TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

44’üncü Birleşim

9 Şubat 2021 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya’nın, Sultan II. Abdülhamit Han’ın ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, İzmir ilinde yaşanan sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankaralıların doğal gaz ve elektrik dağıtımının özelleştirilmesiyle uğradığı mağduriyetlere ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, sağlık emekçilerinin taleplerinin duyulmadığına, halka nitelikli sağlık hizmeti verilmesi için acilen yeterli sayıda atama yapılması ve asistan hekimlerin çalışma süresinin yeniden düzenlenmesi için Sağlık Bakanlığını göreve çağırdıklarına ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Kıbrıs’ın Türk yurdu olmasını hazmedemeyen Yunanistan Başbakanının stratejik hedeflerinin Ada’daki Türk işgalini sona erdirmek olduğunu ifade ederek Türk askerine işgalci iftirası attığına, bu açıklamayı şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

3.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya ili Emet ilçesi ve Hisarcık ilçesi Karbasan, Şeyhler, Dereköy, Örenköy, Kayaköy, Yeşilçay, Aşağıyoncaağaç, Yukarıyoncaağaç, Hamamköy, Şeyhçakır köylerini Gediz’e bağlayan yolun bir an önce yapılması ve bor madeninin taşınmasından kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile il özel idaresini uyardığına ilişkin açıklaması

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, çiftçinin 1 liraya mal ettiği patatesi tüccarın 60 kuruşa almadığına, TMO ve Tarım Kredi Kooperatifleri eliyle alınmazsa ürünün çürüyeceğine, iktidarın bir an önce çiftçinin ve esnafın sorunlarına çözüm üretmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkenin G20 ülkeleri arasında 2020 yılını pozitif büyümeyle kapatacağı anlaşılan 2 ülkeden biri olduğuna, ülkenin dört bir yanında tamamlanan ve milletin hizmetine sunulan yatırımların gerçekleştirilmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, emeği geçenlere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Sivas Milletvekili Semiha Ekinci’nin, Diyarbakır annelerinin Meclisten ve milletvekillerinden evlatlarının bir an önce kendilerine teslim edilmesini talep ettiklerine ve Diyarbakır ilinde HDP il binası önünde beklediklerine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 9 Şubatın Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak ilan edildiğine, sigaranın başta kanser olmak üzere 50 farklı hastalığın sebebi ve tetikleyicisi olduğuna, ülkenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sigarayla mücadelede elde ettiği başarılarıyla dünyada örnek bir ülke konumunda olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ili Yüreğir ilçesi Doğankent Bahçelievler Mahallesi’nde DSİ’ye ait E-4 Sulama Kanalı’nın çöplük durumuna geldiğine, başta çocuklar olmak üzere bölgede yaşayanların sağlığını olumsuz yönde etkilediğine, DSİ Bölge Müdürlüğünün her türlü müracaata rağmen bir türlü önlem almadığına, kanalın acilen ıslah edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, yeni sistemde kararların tek kişi tarafından alınmasının ülkeye, vatandaşa, üniversitelere maliyetinin her geçen gün ağırlaştığına, ne Boğaziçi Üniversitesinin ne YÖK’ün ne Milli Eğitim Bakanlığının görüşü alınmadan yeni fakülteler kurulmasının akademik bir felaket olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, odyometri teknikerlerinin görev tanımlarında yer alan işitme testlerini yapma yetkisinin sertifikayla başka meslek gruplarına verilmemesi, Sosyal Güvenlik Kurumunda cihaz ve implant ödemeleri ile işitme taramalarında odyometri teknikerlerine görev verilmesini istediklerine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 52’nci yıl dönümünü kutladığına ve kurucusu Alparslan Türkeş’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, İstiklal Madalyalı Maraş iline 7 Şubat 1973 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla “Kahraman” unvanının verildiğine, tüm kahramanları rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin yüzde 24’ünün derslere katılamadığına, yüzde 50’sinin ise eğitim imkânlarından yararlanamadığına, durum böyleyken Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “Süreci birçok ülkeden daha iyi yönettik.” diyerek âdeta dalga geçtiğine ilişkin açıklaması

14.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Muğla ili Köyceğiz, Ortaca, Dalaman ilçeleri ile Muğla ve Denizli ilinin bir kısmının su kaynağı olan Sandras Dağı’nda 12 tane maden arama ve işletme ruhsatı verildiğine, su kaynaklarının kurutulmasına müsaade etmelerinin mümkün olmadığına, Sandras Dağı’nın acilen koruma bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, çiftçinin ve ulaştırma sektörünün ana gideri olan mazotun fiyatının dolar yüzde 20 değer kaybetmesine rağmen neden hâlâ indirilmediğini altını çizerek sorduğuna, gıda fiyatlarındaki artışı engellemek adına Hükûmet ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin önlem almaya çalıştığına ancak çiftçinin ana gideri olan gübrenin yüzde 84 zamlandığına, iktidarı yerli gübre üretiminde yeni firmaların oluşturulması adına göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, İstanbul ili Avcılar ilçesinde SML Etiket fabrikasında 22 işçinin sendikalı oldukları için işten çıkarıldığına, Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası üyesi işçilerin 3 Şubatta fabrika önünde direnişe başladığına, işten atılan işçilerin geri alınması, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, hayvansal yem fiyatlarının artmaya devam ettiğine, artan yem ve girdi maliyetleri nedeniyle ülkede besicilik ve sütçülük faaliyetinin sürdürülemez hâle geldiğine, son on yedi yılda 9 milyar dolarlık hayvan ve hayvansal ürün ithal eden Tarım ve Orman Bakanlığını yerli üreticiye sahip çıkmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, demokratik tepkilerin medeni ve uygar toplum olmanın ölçütü olduğuna, nefret dilinin ve ayrıştırıcı dilin kullanılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas ili Gemerek ilçesinde bulunan 10’dan fazla köy ile Gemerek-Pınarbaşı bağlantısını sağlayan ve sürücüler için tehlike oluşturan Kartalkaya grup yolunun İl Özel İdaresi Yol Programı’ndan çıkarılarak Karayolları yol güzergâhına eklenmesi için yetkililere çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

21.- Şanlıurfa Milletvekili Zemzem Gülender Açalan’ın, 9 Şubatın Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1987 yılından bu yana Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak anıldığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı “Hayat Sigarasız Güzel.” çağrısını benimseyip sigara bağımlısı olan bireyleri bir kez daha uyarmak gerektiğini düşündüğüne ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın “Hareketliliği artıracak bir araya gelmelerden uzak duralım.” demesine rağmen iktidar partisinin üst üste kongrelerini yaptığına ilişkin açıklaması

 

23.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, kamu alacaklarının yeniden yapılandırıldığı torba yasada Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili bir düzenleme olmayan çiftçinin artık iflas gerçeğiyle karşı karşıya kaldığına, Hükûmetin bunu görmezden gelemeyeceğine, çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatiflerine ve devlet bankalarına olan borçlarının faizsiz olarak uzun vadeli yapılandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 8 Şubat Gaziantep iline “Gazi” unvanı verilişinin 100’üncü yıl dönümünü kutladığına, Antep savunmasında can veren 12 bine yakın şehide ve ebediyete irtihal eden gazilere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

25.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, muhtarların pek çok problemle karşı karşıya olduğuna, yalnızca evrak düzenleyicisi değil halkın temsilcisi olarak haklarına kavuşmaları ve muhtarlık kanununun bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

26.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutladıklarına, hayatını kaybeden CHP Kartepe Belediye Meclisi üyesi Tugay Adak’a Allah’tan rahmet dilediğine, ülkenin en önemli probleminin işsizlik olduğuna, her gün sosyal medyada çocukların, gazetecilerin gözaltına alınma haberlerinin okunduğuna, sosyal medyanın devamlı bu haberlerle dolu olmasının bir ülke için sağlıklı bir ortam olmadığını gösterdiğine, ülkede artık pahalılık değil, yokluk ve fukaralığın konuşulacağı günlere gelindiğine, tüm ülkede olduğu gibi Siirt ilinde de en büyük sorunun işsizlik olduğuna, Siirtli esnafın bugüne kadar açıklanan destek paketlerini yeterli bulmadığına ve Hükûmetten acil olarak ciddi kararlar beklediğine, temeli 2003 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atılan duble yolun neden hâlâ bitirilemediğini öğrenmek istediğine, geçen yıl açılışı yapılan Siirt ili Pervari ilçesinde Botan Çayı üzerindeki Beğendik Köprüsünün etrafındaki yolların ne zaman tamamlanacağını sorduklarına, Siirtlilerin bu soruların cevabını beklediğine ilişkin açıklaması

27.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ın, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümüne, partilerinin kuruluş yıl dönümünü kutlayan milletvekillerine ve parti gruplarına teşekkür ettiğine, dün gece İstanbul ilinde meydana gelen fırtınada 3 vatandaşın yaralandığına, fırtınadan zarar gören vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini sunduğuna, dün akşam saatlerinde Kastamonu ili Abana ilçesinde çıkan yangından etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dediklerine ilişkin açıklaması

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanının attığı “tweet” ile Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini alenen tehdit ettiğine, Çorlu tren kazasında oğlunu kaybeden Mısra Öz’e sosyal medyadaki bir paylaşımı nedeniyle 8.800 lira ceza verildiğine, cezaevlerindeki işkencelere karşı 107 cezaevinde 2 binden fazla siyasi tutuklu tarafından başlatılan süreli, dönüşümlü açlık grevinin 75’inci gününde devam ettiğine, Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili mercileri yetmiş beş gündür devam eden bu grevi görmezden gelmeden açıklama yapmaya ve hukukun gereğini yerine getirmeye davet ettiklerine, 15 Mayıs 2020’de Siirt ilinde Kurtalan, Siirt merkez ve Baykan ilçe belediyelerine kayyum atandığına, Siirt Belediye Eş Başkanları ve diğer eş başkanlarının gözaltına, ardından da ev hapsine alındığına, “Herkes için adalet.” kampanyası başlattıklarına, İçişleri Bakan Yardımcısının “Bu kampanya talimatını nereden aldığınızı da yakında açıklayacağız.” dediğine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 52’nci yıl dönümünü tebrik ettiğine, 8 Şubat 1935 seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisine 17 kadın milletvekili seçildiğine, başta Satı Kadın olmak üzere seçilen ilk 17 kadın milletvekiline ve daha sonra görev yapan bütün kadın milletvekillerinden ahirete irtihal edenlere Allah’tan rahmet dilediğine, tam demokrasinin gerçekleştiği Türkiye’de, 600 üyeli Parlamentonun 300’ünün kadın milletvekili olmasını arzu ettiklerine, gazeteci Ayşen Şahin’in “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla polis tarafından gece evinden alındığına, Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Cevdet Kılıç’ın attığı “tweet”e, çoğunluk partisi Grup Başkan Vekiline bu “tweet”i tasvip edip etmediğini sorduğuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı özgürlüğe ses olanlara kulak vermeye, demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu unutmamaya çağırdığına ilişkin açıklaması

30.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, bu hafta çeşitli uluslararası anlaşmaların yasalaştırma faaliyetinin yapılacağına, ayrıca takvim elverirse farklı konulardaki komisyon raporlarının görüşüleceğine, 7 Şubat Kahramanmaraş iline “Kahraman” ve 8 Şubat Gaziantep iline “Gazi” unvanının verilişinin 48’inci yıl dönümünde Gazianteplilere ve Kahramanmaraşlılara saygılarını ilettiğine, Cumhur İttifakının paydaşı MHP’nin 52’nci kuruluş yıl dönümünü canı gönülden tebrik ettiğine ve Alparslan Türkeş başta olmak üzere ahirete intikal eden MHP mensuplarını rahmetle andıklarına, adaletin herkes için olduğuna, sosyal medyada yapılan paylaşımın yanlış olduğuna, YÖK ve savcılığın mutlaka adım atması gerektiğine, memurun memurluğunu, siyasetçinin siyaseti yapması gerektiğine, Boğaziçi Üniversitesindeki öğrencilerin eylem yapma hakkı olduğuna ama teröristlerin olmadığına, Meclisten kendilerine yakışan üslupla tartışma yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Uşak ilinde vefat eden Reşat Keskin’e Allah’tan rahmet dilediğine, bu olayın ekonomik nedenlerden ötürü olmuş gibi anlatılmasının kendilerini üzdüğüne, cenaze üzerinden siyaset yapmayı son derece yanlış bulduğuna, 2019 seçimlerinde Uşak ilinde 11 yerin 10’unda seçimleri kazandıklarına ilişkin açıklaması

35.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Trakya Üniversitesi Rektörünün İlahiyat Fakültesi Dekanıyla ilgili soruşturma başlattığına ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, ekonomik krizin derinleştiği bugünlerde TOKİ’nin taksitlerini ödemeyen vatandaşlara tahliye tebligatı gönderdiğine, vatandaşın birikmiş taksitleri ödeme imkânı bulunmadığına, TOKİ’nin mağdur olan vatandaşların sorunlarını çözmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

41.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, son birkaç günde sağlık çalışanlarına yapılan saldırıların bile sağlıkta şiddette gelinen noktayı gözler önüne serdiğine, bu saldırıların asla kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık’ın, uzman doktor eksikliği yüzünden Urfalıların sürekli başka şehirlerdeki hastanelere gittiğine, uzman doktor atamalarının bir an önce yapılmasını hemşehrileri adına talep ettiğine ilişkin açıklaması

43.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak ilinde Reşat Keskin adlı vatandaşın ekonomik sebeplerden dolayı intihar ettiğine, olay yerinde 95 bin liralık borç listesi bıraktığına, kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

44.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, Alparslan Türkeş’in elli iki yıl önce yaktığı meşalenin Türk milletini aydınlatmaya devam edeceğine, bu hareketin millet ve devletin teminatı olmayı ilelebet sürdüreceğine ilişkin açıklaması

45.- Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ’ın, 1970’lerin teknolojisiyle yapılmış ve kullanım ömrünü 2005 yılında tamamlamış olan Ermenistan’daki Metsamor nükleer santralinin olası bir depremde yayacağı radyasyonun Iğdır, Van, Ağrı, Erzurum gibi yerleşim alanlarını yaşanmaz hâle getireceğine, konunun uluslararası platformlarda dile getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

46.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, Gaziantep iline “Gazi” unvanının verilişinin 100’üncü yıl dönümünü gururla kutladıklarına, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile Antep savunmasını destanlaştırarak bağımsızlık uğruna can veren şehitleri rahmetle andığına, hemşehrilerinin Gazilik Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in 83 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, 2021 yılında BAĞ-KUR’lular, isteğe bağlı sigortalılar ve zorunlu genel sağlık sigortalıların primlerinin yüzde 21,56 oranında arttığına ilişkin açıklaması

49.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, Sinovac firmasının aşının koruyuculuğunun yüzde 50,65 olduğunu açıkladığına, aşının faz 3 çalışmalarının Türkiye ayağında koruyuculuğunun yüzde 91,25 olduğu söylenerek bir skandala imza atıldığına, okulların açılmasının cinayet olacağına ilişkin açıklaması

 

50.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Cihat Sezal’ın, Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümünde, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatanı için canını ortaya koyan ecdadını rahmetle yâd ettiğine, hemşehrilerinin 12 Şubat Kurtuluş Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

51.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Eber Gölü’nün son iki ayda 4 kez, Akşehir Gölü’nün ise 2 kez yandığına, defalarca çağrıda bulunmasına rağmen yangınların sebeplerinin araştırılmadığına, göllerin zarar görmesine seyirci kalan iktidarı hemşehrilerinin vicdanına bıraktığına ilişkin açıklaması

52.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, sebebi ne olursa olsun “gazi” unvanı olan tüm vatandaşların eşit haklara sahip olması gerektiğine ilişkin açıklaması

53.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu ile kahraman unvanı verilişinin yıl dönümü ile Sütçü İmam ve arkadaşlarını minnetle andığına ilişkin açıklaması

54.- Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in, Şırnak İli Beytüşşebap ilçesi Kovankaya köyünde Hürmüz Diril ve Şimuni Diril adlı vatandaşların 11 Ocak 2020 tarihinde kaybolduğuna, 20 Ocak 2020 tarihinde Şimuni Diril’in cenazesine ulaşıldığına, Hürmüz Diril’in hâlen bulunamadığına, ilgili kurumlardan bir kez daha arama çalışmalarının tekrar başlatılmasını ve Şimuni Diril’in ölümünün bir an önce aydınlatılmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

55.- İstanbul Milletvekili Ümit Beyaz’ın, İstanbul ili Güngören ilçesinde kentsel dönüşüm uygulaması nedeniyle yaşanan mağduriyetin giderilmesi için yetkililerden çözüm beklendiğine ilişkin açıklaması

56.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ili Çukurova ilçesi Salbaş Pirili Mahallesi sakinlerinin yaşam koşullarıyla ilgili talepleri olduğuna, bölgenin kırsal kalkınma proğramı kapsamına alınması ve Bütünşehir Yasasından sonra yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne dilekçe verdiklerine ilişkin açıklaması

57.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un 142 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın, (2/1361) esas numaralı Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/107)

2.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, (2/1527) sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108)

 

B) Tezkereler

1.- TBMM Başkanlığının, TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve beraberindeki Parlamento heyetinin Arnavutluk Cumhuriyeti Parlamento Başkanı Gramoz Ruçi’nin davetine icabetle 4-5 Şubat 2021 tarihleri arasında Arnavutluk’a bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/ )

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 28/12/2020 tarihinde Kocaeli Milletvekili Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan tarafından, sürdürülebilir tarım politikaları oluşturmak ve genç nesilleri tarımsal üretime yönlendirmek için yapılması gerekenleri belirlemek amacıyla verilen (10/3618) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 8 Şubat 2021 tarihinde, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından, son dönemlerde vergi oranlarındaki artışlar ve yapılan zamların toplumsal ekonomik yaşam üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan gıda güvencesi ve tarımsal üretimle ilgili sorunların tespit edilerek bu sorunlara çözüm yolları belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/3710) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 11 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 224, 214, 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporlarının gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına, aynı birleşimde 219 sıra sayılı 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporları ile karma komisyon raporu üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi

 

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

2.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

3.- Dilekçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Nimetullah Erdoğmuş’un, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz isteyen milletvekillerinin taleplerinin peyderpey karşılaşacağına ilişkin konuşması

 

 

 

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun (5/3) (S. Sayısı: 219)

B) Kanun Teklifleri

1.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1590) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 83)

2.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2982) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 235)

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2276) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142)

4.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2782) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 242)

5.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2273) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 139)

6.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite’nin Serbest Ticaret Anlaşması’nın `Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II’sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi (2/1362) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29)

7.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Konfederasyonu Arasında Tarım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/2373) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 157)

8.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1582) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 82)

 

 

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 83) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, pandemi sürecinde mesleki ve teknik ortaöğretim okullarından mezun olan öğrencilerin zorunlu staj uygulamasının devam etmesine,

- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, teknik ve mesleki eğitim veren liselerde görev yapacak öğretmen kontenjanının artırılmasına ve atamalarının yapılmasına,

- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, Diyanet İşleri Başkanlığının okul öncesi yaş grupları için açtığı Kuran kursu müfredatına ve Bakanlıkça yapılan denetimlere,

- Tekirdağ Milletvekili Enez Kaplan’ın, depreme dayanıklı olmadığı gerekçesiyle yıkılan Kırklareli Vize Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin yerine yeni bir okulun ne zaman yapılacağına,

- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, halk eğitim merkezlerinde çalışan usta öğreticilerin pandemi sürecinde yaşadığı mağduriyetin giderilmesine,

- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, müzik öğretmenlerinin atanmasına,

-İstanbul Milletvekili Ümit Beyaz’ın, 2020-2021 eğitim öğretim yılı içinde sınav takviminin belirlenmesine,

İlişkin soruları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/38126), (7/38127), (7/38128), (7/38129), (7/38130), (7/38132), (7/38133)

2.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, 2003-2020 yılları arasında Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borcu nedeniyle hakkında haciz ve icra işlemi uygulanan kişilere dair çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/38482)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Milli Piyango İdaresinin piyango oyunlarının katma değer vergisinden muaf tutulduğuna yönelik iddialara ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/38484)

4.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Isparta ilinin Yalvaç ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Aksu ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Eğirdir ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Gönen ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Gelendost ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Gelendost ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Gelendost ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Gelendost ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Gelendost ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Keçiborlu ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Keçiborlu ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Sütçüler ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Sütçüler ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Yalvaç ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

Isparta ilinin Yalvaç ilçesine bağlı bir köyün yol ve ulaşım sorununa,

İlişkin soruları ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/38745), (7/38746), (7/38747), (7/38748), (7/38749), (7/38750), (7/38751), (7/38752), (7/38753) (7/38754), (7/38755), (7/38756), (7/38757), (7/38758), (7/38759), (7/38760)

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bazı bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının Plan ve Bütçe Komisyonuna yapması gereken bilgilendirme sunumlarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/38768)

6.-  İzmir Milletvekili Ednan Arslan’ın, kamu bankaları tarafından istihdam sağlama şartıyla kredi verilen şirketlere ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/38771)

7.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, elektrik faturalarındaki TRT payının SMA hastaları için bir yardım fonuna çevrilmesi önerisine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın cevabı (7/38860)

8.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Isparta ilinin Eğirdir ilçesine bağlı bir köyün sınırlarının bir milli park ile kesişmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38889)

9.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Isparta ilinin Gönen ilçesine bağlı bir köyde haşhaş üretim kotasının artırılması talebine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38890)

10.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Isparta ilinin Eğirdir ilçesine bağlı bir köye tarımsal kalkınma amaçlı destek verilmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38891)

11.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Isparta ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köye tarımsal kalkınma amaçlı destek verilmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38892)

12.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Isparta ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köyün sınırlarının Gölcük Tabiat Parkı’nın sınırları ile kesişmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38893)

13.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, arıcıların tarımsal kredilerinin ertelenmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38896)

14.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’de uygulanan toplulaştırma işlemlerinde çiftçilerin arazilerinden yapılan kesintilere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38902)

15.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, tarımsal üretimde kullanılan ilaç fiyatlarının düşürülmesi önerisine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38903)

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, tarımda kullanılan girdi fiyatlarının düşürülmesi önerisine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38904)

17.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, çiğ süt satış ve et alım fiyatları ile prim miktarlarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/38912)

18.- Giresun Milletvekili Necati Tığlı’nın, ülkemizin Paris İklim Anlaşmasını imzalamasına karşın Anlaşmanın yasalaşması için bir çalışma yapılmamasına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/38921)

19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2018-2020 yılları arasında çift maaş alan eski milletvekillerine,

2018-2020 yılları arasında çift maaş alan eski bakanlara,

25 Aralık 2020 tarihi itibarıyla çift maaş alan ve Cumhurbaşkanlığında çalışan bürokratlara,

İlişkin soruları ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/38925), (7/38926), (7/38927)

20.- Antalya Milletvekili Cavit Arı’nın, taşımalı eğitim sistemine ilişkin,

Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana’da öğretmenlerin filyasyon ekiplerinde görevlendirilmesine,

Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman’da bulunan bir uygulama oteline,

Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’ın, halk eğitim merkezlerinde görev yapan usta öğreticilerin sorunlarına,

Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın, açık lise sınav tarihlerine,

İlişkin soruları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/39024), (7/39025), (7/39028), (7/39029), (7/39030)

21.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Tarım Kredi Kooperatiflerine bağlı olan Tarım Kredi Yemde yaşandığı iddia edilen çeşitli yolsuzluklara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39066)

22.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, bir şirketin hisselerinin satışına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39070)

23.- Hatay Milletvekili İsmet Tokdemir’in, havuç üretiminin desteklenmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39072)

24.- İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç’ın, İzmir’in kuzey bölgelerinin ihtiyacına yönelik olarak ikinci bir havalimanı yapılmasına dair yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/39074)

25.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası tarafından çiftçilere sağlanan düşük faizli kredilere ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı 7/39228)

26.- Tunceli Milletvekili Alican Önlü’nün, Elâzığ’ın Sivrice ilçesinde meydana gelen depremden sonra hasar tespitleri ve yıkımların gerektiği gibi yapılmadığı iddiasına ve konteynerde kalan vatandaşların sorunlarına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/39229)

27.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, Kırşehir Belediyesi ile ilgili 2019 Yılı Sayıştay Denetim Raporunda yer alan bazı bulgulara ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/39230)

28.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün, Sayıştay’ın, Üsküdar Belediyesi’nin bazı işlemlerine dair yaptığı tespite ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/39231)

29.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, Milli Piyango ikramiyesinden Varlık Fonu’na devreden paranın SMA’lı çocukların tedavilerinde kullanılması talebine ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/39232)

30.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Sağlık Bilimleri Üniversitesi tarafından yayımlanan akademik kadro ilanına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın cevabı (7/39305)

31.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne öğretim elemanı alımı sürecine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın cevabı (7/39306)

32.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, canlı hayvan ithalatında üreticilerin hayvan başına yaptığı ödemelere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39316)

33.- İzmir Milletvekili Mahir Polat’ın, ülkemizden çıkış yapmak üzere Hamzabeyli Gümrük Sahasına gelen ve diplomatik pasaportu olan bir kişinin aracında uyuşturucu madde bulunduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/39319)

34.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Çerkezköy’den Çin’e giden bir yük trenine dair bazı iddialara ve yapılan görevden almalara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/39321)

35.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, Kanal İstanbul Projesinin etkilerine yönelik bilimsel çalışmalara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/39322)

36.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, Karayolları Genel Müdürlüğü ve bölge müdürlüklerinde çalışan personel arasındaki ücret farklılığına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/39323)

37.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Sayıştay’ın Ankara Büyükşehir Belediyesine dair 2019 yılı Denetim Raporunda yaptığı bazı tespitlere ilişkin sorusu ve Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın cevabı (7/39377)

38.- Erzurum Milletvekili Muhammet Naci Cinisli’nin, çiftçilerin bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının taksitlendirilmesi önerisine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39425)

39.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ülkemizde üretim yapan çiftçilerin devlet bankalarına ve Tarım ve Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının yapılandırılmasına ve mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39431)

40.- Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral’ın, Bitlis’teki tütün üretimine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39433)

41.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, bir vatandaşın sendika üyesi olması sebebiyle görev yerinin değiştirildiği yönündeki bazı iddialara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/39440)

42.- İzmir Milletvekili Ahmet Tuncay Özkan’ın, Küçük Menderes ve Gediz Nehirlerindeki kirlilik problemine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39549)

43.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Et ve Süt Kurumunun kombinaları dışında yaptırılan kesimlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39552)

44.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, TİGEM’de görülen hayvan hastalıklarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39553)

45.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, şeker fabrikalarında iş güvenliğinin sağlanması için alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39764)

46.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, şeker üretimi maliyetlerinin düşürülmesi adına yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39765)

47.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, şeker fabrikalarında ölçülen baca gazı emisyon değerlerine ve yakıt olarak kullanılan kömüre ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39767)

48.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Sayıştay’ın 2019 yılı Denetim Raporu’nda DHMİ’ye dair yaptığı bazı tespitlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/39786)

49.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’nın Yenişehir ilçesinde bulunan Kamışlı Göletinin kurumasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/39902)

50.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, TCDD çalışanı bazı sendika üyelerine baskı yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/40030)

51.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Zafer Bölgesel Havalimanı için yapılan garanti ödemelerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/40031)

52.- İzmir Milletvekili Ednan Arslan’ın, Bakanlığın 2021 yılı için Erzincan’a yönelik yapacağı yatırımlara,

Bakanlığın 2021 yılı için İzmir’e yönelik yapacağı yatırımlara,

İlişkin soruları ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/40036), (7/40037)

53.- İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçen araç sayısı ile geçiş garantisi nedeniyle yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/40272)

9 Şubat 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Sultan II. Abdülhamit Han’ın ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çorum Milletvekili Oğuzhan Kaya’nın, Sultan II. Abdülhamit Han’ın ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

OĞUZHAN KAYA (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimiz; Sultan Abdülhamit Han’ın ölüm yıl dönümü münasebetiyle şahsım adına gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Âlemibekaya irtihalinin 103’üncü seneidevriyesinde Ulu Hakan Sultan Abdülhamit Han’ı bir kez daha rahmetle, minnetle, tazimle yâd ediyorum. Rabb’im ruhunu şad etsin, mekânını cennet eylesin; Yüce Mevla’m onu cennetiyle, cemaliyle müşerref kılsın.

Tahtıosmani’de otuz üç yıl boyunca hükümdarlık yapmış, Devlet-i Âliyye’nin en sancılı, en zor zamanlarına şahitlik etmiş Sultan Abdülhamit gibi abidevi bir şahsiyetin hayatını birkaç dakikaya sığdırmak elbette mümkün değildir. Üstat Necip Fazıl “36 Osmanlı hükümdarı arasında belki de en büyüğü” diye tarif ettiği Sultan Abdülhamit’i ve onun hayatını kendi üslubuyla birkaç cümleyle şöyle özetliyor: “Abdülhamit’i anlamak, hayatı anlamak, her şeyi anlamaktır.” diyor.

Sultan Abdülhamit 21 Eylül 1842 tarihinde dünyaya gelmiş, şehzadeliği döneminde özel hocalardan eğitim almış, Türkçenin yanında Arapça, Farsça ve Fransızca eğitimler görmüştür. Bunun yanında Batı musikisi konusunda tahsil görmüş, amcası Abdülaziz’in yurt dışı seyahatlerinde, Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yer almış ve içinde bulunduğu dünyayı bu vesileyle tanımıştır. Şehzadeliği döneminde Maslak’ta büyükçe bir çiftlik kurarak orada ticaret yapmış, maden işleriyle uğraşmış, ticaret sayesinde hem insanları hem hayatı hem de dünyayı daha yakından tanımıştır.

Değerli milletvekilleri, Sultan Abdülhamit Han 31 Ağustos 1876’da 34 yaşında 34’üncü Osmanlı padişahı olarak tahta çıkmıştır. Abdülhamit Han otuz üç yıl devlete hükmetmiş ve 27 Nisan 1909’da tahttan indirilmiştir. Bu süre içerisinde önemli hizmetlere vesile olmuştur. İlk olarak Kanun-ı Esasi’yi ilan etmiştir, akabinde ilk istihbarat teşkilatı Yıldız İstihbarat Teşkilatını kurmuştur. 27 bin metrekarelik bir alana Darülacezeyi kurmuştur. Eğitimde başlattığı seferberlikle, 250 olan rüştiye sayısını 900’lere çıkarmış; yine İstanbul’da sadece 9 olan kız lisesini 76’ya çıkarmış ve Anadolu’da da kız liselerinin açılması için adım atmıştır. Siyasal Bilgiler Fakültesini ve Hukuk Fakültesini açmıştır. Ziraat Bankasını kurdurmuş, sağlıkta ise Şişli Etfal Hastanesinin açılmasına vesile olmuştur. Tahtta kaldığı süre içerisinde demir yolu hattını 3 katına çıkarmış, en önemlisi, Hicaz Demir Yolu Hattı’nı bitirmiş ve Haydarpaşa Garı onun zamanında yapılmıştır.

Abdülhamit Han son derece merhametli bir padişahtı. Kendisine suikast planları yapanları, suikasta kalkanları bile affetmişti. Tedbiri elden bırakmayan bir padişahtı. Şüpheci bir yapısı vardı ama kendisine evhamlı diyenlere “Beni evhamlı sanıyorlar; hayır, ben sadece gafil değilim.” demişti. İsrafı sevmezdi, israftan ve savurganlıktan kaçınan bir padişahtı. Alışveriş yapan ağalara aldıkları şeylerin fiyatlarını tek tek sorar, kontrol ederdi. İleri görüşlüydü. Dünyanın bir savaşa gittiğini tespit ederek çeyrek asır önce Çanakkale’de Hamidiye Tabyalarını yaptırdı ve “Bu tabyalar ayakta durduğu sürece Çanakkale geçilemez.” diye ta o gün söylemişti. Projeleri ve ufku olan bir padişahtı. İstanbul’un her iki yakasını birbirine bağlayacak 2 boğaz köprüsünün ve Avrupa’yı Marmara Denizi’nden Anadolu’ya bağlayacak demir yolunun projesini ta o zaman yaptırdı. Vatanseverdi. Osmanlı’nın tüm dış borçları karşılığında Kudüs’e Yahudilerin yerleşmesi, devlet kurulması talebine karşılık “Ben parayla vatan toprağını satamam. Bu vatan toprağı bana değil, milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir.” diyerek İsrail devletinin kurulmasını elli yıl sonraya ötelemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

OĞUZHAN KAYA (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm emperyal güçler Abdülhamit’i yıkmadıkça Osmanlı’yla baş edemeyeceklerini anlamışlar, onun için de hem içten hem dıştan uğraşmışlar, o dönem Osmanlı’da bulunan birçok kişi de entelektüel de Abdülhamit’le uğraşmıştır. Sonrasında bir kısmı pişman olmuştur, o pişman olanlardan birinin mısralarıyla sözlerimi bitirmek istiyorum. “Tarihler ismini andığı zaman/ Sana hak verecek ey koca sultan/ Bizdik utanmadan iftira atan/ Asrın en siyasi padişahına/ Padişah hem zalim hem deli dedik/ İhtilale kıyam etmeli dedik/ Şeytan ne dediyse, biz beli dedik/ Çalıştık fitnenin intibahına” diyor, sözlerimi bitiriyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, İzmir’de yaşanan sel felaketi hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün, İzmir ilinde yaşanan sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sel felaketi bugünlerde dünyanın her yerinde önemli kayıplara yol açıyor. Dünyanın ikliminde ciddi bir değişim olduğunu, iklim krizini hepimiz biliyoruz ve yaşam alanlarımızı iklim krizi gerçeğine göre düzenlemediğimiz sürece ve iklim krizini önemsemediğimiz sürece ne yazık ki sel felaketlerinden de kaçınabilmemiz mümkün değil.

Biz, geçen hafta partimizin ekonomi politik komisyonu olarak İzmir’de “iş ve aş buluşmaları” çerçevesinde ziyaretlerde bulunduk. 2 Şubatta gerçekleşen aşırı yağış sebebiyle İzmir’de yaşanan sel felaketini görmek, yerinde incelemek için de birçok yere ziyarette bulunduk. Özellikle tarım alanlarını ziyaret ettik ve göçmenleri, sığınmacıları ziyaret ettik, halkımızın yaşadığı sorunları onlardan öğrendik. Tarım alanlarında ciddi kayıplar var ve bu kayıplarla ilgili olarak, seralık alanların bozulmasından tutalım da pek çok sıkıntıyla ilgili olarak kendilerine hiçbir yöneticinin, yetkilinin gelip sorunlarını gidermek için bir çözüm önermediğini söylediler, ziyanlarının, zararlarının tespit edilmediğini söylediler; âdeta selle baş başa kalmış durumdalar. Sel felaketinin çözülmesi sadece sonuçlarının ortadan kaldırılması açısından önemli değil, aynı zamanda önleyici tedbirlerin alınması bakımından da son derece önemli.

İzmir’i biliyoruz; İzmir, Türkiye’de çok önemli kentlerimizden biri, özellikle çoğulcu demokratik yapısıyla, çevresiyle, doğasıyla, iklimiyle gerçekten herkesin yaşamak istediği yerlerden biri. Fakat İzmir’e aynen İstanbul’da olduğu gibi öylesine büyük bir ihanet yapılıyor ki, öylesine betonlaştırılıyor ki, İzmir’in yaşanan iklim krizinde sel felaketlerine karşı korunabilmesi mümkün değil. Örneğin, İzmir Körfezi’ne akan 25-26 dere varken şu anda topoğrafik göstergelerde, haritalarda bu derelerden sadece 5-6’sının fotoğrafını görebiliyoruz ve buralarda, yağışlı mevsimlerde ancak bir sel akışı olabiliyor. Dere yataklarına binalar yapılıyor, sanayi tesisleri yapılıyor, beton dökülüyor, yollar yapılıyor; bunun anlamı aslında, kentin sel felaketlerine teslim edilmesidir. Yine, alüvyonlu alanların yapılaşmaya açılması ve buradaki yer altı suyunun drene olmasının önüne geçilmesi de İzmir’de yaşanan bu sel felaketinin aslında, mevsim normallerinin çok üstünde yağışın olmasından kaynaklı olmaktan ziyade, doğaya uyumlu olmayan, doğa düşmanı politikalardan kaynaklandığını bize gösteriyor. Deniz kıyısına paralel yapılar, apartmanlar, yollar yapıyoruz ve buralardaki suyun toprakla buluşmasını, yer altı sularıyla buluşmasını ya da denize erişmesini engelleyici pek çok yapılaşmaya gidiyoruz. Bütün bunlar, ormanların yok edilmesi ve tarım arazilerinin betonlaşması, bütün bu sel felaketlerinin temelinde yatıyor. Bizim, bir an önce, hem merkezî yönetim olarak hem de yerel yönetim olarak bu yapılaşmaya ve doğa düşmanı politikalara son vererek doğaya uyumlu ekolojik kentler inşa etmenin yolunu açmamız gerekiyor.

Yine, İzmir’de ziyaretlerimizde karşılaştığımız en önemli sorunlardan bir tanesi de Gaziemir’deki nükleer atık bulaşık çöplerden kaynaklanan sorun. Bu, yıllardır devam eden bir sorun ve Gaziemir’de kanser yaşanmasını, yaygın kanserlerin olmasını getiren bir sorun. Bu sorun, defaatle gündeme getirildiği hâlde, bizler de önergeler verdiğimiz hâlde, birçok kez politikacıların, yöneticilerin gündemine girdiği hâlde bir türlü çözülemiyor. Bu yağışlar, aşırı sel felaketi, Gaziemir’deki bu nükleer atık bulaşık çöplerden hareketle yer altı sularını kirletiyor ve bu nükleer atıkların kentin tamamına bulaşmasına sebep oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Böylece de Gaziemir’deki bu bulaşı bütün kentte kanser vakalarının artmasına sebep oluyor. Biz, burada, hem yerel yönetimin hem de merkezî yönetimin el birliği yaparak bu sorunların üstesinden gelmek için çalışmalar yapması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

Biliyoruz ki, dünyadaki bu iklim krizinin ve yaşanan doğa felaketlerinin temelinde yatan şey, kendini doğanın efendisi gibi gören, kendini doğanın efendisi olarak varsayan anlayıştan kaynaklanıyor. Arkadaşlar, unutmayalım, bizler doğanın efendisi değiliz, doğanın bir parçasıyız; doğaya saygılı olmadığımız sürece, doğayı tahrip ettiğimiz sürece doğanın mutlaka ve mutlaka bize bu şekilde bedeller ödeteceği kesindir. Bu, kapitalizmin hırsından kaynaklanıyor. Kâr odaklı kent politikalarından, kâr odaklı, inşaat odaklı politikalardan kaynaklanan bu sorunların üstesinden gelebilmek için bir an önce el birliği etmek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım efendim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

…bu kâr odaklı ve para odaklı politikalardan bir an önce uzaklaşmak gerekiyor. Unutmayalım ki doğanın tahrip edilmesinin, doğanın yok edilmesinin ardından bu milyarlarca doların üzerinde oturarak bir yaşam sürdüremeyiz. Doğanın tahrip edilmesi, insanın, canlıların yok edilmesi anlamına geliyor. Ekonominin, hukukun kötü yönetilmesi gibi ekolojinin de kötü yönetildiği, ekolojinin de kâr amacına hizmet etmek için yönetildiği böyle bir politika anlayışından bir an önce derhâl uzaklaşılmalı ve başta İzmir olmak üzere bütün kentlerimizdeki yanlış kentleşme politikalarından ve doğa düşmanı, kâr hırsıyla inşa edilen kapitalist politikalardan bir an önce uzaklaşmak gerekir. Bunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Ankaralıların doğal gaz ve elektrik dağıtımının özelleştirilmesiyle uğradığı mağduriyetler hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Levent Gök’e aittir.

Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankaralıların doğal gaz ve elektrik dağıtımının özelleştirilmesiyle uğradığı mağduriyetlere ilişkin gündem dışı konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, yerli ve yabancı iş birlikçilere karşı, emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirerek modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve Ankara’yı başkent yapan Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankaralılar mağdur, devletin kurum ve kurallarının tahrip edildiği özelleştirme süreçleri sonunda Ankaralılarımızın soğuktan donduğu, elektriğin kesik olduğu yıllara geldik. 2009 yılında özelleştirilen elektrik yüzünden Ankara’nın Akyurt, Ayaş, Balâ, Çamlıdere, Elmadağ, Evren, Güdül, Haymana, Kalecik ve Nallıhan gibi ilçelerinde elektrik kurumunun temsilcilikleri kaldırıldı. Haymana’daki bir hemşehrimiz, köyünden, elektrik aboneliği için önce Haymana ilçesine, sonra da oradan Polatlı ilçesine tam 140 kilometre gitmek durumunda. Elektrik direkleri yenilenmiyor, köylerimizin çoğunda saatler süren hatta günler süren elektrik arızalarıyla karşı karşıyayız. Elektrik tamiri için ya Polatlı’dan ya Ankara’dan gelecek teknisyenlerin gelmesi dört beş saati ya da günleri buluyor. Buzdolapları bozuluyor, öğrencilerimiz elektrik kesintileri yüzünden televizyonlardan derslerini izleyemiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, 2018 Ocak ayında kilovatsaati 44 kuruş olan elektrik şu anda 79 kuruş, bunun yarısından fazlası vergi. Binlerce Ankaralı hemşehrimizin bugün elektrikleri kesiktir ve icra takibine uğramışlardır. Böyle bir tabloyu Ankaralı hemşehrilerimiz hak etmiyor. Buralar başkentin bulunduğu ilçeler; uzağa gitmiyoruz, hemen 50 kilometre sonra, 60 kilometre sonra ve merkezdeki yerleri konuşuyoruz.

Doğal gazda, iktidarın belki en büyük yanlışlarından birinin olduğu bir özelleştirme sürecine girdik. Doğal gaz, Ankara Büyükşehir Belediyesinin elindeyken, 2013 yılında özelleştirildi. Niçin özelleştirildi biliyor musunuz? Metro yapımına kaynak aktarmak için. Zamanın Belediye Başkanı Melih Gökçek metroları yapamayınca doğal gazın özelleştirilmesi gündeme geldi ve doğal gazı özelleştirmek için kürsüye gelen, kanun hakkında konuşan AK PARTİ’li değerli arkadaşım -rahmetli oldu- Sayın Nur Doğan Topaloğlu aynen şu konuşmayı yaptı değerli arkadaşlarım: “Biz Ankara’daki raylı sistemdeki karışıklığı ve yavaşlamayı görünce Melih Gökçek’le görüştük, ‘Başkanım, sen bir doküman hazırla, biz kanun hazırlayalım, onu Meclise getirelim.’ dedik ve metroya yardımcı olacağımızı düşündük.” Böyle diyerek Ankara’nın doğal gazı özelleştirilmiştir. Ancak doğal gaz özelleştirildikten hemen sonra, Ankara’daki metroların yapımını merkezî hükûmet Ulaştırma Bakanlığı üstlendi ve tam 3 milyar doları bulan bir harcamayı merkezî hükûmet yaptı değerli arkadaşlarım. Dolayısıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesinin en büyük gelir kaynaklarından doğal gazın özelleştirilmesinin gerekçesi ortadan kalktığı gibi, o paradan sağlanan kaynaklarla ne yapıldığını şu anda Ankaralılar bilmiyor. Ankara’da Ayaş, Çamlıdere, Evren, Güdül, Nallıhan ilçelerimizde doğal gaz yok. Sayaç eskidi diye sayaçları değiştiriyorlar, arkadaşlarımız daha önce 300 dolar güvence parasını ödedikleri hâlde hâlen bir de yeniden 662 lira sayaç parası alıyorlar; bunlar yakışmaz. Doğal gazda giderek artan paradan dolayı Ankaralılar bu kışı üşüyerek geçirdiler. Bakın değerli milletvekilleri, 2018 Şubat ayında Ankara’da hemşehrilerimiz 500 liraya 440 metreküp doğal gaz alırken, bugün, 2021 yılının Şubat ayında aldıkları doğal gaz miktarı 257 metreküptür.

Anayasa’nın 5’inci maddesinde vücut bulan “sosyal devlet” ilkesi elektrikte ve doğal gazda yapılan özelleştirmelerle tahribata uğramıştır. “Sosyal devlet” ilkesinde Anayasa şöyle der: “Devlet, kişinin karşılaşacağı sosyal, ekonomik ve siyasal engelleri ortadan kaldırır.” Ama Ankara’da “sosyal devlet” ilkesi elektrik ve doğal gazın özelleştirilmesiyle çökmüştür.

Ankaralılar büyük bedeller ödüyor, karşılarında seçenek de yok; 2 tane farklı şirket. Yandaş şirketlere verilen özelleştirmeler bu devleti tahrip ediyor değerli arkadaşlarım. Özelleştirme yapacağım derken, kaş yapacağım derken göz çıkartılmıştır Ankara’da. Ankaralılar, gerek elektrikte gerek doğal gazda, seçeneği olmayan bir konuda şirketlere mahkûm edilmiştir. Biz, Ankaralıların bu sorununun giderilmesi açısından ne yapacağımızı düşünürken Türkiye’nin her yerine yayılan elektrik ve doğal gaz şirketleriyle tüm Türkiye mağdur olmaktadır. Türkiye’miz ve Ankara, bir an önce bu yanlıştan dönecek tedbirleri konuşmalı ve gerekenleri yapmalıdır. Ne yapmalıdır? Derhâl elektrikte ve doğal gaz gibi tek seçenek olan ürünlerde kooperatif kurmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Başkan.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu ancak, daha toplumsal, herkesin katılacağı oluşumlarla yürütülebilir. Yani, yine devletin içinde bulunacağı, kamunun menfaatinin korunacağı, kamunun da yurttaşların menfaatini koruyacağı birtakım oluşumları yapmak durumundayız. Bu şekilde, doğal gazda ve elektrikte, sadece Ankara’da değil, tüm Türkiye’de büyük bir erozyona doğru gidiyoruz.

Bunları hatırlatmak bizim görevimizdir ama Ankaralıların, başkentin içinde bu sorunları yaşayan Ankaralıların, Atatürk’ün kurduğu modern cumhuriyetin başkenti Ankara’da yurttaşlarımızın bu sorunlarının aşılacağına dair en ufak bir iyileşmeyi de maalesef göremiyoruz. Diliyor ve umuyorum ki, tüm Ankaralı hemşehrilerimizin olduğu gibi tüm Türkiye’deki yurttaşlarımızın da elektrikte, doğal gazda yaşadığı bu sıkıntıları bertaraf edecek çözüm yollarının iktidarın da muhalefetin de hep beraber tartışarak bir sonuca götürmesiyle bulunacağı inancımı koruyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan.

Şimdi, sisteme giren milletvekillerine yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Barut…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, sağlık emekçilerinin taleplerinin duyulmadığına, halka nitelikli sağlık hizmeti verilmesi için acilen yeterli sayıda atama yapılması ve asistan hekimlerin çalışma süresinin yeniden düzenlenmesi için Sağlık Bakanlığını göreve çağırdıklarına ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, ülkemizde salgınla mücadelenin yükünü omuzlayan kahraman sağlık emekçilerinin özlük hakları ve çalışma koşulları iyileştirilmediği gibi, maalesef sesleri ve talepleri de duyulmuyor. Doktorundan hemşiresine, hasta bakıcısından sağlık memuruna sağlıkta çalışan bu emekçilerimizin izin, nakil ve tayin gibi taleplerine kulak verilmiyor. Ağır çalışma koşulları nedeniyle bazen yemek molaları dahi bulunmayan sağlık emekçilerinin sesine kulak verilmelidir. Ayrıca, asistan hekimlerimiz köle gibi otuz altı saat çalıştırılıyor; gerektiğinde uzman hekim gibi her alanda görevlendirilen, gerektiğinde hasta bakıcı gibi çalışan asistan hekimlerimizin bu hâlini görün. Onlara yapılan haksızlık, hasta ve hekim sağlığını da riske attığı gibi, ayrıca yasal da değildir.

Bakanlığı göreve çağırıyoruz, halka nitelikli sağlık hizmeti verilmesi için acilen yeterli sayıda atama yapılsın, asistan hekimlerin çalışma süresi sekiz saati geçmesin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

2.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Kıbrıs’ın Türk yurdu olmasını hazmedemeyen Yunanistan Başbakanının stratejik hedeflerinin Ada’daki Türk işgalini sona erdirmek olduğunu ifade ederek Türk askerine işgalci iftirası attığına, bu açıklamayı şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kıbrıs, dün olduğu gibi bugün de Türk’ün yurdudur. Aziz milletimiz bu uğurda nice bedeller ödemiş, Kıbrıs’ın Türklüğü uğruna gaziler ve şehitler vermiştir.

Adada Türk milletinin varlığına tahammül edemeyen, Kıbrıs’ın Türk yurdu olmasını hazmedemeyen, bağımsız bir Türk devletinin olmasını kabullenemeyen Yunanistan Başbakanı, stratejik hedeflerinin adadaki Türk işgalini sona erdirmek olduğunu ifade ederek Türk askerine işgalci iftirasını atmıştır.

Türk askeri mazlumun ve masumun yanındadır. Türk askeri adada, sulh ve sükûnun yanında, can ve mal emniyetini de sağlamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle “Türk ordusu, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş ifadesidir.” Türk askeri, Türk varlığının yegâne teminatı “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak.” iradesinin mihmandarıdır. Bu küstah ve hadsiz açıklamayı şiddetle ve nefretle kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kasap...

