TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 4’üncü Birleşim

                                                                                              13 Ekim 2020 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, adalet kavramına, Anayasa hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı’nın, Hatay ilinde yaşanan orman yangınlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’ın, Hatay ilinde yaşanan orman yangınlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Haydar Akar’ın, Hatay ilinde yaşanan orman yangınları nedeniyle Hataylılara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, ormanlara ve her türlü canlıya zarar verenleri lanetlediğine, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümünü kutladığına ilişkin konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir alt mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını tanımadığını ilan etmesiyle olağanüstü bir gün yaşandığına ve bu durumun değerlendirilebilmesi için Genel Kurulun ara vermesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Genel Kurul çalışmalarına ara vermek yerine yasama faaliyetlerine yoğunlaşacak usullerin öne çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya ili Osmangazi Mahallesi’nde kentsel dönüşüm nedeniyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, gözaltı ve tutuklamaların iktidarın yönetme biçimi olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

7.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Erzurum ili Olur ve Karaçoban ilçelerinde altın rezervleri bulunması nedeniyle dadaşlar olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile yatırımcılara minnettar olduklarına ilişkin açıklaması

8.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, 696 sayılı KHK’yle taşerondan devlet kadrolarına veya kamuya ait şirketlere işçi statüsünde geçiş yapan işçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

11.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, yaşanılan pandemi sürecine rağmen gayrisafi yurt içi hasıla oranının yüzde 0,9 büyüdüğüne, Osmaniye ilinin 2019 yılında Türkiye’nin en hızlı büyüyen illerinden olmayı başardığına ve Cumhurbaşkan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde istikrarın süreceğine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak ülke için olduğu kadar bölge için de güvenlik ve refah istendiğine ilişkin açıklaması

15.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

17.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından tüm önlemler alınarak coronavirüs salgını nedeniyle ara verilen yüz yüze eğitime ilkokullar ile 8 ve 12’nci sınıflarda yeniden başlandığına ilişkin açıklaması

19.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

20.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

22.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

23.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümüne, TBMM Başkanlığına sunulan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesine, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi hadisesinin başlı başına hukuki bir garabet içerdiğine ve Anayasa Mahkemesi kararına rağmen bir yerel mahkemenin “Yeniden yargılanmasına mahal yoktur.” kararını sadece bir hukuki karar olarak telakki edebilmelerinin mümkün olmadığına, adalet duygusunun zedelenmesinin toplumdaki bütün müesseseleri zedeleyeceğine ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümüne, Hatay ilinde yaşanılan orman yangınlarının ardından Osmaniye ve Trabzon illerinde meydana gelen orman yangınlarında dahli olanların hukuken en acı bedeli ödemelerini talep ettiklerine, 11 Ekim Pazar günü Ermenistan devletinin Azerbaycan’ın Gence kentine düzenlediği 9 Azerbaycan vatandaşının hayatını kaybetmesine sebep olan füzeli saldırıyı nefretle kınadıklarına ve geçici ateşkes sürecinde gerçekleştirilen bu saldırıların savaş suçu ve insanlık suçu olduğuna, Karabağ topraklarında fiilen işgal sona ermedikçe herhangi bir diplomatik çabanın başarılı olamayacağına ilişkin açıklaması

25.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Hatay ili Belen ilçesinde meydana gelen yangına, Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin yasalaşması hâlinde nelerin yaşanacağına, Çorum ili İskilip ilçesindeki kömür madeninde meydana gelen göçük nedeniyle 1 işçinin yaşamını yitirdiğine, doğayı güvenceye alma kanunu konusunda ortak bir komisyon kurulması çağrısında bulunduklarına, Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine, gözaltında bulunan Barış Annelerinin serbest bırakılması gerektiğine, İstanbul ilinde sahnelenecek olan Kürtçe tiyatro oyununun yasaklanmasının kabul edilemez olduğuna, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından açıklanan rapora ve bir yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili verdiği kararı yok saymasına ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümünü kutlamak, Hatay ilinde yaşanılan orman yangınlarını ifade etmek, Azerbaycan’ın yanında yer aldıklarını tekrarlamak istediklerine ama bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kara kararlarından bir tanesine imza atıldığına, bir toplum sözleşmesi olan Anayasa’ya uyulmak zorunda olduğuna, Anayasa’ya uymamanın kanunlara uymamayı mümkün kılmasıyla devletin tartışılır hâle geleceğine, Anayasa Mahkemesi kararlarının herkes için bağlayıcı olduğuna ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

27.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, hayatını kaybeden Kilis Belediye Başkanı Mehmet Abdi Bulut’a Allah’tan rahmet dilediğine, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümüne, Ahilik Haftası’na ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

31.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

32.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

33.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

34.- Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi’nin, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

35.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Orhan Yegin’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Ankara Milletvekili Orhan Yegin’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Hatay Milletvekili İsmet Tokdemir’in, Hatay ili Belen ilçesinde başlayıp Arsuz ve İskenderun ilçelerine sıçrayan orman yangınının kontrol altına alındığına ve emeği geçenlere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

45.- Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu’nun, Meclis çatısı altında Uyar Madencilik mağdurlarına verilen sözlerin yerine getirilmesi gerektiğine ve işçilerin Ankara yürüyüşüne kolluk güçlerinin izin vermediğine ilişkin açıklaması

46.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

47.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Hatay ili Belen, İskenderun ve Arsuz ilçelerinde meydana gelen orman yangınları nedeniyle Hatay halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve faillerinin cezalandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, esas ayrışmanın Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki “kesin hüküm” kavramında olduğuna ilişkin açıklaması

49.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde halkın ve haklının adaleti için mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerine, Enis Berberoğlu’nun Türkiye Büyük Millet Meclisine derhâl geri dönmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

50.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Covid-19 virüsüne karşı ülke genelinde mücadele veren sağlık personeline teşekkür ettiğine ve cenaze hizmetleri çalışanlarının bir defaya mahsus ek ödenek talebine ilişkin açıklaması

51.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, sağlık personeline yönelik şiddetin devam ettiğine ilişkin açıklaması

52.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok sayarak Anayasa suçu işlediğine ilişkin açıklaması

53.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Komisyona iade edilmesi gerektiğine ve Başkanlığın tutumunun bu yönde olmaması hâlinde usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türk Grubunda, Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’tan boşalan üyelik için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in üyeliğinin Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1336)

 

B) Önergeler

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, (2/2307) esas numaralı 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/91)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, emeklilerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 30/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3207) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver ve 24 milletvekili tarafından, başta Karaman’ın Ermenek ilçesindeki sorunlar olmak üzere madencilik sektörünün ve işçilerin yaşadığı sorunların tespit edilerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3276) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 228 ve 229 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 228 ve 229 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Antalya Milletvekili İbrahim Aydın ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 17 Milletvekilinin Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3113) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 228)

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Haydar Akar’ın, 228 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Komisyona iade edilip edilmemesi hakkında

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz'un, ceza puanı bulunan ve ehliyetlerine el konulan kişiler için ehliyet affı yapılmasına yönelik bir çalışma bulunup bulunmamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/31746)

2.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi'nin, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları İçin Etki Hızlandırıcı Pilot Uygulama Belgesi'nin içeriğine ve bu kapsamda yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/31841)

3.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya'nın, pandemi nedeniyle okullarda alınması gereken önlemlere,

-Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan'ın, ücretli öğretmenlere dair bazı verilere ve önerilere,

-Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu'nun, Edirne ilinde bulunan bir liseyle ilgili bazı iddialara,

-Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı'nın, pandemi sürecinde okulların kapalı tutulması nedeniyle mağdur olan kantin çalışanlarının sorunlarının çözümüne,

İlişkin soruları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/31966), (7/31975), (7/32510), (7/32512)

4.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş'ın, Filyos Liman Projesi'ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32010)

5.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap'ın, koronavirüs salgını kapsamında yardım gönderilen ülkelere ve gönderilen malzemelerin içeriğine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/32076)

6.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan'ın, Bakanlık tarafından 2019 yılında ödüllendirilen personele ve bazı iddialara,

-Uşak Milletvekili Özkan Yalım'ın, Suriye uyruklu çocukların eğitimi için inşa edilen okul binalarının fiziki özelliklerine,

-Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya'nın, PIKTES kapsamında çalışan öğretmenlere,

-Mersin Milletvekili Alpay Antmen'in, Mersin Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde dezenfektan üretimi sırasında meydan gelen patlamaya,

-Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül'ün, Bakanlıkça yürütülen olası bir depreme karşı okulların güvenilirliğine yönelik projenin çıktısına ve bu kapsamda Aydın ilindeki okullardan hakkında yıkım kararı alınanlara,

-Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, bazı özel okulların LGS sonuçları açıklanmadan sınav birinciliği ilan etmelerine ve konuyla ilgili herhangi bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığına,

-Muğla Milletvekili Suat Özcan'ın, 31 Ağustos 2020'de açılması planlanan okulların Covid-19 kapsamındaki yeni düzenlemeler çerçevesinde hazır olup olmadığına,

-İzmir Milletvekili Atila Sertel'in, Bakanlıkça yürütülen FATİH Projesinin akıbetine,

-Mersin Milletvekili Rıdvan Turan'ın, Mersin Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde dezenfektan üretimi sırasında meydan gelen patlamaya,

-İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu'nun, ücretli öğretmenlerin yaşadıkları sorunların çözümüne,

-Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya'nın, Gaziantep Lisesi kampüsünde bulunan farklı okullara,

-İstanbul Milletvekili Oya Ersoy'un, LGS sınavına ait cevap kağıdı kaybolan bir öğrencinin mağduriyetinin giderilmesine,

İlişkin soruları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/32372), (7/32373), (7/32374), (7/32375) (7/32376), (7/32377), (7/32378), (7/32379), (7/32380), (7/32381), (7/32382), (7/32383)

7.- Erzurum Milletvekili Muhammet Naci Cinisli'nin, Türkiye Kızılay Derneği'nin faaliyetlerine ve denetlenmesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/32503)

8.- Mersin Milletvekili Rıdvan Turan'ın, Ilısu Barajına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/32527)

9.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık'ın, bir partinin il başkanının o ilin il ve ilçe milli eğitim müdürlerinin yerlerinin değişmesinde rol oynadığı iddiasına,

-Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel'in, Ordu'nun Kabataş ilçesinde bulunan Alankent Ana Sınıfı ve Ortaokulu oyun alanının halka açık spor sahasına dönüştürüleceği iddiasına ilişkin,

-Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin'in, Balıkesir ilinde ve Türkiye genelinde 2011 yılından bu yana ataması yapılan öğretmen sayısına ve branş dağılımına,

-İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Diyarbakır'da bir özel okulun 2020-2021 öğretim yılı için ödenen ücretlerinin bankadan çekildiği iddiasına,

İlişkin soruları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/32605) (7/32607), (7/32609), (7/32611)

10.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu'nun, 2020 Liselere Geçiş Sınavı'nın sonuçlarının önceki yıllardan düşük olmasının nedenlerine,

-İstanbul Milletvekili Oya Ersoy'un, Ankara'da bir okulda görev yapan bir öğretmen hakkında soruşturma açılmasına,

-İzmir Milletvekili Ahmet Tuncay Özkan'ın, pandemi süreci sonrasında açılması planlanan okullarda Bakanlık tarafından alınan tedbirlere,

İlişkin soruları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/32677), (7/32678), (7/32679)

11.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen'in, Tarım Sektörü Entegre Yönetim Bilgi Sistemi projesinin akıbetine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/32687)

12.- Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş'in, Şırnak kırsalında bulunan Cudi Dağı ve Gabar Dağı bölgelerinde çıkan yangınlar sebebiyle yok olan ormanlık alanlara ve ağaçlandırma yapılmasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/32689)

13.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya'nın, bir sendikanın taleplerine ve 27-29 Temmuz tarihlerinde başlatacağı yürüyüşe ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32692)

14.- Muğla Milletvekili Suat Özcan'ın, 2019-2020 eğitim öğretim yılında Türkiye genelinde ve Muğla ilinde ortaokuldan mezun olan öğrenci sayılarına,

-Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün, okulların açılma durumuna ve açılması halinde okullarda Covid-19'a karşı alınacak tedbirlere,

-Antalya Milletvekili Kemal Bülbül'ün, uzaktan eğitim araçlarının yaygınlaştırılması ve etkinleştirilmesine,

-Adana Milletvekili Orhan Sümer'in, 2020-2021 eğitim öğretim yılında okulların açılmasına ve okullarda Covid-19'a karşı alınan önlemlere,

-Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya'nın, 2020-2021 eğitim öğretim yılında okulların açılmasına ve okullarda Covid-19'a karşı alınan önlemlere,

İlişkin soruları ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/32737), (7/32739), (7/32741), (7/32743),(7/32744)

15.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu'nun, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde özellikle yaz aylarında çıkan orman yangınlarının engellenmesine yönelik Bakanlıkça yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/32787)

16.- Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir'in, Gölbaşı-Bala-Kaman-Kırşehir yolunda devam eden yol yapım çalışmalarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32806)

17.- Tunceli Milletvekili Alican Önlü'nün, Tunceli'nin Nazımiye ilçesinde bulunan bir mezrada yaşanan telefon altyapısı sorununa ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32809)

18.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen'in, Manisa ilinin Sarıgöl ilçesinde tarımsal sulama için başlatılan baraj ve gölet projelerinin akıbetine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/32918)

19.- Ağrı Milletvekili Abdullah Koç'un, Ağrı il genelinde ve Tutak ilçesine bağlı bazı köylerde bozuk olan yolların onarılması istemine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32924)

20.- Muğla Milletvekili Suat Özcan'ın, Muğla ilinde bulunan Milas ilçesi ve Ören Mahallesi arasındaki yolun onarımına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32925)

21.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen'in, Manisa ilinin Sarıgöl ilçesine bağlı bazı köy yollarında başlatılan yol çalışmasının akıbetine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32926)

22.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Artvin ili Yusufeli ilçesinde yapımına başlanan viyadük çalışmaları sırasında patlatılan dinamitlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32929)

 

23.- Adana Milletvekili İsmail Koncuk'un, DHMİ Genel Müdürlüğü tarafından havalimanlarında kullanılmak amacıyla satın alınan genel ve özel maksatlı araçlara ve bu araçların satın alım süreçlerine dair bazı iddialara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/32933)

24.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin'in, Boğalar Seki Barajı inşaatının akıbetine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33013)

25.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya'nın, Bakanlığın 2020 yılı yatırım programında Gaziantep ili için ayrılan ödenek miktarına ve yatırım projelerine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33018)

26.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir'in, Ağrı ilinin Patnos ilçesinde yazlık ekim yapacak olan çiftçilere kışlık arpa tohumu dağıtıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33019)

27.- Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman'ın, Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesinde yaşanan dolu yağışları nedeniyle zarar gören çiftçilerin zararlarının giderilmesi önerisine ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33021)

28.- Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy'un, Kayseri-Kahramanmaraş karayolunun Sarız Yedioluk köyüne alt geçit yapılması istemine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33025)

29.- Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz'ın, Bakanlığın uçak biletleri için tavan fiyat uygulamasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33026)

30.- Ankara Milletvekili Şenol Sunat'ın, Evrensel Hizmet Fonu'nda toplanan miktara ve bu fondan yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33027)

31.- Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç'un, Fırat Nehri'ndeki suyun debisinin düşürüldüğü ve Kuzey ve Doğu Suriye'de su sıkıntısı yaşandığı iddialarına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/33077)

32.- Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç'un, Turhal Pancar Ekicileri Kooperatifinin Yönetim Kurulunda yapılan değişikliğe ve Amasya Şeker Fabrikasının arazi devrine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33158)

33.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, araç muayene ücretlerinin yüksekliğinin yarattığı mağduriyete yönelik alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33167)

34.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır'ın, Karaman-Mut yolunda askerleri taşıyan otobüsün devrilmesi sonucu yaşanan kazaya ve yol üzerinde kaçış rampalarının yapılacağı tarihe ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33168)

35.- Antalya Milletvekili Aydın Özer'in, Antalya'nın Kemer ilçesi Ulupınar Mahallesi'ndeki çınar ağaçlarının korunmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33171)

36.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Ağrı ilinde çiftçilere yapılan arpa tohumu dağıtımı nedeniyle yaşandığı iddia edilen mağduriyetlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33219)

37.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlık bütçesinden kâr amacı gütmeyen dernek, birlik, kurum ve kuruluşlara ayrılan toplam bağış ve yardım ödeneği miktarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33226)

38.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, 2018-2020 yılları arasında gümüş ve altın ithalat ve ihracatına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/33233)

39.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın'ın, havaalanlarında yapılan Covid-19 test ücretlerine ve öğrenciler için indirim yapılması talebine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33259)

40.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu'nun, İstanbul-Edirne demiryolu hattı projesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33261)

41.- İzmir Milletvekili Atila Sertel'in, Alsancak Garı önünde sergilenen Atatürk'ün yurt içi gezilerinde kullandığı Beyaz Vagon'un taşınma kararına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33262)

42.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık'ın, Kayseri Yüksek Hızlı Tren Projesine ve Kayseri Havalimanı'nın genişletilmesi talebine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33374)

43.- İstanbul Milletvekili Oya Ersoy'un, uçuş yasağının kaldırılmasından bu yana yurt dışına çıkan kişi sayısına ve bu kişilerin Covid-19 testi olup olmadığına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33375)

44.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2002-2020 yılları arasında Türkiye genelinde bulunan PTT şubelerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33377)

45.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul'un, Gaziantep'te bulunan Yesemek Açık Hava Müzesi'nin yanında yapımı süren sulama barajına ve bölgenin korunmasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33498)

46.- İzmir Milletvekili Kani Beko'nun, İzmir ili Alsancak Garı'nda sergilenen Beyaz Vagon'un kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33501)

47.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere'nin, Adıyaman'ın Gerger ilçesinde bulunan Ortaca köyünün iletişim sorununa ve köyde baz istasyonu kurulması talebine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33502)

48.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde-Tepeköy-Çiftlik Yolu ile Kayseri-Niğde Devlet Yolu Garipçe, Yahyalı ve Bor ayrımları kavşak yapım çalışmalarına,

Nevşehir-Niğde Yolu Projesi kapsamındaki Yeşilgöcük çevre yolunun sıcak kaplama işinin akıbetine,

İlişkin soruları ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33557), (7/33558)

49.- Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman'ın, Diyarbakır ilinde tren rayları boyunca yapımına başlanan beton duvara ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33567)

50.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya'nın, yabancı uyruklu tutuklu ve hükümlü kişiler ile yurt dışında tutuklu ve hükümlü olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayılarına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/33600)

51.- İzmir Milletvekili Atila Sertel'in, 2020 yılında Türkiye genelinde meydana gelen orman yangınlarına ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33670)

52.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlık tarafından 2010-2020 yılları arasında kamu hizmeti için kiralanan taşınmazlara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33674)

53.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu'nun, hayvancılıkta yaşanan çoban sorununa ve çözümüne ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33675)

54.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya'nın, pandemi nedeniyle gerçekleşmeyen havayolu seferleri için verilmiş olan yolcu garantilerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33687)

55.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlık tarafından 2010-2020 yılları arasında kamu hizmeti için kiralanan araçlara,

Bakanlık tarafından 2010-2020 yılları arasında kamu hizmeti için kiralanan taşınmazlara,

İlişkin soruları ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33691), (7/33692)

56.- Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç'un, soğan üretimine ve ihracatına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33755)

57.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal'ın, Afyonkarahisar'ın Çay ilçesinde 08 Mart 2014 tarihinde yapımına başlanan barajın ne zaman tamamlanacağına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33758)

58.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm'ün, CİMER aracılığıyla Orman Genel Müdürlüğünden yapılan bir bilgi ve belge talebine verilen cevaba ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33759)

59.- Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir'in, pancar alım fiyatlarının açıklanmamasına ve pancar ile nişasta bazlı şeker ithalatına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33760)

60.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik'in, Mersin iline yapılması planlanan Sorgun Barajının akıbetine ve bölgedeki üreticilerin su gereksinimine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33761)

61.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin'in, Türkiye genelinde ve Adana ilinde sığınmacı olarak bulunan ve mevsimlik tarımla uğraşan yabancı uyruklu kişilere kota uygulaması getirilmesi önerisine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33914)

62.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin'in, son 10 yılda Türkiye genelinde ve Adana ilinde meydana gelen anız yangınlarında zarar gören alanlara ve alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33916)

63.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, su ürünleri av sezonunun açılmasıyla birlikte Covid-19'a karşı alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33918)

64.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, 2002-2020 yılları arasında tatil beldelerinde terkedilen hayvanlara ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33919)

65.- İzmir Milletvekili Mahir Polat'ın, İzmir'in Bergama ilçesinde bulunan Yukarı Kırıklar Göleti'nde yeterli su olmadığı iddiasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33923)

66.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen'in, Çıkrıkçı Barajı projesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/33925)

67.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak'ın, düğün salonu işletmecilerine Covid-19 kapsamında çeşitli ödeme kolaylıkları sağlanması önerisine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/33927)

68.- İzmir Milletvekili Mahir Polat'ın, Rekabet Kurumu tarafından firmalara yönelik yapılan soruşturmalara ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/33929)

69.- İstanbul Milletvekili Özgür Karabat'ın, İstanbul Havalimanı'na dair bazı verilere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/33943)

70.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Venezuela'dan yapılacağı duyurulan peynir ithalatına ilişkin sorusu ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevabı (7/34108)

71.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel'in, koronavirüs tedavisi için kullanılan bir ilacın ithalatına dair verilere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/34118)

13 Ekim 2020 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Birleşime 15.30’a kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.01

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin İkinci oturumunu açıyorum.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, adalet kavramına, Anayasa hükümlerinin ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin gündem dışı konuşması

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; siyasette kavgalar olur, eleştiriler olur, bu eleştirilerin boyutu bazen çok sert de olabilir ama ben inanıyorum bu Parlamentoda görev yapan bütün milletvekili arkadaşlar adaletten yanadır, haktan yanadır, hukuktan yanadır. Birbirimizi yaralayabiliriz ama bir haksızlık olduğu zaman hep birlikte ortak tepki vermek de bizim görevimizdir.

Adalet dediğimiz kavram, dünyanın en soylu kavramıdır. Bütün peygamberler adalet için gelmiştir. İnsanlığın temeli de adalettir, devletin dini de adalettir, devletin temeli de adalettir. Adaletsizlik… Herhangi bir kişi, ırkı, cinsi, mezhebi, inancı ne olursa olsun bir kişi adaletsizlikle karşı karşıya kaldığı zaman ona tepki göstermek de vicdanında adalet terazisi bulunan bizim görevimizdir. Böyle baktığımız zaman Parlamentoya saygınlık kazandırmış oluruz.

Saygın parlamento, adaleti sağlayan bir parlamentodur. Adaleti nasıl sağlayacağız? Adaletin kuralları vardır, o kurallara herkes uyduğu takdirde adalet de gerçekleşmiş olur. Bizim ülkemizin bir Anayasası var, severiz veya sevmeyiz, eleştiririz veya eleştirmeyiz ama bu Anayasa hepimizi bağlar. Bir şekliyle bu Anayasa’nın gereğini hepimiz yerine getirmek zorundayız, aksi hâlde biz hukuk devleti olamayız. Hukuk devleti nedir? Adaleti sağlayan devlettir. Anayasa’nın maddesini okuyayım değerli arkadaşlarım: “Madde 11- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” Genel kural.

Zaman zaman kanun çıkarıyoruz, Anayasa Mahkemesine de gidiyoruz, Anayasa Mahkemesi iptal ediyor. Biz yürütme organı değil yasama organı olarak Anayasa Mahkemesinin öngördüğü kurala 600 milletvekili uyuyoruz. Evet, Anayasa Mahkemesi dedi ki: “Bu Anayasa’ya aykırı.” ve biz buna uyuyoruz. Biz gücümüzü, meşruiyetimizi nereden alıyoruz? Milletten alıyoruz, vatandaş bize oy veriyor ve biz buraya geliyoruz. Peki, bizi kim denetliyor? Anayasa Mahkemesi denetliyor ve biz Anayasa Mahkemesinin kararına uymak zorunda kalıyoruz ve uyuyoruz da çünkü aksi hâlde hukuk devleti olamayız.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yine Anayasa’nın bir başka maddesi, 153’üncü maddesi “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” Yani sadece yasama organını değil, yürütme organını da idare makamlarını da yargı organlarını da gerçek ve tüzel kişileri de bağlar diyor, buna hepsi uyacak.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin aldığı bir karara yasama organı uyuyor; yasama organı, yaptığı düzenleme Anayasa’ya aykırıysa düzeltiyor ama bir yargı organı, alt yargı organı diyor ki: “Ben Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayacağım.”

Değerli arkadaşlarım, üst mahkemenin verdiği bir karara bu Anayasa’ya göre alt mahkeme “Ben bu karara uymayacağım.” diyorsa orada bir sorunumuz var, orada bir çürüme var; bu çürümeye hepimizin müdahale etmesi lazım. Devlet hepimizin devletidir, bayrak hepimizin bayrağıdır, vatan da hepimizin vatanıdır. Ha, farklı düşünebiliriz, farklı görüşlerimiz olabilir ama bir ortak paydamız var; ortak payda millettir. E bu Anayasa, referanduma gitti mi, gitti; referandumda oylandı mı, oylandı; kabul edildi mi, edildi. Beni bağlıyor, Parlamentoyu bağlıyor, Anayasa Mahkemesini bağlıyor ama bir mahkeme “Hayır, ben Anayasa Mahkemesi kararına uymayacağım.” diyor. Tuz kokar arkadaşlar! O zaman vatandaş da der ki: “ Ne vergi istiyorsun benden kardeşim, ben de vergi ödemiyorum. Anayasa Mahkemesi kararına bile uyulmuyorsa ben neden valinin kararına uyacağım, neden kaymakamın kararına uyacağım, neden vergi dairesi müdürünün talebini yerine getireceğim?” Bir kaosa zemin hazırlanır. Burada hepimizin sorumluluğu var, kaosa zemin hazırlamamamız gerekiyor. Dolayısıyla bu bir kavga alanı değildir, bir adalet alanıdır bu.

Adaleti ne diye tanımlıyorlar? Dünyanın bütün bilginleri adaleti tanımlamışlar, adalet üzerine konuşmuşlardır. Bizde de öyle; tarihin derinliklerine baktığınız zaman İslam dünyasının da diğer farklı inanç dünyalarının da âlimleri hep adalet üzerinde durmuşlardır. “Adalet bir kutup yıldızı gibi sabit yerinde durur ama bütün kâinat onun etrafında döner.” demiştir. Kim? Hazreti Mevlâna. Peki, biz adaleti ayaklar altına alan bir karar olduğu zaman sessiz mi kalacağız; iyi oldu mu diyeceğiz; biraz daha vurun mu diyeceğiz; bir kişi haksızlığa uğradığı zaman, uğradığı haksızlığı görmezlikten mi geleceğiz? “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” anlayışını bu topraklardan atacak mıyız, yoksa bu anlayışın esiri mi olacağız?

Hepimize düşen sorumluluklar var değerli arkadaşlar. Dediğim gibi farklı partileriz, doğru; farklı görüşlerimiz var, doğru; dünya görüşümüz farklı, doğru; belki kimliklerimiz, inançlarımız da farklı, o da doğru ama bir vatanda yaşıyoruz. Burayı cennete çevirmek hepimizin elinde, birlikte yapacağız biz bunu. Bu kürsü halkın kürsüsü. Bu kürsüde oturup rahatlıkla konuşuyoruz, birbirimizi eleştirebiliyoruz ama yeri, zamanı geldiğinde bu Anayasa’ya hepimiz uyuyoruz, kurallara uyuyoruz. Kırmızı ışıkta duruyoruz, başımızda polis bile yok; kırmızı ışık yanar, dururuz çünkü yeşil yanan geçecek. Şimdi biz ne kırmızıyı bıraktık ne yeşili bıraktık ne sarıyı bıraktık, bütün renkleri karıştırdık ve dolayısıyla kuralları, olması gereken kuralları, vatandaşın uyması gereken kuralları hep birlikte uygulamak zorundayız. “Balık baştan kokar.” demişler, niye balığı baştan kokutuyoruz ki?

Parlamento görevini yapıyor mu? Bütün eleştirilerime rağmen Parlamento büyük ölçüde görevini yapar, yapıyor da zaten, yasama organı çıkarıyor kanunlarını. Yasama organının çıkardığı bir yasayı yargı organı “Ben bu yasayı uygulamam.” diyemez. Üç gücün; yasama, yargı ve yürütmenin birbirini denetlemesi lazım. Denetlenmeyen hiçbir güç yoktur. Denetlenmeyen güç zaten güç değildir. Gücün gücünü gösterebilmesi için onun sağlıklı denetlenmesi lazım, mecrasının belirlenmesi lazım. Adaleti dağıtacak olan mahkeme adalet dağıtmıyorsa orada bir sorunumuz var demektir. Anayasa Mahkemesi karar veriyor, “Anayasa Mahkemesi kararına ben uymam.” diyor. Peki, kime gideceğiz o zaman? Kime gideceğiz? “Anayasa Mahkemesinin kararına ben uymuyorum...” Yeniden başlayacağız, sıfırdan, yeniden dava süreçleri mi olacak?

Benim bütün milletvekili arkadaşlarımdan istirhamımdır: Kendi ülkemize, kendi Parlamentomuza, kendi bayrağımıza, en azından eleştirsek dahi kendi Anayasa’mıza sahip çıkalım. Ne demektir yani bir hâkim çıkacak “Ben senin kararına uymuyorum.” diyecek. E, o zaman Anayasa Mahkemesini kapatalım, yargıyı da kapatalım, nasıl olsa herkes bildiğini okuyacak. O zaman bir ülkeye ne egemen olur? Orman kanunları egemen olur. Aklı bir tarafa atmış oluruz; akıl, kural bir tarafa gider, orman kanunları egemen olur. Kimin pazısı kuvvetliyse, kimin elinde silah varsa o güç olarak ortaya çıkar. 21’inci yüzyılın ayıbıdır bu zaten, Orta Çağ karanlığında bunlar vardı. 21’inci yüzyılda akıl var, mantık var, liyakat var, adalet var, adalet arayışı var; bütün bunları yapıyoruz. Adaletsizliğe uğramayan var mı? Çok kişi adaletsizliğe uğramıştır, hepimizin hayatında vardır adaletsizliğe uğradığımız bir an, bir şekliyle, okulda, sınıfta, arkadaşlarda, sokakta, caddede; olabilir ama bir mahkemenin, bir üst mahkemenin kararını bile bile, Anayasa’nın bu açık hükümlerine rağmen “Ben uygulamayacağım.” diyorsa orada tuz kokmuş demektir arkadaşlar ve hepimizin oturup bir vicdan sorgulaması yapması lazım.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, toparlayabilir miyiz efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkanım.

“Halkın seçtiği bir milletvekilini illa ben hapse atacağım...” Atabilirsiniz, toplumun vicdanı kanayacaksa o zaman, bizim de vicdanımız kanayacak. O zaman biz niye millete gidiyoruz ki? Yarın birisi çıksın “Seçim de yapmayalım; ben söyleyeyim, 500 kişi gelsin, 600 kişi gelsin, biz seçelim, hiç buna da gerek yok.” desin. Dolayısıyla, her birimize düşen, her partiye düşen temel kavramlar vardır, temel hedefler vardır, temel amaçlar vardır. O çerçevede, her hâlükârda, hangi partiden olursak olalım, hangi ilin milletvekili olursak olalım “adalet” denilen kavramı yüceltmek zorundayız ve ben bütün milletvekillerinin bu vicdani kanaati büyüteceklerini düşünüyorum ve hepinize saygılar sunuyorum değerli milletvekilleri. (CHP sıralarından ayakta alkışlar, İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Hatay’daki yangınlar hakkında söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Lütfi Kaşıkçıya aittir.

Buyurun Sayın Kaşıkçı. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı’nın, Hatay ilinde yaşanan orman yangınlarına ilişkin gündem dışı konuşması

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz cuma günü Hatay’ın Belen ilçesinde başlayan ve iki gün boyunca İskenderun ve Arsuz ilçelerine sıçrayarak yüzlerce hektar alanı kül eden orman yangını ile ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere Hatay’ın Belen ilçesine bağlı Sarımazı Mahallesi’nde geçtiğimiz cuma günü saat 10.30 sularında ormanlık alanda çıkan, daha doğrusu çıkartılan yangın rüzgârın da etkisiyle yerleşim yerlerine sıçramıştır. Ardından İskenderun ve Arsuz’a kadar yayılmıştır. Evleri yanan ve riskli bölgede oturan binlerce vatandaşımız bulundukları meskûn mahallerden emniyet içinde tahliye edilmiştir. Yüreğimizi ağzımıza getiren, duyan ve gören herkesi korkuya sevk eden felaket yöre insanımızı ve doğa güzelliklerini vahim ölçüde etkilemiştir. Bu vesileyle başta yangından etkilenen hemşehrilerimiz olmak üzere tüm Hataylı hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Korku dolu iki günü birbirimize destek olarak atlattığımız bu süreçte duaları ve destekleriyle varlıklarını bizlere hissettiren büyük Türk milletine de ayrıca Hatay halkı adına şükranlarımızı sunuyoruz.

Yangının başlamasından bitimine kadar devletimizin tüm gücünü seferber eden başta Sayın Valimiz olmak üzere, Orman teşkilatının kahraman personeline, itfaiye çalışanlarımıza, AFAD çalışanlarına minnet ve şükranlarımızı sunuyorum.

Yangın bittikten hemen sonra ilimize gelerek bizlere destek veren Sayın Tarım Bakanımıza ve İçişleri Bakanımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Bir teşekkür de bu yangın sırasında ilimizdeki gelişmeleri yakinen takip edip, Mevlüt Karakaya başkanlığında bir heyet kurup, ilimize gönderip bizlere destek olan Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey’e. O gece yaşadığım bir olay var, olayı sizlerle paylaşıp birkaç arkadaşımız var, onlara da buradan ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Gece saat üç sularında Belen ilçemize bağlı Fatih Mahallesi’nde Petek Sitesi dediğimiz bir site var -yaklaşık 300-400 konutlu bir site- buraya yangın 10 metre kadar yaklaşmıştı. O gece bizler de oradaydık, on metrelerce yükseklikteki yangın o sitelere ulaşmasın diye itfaiye hortumunu eline alıp o yangının içerisine atlayan Belen Belediye Başkanımıza, AK PARTİ Milletvekili Sayın Abdulkadir Özel Bey’e, yine Seyfullah Gürbüz Bey’e, Cihan Akyürekoğlu Bey’e, Hasan Güccük ve Ömer Yücel Bey’e huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü ve muktedirdir, neresi yanmışsa, nereleri yakılmışsa ümidimiz eskisinden daha da yeşile kavuşmasıdır. İnanıyoruz ki bütün imkânlar seferber edilerek facianın yaraları sarılacak, zarar ve ziyanlar gecikmeye mahal bırakılmadan telafi edilecektir.

Hiç şüphesiz yanan ormanlarımız kadar içimizi yakan bir diğer husus da yangına paralel olarak sosyal medyada kendilerine “ateşin çocukları” ismini veren soysuz ve alçak bir grubun yapmış olduğu paylaşımlardır. Fakat bildiğimiz bir şey varsa o da şudur: Bunlar iblisin çocukları, ihanetin çakallarıdır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kimin çocukları oldukları esasen meçhul olan bu şerefsizlerin en kısa sürede yakalanıp yaktıkları kadar yakılmaları, dahası yaptıkları bu eylemlerden dolayı hesaba çekilmeleri en acil hukuk ihtiyacıdır.

Kahramanlarımız vatan ve millet sevgisiyle dolu göğüslerini yanan ateşe siper ederken sosyal medyada âdeta yeni bir terör dalgası estirerek Türk milletine ve onun değerlerine saldıran, bu yangını üstelenen bölücü örgüt menşeli hesapların da defteri dürülerek hak ettikleri cevap başta Hataylılar olmak üzere Türk milletinin her bir ferdi tarafından yüzlerine çarpılacaktır.

Değerli milletvekilleri, yangının seyri Sayın Bakanımızın da ifadesiyle bir sabotaj ihtimalini kuvvetli bir şekilde düşündürmektedir. Devletimizin bu konuda araştırmaları sürmektedir ancak Hataylılar da sosyal medyada kendilerine yapılan bu saldırıyı cevapsız bırakmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) – Bizler, dün İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına tespit ettiğimiz hesaplarla ilgili olarak bir suç duyurusunda bulunduk. Bu sosyal medya saldırıları birkaç ay önce tartışılan ve yüce Meclisin oylarıyla kanunlaşan sosyal medya yasasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Elbette orman yangınlarını önlemek hususunda gerekli önlemler alınmalı ve başlayan orman yangınlarına süratle müdahale edilmelidir. Kasıt şüphesi taşıyan yangınlarla ilgili soruşturmalar titizlikle yürütülmeli ve varsa suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Ancak tüm bunlar yapılırken sosyal medyada meydanı boş zannederek Türk milletinin değerlerine yazılı ve sözlü saldırılarda bulunanlar da ısrarla takip edilmeli ve en az suçu işleyenler kadar ceza almaları sağlanmalıdır. En azından erişimleri engellenmek suretiyle milletimizi tahrik ve kışkırtmalarının önüne muhakkak geçilmelidir.

Ayrıca, yangın devam ederken ısrarla yanan yerler ve maden ocakları arasında bir ilişki kurmayı zorlayan ve olası bir sabotaj eylemi karşısında hedef şaşırtan basın-yayın organlarına da kesinlikle dikkat edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ormanlarımızın korunması hem ülkemiz hem de dünyamız için büyük önem taşımaktadır. Yurdumuzun da içinde yer aldığı iklim kuşağının orman yetiştirmeye çok elverişli olmaması, tahrip olan ekosistemin yeniden orman yetiştirmeye hazır duruma gelmesinin zaman alması, topoğrafik yapımızın bozulmaya yatkın olması mevcut ormanlarımızın korunmasının önemini daha da arttırmaktadır.

Unutmayalım ki ormanlar gerek sağladıkları faydalar gerek yok olduklarında ortaya çıkan sonuçlar itibarıyla sadece ülkemiz için değil insanlık için de son derece önemli varlıklardır.

Son olarak şunu ifade etmek isterim ki Tayfur Sökmen’in memleketini, Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan Hatay’ı hiçbir güç karıştıramayacaktır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Türkiye’de ve özellikle Hatay’da son dönemde ortaya çıkan orman yangınları hakkında söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Hüseyin Yayman’a aittir.

Buyurun Sayın Yayman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’ın, Hatay ilinde yaşanan orman yangınlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve ekranları başındaki başta Hataylı hemşehrilerimiz olmak üzere yüce Türk milletini saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkanım, size de yeni yasama döneminde başarılar diliyorum.

Bütün Türkiye’yi etkisi altına alan, farklı coğrafyalarda ortaya çıkan yangınlar için bütün hemşehrilerimize, bütün vilayetlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Hatay Samandağ’da başlayan, Antakya’ya kadar uzanan, Belen’den Arsuz’a kadar devam eden, Pozantı’da, Kozan’da, Andırın’da, Kahramanmaraş’ta, Osmaniye’de, Trabzon’da, Ege’deki bütün orman yangınlarında hayatını kaybeden, yaban hayatında yok olan bütün varlıklara, canlılara üzüntümüz gerçekten sonsuzdur. Ağaçlarımızın yanması gerçekten yeri doldurulamayacak büyük bir boşluk yaratmıştır ama burada sözlerimin başında Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 5 Eylüldeki orman yangınına gelip doksan üç saat boyunca Hatay’da bulunan ve karavanda kalarak yangının söndürülmesini baştan sona takip eden Tarım ve Orman Bakanımız Bekir Pakdemirli’ye, dünkü Belen yangınından sonra yine Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla gelip acımızı paylaşan Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’ya, bizi uzaktan yakından arayan bütün dostlarımıza, milletimize şükranlarımızı sunuyoruz; onların desteği, onların duası bizim için güç olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; orman yangınları sadece ülkemizi değil, dünyayı da etkilemektedir. Brezilya’dan Amerika’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden Avustralya’ya kadar pek çok bölgede aylarca süren, günlerce süren, milyonlarca hektar alanı yakan orman yangınları yaşanmıştır. Bizim Hatay’ımızda da önce Samandağ’da Seldiren ve Yeniköy’de başlayan, Hezendüzü’nü etkisi altına alan, daha sonra, geçen hafta da yine Belen’de başlayan ve bizim Kışlak, yine Nergizlik Mahallelerimizi, İssume’yi, Belen’i etkisi altına alan, Karahüseyinli Mahallemizi etkisi altına alan orman yangınında çok şükür Allah’a ki bir vatandaşımızın dahi burnu kanamamıştır, bir vatandaşımızın dahi canına zarar gelmemiştir; bu, çok çok önemli bir gelişmedir.

Yine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın, Tarım ve Orman Bakanlığımızın ve AFAD yetkililerinin çalışmaları devam etmektedir. Bu bölgedeki hasar tespiti bir an önce yapılacak ve vatandaşlarımızın -can kaybı olmadı- mal kayıpları bir an önce yerine getirilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada şunun altını çizmemiz lazım: Bu yanan bölgeyle ilgili pek çok spekülasyon yapılmaktadır. Yangının en başından beri Sayın Valimizle, yine Hacı Bayram Türkoğlu Vekilimizle, Abdulkadir Özel Vekilimizle, yine Sabahat Özgürsoy Çelik, Hüseyin Şanverdi Vekillerimizle, il başkanımız ve teşkilatımız, Orman teşkilatı, belediyelerimiz, güvenlik kuvvetlerimiz, yine pek çok insanımız, hepsinden önemlisi çok değerli vatandaşlarımızın seferberlik duygusuyla, cansiparane çalışmalarıyla, çok şükür Allah’a, bu yangınlar kontrol altına alınmıştır.

Maalesef, Hatay’da bir şer çetesi, şebekesi sürekli buradaki o yanan ormanlarla ilgili spekülasyonlar yapmaktadır. Sayın Bakanımızın açıklamasına rağmen, burada, art niyetli insanlar, karanlık atmosferde kendilerine bir yol bulmaya çalışmaktadır, yine bulanık suda balık avlamaya çalışmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden bir kez daha sesleniyoruz: Yanan ormanlar devletimizin anayasal güvencesi altındadır. Bütün alanlar yeniden ağaçlandırılacaktır ve bu alanların hiçbir şekilde maden ocağına tahsisine, bu alanların hiçbir şekilde tarım alanı olarak kullanılmasına, yapılaşmasına asla müsaade edilmeyecektir. Bu konuda, bugün Sayın Tarım ve Orman Bakanımız Bekir Pakdemirli Bey’in yaptığı bir açıklama var, bunun da ben çok çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sayın Bakanımızın söylediği husus şudur: “Hatay’da yanan orman alanlarının bir metrekaresi dahi yapılaşmaya açılmayacaktır ve bütün bu alan baştan sona ağaçlandırılacaktır.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Belen’deki yangının başlamasından itibaren bütün Türkiye’nin tek yürek olup “Ciğerlerimiz yanıyor.” anlayışı içerisinde Hatay’a sahip çıkması konusunda sivil toplum kuruluşlarımızdan spor camiasına, vatandaşlarımızdan bütün milletimize şükranlarımızı sunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) – Onların bu desteği olmasa biz, belki bu motivasyonla, yangınların sönmesi konusunda bu kadar cansiparane çalışamayacaktık.

Yine, Sayın Tarım ve Orman Bakanımızın talimatları doğrultusunda, 11 Kasımda Hatay’ımızda, bu bölgede ağaçlandırma faaliyeti başlayacaktır. Geçen sene içerisinde sadece Hatay’ımıza 1 milyon 333 bin adet fidan dikilmiştir; bu, gerçekten Geleceğe Nefes Ol Kampanyası doğrultusunda, hepimizi çok çok gururlandıran, hepimizi mutlu eden bir durumdur. Biz, Hatay’da “Söz konusu Hatay ise gerisi teferruattır.” diyerek bu yaraların sarılması konusunda bütün siyasetçiler olarak el birliğiyle çalışıyoruz ve buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bu şer çetesine sesleniyoruz: Siz ne derseniz deyin, kimin çocuğuysanız çocuğu olun, biz Allah’a şükür bu aziz milletin, Türk milletinin çocuğu olmaktan gurur duyuyoruz ve size en büyük cevabı milletimiz verecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) – Sayın Başkanım, müsamahanız için teşekkür ediyorum, nezaketinize teşekkür ediyorum. Bu konu önemlidir çünkü gerçekten orman yangını üstünden ülkemizi karıştırmak isteyenler, Hatay’ın medeniyetler coğrafyasını, medeniyetler beşiğini karıştırmak isteyenler gerçekten hak ettikleri cevabı milletimizden alacaktır. Biraz önce Cumhur İttifakı’mızın çok değerli milletvekili Sayın Lütfi Kaşıkçı kardeşim konuştu. Gerçekten, biz bu konuşmaların altına imza atıyoruz, o, benim konuşmamın altına imza atıyor, ben, onun konuşmasının altına imza atıyorum. Burada, aslında Cumhuriyet Halk Partili milletvekilimiz de konuşacaktı ve bu şer çetesine karşı biz, yekvücut olarak gerçekten Hatay -Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi- benim şahsi meselemdir. Hatay, bir devlet olmak yerine bu ülkenin bir vilayeti olmayı tercih eden Tayfur Sökmenlerin mirasıdır ve bu konuda baştan sona bize destek olan Sayın Cumhurbaşkanımıza, bizleri arayan, soran ve bu konuları yakından takip eden Sayın Cumhurbaşkanımıza, bakanlarımıza sizlerin huzurunda bir kez daha şükranlarımızı sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – İzin verir misiniz, bir dakika…

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Haydar Akar’ın, Hatay ilinde yaşanan orman yangınları nedeniyle Hataylılara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, ormanlara ve her türlü canlıya zarar verenleri lanetlediğine, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümünü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, evet, Hatay’ı ben de çok önemsiyorum hepinizin olduğu gibi, ben de bir iki şey söylemek istiyorum: Zengin bir kültür birikimine sahip, ezan, çan ve hazan sesinin birbirine karıştığı; Müslüman, Hristiyan, Musevi gibi farklı dine inananların barış, sevgi ve kardeşlik içerisinde yaşayabildiği, hoşgörünün başkenti olarak adlandırılan ve dünyaya örnek bir kent olan Hatay’ımızda belirli aralıklarla meydana gelen yangınlar, bu kardeşlikten rahatsız olan bazı vatansızların olduğunu aklımıza getirmektedir. Bu beyhude çabalar her ne kadar kardeşliğe ve birliğimize zarar veremeyecek olsa da ülkemizin birçok yerinde çıkan yangınlarla aynı amaçta olmadığı anlaşılmaktadır. Orman yangınlarının caydırıcılığı hususunda gerekli kanuni düzenlemeleri yapmak Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hepimizin sorumluluğu olup ayrıca bunları önlemek ve gerekli tedbirleri almak yürütmenin görevidir. Hatay’ımızda yaşayan her bir vatandaşımıza ayrı ayrı geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, amaç ne olursa olsun ormanlarımıza ve her türlü canlıya zarar verenleri lanetliyorum.

