bir suistimal varsa, yolsuzluk varsa, hırsızlık varsa Sayın Başkan, hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisinin buna seyirci kalmasını beklemesin. Buna seyirci kalamayız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ona biz müsaade etmeyiz zaten. Seyirci kalmayı bırak, biz müsaade etmeyiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Genel Başkan 1 milyon doz aşı ücretsiz geldiği hâlde Devlet Malzeme Ofisine 12 dolardan yani 12 milyon dolar fatura kesilmesinin gerekçesini sorduğunda evelendi gevelendi, sonra Keymen dandik bir açıklama yapmış.

Ayrıca herkes bilir ki Sayın Bakan, “distribütör” demek “aracı” demektir zaten. Yani Sağlık Bakanının sözü hâlâ askıdadır.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “Yayıcı” demek o.

ENGİN ALTAY (İstanbul) –Evet, “distribütör” “aracı” hiç fark etmez…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sağlık Bakanı “Aracı yok, biz Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak direkt Çin’le muhatabız." demişti. Bu söz boşa düşmüştür. Hiç lafı eveleyip geveleyip halefinizi buradan çıkaramazsınız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Selef bir kere o.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Halef. Halefi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Halef değil, selef. “Selefinizi” dedin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Halefi” dedim ya.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “Selefi” diyeceksin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Selefi değil, halefi ya. Selef o ya, selef o.

BAŞKAN – Sayın Özkan, Sayın Altay; halefi, selefi bir sonraki turda…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Selef.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Selef o. O halef.

Evet, sonuç ve kanaat: “Efendim, aşıyla mücadele var, Covid’le mücadele var, CHP de bizim yaptığımız ufak tefek yolsuzluklara göz yumuversin canım.” deniyorsa…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Gramına halel getirtmeyiz, gramına!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Diyorsunuz demiyorum canım, diyorsunuz demiyorum. Deniyorsa burası Meclis, yetim hakkı yedirmeyiz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Vatandaşlarımızın hakkının gramına halel getirtmeyiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Beytülmale uzanan her eli de ifşa ederiz.

Kayıtlara geçsin efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Gramına halel getirtmeyiz.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, Covid-19 aşısına ilişkin tüm süreçlerin aydınlatılması amacıyla 2/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük 60’a göre, 3 arkadaşımıza yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Nuhoğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, Üsküp radyosunda Türkçe yayın yapmak, Türkçe kitap dağıtmak, Türkçe tiyatro düzenlemek suretiyle Türk kimliğine sahip çıktıkları için göstermelik mahkemede idama mahkûm edilen 4 Türk gencinin 27 Şubat 1948’de Makedonya’da kurşuna dizilerek idam edildiğine, bu gençlerin mezar yerlerinin tespit edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şuayip Aziz İshak, Ali Abdurrahman Ali, Nazmi Ömer Yakup, Ali Adem Ali; bu saydıklarım yetmiş üç yıl önce 27 Şubat 1948’de Makedonya’da kurşuna dizilerek idam edilen Yücelciler Hareketi’nden 4 Türk gencinin adlarıdır. Geçen hafta yıl dönümüydü. Üsküp radyosunda Türkçe yayın yapmak, Türkçe kitap dağıtmak, Türkçe tiyatro düzenlemek suretiyle Türk kimliğine sahip çıktıkları için göstermelik mahkemede idama mahkûm edilen bu şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Onların sayesinde Balkanlardaki Türkçe ve Türk millî kimliği yaşamaya devam etmektedir. Birer tohum olarak toprağın bağrına ekilen bu yiğit Türk gençlerinin mezar yerleri artık tespit edilmelidir. Mekânları cennet olsun, Türkçe ve Türk millî kimliği ilelebet var olsun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

35.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, serbest muhasebecilerin ve mali müşavirlerin 1-7 Mart Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Haftası’nı kutladığına, serbest muhasebeci ve mali müşavirlerin mali tatil sorununa ve arabuluculuk taleplerine Meclis çatısı altında çözüm bulunacağını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

1-7 Mart Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Haftası nedeniyle, faaliyet gösteren tüm serbest muhasebeciler ve mali müşavir dostların haftasını kutluyorum.

Serbest muhasebeciler ve mali müşavirlerimizin dört önemli sorunundan bahsetmek istiyorum ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu sorunlara çözüm bulunacağını ümit ediyorum.

Birinci sorun, mali tatil sorunu. Serbest muhasebeciler ve mali müşavirlerin başlangıcı ve bitişi belli bir mali tatilleri var ancak bu tarihler arasında çalışmak zorunda olan meslek grubu mali tatilde maalesef tatil yapamıyor. Yeni bir düzenlemeyle mali tatilin amacına ve adına uygun hâle getirilmesi gerekiyor.

İkinci sorun, ara buluculuk talebidir. Serbest muhasebeci ve mali müşavir arkadaşların bu talepleri, ara buluculuk alanına giren tüm uyuşmazlıklar için değil sadece ticari alacaklar ve işçi-işveren ilişkisiyle sınırlı olup…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünlü…

36.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, pandemi sürecinde alınan kısıtlama kararlarının esnafı olumsuz etkilediğine, dükkânları kapanan ve tüccarlık sıfatını kaybeden esnaftan kredi ve kefalet kooperatiflerinden çektikleri kredilerin geri alınma şeklinin esnafı koruma amaçlı olmadığına ilişkin açıklaması

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bilindiği üzere, pandemiyle mücadele çerçevesinde alınan kısıtlama kararları binlerce esnafımızı olumsuz etkilemiştir. İşletmeler bu süreçte çok düşük kazançla faaliyetlerine devam etmek zorunda kalmış ya da SGK primlerini, vergi borçlarını, faturalarını ve kiralarını ödeyemedikleri için tamamen kapanmıştır. Dükkânları kapanan ve tüccarlık sıfatını kaybeden esnafımızdan, kredi ve kefalet kooperatiflerinden hazine destekli düşük faiz oranıyla çektikleri kredilerin geri alınma şekli esnafımızı koruma amaçlı değildir. Esnafımız ya ticari banka faiz oranıyla ya da kredinin tamamını tek seferde ödemeye zorlanmaktadır. Evine ekmek götüremeyen esnafımıza uygulanan bu yanlış uygulama derhâl iptal edilmelidir.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 251, 245, 31, 21, 25, 26, 72, 87, 89, 96 ve 97 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12'nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine, Genel Kurulun; 2, 3, 4, 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24.00'e kadar, 2 Mart 2021 Salı günkü birleşiminde 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 4 Mart 2021 Perşembe günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine, 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/3/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                        Cahit Özkan

                                                                                           Denizli

                                                                 AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 251, 245, 31, 21, 25, 26, 72, 87, 89, 96 ve 97 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12'nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

2, 3, 4, 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24.00'e kadar,

2 Mart 2021 Salı günkü (bugün) birleşiminde 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 4 Mart 2021 Perşembe günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

 

 

251 sıra sayılı Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 12’nci maddeler

12

2. Bölüm

13 ila 23’üncü maddeler

11

Toplam Madde

23

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisi gerekçesini açıklamak üzere Amasya Milletvekili Sayın Hasan Çilez.

Buyurun Sayın Çilez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Konuşmamın başında, 28 Şubattaki postmodern darbeyi, tüm darbecileri, darbeye yeltenenleri ve buna fikren de, kalben de, ruhen de destek veren herkesi kınayarak sözlerime başlamak istiyorum. Bin yıl sürecek dediler fakat esamesi çok kısa sürede bitti. Yine, milletin iradesi, milletin azim ve kararı üstün geldi.

Değerli arkadaşlar, Meclis Grup Başkan Vekilimiz Sayın Cahit Özkan tarafından çalışma saatleriyle alakalı, çalışma gündemiyle alakalı bir önerge verildi. Bunun üzerine söz almış bulunuyorum.

Bizim bu önerimizle birlikte gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi, 245, 31, 21, 25, 26, 72, 87, 89, 96 ve 97 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin bu kısmın sırasıyla, 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12’nci sıralarına alınmasını ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesini teklif ediyoruz. Yine, Genel kurulumuzun; 2, 3, 4, 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25 ve 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesini teklif ediyoruz.

9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25 ve 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24.00’e kadar çalışmayı; 2 Mart 2021 Salı günü yani bugünkü birleşimde 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünün görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşimde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; yine 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşimde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 4 Mart 2021 Perşembe günkü birleşimde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışılmasına; 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak -ki birinci bölüm 1 ila 12’nci maddeler, ikinci bölüm ise 13 ila 23’üncü maddeler- görüşülmesini Genel Kurulumuzun takdirine sunuyor, hepinize saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bugün burada yerimizde otururken de konuşurken de 28 Şubat darbesini lanetledik, darbecilerini lanetledik, biz de o günden bugüne kadar bunu her fırsatta dile getirdik; çok da önemli olduğunu düşünüyoruz. Her darbe gibi 28 Şubat darbesini de lanetliyoruz. Ben, biraz evvel, 2 Mart 1994 yılında demokratik siyasete yönelik, o zamanki DEP milletvekillerine yönelik dokunulmazlıkların kaldırılması ve demokratik siyasetten tasfiye edilmelerine yönelik yirmi yedi yıl önceki adımları anlattım size ve onu da lanetledik, yapanları lanetledik. Şimdi, demokratik siyasete dönük olarak bu saldırıların bugünkü tezahürü nedir? Yani “Bitti mi demokratik siyasete yönelik tasfiye girişimleri, ortadan kalktı mı?” diye soracak olursanız, kalkmadı.

Bakın, bugün, biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Cahit Özkan bir basın toplantısı yapmış ve basın toplantısında demiş ki: “Elbette, Cumhur İttifakı olarak AKP ve MHP siyasal vizyon itibarıyla, aynı istikamette yürüyen bir anlayışla siyaset yapıyoruz.” Tamam, bundan şüphemiz yok, sorun da değil zaten. “Onun için -HDP’yi kastederek- elbette HDP hem siyasi olarak kapatılacak hem de hukuken kapatılacaktır.” demiş, “Hukuken kapatılacaktır.” demiş.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Yazıklar olsun!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Bir iktidar partisinin Grup Başkan Vekili çıkıyor ve diyor ki: “HDP hukuken kapatılacaktır.” Bu nedir? Bu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına talimat vermektir. Bu, Anayasa Mahkemesine talimat vermektir. “Hukuken kapatılacaksınız.” demekle Anayasa Mahkemesine “Kapatacaksınız.” diyor.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – İstifa, istifa!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Çünkü neden? “Anayasa Mahkemesinde çoğunluğumuz var, o çoğunluk yoluyla HDP’yi hukuken kapattıracağız.” diyor. İşte darbeci zihniyetin, demokratik siyasete darbe vuran zihniyetin bugünkü tezahürü budur. Onun için, Adalet ve Kalkınma Partisine kapatma davası açıldığı zaman, açanları ve kapatmaya çalışanları biz lanetledik ama Adalet ve Kalkınma Partisinin bugün gelmiş olduğu yer aslında başka siyasi partilerin kapatılması yönünde yargıya talimat vermektir. Açıkça yürütmenin, iktidarın, yargının üzerinde ve Anayasa Mahkemesi üzerinde, en üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesi üzerindeki talimatıdır.

Bakın, insan biraz utanıp sıkılır daha bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı ve dedi ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Yargı bağımsızlığı bahsi altında “Hukuk devletinin ancak bağımsız, tarafsız ve insan haklarına saygılı mahkemelerin varlığıyla vücut bulacağı inancıyla bu kapsamda yeni adımlar atıyoruz.” Bu mu atılan adım, bu mu? Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilinin Anayasa Mahkemesine talimat vermesi ve “Hukuken HDP kapatılacaktır.” demesi mi yeni anlayış, İnsan Hakları Eylem Planı bu mu? 1’inci maddesi HDP kapatılacak, öyle mi? Lütfen biraz ciddi olun ve siyaseti ciddi yapın. Üstelik de yürütmenin, iktidarın yargı üzerindeki tasallutuna, tahakkümüne daha fazla cüret etmeyin; bunu da özellikle vurguluyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sandıkta gereği yapılacaktır. Milletimiz siyaseten ve hukuken kapatılmasını istiyor.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay… (CHP sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yo, yo, öyle değil. Sandıkta değil “hukuken kapatılacak” demiş, “hukuken kapatılacak” demiştir. Yalan söylüyorsun. Kayıtlara geçsin, yalan söylüyorsun!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O yalan sahibine aittir, sana aittir.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - “Hukuken kapatılacak” demişsin.

BAŞKAN – Sayın Oluç… Sayın Oluç…

Sayın Altay, bir saniye bekler misiniz lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yalan söylüyor Sayın Başkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O yalan sahibine aittir!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Resmen bir partinin Grup Başkan Vekili yalan söylüyor Mecliste.

BAŞKAN – Sayın Oluç… Sayın Oluç, kürsüde bir…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Hakaret ediyor halka ve Meclise, Öyle bir şey olur mu?

BAŞKAN – Sayın Oluç, anlaşıldı.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Söylediğini savunamıyor, çık savun, kürsüden savun. Öyle, kayıtlara geçsin diye yalan söylüyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yalan dolan sizin siyasetiniz!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ben de kayıtlara geçsin diye onun yalanını vurguluyorum. Yok öyle yalancılık! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, peki.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yalan size aittir, yalan! O yalan size aittir!

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Bu ne hırs ya! Saygısız! (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Engin Altay var.

Buyurun Sayın Altay.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Özkan, bence parti kapatma, mağaraları kapat, terör kamplarını kapat.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onları kapatıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Parti kapatmanın Türkiye’de çözüm olmadığı her vesileyle görülmüştür; bunu belirtmek istedim.

Ayrıca, ben şunu da anlamıyorum -yani konum bu değildi ama ben de topa kenarından girmiş oldum- bir şeyi anlamıyorum, AK PARTİ’nin şu yaklaşımını ben anlamıyorum ve çözemiyorum: Şimdi, AK PARTİ’ye göre HDP’nin milletvekilleri ve HDP’ye oy veren 6 milyon insan terörist, AK PARTİ’ye göre. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Öyle bir şey yok.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hayır, hayır, anlamamışsın.

PERO DUNDAR (Mardin) – Aynen öyle diyorsunuz, aynen öyle.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Öyle bir şey yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Var, var, tam da öyle.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Anlamıyorsunuz.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Yanlış anlamışsın Başkan, öyle bir şey yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Grup Başkan Vekilin cevap verir.

Benim anlamadığım şurası: AK PARTİ HDP’ye böyle bakarken eli kanlı terör örgütüyle de düşüp kalkıyor ya, PKK’yla da düşüp kalkıyor; ben bunu anlamıyorum, doğru bulmuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Nerede, nerede?

ENGİN ALTAY (Devamla) – 50 tane gösteririm.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Göster.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayalım.

Sayın Eronat, yine verilir size söz, her zaman veriyoruz ama bu bir alışkanlık hâline geldi; size söz verdikçe oradan laf atıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ah, Sayın Eronat…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Eronat, HDP milletvekili burada “Sayın Öcalan” deyince bağırıyorsunuz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sataşma var.

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen… Siz bağırdığınız sürece süreyi uzatacağım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama Türkiye’de siyaset literatürüne “Sayın Öcalan” kavramını sokan Sayın Erdoğan’dır ya, gözünüzü seveyim yapmayın ya! (CHP sıralarından alkışlar) Öcalan’a düzülen, dizilen methiyeler orada, dosyamda var.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Var, var!

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Öcalan Türkiye’yi ve dünyayı en iyi okuyan adam.” diyeni mi ararsın, “Öcalan Türkiye’ye vizyon getiren adam.” diyeni mi ararsın; hangisini sayayım?

SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – “Beraber salladık.” diyeni mi ararsın!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Beraber salladınız!

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Aldığı kellelerin bedelini ödüyor.” diyeni mi ararsın.

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Siz ne diyorsunuz?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sen ne diyorsun, sen; onu söyle!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Saymakla bitmez. HDP düşmanınız, PKK bir gün bir masada paydaşınız, bir gün düşmanınız; ertesi gün bir daha paydaşınız. (CHP sıralarından alkışlar) Terörle böyle mücadele edemezsiniz.

Gelelim konuya, tekrar ediyorum…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Altay, HDP’ye oy satmadık. Oy sattınız, oy!

ENGİN ALTAY (Devamla) – HDP meşru bir parti. Ben Öcalan’la düşüp kalkmıyorum. Ben senin ağababaların gibi Öcalan’la düşüp kalkmıyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Siyaset tarihinin kara lekesidir, kara!

BAŞKAN – Sayın Çilez…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Türk siyaset tarihinin kara lekesidir yaptığınız. Oy sattınız, oy. Oradan oy devşirdiniz, öbürüne de oy sattınız

ENGİN ALTAY (Devamla) – HDP meşru bir partidir. Bak, burada oturuyor adamlar, senin ne kadar hakkın varsa onun da o kadar hakkı var. Ayıptır!

BAŞKAN – Sayın Çilez…

ENGİN ALTAY (Devamla) – PKK’yı şımartan sizsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkan… Sayın Özkan, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi konuya gelelim, 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni görüşeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – İmralı’ya kim gönderdi? TRT’ye kim çıkardı?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Onu bir konuşacağız. Oy sattınız oy kardeşim, bunu kabul edin. Hiçbir CHP’li bunu kabul edemiyor.

ZAFER IŞIK (Bursa) – Ya, hepiniz HDP sayesinde o sıralarda oturuyorsunuz, burada ahkâm kesiyorsunuz. HDP Grup Başkan Vekili söyledi.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Konuşma!

BAŞKAN – Sayın Çilez, Sayın Aygun; Grup Başkan Vekili kürsüde.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz HDP’yi meşru bir parti olarak görüyoruz, altını çiziyorum ama biz Abdullah Öcalan’dan İstanbul’u kazanalım diye mektup istemiyoruz. Ayıptır ya, yüzünüz olsun biraz ya, yüzünüz olsun ya! (CHP sıralarından alkışlar) Biraz yüzsüz olmayın bu kadar ya! Abdullah Öcalan’ın kardeşini TRT’ye çıkaran adamalardan, insanlardan, siyasi iradeden vatan sevgisi, bayrak sevgisi, terör seviciliği konusunda duyacağımız tek laf olamaz, tek laf olamaz. (CHP sıralarından alkışlar) Geçin bu işleri. Konuya gelemedim sataşmadan dolayı.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Engin Bey, bizden duyacağınız sözler işinize gelmez, gelmez!

BAŞKAN – Sayın Çilez… Sayın Çilez…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Arkadaş, biz Öcalan’ı övmedik. Öcalan’ı siz övdünüz, Öcalan’la masaya siz oturdunuz. Biz HDP’yi resmî muhatap alıyoruz, evet.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Gizli gizli anayasa görüşmelerini siz yaptınız, tartışılmaz maddeleri tartışmaya açtınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tabii, tabii!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Başkanım, sataşma var.

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen ya, size ne sataştı?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Terör örgütleriyle görüşen, onlarla pazarlık yapan şerefsizdir, namussuzdur, alçaktır, vatan hainidir. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Kaboğlu’na söyle, Sayın Kaboğlu’na…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Geç, geç!

BAŞKAN – Sayın Çilez… Sayın Çilez…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Konuma gelemedim, AK PARTİ grup önerisi hakkında konuşamadım.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Başkanım, konu açıldı. O gün buradaydı, okuduk biz, konu hakkında görüşsünler bitsin ya.

BAŞKAN – Ama lütfen müdahale etmeyin, Grup Başkan Vekili konuşmasını tamamlasın yoksa tamamlanana kadar süreyi uzatacağım. Tamamlayana kadar süreyi uzatacağım.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan, evet, konuşmama başlıyorum. Sizi ve Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

251 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni, AK PARTİ, grup önerisiyle “Bugün, bu hafta görüşelim.” diyor. Yetmez, 13 tane de kanun görüşelim diye koymuş Cahit Bey.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sözleşme.

ENGİN ALTAY (Devamla) – O da kanundur ama.

Yetmez, denetim konularını da konuşmayalım. Peki, konuşmayalım, 13 değil… Bir şey söylüyorum CHP adına, HDP ve İYİ PARTİ’yi bilmem, şu Merkez Bankasında eritilen 128 milyar dolarla ilgili…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yalan, yalan!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bak, bak; yalan değil.

Bu satış hangi yöntemle yapıldı, bir? Bu satış hangi tarihte yapıldı, iki? Hangi kurdan ne kadar döviz satıldı, üç? Alıcılar kimdi, dört? Bu işlemin altında kimin imzası var, beş? (CHP sıralarından alkışlar) Bu sorulara cevap ver, Mecliste birikmiş ne kadar uluslararası anlaşma varsa CHP olarak taahhüt ediyorum, alayını görüşmesiz, konuşmasız kabul edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Arkadaşlar, AK PARTİ grup önerisi diyor ki: Denetim konusu konuşmayalım. E, biz buraya milletin kör kuruşunun hesabını takip etmeye geldik.

BAŞKAN – Sayın Altay, son kez bir dakika daha açıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Merkez Bankasının buharlaşan 128 milyar dolarını sormak Cumhuriyet Halk Partisinden önce AK PARTİ’li milletvekillerinin görevi. Niye biliyor musunuz? Şimdi, son kongrelerde AK PARTİ bir ruh arayışına girdi “94 mü, 2002 mi?” diye. Bence 2002 ruhunu arayın, oraya yaslanın. 2002 ruhunda AK PARTİ’nin 97 sayın milletvekili 1 Mart tezkeresine “Türkiye, emperyalizmin, Amerikan emperyalizminin Orta Doğu’daki maşası değildir.” diye ret oyu verdi o sıralardan. 97 milletvekili, AK PARTİ milletvekili verdi. (CHP sıralarından alkışlar) Bir ruh arıyorsanız da, sizin için, sizi kurtaracak ruh işte o 2002 ruhudur.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sataşmadan söz istiyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatip kürsüden, doğrudan bizden cevap istedi, onun için 69’a göre kürsüden söz istiyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İstemedim.

BAŞKAN – Peki, 69’a göre kürsüden size iki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ama beş dakika konuştu.

BAŞKAN - Konuşturmadıkları için konuştu Sayın Özkan.

Sataşmadan sözler iki dakika, uzatmıyorum da.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ’ye sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda, elbette, bize sorulan soruların hepsinin yanıtı var. Biz diyoruz ki: Terör örgütünün başını eziyoruz. Nerede?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nerede?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - Ülkemiz sınırları içerisinde temizledik, şu anda da Kandil’de köklerini kazıyoruz. Destek verirseniz Allah’ın izniyle Almanya’da ve Parlamento çatısı altında varsa onların da hesabını soracağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Size çağrımız budur.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Haddini bil!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakın, biz, bu mücadeleyi verirken hangi ruhla… Evet, biz, Menderes’in ruhuyla, Özal’ın ruhuyla...

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – FET֒nün ruhuyla…

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – …Süleyman Demirel’in, Necmettin Erbakan’ın, Alparslan Türkeş’in ruhuyla, 2002 ruhuyla, 94 ruhuyla mücadele ediyoruz.