3.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya ili Emet ilçesi ve Hisarcık ilçesi Karbasan, Şeyhler, Dereköy, Örenköy, Kayaköy, Yeşilçay, Aşağıyoncaağaç, Yukarıyoncaağaç, Hamamköy, Şeyhçakır köylerini Gediz’e bağlayan yolun bir an önce yapılması ve bor madeninin taşınmasından kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile il özel idaresini uyardığına ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Seçim bölgem Kütahya Emet ve Hisarcık’taki Karbasan, Şeyhler, Dereköy, Örenköy, Kayaköy, Yeşilçay, Aşağıyoncaağaç, Yukarıyoncaağaç, Hamamköy, Şeyhçakır köylerini Gediz’e bağlayan “ölüm yolu” bir an önce yapılmalıdır. Her gün yüzlerce ton bor madeni taşınan, 2 kamyonun yan yana zor geçtiği Emet-Hisarcık-Gediz yolu hizmet bekliyor. Aynı şekilde, tarla yolundan daha kötü olan Dereköy, Yeşilçay ve merkez Şeyhler köylerini Karbasan’a bağlayan grup yolu da bir an önce yapılmalıdır. 6 kilometrelik yol 2021 yılında neden yapılamaz? Buradan Ulaştırma Bakanlığını ve İl Özel İdaresini uyarıyorum: Borun cefasını çekiyoruz. Yüzde 80 iktidar partisini destekleyen ilçeleri kaybedecek durumdasınız; ili de kaybedeceksiniz, Türkiye’yi de kaybedeceksiniz. Bu mağduriyeti giderin. Bu yol yapılana kadar sürekli gündemde tutacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer...

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, çiftçinin 1 liraya mal ettiği patatesi tüccarın 60 kuruşa almadığına, TMO ve Tarım Kredi Kooperatifleri eliyle alınmazsa ürünün çürüyeceğine, iktidarın bir an önce çiftçinin ve esnafın sorunlarına çözüm üretmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hafta sonu Niğde’nin ilçelerini ve köylerini gezdim; esnafımız perişan, çiftçimiz perişan. Niğde’de 1 liraya mal olan patates, 60 kuruşa tüccar almadığı için ekim ayında depolanmıştı, şu anda da depolarda duran patatesin filizlenme süreci geldi; onun için çiftçi büyük bir mağduriyet yaşıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Tarım Kredi Kooperatifi eliyle bu ürün alınmazsa kısa süre sonra çürüyecek, çiftçilerin bu anlamda büyük sıkıntıları var. Ayrıca, Ziraat Bankasına, Tarım Kredi Kooperatifine olan borçları yapılandırılmadı. Bu borçların 5 hasat dönemine bölünmesi gerekiyor ve faizler mutlaka silinmeli. Çiftçinin, esnafın sorunlarına kulağını tıkamış bir iktidar var, halk bu konuda büyük bir mağduriyet yaşıyor. İktidar bir an önce çiftçinin, esnafın sorunlarına çözüm üretmelidir. Mağduriyetler artmıştır, geçim sıkıntısı en üst noktaya erişmiş, her kesimin dertleri katlanmıştır diyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan...

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkenin G20 ülkeleri arasında 2020 yılını pozitif büyümeyle kapatacağı anlaşılan 2 ülkeden biri olduğuna, ülkenin dört bir yanında tamamlanan ve milletin hizmetine sunulan yatırımların gerçekleştirilmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, emeği geçenlere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye küresel düzeyde yürütülen megaprojelerin yarısından fazlasını tek başına gerçekleştiren bir ülkedir. Salgın krizi gelişmiş ülkeleri bile sarsarken Türkiye’nin bu süreçten en az kayıpla çıkmasının hatta hedef büyütmesinin gerisinde güçlü bir altyapı vardır. Öyle ki G20 ülkeleri arasında 2020’yi pozitif büyümeyle kapatabileceği anlaşılan 2 ülkeden 1’i Türkiye’dir. Altyapımızın gücünden aldığımız cesaretle her alanda sürekli hedef yükseltiyor, kapasitemizi artırıyor, yeni üretim alanlarını özellikle genişletiyoruz. Ülkemizin dört bir yanında tamamlanan ve milletimizin hizmetine sunulan yatırımlarımızın gerçekleştirilmesinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekinci...

6.- Sivas Milletvekili Semiha Ekinci’nin, Diyarbakır annelerinin Meclisten ve milletvekillerinden evlatlarının bir an önce kendilerine teslim edilmesini talep ettiklerine ve Diyarbakır ilinde HDP il binası önünde beklediklerine ilişkin açıklaması

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkan.

Hacire ananın başlattığı evlat nöbetinin 521’inci gününde, 3 Şubat tarihinde AK PARTİ Genel Merkezi Kadın Kolları Başkanımız Ankara Milletvekilimiz Sayın Lütfiye Selva Çam ve Diyarbakır Milletvekilimiz Oya Eronat’la birlikte Diyarbakır Annelerini ziyaret ettik. Diyarbakır Annelerimizin Meclisimizden ve milletvekillerimizden talepleri var, diyorlar ki: “Bize evlatlarımızı bir an önce teslim etsinler. En kıymetlilerimizi kaybettiğimiz yerde, HDP’nin önünde bekliyoruz.”

Bir de İstanbul Milletvekilinin yapmış olduğu zafer işaretinden özellikle oradaki ailelerimiz çok alınmış, onların bir mesajı var, aynen onu aktarıyorum: “Zafer Diyarbakır Annelerinin, zafer Şırnak Annelerinin, zafer Türkiye Cumhuriyeti’nin olacaktır." dediler.

Tüm Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 9 Şubatın Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak ilan edildiğine, sigaranın başta kanser olmak üzere 50 farklı hastalığın sebebi ve tetikleyicisi olduğuna, ülkenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sigarayla mücadelede elde ettiği başarılarıyla dünyada örnek bir ülke konumunda olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok kötü bir alışkanlık olan sigaranın bırakılmasını teşvik etmek amacıyla 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak ilan edilmiştir. Her yıl milyonlarca insanın hastalanmasına ve ölümüne yol açan bir bağımlılık olan sigara, dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bilimsel araştırmalar sigaranın, başta kanser olmak üzere 50 farklı hastalığın sebebi ve tetikleyicisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Her yıl dünyada 8 milyon, Türkiye’de ise 121 bin kişi sigara kullanımına bağlı olarak hayatını kaybetmektedir. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sigarayla mücadele konusunda 2002 yılından bu yana elde ettiği başarılarıyla dünyada örnek bir ülke konumundadır. Tüm vatandaşlarımıza öldürücü bir madde olan sigaradan uzak durmalarını tavsiye ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer...

8.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ili Yüreğir ilçesi Doğankent Bahçelievler Mahallesi’nde DSİ’ye ait E-4 Sulama Kanalı’nın çöplük durumuna geldiğine, başta çocuklar olmak üzere bölgede yaşayanların sağlığını olumsuz yönde etkilediğine, DSİ Bölge Müdürlüğünün her türlü müracaata rağmen bir türlü önlem almadığına, kanalın acilen ıslah edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana Yüreğir Doğankent Bahçelievler Mahallesi’nde Devlet Su İşlerine ait E-4 sulama kanalının hâli ne yazık ki bu fotoğrafta görüldüğü gibidir. Yeterli önlem alınmadığı için su kanalı çöplük durumuna gelmiştir. Su kanalının olduğu güzergâhta 1’i ortaöğretim olmak üzere yaklaşık 1.500 öğrencili 2 tane okul bulunmaktadır. Bu durum, başta çocuklar olmak üzere, bölgede yaşayan vatandaşlarımızın sağlığını olumsuz yönde etkilemekte, hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.

Adana Büyükşehir Belediyesinin defalarca temizlemesine rağmen, kanal, kısa zamanda tekrar aynı görüntüyü almaktadır. Devlet Su İşleri Bölge Müdürünün, her türlü müracaata rağmen gelip bir türlü önlem almaması, su kanalını temizlememesi… Ve bir daha aynı görüntülerin yaşanmasını engellemek için ıslah etmesi gerekmektedir. Buradan yetkilileri bir an önce göreve çağırıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

9.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, yeni sistemde kararların tek kişi tarafından alınmasının ülkeye, vatandaşa, üniversitelere maliyetinin her geçen gün ağırlaştığına, ne Boğaziçi Üniversitesinin ne YÖK’ün ne Milli Eğitim Bakanlığının görüşü alınmadan yeni fakülteler kurulmasının akademik bir felaket olduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Yeni yönetim sisteminde kararların tek kişi tarafından alınmasının ülkemize, vatandaşımıza, üniversitelerimize maliyeti her geçen gün ağırlaşıyor. Her gün bir gece yarısı Cumhurbaşkanı kararıyla, liyakatsiz atamalarla, alınan başarısız kararlarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu yönetim sistemi şeffaf, katılımcı olmaktan uzaktır. Kurumsal yapılar, kurumsal süreçler yok sayılmaktadır. Bir gece yarısı yayımlanan partili Cumhurbaşkanı kararnamesiyle kriter ve nitelikten uzak, siyasi saikle üniversitelere dışarıdan rektör atamaları yapılıyor; yine ne Boğaziçi Üniversitesinin ne YÖK’ün ne Millî Eğitim Bakanlığının talebi olmadan, görüşü alınmadan yeni fakülteler kuruluyor. Geleceğe dönük bir planlama yapılmadan, üniversite mezunu gençlerimize iş, istihdam yaratmak temel sorunumuzken yeni fakültelerin açılması ülkemizin ihtiyacı değildir. Atanan rektörün koltuğunu koruması için fakülte açılması akademik bir felakettir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arık…

10.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, odyometri teknikerlerinin görev tanımlarında yer alan işitme testlerini yapma yetkisinin sertifikayla başka meslek gruplarına verilmemesi, Sosyal Güvenlik Kurumunda cihaz ve implant ödemeleri ile işitme taramalarında odyometri teknikerlerine görev verilmesini istediklerine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her yıl 2.700 kişi odyometri teknikerliğinden mezun oluyor. Peki, devlet ne kadar alım yapıyor biliyor musunuz? İki yılda sadece 222 kişi. Gelin, bu gençlerin feryadını duyun, odyometri teknikerlerinin atamalarını artırın, görev tanımlarında yer alan işitme testlerini yapma yetkisini, sertifikayla başka meslek gruplarının yapmasına izin vermeyin. Sosyal Güvenlik Kurumunda cihaz ve implant ödemelerinde odyometri teknikerlerine görev verin, yeni doğan işitme-tarama programlarında odyometri teknikerlerine görev verin. Okul çağı çocuklarında işitme-tarama programlarında odyometri teknikerleri görev alsın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

11.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 52’nci yıl dönümünü kutladığına ve kurucusu Alparslan Türkeş’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

1969 Adana kongresiyle “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi” iken “Milliyetçi Hareket Partisini” adını alan partimizin kuruluşunun 52’nci yıl dönümünü kutluyorum.

Milyonlarca ülkücü Türk genci yetiştiren ve Türk gençliğine “Hepiniz birer Türk Bayrağı’sınız; bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin.” diyen “Ben sizleri Türklük gurur ve şuuruna, İslam ahlak ve faziletine, adalette yarışa, yoksullukta savaşa; kısacası hak yolu, hakikat yolu Allah yoluna çağırıyorum.” diyen Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’i rahmetle, minnetle anıyorum. Milliyetçi Hareket Partisi “Önce ülkem, sonra milletim, sonra partim ve ben.” diyen liderimiz, Türkmen Beyi’miz Devlet Bahçeli’nin önderliğinde Türk milleti var oldukça kıyamete kadar ayakta olacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi teslim alınmadan bu vatanı bölemezsiniz, bu devleti yıkamazsınız, bu milleti karanlığa çekemezsiniz.

Şanla, şerefle nice yıllara diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, İstiklal Madalyalı Maraş iline 7 Şubat 1973 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla “Kahraman” unvanının verildiğine, tüm kahramanları rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İstiklal Madalyalı Maraş’ımıza, 7 Şubat 1973 tarihinde de Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla “kahramanlık” unvanı verilmiştir. Çünkü şehrin işgal altında olmasını kabul etmeyen Maraş halkı, bütün fertleriyle düşmana karşı tek yürek olup topyekûn bir mücadele vermiştir.

Bulmuş isek hangi şeyi, gayretimizin ekmeği. Azdır böyle dünyada bil, İstiklal Madalyalı il. Kendini kurtaran şehir, kahramandır çekmez kahir. Şu söz hep söylene gelir: Kahraman ayakta ölür, bu yüzden de namı kalır, tarihlere şanı kalır.

Tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

13.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırmaya göre öğrencilerin yüzde 24’ünün derslere katılamadığına, yüzde 50’sinin ise eğitim imkânlarından yararlanamadığına, durum böyleyken Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “Süreci birçok ülkeden daha iyi yönettik.” diyerek âdeta dalga geçtiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırma, eğitimin ne kadar acı durumda olduğu göstermiş. Bu tabloya göre öğrencilerin yüzde 24’ü derslere katılamıyor, 3 milyon 645 bin çocuk uzaktan eğitimle ilgili derslere giremiyor, öğrencilerin yüzde 50’si ise eğitim imkânlarından yararlanamıyor yani yarısı eğitim alamıyor demektir. Sadece devlet okullarında 1 milyon 78 bin öğrencinin interneti, 227 bininin de televizyonu yok. Durum bu kadar feciyken “Şu mektepler olmasa maarifi ne kadar güzel idare ederdim.” diyen dönemin Millî Eğitim Bakanı gibi Ziya Selçuk da “Süreci birçok ülkeden daha iyi yönettik.” diyerek âdeta akıllarımızla dalga geçiyor. Hani eşitlik yaratacaktınız? Hani tüm öğrenciler bütün imkânlardan aynı oranda yararlanacaktı? Bununla ilgili bir çözüm üretecek mi Sayın Bakan? Buradan da ilgililere arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erbay…

14.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Muğla ili Köyceğiz, Ortaca, Dalaman ilçeleri ile Muğla ve Denizli ilinin bir kısmının su kaynağı olan Sandras Dağı’nda 12 tane maden arama ve işletme ruhsatı verildiğine, su kaynaklarının kurutulmasına müsaade etmelerinin mümkün olmadığına, Sandras Dağı’nın acilen koruma bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Muğla’mızın cennet köşelerinden Köyceğiz, Ortaca, Dalaman ilçeleri ile Muğla ve Denizli illerimizin bir kısmının su kaynağı olan Sandras Dağı’nda 12 tane arama ve işletme maden ruhsatı verilmiş.

Sandras Dağı, bölgenin temiz su deposudur. Otmanlar, Karaçam, Sazak, Çayhisar, Akköprü, Beyobası, Pınar, Kavakarası, Köyceğiz, Zeytinalanı, Yangı, Ağla, Çalca Mahalleleri doğrudan bu kaynaktan sularını almaktadır.

Şimdi de Köyceğiz ilçesi Ağla Mahallesi Gökçeova Göleti üzerinde çalışma yapmakta olan bir maden şirketi bu sahayı 1.902 hektar daha genişletmek istemektedir. Bu genişleme için toplamda 33 bin ağaç kesilecek, 11 ton patlayıcı kullanılacaktır. Bu çalışma, doğal yapıya ve ekosisteme büyük zarar verecektir.

Tabii ki maden çıkarılacak ve işlenecektir ama bölgeyi yok edecek bu aşırı çalışmalar kabul edilemez. Yüzyıllardır atalarımızın tarlalarını suladığı suların kaynağının kurutulmasına müsaade etmemiz mümkün değildir. Sandras Dağı acilen koruma bölgesi ilan edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

15.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, çiftçinin ve ulaştırma sektörünün ana gideri olan mazotun fiyatının dolar yüzde 20 değer kaybetmesine rağmen neden hâlâ indirilmediğini altını çizerek sorduğuna, gıda fiyatlarındaki artışı engellemek adına Hükûmet ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin önlem almaya çalıştığına ancak çiftçinin ana gideri olan gübrenin yüzde 84 zamlandığına, iktidarı yerli gübre üretiminde yeni firmaların oluşturulması adına göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Başkanım, Ekonomi Bakanına ve Ulaştırma Bakanına sesleniyorum:

Dolar 8,50 TL iken mazot 6,60 TL idi. Peki, bugün dolar 7 TL oldu ama mazot hâlâ yine 6,60 TL. Peki, çiftçinin ve ulaştırma sektörünün ana gideri olan mazotun, dolar yüzde 20 değer kaybetmesine rağmen, neden hâlâ litre fiyatını indirmiyorsunuz?

Buradan özellikle Sayın Ekonomi Bakanı ve Ulaştırma Bakanına bunun altını çizerek belirtiyorum.

Diğer bir sorun ise gıda fiyatlarındaki artışı engellemek adına Hükûmet ve Tarım Bakanı çeşitli önlemler almaya çalışıyorlar. Ancak göremedikleri şu var: Çiftçinin ana gideri olan gübre yüzde 84 zamlandı. Eğer yerli gübre üreticisi sadece tek firma olursa daha daha fazlalaşır diyorum ve de yeni firmaların oluşturulması adına yetkilileri göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

16.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, İstanbul ili Avcılar ilçesinde SML Etiket fabrikasında 22 işçinin sendikalı oldukları için işten çıkarıldığına, Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası üyesi işçilerin 3 Şubatta fabrika önünde direnişe başladığına, işten atılan işçilerin geri alınması, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

İstanbul Avcılar SML Etiket fabrikasında 22 işçi sendikalı oldukları için işten çıkarıldı. Fabrika yönetimi “Devlete ödeyeceğimiz cezayı size verelim.” diyerek rüşvet teklif ediyor, kabul etmeyen işçiler de kod 29’la tehdit ediliyor. Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası üyesi işçiler 3 Şubatta fabrika önünde direnişe başladılar. En temel haklarını kullandıkları için işçileri işten atanlar, şirketler koalisyonu sarayın emek düşmanı politikalarından cesaret alıyorlar. Sendikalı olmak sermayeye karşı haktır, güvencedir. Atılan işçiler geri alınmalı, örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

17.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, hayvansal yem fiyatlarının artmaya devam ettiğine, artan yem ve girdi maliyetleri nedeniyle ülkede besicilik ve sütçülük faaliyetinin sürdürülemez hâle geldiğine, son on yedi yılda 9 milyar dolarlık hayvan ve hayvansal ürün ithal eden Tarım ve Orman Bakanlığını yerli üreticiye sahip çıkmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Üç, dört ay öncesine göre dövizde düşüş yaşanırken hayvansal yem fiyatları düşmek yerine artmaya devam ediyor. Son bir yıllık dönemde yem ham maddelerindeki fiyat artışı yüzde 60 olmuştur, bu da karma yem fiyatlarına yüzde 46 olarak yansımıştır. Artan yem ve girdi maliyetleri nedeniyle Türkiye’de besicilik ve sütçülük faaliyeti sürdürülemez hâle gelmiştir. Yem ve girdi maliyetleri artarken aynı oranda artmayan çiğ süt ve et fiyatları nedeniyle üreticiler süt veren ineğini kesime göndermiş, kestirdiği kasaplık hayvanının yerine de yeni besi hayvanı koymamıştır. Bu durum üretimin düşmesi, dolayısıyla hayvansal gıda krizi ve enflasyon demektir.

Son on yedi yılda 9 milyar dolarlık hayvan ve hayvansal ürün ithal eden Tarım Bakanlığını yerli üreticiye sahip çıkmaya ve yerli ve millî üretici karşısında göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

18.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisi yarım asırdır Türk milletine verdiği söz uğrunda mücadele etmektedir. Milliyetçi Hareket Partisinin duruşu net, siyaseti berrak, yaptıkları açık, söyledikleri doğru ve hedefleri kutludur. Milliyetçi Hareket Partisi 8-9 Şubat 1969’dan beri Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milletinin bölünmez bütünlüğünün yanında olmuş, millî ruhun ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, demokratik tepkilerin medeni ve uygar toplum olmanın ölçütü olduğuna, nefret dilinin ve ayrıştırıcı dilin kullanılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AK PARTİ’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Melih Bulu’yu atamasının ardından öğrenciler ve akademisyenler, demokratik tepkiler gösterdikleri için terörist ilan edilmektedir. Demokratik tepkiler medeni ve uygar toplum olmanın ölçütüdür. Muhaliflere ve kendisi gibi düşünmeyenlere, demokratik tepki gösterenlere Hitler de Naziler de “terörist” diyorlardı. Onun için o dönemde beyin göçü yaşandı. Lütfen nefret dilini ve ayrıştırıcı dili kullanmayalım, sevgi dilini kullanalım.

Dün de bugün de demokratik tepki gösterenlere “terörist” diyen zihniyetlerin değişmediğini üzülerek görüyoruz; bu zihniyetin değişmesi için, 83 milyon insanımızın huzuru için, adalet için, ülkemizin kalkınması için, özgürlükler için, demokrasi için, kayırmacılığa son vermek için, hukuk devleti için Cumhuriyet Halk Partisine destek veriniz.

Boğaziçi’nden terörist çıkmaz, öğrencilerin yanındayız.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

20.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas ili Gemerek ilçesinde bulunan 10’dan fazla köy ile Gemerek-Pınarbaşı bağlantısını sağlayan ve sürücüler için tehlike oluşturan Kartalkaya grup yolunun İl Özel İdaresi Yol Programı’ndan çıkarılarak Karayolları yol güzergâhına eklenmesi için yetkililere çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sivas Gemerek ilçemizde bulunan 10’dan fazla köy ve Gemerek-Pınarbaşı bağlantısını sağlayan, yapımı bir süre önce tamamlanan Kartalkaya grup yolu sürücüler için tehlike arz etmektedir. 6 kilometrelik mesafe görüldüğü gibi birçok keskin -40- viraj barındırmakta, özellikle traktörlerin ve tırların yük taşıdığı bölgede vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği hiçe sayılmaktadır. Bu yola harcanan para millî servettir. Ne yazık ki millî servetimiz yine çarçur edilmiştir. Her fırsatta “Yol yaptık, yatırım yaptık.” diyen Cumhur İttifakı’nın 337 milletvekilini ve bu ucube projeye imza atan İl Özel İdare görevlilerini, ağır kış şartlarında seyir güvenliğini ikinci plana atan bu güzergâhı gelip yerinde incelemeye davet ediyor; ayrıca bu yolun İl Özel İdare Yol Programı’ndan çıkarılarak Karayolları yol güzergâhına eklenmesi için yetkililere çağrıda bulunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Açalan…

21.- Şanlıurfa Milletvekili Zemzem Gülender Açalan’ın, 9 Şubatın Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1987 yılından bu yana Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak anıldığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı “Hayat Sigarasız Güzel.” çağrısını benimseyip sigara bağımlısı olan bireyleri bir kez daha uyarmak gerektiğini düşündüğüne ilişkin açıklaması

ZEMZEM GÜLENDER AÇALAN (Şanlıurfa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dünya üzerinde yaşayan insanların sağlığını tehdit eden en önemli etkenlerden biri sigara ve tütün ürünleri kullanımıdır. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan sigara ve tütünle mücadele kapsamında Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1987 yılından bu yana 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak anılmaktadır.

Sigara, Covid-19’la mücadele ettiğimiz şu günlerde virüse yakalanma riskinin 14 kez artmasına ve hastalığa yakalanan hastalarımızın da süreci ağır bir şekilde geçirmelerine sebep olmaktadır. “Corona Sigarayı Sever” sloganını dikkate alarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çok önemsediği ve başlattığı “Hayat Sigarasız Güzel” çağrısını benimseyip sigara bağımlısı olan bireylerimizi bırakmaları konusunda bir kez daha uyarmamız gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

22.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın “Hareketliliği artıracak bir araya gelmelerden uzak duralım.” demesine rağmen iktidar partisinin üst üste kongrelerini yaptığına ilişkin açıklaması

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İçişleri Bakanlığı salgın gerekçesiyle baro genel kurullarını ertelemişti. Bu, bir hukuk ayıbı; hatta, son dönemde hukuk devletine kasteden, baroları bölen, kendi yaptığınız yasaya aykırı davranarak yapılan bir hukuk ayıbı. Bu konuyu sorgulayan 76 baro başkanına “Bir pandemi gerçeği var.” denilmişti. Bu arada, esnafın dükkânı kapatıldı, STK’ler toplantı yapamaz hâle geldi, okullar yüz yüze eğitim yapamıyorlar. “Hareketliliği artıracak bir araya gelmelerden uzak duralım.” diyen Sağlık Bakanına rağmen, her nedense iktidar partisi üst üste kendi kongrelerini yapıyor ve büyük bir ihtimalle kurultayını da yapacak.

Şimdi, buradan soruyorum: Belli ki demokratik hazımsızlığınız söz konusu. STK’leri istemiyorsunuz, baro genel kurullarını da ite kaka kuracağınız ikinci baroları hayata geçirmek için ertelediniz. Bu ayıba ne zaman son vereceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın İlhan…

23.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, kamu alacaklarının yeniden yapılandırıldığı torba yasada Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili bir düzenleme olmayan çiftçinin artık iflas gerçeğiyle karşı karşıya kaldığına, Hükûmetin bunu görmezden gelemeyeceğine, çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatiflerine ve devlet bankalarına olan borçlarının faizsiz olarak uzun vadeli yapılandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yaklaşık 500 milyar liralık kamu alacağının yeniden yapılandırılmasını öngören torba yasada ne yazık ki çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili bir düzenleme yer almadı. Hükûmet ustaca bir oyalama taktiği kullanarak sadece Tarım ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğünün kooperatiflere kullandırdığı kredilerle ilgili bir yapılandırmaya gitti. Bakınız, buradan çiftçimizin içinde bulunduğu darboğazı uzun uzadıya açıklamaya gerek yok. Zira, artık çiftçimiz entübe olmuş ve iflas gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. Hükûmet bunu görmezden gelemez, hele ki Covid sebebiyle gıda tedariki açısından büyük riskler önümüzde dururken. Bu sebeple, bir an önce, yüzde 22’ye varan yüksek faizlerle borçlandırılmış çiftçilerimizin Tarım Kredi Kooperatiflerine ve devlet bankalarına olan borçlarının faizlerinin silinerek faizsiz olarak uzun vadeli yapılandırılması gerekmektedir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

24.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 8 Şubat Gaziantep iline “Gazi” unvanı verilişinin 100’üncü yıl dönümünü kutladığına, Antep savunmasında can veren 12 bine yakın şehide ve ebediyete irtihal eden gazilere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün 8 Şubat Gaziantep’e “gazi” unvanının verilişinin 100’üncü yıl dönümüydü, kutlu olsun.

Tüm imkânsızlıklar içinde yüreklerinde vatan sevgisiyle kadını, erkeği, yaşlısı ve genciyle her kesimin üstün gayretleriyle “Vurun Antepliler namus günüdür.” diyerek Fransızlara karşı tek yumruk, tek yürek hâlinde verilen şanlı mücadele on ay dokuz gün sürmüş; sonuçta, Antep Fransızlara değil açlığa teslim olmuştur. Fevzi Çakmak’ın Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen kanun teklifinin 8 Şubat 1921’de Resmî Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girmesiyle Antep’in düşmanlarını bile hayran bırakan mücadelesi “gazi” unvanıyla taçlandırılmıştır.

İnanılmazın başarıldığı Antep savunmasında kayıtlı ve kayıtsız 12 bine yakın şehidimize ve ebediyete irtihal eden gazilerimize Allahtan rahmet diliyorum, ruhları şad, mekânları cennet olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

25.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, muhtarların pek çok problemle karşı karşıya olduğuna, yalnızca evrak düzenleyicisi değil halkın temsilcisi olarak haklarına kavuşmaları ve muhtarlık kanununun bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Muhtarlarımız maalesef pek çok problemle karşı karşıyadır. CHP olarak çözüm yollarımız açıktır: Muhtarlık evleri kurularak kalıcı bir çalışma ortamı sağlanmalı, vatandaşlarımızın muhtarlarla iletişimi kolaylaştırılmalıdır. Belediyelerin birliği olduğu gibi muhtarlar birliği de kurulmalıdır. Muhtarların belediye meclis toplantısına katılımı sağlanmalı ve muhtarlar mahalleleriyle ilgili alınacak kararlarda söz sahibi olmalıdır. Muhtarlarında bir bütçesi olmalı, belediyelere ödenen emlak vergisinin yüzde 1’i muhtarlıklara bütçe olarak ayrılmalıdır. Muhtara, bir kamu görevlisi yardımcı personel olarak tahsis edilerek muhtarlık kurumsallaştırılmalıdır. Muhtarların elektrik, su, ulaşım, haberleşme giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır. Muhtarlık seçimlerinde muhtarlar için birleşik oy pusulası kullanılarak daha demokratik bir seçim koşulu sağlanmalıdır. Muhtarların yalnızca evrak düzenleyicisi değil halkın temsilcisi olarak haklarına kavuşması gerekir. Bu kapsamda muhtarlık kanununun bir an önce çıkarılması gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Türkkan.

26.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutladıklarına, hayatını kaybeden CHP Kartepe Belediye Meclisi üyesi Tugay Adak’a Allah’tan rahmet dilediğine, ülkenin en önemli probleminin işsizlik olduğuna, her gün sosyal medyada çocukların, gazetecilerin gözaltına alınma haberlerinin okunduğuna, sosyal medyanın devamlı bu haberlerle dolu olmasının bir ülke için sağlıklı bir ortam olmadığını gösterdiğine, ülkede artık pahalılık değil, yokluk ve fukaralığın konuşulacağı günlere gelindiğine, tüm ülkede olduğu gibi Siirt ilinde de en büyük sorunun işsizlik olduğuna, Siirtli esnafın bugüne kadar açıklanan destek paketlerini yeterli bulmadığına ve Hükûmetten acil olarak ciddi kararlar beklediğine, temeli 2003 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atılan duble yolun neden hâlâ bitirilemediğini öğrenmek istediğine, geçen yıl açılışı yapılan Siirt ili Pervari ilçesinde Botan Çayı üzerindeki Beğendik Köprüsünün etrafındaki yolların ne zaman tamamlanacağını sorduklarına, Siirtlilerin bu soruların cevabını beklediğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 9 Şubat, Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz.

Bugün üzücü bir haber aldık; Cumhuriyet Halk Partisi Kartepe Belediye Meclis Üyesi 28 yaşındaki Tugay Adak kardeşimiz ne yazık ki intihar ederek yaşamına son vermiş. Kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine, sevenlerine, Cumhuriyet Halk Partisine ve Kartepe’deki vatandaşlarımıza başsağlığı diliyorum.

Tugay, benim de tanıdığım, çok genç, babası uzun yıllar cezaevinde, annesine, kardeşine bakmak zorunda olan ama uzun bir süredir, yaklaşık bir buçuk yıldır da işsiz olan bir kardeşimiz. Maalesef, bazı sağlık problemlerini de -bir gözü de görmüyordu- kendisine çok büyük bir sorun ediyordu genç bir adam olması hasebiyle. Hepsi de üst üste gelince bu genç adam yaşamına son vermiş. Rabb’im rahmetiyle muamele eylesin inşallah.

İşsizlik nedeniyle yaşamına son veren insanlarımızın sayısı arttıkça ciddi anlamda üzüntü duyuyoruz. Bu konunun memleketin esas gündemi olması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'nin en önemli ve birinci problemi, işsizlik. Suni gündemler yaratarak bu gerçek gündemi karartmaya çalışmak bu vatandaşlara yapılan en büyük haksızlık olur.

Evet, dün akşam, gece yarısı insanların mesajlarını okuyorum sosyal medyada; işte “1. Sulh Ceza Mahkemesinden 4 öğrenci tutuksuz serbest.” yok “Şu sulh mahkemesinden 6 öğrenci tutuksuz...” Genç bir gazeteci “Kapımda polis var, gözaltına alınıyorum, kimseye haber veremiyorum, buraya yazdım.” diyor, sabaha karşı “Ah, nihayet ben de serbest kaldım.” diyor. Bakın, her gün sosyal medyada çocukların, gazetecilerin gözaltı haberlerini okuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Nasıl bir iklim yarattıysanız insanlar çocuklarını, arkadaşlarını, meslektaşlarını polis merkezlerinin önünde, mahkemelerin önünde bekleyip serbest kalanlar için çığlık çığlığa bağırıyorlar, mutluluk feryatları atıyorlar; bu, hoş bir manzara değil arkadaşlar. Yani siz, bunun ne kadar farkındasınız bilmiyorum ama bu kadar gözaltı haberi, “bu kadar tutuklu, bu kadar serbest kalmış” diye sosyal medyanın devamlı üst üste bunlarla dolu olması bir ülke için sağlıklı bir ortam olmadığını gösterir. Ülkede biraz daha demokrasiye, biraz daha insan haklarına, biraz daha hoşgörüye ihtiyacımız var. Bu kadar baskıcı, totaliter bir rejimden medet ummak bir siyasetçiye bir şey getirmez, fayda da getirmez, aksine zarar verir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye’de meyveden sebzeye, bakliyattan ete kadar bütün fiyatlarda artış hızla devam ediyor. Hatta gazetelerin manşetlerinde bu artıştan etkilenmemek için nasıl davranılması gerektiğine dair sürmanşet haberler çıkıyor, mesela diyor ki: “Çocuklarınızı yanınıza almayın.” Niye? “E, çocuk bu özenir, bir şey görür; alamayacaksınız nasıl olsa, siz çocuklarınızı markete götürmeyin.” “Büyük araba almayın.” Niye? “E, büyük araba alırsanız çok şey almak zorunda kalırsınız; size azı yeter, siz çoğa layık değilsiniz.” “Aman, size bir şey tattırırlarsa tatmayın ha! Tadı dilinizde kalır, almak istersiniz. Biz, size öyle bir para vermiyoruz dolayısıyla, bir şey de tatmayın.” Yani birileri de çöpten besinlerden faydalanmanın yollarını öğreten belgesel yayınlıyor. Arkadaşlar, sevgili arkadaşlar, bunlar hoş manzaralar değil. Burada bir senedir bağırıyoruz bu ülkede artık pahalılık değil, yokluk ve fukaralığın konuşulacağı günlere geliyoruz diye. Nihayet o günlere geldik; bunu da kontrolünüzde olan televizyonlarda, gazetelerde kendiniz de ifşa ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Son olarak Siirt’ten söz etmek istiyorum. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Siirt’te de en büyük sorun işsizlik. Siirtli gençler işsizlik nedeniyle büyük sıkıntı içerisindeler. Niye? İktidar kanalları yok, Hükûmette iş bulamıyorlar, belediyede işe giremediklerini ifade ediyorlar. Esnaf var, esnaf da dükkânlarını kapatmış. Niye? “Pandemi var kardeşim; sen lokanta, pideci, kebapçı açamazsın.” Niye? “Bu virüs kebabı sever, bu virüs çorbayı sever, bu virüs pideyi sever ama bu virüs kongreleri sevmez.” Kongrelerde istediğiniz kadar toparlanabilirsiniz, bir araya gelebilirsiniz. “Aman ha, dükkânlara gitmeyin, kebapçıya gitmeyin, çorbacıya gitmeyin, pideciye gitmeyin.” Niye? “Virüs oralarda çok var.” Siirtli de bundan şikâyetçi, “Dükkânımızı kapattık.” diyor. Siirtli esnaf, bugüne kadar açıklanan destek paketlerinin yeterli olmadığını söylüyor ve Hükûmetten acil olarak ciddi kararlar bekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkanım, son defa rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir de Siirt-Batman arasındaki duble yolun temeli 2003 yılında Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atılmıştı ancak hâlâ bitirilemedi. Bu yol, ilk duble yol olarak açıklanmıştı. Peki, ne zaman bitirilecek, neden hâlâ bitirilmedi; bunların cevabı maalesef yok.

Siirt Pervari Botan köprüsünün açılışı geçen yıl yapılmıştı, bu köprünün 4 ili birbirine bağlayan bir köprü olacağı ifade edilmişti. Buraya kadar her şey iyi, güzel ama garip olan bir şey var, köprünün etrafındaki yollar hâlâ tamamlanmadı. Buradan soruyoruz: Bu yollar ne zaman tamamlanacak, Siirtlilere verilen söz ne zaman yerine getirilecek; bunların cevabını Siirtliler sizlerden bekliyor.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül.

Buyurunuz Sayın Bülbül.

27.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ın, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümüne, partilerinin kuruluş yıl dönümünü kutlayan milletvekillerine ve parti gruplarına teşekkür ettiğine, dün gece İstanbul ilinde meydana gelen fırtınada 3 vatandaşın yaralandığına, fırtınadan zarar gören vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini sunduğuna, dün akşam saatlerinde Kastamonu ili Abana ilçesinde çıkan yangından etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dediklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce milletvekili arkadaşlarımızın da ifade ettiği şekilde, Milliyetçi Hareket Partisinin bugün 52’nci kuruluş yıl dönümüdür. 8-9 Şubat 1969’da gerçekleştirilen büyük Adana kongresi sonrasında kurulan partimiz, Türk milliyetçiliği düşüncesini, fikriyatını siyasi aksiyon hâline getirmiş olan ve belli bir program dâhilinde siyasete taşımış olan bir siyasi partidir. “Önce ülkem ve milletim” anlayışıyla Türk milletinin ve Türk devletinin bekasını her türlü dünyevi menfaatin üzerinde gören ve bu anlayış doğrultusunda bu zamana kadar siyasetini gerçekleştirmiş olan Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci yılı kutlu olsun diyoruz. Bu vesileyle, başta kurucu Genel Başkanımız Başbuğ Alparslan Türkeş olmak üzere, ülkücü şehitlerimize ve ebediyete irtihal etmiş olan bütün dava arkadaşlarımıza şükran, rahmet ve minnet duygularımızı buradan bir defa daha dile getirmek istiyoruz.

Bu arada, yıl dönümümüzü kutlayan değerli milletvekillerimize, parti gruplarımıza da şimdiden teşekkür ediyoruz.

Sayın Başkan, dün gece saatlerinde İstanbul’da meydana gelen fırtınada 18 ilçede 193 çatı uçmuş, 13 ağaç devrilmiş, 191 araç hasar görmüş, 1 Halk Ekmek büfesi yıkılmış ve 3 vatandaşımız da yaralanmıştır. Meydana gelen fırtına nedeniyle tüm hemşehrilerimize, vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunuyor; yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bitiriyorum.

Yine, dün akşam saatlerinde Kastamonu Abana ilçesinde çıkan yangın, yerleşim yerlerine sıçramış ve 3 ev kullanılamaz hâle gelmiştir. Sabah saatlerinde kontrol altına alınan yangında şu ana kadar bir can kaybının olmaması bizim açımızdan sevindiricidir. Çıkan yangından etkilenen bütün vatandaşlarımıza ve Kastamonu Abana ilçemize tekrar geçmiş olsun, diyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurunuz Sayın Beştaş.

28.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanının attığı “tweet” ile Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini alenen tehdit ettiğine, Çorlu tren kazasında oğlunu kaybeden Mısra Öz’e sosyal medyadaki bir paylaşımı nedeniyle 8.800 lira ceza verildiğine, cezaevlerindeki işkencelere karşı 107 cezaevinde 2 binden fazla siyasi tutuklu tarafından başlatılan süreli, dönüşümlü açlık grevinin 75’inci gününde devam ettiğine, Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili mercileri yetmiş beş gündür devam eden bu grevi görmezden gelmeden açıklama yapmaya ve hukukun gereğini yerine getirmeye davet ettiklerine, 15 Mayıs 2020’de Siirt ilinde Kurtalan, Siirt merkez ve Baykan ilçe belediyelerine kayyum atandığına, Siirt Belediye Eş Başkanları ve diğer eş başkanlarının gözaltına, ardından da ev hapsine alındığına, “Herkes için adalet.” kampanyası başlattıklarına, İçişleri Bakan Yardımcısının “Bu kampanya talimatını nereden aldığınızı da yakında açıklayacağız.” dediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, yani ülke gündemi oldukça yoğun. Ben, ilkin Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanından başlamak istiyorum. Çünkü “tweet”i okuduğumda doğrusu inanmak istemedim; bir daha okudum, bir daha okudum ve ne yazık ki “tweet” doğruymuş ve kendisine aitmiş. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini alenen tehdit etmiş. Ne demiş biliyor musunuz? “Biz eylem falan yapmayız, biz gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz.” Kimin işini bitiriyor, nasıl bitiriyor; kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. Gerçekten bu vatandaş, bu zat Dekan mı, çete mi, mafya mı, silahlı bir gücü mü var? Bunu, biz, Türkiye adına soruyoruz: Hangi yetkiyle bu ülkenin çocuklarını tehdit ediyor? Ve “Biz, abdestimizi almaya gerek yok, her zaman abdestliyiz.” diyor. Ve hâlâ o Dekan, o koltukta oturuyor. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik bile değil bu; alenen, kitlesel olarak öğrencileri öldürmekle tehdit ediyor. Derhâl o koltuğun boşalması gerekiyor. Dekanlık yapma vasfından değil insanlık olma vasfından çıkmıştır.

Diğer bir mesele, Sayın Başkan, Çorlu tren kazasında oğlunu kaybeden Mısra Öz’e 8.800 lira ceza verildi. Ya, ne diyelim adaletsizliğin boyutları hakkında? 7’si çocuk 25 kişi yaşamını yitirmişti Çorlu tren kazasında, katliamında; Mısra Öz de oğlu Oğuz Arda’yı kaybetmişti. Evet, sosyal medya paylaşımında ne demiş biliyor musunuz? Sadece şu cümle: Mahkeme heyetine “Üç maymunu oynamayı tercih eden...” dediği için bu ceza verilmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, şunu söylüyorum: Tren katliamında üç yıldır adalet işlemiyor, gerçek sorumlular bulunmuyor, göstermelik 4 sanıkla dava yürütülüyormuş gibi yapılıyor ama bir annenin isyanı söz konusu olunca ceza veriliyor. Adalet sadece kendilerine işliyor ve Çorlu tren katliamında yaşamını yitirenler için adalet maalesef işlememeye devam ediyor.

Diğer bir mesele açlık grevleri. Söylemekten vazgeçmeyeceğiz. İmralı’da yirmi iki yıldır sürdürülen mutlak ve derinleştirilmiş tecride karşı ve cezaevlerindeki sistematik işkencelere karşı 107 cezaevinde 2 binden fazla siyasi tutsak tarafından başlatılan süreli, dönüşümlü açlık grevi bugün 75’inci gününde; Mahmur’da başlatılan eylem 54, Yunanistan’da ise 37’nci gününde devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, talepler ne? Talepler “Tecrit bitsin, hukuk uygulansın, haklarımızı verin.” Haklı ve meşru talepler. Bu grevin dönüşümsüz ve süresiz bir evreye evrilmeden, Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm mercileri, 75 gündür devam eden bu grevi görmezden gelmeden açıklama yapmaya ve hukukun gereğini yerine getirmeye davet ediyorum.

Diğer bir mesele, Sayın Başkan, vekili olduğum Siirt iline ilişkin. Siirt’te 15 Mayıs 2020’de Kurtalan, Siirt merkez, Baykan ilçe belediyeleri gasbedildi, kayyum atandı ve hemen akabinde Siirt Belediye Eş Başkanları ve diğer eş başkanlarımız gözaltına alındı. Beş günlük bir gözaltı süresinden sonra ev hapsi kararı verildi. Ne kadar oluyor artık hesaplayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – 15 Mayıs 2020 Sayın Başkan ve hâlâ Belediye Eş Başkanımız Berivan Helen Işık, Baykan Belediye Eş Başkanlarımız Özden Gülmez ve Ramazan Sarsılmaz, Kurtalan Belediye Eş Başkanımız Baran Akgül ev hapsinde tutulmaya devam ediyor. Neymiş suçlama? Belediyede işçi alımları ve basın açıklamalarında kullanılan sözler; “Niye Siirt’ten aday oldunuz, Batman’dan aday olmadınız?” gibi absürt, ucube sorular.

Yine, Eş Başkan Özden Gülmez’in süren ev hapsinde günde 2 kez gelip imza alıyorlar ve gece 2’de bile sırf rahatsız ve taciz etmek için eve gelip imza alıyorlar. Belediye Eş Başkanımız Berivan Helen Işık’a yine kelepçe takılmış durumda. Dün, İstanbul İl Eş Başkanımız Elif Bulut hakkında ev hapsi kararı verildi. Artık, sadece cezaevleri değil evler cezaevine dönüştürülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sokaklar, ilçeler, mahalleler hapishaneye dönüştürülmüş durumda. Yani biz bu konuda, özellikle bu ev hapsi uygulamasının artık bilinçli bir şekilde siyaseti sokaktan almak, muhalefeti etkisizleştirmek için bir yöntem olduğunun farkındayız tabii ki.

Sayın Başkan, yani çok önemli konular var, bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Dün “Herkes İçin Adalet” kampanyamızı başlattık. Evet, Türkiye'nin her yerinde yükselen temel çığlık: Adalet. Herkes adalet istiyor; işçi de istiyor, köylü de istiyor, memur da istiyor, kadın da istiyor, esnaf da istiyor, bir bütün olarak toplum istiyor. Peki, İçişleri Bakan Yardımcısı zat dün ne demiş? Çok ilginç, “tweet”ini okudum, diyor ki: “Bu kampanya talimatını nereden aldığınızı da yakında açıklayacağız.” Şimdi, güler misin ağlar mısın?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Gerçekten, bu cümlelere gülelim mi, ciddiye mi alalım emin olamadım; ciddiye almıyoruz önce onu söyleyeyim. Bizim MYK’ye bağlı bir AİHM Demirtaş çalışma grubu var, o komisyonda ben de varım, diğer Grup Başkan Vekilimiz Saruhan Oluç da var. Biz MYK’ye talimat veremeyiz ama MYK’ye bu kampanyayı biz önerdik, “Adalet” kampanyasını önerdik, bilmiyorsa, gelsin -dinliyorlar bizi- nasıl önermişiz, onu öğrensin bir yani şimdi, Bakanını taklit ediyor, atanmış Bakanın atanmış Yardımcısı, bir de bizim Eş Genel Başkanımıza -ne mevkidaşı ne yaşıtı ne de dengi- dil uzatıyor, utanmaktan söz ediyor. Utanmaktan söz edecek son insanlarla biz muhatap olmayız gerçekten. Herkes yerini, mevkisini ve haddini bilsin diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay.

Buyurunuz Sayın Altay.

29.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 52’nci yıl dönümünü tebrik ettiğine, 8 Şubat 1935 seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisine 17 kadın milletvekili seçildiğine, başta Satı Kadın olmak üzere seçilen ilk 17 kadın milletvekiline ve daha sonra görev yapan bütün kadın milletvekillerinden ahirete irtihal edenlere Allah’tan rahmet dilediğine, tam demokrasinin gerçekleştiği Türkiye’de, 600 üyeli Parlamentonun 300’ünün kadın milletvekili olmasını arzu ettiklerine, gazeteci Ayşen Şahin’in “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla polis tarafından gece evinden alındığına, Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Cevdet Kılıç’ın attığı “tweet”e, çoğunluk partisi Grup Başkan Vekiline bu “tweet”i tasvip edip etmediğini sorduğuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı özgürlüğe ses olanlara kulak vermeye, demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu unutmamaya çağırdığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Son zamanlarda pek anlaşamasak da Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 52’nci yıl dönümünü tebrik ediyorum, kendilerine başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, bugün 9 Şubat, dolayısıyla dün 8 Şubattı. 8 Şubat 1935 seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisine 17 kadın milletvekili seçildi ve girdi. Başta Satı Kadın olmak üzere 1935’te seçilen ilk 17 kadın milletvekilimizden ve sonra görev yapan bütün kadın milletvekillerimizden ahirete irtihal edenlere Allah’ımdan rahmet diliyorum, yaşayanlara sağlıklı, huzurlu uzun ömür diliyorum. İnşallah tam demokrasinin gerçekleştiği Türkiye’de, lider sultasının yok olduğu, milletvekillerini halkın özgür tercihleriyle seçtiği bir dönemde 600 üyeli Parlamentonun 300’ünün kadın milletvekili olmasını arzu ediyoruz, temenni ediyoruz ve bu gaye doğrultusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bundan sonra da çalışmalarımızı sürdüreceğimizi beyan ediyoruz.

Sayın Başkan, tezatlar ülkesi, çelişkiler ülkesi, ucubelikler ülkesine döndük âdeta. Gazeteci Ayşen Şahin, polis tarafından gece 22.22’de evinden alınıyor. İsnat edilen suç; halkı kin ve düşmanlığa tahrik, 216.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok kolay, bu ara en çok kullandığımız madde, 216. Gece 02.30’da da âdeta “Pardon.” deyip Emniyetten salıveriliyor. Şimdi, gazetecilik yaptığı için, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan bir gazeteciyi gecenin yarısı alıp sabahın köründe gönderen Emniyet, savcılık, ilgili, etkili, yetkililer şuna ne diyecek, merak ediyorum -biraz önce Sayın Beştaş da söyledi- ben tamamını okumak istiyorum: “Boğaziçili misiniz, boğazdışılı mısınız, onu bunu bilmem. Aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Biz abdest alır dışarı çıkmayız. Bizim zaten abdestimiz var, bilin istedik de.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Allah bilir. Onu ben ekledim “Allah bilir”i. “Şöyle söyleyeyim: Siz hani bir ayı geçti eylem yapıyorsunuz ya. Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz, bilin istedim.” Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Üniversite Genel Sekreteri Profesör Doktor Cevdet Kılıç.

