TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

13’üncü Birleşim

5 Kasım 2020 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, 3 Kasım 2002 seçimlerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Rize’de yapımı devam eden havalimanına eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın isminin verilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ülkede bir tarım politikasının olmadığına ve çiftçinin zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon ili Beşikdüzü ilçesinde bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının kapatıldığına ya da başka yerlere taşındığına ilişkin açıklaması

3.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Çorlu tren kazasıyla ilgili davada yeni bilirkişi raporunun dava dosyasına girdiğine, kazanın bütün sorumlularının yargılanacağına ve suçluların gereken cezayı alacağına ilişkin açıklaması

4.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, AK PARTİ olarak on sekiz yıldır ülkeye ilkleri yaşatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte mazlumların yanında durmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, üniversite öğrencilerinin aldıkları öğrenim kredilerinin yapılandırılıp faizlerinin silinerek borcu olan gençlere müjdeli haber verilmesi ve geleceğe güvenle bakmalarının sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkeyi 2023 hedeflerine ulaştırarak gelecek nesillere güçlü ve müreffeh bir ülke bırakacaklarına ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen AK PARTİ’nin millete verdiği tüm sözleri yerine getirdiğine ilişkin açıklaması

8.- Konya Milletvekili Halil Etyemez’in, İzmir ilindeki depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, depremin ülkenin bir gerçeği olduğuna, binaların zemin, beton ve donatı yönünden kontrol ettirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi borçlarının yapılandırılmasının düşünülüp düşünülmediğini sorduğuna ilişkin açıklaması

11.- Muğla Milletvekili Suat Özcan’ın, eğitim öğretimdeki sıkıntı ve mağduriyetlerin acilen giderilmesinin öğrenci, öğretmen ve veliler tarafından beklendiğine ilişkin açıklaması

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Hakkâri ili Derecik ilçesinde yol çalışması sırasında PKK’lı teröristlerce yapılan saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, terörle ve destekçileriyle mücadelelerini sürdüreceklerine ilişkin açıklaması

13.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, sahte alkol kullanımına bağlı ölümlerin neden bu kadar arttığının üzerinde durulması gereken bir konu olduğuna, etil alkol üreten firmaların da mercek altına alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İzmir ilindeki depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, ilgili firma tarafından 2014 yılında Artvin ili Murgul ilçesi Damar köyünde yapılan altın aramalarında siyanür kullanılmayacağının taahhüt edilmesine rağmen 2020 yılı içinde ilgili firmanın siyanür havuzu yapımına ilişkin girişimlerde bulunduğuna, Murgul ilçesine siyanür havuzu kurulmasını istemediklerine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, depremin değil ihmalin öldürdüğüne, depreme karşı acil eylem planı hazırlanmasını ve ülkenin mevcut yapı stokunun depreme karşı güçlendirilmesini, deprem fonu oluşturularak yirmi bir yıldır deprem vergisi olarak toplanan paraların bu fonda değerlendirilmesini istediklerine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Hakkâri ili Derecik ilçesinde yapılan yol çalışması sırasında PKK tarafından düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden 3 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine, terörle mücadeleye kararlı bir şekilde devam edileceğine, emperyalist bir kısım Batı ülkelerinin, kutsal değerlerimize saldırılarla, yeni bir senaryo metnini nefret suçuyla yazdıklarına, Türkiye’nin, masumları katleden terör örgütlerine karşı sahada en etkili mücadeleyi veren ülke olduğuna ve teröre karşı alınacak tavrı bu örgütleri fonlayan bazı ülkelerden öğrenmeyeceğine ilişkin açıklaması

17.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Hakkâri ili Derecik ilçesinde yapılan saldırıyı kınadıklarına, İzmir ilinde meydana gelen depremde Bayraklı ilçesinde adliyeye yakın avukatlık bürolarının etkilendiğine, vatandaşların hak arama konusunda mağduriyet yaşamasına engel olmak için en azından deprem anından itibaren bir ay süreyle yasal sürelerin durdurulması için acil yasal düzenleme yapılması gerektiğine, AKP’nin tarım politikaları neticesinde tarım üretiminin durduğuna, çiftçilerin borç yükü altında ezildiğine, Şerali Dereli’nin ölümü olayının kapatılmaya çalışıldığına, cezasızlık politikasının bu tür olayları teşvik ettiğine, Parlamentonun tetiği çekeni de çektireni de ortaya çıkarmakla ve yaşam hakkı ihlallerine “Dur.” demekle mükellef olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP olarak 5 Kasım 2006 tarihinde vefat eden eski Başbakan Bülent Ecevit’e mezarı başında özlem ve minnetlerini ifade ettiklerine, Gezi olayları sırasında Hatay ilinin Armutlu Mahallesi’nde polis müdahalesinde yaşamını yitiren Ahmet Atakan’ın ölümüyle ilgili olarak Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 7 polisin soruşturulması talebinin Hatay Valiliği tarafından reddedildiğine, ülkede bir cezasızlık kültürünün hâkim olduğu konusuna Parlamentonun dikkatini çektiğine, Harun Başkutlu adlı vatandaşın Kars ili Digor ilçesinde Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesinde taşeron işçiyken kadroya geçiş sürecinde yaşadığı mağduriyeti ülkede yaşanan benzer durumlara örnek teşkil etmesi bakımından Parlamentonun gündemine getirdiklerine, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin depremde ağır hasar aldığını yöneticilerin dikkatine sunmak istediklerine, sosyal medya düzenlemesinin sorunlu olduğuna, Meclisin kanun çıkarma makinesi ve iradesini teslim eden bir yasama meclisi görüntüsünde olmasının doğru olmadığına, bu konuda bütün grupları bilhassa gündemi belirleyen AK PARTİ ve MHP grubunu göreve davet ettiklerine ilişkin açıklaması

19.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 Kasım 1998 tarihinde Siirt’te okumuş olduğu bir şiir nedeniyle mahkûm olduğuna ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının sona erdiğine, aynı mısraları bu vesileyle Genel Kurulda bir kez daha gündeme getirdiğine, Bayraklı ilçesindeki İzmir Adliyesi çevresindeki avukatlık bürolarının ve vatandaşların bir mağduriyetle karşılaşmaması için 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne bu yönde bir madde ihdasına yönelik çalışma başlatacaklarına, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Dijital Mecralar Komisyonunun Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimine dair tezkeresi (3/1386)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 5/11/2020 tarihinde, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, ülkede yaşanan grip aşısı stoku krizinin aşılabilmesi, gelecekte benzer durumların yaşanmaması için çözümler bulunması, var olan sınırlı grip aşısı stokunun en etkin şekilde vatandaşlara dağılımının tespit edilmesi ve önümüzdeki kış aylarının sağlık sistemi üzerindeki yükünün daha fazla artmaması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 5/11/2020 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy ve arkadaşları tarafından, sınır politikalarının sebep olduğu krizlerin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan, Elâzığ depremi sonrası yapılan yardımlarda yaşanan aksaklıkların araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/3094) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde daha önce toplanmasına karar verilen 6 Kasım 2020 Cuma günü Genel Kurulun toplanmamasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında HDP grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

 

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sürayya Sadi Bilgiç’in, konuşurken damlacıkların 7 metreye kadar gittiğine ve milletvekillerinin konuşurken de maske takması gerektiğine ilişkin konuşması

 

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve Aydın Milletvekili Bekir Kuvvet Erim ile 46 Milletvekilinin İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3147) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 239)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, TBMM ve bağlı kuruluşlarının yaptığı ihalelere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/33503)

2.- Erzurum Milletvekili Muhammet Naci Cinisli’nin, yazılı soru önergelerine verilen cevaplara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/33694)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Destek Hizmetleri Başkanlığı personeline kıyafet alımı için alışveriş çeki verildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/34717)

4.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, sokak esnafının kayıt altına ve sosyal güvenceye alınmasına dair planlama yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/35055)

5.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, pandemi döneminde esnafa ait prim borçlarının alınmaması önerisine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/35056)

6.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, İzmir'in Tire ilçesinde 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla elektriği kesilen esnaf sayısına,

Menemen ilçesinde 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla elektriği kesilen esnaf sayısına,

İzmir'in Bergama ilçesinde 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla elektriği kesilen esnaf sayısına,

İzmir'in Ödemiş ilçesinde 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla elektriği kesilen esnaf sayısına,

İzmir ilinde ve Türkiye genelinde 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla elektriği kesilen esnaf sayısı ile esnafların fatura borçlarının ertelenmesine yönelik bir çalışma olup olmadığına,

İlişkin soruları ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/35058), (7/35059), (7/35060), (7/35061), (7/35062)

7.- İzmir Milletvekili Bedri Serter'in, 2020 yılı Eylül ayı itibarıyla icra işlemlerine tabi tutulan esnaf sayısına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/35063)

5 Kasım 2020 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun),Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 3 Kasım 2002 seçimleri hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’a aittir.

Buyurun Sayın Sorgun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, 3 Kasım 2002 seçimlerine ilişkin gündem dışı konuşması

AHMET SORGUN (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce 30 Ekim günü İzmir’de meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenabı-ı Hak’tan rahmetler diliyorum, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum, yaralılarımıza da tez vakitte acil şifalar diliyorum.

Yine, uzun yıllar Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapmış bulunan, Anayasa Komisyonu Başkanlığını deruhte etmiş bulunan, birlikte yol yürüdüğümüz Hocamız Burhan Kuzu’yu da hayırla ve rahmetle yâd ediyorum. Cenab-ı Hak hepsinin kabirlerini cennet etsin, taksiratlarını affetsin.

Değerli milletvekilleri, şu anda Kasım 2020’deyiz. 3 Kasım 2002 seçimlerinin 18’inci seneidevriyesi. Milletimiz, Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığındaki AK PARTİ’yi henüz kuruluşundan on dört ay sonra iktidara taşımış ve on sekiz yıldır da aralıksız her seçimde desteğini artırarak onu hiç birincilik kürsüsünden indirmemiştir. Elbette, bu daimî desteğin çok ama çok anlamlı sebepleri vardır, asla boşu boşuna değil, hele hele körü körüne hiç değildir. Çünkü AK PARTİ “Artık Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” diyerek yola çıktı. Çünkü AK PARTİ millete efendilik yapmak için değil, millete hizmetkâr olmak için yola çıktı. Çünkü AK PARTİ yoksullukla, yolsuzlukla ve yasaklarla mücadele etmek için yola çıktı. Çünkü AK PARTİ millet iradesini hazmedemeyen vesayetçi, müdahaleci, ithal, jakoben zihniyetle mücadele için yola çıktı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilkeli hizmet siyasetinin merkezi olan AK PARTİ aynı zamanda Türkiye'de ilklerin de partisidir. Bu cümleden yola çıkarak; cumhur yani millet ilk defa bu dönemde kendi Başkanını, Cumhurbaşkanını doğrudan seçmeye başladı. AK PARTİ demokrasi tarihinin en uzun iktidarda kalan ve kalmaya devam eden partisi olarak tarihe geçti. Türkiye yüksek hızlı trenle ilk defa bu dönemde tanıştı. Türkiye'nin her iline üniversite yine bu dönemin eseri. İlk defa kendi İHA ve SİHA’larımızı üreterek İsrail Heron’larından ve ABD Predator’larından bu dönemde kurtulduk. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı bu dönemin eseri. IMF’e borç ilk defa bu dönemde sıfırlandı. Paradan sıfır bu dönemde atıldı. Hak ve özgürlüklere karşı kamuda kılık kıyafet dayatmasına bu dönemde son verildi. Milyonlarca öğrencinin kâbusu katsayı zulmünden bu dönemde kurtulduk. Daha katılımcı, daha insani bir seçim için, yatağa bağımlı hastaların ve engellilerin ayağına sandık ilk defa bu dönem gitti. Demokrasinin karabasanı, Demokles’in kılıcı darbeler ilk kez bu dönemde, 15 Temmuzda geri püskürtüldü. Darbeciler kahraman değil artık, hainler olarak yargıya hesap veriyorlar. 12 Eylül cuntacıları bu dönemde yargı önüne çıkarıldı. Millî gelirine oranla dünyada en fazla insani yardım yapan ülke unvanını bu dönemde elde ettik. İlk kez bu dönemde öğrencilerimiz kitaplarını okullarında, sıralarının üstlerinde hem de ücretsiz bulabildiler. Trafik kazalarının baş sebebi “hatalı sollama” deyimi neredeyse literatürümüzden çıktı, yerini “direksiyon hâkimiyetini kaybetme” ifadesi aldı çünkü yüksek standartlı bölünmüş yollarımız yüzde 500 arttı. Hava yolu halkın yolu oldu. Sadece birkaç ilimizde bulunan doğal gaza bu dönemde 81 ilimizin tamamı kavuştu. Hastalarımız istedikleri hastaneyi, hekimi ve eczaneyi seçme hakkına yine bu dönemde kavuştu. Ana dilde seçim propagandası yasakları; gazete, dergi, televizyon, radyo yayını yasakları bu dönemde son buldu. İhracatta ve turizmde tüm zamanların rekorları bu dönemde kırıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

AHMET SORGUN (Devamla) - Bu listeyi daha da uzatmak mümkün ama vaktimiz el vermez.

Kadimden günümüze, Cumhurbaşkanından milletvekiline, bakanına, bürokratına bu ülkeye çivi çakan herkese şükranlarımı sunuyorum. Sözlerimi Hazreti Hadimi’nin özlü deyişiyle tamamlıyorum. “İnsanıkâmil odur ki koya yerine bir eser/Eseri olmayanın yerinde yeller eser.” diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Ahilik Haftası münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Hacı Özkan’a aittir.

Buyurun Sayın Özkan.

2.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına gündem dışı, söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle ekranları başında bizleri izleyen Mersinli hemşehrilerim başta olmak üzere aziz milletimizi, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

İzmir’de meydana gelen, yüreğimizi derinden etkileyen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine, milletimize sabır diliyorum; yaralı hemşehrilerimize acil şifalar diliyorum.

1200’lü yıllardan itibaren yeşeren Ahilik, liyakati, emeği, çalışmayı ve disiplini öğretmesinin yanında; paylaşmayı, adil rekabeti, hakkaniyeti, fakir fukarayı gözetmeyi ve kanaati de öğretmiştir. Bu bakımdan, ülkemizdeki sosyal adalet kültürünün ve refah toplumu anlayışının temelleri Ahilikle atılmıştır diyebiliriz.

Türkiye’nin bugün eriştiği gücün arkasında bin yıllık devlet geleneği ve toplumsal tecrübe yatıyor. Esnaf ve sanatkârlarımızın mesleklerini en iyi şekilde icra edebilmeleri, gelişen ve değişen dünya düzeninde varlıklarını en etkin biçimde sürdürebilmeleri toplumsal refahımız ve huzurumuz açısından son derece önemli ve gereklidir. Devlet politikalarımızı esnaf destekleyici şekilde yönlendirerek bu doğrultuda adımlar atıyoruz.

Bildiğiniz üzere, esnafımıza yönelik iş ve işlemlerin büyük bölümü e-devlet kapısıyla entegre biçimde çalışan Esnaf Bilgi Sistemi’miz üzerinden sağlanmaktadır. Son dönemde yaptığımız yeni yatırımlarla bu sistemimiz altında Coğrafi Bilgi Sistemi’ni kurduk ve Esnaf Rehberi mobil uygulamasını da devreye aldık. Ayrıca, esnaf odalarımızın işlemlerini kolaylaştırıcı ve esnafımızın daha iyi hizmet sağlamasına yarayacak yeni dijital alt yapıları da hayata geçirdik.

Pandemi şartlarındaki esnafın mali durumlarının desteklenmesi için devletimiz gerekli tüm kaynaklarını seferber etmiştir. Esnaf ve sanatkârların kooperatif kefaletiyle veya doğrudan Halkbanktan kullanmış oldukları kredilerin geri ödemeleriyle ilgili olarak taksitlerini ve esnafımızın 3 milyar liranın üzerindeki kredisini erteledik. Yine, bu dönemde Halkbank tarafından hayata geçirilen işletme kredisi kapsamında bugüne kadar 18,1 miyar lira faiz indirimli kredi sağlandı. Ayrıca önemli bir kolaylık olarak pek çok faaliyet kolundaki işletmelere KDV ve stopaj indirimi sağlanmıştır.

Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Hükûmetimiz, her zaman olduğu gibi, içinden geçtiğimiz bu olağanüstü süreçte de esnaf ve sanatkârımızın yanında olmuştur. Hep birlikte devlet ve millet dayanışmasıyla aşamayacağımız engel, ulaşamayacağımız hedef yoktur. Ekonomiden dış politikaya, eğitimden sağlığa, enerjiden güvenliğe bütün alanlarda kaydettiğimiz ilerlemeyi yeni atılımlarla daha yüksek noktalara taşımak için en önemli gücümüz olan birliğimizden, beraberliğimizden asla taviz vermeyeceğimize ve aziz milletimizin her bir ferdinin kendi alanında üzerine düşeni hakkıyla yerine getireceğine inancım tamdır.

Ticareti doğruluk, dürüstlük ve dayanışma gibi ahlaki meziyetlere dayandırarak yüzyıllar boyunca nice erdemli nesillerin yetişmesine, bütün Anadolu’nun bir ve beraber hareket etmesine öncülük eden esnaf ve sanatkârların piri Ahî Evran hazretlerini rahmetle anıyorum.

Her zaman esnaf ve sanatkârın sesine kulak veren ve onlara sahip çıkan, esnaf ve sanatkâr camiasıyla birlikte olan Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum. Ahilik kültürünü değerleriyle ve kurumlarıyla günümüzde de yaşatan küçük büyük tüm esnaf ve sanatkârlarımızın Ahilik Haftası ve esnaf bayramını en içten duygularımla tebrik ediyor, işlerinde bereketli kazançlar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, merhum Başbakanlardan Sayın Mesut Yılmaz’ın, Rize’de yapımı devam eden havalimanına isminin verilmesi hususunda söz isteyen Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’e aittir.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Rize’de yapımı devam eden havalimanına eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın isminin verilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; konuşmamın başında 30 Ekim Cuma günü meydana gelen merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçesi açıklarında olan depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralılarımızın da bir an önce sağlıklı bir şekilde hayatlarını idame ettirmelerini niyaz ediyorum.

Depremin meydana geldiği ilk andan itibaren ülke çapında tüm kurum ve kuruluşlar gibi 81 ildeki teşkilatlarımızla biz de yardım seferberliğine başladık. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener öncülüğünde milletvekillerimiz ve teşkilatlarımızla birlikte ertesi gün deprem bölgesine gittik, vatandaşlarımızla görüştük, oradaki arama kurtarma çalışmaları hakkında bilgi aldık. Orada gece gündüz demeden çalışan, zor şartlarda çalışan, canla başla mücadele eden tüm arama kurtarma ekiplerimize de buradan canıgönülden teşekkür ediyorum.

İzmir’de yaşanan felakette milletimizin göstermiş olduğu birlik ve beraberlik de ayrıca takdire şayandır. Yaşanan bu zor zamanlardaki kenetlenmemiz Türk milletinin yüce gönüllülüğünü ve yardımseverliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Allah milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın diyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere 30 Ekim Cuma günü eski Başbakanımız Sayın Mesut Yılmaz’ı kaybettik. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener ve milletvekili arkadaşlarımız da İstanbul’da düzenlenen cenaze törenine katılarak merhum Başbakanımızı ebedi istirahatgâhına uğurladık. Merhum Başbakanımıza Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine tekrar başsağlığı diliyorum.

Bu vesileyle bugün merhum Başbakanımız Sayın Ahmet Mesut Yılmaz’ın Rize’de yapımı devam eden havalimanına adının verilmesiyle ilgili bir gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bilindiği üzere Rize’nin Pazar ilçesine bağlı Yeşilköy’de Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca 766 hektarlık alanda projelendirilen ve temeli 3 Nisan 2017’de atılan, tamamlandığında Türkiye’nin deniz dolgusuna inşa edilecek ikinci havalimanı olacak olan Rize-Artvin havalimanının yapım çalışmaları sürmekte olup yaklaşık yüzde 80’i de tamamlanmış durumdadır. Yapılmakta olan bu havaalanına da henüz bir isim verilmediğini biliyorum. Bu sebeple, Rize’de yapılan havalimanına, 30 Ekim Cuma günü kaybettiğimiz, aslen Rizeli olan, 17’nci, 18’inci, 19’uncu, 20’nci, 21’inci ve 23’üncü dönemler Rize Milletvekilliği yapan, Anavatan Partisi eski Genel Başkanı ve eski Başbakanımız merhum Ahmet Mesut Yılmaz isminin verilmesinin doğru ve yerinde bir karar olacağı düşüncesindeyim.

Değerli milletvekilleri, memleketimize hizmet etmiş devlet büyüklerimizi unutmamak ve unutturmamak ve de hizmetlerini gelecek nesillere aktarmak adına merhum Başbakanımızın adının, memleketi olan ve milletvekilliğini yaptığı Rize ilimizde yaşatılması için yapılmakta olan havalimanına verilmesini talep ediyorum. Rize havalimanının Ahmet Mesut Yılmaz havalimanı olması, kendisine olan vefa ve minnet duygumuzun da bir ifadesi olacaktır kanaatindeyim. Rizeli hemşehrilerimizin de bu noktada hemfikir olduğu düşüncesindeyim. Havaalanlarına, hastanelere, çeşitli kurumlara, stadyumlara, caddelere, sokaklara ve üst geçitlere önemli şahsiyetlerimizin ve şehitlerimizin isimlerinin verilmesini de takdirle karşılıyoruz. Bu gibi vefa göstergesi adımların Ahmet Mesut Yılmaz ismiyle devam etmesini diliyoruz.

Bu vesileyle, ülkemizin yetiştirdiği değerli devlet adamı Ahmet Mesut Yılmaz’ın adının ve aziz hatırasının memleketi Rize’de yapılmakta olan yeni havalimanında yaşatılmasıyla ilgili talebimizi Genel Kurula arz ediyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika sırayla söz vereceğim.

Sayın Gürer…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ülkede bir tarım politikasının olmadığına ve çiftçinin zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanı, Resmî Gazete’de yayımlanan kararnameyle kırmızı mercimek gümrük vergisini düşürdü. Böylece mercimek ithalatının yolunu açtı. Türkiye, dünyanın en kaliteli mercimeğini yetiştiriyor ancak yerli mercimek yurt dışına gönderilip, düşük kaliteli mercimek ithal edilip birilerinin vurgun vurmasının yolu açılıyor. Çiftçimiz ise yine mağdur olan. Bu yıl hasat dönemi, çiftçi, mercimeği Toprak Mahsulleri Ofisine 3.550 liradan açıklanan taban fiyattan vermedi çünkü tüccar daha iyi fiyat verdi ve ürünü aldı, böylece Toprak Mahsulleri Ofisinin de deposunda mercimek yer almadı. Hâlen mercimek ton fiyatı 6.800 liraya çıkmış bulunuyor.

Çiftçi kazanmıyor, yabancı çiftçinin mercimeği alınıp onlar destekleniyor. Ana vatanı ülkemiz olan mercimeğin, tohumunu Kanada bizden alıp bize satar duruma geliyor. Bakan da tarımda pembe tablolar çiziyor. Kendi çiftçimize ürettirmiyoruz, kendi ülkemizin ürünlerine destek vermiyoruz, çiftçimizin mağduriyetinin artmasını seyrediyoruz, sonra da “Tarım politikamız var.” diye konuşuyoruz. Ne yazık ki ülkemizde tarım politikası yok, çiftçi de zor durumda.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

2.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon ili Beşikdüzü ilçesinde bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının kapatıldığına ya da başka yerlere taşındığına ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzon’umuzun çağdaş yüzü Beşikdüzü ilçemiz, Köy Enstitüsüyle her meslek grubundan birçok eğitimli insan yetiştirmiş bir eğitim yuvası olarak bilinir. Beşikdüzülüler Atatürkçü, cumhuriyet değerlerinden yana, vatanını ve milletini seven aydın insanlardır.

Son yıllarda Beşikdüzü ilçemizde bulunan birçok kamu kurum ve kuruluşu ya kapatılmıştır ya da başka yerlere taşınmıştır; daha önce Beşikdüzü’ndeki adliye kapatılmıştı, sonra Maliye birimleri taşındı. Şimdi de Tapu ve Kadastro Müdürlüğünün ilçeden taşınacağını öğrendik. Beşikdüzülü vatandaşlarımız “Yeter artık!” diyor. “‘Kapatılma sırası hangi kurumda?’ diye kara kara düşüneceğiz ama kapatılacak kurum kalmadı.” diyorlar. Ne oluyor? Ne yapılmak isteniyor? Beşikdüzü’nde yaşayan vatandaşlarımız bu devletin vatandaşları değil mi? Bu devlete vergi vermiyorlar mı? Hizmet almak hakları değil mi? Neden kamu kurum ve kuruluşları bu ilçemizden taşınıyor ya da kapatılıyor? Beşikdüzülüler neyin cezasını çekiyor, iktidara oy vermemenin mi? Sebep bu değilse nedir, biri çıkıp bize bunu açıklasın.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

3.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Çorlu tren kazasıyla ilgili davada yeni bilirkişi raporunun dava dosyasına girdiğine, kazanın bütün sorumlularının yargılanacağına ve suçluların gereken cezayı alacağına ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Dün Çorlu tren kazasının duruşması vardı, yeni bilirkişi raporu dosyaya girdi. Devlet Demiryollarıyla ticari bağı olmayan yeni bilirkişi heyeti, kazaya ilişkin tüm gerçekleri ve sorunları ortaya koymuştur yani kaza göz göre göre gelmiştir. Bilirkişi raporu ne diyor? “Kazanın sebebi yağış değil, kazanın sebebi menfezin yetersizliği, iklim değişikliğini dikkate alarak risk analizinin yapılmaması, altyapının yenilenmemesi, yol bekçisi sayısının yetersizliği ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Devlet Demiryolları arasında koordinasyon bulunmamasıdır.” Yani, eski Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan’ın “görülmemiş yağış” iddiası da çökmüştür. Üstelik kaza günü gerçekleşen yağış öngörülebilir yağışmış. Eski Bakan Turhan’a soru önergesi vermiştim “Yol bekçisini neden bulundurmuyorsunuz?” diye. “Gerek yok.” demişti ama raporda yol bekçisinin ne kadar önemli olduğu arz edilmiştir.

Yine, düne kadar, iki buçuk yıldan beri ortada görünmeyen Devlet Demiryolları birden mağdur müşteki olarak davaya girmek istedi. İki buçuk yıldan beri olmayan Devlet Demiryollarının başına taş mı düştü bilirkişi raporu ortaya çıktıktan sonra? En aşağıdan en yukarıya kadar bütün sorumlular yargılanacak, yargıcın önüne çıkacak ve suçlular gereken cezayı bulacak diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

4.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, AK PARTİ olarak on sekiz yıldır ülkeye ilkleri yaşatan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte mazlumların yanında durmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

AK PARTİ olarak on sekiz yıldır bu ülkeye ilkleri yaşatan Değerli Cumhurbaşkanımızla beraber mazlumların yanında durmaya ve yine mazlum ve mağdurları duymaya devam edeceğiz.

İlk kez yerli üretim otomobil sahaya çıkıyor, ilk kez savunma sanayisi yerli ve millî olarak yüzde 75’lere çıkıyor. İlk kez yine yerli ve millî üretim İHA’larla, SİHA’larla, dünyaya silah satan sömürücü devletleri silah çöplüğüne döndürüyoruz.

İlk kez dünyada ikinci örneği görülmemiş şehir hastaneleri açılıyor.

İlk kez PKK bitme noktasına geliyor. Dağa kaçanların değil, dağdan kaçanların sayısı veriliyor.

İlk kez kendi sondaj ekibimizle Karadeniz’de doğal gaz bulunuyor, mavi vatanda petrol aramalarına devam ediliyor.

İlk kez, Türkiye Cumhuriyeti ekonomisine saldıran dış ve şer güçlere karşı birebir direnç gösteren ekonomik sistem devreye giriyor, saldırılar boşa çıkarılıyor.

İlk kez, şartlar ne olursa olsun, IMF’ye boyun eğmeyen, ekonomisini bu şarlatan, kan emici sisteme kendini teslim etmeyen Türkiye Cumhuriyetine ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

5.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, üniversite öğrencilerinin aldıkları öğrenim kredilerinin yapılandırılıp faizlerinin silinerek borcu olan gençlere müjdeli haber verilmesi ve geleceğe güvenle bakmalarının sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geleceğimizin teminatı olan öğrencilerimiz üniversite eğitimi boyunca öğrenim ve katkı kredisi almaktadır. Öğrencilerimiz rahat bir üniversite hayatı ve eğitim masraflarını karşılamak adına bu kredileri kullanmaktadır. Üniversite eğitimlerini bitirdikten belirli bir süre sonra, almış oldukları bu kredilerin geri ödenmesi talep edilmektedir. Bu sürede kredilerini ödeyemeyenlere faiz uygulanmakta; borç, anaparanın 3 katına kadar çıkmaktadır. Ülkemizin ve aydınlık yarınlarımızın güvencesi olan öğrencilerimizin kullanmış oldukları bu kredileri yapılandırıp faizlerini silerek kredi borcu olan genç kardeşlerimize müjdeli haberi verelim, yüzlerini güldürüp geleceğe güvenle bakmalarını sağlayalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

6.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, ülkeyi 2023 hedeflerine ulaştırarak gelecek nesillere güçlü ve müreffeh bir ülke bırakacaklarına ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye, yeni küresel ve bölgesel arayışların, güçlü siyasi ve ekonomik yapısıyla yükselen yıldızı konumundadır. Ülkemizin yaşadığı kimi sıkıntılara rağmen krizlerden olumlu yönde ayrıştığını izan ve vicdan sahibi herkes kabul ediyor. Türkiye’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği yapısal reformlar, çok daha büyük hamlelerinin temelini oluşturuyor. Bu temel üzerinde, 2023 vizyonumuzun esasını oluşturacak olan büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasına yeni başlıyoruz. Eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, ulaşım, enerji, tarım, sanayi, ticaret, spor gibi tüm alanlarda, mevcut altyapı üzerinden geleceğin Türkiye’sini kurmak üzere harekete geçiyoruz.

Hep birlikte, inşallah ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırarak evlatlarımıza güçlü ve müreffeh bir Türkiye bırakacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen AK PARTİ’nin millete verdiği tüm sözleri yerine getirdiğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 3 Kasım 2002’de girdiği ilk seçimde iktidara gelen AK PARTİ, on sekiz yıldır kesintisiz olarak aziz milletimize hizmet ediyor. AK PARTİ, eğitimden sağlığa, ekonomiden ulaşıma kadar her alanda devrim niteliğinde adımlar attı, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrara kavuşmasını sağladı. IMF’ye olan 23,5 milyar dolarlık borcu ödeyerek altmış sekiz yıllık defteri kapattı. Vesayet odaklarının her türlüsüne son verdi. Türkiye’yi dev yatırımlarla donattı. Her alanda yerli ve millî üretime ağırlık verildi. Savunma sanayisinde yerlilik oranı yüzde 70’lere çıkarıldı. Sağlıkta büyük dönüşüm yaşandı, şehir hastaneleri kuruldu. Dış politikada, bölgesinde ve dünyada söz sahibi ülke hâline geldi. AK PARTİ, milletine verdiği tüm sözleri yerine getirdi.

Aziz milletimize, bizleri mahcup etmeyen Rabb’imize hamdolsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Etyemez…

8.- Konya Milletvekili Halil Etyemez’in, İzmir ilindeki depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İzmir’de meydana gelen depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’dır. Lösemili Çocuklar Haftası’nı toplumsal farkındalığın oluşmasına vesile olan bir hafta olarak görmeliyiz. Umudunu yitirmeyen, güneş battığında bile yıldızlara göz kırpan evlatlarımızı, lösemili çocuklarımızı unutmayalım. Minicik bedenlerindeki kocaman yürekleriyle kucaklaşalım, verdikleri o güçlü savaşın farkında ve yanlarında olduğumuzu belirtelim. Lösemi değil, sevgi bulaşıcıdır.

Lösemiyle mücadele eden tüm çocuklarımıza ve ailelerine acil şifalar diliyor, sağlıklı ve mutlu yarınlar temenni ederek şöyle sesleniyorum: Hayatta mutlu ol sen her zaman, unutma her çocuk bir kahraman.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

9.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, depremin ülkenin bir gerçeği olduğuna, binaların zemin, beton ve donatı yönünden kontrol ettirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, deprem, ülkemizin bir gerçeği. Bu gerçeği hepimiz kabul etmek zorundayız. Depreme dayanıklı yapılarda yaşamak için topyekûn seferberlik ilan etmek zorundayız. Evlerimizin mezar, mahallemizin mezarlık olmasını istemiyorsak oturduğumuz binaları zemin, beton ve donatı yönünden derhâl kontrol ettirmeliyiz. Daire satın alırken veya kiralarken manzarasından, ıslak zeminlerde kullanılan fayansın kalitesinden, kullanılan ahşabın kalitesinden, mutfak dolabının kalitesinden ve balkonun büyüklüğünden önce, binanın fay hattı üzerinde, çökme bölgesinde, dere yatağında olup olmadığına, mühendislik hizmeti alıp almadığına, binanın ruhsatlı olup olmadığına, iskânının alınıp alınmadığına, iskân alındıktan sonra esaslı tadilat yapılıp yapılmadığına, alt katı iş yeri ise bu katın plana uygun olup olmadığına bakmalıyız. Unutmayalım ki insan hayatı her şeyden daha değerlidir.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi borçlarının yapılandırılmasının düşünülüp düşünülmediğini sorduğuna ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Siz artık iyice halkın gündeminin ne olduğunu unuttunuz. Halk ne yiyor ne içiyor, borçlarını nasıl ödüyor, kredi kartı borcunu nasıl ödüyor, hiç farkında değilsiniz. Hele hele çiftçileri iyice unuttunuz. Şimdi hangi aylardayız? Söyleyeyim: Çiftçi buğday ekecek, onun için tarlada. Tohum ekerken gübre de kullanacak. Siz gübre fiyatlarına bir ayda 3 defa zam geldiğini biliyor musunuz? Örneğin, buğday ekerken taban gübre olarak kullanılan 20-20 gübresinin tonu bir ay önce 1.800 liraydı, 15 gün önce 2 bin lira oldu, şimdi 2.200 lira oldu. Neden artıyor? Çünkü dolar artıyor. hani “Dolarla ne işiniz var?” diyenlere duyurulur. Dolarla çok işimiz var ama siz hâlâ çözümü çiftçiyi desteklemekte değil, çiftçinin borçlarını yapılandırmakta değil, ithalatta buluyorsunuz. Geçen sene rekor kırdınız, bu sene bu rekoru yenileyeceksiniz.

Şimdi, soruyorum: Hâlâ çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi borçlarını yapılandırmayı düşünmüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Özcan…

11.- Muğla Milletvekili Suat Özcan’ın, eğitim öğretimdeki sıkıntı ve mağduriyetlerin acilen giderilmesinin öğrenci, öğretmen ve veliler tarafından beklendiğine ilişkin açıklaması

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Covid-19 salgını nedeniyle eğitim öğretim 11 Mart 2020’den yıl sonuna kadar internet erişimi, televizyon, bilgisayar, tablet yetersizliklerine rağmen uzaktan eğitim olarak gerçekleşmiş, bu eğitim öğretim yılı itibarıyla da eğitim öğretim hem uzaktan eğitim olarak hem de kısmen yüz yüze başlamıştır. Eğitim öğretimin salgın koşullarına uygun ve verimli yapılabilmesi için yeni derslik ve öğretmenlere ihtiyaç duyulduğu açıktır. Bu nedenle atanamayan sınıf, branş, engelli, psikolojik danışmanlık öğretmenlerinin bir an önce atamalarının yapılması ve taşımalı eğitimde öğrenci taşıma servisleriyle ilgili problemlerin bir an önce çözülerek eğitim öğretimdeki sıkıntı ve mağduriyetlerin bir an önce giderilmesi eğitimin paydaşları tarafından -yani öğrenci, öğretmen, veliler tarafından- acilen beklenmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Hakkâri ili Derecik ilçesinde yol çalışması sırasında PKK’lı teröristlerce yapılan saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, terörle ve destekçileriyle mücadelelerini sürdüreceklerine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hakkâri’nin Derecik ilçesinde, Irak sınırına yakın iki üs bölgesi arasında yol çalışması yapan iş makinesine PKK’lı teröristlerce füze ve uzun namlulu silahlarla saldırı sonucunda şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Saldırı sonrası bölgede başlatılan geniş çaplı operasyon sonrasında Şemdinli bölgesinde 5 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Teröre karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdürecek, terörü kaynağında kurutacağız. Hiçbir terörist devletimizin kudretli elinden kurtulamayacaktır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği üzere, Türkiye, artık böylesi saldırılarla dizayn edilebilen, yönlendirilen, meşgul edilen bir ülke değildir. Allah’ın izni, güvenlik güçlerimizin gayretiyle hem sınırlarımız içerisinde hem de sınırlarımızın ötesinde terörle ve destekçileriyle mücadelemizi sürdüreceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

13.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, sahte alkol kullanımına bağlı ölümlerin neden bu kadar arttığının üzerinde durulması gereken bir konu olduğuna, etil alkol üreten firmaların da mercek altına alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son günlerde ülke gündemini meşgul eden ve haberlerden düşmeyen sahte alkol üretimi ve kullanımından kaynaklanan ölümler dikkat çekicidir. Geçmiş dönemde de yaşanan sahte alkol kullanımına bağlı ölümler bugünlerde neden bu kadar artmıştır? Üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur. Sebepler ortaya konarken objektif davranılmalı, gerçek suçlular ortaya çıkarılmalı ve bu ölümlere sebep olanların uğrayacağı cezalar ağırlaştırılmalıdır. Tabii, bu cezalar verilirken etil alkol üreten firmalar da mercek altına alınmalı, pandemiden önce litre fiyatı 10 TL civarında olan etil alkol fiyatlarının neden 60 TL civarına çıktığı araştırılmalıdır. Etil alkolün ham maddesi olan şeker pancarına ne kadar zam yaptıkları sorgulanmalı, eğer etil alkolün ham maddesi olan pancara da 6 katı zam yapmadılarsa ettikleri kârın ne kadarını vergi olarak ödedikleri sorgulanmalıdır?

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

14.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İzmir ilindeki depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, ilgili firma tarafından 2014 yılında Artvin ili Murgul ilçesi Damar köyünde yapılan altın aramalarında siyanür kullanılmayacağının taahhüt edilmesine rağmen 2020 yılı içinde ilgili firmanın siyanür havuzu yapımına ilişkin girişimlerde bulunduğuna, Murgul ilçesine siyanür havuzu kurulmasını istemediklerine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sözlerimin başında İzmir’deki deprem faciasında hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

2014 yılında Artvin’in Murgul ilçesi Damar köyünde maden ayrıştırmasında siyanür havuzuyla alakalı bir çalışma ortaya çıkınca bütün Murgul halkı ayaklanmış, bir anlamda buna büyük bir tepki göstermiş, ilgili firmada çalışan işçiler de tepkilerini açıkça belli etmiştir. İlgili firma 2014 yılında, Murgul ilçesi sınırları içerisinde herhangi bir şekilde siyanürle herhangi bir ayrıştırma yapmayacağına dair -yazılı, taahhütlü beyanıyla- kendisi yazılı taahhütte bulunmuştur. Aradan geçen zaman içerisinde, 2020 yılı içerisinde ilgili firma yeniden Murgul ilçesinde siyanürle altın ayrıştırmasıyla ilgili havuz yapacağına ilişkin birtakım girişimlerde bulunmuştur, bu da bölge halkının yoğun tepkisine neden olmuştur. Şu anda Murgul’da bir imza kampanyası başlatılmış, bütün, hangi siyasi gelenekten ve düşünceden gelirse gelsin Murgullular, bu şekilde kurulmak istenen siyanür havuzuna karşı olduklarını açıkça belirtmişlerdir. Biz de Parlamentodan, buradan bir kere daha sesleniyoruz: Murgul’da siyanür havuzu kurulmasını, Murgul’un yok olmasını istemiyoruz.

Bu vesileyle, fırsat verdiğiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Barut…

15.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, depremin değil ihmalin öldürdüğüne, depreme karşı acil eylem planı hazırlanmasını ve ülkenin mevcut yapı stokunun depreme karşı güçlendirilmesini, deprem fonu oluşturularak yirmi bir yıldır deprem vergisi olarak toplanan paraların bu fonda değerlendirilmesini istediklerine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, İzmir’de meydana gelen deprem yüreklerimizi dağladı. Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz.

Acılar varsılı ülkemizde benzer her olaydan sonra “Bu son olsun.” diye haykırmaktan, “Önlem alın.” diye bağırmaktan artık yorulduk. Hepimiz biliyoruz ki deprem değil, ihmal öldürür. Bir deprem ülkesi olan ülkemizde bu gerçeği iktidar görmek istemiyor sanki. Bugün, 18 kentimiz, yüzlerce yerleşim yerimiz aktif fay hattı üzerinde bulunuyor. Yüreğimizin yine dağlanmasını mı bekliyorsunuz? Depreme karşı etkin önlem alın, acil eylem planı hazırlayın. Türkiye’nin mevcut yapı stokunu depreme karşı güçlendirip yenileyin.