Bugün Kurtuluş Savaşı’mızın karargâhı, Türkiye’nin kalbi Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümü. Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yılını kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Özgür Bey.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir alt mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını tanımadığını ilan etmesiyle olağanüstü bir gün yaşandığına ve bu durumun değerlendirilebilmesi için Genel Kurulun ara vermesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, olağanüstü bir gün yaşıyoruz, Türkiye’de Anayasa’nın âdeta askıya alındığı olağanüstü bir gün yaşıyoruz. Elbette, Türkiye’nin bir anayasasızlaştırma süreci içinde olduğunu söylüyoruz, bu konuda çok kuvvetli emareler devam ediyor ama bugün bir kilometre daha aşılmış durumda ve bir alt mahkeme Anayasa Mahkemesi kararını tanımadığını ilan etti. Bu olağanüstü durumda, Mecliste çok nadir olan bir şekilde Sayın Genel Başkanımız geldiler ve gündem dışı konuşmada bu konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundular. Diğer grupların Sayın Grup Başkan Vekilleriyle de ben temas ettim ve size de talebimizi dile getiriyorum. Kısa bir ara talep ediyoruz ve grubumuzun, diğer Grup Başkan Vekillerinden içinde bulunduğumuz durumu değerlendirmek üzere bir talebi olacaktır, onu iletmek üzere sizin Başkanlığınızda kısa bir toplantı talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

Başka söz isteyen Grup Başkan Vekili var mı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

2.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Genel Kurul çalışmalarına ara vermek yerine yasama faaliyetlerine yoğunlaşacak usullerin öne çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle partiler arasında sürekli bu tarz taleplere nezaket gereği uyulur ve ara verilir. Ara vermede bir sorun yok; verelim, çayımızı içelim, dertleşelim, konuşalım meselelerimizi. Ancak bu konuda, az önce Sayın Genel Başkanın konuşmasında da yine, Genel Başkanlara olan nezaketimizden dolayı cevap vermeyi asla doğru bulmadık ama Özgür Bey konuyu tekrar açınca tekrar değerlendirmek istedik.

Bu konu önemli bir konu, kabul ediyorum ancak bu konuda, Anayasa Mahkemesinin bu ülkenin bir mahkemesi olduğu kadar, Yargıtayın da diğer mahkemelerin de ağır cezanın da bu ülkenin bir mahkemesi olduğunu bilerek karar vermekte fayda olduğunun kanaatindeyim. Bir yargıya ilişkin sıkıntı yaşanıyor, süreç yaşanıyor. Bu yargının meselesi büyük oranda. O yüzden Meclisi bugün geç açtık, şimdi ara verelim, hepsi kabul ama sadece gündemimizi bu diye düşünürsek başka bir hataya başlamış oluruz. Biz yasama faaliyetleri için buradayız. Konulara ilişkin kanaatlerimizi, görüşlerimizi kürsüden aktarırız, bunları eleştiririz hatta daha öte söylüyorum, bu tarz yargı krizlerinde, her krizde Meclisin kanaati önemli olduğundan dolayı, CHP başta olmak üzere tüm partilerin konuya ilişkin yasa teklifleri, hatta daha öteye gidiyorum, Anayasa değişikliği talepleri varsa onları da değerlendiririz ama bunun yolu geç başlamak, ara vermek tarzı usuller değil, tam aksine yasama faaliyetlerine daha yoğunlaşacak usulleri öne çıkarmaktır diye düşünüyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Grup Başkan Vekillerim, yasama faaliyetlerini daha hızlı ve düzgün götürebilmek için bu konunun da bir şekilde sonuçlanması gerektiğini düşünüyorum çünkü ilerleyen zamanda sürekli gündeme gelecektir Genel Kurulda.

İzninizle birleşime bir on dakika ara vereyim, Grup Başkan Vekillerimizi arkaya çağıralım, bundan sonraki yasama görüşmelerini daha, böyle, verimli bir şekilde yapalım diyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Üçüncü oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Arık? Herhâlde yok.

Sayın Kasap…

3.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya ili Osmangazi Mahallesi’nde kentsel dönüşüm nedeniyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kütahya’da yaklaşık 5 bin kişinin yaşadığı Osmangazi Mahallesi kentsel dönüşüm kurbanı oldu. Osmangazi Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlarımız yerinde dönüşüm istiyorlar. Kentsel dönüşüm kararı alanlar, mahalle sakinlerini zorlayarak bu bölgeden çıkmasını istiyorlar, adaletsizlik uygulanıyor. Mahallede yaklaşık üç aydır internet yok.

Buradan soruyorum: İnsanları haksız ve hukuksuz bir şekilde evlerinden etmek hangi vicdana sığar? Kentsel dönüşüm uygulamasında hak ve özgürlüklerin korunması gerekirken bu yapılan uygulama hukuksuzluğun bir sonucudur. Hukuksuzluk Türkiye’de her alanda ortaya çıkıyor. Tuzun koktuğu, Anayasa Mahkemesi kararlarının bile uygulanmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Adalet bir gün hepimize gerekli olacak. Yine, adalet, adalet, adalet diyoruz.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

4.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, gözaltı ve tutuklamaların iktidarın yönetme biçimi olduğuna ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Gözaltı ve tutuklamalar iktidarın yönetme biçimi olmuş durumda. Bu zor aygıtlarını çıkartın, geriye üçüncü sınıf bir aile şirketi kalıyor. Partimiz bileşenlerinden Ezilenlerin Sosyalist Partisi de neredeyse her hafta, her ay yeni bir komplo operasyonuna maruz kalıyor. Eş başkanları, yöneticileri, üyeleri gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. ESP kapitalizme, emperyalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı devrim ve sosyalizm mücadelesini program edinmiş bir parti olarak bu saldırılardan elbette güçlenerek çıkacaktır. HDP ve tüm demokrasi güçleri hak ve hakikat mücadelesinde gücünü milyonlardan, saldıranlar da gücünü bir avuç sermaye patronundan alırlar. HDP ve bileşenleri olarak bir kez daha yanıtımız “Umut dimdik ayakta.” diyerek, örgütlenerek mücadeleyi yükseltmek olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

5.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemizde, maalesef insan hakları ihlalleri çok yoğun olarak gerçekleştiği için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden aleyhimize çok karar çıktığı için, Adalet ve Kalkınma Partisi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirdi, bununla da bugüne kadar gurur duydu, övündü. Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular da maalesef çoğaldı, insan hakları ihlalleri çünkü gün geçtikçe artıyor. Bunlardan birisi de Milletvekilimiz Sayın Enis Berberoğlu’nun yaptığı başvuruydu ve Anayasa Mahkemesi bir ihlal kararı verdi fakat alt mahkeme, en üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin kararını tanımadığını açıkladı kararında. Bu, hakikaten hukukçu olarak çok büyük bir hayal kırıklığına uğrattı beni ve bütün yurttaşlarımızı. O zaman, bu, bir infaz memuruna da o alt mahkemenin verdiği hükümleri uygulamama hakkı tanır mı acaba?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aslında, bugün eczacılıkla ilgili bir konuda konuşmayı planlıyordum ancak ülkemizde gündem o kadar hızlı ilerliyor ki sabahtan öğleye, öğleden akşama gündem değişiyor. Tam grup toplantımızı yaparken 14. Ağır Ceza Mahkemesi bir karar verdi ve üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili yeniden yargılanma kararını yok saydı ve bu kararın üzerine bir hukuk garabeti yarattı.

Ülkede adaleti öldürürseniz devletin öleceği, devlet ölürse de ülkenin yok olacağı gerçeği varken ve birilerinin “Anayasa Mahkemesi kapatılsın, Sayıştay raporları yok sayılsın, hatta Sayıştay kapatılsın.” dediği bir dönemde, sanırım yukarıdan gelen talimatlarla da alt bir mahkeme en üst mahkemenin kararını yok sayarak yeniden yargılanma talebini reddediyor. Bu hukuksuzluk bir gün gelir herkesi vurur diyorum ve herkesi hukuka davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

7.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Erzurum ili Olur ve Karaçoban ilçelerinde altın rezervleri bulunması nedeniyle dadaşlar olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile yatırımcılara minnettar olduklarına ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, Olur ve Karaçoban Erzurum’un 2 nadide ilçesi; Ahmet Yesevi Hazretlerinin közünün düştüğü bereket yüklü mekânlar; insanları munis, insanları halis; güzele açılan her kapıya onay veren yapıdalar. Her 2 ilçenin fiziki yapıları ise tek kelimeyle mükemmel; biri kuzeyimizde, diğeri güneyde. Bu 2 eşsiz yerde Allah vergisi altın yatakları açığa çıktı. Olur ilçemizde on yıllık çalışmalar sonrası bulunan altından ekonomimize 400 milyon dolarlık katkı bekleniyor. Karaçoban’daki sahalarda ise tonda 2 grama yakın altının olduğu tespit edildi. Bu durum, Erzurum’un taşı toprağı altın olduğu gerçeğini de netleştirdi. Önümüzdeki zamanlar on binlerce istihdama ve milyarlarla ifade bulunan kaynakların ülke ekonomisine aktarımına gebe. Dadaşlar olarak çalışmaları yapan ve kolaylaştıran Enerji Bakanlığımıza ve yatırımcılara minnettarız.

BAŞKAN – Sayın Ataş…

8.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, 696 sayılı KHK’yle taşerondan devlet kadrolarına veya kamuya ait şirketlere işçi statüsünde geçiş yapan işçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

20/11/2017 tarihli 696 sayılı KHK’yle, kamuda taşeron yöntemiyle çalışan 900 bin işçi devlet kadrolarına veya kamuya ait şirketlere işçi statüsünde geçiş yapmıştır. Bu düzenlemeyle, geçiş yapan işçilerin ücretleri 31/10/2020 tarihine kadar altı ayda bir sadece yüzde 4 zam gelecek şekilde belirlenmiştir. Geçen üç yıl içerisinde bu kardeşlerimizin maaşları asgari ücretin bile altında kalmıştır. Ekonomik olarak zor duruma düşen işçi kardeşlerimizin maaşları pandemiyle birlikte iyice erimiştir. Sendikalar ile kamu arasında personel ücretlerine gelecek artışların görüşmeleri devam etmektedir.

Bu kapsamda, uzun zamandır geçim sıkıntısı çeken işçilerimize gereken zamlar yapılmalı, düzenlemeden itibaren geçen üç yılın enflasyon farkları da göz önünde bulundurularak mağduriyetlerinin giderilmesi gerekir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

9.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu hakkında verdiği yeniden yargılanma kararını tanımaması bir hukuk skandalıdır. Alt mahkemenin üst mahkeme tarafından verilen bir kararı tanımadığı bir ülkede hukukun üstünlüğünden, yargı bağımsızlığından ve hukuk güvenliğinden söz edilemez. Yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesince verilen kararı tanımaması, tabiri caizse muhtarın valinin kararını tanımaması gibidir. Kimse alt mahkemenin verdiği bu kararın sadece yargıyı ilgilendirdiğinden bahsetmesin, verilen bu karar siyasaldır.

Bizler hukukçu olarak biliyoruz ki hukuk fakültesine girdiğimizde ilk öğrendiğimiz şey hukuk düzeni piramididir. Şimdi, kafasına göre bu piramidi yok sayarak Anayasa’yı açıkça ihlal edenlere ve kendilerini hukukçu olarak nitelendirenlere yazıklar olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

10.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi, İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin hukuksuzca düşürüldüğüne, yeniden yargılanmasına karar vermişti. Ancak bugün bir yerel mahkeme, en yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin kararını tanımayarak Sayın Berberoğlu’nun yeniden yargılanmasına yer olmadığı kararıyla, ülkemizde Anayasa’nın askıya alındığını, Anayasa Mahkemesinin tanınmadığını ve kararının uygulanmadığını açıkça ortaya koymuştur.

Hukuk devletinin olmazsa olmazı olan bağımsız üst kurumların varlığının tartışılması, tanınmaması ülkemizi çok büyük felaketlere sürükleyecektir. Bu durum, bir milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesinin çok ötesinde, ülkemizde Anayasa’yı, hukuk devletini, bağımsız kurumları yok eden, yok sayan anlayışın en somut sonucudur.

Parlamento olarak, tüm milletvekilleri olarak varlığımızın teminatı olan Anayasa’mıza ve adalete hep birlikte sahip çıkma çağrısında bulunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

11.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, Türkiye hukuk tarihine kara bir leke düşmüştür; daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından Gazi Meclisin bir üyesi olan Sayın Berberoğlu hakkında verilen hak ihlali kararına rağmen, bugün 14. Ağır Ceza Mahkemesi gerçekten hukuk tarihimize kara leke olarak geçecek bir kararla bu hak ihlalini yerindelik kapsamında değerlendirip Türkiye’deki bütün hukuk geleneklerini ve teamüllerini de yok sayarak siyasi bir karara imza atmıştır. 14. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararıyla hem Anayasa’mızı hem de uluslararası sözleşmeleri de ihlal etmiştir. Buradan bu mahkemeye açıkça çağrıda bulunuyoruz: FETÖ hâkimlerinin uygulamalarını aratmayan bu uygulama hukuka darbedir. Bütün herkesi Anayasa’ya ve hukuka uymaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

12.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, yaşanılan pandemi sürecine rağmen gayrisafi yurt içi hasıla oranının yüzde 0,9 büyüdüğüne, Osmaniye ilinin 2019 yılında Türkiye’nin en hızlı büyüyen illerinden olmayı başardığına ve Cumhurbaşkan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde istikrarın süreceğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dünya ekonomilerini durma noktasına getiren yüzyılın felaketi pandeminin etkilerini hissedeceğimiz ikinci çeyrekte kötümser tabloların aksine gayrisafi yurt içi hasıla oranımız, dünya ülkelerine kıyasla iyi bir sonuç vererek yüzde 0,9 büyüdü.

Seçim bölgem Osmaniye, 18,3 milyon TL gayrisafi yurt içi hasılayla 2019 yılında Türkiye'nin en büyük 37’nci ekonomisi olurken Türkiye genelinde en hızlı büyüyen üçüncü il olmayı başararak büyüyen ve güçlenen Türkiye ekonomisinde yerini aldı. Bu başarıya imza atan değerli sanayicilerimizi ve çalışanlarımızı tebrik ediyorum. İnşallah, 2023 hedeflerimize her geçen gün daha da yaklaştığımız bu günlerde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde gerçekleştirilen yeni ekonomi programımız ışığında ülkemizi ekonomide bir üst lige çıkaracak sürdürülebilir politikaları gerçekleştirmek için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceğiz.

İstikrar sürecek, ekonomimiz büyüyecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya?

Sayın Taşkın…

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilindiği gibi 8-12 Ekim, Ahilik Kültür Haftası olarak kutlanmaktadır. Ahilik, ticari ve sosyal hayatta ahlaki değerler ile meslek ilkelerini birleştiren köklü bir manevi terbiye ocağıdır. Ahilik teşkilatının günümüz temsilcileri esnaf ve sanatkârlardır. AK PARTİ olarak on sekiz yıllık iktidarımızda esnaf ve sanatkârlarımızın lehine birçok düzenleme gerçekleştirdik. Perakende sektörünü esnaf ve sanatkârların talepleri doğrultusunda düzenleyen kanun çıkardık, vergi mevzuatında düzenlemeler yaptık. Ekonomik İstikrar Kalkanı kapsamında esnaf destek paketi ve işletme kredisi paketlerini hayata geçirdik. AK PARTİ olarak her zaman esnafımızın yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz.

Bu vesileyle tüm esnaf ve sanatkârlarımızın Ahilik Haftası’nı kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

14.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak ülke için olduğu kadar bölge için de güvenlik ve refah istendiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak ülkemiz için olduğu kadar bölgemiz için de güvenlik ve refah istiyoruz. Kendi güvenliğimizi ve refahımızı komşularımızın da zayıflığında veya güvensizliğinde aramıyoruz. Ülkemizle sorunları masada çözmek isteyenler için Türkiye, kapasitesi yüksek bir müzakere devletidir. Türkiye haklarını koruma konusunda hiçbir tehdide boyun eğmeyecek kadar kudretli bir devlettir. Hiç kimseye peşkeş çekecek ne çakıl taşımız ne de bir damla suyumuz var. Kara vatanımız, mavi vatanımız ve gök vatanımız konusunda dünyanın en kararlı milletiyiz. Milletimizin hak ve menfaatlerini sonuna kadar tavizsiz savunacağız.

Akdeniz’de kutlu sefere çıkan ve müjdeli haberlerini beklediğimiz Oruç Reis’in yolu açık olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

15.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gandi’nin önemli bir sözü var: “Adaletsizliği adaletle yıkmak gerekir.” Ne kadar güzel ve anlamlı bir söz. Halk arasında da şöyle bir söz vardır: “Suçlunun beraat ettiği yerde yargıç hüküm giyer.” İşte sizin yargınız bugün hüküm giymiştir. Halk tarafından seçilen milletvekilimizin yargılanması bitmiş, aklandığı Anayasa Mahkemesince onaylanmış ve görevine kaldığı yerden devam etmesi gerekirken yerel mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararını hiçe saymıştır. Ne diyelim, sizin yönettiğiniz adalet sistemi şaibelidir ama yine de adalet, koşulsuz talebimizdir. Adalet, bir gün gelecek herkese lazım olacak.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

16.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Enis Berberoğlu hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı, hem eğitici hem öğretici mahiyette bir karardır. 26’ncı Dönem Sayın Berberoğlu’nun dokunulmazlığı kaldırılmış ise sonraki seçimde -27’nci Dönemde- tekrar milletvekili seçildiği için Anayasa’nın 83’üncü maddesi uyarınca tekrar dokunulmazlığı kazanmıştır. Berberoğlu 27’nci Dönemde tekrar milletvekili seçildiği için Anayasa’nın 83’üncü maddesi uyarınca yeniden seçildiği döneme ilişkin Meclis kararı olmadıkça tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, yargılanamayacağı için mahkeme tarafından Anayasa’nın 19’uncu maddesindeki kişi güvenliği ihlal edilmiştir. Ayrıca Enis Berberoğlu’nun Anayasa’nın 67’nci maddesindeki seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ihlal edildiği için Anayasa Mahkemesi kararı bozmuştur. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50’nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu kararın tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması gerekiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili olarak Enis Berberoğlu’nun göreve devam etmesi kanuni bir zorunluluktur.

BAŞKAN – Sayın Bankoğlu…

17.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Evet, bugün Türkiye’de Anayasa bir kez daha yok sayılmıştır. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hukuk dışı bile diyemeyeceğimiz bir karara imza atarak Anayasa Mahkemesini tanımadı ve Enis Berberoğlu hakkında yeniden yargılama yapmayı reddetti. Hâlbuki Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50’nci maddesinin ikinci fıkrası açık, ilk derece mahkemesinin yeniden yargılamada takdir yetkisi yoktur. Buradaki yeniden yargılama, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesinden de farklıdır. Sadece bu karar bile iktidarın hukuku getirdiği vahim noktanın net örneğidir diyorum. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararı yayınlandığı anda aslında Enis Berberoğlu hakkı olan milletvekilliği sıfatını kazanmalıydı. Anayasa madde 83’ün dördüncü fıkrası dokunulmazlığın yeniden kaldırılması şartını zaten getiriyordu. Bir gün adalet hepimize lazım olacak diyorum ve iktidar vekillerine de bunu buradan bir kez daha hatırlatma gereği duyuyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Demir…

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından tüm önlemler alınarak coronavirüs salgını nedeniyle ara verilen yüz yüze eğitime ilkokullar ile 8 ve 12’nci sınıflarda yeniden başlandığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pandemi döneminde Millî Eğitim Bakanlığımız geleceğimiz olan çocukların bu duruma alışmalarını hızlı ve yenilikçi adımlarla sağlamıştır. Eğitim canlı derslerle çevrim içi hâle getirilerek sınıf ortamı oluşturulmuş ve başarılı da olunmuştur. Öğretmen arkadaşlarımız sadece eğitimle değil, gönüllü olarak vefa gruplarında çalışarak özel hizmetlerde bulundular, kendilerine teşekkür ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı üzere bu hafta ilkokullarda, 8’inci ve 12’nci sınıflarda yüz yüze eğitime başlandı. Başkanlığımız ve Bakanlığımız öğrencilerimizin sağlığı için tüm önlemleri aldı ve yüz yüze eğitim için gerekli hazırlıkları yaptı. Elbette, uzaktan veya EBA üzerinden yapılan eğitim ile yüz yüze eğitimi bir tutamayız. Bakanlığımızın, öğretmenlerimizin ve velilerimizin desteğiyle bu süreci verimli geçiriyor, tüm çocuklarımıza ve eğitim çalışanlarına sağlıklı bir eğitim dönemi diliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Karasu? Yok.

Sayın Barut? Yok.

Sayın Kaplan, buyurun.

19.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Meclis Genel Kurulunda haksız hukuksuzca, Anayasa ayaklar altına alınarak sadece iktidar partisinin ve ortağının parmak çoğunluğuyla milletvekilliği düşürülen İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu için yerel mahkeme, en üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin kararını tanımamıştır. Bu karar, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin siyasi nedenlerle, sarayın talimatıyla düşürüldüğünün açık bir kanıtı ve hukuksuzluğun ibret vesikası olarak demokrasi tarihimizde kara bir leke gibi yerini alacaktır.

Millî irade, bağımsız yargı, hukukun üstünlüğü gibi dilinizden düşürmediğiniz kavramların bu ülkede yok hükmünde olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Hukuk güvenliğini ortadan kaldıran bu karar yok hükmünde olduğu gibi ayrıca görev suçudur. Talimatla çalışan yerel mahkeme hukuku katletmiştir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya.

20.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hukuk devletinin olmazsa olmazı olan bağımsız üst mahkemelerin tartışılması, tanınmaması ülkemizi çok büyük felaketlere sürükleyecektir. Adalet bir gün herkese lazım olacaktır. Hatta belki de gün gelecek bu Parlamento çatısı altındaki birçok arkadaşımıza lazım olacak. Bu nedenle, adaletin önemi herkes için değerlidir.

Milletvekilimiz Enis Berberoğlu için yerel mahkemenin üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesi kararını tanımaması bariz hukuksuzluk, adaletsizliktir. Verilen karar herkes tarafından biliniyor ki siyasal bir karardır. Bu durum bir milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesinin ötesinde, bariz adaletsizliğin en büyük örneğidir. Adaletin bir gün hepimize gerekli olduğu bilinciyle bu yüce heyetin en kısa sürede tam adaletin sağlanacağı noktaya geleceğine inanıyorum. Parlamento olarak, tüm milletvekilleri olarak, varlığımızın teminatı olan Anayasa’mıza ve adalete hep birlikte sahip çıkma çağrısında bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıç… Yok.

Sayın Esgin… Yok.

Sayın Şeker… Yok.

Sayın Karaduman… Yok.

Sayın Baltacı… Yok.

Sayın Bulut… Yok.

Sayın Gül Yılmaz… Yok.

Sayın Karahocagil… Yok.

Sayın Aydoğan…

21.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Anayasa’nın 14’üncü maddesi “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” diyor.

Enis Berberoğlu davasında ilk derece mahkemesi bir Anayasa suçu işlemiştir. Enis Berberoğlu’na bu madde hükmü yok sayılarak hak ihlali yapmaktadır. Buradan soruyorum: Daha ne kadar mahkemeleri siyasi saldırganlık için kullanır hâle devam edeceğiz? Daha ne kadar Anayasa Mahkemesini tezyif edeceğiz? Daha ne kadar Anayasa ihlali yapıp Anayasa suçu işleyeceğiz? Daha ne kadar hâkimleri küçük düşüreceğiz? Daha ne kadar adaletsizlik yapıp herkese dilsiz şeytan rolü oynayın diyeceğiz?

Enis Berberoğlu Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisini Başkanına rağmen göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

22.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, çok teşekkürler.

Anadolu toprakları, adalet duygusuyla var oldu. Doksan yedi yıl önce bugün adalet duygusuyla Ankara başkent yapılmıştı ama ne yazık ki bugün, adalet duygusunun yok edildiği, hukukun, adaletin yasaların ve nihayetinde Anayasa’nın ayaklar altına alındığı bir günü yaşıyoruz.

Medeniyet, özgür düşünce, insanlığın geleceği, adalet duygusuyla yaşar. Bugün Enis Berberoğlu’na intikam duygusuyla yaklaşanlar, Anayasa’yı çiğneyenler, unutmasınlar ki bu Anayasa, bu hukuk onlara da bir gün lazım olacak.

Türkiye Büyük Millet Meclisi hukuk dışı acele bir karar alarak Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğini düşürmüştü, şimdi de bir yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi kararını tanımayarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı alelacele yanlışa bir yanlış daha eklemiştir. Hukuksuzluk mutlaka mahkûm edilmelidir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu, buyurun.

23.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümüne, TBMM Başkanlığına sunulan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesine, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi hadisesinin başlı başına hukuki bir garabet içerdiğine ve Anayasa Mahkemesi kararına rağmen bir yerel mahkemenin “Yeniden yargılanmasına mahal yoktur.” kararını sadece bir hukuki karar olarak telakki edebilmelerinin mümkün olmadığına, adalet duygusunun zedelenmesinin toplumdaki bütün müesseseleri zedeleyeceğine ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum ve Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Millî Mücadele’mizin maddi ve manevi kalesi Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümünü hep birlikte idrak ediyoruz. Vatanımızın düşman işgalinden kurtulması sonrasında yeni kurulacak devlet için doğan başkent ihtiyacı üzerine Ankara’nın oynadığı siyasi ve stratejik rol, Ankara’nın başkent yapılmasının önemini ortaya koymuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun tekliflerini tartışıyoruz, aynı zamanda hukuki birtakım tartışmalara da vesile olan kararlar üzerinde görüş belirliyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasaların yapıldığı yerdir. İktidar, ne zaman ki menfi bir yasal düzenlemeyi toplumun gözünden kaçırarak kanunlaştırmak istese, birbiriyle hiç ilgisi olmayan birçok konudaki değişikliği âdeta bulamaç hâline getirerek, adına da “torba yasa” diyerek yüce Meclisin gündemine taşıma yolunu tercih ediyor. Nitekim 5 Ekimde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nde de siyasi iktidarın yine aynı yola tevessül ettiğini gözlemliyoruz. Söz konusu kanun teklifinin 3’üncü maddesi maden şirketlerinin ruhsatları bitmesine rağmen faaliyetlerine devam etmesini öngörüyor. Bunun anlamı şudur: Söz konusu madde kanunlaştığı takdirde Kaz Dağları’nı katleden, yüz binlerce ağacımızı yok eden ve ruhsat süresi dolmuş olmasına rağmen faaliyetlerini sürdüren Kanadalı Alamos Gold şirketi ve onun uzantısı TÜPRAG şirketinin ruhsatları uzatılmış olacak. Böylece, Kaz Dağları’nı tahrip etmesi söz konusu olan bu yabancı şirketin 13 Ekim 2019 tarihinde sona ermiş ruhsatı muvazaa yoluyla yeniden uzatılmış olacaktır. Bir memlekette yabancı şirketler kanunlara tabi olmuyorsa kanunlar yabancı şirketlere tabi olmuş demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ancak unutulmasın ki Türkiye müstemleke değildir. Şunu hatırlatmak isteriz: Böyle bir kanun teklifinde imzacı olan, böyle bir kanun teklifine destek veren her bir Meclis üyesi, yabancı maden şirketlerinin Türk yurdunda gerçekleştirdiği yağma ve talana ortak olacaktır ve bu vebali bir ömür boyu sırtında taşımak mecburiyetinde kalacaktır. Şimdiden ikaz ediyoruz: Eğer gerçekten yerli ve millîlik iddiasında iseniz yalnızca yabancı şirketlerin yararına, ancak doğamızın, ormanlarımızın hilafına olan böyle bir menfi girişimi derhâl durdurunuz. Türk milletinin size tevdi ettiği görevin gereğini yapınız ve yabancı şirketleri değil; ağacıyla, taşıyla, ekolojik dengesiyle, toprağıyla bu güzel memleketi koruyunuz. Şu anda Türkiye’de 118 yabancı firmaya 593 maden ruhsatı verilmiş durumdadır. Memleketin tüm stratejik kaynaklarının yabancı şirketlere pay edildiği bu düzen asla ve kata yerli ve millî olarak tanımlanamaz; bu, olsa olsa “talan düzeni” diye tarif edilir. İYİ PARTİ olarak Kaz Dağları’nı, Torosları, Karadeniz’i, Murat Dağı’nı, kuzey ormanlarını, güney Ege’yi ve memleketteki her bir ağacı, toprak parçasını, özetle, doğayı uluslararası sermayenin ve vahşi kapitalizmin insafına bırakmama konusundaki kararlılığımızı bir kere daha ilan ediyoruz. Kanadalı bir maden firmasının çıkarlarına mahsus olmak üzere bir kanun teklifini Gazi Meclisin huzuruna getirme teşebbüsünde bulunanlara soruyoruz: Suriye sınırımızdaki terör koridorunu bertaraf etmek amacıyla Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattığımızda Türkiye’ye silah ambargosu kararı alan bir ülkenin şirketlerinin bu memleketin doğasını talan etmesine ve imkânlarını, kaynaklarını sömürmesine daha ne kadar seyirci kalacak, ne kadar müsamaha göstereceksiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Başkan.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok değil, daha geçtiğimiz hafta Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’da Türk SİHA ve İHA’larını kullanmasından rahatsız olan Kanada Hükûmeti kendi ürettiği kızılötesi kamera sistemlerinin Türkiye’ye satışını askıya aldı. Buna karşılık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sömürge ülkelerde bile görülmeyecek türden imtiyazları, teşvikleri Kanadalı maden şirketinin hizmetine sunabilmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına kanun teklifi sunuyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti doğasını, toprağını, yer altı zenginliklerini yabancıların tüm mütecaviz girişimlerinden korumaya muktedirdir. Zafiyet içinde olan Türk milleti değil devletler arası ilişkilerin en temel kurallarından biri olan mütekabiliyet ilkesini tesis edemeyen mevcut siyasi iktidardır.

Bunu hazırlamıştım ama Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu açılmadan önce de Sayın Enis Berberoğlu’yla ilgili karar Mecliste gündeme geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Zaten Sayın Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi hadisesi başlı başına bir hukuki garabet içeriyordu. 26’ncı Dönemde dokunulmazlığı kaldırılan ama 27’nci Dönemde tekrar seçilen bir milletvekilinin bir dönem önce kaldırılmış dokunulmazlığı gerekçe gösterilerek Türkiye Büyük Millet Meclisindeki görevinin sona erdirilmesi ve bunun sadece İç Tüzük’te de ifadesini bulan Meclis Başkan Vekilinin okumasıyla gerçekleştirilmesi -o zaman da ifade etmiştik- kabul edilebilir değil. Bir toplumda adalet duygusu zedelenirse zedelenmemiş hiçbir müessese kalmaz. Bizim buradaki yasama faaliyetlerimizi denetlemekle görevli olan yani bizi denetlemekle görevli olan Anayasa Mahkemesinin almış olduğu kararın hilafına yerel mahkemelerde ya da alt mahkemelerde karar alınmaya kalkışılması bile düşünülmemesi icap eden bir şeydir.

Sayın Enis Berberoğlu’nun Anayasa Mahkemesi kararına rağmen “Yeniden yargılanmasına mahal yoktur.” kararının bir yerel mahkemeden çıkarılmış olmasını da sadece bir hukuki karar olarak telakki edebilmemiz mümkün değildir; bu, Hükûmeti ve iktidar grubunu da töhmet altında bırakıyor. Enis Berberoğlu’nun yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisine dönmesi için atılması icap eden adımların müştereken atılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. Ayrıca bu konuda bir yasal düzenleme ya da buna bağlı İç Tüzük’te birtakım düzenlemelerin yapılması ihtiyacı şayet kendini gösteriyorsa bu görevi yapmak ve sorumluluğunu yerine getirmek Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri arasındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Başkan.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Dediğim gibi, tekrarlıyorum: Adalet duygusunun zedelenmesi, bir toplumdaki bütün müesseseleri zedeler, bu da iktidarı töhmet altında bırakır. Açık ve net olarak söylüyorum: Yerel mahkemelerin hükûmet adına karar veriyor izlenimi doğurmasına vesile olan bu uygulamaların önce Hükûmet ve iktidar grubu tarafından ele alınması gerektiği inancını taşıdığımı belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül.

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümüne, Hatay ilinde yaşanılan orman yangınlarının ardından Osmaniye ve Trabzon illerinde meydana gelen orman yangınlarında dahli olanların hukuken en acı bedeli ödemelerini talep ettiklerine, 11 Ekim Pazar günü Ermenistan devletinin Azerbaycan’ın Gence kentine düzenlediği 9 Azerbaycan vatandaşının hayatını kaybetmesine sebep olan füzeli saldırıyı nefretle kınadıklarına ve geçici ateşkes sürecinde gerçekleştirilen bu saldırıların savaş suçu ve insanlık suçu olduğuna, Karabağ topraklarında fiilen işgal sona ermedikçe herhangi bir diplomatik çabanın başarılı olamayacağına ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara ilimiz, Millet Meclisimizin almış olduğu karar neticesinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin başkenti olarak kabul edilmiştir.

İstiklal mücadelemizin merkezi, karargâhı olan, millî iradenin temerküz ettiği en önemli nokta olan ve Anadolu’da Millî Mücadele’miz sırasında en önemli nokta olan Ankara’nın başkent olması son derece önemlidir. Coğrafi olarak Türkiye’nin merkezinde yer alması ve jeopolitik avantajları nedeniyle böyle bir tercihin yapıldığı düşünülse de millî idarenin ve Millî Mücadele’nin en üst seviyede verildiği ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin temellerinin atıldığı bir yer olarak Ankara’ya başkent unvanının verilmesi son derece önemlidir. Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi şükranla yâd ediyor, Ankara’nın başkent oluşunun yıl dönümünü en içten dileklerimizle kutluyorum.

Sayın Başkan, malum olduğu üzere, 9 Ekim günü Hatay’ın Belen ilçesinde başlayan orman yangınları rüzgârın da etkisiyle büyümüş ve maalesef yerleşim yerlerini de içine alan çok büyük bir yangına dönüşerek büyük zararlara, büyük acılara sebep olmuştur. Bu yangında 542 vatandaşımız yerlerinden tahliye edilmiş, evleri yanmış ve zarar görmüştür. Toplamda 15 noktada görülen yangınlar güçlükle kontrol altına alınmıştır. Devamında Osmaniye ve Trabzon illerimizde de orman yangınlarının meydana geldiğini üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Olaylarla ilgili yapılan tahkikatlarda gözaltı işlemleri gerçekleşmiş, bu yapılan tahkikatlar neticesinde yangınlarda kundaklama ve terör şüphesinin olduğu düşünülmüştür. Bizler de Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Genel Başkan Yardımcımız Mevlüt Karakaya Bey’in başkanlığında bölge milletvekillerimizle birlikte bölgede yangın sırasında ve sonrasında vatandaşlarımızla beraber olduk. Vatandaşımızın sıkıntılarını yerinde takip etme, yerinde müdahale etme imkânı bulmuş bulunmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Biz, bu vesileyle meydana gelen orman yangınında dahli olanların ve özellikle terör ihtimali göz önünde bulundurularak da dahli bulunanların derhâl yakalanarak hukuken en acı bedeli ödemelerini özellikle buradan talep etmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 Ekim Pazar günü Azerbaycan’ın 2’nci büyük şehri olan Gence ilinde terörist Ermenistan devletinin özellikle bir apartmanı hedef alan füzeli saldırısında Azerbaycan vatandaşı 9 sivil hayatını kaybetmiş, çocuk ve kadınlar olmak üzere 39 Azerbaycanlı kardeşimiz de yaralanmıştır. Ben buradan bu saldırıyı şiddetle ve nefretle kınadığımızı ifade ediyor, bu saldırıyı lanetliyorum.

Terörist Ermenistan devletinin gerçekleştirmiş olduğu bu saldırılar, özellikle Moskova’da gerçekleştirilen geçici ateşkes süreci içinde gerçekleşmiş bu saldırılar açıkça savaş suçudur, insanlık suçudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu süreç içerisinde Ermenistan’ın sadece Gence’yle sınırlı kalmayan birçok yere birçok mahalle, özellikle sivillerin yaşadığı alana benzer saldırıları, füze saldırılarını gerçekleştirdiğini görmekteyiz.

Türkiye ve dost birkaç ülke dışında bu saldırılarla alakalı olarak Batı ve kendini uygar dünya olarak ifade eden ülkelerden ne yazık ki çıt ses çıkmamakta, bu sivil kayıplarla ilgili olarak Ermenistan devletine karşı tek söz dahi edilememektedir. Bu, dünyanın bu ve benzer meselelerde dün Hocalı soykırımında olduğu gibi bugün de ne kadar ikiyüzlü ve çifte standartlı bir davranış içerisinde olduğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Azerbaycan’ın işgal altında, Ermenistan’ın işgali altında bulunan Karabağ topraklarında fiilen işgal sona ermedikçe herhangi bir ateşkes ve diplomatik çabanın başarılı olamayacağı kanaatindeyiz. Buradan bu süreçler içerisinde yürütülecek veya yürütülmesi muhtemel bütün diplomatik süreçlerle ilgili olarak biz uyarımızı yapmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Karabağ, Azerbaycan ordusu tarafından azat edilmeden, kurtarılmadan masada hiçbir çözüm söz konusu olamaz. Masadan çözüm bekleyenin sonunun hüsran olacağını buradan ifade etmek istiyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Meral Danış Beştaş, buyurun.

25.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Hatay ili Belen ilçesinde meydana gelen yangına, Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin yasalaşması hâlinde nelerin yaşanacağına, Çorum ili İskilip ilçesindeki kömür madeninde meydana gelen göçük nedeniyle 1 işçinin yaşamını yitirdiğine, doğayı güvenceye alma kanunu konusunda ortak bir komisyon kurulması çağrısında bulunduklarına, Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine, gözaltında bulunan Barış Annelerinin serbest bırakılması gerektiğine, İstanbul ilinde sahnelenecek olan Kürtçe tiyatro oyununun yasaklanmasının kabul edilemez olduğuna, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından açıklanan rapora ve bir yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili verdiği kararı yok saymasına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, ben de Hatay Belen’de meydana gelen yangınla ilgili birkaç noktayı tekrar ifade etmek istiyorum. Açıkçası Orman Genel Müdürlüğünün bir rakamını paylaşmakla başlayalım; sadece 2019 yılından bugüne kadar 1.377 adet orman yangını meydana geldiğini ve 3.191 hektar alanın zarar gördüğünü biliyoruz. Kaz Dağları, Murat Dağı, Madra Dağı, Çal Dağı, Ünye, Fatsa, Alaplı ve daha birçok doğayı tehdit eden madenler ve vahşi madencilik projelerinden iktidarın sadece son on üç yılında 99 bin hektar ormanlık alan madenlere açıldı. Ormanlardaki maden alanları önceki dönemlere göre üçe katlandı. Kaz Dağları, Alaplı, Ünye, Fatsa, Murat Dağı, Cerattepe; buralarda ya çıkan orman yangınları sonrasında ya da kesilen binlerce ağaç sonrasında maden ocaklarının açıldığını biliyoruz.

Evet, orman yangınları sadece ekolojik yıkım değil aynı zamanda yaşamın da yıkımı anlamına geliyor. Orman yangınları halkın yaşam alanlarını ve geçim kaynaklarını elinden almakta, zorunlu göçe tabi tutmaktadır. 90’lı yıllarda yanan bölgelere giremeyen şirketler şimdi iktidar eliyle halkın yaşam alanlarında maden ocakları, inşaat, HES projeleriyle topyekûn bir saldırı düzenlemektedir.

Evet, Enerji Komisyonuna gelen çok önemli bir kanun teklifi var, Elektrik Piyasası Kanun Teklifi olarak geçiyor ama işin özü, maden ocaklarına kıyak geçilmesi meselesi. Tepki çekmemek için torbanın içine atmışlar maddeleri ve yasallaşırsa ne olacak, şimdiden kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Maden ocaklarına denetim en aza indirgenecek, maden ocakları izinsiz alanlarını büyütebilecek, bunlara para cezası bile verilmeyecek, madencilik sektörünün denetimsiz ve yıkıcı faaliyetlerinin de cezasız kalması sağlanacak ve bu yasa teklifine karşı sonuna kadar direneceğimizi ifade etmek istiyoruz, yok öyle yağma diyerek herkesi buna karşı sesini yükseltmeye davet etmek istiyorum.

Tabii, bugün sadece Antakya değil koca ülke yangın yeri. Bugün Çorum’da maden ocağında yine göçük yaşandı, 1 işçi yaşamını yitirdi. İnsanların ocağı yanıyor, cebi yanıyor, sofrası yanıyor; eğitim bekleyen çocukların geleceği, sağlığa erişemeyen yurttaşın canı yanıyor. Bu yangını hep birlikte söndürmek zorundayız, yoksa hepimizi alıp götürecek. Evet, biz bu vesileyle doğa duyarlılığını gösterme noktasında Parlamentoyu inisiyatif almaya çağırıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Birçok yasada doğayı koruyan maddeler olsa da özgün bir kanun çıkarabiliriz hep birlikte ve doğayı güvenceye alma kanunu konusunda ortak bir komisyon çağrısında bulunmak istiyoruz Halkların Demokratik Partisi olarak ve şunu da son olarak söyleyeyim, demin iktidar grubu adına Sayın Yayman şunu söyledi: “Hatay imara açılmayacak, maden sahası yapılmayacak.” sözlerini dikkatle dinledik, doğrusu bu sözleri, bu kadar maden ocağı, HES ve diğer meselelerden sonra önemli buluyoruz ve bunu sonuna kadar takip edeceğiz. Hakikaten bugün yangın… Yarın orasının maden sahası olmaması ya da gökdelenlerin yükselmemesi için hepimizin sorumluluk alması lazım.

Sayın Başkan, kısa kısa birkaç nokta daha var. 4 barış annesi Urfa’da sekiz gündür gözaltında ve Urfa Emniyetinde işkence yapılıyor, dün gözaltı süreleri uzatıldı. Sadece bu anneler vesilesiyle diğer bütün hukuksuzluklara da dikkat çekmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Barış annelerini serbest bırakın.

Biraz önce yeni bir haber aldık. Milyonlarca Kürt vatandaşın yaşadığı İstanbul’da, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sergileyeceği bir Kürtçe tiyatro oyunu yasaklandı. Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı “Teatra Jiyana Nû” isimli özel tiyatroyu yasakladı. Gerekçe neymiş? Gerekçe, genel kamu düzenini bozacakmış. Yani milyonlarca insanın, yurttaşın, Kürt’ün diliyle tiyatro yapılması kamu düzenini bozacakmış. Hayır, kamu düzenini milyonlarca yurttaşın dilini yasaklamak bozar. Bu, düşman hukukunu bile aşan bir meseledir. İngilizce, Fransızca, Arapça, başka dillerde tiyatro sergilenebilir ama Kürtçe sergilenemez yaklaşımını şiddetle reddediyoruz ve bunu kabul edilemez buluyoruz, bu yasağın derhâl geri alınması gerekiyor.

İSİG Meclisi raporu var, o da çok vahim. Türkiye, tarihinin büyük bir işçi kırımıyla karşı karşıya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporunda, eylül ayında en az 177 işçinin, 2020 yılının ilk dokuz ayında en az 1.493 işçinin çalışırken hayatını kaybettiğini açıkladı. Türkiye’de yılda ortalama 2 bin işçi çalışırken iş koşullarından kaynaklı yaşamını yitiriyor. Savaştan beter bir durumla karşı karşıyayız, bu konuda hızla adımların atılması gerekiyor.

Evet, bugünün en önemli meselelerinden biri, Sayın Enis Berberoğlu’yla ilgili Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararı yerel mahkemenin tanımaması, evet “reddetmesi” demiyorum, tanımaması. Yerel mahkemenin böyle bir yetkisi yok. Anayasa’dan, yasalardan kaynaklı herhangi bir yerel mahkeme “Ben Anayasa Mahkemesinin kararının gereğini yerine getirmiyorum.” diyemez. Bu gücü nereden alıyor? Bu gücü nereden alıyorsa, eğer o güç bunu engellemezse bu ülkede hiçbir yurttaşın kişi özgürlüğü ve hukuk güvenliği kalmaz. Anayasa Mahkemesinin görevi tam da budur zaten, yasama organının yani bizlerin çıkardığı yasaların -ilk görevi- Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek ve bireysel başvurularla da yapılan tasarrufların, işlemlerin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını tespit etmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Enis Berberoğlu, 26’ncı Dönemde milletvekili seçildi ve 27’nci Dönemde tekrar dokunulmazlık kazandığı hâlde yargılama devam ettirildi. Anayasa Mahkemesi bu yargılamanın derhâl durması gerektiğine karar verdi ve bizce, bunun durmasıyla birlikte İç Tüzük’te hüküm olmasa da genel hukuk prensipleri gereğince tekrar milletvekilliğini kazanması gerekiyor. Açıkça şunu söylemek istiyorum: Yargı, yasama organına ve dolayısıyla halk iradesine müdahale ediyor. 3 dönemdir bu Parlamentoda halk iradesinin temsiliyeti yargı eliyle yok sayılıyor. 2016 yılında dokunulmazlıkların kaldırılması için yapılan Anayasa değişikliği, Leyla Güven, Musa Farisoğulları, Enis Berberoğlu ve 11 milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesi, en son 3’ünün vekilliğinin düşürülmesi Türkiye’de halk iradesinin tanınmadığını gösteriyor. Çağrımız açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, son olarak bağlayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Son olarak tamamlıyorum Başkanım.

Anayasa Mahkemesi kararı bizi de bağlıyor, mahkemeyi de bağlıyor, yurttaşları da bağlıyor; hiç kimsenin bu karar karşısında bir ayrıcalığı, istisnai bir durumu söz konusu değildir. Yerel mahkeme bunu tanımama hakkı olduğunu sanıyorsa -ki sanmıyoruz böyle düşündüğünü- hemen vazgeçsin ve itirazın kabul edilmesi, Sayın Berberoğlu’nun vekilliğinin iade edilmesi gerekiyor diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel…

Buyurun Sayın Özel.

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümünü kutlamak, Hatay ilinde yaşanılan orman yangınlarını ifade etmek, Azerbaycan’ın yanında yer aldıklarını tekrarlamak istediklerine ama bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kara kararlarından bir tanesine imza atıldığına, bir toplum sözleşmesi olan Anayasa’ya uyulmak zorunda olduğuna, Anayasa’ya uymamanın kanunlara uymamayı mümkün kılmasıyla devletin tartışılır hâle geleceğine, Anayasa Mahkemesi kararlarının herkes için bağlayıcı olduğuna ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ankara’nın başkent oluşunu konuşmak isterdik, Hatay’daki orman yangınının yüreğimizi nasıl yaktığını bir kez daha ifade etmek isterdik, Azerbaycan’ın yanında tüm yüreğimizle yer aldığımızı tekrarlamak isterdik ama bugün bu Mecliste İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararla… Bir yargıcın ismini verelim, tarihe geçsin, tutanaklara geçsin: Akın Gürlek. Akın Gürlek kendisinin adaletin celladı olduğunu, bugün birileri adına giyotin görevi yaptığını ve üye cellatlarla birlikte, adalet cellatları Mesut Özdemir ve Şenol Kartal’la birlikte Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kara kararlarından bir tanesine imza attıklarını bilsin; bunu yüce Meclisin tutanaklarına emanet ediyoruz, bunu unutmayacağız.

