TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

47’nci Birleşim

                                                                                       16 Şubat 2021 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Pençe Kartal-2 Operasyonu sırasında şehit olan Piyade Komando Yüzbaşı Burak Coşkun, Muhabere Komando Yüzbaşı Ertuğ Güler ve Muhabere Astsubay Kıdemli Çavuş Harun Turhan’ı rahmetle andığına, yıllardır asker-sivil ayırmadan katliam yapan terör örgütünün şimdi de algı oyunlarına hazırlandığına, bu çetin zamanda Mecliste görev yapan herkesin asli vazifesinin terörizmin kirli propaganda mekanizmasına baş eğmemek olduğuna, terör örgütlerinin vesayetinde siyaset yürütenlerin bu yoldan derhâl vazgeçmesi gerektiğine, nasıl terör örgütünün başı paketlenip ülkeye geri getirildiyse Kandil’deki eli kanlı katillerin de bu akıbetten kurtulamayacaklarına, 54 senatör tarafından Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden’e mektup yazılarak Türkiye’nin baskı altına alınmasının istenmesinin millî egemenliği tahkir eden bir diplomasi rezaleti olduğuna ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları açıklamalar üzerine HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Meclis Başkan Vekili olarak herhangi bir Grup Başkan Vekiliyle polemiğe girmek niyetinde olmadığına ancak 13 vatandaşın beş altı yıl önce kaçırıldığına, onlara sıkılan kurşunun milletin merhametine, sevgisine ve kardeşliğine sıkıldığına ilişkin konuşması

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Pençe Kartal-2 Harekâtına ve Gara bölgesinde 13 vatandaşın terör örgütünce şehit edilmesine ilişkin gündem dışı açıklaması ve İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu ile Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan; MHP Grubu adına Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül; HDP Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ile Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş; CHP Grubu adına İzmir Milletvekili Murat Bakan ile Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün; AK PARTİ Grubu adına Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz ile Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu ve şahısları adına; Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal, Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin aynı konudaki konuşmaları

B) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, iklim değişikliği ve kuraklık tehdidine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş’ın, Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları açıklamalar üzerine İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ve Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları açıklamalar üzerine HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Irak’ın Gara bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Pençe Kartal-2 Harekâtı’yla kurtarılmaya çalışılan ancak terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 13 kişiye Allah’tan rahmet dilediğine, PKK’nın milletçe lanetlendiğine, Türk milletinin vatan bütünlüğünü korumaya azimli olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Irak’taki operasyonda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, şehitlerin kanının PKK terör örgütüne sahip çıkan, destek veren, sempati besleyen herkesin eline bulaştığına, vatan topraklarında tek bir terörist kalmayana kadar mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

9.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinde çiftçilere DSİ’den hiçbir hizmet almadıkları kuyuları için en az 2 bin liralık su faturaları gönderildiğine, DSİ’nin Türkiye’nin dört bir yanında Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı tüm çiftçilere hiçbir kontrol yapmaksızın otomatik su faturaları gönderdiğine, kanun çıkmadan önce yıllarca hiç alınmamış böyle bir paranın şimdi isteniyor olmasının Eskişehir ili ve ülkede on binlerce çiftçiye yapılan bir haksızlık olduğuna, bu adaletsizlikten derhâl dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Pençe Kartal-2 Harekâtı’nda şehit olan 3 asker ile  teröristler tarafından kaçırılarak şehit edilen 13 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine, Türk ordusunun önünde durabilecek ne bir terör örgütü ne de bir piyon güç olduğuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi teröristler için ne Kandil ne Sincar ne de Suriye’de bulundukları hiçbir yerin artık güvenli olmayacağına ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkenin büyümesini durdurmaya çalışanların, bu amaçla çok uluslu operasyonlara ortak olan herkesin kaybedeceğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşu ve milletin güçlü desteğiyle hem sınırlar içinde hem de sınır ötesinde terörle ve destekçileriyle mücadelenin sonuna kadar sürdürüleceğine, Gara şehitleri başta olmak üzere vatanın bekası uğruna canlarını feda eden tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Irak’ın Gara bölgesinde terör örgütü tarafından şehit edilen Hüseyin Sarı’yı Kahramanmaraş Şehitliğinde defnettiklerine, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

13.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, pandemi sürecinde en dertli kesimlerden olan esnafların başında elektronik ve bilgisayar sarf malzemeleri satan küçük esnaf olduğuna ve bunların devletten destek beklediklerine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Gara şehitlerinden Semih Özbey’in 2019 yılında ailesine yazdığı mektuba ilişkin açıklaması

15.- Konya Milletvekili Halil Etyemez’in, Irak’ın Gara bölgesinde PKK tarafından 13 kişinin şehit edildiğine, teröre destek veren ve ses çıkarmayan herkesin bu cinayete ortak olduğuna, PKK terör örgütüne ve destekçilerine karşı verdikleri mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerine ilişkin açıklaması

16.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, çiftçilerin desteklerinin bir an önce ödenmesini beklediğine ilişkin açıklaması

17.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, 16 Şubat 1969 günü İstanbul Taksim Meydanı’nda 6’ncı Filo’yu protesto eden devrimci gençlerin saldırıya uğramasının üzerinden elli iki yıl geçtiğine, o saldırı sırasında Taksim Meydanı’nda öldürülen Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ı bir kez daha saygıyla andığına ilişkin açıklaması

18.- Hatay Milletvekili Sabahat Özgürsoy Çelik’in, kaçırılan ve Irak’ın Gara bölgesinde öldürülen şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşuyla en kısa sürede terör belasından kurtulunacağına ilişkin açıklaması

19.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, “Hangi AK PARTİ milletvekilinin çocuğu bedel ödedi bu ülkede?” diye soran Kemal Kılıçdaroğlu’na 1 şehit annesini Mecliste az mı bulduğunu sorduğuna ilişkin açıklaması

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, PKK tarafından yıllardır alıkonan 13 vatandaşın katledildiğine, terör örgütü adına hâlâ siyasi tehdit dilinden vazgeçmeyenlerin de büyük bedel ödeyeceğine, bu ilişkileri açık etme ve terör örgütlerinin belini kırma gayretinden asla vazgeçmeyeceklerine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’in, televizyon kanallarının Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın kendilerine atfen söylediği sözleri yayınladığına, bunu talihsizlik olarak gördüğüne, kendilerinin tarafının hukuk, insan hakları, barış, özgürlük ve adalet olduğuna, Meclis Başkan Vekillerinin hiçbirisinin bu yönlü açıklamalarını asla kabul etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

23.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Gara’da şehit olan asker, polis ve vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in yaptığı basın açıklamasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Uşak iliyle ilgili atıflarda bulunduğuna, her zaman halkın ve esnafın yanında olduklarına ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, ALS hastalığıyla ilgili Meclis Araştırması Komisyonu Raporunun görüşülmesinin son derece önemli olduğuna, bu rapor görüşüldükten sonra ülkede ALS hastası çocuk doğmasın diye belki anne babaya test yapılmaya başlanabileceğine, raporun görüşülmesinin gelecek haftadan daha ileriye ötelenmemesini beklediklerine ilişkin açıklaması

25.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, şehitlere Cenab-ı Hak’tan rahmet dilediğine, Gümüşhane ilinini düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

26.- Samsun Milletvekili Bedri Yaşar’ın, Gümüşhane ilinin kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümünü canıgönülden tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bu kısmın 1'inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi, Genel Kurulun 16 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki soru ve cevap işleminin tamamlanmasına kadar, 17 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 17 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, 18 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 23 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu raporlarının görüşmelerinin yapılması, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesi ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporlarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 24 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 54 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 25 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde Kişisel Verileri Koruma Kurulunda boşalacak olan bir üyelik için seçim yapılması ve bu birleşiminde 204 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un, (2/2361) esas numaralı 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/109)

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250)

16 Şubat 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Necati TIĞLI (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Pençe Kartal-2 Operasyonu sırasında şehit olan Piyade Komando Yüzbaşı Burak Coşkun, Muhabere Komando Yüzbaşı Ertuğ Güler ve Muhabere Astsubay Kıdemli Çavuş Harun Turhan’ı rahmetle andığına, yıllardır asker-sivil ayırmadan katliam yapan terör örgütünün şimdi de algı oyunlarına hazırlandığına, bu çetin zamanda Mecliste görev yapan herkesin asli vazifesinin terörizmin kirli propaganda mekanizmasına baş eğmemek olduğuna, terör örgütlerinin vesayetinde siyaset yürütenlerin bu yoldan derhâl vazgeçmesi gerektiğine, nasıl terör örgütünün başı paketlenip ülkeye geri getirildiyse Kandil’deki eli kanlı katillerin de bu akıbetten kurtulamayacaklarına, 54 senatör tarafından Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden’e mektup yazılarak Türkiye’nin baskı altına alınmasının istenmesinin millî egemenliği tahkir eden bir diplomasi rezaleti olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, milletimizin yüreğini yakan önemli bir süreç yaşıyoruz. Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinin bölücü terörden arındırılması için Pençe Kartal-2 isimli bir askerî harekât düzenlenmiştir. Bu operasyon esnasında meydana gelen çatışmalarda Yüzbaşı Ertuğ Güler, Yüzbaşı Burak Çoşkun ve Astsubay Kıdemli Çavuş Harun Turhan şehit olmuştur. Ayrıca, kahpece, alçakça pusu kurularak kaçırılan, bir süredir bölücü örgüt tarafından rehin tutulan 13 vatan evladımız, elleri bağlı, başlarına kurşun sıkılarak infaz edilmiş, evlatlarımız şehadete ermiştir. Bu vesileyle bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyoruz.

Onlarca yıldır asker-sivil, kadın-erkek, genç-yaşlı ayırt etmeden katliam yapan, beşikteki bebeklere kurşun sıkacak kadar zalimleşebilen bu örgüt, şimdi de çeşitli algı oyunlarına hazırlanmaktadır. Böylesi çetin bir zamanda bu Mecliste görev yapan herkesin asli vazifesi, terörizmin kirli propaganda mekanizmasına baş eğmemek olmalıdır. Muhalefet olsun iktidar olsun, bu milletin bütün vekilleri, bu milletin evlatlarını şehit eden “PKK” isimli emperyalist maşası çeteye karşı tavır koymalıdır. Nereden geldiği belli olmasına rağmen terör örgütünün adını vermeyenleri milletimiz yakinen takip etmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın karargâhı, millî iradenin tecelligâhıdır. Bu çatının altına giren herkes bu yükümlülüğün de altına girmek zorundadır. Terör örgütlerinin vesayetinde siyaset yürütenler bu yoldan derhâl vazgeçmelidir. PKK’nın ölüm saçan namlularını örtmek için Mehmetçik’i suçlayanların, dokunulmazlık zırhına bürünerek teröriste politik kalkan olanların milletimizin gözünde teröristten zerre kadar farkı yoktur. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Terörle arasına mesafe koymayanlar, bölücü katillerin güdümünden çıkmayanlar, karanlık ortaklıklar tesis edip el ovuşturanlar bu saatten sonra milletimizin vicdanında PKK’yla aynı muameleyi görecektir. 15/2/1999 tarihini vatan hainleriyle iş tutan ahlaksızlara hatırlatıyoruz. Bebek katili terör örgütünün başı nasıl paketlenip ülkemize geri getirildiyse Kandil’deki eli kanlı katiller de bu akıbetten kurtulamayacaklardır.

Ayrıca, geçtiğimiz günlerde Amerikalı 54 senatör tarafından Joe Biden’a hitaben yazılan bir mektupta, Türkiye’nin baskı altına alınması, tabiri caizse ders verilmesi istenmiştir. Bahsettiğimiz mektup, emperyal bir küstahlığın ürünü, millî egemenliğimizi tahkir eden bir diplomasi rezaletidir. Türkiye Büyük Millet Meclisine Başkanlık görevini yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu tarz hadsizliklere karşı daima dik durmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Büyük Atatürk, Millet Meclisinin temellerini atmak üzere kongreler tertip ederken kendisine engel olmak isteyen işgal kuvvetlerine şu şekilde hitap etmiştir: “Ben herhangi bir yabancı devletin yardımına tenezzül eden şahsiyetlerden değilim. Benim için en büyük korunma yeri, yardım kaynağı milletimizin sinesidir.”

İster Joe Biden yönetimi isterse başka bir kuvvet, Türkiye Cumhuriyeti’nin iç işlerine karıştığı takdirde karşısında bu çelikten iradeyi görecektir. Meclisimizin harcında aziz kanları bulunan şehitlerimize karşı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına karşı milletimizin birliğini, devletimizin yüceliğini korumak bizim için namus borcudur. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Necati TIĞLI (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, yürütmenin, Pençe Kartal-2 Harekâtı ve Gara bölgesinde 13 vatandaşımızın hain terör örgütünce şehit edilmesi hakkında İç Tüzük’ün 59’uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince gündem dışı söz istemi vardır. Bu istem, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun gündem dışı konuşma yapması şeklindedir. Bu talebi yerine getireceğim.

Sayın Bakanları Genel Kurula davet ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Sayın bakanların açıklamasından sonra istemleri hâlinde siyasi parti gruplarına ve grubu bulunmayan milletvekillerinden 2’sine söz vereceğim. Konuşma süreleri, 2 Sayın Bakan konuşma yapacağı için, bakanlar ve siyasi parti gruplarına yirmişer, grubu bulunmayan 2 milletvekili için ise beşer dakika uygulanacaktır.

İlk söz, Millî Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’a aittir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Pençe Kartal-2 Harekâtına ve Gara bölgesinde 13 vatandaşın terör örgütünce şehit edilmesine ilişkin gündem dışı açıklaması ve İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu ile Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan; MHP Grubu adına Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül; HDP Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ile Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş; CHP Grubu adına İzmir Milletvekili Murat Bakan ile Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün; AK PARTİ Grubu adına Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz ile Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu ve şahısları adına; Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal, Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin aynı konudaki konuşmaları

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI HULUSİ AKAR – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerimin başında, Gazi Meclisin çatısı altında sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada sizlere Irak’ın kuzeyi Gara bölgesinde icra edilen Pençe Kartal-2 Harekâtı hakkında özet bilgi sunacağım. Fakat bundan önce birkaç konuya değinmek istiyorum. Millî Savunma Bakanlığı tüm birlik ve unsurlarıyla başta FETÖ, PKK, YPG ve DEAŞ gibi terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı, asil milletimizin sevgisi, güveni ve duasından aldığı ilhamla “Ölürsem şehit, kalırsam gazi.” anlayışı içerisinde, azim ve kararlılıkla mücadelesini sürdürmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Irak’ın kuzeyinde varlığını sürdürmeye çalışan PKK’ya karşı mücadelemiz, operasyonlarımız artan bir şiddet ve tempoda aralıksız devam etmektedir ve devam edecektir. Şunu özellikle belirtmek isterim ki: Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılıyız, Irak’ın siyasi birlik içinde istikrar ve refaha kavuşması da en samimi arzumuzdur. Bu çerçevede, yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen terörü bitirmekte, 83 milyon vatandaşımızı, asil milletimizi bu terör belasından kurtarmakta kararlıyız. Irak’ın kuzeyinde terör örgütünün sınır ötesindeki tahkimli mevzilerini ve barınma alanlarını imha etmek, hudut emniyetini ileriden sağlamak ve azami teröristi etkisiz hâle getirmek maksadıyla operasyonlarımız icra edilmektedir.

Mayıs 2019’da Irak’ın kuzeyinde başlattığımız Pençe Kaplan Serisi Operasyonu’yla harekâtlar planlandığı şekilde devam etmektedir. Bu operasyonlar sonucunda belirli bölgeler, istikametler ve yerler teröristlerden büyük ölçüde temizlendi, temizlenmekte ve böylece teröristlerin hareket kabiliyeti kısıtlanmış bulunmaktadır. Bu şekliyle hareket serbestisi kısıtlanan örgütün Gara’da toplanmaya başladığı istihbar edilmiştir. Kısaca bir fikir vermek bakımından, şurada görüldüğü üzere, hududumuza mücavir olan Sinat-Haftanin, Metina, Zap, Avaşin-Basyan ve Hakurk’taki teröristlerle mücadele yoğun bir şekilde uzun bir zamandan beri devam etmekte ve buradaki teröristler büyük ölçüde etkisiz hâle getirilmiş bulunmaktadır. Ancak bulunduğu konum itibarıyla ve aradaki arazi itibarıyla ters kompartımanlardan dolayı, sıradağlardan dolayı, buraya ulaşmanın zorluğundan dolayı, çeşitli şekillerde, şu ana kadar Gara’da bir harekât, operasyon icra edilmemiştir. Bu nedenle, bu bölgede bulunan teröristlerin büyük bir bölümünün, bir şekilde, PKK’nın, sözde güvenli bölge olarak Gara’yı seçtiği ve oraya odaklandığı, sözde okul, eğitim merkezi ve toplantı alanı olarak bu bölgeyi kullanmaya başladığı da yine bize gelen bilgiler arasında bulunmaktadır. Bugüne kadar girilmeyen bu bölgede teröristler “Her an gelebilirler.” diye korksalar da kendilerini nispeten rahat ve emniyette hissetmişlerdir. Bu bölgeyi zaten takip ediyorduk. Son beş ayda özellikle bu bölgeye yoğunlaştık. Bu operasyon kara desteği olmadan, 35 kilometre derinlikte icra edilmiştir ve bu harekâtın kritik ve önemli olmasının sebebi de bundan kaynaklanmaktadır. Herhangi bir şekilde karadan irtibat ve destek olmadan yapılan bir harekât olması nedeniyle, nicelikten ziyade nitelik bakımından daha önceki operasyonlardan son derece farklıdır.

Operasyon için, gerekli gizlilik önlemleri içinde geniş bir hazırlık süreci yaşanmış, bu çerçevede, operasyon yapılacak araziyle ilgili ayrıntılı harita çalışmaları gerçekleştirilmiş, kuvvet ihtiyaçları belirlenmiş ve hedeflere yönelik ayrıntılı çalışmalar ilgili unsurlarımız tarafından icra edilmiştir. Dost ve müttefiklerimizle koordine edilerek yapılan harekât öncesinde hedefler özenle seçilmiş, harekâtın planlaması ve icrasında sivil halkın can ve mal güvenliği ile çevrenin korunmasına azami dikkat ve hassasiyet gösterilmiştir. Öncesinde, Kara ve Hava Kuvvetleri, kara, havacılık unsurları ile Özel Kuvvetler unsurları arasında ayrıntılı planlama ve koordinasyon da gerçekleştirilmiştir.

Bilahare yapılan bu çalışmalar harekât emrine dönüştürülmüş ve 10 Şubat saat 02.55’te uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa haklarımız doğrultusunda Hava Kuvvetlerine ait uçaklar ile İHA ve SİHA’ların desteğinde harekât başlatılmıştır. Harekât alanımızın çapı 75 kilometreye 25 kilometre olacak bir dikdörtgen şeklinde söylenebilir. Planın 50’den fazla hedefinden 48’i vurulmuştur. Diğer hedefler, güvenlik nedeniyle, hem kendi unsurlarımız hem de çevre nedeniyle iptal edilmiştir. Hedeflerin vurulmasını müteakip saat 05.45’te hava hücum harekâtı başlatılmış ve belirlediğimiz çeşitli bölgelere özel kuvvet unsurlarımız helikopterlerle inmeye başlamışlardır ve böylece, bölgeye giriş ve çıkışı önlemek, uygun arazi kesimlerini kontrol altına almak için gerekli uygulama gerçekleştirilmiştir.

İlk temasta, bölgelerden birinde, yani bu olayların gerçekleştiği yere ilk inildiğinde, bu bölgede 2 şehit ve 1 yaralımız olmuştur. Yaralanan subayımız, yüzbaşımız daha sonra hastanede şehit olmuştur. Harekâtın tamamında 3 şehit ve 3 yaralımız mevcut olup yaralılarımız hastanede tedavi altındadır ve hayati tehlikeleri bulunmamaktadır. Biraz önce aldığımız haberden de 1 yaralımız da buradan taburcu olmuştur. Birçok mağaranın bulunduğu bu bölgede ateş gelen mağaraya yoğunlaşılmış ve mağara girişlerinin demir kapılarla tahkim edildiği tespit edilmiştir.

Arazinin niteliğini görmek bakımından bu fotoğrafın önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Söz konusu mağara şuradaki bulunan bölgede, şu bölgede, şurada. Dolayısıyla, buraya herhangi bir şekilde hava unsurlarıyla, ne uçaklarla ne SİHA’larla etki etmek mümkün değil ve dolayısıyla, buraya mutlaka kara operasyonu yapmak mecburiyetimiz var. Diğer bir deyişle -bazı tezvirata da cevap vermek bakımından- geometrik yapısı itibarıyla buraya herhangi bir şekilde Hava Kuvvetlerimizin bombasının ulaşması da pek mümkün değil.

Gerekli keşif ve araştırmayı müteakip mağaranın diğer kapıları, 2 kapısı daha bulundu; güvenlik tedbirleri alınarak kapılar tahrip edilmeye çalışıldı içeriye girebilmek bakımından. Bu esnada içeriden ateş ediliyordu, el bombası atılıyordu ve bunlara karşılık orada askerlerimiz, Özel Kuvvet unsurlarımız el bombasıyla gerekli karşılığı veriyorlardı. Ayrıca, bölgede el bombası ve hafif silahlara karşılık olarak mağara girişinde sadece ve sadece göz yaşartıcı gaz kullanılmıştır; bunun dışında herhangi bir şekilde herhangi bir silah, mühimmat kullanılması asla söz konusu değildir.

Bu uygulamalar sırasında teröristlere teslim olmaları yönünde sürekli çağrıda bulunuldu; yaptıkları işin yanlış olduğu, herhangi bir şekilde kurtulma imkânlarının olmadığı ve dolayısıyla, teslim olmaları gerektiği hususu tekrar tekrar hatırlatıldı. Daha sonra, mağara içinde ilerleme sırasında çok dar geçitlerin ve ilave demir kapıların olduğu görüldü; başlangıçta bunlar bilinmediği için bunlarla karşılaşıldı ve dolayısıyla, ilerleme çok zor oldu.

Uzun süren bu çalışmalar sonunda cuma günü akşam saatlerine doğru birinci terörist -Şervan Korkmaz, kod- Osman Acer “Ateş etmeyin, teslim olmak istiyorum.” diye dışarı çıktı ve oradaki unsurlarımız tarafından teslim alındı. Teslim alınan birinci terörist tarafından, bir, içeride 7 terörist ve alıkonulan 12’si Türk vatandaşı, 1’i yabancı olmak üzere toplam 13 kişinin olduğu; alıkonulan 13 kişinin, sözde mağara sorumlusu Sorej kod tarafından hava hücum harekâtının başlangıcında yani 5.45 civarında başlarına 1'er kurşun sıkılarak şehit edildikleri ifade edildi.

Özel Kuvvet personelinin anonslarına ilaveten birinci teröristin de “Bana iyi davranıyorlar, korkmayın, gelin, teslim olun.” çağrılarına rağmen diğer teröristlerden teslim olmaya gelen olmadı. Ertesi gün sabah saatlerinde ikinci bir terörist mağaradan çıkıp kaçmaya çalışırken güvenlik kuvvetlerimiz -askerlerimiz- tarafından yakalandı. İkinci terörist -Merkaz Botan, kod- Doğan Geçgel’in ifadesinde, alıkonulan 13 kişinin Sorej kod tarafından başlarından vurularak şehit edildiği tekraren ve teyiden ifade edildi.

Operasyon sırasında yakalanan teröristlerin ifadesinde, sözde Gara sorumlusunun Cuma Biliki’yle yaptığı bir toplantıda, Erbil ziyaretimiz sonrasında, Derik, Sincar veya Gara’da bir operasyon yapılacağını beklediklerini söylediği ifade edilmektedir ilave bilgi olarak. Bu kapsamda, diğer bu faaliyetlerin önemli bir bulgusu da, önemli bir ispatı da, kullanılabilecek diğer bir veri de biraz sonra arz edeceğim konu.

Sözde mağara sorumlusu Sorej kod, YPG-PKK ilişkisini göstermek bakımından çok hayati önemi haiz olduğunu değerlendiriyoruz, en somut ispatıdır. Aranan terörist Kamuran Ataman, Şırnak Beytüşşebap 1986, turuncu listede olan teröristlerden biri. Bu kişi 2017’den önce Beytüşşebap bölgesinde birçok katliama katıldı ve buradan bir şekilde kaçtı; Kamışlı bölgesinde, Derik bölgesinde, orada 2017-2018 yıllarında, sözde cephe sorumlusu olarak görev yaptı. Daha sonra, bir şekilde yaralanma veya hastalanma sonucunda Derik’teki hastanede tedavi gördü, bu tedaviye müteakip de Gara bölgesine gönderildi ve 2019 yılı sonbaharında sözde cezaevi sorumlusu olarak görevlendirildi. Dolayısıyla, YPG ve PKK arasında ilişki olmadığını söyleyen -içeride, dışarıda- bazı kişiler var; bu ve buna benzer örneklerin -ki çok bu örnekler, en son örnek bu- bunun mutlaka görülmesi lazım. Dolayısıyla, bizim her yerde söylediğimiz gibi YPG’nin PKK’dan farkı yok; YPG PKK’nın Suriye kolu diyebiliriz.

Ayrıca, Özel Kuvvet personeli tarafından 2 teröriste, tekrar, mağaraya yönelik olarak, teslim olun çağrıları yaptırıldı ancak yine çıkan olmadı, içeriden ateşle cevap verildi. Bunun üzerine içeriye girmeye karar verildi, operasyon başlatıldı; içerisi tamamen karanlıktı, fenerlerle kısmi bir aydınlatma yapmak mümkündü, operasyon güvenlik sebebiyle dikkatli ve yavaş sürdürüldü.

Mağara içerisinde, teröristler tarafından yapılan ateşe karşılık verilerek ilerlendi ve bir müddet sonra karşıdan gelen ateşler kesildi. Mağara denildiği zaman da -birçok kez televizyonlarda gösterildi bu, basına verildi- başlangıçta mağaranın birinci kapısı olarak burası görüldü, daha sonra buradaki 2 kapı keşfedildi ve teslim olan 1 kişi buradan geldi, kaçmaya çalışan terörist burada yakalandı ve burada önemli olan husus, -buraya tekrar geleceğiz- şurada görmek lazım, tabii operasyonlar içinde, operasyonlar tabii ki zor ama bu mağara operasyonları özellikle çok daha zor çünkü bilmediğiniz bir alan, bilmediğiniz bir şekil, bilmediğiniz birtakım uygulamalar, bilmediğiniz birtakım tedbirler içinde askerin ilerlemesi gerekiyor. Bu manada, burada görüleceği üzere, 1,20 metre yüksekliğinde, çok alçak bir alan ve burada 70 santime düşüyor koridor ve buradaki geçişler de 1,5 metre, bir tarafta demir kapı var, arkasında demir parmaklıklar var. Dolayısıyla karanlıkta ve karşıda kimin olduğunu bilmeden buradaki bizim unsurlarımızın, askerlerimizin, Mehmetçik’in ilerlemesi gerçekten ciddi bir takım zorluklar içeriyordu. Bu çerçevede, ateş de geliyor, ateşle cevap veriliyor, karanlık ve bu zor şartlarda Mehmetçik kendisine verilen görevi başardı ve 7 kapı -şunlar, kırmızıyla gösterilen kapılar- demir kapılar ve demir perdeler var, birbirinden geçişleri önemli; dolayısıyla bunların her birinin uygun bir tahriple tahrip edilmesi gerekiyor, parçalanması gerekiyor, açılması gerekiyor.

Bu şekliyle, dikkatli bir şekilde, olabildiğince güvenli bir şekilde, olabildiğince de teslim alma esasına dayalı bir şekilde, her seferinde teröristleri teslim olmaya çağırarak mevzu burada geliştirildi, ilerleme geliştirildi ve nihayet 13 vatandaşımızın şehit edildiği bölmeye girildi. Ve hakikaten oraya girildiğinde vatandaşlarımızın naaşları yerde görüldü. Gerekli güvenlik tedbirleri alınmak suretiyle, önce çevrenin güvenliği sağlandıktan sonra, giriş ve çıkış emniyete alındıktan sonra naaşlar mağaradan dışarıya tahliye edildi. Ve sonunda, 2 teröristin de verdiği ifadeler de benzer şekilde, içeride 7 demir kapı ve parmaklık ve 9 da oda olduğu bir şekilde fiilen görülmüş oldu. Bütün oradaki mağaranın durumu da bizim oradaki unsurlarımız tarafından operasyon sırasında, sonrasında videoyla ve fotoğraflarla tespit edildi; karanlığa rağmen, flu da olsa, fenerle vesair anlaşılacak şekilde. Dolayısıyla operasyon gerçekten kahraman personelimiz tarafından, güvenlik kuvvetlerimiz tarafından oldukça zor şartlarda ve her birliğin, her ülkenin yapamayacağı bir şekilde gerçekleştirilmiş oldu.

Adli Tıp işlemleri için Adalet ve İçişleri Bakanlarımızla görüşmek ve konuşmak suretiyle nasıl bir hareket tarzı uygulayacağımız tartışıldı, konuşuldu, koordine edildi; bunun sonunda, en yakın yer olarak Şırnak belirlendi. Ancak Şırnak’a indikten sonra Şırnak’taki Adli Tıp imkân ve kabiliyetinin sınırlı olması nedeniyle bilahare yine İçişleri Bakanımız ve Adalet Bakanımla görüşmek suretiyle şehitlerimiz -13 şehit, 1’i Iraklı olmak üzere- Malatya Adli Tıbba teslim edildi. Mağaradan, önce Şırnak’a nakledildi ve Malatya’daki Adli Tıp bunları teslim aldı, gerekli işlemleri yaptı, yapmaya devam ediyor. Bunların, raporların da bir kısmı efendim yayımlandı, yayımlanacak.

Şehitlerimizin naaşları emniyetli bir şekilde yurt içine nakledildikten sonra, oradaki güvenlik kuvvetlerimizle karadan ve havadan gerekli emniyet tedbirleri alınarak, operasyona iştirak eden unsurlarımız kademeli bir şekilde ve emniyetli bir şekilde yurt içine dönmeye başladılar. Ancak, şu anda dahi, döndükten sonra dahi, oradaki operasyonlarımız devam etti. “Paramotor” diye tabir edilen -efendime söyleyeyim- bir şekilde bu paraşütle hareket eden bir aygıt var. Ayın 14’ünde bu aygıtla 3 terörist tespit edildi ve onlar da etkisiz hâle getirildi. Daha sonra bölgenin tarassudu, keşfi, incelenmesi devam ettiği cihetle tespit edilen 2 hedef de, 3 hedef de yine Hava Kuvvetlerimiz tarafından vuruldu. Bu manada, bizim oradaki gözetleme faaliyetlerimiz, oradaki istihbarat faaliyetlerimiz devam ediyor. Orada herhangi bir şekilde ortaya çıkan bir durum olursa onlara karşı da gerekli faaliyetleri yapmaya hazır olduğumuzu burada ifade etmek istiyorum.

Burada bir istihbarat notunu sizlerle paylaşmak istiyorum, o da şu: Bu operasyon sonucunda ne oldu? Bu operasyon sonucunda gerçekten teröristlerin hem psikolojik bakımdan hem maddi bakımdan çok ciddi bir zayiata uğradıkları kesin. Bunun sonunda, yine, bu sözde karargâhları tarafından yayımlanan talimatlarda -teröristlere yayımlanan talimatlarda- özellikle önümüzdeki on beş gün süreyle hiç kimsenin, hiçbir teröristin 3-4 kişiden aşağı olmayacağını -çünkü firarlar başladı, bu firarları önlemek için 3-4 kişiden aşağı olmayacağını- bir diğer tedbir olarak da telefon, internet, tablet vesair gibi aygıtların kullanılamayacağını, televizyon seyredilemeyeceğini, haber seyredilemeyeceğini orada teröristlere tebliğ etmiş bulunuyorlar.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; harekât boyunca 4’ü üst düzey yönetici olmak üzere 51 terörist ölü, 2 terörist ise sağ olarak ele geçirilmiştir. İstihbarat kaynakları tarafından etkisiz hâle getirilen terörist sayısının çok daha fazla olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır; bu hususun önümüzdeki günlerde açıklığa kavuşması beklenmektedir.

Bu harekâtla bölgeye yerleşen, yeniden yapılanmaya çalışan ve bir şekilde hudutlarımıza, güvenlik güçlerimize ve halkımıza saldırı hazırlığında bulunan tüm unsurlar da büyük ölçüde temizlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, terör örgütünün, PKK’nın kendisini çok emniyette hissettiği Gara’da, 75 kilometreye 25 kilometrelik bir alanda, PKK’ya ağır zayiat verdirmiştir. Terör örgütü, dün olduğu kadar bundan sonra da kendini burada artık rahat hissedemeyecektir. Asil milletimizin bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin ve milletimizin güvenliği için terörle mücadeleye en son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar azim ve kararlılıkla devam edecektir. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bugüne kadar hiçbir şehidimizin kanı yerde bırakılmadı, bundan sonra da bırakılmayacaktır.

Harekât sırasında hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır, yaralı personelimiz için de acil şifalar diliyorum.

Sonuç olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri asil milletimizin sevgisi, güveni ve desteğiyle, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Suriye’de, Irak’ın kuzeyinde, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Karabağ’da ve daha birçok coğrafyada bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sağlamak, dost ve kardeşlerimizin hakkını, hukukunu korumak için büyük bir fedakârlık ve kahramanlıkla mücadelesini sürdürmektedir.

Gazi Meclisimizi, yüksek heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlıyor, dikkat ve sabrınız için teşekkür ediyorum. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Şimdi İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’ya söz veriyorum.

Buyurun Sayın Soylu. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bir hüzünlü günde, bir yas gününde hep birlikteyiz. Milletimizin, ülkemizin, ailelerimizin acısını paylaşmak, burada bulunduğumuz görevlerden daha ziyade bizim için bir evlat, bir insanlık ve bir aile vazifesidir.

Öncelikle, Gara’da şehit olan, kaçırıldığı günden itibaren beş yıldır, altı yıldır her birimizin aileleriyle tek aile olduğumuz, dertleriyle dertlendiğimiz bu evlatlarımızın şehadetine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu operasyonda şehit olan 2 yüzbaşı, bir astsubay ve yaralanan kahramanlarımıza hem başsağlığı hem rahmet hem de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bütün milletimizin başı sağ olsun ve geçmiş olsun.

Dün, arkadaşlarım gibi ben de bir cenazedeydim Mersin Bozyazı’da. Ünzile teyzeyi dün tanımadım, İçişleri Bakanlığımın ilk gününden itibaren evladı nasılsa biz öyleyiz. Dün Balıkesir’de evladını toprağa veren Sülbiye anneyi dün tanımadım. Eskişehir’deki Ayşe Güler ablamızı dün tanımadım. Gardırop siyasetçisi değiliz biz, gönlümüzle üzerimize düşen meselenin nasıl yapılabileceğini bilerek bu meseleleri milletimize layık bir şekilde gerçekleştirmek için, bize verilen sorumluluğu bu dünyada da öteki dünyada da yerine getirebilmek için çaba sarf eden arkadaşlarınızız.

Ünzile teyze yana eğildiğimde bana bir cümle söyledi, ilkin anlamadım, bir daha eğildim, evladıyla ilgili bir şey söylemedi, acısıyla ilgili bir şey söylemedi, yüreğiyle ilgili bir şey söylemedi, 3 defa “Dik durun! Dik durun! Dik durun!” dedi. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Sadece o mu? Dün gece 12 kişiyi, 12 aileyi aradım arkadaşlarımla beraber; Bakan Yardımcılarımız, Jandarma Genel Komutanımız, Emniyet Genel Müdürümüz. Müslüm Altıntaş’ın babası Şevket Altıntaş’ın söylediği cümle -ifade etmem gerekir ki- belki de hayatım boyunca benim peşimden gelecek cümledir. “Başımız sağ olsun.” demeye gerek kalmadan “Gam yok, keder yok Bakan Bey.” dedi, sözümün tamamını kesti. Birçok şehit cenazesine katılıyorum ama bu kadar uzun ve yorucu bir süreçten sonra ailelerin bu metaneti ve ortaya koydukları bu sabır, bu milletin ruhunun kendilerinin tamamen vücudunda bezenmiş hâli -ifade etmek istiyorum ki- bize dün akşam ve dün bir ders daha verdi.

Bu çocuklarımızın hiçbirisi pikniğe giderken kaçırılmadı, bu çocuklarımızın hiçbirisi terörle mücadele içerisindeyken, bir operasyondayken de kaçırılmadı. Burada açık bir şekilde söylemek istiyorum: Bu olayın duyulduğu ilk andan itibaren Avrupa’dan ve Amerika’dan, FETÖ ve PKK inşasıyla gerçekleşen sosyal medyadan, diğer birtakım cereyanlar içerisinden söylenenler elbette ki bir amaca matuf bir şekilde söylenmektedirler, hem acımız var hem bıçağı içimize sokup biraz daha kanırtmak için söylemektedirler. Bu çocuklar ailesinin ve eşinin yanından kaçırıldılar, çocuğunun yanından kaçırıldılar. Malatya’ya annesine babasına, orada kendine hazırlanmış baklavayı yemek için gitmek üzereyken, kimisi de bayramdan dönerken, anasının babasının kokusunu yeni duymuşken kaçırıldı. Kimisi de, 2016 yılında en son kaçırılanlar da “Acaba üniversite imtihanını kazanabilir miyiz?” diye açık öğretim imtihanına giderken yoldan kaçırıldılar ve alıkonuldular.