Yirmi bir yıldır deprem vergisi olarak toplanan para, 71,7 milyar lirayı aştı. Ne oldu bu paralara? Bu parayı deprem fonu oluşturarak değerlendirelim, başka acılar yaşanmadan artık adım atılsın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Akçay, buyurun lütfen.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Hakkâri ili Derecik ilçesinde yapılan yol çalışması sırasında PKK tarafından düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden 3 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine, terörle mücadeleye kararlı bir şekilde devam edileceğine, emperyalist bir kısım Batı ülkelerinin, kutsal değerlerimize saldırılarla, yeni bir senaryo metnini nefret suçuyla yazdıklarına, Türkiye’nin, masumları katleden terör örgütlerine karşı sahada en etkili mücadeleyi veren ülke olduğuna ve teröre karşı alınacak tavrı bu örgütleri fonlayan bazı ülkelerden öğrenmeyeceğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Hakkâri Derecik’te yol çalışması yapan ve ekmeğinin peşinde koşan işçilerimize hain PKK terör örgütü tarafından düzenlenen alçak saldırıda 3 işçimiz şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz ve teröristleri ve terör örgütlerini lanetliyorum ve onların destekçilerini de lanetliyorum. Terörle mücadele son terörist yok edilene kadar kararlı bir şekilde devam edecektir.

Sayın Başkan, Türkiye düşmanlığını şiar edinmiş, Darwinist, ırkçı, sömürgeci, emperyal bir kısım Batı ülkeleri kutsal değerlerimize saldırılarla yeni bir senaryonun metnini nefret suçuyla yazmaktadır. Sahne Avrupa, aktör Macron, amaç İslam ve Türk düşmanlığıdır. 2 Ekim 2020’de düzenlediği basın toplantısında Türkiye düşmanlığının tetiğine basan Macron 24 Ekim ve 28 Ekim 2020’de Charlie Hebdo’nun aşağılık saldırılarına göz yummuş, bu eylemi tasdik ve teşvik etmiştir. Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde, Libya’da, Afrika’da, Doğu Akdeniz’de emperyalist hevesi kursağında kalan Macron, Türkiye'nin meşru haklarının çelik duvarına çarpmıştır.

Macron’un Türkiye'nin var olduğu bütün coğrafyalarda düşmanlığını nasıl alenen dile getirdiğine yakından bakalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Macron, Irak’ın kuzeyinde Türkiye'nin PKK’yla yaptığı mücadeleyi engellemek için Bağdat Hükûmetine başvurdu; Katar Emirine “Türklere para vermeyin, batsınlar.” dedi. Yine Macron “Amacımız Tayyip Erdoğan; onu devirelim, Türk halkıyla aramız iyi olacak.” dedi. Lübnan’da “Türkler gelmeden buralarda bir şey yapmalıyız.” dedi. Cezayir’de Türk ihracatçılar iş yapmasın diye Cezayir Hükûmetine baskı yaptı. Tüm Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da Türkiye aleyhine ne kadar faaliyet varsa gizli servislerine talimat verdi. Macron ”Türklere burada iş vermeyin, mal sattırmayın, altyapılarının güçlenmesine izin vermeyin, ekonomilerini çökertelim.” dedi. Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın mütecaviz eylemlerini körükledi; yetmedi, uçak gemisini göndermeye kalkıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Macron “Tüm dünya Türkiye’ye karşı cephe almalı.” diyerek 11 Temmuz 1995’te Bosna’da binlerce masumu katleden katil Mladiç’in “Türklerden intikam almanın vakti geldi.” sözüyle özdeşleşmiş birisidir. Tarihî hakikatler karşısında taktikler yapan horoz Macron ve Batılı ülkeler, Bozkurtlarla uğraşacaklarına ve provokasyonlar peşinde koşacaklarına ASALA terör örgütünün, PKK’nın, sözde uygar Batı’nın gözü önünde, diplomatlarımıza, vatandaşlarımıza yapılan katliamların hesabını vermelidir. Türkiye, PKK, PYD, YPG, DAEŞ ve masumları katleden tüm terör örgütlerine karşı sahada en etkili mücadeleyi veren ülkedir. Türkiye, terörle mücadeleyi ve teröre karşı alınacak tavrı, başkentlerinin en gözde meskenlerinde teröristlere ofisler açan, bu örgütleri fonlayan Fransa’dan ve diğer bazı ülkelerden öğrenecek değildir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

17.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Hakkâri ili Derecik ilçesinde yapılan saldırıyı kınadıklarına, İzmir ilinde meydana gelen depremde Bayraklı ilçesinde adliyeye yakın avukatlık bürolarının etkilendiğine, vatandaşların hak arama konusunda mağduriyet yaşamasına engel olmak için en azından deprem anından itibaren bir ay süreyle yasal sürelerin durdurulması için acil yasal düzenleme yapılması gerektiğine, AKP’nin tarım politikaları neticesinde tarım üretiminin durduğuna, çiftçilerin borç yükü altında ezildiğine, Şerali Dereli’nin ölümü olayının kapatılmaya çalışıldığına, cezasızlık politikasının bu tür olayları teşvik ettiğine, Parlamentonun tetiği çekeni de çektireni de ortaya çıkarmakla ve yaşam hakkı ihlallerine “Dur.” demekle mükellef olduğuna ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, dün Hakkâri’nin Derecik ilçesinde yapılan saldırıda Selim Gündüz, Zeki Ölmez ve Mehmet Reşat Keskin yaşamını yitirdi. Çok üzgünüz, saldırıyı kınıyoruz; ailelerine, yakınlarına ve tüm sevdiklerine başsağlığı dileyerek üzüntülerimizi paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, çok acil gündemler var, umarım zaman vereceksiniz. Bir tanesi depremle ilgili: İzmir’de depremden dolayı Bayraklı ilçesinde, adliye civarında 800’ün üzerinde avukatlık bürosunun etkilendiğini, kullanılamaz hâle geldiğini biliyoruz. Açıkçası, iki gündür iktidar partisi sözcülerine de görüşülmekte olan torba yasaya, bu konuyla ilgili bir ek madde düzenlenmesi gerektiğini defaaten ifade ettik. En son, Türkiye Barolar Birliği de dâhil birçok yerden sayısız talep yazısı geldi. HSK, avukatların mazeretli sayılmasına dair bir tavsiye kararı almış ama bu mazeretli sayılma hak düşürücü süreleri temin etmeye yaramıyor. Hukukta hak düşürücü süreler ve zaman aşımı sürelerinin kaybolması demek, hak arama hürriyetinin yok olması demek; vatandaşların çok büyük mağduriyet yaşaması anlamına geliyor. Özellikle, yurttaşların hak arama özgürlüğünün önündeki engel olarak görülecek olan bu depremden zararın engellenmesi amacıyla, en azından deprem anından itibaren bir ay süreyle yasal sürelerin durdurulması için acilen yasama faaliyetinin rol alması gerekiyor. Biz, bu konuda hazırız, taslağımız da hazır. Bütün partilere bu konuda birlikte bir kanun çıkarma teklifimizi iletiyorum.

Sayın Başkan, ekonomi tabii ki temel gündem bugün, vergi politikalarını değerlendirmek istiyorum. Tarımsal üretim bitiriliyor hakikaten ve çiftçiler batmaya devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yurt dışından alımı artırmak amacıyla yağlık ayçiçeği tohumunda gümrük vergisi sıfırlandı. Mercimekte yüzde 19,3 olan gümrük vergisi yıl sonuna kadar yüzde 9’a düşürüldü. En son, Cumhurbaşkanı ek kararıyla mercimekteki yüzde 19,3 gümrük vergisinin 1 Ocak 2021’e kadar yüzde 9 olarak uygulanmasına karar verildi. Yağlık ayçiçeği tohumunda yüzde 3 artı 10 euro yani 100 kilogram net olan gümrük vergisi ve Toplu Konut Fonu da 1 Temmuz 2021’e kadar sıfırlandı.

Özetle şunu demeye çalışıyorum: AKP’nin tarım politikaları neticesinde tarım üretimi durdu, çiftçiler borç yükü altında eziliyor, buğday ambarı denen Türkiye’nin de geldiği hâl çok vahim bir durumda. Memleketin toprağını tohuma, sofrasını ekmeğe, tenceresini tuza, yağa muhtaç eden bir politika var, iktidar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ekonomik kriz maalesef, iktidar ve çevresi vesaireler hariç herkes tarafından iliklerine kadar hissediliyor.

Evet, Şerali Dereli -dün de burada tartışma konusu oldu- 29 Ekim tarihinde evine birkaç metre mesafede atıyla birlikte öldürüldü. Kim öldürdü? Asker kurşunuyla öldürüldü ve olayda incelemeye giden yakınları darbedildiler ve “Sizin bu köyü başınıza yıkacağız.” sözleriyle tehdit edildiler ve “Türklüğün gücünü size göstereceğiz.” diye tehdit edildiklerine dair bugün de medyada çok yaygın bir haber var, kendileriyle de görüştü arkadaşlarımız. Şimdi, oradaki komutan açıkça şunu söylemiş: “Türk’ün gücünü göreceksiniz.” Bu konuda oldubitti şeklinde, kapatın şeklinde bir söylemle bir cinayeti kapatmaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hakikaten “Türk’ün gücü.” denilen, resmî üniformalıların sivilleri katletmesi midir? Bu konu artık o kadar sistematik bir hâle geldi ki insanlar her gün yaşamlarından oluyor. Van’da insanları linç ettiren, helikopterden atan, Şerali Dereli’yi katledenler sınır ticareti yapan 22 yaşındaki İran Kürtlerinden Misleh Kasimi’yi de aynı şekilde öldürdüler. Bu saldırılar tesadüf değildir, istisnai saldırılar değildir; bunlar vahşettir, cinayettir ve katliamdır. Kürtlerin öldürülmelerine, katledilmelerine yönelik cezasızlık politikası bu cinayetleri teşvik etmektedir. Bu saldırılar aynı zamanda Kürdistan coğrafyasını insansızlaştırma girişimleridir. Zaten süreklileşmiş operasyonlardan ve zorunlu göçten dolayı Kürt kentlerinin kırsal alanları neredeyse tamamen boşaltılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Son dönemde köydeki tarlalarında, bahçelerinde çalışan yaşlı insanlara yönelik gerçekleşen bu vahşi cinayetler Kürtleri korkutmaya ve göç ettirmeye yönelik bir politika olarak hayata geçmektedir ve maalesef AKP ve MHP koalisyonunun Kürt düşmanı politikaları burada da yürürlüğünü sürdürmektedir. Bu Parlamento, tetiği çekeni de çektireni de ortaya çıkarmak ve yaşam hakkı ihlallerine, işkenceye “Dur.” demekle mükelleftir. Şerali Dereli cinayetini burada aydınlatalım, failler kimse yargı önüne çıksın, hesabını versin ki yeni cinayetlerin yolu açılmasın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP olarak 5 Kasım 2006 tarihinde vefat eden eski Başbakan Bülent Ecevit’e mezarı başında özlem ve minnetlerini ifade ettiklerine, Gezi olayları sırasında Hatay ilinin Armutlu Mahallesi’nde polis müdahalesinde yaşamını yitiren Ahmet Atakan’ın ölümüyle ilgili olarak Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 7 polisin soruşturulması talebinin Hatay Valiliği tarafından reddedildiğine, ülkede bir cezasızlık kültürünün hâkim olduğu konusuna Parlamentonun dikkatini çektiğine, Harun Başkutlu adlı vatandaşın Kars ili Digor ilçesinde Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesinde taşeron işçiyken kadroya geçiş sürecinde yaşadığı mağduriyeti ülkede yaşanan benzer durumlara örnek teşkil etmesi bakımından Parlamentonun gündemine getirdiklerine, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinin depremde ağır hasar aldığını yöneticilerin dikkatine sunmak istediklerine, sosyal medya düzenlemesinin sorunlu olduğuna, Meclisin kanun çıkarma makinesi ve iradesini teslim eden bir yasama meclisi görüntüsünde olmasının doğru olmadığına, bu konuda bütün grupları bilhassa gündemi belirleyen AK PARTİ ve MHP grubunu göreve davet ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 5 Kasım, bundan on dört yıl önce Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü Genel Başkanı, Başbakanımız Bülent Ecevit’i kaybettik. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi heyeti olarak mezarı başındaydık ve kendisine bir kez daha özlemimizi, minnetimizi ifade ettik.

Bülent Ecevit; siyasi kimliği, kişiliği, yaşantısıyla özellikle emekçilere, madencilere, dar gelirlilere yaptığı katkılarla, onlara sahip çıkmasıyla halkın Karaoğlan’ı olmuştu. Bülent Ecevit “Bizim iki gücümüz var; biri hak, biri halk.” diyen, toplumun her kesimini kucaklayan, alın terinden, işçiden, emekten yana mücadele etmekten vazgeçmeyen, nezaket ile siyasetteki kararlılığı birlikte götürmeyi başarmış bir liderdi; kendisini özlüyoruz, hatırası önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

Sayın Başkan, Gezi olayları sırasında Hatay’ın Armutlu Mahallesi’nde polis müdahalesi esnasında yaşamını yitiren Ahmet Atakan’ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının 7 polisin soruşturulması talebi Hatay Valiliği tarafından reddedildi. Türkiye’de bir cezasızlık kültürü hâkim ve bu cezasızlık kültürü nedeniyle çok sayıda kamu personeli hakkında soruşturmaya izin verilmemesi sorununun ele alınması gerekiyor. Aksi durum kanunsuz emirler vermeyi, bu emre uymayı ve “Bana bir şey olmaz.” öz güveniyle acılar yaşatmayı teşvik ediyor. Bu konuya Parlamentonun dikkatini çekiyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin dikkatle dinlemesi ve cumhuriyet savcılarının üzerine gitmesi gereken bir konu var: Dört aydır Kars’ın Digor’undan bir vatandaşımız arar; Harun Başkutlu, “Ben, bu sorunumu Kars’ın 2 AK PARTİ’li milletvekiline de söyledim ancak onların da ellerinden bir şey gelmedi, onlar da sorunumu çözmediler, benim sesimi duyurmadılar.” diyor ve bu sorunun kendi ismi verilerek anlatılmasını ve ifadesine başvurulmasını istiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İddiaya göre, Harun Başkutlu der ki: “Kars Digor’da Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesinde taşeron işçiyken kadroya geçiş sürecinde başıma şunlar geldi: Adalet ve Kalkınma Partisinin Digor İlçe Başkanı -ismini de Tuncer Baykiz olarak ifade ediyor- bana yardımcı olacağını ancak kendisine bir ücret ödemem gerektiğini söyledi ve bu istediği miktarı vermediğim için benim işimin olmayacağını söyledi; sınava girdim, sınavı kazandım, başarılı oldum, mülakatta elendim, elenince mahkemeye başvurdum, güvenlik soruşturması gerekçe gösterildi; mahkemeye başvurdum, mahkeme beni haklı gördü, yetkililere gittim, bana şifahi olarak ‘Adalet ve Kalkınma Partisinin İlçe Başkanı senin atanmana engel oldu, seninle ilgili olumsuz kanaatini bildirdi.’ dediler. Derdimi kimseye anlatamıyorum, beni kim duyacak?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Beni çağırsınlar, sorsunlar. Polis sorsun, savcı sorsun, eğer bu partide bir adalet varsa Adalet ve Kalkınma Partililer sorsun, derdimi anlatayım.” diyor. Bu kadar net bir örneği, Türkiye’nin dört bir yanından gelen benzer duyumlara örnek teşkil etmesi bakımından Parlamentoya ve Adalet ve Kalkınma Partisine emanet ediyoruz ancak arkasını da arayacağız.

Manisa’nın Celal Bayar Üniversitesi Hastanesinden çok sayıda arkadaşımız, hastanenin depremde ağır hasar aldığını ancak Covid ve diğer işlerin telaşıyla bu işlere bakılamadığını söylüyor. Bu konuyu, kamu yöneticilerimizin dikkatine sunmak istiyoruz.

Haklı çıktığımız bir konuyu gündeme getirmek isterim, o da şu: Burada, hep birlikte, sosyal medyayla ilgili düzenleme kanununu görüştük. Dedik ki: “Yapmayın etmeyin, makul bir kanun değil; ortak akılla üç ay çalışalım. Siz, ‘Bunu temmuz ayında, Meclis kapanmadan yapalım ki birileri Twitter’dan sinirle çıktı, mahrum kalmasın.’ diyorsunuz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Bu düzenleme sorunlu düzenleme. Kötü niyet yoksa çok büyük bir hata var ama kötü niyet ‘Bu düzenlemeye bu şirketler uymaz ve Türkiye’den çekilirler.’ şeklindeyse Türkiye’yi Çin mi yapacaksınız, Kuzey Kore mi yapacaksınız, Rusya mı yapacaksınız?” Düzenlemeyi yaptınız. Rus sosyal medya ağı VK dışında -o bir isim bildirmiş, bakın bakalım kimmiş o isim- hiçbir sosyal medya hizmet sağlayıcısı kanunda öngördüğünüz bildirimi yapmadı; Facebook, Instagram, Twitter, YouTube, Periscope, TikTok ve diğerleri. “Onar milyon ceza keseceğiz.” Tahsil kabiliyeti varsa ne âlâ ama bir sonraki tedbirde Türkiye’den çekileceklerini söylüyorlar.

Türkiye’yi tek sesliliğe sürüklemek, gençlerin tepkilerini dile getirdikleri, muhalefetin sesini duyurabildiği çok kısıtlı alanlardan biri olan sosyal medyayı karartmak, bu ayıba sürüklemek; iktidarın artık lastiğinin indiği değil, jantta gittiği değil, jantın da parçalandığı noktasına geliyor. Yapamazsınız; yaptığınız takdirde Kuzey Kore yaparsınız ki bu doğru bir iş değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen -son kez açıyorum- tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Komisyonda Ankara Milletvekili Sayın Zeynep Yıldız dedi ki: “Bundan sonra artık site kapanmayacak, habere erişim engellenecek.” O madde yürürlükte, Oda TV o günden beri hâlâ kapalı. Sayın Zeynep Yıldız tutanak altında diyor ki: “Bu düzenlememizle bütün bir siteyi değil, sorunlu haberi kapatacağız.” Oda TV niye açılmıyor? Böyle bir eşitsizlik, haksızlık olmaz.

Sayın Başkan, son sözüm -belki bir kez daha uzatmanızı isteyeceğim- Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemiyle ilgili.

Sayın Başkan, Kamu Denetçiliği Kurumu yeni başkanı seçecek, orada da sorunlu bir işleyiş var ama raporun Mecliste görüşülmesi lazım, yine görüşülmedi.

Sayın Başkan -Rabia Naz; Nadir Hastalıklar; Down Sendromu, Otizm ve Gelişim Bozukluğu Olan Çocuklar; Tıbbi ve Aromatik Bitkiler ve Bilişim Teknolojilerinin Bağımlılığının Araştırılması- hepimizin ortaklaşa kurduğu 5 komisyon, raporları oldu, aylardır raporu görüşülmüyor.

Salı günü gündeminiz çok önemli, “Denetim konuları görüşülmesin, o görüşülmesin, bu görüşülmesin…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum, son.

Bu doğru değil. Meclisin, Cumhurbaşkanı tarafından işaret edilen, bakanlar tarafından talep edilen kanunları çıkarma makinesiymiş gibi iradesini teslim eden bir yasama meclisi görüntüsünde olması doğru değil.

Varlık Fonunun raporu gelmiyor, Varlık Fonu; gününde gelmesi gerekiyordu, gelmiyor.

Merkez Bankasının, Sosyal Güvenlik Kurumunun, Sayıştayın, TÜİK’in Plan Bütçeye brifing vermesi gerekiyor, vermiyor. Siz eski Plan Bütçe Başkanısınız Sayın Başkan.

Hayvan hakları araştırma raporu… Hep birlikte yaptık, burada da konuştuk, Sayın Şentop “2020’nin ilk işi.” dedi, herkes söz veriyor, hâlâ yapılmıyor. Bunların yapılması lazım.

Güçlü Meclis sözle, sloganla, billboardla değil, çalışarak olur. Bu konuda bütün grupları ama bilhassa gündemi çoğunluk oyuyla belirleyen AK PARTİ ve MHP Gruplarını da göreve davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

19.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 Kasım 1998 tarihinde Siirt’te okumuş olduğu bir şiir nedeniyle mahkûm olduğuna ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının sona erdiğine, aynı mısraları bu vesileyle Genel Kurulda bir kez daha gündeme getirdiğine, Bayraklı ilçesindeki İzmir Adliyesi çevresindeki avukatlık bürolarının ve vatandaşların bir mağduriyetle karşılaşmaması için 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne bu yönde bir madde ihdasına yönelik çalışma başlatacaklarına, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasi tarihimiz müdahaleler, vesayet girişimleri, darbeler, baskılarla dolu ve bu ülke millî iradenin hâkimiyeti için bu çileleri, bu sıkıntıları bir bir bertaraf ederek hamdolsun bugünlere geldi. İşte, tarihteki bu çileli günlerden birini bugün idrak ediyoruz. 5 Kasım 1998’de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Siirt’te okumuş olduğu bir şiir nedeniyle maalesef vesayetçi bir yargı tarafından, Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından yargılanmış ve bu ülkede Millî Eğitim kurumlarında  tavsiye edilen kitaplar içerisinde yer alan Ziya Gökalp’in şiirini okuduğu gerekçesiyle mahkûm olmuş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sona ermiştir. İşte, o gün milletimiz kendi iradesine sahip çıkmanın ne anlama geldiğini bir kez daha görmüş ve millî irade mücadelesi çok daha büyük bir hıza kavuşmuştur. Evet, o gün Sayın Cumhurbaşkanımız medeniyet köklerimizden ilham alan, bu ülkenin Millî Mücadele yıllarında cephede bir ve beraber olmasının en güzel göstergesi olan Ziya Gökalp’in o mısralarını dile getirmişti. Ben, aynı mısraları hem bu ülkede vesayetin sonlanması, gönül coğrafyamızda terörün son bulması ve barışın egemen olması hem de bütün dünyada dünyanın 5’ten ibaret olmadığı anlayışının hâkim kılınması için bu gün vesilesiyle bir kez daha Genel Kurulda okuyorum:

“Minareler süngü, kubbeler miğfer/ Camiler kışlamız, müminler asker/ Bu ilahi ordu dinimi bekler/ Allahu Ekber, Allahu Ekber.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu günü bu şekilde idrak ettikten sonra… Tabii, bizler, özellikle İzmir’de vatandaşlarımızın yaşadığı sıkıntılara çözüm bulmak… Bayraklı Adliyesinin çevresinde avukat meslektaşlarımızın, avukatların hem bir mağduriyetle karşılaşmaması hem de vatandaşlarımızın hak düşürücü ve zaman aşımı sürelerinin sona ermesiyle bir mağduriyetle karşılaşmaması için Meclis olarak bir çalışma yapılması gereği, zarureti ortadadır. Dava açma, icra takibi başlatma, şikâyet, itiraz, ihtar, ibraz, zaman aşımı süreleri, hak düşürücü süreler, idari ve adli yargıda başvuru sürelerine ilişkin inşallah bir çalışma yaparak Mecliste görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin içerisinde yer almasını ve madde iddiasıyla bu mağduriyetlerin giderilmesini sağlayacak ve nafaka alacakları hariç olmak üzere yine, icra-iflas dairelerinde yer alan çalışmaları, bu noktadaki hak düşürücü sürelerin bir karara bağlanması noktasında çalışmayı inşallah başlatacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Son olarak, bu çok önemli, bakınız, biraz önce Sayın Grup Başkan Vekilinin belirttiği, Kürt coğrafyasını insansızlaştırma politikası ve “Kürtleri korkutmaya, göç etmeye ve yok etmeye gücünüz yetmeyecek.” ifadesinin bu kutsal Meclis çatısı altında Genel Kurula, milletimize ve barışımıza hizmet etmek için değil, maalesef Türkiye düşmanlarına bir referans olsun diye kayıtlara geçirilmesi için yapıldığı konusunda kanaatimiz, yaklaşımımız nettir. Bunu asla kabul etmiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu ülkede, bu coğrafyada Kürtleri yok etmeye çalışan, Kürtlerin, Arapların, Türklerin barış ve huzur içerisinde yaşamasına engel olan terör örgütüne laf diyemeyenler, sadece üzüntüsünü belirtenler bu coğrafyanın barışına ve huzuruna maalesef gölge düşürmekten, ihanet etmekten başka hiçbir şey yapmamaktadır; bunu ilan ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu göz ardı ederek, kayıtlara geçirerek eğer bizim gözden kaçıracağımızı zannediyorlarsa yanılıyorlar.

Bakınız, bu coğrafyada daha önce yaşanan ihanetlerin, dağılan İslam coğrafyasında, Osmanlı coğrafyasında hangi emperyalist emellere hizmet ettiğini tarih boyunca gördük. Bu coğrafyada Libya’nın, Mısır’ın, Yemen’in, Filistin’in, Suriye’nin başına gelenlerin aynını, aynı ihanetleri Türkiye’nin de başına getirmekten başka gayretlerinin olmadığını biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan, son kez açıyorum, son kez buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, bahsi geçen Şerali Dereli’nin hakkında, ne olup ne bitmiş ben de bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce, bahsi geçen bölge İran’a yaklaşık 7 kilometre mesafede bulunan, aynı zamanda PKK/KCK terör örgütü tarafından geçiş güzergâhı olarak kullanılan Akpınar köyü Goligeri mevkisi… Beraberindeki atlarla birlikte arazide karşılaşılan atlı şahıs kaçakçılık ekipleri tarafından takip edilmiş ve “Dur!” ihtarına hiçbir yanıt verilmemiş; bu noktada müdahale edilirken ilgili şahsın hayatını kaybettiği görülmüştür. Evet, ölen şahsın daha önce eroin kaçakçılığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan, 4 sefer süreyi uzattım; bakın, son kez uzatıyorum.

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Sayın Başkan, çok önemli.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bilgi vermek açısından efendim.

BAŞKAN – Bakın, sözünüzü kesmek istemiyorum Sayın Başkan ama Grup Başkan Vekilleri, hakikaten bir hakkı suistimal ediyorsunuz; yapmayın, lütfen.

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Önemli Sayın Başkan, çok önemli.

BAŞKAN – Siz müsaade edin Fatih Bey.

Tamamlayın Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet, ölen şahsın daha önce kaçakçılık, eroin kaçakçılığı, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet ve bazı diğer suçlardan dolayı hakkında soruşturma ve kovuşturmaların olduğu da yine adli makamlar nezdinde verilen bilgiler içerisinde.

Bu noktada, eğer burada yargı ve güvenlik makamlarının yapmış olduğu soruşturmaların, takibatların elbette terör örgütü üyesi olsa bile -biz öyle bakıyoruz- can taşıdıkları için ciddiyetle takip edilmesi lazım.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Niye bu dosyaları söylüyorsun?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz terör örgütü üyelerinin bile canına kastetmedik, yargı önünde hesabını soruyoruz.

İşte bu şekilde yapılan soruşturmaları kalkıp da coğrafyamızda Kürt, Arap, Türk birlikte yaşama kültürümüze “ihanet eder” yaklaşımların kabul edilmez olduğunu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisini Kürt düşmanlığıyla suçlayan ve bühtanda bulunan dil kışkırtıcı, yalan ve müfteri bir dildir; bu dili reddediyor ve kınıyorum.

Siz bu ülkenin birliğine bütünlüğüne düşman mısınız? Kürt düşmanı, PKK ve onun destekçileridir. HDP, terör örgütü PKK’nın destekçisidir. PKK on binlerce Kürt’ü katletmiştir. PKK, emperyalist emellerin uşağıdır. Siz sıkışınca Kürt’ün arkasına sinsice saklanmaya çalışmayı bırakın da terör örgütüyle bağınızı kopartın. Terör örgütüne bir tek kınamanız yok. Terör örgütü tarafından evlatları kaçırılan annelerin feryatlarına hakaretle karşılık veriyorsunuz. Çocuk yaşta dağa kaçırılan evlatları, çocukları istismar ediliyor; buna dair bir tek kınamanız yok. Ayhan Bilgen’in sesine kulak verin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

EKKAN AKÇAY (Manisa) – Altan Tanların, Ayhan Bilgenlerin sözlerine kulak verin, terör örgütüyle bağınızı kopartın. Terör örgütü ile bir partinin arasında mesafe bile olamaz; bu mesafe tamamen sıfırdır, bağının kopuk olması gerekir. Bugüne kadar da PKK terör örgütüne bir tek kınamalarına dahi tanık olmuş değiliz.

Biz, Türkiye’nin, Türk milletinin, vatanın birliğini bütünlüğünü savunuyoruz; Türkiye Cumhuriyeti de kanıyla canıyla bunun mücadelesini vermektedir, hiçbir terör örgütü mensubuna da aman verilmeyecektir.

Teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, bu demagojiyi ve ikiyüzlülüğü artık midem kaldırmıyor. Bu, yargısız katledilen bir Kürt köylüsünün katlinin aklanmasıdır; bu, katliamı aklamaktır. Atıyla birlikte öldürülen Şerali Dereli 60 yaşındaydı; öldürüldü diyorum. Bu, faili meçhulü, yargısız infazı aklamak dilidir. Aynı dille aslında “İyi ki öldürüldü.” deniliyor. Dün, burada Sayın Özkan dedi ki: “Devlet adam öldürmez.” Bugün ben üç sayfa veri getirdim, en son “kaçakçıydı” diyor. Hakkında soruşturma vardı. Canice öldürülen bir Kürt’ün, bir köylünün, bir insanın arkasından “Kaçakçılık suçu vardı.” demeye utanmıyor musunuz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu dosyalar onunla ilgili.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ayıptır, ayıp!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu dosyalar da onunla ilgili. Ne utanması!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Öldürülmüş, öldürülmüş bu insan. Öldürülen bir insanın arkasından “kaçakçıydı” demek ne demektir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sen “PKK, terör örgütü” diyemedin ya! “PKK, terör örgütü” diyemedin. “Lanet olsun PKK” diyemedin. Sözde Kürtlerin hakkını savunuyorsun!

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Lanet olsun Kürt düşmanlarına.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri, arkadaşlar; bu bir müzakere üslubu değil.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu ülkede 17 bin faili meçhul cinayet var, bu ülkede Roboski var, bu ülkede asit kuyuları var, bu ülkede dışkı yedirmeler var.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İşte, PKK’nın, o emrindeki güçlerin ifadeleri onlar. Siz o günleri istiyorsunuz, o günleri istiyorsunuz. Biz onlara döndürmeyeceğiz. O günlere geri dönüş yok! (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Binlerce bebeğin katili PKK terör örgütüdür.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz bunları söylerken onlar çıkıp “kaçakçıydı” diyor. Şerali Dereli’nin katili sizsiniz işte; bu kadar.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yargılanacaksınız, hepiniz yargılanacaksınız!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hadi bakalım!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yargılanacaksınız, hesabını vereceksiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben “köylü o ” diyorum siz “kaçakçı” diyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Haydi bakalım, ne olacak? O sizlerin güç aldığınız mihraklar bile hesap verecek Türkiye’ye.

HÜDA KAYA (İstanbul) – O çocukların hesabını vereceksiniz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Öyle kolay değil. Sizin lanet okuyamadığınız PKK’lıları yargıya çıkaracağız, yargıya. (AK PARTİ ve HDP sıralarından karşılıklı gürültüler)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Bağırmaktan başka bir şey söylemiyorsun, sadece bağırıyorsun. Kürt düşmanısın!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kürtlere en büyük ihaneti siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Dijital Mecralar Komisyonu Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimine dair bir tezkere vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Dijital Mecralar Komisyonunun Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimine dair tezkeresi (3/1386)

4/11/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dijital Mecralar Komisyonu, Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimi için 4/11/2020 Çarşamba günü saat 14.30’da toplanmış ve kullanılan 13 adet oy pusulasının tasnifi sonucu, aşağıda adları ve soy adları yazılı üyeler karşılarında gösterilen oyu alarak, İç Tüzük’ün 24’üncü maddesi uyarınca Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçilmişlerdir.

Bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                  Ayhan Altıntaş

                                                                                                                                        Ankara

                                                                                                                          Komisyon Geçici Başkanı

Başkan : Hüseyin Yayman Hatay        (12 oy)

Başkan Vekili             : Ahmet Büyükgümüş Yalova   (11 oy)

Sözcü   : Zeynep Yıldız Ankara                              (10 oy)

Kâtip                        : İbrahim Ethem Sedef Yozgat                     (11 oy)

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 5/11/2020 tarihinde, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, ülkede yaşanan grip aşısı stoku krizinin aşılabilmesi, gelecekte benzer durumların yaşanmaması için çözümler bulunması, var olan sınırlı grip aşısı stokunun en etkin şekilde vatandaşlara dağılımının tespit edilmesi ve önümüzdeki kış aylarının sağlık sistemi üzerindeki yükünün daha fazla artmaması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/11/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/11/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından “ülkemizde yaşanan grip aşısı stoku krizinin aşılabilmesi, gelecekte benzer durumların yaşanmaması için çözümler bulunması, var olan sınırlı grip aşısı stokunun en etkin şekilde vatandaşlarımıza dağılımının tespit edilmesi ve önümüzdeki kış aylarının sağlık sistemi üzerindeki yükü daha fazla artırmaması” amacıyla 5/11/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 5/11/2020 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Aylin Cesur, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. İYİ PARTİ grup önerisini arz etmek üzere huzurunuzdayım.

Bir senedir konular değişse de bu kürsüde konuştuklarımızın iki tane öznesi var; bunlardan bir tanesi yokluklar, bir tanesi de virüsler. Şimdi, ikisinden de kurtulmak için çare arıyoruz ama önümüzdeki engeli aşamıyoruz. Bu engel sizsiniz. Sizi de bizi de etkisiz eleman hâline getiren aslında sistem, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi. Önergemizde bugün iki özne birleşmiş: “Grip aşısı yokluğu.” Evet, grip aşısı yok. Nedir bu grip aşısı? Grip aşısı, enflüanzaya karşı koruyor. Enflüanza, bir virüs ve geçen hafta da söyledik, grip aşısı bugün karneye tabi olmuş; aşı olmak engelli at yarışı kazanmaktan daha zor hâle gelmiş ve skora bağlanmış.

Şimdi, enflüanza virüsü insanlığın on yıllardır beraber yaşadığı ve her yıl dünya çapında ciddi grip salgınına sebep olan bir virüs. Peki, biz neden geçen hafta da gelen bir konuyu tekrar gündeme getirdik? Çünkü çok önemli bir durumdayız, tehlike çok ciddi ve çok da farkında değilsiniz, öyle görünüyor. İnsanlık bu virüsle yaşıyor yaşamasına da küresel salgının yüzyıldır başka herhangi bir küresel salgınla aynı anda yaşandığı olmadı değerli arkadaşlar. Ekim ayı sonu itibarıyla başlayacak olan grip salgını coronavirüs salgınıyla beraber seyredecek; ülkemiz ve insanlık çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya. Üzülerek ifade etmeliyim ki bizim ve sivil toplum örgütlerinin, değerli bilim insanlarının ısrarla altını çizdiği uyarılara rağmen bu çifte salgınla baş etmek için ülkemizde gerekli önlemler alınmamış, çok ciddi eksiklerimiz var.

Dünya Sağlık Örgütü tüm aşı kılavuzlarında diyor ki “Altı aydan büyük herkes aşılansın.” 1 milyon civarında aşımız var, biraz daha fazla; oysaki en az 15 milyonun aşılanması gerekiyor. Gene çok önemli bir konuya dikkatinizi çekeceğim: Sağlık çalışanlarının tümüne aşı yapmak gerekiyor, hiç öyle bir şey gündemde değil. Ağustostan beri eczanelerde aşı listeleri yapılıyor ama bu listeler bir anda yok oldu. Grip salgın mevsimine girdik ve aşılama ancak iki haftadan sonra koruyuculuk sağlıyor; aralık ayı geliyor, biz hâlâ aile hekimi, eczane, depo sarmalında boğulup kalıyoruz.

Şimdi, Dünya Sağlık Örgütü her yıl dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 5 ila 10’u mevsimsel gribe yakalanırken enflüanzaya bağlı ölümlerin sayısını 290 bin ila 650 bin olarak bildiriyor; yani binde 1 öldürücülük oranı var. Türkiye’de de benzer bir nüfus projeksiyonu yapınca 4 milyon ila 8 milyon insanın aslında bu gribe yakalandığı ve 4 ila 8 bin civarında insanın grip kaynaklı ölümü demek bu.

Şimdi, Dünya Sağlık Örgütünün rakamlarına göre Türkiye’de 2018-2019 Temmuz ayları arasında 139 bin ve 2019-2020 Temmuz ayları arasında 147 bin tespit edilmiş enflüanza var ama o 4-8 milyon, grip olanların hastaneye başvuranları.

Şimdi, TÜİK kaynaklı bilgilerde -eğer girip de bakarsanız- yılda 140, 150 ölüm var ama enflüanza diğer rahatsızlıklarla birleşiyor ve sebebi belli değil, aslında bu rakam binlerde. Bunları neden söylüyorum şimdi, konu neden önemli? İşte turpun büyüğü heybede. Grip semptomları coronavirüse çok benziyor arkadaşlar; ateş, öksürük, hâlsizlik, eklem ağrısı gibi semptomlar yapıyor. Bu 2 hastalığı birbirinden ayırmanın yolu PCR testi yapmak ama PCR testinin de ortalama yüzde 50’sinde pozitif çıkıyor yani tespit etmek, ayırmak çok güç.

Şimdi, zaten büyük bir belayla uğraşıyorsunuz ya hani, hepimiz uğraşıyoruz. Şimdi, böyle bir bela varken başımızda yeni bir karışıklık daha olduğu zaman sistemin taşıma kabiliyeti azalacak ve çıkmaza gireceğiz. Mevzu bu, “Turpun büyüğü heybede.” dediğim de bu. Onun için ne kadar çok kişi aşılarsak ve az grip vakası olursa pandemiyle mücadeleyi çok daha iyi yapabileceğiz ki yapamadık bu zamana kadar, çok kötü yaptık. Grip salgınıyla “Covid mi?” diye korkan vatandaş hastaneye gidecek, hastaneyi gereksiz işgal edecek, oraya giden vatandaş belki de oradan Covid alarak dışarıya çıkacak. Yani tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan kısmına hiç gerek yok; biz işimize bakalım ve bunu engelleyelim değerli arkadaşlar.

Şimdi, erişkin yoğun bakım doluluk oranları şu anda yüzde 68,5. Bu hastalarla, yatak kapasitesi azalacak ve coronalı vatandaşları bile evine yollama aczine düşmüş bir sistemle karşı karşıyayken bunlar yeni ölümler demek; sizin, bizim yakınlarımızın ölmesi demek.

Grip aşısı yüzde 50 koruyor. Grip için ortalama bir “R0” değeri var, 1,28 yani her 100 hasta 128 kişiye bulaştırıyor demek bu. Bu da 1 milyon kişinin aşılanması 500 bin kişiyi ve onların da temaslı olacağı 640 bin kişiyi koruyacak demek, eğer bu kişiler hastaysa bile coronavirüs test merkezlerine başvurmayacaklar demek ve geri kalan 500 binin de 400 bini hastalığı ağır geçirmediği için başvurmayacak. Dolayısıyla, burası çok çok önemli, 1 milyon grip aşısı grip sezonu boyunca hastanelere coronavirüs şüphesiyle 1 milyon 540 bin kişinin başvurusunu engelleyecek. Bunu 15 milyona yaptığınız zaman düşünün yük ne kadar hafifleyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYLİN CESUR (Devamla) – Şimdi, hâlihazırda 150 bin civarı yıllık tespit edilen grip hastasının coronavirüs sebebiyle hastanelere gidebileceğini ve bunun yanında aşı kıtlığı nedeniyle grip salgını artarsa zaten ağır yükü olan sağlık birimlerinin üzerindeki yükü siz düşünün.

Şimdi, bakınız, vakit yok, sağlık önlemlerinin koruyucu olanları haktır falan kısmına girmeyeceğim, Refik Saydam Enstitüsünü 2011’de, Aşı Üretim Enstitüsünü 2004’de kapattığınızı geçen hafta söyledik. Şimdi, var olan sınırlı aşıyı nasıl dağıtırız, aşı kıtlığını nasıl çözeriz derhâl araştırmalıyız değerli arkadaşlar. Sizleri önergemize bir kez siyasetten uzak olarak “evet” demeye davet ediyorum, bunu halkımızın sağlığını korumak adına vatandaşlarımıza borçlusunuz diyorum, siz Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran partilerin toplum sağlığını ve vatandaşlarımızın hayatını kendi siyasi çıkarlarınızın gerisinde gördüğünüzün kanıtı olacaktır diyorum; hepinizi sağduyulu davranmaya davet ediyorum.

Ortak 5 parti önergelerinde çok iyi şeyler de yapabildik; bu, çok önemli gerçekten. Gelin, önergemize “evet” deyin, bir kere zincirlerinizi kırın, biz de bir umutlanalım millet olarak.

Teşekkürler, saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Meclis Başkan Vekilimiz “Evet.” derse bu önerge geçecek ama Meclis Başkan Vekilimiz tarafsız kalıyor sanki.

BAŞKAN – Öyle olmamı istiyor musun? Tarafsız kalıyorum, istiyorsan tarafsız olmayayım yani, o daha kolay.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tarafsız kal, tarafsız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bu önerge konusunda taraflı olun Başkanım, sağlıkla ilgili çünkü.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Sağlıkla ilgili.

BAŞKAN – Evet, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Habip Eksik…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İYİ PARTİ’nin bu önergesi üzerine biz de aslında geçen hafta aynı konuyla ilgili araştırma önergesi vermiştik ve yine bu kürsüden dile getirmiştim ama maalesef, grubu olan AKP ve MHP üyeleri oy vermeyerek reddettiler.

Ben, buradan bu işin ehemmiyetinin çok anlaşılmadığını görüyorum; onun için de bir soru sorarak başlamak istiyorum: “Kusursuz fırtına” nedir? Tıp literatüründe en çok korkulan durumlardan bir tanesi olan “kusursuz fırtına” nedir? Kusursuz fırtına, grip yani enflüanza hastalığı, artı, Covid-19 hastalığının birlikte olmasıdır ve bu gerçekten çok korkulan bir durumdur; yakalandığı zaman da büyük ihtimalle o hasta yaşamını yitirir.

