TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               109’uncu Birleşim

                                                                                      8 Temmuz 2020 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, ülkede son günlerde meydana gelen depremlere ve sel baskınlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili Refik Özen’in, Srebrenitsa soykırımının 25’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Mersin ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Meclis Gündemi’nde olmadığı hâlde AK PARTİ Grubunun kendi gündeminde “222 sıra sayılı Kanun Teklifi görüşülecektir.” yazıldığına ilişkin açıklaması

2.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli ili trafiğini rahatlatacak olan Kuzey Marmara Otoyolu’nun yapımına karar veren başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AK PARTİ hükûmetlerine ve emeği geçen herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, Srebrenitsa katliamına ilişkin açıklaması

5.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, araç muayene ücretlerinin kredi kartıyla da ödenebilmesi için gerekli düzenlemenin yapılmasını, yeni normalde kahvehane ve eğlence sektörünün de açılmasına izni verilmesini ve coronavirüs salgını sürecinde kredi talepleri karşılanmayan esnaf ve vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, İstanbul ili Şile ilçesinde yaşanan su sıkıntısına yönelik İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı açıklamaya ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, TOKİ tarafından 26 ildeki 191 arsa için satış ve kira ihalesine çıkılacağının duyurulduğuna, kamuya ait alanların halkın kullanımında kalması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli ili Gebze ilçesi Kirazpınar Mahallesi sakinlerinin TOKİ’nin imar uygulamaları nedeniyle yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, orman yangınlarının önlenebilmesi için cezaların artırılarak önleyici tedbirlerin alınması gerektiğine, Çanakkale ilinde meydana gelen orman yangını nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesinde yaz okulu eğitiminin kaldırılmasıyla yaşanan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, corona virüsü nedeniyle zor durumda olan turizm sektörüne yönelik tatil paketi kredisinin tüm seyahat acentelerini ve bölgeleri kapsayacak şekilde revize edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Yeşilhisar ilçesinde yaşanan dolu yağışı nedeniyle tarım arazilerinin zarar gördüğüne ve toprakları ellerinden alınma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Musahacılı Mahallesi sakinlerinin yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

13.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, turizm potansiyeli olan Çanakkale ili Merkez ilçesi Tevfikiye, Kalafat ve Çıplak köyleri sakinlerinin doğal gaz talebine ilişkin açıklaması

14.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Kars ve Ardahan illerinde çiftçi, esnaf ve sanayicilerin yaşadığı sorunların giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa Büyükşehir Belediyesinin ikram ve ağırlama harcamalarına ve halkın gerçek sorunlarıyla ilgilenilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, ülkenin gerçek gündemi olan işsizlik ve pahalılık sorunlarına çözüm bulmak yerine çoklu baro önerisiyle baroların etkisizleştirilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

17.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, ilaç mümessillerine sertifika alma zorunluluğu getiren Beşerî Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik gereğince Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin düzenlediği eğitim programının pandemi nedeniyle on-line yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, 27’nci Yasama Dönemi ikinci devre TBMM Başkanlığına seçilen Mustafa Şentop’u tebrik ettiğine, 8 Temmuz Çorlu tren faciasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybedenleri rahmetle andığına ve yakınlarını kaybetmiş olan ailelerin adalet beklediğine, Çanakkale ili Gelibolu Yarımadası’nda çıkan yangının kontrol altına alındığına ve geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Ilısu Barajı nedeniyle 70 binden fazla kişinin yerlerinden edildiği, keşfedilmemiş arkeolojik zenginliklerin sular altında kaldığı tarihî Hasankeyf’in uluslararası camianın gündeminde geniş yer bulduğuna ilişkin açıklaması

19.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, 8 Temmuz Çorlu tren kazasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve sorumluları adalet önüne çıkarılıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

20.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 27’nci Yasama Dönemi ikinci devre TBMM Başkanlığına seçilen Mustafa Şentop’a ve Başkanlık Divanı üyeliğine seçilen milletvekilerine hayırlı çalışmalar dilediğine, 8 Temmuz Çorlu tren kazasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve yargılama sürecinin adalet beklentilerine cevap verecek şekilde neticelenmesini temenni ettiğine, Sakarya ili Kaynarca ilçesi Büyükyanık, İşaret, Turnalı, Yeşilova, Kulaklı, Uzakkışla, Müezzinler, İmamlar, Kabaklar, Uzunalan, Kayacık Mahallelerinde yaşanan sağanak yağış nedeniyle tarım arazilerinin sular altında kaldığına ve oluşan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine, Irak Anayasası’na aykırı olmasına rağmen peşmergenin yeniden Kerkük’te görevlendirilmesinin Türkiye ve orada yaşayan Türkmenler aleyhine neticeler doğurabileceğine ilişkin açıklaması