Unutmayacağımız bir başka gerçeklik var: Anayasa bir toplum sözleşmesi, eleştirilebilir mi? Eleştirilebilir. Yürürlüktedir, meridir ama meşru görmeyebilirsiniz. Örneğin, Anayasa değişim sürecini OHAL şartlarında yapmışlardır; örneğin, o süreçte devletin bütün imkânlarını eşitsiz kullanmışlardır, halkı yanıltmışlardır, meşru görmezsiniz ama meridir, yürürlüktedir, uymak zorundasınız. Anayasa'ya, en üst norma uymamayı mümkün görürseniz onun altındaki norm olan kanunlara uymamayı mümkün kılarsınız ve bu, devleti tartıştırır hâle gelir. En milliyetçimizin, en devletçimizin, en özgürlükçümüzün, en demokratımızın ve hepimizin birden savunması, arkasında durması gereken gerçeklik de budur. Devlet üzerine çok tanımlamalar var. Örneğin, her idarenin bir devlet olduğunu kabul eden bir anlayış “Önce şahıs devleti vardı, sonra kanun devleti oldu, sonra hukuk devleti oldu.” der, bu bir ilerleyiştir. Ve hukuk devletlerinin en önemli özelliği, en üst hukuk normundan en alt hukuk normuna kadar anayasa, kanunlar karşısında eşitlik ve bu hakkın aranabilmesidir. Bizim Anayasa'mız da bunu temin etmiş. Daha iyisini biz yapana, milletimiz kabul edene kadar bu Anayasa’yla bağlıyız, aksini inkâr kendimizi inkâr olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugün birileri kendini bu Anayasa’nın üstünde görüyor ve hukuk devletini önce kanun devletine, şimdi, şahıs devletine indirgeyerek devlet teorisi üzerinden de büyük bir geri adım attırılıyor ve akıl almaz bir sürece savruluyoruz. Biraz önce sordum -gaf olmasın, hata olmasın- 21’inci yüzyıldayız değil mi diye, arkadaşlar hep birden güldüler “Bugünkü karar öyle göstermiyor Başkanım.” dediler, yanımdaki arkadaşlar. Çünkü 4’üncü yüzyıldan Augustinus’tan alıntı yapacağım, 4’üncü yüzyıl; diyor ki Augustinus: “İçinden adaleti çıkarırsan devlet büyük bir çeteden başka nedir?” Bugün cellat Akın Gürlek eliyle, adaletin celladı Akın Gürlek eliyle devletin içinden adaleti çıkardınız, devleti çeteleştirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teker teker maddeleri hatırlatmayacağım ama elimizdeki Anayasa diyor ki: “Anayasa Mahkemesi kararları herkes için bağlayıcıdır.” ve 153’üncü madde diyor ki: “Gerekçesiyle birlikte okunur.” ve son paragrafı “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” Bugün bir alt mahkeme “Beni bağlamaz.” dedi, bunun altına imza attılar. Bu tutanağı yazan emekçi Kâtip Serhat Gül, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kara kararlarından bir tanesini zapta geçirme utancını yaşadı bugün ve bugün devletin içinden adaleti söktünüz, çete oldu devlet. Bugün size diyorlar ki “Meclisin bir önemi yok.” Çünkü siz Anayasa Mahkemesi kanununu çıkarmışsınız -devlette devamlılık var- o kanunun 50’nci maddesi açık açık diyor ki: “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adam ihlali söylemiş. Anayasa Mahkemesinin görevli, değerli yargıçları, oradaki insanlar, adamlar, kadınlar demişler ki: “İhlal var, kaldır.” Yollamış. Bizim yazdığımız Anayasa’ya, milletin kabul ettiği Anayasa’ya, bizim çıkardığımız kanuna uymuyor birisi. Bunun böyle olacağı belliydi. Nasıl belliydi?

“Dokunulmazlıklar eğer milletvekili yeniden seçilirse yeniden kazanılır.” yazıyor. Bu konuda Anayasa değişikliği görüşülürken Şentop’a sordular, tutanak altında var: “Bu kişiler, dokunulmazlığı kaldırılan kişiler yeniden vekil seçilirse…” Şentop açıkça diyor ki: “Yeniden dokunulmazlık kazanır.” Kesin mi? Kesin. Meclis Başkanı oldu, bu mahkeme Enis Berberoğlu’nu yargılamaya devam etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitireceğim Sayın Başkanım. Tek bu konu, başka hiçbir konumuz yok.

Meclis Başkanı “Ben o kararımda ısrarcıyım, yargılamanın durması lazım.” dedi, durmadı. Karara bağladı, Meclise yolladı, belli bir süre okutmadı. Bir gün ne olduysa oldu “Okutmak zorundayım.” dedi. Ne oldu arkadaşlar, birbirimizi mi kandıracağız? Ne oldu da okuttu? Ve Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu başvurusunun görüşülmesine bir ay kala okuttu, günler kala okuttu, o kararı beklemeden okuttu, milletvekilliğini düşürdü. Anayasa Mahkemesi ihlal kararı verdi, topu 14. Mahkemeye attı “Onun kararını beklerim.” dedi. O diyor ki “Ben Anayasa’ya uymam, kanuna uymam.” Burası çadır devleti diyorsanız, susun buna. “Burası alt yasama mahkemesinin yargı aktivizmiyle Meclise kafa tutacağı yerdir.” diyorsanız uyun bu karara. Eğer diyorsanız ki: “Bir mahkeme, aldığı talimatı yerine getirmek pahasına, bu Anayasa’yı ayaklar altında çiğner.” Susun buna. Biz zamanında susmadık, hem de nasıl, biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, toparlayalım.

Son cümlelerinizi alalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anayasa’da kapı gibi yazıyordu, Recep Tayyip Erdoğan muhtar bile olamıyordu ama partisinin Genel Başkanıydı, seçim kazanmıştı. 22’nci Dönemde biz oturduk, Genel Başkanınız milletvekili seçilebilsin diye Anayasa değiştirdik; Anayasa’ya ilave yaptık, ek yaptık. Şimdi, siz, Anayasa “Bunu yapmaz.” dediği hâlde, “Herkesi bağlar.” dediği hâlde bu talimatlı adalet celladının bu kararına teslim olursanız, her şey bir yana, en kaba tabirle, bu bir kere racona ters, insan utanır. Genel Başkanınızın siyaset yolunu açacak Anayasa değişikliğini yapan bir Parlamento, bir siyasi parti; Anayasa’ya rağmen milletvekilliği düşürülen, haklı çıkan, hakkı alt mahkemece gasbedilen milletvekili…

Bakın, İstanbul seçimini iptal ettirdiğiniz gün uyardık, “Bu, milletin vicdanından döner.” dedik, 800 bin farkla demokrasi tokadını yediniz. Aha, zulümde karar ederseniz, içinden adaletin söküldüğü devletimizi çeteye çevirirseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son sözüm…

BAŞKAN – Son sözü alıyoruz artık Sayın Özel.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …bu çeteye “devlet” derseniz, devleti suç örgütü gibi yönetirseniz buna millet el koyar kardeşim, seçimlerde bu sefer öyle bir tokat yersiniz ki şaşırırsınız “Bu kadar, üst üste seçim kazanıyorduk diye övünürken biz buraya nasıl savrulduk?” diye. Siz demokrasiden ve hukuktan koptukça bir yerlere savruluyorsunuz. İstanbul seçiminde millî iradeye kafa tuttunuz, sonucu. Bu, millî iradenin daniskası. Beyler, bayanlar; buna kafa tutan, bunun bedelini ağır öder. Biz mücadele ederiz, biz bedel de öderiz ama millet sizi affetmez, tarih sizi affetmez. Bu ayıba ortak mı olacaksınız, bu rezaleti ortadan mı kaldıracaksınız? Gözünüzün içine bakıyoruz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan…

Buyurun Sayın Turan.

27.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, hayatını kaybeden Kilis Belediye Başkanı Mehmet Abdi Bulut’a Allah’tan rahmet dilediğine, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümüne, Ahilik Haftası’na ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçirdiği rahatsızlık sonucu bir süredir tedavi olan Kilis Belediye Başkanımızı, Mehmet Abdi Bulut Başkanımızı kaybettik. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Üzüntümüzü ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz bugün Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yılı. Ankara Millî Mücadele’mizin komuta edildiği merkez olması ve Gazi Meclisimize ev sahipliği yapması hasebiyle tarihî misyonunu hâlen devam ettiriyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm silah arkadaşlarını tekrar saygıyla yâd ediyorum. Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yılını kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün itibarıyla, geleneksel hâle gelen Ahilik Haftası başladı. Ahilik, uzun yıllar topraklarımızda sosyoekonomik ve kültürel bir kurum olarak varlığını sürdürmeye devam etti, ediyor. Kadim tarihimizin bize emanetlerinden olan Ahilik kültürünü yaşatmak, gelecek nesillere aktarmak hepimizin ortak sorumluluklarından bir tanesi. Günümüzün Ahileri olan üreticilerimizin, esnafımızın, tüccarımızın ve sanayicimizin Ahilik Kültürü Haftası’nı tebrik ediyor; bereketli, bol, helal kazanç temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce değerli Grup Başkan Vekilinin de ifade ettiği malum mahkeme kararıyla ilgili ben de izin verirseniz birkaç kelime etmek isterim.

Aslında karar çok yeni, daha birçok vekilimizin kararı eline alıp okuma imkânı bulmadığını düşünüyorum. O yüzden bu kadar yüksek perdeden haykırmayı, tehdide varan ifadeler kullanmayı doğru bulmuyorum. Hele ki -son cümleyi başta söyleyeyim- mahkemedeki görevli olan hâkimlerimizin, ilgililerin isimleri okunarak âdeta hedef gösterilmesini çok şık bulmuyorum Sayın Başkan. Bu görevler gelir geçer, vekillik de hâkimlik de. Herkes kendi baktığı yerden kararlar verir, bunlar doğrudur, yanlıştır tartışılabilir ama “Bu kararı veren şu hâkimdir.” demenin bir defa bizim siyasi kültürümüze, siyasi yaklaşımımıza uymadığını düşünüyorum Sayın Başkan. Yoksa, herkes burada sevmediği hâkimin adını okumaya başlarsa burası başka bir yer hâline gelir, doğru olmaz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bakınız, olayların sürecini totalde beraber değerlendirmezsek, temel parametreleri makul ve soğuk akılla tartmazsak bazen yanlış yerlere varabiliriz. Uzun bir süreç var iddia konusu davayla ilgili, önce bunu hatırlamak lazım. Biliyorsunuz, söz konusu vekilin vekilliğinin düşmesi bizim bir kararımızla, vekillerin bir oylamasıyla, Meclisin bir hüküm ifade etmesiyle ortaya konan bir sonuç değil. Kesinleşen bir karar vardı ve bu karar okundu yani özetle, vekiller hüküm kurmadı, oy vermedi, bu konuya ilişkin bir işlem yapmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ancak bu konuyu hatırladığımızda, söz konusu vekilin beş yıl on ay gibi büyük bir ceza aldığını söyleyebilirim. Bu cezayı niye almıştı? Hatırlarsınız, FETÖ darbesinin aşamalarından biri olan MİT tırlarının ifşasını, devletin gizli kalması gereken sırlarının ifşasını mahkemeler bir basın faaliyeti olarak değil, bir casusluk faaliyeti olarak değerlendirmişlerdi. Bu yargılama yapıldı, uzun süren bir yargılamaydı. Bu yargılamanın sonucunda, dediğim gibi, altı yıla yakın bir ceza alındı. Sonra, yine, AK PARTİ’nin büyük bedeller ödeyerek, büyük tartışmalara konu yaparak millete götürdüğü değişikliğin neticesinde hayat bulan Anayasa Mahkemesinin kişisel başvuruların değerlendirilmesine ilişkin yeni kurulan bu müessesesine başvuru imkânı oldu. İlgili vekil hakkı olan bu adımı attı, mahkeme bir karar verdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hepimiz biliyoruz ki Anayasa Mahkemesi kesin hüküm vermez, veremez. Anayasa Mahkemesi beraat ya da hüküm inşa edemez, ederse yanlış yapmış olur. Nitekim Anayasa Mahkemesi verdiği bu kararla, ne mahkûmiyet ne beraat kararıyla “Tekrar yargılanma imkânı var, hak ihlali var.” dedi, çok önemli bir karardı. Bunun üzerine ilgililer yerel mahkemeye, ilk derece mahkemesine başvurdular ve bugün o mahkeme de Anayasa Mahkemesinin yerindelik denetimi yaparak, Anayasa’nın sınırlarını zorlayarak bu kararı verdiğini ve bu konuda dokunulmazlıkların devam ettiğini vurguladı. (CHP sıralarından “Cık cık cık…” sesleri) “Cık cık cık” değil, ben kararı okuyorum, mahkeme kararını okuyorum, kanaatimi söylemedim hâlâ. (CHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kararda öyle demiyor ama.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim arkadaşlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dolayısıyla ilk derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesi yerindelik denetimi yaptığından dolayı “Ben yargılamayı tekrar etmiyorum.” dedi. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi de bu ülkenin, bu Meclisin, bu milletin bir mahkemesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yerel mahkeme de bu milletin, bu devletin bir mahkemesi. Mahkemeleri hedef alan, şahısların ismini hedef alan açıklamaları doğru bulmuyorum. Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin -herkes iyi hatırlayacaktır- daha eski yıllarda benzer bir kararı vardı, bu karara uymayan ilk derece mahkemesi oldu, taraflar bu karara itiraz ettikten sonra da “Anayasa Mahkemesinin kararına herkesin uyması lazım.” deyip tekrar bir üstteki mahkeme hüküm vermişti. Şunu demek istiyorum: Bu karar çok yeni, son akla bakmak lazım, Anayasa Mahkemesinin ne olduğunu iyi biliyoruz ama bu mahkemelerin kendi arasındaki usul tartışmalarının süreçleri direkt bizim konumuz değil diye düşünüyoruz. Bu mahkemenin kararına itiraz hakkı var, itirazı yapacaklardır ilgililer mutlaka. O karardan sonra ortaya çıkan hüküm de tekrar değerlendirilecektir. Mecliste okunan karar kesin hükümdür, şu an hâlâ o kesin hüküm var önümüzde. Yarın başka bir kesin hüküm okunur, bu kez hükme hep beraber uymak boynumuzun borcu olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dolayısıyla kesin hüküm verilinceye kadar süreci soğuk akılla takip etmeyi hepimize yakışan bir tavır olarak değerlendiriyorum.

Polemik olsun diye değil ama lütfen yanlış anlamayın, bir husus ifade etmek isterim. Bakınız, bu konudaki esas tartışma, dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonraki yargılamalardır. Dokunulmazlıkları CHP’nin de desteğiyle, hatta ön almasıyla kaldırdık geçen dönem. Tekrar seçim oldu, Meclise geldik. Mahkemelerin bir grubu “Tekrar vekil olmak, dokunulmazlığı tekrar kuşandırır.” dedi. Bir grup hâkim, mahkeme dedi ki: “Hayır, o dokunulmazlıklar kişi bazlı değil, dosya bazlı kalkmıştı. Dolayısıyla, tekrar vekil olsanız da o dosyalar devam ettiği müddetçe dokunulmazlık olmaz.” Hangisi doğru geçiyorum ama tartışmanın esası dokunulmazlıkların kaldırılmasındandır yani “Ben denizi severim ama dalgayı sevmem.” tarzı, doğru bir yaklaşım değil. Siz bu adımı atarsanız, dokunulmazlıkları kaldırırsanız mahkemeler değerlendirir, Yargıtay değerlendirir, Anayasa Mahkemesi, hepsi değerlendirebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Son cümle…

BAŞKAN – Sayın Turan, son cümlenizi alalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu an, hâlen daha devam eden, derdest olan bir süreç var, onun kesinleşmesini hep beraber takip edelim diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şundan dolayı söz aldım, iki hususu söyleyeceğim, ithama biraz sonra cevap vereceğim ama bir tanesi şu: Hepimiz okuduğumuzu anlayacak kapasitedeyiz, zaten anayasaların çok özenle yazılmasının sebebi de budur ve “Bu karar, yürütme, yasama, yargı, herkes için bağlayıcıdır ve kesindir.” diyor. İlk kademe mahkemelerinin kararı için demiyor, onun itiraz mercisi var, üst mercileri var. Bu bir yere kadar tartışılacak ya, tam da dediği tartışma vardı; ben söyledim, Bülent Bey söyledi, ben söyledim, Bülent Bey söyledi… Ama buna kim karar verecek? En son, en üst mahkeme. O en üst mahkemenin kararının tartışmasız olduğunu yazmış Anayasa. Aynı Yüksek Seçim Kurulunun kararları kati deyince başka bir yere gidemiyorsunuz ya, bu kadar net. Şimdi bunun üstüne bir başka yorum, hakikaten samimiyeti sorgulatacak, hepimizin aklıyla alay edecek bir yorum olur.

İkinci kısım; bahsettiğim, adalet celladı dediğim kişiyle ilgili hedef medef göstermiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok net olarak diyorum ki bakın, o adalet celladını kayda geçiriyorum. O adalet celladı bakın ne işler yaptı: İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu davası onda; Sanatçı Atilla Taş ve Gazeteci Murat Aksoy’un tahliye edilmelerinden hemen sonra yeni bir soruşturma açıp cebir ve şiddet kullanarak onların özgürlüğüne engel olup tekrar tutuklama işi, o acayip iş onda; HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı davadan tahliye edildiği anda başka bir davadan tutuklama kararını vermek onda; Sözcü gazetesi yöneticileri için, FET֒nün hiyerarşi yapısında olmamakla birlikte FETÖ yararına çalıştıkları için FETÖ üyesi gibi cezalandırma kararı onda. Oysaki bunların hepsi; biri 35’te, biri 36’da, biri 14’te, biri 15’teydi. Bu beyefendiyi, bu özel celladı, bu giyotini mahkeme mahkeme gezdiriyorsunuz bu kararları alabilsin diye arkadaşlar; hepsini birden, hepsini birden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Anayasa’ya uygun mu konuştuğun?

BAŞKAN – Sayın Özel, tamamlayalım lütfen, son sözlerinizi alacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle 4 hâkim bulamadınız, bu adalet celladını seyyar giyotin olarak mahkeme mahkeme gezdiriyorsunuz. Bu beyefendi, adaletle bağını koparmış; bu beyefendi, hukukla bağını koparmış; bu beyefendi, devriiktidarınızın şahıs devletinde “Onu bırakmam, onu yapmam.” diyen kişinin talimatları için tekerlekli giyotin. Bunu görün, bunun üzerine ne konuşacaksanız konuşun. Ben bunu unutmam, unutturmam; bu isim Akın Gürlek, tekerlekli adalet giyotini, bu Meclisin kayıtlarında ilerleyen zamanlarda tekrar yer alacaksın. Bu yapılanın hesabı sorulur kanun önünde.

Saygılarımla Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, söz talebiniz var herhâlde.

29.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu Sayın Turan’ı dinleyince şöyle anladım: Bu Parlamentoda 2016 yılında –Anayasa’ya aykırı bir şekilde bize göre- dokunulmazlıklar kaldırılmamış, partimizin, bir partinin eş genel başkanları, 11 milletvekili tutuklanmamış, burada oylamalar yapılmamış, sadece 26’ncı Dönemde 11 milletvekilinin düşünce ve ifade özgürlüğünden dolayı talimatla ceza verdirilerek ve onaylatılarak vekillikleri düşürülmemiş, daha geçen, iki ay önce Diyarbakır Milletvekilimiz ve Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın vekilliği düşürülmemiş gibi anladım. Bilmiyorum yanlış mı anladım çünkü diyor ki: “Buna biz karar vermedik.” Doğru, bir karar geldi ve okundu ama okunması bile siyasi bir tercihtir, bu siyasi bir iradedir. Şu anda tartıştığımız mesele, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa’ya göre bu kararı verebilir mi, veremez mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamamlayacağım.

Şimdi, darbe yapmak nedir? Anayasal düzeni değiştirmeye kastetmek nedir? Şunu tanımamaktır, buna aykırı fiilde bulunmaktır, en geniş yorumla. Anayasa ne diyor bize? Diyor ki: Anayasa Mahkemesinin kararları herkes için bağlayıcıdır. Ben İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin üyelerinin kasten Anayasa’ya karşı, anayasal düzeni değiştirmeye dair suç işledikleri görüşündeyim. Çünkü şunu bilmemesi mümkün değil. “Ben Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum.” Neye dayanarak söylüyor, nasıl bir karar verebiliyor? Veremez ve bu nedenle geçmişten beri, özellikle 2 dönemdir, 7 Hazirandan bu yana bu Parlamentoya dönük talimatlı yargı, tamamen noter görevini üstlenerek, sahte suçlar da üreterek -bu kararla birlikte söylüyorum- alenen anayasal düzeni, kuvvetler ayrılığını değiştirmiştir; yasama, yürütme ve yargı birleşmiştir, tek kuvvet vardır artık ve bu da mahkemenin açıkça suç işlediğini gösteriyor. Bu nedenle vekillik iade edilmelidir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, gündeme geçelim artık.

BAŞKAN – Gündeme geçmeden önce 5 sayın milletvekilimize 60’a göre yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sayın Bülbül…

30.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu sabah Meclis Başkanı Sayın Mustafa Şentop, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği hakkında “Kesin hüküm ortadan kalkmadı, kalkana kadar karar veremeyiz.” demişti. Önce Meclis Başkanı Anayasa’nın temel kurallarını çiğnedi, sonra da mahkeme Anayasa’yı ihlal etti. İlk derece mahkemesi ülkemizin en yüksek yargı erkinin oy birliğiyle vermiş olduğu kararı tanımadı. Sayın Enis Berberoğlu’nun uğradığı haksızlıklara bir yenisi eklendi. Artık hem sözün hem de hukukun bittiği yerdeyiz. Skandal niteliğindeki bu karar siyasallaşan yargının, bağımsız olmayan ve taraflı yargının mevcudiyetini bir kez daha ortaya koydu. Anayasa’nın 153’üncü maddesini görmezden geldiler. Tek adam rejimi ve saray iktidarı, bu ülkeyi yarattığı hukuksuzluklarla yönetmeye çalışıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

31.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’yla ilgili Anayasa Mahkemesinin verdiği karara bir alt mahkemenin uymaması kabul edilemez. Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlamaktadır. Adalet kavramını sağlamak hepimizin görevidir. Meclisin saygınlığı için, hukuk devleti anlayışı için, en üst mahkemenin verdiği karara uymak zorunluluktur. Hukuk içinde ikilem olmamalıdır, hukuk siyasallaşmamalıdır. Anayasa Mahkemesi bir karar verdiğinde bir alt mahkeme “Bu karara uymuyorum.” diyemez.

Bu gerçekler ışığında, Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’yla ilgili karar derhâl uygulanmalı ve tüm uyarılarımıza rağmen düşürülen milletvekilliği geri verilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

32.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, bugün bir kez daha hukukun ayaklar altına alındığına şahit oluyoruz. Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu hakkında vermiş olduğu hak ihlali kararı yerel mahkeme tarafından yok sayılmıştır. Devletin mihenk taşı Anayasa Mahkemesi kararı yok sayılmıştır. Milletin iradesiyle seçilmiş… Devletin kaynağı Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın yok sayılması hukuk garabetidir. Yasama, yürütme, yargı ayrılığı artık kalmamıştır. Yargı siyasallaşmıştır. Otoriter bir rejimin resmi bugün gözlerimizin önüne serilmiştir. Biz cumhuriyetimizin anayasal bir hukuk devleti formundan çıkarılmasına müsaade etmeyeceğiz. Milletin oylarıyla seçilmiş bir milletvekilinin hakkının gasbedilmesine sessiz kalmayacağız. Kararı kınıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

33.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Enis Berberoğlu’na ilişkin dokunulmazlık dosyası Meclise geldiği zaman Mecliste yapılan görüşmelerde Anayasa’nın 83’üncü maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.” hükmünü defalarca tekrarlamıştık. 153’üncü madde de Anayasa Mahkemesine ilişkin olarak “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” diyor. 153’üncü maddedeki bu hükümde eğer İstanbul’daki 14 no.lu –ben mahkeme demiyorum- 3 kişiden oluşan heyete ilişkin bir istisna kararı olsaydı bu konuda bir problem olmazdı ama bu konuda bir istisna olmadığına göre, 153’üncü maddede de açıkça bütün kararların idareyi, yasama organlarını, yargıyı bağlayacağına ilişkin açık amir hüküm olmasına rağmen, bu hükmün varlığına rağmen alt mahkemenin bu şekilde kararında direnmesini hukuka, kanuna, yasalar arasındaki hiyerarşik üstünlüğe ilişkin açık hükmün açıkça ihlal edildiğini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hakverdi…

34.- Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi’nin, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok saymasına ilişkin açıklaması

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Anayasa en üst toplumsal uzlaşı metnidir. Bu metin uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları bütün kişi ve kurumları bağlar; Meclisi, yürütmeyi, yargının bütün kademesini, hâkim-savcıları, Cumhurbaşkanını, herkesi bağlar. Biz İstanbul 14. Ceza Mahkemesi heyetinin “Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum.” deme cesaretini nereden aldığını çok iyi biliyoruz. Biz bu heyetin aynı adliye içerisinde 3 ayrı ağır ceza mahkemesinde görev verilmek suretiyle kullanışlı olma niteliğini de çok iyi biliyoruz. Bu heyet, toplumun sinir uçlarına dokunan kararlarının, maalesef imzacılarıdır. Kullanışlı olan hâkim-savcıların sonu bu ülkede hiç iyi olmamıştır. Bugün Enis Berberoğlu’nun adalete ihtiyacı var, bugün hukuka talimat verenlerin de yarın adalete ihtiyacı olacağı unutulmamalıdır.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.37

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türk Grubunda, Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’tan boşalan üyelik için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in üyeliğinin Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1336)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türk Grubunda, Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’tan boşalan üyelik için 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesine göre Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in üyeliği Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                           Mustafa Şentop

                                                                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, emeklilerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 30/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3207) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/10/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                 Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                                                  İzmir

                                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekilinin 30/7/2020 tarihinde Meclis Başkanlığına sunduğu, emeklilerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözüm yollarının belirlenmesine ilişkin Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 13/10/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; emeklilerin sorunlarının incelenmesi ve çözülmesi hakkında İYİ PARTİ Grubu olarak vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında grubumuz adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, mart ayından bu yana ülkemizde etkisini gösteren pandemiden en çok etkilenen kesimlerin başında emeklilerimiz gelmektedir. Maaşı asgari ücretin altında olan milyonlarca emeklimiz var. Bu vatandaşlarımız çok zor şartlarda hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Her gün gelen zamlarla artık baş edemez durumdadırlar. Birçoğu, ekonomik şartlarından dolayı âdeta evlerine hapsolmuşlardır. Fiyatlar düşer umuduyla semt pazarlarına geç saatlerde giden, o zaman bile kiloyla alışveriş yapamaz hâle gelen emeklilerimiz var. Beslenme, ısınma ve elektrik giderlerinin yanında bir takım elbise dahi alamaz durumda olan emeklilerimiz var. Ömürlerinin uzunca bir kısmını ülkemize ve topluma hizmetle geçiren bu insanlarımızın, yaşlandıklarında ve bakıma muhtaç olduklarında insan onuruna yakışır bir şekilde yaşama talepleri vardır.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ olarak milletin içinde, vatandaşın arasında olmaya, onların sorunlarını yerinde ve bizzat kendilerinden dinlemeye çalışıyoruz. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener il il, ilçe ilçe, köy köy Türkiye’yi geziyor; millete gidiyor, milleti dinliyor çünkü İYİ PARTİ sessiz yığınların sesi olmak için var. Biz, milletin beklentilerini, taleplerini Türkiye Büyük Millet Meclisinde dile getirmek için buradayız.

Bu gezilerimizin birinde emekli bir vatandaşımız Sayın Genel Başkanımıza “Aylık 2 bin TL maaş alıyorum, 800 TL’sini kiraya veriyorum, 400 TL’si de faturalara gidiyor; geri kalanla ben evime nasıl bakacağım?” demişti. Hatta, Sayın Genel Başkanımız bu diyaloğu Twitter hesabından da görüntülü olarak yayınlamıştı.

İşte, değerli milletvekilleri, acı gerçek bu sözlerde gizli değil, ayan beyan ortadadır. Emeklilerimizin maaşları, enflasyonun artması ve ekonomik kriz nedeniyle gündelik hayatlarındaki zorunlu harcamalarını dahi karşılamaya yetmemektedir.

Değerli milletvekilleri, emekli vatandaşlarımızın birçok sorunu var. Her seçim döneminde, seçim vaatlerinde yer alan 3600 ek gösterge ve intibak yasası ne yazık ki tozlu raflarda kalmış, verilen sözler tutulmamıştır. İntibak yasasının çıkarılması ve vergi iadesinin yerini alan ek ödemenin yüzdesinin artırılmasıyla maaşlarında ve ikramiyelerinde artış olacak olan emekliler, bir umut, Meclisten çıkacak yasayı beklemektedirler. Emeklilerimiz için en az ek ödeme tutarı günün şartlarına göre yükseltilmeli, ek ödeme oranları en az yüzde 8-9 olarak belirlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, 2000 öncesi dönemde alt sınır aylık bağlama oranının yüzde 70’ten az olamayacağı hükmüyle emekli aylıklarını koruyan bir sistem bulunmaktaydı, 2000 sonrası için alt sınır aylık bağlama oranının yüzde 35’e düşürülmesiyle birlikte aylıkları koruyan bu sistem de ortadan kalkmıştır. Gerçekçi bir alt sınır aylık bağlama oranı ivedilikle belirlenmelidir. Ayrıca 2000 öncesi SSK emeklilerine 6283 sayılı Kanun’la intibaklar yapılmış ve 1 Ocak 2013 itibarıyla intibak farkları emekli aylıklarına ilave edilmişti. 2000 öncesi emekli olanların intibak aylıkları ile 2000 sonrası intibak yapılmayan emeklilerin aylıklarında, prim kazançları ve prim ödeme gün sayıları aynı olmasına rağmen farklılıklar vardır, bu farklılıklar da ivedilikle giderilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bir başka husus da şu:

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - TÜFE artışının hesaplanmasındaki ana harcama madde grupları ve dağılım yüzdeleri çalışanların ve emeklilerin zamlarını yakından ilgilendirmektedir. Doğal gaz, elektrik, ulaşım, çay, şeker ve diğer gıda maddelerine gelen yüksek oranlı zamların TÜFE hesaplamalarına ve artışlarına sınırlı yansıması, çalışanların ve emeklilerin aylıklarını küçülten bir etki yaratmaktadır.

Bir başka hususu daha arz etmek istiyorum. Sağlık hizmeti ihtiyacı giderek artan emeklilerimizin aylıklarından önemli tutarda “katkı payı” adı altında kesintiler yapılmaktadır. Vakıf üniversiteleri ve özel hastanelerin yüzde 200’e kadar ilave ücret uygulaması emeklilerimizin ödeme gücünü aştığından, emeklilerimizin bunlardan sağlık hizmeti alması da zorlaşmaktadır. Çalıştıkları yıllarda yüksek oranda kesilen genel sağlık primleri, emekli aylığını ve sağlık hakkını güvence altına almak adına ödenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Bir dakika daha süre isteyebilir miyim.

BAŞKAN – Son kez, buyurun.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Evet, son bir kez daha.

Bu nedenle, emekliler katkı paylarından muaf tutulmalı ve muayene ücreti, ilaç farkı, reçete bedeli ve ilave ücret gibi hiçbir ad altında katkı payı alınmamalıdır.

Bir de dinî bayramlarda biner Türk lirası emekli ikramiyesi uygulaması, dinî bayramlarda emekliye birer maaş ikramiye şeklinde yeniden düzenlenmelidir.

Son olarak AK PARTİ dâhil bütün partilerin “Çözeceğiz.” diyerek söz verdiği emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın mağduriyetlerini dile getirmek istiyorum. Bu konuyla ilgili İYİ PARTİ olarak verdiğimiz önerge iktidar grubu tarafından reddedilmişti. Emeklilikte yaşa takılanlar kazanılmış haklarının gasbedilmesinden rahatsızdırlar. İktidardan istediğimiz, vatandaşlarımızın hak taleplerini devlete yük olarak görmekten vazgeçmeleridir. Bu ülkenin vatandaşının hak talebi devlete yük değildir. Gelin, bu yasama döneminde, emeklilikte yaşa takılanların önündeki takozu kaldıralım. Biz getirdik reddettiniz, siz getirin biz destekleyelim.

Saygılarımı arz ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Emeklilik ve emek… Emek vererek bizi bugüne getiren ve bugünden yarına hazırlayan, Türkiye için bu koşullarda cefakâr bir şekilde çaba harcayan bütün emeklileri Halkların Demokratik Partisi olarak saygıyla selamlıyoruz. Onların ihtiyaçları bizim ihtiyaçlarımızdır, onların mücadelesi bizim mücadelemizdir.

Ne tesadüf ki verilen önergeyle beraber, Ankara’da, Ankara Valiliği, bugün, DİSK’e bağlı Emekliler Sendikasının kapatılması için dava açmış ve duruşma bugün Ankara’da görülüyordu, sanırım ertelendi.

Bir taraftan insanların sorunları var, diğer taraftan insanlar örgütlenmek istiyor, sorunlarını gündeme getirmek istiyor ve her zaman olduğu gibi “Konuşmayın, kapatalım.” deniyor. Siz ne yaparsanız yapın, nasıl ki Z kuşağı “Oy moy yok.” diyorsa, emekliler de bizim “…” (x) baş tacımızdır, onlar da “Oy moy yok.” diyorlar. Neden? Çünkü 13 milyona yakın emekli var ve hâlâ sayılarını bilemediğimiz, her zaman saklanan, kendilerine ait rakamları saklanan emeklilikte yaşa takılanlar, 5 milyon civarında da öyle bir sayı var, yaklaşık 18 milyon, 19 milyona yakın insan ne yapacaklarını şaşırmışlar. Her seçim döneminde, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili, intibakla ilgili, 3600 ek göstergeyle ilgili sözler veriliyor, buraya geldikten sonra unutuluyor.

Peki, emekliler ne yapıyor? Resmen perişan vaziyetteler. Kimi ikinci iş peşinde koşuşturuyor, kimi insanca yaşamak için bir çaba harcamaya çalışıyor. Niçin insanca? Bütün dünyada insanların örgütlenmesine ve aldıkları ücretlere bakılıp aslında sosyal devlet olup olmadıklarına da bakılıyor. Türkiye, bütün Avrupa ülkeleri arasında yapılan bir araştırmada, emeklilikte sondan 3’üncü sırada. Peki, nedir problemler? Aynı eğitim, aynı prim ücretini veriyorsunuz, aynı sürede çalışmışsınız ve bütün bu prim ücretlerini ödediği hâlde 3 farklı şekilde maaş alıyor Türkiye’de emekliler; 2000 öncesi, 2000-2008 arası ve 2008’den sonra. Çok farklı ücretlere tabi tutulmaktalar ve yüzde 60’ı bin liranın altında maaş alıyorlardı. Bin liranın altında maaş alanlarla ilgili pandemide yeni bir düzenlemeyle “1.500 lira yapıyoruz.” dediler, bu 500 lira hazineden verildi. Şimdi yapılacak bütün artışlarla -ki TÜFE artışlarının TÜİK istediği kadar üzerinde oynasın- zaten 1.500’ü geçmediği için yüzde 60’ı perişan vaziyette ve neredeyse geçinemeyecek düzeydeler. Asgari ücretin de bu ülkede nasıl belirlendiğini biz biliyoruz.

Bir diğer konu: Hazine, resmen, SGK’ye olan borcunu nasıl ödeyeceğini bilmiyor ve emeklilerin belki de şu andaki, bu zor koşullardaki maaşları bile sıkıntıda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Toparlayalım.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Peki, ne istiyor bu emekliler? İntibak istiyorlar. En düşük maaşlarının -bu, hepimizin eleştirdiği, olmaz dediği- asgari ücretin üzerinde olması gerektiğini söylüyorlar ki bizim HDP olarak, Halkların Demokratik Partisi olarak düşüncemiz, bugün Türkiye’deki asgari ücret zaten komedi. Açlık sınırının rakamları belli, neredeyse 8 bin lira olmuş.

Bir diğeri sağlıkla ilgili. “Evde kal.” diyorsunuz, ötekileştiriyorsunuz ama pandemiyle ilgili test yapmaya gittiğinde 500 lira para istiyor özel hastaneler. Gelin, emeklilerle ilgili katkıyı kaldıralım. “Sağlıkta reform” diyordunuz, özelleştirdiniz, insanlar özel hastaneye gitmeye çekiniyorlar.

Bayram için bin lira verdiniz. 6 bayram geçti, ilk verdiğiniz bayram 3 çeyrek altın alıyorlardı, şimdi 1 çeyrek altın alıp üzerine şeker alamıyorlar. Gelin, artıralım. Bir de Bakan diyor ki: “ Dolarla mı belirleyeceğiz?” Altınla belirleyelim, dolarla belirleyelim. Bu vatandaş alışveriş yaparken böyle ödüyor. Bunlar bizim onurumuzdur, onlarla beraberiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İpekyüz, selamlayalım lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Onlarla beraber olmamız lazım, onların sorunlarına sahip çıkmamız lazım.

Ulaşım sorunları var. Bir de pandemide “65 yaş üstü” deyip gerçekten onları ötekileştirdik ve biz onlara sahip çıkmazsak yarın kendi geleceğimizi de karartırız, kendi geleceğimizle ilgili de sıkıntıya düşeriz. Koruyalım ama onurlu bir şekilde koruyalım. Koruyalım “Evde kal.” diyelim ama ona doğal gaz, elektrik, su, haberleşme ve iletişimde de katkı sunalım. Bunu yaptığımız zaman, onurlu yaşam hepimiz için vardır ve biz HDP olarak, Halkların Demokratik Partisi olarak pandemi ilk başladığında da bütçe görüşmelerinde dedik ki: “Bir an önce emeklilerle ilgili, gençlerle ilgili, kadınlarla ilgili, işsizlerle ilgili bu düzenlemeyi yapalım.” Gelin, bunu çözelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Ensar Aytekin.

Buyurun Sayın Aytekin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENSAR AYTEKİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesinin, hakkın, hukukun, adaletin kırıntılarının dahi ortadan kaldırılmak istendiği bugünlerde bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak milletten aldığımız güçle adaleti, hakkı, hukuku, mağdurun, mazlumun hakkını son nefesimize kadar savunacağız; tarihe not düşelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, emekliler aslında bu toplumun temel yapı taşlarıdır. Kamu, özel fark etmez. Ekonomik etkinliklerin devamlılık ilkesi çerçevesinde yıllarını veren insanlar yerlerini yeni iş gücüne bırakmakta, kendileri ise yeniden çalışmak zorunda kalmaktadırlar çünkü AKP iktidarında, emekli olup hayatta kalmak bir mucizedir.

Sizlere iki fotoğraf göstermek istiyorum. Bakınız, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nde resmî internet sitesinden paylaştığı bir fotoğraf. Bakanlık yetkilileri Türkiye’de de böylesi bir emeklilik hayal ediyor olacaklar ki Norveç’ten aldıkları bir fotoğrafı kendi sitelerinde paylaşmışlar. Hayaller bu; peki, gerçekler nedir? Gerçekler de ne yazık ki bu değerli arkadaşlar. Emeklilerin Türkiye’deki durumu, internetten arama motoruna yazdığınızda karşınıza ilk çıkan fotoğraf, banka önünde, maaş gününde yüzlerce emeklinin saatlerce kuyrukta beklediği fotoğraf. Dileriz, isteriz ki Türkiye’de de böylesi fotoğraflar olsun.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de emeklilerimizi yalnızca hayat değil AKP de yıpratıyor. Dün ilginç bir şey yaşandı; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk emeklilere son iki yılda 674,5 milyar lira aylık ödeme yapıldığını sanki dünyaları bahşetmiş, lütfetmiş gibi açıkladı. Yıllardır bu insanların emekleri üzerine kurulan bu sistemde, sigorta primleri ödeyerek devletine katkı sunan insanlara maaş ödemeyi bir lütuf gibi gören bu zihniyet, bu toprakların gördüğü en büyük fütursuzluğun sorumlusudur. Daha evvel de toplu iş sözleşmelerinde mikrofon açık kalınca işçinin, emekçinin hakkının ne şekilde tırpanlandığı da kamuoyuna yansımıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ENSAR AYTEKİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sonuç: “Ayda bin TL’nin altında maaş alanlar var.” dedik, “Yok.” dediniz. “Emeklilikte yaşa takılanların derdini çözelim.” dedik, “Yok.” dediniz. “Emekliler geçinemiyor.” dedik, “Maaşlarını yatırıyoruz.” dediniz. “Bu iki ikramiyeyi 1.500 TL yapalım.” dedik, ona da muhtemelen “Yok.” diyeceksiniz. Şimdi bir şey daha söylüyoruz: Emekliler sizi sandığa gömecek ve bu halk size “Artık yeter!” diyecek. Buna da “Yok.” deyin, hep birlikte sandıkta görüşelim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ahmet Zenbilci.

Buyurun Sayın Zenbilci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ZENBİLCİ (Adana) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ adına görüşlerimizi belirtmek üzere huzurlarınızdayım.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki emekliler bizim her zaman baş tacı yaptığımız büyüklerimiz, kıymetlerimiz ve kıymetlilerimiz. Çalışma hayatı boyunca kendi evlatlarının, kendi çocuklarının ve kendi çevrelerinin rızıklarını kazanmak için çalışmış, mücadele etmiş ve kendi primleri karşılığında emekli olmayı hak etmiş olan 10 milyonun üzerinde emeklimiz var ve bunların da bugünkü sorunlarını gündeme getirmek üzere İYİ PARTİ’li ve diğer muhalefet partili arkadaşlarımız ifade ettiler.

Biraz önce kıymetli milletvekili arkadaşım bir resim gösterdi, çok dikkatimi çekti, Ziraat Bankası önünde kalabalık bir grubun emekli maaşı almak için sıraya girdiğini ifade ediyor. Bu herhâlde AK PARTİ’den önceki bir resim. Şu anda AK PARTİ’de böyle bir süreç yok; bütün emeklilerimizin maaşları düzenli yatıyor, hatta bankaya gelemeyecek durumda olan emeklilerimizin de bizatihi maaşları evlerine kadar teslim ediliyor. AK PARTİ öncesinde emekli sandıkları darmadağındı; SGK’nin dışında, SSK, Emekli Sandığı, BAĞ-KUR gibi. Ama bunlar devrim niteliğinde yapılan bir kanunla tek çatı altında birleştirildi, SGK Kanunu’yla birleştirildi ve tüm emeklilerimiz tedavi olmak için farklı hastanelerde mücadele ederlerken şimdi SGK’nin getirdiği imkânlarla bütün hastanelerde aynı şekilde hizmet alarak, aynı şekilde hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar ve devam ediyorlar.

Yine, bizim vermiş olduğumuz bin liralık ikramiyeler burada eleştiri konusu olarak ortaya konuluyor, daha önce bununla ilgili hiçbir çalışma yapmamış olanlar bugün bizim bin liralarımızı ve diğer yatırımlarımızı eleştiriyorlar. Elbette emekli arkadaşlarımız çok daha iyisini hak ediyorlar, elbette onlara çok daha iyisi verilecek, elbette onlara daha iyi imkânlar sağlanacak ama bu, ülkenin ekonomisiyle, bütçesiyle alakalı bir şey. Ülkenin refahı yükseldikçe emekli kardeşlerimizin de imkânları ve şartları iyileştirilecek ve devam edecek hâle gelecektir.

Bakın, emeklilerimizle ilgili, TOKİ tarafından yapılan konutlarda ayrıcalıklı olarak onlara imkân tanınıyor. İkramiyelerle beraber diğer imkânlar da onlara aynı şekilde verilmeye devam ediliyor. Bizim kendi bütçemizin karşılığında bu arkadaşlarımızın her türlü ihtiyacı karşılanacaktır.

Bir kez daha emeklilerimizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum, Allah’tan hayırlı ömürler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Özel, Sayın Gökçel, Sayın Aydın, Sayın Budak, Sayın Tutdere, Sayın Sümer, Sayın Erdan Kılıç, Sayın Yeşil, Sayın Adıgüzel, Sayın Kaya, Sayın Tığlı, Sayın Kadıgil, Sayın Yıldız, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Yüksel, Sayın Öztunç, Sayın Aygun, Sayın Gündoğdu, Sayın Barut, Sayın Karasu, Sayın İlhan, Sayın Ünlü, Sayın Şeker.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.19

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisi oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, emeklilerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 30/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3207) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/10/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/10/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                       Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                                                İstanbul

                                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Ekim 2020 tarihinde, Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından (9158 grup numaralı) 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/10/2020 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Filiz Kerestecioğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, 10 Ekim 2015’te 103 insanı Türkiye'nin başkentinde yani burada, Ankara’da kaybettik. Şimdi, hepinizi bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum. Böyle dersem ne yaparsınız? Bir dakika saygı duruşunda bulunabilir misiniz bu 103 insan için? Eğer bulunamıyorsak arkadaşlar, eğer 103 insan için bu ülkede, bu başkentte kaybettiğimiz 103 insan için birlikte saygı duruşunda bulunamıyorsak bu ülkede ortak bir geleceği kurmak gerçekten imkânsız olur.

5 Haziran 2015’te Diyarbakır mitingimize bombalı saldırı düzenlendi, Suruç’ta 37 genç katledildi, ardından göz göre göre Ankara Garı’nın önünde 103 insanı kaybettik. Hepsinin failleri aynı, IŞİD. Haklarında katliamdan on gün önce şikâyet olmasına rağmen, organize edenler hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Kırmızı bültenle aranan bir militan Gürcistan’a geçmeye çalışırken Türkiye’ye iade edildi, 1 kez değil, 2 kez iade edildi Türkiye’ye ve dediler ki: “Biz bunu iade ettik, niye tekrar gönderiyorsunuz?” Türkiye bu kişiyi yakalamadı. Sonuçta, canlı bombalar, Antep’ten Ankara’nın göbeğine kadar ellerini kollarını sallayarak geldiler.