AYLİN CESUR (Isparta) – Isparta meydanında Demirel’i yuhalatmadınız mı?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ancak siz, ruhunuzu kaybettiniz ruhunuzu, ruhunuzu kaybettiniz. (CHP sıralarından gürültüler)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bravo, helal olsun! Ruh yok onlarda!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Size soruyoruz, o yaptığınız gizli anayasa neydi; kiminle ne konuştunuz?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sana ne?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Hangi konular üzerinde anlaştınız? Küçükçekmece’ye Cumhuriyet Halk Partili belediyenin diktiği o PKK bayrağının hesabını soruyoruz sizden. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler) Onun için çıkıp -o gizli anayasada kim, hangi konularda, ne çerçevede anlaştı- bunların hesabını sormadığınız müddetçe, bunların hesabını vermediğiniz müddetçe milletin eli iki yakanız üzerinde olacaktır.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – MİT tırları ne oldu Cahit Özkan? MİT tırlarını anlat. Bayır Bucak Türkmenlerini anlat. Bayır Bucak Türkmenlerine giden…

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Gizli ittifak yaptınız. Biz demiyoruz, gizli ittifakın sahipleri dedi ki: “Bundan sonra gizli ittifak yok, bundan sonra açık ittifaklar yapacağız.” Çıktınız siz de dediniz ki: “Dostlarımızla iktidara geleceğiz.” Sonra o dostlarınızın kim olduğu açıktan destek verenlerle beraber ortaya çıktı. Bakın, bugün ilan ediyoruz, aziz milletimize sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi ile HDP’nin arasında fark kalmamıştır.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Aynı senin gibi!

RAFET ZEYBEK (Antalya) – PKK’yla da sizin aranızda fark kalmamıştır.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – HDP, terörle aranıza çizgi çekin!

Ey CHP, terörle aranıza çizgi çekin! (CHP sıralarından gürültüler)

Teşekkür ediyorum.

RAFET ZEYBEK (Antalya) – PKK ile sizin aranızda fark yok!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Fetullah’ın emriyle…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

RAFET ZEYBEK (Antalya) – FETÖ ile sizin aranızda fark yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Fetullah’ın emriyle…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Ağbaba, lütfen…

Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekilleri birbirlerine ithamlara karşı cevap vereceklerdir.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sataşma var.

BAŞKAN – Siz bağırdıkça, zaten konu, mesele anlaşılmıyor kürsüden de.

Ben, şimdi, Engin Bey ve Sayın Özkan’ın karşılıklı münazarasından ziyade, önce bir Dervişoğlu’na söz vermek istiyorum.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

İki dakika süreniz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Gizli anayasa dedik ya, gizli anayasayı kiminle yaptınız?

RAFET ZEYBEK (Antalya) – Ya, siz anayasadan ne anlarsınız.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Evet, çok teşekkür ederim.

Şimdi, bu Meclis’te ne zaman gerçekler ifade edilse…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gizli anayasa olur mu bir kere ya?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – “Olamaz.” diyorsun. Niye yapıyorsun, niye?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sana ne ya, yaparım, yaparım!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Doğru.

BAŞKAN – Sayın Çilez, dinlerseniz… Bakın, Grup Başkan Vekiliniz duyamıyor.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Engin Bey sordu da cevap veriyorum.

BAŞKAN – Bak, duyamıyor Grup Başkan Vekiliniz.

Buyurun Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Eğer bittiyse, ben, Sayın Başkanımızın…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Buyurun, buyurun, merak ediyoruz.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Benim söyleyeceklerimi mi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Elbette.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Tabii ki merakınıza mucip şeyler söyleyeceğim, sadece merak etmeyin, endişe de edin.

Az önce çıktınız söylediniz, Türkiye Büyük Millet Meclisi…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Endişe ediyoruz zaten gizli olduğu için.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Maskaralık yapma, maskaralık!

BAŞKAN - Siz devam edin Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sakin…

Şimdi, bakın, ben lisanımünasiple meramımı anlatmaya çalışıyorum, ayrıca bana laf atmanız fikren beni besler, fikir insicamımı bozmaz.

Şimdi, Menderes’in ruhundan, Özal’ın ruhundan bahsettiniz; gömleği çıkartıp değiştirdiniz, Erbakan’ın ruhuna sarılın da yerli ve millîlik neymiş onu öğrenin, aksi takdirde sizin ruhunuz nane ruhu ya da tuz ruhu olmaktan öteye gitmez, bu bir. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Endişe ediyoruz, endişe.

BAŞKAN – Açalım lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Durup durup HDP ile bizim aramızdaki mesafeyi ölçmeye kalkışıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kenetlenin işte, kenetlenin!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Bu yaptığınız mezura milliyetçiliğidir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Daha çok kenetlenin!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Biraz da Türkeş’in ruhundan yararlanın içinize sindirebiliyorsanız, Türk milliyetçiliğinin ne olduğunu öğrenirsiniz. Yani maziyle ilgili laf söylerken dikkat etmekte fayda var.

İttifakların açık mı kapalı mı olduğuna dair bir merak içerisinde olduğunuzu söylediniz. Bu ittifakları zaruri kılan sizin getirdiğiniz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine Cumhurbaşkanı seçen sistemin bir mecburiyetidir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – HDP’yle ittifak…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - HDP’yle olan durumumuzu biz o kürsüden defalarca dile getirdik.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bugün çözeceğiz, bugün çözeceğiz o işi.

ZAFER IŞIK (Bursa) – HDP öyle demiyor.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sen oradan bana laf yetiştirmeye uğraşma, verecek cevabın varsa ver.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZAFER IŞIK (Bursa) – HDP öyle demiyor, Fatma Kurtulan…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Fatma Kurtulan…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Cevapsız kaldı o hadise.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Müsaade buyurun.

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

Son kez açtık Sayın Dervişoğlu.

Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Biz genel seçimde Cumhuriyet Halk Partisiyle ittifak yaptık ve bu ittifaka…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Başkanım, ama…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ya, siz anlamamak mı istiyorsunuz?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yani, bak, orada bir denklem var, onu çözün.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bir dakika… Nasıl kenetlendiğini anlatıyor!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ben anlatıyorum ya size. Ben size diyorum ki Fatma Kurtulan’ın dediğini… Az önce de Anayasa’dan, İbrahim Kaboğlu’ndan vesaire bahsettiniz. Bak, bundan beş altı ay önce size dedim ki…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Biz demedik ama bakın, o gruptan arkadaş dedi…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Siz hırsız feneri gibi tuttuğunuz yeri aydınlatmak istiyorsunuz, ben gerçekleri anlatıyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Nasıl kenetlendiniz onu anlat, boşver!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Niye dinlemek sabrına sahip değilsiniz? Söylüyorum size işte.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Nasıl kenetlendiniz?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Beni buraya Türk milleti gönderdi.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bizi de, bizi de.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sizi de Türk milleti gönderdi. Bu Parlamentoda bulunan herkesi Türk milleti gönderdi. Dolayısıyla siz bizim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sizin mağlup olduğunuz birisi “Allah bir, peygamber hak.” dese inkâr mı edeceksiniz muhaliftir diye?

Ben size şu öneride bulunuyorum: Siz bizim almış olduğumuz kararlar münasebetiyle HDP’yle olan mesafemizi ölçüp biçmeye kalkmayın.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Aranıza girmiyoruz ki zaten.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Siz kendinizin hukuka ya da adalete ne kadar yakın olduğunu ölçmeyi becerin ve Türkiye’yi karşı karşıya bulunduğu sıkıntılardan kurtaracak tedbirleri almaya gayret sarf edin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Başkanım aradaki mesafeyi ölçmüyoruz, arada mesafe olmamasına karşı bir…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Söz istiyorum sataşmadan…

BAŞKAN – Size söz vermeyeceğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, sana ne, olur olmaz, sana ne ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ben dedim ki…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öcü mü bunlar ya?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Müsaade buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Size “Kürt düşmanı.” diyorlar ya, vallahi doğru söylüyorlar ya!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Alayınız Kürt düşmanısınız ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Özkan, Sayın Çilez’i susturursanız Grup Başkan Vekillerine -siz de dâhil olmak üzere- söz vereceğim.

ZAFER IŞIK (Bursa) – Benim eşim Kürt, kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Sayın Işık, Sayın Çilez, lütfen…

ZAFER IŞIK (Bursa) – Kayıtlara geçsin.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sen teröristin mağaradaki ortağısın! Kandil’de onunla sofra kuransın!

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sözle olmaz; icraat, icraat!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – İmralı’da onunla buluşansın! Oslo’da karar alansın! (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Dolmabahçe’de çay, kahve içensin! Bize ne anlatıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Oluç…

38.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yeniden başlatın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Devam edin lütfen, buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ben güçlü bir insanım…

BAŞKAN - Sayın Dervişoğlu, Sayın Oluç’a söz verdim lütfen.

RAFET ZEYBEK (Antalya) – FET֒den de yargılanacaksınız, PKK’dan da.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O eski mesele. Bunlar FET֒nün sözleri, FET֒nün, FET֒nün sözleri, FET֒nün.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tekrar açacak mısınız Sayın Başkan?

BAŞKAN – Açarız, açarız, siz devam edin, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, sizin bu yaptığınızı yemeyiz, neden yemeyiz biliyor musunuz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kenetlenin işte, daha çok kenetlenin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bak, neden yemeyiz? Şimdi, birincisi, ben orada söyledim, “HDP hukuken kapatılacaktır.” lafının nasıl bir laf olduğunu anlatamıyorsunuz. Neden? Çünkü açıkça, açıkça talimat vermişsiniz Anayasa Mahkemesine. Açıkça suç işliyorsunuz ya! Anayasa’yı çiğniyorsunuz, Anayasa’yı çiğniyorsunuz!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Darbedir bu, darbe!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sadece darbeci değilsiniz, Anayasa’yı çiğniyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Lafügüzaf bunlar! Beyanlarımız açıktır, millet sandıkta da hukuk önünde de…

BAŞKAN – Sayın Özkan, daha önce konuşmuştuk bunu.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bunun cevabını veremediğiniz için bu konuşmaları yapıyorsunuz, bu bir.

İki: Bak, ben daha evvel söyledim Cahit Özkan, “Öyle camdan kulenin içine oturup bana taş atmayacaksın.” dedim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kale orası kale, camdan değil, merak etme!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Neden söylüyorum? Sana Fenerbahçe Orduevi önüne yürüyüşünü hatırlatırım, sana cemaat hakkında yaptığın televizyon konuşmalarını hatırlatırım. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ben gittim, bilerek gittim, bilerek gittim, merak etme!

BAŞKAN – Sayın Oluç, son kez açıyorum.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Cemaate verdiğin destekleri hatırlatırım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Cemaat değil o, FETÖ! Hâlâ FETÖ diyemiyorsun! Hâlâ FETÖ diyemiyorsun, “cemaat” diyorsun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Cemaat hakkındaki televizyon konuşmalarını hatırlatırım. Ergenekon, Balyoz davaları hakkında söylediklerini hatırlatırım, sen camdan kuleye oturup bana taş atamazsın.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hâl⠓cemaat” diyor FET֒ye. Hâl⠓FET֔ diyemiyorsun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Senin o camdan kuleni bir ufacık taşla tuz buz ederim, anlaşıldı mı? Cemaat destekçisi olarak şimdi bize saldırıp da kendini aklatamazsınız Cahit Özkan, yapamazsın bunu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hâl⠓FET֔ diyemiyorsun, “cemaat” diyorsun terör örgütüne. Terör örgütüne hâl⠓FET֔ diyemiyor, “cemaat” diyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Biz bunu yemeyiz! Terör örgütünden destek konusunu konuşuyorsak…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çok yazık, Parlamento çatısı altında hâlâ terör örgütüne “terör örgütü” diyemiyorsun. Aranızdaki ilişkiyi bir anlatın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – …senin terör örgütlerine verdiğin açık desteği konuşuruz. Anlaşıldı mı? Yok öyle yağma, yemeyiz biz onu, yemeyiz. (HDP sıralarından alkışlar) Yargı üzerinde tahakküm, terör örgütlerine destek, ondan sonra burada geleceksin, bize taş atacaksın; yemeyiz biz onu.

ERHAN USTA (Samsun) – Cevap ver Cahit Özkan, cevap ver.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, bir söz talebiniz var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, Cahit Bey bize sataştı ama buradan da olabilir tabii.

BAŞKAN – Yerinizden iki dakika vereceğim 69’a göre.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Gizli ittifak ve gizli anayasa…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

Buyurun Sayın Altay.

39.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, “gizli anayasa” falan diyor ya bunlar. Anayasanın gizlisi olmaz da gizli görüşme olabilir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Olmaz işte.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bak, şu olmaz işte: Gizli görüşme de olur da herkesle herkes her şeyi görüşüyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Milletten kaçırılmaz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, bak, bir metin okuyacağım müsaadenizle, bir paragraf, pek kısa: “Biz, bu toplumun içinde yeni bir nizamı hâkim kılmanın mücadelesi içindeyiz. Neydi o mücadele? Zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun iktidar olmasıdır. Bu mücadeleyi iktidara getirme noktasında eğer benim emir komuta merkezim bana ‘Papaz elbisesi giymen gerekiyor diyorsa yaparım.’ dedim, papaz elbisesi dahi giyerim. Bu var mı usulün içinde? Var tabii ki.” Bu, tam bir Bâtınî zihniyeti işte, tam bir FETÖ zihniyeti. Bu sözlerin kime ait olduğu da bellidir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime otuz beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.24

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 251, 245, 31, 21, 25, 26, 72, 87, 89, 96 ve 97 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12'nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine, Genel Kurulun; 2, 3, 4, 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 9, 10, 11, 16, 17, 18, 23, 24, 25, 30, 31 Mart 2021 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24.00'e kadar, 2 Mart 2021 Salı günkü birleşiminde 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 3 Mart 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 4 Mart 2021 Perşembe günkü birleşiminde 136 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine, 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, (2/1783) esas numaralı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/111)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1783) esas numaralı Kanun Teklifi’mizin, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                Serpil KEMALBAY PEKGÖZEGÜ

                                                                                            İzmir

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi olarak İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Türkiye’nin yarısını oluşturan sevgili kadınları ve değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün gündeme getirmek istediğim konu, son derece önemli. Umarım, bu Genel Kurul, kadınları ilgilendiren bu konuda gerekli duyarlılığı gösterir çünkü kadınlar ve kadınların emeği ne yazık ki görünmüyor. Yemek yapmak, bulaşık yıkamak, çocuk bakmak gibi pek çok şey, evin içerisinde yapılan pek çok iş “görünmeyen emek” olarak hiçbir değere sahip değil ve bu işlerin uzantısı olarak, kadınların “ev işçisi” olarak ev hizmetlerinde yaptığı çalışmalar da “görünmeyen işler” nezdindedir. Ve ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunun altını çizerek söylemek istiyorum: 4857 sayılı İş Kanunu’nda kadınların ev hizmetlerinde yaptığı iş, iş olarak görünmüyor. Kadınlar, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (e) bendinde istisna hükmünde tutulmuştur yaptıkları bu çalışmalardan dolayı.

Ev hizmetlerinde çalışan yaklaşık 1 milyona yakın işçi var, ev işçisi var ve bunların bir kısmı göçmen ev işçilerinden oluşuyor. İş Kanunu kapsamına alınmadığı için İş Kanunu’nun, işçileri sosyal koruma altına aldığı bütün maddeleri ev işçilerine uygulanmamış oluyor. Dolayısıyla, ev hizmetleri açısından baktığımız zaman kadın emeği, cinsiyetçi iş bölümünün ve eril zihniyetin bir uzantısı olarak çalışma yaşamında da kadınlar ayrımcılığa uğruyor.

Aynı zamanda, bizim çalışma yaşamıyla ilgili yasalarımızın, kanunlarımızın kafası oldukça karışık. 4857 sayılı İş Kanunu’nda kadınlar, ev işlerinde çalışan işçiler, İş Yasası kapsamında tutulurken, 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Yasası’nda, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda ise, bu kanunun kapsamına alınabiliyor, yeter ki sürekli çalışıldığını kanıtlayabilsin ve ücretli çalışıldığını kanıtlayabilsin.

Peki, bu kanun, normal şartlar altında diğer işçiler için nasıl diye baktığımızda, herhangi bir işçi, bir tekstil işçisi, büro emekçisi, inşaat işçisi, bir işte bir gün bile çalışsa sigortalanmak zorunda ve sosyal güvenlik kapsamına alınmak zorundayken ev hizmetlerinde çalışanlar eğer çalıştıklarını mahkemelere giderek kanıtlarlarsa -yani sürekli çalıştıklarını ve ücretli çalıştıklarını kanıtlarlarsa- o zaman 5510’a göre “işçi” sayılırken 4857’ye göre “işçi” sayılmıyorlar; böyle bir karışık durum da var. Dolayısıyla, bizim yapmamız gereken şey: Ev hizmetlerinde çalışan emekçileri İş Yasası kapsamına almak. Bunun için sadece ve sadece 4’üncü madde (e) bendini İş Kanunu’ndan çıkarmamız yeterli oluyor ve diğer çelişkili kavramları ve maddeleri İş Kanunu’ndan ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’ndan çıkarmamız gerekiyor, düzenleme yapmamız gerekiyor; çok basit bir işlem.

Bu arada, AKP iktidarı döneminde bir yöntem daha getirildi ve ev işçileri on günden az çalıştıkları zaman sadece sağlık sigortası yani meslek hastalıklarına ve iş kazalarına karşı sigortalanarak emeklilik hakkından ve diğer sosyal korumadan yararlanmamaları sağlandı. Yani sosyal korumadan yararlanmadan sadece iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasına dâhil oldular, on günden fazla çalışanlarsa, kanıtlarlarsa işçi sayılıyorlar. Bakın, ne kadar karmaşık bir şeyden bahsediyorum, ne kadar kafası karışık bir İş Kanunu’ndan bahsediyorum. Dolayısıyla, bu kanunu insan haklarına ve çalışma haklarına uygun bir şekilde düzenlemek ve çalışma yaşamında kadınlara yönelik yapılmış ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve ev işlerini “iş” saymak ve ev işçilerini “işçi” saymak, ev işçilerinin çalıştığı yerleri “iş yeri” saymak gibi pek çok düzenlemeyi yaparak bu eşitsizliği, ayrımcılığı ortadan kaldırmamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pandemi döneminde ev işçileri, sosyal koruma dışında bırakıldı. Örneğin, başka işlerde çalışan işçiler kısa çalışma ödeneğinden yararlanırken 1 milyonu aşkın ev işçisi kayıtsız, güvencesiz çalıştığı için kısa çalışma ödeneğinden yararlanmadı, işlerini kaybetti. İş kazalarına maruz kalıyorlar, cinsel istismara maruz kalıyorlar, iş cinayetlerine maruz kalıyorlar, meslek hastalıklarına maruz kalıyorlar ve bütün bu zorluklar altında aynı zamanda gelirden uzak kaldılar pandemi döneminde ve pandemi döneminde de sigortalı olmadıkları için, güvenceli çalıştırılmadıkları için ne yazık ki korunmadılar.

Kadın emeğinin görünmemesine karşı bu Parlamentodaki bütün milletvekillerini bu kanunun düzenlenmesi, ev işçilerinin İş Kanunu kapsamına alınması için davet ediyorum. Burada bu kanunu değiştirelim, ev işçilerini güvenceli bir çalışma yaşamına kavuşturalım diyorum ve ev işi iştir, ev işçisi işçidir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İç Tüzük 60’a göre milletvekillerine yerlerinden bir dakika söz vereceğim.

Sayın Altıntaş, yok.

Sayın Özen...

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle 2021 yılının Yunus Emre Yılı olduğunun belirtildiğine, UNESCO tarafından bu yılın aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Yılı olarak da ilan edildiğine ilişkin açıklaması

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Teşekkürler Değerli Başkan.

AKP’li bir vekil, UNESCO’nun bu seneyi “Yunus Emre Yılı” ilan etmesine dair gündem dışı söz aldı. Fakat UNESCO’nun bu yılı aynı zamanda “Hacı Bektaş Veli Yılı” olarak ilan etmesinden ise tek bir kelime söz etmedi.

Cumhurbaşkanlığı tarafından, geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir genelgede, 2021 yılının sadece “Yunus Emre Yılı” olduğunu belirtip yurt içi ve yurt dışında kampanyalar yapılmasının talimatı verildi. Yunus Emre ve Hacı Bektaş; aynı felsefenin, aynı tasavvufun değerleri olmasına rağmen onları bile ayrıştıran, bölen bu anlayışı kınıyoruz. Sözlerime Yunus’un şu sözleriyle son veriyorum: “Dervişlik baştadır, taçta değildir/ Isılık oddadır, sacda değildir/ Eğer bir insanın gönlünü yıkarsan/ Hakk’a eylediğin, secde değildir.”

UNESCO’nun kararı buradadır, bu kararı okumalarını tavsiye ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

41.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, bir yılda 11 askerin şüpheli şekilde hayatını kaybettiğine, çelişki dolu açıklamalara ailelerin inanmadığına ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, önümüzde çok yakıcı ve trajik bir konu var: Şüpheli asker ölümleri. Bir yılda 11 askerimiz şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. 19 Ocak 2021’de Şırnak Uludere’de Azmi Ayverdi, vatani görevini yaparken hayatını kaybetti. Azmi Ayverdi’nin ölümünün üzerinden kırk gün geçtikten sonra Malatya’da yaşayan bir ailemiz daha kara haberi aldı. Uzman Onbaşı Furkan Umut, Şırnak’ta vatani görevini yaparken öldü maalesef. Azmi Ayverdi’nin annesi “Ben çocuğumu merdiven temizleyerek binbir zorlukla büyüttüm. Eline kına yakarak gönderdim. Kınalı kuzumu bana tabutta teslim ettiler.” diyor. 20’li yaşlarda vatani görevlerini büyük bir heyecanla yapmaya giden gencecik fidanlar silah kazası, mühimmat patlaması gibi… “İntihar” diyorlar. Gencecik fidanlar hayatlarının baharında toprağa düşüyor, çelişki dolu açıklamalara aileler inanmıyor. Sorumluların cezalandırılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keven…

42.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, Yozgat ilinde köylerde otuz yıl önce yapılan evlere ceza yazıldığını öğrendiğine, bu yanlıştan derhâl vazgeçilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ KEVEN (Yozgat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yozgat’ta köylerde yaşayan insanlarımıza otuz yıl önce yapılmış evlerinden dolayı ceza yazıldığını öğrendim. Bu uygulamadan vazgeçilmesi, bu cezaların iptal edilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sesleniyorum: Bu köy evleri villa değil, köşk değil. Köydeki bir eve 74 bin TL ceza yazmak hangi aklın, hangi vicdanın ürünüdür? Köylünün yıllar önce yapılmış, başını soktuğu 2 göz evi var, ona da göz diktiniz. Köylülerimizi rahat bırakın, köylümüzü rahat bırakın, çiftçimizi rahat bırakın. Gübre alamayan, borcunu ödeyemeyen, emeğinin karşılığını alamayan, traktörü haczedilmiş köylülerimizi bir de böyle cezalarla uğraştırmayın. Bu yanlıştan derhâl vazgeçilmesini talep ediyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

43.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Amasya Tarım İl Müdürlüğünün hazırladığı, Amasya Özel İdaresinin maddi katkıyla desteklediği üretici köylüye destek projelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli Amasyalı kardeşim “Yaparsa AK PARTİ yapar.” sloganıyla yola çıkan “On sekiz yıldır yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır.” diyen hizmet kervanı 2021 yılında da yola revan oluyor. Amasya Tarım İl Müdürlüğümüzün hazırladığı, Amasya Özel İdaremizin maddi katkıyla desteklediği üretici köylümüze destek projelerini paylaşmak istiyorum. Yüzde 75 hibeli desteklemelerimiz: 27 bin dekar alana yetecek yağlık ayçiçeği tohumu, 60 dekar için çilek fidesi, 150 dekar için incir fidanı, 500 dekar için misket elma fidanı dağıtılacaktır. Yüzde 50 hibeli desteklemelerimiz: 3 bin dekar için nohut tohumu, 800 dekar için ceviz fidanı dağıtılacaktır, 60 dekar için yüzde 87 hibeli yüksek sistem bağ tesisi desteklenecektir. Yüzde 25 hibeli desteklemeler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arık…

44.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Pınarbaşı ilçesinin Yukarıborandere Mahallesi’nin satılık olduğuna, meraları kullandıkları gerekçesiyle köylülere 2 milyon liranın üzerinde para cezası kesildiğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şener Şen’in köyünü satılığa çıkardığı Züğürt Ağa filmi, ilim Kayseri’de gerçek oldu: Pınarbaşı ilçemizin Yukarıborandere Mahallesi satılık. Yukarıborandere’de yaşayan 272 yurttaşımıza “Meraları kullandınız.” diye 2 milyon liranın üzerinde para cezası kesildi; evlerini, topraklarını satsalar 2 milyon lira etmez, onlar da çareyi köyü toptan satmakta bulmuşlar. Sayın milletvekili Hülya Nergis Hanım da çıkmış, âdeta dalga geçer gibi “Köylerimiz çok gelişti, köydü mahalle oldu.” diyor. Hülya Hanım, köylerin ne kadar geliştiğini yerinde görmek için Pınarbaşı’na, özellikle Yukarıborandere’ye gidin, köyken bir gecede mahalle olan, sizin deyiminizle “gelişen” Yukarıborandere sizi bekliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 251 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerinde görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlamadan önce, Şırnak’ta bölücü terör örgütü PKK’yla çatışmada şehit olan, hayatını kaybeden Piyade Uzman Çavuş Furkan Umut’a Allah’tan rahmet, ailesine ve Türk milletine başsağlığı dilerim.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, son dönemde bireylerin, konut ve taşıt almak için özel firmalar aracılığıyla tasarrufa dayalı faizsiz finansman organizasyonlarına büyük ölçüde katıldığını görüyoruz, bunlar gündemimize girdi. Aslına bakarsanız, buna benzer uygulamalar yurt dışında da var. Yapılan iş, bizim düzenlemelerimize göre, aslında bir finansal aracılık hizmeti. Dolayısıyla Türkiye’de finansal aracılık hizmetleri regülasyona tabidir ve lisanslı olarak yapılmaktadır. İşte bu kanun teklifi de tasarrufa dayalı faizsiz finansman sistemini de regüle eden, düzenleyen maddeler içermektedir.