Şimdi, bu soruyu sorduktan sonra da şunu sormak lazım: Peki, böyle bir durumla karşılaşmamak için Sağlık Bakanlığı ne önlem aldı? Devletimiz ne önlem aldı? Ben size şöyle söyleyeyim: Hiçbir şey. Çünkü gribe karşı bizi koruyacak en önemli şey aşıydı; maalesef bizim yani muhalefetin ve sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen Bakanlık gerekli önlemleri almadı.

Bakın, 7 Ağustos 2020’de Türk Tabipleri Birliği bir mektup yolluyor, diyor ki: “Aşılarla ilgili hazırlık yapın, stok yapın çünkü bu durum çok önemli.” Dünya Sağlık Örgütü “Altı aydan büyük herkes aşılanmalıdır.” diyor ama Sağlık Bakanlığı resmen kulağını tıkıyor. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Türk Eczacıları Birliği tarafından 1,5 milyon aşı alınabilecekken bürokratik engellere takıldı ve alınamadı. Yine, ne kadar aşı getirilebildi? 1 milyon 300 bin. Bu aşı emin olun almamız gereken aşının yirmi beşte 1’i. Oysaki kimler aşılanmalıydı? Risk grubundaki herkes aşılanmalıydı, sağlık çalışanlarının hepsi aşılanmalıydı ama Sağlık Bakanlığı her zamanki gibi neyi önceledi? “Ulusal çıkarlar” diyerek, aslında AKP’nin çıkarlarını önceledi, AKP’nin bekasını önceledi, halkın sağlığını öncelemedi. Halkın sağlığını önceleseydi, Almanya gibi 25 milyon doz aşıyı stoklardı, İngiltere gibi 37 milyon doz aşıyı stoklardı, İran gibi stok yapardı. Ama ne yaptı? Kulağını tıkadı, yine dedi ki: ”Artık, AKP’nin bekası olsun da AKP devam etsin de ne olursa olsun.”

Şimdi ben size bir diğer konuyu yani bu “kusursuz fırtına”dan koruyacak en önemli konulardan bir tanesini daha söyleyeyim: Coronavirüse karşı korunmamız için ne yaptı Sağlık Bakanlığı? Hiçbir şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bakın, şeffaf davranmadı, verileri sakladı, yanlış verileri verdi ve topluma karşı gerçekten sorumluluklarını yerine getirmedi. Bugün, maalesef işin ciddiyetinin dahi farkında olmadığını görüyoruz, 2 tane “tweet”le coronavirüs salgınını yönetebileceğini düşündüğünü görüyoruz.

Bakın, AKP’nin bekasını düşünerek değil, tıbbi deontolojik değerleri bir kenara bırakarak değil, bilim insanlarının dediklerini, önerilerini dikkate alarak bu salgından kurtulabiliriz. Grip yılda 1 milyar insanı enfekte ediyor, 650 milyon insanı komplikasyonlarına bağlı olarak kaybediyoruz. Bugün, maalesef Türkiye, büyük bir salgınla karşı karşıya; enflüanza salgını, artı, zaten coronavirüs pandemisi var; büyük bir felaketle karşı karşıyayız ama maalesef, ne iktidarınız ne de Bakanlık bu konuda bu işin ciddiyetini fark etmiş değil, eğer fark etmiş olsaydı geçen hafta verdiğimiz önergeye destek verirdi.

Teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Gamze Taşcıer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin grip aşısı stoku kriziyle ilgili verdiği öneri hakkında konuşacağım.

Öncelikle, son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; bu, bir kriz değil, organize beceriksizliğin vücut bulmuş hâli. (CHP sıralarından alkışlar) Neden bunu söylüyorum? Çünkü 2020’nin Şubat ayında salgın dünyaya yayılmışken, Çin’den tüm dünyaya yayılmaya başlamışken ilaç firması Sağlık Bakanlığına bir yazı yazıyor, diyor ki: “Bu yıl bizden ne kadar bir aşı talebiniz var?” Bekliyor, bekliyor, bekliyor; Bakanlıktan cevap yok. Bunun üzerine firma -sağ olsunlar, yine iyi niyetliler- diyor ki: “Bari geçen seneki aşı kadar getirelim, 1,5 milyon getirmiştik geçen sene, bu sene de herhâlde o kadar ihtiyaç olur.” ve 1,5 milyon doz daha getiriyorlar. Süreç içerisinde Türkiye’ye 1,5 milyon aşı -ki bunun da ne kadar olduğunu tam bilmiyoruz çünkü Sağlık Bakanlığı hiçbir sorumuza cevap vermediği için ve süreci şeffaflıktan uzak yönettiği için- geldiğini varsayıyoruz. Sonrasında Türk Eczacıları Birliği diyor ki: “Biz gerekli görüşmeleri yaptık, firmayla görüştük, 1,5 milyon daha aşı getirebiliriz.” Yazı yazıyor, on dört gün boyunca ona da cevap yok, sonrasında Devlet Malzeme Ofisine yönlendiriyor sanki kalemtıraş alacak, kâğıt alacak devlete yani buradan ben artık şunu anlıyorum: Sağlık Bakanlığı herhâlde bu aşıyı Türkiye’ye getirmek istemiyor.

Biz neden her fırsatta bunun önemli olduğunu vurguluyoruz? Çünkü grip ile Covid-19 salgınının belirtileri birbirine çok benziyor. 2 önemli sebepten dolayı önemsiyoruz: Bir, hasta grip olduğu zaman “Eyvah, Covid-19 oldum.” deyip hastanelere gidebilir ve oradaki yoğunluğu artırabilir; bir diğeri de bir kişi aynı anda her ikisine yakalandığı zaman ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bunun üzerine Dünya Sağlık Örgütünün de yayınladığı “Kimlerin öncelikli grip aşısı vurulması gerekir.” diye bir liste çıktı; bu listede de kalp hastalarının, şeker hastalarının, kanser hastalarının –az önceki konuşmacılar da belirtti- 20 ila 40 milyon kişinin aşılanması gerekiyor. Yine, gerekli uyarıları yaptık, biz uyarmaktan yorulduk ama siz kulak tıkamaktan yorulmadınız, bildiğinizi yapmaya devam etmekten yorulmadınız. Bunun üzerine dedik ki: Yaptınız bir beceriksizlik, aşıyı getiremediniz bari sistemli bir program yapın ki gerçek ihtiyaç sahipleri aşılansın. 14 Ekim’de aşı Türkiye’ye geldi, bir hafta boyunca depolarda bekletildi ki ekim ayının başından itibaren bu aşının vurulması gerekiyordu, önemli olduğunu ısrarla vurguladık. Kimlere vurulacağını belirleyemediğiniz için bir hafta boyunca o aşı depolarda bekledi. Sonra öyle bir liste hazırladınız ki âdeta aşılanmamak üzere bir liste yayınlanmıştı yani bir aşılanma takvimi çıkartılmıştı, bir programı; vatandaş eczanelere gitti… Örneğin, bana daha bugün söyleyen bir hasta var. 87 yaşında, tansiyon hastası, şeker hastası, kanser hastalığını atlatmış ve bu kişinin aşı almaya hakkı yok, aşı risk grubunda değil,

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Niye bunu yaptınız? Bunun sebebinin biz çok iyi biliyoruz. Çünkü, yaptığınız beceriksizliğin farkındasınız ama her zamanki gibi bir sorumlu, bir suçlu lazımdı. Bunun için de şunu vermekti aslında mesajınız: Biz gerekli aşıyı getirdik ama sizin kriterleriniz tutmadı. Hasta kişi eczaneye gittiğinde “Risk grubunda değilim.” buna mı sevinmeli, yoksa sayfalarca raporu olmasına rağmen bu aşıyı vurulamamasına mı üzülmeli? Yani, özetle; tüm dünyada öngörü sahibi ülkeler katbekat aşı getirtirken biz bir organize beceriksizliğin tam da ortasına düştük. Bir süreç nasıl yönetilemez, halk sağlığı nasıl riske atılır bize bunu çok iyi gösterdiniz ama korkarım ki bu beceriksiz anlayış iktidarda olduğu sürece daha çok kriz, daha çok felaket yaşarız.

Teşekkür ederim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Selim Gültekin…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Aziz milletimizi ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Hakkâri’nin Derecik ilçesinde yol çalışması yaparken terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirilen hain saldırıda hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Geçen hafta yaşanan deprem sebebiyle tüm İzmirli vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Dünyanın sayılı iyilik hareketlerinden biri olan Kızılayımız başta olmak üzere AFAD, UMKE, JAK, İtfaiye, AKUT, İHH gibi tüm STK’ler ilk andan itibaren bölgeye ulaşarak arama kurtarma çalışmalarına başlamışlardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Belediyeler de var ama.

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – Fedakârca çalışan, emeği geçen tüm ekiplerimize canıgönülden teşekkür ediyorum.

Yüz elli iki yıldır insanlığın umudu, dünyanın dört bir yanına yardım elini uzatan, kara gün dostu, dostumuz Kızılayımız aziz milletimizden aldığı güç ve destekle doğal afetten sağlık hizmetlerine, kan temininden ilk yardıma, acil hâllerde beslenme ve barınma gibi yaptığı insani yardımlar ve çalışmalarla milletimizin her zaman gurur kaynağı olmuştur. (Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

Hiçbir konuşmacıya itirazınız olmadı, dinlediniz. Hakikaten, AK PARTİ’den bir konuşmacı çıktığında itiraz ediyorsunuz; yapmayın lütfen.

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – Zaman, mekân, din, dil, ırk ayrımı gözetmeden mağdurların ve mazlumların yardım çığlığına cevap veren ülkemizin gururu Tük Kızılayı ailemizin Kızılay Haftası’nı tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar ve kolaylıklar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyadaki tüm ülkelerin grip aşısı temin süreci aynıdır; bir sonraki yılın grip aşısı bir yıl önceden sipariş edilir. Grip aşıları hiçbir zaman depolanmaz çünkü miadı vardır. Dünyadaki aşı arzı da yüzde 20 oranında artmıştır. Geçen yıllarda tüketilen aşı miktarı ülkemizde 1 milyon dozun üzerindeydi. Sağlık Bakanlığımız 2,2 milyon ruhsatlı grip aşısını temin etmiştir, inşallah, bu miktarı 3 milyon doza çıkarma durumumuz da vardır. Yani 2019’daki aşı miktarının 2,5 ila 3 katı aşı, ülkemizde aile hekimlerinin reçete etmesiyle, serbest eczaneler üzerinden, Bilim Kurulu tavsiyesine uyarak öncelikle 65 yaş üstü ve belli kronik hastalığı olan hastalarımıza yani risk grubuna göre temin edilmektedir, risk grubu da sürekli güncellenmektedir. Bugün itibarıyla da risk grubundaki vatandaşlarımızın yarısı da aşılanmıştır.

Ayrıca, ülkemizdeki tüm sağlık çalışanlarına grip aşısı da yine temin edilerek yakın zamanda aşılanmaları da sağlanacaktır. Özellikle vurgulamak istiyorum: Enfluenza yani grip aşısı bizleri direkt coronavirüsten korumamaktadır; solunum yoluyla bulaşan bu tip hastalıklardan en iyi korunma yöntemi; maske, mesafe ve temizliktir.

Değerli milletvekilleri, dünyada devam eden 125 adet Covid-19 aşı çalışması vardır, ülkemizde TÜSEB’in desteklediği 11 adet aşı çalışması mevcuttur. Bugün sevindirici haber Kayseri’den geldi, yerli ve millî olarak, Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Merkezinde (ERAGEM) yeni tip coronavirüse karşı geliştirilen, Koçak Farma’da GMP şartlarında üretimi yapılan ve Sağlık Bakanlığınca desteklenen ERUCOV-VAC inaktif aşı adayının AR-GE çalışmaları tamamlandı ve Faz 1 çalışmaları kapsamında ilk dozu bir gönüllüye uygulandı; başta ülkemiz olmak üzere tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Gültekin.

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – Seçim bölgem Niğde’mizde sağlıkta güzel işler yapıyoruz. Ek 400 yataklı modern hastanemizin inşaatı başladı, hızlıca devam ediyor. Yine, Efendibey Kentsel Dönüşüm içerisinde yapacağımız Ağız ve Diş Sağlığı Hastanemizin proje çalışmaları da devam ediyor; inşallah 2021 yılında onu da ihale ederek yapımına başlayacağız.

Cumhurbaşkanlığımızın liderliğinde 2023’e kadar Niğde’mizde yeni stadyum, Niğde Kalesi ve çevresinin dönüşümü, yeni öğretmenevi, hükûmet konağı ve konferans merkezi gibi birçok yatırımı, son on sekiz yılda olduğu gibi bu dönemde de yine AK PARTİ olarak biz gerçekleştireceğiz diyor, Genel Kurulu, aziz milletimizi ve Niğdeli hemşehrilerimizi saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Devletin vergisiyle olur, babanızın parasıyla değil ki bu; devletin vergisi. Sanki babasının parası!

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz...

Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)- Sayın Başkan, değerli meslektaşımı ve milletvekilimizi dikkatle dinledim. Şimdi, şöyle bir şey söyledi -bu kısmı çok yanlış- “1,5 milyon geldi, 1,5 milyon daha gelebilir, zaten bugün itibarıyla risk grubunun yarısı aşılandı.” Bu “Risk grubunun yarısı aşılandı.” lafı şu açıdan bilimsellikten yoksun: Bütün dünya 65 yaş üstünü risk grubu kabul ediyor, bunlar 8,5 milyon kişi, kronik hastalıklar da risk grubunda tarif ediliyor, 15 milyon kişi ama bunların büyük kısmı iç içe yani kronik hastalıkların pek çoğu 65 yaş üstü insanlarda. Türkiye’deki gerçek risk grubunu Bilim Kurulu 18 milyon kişi olarak ilan etti zaten. Bugünkü sorun, Türkiye’de sadece 1,5 milyon aşı olunca, ister istemez, en riskli 1,5 milyonu aramak üzere Sağlık Bakanlığı yeni bir kriter geliştirdi ama kriter rakamla sınırlı. Yani sayın hatibimizin dediği gibi, 87 yaşında üç hastalığı olan teyzeye bile 1,5 milyon 4’üncü kişiyse “Risk grubunda değilsin.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, bakın, Sayın Taşcıer’in konuşmasını hiç kimse söz alıp düzeltmedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çünkü yanlış bir şey söylemedi.

BAŞKAN – Müsaade edin.

Ne bir sataşma var ne şu var ne bu var, hiçbir şey yok. Yani bir milletvekili çıkıyor, burada bir görüş ortaya koyuyor, hemen cevabını vermek… Yani böyle bir usulle, bu şekilde Meclisi çalıştırmak mümkün değil ki.

Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, yanlış bilgilendirmenin önüne geçmek için söz almak şart.

BAŞKAN – Olur mu Sayın Türkkan? Sıranız geldiğinde, sizin konuşmacınız çıktığında gerekeni söylersiniz ama böyle, her bir konuşmanın arkasından cevap vermek gibi bir usul yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kamuoyunun yanlış bilgilenmesinin önüne geçmek gibi bir vazifemiz var, o yüzden buradayız.

BAŞKAN – Kim biliyor Sayın Özel’in doğru bilgi verdiğini o zaman? Böyle bir şey var mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çıksınlar söylesinler, çıkıp konuşsunlar efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir: İlk kez bütün hafta boyunca bir konuşmacının sözü üstüne… İki: Konuşmacımdan sonra konuşmak isteseler konuşurlardı ama yalanlanacak ya da düzeltilecek bir şey söylemedi. Üç: Sizin bir Plan ve Bütçeci olarak katkılarınız nasıl çok değerliyse ve başvuruyorsak ben de bu işte, bu meslek örgütünün en tepesinde görev yapmış, bu koltuğu borçlu olduğum deneyimimle pozitif bir katkı sağlamaya çalışıyorum.

Şunu söylemem gerekir ki “Risk grubunun yarısı aşılandı.” demek yanlış. Bir matematiksel zaruretten risk grubu üretemezsiniz, bizim 18 milyon riskimiz var. 1,5 milyon aşı vardı, 1,5 milyon daha gelebilirdi, Türk Eczacıları Birliği Hollanda’yla yazıştı, bürokratik oligarşiye takıldı, 4 kurum birbirine pasladı, bunu Sağlık Bakanı da biliyor; 1,5 milyon aşı Türkiye yerine İran’a gitti. O yüzden, belki 1,5 milyon 4’üncü olan 87 yaşında üç kronik hastalığı olan teyze yerine İran’daki bir başka teyze aşılanıyor. Bu da “organize beceriksizlik” denilen işin ta kendisidir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 5/11/2020 tarihinde, Isparta Milletvekili Aylin Cesur ve 19 milletvekili tarafından, ülkede yaşanan grip aşısı stoku krizinin aşılabilmesi, gelecekte benzer durumların yaşanmaması için çözümler bulunması, var olan sınırlı grip aşısı stokunun en etkin şekilde vatandaşlara dağılımının tespit edilmesi ve önümüzdeki kış aylarının sağlık sistemi üzerindeki yükünün daha fazla artmaması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 5/11/2020 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy ve arkadaşları tarafından, sınır politikalarının sebep olduğu krizlerin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/11/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/11/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

5 Kasım 2020 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Hişyar Özsoy ve arkadaşları tarafından verilen 9657 grup numaralı, sınır politikalarının sebep olduğu krizlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 5/11/2020 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Hişyar Özsoy.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle 2013,2014,2015 yıllarında, özellikle Türkiye-Suriye sınırı boyunca Türkiye ile IŞİD arasındaki ilişkilerin araştırılmasına yönelik bir komisyon kurulmasına dair teklifimiz söz konusu. Konunun detaylarına birazdan gireceğim ama ondan önce baştan hemen şunu söyleyeyim: Kıymetli arkadaşlar, biz ne zaman bu meseleyi konuşursak iktidar sıralarından bize sürekli “Ya, savaşı biz mi başlattık?” diyorlar. Doğrudur, Suriye savaşını Türkiye başlatmadı, gerçekten başlatmadı. Savaş başladı fakat Suriye savaşının bu hâle gelmesinde Hükûmetin politikalarının önemli bir katkısı oldu yani siyasi, toplumsal çatışmaların militarize edilmesi, askerî müdahalelerin yapılması, milisleşmenin orada teşvik edilmesi ve Suriye’de faal olan, neredeyse bizim “çete terör yapısı” dediğimiz bütün gruplarla bir şekilde ilişkilendi Türkiye.

Şimdi, şöyle ilginç bir durum var, birazdan detaylarını sizinle paylaşacağım.

Şimdi, kıymetli arkadaşlar, hatırlayacaksınız, bunlar basınla da aleni bir şekilde paylaşıldı, hepiniz biliyorsunuz, dönem dönem biz bunları konuşmuştuk. Türkiye’nin IŞİD’le bir sınır ticareti vardı. Bu, Bakanlığın resmî kayıtlarında var, TÜİK’in resmî kayıtlarında var. Sınır kapıları DAİŞ’in elindeyken Türkiye’yle sınır ticareti var ama ne zaman ki o sınır kapıları Suriye Demokratik Güçleri’nin eline geçiyor, bıçak gibi kesiliyor; bunu biliyoruz.

İkincisi, IŞİD ile Türkiye arasında ciddi bir kaçak petrol ticaretinin olduğuna dair birçok belgeyi uluslararası basına sızdırdılar.

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Yalan söylüyorsunuz, baştan sona yalan konuşuyorsunuz.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sen yalan söylüyorsun.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Önemli değil ya, terbiye bu kadar Vekilim. Boş verin siz, boş verin.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Hakikaten, seviyesine inemeyeceğim.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Kıymetli arkadaşlar, bu ikinci bir tartışmaydı.

Başka bir tartışma, ölen DAİŞ militanlarının üzerinden çıkan pasaportlarda Türkiye’den giriş yaptıklarına dair damga var. İsterseniz belgelerini gösterebilirim, bunlar belgeli, fotolu vesair. Biz, bakın, zaten bunlar iddiaysa araştırılması için komisyon kurulmasını istiyoruz, çok bir şey istemiyoruz ki bütün bunları, bu iddiaları teyit edelim; belki de yanlış. Yanlışsa da çıkarız, özür dileriz “Bunlar yanlıştır.” deriz, çok mesele değil.

Kıymetli arkadaşlar, şimdi, uzun bir dönem yani bu, şu anlama gelmiyor… Aslında Türkiye, DAİŞ’i hem Esad’a karşı hem de orada bir Kürt oluşumun -kendi ifadeleri- olmaması için etkili bir araç olarak kullanma yoluna gitti. Ne oldu sonra? DAİŞ bir müddet sonra tükendi, Kürtler orada direndiler, uluslararası koalisyon müdahil oldu fakat şimdi Türkiye’nin daha da tuhaf bir ilişkisi söz konusu. Şu an kiminle? Heyet Tahrir el-Şam’la.

Kıymetli arkadaşlarım, lütfen bu kısmı biraz dikkatli dinleyin, size bir harita göstereceğim… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bir harita göstereceğim size ya, heyecanlanmayın, bir sakin olun, bir müsaade edin.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Burası neresi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bir dinleyin ya!

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Bak, ne oluyor? Haa, bağır… Ne?

 “…”(x) diyorlar buna değil mi yani “…”(x) (HDP sıralarından alkışlar)

Şimdi, kıymetli arkadaşlar, bakın, burada bir harita var; bu haritada ne var, size göstereyim. Bakın, herkes baksın, şu haritada şu yeşil olan bölge “Özgür Suriye Ordusu” dediğiniz yapı; bakın, şu kırmızı olan bölge Esad’ın güçleri; şu mavi gördüğünüz noktalar var ya, burası İdlib. İdlib’de kim var? Heyet Tahrir el-Şam var, Kurtuluş Hükûmeti değil mi? Türkiye resmî olarak Heyet Tahrir el-Şam’ı terör örgütü olarak ilan etmiştir, resmî olarak ilan etmiş; tamam mı? Fakat Türkiye ve desteklediği güçler, bakın, şu mavi bölgeler var ya; bakın, bütün İdlib’i koruma kalkanına almışlar, görüyorsunuz burada. Tamam mı? Heyet Tahrir el-Şam şu an Türkiye’nin korumasında arkadaşlar. Sadece korumasında değil, başka bir şey de var; Amerika oraya Sezar yasaları çerçevesinde ambargo koyduğu zaman Heyet Tahrir el-Şam Türk lirasını kullanmaya başladı maaş ödemelerinde vesaire.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – PKK’yı kim koruyor?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Biz şunu söylüyoruz kıymetli arkadaşlar, şunu diyoruz: Bakın, Türkiye, Suriye savaşına girdiği için Orta Doğu’daki diplomatik, ekonomik, ideolojik, kültürel, demografik, toplumsal gücünü; bütün gücünü tüketti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Şu an elinde askerî gücü ve desteklediği birtakım milis yapılar, paramiliter güçler filan var; bunun üzerinden sahada kalmaya çalışıyor.

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Yok öyle bir şey ya, kahraman Türk ordusu her türlü yeter; bütün terör örgütlerine gücü yeter, siz merak etmeyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Amigoluk size mi kaldı? Ne oluyor ya!

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Arkadaşlar, gerçekten maşallah… Yani diyecek kelime bulamıyorum, gerçekten diyecek kelime bulamıyorum. Siz bu kafayla devam edin kıymetli arkadaşlar!

Biz şunu söylüyoruz: O kadar, boğazınıza kadar batmışsınız ki bu çete, bu yapılara…

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Siz kendinize bakın.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Sırf iki şey, bir: Esad’a karşı çok agresif, hırslı politikalar. İki: Kürt, anasını görmesin. Kürt’ü DAİŞ’e ve Heyet Tahrir el-Şam’a tercih eden mantığınızı kınıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Veli Ağbaba…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerimin başında bir gerçeği ve Malatya’da katledilen gençlere olan borcumu ödemek adına bir gerçeği huzurlarınızda ifade etmek istiyorum: Türkiye'de IŞİD’in büyümesinde, gelişmesinde, arka arkaya katliam yapmasında en büyük etken, hiç kuşkusuz, dönemin iktidarıdır yani AKP’dir değerli arkadaşlar. Sadece Esad’ı devirmek uğruna dünyadaki bütün teröristleri Suriye’ye sokmak için sınır kapılarımızı kalbura çevirenler, IŞİD’li teröristlerin tedavisi için ambulans görevlendirenler ve o IŞİD’li teröristlerin Suriye’de savaşıp gelip Adıyaman’da veya Türkiye'nin farklı yerlerinde tedavi olmasına ya da dinlenmesine göz yuman AKP’dir, AKP iktidarıdır.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – IŞİD’e en büyük darbeyi vuran Türkiye Cumhuriyeti’dir; Türk Silahlı Kuvvetleri vurdu. IŞİD’e en büyük darbeyi…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Zorunuza gitse de bunları yüzünüze vuracağız, vurmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

IŞİD’e AKP ne zaman terörist demiştir ya da IŞİD’i ne zaman terör örgütü olarak ilan etmiştir? Amerika’ya Erdoğan gittiğinde Obama “Terör örgütü o.” deyince söylemiştir.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Siz, karanlık ilişkilerinizi gölgelemek için yapıyorsunuz bunu, kendi karanlık ilişkilerinizi gölgelemek için yapıyorsunuz, bundan başka bir şey değil.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Suruç’ta “barış” diyen gençlerin, Ankara’nın göbeğinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin yatak odasında 10 Ekimde “barış” diyen gençlerin katledilmesinde, Reina katliamında, bir düğünde katledilen insanların sorumlusu bugün bana laf atanlardır. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye'de öldürülen her insanın kanında o dönemin iktidarı vardır; sizin parmağınız vardır.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – IŞİD’le en büyük mücadeleyi Türk Silahlı Kuvvetleri yaptı.

VELİ AĞBABA (Devamla) – 5 sendikacının Meclisin önünde basın açıklamasına izin vermeyen siyasi iktidar, IŞİD’in katliamlarına göz yummuştur, görmezden gelmiştir, izlemiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Gaziantep’ten mola vere vere, çay içe içe gelip Ankara’nın göbeğinde katliam yapanları görmeyenler bugün bana laf atamazlar. O katliamın sorumlusu AKP’dir. O dönem bir rapor yayınladık, Adıyaman raporu, Suruç katliamını anlatan bir rapor. Raporda 22 IŞİD militanının ismi var, 17’nci isim Yunus Emre Alagöz. Kim o? Ankara’nın göbeğinde kendini katleden, bu topraklarda gelmiş geçmiş en büyük barbar örgüt IŞİD’in militanı. Kime söylemişiz? Size söylemişiz. Dolayısıyla, bu katliamların sorumlusu sizsiziniz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, bir ülkenin yatak odasına giriliyor. Neresi? Ankara’nın göbeği. Dış kapısı kırılıyor. Neresi? Atatürk Havalimanı. Şimdi bir uyarıyı buradan yapmak istiyorum. Cübbeli uyarıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Teşekkürler.

Değerli arkadaşlar, en son, geçtiğimiz günlerde Fransa İçişleri Bakanlığı bu Selefi derneği kapattı. Göç İdaresi de “tweet” atıyor, “Konuşalım.” diyor. Bakın, değerli arkadaşlar, yarın Türkiye’de bir katliam olursa, burada örneği var, bunun da sorumlusu sizsiniz.

Sözlerimi ÖSO’yla bitireyim. Cumhurbaşkanı -bu vatana, millete, Kuvayimilliye’ye, Atatürk’e borcum- diyor ki: “Bizim Kurtuluş Savaşı’mızdaki Kuvayimilliye güçleri gibi bir oluşumdur.” Kime? ÖSO’ya.

Değerli arkadaşlar, emperyalist işgal altında canına, malına, namusuna katledilen Anadolu ve Rumeli halklarının direnişi, şahlanışı ve kurtuluş iradesi vardı, o Kuvayimilliye’dir. ÖSO ise Suriye üzerinde hesap yapan emperyalist güçlerin vekâlet savaşının taraflarından biridir. ÖSO, İŞİD’in artığıdır. ÖSO, geçmişte eli kanlı terör örgütlerinin oluşturduğu bir oluşumdur. Kuvayımilliye’ye benzetmek hiç kimsenin haddi değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu topraklarda doğmuş ve o makamlara gelmiş bir insanın da haddi değildir.

Teşekkür ederim.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Vekilim, öyle yazıp vermişler eline.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sana verirler, sen yazılanları okursun.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Öyle yazıp vermişler eline.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen yazılanları okursun.

Sizler emirle bıyık bırakıp emirle bıyık kesersiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Atay Uslu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Hatipleri dinledim, neresini düzelteceğim, bilemiyorum.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Kendini düzelt, kendini.

ATAY USLU (Devamla) – Onun için hiçbir yeri düzeltmeden doğruları anlatayım en baştan.

En başta, net şunu ifade edeyim: DEAŞ, PKK, PYD, YPG, El Nusra, DHKP-C, ne derseniz deyin, bunların hepsi terör örgütüdür. Bunların arasında ayrım yapan vatana ihanet içindedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, DEAŞ terör örgütü, vekâlet savaşının devam ettiği bugünlerde dünyayı dinler üzerinden kutuplaştırmayı hedef alan kirli bir aklın ürünüdür. Maalesef, İslam adına savaşan bir görüntü ve algı oluşturulmak isteniyor. Bugün verilen önergede “IŞİD” terimi kullanılıyor; “IŞİD” değil, “DEAŞ”tır. DEAŞ terör örgütünün ismi “İslam”la yan yana getirilemez, getiriliyorsa yanlıştır.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Gerçeği neyse onu söyleyin.

ATAY USLU (Devamla) – İslam karşıtlığının, İslam düşmanlığının körüklenmeye çalışıldığı bu dönemde doğru terimleri kullanalım. Kültür endüstrisinin medeniyet ve din üzerinden oluşturmaya çalıştığı bilinçli nefret dili tuzağından uzak durun, terörün dilinin kurbanı olmayın. Onun için, bir kere, önergedeki dil yanlıştır, “IŞİD” değil “DEAŞ”tır.

Şunu da ifade edeyim: Türkiye’nin DEAŞ’la ilgili mücadelesi üç dakikaya sığmaz, İçişleri Bakanlığının web sayfasına girerseniz DEAŞ’la Mücadele Raporu’nu görürsünüz; İngilizcesi var, Türkçesi var, 300 sayfa. 2013’ten beri ne yapmışız, hepsi tek tek var. Evet, Türkiye 30 Eylülde DEAŞ’ı terör örgütü olarak ilan ediyor. 2014’te Niğde ve Bayburt Ağır Ceza Mahkemelerinde alınan kararla DEAŞ terör örgütü olarak yargı kararlarına giriyor. DEAŞ bir terör örgütüdür. Türkiye’nin mücadelesi devam ediyor; onunla iltisaklı onlarca dernek kapatılmıştır, onunla iltisaklı kişiler sınır dışı edilmiştir. Bakın, Türkiye bugüne kadar 102 ülkeden 8 bin kişiyi sınır dışı etti, 150 ülkeden 100 bin kişiye giriş yasağı koydu; bunların hepsi yabancı terör savaşçısıdır, hepsi teröristtir. Türkiye’nin mücadelesi sınırımızda, içeride, transit geçişte devam ediyor, bunun bilinmesi gerekiyor.

Bakın, bu tür terör savaşçıları daha kendi ülkelerinden uçaklara bindiği andan itibaren “kabul edilemez yolcu” olarak bir şekilde üzerlerine şerh düşülüyor ve Türkiye’ye kabul edilmiyor. Bu konuda etkin mücadelemiz devam ediyor. Evet, sizin sıkıntınız, tabii, biz sınır ötesinde de mücadele ediyoruz. Sınır ötesinde PKK’yla da, PYD’yle de, YPG’yle de mücadele ediyoruz, sizin sıkıntınız bu. DEAŞ’la da mücadele ediyoruz, ettik ve o bölgeleri güvenli hâle getirdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Getirdik, bakın, 400 bin Suriyeli kardeşimiz kendi ülkesine döndü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ATAY USLU (Devamla) – Suriye’den, evet, Esad zulmünden, terör zulmünden, PKK zulmünden kaçıp Türkiye’ye gelen sığınmacılar var. Neden PKK’dan, PYD’den kaçanlardan bahsetmiyorsunuz, bahsedemiyorsunuz? Diyoruz, bakın, hepsi örgütü, bunların bilinmesi gerekiyor.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

ATAY USLU (Devamla) – Biz finansıyla da mücadele ediyoruz. Bakın, size kritik bir bilgi vereyim, kritik bir bilgi vereyim, burayı iyi dinleyin. En son, Avusturya’da bir terör saldırısı oldu. Türkiye o yabancı terör savaşçısını 10 Ocak 2019 tarihinde bir yabancı terör savaşçısı olarak tescil etti ve kendi ülkesine gönderdi. Avusturya’ya dedi ki “Bu teröristtir, bunun yargılamasını yapın.”

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, hatip kürsüde.

ATAY USLU (Devamla) – Avusturya Hükûmeti kendi vatandaşıyla ilgili işlem yapmadı ve Viyana’daki sonuç ortaya çıktı.

Türkiye’nin mücadelesi devam ediyor arkadaşlar. Türkiye uluslararası koalisyona da destek veriyor, sahada da mücadele ediyor. Oradaki otorite boşluğu DEAŞ, PKK gibi terör örgütlerini ortaya çıkardı ama biz, son terörist yok oluncaya kadar hem sınırımızın içinde hem sınırımızın dışında terör örgütleriyle mücadele edeceğiz.

Şurada, tabii, önergede sığınma hakkından ve sınır politikalarından da bahsediliyor. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Göç ve Uyum Alt Komisyonu var, orada bu konuların tamamını görüşüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun, devam edin.

ATAY USLU (Devamla) – Dolayısıyla, burada yeni bir Meclis araştırması açılmasına gerek yok. Siz, İçişleri Bakanlığının o yayınladığı rapora bakın, Türkiye’nin DEAŞ’la mücadelesini net bir şekilde görürsünüz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Meclisin açılmasına da gerek yok o zaman.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, hatibimize…

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Aslında sataşmadan söz istiyoruz, iki dakika.

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Sizin derdiniz şudur, şudur…” diye epeyce laf söyledi.

BAŞKAN – O sataşma sayılmaz ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Sizin derdiniz PYD’yle, YPG’yle, bilmem şununla, şiddetle savaşmamızdır.” dedi. Olur mu?

BAŞKAN – Pardon, ne dedi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Sizin derdiniz bizim terör örgütleriyle savaşmamızdır.” dedi. Bizim derdimiz nedir, onu anlatalım.

BAŞKAN – Sayın Özsoy, buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un, Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıymetli arkadaşlar, ben daha önce de bu kürsüde söyledim: Ağzımızı açtığımız her noktada oturup terörist yaftasını yapıştırarak sadece tartışmanın önünü kapatırsınız, başka da hiçbir şey yapamazsınız.

Gerçekler çok inatçıdır, zamanı geldiği zaman çıkar. Bakın, sadece bir iki tane örnek vereyim, yakın zamanda oldu, başımıza geldi, herkese. Daha önce de burada söyledim: Bağdadi, DAİŞ’in lideri, Türkiye’nin istihbaratının ve desteklediği güçlerin kontrolü altında olduğu bir bölgeyi Amerika Türkiye’ye haber vermeden gelip vurdu, gitti. Bakın, mesela, 23 Ekimde Amerika İdlib bölgesinde yine Türkiye’ye haber vermeden gelip bombalayıp gitti, biliyorsunuz.

Rusya, 78 kişinin eğitim kampını vurdu; Feylak el-Şam, Türkiye’nin desteklediği bir gruptur, Özgür Suriye Ordusu denilen yapının içerisinde. Ya, şunu söylüyoruz: Gerçekten hiç düşünmüyor musunuz? Bakın, Libya’ya giden insanlar var, milisler. Bunlar tartışılıyor, bunlar siz “Tartışılmasın.” deseniz de bütün uluslararası kamuoyunda, medyada, Avrupa Konseyinde, Avrupa Birliğinde, her tarafta tartışılıyor. Başınızı kuma gömmeyin, siz “Yok.” dediniz diye bunlar yok olmuyorlar. Ortada bir devlet, devlet dışı dünya kadar suçun içerisine giriyor, bizim iddiamız budur. Bu gruplar yarın öbür gün başınıza çok büyük bela olacak, bizim de olacak, herkesin başına bela olacak. Peşaver yapmışsınız Suriye sınırının dibini, bunun sorumluluğu sizdedir. Bunu söylediğimiz zaman dönüp “Efendim, siz teröristsiniz.” derseniz ancak kendinizi kandırırsınız.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Siz orada terör koridoru oluşturmuyor musunuz? Orada oldubittiye izin vermiyoruz.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Fakat Orta Doğu’daki güç dengesi değiştiği zaman “Aha Kobani düştü.” diyorlardı, aha Trump düştü, düşecek; hele ondan sonra bakın ne olacak? Biz şunu söylüyoruz…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Terör devleti kurdurtmayacağız, sen merak etme.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – …bir an önce aklınızı başınıza alın. Sadece AK PARTİ siz değil, koca bir ülke çok büyük bir töhmet altında da kalıyor, bilginize, değerlendirmenize.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatip kürsüden AK PARTİ Grubunu hedef alarak “Âdeta IŞİD’le birlikte hareket ediyor.” iddiasıyla ithamda bulunmuştur.

BAŞKAN – Sataşmadan iki dakika süre veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatibin kürsüden, uluslararası basın organlarının bu tür iddiaları ileri sürdüğünden bahisle, gerçekte olmayan, Türkiye’nin uluslararası hukuk nezdindeki itibarını âdeta negatife çevirmek için bilinçli bir propagandanın esiri olduğunu biz buradan görüyoruz.

Bakınız, her şeyden önce, uluslararası basın kuruluşları denilen yani PKK’ya, PYD’ye, YPG’ye, DEAŞ’a silahları gönderen lobilerle beraber hareket eden çevreler, bölgemizde Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Türkmenlerin barış içerisinde yaşamasına âdeta sancı vererek sürekli silah lobilerini destekleyen çevreler acaba bu ülkenin uluslararası görünümüne hizmet etmek için yayın yapıyor olabilirler mi? Elbette hayır. Bugün burada kürsüye çıkıp konuşanlar, acaba Suriye’de Türkiye’yi hedef alan, birilerinin sırtını dayadığı PKK, YPG, DEAŞ ilişkisiyle ilgili herhangi bir şey söylediler mi? Acaba Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı, Barış Pınarı Harekâtlarıyla silahlı güçlerimiz orada barış operasyonları yaparken, terörü bulunduğu merkezlerde ezerken PKK terör örgütü, YPG terör örgütü DEAŞ militanlarını saldı mı, salmadı mı Türkiye’ye karşı? Ve IŞİD’in kullandığı silahlar ile, PKK’nın kullandığı silahlar aynı mı, değil mi? Yine, IŞİD içinde PKK’ya silah gönderen başka ülkelerin, maalesef, orada terör örgütü üyeleri var mı, yok mu? Yani biraz önce Atay Bey’in ifade ettiği gibi, PKK’sı, PYD’si, YPG’si, DEAŞ’ı, DHKP-C’si terör örgütleri aynı merkezden kuklacı başlarıyla yönetilmektedir. Mücadelemizde onun için bütün terör örgütleridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sadece iki dakika.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Cümlemi tamamlıyorum.

Biraz önce diyor ki “DEAŞ sizin de başınıza bela olacak, bizim de başımıza bela olacak.” Ne demek? “Siz” “biz” derken, siz farklı çevrelerden mi yönetiliyorsunuz? Bunu mu ifade etmek istiyorsunuz? (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 5/11/2020 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy ve arkadaşları tarafından, sınır politikalarının sebep olduğu krizlerin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Erkan Akçay…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, sataşıyorlar, sataşıyor.

BAŞKAN - Müsaade edin, konuşmaları bitireyim, size söz veririm. Sayın Akçay’ı davet ettim. Grup önerisi üzerinde siyasi partilerin konuşmalarını tamamlıyorum.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sonradan karar verdiğim için.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yo, genelde konuşmuyorlar da o yüzden şaşırdım sadece.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Tabii, konuşup konuşmamak kendi takdirimizde. İstediğimiz zaman konuşuruz, istediğimiz zaman konuşmayız. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, 2011 Tunus’ta başlayan Arap Baharı Orta Doğu’yu kaos ortamına çevirmiştir; Mısır, Libya, Suriye, Lübnan başta olmak üzere bölgedeki birçok ülkeyi etkisi altına almıştır. Meydana gelen sokak olayları, protestolar bu ülkelerde siyasal değişim ve dönüşümlere yol açmış, geride bıraktığımız dokuz senede ülkemizi de yakından ilgilendiren durumlar meydana gelmiştir. 2000’lerin başında renkli devrimlerle sahnelenmeye çalışılan emperyal senaryonun adı 2011’e gelindiğinde “Arap Baharı” olmuş ve etkilerini uzun yıllar göreceğimiz kaotik bir manzara oluşturmuştur.

Halkına bomba yağdıran devlet başkanlarından tutun da cuntacı askerî yönetimlerin iktidara getirdiği, Türkiye'ye komşu bir kısım devletler, Orta Doğu’yu ve bilhassa ülkemizin sınır boylarını terör bataklığına çevirmiştir. Bu terör bataklığında bazı terör örgütleri kabuk değiştirmeye çalışmış, yöntem ve strateji üretmenin ve değiştirmenin hevesinde olmuştur. PKK terör örgütünün adı “YPG” olmuş, “PYD” olmuş; El Kaide mitoz bölünmeyle, 2014 yılında, “DAEŞ” denilen bir canavara dönüşmüştür.