Öncelikle, bu davanın hâlen 16 firari sanığı var. Bu kişiler sadece silahlı terör örgütü üyeliğinden yargılanıyorlar ve onun zaman aşımı süresiyse on beş yıl, aradan beş yıl geçti, kaldı on yıl. Oysa ısrarla bu suçun niteliğinin insanlığa karşı suç olduğunu ve zaman aşımı olmaması gerektiğini söyledik. Neden söylüyoruz bunu? Sivas Madımak Oteli katliamı yargılamasında zaman aşımı kararı verildikten sonra olduğu gibi “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun.” denmesin, denemesin istiyoruz. Gaziantep’te 90’lı yılların sonundan itibaren çok kuvvetli bir El Kaide örgütlenmesi var ve bu örgütlenmenin zamanla IŞİD’e evrildiği biliniyor. Örgütün şeması İçişleri Bakanlığının sitesinde de var, bu kişilerin albümleri Emniyette, buna rağmen hücre evleri varlığını sürdürmüş, 10 Ekim katliamı bu evlerde planlanmış. Evlere girip çıkan kişilerin görüntüleri kamera kayıtlarında sokakta görseniz tanıyabileceğiniz kadar net fakat polis bunların kimliklerini bir türlü tespit etmiyor. İçişleri Bakanı diyor ki: “10 bin kişilik meydanda yüz taraması yöntemiyle aranan 10 adamı bulabiliriz.” Böyle diyor Süleyman Soylu. Peki, burada neden bulmuyorsunuz? Evet, burada bitmiyor.

Bu davada en önemli noktaysa şu: Katliamdan tam dört yıl sonra ortaya çıkan ve mahkemeye hiç sunulmayan 9 klasör var arkadaşlar, 9 klasör bir mahkemede nasıl kaybolur, nasıl saklanır? Davanın avukatları bu 9 klasörün dört yıl, yargılama süresi boyunca savcıların dolaplarında gizlendiğini düşünüyorlar çünkü bu dosyalarda hem savcılıkların hem de Emniyetin çok ciddi ihmal ve suistimal iddiaları var. Nizip Savcılığının Gaziantep Savcılığına yolladığı belgeye göre, katliamdan on gün önce patlayıcı yapmak için 2 ton civarında amonyum nitrat gübresi aldıkları da satıcının ihbarıyla önceden tespit edilmiş. Nasıl olur da IŞİD yapılanması içinde olan kişilerin patlayıcı malzemesi aldığı her detayıyla tespit edilir ama bir şey yapılmaz? Bu bilgiler de saklanan 9 klasörden çıkıyor. Dört yıllık yargılama boyunca avukatlar da bu bilgilerden bihaberdi çünkü savcılar bu bilgileri iddianamede kullanmamışlar. Bu davanın 3 soruşturma savcısından 1’isi daha sonra Yargıtay üyesi oldu, yapıldı, olmadı; Yargıtay üyesi oldu, yaptırıldı, terfi ettirildi. Mitinge giriş çıkışların denetlenmemesi, şehre girişlerdeki aramaların yapılmaması, miting öncesi canlı bomba ihbarlarının paylaşılmaması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - …patlama sonrası alanın gaza boğulması, ambulansların gelmemesi… Ben de oradaydım arkadaşlar ve o kadar çok ihmal var ki sorulması gereken çok soru var ve bunların muhatapları mahkemenin bilgi ve belge taleplerine yanıt vermeyen İçişleri Bakanlığı, savcılıklar ve Emniyet. Bunları araştırmak aynı zamanda Meclisin görevi; tabii, IŞİD’in yaptığı açıkça bilinmesine rağmen, “kokteyl terör” diyen iktidarın asıl görevinin bu katliamın sorumlularını ortaya çıkarmak olduğu gibi. Evet, burası başkent. Başkentte 103 insanımızın öldüğü, 500’den fazla kişinin yaralandığı bir katliamdan kendini sorumlu tutmayan bir devlet olamaz. Bu ülkede bu nedenle tek bir kamu görevlisi yargılanmadı, tek bir kişi istifa etmedi. Bu, başka bir miting de olabilirdi, bu sizlerin mitingi de olabilirdi, böyle mi davranacaktınız? Bir gece rahat uyumayın ve bunu düşünün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tamamlıyorum, selamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bizim o ölümlerden sonra hayatımız değişti, Türkiye değişti; zaten istenen de buydu, Türkiye’nin değişmesiydi. Şimdi kalkıp beş yıl sonra bu insanların yakınlarının anmasına polis göndermekten, saldırmaktan daha utanç verici bir şey olabilir mi? Ama bundan utanç duyulmaz, kimse sorumluluk almazsa utanç da duyulmaz tabii. Bugün bu önergeyi reddedersiniz, bundan da utanç duyulmaz. Evet, sorumluluk alınmazsa utanç duygusu da kaybolur. Sadece şunu düşünün: 103 insan bir ülkenin başkentinde içlerinde bomba patlatılarak öldürüldü. Ben topluma sesleniyorum artık, iktidara falan değil; iktidara seslenmekten çoktan vazgeçtim. Evet, bu gece kimse rahat uyumasın ve bunu düşünsün, iktidarın başında olanlardan nasıl hesap sorulmaz ve hepimiz bir dakikalık saygı duruşunda bulunalım.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Tekin Bingöl.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Enis Berberoğlu’yla ilgili alınan karar hiçbir şekilde hukukla izah edilemeyecek bir karardır; bu karar tümüyle siyasidir. Tıpkı bundan önceki birçok kararda olduğu gibi, artık hakkın, hukukun, adaletin asla konuşulmayacağı bir yargıyla karşı karşıyayız. Tümüyle iradesini yitirmiş, kendi bağımsız yargı anlayışını birilerine emanet etmiş bir mahkeme, siyasi karar alarak Enis Berberoğlu’nun hakkını bir kez daha gasbetmiştir.

Gar katliamıyla ilgili konuşacağız, bir hukuk skandalı da maalesef, bu katliamla ilgili açılan davada söz konusu. Bildiğiniz gibi, beş yıl önce 10 Ekimde bir büyük katliam yaşandı, cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamıydı. Peki, ne oldu? 103 barış elçisi hayatını kaybetti; 500’ün üzerinde barış elçisi ise yaralandı, işini kaybetti, sakat kaldı. Bu katliam önlenebilir miydi? Evet, önlenebilirdi. Sonra ortaya çıkan gerçeklikler gösterdi ki kesinlikle eğer ilgililer bu konuya hassas davransalardı bu katliam asla yaşanmayacaktı. Bunu teyit eden çok önemli bir belge var; o belge de Bakanlığın müfettişlerinin hazırladığı rapor. On gün öncesinden ihbar ediliyor, böyle bir katliamın olacağının ayak sesleri geliyor; ayrıca, yine Bakanlık müfettişleri burada çok ciddi ihmalin ve kayıtsızlığın olduğunu ifade ediyor ama bu katliam bir ihmalle açıklanamaz asla. Burada aranması gereken, kasıt; burada aranması gereken, bu katliamı yapanlara yol verenlerin üstünün örtülmesi.

Bakın değerli milletvekilleri, günler öncesinde Nizip’te 2 kişi gidip 2 ton nitrat satın almaya kalkışıyorlar ama bunlar çiftçi değil ve o duyarlı esnaf bunu görünce kimlik istiyor, kimlik vermekten imtina edenler dönüyorlar. O esnaf Emniyete bunu bildiriyor. Peki, ne oluyor? O nitratı almak için o esnafa giden şahıslar, daha sonra görülüyor ki o katliamı gerçekleştirecek olanları buraya taşıyanlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Ve bu katliam gerçekleştiğinde, daha sonra raporla Ankara Valiliğine bir yazı yazılıyor, deniliyor ki: “Burada bir ihmal var, burada bir duyarsızlık var; mutlaka güvenlik güçleri de soruşturmaya tabi tutulmalı.” Ankara Valiliği bunu da görmezden geliyor. Bütün bunlar, burada yanlı bir hukuk skandalının olduğunu bir kez daha gösteriyor. Kim yargılanıyor? İşte, infazı gerçekleştirenler, bombayı taşıyanlar ve ona yakın birkaç kişi. Peki, bu işin asıl planlayıcıları nerede? Yok. Onlar, bu tür davalarda hep üstü örtülerek yok ediliyorlar. Siz bunu yok edemezsiniz.

Bakın, bunu bir tarafa bıraktık; üç gün önce, cumartesi günü 5’inci yılıydı bu katliamın. Güvenlik güçleri, gene her zaman olduğu gibi, sadece saygı duruşunda bulunup karanfil koyacak ailelere saldırdılar, gözaltılar oldu. Buna bile tahammülünüz yok, bunu bile hoşgörüyle karşılamıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bakın, oraya gidildi ama alana sokulmadı aileler. Siz, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri, eğer bu katliamı tasvip etmiyorsanız niçin orada o ailelerin yanında olmadınız? Hadi bırakın, ailelerle birlikte olma cesaretiniz yoksa kendiniz birkaç karanfil alıp olay yerine gidemez miydiniz? Demek ki sizin anlayışınız da sizin duyarsızlığınız da tıpkı o mahkemeler gibi paralel yürüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sen hiçbir şehide gittin mi, şehide? Bir şehidin evine gittin mi, bir şehidin?

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Siz, Gar katliamından üzerinize sıçrayan kanı görmeyebilirsiniz. Siz, oradan yanık kokularını hissetmeyebilirsiniz. Ama biz, o yanık kokusunu hissetmeye devam edeceğiz. 9 yaşındaki Veysel’in o görüntüsü asla yok olmayacak. Barış güvercinlerinin gözlerindeki ışıltılar asla kaybolmayacak. Ve şunu unutmayın: O barış elçileri, barış şehitleridir ve biz onları hatırlatmaya her fırsatta devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, 60’a göre yerinizden bir dakikalık söz veriyorum size.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az sonra konuşmacımız zaten gerekli açıklamayı yapacak ancak şunu söylemek isterim. Hatibin grubumuza dönerek “İşte, kan sıçrayacak, bu hassasiyet yok.” tarzındaki iddialarını, ithamlarını reddediyoruz şundan dolayı: Biz, kimin yüreği yansa kim bu ülkede terörden zarar görse yüreği yanan insanlarız, terörün tümünü, nereden gelirse gelsin, lanetliyoruz; onun bu topraklarda yaşamaması için ne varsa yapmaya çalışıyoruz. Üzüldüğümüz konuların bir yarış hâline gelmesini…

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Taziyede bulunmadınız, taziyede!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Anmayı niye engellediniz? Gözaltı yaptınız.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu dilin ne ölene ne ölenin yakınına ne de yargıya hiçbir faydası olmadığı kanaatindeyim Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok kısa bir açıklama yapmam gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun, 60’a göre bir dakika söz veriyorum.

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tutanak altındayız; o açıdan ben hatibimizin konuşmasını son derece dikkatli dinledim. “Üzerinize sıçrayan kanın farkında olmayabilirsiniz.” deyip Gar katliamını ve o Gar katliamındaki siyasi sorumluluğu hatırlattı. “Üzerinize kan sıçrayacak.” diye bir ifadesi yoktur, tutanak altında, düzeltmek isterim.

Teşekkür ederim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Orhan Yegin.

Buyurun Sayın Yegin.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun vermiş olduğu öneri hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, Kurtuluş Savaşı’mızın sevk ve idare merkezi, yüce Meclisimizin toplanma yeri olan Ankara’mızın başkent oluşunun 97’nci yıl dönümünün huzurunu hep birlikte paylaştığımızı ifade ediyor, bu vesileyle başta Ankaralı hemşehrilerimiz olmak üzere aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, maalesef, bugün başkent oluşunun yıl dönümünü de kutladığımız bu anlamlı ve güzel şehrimizi 10 Ekim 2015 tarihinde kana bulayan ve tüm ülkeyi, hepimizi, ayrıştırmadan yasa boğan hain bir terör saldırısıyla hep beraber büyük bir acı yaşadık. Tren Garı yakınlarında düzenlenen mitingde, DEAŞ terör örgütü mensuplarının bombalı saldırılarında 100’ü aşkın vatandaşımız yaşamını yitirmiş ve 391 vatandaşımız da yaralanmıştı ve bunun üzerine ulusal yas ilan edilmişti.

Kıymetli milletvekilleri, çok açık ve net konuşalım: Kaynağı, söylemi, amacı, adı ne olarak tanımlanırsa tanımlansın, ne olarak belirtilirse belirtilsin, her türlü terör eyleminin ve terör örgütünün karşısındayız ve hep birlikte karşısında durmak zorundayız. Geçmişte askerimize, polisimize, korucularımıza, kamu görevlilerimize ve masum vatandaşlarımıza karşı yapılan terör saldırıları ile Ankara Tren Garı’nda sivil ve savunmasız vatandaşlarımızı hedef alarak yapılan saldırı arasında bir fark yoktur. Terörün dini, mezhebi, ırkı ve düşüncesi olmaz. Terör, vahşiliktir; terör, caniliktir; zulmün en açık hâlidir terör. Bir yerde bir terör saldırısı varsa bu saldırıyı, zulmü kimin yaptığına bakmadan onun karşısına dikiliriz. Bir yerde bir acı varsa biz o acının sahibi hangi siyasi görüşten, hangi renkten, hangi desenden, hangi tenden olursa olsun ona bakmadan o acıyı en derinden paylaşır, onunla beraber yaşamaya gayret ederiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Millet olarak, özellikle de biz siyasiler ve siyasi partiler olarak, sivil toplum kuruluşları ve medya olarak tüm terör saldırıları karşısında aynı duyarlılıkla, aynı samimiyetle, aynı insani ve ahlaki duruşla tavrımızı hep beraber ortaya koyarız ve koymalıyız da.

Kıymetli milletvekilleri, bazı hatiplerin suçlayıcı konuşmalar yaptığına şahit olduk az önce; acıları kategorize ettiğine, örgütlerin korunduğuna, kollandığına ilişkin konuşmalar yaptığına; aslı arkası olmayan şüphelerle bizi, bizleri, hepimizi suçladığına tanık olduk. Grup Başkan Vekilimiz gerekli cevabı verdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Yegin.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Kıymetli milletvekilleri, değerlerimizi, canlarımızı kayıp verdiğimiz ve acılar çektiğimiz bu ve benzeri durumlarda göstereceğimiz dayanışma ve kararlılık, teröre vereceğimiz en büyük, en anlamlı karşılık olacaktır. Bu doğrultuda herkesin sorumlu davranmaya, dikkatli konuşmaya ve hareket etmeye ve terörün amaçladığı gibi birbirini suçlayarak ayrıştırmaya değil, terörün karşısında kenetlenerek, birbirine daha da sarılarak terörün sevincini gömmeye tartışmasız gayret etmesi gerekir.

Milletimizin huzurunu, ülkemizin güven ve istikrar ortamını bozmayı amaçlayan hain terör saldırılarında hayatlarını kaybeden asker, polis, memur, zengin, fakir, işçi, esnaf, resmî, sivil, hiçbir şekilde ayırt etmeksizin, kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ve acılarını paylaştığımız ve ateşin düştüğü yeri yaktığı, belki acılarını onlar kadar anlayamadığımız kederli ailelerine ve sevenlerine saygıyla, aziz milletimize başsağlığı diliyoruz. Birlik ve beraberliğimize, ülkemizin huzuruna kasteden bu ve benzer menfur saldırıları da onları amaçlayanları da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım.

Buyurun.

ORHAN YEGİN (Devamla) – …bu saldırıları planlayanları da yapanları da ve bu saldırılardan keyif alanların da hepsini en görkemli ifadelerle, en kuvvetli ifadelerle lanetliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tüm terör örgütleriyle mücadelemizi daha kapsamlı sürdüreceğimizi ve bu topraklarda terörün hedeflerine ulaşmasına devlet-millet el ele izin vermeyeceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ankara Milletvekili Orhan Yegin’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatibin açıkçası partisinin genel olarak ortaya koyduğu tavırdan açıkça ayrışan konuşmasını ben takdirle dinledim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ne alakası var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama şöyle bir şeyi bekleriz: Seneye birlikte gidelim. Biz her sene anmaya gidiyoruz, neden AK PARTİ’den hiç kimse gelmez, anlayabilmiş de değilim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İstismar edildiği için!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hep birlikte gidelim. 104 kişinin öldüğü yerde, aileler diyor ki: “Birer kişi, ya anası ya babası…” O kadara kadar… Gittiler, o polis memurlarına dediler, buna bile izin verilmiyor. Süleyman Soylu anma bitene kadar telefonlara çıkmıyor, Ankara Valisi, Ankara İl Emniyet Müdürü anma bitene kadar çıkmıyor; sonra dönüp “Hay Allah, meşguldüm, toplantıdaydım.” beş senedir, dört senedir.

Gelin, gelecek sene o ailelerin koluna girelim; gitsinler, oraya karanfillerini koysunlar. Hem her kararın tek bir merciden, tepeden aşağı alındığı ve savunulduğu bir sistemin içindeyiz, ailelere anma yapmaya izin vermeyen bürokrasi emrinizde, atamasını yapıyorsunuz hem de sonra burada bu konuşmayı yapıyorsunuz. İkisinden bir tanesinde yanlış var, tavrınızdan ayrışan budur. Ben konuşmayı takdir ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitirelim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum Başkanım, bir cümle.

Ama bu lafı burada söyleyip de sonra o ailelerin önüne TOMA’ları koyup patlamanın olduğu yere yaklaştırmamak, o acılı anneleri, acılı eşleri, yetim çocukları itmek kakmak bu konuşmayla bağdaşmıyor. Tavrınızı belirleyin, ya o tavrı gelin savunun ya da buradaki gibi davranın Gar’ın önünde.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

38.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az önce usul ekonomisi için uzatmadığım tam da buydu aslında. Biz acıların yarıştırıldığı bir iklimi doğru bulmuyoruz. Ölen her can bizim canımızdır. Bunu, vekilimizin konuşmasından yola çıkarak “Partinin görüşü ayrı, vekilin görüşü ayrı.” tarzı bizim -tırnak içerisinde- iç ilişkilerimizi değerlendiren bir yaklaşımı doğru bulmuyorum. Biz, tüm grubumuz olarak, ben Grup Başkan Vekiliyim, diyorum ki: Bu ülkede ölen her canın acısı bizim acımız. Daha nasıl söyleyebilirim? Ama siz bunu çok sığ bir yaklaşımla, çok ucuz bir siyasetle -siz geldiniz, biz gelmedik tarzı- bir sayıya dökerseniz, o zaman şunu derler size: “Sizin 120 vekiliniz var; 10’u geldi, 110’u karşı mı bu işe?” Böyle bir saçma yaklaşım olabilir mi Sayın Başkan?

Ayrıca, her şehidin, her terörden mağdur olanın derdine yetişmek tabii ki mümkün değil. Tabii ki oraya gitmek isteriz, beraber olmak isteriz, bunun bir tür cevabı olabilir ama bunu böyle yoklama yapar gibi saymaya kalkarsanız, bir daha söylüyorum; bu sefer, başka cenazelerde başka sayımlar başlar, bu hiç bizim istemediğimiz bir tablo olur. 82 milyonun kardeşliğine, beraberliğine daha sakin, bir soğuk akılla bakmanın faydalı olacağı kanaatindeyim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Ankara Milletvekili Orhan Yegin’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, doğrusu; hatibin konuşması takdir edilmeyecek gibi değil. Ankara katliamı, Gar katliamı, Türkiye'nin en büyük katliamlarından biri hatta en büyüğü olduğu söyleniyor. Bu konudaki takdirimi ifade edeyim. Ama şu çelişkiyi söylememek mümkün değil. Daha üç gün önce, bizim parti heyetimizin, partililerimizin de olduğu bir anma programına sert bir müdahale yapıldı ve gözaltılar oldu. Her yıl anma programına saldırı yapılan hatta patlamadan sonra bile gazla müdahale edilen bir katliamdan söz ediyoruz. Yani buradaki konuşmaların gereğinin yapılmadığını gayet iyi biliyoruz. Hatibimiz gayet iyi anlattı yani katliam sanıklarının, şüphelilerinin nasıl aklandığı süreciyle karşı karşıyayız. Sadece Gürcistan’la ilgili… Bizim önergemizde var; 2 defa Gürcistan şüpheliyi Türkiye’ye gönderiyor, Türkiye 2 defa kırmızı bültenle aranan bir şüpheliyi Gürcistan’a iade ediyor.

Son olarak şunu da söyleyeyim: 10 Ekimde önceki Başbakan Davutoğlu dışında katliamı kınayan bir iktidar partisi milletvekiline ya da yetkilisine rastlamadım, eğer yanılıyorsam beni düzeltebilirler. Yani sadece kürsüden değil, bu kadar büyük bir katliama dair söz söylediklerini de duymadık; bunu da kayıtlara geçirelim.

BAŞKAN – Peki Sayın Beştaş, anlaşıldı.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var, bunu yerine getireceğiz.

Sayın Özel, Sayın Sümer, Sayın Erbay, Sayın Kılıç, Sayın Gökçel, Sayın Kaya, Sayın Başevirgen, Sayın Zeybek, Sayın Tanal, Sayın Kayışoğlu, Sayın Barut, Sayın Keven, Sayın Bülbül, Sayın Gündoğdu, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Tokdemir, Sayın Güzelmansur, Sayın Hakverdi, Sayın İlhan, Sayın Ünsal, Sayın Girgin.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 13/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

3.- CHP Grubunun, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver ve 24 milletvekili tarafından, başta Karaman’ın Ermenek ilçesindeki sorunlar olmak üzere madencilik sektörünün ve işçilerin yaşadığı sorunların tespit edilerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3276) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/10/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/10/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Özgür Özel

                                                                                                                                 Manisa

                                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver ve arkadaşları tarafından, kömür madenciliğinin, başta Ermenek olmak üzere kapanan madenlerin çalıştırılmasının sebeplerinin araştırılması amacıyla 7/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin (1981 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/10/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Karaman Milletvekilimiz İsmail Atakan Ünver.

Sayın Ünver buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gerçekten demokrasimiz ve hukuk devleti açısından kara bir gün; Milletvekilimiz Enis Berberoğlu hakkındaki kararla anayasasızlığın, hukuksuzluğun bir taşı daha döşendi. Ülkede herkesi bağlayan Anayasa, bazılarını bağlamıyor; AKP’yi bağlamıyor, AKP’nin güdümündeki mahkemeleri bağlamıyor. Hepimizin meşruiyetinin kaynağı olan Anayasa’yı tanımazsanız demokrasiye inanmış bu millet size öyle bir ders verir ki ne olduğuna, nasıl olduğuna kendiniz bile inanamazsınız. Anayasa güvencesi olmadan siyaset yapılır mı arkadaşlar? Sayenizde biz yapıyoruz; her şeye rağmen, biz, bu fakir halkın çıkarlarını savunmaya devam edeceğiz, demirden korksak trene binmezdik.

28 Ekim 2014 tarihinde Ermenek’te meydana gelen maden faciasında yırtık cizlavetleriyle simgeleşen madenci babası Recep amcayı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Bugün Çorum İskilip’te meydana gelen grizu patlamasında da bir madencimizi daha kaybettik. Recep amcaya ve tüm maden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor ve hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Son yıllarda taş kömürü ve linyit kömürü madenlerinde çalışan 14 bin madenci işsiz kaldı, 2010 yılında 48 olan kamuya ait taş ve linyit kömürü madeni sayısı 2018’de 13’e geriledi, 649 olan özel taş ve linyit kömürü madeni sayısı ise 431’e düştü. Bu rakamlar ülkemizde kömür madenciliğinin içine düştüğü krizi açıkça göstermektedir. Mesela, Ermenek’te 18 madencimizi şehit verdiğimiz faciadan sonra 9 olan ocak sayısı 3’e, 2.800-3.000 olan madenci sayısı 180-200’e, taşımacılık kooperatifinde kayıtlı olan kamyon sayısı 380’den 70’e inmiştir. Madencilik sektörü, uygulanan yanlış politikalar sonucu sektörün daralması, kamuya ait madenlerdeki redevans uygulaması veya Anayasa’nın doğal kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu düzenleyen maddesine aykırı olarak özel girişimcilere maden işletme ruhsatı verilmesiyle bitme noktasına getirilmiştir.

Kömür madenciliği de ne yazık ki bu dönemde ya iş cinayetleri ya da işçilerin hak aramak için yaptıkları eylemlerle gündeme gelmiştir. Karaman’ın Ermenek ilçesinde patron tarafından mağdur edilen madencilerin yaptığı eylemler buna verilebilecek en güncel örnektir. Ermenek’te ilk olarak 2019 yılı Aralık ayında maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle eylem başlatan madencilerin bu direnişleri 2020 yılının Şubat ayına kadar sürmüş, işçilerin bir kısmına maaşlarını ödeyen işveren, hemen ardından bu işçileri tazminatsız olarak işten çıkarmıştı. Son olarak yine aynı maden işletmesinde iki ila on üç aylık maaşları ödenmeyen maden işçileri, 31 Ağustos 2020’de maaşlarını, tazminatlarını, yıllık izinlerini ve otomatik BES kesintilerini alabilmek için iş bırakma eylemi başlatmışlardır fakat işçilerin hakkını vermek bir yana, İş Kanunu’nun verdiği hakkı kullanan maden emekçilerinin çoğu işveren tarafından ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davrandıkları iddiasıyla işten atılmıştır. İşçi çıkarma yasağının olduğu pandemi sürecinde işçileri işten atan işveren, hem kanunu tanımamıştır hem de feshe gösterdiği gerekçeyle toplumun vicdanını sızlatmıştır.

Ve yine, Soma’da yıllardır süregelen mağduriyet, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel’in ve Manisa Milletvekillerimizin tüm çağrı ve uyarılarına rağmen tam manasıyla çözülmedi, çözülmüyor. Redevans sahalarıyla ilgili yapılan düzenleme Soma’daki, Ermenek’teki ve tüm yurttaki özel maden sahalarını kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Gelin bu araştırma önergemize destek verin ya da ortak bir önerge verelim, ülkemizdeki kömür madenciliğinin tüm sorunlarını araştıralım, çözüm yollarını da ortaya koyalım. Bu konuda artık tahammül edilecek ve kaybedilecek bir anlık zamana bile yer kalmamıştır. Eylemdeki bir maden emekçisi “Eve gitmeye utanıyorum.” diyor. Neden biliyor musunuz? Çocuğu okula başlamış, defter ister, kalem ister, çanta ister; “Neyle alacağım.” diyor. Bir başkası “Eşim hamileydi. Hakkım olan paranın birazını bari verin dedim, bir kuruş vermediler.” diyor. Tüm iktidar yetkilileri işçinin, emekçinin bu feryadına kulak tıkamış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Ünver…

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - Güya hepimiz aynı ülkenin eşit yurttaşıyız ama kimisi sarayına günlük 10 milyon lira harcarken kimisi de cebinde ekmek parası olmadığı için evine utanarak gidiyor. Aslında utanması gereken evine ekmek götüremeyen, çocuğunun istediğini alamayan emekçi kardeşim değil ülkeyi yönetenler; keşke utanmayı bilseler, utanmayı bilmiyorlar ama fukaraya sabır telkin etmeyi biliyorlar. Alın terinin karşılığını almak için eylem yapan emekçiler seslerini Ankara’nın sağırlarına duyurabilmek için dün Soma’dan ve Ermenek’ten Ankara’ya doğru yürümek istediler ama iktidar emekçiden yine korktu ve yine yolları kapattı. Aylardır emekçinin feryadını duymayan iktidar yüzlerce jandarmayı Ermenek’te Cenne kömür havzasına yığdı. Madenci kardeşlerimize ve ailelerine copla, biber gazıyla müdahale ettiler, yaralananlar oldu. Emekçiye yapılan bu muameleyi kınıyorum. AKP iktidarı bir kez daha tavrını emekten ve emekçiden yana değil, emekçinin hakkını vermeyen patrondan yana koydu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünver selamlayalım.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) – AKP, yine patrona kıyak, işçiye dayak yolunu seçti. AKP, yine zengine gelince “Helal haram fark etmez ver Allah’ım ver, arsız kulun doymaz yer Allah’ım yer.” fakire gelince “Vur Allah’ım vur.” demeyi seçti. Ama unutmayın ki kısa çöp, uzun çöpten hakkını alacak elbette. Emekçi, kendisine biçilen kefene girmeyecek ve zafer mutlaka emekçinin olacak, mücadeleyle, kararlılıkla, azimle, barış içinde.

Selam olsun Ermenek’te, Soma’da ve yurdun dört bir köşesinde direnen emekçilere.

Genel Kurula saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Ankara’mızın başkent oluşunun yıl dönümünde, bir kere daha, başkent yapan ecdadımızı saygı, sevgi, minnetle yâd ediyorum.

Bugün Çorum İskilip’te bir maden ocağında patlama olmuş, 1 işçimiz Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, 3 işçimiz ise yaralanmış. Hakk’ın rahmetine kavuşan işçimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce değerli vekilimizin de ifade ettiği gibi, Ermenek’te madencilerimizin büyük bir sıkıntısı var. Sayın vekilimizle birlikte yaklaşık bir ay önce oraya gittik, sorunlarını dinledik. Gördük ki madencilerimiz sahipsiz. Zaman içerisinde kanuni düzenlemeler yapmışız, güzel düzenlemeler olmuş saatler konusunda, çalışma saatleri konusunda, madenlerimizin çalışma şartlarının düzeltilmesi konusunda ama gelin görün ki denetim eksikliği almış başını gidiyor. Bu madenlerimizin tamamı devletin, hepimiz biliyoruz. İşverene ya da kiraladığımız şirketlere verdiğimiz bu madenleri denetlemek… Yani sadece madenleri kazalım, devletimize buradan para gelsin, bütçemize kaynak aktaralım yerine… Elbette bunlar da kıymetlidir. Orada çalışan işçisi, orada çalışan emekçisi hangi şartlarda çalışıyor ve bunların haklarını kim koruyacak? Ama gördük ki maalesef, Ermenek’te 2014 yılında o elim kazada 18 vatandaşımızı kaybettik ama aradan geçen altı yıla rağmen, biliyor musunuz, o ölen kardeşlerimizin bir kısmının hâlâ tazminatları, alın terleri, hakları verilmiş değil. Oradaki sendika temsilcileriyle görüştük; eylem yapan, hak arayan, on üç aydır maaşlarını alamadığını söyleyen insanlar, ailecek maden ocağında çoluk çocuk hak arayan insanlar. Vallahi bunlar hepimizin kardeşleri, vallahi bunlardan hepimiz sorumluyuz, hele hele iktidar sahipleri baştan aşağı sorumlu ama gelin görün ki aylardır süren, buradaki sıkıntıya dönüp bakan bir temsilci, bir yetkili olmamış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) - Ne TKİ ne Çalışma Bakanlığı ne siyasi iktidarınızın bir bakanı, bir temsilcisi “Hâliniz nice?” diye sormamış. Niye sormuyorsunuz acaba? Onları vatandaştan saymıyor musunuz? Onları insandan saymıyor musunuz? Eğer böyleyse o zaman niye iktidarsınız? Eğer böyleyse neden, neden biz bu sıralarda oturuyoruz? Lütfen, rica ediyorum, Allah rızası için rica ediyorum; hakkını alamayan 1.000 civarında Ermenek’te madencimiz var -bu ocaklardan- şu anda da 100’den fazlası on üç aydır maaş alamıyor. Ne olur ya? Yani kanuni düzenleme yapmak yetmiyor. Neden işverene “Kardeşim, bu işçinin alın terini vermezsen bu ocağı senin elinden alırım.” diyemiyorsunuz? Kimden yanasınız yahu, bir öğrenelim. Yani kimden yanasınız; emekten yana mı, patrondan yana mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Test olacaksınız, eğer buraya müdahale etmezseniz bir kere daha patrondan yana olduğunuz görülecek. İnşallah, bizi yanıltırsınız.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Biz emekçiden yanayız, emekçiden.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Bundan sekiz sene önce, Ermenek’te 18 maden işçisi, Soma’da da 301 maden işçisi iş kazasında hayatını kaybetti. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum. İş kazasından, katliamdan hemen sonra, Soma’da binlerce işçi tazminatları ödenmeden işsiz kaldı. Yine aynı sırada Başbakanlık Müşaviri işçi yakınlarını tekmeledi. Yine Ermenek’te su baskını sonucunda 18 işçi hayatını kaybetti ve bu işçilerin de tazminatları hâlen ödenmiş değil. Yani Ermenek’te ve Soma’da binlerce işçi tazminatsız bir biçimde işten atıldılar ve bu mücadele hâlâ sürüyor.

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası ise 12 Ekimde yani dün, hak mücadelesi için ve seslerini duyurmak için Soma’dan ve Ermenek’ten Ankara’ya yürüyüş yapmaya kalktılar ve yine, her zaman olduğu gibi, emekçinin önüne polis barikatları koyuldu ve emekçiler saldırıya uğradılar, gaz sıkıldı.

Şimdi, tam da bu süreçte Maden Yasası gündemde yani on üç yılda 23 kez değişen Maden Yasası gündemde, bugün Komisyonda görüşülüyor. Maden Yasası’nda ne geliyor, yeni Maden Yasası’nda? Maden, doğal gaz ve elektrik şirketleri, ödemeleri gereken KDV’ler, harçlar, kira bedelleri ve yapım ücretlerinden muaf olacaklar. Ruhsat süreleri dolmuş maden şirketlerine faaliyetlerine devam izni veriliyor. ÇED alanı dışındaki ağaç kesimleri ise cezasız kalıyor.

Evet, bunlar hangi süreçte gerçekleşiyor? Toplam işsiz sayısının 20 milyona yaklaştığı, açlık sınırının 2.448 TL olduğu ve sarayın yıllık harcamasının 3,6 milyar TL olduğu -o da bilinen- koşullarda şirketlere sağlanan, sağlanmaya çalışılan yeni imtiyazlar bunlar işte.

Şimdi, biliyorsunuz, Alamos Gold firması bir yıldır ruhsatı durdurulmuş bir biçimde işgal ediyor Kaz Dağları’nı. Yani bir seyyar satıcı bir saat kaldırımı işgal etti diye tezgâhı başına geçiren devlet, üç kuruş borcu olduğu için dünyası karartılan emekçi karşısında devlet devlet iken Kanadalı Alamos Gold firması bir yıldır Kaz Dağları’nı işgal ediyor, devlet ortada yok. Şimdi, biz yıllardan beri, AKP saray koalisyonu bir şirketler koalisyonudur, saray koalisyonu ulusal ve uluslararası şirketlerin temsilcisidir derken işte bundan dolayı söylüyoruz.

Soruyorum tekrar: Alamos Gold firması nasıl oluyor da bir yıldır Kaz Dağları’nda duruyor? İşte, bugün Komisyonda görüşülen yasa bir Alamos Gold yasasıdır. Alamos Gold orada faaliyetlerine devam edebilsin diye, daha fazla ağaç kesebilsin diye bugün AKP saray koalisyonu yeni yasalar çıkarıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Dolayısıyla, şunu söylüyoruz: Evet, işçi sınıfı sömürüye karşı, hak gasplarına karşı direnecek elbette; birleşerek haklarını alma mücadelesini elbette yükseltecek ama AKP ve saray koalisyonu şunu bilsin ki: Halka karşı açılmış hiçbir savaşı, hiçbir diktatörlük kazanamamıştır. İşçi sınıfına, emeğe karşı düşmanlık edenler, onları yerin yedi kat dibine gömenler bunun hesabını mutlaka vereceklerdir. Direnen maden işçisinin yanındayız, direnenler mutlaka kazanacaktır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Sayın Polat Türkmen.

Buyurun Sayın Türkmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA POLAT TÜRKMEN (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi hakkında AK PARTİ Grubumuzun adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle madenlerde şehit olan bütün madencilerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Son dönemlerde yine içimizi acıtan Hatay’daki yangından dolayı bütün Hataylı hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimde bulunuyorum; sorumluların en yakın zamanda bulunup cezalandırılacağına inanıyorum.

Öncelikle, Karaman Ermenek Cenne Linyit Kömür İşletmesi Limited Şirketinin meydana gelen kazalar sonrasında Maden Kanunu kapsamında faaliyetleri durdurulmuş; mahkeme kararları doğrultusunda, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce bahsi geçen yerle ilgili bugüne kadar 130 işçimize 4 milyon 768 bin 468 TL’lik tazminat ödemeleri yapılmıştır. Maden Kanunu ve Maden Yönetmeliği gereğince mahallinde yapılan tetkikler sonrasında yer altı ocak faaliyetleri durdurulmuş; son günlerde medyada haber olan konunun, tamamen ocak işletmesinin, firmasının kendisinin yapması gereken işçilerin özlük hakları olan maaş ve tazminat ödemeleri olduğu anlaşılmaktadır. İşçilerin özlük haklarının kazanılması hususu Enerji Bakanımız, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğümüz ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bilgisinde olup çalışmaların devam ettiği ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Enerji Bakanlığımız, AK PARTİ hükûmetleri döneminde yerli ve millî yer altı ve yer üstü kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılması adına yeni konseptleri uygulayarak millî servetimizi hem ekonomimize hem de milletimizin hizmetine sunmuş, sunmaya da devam etmektedir; sadece yurt içi değil yurt dışında da enerji sektörüyle ilgili çalışmalarımıza devam etmektedir.

Bu açıklamalarla şunu söylemek isterim: 2010 yılında Maden Araştırması Komisyonu bu Mecliste kuruldu, onun da Başkan Yardımcılığını ben yaptım. Bin sayfalık dokümanlar Mecliste mevcuttur. O eksiklerimizi dünyayı da gezerek, Kanada’ya da giderek bunları toparlayıp bir yasa hâline getiren bu Meclis ve Hükûmetimiz yasaları değiştirerek eksiklerimizi tamamlamıştır. Bugün de gördüğünüz gibi, ondan sonra bir daha yine Meclisimiz Maden Araştırması Komisyonu kurmuş ve üç ay içerisinde bütün sektörleri de gezmiş, eksiklerimizi, noksanlarımızı yine Maden Yasası’nda değişiklik yaparak tamamlamıştır.

Şunu herkesin bilmesini isterim: İşte, söylediğiniz gibi, bu Mecliste bütün partilerin katkılarıyla, Soma’daki hak kayıplarıyla ilgili, en yakın zamanda hak kayıplarının önlenmesi adına Meclisimizden beraberce kanunlar çıkardık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

POLAT TÜRKMEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Ermenek de bunlardan bir tanesi ama şunu, özellikle söylemek isterim: Sözcü, hatip kardeşlerim “Siz, işçiden yana mısınız, emekçiden yana mısınız?” dediler. Zonguldak emeğin başşehridir, oranın milletvekiliyiz biz. Biz, emekçiden yanayız. Onun nasıl olduğunu iyi biliriz. Orada 5 bin şehidimiz olmuştur. O yüzden de o acıları çok iyi hisseder, onları da çok iyi biliriz.

“Denetleme” diyorsunuz, 9’uncu ayın 20’sinde Maden ve Petrol İşleri yetkilileri oraya gitti ve o maden ocağını kapattı. Denetlemesi de yapılıyor ama kazalar doğrudur. Çıkardığımız kanunlarla beraber… İşte, iş güvenliği kazalarının da önlenmesi adına, çalışma saatlerinin uygun hâle getirilmesi adına, yine, Meclisimiz çok önemli yasalar çıkarmıştır -bunlar hepinizce malumdur- bundan sonra da çıkarmaya devam edeceğiz.

Bu duygu, düşüncelerle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. Hayırlı akşamlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunmadan önce yoklama talebi var, onu yerine getirelim.

Sayın Özel, Sayın Gökçel, Sayın Ünver, Sayın Kılıç, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Kaya, Sayın Başevirgen, Sayın Zeybek, Sayın Tanal, Sayın Kayışoğlu, Sayın Demirtaş, Sayın Bülbül, Sayın Barut, Sayın Gündoğdu, Sayın Güzelmansur, Sayın Köksal, Sayın İlhan, Sayın Ünsal, Sayın Girgin, Sayın Hakverdi, Sayın Tokdemir.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver ve 24 milletvekili tarafından, başta Karaman’ın Ermenek ilçesindeki sorunlar olmak üzere madencilik sektörünün ve işçilerin yaşadığı sorunların tespit edilerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/10/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/3276) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 228 ve 229 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 228 ve 229 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

13/10/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/10/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                             Bülent Turan

                                                                                                                               Çanakkale

                                                                                                               AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve 229 sıra sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 1'inci ve 3'üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

13 Ekim 2020 Salı günkü (bugün) birleşiminde 228 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

14 Ekim 2020 Çarşamba günkü birleşiminde 228 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

228 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin 14 Ekim 2020 Çarşamba günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde 15 Ekim 2020 Perşembe günkü birleşiminde 228 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

15 Ekim 2020 Perşembe günkü birleşiminde 228 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 16 Ekim 2020 Cuma günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan işlerin görüşülmesi ve bu birleşiminde 228 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

20 Ekim 2020 Salı günkü birleşiminde 221 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

21 Ekim 2020 Çarşamba günkü birleşiminde 221 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

221 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin 21 Ekim 2020 Çarşamba günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde 22 Ekim 2020 Perşembe günkü birleşiminde 221 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

228 ve 229 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

228 sıra sayılı Antalya Milletvekili İbrahim Aydın ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 17 Milletvekilinin Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun  Teklifi (2/3113)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1.BÖLÜM

1 ila 8’inci maddeler

8

2.BÖLÜM

9 ila 17’nci maddeler

9

TOPLAM MADDE SAYISI

17

 

229 sıra sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3112)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1.BÖLÜM

1 ila 9’uncu maddeler

9

2. BÖLÜM

10 ila 25’inci maddeler

16

TOPLAM MADDE SAYISI

25

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan; değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizde, 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni gündemin 1’inci sırasına alıyoruz. 229 sıra sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni ise gündemin 3’üncü sırasına alıyoruz. 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’yla ilgili teklifin bugün birinci bölümünün görüşmelerinin, yarın tamamının görüşülmesine kadar, yarın bitmez ise perşembe günü görüşmelerin tamamlanmasını, perşembe günü de bitmez ise cuma günü Genel Kurul saat 14.00’te açılarak 228 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışmasını öneriyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım yarın sabah 09.00’da başlayalım. Niye 14.00’te başlıyoruz?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Ayrıca, haftaya salı günü yani 20 Ekim Salı günü 221 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin -geçen hafta tümünün konuşmalarını yaptık, maddelerine geçilmesini kabul etmiştik- birinci bölümünün, çarşamba günü, 22’sinde ise tamamının bitirilmesini planlıyoruz. Çarşamba bitmez ise haftaya perşembe günü Tarım Kanunu’nun bitirilmesini grup önerimiz olarak öneriyoruz. Bu yasaların temel yasa olarak görüşülmesini Genel Kurulun takdirine, sizlerin oylarına sunuyor; başarılı bir çalışma haftası diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıyla devam edelim. Nasıl bir yargı var? Dün, Sebahat Tuncel ve Aysel Tuğluk Kandıra Cezaevinde dört yıldır tutuklu oldukları hâlde, Kobani protestosu soruşturması sebebiyle haklarında tekrar tutuklama kararı verildi. Altı yıl sonra garip bir şekilde, her yerde yapılan çağrılar karşılık buldu ve HDP’ye yönelik saldırıların bir aşaması olarak önümüzde duruyor. Nedir? Altı yıl sonra ne oldu? Garip bir şekilde bir gizli tanık icat edildi. Gizli tanık falan yok ha, yanlış anlamayın. Gizli tanığın olmadığını nereden biliyoruz? Çünkü gizli tanık müessesesi AİHM tarafından mahkûm edilen “Adil yargılama ilkelerine aykırı.” denilen, yüzlerce davada Türkiye'nin mahkûm edildiği bir müessese. Gizli tanığı görmüyoruz, temas etmiyoruz, soru soramıyoruz, kimliğini bilmiyoruz, ucube bir şekilde, diyorlar ki: “Dosyada gizli tanık var.” Peki, gizli tanık ne diyormuş? İfadesini de gördük, gizli ama ifadelerden gördük. Altı yıl önce -sözde- HDP’den bir heyet bir yerlere gitmiş, onu da geçtim, Kamuran Yüksek, Demirtaş’a Kandil’den talimat getirmiş, bunun üzerine MYK bir karar almış. Ya, şaka mısınız ya! Bir kere, o dönem çözüm süreci devam ediyordu. Bizim heyetimiz -resmî, aleni, basın yayın organlarında her zaman yazılıyordu- Kandil’e gidiyordu zaten. Kandil’den birinin talimat getirmesine gerek yok ki, zaten çözüm süreci devam ediyordu. Çözüm süreci kapsamında fotoğrafları siz İmralı’dan getiriyordunuz, yayınlıyordunuz, heyetimizin gittiğini biliyordunuz. Gizli tanığa yanlış ifade verdirmişler.

Diğeri ne? Efendim, altı yıl sonra aklına gelmiş, savcılık demiş ki: “Dört yıl önce açtığımız dava 2911’di; hayır, olmaz, 302 olacak.” Neden? Çünkü Cumhurbaşkanı her gün meydanlarda “Benim 54 yurttaşımın katili.” diye bağırdı. Savcı dedi ki “Ha, bu “katil” dediğine göre benim yeni bir dava açmam lazım.” Tıpkı bugün Enis Berberoğlu meselesinde olduğu gibi. Hukukta olamaz yani olamaz kavramı karşılamıyor. Altı yıl sonra maddeyi değiştirdi, fiil aynı; tıpkı Osman Kavala’da olduğu gibi. Adını koyalım, bu tam bir siyasi kumpastır. Kobani protestoları sebebiyle arkadaşlarımızın tutuklanması, Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın, MYK üyelerimizin, dün Aysel Tuğluk ve Sebahat Tuncel’in hakkında tutuklama kararı verilmesi siyasi kumpasın devam ettirilmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu kumpasın kumpas olduğunu eminim iktidar partisi milletvekilleri de gayet iyi biliyor. Sadece vicdanlarına sorsalar bunu bilirler aslında, hayatın olağan akışına baksalar bilirler. Bu nedenle şunu söyleyeyim: Bir kere, Cumhurbaşkanının ya da bir siyasi yetkilinin söylemleriyle iddianame hazırlamak hukuk devletine, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığına, anayasal düzene saldırıdır. Tıpkı bugün Enis Berberoğlu’nda nasıl hâkim bu kararı vermekle anayasal düzeni ortadan kaldırmaya tam teşebbüs etmişse Kobani protestolarında ikinci soruşturmayı açan savcı da aynı suçu işliyor. Ahdolsun ki bu siyasi kumpasların taraflarını sanık sandalyesinde göreceğiz. O zamana kadar mücadelemize devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hatibin yine yüksek perdeden “O zaman çözüm süreci vardı.” deyip imada bulunmasının siyasi tarihi bilen herkes açısından ibretlik olduğunu düşünüyorum. O zaman âdeta baldıran zehri içerek bu ülkenin kardeşliğine, birliğine katkı sağlamak için ne kadar büyük bedel ödediğimizi tüm dünya bilir. Fakat “o görüşmeler” diye ifade ettiği süreçte asla terörle, teröristle görüşmek değil, demokrasinin yanında yer almasına inandığımız, istediğimiz bir partinin görüşmeleriydi bunlar. Ama gelinen yerde maalesef teröre “Dur!” demek yerine, terörle arasına mesafe koymak yerine ısrarla o terör örgütünün borazanı, vagonu -ne derseniz deyin- onu olmayı tercih eden bir yapıyla karşı karşıya kaldık.