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 8 Temmuz Çorlu tren kazasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle yaşamını yitirenleri rahmetle andıklarına ve iktidarı hesap vermeye davet ettiklerine, HDP Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu Üyesi Rojbin Çetin’in evinde işkenceye maruz bırakılarak tutaklandığına, işkencenin meşrulaştırılamayacağına ve sorumlularının görevden alınmaları yönünde çağrıda bulunduğuna, Botan Vadisi’nin güvenlik gerekçesiyle yapımı süren Ilısu Barajı nedeniyle yok olma tehdidi altında bulunduğuna ve tarihsel miras olan Hasankeyf’in sular altında kalmasının gelecek nesiller için onarılmaz bir kayıp olduğuna, Kırşehir Cezaevinde altmış bir gündür tecrit altında tutulan Çetin Yıldız, Emrah Kına, Saim Özdemir, Cumali Yıldırım, Ömer Hayat, Mazlum Dönder, Müjdat Korhan, Ömer Bedir, Muhammed Veysi Adım, Fırat Altun, Ali Saday, Feyyaz Gülsoy ve Mehmet Can Yiğirer’in dönüşümsüz açlık grevi yaptıklarına, Molierac’ın sözlerini okumak istediklerine ilişkin açıklaması

22.- Sakaya Milletvekili Engin Özkoç’un, iktidarın gündemi barolar, sosyal medya ve güvenlik soruşturması iken milletin gündeminin Çorlu tren kazasının faillerinin hâlâ gereken cezayı görmemesi, pandemi süreci, iş kazaları, işsizlik, yoksulluk, borçları ödeyememe, kadına şiddet, çevre katliamı, Hasankeyf, uyuşturucu, öğrenci mağduriyetleri, hukuksuz tutuklanmalar, ekran karartmaları, 15 Temmuz gazi ve şehit yakınları için toplanan yardım paralarının ödenmemesi, intiharlar, yerli sermayenin ülkeyi terk etmesi, yabancı sermayenin ülkede yatırım yapmaması ve Türk parasının değerini yitirmesi olduğuna ilişkin açıklaması

23.- Burdur Milletvekili Yasin Uğur’un, Burdurluların bir partinin Burdur İl Kongresinde konuşan bir milletvekilini kullandığı ifadelerden dolayı kınadığına ve özür dilemeye davet ettiklerine ilişkin açıklaması

24.- Hatay Milletvekili Hüseyin Şanverdi’nin, 7 Temmuz Hatay’ın ana vatana katılmasının 81’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Çanakale Milletvekili Bülent Turan’ın, 27’nci Yasama Dönemi ikinci devre TBMM Başkanlığına seçilen Mustafa Şentop’a ve Başkanlık Divanı üyeliğine seçilen milletvekilerine başarılar dilediğine, Çanakkale ili Gelibolu ve Eceabat ilçeleri arasındaki ormanlık alanda çıkan yangının söndürüldüğüne ve süreci takip ettiklerine, Artvin ili Yusufeli ilçesinde çıkan yangın nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, 8 Temmuz Çorlu tren faciasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisinin kabul edilmesi hâlinde Genel Kurulda görüşülmeye başlanacak olan 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ülkeye ve avukatlara hayırlı olmasını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, sporseverlerin 3. Lig takımlarıyla ilgili karar almak üzere toplanan Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulundan beklentisinin play-off hakkı kazanan ilk 5 takımın bir üst lige çıkarılması, aksi takdirde 1’inci olan takımın bir üst lige çıkarılarak play-off hakkı elde eden diğer 4 takım arasında müsabakaların yapılması olduğuna ilişkin açıklaması

31.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadalerine ilişkin açıklaması

32.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Artvin ili Yusufeli ilçesi Dokumacılar köyünde çıkan yangın nedeniyle zor durumda kalan vatandaşların taleplerinin karşılanması gerektiğine ve geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

33.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, işsizliğin en yüksek olduğu illerin başında Ağrı ilinin geldiğine ve Cezayir’de çalıştıkları inşaattan düşerek hayatını kaybeden Ağrılı işçiler Murat Yaşar ile Ali Ceylan’ın cenazelerinin ailelerine ulaştırılması için yoğun görüşmeler yaptıklarına ilişkin açıklaması