Bazı gerçeklerin izaha ihtiyacı yoktur. Türkiye, adı ne olursa olsun, hangi kılığa girerse girsin, terör örgütleriyle mücadelede en önde gelen ülkedir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye, terörle mücadeleye dün başlamamıştır ki bugün koyun postundaki çakalları görmesin! (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Otuz seneyi aşkın süredir terörle mücadele eden Türkiye, taşeron terör örgütlerinin, onları finanse eden emperyal odakların, bölgede at izini it izine karıştıran vekâlet savaşlarının dün olduğu gibi bugün de farkındadır. Türkiye, sınır güvenliğini sağlamak, DAEŞ’in ve bekasına tehdit unsuru oluşturan tüm terör örgütlerinin kökünü kazımak için içeride ve dışarıda gereken mücadeleyi vermiş ve vermeye devam etmektedir.

Türkiye, 29 Mart 2017 Fırat Kalkanı, 24 Mart 2018 Zeytin Dalı, 17 Ekim 2019 Barış Pınarı Harekâtı ve son olarak 15 Haziran 2020 tarihinde başlatılan Pençe Operasyonlarıyla DAEŞ ve PKK/YPG’yle proaktif bir mücadele yürütmüştür; bölgede barışı ve huzuru tesis etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Türkiye, bu operasyonlarla sadece sınırlarının güvenliğini sağlamakla kalmamış, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde, bölge insanlarının yardımına hiçbir ayrım yapmadan elini uzatmıştır. Türkiye emperyal odaklar ve onların taşeronları tarafından defalarca bölgedeki kaosun içine çekilmeye çalışılmıştır. 6-8 Ekim 2014 tarihinde PKK elebaşları öncülüğünde başlatılan sokak eylemleri bunun ilk ayağıdır. İnsani çağrı kisvesi altında, devlet binaları yakılmış, 36’dan fazla ilde yapılan şiddet eylemlerinde kırk beş vatandaşımız hayatını kaybetmiş, çok sayıda vatandaşımız yaralanmıştır. Şiddetin gerekçesi DAEŞ’e karşı Türkiye'nin kayıtsızlığı iddiasıdır, lakin bu, kara propagandadan öteye geçmeyen, temelsiz bir suçlamadır.

Türkiye, sınır ötesi operasyonların yanı sıra sınırlarımızın içerisinde düzenlenen 4.536 operasyonda 4.517 DAEŞ militanını tutuklamış, 4 bin DAEŞ militanını enterne etmiş, yani, etkisiz hâle getirmiş, yani öldürmüş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, terör meselesi bugün ulus aşırı bir mesele hâlindedir. Türkiye terörle mücadeleyi dünyada en etkili şekilde yürütmektedir. Batılı ülkeler bu meselede üç maymunu oynamayı bırakmalıdırlar.

2 Kasım 2020’de Viyana’da gerçekleşen DAEŞ saldırısının faili -ki bir Avusturya vatandaşıdır- 2018 yılında Türkiye tarafından tutuklanmış ve 2019 yılında da Avusturya’ya teslim edilmiştir. Ne hikmetse Avusturya kendi vatandaşı olan bu zanlıyı serbest bırakmış ve 2 Kasımda Viyana’da gerçekleşen saldırıda dört kişi hayatını kaybetmiştir.

ABD ve Fransa’nın Suriye’nin kuzeyinde, Ermenistan Karabağ’da PKK’lıları ve diğer terör örgütlerini taşeron olarak kullandığı alenen bilinen bir gerçektir. Vaziyet gayet açık, yapılması gereken de bellidir. Batılı ülkeler terör örgütleriyle göbek bağını acilen kesmeli ve Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki kararlı ve haklı duruşunu desteklemelidir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, Sayın Özkan konuşmasında sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Açalım mikrofonu duyamıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben hatibimize söz isteyeceğim, sataşmada bulundu. “Türkiye düşmanı uluslararası basının propagandasına esir olmuşsunuz.” dedi, sataşmadan söz istiyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Arkasındayım sözlerimin.

BAŞKAN – Sayın Özsoy, buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında HDP grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Kıymetli arkadaşlar, Sayın Özkan; ben dedim ki: DAEŞ’in ileride size de bize de zararı olur. Siz “Siz kimsiniz, biz kimiz?” dediniz. Biz HDP’yiz, beş yıldır her türlü vahşetle yok etmeye çalıştığınız bir siyasi partiyiz; beş yıldır da sizi eleştiriyoruz. Dolayısıyla biz ve siz aynı değiliz, tabii ki aramızda önemli bir siyasal fark var, onun altını çizeyim.

Ben şu kürsüde şu ana kadar demagoji yapmadım arkadaşlar. Yalnız, ukalalık gibi de almayın, diskur, retorik nedir ben gayet iyi bilirim, demagojinin de âlâsını yaparım ama yapmamamın sebebi, şu Meclisi ve bu hazırunu hâlâ ciddiye almamdır. Bence siz de kendinizi ciddiye alın, demagoji yapmayalım.

Kıymetli arkadaşlar, çok net özetliyorum. Türkiye Suriye’deki Kürtler dışında herkesle partner olmuştur. Biz bunun yanlış olduğunu söylüyoruz. 6-7 Ekim olaylarından üç gün önce Salih Müslim Ankara’da, burada bu Hükûmetin misafiriydi, görüşmeler yapılıyordu. Kürtlere iki şey dediler: 1) Esad’a karşı savaşın. 2) Kürtlere ne olacağına ileride Suriye halkı karar versin. Bu konuda anlaşamayınca film koptu.

Şu DAEŞ’le mücadele meselesi… Kıymetli arkadaşlar, bakın, ben HDP’nin dış ilişkilerinden sorumluyum, beş yıldır bu görevi yürütüyorum, tabii, uluslararası alanı takip ediyorum, işim bu benim. Amerika Türkiye'ye yalvardı, yalvardı, Obama yalvardı “Sınırlarınızı kapatın, DAEŞ geçmesin.” diye. Hatta Türkiye'ye yalvardı, dedi ki: “DAEŞ’e karşı siz savaşın.” Umudunu kestiği noktada Kobani’de başlamak üzere Kürtlerle askerî bir ittifakı kurdular.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – DAEŞ’i kurduran Obama’nın ta kendisi.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Yani DAEŞ’le mücadeleyi Türkiye yapmadığı için Amerika Kürtlerle askerî ittifak kurdu.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hişyar Bey, nasıl yapmadı?

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Zamanında yapmadı. Yani bunlar delilli, belgeli, bunlar konuşulmuş arkadaşlar, paylaşılmış.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hayır, kaç tanesini öldürdüğümüzü bilmiyor musun?

BAŞKAN – Arkadaşlar…

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Peki, tamam, ben bu Genel Kurala saygımdan dolayı burada susuyorum, yerime geçiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Kaç tane DEAŞ’lıyı Türk Silahlı Kuvvetleri öldürdü?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bir dinlemeyi öğrenin ya!

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 5/11/2020 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy ve arkadaşları tarafından, sınır politikalarının sebep olduğu krizlerin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Demirbağ, ben sizden hakikaten “Maskenizi indirmeden bağırın.” diye rica etmekten yoruldum, siz maskeyi indirmekten yorulmadınız.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan, Elâzığ depremi sonrası yapılan yardımlarda yaşanan aksaklıkların araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/3094) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/11/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/11/2020 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan, Elâzığ depremi sonrası yapılan yardımlarda yaşanan aksaklıkların araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/3094) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 5/11/2020 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Bakın değerli arkadaşlar “Konuşan, damlacıkları 7 kat daha uzağa atıyor, 7 metre daha uzağa atıyor. Konuşan arkadaşların dahi mutlaka bizim sıhhatimiz için maskeyi takması gerekir.” diye bir Sayın Milletvekilimiz ricada bulunuyor. Yani artık takdir sizin çünkü ben daha fazla uğraşamayacağım.

Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Gürsel Erol. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Benden önce konuşulan önergeyle ilgili de bir yorum, değerlendirme yapmak isterim. Ben yaklaşık beş yıldır milletvekiliyim, genelde Parlamentonun her günkü gündemine mutlaka FETÖ geliyor, mutlaka PKK geliyor. Şunu ifade etmek isterim: Ben Cumhuriyet Halk Partisinin bölge milletvekiliyim. PKK’ya karşı Tunceli’de yürüyüş yapmış bir milletvekiliyim. PKK da terör örgütüdür, PYD de terör örgütüdür, IŞİD de terör örgütüdür, FETÖ de terör örgütüdür; yalnızca terör örgütü değildir, alçak terör örgütleridir ve bunlarla masaya oturan da, bunlarla görüşen de, bunlarla ilişkisi olan da vatan hainidir. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu konuyu önce bir tespit etmek lazım.

İzmir’deki depremden kaynaklı İzmir’de yaşamını yitiren bütün İzmirlilere başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifa diliyorum. Aslında, bugünkü konuşmayı bir benzetme üzerine kurgulatmak istemezdim ama devlet, bizim Anadolu tabirimizle, 82 milyon yurttaşımızın babasıdır yani vatandaşın başına bir şey geldiği zaman tanımlama ve yorumlama “devlet baba” mantığıdır ve devlet de yurttaşları arasında adil olmak zorundadır. Devlet, yurttaşları bir sorunla karşı karşıya kaldığı zaman adaleti, anayasal eşitlik, yurttaşlık hakkını tanımlayarak hizmeti götürmeli ve sorunları çözmelidir.

Bundan kısa bir süre önce, 2020 yılının 24 Ocak gecesi Elâzığ’da bir deprem oldu. Ben, deprem sonrası süreçle ilgili devletin yaptıklarını, Hükûmetin yaptıklarını, siyasi partilerin katkılarını -parti ayrımı yapmaksızın- belediye başkanlarının, sivil toplum örgütlerinin katkılarını bu kürsüde teşekkür ederek söyledim. Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ettim. Sayın Hükûmet üyelerimize teşekkür ettim. Başta Sayın Genel Başkanım olmak üzere, bütün partilerin genel başkanlarına teşekkür ettim. Parti ayrımı yapmaksızın bütün siyasi partilerin belediyelerine teşekkür ettim. Niye? Çünkü deprem bir siyasi konu değildir. Bir bölgede bir deprem yaşanmışsa devlet olarak, yurttaş olarak, siyasi düşüncemizi, şapkamızı bir tarafa bırakarak vatandaşın mağduriyetlerini nasıl gideririz diye hepimizin orada olması lazım ve hepimiz oradaydık. İzmir’de de oradaydık, Giresun’da da oradaydık yani devlet olarak, devleti oluşturan Hükûmet, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, 82 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı; hepimizin kalbi Elâzığ için attı, Giresun için attı, İzmir için attı. Doğrusu budur ama Giresun’la, İzmir’le Elâzığ’ı bir kıyaslamak isterim. Şu anda, yalnızca Elâzığ Milletvekili olarak değil, sahipsiz bir kentin sorunlu yurttaşlarının dertli bir milletvekili olarak karşınızdayım. Çünkü depremi yalnızca depremden sonraki kriz yönetimi olarak düşünmeyin.

Yani depremle ilgili süreci üç ana başlıkta toplamak lazım. Bir, depremin yaratacağı zararların engellenmesiyle ilgili alınacak tedbirler; bu teknik bir konu. İki, depremin yaşandığı süreçten itibaren kriz yönetimi, yani depremin olduğu kentte kaosu engelleyecek önlemler: Vatandaşların iaşe talepleri, ulaşım, yerleşim, barınma talepleri. Üç, afet yönetimi, o ne? O da depremden sonra vatandaşın mülkiyet haklarının korunması. Ne yazık ki Elâzığ’da bu mülkiyet haklarının korunmasıyla ilgili sorun var.

Bakın, Giresun’da sel baskını oldu, oradaki esnafa 50 bin lira karşılıksız kredi verildi, doğru mudur? Evet, son derece doğrudur. İzmir’de deprem oldu, İzmir’deki esnafa 50 bin lira karşılıksız hibe para verildi, doğru mudur? Evet, son derece doğrudur. Ama Elâzığ’da verilmedi, Elâzığ’da kredi olarak verildi, 2.500 lirası hibe olarak verildi. Elâzığ’da mülkiyet sorunlarıyla ilgili büyük problemler var. Benim sizden ricam şu: İzmir’deki depremle ilgili, depremi yaratan etkenlerin araştırılmasıyla ilgili ana başlık olarak dün burada bir komisyon kuruldu. Bu önemli bir komisyon, ama o yalnızca deprem sürecinin bir ayağı, diğer ayağı da 7269’a göre umumi hayata müessir afet ilan edildikten sonra yapılacak devlet-kamu hizmetleriyle ilgili sürecin planlanması.

Elâzığ’a bir komisyon kurulmalı çünkü deprem oldu, kriz doğru yönetildi; afet süreci yönetimiyle ilgili aksaklıklar var, problemler var. Vatandaş çaresiz, hâlâ konteynerlerde yaşıyorlar ve bu kış konteynerlerde geçecek. Hâlâ yapılmayan evler var, hâlâ mülkiyet sorunu var, hâlâ tapu sorunu var. Var, var, var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Elinizi vicdanınıza koyun, bir komisyon belirleyin, bir komisyon kurun ve bu komisyona buradan, muhalefet partilerinden hiç kimseyi almayın. AK PARTİ’nin üyeleri olsun, çünkü siz de insansınız, sizin de vicdanınız var, gelip orada mağduriyeti gördüğünüz zaman görmemezlikten gelemezsiniz. Ama bu Parlamentoda bu talebi görmemezlikten gelmeyin. Gelin Elâzığ’da o vatandaşın taleplerini, sorunlarını, beklentilerini, mağduriyetlerini, hak gasbını görün ve ona göre dün Mecliste kurulan komisyonla her iki komisyonun raporu birleştirilerek yeni mevzuatlara, yeni kanun değişikliklerine ihtiyaç var. 7269 no.lu 1959 yılında çıkan kanun yetersiz, talepleri çözmeyen bir kanun.

Bu konuda bütün Parlamentomuzun desteğini bekler, hepinize saygılar sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sürayya Sadi Bilgiç’in, konuşurken damlacıkların 7 metreye kadar gittiğine ve milletvekillerinin konuşurken de maske takması gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Vekilimiz Ali Şeker Bey'in uyarılarını dikkate almanızda fayda var. Onun da bir tıbbi gerçeklik olduğu anlaşılıyor, kendisi doktor. Konuşma esnasında damlacıkların yedi metreye kadar gittiğini söylüyor. Takdir sizlerin. Stenograf arkadaşlar daha büyük tehdit altında bilhassa en solda oturanlar.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan, Elâzığ depremi sonrası yapılan yardımlarda yaşanan aksaklıkların araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/3094) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Dursun Ataş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; yapılan yardımlarda yaşanan sıkıntıların araştırılması hakkında CHP’nin grup önerisi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Ekranları başında bizleri takip eden vatandaşlarımızı ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce İzmir depreminde hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz son bir yılda Elâzığ ve İzmir olmak üzere iki büyük deprem yaşamıştır. Ne yazık ki Elâzığ depreminde 41 vatandaşımızı, İzmir depreminde de 114 vatandaşımızı kaybettik. Türkiye’nin deprem kuşağında olması ve her zaman depremlere hazırlıklı olmamız gerekirken, ne yazık ki bu kadar kayıp yaşamamız depremlerde yeteri kadar önlem almadığımızı ve bu konuda başarısız olduğumuzu göstermektedir. Deprem bir doğal afet olarak engellenebilir değildir ancak alınacak önlemlerle can ve mal kaybının en aza indirilmesi mümkündür. Elâzığ ve İzmir’de meydana gelen depremler göstermektedir ki iktidar depremler konusunda hiçbir önlem almamaktadır. 2020 yılında, dünyada 6,5 şiddetinin üzerinde 22 adet deprem meydana gelmiş, sadece 3 tanesinde can kaybı yaşanmış ve toplamda 168 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu depremlerden Elâzığ ve İzmir’de olmak üzere 2 tanesi Türkiye’de yaşanmış, dünyada hayatını kaybeden 168 kişiden 155’inin bizim vatandaşımız olması iktidarın deprem konusundaki başarısızlığını göstermektedir. Bilindiği üzere, deprem öldürmez, ihmal öldürür. İktidarın gözünde vatandaşlarımızın canı bu kadar mı ucuzdur?

Değerli milletvekilleri, iktidar, deprem vergisi olarak yıllardır toplanan özel iletişim vergilerinin nereye harcandığını soranları deprem üzerinden siyaset yapmakla suçlamaktadır. 2003 yılı ile bu yılın eylül ayı arasında özel iletişim vergisi tam tamına toplam 35 milyar dolara ulaşmış. Vatandaştan toplanan bu 35 milyar dolarla milyonlarca konut depreme dayanaklı hâle getirilebilirdi, belki de yüzlerce insanın hayatı kurtarılabilirdi ama bunun yerine, iktidar, on sekiz yılda İmar Kanunu’nu 22 kere değiştirmeyi tercih etmiş, “imar barışı” adı altında para toplamak için depreme dayanaksız yapılara ruhsat vermiş, kentsel dönüşümün projelerini rant uğruna heba etmiştir.

Değerli milletvekilleri, Elâzığ için toplanan paralar da ayrı bir muamma içindedir. Elâzığlılar bu paraların kendilerine ulaştırılmadığını söylemektedir. AKP iktidarı döneminde kamuda şeffaflık maalesef ki tamamen kaybolmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – İktidar, Elâzığ için toplanan paraların nereye gittiği konusunda, tıpkı 15 Temmuz bağışları gibi, maalesef ki tatmin edici bir açıklama yapamamaktadır. Hâlen konteyner kentlerde yaşayan vatandaşlara çare bulamamış, ağır hasarlı pek çok ev konusunda mağduriyetleri giderememiş, sonuç olarak on ay geçmesine rağmen Elâzığ depreminde oluşan yaralar hâlâ sarılamamıştır.

Bu nedenle, İYİ PARTİ Grubu olarak CHP’nin önerisine “evet” oyu vereceğimizi bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Erdal Aydemir…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERDAL AYDEMİR (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir’de son yaşanan depremden sonra maalesef ki ülkemizin gündemine, bütün vatandaşlarımızın, özellikle de şu anda yürütme organını oluşturan MHP ve AKP iktidarının, afetlere ve depremlere yönelik almış oldukları tedbirler “Deprem öncesi, deprem yaşandığı an ve deprem sonrasında yapılması gerekenler nelerdir?” diye bir kez daha girdi. Ben, birinci derece deprem hattı üzerinde bulunan bir ilin -Bingöl ilinin- vekili sıfatıyla karşınızdayım.

Arkadaşlar, Doğu Anadolu fay hattı, Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinde başlayan; devamında Palu, Sivrice, Elâzığ, Malatya, Maraş üzerinden Hatay’da son bulan bir deprem fay hattı. Maalesef ki şanssızlığımız da şu: Bingöl ilimiz tam bu fay hattının üzerinde kurulan bir kent. Bundan dolayı biraz önceki hatipler, özellikle önerge sahibi hatip arkadaşımız muazzam bir tablo çizdi. Biz, depremin ikinci gününde Sivrice’deydik. Maalesef ki burada belirtilenler orada yaşanmadı, deprem esnasında yapılan bütün yardımlar Sivrice’de şu anda esnaflık yapan fırın esnafının -ismi şu an hafızamda değil, kendisi hâlâ orada yaşıyor- gelen yardımların, bir kamyon yardımın deprem gecesi AKP Sivrice İlçe Başkanının evinin önüne çekildiği ve burada AKP’lilere yakın, yandaş ve yöneticilerine dağıtıldığı hususuyla ilgili bir belirlemesi tarafımıza iletildi.

SERMİN BALIK (Elâzığ) – Doğruyu söyleyin, doğruyu.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Varsa elinizde belge gösterin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, neden itiraz ediyorsunuz, neyine itiraz ediyorsunuz?

SERMİN BALIK (Elâzığ) – Benim şehrim orası, kimse iftira atamaz.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Yine Sivrice merkezde bulunan Merkez Camisi 2007’de çok büyük hasar görmesine rağmen, ağır hasarlı olmasına rağmen “İbadete açılabilir” raporuyla hizmete devam etmiş; o saatte, deprem saatinde, deprem olduğu saatte o camide cami cemaatinin namaz kılmaması büyük bir şanstı arkadaşlar. Caminin bütün taşıyıcı ana kolonlarının hepsi göbek yapmıştı, hepsi kırılmış, tuzla buz olmuş bir durumdaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Yine, arkadaşlar, özellikle bu konuda Türkiye’nin otorite olarak kabul etmiş olduğu deprem uzmanı Profesör Doktor Naci Görür, özellikle Elâzığ depremi olmadan önce yaklaşık bir buçuk ay, iki ay öncesinde âdeta bütün konuşmalarında İzmir depreminin olabileceğini gündemleştirdi. Maalesef ki önceden alınması gereken tedbirler iktidar tarafından alınamadı.

Şimdi, yine deprem bölgesinde üretilecek olan konutların, yapıların, binaların -adına ne derseniz deyin- mutlak suretle denetime tabii olması gerektiği hususu önceden alınması gereken tedbirler arasında sayılmıştır. Yine, bu konuyla ilgili belediyelerin İmar Yasası, Afet Yasası, yine, Yapı Denetimi Yasası mutlak suretle bunların bir koordinasyon içerisinde çalışır bir şekle getirilip düzenlenmesine ihtiyaç vardır; bu bir zarurettir, zaruret ötesidir. Eğer deprem öncesi bu tedbirler alınmazsa bundan sonra olacak depremlerde de maalesef ki ölümler, can kayıpları yaşanmaya devam edecektir.

Saygıyla hepinizi selamlıyorum.

Bingöl depremiyle ilgili konuşmalarımı da saklı tutuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Sermin Balık… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SERMİN BALIK (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce İzmir’de yaşanan depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, milletimize de başsağlığı diliyorum.

Elâzığ depreminde, depremin olduğu ilk andan itibaren tüm olanakları Elâzığ için seferber eden, daha yirmi dört saat geçmeden hemen ilimizi teşrif eden, her türlü direktifi veren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da ilim adına çok teşekkür ediyorum. Depremin ardından, Çevre ve Şehircilik Bakanımız Sayın Murat Kurum ve İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu başkanlığında her mahallemizde koordinasyon birimleri oluşturuldu. İlk önceliğimiz, vatandaşlarımızı daha güvenli ve sıcak bir ortama ulaştırmaktı. Bunun için ilk kurulan çadırların arkasından, daha yirmi günü bulmadan oluşturduğumuz konteyner kentlerde insanlarımızı misafir ettik; şu gün de 1.734 aile hâlâ konteyner kentlerimizde misafirimizdir. Depremin ardından 37 can kaybımızla birlikte her kaybımızın, her ailemizin yanında olmaya gayret ettik. Onlara maddi, manevi her türlü desteği vermek, sosyal destek vermek koşuluyla her ailemizin yanında olmaya gayret ettik. Eşyalarıyla birlikte evi yıkılan ailelerimize ev eşyalarını alabilmek için 30 bin TL nakdî yardım -324 aileye- yapılmıştır. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza 11 bin TL taşınma ve kira yardımı yapılmıştır. Toplam 19 bin 770 aileye bugüne kadar 94 milyon TL yalnızca kira yardımı yapılmıştır. Yine evini taşımak isteyip maddi durumu, maddi olanakları olmayan ailelerimizin Jandarma evlerini ücretsiz taşımış, bunları yine ücretsiz olarak tuttuğumuz depolarda hâlâ muhafaza etmektedirler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ne büyük lütuf yapmışsınız ya!

SERMİN BALIK (Devamla) – TOKİ tarafından ilimizde 19.918 yeni bina, yeni ev planlanmaktadır. Bunların 2.544 tanesi bugün itibarıyla çevre düzenlemesinin de bitmesiyle birlikte teslim aşamasındadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Elâzığ’ı yakın zamanda teşrifleriyle birlikte bunlar ailelerimize teslim edilecektir. Bununla birlikte en çok kaybımızın olduğu Dilek ve Petek sitelerinde 179 ev ailelerimize teslim edilmiştir. Bir yıl içerisinde de 20 bine yakın konutun tamamlanması öngörülmektedir. Elbette ki Elazığ depreminde yapılanlarla ilgili konuşulacak çok şey var ancak vaktimiz hiç şüphesiz ki kısıtlı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

SERMİN BALIK (Devamla) – Devlet gerçekten babalığını göstermiş, devlet baba her türlü imkânıyla milletinin yanında olmuştur.

Kıymetli milletvekilleri, ülkemizin pek çok şehrinin deprem bölgesi olması sebebiyle Elazığ ve İzmir’de de yaşanan son depremlerin ardından geçtiğimiz gün itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan grupların ortak önergesiyle bir yeni araştırma komisyonu kurulmuştur. Depreme karşı alınacak tedbirlerin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan bu komisyon hiç şüphesiz ki Elâzığ depremini ve İzmir depremini de en ince ayrıntılarıyla araştıracak ve gerekli raporları sunacaktır. Bununla birlikte biz dün olduğu gibi bugün de yarın da milletimizin yanında olmaya devam edecek, her türlü mağduriyeti gidermek için de halkımızın yanında olacağız.

Ben buradan bir yanlışı da düzeltmek istiyorum: Elâzığ depreminde her bir vatandaşa, her bir ferde eşit oranda ilgi gösterilmiş, eşit oranda yardım gönderilmiş ve her bir vatandaşın mağduriyeti eşit oranda giderilmeye gayret edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Balık.

SERMİN BALIK (Devamla) - Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza….

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – İşlemi başlattım ama.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Vekil konuşuyordu…

BAŞKAN - Biliyorum ama oylamayı yapıp ara vereceğim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yapma Başkan!

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Vekil, Sivrice’ye girebilir misin?

SERMİN BALIK (Elâzığ) – Doğruyu söyleyin, hiç yakışmıyor. Ben o gece Sivrice’deydim. Benim şehrim üzerinden siyaset yapma.

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade eder misiniz, duyamıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, birincisi şu: Ben kürsüde bir sayın hatip konuşurken -elektronik olarak kapanmış olabilir- kalkıp yoklama istemeyi ya da sizin işlem başlatacağınızı düşünmem, düşünemem. Siz dönüp de “Şimdi öneriyi…” dediğinizde ben haberdar oluyorum yaptığınıza ve kalkıyorum. Yoklamaya başlamak demek süre vermeniz demek. Onu ifade etmediğiniz için -cümlenin başındasınız- haberdar olup, kalkıyoruz. Belki bir sataşma olacak veya…

BAŞKAN – Peki, yapacağım yoklamayı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederiz.

BAŞKAN - Sayın Özel, Sayın Taşcıer, Sayın Sancar, Sayın Tüzün, Sayın Köksal, Sayın Özdemir, Sayın Köksal, Sayın Özdemir, Sayın Zeybek, Sayın Erol, Sayın Kılınç, Sayın Bülbül, Sayın Bingöl, Sayın Biçer Karaca, Sayın Hancıoğlu, Sayın Gürer, Sayın İlhan, Sayın Keven, Sayın Kaplan, Sayın Gökçel, Sayın Kayışoğlu, Sayın Adıgüzel.

Yoklama işlemi için üç dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan, Elâzığ depremi sonrası yapılan yardımlarda yaşanan aksaklıkların araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/3094) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2020 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve Aydın Milletvekili Bekir Kuvvet Erim ile 46 Milletvekilinin İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve Aydın Milletvekili Bekir Kuvvet Erim ile 46 Milletvekilinin İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3147) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 239) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 11’inci maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

11’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Madde 11- 4447 sayılı Kanunun geçici 26 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrasına “altı aya kadar uzatmaya” ifadesinden sonra gelmek üzere “ve 31/12/2020 tarihini 30/6/2021 tarihine kadar uzatmaya” ibaresi ilave edilmiştir.

 

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                Kamil Okyay Sındır                                        Fikret Şahin                                      Ömer Fethi Gürer

                                           İzmir                                                      Balıkesir                                                      Niğde

                                                                                                         Cavit Arı

                                                                                                          Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ömer Fethi Gürer’in.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin getirdiği bu kanun teklifi işçilerin emekliliğe erişimini zorlaştıran, kıdem tazminatını sınırlayan düzenlemeler içermektedir. 25 yaş altında ve 50 yaş üzerindeki işçilerin belirli süreli sözleşmelerle mağdur edilmesinin yolu açılmaktadır, iş güvencesine darbe vurulmaktadır. 10 milyon kişiyi ilgilendiren bu kanun teklifi ne yazık ki 3 konfederasyonla da görüşmeden, işçilerin, emekçilerin bu konuyla ilgili değerlendirmesi alınmadan milletvekilleri tarafından Meclis gündemine getirilmiştir. Esasında, bu kanun teklifi mutlaka çekilmelidir; yapılan işlem emek gasbıdır, hak gasbıdır, emekçi düşmanlığıdır. Ülkemizde bugüne kadar kazanılmış olan işçi hakları Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde tek tek budanmaktadır. 2006 yılında emeklilikte yaş 65’e kademeli olarak çıkarılırken aylık bağlama oranıyla da emekli maaşlarının aşağı doğru düşmesinin yolu açılmıştır. Daha sonra, çıkarılan iş güvenliğiyle ilgili düzenleme ne yazık ki sürekli ertelenerek uygulanmamış, Türkiye Avrupa’da iş cinayetlerinde ilk sırada yer alan ülke durumuna getirilmiştir. İşçilerin sorunlarına çözüm üretmek yerine onların haklarını gasbeden düzenlemelerin bu Meclisten geçmesini açıkçası içime sindiremiyorum.

Milletvekili arkadaşlara söyleyeceklerim var: Gelin, asgari ücreti vergi dışı bırakalım. Pandemi döneminde evine ekmek götüremeyecek kadar mağdur olan kesimlerin sorunlarını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapalım. İşsizliğin ortadan kaldırılması için yapılacak düzenlemelere gelin destek verelim.

Değerli arkadaşlar, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyeti giderilsin diye kanun teklifleri verdik, reddettiniz. Bunların düzenlemesini getirip bu mağduriyeti ortadan kaldırma yerine şimdi de yaşa takılan emekliye prim nedeniyle “Hiç emekli olmadan öl.” diyorsunuz. Böyle bir haksızlığı, adaletsizliği içinize nasıl sindiriyorsunuz?

Bu milletvekili arkadaşlarımız, vermiş oldukları bu önergelerle kanun teklifi gerçekleşirse ah alacaklar. Yani kul hakkını gasbetmenin ne âlemi var; kazanılmış bir hak. İşçilerin haklarını ortadan kaldırıp sonra da “Ekonomi şahlanıyor, işler iyi gidiyor.” diye masal anlatmayı kimseye inandıramazsınız.

“Çırak ve stajyerlerin yaşlılık sigortası işe başladığı gün başlasın.” dedik, kanun teklifi verdik, reddettiniz. Bu kez onların emekli olmasının önünü de kesiyorsunuz. Aylık bağlama oranıyla, işçilerin yaşadığı mağduriyetleri gelin birlikte ortadan kaldıralım.

“Taşeron yasası” diye bir ucube düzenleme yaptınız, kararname çıkardınız. Bu kararnamede “Asıl işi yapan tüm işçilere kadro vereceğiz.” dediniz ancak belediyede çalışanları, belediye şirketlerine aldınız; iki yıldır bunların haklarını vermeden orada çalıştırıyorsunuz, asıl işi yapmalarına rağmen asıl kadroyu vermiyorsunuz. Karayollarında, Demiryollarında, PTT’de çalışan, bakanlıkta olan binlerce işçi ne yazık ki taşeron firmalarda kaldı, haklarını vermediniz. Keza, bugün için taşeron firmada çalışan ile KİT’tekilerin de hakları verilmedi. Her yıl Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlanıyor, “KİT’te çalışanların, taşeron firmada olanların kadroları verilsin.” deniliyor ancak ne yazık ki uygulamada bu da gerçekleşmedi. Üniversiteli işçilerin beş yıldır özlük haklarıyla ilgili yapılması gereken düzenleme gerçekleştirilmedi.

Ne istiyorsunuz emekçilerden? Sürekli işçilerin haklarını budamakla, onların kazanımlarını elinden almakla nereye varacaksınız? Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarları döneminde işçilere verilmiş hakların size yarattığı zarar ne? Yani, çalışan insanın, emeğini veren insanın zaten geliri ne ki? Verdiğiniz açlık sınırının altında bir asgari ücretle yaşamlarını zor idame ettiren insanların emeklilikle ilgili, kıdemle ilgili, ihbarla ilgili, geleceklerini güvence altına alan düzenlemelerini gasbederek nereye varacaksınız? Gelin bundan vazgeçin. Meclise çağrımdır; bu kanun teklifini geri çekin. Kıdem tazminatını ortadan kaldıran, ihbarı ortadan kaldıran, iş güvencesini ortadan kaldıran, esnek çalışmanın yolunu açan, emeği sömüren anlayış hiç kimseye fayda sağlamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Burada oturan milletvekillerinin çoğunun ya babası ya annesi işçidir. O günleri düşünün. Bu koltuklara erişince, o insanların dünde yaşadıklarını nasıl unuttunuz? Kıdemi, ihbarı, iş güvencesini, bunların yaşadıkları acıları sahiplenmek yerine niye yok etmeye uğraşıyorsunuz? Gelin, bu yanlıştan dönün ve kanun teklifinin bu maddesini geri çekin diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinde yer alan “30/6/2021” ibaresinin “1/7/2021” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                     Yasin Öztürk                                           Orhan Çakırlar                                            Metin Ergun

                                          Denizli                                                      Edirne                                                       Muğla

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Ahmet Çelik                                  İmam Hüseyin Filiz

                                          Adana                                                      İstanbul                                                   Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Metin Ergun’un.

Buyurun Sayın Ergun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN ERGUN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 11’inci maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu olarak verdiğimiz değişiklik önergesi vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, teklifin bu maddesiyle normalleşme desteği uygulamasının süresinin 30 Haziran 2021’e kadar uzatılması amaçlanmaktadır. İçinden geçtiğimiz Covid-19 salgınının iş gücü piyasası ve istihdam üzerindeki yıkıcı etkilerinin hafifletilmesi maksadıyla alınan bu tedbirlerin uzatılmasını biz de destekliyoruz. Fakat söz konusu tedbirleri uzatmayı amaçlayan bu düzenlemeyi mevcut hâliyle doğru bulmuyoruz. Zira meşhur bir hukuk prensibinde olduğu gibi bu konuda da usul esasa mukaddemdir kanaatindeyiz yani doğru bir işi yanlış bir yöntemle yapamazsınız, yapmamalısınız. Yaparsanız iyi niyetle başladığınız iş, beklenen sonucu doğurmadığı gibi çok daha büyük yanlışlıklara ve zararlara yol açacaktır. İktidar olarak istihdamı korumak için uygulamaya koyduğunuz normalleşme desteği ödeneğinin finansmanını bütçeden yapmak yerine İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapmaya çalışmanız, bu anlamda, doğru bir işin yanlış bir yöntemle hayata geçirilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü İşsizlik Fonu işçilere işsiz kaldıkları dönemlerde gelir desteği sağlanabilmesi ve işçilerin desteklenebilmesi amacıyla kurulmuş olan bir fondur. Ne yazık ki işçilere işsiz kaldıkları dönemlerde destek sağlamak için kurulan bu fon bu şekilde kullanım amacının dışına çıkarılmaktadır. Üzülerek müşahede ediyoruz ki İşsizlik Sigortası Fonu iktidar tarafından son yıllarda işçilerden ziyade âdeta işverenlerin desteklenmesi için kullanılan bir fona dönüştürülmüş durumdadır. Zira, bu konuda rakamlar da ortadadır. Yakın bir örnek olması açısından iktidar tarafından pandemiyle mücadele kapsamında verilen desteklerin toplam tutarının 35 milyar Türk lirası olduğu ifade edilmiştir. Maalesef, bu rakamın sadece 8 milyar lirasının bütçeden karşılandığı, geri kalan 27 milyar lira tutarındaki desteğin ise İşsizlik Sigortası Fonu’ndan sağlandığı belirtilmektedir. Yani iktidar işverenlere bütçeden kaynak ayıramamakta, pandemi öncesinde kötü yönettiği ekonominin ve kamu maliyesinin faturasını işçiye ödetmektedir.

Muhterem milletvekilleri, fonun kullanımında ortaya konan bu yanlış politikayı eleştirmemiz ve bu uygulamanın düzeltilmesini talep etmemiz işveren-işçi karşıtlığı üzerinden siyaset yaptığımız anlamına gelmemelidir. Zira biz, İYİ PARTİ olarak pandemi dolayısıyla daralan ekonomik aktiviteden dolayı en az işçilerimiz kadar belki çok daha fazla şekilde işverenlerimizin de mağdur olduğunu ve ciddi risklerle karşı karşıya bulunduğunu biliyoruz. G20 ülkeleri ve Avrupa ülkelerinin kendi vatandaşlarına yaptığı gibi esnafımıza, sanayicimize, çiftçimize, turizmcimize ve daha pek çok sektördeki işletmelere gereken desteğin verilmediğini ve onların âdeta kaderlerine terk edildiğini yakından görüyoruz. Bu kesimlerin ayakta kalması ve yaşatılması için çok daha kapsamlı ve etkin desteklere ihtiyaç duyulduğunun da farkındayız.

Bizim vurguladığımız temel husus şudur: Yıllardır işçilerin ücretlerinden kesilen paralarla oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu’nun yine işçilerin lehine kullanılması gerektiğini savunuyoruz. Zira işsizlik konusunda son yıllarda yaşanan artışla yaygın hâle gelen işsizlik gelecek adına İşsizlik Sigortası Fonu’nun önemini daha da artırmaktadır. Dolayısıyla, biz İYİ PARTİ olarak uygulamak istediğiniz bu yöntemin doğru ve sürdürülebilir bir yöntem olmadığını ve söz konusu desteklemelerin bütçeyle veya farklı finansal araçlarla karşılanması gerektiği düşünüyoruz. İktidar bu hususta ek bütçe çıkarmalı, tutarlı ve rasyonel bir makro perspektifle şeffaf bir şekilde bu destekleri pandemi tahvili ihraç etmek gibi farklı finansal araçlarla sağlamalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Hüda Kaya                         Mehmet Ruştu Tiryaki      Gülüstan Kılıç Koçyiğit

      İstanbul                                     Batman                                        Muş

Erol Katırcıoğlu                    Mahmut Celadet Gaydalı                   Kemal Peköz

      İstanbul                                      Bitlis                                        Adana

  Erdal Aydemir

        Bingöl

          

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.                

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Erdal Aydemir’in.

Buyurun Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Süremi saklı tutun Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, lütfen onları mikrofona asmayın.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Lütfen Sayın Başkanım… Hayır, lütfen… Asarım, lütfen…

BAŞKAN – Yok, hayır, hayır.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, hayır…

BAŞKAN – Sayın Aydemir, bununla ilgili olarak Başkanlık Divanının kararı var.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Hayır, ülkenin ekonomik etkisi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Böyle bir şey olamaz!

BAŞKAN – Başkanlık Divanı olarak bu konuda karar var.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Arkadaşlar, Sayın Genel Kurul…

BAŞKAN - Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.17

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Teklifin 11’inci maddesi hakkında Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ve arkadaşlarının önergesi üzerine yapılan konuşmada kalınmıştı.

Sayın Aydemir, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sürem saklı kalsaydı Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki İzmir depreminden dolayı depremde yaşamını yitirmiş olan herkese rahmet, bütün yakınlarına da sabırlar diliyorum; tüm İzmir halkına ve yaralılara acil şifalar diliyorum.

Arkadaşlar, 14 Haziran 2020 itibarıyla Bingöl Karlıova Yedisu’da deprem yaşandı. Bu depremde en fazla hasar gören 3 köyümüz vardı. Bu 3 köyün şöyle bir özelliği var arkadaşlar: Karlıova, Yedisu’ya -özellikle Yedisu- bağlı olan 3 köy çok ciddi hasar gördü, evleri yıkıldı, hayvan barınakları yerle bir oldu. Kaynarpınar, Dinarbey, Elmalı köyleri ve bunlara bağlı olan bütün mezralar. Bunların şöyle bir özelliği vardı arkadaşlar: Bunlar Kürt Alevi köyleriydi. Yani benim şu andaki konuşmalarım ve sözlerim farklı mecralara çekilmesin. Nasıl ki Giresun sel felaketinde, nasıl ki İzmir depreminde oralarda yaşayan esnafa 50 bin lira hibe edilmişse -bu temelde on gün önce ben bu köyleri yine ziyaret ettim- Kaynarpınar, Dinarbey ve Elmalı köylerinde yaşayan depremzedelerin şöyle bir talebi var arkadaşlar: Özellikle kendileriyle ilgili barınma sorunlarını kendi imkânlarıyla çözmüş durumdalar ancak bu bölgede yaşayan insanlarımızın geçimi hayvancılık üzerine. Geçimi hayvancılık üzerine olduğu için de hayvan barınaklarına acil, öncelikli ve ivedi bir şekilde ihtiyaçları söz konusu. Bunu hem bize hem de AKP milletvekillerine defaaten ilettiler ve ben bir hafta önce oradayken bunu mutlak suretle Mecliste gündeme getireceğimi kendilerine ifade ettim.