Bakınız, hiç olmazsa insan yaptığı işten mahcup olur. “Yaptık, hata yaptık.” der, yüzleşir. Şimdi, “MYK kararı almadık, mahkeme itham ediyormuş.” derseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …o zaman cümle âlem biliyor ki Kobani eylemleri başladığında, önce Abdullah Öcalan “Çıkın sokağa.” diye kendince talimatlar verdi, ardından Murat Karayılan verdi, ardından Bese Hozat verdi, bir gün sonra da “Halklarımıza çağrı” diye sokağa çıkın ısrarıyla Demirtaş imzalı MYK kararı imzalandı. Şunu demek istiyorum; insan bir yanlış yapar, bir hata yapar, der ki: “Biz mahcup olduk, bir sürü insanın katline vesile olduk, amacımız bu değildi. İnsanlar öldü, etraf yandı, yıkıldı, böyle olmasını istememiştik.” der. Bununla önce siyasi olarak yüzleşir, sonra mahkemenin kararını tartışır veya tartışmaz. Ama siz hiç mahcup olmadan var olan bir kararı yok diye söylerseniz bırakın tehdit diliyle “Sizi yargılarız.” demeyi, ben buradan diyorum: Bu millet de bu devlet de bu yargı da bunun hakkını savunacaktır Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

41.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İma değil direkt söyledim. Çözüm sürecine dönük şu anda bir unutturma çabası var, bir dönemi mahkûm ettirme çabası var ve iktidarın taraf olduğu bir süreçten söz ediyoruz. Biz her zaman şunu dedik: Çözüm sürecini her zaman savunduk. Kürt meselesinin, Türkiye’nin demokratikleşmesi meselesinin diyalogla, müzakereyle çözümünü dün nasıl savunduysak bugün de savunuyoruz ve arkasında duruyoruz. Bu ülkenin, Türkiye’nin, hepimizin buna ihtiyacı var. Ama çözüm sürecinde rol alan Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken, Selahattin Demirtaş’ın o dönemki görüşmelerdeki rollerini, fiillerini, çalışmalarını kriminalize edip cezaevinde tutmak her şeyden önce siyasi etikle bağdaşmaz.

Biz birlikte yürüttük ve biz bundan hicap duymuyoruz, bundan rahatsızlık duymuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İktidarda hangi parti olursa olsun eğer bu kadar yıllık bir kan akma, bir savaş, bir çözümsüzlük meselesini çözmek gündeme gelirse yine var olacağız ve şunun farkındayız: O dönem mahkûm edilmek isteniyor, bütün aktörler hedefe konulmuş durumda ama Türkiye yurttaşlarına şunu söylüyorum: Onlar, HDP’li aktörleri hedefe koydular ama kendileri hiçbir şekilde bu meselede taraf değillermiş gibi bir pozisyon alıyorlar. Bu suç değil, çekinecek bir şey yok, bu ülke için çok önemli şeyler yapıldı.

Diğer meselede, Kobani protestoları meselesinde biz, yaptığımız hiçbir şeyin aksini söylemeyiz. Biz dedik ki: “Resmî MYK kararı yok.” yok yani “Bir ‘tweet’ var.” dedik yine aynısını söylüyorum, atılan bir “tweet” var. Şimdi, bunun örgütle bağlantılandırılma çabası gerçekten nafile çünkü öyle bir bağlantı olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Son sözünüzü alayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şunu hatırlatıyorum notlardan: 6 Ekimde “tweet” atılmış, 7 Ekimde Muş Varto’da Hakan Buksur’un polis kurşunuyla öldürülmesine kadar tek bir şiddet fiili yok. Aslında “6-7-8 Ekim” değil “7-8 Ekim olayları, protestoları” dememiz lazım. Ve ne zaman olmuş? Antep’te Cumhurbaşkanı’nın “Kobani düştü düşecek.” demesinden sonra halkın, meselenin ciddiyetini, Kobani’nin düşebileceği ihtimalini düşünerek protestolara katılma, provokatörlerin, paramiliter güçlerin, polis kurşunlarıyla ölenlerin sayısını her gün yanlış söylüyorlar. 43 kişi öldü ve bunların 33’ü HDP’liydi, ilk öldürülen HDP’lilerdi. İlk, evleri, dükkânları yağmalanan HDP’lilerdi. Biz, bir yanlış yaparsak bundan dolayı halkımıza öz eleştiri veririz ama siyasetteki yanlışların -hangi parti olursa olsun- tartışma yeri burasıdır ve sandıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN – Son cümlenizi alayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siyasetçiler hesabı sandıkta verirler. Kendileri gibi, siyasi rakiplerini, partileri yargı eliyle yargılatmak, insan öldürme teşebbüsünde bulunduğunu söylemek, 302’den davalar açtırmak değildir. Bu siyasi etik değildir. Biz yanlış yaptıysak halk bize cezamızı sandıkta verir, onlar da yanlış yaparsa onu verirler. Kendisini bu konuda gerçekten objektif bir bakış açısına davet etmek isterim.

BAŞKAN – Anlaşıldı, sağ olun.

Evet, Sayın Turan, buyurun.

42.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, uzamaması için çok dikkatli konuşmaya çalışacağım.

Bakınız, konuşmacı madem bu kadar tarafsız bakacak meseleye, o yüzden söyleyeceğim. Görüşmesinde, konuşmasında, Cumhurbaşkanının “Kobani düştü düşecek.” dediğini iddia ediyor.

OYA ERSOY (İstanbul) – Demedi mi?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Öyle dedi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Efendim...

BAŞKAN – Lütfen, Genel Kurula hitap edelim Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gözünüzü kaparsanız kendinize gece yaparsınız değerli arkadaşlar.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Demedi mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O görüşmenin başı var, sonu var. “PKK’ya Kobani’de malum ülkeler silah veriyor, vermesin.” diye görüşme yapıyorlar. O görüşme içerisinde karşı tarafın bu konuda uyarılması için “Kobani düştü düşecek; vermeyin silah.” meselesi var. O, Cumhurbaşkanının ifadesi değil, karşının ifadesi. Dolayısıyla bu konuları eğer gerçekten aynaya bakarak sakin değerlendirecekseniz çok şey söylenebilir.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – “Silah vermeyin, düşsün.” mü demek istediniz yani?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Hikâyeyi boşverin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kaldı ki bugün kendi eski grup başkan vekillerinin HDP’ye yönelik eleştirilerini çok kıymetli buluyorum. “Türkiye’de…” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Turan, lütfen toparlayalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, Sayın Başkan, “Aynı tas, aynı hamam” devam etsinler. İçeriden yapılan uyarıları “Demokratik bir parti olun, Kandil’in kuklası olmayın, Apo’nun buradaki sözcüsü olmayın.” tarzı iddiaları gülerek karşılıyorlar; devam etsinler o zaman. Biz de neyin ne olduğunu bilelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Söylemeyecektim; madem kah, kah, kah güldüler, söyleyeyim o zaman. Bakınız, güya “HDP’nin MYK kararı yok.” diyorlar ya, şu an hâlâ HDP’nin resmî Twitter hesabı olarak kullanılan adresten yapılan çağrı var. Biz noter miyiz MYK kararının imzasını inceleyeceğiz. Resmî Twitter hesabından aynen söyleniyor: “Şu anda toplantı hâlinde olan HDP MYK’den çağrı.” Resmî hesabınız devam ediyor bugün hâlâ. “Halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek olmaya çağırıyoruz.” diyor.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ne var bunda?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunu yaptıktan sonra “Ne var?” diyene söylüyorum: Yazıklar olsun size! 50 kişi öldü, 700 kişi yaralandı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Turan, lütfen Genel Kurula hitap edin, karşılıklı konuşmayalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Demokratik hakkımızı kullanıyoruz.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – 15 Temmuzda kim çağırdı sokağa?

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Millet çağırdı, millet!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan “Bu çağrı, resmî çağrı değil.” demişti. Resmî çağrı olduğunu söyleyince de “Ne var bunda?” dedi. Evet, ne var bunda biliyor musunuz Sayın Başkan? Bu olduğunda 35 ilde sokağa çıkan insanlar var, 130’dan fazla yerleşim yerinde yangınlar, yanmalar var, 50’den fazla ölen, 800’e yakın da yaralanan var. Daha ne olması lazım? Ne yapmanız lazım? Siz başlayan süreçte sokakları bölerek, hendekler kazarak güya özerklikle ilgili başlayan bir süreç olacak, özerklik olmayınca da bu tarz eylemlerle başka bir Türkiye yapmaya çalışacaksınız. Bu millet buna izin vermedi, vermeyecek; Meclis de izin vermedi, vermeyecek. Ama iddiam odur ki, ümidim odur ki size hâlâ iyi niyetle oy veren, hâlâ sizin yanınızda iyi niyetle duran -bir grubun, kesimin desteğini alır mıyız diye- insanların, “Parti gibi davranın, terör örgütüyle mesafe koyun.” demelerini kıymetli buluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Turan, son kez açıyoruz mikrofonunuzu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz kahkaha atsanız da o tarz “tweet”lerin, yani içinizden HDP’ye “Gittiğiniz yol, yol değil. Kandil var, Apo var, size ne gerek var zaten.” demelerini kıymetli buluyorum. Ağlanacak hâlinize gülüyorsunuz, ağlanacak bir hâliniz var. Şu an hâl⠓Demokrasinin yanında yer alın.” diyenleriniz varsa bunu kıymetli buluyorum diyorum. Bu, kötü bir şey değil. Hiç gülecek bir iş yok. (HDP sıralarından gürültüler) Ama siz demokrasinin yanında yer almak varken illa Kandil’in yolunda, HDP’nin yapacağı demokrasideki işler yanında Kandil’in temsilcisi olma yolunda ilerleyecekseniz kapı orada, meydan orada, eyvallah! O yüzden diyorum ki…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ya, Allah aşkınıza ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O yüzden diyorum ki içinizdeki kıymetli yaklaşımlara takdiri bile kahkahayla karşılıyorsunuz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Siz “Az önceki vekilinizin konuşmasını sahiplendik, takdir ettik.” diye…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu aslında ne olduğunu, sürecin nasıl gittiğini gösteriyor. Keşke daha fazla HDP tabanından, vekillerinden insanlar “Demokrasi inşasında bize düşen ne var?” diyebilse.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Size mi kaldı içimizdeki o tavrı takdir etmek!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çözüm süreci o imkânı verdi. Bu millet…

Son dakika Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Son sözünüzü alıyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu millet sizin dağda silah çekip de şehirde saz çalmanıza bile kredi vererek, idare ederek, yardımcı olarak acaba bu parti…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Biz saz çalıyoruz, siz ne çalıyorsunuz acaba Sayın Turan!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …demokratik rejimde yer alır mı diye sabretti. Neler yaptınız? Çukur eylemleri, 6-8 Ekim olayları, daha onlarca, yüzlerce eylemde bırakın ülkenin yanında yer almayı hep karşımızda yer aldınız. Daha dün Azerbaycan’da Ermenistan saldırıyor, bütün partiler İYİ PARTİ’si, MHP’si, CHP’si bir araya geliyor “Yapanı kınıyoruz.” diyor, buna “Evet.” diyemediniz. O yüzden diyorum ki karar vereceksiniz, ya Türkiye’de farklı görüşlere rağmen, farklı anlayışlara rağmen bu sistem içerisinde demokrasinin inşasına omuz vereceksiniz ya da bırakın -tabiri caizse- bu işleri de gidip Kandil’in alkışlamasını yapmaya devam edeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Siz kim demokrasi kim ya! Siz kim demokrasi kim!

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

Arkadaşlar, bundan sonraki turları kürsüden yapacağız, sataşma nedeniyle yerinizden söz vermeyeceğim arkadaşlar bilin.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekilleri karşılıklı konuşacak mı? Böyle bir Meclis olur mu?

BAŞKAN - Buyurun.

43.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Turan geçen hafta biz bu konuları konuşurken burada olmadığı için ve büyük ihtimalle de takip etmediği için detaylarına çok vâkıf değil, öyle anlıyorum. Çünkü eğer o konuşmaları izlemiş olsaydı şimdi söylemiş olduğu bazı şeyleri söylemezdi en azından. Yani olsun, biz yine konuşmaya devam edeceğiz bu konuyu çünkü bu konu çok önemli.

Bakın, bizim konuşmacımız dedi ki: “O dönemde çözüm süreci ve görüşmeler devam ettiği için, biz o dönemin üzerine hassasiyetle titrediğimiz için attığımız her adımı özenle seçiyorduk.” Bunu anlattı size ama siz de bunu anlamıyorsunuz.

Şimdi, bakın, ben geçen hafta burada anlattım hem kürsüde hem oturduğum yerde. Öyle değil o işler Sayın Turan, öyle değil!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Şimdi, bize söylüyorsunuz. Ayın 9’unda, sabah alelacele İmralı’dan bir mesajı -el yazısıyla yazılmış bir mesajı- kim getirdi bize okuyalım da provokasyonlar sona ersin diye? Kim getirdi? Siz getirdiniz, sizin iktidarınız getirdi. Nereden getirdiğinizi de söylüyorum bakın, ayın 9’unda sabah İmralı’dan getirdiniz, özel, koşa koşa. Ve Selahattin Demirtaş Diyarbakır’da çıktı, o el yazısıyla gelmiş olan mesajı okudu daha fazla olaylar devam etmesin diye. Şimdi ona da geleceğim. Bakın biz hiçbir şeyden kaçınmadık, ben kendim ifade verdim ya, o zaman MYK üyesiyim, Eş Genel Başkan Yardımcısıyım, kendim ifade verdim. Evet, o “tweet”i biz Genel Merkez hesabından attık doğrudur ama resmî bir MYK kararı yok deniyor. Bu başka bir şey, hukuki bir şey ile politik olanı birbirine karıştırmayın. İki şeyi söylüyoruz, siz birbirine karıştırıyorsunuz. Biz “Yok atılmadı öyle bir ‘tweet’” demiyoruz. Biz diyoruz ki: Evet, “Kobani düştü düşecek” dendikten sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, toparlayalım lütfen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben alacağımı aldım Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Anlayamadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Alacağımızı aldık diyorum. O “tweet”te olmasını söylemeniz kıymetliydi.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet, bunu her birimiz ifadelerimizde söyledik Sayın Turan. Bunda, hiçbir zaman bunu reddettiğimiz bir şey yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yani “Sokağa davet ettik ama resmî değil!”

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bakın geçen hafta ben burada şunu da anlattım bu kürsüden -arkadaşlarınız size bunları söylemiyorlar mı anlamıyorum- kırk sekiz saat boyunca, 6-8 Ekimde kırk sekiz saat boyunca o zaman sizin İçişleri Bakanınızın makamında bizim milletvekilimiz ve İdare Amirimiz Sırrı Süreyya Önder kırk sekiz saat boyunca Efkan Ala’yla birlikte olayların durdurulması için mücadele etti. Tek tek il, ilçe örgütlerimiz arandı provokatörlerin oyununa gelinmesin diye. Bunların hepsini biz anlattık buradan kürsüden. Siz önce İçişleri Bakanınıza sorun, Sayın Efkan Ala anlatsın size bunları, sadece o değil başkaları da var, başka isimleri de verdim ben burada; Mahir Ünal, Yalçın Akdoğan… Başka isimler de var, onları da vereceğiz bu konu tartışılmaya devam ettiği müddetçe.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son sözünüzü alıyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Son cümlem, bakın, biz bu konuyu tartışmaktan kaçınmıyoruz. Bu konuyu tartışalım diye defalarca araştırma önergesi verdik, araştırma komisyonu kurulsun, enine boyuna tartışılsın dedik ve tartışmaktan kaçmıyoruz. Tam tersine, tartışmak istiyoruz. Bütün detaylarıyla bu Meclisin ve kamuoyunun her şeyi bilmesini istiyoruz. Bunu tekrar söylüyorum, biz tartışmadan kaçan değiliz. Sizsiniz, üstünü örten ve tartışmadan kaçan; sizsiniz, araştırma komisyonu kurulmasın diye uğraşan çünkü neden? Sizin de söylemekten çekineceğiniz bazı şeyler var. İşte, onları biz konuşmak istiyoruz Sayın Turan.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sokağa çıkmayı Twitter’dan kabul etmişlerdir. Sokağa çıkmanın da mutlaka bir bedeli olacaktır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Neyi “Kabul etmişlerdir.” Böyle bir şey olur mu Başkanım?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu ya? 15 Temmuzda siz sokağa çağırdınız, 250 insan öldü, siz mi yargılanacaksınız?

BAŞKAN – Arkadaşlar…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz mi yargılanıyorsunuz?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bu da kayıtlara geçsin, siz mi yargılanacaksınız? Sokağa çağırmak demek insanları provokasyona çağırmak demek midir? Şiddete çağırmak demek midir?

BAŞKAN – Arkadaşlar, her iki grup da kendi zaviyesinden…

SALİH CORA (Trabzon) – Siz sokağa şiddete çağırdınız. Demokrasi için… (HDP ve AK PARTİ sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar…

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O da demokrasi içindi, o da insan hakları içindi. Kobani’de insanlar ölmesin diye sokağa çağrıldılar.

SALİH CORA (Trabzon) – Siz kaos çıkarmak için sokağa çağırdınız.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz, öldürenlerin sizinkiler olduğunu biliyorsunuz. Sizinkiler öldürdüler, sizin tuttuklarınız öldürdü.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

SALİH CORA (Trabzon) – Siz kaos çıkarmak için sokağa çağırdınız.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Niye hazmedemiyorsunuz Kobani’nin kurtuluşunu?

BAŞKAN - Arkadaşlar, Sayın Grup Başkan Vekillerim, elimden geldiğince demokrat davranmaya, hepinize meramınızı anlatmak için zaman tanımaya çalışıyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır öldürülenlerin sorumluluğu onlarda, onlar bizi suçluyor, iktidarda olan onlar. 33 HDP’li öldürülmüş, devlet onlar, İçişleri Bakanı onlar, Adalet Bakanı onlar, gelmiş başkasına yüklemeye çalışıyorlar. Var mı öyle bir şey?

BAŞKAN – Evet, her iki grup da kendi… Siz de anlatıyorsunuz, onlar da anlatıyor.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Hayır Sayın Başkan, böyle bir şey olamaz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, şu cümleyi kabul edemeyiz, diyor ki: “Sokağa çağırdılar, bunun bedeli var.” Ne demek? Demokrasi sokaktır zaten.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Meral Hanım sakin olsun meramımı bir daha söyleyeyim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz sakin olun, siz!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Diyorum ki: “Sokağa çağırmanın, eğer ardından 50 kişinin ölümüne sebep olmuşsan mutlaka bunun hesabı olur.” diyorum, söylediğim şey bu. Bunu mahkemeye davet ettiğinde eğer mahkeme “İlliyet yok.” derse kurulamaz zaten.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tamam Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekilleri, her iki taraf da…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Kayıtlara girmesi için söz istiyorum, lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Ortakmışsınız meğer ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – IŞİD’e karşı çıkmadığınız için…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bakın, geçen hafta da bunu konuştuk, tekrar söylüyorum: O günden yani 6-8 Ekimden bugüne kadar, altı yıl boyunca 1,5 dava açıldı, 1,5. O kadar insan öldü, neden yargı harekete geçmedi, neden yargı insanları öldürenleri yargının önüne çıkarmadı? 1,5 dava ya! Bir tanesi Yasin Börü davası, öbürü ne olduğu belirsiz, yarım bir davadan söz ediyoruz. Neden ama neden yargı insanları altı senedir yargının önüne çıkarmadı, dava açmadı? Dolayısıyla, sizin bu söylediğiniz doğru değil. Yargı, o günden bugüne kadar sustu, siz şimdi siyasi olarak düğmeye bastınız, siyasi operasyon yapıyorsunuz. Bunun hukukla alakası yok, biz bunu söylüyoruz özellikle.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Siyasi operasyonun sonucudur bütün bu tutuklamalar, yoksa yargı altı senedir oturmuş yan gel yat yapıyor. Biz “Yargılayın, kim öldürdüyse yargılansın, açığa çıkarılsın.” diyoruz.

BAŞKAN – Evet, Sayın Oluç, her iki tarafa da elimden geldiğince demokratik davranmaya çalışıyorum ama bunun daha uzamasından bir sonuç alamayacağız çünkü tekrara kaçıyor, aynı şeyler. Geçen hafta da konuşuldu, dediğiniz gibi, ben de buradaydım, bu hafta da konuşuyoruz, belki gelecekte yine konuşacağız. Ama bu konuşmalarımızı birbirimize saygı çerçevesinde yaparsak ve gerçeklerin ortaya çıkması konusunda da elimizden gelen gayreti gösterirsek bütün gruplar rahatlamış olur diye düşünüyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündemi ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 228 ve 229 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci ve 3’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 228 ve 229 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Muharrem Erkek, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

24 Haziran 2018 tarihinde yapılan genel seçimlerde İstanbul Milletvekili olarak seçilen Sayın Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği, maalesef yürütmenin talimatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından bir kesin hüküm okunarak düşürüldü. Cumhuriyet Halk Partisi olarak o günkü tartışmalarda çok samimiyetle, çok basit bir soru sorduk, “Bakın, daha tam anlamıyla kesin bir hüküm oluşmadı, Anayasa Mahkemesinde bireysel başvurusu var. Lütfen Anayasa Mahkemesi kararını bekleyin, Yargıtayın bu onama kararını kesin hüküm olarak okutmayın.” dedik ama dinlemediniz ve şunu sorduk: Eğer Anayasa Mahkemesi hak ihlali tespit ederse, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin dördüncü fıkrasına dayanarak ağır bir ihlal tespit ederse ne yapacaksınız? Milletvekilliğini düşürüyorsunuz ve Anayasa Mahkemesi ne dedi? “Enis Berberoğlu’nun seçme seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı gasbedilmiştir.” dedi. Evet, bu oldu. Enis Berberoğlu’nun seçilme hakkı ve siyasi faaliyette bulunma hakkı elinden alındı, başka hakları da elinden alındı ama sürem kısıtlı.

Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararını açıkladı. Lütfen herkes gerekçeli kararda 135’inci ve 140’ıncı paragrafları okusun, zaten çok kısa ve çok net. Anayasa Mahkemesi hak ihlallerini tespit ettikten sonra zaten mecburen “Yeniden yargılama yap.” diyecek. Yerindelik denetimi değil bu, kendisi yargılama yapmıyor, “Yeniden yargılama yap.” diyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Öyle olmaz. O temenni…

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Çünkü başka türlü bu ihlalin sonuçları ortadan kalkmaz ki! Milletvekilliği düşürüldü, siyasi faaliyette bulunma hakları ortadan kaldırıldı. Şimdi, Enis Berberoğlu’nun, bir milletvekilinin ihlal edilen hakları nasıl geri getirilecek? Anayasa Mahkemesi bunu söylüyor, ne diyor? “Yeniden yargılama kararı ver ve durma kararı ver.” Çünkü Enis Berberoğlu milletvekili, dokunulmazlığı var.

Bir cümle okuyacağım size gerekçeli karardan. Bakın, Anayasa’nın bağlayıcılığı, 11’inci madde -Genel Başkanımız özellikle vurguladı- hukukun üstünlüğüyle ilgilidir. Aslında bugün tartıştığımız konu da salt Enis Berberoğlu konusu değil, hukukun üstünlüğü konusu, hukuk devleti konusu, kuvvetler ayrılığı, demokrasi konusu; aslında bunu tartışıyoruz. Asıl sorun sistemde çünkü bugün Türkiye demokrasi değil, monokrasiyi yaşıyor yani bir kişinin egemenliğini.

Bakın ne diyor Anayasa Mahkemesi kararında: “Yeniden yargılama kararı ver çünkü başka türlü ihlaller ortadan kalkmaz.” Devamında ne diyor? “Mahkeme sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Bakın “yükümlüdür” diyor; evet, yükümlüdür. Yani 14. Ağır Ceza Mahkemesinin, yerel mahkemenin “Ben yeniden yargılama kararı vermiyorum.” demesi “Ben Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum.” demektir. Bizim de Anayasa Mahkemesinin birçok kararını çok sert eleştirdiğimiz dönemler oldu. Örneğin, çoklu baroyla ilgili başvurumuzu reddetti, eleştirdik. Eleştirebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz ama “Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum. Anayasa Mahkemesi kararı benim için bağlayıcı değil.” diyemezsiniz, derseniz Anayasa'yı rafa kaldırmış olursunuz. Anayasa'nın rafa kalkması ne demektir? Maalesef sayenizde Türkiye Cumhuriyeti devleti anayasal bir hukuk devleti olmaktan çıktı, şeklen Anayasalı bir devlet hâline geldi. Vatandaşların, 83 milyonun, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, yurttaşların hak ve özgürlükleri nerede güvence altına alınmıştır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erkek, toparlayalım.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – İşte, siyasi faaliyette bulunma hakkı gibi, özgürlük hakkı gibi, kişi güvenliği gibi, basın özgürlüğü gibi hak ve özgürlükler güvence altına nerede alınmıştır? Anayasa'da. Peki, siz “Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımıyorum.” derseniz bu ne demektir? Vatandaşların Anayasa'da yazılı hak ve özgürlükleri artık güvence altında değil demektir çünkü bireysel başvuruyu da kaldırırdı o zaman. Anayasa Mahkemesini de herhâlde fiilen kapatmak istiyorsunuz. Ama başından beri söylediğimiz gibi, sorun sistemde. Biz Millet İttifakı olarak niçin ısrarla “güçlendirilmiş, rasyonelleştirilmiş parlamenter sistem” diyoruz? Çünkü Türkiye bu sistemle gidemez, bu sistem revize de edilemez. Bakın, bunu çok samimiyetle, yürükten söylüyorum: Bu sistem, keyfîliği getiren, adaletsizlikleri büyüten bir sistemdir; onun için, yeni bir Anayasa ve güçlendirilmiş parlamenter sistem.

Son cümle: Siz ne yaparsanız yapın, Sayın Enis Berberoğlu, seçilmiş 27’nci Dönem İstanbul Milletvekilimizdir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 60’a göre 5 sayın milletvekilimize söz vereceğim.

Sayın Tokdemir…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Hatay Milletvekili İsmet Tokdemir’in, Hatay ili Belen ilçesinde başlayıp Arsuz ve İskenderun ilçelerine sıçrayan orman yangınının kontrol altına alındığına ve emeği geçenlere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kardeşliğin, hoşgörünün ve medeniyetlerin şehri Hatay’ımızın Belen ilçesinde başlayıp Arsuz ve İskenderun ilçelerimize sıçrayan yangın Orman Genel Müdürlüğü teşkilatı ile Hatay Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekiplerinin canla başla mücadelesiyle otuz üç saat sonra kontrol altına alınmış olup can kaybının olmaması en büyük tesellimiz olmuştur. Ancak yangınların ruhumuzda yarattığı yıkımın tarifi mümkün değildir. Ateş sadece düştüğü yeri yakmakla kalmadı, vicdanı ve kalbi olan herkesi yaktı; milletimizin ciğeri yandı. Ormanlarımızı yakan vatan hainidir, en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Yangınla mücadelede emeği geçenlere teşekkür ediyor, hemşehrilerimizin mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesini talep ediyorum.

Geçmiş olsun Hatay.

BAŞKAN – Sayın Bakırlıoğlu…

45.- Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu’nun, Meclis çatısı altında Uyar Madencilik mağdurlarına verilen sözlerin yerine getirilmesi gerektiğine ve işçilerin Ankara yürüyüşüne kolluk güçlerinin izin vermediğine ilişkin açıklaması

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, geçen yasama yılında Soma’da Soma A.Ş.’nin 2.800 işçisinin yıllardır süren mağduriyetini el birliğiyle Meclis çatısı altında gidermiştik. O gün Mecliste yaptığım konuşmada Soma’nın sorunlarının bitmediğinden bahsetmiştim, Türkiye’deki madencinin sorunlarının bitmediğinden bahsetmiştim. 782 Uyar Madencilik mağdurunun sekiz yıldır mağduriyeti devam ediyor. O gün için Uyar Madencilik mağdurlarına sözler verildi, bu Meclis çatısı altında da sözler verildi mağduriyetin giderileceğine yönelik. Ancak sorun devam etmekte ve artık bıçak kemiğe dayanmış durumda.

Madenci temsilcileri dün bir basın açıklaması yaptı ve Ermenek’teki yoldaşlarıyla eş zamanlı Ankara’ya doğru yola çıktılar ancak kolluk güçleri tarafından durduruldular. Durdurma gerekçesi: Pandemi. 15 bin madencinin Soma’da, yer altında çalışmasına engel olmayan Pandemi, işçilerin haklı ve onurlu yürüyüşlerine engel oldu. Bu Anayasa’ya aykırıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

46.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Ahilik Haftası’na ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ahilik ve Kültür Haftası’nı idrak ediyoruz. Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin, bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyoekonomik yapının adıdır. 13’üncü yüzyılda kurulan Ahiliğin temeli kusursuz mal üretimi ve müşteri memnuniyetine, usta-çırak ilişkisindeki saygı ve sevgi esasına dayanır. Ahiliğin kurulup gelişmesinin piri Ahi Evran’dır. Ahilikte yükselmek için ehliyet ve liyakat şarttır. Mesleğini iyi öğrenemeyenler dükkân açamazdı. Esnaf ve dükkân sayıları sınırlandırıldığı gibi ihtiyaca göre mal üretimi de esastı. Ahiliğin nizamnamelerine fütüvvetname adı verilirdi. Fütüvvetnamelere göre içki içme, zina, yalan, gıybet, hile gibi davranışlar meslekten atılmayı gerektirirdi.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

47.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Hatay ili Belen, İskenderun ve Arsuz ilçelerinde meydana gelen orman yangınları nedeniyle Hatay halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve faillerinin cezalandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

9-10 Ekim tarihlerinde Hatay’ın Belen, İskenderun ve Arsuz’un mahallelerinde meydana gelen yangın nedeniyle 11 Ekim tarihinde olay mahallinde bulunarak inceleme yaptık. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener’in talimatı üzerine Sayın Burak Akburak ve Burhanettin Kocamaz ile İYİ PARTİ İl Başkanımız Sayın Şefik Çirkin’den oluşan heyetimiz halkımızla buluşmuştur. Buradan milletimize ve Hatay halkına geçmiş olsun diyorum, failleri lanetliyorum. Failler mutlaka yakalanarak cezalandırılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu…

48.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, esas ayrışmanın Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki “kesin hüküm” kavramında olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

4 Haziran günü okuma sırasında esas ayrışma 84’üncü maddenin ikinci fıkrasındaki kesin hüküm kavramı idi. Bizce, bu, kesin hüküm değildi ve kesin hüküm olmadığı Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararca doğrulandı. Ağır ceza mahkemesinin kararı yanlış olmakla birlikte ağır ceza mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararını sorgulamıyor, sadece “Bana yol gösteremezsin.” diyor. Yanlıştır ama esasen ağır ceza mahkemesi de ortada kesin hüküm bulunmadığını ortaya koyuyor. Bu bakımdan, bu kararın, Anayasa Mahkemesi kararının yüce Meclisin huzuruna getirilip okunması gerekiyor.

Gerçekten Anayasa Mahkemesinin 2018 kararlarına göre, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa Mahkemesi kararları gereğince Anayasa Mahkemesinin bütün kararlarına bütün mahkemeler uymak zorundadırlar. Bu konuda herhangi bir kuşku yoktur ama bu işin özü kesinleşmeden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

49.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde halkın ve haklının adaleti için mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerine, Enis Berberoğlu’nun Türkiye Büyük Millet Meclisine derhâl geri dönmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Hak, hukuk, adalet yolculuğunda her türlü engellemelere, zorluklara ve kurumlar arası çatışmalara rağmen bizler, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde halkın ve haklının adaleti için mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.

Anayasa Mahkemesi kararına uymayan yerel mahkeme en kısa sürede yanlıştan dönmek zorundadır; aksi takdirde, hukuksal kaosu başlatanlar olarak tarihe geçerler ve telafisi mümkün olmayan zararlar verirler. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının açıklamasıyla aynı anda, aynı doğrultuda yerel mahkeme kararı vicdanları sızlatmıştır. Hukukun üstünlüğüne kimsenin zarar vermesine asla izin vermeyeceğiz. Kuvvetler ayrılığı prensipleri doğrultusunda halkın oylarıyla seçilmiş milletvekilimiz Enis Berberoğlu derhâl Türkiye Büyük Millet Meclisine geri dönmelidir.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, (2/2307) esas numaralı 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/91)

12/10/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/2307) esas sayılı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını arz ederim.

                                                                                                                            Serkan Topal

                                                                                                                                  Hatay

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak Hatay Milletvekili Serkan Topal.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Hepiniz bilirsiniz Almanya’da Potsdam Sanssouci Sarayı’na, Prusya Kralı Frederick’e değirmencinin karşı çıktığını. Neden karşı çıktığını hepimiz çok iyi biliyoruz, onu da burada hatırlatmak istiyorum çünkü “Berlin’de hâkimler var.” demişti. Tam da Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla biz de “Ankara’da hâkimler var.” derken bazı İstanbul hâkimlerinin Anayasa Mahkemesinin kararını hiçe saydığını ve hukuku ayaklar altına almaya çalıştığını hepimiz görebiliyoruz değerli arkadaşlar. Aslında devleti demokrat yapan, hukuk sistemidir ama hukuk sistemini katletmeye çalışan hâkimler er ya da geç mutlaka hesabını verirler. Bu yüzden, bu yanlıştan bir an önce dönülmeli ve Sayın Enis Berberoğlu’nun -az önce değerli milletvekili arkadaşımızın da dediği gibi- yeri Meclistir, bir an önce Mecliste olmasını diliyoruz.

Değerli arkadaşlar, elektrik dağıtım piyasasıyla ilgili konuşmamı konuşmamın sonunda yapacağım çünkü hepimizin de çok iyi bildiği, yakından takip ettiği, maalesef, Hatay’da bir yangın oldu. Bir kez daha bütün Hatay halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bakınız, şer güçler Türkiye’yle ilgili ne zaman bir atak yapsalar ilk önce Hatay’dan başlıyorlar. Peki, neden? Çünkü Hatay, Misakımillî’nin son halkası, Türkiye’nin barış ve huzur havzasıdır. Biliyorlar ki Türkiye’yi hasta etmenin yolu, Hatay’ı grip yapmaktan geçer. Biliyorlar ki Türkiye’yi kaosa sürüklemenin yolu, Hatay’da kargaşa çıkarmaktan geçer. Bakınız, Suriye savaşıyla başlayan çatışmanın ilk bombasını Hatay Reyhanlı’da gördük. İlk mülteci akınına uğrayan illerimizin başında Hatay vardı. Afrin operasyonunda yine Hatay vardı. İdlib savaşında, Zeytin Dalı Harekâtı’nda ilk provokatif olaylar yine Hatay’da oldu. Ticaret kapıları kapanan yine Hatay. Bunlar yetmezmiş gibi son bir ay içerisinde Samandağ’da başlayıp Belen’de, Arsuz’da, Karaağaç’ta devam eden olaylar, yangınlar ve özellikle yapılan her saldırıya evlerine, iş yerlerine, cadde ve sokaklarına şanlı bayrağını asarak yanıt veren Hatay halkı. Çünkü Hatay, ana vatana katılmak için on beş yıl mücadele vermiş ve bu mücadelenin sonunda Misakımillî’deki yerini almıştır.

Hatay her koşulda cumhuriyete bağlı, devleti ve ülkesi için her türlü riski göğüsleyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün kenti olmanın gururu ve bilincini her zaman taşımaktan onur duyan bir kent, bir halk Hataylı.

Değerli arkadaşlar, ormanlar bizim yeşil vatanımızdır. Bir kez daha söylüyorum: Yeşil vatanımızdır. Ormanları yakan anlayışı bir kez daha lanetle kınıyorum. Orada yanan canlar -hayvanlardan bahsediyorum- bu ülkenin değeridir. O ağaçların her bir yaprağında şehitlerimizin kokusu, her avuç toprağında şehitlerimizin kanı vardır. Buradan yangının söndürülmesinde emeği olan başta itfaiyecilerimize, Büyükşehir Belediye Başkanımıza, daire başkanlarımıza, Orman Genel Müdürlüğündeki bütün personel arkadaşlarımıza ve hatta o gece başta değerli milletvekilimiz Suzan Abla, Sayın Suzan Şahin gece oradaydı, tabii Sayın Kaşıkçı da oradaydı, diğer milletvekili arkadaşlarımız da oradaydı, Sayın Valimiz de oradaydı, herkese teşekkür ediyoruz. Bütün vatandaşlarımıza, elinden gelen…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Sayın Yayman da oradaydı.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Tabii, Sayın Yayman da oradaydı, biz gördük ama burada ifade etmek istiyorum Sayın Yayman: Bölge müdürlüğü kurulması için orada söz verilmişti, o söz ne oldu? Bir an önce orman bölge müdürlüğü kurulması gerekiyordu, o söz ne oldu, onu burada sormak istiyorum bu arada.

Tabii ben burada Hatay’ın sorunlarını defalarca, defaatle kürsüde dile getirdim, bir kez daha şunu ifade etmek istiyorum: Evet, orada olaylar oluyor, orada vatandaşlarımız mağdur oluyor ama oradaki vatandaşlarımızın mağduriyetini görmeyen bir Hükûmet var, görmeyen bir Cumhurbaşkanı var, bunu burada ifade etmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanına buradan seslenmek istiyorum: Hatay ülkemizin yükünü çekiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Topal.

SERKAN TOPAL (Devamla) – …bundan da onur duyuyor ama Hükûmet bunu görmüyor. Gelin, Hataya özel bir ödenek verin. Her 2 gençten 1’i işsiz.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Hatay’daki yardımlardan da bahset.

SERKAN TOPAL (Devamla) – İstihdamı artırıcı tedbirler alalım. İhracat durdu, tır filoları çürümeye terk edildi, çiftçinin ürettiği mal tarlada kaldı; yerel yönetimler 500 bine yakın sığınmacı nüfusuna hizmet veriyor, 500 bin Suriyeliye. Hatay Orta Doğu ülkelerine ciddi anlamda iş gücü sağlıyordu ama bütün bunlar gerçekten durdu.

Evet, bazen altyapılarda çalışmalar yapılıyor, onları takdirle karşılıyoruz, buradan da teşekkür ediyoruz. Ama sizler de çok iyi biliyorsunuz ki Hatay’da şu anda işsizlik had safhada ve birçok vatandaşımız şu anda işsiz; gelin, bunu burada çözelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, oradan laf atan arkadaşlarımız var. Evet, gelin, çıkın deyin ki Hatay’ın bütün sorunlarını birlikte, el ele çözelim, 11 milletvekili bir araya gelelim, Hatay’ın sorunlarını birlikte çözelim. Biz varız. Zaten günü geldiğinde teşekkür etmesini biliyoruz, biz teşekkür ediyoruz. Hatay’ın sorunları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Topal, milletvekili arkadaşlarınızla ayrıca görüşürsünüz, son bir selamlama yapın lütfen.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Evet, şunu da ifade etmek istiyorum Elektrik Piyasası Kanunu’ndaki değişiklik teklifimle ilgili değerli arkadaşlar. Bakın, vatandaşlarımız üç dört beş gün faturayı yatırmadığı zaman, elektrik faturasını yatırmadığı zaman hepimiz çok iyi biliyoruz elektriği kesiliyor, yüzde bilmem kaç zam yapılıyor, ondan sonra açma kapama cezası. Ya arkadaşlar, peki, Hatay’da elektrik kesildiği zaman neden dağıtım şirketine bir yaptırım uygulanmıyor? Gelin, bu kanunla bu adaletsizliği ortadan kaldıralım. Çünkü gerçekten ortada bir adaletsizlik var yani dağıtım şirketi istediği zaman elektriği kesiyor, herhangi bir yaptırımı yok ama vatandaş faturayı yatırmadığı zaman elektriği kesiliyor, üstüne de elektrik açma kapama cezası geliyor. Ondan sonra çiftçilerimizin trafo takma sökme parasını da ücretini de dağıtım şirketi alıyor. Değerli arkadaşlar, bu yüzden bu adaletsizliği ortadan kaldıralım, adaleti sağlayalım. Gelin, birlikte Hatay’a hizmet edelim bütün milletvekilleri olarak.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

50.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Covid-19 virüsüne karşı ülke genelinde mücadele veren sağlık personeline teşekkür ettiğine ve cenaze hizmetleri çalışanlarının bir defaya mahsus ek ödenek talebine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Covid-19 virüsüne karşı başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere ülkemiz genelinde büyük bir mücadele verilmektedir. Bu vesileyle sağlık personelimize göstermiş oldukları gayretlerden dolayı teşekkür ederim. Covid-19 virüsüne yakalanıp vefat eden vatandaşlarımızın defin işlemleriyle bire bir uğraşan, nakillerini ve dinî vecibe olarak yıkama işlemini yapan, kendi hayatlarını bir noktada riske atan belediye mezarlık görevlilerimizin bir kısmı Covid-19’a yakalandı ve atlattı, bir kısmı ise şu an aileleriyle birlikte karantina altındadır. Hayatlarını riske atıp vatandaşlarımızın defin görevini yapan mezarlık çalışanlarımızın özlük haklarında bir defaya mahsus bir ek ödenek talepleri vardır. Bu haktan bir defaya mahsus yararlanmaları önem arz etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

51.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, sağlık personeline yönelik şiddetin devam ettiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, sağlık personeline yönelik şiddet devam ediyor. Aslında Mecliste bu konuyu konuştuk, 2 defa da düzenleme yaptık fakat uygulamada sağlık personeline yönelik şiddet maalesef devam ediyor. Bugün de şiddet uygulaması oldu, şiddet uygulayanları kınıyorum.

Bu dönemde bu kadar fedakârca mücadele eden sağlık personeline hepimizin yardımcı olması gerekir. Şiddet uygulamak son derece motivasyonlarını azaltmakta ve morallerini bozmaktadır. Tersine, 112 personeline, filyasyon ekiplerine ve hastanede çalışan sağlık personeline destek vermemiz lazım, yüklerini azaltmamız gerekiyor. Bunları daha çok motive ederek bu olağanüstü dönemde sağlık hizmetlerinin kesintisiz yürümesini sağlamamız gerekiyor. Şiddet uygulamak hastanedeki sağlık hizmetlerinin devamlılığını azaltmaktadır.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

52.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu’yla ilgili kararını yok sayarak Anayasa suçu işlediğine ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milyonlarca İstanbullunun iradesiyle 27’nci Dönemde yüce Meclisimize seçilen Enis Berberoğlu’nun seçilme hakkı ve dokunulmazlığı Meclis Başkanlığının hukuksuz bir kararıyla gasbedilmişti. Anayasa Mahkemesi bu vahim hukuksuzluğu tescil eden kararıyla Berberoğlu’nun hak ihlalini kayda geçirmiş oldu. Hâl böyleyken İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararı tanımayan, yok sayan tutumu hukuk devletine darbedir, anayasal düzeni tanımamak demektir. Mahkeme bu kabul edilemez tavrıyla hukuki değil, keyfî karar almaktadır, Anayasa suçu işlemektedir. Hukukun üstünlüğü ve adalet bir gün hepimize lazım olacaktır. Milyonların iradesiyle seçilen Enis Berberoğlu derhâl Türkiye Büyük Millet Meclisine geri dönmelidir.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.24

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Antalya Milletvekili İbrahim Aydın ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 17 Milletvekilinin Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Antalya Milletvekili İbrahim Aydın ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 17 Milletvekilinin Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3113) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 228) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bu aşamada kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Şu kısmı bitirdikten sonra size söz vereyim.

Komisyon Raporu 228 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerinde görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Sayın Özel, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

53.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Komisyona iade edilmesi gerektiğine ve Başkanlığın tutumunun bu yönde olmaması hâlinde usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yaptığınız sunuş konuşmasından ve Komisyonu yerine çağırmanızdan, gündemin, Adalet ve Kalkınma Partisinin önerisiyle 1’inci sırasına alınmış olan, 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacağımız anlaşılıyor.

Bizim gerek Komisyon sürecinde gerek karşı oyumuzda ve gerek kamuoyuna yönelik açıklamalarımızda, bu kanun teklifinin açıkça Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin bir iddiamız var. Şöyle ki: Bütçeler kurumsal, fonksiyonel, ekonomik ve finansal şekilde sınıflandırılıyor ve bütçemiz her sene bu şekilde geliyor ve Mecliste müzakere ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hepimizin malumu olduğu üzere de 2021 yılı bütçesinin 1 Ocak tarihinden yetmiş beş gün önce Meclise gelmesi lazım, o tarih de bu cumartesi günü ve şu anda görüştüğümüz kanun teklifi, bütçemizi performans esaslı bütçeden performans esaslı program bütçe sistemine geçiriyor. Ve öyle bir iş yapılıyor ki, bütçe Meclisin hakkı yani Parlamento varsa bütçe hakkından dolayı var ama beş gün sonra gelecek bütçe -elimizde tutanakları da var, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından, Başkan Yardımcısı tarafından da- bugünkü kanun teklifinin kanunlaşacağı öngörülerek hazırlanmış. Burada, Meclise bir dayatma, yürütmenin Meclis üzerindeki bir tahakkümü ve Meclisin vereceği karardan emin olma var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Özgür Bey, bunları konuşmacınız da söyler ya.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu, birer birer her milletvekiline ve Meclisi oluşturan bütün siyasi partilere karşı yapılmış ciddi bir dayatmadır, Meclisi yok saymaktır. Bizim bu noktada Anayasa’ya aykırılık iddiamız var. Sizden talebimiz, görüşmelere geçmeden Anayasa’ya aykırı olan bu kanun teklifinin Komisyona iade edilmesi yönündedir Sayın Başkan. Bunun mümkün olmaması durumunda, bunu yapmamanız durumunda, konu hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla usul tartışması açmak isteriz.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Haydar Akar’ın, 228 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Komisyona iade edilip edilmemesi hakkında

BAŞKAN – Usul tartışması açıyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehinde…

BAŞKAN – Lehte…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte…

BAŞKAN – Aleyhte…

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Aleyhte…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Lehte…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aleyhte…

BAŞKAN – Sayın Suzan Şahin aleyhte.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tutanaklara bakarsak ben 3’üncü sıradayım Başkanım.

BAŞKAN – 2’nci lehte Abdullah Bey.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Burada söyledik Başkanım, tutanaklara bakın. Abdullah Bey’den önce söyledim Sayın Başkanım, tutanaklar esas sayılır. Tutanaklara bakın, kim önce istedi?

BAŞKAN – Sayın Tanal, ben fark ettim, arkadaşlar ellerini kaldırdılar, biz ismini söylemekte geciktik.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, burada İç Tüzük diyor ki: “Söz sırasına göre.” Söz sırasına bakarsak burada tutanaklar esas sayılır.

BAŞKAN – Doğru. Şimdi, Sayın Tanal, ben onlara da dikkat ediyorum, o hususu da çok iyi biliyorum ama arkadaşların lehte istediklerini ben gördüm, sizin bağırdığınızı da duydum, işittim. Sıralamada bir sıkıntı yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Sayın Başkanım, burada söz uçar, yazı kalır; tutanaklar esas sayılır.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sıkıntı yok sıralamada.

Şimdi, lehte ilk sözü Sayın Ramazan Can’a veriyorum.

Buyurun Sayın Can.