Bunun, bu anlamda, tabii, sistemin düzenlenmesi, mağduriyetlerin önlenmesi anlamında, vatandaşın sıkıntı çekmemesi anlamında düzenlemeye tabi tutulması normaldir ve doğrudur; hatta, geç kalmış bir durumdur çünkü bu sistemin üyeleri 400 bin kişiyi bulmuştur, kocaman bir sistem olmuştur, 50’nin üzerinde de şirket vardır. Hatta, çok fazla mağduriyetlerin oluştuğunu, şu ana kadar düzenlenmemiş olmasından dolayı mağduriyetlerin oluştuğunu, suistimallerin oluştuğunu da biliyoruz. Bu anlamda, bu düzenlemenin yapılmasını doğru buluyoruz. Fakat burada -bir eksiklik belki- geçmiş mağduriyetlere ilişkin herhangi bir düzenleme yok. Hâlen sistemde olanlara getirilecek yeni yükümlülükler dolayısıyla ortaya çıkabilecek mağduriyetler konusunda da herhangi bir düzenleme içermiyor. Dolayısıyla bunların bu anlamda gözden geçirilmesi gerekiyor.

Fakat “Düzenleme yapalım.” derken de bu sistem engellenmemelidir çünkü biliyorsunuz, Türkiye’de bankacılık sistemi, toplam finansal sistemin yüzde 86’sı kadar. Bu, OECD ortalamalarıyla mukayese ettiğimizde, olağanüstü yüksek bir oran. Dolayısıyla bankacılığın dışındaki finansal sektörü, sermaye piyasalarını mutlak suretle geliştirmemiz gerekir. Bu anlamda baktığımızda, bu yapılan işlem doğru bir işlemdir ama dediğim gibi, bu anlamda engellenmemelidir, düzenlenmelidir. Alternatif piyasaların gelişmesine katkı vermemiz gerekir.

Bunlara, teknik anlamda, bir kısım itirazlarımız var. Bunların neler olduğu hususunu maddelerde ve bölümlerde yeri geldikçe arkadaşlarımız ifade edecekler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, dün gayrisafi yurt içi hasıla rakamları açıklandı, 2020 yılı. Ben buna ilişkin bir değerlendirme yapmak istiyorum: Bu rakamlara göre, aslında bütün dünya küçülürken, hemen hemen bütün ülkeler küçülürken Türkiye'nin büyüdüğünü ilan eden bir açıklama yapıldı. Tabii, şimdi vatandaş şunu soruyor: “Madem Türkiye büyüdü, niye kuru ekmeği bulanı tok sayıyorsunuz?” Vatandaş şunu soruyor: “Neden millet, çöpten yiyecek topluyor, madem Türkiye büyüdü?” “Madem Türkiye büyüdü, TRT neden ‘Çöpten nasıl sağlıklı gıda toplanır?’ diye belgesel yapmak zorunda kalıyor?” Bunları vatandaş bize soruyor. Aynı zamanda, şunu söylüyor: “Siz ‘Türkiye büyüdü.’ diyorsunuz, ben işimi kaybettim.” 1 milyon 100 bin kişi işini kaybetmiş, işsiz sayısı geçen yıla göre 4 milyon üzerinde artmış. Dolayısıyla madem Türkiye büyüdü, niye esnaf kepenk kapatıyor? Madem Türkiye büyüdü, neden emeklisi, asgari ücretlisi, memuru, işçisi perişan durumda?

Şimdi o zaman, bu rakama yani 1,8 büyüme rakamına, bir miktar daha detayına inerek bakmak gerekiyor. Benim en sonunda geleceğim nokta şudur: Bu, sağlıklı ve tutarlı bir büyüme değildir; niteliksiz, kalitesiz bir büyümedir, hatta bunun bir büyüme olup olmadığı konusu da şüphelidir. Birazdan o konularda size kanıtlar ortaya koyacağım yine TÜİK rakamlarıyla. Konuştuğumuz her şey, bütün rakamlar TÜİK’in detay rakamlarıdır değerli arkadaşlar.

Şimdi, öncelikle, kişi başı gelir açısından bakalım. Bu rakamla birlikte, Türkiye, aslında AK PARTİ bir rekor kırdı. Türkiye yedi yıl üst üste kişi başı gelir açısından küçülüyor, yedi yıl üst üste; bu, cumhuriyet tarihinde ilk olan bir şey arkadaşlar. Yani İkinci Dünya Savaşı zamanlarında dahi en fazla 4 defa küçülmüşüz üst üste, kişi başı gelir açısından. Ancak mesela, 2001 krizinde 1 defa küçüldü, hemen 2002’de Türkiye, toparlandı, devam etti yoluna. 1994 krizinde aynı şey oldu, diğer krizlerde benzer şeyler oldu. Dediğim gibi, sadece İkinci Dünya Savaşı esnasında, o günün getirdiği zorluklar çerçevesinde 4 defa üst üste küçülmüş olan Türkiye, bu yeni rakamların ilanıyla 7 defa üst üste küçülen bir ekonomidir.

En son kümülatif küçülmesi, kişi başı gelir açısından, Türkiye'nin son yedi yılda yüzde 31,7’dir. Daha bu konuştuklarımız da dolar cinsinden, nominal rakamlardır; malum, dolarda da enflasyon var, dolar enflasyonunu göz önünde bulundurduğumuzda durum daha da vahim. En son açıklanan rakamlarla 2013 yılına göre toplam millî gelir kaybı 241 milyar dolardır. İşte, o yüzden vatandaş az önceki şikâyetleri yapıyor, işte, o yüzden vatandaş perişan hâlde, işte, o yüzden vatandaş bu büyümeyi hissetmiyor. Şunu da hemen ifade edeyim: Burada dolar kuru da 7 liradır yani öyle çok yüksek bir dolar kuru değil, gelecek yıl açısından yani 2021 yılı açısından da durum daha sıkıntılı olarak görülmektedir.

Değerli arkadaşlar, tabii, büyümeye metodoloji olarak -biliyorsunuz- 3 şekilde bakılıyor. Bunlardan birincisi: Aslında, büyüme, hesaben bakıldığında, üretim yöntemiyle hesap ediliyor. İşte, tarım sektöründe ne kadar üretim oldu, imalat sanayisinde, madencilikte veya hizmetler sektöründe ne kadar oldu diye bunlara tek tek bakılıyor, buradan bir büyüme hesap ediliyor. Bu büyüme sonradan getiriliyor, harcama tarafından bu tutturulmaya çalışılıyor. Bu kısmın çok önemli olduğunu düşünüyorum. 5 trilyon 47 milyar liralık bir millî gelire ulaşılmış, harcama tarafından bakıldığı zaman bu rakama ulaşılamıyor. Ne yapıyorlar? Kalan kısmı, çok önemli bir kısmı stok değişimi ve hata kalemine atılıyor. Aslında baktığınızda, 2020 yılında 1,8 dediğimiz büyümenin 3,41’i işte, bu bahsettiğim hata kaleminden ve stok değişimi kaleminden geliyor. Böyle bir zamanda, finansman maliyetlerinin bu kadar arttığı, bu kadar sıkıntılı bir dönemde sizce firmalar, Türkiye’yi yüzde 3,41 büyütecek kadar, 230 milyar TL’lik bir stok artışı yapabilir mi? Bu mümkün değil, hiçbir iktisatçı buna inanmaz. Dolayısıyla, burada, yapılan işlemde bir sıkıntı var. O yüzden, tekraren şunu söylüyorum: 1,8 dediğimiz büyümenin 3,41’i yani daha fazlası stok değişimi ve hata kaleminden geliyor. Eğer burası normal, beklendiği gibi sıfır olmuş olsaydı bugün Türkiye 1,8 büyüdü değil, 1,7 küçüldü diye konuşacaktık. Dolayısıyla, bu anlamda kalitesiz, niteliksiz ve tutarsız bir büyümedir diyorum.

Diğer bir husus da şu: Bu büyümeyi doğru bir büyüme olarak kabul edelim, üretim tarafından baktığımızda bu büyümenin çok önemli bir kısmı -şimdi üretim tarafından söylüyorum bu sefer- finansal hizmetler ve sigortacılık sektöründen geliyor yani tabana yayılmış bir büyüme değil. Tabii, 2020 yılında bankalar ciddi kâr elde etti, sigorta şirketleri ciddi kâr elde etti. Ben, bunu birkaç defa dile getirdim. Bu pandemi döneminde şöyle veya böyle her tarafa bir miktar müdahale ettik.

Değerli arkadaşlar, bizim araçlarımızın, vatandaşın araçlarının da büyük filoların araçlarının yani ticari araçların da özel araçların da dört beş ay neredeyse hiç kontağına basmadık, hiç çalışmadı bu araçlar ama hepsinin kasko bedelleri ödendi, trafik sigortaları ödendi ve bunlara hiçbir uzatma verilmedi. Normal şartlarda poliçelerin en az üç dört ay uzatılması gerekirdi. İşte, bunları yapmadığımız için kazalar da az olduğu için sigorta sektöründe aşırı bir kâr artışı oldu ve geldi bu millî gelir büyümesi olarak, sanki bütün vatandaşta büyüme varmış gibi rakamları etkiledi. Dolayısıyla yani baktığınızda finans ve sigorta faaliyetlerinin 2020 yılında reel olarak yüzde 21 büyümesi nasıl olabilir? Şimdi, buradan baktığımızda 1,8’lik büyümenin 0,9’unun finans sektöründen geldiğini bu anlamda görüyoruz değerli arkadaşlar.

Şimdi, “kalitesi düşük ve niteliksiz bir büyüme” dedik. Tabii, istihdamla ilgili sorunları biliyoruz. Kasım sonuçları itibarıyla, Türkiye’de istihdamdaki kayıp -yani bırakın çalışan sayısının artmasını, şimdi normal şartlarda büyüyen bir ekonomide istihdamda az da olsa bir artış olur- TÜİK rakamlarına göre 1 milyon 100 bin kişi. Geniş tanımlı işsizlikte ise 4 milyonun üzerinde bir artış var. İşte, bunların etkisini de yine millî gelir rakamları üzerinde görüyoruz. Onu nerede görüyoruz? Onu da gelir yöntemiyle bakılan millî gelirde görüyoruz. Burada baktığımızda iş gücü ödemelerinin millî gelir, daha doğrusu katma değer içerisindeki payı 2019 yılında yüzde 34,8’ken, 2020 yılında yüzde 33’e düşüyor, yani emekçinin mağdur olduğu, emekçinin toplam hasıladan aldığı payın azaldığı bir büyümedir bu büyüme.

Kimin payı artmıştır? Hemen çok net bir şekilde onu da görüyoruz. İşletme artığı dediğimiz, kâr rakamları yani büyük firmaların, büyük zincir marketlerin –bunun içerisinde esnaf da yok, esnaf mağdur, esnaf kepenk kapatıyor, esnaf zarar ediyor fakat tabii- ve bankacılık sektörünün “lead” ettiği, öncülediği, efendim veya birtakım işte, sigorta şirketleri tarafından ortaya çıkan bir büyümedir, bu büyüme. Bu anlamda baktığımızda bu büyüme, ücretliye yansımayan, vatandaşa yansımayan bir büyümedir.

Şimdi, tabii, bu rakamlara -bunlar bir büyüme rakamıysa bile bunlara- nasıl ulaşıldı, bunların bir bedeli var mı? Şu anda 1,8 büyüdük diye iktidar tarafı, Sayın Erdoğan başta olmak üzere söylüyor da yani bunun bedelinin ne kadar ağır olduğunu, Türkiye’nin ne kadar ağır bir bedel ödediğini de mutlak surette görmemiz lazım. Önce özetini söyleyeyim: Bu politikalar sonucu yani pandemi döneminde uygulanan yanlış iktisadi politikalar sonucu; bir defa milletin borçluluğu arttı tüketiciler başta olmak üzere -birazdan rakamlarını vereceğim- enflasyon aşırı bir şekilde yükseldi, cari açık arttı, kuru tutamadılar, 8,50’ye vuran bir kur gördük, rezervler eridi, 128 milyar doların hesabını soruyoruz ve bundan sonra da sormaya devam edeceğiz, en sonunda da hiçbir şey olmadı, hiçbir sonuç alınamadı; en sonunda Merkez Bankası, politika faiz oranını yüzde 17’ye yükseltmek durumunda kaldı. Dolayısıyla, pandemi döneminde yapılan iktisat politikaları son derece başarısız olmuştur, şeffaf değildir, usulsüzlüklerle dolu, milleti mağdur edici politikalar olmuştur. Şimdi bunların bir miktar detayına bakalım.

Şimdi, 2020 yılında tüketici kredilerindeki artış yüzde 41,6 yani “Yüzde 14,6 enflasyon.” var dediğimiz bir dönemde tüketici kredileri yüzde 41,6 artmış. Toplam kredi büyümesi ise arkadaşlar, yüzde 35. Daha enteresan bir şey söyleyeyim size: Nominal rakamlarla millî gelirdeki artış 728 milyar iken kredi büyümesi 924 milyar TL, yani bu da iktisaden üzerinde mutlak surette düşünülmesi gereken bir şey, yani kredi büyümesiyle, krediyle finanse edilen bir millî gelir artışı var, hatta kredi büyümesi, millî gelir artışının çok daha üzerinde kalmış. Dolayısıyla, güvensizliğe işaret eden ve milletin de mağduriyetinin arttığı; aslında insanların işte, zar zor hayatını geçindirecek kadar harcadığı, bu harcamaları da borçlanmayla finanse ettiği bir büyüme rakamıyla karşı karşıyayız. Bunun nedenini de biliyorsunuz; pandemi döneminde bütün dünya millete, mağdur olan vatandaşlarına, efendim, karşılıksız transfer yaparken, bizim Hükûmet daha önceden hazineyi talan ettiği için ne yaptı? Gitti, işte, bankaların yolunu gösterdi millete. Bu kredi büyümesi oldu ama bu kredi büyümesinin de getirdiği sıkıntıları az önce ifade ettim.

Şimdi, tabii, bunların sonucunda kredi üzerinden, aşırı bir kredi artışıyla ortaya çıkan aşırı talep de enflasyon üzerinde çok ciddi bir olumsuzluk meydana getirdi. Önce gelişmekte olan ülkelerin enflasyonuna bakalım. Şimdi, ben bakıyorum, takip ediyorum havuz medyayı; orada böyle iktisatçı da olmayan, işte, bir kısım, her akşam gördüğümüz insanlar “Ya, bütün dünyada enflasyon artıyor.” diyerek yalan konuşuyorlar milletin gözünün içine baka baka. Şimdi, bakın, gelişmekte olan ülkelerde enflasyon 2019 yılında 5,7 imiş. 2020 yılına geldiğimizde 4,3’e düşmüş arkadaşlar, gelişmekte olan ülkelerde düşüyor. Gelişmiş ekonomilerde nasıl? Yüzde 1,5’muş 2019’da. Yani, hiç kimse pandeminin arkasına sığınmasın, bunu söylemeye çalışıyorum. 2019 yılında 1,5’muş, 2020 yılında, gelişmiş ekonomilerde enflasyon yüzde 0,9’a düşmüş. Arkadaşlar, bu konuştuğum, on iki aylık rakam, yani on iki aylık. Yıllık rakam söylüyorum, aylık rakam falan değil. Tabii, bizim aylık rakamlarımız, bunların yıllık rakamlarının üzerinde. Bizde ne olmuş: TÜFE’de 2019 yılı çok yüksek zaten 11,8. Emsal ülkelerimizin 2 katından fazla enflasyonumuz varken 2020’de bu, 14,6’ya yükselmiş, 3 katına çıkmış emsal ülkelerin. Dolayısıyla, pandemiyle alakalı bir şey değil. Yanlış iktisat politikalarından ortaya çıkan güvensizliğin ortaya çıkardığı bir durumdur bu.

Hatta daha berbatını söyleyeyim -az önce söylediğim tüketici fiyat endeksiydi- üretici tarafında ise Türkiye yüzde 25,2 enflasyona geldi. Bu Hükûmet, Türkiye’yi enflasyon açısından on sekiz yıl önce aldığı noktaya tekrar getirdi değerli arkadaşlar. Hatta diğer ülkelerle mukayese ettiğimizde göreceli olarak çok daha kötü durumdayız. Yani, düşünebiliyor musunuz, şu devirde gelişmiş ülkelerde yüzde 1’in altında enflasyon olduğu bir dönemde üretici fiyat endeksi 2020 yılında yüzde 25,2 olarak gerçekleşti. Peki, bu yanlış iktisat politikası… Yani, 1,8 büyüyebildik diye efendim, bunu iç siyaset malzemesi yapmak adına yürütülen bu politikanın cari açık üzerindeki etkisi ne olmuş diye baktığımızda; Türkiye 2019 yılında 6,8 milyar dolar cari fazla verirken bu, 2020 yılında 36,7 milyar dolar cari açığa dönüşmüş. Yani, bütçe dengeleri bozulduğu gibi ödemeler dengesi de olağanüstü bir şekilde bozulmuş.

İhracat… Şimdi, bakın, bugün bakıyorum ben, yine Sayın Ticaret Bakanı, ihracat rakamlarında bir miktar artış olduğu zaman hemen çıkıyor, bir açıklama yapıyor. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı da aynı açıklamaları yapmış. Yani, bunlar -inanın- artık çok garip oluyor, yani bunu nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. Şimdi, Ticaret Bakanı veya Cumhurbaşkanı… Ya, ihracatı açıklıyorsan ithalata da bir şey söyle arkadaş. Yani, ithalat, bu ülkenin ithalatı değil mi? İthalata para ödemiyor muyuz? İthalat, ihracattan daha da önemli bana göre. İthalattaki artış ihracatın çok daha üzerinde olmasına rağmen ve miktarı çok yüksek olmasına rağmen sadece ihracatı konuşan bir anlayış var. Sayın Cumhurbaşkanı da bugün işte ihracat rakamlarıyla övünüyor ama şunu sorması lazım… Ben buradan danışmanlarına sesleniyorum: Niye ithalat rakamlarını söyletmiyorsunuz veya Cumhurbaşkanını niye bu kadar açığa düşürüyorsunuz? Yazık değil mi bu ülkenin Cumhurbaşkanına? Yani sanki bu ülke ithalat yapmadı mı? İthalattaki artış ihracatın daha üzerinde, onu konuşmayan, sadece ihracatı konuşan bir anlayış var.

Şimdi, dolayısıyla, bakıyorsunuz, 2020 yılında 2019’a göre ihracatımız da yaklaşık 11 milyar dolar azalmış ama propaganda ne? “İhracatta rekor üzerine rekor kırıyoruz.” Arkadaş, 2019 yılının 11 milyar dolar altındasın. İthalat ne yapmış? Tam tersine o da 9 milyar dolar 2019 yılının üzerine çıkmış, dış ticaret açığımız altüst olmuş bir durumdadır. Dolayısıyla, tabii, bunlar, pandemiyle mücadeledeki az önce söylediğim o yanlışlar olunca yani krediyi verdik, bir yandan kuru tutamadık, öbür taraftan altın ithalatı arttı, piyasalar bozuldu, kuru tutmak için bu sefer rezervlerin üzerine abanıldı, Türkiye 128 milyar dolara yakın rezervini kaybetti ve eksiye döndü. Ha, sonunda ne oldu? Hani sonunda bir başarı gelse diyeceksin ki: “Bu kadar maliyet ödedik ama başarılı olduk.” Sonunda yine başarılı olamadık, kur 8,50’ye vurdu. En sonunda -ilk başta yapılması gereken iş neydi, faizleri arttırmaktı- faizler arttırıldı fakat bu kadar ağır bir fatura üzerimizde kaldı, net rezervler de bu anlamda eridi.

Sürem azaldığı için kamu bankalarının çok fazla üzerinde durmayacağım ama bakın, kamu bankaları diğer bir pimi çekilmiş bomba gibi ortada duruyor. Kamu bankaları ciddi açık pozisyon veriyor; kamu bankaları ile Hazine arasında tamamen usulsüz, kayıtsız ve hiçbir şekilde akıl erdirilemeyecek bir ilişki var. Bu ilişki biçimi Türkiye’ye çok ciddi bir şekilde sıkıntı verecektir. Bu anlamda da aslında ben şimdiden buradan yöneticileri ikaz etmek istiyorum. Dolayısıyla kamu bankalarının açık pozisyonlarının 26-27 milyar dolarlara vurduğu vakitler oldu. Şu anda dahi kamu bankalarının bilanço içi açık pozisyonları 15 milyar doların üzerinde. Dolayısıyla bu yanlış politikalarla sadece Merkez Bankasının rezervleri erimedi, kamu bankalarının rezervleri de eridi, hatta BOTAŞ’ın elindeki dövizler de bu esnada eridi gitti.