34.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Yusufeli ilçesi Dokumacılar köyü Sahlepçiler Mahallesi’nde çıkan yangın nedeniyle yöre halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanması hâlinde İç Tüzük ve Anayasa ihlaliyle karşı karşıya kalınacağına ve teklifin Adalet Komisyonuna iadesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığının yeniden incelenmesi için Komisyona iadesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

37.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Genel Kurulda görüşülmemesini ve Adalet Komisyonuna iadesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığı tartışılmadan görüşmelere devam edilmesi nedeniyle usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın usul görüşmeleri sırasında lehte yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre usul görüşmesinin sonucuyla ilgili Genel Kurulun görüşüne başvurulmasını istirham ettiğine ilişkin açıklaması

42.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Mardin Büyükşehir Belediyesinde çalışan 3 daire başkanının İçişleri ve Sayıştay müfettişlerinin hazırladığı raporlar doğrultusunda görevden alındığına ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın usul görüşmesi üzerinde lehte yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerinden dolayı İç Tüzük’ün 160 ve 161’inci maddelerinin uygulanmasına ilişkin açıklaması

49.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, yerinden söz taleplerinin karşılandığına, gündeme geçebilmek için yeni söz talebinde bulunulmamasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Başkanlığın 222 sıra sayılı Teklifi işleme almama yetkisinin bulunmadığına ilişkin açıklaması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Şanlıurfa ilinde elektrik sıkıntısı yaşandığına ilişkin konuşması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından, 2 Temmuz 1993 tarihli Sivas katliamının ve 5 Temmuz 1993 tarihli Başbağlar katliamının bütün ayrıntılarıyla araştırılması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, RTÜK’ün anayasal bir kurum olarak demokratik işlerliğinin sağlanması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Sakarya ili Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamanın araştırılması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi sıralamasının yeniden düzenlenmesine; 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde grup adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından ve en fazla 2 konuşmacı tarafından yapılmasına; 221, 222 ve 223 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222)

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanmasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

2.- Anayasa’ya aykırılığı tartışılmadan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edilmesinin uygun olup olmadığı hakkında

 

XI.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasında sarf ettiği bazı ifadeleri nedeniyle İç Tüzük’ün 157’nci maddesine göre uyarma cezası verilmesi

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Van Milletvekili Murat Sarısaç’ın, Van ilinde 2019 yılından itibaren iflas eden esnaf sayısı ile esnafların sorunlarının çözümüne ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/30419)

2.- Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın, Zonguldak-Kilimli sahil yolunun yapım çalışmalarının akıbetine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/30422)

3.- İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü’nün, pandemi sürecinde hizmet vermeyen özel öğrenci yurtlarına ve yurtta kalmadıkları halde kendilerinden ücret talep edilen öğrencilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevabı (7/30469)

4.- İzmir Milletvekili Mahir Polat’ın, yurt dışından gelen tır şoförlerinin karantina sürelerine ve sınırda meydana gelen salgın riskine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/30544)

5.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, bir üniversitenin öğrenci yurdundaki fiyatlara yapılan zamlara ve ülke genelinde öğrenci yurtlarının durumlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevabı (7/30592)

6.- Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’ın, öğrenim kredisi borçlarının silinmesi ve öğrencilere karşılıksız burs verilmesi önerisine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevabı (7/30594)

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli Körfez ilçesine bağlı Çamlıtepe ve Yavuz Sultan Selim Mahallelerine hizmet veren postanenin kapatılacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/30662)

8.- Antalya Milletvekili Cavit Arı’nın, Antalya’da bulunan Çamyuva-Phaselis Tüneli’nin akıbetine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/30663)

9.- İzmir Milletvekili Mahir Polat’ın, İzmir’in Çiğli ilçesinde pandemi sürecinde kapanan dükkân sayısına ve esnaf destek paketi için başvuranlara,

İzmir ilinin Buca ilçesinde koronavirüs nedeniyle 11 Mart 2020 tarihinden bu yana kapanan dükkânlara ve bu nedenle işsiz kalan kişilerin sayısına,

İzmir’in Bornova ilçesinde pandemi sürecinde kapanan dükkân sayısına ve esnaf destek paketi için başvuranlara,

İzmir’in Bergama ilçesinde pandemi sürecinde kapanan dükkân sayısına ve esnaf destek paketi için başvuranlara,

İzmir ilinin Bayraklı ilçesinde koronavirüs nedeniyle 11 Mart 2020 tarihinden bu yana kapanan dükkânlara ve bu nedenle işsiz kalan kişilerin sayısına,

İzmir’in Bayındır ilçesinde pandemi sürecinde kapanan dükkân sayısına ve esnaf destek paketi için başvuranlara,