Süreniz üç dakika.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, öncelikle, tavrınızın lehinde olduğumu beyan etmek istiyorum. Diğer taraftan, bugün grup önerimiz kabul edildi. İç Tüzük 19’a göre Danışma Kurulu oy birliğiyle karar alamadı ve grup önerimizi burada dile getirdik. Grup önerimizde, 228 sıra sayılı kamu maliyesiyle ilgili bu Kanun Teklifi’nin gündeme alınmasını önerdik ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletvekilleri bu kanun teklifinin gündeme alınmasını kabul etti. Dolayısıyla, şu an kırmızı bülten burada, gündeme girdi. 228 sıra sayılı Kanun Teklifi’miz gündemin 1’inci maddesinde şu an. Dolayısıyla, eğer Anayasa’ya itiraz edilecek ise grup önerimize itiraz edilmeliydi. Bu, bir.

İki: Diğer taraftan, İç Tüzük 38’e göre komisyonlarda teklifler görüşülürken Anayasa’ya uygunluğu incelenir. Anayasa’ya uygun mu değil mi itirazı komisyonlarda dile getirilebilir. Komisyon Başkanı, Komisyon üyeleri buna karar verir. Oradan geçtikten sonra da eğer Anayasa’ya itiraz edilecek ise İç Tüzük 84, Anayasa’ya aykırılık önergeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kanun teklifinin Anayasa’ya aykırılık itirazı: “Bir kanun teklifinin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında teklifin belli bir maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır.” Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu teklif görüşülürken önergeyle teklifin Anayasa’ya aykırı maddelerine aykırılık önergeleri verilebilir, bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili öncelikle ele alır.

Şuraya gelmek istiyorum: Bir, kanunun sevki; iki, Türkiye Büyük Millet Meclisi ilgili komisyon; üç, Türkiye Büyük Meclisi Genel Kurulu. Bu aşamalardan geçerek kanunlaşacak. Anayasa’ya aykırılık itirazlarının denetimi, murakabesi burada. Burada biz diyoruz ki “Bu teklif Anayasa’ya uygundur.” Siz de diyorsunuz ki “ Anayasa’ya aykırıdır.” Netice itibarıyla bunun nihai kararı Türkiye Büyük Millet Meclisinde verilecek. Bununla tatmin olmayan taraf Anayasa Mahkemesine götürebilir. Anayasa Mahkemesi niye vardır? Kanunların Anayasa’ya murakabesi için vardır. Dolayısıyla, tabii ki hiç kimse bu şekilde bir öneride bulunamaz ama Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa’ya aykırı kanun çıkarabilme yetkisini haizdir. Niye? Anayasa Mahkemesi olduğu için, bilerek değil. Anayasa Mahkemesi, netice itibarıyla kanunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını yargısal denetimle ortaya koyacaktır. Bu nedenle, bizim grup önerimiz de kabul edildiği için gündemin 1’inci sırasına gelmiştir. Dolayısıyla, burada usul tartışması doğru değildir, tavrınızın lehinde olduğumu beyan ediyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’ın.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla hürmetle selamlıyorum.

Mevcut olan bu kanunda Cumhurbaşkanına yardımcı raportör alınmasına ilişkin hüküm var. Raportörün orada -Sayın Ramazan Can- görev ve yetkilerinin ne olduğu belirtilmemiş. Öncelikle raportörün görev ve yetkilerinin ne olduğunun açık ve net yazılması Anayasa’mızın 128’inci maddesinin ikinci fıkrasının amir hükmüdür. Anayasa’mızın 128’inci maddesinin ikinci fıkrası der ki: “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” Burada mevcut olan Cumhurbaşkanlığının raportörlerinin görev ve yetki tanımı yok ki kanunda. Kanunda görev ve yetki tanımının olmaması başlı başına bir Anayasa’ya aykırılık teşkil eder değerli arkadaşlar.

Gelelim, yine tartışmalar yapılırken Değerli Ağrı Milletvekilimiz dedi ki: “Efendim, bu Anayasa Mahkemesinde de raportörler vardı.” Bakın, Anayasa Mahkemesi kanununun hükümlerine baktığımız zaman, buradaki 25’inci maddenin 10’uncu fıkrasında, bunların atanmaları, aylık ve ödenekleri, emeklilik hakları, sicil dosyaları vesairesi yazıldığı gibi beş yıllık kıdem şartını arıyor. Hangi fakültelerden, hangi iş yerlerinde çalıştığını yazıyor. Yani mesela Anayasa raportörlüğüyle ilgili Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 24’üncü maddesine bakın. Size kopya vereyim. Yapmasını bilmiyorsanız kanun teklifini, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 24’üncü maddesindeki raportörlerin nitelik ve vasıfları, görev ve yetkileri neyse alın oraya yapıştırın o zaman.

Sonuç: Bu, Anayasa’ya bu anlamda aykırı, bir.

İkincisi, adalet dediğimiz olay nedir? Geciken adalet adaletsizliktir. OHAL Komisyonuyla ilgili bu sefer ayrı ayrı bakanlıklara gönderiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, vatandaşın adalete erişimini engellemeyin. Vatandaşın bir an önce… Nasıl yangın çıktığı zaman 155 gitmek zorundaysa…

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – 110.

MAHMUT TANAL (Devamla) – …nasıl kişi hastayken ambulans, 112 gitmek zorundaysa, aynen yangın çıktığı gibi, hasta olduğu gibi ambulansın hızlı gidişi, itfaiyenin hızlı gidişi gibi, bir adaletsizlik varsa o adaletsizliği o hızla ortadan kaldırmak zorundayız. Siz, mevcut olan, getirdiğiniz bu kanun teklifi… İnanın ki bu kanun teklifi olmasa var ya… Mevcut olan Anayasa’mızın 129’uncu maddesi ne diyor? “Kamu görevlilerinin savunması alınmadan disiplin cezası verilemez.” diyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 134’üncü maddesi “Savunma alınmadan disiplin cezası verilemez.” diyor. Siz ne yapmışsınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım, toparlıyorum. Kusura bakmayın.

Siz ne yapıyorsunuz? Mevcut olan bu kanunları, Anayasa’yı uygulamıyorsunuz. Sürekli bir perdeleme yaparak adaletin gerçekleşmesini erteliyorsunuz. Onun için, geciken adalet adaletsizliktir. Sizden istirham ediyorum, aslında mevcut olan bu kanun, bu Anayasa uygulansa OHAL’le ilgili tüm adaletsizlikler bitmiş olurdu. Ama ne yapıyorsunuz? Artık, bunu, adaletin tecellisini geciktirmek için âdeta yani deyim yerindeyse, diyeceğim ama “Parlamentoya da yakışmıyor bu dil, üslup.” diyeceksiniz. Yani burada, bu ayak oyunlarıyla vatandaşın adalete ulaşmasını engellemeyin, sizden istirham ediyorum. Mevcut olan bu Anayasa’yla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu bu adaletsizliği zaten ortadan kaldırıyor.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lehte ikinci söz İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Güler.

Buyurun Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; mevcut açılan usul tartışması konusunda, Başkanlığınızın vermiş olduğu kararın lehinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, biraz önce dile getirilen hususlara baktığımızda, burada İç Tüzük’ümüzün öncelikli olarak 38’inci maddesi, 52’nci maddesi ve aynı zamanda da 84’üncü maddesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Yani, Meclis Başkanlığımıza sunulan ve aynı zamanda Plan ve Bütçe Komisyonumuzda görüşülen, İç Tüzük’ümüzün 38’inci maddesi kapsamı içerisinde Anayasa’ya aykırılık hususu bu konuda değerlendirilen ve daha sonra da Komisyon görüşmeleri neticesinde rapora bağlanan ilgili Plan ve Bütçe Komisyonumuzun raporunu burada, şu anda Genel Kurulda görüşüyoruz ve yine, biraz önce Genel Kurula sunmuş olduğumuz -bizim AK PARTİ olarak- gündemdeki konuları görüşme teklifimiz vardı, o hususlarda da yine gerekli görüşmeler yapıldı ve çalışma günlerimizle beraber, bu, bizim teklifimiz de oylanarak Genel Kurul tarafından kabul edildi.

Tabii, bu süreci bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, Anayasa’mızın ilgili maddeleri kapsamı içerisinde ileri sürülen hususların, İç Tüzük’ümüzün 84’ncü maddesi kapsamı içerisinde, bir kanun teklifinin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında, teklifin belli bir maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır. Bu hususları da bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, ileri sürülen, dile getirilen bu hususların çok kabul edilebilir olmadığını ve bu hususlarda mevcut, Başkanlığınızın vermiş olduğu karar doğrultusunda, lehe olan görüşlerimizi arz ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte ikinci söz İstanbul Milletvekili Sayın İbrahim Özden Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli üyeler; bu yasa teklifi görüşülmeye başlanıldığı sırada Komisyonda, özellikle partimiz, grubumuz ve sözcüsü Sayın Bülent Kuşoğlu bu konudaki itirazları ortaya çıkardı, öne sürdü ve bizler de bunun iki açıdan Anayasa’ya aykırı olduğunu öne sürdük.

Birincisi, bu yasa önerisinde 5 ayrı Anayasa Mahkemesi kararı var ve Anayasa Mahkemesi kararına göre, gereğince düzenleme yapıldığı öne sürülüyordu, birincisi bu ve biz de Anayasa Mahkemesi kararları sonucu yapılacak olan düzenlemenin Anayasa Komisyonunun işi olduğunu, bunun bir torba kanun olduğunu, yasanın başlığına rağmen, esasen diğer konuların çok daha ağırlıkta bulunduğunu belirttik. Ama yasanın başlığına uygun düşen düzenlemenin ise bütçe sistemine ilişkin olduğunu, bütçenin gelecek hafta Meclise getirileceğini ve bu şekilde, bütçenin getirilmesi anında, birkaç gün kala bu yasanın değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gibi, bütçe hakkı devletin varlık nedeni açısından sorgulanması gereken bir durum olduğunu beyan ederek bu konuda Anayasa’ya uygunluk tartışmasının açılmasını ayrı bir gündem olarak talep ettik İç Tüzük madde 38’e göre. Fakat bu gündem gereği bir tartışma açılamadı ve maddelere geçildi. Maddelerin görüşülmesi sırasında da -Tanal’ın belirttiği üzere- özellikle baz istasyonları, Cumhurbaşkanlığı raportörleri, Olağanüstü Hal Komisyonunun önündeki dosyalar açısından çok yönlü olarak Anayasa’ya aykırılıkların var olduğunu öne sürdük. Ama bu çerçevede en önemli husus, bu yasanın başlığıyla örtüşen bütçe hakkıyla ilgili düzenlemenin, bütçe sisteminin bütçe görüşmelerine iki gün kala değiştirilmesinin mümkün olmadığı noktasında idi ve bu konuyu biz tartışamadık. Grubumuz öne sürdüğü hâlde, diğer muhalefet partileri de öne sürdüğü hâlde, İç Tüzük madde 38 gereği bunu bir gündem maddesi yaparak tartışamadık. Bu itibarla, Komisyondaki gerek genel görüşmeler çerçevesinde gerekse ilgili maddeler bağlamında yapılan tartışmalarda öne sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiaları dikkate alınmadı. Bu açıdan, Genel Kurulun, Anayasa’ya aykırılık iddialarını dikkate alarak esasen bu teklifi geri çekmesi ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Bu teklifte Anayasa’ya aykırılık iddialarımızın ciddi bulunarak… Ki görüşme yapılmadı. Bu açıdan teklif geri çekilmelidir. Esasen bu teklifin, torba yasa olması nedeniyle zaten Anayasa’ya aykırı olduğu açık olmanın ötesinde, Anayasa Mahkemesi kararları gereğince yapılan düzenleme söz konusu olduğundan, ayrıca bütçe hakkının ve Anayasa’da öngörülen bütçe düzenlemesinin özüne aykırı olduğundan geri çekilmesi ve ilgili komisyonlara gönderilmek suretiyle yeniden görüşülmesi gerekmektedir.

Arz ederim. Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Usul tartışması sonucunda görüşümde veya tutumumda bir değişiklik yoktur.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili İbrahim Aydın ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 17 Milletvekilinin Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/3113) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 228) (Devam)

BAŞKAN – Kanun teklifinin görüşmelerine başlıyoruz.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, İYİ PARTİ Grubu adına Samsun milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde görüşlerimizi ifade etmek üzere İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle bugün 13 Ekim, Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yılı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, değerli silah arkadaşlarını ve bütün millî mücadele kahramanlarını rahmetle, minnetle anıyorum.

Tabii, yine bir torba kanunla karşı karşıyayız. Torba kanunun ne kadar kötü bir kanun yapma şekli olduğunu anlatmaya çalışsak burada yirmi dakika yetmeyecektir. Zaten birçok insanın da bildiği gibi, daha önce biz de ifade ettik. O yüzden bu konulara girmeyeceğim.

Şimdi, bu kanun teklifi neler getiriyor? İlk 5 maddesi 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ilgili. Onların detaylarına bir miktar gireceğim için o kısmı şimdi geçiyorum.

6’ncı maddesinde, tıp fakültesi kurmak isteyen vakıf üniversitelerinin 200 yatak kapasiteli hastane kurmaları zorunluluğunu getiriyor. Başka şartlar da getiriliyor, başka zorunluluklar da getiriliyor. Biz de İYİ PARTİ Grubu olarak bunu olumlu karşılıyoruz ancak geçmişte açılıp bu şartları taşımayan tıp fakültelerine ilişkin bir şey söylemiyor bu kanun teklifi, onu da bir eksiklik olarak mütalaa ediyoruz.

Şimdi, kanun teklifinin 7’nci ve 8’inci maddeleri, Cumhurbaşkanlığında İdari İşler Başkanlığında “Cumhurbaşkanlığı Raportörlüğü” diye bir kariyer meslek grubu oluşturuyor. Bir defa öncelikle bu partili Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmeden önce, biliyorsunuz, Başbakanlık vardı, bu sistem değişikliğiyle birlikte Başbakanlıktaki bütün uzmanlar kurumlara gelişigüzel bir şekilde dağıtıldı, oradaki kurumsal hafıza yok edildi. Şimdi de geliyoruz diyoruz ki: Cumhurbaşkanlığında kariyer işlerini görecek kariyer bir meslek grubu oluşturalım. Komisyonda sorduk, tam sayı veremediler ancak Başbakanlık uzmanlarının sadece beşte 1’inin bugün Cumhurbaşkanlığında çalıştığını söylüyorlar, diğerlerinin başka kurumlara gelişigüzel bir şekilde dağıtıldığı ifade edildi. Tabii, bir defa bu yanlış bir şeydi.

Şimdi, tabii bir ihtiyaç var, bir kariyer meslek grubunun oluşturulması burada yanlış olmayabilir ancak bunu yaparken de çok dikkatli olmak lazım. Bir defa kanun teklifinin maddesi çok geniş bir yetki veriyor. Burada görev ve yetkiler konusunun belirlenmesi lazım.

Onun dışında, sayıyla ilgili bir sınırın kanun teklifinde olması tabii beklenmez ancak hiçbir şekilde kanun teklifinin lafzında yok ama ruhundan da bir şey anlayamıyoruz, burada çok fazla sayıda olma riski var.

Bir de normal, standart memurlar tarafından yapılacak işler vardır, kariyer meslek erbabı tarafından yapılacak işler vardır, o netliği burada göremediğimizi ifade etmek isterim.

2012 yılının başında çıkan 666 sayılı KHK’yle uzmanlıkların içini boşaltmayı bu AK PARTİ Hükûmeti başardı, onu söyleyeyim çünkü uzmanlık geleneğinin en eski olduğu bir kurumda yıllarca uzman olarak çalışmış birisi olarak söylüyorum bunu. Orada sayıları 300’ü, 500’ü bulan bir defada alınan uzman yardımcıları, uzmanlar yaşadı bu ülke. Dolayısıyla bunlar ne düz memurdu ne uzman olabildiler, hiçbir şey olamadan bu çocukları biz heba ettik. Aynı şeyin burada yapılmaması lazım. Eğer Başbakanlıktaki o kurumsal hafıza buraya taşınmış olsaydı belki bu riskle daha az karşı karşıya olacaktık ancak şu anda ciddi bir şekilde böyle bir riskin olduğunu ifade etmem gerekiyor.

Şimdi, eski alışkanlıklar... Bir şeyi değiştiriyoruz fakat alışkanlıklarını değiştirmeme huyumuz olduğu için küçük bir şey olarak burada yine aynısı var. Efendim, diyorlar ki “Hizmetine ihtiyaç bulunmayan Cumhurbaşkanlığı raportörleri başka kurumlara gönderilir.” “Niye yapıyorsunuz bunu?” dediğimizde “Bu geçmişte de vardı.” diyorlar. Ya geçmişte vardı da geçmişte böyle bir kariyer meslek yoktu. Kariyer meslek erbabını siz başka kurumlara gönderemezsiniz. Bu insanlara bir güvence vermek durumundasınız. Yani yeri geldiğinde dik durabilmeleri lazım. “Ben sizi alıyorum Tapu ve Kadastroya gönderiyorum, şu kuruma gönderiyorum.” dediğiniz zaman orada hiç kimse dik duramaz. O yüzden bu yapılan şey yanlıştır. Bu yanlışlığı biz orada ifade ettik ancak tabii bunlar dikkate alınmadı.

Şimdi, bir de şu riski görüyorum ve bunu da ifade etmek istiyorum. Cumhurbaşkanlığı kontrolsüz bir şekilde büyümektedir. Yani bu her yönüyle; personel olarak, bina olarak, efendim, düzenlemeler olarak büyümektedir. Bu yanlışlığı da burada ifade etmek istiyorum.

Bu konuyla ilgili son olarak… 666 sayılı KHK’yle yine çok doğru olmayan bir şekilde bütün uzmanlıklara eşit maaş verilmişti. Şimdi, madem onu yaptık, bugün Cumhurbaşkanlığı raportörlüğünde çok daha yüksek bir maaş öngörüyoruz, bunu da sormak gerekiyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı raportörlüğü ihdas edilmesini bir zaruret olarak olumlu karşılamakla birlikte dediğimiz bu eksiklikleri ifade etmek isterim.

9 ve 10’uncu maddelerde bu GSM operatörleriyle ilgili düzenlemeler var. Burada GSM operatörlerine kesilen cezaların silinmesi konusunu yanlış buluyoruz ve bu maddeyi desteklemiyoruz. Ayrıca bu vesileyle Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu başta olmak üzere düzenleyici ve denetleyici kurumların bugün kuruluş amaçlarına uygun şekilde, uygun tarzda ve o misyona uygun şekilde hareket etmediklerini üzülerek ifade etmem gerekiyor. Bunu BDDK’de çok görüyoruz, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunda da var, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda da var, bunların düzeltilmesi lazım.

12’nci madde, Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlemesi Hakkında Kanun’la ilgili. Onu biraz daha detaylı açıklayacağım için şimdi geçiyorum.

13’üncü maddede de geçmişte yapılan bir hatadan kısmen dönülüyor. Biliyorsunuz, 2012 yılında çıkartılan bir kanunla Büyükşehir Belediyesi Yasası’nda değişiklikler yapılmıştı ve orada köy tüzel kişiliği kaldırılmıştı. Köy tüzel kişiliğinin kaldırılması yanı sıra köyde yaşam pahalı hâle getirilmişti; işte, köye emlak vergisi konulmuştu, su parası konulmuştu, bina inşaat harcı… Çok affedersiniz, ahır yapsanız bile orada bir ruhsat almanız gerekiyordu ve bu bir masraf demekti. Bunlar geçmişte çok söylendi. Ama daha da önemlisi, köylerin elinden meralar alınmıştı. Yani hayvancılık için son derece zararlı olan bir şey daha yapılmıştı. Şimdi burada bu düzenlemeyle emlak vergisi muafiyeti getiriliyor, bina inşaat harcı muafiyeti getiriliyor ve içme ve kullanma suyu bedellerinde de indirim uygulanacak. Bunları olumlu karşılıyoruz, bunları destekliyoruz ancak yapılanları yetersiz buluyoruz. İki talebimiz var burada: Bir; köy tüzel kişiliklerini iade edin. Bu köye yeni bir isim bulundu “kırsal mahalle” diye. Böyle bir şey yok, yani bizim idari yapımızda böyle bir şey yok, bunlardan vazgeçin. Köy tüzel kişilikleri iade edilsin, köy köy gibi yaşansın ve köy meraları da çiftçilerimize, köylülerimize iade edilsin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu kanun teklifinin -tekrar biraz başa dönüyorum- 1’inci ve 5’inci maddeleri 5018 sayılı Kanun’u değiştiriyor demiştik. Burada şu yapılmaya çalışılıyor: “Program bütçe sistemine geçeceğiz.” deniliyor. Onuncu Kalkınma Planı’nda -onun teknik koordinasyonunu yürütmüş bir eski teknisyen olarak- On Birinci Kalkınma Planı’nda orta vadeli programlarında bu bir ihtiyaç olarak söylendi, evet. İhtiyaç neydi? Hükûmet bir yandan bir politika seti öngörüyor, örneğin “Ekonomide verimliliği arttıracağım.” diyor ama diğer taraftan bütçe yapılıyor, bu politika setiyle bütçe arasındaki ilişki kopuk olduğu için, birbirleriyle konuşmadığı için yani hükûmetin çok önemsediği konularda bile bir parasallaştırma yapılamama durumu var. Yapılmış olup olmadığını da tam göremiyorduk. Bu bir ihtiyaçtır, bir değişiklik yapılması gerekiyordu. Burada bu değişikliğin yapılış tarzına ilişkin ciddi itirazımız var, onu ifade etmek istiyorum. Şimdi yapılmaya çalışılan şey, burada yapılan kurgu iddia edildiği gibi program bütçe sistemine geçişi öngörmüyor, tam tersine bütçenin mevcut kod yapısını da bozacak düzenlemeler getiriliyor burada.

Şimdi, tabii, buraya gelmeden önce azıcık bütçe sisteminin çok kısa bir tarihine bakmak lazım. Türkiye’de 1973 yılında aslında bugün konuştuğumuz program bütçe sistemine geçildi fakat hiçbir zaman… Tabii Türkiye'nin hastalığıdır, geçmişte de vardı, bugün daha fazla var bu hastalık, sistem diye bir şeyleri değiştiriyoruz fakat alışkanlıklarımızı değiştirmiyoruz. 73’te geçildi, kaldırıldığı 2004 yılına kadar otuz bir yılda program bütçe sistemi aslında hiç uygulanmadı Türkiye’de. Sonra analitik bütçe sistemine geçildi, bugün buradan da “Tekrar program bütçe sistemine geçeceğiz.” deniliyor. Gayreti olumlu görüyoruz fakat yapılacak olan düzenleme, buradaki kurgu kesinlikle bir program bütçe sistemi değildir. Bu yönüyle de temel olarak buraya itiraz ediyoruz.

Uluslararası standartta bir analitik bütçe sistemi var. Analitik bütçe sistemi aslında bir sistem de değil. Yani bu konu çok teknik ama vaktimi burayla harcamak istemiyorum, biraz maliye politikasına yoğunlaşacağım. O yüzden, çok detaya girmeyeceğim, muhalefet şerhimizde bunları detaylı bir şekilde ifade ettik. Ama yine de analitik bütçe sisteminin, özellikle fonksiyonel sınıflandırılmasının kaldırılması çok ciddi bir zafiyet oluşturacak sistemde. Bir defa GFS kurallarına uygun ve uluslararası bir standarttır fonksiyonel sınıflandırma. Bunu kaldırdığınız zaman hem geçmişle bağlantı kopacak hem de bugün görebildiğimiz yani program bütçe sistemi bazında olmasa bile bugün görebildiğimiz bir kısım, izleyebildiğimiz bir kısım harcamaları artık izleyemeyecek hâle geleceğiz. O yüzden, fonksiyonel sınıflandırmanın kaldırılmasını son derece yanlış olarak görüyoruz. Dolayısıyla, program bütçe sisteminin de fonksiyonel sınıflandırmayı ikame edecek bir şey olarak görülmesi de temel olarak çok hatalı bir şeydir, bu yanlıştan dönülmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Tabii, bu düzenleme kabul edilirse, on altı yıllık bir emek vardı, belli bir noktaya getirilmiş bir şey vardı, o heba olacak, onu söylemem lazım. Bütün ödenekleri anlamsız bir şekilde dağıtılacak burada öngörülen şeyle yani “Bütün bütçe ödeneklerini bütün programlara dağıtacağım.” diyor. Hâlbuki bizim program bütçe sisteminden kastettiğimiz bu değil. Yani biz teknisyenler -bu işte 2000 yılının başından itibaren çalışan birisi olarak söylüyorum- hiçbir zaman bunu murat etmedik. Yani burada az sayıda program olsun ve bu programlara biz bu ödenekleri tahsis edelim, odak kaybı olmasın. Yani diyelim ki Onuncu Kalkınma Planı’nda 25 tane öncelikli dönüşüm programı set edilmişti, 25 değil de belki 30 tane olur, 50 tane olur, 60 tane olur ama bunu geçmez, buralara gerçekten ne kadar ödenek veriliyor, bunların görünmesi lazım. Yoksa, elimizdeki mevcut bütün personelin, bütün mal ve hizmetlerin, şu kullandığımız bütün kâğıtların bile “Birazını o programa yaz, birazını bu programa yaz.” şeklinde bir anlayış yapılacak burada ve ödeneğin tamamını programlara dağıtma gibi bir yanlışa gidilecek. Bu olağanüstü bir iş yükü çıkaracak kurumlara, kurumlar bunu asla düzgün bir şekilde yapamayacak. Şu Meclis çalışmasını düşünün, buraya mutlaka bir program uydurmak zorundasınız Meclis için, en az iki üç tane program uyduracaksınız ve yaptığımız bütün harcamaların -kullanılan suları bile- bir kısmını o programa, bir kısmını bu programa yazacaksınız. Ne yapmış oluyoruz? Hiçbir şey. Hâlbuki arzu edilen husus bu değil, bu yanlıştan dönülmesi lazım. Bugüne kadar biz Plan ve Bütçe Komisyonunda döndürmeyi başaramadık. İnşallah Genel Kurul bunu başarır diye düşünüyorum.

Burada çok söylenecek şey var ancak çok fazla zaman kaybı olmasın diye bunları da geçmek istiyorum.

Ya, hiç olmazsa böyle bir şey yapıyorsanız bir pilot uygulama yapılır. Bir pilot bile yok ve on gün kala -az önce ifade edildi, on gün bile kalmadı- birkaç gün kala kanun çıktığında bir sistemi değiştireceksiniz ve birkaç gün içerisinde kurumlara da alın bu sisteme göre iş yapın diyeceğiz. Ha, bu şöyle yapıldıysa, birtakım çağrılar önceden yapıldı, o zaman bu da Meclise saygısızlıktır. Mecliste kanun çıkmadan bütün kurumları bu kanun çıkacakmış gibi çalıştırmak Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılmış en büyük saygısızlıktır. Bunu mutlaka kim olursa olsun buradan kınamak durumundadır.

Peki, böyle bir şey yapıyorsunuz, bu bir izleme gerektirecek. Efendim, merkezi bir birim tarafından bunun izlenmesi lazım, değerlendirilmesi lazım, buna ilişkin bir görevlendirme yapılması lazım. Böyle bir şey de yapılmamış. Cumhurbaşkanlığının bünyesinde bir görevlendirme madem yapacaksınız -yani yapılmasın ama- o zaman böyle bir izleme ve değerlendirme biriminin oluşturulması lazım.

Burada çok kısa olarak orta vadeli program takvimiyle ilgili… Tabii, orta vadeli programa şimdi Sayın Maliye Bakanı “yeni” diyor. Buna hadi ilk yıl 2018’de “yeni” dedin, 2019’da bir daha “yeni” dedin, 2020’de bir daha “yeni” dedin. Yani “yeni yeni” deyince bir şey yeni olmuyor. On sekiz yıllık eski bir iktidarla nasıl bu kadar yeni iş yapılacak onu da anlamak çok fazla mümkün değil. O yüzden bir defa eğer hayırlı bir iş yapılacaksa orta vadeli programın takvimini… Bakın, 29 Eylülde açıklandı orta vadeli program. Orta vadeli program kavramı nasıl tanımlanır biliyor musunuz? Bütçe sürecini başlatan doküman olarak. 29 Eylülde yayımladığınız bir orta vadeli program nasıl bütçe sürecini başlatacak? Modern ülkelerde bütçe süreçleri ta mart, nisan aylarında başlar arkadaşlar. Bizim orijinal orta vadeli program 5018’in orijinalinde de bunun mayıs ayında başlaması öngörülüyordu. Bu geçmişten beri yapılan bir yanlışlık -tabii AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılan- ama bugünün meselesi de değil, orada haksızlık etmeyelim, bir on yıldır bu yanlış yapılıyor. O zaman da çok itiraz ettik. Bu bir ekonomik program değildir. Bu, bütçe sürecini başlatan bir programdır. Bu programı daha erkene alarak yapmamız lazım ki beklenen faydayı oluşturabilelim. Bir de suni olarak orta vadeli programla, orta vadeli mali plan arasında bir ayrım vardır. Geçmişte Planlama ve Maliye Bakanlığındaki ayrımdan kaynaklanan bir şeydi. Dolayısıyla artık bu suni ayrımın da giderilmesi lazım, bu birleştirmenin yapılması gerekir. Değerli arkadaşlar, dolayısıyla bu maddeye ilişkin görüşlerimiz bu şekilde.

Şimdi, 12’nci madde merkezî yönetim bütçe açığının finansman miktarının artırılması için 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da bir değişiklik öngörüyor. Kanunun mevcut hâli şöyle: “Bütçede öngörülen açık kadar ancak net borçlanma yapılır.” deniliyor. Bu yüzde 5 oranında bakana bir yetki veriyor. Hani açık küçük bir sapma olabilir, yüzde 5 üzerinde net borçlanabilir. Eskiden Bakanlar Kuruluydu, şimdi Cumhurbaşkanına da bir yüzde 5 ilave daha veriyor. Bunlar yetmedi, şimdi Sayın Maliye Bakanı… Tabii, her ne kadar kanun teklifini milletvekilleri verse de bunun Maliye Bakanlığından geldiğini biz biliyoruz. “Bu yetmedi, gelin bunu 2 katına kadar çıkartalım.” diyorlar. Yani açık 139 milyar TL -normalde bunun kadar finansının olması lazım- kanun bunun 153 milyara kadar çıkmasını -küsuratlarını söylemiyorum- öngörürken şimdi önümüze getirilen bu kanun teklifiyle 306 milyar liraya kadar net borçlanma… Bakın, brütü çok yüksek zaten. Yani borçlanma, borç ödemenin netinde 306 milyara... O zaman hemen ilk soru şu: 139’a siz orta vadeli programda, daha doğrusu yeni yeni Yeni Ekonomi Programı’nda 239 olacak dediniz, niye 306 yetkisi alıyorsunuz? Orada samimi değil misiniz? 239’u da aşıp 306’ya kadar bir borçlanma mı olacak diye bir soru hemen akla geliyor. Bu hukuksuz bir şekilde şu anda yapılıyor. Şu anda borçlanma limitleri aşıldı. Tabii hukuksuz olacağına hiç olmazsa bunu bir kılıfa uydurmak da işin bir zarureti hâline geldi.

Değerli arkadaşlar, tabii, burası bütçe finansmanı, bütçe açığıyla ilgili bir finansman meselesini konuşuyorsak o zaman biraz kamu maliyesi yönüyle özellikle Yeni Ekonomi Programı’nı bir analiz etmemiz gerekiyor. Bu programın bir defa 2020 tahminleri hiçbir şekilde gerçekçi değil. Daha mürekkebi kurumadan hemen bu ülkenin kurumları yani Türkiye İstatistik Kurumunun, Ticaret Bakanlığının ve diğer kurumların açıkladığı veriler Yeni Ekonomi Programı’nın iki hafta içerisinde tamamen çöp olduğunu ortaya koydu. Nasıl diyeceksiniz? Bir: Bir defa kur. Bu programın, eylül sonu açıklandığına göre, ekim, kasım, aralık, üç ay için ortalama dolar kuru tahmini 7,50. Dolar kuru şu anda 7,92. Bu gerçekçi mi sizce? Daha kötüsü, bu programın 2021 yılı kur tahmini 7,68. Şu anda 7,92 yani bundan daha aşağıya gidecek diyoruz bir sene sonra. 2022, 7,88. Şu anda 2022’nin dahi üzerindeyiz. 2023 yılında 8,02. Bunu yakalamamıza yani 2023’ü yakalamamıza birkaç gün kaldı yani birkaç gün içerisinde Hazine ve Maliye Bakanını hep beraber alkışlayacağız “2023 kur hedefini bugünden tutturdunuz.” diye tebrik edeceğiz. Tabii, Sayın Bakan diyor ki: “Biz kura bakmıyoruz.” Kura bakmadığı hakikaten belli. Yani kura bakmış olsalar bu kur tahminlerini buraya koymazlardı. Bu ciddiyetten uzak bir programdır, tahmindir kur tahmini açısından.

TÜFE’ye bakıyorsunuz, dokuz aylık TÜFE 8,3. Yeni bir TÜFE geldi, hemen bir gün sonra geldi. Efendim, Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) “Yıl sonunda TÜFE 10,5 olacak.” deniliyor. Olabilir mi? Bakıyorsunuz, geçen yıl kalan üç ayda -şimdi üç ayımız var ya- ne gelmiş? 3,2 gelmiş ama bu yılın kalan üç ayı için “2” öngörülüyor sadece. Enflasyonun geçen yılın altında olması için bir neden var mı diye bakıyorsunuz, hiçbir neden yok. Tam tersine bir kur şoku var; bu, önümüzdeki aylarda enflasyona yansıyacak. Artı, işte daha evvelsi gün yaptığımız, birkaç gün önce yaptığımız, daha enflasyona yansımayan bir elektrik zammı var. Diğer zamların da beraberinde geleceğini düşünürsek bu enflasyon hedefi hiçbir şekilde gerçekçi değil.

Dış ticaret açığı açısından bakıyorsunuz. 29 Eylülde YEP açıklandı, 2 Ekimde -üç gün sonra- Ticaret Bakanlığı dış ticaret verilerini açıkladı. YEP diyor ki 2020 yılı için… Dikkat ederseniz daha 2022’ye gelemiyoruz yani 2020, hemen önümüzdeki günler. Ciddiyetten çok uzak olduğu için… “2020 yılında Türkiye’nin dış ticaret açığı 38,1 milyar TL olacak.” diyor. YEP 29’unda açıklandı, 29’unda bunu dedi. 2 Ekimde Ticaret Bakanlığı açıklama yaptı, dedi ki: “Türkiye’nin dokuz aylık dış ticaret açığı 37,9 milyar TL’dir.” Sadece 0,2 milyar TL kaldı yıl sonu hedefini yakalamaya. Yani Yeni Ekonomi Programı diyor ki: “Kalan üç ayda Türkiye hiçbir şekilde dış ticaret açığı vermeyecek, toplamı sıfır olacak.”

Şimdi o zaman sormak lazım: Bu olabilir mi? Olur, ülke çok ciddi bir kriz yaşarsa olabilir. Ben soruyorum: Acaba Hazine ve Maliye Bakanı ülkede ciddi bir kriz mi öngörüyor da bu rakamlar böyle kondu? Bu kadar ciddiyetsiz rakam konulmaması lazımdı.

Cari açıkta da aynı şey var arkadaşlar. Cari açık da birkaç gün sonra açıklandı. Dün 4,6 miyar TL cari açık geldi -bu daha vahim tabii- ocak-ağustos toplamında da 26,5 milyar TL açık var. Yeni Ekonomi Programı’nda ne deniliyor? Daha iki hafta olmadı “24,4 milyar dolar.” deniliyor. Yani şu anda Yeni Ekonomi Programı’ndaki yıl sonu cari açık hedefi 2,1 milyar dolar aşılmıştır. Bu da tutabilir mi? Tutabilir ama ne olursa tutar? Çok ciddi bir kriz yaşarsa Türkiye, evet, cari fazla verebilir çünkü ithalat yapılamaz; dolarınız yok. İhracat da kısmen yapılabilir derken bir cari fazla verebilirsiniz ama böyle bir ekonomik senaryo olmaz. Ben, hakikaten kelime bulamıyorum bu ciddiyetsizliği ifade etmek için. Dolayısıyla bu program, mürekkebi kurumadan… Maalesef, üzülüyoruz tabii, Türkiye’nin bir dokümanı. Yıllarca da bu dokümanın teknik koordinatörlüğünü yapmış bir kişi olarak söylüyorum: İnsan bu dokümanın bu kadar kötü hâle gelmesine üzülüyor.

Sayın Başkanım, ilavem olacak mı? Ona göre diğer konulara başlayacağım.

BAŞKAN – Diğer konulara girdiğimize göre konular uzadı.

ERHAN USTA (Devamla) – Peki, o zaman bir konuya değineyim, diğerlerini daha sonra konuşma imkânımız olsun, o zaman ifade edelim.

Yeni Ekonomi Programı milletin fakirleştiğinin belgesidir. “Nasıl?” diyeceksiniz. 2020 yılında, olmayacak dolar kuruna göre -çünkü dolar kuru daha fazla olsa kişi başı gelir düşecek- Sayın Bakan diyor ki: “Yıl sonunda, Türkiye’de kişi başı millî gelir ortalama olarak 8.381 dolar olacak.” Bu rakama bir bakalım geriye doğru: Bu rakam 2007 yılında yakaladığımız 9.735 doların altında, bu rakam 2006 seviyesinde bir rakamdır. 2020, 2006, on dört yıl geriye gidiyor Türkiye. O yüzden on dört yıl öncesine giden bir Türkiye var ve bu anlamda diyoruz ki: Bu program Türkiye’nin fakirleştiğinin resmidir.

Şimdi, ciddi içsel tutarsızlıkları var bu programın. Bunların detaylarına girme imkânım olmayacak ama büyümeyle cari açık arasında, büyümeyle enflasyon arasında… Az önce bir kısmını ifade ettim, hakikaten bir teknisyen olarak meseleye baktığınızda, böyle bir program milletin önüne nasıl konulur diye feryat ediyorsunuz. Tabii bunu anlamak da mümkün çünkü bu program artık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – İlave bir dakika daha alabilirsem Sayın Başkan…

BAŞKAN – O zaman, selamlıyoruz Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Tamam, bitireceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

ERHAN USTA (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Nasıl böyle olabilir diyorsunuz. Bakın, ben hep geçmişte söylüyordum -bir süredir kürsülerden uzak kaldık- kurumlar meselesini çok vurgulayan bir milletvekiliyim, teknisyen olarak da bunu söylüyorduk. Türkiye’de kurumlar bitti, kurum kalmadı Türkiye’de ve Türkiye’nin önündeki en büyük risk bu. Her şeyi düzeltebiliriz yeniden ancak bu kurumları ve kurum kültürlerini, bunları yeniden onarmak Türkiye’nin çok ciddi bir vaktini alacak. Şimdi ne yapılıyor biliyor musunuz? Orta vadeli program nasıl hazırlanıyor? Bunun metnini Sayın Bakanın birkaç danışmanı yazıyor, Maliye Bakanlığının haberi yok. Tabii onlar hesaplama kısmını çok fazla yapamadıkları için hesaplama için de Strateji ve Bütçe Başkanlığına gönderiliyor. Eğer burada bir yalanım varsa bütçe konuşmaları geldiğinde bizi ikaz etsinler, biz bunun detaylarını söyleyebiliriz. Yani, birbirinden kopuk. Metin yok ellerinde bunu hesaplarken, oradan bir hesap alınıyor, buradan bir şey. Sonra belli ki o hesaplardan müdahale ediliyor ve böyle tutarsızlıklar doğuyor.

O yüzden, ben her şeye rağmen bu kanunun milletimiz, memleketimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Bütün heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Aksu.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 228 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, Ankara’nın başkent oluşunun 97’nci yılını kutluyor, başta cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm Millî Mücadele kahramanlarımızı rahmet ve saygıyla anıyorum.

Hatay’da çıkarılan yangın nedeniyle evi barkı yanan, ağacı ve tarlası ateşe verilen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, faillerini lanetliyorum. İnanıyorum ki facianın yaraları bir an önce sarılacak, zarar ve ziyanlar telafi edilecek ve failleri mutlaka bulunacaktır.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle: “Kimin çocukları oldukları esasen meçhul olan bu şerefsizlerin kısa sürede yakalanıp yaktıkları kadar yakılmaları, dahası yaptıkları her türlü kötülük ve menfur eylemlerden dolayı hesaba çekilmeleri en acil hukuk ihtiyacıdır.”

Ayrıca, öz yurdu Karabağ’ı özgürleştirme mücadelesinde dost ve kardeş ülke Azerbaycan’ın Allah yâr ve yardımcısı olsun diyorum. Ermenistan’ın yaklaşık otuz yıldır işgal altında tuttuğu, bu süre içerisinde yüzlerce çocuk, kadın, yaşlı, sivil insanı katlettiği, 1 milyon Azerbaycan Türkü’nü yurdundan ettiği işgal ve saldırılar vahşidir, kalleşçe ve düşmancadır.

Birleşmiş Milletler kararlarına, uluslararası hukuka, insani, vicdani, ve hukuki bütün ilke ve esaslara aykırı insanlık suçudur. Geçmişte yaptığı zalimlik ve caniliğin bugün de aynısını hunhar şekilde tekrarlamak peşinde olan Ermeni zulmünü ve alçak saldırılarını lanetliyorum, şehit edilen soydaşlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize şifalar dilerken seferde olan Azerbaycan ordusuna Allah’tan zafer niyaz ediyorum. Azerbaycan Türklüğünün öz yurdu, vazgeçilmez hakkı olan Dağlık Karabağ’ın tamamıyla hak sahibiyle buluşması şarttır ve inanıyoruz ki, inşallah da yakındır.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanun teklifi esasen performans esaslı program bütçe sistemine geçilmesine ilişkin hususları düzenlemektedir. Bununla birlikte 2020 yılı için öngörülen hazine net borç kullanma tutarının arttırılması, büyükşehir belediye sınırlarında kırsal mahalleler oluşturulması ve bunlara ilişkin bazı muafiyetler getirilmesi, vakıf üniversitelerinin tıp fakültesi açabilme şartlarının değiştirilmesi, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Raportörlüğü ihdas edilmesi, ayrıca Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bazı kanun hükümlerine ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.

Bilindiği gibi On Birinci Kalkınma Planı’nda program bütçe sistemine geçileceği belirtilmiştir. Yine 29 Eylül 2020 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan orta vadeli programda 2021 yılında kamu hizmet sunumunun ve idari yapısının etkinliğini artıracak ve ihtiyaçlarını dinamik bir yapıda karşılayacak program bütçe sistemine geçilerek kamu kaynaklarının verimli kullanılmasının sağlanacağı vurgulanmıştır. 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndaysa 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin program yapısına uygun olarak hazırlanacağı ifade edilmiştir.

Hatırlanacağı üzere 2000’li yılların başından itibaren bütçeler uluslararası standartlara uygun olarak geliştirilen analitik bütçe sınıflandırmasına göre hazırlanmaya başlanmıştır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’yla birlikte de ülkemizde kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanımı; mali saydamlık ve hesap verilebilirlik ilkeleri çerçevesinde performans esaslı bütçe sistemi benimsenerek 2008 yılından itibaren genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde uygulanmaya başlanmış ve kamu mali yönetim sistemimizde önemli kazanımların elde edilmesi sağlanmıştır. Bununla birlikte Üst Politika Belgeleri’nde belirlenen amaç ve hedefler ile analitik bütçe sınıflandırmasına göre hazırlanan bütçeler arasında yeterli düzeyde ilişki kurulması ve performans bilgilerinin bütçeleme süreçlerine yeterince dâhil edilmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda program bütçe sistemine geçilerek bütçe sistemi ve bütçe sınıflandırmasının kamu kaynaklarıyla kamu hizmetleri arasında bağ kurulmasına ve harcama önceliği geliştirilmesine uygun hâle getirilmesi, bütçenin girdilerden ziyade çıktı ve sonuç odaklı bir yaklaşımla hazırlanması, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi, üretilen performans bilgisinin karar alma süreçlerini destekleyecek şekilde bütçe süreçlerine dâhil edilmesi ve bütçenin üst politika belgeleri ve politika dokümanlarıyla bütünleşik hâle getirilmesi, daha sade ve anlaşılır bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır.

Program bütçe, harcamaların program sınıflandırmasına göre tasnif edildiği, harcama önceliği geliştirme konusunda karar alıcılara gerekli bilgilerin sağlandığı ve bu bilgilerin kaynak tahsisi sürecinde sistematik olarak kullanıldığı bir bütçeleme sistemidir. Sistem harcama önceliğinin geliştirilmesine katkı sağlayacak, seçenekler konusunda karar almayı kolaylaştıracak, kaynak tahsis kararlarında performans bilgisinin kullanımıyla hizmetlerin etkinliğinin artırılması konusunda idareleri teşvik edecektir. Böylelikle üst politika belgeleri ile bütçe arasındaki hedef-amaç ilişkisi güçlenecek, kamu harcamalarında şeffaflığa ve hesap verebilirliğe katkı sağlanacak, ayrıca harcama önceliği geliştirmek suretiyle mali disiplin desteklenecektir.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin ilk 5 maddesi performans esaslı program bütçe esasına uygun olarak Kamu Malî Yönetimi Kanunu’nda yapılan düzenlemeleri içermektedir.

6’ncı maddeyle vakıf üniversitelerinin tıp fakültesi açmasına yönelik şartlarda değişiklik yapılmaktadır. Buna göre vakıf üniversitelerinin tıp fakültesi açabilmek için mülkiyeti, ruhsatı ve işletme hakkı kendilerine ait asgari 200 yataklı bir hastaneye sahip olmaları zorunlu hâle getirilmektedir. Böylece tıp eğitiminin kalitesinin de artırılmasına katkı sağlanmış olacak, vakıf üniversitelerine ait mevcut 35 tıp fakültesi ise bu düzenlemeden etkilenmeyecektir.

7 ve 8’inci maddeler, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığında Cumhurbaşkanlığı raportörlüğü ve raportör yardımcılığı ihdas edilmesini öngörmektedir. Ayrıca, kamu kurumlarındaki bazı kadrolarda bulunup 30 Eylül 2020 tarihi itibarıyla Cumhurbaşkanlığında geçici görevli olanların raportörlüğe atanabilmesi imkânı getirilmektedir. Bu düzenlemeyle ilgili personelin istisnai kadrolarda istihdamı yerine, çeşitli sınavlar ve üç yıllık yetişme dönemi sonunda mesleğe intisabı sağlanmakta, kariyer sistemle şeffaf ve objektif süreçler güçlendirilmektedir.

9 ve 10’uncu maddelerle elektronik haberleşme altyapısında yapı ruhsatı alınmasına ilişkin hususlar düzenlenmekte, Anayasa Mahkemesinin elektronik haberleşme altyapılarında yapı ruhsatı alınmasına ilişkin verdiği kararlara uyum sağlamak amaçlanmaktadır. Aynı zamanda, haberleşme altyapısının daha sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve fiiliyatta yaşanan bazı problemli alanların çözüme kavuşturulması öngörülmektedir. Ayrıca, elektronik haberleşme istasyonlarının kurulumuna mahsus kule ve direkler için kesilen idari para cezalarının da tahsilinden vazgeçilmektedir.