Şimdi, bu yanlış iktisat politikası başka nereyi bozdu? Bugün 1,8 rakamını açıklamak adına yapılan yanlış iktisat politikası bütçeyi bozdu. Bütçe açığı 2019 yılında 125 milyar dolarken 2020 yılında 173 milyar dolara çıktı. Bu neye rağmen çıktı? Vergi gelirleri 674 milyar TL’den 833 milyar TL’ye yükselmesine rağmen. Hani dediler ya “Pandemiden dolayı vergi toplayamıyoruz.” Tamamen külliyen yalan arkadaşlar. Yani hatta başlangıç bütçesinde öngörülenin 50-60 milyar dolar –civarında- üzerinde vergi toplandı. Yani vatandaşa “Sen ne çekersen çek kardeşim, kiranı ödemeyeceksen de stopajını bana ödeyeceksin.” diyerek milletin gırtlağına sarılan Hazinenin âdeta bir eli milletin cebine girdi ve geçen yılın 159 milyar lira üzerinde vergi toplandı. Ama buna rağmen ne oldu? Buna rağmen bütçe açığı arttı. Niye arttı? Çünkü kontrolsüz ve yanlış harcamalardan dolayı. Sadece faizlerdeki artış yüzde 34’tür. Bakın, önümüzdeki dönemde çok daha hızlı artacaktır bu yanlış politikalarla.

Onun dışında, tabii, bizim çok kıymetli 5 tane müteahhidimiz var; onların dolar cinsinden ödemeleri devam ediyor. Bu tür ödemelerle, usulsüz, yanlış harcamalarla bu şeyler devam ediyor.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı dün akşamki açıklamasında diyor ki: “Kamu harcamalarında israfa tahammülümüz olmadığı için harcamaların takibine ve izlenmesine özel ehemmiyet gösteriyoruz. Ben bakanlıklara söyledim; bundan sonra, zorunlu olmadıkça tahsis edilen ödeneğin üzerinde harcama yapmamalarını hatta bu ödeneklerden tasarruf etmelerini istiyoruz.” Arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı bunu söylüyor fakat 2020 yılında faiz dışı harcamalarda ödenek üstü harcama 112 milyar TL. Şimdi, Cumhurbaşkanı “Tasarruf edin, ödenek üzerinde harcamayın.” derken, şu yüce Meclisten yetki alınmaksınız kurumların ödenek üzerinde 112 milyar TL harcadığı bir bütçe var. Yani ben anlamıyorum, Cumhurbaşkanı mı yanıltılıyor yoksa Cumhurbaşkanı bu rakamları bildiği hâlde bu sözleri mi konuşuyor? Bunu anlamak mümkün değil.

“Tasarruf edin.” diyor. Ben baktım hangi kalemlerden tasarruf edilmiş diye, çok enteresan. Bakın, 2020 yılında bütçe ödenekleri kullanılmayan, tasarruf edilen kalemler neler, biliyor musunuz? Bir tanesi kamu personelinin sağlık giderleri, 110 milyon lira ödeneğinin altında gelmiş. Diğeri hane halkına, daha doğrusu garibanlara yapılan ödemeler. Burada 76 milyon lira ödeneğin altında kalınmış. Yani o müteahhitlerin paraları, faizlerin paraları, saltanat, şatafat; oralar gırla gitmiş ama geliyorsunuz hane halkına yapılan transferlere, ödeneğin altında kalıyor. Tarımsal destek ödemeleri ödeneğini dahi harcatmamış, 25 milyon lira ödeneğin altında kalmış. Sosyal amaçlı transferler 334 milyon lira ödeneğin altında gerçeklemiş. Savunma Sanayii Destekleme Fonu: Hani “Savunma sanayisine şu kadar yatırım yapıyoruz, para harcıyoruz, bundan dolayı bütçe açığımız artıyor.” diye her tarafta sloganlarla konuşulurken Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na verilen başlangıç ödeneğinin altında harcanmış, 999 milyon lira altında gelmiş.

Sonra ne? İşte, fakirlere yardım yaptığımız Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı ve Teşvik Fonu, burası da yine ödeneğin altında kalmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Paralar buralardan kısılmış, başka lüzumsuz yerlere ve yandaşlara aktarılmış.

Öğrenim ve harç kredisi… Bakın, yani aileler çocuklarına yardım edemiyor. Efendim, bu kadar sıkıntının olduğu, âdeta insanların açlıkla sınandığı bir dönemde öğrenim ve harç kredisinde ödeneklerin altında bir harcama yapılmış. Buradan da tasarruf edilmiş.

En son da yine, firmaların inim inim inlediği bir dönemde Kredi Garanti Fonu’nun ödeneğinden de 2 milyar 35 milyon lira tasarruf edilmiş. Bu anlaşılır bir şey değil. Bu çelişkiyi ben milletin vicdanına ve aklına emanet ediyorum, yani lüzumsuz harcama kalemlerinde milyarlarca lira aşırı ödeme var ama yani şu pandemi döneminde, fakire fukaraya yardım etmemiz gereken yerlerde de bu yardımlar yapılmamış ve ekonomiyi rahatlatacak hiçbir iş yapılmamış. Tabii, bu yanlış bütçe uygulamaları sonucunda da merkezî yönetimin borç stoku hem net anlamda hem de brüt anlamda olağanüstü bir şekilde yükselmiştir.

Buradan şunu ifade etmek istiyorum: Bu maliyetli bir büyüme olmuştur. Bu büyümenin bedeli Türk milletine ağır olmuştur. Aslında ortada bir büyüme de yoktur.

Ben bu şekilde sözlerimi bitirmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Abdurrahman Başkan.

Buyurun Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ABDURRAHMAN BAŞKAN (Antalya) – Sayın Başkan, Gazi Meclisimizin değerli milletvekilleri ve televizyonları başında bizleri izleyen aziz Türk milleti; 251 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce Şırnak’ta şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut’a Allah’tan rahmet, ailesine ve aziz Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Bir ülkenin hedeflediği ekonomik büyüme ve gelişmişlik düzeyine ulaşabilmesi, yatırım yapması ve sermaye stokunu artırması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Yatırımların finansmanında ise en önemli unsur tasarruflardır. Sermaye oluşumunu sağlayacak olan yatırımların finansmanı ise yurt içi ve yurt dışı tasarruflarla karşılanmaktadır. Yüksek ve sürdürülebilir büyüme sürecini hedefleyen bir ülkede tasarrufların yüksek ve istikrarlı olması gerekmektedir. Ülkemiz açısından da yüksek tasarruf oranlarının sağlanması, yatırımların finanse edilmesi ve vatandaşlarımız için hedeflediğimiz refah düzeyine erişmesi açısından ciddi öneme sahiptir. Tabii, bu tasarrufların yastık altında kalmaması ve yatırıma dönüştürülmesinin teşvik edilmesi de önemlidir.

Yurt içi ulusal tasarruf düzeyinin artırılması, bu tasarrufların finansal sistemde kayıt altına alınarak yatırıma ve dolayısıyla istihdama dönüştürülmesi ülke ekonomisinin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda yurt içi tasarrufları yeterli ve istikrarlı hâle getirmeye ve bu tasarrufları yatırımlara dönüştürmeye yönelik politikaların hükûmetlerce önemle ele alınması elzemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de 1980’lerde altyapısı kurulan finansal piyasalar, otuz senede işlem hacimleri, kurumsallaşma, teknolojik altyapı gibi nitelikleri itibarıyla sürekli önem kazanıp ülke ekonomisinin önemli bir parçası hâline gelmiştir. Türkiye’de finansal piyasaların en önemli parçası şüphesiz bankacılık sektörüdür. Bu önem, sektörün sermaye hacminin büyüklüğü ve hane halkının tasarruflarının büyük kısmının banka mevduatlarında değerlendirilmesi gibi unsurlarla daha da iyi anlaşılmaktadır. Türkiye’de hane halkının tasarruflarının yüzde 80’e yakını bankacılık sektöründe tasarruf mevduatı olarak değerlendirilmiştir. Bu verilere göre, Türkiye’de hane halkı varlıklarının büyük çoğunluğu banka mevduatlarında değerlendirilmektedir. Ülke ekonomilerinin ve finans sektörünün en önemli aktörü olan bankaların farklı kaynaklardan elde ettikleri fonları, özellikle tasarruf birikimiyle oluşan mevduatları ekonominin gereksinim duyulan alanlarına yönlendirmesi kredi mekanizmasıyla sağlanmaktadır. Bunun yanında Finansal Kurumlar Birliğinin “Bankacılık Dışı Finans Sektörünün 2020 Sonuçları” incelediğinde finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin pandemiye rağmen büyümeyi sürdürdüğünü görmekteyiz. Finansal Kurumlar Birliğinin, faktoring, finansal kiralama ve finansman şirketlerinin 2020 yılına ilişkin konsolide verilerine göre, bu 3 sektörün 2020 yılı konsolide verileri şu şekilde oluşmaktadır: İşlem hacimleri 210 milyar TL’dir, aktif toplamı 154 milyar TL’dir, öz kaynak büyüklüğü ise 27,8 milyar TL’dir; müşteri sayısı ise 2,6 milyona ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelişmiş finansal piyasaların temel özelliklerinden birisi, çeşitli finansal ürün ve hizmetlerin tasarruf sahiplerinin ve yatırımcıların kullanımına sunulmasıdır. Bahse konu ürün ve hizmetler, bir yandan tasarruf birikimini artırabilirken, diğer yandan da yatırımcılara kendi risk toleransları dâhilinde yatırım imkânı sunmaktadır.

Tüm dünyada olduğu gibi vatandaşlarımız da kendilerini finansal açıdan güvende hissedebilecekleri uygun tasarruf ürünleri aramaktadır. Ülkemizde çeyrek asırdan fazladır uygulanan ve özellikle faizsiz olarak, faize karşı mesafeli duran ya da banka kredisindeki ek faiz maliyetini yüklenmek istemeyen kesimlerce tercih edilen, “el birliği tasarrufu” diye de adlandırılan sistemlerin konut ve taşıt alımı noktasında yaygınlaştıklarını görmekteyiz. 1980’li yıllarda birikimlerini ortak bir havuzda, yardımlaşma esasına dayalı olarak birleştirmek isteyen kişileri otomobil sahibi yapan organizasyonlar şeklinde ortaya çıkan bu sistem, bugün büyük hacimlere ulaşmış durumdadır. Özellikle son birkaç yıldır bu alanın hızlı bir şekilde büyüdüğünü ve yeni organizasyon şirketlerinin devreye girdiğini görmekteyiz. Bugün, bu alanda faaliyet gösteren şirket sayısı ve katılımcı sayısı artmış, Türkiye’deki toplam konut satışlarındaki aldığı pay yüzde 15’lere yaklaşmıştır. Farklı isimler altında uzun zamandır uygulanan bu sistemde büyük mağduriyetlerin oluşmadığını ve yargıya intikal eden çekişmelerin az olduğunu görmek memnuniyet vericidir. Ancak son yıllarda sektördeki firma sayısı ve satışlardaki artış bazı riskleri de beraberinde getirmiştir. Bu alanda faaliyet gösteren firmalar için sermaye şartı aranmaması, hem de sisteme dâhil olan katılımcıların bu firmalara yaptıkları ödemelerin devlet güvencesinde olmaması sisteme ilişkin önemli riskler ortaya çıkarmaktadır. Bugüne kadar mağduriyet oluşmaması demek bundan sonra mağduriyet oluşmayacağı anlamına da gelmemektedir. Dolayısıyla bu alanın düzenlenmesi ve denetlenmesi ileride meydana gelebilecek olan mağduriyetlerden milleti korumak için son derece elzemdir. Faizsiz konut ve otomobil finansmanı sisteminin yasal altyapısının şu ana kadar bulunmaması ciddi bir eksikliktir. Bugün burada bu eksikliği gidermeye yönelik önemli adımlar atma arifesindeyiz. Özellikle dar gelirli ve birikimi olmayan kesim için kullanışlı olan bu sistemin vatandaşlarımızı mağdur edecek şekilde kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınması ve güven ortamının oluşturulması gerekmektedir. Bu kanun teklifini bu manada son derece gerekli buluyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Teklifi kapsamında tasarruf finansman şirketlerinin asgari sermaye tutarı 100 milyon TL olarak belirlenmiştir. Bu alanda faaliyet gösterecek olan firmaların sermaye anlamında güçlü olması sağlanacak ve yararlanıcılara bir koruma şemsiyesi oluşturulacaktır. 100 milyon lira sermaye şartının etkisi ve BDDK incelemeleri sonrasında firmalar arasında bir konsolidasyon sürecinin oluşması beklenebilir. Bu süreç sonucunda mali ve idari anlamda daha güçlü yapılar ortaya çıkacaktır. Yeterli öz kaynağı olmayan merdiven altı firmalar ise ortadan kaldırılmış olacaktır. Ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna verilen belli standartlar oluşturma ve sınırlamalar getirme yetkisi de piyasanın düzenlenmesi ve denetlemesi açısından son derece önemli bir gelişmedir. Bu çerçevede, aktif kalitesinin ve gelir-gider dengesinin bozulması dolayısıyla öz kaynaklarının faaliyetlerinde emin bir şekilde yürütülmesine engel olacak şekilde bozulması ya da şirket yönetimlerinin basiretsizliği nedeniyle maruz kılınan risklerin önemli ölçüde artması ve mali bünyeyi zayıflatacak şekilde yoğunlaşması hâllerinden birinin tespit edilmesi hâlinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu şirketlerden ilave tedbirler alınmasını isteyebilecektir.

Bunun yanında, tasarruf finansman şirketlerinin birleşme, devir, bölünme ve iradi tasfiyeleri de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun denetiminde olacaktır. Bu tasarruf finansman şirketleri yalnızca konut veya taşıt ediminden doğan borçları finanse edebilecek, tasarruf finansman sözleşmeleri dışında finansman sağlayamayacak ve yalnızca yurt içinde tescil edilmiş konut veya taşıt alımına yönelik finansman sağlayabilecektir.

Yine, özellikle şirketlerin fon havuzunun kendi operasyonel hesaplarından ayrı tutulması zorunluluğu getirilmektedir. Böylece şirket hesaplarından ayrılan fon havuzunda müşteriye karşı yükümlülükler ve müşterilerden olan alacaklar daha kolay ve şeffaf bir şekilde izlenebilecektir. Bu da sistemde yer alan birçok önemli riskin bertaraf edilmesini sağlayacaktır. Ayrıca, fon havuzundaki paralar amaçları dışında kullanılamayacak ve haczedilemeyecektir.

Zimmet suçu işleyen tasarruf finansman şirketi yöneticisi ve mensuplarına altı yıldan on iki yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası getirilecek olması, bunun yanında, tasarruf finansman şirketinin uğradığı zararın tazmininin de ceza olarak belirlenmesi sevindiricidir. Bu önlemler sayesinde piyasa daha etkin ve verimli olacak, ortaya çıkabilecek olan sorunlara anında müdahale imkânı sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, tasarruf finansman şirketleri, inançlarından ötürü finansal sisteme dâhil olmayan vatandaşlarımızın tasarruf yaparak ev, araba sahibi olması noktasında önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Ayrıca, bankalarda kredi notu düşük olan vatandaşlarımızın da bu sistemden önemli bir şekilde faydalanacağını da düşünmekteyiz. Burada, vatandaş hem belirli bir süre tasarruf ederek konut veya taşıtına ulaşacak hem de ödeme kabiliyeti kazanacaktır. Bu durum, aynı zamanda, ülke genelinde tasarruf seviyesinin artmasına da vesile olacaktır.

Tasarruf finansman şirketlerinin sözleşmelerinin kapsamının belirlenmesi, hak sahibi vatandaşlarımızın sözleşmeyi imzaladıkları tarihi takip eden on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden çekilebilmelerini sağlamaktadır. Yapılan değişiklikle birlikte, kampanya süreçlerine dâhil olan vatandaşlarımızın, sadece organizasyon bedelini ödemek kaydıyla, başka hiçbir kesintiye maruz kalmadan tasarrufunu geri alabilmesi sağlanmakta; böylelikle, yaşanma ihtimali olan mağduriyetlerin de büyük oranda önüne geçilmektedir.

Diğer yandan, tasarruf finansman müşterilerinin sözleşme fesih ve sözleşmeden vazgeçme haklarını kullanmaları durumunda birikimlerinin iade edilmesini engelleyen kişilere altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş yüz güne kadar adli para cezası verilebilecektir. Bu cezaların, vatandaşlarımızın büyük zorluklarla, dişlerinden tırnaklarından artırarak meydana getirdikleri tasarruflarını korumak açısından son derece caydırıcı bir önlem olacağı inancındayım.

Güven ortamının sağlanmasının ardından sektörün büyüme hızında ciddi artış olacağı, kazanılan yasal statüyle ülke ekonomisine yıllık katkısının artacağı da muhakkaktır. Bu sektörde yapılacak olan düzenlemeler konut sektörüne de canlılık kazandıracaktır.

Değerli milletvekilleri, Cumhur İttifakı’nın kararlı duruşuyla, Türk ekonomisinin, gücüne güç katacağına, değişen durumlar karşısında hızlı bir şekilde refleks gösterebilme kabiliyetinin daha da gelişeceğine, 2021 yılının ikinci altı aylık döneminde yeni yatırımlarla birlikte büyüyeceğine yürekten inanıyoruz. Bu kapsamda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, 24 Haziran 2018 Seçim Beyannamemizde Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey’in ifade ettiği gibi “Reel ekonominin ihtiyaçlarını karşılayacak, büyümeyi finanse edecek her türlü finansal aracın ihraç edilebildiği, işlem maliyetlerinin düşük olduğu, güçlü bir ekonomik ve beşerî altyapıya sahip, etkin bir biçimde denetlenen, yenilikçi, şeffaf ve uluslararası standartları sağlıklı işleyen bir mali piyasa yapısı oluşturulmalıdır. Başta bankacılık sektörü olmak üzere, finansal piyasaların millî niteliğinin korunmasına özen gösterilmelidir. Finansal sistemin işlevlerini yerine getirebilmesi için ülke şartları ve uluslararası standartlar dikkate alınarak hukuki düzenlemeler yapılmalı, gözetim ve denetim sistemleri uluslararası standartlara uygun hâle getirilerek etkin işlemesi sağlanmalıdır.” denmiştir. Bu çerçevede görüşülmekte olan kanunu, etkin, verimli bir finansal ortam hazırlanması konusunda çok önemli buluyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak desteklediğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde seçim bölgem olan, turizmin başkenti Antalya’mızla ilgili birkaç hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum: Antalya’mız sadece tarihî değil, aynı zamanda doğal güzellikleri, eşsiz sahilleriyle de ülkemiz adına her yıl yerli ve yabancı milyonlarca misafiri Türk kültürü ve misafirperverliğine yakışır bir şekilde ağırlamaktadır.

Maalesef, coronavirüs salgını 2020 yılında tüm dünyayı olduğu gibi Antalya’mızı ve ilçelerini de fazlasıyla etkilemiştir. Buna rağmen, bu zorlu süreçte devletimiz, aldığı tedbirler kapsamında esnafımıza nakdî yardımlar sağlamış, bu süreci esnafımızın en az hasarla atlatması için elindeki imkânları seferber etmiştir.

Aralık ayında ülkemizde Covid-19 aşısının uygulanmaya başlamasıyla birlikte önümüzdeki yaz inanıyorum ki Antalya’mız da ülkemiz de eski günlerine kavuşup turizmde yeni bir rekora imza atacaktır.

Belirtmek istediğim bir diğer husus ise, Antalya’mızın hem iç hem de dış piyasa için örtü altı ve açık alan tarımı konusunda çok önemli mesafeler katetmiş olmasıdır. Özellikle tropikal meyve noktasında kendisini göstermesi hem ülkemiz hem de Antalya’mız için büyük bir kazanımdır.

Bu bağlamda ülkemizde yapılan örtü altı üretimin yüzde 39’u Antalya’mızda gerçekleştirilmektedir. 2020 yılında gerçekleştirilen örtü altı domates üretiminin yüzde 60’ı, biber üretiminin yüzde 68’i, patlıcan üretiminin yüzde 55’i, salatalık üretiminin ise yüzde 43’ü Antalya’mızda yetiştirilmiştir. Süs bitkileri üretimine baktığımızda ise karanfil üretiminin yüzde 59’u, gerbera üretiminin yüzde 84’ü, anemon üretiminin yüzde 76’sı Antalya’mızda yetiştirilmektedir.

Antalya’mızın tarımdaki başarıları hepimizi ve başta bir ziraat mühendisi olarak beni gururlandırmakta ve mutlu etmektedir. Bu nedenle, Antalya’mız, 14 milyar Türk liralık bitkisel üretim değeriyle Türkiye 1’incisi olmasının gururunu da haklı olarak yaşamaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2020 yılında portakal üretiminin yüzde 39’u, nar üretiminin yüzde 24’ü, muz üretiminin yüzde 41’i ve avokado üretiminin yüzde 83’ü Antalya’mızda üretilmiştir. 2019 yılında 536 bin ton olan yaş meyve ve sebze ihracatımız 2020 yılında 664 bin tona çıkmış ve bunun karşılığında Antalya’mıza ve ülkemize 585 milyon dolarlık nakdî döviz girişi sağlanmıştır. Diğer yandan, Antalya’mızın 2020 yılı keçi yetiştiriciliğinde ve ipek böceği yetiştiriciliğinde Türkiye 2’ncisi olması, Antalya’mızın sadece turizm sektöründe değil tarım ve hayvancılık sektörlerinde de ülkemizin lokomotifi olma yolunda hızla ilerlediğinin bir göstergesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkücü, bir ülküsü olandır. Ülkücü olmak zor, ülkücü kalmak daha zordur. Bu hareketin temelinde kan, ter, anaların gözyaşı ve çekilen çileler vardır. Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey’in deyimiyle, bu hareket dualı bir harekettir.

Bu vesileyle, 1 Mart 1977’de İstanbul’da bulunan Adana Erkek Öğrenci Yurdu’na düzenlenen saldırıda şehit olan ülküdaşımız Mustafa Erol’u şehadetinin 44’üncü yılında tüm şehitlerimizle birlikte, rahmet, minnet ve duayla anıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve özellikle televizyonları başında bizleri izleyen sevgili halkımız; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Neden televizyonlar dedim? Çünkü bugün Susma Platformu yeni bir rapor daha yayınladı. Neymiş, biliyor musunuz? 2020 yılının sansür ve otosansür raporuymuş. En çok sansür uygulayan kurum RTÜK, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu. Şaşırdık mı? Hayır. Biz hiç şaşırmadık çünkü şu anda RTÜK, iktidarın propaganda aygıtı olarak çalışıyor. Televizyonları tamamen kendi istedikleri doğrultuda bir partinin ve ortağının siyasetini, sözlerini, tartışmalarını Türkiye kamuoyuna sunuyor ve bir algı yaratmaya çalışıyor. Hakikaten, o televizyonları izleyebilen var mı, bilmiyorum? Ben bu konuşmayı tamamen halka yapıyorum. Her gece televizyonlarda izliyorsunuz, zaman zaman zappingle biz de beş dakika izliyoruz. Ya, böyle bir utanmazlık olamaz, en hafif deyimiyle diyorum. Saatlerce, günlerce, haftalarca -üç haftadır, birkaç kanal var, bütün kanallar öyle ağırlıklı yandaş kanallar- dört saat HDP’yi tartışıyorlar. Böyle bir şey olamaz. Yani, izlerken… Ya, tamam da siz HDP’yi tartışıyorsunuz, HDP uzayda değil, HDP kıtalar arasında bir yerde değil. Bu ülkede HDP’liler var. Siz bu yayını yaparken televizyonu başında sizleri izleyen HDP’li seçmeni hiç mi düşünmüyorsunuz? Hadi bizi geçtim, o yurttaş ne hissediyor? Siz “terör” diyorsunuz, siz aşağılayıcı sözler kullanıyorsunuz, küfür ediyorsunuz, hakaret ediyorsunuz, seçmene her türlü hakareti ediyorsunuz. Neymiş? Çünkü hikâyeniz yok, tek hikâyeniz kaldı, HDP. “HDP’yi tartışalım.” çünkü iktidar ve ortağının başka bir hikâyesi kalmadı, Türkiye’ye verecek bir şeyi kalmadı. Bir düşman yaratıyor, ona vurarak, neymiş? Siyaset yapıyormuş. Böyle bir aymazlık, böyle bir utanmazlık, böyle bir ilkesizlik olamaz. Bunun yayınla, yayın etiğiyle, basın-yayın özgürlüğüyle hiçbir ilgisi yok. Bu ülkede medya ağırlıklı –muhalif medya hariç- iktidarın yaratmak istediği algıyı yaratmak üzere yola çıkmış. Ya, öyle bir şey ki yağmur yağsa HDP sorumlu, kar yağsa HDP sorumlu, öksürse HDP suçlu, yürüse suçlu, sussa suçlu. Yani, o programda hep de aynı konuklar çıkıyor, o konukların uzmanlık alanı HDP olmuş. İsimlerini vermiyorum, izleyenler biliyor. Ama o programı yapan sunuculara ve o televizyonların sahibine bir çift sözüm var: Utanın ya, hakikaten utanın! Yani, orada siz HDP’li vekilleri, HDP’nin yönetim kadrosunu bu kadar eleştirirken cevap hakkı, yayın ilkesi, asgari ahlak kurallarını hiç mi düşünmüyorsunuz, hiç mi rahatsız olmuyorsunuz ya? Yani, 2 kişi konuşuyor, 3’üncü kişiyi suçluyor ama o 3’üncü kişi olarak telefon açıyoruz, yok; tekzip etmek istiyoruz, yok; bağlanmak istiyoruz, yok. E, yasaklanmış, bunu da biliyoruz ama olsun, biz halka ulaşıyoruz.