Arkadaşlar, Karlıova Yedisu depremi olduğu zaman başta Fuat Oktay olmak üzere özel bir uçakla, farklı; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu özel bir uçakla, farklı ve Murat Kurum, Çevre Bakanı olmak sıfatıyla farklı bir şekilde deprem mahallini ziyaretlerde bulundular. Keşke bulunmasalardı. Niye? Sorunun cevabı şu: Bu uçaklara harcadıkları para her uçak başına -Ankara’dan Bingöl’e kalkıp inmesi- ortalama 100 bin liraya mal oldu. Toplamda 3 Bakan ziyaret etti ve bunların toplamı 300 bin liraydı. Bu 300 bin lirayı, o köyleri ziyaret yerine, o köylerin ihtiyacının bulunduğu -şu anda çok zorunlu kış koşulları geldi, kar yağacak, hayvanların tümünün telef olması söz konusu- oradaki hayvan barınaklarına ayırmış olsalardı…

Bunu noktaladıktan sonra arkadaşlar, ülke muazzam bir ekonomik kriz içerisinde. AKP Hükûmeti on sekiz yıldan beridir bu ülkeyi yönetiyor.

Arkadaşlar, Sayın AKP Grubu, Sayın AKP Grup Başkan Vekilleri; bakın, bu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. Bakın, siz ne yaptınız? Bu Anayasa’yı bu poşete koydunuz, ne yaptınız? Dediniz ki “Biz bu Anayasa’yı askıya aldık.” Astınız değil mi? Bakın, bu Anayasa’yı askıya almakla şunu da yaptınız: Ne yaptınız, Anayasa Mahkemesini, en yüksek mahkemeyi askıya aldınız. Nasıl bir askıydı bu? Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlara yerel mahkemeler uymayarak… Dolayısıyla yerel mahkemeleri, yargıyı askıya aldınız. Yargıyı askıya alınca ne oldu? Adalet askıya alındı. Adalet askıya alınınca o ülkede ekonomi düzelebilir mi arkadaşlar, soruyorum sizlere, hepinize. Ekonomi düzelemez, mümkün değil. Hükûmetin başı, yürütmenin başı Recep Tayyip Erdoğan her konuşmasında şunu derdi: “Bizden önceki hükûmetler bu ülkeyi, bu halkı, bu milleti 70 sente muhtaç ettiler.” Öyle mi? Öyle! On sekiz yıl sonunda siz bu ülke halkını, bu ülke halklarını, bu ülke milletini -adına ne derseniz deyin- 17 sente muhtaç ettiniz, 17 sent!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bu kadın ne arıyor çöpte? Grup Başkan Vekilleri, lütfen bakın; ekmek arıyor, ekmek, ekmek arıyor. 1 ekmek 1,5 TL, bir ekmek 1,5 TL. 1 ekmeğin dolar karşılığı 17 sent, 17 sent. AKP-MHP iktidarı, Tayyip Erdoğan-Bahçeli ittifakı; siz, ülkeyi 17 sente muhtaç ettiniz. Buyurun, belgeleri; bu kadınlar çöpte ekmek arıyor. Çocuğuna, çocuklarına, evine ekmek götürüyor arkadaşlar. Bundan ötesi var mı? Bundan ötesi var mı, varsa söyleyin. Bakın, ekonomiyi bu duruma getirdiniz on sekiz yılın sonunda, on sekiz yılın sonunda. Ama bakın, şu anda AKP Grubu, hazırun büyük bir ölçüde dışarıda. Burası çok önemli, burası çok önemli. Yeni ekonomik programı açıklayacağım arkadaşlar. Ekonominin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydemir.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bitti mi?

BAŞKAN – Süreniz tamamlanmıştır.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Hayır, bir dakikam daha var.

BAŞKAN – Onu verdim.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – O zaman kayıtlara geçsin diye söylüyorum, kayıtlara geçsin diye söylüyorum: Bakın, burası çok önemli. Bakın, özellikle damat, eğer burada değilseniz hepinize kızacak, hepinize kızacak.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydemir.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Ekonominin düzelmesi için de bir reçete veriyorum: Başta İmralı tecriti olmak üzere Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, İdris Baluken’i, tüm siyasi tutsakları bir ay içerisinde serbest bırakın.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, Sayın Aydemir…

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Bakın, euro 5 liraya düşecek, dolar 4 liraya düşecek; alın size, sizden istedikleri reçete!

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Kendine ver reçeteyi, kendine.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Süleyman Girgin                              Cavit Arı                Emine Gülizar Emecan

        Muğla                                      Antalya                                     İstanbul

    Özgür Özel                          Neslihan Hancıoğlu

       Manisa                                     Samsun

BAŞKAN - Evet, Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Emine Gülizar Emecan’ın.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 51 maddelik torba kanunun 12’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İzmir depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza öncelikle Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum, bu acıların tekrarının olmamasını diliyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu torba yasanın birçok maddesi, çalışanın haklarına el uzatan, esnek çalışmayı getirip iş güvencesini kaldıran, işçinin, emekçinin kıdem tazminatını gasbeden düzenlemelerden oluşmaktadır.

Şimdi, her 3 gençten 1’inin işsiz olduğu, işsizlik rakamlarının yüzde 35’lere dayandığı ülkemizde aslında bu maddedeki düzenlemeyle işsizlik rakamlarında bir düzeltme yapılmak isteniyor. Aynı zamanda, çalışan işçinin, emekçinin emeği, alın teri yok sayılarak, alacaklarından vazgeçilerek yine işverenlere birçok hak sağlanıyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, ama bunun yanında yeni yatırım alanları açılmasına imkân sağlayacak, üretimi artıracak, verimliliği artıracak dolayısıyla da istihdamı teşvik edecek hiçbir şey yok bu düzenlemelerde.

Şimdi, arkadaşlar, ya, bıkmadınız mı artık bu sömürüden, bıkmadınız mı? İşçinin, emekçinin sırtında kambur olmaktan bıkmadınız mı, yorulmadınız mı? Aslında, bunu siz açıkça ifade ediyorsunuz. Nasıl ifade ediyorsunuz? “Biz nereden istifade ettik? OHAL’den.” diyorsunuz. “Biz yatırımcılarımızın önünü kesmek isteyenlerin karşısına OHAL’le çıktık. Eğer yatırımcımıza bir engel geliyorsa ne yaptık? Grevleri engelledik, grevleri durdurduk.” Sizlerin emeğe bakışınız işte maalesef bu. On sekiz yıldır bu yaptıklarınız yetmedi ve hâlâ devam ediyorsunuz. Bu torba yasayı da hazırlarken Soma’daki feryatları, işsizlikle boğuşan milyonların acısını, bu Meclis önünde yoksulluktan kendini yakan işçinin üzerimize sinen kokusunu nasıl unutuyorsunuz değerli arkadaşlar? Bu kanun tekliflerini hazırlarken lütfen, bunları hatırlayalım. Bu sömürüden vazgeçelim artık.

Şimdi, destan şeklinde yazılmış bu maddede ne var diye soracak olursanız mümkün olduğunca özetleyerek anlatmaya çalışacağım. 1 Ocak 2019 ile 1 Nisan 2020 tarihleri arasında işsiz kalan çalışanların yeniden istihdamı hâlinde değişik durumlara göre verilecek destekleri ifade ediyor. Bu maddenin özü, bir işveren çalıştırdığı işçilerin kaçak yani kayıt dışı olduğunu kabul edip bunları kayıt altına alırsa geçmiş döneme ilişkin herhangi bir yaptırım uygulanmayacak işverene. İşveren o güne kadar yararlandığı sigorta prim indirimi, teşvik ve desteklerden yararlanmaya devam edecek. İşverene de geçmişe dönük borç da çıkarılmayacak.

Bitmedi ödüller; tüm bunların üstüne, bir de bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, çalışanlarını yasa dışı çalıştırmakta olduğunu kabul ederse prim ödeme gün sayılarının 44,15 Türk lirasıyla çarpımı sonucu bulunacak kadar İşsizlik Sigortası Fonu’ndan destek alacak işveren. Aldığı bu teşvik, her ay bu işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri tüm primlerden mahsup edilecek.

Bitmedi; işveren kayıt dışı çalıştırdığını kabul etti, işe başlattı ama ücretsiz izne çıkardı, ücretsiz izinde bulundukları süre kadar çalışana fondan günlük 39,24 Türk lirası nakdî ücret desteği verilecek. Yani işverene “Önce işe al, sonra da ücretsiz izne çıkar.” diyorsunuz. Bu, işçiyi açlığa mahkûm etmekten başka hiçbir şey değildir. Eğer işçiler “Biz kayıt dışı çalıştırılıyoruz.” diye başvuruda bulunup işveren de kayıt dışı çalıştırdığını kabul ederse işçiler kayıt dışı çalıştırıldıkları dönemde işçi alacakları dışındaki haklarından feragat etmiş olacaklar. Şimdi, bu düzenlemeyle, kaçak çalıştırılmış olan işçinin kaçak çalıştırıldığı dönemdeki ücret dışı haklarını alabilmesi engelleniyor. Böylece, kaçak çalışan işçinin kaçak çalıştırıldığı dönemdeki sigorta primlerinin yatırılmasının yolu da tümüyle kapanıyor. İşçilerin emeklilik hakları ve yaşlılık aylığı miktarı üzerinde olumsuz etkisi de olacak bu düzenlemenin. İşçinin, emekçinin alın teri, emeği kayıt altına alınıyormuş gibi yapılıp sosyal güvenlik hakları gasbedilmektedir.

SGK bugün çok büyük mali sıkıntılar içerisinde, büyük mali sıkıntılar yaşadığı bir dönemde bu uygulama, SGK alacaklarının da affedilmesi anlamına geliyor. Zaten genel bütçede Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan transferler sürekli artıyor. 2021’de 2020 yılına göre yüzde 18,7 oranında artmış bu oran, 259,7 milyar TL’ye yükselmiş bu aktarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Emecan.

Buyurun.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Ayrıca, merkezî yönetim bütçesi bu dönemde tarihinin en büyük açıklarını veriyor. Böyle bir dönemde bu düzenleme, devletin vergi alacaklarından da vazgeçmesi anlamına gelecektir. Kaynak olarak da her zaman olduğu gibi işçinin ücretlerinden kesilen primlerden oluşan İşsizlik Sigortası Fonu kullanılmaktadır. Evet, aslında şark kurnazlığıyla -ki kim yaptı bu kurnazlığı bilmiyorum ama- getirdiğiniz bu kanunlar kâğıt üstünde işsizliği azaltmış gibi görünebilir ama gerçekte ki işsizliği, yoksulluğu, açlığı gidermemektedir. İşsizin, yoksulun hakkını, işverenin cebine koyduğunuz İşsizlik Fonu da diğer topladığınız fonlar gibi, vergiler gibi asla yerini bulamıyor değerli arkadaşlar. Çıkardığınız bu kanunlar hiçbir işe yaramıyor, hesabı da verilemiyor. Bu madde Anayasa’nın 12’nci ve 60’ıncı maddelerine de aykırı olup her yönüyle sorunludur. Sosyal güvenlik sisteminin mantığı zorunlu olmasıdır. Bu, zorunluluğun da karşısındadır, dışındadır. Suçu meşrulaştırmaktadır, bu maddenin metinden çıkarılmasını öneriyorum. Hatta tüm kanun teklifinin geri çekilmesini öneriyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin 12’nci maddesinde yer alan “30 gün” ibaresinin “30 iş günü” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                                İmam Hüseyin Filiz                                        Ahmet Çelik                                 Arslan Kabukcuoğlu

                                        Gaziantep                                                   İstanbul                                                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Arslan Kabukcuoğlu’nun.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 239 sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

İzmir depremi ve Hâkkari’de hayatını kaybeden işçimiz için ülkemizin başı sağ olsun. “1 Ekim 2020’de SGK’ye iletilen belgelerde adı kayıtlı olanlar, iş veya hizmet sözleşmesinin sona ermesini veya çalışıyor olmaları durumunda, özel sektör işverenine, kanun taslağının yürürlük kazanacağı tarihten en geç otuz gün sonra, müracaatları durumunda iş akdi devam ettikçe günlük 44 lira 15 kuruştan hesap edilerek işverenin, SGK’ye ödeyeceği tüm primlere mahsup edilmek üzere işverene İşsizlik Fonu’ndan destek olunur.” denilmektedir. İşveren bu maddenin uygulanması sona erdiğinde prim ödettiği çalışanların yarısı kadar çalıştırmakla mükellef gözüküyor. Hâlbuki işveren bu insanlara prim verilirken çalıştırdıysa, bu kadar personel ihtiyacı varsa işin bitiminde yani prim ödemesinin bitiminde yine bu işçileri devam ettirmesi gerekir.

Yine, işveren tarafından ücretsiz izne ayrılanlara “Şirkette çalışıyor olmak kaydıyla ücretsiz izinde bulundukları süre kadar İşsizlik Fonu’ndan günde 39 lira 24 kuruş nakdî ücret desteği verilir.” denilmektedir. Burada geçen tazminat miktarları 39 lira 24 kuruş, 44 lira 15 kuruş, 34 lira 34 kuruş gibi miktarlar. Müteahhitlere, kamu-özel ortaklığı kiralarına milyar milyar öderken işçilere nasıl oldu da bu kadar kuruş kuruş hesapladınız, ayrı bir muamma. Buna sarraf terazisi bile kaba kalır.

Ayrıca, işveren kayıtsız işçi çalıştırdığında, işçinin maddi hakları hariç tutulmak üzere SGK diğer haklarından feragat ediyor. Burada yapanın yaptığı yanına kâr kalıyor. “İşverene sigorta primi tahakkuk ettirilemez. Teşvik ve desteklerden yararlanmaya devam eder.” denilmektedir. Bu maddeyle haksızlık meşrulaştırılmaktadır.

“1/1/2019, 17/4/2027 tarihiyle” tanımlaması çok gariptir. Birisi tarif ediliyor gibidir. İşe gireceklere sorduğunuz mülakat sorularına benziyor bu da. Devletin amacı işverene yardımsa böyle çok spesifik bir tarif yerine alacağı tüm primlerden mantıklı bir düşüm yapar ve bunu yine sağlayabilirsiniz.

TÜİK verilerine göre 2003 yılında kayıt dışı istihdam oranı yüzde 51,75 iken 2009 yılında yüzde 34,52’ye düşmüştür. Durum böyleyken Hükûmet kayıt dışı istihdamdaki düşmeyi devam ettirmek yerine, bu maddeyle kayıt dışılığı teşvik etmektedir. İşsizlik o kadar altından kalkılmaz bir hâle geldi ki devlet bugün için yaptığı uygulamalarla işçinin yarınını yok ediyor.

Teklif maddesinin sonunda da şöyle bir ibare var: “Bakanlık bu maddenin uygulanmasına ilişkin ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye yetkilidir.” denmektedir. Yapılan düzenleme o kadar karışıktır ki metni hazırlayan Bakanlık yetkilileri de bu zorluğun farkındadırlar. Hâlbuki normalde uygulama şudur: İllerde il teşkilatları bunu çözer, herhangi bir problem olursa mevzuatta, bunu çözer; çözemedikleri zaman da tabii ki Bakanlığa sorarlar. Burada adres doğrudan Bakanlık olarak gösterilmektedir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, elit bir ortamda bir yasa taslağı tartışıyoruz. Biz bu yasa taslağına karar verirken en az Türkiye işçi konfederasyonları kadar veya Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) kadar içselleştirmeliyiz. Özet olarak bu kurumlar diyor ki: “Esnek çalışmaya yönelik düzenlemelerle bir kısım işçilerin kıdem, ihbar tazminatları ve iş güvencesi hükümlerinden yararlandırılmamaları sakıncalıdır; çalışanlar arasında ayrımcılığa neden olacaktır. İş hukuku düzenlemeleri altüst edilmektedir. Bu durumdan en az 10 milyon işçi etkilenecektir.” Maddeyi uluslararası temel çalışma standartlarının ihlali olarak görmektedirler. Uluslararası sendikalar “ILO Yüzüncü Yıl Bildirgesi’nde bahsedilen uluslararası mekanizmaları devreye sokacak faaliyetlerinizi desteklemeye hazırız.” demektedirler.

Sayın milletvekilleri, 12’nci madde, yasa taslağının en sorunlu maddelerinden biridir. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, ITUC ve ETUC kadar empati kurmalıyız.

Sonuç olarak, bu maddenin yasadan çıkartılması gerekir.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                     Mahmut Celadet Gaydalı                                   Kemal Peköz

                                         İstanbul                                                       Bitlis                                                        Adana

                             Gülüstan Kılıç Koçyiğit                                  Erol Katırcıoğlu                           Mehmet Ruştu Tiryaki

                                            Muş                                                       İstanbul                                                     Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Kemal Peköz’ün.

Buyurun Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yeni hazırlanıp gelen bu torba kanun gerçekten içinde 1’den fazla, çeşitli şeyin bulunduğu bir torba; öyle bir torba hazırlamışsınız ve ağzını öyle bir mühürlemişsiniz ki burada kim ne söylerse söylesin, kim ne konuşursa konuşsun, bunun hiçbir satırını, hiçbir virgülünü, hiçbir noktasını değiştirmemeyi de kararlaştırmış olarak getiriyorsunuz. Onun için ayrıntıya girmeden önce şunu söylemek istiyorum ki bu kanun metni mutlaka ve mutlaka geri çekilmelidir.

Dün DİSK yöneticileri hazırlanan bu kanunla ilgili görüşlerini anlatmak için Meclise gelmek istediler. Bugüne kadar çok fazla ayıp oldu bu ülkede, bu iktidarın çok fazla ayıbı oldu ama dün yeni bir ayıp daha ilave edildi onlara. DİSK yöneticilerinin yapacakları açıklamaya engel olmaya çalışıldı. Engel olmaya çalışılırken de yandaşınız, borazanınız hâline getirdiğiniz basının vermeyeceği, verirse de çarpıtacağı haberler için, özgür basından yana tavır alan birkaç insan bunu görüntülemek istedi. Engellemeye kalktılar, bununla da yetinmediler, ilk defa, görüntü alınmasın diye polis kalkanlarını havaya kaldırdı ve bir set oluşturdu. Bu ayıp da yeni bir ayıp olarak sayfanıza yazıldı; bu da size yeter diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, kanun metninde “44 lira 15 kuruş” “34 lira 34 kuruş” “39 lira 24 kuruş” gibi rakamlar var. Bu kuruşları nasıl buldunuz, onu çok merak ediyorum gerçekten. Ama hiç mi düşünmezsiniz, bizlerin 1,5 günlük geliriyle 2 çocuklu, 4 kişilik bir ailenin bir ay yaşamasını istiyorsunuz; Cumhurbaşkanının yarım günlük geliriyle bir ailenin ay boyu yaşamasını istiyorsunuz. TÜRK-İŞ’in yaptığı bir araştırmada diyor ki: “2 çocuk, anne babayla birlikte 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.482 lira.” Şimdi, tabii, bunun içerisinde ev kirası yok, yakıt yok, elektrik yok, su yok, doğal gaz yok, ulaşım yok, eğitim yok, kültürel faaliyet yok; sadece yemek yemek için. Bunları da yapmak isterse, asgari düzeyde yapmak istediği zaman yoksulluk sınırında kalmak kaydıyla da 8.086 lira. Ülkenin bir Anayasası var, aynı zamanda Uluslararası Çalışma Örgütünün şartları var. Orada diyor ki: “Her insanın, onuruna yakışır bir iş sahibi olması ve insan onuruna yakışır bir ücret alarak bununla yaşamını temin etmesi gerekir.”

Şimdi, siz hiç pazara gitmiyor musunuz? Hiç alışverişe gitmez misiniz? Hiç herhangi bir şey satın almaz mısınız ya da bunlar yapılırken sizin haberiniz olmaz mı? Bir insana nasıl bunu layık görürsünüz? Bir yandan yandaşlarınıza -üç beş yandaşınıza üstelik, çok fazla da değil, sayıları son derece sınırlı- 9,5 milyar lira vergi muafiyeti getirirsiniz ama 150 bin, 200 bine yakın gencin kredi borcunu silmeyi aklınıza getirmezsiniz; hiç olmazsa sarf malzemelerinden KDV oranlarını düşürmeyi düşünmezsiniz. Aynı zamanda “işsizlik sigortası” dersiniz, “İşsizler işsiz kaldıkları zaman bu sigortadan yararlanacak ve sefalet yaşamayacaklar.” dersiniz ama işsizlere verdiğinizin 2 katından fazlasını işverenlere verirsiniz. İşverenleri koruduğunuz kadar işçileri ve çalışanları da koruyun.

Dolaylı vergiler var ülkede, herkes için eşit olarak uygulanıyor, hiç olmazsa bu dönem bu dolaylı vergileri kaldırsaydınız, hiç olmazsa tüketim malzemelerindeki KDV oranlarını düşürseydiniz, insanlar bir nefes alabilseydi. Başka ülkelerle kıyasladığınız zaman bir de bir yandan diyorsunuz ki: “Filan ülke bizi kıskanıyor.” O “Filan ülke kıskanıyor.” dediğiniz ülkeler pandemi başladığından beri daha sonra da ilaveler yapmak üzere 10’ar bin euro insanlara aile başına para yardımında bulundular. Siz, bin lira verdiniz, belirli insanlara verdiniz onu da. Ama bununla yetinmiyorsunuz, akşama kadar “Herkesin maaşı var, geliri var, işte yardım var.” vesaire “Bu ülkede açlar yok.” diyorsunuz. Önce bir kendi aranızda anlaşsanız tabii çok daha iyi olacak. Çünkü biriniz “Askıda ekmek olsun, evine ekmek götüremeyen askıdan ekmek alsın, götürsün.” diyorsunuz ama bir diğeriniz bu ülkede “Aç yok, ekmek götüremeyen kimse yok.” Ayrıca da “Açım, evime ekmek götüremiyorum.” diyen insana da keyif çayı ikram ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

Buyurun.

KEMAL PEKÖZ (Devamla) – Bizim bildiğimiz keyif çayı tok karnına içilir. İnsanlar yemeklerini yerler, kenara çekilirler, dinlenirken bir de çay demler, içerler. Oysaki siz evine ekmek götüremeyen insanlara çay öneriyorsunuz, keyif çayı öneriyorsunuz. Bunlardan vazgeçin; gelin, bir iyilik yapın, bu söylediklerimizden hiç olmazsa bir kısmını gerçekleştirin ya da çekilin bu alandan, yapabilecek insanlar gelsin.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                        Cavit Arı                                           Mehmet Bekaroğlu                             Kamil Okyay Sındır

                                         Antalya                                                     İstanbul                                                       İzmir

                                      Fikret Şahin

                                         Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Bekaroğlu’nun.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, bir baskı mı var? “Katılamıyoruz.” diyor, bir baskı mı var?

BAŞKAN – Anlamıyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Komisyon Başkanı “Katılamıyoruz.” diyor, yani bir baskı mı var üzerinde. Baskı varsa o baskıyı kaldıralım yani. Diyebilirdi “Katılmıyoruz.”

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Ya, ne baskısı olacak? Çoğunluk olmadığı için… Daha önce konuşmuştuk bunu.

BAŞKAN – Siz Sayın Erim kadar iyi bilemezsiniz.

Buyurun Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şu anda görüşmekte olduğumuz torba yasa teklifi aslında -Covid bahane ediliyor ama- fırsat olarak kullanılıyor, Covid fırsatçılığı yapılıyor, pandemi fırsatçılığı yapılıyor.

Hükûmetin öteden beri yapmak istediği bu neoliberal düzenlemeleri tamamlamaya çalışıyorlar, yani esnek çalışma, kıdem tazminatının kırpılması falan… İşçilerin onlarca yılda, büyük fedakârlıklarla, bedel ödeyerek elde etmiş oldukları hakları elinden almak istiyorlar. Burada yapılan bir fırsatçılıktır.

Bu madde de değerli arkadaşlarım, bir şark kurnazlığı. Aslında, Türkiye'de ciddi bir şekilde işsizlik var, işsizlik artıyor ama bunu sanal olarak azalıyor göstermeye yönelen bir düzenleme. Sadece bununla kalsa iyi; öyle değil değerli arkadaşlarım, kayıtsız çalıştırmayı teşvik eden bir düzenleme bu değerli arkadaşlarım. Daha evvel, işte, kayıtsız işçi çalıştıran işveren işçiyi geri alırsa 44 lira günlük ödeme yapılacaktır bu işçi için ama aynı işveren -şu komikliğe bakın- bu işçiyi işten çıkarırsa, ücretsiz izin verirse 39 lira verilecektir.

Değerli arkadaşlar, bu memleketin en temel problemlerinden bir tanesi de kayıtsız çalıştırmadır; bunu teşvik ediyorlar, bu olacak iş değil. Bakın, bu cambazlıkları sadece burada değil, mesela finansta da yapıyorsunuz bunun gibi cambazlık. Ortada para yok, İşsizlik Fonu’nun parasına karşılık çıkarılan kâğıtları, işte, Merkez Bankası kabul ediyor, kamu bankalarından bu kâğıtları alıyor, o kâğıttan o kâğıda gidiyor; ortada olmayan para, sanki varmış gibi gösterilerek kredi olarak dağıtılıyor piyasada. Aslında para basılıyor değerli arkadaşlarım, basılmıyormuş gibi yapılıyor; bu, cambazlık. Bu maddeler var ya bu maddeler değerli arkadaşlarım, bu maddeler… Son zamanlarda çok tartışılan bir kavram var. Askıda ekmek var ya… Askıda işçi, askıda işçi, değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, o. Yani, gerçekten size kim akıl veriyor, bu kurnazlıkları kim öğretiyor, nasıl oluyor, ben şaşıp kalıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, iddiaları olan, davası olan filan bir siyasi ekipsiniz ama geldiğiniz günden beri; işte, önceki mağduriyetleri sürekli olarak istismar ederek geldiğiniz günden beri, neoliberal düzenin çarklarını çevirmeye çalışıyorsunuz, değirmenine su taşıyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Şimdi, burada işsizlik azaldı diyorsunuz ve aslında öyle bir şey yok. Bunu nasıl söylüyorsunuz? Yalan söyler mi koca siyasi ekip, Hükûmet, Cumhurbaşkanı? Söylemez normal hayatta. Hiçbiriniz normal hayatta yalan söylemezsiniz, son derece düzgün, dini bütün arkadaşlarsınız ama siyaset söz konusu olunca arkadaşlar, yalan söylemek mübah; istatistikle yalan söylüyorsunuz, bu şekilde yalanlar söylüyorsunuz; bunlar serbest. Nasıl bir anlayış bu değerli arkadaşlarım? Ya, bunu anlamak mümkün değil. Bu gelenek yanlış bir gelenek değerli arkadaşlarım. Siyaseten yanlış söylenebileceği, her şeyin mübah olduğu, efendim, harpte hilenin normal olduğu, mübah olduğu; bunlar yalan, bunlar İslam’dan değil, Müslümanlıktan değil. Kaldı ki düşman falan yok, harp yok ortada değerli arkadaşlarım. Kendi işçilerinizle mi harp ediyorsunuz? Evine ekmek götüren insanlarla mı harp ediyorsunuz? Nasıl bir siyasi ekipsiniz, ne yapıyorsunuz arkadaşlar? Bunları anlamak mümkün değil doğrusu.

Bakın, 39 lira para vereceksiniz, ne olacak yani aylık ne olacak? 1.177 lira. Değerli arkadaşlarım, dürüstçe verin bu parayı, bir taraftan İşsizlik Sigortası Fonu’nun içini boşaltarak yapmayın; dürüstçe bütçeden -verdiniz birkaç kere bin lira, bin lira- verin insanlara, böyle verin. Siz Covid’le, krizle, pandemiyle böyle mücadele edin. Bu mücadelenin aslında patronlara para dağıtmaktan daha fazla ekonominin gelişmesine katkı sağladığı yapılan araştırmalarla da ortaya çıkmıştır. Bu konu araştırılmış, daha önceki krizlerde de araştırılmış değerli arkadaşlarım. 2 tür yardım var: Bunları fırsat bilerek sürekli şekilde patronlara aktarma; sizin gibi yapanlar var; bir de aşağıda işçiye, memura, işsize veriliyor, doğrudan veriliyor. Onlar ne yapıyorlar bu parayı değerli arkadaşlarım? Bu parayı götürüp harcıyorlar; bu parayı harcadıkları bilinen bir yöntem. Bu parayı harcadıkları için de ekonominin çarkları dönüyor, istihdam da artıyor, her şey oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Ama siz ne yapıyorsunuz? Siz, birtakım hayalî paralar oluşturarak, İşsizlik Fonu’ndan tırtıklayarak, başka yerlerden alarak, sürekli olarak kredi veriyorsunuz kamu bankaları yoluyla. Ne oluyor bu para? Size güvenmediklerinden dolayı hiç yatırıma falan gitmiyor, bir tane istihdam falan artmıyor; işsizliğin azalması da iş bulma umudunu kaybeden insanlar piyasadan çekildiklerinden dolayı sanki işsizlik azalmış gibi ya da yerinde duruyormuş gibi görünüyor. Hep “mış” gibi “muş” gibi değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey yok. Yanlış işler yapıyorsunuz ve yanlış işlerin peşindesiniz. Bunun sonucunda herkes zarar edecek siz de zarar edeceksiniz. Bu iktidar gelip geçicidir; Süleymanlara kalmadı bu ülke, bu dünya. Kaç tane Süleyman geçti bu salonlardan değerli arkadaşlarım.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 13’üncü maddesinde yer alan “gidermeye” ibaresinin “gidermek için” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Dursun Ataş                                            Yasin Öztürk

                                          Adana                                                      Kayseri                                                      Denizli

                                    Orhan Çakırlar                                            Ahmet Çelik                                  İmam Hüseyin Filiz

                                          Edirne                                                      İstanbul                                                   Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Orhan Çakırlar’ın.

Buyurun Sayın Çakırlar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN ÇAKIRLAR (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 13’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit Bey’i, cuma günü kaybettiğimiz yine eski Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz Bey’i rahmetle anıyorum.

Dün Hakkâri’de hainler tarafından şehit edilen işçilerimize, Covid-19 salgını sebebiyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarımıza, bütün vatandaşlarımıza ve geçtiğimiz hafta cuma günü İzmir’de yaşanan deprem felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Cenabı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, sevenlerine ve yakınlarına sabırlar diliyorum. Arama-kurtarma ekiplerinin cansiparane gayretleri dolayısıyla hepsine şükranlarımı sunuyorum. Depremde yaralı olarak kurtulan vatandaşlarımıza ise acil şifalar diliyor, Yüce Allah’tan bir daha böyle felaketlerin yaşanmamasını niyaz ediyorum. Unutmayalım ki deprem değil, çürük binalar öldürür.

Değerli milletvekilleri, İşsizlik Sigortası Fonu işçimizin yetenek, sağlık ve yeterli olmasına rağmen kendi istek ve kusurları dışında işlerini kaybetmeleri gibi durumlarda bir nebze de olsa ekonomik mağduriyetler yaşamamaları için hizmet vermek üzere kurulmuş bir fondur. İşçinin yarından emin olmasına imkân sağlayan en büyük güvencelerinden biri olan İşsizlik Sigortası Fonu maalesef bu kanun teklifiyle birlikte birçok harcamanın kaynağı olarak gösterilmekte ve sırtına hesapsız bir şekilde, fazladan yük bindirilmektedir. Yapılan bu hesapsız uygulamanın sonunda fon kaynağında önemli azalmalar yaşanırken ilerleyen yıllarda ise işçi için oluşturulmuş fonun varlığıyla ilgili ciddi problemler ortaya çıkacaktır.

Covid-19 salgını ülkemizde, mart ayının ortasında ilk vakanın görülmesiyle birlikte bazı ekonomik faaliyetleri etkilemeye başlamış olup sonrasında ise tüm ekonomide derin yaralar açmıştır. Hazırlanan kanun teklifinin gerekçesinde “Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının istihdam üzerinde olumsuz etkilerinin azaltılması, salgın nedeniyle işçi ve işverenler üzerinde oluşan yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılması ve giderilmesi, istihdamda devamlılığın sağlanması amacıyla destek tedbirleri düzenlenmektedir.” ifadesi yer almaktadır. Özellikle altını çizerek ifade etmek istiyorum ki ülkemizde yaşanan ekonomik bunalım sebeplerini sadece Covid-19’a bağlamak doğru değildir.

Değerli milletvekilleri, Covid süreci öncesinde işsizlik rakamlarının yüksek çıkmasını, istihdam oluşturamamış olmanıza değil de iş gücüne katılım oranının eskisine göre fevkalade yüksek olmasına bağlıyordunuz. Bu kanun teklifinde ise kâğıt üzerinde işsizlikle mücadele konusunda bir adım atıyor gibi göstererek işverene “İşçiyi istihdam et, sonra ise ücretsiz izne çıkar.” anlayışının hâkim olduğunu görmekteyiz. İşsizlik rakamlarını bu şekildeki gibi “istihdam” adı altında kâğıt üzerinde azaltmaya çalışma çabanız “Gerçekleri daha nasıl saklayabiliriz?” algısını oluşturmaktan başka bir şey değildir. Güneş balçıkla sıvanmaz. Kişiler hayatlarını devam ettirebilmeleri için gereken asgari koşullardan yoksun olarak yaşam sürdüremez. İş görenlerin temel ihtiyaçlarını karşılamayı sağlayacak gerekli şartlar oluşturulmalı ve tedbirler alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede esnaf siftah dahi yapamadan kepenk kapatıyor; çiftçi traktörünü, tarlasını satıyor; gençler eğitimlerine devam edemiyor, edebilseler dahi mesleklerini icra edebilecek bir iş alanı bulamıyorlar, hatta bırakın kendi mesleklerini yapmayı iş bulamıyorlar, iş; emekliler geçim sıkıntısı içinde yaşam mücadelesi veriyor, kimileri ise emekli bile olamıyor. Bakın, bu millete yaşattığınız ama kâğıt üzerinde saklamaya çalıştığınız diğer gerçeklerden sadece bazıları. Milletin yaşadığı gerçekleri sizler göremiyor olabilirsiniz ama millet size bu gerçeklerin sonuçlarını ilk genel seçimde hissettirecek ve gösterecektir.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                       Mehmet Ruştu Tiryaki                  Mahmut Celadet Gaydalı

                                         İstanbul                                                     Batman                                                       Bitlis

                             Gülüstan Kılıç Koçyiğit                                  Erol Katırcıoğlu                                          Kemal Peköz

                                            Muş                                                       İstanbul                                                      Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mahmut Celadet Gaydalı’nın.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 239 sıra sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce İzmir’de yaşanan deprem sonucu yaşamını yitiren ailelere başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Maalesef Türkiye’nin bir ucundaki depremin yaraları daha sarılmamışken diğer ucunda yeni yaralar açıldı. Fakat, bu Meclisin asli görevi temenni ya da dilekleri sunmak değil, gerekli önlemlerin alınması ve uygulanmasını sağlamaktır. Bu, bizlerin topluma karşı sorumluluğudur. Üzülerek belirtiyorum ki iktidar bugüne kadar böylesi bir kararlığı bu Mecliste gösteremedi. Denetim ve kalite kontrol mekanizmasının ne kadar önemli olduğunu henüz idrak etmiş değiliz. Birileri çıkıp muhalefet için “Utanmadan hesap soruyorlar.” diyor; aslında, hesap sormaktan değil, hesap verememekten insanların utanması gerekir. Konfüçyüs “Arsız güçlü olunca haklıyı suçlu çıkarır.” demiştir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, nisan ayından bugüne kadar geçen süreçte sosyal açıdan toplumun büyük bir çoğunluğu ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldı. Esnafı, işçisi, işvereni, neredeyse herkes bu zor süreçte iktidarın atacağı olumlu adımlarla ekonomik açıdan ayakta kalmayı beklerken iktidar tarafından sunulan her teklif toplumda hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu süreçte ortaya konulan tüm sosyal ve ekonomik politikalar mevcut borçları yok etmediği gibi, mevcuda yeni borçlar ekledi. Pandemi sürecinin etkisi hâlâ tam anlamıyla bitmeden, taksitler, ödemeler, borçlar ve alacaklar insanların yakasına yapıştı, binlerce insan işinden oldu. Patron sınıfına gösterilen anlayış ve destekleyici yaklaşımlar halk için, emekçi için gösterilmedi. Tüm vergiler halktan toplanmaya devam ediliyor. Kanun teklifinin gerekçesinde vergi adaletinden bahsediyorsunuz ama uyguladığınız her vergi, hayatın tüm alanlarına sirayet etmiş bir haksızlığın ve adaletsizliğin yansımasıdır.

Yine, kısa çalışma ödeneğiyle bir yandan patronların ya da işverenlerin yükü azaltılırken diğer yandan bu ödeneği emekçinin İşsizlik Fonu üzerinden kullandırdınız yani emekçinin zaten hakkı olan bir parayı önceden almasını sağladınız. İktidar olarak parayı işçinin sağ cebinden sol cebine koyarak hizmet ürettiğinizden bahsediyorsunuz. Kısa çalışma ödeneği tabii ki olumlu bir adımdır fakat burada sorumluluğu yine emekçinin fonuna değil, öve öve bitiremediğiniz başka fonlara yükleseydiniz. Bugün bir torba yasayla birçok alanda yeni adımlar atılıyor. Nisan ayında Türkiye’yi etkisi altına alan coronavirüs karşısında yedi ay sonra böyle bir adımın atılmış olması gerçekten üzücüdür, çünkü konu sermaye grupları olunca komisyonlarda görüşülen taslakları kırk sekiz saat bile bekletmeden Genel Kurula indiren iktidar, konu esnafa, işçiye gelince yedi ay bekliyor. Tabii yine emekçinin ya da küçük işletmelerin yararına değil, büyük sermayenin lehine bir teklif.

Değerli milletvekilleri, teklifin 13’üncü maddesinde, 2019 Ocak - 2020 Nisan döneminde en az sigortalı bildirimi yapılan dönemdeki sigortalı sayısına ilave olarak istihdam edilecek her bir sigortalı için her ay bu işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri tüm primlerden mahsup edilmek suretiyle destek sağlanması öngörülmektedir. İktidar bu maddede de işverene endeksli, işçiyi, işsizi işverenin insafına bırakan bir istihdam politikasını esas almaktadır. Teklifte yer alan “…2019 Ocak ila 2020 Nisan ayları/ dönemlerinde sigortalı çalıştırılmaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumuna aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi vermeyen özel sektör iş yerlerinde…” ibaresi, kısaca “kaçak işçi çalıştıran yerler” demenin bürokratik tanımıdır. Yani, hukuk bir yandan kaçak işçi çalışmasının cezai müeyyidelerini tanımlarken diğer yandan çıkarılmak istenen bir yasal düzenlemeyle bu hukuksuzluğu meşrulaştıracak bir tanım yapmaktadır. Biz işçinin alın terinin sömürünün aracı hâline getirilerek emeğin hiçleştirilmesine, işçi haklarının ortadan kaldırılarak köleleştirilmesine karşı durmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Burada istihdam sağladığınızı düşünürken patron sınıfını mı kollamak istiyorsunuz? Oysaki işsizlikle mücadele için işverenin insafından daha fazlasına, üretim politikalarına ve gerçek istihdam politikalarına ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bu maddedeki tanımların açık ve net bir şekilde yapılması, ifadelerin yeniden gözden geçirilerek anlaşılır bir biçime kavuşturulması ve kâr odaklı değil, emek odaklı bir yaklaşım sunulması gerekmektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 14 – 4447 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 29 – Yeni Koronavirüs (Covid-19) sebebiyle işverenlerin yaptıkları zorlayıcı sebep gerekçeli kısa çalışma başvurularının alınması, değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemler hakkında Bakanlık ve Kurum personeline herhangi bir sorumluluk yüklenemez. Bu kapsamda 2020 Ekim ayı ve öncesi döneme ait işverenlerin hatalı işlemlerinden kaynaklanan fazla ve yersiz ödemelerden bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla tahsil edilmemiş olanlar terkin edilir. Tahsil edilenler iade veya mahsup edilemez.”

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                        Cavit Arı                                          Kamil Okyay Sındır                                        Fikret Şahin

                                         Antalya                                                       İzmir                                                      Balıkesir

                                 Mehmet Bekaroğlu

                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Mehmet Bekaroğlu’nun.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Bugünler gerçekten acılar yaşadığımız günler; Covid’den her gün 70-80 kişi kaybediyoruz, İzmir’de 105 deprem şehidimiz var; eski Başbakan Bülent Ecevit’in ölüm yıl dönümü, yakınlarda yine bir başka Başbakan Mesut Yılmaz’ı kaybettik; hepsine rahmet diliyorum.

Mesut Yılmaz’la ilgili birkaç cümle etmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Ben Mesut Bey’le birlikte siyaset yaptım; son derece beyefendi, devlet adamı, nazik bir insandı. Bugün yaptığım gibi o gün de çok sert muhalefet yapıyordum ama hiçbir şekilde nezaketini kaybetmezdi, sabırla muhalefeti dinlerdi, değerli bir insandı. O insanla ilgili medyada çıkan bazı söylentiler, bazı laflar çok rahatsız edici. Geçenlerde böyle yandaş bir gazetenin köşe yazarı -yandaş derken AKP yandaşını kastediyorum- hakaretvari şeyler yazmış, dinden çıkarmış Mesut Bey’i; sadece Mesut Bey’i değil, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ı da eklemiş. Ne ayıp arkadaşlar, ne ayıp ya! Bu hâllere nasıl geldik biz şaşıyorum.

Bu maddeyle, 14’üncü maddeyle değerli arkadaşlarım, yapılan şey şu: “Covid-19 sebebiyle işverenlerin yaptıkları zorlayıcı sebep gerekçeli kısa çalışma başvurularının alınması, değerlendirilmesi ve ödenmesine ilişkin işlemler hakkında Bakanlık ve Kurum personeline herhangi bir sorumluluk yüklenemez.” Yani bu işlemleri yapan bürokratlar hiçbir şekilde sorumlu olmayacaklar değerli arkadaşlar. Aşağıya da işte “kanunlara aykırı olmamak şartıyla” falan, hiçbir şey getirilmiyor. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Bu kafa -kimse kusura bakmasın, kızmayın- Kenan Evren kafası değerli arkadaşlarım. Hani çıkardı ya kendisi; bürokratları, katılmış olanlar filan, hiçbirisi 12 Eylül döneminde yapılan haksızlıklar, zulümler, işkenceler dolayısıyla sorumlu tutulamayacak; onun gibi bir şey. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar.