11’inci maddeyle Marmara ve Düzce depreminin yıkıcı etkilerinin ortadan kaldırılması amacıyla belediyelerce kullanılan kredilerden kalan borçların terkin edilmesi sağlanmaktadır. Düzenlemeyle esasen, sadece Sakarya Belediyesine ait 270 milyon Türk lirası borcun terkini öngörülmektedir.

12’nci maddeyle 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a geçici bir madde eklenerek 2020 yılı için net borçlanma limiti artırılmaktadır. Bilindiği gibi, hâlen mezkûr kanunun 5’inci maddesine göre Bakan ve Cumhurbaşkanına borçlanma limitini yüzde 5 oranında artırma yetkisi verilmiştir. Teklifle ise salgın hastalık, terörle mücadele, iç ve dış gelişmelere bağlı oluşan beklenmedik gider artışı ve gelir azalışı nedeniyle 2020 yılı için Bakan ve Cumhurbaşkanı tarafından artırılan net borç kullanım tutarının 2 katı olarak uygulanması hükme bağlanmaktadır.

13’üncü madde, büyükşehir belediye sınırlarında kırsal mahalle yahut yerleşik alan bölgeleri oluşturulması ve bunlara birtakım muafiyetler tanınmasına ilişkindir. Buna göre daha önce köy ve belde belediyesiyken mahalleye dönüşen yerleşim yerlerinden büyükşehir belediyesi sınırları içinde bulunup sosyoekonomik durumu, şehir merkezine uzaklığı, belediye hizmetlerine erişilebilirliği ve yapılaşma durumu gibi etkenler dikkate alınarak ilçe belediye meclisinin kararı ve teklifi, büyükşehir belediye meclisinin kararıyla kırsal yerleşim özelliği taşıdığı belirlenen mahallenin kırsal mahalle veya kırsal yerleşik alan olarak belirlenmesi mümkün hâle gelmektedir. Ayrıca buralarda yaşayanlara çeşitli ücret, vergi ve harç muafiyetleri ve indirimleri uygulanması öngörülmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak kalkınma politikasının bir unsuru olmak üzere tarım-sanayi entegrasyonunu sağlayacak, aynı zamanda da ekonomik ve sosyal gelişimi temin edecek tarım kentleri ve merkez köyler program ve projelerinin uygulanmasını öngörüyoruz. Yapılan düzenleme bizim de kanun teklifine konu ettiğimiz hususlardan olmakla birlikte esasen 6360 sayılı Kanun’la tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüştürülen köyler ve belediyelerin bu kapsamda merkez köyler hâline getirilmesi yerinde olacaktır.

Esas olan, idarenin bütünlüğü ilkesine uygun olarak devlet tarafından sunulan tüm hizmetlerin ülkemizin her yerinde en hızlı ve kaliteli şekilde ve çağdaş standartlarda tüm vatandaşlarımızın erişebilirliğini temin etmek ve buna ilişkin yöntemleri belirlemektir.

14’üncü madde, Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca OHAL kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirler çerçevesinde kişi ve kurumlara yönelik tesis edilen idari işlemlere karşı idari başvuru yolu ve yargı yolu açılmasını öngörmektedir. Bu kapsamda ilgililerin başvuru ve başvurularının sonuçlandırılma süresine ilişkin hususlar hüküm altına alınmakta, ayrıca idarenin tespitine dair ihtilafın Cumhurbaşkanlığınca giderileceği belirtilmektedir.

15’inci madde ise AR-GE ve tasarım merkezleri ile teknoloji geliştirme bölgelerinde yürütülmesi gereken faaliyetlerin bu merkezler veya bölgeler dışında da devamına yönelik sürenin 11 Ekim 2020 tarihinden itibaren bir yıla kadar uzatılmasına imkân sağlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Covid-19 salgını nedeniyle büyük yaralar alan dünya ekonomisi gibi, Türkiye ekonomisi de bu süreçten etkilenmiştir. Henüz salgın devam etse de Hükûmetimiz ve devletimiz tarafından ekonomide çarkları döndürmeye ve vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmaya dönük etkili tedbirler alınmış, kararlar süratle uygulanmıştır. Bu kapsamda esnaf ve sanayicimiz, çiftçimiz, dar gelirlilerimiz ve muhtaçlarımız için nakit desteği, yardım, erteleme ve benzeri birçok uygulama hayata geçirilerek tüm toplum kesimleri rahatlatılmış, eş zamanlı olarak da ekonomide yeniden çarkları döndürmeye dönük kararlı adımlar atılmıştır.

Üretimin ve tedarik zincirinin kesintiye uğramaması, istihdamın korunması ve finansal sistemin sağlıklı işleyişinin sürdürülmesi için eş güdümlü politika adımları devreye konulmuştur. Böylece salgının ekonomiye etkisi en aza indirilmiş, ekonomik faaliyette yılın üçüncü çeyreğinden itibaren hızlı bir toparlanma başlamıştır. Toparlanma eğiliminin güç kazanmasına bağlı olarak ağustos ayıyla birlikte salgın dönemine özgü genişlemeci politikalar kademeli olarak terk edilmeye başlanmış ve yeni dengelenme süreci aşamasına geçilmiştir. Üretim ve ihracat artışı ile istihdam kaybının azalması gibi olumlu gelişmelerle birlikte Ekonomik Güven Endeksi’nin de yükseldiği görülmüştür. Kuşkusuz, salgının etkisinin azaltılmasına ve üretimin desteklenmesine yönelik tedbirlerle istihdam oranı artacak, daha çok işsizimiz iş sahibi olacak, ekonomideki konjonktürel sıkıntılar aşılacak ve vatandaşlarımızın refahı giderek artacaktır. Şüphesiz, bu gelişmelerin dünya ekonomisiyle birlikte Türkiye ekonomisini de etkileyen olumsuzlukların dikkate alınarak analiz ve değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir. Türkiye’nin verdiği çok cepheli mücadeleyle geçtiği zorlu süreç göz ardı edilmemeli, Covid-19’la birlikte son yıllarda kesafetini artıran iç ve dış gelişmeler ve terörle mücadelenin ekonomik ve sosyal maliyetinin de dikkate alınması zorunlu bulunmaktadır.

Unutulmamalı ki Türkiye, 15 Temmuz hain darbe girişimi ve terör saldırılarıyla birlikte ekonomik kuşatmaya da maruz kalmıştır. Küresel güçlerin öncülüğünde kur ve faiz üzerinden Türkiye ekonomisi ve siyaseti yönlendirilmek istenmiştir. Ancak zamanında alınan tedbirlerle Türkiye bu hesapları bir bir bozmuş, aynı zamanda da etkili bir salgın mücadelesi yürütmüştür.

Özellikle, güçlü ekonomiye sahip bazı ülkelerin ve uluslararası kuruluşların Covid-19’la mücadele yönetimi bakımından gösterdikleri zayıf performans, maske savaşları ve ölümler arasında tercih yapma mecburiyeti dikkate alındığında kimin güçlü ülke olduğu veya gelişmişliğin nasıl ölçülebileceği hususları da tartışmaya açılmıştır. İnsan sağlığına yapılan yatırımların öneminin ortaya çıktığı bu süreçte Türkiye, sağlık altyapısı, sosyal güvenlik sistemi, fiziki ve beşerî kapasitesi, etkili yönetim şekli, sevk ve idare yeteneği, insan merkezli medeniyet tasavvuru ve buna uygun politikalarıyla dünyada bu sürecin öne çıkan ülkelerinden biri olmuştur. Şüphesiz millet ve devlet olarak daha güçlü olabildiğimiz ölçüde önemli sorunlar karşısında dayanıklı bir toplum ve ülke olacak, krizleri dayanışma içerisinde atlatmamız daha kolay hâle gelecektir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak ekonomi politikalarının merkezine insanı koyan, eşitlik, ahlak ve adalet ilkelerini gözeten bir yönetim anlayışıyla toplumsal refahın artırılmasını öngörüyoruz. Millî birlik ve dayanışma ruhuyla ekonomide yerli ve millî diriliş sayesinde Türkiye, bölgesinde süper güç, küresel düzeyde de sözü dinlenen lider ülke seviyesine mutlaka çıkacaktır. Bu doğrultuda, geleceğin güçlü ve lider ülke Türkiyesinin mimarı Cumhur İttifakı 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine emin adımlarla yürümektedir. Türkiye’nin güçlenmesi ve bu hedeflere ulaşması kuşkusuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihsel gücüne ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin müessir vasfına bağlıdır. Türkiye’yi gelecek yüzyıllara taşıyacak ana damar Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi olacaktır.

İnanıyoruz ki görüştüğümüz ve destek verdiğimiz kanun teklifinin yasalaşmasıyla ülkemizin gelişmesine, milletimizin refah ve huzurunun artmasına katkı sağlanmış olacaktır. Bununla birlikte, vatandaşlarımızın ertelenen bazı taleplerine ekonomide sağlanacak iyileşmeye de paralel olarak mutlaka cevap verilmesini gerekli görüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi mazlumların sesi, mağdurların ümididir. Bu düşüncelerle kanun teklifinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Genel Kurulun siz değerli üyelerini Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'ni konuşuyoruz. Maalesef, bu teklifte de yine bir torba yasa tercih edilmiş ve yine birbiriyle ilgisiz kanun değişikliği teklifleri aynı anda görüşülmüştür. Bu durum, her torba yasada olduğu gibi yasama kalitesini düşüren bir Plan ve Bütçe Komisyonu sürecinin de yaşanmasına neden olmaktadır.

Hep söyledik, bir kez daha söyleyelim: Torba yasa anlayışı bir yandan ilgili yasaların yeterince tartışılmamasına yol açmaktadır, diğer yandan tartışmalı yasaların diğer yasalar arasında âdeta kaybolarak, daha az görüşülerek kabul edilmesi ihtimalini artırmaktadır. Ayrıca, müzakere anlayışına aykırı bir yapıya sahip olması yasaların öngörülebilir, anlaşılabilir ve uzlaşılabilir olmasının önüne geçmesiyle bu yöntem ve anlayışın sürdürülmesinin büyük bir hata olduğunu bir kez daha belirtiyoruz.

Bu torba yasanın içinde de yer alan bazı değişiklikler son derece önemlidir. Bu teklifle, bütçelemede fonksiyonel sınıflandırma ortadan kaldırılmaktadır. Fonksiyonel sınıflandırma bilindiği gibi, kamu faaliyetlerinin türünü göstermekte, faaliyetler ve faaliyetlere yönelik harcamaların zaman serileri boyunca izlenmesi ve uluslararası karşılaştırma imkânı elde edilmesini sağlamaktadır, şimdi bundan vazgeçilecektir.

Hatırlarsak 2003 yılında performans esaslı bütçe sistemine geçilmişti ve performans esaslı bütçe sistemi, 2008 yılından itibaren genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde uygulanmaya başlanmıştı. Mevcut performans esaslı bütçe sistemi, analitik bütçe sınıflandırmasına göre yapılandırılmaktadır. Önümüzdeki madde teklifleriyle analitik bütçe sınıflandırması usulü terk edilmekte, program bütçe yapısına geçilmek istenmektedir.

Teklif gerekçesinde mevcut kanun doğrultusunda hazırlanan bütçelerin şeffaflık ve hesap verilebilirlik açısından daha etkili kılınması öne sürülse de yapılmak istenen değişikliğin en başta bütçe hakkı, şeffaflık ve hesap verilebilirlik açısından çok sorunlu olduğu apaçık ortadadır. Bugün zaten hesap verilebilirlik, mali saydamlık ortadan kalkmıştır; şeffaflık ise yalnızca partilerin metinlerinde bir süs olarak bulunmaktadır. İktidar, israf, yolsuzluk, talan, rant, liyakatsizlik gibi istikrarlı davranış hâlini alan politikalarıyla bugün yine eskiye dönmüş ve krizden çıkışın yollarını aramaya koyulmuştur.

Dahası, 17 Ekim 2020 tarihinde Meclise sunulması gereken 2021 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin, Plan ve Bütçe Komisyonunda 6 Ekimde görüşülmesine başlanan bu madde teklifine göre hazırlandığı belirtilmiştir. Bu, vahim bir durumdur aslında. Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri 2021 yılı bütçe teklifinin Komisyonda görüşülmesine günler kala bütçe teklifinin zaten hâlihazırda görüşülen torba yasa doğrultusunda hazır edilmiş olduğunu öğrenmişlerdir. Bu durum, Adalet ve Kalkınma Partisinin torba yasa sistemiyle tahrip ettiği yasama erkine dönük bir başka usulsüzlüktür, aslında siyasi nezaketsizliktir. Özetle, bu yasama yine oldubittiye getirilen bir yasa teklifiyle karşı karşıyadır.

Teklifte birçok sıkıntılı madde vardır, ben sadece 2 tanesi üzerine kısaca değineceğim. Yarın yapacağımız tartışmalarda arkadaşlarımız daha detaylı olarak bu maddeleri değerlendirecekler.

Bütçenin ve dolayısıyla girdi ve çıktıların merkezden yönetilmesi anlayışı, bugün içerisinde bulunduğumuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yerel yönetimler adına karar verici konumda olmasına da yol açmaktadır; bu, vahim bir durumdur. “Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı” sıfatını taşıyan bir Cumhurbaşkanı, hazırladığı Cumhurbaşkanlığı Programı’yla yerel yönetimlerin bütçesi üzerinde söz sahibi olmaktadır; bu, demokratik değildir. Bir parti başkanının açıkladığı programa bütün yerel yönetimler uymak zorunda değildir. Bu anlamda, söz konusu sistemin büyük eşitsizliklere, adaletsizliklere ve suistimallere yol açacağı kesindir. Bu durumda antidemokratik ve merkeziyetçi anlayış pekişecek, önemli sorunlar yaratmaya devam edecektir. Bu iktidar otoriter merkeziyetçi bir anlayışla yerel demokrasiyi işlemez hâle getirmektedir; mutlak iktidar anlayışıyla yerel yönetimleri kendisine bağlı, biat eden organlar olarak değerlendirmektedir. Bu anlayışın yerel demokrasiyle, yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesiyle zerre kadar alakası yoktur.

Mevcut Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun halkın bütçe hakkını karşılamayan biçimde; şeffaf, hesap verilebilirliği olmayan, güven telkin etmeyen biçimde yürütüldüğü de ortadadır. Teklifle hem Meclisin yasama yetkisi hem de halkın bütçe hakkı daha da tahrip edilmektedir.

İkinci değinmek istediğim konu: Bu teklife Plan Bütçede eklenen bir maddeyle bu söylediklerimizi haklı çıkaracak bir adım atılmıştır. Hazine borçlanmasını yaklaşık 2 katına çıkaracak değişiklik teklifi âdeta bir dejavu yaşanmasına ve bütçe hakkının açık bir şekilde tahrip edilmesine neden olmuştur. 2020 yılının ilk on ayında 141 milyar Türk lirası açık veren Hazine, 241 milyar Türk lirası borçlanmıştır. Cumhurbaşkanı ve Hazine Bakanının borçlanma sınırını yüzde 5’er artırarak 154 milyar Türk lirası borçlanma yetkisi varken, söz konusu rakam bile 87 milyar Türk lirası aşılmıştır. İlgili değişiklikle iktidar yaklaşık 309 milyar Türk lirası borçlanma istemektedir. Ancak, söz konusu borçlanmanın vade ve ödeme planlarının hangi şartlarda gerçekleşeceği de bilinmemektedir. Örneğin, Hazinenin son olarak 2,5 milyar dolar borçlanması, beş yıllık bir vade ve yüzde 6,5 oranında bir faizle gerçekleşmiştir. Bugün gelişmekte olan ülkelerin yüzde 1 seviyelerinde bir faiz oranına sahip borç bulma imkânları varken söz konusu yüzde 6,5 oranı âdeta bir tefeci faizi konumunu yaratmıştır. Bu örneğe bakarak bile aslında ilgili değişikliğin getireceği faiz yükü ve borcu borçla kapatma anlayışıyla daha fazla borçlanma tercihi ve politikası iflasa gidişin açık bir göstergesidir.

Borçlanma yetkisinin 2 katına çıkarılmasıyla henüz Meclise sunulmamış olan 2021 merkezî yönetim bütçesinin 2021 için öngörülen bütçe açığının 200 milyar Türk lirasının üzerinde olacağı anlaşılmaktadır. Bu durum, iç ve dış siyasette yürütülen güvenlikçi politikalar ve savaş politikalarına bağlı olarak gerçekleşen güvenlik ve silahlanma harcamalarından, ahbap çavuş düzeninden, nepotizmden bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini ayan beyan göstermektedir. Aksi durumda, tercih edilen politikalarla borçlanma ve açık rakamları artmaya devam edecektir ve siyasi tercihlerin ekonomiyi belirlediği bir düzlemden çıkmamanın ısrarıyla Türkiye şu anda tahmin edilemez bir dibi görme riskiyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Ülkeyi daha fazla borçlanmaya ve yüksek bütçe açığı vermeye götüren süreçlerin yaşanması daha fazla kabul edilemez. Bu yanlış programları sürdürme kararlılığı daha büyük sıkıntıların yaşanmasına, ekonomik ve sosyal krizin derinleşmesine, ülkenin kaynaklarının çarçur edilmesine ve ülke halklarının mali ve siyasi bedeller ödemesine neden olacaktır.

Ekonomideki göstergeler vahimdir; bunu her gün söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz. Her yerde alarm zilleri çalıyor. Bakın, döviz kuru her gün yeni bir tarihî rekor kırıyor. Hazine ve Maliye Bakanı “Dolarla ne işiniz var?” diyor ama halkla alay ediyor aslında. “Maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz?” derken “Maaşlar dolarla alınsa zaten kimse sorun yaşamıyor olurdu.” cevabını duymak istiyor. Aradan zaman geçmeden aynı Kabineden Ticaret Bakanı “Bebek mamalarının fiyatlarının yükselmesinin nedeni kur.” diyor. İşte, olay bu.

Kur neden önemli, aslında Türkiye halkları bunu çok iyi biliyor. Ekmeğin ham maddesi buğday ithal ediliyor dolarla. Elbisenin ham maddesi pamuk ithal ediliyor dolarla. Tencerede kaynayan mercimek, nohut, fasulye ithal ediliyor dolarla. Elektronik cihazlar, teknoloji ithal ediliyor dolarla. Dolar her keseyi, her evi yakıyor aslında. Elektrik ithal ediliyor, doğal gaz ithal ediliyor, petrol ve ürünleri ithal ediliyor. Yani, kurun yükselmesi demek, hayat pahalılığı demek. Bu gerçekler Türkiye'nin, aslında 1950’lilerden bu yana herkesin bildiği, toplumun çok iyi bildiği bir gerçek ama ne yazık ki Hazine ve Maliye Bakanı bunun farkında değilmiş gibi davranıyor.

Türkiye ekonomisindeki krizin her gün derinleşmesini engellemek için Katar ve Kuveyt’e günübirlik sıcak para bulma ziyaretlerinin ekonomideki kara deliği kapatacağını düşünmeniz gerçekten büyük bir hayal. Bu yönetimle ve bu yönetim anlayışıyla bu kara deliği kapatamayacaksınız. Doları bastırmak için 120 milyar doları aslında tükettiniz, buharlaştırdınız bir tür. Ve bu ülkenin kaynaklarını heba ettiniz ama beş gün önce dolar 7,94’ü gördü, euro 9,34’le bir kez daha zirveye ulaştı. İşte, bu iniş çıkışlar aslında bu ekonomi politikalarının yanlışlarını bir kez daha gösteriyor.

Bu arada, bünyesinde kamu bankaları dâhil 20 kamu şirketini bulunduran Türkiye Varlık Fonunun net kârı da bir önceki yıla göre yüzde 48 düşüyor, Fonun finans sektörü dışı toplam borcu da geçen yıl yüzde 46 artışa uğruyor. Yani doları durduramadığınız gibi Varlık Fonunu da batırıyorsunuz.

Enflasyon verileri de içler acısı. Aslında her gün bunu da konuşuyoruz. Tüketici Fiyat Endeksi’ni TÜİK açıklıyor; hormonlu, çarpıtılmış veriler. Buna rağmen, yüzde 11,75 artıştan söz ediliyor ama TÜİK’e göre baktığımız da soğanın kilosu 1,98 lira diyor, salçanın kilosu 10,31 lira diyor. Biz de soruyoruz aslında: TÜİK Başkanı bu alışverişi nereden yapıyor? Söylerse herkesin oraya koşturacağını hepimiz biliyoruz çünkü gerçekler böyle değil. Herkes, Türkiye’de yaşayan herkes, çarşıya pazara giden herkes biliyor ki -tüketici de biliyor, o malları tezgâhlarda satanlarda biliyor ki- bugün gerçek hayat pahalılığı yüzde 30 ile 40 arasında değişiyor. Bunu evde yaşayanlara da sorarsanız, her gün filesini pazarda doldurmaya çalışanlara da sorarsanız, hatta çocuklara da sorarsanız size açıklarlar.

Peki, enflasyon ve hayat pahalılığıyla iş bitiyor mu? Yok, hayır. Bakıyoruz, işsizlik de rekor üzerine rekor kırıyor. Türkiye’de gerçekten çok ilginç bir şey yaşandı. TÜİK verilerini açıkladı ve dedi ki: “İşsizlik oranı 0,5 puanlık bir azalışla yüzde 13,4 seviyesinde gerçekleşti.” Ama aynı TÜİK dedi ki: “İstihdam edilenlerin sayısı da bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 254 bin kişi azalarak istihdam oranı 2,9 puan azaldı.” TÜİK’in açıklamasına göre hem istihdam azaldı hem işsizlik azaldı yani dünya tarihinde bu kadar aleni ve berbat bir çarpıtma gerçekten ilk defa görüldü. İşsizlik değil, istihdam düşüyor. İşsizlik tırmanıyor, gerçek bu. Bugün Türkiye’de en az 9,8 milyon insan işsiz. Geniş tanımlı işsizlik oranı en az yüzde 27’lerde dolaşıyor, gerçek bu. İnsanlar işsiz ve iş bulma umudunu da yitirmiş durumda. Ne eğitimde ne de istihdamda olanların oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre artmış ve yüzde 30’lara yaklaşmış vaziyette. Bu insanların çoğu genç ve üniversite mezunu. Siz bu ülkede gençlerin umudunu yok ederek aynı zamanda ülkenin geleceğini de yok ediyorsunuz ama iktidar kibrinizden ötürü burnunuzun ötesini göremiyorsunuz. Genç işsizliği almış başını gidiyor, her 3 gençten 1’i işsiz ve borçlu aynı zamanda. İstihdam oranının azalıp işsizliğin de azaldığı herhâlde dünyadaki tek ülke Türkiye olmuş oldu.

Şimdi, halkın borçlanması da artıyor ama aynı zamanda. Halkın borçlanma oranı korkunç bir düzeye çıkmış vaziyette. Geçen yılın ağustos ayında 409 milyar lira olan tüketici kredisi borçluluğu bu yılın ağustos ayında 657 milyar liraya çıkmış vaziyette; yüzde 60 artış var, korkutucu bir düzey. Halk borçlanıyor, esnaf kepenk kapatıyor. 1 Ocak ile 31 Ağustos arası dönemde 160 bin esnaf kepenk kapatmış vaziyette. İşte, bu iktidarın yanlış ekonomi politikalarının sonucu bu gerçekleşiyor. Son beş yılda 3,4 milyon yurttaşa icra takibi başlatılmış, halkın durumu bu.

Kamu borcunun millî gelire oranı da giderek yükseliyor, kamunun batışıyla ilgili alarm zilleri çalıyor, siz farkında değilsiniz. Merkezî yönetim borcunun millî gelire oranı 2019’da yüzde 30,8’di, 2020 Ağustosunda bu oran yüzde 40,4’e yükseldi. Şimdi, faiz lobisinin en sevdiği iktidar artık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı olmuş vaziyette. Hani sıklıkla sözünü ettiğiniz, o faiz lobisiyle mücadeleye rağmen ödeyeceğiniz faiz rakamı artıyor. Bakın, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan 2021, 2022, 2023 yıllarını kapsayan orta vadeli mali plana göre devletin faiz giderleri için üç yılda ödeyeceği toplam tutar 600 milyar Türk lirasını geçecek. 11 bakanlığın üç yıllık tavan ödeneğinden daha fazla bir tutara denk düşüyor bu. Ekonominin pik falan yaptığı yok, dibe doğru gidiyor ve çok açık bir şekilde halkımız her gün fakirleşiyor.

Şimdi, bu koşullarda on beş gün önce Hazine ve Maliye Bakanı 2021-2023 yıllarına ait “Yeni Ekonomi Programı” başlığıyla bir metni paylaştı kamuoyuyla. Açıklamanın daha “PowerPoint” sayfaları bitmeden bu ekonomik programın hedefleri tuzla buz oldu, dolar kuru tahminleri çöktü. Şimdi, bu ekonomik programa, beklentilere ve gerçekleştirilenlere baktığımızda, bir önceki Yeni Ekonomik Program ile bu Yeni Ekonomik Programı karşılaştırdığımızda gerçekten son derece sorunlu bir durumun ortada olduğunu görüyoruz. Enflasyon oranları tutmamış, revize edilmiş; kamu maliyesiyle ilgili tasarruf hedefleri tutturulamamış, revize edilmiş; merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi yurt için hasılaya oranı tutturulamamış, revize edilmiş; merkezî yönetim faiz dışı dengesinin gayrisafi millî hasılaya oranı tutturulamamış, revize edilmiş; genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı tutturulamamış, revize edilmiş; kamu kesimi borçlanma gereğinin gayrisafi millî hasılaya oranı tutturulamamış, revize edilmiş; bir önceki Yeni Ekonomik Programda genel yönetim borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı tutturulamamış, revize edilmiş; büyüme ve istihdam hedefleri tutturulamamış, revize edilmiş; cari işlemler dengesi tutturulamamış, revize edilmiş. Anlatmakla bitmez, gerçekten bitmez. Hadi Hazine ve Maliye Bakanı bu konuda yeterli bilgiye ve donanıma sahip değil diyelim, peki bürokratlar? Ya, bu nasıl bir öngörü? Öngörüsüzlüğün dik âlâsı, aslında bütün beklentiler çökmüş bir önceki Yeni Ekonomik Program’la. Şimdi açıklanan Yeni Ekonomik Program’ın öngörüleri de -on beş gün geçmiş- önemli ölçüde çökmüş vaziyette.

Esas olan ne? Esas olan 24 Hazirandan bu yana işsizlik, enflasyon, altın, kur gibi bütün verilerde ve bütün makro ekonomik dengelerde muazzam bir olumsuzluğa gidiş var yani “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” adlı ucube başladığı andan itibaren ekonomide büyük bir çöküş yaşanmış. Bakanın dediğinin aksine V tipi toparlanma değil, baş aşağı bir yere iniş söz konusudur. Bu öngörüsüzlüğü görünce liyakatsizlik ve nepotizmle yozlaştırılan kamu bürokrasisinin performans esaslı bütçeleme programını uygulaması deveye hendek atlatmakla eş değer durumda olacaktır. Yeni Ekonomi Programı’nın son açıklandığı hâliyle ve çökmüş olan verileriyle bunun çok net olarak işaretini görmek mümkündür.

İşte, aslında bu program, geçtiğimiz dönem boyunca sermaye çıkışlarını da serbest piyasa kavramlarıyla açıklamaya kalkıyor, hâlbuki öyle değil gerçek. Türkiye’deki totaliter yönetim ve mutlak iktidar anlayışı, aslında hukuki güvencenin, hukukun üstünlüğünün lağvedilmesi, kurum ve kuralların işlemez hâle getirilmesi gibi başat sebeplere dair tek cümle bile kurulmamış bu Yeni Ekonomik Program’da. Bu cümleyi siz kurmuyorsunuz ama Avrupa Birliği kuruyor, Avrupa Birliği Komisyonu her yıl açıkladığı ilerleme raporunda -ki bu sene Türkiye için açıklanmış olan program açık bir şekilde gerileme programı olarak ortaya çıktı- kuruyor ve Avrupa Birliği Komisyonu açıkladığı gerileme raporunda “Gerekli reformlar, demokrasi, temel haklar, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade ve basın özgürlüğü gibi alanlarda Türkiye sürekli geri adım atıyor.” diyor. İşte, siz bunu görmüyorsunuz, bunu anlamıyorsunuz. Ekonomideki bu gidiş, sizin aslında demokraside yarattığınız büyük bir felaketle, ortaya koymuş olduğunuz “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” adı altındaki ucubeyle, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmanızla, hukukun üstünlüğünü yok etmenizle, hukuk devletini yok etmenizle ilgilidir.

Avrupa Birliği Komisyonu bu raporunu yazmaya devam ediyor ve diyor ki: “OHAL bitti ama demokrasi ve temel haklar ciddi şekilde etkilenmeyi sürdürüyor.” Bu rapor “Tüm yetkiler tek kişide başkanlık düzeyinde toplanıyor, bunun demokrasiyle alakası yok.” diyor. Bu rapor “Demokratik seçimlerle belirlenen 47 HDP’li belediye başkanının yerine kayyum atanması, yerel seçimlerdeki demokratik süreçleri sorgular hâle getirmiştir.” diyor. “Yerel demokrasiyi ortadan kaldırmıştır.” diyor. Yani Avrupa Birliği Komisyonu, aslında hazırlamış olduğu gerileme raporunda Türkiye'nin, Türkiye’deki iktidarın Türkiye’yi ne hâle getirdiğini bir kez daha vurgulamış oluyor, işkence ve kötü muameleden söz ediyor, ifade özgürlüğü anlamındaki gerilemelerden söz ediyor.

Şimdi tekrar söyleyelim: Ekonomik göstergelerdeki, Türkiye’deki ekonomik ve sosyal krizin 2 tane ana nedeni var. Bunlardan birincisi: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesi ve Türkiye’deki bütün demokratik işleyişlerin yerle bir edilmesidir, yani kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılmasıdır, hukukun üstünlüğünün yok sayılmasıdır, yasamanın ve yargının yürütmenin tahakkümü ve baskısı altına girmiş olmasıdır. Birincisi budur, baş aşağı gidişin temel nedenleri budur. İkincisi de: İktidarını korumak için, iktidarın bekasını sağlamak için Adalet ve Kalkınma Partisinin Kürt sorununda girdiği çözümsüzlük politikası, güvenlikçi politikalar ve dışarıda savaş, çatışma ve gerginlik politikalarıyla bu süreci yürütmeye devam etmesidir.

Bu gerçekler ortadadır ve ekonomiyi bu anlayışla yönetemediğiniz de güven veremediğiniz de ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, toparlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Şimdi, bir de Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı çıkıp diyor ki: “Mümin, yoklukta sabredendir.” Tamam, yoklukta sabretmek gerekir, bu toprakların öğretilerinden biridir ama yönetenler sarayda lüks ve şatafat içinde, israf içinde yaşıyor; yönetilenler ise sabır taşına dönmüş vaziyette. Eğer sabırdan söz edeceksek biz, gelin hep birlikte sabredelim, gelin mal varlıklarınızı, zenginliklerinizi halkla paylaşın diyoruz ve hep birlikte zorlukta sabredeceksek o zaman bunun bir anlamı olur diyoruz. Eşitsizliğe, yoksulluğa karşı bu iktidar bu anlayışla çözüm üretemeyecek; çok açık bir şekilde ortadadır ve bu anlayışla da getirilmiş olan bu kanun teklifine muhalefetimizi yapacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sıra sayısı 228 olan Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde söz aldım. Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün Ankara’nın başkent olmasının 97’nci yıl dönümü. Ankara’nın başkent olması demek, Anadolu’nun yönetime katılması demek, Anadolu’nun, yüzlerce yıldır İstanbul tarafından yönetilen Anadolu’nun yönetime katılması, kendisini yönetmesi demek, yönetimi ele alması demekti; diğer taraftan, Anadolu’nun gelişmesi ve kalkınması demek. Ankara’nın başkent olması Anadolu’nun kalkınması demek. Gerçi son yıllarda yatırımların çoğu maalesef İstanbul’a ve Marmara Bölgesi’ne yapılıyor, kamu-özel iş birliği projelerini de hesaplarsak yarıdan fazlası o taraflara yapılıyor, maalesef Anadolu ihmal ediliyor, Ankara ihmal ediliyor. Böyle bir durum da var. Bu 97’nci yılı kutluyorum ama bunu da hatırlatmak hepimizin görevidir diye düşünüyorum.

Yeni yasama yılımız da hayırlı olsun. Ben yeni yasama yılımızda ilk defa kürsüye çıkıyorum, hayırlı uğurlu olmasını diliyorum yasama yılımızın. Değerli arkadaşlar, hayırlı olmasını diliyorum ama yeni yasama usulleriyle ilgili büyük sıkıntılar olduğunu biliyorum, sizler de biliyorsunuz. Bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtiğimizden beri yasa yapma tekniği tamamen bir garabet hâline geldi. Ben hafta sonu İstanbul’daydım, bir sendikanın genel kuruluna katıldım, TOLEYİS sendikasının genel kuruluna katıldım. Maalesef sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisinden, Parlamentodan, millet iradesinin tecelli etmesi gerektiği bu yerden bir beklentileri yok. Nasıl olsun? Ben de onlara anlattım, nasıl olsun? Şimdi düşünebiliyor musunuz, bir sivil toplum kuruluşunun toplantısına katılıyorsunuz, vatandaşın olduğu bir yerde toplantıya katılıyorsunuz, size sorunlarını anlatıyorlar, sıkıntılarını anlatıyorlar; o sorunları, sıkıntıları, bir milletvekili olarak sizin alıp bu tarafta, Mecliste, arkadaşlarınıza ve yürütme erkine aktarmanız lazım. Yürütme erkinin yani özellikle bakanların bizi dinleyip kanun yapılması sırasında ya da kanun yapılması değil de denetlenmesi sırasında bizim verdiğimiz notları dikkate alması lazım. Kanun yapılırken de hep beraber tartışmamız, görüşmemiz lazım ama yürütme erki, yeni Anayasa’ya göre, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine göre Meclise gelmiyor ki, bakanlar gelmiyor ki konuşalım, görüşelim, tartışalım. Yok böyle bir şey. Yani bir Parlamentodan beklenen en önemli husus yürütme erki ile yasama erkinin bir araya gelmesi, kanun yapması, yasa yapması ve yasama organının yürütme erkini denetlemesi; 2 tane fonksiyon. Bunu yapabilecek durumda değil Parlamentomuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni dönemde bunu yapabilecek durumda değil. Gerçekten bunu utanarak anlatıyorum. Bunları anlattım ben de sendikanın genel kurulunda: “Sizden aldığımız bilgileri aktaracağımız bir bakan yok Mecliste.” Bakanlar sadece bütçe yapmak için geliyorlar, bütçe sırasında; başka hiçbir şekilde Mecliste yoklar -ne denetim için ne kanun yapmak için- aktarma imkânı da yok.

Şimdi, bütün dünyada kanunlar yürütme erkinin, yönetenlerin ihtiyaç belirlemesiyle söz konusu olur. İhtiyacı onlar belirlerler, Parlamento da yasa yapar ama bizim güçler ayrılığı ilkesi varmış, nasıl bir anlayış varsa, yürütme erki Parlamentoya gelemiyor, böyle bir irtibatımız yok dolayısıyla ve yasa yapamıyoruz. Yani böyle bir yasama usulü olmaz. Geçtiğimiz iki yıl içerisinde de Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle maalesef çok çok başarısız yasalar yaptık. Gerektiği kadar anlatamadık, denetim hemen hemen hiç yapamadık. Dediğim gibi, bakanlar gelemiyorlar, geldiklerinde de sadece bütçe için geliyorlar, sadece bütçe için yılda bir kere geliyorlar, o kadar. Onun dışında yok.

Şu da var: Ha, gelseler ne olacak? Gelseler bakanlar siyasi iradeye sahipler mi? Seçimle gelmedikleri için siyasi iradeye de sahip değiller. Anayasa bu dönem şöyle diyor… Geçmişte diyordu ki Anayasa: Bakanlar başında bulundukları bakanlıkların iş ve işlemlerinden sorumludurlar, yetkilidirler yani aynı zamanda. Artık öyle bir yetkileri yok, bakanların öyle bir yetkisi yok. Yürütme erki tek bir kişiden oluşuyor, sadece Cumhurbaşkanı seçimle gelmiş, sadece seçimle gelen tek bir kişi yürütme erkinde, Cumhurbaşkanı. Bakanlar aslında genel sekreter pozisyonunda, eski müsteşarların yetkisi yok onlarda, hiçbir şekilde sorumlulukları da yok. Zaten Meclise karşı da sorumlu değiller, Türkiye Büyük Millet Meclisine de sorumlu değiller, halka karşı da sorumlulukları yok, sadece Cumhurbaşkanına sorumlular. Dolayısıyla buraya da hesap vermiyorlar. Bütçe için de güven oylaması yapmıyoruz. Böyle anormal bir sistem. Ondan sonra da gidiyoruz sivil toplum kuruluşlarına, halka, halkın derdini dinleyeceğiz, aktaracağız burada yürütme erkine, ona göre kanun yapacağız ya da yolsuzlukları soruşturacağız. Yok böyle bir ortam maalesef. Böyle bir yasama ve denetim yapan dünyada başka bir parlamento yok. Bu Parlamento gibi, bu kadar yetkisiz olan, işlevi olmayan başka bir parlamento yok arkadaşlar. Ankara ve İstanbul Büyükşehir Meclisleri şu anda halkı daha fazla cezbediyor, oraları izlemek; orada daha iyi sonuçlar alınıyor, daha realist, daha gerçekçi tartışmalar yapılıyor orada. Buradan daha iyi durumda Ankara ve İstanbul Büyükşehir ya da diğer büyükşehirlerin meclisleri. Ne kadar izleniyor biliyorsunuz, internet üzerinden yayın yapıyorlar. Bizim, yayın yapılması da yasak, buradaki bütün faaliyetler, konuşmalar neredeyse gizlenmeye çalışılıyor, komisyonlarda öyle. Yaptığımız işin de bir anlamı yok, sonucu yok. Böyle bir Parlamento ve yasama süreci olmaz.

Şimdi, bütün bunlar böyleyken değerli arkadaşlar, Meclisin açıldığı gün, 1 Ekimde bir yasa teklifi geldi değerli arkadaşlarımızdan, 19 milletvekili arkadaşımızın bir yasa teklifi geldi. Çok üzüldüm çünkü önemli bazı değişiklikler var, önemli konular içeriyor ama normalde, hani bir kriz dönemi yaşıyoruz, ekonomik kriz dönemi yaşıyoruz, Meclise gelen ilk yasa teklifinin vatandaşın sıkıntılarıyla ilgili, ekonomik krizle ilgili olması gerekir değil mi? Öyle bir şey yok. Maddeler arasında, ekonomik krizin derlenip toparlanmasına, çözüme ilişkin hiçbir şey yok; vatandaşın derdiyle, sorunuyla ilgili hiçbir şey yok; acil, birinci gün gelen teklifte hiçbir şey yok. Ama şöyle bir şey var: Tam tersi olması gerekirken, mali saydamlığın artması gerekirken, mali bilgileri, rakamları yok etmeye yönelik bir teklif getirilmiş.

Şimdi, değerli arkadaşlar 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu 2003 yılında çıktı. Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, bizim kamu mali mevzuatının anayasasıdır. Ona göre, bütün genel bütçeli kuruluşlar, özel bütçeli kuruluşlar, denetleme ve düzenleme kuruluşları, mahallî idareler, belediyeler ve sosyal güvenlik kuruluşları buna tabidir, buna tabi olarak mali mevzuatlarını uygularlar. Çok önemlidir, anayasa gibidir, bunların anayasasıdır. 1927’de çıkan bir kanun söz konusuydu, Muhasebei Umumiye Kanunu -1050 sayılı- meşhur bir kanun, 1927’de çıktı, 2003’e kadar o uygulandı. Çok önemlidir mali mevzuat. Ondan sonra, bilgisayarlı, daha modern, çağdaş bir sisteme geçtik; 5018 geldi. Onu daha tam oturtmadan, tam oturmamıştı çünkü mesela performans esaslı bütçe var, performans esaslı bütçeyle ilgili olarak Sayıştay raporlarında önemli ölçüde tenkitler var. Kamu kurumlarının yarısı uygulayamıyor performans esaslı bütçeyi; sıkıntılar var, uygulayamıyorlar. Şimdi, burada getirilen bir düzenlemeyle, efendim, biz performans esaslı program bütçeye geçiyormuşuz. Ya “performans esaslı program bütçe” nedir? Hocalara soruyorsunuz, ya biz bilemedik diye akademisyenlere soruyorsunuz, “Yok böyle bir şey.” diyorlar yani “performans esaslı program bütçe” diye bir şey yok ama bakın, burada getirilmiş. Bu tamamen uydurma bir şey yani literatürde bile olmayan bir tip bu.

Şimdi, dünyada da bütçelerle ilgili olarak farklı sınıflandırmalar vardır. Bütün dünyada bütçeler birbirine benzesin diye bir sınıflandırma var, kategorize edilmiş, “COFOG” ya da “ESA 2010” diye yeni sistemler var, bunlara göre düzenleniyor. Bakıyorsunuz “performans esaslı program bütçe” diye bir bütçe çeşidi yok. Bu, tamamen, kafaları karıştırmak için getirilmiş, adı böyle konulmuş bir şey. Ne olduğunu anlamak mümkün değil. Sonra da şöyle bir şey var değerli arkadaşlar: Şimdi, bütçe deyince bir tek rakamdan bahsetmiyoruz. Mesela Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi ne kadar? 200 milyar lira olsun. Millî Eğitim Bakanlığının genel müdürlüklerini alt alta yazarsanız kurumlar bazında 200 milyar lirayı tutması lazım bütçesinin. Kurumlar bazında, ilköğretim genel müdürlüğü, Ortaöğretim Genel Müdürlüğü, özel okullar genel müdürlüğü falan toplam 200 milyar. Bu, kurumsal bazda bir sınıflandırmadır ama kurumsal bazda Millî Eğitim Bakanlığının bütçesi size çok şey ifade etmeyebilir. Bir de bunu ekonomik bazda görmek lazım yani ekonomik bazda derken ne kadar yatırım var Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde, ne kadar cari harcama var, ne kadar transfer harcaması var, ne kadar personel harcaması var? Bunları görmek için de bir ekonomik sınıflandırma yapılır. Burada da Millî Eğitim Bakanlığının bütçesindeki ekonomik rakamları görürsünüz. Biraz önce söylediğim, yatırım, transfer ve cari harcama vesaire. Bu da onları gösterir.

Onun haricinde finansal sınıflandırma vardır, o da kaynağın ne olduğunu gösterir; oradaki harcamalar genel bütçeden mi, fonlardan mı geliyor, kendi gelirleri mi var, özel gelirleri, bunları gösterir.

Bir de çok önemlidir, fonksiyonel sınıflandırma var. Fonksiyonel sınıflandırma da kamu harcamalarının niteliğini gösterir, birbirleriyle kıyaslanmasına imkân verir, başka ülkelerle de kıyaslanmasına imkân verir. Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığının bütçesi 200 milyar deyince bu sadece Türkiye'deki millî eğitime ayrılan, eğitime ayrılan harcamayı göstermez çünkü onun dışında da başka kurumlar vardır eğitim harcaması yapan; mesela YÖK vardır, mesela Diyanet İşlerinde eğitim harcaması yapılıyordur, mesela TÜBİTAK’ta eğitim harcaması yapılıyordur, onları da bunlara dâhil etmek gerekir eğitim harcaması olarak. Bu, fonksiyonel sınıflandırmadır yani Türkiye’deki analitik bütçe tekniğine göre 4 tür sınıflandırma vardır, bütçe rakamlarını bu 4 sınıflandırmayla da görmek, analiz etmek mümkündür. Bu şekilde gördüğünüz zaman da karşılaştırma imkânı söz konusu olur, hem geçmiş yıllara göre karşılaştırırsınız hem başka ülkelere göre hem de bütçenin kendi içerisinde karşılaştırılması mümkün olur, analiz edilmesi mümkün olur. Bu çok önemli bir konu.

Şimdi, fonksiyonel sınıflandırma kaldırılarak iş karmaşık hâle getiriliyor. Neden getiriliyor? Çünkü şehir hastaneleriyle ilgili harcamalar, yol, köprü geçişleriyle ilgili harcamalar, bilmem hangi kurumun harcaması kamuoyunda konuşuluyor, iktidarı rahatsız ediyor. Şimdi, böyle bir şeyi teklif etmek, buraya getirmek bile… Ya ben bunu düşünemiyorum inanın, inanın düşünemiyorum, iktidarın böyle bir şey yapmasını akıl almıyor. Değerli arkadaşları tenzih ederim, onların bildiği bir konu muhakkak ki değil, böyle bir niyetleri de yoktur. Bu, iktidardan gelen, çok açık bir şekilde kanun tasarısı olması gereken bir düzenleme ama iyi niyetli değil maalesef. Tam tersine, ülkelerin bütçeleri şeffaf olur, mali saydamlık sağlanır. Mali saydamlık sağlandığı zaman bütçe hakkı yerine gelmiş olur. Bütçe hakkının ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Bütçe hakkı yoksa demokrasi yoktur. Bütçe hakkı yoksa demokrasi yoktur. İnanın biz burada demokrasiyi yok ediyoruz, demokrasiyi yok ediyoruz, bu kadar önemli bir konu bu. Böyle bir yasama tekniğiyle sonuç olarak bu noktaya geliyorsak, bizim o büyükşehir meclislerinden daha iyi bir Meclis olduğumuzu söylemeye de hakkımız yok maalesef, maalesef.

Değerli arkadaşlar, teklif içerisinde -biraz sonra maddelere geçildiğinde göreceğiz- önemli maddeler de var. Bir iki maddeyi de destekliyoruz. Daha iyi tartışma imkânı olsaydı daha iyi bir düzenleme de yapardık. Ama bunlar arasında 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun var. Orada çok küçük bir düzenlemeyle şu yapılmış, bakın, 12’nci madde: “5 inci maddede düzenlenen net borç kullanımı tutarı 2020 için 1/1/2020 tarihinden geçerli olmak üzere, Bakan ve Cumhurbaşkanı tarafından artırılan net borç kullanım tutarının iki katı olarak uygulanır.” Şimdi, bu, bir cümlelik bir kanun maddesi. Bu, aslında, bir bütçe içeriyor. 140 milyar lira olan 2020 yılındaki borçlanma ve bütçe açığını, 308 milyara çıkarıyor.