Şimdi, bunu çok uzatmak istemiyorum. Size bugün AİHM’i anlatacağım yine, Demirtaş kararını çünkü televizyonda bunun üzerine de çokça yaygara koparıyorlar, çokça yalan atıyorlar. Kararı okumamışlar, Demirtaş davasını, HDP’lilerin davasını okumamışlar, tamamen yalan üzerine bir politika güdüyorlar.

Şimdi, Daire kararına geleyim, neydi? 20 Kasım 2018’de AİHM Dairesi -Büyük Daire değil- dedi ki: “Selahattin Demirtaş’ı derhâl serbest bırakın.” İktidar kıyameti kopardı “İtiraz edeceğiz; haksızdır, hukuksuzdur, yasal yollarımız var.” dedi, itiraz etti. Tamam itiraz etti, ne oldu? 22 Aralık 2020’de bu sefer bütün devletlerin temsilcisi olan hâkimlerle, sadece Türkiye hâkiminin karşı oyuyla Büyük Daire kesin bir karar verdi; kesin, itiraz yolu yok. Ne dedi? İşte “Sözleşmenin 10,5,1,3, Ek Protokol 3 ve 18’inci maddesi ihlal edilmiş.” dedi, bunları açacağım.

Şimdi, nedir bu? Türkiye, Avrupa Konseyinin ilk kurucu üyelerinden. AİHM, Avrupa Konseyinin bir organı tıpkı Venedik Komisyonu gibi. Şimdi bunlar, Avrupa Konseyi ne iş yapar, ne yer ne içer? Temel görevi, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğünü savunmak için çalışmak. Burada Konsey üyesi Türkiye, kurucu üye. Peki, yetmiş iki gündür Selahattin Demirtaş neden serbest bırakılmadı? Bu sorunun cevabı var mı? O kararı Türkiye neden tartışmıyor? Çünkü işlerine gelmiyor, çünkü AKP ve ortağı bu kararın ne kadar hayati olduğunu biliyor. Bu karar pırlanta niteliğinde, yüzyıl da geçse Türkiye’nin önüne çıkacak çünkü orada hukuksal değerlendirmeler var, siyasal değerlendirmeler yok. Şimdi, ben bugün kararı konuşturacağım; ben değil, karardan alıntı yapacağım, hani bazıları itiraz ediyorlar ya.

Şimdi, bugün 2 Mart, 1994 yılı darbesinin… Leyla Zana, Hatip Dicle, Sırrı Sakık, Selim Sadak, Mahmut Alınak’ı hatırlarsınız; yirmi iki yıl sonra, 4 Kasım 2016 darbesi oldu, bu Meclise darbe yapıldı üstelik bu Meclisteki milletvekillerinin oylarıyla. Şimdi, aynı tartışma tekrar ısıtılıyor çünkü başka hikâye yok; HDP’yi düşmanlaştıracaklar ki, hukuk dışında konuşacaklar ki kendilerine siyaset yapsınlar. Şimdi “Fezleke, kapatma, şu, bu, hukukidir.” diyenlere tek sözle yanıt vermek istiyorum: Hukuku bilmiyorsunuz, hukuktan anlamıyorsunuz. HDP’yle ilgili bütün kararlar, bütün fezlekeler, bütün yargılamalar, bütün tutuklamalar tamamen siyasi kararlardır; bunu artık sadece biz söylemiyoruz uluslararası bir yargı söylüyor.

Şimdi, garip bir şey var elimde; fezlekeler nasıl artmış? -Geçen dönem anlatmıştım- 15 Aralık 2015’te 182 fezleke var; 1 Ocak 2016’da Erdoğan konuşuyor, kaça çıkıyor? 211’e; -konuşmasını söylemeyeceğim zaman almamak için- 6 Ocak 2016’da konuşuyor, fezleke sayısı 221’e çıkıyor; 24 Şubat 2016’da konuşuyor, fezleke 263 oluyor; 16 Mart 2016’da konuşuyor, fezleke 326 oluyor; 11 Nisan 2016’da konuşuyor, en son, fezleke sayısı 510 oluyor ve 20 Nisan ila 20 Mayıs arasında bir aylık sürede 250’yi aşkın fezleke geliyor. Savcılara talimat verilmiş; hızlıca ne bulursanız yazın, fezleke getirin çünkü biz hazırlık yapıyoruz.

Şimdi, bu oran, bu istatistik bize neyi gösteriyor? İktidarın talimatıyla fezleke hazırlanıyor ve Anayasa değiştiriliyor. Bunu biz değil belgeler söylüyor, bunu biz değil gelen fezlekelerin tarihleri söylüyor. Sonra ne oluyor? Şimdi, burada HDP’ye karşı… Bunun bir adını koyalım önce, sonra AİHM kararına gelelim. Türk Ceza Kanunu 77 -bunu hukukçular bilir- önce girişi okuyayım; deniliyor ki: “Aşağıdaki fiillerin siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda -altını çizerek söylüyorum- sistemli olarak işlenmesi insanlığa karşı suç oluşturur.” Bunun fıkraları var, epeyce uzun, 4 fıkra var; 1’inci fıkranın (h) harfine kadar fıkraları var. (d) fıkrası: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; yani gözaltı ve tutuklama. Neymiş bu suç? İnsanlığa karşı suçmuş. Bu suçta -neymiş- zaman aşımı yokmuş, son fıkrada. “Bu suçta zaman aşımı uygulanmaz.” Asgari sekiz yıldan başlıyor ve bunun esin kaynağı da Nürnberg yargılamalarıdır, oradaki yargılamalardan alınmış; zamanım olmadığı için ayrıntılara girmeyeceğim.

Adını koyalım; partimize karşı planlı, kararlı; önceden tartışılan, değerlendirilen, adı konulan, sistematik bir gözaltı ve tutuklama operasyonu var. Hangi sebeple maddeye göre? Siyasi saikle. Siyasi saikle bu yapılıyor. Şimdi, uluslararası Nürnberg Mahkemelerinde bu tespit edilmiş, TCK de oradan almış. Yani bu suç cezasız kalmaz ilelebet.

Diğeri ne? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı aslında bunu tespit ediyor; 18’inci maddenin ihlali bu anlama geliyor, diyorlar ki: “Siz hukuk devletinden vazgeçtiniz, demokrasiden vazgeçtiniz. Siz bir siyasi partiyi tamamen etkisiz kılmak için yargıyı kullanıyorsunuz.” Bunu ben değil, Büyük Daire söylüyor. Ha, biz söylemedik mi? Biz altı yıldır bunu anlatıyoruz, altı yıldır bunu anlatıyoruz; söylediğimiz her şeyi orası araştırdı, buldu ve tespit etti. Mesela, bir tespiti… Onu şimdi okuyacağım, karardan okuyacağım. Ya, insan kaç kere tahliye edilir? Selahattin Demirtaş -Bu arada, kararı anlatırken; Demirtaş kararıdır ama içerideki bütün HDP’liler için geçerli bir karardır bu, hepsini bağlıyor çünkü onun şahsında HDP’ye yönelik bütün operasyonları mahkûm ediyor, bütün operasyonları- 2 Eylül 2019’da tahliye oluyor, cezası var diye bırakılmıyor, 20 Eylül 2019’da tekrar tahliye oluyor, mahsup yapılıyor, aynı gün talimat veriliyor; aynı suçtan, Kobani tekrar canlandırılıyor altı buçuk yıl sonra, yeni bir tutuklama kararı veriliyor. Ya, Roma hukukundan beri bir ilke vardır; bir suçtan 2 defa yargılama olmaz. Bunu biz değil, bizden yüzlerce yıl önce hukukçular tespit etmiş ama ne olmuş? AKP iktidarı bunu tanımamış tabii ki. Şimdi, ne oluyor? Bir yanlışta ısrar etme hâli var; evet, bu ısrar ne anlama geliyor?

Şimdi, sözleşmenin… Sözü, Büyük Dairede devletlerin yargıçlarının tespitine birkaç cümleyle bırakacağım. Ne diyor ilk tespitte? “Mahkeme, başvurucunun tezinin Türkiye siyaset sahnesindeki rolü sebebiyle onu susturma ve baskı amacı taşıdığını gözlemlemektedir.” Tabii, AİHM dili naif, hassas ve hukuki bir dildir; yani biz bunu siyaseten çok farklı şekillerde söyledik.

Diğer bir tespiti; “Mahkeme, ilk olarak, 2014 yılından önce dahi savcılıkların Meclis Genel Kuruluna başvurucu hakkında bazı fezlekeler sunduğunu not etmektedir. Ancak, çözüm sürecinin sona ermesine kadar ve büyük oranda HDP’nin başarısı sebebiyle, iktidar partisinin 2002 yılından bu yana Mecliste ilk kez çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimlerine kadar hiçbir önlem alınmamıştır. Gerçekten, HDP ile Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi arasında siyasi bir gerilim başlayıncaya kadar, başvurucu özgürlüğünden alıkonulma riskiyle karşı karşıya kalmamıştır. Ancak, çözüm sürecinin sona ermesinin ve örneğin 28 temmuz 2015’te ‘HDP liderleri bedelini ödeyecek.’ diyen Cumhurbaşkanının açıklamalarının ardından, başvurucu hakkında hazırlanan ceza soruşturmalarının sayısı ve hazırlanma hızı artmaya başlamıştır.” Bunu, Büyük Daire söylüyor, biraz önce söylediğimi söylüyor.

Hükûmet, görüşlerinde ne demiş biliyor musunuz? Her yerde olduğu gibi, aslında orada da herkesi rezil etmiş; şaka gibi. Demiş ki: “Ya, AKP’den 5, CHP’den 9, MHP’den 1 milletvekillinin dokunulmazlığını kaldırdık, ceza aldılar.” Bunu savunma olarak sunmuş; bu, 18 Eylül 2019 tarihli duruşmada -Büyük Daire diyor- taraflara sorulmuş, Hükûmet, iddialarını tekrarlamış -aynen karardan- ama diyor ki: “İktidar partisi bloğundan, yani AKP ve MHP üyesi milletvekillerinin ceza aldığını veya tutuklandığını ortaya koyamamıştır.” çünkü öyle bir tutuklama yok. Sonra, “Dolayısıyla bu iddiayı destekleyecek herhangi bir delil olmadığı için mahkeme -şuraya dikkat edin lütfen- Hükûmetin -Selahattin Demirtaş, Türkiye; işte, şu kararı- bu argümanına ehemmiyet verememektedir.” Yine de kibarlığını elden bırakmıyor AİHM “Ehemmiyet verememektedir.” önemsizdir diyor, siz yalan atıyorsunuz diyor; tutuklama yok ki niye bize “tutuklama var.” diyorsunuz diyor. MHP’li ve AKP’li vekil tutuklandı da bizim mi haberimiz yok yani. Böyle bir yalan olabilir mi?

Şimdi “Mahkeme -burası CHP’yi de ilgilendiriyor- yalnızca muhalefet partileri CHP ve HDP milletvekillerinin haklarında başlatılan ceza yargılamalarında tutuklandığı ve/veya ceza aldığı sonucuna varmaktadır. Bir başka deyişle, Millet Meclisi üyeleri arasında 20 Mayıs 2016 tarihli Anayasa değişikliğinden gerçekten etkilenen yalnızca muhalefet partisi milletvekilleri olmuştur.” Şimdi, bunlar kararın gerekçesi, 18’inci maddenin gerekçesi. Devam ediyor, diyor ki: “Mahkeme, bu sebeple, başvurucunun tutuklanmasının ve tutukluluk hâlinin devam ettirilmesinin münferit bir örnek olmadığını düşünmektedir; tam tersine belirli bir örüntü izlediği görülmektedir.” yani sistematiktir, HDP’ye yönelik saldırılar sistematiktir diyor. Bu bağlamda “Mahkeme, başvurucunun 16 Nisan 2017 tarihli referandum ve 24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere 2 kritik seçim kampanyası sırasında özgürlüğünden yoksun kılındığını gözlemlemektedir.”

Şimdi “Mahkeme, ilk olarak, başvurucunun o dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önerilen herhangi bir başkanlık sistemine sert bir şekilde karşı çıktığını dile getirdiğini ve bunun AKP ve HDP liderleri arasında büyük bir anlaşmazlığa yol açtığını gözlemlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılından bu yana, belki de en önemli anayasal reformlarından birine ilişkin Türkiye kamuoyunda tartışmalar sürerken başvurucu tutuklu kalmıştır.” diyor; yani siz, Anayasa’yı, liderleri, milletvekillerini tutuklayarak değiştirdiniz diyor.

Şimdi, mahkemenin belirttiği üzere, serbest seçimler, ifade özgürlüğü, özellikle siyasi tartışma özgürlüğü demokrasinin temelini oluşturmaktadır; karar hepsi. Bu, Anayasa referandumu bağlamında da geçerlidir. Mahkemeye göre, başvurucunun tutukluluğu onu tartışmasız bir şekilde, Türkiye’ye başkanlık sistemi getirilmesine karşı etkili bir kampanya yürütmekten alıkoymuştur. Evet, başvurucunun siyasi muhaliflerinin onun özgürlüğünden alıkonulmasından faydalandığı görülmektedir. Neden? Çünkü HDP’nin karşı kampanya yapması Eş Genel Başkanlarının tutuklanmasıyla engellenmek istendi.

Sonra, hani, AKP konuşuyor ya ortağıyla beraber; Kobani davası, Kobani iddianamesi -keşke sürem olsaydı- 2’nci tutuklamaya ilişkin çok uzun değerlendirmeler var; diyor ki: “Aynı olaydan, aynı somut olgulardan sen, 2’nci kez tutuklama kararı vermişsin. Bu nedenle serbest bırakılması tüm tutuklamaları için geçerlidir.” Sizin oyun oynadığınızı görüyoruz diyor, sizin kurnazlık yapmaya çalıştığınızı görüyoruz ama bunu yutmuyoruz. Ve Cumhurbaşkanı hakkında şunu söylüyor: “Yeni anayasal sistemde Cumhurbaşkanının tarafsız bir güç değil, bir siyasi partiye ait olduğu işaret edilmiştir.” Daha ne desin? Çok uzun tabii ki…

Ve şunu da söyleyeyim: “Başvurucunun tutuklanması ve tutukluluk hâlinin devam ettirilmesi, yalnızca ona oy veren binlerce seçmenin Millet Meclisinde temsil edilmesini engellememiş, aynı zamanda tüm topluma, özgür, demokratik tartışmanın kapsamını daraltan tehlikeli bir mesaj verilmiştir. Bu unsurlar, yetkililerin başvurucuyu tutuklarken gösterdiği sebeplerin yalnızca baskın siyasi amaçlar için kılıf olduğu, esas amacın tartışmaya yer bırakmayacak şekilde demokrasinin aşağıya çekilmesine ilişkin bir konu olduğu sonucuna varması için yeterlidir.” diyor. Diyor ki: “Demokrasiyi tehdit ediyor artık; hukuk devletinden uzaklaştınız, siz, bütün toplumu tehdit ediyorsunuz.” Yani, ancak bu kadar açık ifade edilebilir.

Bu kararı okumayanlara, halkımıza söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bugün, her gün “törörü” laflarıyla yok “Hukuken kapatacağız.” yok “Siyaseten kapatacağız.” Ya, kendinize güveniyorsanız, siyasi partilerin yargılanacağı yer sandıktır sandık. Sizin tehditlerinize kimse kulak asmıyor. Siyaseten bizi kapatacak olan tek bir güç var, o da halktır, emir ve talimatla çalıştırdığınız, araç olarak kullandığınız yargı değildir. Artık, Türkiye’de hukuk kalmamıştır, hukuk devleti kalmamıştır, demokrasi kalmamıştır; her gün bunun kalmadığını defaatle yaşıyoruz.

“AİHM kararı bizi bağlamaz.” diyen iktidara Türkiye’nin huzurunda soruyorum: Uluslararası hukuk sisteminin içinde kalmak istiyor musunuz istemiyor musunuz? Buna karar verin. Eğer, “Bizi bağlamaz.” diyorsanız, o zaman bu sistemin dışına çıkmayı göze alıyorsunuz demektir ya da biz hukuksuzluğa devam edeceğiz diyorsunuz. İşte, bu konuda kararınızı vermeniz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Selamlayacağım Başkanım.

BAŞKAN- Selamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tamam Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, AİHM kararını tanımayan, AYM kararını tanımayan iktidarla İnsan Hakları Eylem Planı açıklayan, hukuk reformundan söz eden iktidar bir arada olmaz, olamaz. AKP, hangi iktidarı temsil edeceğine gerçekten karar versin. Bu kadar çelişkiler içinde bir hukuk devleti olmaz, olunamaz. Ayrıca, bugün Sayın Özkan’ın “Hukuken kapatacağız.” sözü artık bir itiraf olarak Türkiye tarihinde kayıtlara geçmiştir; bunu da not etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Tacettin Bayır.

Buyurun Sayın Bayır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmelerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun Teklifi, sektördeki şirket temsilcileri için temel yaptırımlar ve yükümlülükleri içeren, tasarruf sahipleri için ise hedeflenen piyasada çok geç kalınmış olsa da genel hatları itibarıyla olumlu sayılabilecek bir adımdır. Teklif, kanunlaşması hâlinde müşterilerin bazı haklarını şirketlere karşı koruyacak olsa da geçmişte, hafızamızda tazeliğini koruyan binlerce finanszedenin geçmiş mağduriyetlerini gidermekten uzak bir pakettir. Teklif, tasarruflarını faizsiz finans modelinde ve tasarruf finansman şirketleri yoluyla kullanarak taşınır ve taşınmaz edinmek isteyen müşteriler ve finansman şirketleri açısından temel haklar ve yükümlülükler getirmektedir.

Uzun yıllardır piyasada var olduğu bilenen tasarruf finansman şirketleri için bugüne kadar yasal bir zemine oturtulma gereği duyulmamıştır. Bu şirketler önemli bir kitleye hitap etmektedirler. Sektörde 7 tane büyük ana firma bulunmaktadır, sayıları tam olarak tespit edilmese de yerel firmalarla birlikte yaklaşık 300 firmada 1 milyon vatandaşın konut finansman ve organizasyon şirketlerinin müşterisi olduğu tahmin edilmektedir. Bu kadar insanı etkileyen, yıllardır denetime tabi tutulmayan ve vatandaş için risk oluşturan bu şirketlerin yasal olarak güvence altına alınmasının olumlu fakat geç kalınmış bir adım olduğunu düşünmekteyiz.

Türkiye’de bugüne kadar 300 bin kişi konut alırken dolandırıldı. Burada görülmesi gereken, ısrarla savunulan İslami finans modelinin ve bu şemsiyenin altına toplanan benzer anlayıştaki şirketlerin piyasanın ihtiyaçlarına çare olmadığıdır. Kanun teklifiyle, finansman şirketlerinin likidite taahhütlerini karşılayamaması hâlinde ivedilikle bir tasfiye düzenlemesi hayata geçirilmektedir. Komisyonda da dile getirdiğimiz üzere, benzer uygulamanın yirmi yıldır mağduriyet yaşayan İhlas Finanszedeleri için de yapılması önemlidir; hem ekonomide yaratılan güvensizlik ortamının iyileştirilmesi hem de İslami finans modeline dayanarak piyasada varlığını sürdüren firmaların hukuki zemine oturtulması ve halkın tasarrufunu güvence altına alacak bir sistemin oluşturulması gerekmektedir.

Vatandaşa çok cüzi taksitlerle istediği yerden ev, istediği modelde araba vadeden; topladıkları gelirleri ne amaçla kullandıkları takip edilmeyen bu şirketlerin kontrol ve denetim altına alınması anlayışını desteklemekteyiz ancak ileride yaşanabilecek olası hak ihlallerinin önüne geçmek ve vatandaşı korumak amacıyla teklifteki bazı kısımların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, yasama yetkisinin yürütmeye devrini bir alışkanlık hâline getirmiş olan iktidarın bu teklifinin 11’inci ve 20’nci maddeleriyle bu defa yargı yetkisini yürütmeye devretme girişimine karşı çıkıyoruz.

Teklifin 11’inci ve 20’nci maddelerinde yer alan ve mevcut kanunda yargı yetkisinde olan yurt içindeki içerik ve yer sağlayıcısı tarafından işlenen, Bankacılık Kanunu’ndaki izinleri almadan faaliyet yürüten internet siteleri hakkındaki erişimin engellenmesi kararının sadece bir yıl önce değişmiş yasadan geri adım atılmak suretiyle mahkemelerden alınarak BDDK’ye verilmesi, diğer bir ifadeyle, yargı yetkisinin yürütmeye devredilmesi düzenlemesinin tekliften çıkarılmasını önerdik. Ancak teklifin söz konusu 15’inci maddesi, tasfiye komisyonu üyelerine, aldıkları kararlar, yerine getirdikleri görev ve fiiller nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk yüklememektedir; burasını önemsiyoruz. Komisyonda verdiğimiz önergeyle, bu kişilerin eylem ve işlemlerinin, sorumluluklarının genel hükümlerine göre değerlendirilmesini teklif etmemize karşın önergemiz reddedilmiştir. Tasfiye etme konusunda yetki verilen söz konusu üyelerin keyfî kararlarının önüne geçmek adına hukuki, idari, mali ve cezai olarak sorumlu tutulması gerekmektedir.

Bir ay içerisinde tasarruf ve finansman şirketlerinin başvurusunu istiyorsunuz. Peki, bu finansman şirketleri bir ay içerisinde başvuruda bulunmaz ise, gerekli şartları yerine getirmez ise ne yapacaksınız, bununla ilgili belirgin hiçbir şey yok yasada.