Olayı olduğu gibi anlatacağım size çünkü yaklaşık dört buçuk yıldır, beş yıldır bu olayı Hükûmetimizin bütün birimleriyle, Sayın Cumhurbaşkanımız da dâhil olmak üzere hep beraber yaşıyoruz. Bakan Yardımcımız, genel müdürlerimiz, biz bu ailelere sadece bir vatandaş muamelesi yapmadık, Allah şahittir, evlat muamelesi yaptık, evlat olduk; her üç ayda bir bunlarla görüştük ama kimlerin nasıl görüştüğünü, bu ailelerimizi nasıl istismar etmeye çalıştıklarını, nasıl PKK’ya yönelik yeni bir alan açmak için çaba sarf ettiklerini de burada, bu kürsüde söyleyeceğim. Hepimizin derdi; sadece benim derdim değil, bu Meclisteki herkesin derdi, milletimizin derdi. Biz terörle mücadele yapıyoruz. Biraz önce Sayın Bakanımız anlattı, derdimiz ne bizim Gara’da, niçin Avaşin-Basyan, niçin Hakurk, niçin Sinat-Haftanin; niçin buralara giriyoruz, kendi topraklarımızın ötesinde niçin varız? 2019 yılında terör örgütünün yaptığı tacizlerin yüzde 70’i o bölgelerden bize geldi. Allah razı olsun Türk Silahlı Kuvvetlerimizden, minnettarız; ölümü korkutarak o bölgelere gittiler. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Biz de içeride terörle mücadele ediyoruz beraber. Niçin acaba biz “300’ün altına indirdik terörist sayısını.” “Türkiye’den artık 53 kişi katıldı, daha fazla katılmıyor; annelerin, babaların evlatları artık dağa gitmiyor, okula gidiyor, öğreniyor.” diye böbürleniyoruz, niye hoşumuza gidiyor, niye bu mücadelenin yakasını bir türlü bırakmıyoruz? Sebebi o. Sinat-Haftanin’de varsan, Avaşin-Basyan’da varsan, Gara’da varsan… Gara öyle kolay bir yer değil, burada göremediniz, üç boyutlu fotoğraflarını görseniz dağlar şöyle eğri kumbur, kara harekâtının çok zor yapılması lazım gelen yerlerden bir tanesi. Gerçi bir milletvekili çok yakın bir zamanda gitti, oralarda boy gösterdi; onu da biliyoruz, nasıl boy gösterdiğini de biliyoruz. İsmini sorarsanız söyleriz. (AK PARTİ sıralarından “Söyleyin.” sesleri)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Soruyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Şunu net bir şekilde söyleyeyim: Buradaki bu operasyonda ilk tezvirat şu oldu: Bu çocuklar, bu evlatlarımız ayın 10’unda şehit oldu; ailelere telefon açtılar, Belçika numaralı bir telefondan dediler ki: “Bombalıyorlar, çıkın deyin ki Türk Silahlı Kuvvetleri burayı bombalamasın.” Yani çocuklarımız şehadete kavuştuktan sonra, onları orada öldürdükten sonra, katlettikten sonra aileleri nasıl beş yıl -onu da anlatacağım- istismar etmişlerse yine ölümlerinde de istismar etmeye çalıştılar. Bunlar, bu Meclisin ve milletimizin bilmesi gerekli olan genel gerçeklerdir. Bakan Yardımcılarımız, Emniyet müdürlerimiz, Emniyet Genel Müdürümüz aileleri tek tek aradılar. Onlar, aileler bizi aradılar, arkadaşlarımızı aradılar ve biz ne böyle bir katli biliyoruz ne de başka bir şeyi biliyoruz ve burada şunu ifade etmem gerekir ki dedikleri şu: “FETÖ ve PKK inşası.” Emre Uslu denilen müptezelden FET֒nün bütün müptezellerine kadar, Türkiye’yi birbirine düşürmek için PKK’nın Avrupa’da beslediği bütün müptezellere kadar, hainlere kadar -Allah’ını severseniz- terör örgütünden merhamet bekleyen, terör örgütünden vicdan bekleyen vicdansızdır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Terör örgütünden -burada bir kez daha söylüyorum- ahlak bekleyen ahmaktır. Terör örgütünden hukuk bekleyen ve terör örgütünden “Acaba bir şey olur mu?” diye ona yaslanan hain oğlu haindir, bu kadar basit. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ben burada söylemeyeceğim.

“Ailelerle hiç temas kurulmadı.” deniyor. İşte, Öznur Çalık orada. Sayın Cumhurbaşkanımızı ailelerle görüştürdü, ben de oradaydım. Çağırdı Cumhurbaşkanımız yanına, teminat verdi. Aileler dediler ki: “Bize İnsan Hakları Derneği bunları Türkiye’ye getirebileceğini söylüyor ama sizin bir hukuki uygulama yapmanızdan çekiniyorlar.” Sayın Cumhurbaşkanım bizatihi bana talimat verdi: “Getirsinler, sınırdan alalım. Herhangi bir şey olmayacak.” Bir daha, Mehmet Ersoy Bakan Yardımcım…

“Hiç devlet irtibat kurmamış.” Yalanın boyu bu kadar olur mu? Yazıklar olsun! DHKP-C’li ve MLKP’li militanlar için Bakanlığımıza gelenlere söylüyorum. İnsan Hakları Derneği, Adalet Ağaoğlu senden ayrılırken ne dedi? “Kurucusu olduğum dernekten…” Dedi ki: “Bu derneği PKK’lılar ele geçirdi, İHD’yi.”

Şimdi, dikkat edin; bir, PKK’nın yayınladığı bildiri, HDP MKYK’nin yayınladığı bildiri ve İHD’nin yayınladığı bildiri birbiriyle örtüşük bir bildiridir.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Üçü de PKK’lı.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Üçünün de amacı şudur: Devlet de sorumludur, PKK da sorumludur. Öyle mi? Biz terazinin aynı kefesiyiz, öyle mi? Neyle? Terör örgütüyle beraber aynı kefesiyiz. Evlatlarımızı aldığınız yetmedi, evlatlarımızı katlettiğiniz yetmedi bir de bizi dünyaya karşı, ülkemizdeki insanlara karşı, hele de aileleri istismar ederek, ailelere karşı sorumlu yapıyorsunuz. Tam 5 kere benim Bakan Yardımcım sadece bir yılda görüştü. Tarihi, saati, hepsi bizde var, biz devletiz. Neyin ne zaman görüşüldüğünü, ne edildiğini hepimiz biliyoruz. Aileleri alıp Irak’a götürdüler, Erbil’e götürdüler. Ne oldu? Elleri boş döndüler. Neden? Çünkü terör örgütün ilk katliamı mı? Hayır.

Değerli milletvekillerim, şimdi vereceğim rakam Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk kez söylenen rakamdır: 1984’ten bugüne kadar, terör örgütü 6.021 sivil katliam gerçekleştirdi. O, İnsan Hakları Derneği denilen canı çıkasıca dernek bunların biri için bir laf söyledi mi? (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Onun peşine takılıyorsunuz, bir tane söz söyledi mi? Orada, Diyarbakır Anneleri’nde 7 kişi bu ailelerden olanlar vardı, Şevket Amca oradaydı, hepsi oradalardı. Birinin yanına gidip “Sizin derdinizle dertlendik.” denildi mi? Devlet burada her şeyi yapmıştır, üzerine düşen her şeyi yerine getirmiştir ve bu konuda da her türlü muhataplığı da ortaya koyabilecek, insani olarak ortaya koyabilecek hiçbir kapıyı kapatmamıştır, Naci Bostancı Başkanım şahit. Size gelmediler mi? Mehmet Uçum’a gelmediler mi? “Bu ailelerle beraber görüşün.” denilmedi mi defalarca? Defalarca bunun için gerekli her türlü imkân ortaya konulmuştur. Hatta Bakan Yardımcıma “Eğer bir bombalama olmazsa teminatı biziz, siz merak etmeyin.” denildi. Yani, bunlar alınırken bir bombalamayla karşı karşıya kalınır mı?” diye sorulduğunda “Hayır, bunları getirin yeter ki, her türlü teminatı biziz…” Bütün bunların üzerinde Sayın Cumhurbaşkanım… Daha yirmi gün önce bir bakanımızın masasındaydınız. Derdiniz neydi? En son görüşmelerinde söylediği cümleyi söyleyeceğim. Bunu bir dernekten söylüyorum ama herkes üzerine alsın. Dediler ki: “İşte şu MLKP’li gözaltına alınmış.” “Ya, onu bırakın, şu askerleri getirin, şu polisleri getirin.” dedik, işi yumuşatmaya çalışıyoruz. Bitmedi daha, işte Öznur Çalık’ın yüzü burada, bu çocuklar kaçırıldığı zaman siz Pervin Buldan’ı aradınız mı aramadınız mı? Peki, Pervin Buldan’a -Grup Başkan Vekili- “Bunlar gelsin, bunları getirelim.” denildi, dedi ki: “Bakacağım, onlar mı kaçırmışlar.” Cevaben döndü ve dedi ki Pervin Buldan: “Biraz misafir edecekler, sonra bırakacaklar.” (AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri ve gürültüler)

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) Yuh olsun, Yuh olsun!

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) - Bunların hepsi tarihî şahitliklerle geçerlidir. Şunu ifade etmek istiyorum: Burada katliamlar var, bu katliamların nasıl olduğu, ne şekilde olduğunu, ne noktada ortaya konulduğunu hepimiz biliyoruz. (HDP sıralarından gürültüler)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sakin olun arkadaşlar, cevap vermeyin, ciddiye almayın.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Yalan atıyor, yalan! “Getirelim.” dedi burada Grup Başkan Vekili. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bakın, şuraya bakın… (HDP sıralarından gürültüler)

Bakın, 1987’de 16 şehit; 10 çocuk, 2 kadın. Bunlara acımayan, 10 çocuğa acımayan, İkiyaka köyündeki katliama acımayan, benim polisime, benim askerime ve benim oradaki kahraman jandarmama, sivil vatandaşıma acır mı? Neyin muhasebesini, neyin muhakemesini yapıyoruz? Amerika şöyle demiş de Amerika böyle demiş. Amerika ne derse dersin, hiç umurumuzda bile değil. Biz bu coğrafyada neyin yaşandığını, neyin ortaya konulduğunu ve ne acıların çekildiğini biliyoruz. Peki, bu olay oldu, olay olduktan sonra -biraz önceki tezviratların tamamını söyledim- nereden telefonla arandığını... Sonra elbette ki biraz önce Sayın Bakanımızın söylediği gibi evlatlarımız Türkiye’ye getirilecekti. Adalet Bakanımız, Millî Savunma Bakanımız ve ben, ardından da Sayın Cumhurbaşkanımızla müşavere ederek Malatya’ya getirmeye karar verdik, bu evlatlarımızın otopsisinin orada zaman açısından daha kolay olabileceğini düşünerek. Ama bu tezviratları bildiğimiz için, bu yalanların hepsini bildiğimiz için, bombalama yalanlarının her yerde ama her yerde Türkiye Cumhuriyeti devletine ve bu millete bir daha haince yaftalanacağını düşündüğümüz için hemen inisiyatifi de alarak Sayın Valiye, Sayın Başsavcıya, Sayın 2’nci Ordu Komutanına, Sayın Emniyet Müdürüne ve Sayın Jandarma Komutanına; 5’iniz beraber olacaksınız, meseleyi de şöyle yöneteceksiniz: Bir, hepsinin fotoğrafları çekilecek, bütün evlatlarımızın. İki, bakan yardımcılarıma talimat verdim -Sayın Cumhurbaşkanımıza da bilgi arz ettim- hemen döneceksiniz” aileleri bu evlatlarımızın yanına getireceksiniz ve hepsi vücut bütünlüklerini görecek. Kimsenin kafasında herhangi bir istifham kalmayacak. Ardından hepsinin tutanakları tutulacak. Bir, fotoğrafların hepsi burada, hepsi, vücut bütünlüklerinin fotoğrafları, otopsi fotoğraflarının hepsi ve otopsi raporlarının hepsi burada, tek tek, bütün evlatlarımızın. İçim kan ağlıyor, içimiz kan ağlıyor ama bu fotoğraflara baktığımız zaman, Allah şahittir, o Murat Karayılan’ı bin parçaya bölmezsek… Tekrar şeref sözü veriyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Bu fotoğraflar… Ve şunu burada ifade etmek istiyorum: Burada Türkiye Cumhuriyeti devleti terörle mücadelede hukukun, namusun dışında hiçbir adım atmamıştır bugüne kadar. Orada 2 terörist yakalandı, o hınçla her şey yapılabilirdi, değil mi? Hayır, alındı, götürüldü, ifadesi alındı, talimatların kimin tarafından verildiği en nihayetinde orada ortaya konuldu.

Şunu çok net bir şekilde söylemek istiyorum: Elbette ki biz bu evlatlarımızın ülkemize, ailelerine canlı kavuşabilmesi konusunda inanın kaçırıldığı günlerden itibaren büyük bir heyecan ve beklenti içerisindeydik. Dün aileleriyle nasıl konuşacağımızı, nasıl ailelerine bir kelam edeceğimizi hepimiz kara kara düşündük. Ama onlar, yine bir ailenin bana söylediği gibi “Cenab-ı Allah onları bizden daha çok sevdi ve aldı, Peygamber’e komşu etti.” inancımız da budur. Terörle mücadele bugün başlamamıştır ama bilmenizi istiyorum, çok büyük bir süreçle de inşallah en yakın zamanda bu PKK’nın kökünü kazıyarak sona erdirilecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine bir şey daha söylemek isterim, bunu da bilmenizi isterim. Evet, Türkiye’de 300’ün altına düştü, bu doğru ama İran ve Irak’ta 5 bin terörist var. Yine aynı meseleyi Suriye’de yaptıkları için, 15, 16, 17, 18 yaşındaki çocukları orada ailelerinden kopartarak, çalarak, tehdit ederek askere aldıkları için -sözde askere- ve çocukların eline boyu kadar silah tutuşturdukları için orada da 15 bin kişi var.

İşimizin bitmediğini söylemek istiyorum. Evet, Türk Silahlı Kuvvetleri dışarıya taşarak içeriyi muhafaza, içerideki operasyonlarla da içeriyi muhafaza ettiğimizi biliyoruz ama Allah şahittir, bu PKK ve PYD terör örgütü ailelerimize karşı zafer kazanamayacak, ailelerimiz onları yenecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu PKK terör örgütü ve PYD terör örgütü şehitlerimize karşı zafer kazanamayacak, şehitlerimiz onları yenecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve bu PKK/PYD terör örgütü, bilmenizi istiyorum ki annelere karşı zafer kazanamayacak, anneler onları yenecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hiç gülmeyin hanımefendi, biz gülmüyoruz, hiç gülmeyin. Bak, gülüyorsunuz, hiç gülmeyin. (HDP sıralarından gürültüler)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Genel Başkanın gülüyor.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Benim Genel Başkanımı ağzınıza alacak sizin ağzınız yok, ağzınız. (HDP sıralarından gürültüler) Sizin ağzınız yok, sizin ağzınız yok.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Bakanım, cibilliyet meselesi bu.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6.021 katliamı nasıl gerçekleştirmişlerse bu evlatlarımızı da o mağarada katlettiler ve elbette ki biz bunları getirip ailelerine teslim etmek isterdik ama bunu gerçekleştiremedik. Hüznümüz de yasımız da büyüktür. Benim Meclisten tek bir isteğim, tüm Meclisten tek bir arzum var; bugün sabah gittik, Sayın Genel Başkanlara da durumu izah ettik ve anlattık bütün içtenliğimizle, bütün samimiyetimizle, tarihin yanlış bir şekilde kaydedilmesinin engellenmesini temin etmek için. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisine de izahatta bulunuyoruz, meseleyi anlatmaya çalışıyoruz ama şunu bize sorarlarsa haksızlık ederler; dönüp şu soru sorulursa, bu izahattan sonra “Trump’tan bunları isteseydiniz.” diye sorarlarsa -Sayın Başkan, siz de oradaydınız- ben de size şunu söylerim: “Siz yanınızdaki gruptan bunları istemek için ne yaptınız da Sayın Cumhurbaşkanımıza; bu memleketin evladı olmayan Trump’tan bunu istiyorsunuz?” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakınız, samimi olalım Allah rızası için. Bakın, bir gündeyiz ve samimi olalım

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Hepimiz samimi olalım ve biz bunu hep beraber ortaya koyduk ve bütün anlayışımızla geldik, bu bilgileri size…. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Osman Öcalan’ı TRT’ye çıkarırken de bunları düşünseydiniz. Osman Öcalan’ı TRT’ye niye çıkardınız?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Kırmızı bültenle aranan teröristi TRT’ye niye çıkardınız?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun, toparlayın.

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Devamla) – Bu vesileyle hem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, ailelere başsağlığı diliyorum. Özellikle, operasyonda hayatını kaybeden kahraman evlatlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

Hepinizi hürmetle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz talebim var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bitiminde Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Soru sordu, cevap veriyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, böyle bir günde polemik yapacak, tartışmanın boyutunu birilerinin kendi kusurlarını örtme noktasındaki gayretini tatmin edecek bir yere getirecek değilim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ne kusuru be! Ne kusuru! Hangi kusur! Kusuru kendinde ara.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Dinleyin ya!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Özgür Bey, bir saattir istişare ediyorsun değil mi? Yan tarafla bir saattir istişare ediyorsun, sonra da gözüme bakıyorsun.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, lütfen müdahale edin, dinlemiyorlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bir saattir istişare ediyorsun, gözüme de baktın, değil mi? Baktın değil mi istişare ederken?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Bakanın sorduğu konuyu yan tarafla istişare ediyordun konuştuklarını. Gözüme de baktın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “Yan taraf” ne ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Yan taraf” ne demek ya! Adımız var ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin içini yakan bu olay karşısında birbirimize söz atarak çözebileceğimiz bir konu yoktur.

Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kes sesini!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Benim muhatabım değilsiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen sus! Sen sus! “Yan taraf” ne demek?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kes sesini!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Orayla konuşuyorum. Sözcüsü müsünüz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bana “Sus!” diyemezsin.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Özgür Bey’in sözcüsü müsünüz? HDP CHP’nin sözcüsü mü?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizi hedef gösteremezsin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Grup Başkan Vekili söz aldı, ayıp ya!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Orası sözcülük yapıyor Sayın Altay.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, size söz vereyim, gelin konuşun.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Öyle yok. Laf atanı çağıracağım buraya.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Tamam Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, böyle bir günde polemik yapmak, sataşmak; bunlar doğru değil, bu incitir; şehit annelerini incitir, evlatlarına yıllarca canlı kavuşmayı bekleyip de kaybetmiş olan anneleri incitir, şehitleri incitir, hepimizi incitir.

Burada dilimize dikkat edeceğiz, bugün herkes diline dikkat edecek. O kürsünün bir sorumluluğu var. Bugün usulüne uygun talep edilmiş randevuya, usulüne uygun talep edilmiş görüşme isteğine hızla cevap verilmiştir, misafir edilmişlerdir, dinlenmişlerdir, karşılıklı görüşmeler yapılmıştır; o görüşmeler bundan sonraki süreçte hepimize ışık tutar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Genel Başkan, muhatabına soracağı soruları, muhatabının atadığı bakanlara sormamakla suçlanamaz. Sayın Genel Başkana yapılmış olan bir bilgilendirme ziyareti, Sayın Genel Başkanın haftalık grup toplantısına istikamet ya da çerçeve çizemez, oradaki bilgilendirmeden sonra sorulmuş soru da sorunun meşruiyetini ortadan kaldırmaz. Sayın Genel Başkan sadece Trump’ı da sormamıştır, Sayın Genel Başkan örneğin yerel seçim sürecinde destek istenenlerden gerektiği noktada bu evlatların kurtarılması için inisiyatif alınmasının neden istenmediğini de sormuştur. (CHP sıralarından alkışlar) 5 tane soru vardır; cevapları Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı ve o günden -kaçırılan ilk askerden- bugüne Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sormuştur, cevapları da yarın beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Süleyman Soylu’nun bize içeride sormadığı, kürsüden sormayı tercih ettiği soruya ilişkin elimde 20 sayfayı aşkın bir rapor vardır CHP ne gayretler göstermiştir diye. Ben kendisine Genel Başkanın Recep Tayyip Erdoğan’a sorduğu 5 soruyla birlikte bu dosyayı da takdim edeceğim, ondan sonra belki bir düzeltme ihtiyacı duyar.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yürütme adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, ben de bir söz rica ediyorum. Çünkü bence baştan vermemek lazımdı. Ben de bir söz rica ediyorum, lütfen.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

2.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; doğrusu, üslup konusunda ben de hemfikirim fakat şunu belirtmek isterim Sayın Özel: Bizim AK PARTİ olarak şöyle prensibimiz vardı yani Genel Başkanların konuşmalarına, Genel Başkanların söylediği şeylere kendi Genel Başkanımız cevap versin diye adı konmayan ama kendi içimizde verdiğimiz bir karar vardı. Bu kararı, bu ilkeyi siz yıktınız, siz yıktınız özellikle Grup Başkan Vekilleri olarak. Bizzat arkadaşlarımla şahit oluyoruz, Cumhurbaşkanımıza öyle ağır ithamlarla konuşuyorsunuz ki -daha evvel bunları Genel Kurulda çok konuştuk- hitaplarınız, söylediğiniz cümleler yani burada bu ilkeyi tarumar eden sizsiniz. Aslında siyaseten bence de öyle olmalıdır. Genel Başkanlara öncelikle Genel Başkanlar cevap vermelidir fakat siz bu ilkeyi yerle yeksan ettiğiniz için eğer farkındaysanız biz de artık yeri geldiğinde cevap veriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bugün de gün içerisinde siz soruyu sorarsınız. Kaldı ki onlar bence birer soru değil, soru olabilmesi için gerçek bir merakın ürünü olması lazım. Bugün zaten 2 Sayın Bakanımız sizleri ziyaret etti, çok detaylı konuşulduğu kanaatindeyim ve bu konuşmaların da özel olmasının bir anlamı var. Yani burada konuşulanlar ile orada konuşulanlar arasında da fark olduğuna eminim, bunu da bence gayet iyi biliyorsunuz. O yüzden, bu manada soruları sorarsınız -gerçek soruysa- bu bizler gün içerisinde ve devamında da vereceğiz.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Devam edelim mi bu…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir cümleyle…

BAŞKAN – Buyurun.

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hepimiz görev tanımımızı bilmemiz lazım. Burada hepimiz Grup Başkan Vekilleriyiz. Grup Başkanlarımızın siz ve ben Genel Başkanlarımızın vekiliyiz ve onlara vekâleten imza atarız, söz söyleriz. Bu Parlamentonun geleneğinde liderlerin açtığı tartışmaların vekillerince sürdürülmesi vardır. Böyle bir gelenek yoktur da, yıktınız diye bir şey yok. Ama şöyle bir şey vardır: Sayın Genel Başkanınızın, Recep Tayyip Erdoğan’ın vekili sizsiniz, 4 de mevkidaşınız var ama bir bakan ya da bir başka atanmış tutup da sizin bu noktadaki pozisyonlarınızın yerine geçerse buna itiraz kadar tabii bir şey yoktur. Aslında bu sizi hiçe saymaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım, bir cümleyi çok aştı bu.

Toptan reddediyoruz…

BAŞKAN – Bu tartışmayı devam ettirmenin bir anlamı yok.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Pençe Kartal-2 Harekâtına ve Gara bölgesinde 13 vatandaşın terör örgütünce şehit edilmesine ilişkin gündem dışı açıklaması ve İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu ile Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan; MHP Grubu adına Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül; HDP Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ile Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş; CHP Grubu adına İzmir Milletvekili Murat Bakan ile Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün; AK PARTİ Grubu adına Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz ile Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu ve şahısları adına; Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal, Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin aynı konudaki konuşmaları (Devam)

BAŞKAN – Yürütme adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi siyasi parti gruplarının söz taleplerini karşılayacağım.Gruplar adına ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dervişoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum, mekânları cennet olsun. Aziz milletimizin başı sağ olsun, vatan sağ olsun, Türklük var olsun diyorum.

Bugün siyaset konuşacak değiliz, dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünü polemikler için işgal etmek niyetinde değilim. Ayrıca, sabah saatlerinde…

(Uğultular)

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Dervişoğlu.

Değerli milletvekilleri, hatibi dinleyemiyoruz. Konuşmak isteyenleri kulise davet ediyorum değerli milletvekilleri.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – Önemli değil efendim, ben tarihe konuşuyorum, o sebeple buradayım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) İster dinlerler, ister dinlemezler. Zaten bu zamana kadar söylediklerimiz gerçek manada dinlenmiş olsaydı, bugün karşı karşıya bulunduğumuz problemlerin de birçoğunu yaşamıyor olacaktık.

Sayın Bakanlarımıza siyasi partilerimizin genel başkanlarına ve genel merkezlerine yapmış oldukları ziyaretler ve bilgilendirme için de ayrıca teşekkür ediyorum. Bugün lütfettiler, böylesine önemli bir günde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi alma ihtiyacını karşılamak üzere de Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi verdiler. Tekraren teşekkür ediyorum. Sayın Savunma Bakanımız, operasyonun teknik detaylarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler içeren konuşmaya imza attılar. Sayın İçişleri Bakanımız da tıpkı Millî Savunma Bakanımız gibi terörle mücadele konusundaki kararlılıklarını ifade ettiler. Bunlardan siyasi bir rant devşirebilmek adına polemik üretebilmek, polemik yaratabilmek, karşılıklı atışmalara girmek niyetinde değilim. Bugün siyaset konuşacak değiliz ama aynı duyarlılığı herkesten beklemek, bizim de hakkımızdır.

Ortak acılardan ders çıkarmak, siyasi ikbal kaygılarını bir tarafa bırakmak, kelimelerimize özen göstermek, bizim açımızdan bir mecburiyettir ama biz bu hassasiyeti sergilerken aynı hassasiyeti iktidar grubundan da bekliyoruz. Çünkü böyle acılı günlerde istiyorsunuz ki geçmişe yönelik hiçbir hatanızdan bahsetmeyelim. Biz de böyle acılı günleri sinemize çekip “Kan içip kızılcık şerbeti içtik.” demek üzere milletten oy alıp Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmedik. Elbette ki hassasiyetlerimizi paylaşacağız, acımızı paylaşacağız ama iktidar grubundan bazılarının da “Keşke yapmasaydık.” demelerini temin edebilecek tarihî verileri Türkiye Büyük Millet Meclisinden, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden dile getireceğiz.

Bu zamana kadar “Şunlar yapıldı, bunlar yapıldı.” diyerek böyle bir ortamda, böyle acılı bir ortamda, her şeyi yüreğimize bastığımız bu ortamda yüzünüze ayna tutmak suretiyle kendinizi sorgulamanıza vesile olabilecek cümleler de sarf etmek istemiyorum ama ifadelerimden şunu çıkarın: Baktığınız aynayla yüzleşmek gibi bir mecburiyetle de pek tabiidir ki karşı karşıyasınız. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye, terör belasıyla otuz yedi seneden beri uğraşıyor; bu zaman zarfında siz de takdir edersiniz ki terörle mücadele etmek bütünlük ister, bu zaman zarfında birtakım kırılganlıklar yaşanmıştır. Bugün eleştirdiğimiz birtakım sivil toplum kuruluşlarını medet kapısı olarak gördüğünüz dönemler de olmuştur. Az önce Sayın Bakan buradan ifade ettiler, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna dönerek işte, Trump’tan niye istemediniz demek yerine, “Yanınıza dönseydiniz de alıkonulan askerlerimizi ve vatandaşlarımızı oradan isteseydiniz.” beyanında bulundular. Sayın Bakanım, hassasiyetle edilmiş bir cümle olarak görüyorum ama Türk milletinin evlatlarını bir terör örgütü alıkoymuşsa onu Trump’tan istemek kadar HDP’den istemek de ayıptır çünkü bu, Hükûmetin asli görevidir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Sakın yanlış anlamayınız, kürsünün hassasiyetinden kaynaklı olarak telaffuz edilmiş bir cümle gibi de görmek mümkündür.

Büyük devletler, mücadele ederken kayıplar verebilir, harekâtta da verir, tatbikatta da verir ama büyük devletler stratejide, istihbaratta ve yığınakta hata yapma lüksüne sahip değildir. Terörle mücadele, sınama- yanılma yöntemleriyle sürdürülemez. 2009’da başlattığınız süreçten bu evlatlarımızın alıkonuluncaya kadarki süreç içerisinde yaşanmış hatalarınızı da gözden geçirmek gibi bir mecburiyetle karşı karşıyasınız. Eleştirilerimize kulak vermediğiniz, terör örgütünün müttefiklerini doğru bir biçimde algılayamadığınız, Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanlığının büyüsüne kapıldığınız dönemde terör örgütleriyle müttefik olanları kendinize müttefik seçtiğiniz dönemler de yaşanmıştır.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kim seçmedi ki?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) – PKK, IŞİD, FETÖ; Türk milletinin başına bela olmuş terör örgütleridir. Bunların bir kısmıyla geçmiş dönemlerde halisane duygularla da görüşmüş olabilirsiniz, onlarla birlikteliği “çözüm” olarak addetmiş de olabilirsiniz ama bugün bir gerçekle karşı karşıyasınız.

Meclise bilgi vermek elbette ki önemlidir ama bu kürsüden iktidar grubunun öz eleştiri yapması ve “Bazı şeyleri keşke yapmasaydık.” demeleri de bizim İYİ PARTİ olarak beklentimizdir. Eleştirilerimize ve sözlerimize kulak veriniz. Bizim açımızdan PKK, kanlı bir terör örgütüdür ve PKK, Türk milletinin düşmanıdır, Türkiye’nin birliğinin düşmanıdır. Neredeyse 1984’ten beri bu milletin başına tebelleş olmuştur. Biz böyle bir durum karşısında, terörle uğraşmamızı, siyasal bölücülükle uğraşmamızı yaşadığımız coğrafyanın kaderidir diye geçiştiremeyiz. “Bu bölgede yaşıyorsanız bazı şeylere katlanacaksınız.” diye birtakım olayları kanıksayamayız. Gerçekle yüzleşmek mecburiyetinde olduğumuz dönemlerde de sesimizi gür ve yüksek bir biçimde çıkarmak mecburiyetinde bulunduğumuzu asla ve kata aklımızdan uzak tutamayız.

Dediniz ki “Karayılan’ı bin parçaya böleceğiz.” 10 bin parçaya bölün, elimizden gelen destek neyse vermekten geri durmayacağız. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Sadece Karayılan’ı değil, ona destek olanları da bölüp parçalayın; Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğine kastedenleri, coğrafyamızın bölünmesini hedefleyenleri, insanlarımızı yıllardan beri katledenleri de bin değil 10 bine bölün, sonuna kadar arkanızda durmayan, namerttir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sözlerimi daha fazla uzatmayacağım, zaman da doldu. Türk milletine düşman olan PKK, bizim de düşmanımızdır; Türk milletine ilan ediyorum. PKK’yla dost olan da bizim düşmanımızdır. (İYİ PARTİ ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Herkes iyi bilsin ki PKK’ya düşman olamayanlar da asla ve kata bizim dostumuz olamaz. Aziz milletimize bu gerçeği haykırıyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Çok teşekkür ederim. (İYİ PARTİ ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dervişoğlu.

İYİ PARTİ Grubu adına ikinci söz, Sayın Türkkan’a ait.

Buyurun Sayın Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bugün her iki Bakana Sayın Genel Başkanımızı ziyaret ederek bilgilendirmelerinden dolayı burada, aziz milletimiz huzurunda teşekkür ediyorum.

Yalnız, bir şey dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, Sayın Savunma Bakanı konuştuktan sonra bizim grubumuz da dâhil herkes alkışladı. Sayın Bakan, siz konuştuktan sonra biz alkışlayamadık, üzülerek beyan ediyorum. Sebebi neydi biliyor musunuz? Biz bugün siyasetten ari bir gündemle toplandığımızı düşünüyorduk ama baktık ki o siyasetin taassubuna kaptırmış, kendinizi ondan çıkaramadınız. Üzüntülerimi ifade etmek istiyorum sadece.

ZAFER IŞIK (Bursa) – Sen de mi...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Evet, ben de tabii, bu minvalde devam edeceğim.

Öncelikle, şehitlerimizin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bombalanarak öldürüldükleri algısını yayma girişimlerini, PKK ve FETÖ algısıyla dünyada ve Türkiye’de bu algının yerleşmesine çaba sarf edenlerin hepsini müfteri ve alçak ilan ediyorum buradan. (İYİ PARTİ ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben size bir kronolojik açıklamada bulunmak istiyorum. Sene 2009, “Oslo görüşmeleri” olarak adlandırılan MİT-PKK görüşmeleri başladı. 11 Mart 2009, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ilerleyen günlerde Kürt sorununda çok iyi şeylerin olacağını söyledi. 9 Mayıs 2009, Sayın Abdullah Gül “Kürt sorunu, Türkiye’nin birinci sorunudur ve mutlaka halledilmelidir.” şeklinde bir açıklama yaptı. 31 Temmuz 2009, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürt açılımı kapsamında yapılan temasları basına açıkladı “Bir aylık süre zarfında yaptığım görüşme ve toplantılar, süreç açısından çok olumlu olmuştur.” dedi. 5 Ağustos 2009, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kürt açılımıyla ilgili olarak DTP lideri Ahmet Türk’le bir araya geldi. 19 Ekim 2009, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 34 PKK üyesi Habur Sınır Kapısı’ndan girip teslim oldu.

16 Ocak 2010, Beşir Atalay çözüm süreci doğrultusunda hazırlanan ve dört ayrı mekanizmadan oluşan insan hakları paketinin başlıklarını açıkladı, yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari seviyeye indirilmesi yönünde valiliklere genelge gönderdi “PKK’lıları görmezlikten gelin.” dediği günlerde. Evet, “PKK’lıları görmeyin.” diye talimat verdiği günlerden bahsediyorum.

28 Aralık 2012 “Biz PKK’yla görüşmedik, görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir.” diyen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Millî İstihbarat Teşkilatının, Kürt sorununa çözüm bulmak için Abdullah Öcalan’a ziyaretlerde bulunduğunu ifade etti.

15 Şubat 2013, Erdoğan, MİT ile Öcalan arasındaki görüşmelerin “İmralı süreci” yerine “çözüm süreci” olarak adlandırılmasının daha doğru olacağını söyledi. 3 Nisan 2013, Hükûmet, çözüm sürecini halk nezdinde tanımak ve teşvik etmek için akil adamlar adlı bir komisyon kurdu, PKK’yı aklama komisyonudur bu; tarih, sizi bu yüzden affetmeyecek.

3 Ocak 2014, Türkiye’de “Kürdistan” adıyla ilk siyasi parti kuruldu. 20 Ağustos 2014, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, İmralı’ya geçerek Abdullah Öcalan’la görüştü.

21 Mart 2015, Diyarbakır’da Nevruz kutlamalarında mektubu okunan Öcalan, PKK’ya çağrıda bulundu. 22 Mart 2015, Ukrayna dönüşü uçakta konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe açıklamasını doğru bulmadığını söyleyerek sürecin sonunu getirdi. İşte, ne olduysa bundan sonra oldu. Temmuzda ilk olarak polis memuru Vedat, daha sonra Semih, sırayla 13 askerimiz, alçak PKK terör örgütü tarafından kaçırıldı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13 vatan evladımızı Gara’da şehit verdik. Operasyonda şehit olan 3 askerimizle birlikte tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine, sevenlerine başsağlığı diliyorum; milletimizin ve hepimizin başı sağ olsun.

Burada, söylenecek çok şey var. Bugüne kadar zaten biz söyledik ama siz duymadınız. İktidar, maalesef ne söylediklerimizi dinledi ne çağrılarımıza kulak verdi ne de bu evlatlarımız için harekete geçildi, hiçbir şey yapılmadı. Trolleri yönetmekten ülkeyi yönetmeye fırsat bulamadınız. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Mecliste 8 Ocak 2019 tarihinde yaptığım konuşmada “1.540 gün önce Semih kaçırıldı.” demiştim ve sözlerimi şu cümlelerle bitirmiştim: “Bu duyarlılık içerisinde devletimizi PKK’nın elinde bulunan bu askerle ilgili ciddi bir şekilde çalışma yapmaya davet ediyorum.” demiştim. Kanser olduğu hâlde oğlunu görmeden ölmemek için direnen annenin hatırına, askerini gözleyen bütün aileler adına, bu devlete can vermiş bütün şehitler adına, bu devlete uzvunu kaybetmiş, sakat kalmış bütün gaziler adına Türk milletinin bir ferdi olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, bu Mecliste bulunan herkesi bu konuda duyarlı olmaya davet etmiştim; herkes sustu, herkes unuttu, sanki Semih hiç yaşamamış gibi, sanki PKK’nın elinde 12 canımız yokmuş gibi davrandınız.