İzmir’in Balçova ilçesinde pandemi sürecinde kapanan dükkân sayısına ve esnaf destek paketi için başvuranlara,

İzmir’in Beydağ ilçesinde pandemi sürecinde kapanan dükkân sayısına ve esnaf destek paketi için başvuranlara,

İzmir’in Aliağa ilçesinde pandemi sürecinde kapanan dükkân sayısına ve esnaf destek paketi için başvuranlara,

İlişkin soruları ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/30820), (7/30821), (7/30822), (7/30823), (7/30824), (7/30825), (7/30826), (7/30827), (7/30828)

10.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, tütün kooperatifleri ve tesis kurma yönetmeliklerine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/30832)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2016-2020 yılları arasında Bakanlık bünyesinde yapılan ihalelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevabı (7/31055)

12.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de Yusufeli Barajı’nın inşaatında çalışan işçilerin çalışma koşullarına ve işçilerin koronavirüs salgınına karşı korunmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun cevabı (7/31163)

8 Temmuz 2020 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, ülkemizde meydana gelen son depremler ve sel baskınları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, ülkede son günlerde meydana gelen depremlere ve sel baskınlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yirmi günde yaşanan deprem ve sel olaylarıyla ilgili gündem dışı söz aldım, selamlarımı sunuyorum.

14 Haziran’da Bingöl Karlıova’da meydana gelen 5,7 büyüklüğündeki depremden sonra 23 Haziran’da Çankırı Çerkeş’te 4,2; 25 Haziran’da Van Özalp’ta 5,4; 26 Haziran’da Manisa Akhisar’da 5,3 ve 28 Haziran’da Muğla Marmaris’te 5,2 büyüklüğünde toplam 5 deprem meydana gelmiş, bu depremlerde can ve mal kayıpları olmuştur. Aynı günlerde birçok yerde sel olayları olmuş, 21 Haziran’da Bursa Kestel ve 24 Haziran’da İstanbul Esenyurt’ta can ve mal kayıpları meydana gelmiştir.

Ülkemiz bir deprem ülkesi olup özellikle Bingöl ve Çankırı depremlerinin de olduğu Kuzey Anadolu Fay Hattı, her an 7 ve daha üzeri deprem üretebilecek potansiyele sahiptir. Bu hattın Hatay’a kadar devam eden kolu ile Van çevresi ve Ege’nin tamamı -Akdeniz’e kadar- deprem üretmeye hazır bölgelerdir.

Deprem, zamanı önceden belli olmamasına rağmen nerelerde olabileceği ve hangi tedbirlerin alınabileceği, can ve mal kayıplarının en aza indirilebileceği belli olan bir doğa olayıdır. Sel de büyük ölçüde hesapsız kitapsız yapılaşmadan ve şehirleşme sorunlarından kaynaklanan kör dere yataklarını bile yapılaşmaya açan rantçı zihniyetlerin sonucudur.

Değerli milletvekilleri, felakete yol açan bütün doğa olaylarında önceden tedbir alınması can ve mal kayıplarının en aza indirilmesi mümkündür ve gereklidir. Bunun bir tek yolu vardır; bu yol, bilime inanmak ve mühendislere güvenmektir. Can ve mal güvenliğinin sağlanması, yapıların sağlam ve sürdürülebilir olması insan hayatının en önemli güvenlik sorunudur. Toplumun bütün kesimleri -yaş ve cinsiyeti ne olursa olsun, hangi işi yapıyor olursa olsun- inşaat mühendislerinin bilgi birikimi ve emeklerinin ürünü olan yapılarda yaşıyor ve çalışıyorlar; o hâlde, inşaat mühendislerine yetki ve sorumluluk verilmeli ve iyi yetişmeleri sağlanmalıdır. Buradan ifade etmeliyim ki mühendislerin iyi yetişmeleri için eğitim altyapısının ve şartlarının geliştirilmesine çalışması gereken Hükûmet, tam tersine, onların meslek odalarıyla uğraşmakta ve etkisiz hâle getirmektedir.

Ülkemizde 125 bini İnşaat Mühendisleri Odasına kayıtlı toplam 150 bin inşaat mühendisi bulunmakta; 91’i devlet, 42’si vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 133 inşaat mühendisliği bölümünden her yıl 10 bin inşaat mühendisi daha bu sayıya eklenmektedir. Toplam nüfusumuza göre her 550 kişiye 1 inşaat mühendisi düşerken dünyanın birçok ülkesinde ortalama 1.250 kişiye 1 inşaat mühendisi düşmektedir.