Ben, çoğunluk partisinin Sayın Grup Başkan Vekiline de bunu göstermek istiyorum. Bir, bunu tasvip ediyor mu diye soruyorum. İki, Meclisi izleyen helal süt emmiş; devletine, vatanına bağlı Emniyet yetkililerini, cumhuriyet savcılarını uyarmak istiyorum. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik aranıyorsa; burada. Bakalım, devlet ne yapacak, çok da merak ediyorum. Ama ben bu edepsiz, hadsiz Dekana, sözde Dekana…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …şunu da söylemek istiyorum: Biz bir ara diyorduk ya “Rektörler, valiler, kaymakamlar devlete bağlı olsun; Erdoğan’ın şahsına değil, parti devletinin başındaki, partinin başındaki şahsa değil, bayrağa ve devlete bağlı olun, parti militanı olmayın.” dedik, bir ton gürültü koparıldı. Bu gürültü koparanlara da soruyorum, biraz sonra kürsüden de birkaç örnek vereceğim, bu ayıptır, bu kepazeliktir, bu yüzsüzlüktür, hadsizliktir, millete saygısızlıktır, insana saygısızlıktır, edepsizliktir, ağır bir tehdittir, tahriktir ve bu suçu işleyen sözde Dekan hakkında görev yapmayan Emniyetinden savcısına herkese de sesleniyorum: Nerede abdest alırsınız onu bilmem ama Allah’tan korkun!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu bayrağa, bu ülkeye, bu millete, bu milletin çocuklarına bu hadsizlik, bu şımarıklık bir yerden güç almanın şımarıklığıdır. Sayın Erdoğan, bu şımarıklıklara, bu edepsizliklere daha ne kadar müsaade edeceksin merak ediyorum. Biz seninle kavga ederiz, konuşuruz, müzakere ederiz, sen bize çok ağır laflar edersin ama devletin memuru, rektörü, valisi, kaymakamı parti militanı gibi davranamaz, Boğaziçi öğrencilerini tehdit edemez. Demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu bilmeyenlere, demokrasiyi böyle zannetmeyenlere karşı Cumhuriyet Halk Partisi var olduğu sürece bu mücadeleyi sürdürecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Müsamahanıza sığınarak Sayın Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum:

Sayın Cumhurbaşkanı, bu topraklar gençlerin bölünmesinden çok çekti; bölme, birleştir; ötekileştirme, dinle; özgürlüğe ses olanlara kulak ver.

Sayın Cumhurbaşkanı, gençlere devletin gazını, copunu değil, şefkatli elini uzat, onlara kulak ver ama sakın boş verme.

Sayın Cumhurbaşkanı, demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu unutma. Gösteri ve protesto, senin uymaktan imtina ettiğin anayasal bir haktır. Demokrasi, yediden yetmiş yediye 83 milyonun hakkı, hukukudur. “Bana özgürlük, sana yasak.” mantığının adı faşizmdir, bunu yapma.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, müsamahanızla bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Cumhurbaşkanı, yeni anayasa tartışmaları açtın. Bir inat uğruna ülkenin gençlerine zulmeden anlayışın yeni anayasayla özgürlük ve demokrasi istemediği açıktır; inandırıcı ol.

Sayın Cumhurbaşkanı, bu ülke, gençlerine çok kıydı; tarihten ders al, Z kuşağına da kıyma.

Sayın Cumhurbaşkanı, öğrenci, istediğin şekilde olursa “makbul” eleştirirse “terörist” deme. Tarafsız olman hatırlatılınca muhalefete saldırma, temiz bir dil kullan ve makul ol. Bu ülkenin en gözde gençlerinin girdiği, başarılarıyla yüzümüzü güldüren öğrencileri, demokratik haklarını savundu diye terörist ilan etme. Gençleri kriminalize etme. Seni Cumhurbaşkanı yapan cumhuriyettir, demokrasidir. Gençlere kıymak, cumhuriyete ve demokrasiye kıymaktır. Yapma! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan.

Buyurunuz Sayın Turan.

30.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, bu hafta çeşitli uluslararası anlaşmaların yasalaştırma faaliyetinin yapılacağına, ayrıca takvim elverirse farklı konulardaki komisyon raporlarının görüşüleceğine, 7 Şubat Kahramanmaraş iline “Kahraman” ve 8 Şubat Gaziantep iline “Gazi” unvanının verilişinin 48’inci yıl dönümünde Gazianteplilere ve Kahramanmaraşlılara saygılarını ilettiğine, Cumhur İttifakının paydaşı MHP’nin 52’nci kuruluş yıl dönümünü canı gönülden tebrik ettiğine ve Alparslan Türkeş başta olmak üzere ahirete intikal eden MHP mensuplarını rahmetle andıklarına, adaletin herkes için olduğuna, sosyal medyada yapılan paylaşımın yanlış olduğuna, YÖK ve savcılığın mutlaka adım atması gerektiğine, memurun memurluğunu, siyasetçinin siyaseti yapması gerektiğine, Boğaziçi Üniversitesindeki öğrencilerin eylem yapma hakkı olduğuna ama teröristlerin olmadığına, Meclisten kendilerine yakışan üslupla tartışma yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başarılı bir yasama haftası olmasını temenni ediyorum.

Bu hafta Meclisimiz, diğer partilerimiz hep beraber omuz verirsek Türkiye-Azerbaycan, Türkiye-Kazakistan, Türkiye-Karadağ, Türkiye-İsviçre, Türkiye-Kuzey Kıbrıs, Türkiye-Venezuela, Türkiye-Gürcistan ve Türkiye-Kırgız Cumhuriyeti’yle yapılan uluslararası anlaşmaların burada onaylanmasını görüşüp yasalaştırma faaliyetini yapacağız. Ayrıca, yine, Meclis takvimi elverirse, Meclisimizde vekillerimizin büyük bir emek vererek, büyük bir mesai vererek hazırlamış oldukları farklı konulardaki komisyon raporlarını görüşeceğiz ki bu raporlar içerisinde, toplumun yakından takip ettiği Rabia Naz başta olmak üzere, tüm kayıp evlatlarımız için yapılan komisyon çalışmasının raporunu görüşeceğiz; bilişim teknolojileriyle ilgili yapılan çalışmayı görüşeceğiz; ardından Down sendromu, ASL, SMA başta olmak üzere benzer hastalıklarla ilgili araştırma komisyonu raporunu görüşeceğiz ve onun ardından da Kamu Denetçiliği yani Ombudsmanlık raporunu görüşmeyi planlıyoruz.

Değerli arkadaşlar, 7 Şubat, iki gün önce, Gazi Meclisimiz tarafından Kahramanmaraş’a destansı mücadelesiyle özdeşleşen “kahramanlık” unvanının verilişinin 48’inci yıl dönümüydü. Yine, aynı şekilde, dün 8 Şubat, Gazi Meclisimiz tarafından “Vurun Antepliler namus günüdür.” diyerek büyük fedakârlıklarla eşsiz bir mücadele veren Gaziantep’e “gazilik” unvanının verilişinin 100’üncü yıl dönümüydü. Bu vesileyle, ben, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Gaziantepli ve Kahramanmaraşlı kardeşlerimize de selam ve saygılarımı iletiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi bugün 52’nci yılını kutluyor. MHP, söz konusu ülke ve millet olduğunda her kritik süreçte tarihî sorumluluk almış, demokrasinin güçlenmesinde büyük katkı sağlamış en köklü, en özel partilerimizden bir tanesi. Merhum Alparslan Türkeş başta olmak üzere, ahirete intihal eden çeşitli kademelerde görev almış MHP mensuplarını rahmetle anıyor, Cumhur İttifakı’mızın kıymetli paydaşı MHP‘nin kuruluş yıl dönümünü canı gönülden tebrik ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında anlatılan konulara değinmeyecektim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - …sadece kendi gündemime hâkim olup bırakacaktım fakat CHP Grup Başkan Vekilinin isim vererek “Cevap ver, cevap ver!” diye, çok da böyle bağırarak konuya bizi dâhil etmesini mecburen cevap verme görevi olarak değerlendiriyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bağırdıysam özür dilerim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakınız, değerli arkadaşlar, hiçbir kötü örnek, bu sıraların sahip çıkacağı bir örnek olamaz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Göreceğiz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir mesele yanlışsa yanlıştır. Adalet herkes içindir. Tehdit, hakaret tarzı insanlık dışı eylemler, suçlar herkes için aynı şekilde ceza konusudur. “Twitter’dan bir metin buldum, onu da buraya getirdim; AK PARTİ cevap ver.” tarzı bir yarışa girersek…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ver bir cevap.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …dosyamda yüzlerce, belki binlerce aynı partinin benzer “tweet”leri var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çıkar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hakaret var, taciz var, küfür var. Şimdi buradan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Tacizci” deyince, Kemalpaşa’ya bak önce sen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Engin Bey, sakin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Özür dilerim, özür dilerim.

Önce Kemalpaşa’ya bak “taciz” derken.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, eğer, böyle “Twitter’dan metin buldum, bunu burada bir partiye ben de yapıştırdım.” derseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …bu yarışta altta kalırsınız

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu yarışta altta kalırsınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hadi, hadi yarışalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu, gerekli bir iş değil. Siyaset olgunluktur, sağduyudur.

Yanlış yapana “yanlış” dersiniz…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – E, de.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …ama yanlış yapınca “Sen de cevap ver.” tarzı yaklaşımı doğru bulmuyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ver tabii.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapılan yanlıştır, ayıptır. Zaten buna ilişkin, YÖK de savcılık da mutlaka adım atmalıdır, atacaktır; bunu takip edelim. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bravo!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok tiyatral gördüm sizi bugün Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz bunu rektör yaparsınız yakında, rektör!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, AK PARTİ’yi on sekiz yıldan beri kıymetli kılan, herkese adaleti savunmasıdır, herkese eşit olmasıdır. “Menemen yolsuzluğu var, görme; AK PARTİ yanlış yapıyor, gör.” tarzı…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Nevşehir’e bakın, Nevşehir’e.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya da Twitter’da “Ermeni katliamı var.” deyip, “Katil polis.” deyip HDP’nin il başkanının yaptığını, “tweet”ini görme, gel bir tane dekanın bize yansımasını aktar.

Bakın, bir daha söylüyorum değerli arkadaşlar, memur memurluğunu yapmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Haddini bil.” de.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Memur memurluğunu yapmalı, siyasetçi siyasetini yapmalı.

Ben hiçbir dekanın burada, Twitter’ı mıdır, değil midir, bilmediğim…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Facebook, Facebook.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …kendisinin mi kullanıp kullanmadığını bilmediğim bir metni savunmak zorunda değilim. Ben adaleti savunurum, ben sağduyuyu savunurum.

Tabii ki Boğaziçindeki öğrencilerin, aynı şekilde, eylem yapma hakkı vardır ama teröristlerin yoktur. Aynı şekilde, anayasal güvence olarak, herkesin, istemediği bir kararla ilgili, istemediği bir meseleyle ilgili “Ben liyakatsiz buldum, eylem yapıyorum.” deme hakkı vardır ama teröristlerin yoktur. Eğer mesele liyakatsiz rektörün istifa etmesi talebiyse, her liyakatsiz bulduğumuz kişiyle ilgili istifasını isteme hakkımız varsa ben ilan ediyorum; benim gözümde en liyakatsiz siyasetçi lider Kılıçdaroğlu’dur, istifa etsin kardeşim. Böyle bir şey olabilir mi? O yüzden diyorum ki Twitter’dan araştırma yapıp çıkan metni eleştirin, şikâyet edin, savcıya verin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ettim, ben ne yaptım? Hayır, ben ne yaptım?

BAŞKAN – Buyurunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama “AK PARTİ cevap ver.”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – E, ver. Bu konuda ne düşünüyorsun?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bizim gündemimiz belli. Değerli arkadaşlar, o yüzden bir daha, Meclisimizin bu hafta daha sakin bir zaman geçirmesini, toplumun beklentileri doğrultusunda adım atmasını, bize yakışan üsluplarda tartışma yapılmasını talep ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

31.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ederim.

Bir şekilde dolaylı da olsa Sayın Bülent Turan, Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanının bu edepsizliğini kabul etmediğini, doğru bulmadığını beyan etti, tutanaklara geçti. Ancak bu arada Boğaziçiyle ilgili bir değerlendirme yaparken “teröristler” falan deyip durdu. Şimdi, buradan yürütmeye, İçişleri Bakanına sesleniyorum: Biraz önce Sayın Erdoğan’a bir çağrı yaptım; bu ülke gençlere çok kıydı, bari şu Z kuşağına kıymayın dedik. Hükûmet Boğaziçi olaylarında Emniyete alınan 557 kişiyi “terörist” diye itham etti. Bildiğim kadarıyla 10 kişi şu anda cezaevine gönderildi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 8.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Diğerlerinin hepsi dışarıda. Cezaevine gönderilenlerin bile 1-2’si dışında hiçbiriyle bir terör örgütü ilişkisi kurulmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de diyorum ki gül gibi çocuklarımızı kriminalize etmeyin, demokrasi çığlığına ses verin, bu ülkeyi bölmeyin, gençlere kıymayın diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Ya buna bile laf söylüyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Buna da mı cevap?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Size mi soracağım neye laf söyleyeceğimi arkadaşlar, nasıl bir üslup bu ya!

BAŞKAN – Sayın Turan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam, tamam, evet doğru söylüyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, laf ediyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Benim arkamda duruyor, durmasın mı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakın, “Böyle terbiyesiz bir metni Bülent Turan da onayladı.” diyor. Buna cevap vermeyeyim mi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Terbiyesiz metin” dediysen, ben onu duymadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet. Ama ayıp bir şey ya! Yani ağzımızı açınca laf atıyorsunuz, gözünüzü seveyim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Özür dilerim, bir şey söyleyeyim. Sayın Bülent Turan’a tekrar teşekkür ediyorum. Dekanın ifadesini “terbiyesizlik” olarak tutanaklara geçirmiştir. Çok teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne kadar ayıp bir şey ya!

BAŞKAN – Sayın Turan…

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu polemiğin uzaması yanlış.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, yanlış.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bak, bir daha söylüyorum; Türkiye’de herkesin makul ölçüler içerisinde, Anayasa’nın verdiği haklar çerçevesinde eylem hakkı vardır, bunu tartışmayız. AK PARTİ özgürlüklerin partisidir, reformların partisidir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vay!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Parti kapatmayı biz yasakladık, özgürlüklerini biz açtık, farklı dillerde propaganda kampanyasını biz açtık. Şunu söylemeye çalışıyorum: Özgürlüklerin esasını burası inşa eder ama özgürlük dediğimiz zaman polise böyle tekme atan, esnafı gösterip “Bu adamın iş yerini yakın.” diyen, yetinmeyip PKK’yla beraber Boğaziçilileri bir tutan anlayışı kınamak da bizim görevimiz. Derdimiz öğrenciler değil, bunu nasıl anlamazsınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Derdiniz Melih Bulu ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 557 kişiye “terörist” dediniz ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Gül gibi.” dediğiniz bu mudur? Bu mudur Sayın Altay, gül gibi öğrenci Boğaziçili bu mudur?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Onları ayıklayın canım, hepsi mi tekmelenir?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O yüzden bir daha söylüyorum: Teröriste hayır, eylemin anayasal hakkına evet diyoruz. Daha nasıl söylenebilir bu?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Derdiniz Melih Bulu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Montaj yapıyorsunuz, orada alev yoktu, ateş yoktu orada.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan kayıtlara geçsin, şu iki fotoğrafı basına vereceğim. Sayın Altay dedi ki: “Bunlar montajdır.” Kendisini bu konuda açıklamaya davet ediyorum.

Ayrıca Sayın Başkan… (CHP sıralarından gürültüler)

İzin verirseniz ben konuşayım Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, korsan bildiri gibi oldu ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Oradaki provokatörlüğü yapan AK PARTİ iktidarıdır Sayın Başkan.

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Hepsini sen yapıyorsun, oradaki provokatör sensin!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, evet; ak troller.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Oradaki provokatörlüğü yapan AK PARTİ!

TAMER DAĞLI (Adana) – Senin hayatın provokatörlük.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Eğer provokatör arıyorsak Sayın Tanal’dan daha iyisi yok Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, hepimiz öğrenci olduk, hepimiz eylemler yaptık. Benim kurucusu olduğum dernek kapatıldı; ben, kendimin içinde olduğu dernek kapatıldı 28 Şubatta, bizzat karakollarda dünya kadar zaman geçirdim. Bu sıkıntıları bilmeyen insanlar değiliz ama altını çiziyorum: AK PARTİ’yi öğrencilerin karşısında göstermek gayreti yanlış bir gayret. Öğrencinin eylemine saygı duymak, anayasal hak olan yürüyüş hakkına, gösteri hakkına sahip çıkmak hepimizin görevi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anlaşılmayan bir şey söylemiyorum…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kayyum atamayın, iradelerine saygı duyun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Allah Allah! Ya, yapmayın.

Bir daha söylüyorum Sayın Başkanım: Kızdığımız, karşı çıktığımız, polise “katil” diyenlerdir, şu fotoğrafı verenlerdir. Kızdığımız, karşı çıktığımız PKK’yla, LGBT sapkınlarıyla öğrencilerimizi aynı yere koyanlardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Oradaki polis terörü, polis terörü.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – LGBT haklarını kınayamazsınız Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bizim karşı çıktığımız, öğrencilerin değil dışarıdan gelenlerin faaliyetleridir. Yetmez Sayın Başkan, bakınız bu kadar “masum”sa -Sayın Altay’ın söylediği gibi- bu öğrenciler -öğrenciler değil öğrencileri istismar edenler- soruyorum: Sayın Altay’ın “masum” dedikleri Fransa’da terör örgütü PKK’yla beraber Boğaziçine destek olanlar mıdır? Fransa’da Boğaziçinin ne alakası var Allah aşkına, öğrenci mi bunlar? “Atina’da Boğaziçi protestosu” derken Apo’nun posterlerini açanlar mı masumdur? Aynı şekilde “Almanya’da Boğaziçi eylemi” derken öğrencileri değil de PKK bayraklarını sallayanlar mı masumdur Sayın Başkan?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz taleplere baksanıza, taleplere.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – IŞİD kafa keserken Tayyip Erdoğan’a selam çakıyor, ne olacak şimdi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP’nin dün istifa eden Cumhurbaşkanı adayı, milletvekili Sayın İnce’nin “Koskocaman bir Atatürk’ün partisi FET֒cülere, PKK’lılara teslim oldu.” demesinin ibretini söyleyeyim sizlere.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Resmen teröre sarılıyorsunuz, ellerinizi ovuşturuyorsunuz.

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Muharrem İnce’nin dün, 3 vekilin geçen hafta “FET֒cüler, PKK’lılar Atatürk’ün partisini teslim aldı.” demesinden yola çıkarak diyorum ki…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Halkı korkutmaya çalışıyorsunuz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – FET֒cüyü general yaptınız kardeşim, ne anlatıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Turan…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Taleplerden bahsedin, öğrencilerin taleplerinden; kayyum rektörden bahsedin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Utanmıyorsun değil mi konuşmaya?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – FET֒cü adamı general yaptınız.

BAŞKAN – Sayın Turan, Sayın Başkan, lütfen Genel Kurula hitap edin.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir daha söylüyorum. CHP’nin…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu ülkede bir FET֒cü general yapıldı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Altay… Sayın Altay…

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurunuz Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Arkadaşlar, Grup Başkan Vekili konuşuyor.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – FET֒cüyü general yapmadınız mı ya?

EROL KAVUNCU (Çorum) – Provokatör!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Altay, işte, Atatürk’ün, İnönü’nün beyefendiliğinden yola çıkarak kurulan partinin geldiği yer bu partidir. Bağıran, çağıran, hakaret eden, dinlemeyen… Sayın Altay ağır ithamlarda bulundu, ağzımı açmadım, biz başlarken bakın, arkadan, Meclise yılda bir uğrayan vekilin söylediklerine bakın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne dedim ya, Tayyip Bey’e tavsiyelerde bulundum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O yüzden diyorum ki: Bu CHP’nin kendine faydası yok ki bırakın ülkeye faydasını. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Önce Meral Hanım’a söz verin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ya, generaldi, general.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, bunları mı kastetmiştim ya?

BAŞKAN – Grup Başkan Vekillerimiz konuşuyor sayın vekiller, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, lütfen ya!

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ya, ayıpsa benim ayıbım olur.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitsin tartışma yani ben şu anda söylesem de…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Muharrem’i gösteriyormuş. Ayıp ya! Vallahi ayıp ya!

Grubuna hâkim olur musun?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Grup Başkan Vekili ayakta.

BAŞKAN – Sayın vekiller, sayın milletvekilleri; lütfen…

Buyurunuz Sayın Beştaş.

33.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – 2 Grup Başkan Vekili tartışırken ben konuşamıyorum. Takdir…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Özür dilerim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Estağfurullah.

Sayın Başkan, Boğaziçine gelmeden önce, bu kendisine “dekan” diyen zat hâlâ o koltukta oturuyor. O koltukta oturacak liyakati de vasfı da hiçbir şeyi yoktur. Derhâl görevden alınmalıdır, toplu katliam yapma tehdidinde bulunmuştur. Sayın Engin Altay söyledi, katılıyorum hepsine ama bence edebi çok aşan, belki hukukçulukla ilgili bir şey, hepsine katılıyorum. Ek olarak, bu “Toplu olarak öğrencileri öldürürüz.” diyor ya, “İşi bitiririz.” diyor. Bunun ötesi yok, bir dakika bile orada oturamaz, savcıları göreve çağırıyorum.

Sayın Başkan, diğer mesele, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle ilgili epey güzel şeyler söyledi olumsuzların yanında. Ya inanamıyorum, “Eylem yapma hakkına karşı bir AK PARTİ gösteremezsiniz.” diyor. Ben başka bir Türkiye’de mi yaşıyorum? Başka bir ülkenin vatandaşı mıyım? Bir haftadır bizim Boğaziçi Üniversitesinde izlediklerimiz yalan mı?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Evet!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir şaka mı?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Evet!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir film mi?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Evet!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir senaryo mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Evet!

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya binlerce polis, keskin nişancılar Boğaziçi Üniversitesinin o güzelim kampüsünün içine girdiler, öğrencileri gece yarısı gözaltına aldılar, sokakta alenen işkence yapıyorlar, alenen işkence yapıyorlar. Elimde, herkesin elinde, bilgisayarında yüzlerce fotoğraf karesi var. O öğrencilerin tek istediği şey, kendi iradelerinin dikkate alınması; kayyuma karşı çıkıyorlar. Mademki öğrenciler hani “Bazı teröristler de var.” diyor. Orada terörist falan yok.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ne biliyorsun, ne biliyorsun?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Orada demokrasiden yana olan, halk iradesinden yana olan; Rektörün, o intihal yapmış Rektörün orada atanmasına karşı çıkan demokrat insanlar var; öğrencisiyle, sendikasıyla, vekiliyle herkes orada bunu savunuyor.

Diğer mesele, hakikaten, 2003’te AKP Genel Başkanı -bu hani LGBT’ye bol bol laf atıyorlar ya, Meclis kayıtlarına geçsin diye söylüyorum- aynı şu cümleyi söylüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …Erdoğan aynen bu cümleyi söylüyor, diyor ki: “Kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şarttır.” 2003’ten 2021’e geldik 180 derecelik bir dönüş var. LGBT hakları insan haklarıdır, biz böyle bakıyoruz, başka da bir yoruma gerek yok.

Son olarak şunu söyleyeyim: Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin taleplerini kabul edin, başka bir çıkış yok. Siz yüzlerce belediyeye, meclis üyelerine kayyum atadınız, rektörleri şimdi kayyum olarak atıyorsunuz. Bu ülkenin başına neredeyse yeni bir kayyum sistemi getirdiniz; tek adam rejimi. Bunu kabul etmeyeceğiz. Sizi desteklemeyen herkese “terörist” demenizin de bir karşılığı yok, artık bu alaya alınan bir konu.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.29

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın, (2/1361) esas numaralı Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/107)

BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyon olarak da Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna havale edilen (2/1361) esas numaralı Kanun Teklifi İzmir Milletvekili Binali Yıldırım tarafından geri alınmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- TBMM Başkanlığının, TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve beraberindeki Parlamento heyetinin Arnavutluk Cumhuriyeti Parlamento Başkanı Gramoz Ruçi’nin davetine icabetle 4-5 Şubat 2021 tarihleri arasında Arnavutluk’a bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1517)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Mustafa Şentop ve beraberindeki Parlamento heyetinin Arnavutluk Cumhuriyeti Parlamento Başkanı Sayın Gramoz Ruçi’nin vaki davetine icabetle 4-5 Şubat 2021 tarihleri arasında Arnavutluk’a bir ziyarette bulunması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                      Mustafa Şentop

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 28/12/2020 tarihinde Kocaeli Milletvekili Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan tarafından, sürdürülebilir tarım politikaları oluşturmak ve genç nesilleri tarımsal üretime yönlendirmek için yapılması gerekenleri belirlemek amacıyla verilen (10/3618) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/2/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kocaeli Milletvekili Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan tarafından, 10 milyona yakın işsiz vatandaşımızın bulunduğu bugünlerde tarımsal üretim sektörünü değerlendirmek kısa ve uzun vadede etkili sonuçlar doğuracaktır; bu bağlamda, işsiz vatandaşlarımızın tarımsal üretimi teşvik etmek, potansiyelimizi harekete geçirerek tarımda kendi kendine yeten bir ülke hâline gelebilmek, sürdürülebilir tarım politikaları üretmek ve genç nesilleri tarımsal üretime yönlendirmek için gerekli çalışmaların yapılması amacıyla 28/12/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 9/2/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Başkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bütün veriler ortada, hesaplamalar ortada, veriler açık, eğer tarımın gayrisafi yurt içi hasıladaki payı 2002 yılındaki oranda kalmış olsaydı bugün tarımdan yaklaşık 445 milyar lira gelir elde edecektik. Bugün bu rakam sadece 276 milyar lira. Değerli arkadaşlar, en basit hâliyle, son on sekiz yılda iktidar partisinin tarımsal üretimi göz ardı etmesinin maliyeti ülkemize yaklaşık 167 milyar lira, bu da yaklaşık 25 milyar dolar demek. Çok önemli bir rakam. 3 milyar dolar için siz, ola ki oradan 3 milyar dolar bir kredi talebiniz gerçekleşmez diye Uygur Türklerine yapılan mezalimi görmekten imtina ediyorsunuz.

Başka bir çarpıcı gerçek de çiftçilerimizin tarıma olan inancını kaybetmiş olduğu, toprağa küsmüş olduğu gerçeği. Son on sekiz yılda 3,5 milyon çiftçimiz üretimi bırakmış. Bugün 10 milyona yakın işsiz vatandaşımız olduğunu tam da burada hatırlatmak istiyorum. Bunun 3,5 milyonu daha önce tarımla uğraşıp şu anda tarımı bırakmış olan insanlar.

İşsiz vatandaşlar umudunu kaybedip intihara sürüklenirken taş eksen yetişecek altın değerindeki topraklarımız yok olup gidiyor. Sakın ha, buradan kalkıp da çiftçiliği bırakan köylülerimize, vatandaşlarımıza, çiftçilerimize kimse kızmasın. Türk çiftçisini, Türk tarımını bitiren, kaderine terk eden, toprağına küstüren, iktidar partisinin dışa bağımlı tarım politikalarıdır. Hasat zamanı geldiğinde ithalat vergisi sıfırlanan çiftçi toprağına küsmesin de ne yapsın?

İki yıl önce buradan seslendik, “Mazottan alınan vergiden çiftçilerimiz muaf tutulsun.” dedik, “Gelin bu vatandaşlarımızın elinden tutalım.” dedik; iktidar partisi ve paydaşları önergemizi kabul etmediler. Değerli milletvekilleri, açın verileri bakın, son on sekiz yılda mazot ne kadar artmış biliyor musunuz? Yüzde 500, yüzde 500. Hepinizin tarımla uğraşan akrabanız, eşiniz dostunuz var; fiyatı yüzde 500 artan bir ürün var mı tarım ürünleri arasında? Mazot yüzde 500 artmış. Sattığı ürün piyasada değer kaybederken mazota servet akıtan çiftçi toprağına küsmesin de ne yapsın?

Hatırlayın, bundan birkaç ay önce patates mümessili Tarım ve Orman Bakanının Bakanlığının bütçesi görüşülürken tarımsal desteklerin 25 milyar liraya çıkarılmasına ilişkin önergemiz Komisyonda reddedildi. Daha destek ödemelerini zamanında yapmayı bile beceremezken bu yılki destek ödemelerini de enflasyona ezdirdiniz. Ülkenin potansiyeline inancı olmayan bir Tarım Bakanının -bu ülkenin potansiyeline gerçekten inancı yok bu Tarım Bakanının- vizyonsuz tarım politikaları karşısında Türk çiftçisi toprağına küsmesin de ne yapsın?

Araştırmalar ayçiçeği ithalatında dünya lideri olduğumuzu gösteriyor. Bütün dünyada yapılan ayçiçeği ithalatının yüzde 30,6’sını Türkiye gerçekleştiriyor. Ayçiçeğini kaça aldınız siz bu dönem? 3.650 liraya. 4.500 lira verseniz ne olur? Bu sene herkes gidip ayçiçeği eker. Kimse ekmiyor, ekmiyor, zarar etti adam yahu. O yüzden şimdi Rusya yasakladı, Ukrayna fon koydu. Ukrayna’dan gelecek haberi bekliyorsunuz. Ukrayna bir 155 dolar daha fon koyacak. Buradan söylüyorum, nisan ayından itibaren Türkiye'de yağ kuyruklarına hazır olun, yağ yok Türkiye'de. Yazın bunu bir tarafa, görün çünkü artık paranız olsa bile ithal edemeyeceksiniz. Hani Tarım Bakanı vardı ya, o patates mümessili, diyordu ki: “Ne olacak yahu, ekemezsek de paramız var, ithal ederiz.” Paranız varsa bile ithal edemeyeceksiniz, vermiyor adam, vermeyecek çünkü artık tarım ürünleri bir ticaret meselesi olmaktan çıkmıştır, uluslararası bir güvenlik meselesi hâline gelmiştir. Sizi silah gibi tehdit edecekler tarım ürünleriyle, bizi tehdit edecekler, hepimizi tehdit edecekler. Bunun için hazırlıklı olmak lazım, ciddi tarım politikaları geliştirmek lazım. Aranızda bu işleri bilen mutlaka iyi insanlar vardır, kabiliyetli insanlar vardır, bırakın bu patates mümessilini ya; düzgün, bu işi bilen bir adam getirin, bu işi oturalım, komisyon kuralım… Yoksa vallahi de billahi de aç kalacağız arkadaşlar, bu işin şakası yok! 70’li yıllarda ben hatırlarım, bizim üniversite dönemimizde -arkadaşlarımız bilir- biz yağ kuyruklarına giriyorduk ya, Sana yağı kuyruğu. Bakkal dosttu, çok önemli bir adamdı. Niye? 3 paket Sana yağı verecek diye. Ona hazırlanıyoruz, ona doğru gidiyoruz.

Üzerinde durmamız gereken bir konu da hububat. Buğdayı en çok ithal eden ülkelerden bir tanesiyiz, yine ayçiçeğinde olduğu gibi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Başkan, biraz…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ayçiçeğinde olduğu gibi buğdaya da 1.650 lira taban fiyat verdik. 2.500 lira verseydik ne olurdu? Bu adam ne yapacak bu aldığı fazla parayı, çiftçi? Gidecek Las Vegas’ta kumar mı oynayacak ya? Gidip Monako’da yat mı alacak? Gidecek çocuğunu evlendirecek, mobilya alacak, marketten alışveriş yapacak; eşine, çoluğuna çocuğuna fistan alacak, elbise alacak yani bunu Türkiye’de harcayacak. Harcadığı andan itibaren de yüzde 40’ını siz zaten vergi olarak alıyorsunuz. Verdiğimiz para tekrar devlete dönecek ama piyasa hareketlenecek. Başka bir şey daha yapacağız, kendi kendimize yetecek ülke hâline geleceğiz. Buğday dilenmeyeceğiz, “Bize buğday satar mısın?” diye yalvarmayacağız, kendi buğdayımızı ekeceğiz. Buna imkân var mı? Var. Bunu yapmak için bir tek şey eksik: Vizyon. O da sizde yok. Böyle bir problemimiz var sadece.

Biz İYİ PARTİ olarak, iş işten geçmeden, yoksulluk yerini açlığa bırakmadan bir komisyon kurup bu işi karara bağlayalım. Yarın, yokluğu değil de bolluğu konuşalım istiyoruz. O yüzden böyle bir araştırma önergesi verdik. Katılırsanız, desteklerseniz, Türkiye'nin de hayrına olur. Bu bir siyaset meselesi değil, bu siyasetten oy devşirilmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Başkanım bitiriyorum.

Ama bu siyaset, gelecekte ülkeyi açlığa mahkûm eden siyaseti, politikaları bertaraf etmeye yarar. Bunun için bu konuya hassasiyetle yaklaşacağınızı umuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni.

Buyurunuz Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkanım.

Genel Kurulu ve değerli halkımızı selamlıyorum.

Evet, pandemi sürecinde ortaya çıkan en temel gerçeklerden bir tanesi, paranın ve betonun yenilmez olduğuydu. Yani tüm dünyada kapitalist devletler sermaye odaklı ve kâr odaklı politikalarının bedellerini yine halka ve ezilenlere ödetmeye devam ettiler. Tarım bunların başında geliyor. Eğer sonuç buysa tarım politikanız bu meseleyle nasıl mücadele edeceğinizi doğrudan ortaya koyuyor.

AKP döneminde tarım ve çiftçiler uluslararası sermayeye peşkeş çekildiler, onların insafına terk edildiler. Bu uluslararası şirketler ne istedilerse AKP onları emir telakki ederek anında yerine getirmeye devam ediyor. AKP eşittir, uluslararası sermayeyle kurulan ilişki demek. AKP ithalat politikalarıyla çiftçiyi açlığa ve yokluğa mahkûm etti. 2002 dönemine 7 milyon 458 bin kişi tarım sektöründe istihdam edilirken 2020 senesinde bu rakam 4 milyon 157 bin kişiye düştü yani yüzde 44 azalma söz konusu. TÜİK’in verilerine göre, yine tarım arazileri 3 milyon hektar oranında azalmış durumda. Azalan bu rakamın tercümesi şu: Bu, işsizlik demek, yoksulluk demek, göç demek yani Kanal İstanbul gibi yeni beton şehirler kurmak demek, boşalan arazilerin sermaye şirketlerine, enerji şirketlerine, yerli, yabancı şirketlere peşkeş çekilmesi demek.

BDDK’ye göre, çiftçinin borcu 2016’da 71,5 milyar TL iken 2020’de 138 milyara çıktı. Yine, takipteki borç miktarı 5 milyar TL civarında. AKP’nin çaresi ne? AKP’nin çaresi, icra işlemlerini üç ay ertelemek. Yine, AKP ne öneriyor? Şunu söylüyor: “Eğer aç olmadığınızı, işsiz olmadığınızı düşünürseniz hiçbir sorun kalmaz. Eğer cep telefonunuz varsa siz pekâlâ zengin sayılabilirsiniz, yoksul değilsiniz.” Yani şunu söylüyor: “Dumanla haberleşebilirsiniz. Eğer dünyadan haberdar olmak istiyorsanız, ben üç yüz altmış beş gün yirmi dört saat zaten konuşuyorum, beni dinlerseniz pekâlâ haberdar olabilirsiniz ya da A Haber’i izlerseniz pekâlâ huşu içerisinde aç olmadığınızı, işsiz olmadığınızı düşünebilirsiniz.”

Çaresiz değiliz; çare halkın bütçesinin, halkın olanaklarının yüzde 1’e aktarılmadığı, halka aktarıldığı bir sistem kurmaktır. Çare, uluslararası ve yerel şirketlerin koalisyonuna dönen AKP iktidarına karşı, halkın ve ezilenlerin birleşip mücadelesini yükseltmektir. Tarımın da işçi sınıfının da tüm ezilenlerin de kurtuluşu ancak bu sermaye düzenine karşı birleşmek ve yan yana gelmektir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ayhan Barut.

Buyurunuz Sayın Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli hemşehrilerimiz; hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu grup önerisiyle ilgili partimiz adına söz almış bulunuyorum.

Gazi Meclisteki bu kürsüden AKP iktidarına defalarca tarımsal üretime ve üreticiye destek verin diye haykırdık ama maalesef hiç oralı olmadınız. Salgınla da birlikte ekonomik kriz derinleşti, çiftçimiz ise perişan oldu. Tarımda ise işler içinden çıkılmaz bir hâl aldı. İş bilmez tek adam anlayışı ise üreticinin hâlini görmüyor ve bu da yetmezmiş gibi kulağının üstüne yatıyor. Yürekleri dağlayan bu feryadı nedense duymuyorsunuz, lal olan dilleriniz çözülürdü ama vicdansızlığınız o kadar büyük ki çiftçiye ve tarıma darbe vurmaya da devam ediyorsunuz.

Sizin döneminizde iğneden ipliğe her şeye zam geldi. Gübreden mazota, ilaçtan tohuma üretim maliyetleri fahiş oranda arttı ama çiftçinin ise yangını hiç sönmedi. Alın teriyle ve binbir emekle ürettiği ürünler para etmiyor. Biz çiftçilerimize ve tarıma destek isterken iktidar, bırakın destek vermeyi köstek oluyor. Tarım bütçesindeki destekleri geçen yılla aynı olacak şekilde 22 milyar lirada bıraktılar. En başta çiftçinin borcunun yapılandırılması gerekirken ötelemediler bile; ayıptır, günahtır, yazıktır! Oğlunu evlendirecek çiftçiye, çiftçisin diye artık kız vermiyorlar. Nedeni ise sizlersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü çiftçimiz borç batağında, traktöründen ineğine, tarlasından ahırına haciz konulmuş durumda. Ürettiğinden kazanamayan, borç batağına sürüklenen çiftçi neden üretsin? Babasının, anasının hâlini gören çocuk neden tarıma ilgi duyup iş yapsın, bu mümkün değil. İktidarınız uçaklarda, yatlarda, saraylarda otururken sizin yöneticiniz ise çiftçiye bir cep telefonunu dahi çok görüyor. AKP iktidara geldiğinde, 2003 yılında 2 milyon 800 bin çiftçimiz vardı ama politikalarınızla 700 bin çiftçi tarımdan kopartıldı, 2 milyon 100 bine geriledi. 2000’li yılların başında 27 milyon hektar olan tarım alanları 23 milyon 200 bin hektara geriledi, bu da yetmedi, sizin iktidarınız döneminde -kimseye nasip olmayan size nasip oldu- Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ilk kez 20 milyon hektarın altına ekim alanları geriledi. Bu utanç rekorunu siz kırdınız. Çiftçi ürettiğinden kazanamıyor, desteklenmiyor, tarımdan hızla uzaklaşıyor. Buna çözüm bulacağınız yerde ithalat sevdanızla açığı dışarıdan ithal etmekle, getirmekle kapatmak istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYHAN BARUT (Devamla) - Tarım ülkesi olan Türkiye’yi yılda 10 milyon ton buğday ithal eder hâle getirdiniz. İktidarınız boyunca, on sekiz yılda 59 milyar dolar buğday ithalatına para ödediniz ve aynı zamanda da 30 milyar doların üzerinde tarımda dış ticaret açığı bıraktınız. Kuru samanı bile ithal ettiniz; bu ayıptır, günahtır, bu ayıp size aittir. Tarım Kanunu’na göre çiftçinin devletten 211 milyar alacağı var. Çiftçiye borcunuzu bile ödeyemiyorsunuz. Ülkeyi olduğu gibi tarımı da yönetemiyorsunuz. Yapacağınız en iyi şey görevi bırakmaktır. Beylik laflarla rakamları çarpıtarak algı operasyonlarını bırakın; iş bilmez, tuzu kuru Tarım Bakanını da derhâl istifaya davet ediyoruz.

İYİ PARTİ’nin yerinde vermiş olduğu bu grup önerisini destekliyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılarımla. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tamer Dağlı.

Buyurunuz Sayın Dağlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde mart ayında Covid-19 salgınının ilk vakasının görülmeye başlamasıyla birlikte, bütün dünyada olduğu gibi bizde de virüsle çok çetin bir mücadele sürecine girdik. Devlet olarak milletimizle birlikte bu salgının etkilerini en aza indirmek için tüm imkânlarımızı seferber ettik. Son on sekiz yıldır, aldığımız tedbir ve önlemlerle gıda arz güvenliğimizde ve milletimizin temel gıda maddelerinin temininde sorunumuz olmadı elhamdülillah. Bu kapsamda Bakanlığımız, gıda ihtiyacını karşılayacak ürün stoklarını kontrol ederek fiyat artışlarının da olmaması için yoğun bir mücadele vermektedir.

2020 Aralık ayı itibarıyla çiftçilerimize 21,5 milyar lira destek ödenmiş olup ödemeler de devam etmektedir. Çiftçilerimizi ve mevsimlik tarım işçilerimizi sokağa çıkma yasağından muaf tuttuk. Çiftçi Kayıt Sistemi başvurularının e-devlet üzerinden yapılmasına imkân sağladık. Gübre, tohum, ilaç, yem ve benzeri tarımsal girdilerin üretim, erişim ve dağıtımının kesintisiz devam ettiğini şu anda bütün çiftçilerimiz teyit etmektedir. Bakanlığımız, tarım takvimini de dikkate alarak, ilave yazlık ekim yapmaya uygun 24 ilimizde yüzde 75 hibe tohum teminiyle Bitkisel Üretimi Geliştirme Projesi’ni başlatmıştır. Millî Emlak genel tebliğinde gerekli düzeltmeler yapılarak atıl hazine arazilerinin etkin bir şekilde tarımsal üretimde kullanılması da sağlanmıştır.

Ülkemiz, 2018 yılında 44 milyar dolar ve 2019 yılında ise 48,5 milyar dolarlık tarımsal gayrisafi yıllık hasılayla Avrupa’da lider, dünyada ilk 10 arasındadır. Ülkemiz tarımda net ihracatçı bir ülke konumundadır. 18 milyar dolarlık tarımsal ihracat ile 5,3 milyar dolarlık dış ticaret fazlamız bunun ispatıdır. Son iki buçuk yılda yüzde 6,5 artışla 50,7 milyar dolar ihracatımız olurken, dış ticaret fazlamız ise 14,6 milyar dolar olmuştur. 2020 yılı ilk on ayında ise Covid-19 salgınına rağmen 15,1 milyar dolar tarım ve gıda ürünleri ihracatı yaparak ve 4,5 milyar dolar dış ticaret fazlası sağlayarak ekonomimize ciddi bir katkı sağlamışızdır. Bu süreçte çiftçilerimizin mazot maliyetinin yüzde 50’sini karşılamaya devam ettik. Kütlü pamuk prim desteğini yüzde 37,5 artışla kilogram başına 1 lira 10 kuruş yaptık. Yine yağlık ayçiçeği prim desteğini kilogram başına yüzde 25 artışla 50 kuruşa çıkardık. Son on sekiz yılda, tarımsal destek miktarında 12 katlık rekor artış sağladık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

TAMER DAĞLI (Devamla) – Reel rakamlarla toplam 311 milyar lira hibe destek ödemesi yapıldı. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle verdiğimiz desteklerle muazzam bir artış sağlandı. Son iki yılda desteklerimizi yüzde 52 artışla 22 milyar liraya çıkardık.

Üretici dostu politikalarla üreticimizi korurken, diğer taraftan tüketicimizi kollamaya devam edeceğimiz belirtiyor, Gazi Meclisi ve aziz milletimizi tekrardan saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- HDP Grubunun, 8 Şubat 2021 tarihinde, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından, son dönemlerde vergi oranlarındaki artışlar ve yapılan zamların toplumsal ekonomik yaşam üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/2/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

8 Şubat 2021 tarihinde, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve arkadaşları tarafından (11124) sıra numaralı son dönemlerde vergi oranlarındaki artışlar ve yapılan zamların toplumsal ekonomik yaşam üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 9/2/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurunuz Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin verdiği önerge üzerine söz aldım ve doğal olarak son zamanlarda özellikle ekonomide olan bitenler çerçevesinde iktidarın politikalarının yanlışlıkları üzerine birkaç tespitte bulunmaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, yani, galiba şunu söylemem lazım gelir ki ekonomi, Türkiye’de özellikle ekonomi alanında olan bitenler, ekonomi alanındaki aktörlerin ilişkilerinden değil, siyasilerin ekonomiyle ilişkileriyle ilgili biçim alıyor. Dolayısıyla da ekonomiyi konuşurken kaçınılmaz olarak siyaseti konuşmak zorunda kalıyoruz ve kalmalıyız diye düşünüyorum çünkü gerçekten de olay çok açık. Nedir açık olan? Ekonomide alınan kararlar genellikle yanlış sonuçlar üretti şimdiye kadar. Yani daha önceki konuşmalarımda 2009’a kadar Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının aldığı kararların olumlu sonuçları olduğundan söz ettim, onun için o kadar geriye gitmeyeceğim ama son zamanlarda alınan kararlar doğru kararlar değil arkadaşlar. Bir yanılgı var, bu yanılgı büyük ölçüde şöyle bir yanılgı: Eğer bir ekonomide, ekonomi kötüye giderken patronları desteklemek, iş adamlarını desteklemek, onların daha fazla yatırım yapmalarını sağlayarak ekonomide istihdamı artırmak için, enflasyonu düşürmek için önemli bir perspektiftir diye kimi iktisatçıların da benimsediği bir bakış açısından baktınız ama değerli arkadaşlar, bunun sonuçlarını biliyorsunuz. Bunun sonuçları, yani şöyle söyleyeyim, büyük ölçüde parasal genişleme yaptınız ve bu parasal genişlemenin sonuçları da doların yükselmesine, enflasyonun yükselmesine ve sandığınız veya istediğiniz gibi üretimin artmasına sebep olmadı. Dolayısıyla da daha sonra ekonomi yönetiminde yapılan değişikliklerin olumlu katkılarından söz etmek belki mümkün yani Merkez Bankası Başkanının değiştirilmesinin, ekonomiden sorumlu Bakanın değiştirilmesinin olumlu bir katkı yaptığını söyleyebiliriz fakat değerli arkadaşlar, yine de sonuçta, baktığımızda sorun çözülmüyor, çözülmemiş vaziyette.

Bakın, ne oldu diye bakarsanız, enflasyon oranını TÜİK’in verdiği orandan giderseniz, yüzde 8,36 gibi bir rakamla ücret düzenlemesi yaptınız fakat arkadaşlar, yılbaşından itibaren yapılan zamlara ortalama olarak baktığımızda yüzde 33. Yani bir yandan verdiğinizden daha fazlasını geriye çektiniz ve buna da devam ediyorsunuz üstelik. Nasıl ediyorsunuz? İşte, doğal gaza 2 defa zam yaptınız, elektriğe zam yaptınız, hemen hemen zam yapılmayan ürün yok neredeyse piyasada ve buna devam ediyorsunuz; sanıyorsunuz ki buna devam ederek bu işi düzeltebilirsiniz. Hayır arkadaşlar, öyle olmayacak. Daha önce de söylediğim gibi, bu parasal genişleme nasıl sonuçta enflasyona sebep olduysa, şimdi bu yaptığınız da aslında enflasyonu yüzde 14,60’lardan alacak, yüzde 17’lere kadar tırmanmasına neden olacak. Göreceksiniz, önümüzdeki ay enflasyon oranı açıklandığında yine bu konuyu sizlerle konuşmayı umarım. Asgari ücrette 500 liralık artış yaptınız fakat açlık sınırında en azından 70 lira civarında bir artışa sebep oldu. Dolayısıyla da yine orada da asgari ücrete verileni geri almış oldunuz bir bakıma yapılan zamlarla.

Değerli arkadaşlar, son zamanlarda Dünya Bankasının özellikle yaptığı iki çalışma var, kısaca bahsetmek isterim, doğrusunu isterseniz belki bir uyarı sağlayabilir sizin için de. 130 civarında ülke üzerinden yani 130 civarında ülkenin verileri kullanılarak yapılmış. Bu çalışma şunu söylüyor: Pandemi kısa dönemde siyasi gerginliklerle ilgili olarak bir etki üretmeyebilir ama pandemi geçtiği andan itibaren siyasi gerginlikler daha hızlı bir şekilde artacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla da değerli arkadaşlar, şunu söylemeye çalışıyorum: Şu anda, işte, bütün öğrenci hareketlerini bir kenara bırakırsanız, efendim, belki, Türkiye'de çok ciddi bir gerginliğin olmadığından söz edebilirsiniz ama unutmayın ki pandemi biter bitmez kaldığımız yerden bu siyasi gerginlikler devam edecek ve üstüne üstlük iktidarınız da bunun hiç farkında olmadan, sürekli olarak Sayın Cumhurbaşkanı her açıklamasında ülkedeki gerginlikleri tırmandıran etkiler üreten konuşmalar yapıyor. Dolayısıyla da bu gidiş iyi bir gidiş değil arkadaşlar, hem ekonomik olarak iyi bir gidiş değil hem de siyasi olarak iyi bir gidiş değil ve gerçekten de önümüzdeki aylarda pandemi sürecine baktığımızda, paralel olarak siyasette de çok ciddi kırılmaların yaşanma ihtimalinin çok kuvvetli olduğunu düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Bedri Yaşar.

Buyurunuz Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin 52’nci kuruluş yıl dönümünü tebrik ediyorum. Ölenlere Allah’tan rahmet, yaşayanlara hayırlı, uzun ömürler diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde üretimin ve istihdamın azaldığı, çok sayıda işletmenin kapandığı ve işsizliğin arttığı bir dönemde yapılan zamlar maalesef peş peşe gelmiştir. Türkiye’de neredeyse zamsız geçen bir gün yaşanmamıştır. Hazine garantisi kapsamında otoyollar da köprüler de maalesef bu yüksek zamlardan nasibini almıştır. 1 Ocak itibarıyla, özellikle, Osmangazi Köprüsü’ndeki geçiş ücreti 117 liradan 147 liraya, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde 21 liradan 27 liraya… Avrasya Tüneli’ne de yine yüzde 26 zam yapılmıştır. Türkiye’deki geçiş ücretlerine şöyle bir baktığınız zaman, dünyadaki muadili köprülerden en yüksek geçiş ücreti maalesef ülkemizde uygulanmaktadır.

Yine, doğal gaza ve elektriğe yapılan zamlar, motorlu taşıtlar vergisine yapılan yüzde 9,11’lik zam, elektrik fiyatlarına yapılan yüzde 6’lık zam -yani bir şey söyleyin ki altında zam olmasın- mobil telefon aboneliğinin ilk tesisinde alınan maktu ücrete yine zam yapılmış. Yani mahkeme harçları dâhil -27 liralık mahkeme harcına 59,30 lira zam yapılmış- zam yapılmayan hiçbir kalem maalesef yok. Peki, bu zam oranlarına göre, emekli ve çalışanlarla ilgili zam oranı ne kadar? Söyleyelim: Memurlara yapılan zam yüzde 7,36; emekliye yapılan zam 8,36.