2019 yılında HDP Grubuna hitaben IŞİD’in kaçırdığı Ezidilerden bahsedince ben de sizlere bizim kaçırılan askerlerimizi sordum, hiç sesiniz çıkmadı, hiç. Bunu da tarih yazacak, bunu da bir kenara not ettim. IŞİD’in yaptığı zulümler söylenirken PKK’nın yaptığı zulümlere hiç değinmediniz. O yüzden “Benim teröristim, senin teröristin.” çizgisinden ayrılmadığınız sürece bu milletin karşısında suçlu ilan edileceksiniz.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Seçim ittifakını kim yaptı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - “Senin teröristin, benim teröristim.” meselesi, AKP’yi getirdiği noktaya sizi de getirecektir, evet. Bu da aslında Türkiye’nin dibine dinamit koymaktır, yanlış yapıyorsunuz. 12 asker ve polis, 2 MİT görevlisi yıllardır PKK’nın elindeydi, o zaman HDP’den hiç ses çıkmadı. Yani burada IŞİD’i tartışırken asker ve polis katili, polisleri kaçırıp kaç yıldır elinde tutan PKK’dan bahsedemediniz hiç. PKK’ya karşı sessiz kalıp diğer terör örgütlerinden bahsederseniz bu konudaki samimiyetiniz her zaman sorgulanacaktır. Eğer bir zulümden bahsedecekseniz zulmün ismine göre saklı tutmayın; PKK’nın zulmünden de bahsedeceksiniz, IŞİD’in zulmünden de bahsedeceksiniz, FET֒nün zulmünden de bahsedeceksiniz.

14 Şubat günü Semih’le beraber 12 vatan evladımızın şehit olduğu acı haberi geldi. Hain terör örgütü PKK’nın 2015-2016 yılları arasında kaçırdığı, yıllardır haber alınamayan tam 13 güvenlik görevlimizi bir mağarada infaz ettiği ortaya çıktı. 13 vatan evladımızın katledildiği mağara, bildiğimiz bir mağara değil, verilen bilgiye göre 9 odalı, 7 demir kapılı, 3 girişi olan bir mağara.

Yıllarca PKK’nın hamiliğini yapan Amerika Başkanı Trump, hani “dostum” dediğiniz Trump var ya, Brunson’ı isterken, o Papaz Brunson’ı isterken hiç bu konu gündeme geldi mi, çok merak ediyorum. Dünyayı ayağa kaldırdı Amerika bir papaz için. Siz bu rehinelerle ilgili tek bir laf edebildiniz mi, tek bir laf? En azından bunun dünya kamuoyuna duyurulmasına katkıda bulunurdunuz. “PKK’nın kaçırdığı askerlerimiz var.” denilebilirdi. Bunu hiç gündeme getiremediniz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunun nedenini, nasılını konuşmak yerine, maalesef işi yine iç siyasetin malzemesi hâline getirdiniz. Öcalan’a “Bize mektup yaz, biz oy alalım.” demek yerine, orada tutulan Öcalan’a bu konuda herhangi bir şey söylediniz mi, merak ediyorum. Mektup yazdırmak yerine “Şu rehineler, ne oluyor bu rehineler? Senin kurucusu olduğun bu PKK ne yapıyor?” demek yerine, siz “Seçimler için bize oy verin, mektup yazın.” dediniz, hiç bu rehinelerden bahsetmediniz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Başarısız oldunuz, kabul ediniz bunu, lütfen kabul ediniz.

Harekât başarılı olunca, herhangi bir harekât, Sayın Cumhurbaşkanı ekranlarda. Harekât başarısız olunca savunmak, anlatmak, Genelkurmay Başkanına düşüyor maalesef. Yani başarılı olunca siyasiler sahipleniyor, başarısız olunca askerler kamuoyunun karşısına çıkıyor, maalesef Sayın Bakanım.

Sayın Cumhurbaşkanı, Rize’de yaptığı açıklamada, sınır ötesi operasyonun hedeflerinden birinin de şehit olan 13 evladımızın kurtarılması olduğunu ancak başarılamadığını söyledi. Şimdi soruyorum Sayın Bakan: 13 vatandaşımızın kurtarılması amacıyla başlatılan operasyondaki başarısızlığın suçlusu kim? Bunu size sormak istiyorum, sorumlusu kim? Bir de esir meselesi var Sayın Bakan. Esir, savaşlarda devletler arasında yapılan meselede ortaya çıkan bir tanımdır. PKK ne zaman devlet kurdu da bizim haberimiz yok, siz “esir” diye bahsediyorsunuz! (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Başarısızlığın sorumluluğuyla, suçlu psikolojisiyle ne yaptığınızı şaşırmış durumdasınız ama artık masal anlatmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZAFER IŞIK (Bursa) – “Savaş esiri” diye bir tabir var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Son bir dakika veriyorum ben.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ama artık masal anlatmayı bırakmanız lazım. Masalları anlattığınız yüreğinizde gamın, acının olmadığı, maalesef partinizin Rize Kongresi görüntülerinde düpedüz ortaya çıktı. O kongrede gülünecek bir şey var mı arkadaş ya! (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Ben 4 evlatlı bir babayım, 1 evladımın kılına zarar gelse dünyayı dar ederim adama, 13 evlat gitmiş, gülmek ne demek ya! (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir şey olur mu? Eğer sinir bozukluğuysa anlayabilirim ama bu gülmeye tahammül edemiyorum, bu gülmeyi kabul edemiyorum, anlayamıyorum; bilin istedim.

ZAFER IŞIK (Bursa) – Sayın Bakanı eleştirdiniz ama bu konuşmayı Sayın Bakanın konuşmasından sonra mı hazırladınız?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – “Bölücü terör örgütü, 1984 yılından bugüne kadar 30 bin insanımızı aynı şekilde katletmiştir. Gelin, bu alçakların gerçek yüzünü iyi tanıyın.” diyorsunuz. Ben de buradan diyorum ki: Siz onları çok iyi tanıdığınız için mi 2009 yılında çözüm sürecini başlattınız, siz onları çok iyi tanıdığınız için mi kırmızı halı sererek davulla, zurnayla, lahmacunla karşıladınız? Siz onları çok iyi tanıdığınız için mi Kandil ve Mahmur’dan gelen teröristleri Habur’da kurulan ve “çadır mahkemeleri” adı verilen mahkemede sözüm ona yargılayıp serbest bıraktınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Siz niye ittifak yaptınız?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Siz onları çok iyi tanıdığınız için mi 30 Eylül 2012 tarihinde AK PARTİ Kongresinde PKK hamisi Barzani’yi davet edip ayakta alkışladınız, “Türkiye, seninle gurur duyuyor.” dediniz?

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – İttifakınız ne oldu sizin?

ZAFER IŞIK (Bursa) – HDP’yi ağır şekilde eleştirdiniz, HDP sıralarından niye ses çıkmadı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Türkiye’nin canını yakan her konuyu iç siyasete malzeme yapmak, bu ülkenin en talihsiz dönemi demektir.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

ZAFER IŞIK (Bursa) – Sayın Bakanı eleştiriyorsun, siyasi konuşma hazırlayıp gelmişsin buraya!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Orada “tutsak” diyor, cevap versene! Her gün “tutsak” diyor! Her gün “tutsak” diyor, cevap verin o zaman!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Özlem Hanım, isterseniz konuşmaların sonunda bir değerlendirme yapın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım, o zaman çok kopukluk olacak. Bir cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları açıklamalar üzerine İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, şimdi, bakın, size “Evet.” derken tebessüm ettim; insanız yani. Hayat böyle bir şeydir. Yani, acınız varken düğün evinde, cenaze evinde bir taraftan ağlarsınız, o anlık bir şey için bir tebessüm edersiniz; insan olmak böyle bir şeydir. Bu, yüreğinizin yanmadığı, kanamadığı anlamına gelmiyor. Hoş, bunun için söz almadım ama şunu söyleyeceğim: Bakın, Sayın Türkkan kürsüye geldiği zaman güzel bir başlangıç yaptı, “Bombalama meselesinde FETÖ ve PKK’lılar bombayla öldürüldüğünü söylüyorlar; bunu kınıyorum, lanetliyorum.” dedi ve biz de kendisini alkışladık, eğer gördüyse. Fakat konuşmanızın devamında Sayın İçişleri Bakanımızı siyaset yapmakla itham ettiniz, siyaset yaptığı için alkışlamadığınızı söylediniz. Kaldı ki tek bir cümle söyledi yani “Yan tarafınıza bakınız.” dedi, tek bir cümle. Ama bakıyorum, Sayın Türkkan, sizin konuşmanız başından sonuna siyaset, başından sonuna. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden ya bunu söylemeyin ya söylüyorsanız da kendiniz yapmayın ki inandırıcı olsun.

Teşekkür ederim.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Pençe Kartal-2 Harekâtına ve Gara bölgesinde 13 vatandaşın terör örgütünce şehit edilmesine ilişkin gündem dışı açıklaması ve İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu ile Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan; MHP Grubu adına Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül; HDP Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ile Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş; CHP Grubu adına İzmir Milletvekili Murat Bakan ile Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün; AK PARTİ Grubu adına Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz ile Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu ve şahısları adına; Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal, Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin aynı konudaki konuşmaları (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Muhammed Levent Bülbül’e aittir.

Buyurun Sayın Bülbül. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis İçtüzüğü’nün 59’uncu maddesi gereğince, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Millî Savunma Bakanımız Sayın Hulusi Akar’a ve İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’ya, vermiş oldukları bilgiler ve göstermiş oldukları kararlılık dolayısıyla teşekkürlerimizi sunmak istiyorum.

10-13 Şubat 2021 tarihleri arasında icra edilmiş olan Pençe Kartal-2 Harekâtıyla, Irak’ın kuzeyinde yer alan Gara bölgesindeki terör hedefleri yok edilmiş, en az 53 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Pençe Kartal-2 Harekâtı sırasında göğüs göğüse yaşanan çarpışmalarda Yüzbaşı Burak Coşkun, Yüzbaşı Ertuğ Güler ile Kıdemli Başçavuş Harun Turhan şehit olmuştur. Yine, harekât kapsamında gerçekleştirilen mağara operasyonunda daha önceden PKK terör örgütü tarafından kaçırılmış olan ve bu mağarada bulundukları anlaşılan 13 değerli vatan evladı kurtarılacakları sırada teröristler tarafından yakın mesafeden başlarından vurularak kahpece katledilmişlerdir.

Kamuoyuna yansıyan şehit haberleri milletçe bizleri acıya boğmuş, yüreklerimizi yakmıştır. Kahraman şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Harekât sırasında yaralanmış olan gazilerimize de buradan acil şifalar dilemek istiyorum.

Pençe Kartal-2 Harekâtı kapsamında, Türkiye sınırına yaklaşık 40 kilometre mesafede bulunan ve birden fazla yüksek dağ silsilesinden oluşan Gara bölgesi, bugüne kadar PKK terör örgütünün derinliği ve sarplığı nedeniyle güvenli bulduğu saklanma ve sığınma bölgesi olmuştur; daha önce yapılan Pençe operasyonlarının etkisiyle de terör örgütü mensupları bu bölgeye çekilmişledir. Çekilme ve toplanma hareketini dikkatle takip etmiş olan Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgeye yönelik eşine az rastlanacak derecede zor ve başarılı bir operasyon gerçekleştirmiştir. Teröristler devamlı olarak kuzeyden saldırı beklerken bu defa güneyden gelinerek şok bir operasyon, bir harekât gerçekleştirilmiştir. PKK terör örgütünün Kandil-Sincar arasında bulunan çok önemli bağlantı ve geçiş noktalarına yapılan harekâtta terör örgütüne ait çok sayıda silah ve mühimmat da ele geçirilmiş, örgüt tarafından kullanılan sığınak ve depolar yok edilmiştir.

Terör örgütü mensuplarının büyük bir şok yaşadığı ve bölgede kaçacak delik aradıkları ve pek çoğunun, aralarında yapılan telsiz çağrılarını dahi cevaplayamadıkları, moralman, psikolojik olarak da bir çöküntüye uğradıkları tespit edilmiştir.

Türkiye, bu harekâtla bir defa daha imkân ve kabiliyetini bütün dünyaya kanıtlamıştır. Dünyada ender orduların gerçekleştirebileceği bu harekâtla Kandil ve Sincar gibi derin bölgelere harekât yapılabilme imkânı ortaya koyulmuştur.

Ülkemizin, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesinden, uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakları kapsamında gerçekleştirdiği Pençe Kartal-2 Harekâtı inşallah, Kandil’e ve Sincar’a yapılacak olan operasyonların habercisi olacaktır. Hain terör örgütü PKK’nın yuvalandığı Kandil ve Sincar yok edilmeli, onun katil elebaşları etkisiz hâle getirilmeli ve Türk milletinin, analarımızın intikamı alınmalıdır.

Daha önce ifade etmiş olduğumuz gibi bu saatten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamalıdır. Türkiye, coğrafyanın derinliklerine inerek hain, bölücü terör örgütünün yuvalandığı yerleri, karargâh olarak kullandığı bölgeleri yok etmek durumundadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu noktada, devletimize ve Hükûmetimize sonuna kadar destekçi olduğumuzu buradan bir defa daha dile getirmek istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Terörle mücadele sahada, coğrafyanın derinliklerinde bu kadar yoğun bir şekilde devam ederken, sosyal medyada büyük bir propaganda savaşı verildiğine hep birlikte şahit olmaktayız. Sahte hesaplarla, bot hesaplarla, PKK, FETÖ yönlendirmesiyle hareket eden sosyal medya mecrasındaki hesaplarla bugün çok büyük bir tezvirat, çok büyük bir terör propagandası yapıldığını ve bu terör propagandasına, bu tuzağa “Muhalifim.” diyerek, masumane niyetlerle dahi olsa düşenlerin olduğunu hep birlikte görmekteyiz. Bu noktada, devletimizin sahada almış olduğu güvenlik tedbirleriyle birlikte bu hain terör propagandasına karşı da gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini burada bir defa daha dile getirmek istiyorum.

Bizler bu noktada devletimizin, milletimizin sözcüleri olarak PKK’yla, FET֒yle ve bütün hain terör örgütleriyle mücadelede birlikte, beraber şekilde hareket ederek inşallah bu terör örgütlerinin kökünü kazıyacağız. Milliyetçi Hareket Partisi dün de bugün de milletimizin bekasına yönelen bu tür tehditlerin ortadan kaldırılması için canıyla, her türlü varlığıyla, devletiyle ve milletiyle beraber olacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç’a ait.

Buyurun Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; öncelikle Gara’da savunmasız insanlara yönelik yapılan katliamı en sert biçimde kınıyoruz; ölenlere rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlali olarak değerlendiriyoruz bu durumu.

Şimdi, bu konuyu tartışırken ve konuşurken geçmişten kopuk olarak ele almak mümkün değil. Önce bir hatırlatma yapmak istiyorum: 1990 ile 2012 arasında -yani yirmi iki yıl boyunca- güvenlik güçlerinden, güvenlik kuvvetlerinden alıkonulmuş olan kişi sayısı 350 civarında ve bütün bu süre boyunca -yani yirmi iki yıl boyunca- bu alıkonulmuş olan asker, polis, koruculardan hiçbiri ölmeden ve hiçbirinin burnu kanamadan tekrar geri alınmışlar; bu bütün kayıtlarda vardır, tam sayıyı “350 civarında” diye hatırlıyorum. Neden böyle olmuştur, bu soruyu sormamız gerekiyor. Neden ve nasıl böyle olmuştur? Nedeninin cevabı şudur: Siyaset devreye girmiştir o yıllarda, devreye girmiştir ve heyetler oluşturulmuştur. Bu heyetler çeşitli siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarından, tek tek aydınlardan oluşan heyetlerdir, üstelik farklı siyasi partilerden oluşan heyetlerdir ve bu heyetler gidip diyalogla, görüşerek, ikna ederek, konuşarak hiçbir kişinin burnunun kanamasına yol açmaksızın onların hepsini geri alıp gelmişlerdir. Çok örnek vardır, vaktim yetmeyeceği için tek tek anlatamam ama hepsi kayıtlı olarak elimizde vardır. Bu heyetlerin içinde sizin öncülünüz olan siyasi partiden insanlar da yer almıştır, Adalet ve Kalkınma Partisiyle aynı kulvarda mücadele etmiş ama sonra kapatılmış olan partilerden insanlar da yer almıştır.

Şimdi, bu çok önemli; bu sefer bu olmadı. Neden? Çünkü siz iktidar olarak siyasetin devreye girmesini engellediniz, siz engellediniz. Yaşanan bu ölümlerin siyasi sorumluluğu iktidardadır, maalesef iktidardadır. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yuh olsun! Yuh!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, bunu örnekleriyle de anlatacağım. Güvenlikçi politikalar ve uygulamalara kendinizi o kadar kaptırdınız ki siyaseti devre dışı bıraktınız, diyalogu, diplomasiyi devre dışı bıraktınız, siyaseti eksik hâle getirdiniz çünkü derdiniz güvenlikçi politikalarla bir çözüm yaratmaktı. “Bu bir çözümsüzlüktür.” dedik, anlatamadık size.

Şimdi, bakın, bu son durumla ilgili -Sayın Lütfü Türkkan da söyledi, burada yok şimdi ama dinlediğini umuyorum- ne olmuş, alıkonulmuş insanlarla ilgili partimiz ne yapmış bugüne kadar? 5 kez bu aileler Meclis grubumuzu ziyaret etmişler ve Grup Başkan Vekillerimizle kameraların önünde görüşme yapmışlar. Döneceğim, ne demiş Grup Başkan Vekillerimiz diye. 4 kez Genel Kurul konuşması yapılmış bu konuda partimiz tarafından, 3 basın toplantısı yapılmış, aileler grup toplantımıza katılmışlar, araştırma ve soru önergeleri verilmiş. Tarihlerini de söyleyeyim bunların hepsinin size.

Bakın, 26 Kasım 2015’te İdris Baluken -şimdi cezaevinde, sizin rehineniz olan İdris Baluken- ailelerle görüşmüş, 26 Kasım 2015’te açıklama yapmış, Meclis Genel Kurulunda konuşma yapmış, ailelerin yanında açıklama yapmış “Bu sorun acilen çözülmelidir.” diye; video ve Meclis kayıtları var, bakarsınız. 15 Aralık 2015’te yine İdris Baluken Mecliste, Genel Kurulda konuşma yapmış. 17 Aralık 2015’te İdris Baluken araştırma önergesi vermiş, sizin oylarınızla reddedilmiş. 23 Aralık 2015’te yine İdris Baluken’i aileler ziyaret etmiş, listesi var kimlerin geldiğinin.

Devam ediyorum, 23 Şubat 2016’da yine ziyaret var ailelerden, 23 Şubat 2016’da ayrıca grup toplantımıza katılmışlar. 23 Aralık 2016’da Ahmet Yıldırım’ı -o zaman Grup Başkan Vekilimiz- ziyaret etmişler. Aradan üç yıl geçmiş, 29 Mayıs 2019’da Fatma Kurtulan ve ben, Grup Başkan Vekili olarak ailelerle buluşmuşuz grup salonumuzda ve kameralar eşliğinde konuşmuşuz. Sonra 29 Mayıs 2019’da Fatma Kurtulan bunu Meclis Genel Kuruluna getirmiş. 12 Haziran 2019’da Nimetullah Erdoğmuş Meclis Başkan Vekilimiz, Genel Kurul konuşmasında gündeme getirmiş meseleyi. 6 Eylül 2019’da ben basın toplantısı yapmışım, Mecliste gündeme getirmişim. 11 Eylül 2019’da Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar İHD ziyaretinde gündeme getirmiş meseleyi. 6 Kasım 2019’da ben Genel Kurulda konuşma yapmışım bu konuda.

Şimdi bu örnekleri size söylüyorum, daha başka örnekler de var. Ne demişiz bu konuşmalarda; mesela, ben ne anlatmışım? Burada, tutanaklarda, açın, Meclis tutanaklarında; bakın, demişim ki ailelere: “Sizin alıkonulan çocuklarınızla ilgili biz üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız. Mecliste bulunan diğer partiler de eğer bu konuda bir anlayış birliğine sahipse bu konuda gereken adımları birlikte atalım. Hem partiler olarak hem sivil toplum kuruluşları olarak, insan hakları dernekleri olarak, alıkonulan asker ve polis çocuklarının hepsini ailelerine geri getirecek adımları hep birlikte atalım. Bir tek önemli şey var, iktidarın bu konuda bir güvence vermesi gerekiyor.” “Bu konuda hâlâ aynı şeyi söylüyoruz.” demişim, “Defalarca söyledik.” demişim, bunların hepsini ben burada, Genel Kurulda konuşmuşum. Siz bunların hiçbirini duymamışsınız, bunların hiçbirine cevap vermemişsiniz. Şimdi ben size onun için diyorum “Siyasi sorumlusu sizsiniz bu işin, biz değiliz” diye.

Ama buradan bir iş çıkarmaya çalışıyorsunuz. Nedir çıkarmaya çalıştığınız şey? “Acaba HDP’yi kriminalize edebilir miyiz? Acaba HDP’nin üstüne bazı şeyleri yıkabilir miyiz? Acaba HDP’yi bu toplumda yeniden tartıştırıp kapatma mapatma meselelerini gündeme getirebilir miyiz?” Yapamazsınız bunları çünkü biz bu ailelere de söz vermişiz, üzerimize düşen neyse yapacağız diye, sizin de önünüzde bu lafları etmişiz; bunu da size hatırlatayım.

Bakın, bir tane daha, İçişleri Bakanı söyledi Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’la ilgili; hatırlatayım, 2014, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş, üçü bizzat Lice’ye, dağlara çıktılar, 3 uzman çavuşu sağ salim aldılar getirdiler, bunları unuttunuz mu? Siz unutmadınız, kayıtlarınızda vardır, açıp bakın bunların hepsine.

Niye bunların hepsini söylüyorum? Bakın, sayın iktidar, bu tutumu değiştirmenin ve açık tartışmanın gereği vardır, çok açık. Çünkü biz dün ne söylüyorsak bugün de söylüyoruz, ben dün bu Meclisin kürsüsünde ne söylediysem bugün de bunu söylüyorum, yarın da bunu söyleyeceğim. Biz, barış olsun, bir tek ocağa ateş düşmesin, bir tek gencimiz…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU BAN (Erzurum) – Yalancısınız, yalancısınız, yalancısınız!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - …kim olursa olsun bir tek gencimiz daha yaşamını yitirmesin, ister Türk ister Kürt olsun, hiçbir gencimiz ölmesin diye mücadele ediyoruz ve bu mücadelede her zaman diyoruz ki: “Kürt sorununda demokratik ve barışçı çözümü gerçekleştirmek için bizler adım atmaya hazırız, üzerimize düşen varsa yapmaya hazırız, her türlü fedakârlığı yapmaya hazırız. Türkiye’nin hiçbir sorununu şiddet yoluyla çözemeyiz, şiddet uygulayarak sonuç alamayız. Şiddetsiz bir şekilde, müzakere ederek, diyalog yoluyla, konuşarak, tartışarak bütün sorunlarımızı çözebiliriz Kürt sorunu başta olmak üzere.” “Hiçbir sorunumuz yoktur ki konuşarak çözemeyelim.” diyoruz. Bunu size bir kez daha hatırlatıyorum ve bunun gerçekleşebilmesi için üzerimize düşenleri yapmaktan da sizin bütün politik ve fiilî saldırılarınıza rağmen vazgeçmiyoruz; inatla barış elini uzatmaya devam ediyoruz. Demokratik çözümü, barışı, şiddetsiz çözümü hep birlikte gerçekleştirebilmek için bu Meclisteki bütün partilere sesleniyoruz, sadece iktidar partilerine değil, muhalefete de sesleniyoruz “Ancak hep birlikte bu sorunu çözebiliriz, hep birlikte sorumluluk üstlenirsek bu sorunun şiddetsiz çözümünü sağlayabiliriz. Türkiye’ye barış gelir, Türkiye’ye huzur gelir, Türkiye’ye refah gelir.” diyoruz ama bunu nedense bir türlü anlatamıyoruz. Neden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Çünkü sizin içinizdeki birileri güvenlikçi politikalarla, yıllardan beri uygulananların tekrar edilmesiyle bir sonuç alınacağını düşünerek bu politikaları ve uygulamaları sürdürüyorlar. Yanlış yapıyorlar. Bir kez daha vurgulayalım: Yanlış yapıyorlar ve bu yanlışın neresinden dönülürse hepimiz için, bütün toplum için bu kârdır, bunu bir kez daha vurgulayalım. O zaman bir tek kişinin bile artık canı yanmadan, bir tek ocağa bile ateş düşmeden ve Türkiye sadece içeride değil, dışarıda, Orta Doğu’da bir bölge gücü olacaksa eğer, demokrasisiyle, barışıyla, Türk ve Kürt halklarının birlikte, el ele mücadele etmesiyle ve Türkiye’nin refahını ve huzurunu birlikte sağlamalarıyla olabilir, bunu da bir kez daha vurguluyoruz ve bu teklifimizi bütün kamuoyu önünde halklarımıza bir kez daha iletiyoruz.

Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci söz Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizi izleyen değerli halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Gara’da 13 kolluk gücü ve istihbarat görevlilerinin katledilmelerini kınıyorum, ailelerine, sevenlerine ve tüm Türkiye’ye başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum; Allah’tan rahmet ve sabır diliyorum ailelerine.

Evet, hakikaten zor bir gün. Hepimizi derinden sarsan, yasa boğan, canımızı yakan bir olay üzerinde konuşmanın, bir kadın olarak, bir anne olarak da kolay olmadığını söylemek istiyorum.

Konuşmama geçmeden önce, bir iki notum var, öncelikle Sayın Meclis Başkan Vekiline. Meclis Başkan Vekillerinin İç Tüzük’e göre görevleri belirlenir; onların görevi Meclisteki bütün milletvekillerinin hukukunu gözetmektir ve tarafsız bir şekilde Meclisi yönetmektir. Bugün girişte yapmış olduğu konuşmayı kabul edilemez bulduğumuzu ve ileriki oturumlarda buna dair görüşmelerimizi -bu gündemde değil- paylaşacağımızı ifade etmek istiyorum.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU BAN (Erzurum) – Ben de ayakta alkışlıyorum(!)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Provoke etmeye çalışmayın ya, boş verin ya.

Evet, diğeri, Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan’a ilişkin Sayın İçişleri Bakanı bir şey söyledi. Ben kendisiyle konuştum, sanırım kendisi de Sayın Çalık’ı aradı. Olay şu: Çözüm sürecinin devam ettiği dönemde Sayın Çalık Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’a bir annenin çocuğunu arayışını anlatmış “Bir şey yapabilir miyiz? Kötü durumda.” diye, o da demiş ki: “Süreç devam ediyor, bir ilgilenelim, elimizden geleni yapalım.” Sonra da aramış -bana aktardığı- demiş ki: “Umarım en kısa sürede döner, ailesine kavuşur ve annesine de selam ve sevgilerimi iletin.” Yani olay anlatıldığı gibi değil; bir misafir etme, böyle keyifle anlatma gibi bir durum asla söz konusu değil, bu da paylaşacağım ikinci not.

Üçüncü not: Yine Sayın Soylu, İnsan Hakları Derneğine, üyesi olduğum, 1988 ve 1994 yılları arasında Diyarbakır’da yöneticiliğini yaptığım İnsan Hakları Derneğine hakikaten asla kabul edemeyeceğim sözler sarf etti. Yani İnsan Hakları Derneğinin raporu elimde, tamamen uluslararası insancıl hukuk, Cenevre Savaş Konvansiyonu, uluslararası teamüller ne diyor bunu kendisi objektif bir şekilde açıklamış. Yani bence sorun insan hakkıyla… İnsan Hakları Derneğinin bu şekilde hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz. İnsan haklarını savunmayla ve insanların haklarıyla ancak bir hukuk süjesi olduğu gerçeğini akıllardan hiç kimsenin çıkarmaması gerektiğini de önemle ifade etmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar) Türkiye'deki kurumları, odaları, insanları, partileri bu şekilde hedef göstererek, ötekileştirerek ne Türkiye toplumuna ne Türkiye'nin geleceğine ne de bu Meclise hiçbir fayda sağlamadığınızın yine altını çizerek belirtmek istiyorum.

Evet, bugün yaşamını kaybeden, katledilen insanlar aramızda değil, anne-babaları yastalar ve biz burada Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak oturuyoruz, konuşuyoruz, değerlendiriyoruz. Dileğimiz, temennimiz ve yaklaşımımız budur ki Halkların Demokratik Partisi olarak, ölümler siyaset malzemesi olmasın. Burada ilk günden itibaren partimize Gara üzerinden yapılan saldırıları kesinlikle korkunç ve dehşet verici bulduğumu ifade etmek istiyorum. Daha cenazeler morgdayken, daha aileler teşhis etmemişken, daha olay tartışılmaya bile başlanmamışken partimizin bu şekilde hedef gösterilmesi, “HDP kapatılsın.” sözleri ve “Muhalefet tercihini yapsın.” yani muhalefete yönelik büyük sözler söylendi aslında iktidarın bu olaya nasıl yaklaştığını da bize ve tüm Türkiye’ye gösterdi. Biz bunlara cevap vermedik çünkü biz ölümler üzerinden, yas üzerinden, aileler henüz taziye evindeyken bunlara yanıt vermeyi Halkların Demokratik Partisi olarak kendi ilkelerimize ve programımıza asla uygun görmüyoruz.

Evet, bugün aslında Gara’yla ilgili, Sayın Zengin’e söyledim, bir önerge verecektik fakat bilgilendirme olacağı için bu önergeyi vermedik ve geldik nasıl olsa konuşacağız. Önümüzdeki günlerde, yarın ya da öbür gün onu grup yönetimimizle konuşacağız, bu önergemizi getireceğiz. Biz, hakikaten, daha önce de verdiğimiz gibi, soru önergesi, araştırma önergeleriyle bu meselenin de ve daha birçok meselenin de -bugün konumuz Gara olduğu için söylüyorum ve kaçırılan, alıkonulan kolluk gücü olduğu için söylüyorum- bu Meclis çatısı altında araştırılmasını istiyoruz, Meclisin görev almasını istiyoruz ve bu konuda tek bir gün hiçbir olaydan -altını çizerek söylüyorum- kaçmadık, hepsini araştıralım dedik. Biz verdik, burası reddetti; biz verdik, burası reddetti. İşte, size bir örnek: Evet, burada elimde bir Meclis tutanağı var; zamanım sınırlı, hepsini okuyamayacağım. Evet, sevgili İdris Baluken ve o dönem Mardin milletvekilimiz konuşmuş, önerge reddedilmiş; araştırma önergesi bu. Kaç yılında biliyor musunuz değerli milletvekilleri? 17 Aralık 2015. Ya, 17 Aralık 2015’te biz bu meseleyi araştıralım, sağ salim evlerine gelsinler, annelerine, babalarına, çocuklarına kavuşsunlar diye önerge vermişiz, çıkıp AKP sözcüsü Metin Külünk ne demiş, bir cümlesini söyleyeceğim. Demiş ki: “PKK’nin elindeki asker ve polislerimiz üzerinden Türk devletini pazarlık masasına oturtmaya gücünüz yetmeyecektir.” Şimdi ne alakası var? Bugüne kadar -diğer Grup Başkan Vekilimiz ayrıntılı anlattı- kaç defa girişim oldu? İlk defa bu kadar vahim bir olay yaşanıyor, alıkonulanlar canından oluyor, yaşamlarını yitiriyor. Her seferinde götürülüyor, sivil toplum, partiler, akil insanlar sağ salim getiriyorlar. Bu sefer niye getirilmedi? Asıl bu sorunun cevabını bulmamız lazım.

Sayın Lütfü Türkkan bize epey laf söyledi ama ona cevap yerine değil, sadece Genel Başkanlarının İçişleri Bakanı olduğu dönemde de böyle bir heyetin olduğunu hatırlatmak isterim. (HDP sıralarından alkışlar) 8 Aralık 1996 tarihinde, evet, Refah Partisi Milletvekili Fethullah Erbaş, İHD ve MAZLUMDER’in de olduğu bir heyet gidip uzman çavuşlardan oluşan bir ekibi, kolluk gücünü teslim almış ve İçişleri Bakanı olarak sizin Genel Başkanınız buna karşı durmamış. Bugün siz Genel Başkanınıza mı aykırı davranıyorsunuz, düşünceniz mi değişti, bunu da anlayamadım doğrusu, çünkü bu başka bir şeydir, bu yaşamdan yana olmaktır. Biz Halkların Demokratik Partisi olarak bütün saldırılara, bütün suçlamalara, bütün kutuplaştırmalara, bütün hakaretlere rağmen ve ödediğimiz bu kadar büyük bedele rağmen, burada hep ne dedik biliyor musunuz? Demokrasi, eşitlik, özgürlük, Kürt sorununun demokratik çözümü dedik. Tek bir gün ağzımızdan başka bir söz duymadınız. Bunu söyleyerek hepinizin -“hepinizin derken” tırnak içinde söylüyorum, bir kısmınızın- özellikle iktidar grubu ve ortağının suçlamalarına maruz kalıyoruz, farkındayız ama biz yaşam siyasetini iliklerimize kadar hissediyoruz. Biz yaşatmak için buradayız, öldürmek ya da ölüme seyirci kalmak için değil.

Bir de HDP’ye saldırılarda son dönemlerde şöyle bir şey moda oldu. Sanki 6,5 milyon insan, aileleriyle beraber 20 milyon insan bizi hiç desteklemiyormuş gibi -HDP ve seçmenlerini ayıran- bize atıp tutuyorsunuz. Ya, bize saldırmıyorsunuz, Türkiye yurttaşlarına saldırıyorsunuz. Tercihlerinden dolayı sizin hakaret, küfür, aşağılamalarınız bize değil sadece, bizi destekleyenleredir. Yani biz ile seçmenlerimizin arasına böyle bir ayrım koymanıza da acı acı gülümseyerek bakıyorum. Biz nasıl sizin seçmenlerinize laf söyleyemeyeceksek… Bir parti halktan destek alıp buraya gelmişse bu düşüncelerimize oy vermiş arkadaşlar. Biz uzaydan gelmedik; biz seçim meydanlarında, mitinglerde, televizyonlarda, gittiğimiz evlerde buradaki konuşmalarımızı anlatıyoruz, biz başka bir şey anlatmıyoruz ve bu konuşmalarımız, bu siyasetimiz halktan destek görüyor. Bizi Meclise 3’üncü büyük parti olarak gönderiyorlar. Bu nedenle herkesin siyasette sözlerine, yaklaşımına, böylesi kritik dönemeçlerde ve her zaman dikkat etmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Açıkçası, bugün siyaset yapmak üzerinden söz almadık, burada kimseye cevap vermek gibi bir telaşımız da yok, farkındasınız çünkü şu anda bütün Türkiye bu acı olayın aslında nasıl olduğunu merak ediyor, burada ne konuşulacağını merak ediyor, ayrıntıları soruyor. Evet, 42 uçak ve tonlarca -galiba- kazan bombasıyla bir operasyonda ölümlerin olması tabii ki normal. Bunu herkes anlıyor ama bunu bugün konuşma zamanı değil. İleriki günlerde araştırma önergeleri vereceğiz. Bu konuda insancıl hukuk şunu söyler: “Devletlerin çatışmanın tarafı olmayanlara yönelik can güvenliklerini koruma yükümlülüğü var.” Burada bunu bugün değil ama önümüzdeki günlerde, bu acı günler biraz geçince tabii ki tartışmaya devam edeceğiz.

Bizi izleyen herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları açıklamalar üzerine HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Beştaş, bizim tarafımız bellidir; Türkiye’dir, Türk milletidir. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Benim konuşmamda Türkiye'nin birliği vardır, devletin yüceliği vardır, sırtını PYD’ye dayayan alçaklara karşı bir cevap vardır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Bundan rahatsızlık duyduğunuz için çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Sözümün sonuna kadar arkasındayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Böyle bir usul yok.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şu anda söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Zengin’e söz verdim. Buyurun oturun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ve Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptıkları açıklamalar üzerine HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, ben her iki Grup Başkan Vekiline genel bir şey ifade etmek istiyorum. Şimdi, çok ısrarla bir soruyu soruyorlar: “Daha evvel getirilmişti, şu anda niye getirilmedi?” sorusu var. Şimdi bu soru hem eksik bir soru yani ortadan bir soru. Bunun başı olması lazım. Başı şu: Niye kaçırıldılar? Hangi saikle kaçırılıyorlar masum insanlar? Niçin kaçırılıyor? Yani bir eylemin ortasında değil, bir şey değil. Bir öğretmen niye kaçırılır? Evlenmeye giden bir delikanlı niye kaçırılır? Annesinin baklavasını yemeye giden bir çocuk niye kaçırılır, nedir bunun sebebi?

Şimdi, bu konuşmaların tamamında biz şunu görüyoruz: Ben bu kürsülerde hiçbir gün “Ya, bu PKK neyin nesidir, neden bu yapılıyor?” Bu sorular soruldu mu bugüne kadar? Hayır, sorulmadı. Şimdi, Sayın Oluç güzel bir şey söylüyor, diyor ki: “Siyasetin gücü.” Ben kendilerine şunu tavsiye ediyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siyasetin gücü kendi siyasetlerini dönüştürmektir, kendi siyasetlerini milletin, kendilerini destekleyen insanların sesi hâline getirmektir. Fakat onlar bugüne kadar kürsülerde maalesef PKK’nın yaptıklarını normalleştiren şeylerden bahsettiler, bugün de aynı şeyi yapıyorlar. Diyorlar ki: “Bize suç yıkmaya çalışıyorsunuz.” Hiç gerek yok, hiç gerek yok, tablo zaten ortada, bizim suç yıkmamıza gerek yok. En azından şu bombayla ilgili konuşmanız bile enteresandır, bombayla alakalı diyorsunuz ki: “Bu kadar bomba yağdırıldıktan sonra ölümlerin olması normaldir.” Yani sizin konuşmanızın başı ile sonu bile birbirini tutmuyor.