17’nci madde de sistemin istikrarını sağlamak ve yeni kanuna uyum için olumludur ve tasarruf finansmanı şirketlerin süre uzatımı başvurularında asgari sermayelerini denkleştirmeleri için ek süre talep edemeyecek olmaları doğrudur ancak verilen intibak süresini uzatma yetkileri gözden geçirilmelidir. Teklif, BDDK’ye 2 uzatma yetkisi vermektedir. Birinci olarak, teklif maddesi, kanuna intibak için şirketlere altı ay bir süre öngörmekte ve şirket, kanuna uyum için ek bir plan sunması hâlinde BDDK bu süreyi en çok altı ay uzatma yetkisine sahiptir. İkinci olarak ise BDDK, intibak süresini altışar ayı geçmemek üzere 2 defa uzatabilecektir. İkinci olarak verilen 2 defalık süre uzatma yetkisiyle birlikte şirket on sekiz aylık intibak süresine kavuşacaktır. Peki, bu süreçte toplanan paralar nerede, nasıl saklanacaktır? Çünkü sistem işlemektedir, şu anda şirketler para toplamaya devam etmektedirler. Ancak bu süre kanuna uyum açısından çok uzundur, makul bir süre verilmesinde yarar vardır. Ayrıca, BDDK, mevzuata uyum amacıyla takdir yetkisi kullanacağı belli şirketler üzerinde değil, kanuna altı aylık sürede intibak edememiş bu madde kapsamındaki tüm şirketlere bu süre uzatımını genel bir kararıyla getirebilmelidir. Komisyonda verdiğimiz önergeyle maddenin 1’inci fıkra kapsamındaki tüm şirketleri kapsayacak biçimde düzenlenmesini talep etmemize rağmen önergemiz reddedilmiştir.

Bankacılık Kanunu’yla ilgili bir maddeyi de bu kanun teklifinin içine koyup “Hazır gelmişken bunu da geçirivereyim canım.” deyip banka ortak sayısını 5’ten aşağıya çekmek, pay defterine kayıt yaptırarak şahıslarda devrî sağlamak gibi bir teklifi de kanunla ilgisi olmayan bu torbanın içine attılar ve ne yazık ki ısrarımız sonucunda, uyarılarımız sonucunda çektiler, geçici madde eklediler.

Teklifin 20’nci maddesiyle 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda değişiklik yapılmaktadır. Söz konusu madde teklifin 11’inci maddesiyle paralel bir maddedir; her iki teklif maddesi de içerik ve yer sağlayıcısı yurt içinde olan internet sitesinde işlenen ve Bankacılık Kanunu’nda yaptırımı düzenlenen izinsiz faaliyetlerle ilgili erişim engelleme kararını mahkemelerin elinden almaktadır. Yargı yurt içi kaynaklı içerik ve yer sağlayıcısı internet sitesinin erişiminin engellenmesindeki yetkisini mevcut kanundaki gibi devam ettirmelidir. Komisyon görüşmelerinde maddenin Genel Kurulda değiştirilebileceği bazı AKP milletvekilleri tarafından da söylenmişti. Önergemiz de erişimin engellenmesi kararının yargı yetkisinden alınmamasını önermiş, maddeden çıkartma önergesi verilmiştir.

Sonuç olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, teklifin genelini, gecikmiş olmasına rağmen olumlu bulmaktayız. İleriye dönük gördüğümüz bir kanun teklifi olmakla beraber bu, geçmiş yıllara yayılmış ve binlerce vatandaşımızı mağdur etmiş finanszede sorununu kalıcı biçimde çözmekten uzaktır. AKP iktidarı, yıllarca faizsiz konut ve araç piyasasında yaşanan büyük vurgunlara karşı somut adım atmaktan geri durmuştur. Bu bakımdan, geçmiş mağduriyetleri çözmek adına Komisyonda eklenebilecek maddelere iktidar bir kez daha sessiz kalmıştır. Genel Kurulda önerilerimiz doğrultusunda kanun teklifinin düzenlenmesi hâlinde hem tasarruf sahiplerinin haklarını daha fazla koruyacak hem de piyasada rekabet, güven, denge unsurlarını sağlayabilecek, şirketlerin yükümlülüklerini netleştirebilecek düzenlemelerin yapılabileceğini savunuyoruz.

Neredeyse finans kurumlarının istemlerine göre kanun çıkarılıyor. İddia ediyorum ki AKP iktidarı bu ülkenin 83 milyon insanını bir elin parmakları kadar az iş adamına teslim etmiş durumdadır. Siyasi parti milletvekillerinin bulunduğu Komisyonda ilk kez -çıkarılacak olan bu yasanın- bu işi yapan iş adamlarının Komisyonu takip ettiklerine ve AKP’li Komisyon Başkanıyla, vekillerle görüştüklerine, zaman zaman itiraz edip müdahale ettiklerine ilk kez şahit oluyorum. Beş buçuk yıldır Komisyonda görev yapıyorum, çıkacak olan bir kanuna, Komisyona sermaye sahiplerinin müdahale ettiğini ilk kez görüyorum.

Geçmiş yıllarda saadet zinciri oluşturup bankerzedeler, Jet Fadıllar, Çiftlik Bankın tosuncukları tarafından binlerce insanımız alın teri ve emeği heba edilip dolandırıldı. Acaba yeni bir felaketle karşı karşıya mıyız diye insan düşünmeden edemiyor.

Ayrıca, belirtmeden geçemeyeceğim; zamanında AKP Hükûmeti bu firmaların açılışlarına gidip âdeta insanlara güven telkin ettiler. Şimdi, nerede bu sahtekârlar? Devlet olarak peşinde miyiz tosuncukların? Bilen yok. Yandı bitti, kül oldu, gitti. Olan yine garibanların birikimlerine oldu.

Geçtiğimiz günlerde, Komisyon Başkanının ağzından kaçırmasıyla, yandaş bir televizyon kanalında bahsi geçen firmalardan birinin çok sık reklam verdiği ve bu konuda, saraydan gelen talimatla “Kontrol altına alalım bunları ve yasa çıkaralım.” dediğini de öğrenmiş olduk. Sistemin nasıl çalıştığını anlamaları için arkadaşlarıma bunu söylemek zorundayım. Bu finans kuruluşlarının, ülkenin önemli caddelerinde albenisi yüksek iş yerleri kiralayarak âdeta banka görüntüsü verecek biçimde bürolar açtığını görüyoruz. İster istemez aklımıza bu yatırımları nereden ve nasıl karşıladıkları sorusu geliyor. Şimdi gelelim o soruya: Bu arkadaşlar her ne kadar müşterilerine “Bu işin içinde faiz yok.” deseler de bu parayı ödeyen vatandaşlar bankalardan ödüyor mu? Ödüyor. O zaman, bu finans kurumları bankalardan faiz almayacaksa o parayı nerede saklayacaklar? Kendimizi kandırmayalım.

Ayrıca şunu sormak istiyorum: Şimdi, bu firmaların kendi işletmelerindeki büro giderleri, personel giderleri, kira giderleri, devasa reklam giderleri var. Bu paralar faiz olmayan bir sistem içerisinde kimden, nasıl kazanılıyor? Nasıl kazanıyorsunuz bu parayı? Eğer bir sistem içinde... Yani, bunun maliyeti, bunun katılımcılarına yüklenmemiş ise -finans kurumları Komisyonda katılımcılardan para alındığını ifade ettiler, bu rakamın düne kadar yüzde 7 civarında olduğu ifade edildi- muhtemelen bu bir komisyon bedelidir. Her ne kadar bu, sistemde, vatandaşın daha erken ev alması gibi, daha erken araç alması gibi, yardımlaşma gibi görünse de asıl meselenin gözden kaçırıldığı, bankalardaki farklılığın ortaya çıkacağı yani parasal akışın faizi olmayan, faiz sisteminde çalışmayan İslami bankalar üzerine yönleneceği gibi bir endişeyi taşıyorum. Bu uygulamanın, mevcut bankaların işleyişine müdahale edeceğini düşünüyorum. Aylık tahsil etmekle kalınmayacağını, alınacak ev yada otomobilin hangi müteahhitten, hangi firmadan alınacağı yönlendirmesini de yeşil sermayeye uzatacaklarını düşünüyorum. Ülkeyi yönetenlerin sermaye gurupları arasında taraf olmasını onaylamıyorum. Hayata geçmesi durumunda tarihe de geçeceğinizi ifade etmek istiyorum.

Aslında, AKP’nin son yıllarda yaptıklarıyla tarihe geçtiğini iddia edebilirim. Örneğin, eğitimi yazboz tahtasına çevirerek tarihe geçtiniz! Üniversiteleri bilim yuvası olmaktan çıkarıp medreseye dönüştürerek, üniversite kapılarına kelepçe takıp öğrencileri içeri almayarak, yurt yapmayıp gençlerimizi cemaat ve tarikatların kucağına iterek, YÖK’e ve üniversite yönetimlerine AKP’li yandaşlarınızı atayarak, Atatürkçü düşünce topluluklarının etkinliklerini engelleyerek, başka insanların hakkını gasbedip liyakat sistemini kaldırarak, eş dost, akraba, dayı yeğen atamalarıyla tarihe geçtiniz! Seksen yılda oluşan 131 milyar dolarlık borcu on sekiz yılda 304 milyar dolara çıkararak tarihe geçtiniz! Ülkemizin kurucu değerlerini yok etmeye çalışarak tarihe geçtiniz! Türkiye Cumhuriyeti’nin T.C. kısaltmasını, Atatürk resimlerini ve “Ne mutlu Türk’üm diyene!” ulusal birliğimizin çimentosu olan sözleri kurum adlarından, “web” sayfalarından, dağlardan taşlardan silerek; ulusal Andımız’ı kaldırarak, 19 Mayıs, 23 Nisan gibi ulusal bayramlarımızın kutlanmasını sudan nedenlerle yasaklayarak, 10 Kasımda “Anıtkabir’i bakıma aldık.” deyip ziyaretçilere kapatarak tarihe geçtiniz! Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tartışılması mümkün olmayan ilk 4 maddesini tartışmaya açarak tarihe geçtiniz! Yasama, yürütme ve yargı erkini tek kişide birleştirerek, tek adamlı parti devleti kurarak tarihe geçtiniz! Anayasal rejimi ilgilendiren çok önemli yasaları bile Meclise -tek adam tarafından torbaya atılıp- tasarı değil teklif yöntemiyle getirerek, yargı ve hukuk sistemine yaptığınız müdahalelerle adalet kavramını yok sayıp talimatlarla ayar verdirerek, seçimleri “gizli oy, açık tasnif” yerine “açık oy, gizli tasnif”e dönüştürerek tarihe geçtiniz! Yetmedi, yasaların soyut, genel ve nesnel olması evrensel ilkesinden vazgeçilerek kişiye özgü yasalar çıkararak tarihe geçtiniz! Yoksulluğu ve işsizliği artırarak, mutfaktaki yangını büyüterek tarihe geçtiniz! Başta, saman, buğday, ayçiçeği gibi temel ürünlerimizi ithal ederek; EYT’lilerin sorunlarını görmezden gelerek…

SALİH CORA (Trabzon) - Kendi tarihinize bakın Tacettin Bey, kendi tarihinize bakın! Açık oy, gizli tasnif Cumhuriyet Halk Partisinin tarihinde var!

TACETTİN BAYIR (Devamla) - …kendiniz gibi düşünmeyen herkesi terörist ilan ederek, SMA hastası çocukların ilaç taleplerine duyarsız kalarak, “Bir kereden bir şey olmaz.” diyerek taciz ve tecavüzcülere cesaret vererek…

SALİH CORA (Trabzon) – O da sizin tarihinizde var!

TACETTİN BAYIR (Devamla) - …kadına şiddet ve kadın cinayetlerini görmezden gelerek, Gezi direnişinde demokratik protesto haklarını kullanmak isteyen vatandaşlarınıza karşı kolluk güçlerinin saldırısına sessiz kalarak tarihe geçtiniz!

SALİH CORA (Trabzon) – Bırak ya!

TACETTİN BAYIR (Devamla) - Hayvan haklarına gerekli duyarlılığı göstermeyerek tarihe geçtiniz!

SALİH CORA (Trabzon) – Hayvana siz “mal” diyordunuz, biz “can” diyoruz!

TACETTİN BAYIR (Devamla) - Verdiğiniz maden arama ruhsatlarıyla ve yeni imar uygulamalarıyla doğanın katledilmesine göz yumduğunuz için tarihe geçtiniz! Yapılan yeni cezaevlerini müjde olarak lanse eden bir iktidar olarak tarihe geçtiniz! 5 tane maskeyi bile dağıtamayan, vatandaşına IBAN numarası veren bir iktidar olarak tarihe geçtiniz! 65 yaş üstündeki insanları Covid yayılmasın diye eve tıkıp kendiniz lebalep kongreler yaparak tarihe geçtiniz!

SALİH CORA (Trabzon) – Siz kongreyi ne zaman yaptınız?

TACETTİN BAYIR (Devamla) - 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet olayına adı karışan iş adamını cezadan kurtarmak için hapis cezasını para cezasına çevirerek tarihe geçtiniz! Aynı kişiye farklı kamu kurumlarından ayrı ayrı 5-6 maaş bağlayarak tarihe geçtiniz! “Ergenekon” ve “Balyoz” adı altında düzmece delillerle, gizli tanıklarla TSK’nin kahraman ve şerefli subaylarını tasfiye edip TSK’nin içini boşaltarak tarihe geçtiniz! Beşiktaş saldırılarından sonra açılan bağış kampanyasında toplanan 52 milyon TL paranın ne olduğunu açıklayamayan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz! Yandaş ve bağımlı medya yaratıp basın özgürlüğünü yok eden iktidar olarak tarihe geçtiniz! İstediğiniz kişileri Twitter ve YouTube’dan takip edip telefonlarını dinleyerek, iletişim yasağı getirerek; tarafsız medyayı takip edip RTÜK sopasıyla ceza uygulamaları yapan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz! Televizyon kanallarında partili Cumhurbaşkanına iki saat, diğer parti liderlerine üç dakika süre veren bir iktidar olarak; yandaş medya, televizyon, gazete kanalları satın alanlara faizsiz kredi imkânı sağlayarak tarihe geçtiniz! “Yurtta sulh, cihanda sulh.” anlayışını terk edip komşularıyla sıfır sorunken aldığınız, sırf sorun hâline getirdiğiniz ülkemizle tarihe geçtiniz! Askerimize, polisimize altı yıl boyunca sahip çıkmayarak Gara Operasyonu başarısızlığıyla tarihe geçtiniz!

SALİH CORA (Trabzon) – PKK’yı…

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Süleyman Şah Türbesi’ne sahip çıkamayıp taşımak zorunda kalarak, kaçırarak tarihe geçtiniz! “Bu fakir bu görevde olduğu sürece teröristi alamazsın.” diyerek Rahip Brunson’u Amerika’ya kendi elinizle geri vererek tarihe geçtiniz! Suriye’de 33 askerimizin şehit düşmesinin ardından, güya, hesap sormak için Rusya’ya gidip Putin tarafından kapıda bekletilen Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçtiniz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Tacettin Bey, bu çelişkili konuşmayla tarihe geçtiniz!

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Bozamazsınız mizacımı.

SALİH CORA (Trabzon) – Bozamadık hakikaten.

BAŞKAN – Tamamlayalım Tacettin Bey, lütfen…

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Lütfen…

SALİH CORA (Trabzon) – Ben de bu sataşmayla tarihe geçtim.

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Başka ülkenin kralı için yas ilan edip kendi ülkesinin şehitleri için ulusal yas ilan etmeyen bir iktidar olarak tarihe geçtiniz! Irak’ta askerlerimizin başlarına çuval geçirildiğinde Türk halkının “Nota verin.” söylemlerine “Ne notası yahu, müzik notası mı?” diyerek devleti itibarsızlaştırdığınız için tarihe geçtiniz! Damat Bakanın ülkemizin tarihi boyunca hiç görülmemiş biçimde sosyal medya üzerinden istifasını duyurmasına tam iki gün boyunca sessiz kalarak tarihe geçtiniz!

Ve son olarak, kendinize bir tek saray yetmedi, 7-8 saray yapıp emrinde 2 değil, 3 değil, 4 değil tam 8 uçak kullanarak savurganlıkta tarihe geçtiniz! Türkiye’nin kamu ihalelerini 5’li çeteye vererek tarihe geçtiniz! Vatandaşın gitmediği hastaneden, kullanmadığı yoldan, geçmediği köprüden dolaylı vergi alarak, para alarak tarihe geçtiniz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Son… Toparlıyorum.

BAŞKAN – Selamlayalım lütfen.

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Milyarlarca dolar kamu malını yandaşlarınıza peşkeş çekerek, partili belediyelerinizden kurdurduğunuz vakıf ve derneklere para aktararak yarattığınız kamu zararıyla tarihe geçtiniz! Bir zamanlar kol kola girerek ortaklık yaptığınız, devletin tüm imkânlarını onlar için seferber ettiğiniz sonra da kendilerine “Ne istediniz de vermedik?” dediğiniz o teröristlerle tarihe geçtiniz! 2009 yılında en büyük para birimi olarak bastığınız 200 TL’yle 131 dolar alır iken, bugün ancak 27 dolar alacak kadar paramızın değerini kaybettirip paramızı pul ederek tarihe geçtiniz! Tabii, bu kadar icraatla tarihe geçince de ilk seçimde partiniz AKP de tarihin tozlu sayfalarında yer bulup tarihe geçecektir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Bu çelişkili konuşmayla tarihe geçtiniz Tacettin Bey.

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Böyle laf atarak bozamazsınız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatip kürsüden defaatle sataştı, her cümlesi sataşmaydı. Kayıtlara geçsin diye... Bu saatte çok uzatmak istemiyorum. Her bir cümlesi gerçek dışı olan bu beyanları reddediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Cumhurbaşkanımız liderliğinde, millî iradenin tecelligâhı Parlamento çatısı altında, bu ülkenin bu coğrafyada ilelebet muhafazası ve ilelebet payidar olması mücadelesi vermektedir.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Gündem dışı oldu bu Başkanım; sataşma değil, gündem dışı oldu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu anlamda, gecenin bu saatinde çıkıp da her bir cümlesinin ayrı ayrı cevabını verecek değiliz. Ancak egemenlik kayıtsız şartsız milletinse, yani millî iradenin tecelligâhı olan Parlamento çatısı altında görev yapan milletvekilleri olarak biz -gelecek seçimlerde milletimizin huzuruna çıktığımızda- bugüne kadar seçimlerle gelen bu iktidar ve bu ittifak milletimizden tam not alıyorsak demek ki doğru ve güzel işler yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Haydi gidelim seçime, haydi seçime gidelim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Haydi koyalım sandığı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ayrıca, müsaade ederseniz Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu hususta, özellikle altını çizmek istiyorum: Bu ülkenin millî ve manevi değerlerinin örselenmesi... Eğer bu ülkenin vermiş olduğu beka mücadelesi, sözde terörle iltisak içerisine sokulmak iddiasıyla örselenmek isteniyorsa bunu kabul etmiyoruz. Bu topraklarda Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde FET֒nün, PKK’nın düşmanlığının muhatabı olan sadece Sayın Cumhurbaşkanımız, AK PARTİ ve Cumhur İttifakı’dır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – IŞİD...

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – IŞİD...

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Vaktiyle hani “Bir şefaat hakkım olsaydı, şunun için kullanırdım." diyen FETÖ elebaşısı, bu ülkede bedduasını sadece Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan için kullanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamam, peki, anlaşıldı.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu anlamda, iddiaları kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Bu ülke, bu tür beyanlarla değil, millî iradeden güç alan, millî iradenin gösterdiği istikamette yol alan bir anlayışla onurlu, şerefli yürüyüşünü Allah’ın izniyle devam ettirecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki Sayın Özkan.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, tutanaklara geçmesi bakımından söylüyorum.

İzmir Milletvekilimiz Sayın Tacettin Bayır’ın kürsüde yaptığı konuşma hem görüşülmekte olan 251 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne büyük bir ışık tutmuştur, çok güzel hazırlanılmış, kanun teklifinin eksiklerini de ortaya koyan ama ihtiyacını da ortaya koyan bir konuşmadır. İlaveten, sonradan yaptığı bütün siyasi değerlendirmeler de a’dan z’ye doğrudur, altına imzamızı atıyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

Sayın Beştaş...

46.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 27/2/2021 tarihinde Diyarbakır ilinde gözaltına alınan 14 kişiden 3’ünün adliyeye çıkarıldığına, 11’inin gözaltı süresinin uzatıldığına, biri 79, biri 71 yaşında 2 annenin tutuklandığına, sistematik şekilde muhalefete, özellikle partilerine ve seçmenlerine yönelik saldırının planlı bir şekilde yürütüldüğüne ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçen hafta, 27 Şubatta 14 kişi Diyarbakır’da gözaltına alındı, bugün adliyeye 3 kişi çıkarıldı, 11 kişinin gözaltı süresi uzatıldı ve 2 anne tutuklandı; Meryem Soylu 79 yaşında, Hatun Aslan 71 yaşında. Yani, cezaevinde, bırakın cezaevini, evlerinde bile sağlıklı bir ortam var mı yok mu bu pandemi koşullarında tartışmalı olan, 2 yaşlı insanı cezaevine kapatan bu iktidardır.

Bu iktidar kendisine oy vermeyen, kendisini desteklemeyen halka savaş açmıştır. Demin kürsüden de söyledim, sistematik bir şekilde muhalefete yönelik, özellikle partimize ve seçmenlerimize yönelik bu saldırı planlı bir şekilde yürütülmektedir. Şunu söyleyeyim: Daha önce -bitiriyorum zaten- “Kandırılmış.” “Baskı altında oy veriyorsunuz.” dedikleri seçmen ve halka şimdi yeni bir söylem geliştirdiler, artık beddua ediyorlar, yani hikâyeleri burada bitiyor, kendileri de bitmiş ve bedduadan medet umar duruma gelmişler. Halka açtığınız savaş...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Halktan daha büyük güç yoktur. Halka karşı açtıkları savaşı durdurmazlarsa asıl bu halk sandıkta onlara bunun hesabını soracak. Sürekli millî iradeden söz edip partimize oy verenleri millî iradeden saymayanlar tam olarak ikiyüzlü bir politika yürütüyorlar ve bütün Türkiye bu gerçeği görsün, bu yalan politikalarla daha fazla mesafe alamayacağımızı da herkes duysun.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 75 Milletvekilinin Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3383) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde siyasi parti gruplarının söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize iyi akşamlar diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, 2012 yılında Cumhuriyet Halk Partisinin de destek vermiş olduğu 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nda değişiklikler öngörmektedir. Bu değişikliğin en temel amacı, hâlen piyasada tasarruf finansman şirketi bağlamında faaliyet gösteren şirketlerin bu kanun kapsamına alınmak suretiyle disipline edilmesidir. Çok başıboş bir piyasa var, resmî kayıtlara göre yaklaşık 35 civarında kurulmuş olan şirket var; bunun daha da fazla olduğu ifade edilmektedir. Ve bunlar, vatandaşlarımızın ev ve araba almak maksadıyla, banka sisteminden sağlayamadığı kredileri, küçük birikimlerini ortaya koymak suretiyle kendilerinin bu değerleri almak için onlara bir finansman sağlanması şeklinde bir faaliyet yürütmektedirler. Tasarruf finansman şirketleri… Şöyle baktım, şu anda, elimdeki rakamlara göre -30 şirketin bilgileri var bende, bunlar Ticaret Sicili Gazetesi’nden ve İstanbul Ticaret Odası Bilgi Bankası kayıtlarından elde ettiğim rakamlardır- burada ödenmiş sermayesi 300 milyon lira olan şirket de var, nominal sermayesi 50 bin lira olup, ödenmiş sermeyesi 12.500 lira olan şirket de var. Böylesine başıboş bir piyasa var.