Şimdi, bakın, hukuk devleti... Geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Fransız Cumhurbaşkanına sert çekti, dedi ki: “Türkiye, çadır devleti değil, muz cumhuriyeti değil.” Doğru değerli arkadaşlarım, öyleydi ama bu ne? Bu, çadır devletlerinde olur değerli arkadaşlarım. Hukuk devletinde, bir bürokrat, siyasetçi, Cumhurbaşkanı bile olsa, kim olursa olsun herkes Anayasa ve yasalar çerçevesinde işlem yapar. Buna aykırı bir şey yapıyorsa sorumludur değerli arkadaşlarım. En basit yani hukuk devletinin en basit kaidesi budur, bunu yok sayıyorsunuz. Böyle bir şey olur mu değerli arkadaşlarım?

Hukuk devletinde -gene Anayasa’mız diyor- yani “Herkes Anayasa’da, kanunlarda belirtilen şekilde hareket eder.” diyor değerli arkadaşlarım. Siz bunlara bakmıyorsunuz ya. “Biz seçildik, her şeyi yaparız.” Yahu yapamazsın değerli arkadaşlarım, yapamazsın. Ha, şu anda çoğunluğun var, her şeyi yapıyorsun; olmaz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Anayasa, değişik konularla hükümler koyar ve “Bu hükümlerin uygulanmasıyla ilgili ayrıntılar kanunla düzenlenir.” der değerli arkadaşlar. Şimdi, siz geldiniz buraya “kanunla düzenlenir”in yanında “Kanunla ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.” dediniz. İyi ama böyle demediğiniz, “kanunla düzenlenir” dediğiniz şeyler var. Ben bir tane örnek vereyim size; mesela, Anayasa’nın 130’uncu maddesi yükseköğretimle ilgili işlerin Yükseköğretim Kanunu’yla düzenleneceğini söylüyor. Nitekim, kanun hükmünde kararnameyle rektör atamalarıyla ilgili şeyleri değiştirmişsiniz ama daha sonra, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle geldi, bu maddeyi değiştirdi değerli arkadaşlarım; rektör olma şartlarını kaldırdı, üç yıllık profesör olmayı kaldırdı ve gitti rektör ataması yaptı, birkaç gün sonra da tekrar Cumhurbaşkanı kararıyla bu değişti.

Şimdi, ben size soruyorum değerli arkadaşlarım, bu çadır devletinde mi olur, hukuk devletinde mi olur? Maalesef, üzülerek ifade ediyorum, siz bu ülkeyi çadır devleti hâline getirdiniz ama bu iş burada kalmaz. Bu ülkenin yüz elli yıllık demokrasi tecrübesi var değerli arkadaşlarım, kaideleri, kuralları var, anayasaları var, kanunları var, teamülleri var; bunlar işler değerli arkadaşlarım. Ha, bunlar işlemez şu anda, çoğunluk dolayısıyla işletmezsiniz. Yarın, bu kanunlara da koysanız bunun hesabı görülür hukukun önünde değerli arkadaşlarım.

Ne demek insanlar muaftır ya? Böyle bir şey var mı değerli arkadaşlarım ya? Peki, siz görmüyor musunuz değerli arkadaşlarım? Dünya kadar hukukçu var aranızda. Hukukçu olmaya da gerek yok bunu bilmek için yani benim gibi psikiyatrist bile biliyor bunu, değil mi? Yani bir suç işlenirse, varsa, bürokrat bir iş yapacaksa kanuna uygun olarak yapar, yapmıyorsa sorumludur. “Hayır, sorumlu değildir.” diye kanun çıkarıyorsunuz ve el kaldırıyorsunuz. Ben ne diyeyim size arkadaşlar? Söylenecek bir şey yok.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “itibarıyla” ibaresinin “itibari ile” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                               Ahmet Kamil Erozan                                       Ahmet Çelik                                            Hasan Subaşı

                                           Bursa                                                      İstanbul                                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hasan Subaşı’nın.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesiyle ilgili, partim adına konuşmak için söz almış bulunuyorum. Teklifin gerekçesi, salgın nedeniyle ekonomik sorunlar yaşayan insanımızın ödemekte zorlandığı sigorta prim borçlarını, vergi ve çeşitli kamu borçlarını belli vadelerle taksitlendirip ödeme kolaylığı sağlamak. Aslında, işin doğrusu, hem ana para hem faizinin tahsil edilmesi hedeflenmiş.

Covid salgını yaşanırken milletimiz bir de deprem felaketiyle sarsılmıştır. Bu vesileyle, 114 can kaybımız için Allah’tan rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum. Yine, binden fazla yaralımız için acil şifa dileklerimi sunuyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Yasa teklifiyle devlet, pandemi sürecinde yeterli desteği veremediği yurttaşından “Alacağımı nasıl tahsil ederim?” kaygısına düşmüştür; torbaya, dışarıdan gelecek parayı aklamak için madde koymayı unutmamıştır. Yine, 25 yaş altı ve 50 yaş üzerinde kıdem tazminatı, sendikaların feryadına rağmen yok edilmiştir. “Evime ekmek götüremiyorum.” feryatları arasında bu yasa kime nasıl çare olur, nasıl tahsil edilir bilemiyorum ama emin olduğum şudur ki alacakların tahsili için daha çok yasa teklifleri Meclise gelecektir. En doğrusu, ana borcun kısmen tahsilatı koşuluyla borcu tasfiye etmekti.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi son yıllarda birkaç kez depremle karşılaştı. Bunlardan birisi, Elâzığ depremi. O günlerde Meclise getirilen deprem araştırma önergelerimiz reddedilirken Kanal İstanbul yapımına ilişkin kanun teklifi, itirazlarımıza rağmen, günlerce Meclisi meşgul etmişti.

Yine, Ahlat’a Cumhurbaşkanlığı sarayı yapılmasına ilişkin kanun teklifi, mahkeme kararlarına rağmen kanunlaştı ama deprem için hiçbir tedbir alınmadı. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, bu kez, yine bir depremle karşılaşmış bulunuyor: İzmir depremi.

Deprem alanında gördüğümüz tablo şudur: Maalesef 114 yurttaşımızı kaybettik, binin üzerinde insanımız yaralı ve binlerce vatandaşımız barınaksız kaldı. Buna karşılık, halkın dayanışması inanılmaz boyutta. Yurttaşlarımız, belediyelerle birlikte seferber olmuş, arama kurtarma ekiplerine yardımcı olmak için büyük çaba içindeydiler. Halk örgütlenmiş, sivil arama kurtarma ekipleri enkazların başında gece gündüz demeden can kurtarıyordu. Sağlıkçılarımız aylardır nöbette ve görevinin başında.

Hükûmet ise “Devlet nerede? Deprem vergileri nerede?” diyenlere hakaret ediyor; “İşsizlik Fonu neden işçiye değil de işverene destek fonuna dönüştü?” diyenlere “Size hesap mı vereceğiz?” diyor. Bunca deprem riskine rağmen imar affı çıkarılıyor, imar yasaları değiştiriliyor, ihale yasaları değiştiriliyor ama hâlâ deprem fay hatlarının ve riskli binaların planlaması yapılmış değil. Deprem master planı yok. Kentsel dönüşüm için belediyelerle iş birliği sağlanmıyor, bir türlü yol alınamıyor.

Sürekli düşman aramaya gerek yok. Savaşmamız gereken düşman fukaralıktır, yoksulluktur, eğitimsizliktir, risklerle yaşamaktır, sorumsuzluktur. Türkiye’nin sorunlarını çözmek için ortak sorumluluğa ihtiyaç vardır. İmar afları yerine, “Müteahhitlere büyük paralarla büyük yatırımlar yaptırıyoruz.” adı altında, popülist ve oy devşirmeye dönük pahalı yatırımlardan vazgeçmeliyiz, insanımızın sağlıklı barınma hakkına, insanca yaşama hakkına dönük yatırımlar için çabalamalıyız. Barınma hakkının temel bir insan hakkı olduğu unutulmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – On sekiz yıldır sadece fukaralık arttı, işsizlik arttı. Türk parası 2020 yılında dünyada en çok değer kaybeden para birimi oldu; yüzde 30,14.

Depremlerde en çok kayıp veren ülkeyiz. İzmir depremi 6,6; aynı deprem Yunanistan’da da oldu, çöken bina yok, ölü yok, bizde 114 kayıp. 2020 yılında Jamaika’da 7,7 büyüklüğünde deprem, sıfır kayıp. Rusya’da 7 ve 7,5 büyüklüğünde depremler, sıfır kayıp. Endonezya’da 6,9 büyüklüğü, sıfır kayıp. Papua Yeni Gine’de 7 büyüklüğünde deprem, 1 can kaybı. Şili’de 6,8, sıfır can kaybı.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, sizin on sekiz yılınızın en kötü dönemidir. Türkiye’nin ancak ortak sorumlulukla çözülebilecek ağır sorunlarını yüklenecek, hesap veren, sorumluluk sahibi bir hükûmet iş başına geçmez ise yaşadığımız sorunların altında kalırız.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                       Mehmet Ruştu Tiryaki                               Hüseyin Kaçmaz

                                         İstanbul                                                     Batman                                                      Şırnak

                             Gülüstan Kılıç Koçyiğit                                  Erol Katırcıoğlu                       Mahmut Celadet Gaydalı

                                            Muş                                                       İstanbul                                                       Bitlis

                                     Kemal Peköz

                                          Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüda Kaya’nın.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün 4 Kasım idi, AKP’nin Türkiye politik tarihine kara bir sicil olarak düşürdüğü sivil darbenin yıl dönümüydü. Bu vesileyle cezaevinde bulunan başta Figen Yüksekdağ olmak üzere Gülser Yıldırım, Selahattin Demirtaş, Abdullah Zeydan, İdris Baluken vekillerimiz başta olmak üzere diğer tüm arkadaşlarımızı sevgiyle, hasretle burada selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir taraftan İzmir depremi ki “Daha büyüğü gelecek.” diye “Asıl deprem olacak.” diye böyle bir iddia da var bilim adamları tarafından, bu kadar vahim günler yaşıyoruz ama bizler burada ekmek alamayan insanların artık yaşamını daha da ağırlaştıracak, insanları güvencesizleştirecek, insanların bir parçacık -yıllardır bizim bildiğimiz kıdem tazminatıydı, farklı sosyal güvenceler başta olmak üzere bunlarla ilgili- bir zerre güvenceleri varsa bütün bunları da yok edecek ama zenginlerin, yandaşların varlığını daha da yükseltecek yasaları tartışmaya, gündemleştirmeye devam ediyoruz. Türkiye’yi nasıl kalkındıralım, nasıl önlem alalım? Bütün bunlar bir tarafta, biz hâlâ küresel ve yerel kapitalizmi beslemekle, var etmekle, güçlendirmekle uğraşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir de tabii ki her afet sonrası, her acı ve dram sonrası farklı tartışmalar gündeme geliyor. Bunları konuşmak da istemiyorum aslında, gündem etmek de hoş bir şey değil ama ne yazık ki AKP iktidarında her tür acıyı, dramı, başarısızlığı; ihmalden doğan, ehliyetsizlikten doğan kötü sonuçları; vahim dramları dine bağlamak, kadere bağlamak, Allah’a bağlamakla ilgili söylemler gırla gidiyor. Dolayısıyla bunlara bilimsel anlamda, siyasi anlamda cevap vermeye çalışanlara da “Siz inancımıza saldırıyorsunuz.” diye de cahilce iddialar, saldırılar ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, iktidarda olma sorumluluğuna sahip olarak vatandaşlara “Keşke riskli binalarda oturmak tercih edilmeseydi.” ifadesi gündeme geldi biliyorsunuz. Arkadaşlar, vatandaşın tercihlerine, düşüncelerine bile AKP iktidarı müdahale ediyor ama acı ve kayıp olunca vatandaşın tercihine yönlendirme yapılıyor, saygı duyuluyor. Vatandaş tercih etmediği hâlde bugün AKP iktidarıyla yaşamak zorunda bırakılıyor. Vatandaş, borçlu olmayı, kredisini ödememeyi tercih etmediği hâlde geçim mücadelesi vermeye devam ediyor. Vatandaş, evine ekmek götüremiyorken sarayda adını bilmediği meyvelerin yenmesini hiç tercih etmemişti. Vatandaş, saray eşrafı günde 10 milyon harcarken, israf ederken, sarayın bir su bardağının değerinden daha düşük bir asgari ücrete bir ay mahkûm olmayı hiç tercih etmemişti ama bütün bunları AKP iktidarı vatandaşa yaşatıyor.

Naci Görür, bir bilim insanı, saygın, değerli bilim adamlarımızdan birisi. “Deprem, ne yapalım Allah’tan geldi diyebileceğimiz bir şey değil.” dedi “Maalesef kaynak sağlanamadığı için araştırmalarımızı yapamıyoruz.” dedi. Bir bilim insanının bundan daha doğal bir söylemi olabilir mi? İsterler ki kaynak aktarılsın, bilimsel çalışmalarını yapsınlar ve bir deprem ülkesi olan Türkiye’de, 7’nin üzerinde her zaman deprem yaşama riskinin yüksek olduğu bir ülkede -ki bunun 10 binlerce kaybını verdik- tabii ki kaynaklar bu alanlara aktarılsın, israf edilmesin, sarayların üzerine saraylar yapılmasın, makam araçları üzerine makam araçları alınmasın -israfın bini bir para ama- insanlar, yoksul insanlar kalitesiz binaların altında ölmesin. Bilim insanlarının elbette ki vazifesi budur, bunu söylemekten daha doğal bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

HÜDA KAYA (Devamla) – Başkanım, hemen tamamlamaya çalışayım.

Teşekkür ederim.

Ama İsmail Kılıçarslan diye bir yandaş gazeteci kalkıyor, nasıl bir cevap veriyor? Şu cevabı okurken ben utandım, bir insan olarak utandım. Kendisinin inançlı olduğunu iddia eden bir insanın her kelimesinde utanması, yüzünün kızarması lazım bu verdiği cevaptan dolayı. “Durduk yere Müslümanların inançlarına hakaret ettiğin için ‘höst’ -affedersiniz- derler. Deprem de başımıza gelen diğer her şey gibi, ama her şey gibi Allah’tan gelir efendi. Bu, senin için böyle olmayabilir ama bunun böyle olmaması üzerimizde tepineceğin anlamına gelmez.” gibi büyük bir cehaletin yansımasını ortaya koydu. Bu iddialar, bu saldırılar ya büyük bir cehalet ya da gerçekten bilerek ve isteyerek Allah’a hakarettir. Çünkü Allah demektedir ki Şûrâ suresi 30’uncu ayette: “Başınıza gelen her musibet ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir.”

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…Kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…Kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 15- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasına (9) numaralı bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent ilave edilmiş ve mevcut (10) numaralı bent buna göre teselsül ettirilmiştir.

"10. Ayrı bir iş yeri açmaksızın ve sanayi tipi veya seri üretim yapabilen makine ve alet kullanmaksızın oturdukları evlerde imal ettikleri malları internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden satanlar. Bu bent kapsamında esnaf muaflığından faydalanılabilmesi için Esnaf Vergi Muafiyeti Belgesi alınması, Türkiye'de kurulu bankalarda bir ticari hesap açılması ve tüm hasılatın münhasıran bu hesap aracılığıyla tahsil edilmesi şarttır. Bankalar, bu bent kapsamında açılan ticari hesaplara aktarılan tutarlar üzerinden, aktarım tarihi itibarıyla %4 (bir ve üzeri işçi çalıştırıldığı durumda %2) oranında gelir vergisi tevkifatı yapmak ve 98 ve 119 uncu maddelerdeki esaslar çerçevesinde beyan edip ödemekle yükümlüdür. İstihdama bağlı indirimli oranın uygulanması için ilgili ayda bir işçinin en az on gün süreyle çalıştırılması gerekir. Bu hasılat tutarı üzerinden ayrıca 94 üncü madde kapsamında tevkifat yapılmaz. Bu bent kapsamında elde edilen hasılatın 220.000 Türk lirasını aşması hâlinde, mükellef izleyen takvim yılı başından itibaren gerçek usulde vergilendirilir ve tekrar bu muafiyetten faydalanamaz. Bentte yer alan hasılat koşulu dışındaki diğer şartların ihlal edildiğinin tespit edilmesi hâlinde muafiyetten faydalanılamaz ve zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur. Bentte yer alan oranları ve tutarı, yarısına kadar indirmeye ve iki katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.”

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                Kamil Okyay Sındır                                        Fikret Şahin                                          Alpay Antmen

                                           İzmir                                                      Balıkesir                                                     Mersin

                                        Cavit Arı

                                         Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Alpay Antmen’in.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, teklifin 15’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sayın Genel Kurulu en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 15’inci madde ayrı bir iş yeri açmaksızın ve sanayi tipi veya seri üretim yapabilen makine ve alet kullanmaksızın oturdukları evlerde, imal ettikleri malları internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden satanlarla ilgili bir düzenleme getirmektedir.

40 milyona yakın insanımızın yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşadığı bir dönemde bizler üretimi destekleyen ve istihdam sağlayan her teklife kayıtsız ve şartsız destek veririz. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak burada getirilen teklifte ciddi teknik hatalar var. Maddede denetlenemeyecek ve denetlenmesi de söz konusu olamayacak konularla ilgili hükümler var. Bu madde bankalar ve vergi dairesi arasında ciddi bir iş yükü sıkıntısı ve uyuşmazlıklar yaratacaktır. Ayrıca, bu düzenleme, özellikle, işçi istihdamı hâlinde vergi tevkifatı konusunda sorunlar da doğuracaktır. Mesela, aklınıza gelmedi ama vatandaşın her ay bankaya SGK bildirgesi vermesi gerekecektir. Ayrıca “İşçi çalıştırırsa daha az vergi öder.” gibi bir yanılgı da var. İşleyiş hiç de öyle olmaz. Eğer evde üretim yapanlara “Sen daha az, yüzde 2 vergi ödemek istersen işçi çalıştır.” derseniz o zaman, gelir vergisi stopajı ve sigorta primleri de hesaplandığında üretici neyle kâr edecek? Hasılat ile net kârı birbirine karıştırıyorsunuz. Burada işçi istihdam edilmesi hâlinde işçilerin gelir vergisinden muaf tutulması gerekiyor ki bir işe yarasın.

Değerli milletvekilleri, bakın, burada çok başka bir husus daha var. Dün sosyal medya platformları Facebook, Instagram, Twitter, Periscope, YouTube ve TikTok başta olmak üzere pek çok sosyal ağ sağlayıcılarına 10’ar milyon lira idari para cezası kesildi. Bir Bakan Yardımcınız da çıktı dün “Yükümlülüğe uymamakta ısrar eden sosyal ağ sağlayıcısının internet trafik bandı yüzde 90 daraltılacak.” diye Twitter’dan açıklamada bulundu. Burada tarihe not düşelim: Sosyal medya yasağını yine sosyal medyadan duyurmak trajikomikliğini de yaşadık, gördük.

“Bu maddeyle bu konunun ne alakası var?” diyeceksiniz, bunu düşünmediniz ama alakası çok büyük sayın milletvekilleri. Evde üretim yapan insanların çoğu Instagram başta olmak üzere sosyal medyadan ürünlerini satıyor, geçimini sağlamaya çalışıyor, buradan reklam veriyor; siz yarın, halkın sesini kısmak ve ifade özgürlüğünü yok etmek amacıyla sosyal medyayı kapatırsanız -ki bunu daha önce de söyledik burada- bu vatandaşlar ürünlerini nasıl ve nerede satacak? Bu hem halkın sesini kısmak hem de rızkını engellemek anlamına gelecektir. Yoksa amacınız, bu üreticileri web alışveriş sitelerine mahkûm edip oraya komisyon ödetmek mi?

Değerli milletvekilleri, vergi demişken gelelim deprem vergisine. Halk “Yirmi bir yıldır ödediğim deprem vergileri nerede?” diye soruyor, ne saray ne iktidar vekilleri hiçbir yanıt vermiyor. Arkadaşlar, halka ait 35 milyar dolardan bahsediyoruz, çocuk oyuncağı değil bu! (CHP sıralarından alkışlar) Bu para nereye gitti, onu açıklayın; saraya mı, yandaş medyaya mı, müteahhitlerinize mi, vakıflarınıza mı, yoksa FET֒cü şirketlere mi? (CHP sıralarından alkışlar) Nerede bu para? Çıkın, açıklayın, herkes bilsin. Bu vergilerin, yaşanacak depremlerin zararlarını önlemek için kullanılmadığı aşikâr. İktidar diyor: “Yol yaptık.” Kimler yolunu yaptı, o belli! Adları da var, 5’li çete. Hani “Dünya 5’ten büyüktür.” diyorsunuz ya; unutmayın, halk da bu 5’li çeteden daha da büyüktür. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İktidar milletvekillerine sesleniyorum: Burayı çok iyi dinleyin, bakın sizin önceki Bakanınız, şimdiki Genel Başkan Vekiliniz Sayın Numan Kurtulmuş, 2011 yılında deprem vergileriyle ilgili neler diyor? “Vergi hukukunda bir kural vardır, herhangi bir vergiyi hangi amaçla alıyorsanız o amaçla kullanırsınız; herhangi bir fonu ne amaçla topluyorsanız o amaçla kullanırsınız; aksi amaç dışı kullanımdır, suçtur. Siz deprem yaralarını sarmak, deprem felaketine karşı tedbir oluşturmak için vergi koyacaksınız, bunu yol yapımında, park yapımında kullanacaksınız. Bu arkadaşlar bu açıklamaları nasıl yapıyorlar, ona da şaşıyorum. Bu bir vahamettir.” Bunu Sayın Numan Kurtulmuş söylemiş, çok da güzel söylemiş, kulağınıza küpe olsun.

Hepinize en derin saygılar sunarım, çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “indirmeye ve iki katına kadar artırmaya” ibaresinin “indirmek ve iki katına kadar artırmak için” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                                      Ahmet Çelik                                                                                                         Fahrettin Yokuş

                                         İstanbul                                                                                                                       Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Fahrettin Yokuş’un.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Efendim, ben bu konuşmamda, Emniyet Genel Müdürlüğünde 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’yla istihdam edilen kimsesiz yurtlarda yetişmiş olan, 18 yaşından büyük teknisyen yardımcısı kadrosunda çalışanların sorunlarını bir kez daha dillendirmek istiyorum. Emniyet Genel Müdürlüğümüzde 3 binin üzerinde teknisyen yardımcısı sıfatıyla “yurt çocukları” diye ifade edilen, yurtlarda yetişmiş evlatlarımız, kardeşlerimiz çalıştırılıyor. Bunların görev tanımları yok. Teknisyen yardımcılığı, malum, teknik işlerde yardımcı olmak ama bu kardeşlerimize Emniyette her türlü iş yaptırılıyor yani askerde ere, rütbesiz askere her iş yaptırılır; aynı, bunlar da öyle; temizlik işleri, aşçılık, kalorifercilik, hayvan bakıcılığı, terzilik, berberlik, bahçıvanlık, eşya taşıma, bina onarma dâhil.

Şimdi, bu insanlar diyorlar ki: “Tamam, devletimiz bize sahip çıktı, bize iş güç verdi ama biz görev tanımımıza uygun çalıştırılalım.” Ne acıdır ki İçişleri Bakanlığı on altı yıldır yükselme sınavı açmıyor, bu sene açacak; unvanlı kadro yok, yine bunlara bir şey yok. Görev tanımını yapın, bu insanlar, hizmetliyse hizmetli gibi görev yapsın, teknisyense teknisyen gibi görev yapsın; o da yok. Öyle bir durum var ki bu 3 bin insan huzursuz, mutsuz, amirleri de mutsuz yani bu işleri yapacak eleman lazım ama Hükûmetimiz, on sekiz yıldır devletimizi yönetenler sağ olsun, buna bir çare bulmuyorlar ve bu çaresizlik içinde açılmış yüzlerce dava var, kazanılmış davalar var; bunlara da bakan yok. Ombudsman kararları var “Bunu düzeltin.” diye, ona da bakan yok. Yani bu çocuklar, bu çalışanlarımız -çocuklar diyorum- kimsesiz evlatlarımız ise ve kimsesiz oldukları için bunlara devlette iş verdik diye bu zulmü hak mı ediyorlar Allah aşkına? Ne yazık ki bunlara bu şekilde zulmediliyor. Lütfen, bunun bir an önce düzeltilmesi çağrısında bulunuyorum iktidarımıza.

Bakın, Ankara’nın göbeğinde, Yenimahalle OSTİM Karakoluna bizzat gittim, şahit oldum; on yıllık devlet memuru, 1 çocuk annesi, bir teknisyen yardımcısının tayini oraya çıkıyor ve müdürü diyor ki: “Temizlikten başla, benim odamdan başla, camları sil, tuvaleti temizle.” Hanımefendi diyor ki: “Efendim, ben teknisyen yardımcısıyım. Benim görev tanımımda bunlar yok.” “Nasıl yapmazsın? Başka elemanım da yok, yapacaksın.” diyor. “Yapamam. O zaman ‘Bunları yapacaksın.’ diye yazılı talimat ver, yapayım.” diyor. Müdür de bunu yapmıyor, vermiyor. Sonuçta ne oluyor, biliyor musunuz? Kovuluyor, evet, bu devlet memuru, 1 çocuk annesi hanımefendi OSTİM Karakolundan kovuluyor. Bizzat gittim, gördüm, karakol bahçesindeki kamelyada oturuyor, mesaisini orada yapıyor. Sekiz saat mesaisini yapıyor çünkü oraya gelmezse “gelmiyor” diye işlem yapılacak ve belki iş akdi feshedilecek. Sonra biraz vicdana gelmişler; karakolun giriş kapısının orada vatandaşların müracaat ettiği bir alan var, “Bu alanda da oturabilirsin.” demişler. Evet, bir aydır bu zulmü Ankara’nın göbeğinde 1 çocuk annesi bir hanımefendi görüyor.

Dün bu hanımefendiyi Başdenetçimize götürdüm, Mecliste dilekçe verdirdim. Bir sonuç alabilir miyim diye uğraşıyorum. Çaresizim ya! Milletin vekiliyim güya, çaresizim. Ya, bu zulümleri niye yaptırıyorsunuz? Basın yazdı, görmüyorsunuz ama buraya gelip, oh be, ne güzel konuşuyorsunuz adaletten, haktan, insan haklarından, vicdandan, imandan, ahlaktan. Allah aşkına, bu zulümleri bitirin, ne olur, bitirin! Şu ülkeye bir huzur gelsin ya! Şu adaletsizliklere, hukuksuzluklara, insan hakları ihlallerine bir son verin Allah aşkına.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – On sekiz yıldır yapmadığınız zulüm kalmadı sizin gibi düşünmeyenlere.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                              Mehmet Ruştu Tiryaki                                     İmam Taşçıer                           Gülüstan Kılıç Koçyiğit

                                         Batman                                                   Diyarbakır                                                     Muş

                                   Erol Katırcıoğlu                                          Kemal Peköz                                              Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                      Adana                                                      İstanbul

                                                                                             Mahmut Celadet Gaydalı

                                                                                                            Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İmam Taşçıer’in.

Buyurun Sayın Taşçıer. (HDP sıralarından alkışlar)

İMAM TAŞÇIER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15’inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ana dilde eğitim hakkına dair kanun teklifini Meclis Başkanlığına sundum, bu sunduğum kanun teklifi bir ay sonra bana iade edildi. Gerekçesinde ise Anayasa’nın değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeIer ile 42’nci madde gösterildi.

Sözünü ettiğimiz bu Anayasa 12 Eylül faşist diktatörlüğünün yaptığı bir Anayasa ve o diktatör Kenan Evren bir önceki anayasaların hepsini lağvetti, yeni bir Anayasa’yı 1982’de yaptı ve bu maddeleri koydu. Bu Meclis de bu maddeleri değiştiremiyor, değiştirmeyi teklif dahi edemiyor ama yine bu Meclis 20 Mayıs 2016'da Anayasa’yı HDP hariç tüm partilerin katılımıyla değiştirdi. Başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ olmak üzere HDP’nin vekillerini, şu anda hapiste olan vekillerini cezaevine attı. Onu yapabiliyor ama Kürtçeyi resmî bir dil, eğitim dili olarak Anayasa’ya koyamıyor, değişiklik yapamıyor.

Şimdi, hanginize sorsam, tek tek bütün partilere, parti liderlerine, parti yönetimlerine, vekillerine, üyelerine sorsam; Türkiye’de Kürt var mı yok mu? Hepiniz diyeceksiniz: “Kürt var.” “Kürt yoktur.” diyen kişi çıkar mı bilmiyorum ama bence yüzde 99,9’u diyecek ki: “Vardır.” Peki, bu Kürtler varsa, Kürtlerin bir dili de var. Benim tahminlerime göre -ki resmî veriler elimizde yok- 25 milyonun üzerinde Kürt Türkiye’de yaşıyor ve bunların dili var, o dil de Kürtçedir, yalnız bu dilleriyle eğitim alamıyorlar.

Evet, eğitim alamamasının nedeni bu Anayasa’nın değiştirilemez 12 Eylül faşizminin getirdiği maddeleri ise bir an önce bu Meclisin bunu değiştirmesi gerekir diye düşünüyorum. Onun için ben ana dilimle birkaç kelime seslendirmek istiyorum ama önce Türkçesini söyleyeyim çünkü tutanaklara sadece “xx” olarak geçiyor Kürtçe konuştuğumuz zaman.

Çok kısa ne diyeceğim: Ben Kürdüm, ana dilim Kürtçedir, ana dilimle eğitim almak benim hakkımdır. Kürtçesi ise “…”(x) Bu kadar.

Kürtlerin kendi ana dillerinde eğitim alabilmeleri için Meclis Başkanlığına verdiğim ve kabul edilmeyen kanun teklifini burada, bu kürsüde okuyacağım. Teklifimi, Meclis Genel Kuruluna ve bizleri izleyen vatandaşlara sunacağım.

Genel gerekçe: “Türkiye, farklı etnik grupların birlikte yaşadığı, tarihsel ve kültürel mirası olan, çok dilli ve çok kültürlü bir coğrafyada yer almasına rağmen, özellikle, cumhuriyetin ilanıyla birlikte bu kültürel miras ve farklılıkları gözetmeyen tekçi bir anlayışla evrilmiştir. Tekçi anlayışın getirdiği asimilasyon politikaları, hiç kuşkusuz, Türkçe dışındaki dillerin yasaklanma ve yasal statü dışına çıkarılması uygun görülmüştür. Cumhuriyetten itibaren iktidara gelen bütün partiler bu politikaları benimsemiş ve bu coğrafyada yoğun bir nüfusa sahip olan Kürt halkı başta olmak üzere diğer halkların da anadillerini yasaklamış, tarihsel, kültürel birikimlerini ve miraslarını yok saymıştır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İMAM TAŞÇIER (Devamla) – “Günümüz modernleşmesinin ve hızlı tüketim kültürünün gelişmesinin kaçınılmaz sonucu olarak yasal statüye sahip olmayan başta Kürt dili (Kurmanci-Zazaki) olmak üzere Türkçe dışındaki dillere uygulanan asimilasyon politikaları karşısında zayıf düşmekte ve tarihsel süreç içerisinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalınmaktadırlar. Aynı zamanda, dilin yok olması bireyden topluma kadar her halkın kültürel ve siyasal birikimlerinin zayıflaması, hatta yok olması demektedir.

Dil, bir iletişim aracı olmaktan daha fazlasını ifade eder. Her dil, o dili konuşan toplumun tarihinin ve kültürünün taşıyıcısıdır. Ana dil, insanın dünyayla kurduğu ilk ilişki olmakta ve bu ilişki kişiliğinin, kimliğinin, duygusal ve zihinsel gelişiminin ayrılmaz bir parçası olmaktadır. Ana dilde eğitim…”

Evet, sürem bitti herhâlde. Eğitim uzundur. Bu dilekçeyi verdim ama kabul görmedi ve sizlerin takdirlerine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri okutup geliş sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                       Mehmet Ruştu Tiryaki                                Nusrettin Maçin

                                         İstanbul                                                     Batman                                                    Şanlıurfa

                             Gülüstan Kılıç Koçyiğit                                  Erol Katırcıoğlu                                          Kemal Peköz

                                            Muş                                                       İstanbul                                                      Adana

                                                                                             Mahmut Celadet Gaydalı                                                                                                                                                                                                                           Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Nusrettin Maçin’in.

Sayın Maçin, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

NUSRETTİN MAÇİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

239 sıra sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesine ilişkin partim adına söz almış bulunuyorum.

Değişiklik teklifinin 16’ncı maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun diğer indirimlerini düzenleyen 89’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasına yeni bir bent eklenmekte ve bent kapsamında mal ihracatından elde edilen kazançların yüzde 50’sinin beyannamede bildirilen gelirlerden indirilmesine imkân tanınmaktadır. Cumhurbaşkanına bentte yer alan oran, tutar ve sayıları yarısına kadar indirme ve iki katına kadar artırma yetkisi verilmektedir.

Bu maddenin ruhunda ülkenin üretim kaynakları, mal ve hizmet değerleri üzerinden tek yetkili, söz ve karar sahibi yürütme organını işaret etmektedir yani tüm yetkiler Cumhurbaşkanına, Hazine ve Maliye Bakanına devredilmektedir. Yasamanın elinden bu yetkiyi almaya çalışan Cumhurbaşkanı, dış ticarette pazarlık yetkisini tek elde toplama anlamına gelen ve aynı zamanda yandaş ihracatçı firmaların çıkarlarını esas alan bir kanun teklifidir.

Üreticilerle, sivil toplum örgütleriyle, meslek odalarıyla ve demokratik değerleri esas alan, üretimi ve istihdamı gerçekten artıracak yasalar yapalım. Üreticilerimize teknik ve teknolojik anlamda destekler sunalım. Üretimin ve istihdamın artırıldığı bir ülkede ekonomik ve sosyal sorunları asgari düzeye indirebiliriz ama ihracatçı firmaları desteklemekle ülkenin ekonomisinde ve istihdamında bir gelişmenin sağlanması mümkün değildir. Bu, sadece emekten kopuk, tüccarı palazlandırmaya yönelik bir yasadır. Parti olarak bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bütün yetkileri Cumhurbaşkanına vererek işçinin, işsizin, üreticinin, yoksul köylünün, halkın yararına bir yasama faaliyeti yapmıyoruz. Gelin, Parlamentoyu daha işlevli kılacak ve topluma yarar sağlayacak kanun teklifleri hazırlayalım.

Şimdi, toplumu neden bu kadar susturmaya çalıştığınız… Bu Mecliste özellikle HDP’li milletvekili arkadaşlarımız kürsüye geldiğinde provokatif söylemlerle, manipülasyonlarla susturulmaya çalışılıyor. Çünkü HDP’yi -halkın içinden gelen, toplumun sorunlarını dil, din, inanç- bütün kesimlerin partisi olduğunu iddia ettiğinden dolayı, iddiası ve amacı o olduğundan dolayı, halktan yana tercihini koyduğundan dolayı susturmaya çalışıyorsunuz. Bu yasayla da bir kez daha net ortaya çıkıyor ki AKP, iktidarı kartellerin, uluslararası şirketlerin, yandaşların safında yer alan bir partidir.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) - Milletin yanında yer alıyor.

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – AKP iktidarında adalet, hukuk, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı diye bir şey yoktur. Bütün bu kuvvetler ayrılığı dediğimiz ve modern toplumların olmazsa olmazı sivil toplum örgütlerinin yasalar üzerinde toplumun geleceğiyle ilgili örgütlenme ve söz hakkını kısmaya çalışıyorsunuz. Onların Meclisteki öncelikli sesi olan HDP’yi onun için susturmaya çalışıyorsunuz. Evet, HDP susmaz. HDP’yi ne 12 Eylül faşist darbesi susturabildi ne de AKP iktidarının faşizan uygulamaları susturabilir. Biz ne zaman ki bu halkların ve özellikle Kürt halkının kolektif haklarından bahsettiğimiz zaman karşımıza “terör” diye bir dizi isim sayıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

NUSRETTİN MAÇİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, eğer bu ülkeye karşı bir sorumluluğumuz varsa, 82-83 milyona karşı sorumluluğumuz varsa bizim, Kürt’ün de Türk’ün de Arap’ın da Laz’ın da Çerkez’in de Sünni’nin de Alevi’nin de inançlarına saygılı olmamız gerekir, dinlememiz lazım; bunun çözüm yolu da diyalogdur, tartışmadır ve en özgür kürsü de bu Meclistir. Eğer biz burada tartışmayacaksak nerede tartışacağız?

Bir gün muhakkak siz de elinizi vicdanınıza koyup bu uygulamaları reddedeceksiniz ama bu suça ortak olmadan şimdiden “Hayır.” deyin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 16- 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent ilave edilmiştir.

“16. Tam mükellef gerçek kişilerin, 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 225 inci maddesi kapsamında dolaylı temsilci olarak yetkili kılınan Posta İdaresi ya da hızlı kargo taşımacılığı yapan şirketler tarafından düzenlenen elektronik ticaret gümrük beyannamesiyle gerçekleştirdikleri mal ihracatı kapsamında elde ettikleri kazancın %50’si. Bu indirimden yararlanılabilmesi için bu kapsamda sayılan;

a) İhracattan kaynaklanan hasılatları toplamı yıllık 400.000 Türk lirasına kadar olanların, ilgili yılda kendilerinin sigortalı olması,

b) İhracattan kaynaklanan hasılatları toplamı yıllık 800.000 Türk lirasına kadar olanların, ilgili yılda kendilerinin sigortalı olması ve en az ortalama bir tam zamanlı ya da eş değer kısmi zamanlı işçi çalıştırması,

c) İhracattan kaynaklanan hasılatları toplamı yıllık 1.600.000 Türk lirasına kadar olanların, ilgili yılda kendilerinin sigortalı olması ve en az ortalama iki tam zamanlı ya da eş değer kısmi zamanlı işçi çalıştırması,

d) İhracattan kaynaklanan hasılatları toplamı yıllık 2.400.000 Türk lirasına kadar olanların, ilgili yılda kendilerinin sigortalı olması ve en az ortalama üç tam zamanlı ya da eş değer kısmi zamanlı işçi çalıştırması,

şarttır. (Bu bentte geçen sigortalı ibaresi 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılanları ifade eder.)

Cumhurbaşkanı bu bentte yer alan oran, tutar ve sayıları yarısına kadar indirmeye ve iki katına kadar artırmaya, Hazine ve Maliye Bakanlığı maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                        Cavit Arı                                                 Fikret Şahin                                  Kamil Okyay Sındır

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                      İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Turan Aydoğan’ın.

Sayın Aydoğan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Salgın döneminde bir tarifiniz var arkadaşlar, dolunayda sahaya çıkan kurt gibisiniz. Salgın dönemi her konuda iştahınızı artırdı. Ne mi yaptınız? Mesela Atatürk Havalimanı’nı yediniz salgın döneminde. Ne mi yaptınız? Kanal İstanbul’un maskeli ihalesini yaptınız. Ne mi yapıyorsunuz şimdi? Halkın büyük bir çoğunluğunu resmen yiyorsunuz. İşçi kesiminin, özellikle genç işçi kesiminin dörtte 1’ini resmen yiyorsunuz. Afiyet olsun demeyeceğim çünkü yiyemeyeceksiniz. Bu yasaları çıkarsanız bile uygulamasını yapamazsınız.

Üretim, üretimin bir ayağına kurşun sıkarak halledilecek bir konu değildir. Üretimden kaynaklı sorunlar topyekûn ele alınması gereken sorunlardır. Öyle falsolu uygulamalarla falan hayatın içinden kaldırılabilecek sorunlar değildir. Burada ana iki sorun vardır. Bugün bu getirdiğiniz uygulamaların birinci ayağı 1982 Anayasası gibi çok geri bir Anayasa’nın üstüne daha geri olarak getirdiğiniz 2017 Anayasası’dır, tekçi sistemdir, fütursuz yönetmektir, istişareye dayalı olmayan yönetim sistemidir, hatta içinde bulunduğumuz bu Meclisi bile hiçe sayan yönetim sistemidir, hatta aklınıza yatmayan birçok konuda burada yasa çıkarmaya sizi zorlayan mantıktır, sistemdir. İkinci ayağı, işte, bu kötü yönetimle beraber ekonominin ehil ellerde olmamasıdır, üretimi koordine edebilecek ellerin ehil olmamasıdır. Hatırlar mısınız, herkesin lakabıyla andığı, benimse lakabıyla anmayacağım Sayın Cumhurbaşkanının bir danışmanı demişti ki: “Dolar 3,5 lirayı geçerse benim yüzüme tükürün.” 83 milyonun sıraya mı girmesi lazım? Sayın Cumhurbaşkanı bu Anayasa’yı çıkarırken demişti ki: “Bu Anayasa’daki yetkileri bana verin, ben Türkiye’yi şahlandıracağım.” At yerde sürünüyor, bu nasıl şahlandırma arkadaşlar?