Peki, bakın, bunların sonucunda ne diyor Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar? Diyor ki: “Üreticide 68 kuruş olan lahananın fiyatı marketlerde 2,70 kuruşa, 50 kuruş olan maydanoz 1 lira 96 kuruşa, 2 lira 70 kuruş olan süt 8 lira 94 kuruşa, 67 kuruş olan patates 2 lira 17 kuruşa yükseldi.” Yine sıvı yağa -biraz önce Lütfü Bey de bahsetti- yüzde 70 oranında zam geldi. Bütün bu zamlara rağmen, baktığınız zaman, üretici de bu işten memnun değil. Yani bugün Türkiye’de üretim alanları da bir taraftan daralıyor yani siz üreticiyi desteklemediğiniz için, üreticinin girdi maliyetlerine katkı sağlamadığınız için bu zamlardan üretici memnun değil. Sayın Cumhurbaşkanı da zaten uyarıyor, geçmişte soğan depolarını basmıştı, şimdi de bakkala, marketlere diyor ki “Bakın, ha, fiyatlara bakın; yoksa canınızı okuruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Arkadaşlar, üreticiyle marketler arasındaki fiyat farkını aşağı çekemediğiniz sürece, üretimdeki girdi maliyetlerini aşağı çekemediğiniz sürece, ne yaparsanız yapın bu zamlarla baş etmeniz mümkün değil. Yoksa -işte, dün gazetelerde de vardı- ucuz gıda bulmak için rehber yayımlarsınız; tok karnına gitmeyin, büyük sepet almayın, kokuya dikkat edin, tadına bakmayın, tuzuna bakmayın… Vallahi, bunun en güzeli üç aylar yakın, başlayın oruç tutmaya üç aylara hepsini beraber yetiştiririz diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Bunun bizimle ne alakası var?

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Salih Başkanım, isterseniz, yarın sabah markete inip fiyatları bir de siz kontrol edin.

SALİH CORA (Trabzon) – Bizimle alakası yok onun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Bence buradaki temel mesele ne biliyor musunuz? Gerçekten siz aşağı inip markete, bakkala, berbere uğrayıp fiyat sormuyor musunuz, ben buradan merak ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Ahmet Kaya.

Buyurunuz Sayın Kaya.

CHP GRUBU ADINA AHMET KAYA (Trabzon) – Genel Kurulumuzu ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin en can yakıcı sorunu olan zamları konuşacağız. Tabii, öncelikle şunu söylemek lazım: Zamlar bir sebep değil, sonuç. Neyin sonucu? Kötü yönetimin sonucu, ciddiyetsizliğin, liyakatsizliğin ve ülkenin dertleriyle dertlenmemenin sonucu.

Şimdi, bakın, arkadaşlar, şu tespiti yapmamız lazım: On dokuz yıldır bu ülkeyi yöneten bir iktidar gerçeği var fakat orta yerde dağ gibi sorunlarımız var. Yani milletin sorunları çözsün diye işbaşına getirdiği, her türlü yetkiyle donattığı on dokuz yıllık bir iktidar ama ülkenin çözülmemiş ve aksine dağ gibi büyümüş sorunları var.

Uşak’taydık bir grup milletvekili arkadaşımızla birlikte. Arkadaşlar, sizlere de tavsiye ediyorum, sokağa çıkın, esnafları dinleyin, vatandaşları dinleyin, memlekette nelerin yaşandığını vatandaşa bire bir dokunarak, vatandaşla konuşarak öğrenin lütfen. Hiç sizin anlattığınız gibi bir tablo olmadığı gerçeği sokakta yüzünüze çarpacaktır. Uşak’ta çok da talihsiz bir şey yaşadık; o gün Uşak’ta esnaf ziyareti yaparken 43 yaşında bir esnafımız, maalesef, sıkıntı nedeniyle intihar etti, buna da tanık olduk. Buradan kendisine rahmet diliyorum, yakınlarına sabırlar diliyorum, acılarını paylaşıyorum. On dokuz yıldır yönettiğiniz ülke o hâle geldi ki bu ülkede artık insanlar intihar ediyor. Geçim derdi nedeniyle, borçları nedeniyle intihar etme noktasına gelen insanlarımız var.

Bu ülkenin kıymetlisi, ömrünü bu ülkeye vermiş, hizmet etmiş emeklilerimiz var. Emeklilerimiz kıt kanaat geçiniyordu, ta ki bu zam furyası başlayana kadar. Emeklilerimize çok cüzi zam yapıldı arkadaşlar. Benim vicdanım o zamları kabul etmiyor, bilmiyorum sizinki kabul ediyor mu? Yüzde 7,36; yüzde 8,36 nispetinde zam; öbür taraftan ayçiçeği yağının fiyatı yüzde 110 artmış, yumurtanın fiyatı yüzde 80 artmış. Bir zam yaparken neye göre yapılır arkadaşlar? Ülkenin gerçekleri ortada, tablo ortada. Siz emekliye “Ölme.” diyorsunuz “Nefes al, sadece ayakta kal.” diyorsunuz. O insanlar ömürlerini bu ülkeye hizmet etmekle geçirmişler.

Öbür taraftan esnaflar… Dükkânları kapalı esnaflarımız var, cebine kuruş girmeyen esnaflarımız var, evini geçindirmek durumunda olan, faturasını, elektriğini, suyunu ödemek durumunda olan, çoluk çocuğuna bakmak durumunda olan esnaflarımız. “Hâliniz nicedir?” diye soran yok.

Gıda fiyatlarına zam geldi, elektriğe zam geldi, doğal gaza zam geldi, vergilere zam geldi ve utanmadan, sıkılmadan yandaş medya bunlara “zam” demiyor arkadaşlar “fiyat güncellemesi” diyor “yeniden değerleme” diyor. Ortada çok ciddi sıkıntılar var, ne kadar üstünü örtmeye çalışırsanız çalışın ortada çok ciddi sıkıntılar var. Bakın, bu sıkıntıları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET KAYA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ortada çok ciddi bir sıkıntı var, millet fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş -Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de söylediği gibi- peki, Türkiye’yi bu hâle kim getirdi? O soruya cevap veriyorum arkadaşlar. On dokuz yıldır bu ülkeyi yöneten Sayın Cumhurbaşkanı 2002 yılında ne demiş arkadaşlar? “Bu ülke bu hâle geldiyse, bugün benim vatandaşım evine çöpten rızık toplayıp götürüyorsa...

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Yalan, yalan onlar, yalan!

AHMET KAYA (Devamla) – ...hafta pazarlarının atıklarını topluyor götürüyorsa, meydanlarda ‘Açız, açız!’ diye bağırıyorsa, evinin kirasını ödeyemiyorsa; suyunun, elektriğinin parasını ödeyemiyorsa ve artık ‘Yandım Allah!’ diyorsa, benim halkımın yüzde 25’i açlık, yüzde 50’si yokluk sınırının altındaysa Türkiye’yi bu hâle kim getirdi? Bu Hükûmet getirmedi mi?” “Yalan.” dediğiniz sözleri Sayın Cumhurbaşkanı söyledi 2002 yılında, onları okudum ben, siz de “Yalan.” diyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sayın Cumhurbaşkanının sözlerini okudum ben size; Sayın Cumhurbaşkanı söyledi bu sözleri, ben söylemedim.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Çarpıtıyorsunuz.

AHMET KAYA (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, Trabzon’dan bir vatandaşla konuştum, “Sayın Vekilim, AK PARTİ diye oy verdik, bunların adı artık zam partisi oldu.” dedi. Adınız zam partisine çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Doğru söyleyin...

AHMET KAYA (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanının söylediği sözleri okudum arkadaşım, ben uydurmadım.

BAŞKAN – Sayın Kaya, teşekkür ediyoruz efendim.

AHMET KAYA (Devamla) – Ben teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Uğur Aydemir.

Buyurunuz Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, HDP grup önerisine baktığımızda, pandemi sürecinde vatandaşlarımızı yalnız bıraktığımızı ve vatandaşlarımıza sahip çıkmadığımızı ifade ediyorlar. Hâlbuki biz Türkiye’ye baktığımızda, pandemi sürecinde vatandaşlarımızı sadece hastanelerimizde tek kişilik odalarda yalnız bıraktık, ona da yalnız denmez; hemşirelerimizle, doktorlarımızla, sağlık hizmeti sunan arkadaşlarımızla, kardeşlerimizle onları baş başa bıraktık ve şifa bulmalarına vesile oldular, şifa bularak da evlerine rahat bir şekilde döndüler ama her seferinde OECD’ye, Avrupa’ya, Amerika’ya bakan milletvekili arkadaşlarımız, muhalefet vekili arkadaşlarımız, bu pandemi sürecinde nedense Avrupa’ya, Amerika’ya bakmayı unuttular. Avrupa’da, Amerika’da pandemi sürecinde vatandaşlar ne kadar çile çekti diye baktığımızda, hastanelere gidemeyenler, yollarda, sedyelerde kalanlar, âdeta hastane kuyruklarında vefat edenler görüyoruz.

HDP önergesinde bir de ne var? Evet, günü kurtaran politikalar izlediğimizi HDP önergesinde ifade ediyorlar. Günü kurtarma politikası… Şehir hastanesi yaparak mı günü kurtarıyoruz? Yavuz Sultan Selim Köprüsü yaparak mı günü kurtarıyoruz? İHA’mızı, SİHA’mızı üreterek mi günü kurtarıyoruz?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bravo!

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Evet, bölünmüş yolları, otobanları yaparak mı günümüzü kurtarıyoruz diye, ben de buradan yüce Meclisimize ve bizleri izleyen vatandaşlarımıza bunları ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, pandemi bütün dünyayı kasıp kavurdu. Sadece Türkiye’de değil, evet, dünyada pandemi yaşanıyor, dünya âdeta kasıp kavruluyor ve biz de vatandaşlarımıza sahip çıkma adına ekonomik istikrar kalkanı paketiyle vatandaşımıza 520 milyar lira civarında destek sağladık.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Millet aç, aç! Açlıktan bahset.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Sosyal koruma kalkanı paketiyle de vatandaşımıza 45,5 milyar lira hibe desteği sağladık.

Evet, vergi oranlarında zamlardan bahsetti arkadaşlarımız. Vergi oranlarındaki haksız artışlardan bahsettiler. Değerli arkadaşlar, ben bir mali müşavirim, yine ifade ediyorum: AK PARTİ hükûmetleri döneminde vergi oranlarında artış yaşanmamıştır, bilakis vergi oranlarında indirim yapılmıştır. Nedir bunlar? Mesela, en basit örneği, pandemi sürecinde KDV oranlarında indirim yaptık.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Özel iletişim vergisini daha yeni artırdınız ya! Özel iletişimi artırdınız.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Eğer vergi oranlarında artış yapmış olsaydık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Özel iletişimi artırmadınız mı?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Bir tek özel iletişim vergisinde artış yapmışızdır ama indirimleri niye söylemiyorsunuz? İndirimleri de söyleyin. AK PARTİ hükûmetleri vergi oranlarını artırmamıştır, vergi oranlarını düşürmüştür, vergileri düşürmüştür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, her vatandaşımızın yanındayız, 84 milyonun yanındayız. Bakın, burası çok önemli: 2002 yılında 24 lira maaş alan 65 yaş üstü vatandaşımız bugün baktığımızda, değerli arkadaşlar, 865 TL para almaktadır. Hakeza, engelli aylıklarımıza baktığımız zaman engelli aylıklarımız da bunun gibidir.

Değerli arkadaşlar, enflasyonla alakalı mücadelemiz de devam ediyor. AK PARTİ hükûmetlerinden önce son on yıla baktığımız zaman, Türkiye’de enflasyon yüzde 68’di, bizimle beraber, 2002 yılından 2019 yılına kadar baktığımızda enflasyon oranları yüzde 10. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2020 yılında enflasyon oranı yüzde 14 küsur olmuştur. Sadece Türkiye’de mi bu oldu? Dediğim gibi, az önce ifade ettiğim gibi, bütün dünyada pandemi var, pandemi şartları altında bunları değerlendirmek lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım efendim.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) - Bu önergeye katılmadığımızı ve hatta arkadaşlarımıza 2020 yılında AK PARTİ hükûmetlerine teşekkür etmeleri gerektiğini buradan ifade ediyorum. Vatandaşımızın sofrasını koruduğumuzu, koruyacağımızı, vatandaşlarımızla birlikte olacağımızı ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan gıda güvencesi ve tarımsal üretimle ilgili sorunların tespit edilerek bu sorunlara çözüm yolları belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/3710) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2021 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/2/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/2/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, gıda güvencesi ve tarımsal üretimle ilgili sorunların tespit edilerek bu sorunlara çözüm yolları belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/3710) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 9/2/2021 Salı günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Cengiz Gökçel.

Buyurunuz Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yıldır küresel bir salgınla mücadele ediyoruz. Bu süreçte, insanlar en fazla sağlık ve beslenme ihtiyaçlarıyla ilgili endişe duyuyorlar. Şu an Türkiye’de ne gıda egemenliğinden ne de gıda güvenliğinden bahsedemiyoruz. Bu ülkede kimsenin gıda güvencesi yok artık. Yani, gıda ihtiyacımızı karşılamak için yeterli miktarda ve ulaşılabilir gıda maddeleri üretimimiz garanti altında değil, bunun da tek nedeni AKP iktidarının uyguladığı yanlış tarım politikaları.

Değerli arkadaşlar, girdi fiyatları sürekli artıyor. Ülkemizde de gıda enflasyonu almış başını gidiyor, rekorlar kırıyor. Tarımsal üretimi artırıp çiftçimizi destekleyerek tarımda tutacağınıza, havuz medyası attığı utanmazca manşetlerle vatandaşla dalga geçiyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı çiftçinin telefon kullanmasıyla alay ediyor. Oysa “İletişimi sağlamak için telefonlarınız güncel, son sistem olsun.” diye çiftçilere de arada bir gönderme yapıyorsunuz. Aslında, siz çiftçiyi köleleştirdiniz. Çiftçi faize çalışıyor, çiftçi mazota çalışıyor, çiftçi gübreciye çalışıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

2000 yılında 24 milyon olan köylü nüfusu sizin yüzünüzden bugün 6 milyona düştü. Hep söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim: Siz, bizim köylülüğümüzü unutturdunuz, bununla da övünüyorsunuz, aslında bundan da utanç duymanız gerekiyor.

AB’ye giremedik ama vatandaşlarımız Avrupalılar gibi taneyle sebze meyve almaya başladılar, o da paraları yetip alabilirlerse. Geldiğimiz an itibarıyla, AKP’nin yanlış tarım politikaları ve gıda politikaları nedeniyle vatandaşlarımız pazar artıklarından ve çöp konteynerlerinden gıda temin etmeye çalışıyorlar. Tabii, buna gören gözle bakabilirseniz, bunu anlayan yürekle anlamaya çalışırsanız bu gerçekleri göreceksiniz ve bu ülkede neler olduğunu izleyip sonuç almaya çalışacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, tarımda ithalatçı bir ülke olduk. Oysa ülkemiz, Anadolu toprakları coğrafi yapısıyla, iklim şartlarıyla dünyada ender üretim yapılabilen ülkelerden bir tanesi. Dünyanın en verimli topraklarına sahip, en çalışkan çiftçilerine sahip, her şey aslında uygun ülkede. Üretim yapacak çiftçilerimiz var ama çiftçiler borç içinde. 2020 yılında sadece kamu bankalarına olan borçlar yüzde 22,7 arttı ama çiftçilerimiz üzülmesin, borçlarının faizlerini Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında onların hakkı olduğu gibi sıfırlayacağız, borçları da uzun vadeye yayacağız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Küçük aile işletmeleri tükenme noktasında. Bu ne demek, biliyor musunuz? Ülke tarımı bitti, kalanı da küresel sermayeye peşkeş çekiliyor. Aslında çok uzağa gitmeye de gerek yok bu gerçekleri görmek için. Bir yılda kimyevi gübreye yüzde 90 oranında zam geldi, elektrik faturaları her gün daha da ağırlaşıyor, çiftçi elektrik faturaları altında eziliyor. Sosyal güvenlik borcu olmayan çiftçi neredeyse kalmadı, sosyal güvenlik primini dahi çiftçilerimiz maalesef ödeyemiyor, hepsi borçlu. Üretim yapmayan bir ülkenin gıda güvenliğinden bahsedilebilir mi bu durumda?

AKP, ithalata dayalı tarım politikasıyla ülkemizin sadece bugününü değil, yarınlarını da tehdit altına sokmuştur. FAO, gıda krizinin gelecek yıllarda devam edeceğini söylüyor. Gelişmiş ülkeler tarım sektörüne yatırım yapıyor, tarımını programlıyor, çiftçisini destekliyor. Peki, biz ne yapıyoruz? Bakın, 2012’de 20 milyon ton olan buğday üretimimiz 2020 yılında hâlâ 20 milyon ton seviyesinde. Rusya bu sürede üretimini 37 milyon tondan 85 milyon tona çıkardı arkadaşlar, 85 milyon tona. Ama siz kolaycılığa kaçıp hâlâ ithalat yapıyorsunuz. Buğdayda ürettiğimizin yarısını yurt dışından, Rusya’dan ve diğer ülkelerden ithal ediyoruz. Hayvan yemi ithal ediyoruz, et süt ürünleri ithal ediyoruz. Ayçiçeğinden bahsediliyor, biz dünyada en fazla ay çekirdeği tohumu ithal eden, ay çekirdeğine ihtiyaç duyan bir ülke hâline geldik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, burada elbette ki Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili olmaktan onur duyuyorum ama defalarca söylüyorum, hâlâ çiftçilik yapan, hâlâ üretim yapan bir Türk vatandaşı olarak söylüyorum: Bir araştırma komisyonu kuralım, millî üretimi artıralım, mazottan ÖTV’yi kaldıralım, çiftçiye elektriği vergiden arındırılmış şekilde ucuz verelim, gübrenin ham maddesinden vergiyi kaldıralım. Çiftçimizin borcunun faizleri silinsin, üretim artsın, çiftçimiz üretsin, vatandaş ucuza sağlıklı beslensin. (CHP sıralarından alkışlar)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Araştırma önergemize de başta iktidarın, bütün grupların destek vermesini diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurunuz Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünya gıda fiyatlarındaki artış, tarımda ithalatçı ülkeleri zorluyor. Türkiye’de yıllardır uygulanan ithalat politikası tarımı bitirme noktasına getirdi. Ülkemizi yönetenler, yıllardır gıda fiyatlarındaki yükselişe karşı ithalat silahını kullanarak çözüm üretmeye çalıştılar. Bu yanlış politika çiftçilerimizin tarımı terk etmesinde maalesef etkin rol oynadı. Diğer yandan, tarımda girdi fiyatlarının yükselişiyle birlikte ürünün satış fiyatının maliyetini kurtaramayacak noktaya inmesi çiftçilerimizin 180 milyar lira borç batağına sürüklenmesine sebep oldu. AK PARTİ iktidarının tarımda bu ve benzeri yönlü uygulamaları neticesinde 2 milyon civarında çiftçi tarımı terk etmiş, köy ve kasabaları boşaltmış ve şehirlere göçmüştür.

Birçok gıda ürününde ithalatçı ülke durumunda olmamız nedeniyle, pandemi süreciyle birlikte başta buğday olmak üzere onlarca tarım ürününün fiyatı temmuz-ocak döneminde dünyada yüzde 50’nin üzerinde artmıştır. Pandemi sürecinin başladığı bir yıl öncesinden gerekli tedbirleri almayan siyasi iktidar gıda ürünlerindeki çok yüksek fiyat artışlarının sebebini dış dünyadaki gelişmelere bağlamıştır. Bununla da yetinmemiştir, daha da ileri giderek ülkemizdeki gıda fiyatlarındaki artışların sorumlusu olarak esnafı suçlamak, esnafları günah keçisi ilan etmek yolunu seçmiştir; kendi beceriksizliklerinin üstünü siyasi iktidar bu şekilde kapatma yoluna gitmiştir. Bu hususta acı gerçeği de TESK Başkanı Bendevi Palandöken söylemektedir. Ne diyor? “Esnaflar olarak fiyat artışlarının sorumlusu değil, fiyat artışlarının mağduruyuz.” diyor.

Değerli milletvekilleri, siyasi iktidarın tarımdaki yanlış politikalarını bu kürsüden iki yılı aşkın bir süredir eleştiriyor ve çözüm önerileri sunuyoruz ancak başta tarıma şaşı bakan Tarım Bakanı olmak üzere iktidarın sorumluları yanlış uygulamalarını artırarak sürdürüyor. Buradan bir kere daha söylüyoruz: Tarım ve besicilikte vakit geçirmeden üretim seferberliği başlatılmalıdır. 2021 yılı Türkiyesinde çiftçilerimizin arazilerine el konuluyor, traktörlerine haciz geliyor.

Sizlere, savaştan yeni çıkmış bir ülkeyken tarım üretimini ve köylüyü baş tacı yapan Atatürk’ün sözlerini bir kere daha hatırlatıyorum. Ne diyor büyük Atatürk? “Biz İstiklal Savaşı’nı Halil Ağa’nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınamaz.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Ama siz ne yapıyorsunuz? Maalesef, çiftçinin tarlasına, bahçesine, traktörüne el koyuyorsunuz, evine haciz getiriyorsunuz; derhâl bu uygulamalardan vazgeçin. Ve size bir kere daha buradan öneriyoruz, diyoruz ki: 2021 yılı gayrisafi yurt içi hasılası tahmini olarak 4 trilyon 700 milyar lira olarak belirlenmek üzere yani tarımda 22 milyar liralık teşvikinizin, hibenizin hiçbir anlamı yok, bunu derhâl 47 milyara çıkarınız. Başka, banka borçlarına harman zamanında başlamak üzere beş yıllık bir ödeme planı yapınız. Başka, bugüne kadar işletilen banka ve Tarım Kredi Kooperatifleri faizlerini siliniz, anapara yapılandırmasını da faizsiz uygulayınız. Tarım Bakanlığı ürün ekim planlaması doğrultusunda öncelikle, ülkemizin ihtiyacına yönelik olmak üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – …ihracat potansiyeli olan ürünlerimize çiftçilerimizi yönlendiriniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Kemal Bülbül.

Buyurunuz Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli Genel Kurul…

Sayın Mersin Vekili Cengiz Gökçel, elbette önergenize katılıyoruz fakat önerge eksik. Yaşam güvencesi olmayan yerde gıda güvencesi olsa ne olur olmasa ne olur. Memleketin cezaevine çevrildiği, hemen her gün tehditlerin savrulduğu ve tehdit savururken “Bizim abdestimiz var.” diyen bir ilahiyatçının olduğu yerde… Bu ilahiyatçı abdesti el ayak yıkamaktan ibaret sanıyor. Abdest, dilin, ruhun, benliğin, kişiliğin, varlığın temizliğidir. Sende bunların hepsi kirliyken abdest alsan ne olur almasan ne olur?

(AK PARTİ sıralarından “Hocam, sen de bir abdest al.” sesi)

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) - Bizim abdestimiz Bezmi Elest’ten var, cahillik etme.

Gıda için pazara gitme saatini Diyanet İşleri Başkanlığının, çöpten gıda toplama usul ve tekniğini TRT’nin, marketten alışveriş tarifini ve özellikle kendine uyarlayarak yandaş gazetenin yaptığı yerde elbette gıda güvenliği yoktur, elbette çiftçi güvence altında değildir, elbette ülkenin en yetkililerinden birinin çiftçinin kullandığı telefonla alay etmesinin... Yurttaşlarımızın refah düzeyi ne kadar yükselirse, telefonu, aracı, evi, yolu yolağı ne kadar düzelirse biz bununla o kadar gurur duyarız ama bunları bir sorgulama şekline dönüştürenler gıda güvenliğini de yaşam güvenliğini de barış güvenliğini de, her şeyi tehdit altına sokmuştur; burada açık bir suç işlenmektedir.

Biz önergenizi desteklerken özellikle 2020 yılına ait bütün tarımsal desteklerin hemen ödenmesini, salgın sebebiyle üreticilerin önünü görebilmesi açısından bütün bitkisel ve hayvansal ürünlerin de destekleme kapsamına dâhil edilmesini, yeni girdi maliyetleri göz önüne alınarak tarımsal ürün ve hayvancılık desteklerinin artırılmasını, bütün tarım emekçilerinin hijyenik koşullarda çalışabilmesinin olanaklarının sağlanmasını, mevsimlik tarım işçilerinin koşullarının iyileştirilmesine yönelik bütün düzenlemelerin yapılmasını, kırsalda çalışanların tüm sosyal güvenlik koşullarının sağlanmasını, Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu ve ithal etmek zorunda olduğu yem, ham madde, tohum ve benzeri gibi ürünlerin aslında Türkiye’de yetiştirildiğini, Türkiye’nin dünyada ender, dünyada eşi bulunmaz bir ülke olduğunu hatırlatır, bununla ilgili çalışmaların yapılmasını söyleriz. Tahıl ürünleri gibi risk grubundaki ürünleri ithal etmek yerine ülkemizin aslında bir tahıl ambarı olduğunu ve tahıl politikasının sakat olduğunu belirtmek isteriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bülbül.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Çiftçilerimizin bankalara, Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının, icralık durumlarının da dikkate alınması ve bununla ilgili gerçekten hakkaniyetli bir düzenleme yapılması lazım.

Ve bir Alevi olarak, gelen ramazan ayına dikkat çekiyorum. Ramazan ayında savm u salat eden, sahiden inanan mazlumlar olacak; o mazlumların gıda güvenliğini şimdiden sağlayabilmek için gerekli çalışmanın yapılması lazım. Gıda güvenliği denilen şey, yaşam güvenliğidir; gıda güvenliği denilen şey, toplum sağlığıdır, insan sağlığıdır, çocuk sağlığıdır. Dolayısıyla gıda güvenliğiyle ilgili savsaklanmış, ötelenmiş, itelenmiş tüm çalışmaların ve düzenlemelerin yeniden yapılması gerekir diyor, önergeyi destekliyor, saygılar sunuyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç konuşacak.

Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle, bütün dünyada olduğu gibi, gıda fiyatlarının diğer mal ve hizmetlere oranla daha fazla arttığını kabul etmemiz lazım fakat bunu kabul ederken bunun gerçek nedenleri üzerinde de doğru tespitler yapmamız lazım. Eğer bunu sadece Türkiye içerisine sıkıştırıp buradan bir siyasi malzeme hâlinde kullanmaya kalkarsak tam da dünyada gıda ticaretini ve tekelini elinde bulunduranların istediğini yapmış oluruz yani topluma bir faydamız olmaz; asıl bu ortamdan, bu pandemi sürecinden yararlanmak arzusu içerisinde olan, dünyada gıdayı tekel hâlinde elinde bulunduran, uluslararası ticareti üç beş firmadan öteye gitmeyen bir ticaret ortamı içerisinde yapan bu dünyadaki monopollerin, kartellerin açıkçası işine, ekmeklerine yağ sürmüş oluruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, dünyada ne yazık ki özellikle ithalatçı olunan ürünlerde yani dış ticarete konu olan ürünlerde -bugüne ait değil, bakın, 1940’lı yıllardan başlamak üzere- dünyada tekel hâline gelmiş üç beş tane, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar şirket var. “Şirketokrasi” dediğimiz bir ticaret anlayışıyla bunlar dünya üzerinde hâkimiyet kuruyorlar, istedikleri zaman ürün fiyatlarını da kendileri belirleyebilme hürriyetine, gücüne ulaşmış durumdalar. Bunları göz ardı ederek, bunları görmezlikten gelerek sadece ülke içini konuşursak tam da dünyada oluşturmak istedikleri bu açlık korkusu… Şimdi sayın milletvekillerinin hepsi konuşurken “Gıdaya ulaşamayacağız, gıda güvencesi yok, gıda güvenliği yok.” gibi sözler sarf ettiler. Sayın milletvekilleri, inanır mısınız, bu gıda tekellerinin tam da dünyada oluşturmak istediği bu: Gıdaya ulaşamama korkusu, açlık korkusu, pandemi süreci ve bundan en yüksek seviyede gelir sağlama isteği.

Tabii, Türkiye içerisinde de bu duyguya katılan, bunun gibi hareket eden ve büyük market zincirleri olan, üretim aşamasına da el atmaya çalışan, tüketim aşamasını tamamen elinde tutan organizasyonlar var. Tabii, buna eşlik eden çok az sayıda kötü niyetli komisyoncular ve tüccarlar da var. Ancak Türkiye’nin devlet olarak, Hükûmet olarak elinde yapması gereken şeyler var. Her şeyin iyi gittiği, hakka hukuka uygun ticaretin yapıldığı ortamlarda devletin çok görünür olması istenmez, serbest ticaret şartlarında devlet her yerde, her an bir baskı unsuru olarak görünmek istemez ama özellikle böyle ortamlarda yani ortadaki bu fahiş fiyat artışlarının haklı üretime dayalı, girdilere dayalı bir sebebi olmadığı zamanlarda da devlet ortaya çıkar, kendi gücünü ve kanundan aldığı haklarını kullanır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Görünür olur, takip eder ama kim için? Hem üreten için hem tüketen için.

Bakın, bir taraftan diyorsunuz ki fiyatlar yüksek, girdi maliyetleri yüksek ama üreticiden alınan 1 liralık malın market raflarında 10 liraya satıldığını da hem medya hem siz hem biz hem de halk söylüyor. Demek ki arkadaşlar, girdi maliyetlerinde meydana gelen artışlar şu anda raflardaki bu yüksek fiyatları açıklamaya yetmiyor. Bunun altında başka şeylerin olduğunu araştırmamız lazım. Burada fırsattan yararlanıp, bu kaos ortamını oluşturup, buradan siyasi rant çıkarmaya çalışanların sayısının arttığını kabul etmemiz lazım. Şimdi devlet olarak da bunun gereği yapılıyor; daha fazla sahada olunacak, fiyatların nerelerde bu anormal yükselmelere sebep olduğunu tespit edecek, bunların müeyyidelerini uygulayacak. Haklı sebebi olsa geri indiremezsiniz; gidersiniz esnaf size faturalarını, fişini gösterir, yapacak bir şeyiniz olmaz ama haksız olduğunu siz de biliyorsunuz -bir kısmının en azından- biz de biliyoruz ve bunların iyi bir takiple bir iki ay içerisinde, inşallah, normal zemine oturacağını düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayın efendim.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çoğu AKP’li o arkadaşların, market sahipleri AKP’li. Fiyatları artıran da onlar Başkanım.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Güneş…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Uşak ilinde vefat eden Reşat Keskin’e Allah’tan rahmet dilediğine, bu olayın ekonomik nedenlerden ötürü olmuş gibi anlatılmasının kendilerini üzdüğüne, cenaze üzerinden siyaset yapmayı son derece yanlış bulduğuna, 2019 seçimlerinde Uşak ilinde 11 yerin 10’unda seçimleri kazandıklarına ilişkin açıklaması

İSMAL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde Uşak ilimizde Reşat Keskin isminde bir kardeşimiz vefat etti. Tabii, Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz bu kardeşimize. Bu kardeşimizin babası Mehmet Keskin amcamızı biz de ziyaret ettik. Bu kardeşimiz, Uşak’ta en iyi anahtarcılık yapan, en iyi aletlere sahip olan, evi, arabası olan, eşi öğretmen olan bir arkadaşımız. Tabii, biz vefat etmesine çok üzüldük ve dolayısıyla da ailesine de buradan başsağlığı diliyorum. Fakat bu olayı ekonomik nedenlerden dolayı olmuş gibi, işte geçinemiyormuş gibi anlatmak bizi son derece üzdü. Tabii, birtakım ekonomik sıkıntıları vardı ama bu, gelirinin azlığından dolayı değil. Kendi evini satmış, arabasını satmış. Bunun nedenlerini biz bilemiyoruz, ailesi de bilemiyor ama eşi öğretmen, kendi geliri de olan bir arkadaşımız. Ama ben şuna üzülüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – CHP milletvekillerinin bunun cenazesine gidip orada aile istememesine rağmen resim çektirmesi ve bunu yayınlaması; bunun arkasından da sanki “İşte, esnaf, durumu çok kötü.” gibi algılar yaratmak için televizyonlarda konuşması aileyi son derece üzmüştür, bizi de üzmüştür. Yani cenazelerin üzerinden siyaset yapmayı son derece yanlış buluyorum ve bunu da kınıyorum arkadaşlar.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Oradaydık biz, ekonomik sıkıntıdan dolayı intihar etti, oradaydık biz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Diğer taraftan, Sayın Kılıçdaroğlu “Uşak milletvekilleri sokağa çıkamıyor.” demiş arkadaşlar. Gelsin Sayın Kılıçdaroğlu, beraber çıkalım. Biz Uşak’ta 2019 seçimlerinde 11 yerde seçime girdik, 10’unu aldık arkadaşlar, 11 yerden 10’unu aldık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güneş.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Biz gittik. İntihar etti intihar, ekonomik sıkıntıdan intihar etti.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 11 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 224, 214, 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporlarının gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına, aynı birleşimde 219 sıra sayılı 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporları ile karma komisyon raporu üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/2/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                       Bülent Turan

                                                                                         Çanakkale

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

219, 83, 235, 142, 242, 139, 29, 157, 82, 164, 163, 246, 33 ve 66 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13 ve 14'üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

9 ve 10 Şubat 2021 Salı ve Çarşamba günkü birleşimlerinde saat 24.00’e kadar çalışmalarını sürdürmesi,

11 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 224, 214, 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporlarının gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılması, aynı birleşimde 219 sıra sayılı 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporları ile Karma Komisyon Raporu üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Çiğdem Erdoğan Atabek.

Buyurunuz Sayın Atabek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyor, hayırlı bir çalışma haftası diliyorum.

219 sıra sayılı 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu; 83 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 235 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 142 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 242 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 139 sıra Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Karadağ Hükûmeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 29 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komitenin Serbest Ticaret Anlaşmasının `Menşeli Ürünler' Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 157 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Konfederasyonu Arasında Tarım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 82 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 164 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 163 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gürcistan Hükûmeti Arasında Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 246 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Gürcistan Hükûmeti Arasında Demiryolu Yük ve Yolcu Taşımacılığına İlişkin Çerçeve Anlaşmanın Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu; 33 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması'nın "Menşeli Ürünler" Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokol II'sini Değiştiren 1/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu ve 66 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Bişkek Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi Açılması, Ortak İşletilmesi ve Devri ile Kırgız Cumhuriyeti Vatandaşlarının Türkiye'de Tıp ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi Almasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” kısmında sırasıyla 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13 ve 14’üncü sıralarına alınmasını öneriyoruz.

Grup önerimizle Genel Kurulumuzda salı ve çarşamba günleri uluslararası sözleşmeleri, perşembe günü ise komisyon raporlarının müzakere edilmesini planlıyoruz. Salı ve çarşamba günleri saat 24.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasını öneriyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biraz da esnaf konuşalım, esnaf! Esnafın borçlarını öteleyelim; esnaf perişan, esnaf kötü, esnaf faizin altında eziliyor, biraz da esnaf konuşalım! Çiftçi Tarım Kredi Kooperatifine, Ziraat Bankasına borçlu; esnaf kira ödeyemiyor, doğal gaz ödeyemiyor, konuştuğumuz konulara bak!

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Devamla) - Perşembe günü ise 224, 214, 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporlarının gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılması, aynı birleşimde 219 sıra sayılı 2019 yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmaların sürdürülmesi ve Meclis araştırma komisyonlarının raporlarının müzakereleri bitimine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulumuzun çalışmasını öneriyoruz.

Grup önerilerimizi yüce Meclisin takdirine arz ediyorum, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş…

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, hakikaten ekonomik kriz temel gündem olmaya devam ediyor. Esnafların sesini duymaya davet ediyorum. Dün Ankara’da da esnaflar eylemdeydi, geçen hafta İstanbul’da da esnaflar “Borç ve faiz altında eziliyoruz, dükkânlarımızı, mağazalarımızı, lokantalarımızı kapatmak zorundayız.” diyor ve bu sesi duyuramıyor, yandaş kanallar bu sesi vermiyor. Cep telefonuna takılmış bir iktidar aklı var; “Cep telefonu varsa ister 24 taksitle alsın ister 36 taksitle o vatandaşın keyfi yerindedir.” diyor.

Bir de çok garip bir tablo yaşıyoruz; Takvim’deki listeyi herhâlde herkes görmüştür, sadece 2 öneriyi söylemek istiyorum -halkın aklıyla alay ediliyor ve halk bunun farkında- diyorlar ki: “Açken markete gitmeyin ki canınız bir şey istemesin. Aman yanınızda çocuğunuzu götürmeyin ha! Çocuğunuz bir şey ister, satın alamazsınız.” Ya, ekonomik krizde yoksullukla, işsizlikle, açlıkla mücadele yöntemini bu şekilde bulan bir iktidar aklı, kaybetmiştir zaten.

Diğeri, Temel’in çok sevdiğim bir fıkrası var. Aslında teşbihte hata olmaz. Rivayet bu ya, Temel altını ıslatıyormuş, bir ara psikiyatra gitmiş ve sonrasında arkadaşları onu çok mutlu görmüşler, demişler ki: “Hayırdır Temel, hastalığın bitti mi? Demiş ki: “Hayır, hastalığım bitmedi, altımı ıslattığım hâlde mutlu olmayı öğrendim.”

Şimdi, AKP’nin işi bu, diyorlar ki: “Sizin yaşadığınızı biz daha iyi biliyoruz. Siz ‘Açım.’ demeyin, biz sizin tok olduğunuzu biliyoruz. Sizin mutfağınızda dolabınız dolu.” Hâlbuki boş olduğunu biz yaşıyoruz. Bu konuda söylenecek 1 milyon şey var. Vazgeçin bu akıldan. Gerçekleri yaşayanlar bilir.

Çok önemli bir mesele var. 7 Şubat 2016’da Cizre’de büyük bir katliam yaşandı, insanlığa karşı suç olarak kayıtlara geçti ve bu, Birleşmiş Milletler raporlarında da insanlık suçları olarak soruşturma talep edilen bir meseledir. İki gün geçti yıl dönümünden ve “vahşet bodrumları” olarak anıldı, toplumsal hafızaya böyle kazındı. 3 bodrumda 177 sivil yurttaş yaşamını yitirdi. Bu kürsüden o sivillerin 36 tanesini okudum, biliyor musunuz? O günü bugün gibi hatırlıyorum ve bir tanesi de Mehmet Yavuzel’di, bizim parti meclisi üyemizdi, dedim ki: “Yaşıyor ve telefonla görüşüyorum.” Bu Meclise “Bunlar ölmesin.” diye çağrıda bulundum ama bir tarafta İçişleri Bakanlığı telefonda, bir tarafta Sağlık Bakanlığı, bir tarafta da içeridekilerle görüşürken kulaklarımla işlenen katliama tanıklık ettim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kulaklarımda o katliamın sesini duydum ve o ses kaydı sadece kayıtlarda değil, hafızamda ölünceye kadar silinmeyecek bir ses kaydıdır. Ve bugün –iki gün geçti yıl dönümünden- hâlâ tek bir kişi tutuklanmadı. O 177 insanı bodrumlarda öldüren zihniyet hâlâ hesap vermedi. Üstelik, Cizre’de görev yapanların hepsi “cemaatçi” diye tutuklandı, biliyor musunuz? O dönem MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ne demişti, kulak verin: “Güneydoğu’da olaylar başlayınca ben ‘Hemen oralarda sıkıyönetim ilan edin.’ dedim ama sonradan gördüm ki iyi ki benim o sözümü dinlememişler çünkü biz orada o gün ‘Komutanlar terörle mücadele ediyor.’ diyorduk, meğer darbe planı yapıyorlarmış. Bir de ellerinde sıkıyönetim yetkisi olsaydı facia olabilirdi.” Yine dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala “Emirlerimizi dinlemeyen bir grup var.” diye sokağa çıkma yasaklarında yaşanan katliamı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Çok özür dilerim, normalde toparlayacaktım.

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yaşanan katliamı ve vahşeti bu iki alıntıyla da ve yaşadıklarımızla da birleştirerek lütfen bir daha düşünün. Bu katliamın sorumluları cezaevinde ama öldürdükleri tek bir insan için soru sorulmadı, “Siz o bodrumlarda insanları neden yaktınız?” sorusu sorulmadı. Darbe için soru soruldu, darbe için soruşturma yapılıyor, kovuşturma yapılıyor ama o soru sorulmuyor. Bu, iktidarı sorumluluktan kurtarmaz, suçtan, cezadan kurtarmaz.

Ve şimdi Taybet ananın katledildiği yerde yandaşlarca dikilen fotoğrafları paylaşan bir İçişleri Bakan Yardımcısı var. Evet, oralarda TOKİ’lerle işlenen katliamı silemezsiniz, bu hafızalarda ve kayıtlarda yerini alıyor. Ölenleri de saygıyla anıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bülbül.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, HDP Grup Başkan Vekili kürsüde yapmış olduğu konuşmasında bir katliam iddiasında bulunmuştur. Bu iddia sübut bulmuş, hukuk tarafından takip edilip kesinleşmiş olan bir durum değildir, sadece kendi beyanıdır. Dolayısıyla ifade ettikleri hususlar yargı kanalıyla tespit edilebilecek ve bu noktada gereği yapılabilecek meselelerdir. Biz, içinde Cizre’nin de olduğu meskûn mahal sürecini, operasyonlar sürecini PKK’nın şehirleri tamamen bir cephanelik hâline dönüştürüp orada yaşayan sivil halkı, insanlarımızı canlı kalkan olarak kullandığı ve tamamıyla şehirleri terörize ettiği bir süreç olarak biliyoruz. Bu noktada yapılan operasyonlar neticesinde şehirler terörden temizlenmiş ve bu operasyonlarda da 900 kadar güvenlik görevlimiz şehadete ermiştir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Devlet katliam yaptı, inkâr edemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu noktada, bu operasyonlar sürecinde hayatını kaybeden, şehit olan güvenlik güçlerimizi ve yaralanan gazilerimizi şükranla yâd etmek istiyoruz.

Şimdi, bu konuşma sırasında HDP Grup Başkan Vekili, Genel Başkanımıza ithafen, 15 Temmuz sonrasında Sayın Genel Başkanımızın yapmış olduğu bir değerlendirmeden bir iki cümle aktarmıştır. Bunun, o Cizre’deki kendilerinin katliam iddiasıyla aynı bağlam ve aynı konuşma içerisinde geçmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Genel Başkanımızın yapmış olduğu değerlendirme, 15 Temmuz sonrasında Türkiye’de karşımıza çıkan tablo içerisinde ordunun içerisinde de FET֒cü subayların, asker görünümünde FET֒cü teröristlerin var olduğuna ilişkin bir tespittir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’yle alakalı olarak bir teklifte bulunulduğunu fakat ordunun içerisinde böyle bir yapının olduğu görüldüğünde, bu noktada “İyi ki sıkıyönetim noktasında bir değerlendirme yapılmadı.” şeklinde bir konuşmaydı bu.

Buradan, bu ifademizin, bizim, Cizre’de veyahut da meskûn mahal operasyonlarında, HDP’nin iddia ettiği, PKK’lı terörist hesapların sosyal medyada devamlı dezenforme ettiği şekilde birtakım beyanlara destek olarak kullanılmasını asla ve asla kabul etmemiz mümkün değildir. Bu, olayı, sözleri bağlamından çıkarıp çarpıtmaktan ibaret bir durumdur.

Saygılar sunarım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

36.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben, MHP Genel Başkanının sözlerini yorum yapmadan ifade ettim, darbe teşebbüsünden sonra konuşmasını olduğu gibi alıntıladım; orada tartışmaya girmeyeceğim. Sadece şunu hatırlatmak istiyorum: Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Mart 2017’de bir rapor yayınladı ve bu raporda aynen şu tanımlamayı yaptı: “Kıyamet benzeri bir tablo” dedi ve bu sivil ölümlerini, katliamını insanlığa karşı suç olarak niteledi ve bunun soruşturulması yönünde Türkiye’ye çağrıda bulundu. Orada ölenlerin nasıl öldüğünü, nasıl öldürüldüğünü, bodrumlarda neler olduğunu biz bizzat tanıklık ederek -tanıklığımızı- aktarıyoruz. Ben kürsüden okuduğum sivil insanların listesini anlatıyorum. O insanlardan biri Mehmet Yavuzel, telefonun diğer ucundayken, dışarı çıkmak üzereyken, ambulansa gitmek üzereyken ve kolluk gücü de varken, kulağımın dibinde müdahale olmuş ve Mehmet Yavuzel dâhil 177 kişinin cenazesi çıkarılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Söylediklerimin tümünün belgesi, bilgisi, tanığı, delili var. Ben kimseyi zan altında bırakmak ya da suçlamak için bu beyanlarda bulunmuyorum; sadece, var olan cezasızlık politikasının sona ermesini, toplu katliamlara imza atan ve bunun hesabını vermeyen insanların toplum için de Türkiye için de büyük bir tehdit arz ettiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 11 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 224, 214, 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporlarının gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına, aynı birleşimde 219 sıra sayılı 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporları ile karma komisyon raporu üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay.

Buyurunuz Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün AK PARTİ grup önerisi eğer kabul edilirse -ki edilecek gibi de görünüyor- bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi, uluslararası anlaşmaları ve Mecliste çalışma süresi tamamlanan araştırma komisyonu raporlarını görüşecek. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak uluslararası anlaşmalar söz konusu olduğu zaman meseleye hakikaten millî bir duruşla baktık, bakageldik, bugün de bu hafta da tavrımız böyle olacak. Nitekim, Azerbaycan’la, Gürcistan’la, komşu ülkelerimizle, Kazakistan’la, muhtelif ülkelerle yapılmış uluslararası anlaşmalar bugün, yüce Meclisin onayına sunulacak ve inşallah, bizlerin de müspet oylarıyla kabul edilerek kanunlaşacaktır. Bu çerçevede, gene bu hafta Rabia Naz Vatan Komisyonunun çalışması tamamlandı; onu görüşeceğiz. Bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerinin araştırılmasıyla ilgili komisyon raporunu ve yetiştirebilirsek Down Sendromlu çocukların sorunlarıyla ilgili komisyon raporunu görüşeceğiz. Yani Meclis bu hafta, milletin çok direkt menfaatine olmasa da milletin açlık, feryat çığlıklarını duymasa da olumlu işler görüşecek. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler de olumlu katkılarımızı ortaya koyacağız.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ grup önerisinde söz almamın bir sebebi de şudur: Siyasette münakaşa ederiz, sert tartışmalar yaparız, bağırırız, çağırırız; bunlar işin doğasında vardır, Meclis de tartışma yeridir, münakaşa yeridir, bunları yapacağız. Siyasi partiler, hiç şüphesiz kendi baktıkları pencereden Meclisteki konumlarını belirlerler. Siyasi partiler münakaşa ve kavga etsin, bunda bir sorun yok ama Türkiye’de, AK PARTİ’nin, özellikle bu ucube sistemle birlikte, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte devletin çürüdüğünü, tefessüh ettiğini üzülerek izliyoruz. Her gün devlet adabına yakışmayan beyanatları, hareketleri, tutumları görüyoruz. Valilerden kaymakamlara, rektörlere kadar -biraz önce AK PARTİ’nin sevgili Grup Başkan Vekilinin de asla tasvip edemeyeceği noktada- işgüzarlık ve lidere biat etme, lidere yaranma konusunda kamu görevlilerinin kendi aralarında bir yarışa girdiğini de görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu sandalyeler bugün var, yarın yok. Devlet ebedîdir. Devletin çürümemesi, çürütülmemesi lazım. Kaç oy alırsanız alın, yüzde 99,9 oy alsanız bile devletin, öbür yüzde 0,1’inin de devleti olduğunu unutmamanız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başkanım, bir müsamaha rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Devleti çürütürseniz iktidarınız iktidar olmaktan çıkar; bunu bilmeniz lazım.

Türk polisi -benim 3 kuzenim, ağabeyim polislikten emeklidir- hepimizin medarıiftiharıdır. Polisimiz şehit olmaktan korkmaz, emekli olmaktan korkar diye yüz defa bu kürsüde söyledim. Ama polise kanunsuz emir vermek, polisi toplumu kutuplaştırmanın bir aracı gibi kullanmak da asla kabul edilemez.

Değerli arkadaşlar, sene 2017. Barış Kerem, Oğuzhan Erkul; bu çocuklar lise mezuniyetlerini kutladılar Gazi Mahallesi piknik alanında ve bu pırıl pırıl çocuklar -çocuk diyorum- liseyi yeni bitirmiş çocuklar, piknik dönüşü polis tarafından tarandılar. Taranma gerekçesi de ne sayın milletvekilleri?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Arabanın penceresinden bağlamanın kılıfı sarkmış -bunlar sonra tespit edildi- “Vay efendim, bu bir silahtır.” demiş polis, Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un içinde olduğu arabayı taramış. Şunu soruyorum ya: Bu araba, Gazi Mahallesi’nde değil de Bağdat Caddesi’nde görülseydi taranır mıydı? Bu araba, Gazi Mahallesi’nde değil de Sultanbeyli’de bu şekilde görülse taranır mıydı? Polis, büyük bir kusur işlemiş, bana göre cinayet işlemiş. Daha vahimi şu, devlet çürümesin diye bunun için söylüyorum: Bu 2 polisimize -ve bunlara bu “Vur!” emrini verene hiç ceza yok zaten- ne ceza verilmiş biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Hepimizin evladı var. Bu 2 polise yirmi dörder bin lira 24 taksitle ceza verilmiş. İşte, bu, devletin çürüdüğünün işaretidir.