Teklif, genel gerekçesinde Türkiye’deki tasarruf problemini anlatmakta, Türkiye’nin tasarruf düzeyinin gelişmekte olan hatta gelişmiş ülkelerden bile yüksek olduğu şeklinde bir değerlendirmede bulunmaktadır. Bir kere bu ifade yanlış. “…hatta gelişmiş ülkelerden bile yüksek.” Elbette yüksek çünkü gelişmiş ülkelerde tasarruf oranları düşüktür, onlardan yüksek olması gayet doğaldır. Önemli olan, Türkiye’nin tasarrufu gelişmekte olan ülkelerden yüksek midir düşük müdür? Birkaç ülke bulursanız onlardan yüksek olabilir ama Türkiye, gelişmekte olan ülke ortalamasının altındadır. Türkiye, millî gelire oran olarak yüzde 25’lik bir tasarruf düzeyine sahiptir yaklaşık olarak, gelişmekte olan ülkeler ortalaması yüzde 30’lar seviyesindedir. Hani “Tasarrufumuz eksik, hane halkı tasarrufları göreceli olarak düşük, bu tasarrufları artıralım.” diye bir gayretin içerisine kendini yerleştiriyor bu teklif.

Elbette, teklifi şahsen olumlu buluyorum, prensip olarak teklifi olumlu buluyorum ancak eksiklikleri vardır, bunların tamamlanması gerekir. Zamanın izin verdiği ölçüde onların bir ikisine çok kısaca değineceğim. Bir kere, Türkiye’de mevcut finansal piyasa banka sisteminin egemenliği altındadır. Asıl problem buradadır, sisteme bankalar hâkimdir. Rakamlara baktığımızda -rakamlar OECD’nin rakamlarıdır- Türkiye’de finansal piyasalarda bankaların toplam ağırlığı yüzde 85,5 düzeyindedir. Diğerleri yani sigorta şirketleri, emeklilik şirketleri, diğer finansal kuruluşlar, banka dışı diğer kamu finans kuruluşları, bunların hepsinin toplamı da yüzde 14,5’dir. OECD’nin en yüksek banka sistemi ağırlığı olan ülkesiyiz. En yüksek hangi ülke var OECD’de? İspanya var, banka sisteminin ağırlığı yüzde 70’dir, diğerlerinin payı yüzde 30’dur. Çoğaltabiliriz bunu, çoğaltabiliriz. Örneğin, Kore, İtalya, Meksika Türkiye’nin çok altında. Özellikle Meksika Türkiye’yle OECD’de birçok rakamlarda paralel gider; orada, Meksika’da bile banka sisteminin ağırlığı Türkiye’nin ağırlığının neredeyse yarısı kadar, bunu değiştirmek lazım.

Şimdi, teklifi hazırlayan arkadaşlar diyecek ki “Zaten biz bu teklifi bunun için getiriyoruz.” Bunun için getiriyorsunuz ama bu tip yasal düzenlemelerle bu tasarrufu artırma imkânı yok. Tasarruf finansman şirketleri nereden doğdu? Vatandaşımız ev almak istiyor, araba almak istiyor, parası yok; cebinde her ay yatırabileceği belki 500 lirası var, 1.000 lirası var, 2.000 lirası var. Bankaya gitmiyor ya da belki faizin haram olduğu düşüncesiyle vatandaşımız bankaya gitmiyor -elbette bu tercihe devletin saygı göstermesi lazım- ya da banka formalitesinden kaçınıyor, kredi faizinin yüksekliği, belki sicili bozuk, çeki yazılmış… Bir şekilde bu küçük tasarruflar bu şirketlerde toplanıyor. Şirketler de her ay veya belli aralıklarla çekiliş yapmak suretiyle, işte piyango kime çıkıyorsa oradaki birkaç kişiye, 1 kişiye, 5 kişiye, her neyse, araba almak üzere, ev almak üzere bir finansman sağlıyor. Alınacak evi alıcı belirliyor, gidip o evin sahibine bu para ödeniyor. Peki, sistemde faizler düşük olsa vatandaş oraya gider mi? Gitmeyebilir. “Mortgage” sistemi yani ipotekli borç senedi üzerine kurulan sistem gelişse, kurumsallaşsa vatandaş oraya gider mi? Gitmez. Faiz yüksek, enflasyon yüksek, inancı nedeniyle vatandaşımız bankaya gitmek istemiyor, bankaların kredide bir sürü formalitesi var. Bütün bunlar normale otursa, normal seyrine girse, özellikle konut kredi faizleri aşağı inse vatandaşlarımız belki de bu şirketlere gitmeyecek. Her neyse, böyle bir gerçek var. Bu gerçekten hareketle bu sistemi disipline etmek gerekiyor.

Teklifin 17’nci maddesi 6361 sayılı Kanun’a bir madde ekliyor, geçici madde 7. Bu çok önemli. Bu madde şunları getiriyor, diyor ki: Mevcut şirketler, tasarruf finansman faaliyetinde bulunan şirketler bir ay içerisinde BDDK’ye başvuruda bulunacak, başvurduğu sırada altı aylık bir planı da sunacak ya bu kanunun öngördüğü şartları yerine getirecek ya da “Ben bu şartları yerine getiremiyorum, beni tasfiye edin.” diyecek ama herkesin hakkını hukukunu koruyacak şekilde, parasını yatıran vatandaşımız parasını alacak. Tasfiye tercihinde bulunup başvuran kişinin, şirketin, her neyse, o talebi üzerine o tasfiyeyi BDDK yapacak, gerekirse o kişilerin mal varlığına da gidecek. Doğru. Zamanında TMSF bankaları tasfiye ederken ya da bankaların alacaklarını üçüncü kişilerden alırken, banka sahiplerinden alırken onların şahsi mal varlığına da gitti. Bunun buraya getirilmesini çok olumlu buluyorum. Ama bu şirketler başvurmaz ise ne olacak? Piyasada 50 bin lira nominal sermayeli şirket var, ödenmiş sermayesi 12.500 lira “Kanunun yürürlük tarihinde ben başvurmadım.” dedi, 10 bin kişiden para toplamış belki, ne olacak? “Ben, kendim İcra ve İflas Kanunu’na göre, genel hükümlere göre tasfiye olacağım.” derse –onun da ayrıca bir prosedürü var tabii- bu yok burada. Bunu hatırlattım Sayın Komisyon Başkanına, ilgili arkadaşlara, sanıyorum bununla ilgili bir önerge yarın gelecek.

Burada büyük mağduriyetler doğabilir, başvuran şirketler arasında da doğabilir. Bakın, bazıları belki sorun yaşamayacak, sermaye yapısı son derece yüksek olanlar var. Tabii, mali tabloların ayrıntısını bilemiyorum, o tabloyu görüp ona göre değerlendirme yapmak lazım. Veya topladığı fonları başka alanlarda değerlendiren şirketler var, enerji sektörüne yatırım yapan şirketler olduğunu duyuyorum. Evet, teklif madde getirmiş, onu önlüyor, “Başka bir tarafta bunu kullanamayacaksın.” diyor, kullanmış olanlar var. Onu tabii, görmek lazım, o bilançoları, mali tabloları görmek lazım. Teklif sahibi arkadaşlar keşke bir konsolide sektör tablosunu, bilançosunu önümüze koysaydı Komisyonda da bu tablodan hareketle bir değerlendirme yapma imkânı bulabilseydik.

Bir diğer konu şudur: Bu şeylerin sonucunda belki binlerce insan mağdur olabilir. Bunu şimdiden bir uyarı olarak yapıyorum. Bunun önlemlerini almak lazım. Mümkün olduğu kadar şirketleri birleşmeye teşvik etmek lazım. Tasfiye tercihini bir şirketin yapması alacaklıların haklarını alması anlamına gelmeyecektir. Bunu özellikle söylüyorum. Evet, önlemler güzel ama umarım buradan büyük bir mağduriyet doğmaz, Kastelli faciası gibi bir şey doğmaz, bir Titan olayı umarım doğmaz, 2001 yılında, hatırlıyorum, o zamanın Maliye Bakanı, o banker faciası, banker krizi olduğunda şunu demişti: “Vatandaş üç beş kuruş fazla para kazanmak için kumar oynamıştır.” Ve onları oynadıkları kumarla, o zararla baş başa bıraktılar o zaman. Umarım bunlar meydana gelmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Böylesi örnekleri çok görüyoruz, Esenyurt’ta böyle, bir facia diyebileceğimiz ölçekte, farklı bir boyutta -gerçi bununla ilgisi yok ama-görüyoruz. Bunun önlemlerini almak lazım. Bunlar, tasarruf finansman şirketleri fon toplayacaklar tabii ama toplanan fonun sigortası yok. Bankalarda mevduatta bir sigorta var, sigorta primi ödüyor elbette bankalar. Bunlar da prim öderse efendim maliyet yükselir ama bu toplanan fonların bir şekilde güvence altına alınması lazım, belli limitlerle de olsa bir şekilde güvence altına almak gerekiyor değerli arkadaşlar.

Sürem bitiyor, aslında konuşacak çok şey var. Sayın Başkan, müsamahanıza teşekkür ediyorum. Teklifin görüşmeleri sırasında arkadaşlarımız, hepimiz önergelerle teklifin iyileştirilmesi için gerekli gayreti göstereceğiz.

Sözlerimi burada bitiriyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

251 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şahıslar adına ikinci söz, Malatya Milletvekili Sayın Bülent Tüfenkci’de.

Buyurun Sayın Tüfenkci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’miz üzerinde konuşmak için şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Cumhurbaşkanımız liderliğinde, ülkemizin kalkınması yolunda sürdürdüğümüz projelere hız kesmeden devam ediyoruz. Geçtiğimiz dönem boyunca birçok projeyi başarıyla hayata geçirdik. Ülkemizin ekonomik bağımsızlığına ve vatandaşlarımızın refahına önemli katkılarda bulunduk. Aynı azim ve kararlılıkla devam edecek çalışmalarımız kapsamında nihai amacımız, ülke olarak kendine yetebilen, dış kaynaklara ihtiyaç duymayan bir Türkiye’dir.

Hepimizin malumu olduğu üzere, ekonomik gelişme ve kalkınma yolunda ihtiyaç duyulan en önemli kaynak sermayedir. Yapılacak yatırımların ve hayata geçirilmesini beklediğimiz projelerin en önemli kaynak ve araçlarla finanse edilmesi kalkınma sürecimizdeki istikrar açısından önemlidir. İşte bu noktada, özellikle, hane halkımızın tasarruflarının görece az olduğu düşünüldüğünde, bu yasa teklifimizle birlikte tasarruflarımızı da artırmayı amaçlamaktayız. Özellikle, hane halkı tasarruflarının artırılması için öncelikle kişilerin kendilerini finansal açıdan güvence altında hissedebilecekleri uygun tasarruf ürünlerinin bulunması gerekmektedir. Ülkemizde, vatandaşlarımızın konut ve taşıt başta olmak üzere çeşitli varlıkları edinmeleri için finansman hizmeti sunan özel firmalar belirli bir süredir faaliyettedir. Otuz seneye, otuz üç seneye yakındır bu şirketler Türkiye’de faaliyetlerine devam etmekte; önemli bir aksaklık görülmemekle beraber, bu boşluğu gidermek, mağduriyetlere yol açmamak adına bu teklifimizi sunuyoruz. Özellikle bu teklifimiz, esas itibarıyla, bireylerin bireysel olarak veya grup hâlinde tasarruf edecekleri ve sonunda bir finansman elde edecekleri organizasyon yapılarını tesis etmektedir. Özünde bir finansal aracılık faaliyeti yürüten söz konusu firmaların uygun şekilde denetim ve gözetimlere tabi tutularak, bu alanın güvenliğini ve sürdürebilirliğini sağlayarak finansal sektörümüzün büyümesine ve piyasalarımızın derinleşmesine katkı sağlayacağımıza inanıyoruz.

Biz, bu sistemin, özellikle dünyada 100’e yakın ülkede kullanıldığını ifade etmek istiyoruz ama Türkiye’de uygulanan sistem, Türkiye’ye özgü bir model ve gerçekten biz, bu finansal şirketlerin de yaşamasını istiyoruz ama tasarruf sahiplerinin mağdur olmasını da istemiyoruz. Getirdiğimiz teklifle “tasarruf finansmanı” olarak adlandırılan yöntemin düzenlenmesi ve denetim altına alınması amaçlanmaktadır. Tasarruf finansmanı sistemi, en genel anlamıyla, firma ve müşteri arasında önceden kararlaştırılmış olan ya da müşteri grupları arasında çekiliş yapma yöntemleriyle belirlenen vadeye kadar müşterinin birikim yapması karşılığında müşterilere konut veya taşıt edinebilmesi amacıyla finansman sağlanabilmesidir. Burada, bu şirketler, konut veya taşıt alıp müşterilerine vermiyorlar, müşterilerinin bulduğu konut ve taşıtlara finansman sağlamış oluyorlar. Bu, uluslararası literatürde “sözleşmeye dayalı tasarruf sistemleri” diye ifade edilmekte, çeşitli nedenlerle bu tür organizasyonlara vatandaşlarımız başvurmakta, kimisi faizi haram olarak nitelendirdiği için bu sistemi tercih etmekte, kimisi bankalarda kredi notu düşük olduğu için bu sistemi tercih etmekte, kimisi de maliyet açısından bu sistemi tercih etmekte, yani bazı arkadaşların burada ifade ettiği gibi “yeşil sermaye, şu sermaye, bu sermaye”nin kullandığı bir araç veya metot değil, ayrıca sermayeyi ötekileştirmek, renklere ayırmak da gerçekten bu Meclise yakışmamaktadır.

Değerli arkadaşlar, biz bu teklifimizle beraber bu firmaların, özellikle tasarruf finansman sistemini icra eden firmaların, finansman aracılık faaliyetlerinde bulunduğunu değerlendirdiğimizde BDDK’den izin almasını istiyoruz. Sermaye şartı getiriyoruz, sermayenin 100 milyon olarak verilmesini, konulmasını istiyoruz.

Yine, lisans alacaklar bu firmalar, lisanslı olarak faaliyetlerine devam edecekler. Bu kanun yürürlüğe girmeden önce icra eden şirketlere de özellikle bir süre tanıyoruz; bu süreler, makul süreler. Sermaye şartı için belirli süreler var, diğer eksiklikleri gidermek için de farklı süreler var ve bu süreleri Komisyonda tartıştık; arkadaşlarımızın da oy birliğiyle veya kararıyla bu noktada, bu süreleri ortaya koyduk.

Tasfiye hâlinde neler yapılabileceğini bu teklifimizde yine gündeme getirdik. Tasfiyede vatandaşlarımızın, şu veya bu nedenle tasfiyeye giren şirketlerdeki mudilerin, tasarruf sahiplerinin mağdur olmaması için düzenlemeler getirdik.

Yine, kötü niyetli organizasyon şirketlerinin suistimalleri hâlinde, zimmetlerine para geçirmeleri hâlinde Bankacılık Yasası’na koşut düzenlemeler getirerek en ağır cezaları alması noktasında sisteme bir güvence getirdik ve bu noktada, sistemin işleyişini denetleme noktasında da BDDK’ye ayrıca bir yetki verdik.

Yine, bu sistemin… Özellikle bu sistemde hangi finansman aracı için para toplanmışsa -konut veya taşıt için- onun dışındaki başka araçlara, enstrümanlara bu paraların gitmemesi için düzenlemeler ortaya koyduk. Tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, sistem kapsamında faaliyette bulunan firmaların özellikle kendi şirketlerine para aktarılmaması noktasında da özel hükümler koyduk ve bu noktada, mali durumları bozulması hâlinde de yine, BDDK’nin denetiminde tasfiye sürecine girilmesi noktasında da biz, hükümler koyarak sistemi daha işler hâle getirdik.

Mevcut firmalar için eleştirilen hususlardan bir tanesi olarak söylenen, toplanan tasarrufların firmanın dâhil olduğu grup içindeki diğer faaliyetlerde kullanılmasını önleme noktasında da hükümler getirdik. Yine, firmaların başta iç sistemleri olmak üzere yeterli organizasyon ve yönetsel yapılarının tesis edilerek sağlamlaştırılması ve böylelikle kurumsallık düzeyini artırması noktasında da biz yeni düzenlemeler getiriyoruz bu teklifimizle. Yine, özellikle bu çerçevede konuya ilişkin teknik düzeydeki çalışmaları da gerçekleştirmek için, yönetmelikler çıkarmak için de yine BDDK’ye yetki veriyoruz.

Kanun teklifimiz sayesinde firmalar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun gözetimi altında bu faaliyetleri yaparken özellikle bir aylık süre içerisinde başvurma zorunluluğu getiriyoruz. Bununla ilgili, bu süre içerisinde başvurmayanlarla ilgili birtakım düzenlemeler var ve başvurduğunda yeterlilik alamayanlarla ilgili düzenlemelerimiz var. Böylelikle bu firmaların özellikle vatandaşlarımızı mağdur etmemesi noktasında bir güvence oluşturuyoruz. Bunu Titanla veya geçmişteki birtakım şirketlerle karıştırmamak lazım. Bu sistemin işleyişi ile çok ortaklı şirketleri birbirine karıştırarak işleyen bir sistemi rencide etmeyi de doğru bulmuyoruz. Biz bu sistemin özellikle kurumsal anlamda güçlenerek yoluna devam etmesinden yanayız ve vatandaşlarımızın, dar gelirli vatandaşlarımızın da özellikle konut alması noktasında, taşıt alması noktasında veya diğer ihtiyaçlarını gidermesi noktasında -BDDK’miz denetlemelerini yaparak onların gözetiminde- bu sistemi büyütmek istiyoruz. Bu sistemin, vatandaşlarımızın özellikle ihtiyaçlarını gidermesinde farklı bir enstrüman olmasını da istiyoruz.

Özellikle bu teklifte emeği geçen bütün arkadaşlarımıza, Komisyonumuza teşekkür ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BÜLENT TÜFENKCİ (Devamla) – İnşallah, birlik içerisinde bu teklifimizi yasalaştırırız. Türkiye’de özellikle bu enstrümanın daha sağlıklı bir şekilde hayata geçmesini istiyoruz. Sözlerime son verirken, yeni kurulacak sistemin ülkemiz ekonomisine, finansal piyasalarımıza ve vatandaşlarımızın refah ve huzuruna katkı sağlamısını temenni ediyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, pek kısa bir söz talebim var 60’a göre.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bülent Tüfenkci teklifin ilk imza sahibidir, konuya da hâkimdir, Bakanlığı vardır Sayın Bakanın. Hem Sayın Bakana hem Komisyona hem AK PARTİ Grubuna şunu söylemek istiyorum: En iyinin iyisi vardır; bana ait bir sözdür. Şimdi, gerek grubumuz adına konuşan Tacettin Bayır gerekse Sayın Akif Hamzaçebi teklife grup olarak olumlu yaklaştığımızı ortaya koyduktan sonra, biraz önce söylediğim “En iyinin de iyisi vardır.” yaklaşımıyla da bu teklifin daha verimli, daha rantabl, daha kapsamlı ve daha tasarruf sahiplerini korurken piyasalara, sisteme güven veren bir hâle getirilmesinin mümkün olduğunu da hem Sayın Hamzaçebi hem Sayın Bayır ortaya koydular. Hatta İYİ PARTİ de bu çerçevede bir konuşma yaptı. Yarın, teklifin detaylarına gireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben, bu vesileyle, hem AK PARTİ Sayın Grup Başkan Vekiline hem Komisyon Başkanımıza hem Sayın Tüfenkci’ye -ilk imza sahibi sıfatıyla- Sayın Hamzaçebi’nin ve Sayın Bayır’ın önerilerinin dikkate alınarak teklifin daha iyi hâle getirilmesi hâlinde Genel Kuruldan geçme süresinin de bir zaman tasarrufuyla hızlanacağını beyan ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şahıslar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2000 yılı sonrası emekli olan vatandaşlarımız acil bir intibak yasası istiyor. Emeklilerimiz açlık sınırının altında bir maaşla yaşamaya çalışıyor. Verdiğiniz üç kuruş maaşı da tuhaf yasalarla iyice kırpıyorsunuz. Bu insanlarımız ne yiyecek ne içecek; nasıl geçinecek, nasıl yaşayacak, torunlarına nasıl harçlık verecek? Biz CHP olarak 2000 sonrası emekli olanlar için bir intibak yasası teklifi getirdik, ittifakla reddettiniz. Duyun artık emeklinin sesini. Asgari ücretin altında maaşlarla emekli nasıl geçinsin? Dünyada, çalıştıkça batılan tek ülke Türkiye. AKP Türkiyesinde çiftçimiz, emeklimiz çalıştıkça zarar ediyor. Hakkınızı da teslim etmemiz gerek, çalışmadan milyarları götürebileceğiniz tek ülke de biziz.

Sözün özü, açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca emekliyi görün, onların dört gözle beklediği intibak yasasını bir an evvel çıkarın ya da bizim getirdiğimiz teklifleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, şehrim Kahramanmaraş’ın ve ülkemizin tarım potansiyeli yüksektir, bunu doğru kullanmalıyız. Günümüzün en önemli konularından biri tarımsal üretimi artırmaktır. Artan nüfus, yeterli ve dengeli beslenme ihtiyacı tarımsal üretimi artırmayı gerektirmektedir. Ülkeler arası rekabet, ülkeleri farklı müdahaleler yapmaya zorlamaktadır. Biz de ülke olarak tarımsal üretime müdahale etmeliyiz; kapalı sistem sulama ağımızı artırmalıyız, sulanan arazi miktarını artırmalıyız, tohum ıslah çalışmaları yapmalıyız. Ayrıca, tarımsal üretimi artırmak için kamuda, özel kuruluşlarda ziraat mühendisi istihdamını artırmalıyız. Danışmanlık ve üretimde bilimsel yöntemleri kullanarak doğru uygulamalarla tarımsal üretim, verim artırılmalıdır. Elimizde yeteri kadar ziraat mühendisi vardır, bunları etkin kullanarak, topyekûn tarımsal üretimi artırmalıyız.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Başkanım.

Çiftçilerimiz Meclisten gelecek sesi dinlerken muma döndüler. Hâlâ Tarım Kredinin ve Ziraat Bankasının çiftçi borçlarını yapılandırmasıyla ilgili bir çalışma yok. Tarım Kredilerle ilgili son tarihî düzlüğe girilmekte, yakında yine çiftçilere haciz işlemleri başlayacak. Bakanlığın bir an evvel verilecek torba kanun teklifi içerisine çiftçilerimizle ilgili yapılandırmayı bir an evvel getirmesini bekliyoruz. Ama dediğim gibi, muma döndüler, hiç de olacak gibi durmuyor.

Yine, bakınız, Sayın Cumhurbaşkanı “müjde” dedi, gübreye yüzde 100 destek verdiğini söyledi. Eğer buğdayda 210 liraya gelen gübre rakamının sadece 16 lirasını büyük müjde olarak veriyorsanız, ben şapka çıkarıyorum sizlere. Yine, ayçiçeğinde 150 liraya gelen gübre kullanımında sadece 8 lirasını müjde olarak veriyorsanız -4 liradan 8 liraya çıkarmayı- aşk olsun diyorum. Eğer bu gübre desteği sizin için müjdeyse takdir halkındır.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar’da, Ahmet Uçmak isimli bir gazeteci, aylardır AKP’li Çay Belediyesinin iş yaptığı firmalardan birinin FET֒yle iltisaklı olduğu iddialarını yazıyor. Bu haber Afyonkarahisar’ın da gündemindedir. Yetkililer niçin aylardır bir açıklama yapmıyor? Eğer bu iddia doğru değilse çıkıp Çay Belediyesinin FET֒yle iltisaklı bir firmayla iş yapmadığını söyleyin. FET֒yle iltisaklı bir firmayla çalışıyorsa da gereğini yapın; bu gazeteciyi mahkeme mahkeme dolaştırmayın.