Ne yapıyorsunuz bu yasayla beraber? Uluslararası sözleşmelerle altına imza attığımız bütün sözleşmeleri yok sayıyorsunuz. Şurada ben saymaya kalkarsam, Anayasa’nın en az 15 maddesini yok sayıyorsunuz. 2’nci maddeden başlayıp 60’ıncı maddeye varana kadar, en az bu kadar maddeyi yok sayıyorsunuz. Zaten bulunduğumuz yer itibarıyla ülkeler arasında çok kötü bir yerdeyiz, bulunduğumuz yer öyle hak ettiğimiz yer değil, Bangladeş’le, neredeyse Pakistan’la aynı ligdeyiz çalışma hayatı açısından. Daha kötüsü var ama, Honduras’la, Yemen’le, Suriye’yle aynı yere düşmek var. İşte, bu yasa teklifini geçirirseniz oraya düşeceksiniz. İşte bu itibarsızlık, sizin burada hani “Ekonomiyi çözeceğiz, istihdamı çözeceğiz.” dediğiniz yerde ayağınıza bir başka bağ olacak, güvenilmeyen bir ülke, iddiası zayıflamış bir ülke, ekonomisiyle beraber yönetimi tekçileşmiş, dikta hâlini almış bir ülke.

Şimdi, ben burada ne diyeyim diye bekliyorsunuz. Zannediyorsunuz ki bu yasayı teknik olarak sizinle tartışacağım; hayır, tartışmayacağım. İşçi düşmanı, emek düşmanı bir yasanın neyini tartışayım ben sizinle. Ben burada ancak şunu söylerim: Aklınıza geldiğinde miting yaparken, diğer yandan da uzun süredir grev iptal ederken hangi zihniyetle bakıyorsanız bu yasada da o zihniyetle bakıyorsunuz. Bir 5’li çeteniz var, onlara cennet vadettiniz ama yeryüzünde. O yeryüzündeki cenneti, sadece onlar için, ayakta tutabilmek için yasa yapıyorsunuz. Bunun karşılığında, milyonlarca insanı iyice huzursuz ediyorsunuz ve bir şekilde çaresizliğe sürüklemeye çalışıyorsunuz. Bunun tarifi şudur arkadaşlar: Türkiye’de demokrasi yoktur, Türkiye’de hukuk yoktur, Türkiye’de işçi hakları yoktur, Türkiye’de hiçbir şekilde ezilenlerden yana bir anlayış ve iktidar da yoktur, hatta Türkiye’de kurumsal anlamda tarif edilmiş, dezavantajlı grupları garanti altına alması gereken kurumların da teminatı yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu dezavantajlı grupların teminat altına alınması gereken bir Meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, işçiyi koruması gereken bir Meclistir. Bu nasıl korumadır? Kayıt dışı çalıştırmayı bu teklifle beraber özendireceksiniz, hatta ödüllendireceksiniz, aynı zamanda kısmi çalışmayla yaşanacak olan sorunların bir öncesinde kısa süreli çalışmayla yaşanmış hâlini göre göre bunu hayata geçireceksiniz. Ve ne yaratacaksınız biliyor musunuz? Sizin iktidarınızın yaratmış olduğu, mezarda emeklilikle beraber artık mezarda bile emekli olamayacak insanlar yaratacaksınız.

Hukukçu olarak çok basit bir tarif vereyim: Bu getirilen teklife göre eğer kısmi çalışmaya bir adamı geçirmek istiyorsanız on-on beş yıl boyunca çalıştırırsınız, daha sonra kısmi çalışmaya zorlarsınız ve kıdem tazminatı son ücreti üzerinden esas alınarak yapılacağından dolayı onun on beş yıllık emeğini yarı yarıya ücretlendirerek kıdem tazimatıyla gönderebilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Hangi vahşi vicdan bunu buraya getirebilir? Hanginiz kabul edebilirsiniz bunu? On yıl boyunca birini çalıştırıyorsunuz, on yıl boyunca 5 lira ücret alıyor, on birinci yıla geldiğinde de kısmi çalışmaya esas aldırıyorsunuz, ücreti 2,5 liraya düşüyor, kıdem tazminatını onun üzerinden ödüyorsunuz. Bu çalışmayla beraber, bu teklifle beraber aslında fiilen “on sekiz” olması gereken sigortalılığın süre başlangıcı kısmını -prim yatırma ve süre başlangıcıyla ilgili kısmı- “yirmi beş”e çıkarıyorsunuz. Ve işçiyi bir av gibi, çalışanı bir av gibi, teminatsız bir şekilde, hiçbir şekilde vicdanına güvenip güvenilmeyeceği belli olmayacak bir sistemin eline bırakıyorsunuz. Çıkarmayın, çıkarırsanız uygulanmaz; gelirsek kaldıracağız. Ömrünüz çok uzun olmayacak, ilk sandıkta gideceksiniz ama biraz daha şirin olun çünkü sizin de kardeşiniz var, sizin de çocuğunuz var, sizin de akrabalarınız var, sizin de seçmeniniz var; anlatamayacağınız şeyleri 5’li çetenin cennetini biraz daha geniş tutacağız diye burada ısrarla dile getirmeyin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinde yer alan “belirlemeye” ibaresinin “belirlemek için” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                                      Dursun Ataş                                              Ahmet Çelik                                  İmam Hüseyin Filiz

                                         Kayseri                                                     İstanbul                                                   Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz talebi Sayın Dursun Ataş’ın.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, madde gerekçesinde ülke ekonomisinin uluslararası rekabetçiliğinin geliştirilmesi, yeni ihracat alanlarının oluşturulması, istihdam imkânlarının artırılması, oluşacak yeni pazarlarda ülke payının artırılmasının amaçlandığı belirtilmektedir. İlgili maddede gerçek kişilerin mal ihracından elde ettiği kazançların yüzde 50’sinin gelirden indirilmesine imkân tanınmaktadır. Üretim ve ihracatı artıracak bir düzenleme olmamasına rağmen, devlet bu düzenlemeyle alacağı vergilerin yarısında vazgeçmektedir. Buna karşılık, bu düzenlemeyle iş hacminin ve istihdamın ne kadar artacağı da bilinmemektedir. İstihdamı ne kadar artıracağı belli olmayan, devletin gelirlerini düşüren, kime hizmet ettiği belirsiz böyle düzenlemeler yapmak yerine işsizliği önleyecek, istihdamı artıracak köklü düzenlemeler yapmak gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin en büyük problemlerinin başında iktidarın sığ düzenlemelerle azaltacağını sandığı işsizlik gelmektedir. Ekonomimizin kötü gidişatıyla işsizlik rekor seviyelere çıkmıştır. İktidar suni gündemler oluşturarak ekonomik gerçekleri ve işsizliğin geldiği vahim durumu gizlemeye çalışmakta, gerçekleri konuşanı hain ilan ederek gerçeklerin kamuoyunda konuşulmasını engellemektedir. En son TÜİK tarafından masa başında ayarlanarak açıklanan temmuz ayı rakamları işsizliğin ulaştığı boyutları gözler önüne sermektedir. Açıklanan verilerde, işsizliğin 0,4 puan artarak yüzde 13,4’e yükseldiği, önceki aya göre 152 bin kişinin işsiz kaldığı söylenmiştir. İş gücüne katılımda ise istihdam bir yılda 1 milyon 981 bin kişi azalarak 26 milyon 531 bin kişiye düşmüştür. Fiyatlar artarken enflasyonu düşüren TÜİK, şimdi de istihdamın azaldığını söylüyor ama bununla beraber işsizliği de düşürüyor. Hem istihdam azalıyor hem de işsizlik düşüyor; böylelikle TÜİK, dünyada bir ilki daha başarıyor! TÜİK gibi bir kurumumuz varken Avrupa bizi nasıl kıskanmasın!

Değerli milletvekilleri, işsizlik rakamları hiç de TÜİK’in açıkladığı gibi değildir. TÜİK tarafından 4 milyon 227 bin kişi olarak açıklanan işsizlik sayısı gerçeği yansıtmaktan çok uzaktır. Nisan 2020’den bu yana uygulanan işten çıkarma yasağı nedeniyle rakamlar gerçek tabloyu yansıtmamaktadır. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği alanlar bu verilerde dikkate alınmamıştır. Bugüne kadar 3 milyon 500 bin kişi kısa çalışma ödeneği, 1 milyon 900 bin işçi de ücretsiz izin ödeneği almıştır. Gerçekte açıkça işsiz olan bu vatandaşlarımızı TÜİK işsiz saymamaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütünün metotlarına dayanarak yapılan hesaplamalara göre ise Temmuz 2020’de geniş tanımlı işsiz sayımız, Temmuz 2019’a göre 627 bin kişi artarak 10 milyon 397 bine ulaşmıştır. Gençlerde bir yıl önce iş gücüne katılım yüzde 47,8’ken bugün bu oran yüzde 41’e gerilemiştir. Gençlerin istihdam piyasasındaki ağırlığı da 2020 yılının Temmuz ayında düşmüş, bir önceki yıl gençlerin yüzde 34,9’u istihdam edilirken bu oran bu yıl yüzde 30,4’e gerilemiştir, gençlerde işsizlik oranı yüzde 26’ya çıkmıştır. Üniversiteden yeni mezun olan gençlerin önemli bir bölümü iş bulma ümidini kaybetmiştir. Üniversite mezunlarının iş arama süreleri de uzamaktadır. Bir yıldan fazla süredir iş arayan üniversiteli sayısı son bir yılda 191 binden 217 bine çıkmıştır. Yeni mezunlar KYK borçlarını ödeyemiyor, yükselen faizler nedeniyle borçları artıyor, hacizle karşı karşıya kalıyorlar.

Değerli milletvekilleri; insanlar işsiz, tencereler kaynamıyor, faturalar ödenemiyor, okullar açıldı, kış geliyor, giderler artıyor. Bu düzen böyle gitmez, gitse de sürdürülemez. Bir an önce gerekli önlemler ve tedbirler alınmalıdır. Ülkede bu kadar işsiz ve yoksul varken kimsenin acıyı bal eyleyecek, keyif çayı içecek durumu kalmamıştır.

Zenginin düzeni bozulmasın diye fakire şükretmeyi öğreten düzenin sonu gelmiştir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Önergeden önce mi, maddede mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi efendim.

BAŞKAN – Peki.

Önergeyi oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var, onu karşılayacağım.

Sayın Özel, Sayın Emir, Sayın Akar, Sayın Sümer, Sayın Köksal, Sayın Aydoğan, Sayın Ağbaba, Sayın Tüzün, Sayın Tanal, Sayın Alban, Sayın Kılınç, Sayın Başarır, Sayın Bulut, Sayın İlhan, Sayın Barut, Sayın Aygun, Sayın Çakırözer, Sayın Adıgüzel, Sayın Ünlü, Sayın Gökçel.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.23

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde Kayseri Milletvekili Dursun Ataş ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren arkadaşlar lütfen dışarıya çıkmasın.

Değerli arkadaşlar, hem pusula verip hem de sisteme giren arkadaşlarımız var mı?

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Arkadaşlar, pusulaları okuyacağım:

Sayın Emine Zeybek? Burada.

Sayın Hacı Turan? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve Aydın Milletvekili Bekir Kuvvet Erim ile 46 Milletvekilinin İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3147) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 239) (Devam)

BAŞKAN - 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Kayseri Milletvekili Dursun Ataş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde 3 önerge vardır; önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                       Mehmet Ruştu Tiryaki Gülüstan Kılıç Koçyiğit                                                                                                          İstanbul                                                     Batman                                            Muş                                                              Kemal Peköz                                   Erol Katırcıoğlu                                           Habip Eksik                                                                                                 Adana                                                      İstanbul                                                       Iğdır                                                                                             Mahmut Celadet Gaydalı                                                                                                                                                                                                                           Bitlis

BAŞKAN – Arkadaşlar, yani maksimum bir buçuk saatlik bir çalışma sürecimiz kaldı; lütfen Genel Kuruldan ayrılmayalım.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Habip Eksik’in.

Buyurun Sayın Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu kanun teklifiyle gördük ki gerçekten AKP iktidarının bir şey yaptığı zaman, tamamıyla “Ben bilirim, ben doğrusunu yaparım, benden daha iyi hiç kimse doğrusunu düşünmüyor.” şeklinde bir tarzı var ve bunun neticesinde de zaten Genel Kurulda kim ne derse desin, ne kadar haklı olursa olsun hiçbir şekilde hiçbir değişiklik yaşanmıyor. Bu teklifle ilgili de eminiz, AKP bildiğini okur, o konuda da değişiklikle ilgili hiçbir şey yapmayacağını çok iyi biliyoruz ama biz sözlerimizin tarihe geçmesi açısından tarihsel görevimizi yerine getiriyoruz.

Peki, Meclisteki AKP bunu yaparken yereldeki AKP’nin temsilcileri, kayyumları neler yapıyor? İşte, bunun 10 katı daha fazlasını yaptıklarını görüyoruz. Çünkü şöyle bir şey söyleyeyim: Benim seçim bölgem Iğdır’da 31 Mart seçiminde bir sürü parti birleşmesine rağmen halk, iradeyi HDP’ye teslim etti ve HDP’den yana karar aldı. Fakat 15 Mayıs 2020’de maalesef, AK PARTİ ve MHP iktidarının -hukuksuz bir şekilde- mesnetsiz iddiaları gerekçe gösterilerek İçişleri Bakanlığı Iğdır Belediyesine kayyum atadı ve belediye eş başkanlarımızı da -Yaşar Akkuş ve Eylem Çelik- gözaltına aldı. İşte, o belediye eş başkanlarımızdan biri de maalesef hâlâ içeride; Yaşar Akkuş. Halkımız şunu çok iyi biliyor: Arkadaşlarımız halkları için ne gerekiyorsa onu yaptılar ve halkın gerçek iradesidirler ve arkadaşlarımız gerekirse onlar için de cezaevinde yatacaklar, yatıyorlar; ondan da hiçbir zaman geri durmazlar.

Fakat şöyle bir durum söz konusu: Bu belediye eş başkanlarımızın yerine gelen kayyum efendi Iğdır’da maalesef, âdeta despotik, hegomonik bir anlayışla kendi kafasına göre bir idare sistemi kurmaya çalışıyor.

Iğdır İl Özel İdaresine bir alım yapılıyor, bu alımla 20 personel alınıyor fakat o personelin hepsine baktığınız zaman, âdeta sanki AKP’nin şirketiymiş gibi AKP’nin yöneticilerinin, ilçe başkanlarının, belediye başkanlarının hatta ilin diğer milletvekilinin akrabalarının -aynı soyadlarını taşımalarına rağmen- orada torpille işe sokulduklarını görüyoruz; eğer ilgili grup isterse onların belgelerini de ben AKP Grubuna iletirim.

Yine, baktığınız zaman, hâlâ hukuksuz, mesnetsiz iddialarla işçiler ihraç ediliyor KHK’lerle yani OHAL süreci bitmesine rağmen, hâlâ bir OHAL yasasıdır devam ediyor. 2020’ye kadar uzatılan bir OHAL ve 9 kişinin görevden alınmasını sağladılar bununla. Bunların içinde itfaiye müdürü var, bunların içinde eski imar müdürü var, bunların içinde zabıta müdürü var, muhasebe müdürü var ve bunların hepsi kalifiye eleman; hiçbir suçları, hiçbir soruşturmaları olmamasına rağmen, sadece keyfî bir şekilde, Kürt düşmanlığıyla bu kişiler işlerinden aşlarından edildiler. Bunu söylemekte de, burada tarihe not düşmekte de fayda vardır.

Peki, kayyum bunları tek mi yapıyor? Hayır. Kayyum aynı zamanda, bakıyorsunuz, Kadın Müdürlüğünü kapatıyor. Kadın Müdürlüğünü kapattıktan sonra, onu Kültür ve Turizm Müdürlüğüne bağlıyor, sonra dönüyor, Kültür ve Turizmi de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne devrediyor, sanki kendisinin çiftliğiymiş gibi, şirketiymiş gibi davranmaya devam ediyor. Bakıyorsunuz, Gençlik Sporla ilgili olan kompleksi Gençlik Spor İl Müdürlüğüne veriyor, Ahmed-i Hani Kütüphanesini yine bakıyorsunuz, oradan götürüp Turizm Müdürlüğüne bağlıyor, diyor ki: “Benim kültür, turizmle ilgili yapabileceğim hiçbir şey yok, zaten gerek de yok.” ve bu şekilde belediyenin bütün taşınmazlarını, bütün kaynaklarını maalesef gasbediyor, talan ediyor, başka kurumlara tahsis ediyor.

Peki, bunun dışında ne var? Ben size şöyle söyleyeyim: En ayıbı, gerçekten en utanılacak olanı, AKP yönetimi orada, Iğdır’da belediyeye kayyuma da kayyum atıyor. Bizim için kayyumun kim olduğunun hiçbir önemi yok, onu söyleyelim. Yani a şahsı, b şahsı, i şahsı, vali, şu bu önemli değil ama ben size şöyle söyleyeyim: Bu şahıs AKP’nin 2015 tarihinde yani 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin milletvekili adayıydı, yine, 2018’de, benim seçildiğim seçim döneminde de AKP’nin İl Başkanıydı, bir önceki dönemde İl Başkan Yardımcısıydı ve İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum olarak atandı ve orada Belediye Başkan Yardımcılığına getirildi. Yani burada neyi yapıyor, biliyor musunuz? Oyla, seçimle alamadığını gördüğümüz kadarıyla hilelerle, zorbalıkla, gaspla; gasbediyor.

Bakın, seçimle gelemeyen kişileri hukuksuz bir şekilde getirip orada kayyum olarak atıyorsunuz ve belediyeyi gasbediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tarihe bir kez daha not düşelim: Iğdır halkı Kürt’üyle, Azeri’siyle, Terekeme’siyle, Türk’üyle irade gösterdi ve Yaşar Akkuş’u, Eylem Çelik’i Belediye Eş Başkanı olarak seçti ve emin olun, onları tutuklamanız da, gözaltına almanız da, kayyum atamanız da Iğdır halkını esir alamayacaktır, vazgeçirtmeyecektir ve HDP’den uzaklaştırmayacaktır. Iğdır halkı, kurulacak ilk sandıkta iradesini gasbedenlere, iradesini rehin tutanlara gereken dersi verecektir, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Daha önce kirli ittifaklar yaptınız, kirli ittifaklarınız Iğdır’da tutmadı, bundan sonra da bu kirli gasplarınız tutmayacak. Halk ne diyor biliyor musunuz? “Karakola dönüştürdüler belediyeyi, karakola.” diyor. Ondan dolayı da size bir kez daha söyleyelim: Iğdır’da AKP-MHP iktidarına ekmek yoktur.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 17- 193 sayılı Kanunun 94 üncü maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

“Tam mükellef sermaye şirketlerinin iktisap ettikleri kendi hisse senetlerini veya ortaklık paylarını,

i) Sermaye azaltımı yoluyla itfa etmeleri hâlinde iktisap bedeli ile hisse senetlerinin veya ortaklık paylarının itibari değeri arasındaki fark tutar sermaye azaltımına ilişkin kararın ticaret sicilinde tescil edildiği tarih,

ii) İktisap bedelinin altında bir bedel karşılığında elden çıkarmaları hâlinde iktisap bedeli ile elden çıkarma bedeli arasındaki fark tutar elden çıkarma tarihi,

iii) iktisap ettikleri tarihten itibaren iki tam yıl içerisinde, sermaye azaltımı yoluyla itfa etmemeleri veya elden çıkarmamaları hâlinde, iktisap bedeli ile hisse senetlerinin veya ortaklık paylarının itibari değeri arasındaki fark tutar iktisap tarihinden itibaren iki tam yıllık sürenin son günü,

itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılır ve bu tutarlar üzerinden yüzde 15 oranında vergi tevkifatı yapılır. Bu fıkra kapsamında tevkif edilen vergiler herhangi bir vergiden mahsup edilemez. Cumhurbaşkanı, tam mükellef sermaye şirketinin paylarının Borsa İstanbul'da işlem görüp görmemesine, işlem gören paylarının toplam payları içindeki oranına, geri alınan payların Borsa İstanbul'da işlem gören paylardan olup olmamasına, tam mükellef kurumlardan geri alınıp alınmamasına, tam mükellef sermaye şirketinin yıllık satış hasılatı ve diğer gelirlerinin toplam tutarına göre ayrı ayrı ya da birlikte, bu oranı sıfıra kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmak suretiyle yeniden tespit etmeye yetkilidir.

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                        Cavit Arı                                          Kamil Okyay Sındır                                        Fikret Şahin

                                         Antalya                                                       İzmir                                                      Balıkesir

                                       Murat Emir

                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Murat Emir’in.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu Atatürk’ün mirası gereği. İş Bankasındaki hisselerin gelirinden bütçelendirilmiştir ve bütçeleri özel bütçedir; yani, herhangi birimizin bankadaki mevduatından farksızdır, hukuki statü olarak kimse dokunamaz. Oysa iktidarınız her yerdeki parayı bitirdiği için, yandaş müteahhitlere peşkeş çekecek para aradığı için, her yeri tırmaladığı için şimdi de Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun bütçesine göz dikti ve Atatürk’ün mirasını çiğnemek pahasına, kanunlarımızı, uygulamalarımızı hiçe saymak pahasına bu paralara saldırıyor arkadaşlar.

Bakınız, yapılan şu: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun bu yıl kasasında 3,7 milyar lira vardı, hiçbir kanuni altyapısı olmaksızın, özel bir bütçe olmasına rağmen, buna karşı çıkan Sayıştay denetçileri ve Sayıştay raporları olmasına rağmen, bu para, bu yıl 20 Mart itibarıyla Tek Hazine Kurumlar Hesabına aktarıldı. Geçen yıl aktarılamadı, niye? Çünkü o zaman ki Türk Tarih Kurumu Başkanı: “Ben, buradayken Atatürk’ün mirasını çiğnetmem, bu paraya el sürdürtmem.” dedi. Ve siz ne yaptınız? Paraları alamayınca zamanın Türk Tarih Kurumu Başkanını görevden aldınız. Onun bir üstüne atadığınız -önce vekâletle geldi- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun Başkanı geldiği zaman maliyecilere “Bir yol bulup bu parayı göndereceksiniz çünkü Maliye Bakanı bunu istiyor, ben zaten bunun için atandım.” demiştir. Ve sonrasında hiçbir altyapı olmaksızın hukuksuz bir biçimde 3,7 milyar liranın üzerine Maliye Bakanlığı çökmüştür; tam da aynen deprem vergilerinin üstüne çöktüğünüz gibi, aynen 15 Temmuz şehit yakınları için toplanan paraların üstüne çöktüğünüz gibi. Bu sizin huyunuz, bunu biliyoruz ama şunu bilin: Atatürk’ün mirası demir leblebidir; ısıramazsınız; dişiniz kırılır, haberiniz olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Biz de bu paranın her bir kuruşunu takip ederiz, kimseye el sürdürtmeyiz. Anayasa’mız, yasalarımız, veraset hukukumuz, mevcut uygulamalar ve Atatürk’ün mirası buna engeldir, biz de kendimizi bu parayı savunmakta görevli sayarız.

Saldırılar bununla bitmiyor, işiniz gücünüz Türk Tarih Kurumunun parasını nasıl tırtıklarız? Kültür Bakanlığı arkeolog alacak, 120 arkeolog alıyor; alsın ama bütçesi nereden? Bütçesi Türk Tarih Kurumundan. Türk Tarih Kurumu alıyor, Kültür Bakanlığında geçici görevle çalıştırıyor. Ne oldu? Türk Tarih Kurumunun parası Kültür Bakanlığına aktarıldı. Ne hakkınız var, ne hakkınız var? Yapamazsınız bunu ve kanunların arkasından dolana dolana bu kadar çiğneyemezsiniz yasaları.

O da yetmiyor, o da yetmiyor; bakın, Eyüpsultan Belediyesi Rami Kışlası’nı yapacak, 100 milyar lazım. Cumhurbaşkanı diyor ki: “Evet, yapacağız.” E, yapsın, Eyüpsultan Belediyesi yapsın; parayı Türk Tarih Kurumu versin. Niye? Bakın, Türk Tarih Kurumu kazı yapar, yapar, yaptırtır; ihale eder, süreci yönetir, kabul edişi yapar ve parayı da öder. Aynı şekilde, Türk Tarih Kurumuna diyorlar ki: “Bize, Kültür Bakanlığına 140 milyar lira göndereceksin çünkü kazı yapıyoruz.” Ve zamanın Türk Tarih Kurumu bürokratları direniyorlar, maliyeciler direniyorlar, Sayıştay denetçileri direniyorlar ama Kültür Bakanlığının ısrarı sürüyor, en sonunda bir Sayıştay denetçisi buluyorsunuz. O Sayıştay denetçisi Türk Tarih Kurumunun parasının transferinde Sayıştayın direncini ortadan kaldırıyor ve o Sayıştay denetçisini AKP’den milletvekili adayı yapıyorsunuz. Bakın, öylesine bir saldırı içerisindesiniz ki; Türk Tarih Kurumuna, Atatürk’ün mirasına, Anayasa’mıza, hukukumuza öylesine bir saldırı içerisindesiniz ki gözünüz paradan başka hiçbir şey görmüyor. Para arıyorsunuz. Bu bütçe de para arama bütçesi, bu kanun teklifi de bu torba yasa da para aramak için yapılıyor. Para arayabilirsiniz ama şunu bilin: Atatürk’ün mirasına, Türk Tarih Kurumuna, Türk Dil Kurumuna, onun bütçesine dokundurtmayız. Asıl hedefinizin oradan İş Bankasına uzanmak olduğunu biliyoruz. Ama Mustafa Kemal kendi hisselerinin gelirini Türk Tarih Kurumuna ve Türk Dil Kurumuna özgülerken özerk bütçeli, özerk bir kurum tasarlamıştı. Sizin her dediğinizi yapan, normal hiyerarşi içerisinde, size bire bir bağlı bir kurum hayal etmemişti. Dolayısıyla, size tekrar uyarıda bulunmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Son cümle.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MURAT EMİR (Devamla) – Türk Tarih Kurumunun ve Türk Dil Kurumunun bütçesinden elinizi çekin, Atatürk’ün mirasına saldırmaktan vazgeçin ve bu yanlış yoldan bir an evvel dönün.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “etmeye” ifadesinin “etmek için” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                    İmam Hüseyin Filiz                                        Ahmet Çelik

                                          Mersin                                                    Gaziantep                                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Zeki Hakan Sıdalı konuşacaktır.

Buyurun lütfen. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz madde, her ne kadar inkâr edilse de yeni bir vergi demek, eğer amaç samimi olarak şirketlerin hisse geri alımı yoluyla ortaklara fon transferini önlemekse bunun yolu yeni bir vergi ihdas etmek değil, Ticaret Kanunu’nda düzenleme olmalıydı. Ancak bu yolu tercih etmek yerine, hazine, ticari hayata ilişkin bir konuyu vergilendirme yöntemiyle düzenlemeye ve ek kaynak sağlama arayışına gidiyor. Çünkü ekonomiyi ve bütçeyi yönetemiyorsunuz para lazım.

Bu kanun teklifiyle, Türk Ticaret Kanunu’nda müsaade edilen kendi paylarını alma hakkı âdeta bir kayıt dışılık olarak görülüyor. Son yıllarda çok kırılgan bir seyir izleyen ve günbegün de bir uçuruma doğru sürüklenen ticari hayatı vergiyle sıkıştırmak faydadan çok zarar getirecektir.

Yeni vergi ihdasıyla alakalı finans bürokrasisinde de kafa karışıklığı var. Bakanlık görevlileri düzenlemenin amacının vergisel olmadığını söylerken, Gelir İdaresi görevlileri fon çıkışlarından vergi geliri elde edilmesinin amaçlandığını ifade ediyor. Buradan dahi devletin kurumları arasındaki uyumsuzluğu ve görüş ayrılıklarını görebiliyoruz. Çünkü devleti senkronize şekilde yönetemiyorsunuz. Henüz bu kurumlarda dahi görüş birliği sağlanamamışken apar topar üretilen yeni verginin amacı nedir? Bu vergiyi, sürekli açık veren ve YEP’inizden de anlaşılacağı üzere açık vermeye devam edecek olan bütçeye can suyu olarak mı topluyorsunuz?

Bu kanun teklifiyle getirilen yüzde 15’lik stopaj aslında şirketlerin kendi kendine uygulayacağı bir stopaj olacakken bu şartlarda şirketin öz sermayesi nasıl güçlenecek? Herkes gibi biz de merak ediyoruz. Anlaşılıyor ki, artık, bir şirketin hisseleri kârla satılırsa kurumlar vergisine tabi ama zararına satılırsa yüzde 15 stopaj alınacak. Yani şirketler dört bir yandan vergi kıskacına alınmış oluyor. Zarardan verginin adı başka bir şeydir; almak devlete, söylemek de bize yakışmaz. Bu kanunla yapmak istediğinizi somutlaştıracak olursak, bir şirket yeni bir yatırım açıklayacaktı veya hisse senetlerinin çok yükseleceğini düşünerek kendi hisselerini aldı, sonrasında bu yatırımı yapamadı ya da ekonomik durumu kötüleşti, hisseleri zarar ettirdiği için de elinden çıkarmak istiyor. Bu durumda, hisse yüksekten alınıp düşük fiyata satıldığı için şirket kâr transferi yapmakla yani hileli işlem yapmakla itham edilecek ve vergilendirme yapılacak. Gerçekten hile yapanlar için planlanan, bu uygulama olabilir ancak güncel ekonomik koşullar içerisinde şirket hiçbir hile amacı gütmeden bunu yapmak zorunda kalıyorsa ne olacak? Hileli işlem ile gerçek işlemi ayırt edebilecek misiniz?

Buradan görüyoruz ki, iktidar, artık, devleti mantıkla değil, niyet okuma yöntemiyle idare etmeye karar vermiş durumda. Peki, niyeti neye göre okuyacaksınız? Belirli siyasi odaklara yakınlık derecesiyle mi?

Değerli milletvekilleri, bu düzenlemenin ticaret dünyasından gelen talepler doğrultusunda yapıldığı söyleniyor ancak hem Komisyonda konuşan hem de basına demeç veren ticaret erbabına baktığımızda açık bir memnuniyetsizlik görüyoruz. Sivil toplumu, iş dünyasını âdet yerini bulsun diye yalnızca dinlemek yetmez. Doğru anlayıp taleplerini hukuk çerçevesinde yerine getirince kalıcı bir iş başarmış olursunuz. Fakat ne bu maddede ne de kanun teklifinin diğer maddelerinde bunu göremiyoruz.

Örneğin, halka açık şirketlerin kapsamdan çıkarılması talep edilmekteydi. Bu isteğe gerekçe olaraksa yeni vergilendirme rejiminin halka açık şirketler için uygulanmasının adil olmayacağı ve sermaye piyasalarının olumsuz etkileneceği ifade edilmekteydi. Bu talebi uygulamak yerine, konu hakkında tespit yapmak ve karar almak Cumhurbaşkanlığının inisiyatifine bırakılıyor. Ayrıca, yüzde 15’lik vergi oranının sıfıra indirilmesi ya da 2 katına yani yüzde 30’a kadar çıkarabilmenin yetkisi de Cumhurbaşkanlığına veriliyor. Bu oran artırma ve azaltma yetkisi neye göre kullanılacak? Karar alma aşamasında Anayasa’da yer alan “ölçülülük” ilkesi ne derece çalıştırılacak? Bunların cevabını da kanun teklifinde bulamıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Tamamlayın sözlerinizi Sayın Sıdalı.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) - Kanunlar açık, anlaşılır ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde hazırlanmalı ve herkese eşit şekilde uygulanmalı. Aksi takdirde, hepimizin güç ve yetki aldığı Anayasa’da eşitlik, adalet, ölçülülük ilkesinden taviz verir, ona aykırı işler yapılır. Buna müsaade etmemek hem her Türk vatandaşının hem de bu Meclisin en önemli görevidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 adet önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup okuttuktan sonra birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                                İmam Hüseyin Filiz                                        Ahmet Çelik                                               Erhan Usta

                                        Gaziantep                                                   İstanbul                                                     Samsun

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                        Cavit Arı                                               Burcu Köksal

                                         Antalya                                               Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Erhan Usta’nın.

Buyurun Sayın Usta. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 18’inci maddedeki önergem üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Tabii, 18’inci madde, 15’inci maddede bir miktar var, o miktarın yeniden değerleme oranında artırılmasıyla ilgili bir güncelleme maddesi. Bunu anlayabilmemiz için 15’inci maddeyi bir konuşmamız gerekiyor. 15’inci maddede yapılan şey şuydu, az önce burada görüşüldü: Bir defa, evde üretim yapıp bunu internet üzerinden satan kişilerin sattığı ürünlere ilişkin bir vergileme maddesidir bu. Maddede: “İş yeri açmaksızın, evde ürettiği ürünleri seri üretim makinelerde kullanmaksızın…” diye böyle teferruatlı hususlar var. “Efendim, bunları internet üzerinden satarsa onları küçük esnaf muaflığından faydalandırırız, vergide bir avantaj sağlarız.” deniliyor. Bir defa, ilk önce şunu söylemek lazım: Yani burada söylenen hususlar böyle çok denetlenebilecek hususlar değil. Makine kullanıp kullanmadığını nasıl denetleyeceksiniz? Evde kendisinin üretip üretmediğini nasıl denetleyeceksiniz? Başka bir yerde üretilip orada satılabilir, makine kullanılmış olabilir; böyle, denetlenmesi son derece zor olan bir hususu teferruatlı bir şekilde vergilendiren bir madde.

Aslında, bakınca burada bir vergi avantajı varmış gibi duruyor. Burada diyor ki: “Küçük esnaf muaflığından faydalanır ancak cirosu üzerinden de bir bankada hesap açtırması gerekir. Cirosu üzerinden yüzde 4 vergi alınır. Eğer 1 işçi çalıştırırsa o zaman da bu vergi yüzde 2 olarak uygulanır.” Şimdi, ciro üzerinden yüzde 4 vergi aldığınızda zaten bir avantaj sağlamış değilsiniz. Yani yüzde 20 kâr marjı olduğunda, 200 bin liralık bir ürün satıldığını düşünün -yüzde 20 kâr marjı var deyin- bunun üzerinden de ortalama yüzde 20 gelir vergisi verecek olsa zaten bu mükellef gerçek usulde vergilendirilse bile 8 bin lira vergi verecek. Şimdi, 200 bin lira üzerinden yüzde 4 de 8 bin lira yapıyor, aslında bir vergi avantajı da yok. Ancak burada olmayacak bir işle uğraşıyor Hazine ve Maliye Bakanlığı, bunu anlamak mümkün değil.

Şimdi, bir örnek olsun diye şunu söyleyeceğim: 16’ncı maddede de buna benzer bir şey var, o da gerçek usulde vergilendirilenlere yine internet üzerinden satışlarda… Biz Komisyonda bunu sorduk “Burada ne kadar firma var?” diye. “24 bin tane firma var.” denildi. Orada bir istihdam teşviki getirilmeye çalışılıyor. “Peki, 24 bin firmada kaç işçi çalışıyor?” diye sorduk. Rakamı bilmediklerini ifade ettiler. Yani 24 bin firmada kaç işçi çalıştığını bilmeyen Hazine ve Maliye Bakanlığı, bankacılık üzerinden kesilen bir vergide, yanında işçi çalıştırıyorsa buna ayrıca bir vergi avantajı sağlayan bir düzenleme getiriyor. Karmaşık, kompleks, dünyanın en gelişmiş idarelerinin bile denetleyemeyeceği bir şeyin buraya getirilmesini son derece yanlış buluyorum işin doğrusu. Burada, bu insanlar zaten bugün itibarıyla vergi vermiyorlar normal şartlarda. Yani vergi vermeyenlere sanki bir vergi avantajı sağlıyormuşuz gibi vergilendirme yapılması bana kalırsa son derece yanlış. Bunlarla uğraşmak yerine büyük mükelleflerdeki vergi kaçaklarına bakmak lazım, oraları denetlemek lazım. Çünkü arkadaşlar, vergi denetiminin ve vergi işleminin de bir maliyeti var, bu da personelle oluyor yani bu yapılan şey böyle bedava bir şey değil. Ha, hiç denetlemeyecekseniz o zaman dürüst mükellef ile dürüst olmayan mükellef arasında bir ayrım yapıyorsunuz, dürüst mükellefi cezalandırmış oluyoruz. Dolayısıyla, bu maddeyi aslında bu anlamda anlamak mümkün değil. İdarenin bu tür işlerle uğraşmaması lazım. Yani ben şunu görüyorum, bu torba yasada şu husus çok önemli: Bugün, vergi idaresi kimi nasıl vergilendirecek, bir vergi stratejisi nedir, öyle bir şey yok. Dün burada ifade ettik: Bir yandan, kurumlar vergisi gibi bir vergide hiç ihtiyaç yokken, hiç gerek yokken 5 puanlık bir indirime gidip 28 katrilyon liralık bir avantaj sağlıyorsunuz, onu getirmek için buradan bir yetki alıyorsunuz, öbür taraftan da küçücük bir şeyleri alıp satan insanlara ciddi oranda bir vergi getiriyorsunuz; bunu anlamak mümkün değil. Burada yapılması gereken şey, bir defa, Maliye Bakanlığının hakikaten oturup bir vergi stratejisi üzerinde çalışması lazım. Biz neyi vergilendireceğiz? Özellikle hem ekonomik krizi düşünüp hem de… Şu anda bir trend var dünyada bu pandemiden kaynaklanan, hızla bir gelir eşitsizliği, gelir adaletsizliği oluşuyor. Burada yapılması gereken şey, biraz daha kazananları daha fazla vergilendirme eğer bir vergi ihtiyacımız varsa. Tabii, ondan önce yapılması gereken şey, devletin harcamalarını kısacaksınız. Şimdi, onu yapmıyorsunuz, büyük mükellefi vergilendirmiyorsunuz böyle küçücük işlerle uğraşıp hem mükellefin kafasını karıştıracaksınız hem de idarenin içinden çıkamayacağı, idarenin hiçbir şekilde denetleyemeyeceği bir vergi sistemi getiriyorsunuz. Ben bunu çok doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çok teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Burcu Köksal’ın.

Sayın Köksal buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milliyetçiliği Afyon’un haşhaş tarlalarından, Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na kadar yazan dürüst, halkçı lider, Karaoğlan Sayın Bülent Ecevit’i ölüm yıl dönümünde saygı ve rahmetle anarak sözlerime başlamak istiyorum. Onun dürüstlüğünün, çalmadan çırpmadan ülkeyi yönetmesinin bugünkü iktidara örnek olmasını temenni ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Vergi yapılandırmasından, kıdem tazminatını budamaya varan bir torba yasayla karşı karşıyayız. Şöyle geçmişe bir baktım, vergi ve prim affı, yapılandırma ha bire getirmişsiniz ve her seferinde de “Artık başka yapılandırma olmayacak, bu son.” deyip deyip sürekli yapılandırmalara devam etmişsiniz. Yapılandırmaya karşı olduğumuz için değil ama ekonomik krizin, sıkıntının çözümünün sadece vergi affında, yapılandırmada aranmasının yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz burada.

Bakın, 2018’de vergi yapılandırması için ne kadar müracaat var, ne kadar tahsisat yapılmış diye baktım, 2018’deki vergi yapılandırması için 5 milyon 900 bin mükellef müracaat etmiş, 70 milyarlık vergi borcu yeniden yapılandırılmış; peki, tahsilat ne kadar olmuş? 13 milyarda kalabilmiş. Yine, aynı yıl SGK primlerinin yapılandırılması için 1 milyon 300 bin mükellef müracaat etmiş, 43 milyar SGK prim borcu yapılandırılmış; buradan tahsil edilen tutar ne kadarda kalmış? 3 milyar 200 milyon. Yani vatandaş yapılandırmaya rağmen taksitleri ödeyememiş. Ee, nasıl ödesin? Parası yok, para yokken nasıl ödeyecek? Aynı, şairin dediği gibi: “Cep delik, cepken delik / Kol delik, mintan delik / Yen delik, kaftan delik.”

Ekonomideki baş aşağı gidişi bir türlü düzeltmediniz, düzeltme gibi bir çabanızı da görmüyoruz, bizim söylediğimiz önerilere de kulak tıkamış durumdasınız. Özellikle son iki yıldır ekonomik krizle boğuşan, üstüne bir de pandemi yaşayan güzel ülkemde -farkında mısınız bilmiyorum ama- üretim azalıyor ve işsizlik artıyor. Tasarruf sahipleri artık yatırım yapmıyor, mevcut tasarruflar döviz veya faiz gelirlerini finanse ediyor. Peki, bu durumun bedelini kim ödüyor? Tasarrufu olmayanlar yani gariban halk ödüyor yani ücretli çalışanlar ödüyor yani asgari ücretliler ödüyor yani işsizler ödüyor. Gelir dağılımı sürekli bozulmaya devam ediyor, işsizlik artıyor, ücretler düşüyor ve buna bağlı olarak da yoksulluk sürekli tırmanış gösteriyor. Ne yerli ne de yabancı yatırımcılar artık bu ülkede yatırım yapmak istemiyorlar çünkü onlar önlerini göremiyor. Hukuk devleti, yargı bağımsızlığı sadece kâğıt üzerinde kalmış. İş insanları şirketlerine el konulması riskiyle geleceğe güvenle bakamıyorlar. Siz, esnafı, işçiyi, emekliyi, emeklilikte yaşa takılanı, işsizi, KOBİ’yi, çiftçiyi, iş insanını, kısacası halkı ekonomik krizde görmezden geldiniz; pandemi oldu, yine görmezden geldiniz. Ve bu insanlara -merak ediyoruz- acaba ne zaman sıra gelecek, bu insanları ne zaman göreceksiniz? Mesela, şu torba yasada esnafın çok istediği sicil affı niye yok? Ya da 3600 ek gösterge niye yok? Ya da emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetiyle ilgili bir hüküm niye yok? Ya da üniversiteli işçilerin kadro beklentisi niye yok? Taşeron olup da hâlâ kadroya geçemeyen işçilerin talepleri neden yok? Merak ediyoruz. Ekonomiyi tek başına vergi aflarıyla, yapılandırmalarla kurtaramayacağınızı ne zaman anlayacaksınız? Yargı bağımsızlığı olmayan bir ülkede ekonomi düzelmez, insanların can ve mal güvenliği olmayan bir ülkede ekonomi düzelmez, kamu ihalelerinin 8-10 yandaş müteahhide altın tepsiyle sunulup “garanti ödemeleri” adı altında milletin paralarının onların ceplerini doldurduğu bir ülkede ekonomi düzelmez. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Milletin anasına küfreden müteahhidin vergi borcunun bir gecede silinip esnafın siftah yapamaz hâle geldiği için dükkânını kapatmak zorunda kaldığı bir ülkede ekonomi düzelmez. “İtibardan tasarruf edilmez.” deyip de saraylarda lüks içinde saltanat sürerken millete tasarruf çağrısı yaparak ekonomi düzelmez. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dolar ve euronun sürekli yükseldiği, karşısında ise Türk lirasının değer kaybettiği bir ülkede ekonomi düzelmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Toparlayacağım Sayın Başkan.