Arkadaşlar, birisi 16 yaşında, birisi 15 yaşında. Sanıyorum, Barış Kerem’in annesi şöyle diyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

Bir devlet için bundan büyük ayıp olmaz. “O 24 bin lirayı ben vereyim, çocuğumu bana geri verin.” diyor. Bu, hepimizin, buradaki bütün siyasi partilerin başını öne eğip düşünmesi gereken bir hâldir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Trakya Üniversitesi Rektörünün İlahiyat Fakültesi Dekanıyla ilgili soruşturma başlattığına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bir hususu açıklamak için söz alma ihtiyacı hissettim.

Sabahki oturumlar sırasında Sayın Altay’ın ifade ettiği Trakya Üniversitesindeki bir dekanın üsluba, adaba, genel teamüllere çok aykırı “tweet”iyle ilgili bir gergin ortam olmuştu. Biz de oradaki konuşmamızda prensip olarak adaletin, yaklaşımımızın, herkese eşit olması gerektiğini söylemiştik. Hatta memuriyet görevi olanların çok daha hassas bir dil kullanması gerektiğini, siyasetçilerin dilinin belki anlaşılır ölçüde farklı sertliği olabilir ama memuriyetteki arkadaşlarımızın daha hassas olması gerektiğini ifade etmiştik ancak hiçbir yanlışın yanında durmayacağımızı, yanlış yapan kim varsa karşısında olacağımızı ifade etmiştik. AK PARTİ’yi farklı kılanın da bu duruşu olduğunu ifade etmiştik. Az önce öğrendim ki ilgili üniversitedeki rektör bey, ilgili dekanla alakalı soruşturmayı başlatmıştır; bu yasal süreyi beraber takip edeceğiz. Ben tekrar durduğumuz yerin doğru olduğunu, hakkaniyete, ahlaka, adalete uygun yer olduğunu ifade etmek istedim.

Bir husus daha Sayın Başkan: YÖK Yasası’nda daha eski yıllarda bu konularda çok daha hızlı karar alan bir yetki imkânı vardı. Rektörlerin, dekanların benzer konularla ilgili soruşturmalarını YÖK yapardı, ancak Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesine götürdüğü kanun maddesinden sonra, iptalden sonra, YÖK’ün bu konularda araştırma yapma, soruşturma yapma yetkisinin olmadığını, sadece ilgili üniversitenin bu işi yapabileceğini ifade etmek isterim. Konuya ilişkin de zaten üniversite, rektör hoca bu konuda soruşturmanın başladığını ifade etmişlerdir Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, inşallah iktidar olursak biz YÖK’ü temelli kapatacağız zaten merak etmeyin. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O zaman hep YÖK açık kalacak Başkanım bundan sonra.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – YÖK’ü kapatacağız. Ben Sayın Bülent Turan’a duyarlılığı için teşekkür ediyorum, eksik olmasın. Ben, umarım ve dilerim ki aynı duyarlılık içinde cumhuriyet savcıları da olur çünkü (216/1) resen kovuşturma gerektiren bir hâldir. Bakalım yürekli, namuslu savcılarımız var mı, yok mu; hep beraber göreceğiz.

Teşekkürler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “‘Tweet’ yarışı olursa altta kalır.” demiştim Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurunuz.

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ederim.

Sayın Turan’a hassasiyeti ve yaklaşımı için biz de teşekkür ediyoruz. Soruşturma açılmasını hakikaten önemsiyoruz çünkü bir dekan ve bir fakültede yönetici pozisyonunda ancak bu yetmez, bir suç var ortada, sadece bir disiplin suçu değil; biz de savcılığı, alenen öğrencileri ölümle tehdit eden ve sosyal medyada yayınlanması için infial yaratan bu çağrısı karşısında -dün sosyal medyada yayın sırasında Ayşen Şahin’i nasıl toplantıdan aldıysa dekanı herhâlde daha rahat gözaltına alabilir diyorum- görevini yapmaya çağırıyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine, 11 Şubat 2021 Perşembe günkü birleşiminde 224, 214, 200, 199 ve 159 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporlarının gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına, aynı birleşimde 219 sıra sayılı 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ve bu birleşimde Meclis araştırması komisyonu raporları ile karma komisyon raporu üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşma sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, (2/1527) sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1527) esas numaralı Kanunu Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınması hususunu saygılarımla arz ederim.

                                                                                    Süleyman Bülbül

                                                                                            Aydın

BAŞKAN – Önerge üzerinde Süleyman Bülbül konuşacaklar.

Buyurunuz Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’yle ilgili söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, ben bu kanun teklifini 2019 yılının Ocak ayında verdim, İç Tüzük 37’ye göre doğrudan gündeme alınması için de dilekçemi vermiştim ama buna rağmen teklif iki yıl bir ay sonra gündeme alınabildi; bu durum, Meclisin çalışma düzenini, işleyişini ve nitelikli yasamayı da açıkça ortaya koyuyor. Yani, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denilen bu sistemin yasamayı ne hâle getirdiğini de ortaya koyuyor arkadaşlar. Bu nedenle bu konularda kuvvetler ayrılığının önemini ve demokratik parlamenter sistemin, denge denetlemenin önemini de burada vurgulamak isterim.

Değerli arkadaşlar, Mecliste biz milletvekilleri ve parti gruplarına yasama hizmetlerinin yürütülmesinde yardımcı olmak için uzun yıllardır sözleşmeli personel istihdam ediyoruz. Parti gruplarında görevli grup danışmanı ve grup büro görevlileri ile danışman arkadaşlarımız Meclisin ve bizlerin çalışma temposuna göre uzun saatler mesai yapıyorlar ve sık sık bizlerle birlikte il dışına çıkıyorlar. Kısacası, bu çalışma arkadaşlarımızın geceleri gündüzleri belli değil. Hatta salgın döneminde bile diğer çalışanlar dönüşümlü çalışma sistemine girdiği hâlde, esnek mesai sistemine döndüğü hâlde danışmanlar için bu durum söz konusu değil. Bunların yanında almış oldukları sorumluluklar ve önemli işlemler, işler başka herhangi bir kamu kuruluşunda çalışanlarla karşılaştırıldığında çok zor şartlarda görev yapıyorlar. Çalışma şartları böyle de hakları nasıl? Haklarına baktığımız zaman, bu arkadaşların ne tazminatları var ne işsizlik sigortaları var ne de iş güvenceleri var. Arkadaşlarımızın Meclisteki görevi, birlikte çalıştıkları milletvekilinin görevi bittiğinde ya da milletvekili istifa ettiğinde ya da milletvekilliği düşürüldüğünde ya da -Allah gecinden versin- milletvekili hayatını kaybettiğinde yani beklenmeyen ve öngörülemeyecek nedenlerle sona eriyor. Personelin haklı nedenle ve talebi hâlinde iş sözleşmesinin sona ermesi personel için telafisi güç, zararlı sonuçlar çıkarıyor. Hatta öngördüğümüz şekilde bu kişilerin sadece kendileri değil, aileleri de zor durumda kalıyor.

Şimdi, çalışma durumları ve koşulları böyle olan, idari hizmet sözleşmesiyle çalışan danışman arkadaşlarımız 657 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi çerçevesinde memur ve sözleşmeli olarak kabul görülmüyor. Hukuki durumları ise 4857 sayılı Yasa’ya da uymuyor. Bu kanun kapsamında tanımlanmadığından dolayı işçilerin yararlandığı iş güvencesi ve diğer haklardan da ne yazık ki yararlanamıyorlar. Kısacası, bu emekçi arkadaşlarımızı nereye koyacağımızı bir türlü bilemiyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin eli kulağı olan ve bizlere birçok konuda yaşamsal yardımlarda bulunan personelin iyi şartlarda çalışmaları, onların kendilerini emniyette hissetmeleri psikolojik olarak çalışma sistemini de etkiliyor. En azından, kendilerine bağlı olmayan sebeplerle görevlerinin sona ermesi durumunda kanunla belirlenmiş bir güvence altına alınmaları çok önemli. Zaten Anayasa'mızın 49’uncu maddesi açık: “Devlet çalışanların hayat seviyesini yükselmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemek, elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” diyor. Görevi sonlandırılan söz konusu sözleşmeli personele, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan diğer çalışanlara tanınan işsizlik ödeneği hakkının tanınması bu nedenlerle zorunlu hâle gelmelidir diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bu teklif hem iş barışının sağlanması hem çalışma arkadaşlarımızın emeklerinin karşılığını vermek açısından çok büyük faydalar içeriyor. Teklifin kabulü durumunda bugüne kadar yaşanmış ve bundan sonra yaşanabilecek birçok sorunun önüne geçilecek diye düşünüyorum.

Arkadaşlar, bu arkadaşlarımız yol arkadaşlarımız. Eğer Mecliste kendi yol arkadaşlarımızın hukuki durumunu ve iş güvenliğini sağlamazsak biz vatandaşın iş güvenliğini nasıl sağlayacağız? (CHP sıralarından alkışlar) Bu nedenle ilk önce evimizden başlayacağız. Evimizden başlamalıyız ki -Türkiye'de işçilerin iş kaybetme ve gelecek kaygısını yani “iş güvencesi” denilen “Kod 29” adı altında işten atılma- İş Kanunu’nun 25’inci maddesiyle birçok vatandaşımızın zor durumda olduğu konumda emekten yana, emekçiden yana tavır koyalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Vekil.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Emekten yana, emekçiden yana tavır koymak bir siyasi tercih sorunu. Bu siyasi tercih sorunuyla ilgili Mecliste bulunan tüm Parti gruplarından, kendi danışmanlarımızdan, kendi sözleşmeli çalışan yoldaşlarımızdan başlamamız gerekir diye düşünüyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ihtisas komisyonlarında boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen üyelikler için seçim yapacağız.

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Kayseri Milletvekili Çetin Arık aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3.- Dilekçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Dilekçe Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi 60’a göre söz talebinde bulunan 4 arkadaşıma söz verip ara vereceğim.

Sayın Ataş…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, ekonomik krizin derinleştiği bugünlerde TOKİ’nin taksitlerini ödemeyen vatandaşlara tahliye tebligatı gönderdiğine, vatandaşın birikmiş taksitleri ödeme imkânı bulunmadığına, TOKİ’nin mağdur olan vatandaşların sorunlarını çözmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ekonomik kriz giderek derinleşiyor ve gelen zamlarla birlikte faturalar kabarıklaşırken bu kış aylarında vatandaş hayatta kalma mücadelesi vermektedir. TOKİ ise vatandaşın bu mücadelesini görmezden gelmekte, taksitlerini ödemedikleri için vatandaşa tahliye tebligatları göndermektedir. Tahliye kararlarında ise ancak birikmiş taksitlerin ödenmesiyle tahliyeden vazgeçileceği belirtilmektedir. Bu konutlar zaten dar gelirli vatandaşlar için yapılmıştır. Bu kriz döneminde taksit ödemelerinde gecikmelerin yaşanması son derece normaldir. Askıda ekmeğe muhtaç hâle getirilmiş dar gelirli vatandaşlarımızın birikmiş taksitlerini ödeme imkânı bulunmamaktadır. TOKİ, sözleşmelerini bu şartlara göre güncellemeli, mağdur olan vatandaşlarımızın sorunlarını çözmelidir.

Vatandaş zor günlerde devletini ve Hükûmeti yanında görmek istiyor diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

Sayın Yılmazkaya…

41.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, son birkaç günde sağlık çalışanlarına yapılan saldırıların bile sağlıkta şiddette gelinen noktayı gözler önüne serdiğine, bu saldırıların asla kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tüm insanlık, aylardır coronavirüs nedeniyle gece gündüz demeden hastalar için bu savaşta en ön saflarda mücadele veren sağlık çalışanlarına minnettarlığını göstermenin yollarını aramaktayken, Gaziantep’te özel bir hastanede sağlık çalışanlarına yapılan saldırıda 1 hemşire, 3 hastane görevlisinin yaralandığı olayın ardından ve Rize Devlet Hastanesinde yapılan orakla saldırı sonucu görevi başındaki kadın doktor arkadaşımız kolundan ve bacağından yaralandı. Sadece bu birkaç gün içinde yaşanan saldırılar bile sağlıkta şiddette gelinen noktayı gözler önüne sermektedir. Covid-19 salgınında en ön saflarda mücadele veren sağlık çalışanlarımıza millet olarak vefa borcumuz olduğu kesindir, haklarını asla ödeyemeyiz. Ülkemizde aylardır coronavirüs nedeniyle gece gündüz demeden, yer, zaman ve mekân kavramı gütmeden hasta ve toplum sağlığı için fedakârca hizmet veren ve bizler için mücadele eden sağlık çalışanlarına yönelik bu saldırılar asla kabul edilemez.

Yüce heyeti bu hassas konuda gerçekçi önlemleri almaya davet ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aydınlık…

42.- Şanlıurfa Milletvekili Aziz Aydınlık’ın, uzman doktor eksikliği yüzünden Urfalıların sürekli başka şehirlerdeki hastanelere gittiğine, uzman doktor atamalarının bir an önce yapılmasını hemşehrileri adına talep ettiğine ilişkin açıklaması

AZİZ AYDINLIK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şanlıurfa’da sağlık hizmetlerine erişim noktasında artık hemşehrilerim isyan ediyor. Uzman doktor eksikliği yüzünden Urfalılar sürekli başka şehirlere gidiyor, gittiği yerde yeme içme, barınma ve maddi sıkıntılarla karşılaşıyor. Şahsen defalarca uzman doktor eksikliğini dile getirdim. Son günlerde, geçici görevlendirmeyle şehrimizde hizmet veren onkoloji uzmanlarının da görev süresi dolunca onkoloji hastalarımız tek onkoloji uzmanının olduğu tıp fakültesine gitmek zorunda kalıyor; hâliyle bu durum yoğunluk yaşanmasına ve tedavilerin gecikmesine neden oluyor. Bu sorunun kalıcı bir şekilde çözülmesini, uzman doktor atamalarının bir an önce yapılmasını hemşehrilerim adına talep ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

43.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak ilinde Reşat Keskin adlı vatandaşın ekonomik sebeplerden dolayı intihar ettiğine, olay yerinde 95 bin liralık borç listesi bıraktığına, kendisine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, geçtiğimiz çarşamba ve perşembe günü 25 milletvekili arkadaşım ve 3 parti meclisi arkadaşımla birlikte Uşak’ta çalışma yapıyorduk ancak maalesef çarşamba günü öğleden sonra tatsız bir haber aldık. Kendisini de şahsen tanıdığım Reşat Keskin adlı anahtarcılık işi yapan bir esnafımız -2 çocuk babasıdır, ailesini de gayet iyi tanırım- ekonomik sebeplerden dolayı maalesef intihar etti; özellikle altını çiziyorum, intihar etti yani bu bir vefat değil. Kendisi -özellikle olay yeri incelemenin de bulduğu- toplam 95 bin TL’lik -bakın, buranın altını özellikle çiziyorum- bir borç listesi bıraktı.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Nasıl borçlanmış, onu da söyle.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Onun için hem birinci derece akrabalarından teyit aldığım bilgiye göre, maalesef ekonomik sebeplerden…

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Nasıl borçlanmış, onu da söyle.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ülkemizde birçok ilimizde bu tip intiharlar devam etmektedir. Onun için intihar eden vatandaşımıza ilk önce Allah’tan rahmet diliyorum.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Nasıl borçlandığını da söyle.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir tek sizin durumunuz iyi ya. Millet ölüyor, sizin durumunuz iyi; anlayın ya.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Diğer taraftan, Sayın Güneş, biz Uşak’ta herhangi bir sıkıntı olduğunda olay yerinde oluyoruz. Keşke siz de gelseydiniz de siz de orada olsaydınız.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Ailesi sizi istememesine rağmen oraya gitmişsiniz, orada resim çektirmişsiniz; bunu abisi de söyledi, babası da söyledi. İsterseniz beraber babasını telefonla arayalım görüşelim; görüşelim, hodri meydan.

BAŞKAN – Sayın Kaşlı…

44.- Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı’nın, Alparslan Türkeş’in elli iki yıl önce yaktığı meşalenin Türk milletini aydınlatmaya devam edeceğine, bu hareketin millet ve devletin teminatı olmayı ilelebet sürdüreceğine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KAŞLI (Aksaray) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cennet mekân merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in elli iki yıl önce yaktığı meşale, bugün, Türk milletini aydınlatmaya devam ederken ülkücü hareketin üç hilali, Türk devletinin bekasının teminatı, geleceğinin sigortası olarak milletimizin nezdinde kabul görmüştür. Binlerce şehidi ve gazisi olan bu dualı hareketin önderi, yirmi dört yıldır “Önce ülkem ve milletim, sonra partim.” diyen bilge liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in haklılığını 15 Temmuzdan bugüne kadar olan süreçte milletimiz daha net olarak görmüş ve tanıklık etmiştir. Kökleri Türk milletinin tarihteki varlığıyla bütünleşen bu kutlu hareket milletimizin ve devletimizin teminatı olmaya, şanla şerefle, onurla, gururla ilelebet devam edecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Karadağ…

45.- Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ’ın, 1970’lerin teknolojisiyle yapılmış ve kullanım ömrünü 2005 yılında tamamlamış olan Ermenistan’daki Metsamor nükleer santralinin olası bir depremde yayacağı radyasyonun Iğdır, Van, Ağrı, Erzurum gibi yerleşim alanlarını yaşanmaz hâle getireceğine, konunun uluslararası platformlarda dile getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta 5 Şubat, saat 18.36’da Ermenistan’ın başkenti Erivan yakınlarında 4,7 büyüklüğünde meydana gelen deprem Ermenistan’la birlikte ilimiz Iğdır ve yakın coğrafyada da hissedildi. Iğdır halkı depremin şiddetinden ziyade deprem fay hattı üzerinde bulunan Metzamor Nükleer Santrali’nde oluşabilecek sızıntının korkusunu yaşadı. Nitekim ilimize 16 kilometre uzaklıkta olan bu santral 1970’lerin teknolojisiyle yapılmış, kullanım ömrünü 2005’te tamamlamıştır. Olası büyük bir depremde Metzamor Santrali’nin yayacağı radyasyon Iğdır, Van, Ağrı, Erzurum gibi yerleşim alanlarını yaşanmaz hâle getirecektir. Tehdit savuran bu nükleer santrali uluslararası tüm platformlarda dile getirmeli ve artık, bu santrale dur demeliyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

46.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, Gaziantep iline “Gazi” unvanının verilişinin 100’üncü yıl dönümünü gururla kutladıklarına, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile Antep savunmasını destanlaştırarak bağımsızlık uğruna can veren şehitleri rahmetle andığına, hemşehrilerinin Gazilik Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şehrim Gaziantep’e gazilik unvanı verilişinin 100’üncü yılını gururla kutladık. Gaziantep halkı, kısıtlı imkânlarla on bir ay süren topyekûn bir mücadeleyi zaferle taçlandırmanın gururuyla tarihe adını altın harflerle yazdırmış şanlı bir şehrin evlatlarıdır. Destansı başarılara imza atmış Gaziantepli hemşehrilerimin Gazilik Günü’nün heyecanını gönülden paylaşıyorum. Ülke tarihimizin gidişatına yön vermiş bir şehrin evladı olarak bize gazi olmanın onurunu yaşatan başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Antep savunmasını destanlaştırarak bağımsızlık uğruna canlarını feda eden Karayılanlar, Şehit Kâmiller, Şahin Beyler ve diğer tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, hemşehrilerimizin Gazilik Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ediyorum.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Nimetullah Erdoğmuş’un, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz isteyen milletvekillerinin taleplerinin peyderpey karşılaşacağına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 60’a göre söz talebi olan saygıdeğer arkadaşlarımızın taleplerini peyderpey karşılayacağız.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.29

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, 2019 yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler

1.- 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporu’nun (5/3) (S. Sayısı: 219)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sıraya alınan, İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

B) Kanun Teklifleri

1.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1590) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 83) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 83 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KÜLTÜR MERKEZLERİNİN KURULUŞU, İŞLEYİŞİ VE FAALİYETLERİ HAKKINDA ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 25 Nisan 2018 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Abdul Ahat Andican.

Buyurunuz Sayın Andican. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı anda şahsınız adına da konuşacağınızdan süreniz on beş dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ABDUL AHAT ANDİCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye’nin ve uluslararası platformun önemli bir sorununa değinmek istiyorum; Doğu Türkistan olayları. Bugün, bir Çin iç sömürgesi hâlinde olan Doğu Türkistan’ın geçmişini, asimilasyona uğrama dönemlerini vesaire zaman yokluğundan es geçeceğim ve bugün geldiğimiz noktada bulunduğumuz aşamayı inceleyeceğim.

Amerika Birleşik Devletleri’nin 11 Eylül olaylarını hatırlarsınız. Bu olaylarda “teröre karşı küresel savaş” diye bir konsepti ABD ortaya koydu ve Çin çok akıllı bir şekilde bu konsepte katılacağını söyledi; şart olarak Doğu Türkistan İslami Partisinin terör listesine alınmasını istedi. Amerika Birleşik Devletleri bunu kabul etti ve 2003 yılında bu organizasyon terör listesine alındı. Çin, ertesi yıl, ilginç bir yaklaşımda bulundu; bu terör organizasyonun bir şemsiye organizasyon olduğunu ve onun altında başka organizasyonlar olduğunu söyledi, onların da terörist kabul edilmesini dünya gündemine getirdi. Değerli arkadaşlar, Çin’in bu talebi Türkiye’de de var olan 3 tane Doğu Türkistan diaspora derneğini ve vakfını da kapsıyordu, bütün dünyadaki diaspora derneklerini kapsıyordu. Bunu anlatmamım bir nedeni var, biraz sonra gerekçesini söyleyeceğim. Bu dönemde Doğu Türkistan’da ortaya çıkan her olay şiddetle bastırılmaya devam edildi. 2009 yılında Uygur gençleri “köle işçisi” olarak diğer Pasifik cephesine, oraya taşındıkları için bunları protesto amaçlı yapılan bir gösteride, Urumçi’de yüzlerce Uygur öldürüldü. 2013 yılında “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” gündeme getirildi. Kuşak Projesi’nde -ayrıntılarına girmeyeceğim, zaman yok ama- Doğu Türkistan çok önemli bir yol oluşturuyordu ve 2017’de tüm dinlerin ve inançların Çinlileştirilmesi siyasetini Çin resmen ilan etti. Bugün 1 milyonu aşkın Uygur Türkü, toplama kamplarında ve hapishanelerde işkenceye ve beyin yıkamaya tabi tutuluyorlar.

Meselenin Türkiye boyutuna gelince Türkiye'ye sığınan Uygurlar ve diaspora dernekleri süregiden Çin zulmünü kamuoyuna anlatmaya çalışıyorlar. Diğer taraftan, Doğu Türkistan meselesini ABD destekliyor diye Doğu Türkistan’daki Çin zulmünün bir emperyalist propagandası olduğu şeklinde bir iddiayı gündeme getiren ve ne yazık ki başını Cumhur İttifakı’nın fahri ortağı Doğu Perinçek’in çektiği bir başka kesim var. Bu çevreler Doğu Türkistan’daki bu kampların “eğitim kampları” olduğu şeklindeki Çin iddiasını seslendirmeye devam ediyorlar. Buna karşı çıkması gereken sözde yerli ve millî çevreler de buna sessiz kalıyorlar. Bu çevrelerden aldığı cesaretle Doğu Perinçek, İYİ PARTİ Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in geçen haftalarda grup kürsüsüne çıkardığı Doğu Türkistanlı bir kadına FET֒cülük ve teröristlik iftirasını atabilecek bir noktaya gelmiştir.

On beş yıl önce “Çin Satrancında Orta Asya” diye bir makale yazmıştım. Bu makalede ABD’yi dengeleyecek olan ülkenin Çin olduğunu ve gelecekte eğer ABD buna engel olamazsa Çin’le ilgili olarak insan hakları meselesini gündeme getirip Doğu Türkistan’ı, Moğolistan’ı, Tibet’i hatta Mançurya’yı kart olarak kullanacağını söylemiştim, nitekim böyle oldu. Peki, şimdi önemli soru şu: Emperyalist ABD Doğu Türkistan davasını destekliyor diye Doğu Türkistan’da Çin zulmünü yok mu varsayalım? Terörist suçlamasıyla kamplara kapatılırken, eğitim adı altında işkence görürken, dinî ve millî inançları yok edilirken, kadınları sistematik bir şekilde tecavüze uğrarken, mankurtlaştırılıp köleleştirilirken ve böylece soykırıma uğrarken Doğu Türkistanlılar ne yapsın? “Ey emperyalist ABD, ey emperyalist Batı dünyası, niye bize destek veriyorsunuz?” mu desinler? “Desteğinizi istemiyoruz.” mu desinler? Böylesi bir desteğin bayraktarlığını Türk dünyasının lideri Türkiye yapmıyorsa eğer, İslam ülkelerinin hiçbirinden ses çıkmıyorsa Doğu Türkistanlılar ne yapsın? Kendi öz vatanlarında köle mi olsunlar? Millî ve dinî kimliklerinden koparılıp Mançularda olduğu gibi Çin ejderhasının asimilasyonuna boyun mu eğsinler? Söylenecek çok şey var arkadaşlar ama atlıyorum. Sonuçta o noktaya geldi ki bakın, Doğu Türkistan, onların deyimiyle Sincan Uygur Özerk Bölgesi Valisi ne diyor, çok önemli: “Çok başarılı olan Sincan’daki radikalleşmeyi yok etme politikamızdan asla vazgeçmeyeceğiz ancak devlet mekanizmasının talim ve terbiye sisteminden geçenlerin sayısı zamanla azalacak.”

Bu Çin propagandası o kadar etkili ki arkadaşlar, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinin 44’üncü oturumunda Beyaz Rusya temsilcisi, Pekin’in Sincan’da yani Doğu Türkistan’da teröre ve bölücü gruplara karşı mücadelesini destekleyen bir mektup yayınladı. Bu mektubu 46 ülke imzaladı. Acı olan ne biliyor musunuz? Aralarında Pakistan, İran, Suudi Arabistan, Yemen vesaire gibi Müslüman ülkeler var, daha da acısı uğruna çok şeyleri feda ettiğimiz, neredeyse Orta Doğu politikamıza rehin olmuş Filistin de var. Tabii, bu olayda destek veren ülkeler de var. Temmuz 2019’da Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine üye 22 ülke, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerinin eleştirilmesi ve Çin’e karşı bir protesto yapılması gerektiği noktasında bir mektup imzaladılar. İngiltere’den bazı ekonomik ambargolar veya ekonomik yaptırımlar teklifi geldi. Trump ve daha sonra Biden yönetimi de “İnsanlığa karşı bir suç işleniyor; Çin’de, Doğu Türkistan’da bir soykırım var.” şeklinde karar verdiler.

Şimdi, Türk Hükûmetinin meseleye nasıl yaklaştığına bakalım. Başbakan Erdoğan 2009 yılında Urumçi olayları yaşandığında âdeta bir soykırım olarak bunu tanımladı. Çin Hükûmetine, vahşete varan bu olayların sorumlularının bir an evvel adalet karşısına çıkıp hesap vermesi gerektiğini söyledi. Çin’e yönelik 2012 gezisini de Urumçi’den başlatması Doğu Türkistanlılar arasında olumlu bir hava yarattı. Fakat Çin’de kamplar kurulmaya başlayınca AKP’den, daha doğrusu Sayın Cumhurbaşkanından beklenen buna da karşı çıkmasıydı ama ilginçtir, bu dönemde Çin’le ekonomik ilişkilerimiz çok artmıştı ve Türk yönetimi, Türkiye Hükûmeti utangaç bir sessizliğe büründü.

Çin resmî ajansına göre Sayın Cumhurbaşkanı 2017 gezisinde Şi Cinping’e “Sincan bölgesindeki etnik azınlık mutlu bir şekilde yaşıyor.” dedi. 2019 gezisinde de Türkiye Büyükelçiliğinde yaptığı bir basın toplantısında “Uygur meselesini istismar edenler var. Bu istismarlar da Türk-Çin ilişkilerinde olumsuz yansımalara neden oluyor. Bu konuda istismarlara fırsat vermemek lazım.” diyor. Böylece Çin’e karşı yapılan propagandaları istismar olarak tanımlıyor. Aynı yıl ABD gezisinde bir basın mensubu bu konuyu sorunca Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Dışişleri bu konuda çalışıyor. Çin’den bir heyet istendi, bu heyet gitsin bakalım, bu noktada alınacak tavrı ondan sonra belirleriz.” Yani diplomatik dille söylemek gerekirse topu taca atıyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise geçen yıl yapılan Münih Güvenlik Konferansı sonrasında bir basın toplantısında aynı soruya muhatap oluyor ve ilginç bir şekilde, Uygur Türklerinin özünde etnik Türk olmadığı şeklinde Çinlilerin kendisine ifadede bulunduğunu söylüyor. Başka bir şey daha söylüyor: “Herhangi bir gruptan terörist çıktı diye tüm Uygur Türklerinin terörist olarak adlandırılması doğru değildir.” diyor. Buradan anlıyoruz ki Çin Hükûmeti, Türk muhataplarına bu propagandaları yapmaya devam ediyor. Daha sonra Sayın Dışişleri Bakanı kalkıyor ve -belki bir Türk Dışişleri Bakanı için talihsizlik demeyeceğim- bir gaflet örneği olarak tarihe geçen şu sözleri söylüyor: “Bu konuları uluslararası toplantılarda Çin’in aleyhine kullanmak isteyen ülkeler var.” Türkiye'nin o tür propagandalara katılmadığını ve bu konuyu siyasete alet eden ülkelerin propagandasının parçası olmak istemediğini söylüyor bir Türk Dışişleri Bakanı. Bu sözleriyle Çavuşoğlu, Çin’in Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine ve uyguladığı kültür ve fizik soykırımına karşı yapılan eleştirileri “propaganda” olarak niteliyor, “Türkiye bunun bir parçası olmayacak.” diyor. Sayın Bakana seslenmek istiyorum: Çin’le kurduğunuz ekonomik ilişkilerin bozulacağı endişesiyle Çin’i eleştiremiyor ve bu konuda dik duramıyor olabilirsiniz ama bu sözlerinizle, Çin propagandasının bir parçası hâline geldiğinizi fark edemiyor musunuz? Bu konuda Hükûmete çok şeyler söyleyebilirim ama sadece Finlandiya Başbakanı Sanna Marin’in cümlelerini burada hatırlatmakla yetineceğim: “Uluslararası toplum, Çin’in insan haklarını çiğneme politikasını ve azınlıklara baskısını görmezden gelemez. Ticaret ve ekonomi bu vahşete göz yummaya sebep değildir. İnsan hakları ikili ve çok taraflı görüşmelerin merkezinde yer almalıdır.” Bu da Finlandiya Başbakanının ifadeleri, yeterince fikir veriyor mu bilmem.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzde bu konuyla ilgili çok önemli bir sınav var, Meclisin sınavı. Hükûmet 2017’de Çin Hükûmetiyle suçluların iadesi anlaşması imzaladı; yüce Meclisimizin komisyonlarında bugün görüşülüyor. Biliyorum, bu anlaşma gündeme geldiğinde Hükûmet yetkilileri “Efendim, biz kesinlikle, suçlu olduğuna ikna olmadığımız şahısları iade etmeyeceğiz.” diyecekler, bundan hiç kuşkum yok, bu şekilde anlaşmayı savunacaklar. Buradan Hükûmete sesleniyorum: Konuşmamın başlangıcında Çin’in nasıl bir diplomatik manevrayla bütün dünyadaki Uygur diaspora örgütlerini terörist veya terörle ilişkili kurumlar hâline getirdiğini gösterdim, söyledim; inceleyen kolayca bunu görebilir. İmzalanan anlaşma metnindeki adi suçlar dışında, 2 ülke arasında “suç” ve “suçlu” tanımında hukuki bir ortak zemin görünmüyor; anlaşmayı inceleyin. Sonuç: İade etmek zorunda kalacağınız soydaş ve dindaşlarımızı, uluslararası anlaşmalara sığınarak, anlatmak zorunda kalacaksınız.

Bakın, burada 2003 yılında yayınladığım bir “Hariçte Türkistan Mücadelesi” kitabı var ve bu kitabın 446 ve 447’nci sayfalarında, TBMM tutanaklarına göre, İkinci Dünya Savaşı bitiminde Sovyetler Birliği’ne iade edilen soydaşlarımızı anlatıyorum. Dönemin Hükûmeti, bu uygulamasını “uluslararası anlaşmalar” gerekçesiyle mazur göstermiştir.

Şimdi, önümüzde böyle bir sorun var, bunun Millet Meclisi olarak farkında olmalıyız arkadaşlar. O dönemde, o Hükûmet belki kendini böyle rahatlattı, kendilerini belki o dönemde toplum da affetti, bilmiyorum, ama gördüğünüz gibi tarih affetmiyor; tarih unutmuyor, tarih affetmiyor. O nedenle, benzer bir hatayı yapmak istemiyorsanız, benzer bir faciaya çeşitli bahanelerle sebep olmak istemiyorsanız, değerli arkadaşlar, bu anlaşmayı Genel Kurula indirmeyin. Çinlilere de bu olayı makul bir şekilde izah edin. Çünkü Çinlilerin suç ve suçlu yaratmak konusundaki mahareti bütün dünyaca tanınan bir şeydir, onların eline su dökemezsiniz arkadaşlar, onlarla bu konuda yarışamazsınız; bunu fark edin. O nedenle, bu konuyu, bu doğrultuda değerlendirmenizi istiyorum. Hükûmet getirebilir ama hangi partiden olursa olsun milletvekilleri olarak bu Parlamentonun sorumluluğu, sözünü ettiğim şekilde bir drama alet olmamaktır.

İYİ PARTİ olarak, sonuna kadar bu anlaşmaya karşı çıkacağımızı ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde hakkında Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Züleyha Gülüm konuşacak.

Buyurunuz Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Merhabalar.

İktidar partisi istediği kadar bir hikâye yazsın, bir karalama kampanyası yapsın, üniversite öğrencilerinin direnişi haklıdır, meşrudur ve o nedenle buradan onları bir kez daha selamlamak istiyorum. Üniversiteleri AKP bürolarına çevirmek için intihalci rektörler atayanlara karşı “Kayyum rektör istemiyoruz.” diyenlere buradan selam olsun. Kurumsallaştırmaya çalıştığınız faşizme karşı “Aşağı bakmıyoruz.” diyenlere buradan selam olsun. Gözaltılara, işkencelere, tutuklamalara, her türlü saldırınıza rağmen “Üniversitemizi savunuyoruz.” diyerek direnenlere selam olsun. Boğaziçi öğrencilerine, Boğaziçi emekçilerine, LGBT+’larına, tüm öğrencilere, akademisyenlere ve demokratik mücadeleye omuz veren herkese buradan selam olsun. (HDP sıralarından alkışlar)

Karalamaya çalıştığınız, “terörist” diye yaftalamaya çalıştığınız öğrenciler ne istiyor, buradan söyleyelim: Kayyumlar istifa etsin, tüm üniversitelerde rektörler, üniversite bileşenlerinin sürece dâhil olduğu demokratik bir seçimle seçilsin istiyor. Akademik özerklik tanınsın istiyor. Güvenlik güçlerinin üniversitede yeri yok, üniversiteden çekilsin istiyor. Barışçıl yollarla tepkilerini ifade eden gençlere yönelik gözaltı, tutuklama ve ev hapsine son verilsin, gençler bir an önce serbest bırakılsın istiyor. Akademisyenlerin, öğrencilerin, LGBT+’ların ve hedef gösterilen tüm toplumsal grupların haklı taleplerini güvenli şekilde ifade edeceği demokratik bir ortam sağlansın istiyor. İtibarsızlaştırmaların, karalamaların, hedef gösterilmelerin son bulmasını istiyor.

Peki, siz ne yaptınız? İktidara geldiğinizde “YÖK’ü kaldıracağız.” dediniz, YÖK’ten daha ağır uygulamalara imza attınız. Üniversitelerin kendi rektörünü kendi seçmesinin önüne kararnamelerinizle geçtiniz. Barış akademisyenlerini bir gece yarısı kararnamelerinizle üniversiteden ihraç ettiniz. İtibarsızlaştırmaya, hedef göstermeye, açlıkla terbiye etmeye, susturmaya çalıştınız ama başaramadınız. Disiplin yönetmelikleriyle, gözaltılarla, tutuklamalarla öğrencileri susturmaya çalıştınız. Nefret suçunu siz işlediniz, halkı kin ve düşmanlığa siz tahrik ettiniz. LGBT+’ları, akademisyenleri, öğrencileri hedef gösterdiniz, gözaltına aldırdınız, tutuklattınız, kulüplerini kapattırdınız. Hedef gösterdiklerinize yönelik herhangi bir saldırı hâlinde bunun sorumlusu, azmettireni olarak sizler olacaksınız.

Sizin talimatınızla gözaltına alınan öğrenciler tacize, çıplak aramaya, cinsel saldırı tehditlerine maruz kaldı. Ters kelepçeyle saatlerce gözaltında tuttunuz, o emniyet müdürlüklerinde biz de vardık, gözlerimizle gördük. Öğrenciler arasında ayrım yaratmaya, bölücülük yapmaya çalıştınız. Demokratik hakkın kullanımını, ifade özgürlüğünü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını hiçe saydınız. Aynı anda gösteri yapan yandaş ekiplerinize alanları açarken, muhalif öğrencilere alanları kapattınız. Ne hikmetse İstanbul’da, Beyazıt’ta pandemi yokken, Boğaziçi’nde pandemi gerekçesiyle toplantı ve gösteriyi yasakladınız. Copunuzla, gazlarınızla, kalkanlarınızla, keskin nişancılarınızla -gözlerimizle gördük- geldiniz, herkesi terörist ilan ettiniz. Öğrencilere savaş mı açtınız?

Yetmedi, üniversite kapılarına kelepçe vurdunuz. Yüzlerce öğrenciyi gözaltına aldınız. Gözaltına aldığınız Doğu’yu, Selo’yu, Şilan’ı, Anıl’ı, Murat Can’ı, Akın’ı, Ömer’i, Necmettin’i, Muhammet’i, Beyza’yı tutukladınız. O da yetmedi, yeni icat ettiğiniz ev hapsiyle 24 kişiyi de tutsak ettiniz. Tam da size yakışanı yaptınız zira siz zaten özgürlük düşmanısınız. Ama ne yaparsanız yapın nafile oldu. Türkiye’nin dört bir yanından öğrenciler seslendi “Kayyum rektör istemiyoruz, üniversitemizi savunmaya devam edeceğiz.” dedi. Siz tutukladıkça öğrenciler “Sıra bizde.” diyerek direnişi devraldı. Siz saldırdıkça dayanışma büyüdü, haklılığın gücü her tarafa yayıldı. Demokratik kitle örgütleri, emekçiler, sanatçılar, yazarlar, kadınlar, demokrasiden, özgürlükten yana olanlar hep birlikte “Biz buradayız, öğrencinin yanındayız.” dedik. Hep birlikte seslendik, “Aşağıya bakmıyoruz, boyun eğmiyoruz, özgür üniversite istiyoruz.” dedik. Direnişi kıramadınız, başka yöntemler geliştirmeye çalıştınız. Biliyoruz, evet, çok korkuyorsunuz, işlediğiniz suçları çok iyi biliyorsunuz. Halkın tepkisinden, öğrencilerin isyanından korktuğunuzu biliyoruz. Kaybetmekten korkuyorsunuz, evet, iktidarınızı kaybetmekten korkuyorsunuz. Evet, haklısınız, ilk defa haklısınız, tek bir konuda haklısınız; korkularınız boş değil. Kayyumlarınızla, otoriter baskıcı rejiminizle, kurumsallaştırmaya çalıştığınız faşizminizle birlikte gideceksiniz; siz gideceksiniz, biz kalacağız, öğrenciler kalacak, demokratik özerk üniversiteler kalacak.

Evet, bu baskıcı otoriter yönetim anlayışınız sadece öğrencilere değil. Cezaevlerinde neler oluyor biliyor musunuz? Elbette ki biliyorsunuz çünkü talimatları siz veriyorsunuz. Yeni getirilen İnfaz Yasası’yla birlikte çokça söyledik, “Çok fazla hak gasbına yol açacak bir yasadır.” dedik ama dikkate almadınız. Ve bugün cezaevlerini, ceza içinde ceza uygulamalarının olduğu bir yer hâline çevirdiniz. Hasta tutsakları tahliye etmeyerek ölüme yolluyorsunuz, hasta olanların tedavisini yaptırmayarak ölüme yolluyorsunuz. Aynı zamanda baskınlarla, keyfî aramalarla, pandemiye rağmen sık sık odalar basılarak, pandemi tehlikesi hiçe sayılarak aramalarla keyfî uygulamalar yapıyorsunuz. Öbür yandan iletişim hakkını, aileyle görüşme hakkını uyduruk kararlarla verilmiş disiplin cezalarıyla engelliyorsunuz. Bu da yetmiyor, son dönemde bir uygulama daha başlattınız. Şartlı salıvermesi, koşullu salıvermesi gelen mahpuslara ilişkin “gözlem kurulunun raporları” deyip insanların tahliye olmasını, özgürlük hakkına erişimini engellemeye başladınız. Size bir karardan bahsedeyim: İzmir Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü bulunan Ceylan Bozkurt’un koşullu salıverilmesinin engellenmesinin gerekçesi ne biliyor musunuz? “Arama ve sayımlarda kurum çalışanlarının çalışmalarını kolaylaştırmaya yönelik ekstra gayreti yoktur, aksine personele karşı arama konusunda serzenişleri ve olumsuz söylemleri olmuştur.” denilerek bir insanın şartlı salıvermesini yakıyor ve cezaevinde kalmaya mahkûm ediyorsunuz. Diyarbakır D Tipi Cezaevinde Sadık Özbay’ın iyi hâlli olmadığı kararı, psikolojik servisin iyileştirme programından faydalanmadığı ve pişmanlık emaresi göstermediği gerekçesine dayanıyor. Keyfiyeti görüyor musunuz? Bu gözlem kurulunun aslında siyasi mahpuslara yönelik nasıl bir düşman siyaseti izlediğini ve bu kurulu da sizin kurduğunuzu çok iyi biliyoruz.

Ayrımcı İnfaz Yasası nedeniyle, siyasi nedenlerle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların hiçbir şekilde serbest kalamayacağı bir uygulamaya imza atıyorsunuz. Oysaki AİHM kararlarında çok açık ifade edildiği gibi özgürlük hakkı, özgürlüğü umut etme hakkı kimsenin elinden alınamaz ama siz bu umudu bile ellerinden almaya, yıllara varan cezalarla insanları içeride tutmaya çalışıyorsunuz. Bu da yetmiyor, cezaevinde olan insanlara cezaevi süreciyle ilgili olarak yeni soruşturmalar, yeni davalar açıp o insanların cezaevlerinden tahliyesini tümüyle yok etmeye çalışıyorsunuz. Evet, her şeye düşmansınız, biliyoruz; Kürt halkına da kadınlara da LGBT+’lara da düşmansınız, hukuku da hiçe sayıyorsunuz ama bir gün emin olun bu hukuk size de lazım olduğunda belki de bulamayacaksınız.

Bir diğer meselemiz: Gazi dosyası. Bakın, bundan dört yıl önce Gazi Mahallesi’nde kent ormanında saz çalan çocuklar vardı, türkü söylemeye giden, yaşları 15-18 arasında değişen 5 çocuk vardı. Bu orman dediğimiz yer, oradaki halkın sürekli gittiği, piknik yaptığı, herkesin kolaylıkla ulaşabildiği, kentin içinde bir yerden bahsediyoruz. Burada çocuklar piknik yaptıktan sonra ne oldu biliyor musunuz? Dönüşte bu çocuklar -fotoğraflarını göstereyim, belki bir etkisi olur- polisler tarafından araçları taranarak öldürüldü; 2 çocuk öldürüldü, 1 çocuk hâlen boynunda kurşunla yaşamak zorunda ve aile yıllarca sizin o kocaman adalet saraylarınızda adalet aramaya çalıştı. Ne oldu biliyor musunuz? 24 bin lira para cezası verildi. Bakın, şu araca bir bakın, nasıl hedef alındığını göstermiyor mu? Arka camdan direkt ateş edilmiş ve buradan çocuklar, arka koltukta oturan çocuklar vurularak öldürüldü; kafalarından vuruldu. Yetmedi, araç durduğunda, yan tarafta duran araçtan içine ateş edildi; bunun da tespitleri var, otopsi raporlarıyla çok açık tespit edilmiş durumda ama ne oldu? Elbette ki talimatlı yargınız polisleri korudu, cezalandırma yoluna gitmedi, etkin bir soruşturma yürütmedi, hatta polisler bu olaya ilişkin delilleri karartmaya çalıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Aile dört yıl adalet bekledi, bu yargınızdan içlerini soğutacak bir adalet bekledi ama çıka çıka 24 bin lira, taksite bağlanmış bir para cezası çıktı. Şimdi, gerçekten, bu aile soruyor: “Ben adaleti nerede arayacağım?” Kocaman “saray” dediğiniz yerlerde adalet yoksa bu aile adaleti nerede arayacak? 2 çocuğun öldürülmesinin, bir insanın, bir çocuğun boynunda kurşunla yaşıyor olmasının hesabını kim verecek? Siz bu ailelere ne demeyi düşünüyorsunuz gerçekten? Ama bunu yapanın siz olduğunu biz biliyoruz. Polisleri nasıl yasalarla donattığınızı, aslında “vur” emri verdiğinizi biliyoruz. Bu karar nedir biliyor musunuz? Polise “Vur, bir ceza vermeyeceğim.” demektir, öldürmenin önünü açmaktır. Bundan sonra bu uygulamaları bu kararla birlikte çok göreceğiz biz. Yargı cezasızlıkla ödüllendirdi bu polisleri ve bundan sonra da diyorsunuz ki: “Yaşam hakkınız da yok, beden bütünlüğü hakkınız da yok, bu uygulama böyle.” Eğer gerçekten böyle demiyor olsaydınız siz bu yasaları düzeltirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım Sayın Gülüm.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Bu yargının bu cezasızlık meselesine yasaları değiştirerek müdahale ederdiniz ama sizin de işinize geliyor çünkü siz bu toplumu baskıyla, polis gücüyle, yargıyla susturmak istiyorsunuz, o nedenle vazgeçmiyorsunuz ama elbette ki bir gün devran dönecek ve bunların hepsinin hesabını da vereceksiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Özdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

Aynı anda şahsınız adına da konuşacağınızdan süreniz on beş dakikadır.

Buyurunuz Sayın Özdemir.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 83 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, demokrasi tarihimizde eşsiz kıymete sahip, önceliği daima ülkemiz ve milletimiz olan partimizin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutluyorum. Türk milletinin büyük ülkülerine hayat veren Kurucu Genel Başkanımız merhum Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey’i, dava şehitlerimizi ve partimize emeği geçmiş, ahirete irtihal etmiş olan her bir şahsiyeti rahmet ve minnetle anıyorum.

Sayın milletvekilleri, bir millet iki devlet olduğumuz Azerbaycan’ın Karabağ’da elde ettiği zaferle beraber ikili ilişkilerimizin eriştiği yüksek seviye, kararlılık ve güvenle geleceğe doğru yol almaktadır. Kafkasya’da oluşan yeni gündem, bölgesel istikrar ve barışın korunması anlamında iki ülkenin beraberliğini daha değerli bir seviyeye taşımıştır. Can dediğimiz Azerbaycan’la yapılacak her türlü iş birliği, Türkiye’nin sahiplendiği ve savunduğu değerlerin bütünüyle eş değerdir. Şimdiye kadar savunma, enerji, ulaşım, ticaret gibi çok geniş bir sahada var olan ilişkilerimizin mümkün olan en üst düzeye çıkması ve her alanı kaplaması temennimizdir. Bu çerçevede, var olan kültürel yakınlığımızın daha da anlamlı bir hâl almasına yönelik yapılacak çalışmalar, Azerbaycanlı soydaşlarımızla kurulan, var olan köprüleri güçlendirebilecektir. Biz, farklı coğrafyalarda yaşayan ama aynı rüyaları gören, aynı sevdanın peşinde koşan, aynı geleceğe el ele yürüyen bir milletin evlatlarıyız. Ülkemizin Azerbaycan’la var olan ilişki ve ortaklığı, önümüzdeki yıllarda Kafkasya’dan başlamak üzere tüm dünyayı etkileyebilecek önemli bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyel, her çevre nazarında, doğu ve batı ile kuzey ve güney bölgeleri arasındaki yeni nizamın nasıl tesis edileceğiyle alakalı çaba ve arayışların neticesini tayin edecek olan ana konu olarak değerlendirilmeye başlanılmıştır. Nitekim daha şimdiden pek çok çevre, Karabağ sonrası bölgede oluşan yeni duruma göre pozisyon almaya koyulmuşlardır. 21’inci yüzyıl Türklüğün her alandaki şahlanış ve ağırlığını ortaya koyarken Kafkasya bölgesindeki huzur ikliminin hâkim olması gerçekte küresel seviyede kaos düzenini arzulayanların hezimeti olmuştur. Bu kapsamda Azerbaycan’la ilerleyişimiz Kafkasya’da bulunan ülkelerle var olan ortaklığı da pekiştirebilecek bir etkiye sahiptir. Aksi bir hesaba girenlerin en büyük zararı kendilerine verecekleri gelinen aşamada çok net biçimde görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Gürcistan uzun süreden bu yana en istikrarlı ilişkimizin olduğu ve karşılıklı iyi niyetin her daim vasat bulduğu komşularımız arasında stratejik değeri en üst seviyede bulunan kıymetli bir ülkedir. Aramızda var olan ticaret hacminin son yirmi yılda yüksek bir ivme yakalayarak 1 milyar doları aşmış olması, karşılıklı sınır geçişlerinin her ülke vatandaşları için de kolaylaştırılması, iki ülke içerisinde yakın akrabalık ilişkilerinin var oluşu yakalanan pozitif ivmenin göstergelerindendir. Bunun yanı sıra Kafkasya bölgesinde Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan arasında gerçekleştirilen enerji ve ulaşıma dayalı yatırımlarla 3 ülkenin potansiyeli kendi bölgesini aşan bir etkiye kavuşmuştur. Bakü-Tiflis-Kars demir yolu Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve son olarak TANAP projesinin vücut bulması 3 ülkeyi birbirine daha fazla yakınlaştırdığı ve ilişkileri stratejik anlamın en üst seviyesine taşıdığı gibi küresel ölçekte de değerli bir hâle getirmiştir. Avrupa’nın enerji arz güvenliği ile Asya’nın Avrupa ve Orta Doğu’ya kesintisiz erişim imkânı böylelikle gerçekleşebilmiştir. Bugün ülkemizin Asya, Türk Cumhuriyetleri ve Uzak Doğu’ya olan karasal erişimi Gürcistan üzerinden sağlanmaktadır. Dolayısıyla Gürcistan’ın istikrarı ile toprak bütünlüğü Türkiye açısından büyük öneme sahiptir, başka hiçbir gerekçe bu gerçeği değiştirmeyecektir. Gürcistan’ın huzur ve barışı ülkemizden bağımsız okunamayacaktır. Kafkasya’da Dağlık Karabağ Savaşı’nın ardından vasat bulan yeni gündemse Kafkasya üçlüsü olan Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’ı birbirine daha fazla yakınlaştırabilecektir. Bunun sadece Kafkasya’da neticeleri olmayacak Asya ve hatta Avrupa ile Orta Doğu siyaseti açısından da kuşku yok ki bazı olumlu sonuçları olabilecektir. Nitekim Gürcistan ile imzalanan anlaşmalar arasında yer alan demir yolu taşımacılığına ilişkin anlaşma bu kapsamda değerlendirilmelidir. Küresel güç mücadelesinde eksen kayması yaşandığı bir dönemde varılan demir yolu taşımacılığına yönelik anlaşma sadece Türkiye ve Gürcistan’ı değil bir ucu Pekin’e, diğeri Londra’ya kadar uzanan, dünyanın iki kutbunu birbirine bağlayan daha geniş ve stratejik bir çerçevede ele alınmalıdır. 21’inci yüzyılda dünyanın barış ve istikrarının Kafkasya’dan geçtiği açıktır. Özellikle yük ve yolcu taşımacılığı anlamında demir yollarının giderek artan önemi çerçevesinde, ülkemizin Gürcistan ve Azerbaycan’la müştereken yaptığı yatırımların önemi de giderek artacaktır. Bu kapsamda, Gürcistan’la demir yolu taşımacılığının geliştirilmesi ülkemizin bölgesel ve küresel hedefleri açısından hayati derecede öneme sahiptir.