Öte yandan, Afyonkarahisar’a yeni bir belediye binası yapmak istediğini söyleyen Afyonkarahisar Belediye Başkanı, bu konuyla ilgili Afyonkarahisarlı hemşehrilerimle röportaj yapan Nail Azbay isimli bir gazeteciye had bildirmeye kalkıyor. Hem basın özgürlüğünden bahsediyorsunuz hem de özellikle yerel gazeteciler üzerinde baskı kurmaya kalkıyorsunuz; eleştiriye tahammülünüz yok. Bu mu sizin basın özgürlüğü anlayışınız?

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün açıklanan kararlar neticesinde, risk grupları ve illere göre, bazı işletmelerin kademeli olarak açılmasına karar verilmiştir ancak esnaflarımız “İzin verdik, işe başlayın.” diyerek düzelecek konumda değiller; aylardır biriken borçları, ödenmeyen faturaları ve kredileri bulunmaktadır. Mutlaka esnafı karşılıksız ayağa kaldıracak kalkış kredisi desteği verilmelidir. Çiftçi borçlarının yapılandırılması gibi esnafın da eski borçları yapılandırılmalıdır. Kamu bankaları esnafa altmış ay vadeli sıfır faizli destek kredileri sağlamalıdır. Bu aşamada esnafın son bir senede kötüye dönen sicili silinmelidir. Hâlen çözüm üretilmeyen vergileri ve kira stopajları alınmamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Gıda enflasyonu şubat ayında yüzde 2,8 oldu. Son bir yılda yüzde 30 olan gıda enflasyonu yılın ilk iki ayında yüzde 6,5’a ulaştı. Bu yıl enflasyon farkı düşüldükten sonra memur ve emeklisine yüzde 3, SSK ve BAĞKUR emeklisine yüzde 4 zam yapan AKP iktidarının yılın ilk altı ayı için verdiği zam iki ayı bile çıkaramadı. 2014’ten bu tarafa tek adam rejimiyle yönetilen Türkiye’de şubat ayı açlık sınırı 2.718 lira, yoksulluk sınırı da 8.856 lira olmuştur. Tek adam rejimi, işçisiyle, memuruyla, emeklisiyle, esnafıyla tüm milletimizi açlığa ve yokluğa mahkûm etmiştir. Tek adam rejimi istediği kadar TÜİK Başkanı, Merkez Bankası Başkanı ya da bakan değiştirerek makyajlansa da gerçeklerin saklanması mümkün olmamaktadır. Çare ülkeyi, milleti yok sayan bu rejimden kurtarmaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlıkçıların kanayan yarası atama sorunu. Her yıl sağlıkla ilgili bölümlerden mezun olan binlerce genç, Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndan yüksek puan almalarına rağmen atanamadıkları için mesleklerini yapamamaktadırlar.

Kadro dağılımındaki adaletsizliğin mağdur ettiği bir diğer meslek kesimi ise diş protez teknikerleridir. 20 bin mezunu olan diş protez teknikerliğinde son on iki senede 426 kişilik sözleşmeli personel alımı yapılmıştır; 18 binlik alımda 19, 12 binlik alımda ise 7 kişilik kadro verilmiştir. Diş protez teknikerlerine verilen kadro çok azdır ve her alımda giderek azalmaktadır. Mesleğin devamlılığı için adil bir kadro dağılımı yapılmalı, diş protez teknikerlerine yeterli kadro açılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – 10 milyondan fazla işsizin, milyonlarca yoksulun, çöplerde ekmek toplayan vatandaşların olduğu bu ülkenin 128 milyar dolarını yok ettiniz. Buradan, 10 milyon işsiz, milyonlarca yoksul, takibe düşen çiftçiler, kirasını ödeyemeyen emekliler, kredi borcunu ödeyemeyen esnaflar, tableti olmayan milyonlarca öğrenci, gençlerimiz, kadınlarımız adına, 83 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adına soruyorum: 128 milyar doları kime sattınız, kaça sattınız, ne zaman sattınız? Bu işlemi hangi yöntemle yaptınız? Bu işlemde kimin imzası var? Sizde vicdan var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aydın Söke’de 1996 yılında eğitime başlayan ve 882 öğrencinin eğitim gördüğü Nebahat Alpan İlk ve Ortaokulu binasının 2018 yılında yapılan deprem etüdüyle depreme dayanaksız olduğu tespit edilmiştir ancak tespitin yapıldığı bu tarihten itibaren okulun değil yıkılması, güçlendirilmesi adına hiçbir adım atılmamıştır. Bir deprem bölgesi olan Aydın’da bahsi geçen okul öğrencilerin hayatını tehdit etmektedir. 30 Ekim tarihinde gerçekleşen İzmir depremiyle birlikte binada yeni hasarlar da oluşmuştur. Bakanlık tarafından yapılan etütte okulun yüzde 49 oranında depreme dayanıksız olduğu, daha sonra yapılan incelemelerde ise yüzde 39 hasarlı bulunduğu, okul velileri tarafından yapılan CİMER başvurusu yanıtında Bakanlık tarafından iletilmiştir. Depreme dayanıksız olduğu yapılan testler sonucunda da ortaya konulan bu okulla ilgili gerekli çalışmalar bir an önce başlatılmalı, öğrencilerimizin hayatı daha fazla tehlikeye atılmamalıdır. Ayrıca, birinci derecede deprem kuşağı olan Aydın ilinde depreme dayanıksız okullarla ilgili ne gibi çalışmalar yürütülmektedir?

BAŞKAN – Sayın Şahin…

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İşitme engelli çocukların duyması için gerekli olan kohlear implant ve beyin sapı implant operasyonları, maliyetleri nedeniyle bir süredir yapılamamaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından implant bedelinin sadece 38 bin lirası karşılanıp ailelerden ilave olarak 60 ila 90 bin lira ek ödeme yapmaları istenmektedir. Mali yetersizlik içinde olan aileler doğal olarak bu operasyonları yaptıramamaktadırlar. Çocuğun işitme ve konuşma yeteneğinin gelişmesi için bu operasyonların 4 yaşa kadar yapılması hayati önem taşımaktadır. Bu durumda olup operasyon bekleyen yaklaşık 50 çocuğumuz vardır. Bu çocuklarımızın aileleri, Sosyal Güvenlik Kurumunun implant bedelinin tamamını ödemesini ve çocuklarının operasyonunun bir an önce yapılmasını istemektedirler. Bakanlığın bu konuda ivedi olarak düzenleme yapmasını aileler adına talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmet, yama tutmayan bütçe için yeni kaynak arayışlarına girdi. İlk göz dikilen alan ise geçen yıl 6 milyon satışın yapıldığı ikinci el araç pazarında oldu. Meclise getirilmesi beklenen yasa taslağına göre ikinci el araç satışında binde 5 oranında vergi alınacak olması zaten daralmış piyasada ciddi bir mağduriyet yaratacak. Araç fiyatlarının yükseldiği sıfır araç temininde yaşanan sıkıntı, maliyetlerin artışının ardından neredeyse on yılda bir aracını değiştirmek isteyen vatandaşa yeni bir vergi yükü bindirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, ehliyetini yenilemek isteyen vatandaştan 15 lira alınmasına karşılık ehliyetini beş yılda bir güncellemek isteyen ağır vasıta ehliyet sahibi insanlardan 270 lira alınması da hangi aklın ürünüdür? Hükûmet, büyüyen bütçe açığına vatandaşın sırtına yeni vergiler bindirerek çözüm bulma alışkanlığından vazgeçmeli, iğneden ipliğe vergi yükü altında ezilen, pandemi sürecinde kepenk kapatan, açlık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Siyasetçi kimliğinin yanı sıra akademisyen kimliğiyle ülkemizin ve dünyanın önde gelen isimleri arasında yer alan millî görüş hareketinin lideri Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamızı rahmetle, minnetle yâd ediyorum, mekânı cennet olsun.

Demokrasinin, halk iradesinin, meşru iktidarın, temel hak ve özgürlüklerin darbeci zihniyet tarafından askıya alınması ve “Bin yıl sürecek.” dedikleri postmodern 28 Şubat darbesi, milletimizin inancına, medeniyetimizin değerlerine yapılan bir darbedir. İnşallah, bundan sonra darbeler tarihin karanlık sayfalarında yer alacaktır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından dün açıklanan 2020 yılı yüzde 1,8’lik büyüme oranımız, başarılı politikalarımızın en somut göstergesidir. Hedefimiz, her bir vatandaşımıza dokunacak, refahı daha da artıracak, sağlıklı ve istikrarlı bir büyümenin orta ve uzun vadede güçlenerek sürmesidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Antakya-Samandağ yolu 27 kilometre uzunlukta olup ama yıllardır tam olarak bitirilememiştir. Kuşalanı ve Yeşilköy Mahalleleri arasında yol genişletilmesi için kamulaştırma yapılmasına rağmen yol henüz genişletilememiştir. Bu durum, sürekli ölümlü trafik kazalarına sebep oluyor ve bir sürü vatandaşımızı bu güzergâhta trafik kazasında kaybettik. Ayrıca, Samandağ yolu üstünde yayaların geçişi için Uzunbağ ve Koyunoğlu Mahallelerine üst geçit acilen yapılmalıdır. Buradan, Ulaştırma Bakanı ve Karayolları Genel Müdürüne sesleniyorum: Lütfen, Samandağ-Antakya yolunun genişletme çalışmalarını bitirin. Uzunbağ ve Koyunoğlu Mahallelerine üst geçit yapın, insanlarımız artık bu yolda trafik kazalarından ölmesin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Genel Kurulda kanun teklifi üzerinde fikirlerini beyan eden değerli milletvekili arkadaşlarımıza, siyasi parti gruplarına teşekkürlerimi sunuyorum.

Kanun teklifini, Sayın Bülent Tüfenkci ve 75 milletvekili arkadaşımızın teklifini Komisyonumuzda görüştük. Özellikle Komisyon aşamasında siyasi partilerimizin Komisyon üyesi değerli temsilcisi milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ayrıca Komisyon üyesi olmayıp bu konuyla ilgili hassasiyet duyan diğer siyasi partilerden bütün milletvekili arkadaşlarımızın samimiyetle bu kanun teklifi üzerinde çok değerli katkılarının olduklarını ifade etmek istiyorum, hâlâ da o katkılarını verdiklerini memnuniyetle ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanunun ortaya çıkarılmasıyla ilgili hem iktidar partisi grubu adına hem de diğer partideki milletvekili arkadaşlarımızın geneli ve şahsı adına yaptıkları görüşmeler çerçevesinde ortaya çıkan, çok hızlı bir şekilde büyüyen sistemi disiplin altına alabilmek. Biraz önce Sayın Hamzaçebi, mevcut 34 firmadan bahsetti bilinen rakamlar çerçevesinde. Ben biraz daha Genel Kurulu aydınlatmak adına şöyle ifade edeyim: 1991 yılında ilk defa bir şirket kurulmuş. 1992 yılında 2’nci şirket kurulmuş. 1992’den 2016 yılına kadar herhangi bir şirket yok, sadece 2 şirket faaliyet gösteriyor. 2016 yılında bir şirket kurulmuş. 2017 yılında bir tasarruf finansman şirketi kurulmuş yani 1991 ile 2017 yılı arasında 4 firma faaliyet içerisinde. 2018’de 5 firma faaliyete geçmiş, 2019’da 13, 2020 yılında 12 firma faaliyete geçmiş. Toplam 34 firma tasarruf finansman şirketi faaliyetlerine devam etmiş.

Biraz önce burada ifade edildiği gibi, bankadan kredi alma imkânı olmayan veya faizli bir sistemle uğraşmak istemeyen, inancı gereği başka bir yöntemle ev, araba sahibi olmak isteyen kişilerin bir fırsat penceresi olarak görülebileceğini ifade edebileceğimiz “kumbara hesabı” diyebileceğimiz -bize de ifade ederken “altın günü” diye tabir edilen- altın günlerinin benzeri ama bir organizasyon firması vasıtasıyla yapılan bir düzenleme. Toplam 34 firmanın bizdeki kayıtlarına göre 760 tane şubesi var. Artık bunlar sadece büyük vilayetlerde değil, Türkiye’nin hemen hemen 60 vilayetinde, belki de 81 vilayetinde faaliyet gösteren firmalar hâline gelmiş. Bu 760 şubenin 510 tanesi ilk 9 firmaya ait, geriye kalan 250 şube 26 firmaya ait. Yani 2019 ve 2020 yılında kurulan 25 firma toplam 250 şubeyle faaliyet gösteriyor, ilk 9 firma 510 şubeyle faaliyet gösteriyor. Biraz önce de ifade edildiği gibi bir firmanın kayıtlı sermayesi, ödenmiş sermayesi 300 milyon, öbür firmanın, sonuncu firmanın kayıtlı sermayesi 50 bin lira ama ödenmiş sermayesi 12.500 lira diye ifade edildi. İşte, buradan insanların tasarruflarının, kıt kanaat aldıkları ücretlerle biriktirmeye çalıştıkları “Gelecekte bir kumbara hesabım olsun, ortaklaşa, birlikte bir el birliği çerçevesi içerisinde konut sahibi olabilir miyim, ev sahibi olabilir miyim, araba sahibi olabilir miyim?” diye 1991 ve 1992 yılında kurulmuş, bugüne kadar yaklaşık 150 bin veya 200 bin civarında insanın finanse edildiği bir sistemden ortaya çıkıyoruz. Ondan önceki dönemlerde pek bir mağduriyetin olmadığını, şikâyetlerin makul bir seviyede sadece -ki firmalar bunu “sistemde teslimat” diye ifade ediyorlar- teslimatların zamanından bir ay sonra, iki ay sonra, üç ay sonra yapıldığıyla ilgili; sistemden geriye çıkmak isteyenlerin, kurada olmayanların sistemden geri çıkarken ödedikleri organizasyon bedelinin sözleşmeler çerçevesinde, aslında sözleşmelerde “Hiç ödenmez.” diye ibare olmasına rağmen bir kısım firmalar bunun yarısını, yüzde 20’sini ödeme imkânı ortaya çıkardıklarından dolayı “Bana niye organizasyon bedelini ödemediler?” diye şikâyetler söz konusu. Son zamanlarda yani son üç yılda -2018, 2019, 2020 yıllarında- ortaya çıkan 30 şirketin çoğalmasıyla birlikte “sistemde teslimat” diye söylenen yani yüz aylık bir sisteme girdiğiniz takdirde normal şartlar altında 40’ıncı aydan bütün havuz üyesi -“havuz” diye tabir ediliyor- olan katılımcıların tamamı bütün ödeyecekleri miktarın yani 100 bin lirayı 1.000 lira olarak varsayarsak 1’inci, ilk şanslı olan 1’inci ayda 100 bin lirayı alıyor, nihai olan kişi 40’ıncı ayda 100 bin lirasını alıyor. Sisteme yeni girişler olduğu sürece, yeni yeni havuzlar oluştuğu sürece geriye kalan 60 kişinin finansman edilmesine imkân veren, adına da “el birliği sistemi” diye söylenen ve -güzel de bir tarif aslında “el birliği sistemi” diye ifade ettikleri durum- bu çerçevede son zamanlarda ortaya çıkan yeni yeni firmaların teslimat sürelerini rekabet şartları dolayısıyla veya yaptıkları reklamlar münasebetiyle katılımcıların yoğun bir şekilde ortaya çıkması ve teslimat sürelerinin normal şartlar altında kredili veya faizli sistemde en büyük örneklerinden biri Almanya’da gözüküyor. Almanya’da 40’ıncı ayda nihai teslimatı gerçekleştiriyorlar çünkü bir faiz alıyorlar o sistem içerisinde. Bizde faizsiz olan sistemde normal şartlar altında 40’ıncı ay veya 50’nci ayda teslimatlarının tamamını gerçekleştirme imkânları var ama sistemin reklama girmesiyle birlikte ve cazip hâle gelmesi ve önceki geçmiş örneklerinin olumlu olmasından kaynaklı, biraz rekabetin de verdiği unsurlarla birlikte hem organizasyon ücretinde bir düşme hem de teslimat sürelerinde bir azalma ortaya çıkıyor. Hem milletvekili arkadaşlarımız, teklif sahibi milletvekili arkadaşlarımız, benim bildiğim kadarıyla dört beş aydır bu konuyla ilgili gayretli olarak çalışıyorlar ve destek sağladıkları Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, aynı zamanda Hazine ve Maliye Bakanlığı hem TMSF’yle birlikte yaptıkları görüşmeler çerçevesinde bunun bir disiplin altına alınması, çünkü Ticaret Kanunu çerçevesinde kurulduğundan dolayı finans toplayan ama sistem normal çalıştığı takdirde sadece organizasyon faaliyeti gösteren firmaların organizasyon ücretiyle hayatlarını devam ettirdikleri –ki yüzde 5 ile yüzde 7 arasında, yüzde 8 arasında organizasyon ücreti alıyorlar; son duyduğumuz, emin değilim, yüzde 2’lere, yüzde 3’lere düşen organizasyon ücretiyle birlikte- bu sistemin artık havuzdan kaynak temin etme mecburiyetinin olabileceği kaygısıyla değerli arkadaşlarımız çok güzel bir teklif hazırlamışlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyon tartışmalarımız sırasında, bütün siyasi parti grubundan arkadaşlarımızın hem kanun teklifi sahibi arkadaşlarımızın hem BDDK’nin hem Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısının hem de Komisyon Başkanı olarak bize tevdi ettikleri sorular gerçekten çok önemliydi ve Sayın Tacettin Bayır’ın ifade ettiği gibi ilk defa sektör temsilcilerinin bu kanuna bu kadar katkı yaptıkları nadir tekliflerden biri. Gerçi eleştirel manada söyledi kürsüde konuşurken ama bir kanun teklifini yaparken biz bu sektörde faaliyet gösteren 34 firmanın yaklaşık 350 bin katılımcısının firmaların zor durumda kalarak bir Titan benzeri hadisenin ortaya çıkmaması için, hayallerini gerçekleştirmek amacıyla kıt kanaat biriktirmeye çalıştıkları, yavrularının rızkından kestikleri, başka sosyal imkânlarından farklı olarak biriktirmeye gayret ettikleri, gelecekteki umutlarını güncel ihtiyaçlarından keserek gayret etmeye çalışan insanların umutlarının mağdur olmaması için yapılması gereken, sistemin tıkanmaması için, sistemin çökmemesi için, 350 bin katılımcının mağduriyetinin ortaya çıkmaması için yapılan bir düzenlemeden sistem temsilcileriyle ilgili 34 firmanın tamamının temsilcileriyle hem birer birer hem de toplu hâlde görüşerek “Sistem içerisindeki tıkanıklar ne olabilir, nasıl mağduriyetler olur, nasıl giderilebilir?” konusunda araştırmalar yaptım. Bunda da katkı yapan hem teklif sahibi arkadaşlarıma hem Cumhuriyet Halk Partisinden değerli Komisyon üyelerimize ve Komisyon dışından katkı yapan değerli milletvekillerimize, HDP milletvekillerine, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerine ve İYİ PARTİ milletvekillerine teşekkür ediyorum. Büyük bir samimiyet içerisinde, büyük bir gayret içerisinde biz bu kanunda 350 bine yakın insanın bu havuz içerisinde bulunduğu ve mağdur olmamaları için gayret gösterdiğimiz çok önemli bir kanun teklifini yerine getirdik ve orada da Komisyonda hem ben hem değerli milletvekili arkadaşlarımız sektör temsilcilerine, bir tüketici gibi ve 350-400 bin civarındaki sözleşme sahibi dar gelirli, sabit gelirli insanın hakkını savunabilecek şekilde sorular tevdi ederek; hem Hazine ve Maliye Bakanlığına hem TMSF’ye hem de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna o vatandaşlarımızın adına soruları sorarak bu kanun teklifini bu hâle getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sistemin tıkanmaması, böylesine bir saadet zinciri hâline getirilip Titanların oluşmaması için katkı veren ve görüşleriyle, fikirleriyle bize yön veren değerli milletvekili arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Bu meyanda, hem İYİ PARTİ’den hem Milliyetçi Hareket Partisinden hem HDP’den gelip Komisyonumuzda katkı sağlayan değerli milletvekillerinin, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Akif Hamzaçebi’nin katkılarına da çok çok teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Nitekim, biraz önce de bu kanun teklifi üzerinde yaptığımız “Şöyle olsa daha mı iyi olur?” diye düşündüğümüz -ki diğer partilerden diğer arkadaşlarımız da bu şeye katkı sağladılar- iktidar partisi grubunun değerli teklif sahibi arkadaşlarımıza ve Grup Başkan Vekillerine teşekkür ediyorum.

Biz, sistemi tıkamadan, yeni mağdurların oluşmasını engelleyip, bu şirketleri sistem dışına çıkararak 350 bin mağdur ortaya çıkarmadan, sistemin sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için elden geldiğince gayret gösterdik.

Özellikle hem Cumhuriyet Halk Partisinin değerli milletvekillerine ve Cumhuriyet Halk Partisinin Komisyon temsilcisi değerli arkadaşıma, HDP’nin değerli milletvekillerine ve Komisyon temsilcisi arkadaşlarımıza, Milliyetçi Hareket Partisinin Komisyon temsilcisine ve milletvekili arkadaşlarımıza, İYİ PARTİ’nin, katkı sağlayan tüm milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Sistemi tıkamadan, olumlu bir şekilde devam ettirebilmek adına ben bu arada sektör oyuncularıyla da 34 firmanın her biriyle, tamamıyla da görüştüm. “Nasıl olur da bu sistem tıkanmadan ve dar gelirli, sabit gelirli 350 bin insan mağdur edilmeden bu kanunu işleyebilir, yürüyebilir hâle getiririz?” diye gayret gösterdik, çalıştık ve bununla ilgili biraz sonra -çeşitli önergeleri de AK PARTİ Grubundan milletvekili arkadaşlarımız verdi- sizlerin de katkılarınızla bu kanun teklifini en iyi şekilde yapacağımızı ümit ediyorum.

Konuşmalarıyla katkı sağlayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, tamamlayın Sayın Elitaş.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyonumuzda bugüne kadar faaliyet gösterip ahenk içerisinde herkesin gıpta ettiği bir Komisyon faaliyeti çalışmasına gayret gösteren tüm siyasi parti gruplarından Komisyon temsilcisi milletvekili arkadaşlarıma Komisyon Başkanı olarak teşekkür ediyorum. İYİ PARTİ’den, MHP’den, HDP, CHP ve AK PARTİ’den bütün temsilci arkadaşlar Komisyonumuzun aktif bir şekilde ve verimli bir şekilde çalışması için çok büyük gayret gösterdiler. Komisyonumuza gelerek katkı sağlayan değerli milletvekili arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

Teklifin tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür etmedim, söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon Başkanımız teşekkür etmemiş.

Son bir söz verelim.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Genel Kurulda da konuşmalarıyla katkı yapan değerli arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Hakikaten ileride ortaya çıkabilecek mağduriyetleri önleyebilmek için tüm milletvekili arkadaşlarımız samimiyetle katkıda bulunmuşlardır. Katkıda bulunan değerli arkadaşlarıma teşekkür ediyor ve kanunun, katılımcılara hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.44

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

251 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 3 Mart 2021 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; iyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.46



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 251 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.