Şimdi, son bir şey Sayın Başkanım, Öznur Hanım burada, kendi aramızda değerlendirdik. 2 siyasetçi arasındaki konuşmadan bahsediyoruz. Eğer Pervin Hanım burada olsaydı ben Öznur Hanım’a da hassaten söz verilmesini isterdim yani 2 siyasetçi, konuşan isim karşı karşıya bunu ifade etmeliydi. Kendisinin de burada olduğu bir gün söz verelim ama şu anda ben kendisine hassaten sorduktan sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir cümle söyleyeceğim, lütfen...

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – …kendi aralarında yaptıkları konuşmanın aynen böyle olduğunu tekrar teyit etmiştir ve “misafir etme” ifadesini kullandığını söylemiştir. Hassaten Genel Kurulda işitilmesini de isterim.

Daha sonraki hakkımızı da bu manada mahfuz tutuyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

6.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, şimdi, Sayın Zengin’in söylediği meseleyi tabii ki bugün değil ama başka günlerde tartışırız, niçin kaçırıldılar meselesini. Bunu tabii ki tartışalım, kesinlikle tartışalım, biz bundan kaçınmayız. Fakat şunu işaret ettim ben: Bakın, 350’ye yakın insan da daha önce alıkonulmuş ve ortak çabayla bunların hepsi, hiçbirinin burnu bile kanamadan tekrar evlerine geri gelmişler. Yani o zaman, o yıllar boyunca, şimdi nedenini, niçinini tartışmadan farklı siyasi partiler bir araya gelmişler ve alıkonulmuş olan insanları kurtarmışlar. Bu çok önemli bir şey.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Neden kaçırılıyor ya? Bu soruya cevap verin ya.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Öznur Hanım, onu konuşalım, tartışalım.

Bakın, 17 bin faili meçhul bu ülkede neden oldu? Siz bunun cevabını verin, gelin onu da tartışalım, onu da tartışalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bugünün konusu değil ki o.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Var mı faili meçhul? Var mı faili meçhul? Onlara niye cevap vermiyorsunuz?

BAŞKAN – Toparlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Zengin, ben tartışmadan kaçalım demiyorum, istediğiniz platformda, kürsüde tartışalım diyorum düzenli bir şekilde. Bundan kaçmıyorum yani Kürt sorununun çözümü, demokratik, barışçı çözümü; memlekette binlerce, on binlerce ölmüş insanın neden öldüğünü tartışmak, bundan hiç kaçmıyoruz, tam tersine bunlar yaşanmasın diye tartışalım ve ortak çözüm bulalım istiyoruz. Bunu söylüyorum, siz buna niye itiraz ediyorsunuz ki benim söylediğim bundan ibaret. Yani 350’ye yakın insan kurtarılmış da niye bu sefer bu yapılmadı? Bu sorunun cevabını sizin vermeniz lazım; siyasi sorumluluk derken bunu kastediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Asıl soru, neden kaçırılıyor; neden? Siz cevap vereceksiniz, siz. Neden kaçırılıyor?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir şey söyleyebilir miyim?

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Pençe Kartal-2 Harekâtına ve Gara bölgesinde 13 vatandaşın terör örgütünce şehit edilmesine ilişkin gündem dışı açıklaması ve İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu ile Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan; MHP Grubu adına Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül; HDP Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ile Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş; CHP Grubu adına İzmir Milletvekili Murat Bakan ile Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün; AK PARTİ Grubu adına Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz ile Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu ve şahısları adına; Afyonkarahisar Milletvekili Gültekin Uysal, Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin aynı konudaki konuşmaları (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Murat Bakan’a aittir.

Buyurun Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ama böyle bir usul yok. Ya, bir dakikalık bir söz istiyorum Sayın Başkan.

CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, önceki gün Gara’da, elinde silah olmayan, çatışmaya girmeyen 13 askerimizi, polisimizi şehit eden PKK terör örgütünü lanetliyorum. Operasyonda şehit olan asker ve polislerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, ben 2015 yılında milletvekili oldum. Anadolu’nun yoksul bir köyünden çıkan ve Peygamber ocağı Türk Silahlı Kuvvetlerine giren, yirmi beş yıl sırmalı ay yıldızı kolunda taşıyan bir babanın evladıyım. Babama ve onun silah arkadaşlarına duyduğum minnet ve vefa duygusuyla milletvekili seçildiğim günden bugüne Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet mensuplarının sorunlarını bu Parlamentonun gündemine getirmiş bir kardeşinizim; benimle beraber Genel Kurulda çalışan her siyasi partiden arkadaşım da bu hassasiyetimi bilir. PKK tarafından kaçırılan ve al bayrağa sarılı olarak defnettiğimiz şehit askerlerimizle, polislerimizle ilgili konuyu da aynı hassasiyetle Meclis gündemine getirdim. Bir jandarma komando astsubay beni telefonla aradı “Vekilim, bir astsubay kardeşimiz, Semih Özbey PKK tarafından kaçırıldı. Konuyla ilgilenir misiniz?” dedi. Konuyla ilgilenmeye başlayınca başkalarının da olduğunu gördüm, Genel Başkanımızla paylaştım. Sayın Genel Başkanımız dedi ki: “Kamuoyunu bilgilendirin, konunun takipçisi olun.” İlk soru önergemi PKK ve IŞİD’in kaçırdığı tüm asker ve polislerimiz için Aralık 2016’da dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’a verdim. Yanıt geldi mi arkadaşlar? Yanıt gelmedi. Vazgeçmedik, vazgeçersek unutulurlar dedik. Tekrar Temmuz 2017’de yine Binali Yıldırım’a sordum: “Terör örgütlerince kaçırılan asker ve polislerimizin kurtarılması için ne yapıyorsunuz?” diye. Cevap alabildik mi? Yine cevap alamadık. Eylül 2017’de bu defa Süleyman Soylu ve dönemin Savunma Bakanı Nurettin Canikli’ye “Kaçırılan asker ve polislerimiz için ne yapıyorsunuz? Ailelerin yardım çağrılarına neden sessizsiniz?” diye sordum; ne Soylu ne de Canikli cevap verdi. Ekim 2017’de aileler bizimle irtibat kuruyordu, arıyordu; konuşuyorduk; telefonlaşıyorduk ve Veli Ağbaba’yla beraber Mecliste ailelerle birlikte basın toplantısı düzenledik; o gün o ailelerin söyledikleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Şehit Müslüm Altıntaş’ın annesi şöyle demişti: “Cumhurbaşkanına ve Başbakana sesleniyorum, artık sesimizi duysunlar; dünyaya sesleniyorum içimizdeki yangını duysunlar; dağdakilere sesleniyorum, onların da anaları babaları vardır, bizi anlasınlar; evlatlarımızı bıraksınlar.” Songül ana sesini duyurabildi mi? Hayır, sesini duyan olmadı.

Şehit Astsubay Semih Özbey’in babası Gürsel Özbey -aradım ulaşamadım başsağlığı dilemek için Gürsel ağabeyi- “Bize hep sabır dediler artık sabredemiyoruz; ya kendimizi yakacağız ya da çocuklarımız için bu devlet bir adım atmalı.” dedi. Adım atan oldu mu? Olmadı.

Biz dünyanın en zor mesleğini yapan, ailelerini, koklamaya doyamadıkları eşlerini, yavuklularını, minicik dünya tatlısı bebeklerini, evlatlarını arkalarında bırakarak bir emirle vatan için gülerek ölüme giden; yalçın dağlarda, ıssız yerlerde, kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde, azgın denizlerde görev yapan; bizim çocuklarımız rahat uyuyabilsinler diye kendi çocuklarının babasız kalmasını göze alan bu evlatlarımız için sormaya devam ettik arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Şubat 2018’de Binali Yıldırım’a tekrar sordum, yine yanıt alamadım. Ekim 2018’de bu defa Hulusi Akar’a sordum, ilk defa yanıt geldi sekiz ay sonra; okuyayım yanıtı size: “Terör örgütleriyle mücadeleye yönelik keşif, gözetleme ve operasyonel faaliyetler azim ve kararlılıkla devam etmektedir.” Yani sorduğumuz sorunun yine cevabını alamadık. Son olarak 9 Şubatta, operasyon başlamadan bir gün önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a soru önergesi verdim, beş gün sonra acı haberi aldım, tüm askerlerimiz, polislerimiz mağarada şehit edilmişti.

Tam altı yıl; gecesi, gündüzü, sabahı, akşamı, kışı, baharı, yazı tam altı yıl bu çocuklar sağdı. Mektup yazdılar; Semih, o mektupta diyordu ki: “Aileme: Bu mektubun size ulaştırılıp ulaştırılmayacağını bilmeden size yazıyorum. Bütün aile üyelerim, umarım iyisinizdir. Beni soracak olursanız, iyi olmaya çalışıp, kavuşacağımız gün için sabrediyorum. Ben buradayım; sağım, ölmedim, yaşıyorum demek için yazıyorum, sesimizi artık birileri duysun diye yazıyorum.” Biz senin sesini duyduk şehidim ama duyuramadık.

Değerli arkadaşlar, tüm dünyada bu tip olaylar olur, bu tip kaçırmalar, alıkoymalar olur; biz bunları yaşadık, çeşitli örneklerini de gördük.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Kaçıranlara bir hesap sorsanıza ya! Kaçıranlara bir hesap sorun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha ne diyecek?

MURAT BAKAN (Devamla) – 2006’da Amerika Birleşik Devletleri’nin 2 askeri Irak’ta kaçırıldı. Amerika Birleşik Devletleri 8 bin askerle, Hava Kuvvetleriyle operasyon yaptı; hiç beklemeden.

2007’de Basra Körfezi’nde 15 İngiliz askerini İran askerleri alıkoydu; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini toplantıya çağırdı İngiltere ve Avrupa ülkeleri; 15 İngiliz askeri için ve dönemin Hükûmeti, bizim Hükûmetimiz, önce kadın askerler serbest bırakılsın diye devreye girdi.

2014’te İsrail’in 1 askerini Hamas kaçırdı. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kerry, o askerin serbest bırakılması için bizimle ve Katar’la irtibata geçti; Hamas’ı arayalım, İsrail’in askeri bırakılsın diye.

Bu ve benzer olayları biz dünya kamuoyunda duyuyoruz, takip ediyoruz. Her ülke kendi askerini, polisini korumak için elinden geleni yapıyor, tüm olanaklarını seferber ediyor ancak şunu da belirteyim: O asker, o polis sade bir yurttaş değil, bir devletin onurudur değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Bilhassa İsrail’in bu konudaki hassasiyeti malumunuzdur, 1 İsrail askeri için çok çaba sarf ediyorlar. Ben kendi kendime şöyle düşünüyorum: “Holokost”ta milyonlarca Musevi katledildi. Bizim için 1 can çok değerlidir diye düşünüyor olabilirler, çok çaba sarf ediyorlar.

Peki, biz Osmanlı-Rus Harbi’nden başlayarak Balkan Harbi’nde, Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’de, Hicaz’da, Yemen’de, Sina çöllerinde vatan evlatlarımızı kaybetmedik mi? Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’de vatan evlatlarımızı kaybetmedik mi? Kurtuluş Savaşı’nda; Sakarya’da, Dumlupınar’da, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde evlatlarımızı kaybetmedik mi? Analar evlatsız, evlatlar babasız kalmadı mı değerli arkadaşlar? Bizim askerimiz, bizim Mehmetçik’imiz İsrail’in askerinden, İngiliz’in askerinden, Amerika’nın askerinden daha mı az değerli? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Beş yıldır, altı yıldır neyi beklediniz? Beş yıldır, altı yıldır diller lal, kulaklar sağır, gözler kör. Dünya, kendi askerini kurtarmak için her türlü operasyonu, diplomasiyi, her türlü yolu kullanırken iktidar, 23 Haziran İstanbul seçimleri için terör örgütü reisi Abdullah Öcalan’dan mektup getirdi, mektup! Madem böyle olanaklarınız vardı, niye bizim askerimiz için -istihbarat bunun için var- bu 13 askerimiz için, şehidimiz için bu olanakları kullanmadınız? Niye bunu gelip burada anlatmıyorsunuz?

Yine, Sayın Hulusi Akar’ın dediği gibi, eğer 13 asker ve polisimizle ilgili devletin elinde istihbarat varsa -böyle bir açıklama yaptı- öyle anlaşılıyor -Türk Silahlı Kuvvetlerinin elinde nokta operasyonlar için çok özel birlikler var; Özel Kuvvetlerin MAK taburu var mesela, Jandarmanın İçişleri Bakanlığına bağlandığı JÖAK’ı var, SAT komandaları var Deniz Kuvvetlerinin- yani dünyaya ilan eder gibi “Sürprizim var.” diyecek Cumhurbaşkanı, davulla zurnayla operasyona gideceksin; böyle bir şey olur mu? Dünyada var mı? Sessiz sedasız olur böyle operasyonlar.

Değerli arkadaşlar, bu başarısızlığın hesabını bu millete vermek zorundasınız, vermek zorundasınız, vermek zorundasınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi soruyorum: Başarısız olduğunu Cumhurbaşkanının kürsüden ilan ettiği bu operasyonun sorumluluğunu kim alacak, bu çocukların hesabını kim verecek? Sayın Soylu, Sayın Akar, size soruyorum. Altı yıldır çocuğunun yolunu gözleyen, bayram yapmayan, düğüne gitmeyen, yüzü gülmeyen -şehit haberini almış- gözlerinde yaş, konuşamayan şehit anasını AK PARTİ kongresine canlı bağladınız; ağlamaktan konuşamıyor. Yani empati yoksunu “şahsım” verecek o zaman bunun hesabını değerli arkadaşlar. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu başarısızlığın hesabını bu millete vermek zorundasınız. Bırakın aya gitmeyi, galaksiler arası yolculuk yapsanız arkadaşlar bu utançtan, bu ayıptan kurtulamayacaksınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci söz, Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün’e aittir.

Buyurun Sayın Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin Gara Operasyonu hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu acının tarifi yok, bu yasın sizi bizi yok; hepimizi ilgilendiren, ortak, Türkiye’mizi ilgilendiren temel bir konuyu konuşuyoruz. Öncelikle, gerek bu operasyonda gerekse geçmiş operasyonlarda ölen Türk Silahlı Kuvvetleri, MİT, Emniyet mensubu arkadaşlarımıza ve tüm sivillere Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum.

Ancak, bu konulara bugün büyük bir merakla hazırlanırken, sistemin iki Bakanı yani Hükûmetin bakanı değil, iktidarın bakanı değil çünkü “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” diyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yani sistemin bakanları dünyada eşi ve benzeri olmayan bir Parlamento konuşması gerçekleştirdiler. Yürütme, yasamaya her zaman hesap verir ama bugün sistemin iki bakanı yasamadan hesap sorar şekilde bir konuşma yaptılar; bunun hiçbir parlamentoda eşi ve benzeri yoktur. Sistemin iki bakanının yapmış olduğu konuşmayı da kendilerinde hak olarak görmemelerini bir yasama üyesi olarak temenni ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu temel konunun iki farklı aşaması var; birinci aşaması, 2015 ile operasyon arasında neler yapılmalıydı, Hükûmetin değil sistemin bakanları hangi girişimlerde bulunmalıydı? Bu konulara bir açıklık getirmemiz gerekiyor. Birincisi: Bu vatan evlatlarının serbest bırakılması için Hükûmet olarak, Başbakan olarak ve Cumhurbaşkanı olarak neler yaptınız? Bunu açık ve net bir şekilde söylemeniz gerekiyor. İkincisi: Bu vatan evlatlarının aileleriyle kaç kez görüştünüz? Onları kaç kez dinlediniz? Dinlerken içiniz sızladı mı? Evlatlarınız aynı durumda olsaydı yine böyle davranır mıydınız?

Sayın Soylu, Grup Başkan Vekilimize kürsüden laf attı, dedi ki “Hemen yanı başınızda oturan HDP’den madem yardım isteseydiniz.” Ona gerek yok ki zaten sizin Malatya milletvekiliniz, Grup Başkan Vekilini aramış, gerekli yardımı, katkıyı istemiş. Bize sataşmada bulunmanızın bir anlamı yok Sayın Soylu. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, uluslararası insan hakları örgütleriyle vatan evlatlarına zarar gelmemesi için, serbest bırakılmaları için hangi girişimlerde bulundunuz? Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’dan seçimlerde size yardımcı olması için üniversiteden hoca gönderip yardım dileneceğinize neden rehinelerin bırakılması için yardım istemediniz? Osman Öcalan’ı seçimlerde size yardım için televizyona çıkaracağınıza neden vatan evlatlarının bırakılması için kullanmadınız?

Yine, davul zurna eşliğinde rehine kurtarma operasyonuna giden dünyada başka bir ülke var mı? Kurtarma operasyonu vatan evlatlarını imha operasyonuna dönüştü; bunun sorumlusu kim? Sorumlu olarak hesap veriniz. Başarısız kurtarma operasyonunun açıklamasını, operasyon kararını alanlar değil de niçin Malatya Valisine yaptırdınız? İdlib’de 33 askerimiz şehit olduğunda da yine açıklamayı Hatay Valisine yaptırmıştınız.

En önemlisi, Anayasa’mızın 117’nci maddesine göre Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetler Komutanı olup savaşta Başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir. Anayasa’nın bu maddesini hangi gerekçeyle askıya aldınız; bunu açıklamak durumundasınız.

Değerli arkadaşlar, ikinci olarak sorgulanması gereken operasyon sürecidir. Gara bölgesi 75 kilometre uzunluğunda, 25 kilometre genişliğinde toplam 1.875 kilometrekare alandan oluşuyor. Bu bölgede, bu alanda 500’e yakın terörist olduğu iddia ediliyor. Operasyon vatan evlatlarını kurtarmak için mi yoksa terör örgütlerini imha etmek için mi yapıldı; bunun adını net olarak söylemeniz gerekiyor. 1.875 kilometrekarelik bir alanda 300’e yakın veya 300’den biraz fazla Özel Kuvvet elemanını gönderip buranın temizlenmesini mi beklediniz; bu soruya da mutlak suretle cevap verilmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, yine, helikopter Türkiye istikametinden değil de güneyden Gara’ya giriş yapıyor; PKK bu arada KDP’yi suçluyor. Helikopterler mağaranın yakınına mı iniş yapıyor yoksa uzak bir yere mi iniş yapıp askerlerimiz –burası da çok önemli- iki gün süreyle yürüyüş yapıp mağaraya ulaşıyor? Özellikle ilk defa peşmergelerin rehberliği olmadan Gara’ya iniş yapıldığını tespit etmiş oluyoruz. Mağaranın yerini Türk Silahlı Kuvvetleri biliyor muydu yoksa canlı yakalanan 2 teröristin bilgisi doğrultusunda mı bu kroki çizdirildi? Ortada bir kroki var, Sayın Bakandan bunu açık ve net olarak açıklamasını talep ediyoruz. Bu kroki daha önce Türk Silahlı Kuvvetlerinin elinde var mıydı yoksa bu kroki canlı olarak yakalanan 2 terörist tarafından mı çizdirildi? Bunun açık ve net olarak açıklanması gerekiyor.

Evet, belki de Gara’nın temizlenmesi hedef değildi. Gara Operasyonu’nu duyurduk; gizlilik vardı ama maalesef gizlilik sağlanmadı.

Gara bölgesi, kuşkusuz, kayalık ve zor bir bölge, gece daha da zorlaşıyor. Mağaranın içine kadar girildi mi, girilmedi mi; bunun da net bilgisi maalesef yok. Asıl hedef vatan evlatlarını sağ salim kurtarmak ise böylesi bir harekât nasıl icra edilir, planlama, toplama bölgeleri nasıl belirlenir, emniyet nasıl alınır? Vatan evlatlarını kurtarma operasyonunda maalesef başarısız olduğunuzu ifade etmek istiyoruz.

Türkiye için gerçekten çok büyük yaradır. ABD’nin Bin Ladin operasyonu gibi reklam odaklı olmamalıydı. Gizlilik; operasyon bitinceye kadar her zaman gizli kalmalıydı ama maalesef bu gizliliği koruyamadınız. 1996 yılında Refahyol Hükûmetinin PKK’nın Zap kampında rehin alınmış 8 askeri almak için gösterdiği gayreti hepiniz biliyorsunuz. Bunların burunları bile kanamadan bu askerlerimiz teslim alındı ve serbest bırakıldı. Yapılan girişimler, diyaloglar sonrası bu operasyondan önce bunlar yapılabilirdi ama yapmadınız.

Özellikle Özel Kuvvet görevlilerimiz büyük risk aldı; tüm görevlilerimizi ve askerlerimizi yürekten kutluyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, Mehmetçik her zamanki gibi ölümü göze alarak, seve seve görev yapmıştır. Onların hepsini yürekten kutluyor, gözlerinden öpüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tavrımız belli. Böylesine önemli bir konuda Türkiye’de yas ilan edilmeliydi, etmediniz. Bakıyorum, son günlerde, özellikle temsilcileriniz yapmış olduğu konuşmalarda “Terör örgütünü lanetlemiyorsunuz.” diyorlar. Sevgili arkadaşlar, ben bugün burada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşuyorum ve aynı zamanda İçişleri Komisyonu Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkanı olarak konuşuyorum. Şimdi diyorum ki: “Lanet olsun PKK terör örgütüne.” (CHP sıralarından alkışlar) Yetmez, lanet olsun FETÖ terör örgütüne. (CHP sıralarından alkışlar) Yetmez, lanet olsun bütün terör örgütlerine. (CHP sıralarından alkışlar) Yetmez, PKK terör örgütü üyelerini Habur Sınır Kapısı’nda törenle karşılayan, mobil mahkemeler kuran zihniyete de lanet olsun diyorum. (CHP sıralarından alkışlar) FETÖ terör örgütüne mensup kişilere devletin kozmik odasını açıp sırlarını veren, FETÖ terör örgütü üyelerini devletin en üst kademelerine atama yapan zihniyete de lanet olsun diyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – Arkadaşlarımız değindi, vaktimiz kısıtlı. Ben, önceki gün Rize İl Kongresinde yaşanan bu konuşmayı AK PARTİ’ye oy veren bütün annelerin vicdanına bırakıyorum; onlar, bunu vicdanlarıyla mutlaka sorgulayacaklardır diye düşünüyorum. İktidar, hesap sorma yeri değildir; iktidar, hesap verme yeridir. Bu hesabı bugün olmasa yarın Millet İttifakı’nda, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında vereceksiniz; bunu ifade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Son olarak, bir subay şehit oldu diye “Menemen’i yakın.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, özlemle, saygıyla anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz, Sivas Milletvekili Sayın İsmet Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerince Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilen Pençe-Kartal Harekâtı hakkında AK PARTİ Grubumuzun görüşünü açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, bu vatan için can veren tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum, hayatta olan gazilerimize de Allah’tan sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Ülkemizin huzur ve güvenliği için büyük bir inançla, cesaret ve fedakârlıkla görevlerini yapan asker, polis, jandarma ve güvenlik korucularına teşekkür ediyorum; Allah yâr ve yardımcıları olsun. Bu milletin her bir bireyinin duası onlarladır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, uzun zamandan beri terör örgütleriyle mücadele etmektedir; bugüne kadar bu mücadelede çok büyük bedeller ödedi, bedeller ödemeye de devam etmektedir. Ülkemizin terörle mücadelesi terör sona erinceye, huzur ve barış bölgemize hâkim oluncaya kadar kararlılıkla devam edecektir. Türkiye’nin millî güvenliğine yönelik her türlü eylemlere karşı gerekli her türlü tedbiri almak, terör örgütlerinin saldırılarını bertaraf etmek, Türkiye’nin güney kara sınırlardaki mücavir bölgelerde bir terör koridorunun oluşmasını önlemek ve Türkiye’nin hak ve menfaatlerini korumak Türkiye’nin hakkı ve Türkiye hükûmetlerinin milletine karşı olan bir görevidir. Türkiye, Irak ve Suriye’deki istikrarsız siyasi ortamdan faydalanarak ülkemizin güney sınırlarında terörün barınmasına ve eğitilmesine, ülkemize terör saldırılarının yapılmasına izin vermeyecektir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içinde bulunduğumuz coğrafyada ülkelerin siyasi sınırları yeniden çizilmek istenmektedir, devletler küçültülmek, güçsüzleştirilmek, etkisizleştirilmek, daha kolay yönetilebilir hâle getirilmek istenmektedir, ülkelerin iç sorunları derinleştirilerek halkların sürekli birbiriyle kavgalı olmaları istenmektedir; terör de bir araç olarak kullanılmaktadır. Esasında, bu proje yeni de değildir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hayata geçirilemeyen projeler yedi düvelin çağdaş versiyonları eliyle, bu bölgede yeni taşeronları vasıtasıyla hayata geçirilmek istenmektedir. Proje terör örgütlerine proje müellifleri tarafından destek de verilmektedir; bölgedeki kukla yapıların güvenliklerinin artırılmasını teminen yeni kukla yapılar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak, 1970 yıllarında ülkemiz yöneticilerinin açıklamaları var. Eski Başbakanlarımızdan rahmetli Bülent Ecevit’in 78’de açıklaması var, 2004 yılında partisinin Olağan Kurultayında yaptığı konuşması var. Kurultay konuşmasında Sayın Ecevit şöyle diyor: ABD’ye o zaman “Kuzey Irak’ta bize gereken yetkileri verin ve orada biz bölücü terörün kökünü kurutalım.” dedik. “Yok, bu izni veremeyiz.” dediler. ‘Bu izni veremeyiz.’ diyen Amerika, sen ne istiyorsun orada? ABD, -Türklerden ayrı bir devlet kurmak isteyenleri desteklemektedir- Kuzey Irak’ta ABD'nin uydusu durumunda bir hükûmet kurulmasını istiyor. Anlaşılıyor ki bu istek, farklı aktörlerle bugün de devam etmektedir ancak bu projelerin bölgemizde hayata geçirilebilmesinin imkânı yoktur. Er ya da geç bu projenin takipçileri kaybetmeye mahkûmdur. O ana kadar sadece ülkelerin enerjilerinin kaybına ve dikkatlerinin dağılmasına yol açacaktır.”

Bu arada, Türkiye’nin, millî güvenliğine yönelik her türlü tehditleri bertaraf edecek imkân ve kabiliyete sahip olduğunu da açıkça belirtmek isterim. Bizim yapmamız gereken, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, kardeşliğimizi pekiştirmektir. Bu süreçte devletimizin tüm kurumları ile siyasi partilerimizin terörle mücadele hususunda ortak bir irade ve hassasiyet göstermesi önemlidir. Siyasetin öznesi millettir, siyasette söz de karar da millete aittir. Demokrasilerde talimatı, görevi, iktidarı millet verir, millet alır; beklentisi, arzusu, talebi karşılanması gereken de millettir. Bu millet terör örgütlerine destek vermez, PKK terör örgütüne bu milletten katılım yok, Sayın Bakanımız da açıkladı. Bu ülkede siyaset yapanların da bu hususu dikkate alarak desteği milletten alıp talimatı başka yerden almaması gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ulusal güvenliğimizin gereği olarak Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde Irak’taki PKK varlığının sona erdirilmesi için gereken adımları bugüne kadar attık, bugünden sonra da atmaktan çekinmeyeceğiz; bunu tüm uluslararası toplum da görmektedir. Pençe-Kartal Harekâtları da bu çerçevede atılmış adımlardandır.

Hava Kuvvetlerimiz tarafından 14 Haziran 2020’de Zap, Avaşin- Basyan, Hakurk, Kandil, Mahmur ve Sincar’da konuşlu PKK unsurlarına yönelik Pençe-Kartal Harekâtı icra edilmiştir. Hava harekâtı kapsamında, 190 kilometre mesafedeki Karacak Dağı ile yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Sincar Dağı’ndaki noktalar hedef alınmıştır. 17 Haziran 2020 tarihinde, hava unsurlarıyla desteklenen kara birliklerimiz tarafından Şırnak ilimize komşu, Irak’ın kuzeyindeki Haftanin, Gara ve Metina bölgesindeki terör unsurlarına yönelik harekât yürütülmüştür. 2020 Haziranı sonrasında da örgüte yönelik hedef odaklı nokta operasyonları sürdürülmüştür. Bu kapsamda, son olarak, PKK’nın lojistik sorumlusu 10 Şubat 2021 tarihinde Sincar mıntıkasında yakalanarak ülkemize getirilmiştir. Irak’ın kuzeyinde PKK, KCK terör örgütü tarafından üs olarak kullanılan Gara bölgesine yönelik hava destekli Pençe Kartal-2 Harekâtı ise 10 Şubat 2021 tarihinde başlatılmış, 14 Şubat 2021 tarihinde sona erdirilmiştir. Harekât kapsamında, 3’ü üst düzey terör örgütü yöneticisi olmak üzere toplamda 51 terör örgütü mensubu etkisiz hâle getirilmiş, 2 terör örgütü mensubu ise sağ olarak ele geçirilmiştir.

Bölgede bulunan mağara içerisinde, çeşitli tarihlerde PKK terör örgütü tarafından kaçırılan silahsız ve masum 1’i Irak vatandaşı 13 kişi 1’i omzundan, 12’si başlarından olmak üzere yakın mesafeden uzun namlulu silah Kaleşnikofla vurularak şehit edilmiştir. Sicili “on aylık bebek Bedirhan Mustafa Karakaya dâhil birçok bebek katili” olarak geçen ve hiçbir değere sahip olmadığını gösteren bu cinayet şebekesi bir kez daha 13 masumu şehit etti. Bu alçak cinayet şebekesine gereken cevabı kahraman askerlerimiz verdi, veriyor, verecek. Masum vatandaşlarımızı şehit eden bu cinayet şebekesiyle bedeli ne olursa olsun mücadeleyi sürdüreceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu cinayet şebekesine karşı en kararlı mücadeleyi veriyoruz. Bunlara destek verenlerin ve bu cinayetlere sessiz kalanların da siyasi projeleri yok olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her ne zaman terörle ilgili bir konuşma olsa mutlaka iki husus gündeme getirilir; teröristbaşı Öcalan’ın tarafsızlık mesajı içeren mektubu ve Kandil’i ve HDP’yi eleştiren Osman Öcalan’ın röportajı. Şunu çok açıklıkla dile getirmeliyim: Herkes bilir ki terörle mücadele eden devletin bir devlet aklı olmalıdır. Devlet, elbette terör örgütü mensupları arasındaki ikilikleri, ayrışmaları kullanır; bu, dünyanın her yerinde böyledir. Terörle mücadelede AK PARTİ hükûmetlerinin bir izahı vardır; seçim öncesi böyle bir devlet aklının partiye zararı olabilir ancak “önce milletim” diyen için partiye zarar gelmesinden çekinilmez.

Yine, getirilen diğer bir konu da şudur: PKK’nın desteğini alan siyasilerin de ne izahı olacak anlayabilmek mümkün değildir.

Diğer getirilen husus: Çözüm süreci. Çözüm süreci gizli saklı yapılmadı; bu Meclisten kanun çıkarıldı, Resmî Gazete’de yayımlandı ve yine, arkadaşlarımız da söyledi: Silah bıraktırmak için, teröre son vermek için yapıldı. Sınıra silahlarını bırakıp gelenlerden söz edildi. Allah için, silah bırakıp senin cumhuriyet savcına teslim olmalarından niye rahatsız olursun? Kritik dönemlerde seyyar mahkemeleri her bakımdan savunanların seyyar savcıları eleştirmesini anlayabilmek de mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; operasyonların sürdürülmesi PKK terör örgütünün Kuzey Irak’taki eğitim ve lojistik altyapısının etkisiz hâle getirilmesi ve terörle mücadele için gereklidir, zorunludur. Her ne pahasına olursa olsun, tehdit nereden ve kimden gelirse gelsin ülkemizin kendini savunmaya yönelik kararlılığı artarak devam edecektir. Uluslararası hukuk çerçevesinde gereken tüm tedbirleri bugüne kadar aldık, bundan sonra da almaya devam edeceğiz. Türkiye’ye yönelik tehditler devam ettiği sürece bu tehditlerin ortadan kaldırılması amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi operasyonları da devam edecektir.

Bu, siyasi bir konu değildir; bu, devletin bekası konusudur; bu, milletin birliği, beraberliği konusudur. “Önce millet, önce vatan” diyenlerin “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” deyip Silahlı Kuvvetlerimizin yanında, polisimizin yanında, güvenlik korucularımızın yanında durması gereklidir.

Bizim yaptığımız da budur diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz Aksaray Milletvekili Sayın Cengiz Aydoğdu’ya aittir.

Buyurun Sayın Aydoğdu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ AYDOĞDU (Aksaray) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şehitlerimize rahmet, yüce milletimize sabır dileyerek başlıyorum.

Türkiye haritasına kâğıt üzerindeki herhangi bir haritaya bakar gibi bakamıyoruz. Ona baktığımızda kalbimizi sızlatan acılar, gönlümüzü titreten hüzünler, yerine göre içimizi tasaya boğan, yerine göre sevince gark eden bir nice duygunun içinde kalıyoruz ki o duygular inşa etmiştir bizi. Millet olmak bir duygudaşlıktır kıymetli arkadaşlar. Herhangi bir millet ferdinin, sadece bir tek ferdinin kalbini ısıtan ateşin bütün milletin kalplerine değmesidir millet olmak. Bu itibarla, toplumsal ruh ve gönül planını ihmal eden hiçbir tavır ortak akıl inşa edemez. İhtiyacımız olan şey, kalbî bir akıl, kalple idrak eden bir akıl, gönülden bir zekâdır. Bunu göremeyen, hiçbir memleket gerçeğini göremez.

Birbirimizin gözünün içine bakarak ve çok özel kasıtlarla karşılıklı kurnazlıklar yapmamız müşterek aptallıktır, hepimizi aptallaştırır. Hiç kendimizi kandırmayalım. Türkiye tarihinin en ağır meselelerinden biriyle karşı karşıya iken, güya tecahülüarifane göstererek esası düşünmeyi ertelersek mesele ağırlaşarak varlığını devam ettirir. Hiç akıldan çıkarmamalıyız ki fikren çözülemeyen hiçbir şey fiilen de çözülemez. Asıl endişe kaynağı akıl ve kalbin ışığında, sevgi ve itidal metoduyla çözüm ve diyalog üretebilmek alanındaki kısırlığımızdır.

Moda söylemler geçer, hakikatler kalır; konjonktür dalgaları geçer, realiteler kalır; ifratlar tefritler uçar, tarihin mirası gerçekler kalır. Meselelere ancak sahih bir bilinçle idrak edilebilir. Kurcalayan bir bakışla, örseleyen bir yaklaşımla değil, hakikate doğru bir yöneliş ve istikamet dikkatiyle bir düşünce gayreti göstermektir doğru olan. Çünkü düşünce üretme yokluğunun yerine ikame edilebilecek hiçbir teselli yoktur. Düşünce ve fikir boşluğunun yerini hiçbir şey dolduramaz; o boşluk öylece kalır ve millet olmakla ilgili bütün denge faktörlerinin sebebi, anlaşılamayan sarsıntılara maruz kalır. Bu açıdan yaşadığımız hiçbir acıyı dışımızdaki bir şeymiş gibi göremeyiz. İçimiz yanıyor, terör belası on yıllardır içimizi yakıyor. Millet olarak hepimizin ayrılamaz, ayrıştırılamaz bir parçası olduğumuz insani gerçek, sosyolojik zaruret, görmezden gelinemeyecek büyük hakikat budur. Türkiye bizim yuvamız, yurdumuz, vatanımızdır ve bu vatan üzerinde hangi dinden, hangi dilden olursa olsun hepimiz Türkiye’ye mensubuz ve Türk milletiyiz.

Maruz kaldığımız şey terör belasıdır. Evet, terör bir insanlık suçudur; her şeyden önce insan olma kimliğine yakışmayan ve insan haklarını ihlal suçudur. Kim yaparsa yapsın, kime ve niçin yapılırsa yapılsın insanlık suçudur. İyi terörist, kötü terörist; iyi terör, kötü terör ayrımı yapılamaz. Burada uzlaşma sağlayamazsak hiçbir meselede uzlaşma sağlayamayız. Terör taammüden yani tasarlayarak öldürür lakin düşünerek, konuşarak da insan öldürülebilir. Belki biyolojik olarak değil ama zihnen öldürülür ve zihnen ölü olanların sebep oldukları felaketin sonuçları en az terör kadar acıdır. Zihnî ve fikrî öldürme cinayeti ve caniliği, bir ideoloji veya sapık bir ideal için cinayet işlemek, cinayeti kendi amacının yapı taşı olarak kullanmak demektir, dehşet verici olan budur. Bu hastalıklı zihniyet nazarında her ceset kendi kurmak istediği inşaatın yapı taşıdır. İşte PKK budur, terör budur.

Bu ülkenin bir kısım aydınları ve aydınımsıları büyük çoğunluğuyla kırk yıldır aldanıyor. PKK’nın taleplerinin ve terörün gerekçesi olamaz. Bu rezilliğe hiç kimse hiçbir şekilde, hiçbir gerekçeyle destek olamaz; destek olmamak yetmez, kayıtsız da kalamaz, sessiz de kalamaz. Dünyanın her yerinde, tarihin her devrinde böyle olmuştur. Terörün en büyük dostu öncelikle ihanet değildir, gaflettir. Belli kontenjanlarıyla ihanet zaten vardır, şartları çetin hâle getiren şey gafletin yayılmasıdır. Terörü destekleyenler insan haklarından söz edemez; terörü destekleyip kullananlar onu yapanlardan daha az suçlu değildir.