Gürcistan’ı bizim açımızdan değerli kılan bir başka husus ise Ahıska Türklerinin varlığıdır. Dolasıyla, gönül bağımızın olduğu, derin acılar yaşamış olan Ahıskalıların mevcudiyeti de Gürcistan’la olan münasebetimize olumlu katkı yaratan bir başka nedendir. Temennimiz, Gürcistan’la var olan ilişkilerimizin, kapsamının gelecek yıllarda genişleyerek devam edebilmesidir.

Değerli milletvekillerim, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 29 Ocak 2021 tarihinde yayınlanan genelgeyle 2021 yılının “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” olarak kutlanılması kararlaştırılmıştır. Tasavvuf ve edebiyat dünyamızın kutup yıldızlarından olan, kullandığı yalın dille bugünlerde dâhi söz ve manası açıkça görülen Yunus Emre’nin vefatının 700’üncü yıl dönümü olması münasebetiyle UNESCO tarafından da anma ve kutlama programları düzenlenecektir. Konunun Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerine alınarak Kültür ve Turizm Bakanlığımızın koordinasyonunda ilgili kurum ve kuruluşlarla beraber yürütülecek olması, devletimizin gelecek vizyonumuza verdiği emeğin en kıymetli uygulamalarından biri olarak kabul görülebilecektir. Bu durum son derece memnuniyet vericidir. Türk kültürünün tüm dünyada, ilahi aşkın peşinden koşmuş, insanlık ve tabiat sevgisini esas almış, barış ve birlikteliği gözetmiş Yunus Emre vesilesiyle yankılanacak olması milletimizin ne derecede zengin ve kucaklayıcı bir anlayışa sahip olduğunun da bir başka göstergesi olacaktır.

Dil, bir milletin en karakteristik özelliği, varlığının göstergesi, yarınlarının ümidi ve teminatıdır. Aynı zamanda dil, temsil ettiği milletin azameti ve büyüklüğünün de göstergesidir. Günümüzde dünya genelinde 250 milyondan fazla insanın Türkçe konuştuğu bilinmektedir. Coğrafya itibarıyla baktığınızda belki de Türkçe günlük yaşamda en geniş alanda konuşulan diller arasında öncelikli sıradadır. Bilinen bir başka gerçeklik ise Türkçenin dünyada en çok konuşulan diller arasında yer aldığıdır. Bugün Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya, Pasifik Okyanusu’nun batı kıyılarından Atlas Okyanusu’na varıncaya kadar, çok geniş bir sahada, farklı lehçelerle de olsa Türkçe yaygın olarak kullanılmaktadır. Bahse konu olan böylesine geniş bir coğrafyada, farklı alfabelerle Türkçenin yazılıp okunmasıysa şimdiye kadar süregelmiş bir durum olsa da bilhassa, Türk dili konuşan ülkelerin konuyla alakalı müşterek çalışma azmi içerisinde olmalarıyla beraber 21’inci yüzyıl dengelerini etkileyebilecek yeni bir potansiyeli ortaya çıkarabilecektir. Bu kapsamda, temennimiz Türk dünyasının konuşma dili gibi alfabe anlamında da birbirine en yakın tercihte buluşmaları ve uygulamaya geçmeleridir.

Günümüzde çok sayıdaki ülkede Türkçe öğrenmek isteyenlerin giderek artması dikkatlerimizden kaçmayan bir başka meseledir. 48 ülkede 58 kültür merkezi ve 50 ülkede 101 Türkoloji bölümüyle dünya genelinde 74 ülke ve 159 irtibat noktasıyla hizmet veren Yunus Emre Enstitüsünün Türkçenin öğretimi ve yaygınlaştırılmasıyla ilgili faaliyetleri devam etmektedir. Türkçenin dünya genelinde var olan prestijinin korunmasına ilave olarak, kullanımına duyulan ihtiyacın artış göstermesi, ülkemizin artan potansiyeliyle ilgili yine doğru orantılı olarak seyreden bir başka gelişmedir. Dolayısıyla, Yunus Emre ve Türkçe yılı olarak kutlanacak 2021’in dış politikamız için de güncel ve değerli fırsatları beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir.

Değerli milletvekilleri, millî davamız olan Kıbrıs meselesinde son müzakereler, İsviçre’nin Crans-Montana kentinde gerçekleşmiş ve Yunanistan ile Rum kesiminin kabul edilemez, barışı arzulayamayan yaklaşımları sebebiyle sonuca varılamamıştı. Bu görüşmeler Rum tarafıyla Yunanistan’ın adada barıştan ziyade kendi tezlerini geçerli kılmak isteyen, Türk varlığını inkâr eden ve Kıbrıs Türklüğünün her türlü hakkına göz diken bir anlayışla hareket ettiklerini nihai olarak bir kez daha karşımıza getirmişti. Dolayısıyla, gelinen aşamada, şimdiye kadar sergilenen ölçü ve yaklaşımlarla Kıbrıs’ta sağlıklı bir neticeye varılamayacağı da görülmüştür. Her defasında, aynı yollarla farklı sonuçlara ulaşma oyununun bizim ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nazarında her yönüyle deşifre olduğu ve hiçbir kıymetinin kalmadığı açıktır. 2 bölgeli federasyona dayalı yaklaşımlar artık tedavülden kalkmıştır. Bu yönde verilen beyanatların amacı Kıbrıs’ta barışa ulaşmak değil Türkleri azınlık konumuna düşürmek, Türkiye’nin garantörlük haklarını gasbetmektir. Kıbrıs Adası’nda bizim haricimizde garantör olan diğer ülkeler ile Birleşmiş Milletlerin bu gerçeği kabul etmeleri gerekir. Gelinen aşamada Kıbrıs Adası’nın tamamını temsil ediyormuş edasıyla ne kadar şımarıklık varsa hepsini sergileyen Rum kesimi de şimdiye kadar sürdürdüğü anlayışla neticeye varamayacağı gerçeğini kavramalıdır. Türklüğün Kıbrıs’taki varlığı asla silinmeyecek bir gerçekliktir ve böyle kalmaya da devam edecektir. Dahası, Kıbrıs Türklüğü adanın getirdiği kazanımlardan eşit şekilde yararlanma hakkına sahiptir. Bundan sonrası için adada sürdürülecek diplomatik çabalarda yeni bir gündeme ihtiyaç vardır. Kıbrıs Adası’nda varılabilecek anlaşma egemen eşitlik temelli, iş birliğini ve çıkarları adaletli biçimde koruyan, 2 devletli çözümle nihayete erdirilebilecektir. Böylesi bir dönem içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti egemenliğinde bulunan Maraş’ın açılması bize göre pozitif gündem ve çabalara katkı sağlayabilecektir.

Bütün bunlarla beraber, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, egemenlik haklarını Türkiye’nin garantörlüğünde koruyan anlayışındaki kararlılığının ülkede yapılan son Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bir kez daha gösterilmiş olması memnuniyet vericidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kaderi Türkiye’yle birdir ve beraberdir. Doğu Akdeniz merkezli yaşanan gelişmelerde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’nin beraber sergilediği mücadele, bölgesel hesaplarda Kıbrıs Türklüğünün asla yok sayılamayacağını ve Türkiye’nin müsaadesi olmayan hiçbir girişimin de amacına ulaşamayacağını açıkça göstermiştir.

Bütün bunlar olurken Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in geride bıraktığımız gün Rum kesimine yaptığı ziyarette haddini aşarak “Stratejik dış politika hedefimiz Kıbrıs’taki Türk işgalini sona erdirmektir.” ifadesini kullanması küstahlığın daniskasıdır. Kıbrıs Türk’ün öz vatanıdır, Kıbrıs’taki Türk mevcudiyetini sorgulamak, mesnetsiz yaklaşımlarla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını gasbedebileceğini zanneden, sıkışınca da kendi gücüne güvenmeyip sığınacak yer arayanların işi değildir. Yunanistan ile ülkemiz arasında Doğu Akdeniz ve Ege’yle ilgili istikşafi görüşmelerin sürdüğü, olumlu bir havanın yakalandığı dönemde Miçotakis’in yaptığı boyunu aşan bu çıkışı provokatif bir eylemdir. Ege ve Akdeniz’de askerden arındırılmış ve silahsız olması gereken adaları aksi yönde uygulamalara tabi tutan, hukuk ve vicdan dışı yaklaşımlarla deniz yetki alanı tayinine kalkan Yunanistan ateşle oynamaktan vazgeçmelidir. Aksi bir durumda, hakkın ve haklının kim olduğu ve dahi hakkın nasıl alınacağı açık bir şekilde tecrübe edilebilecektir.

Bu vesileyle, sözlerime son verirken, Genel Kurulumuzun gündeminde bulunan tüm anlaşmalara Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu yönde oy vereceğimizi belirtiyor, hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Bingöl Milletvekili Sayın Erdal Aydemir.

Buyurunuz Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Meclis, biliyoruz ki cuma günü yürütmenin başı, AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da yapmış olduğu bir konuşmada “Eğer yürekleri yeterse beni de istifaya çağırırlar.” diye bir beyanatta bulundu. Arkadaşlar, bu ülkede Cumhurbaşkanının istifasını isteyebilecek milyonlarca yürekli insan var, hem de cesur yürekli insanlar var. İşte bu cesur yürekli insanların temsil ettiği ve milyonların desteğiyle şu an Mecliste bulunan HDP var. Büyük yürekli, kocaman yürekli insanlar adına buradan Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Bir an önce, derhâl istifa edin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Çok konuşma, çok konuşma!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – İstifa edin ki bu ülke sizin bu zulmünüzden kurtulsun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, Cumhurbaşkanının ruh hâli neyi andırıyor biliyor musunuz arkadaşlar?

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – 25-26 milyona yakın oy almış bir Cumhurbaşkanı.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Cumhurbaşkanının ruh hâli, güç zehirlenmesi, iktidar zehirlenmesi hâlini yansıtıyor. Bu nedir? Bakın, neden istifa etmelidir: Birinci zorunluluğu, çok uzun yıllardan beridir ülkenin birinci gündemine yerleşen Kürt sorununu barışçıl, demokratik bir şekilde çözüme ulaştıramadığı için, çatışmalı bir ortamdan kaynaklı yaşamlarını yitiren binlerce Türk ve Kürt gencinin ölümünden sorumlu olduğu için istifa etmelidir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan! Siz sorumlu değil misiniz?

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Evet, arkadaşlar, her gün, gün geçmiyor ki ülkemizde kadın cinayetleri işlenmesin. Kadınların uğramış olduğu şiddetten kaynaklı her gün, bugün bile…

CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI (İzmir) – Siz, dağa kaçırdığınız kadınların hesabını verin.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – İçinizdeki tecavüzü söyleyeceksin! Partindeki tecavüzü söyleyeceksin!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bir kadın olarak sataşıyorsunuz. Bugün bile, şiddete maruz kalan, günde ortalama 3 kadın yaşamını yitiriyor. Bu, bir yılda 1.095 kadının, uğramış olduğu şiddetten kaynaklı yaşamını yitirmesine sebep oluyor. İşte bunların sorumlusu da Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan derhâl istifa etmelidir ki bu sorumluluktan kurtulabilsin.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sizin tecavüzcünüzün sorumlusu da mı biziz?

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bakın, on dokuz yıllık iktidarınız döneminde… Bir iktidarın, bir hükûmetin birincil vazifesi, ülkede yaşayan insanların can güvenliğini sağlamasıdır. Yaklaşık on dokuz yıllık iktidarınız döneminde 55.480 yurttaşımız intihar etti, intihar. Bu intihar etmelerin temelinde de yine Recep Tayyip Erdoğan ve onun iktidarı bulunmaktadır. İşte bu yüzden de diyoruz ki bir an önce istifa etmelisiniz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Çok konuşma!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Hayır, bu da değil; pandemi sürecinde, iktidarınızın, Recep Tayyip Erdoğan’ın basiretsizliğinizden kaynaklı…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Saygısız!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – …sevk ve idare yeteneğini yitirmesinden kaynaklı, 26.900 yurttaşımız, insanımız yaşamını yitirdi. İşte, bunun sorumlusu da Recep Tayyip Erdoğan olduğu için istifa etmelidir, istifaya davet ediyoruz.

SERMİN BALIK (Elâzığ) – Hadi canım, hadi oradan!

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Yine, pandemi sürecinde, Covid-19 virüsünün tedavisi için ülkemize en az 40 milyon doz aşı gerekiyordu, maalesef bu aşıyı da temin edemediniz. Bundan dolayı insanlarımız ölecek, ölecek insanların sorumlusu da Recep Tayyip Erdoğan’dır, bu yüzden istifa etmelidir.

Sadece bu da değil; bakın, ekonomik koşullardan dolayı, yoksulluktan, yoksunluktan, işsizlikten dolayı evine ekmek götüremeyen, çöp bariyerlerinde, çöplüklerde yiyecek arayan ve bundan dolayı onuru kırılan insanların intihar etmesinden de Recep Tayyip Erdoğan sorumludur ve sizin Hükûmetiniz sorumludur.

Yine, 2 milyon üniversite mezunu diplomalı işsiz var. İşte, bu 2 milyon üniversite mezunu diplomalı gencimizin de iş bulamamasının sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır, bundan dolayı istifa etmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım Sayın Aydemir.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Yine, kanun hükmünde kararnamelerle yüz binlerce insanın işiyle aşıyla oynandı, işten atıldı, şu anda ekmeğe muhtaç hâle getirildi. İşte, bu KHK’lerle mağdur edilmiş olan bütün bu insanların sorumluluğu da AK PARTİ ve onun temsilcisi olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. İşte, ezcümle, yönetme yeteneğini, yönetme salahiyetini yitirmiş olan bu kişi bir an önce istifa etmeli ve ilk seçimlerde de liyakati esas alan, bu ülkeyi gerçek anlamda yönetebilecek ehil kadroların yolu açılmalıdır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yürekli olduğun için mi söylüyorsun sen şimdi, yürekli misin sen?

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bakın, cesur yürekli bir partinin ağırlığı altında ezileceksiniz, tıpkı benzerleriniz gibi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Son söz Başkanım.

BAŞKAN – Selamlayalım Sayın Aydemir.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bu kaçıncı selamlama Başkan?

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bakın, tıpkı benzerleriniz gibi ezilip tarihin çöplüğüne gideceksiniz. “Anavatan Partisi” diye bir parti var mı? “Doğru Yol Partisi” diye bir parti var mı? Bundan emin olun, adınız gibi emin olun, ilk seçimde “AKP” diye bir parti de kalmayacaktır.

Arkadaşlar, “Anadolu Ajansı” diye bir devlet ajansı var, pandemi koşullarında Japonya’daki esnafın sorunlarını tespit etmek için orada program yapıyor. Anadolu Ajansına Meclis kürsüsünden sesleniyoruz: Bingöl esnafını AKP iktidarı öldürdü, gömdü! Gücünüz yetiyorsa Bingöl’deki esnafın sorunlarını dinlemek üzere Anadolu Ajansını Bingöl’e gönderin.

Bakın, Bingöllü seçmen şunu gördü: İlk seçimde sizi sandığa gömecek, ruhunuza Fatiha okuyacak. Veleddalin, amin. (HDP sıralarından alkışlar)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Kaçıncı ilk seçim?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Boş konuştun, otur!

BAŞKAN – Sayın Turan...

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in 83 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, bu üsluba nasıl cevap verilir, inanın bilemiyorum. Keşke arkadaşımız biraz daha fazla Meclis diline hâkim olsa, keşke daha saygın bir dil kullansa da biz de kendisinden istifade etme imkânı bulsak.

Sayın konuşmacının “Cumhurbaşkanı istifa etsin.” demesini çok yadırgayarak dinledim. Cumhurbaşkanımızın “İstifaya davet etsinler.” dediği kişiler terör örgütleriydi. Örgütler “Çıksın, istifa etsin.” dediler.

Demokratik partiler yarışırlar, seçime girerler, halkın “evet” dediği de iktidar olur.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – İstifaya da çağırırlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çalışsın, iktidar olsun, görelim ama...

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – İstifaya da çağırırlar. İstifa demokratik bir taleptir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sesiniz sivrisinek vızıltısı gibi geliyor, anlamıyorum. Anlamıyorum, ne diyorsunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – İstifaya da çağırırlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha bağırın, anlamıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – İstifa demokratik bir taleptir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha bağırın, anlamıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Duymuyor musun?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Duymuyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – İstifa diyorum. Recep Tayyip Erdoğan, istifa!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, arkadaş kızıyor mu, tebrik mi ediyor, takdir mi ediyor, inanın anlamıyorum yani.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Tehdit size mahsus bir şey. Kimliğiniz; DNA’nızda tehdit var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hanımefendi, bir daha bağırırsanız...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Grup Başkan Vekili konuşuyor.

Buyurunuz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, şu tablo bile, bağıran hanımefendi ve az önceki vekil bile demokratik kültüre ne kadar uzak olduklarını gösteriyor. Biz diyoruz ki: Her parti yarışsın, halkın dediği başımızın tacı olsun. Yirmi yıldan beri 15 seçimi almış, halkıyla beraber yol yürümüş bir Genel Başkan var, Cumhurbaşkanı var. Oradan aldıkları bir sufleyle “İstifa etsinler.” tarzı konuşmalarını yanlış buluyorum, doğru bulmuyorum Sayın Başkanım.

Çalışın, iktidar olun. Hiç sataşacak bir ifadede bulunmadım; makul, dengeli cevap verdim. Hemen mikrofona saldırıyorsunuz, ondan söylüyorum. Sadece, çalışın diyorum; hakaretle, kötü konuşmayla, üslup bozukluğuyla bu millet bir şey yapmaz diyorum Sayın Başkan.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1590) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 83) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - 3’üncü madde üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Ünal Çeviköz.

Buyurunuz Sayın Çeviköz. (CHP sıralarından alkışlar)

Aynı anda şahsınız adına da konuşacağınızdan süreniz on beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulun gündeminde yer alan anlaşmalar üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün gündemimizde 6 tane anlaşma var; bu anlaşmaların 3’ü Azerbaycan Cumhuriyeti’yle, 1’i Kazakistan’la, 2’si de Karadağ’la imzalanmış. Azerbaycan Cumhuriyeti’yle imzalanan anlaşmalarda, kültür merkezlerinin kuruluşu, enerji ve madencilik alanında iş birliği ve savunma sanayisi alanında iş birliği anlaşmaları var. Kazakistan’la askerî iş birliği anlaşması ve bunların notalarla birlikte onaylanması var. Karadağ’la da yine savunma sanayisi alanında iş birliği ve serbest ticaret anlaşmaları gündemimizde.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadar başka ülkelerle imzalanan ve Dışişleri Komisyonu toplantılarında ele alınan aynı konudaki anlaşmalar görüşülürken dikkat çektiğimiz bazı hususlar var, bugün onları tekrarlamak istiyorum.

Yunus Emre Vakfı, kuruluşundan bu yana iktidarın güdümünde faaliyet yürütmektedir. Bu konuda 22’nci Dönem Beşinci Yasama Yılında Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülen Yunus Emre Vakfı Kanunu Tasarısı’na koyduğumuz muhalefet şerhinde, Yunus Emre Vakfının karar organı olan mütevelli heyetinde 8 Bakanın bulunmasının ve diğer üyelerin çoğunun da Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmesinin bu kuruluşun demokratik yapısını bozacağına işaret etmiştik. 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılında Yunus Emre Vakfı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülürken, Cumhurbaşkanının Vakfın mütevelli heyeti ve yönetim kurulu üzerindeki etkisini de vurgulamış, Vakfın Cumhurbaşkanlığı vesayetine alınmak istendiğine işaret etmiştik. Nitekim, yapılan değişikliklerin sonucunda Vakfın karar organı olan 11 üyeli mütevelli heyeti şu kişilerden oluşuyor: Kültür ve Turizm Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Maliye Bakanlığı Müsteşarı, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı, Cumhurbaşkanı tarafından seçilen 5 kişi ve Türkiye Maarif Vakfı tarafından kendi mütevelli heyeti üyeleri arasından seçilen 1 kişi. Şimdi, bu yapı bizim itirazlarımızı doğrular niteliktedir.

Anlaşma hükümleri, Türk kültürünü tanıtmak gibi ağır sorumluluk gerektiren bir misyonu, Yunus Emre Enstitülerinin bağlı olacağı Vakfın tekeline almaktadır. Siyasi kutuplaşmanın ve kimlik çatışmalarının kültürel alana fazlasıyla yansıdığı Türkiye’de, Türk kültürünün tanıtımının siyasi çekişmelerden uzak biçimde yapılması zaruridir. Ancak Yunus Emre Enstitüleri, Türk kültürünün dış dünyaya aktarılmasını iktidarın siyasi eğilimlerinin tekeline bırakmaktadır. Anlaşmanın bu şekliyle yürürlüğe konması, mütevelli heyetinin ağırlığı iktidar tarafından atanan ve onlara fikren yakın kişilerden oluşan bu kurumu, birçok devlet kurumunda yaşandığı gibi, kısa bir süre içinde AKP iktidarının propaganda aygıtlarından biri hâline getirebilecektir. Biz bu konuyu, anlaşma Dışişleri Komisyonuna getirildiği zaman da bu bakışla dile getirmiş ve eleştirmiştik. O zaman Komisyonda, bu yapının değişmesi için bir çalışma yapıldığı söylenmişti. İki yıl geçti, anlaşma Genel Kurulda ama Yunus Emre Enstitülerinin bağlı olduğu Vakfın yönetiminde hiçbir değişiklik olduğunu görmedik; bu da herhâlde Türkiye’de verilen sözlerin tutulmadığının en güçlü işaretlerinden birini oluşturuyor.

Değerli milletvekilleri, konu uluslararası anlaşmalar olduğu zaman “Bununla ne ilgisi var?” diyeceğiniz bir konudan bahsetmek istiyorum: İnsan hakları. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu ocak ayında tatile girmeden önce de gündemimizde bazı uluslararası anlaşmalar vardı, bunlardan bir tanesi de Birleşik Krallık’la yapılan serbest ticaret anlaşmasıydı. Teknik bir hususla ilgili itirazımız dışında biz o anlaşmayı o zaman desteklemiştik. O anlaşmayla ilgili son günlerde çok önemli bir gelişme oldu; Birleşik Krallık diplomatları, kamuoyuna yansıyan açıklamalarında, bu anlaşmayı geliştirmek üzere, iki yıl içinde yapılması gereken kapsamlı bir ticaret anlaşması için insan hakları konusunun göz önünde bulundurulacağını dile getirdiler. Yani, Birleşik Krallık Avrupa Birliğinden çıktı ama insan hakları konusu sadece Avrupa Birliğiyle gündemimizde olan bir konu olmaktan çıktı, Birleşik Krallık’la ileride imzalanacak olan ticaret anlaşmaları da “insan hakları” optiğinden değerlendirilecek.

İktidarın izlemiş olduğu otoriter politikalar ülkemizi çok önemli fırsatlardan mahrum bırakmakla kalmıyor, ülkemizin egemenliğine de zarar veriyor.

Değerli milletvekilleri, insan hakları ülkelerin iç işleri konusu değildir. İnsan hakları evrensel bir konudur, zaten bunun içindir ki İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayımlanmıştır ve iç hukukumuzda da yer bulmuştur. İtibarlı, saygın ve güvenilir bir ülke olmak istiyorsanız insan haklarını öncelediğinizi, hukuka saygı duyduğunuzu göstermeli ve bunu da öyle görünmek için değil, kendi vatandaşlarınıza bunu layık gördüğünüz için yapmalısınız. Bu evrensel durumun idrakinde olan kurumların başında da şüphesiz Dışişleri Bakanlığı gelmektedir. Dışişleri Bakanlığı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri oluşturulan kurumsal yapısıyla, bir zamanlar dünyanın en başarılı diplomatlarını yetiştiren kurumlarımızdan biriydi. Tıpkı Boğaziçi Üniversitesi mezunu olmaktan gurur duyduğum gibi Dışişleri Bakanlığına sınavla giren bir diplomat olarak Dışişleri Bakanlığında çalışmış olmaktan da hep gurur duydum, duymaya da devam edeceğim.

Bu vesileyle, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin demokrasiyi ve akademik özgürlüğü barışçıl bir şekilde savundukları haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumun da altını çizmek isterim. Sadece ben değil, Cumhuriyet Halk Partisinin bütün milletvekilleri de Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin yanındadır. Daha ilk günden beri tutuklananların yanında Emniyet müdürlüklerinde, mahkemeye sevk edilenlerin yanında mahkeme salonlarında bütün hukukçu milletvekillerimiz yer almışlardır.

Türkiye’nin en saygın kurumlarının içi boşaltıldığı gibi şimdi de en saygın üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi için aynı durum reva görülmektedir. 1980 darbesinden sonra ilk kez demokratik akademik özgürlüğü hiçe sayarak dışarıdan rektör ataması yapılması asla kabul edilebilir bir durum değildir.

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Problem rektör ataması değil, seçilmiş Cumhurbaşkanı.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (Devamla) – Bu durumun değişmesini talep eden Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin taleplerini, ayrıştırarak, ötekileştirerek hatta terörist ilan ederek görmezden gelemezsiniz. Onlar bizim çocuklarımız, Boğaziçi Üniversitesi bizim üniversitemiz. Dışişleri Bakanlığına, üniversitelerimize, ülkemizi en iyi şekilde temsil eden kurumlara zarar verme düşüncesinden vazgeçin.

Bugün gündemde olan bazı anlaşmalarda yasama yetkisinin devri niteliğinde bir değişiklik yapılmak istenmekte, söz konusu teklifle, anlaşmanın eklerine ilişkin değişikliklerin Cumhurbaşkanınca doğrudan onaylanmasına dair de yetki talep edilmekte. Bu konuda da tutumumuz belli; anlaşmalarda değişiklik yapma yetkisi, o anlaşmaların yürürlüğe girmesi için onay veren makamın yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin olmalıdır.

Şimdi biraz Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinden söz etmek istiyorum. Bakın, “Türkiye’nin geleceği Avrupa’da.” söylemiyle Avrupa Birliğiyle yeni bir pozitif gündem oluşturulma çabaları dikkati çekiyor. Elbette, 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması’nın imzacısı olan parti olarak Avrupa Birliğine tam üyeliği Türkiye için vazgeçilmez bir hedef olarak görüyoruz. Bugüne kadar Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlanması konusunda her türlü desteği verdik, bu vesileyle, bundan sonraki süreçte de aynı desteği sürdüreceğimizin altını kuvvetle çizmek isterim.

Son dönemlerde, Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkileri kamuoyu araştırma şirketlerinin de gündeminde yer almaya başladı. Kamuoyuna yansıyan bu araştırma şirketlerinin raporlarının sonuçlarına göre, Avrupa Birliğiyle oluşan pozitif gündem vatandaşlarımız tarafından da destek bulmakta ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği halkımızın yüzde 60’ı tarafından desteklenmekte; bu destek son beş yıl içindeki en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Yapılan anketteki bulgulara göre Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan partiler arasında Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini en az destekleyen, yüzde 46,4 oranla, iktidar partisine oy verdiğini söyleyen vatandaşlarımız. Bu sonuçlara göre, anlaşılıyor ki iktidar partisi, Türkiye’nin geleceğinin Avrupa’da olduğu söylemine kendi tabanını dahi ikna edebilmiş değil. Yine aynı kamuoyu yoklamasında, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilen “Türkiye’nin geleceği Avrupa’da.” söylemi de samimi bulunmuyor. Sayın Cumhurbaşkanının “Türkiye’nin geleceği Avrupa’da.” sözlerinin samimi bir dış politika yönelimi olduğunu düşünenlerin oranı sadece yüzde 32,7; samimi olmadığını düşünenlerin oranı ise yüzde 56,3 olarak ankete yansımış. Görülüyor ki Adalet ve Kalkınma Partisinin izlemiş olduğu ikircikli dış politika vatandaşlarımız nezdinde de net bir yansımaya yol açmış.

Bütün bu veriler halkımızın Avrupa Birliğine olan katılım isteğini mevcut iktidarın yürütemeyeceğine inandığını gösteriyor. İktidarın bu sonuçları dikkatle incelemesi gerekir. İktidar iç politik mülahazalarla gittikçe otoriterleşen siyasi tutumuyla Avrupa Birliğinden uzaklaşsa da vatandaşlarımız Avrupa Birliğinin Türkiye için ulusal bir hedef olduğunu kabul ediyorlar. İktidara çok ciddi bir sorumluluk düşüyor. Halkımızın Avrupa Birliği konusundaki beklentileri ve desteği ortada. Bundan sonra samimi bir şekilde Avrupa Birliği sürecini yöneterek müzakere sürecinin yeniden canlanması sağlanmalıdır. Öncelikle, haftalardır açıklanması gereken reform paketinin Meclise sunulmasının ardından buradaki tüm siyasi partilerin katkı sunacağı bir ortam oluşturulmalıdır. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceğinin belirleneceği bir süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisindeki hiçbir partinin devre dışı bırakılması söz konusu olamaz. Daha önceki önerilerimiz görmezden gelinerek, vize serbestîsinin sağlanması ve gümrük birliğinin yenilenmesi vaatleriyle ülkemiz, geri kabul anlaşması ve 18 Mart Mutakabatı’nın külfeti altına sokuldu. Bugün gelinen noktadaysa geri kabul anlaşması askıya alınmış, 18 Mart Mutabakatı’nın yenilenmesi için de müzakere yolları aranmaya başlanmış vaziyette. Vize serbestîsinin sağlanması ve gümrük birliğinin güncellenmesi bir yana, Türkiye’nin 2017 yılında Avrupa Konseyi tarafından denetim altına girmiş olması da çok vahim bir gelişme. İktidarın seçim gündemine göre politika değiştirmesi nedeniyle vatandaşlarımızın ve ülkemizin daha fazla kaybedecek zamanı yoktur. Mart ayındaki Avrupa Birliği Zirvesi’ne bir buçuk ay gibi kısa bir süre kaldı, hâlâ reform paketi dahi açıklanmadı; ilişkilerin geleceği ne durumda, nasıl bir ilerleme sağlanacak, belli değil. İktidar cenahının yüce Meclisimizi aydınlatması gerekmez mi?

Doğu Akdeniz’de çok önemli gelişmeler oluyor; örneğin, Libya’da. Mısır’ın ve Libya’nın diğer sınır komşusu Tunus’un sürece yoğun ve aktif bir şekilde müdahil olmalarıyla başlatılan siyasi çözüm müzakerelerinde ilerlemeler kaydedildi. Libya’yı 24 Aralıkta planlanan meclis seçimlerine kadar yönetecek olan Geçici Birlik Hükûmeti belli oldu. Cenevre’de 1 Şubattan bu yana seçim sürecini yürüten Libya Siyasal Diyalog Forumu, başbakanı ve Başkanlık Konseyinin 3 üyesini seçti.

Değerli milletvekilleri, siyasi çözüme giden bu süreçte iktidar, ara bulucu olma fırsatını kaçırmıştır. Bu kürsüden defaatle, Suheyrat Anlaşması uyarınca meşruiyeti kabul edilen hem Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükûmetiyle hem Tobruk’taki Temsilciler Meclisiyle görüşün, sorunu Birleşmiş Milletler nezdinde halletmek için girişim yapın, istendiği takdirde ara bulucu olun dedik fakat geldiğimiz noktada, maalesef, Türkiye sürecin dışında kaldı. Üstelik sürecin bu şekilde evrileceği kalıcı hâle gelen ateşkes anlaşmasının durumundan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde alınan kararlardan belliyken iktidar, Türkiye’nin Libya’daki askerî varlığının süresini 2 Ocaktan itibaren on sekiz ay daha uzatma kararı aldı. Bugün bu öngörüsüz tutum nedeniyle ülkemiz bizzat isim verilerek eleştirilmekte. Geçtiğimiz günlerde Tobruk ve Hafter’e destek veren Mısır, Trablus’a resmî heyet göndererek diyalog başlattı, Trablus Konsolosluğunun da açılacağını açıkladı. Mısır’ın yaptığını Türkiye çoktan yapmalıydı.

Hazır Mısır gündeme gelmişken Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonunda da bir çağrımız oldu, onu da tekrar hatırlatmak isterim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu olarak “Parlamentolar arası ilişkileri geliştirmek yoluyla, Türkiye ile Mısır’ın ilişkilerini düzeltmek maksadıyla bir ziyaret gerçekleştirelim.” diye bir teklifte bulunduk, bu teklifimizi özellikle bir kez daha buradan hatırlatmak istiyorum.

Bölgede önemli bir aktör olan İsrail’le ilişkiler de maalesef gayet kötü bir şekilde devam ediyor. İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi konusunda ümit verici bir gelişme yaşandı, onu da burada not etmek isterim. On yıllık bir aradan sonra, İsrailli bir firmaya ait bir yolcu uçağı 7 Şubat Pazar günü İstanbul Havalimanı’na bir iniş yaptı, iniş için Türk ve İsrail yetkililerinden de tam onay verildiği kamuoyuna yansıdı. Doğu Akdeniz’in kritik öneme sahip olduğu bugünlerde söz konusu gelişmenin yaşanmasından dolayı memnuniyet duyduğumuzun altını özellikle çizmek isterim. Ancak bunun yeterli olmadığını da vurgulamak isterim. Zaman kaybetmeden, aynı Mısır’la ilgili yaptığımız öneri gibi şuradan bu önerimizi de tekrar dile getirmek ve hatırlatmak istiyorum: En kısa zamanda Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarılması için -bir kez daha hatırlatıyorum ki- önlem alınmalı, tedbir alınmalı ve adım atılmalı.

Değerli milletvekilleri, bugün gündemimizde olan 6 tane anlaşmanın 3 tanesi Azerbaycan Cumhuriyeti’yle, biri Kazakistan’la, 2 tanesi Karadağ’la. Bu 3 ülke de bizim için fevkalade yakın, muhabbetimizin, sevgimizin ve tarihî ilişkilerimizin derin olduğu ülkeler. Onun için bizim bu anlaşmalara teknik bakımdan duyduğumuz çekincelere rağmen olumlu oy vereceğimizi şu anda belirtmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın ve bugünkü birleşimde yapılacak diğer açık oylamaların elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için dört dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, bu hatırlatmanın, bugün oylaması yapılacak tüm uluslararası anlaşmaların onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tekliflerinin son oylamalarında geçerli olduğunu da belirtmek istiyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

298

 

 

Kabul

:

288

 

 

Çekimser

:

10

(x)

 

 

Kâtip Üye

Abdurrahman Tutdere

Adıyaman

 

Kâtip Üye

Emine Sare Aydın

İstanbul”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sıraya alınan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2982) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 235)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 235 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ENERJİ VE MADENCİLİK ALANLARINDA İŞ BİRLİĞİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 25 Şubat 2020 tarihinde Bakü’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta, aynı anda şahsınız adına da konuşacağınızdan süreniz on beş dakikadır.

Buyurunuz Sayın Usta. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 235 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Sorumlu ve millî siyasetimizin bir gereği olarak Azerbaycan’la yapılan bu anlaşmayı destekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ Grubu olarak sahadayız; vatandaşımız kan ağlıyor işin doğrusu; esnafın, çiftçinin, emeklinin, işsizin içinde bulunduğu zor durumu Hükûmet ve iktidar partisi anlamıyor, anlamaya çalışmıyor veya anlamak işine gelmiyor, öyle olacak herhâlde.

Tabii gündemimiz ekonomik kriz, yoksulluk ve Türkiye’nin fakirleşmesi. Resmî rakamlara bakacak olursak Türkiye’de geniş tanımlı işsizliğe göre 10,6 milyon işsiz var, en son açıklanan TÜİK verisidir bu. Türkiye, AK PARTİ hükûmetleri döneminde “çalışan yoksullar” kavramıyla tanıştı; asgari ücret artık asgari ücret olmaktan çıktı, bir ortalama ücret hâline geldi, çalışanların yüzde 43’ü asgari ücretli.

Aynı zamanda, yine, TÜİK rakamlarına göre çalışanların yüzde 31’i kayıt dışı; kayıt dışı olanlar tabiatıyla asgari ücretin dahi altında ücret alan insanlar.

Yine, Cumhurbaşkanlığı 2021 Yılı Programı’na baktığımızda 8,8 milyon kişinin sosyal yardım aldığını görüyoruz, sayfa 319 yani belgesiyle -bazen bize şu söyleniyor “Bu rakamları nereden buluyorsunuz?” diye- referans vererek konuşuyoruz.

Yine, Cumhurbaşkanlığı programına göre 877 bin kişi İŞKUR üzerinden çalışıyor. Bunun da kaliteli, nitelikli bir istihdam olduğunu söyleme imkânımız yok.

1 milyon civarında insanımız 1.500 TL’nin altında emekli maaşı alıyor.

Göreli yoksulluk oranı, yine Cumhurbaşkanlığı programına göre -sayfa 315’te- yüzde 21,3. Hani “yoksulluk” kavramında farklı farklı tanımlar var, burada baktığımızda, Cumhurbaşkanlığı programının esas aldığı yoksulluk tanımına göre Türkiye'nin yüzde 21,3’ü yoksuldur; bu da 17,7 milyon kişi yapıyor.

Tabii, bunları aslında söylemeye çok da fazla gerek yok çünkü ekonomik krizi en güzel şekilde yandaşlar açıkladı. Son günlerde birkaç beyanata baktığımızda yoksullukta ve fakirlikte gelinen noktanın ne olduğunu aslında görebiliyoruz. Yandaş bir ilahiyatçı yandaş bir televizyonda fakirliğin, yoksulluğun faziletini anlatıyor. Niye böyle bir şey anlatılsın? Bugünkü durumu herhâlde biraz içselleştirmek amacıyla olsa gerek.

TRT “Çöpten nasıl sağlıklı gıda toplanır?” buna ilişkin bir manuel ortaya koyuyor, bunun tarifini yapıyor. Artık burada şunu demek lazım: Utanmazlığın da bir sınırı olmalı!

Anadolu Ajansı Türkiye’deki esnafları bıraktı, sanki bizim öyle bir sorunumuz yokmuş gibi, Japonya’da esnafın hâlinin ne kadar kötü olduğuna ilişkin haber yapıyor.

AK PARTİ’li bir yetkili de çiftçinin elindeki -24 taksitle alınmış- telefonu “Üstelik bir de internet paketi var.” diye ona çok görüyor.

Yine, yandaş bir gazete “Nasıl ucuz veya nasıl az alışveriş yapılır?” onu öğretiyor, diyor ki: “Tek başınıza çıkın, çocuklarınızı yanınızda götürmeyin. Sakın karnınız aç olmasın, tok olun. Alışveriş arabası kullanmayın, sepet kullanın. Ürünlere dokunmayın, sahiplik duygusu oluşturur, bu da sizi almaya zorlar. İkramları sakın tatmayın, geri çevirin, eğer diliniz tadarsa almak durumunda kalırsınız.” Türkiye'nin geldiği nokta bu. Aslında daha fazla söze gerek yok, yandaşlar bize gayet güzel bir şekilde bunu açıklıyor.

Tabii, bu, bir âcizliktir; bu, milletten kopan bir iktidarın görüntüsüdür, millete tepeden bakmanın tarifidir herhâlde. Türkiye yönetilmiyor, ne yapacağını bilmeyen bir hükûmet tarafından yönetilmeye çalışılıyor.

Şimdi, esnafın durumunu tabii hep konuşuyoruz. Birkaç tuhaflığı söyleyeceğim. Zaten esnafın durumunu daha fazla söylemeye gerek yok. Şu ana kadar yapılan desteklerin…

(Uğultular)

ERHAN USTA (Devamla) - Sayın Başkanım çok uğultu var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurunuz Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Şimdi, devletin bankası esnafa bir kredi limiti açıyor, ondan sonra “Bunun 10 bin liralık kısmını kredi kartı olarak kullanacaksın.” diyor. Ya vatandaşın kredi kartı kullanacak durumu yok zaten. Yani şunu söylüyor: “Gideceksin kuyumcuya veya bir başka tefeciye, kredi kartından 10 bin lira çektireceksin, 9 bin lira alacaksın.” Yani devletin bankası milleti tefecinin kucağına itiyor.

Zincir marketler hafta sonları açık, burada bir tuhaflık var arkadaşlar; zücaciyeci kapalı, tuhafiyeci kapalı, kırtasiyeci kapalı ama zincir marketlerin bu reyonları açık. Bu tuhaflığın mutlak suretle giderilmesi lazım. Zincir marketlerin yerelden mal teminini bir zorunluluk olarak görüyoruz, Hükûmetin bu konuda mutlaka düzenleme yapması gerekir. Yine, zincir market sayısına sınırlama getirilmeli ve sokak aralarına zincir marketlerin kurulması engellenmelidir.

Lokantalar, kıraathaneler diyor ki: “Ya, bakın, özellikle AK PARTİ’nin yaptığı kongre salonları tıklım tıklım dolu; bin kişilik, 2 bin kişilik salonlarda kongre yapılıyor. Biz HES sorgulamasına da razıyız. 50 masa yerine hiç olmazsa 5 masamıza izin verilsin.” Bunlara izin verilmiyor. Bu anlamda -bizim talebimiz- lokantaların, kafelerin bu şekilde belli sınırlamalarla mutlaka açılması gerekmektedir.

Şimdi, tabii Hükûmet esnafın durumunu anlamıyor ama işin kötüsü, Hükûmetin belediyeleri de anlamıyor. Elimde bir tane Su ve Kanalizasyon Müdürlüğünün faturası var, Çorum Belediyesinin su ve evsel atık faturası. Arkadaşlar, isteyene bunun fotokopisini verebilirim; endeks ilk okuma 783, son okuma 783, tüketim sıfır; buna rağmen gelen su ve evsel katı atık faturası 111 TL. Yani açmayan bir iş yerine 111 TL fatura gönderen bir AK PARTİ belediyesi. Yine, bir tane daha; burada da sadece 6 metreküp tüketim var, fatura 342 lira arkadaşlar. Bunlar gerçek faturalardır.

Dolayısıyla, esnafın bu durumunu göz önünde bulundurarak biz 14 Aralıkta bir basın bildirisi açıklamıştık, 6 maddelik bir basın bildirimiz vardı. Memnuniyetle söylemek gerekir ki aslında Hükûmet bu basın bildirisindeki unsurları takip ediyor fakat azıcık azıcık alıyor, ucundan alıyor, kapsamını daraltarak alıyor. Burada, yapılanlara ilave olarak biz şunu mutlak suretle bir zorunluluk olarak görüyoruz: Adalet açısından, mutlak suretle kira stopaj oranları yılbaşından itibaren altı ay süreyle sıfırlanmalıdır arkadaşlar. Yani 500 lira… Onu da hiç kimseye verdiğiniz yok zaten, “Basit usulde olacak.” deniliyor, gerçek usule verilmiyor. 80 bin lira aylık kirası olan iş yerleri var; buraya 500 lirayı verseniz ne, vermeseniz ne? Kira stopajının sıfırlanması daha adaletli olacaktır.

Ama çok önemsediğimiz, bizim söylediğimiz bir tane tedbir vardı, o da Mart 2020’den sonra alınan kredilerin geri ödeme sürelerinin bir yıl süreyle uzatılması ve burada oluşacak faizin de hazine tarafından üstlenilmesi. Arkadaşlar, geçenlerde bir haber vardı; bankalar, büyük firmalarla yaklaşık 32 milyar TL’lik bir yapılandırmaya gitmiş. Daha önceden hatırlarsınız, Türkiye'nin sıkıntılı olduğu dönemlerde -2006 yılıydı, yanlış hatırlamıyorsam- İstanbul Yaklaşımı kapsamında büyük firmalar ile yine bankalar arasında yapılandırma anlaşması yapıldı ve burada devlet aracı olmuştu. Şimdi, burada bizim önerdiğimiz de şu: Devlet aracı olsun. Esnafın ödeyemediği çok ciddi bir kredi stoku var; burada, devlet aracı olsun; bir kısım faiz yükünü bankalar üstlensin, bir kısım faiz yükünü hazine üstlensin, bir yıl süreyle erteleme yapılsın ve esnafın üzerine hiçbir şekilde faiz yükü bindirilmesin. Bu, sadece esnafı rahatlatmayacak, bizim hesabımıza göre 2021 yılı Haziran ayında 650 milyar TL olacağını öngördüğümüz, bankaların sorunlu kredilerini de azaltacaktır. Bu şekilde bankacıları da bir sistemik riskten kurtaracaktır.

Yine, şu ana kadar yapılmayan ve yapılmasını talep ettiğimiz bir diğer husus da Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediyeler veya bir kısım kamu idarelerinin kiracısı olan esnaftan altı ay süreyle kira alınmaması, yılın kalanı için de kiraların artırılmaması.

Tabii, gıda fiyatları gündemimizde ama tarımı konuşmadan gıda fiyatını konuşmak çok fazla mümkün değil. Türkiye'nin, AK PARTİ hükûmetlerinin uyguladığı yanlış tarım politikaları, yetersiz destekleme politikaları sonucunda tarım üretimi azaldı; Türkiye, tarımda ithalatçı bir ülke hâline geldi. Bakın, 2002 yılında 4 milyar dolar tarım ithalatı olan Türkiye'nin 2020 yılında tarım ithalatı 20 milyar TL’ye ulaştı. AK PARTİ döneminde tarımsal katma değer, ortalama büyümenin sadece yarısı kadar arttı, oranı yüzde 2,75. Çiftçilerin gelir/borç durumu son derece kötü, on sekiz yıllık dönemde tarım millî geliri 9 kat arttı fakat çiftçi borcu 59 kat arttı. Çiftçilerin alım gücü düştü, buğday cinsinden baktığımızda gerek traktör alımında gerekse gübre alımında çiftçilerin alım gücünün de olağanüstü düştüğünü görüyoruz.

Tabii, bunlar sebepsiz değil, tarım alanları önemli ölçüde azaldı. Bakın, geçen on yedi yılda, Türkiye 2002’ye göre 2019 yılında 25 milyon dönüm daha az alanı ekiyor, kullanılan tarım alanın da 35 milyon dönüm düştüğünü görüyoruz. Meralar, yaylalar köylünün elinden alındı, Büyükşehir Yasası’yla yapıldı veya bir kısım yandaş, büyük şirketlere bunlar verildi. TİGEM işletmeleri kapandı, arazileri çarçur edildi ve mutlak suretle, TİGEM’in vatandaşla tekrar kavuşturulması lazım. Girdi fiyatlarının yüksekliğini zaten hepimiz biliyoruz, burada devletin biraz daha devreye girmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bakın, şimdi daha enteresan bir şey söyleyeceğim: Bu öyle bir sistem ki AK PARTİ’nin yarattığı sistem öyle bir sistem ki burada hem üretici mağdur hem de tüketici mağdur. Dün itibarıyla alınmış fiyatları okuyorum arkadaşlar size: Bafra halinde dün karnabaharın -halden çıkış, vatandaştan çıkış değil- kilosu 50 kuruş, CarrefourSA’da dün itibarıyla 4 lira 90 kuruş; brokolinin Bafra halinden çıkışı -faturası var burada bakın, şu faturasıdır- 1 lira 30 kuruş, CarrefourSA’da 10 lira 95 kuruş; beyaz lahana 60 kuruşa çıkıyor Bafra halinden, markette 1 lira 90 kuruş; pırasa 1 lira 50 kuruştan çıkıyor, markette 5 lira 49 kuruş; kırmızılahana ve kırmızı turpta, hepsinde aynı şey var. Tabii, burada temel problem Hükûmetin beceriksizliğidir; bu, sadece marketlerden kaynaklanan bir şey değil. Yani tarımdan, üreticiden markete getirirken aradaki aracıların çokluğuyla, Hükûmetin beceriksizliğiyle üretimin de azalmasıyla, denetimlerin yetersizliğiyle oluşmuş bir durumdur.