Üniversitelerin birçoğunda yeterli ve kaliteli mühendislik eğitimi verilememekte, mezun olan inşaat mühendisleri uygulamada yetersiz kalmakta ve çok sayıda mühendisse işsiz dolaşmaktadır. İnşaat mühendisliği bölümlerinde öğretim elemanı sıkıntısı bulunmaktadır; profesör ve doçentler sayıca çok azdır. Temel bilgi ve beceri yanında, stajlarda uygulama eksiklikleri vardır. Esasen, hatalar zinciri okula girişte yani YKS’de başlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, iki hafta evvel yapılan sınavlarda inşaat mühendisliği bölümüne girmek için ilk 300 bine girmek başarı sıralaması olarak kabul edilmiştir. Bu ne demektir, biliyor musunuz? 2019 yerleştirme sonuçlarına göre en düşük net sayısı matematikte 40 soruda 2, fizikte 14 soruda eksi 0,5 ve kimyada 13 soruda eksi 1’dir. ÖSYM verilerine göre tıp fakültelerine 50 bininci sıradan öğrenci kabul edilmektedir; buna göre, bir tıp öğrencisi matematikte 27, fizikte 6,5 ve kimyada 7,2 doğru cevap vermiştir. Bu sonuçlar inşaat mühendisliği mesleğinin de, evlerinde güvenli şekilde oturması gereken halkın da hak ettiği bir durum değildir. Bu sebeple, inşaat mühendisliği için belirlenen en düşük 300 bininci başarı sıralaması derhâl değiştirilmelidir. Ayrıca aynı üniversitenin inşaat mühendisliği bölümüne ilk sıradan giren öğrencinin başarı sıralaması ile son sıradan girenin arasında 164 bin gibi büyük bir fark olduğu görülmektedir ki bu, ciddi bir sorun olduğunun göstergesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun toparlayın.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) Buradan, YÖK ve Hükûmet yetkililerine sesleniyorum: Ülkemizin en önemli sorunlarının başında gelen; milletimizin can ve mal güvenliğinin sağlanması için inşaat mühendisliği mesleğine gereken önem verilmelidir. Çok sayıda iyi yetişmemiş inşaat mühendisine değil, iyi yetişmiş, yeterli sayıda inşaat mühendisine ihtiyaç vardır. Bunun için matematik, fizik ve kimya sorularından en az yarısını doğru cevaplandırmış, en düşük 50 bininci sıradaki öğrencilerden seçilmesi ve de kontenjanların en az yarıya düşürülerek inşaat mühendisliği bölümlerine öğrenci alınması gereklidir.

Eğitim kadrosunun, programların ve staj imkânlarının sağlanmasının çözüm ortağı olarak da İnşaat Mühendisleri Odasının muhatap alınmasının gerekli olduğunu belirtiyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, Malatya’nın sorunları hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Veli Ağababa’ya aittir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Şu an salonda yok Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki.

Gündem dışı ikinci söz, Srebrenitsa soykırımının 25’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Refik Özen’e aittir.

Buyurun Sayın Özen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Bursa Milletvekili Refik Özen’in, Srebrenitsa soykırımının 25’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