Türkiye bölünemez; her şeyden önce aklen, maddeten, fiziken bölünemez, imkânsızdır çünkü milletimizin arasında bölgesel, sosyolojik herhangi bir beşerî sınır yoktur ki bölünsün. Irki ve etnik bir ayrım ikamet, evlenme, iş, görev açılarından şimdiye kadar hiç yapılmamıştır çünkü toplumsal günlük hayatın böyle bir derdi yoktur. Türkler ve Kürtler arasında elhamdülillah böyle bir mesele yoktur ve olmayacaktır inşallah lakin güya okumuş çocuklarımızın bazı ergenlik hastalıkları vardır.

Türkiye’de farklı kültürlerden ziyade farklı ideolojik anlayışlar vardır. Kültürün mekânı halkın arasıdır, toplumsal zemindir; ideolojinin mekânı kandırılmış zihinlerdir. Nitekim, ayrılıkçı talepler toplumsal bir iradenin serbest yansıması olarak değil, silahlı propaganda stratejisini benimseyen bir örgüt tarafından gündeme sokulmuştur. Ülkemizde demokrasi tarihimiz boyunca yaşadığımız demokrasi ve yönetim sorunlarından bir etnik ayrım talebi çıkarılamaz. Evet, sorunlarımız olabilir ama bu bir ayrılıkçı talebe zemin teşkil edemez. Ülkemizde toplumsal bir bölünme talebi olmamıştır ve olmayacaktır lakin içeride ve dışarıda “PKK, YPG” gibi harflerin sembolizmine sığınan kayıp çocuklarımız, kandırılmış, ihanete uğramış çocuklarımız vardır. Ta Haçlı Seferlerinden beri Türkiye’nin bir Diyarıislam olmasını hazmedemeyenler vardır. Sevr paçavrasını yırttığımız günden beri Türkiye’nin bağımsız, müstakil güçlü bir cumhuriyet olmasını hazmedemeyen ve görünen o ki hazmedemeyecek olan yabancıların telkinlerine kapılan gafillerin hastalıklı hırsları vardır.

Kıymetli milletvekilleri, hem müsebbip hem müşteki olunmaz. Sebep olduğumuz şeylerden şikâyetçi olamayız. Ayrılıkçı, silahlı ve hâlâ Stalinist çizgiye yakın duran sol ateist unsurun kontrol ve idaresindeki marjinal kirli siyasetin memleket sosyolojisine tahakkümü hem mümkün değildir hem de doğru değildir çünkü bu da bir çeşit toplum mühendisliğidir ve bütün toplum mühendislikleri gibi hiçbir ahlaki meşruiyeti olamaz. Kürtlerin büyük çoğunluğu bu kirli siyasetin değil, şehit kanlarının suladığı tertemiz vatan Anadolu sosyolojisinin Kürtleridir ve en az bu vatan sosyolojisinin Türkleri kadar barışın da kardeşliğin de teminatıdır. Onlar, yüzlerce yıldır bu topraklarda birleşip, kaynaşıp tek bir millet olmanın hem fikriyatını hem fiiliyatını hayata geçiren, işinde gücünde vatandaşlarımızdır. Aslında onlar bizim kahramanlarımızdır, gerçek kahramanlarımızdır. Vatan çatısını hâlâ ayakta tutan, ruhsuz ve kalpsiz elitlerin ideolojik duvarları değildir; vatan çatısını ayakta tutan, bu mübarek milletin inşa ettiği reel duvarlardır. Bir Batılının dediği gibi, duvarlar yıkılırsa çatıyı neyin ayakta tuttuğunu görürüz. Türkiye'de tavanı ayakta tutan milletimizin kolektif tarihsel pratiğidir, kolektif reel ihtiyaçlarıdır ve ortak bilincidir, millî bilincidir. Arif Nihat Asya’nın dediği gibi, bırakalım bozuk saatler yalan yanlış işlesin. Hiç kimse aklından çıkarmasın, hatırına getirmesin, bundan küçük bir Türkiye olmaz; buna ne Türkler razı olur ne de Kürtler razı olur.

Türkiye’yi kuran yüce Meclise ve Atatürk’ün deyişiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak “Türk milleti” adını alan kahraman vatandaşlarımıza, yüce milletime saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, Mecliste grubu bulunmayan milletvekillerinden 2’sine söz vereceğim. İlk söz Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Gültekin Uysal’a aittir.

Buyurun Sayın Uysal.

GÜLTEKİN UYSAL (Afyonkarahisar) – Çok Kıymetli Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlamak istiyorum.

Bir acı hadisenin üzerinde burada değerlendirmeler yapıyoruz. Bu acı hadisenin hepimizi sarsması gerektiği kanısındayım ama özellikle de mutlak iktidar gücüyle yönetenleri sarsması kanaati içerisindeyim. Yaşadığımız acı tarifsiz, bu acı üzerine söylenecek her söz, maalesef, klişe bir sözden ibaret. 13 rehin alınmış, infaz edilmiş, onlarla beraber 3 daha verdiğimiz şehitlerimizi bu vesileyle bir kez daha rahmetle anmak istiyorum. Annelerinin babalarının ve elbette, milletimizin her ferdinin yüreğinde hissettiği bu acıyı, düşen ateşi hiçbir şeyin de söndürmeyeceği kanaati içerisindeyim. Karlar yağıyor ama acılarımızın üzerine kar yağması için aklımızı da beraberinde işletmek mecburiyetindeyiz. Elbette yaşananlar üzerinde birtakım mülahazalarımız, düşüncelerimiz, sorularımız var ama bugün acısı taze ailelerimiz ve milletimiz için bu soruları mahfuz tutmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün özellikle, mutlak iktidarın mutlak sorumluları olarak bu bilinçle Türkiye Büyük Millet Meclisine milletin temsilcilerini bilgilendirmeye gelen Sayın Bakanlara teşekkürlerimi de ifade etmek isterim.

Hain terör örgütüyle mücadeleyi salt bir iç mesele olarak göremeyiz. Bugün özellikle 2 tane çökmüş ülkeye komşu olmanın bedeli olarak bölgemizdeki değişen şartların ortaya çıkardığı iklim, bizleri daha fazla farklı bir stratejik pencereden bakmaya mahkûm ediyor. Terörle mücadeleyi kolaylaştıracak, hedefe en az maliyetle gitmemizi sağlayacak dış politik çerçevemizi -Suriye politikası başta olmak üzere- yeniden tanımlamak mecburiyetindeyiz. Büyük düşünürümüz Cemil Meriç’in güzel bir sözü var “Hatadan hakikate gidilmez.” diye. Bunca bedeli yanlışta ısrar ederek ödemiş olmamıza rağmen, doğruyu bulabilme imkânımız yoktur. Bugün, özellikle PKK terör örgütünün, Türkiye’nin sınırları içerisinde değil, onu aşan bir şekilde, 2 çökmüş ülkenin oluşturduğu iktidar boşluğu dolayısıyla nitelik değiştirdiğini, mahiyet değiştirdiğini, faz değiştirdiğini net bir şekilde görmek mecburiyetindeyiz ve Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bu yeni hâle uygun entegre politikaları, düşmanı yenmenin onun mücadele azmini de yok etmekten geçtiğinin bilinci içerisinde yeni politikaları da beraberinde ortaya koymalıyız diye düşünüyorum. Burada elbette iktidarımızın, özellikle Türkiye’nin aleyhine uluslararası alanda yeterli miktarda odaklara, FETÖ terör örgütü de dâhil olmak üzere, Türkiye’nin haklı olduğu tezlerini maalesef uluslararası alanda anlatamaz hâle geldiği gerçeğini de hepimiz idrak etme ve cevap üretmek durumundayız. Bölgede uluslararası güçlerin neredeyse özel güvenlik şirketi hâline gelmiş, onlara hizmet sunan ve bu imkânlardan yararlanarak kendi hedefine ulaşmak isteyen bu terör örgütüne karşı sadece Silahlı Kuvvetlerimiz, emniyet güçlerimiz değil; dış politikada bir Kürt sorunu endüstrisi hâline gelmiş bu sorunun kompleks bağlarını, arasındaki bağları kopartacak bir üst aklı hep beraber işleteceğimizi ümit ediyorum.

Ben, bu kısa süre içerisinde, iktidarın cefada yanında olmasını beklediği muhalefete sefada kıymamasını talep ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uysal.

GÜLTEKİN UYSAL (Devamla) – İktidardan, millî meselelerde, siyasal hesaplarına, politik mühendislikleri de millî mutabakat alanı üzerinden tartışmamız ve cevap üretmemiz gereken bu meselelerin üzerinden tavır geliştirmemesini talep ediyoruz.

Bu düşüncelerle, Türkiye’nin asırlar boyu bu coğrafyada var olmanın gereği olarak, bir düşünürümüzün de ifade ettiği gibi, ne yapalım, geldik çadırımızı sırtlanların geçiş güzergâhına kurduk. Burada akıllı olmak mecburiyetindeyiz; idrakimizi tazelemeli, aklın önderliğinde yeni politik setlerle beraber bu mücadeleyi kazanmalıyız.

Ben, bu vesileyle, tekrar, canlarıyla vatan toprağının hamuruna karışan tüm şehitlerimizle birlikte, bu büyük trajedide canlarını kaybeden şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Destici’ye ait.

Buyurun Sayın Destici. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) – Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Bakanlarımız, kıymetli milletvekillerimiz; öncelikle, sizleri saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum, mübarek üç aylarınızı tebrik ediyorum, perşembe günü idrak edeceğimiz Regaip Kandili’nizi de şimdiden kutluyorum.

Tabii, kıymetli 2 Bakanımız burada bizleri bilgilendirdiler, kendilerine teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, terörle mücadeledeki kararlılıkları için de şahıslarında hem kahraman ordumuzu hem de İçişleri personelimizi, polislerimizi saygıyla anıyor, başarılar ve üstün muvaffakiyetler diliyorum.

Tabii, yine sözlerimin başında, 16 Gara şehidimizle birlikte tüm şehitlerimizi de bir kere daha rahmetle anıyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun. Yaralı gazilerimize Rabb’imden acil şifalar niyaz ediyorum.

Kıymetli milletvekilleri, kırk yıla yaklaşan bir süredir küresel emperyalizmin taşeronu, vahşi bir terör örgütüyle mücadele ediyoruz. Devletimizin güvenlik güçleri mensuplarının yanında, çoğu sivil olan terör kurbanlarının içinde çok miktarda kadın, çocuk, hatta kundakta bebekler var. Terör kurbanlarının içinde, şehir merkezlerinde, şehrin en kalabalık noktalarında patlatılan bombaların kurbanları; ülkemizin güneydoğusuna, oradaki çocuklarımız cahil kalmasın, hayata yenilmesin diye aşkla giderek öğretmenlik yapan eğitimcilerimiz var; terör kurbanlarının içerisinde, sadece ibret olsun diye öldürülen yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve Kürt kökenli vatandaşlarımız var.

Terör örgütü, varlığını, küresel emperyalist güçlerin, Türkiye'nin kendi menfaat alanlarına girmemesi ve Türkiye'yi belirledikleri çerçeveye hapsetmek amacıyla terör örgütüne yaptıkları yardımlarla sürdürüyor. Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, pek çok emperyalist gücün hâlâ yardımlarına devam ettiğini görüyoruz. Terör örgütünün faaliyetlerine doğrudan ya da dolaylı katkısı olan herkesin elinde -hem içeridekilerin hem dışarıdakilerin- işte bu masum vatandaşlarımızın ve kahraman güvenlik güçlerimizin kanı var. Hâlâ diyalog ihanetinde takılıp kalmış olanlara tek bir soru soracağım: PKK terör örgütünün, terör örgütü mensuplarının bu topraklarda hırsızlıktan cinayete, uyuşturucu ticaretinden tecavüze, haraç almaktan çocuk istismarına işlemediği başka hiçbir suç var mı? Bütün suçları işlediler ve işlemeye devam ediyorlar. Teröristlere hâlâ insan muamelesi yapmaya çalışanlar önce bu sorulara cevap verecekler, sonra konuşacaklar. Tümü -bir kişi bile- cezasız kalmayana kadar terörle mücadeleye ara verilmesine, durmasına da hiçbir şekilde, ödeyeceğimiz bedel millet olarak, devlet olarak ne olursa olsun müsaade etmemeliyiz. Irak’ın Gara bölgesinde 13 silahsız vatandaşımızın katledilmesiyle terör örgütünün çirkin ve karanlık yüzüyle bir kez daha karşı karşıya kaldık. Onların asker, polis, sivil olması ya da silahlı silahsız olmaları anlam taşımıyor. Gara’da kahpece öldürülen 13 silahsız vatandaşımız için kullanacağımız tek sıfat: “Onlar bizim kahraman şehitlerimizdir.” Başka bir tarife de gerek yoktur. Kahramanlarımızı katlettiler ve bu alçakça cinayetlerin karşısında ne yapılması gerekiyorsa onlar yapılana kadar, hesabın tümü kapatılana kadar bu mücadelenin bitmesine ya da ara verilmesine asla müsaade etmemeliyiz. Bu şartlarda bile Türkiye’de bu terör örgütünün sözcülüğünü yapan tüm yönetim kadroları, adayları, söylemleri terör örgütünün oluruyla şekillenen teşkilatları ve belediyeleri, terör örgütünün asker alma ve lojistik üsleri gibi çalışan sözde bir siyasi partinin var olması ve yasal sayılması garabetini de yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Destici.

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) – Tüm dünyada, şiddete tolerans gösteren, terörün bırakın sözcülüğünü yapmak, kınamayan siyasi partiler hızla kapatılıp hiçbir hak talep etmelerine dahi izin verilmezken, kendi ülkelerinde net bir şekilde bu tavrı alan ülkelerin politikacıları, söz konusu Türkiye olunca, akan kan Türk ve Müslüman kanı olunca bu siyasi partiye desteğe dönüşüyor. Mecliste grubu bulanan 4 siyasi partimize çağrı yapıyorum: Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesi açık, dolayısıyla da bu grubu olan 4 partimiz ortak bir şekilde bir metin hazırlamalı ve hepsi, terörün sözcülüğünü yapan, iltisakı olan sözde siyasi partinin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yapmalıdır. Yani kim teröre bulaşıyorsa kim terörün sözcülüğünü yapıyorsa bu Mecliste de Türkiye’de de yeri yurdu olmamalıdır, bırakılmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) – Terörle topyekûn mücadele edeceksek, terörün tüm unsurlarına karşı bu mücadeleyi vereceksek Meclistekiyle de belediyedekiyle de başlamalıyız.

BAŞKAN – Peki…

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) – Sadece kapatılması yetmez, milletvekillikleri düşürülmeli, kayyum atanmayan belediyelere kayyumlar derhâl atanmalıdır.

BAŞKAN – Evet…

MUSTAFA DESTİCİ (Devamla) – En büyük gücümüz birliğimiz, ortak devlet, millet ve vatan mefkûremizdir. Bunlara sımsıkı sarıldığımız sürece bu coğrafyada büyüyerek ve güçlenerek var olacağız. Size rağmen, sizin arkanızdaki emperyalistlere rağmen var olduk, tarih var oldukça da var olacağız! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, peki, teşekkürler Sayın Destici.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 59’uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.57

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Necati TIĞLI (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, iklim değişikliği ve kuraklık tehdidiyle ilgili söz isteyen Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’a aittir.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

B) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, iklim değişikliği ve kuraklık tehdidine ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri, yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilen Pençe Kartal-2 Harekâtı bölgesinde hain terör örgütü PKK tarafından alçakça şehit edilen askerlerimize, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Büyük Türk milletinin birlik ve beraberliğine yönelecek tüm saldırılara karşı huzur ve güvenliğimiz için bu zor kış koşullarında gerek yurt içinde gerekse sınır ötesinde kararlılıkla mücadele eden kahraman ordumuza ve güvenlik güçlerimize de üstün başarılar temenni ediyorum, dualarımız onlarla.

Değerli milletvekilleri, bilim insanlarına göre yaklaşık 5 milyar yıldır varlığını sürdüren dünyamız, bu süre zarfında birçok olaya tanıklık etti. Ancak son 200-300 yıldır tarihte görülmemiş bir dönüşüm yaşıyor. İnsan eliyle yapılan üretimler bir taraftan hayatımızı kolaylaştırırken diğer taraftan da doğamız üzerindeki baskıyı artırdı. Bilim insanları bu nedenle artık yeni bir çağda olduğumuzu dile getiriyorlar. İnsan hâkimiyetinin yoğun olduğu bu çağa da antroposen, yani insan çağı adını veriyorlar. Bu değerlendirmeyi yapan uluslararası kuruluşlardan biri de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP). UNDP 1990’dan beri insani gelişme raporları yayınlıyor. 15 Aralık 2020 tarihinde tanıtılan 30’uncu İnsani Gelişim Raporu’nda ilk kez karbon ayak izi ve maddesel ayak izi gibi kavramları içeren çevresel konuları da ele aldı. Raporda öne çıkan en önemli nokta ise insan çağına girdiğimizin vurgulanması oldu. Raporda, insanın, doğanın düzenine uymak yerine kendi düzenini oluşturduğu, böylelikle doğa üzerinde hâkimiyet kurduğu, doğal kaynakların da bilinçsiz bir şekilde kullanıldığı bir dönemden geçtiğimiz belirtiliyor. Covid-19 salgını, iklim, su ve gıda krizleri gibi felaketler de esasında bunun doğal bir sonucu olarak ifade ediliyor.

Evet, kıymetli vekiller, gezegenimizin yüzde 71’i suyla kaplı. O yüzden bol miktarda su var diye düşünüyoruz. Hâlbuki işin aslı hiç de öyle değil. Zira yeryüzünde kullanılabilir ve tatlı olarak nitelendirilen su tüm suların sadece yüzde 3’üne tekabül ediyor. Bunun yüzde 67’si buzullarda, yüzde 30’u ulaşılamayacak şekilde yer altındaki akiferlerde yer alıyor, yani kullanamıyoruz. Kullanılabilir nitelikteki geriye kalan miktar ise yeryüzündeki tüm suların sadece binde 6’sını oluşturuyor. Ne yazık ki o da büyük bir tehditle, büyük bir riskle karşı karşıya; kuraklık riskiyle. Esasında su döngüsü sayesinde dünyadaki su miktarı değişmiyor çünkü su, döngü dolayısıyla sürekli bir devinim, bir hareket hâlinde; kimi zaman faz, kimi zaman ortam değiştiriyor. Günümüzün en büyük küresel sorunu iklim kriziyle birlikte yağış rejimlerinde oluşan değişimler beraberinde su sorununu da gün yüzüne çıkardı. Su sorunu, sadece insanoğlunun değil, nebatat ve hayvanatın da problemi. Su, yaşamın sürdürülmesi, hayatın devamı için olmazsa olmazlar arasında. Bu yüzden, her damlasının değerini bilmeli, ona göre kullanmalı ve gerekirse kullanılanı tekrar kullanabilecek hâle getirmeliyiz.

Kıymetli vekiller, bize düşen sorumluluklar da var. Bunların en önemlisi tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek olmalı. Su ayak izi daha düşük olan gıdalara yönelme bunlardan birisi olabilir. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu 1 gram proteini dana etinden karşılamayı tercih ettiğimiz durumda su ayak izimiz 112 litre olurken; bunu 1 yumurtadan temin ettiğimizde su ayak izimiz 4 kat azalışla 29 litreye iniyor. Hatta bu 1 gramlık proteini bakliyatlardan elde etme yolunu tercih edersek su ayak izimiz sadece 19 litre oluyor. Bu durum hem su kaynaklarımızı koruyacak hem iklim değişikliyle mücadeleye büyük katkı sunacak.

Hayata bir iz bırakalım, unutulmayan bir iz, büyük olsun, su ayak izimiz küçük olsun diyor, Gazi Meclisimizi ve yüce heyetimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Adıyaman’ın sorunları hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’ye ait.

Buyurun Sayın Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, aralarında hemşehrimiz Aydın Köse’nin de bulunduğu şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, tabii, Adıyaman’ımız güneydoğunun incisi, doğal güzellikleri, bereketli topraklarıyla gerçekten şirin bir kent. Ancak Adıyaman’ımız on dokuz yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde maalesef kamu hizmetlerinden hak ettiği payı alamadı ve Türkiye'nin diğer illeri gibi şu anda ciddi sorunlarla boğuşuyor.

Değerli milletvekilleri, tabii, ilimizin de ülkemizin de en büyük sorunu şu anda işsizlik. Türkiye'de bütün gençlerimiz işsizlikle boğuşmakta, hayat pahalılığı ve işsizlik bütün gençlerimizi büyük bir umutsuzluğa sevk etmektedir.

Seçim bölgem olan Adıyaman’da da işsizlik, maalesef, Türkiye ortalamasının üstünde, yüzde 15’ler civarında. Tabii, ilimizde gençlerimizin, özellikle üniversite mezunu olan gençlerimizin şu anda işsizlikle mücadele etmesi, hayalleri anlamında, gelecek anlamında, gençlerimizi büyük bir umutsuzluğa sürüklemektedir. Adıyaman, bereketli toprakların olduğu bir yer. Aslında, coğrafyası, iklimi orada yaşayan bütün insanları doyurmaya yetecek bir yer, ancak dediğim gibi, hak ettiği hizmetleri alamadığı için de şu anda gençlerimiz işsizlikten kırılıyor.

Değerli arkadaşlar, Adıyaman’ımızda, Kâhta’mızda geçen günlerde 7 çocuklu bir ailenin çocuklarından birisi olan Ünal Çetinkaya, kendi ailesine destek olmak, rahatsız olan annesi ve kardeşlerinin nafakasını karşılamak için memleketinden uzakta, Kocaeli’ye çalışmaya gitti ve bu gencimiz Kocaeli’de yaşamış olduğu ekonomik sıkıntılar nedeniyle maalesef yaşamına son verdi ve intihar etti. Ünal Çetinkaya belki de son birkaç gün içerisinde olan ve bu şekilde canına kıyan gençlerden birisi. Bu gencimiz, Mezopotamya’nın en bereketli topraklarında doğan bir gencimiz, bir kardeşimizdi. Eğer buna çalışabileceği, kendi kardeşlerinin ve ailesinin nafakasını sağlayacağı bir iş imkânı verilmiş olsaydı, iktidar gerekli imkânları sağlamış olsaydı belki bu gencimiz bugün aramızda olacaktı ve yaşamına son vermeyecekti. İşte, şu anda, Ünal Çetinkaya ve Ünal Çetinkaya gibi Türkiye'nin her tarafında ekonomik sorunlar nedeniyle canına kıyan, intihar eden bütün gençlerimizin, bütün yoksullarımızın vebali AK PARTİ iktidarındadır. Sizin iktidar olarak bu sorunları yaşayan gençlerimize iş bulmanız ve bunlara kendi hayatlarını idame edecek imkânları sağlamanız temel görevinizdir.

Değerli arkadaşlar, tabii, Adıyaman’ımızın en temel sorunlarından bir tanesi de özellikle Koçali ve Gömükan Barajlarının göl havzasında bulunan ve göl suları altında kalacak olan köylerimizin yaşamış olduğu mağduriyet. Özellikle, Koçali Barajı’nın göl sahasındaki Bağlıca, Gökçay, Çatalağaç, Doğanlı köylerimizde yaşayan vatandaşlarımızın, uzun yıllardan beri bekledikleri kamulaştırma işlemleri bir türlü yapılamadı. Zaten baraj sahasında olduğu için devletten kırk, elli yıldır hiçbir hizmet alamayan bu köylerimiz, kamulaştırma bilmecesi nedeniyle de mağdur durumdadır. Buradan Tarım Bakanlığına açıkça çağrıda bulunuyoruz: Zor şartlarda mücadele eden… Büyük bir çoğunluğu kol emeğiyle ortaya çıkarılan bu arazilerin bir an evvel kamulaştırmalarının yapılması ve hak sahiplerine paralarının ödenmesi gerekiyor. Bakana sorduk, “2022’de barajı bitireceğiz.” diyor. Şurada kalmış on ay, on ay içerisinde eğer baraj tutulacaksa bu vatandaşlarımızın mutlaka mağduriyetinin giderilmesi gerekiyor. Aynı şekilde, Gömükan Barajı’nın da havzasında kalan köyümüz var ve burada da Çamyurdu köyünde yaşayan vatandaşlarımızın da kamulaştırma ve tarımsal iskândan kaynaklı sorunları var. Tarım Bakanlığına ve ilgili kurumlara açıkça çağrıda bulunuyoruz; hem Gömükan Barajı’ndan hem de Koçali Barajı’ndan etkilenecek olan bütün köylerimizin mağduriyetlerini bir an evvel giderin diyoruz.

Tabii, on dokuz yıllık AK PARTİ iktidarı, maalesef kentimizdeki temel sorunları çözememiştir. Ulaşımdan eğitime, sağlıktan spora bir yığın sorunumuz var. Ancak inşallah, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidara geldiğimizde, Millet İttifakı olarak Mezopotamya’nın kıymetli olan bu topraklarını suyla buluşturacağız ve bu kentte doğan, bu topraklarda doğan çocuklarımız doğduğu kentlerde doyacak, iş sahibi olacak, geleceğine umutla bakabilecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Artık Adıyamanlı gençler Karadeniz’de fındık toplamaya, Malatya’da kayısı toplamaya, Niğde’de patates toplamaya gitmeyeceklerdir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Millet İttifakı’nın iktidarında Adıyaman’daki bütün sulama projelerini bitireceğiz. Burada doğan, büyüyen gençlerimiz bu topraklarda üretecek, bu topraklarda çalışacak ve geleceklerine güvenle bakacaklardır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Filiz, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Irak’ın Gara bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Pençe Kartal-2 Harekâtı’yla kurtarılmaya çalışılan ancak terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 13 kişiye Allah’tan rahmet dilediğine, PKK’nın milletçe lanetlendiğine, Türk milletinin vatan bütünlüğünü korumaya azimli olduğuna ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, Irak’ın kuzeyi Gara bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından Pençe Kartal-2 Harekâtı’yla kurtarılmaya çalışılan ancak hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen 13 yiğidimize Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun. Şehitlerimizden Piyade Er Adil Kabaklı ve Topçu Er Müslüm Altıntaş, Gaziantep’te bugün defnedildiler; ailelerine sabır diliyorum.

1984 yılında Eruh baskınıyla başlayan terör belası sadece can almakla, anaları ağlatmakla kalmamış gelecek nesillerin de refahından, huzurundan ve yaşama sevincinden yıllar çalmıştır. PKK/PYD terör örgütlerine açıkça destek veren devletler ve yerli iş birlikçileri, savunmasız ve silahsız 13 kardeşimizin katillerinin kanlı ellerini sıkmaya devam edecek misiniz? Alçak yüzünü bir kez daha gösteren PKK’yı milletçe lanetliyoruz. Yüce Türk milleti vatanın birliği ve bütünlüğünü korumaya azimlidir. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş’a ait.

Buyurun Sayın Pektaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

B) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş’ın, Gümüşhane ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken hain terör örgütü PKK tarafından alçakça şehit edilen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Kalleş terör örgütlerine ve onların uzantılarına karşı verdiğimiz mücadelemizi kararlılıkla ve amansız bir şekilde sürdüreceğiz. Ayrıca, İstanbul’a önemli eserler kazandıran Büyükşehir Belediyesi eski Başkanımız Kadir Topbaş Beyefendi’ye bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın birçok cephede savaştığı dönemde, 19 Temmuz 1916’da Torul ve Gümüşhane, 22 Temmuzda da Kelkit Ruslar tarafından işgal edildi. Harşit Vadisi’ndeki bütün meyve ağaçlarını kesen ve tarlalardaki mahsulleri yakarak halkın gıdaya erişimini engelleyen Ruslar, bölgedeki Ermeni çetelerini silahlandırarak Hüseyin Hüsnü Efendi, Mehmet Hafız ve Ömer Doğru gibi şehrimizin çok sayıda ileri gelenlerine suikastlar düzenleyerek şehit etmişlerdir. Yaklaşık bir buçuk yıl işgal altında kalan ilimiz, kahramanca verilen bir mücadelenin sonunda 14 Şubat 1918’de Torul, 15 Şubatta Gümüşhane, 17 Şubatta da Kelkit düşmandan temizlendi.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, kurtuluştan sonra Gümüşhane’de hayat normale dönmemiş, özellikle gençler batı cephesindeki savaşlara katılmış ve birçoğu şehit olmuştur. Ecdadımız nasıl ki bundan yüz üç yıl önce al bayrağı yere düşürmemek için canı pahasına mücadele ettiyse bugün bizler de aynı mücadeleyi sürdürüyor, aynı ruhu koruyoruz. Atalarımızdan devraldığımız bu toprakları ve tarihî mirası en güzel şekilde değerlendirerek, geliştirerek ve koruyarak insanımızın istifadesine sunmak için gece gündüz demeden çalışıyoruz.

Gümüşhane’de tarım, turizm ve madencilik sektörlerinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Sulanabilir arazilerimizi modern tarıma kavuşturmak için barajlar, göletler ve kapalı sistem sulama projeleri inşa ediyoruz. 23 baraj ve göletimizi bitirdik, 21 baraj ve göletimizin inşaatıysa devam etmektedir. Şu ana kadar yaklaşık 200 bin dekar araziyi sulamaya açtık. Projelerimiz bittiğinde tarımsal hasılamız 5 kat daha artmış olacaktır.

Adını altın ve gümüş madenlerinden alan ve Osmanlı Dönemi’nden beri madencilik yapılan Gümüşhane’mizde son yıllarda büyük yatırım yapılmaktadır. Madencilik, ilimizin ekonomisine ve istihdamına büyük katkı sağlamaktadır. Tarihî ve tabii güzellikleri iç içe olan Gümüşhane’mizin turizm potansiyeli de oldukça yüksektir. Ülkemizin en fazla yaylaya sahip olan ilimiz yayla turizminin yanı sıra kültür turizmi, ekoturizm ve kayak turizmi için de ideal bir konuma sahiptir. “Tabiatın yer altı sarayı” diye tabir ettiğimiz Karaca Mağarası, Torul Kalesi ve cam seyir terası, Zigana Dağı’nda bulunan Limni Gölü, Şiran ilçemizdeki Tomara Şelalesi ve cam seyir terası yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Kelkit ilçemizdeki Satala Antik Kenti’nde kazı çalışmaları devam ediyor. Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki en büyük lejyonu olan antik kentte çalışmalar bittiğinde âdeta bir açık hava müzesi olarak milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayacaktır. Süleymaniye Kayak Merkezi’mizin proje çalışmalarına da başlandı.

Bütün bu tarihî ve tabii güzelliklere ulaşımı kolaylaştırmak için çok önemli projeler hayata geçirilmektedir. 29 kilometre uzunluğuyla Avrupa’nın en uzun tüneli olan Zigana Tüneli’nin inşaatının yüzde 81’i tamamlandı. Önümüzdeki yıl hizmete açılacak olan tünel bölge ekonomisine büyük bir ivme kazandıracaktır. Gümüşhane-Kelkit arasında bulunan Pekün Tüneli ve Gümüşhane-Bayburt yolundaki Vauk Tüneli’nin inşaatları devam ediyor. Gümüşhane-Şiran arasında bulunan Tersun Tüneli’nin ise projesi yapılmaktadır. Havalimanımızın pist inşaatı tamamlanmak üzere, üst yapısı da bitirilerek önümüzdeki yıl uçuşlara açılması planlanmaktadır. Erzincan-Gümüşhane-Trabzon Hızlı Tren Projesi’nde proje çalışmalarımız devam ediyor. Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretlerinin manevi mimarı olduğu Gümüşhane’mize yeni esereler kazandırmaya devam edeceğiz. Yüz üç yıl önce özgürlüğüne kavuşan Gümüşhane, inşallah ay yıldızlı bayrağın gölgesinde kıyamete kadar özgür kalmaya devam edecektir. Bu vesileyle, istiklal ve istikbalimiz için canlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmetle yâd ediyorum.

Sözlerimi iki dönem Gümüşhane Milletvekili olarak vazife yapmış Kelkitli Şairimiz merhum Nurettin Özdemir’in “Vatan” şiirinden bir bölümü okuyarak tamamlamak istiyorum:

“Vatan,

Antalya'da bir mavi su,

Posof'ta bir çorak tarla,

Gümüşhane'de bir yemyeşil bahçedir.

Vatan,

Hakkâri’de sıra dağlar ki bölünmez,

Yürek yüreğe, el eledir.

Vatan,

Küçük ellerinin avuçladığı

Sâde bir toprak parçası değil çocuğum,

Toprakla büyüyen bir kutsal düşüncedir.”

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Buyurun Sayın Taşkın…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Irak’taki operasyonda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, şehitlerin kanının PKK terör örgütüne sahip çıkan, destek veren, sempati besleyen herkesin eline bulaştığına, vatan topraklarında tek bir terörist kalmayana kadar mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Irak’ta PKK terör örgütü tarafından alçakça katledilen şehitlerimizden hemşehrim polis memuru Sedat Yabalak’ı Mersin Bozyazı ilçemizde dün dualarla ebediyete uğurladık. Diğer şehitlerimiz Erhan Pekçetin, Aydın Günel, Vedat Kaya, Semih Özbey, Hüseyin Sarı, Mevlüt Kahveci, Ümit Gıcır, Adil Kabaklı, Müslüm Altıntaş, Sedat Sorgun, Süleyman Sungur, Yüzbaşı Ertuğ Güler, Yüzbaşı Burak Coşkun, Astsubay Kıdemli Başçavuş Harun Turhan da gözyaşları ve dualar eşliğinde ebediyete uğurlandılar.

Tüm şehitlerimize Cenab'ı Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun. Şehitlerimizin kanı PKK terör örgütüne sahip çıkan, destek veren, sempati sergileyen herkesin eline bulaşmıştır. Bunlar, tarih ve yüce Türk milleti önünde bunun hesabını vereceklerdir.

Şüheda yurdu ve aziz vatan topraklarında tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemiz devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

İbrahim Aydemir yok mu arkadaşlar?

Sayın Çakırözer…

9.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinde çiftçilere DSİ’den hiçbir hizmet almadıkları kuyuları için en az 2 bin liralık su faturaları gönderildiğine, DSİ’nin Türkiye’nin dört bir yanında Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı tüm çiftçilere hiçbir kontrol yapmaksızın otomatik su faturaları gönderdiğine, kanun çıkmadan önce yıllarca hiç alınmamış böyle bir paranın şimdi isteniyor olmasının Eskişehir ili ve ülkede on binlerce çiftçiye yapılan bir haksızlık olduğuna, bu adaletsizlikten derhâl dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eskişehir’imizde Emirler, Koyunlar, Orta, Fevziçakmak, Muttalip, Cumhuriyet, Osmaniye, Karahüyük mahallelerimizde çiftçilerimiz büyük sıkıntı yaşıyor. Devlet Su İşlerinden hiçbir hizmet almadıkları kuyuları için su faturaları gönderilmiş: Dekar başına 15 lira. Her çiftçiye en az 2 bin lira yeni fatura çıkarılmış. 2018 yılında AK PARTİ iktidarı sulama birliklerini kapatmak istediklerinde uyarmıştık “Sulama birliklerine el koyuyorsunuz ama bundan sonunda çiftçimiz zarar görecek.” demiştik. İşte, dediğimiz çıktı. DSİ’nin kayyumları, Türkiye’nin dört bir yanında Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı tüm çiftçilere hiçbir kontrol yapmaksızın, otomatik su faturaları göndermekte. Bunun adı “sorma, ver parası”dır. Bu kanun çıkmadan önce yıllarca hiç alınmamış böyle bir paranın şimdi isteniyor olması Eskişehir ve Türkiye’de on binlerce çiftçimize yapılan haksızlıktır. Çiftçinin zaten omzunda elektrik faturası var; gübre, tohum, mazot yükü var. Hesapsız kitapsız savurganlığınızın bedelini eli nasırlı çiftçinin sırtına yüklemekten artık vazgeçin. Çiftçilere yapılan bu büyük adaletsizlikten derhâl dönülmelidir.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

10.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Pençe Kartal-2 Harekâtı’nda şehit olan 3 asker ile  teröristler tarafından kaçırılarak şehit edilen 13 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine, Türk ordusunun önünde durabilecek ne bir terör örgütü ne de bir piyon güç olduğuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi teröristler için ne Kandil ne Sincar ne de Suriye’de bulundukları hiçbir yerin artık güvenli olmayacağına ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, 53 teröristin etkisiz hâle getirildiği Pençe Kartal-2 Harekâtı’nda şehit olan 3 askerimiz ile teröristler tarafından kaçırılarak alçakça katledilen, şehit edilen 13 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Terör örgütü PKK’yı ve onun uzantılarını, destekçilerini şiddetle kınıyorum. Devletimiz gereken cevabı vermiştir, vermeye de devam edecektir.