Burada Hükûmete 10 maddelik bir önerimiz olacak.

Sayın Başkan, ilave bir dakika rica edeceğim.

Hükûmete çözüm önerilerimiz şunlardır: Tarımda doğrudan destek ödemelerini bu yıla mahsus olmak üzere 22 milyar TL’den 30 milyar TL’ye yükseltin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – İlave bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ERHAN USTA (Devamla) – Destekleri üretim sezonundan önce açıklayın; arz açığı olan ürünlerde, ürünleri mutlaka destekleyin. Gübre üretim, Türkiye’nin gübre üretim kapasitesini artıracak tedbirler alın. TİGEM arazilerini yağmalamaktan vazgeçin, TİGEM’i çiftçiye kaliteli ve hesaplı tohum tedarik eden bir kurum hâline getirin. Meraları, yaylaları köylümüze geri verin. Vatandaşa haksızlık etmeden, idareye yakın olanları kayırmadan arazi toplulaştırması çalışmalarını hızlandırın, son derece yavaş gidiyor. Tarımda kullanılan mazottan ÖTV almayın. Tarımsal sulamada sorunlar var; göleti hazır olan yerler var, kanallar yok; bu yatırımlara öncelik verin. Sebze ve meyveleri tarladan markete, pazara en ucuz şekilde getirecek düzenlemeleri ve denetimleri yapın. Oligopson bir yapı oluştu, buna izin vermeyin. Çiftçilerin kredilerini mümkünse faizsiz veya çok düşük faizle yapılandırın. Tarım Kredi çiftçilere zulmeden bir kurum hâline gelmiştir. Fahiş fiyat denetimlerinde hedef olarak küçük esnafı, manavı almayın; ithalatçılara, büyük marketlere odaklanın diyorum ve sözlerimi burada bitiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yunus Emre.

Buyurunuz Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır Sayın Emre.

CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi hakkında söz aldım.

Sözlerime başlarken tabii, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlaşmayı desteklediğimizi belirtmek istiyorum. Bunun ötesinde Türkiye ile kardeş Azerbaycan arasında ilişkilerin derinleşmesine, gelişmesine dönük her türlü çabaya da katkı vermenin bizim için çok önemli olduğunun altını çizmek istiyorum. Gerçekten, Azerbaycan, son yıllarda çok önemli bir ekonomik gelişme gösterdi; bununla gurur duyuyoruz.

Ayrıca, geçtiğimiz yıl işgal altındaki toprakların, Ermenistan’ın işgal ettiği toprakların kurtarılmış olması Türkiye’miz için de hepimiz için de çok önemli bir olaydır, çok sevinç verici bir olaydır. Bununla ilgili de mutluluk hissiyatımı paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tabii, uluslararası anlaşmaların görüşülmesi, bir yandan da ülkemizin dış politika sorunlarını masaya yatırmak için, çözüm yollarını tartışmak için bize bir fırsat sunuyor. Bu kapsamda, ben karşı karşıya bulunduğumuz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi alanlardaki sorunların dış politikamızla ilgili olduğunu söyleyerek bu konular üzerinde bir ölçüde durmak istiyorum. Çünkü biliyorsunuz, bir yandan Avrupa Konseyi gibi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası örgütler bu alanlarda faaliyet yürütüyorlar; diğer yandan, Türkiye ile Avrupa Birliği üyeleri arasındaki ilişkiler açısından da bu konular tabii çok önemli ve yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, Türkiye’nin imzası bulunan bazı uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler de bu konularla ilgili, Türkiye’nin bu alanda taahhütleri var. O yüzden Türkiye’nin dış politikası bakımından çok temel bir konu olan insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü konusu üzerinde durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu az önce belirttiğim öneminin yanında yani dış politika için demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü konularının az önce belirttiğim boyutlarının yanında şunu da eklemem gerekli: Bu konular o ülkelerin, devletlerin kimliğiyle ilgilidir. Bakın, burada yüce Mecliste hepimizin çok temel bir ilke olarak benimsememiz gereken bir şey yazıyor: “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” Değerli arkadaşlarım, bizim devletimizin kimliği budur ve üzülerek belirtmek istiyorum, bu son dönemde karşı karşıya bulunduğumuz demokrasi sorunları sebebiyle devletimizin kimliği tahrip edilmektedir.

Bakın, bugün, bu kürsüde benden önce Grup Başkan Vekilimiz Engin Altay bir şey söyledi, çok önemli bir uyarı yaptı “Devleti çürütmeyin.” dedi, örneklerle üzerinde durdu.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin demokrasiden uzaklaşması bugün öyle bir noktaya geldi ki bütün uluslararası saygın kuruluşlarca, bütün araştırma kuruluşlarınca bu belirtiliyor. Sevgili arkadaşlar, bakın, sadece biri olsa diyebilirsiniz ki “Bu kuruluş bize karşı önyargılıdır.” ama birkaç örnek vereceğim: Örneğin, ABD merkezli Özgürlük Evi, Türkiye’yi özgür olmayan bir ülke olarak sınıflandırıyor ve 210 ülke arasında Türkiye'nin ne yazık ki özgürlükler bakımından 151’inci sırada olduğunu söylüyor.

Demokrasinin türleri araştırması -çok kapsamlı bir araştırma- Türkiye'nin son on yılda seçim demokrasisinden seçim otokrasisine düştüğünü söylüyor değerli arkadaşlar. Bu kapsamda özgür ve adil seçimler ilkesinin, akademik özgürlüklerin, ifade özgürlüğünün gerilediğini, medya üzerindeki baskıların ve hükûmetin medyaya sansür çabalarının arttığını belirtiyor.

Dünyanın en önemli dergilerinden birisi Ekonomist dergisinin 2019 yılında yaptığı araştırmaya göre Türkiye, melez rejimler kategorisi içerisinde değerlendiriliyor ve tabii şunun da altını çizmem gerekli, 167 ülke arasında Türkiye 110’uncu sırada olarak değerlendiriliyor.

“Polity IV” diye yine 4’üncü jenerasyonu yapılan çok önemli bir araştırmada -yine üzülerek belirtmek istiyorum değerli arkadaşlarım- Türkiye, dünyadaki 100 demokratik ülke arasında gösterilmiyor. Yani dünyada bugün 100 demokratik ülkenin olduğu söyleniyor ve ne yazık ki Türkiye bunların arasında gösterilmiyor. Dünya nüfusunun yüzde 52’si demokrasilerde yaşıyor ve ne yazık ki bizler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu yüzde 52’nin arasında bulunmuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Örneğin, Dünya Adalet Projesi kapsamında 112 ülke inceleniyor ve Türkiye 99’uncu sırada. Bu yıl bir revizyon yapılmış, 128 ülke incelenmiş ve Türkiye 107’nci sırada.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yapıyor; Türkiye, 180 ülke arasında 154’üncü sırada.

Değerli arkadaşlarım, az önce ifade ettiğim gibi bu, ne yazık ki ülkemiz açısından; Türkiye’nin dünyadaki yeri, konumu, Türkiye’nin medeni dünyayla ilişkileri bakımından çok önemli bir sorun. Bu sorunun öneminin farkında olmalıyız ancak iktidar tarafından atılan öyle adımlar var ki, bu sorunların daha da derinleşmesine sebep oluyor. Bakın, biz 2017 yılında Avrupa Konseyinde izleme sürecine alındık. Avrupa Konseyi tarihinde ilk defa, izleme sürecinden çıkmış bir ülke izleme sürecine girdi değerli arkadaşlarım ve dört yıla yakın bir süre geçti, olumlu yönde hiçbir adım atılmadı arkadaşlar, olumlu yönde hiçbir adım atılmadı.

Avrupa Konseyinin raporlarında çok gündeme getirilen bir konu var, dikkatlerinize sunmak istiyorum: Osman Kavala olayı, Osman Kavala vakası. Osman Kavala’nın bu hafta mahkemesi varken ne yazık ki geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanı cuma namazının çıkışında bir konuşma yaparak aslında gerek Cumhurbaşkanlığı makamının gerek Türkiye’nin birliğini temsil etme görevinin çok dışında bir açıklama yaptı ve yine, bu açıklamasında öyle bir şey söyledi ki bunun altını çizmek istiyorum, dedi ki: “Bu ülkede Soros’un âdeta temsilcisi olan kişinin karısı da aynı şekilde Boğaziçinde provokatörlerin içinde yer alan bir kadındır.”

Arkadaşlar, bu, Türkiye için gerçekten bir utanç manzarasıdır. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanının bahsettiği Sayın Ayşe Buğra’yı ben yakından tanıyorum; Ayşe Buğra’nın İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesinde öğrencisi oldum. Ayşe Buğra, gerçekten dünya çapında bir bilim insanıdır, 2015 yılında Dünya Bilimler Akademisinin Sosyal Bilimler Ödülü’nü almış bir insandır. Buraya gelmeden önce baktım, uluslararası bilim atıf endekslerinde 5.776 atıf alan bir akademisyenden bahsediyoruz. Türkiye’de sizin döneminizde, şu anda 68 üniversite rektörünün hiçbir uluslararası yayını yok arkadaşlar. Sizin atadığınız 71 rektörün atıf sayısı sıfır arkadaşlar, sıfır! Türkiye’de üniversiteleri bu hâle getirdiniz. Ve Türkiye’ye çok bağlı, Türkiye’de sosyal politika alanının gelişmesinde çok büyük emekler vermiş, öğrenciler yetiştirmiş, dünya çapında isim yapmış bir öğretim üyesiyle ilgili Sayın Cumhurbaşkanının bu açıklamalarını, ben bizim mesleğimize de öğretim üyeliği mesleğine de bir saldırı olarak değerlendiriyorum; bunun altını çizmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kadar üretken, binlerce öğrenci yetiştirmiş, uluslararası saygınlığı bulunan Ayşe Hocamıza bir gazeteci geçen gün bir soru sordu, dedi ki: “Eşinizin karşılaştığı bu durum sebebiyle ümitvar mısınız? Bundan sonraki gelişmeler için ümitvar mısınız?” Değerli arkadaşlarım, şöyle bir yanıt verdi: “Hayır, çok gayret ediyorum ümitlenmemeye. Ne ümit ne ümitsizlik, öyle gidiyorum işte.” Değerli arkadaşlar, bir üniversite hocasına, dünyanın en önemli üniversitelerinden birinde doktora yapmış, Türkiye’ye gelmiş, otuz beş yıl kırk yıl Türk üniversitelerine hizmet etmiş bir insana bunları söyletecek bir zulüm içerisindesiniz; bunun altını çizmek istiyorum.

Bakın, Osman Kavala olayını çok kapsamlı bir şekilde ben de inceledim; çok büyük suçlar isnat ediliyor ancak dosyasına baktığınızda bu suçlarla ilişkili hiçbir kanıt yok arkadaşlar, hiçbir kanıt yok. Siz, bir zihniyeti karşınıza alarak o zihniyetle hesaplaşmaya çalışıyorsunuz bir kişi üzerinden. Bakın -altını çizmek istiyorum- bunu bir kere yaptınız biliyor musunuz? Ergenekon ve Balyoz yargılamalarında bunu yaptınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

YUNUS EMRE (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

“Nasıl olsa bu insanlar bu suçları işlemiştir.” diyerek o dönemde yapılan hukuksuzlukları görmezden geldiniz. Askerler -Balyoz davalarında hatırlayacaksınız- anlattılar, dediler ki: “Tutarsızlıklar var. O tarihlerde bu kişiler, bu rütbelerde değillerdi. Bu bilgisayar fontları o tarihlerde daha gündemde bile yoktu.” Bunları anlattılar, basın toplantıları yaptı aileleri, görmezden geldiniz. “Ergenekon’un kasası” diye itham ettiğiniz kişi çok zor koşullarda hayatını kaybetti, cenazesi zor kaldırıldı ailesi tarafından. Bunların arkasında az önce söylediğim yaklaşım tarzı vardı. Dosyalarda ne yazdığını görmezden geldiniz çünkü sizler için demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi temel ilkelerin bir önemi yok, bunların hiçbir önemi yok. Ve Sayın Cumhurbaşkanının bu açıklaması karşısında, tekrar ifade etmek istiyorum; Türkiye'de -az önce söylediğim demokrasi sorunlarının yanında- demokratik hayata, yargı bağımsızlığına yönelik bir müdahale olmasının yanında bizim mesleğimize de bir saldırıdır, ben bu saldırıyı da kınıyorum değerli arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Yaşar Karadağ konuşacak.

Buyurunuz Sayın Karadağ. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Enerji ve Madencilik Alanında İş Birliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bundan elli iki yıl önce siyasi hayatına başlayan, o günden bugüne kadar Türk milletine hizmet yolunda bitmeyen ve bitmeyecek bir davanın adı, kutlu bir ülkünün bayrağı ve devlet bekasının sarsılmaz temel taşı olan Milliyetçi Hareket Partimizin 52’nci kuruluş yıl dönümünü kutluyor, başta Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş olmak üzere dava büyüklerimizi ve tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Ne mutlu bu sevdaya tutulanlara! Ne mutlu bu sevdayı yaşayan ve yaşatanlara!

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin Azerbaycan'la ilişkileri çok boyutlu ve stratejik düzeydedir. Ortak dil, kültür ve tarihten güç alan kardeşliğimize dayalı "tek millet, iki devlet" ruhuyla tanımlanan ilişkilerimiz, her alanda birçok ülkeye örnek olacak seviyededir. Yoğun şekilde devam eden karşılıklı üst düzey ziyaretler ilişkilerin arkasındaki en önemli itici güçtür. İki ülke devlet yetkililerinin göreve geldikten sonra diğer ülkeyi öncelikli olarak ziyaret etmeleri şeklinde yerleşen gelenek hepimizin malumlarıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, 25 Ocak 2020 tarihinde imzalanan Enerji ve Madencilik Alanlarında İş Birliğine Dair Anlaşma'yla, Türkiye ve Azerbaycan arasında enerji alanındaki mevcut iş birliğinin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi için bir çerçeve oluşturulması hedeflenmektedir. Bilindiği üzere, Azerbaycan'la enerji alanındaki iş birliğimiz geçmişten günümüze gerek millî enerji şirketlerinin karşılıklı yatırım ve faaliyetleri gerekse bölgesel düzeyde katkıları bulunan büyük altyapı projeleriyle her iki ülkenin ekonomisine katkı sağlayacak şekilde devam etmektedir. Daha önce Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı vasıtasıyla sürdürülen enerji alanındaki iş birliğimiz yine Azerbaycan'dan ülkemize ve ülkemiz aracılığıyla Avrupa'ya gaz iletilmesini hedefleyen TANAP Doğal Gaz Boru Hattı’yla daha da derinleşmektedir. Böylece, Azerbaycan'la enerji alanındaki iş birliği, ülkemiz ekonomisine katkı sağlamasının yanı sıra, Türkiye'nin bölge ülkeleri üzerindeki enerji güvenliğindeki kilit rolünü de güçlendirmiştir. Diğer taraftan, enerji sektörünün dinamik yapısı dikkate alındığında Azerbaycan'la hâlihazırda hidrokarbon ağırlıklı devam eden iş birliğimizin çeşitlendirilmesi, küresel enerji eğilimlerine uygun olarak yenilenebilir enerji, temiz enerji ve enerji verimliliği gibi alanlardaki iş birliğinin derinleştirilerek sürdürülmesine imkân sağlayabilecektir. Söz konusu anlaşma, yeni iş birliği fırsatlarının somut adımlara dönüştürülmesi bakımından bir temel oluştururken 2 ülkenin enerji alanındaki iş birliğinin arttırılmasına da vesile olacaktır. Bu itibarla, anlaşmanın Azerbaycan’la yüksek düzeyli stratejik iş birliğimiz çerçevesinde onaylanmasının Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Değerli milletvekilleri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, kederi kederimizdir.” Bu bağlamda, bizler, Türkiye Cumhuriyeti olarak kardeş Azerbaycan’ın hep yanında olduk ve olmaya da devam edeceğiz.

Azerbaycan ordusu, topraklarını işgalden kurtarmak için kırk dört gün süren İkinci Karabağ Savaşı’nda büyük bir kahramanlık örneği sergilemiş, işgal altındaki topraklarını kurtarmış ve dünyanın kayıtsız kaldığı zulmü sonlandırmıştır. Bu savaşta kanlarını dökerek toprağı vatan yapan 2.841 şehidimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Bu savaş sonucunda 10 Kasım 2020’de imzalanan barış anlaşmasıyla Karabağ asıl sahiplerine kavuşmuştur. Azerbaycan kendi göbeğini kendi kesmiştir. Karabağ zaferiyle Kafkasların tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır. Bundan sonraki süreçte bölge tarihi yeni bir istikamette şekillenecektir. Özellikle -anlaşmanın 9’uncu maddesinde yer alan- Batı Azerbaycan topraklarının Zengezur Koridoru üzerinden Nahçıvan’a bağlanması kararı alınmıştır. İnşallah, Zengezur Koridoru’nun açılmasıyla Türkiye, Nahçıvan ve Azerbaycan üzerinden Türk dünyasına bağlanacak ve Türk koridoru, Türk dünyasına açılan kapı olacaktır. Bu kapıyla birlikte, merhum Gaspıralı'nın dediği gibi "Dilde, fikirde ve işte birlik sağlanacak, bir zamanlar hayal bile etmenin suç sayıldığı Türk dünyası birliğine adım adım yaklaşılacaktır."

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, bu birlikteliğin sağlanması, millî kültüre ve millî bilince sahip nesillerin yetiştirilmesi amacıyla Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin talimatları doğrultusunda Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından Şuşa’da okul yaptırılması projesi hayata geçirilmiştir.

Şuşa, Azerbaycan tarih ve kültürünün simgelerinden olan bir şehir olmanın yanı sıra, hem bölgeye hâkim coğrafi konumu hem de Dağlık Karabağ’ın en büyük şehri olan Hankendi’ye giden yolun üzerinde bulunduğu için stratejik öneme sahiptir. Şuşa sadece Azerbaycan’ın değil, tüm Kafkasya’nın incisidir.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, “Şuşa’nın susadığı eğitim ve öğretime destek vermek bizim fikir ve inanç vecibemizdir.” 9 derslikten oluşacak ve ismine Azerbaycan Millî Marşı bestecisi Üzeyir Hacıbeyli’nin adının verileceği Üzeyir Hacıbeyli İlkokulunda yetişecek kardeşlerimiz Türklük gurur ve şuurunu, İslam ahlak ve faziletini nesiller boyu aktaracaktır.

Bunun yanı sıra, Azerbaycan ve Türkiye vatandaşlarının karşılıklı olarak, sadece nüfus cüzdanıyla doksan gün seyahat edebilmesini sağlayan anlaşma Cumhurbaşkanımız tarafından imzalanarak 30 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu uygulamanın başlaması iki kardeş ülke arasındaki bağı daha da kuvvetlendirecektir.

Ayrıca, 15 Aralık 2020 tarihinde imzalanan anlaşmayla birlikte Iğdır’dan başlayarak Nahçıvan Sederek’e kadar uzanan doğal gaz boru hattı ve Kars-Iğdır-Nahçıvan Demiryolu Projesi iki ülke ilişkilerine daha da olumlu katkılar sağlayacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, değişen dünya şartlarıyla birlikte dünyadaki güç odakları tek kutuplu olmaktan çıkıp çok kutuplu olma yoluna girmiştir. Ülkemizin de içerisinde bulunduğu Avrasya ve Kafkasya coğrafyası, jeopolitik konumu, yer altı kaynakları ve yer üstü kaynakları, önemli enerji ve transit yol güzergâhları üzerinde bulunması itibarıyla geçmişte olduğu gibi gelecekte de dünyanın güç merkezlerinden biri olma yolundadır. Bu coğrafyada sağlanacak olan istikrar ve barış ortamı tüm bölge ülkelerine ve ülkemize büyük katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da Bakü’de dile getirdiği gibi Rusya, Türkiye, Azerbaycan, İran, Gürcistan eğer kabullenir, uygularsa Ermenistan’ın da içerisinde bulunduğu 6’lı bir platform kurularak bölgedeki iş birliğiyle birlikte bölgesel barış tesis edilecek, bölge siyasi ve ekonomik istikrara kavuşacaktır.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken Azerbaycan ile Türkiye arasındaki anlaşmaların her 2 ülkenin geleceği açısından hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına İzmir Milletvekili Sayın Mahir Polat.

Buyurunuz Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – İzmir’i sel götürüyor.

MAHİR POLAT (İzmir) – İzmir’i sel götürüyor. Hükûmetimizin İzmir’e biraz daha yatırım yapmasını bekliyoruz, bekleyen projelerini yerine getirsinler. İzmir’de sel olduğunda yaklaşık sekiz saat sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığından açıklama duyduk, bunu da sizin takdirinize sunuyorum. Laf atarken biraz daha dikkatli atalım.

Değerli arkadaşlar, bugün uluslararası anlaşmaları konuşuyoruz. Ben de bu uluslararası anlaşmalarla ilgili söz aldım. Karadağ’la yapılan serbest ticaret anlaşmasıyla ilgili konuşacağım. Bu serbest ticaret anlaşmasıyla ilgili bir revizyon söz konusu. Biz, eğer bu revizyonu konuşuyorsak, 2009 yılında bunu burada oylayan ve onaylayan yüce Meclisimizin bu revizyon yetkisini bir tek adama vermemesinin sonucunu da konuşuyoruz. Bugün verdiğimiz yetkilerle bundan sonra bu revizyonları görmeden geçirecekler.

Değerli arkadaşlar, buradaki revizyon bir menşe kümülasyon anlaşmasının değişmesi. Pan Avrupa Akdeniz Menşe Kümülasyonuna geçişi sağlıyor. Bu olumlu bir yaklaşım, bununla ilgili söyleyecek bir şeyimiz yok, kabul oyu vereceğiz. Fakat serbest ticaret anlaşması ve tercihli ticaret anlaşmalarının ruhuna bakmak gerekiyor, Türkiye’nin kazanımlarını burada konuşmak gerekiyor. Örneğin, bir taviz uygulayacaksanız hangi ürünlere uygulayacaksınız, bunlar çok önemli. Mesela, Türk çiftçisinin, özellikle süt ve süt ürünlerinin dünya pazarında dolaşımıyla ilgili yeterli tavizleri almamız gerekiyor. Özellikle yaptığımız bu anlaşmalarda çiftçimizi ve yerli üretimi korumamız, hatta ihracatının da önünü açmamız gerekiyorken maalesef biz tavizleri bu anlamda veriyoruz. Yine, ihtiyacımız olan yüksek teknoloji ürünlerinin ülkeye girişiyle ilgili de herhangi bir çalışma yapmıyoruz.

Değerli arkadaşlar, ben burada, geçtiğimiz konuşmamızda, Suudi Arabistan’la yaşadığımız diplomatik krizin dış ticarete yansıması üzerine Bakanlık yetkililerini göreve çağırmıştım. Bugüne kadar hiçbir açıklama yok ne Dışişlerinden ne de Ticaret Bakanlığımızdan. Suudi Arabistan’la yaşadığımız diplomatik problem sonucunda bize uyguladıkları ambargo neticesinde, Türk ihracat ürünleri, Türk insanının emeği Suudi Arabistan limanlarında, kapılarında, gümrüklerinde bekletiliyor, milyon dolarlarca mal bekletiliyor. Bu iş insanları nefes alamaz durumdalar, acil olarak dış politikanın bununla ilgili çalışma yapması gerekiyor.

Yine, ihracatta konuşuyoruz, iri iri rakamlar koyuyoruz. İhracatın iri iri rakamlara ulaşabilmesi için dengeli bir kur politikası gerekiyor. Bizdeki kur politikası maalesef, üretimi, ülkedeki üretimi etkileyecek durumda. Kurdaki oynaklık bu kadar fazla olunca ülkede de fiyat istikrarsızlığı maalesef ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, ihracatçılar uzun süreli anlaşmalar yaparlar. Bazen bir yıllık, bazen de birkaç yıllık anlaşma yaparlar, ülkelerine güvenerek anlaşmalar yaparlar. Ülkedeki kur rejiminin belli bir oranda arttığını bilirler fakat hiçbir dönemde bu kadar oynak bir kur politikasına ihracatçıyı mahkûm etmedik.

Yine, dünya ticaretinde, ticaret savaşları diyoruz, ticari rekabet diyoruz, küresel rekabet. Burada geldiğimiz nokta, kilitlendiğimiz nokta maalesef lojistik. Türkiye’nin lojistik avantajları çok yüksek, jeopolitiğinden kaynaklı lojistik imkânları var ve bizim bunu avantaj olarak kullanmamız gerekirken lojistik bugün bize dezavantaj olarak dönüyor. Bugüne kadar Türk tırlarının dozvolasını konuşurken bugün Türkiye konteyner arzıyla ilgili sıkıntı yaşıyoruz. Ben buradan çağrı yaptım, Bakanlık açıklama yaptı; bir an evvel, konteyner arzının Türkiye’ye doğru yönlendirilmesi gerektiğini anlattığımız yerde Bakanlığın yaptığı açıklama, Bakanımızın: “Konteyner üretimi yapmamız gerekiyor.” Efendim, göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar. Siz bunları daha yıllar önce düşünmeniz gerekirken bugünden düşünüyorsunuz. Ya, bu, bugünün işi değil; bu yarının, ondan sonraki günün işi. Bugün -Türk ihracatı- maalesef gemiler yanaşmıyor, armatörler gelmiyor Türkiye’ye. Küresel ticaretin yüzde 8 artacağı bir noktada siz malınızı uluslararası piyasaya çıkartamazsanız yaşayacağınız problemler çok çok daha büyük problemler. Bugünden teşvik ederek ancak yarını kurabilirsiniz ama bugün için özellikle armatörlerin Türkiye’ye gelmesiyle ilgili limanda kolaylaştırıcı, yükleme, boşaltmada teşvik edici uygulamaları hayata geçirmezseniz daha biz birçok alanda olduğu gibi lojistik alanda da kendi kalemize gol atmış oluruz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurunuz Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz Adalet Bakanı bir süredir yargı reformundan bahsediyor. Sayın Bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, Adalet Komisyonuyla görüştü, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuyla görüştü. Sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini geziyor, onların görüşlerini alıyor ve “Bir dizi çalışma yapacağız.” diyor, önerilerini aldıklarını söylüyor. Nasıl bir reform olacak, hep beraber göreceğiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hepimizi hapse atacak.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Eskilerin deyimiyle “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Hükûmetin ayinesinin, uygulamalarının demokrasiyle bağdaşmadığı çok açık. Muhalif her sesin sahibi teröristlikle suçlanıyor, her türlü protesto etkinliği zorla bastırılıyor, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması valiliklerce, kaymakamlıklarca her gün her gün yeniden kısıtlanıyor. İktidarın paçalarından adaletsizlik dökülüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 22 Aralık 2020 tarihinde Sayın Selahattin Demirtaş’la ilgili verdiği karar henüz yerine getirilmedi. Aynı gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin resmî internet sitesinde yayınlandı, yirmi dört saat içerisinde resmî çevirisi yapılıp mahkemeye gönderilebilecekken elli gündür bu karar hâlâ çevrilmedi, mahkemeye gönderilmedi ve elli gündür Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ihlal edilmeye devam ediyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, öteden beri Türkiye açısından yol göstericidir. Mahkemenin verdiği ihlal kararları doğrultusunda Türkiye’de pek çok düzenleme yapılmıştır. Esasen Komisyonun yargılama yetkisini kabul eden her ülke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını güncel olarak takip eder ve iç hukuklarını buna göre düzenler. Yol gösterici kararlardır ama bir süredir Türkiye, tıpkı Azerbaycan gibi, tıpkı Rusya gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğini yerine getirmiyor. Esasen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir ihlal kararı verir ve orada dururdu ama bir süredir -biraz önce de söyledim- Rusya gibi, Azerbaycan gibi Türkiye de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğini yerine getirmediği için nasıl uygulanacağını açıkça söylüyor. Örnek: Daha önce “Tutukluluk, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasına, (3)’üncü fıkrasına aykırıdır.” derdi ama şimdi, daha açık söylüyor: “Derhâl serbest bırakacaksınız.” diyor. Neden? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını dinlemiyor, uygulamıyor. Tek başına bu durum bile, mahkeme kararında nasıl uygulanacağının açıkça belirtilmesi bile Türkiye açısından bir utanç vesikasıdır. Çok açık söyleyeyim, burada eleştirilmesi gereken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi değil, çünkü iktidar mensupları, başdanışmanlar “Karar, bağlayıcı değildir.” diyor, bu konuda bir tartışma yürütüyorlar. Bakın, kararda neler var: Sayın Demirtaş’ın siyasi kariyeri var, 6-8 Ekim 2014 olayları var, Sayın Demirtaş’ın çözüm sürecinde yaptığı konuşmalar var ve o zaman soruşturma başlatılmayıp daha sonra soruşturma konusu edilen bu konuşmalar, dokunulmazlıkların kaldırılması süreci var, Sayın Demirtaş’ın tutukluluğu ve soruşturma süreci var, Anayasa Mahkemesine yapılan ilk bireysel başvuru, ikinci bireysel başvuru var, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin kararları var ve tahliye kararı verildikten sonra aynı gün yüksek emirlerle yeniden tutuklanması var ve ikinci başvuru kararı var. Ardından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında Hükûmetin ön itirazları değerlendiriliyor, ayrıntısına girmeyeceğim. Sadece şunu söyleyeyim: Ön itirazlarının tamamı 17 hâkimin oy birliğiyle reddediliyor. Ardından, mahkeme kararında sözleşmenin hangi hükümlerinin neden ihlal edildiğine ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler var. En başta sözleşmenin 10’uncu maddesinin ihlali yani ifade özgürlüğü; Mahkeme, daha önceki kararlara atıfla şunu söylüyor: “Her ne kadar ifade özgürlüğü herkes için önemli olsa da halkı temsilen seçilmiş kişiler için özel olarak önem taşımaktadır. Başvurucu, seçmenlerini temsil etmekte, onların kaygılarına dikkat çekmekte ve onların menfaatini savunmaktadır. Dolayısıyla, Meclisin muhalif bir üyesi olan başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler mahkemenin en sıkı denetimine tabidir.”

Burada şunu özellikle belirtmek isterim: Sayın Demirtaş bu karardan sonra şöyle bir açıklama yaptı, dedi ki: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararda en önemsiz madde benim serbest bırakılmamdır. O sadece beni ilgilendiriyor ama diğer 5 madde 83 milyonu ilgilendiriyor.” İşte, ifade özgürlüğüne ilişkin ayrıntılı değerlendirme tam olarak bu anlama geliyor. Evet, hepimizi ilgilendiriyor. Kararda, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin süreç de ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. İşte o yüzden aslında bu karar sadece Sayın Demirtaş’ı değil, sadece bu ülkede yaşayan 83 milyon yurttaşı değil, bir bütün olarak Avrupa siyasetini de ilgilendiriyor. Örneğin, kararda deniliyor ki: “Bu sebeple Anayasa değişikliği başvurucu dâhil olmak üzere ilgili milletvekillerinin siyasal ifadelerini sınırlandırma amacı taşımaktadır.” Yani bu değişiklik bir bütün olarak, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bu değişiklik bir bütün olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulunmuş, Anayasa değişikliği. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Yine, suçlamalarla ilgili tek tek değerlendirme yapıyor Mahkeme, diyor ki: “HDP genel merkez yönetimi adına atılan ‘tweet’ler, 6-8 Ekim 2014 tarihinde yaşanan olaylara ilişkin açıklamaları, başvurucunun PKK üyelerinin belirli eylemlerini tarif ettiği konuşmaları, örneğin hendeklerin kazılması ve şehirlerde barikat kurulmasını ‘direniş’ olarak nitelendirmesi, başvurucunun Demokratik Toplum Kongresi aktivitelerine katılmış olması gibi 11 Ocak 2017 tarihinde başlayan ve hâlâ derdest olan yargılamalara bakıldığında sunulan delillerin neredeyse tamamı başvurucunun konuşmalarından oluşmaktadır.” Kararda, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasının hiçbir milletvekili açısından öngörülebilir olmadığı söyleniyor çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir örnek yoktur. O yüzden hiçbir milletvekili açısından öngörülebilir değil. Diyeceksiniz ki: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yetkisini aşmış, konu Sayın Demirtaş’ın tutuklanması ve tutuklu yargılanması. 6-8 Ekimle ilgili değerlendirme, Demokratik Toplum Kongresi çalışmaları, anayasa değişikliği, hendek olayları nereden çıktı? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi neden bunlara ilişkin bu kadar ayrıntılı değerlendirme yapıyor?” Çünkü bunun sorumlusu Hükûmet arkadaşlar. Tutukluluğun gerekçesi olarak, bir bütün olarak bunları alt alta sıraladığından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de her bir olaya ilişkin ayrıntılı değerlendirme yapmış ve sadece Sayın Demirtaş ve milletvekillerinin konuşmaları nedeniyle tutuklandığını, yargılandığını söylemiş. Belki de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararından Adalet ve Kalkınma Partisinin bu kadar nefret etmesinin nedeni bu. Çünkü Mahkeme yalnız hukuksuz kararlarınızı tespit etmemiş, her satırla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini utandırmıştır.

Yine, sözleşmenin 5’inci maddesinin (1)’inci ve (3)’üncü fıkralarının ihlaline ilişkin bir değerlendirme var. Anımsarsanız 2018 yılında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sayın Demirtaş’ın 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanmasını en başta hukuka aykırı bulmamıştı, yani “Makul şüphe var.” demişti. Daha sonra, tutuklu yargılanmasını sözleşmenin 5’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasına aykırı bulmuştu. Bugün, 22 Aralık tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi diyor ki: “Sayın Demirtaş’ın tutuklanması ilk andan beri hukuka aykırıdır.” İlk andan beri yani 4 Kasım 2016 tarihinden itibaren. “Gözaltına alınıp tutuklanmasıyla sözleşmenin 5’inci maddesinin 1’inci fıkrası ihlal edilmiştir. Gözaltına alınması için, tutuklanması için makul hiçbir şüphe yoktur.” diyor. Bunu neden söylüyor çünkü her bir suçlamayı Büyük Daireye AKP Hükûmeti taşıdı. Bu yüzden bu ayrıntılı değerlendirmeyi yapıyor ve bu kararın gereği, aslında, Sayın Demirtaş’ın bırakın serbest bırakılmasını, hakkında derhâl beraat kararı verilmesi gerekir. Sürem kısa, çok şey söylemek istiyorum.

18’inci maddeyle ilgili ihlal çok önemli çünkü Türkiye tarihi açısından şu anlama geliyor: Bu yargılama sürecinin, tutuklama sürecinin hukuksal değil, siyasal olduğunu söylüyor. “Haziran 2017’deki referanduma katılmasını engellediniz.” diyor. “24 Haziran 2018 seçimlerine katılmasını engellediniz, en büyük muhaliflerinizden birisiydi, alanda siyaset yapmasını engellemek için tutukladınız.” diyor. “18’inci maddeyi ihlal ettiniz.” diyor.

Sürem çok kısa, Sayın Başkan müsaade ederse ek 1 no.lu protokolün 3’üncü maddesiyle ilgili yani seçme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) - …ve seçilme hakkıyla ilgili olarak da yine Büyük Daire 17 üyeyle, oy birliğiyle “Sayın Demirtaş’ın seçme ve seçilme hakkı ihlal edilmiştir.” diyor.

Şimdi, bu bağlayıcılıkla ilgili bir şey söyleyeceğim. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 46 diyor ki : “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, tarafı oldukları davalarda, Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.” Türkiye Cumhuriyeti devleti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymayı taahhüt etmiştir. Bu konuda hiç kimsenin bir şüphesi yoktur.

Peki, hangi kararlar kesindir, bu da sözleşmenin 44’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşmenin 44/1 maddesine göre Büyük Daire kararları kesindir. Dolayısıyla, AİHM Büyük Dairesinin 22 Aralık 2020 tarihinde verdiği Selahattin Demirtaş Türkiye kararı kesindir, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yürütme ve yargı organlarını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayarak ve uygun bularak Mahkemenin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt eden Türkiye Cumhuriyeti devletini bağlamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Son cümlemi söyleyeceğim.

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bu nedenle “AİHM kararları kesin midir, bağlayıcı mıdır?” tartışmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 44’üncü maddesi karşısında hiçbir anlamı yoktur. Dikkat ederseniz, 2018’e kadar açık bir biçimde “Uygulamayacağız.” diyemiyorlar çünkü eğer bu kararın gereğini yerine getirmezseniz ne olacağı da yine sözleşmede, 44’üncü maddede, 46’ncı maddede ve sonrasında yazılıyor. Avrupa Konseyinin hakkınızda bununla ilgili yaptırım kararları alabileceğini biliyorsunuz ve bu yaptırımlarla karşı karşıya kalmamak için etrafından dolanıp başka şeyler söylüyorsunuz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylaması açık oylamaya tabidir.

İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Başkanın gerekli görmesi halinde açık oylama oturumun sonuna veya haftanın belli bir gününe bırakılabilir.” denmektedir. Bu hüküm çerçevesinde teklifin tümünün açık oylaması 10 Şubat 2021 Çarşamba gününe bırakılmıştır. Belirtilen gündeki birleşimde, gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında teklifin tümünün açık oylaması yapılacaktır.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, sisteme giren arkadaşlara yerlerinden söz vermek istiyorum.

Sayın Gaytancıoğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, 2021 yılında BAĞ-KUR’lular, isteğe bağlı sigortalılar ve zorunlu genel sağlık sigortalıların primlerinin yüzde 21,56 oranında arttığına ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

2021 yılı AKP’nin zam yağmuruyla geldi. BAĞ-KUR sigortalıları ile isteğe bağlı sigortalıların ve zorunlu genel sağlık sigortalılarının primleri de yüzde 21,56 oranında arttı. Herhâlde bu zamları yapanlar, ayçiçeği yağından, yumurtadan eksiğimiz olmasın diye bu kadar zam yaptılar. İş yerleri kapalı, insanlar işsiz ama tepeden tırnağa zam yağmuru var. BAĞ-KUR sigortalılarının 2021’de ödeyeceği aylık prim tutarı en az 1.235 lira oldu. 942 lira olan aylık isteğe bağlı sigorta primi en az 1.145 lira oldu. Bunlarla yetinmeyen AKP “İşsizin ne günahı var.” deyip aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarının 1.192 liradan fazla olması hâlinde, aylık 108 lira genel sağlık sigortası primi ödetme kararı aldı. İnsaf demiyoruz çünkü vatandaş sizin insafınıza kaldığı için yanıyor. Biraz akıl, biraz izan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

49.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, Sinovac firmasının aşının koruyuculuğunun yüzde 50,65 olduğunu açıkladığına, aşının faz 3 çalışmalarının Türkiye ayağında koruyuculuğunun yüzde 91,25 olduğu söylenerek bir skandala imza atıldığına, okulların açılmasının cinayet olacağına ilişkin açıklaması

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aylardır tüm ülkenin gündemi aşı. Son günlerde Sinovac firması “Aşıda koruyuculuk yüzde 50,65, ölümü engelleme yüzde 100.” diyor. Yani aşı olan 2 kişiden 1’i tekrar hastalanacak ama hastalığı hafif geçirecek. Ama Sinovac aşısının faz 3 çalışmalarının Türkiye ayağında, iki ay önce, “Koruyuculuk yüzde 91,25.” diyerek yüz kızartıcı bir skandala imza atıldı. Bilim adına utandırıcı olan bu kepazelik, sarayın baskısıyla oluşmuştur arkadaşlar. Bilim Kurulu sarayın emrindedir. Dünya lideri reis bu konuda ne yapıyor, nerelerde, sormak istiyorum? Yani “11 Aralıkta 50 milyon aşı gelecek.” diyen Cumhurbaşkanı ve ekibi; bugün 9 Şubat, gelen aşı 12,5 milyon. Bu ne demek arkadaşlar? Her gün vuku bulan vatandaşların ölümünün vebali, saray ve saray hükûmetinedir.

Bir diğer önemli konu da okulların açılmasıdır. Sakın ha, okulları açmayın. Bu bir cinayettir. Hele hele öğretmenlerin de aşılarının bitmeden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sezal…

50.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Cihat Sezal’ın, Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümünde, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatanı için canını ortaya koyan ecdadını rahmetle yâd ettiğine, hemşehrilerinin 12 Şubat Kurtuluş Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Maraşlım,

Bir hamaset destanı nakşedildi bağrına,

Yurdumun aslanları öldü iman uğruna,

Ruhlarda bayraklaşan, Allah için savaştır,

Bu şehitler diyarı, işte bu yer, Maraş’tır.”

Bu yıl Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Sütçü İmam’dan, Rıdvan Hoca’ya; Senem Ayşe’den, Mıllış Nuri’ye; Abdal Halil Ağa’dan, Mehmet Ali Kısakürek’e vatanı, bayrağı, namusu ve şerefi için canını ortaya koyan tüm ecdadımızı rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Bu vesileyle, tüm Kahramanmaraşlı hemşehrilerimin 12 Şubat Kurtuluş Bayramı’nı tebrik ediyor, Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köksal…

51.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Eber Gölü’nün son iki ayda 4 kez, Akşehir Gölü’nün ise 2 kez yandığına, defalarca çağrıda bulunmasına rağmen yangınların sebeplerinin araştırılmadığına, göllerin zarar görmesine seyirci kalan iktidarı hemşehrilerinin vicdanına bıraktığına ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sultandağı, Çay ve Bolvadin ilçelerinde bulunan Eber Gölü son iki ayda tam 4 kez yandı. Sultandağı’na kıyısı bulunan Akşehir Gölü ise 2 kez yangın geçirdi. En son bugün sabah saatlerine kadar Akşehir Gölü’nde Dereçine kasabasında bulunan kıyıları da dâhil olmak üzere büyük bir yangın yaşandı. Konuyla ilgili, yangınların araştırılması ve önlenmesine ilişkin defalarca çağrıda bulunmama, önergeler vermeme rağmen, iktidar ve bakanlık hiçbir şey yapmamakta, yangınların kaynağını ve sebeplerini araştırmamaktadır. Ayrıca, bakanlık göl yangınlarına müdahale edecek herhangi bir özel ekip de görevlendirmemiş, göllerde çıkan yangınları göre göre gölleri âdeta kaderine terk etmiştir. Göldeki yangınlara ses çıkarmayan, orada yaşayan canlıların diri diri yanmasına, gölün zarar görmesine seyirci kalanları bu iktidarı, bu bakanlığı Afyonkarahisarlı hemşehrilerimin vicdanına bırakıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

52.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, sebebi ne olursa olsun “gazi” unvanı olan tüm vatandaşların eşit haklara sahip olması gerektiğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vatanın bölünmez bütünlüğü, ülke savunması ve halkın huzur ve refahı için canını hiçe sayan gazilerimiz, sosyal ve ekonomik hayatlarının iyileştirilmesi için bazı düzenlemeler bekliyor. Gazilerin ve şehitlerin aileleri ve çocukları arasında ayrım yapmak, farklı ekonomik ve sosyal haklara maruz bırakmak son derece yanlıştır. Ayrıca, şehit ve gazilerimizin toplum nezdinde ayrıcalıklı bir yerinin olması şarttır. Sadece resmî törenlerde hatırladığımız gazilerimizin öncelikle şeref aylığı eşitlenmelidir. Şeref aylığı, vatan için canını siper eden gazilere tanınan bir onurdur ve emeklilik maaşıyla karıştırılmamalıdır. “Sosyal devlet” ilkesinden hareketle, muharip gazilerin çocuklarına iş imkânı sunulmalı, gazilere faizsiz konut kredisinin önü açılmalıdır. Sosyal güvencesi olan ya da olmayan gaziler arasındaki eşitsizlik giderilmelidir. Sebebi ne olursa olsun, adı “gazi” olan tüm vatandaşlarımızın eşit haklara sahip olması gerekir. Tüm şehitlerimizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Teklifleri (Devam)

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2276) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142) (x)

BAŞKAN – 4’üncü sıraya alınan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 142 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – AK PARTİ’de 8 milletvekili var Başkan, CHP’nin oylarıyla geçiyor.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAVUNMA SANAYİ İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 31 Ekim 2017 tarihinde Bakü’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşması’nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Yavuz Ağıralioğlu.

Buyurunuz Sayın Ağıralioğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubunda kimse yok.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Buradayız.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Hoş sefa geldiniz.

SALİH CORA (Trabzon) – AK PARTİ burada.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – 3 Maraş var, 1 ülküdaş var, 1 de Trabzonlu var. Ben şimdi Azerbaycan için teşekkür… Manisa geldi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kırıkkale var, İstanbul var.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Azerbaycan savunma anlaşması için teşekkürü size edeyim, Doğu Türkistan’a yeteri kadar destek olmadıkları için, gerekli düzenlemeleri çıkarmadıkları için -sizden kimse yok- mecburen CHP’ye kızacağım! (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, Azerbaycan’la ilgili son dönem yaşadığımız süreç bizim için bir iftihar vesilesidir. Azerbaycan’a gittik, orada gördük. Paylaşılan coşku, orada devletimiz adına paylaşılan coşku ilanihaye kardeş olduğumuza dair bir ortak sükûnete dönmüş, yapılan her türlü gayret, gösterilen her türlü fedakârlık, bu uğurda karşılıklı tecrübe paylaşımı, askerî tecrübe paylaşımı, teknoloji altyapımız kuvvetlendiği için silah sanayisiyle ilgili paylaşımların hepsi sahada Türk devletinin inisiyatifini çok artırmıştır. Zaman zaman iktidar cenahından “Yaptığımız iyi şeylere destek vermiyorsunuz.” diye sitem ediyorsunuz. Böyle kalbimizi doldura doldura yaptığınız her iyi işe teşekkür ediyoruz.

Azerbaycan-Türkiye beraberliğini, yarınlarda Turan coğrafyasında, Türk devletlerinin arasında gerçekleşmesini hayal ettiğimiz büyük beraberliğin ilk antrenmanları olduğunu kabul ediyoruz. Dolayısıyla burada attığınız her adımı iftiharla, coşkuyla destekliyoruz.

Savunma sanayisindeki beraberliği, beraberinde eğitim beraberliğinin, dil beraberliğinin, alfabe beraberliğinin, kavramsal çerçevesini oluşturabileceğimiz bir kültür programının bütün detaylarıyla taçlandırmak zorundayız. Sadece anlaşmaların arkasına yığmayalım mevzuyu, bir perspektif ortaya koyalım. Mesela, Azerbaycan ve Türkiye arasında, Karabağ’da bir üniversite kuralım. Bir üniversite kuralım ve bu üniversiteye mesela Melih Bulu Bey gibi kabiliyetli birini bulalım yahut onu gönderelim, Karabağ üniversitesini dünyanın 100’üncü üniversitesi yapabilsin, bunlarla iftihar edelim, bu da kıymetli bir şeydir.

Gümrük beraberliğini mutlaka planlayalım, sadece böyle ticari anlaşmalarla avunmayalım. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki bir gümrük beraberliğini Türk devletinin yönetebilmesi çok mümkündür, bunu planlayabiliriz, gümrükleri sıfırlayabiliriz. Peşinden, bugün yapıldı, ilk adımları atıldı, şehitlerimize Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının yapmış olduğu bursluluk imkânına, şehitlerimizin çocuklarına verilen burslara da bu vesileyle teşekkür edelim. Yani Azerbaycan’a teknolojik destek verildi, teşekkür; Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin arkasında duruldu, minnet duygusuyla teşekkür; Azerbaycan’a bundan sonra güçlensinler, karşılıklı beraberliğimiz perçinlensin, ticaret anlaşmalarıyla, eğitim anlaşmalarıyla, askerî anlaşmalarla beraberliğimiz perçinlensin, ona da teşekkür.

Teşekkür faslını bitiriyorum. Yirmi dakika konuşmamız vardı, beş dakika teşekkür edeceğim, on beş dakika kızacaktım ama süre kısaldığı için beş, altı dakika kızabileceğim size.

Mehmet Emin Resulzade’nin ruhu şad oldu yaptıklarımızla. Elçibey’e mahcubiyetimiz vardı, 90’lardaki mahcubiyetimizin yerini o mahcubiyetimizi giderebileceğimiz bir iyilik aldı, onun için de teşekkür ediyoruz.

SALİH CORA (Trabzon) – Boraltan mahcubiyeti…

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Boraltan’ın mahcubiyetini de gidermiş olduk, onun için de teşekkür ediyoruz. Bahtiyar Vahapzade’nin de ruhu şad olmuştur.

Bu teşekkürlerimizin peşine şöyle eklemek isterdik: Osman Batur için de size teşekkür etmek isterdik, Kaşgarlı Mahmut için de teşekkür etmek isterdik, Yusuf Has Hacip için de teşekkür etmek isterdik. Bakü için ortaya koymuş olduğunuz fedakârlığı Kaşgar için gösterseydiniz de kalbimizi doldura doldura teşekkür edeydik. Dünyanın bütün devletlerinin gözlerinin içine baka baka Türk devletinin başı olarak “Dünya 5’ten büyüktür.” diye haykıran bir adamın 4 tane devleti sayıp Çin mevzubahis olunca susuyor olmasına da kızalım. O suskunluğun, Osman Batur’un mezarında onu muazzep edeceğini hatırlatalım size. Çünkü gözlerinde Doğu Türkistan’ın hürriyet meşalesi yanmış bir kahramanın çocuklarının bugün ırzı, iffeti çiğneniyorsa, Türk devletinin başına, burada ırzı, iffeti çiğnenenlere karşı sessizlik asla yakışmazdı.