REFİK ÖZEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Srebrenitsa soykırımının 25’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle dost, kardeş Bosna halkını, aziz milletimizi ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Yeniden seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Mustafa Şentop’a da tebriklerimi arz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bosna Hersek, 1463’te -Fatih’in komutasındaki orduyla- Osmanlı topraklarına katılmış ve 1878’e kadar Osmanlı orada varlığını sürdürmüştür. Osmanlı’nın Bosna’ya getirdiği adalet ve dinî hoşgörü anlayışı, o zamana dek Boşnakların karşılaşmadığı derecedeydi. Bogomil mezhebindeki adalet, hoşgörü gibi öğretiler İslam dininde de karşılık bulunca İslam’ı benimsemeleri kolaylaşmıştı. Bosna Hristiyanlarına yakınlık gösteren Fatih, onları devlet kademesine ve önemli görevlere getirmişti. Bu süreçten sonra köylü ve soylu halkın çoğu kendiliğinden Müslüman olmuştu. Fetihle beraber Bosna’da Müslümanlık kademe kademe yayıldı, 16’ncı yüzyılın başlarına gelindiğinde ise Bosna’nın büyük çoğunluğu Müslüman olmuştu. Fatih’in 28 Mayıs 1463’te Bosnalı Fransisken ruhbanları için yayınladığı ferman, hem ilk insan hakları beyannamesi hüviyeti hem de bugüne ve bizlere de birer mesaj taşıması yönünden önemli olmakla birlikte, Boşnakların aslında Fatih’in bir emaneti olduğunun da bir göstergesidir. Fatih, bu fermanında “Ben ki Fatih Sultan Han’ım; bütün insanlar bilsin ki kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır. Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntı vermeyecektir ve onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaktır. Yeri göğü yaratan Allah adına ve Kur’an adına ve Ulu Peygamberimiz adına ve 124 bin peygamber adına ve kuşandığım kılıç adına yemin ederim ki bu kişiler emrime itaat ettiği sürece bu yazılanlara hiç kimse uymazlık etmeyecektir.” demiştir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, niçin böyle bir girizgâh yaptım? Bunun cevabını yiğit mücahit, Boşnakların efsane komutanı Naser Oriç veriyor. Naser Oriç şöyle diyordu: “Türk halkının, Boşnak halkıyla aynı duyguları paylaşması bizim için çok değerlidir. Biz Boşnağız ama Sırplar savaşta bize hep ‘Türkler’ diye hitap ediyordu. Kendi aralarında konuşurken de Sırplar bize ‘Boşnak’ değil hep ‘Türk’ diyordu.” Bu sözler, aslında iki halk arasında beş yüz altmış yıl önce başlayan muhabbetin ve sevgi bağının, 11 Temmuzda yıl dönümünü anacağımız Srebrenitsa soykırımının niçin işlendiğinin de bir göstergesidir. 11 Temmuz 1995’de başlayan ve üç gün içerisinde en az 8.372 Boşnağın Srebrenitsa kentinde General Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış Sırp ordusu tarafından öldürülmesiyle devam eden bu süreç, soykırım olarak tarihe geçmiştir. Bosna-Hersek’te binlerce insanın ölümüyle nihayete eren savaş, hâlâ dünya kamuoyunun hafızasından silinmemiştir.

Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’da binlerce insan, yine Birleşmiş Milletler ve tüm dünyanın gözü önünde Sırplar tarafından soykırıma uğramıştır. Uluslararası kuruluşların, özellikle de Srebrenitsa’da Sırp zulmünden kaçan insanları korumakla görevli Hollanda askerî birliğinin bu katliama sadece seyirci kalmayıp Sırplara her türlü yardım ve desteği vermeleri, kendilerine sığınan Boşnakları zorla Sırplara teslim etmeleri, bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in söylediği “Bunu hiç unutma evlat; Batı, hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” sözünün ne kadar haklı olduğunun bir göstergesidir.

Aradan yirmi beş yıl geçmesine rağmen, Srebrenitsa’nın acısı içimizde hâlâ yanmaya devam ediyor ve biz Srebrenitsa’yı; mavi kelebeklerle, on bir yapraklı yeşil rengiyle yeniden doğuşu, etrafındaki beyaz rengiyle masumiyetin göstergesi olan, umudun ve acının sembolü, ölen şehitlerin ve annelerin yaşadığı hüznü temsil eden Srebrenitsa çiçeği ve bir masum Boşnak çocuğun annesine sorduğu “Asker, çocukları küçük kurşunla öldürür, değil mi anne?” sorusuyla hatırlayacağız ve unutturmayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kardeş Bosna halkının, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde her zaman yanlarında olduk ve dün olduğu gibi, bugün de olmaya devam edeceğimizi belirtiyor, Srebrenitsa’da soykırım sonucu hayatını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

REFİK ÖZEN (Devamla) – Konuşmamı bağımsız Bosna Hersek devletinin mimarı ve ilk Cumhurbaşkanı merhum Aliya İzzetbegoviç’in Müslüman Boşnak halka söylediği şu sözlerle tamamlamak istiyorum: “Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” Unutmamak ve unutturmamak temennisiyle Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ, CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Meclis Gündemi’nde olmadığı hâlde AK PARTİ Grubunun kendi gündeminde “222 sıra sayılı Kanun Teklifi görüşülecektir.” yazıldığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Şu anda bizim elimizde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde tam 103 kanun varken AK PARTİ Grubunun, bugün dağıtmış olduğu gündeminde, Meclis gündeminde olmadığı hâlde “222 sıra sayılı Kanun Teklifi görüşülecektir.” yazıyor. Bu, daha oylamaya alınmadı, oylama yapılmadı. Milletvekillerinin iradesinin üzerine âdeta bir vesayet kurulmuş durumda. Yani bunu ben şiddetle reddediyorum. Öncelikle bunun Genel Kurulda oylaması gerekir ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine yazılsın. Oylama yapılmadan gündeme nasıl alınabiliyor? Bunu ben dile getirmek istedim.

Teşekkür ederim. Saygılarımı sunarım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, buna bir cevap vermemiz lazım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sataşma yok ki buna cevap gerektiren bir neden yok ki.