Ülkemizin büyümesini, kalkınmasını ve bölgede lider ülke olmasını hazmedemeyenler ülkemizi zayıflatmak amacıyla başta PKK olmak üzere terör örgütlerini besleyenler şunu bilmelidir ki Türkiye artık eski Türkiye değil. Milletimizin bekası için Türk ordusunun önünde durabilecek ne bir terör örgütü ne de bir piyon güç vardır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi teröristler için ne Kandil ne Sincar ne de Suriye’de bulundukları hiçbir yer artık güvenli olmayacak, onlara mezar olacak diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

11.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkenin büyümesini durdurmaya çalışanların, bu amaçla çok uluslu operasyonlara ortak olan herkesin kaybedeceğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşu ve milletin güçlü desteğiyle hem sınırlar içinde hem de sınır ötesinde terörle ve destekçileriyle mücadelenin sonuna kadar sürdürüleceğine, Gara şehitleri başta olmak üzere vatanın bekası uğruna canlarını feda eden tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’nin büyümesini durdurmaya, yürüyüş temposunu düşürmeye çalışanlar, bu amaçla çok uluslu saldırılara ve operasyonlara ortak olan herkes kaybedecektir. Türkiye’yi durdurma hesaplarına inananlar Gezi’de, 17-25 Aralıkta, 15 Temmuzda kaybettiler; terörle içeriden vurmaya dönük bütün girişimlerde de kaybetmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşu ve milletimizin güçlü desteğiyle hem sınırlarımız içerisinde hem de sınırlarımızın ötesinde terörle ve destekçileriyle mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Şehitlerimizin intikamını misliyle alarak terör örgütünün başını tamamen ezmek boynumuzun borcudur.

Gara şehitlerimiz başta olmak üzere, vatanımızın bekası uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, milletimize başsağlığı diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Irak’ın Gara bölgesinde terör örgütü tarafından şehit edilen Hüseyin Sarı’yı Kahramanmaraş Şehitliğinde defnettiklerine, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş’ımız son bir haftada kurtuluşumuzun 101’inci yıl dönümünün gururu ile şehitlerimizin ve şehidimizin acısını bir arada yaşadık. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Hemşehrimiz Hava Savunma Uzman Çavuş Hüseyin Sarı 13 Ağustos 2015 tarihinde kendi düğünü için izin alıp Kahramanmaraş’a gelmek için birliğinden ayrılmıştır. Star Diyarbakır firmasına ait bir yolcu otobüsüne binmiş, Bingöl-Diyarbakır yolunda bölücü terör örgütü mensuplarının yol kesmesi sonucu kaçırılmıştır. 10/2/2021 tarihinde Irak’ın kuzeyi Gara bölgesinde başlayan Pençe Kartal-2 Harekâtı’nda kontrol altına alınan bir mağarada alıkonulan Hüseyin Sarı şehit edilmiştir. Dün kendisini Kahramanmaraş Şehitliği’nde defneyledik. Milletimizin asıl mücadelesi siyonist ve Haçlı ittifakıyladır, gerisi onların piyonlarıdır.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

13.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, pandemi sürecinde en dertli kesimlerden olan esnafların başında elektronik ve bilgisayar sarf malzemeleri satan küçük esnaf olduğuna ve bunların devletten destek beklediklerine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ziyaretlerine gittiğimiz esnafımıza bir dokununca bin ah işitiyorsunuz. En çok dertli olan esnafların başında elektronik ve bilgisayar sarf malzemeleri satan küçük esnafımız “Malzemeleri aldığımız yerler dolarla hatta bitcoinle fiyat veriyorlar, sattığımız maldan zarar ediyoruz, yerine mal koyamıyoruz.” diye sesleniyorlar. Anlayacağınız bu firmaların “Batılılar bizi kıskanmasaydı Nobel ödülü alacak...” “Faiz sebeptir, enflasyon sonuç.” teorisinden ve bu teorinin “Bir ülke en kısa sürede nasıl batırılır?” sorusuna yanıt olan “Dolarla ne işimiz var?” uygulamasından haberleri yok. Evet, dolar düştü ama bu malzemelerde fiyatlar düşmedi. Şimdi, bu küçük esnafımız “Sesimizi AKP’ye duyurun; ya büyük teorilerini mal aldığımız ana firmalara ve bu ürünlerin geldiği ülkelere kabul ettirsinler ya da zararlarımızı karşılamak için bize destek olsunlar.” diyor.

BAŞKAN – Sayın Kavakcı Kan…

14.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Gara şehitlerinden Semih Özbey’in 2019 yılında ailesine yazdığı mektuba ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Gara şehitlerimizden Semih Özbey evladımızın 2019 yılında ailesine yazdığı mektuptan kesitler: “Aileme… Bu mektubun size ulaştırılıp ulaştırılamayacağını bilmeden yazıyorum. Bütün aile üyelerim, umarım hepiniz iyisinizdir. Beni soracak olursanız iyi olmaya çalışıp kavuşacağımız gün için sabrediyorum. Bu mektubuma sizin tarafınızdan cevap verme imkânı verilir mi verilmez mi, bilmiyorum ama ben yine de yazıyorum. ‘Ben buradayım, sağım, ölmedim, yaşıyorum.’ demek için yazıyorum. Üzülmeyin ve umudunuzu hep taze tutup koruyun. Dışarıda normal hayat seyrinde devam ediyor, bunun farkında ve bilincindeyim. Ben buradayım diye kendinizi hayattan soyutlamayın, uzak tutmayın; hayatın normal akışına ve seyrine uyun istiyorum. Anne ve babamın ellerinden ve kardeşlerimin yanaklarından öperim. Büyük küçük herkese selam söylüyorum, Allah’a emanet olun.”

Allah rahmet eylesin.

BAŞKAN – Sayın Etyemez…

15.- Konya Milletvekili Halil Etyemez’in, Irak’ın Gara bölgesinde PKK tarafından 13 kişinin şehit edildiğine, teröre destek veren ve ses çıkarmayan herkesin bu cinayete ortak olduğuna, PKK terör örgütüne ve destekçilerine karşı verdikleri mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerine ilişkin açıklaması

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Meclisin açılışında yapmış olduğunuz konuşmadan dolayı sizlere özellikle teşekkür ediyor ve o metni milletin hislerini yansıttığı için de ayrıca kabul ettiğimizi ifade ediyorum.

Irak’ın Gara bölgesinde alçak terör örgütü PKK tarafından 13 masum kardeşimiz şehit edilmiştir. Bu eylem hain terör örgütünün gerçek yüzünü bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Terör örgütü PKK alçaklıkta sınır tanımayacağını bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiştir. Teröre destek veren ve ses çıkarmayan herkes bu kanlı cinayete ortaktır. Tüm ülkeler “ama”sız, “fakat”sız “lakin”siz teröre ve terörizme tavır koymalıdır. Terörün her türlüsünü lanetliyorum. PKK terör örgütünü kınamayan kesimleri de şiddetle kınıyorum. PKK terör örgütü akıttığı kanda boğulacaktır. Kalleş PKK terör örgütüne ve onların destekçilerine karşı verdiğimiz mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz. PKK hain terör örgütü tarafından alçakça şehit edilen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalık? Öznur Hanım yok.

Sayın Girgin…

16.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, çiftçilerin desteklerinin bir an önce ödenmesini beklediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tarım Bakanına çiftçiden mektup: “Muğla ili Menteşe ilçesinde hayvancılık yapmaktayım. Tarım Bakanı ‘Temmuz, ağustos ve eylül ayı çiğ süt destekleme primi ekim ayında yatacak.’ dedi ama sadece temmuz ve ağustos yattı. ‘Eylül, ekim, kasım aylarının süt primleri Ziraat Bankası hesaplarına 12 Şubatta saat 18.00’de yatacak; silaj ve yulaf, arpa ve dane mısır desteklemeleri de 12 Şubatta yatacak.’ dedi ama bugüne kadar hiçbir prim desteklerimiz yatmadı. 1 litre sütü 2 lira 80 kuruş olarak Bakan açıkladı. Biz sütlerimizi 2 lira 50 kuruştan veriyoruz. 1 çuval süt yemi 140 lira, 1 kilo saman 1 lira. 1 kilo sütle 1 kilo yem alamıyoruz, derdimiz büyük, çaremize destek yok. Bir an önce çiftçinin destekleri ödensin, çiftçiyle dalga geçmesinler, perişanız perişan.”

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

17.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, 16 Şubat 1969 günü İstanbul Taksim Meydanı’nda 6’ncı Filo’yu protesto eden devrimci gençlerin saldırıya uğramasının üzerinden elli iki yıl geçtiğine, o saldırı sırasında Taksim Meydanı’nda öldürülen Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ı bir kez daha saygıyla andığına ilişkin açıklaması

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, tüm milletimize başsağlığı diliyorum.

ABD’yi konuştuğumuz bu dönemde 16 Şubat 1969 günü İstanbul Taksim Meydanı’nda 6’ncı Filoyu protesto eden devrimci gençlerin ABD emperyalizminin uşaklığını yapan bir güruh tarafından saldırıya uğramasının üzerinden elli iki sene geçti. O gün vatan toprağını ABD’ye peşkeş çekmek isteyenlere karşı onurlu bir mücadele sergileyen Cumhuriyet Halk Partisi bugün de aynı kararlıkla mücadelesine devam ediyor. Bizler o gün de ABD emperyalizmine karşıydık bugün de karşıyız. O gün devrimci gençlere saldıranların bugünkü temsilcilerini de çok iyi tanıyoruz. Elli iki sene önce Taksim Meydanı’nda kalleşçe öldürülen Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ı bir kez daha saygıyla anıyor, sözlerimi büyük usta Ruhi Su’nun şu dörtlüğüyle bitiriyorum: “Bu meydan kanlı meydan/Ok fırladı çıktı yaydan/Kalkın ayağa kalkın/Biz şehirden siz köyden.”

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Nereye gideceğiz?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Nereye gideceğiz?

BAŞKAN – Sayın Çelik…

18.- Hatay Milletvekili Sabahat Özgürsoy Çelik’in, kaçırılan ve Irak’ın Gara bölgesinde öldürülen şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşuyla en kısa sürede terör belasından kurtulunacağına ilişkin açıklaması

SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pençe Kartal-2 Operasyonu’nun yapıldığı Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde alçak terör örgütü PKK tarafından kaçırılarak alıkonulduktan sonra 13 canımız haince şehit edildi.

PKK’ya “terörist” diyemeyen kim varsa alçaktır, kalleştir, haindir. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet; ailelerine, aziz milletimize başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum.

Kahraman şehitlerimizi ülke ve millet olarak asla unutmayacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşu, milletimizin feraseti, askerî güçlerimizin kararlı duruşuyla inşallah en kısa sürede terör belasından kurtulacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Eronat…

19.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, “Hangi AK PARTİ milletvekilinin çocuğu bedel ödedi bu ülkede?” diye soran Kemal Kılıçdaroğlu’na 1 şehit annesini Mecliste az mı bulduğunu sorduğuna ilişkin açıklaması

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bugün “Hangi AK PARTİ milletvekilinin çocuğu bedel ödedi bu ülkede?” diye sormuştur. Oğlu PKK tarafından şehit edilmiş bir anne olarak 2 dönemdir Gazi Meclisimizde görev yapmaktayım.

Sayın Kılıçdaroğlu benden habersiz olacak kadar Meclisten kopuk mudur yoksa siyasetten uzak mıdır yoksa bir şehit annesini Meclise az mı bulmaktadır? Ayrıca Diyarbakır’da Dicle İlçe Başkanımız Deryan Aktert birkaç yıl önce şehit edilmiştir. Yine, Lice İlçe Başkan Yardımcımız Orhan Mercan şehit edilmiştir. Bakın, şu haber portalını da göstereyim: “PKK yedi yılda 37 AK PARTİ’liyi şehit etmiştir.”

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Öçal…

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, PKK tarafından yıllardır alıkonan 13 vatandaşın katledildiğine, terör örgütü adına hâlâ siyasi tehdit dilinden vazgeçmeyenlerin de büyük bedel ödeyeceğine, bu ilişkileri açık etme ve terör örgütlerinin belini kırma gayretinden asla vazgeçmeyeceklerine ilişkin açıklaması

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pençe Kartal-2 Harekâtı kapsamında yapılan operasyonlarda terör örgütü PKK yıllardır alıkoyduğu 13 vatandaşı kalleşçe katletmiştir. Şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Türkiye'nin sadece terör örgütleriyle değil, demokratik siyasetin arkasına sığınarak teröre destek veren, paravanlık yapan ve kirli ittifaklarla terörü meşrulaştıran, normalleştiren kişi ve siyasi partilerle de mücadelesi sürecektir. Terör örgütü adına hâlâ siyasi tehdit dilinden vazgeçmeyenler de büyük bedel ödeyecektir. Terörle mücadele, teröre destek veren, kendine alan açmaya çalışan sivil görünümlü kurum, kuruluş ve piyonlarıyla da sürecektir. Biz bu kirli ilişkileri açık etme ve terör örgütlerinin belini kırma gayretinden asla vazgeçmeyeceğiz. Büyük ve güçlü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bu kısmın 1'inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi, Genel Kurulun 16 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki soru ve cevap işleminin tamamlanmasına kadar, 17 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 17 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, 18 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 23 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu raporlarının görüşmelerinin yapılması, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesi ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporlarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 24 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 54 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 25 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde Kişisel Verileri Koruma Kurulunda boşalacak olan bir üyelik için seçim yapılması ve bu birleşiminde 204 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi

16/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/02/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                       Özlem Zengin

                                                                                            Tokat

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündeminin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bu kısmın 1'inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

16       Şubat 2021 Salı günkü (bugün) birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki soru ve cevap işleminin tamamlanmasına kadar,

17       Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

17 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, 18 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

23       Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu raporlarının görüşmelerinin yapılması, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılabilmesi ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporlarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

24       Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 54 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

25       Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde Kişisel Verileri Koruma Kurulunda boşalacak olan bir üyelik için seçim yapılması ve bu birleşiminde 204 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, çalışmalarını sürdürmesi;

250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

250 sıra sayılı Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/3346)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 23’üncü Maddeler

23

2. Bölüm

24 ila 44’üncü Maddeler

21

Toplam Madde Sayısı

44

BAŞKAN – Öneri üzerinde ilk söz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, gruplar olarak bir mutabakatımız var. Bugünkü gündemde Sayın Grup Başkan Vekilleri her birisi konuştular. Burada söz alıp da bugünkü gündemi konuşmadan olmaz ama Sayın Bakanlar gittikten sonra da o konuya dâhil olmak olmaz. Ben de o konuda herhangi bir şey söylemeyeceğim. Bunu Türkiye kamuoyu önümüzdeki süreçlerde zaten uzun uzun tartışacak.

Söz alma sebebim, Sayın Eronat’ın Sayın Genel Başkanımızın grup konuşmasıyla ilgili kullandığı ifadeler üzerinedir. Sayın Eronat’ın konuşmanın tümüne hâkim olmadığı anlaşılıyor; belki duydu, belki sadece bir cümle söylendi kendisine. Sayın Genel Başkanımız, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, şehit annesiyle yaptığı görüşme sırasında, oğlunun şehitlik mertebesine erişmesine ilişkin başlayan, ona ilişkin Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kullandığı bir ifadeden devam ederek “Neden Recep Tayyip Erdoğan’ın çocuklarının biri bedelli askerlik yapmıştır, diğeri hekim kararıyla askerlik yapmamıştır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Hep ölenler garibanlardır. Hangi AK PARTİ milletvekilinin çocuğu böyle bir bedel ödemiştir? Hep şehitliği övüyoruz ama işin bu tarafını hiç düşünmüyoruz.” demiştir.

Sizin durumunuz hepimizi üzen, zamanında hepimizin üzüldüğü, ağladığı bir durumdur ama Sayın Genel Başkanımız sizin çocuğunuzun PKK tarafından yapılan bir saldırıda katledilmiş olmasıyla uzaktan yakından ilişkisi olmayan bir konudan bahsetmektedir. Meselenin kendisi budur. Sayın Genel Başkanımız... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hepimizi kastetti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Arkadaşlar...

BAŞKAN – Orada açıklama yapıyor, arkadaş, bekleyin ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen de çıkar dersin ki: “Benim çocuğum askerliğini Kuzey Irak’ta yapıyordu, şehit oldu, şu tarihte de cenazesi oldu.” Sayın Genel Başkan milletvekilleri üzerinden bunu söyledi, Sayın Eronat’ınki bir terör saldırısı.

Ayrıca “Bugüne kadar 36 AK PARTİ’li şehit edilmiştir.” diye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Asla ve asla bunu kabul edilebilir bulmuyoruz. Şehidin partisi olmaz, şehitler hepimizin şehitleridir; parti, ayırma işidir, şehidin partisi olmaz.

Ayrıca, PKK terör örgütü Artvin Şavşat’ta Sayın Genel Başkanımıza kurşun sıktı, bir askerimiz şehit oldu. IŞİD terör örgütü bomba doldurduğu bir minibüsle Genel Başkanımıza saldırıyordu, Süleyman Soylu açıkladı “Türk polisi yakaladı.” diye. Bu konuda Sayın Genel Başkanımızı eleştirmeye kalkmadan önce bu gerçeklikleri bir hatırlamakta fayda var.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan...

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

22.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’in, televizyon kanallarının Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın kendilerine atfen söylediği sözleri yayınladığına, bunu talihsizlik olarak gördüğüne, kendilerinin tarafının hukuk, insan hakları, barış, özgürlük ve adalet olduğuna, Meclis Başkan Vekillerinin hiçbirisinin bu yönlü açıklamalarını asla kabul etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu görüşme sırasında söz istemiştim ama siz süreci devam ettirmek istediniz, o yüzden ısrar etmedim. Ancak şu anda bütün kanallar özellikle Meclis Başkan Vekili olarak sizin bize atfen söylediğiniz sözleri yayınlıyor. Açıkçası bunu çok büyük bir talihsizlik olarak görüyoruz. Şahsınız değil hedefim ama siz söylediğiniz için söylüyorum. Orada oturduğunuz koltuk, bu İç Tüzük’e ve Anayasa’ya bağlı olarak siyaset yapmanızı gerektiren ve taraflı olmanızı engelleyen bir koltuktur. Tabii ki siyaset yapma hakkınız vardır. Yani o koltukta oturmazsınız, genel başkan olursunuz, grup başkan vekili olursunuz ya da başka bir sıfatla istediğiniz siyasi değerlendirmeyi yaparsınız. Ancak yani siz “Bizim tarafımız burasıdır.” Dediniz; bizim tarafımızı da söylemek isterim, yani bu sizin konuşmanızı köpürte köpürte yayan kanallara atfen söylüyorum. Bizim tarafımızı kürsüden söyledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir daha Sayın Başkan, tarafımız şudur: Bizim tarafımız hukuktur, bizim tarafımız insan haklarıdır, bizim tarafımız barıştır, bizim tarafımız özgürlüklerdir, bizim tarafımız adalettir ve adalet talebimiz herkes içindir. Bu yönüyle, yani Meclis Başkan Vekillerimizin, siz de dâhil hiçbirisinin bu yönlü açıklamalarını asla kabul etmeyeceğimizi, İç Tüzük’e en başta bizlerin, Grup Başkan Vekillerinin ve Meclis Başkan Vekilinin uyması gerektiğini önemle belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Meclis Başkan Vekili olarak herhangi bir Grup Başkan Vekiliyle polemiğe girmek niyetinde olmadığına ancak 13 vatandaşın beş altı yıl önce kaçırıldığına, onlara sıkılan kurşunun milletin merhametine, sevgisine ve kardeşliğine sıkıldığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Burada, esasında Meclis Başkan Vekili olarak herhangi bir Grup Başkan Vekiliyle polemiğe girmek niyetinde değilim ancak 13 vatandaşımız, beş yıldır, altı yıldır kahpece, alçakça, evine giderken, düğüne giderken, bayrama giderken kaçırılmış; bağrımız yanmış. Burası Gazi Meclis, bu Meclisi, bu devleti kuran Mustafa Kemal’in kurduğu bir irade ve bu irade şu anda bir şeyle karşı karşıya. Ben her zaman bir şey söylüyorum: Sıkılan kurşun, milletin merhametinedir, sevgisinedir, kardeşliğinedir. 13 vatandaşımız elleri bağlı, kafasına arkadan kurşun sıkılmış; Meclis Başkan Vekili olarak ben 1 milyon sefer tarafım onlardan dolayı, devletin tarafıyım. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, siz tarafsınız ama siz bir partiyi hedef gösteremezsiniz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – PKK parti mi ya! “PKK parti değil.” de!

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bu kısmın 1'inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi, Genel Kurulun 16 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki soru ve cevap işleminin tamamlanmasına kadar, 17 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 17 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, 18 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 23 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu raporlarının görüşmelerinin yapılması, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesi ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporlarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 24 Şubat 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 54 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 25 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde Kişisel Verileri Koruma Kurulunda boşalacak olan bir üyelik için seçim yapılması ve bu birleşiminde 204 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, değerli milletvekilleri, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, oylamaya sunamayız Başkanım.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır! Söz talepleri varken nasıl oylamaya sunacağız?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Daha söz talebi var ya!

BAŞKAN – Daha önce verdiğiniz bilgi çerçevesinde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, AK PARTİ grup önerisinde söz talebimiz olduğunu söyledik.

BAŞKAN – Arkadaşlar yanlış değerlendirdiler.

Öneri üzerinde ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Zengin’in de…

BAŞKAN – Oluç Bey vazgeçti zannediyorum, onun için okumadım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz de vaz mı geçtiniz?

İSMET YILMAZ (Sivas) – Siz de geçersiniz.

BAŞKAN – Çekiliyor diye bildiğim için…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, diğer gruplar çektiyse ben de çekiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, çekiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Özkan Bey, önemli galiba, sizin bir talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Gara’da şehit olan asker, polis ve vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in yaptığı basın açıklamasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Uşak iliyle ilgili atıflarda bulunduğuna, her zaman halkın ve esnafın yanında olduklarına ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gara’da şehit olan asker, polis ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum ve tüm terör örgütlerini lanetliyorum.

AK PARTİ Uşak Milletvekili Sayın Güneş dün yaptığı basın açıklamasında Sayın Genel Başkanımıza Uşak’la alakalı atıflarda bulunmuş. Sayın Genel Başkanımız ve biz, esnafımızın ve halkımızın iyi ve kötü gününde her zaman yanındayız. Genel Başkanımız çok yakında, mart ayı içerisinde Uşak’ta olacaktır, esnafımızı ve vatandaşlarımızı ziyaret edecektir. Sayın Güneş, siz de Genel Başkanınızı Uşak’a getirin, esnafı ve vatandaşı ziyaret ettirin bir de görelim. Gerçekten, esnafın durumunu Genel Başkanınıza gösterebiliyorsanız, çağırın, Genel Başkanınızı Uşak’a getirin ve ziyaret ettirin diyorum. Ben, bunun özellikle altını çiziyorum. Biz, her zaman Genel Başkanımızla halkımızın ve esnafımızın yanındayız diyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkanım, sataşma var.

BAŞKAN – Ne diye sataşma…

Bir bakayım, bir bakayım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un, (2/2361) esas numaralı 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/109)

19/2/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair vermiş olduğum Kanun Teklifi’min (2/2361) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Oya Ersoy

                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Özgür Bey, isterseniz söz vereyim ben size, demin göremedim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, ALS hastalığıyla ilgili Meclis Araştırması Komisyonu Raporunun görüşülmesinin son derece önemli olduğuna, bu rapor görüşüldükten sonra ülkede ALS hastası çocuk doğmasın diye belki anne babaya test yapılmaya başlanabileceğine, raporun görüşülmesinin gelecek haftadan daha ileriye ötelenmemesini beklediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, grup önerisinde diğer mevkidaşlarımız söz haklarını çekince biz de çektik. Söyleyeceğim şudur, önemli bir noktayı hatırlatmak istiyorum: Hepimizin üzüldüğü, rahatsız olduğu bir nokta var; ALS hastaları, hep gündemde, hepimiz rahatsız oluyoruz. Sayın Sağlık Bakanının bir değerlendirmesi oldu, o aileleri üzdü. Ama mesele bu Meclis tarafından geçtiğimiz yıl enine boyuna tartışıldı. Mesela, Meclisin hazırlamış olduğu bu araştırma komisyonu raporunda çiftlere evlenmeden önce ALS testi yaptırmak gibi çok ucuz bir şeyin birkaç yıl sonra artık ALS hastası çocukların doğmamasını sağlayacağını öneriyor; çok basit bir şey. Bu görüşülecekti, biraz önceki AK PARTİ grup önerisiyle -geçen hafta bunun görüşüleceğine söz verilmişti- bu gelecek haftaya bırakıldı; bunu bilelim. Bugünkü gündemi çok önemsiyor olabiliriz ama bu gelecek haftaya kaldı. Birazdan bunu görüşecektik. Bu konu çok hassas.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kürsüye çıksaydık eğer bunu anlatacaktım. Geçen hafta biz... Bu ALS hastaları, otizm ve diğer gelişim bozukluklarıyla ilgili Meclis Araştırması Raporu görüşülmeden ilgili bakanlıklara yollanamıyor. Bugün oy veren arkadaşlara, bunu gündemin gerisine atıp kanunu öne alan arkadaşlara bu araştırma raporunu emanet ediyoruz. Gelecek hafta bunun görüşülmesi son derece önemlidir. Bu görüşüldükten sonra, Türkiye’de ALS hastası çocuk doğmasın diye belki anne babaya test yapılmaya başlanabilir, bu konu çok hassas. Biraz önce grup önerisini geçirdiniz, eyvallah; önemli görüyorsunuz, eyvallah ama sizlere emanet ediyoruz, bunun gelecek haftadan daha geriye kalmamasını bekliyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Haftaya görüşeceğiz.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un, (2/2361) esas numaralı 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/109) (Devam)

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Oya Ersoy konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle konuşmama başlamadan önce Gara’da katledilen yurttaşlarımızın ailelerine, Balıkesirli hemşehrilerime ve halkımıza başsağlığı diliyorum.

Şimdi, bu kanun teklifimin amacı, pandeminin, zamların, işsizliğin ve ücretsiz izinlerin kuşatması altındaki halkımızın, yaşam mücadelesi veren halkımızın, milyonlarca hanenin en temel yaşamsal ihtiyaçlarından KDV’nin kaldırılmasını istemek. Şimdi, kanun teklifini verdiğim zaman yani 2019 yılının Eylül ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırı 2.064 lira. Bugün ne? Bugün 2.652 lira. Peki, yoksulluk sınırı ne? 6.724 liradan çıkmış bugün 8.638 liraya. Yani bir ailenin gıda harcamasıyla birlikte asgari harcamalarını, giyim, konut, kira, elektrik, doğal gaz, yakıt, su, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri zorunlu harcamalarını yapmak için asgari olarak elde etmesi gereken gelir 8.638 lira. İnsanca bir yaşam için en asgari tutar budur. Oysaki milyonlarca yurttaş 2.825 lira asgari ücretle açlık sınırının altında yaşıyor.

Bir yılda ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarındaki artışa baktığımızda yüzde 23,4. Bütün gıda artışlarını vermeyeceğim ama -zaman kısıtlı- sadece gıda fiyatlarına gelen artış yüzde 28,6. Peki, iktidarın çözümü ne? Otobüs üzerlerinden halkın üzerine çay atmak, “Açım.” diyeni susturmak. Bir de kaynaklarının yüzde 83’ünün İşsizlik Sigortası Fonu’ndan oluştuğu o “Sosyal Koruma Kalkanı” adı verdiği kalkanlarda onların propagandasını yapmak.

Bir de yandaş gazeteciler var, onların halka tavsiyeleri var: Marketlere giderken tok gidin, sepetinizi büyük almayın, şarküteri reyonunun önünden geçerken burnunuzu kapatın gibi. Aynı yandaş medyanın bir yandan da sabah akşam ekonomideki büyümeden, işsizliğin azalmasından, bu gibi masallardan bahsettiğini biliyoruz. Ama masalların arka sayfasına baktığımızda, İstanbul Zeytinburnu’nda 1,5 yaşındaki çocuğunu komşusuna bırakarak intihar eden anne babanın haberi var ve çözümsüzlük içinde sadece geçen hafta Kocaeli’de 7 tane intihar vakası var.

Sayın milletvekilleri, gelin, bu kanun teklifini bu Meclisten çıkaralım. Elektrikten suya, iletişimden gıdaya kadar halkın en temel yaşamsal ihtiyaçlarından KDV’yi kaldıralım. Sermayenin talebiyle, salt onlar kârına kâr katsın diye KDV indirimlerini Mayıs 2021 yılına kadara uzattınız ya, gelin, bu indirimleri halktan sakınmayalım.

Bakın, mesela kısa bir örnek, çok küçük bir örnek: Ankara’da bugün itibarıyla kış ayında 4 kişilik bir ailenin ortalama doğal gaz faturası 500 lira, elektrik faturası 200 lira, su faturası 100 lira yani toplamı 800 lira ve bunun 140 lirası KDV olarak alınıyor. Şu kara kışta, pandemi belasının ortasında, işsizlik almış başını gitmiş, ücretsiz izne çıkanlar açlığa mahkûm olmuşken devlet her konutun zorunlu ihtiyaçlarından 140 lira vergi alıyor. Bu adaletsizliktir, bu vicdansızlıktır. Bir de bunun gıdası var, kirası var, ulaşım ve iletişim harcamaları var. Hâlihazırda yurttaşların gelirini dikkate almadan herkesten aynı oranda dolaylı vergiler alınıyor. Bir kere bu zaten adaletsizdir, bir de üstüne üstlük bunun zorunlu ihtiyaç maddelerinden alınması adaletsizliği büyütmektedir.

Bu ülkede, çok bahsedildi, pandemi koşullarında bile, sokağa çıkma yasaklarında 5 şirkete köprüler, otoyollar vesaire için milyarlarca lira ödediniz. Yine, ben bu teklifi verdiğim günden itibaren bu Meclisten, defalarca, sermaye lehine vergi indirimleri, imtiyazları vesaire çıktı. Gelin, bu sefer halk yararına bir şey yapalım ve bu halkın tercihi, bu halkın yaşaması için bu yasayı bu Meclisten çıkaralım.

Bakın, DİSK, geçen hafta Mecliste grubu olan tüm partileri ziyaret etti ve asgari ücretin tümüyle vergiden muaf tutulması ve asgari ücrette prim desteği sağlanmasını istedi. Bu ne demek biliyor musunuz? Mecliste yapılacak tek bir yasayla bütün işçi ücretlerinin pandemi döneminde 750 lira artması demek. Bu konu da acilen Meclis gündemine alınmak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayınız.

OYA ERSOY (Devamla) – Buradan bir kez daha uyarmak istiyorum: Unutmayın, ne yaparsanız yapın yoksulluğu gizleyemezsiniz, yoksulluğu hiçbir hamaset örtemez ve TBMM çatısı altında kalkan ellerin, birazdan kalkacak ellerin görüntüsünü halkın hafızasından asla ve asla kaldıramazsınız. Baskı ve zor aygıtlarını kullanıp “Açım.” diyen milyonları hapse atamazsınız ama bugün bir karar vererek pandemi döneminde her haneye en az 140 liralık bir nefes verebilirsiniz diyorum, tercih sizin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Milli Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (´)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 250 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklifin tümü üzerinde görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Abdul Ahat Andican konuşacaktır.

Buyurun Sayın Andican. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ABDUL AHAT ANDİCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Gara’da kaybettiğimiz şehitlerimiz için Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Bugünkü konuşmada, iktidarın yanlış ve basiretsiz kararları ve uygulamalarıyla ülkemizin bugün karşı karşıya bırakıldığı önemli bir konuyu gündeme getirmek istiyorum: S-400 meselesi. “S-400, tarihimizin en önemli anlaşmasıdır, millî güvenliğimizin garantisidir, beka meselesidir, egemen bir ülke olarak verdiğimiz karardır; kimse karışamaz, kimseden izin alacak değiliz.” Bütün bu sözler Sayın Cumhurbaşkanına aittir. Böylece, sıradan bir hava savunma sistemi olan 2 bataryalık S-400 yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinin egemenlik ve bağımsızlık sembolü hâline dönüştürülmüştür. S-400 konusunda aykırı düşünenler veya farklı değerlendirme yapanlar ise neredeyse “vatan haini” ilan edilmiştir.

14 Temmuz 2019 tarihli basın toplantısında Sayın Cumhurbaşkanı bir soruya karşı “Türkiye’de millî duruş ve yerli duruş sergileyenler olduğu gibi, millîlikten ve yerlilikten uzak olanlar da var. Bunlar âdeta ülke içinde, Gazi’nin geçmişte söylediği gibi, ihanet şebekeleri. Bu ihanet şebekeleri bugün olduğu gibi yarın da olacak.” diye cevap veriyor yani S-400’ü eleştiriyorsanız hainsiniz. Böylece konu etrafında toksik bir ortam yaratılıyor. İktidar bütün bu dönem boyunca birçok gerçek dışı iddia gündeme getirerek toplumda ciddi bir algı oluşturuyor. İktidarın ilk gerçek dışı iddiası “ABD Patriot vermedi, onun için S-400 aldık.” iddiasıdır.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılında Savunma Sanayiinin açtığı ihalede Çin, 3,5 milyar dolar fiyatla ve yüzde 28 katkı payıyla ilk sırayı almıştır; ikinci sırada Fransa-İtalya ortak yapımı SAMP-T füzesi 4,4 milyar dolar ve yüzde 10 yerli katkı payıyla; üçüncü sırada ise Amerika’nın Patriot füzesi 4,5 milyar dolar fiyat ve yüzde 8 yerli katkı payıyla yer almıştır ihale sonucu. Rus Antey füzeleri ise hem fiyatı nedeniyle hem yerli katkı payı vermedikleri için ihaleden elenmişlerdir. Çin dışında hiçbir ülke Türkiye’ye teknoloji transferi yapma konusunda söz vermemiştir. Yerli katkı payı diye tanımlanan şey de füzelerin araç, taşıt, rampa gibi giderleridir.

Türkiye ilk üç ülkeye, yeniden teklif verin diye bir yıllık bir süre tanır, 31 Ocak 2014 tarihli toplantıda da icra kurulu ihaleyi sonlandırır ve Çin füzelerinin tercih edildiğini söyler. Bu tercih NATO ve Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir infial yaratır, bunun üzerine Türkiye geri adım atar; dönemin Başbakanı Davutoğlu, Türkiye’nin kendi füze sistemlerini üretmeye karar verdiğini ilan ederek Çin’le anlaşmadan çekilir. Görüldüğü gibi “ABD Patriot satmadı, onun için S-400 aldık.” iddiası içi boş bir iddiadır. İkinci algı yaratma olayı da “Türkiye’nin S-400’lerden başka seçeneği yoktu. Rusya S-400’ler için ortak üretim garantisi verdi, o nedenle aldık.” iddialarıdır. Bu hikâye Rus uçağının düşürülmesiyle, 2015’te başladı değerli milletvekilleri. Hatırlayın, dönemin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı “Emri ben verdim, sen verdin.” diye bir yarış içerisine girdiler o dönemde. Bu olay üzerine Rusya Türkiye’ye karşı bir ticaret ve turizm ambargosu başlattı. Olaydan sekiz ay sonra, 27 Haziran 2016 günü Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya’dan özür dileyince ilişkiler yeniden başlatıldı fakat aynı yılın kasım ayında yani beş ay kadar sonra Millî Savunma Bakanı Fikri Işık Rusya’dan S-400’ler alınması konusunda görüşmelere başlandığını söyledi. Buradan ortaya çıkan sonuç şudur değerli milletvekilleri: Rusya’dan S-400 alımı, Rus uçağının düşürülmesi sonrasında ortaya çıkan probleme karşı verilmiş bir ödünden başka bir şey değildir. Anlaşma ihalesiz yapıldığı ve şartları da açıklanmadığı için ortak üretim konusu açığa çıkmamıştır ama yandaş medya ve iktidar borazanları S-400 konusunda ciddi bir yerli üretim olayının olacağını, ortak teknoloji olacağı iddiasını popülerleştirmişlerdir ve halkta böyle bir algı oluşturmuşlardır. Fakat füzelerin tesliminden sonra Sayın Cumhurbaşkanının ortak üretim konusunda verdiği bir cevabı hatırlatmak istiyorum: “Sayın Putin’le yaptığım görüşmede de ortak üretim konusunda hassasiyetle durduk. Hatta, biz bu sürecin arkasından S-500 olayında ortak üretim gerçekleştireceğiz.” diyor. Buradan çıkan basit sonuç şudur: Demek ki S-400 olayında bir ortak üretim söz konusun değildir. Ve değerli arkadaşlar, S-400 dışında bir seçenek olmadığı iddiası da koskoca bir yalandır. Nereden anlıyoruz bunu? S-400 alım anlaşmasının yapıldığı 12 Eylül 2017 tarihinden bir ay sonra, alım anlaşması imzalandıktan bir ay sonra Fransa, İtalya ve Türkiye Dışişleri Bakanları bir araya gelmişlerdir 8 Kasım 2017 tarihinde ve NATO sistemleriyle uyumlu bir ortak savunma sistemi üretimi için ortak niyet beyanı imzalamışlardır.