İmalat sektörünün neredeyse tüm ham maddelerini dövizle aldığı, üreticinin, iş insanının, KOBİ’nin maliyetlerinin sürekli artıp kâr marjının düştüğü bir ülkede ekonomi düzelmez. Sizin çok böyle söylediğiniz bir laf var: “Aynı gemideyiz.” diyorsunuz. Evet, siz “Aynı gemideyiz.” diyorsunuz ama fedakârlığı kendi kamaranızda kalanlardan değil, başka kamaralarda kalanlardan bekliyorsunuz. Bu gemi böyle gitmez. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                       Mehmet Ruştu Tiryaki                                      Murat Çepni

                                         İstanbul                                                     Batman                                                       İzmir

                             Gülüstan Kılıç Koçyiğit                                  Erol Katırcıoğlu                                          Kemal Peköz

                                            Muş                                                       İstanbul                                                      Adana

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                                                                                    Zeynel Özen

                                           Bitlis                                                                                                                        İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Zeynel Özen’in.

Sayın Zeynel Özen, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; varlık barışı üzerine partim adına söz aldım, bu konuda konuşacağım.

İktidar Merkez Bankasındaki dövizleri eksi 41,8 milyara düşürdü. İktidarın derdi, varlık barışıyla gerçek ve tüzel kişilerin varlıklarını getirip bu eksiği doldurmaktır ama gelecek paraları iki kategoride değerlendirmek gerekiyor. Bir, gri para; iki, kara para. Gri para, vatandaşların yasal olarak kazandığı fakat vergilendirmediği paradır. Vatandaşları bilgilendirmeniz gerekiyor. Eğer orada bir şirketi varsa burada bir holding kurarak yasal yolla bankadan bankaya transfer edebilir. Ama iktidarın esas amacı, gözü kara paradadır. Çünkü -sizin dikkatinizi çekerim- “Türk vatandaşları” demiyor, yabancı uyrukluları ayırmıyor. Yani kara para nedir? Gayrimeşru yoldan kazanılan paradır; uyuşturucu silah ticareti, kadın ticareti, insan ticareti gibi insanlığın da suç saydığı paralardır arkadaşlar. Bu paraları sıfır vergiyle Türkiye’ye getirip Türkiye’yi uluslararası çetelerin, mafyanın kara para aklama merkezi hâline getirmek istiyorsunuz; bu, uluslararası bir suçtur. Aynı zamanda, Avrupa Birliğiyle imzaladığınız bir metin var. O metne göre, o yasaya göre yılbaşından sonra vatandaşlarımızın Türkiye’deki bankadaki hesap hareketleri ve mal varlıkları izlenebilecek. Vatandaşa suç işletiyorsunuz arkadaşlar. Türkiye de bu resmi hak etmiyor çünkü biz bunu Rıza Sarraf ve Halkbank davasında gördük. Türkiye’yi böyle bir kara para aklama merkezi hâline getirmeye hakkınız yok.

Diğer taraftan, gözünüz hep işçilerin kıdem tazminatındaydı fakat tepkiler çok olunca arkasından dolandınız. Kısmi çalışma yasasıyla bir taşla iki kuş vuruyorsunuz, hem kıdem tazminatlarından olacaklar hem de sendikalaşmanın önünü kapatıyorsunuz. 1 işçinin aldığını 2 işçiye paylaştırdınız. Bu nedir arkadaşlar? Zaten yoksul olana, aç olana yoksulluğu ve açlığı paylaştırmak istiyorsunuz ve öbür taraftan da kâğıt üstünde “İstihdam sağladık.” diyeceksiniz; bu, bir aldatmacadır.

Bir de gençlerimizin KYK borçları var. Dünyanın hiçbir yerinde, arkadaşlar, verilen kredi gençler işe başlamadan geri alınmaz. İşsiz bir çocuktan neyi istiyorsunuz siz? Nasıl geri dönüşümü olacak? Sizin de çocuklarınız var mutlaka üniversite mezunu olan, biraz empati yapın. Gerçi onların dayıları vardır ama garip gurebanın çocukları bu borcu ödeyemeyecek arkadaşlar. Ya bu borcu kökten silin ya da -yandaş firmaya 9 buçuk milyar değerinde vergi muafiyeti getiriyorsunuz- bu 5 milyarı silin arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, öbür taraftan, bir deprem oldu, bu depremde birçok canımızı kaybettik. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın devri daim olsun diyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Ama en önemlisi de Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği demeçtir. Orada diyor ki: “Deprem kıyametin alıştırmasıdır.” Değerli arkadaşlar, bu bilimden uzak bir hurafedir. Size şunu söyleyeyim: Türkiye’nin başına gelen en büyük felaket Diyanettir. İslam’ı temsil eden, Diyanet adına görev yapan bir insan minbere kılıçla çıkıyor, bu bir silahtır. Dünyada din adamları insanları kardeşliğe, eşitliğe, barışa davet eder; silahla minbere çıkmaz. Bu resim Türkiye için bir utanç resmidir arkadaşlar. Sizler bu yasaları çıkarırken arkadan dolanmaya gerek yok, açık açık niyetinizi belirtseniz buna da saygı duyarız, ne kadar yanlış da olsa.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

ZEYNEL ÖZEN (Devamla) – Ama sizler niyetinizi belirtmiyorsunuz, arkadan dolanarak halkı kandırıyorsunuz. Milleti bir kuru ekmeğe, aç olan insanları da keyif çayı içmeye davet ediyorsunuz. Bu, Türkiye’nin manzarasıdır. Sizin on sekiz yılda bu ülkeye getirdiğiniz yaşam seviyesini gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, dün 4 Kasım… Bizim partimize, demokrasi savaşçılarına ve insan hakları savaşçılarına karşı bir darbe yapıldı. Bu darbenin yıl dönümünde Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş’ın şahsında tüm tutukluları yani rehine olan arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Meclisi ve hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                      Fikret Şahin                                               Baha Ünlü                                   Kamil Okyay Sındır

                                         Balıkesir                                                  Osmaniye                                                     İzmir

                                        Cavit Arı

                                         Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Baha Ünlü’nün.

Buyurun Sayın Ünlü. (CHP sıralarından alkışlar)

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, eski Başbakanlarımızdan, 3’üncü Genel Başkanımız, devlet adamı, mütevazı insan Bülent Ecevit’in ölüm yıl dönümü. Onu da saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, genel kabul görmüş yasama ve kanun yapma teamüllerine aykırı bir biçimde, birbiriyle ilişkisiz 19 ayrı kanunun maddelerinde değişiklik yapan ve yaklaşık iki hafta önce kanun teklifinden çıkarılan 5 maddenin yeni bir düzenlemeyle yeniden Genel Kurul gündemine getirildiği, 51 maddeden oluşan bir torba kanun teklifidir. Teklifin içeriği ağırlıklı olarak işsizlik sigortası, sosyal yardım ve yine ağırlıklı olarak vergi konularında düzenlemeler yapılması şeklindedir. Torba yasa uygulaması nitelikli yasa kavramının bir tür kemiricisi konumuna gelmiş bulunmaktadır. Yeni sistemle artık kanun tasarılarının bakanlıklar eliyle değil, doğrudan milletvekilleri eliyle teklif olarak hazırlanması, görüşülmesi ve vatandaşın ihtiyaçlarına daha net çözümler üretmesi amaçlanmaktaydı ancak bugün bunu bir türlü görememekteyiz.

Teklifin 19’uncu maddesine baktığımızda, burada yapılmak istenen, menkul kıymetler ve devlet tahvili, mevduat faiz gelirleri ve borsa kazançları gibi diğer sermaye piyasası araçlarının alım satım sürecinde elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine yönelik Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesinin süresinin uzatılmasıdır. Bu geçici madde on altı yıl önce düzenlenmiş ve bugün 5+5 sistemiyle tekrardan uzatılmak istenmektedir. Kısacası buradaki amaç, faiz geliri elde edenler için avantajlı vergilendirme sisteminin devam etmesidir.

Anayasa’mızda “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” maddesi yer almaktadır fakat teklifin 19’uncu maddesi, Anayasa’mızın bu maddesinde belirtilen vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılım koşullarına aykırıdır. Memurun, işçinin, çiftçinin ve diğer dar gelirli kesimlerin üzerindeki dolaysız ve dolaylı vergi yükü dikkate alındığında bu durumun adil bir vergilendirme olmadığı ortadadır. Burada asıl yapılması gereken, gerçek usulde beyana dayalı vergilendirmedir. Yüksek oranda gelir elde edenlerin düşük oranda vergilendirilmesi kamu vicdanını yaralamaktadır. Ülke ekonomisinin kötü olduğu bu dönemde, mutlak suretle gelir eşitsizliğinin ortadan kaldırılması ve geliri yüksek kesimden fazla vergi alınması sağlanmalıdır.

19’uncu maddede karşı çıktığımız bir başka konu ise ülke ekonomisi dibe vurmuşken, kasa boşken, devletin gelire ihtiyacı varken düşük vergilendirme kıyağıyla devletin bu gelirlerden mahrum bırakılmasıdır. 2018 finansal krizinin etkileri yaşanırken bir de pandemiden dolayı ülke ekonomisinin daha da kötüye gittiği bu dönemde vatandaşlarımız kirasını, elektrik, su, doğal gaz gibi zorunlu ihtiyaçlarının faturalarını ödeyememekte, mutfaklarında bir tencere yemek dahi kaynatamamaktadır. Yani devletin pandemiyle, ekonomik sorunlarla ve yoksullukla mücadele etmesi için kaynak bulması ve bu kaynakları kullanması gerekmektedir. Tüm dünya iş yapmayan esnafını korumak, çiftçisini desteklemek için tedbirler alırken Hükûmet bugün Meclise getirdiği kanun teklifiyle işçinin hakkını ve emekliliğini zedelemiş, farklı amaçların peşine düşmüştür.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibarelerinin “gelecek şekilde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Hüda Kaya                                    Tulay Hatımoğulları Oruç                  Gülüstan Kılıç Koçyiğit

                                         İstanbul                                                      Adana                                                         Muş

                              Mehmet Ruştu Tiryaki                                   Erol Katırcıoğlu                       Mahmut Celadet Gaydalı

                                         Batman                                                     İstanbul                                                       Bitlis

                                     Kemal Peköz                                                                                          Ömer Faruk Gergerlioğlu

                                          Adana                                                                                                                       Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben söze İzmir depremiyle ilgili edindiğim bilgiler ve eleştirilerimle başlayacağım.

İzmirli bir avukatla görüştüm, ağır hasar gören Bayraklı’daki adliye binasının hikâyesini bana anlattı -maalesef bir Türkiye hikâyesiydi bu- adliye binasının önceden bamya tarlası olan bir yere yapıldığını, son derece çürük bir zemine yapıldığını belirtiyordu ve adliyenin oraya yapılmasından dolayı avukat büroları ve diğer yerleşim yerlerinin oraya hücum ettiğini belirtiyordu. Çürük bir zeminde yüzlerce bina var ve sonrasında ne oldu? Adliye binası bitmek üzereyken, şantiye hâlindeyken adliye buraya taşınıyor. Yapı denetim izni yok. “İş yerlerinden yapı denetim izni istersin, devletin binasından yapı denetim izni istemezsin. Neden buraya taşınılıyor?” diye İzmir Barosu dava açıyor ve bu esnada apar topar adliye binası bitiriliyor, orada adliye işlemleri başlıyor ve sonrasında da hepimizin gördüğü, bildiği deprem hadisesi; can ve mal kaybı. Burada “Katil kim?” diye sormak lazım.

Değerli arkadaşlar, ben iktidar vekillerine şunu sormak isterim: Deprem vergileri nereye gitti? Hiç bunun lamı cimi yok, deprem vergileri nereye gitti, cevaplayın. İmar affını çıkardığınız için vicdanınızda bir sızlama var mı? Bütün bunları soruyorum ve bölgenin de afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğini söylüyorum çünkü konuştuğumuz depremzedeler çok ağır maddi ve manevi hasarlar olduğunu söylüyor.

Değerli arkadaşlar, ben dün Kocaeli’deydim. Kocaeli Vekili olarak, tutuklu olan 6 HDP yöneticimizin mahkemesindeydim. Türkiye’de mahkemeler bir zulüm aracı olarak kullanılıyor. 6 arkadaşımız eften püften nedenlerle, partisel faaliyetler yaptığı için, açlık grevinde olan çocuklarının yanında olmak isteyen annelerin yanında oldukları için on bir aydır tutuklu. Bu kişilerin aile hayatları perişan olmuş durumda, iş hayatları perişan olmuş durumda; bu kişiler iflas etmiş durumdalar. Hatta içlerinde bir arkadaşımız var, eski başkanlarımızdan; Mehmet Alçınkaya. İçeri girdikten sonra Mehmet Alçınkaya’nın kızı da tutuklandı, ardından, beş ay önce, ikinci kızı da tutuklandı. Ben Mehmet Bey’in eşi Gönül Hanım’ı ziyaret ettim; ne oldu, gözaltında neler yaşandı dedim. Son gözaltında yaşananları anlatmış, bunu millet Meclisine sunuyorum. Bir dinleyin de, bakın, Türk polisi neler yapıyor? Gözaltı, sosyal medya paylaşımlarından ve sabahın beşinde eve baskın yapılıyor. Anne diyor ki: “Eşimi aldınız, bir çocuğumu aldınız. İkinci çocuğumu da alıyorsunuz, evde yapayalnız kalacağım. Niye bunu yapıyorsunuz?” Beş altı yıl önceki sosyal medya paylaşımlarından yapılıyor. Düşünün; bir kin, nefret operasyonu bu. Bütün bunları söylerken polis amiri ona “Çok konuşma bindiririm arabaya, atarım seni ıssız bir yerde aşağıya, görürsün gününü.” diyor. Bunu bir polis memuru söylüyor, gayet rahat bir şekilde söylüyor. Biz, Türkiye’de kaçırılmalar olduğunu, işkenceler olduğunu söylerken bize itiraz edenler, CPT raporlarını sümen altı edenler, işte, gelsinler Kocaeli’de bir polis memurunun 60 yaşındaki bir kadına neler dediğini duysunlar arkadaşlar. Ben bu olayı dinlediğimde şunu düşündüm: Bu memlekette Kürt sorununu, bu devlet hiç bitirmeyecek maalesef.

Bakın, size bir hatıramı anlatayım: Bir kitap bu, Mardin Nusaybinli bir genç çocuğun kitabı. Çocukken hapishaneye girmiş Abdürrahim Semavi isimli bir kişinin kitabı: Zindanda Çocuk. İçeride yaşadığı işkenceleri, eziyetleri anlatıyor. Hatta bir defasında ne olmuş biliyor musunuz? Kendisini tutan ve kahkahalar atan infaz koruma memurları, ağzına kaygan bir şey koymuşlar. Serbest bırakıldığında kaygan şeyin ölmüş bir fare olduğunu görüyor ve daha sonra bunun iğrençliğinden yıkamakla da kurtulamıyor, gidip dişini çekerek kurtuluyor ancak. İşte Kürt meselesi böyle oluşturuldu arkadaşlar; bu Kürt meselesini böyle işkencelerle, zulümlerle bitiremezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – 60 yaşındaki kadınları tehdit ederek “Seni imha ederim, seni atarım ıssız yerlerde.” diyerek bitiremezsiniz, bunu bilin, bu iktidarın yaptığı budur.

Ve şunu söyleyeyim: Burada, aslında benim sitemim koca bir Türkiye toplumunadır. Bu mesele, adı “Kürt meselesi” olan bir meseledir ama Kürtler tarafından oluşturulmadı, devlet ve iktidar tarafından oluşturuldu. Türkiye toplumunun aslında bir hasbihâl yapması lazım. Niye bu meselenin çözümünü Kürtlere bırakıyor? Kürtlerle ilgili konularda Kürt milletvekilleri itiraz ediyor, niye Türkler itiraz etmiyor? Hiç mi vicdanımız yok, bu zulümlere niye sessiz kalıyoruz? İşte, Kürt meselesi Türkiye’de nasıl oluşturulmuş apaçık ortada. Vicdanı olanın Kürt meselesine bir Türk de olsa Arap da olsa karşı çıkması lazım değerli arkadaşlar. Bakın, ben bu kişiye demiştim ki “Sen intiharı hiç düşünmedin mi?” Bana demişti ki “İntihar çözüm değildi, yaşamak direnmekti, “‘…’(x) diye yazmıştım, ben vücudumdan akan kanları duvara yazmıştım.” demişti. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Gergerlioğlu, teşekkür ederim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Evet, “Yaşamak direnmektir.” diyordu ve bunu da Türkiye toplumunun çok iyi anlaması gerekiyor.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terör sorununu hallediyoruz, az kaldı.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Din tüccarlarından hesap soracağız, az kaldı. Sahte milliyetçilerden, sahte kabadayılardan da hesap soracağız.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “İşsizlik Sigortası Kanunu’yla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin 19’uncu maddesinde yer alan “uzatmaya” ibaresinin “uzatmak için” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                                      Hüseyin Örs                                        İmam Hüseyin Filiz                                        Ahmet Çelik

                                         Trabzon                                                   Gaziantep                                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Hüseyin Örs’ün.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 19’uncu maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz 19’uncu madde menkul sermaye iratlarının düşük oranda ve stopaj yoluyla vergilendirilmesi hususunun on yıl daha uzatılmasını içermektedir. Bu maddeyle yapılmak istenen en önemli, şey, esas itibarıyla, bakıldığında, geçici madde kapsamında vergilendirilen menkul sermaye iratlarının süresinin uzatılmasıdır. Bu geçici madde on altı yıl önce düzenlenmiş ve şu anda beş artı beş yıl olmak üzere toplamda on yıl daha uzatılması amaçlanmaktadır. Bu ekonomik ortamda devletin gelire ihtiyacı varken, toplumun değişik kesimlerine doğrudan transfer yapma zarureti ortadayken faiz gelirlerinin vergilendirilmesine yapılan bu kıyağın devam etmesini doğrusu doğru bulmuyoruz. Ekonominin bu kadar sıkıntıda olduğu bir dönemde bununla ilgili yetki istenmesini son derece yanlış buluyoruz. Devletin gelire ihtiyacı var, devletin pandemiyle, ekonomik sorunlarla ve yoksullukla mücadele kapsamında kaynak kullanması lazım. Asıl yapılması gereken gerçek usulde beyana geçmektir ama bu yapılamayacaksa da bu stopaj oranlarının artırılmasının tartışılması bir zarurettir. Bütün dünyada yüksek gelir elde edenlerin daha fazla vergilendirilmesi konuşulurken faiz gelirleri başta olmak üzere, menkul sermaye iratlarının hiç vergilendirilmemesi veya çok düşük oranlarda vergilendirilmesi kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Gelir eşitsizliğinin arttığı bu dönemde, geliri yüksek kesimin mutlak surette daha fazla vergilendirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, teklifin birçok maddesinde Covid-19 nedeniyle süre uzatımı istenmektedir. Hatta teklifin genel gerekçesinde “Hazırlanan kanun teklifiyle tüm dünyayı etkisi altına alan coronavirüs salgınının istihdam üzerinde olumsuz etkilerinin azaltılması, salgın nedeniyle işçi ve işverenler üzerinde oluşan yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılması ve giderilmesi, istihdamda devamlılığın sağlanabilmesi amacıyla destek tedbirler düzenlenmektedir.” denilmektedir. Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıyı sadece Covid-19’a bağlamak ne derece doğrudur? Getirilen torba kanun teklifinde coronavirüs etkisiyle hiç ilgisi olmayan maddeler de mevcuttur. Peki, bunların gerekçesini nasıl izah edeceksiniz?

Değerli arkadaşlar, İşsizlik Fonu’yla ilgili de bir noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Teklifte görülmüştür ki bütçeden karşılanması gereken birçok harcama İşsizlik Fonu’na yüklenmiş, hâliyle fon kaynağı son derece azalmıştır. 2021 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre 2019 yılında 131,5 milyar TL olan fon varlığının 2020 yılında 92,5 milyar TL’ye düşmesi öngörülmektedir.

Değerli arkadaşlar, unutmayalım ki İşsizlik Sigortası Fonu işçilerin fonudur. İşçilerin işini kaybetmeleri durumunda onlara bir güvence amacıyla kurulmuş; onların, devletin, işverenin primleriyle oluşturulmuş bir fondur. Ama bugün görüyoruz ki rastgele harcamalarla işçinin bu hakkı âdeta gasbedilmektedir.

Bir başka hususu da arz etmek isterim, devreden katma değer vergisi tutarlarının mükelleflerin vergi ve prim borçlarına mahsup edilmesi Covid-19 salgının oluşturduğu ekonomik krizin etkilerinin hafifletilmesi amacıyla işletmelerin finansal olarak desteklenmesi açısından oldukça önemli bir kaynak aktarımıdır. Devletten katma değer vergisi alacağı olan mükelleflerin bu alacaklarının devlete ödeyeceği vergi ve prim yükümlülüklerinden mahsup edilmesi gerekmektedir. Firmaların devletten yaklaşık 200 milyar TL KDV alacağı vardır. Finansmanın bu kadar zorlaştığı ve faiz oranlarının arttığı ortamda firmalar bu alacaklarını alamadıkları için zora girmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Şu anda bu paralar nakit olarak iade edilemiyorsa hiç olmazsa firmaların bu alacaklarının ödeyeceği vergilerden düşürülmesi çok haklı bir taleptir.

Bu çerçevede, krizin olumsuz etkilerinin hafifletilmesinde önemli bir katkı sunacağını düşünerek İYİ PARTİ Ankara Milletvekilimiz Sayın Durmuş Yılmaz ve Samsun Milletvekilimiz Sayın Erhan Usta’nın imzalarıyla verdiğimiz değişiklik önergemiz maalesef, iktidara mensup arkadaşlarımızın oylarıyla reddedilmiştir. Muhalefetten gelen her öneriyi “Benim dediğim dedik, çaldığım düdük” mantığıyla reddeden anlayışınızın son bulduğu, sorunlara ortak akılla çözüm arandığı yasama faaliyetlerinin yaşanacağı günlerin özlemiyle hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 20- 193 sayılı Kanunun geçici 68 inci maddesinde bulunan birinci fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"31/12/2025 tarihine kadar, 10/7/1953 tarihli ve 6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanuna göre lisans sahibi olan veya lisans sahibince yetkilendirilen kişi tarafından organize edilen yarışmalara katılan atların jokeyleri, jokey yamakları ve antrenörlerine ücret olarak yapılan ödemeler üzerinden %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılır. Ödemeyi yapanın 94 üncü madde kapsamında tevkifat yapma zorunluluğu bulunup bulunmamasının ve 23 üncü maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde düzenlenmiş olan istisnanın tevkif yoluyla ödenecek gelir vergisine etkisi yoktur. Lisans sahibi veya lisans sahibince yetkilendirilen kişi aracılığıyla yapılan ücret ödemelerinde gelir vergisi tevkifatı lisans sahibi veya lisans sahibince yetkilendirilen kişi tarafından yerine getirilir.”

                                  Süleyman Girgin                                        Turan Aydoğan                                    Süleyman Bülbül

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                      Aydın

                                Kamil Okyay Sındır                                        Fikret Şahin                                             İrfan Kaplan

                                           İzmir                                                      Balıkesir                                                  Gaziantep

                                        Cavit Arı

                                         Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın İrfan Kaplan’ın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20’nci madde üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Jokey Kulübünün artık yetkili tek otorite olmadığı ve at yarışlarıyla ilgili lisansın Türkiye Varlık Fonuna, oradan da ihale edilerek başka üçüncü şahıslara geçmesiyle ilgili zafiyetlerin oluşabileceği kanaatindeyiz. Öte yandan, jokeylere, jokey yamaklarına ve antrenörlere ücret olarak yapılan ödemelerin yüzde 20’lik kesintisini doğru bulmadığımızı belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz cuma günü İzmir’de yaşanan deprem felaketinde hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı yurttaşlarımıza acil şifalar diliyorum. İhmaller, denetimsizlikler ve sorumsuzluklar yüzünden yine yüzlerce can yitirdik. Yitirdiğimiz canlarımız ve yaralanan binlerce yurttaşımız adına sormak istiyorum: Deprem vergilerini nereye harcadınız? Bunun hesabını vermek zorundasınız. Deprem vergilerinden bilgi vermeyenler, yandaşlarını kayıranlar; unutmayın ki bu halk size en büyük depremi sandıkta yaşatacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, yine, AK PARTİ iktidarının tepeden indirme, yandaşı besleme bir torba yasasıyla karşı karşıyayız. Yine bu torbada işçi, emekçi yok, yandaş var. Getirmek istediğiniz yasayla birlikte vatandaşların iş güvencesini elinden alacaksınız, kıdem ve ihbar hakkını elinden alacaksınız, emeklilik haklarını elinden alacaksınız, düşük ücretle çalıştırmanın önünü açacaksınız, İşsizlik Fonu’nu yine emekçiye değil yandaşa harcayacaksınız. Yani yine bir torba yasayla emekçilerimizin haklarını değil köleliklerini ilan edeceksiniz. Bu torba yasayla vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm değil sorunlarına sorun katacaksınız.

Değerli milletvekilleri, işçilerimizin, emeklilerimizin, emeklilikte yaşa takılanlarımızın haklarını iyileştirmek AK PARTİ Hükûmetinin gündemine asla ve asla girmiyor. Bu ülkede 10 milyon asgari ücretli, 14 milyona yakın emekli, 1 milyon EYT mağduru, 10 milyon işsiz, 2 milyon ücretsiz izinli vatandaşımız var. 17 milyon vatandaşımız sosyal yardımla yaşamaya çalışıyor. Geçim sıkıntısı yüzünden 4.800 vatandaşımız intihar ederek yaşamına son verdi. Bu rakamlar size ne ifade ediyor bilmiyoruz ancak şunu biliyoruz ki siz artık bu ülkeyi yönetemiyor, savuruyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, gündemimiz bu kadar yoğunken sağlık anlamında zor günler geçirirken, ekonomik kriz derinleşmiş, döviz almış başını gitmişken, memlekette sorun kalmamış gibi AK PARTİ Hükûmeti yeni bir torba yasayla kendi sofrasına biraz daha yer açıyor. Amaç işçi, emekçi, dar gelirli, EYT’li değil, amaç yandaş patron. Bir şeyi yanlış yapıyorsunuz ki bu kadar sesler yükseliyor, yüzlerce dernek, sivil toplum kuruluşlarından aynı tepki geliyor. DİSK, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ ortak bir açıklama yapıyor. Düzenlediğiniz torba yasadaki sorunları bildiriyor, yanlışları söylüyor. İşçiler, emekçiler isyan ediyor, iş bırakıyor. Muhalefet partileri size bu yanlıştan dönmeniz gerektiğini açıklıyor. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Tabii ki kendi bildiğinizi yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, siz getirmek istediğiniz yasayla güvencesizliğe güvencesizlik, çaresizliğe çaresizlik katıyorsunuz. 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanlar için sözleşmeli çalışmanın önünü açıyorsunuz. Siz bu yasayla işe iade davası açma ve iş güvencesi hakkını ortadan kaldırıyorsunuz.

Yine bir yasayla işçinin, emekçinin hakkını bir torbaya koyuyor, ağzını bağlıyor, patrona veriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, kıdem tazminatı kazanılmış bir haktır, alın teridir; işçinin, emekçinin kara gün parasıdır. Kıdem tazminatı işçinin yarınıdır, umududur, güvencesidir. Yandaşlarınızın milyon dolarlık vergi borçlarına af getirirken emekçilerin cebine göz dikmenize müsaade etmeyeceğiz. Artık işçi, emekçi, EYT’li, dar gelirli emekli vatandaşlarımız sizin torba yasalarınıza yem olmak istemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İRFAN KAPLAN (Devamla) – Artık çare istiyor, insanca yaşama hakkı istiyor. Emeğinin, alın terinin karşılığını istiyor. Eskiden ekmeği kendiniz yiyip kırıntılarını vatandaşa verirdiniz, şimdi o kırıntıları dahi çok görüyorsunuz. Geminiz su alıyor, bitiyorsunuz, batıyorsunuz artık. Bugün işçinin, emekçinin alın teri üzerinden siyaset yaparsanız gün gelir o işçinin, emekçinin alın teri sizi sandığa gömer; bundan hiç şüpheniz olmasın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                                          Adana                                                      Denizli                                                      Edirne

                                    Ayhan Altıntaş                                      İmam Hüseyin Filiz                                        Ahmet Çelik

                                          Ankara                                                    Gaziantep                                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Ayhan Altıntaş’ın.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 20’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

20’nci maddeyle ilgili bir itirazımız bulunmamaktadır ancak kabul ettiğiniz 16’ncı madde çok sakıncalı hususlar içeriyor, onları anlatmak istiyorum. Öncelikle belirteyim ki dış ticaret ülke ekonomisi için önemlidir. Tabii ki ihracatın teşvik edilmesini destekliyoruz. Ülkelerin istihdam sahalarında da ihracatın çok önemi vardır. İhracata gereken önem verilirse ülke kalkınacaktır. Uzun bir süredir borçla büyümeyi denedik ama duvara tosladık. Dolayısıyla, artık üretim ve ihracata dayalı bir büyümeye gitmek zorundayız. Bu açıdan 16’ncı maddeyi önemli ve faydalı buluyoruz ancak kanun teklifindeki dış ticaretle ilgili maddelerin Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonunda görüşülmeden buraya gelmesi de sizin kanun yapmadaki hatalı tavrınızın değişmediğinin bir göstergesi olarak not edilmelidir.

Burada önemli olan, teklif maddelerinin doğru etki analizinin yapılmasıdır. En başta sorulması gereken de budur. 16’ncı maddeye göre, mal ihracatından elde edilen kazançların yüzde 50’lik kısmı gelir vergisinden muaf tutulacak. Buraya bir itirazımız yoktur. Tabii, birçok kanun teklifinizde olduğu gibi, yine, Cumhurbaşkanı oran, tutar ve sayıları yarısına kadar indirmeye ve 2 katına kadar artırmaya yetkili kılınmış. Ancak burada önemli bir şart konulmuş: “Muafiyet sadece posta idaresi veya hızlı kargo şirketleri aracılığıyla yapılan ihracat için geçerlidir.” denmiş. Hâlbuki mesele ihracat olunca teklifin muhataplarından birinin de doğal olarak gümrük müşavirleri olması gerekir. Fakat öyle görünüyor ki ne gümrük müşavirlerine danışılmış ne de gümrük müşavirleri göz önünde bulundurularak bir kanun teklifi hazırlanmıştır. Olayın taraflarını kendinize muhatap almayarak, sürekli yaptıklarınızdan olumsuz etkilenen kesimler yaratıyorsunuz. Bu durum da ileride sorunlara yol açıyor, yeni kanun teklifleri gerektiriyor.

Kanun hazırlamak basit bir iş gibi görülmemelidir. Her yaptığınız değişiklikte geçerli bir planınız olmalı ve tüm olumsuz yanlarını olabildiğince düşünmelisiniz. Teklifin “dolaylı veya doğrudan temsilci” olarak değiştirilmesi, dolaylı temsilci olarak da posta idaresi veya hızlı kargo taşımacılığının yanı sıra “gümrük müşaviri” ifadesinin de eklenmesi gereklidir.

Değerli arkadaşlar, doğrudan temsilcilerin ve gümrük müşavirlerinin bu maddede görmezden gelinmesini çok hatalı buluyoruz. Bu kanun teklifinin sonucunda, en başta, gelir vergisine tabi olan ve posta idaresi ya da hızlı kargo taşımacılığı yapan şirketler aracılığıyla ihracat yapan kişiler yüzde 50 muafiyetten yararlanacak. Bunun yanında, doğrudan temsil yoluyla beyan yapan veya ihracatını gümrük müşaviri aracılığıyla yapan kişiler ise bu muafiyetten yararlanamayacak. Örneğin, Yozgat’ta örgü ören bir teyze, ürünlerini ihraç etmek isterse bu vergi indiriminden yararlanmak için illa bir kargo şirketi ya da posta idaresi aracılığıyla ihracat yapacak. Ama diyelim ki teyzenin kızı veya oğlu gümrük müşaviri; teyze, onların aracılığıyla ihracat yaparsa vergi indiriminden yararlanamayacak. Bu durumda devlet, insanları kargo firmalarına yönlendiriyor, gümrük müşavirlerini devre dışı bırakıyor olacak. Hâliyle bu durum da haksız rekabete yol açacak. Hızlı kargo firmalarına kazanç sağladığı kadar, gümrük müşavirlerinin ciddi manada iş kaybetmesine sebep olacaktır.

Bu noktadan bakarsak devlet ayrımcılık yaptığı için madde, Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle de çelişiyor. Bir kargo şirketi yasa çıkmadan reklama bile başlamış -internette var, bakabilirsiniz- “İhracatınızı biz yapalım, gümrük beyannamenizi ücretsiz dolduralım.” diyor. Hâlbuki gümrük müşavirlerinin asgari hizmet tarifesi var. Onlara ücretsiz doldurma imkânı yokken kargo firmalarının bu imkâna sahip olması haksız rekabettir. Zaten gerçekte ücretsiz yapmıyorlar ama ücreti nakliye bedelinin içine gizliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Nakliye yurt dışı olduğu için vergisi de yok. Dolayısıyla bu uygulamayla hem haksız rekabet hem ayrımcılık hem de devletin vergi kaybı var. Bu yanlış uygulamadan derhâl geri dönülmesi gerekmektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ibaresinin “aşağıda bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                              Mehmet Ruştu Tiryaki                            Mahmut Celadet Gaydalı                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit

                                         Batman                                                       Bitlis                                                          Muş

                                   Erol Katırcıoğlu                                          Kemal Peköz                                              Hüda Kaya

                                         İstanbul                                                      Adana                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki’nin.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

239 sıra sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesi üzerine görüşlerimi sizinle paylaşacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 20’nci maddesi esasen teknik bir düzenleme, dolayısıyla karşı olduğumuz bir madde değil, yeni bir vergi getirmiyorsunuz. Zaten jokeylerin, jokey yamaklarının ve antrenörlerin gelirlerinden aldığınız yüzde 20’lik verginin yükümlüsünün kim olduğunu düzenliyorsunuz. Vergi yükümlüsünün tespiti tarh ve tahsil açısından önemli, varsa bir karışıklık elbette bu düzenlenmeli. Ancak sorun şu ki yasa teklifinin tümü böyle teknik düzenlemeler içermiyor, sorunların çözülmesi amacını taşımıyor. Ben bunların neler olduğunu kısaca söyleyeceğim ama önce depremle ilgili 2 şey söylemek istiyorum:

Biliyorsunuz, Samos Seferihisar depreminden en büyük zararı gören bölge, İzmir’in Bayraklı ilçesi. Bayraklı ilçesi aynı zamanda adliyenin olduğu ilçe, büyük adliyenin olduğu ilçe. Herkes resimlerini görmüştür, adliye de önemli oranda bu depremden zarar görmüş durumda, ciddi zarar gördü. Yaşamını yitiren avukat arkadaşlarımız var, bürosu yıkılan avukat arkadaşlarımız var, ciddi zarar gören bürolar var ve avukat arkadaşlarımızın bir talebi var: Yargıyla ilgili sürelerin bir süreliğine durdurulması.

Anımsarsanız, pandeminin başında 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne bir ek madde eklenmişti ve yargıya ilişkin bazı süreler durdurulmuştu; dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibra, zaman aşımı ve hak düşürücü süreler gibi. 13 Marttan 30 Nisan tarihine kadar yaklaşık kırkbeş günlüğüne bu süreler durdurulmuştu.

İkincisi de, İzmir’in tamamının veya Bayraklı ile Seferihisar ilçelerinin afet bölgesi ilan edilmesi. 7269 sayılı Yasa’ya ekleyeceğimiz bir geçici maddeyle, ek maddeyle bu sorunu çözebiliriz. Ya muhalefet olarak bu 2 konuda biz bir önerge getirelim, siz destekleyin veya iktidar partisi olarak diyelim, birinci, ikinci parti olarak; siz böyle bir önerge getirirseniz, biz bu önergeyi destekleriz diyorum.

Yasa teklifine gelince… Başta da söyledim, ciddi sorunlar içeren bölümler var. Bir tanesi, işsizlik sigortasına ilişkin. Gerçekten, İşsizlik Sigortası Fonu’nun içini boşalttınız. Arkadaşlarım da size yıl yıl fonun nasıl boşaldığını söyledi. Böyle devam ederse, 2021 yılında, 120 milyar liraya ulaşan İşsizlik Sigortası Fonu eksiye düşmüş olacak. Dolayısıyla, işsiz kalan bir kimseye tek bir kuruş veremeyecek hâle gelecek.

İkincisi de şu: Çalışanların kıdem tazminatı hakkını -doğrudan demeyeyim ama- dolaylı biçimde gasbediyorsunuz. Bunu nasıl yapıyorsunuz onu söyleyeceğim ama 5510 sayılı Yasa yürürlüğe girdiğinde, işçilerin bir sloganı vardı, diyorlardı ki: “Mezarda emekliliğe hayır.” İnanın, bu yasa teklifiyle, mezarda emekliliği bile imkânsız hâle getireceksiniz. Nasıl olacak? 25 yaş altındaki işçiler ve 50 yaş üstündeki işçileri esnek çalıştıracaksınız.

Şimdi, bu yasaya işçiler karşı, hangi politik düşünceye sahip olursa olsun sendikalar karşı, 3 büyük konfederasyon karşı, TÜRK-İŞ karşı, HAK-İŞ karşı, DİSK karşı, uluslararası sendikalar karşı. Peki, kim destekliyor? Patronlar destekliyor bu yasayı. Dolayısıyla, siz, bu teklifin sahipleri olarak kimin temsilcisi oluyorsunuz? Patronların temsilcisi oluyorsunuz.

Şimdi, biz diyoruz ki: Siz patronların temsilcisisiniz, onların savunduğu yasayı getiriyorsunuz, hop oturup hop kalkıyorsunuz. Evet, Türkiye işçi sınıfını felç etmeye çalışıyorsunuz, işçi sınıfının örgütlerini, sendikaları felç etmeye çalışıyorsunuz. Olağanüstü hâli bahane ediyorsunuz, pandemiyi bahane ediyorsunuz. 3 işçinin bir araya gelmemesi için, demokratik tepkilerini göstermemesi için her şeyi yapıyorsunuz. İşçilerden bu kadar rahatsızsınız, tepkilerden rahatsızsınız.

Bakın, 200 milyon üyeli Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), bir de 45 milyon üyeli Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) Türkiye’deki sendikalara bir mektup gönderdiler, bugün görüşmekte olduğumuz torba yasaya karşı yürütülen mücadeleyi desteklediklerini açıkladılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Mektuplarında şunu söylüyorlar, diyorlar ki: “ Bu yasa, işçi haklarını ve iş güvenliğini tehdit ediyor. Bu yasa geçici istihdamı teşvik ediyor.” İki gün önce 3 büyük konfederasyon bir açıklama yaptı ve dediler ki “Esnek çalışmaya dönük bu düzenlemelere karşıyız. 3 işçi konfederasyonu olarak işçilerin başta kıdem tazminatı ve sosyal güvenlik hakları olmak üzere Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış haklarına zarar vereceğini düşünüyoruz. Bu teklifin derhâl geri çekilmesini talep ediyoruz.” Peki, siz ne diyorsunuz? “25 yaş altı ve 50 yaş üstü için esnek çalışma getiriyoruz, böylece istihdam yaratacağız.” Sekiz saatlik değil, üç saatlik bir iş var, işveren bir kişiyi sekiz saat değil, üç saat çalıştıracak ve bunun da istihdam yaratacağını söylüyorsunuz.

Bari aklımızla alay etmeyin diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, kısa bir ara vereceğim ama sonrasında bir oylamamız daha var.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 239 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde daha önce toplanmasına karar verilen 6 Kasım 2020 Cuma günü Genel Kurulun toplanmamasına ilişkin önerisi

5/11/2020

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 05/11/2020 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda 239 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde daha önce toplanmasına karar verilen 6 Kasım 2020 Cuma günü Genel Kurulun toplanmaması önerisinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                                  Mustafa Şentop

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

 

                                                 Cahit Özkan                                                                Özgür Özel

                                      Adalet ve Kalkınma Partisi                                           Cumhuriyet Halk Partisi

                                           Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

 

                                           Hakkı Saruhan Oluç                                                         Erkan Akçay

                                     Halkların Demokratik Partisi                                         Milliyetçi Hareket Partisi

                                           Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

 

                                                Lütfü Türkkan

                                                   İYİ PARTİ

                                           Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve Aydın Milletvekili Bekir Kuvvet Erim ile 46 Milletvekilinin İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3147) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 239) (Devam)

BAŞKAN – 239 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Kasım 2020 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.11



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x) 239 S. Sayılı Basmayazı 3/11/2020 tarihli 11'inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde HDP milletvekilleri tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.