Değerli arkadaşlar, burası Türkiye Büyük Millet Meclisiyse, burası milletin iradesinin tecelli ettiği yer ise söyler misiniz bana neden 140 milyarlık borçlanma yetkisi 308 milyara çıkıyor, neden, bilen var mı? (CHP sıralarından alkışlar) Merak etmemiz gerekmez mi milletvekilleri olarak, neden bunu yapamadılar? Bütçe neden 140 milyar açık veriyorken, bu kadar açık veriyor, bu kadar borçlanma ihtiyacı içerisinde? Bütçe diye bir kanun varsa, bütçe kanunu varsa, bu kadar önemliyse, buraya gelip de bütçeyi sunanların bilgi vermesi lazım, şu şu sebeplerle bunu yapamadık, gerçekleşmedi, biz ek bütçe istiyoruz demeleri lazım. “Efendim, bu olmuş, geçen yıl da bunu yapmışız, Anayasa Mahkemesi de uygun görmüş.” Uygun görebilir, bu, kanunlara uygun olabilir ama bu etik değil. Bir Meclissek, millet iradesi burada tecelli ediyorsa gelip burada bilgi verilmesi gerekirdi. Bu Meclise saygı duyuluyorsa, bu millete saygı duyuluyorsa bunun yapılması gerekirdi. Ne demek kanuna uygun? Sen bu kadar artış yapacaksın, 140’tan 308’e çıkaracaksın borcunu, bütçe açığını ama bilgi vermeyeceksin, bu kadarlık kısa bir kanunla geçiştireceksin. Böyle bir demokrasi olmaz ve bu, buradaki milletvekillerine ve bu millete gerçekten saygı göstermek demek değildir. Saygısızlıktır demek de istemiyorum, olumsuz da konuşmak istemiyorum ama maalesef böyle, değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, baştan, görüşmelere geçmeden önce de bazı konularda Anayasa’ya aykırılık olduğunu anlattık, bunlar muhalefet şerhimizde ayrıntılı olarak da yer alıyor ama şimdi, Cumhurbaşkanlığı raportörlüğü madem kanun olarak getiriliyor, kadroların ne kadar olduğu, görev ve yetkisi vesairesi hiçbir şey yok; bunlar Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenecek. E, peki, buraya geldiğine göre, Meclise geldiğine göre, kaç kadro istendiği, kadro ihdası, görev ve yetkileri neden Meclis tarafından yapılmıyor? Yarısı burada yapılacak, yarısı Cumhurbaşkanlığında yapılacak. Böyle bir yasama usulü olur mu arkadaşlar, olur mu böyle bir yasama usulü? Bir kanunun yarısını burada yap, yarısını o tarafta yap; böyle bir şey olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zaten dünyada yasamanın yetkisini bölüştüğü başka hiçbir parlamento yok. Yani Cumhurbaşkanına ya da ülkelerini yöneten krallara yasama yetkisi veren başka bir ülke yok, başka bir parlamento yok. Ama bir kanunu da “Yarısı Meclis tarafından yapılacak, yarısı Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılacak.” diye getirmek de dünyada görülmüş değildir herhâlde. Kanun yapıcıların, hukukçuların Türkiye örneğini, bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi örneğini herhâlde özel olarak incelemeleri gerekir.

Değerli arkadaşlarım, yeni yasama yılımız hayırlı olsun diyorum tekrar, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.27

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

228 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi şahıslar adına onar dakika söz vereceğim.

İlk söz Konya Milletvekili Sayın Abdüllatif Şener’in.

Buyurun Sayın Şener. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu torba yasayla pek çok konu düzenlenmiştir fakat bu kısa zamanda hepsi üzerinde görüş beyan etmek biraz metni karıştırmak gibi olabilir; o nedenle sadeleştirmeye çalışacağım ve sadece borçlanmayla bağlantılı olarak süremi kullanacağım.

Açıkça görülmektedir ki bu metnin 12’nci maddesiyle yapılan düzenleme Hükûmetin borca doymadığını göstermektedir. Bütçe kanunu çıkarken 139 milyar liralık bir borçlanma yetkisi verilmişti. Bu yetkiye istinaden yüzde 5 Bakanın, yüzde 5 Cumhurbaşkanının olmak üzere toplam 153-154 milyar liralık Hükûmetin borçlanma yetkisi vardı. Ancak görüyoruz ki bu borçlanma miktarı yıl sonuna ulaşmalarına yetmemiştir ve bu nedenle de borçlanma yetkisini 2 katına çıkarmak istemektedirler. Böylece, küsuratı dikkate almazsanız 308 milyar liralık veya 140 değil de 139 olarak alırsanız 306 milyar liralık bir borç talebinde bulunmaktadır. Ama metni o kadar karışık hazırlamışlar ki ne yaptıklarını, ne ettiklerini, ne kadar borçlandıklarını göstermemek için muğlak ve her tarafa çekilecek ifadelerle düzenlenmiş bu metin nedeniyle bu maddedeki borçlanma miktarı 325 milyara da çıkabilir, 339 milyara da çıkabilecek niteliktedir.

Bu madde görüşüleceği zaman “Bakan Yardımcısı gelsin, ondan sonra devam edelim.” diye yarım saat ara verildi Komisyonda ve bu yarım saatten sonra tekrar Komisyon toplandı, Bakan Yardımcısına bu maddeyle ilgili açıklama sorduk, üç beş cümle etti ama belli ki konuşmaktan, fazla bilgi vermekten korkuyordu, çekiniyordu. Bu çekingenliği nedeniyle de ne Sayın Bakanın ağzından ne de bu kanun teklifini hazırlayanların ağzından bu maddeyle getirilen borçlanma miktarının ne olduğunu bir türlü öğrenemedik. Şimdi ilgili bürokratlara ve kanun teklifini sunan arkadaşlara rica ediyorum: Bu maddeyle gelen borçlanmanın sınırı ne? Ne kadar borçlanacak, yüzde 5, yüzde 5 de dâhil olmak üzere? Bunu hiç değilse Genel Kurulda açıklayın, Komisyondaki muğlaklık, belirsizlik ortadan kalksın.

Dedim ki Hükûmet borçlanmaya, para harcamaya doymuyor, bu borçlanmanın kaynağı ne? Orta vadeli programı açıkladı Sayın Bakan, bu programa göre 2020 yılında vergi gelirlerinde, hatta devletin toplam gelirlerinde bir azalma olmayacağını ifade etti. Hatta, bütçedeki toplam kamu gelirlerinde, devlet gelirlerinde yıl sonu itibarıyla 16,5 milyar lira daha fazla tahsilat yapılacağını iddia etti. Madem 2020 yılı için gelir azalması söz konusu değil, o hâlde, bu ilave borçlanmayı nereye harcayacaksınız? Temel sorum bu. Bunu bilmiyoruz, burada korkunç bir belirsizlik var. Bunu nereye harcayacağınızı da -lütfen- düzgün bir şekilde Genel Kurula anlatırsanız biz de öğrenmiş oluruz, kamuoyu da öğrenmiş olur. Ama görünen odur ki bu Hükûmet gerçekten ne kadar para bulursa hepsini harcıyor. Yani kevgire dönmüş bir kap gibi, ne kadar su doldurursanız doldurun nasıl ki kap suyu tutmazsa bu Hükûmetin çanağına da ne kadar para girerse girsin bir türlü çanağın içinde kalmıyor, sürekli akıyor gidiyor; gittiği yer meçhul, bazı ana kalemler dışında nereye gittiği belli değil.

Bakın, bu yıl içinde nereden ne topladılar diye bakıyorum. İşte, 1 trilyon liraya yakın vergi geliri tahsil edecekler orta vadeli programa göre. Bunun dışında, Merkez Bankasının kârını, yedek akçesini aldılar; Merkez Bankasının rezervlerini bitirdiler, harcadılar. Merkez Bankasının net rezervleri 2019’un başında 36 küsur milyardı; şimdi, swap yükümlülüklerini de dikkate alırsanız eksi 53 küsur milyar düzeyinde Merkez Bankası rezervleri. Yani eksi rezerv var yani hiç net rezervi yoktur. Dolayısıyla toplam 90 milyar lira da rezervleri eritmiş, tüketmiş, harcamış bir Hükûmetten bahsediyoruz. Sonra, İşsizlik Fonu’nu kullandılar. İşsizlik Fonu’nda yıl başında 132 milyar lira vardı. 20 milyar lira da İşsizlik Fonu’ndan harcadılar; sadece işçiye değil, patronlar dâhil, her yere para dağıttılar. Kamu bankalarının kaynaklarını bol keseden harcadılar. Hatta bir ara Cumhurbaşkanı Bireysel Emeklilik Fonu’nda biriken paraları da harcayacağını söyledi. Demek ki topladıkları yetmiyor, yeni kaynaklar arıyorlar. Her gün, zaman zaman ısıtılarak haberlere düşüyor; işçilerin kıdem tazminatını bile nasıl kendi kazanlarına aktaracaklarının planları peşinde koşuyorlar. Tüm bunlar yetmiyor, “Biz Bize Yeteriz” kampanyası yapıyorlar; 2,1 milyar lira topluyorlar. Bu da yetmiyor, “15 Temmuz şehit ve gazileri için bağış” diye kampanya yaptılar, 309 milyon Türk Lirası topladılar ve hâlâ şehit ve gaziler bu paradan bir tek kuruş almadı. O da yetmedi, “Aman, Beşiktaş patlamasındaki şehit ve gaziler için” dediler, bir kampanya da oradan başlattılar, 55 milyon lira da buradan topladılar. Beşiktaş patlamasındaki şehit, gazilerle ve ölenlerle, vatandaşlarımızla ilgili hiç kimseye buradan da bu topladıklarından da bir para vermediler. Yani topluyorsunuz, topluyorsunuz, borçlanıyorsunuz, devamlı borçlanıyorsunuz; bu kadar parayı ne yapıyorsunuz, nereye harcıyorsunuz? Niye şeffaflık yok? Bunların her birini açıklamanız lazım ya. Sadece bizim değil, vatandaşın da bilmesi lazım. Böyle bir hükûmet etme anlayışını ben ömrümde hiç görmedim, duymadım. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sonra bir de örtülü ödenek var tabii. Örtülü ödenek miktarı da 2 milyar lira ile 3 milyar lira arasında dolaşıyor. 2003’ten beri baktım, bir hesap yaptım; 7,5 milyar dolar örtülü ödenekten para harcanmış 2003-2020 arasında, 8 liradan çarparsanız 60 milyar Türk lirası. Cebinizdeki parayı örtülü ödenek gibi rahat harcayamazsınız biliyor musunuz? Böyle bir paradır. Biraz fazla para harcarsanız sorarlar; maliyeci sorar, devlet sorar, birtakım kurumlar sorar. Örtülü ödenek hiç kimsenin hesap soramayacağı bir harcama güvencesine sahiptir, bilen de nereye harcandığını söylerse kendisini mahkemede, hapiste bulur. Bunları nereye harcıyorsunuz, gerçekten merak ediyorum. Ama bilinen gerçek şu: Borç stoku sürekli artıyor. Hani “Nereden nereye?” der ya zaman zaman Sayın Hükûmet, 2002’de 243 milyar lira olan kamu borcu 1 trilyon 810 milyar liraya çıkmıştır yani 1,5 trilyondan daha fazla artmıştır. Bunu kim ödeyecek?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – AK PARTİ ödeyecek.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Bunu çocuklarımız, torunlarımız, bizden sonraki kuşağın henüz kazanmadığı vergilerle, gelirlerle ödeyecek.

Bir büyük kaynak ama burada Varlık Fonunun borçlanması yok. Herhâlde Varlık Fonunun da toplam borç stoku 284 milyar lira. Yine, hazine dışı başka borçlar da vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Ve maalesef, dünyanın her tarafında, bu kriz ortamı nedeniyle esnafa doğrudan gelir desteği sağlandı; bu kadar para toplamasına rağmen dünyada esnafına, zor durumda kalmış vatandaşına karşılıksız, doğrudan para desteği sağlamayan tek ülke Türkiye’dir. Yani o, Fak-Fuk Fondan verdiğiniz bin liralar falan hariç. Ücretli izne çıkanlara verilen, asgari ücretin bile altındaki, İşsizlik Fonu’ndan ödenen parayı sayamazsınız herhâlde; topladığınız paralardan bahsediyoruz. Dünyada yok böyle bir örnek, bu kadar çok para toplayan bir hükûmet de yok.

Topladığı bu parayı böylesine gerekli yerlerde harcamayan ama gereksiz bazı yerlerde harcarken çok cömert olan bir Hükûmetimiz vardır, kısa zamanda yolcu olmasını temenni ederim. (CHP sıralarından “Amin” sesleri, alkışlar; İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz Ağrı Milletvekili Sayın Ekrem Çelebi’nin.

Buyurun Sayın Çelebi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 228 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, 27’nci Dönem Dördüncü Yasama Yılının Gazi Meclisimize ve ülkemize hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce bir şeyi de arz etmek istiyorum. Şimdi, deminden beri 2 konuşmacımız peş peşe geldi, 2’si de Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri. Elbette ki 2’nci partinin özellikle görevlerinden bir tanesi Hükûmeti eleştirmektir, buna bir şey söylemiyorum ama keşke söyledikleri cümlelerin veya bizim söylediğimiz, bizim getirdiğimiz kanun metinlerinin yerine bir şey getirselerdi, bir öneri getirselerdi. Plan ve Bütçe Komisyonunda görüyoruz, sadece eleştiri; Genel Kurula geliyoruz, sadece eleştiri. Özellikle kamusal alanda yıllarca görev yapan, bazılarını çok da sevdiğim ağabeylerden şunu rica ediyorum: Biz nihayetinde hepimiz burada milletvekiliyiz. Yasayı biz getiriyoruz, teklifi biz getiriyoruz ama milletvekillerini tahkir etmeyi doğru bulmuyorum. Partileri eleştirebiliriz, yasayı eleştirebiliriz ama bu milletvekili eğer bir yasa teklifini getiriyorsa bununla ilgili çalışmıştır. Bunu da takdirlerinize sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce, kanun teklifimizle neler getirdiğimizi gerçekten sizlere özetlemek istiyorum. Teklifimizle, performans esaslı program bütçe sistemine geçilmesini; 5018 sayılı Kanun’a ekli cetvellerde yer alan kamu kurum sıralarının mevcut teşkilat yapısına göre güncellenmesini; pandeminin sosyal ve ekonomik etkilerini azaltmak, yatırım, istihdam ve büyümeyi desteklemek için bütçe dengesi çerçevesinde oluşan ilave finansman ihtiyacının karşılanmasını; vakıf üniversitelerinin tıp fakültesi açabilmesine ilişkin şartların belirlenmesini; Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Raportörlüğü ve Raportör Yardımcılığı unvanının ihdas edilmesini; baz istasyonları ve bunlara yönelik iletişim araçlarının kurulduğu kule ve direklerin imar durumlarının düzenlenmesini; depremlerin neden olduğu zarar ve yaraların sarılması maksadıyla belediyelere sağlanan ancak geri ödenemeyen kredi borçlarının terkinini; köy veya belde belediyesiyken mahalleye dönüşen ve büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde yer alan kırsal mahalle ve kırsal yerleşik alanların sosyoekonomik durumu…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 12’nci maddeyi niye atladınız? Düzenli anlatıyordunuz.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – …belediye hizmetlerine erişebilirliği gibi etkenler çerçevesinde belirlenebilmesini ve bu alanlarda yaşayanlara çeşitli ücret, vergi, harç gibi muafiyetlerin ve indirimlerin uygulanmasını; OHAL kanunları kapsamında haklarında ilave tedbir uygulanan kişiler için ilgili kurumlara başvuru ve mahkemelere dava yolunun açılmasını; AR-GE kapsamındaki çalışmaların pandemi şartlarına uygun olarak bir yıl daha uzaktan çalışma yoluyla yapılabilmesini hedeflemekteyiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 12’yi niye atladın?

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Sayın Tanal, biraz dinlersen herhâlde sıra sana da gelir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merkezî yönetim bütçe kanunu, hâlihazırda 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’yla benimsenen ilkeler çerçevesinde hazırlanmaktadır. 2003 yılında yüce Meclisimizce kabul edilen 5018 sayılı Kanun, bütçelerin sonuç odaklı bir yaklaşımla hazırlanması, mali saydamlık ve hesap verilebilirliği güçlendirmesi nedeniyle çok önemli bir reform niteliğindedir.

Teklifimizin ilk 4 maddesinde yapılan değişikliklerle, bu reformun devamı niteliğinde olan ve bütçe uygulamalarından elde edilen deneyimlerle, modern bütçe yaklaşımları esas alınarak oluşturulan performans esaslı program bütçenin uygulama sürecinin başlatılmasını ve performans esaslı bütçe sisteminin etkinleştirilmesini hedeflemekteyiz.

Bilindiği üzere, program bütçe uygulamasında kamu kaynaklarının hangi amaçlara tahsis edildiğini daha açık şekilde gösteren bir bütçe sınıflandırması kullanılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Kanada ve Avustralya gibi gelişmiş kamu bütçeleme sistemine sahip birçok ülkede bütçeler, program bütçe yaklaşımına uygun olarak hazırlanmaktadır.

Teklifimizle getirdiğimiz performans esaslı program bütçeyle; harcamaların program sınıflandırmasına göre tasnif edildiği, harcama önceliği geliştirme konusunda karar alıcılara kamu hizmetlerinin performansına ilişkin bilgilerin sağlandığı ve bu bilgilerin kaynak tahsisi sürecinde sistematik olarak kullanıldığı bir bütçeleme imkânı doğmaktadır. Bu yaklaşımla, toplumun ihtiyaç ve beklentilerinin daha etkin bir şekilde belirlenmesi ve kamu kaynakları ile kamu hizmetleri arasında daha güçlü bir bağ kurulması sağlanacaktır. Performans esaslı program bütçe, aynı zamanda kamu harcamalarında şeffaflığa ve hesap verilebilirliğe de katkı sağlayarak yüce Meclisimizin bütçe hakkını vatandaşlarımızın adına daha etkin kullanmasına hizmet edecektir. Ayrıca bütçenin daha sade, anlaşılır ve değerlendirilebilir bir yapıya kavuşturulmasına, üst politika belgeleri ile bütçe arasındaki hedef, amaç ilişkisi ile dil ve kavram birliğinin güçlendirilmesine de katkı sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin 11 Haziran 2020 tarihli kararıyla, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 5018 sayılı Kanun’un (I) sayılı Cetveli’ne eklenen sıralar iptal edilmiştir. Ayrıca 5018 sayılı Kanun kapsamında yer alan idarelerden bir bölümünün hâlihazırda başka bir idareyle birleştirildiği ya da kapatıldığı hâlde kanuna ekli cetvellerde bulunmaya devam ettiği görülmektedir. Kanun teklifimizin 5’inci maddesinde yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak ilgili kurumların listeye eklenmesi sağlanmaktadır. Söz konusu kanunun Resmî Gazete’de yayımlandığı 2003 yılından beri ekli cetvellerde birçok değişiklik yapılmış, bu değişikliklerle de ilgili cetvellerin kamuoyunca takibi oldukça zorlaşmıştır. Teklifimizle bahsi geçen sakıncaların ortadan kaldırılması sağlanmakta ve Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca ilgili cetveller yeniden güncellenmektedir.

Değerli milletvekilleri, teklifimizde yer alan bir diğer değişiklikle, vakıf üniversitelerinde tıp eğitimi gören öğrencilerimizin daha donanımlı bir uygulamalı eğitim alabilmelerinin sağlanması amacıyla kendi mülkiyetinde, ruhsatı ve işletme hakkı kendisine ait en az 200 yataklı hastanenin varlığı şartını ya da bu şartlara sahip bir hastane için Bakanlıktan alacakları ön izin belgesiyle vakıf yükseköğretim kurumlarına tıp fakültesi açabilme imkânını getiriyoruz.

Yine, Cumhurbaşkanlığının görev alanına giren konularda, diğer Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi, kariyer meslek olarak Cumhurbaşkanlığı Raportörlüğü ve Cumhurbaşkanlığı Raportör Yardımcılığı ihdas edilmesini amaçlamaktayız. Böylelikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde devletimizin işleyişine ilişkin kurum hafızasının geliştirilmesi ve daha güçlü aktarılması sağlanacaktır.

Yine, getirdiğimiz diğer bir düzenleme, elektronik haberleşme altyapılarına yapı ruhsatı alınmasına yöneliktir. Bilindiği üzere, elektronik haberleşme hizmetlerinin sürekliliği, kamu güvenliği ile afet ve acil durum haberleşmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Günümüzde sosyal ve ekonomik hayatın idamesi için vazgeçilmez hâle gelen elektronik haberleşme istasyonları, vatandaşlarımızın iletişim ihtiyacını karşılaması açısından da elzem sistemlerdir. Bu maddeyle, kamu ve özel mülkiyete tabi alanlar, yapılar ve binalarda kurulan elektronik haberleşme istasyonlarının kule ve direkleri ile bunlara ait zorunlu altyapı unsurları için ruhsat ve izin süreçlerini düzenlemeyi hedefliyoruz. Bu sayede, elektronik haberleşme istasyonlarının kule ve direkleriyle ilgili İmar Kanunu açısından denetimi ve gözetimi kuvvetlendirmiş oluyoruz. Aynı zamanda bu maddeyle, vatandaşlarımızın ihtiyacı olan altyapıların kurulumuna yönelik ruhsat ücretlerini düzenlemeyi ve belediyelerimizin bu zamana kadar mahrum olduğu ruhsat ücretlerini almalarını sağlamış olacağız.

Bir diğer maddeyle, Marmara ve Düzce depremiyle tabii afete maruz kalan bölgelerdeki projeler için mahallî idarelere, Avrupa Yatırım Bankasından kullandırılan kredilerden doğan vadesi geçmiş ve gelecek alacakların terkinine imkân veren bir düzenleme getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, bugüne kadar, pandeminin toplum sağlığının yanı sıra ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek ve bertaraf etmek amacıyla çeşitli tedbir programları uygulamaya koyduk. Önümüzdeki dönemde de salgınla mücadelede gerek toplum sağlığı gerekse sosyal ve ekonomik hayata ilişkin birtakım önlemlerin alınması büyük önem arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Çelebi.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Kanun teklifimizle, pandeminin etkilerini azaltmaya yönelik olarak yatırım, istihdam ve büyümeyi desteklemek için ilave finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla düzenleme getiriyoruz. Böylece hazine nakit rezerv düzeyinin yüksek tutulmasını sağlayarak bugüne kadar vatandaşlarımıza yönelik yaptığımız yardımların devamlılığını korumayı hedeflemekteyiz.

Bir başka değişiklikle, köy ve belde belediyesiyken mahalleye dönüşen ve büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde yer alan mahallelere -kırsal mahalle veya 10 bin metrekareden az olmamak şartıyla- kırsal yerleşik alan olarak ilan edilmek suretiyle, bu nitelikleri devam ettiği sürece vergi ve ödeme avantajlarını sürekli hâle getiriyoruz. Yıllar içerisinde, büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalarak mahalleye dönüşen köy ve beldelerde yaşayan vatandaşlarımızın durumlarına uygun olacak birtakım muafiyet ve indirimler getirmeyi hedefliyoruz. Buradaki tespit ve takdir yetkisini ise yerel meclislere bırakarak bu şekilde, sahayı en iyi bilen idareleri tam yetkili kılmayı amaçlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım lütfen Sayın Çelebi.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin 2019/92 sayılı Kararı’yla 7075 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin (3)’üncü fıkrasında yer alan “...ilave tedbirler ile...” ibaresi iptal edilmiştir. Bu suretle, OHAL kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlere karşı başvuru yolu açılmış ancak başvuru yapılacak kurum veya kuruluşun neresi olduğu belirlenmemiştir. Bu maddeyle, OHAL döneminde kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlere karşı ilgili kuruma başvuru yolu getirilmektedir. Bu kapsamda, ilave tedbirlere karşı bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içerisinde ilgili kamu kurum ve kuruluşuna başvurulabilecektir. Kamu kurum ve kuruluşu en geç altı ay içerisinde başvuruyu sonuçlandıracaktır; başvurunun reddedilmesi hâlinde ilgililer Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerine iptal davası açabileceklerdir. Böylece bu işlemler yargı denetimi altına girmiş olacaktır.

Bir başka değişiklikle, AR-GE ve tasarım merkezleri ile teknoloji geliştirme bölgelerinde yürütülmesi gereken faaliyetlerin bu merkezler veya bölgeler dışında da yürütülmesine ilişkin belirlenen sürenin 11/10/2020 tarihinden itibaren bir yıla kadar uzatılabilmesini öngörmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelebi, toparlayalım artık, son sözlerinizi alayım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 4 sefer uzattınız, bana da bir dakika süre verin Sayın Başkan.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) - Peki, teşekkür ederim.

Pandemi sürecinin gerek dünyada gerekse ülkemizdeki seyri dikkate alındığında, bahse konu düzenlemenin belirli bir süre daha uygulanmasının gerekliliği düşünüldüğünden bu düzenlemeyi yapıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; teklifimize katkılarından dolayı Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyelerine, bürokratlarına ve emeği geçen uzmanlarımıza ve tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kanunumuzun hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, hatip güzelce anlattı, bu 12’nci maddeyi niye atladı, bunun gerekçesini bize anlatsın. Yani bunu bilmeyecek bir arkadaşımız değil, biliyordu ama neyse özellikle bu bilgiyi vermekten kaçındı, neden?

BAŞKAN – Sayın Tanal, Meclis Genel Kurulunda 12’nci madde görüşülürken mutlaka bu soruları sorarsınız diye düşünüyorum, o maddeye geçildiğinde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, hazır, daha bilgi taze Sayın Başkan, tam yerine de oturmamışken. Yani ben bir dakikalık hakkımı da veriyorum ona.

BAŞKAN - Evet, şimdi sayın milletvekilleri, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ülke olarak on aydır coronalı günleri yaşıyoruz. Bugünlerin emekçileri sağlık personelleri, özellikle doktorlarımızdır. Ne oldu biliyor musunuz? Son üç günde 6 doktorumuzu coronadan kaybettik, bu arkadaşlarımı rahmetle anıyorum; bunlar: Doktor Ahmet Akbaş, daha 30 yaşında, beyin cerrahı; Doktor Recep Ali Köseoğlu, çocuk doktoru; Doktor Mehmet Atilla Baran, pandemi doktoru; Doktor Nejdet Gökçınar, göz hastalıkları uzmanı; Operatör Doktor Esat Ülkü, Aydın Tabip Odası Başkanı; Doktor Abdulmenap Güzel, anestezi uzmanı.

Size hatırlatıyorum arkadaşlar, hepinizin hasta olduğunuzda gideceğiniz yer tabii ki doktorlarımızdır ama hâlâ doktor ölümlerimiz meslek hastalığı sayılmıyor. Ey yetkililer, ayıptır, yazıktır, günahtır; ölen tüm doktorların vebali sizin üzerinizedir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu kanun teklifini hazırlayan Sayın İbrahim Aydın ve biraz önce konuşan Sayın Ekrem Çelebi benim karşımda ve Sayın Çelebi keşke telefonunu da kapatsa.

Şimdi, burada gayet rahat anlattınız, 12’nci maddeyi anlatmadınız. Yani bu 12’nci madde… 2020 Ekim itibarıyla Hazine ne kadar borçlandı ve ne kadar borçlandırma yetkisini verdik? Bu 12’nci maddeyi bize bir anlatır mısınız, ne getiriyor bize? Bu, bir.

İkincisi: 2002 yılında kamu borçları ne kadardı? 2020 yılının Ekim ayında kamu borçları ne kadardır? Bunu açık, net bir şekilde ben öğrenmek istiyorum, atlamadan, hiçbir tarafa sapmadan kamuoyu da öğrenmek istiyor.

Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli şair Bertolt Brecht şöyle tanımlıyor adaleti: “Halkın ekmeğidir adalet./ Bakarsınız bol olur bu ekmek, bakarsınız kıt./ Bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız berbat./ Azaldı mı ekmek, başlar açlık./ Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya./ Bozuk adalet yeter artık!/ Acemi ellerde yoğrulan, iyi pişirilmemiş adalet yeter!/ Yeter katıksız, kara kabuklu adalet!/ Dura dura bayatlayan adalet yeter!/ Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl/ Adalet de gerekli her gün. Hem o, günde birçok kez gerekli.”

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Anayasa Mahkemesinin Enis Berberoğlu hakkında verdiği kararı tanımaması hukuksuzdur, hukuksuzdur, hukuksuzdur! Enis Berberoğlu Meclise dönmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sağlık Bakanlığının verilerine göre, salgının en yoğun olduğu illerden bir tanesi de Adıyaman’dır. İlimizde salgın nedeniyle her gün onlarca hemşehrimiz yaşamını yitirmekte, yüzlerce kişi hastalığa yakalanmaktadır. Hâlihazırda hastanelerimizde çok sayıda vatandaşımız tedavi görmektedir. Hastanelerde tedavi gören tüm hemşehrilerime acil şifalar diliyorum, vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Salgınla mücadelede gece gündüz demeden canla başla çalışan tüm sağlık emekçilerine teşekkür ediyorum.

İlimizdeki salgının bu şekilde yüksek olmasının temel sebeplerinden bir tanesi sağlık tesislerimizin yetersizliği ve mevcut hastanenin fiziki şartlarının yetersizliğidir. İlimizdeki hastane eksikliği ve doktor eksikliği salgınla mücadeleyi zora sokmaktadır. Buradan Sağlık Bakanlığına açıkça çağrıda bulunuyorum: Daha fazla can kaybı yaşanmadan devlet hastanesinin inşaatına bir an evvel başlayın. İlimizdeki tüm branşlardaki uzman doktor eksikliği bir an evvel giderilsin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” diye başlıyor.

Anayasa’nın 138’inci maddesinde diyor ki: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Artık memlekette tuz koktu. Anayasa'ya sadakat borcu, iktidara sadakate dönüştü. Ölçüsüz, keyfî kararlarla bugüne geldik. “Anayasa Mahkemesinin ışıkları yanıyor.” “İçişleri Bakanlığının ışıkları da karşı tarafta yanıyor.” diye “tweet”ler dolaşıyor şu anda. Türkiye'nin geldiği nokta bu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tıbbi cihaz sektöründe faaliyet gösteren medikal firmaları üç buçuk yıldır alacaklarını tahsil edemiyorlar. Alacaklarını tahsil edemedikleri gibi, devlet yüzde 25 oranında alacaklarından feragat etmesini talep ediyor. Bu durum, yerli üreticiler ile yabancı yatırımcılar arasında rekabet etme şansını iyice zora sokacak bir durum oluşturacaktır. Yerli üretici AR-GE yapamayacak, alacaklarından vazgeçecek ve kısa vadede iflas edecektir. Bu durum ise uzun vadede devletin zarar etmesi anlamına gelmektedir. Pandemi sürecinde bir solunum cihazının dahi ne kadar önemli, ne kadar hayati olduğunu hep birlikte tecrübe ettik. Yerli üretici desteklenmeli, teşvik edilmelidir. Yabancı yatırımcıya teklif dahi edilmeyecek ödemelerden vazgeçme durumu, yerli üreticiye dayatılmamalıdır. Tıbbi cihaz üreticilerinin alacaklarının feragatsiz olarak ödenmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sandıklı ilçesine bağlı Akharım kasabasında AKP'li Belediye Başkanı Eşref Ünsal her babaya nasip olmayacak bir mutluluk yaşıyor; kızı Semiha Ünsal Akharım Belediyesinde memur olarak işe girdi. Şimdi iktidara soruyorum: Belediye Başkanının kızının sınava girdiği bir sınav komisyonunun tüm adaylara eşit mesafede durduğunu, objektif davrandığını, adil karar verdiğini, Belediye Başkanının kızına torpil yapılmadığını söyleyebilir misiniz? Üstelik soruların sınav öncesi verildiği, sınav komisyonu üyelerinin Başkan tarafından Karadeniz tatiline çıkarıldığı, sınava başvuru yapanların müracaatlarını dahi belediyede Başkanın kızının aldığı iddiaları ortalıkta dolaşırken. Liyakat sahibi milyonlarca gencimiz iş ararken, insanlar işsizlikten intihar ederken bu kadarına pes diyorum! El insaf, el vicdan! Acaba daha kaç AKP'li belediye başkanı belediyelerde yedi sülalesini işe almaya devam edecek, merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Emecan…

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bildiğiniz gibi, Enis Berberoğlu davasında Anayasa Mahkemesi oy birliğiyle açık ihlal tespit etmiş ve ihlalin sonuçlarının yeniden yargılamayla ortadan kaldırılmasını istemişti. Anayasa Mahkemesi kararı sonrası Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği hakkı yeniden verilmeliyken şimdi, 14. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını yok saydı ve yeniden yargılama yapılması kararını tanımadı. Anayasa’yı askıya alan bu karar yok hükümdedir ve tam bir skandaldır, bir kez daha adalete olan inanç darbe almıştır. Anayasa’yı tanımayan ağır ceza mahkemesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulunu göreve davet ediyorum ve Tevfik Fikret’in şu dizeleriyle de içinde bulunduğumuz durumu özetlemek istiyorum:

“Haksızlığın envaını gördük; bu mu kanun?

En gamlı sefaletlere düştük; bu mu devlet?

Devletse de kanunsa da artık yeter olsun;

Artık yeter olsun bu deni zulmücehalet.”

BAŞKAN – Sayın Şahin…

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçmiş olsun Hatay. Yine, orman yangını, yüreğimiz yandı. Geçtiğimiz cuma günü Hatay’ın Belen ilçesinde meydana gelen yangında 60’a yakın ev ve iş yeri, 300 hektar orman yanmış, ağaçlar, bahçeler, tarlalar, ürünler, canlılar kül olmuştur. Birçok vatandaş şu an evsizdir, işsizdir, üzerlerinde sadece kıyafetleri kalmıştır. 500’den fazla aileyi etkileyen bu durum karşısında AKP Hükûmeti bölgeyi afet bölgesi statüsünde değerlendirip vatandaşa destek olmalı, maddi zararı karşılamalı ve anayasal yükümlülüğünü yerine getirmelidir.

Birçok ihtimal konuşuluyor. Terör örgütünün sorumluluğu üstlenme çabası önemsenmeli, planlanan tuzaklara düşülmemelidir. Uzak mesafelerde aynı anda çıkan yangınlar sabotaj ihtimalini güçlendiriyor. Kim sebep olmuşsa lanetliyoruz, doğa geleceğimizdir, geleceğimizi kül edenler vatan hainidir.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Pandeminin ilk gününden bu yana, halk sağlığını korumak adına sağlıkçılar ön cephede mücadele etmeye devam ediyor. Bu arada da virüs fırsatçıları boş durmuyor. Televizyonlarda ilacın etken maddesini içeren ürünlerin masumane bir şekilde reklamlarının yapılmasının ardından, şimdi de bir süpermarket zincirinde taklit eczane ortamı oluşturuldu. Sadece eczanede satılması gereken ürünler, tıp ve eczacılığın simgesi havan, stetoskop, ilaç kapsülleri kullanılarak süpermarket zincirlerinde satılmaya başlandı. Tıp ve eczacılık kavramlarının haksız olarak kullanıldığı süpermarkette takviye gıda, bağışıklık sistemlerini güçlendirici ilaçlar, vitaminler herhangi bir sağlık danışmanı olmadan vatandaşların alması için sergileniyor. İçinde etken madde barındıran sağlığa ilişkin ürünlerin “gıda takviyesi” adı altında süper marketlerde satılması halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit tehlikesidir. İlaca ve sağlığa dair tüm ürünlerin tek doğru adresi, sadece ve sadece eczanelerdir. Sağlık Bakanlığı, bu tür girişimlere yönelik önlemleri bir an önce almalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Anayasa’nın 153’üncü maddesi, herkes Anayasa Mahkemesinin kararına uymak zorundadır hükmünü getirmektedir. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin kararına uymayı reddetmiştir. AYM “Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğiyle ilgili hakları çiğnenmiştir.” demesine rağmen, 14. Ağır Ceza Mahkemesi buna uymayacağını ve yeniden bir yargılama yapılmasına gerek olmadığı hükmünü vermiştir. Bu, açıkça Anayasa’yı ihlal etmektir, Anayasa Mahkemesinin kararını tanımamaktır. Adalet çürürse her şey çürür; hukuk devleti zayıfladıkça demokrasi de zaafa uğrar. Herkesin Anayasa’ya uyma zorunluluğunu hatırlatarak bu hukuk garabetine bir an önce son verilmesini ve Enis Berberoğlu hakkındaki haksızlığın, hak ihlalinin giderilmesini diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Ataş…

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şeker pancarı sökümü yapılıyor, fabrikalar şeker pancarı alım kampanyalarını başlatıyor ama şeker pancarının alım fiyatı henüz açıklanmıyor. Elektrik ve sulama gibi girdi fiyatları sürekli artıyor, çiftçimiz ürününün fiyatını hâlâ bilmiyor. Pandemi sürecinin uzaması ve döviz kurlarındaki sürekli artış ve şeker pancarı alım fiyatının bir türlü açıklanmaması çiftçimizde endişeye sebebiyet vermektedir. Fiyatların belli olmamasından dolayı ne kazanacağını bilemeyen çiftçilerimiz ileriye dönük planlama yapamamaktadır. İktidar, tükenmişlik ve umutsuzluk hâlini pancar çiftçimize de yansıtmaktadır. Zor günler geçiren ve ürettiği ürünü para etmeyen çiftçilerimizi daha fazla endişeye sevk etmeden, sürekli zamlanan girdi fiyatları ile artan döviz kurlarının da dikkate alınarak fiyatların bir an önce açıklanması gerekmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Evet, son olarak Sayın Erbay.

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

7 Ekim sabahı uyandığımızda, dünyada eşi benzerine az rastlanan doğal güzelliklere sahip Muğla’mızın her köşesini kapsayan 32 tane jeotermal arama ruhsatı ihalesi ilanının Resmî Gazete’de yayınlandığını gördük. Ne acıdır ki kenti ve kırsalıyla bütün Muğla’mızı ilgilendiren bu konudan ne belediye başkanları ne meclis üyeleri ne de Muğla halkı haberdar değildi. Biz, her ne kadar Muğla turizminin on iki aya çıkarılması konusunda yapılacak çalışmalara olumlu baksak da bu ihalelerdeki belirsizlikler Muğla halkını kaygıya sevk etmiştir. Bu ihalenin amacı ve kapsamının şeffaf bir şekilde açıklanmaması, alınacak tedbirlerin ortaya konulmaması bu ihalelere kaygıyla bakmamıza sebep olmaktadır.

Çevre illerimizde jeotermal enerji için yapılan çalışmaların doğaya, çevreye ve tarıma verdiği zararı hep birlikte gördük. Muğla’mızı talan edecek bu ihaleye karşı olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. Dün İstanbul’a ihanet etmiştiniz, şimdi bu projeyle Muğla’ya ihanet ediyorsunuz.

BAŞKAN – Evet, Komisyonun süresinden biraz kullandık ama ihtiyaç olursa Komisyonun süresini uzatacağız.

Buyurun Sayın Komisyon.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Gelen sorulardan bu kanun teklifimizle ilgili olarak yalnızca Mahmut Tanal Milletvekilimin 12’nci maddeyle ilgili sorusu var: Yani “2020 yılı için öngörülen net borç kullanım tutarı -miktar olarak- ne kadar artırılmaktadır? Öngörülen net borç kullanım tutarının artırılmasının sebepleri nelerdir?” diye sormuştu. 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda belirtilen net borçlanma limiti 140,1 milyar TL’dir. Bu limitin yıl içinde Bakan tarafından yüzde 5 oranında -yani 2020 yılı için 147,1 milyar TL- ilave yüzde 5’lik bir tutarın ise Cumhurbaşkanı kararıyla artırabilmesi -yani 2020 yılı için 154,1 milyar TL- 4749 sayılı Kanun çerçevesinde hüküm altına alınmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Toplam ne kadar yani?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Kanun teklifinin yasalaşması hâlinde söz konusu limit 2 kat artırılacaktır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne kadar yani?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Bütün dünyada hükûmetlerin sıra dışı önlemlere başvurmasına sebep olan Covid-19 pandemisinin...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sebebini sormadım ben. Ne kadar olduğunu sordum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – ...sosyal ve ekonomik etkilerini azaltmak amacıyla 2020 yılında yatırım, istihdam ve büyümeyi desteklemek için geçici olarak alınan ekonomik tedbirlerin mali etkileri nedeniyle ve ileride yine pandemi sebebiyle yaşanabilecek muhtemel risklerin bertaraf edilebilmesini teminen Hazine rezervlerinin yüksek tutulması amacıyla sene başında bütçe kanunuyla Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen net borçlanma limitinin üzerinde bir borçlanmanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Bu kapsamda, kanun teklifiyle, pandeminin etkilerini azaltmaya yönelik olarak yatırım, istihdam ve büyümeyi desteklemek amaçlı mevcut tedbirler ve ileride ihtiyaç duyulması hâlinde uygulamaya alacağımız programların yaratacağı ilave finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla bir yasal düzenleme getirilmektedir. Böylece, pandeminin yarattığı belirsizliklere karşılık Hazine nakit rezerv düzeyinin yüksek tutulmasını sağlayarak bugüne kadar vatandaşlara yönelik yapılan yardımların devamlılığının korunması amaçlanmaktadır.

Muhafazakâr bir likidite yönetimi yaklaşımıyla, acil finansman ihtiyacı yaratabilecek beklenmedik gelişmelere de hazırlıklı duruşun sağlanabilmesine devam edilecektir. Bununla birlikte, söz konusu limit artışı üst sınıra ilişkin bir düzenleme olup limit artışı gerçekleştirildikten sonra bu limitin tamamının kullanılacağı anlamına gelmemektedir. Ekonomik büyümede haziran ayından itibaren sağlanan V tipi hızlı toparlanma vasıtasıyla eylül ayı başından itibaren aylık borçlanma miktarları azalmaya başlamış olup bu trendin yıl sonuna kadar devam etmesi öngörülmektedir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, kamu borcu ne kadar? Sorumun bir tanesi buydu, bunu söylemediniz. İki: 2002’deki kamu borcu ne kadardı? Bunu da söylemediniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, söyledi ya! Tanal, anlamıyorsun sen ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani daha nasıl soru sorayım Başkanım!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Daha nasıl cevap versin ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Cevap vermedi ki! Yani ne kadar şu anda borç?

BAŞKAN – Sayın Tanal, devam ediyor Komisyon, sorunuza cevap verecek herhâlde.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın milletvekilleri, 2000 yılında AB tanımlı kamu borç stokunun millî gelire oranı yüzde 71,5’tu. 2020 yılında AB tanımlı kamu borç stokunun millî gelire oranı yüzde 39,4’tür.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – AB’yi vesaireyi bırak, bana de ki: “Şu kadar borç var, kamu borcu.” Rakam söyle arkadaş.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – “Meclisin bilgisi yok.” diyebilirsiniz, “Meclisin bilgisi yok.”

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – 2002 yılından 2020 yılına, kamu borç stokunun millî gelire oranı yarı yarıya azalarak yüzde 71,5’tan yüzde 39,4’e düşmüştür. Bunu, Hükûmetimizin bu dönemde yürüttüğü başarılı millî politika bize sağlamıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, arkadaşımız kendisi anlatamadı. Vallahi anlatamadı! Ben net diyorum: 2002’de kamu borcu ne kadardı? 10 lira mı, 15 lira mı? Bana böyle telaffuz et.

İki: 2020’de kamu borcu ne kadar? 20 lira mı, 30 lira mı? Böyle söylesene kardeşim!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya ne güzel söylüyor, anlamıyor musun?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Tanal, biz size yarın, önümüzdeki hafta içinde yazılı olarak verelim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yazılı değil kardeşim ya! Öğrenmek istiyorum; 2002’de kamu borcu 10 lira, 2020’de kamu borcu 20 liradır deyin.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Sayın Başkanım, böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Sayın Mahmut Tanal’ın bazı merak ettiği soruları var Komisyona yöneltiyor, bunda bir sıkıntı yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Hatiplerimizin, milletvekillerimizin konuşmaları sırasında “Performans esaslı program bütçe sistemine hangi gerekçeyle geçilmektedir? 5018 sayılı Kanun’la kurulan bütçe sistemi neden değiştirilmektedir?” diye soruları olmuştu. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’yla kurulan performans esaslı bütçe sistemi sonuç odaklı bir kamu mali yönetiminin uygulanabilmesini sağlayan, aynı zamanda mali saydamlığı ve hesap verilebilirliği güçlendiren bir bütçe sistemidir. Bu sistemin uygulanmasıyla birlikte, kamu idarelerinde orta ve uzun vadeli planlama anlayışının geliştirilmesi, performans yönetim kültürünün oluşturulması ve bu alanda kurumsal kapasitenin geliştirilmesi sağlanmıştır. Ancak performans esaslı bütçe sisteminde üst politika belgelerinde belirtilen amaç ve hedefler ile analitik bütçe sınıflandırmasına göre hazırlanan bütçeler arasında yeteri düzeyde ilişki kurulamadığı, stratejik planlar ve performans programları yoluyla üretilen performans bilgisinin bütçeleme ve karar alma süreçlerine dâhil edilmediği görülmüştür.

Bu nedenle, performans esaslı bütçeleme sisteminden elde edilen kazanımlardan ve uluslararası iyi uygulama örneklerinden de faydalanarak performans bilgileri ile bütçede tahsis edilen kaynaklar arasında bağ kuran performans esaslı program bütçe reformunun hayata geçirilmesine karar verilmiştir. Program bütçe, harcamaların program sınıflandırılmasına göre tasnif edildiği, harcama önceliğini geliştirme konusunda karar alıcılara kamu hizmet sunumu performansına ilişkin bilgilerin sağlandığı ve bu bilgilerin kaynak tahsisi sürecinde sistematik olarak kullanıldığı bir bütçeleme sistemidir.

Performans esaslı program bütçeyle, toplumun ihtiyaç ve beklentilerinin daha etkin bir şekilde bütçede yer alması; kamu kaynakları ile kamu hizmetleri arasında bağ kurulmasına ve harcama önceliğinin geliştirilmesine imkân verilmesi; bütçenin girdilerinden ziyade çıktı ve sonuç odaklı bir yaklaşımla hazırlanması, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi; bütçenin daha sade, anlaşılır ve değerlendirilebilir bir yapıya kavuşturulması; harcama önceliği geliştirmek suretiyle mali disiplinin desteklenmesi; üretilen performans bilgilerinin karar alma süreçlerini destekleyecek şekilde bütçe süreçlerine dâhil edilmesi; üst politika belgeleri ile bütçe arasındaki hedef-amaç ilişkisi ile dil ve kavram birliğinin güçlendirilmesi;

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım ben böyle bir soru sormadım ki! Zaman harcıyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Kamu hizmetlerinin diğer kamu hizmetleriyle bağlantısını ortaya koyması nedeniyle kamu hizmet sunumu ve idari yapının etkisinin arttırılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 2002’de kamu borcu ne kadar? 2020’de kamu borcu ne kadar? 2020 de burada Hazine ne kadar borçlanmış, 3 tane soru. Bunların benim sorumla ilgisi yok ki! Kimse böyle bir soru da sormadı! Elinize getirdiler tutuşturdular kâğıdı; okuyorsunuz. Hoş değil ki bu!

BAŞKAN – Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – …gibi kamu mali yönetimini güçlendiren önemli kazanımlar sağlanacaktır.

Geliştirilen performans esaslı program bütçe sistemi, gelişmiş ülkelerde uygulanan ileri bütçe sistemlerinin gerek içerik gerekse teknolojik altyapısı bakımından bütün unsurlarını içermektedir; kamu hizmetlerini ve vatandaşlarımızın beklentilerini merkeze alan yapısıyla ülkemiz ihtiyaçlarına uygun özgün bir bütçe sistemidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:23.27

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Haydar AKAR

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

228 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bugünkü gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Ekim 2020 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.29



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) 228 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.