Ardından 5 Ocak 2018 günü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Fransa ziyareti sırasında, Fransa-İtalya ortak yapımı SAMP-T füzelerini -bu füzelerin ihalede ikinci sırada olduğunu hatırlatmak istiyorum- üreten EUROSAM ile Türk savunma sanayi şirketleri ASELSAN, ROKETSAN arasında ortak füze üretimi anlaşması konusunda anlaşma imzalıyor; bizzat Sayın Cumhurbaşkanının varlığında yapılıyor bu. Bu antlaşmaya göre Fransa, İtalya’ya ve Türkiye’nin ortak olduğu bu hava sisteminin üretilmesi 2020 yılında başlayacaktır, bu anlaşma hâlen kâğıt üzerinde yürürlüktedir arkadaşlar. Burada önemli olan nokta, S-400 anlaşması imzaladığı dönemde NATO ile sorun yaratmayacak savunma sistemleri, özellikle de ortak üretim yapabilme imkânının var olduğudur yani iktidar, başka seçenek olmadığı için S-400 aldığı iddiasını içi boş olarak gündeme getirmiştir, algı yaratmak için.

Bir diğer S-400’lerle ilgili iktidar iddiası da Yunanistan’ın S-400’ü aldığı, Rusya’dan aldığı iddiasıdır ve yine Sayın Cumhurbaşkanı “Yunanistan’ın S-400 alması NATO tarafından nasıl karşılandı?” gibi bir soruya diyor ki: “Yıllar önce Yunanistan S-300 aldı Rusya’dan, herhangi bir uygulama yaptınız mı? Yapmadınız. Şimdi de biz aynı ülkeyle yani Rusya’yla S-400’le ilgili bir anlaşma yaptık.”

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanının bu ifadeleri gerçeği yansıtmıyor. S-300 füzelerini 1997’de Rusya’dan satın alan Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’dir. Daha sonra Türkiye’nin “Eğer bu füzeleri konuşlandırırsanız bunları imha ederim.” baskısı üzerine Yunanistan’a bir anlaşmayla devredilmiştir, Yunanistan da onu Girit’te depolara koymuştur, hâlen Girit’te depolarda yatmaktadır.

Şimdi, dolayısıyla, Türkiye’den önce Yunanistan’ın böyle bir uygulama yaptığı gerçek değildir. Ayrıca, Bulgaristan’da ve Slovakya’da S-300 füzelerinin var olduğu söyleniyor; doğrudur, Sovyetler Birliği döneminde imal edilen S-300 füzelerinin Sovyetler Birliği döneminde bu ülkelere verilmesidir. Dolayısıyla, bu ülkeler 2004’te NATO’ya girmişlerdir. Sonuç, hiçbir NATO üyesi, hiçbir NATO üyesi Rusya’dan S-400 almamıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir başka konu da, iktidarın, bu S-400’lerle ilgili Türkiye’ye uygulanan yaptırımları ve bunların sonuçlarını asla değerlendiremediğini gösteren bir açıklamada bulunmak istiyorum. Değerlendiremedi, yanlış okudu. Sayın Erdoğan 14 Temmuz 2019 Pazar günü yani S-400’ler Türkiye’ye teslim edildikten iki gün sonra, teslim edilmeye başlandıktan iki gün sonra Vahdettin Köşkü’nde basın toplantısı yapıyor ve söylediği şeyler basitçe şunlar:

1) “Başkan Trump’ın altındakiler ile yani ABD’deki diğer güç odakları ile Başkan Trump aynı düşüncede değil.” diyor.

2) “Başkan Trump’ın CAATSA yaptırımlarından feragat etme ve erteleme yetkisi var.” diyor.

3) Trump’ın CAATSA yaptırımları diye imzaladığı bu yasanın Türkiye ile Rusya arasındaki S-400 anlaşmasından, Türkiye’nin S-400’leri almasından sonra olduğunu söylüyor. Yani “Trump anlaşmayı daha sonra imzalamıştır dolayısıyla bizim bu S-400 alımımız Amerikalıların CAATSA yaptırımlarına girmez.” diyor. Hepsi gerçek dışı, bu iddiaların hepsi gerçek dışı. Çünkü, bir, CAATSA Yasası Trump tarafından 2 Ağustos 2017’de imzalanmıştır. Türkiye ise Rusya’yla S-400 füze alım anlaşmasını 12 Eylül günü yani CAATSA’nın imzalanmasından, Trump’ın bu yasayı imzalamasından kırk gün sonra anlaşmayı yapmıştır. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı burada yanıltıcı, gerçek dışı beyanda bulunuyor.

“Başkan Trump’ın yaptırımlardan feragat yetkisi var, bizi haklı görüyor, dolayısıyla yaptırımları imzalamayacak.” iddialarına gelince, Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda asıl karar veren mercinin Kongre olduğunun farkında değil. Çünkü bu kanunlar Kongrede, Kongrenin alt kanatlarında 2/3 çoğunlukla geçtikten sonra Cumhurbaşkanının yani Başkanın imzalamak dışında hiçbir şeyi yok; 1 kere geri gönderebilir, 2’nci kez yaparlar, aynen bizim CAATSA yaptırımlarında olduğu gibi ve geçer. Dolayısıyla yetkili, Başkan değildir, Başkanın feragat etme yetkisi falan yoktur; Sayın Cumhurbaşkanı bunun da farkında değil.

“S-400’lerin F-35’lerle bir alakası yoktur.” diyor. Bu iddiaya gelince, ABD Kongresindeki bir olaydan söz etmek istiyorum ve bu, geleceği de ilgilendirdiği için çok önemli.

2018 yılının 26 Haziranında -daha S-400’ler Türkiye’ye intikal etmemiş- Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı Wess Mitchell Amerika Senatosu Dış İlişkiler Komisyonuna bir şey veriyor, diyor ki: “S-400 sevkiyatı başlarsa CAATSA yaptırımlarını uygulayacağız, Türkiye’yi F-35 ortaklığından çıkaracağız, ayrıca Türkiye için üretilen uçakları da teslim etmeyeceğiz.” Bunu ne zaman söylüyor? S-400’ler Türkiye’ye teslim edilmeye başlanmadan bir küsur yıl önce. Ondan sonra da Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı Türkiye’nin S-400 almasının nasıl sonuçlar doğurabileceğini Kongreye bildiriyor. 4 tane sonuç bildirmiş. Bu ne zaman oluyor? Bu da aynı şekilde bizim S-400’leri almamızdan önce gerçekleşen bir olay.

1) CAATSA yaptırımları uygulanacaktır.

2) Türkiye F-35 programından çıkarılacaktır.

3) Türkiye’ye yönelik silah transferi ve karşılıklı savunma iş birliği sona erebilecektir.

4) Ve daha önemlisi, NATO içerisindeki “interoperability” yani NATO içerisinde Türkiye’nin faaliyetleri, kapasitesi düşürülecektir.

Şimdi, önümüzde bununla karşılaşacağız, şimdiden buradan uyarıyorum.

Peki, ben bu bilgileri nereden aldım, Amerikan Senatosundan mı? Hayır arkadaşlar, bu bilgileri -belki inanmayacaksınız ama- Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Stratejik Araştırmalar Merkezince İngilizce yayımlanan SAM Papers dergisinden aldım. Peki, ne zaman yayımlanmış? 16 Nisan 2019’da. 16 Nisan 2019’da, Türkiye’ye S-400’ler nakledilmeye başlamadan üç ay önce. Şimdi, Türkiye S-400’leri aldığı takdirde neyle karşılaşacağını demek ki S-400’lerin nakli başlamadan çok önce biliyordu, Dışişleri Bakanlığının kayıtlarında bu var. Peki, burada, 12 Temmuzda, Sayın Cumhurbaşkanı “F-35 meselesiyle S-400’lerin bir alakası yoktur.” falan diyor. Şimdi, burada iki ihtimal var: Ya Dışişleri bürokrasisi bu gelişmeleri Bakana ve dolayısıyla Cumhurbaşkanına aktarmıyor ya da Bakan ve Cumhurbaşkanı bilgi sahibiler ama kulak asmıyorlar, bilmiyormuş gibi davranıyorlar. İkisi de Türk dış politikası açısından bir rezalet tek kelimeyle. Cumhurbaşkanının yukarıdaki konuşmasından üç gün sonra 17 Temmuz 2019 günü -üç gün sonra- Türkiye F-35 programından çıkarılıyor arkadaşlar ve 15 Aralık 2020 günü de Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları başlıyor. Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen ve gelişmeler karşısındayken iktidar, ülkede hâlâ gerçek dışı beyanlarına ve hamasi nutuklarına devam ediyor bu konuyla ilgili.

Sayın Çavuşoğlu geçen yıl yani 30 Aralık günü yıllık değerlendirme yapıyor, yıllık değerlendirmeyi yaparken “ABD’den F-35 ve S-400’ler konusunda ortak çalışalım teklifi aldık.” diyor, açık bir şekilde bunu ifade ediyor. Hemen ertesi gün Amerika Birleşik Devletlerinden sözcü “Türkiye’ye böyle bir ortak çalışma teklifinde bulunmadık, bulunmayı da düşünmüyoruz.” diyor, yani Sayın Çavuşoğlu resmen yalan söylüyor. 10 Şubat günü de -yani demek ki beş altı gün önce- Sayın Hulusi Akar S-400 krizinin çözülmesi için füzelerin depolara koyulmasının yani Girit modelinin düşünülebileceğini söylüyor.

Şimdi, 1916’da başlayan bu maceranın geldiği noktaya bakın. Artık “Ey Amerika, ey Avrupa!” diye mangalda kül bırakmayan bir iktidar söylemi tamamen gitmiş, bu milletin 2,5 milyar dolarına mal olmuş füzelerin depolara kaldırılmasına razı bir iktidar hâline dönüşmüş.

Değerli arkadaşlar, iktidar ilk günden itibaren bir yanılgının daha içerisinde oldu; Amerika, S-400’lere NATO sistemleriyle uyuşmaz diye karşı çıkıyor sandı. Hâlbuki Amerika dünyanın en büyük silah tüccarı, 240 milyar dolarlık kapasitesi var. Rusya’dan S-400’leri bir NATO üyesi aldığı takdirde arkasından başka ülkeler de alabilecekti; Amerika’nın karşı çıkmasının sebebi bu, ama iktidar bunun farkında değil, farkında değil. Nitekim James Jeffrey -yani Suriye temsilcisi- Al-Monitor dergisine verdiği bir demeçte bunu gayet açık söylüyor, diyor ki: “Eğer Türkiye’nin S-400’leri almasına sessiz kalsaydık, arkasından Arap ülkeleri vesaire sıraya gireceklerdi; böyle bir şeye izin veremezdik.”

Ben bu gerçeklerden yola çıkarak S-400 teslimatı başlamadan önce bir “tweet” atmıştım, “tweet” şöyleydi: “Sayın Erdoğan S-400 konusunu doğru okuyamıyor ve yine aldatılıyor. NATO, ABD silah ticareti için bir altın madenidir, NATO ABD için. NATO dışından silah alan bir üye diğer üyelere, hatta dünyaya örnek olur. NATO üyesi bir Türkiye S-400’leri alsa bile asla kullanamayacaktır.” Bunu S-400’ler teslim edilmeden önce atmışım. Tabii, bu “tweet” sonrasında yüzlerce trolün saldırısına uğradım.

Bir şeyi daha söylersem bu olayın önemini daha iyi kavrayacaksınız. Çin 2015 yılında Rusya’dan S-400 bataryaları aldı değerli arkadaşlar ve Amerikalılar Çin’e CAATSA yaptırımlarını uyguladılar, aynen Türkiye’ye uyguladıkları gibi. Hindistan 2018’de anlaşma yaptı S-400 bataryaları alacak Rusya’dan, Amerika Birleşik Devletleri “CAATSA yaptırımlarını sana uygularım.” diyor. Bunlar NATO üyesi filan değil.

Değerli arkadaşlar, NATO üyesi olmayan ülkelerde bu kadar hassas davranan bir ülkenin, ABD’nin NATO üyesi bir ülkeye izin vermeyeceğini görmek için şu olayları bir değerlendirmek lazım. Tabii, ABD’nin bu yaptığı doğru mu? Değil. Haklı mı? Değil. Haydutluk mu? Evet. Ama engel olamıyorsanız en az zararı görecek bir seçim yapmak zorundasınız.

Özetle, reel politikanın gerçeklerinden kopuk, diplomasi kurumları dışlanmış, tek bir adamın isteklerine göre şekillenen ve hamaset edebiyatına dayanan bir dış politika anlayışı Türkiye’yi bu noktaya getirdi. Anlaşıldığı kadarıyla iktidar S-400’ler konusunda geçmişte Rahip Brunson meselesinde veya Trump’ın Sayın Erdoğan’a gönderdiği o aşağılayıcı –maalesef, Türk milletinin haysiyetini büyük ölçüde zedeleyen- mektup konusunda yaptığı gibi ikiyüzlü bir politika benimsemiş gibi görünüyor Türkiye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – İçeride “Can bu tende oldukça hiç kimse bu rahibi alamayacaktır.” dışarıda ise “Hayhay Mister Trump, Rahip Brunson’ı hemen teslim edelim.” İçeride “Sayın Cumhurbaşkanı, Trump’ın mektubunu çöp kutusuna attı.” edebiyatı, dışarıda ise “Sayın Erdoğan ABD’ye gidip mektubu bizzat eliyle takdim etti.” politikası.

Bu noktada, iktidara seslenmek istiyorum: Bu konuda net bir tavır almak zorundasınız, ya ülkeyi bu açmaza sürüklemenin sorumluluğunu üzerinize alacaksınız, S-400’leri rafa kaldıracaksınız, sıradan bir hava savunma sistemini milletimize bir beka ve bağımsızlık sembolü hâline getirme şeklindeki yanlış politikalarınız nedeniyle milletten özür dileyeceksiniz ya da S-400’ler nereye kurulacaksa kuracaksınız, ABD’ye ve NATO’ya da “Ne hâliniz varsa görün.” diyeceksiniz. Kuşkusuz bunun ciddi bir maliyeti olacak ve ne yazık ki bu maliyeti siz değil, millet üstlenecektir.

Son söz olarak iktidara sesleniyorum: Savunma sanayisi yatırımlarının denetim dışında oluşundan yararlanarak bu konuyla ilgili eleştiri yapanları ihanetle suçlamayın, suçlamayın, akıllı olun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Bir cümlem var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekillerine de söz vermedim.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – İhanetle suçlamak yerine şeffaf olun, ortak akla değer verin; siyasetle, Meclisle uzlaşın. Aksi takdirde S-400 olayında olduğu gibi açmazlarla karşı karşıya kalmak zorunda kalırsınız, bu ülkeyi de hiç hak etmediği açmazlarla karşı karşıya bırakırsınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Hidayet Vahapoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Vahapoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA HİDAYET VAHAPOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında Gara’da alçakça şehit edilen 13 vatandaşımız ile operasyonun başlangıcında şehit olan kahraman askerlerimizi rahmetle ve saygıyla anıyorum, ruhları şad, mekânları cennet olsun, Türk milletinin başı sağ olsun.

Görüşülmekte olan kanun teklifiyle başta 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ve ilişkili olan 16, yani toplam 17 kanunda değişiklik yapılmaktadır. Yaşayan tüm canlı organizmalarda olduğu gibi tüm sivil ya da kamu kurum ve kuruluşlarında zaman ve şartlara uygun olarak değişiklikler yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca teşkilatların yanında gelişen şartların zorunlu kıldığı personel ihtiyaçlarının da giderilebilmesi için değişiklikler gerekli olmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin gerektirdiği değişikliklerin kapsamında Millî Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığının teşkilat yapıları ile görev ve sorumluluklarında yapılan değişikliklere bağlı mevzuata uyum çalışmaları devam etmektedir. Görüşmekte olduğumuz yasa değişikliğinin bir bölümü de bu konuyla ilişkilidir. Teklif, uzman erbaşların özlük haklarıyla ilgili iyileştirici düzenlemelerin, 6000 sayılı Kanun’la doğan hak kayıplarını giderici hükümlerin, özel kuvvetlere alımda aranan şartları taşımadığı daha sonra anlaşılan personele yönelik yapılacak uygulamaların, hukuk sınıfı personelin amir, ast-üst bağlılık ilkelerinin yeniden belirlenmesine dair kuralların, Sağlık Bakanlığı kadrolarındaki sağlık personelinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev alanlarında da görev yapabilir hâle getirilmesiyle ilgili ilkelerin, Savunma Üniversitesi bünyesinde görev alacak öğretim kadrosuyla ilgili yeni ilkelerin belirlenmesi; nasıp düzeltilmesi gereken personelle ilgili hak kayıplarını ortadan kaldıran yeni kuralların belirlenmiş olması, Millî Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanının seferberlik ve savaş hâlindeki görev ve yetkilerinin yeniden belirlenmesi, komando uzman erbaşların hizmet yıllarının iyileştirilmesi, zatî silah verilmesi, devre kaybeden askerî okul öğrencilerinin genel sağlık sigortası kapsamından yararlandırılması, bakım onarım hizmeti gören erbaş ve erlerde acil işlerde mesleki yeterlilik belgesi aranmaması, bedelli askerlik yapacakların tabi olacağı kur hakkındaki yeni hükümler ve milletvekillerinin askerlik süreleri konularını kapsamaktadır. Okuduğum bu bölümden de anlaşılacağı üzere çok geniş bir yelpazesi mevcuttur.

Görüşmekte olduğumuz yasa teklifiyle yapılan düzenlemeleri genel anlamda Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyacı olduğundan hareketle desteklemekteyiz. Ancak birkaç hususa dikkatlerinizi çekmek isterim: Bunlardan birincisi, Silahlı Kuvvetler personelinin yaş durumudur. Uzman erbaşlarımızın yaş haddinin 52’den 55’e çıkarılması ve lüzumu hâlinde sağlık durumu da el verdiği takdirde 60 yaşına kadar çalıştırılabilmesi askerlik mesleğiyle ilgili ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Çünkü askerlik mesleği, hiyerarşinin en katı uygulandığı meslektir. Dünyanın tüm orduları katı bir disiplin ve hiyerarşi üzerine kuruludur. 23 yaşındaki bir astsubayın ya da teğmenin 55-60 yaşındaki uzman çavuşu emir komuta etmesi zor olacağı gibi bazı olumsuzlukları da beraberinde getirebilecektir. Ayrıca, 44-45 yaşında general olabilen, 45-48 yaşlarında kadrosuzluktan zorunlu emeklilik durumuna giren subayların durumu ne olacaktır? Bu konuların değerlendirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.

Bir diğer konu da milletvekillerinin milletvekilliklerinin devam ettiği sürece askerlik yükümlülüğünden muaf tutulmaları konusudur. Bu konunun bağlayıcı olmaması ve milletvekillerinin isteği üzerine, milletvekilliği süresi içinde de askerliğini yapabilmesi hâlidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda yapılan değişikliklerin gerekliliğine inanıyoruz ve destekliyoruz ancak bu konuda bütüncül bir yaklaşımla hareket edilmesinin gerekliliğini ve ihtiyaç duyulan tüm konuların topluca ele alınacağı bir düzenlemenin gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Örneğin, bu kürsüden ben ve partimizin diğer milletvekillerince defaatle dile getirildiği üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının muvazzaflık ve emeklilik dönemlerindeki özlük hakları, sorumluluk ve maruz kaldıkları risklerle uyumlu hâle getirilmelidir. Yani bugün Gara’yı konuşuyoruz, Gara’da o bahsedilen mağaraya giren gencimizin, askerimizin katlandığı riski emeklilikte bir ödül olarak vermek zorundayız.

Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan her rütbedeki personelin özlük haklarını iyileştirecek reform mahiyetinde özel bir çalışma yapılması ihtiyacı bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan binbaşı ve kıdemli binbaşılar meri mevzuata göre üstsubay olarak tanımlanmış olmalarına rağmen aynı kategoride bulundukları albay ve yarbaylara tanınan haklardan yararlanamamaktadırlar. Dolayısıyla, başta makam tazminatı olmak üzere, bu hakların verilmesi ve emekliliklerine yansıtılması gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde 2003 yılından itibaren görev yapmakta olan sözleşmeli subay ve astsubayların kadroya geçirilerek muvazzaflık statüsüne ve güvencesine kavuşturulması gerekmektedir. Silahlı Kuvvetlerin kadrolarından idari kararlarla ihraç edilen ve resen emekli olarak isimlendirilen, çoğu mağdur edilmiş bir grup subay bulunmaktadır, astsubay da bulunmaktadır bunlar içerisinde. Bunların ihraç sebepleri, mesleki safahatlarıyla ilgili belgeler şahsi dosyalarında mevcuttur. Bu personelin ayıklanarak Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişkisi yeniden kurulmalıdır ancak bunlar Türk Silahlı Kuvvetlerine yeniden dönmek istememektedirler. Tek istekleri itibarlarının iade edileceği bir düzenlemenin yapılmasıdır.

Astsubaylarımızın mesleğe başlangıç derece ve kademelerinin 9’uncu derece 2’nci kademe olacak şekilde yeniden düzenlenmesine, öğrenim durumlarının dikkate alınacağı şartların getirilmesine ve emekliliklerinde maruz kaldıkları ekonomik kayıplarını giderecek iyileştirmelerin ivedilikle yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli sivil memurların da özlük haklarında düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Sivil memur kadrosunda mühendis, avukat, ihale uzmanı, satın alma uzmanı, psikolog, öğretmen, hemşire ve idari personel gibi çok geniş yelpazedeki personel yer almaktadır. Bu personel sivil sayılmalarına karşılık askerî şartlarda görev yapmaktadır. Dolayısıyla, görev şartlarının gerekli kıldığı iyileştirmelerin yapılması söz konusu edilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehditlerin genel kaynaklarını Türk milletine yönelik dinî ve millî husumetler, birinci kuşak komşu ülkeler ve bu ülkelerde yaşanan sorunlardan kaynaklanan yansımalar, ülkemizi çevreleyen Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu bölgelerinde yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelerin ülkemize yansıması, öncelikli etki alanımız olması gereken bu bölgelere ve ülkelere yönelik küresel aktörlerin plan ve uygulamalarının doğurduğu sorunlar, toprak bütünlüğümüze ve devletimizin rejimine yönelik faaliyetler, küresel etkisini genişletme arayışındaki ülkelerin ekonomik, politik ve askerî faaliyetlerinde öncelik taşıyan jeopolitik ve jeostratejik konumumuzdan kaynaklanan şartlar oluşturmaktadır. Bu şartları bilerek ama yılmadan mücadele etmek ve üstesinden gelmek zorundayız.

Sözlerimin sonunda, 10 Şubat 2021 günü başlatılan Pençe Kartal-2 Harekâtıyla ilgili bazı konulara ben de değinmek istiyorum. Bilindiği üzere devletimizin güvenlikten sorumlu tüm birimleri, PKK terör örgütünü bitirmek üzere tam bir kararlılık içinde hareket etmektedirler. Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğümüzün personeli ile güvenlik korucularımızın hudut güvenliği ve terörle mücadeledeki kararlılık ve azimleri takdire şayandır. Bu kapsamda kar kış, yağmur çamur demeden en küçük rütbeli personelinden bakanına kadar ciddi bir mücadele verildiğine şahit olmaktayız. Bir gün Millî Savunma ve İçişleri Bakanlarımızı, diğer bir gün Genelkurmay Başkanını, Jandarma Genel Komutanını, Emniyet Genel Müdürünü veya bir valimizi operasyondaki asker ya da polisimizin yanında görebilmekteyiz. Başta terörle mücadele olmak üzere ülkenin sınır emniyetinden sokaktaki herhangi bir asayiş olayına kadar emniyet ve asayişini ilgilendiren tüm konularda görevli güvenlik personeli, en önemli desteği siyasi kararlılıktan almaktadırlar. Bugün bu destek mevcuttur. Mevcut durumda Cumhurbaşkanından bakana kadar siyasi sorumluların bu desteği veren kararlılıkta oldukları ve kahraman güvenlik güçlerimizin arkasında durduklarını görmenin memnuniyeti içindeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de dün olduğu gibi bugün de yarın da kahraman güvenlik güçlerimizin yanındayız, onlarla beraberiz.

Bilindiği üzere, Pençe Kartal-2 Harekâtı’nda Gara Dağı bölgesini hedefleyen 25 ila 30 kilometre derinlik ve 75 kilometre genişlikteki bir arazi parçasında 10 Şubat günü başlayan bir operasyon yapılmıştır. Irak topraklarındaki bu operasyon, planlanışı, icrası ve sonuçları itibarıyla ülkemizin göğsünü kabartması gereken nitelikli bir askerî başarıdır. Türk ordusu destan yazmaya devam etmektedir. Bu çapta bir askerî operasyonu çok az sayıda ülkenin silahlı kuvvetleri yapabilecek güçtedir. Operasyonda kara birliklerimiz helikopterle sorumluluk alanına intikal ederken, rahmetle andığımız 3 yiğidimizi şehit vermiş bulunmaktayız. Yine, operasyon sonunda, terör örgütünün korunaklı bir mağarada devletimizle pazarlık maksadıyla alıkoyduğu 13 vatandaşımızı şehit ettiği tespit edilmiş ve kahramanlarımızın naaşları yurda getirilmiştir. Harekât sonrası 51 teröristin ölü, 2 teröristin ise sağ olarak ele geçirildiği bilgisi kamuoyuyla paylaşılmıştır. Buraya kadarını biliyoruz.

Operasyonda ABD ve Rus menşeli 6 tanksavar roketatar, Rus ve Çin menşeli ağır makineli tüfek, Rus menşeli Kaleşnikof silah, keskin nişancı silahı, ABD menşeli M16 silahları, piyade silahı, Stinger hava savunma füzesi, termal gece görüş dürbünü, gece görüş gözlüğü, gündüz görüş el dürbünü gibi malzemeler ele geçirilmiştir. Bu bilgileri şunun için veriyorum: Tek tük, bulunma, çalınma vesaire hariç hiçbir silah üretici ülkenin izni ve dahli olmadan bir başka ülkeye gidemez. Silah kaçakçılığının tamamı, üretici ülkenin izniyle veya dahliyle gerçekleştirilir. Öyleyse burada saydıklarımızın dışında silah üreten AB ülkelerinin, Rusya’nın, Çin’in, Kanada’nın, Güney Afrika ülkelerinin silah ve mühimmatı PKK üzerinde çıkıyorsa bunun adı konulmalıdır. Bu bir vekâlet savaşının somutlaşmış hâlidir. PKK’nın üzerinde ele geçen her silahın üreticisi olan ülke onu Türkiye’ye karşı kullanıyor demektir. Bu, bu şekilde algılanmak zorundadır. Türkiye’nin ya da bölgenin istikrarsızlaştırılmasında menfaatleri var demektir. Emperyalizmin bir başka şekli düşük yoğunluklu silahlı mücadeleler yoluyla yapılmaktadır. Türkiye’nin millî güvenliğini sağlamak maksadıyla yaptığı askerî operasyonlara da öncelikle bu silahların üreticisi olan ülkelerin karşı çıktığını görmekteyiz.

PKK, bölgede önceliği Türkiye olan bir kriminal suç ve terör örgütüdür; vekâleten silahlı eylem yürütmektedir. Onun yaptığı, ülkemiz ve bölge üzerinde hesabı olan devletlerin Türkiye’ye ve bölgeye yönelik planlarına şiddet yoluyla politik destek sağlamaktır. PKK küresel bir suç örgütüdür, Suriye’de Esad’la birliktedir, Marksist-Leninist ideolojide olduğunu iddia eder ancak vahşi kapitalizmin ağababası ABD’nin Orta Doğu’daki maşasıdır, sözde kara gücüdür, kurulduğu tarihten bu yana Rusya’yla Moskova’da temsilcilik açacak kadar iç içedir. PKK’nın, Irak ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’yle, İran’la hiçbir sorunu bulunmamaktadır. Hatta bu ülkelerle, konu Türkiye karşıtlığı eylemler olduğunda çok rahat iş birliği yapabilmektedir. PKK Mısır’ın finansmanıyla Libya’ya, Türkiye’nin desteklediği meşru hükûmet güçleriyle çatışmak üzere terörist gönderebilmektedir.

PKK, silahlı propagandaya başladığı tarihten bu yana Yunanistan’ın himayesindedir. Öcalan’a sahte pasaport verecek, büyükelçiliklerinde koruyacak kadar yakındırlar. Yunanistan’ın tüm politik ve askerî çıkarlarına hizmet edebilmektedir. İsrail’le, Lübnan’daki kamplarına dokunulmamasından Irak’ın kuzeyine yerleşmede Barzani, Talabani’nin ikna edilmesine kadar pek çok olayın içinde ve iş birliği içindedirler. PKK, Azerbaycan’ın Ermenistan’ın işgalindeki Karabağ topraklarını kurtarmak üzere verdiği mücadelede Ermenistan’ın saflarında Azerbaycan’a karşı savaşabilmektedir. Uyuşturucu kaçakçılığının Avrupa’ya ve kısmen de Amerika Kıtası’na, Amerika Kıtası’ndan da AB ülkeleri ile Türkiye’ye yönelik sentetik uyuşturucu trafiğinin ana taşıyıcısı, nakledicisi ve dağıtıcısı konumundadır.

PKK, FET֒yle çok yakın anlaşabilmektedir, hâlen iş birliği hâlindedir. PKK’ya yönelik tüm operasyonlara ilk tepki FET֒cülerden gelmektedir. İlk 2 suç örgütünün sanal klavye sallayıcıları yakın ilişki ve iş birliği hâlindedir. Varlığıyla huzur ve güven ortamını kirleten, insanlığa ve küresel barışa tehdit oluşturan bu örgütün dost ve müttefik bildiğimiz ülkeler tarafından aleni ya da dolaylı desteklenmesi artık tahammül edilemez bir hâl almıştır. Nitekim, ABD Dışişleri Bakanlığının Gara’da bir mağarada alçakça katledilen 11 asker ve 2’si sivil görevli olan vatandaşlarımız hakkındaki “Türk vatandaşlarının terör örgütü PKK’nın elinde öldüğü haberleri doğruysa bu eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz.” şeklindeki ifadesi ne müttefiklikle ne dostlukla bağdaşmayan terör seviciliğinden ve iş birlikçilikten başka bir şey değildir. Dışişleri Bakanı Blinken’in, Dışişleri Bakanımız Sayın Çavuşoğlu’yla görüşmesinde bu ifadeyi “sorumlu PKK” değerlendirmesiyle tekzip etmeye çalışması da tatmin edici değildir. Nitekim, bu çirkin kamu diplomasisi taktiklerine karşı olarak MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin, Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Millî Savunma Bakanının, Sayın İçişleri ve Dışişleri Bakanlarının net tavırları muhataplarına gereken mesajı vermiş bulunmaktadır. Terör temizlenecektir. Teröre destek veren her tür güç odağıyla yurt içi ve yurt dışında sonuna kadar mücadele edilecektir, bu böyle bilinmelidir.

Türkiye, hem dost bildiğimiz hem de komşumuz olan ve dostane ilişkiler kurmaya çalıştığımız ülkelerin hasmane tavırlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Türkiye, siyonistlerin, Helenistlerin ve bu ikiliği kullanan ABD ve AB ülkeleri gibi ağababaları ile Slavistlerin ülkemizdeki oyunlarının farkında olmak zorundadır. Bunların oyunları boşa çıkarılacaktır, Türkiye, bunu yapacak güçte ve kararlılıktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşülmekte olan teklifi desteklediğimizi ifade eder, Gazi Meclisimize saygılarımızı sunarken tüm şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğilirim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu’na ait.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de konuşmama başlamadan önce Gara’da hayatını kaybeden 13 vatandaşımızın ölümüyle ilgili olarak Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

Değerli arkadaşlar, ben 250 sıra sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde konuşmak üzere, Halkların Demokratik Partisinin görüşlerini yansıtmak üzere buraya geldim.

Yirmi dakikam var. Doğrusunu isterseniz, bu kanun ve bu kanunla getirilmek istenen personel değişiklikleri, bildiğiniz gibi, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle ortaya çıkan yani Silahlı Kuvvetler içinde Genelkurmayın ve Kuvvet Komutanlıklarının Savunma Bakanlığına bağlanmasıyla birlikte ortaya çıkan mevzuat farklılıklarını gidermek üzere gündeme gelmiş durumda.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Başkanım, çok uğultu var.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Hakikaten çok uğultu var Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hem milletvekillerimiz hem biz gürültüden rahatsız oluyoruz. Konuşmak isteyenleri kulise davet ediyorum.

Buyurun Sayın Milletvekilim.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, bu kanunla ilgili olarak biz herhangi bir şekilde etki analizini görmediğimiz için, bu kanunun esasında güvenlik harcamalarımıza, toplam olarak bütçemize ne kadar bir etki yapacağını bilemiyoruz ama bugüne kadar bu türden değişikliklerin genel olarak güvenlik harcamalarına giderek artan bir etki ürettiğini biliyoruz. Dolayısıyla bunun da yine bizim güvenlik harcamalarımızı yükselten bir etkisi olacaktır diye düşünüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bugün çok duygusal bir gündü bir bakıma ve sağduyulu ve akla uygun laflar duymayı çok istedim ama doğrusunu isterseniz bunları duyamadım. Ben bir ölçüde böyle bir amaçla birkaç şey söylemek istiyorum sizlere. Şimdi, şu an itibarıyla baktığımızda, 2021 bütçesinin aşağı yukarı yüzde 20’si güvenlik harcamalarına gidiyor, yani bizim 1’inci sıradaki harcamamız, yani bütçenin beşte 1’i güvenlik harcamalarına ayrılmış vasiyette ve demin de ifade ettiğim gibi, bu, üstelik de yıllar itibarıyla da artıyor. Şöyle bir soru sormak lazım ve sanırım, bu Meclisin böyle bir soruyu da cevaplamaya çalışması lazım: Sahiden bizim bu denli büyük bir güvenlik harcaması yapmamızı anlamlı kılan bir tehdit altında mıyız biz? Yani bu değerlendirilse muhtemelen -benim şahsi kanaatim bu- böyle olmadığı şeklinde bir sonuçla karşı karşıya kalacağız belki de. Fakat yani Türkiye’de bu meseleleri ve de bu tür harcamaların yapılmasıyla ilgili olarak sağduyuyla konuşmak pek mümkün olmadığı için Türkiye toplumundaki güç dengeleri, güvenlik harcamalarının sürekli olarak artmasıyla sonuçlanan bir süreç oluşturuyor.

Şimdi, burada, baktığımızda, “terörle mücadele harcamaları” dediğimiz harcamalar da var tabii ki bu güvenlik harcamaları içinde ve bugüne kadar yapılmış harcamalarla ilgili olarak verilen rakamlardan bir tanesi, Sayın Kurtulmuş’un 2018’de verdiği; 1,5 trilyon dolar diye bir rakam telaffuz ediyor ve bu rakamla ilgili tartışmalar var, daha az olduğuna ilişkin önerileri olanlar da var, yapılan hesaplardaki farklılıklardan dolayı. Ama her hâlükârda, bugüne kadar güvenlik harcamalarıyla ilgili olarak yapılmış harcamalar, Türkiye’nin şu an ve bu yılın bütçesine denk gelen bir harcama toplamını söylüyor.

Değerli arkadaşlar, güvenlik harcaması veya herhangi bir harcamayı yaptığınız zaman kaçınılmaz olarak başka bir şeyden kısıtlıyor olmanız lazım. Neden? Çünkü kaynaklarınız sonsuz değil. Yani aile bütçesini düşünün; aldığınız aylığı düşünün ve harcamalarınızı düşünün; istediğinizi alma şansınız yok, çocuklarınızın her istediğini karşılama şansınız yok. Ne yapıyorsunuz? Bir öncelikler sıralaması yapıyorsunuz “Önce bunu alacağız, sonra bunu alacağız, sonra bunu alacağız.” biçiminde. Değerli arkadaşlar, devletler de böyledir. Devlet bütçesi dediğimiz bütçe, esas itibarıyla toplumun taleplerinin bir yansımasıdır ama yapılan her harcama bir başka harcamayı da kısıtlayan bir etki üretecektir. Dolayısıyla da şunu söyleyebilirim: Kalkınmakta olan bir ülke niteliği olan Türkiye toplumunun kalkınması için gereken kaynakların önemli bir kısmı, maalesef -kanaatim odur- güvenlik harcamaları adı altında harcanmış oluyor.

Tabii, bunun tersi, demin ifade etmeye çalıştığım gibi bu, aslında birçok başka şeyden, toplumun refahını artıracak, toplumdaki kişilerin kalitesini artıracak, eğitimlerini artıracak çeşitli harcamaları yapmaktan da vazgeçiyorsunuz aslında, dolayısıyla da güvenlik harcamalarının artmasının bir maliyeti yok değil. Nitekim yanılmıyorsam Sayın Cumhurbaşkanı Ayasofya’nın açılışıyla ilgili yaptığı bir konuşmada bir cümlesi olmuştu yanlış hatırlamıyorsam, şöyle bir cümleydi o: “Bugüne kadar yüzde 20 yerli kullanıyorduk silah yapımında, şimdi yüzde 70’e çıkardık ama tabii ki her şeyin bir maliyeti olduğu gibi bu işlerin bir maliyeti var.” diyerek bize esasında söylemek istediği şey: Evet, belki daha kötü eğitim alacaksınız, belki refahınız daha az olacak ama güvenlik harcamaları itibarıyla bu harcamaları aktararak daha güvenli bir Türkiye olacak diye bir yorumu vardı.