Madem dünya 5’ten büyüktür, 5’in içinde Çin de vardır. “İngiltere” derken korkmuyorsunuz, yutkunmuyorsunuz “Amerika” derken yutkunmuyorsunuz “Rusya” derken yutkunmuyorsunuz “Fransa” derken yutkunmuyorsunuz “Çin” derken niçin yutkunuyorsunuz? Niçin “Çin” demekten imtina ediyorsunuz? “Çin” derken, dünyada sesinizi, soluğunuzu herkesin dinlediği toplantılarda, Türk devletinin, Türk milletinin haklarının çiğnenemez olduğu edasıyla, “Size Doğu Türkistan’da ırzını çiğnemeye kastettiğiniz Türkler adına sesleniyorum.” cümlelerini niçin duymuyoruz? İnternete girince, sosyal mecralarda Mısır için ağlarken görüyoruz sizi, iftihar ediyoruz mazlumların çığlığı olmanızla. Filistin’e verdiğiniz sese, soluğa kuvvet veriyoruz. Bakü’de arkanızda durduk, iftiharla, şerefle destekliyoruz. Ama Kaşgar’ın sessizliğine, Doğu Türkistan’ın sahipsizliğine asla sessiz kalmayacağız. Tayyip Erdoğan’ı, bir gün, uluslararası toplantılarda Çin’e dönüp “Sizin 1,5 milyonunuza, paranıza, pulunuza razı olan sizden alçak olsun.” derken duymak istiyoruz.

Bugün, elçiliklerin önünde daha çok kadınların, kızların, çoluğun çocuğun toplanıp “Annelerimizden, babalarımızdan haber alamıyoruz.” diyen kendi kardeşlerimizin hicranını duymuyor olmanıza ne diyeceğiz biz sizin? Türkler, mevzubahis olunan şey ırzlarıysa, canları ile ırzları arasında bir tercihte, her şartta canlarını feda etmeyi göze aldıkları için Türklerdir. Hiçbir maddi beklentinin irademizi teslim alamayacağını söylemek Finlandiya Başbakanına mı düşerdi? 39 ülkenin altına imza attığı insan hakları ihlalleriyle ilgili, Türkiye Cumhuriyeti devletinin içlerinde ilk sırada imzasının olması gerekmiyor muydu? Yani bizim Doğu Türkistan’a olan sorumluluğumuz Bakü’ye olan sorumluluğumuzdan az değil, Filistin’e olan sorumluluğumuzdan az değil. Kendimize gelmek zorundayız. Çin bize mahkûm, biz Çin’e mahkûm değiliz.

“Batı Bölge Teorisi” adı altında Türkistan coğrafyasını pasta gibi gören Çin’in boğazına otururuz biz Türkler olarak, daha önce de oturduk. Bu bölgeden Avrupa’ya kadar uzanacak Yeşil Kuşak Projesi’nin, yok İpek Yolu Projesi’nin üstünden geçeceği köprü değiliz biz sadece. Biz dünyanın, insanlığın geleceğini planladığı her programda masada olması gereken şerefli bir milletiz. Biz Türkleriz. Türkistan coğrafyası üzerindeki elli yıllık planların bizim hesaplarımızla vuruşacağını dünyaya haykırmak zorundasınız.

Çin’e mahkûm değiliz. Biz Çin’in boğazını tutuyoruz. Doğu Türkistan’dan çıkacaklar, Kazakistan’dan, Özbekistan’dan, Kırgızistan’dan geçecekler, Türkmenistan’dan geçecekler, Hazar’ın altından geçecekler, Azerbaycan’dan geçecekler, Türkiye’den geçecekler; onlar mı bize bağlı, biz mi onlara bağlıyız? Bugün elçiliklerin önünde sesini, hicranını duymadığınız insanlar ahirette azabımız olur, utancımız olur.

Biz hiçbir beklentinin… Avrupa Birliğiyle ticari potansiyelinizin kaçta kaçını yapıyorsunuz Çin’le? Avrupa’yla ticari potansiyelimizin kaçta kaçı var Çin’de? Hangi ticari gaile? Hangi kredi beklentisi bizim ırzımızla kantara çıkabilir? Niçin bu sessizlik var? Niçin dönüp Doğu Türkistan’la ilgili, insanlığın ortak sükûneti hâline gelmiş bu mezalime karşı ses vermiyorsunuz? Niçin susuyorsunuz? Tayyip Erdoğan’a “kimsesizlerin kimi olmak” diye kendi namına kurduğu cümlelerle coşkuyla destek olurken ona niçin diyemiyorsunuz ki Azerbaycan’da kimsesizlerin kimi olmaktan iftihar ediyorsan, Kudüs’te kimsesizlerin kimi olmaktan iftihar ediyorsan, Mısır’da iftihar ediyorsan, Kaşgar’da niçin iftihar etmiyorsun? Kaşgar’dakilerin kimsesi olmaya niçin heves etmiyorsun? Dolayısıyla, biz bugün Çin’e çok rahatlıkla şunu söyleyebiliyoruz: Efendim, terörist olmakla itham olunanlar, anneleri, babaları, çocukları yıllardır kamplarda haber alınamayan bir çilenin kurbanları.

Kendi çocuklarımızdan… Ben bugün size milletvekili olarak hitap etmiyorum; annelerinizin evladı olarak, babalarınızın evlatları olarak, çocuklarınızın babaları olarak, hanımlarınızın kocaları olarak, kızlarınızın babaları olarak sesleniyorum: Irzları, iffetleri çiğnenen kardeşlerinizin çığlığına hangi gerekçeyle sessiz kalacağız? O yüzden lütfen kalbinizi ve aklınızı başınıza alın. Azerbaycan’da göstermiş olduğunuz dirayetin aynısı Doğu Türkistan’la ilgili gösterilmek zorundadır. Doğu Türkistan’a karşı bu sessizlik, kimsesizlerin kimi olmak için çıktığınız bu yolda dünyada ve ahirette utancınız olur sizin. Milliyetçi Hareket Partisi elli yıllık Türkistan davasının bayraktarlığını yaptı, aynı hissiyatla buradalar. Sizi biliyorum ki bizim gibi düşünüyor ve hissediyorsunuz. Bizimle aynı şeyleri düşünüyor olmanıza rağmen bu sessizliğinizi nasıl izah ediyorsunuz kendinize?

Bugün -polislerimizin videoları mutlaka gelmiştir size- bir polisimiz, bir Türk polisi orada annesinden, babasından haber alamayan; ırzlarının, iffetlerinin çiğnendiğini ağlaya ağlaya anlatan, ondan sonra da bizim ziyaretimizde bize şöyle soru soran Türkistanlı kardeşlerine “Kabak tadı verdi.” diyemez, diyemez. Bir Türk polisi, ırzı için ağlayan kardeşlerine, oturma eylemi yapıp sadece seslerini duyurmaya çalışan kardeşlerine “Bu yaptığınız kabak tadı verdi.” diyemez. Bu “Kabak tadı verdi.” cümlelerini Azerbaycan-Ermenistan Savaşı’nda belki Ermeniler diyebilir, Tük polisi kendi kardeşlerine böyle bir şey diyemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – O yüzden, bu utancı ne Meclisimize ne partinize ne de hizmetkârlığına talip olduğumuz milletimize yaşatmayalım. “Boraltan” falan diye vurgu yapan Tayyip Erdoğan, bize yeni bir Boraltan faciası yaşatmasın. “Suçluların iadesi anlaşması” diye bir rezalet gelecek; hiçbir parti grup kararı bizi bağlamaz, hiçbir şekilde bağlamaz, hiçbir liderin vicdanlarımızı töhmet altında bırakmasına asla razı olmayacağız. Dolayısıyla biz bugün Osman Batur’a, Kaşgarlı Mahmut’tan itibaren Yusuf Has Hacip’e, Barak Hacı’ya, kimi sayarsanız, “Üç Efendiler” diye bilinen İsa Yusuf Alptekin’e, Mehmet Emin Bey’e, Doktor Mesut Bey’e mahcup oluruz; bu mahcubiyet, bize yaptığınız her türlü iyiliğin, her mazlumun yanında yer alma hevesinin büyük utancı olarak geri gelir. O yüzden, lütfen, Doğu Türkistan hususundaki sessizliği dünyayı sarsacak bir çığlıkla buluşturalım. Bu, Türk devletine yakışır; bu, Cumhur İttifakı’na yakışır; bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışır; bu, “Kimsesizlerin kimiyim.” diye siyaset yapan bir adama yakışır. BM’de “Dünya 5’ten büyüktür.” diye bağıran bir adama Çin’e de “Zalimsin.” demek yakışır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım efendim.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Buyurun, bekliyoruz, alkışlayacağız sizi. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztunç…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

53.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Kahramanmaraş'ın düşman işgalinden kurtuluşu ile kahraman unvanı verilişinin yıl dönümü ile Sütçü İmam ve arkadaşlarını minnetle andığına ilişkin açıklaması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım anlayışınız için.

12 Şubat Kahramanmaraş için önemli bir gün, düşman işgalinden kurtuluşun yıl dönümüdür. Benim dedem Oruç Öztunç da Kurtuluş Savaşı’nda Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunda bire bir görev almıştır ve gazi olmuş, aynı zamanda İstiklal Madalyası’yla ödüllendirilmiştir. Sütçü İmam başta olmak üzere tüm arkadaşlarını saygıyla, minnetle anıyoruz. Aynı zamanda Maraş’a kahramanlık unvanı verilişinin de yıl dönümüdür, bütün Kahramanmaraşlı hemşehrilerimi bir kez daha kutluyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum anlayışınız için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İmir…

54.- Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in, Şırnak İli Beytüşşebap ilçesi Kovankaya köyünde Hürmüz Diril ve Şimuni Diril adlı vatandaşların 11 Ocak 2020 tarihinde kaybolduğuna, 20 Ocak 2020 tarihinde Şimuni Diril’in cenazesine ulaşıldığına, Hürmüz Diril’in hâlen bulunamadığına, ilgili kurumlardan bir kez daha arama çalışmalarının tekrar başlatılmasını ve Şimuni Diril’in ölümünün bir an önce aydınlatılmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

NURAN İMİR (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Süryani bir ailemiz olan Hürmüz Diril ve Şimuni Diril Şırnak Beştüşşebap ilçemize bağlı Kovankaya köyünde 11 Ocak 2020 tarihinde kaybolmuşlardı. 20 Ocak 2020 tarihinde Şimuni Diri’lin cansız bedenine ulaşılmıştı. Olayın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Hürmüz Diril hâlen bulunamadı. Dün Diril ailesinin de aralarında bulunduğu 37 Süryani, Keldani, Asuri kurumu, Şırnak’ta bir yıldır haber alınamayan Hürmüz Diril’in akıbeti ve yetmiş gün sonra cansız bedenine ulaşılan Şimuni Diril cinayetinin aydınlatılması çağrısında bulunarak kamuoyuyla bir mektup paylaştılar. Biz de buradan bir kez daha ilgili kurumlara Hürmüz Diril’in arama çalışmalarının tekrar başlatılması ve Şimuni Diril cinayetinin bir an önce aydınlatılmasını talep ediyoruz.

Teşekkürler.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Teklifleri (Devam)

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2276) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer.

Buyurunuz Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak parti ayrımı gözetmeksizin bu anlaşma konusunda Azerbaycan’ın yanında olduğumuzu mutlak surette ifade etmek isteriz. Can Azerbaycan’ın sadece savunma sanayisi alanında değil her konuda, her zaman desteği olacağımızı Cumhuriyet Halk Partisi olarak öteden beri ifade ettik. Türkiye ve Azerbaycan belki iki devlettir ama hep söylediğimiz gibi tek millettir, tek yürektir ve bundan sonra da hep öyle kalmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, uluslararası anlaşmaları ele alıyoruz, ülkemizin dünyayla ilişkilerinin daha iyiye gitmesi için birlikte uğraşıyoruz. Ancak dış politikadaki yanlışların düzeltilmesi için çıkardığımız anlaşmalar yeterli gelmez, gelmiyor. Burada seslendirilen farklı görüşlerden mutlaka faydalanılması gerek. Türkiye’de her kim iktidar ise dışarıda ulusal çıkarlarımızı korurken bu çatı altındaki tüm fikirlerden, eleştirilerden, tavsiyelerden istifade etmesini bilmelidir. Mesela, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin düzelmesi ulusal çıkarımızadır, buna katılmayan yoktur ama siz, kapalı kapılar ardında yaptığınız pazarlıkları, verdiğiniz sözleri bu Mecliste bu milletin temsilcileriyle paylaşmazsanız, bizlerin desteğini, güvenini almadan yani halkın güvenini kazanmadan ulusal çıkarlarımızı koruyamazsınız.

Bakın, Avrupa Birliği yetkilisi Josep Borrell geçen hafta diyor ki: “Türkiye’den çok önemli jestler gördük.” Alman Başbakanı Merkel dün diyor ki: “Türkiye’nin Akdeniz’deki tavrı olumlu sinyaller veriyor.” Kim bunlar? Daha birkaç ay önce, Akdeniz’de hakkımızı savunduğumuz için bize parmak sallayan, yaptırım uygulayan, Yunan ve Rum taleplerini kabule zorlayanlar. O zaman siz ne yapacaksınız? Gelip millete danışacaksınız. Bayan Merkel’e, Bay Borrell’e söz vermeden önce, burada halkın temsilcilerine anlatacaksınız. Soruyoruz: Nedir o jestler? Yanıt veren yok. O jestler, Ege’de ve Akdeniz’de bizim, KKTC’nin hakkından, hukukundan vazgeçmek midir yoksa? Oruç Reis gemisini niye gönderdiniz, niye çektiniz? Ege’de, Kıbrıs’ta hangi kazanımı elde ettiniz de çektiniz? Rumlar, deniz altı kaynakları KKTC’yle paylaşmayı kabul mü etti? Yunanlılar iddialarından vaz mı geçti? Hangisi gerçekleşti de karşılığında jestler yapmaktasınız? Yani bunları bu Mecliste tartışabilmemiz lazım değerli arkadaşlarım.

Sayın milletvekilleri, dış politikada size göre değerli, bize göreyse son derece kaygı verici bu yalnızlık hâlinden çıkılmasını istiyoruz. Hatta yakın geçmişte, siz istemezken de yine bizler bu kaygılarımızı dile getiriyorduk ama bu yalnızlıktan çıkacağız diye her sözü sineye mi çekeceğiz? Yeni Amerikan Dışişleri Bakanı Türkiye için “Sözde müttefik.” diyor, iktidardan çıt yok. Türkiye altmış yıldan fazla süredir NATO’nun en sağlam müttefiklerinden biri değil mi? Daha geçen hafta Afganistan tezkeresini, Somali tezkeresini oylamadık mı? Kabil, Kosova, Bosna, Somali, dünyanın birçok sorunlu bölgesinde Mehmetçik’imiz barış için yaşamını riske atmıyor mu? Şehitlerimiz yok mu, gazilerimiz yok mu? “Sözde Cumhurbaşkanı” dendiğinde ayağa kalkanlar, kahraman ordumuz, eli kanlı El Kaide’yle, IŞİD’le mücadelede, korsanlarla mücadelede ve dünyanın dört bir yanında barış için mücadelede çaba gösterirken bu çabayı bir kalemde yok varsayanlara karşı ağızlarını neden açmıyorlar; soruyorum, neden açmıyorlar? Tamam, Washington’da kankanız Trump gitti, yeni bir yönetim var, “Yeni yönetimle sorun yaşanmasın.” diyebilirsiniz ama sorun yaşanmasın diye sineye çekilecek sözler midir bunlar?

Bakın, ABD’nin Ankara Büyükelçisi gazetecilere açıklama yapıyor, S-400 meselesinde Türkiye’yle herhangi bir çalışma grubu kurulmayacağını söylüyor. Hemen ardından Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar “Girit modeli” diyor, yani kutusunda tutacağız diyor. Buraya gelirken ismi açıklanmayan bir Türk yetkilisinin ajanslara verdiği demeci okudum, “S-400’lerde şartlı taviz verebiliriz.” diyor. Bu ne demektir değerli arkadaşlarım, bu nasıl bir devlet yönetimidir? Sizler değil miydiniz…

İşte yanımda kimin ne dediği: Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Keyfî değil zorunluluk, millî güvenliğimizi garanti altına alıyoruz.” Yardımcısı Fuat Oktay: “Karar verilmiştir, Türkiye bir imza atarsa sözünü yerine getirir.” Sarayın sözcüsü İbrahim Kalın: “Geri adım yok, aktive edeceğiz.” Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, o günlerde, nisan-mayıs aylarında, dikkatinizi çekerim bu nisan değil 2020’nin Nisanı: “Tam yetenek gerçekleşecek ne diyorsak o istikamette.” Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “Böyle bir sistem kutuda tutmak için alınmaz, ciddi maliyeti var ama maliyetten öte bizim ihtiyacımız var.” Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir: “Biz falancanın hatırı için kullanmayız demek doğru olmaz, bunca para verip alıyorsanız, ihtiyaca binaen alıyorsunuz.”

Tüm bu sözler arşivlerde değerli arkadaşlarım. Bu kürsüden defalarca sorduk, bizim bu füzelere ihtiyacımız var mı, yok mu? Eğer, ihtiyaç varsa arkanızdayız, kurun, kullanın ama niye kurup kullanmıyorsunuz? Yok, eğer ihtiyacımız yoksa o zaman niye aldınız? Kendiniz söylüyorsunuz, öyle ucuz bir silah sistemi değil, tam 2,5 milyar dolar ödendi millî bütçeden, 17-18 milyar lira. Peki, 18 milyar liraya aldığı sistemi hurdaya çıkaran şu Türkiye’nin manzarasına bir bakalım. Vatandaşlar pazarda kiloyla değil gramla alışveriş yapar hâlde, pazarda yerlere atılan sebze, meyveyi toplayarak evinin aşını kaynatanlar var. Şu salgın döneminde tüm devletler kaynaklarını halklarına seferber etmiş durumdayken vatandaşa dönük desteklerin en düşük olduğu ülke Türkiye. Birçok ülke millî gelirinin ortalama yüzde 12’sini harcarken Türkiye sadece binde 8’ini -yüzde değil- harcayabilmiş; Şili, Togo, İsrail, İran, El Salvador, Senegal, Gana, hepsi Türkiye’nin üstünde. Siz ise bırakın destek vermeyi yurttaşa, yurttaşa IBAN gönderdiniz yardım yapsın diye.

Türkiye böyle bir dönemden geçerken kullanmayacağımız bir silah sistemine 18 milyar lira vermek ne demektir? Bu nasıl bir sorumsuzluktur? Bu hesapsız, plansız adımı atanlar, önümüze koyanlar, şimdi Amerika kızıyor diye “Girit modeli uygulayalım, kutusunda tutalım.” diyenler gelip bu Mecliste halka hesap vermelidir.

Değerli milletvekilleri, dış politika meselesine girmişken bir meseleye daha değinmek isterim. Son zamanlarda Dışişleri Bakanlığına, sözcülerine siyasetçi gibi açıklamalar yaptırılıyor; bakınız, Dışişleri Bakanlığının son açıklaması. Boğaziçi Üniversitesinde öğrenci ve hocalar yeni atanan kayyum rektöre karşı barışçı protesto hakkını kullanıyor ama güvenlik güçlerinin onlara yaptığı orantısız şiddet nedeniyle, Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyadan da demokrasiye inanan çevrelerden tepki geliyor. Ankara’daki beyler ne yapıyor? Dışişlerine açıklama yaptırıyorlar. Neymiş? Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmek kimsenin haddine değilmiş, aynaya baksınlarmış.

Değerli arkadaşlarım, siyasette burada rakibiz ama başka ülkelerin yöneticilerinin, Trump’ın, Macron’un ya da Putin’in bu ülkeyi, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişiyi küçük düşürmeye yönelik hakaretamiz açıklamaları, tavırları geldiğinde istisnasız hepimiz tepki göstermekteyiz. İşte, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Engin Altay burada, onun bu kürsüden Trump’ın, Macron’un küstah, hakaretamiz tavırlarına verdiği tokat gibi yanıtlar hâlâ bu Meclisin duvarlarında yankılanmaktadır, arşivlerinde durmaktadır. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ama değerli arkadaşlarım, insan hakları meselesi kimsenin iç işi değildir. Eğer öyleyse adama sormazlar mı “Neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ta 1987’de bireysel başvuru hakkı tanıdınız?” diye, “Neden Evrensel Haklar Sözleşmesi’ni Anayasa’nızdan bile üstün görüyorsunuz?” diye. Yine “Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan 3’üncü AGİT zirvesi sonrasında ‘AGİT yükümlülüklerinin uygulanmasında devletler hem kendi vatandaşlarına hem de birbirlerine karşı sorumludur.’ diye belgeye neden imza attınız?” diye, “1993’te Viyana’da düzenlenen BM İnsan Hakları Konferansı’nda, insan haklarının korunması ve geliştirilmesinin uluslararası toplumun meşru hakkı olduğu yazılırken neden destek verdiniz?” diye sormazlar mı? Tüm bu saydıklarım aslında peşinen insan haklarının iç işimiz olmadığını kabul ettiğimizin birer belgesi değil de nedir? Hâl böyleyken, kendi insanımıza zulmederken çıkıp “İnsan hakları iç işimizdir.” dediğimizde aslında demokratik dünyadan kendimizi soyutlarız, daha fazla yalnızlaşırız. Dış politikada içine düştüğümüz yalnızlıktan çıkışı konuştuğumuz şu günlerde yapmamız gereken en son şey budur. En son şey, demokrasideki, insan haklarındaki eksiklerimizi yok sayıp üzerine şal örtmektir. Yapmamız gereken, bu ayıpları ortadan kaldırmaktır yani Türkiye’yi tam demokrasi yapmaktır yani Türkiye’yi hukuk devleti yapmaktır ve bunu Amerikası, Avrupası istiyor diye değil, kendi vatandaşlarımız, bizler ve evlatlarımız en ileri yaşam standartlarını hak ettiği için yapmalıyız diyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Sefer Aycan.

Buyurunuz Sayın Aycan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Azerbaycan Hükûmetiyle yapılan her türlü anlaşmayı peşinen destekleyeceğimizi belirtiyoruz. Savunma sanayisi alanında yapılan bu anlaşmayla da gurur ve mutluluk duyuyoruz. Gelinen bu noktada iki ülke arasında bilgi ve teknoloji değişiminin, paylaşımının çok doğru bir uygulama olduğunu belirtmek istiyoruz.

Tabii, Azerbaycan’la kardeşiz, aynı milletin mensuplarıyız ama tarihte acılarla dolu günler geçirdik. Özellikle 1917’den sonra Azerbaycan ile Türkiye Cumhuriyeti insanları arasında kurulmak istenen engellere, tüm zorlamalara, baskılara rağmen bugün bu noktaya gelinmiş olmasından gurur duyuyoruz. Karadeniz’in artık çırpınmıyor olmasından gurur duyuyoruz, mutluluk duyuyoruz. Bugün Azerbaycan’ın otuz yıllık işgal altındaki topraklarının kurtulmasında Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan hükûmeti arasındaki iş birliğinden gurur duyuyoruz. Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, Azerbaycan Cumhurbaşkanına teşekkür ediyorum.

Tabii, bir teşekkürü de kendi Genel Başkanıma yapmak istiyorum. Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin bu birlik, beraberlik, kardeşlik anısına, Şuşa’da Ülkü Ocaklarımız nezdinde, Ülkü Ocaklarımız tarafından 9 derslikli bir ilkokul yaptırmasının mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz.

Biz, sadece savunma sanayisinde değil, Azerbaycan’la her alanda iş birliği yapılmasından yanayız. Aramızdaki engellerin kalkmış olmasından dolayı mutluluk duyuyoruz, mağdur olan Nahçıvan’ın mağdurluğunun giderilmesinden mutluluk duyuyoruz hatta Azerbaycan’la aramızda herhangi bir şehre gider gibi nüfus cüzdanıyla seyahat edilmesinin gerekliliğine de inanıyoruz ve bu konuda atılacak her türlü adımı peşinen Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekleyeceğimizi belirtiyorum.

Tabii, savunma sanayisi alanında çok ciddi ilerlemeler gösterdik, bu birlikteliğin, beraberliğin etkisini de Karabağ’ın kurtulmasında hep birlikte yaşadık, bu yüzden de bu birlik ve beraberliğin devam etmesinin ne kadar önemli olduğu ortadır. Bir kez daha göstermiştir ki Türk’ün Türk’ten başka dostu da yoktur. Onun için, başkasına da ihtiyacımız yoktur, muhtaç da değiliz, biz birlik ve beraberlik içerisinde olursak her türlü zorlukların, engellerin altından da rahatlıkla kalkarız. Bir kez daha bu antlaşmadan dolayı mutluluk duyuyoruz ve destekleyeceğimizi belirtiyoruz, hem Azerbaycan’a hem Türkiye’ye hayırlı olsun diyorum.

İkinci konu, 12 Şubat, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüdür, 101’inci yıl dönümüdür. Tabii, o günlerde, Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülkemiz emperyalist, işgalci devletler tarafından işgal edilmişti. Maraş da önce İngilizler tarafından, sonra da Fransızlar tarafından işgal edilmişti. Tabii, o zaman savunmak için, ülkemizin işgalden kurtulması için hareket yeni başlamıştı. Dikkatinizi çekmek istiyorum: 12 Şubat tarihinde yani daha Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmadan, yirmi iki gün süren mücadeleyle tam donanımlı, gelişmiş silahlara sahip olan Fransız ordusu, Maraşlının kendi öz mücadelesiyle, kendi iradesiyle ve kendi gücüyle şehirden kovulmuştur. O günü anlatan dedelerimizin ifade ettiğine göre, Maraşlı sırf düşman askeri şehirden gitsin diye, yanı başında yıllardır komşuluk yaptığı ama sonradan ihanet etmiş olan bazı kişileri de uzaklaştırmak adına kendi evini yakmıştır, çoluğunu çocuğunu bağlara, köylere taşımış ve kendi evini yakarak bitişiğindeki iş birlikçinin de evinin yanarak şehri terk etmesi için her türlü mücadeleyi yapmıştır. Tabii, o mücadele tamamen bir halk hareketidir. Bu mücadelenin simge isimleri vardır: Sütçü İmam’ı, Rıdvan Hoca’yı, Abdal Halil Ağa’yı, Mıllış Nuri’yi, kadın olarak da Senem Ayşe’yi ve tüm kahramanlarımızı rahmetle, minnetle anıyorum.

Atatürk’ün, o zaman dağılan ordumuzdan gönderdiği subayların birlikteliğiyle, halkın birlikte hareket etmesiyle, Fransız ordusu gibi o zamanki şartlarda çok donanımlı olan bir orduyu şehirden kovmuş bulunmanın gururunu yaşıyoruz. İşte, 12 Şubat, yirmi iki gün süren mücadelenin sonucunda oluşan bayramımızdır. Maraşlının ifadesiyle çetelerimizin bayramıdır, çete bayramıdır. Emeği geçen tüm şehitlerimize, gazilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Bugün Kahramanmaraş Türkiye’nin 17’nci büyükşehridir. Hititler zamanından beri var olan bir şehirdir, Dulkadiroğulları’na başkentlik yapmış tarihî bir şehirdir. Tabii, bu mücadele tarihte tektir çünkü İstiklal Madalyası’yla ödüllendirilmiş bir şehirdir. Bunun anısı da çok önemlidir. Savaş bittikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi “Kime madalya verelim?” diye Maraş’a sorduğunda, bir bakıyorlar ki Maraş’ta herkes bu mücadeleye katılmış. Onun için, Meclis şöyle bir karar veriyor: Kırmızı şeritli İstiklal Madalyası şehre verilmiştir, Kahramanmaraş İstiklal Madalyalı tek şehirdir ve bu gurur tüm Maraşlıların gururudur, bildiğim kadarıyla da dünyada da eşi benzeri yoktur. Bu gururu bize yaşatan tüm kahramanlarımızı, ecdadımızı, atalarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. Biz de bundan sonra Maraş’ımızı daha geliştirmek, ekonomik anlamda daha büyütmek ve daha mutlu, huzurlu bir şehir yapmak için hep birlikte çalışacağımıza söz veriyoruz.

Sayın milletvekilleri, son olarak da Covid’le ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Evet, Covid-19 virüsünde bir mutasyon yaşıyoruz. Bu mutasyon, bilimsel anlamda şunu gösteriyor ki virüsün bulaşma gücü artmıştır, virüs asılı kalmaktadır ve dış ortamdaki asılı kalma süresinin artması virüsün bulaşmasını artırmıştır. Onun dışında herhangi bir değişiklik yoktur yani virüsün şeklinde bir değişiklik yoktur. Bu nedenle, şu an yapmamız gereken, bulaşma yolu ve tedavisi yönünden bir değişiklik olmadığına göre, aynı şekilde mücadele etmeye devam etmemizdir. Bir şey daha önemli hâle gelmiştir. Maske, hep vurguluyoruz, çok önemlidir, şimdi çok daha önemli hâle gelmiştir çünkü virüs dış ortamda daha uzun yaşamaya başlamıştır, daha uzun kalması daha çok bulaştırıcılığı anlamına geliyor, bulaştırıcılığının fazla olmasının sebebi de buradan geliyor. Bunun için, maske takmaya daha çok özen göstermemiz, daha dikkatli maske kullanmamız gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Başka da bir değişiklik yoktur. Bunun için başka panikler yapmaya, ortalığı karıştırmaya, güvensizlik oluşturmaya hiç gerek yok, aynı şekilde mücadeleye devam edeceğiz. Virüslerde mutasyon her zaman olur, bundan sonra da olacaktır. Farklı şekillerde de sonuçlanabilir ama şu anki bilgilerimize göre virüsün sadece dış ortamda kalma süresi artmış ve bulaştırıcılığı artmıştır. Bu nedenle maske, özellikle dış ortamda da maske çok daha önemli hâle gelmiştir.

Son olarak da aşıyla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEFER AYCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika süre alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

SEFER AYCAN (Devamla) – Biraz evvel de belirttiğim gibi, virüsün şekli değişmemiştir, genel hattı değişmemiştir. Onun için, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti Sağlık Bakanlığının Çin’den aldığı aşının etkinliği değişmemiştir. Bu aşı ölü viral aşıdır, virüsün kendisine yönelik bir aşıdır, herhangi bir RNA’ya yönelik olmadığı için, RNA’daki herhangi bir değişikliğe yönelik değil, virüsün geneline olan bir aşıdır. Bu nedenle, virüsün kendisidir aşı. Bu aşıyı yaptırmaya devam etmemiz lazım. Elimizde başka bir argüman yoktur. Virüs aşısı, ölü virüs aşısıdır, inaktif virüs aşısıdır. Şu an bu aşıyı yaptırmaktan başka elimizde bir silah yoktur. Maske ve aşı şu anki en önemli koruyucu ve savunma elemanlarıdır. Bu nedenle, tüm yurttaşlarımın da aşı yaptırmaya devam etmesini, aşıya karşı herhangi bir güvensizlik sorunu yaşamamasını diliyorum.

Hepinize sağlıklı günler diliyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Beyaz…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

55.- İstanbul Milletvekili Ümit Beyaz’ın, İstanbul ili Güngören ilçesinde kentsel dönüşüm uygulaması nedeniyle yaşanan mağduriyetin giderilmesi için yetkililerden çözüm beklendiğine ilişkin açıklaması

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Teşekkürler Başkan.

Seçim bölgem İstanbul Güngören ilçesinde, 940 tapulu Tozkoparan Mahallesi sakinleri ve 140 kondulu Küba Mahallesi sakinleri kentsel dönüşüm uygulamasıyla mağduriyet yaşıyorlar. Halk kentsel dönüşüm istiyor ancak muhatap alınmıyor, bilgi verilmiyor. İnsan odaklı, şeffaf bir süreç olmadığından vatandaşlarımız mağduriyet yaşıyor, âdeta Sulukule’de yapılanlar burada da vatandaşa yaşatılmak isteniyor. İnsanların ekonomik şartları oranında olması gereken kentsel dönüşüm yerine lüks konutlar inşa edilmesi planlanıyor. Bu soğuk kış şartlarında insanlar taşınmaya zorlanıyor. Ortada proje yok, her şey belirsiz, kira ve taşınma yardımları ise yetersiz. Biz halkımızın yanındayız. Güngören Tozkoparan ve Küba Mahalleleri sakinleri, mağduriyetlerinin giderilerek yetkililerden çözüm beklemektedirler.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

56.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ili Çukurova ilçesi Salbaş Pirili Mahallesi sakinlerinin yaşam koşullarıyla ilgili talepleri olduğuna, bölgenin kırsal kalkınma proğramı kapsamına alınması ve Bütünşehir Yasasından sonra yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne dilekçe verdiklerine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana Çukurova Salbaş Pirili Mahallesi Muhtarı ve köy halkının, kırsaldan şehre göç sorununu engelleyecek, köy halkının köyde tutulması ve yaşam koşullarının kolaylaştırılmasını sağlayacak talepleri var. Bölgenin kırsal kalkınma programı kapsamına alınması, yerleşim sahasının genişletilmesi, yapı mesken izninin verilmesi, elektrik ve su talebinde kolaylık sağlanması bölge halkının talebidir. Bütünşehir yasası yürürlüğe girdikten sonra birçok köyümüzde aynı sıkıntılar yaşanmaktadır. Elektrik abone alımı, su aboneliği alımı gibi konularda köy halkı zorluk yaşamaktadır. Pirili köyü sakinleri konuyla ilgili Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne gerekli dilekçeyi vermiştir. Genelde tüm köylerimizde yaşanan benzer sorunların Bakanlık eliyle değiştirilmesi, köylülerimizin mağduriyetine son verilmesi gerekmektedir.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Teklifleri (Devam)

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2276) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, uluslararası anlaşmaları konuşuyoruz ama ben, bu son günlerde özellikle yakıcı olan akademide geldiğimiz durumu, Boğaziçi bağlamında, bir akademisyen olarak biraz tartışmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, akademinin üç görevi var; birincisi, bilim üretmek, bilgi üretmek. Bunun için temel şart, asgari şart akademik özgürlüktür. Bilim üretmenin yanında, aynı zamanda, ikinci temel görevi eğitim öğretim işlevini yerine getirmek yani eğitim öğretimin yapıldığı alanlardır ve üçüncü en önemli görevi de ürettiği bilgiyi toplum yararına toplumla paylaştığı alanlardır.

Değerli arkadaşlar, üniversitedeki akademik özgürlük ortamını yok etmek üzere, 12 Eylül cunta darbecileri, ilk iş üniversiteleri zapturapt altına almak gerektiğini düşünerek 6 Kasım 1981’de YÖK’ü ilan ettiler. Her 6 Kasımda üniversite bileşenleri YÖK’ü protesto ettiler, YÖK’ün kaldırılması talebini yükselttiler. Ama sadece üniversite bileşenleri değil, bu ülkede siyaset yapan tüm siyasal partiler ilk iktidara geldiklerinde YÖK’ü kaldıracakları vaadinde bulundular, buna AKP de dâhil. Hatta akademik ve idari özerklik vadediyorlardı ama birdenbire AKP iktidar olunca üniversiter alanın aslında nasıl bir arpalık olduğunu ve siyasete kurban ettiğinde kendi oylarının nasıl konsolide edileceğinin bir aracı olarak kurguladı üniversiteleri.

Hatırlayın değerli arkadaşlar, FETÖ metö diyorlar ya, 2007’de atanan rektörlerle 15 üniversite FET֒ye teslim edildi. Yani YÖK’ü kaldırmak vaadiyle göreve başlayanlar üniversiteyi ele geçirince YÖK’ü katmerli hâle getirdiler, cemaatler üzerinden kendi oy tabanlarını konsolide etmenin bir aracı hâline getirdiler. Devamında ne yaptılar? “Her ile bir üniversite.” diyerek -aslında toplumda bir akademik alan talebi yoktu- sırf ekonomik kaygılarla, esnafa şirin gözükmek, biraz önce söylediğim gibi oyu kendi lehine konsolide etmek için ne yaptılar? Her ile bir üniversite.

“Üniversite” deyince aklınıza üniversite gelmesin; bir binanın üzerine bir tabela yapıştırdılar, “ilin ismi ‘üniversitesi’” dediler, oldu size üniversite. Ne laboratuvarı var ne ortamı var ne akademisyeni var ne de akademik ortamın yürütülebileceği bir alan var.

Değerli arkadaşlar, AKP bununla yetinmedi, üniversiteleri, en önemli nokta… Alman Hitler faşizmi döneminde “Gleichschaltung” denilen bir kavram var değerli arkadaşlar. Üniversiteyi kendi düşüncesi çerçevesinde uyumlulaştırma projesini hayata geçirdi ve atanan rektörler adım adım AKP’nin birer elemanı gibi, hatta Cumhurbaşkanının o ildeki birer temsilcisi gibi görev gördüler. Akademik ortam yok edildi. Bakın, akademik kurullar çalışmaz hâle getirildi, fakülte kurulları, hatta bölüm başkanlığından, ana bilim dalı başkanlığından tutun da üniversite senatosu tamamen işlevsiz hâle getirildi. Yetkiler kime verildi? AKP’nin atadığı -AKP Genel Başkanının atadığı- rektöre. Peki, bunu nasıl yaptılar durup dururken?

Değerli arkadaşlar, hatırlayın, 2016 yılında, yine, gece on iki sıralarında, aslında konuyla hiç alakası olmayan bir torba yasa görüşüyoruz; ek bir madde ihdas ettiler, üniversite rektörlerinin Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanmasını getirdiler. O dönem Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili dâhil olmak üzere -çünkü AKP’yle ittifak bu kadar sıkılaşmamıştı- CHP ve bizler itiraz ettik ve o madde geri çekildi ama vazgeçilmedi, daha sonra bir OHAL KHK’siyle aynı şey getirildi. Gerekçe ne? “Efendim, üniversitede tartışmalara neden oluyor.” Değerli arkadaşlar, üniversite zaten tartışmanın yürütüldüğü, farklı fikirlerin orada konuşulabildiği, tartışılabildiği alanlardır; eğer bunu engellerseniz...

Şimdi sizin atadığınız rektörler çok mu iyi? Bakın, akademisyen atamadan tutun da tüm atamalarda rektör tek yetkili oldu. Aslında bugün Boğaziçini tartışıyoruz. Boğaziçi işte bu kurala karşı çıktı. Biz daha önceki yöntemi de eleştiriyorduk akademisyenler olarak. Yani işte, üniversiteden 6 profesör seçiliyordu, ilk 6’ya girenler YÖK’e gönderiliyordu, YÖK 3’e indiriyordu ve o önerilen 3 kişi arasından Cumhurbaşkanı istediğini atıyordu değerli arkadaşlar, biz bu yöntemi bile eleştiriyorduk. Aslında, AKP, şu anda Boğaziçi özelinde üniversiter niteliği ortadan kaldırmak istiyor, son kale çünkü.

Bakın, bu atamalar yapılırken maalesef Türkiye’nin hiçbir üniversitesinde ses yükselmedi. Boğaziçi, geleneklerine bağlı, üniversiter nitelik kazanmış bir üniversite olduğu için şu anda üniversiteye sahip çıkıyor. O dönemde, rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından teke indirilip atandığı dönemde Boğaziçi şöyle bir kural koydu kendi içerisinde: “Eğer ben rektör adayıysam, ilk sırada seçilmemişsem, oy çoğunluğunu almamışsam Cumhurbaşkanlığına önerildiğimde ben adaylıktan imtina ediyorum.” diyordu. Dolayısıyla 1’inci olanı Boğaziçinde atamak zorundaydılar, öyle de oluyordu; aslında bu, üniversiteye sahip çıkmaydı, işte bu, üniversiter gelenekti. Şimdi, dağıtmak istedikleri şey, bu üniversiter geleneği dağıtmaktır ve dediğim gibi, üniversiteyi kendileriyle uyumlu hâle getirmektir; uymayanları da barış imzacıları şahsında gördüğümüz gibi, üniversiteden tasfiye ettiler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, rektör atıyorlar. Rektörlerin önemli bir kısmının akademik yeterliliği yerinde değil. Şimdi, Boğaziçini tartışalım. Melih Bulu, bakın, şu anda Boğaziçinde geçerli olan kurallara göre Boğaziçinde öğretim üyesi olma yeterliliğine sahip değil çünkü belirli sayıda makaleye sahip olması, belirli çalışmaları yapmış olması gerekir; o yeterliliğe sahip değil.

İkincisi, değerli arkadaşlar, Boğaziçinde öğretim üyesi olamayacak bir kişi doktorasında intihal yaptı. Akademik dünyanın en ağır suçu intihaldir değerli arkadaşlar, yani bilimsel hırsızlık yapmaktır, başkasına ait fikri veya çalışmayı kendi çalışması gibi sunmaktır; bunu yaptığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Şimdi, Boğaziçi Üniversitesine öğretim üyesi olamayacak biri oraya atanıyor. İşte, harekete geçen Boğaziçi Üniversitesinin üniversiter niteliği. Hocası, öğrencisi, mezunlar derneği, bunun, bu kişinin bu üniversiteye fayda getirmeyeceğini söylüyorlar ve itiraz ediyorlar. Aslında eleştirilmesi gereken, bugüne kadar bu kadar uygulamaya rağmen diğer üniversitelerin neden harekete geçmediğidir, Boğaziçindeki durum değil. Boğaziçi, üniversiter kimliğe sahip çıkmaya çalışıyor. Eğer gerçekten Boğaziçi de düşerse Türkiye’de üniversiter nitelik tamamen bitmiş olacak.

Değerli arkadaşlar, bir diğer taraftan, unutmayalım ki Boğaziçi Üniversitesinde hem öğretim üyesi olmak hem de öğrenci olmak öyle basit değil. Düşünün ki bu ülkenin ilk 1.000’ine giren öğrencilerin girdiği yer. Bakın, bugün bir şey açmışlar, öğrenciler bir video yapmışlar, ilk 20’de, 30’da hatta ilk 1’de olanlar da var, şunu söylüyorlar değerli arkadaşlar: “Bu son uygulamalardan sonra ülkem tarafından dinlenmediğimi, istenmediğimi düşünmeye başladım. Ülkem adına üzgünüm ve maalesef, büyük ihtimalle yurt dışında çalışacağım.” İşte, bu ülkeye katkı yapmak, bilimini geliştirmek isteyenlere reva gördüğünüz durum bu. Bu öğrencilerin, üniversitelerine sahip çıkınca üzerine polisi, copu gönderdiniz.

Değerli arkadaşlar, polis, cop… O bir öğrenci aralarına girdiğinde, 8, 10 copun o öğrencinin başına indiği ve mahkemelerde bugüne kadar Boğaziçi Üniversitesinin 563 öğrencisi gözaltına alınmış, 10’u tutuklanmıştır. Şimdi, biz bu ülkede bilimsel özerklikten, bilimsel gelişmeden bahsedebilir miyiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bitireceğim Başkanım.

Değerli arkadaşlar, şu anda, Türkiye, Akademik Özgürlük Endeksi’nin yaptığı çalışmaya göre, akademik özgürlükte 144 ülke arasında 135’inci sıradadır. Yani akademik özgürlüğün olmadığı bir ülkedir.

Dolayısıyla, benim burada muhalefete söyleyeceğim bir cümle var: Değerli arkadaşlar, bu çocukların, bu öğrencilerin ailelerine ikide bir seslenmeyin. Bu çocuklar ne yaptığını biliyorlar; ülkenin aydınlık yüzüne, ülkenin aydınlık geleceğine, üniversitesine sahip çıkıyorlar. Şimdi, bunlar reşit insanlar. Bize düşen, onların taleplerinin yanında durmak, üniversiteyi tekrar ayakları üzerinde durmaya zorlamak; bizim görevimiz budur. Yoksa, üniversitede yükselen talebe “Burada provokasyon var.” demek değildir. Provokasyon nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Provokasyon, böyle yetersiz birisini üniversitede rektör olarak tutmaya devam etmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Yani eğer böyle birisini üniversitede rektör olarak tutmaya devam ederseniz… “Efendim, ben istifa etmeyi düşünmüyorum.” Ya, sen bu üniversiteye ne katacaksın peki bu saatten sonra? Öğretim üyesi istemiyor, öğrencisi istemiyor, yardımcı bulamıyorsun; peki, senin bu üniversitede derdin demek ki buraya bir katkı sunmak değil. Nedir peki? İşte, dediğim gibi “Gleichschaltung” denilen zihniyet yani üniversiteyi kendi zihniyetine benzetme, eğer benzetemezsen de onları tasfiye etme düşüncesidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Boğaziçinde, bir an önce Melih Bulu görevden alınmalıdır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

57.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un 142 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan, HDP’li vekil konuşmasını yaparken “Muhalefete sesleniyorum, üniversite öğrencilerinin annelerine devamlı seslenip durulmasın.” gibi bir beyanda bulundular. Biz, üniversite öğrencilerimize de üniversitede okuyan gençlerimize de nesillerimize de birçok defa -Milliyetçi Hareket Partisi olarak- Sayın Genel Başkanımız seslenmiştir. Bunlardan bir tanesi de Gezi olaylarıdır. Biz, öğrencilerimizin, üniversitelilerimizin birtakım meselelere karşı değerlendirmelerine, duruşlarını göstermelerine hiçbir şekilde karşı değiliz; aksine, milliyetçi, ülkücü hareket olarak memleket meselelerine öğrencilerimizin de bigâne kalmaması noktasında fikir sahibi olan ve bu noktada hareket eden bir hareketin mensubuyuz ancak bizim altını çizdiğimiz nokta şudur: Gözaltına alınan 108 kişiden 101’inin Boğaziçi Üniversitesinin öğrencisi olmadığı -gözaltılarda- tespit edildiği bir ortamda öğrencilerimizin bu noktada dikkatli olması, ailelerin de bu meselelere hiçbir şekilde, efendim, üstünkörü bir şekilde yaklaşmaması, dikkatle terör örgütlerinin ve şiddet yanlılarının çocuklarımızı suça ve karanlık odaklara yöneltmesinin önüne geçmesidir. Bu noktada, suça, terör örgütlerine ve karanlık odaklara nesillerimizin, evlatlarımızın teslimiyetini ve onların doğrultusunda hareket etmesini engellemeye çalışmak nesillerimize karşı büyük bir sorumluluktur, milletimize karşı sorumluluktur. Bundan rahatsız olunması tuhaftır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Anlatmak istediğimiz, dile getirdiğimiz hususlar bu olmasına rağmen, bundan rahatsızlık duyulmuş olmasını da anlamakta güçlük çektiğimizi burada ifade etmek istiyor, teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

B) Kanun Teklifleri (Devam)

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2276) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylanması açık oylamaya tabidir.

İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teklifin tümünün açık oylaması 10 Şubat 2021 Çarşamba gününe bırakılmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

5’inci sıraya alınan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2782) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 242) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 242 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÛMETİ İLE KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÛMETİ ARASINDA ASKERİ İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASININ NOTALARLA BİRLİKTE ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 13 Eylül 2018 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Askeri İş Birliği Anlaşmasının Notalar”la birlikte onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylanması açık oylamaya tabidir.

İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teklifin tümünün açık oylaması 10 Şubat 2021 Çarşamba gününe bırakılmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

6’ncı sıraya alınan Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Karadağ Hükûmeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2273) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 139) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 139 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KARADAĞ HÜKÜMETİ ARASINDA SAVUNMA SANAYİ İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASININ NOTALARLA BİRLİKTE ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 17 Kasım 2017 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşması”nın “Notalar”la birlikte onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylaması açık oylamaya tabidir.

İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teklifin tümünün açık oylaması 10 Şubat 2021 Çarşamba gününe bırakılmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

7’nci sıraya alınan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Serbest Ticaret Anlaşması'nın `Menşeli Ürünler' Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sini Değiştiren (1/2017) Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite’nin Serbest Ticaret Anlaşması’nın `Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II’sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi (2/1362) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 29 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE KARADAĞ ARASINDAKİ SERBEST TİCARET ANLAŞMASI TARAFINDAN KURULAN ORTAK KOMİTENİN SERBEST TİCARET ANLAŞMASININ ‘MENŞELİ ÜRÜNLER’ KAVRAMININ TANIMI VE İDARİ İŞBİRLİĞİ YÖNTEMLERİNE İLİŞKİN PROTOKOL II’SİNİ DEĞİŞTİREN 1/2017 SAYILI KARARININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA VE ANLAŞMANIN PROTOKOLLER VE EKLERİNE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLERİN CUMHURBAŞKANINCA DOĞRUDAN ONAYLANMASINA İLİŞKİN YETKİ VERİLMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- (1) 20 Aralık 2017 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite’nin Serbest Ticaret Anlaşması’nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II’sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 17/11/2009 tarihli ve 5923 sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(2) Birinci fıkrada belirtilen Anlaşmanın protokolleri ve eklerine ilişkin değişiklikleri doğrudan onaylamaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara geçmesi bakımından… Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Hükûmeti arasında yapılan anlaşmanın özüne karşı değiliz ancak protokol ve eklerle ilgili değişiklikler noktasında Sayın Cumhurbaşkanının yetkilendirilmesi “yasama yetkisinin devri” anlamına gelir. Bu bakımdan bu konudaki anlaşmanın özüne desteğimizi belirtmek kaydıyla yasama yetkisinin Sayın Cumhurbaşkanına devrinin Meclis tarafından yapılmasının uygun olmayacağı kanaatindeyiz. Anlaşmayı her hâl ve şartla, Karadağ’ın da özel önemine dikkat çekerek desteklemekle birlikte bu çekincenin altını çizmek istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünün oylanması açık oylamaya tabidir.

İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teklifin tümünün açık oylaması 10 Şubat 2021 Çarşamba gününe bırakılmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Abdurrahman TUTDERE (Adıyaman), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

8’inci sıraya alınan 157 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Konfederasyonu Arasında Tarım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/2373) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 157)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

9’uncu sıraya alınan 82 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1582) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 82)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da Komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Şubat 2021 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.09



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 83 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 235 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 142 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 242 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 139 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 29 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.