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi budur, Meclis Başkan Vekili bu gündeme göre çalışmasını yapar. Bizim kendi iç çalışmamız başkalarını da -kusura bakmayın- ilgilendirmez, nezaketen de doğru değildir bu.

Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, burası Genel Kurul “İlgilendirmez.” diyor. Olacak şey mi? Burası Meclis.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Mersin ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Ali Mahir Başarır’a aittir.

Buyurun Sayın Başarır.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, Mersin’in sorunlarından bahsetmek istiyorum. Mersin deniziyle, yaylasıyla, ovasıyla, tarımıyla, tarihiyle Türkiye’nin en güzel illerinden bir tanesi. Maalesef Mersin’imiz on sekiz yıldır büyük acılar yaşıyor.

Öncelikle havaalanı sorunundan bahsetmek istiyorum. Bakın, Osmaniye’den Anamur’a kadar yaklaşık 4 milyon insan, 5 milyon insan yaşıyor ama biz, çok küçük bir havaalanı olan Adana Havaalanı’na muhtacız. 2013 yılında Tarsus’da Çukurova Havaalanı’nın temeli atıldığında çok mutlu olmuştuk; hatta tarım alanları istimlak edilmişti, orada yapılacaktı, ona rağmen memleketimiz için sustuk. Yedi yıldır havaalanının inşaatında daha altyapı bitmek üzere ve üstyapı ihalesi de defalarca iptal edildi. Türkiye’nin her yerinde insanların cenazeleri oluyor, çok önemli seyahatleri oluyor, uçak bulamıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bakın, bizimle beraber temeli atılan birçok ilin havaalanı bitti ama Mersin’in ne suçu var, ben merak ediyorum. Neden Mersin Havaalanı bitmiyor? Neden defalarca ihaleye çıkıyor? Mersinlilerin suçu ne?

İkinci büyük sorun, Mersin-Antalya Otobanı -otoyol- inşaatı yıllardır bitmiyor, yıllardır bitmiyor, ilerlemiyor. Bakın, çok ciddi trafik kazaları oluyor ama ondan çok sonra başlayan yol inşaatları, köprü inşaatları bitti. Yine söylüyorum: Mersin’in ne günahı var?

Mersin’e hizmet yapılmıyor, on sekiz yıldır Mersin’e hizmet yapılmıyor ama mesela çok önemli tarihsel değeri olan bir Anamur Kalemiz var, ona plastik PVC’den pencere yapılıyor, 3 bin yıllık bir kale. Cennet-Cehennem Mağarası’na -bakın, Türkiye’de ve dünyada çok önemli bir yer- asansör yapılıyor. Ben korkuyorum; Tarsus’taki Kleopatra Kapısı’nı yıkıp çelik bir kapı yapacaksınız herhâlde ya da St. Paul Kuyusu’nu da yıkıp değişik bir kuyu yapacaksınız. Mersin’e ödül olarak görülenler bunlar mı Allah aşkına? Mersin’in AKP döneminde 3 bakanı vardı. Ne yaptılar? Bakmadılar bile. Gerçekten çok büyük bir sorun.

Şimdi, Mersin’e yatırım yapılmıyor. Türkiye’de işsizliğin en fazla olduğu büyük şehirlerden bir tanesi Mersin. Her gün insanlar bizi arıyor “iş, iş, iş” diye. En çok fabrikaların kapandığı yer Mersin. Ben burada özellikle Mersinli AKP’li milletvekilleri, MHP’li milletvekilleri arkadaşlarıma söylüyorum: Mersin’le ilgili lütfen, ses getirelim.

Bakın tarıma, çiftçilerimizin başına gelmeyen kalmadı; sel felaketini yaşadık, hortumu yaşadık, doluyu yaşadık. On binlerce dönüm tarım arazisi telef oldu; yardım alamadılar, afet bölgesi ilan edilmedi; Tarsus’tan Anamur’a kadar muz, sebze, çilek... Ama iktidar bununla da yetinmedi, limon ihracatını durdurdu bu dönemde, yüz binlerce ton limon küflendi. Ya, böyle bir şey yapılabilir mi Çukurova’ya? Tarım kenti Mersin’e böyle bir ihanet yapılabilir mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yapılamaz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ama yapılıyor Sayın Tanal, yapılıyor, maalesef yapılıyor. Bunları gördük.