Dolayısıyla da özetle demek istediğim şey şu: Bu kanun da esas itibarıyla bu bütçeyi artıran bir etki yaratacaktır ve ben şahsen güvenlik harcamalarının bu denli yükseliyor olmasının esasında otoriter bir yönetimin de yolunu açacak ya da o yolda taşları örecek olan bir tercih olduğu kanaatindeyim. Çünkü “özgürlük ve güvenlik dengesi” diye bize hep söylenen, sık sık özellikle iktidarın söylediği şey, daima otoriter yönetimleri ima eden bir biçimde gelişiyor yani “Güvenlik söz konusu olduğunda özgürlüklerden vazgeçin.” demeye getiriyorlar topluma. Bunun da çok sağlıklı, demokrat bir toplum olma yolundaki arzularımızı da karşılamadığı çok açık.

Şimdi, ikinci bir konuya geçmek istiyorum bu konuyu bırakıp. Değerli arkadaşlar, terörle ilgili çok konuşuyoruz. Eyvallah, terör hakikaten herhangi bir toplum için iyi bir şey değil fakat değerli arkadaşlar, bu, sadece bize özgü bir şey değil ki, yani bunu sadece biz yaşamıyoruz. Dünyanın birçok yerinde, ulus devlet çatısı altında farklı kimlikler, kendilerinin tanınmasını veya kendi taleplerini ortaya koyuyorlar ve dolayısıyla da bir çatışma ve tartışma ortamı ortaya çıkıyor.

Şimdi, bu, dediğim gibi bize özgü bir şey değil, bu konu “çatışma çözümleri” adı altında üniversitelerde ders olarak okutulan bir konuya denk düşüyor, yani çatışma çözümleri konusunda bir ders oluşmuş, bir literatür oluşmuş. O literatür diyor ki: “Şu şu koşullar olursa çatışma olur, gerilim olur, hatta iç savaş olur ama şunlar şunlar yapılırsa bunları geçebiliriz, bunları aşabiliriz.” biçiminde teoriler ve tartışmaların olduğu bir ders bu.

Arkadaşlar, diyebilirim ki; bu dersin en önemli konularından -hepimizin yaşları müsait- bir tanesi Kuzey İrlanda sorunu. Bildiğiniz gibi Kuzey İrlanda, Protestan ve Katolikler arasındaki tartışmanın, yıllar içinde, yüzyıllar içinde oluşmuş olan tartışmanın sonucunda ortaya çıkmış bir kavgaydı ve bu kavga bildiğiniz gibi yakın bir geçmişte bir çözüme uğradı. Bir çözüm süreci yaşandı ve o çözüm sürecinin sonunda bu mesele çözüldü.

Bir başka konu, Bosna Hersek. Müslümanlar ile Hristiyanlar, yine orada da birbirlerine girdiler, iç savaş ortaya çıktı ve orada da yine çatışma çözümleri mantığı, fikriyatı ve iradesi, Bosna Hersek’i de bugün anayasası olan, belki farklılıkları olmasına rağmen, yani kendi içinde farklılıkları devam etse de şu anda barışın sağlandığı bir toplum hâline getirdi.

Güney Afrika arkadaşlar: Güney Afrika, biliyorsunuz siyahlarla beyazların çok uzun yıllar almış olan mücadelesinin sonucunda ortaya çıkmış bir olaydı Güney Afrika olayı ve sonunda yine bildiğiniz gibi barışla çözüldü. Bu arada parantez içinde söyleyeyim, altı sene sürdü Güney Afrika’da anayasa yapma süreci, bizdeki gibi böyle üç beş ayda kimse anayasa yapmıyor; bunu kapatıyorum.

Dolayısıyla da arkadaşlar, Kürt sorunu dediğimiz sorun, sadece bize özgü bir sorun değil. Bu, bir sorun; bunun ayrıntısını tartışma fırsatını dahi bulamıyoruz doğrusunu isterseniz bu Parlamentoda, öyle bir hava yok çünkü. Dediğim gibi duygular her şeye karışıyor ve yine anladığım kadarıyla birbirimizi dinlemeyen, birbirimizin ne söylediğini duymayan böyle gruplar hâlinde yaşıyoruz bunu. Fakat değerli arkadaşlar, bu, bir sorun; yani Sayın Cumhurbaşkanı “Kürt sorunu yok.” dediği zaman Kürt sorunu çözülmüş olmuyor. Dolayısıyla da bu sorun var ve bu sorunun çözülmesi lazım.

Niye çözülmesi lazım? İlk cümlelerimden anlaşılabilir, Kürt sorununu bahane ederek veya gerekçe göstererek güvenlik harcamaları giderek artıyor. Dolayısıyla da burada eğer Kürt sorunu çözüldüğü zaman -yani Türkiye’de bunun nasıl çözüleceğiyle ilgili olarak konuşulabilir tabii ki ama- Türkiye’de gerçekten bir iç barışın sağlanmasıyla birlikte bu ülkenin inanılmaz bir ekonomik refahı yakalayabileceğini düşünüyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, bu literatürle ilgili söylediğim bir şeyin altını çizeceğim, belki hani sağduyunuza da hitap eder diye düşünüyorum. Şimdi, bu literatürde yazan çizen insanlar şunu söylüyor, özetle diyorlar ki: “Eğer bir toplumda gruplar var ise -yani çeşitli kültürel gruplar var ise- ve ikincisi de bu gruplar içinde bir biz duygusu gelişmişse, üçüncüsü de gruplar arasında yabancılaşma olmuş ise yani “biz ve onlar” olmuş ise bu, çok tehlikeli bir sosyolojik durumdur.” diyorlar. Dolayısıyla da bu durumun olduğu her toplumsal örnekte sonuç, gerçekten çatışma olasılığıdır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir an için düşünün, Türkiye toplumunun geldiği yeri düşünün; bakın, Meclise ben birkaç defa konuşma yaparken de bunu söylemeye çalıştım: Türkiye’de siyasi partilerin her biri bir kimlik üzerine oturmuş durumda, her biri bir kimliğin hassasiyetlerini taşıyor. Bu, çok anlaşılabilir bir şey çünkü toplum, tek tür insandan oluşmuyor, farklı kültürlerden oluşuyor doğal olarak; tabii ki milliyetçisi, Türk milliyetçisi var, tabii ki dinci muhafazakâr olanı var, tabii ki sosyalist olanı var. Problem şu: Bütün bu farklılıkları bir araya getirip de bir biz duygusu üretebilir miyiz sorusudur esas olarak.

Bu kaçınılmaz olarak, demin vermeye çalıştığım örnek, burada nasıl biz birbirimizi dinlemiyorsak yani hep “biz”ler var, herkesin bir “biz”i var bir kere, herkesin bir “onlar”ı var. Arkadaşlar, bu, Türkiye toplumunda da böyle ve dolayısıyla da Türkiye toplumu da bence çatışma iklimi içinde olan bir toplum ve bu, bizim enerjimizi alıyor. Bu, Türkiye’nin enerjisini alıyor, Türkiye’nin gerçekten çocuklarına daha ileri bir refah toplumu vadedebilecek olan yeteneklerini, kabiliyetlerini, imkânlarını da yok ediyor.

Dolayısıyla da değerli arkadaşlar, buradan getirmek istediğim yer açık; sizler bir kısmınız, Halkların Demokratik Partisiyle ilgili olarak çok şey söylüyorsunuz. Bizi terörle, şiddetle ilişkilendiriyorsunuz. Olabilir, bunlar sizin kanaatiniz ama bir an için şöyle düşünün: Bir kere Halkların Demokratik Partisi defalarca söyledi ki: “Biz bir Kürt partisi değiliz.” Ben ve benim gibi birçok insan Kürt değil mesela ama başta Kürtler olmak üzere, Türkiye’de sorunu olan… Ha, “Ya o, sorun değil.” diyebilirsiniz ama bizim için önemli olan şudur: Bazı insanlar kendilerine karşı bir sorun hissediyorlarsa onu kabul etmemiz lazımdı. Yani ben açıkça söyleyeyim: Adalet ve Kalkınma Partisi bir zamanlar siyasete çıktığında ne diyorlardı? “Biz, İslami hassasiyetlerimizi gerçekleştiremiyoruz.” diyorlardı ve belli haklılıkları da vardı. Dolayısıyla da birçok insan –benim de dâhil olduğum- onların bu hak mücadelesinde yanlarında durmaktan çekinmedik. Niye yaptık bunu? Çünkü değerli arkadaşlar, öyle hissediyorlar. Bu, önemli. Yani ben o sıralar üniversitede rektör yardımcılığı yapıyordum ve bulunduğum üniversitede başörtülü kızların YÖK’ten gelen emirler doğrultusunda içeri alınmamasına, derslere sokulmamasına karşı mücadele vermiş olan arkadaşlarınızdan biriyim.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisine gelelim. Halkların Demokratik Partisiyle ilgili her şeyi söylüyorsunuz. Ya, bir de bunu düşünün ya. Bizim iddiamız şu değerli arkadaşlar, bütün bu toplumun farklılıklarını kapsayan bir biz duygusunu üretmemiz lazım ve birbirimizi yok ederek, birbirimize yabancılaşarak yapamayız bunu. Söylediğim gibi, yabancılaşma, gruplar arası yabancılaşma zaten çatışmayı potansiyel olarak artıran bir etki üretecekti. Dolayısıyla da, bakın, çok acı şeyler bunlar belki.

Şöyle bir şey oldu geçenlerde. Kamil Hoca’nın annesi öldü, rahmetli oldu. Ben de Kamil Hoca’yla bir seyahatte beraber olmuştum, ideolojik olarak herhangi bir şey konuşmadık, insani olarak konuştuk, akademisyendi o da, ben de akademisyendim, konuşacağımız konular vardı ve konuştuk. Ya, arkadaşlar, ben bir başsağlığı diledim diye haber oldu ya, haber oldu gazetelerde “Bir HDP’li bir MHP’linin annesinin ölümüne ilişkin böyle bir taziyede bulundu." diye. Bu, çok yazık değil mi arkadaşlar?

Yani ben açıkçası şöyle hissediyorum: Bizler sonuç olarak farklı ideolojilerden geliyor olabiliriz ama bizler bu toplumun insanlarıyız. Yani bizim tarihimiz var, birlikte yaşamışlıklarımız var. Dolayısıyla da bizim herhangi bir şekilde Türkiye toplumunun aleyhine bir şey arzu ettiğimizi söylemek hakikaten vicdansızlıktır, hakikaten kabul edilemez bir şeydir ama gerçek budur değerli arkadaşlar, yani Halkların Demokratik Partisi olarak bizler, sadece kendi kimliğimiz için değil -bakın, bunun altını çiziyorum- başka kendini mağdur hisseden bütün kimliklerin özgürlüğü için bir perspektif benimsemiş insanlarız. “Her şeyi biliyoruz.” demiyoruz hiçbir zaman ama birlikte birçok şeyi bilebileceğimizi düşünüyoruz.

Onun için, ben buradaki gerginlikleri ve sonuçta, bazen hatta kavga noktasına gelen gerginlikleri Türkiye toplumuna benzetiyorum ve değerli arkadaşlar, tek çözümü de var gibi geliyor bana, o da birbirimizi tanımak, birbirimizle konuşmak, birbirimizle bir ilişki kurmak. Çünkü yani düşmanlaşmanın önüne geçecek olan tek şey budur. Biz niye birbirimizle doğru düzgün merhabalaşmıyoruz? Yani ben bunu yaşıyorum. Beni bilenler biliyor diyeyim, yani herkesle iyi ilişkisi olan bir insanımdır ben ama ona rağmen, bazen hissediyorum ki “Öteki, onlardan.” diye düşünüldüğümü hissediyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle bir anlayış herhangi bir şekilde Türkiye toplumunu refaha götürecek, Türkiye toplumunu demokrasiye ve özgürlüğe götürecek olan bir yol değildir. Onun için de yani dediğim gibi duygularınıza hitap etmek istemedim, sağduyunuza, aklınıza hitap etmek üzere birkaç şey söylemek istedim ve benim şahsen, kişisel olarak öğrendiğim, okuduğum, bildiğim şeyler, bana Türkiye toplumunun bu parçalanmış yapısının, baştan beri belki, bir ortak “biz”de buluşmasının yolunun tek yol olduğunu düşünüyorum, o da diyalogdur, diyalogdur, diyalogdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum zaten Sayın Başkanım.

Nitekim, bugün hayatını kaybeden insanlarla ilgili konuşmaları dinlediğinizde zaten göreceksiniz ki birbirimizi dinlememişiz. Yani çeşitli defalar söylenmeye çalışılmış ama dinlenilmemiş. Zaten burada, önerge meselesi, mesela, benim geldiğimden beri hep tuhafıma giderdi. Bir önerge veriliyor, reddediliyor, üstelik de reddedileceği bilinerek veriliyor ama ne ki işte, herkes o on dakikada, beş dakikada bir şeyler söylüyor. Ya, hakikaten anlayamıyorum yani Türkiye böyle mi kurtulacak? Ben doğrusu böyle bir kurtuluşu olduğunu sanmıyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Örs, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, şehitlere Cenab-ı Hak’tan rahmet dilediğine, Gümüşhane ilinini düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, eli kanlı terör örgütü PKK’yı lanetleyerek sözlerime başlamak istiyorum. Şehitlerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, dün komşu Gümüşhane ilimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümüydü. 15 Şubat 1918 tarihinde ordumuz ve milletimizin kahramanca mücadelesi sonunda Gümüşhane’deki işgal sona ermişti. Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü dönümü kutlu olsun. Bundan tam yüz üç yıl önce atalarımız, işgal edilmiş toprakları düşmanlardan temizleyerek Türk milletinin asla esir edilemeyeceğini dost ve düşmana, tüm dünyaya göstermiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, Gümüşhaneli komşularımıza, hemşehrilerimize….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – …Türkiye Büyük Millet Meclisinden sağlık dileklerimle, selam ve saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Haşim Teoman Sancar.

Buyurun Sayın Sancar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Birkaç gün içinde yaşadığımız büyük acıdan dolayı da tabii ki önce milletimize ve şehit kardeşlerimizin ailelerine başsağlığı diliyorum.

Sayın milletvekilleri, bugün Gara’da yaşadığımız acı, hakikaten yürekleri dağlamıştır. Artık bu ülkede yarın sabah bir şehit haberi daha almamak adına ne yapılması gerekiyorsa bu yüce Meclis çatısı altında yapılmalıdır.

Değerli arkadaşlar, her zaman söylediğimiz bir konu var ve çok da önemsiyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri, Peygamber ocağı olarak adlandırdığımız siyaset üstü bir kurumdur. Yani askerlik; hiyerarşisiyle, saygınlığıyla, sevginliğiyle ve kutsallığıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine yardımcı olması gereken ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yanında olması gereken bir kurumdur. Fakat, siyasi bir kurum olmamalıdır, siyasallaştırılmamalıdır.

Tabii ki, dilerdik bugün hayırlı bir haber alalım, kardeşlerimiz sağ salim memleketlerine gelsinler, bizler de onları mutlulukla karşılayalım, alınlarından öpelim. Allah, mekânlarını cennet eylesin, ailelerine sabır, selamet nasip eylesin.

Tabii, bu arada bizlerin de milletvekili olarak vatandaşlar adına bazı konuları söylememizden lütfen hiç kimsenin rahatsızlık duymamasını istiyoruz. Değerli arkadaşlar, terör nasıl bitecek bana söyler misiniz? Sadece iktidar partisi “Ben yaptım, oldu.” diyecek, yanıldığı zaman “Yanıldım.” diyecek ve muhalefet ne söylerse söylesin asla kulağını açmayacak, dinlemeyecek. Böyle bir terör çözümü olabilir mi bu yüce Parlamentoda? Zaten böyle bir sistem varsa muhalefet partilerine ihtiyaç var mı? Tek başına bir iktidar oturur, yapar, olur. O da “ben yaptım oldu” olur. Bizim her zaman anlatmaya çalıştığımız şey bu.

Değerli arkadaşlar, lütfen terör konusunda, Allah rızası için Türk Silahlı Kuvvetlerinin bekası konusunda, memleketimizin geleceği konusunda muhalefet partilerini de lütfen dinleyin, o önerilerin ne kadar önemli olduğuna kulak verin. Biz diyoruz ki bu Gara’daki kardeşlerimizle ilgili 6 kere soru önergesi vermişiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Peki, ben yaklaşık iki buçuk yıldan fazla milletvekiliyim, burada üç dönem, dört dönem milletvekili arkadaşlarımız var. Ne gün şu perdeler kapanıp da Gara’yla ilgili bir şeyi konuştuk, ne gün konuştuk, ne gün Gara’yla ilgili bir çözüm önerisi aradık, ne gün bilgi sahibi olduk?

Değerli arkadaşlar, milletvekilisiniz, Sayın Bakanımız açıklama yapıyor diyor ki: “Harekâtın PKK/KCK ve diğer terörist unsurları etkisiz hâle getirmek ve hudut güvenliğimizi sağlamak, daha önce güvenlik nedeniyle açıklanmayan, teröristler tarafından kaçırılan vatandaşlarımızı almak.” İlk yayına nasıl düştü: “Vefat eden sivil vatandaşlarımız; insanlık düşmanı hain terör örgütü PKK’nın sivil vatandaşlarımızı canice şehit ettiği…” Ama daha sonra kimlikleri açıklanıyor; hepsi devletimizin birer güvenlik görevlisi. Bizler milletvekiliyiz arkadaşlar, bizler bunları burada en son mu öğreneceğiz? Yasayı yapmakla mükellef kişiler, yasayı yaparak 83 milyon vatandaşına uygulayacak kişiler olarak Gara’daki vefat eden şehit kardeşlerimizin mesleğini bilmeyecek miyiz? Kaçırılan askerler olduğunu, kaçırılan polisler olduğunu bilmeyecek miyiz? Neden bilmiyoruz? Nedir bu hep ben yaparım, ben bilirim, ben çözerimcilik? Niye paylaşmıyoruz? Niye fikirlerimizi önemsemiyoruz?

Değerli arkadaşlar, buradan baktığımız zaman tabii ki insan maalesef üzüntüyle karşılıyor ve değerli arkadaşlar, bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu memlekette yarından itibaren bir damla kanın akmaması, bir kardeşimizin şehit olmaması, ülkemizin de bir ömür özgür, demokrat, bağımsız bir ülke olarak yaşaması adına elimizi değil, kafamızı taşın altına koyuyoruz, sizlerle beraber çözülecek tüm fikirlerde de millet ve memleket lehine hazırız; yeter ki “Siz de ne diyorsunuz.” diyelim. Az önceki hatip arkadaşların dediği gibi “Verdiler soru önergesini, nasıl olsa sembolik, olmayacak.” demeyelim.

Yine, orada şehit olan kardeşlerimizle birlikte Harekât esnasında da 2 yüzbaşı kardeşimiz, 1 astsubay kardeşimiz şehit oldular. Allah, onlara da rahmet eylesin, mekânlarını cennet eylesin.

Değerli arkadaşlar, şehitlik yüce bir mertebe fakat şehit olmak için ta o bölgeye gitmek daha yüce bir mertebe. Yani ölmeye hazır bir askerimizin, komutanımızın o cesaretini acaba AK PARTİ olarak ödüllendiriyor musunuz? Değerli arkadaşlar, örneğin o 2 yüzbaşı kardeşimiz -Allah, mekânlarını cennet eylesin- diğer astsubay kardeşimiz yaşasaydı, sağ olsaydı, birkaç yıl sonra terfi edecek, binbaşı olacaktı değil mi arkadaşlar? O, binbaşı olduğu zaman, o kardeşimiz emekliliğe hak kazanacak, o kardeşimiz Gara’daki yaşadığı acıyı bir ömür unutmayacak, belki psikolojik travma yaşayacak ama biz o binbaşıya ne yapacaktık, biliyor musunuz? Biz o binbaşıya 3.750 lira maaş verecektik, biz o astsubay kardeşimize 3.750 lira maaş verecektik! biz o uzman çavuş kardeşimize 3.750 lira maaş verecektik. Ben size soruyorum değerli arkadaşlar, ben size soruyorum ya: 2 yüzbaşı, 1 astsubay kardeşimiz harekât esnasında şehit oldu, olmasaydı biz ona nasıl teşekkür edecektik? E, biz de dedik ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak: “Bu, yanlış; maaşlarını değiştirin, kıdem tazminatı haklarını verin.” Uzman çavuşlarımız ortada, hiçbir kanunun kendilerini korumadığı, her an görevden alınmaya açık “Acaba bu yıl sözleşmem yenilenir mi? Acaba bu yıl görevimde kalabilir miyim?” diye yürekleri havada görev yapıyorlar değerli arkadaşlar. Bunu ben bütün samimiyetimle söylüyorum. Tekrar tekrar o gün komisyonda da söyledim, Sayın Bakan Yardımcımız da buradalardı.

Ya arkadaşlar, şurada bu vatanı için, milleti için Gara’da, Kandil’de, Türkiye’nin her yerinde can vermeye hazır olan bir binbaşıya emekliliğinde böyle teşekkür ediyorsak, biz Türk Silahlı Kuvvetlerinin; vatanına, milletine olan bağlılığını nasıl ödüllendireceğiz, nasıl teşekkür edeceğiz? 3.750 lira maaşı hanginizin içi alıyor? Ya, bir komutan, bir binbaşı, bir astsubay, bir karakol komutanı, bir uzman çavuş kardeşim, Allah aşkına ya, bu millet için 3.750 liraya mı layık? Kıdem tazminatını vermiyorsunuz. Neymiş? “Yarbayın kıdem tazminatı var, binbaşının yok.” E, gidin bakalım Türkiye’de kışlalara, binbaşılara taburu teslim ediyorsunuz, alayı teslim ediyorsunuz, tugayı teslim ediyorsunuz; astsubaylarımıza bölüğü, birliği teslim ediyorsunuz, karakolları teslim ediyorsunuz. Keza, uzman çavuşlarımız kelle koltukta, gerek yurt içinde gerek yurt dışında mücadele ediyor. Bunları görmeniz lazım, görmek zorundasınız, hep beraber göreceğiz ve rica ediyorum, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu maaş dengesizliğini, bu adaletsizliğini hep beraber verelim değerli arkadaşlar, hep birlikte verelim. Siz imza atın, biz teşekkür edelim, hiç sıkıntı yok ama bu pazartesi günü de 3.750 lira almaya devam edecekse, onların maalesef vicdanları hiçbir zaman rahat olmayacak. Uzman çavuşlarımızın, astsubaylarımızın, binbaşılarımızın emeklilikleri fecaattir. Lütfen, acilen hükûmetin bu konuya el atmasını önemle istirham ediyorum.

Komuta kademesindeki yansımayı da söyleyeyim değerli arkadaşlar. Komutanların, orgenerallerin, paşaların maşallah maaş yansımaları, aldıkları maaşın yüzde 71’i, yüzde 72’si, yüzde 68’i yansıyor. Yani üst düzey komutanlar, aldıkları maaşın yüzde 70’ini almaya devam ediyorlar. 12 binden, 16 binden aşağı maaş alan yok, binbaşıya gelindiğinde ve hatta ve hatta binbaşı ve uzman çavuşlarımızda ve astsubaylarımızda yüzde 50’lere düşüyor; hele binbaşıların yüzde 41’e düşmüş. Uzman çavuşlarımız 3.800 lira, 3750 lira maaş alıyorlar. Arkadaşlar, bunun acilen düzelmesi lazım, bu dengesizliğin çözülmesi lazım.

Ne dedik değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak? Sayın Genel Başkanımızın hep söylediği bir söz var “Kışlaya siyaseti sokmayın” dedi. Israrla soktunuz, kışlayı öyle siyasi hâle getirdiğiniz ki kışlanın kontrolü siyasilere geçti, komutanlara değil. Nasıl? Yüksek Askerî Şûralar var. O Yüksek Askerî Şûralarda, geçmişte, en önemli olan, Türk ordusunun düzenini, insicamını, titizliğini, disiplinini bozmamak adına geçmişte komutanlarımız üyeleri olur ve komutanlarımız kendi askerîyle, kendi kıdem, kademe ve taltif durumundaki komutanlara terfi verirlerdi. Terfi etmemesi gereken varsa, irticayla iltisaklıysa bu komutanlar, bu askerler görevden alınır terfi ettirilmezdi.

Geldiniz âdeta askerle karıştınız, geldiniz âdeta Yüksek Askerî Şûraları can yakan bir yer sandınız. Dedik ki “Arkadaşlar yapmayın, yapmayın. Türk Silahlı Kuvvetlerinin disiplinine, ilkelerine, teamüllerine, hiyerarşisine müdahale etmeyin, hiç kimse etmesin.” dedik. Ondan sonra bir Yüksek Askerî Şûra yaptınız, sanki biz başka bir şey söylüyormuşuz gibi içinde bakanların tümü var, bakanların tümü var ama içinde kim yok? İçinde komutanlar yok, koca paşalar yok, paşa bilmeyecek de Millî Eğitim Bakanı mı bilecek yüzbaşının binbaşı olması gerektiğini? O, bilirse işte Fetö’cüler adım atar. Ardından dedik ki “Yüksek Askeri Şûralardaki terfileri bari bir komisyon kurun, bu komisyonlar karar versin.” dedik. “Hayır olmaz, mümkün değil.” Tamam. Ardından ne yaptınız biliyor musunuz, ben size söyleyeyim: Serdar Atasoy, daha üç ay evvel paşa oldu, paşa; adam bir numaralı FET֒cü çıktı. Hem de liseden beri, ortaokuldan beri bir numaralı FET֒cü çıktı ve adam itirafçı oldu. Temmuzda paşa yaptınız, ağustosta terfisini aldınız. Ya, Allah aşkına, Yüksek Askerî Şûraya bakar mısınız? Bu 2021 yılında, istihbaratın, iletişimin, bilgisayar çağının bu kadar gelişmiş olduğu bir memlekette bir insan, adamı paşa yapıncaya kadar, Kara Kuvvetleri Harekât Başkanı yapıncaya kadar hiç görmez mi ya FET֒cülüğünü? Ya, bir okudum, 10 sayfa adamın FET֒yle iltisakı, bağı, 10 sayfa. Nereyi emanet ettiniz biliyor musunuz? Kara Kuvvetleri Harekât Başkanlığını emanet ettiniz. İkinci bir 15 Temmuza zemin hazırlıyorsunuz farkında olmadan. Haksız mıyım değerli arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, bugün Serdar Atasoy’un hakkındaki gelişmeleri izledim ve üzüldüm. Eğer böyle terfi, taltif yapıyorsanız, bu memleketin vay hâline! Lütfen, bir an evvel Yüksek Askerî Şûrayı eski dokusuna kavuşturmak zorundayız değerli milletvekilleri. Bu bizim görevimiz. Bu bizim muhalefetimiz değil, bu bizim görevimiz. Şimdi, Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir kıdem, kademe vardır: Yüzbaşı, teğmeni izler; binbaşı, yüzbaşıyı izler; yarbay, albay, binbaşıyı izler; komutanlar da alt kademeleri izler ve “Biz bir yıldır izliyoruz, yaşamı, duruşu, davranışı budur.” derler. Siz, onları bıraktınız, kimseyi Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç etmediniz ama sonra ne oldu? Dan diye geldi 15 Temmuz, o Yüksek Askerî Şûra, 15 bin askeri bir dakikada kapı dışarı etti. Yani beş beş, on on eleyemedikleriniz başınıza dert oldu, bu milletin başına dert oldu, bir günde 15 bin askeri gönderdiniz. Şimdi, ne anladık bu işten biz? Neden o zaman sekiz dokuz yıldır Yüksek Askerî Şûrada kendi kendinize bir şeylerle direniyorsunuz? Bunları yapmayın değerli arkadaşlar. Bunlar, bakın, samimi söylüyorum, bu ülkenin terörle mücadelesinde de askere olan inancında da askerin harekâta giderkenki kendi inancında da şaibe yaratıyor, rahatsızlık yaratıyor, öz güvensizlik yaratıyor; onun için bunları yapmamak durumundayız.

Tabii, hep söylüyoruz başından beri Cumhuriyet Halk Partisi olarak, askerlik yasalarında her dönem yeni bir yasa telaşına girdiniz. Hele bir bedelliniz var, bedellinin maşallah bedeli yok. Ya, bir 15 bin, bir 18 bin, bir 28 bin, bir 30 bin, şimdi oldu 40 bin. Askerlik tabii ki para değil sadece ama siz eğer bir bedellide bile 4 kez bu muallaka düşüyorsanız bunun bir çizgisi oturmamış demektir. 600 bin asker hayatında bu anlamda “Ne yapabilirim, askerliğimi nasıl yapabilirim, asker yükümlüsü olarak ben ne zaman gidebilirim?” derdinde. Yoklama kaçağı var, bakaya var. Biz getirdik Meclise milletvekillerine askerlik yasasını. O da tutmadı. Tutmaz, biz söyledik. Milletvekilleri seçildiği günden itibaren askerlikleri ertelenecekmiş değerli milletvekilleri. “Milletvekillerinin askerliği ertelenecek.” diyor ama milletvekiline seçenek vermiyor. Bu Mecliste de vardır, 4 dönem milletvekilliği yapan var, 5 dönem milletvekilliği yapan var. 25 yaşında, 27 yaşında milletvekilimiz üniversite okurken, yüksek lisansını yaparken milletvekili oldu; yüksek lisans yaparken. 27 yaşında girdi, yirmi beş yıl da milletvekilliği yaptı; yaş 52. 52 yaşından sonra siz milletvekilini kışlaya mı sokacaksınız ya? Eline tüfek verip antrenman mı yaptıracaksınız? Tatbikat mı yaptıracaksınız? Talim mi yaptıracaksınız? Olabilir mi? O milletvekili 52 yaşında ne diyecek? Ondan sonra, yine söyledik, askerlikle ilgili konuyu AK PARTİ yaşadığı için ve burada bir hata olduğu için ortaya getiriyor, diyor ki… 2 arkadaşları yaptılar, genç kardeşlerimiz, onlar da ortadan kayboldular ama izinli değiller. Biz de dedik ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak: “Arkadaşlar bu Meclis yasama yılının bir ayında, özellikle temmuz aylarında ya da haziranda izne ayrılıyor ya da ara veriyor. Orada bu kardeşlerimiz gitsin, askerliğini yapsın.” Ya, siz milletvekili olarak askerliği yapmamışsınız, kahveye gideceksiniz vatan, millet, Sakarya. Adam diyecek: “Hadi oradan ya, sen daha askerliğini yapmamışsın, sen asker kaçağısın.” Ee, bu olur mu? Askerlikle ilgili yasaya oy verecek milletvekili askerliği bilmiyorsa, kışlaya girmemişse, somun ekmeği yememişse askerlikle ilgili hangi kararı verebilir? Veremez. Verebilir mi? Veremez. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için bugün yaşadığımız acı vesilesiyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz hep tavsiye görevimizi, uyarı görevimizi, birlik ve beraberlik görevimizi yapmak zorundayız değerli arkadaşlar. Yasaları ihtiyaç anında çıkarıyoruz, aynı kontrol kalemi lazım olduğunda kontrol kalemi aradığımız gibi. Milletvekilleri askerlikle ilgili gol yedi, tak yeni bir yasa. Ya konuşalım, konuşalım arkadaşlar, konuşalım; konuşmaktan kaçmayın, konuşmaktan korkmayın; bir şeyleri hep beraber paylaşalım.

Yine, buna bağlı hep söylediğimiz bir şey var tabii, bedellilerle ilgili, bedelli askerlikle ilgili, mevcut, şu anda kışlada askerlik yapanlarla ilgili artık kalıcı, yapıcı, sürekli, toplumu memnun eden yasalar çıkarmak zorundasınız. Geçenlerde anlattık, diyor ki: “Sayın vekilim, özel okulda öğretmenim, bilgisayarın başından ayrılamıyorum, bedelli askerlik yapmak istiyorum, yapamıyorum. Gidersem de okul beni işten çıkarıyor, hem 40 bin lira veriyorum hem niye beni çağırıyorsunuz?” Cumhuriyet Halk Partisi önerge verdi, ne dedi: “Bu anlamda talep eden bedelli askerler bedelini ödesin, bulunduğu ilinde AFAD eğitimi alsın.” dedik. Ne diyor Sayın Soylu: “7,5 şiddetinde deprem bekliyoruz İstanbul’da.” Nasıl bu depreme 400 bin kişi bulacağız? “Verelim AFAD eğitimi, askerliklerini yapsınlar.” dedik. Yani Cumhuriyet Halk Partisi ne söylüyorsa yerindedir, akıl ve mantık içerir, bilim ve ilim içerir çünkü Cumhuriyet Halk Partisi millet ve memleket içindir değerli arkadaşlar. Bizim de istediğimiz budur zaten. Yani bunun dışında “Acaba bununla kavga edelim, bununla tartışalım.” derdimiz asla olmadı, olmayacak da.

Tabii bu yasaların yanında yine itiraz ettiğimiz maddelerden birini hemen söylüyorum değerli arkadaşlar: “Tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çalıştırılan er ve erbaşlardan Mesleki Yeterlilik Belgesi istenmez.” deniliyor.

Ya, şimdi, insan neye üzülüyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Eğer şehit olursak onurdur, gururdur; gazi olursak onurdur, gururdur. Mesleki Yeterlilik Belgesi istemediğin askere kantinin arkasında kasa için duvar ördürürken o duvar da düşerse, duvarın altında kalırsa bu züldür, ayıptır aileye. Olmaz arkadaşlar, olmaz, olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar) “Türkiye’de iş kazalarıyla ilgili mücadeleyi yapan bir Hükûmetiz.” diyorsunuz, binlerce askere Mesleki Yeterlilik Belgesi olmadan veriyorsunuz kontrol kalemini, elektriğin içine; veriyorsunuz kaynak makinesini, kaynağın içine; veriyorsunuz sıva harcını “Hadi çık iskeleye…” Olur mu bu arkadaşlar? Geçenlerde ne oldu biliyorsunuz değil mi haberlerde? Tabelacı takarken -tabelacı profesyonel- 5 metreden düştü, 5 metreden, tak öldü adam. Kim verecek bunun hesabını? Burada amaç ne? Burada amaç tazminattan kurtulmak, çocuğun ölmesi değil. Olur mu böyle şey? Uzman çavuşlarınız var, özel taşeronlarınız var, özel müteahhitleriniz var, alın birine verin, özelleştirin ama askeri bu geniş kapsama sokmayın. Kaç tane var biliyor musunuz arkadaşlar, Mesleki Yeterlilik Belgesi olmadan tehlikeli ve çok tehlikeli iş kolu kaç tane var biliyor musunuz? 187 tane. Orada onu amirinin kaderine bırakamazsınız, bırakmamalısınız. Orada onu komutanın kaderine bırakmamalısınız ve iş kazalarıyla ilgili maalesef, biz sivilde önlem alalım derken askeriyeye de sokmuş oluyorsunuz.

Buradan baktığınız zaman değerli arkadaşlar, Türk Silahlı Kuvvetleri hepimizin silahlı kuvvetleridir, asker hepimizin askeridir. Hep beraber elimizi çekelim, siyasetten uzaklaşalım ve diyelim ki askere: “Ey Mehmetçik, sen Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu cumhuriyetin bekçisisin, askerisin; yaşa, var ol, seninleyiz, birlikteyiz. Yeter ki sen cephede, biz de Mecliste seninle koşturalım.” (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü askerin istediği enerji, askerin istediği heyecan bu. Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar, Gara’ya gidiyor, giderken düşünmüyor; Kandil’e gidiyor, giderken düşünmüyor, biniyor kamyonete “Allah Allah!” diye.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunlarda metal yorgunluğu var artık, metal yorgunluğu.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Devamla) - Metal yorgunluğu bu tarafta, sol tarafa doğru, benim solumda, sizin sağınızda.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynen öyle. Bizde enerji, devleti yönetecek enerji, askerin ihtiyaç duyduğu enerji.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Devamla) - Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine ne kadar hazırlıklı olduğumuzu, askerimizin menfaati, milletimizin menfaati için ne kadar heyecanlı olduğumuzu sizlere arz ettik ama hep söylüyorum artık ya, inşallah bunları yapmak bize nasip olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Devamla) - Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bedri Yaşar…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Samsun Milletvekili Bedri Yaşar’ın, Gümüşhane ilinin kurtuluşunun 103’üncü yıl dönümünü canıgönülden tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bir dönem Parlamentoda şeref ve onurla temsil ettiğim Gümüşhane’mizin 103’üncü kurtuluş yıl dönümünü canıgönülden tebrik ediyorum. Tarih boyunca vatanına ve milletine sadakatin timsali olmuş Gümüşhane’miz 1916 Temmuzda Ruslar ve onun yerli iş birlikçileri Ermenilerin zulmüne uğramış ve işgal edilmiştir ve nihayet şerefli ordumuzun 15 Şubat 1918’deki mücadelesiyle kurtarılmıştır.

Gümüşhane, Erzurum Kongresi’nin açılış duasını yapan Hasan Fehmi Efendi’nin memleketidir. Gümüşhane, ilk yerli sermayenin oluşturulmasında manevi önderlik etmiş Gümüşhanevi hazretlerinin memleketidir. Gümüşhane Türk milliyetçiliğinin ulu çınarlarından Nihal Atsız’ın memleketidir. Gümüşhane cumhuriyetin ilk Maliye Bakanı Hasan Fehmi Ataç’ın memleketidir. Gümüşhane, “Baş koymuşum Türkiye’nin yoluna”nın yazarı Dilâver Cebeci’nin memleketidir.

Hepsini rahmetle anıyorum, bu toprakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Gümüşhane, Türkiye’nin çimentosudur. (MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya ve 39 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3346) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.41

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Necati TIĞLI (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 17 Şubat 2021 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.43



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(´) 250 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.