Çiftçi perişan durumda, çiftçi kan ağlıyor; limonlarını sokağa döküyor, salatalıklarını sokağa döküyor, alın terini sokağa döküyor. Mersin bunu hak etmiyor, Mersinli bunu hak etmiyor. 13 tane ilçemiz var. Turizm adına hiçbir şey yapılmaz, sanayi adına hiçbir şey yapılmaz, yol yapılmaz, havaalanı bitmez. Ya, Mersin bunu hak ediyor mu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Etmiyor, etmiyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Allah aşkına söylüyorum; çok değerli milletvekillerimiz var, Hacı Bey var –dostum- söylüyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla)- Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Mersin’e bunlar yapılmıyor ama Mersin’e ödül olarak nükleer santral yapılıyor, taş ocakları yapılıyor, balık çiftlikleri getirilmek isteniyor, tarihî dokuları katlediliyor. Biz bunu hak etmiyoruz. Biz 13 milletvekiliyiz, Mersin’in sorunlarında her zaman bir araya gelebiliyoruz.

Lütfen, havaalanımızı bir an önce bitirin. Otoban, Antalya yolu bir an önce bitsin. İnsanlar bundan dolayı çok sıkıntılı, bunu dikkate alacağınızı düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Şeker…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli ili trafiğini rahatlatacak olan Kuzey Marmara Otoyolu’nun yapımına karar veren başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AK PARTİ hükûmetlerine ve emeği geçen herkese teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kuzey Marmara Otoyolu, TEM otoyolunun Silivri-Kınalı Kavşağı’ndan başlayarak İstanbul, Kocaeli ve Sakarya illerimizin kuzeyinden geçerek Akyazı’da tekrar TEM otoyoluna bağlanıyor. Toplam uzunluğu 398 kilometre olan Kuzey Marmara Otoyolu’nun Yavuz Sultan Selim Köprüsü de dâhil olmak üzere Kocaeli Sevindikli Kavşağı’na kadar olan 340,5 kilometresi tamamlanarak hizmete açıldı. 112 kilometresi Kocaeli sınırları içerisinde olan Kuzey Marmara Otoyolu’nun kalan 57,5 kilometrelik kısmının ise çalışmaları hızla devam ediyor. Yıl sonu itibarıyla tamamlanması hedeflenen projenin Kocaeli Çayırköy ve Alikahya TEM otoyolu kavşağından İstanbul bağlantısı daha önce gerçekleşecek.

Ulaşımda Marmara Bölgesi’nin atardamarı olan, özellikle, Kocaeli il merkezine nefes aldıracak olan bu otoyolun yapımına karar veren, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, AK PARTİ hükûmetlerine ve emeği geçenlere teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır….

4.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, Srebrenitsa katliamına ilişkin açıklaması

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) Sayın Başkan, Srebrenitsa katliamı, 1991-1995 Bosna Savaşı’nda Sırp Cumhuriyet Ordusunun Krivaja 95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995’te yaşanan ve en az 10 bine yakın Bosnalının ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesinin, soykırımın adıdır. Katliamda kadın, çocuk demeden yaşanan dehşetin kanıtları, belgeleri medeni Avrupa’nın tarihine kara kalemle silinmez bir şekilde işlenmiştir, belki yarınlara utanç vesikası olarak aktarılacak ve bir leke olarak kalacaktır. Mehmet Akif’in “Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz!” ifadesinin dün bizim coğrafyamızda, bugün Avrupa’nın göbeğinde yaşatıldığını görmek, engizisyon ruhunun hiç değişmediğine şahit olmak demektir. Son günlerde yaşanan göçmen hareketlerine gösterilen yaklaşım, işte bu kafa yapısının bugüne uzanan yeni model versiyonudur. Sahte gözyaşları acı hissettiğinin değil, bu canavarın boğazına takılan insanlığın vicdan anlayışının yokluğudur.

“Öyle ol, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.” güzelliğinin sembolü Aliya İzzetbegoviç’i hayırla yâd ederken Bosnalı kardeşlerimi bu duygularla kucaklıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

5.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, araç muayene ücretlerinin kredi kartıyla da ödenebilmesi için gerekli düzenlemenin yapılmasını, yeni normalde kahvehane ve eğlence sektörünün de açılmasına izni verilmesini ve coronavirüs salgını sürecinde kredi talepleri karşılanmayan esnaf ve vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ulaştırma Bakanının dikkatine, araç muayene istasyonları ödemeyi hâlâ nakit talep ediyorlar. 2020 yılındayız, hem pratik hem de güvenlik açısından araç muayene istasyonlarında kartla ödeme yapılabilmesinin düzenlemesini Ulaştırma Bakanından talep ediyorum.

Diğer bir sorun Ekonomi Bakanının dikkatine: Kahvehane ve eğlence sektöründe gerekli destek verilmediği gibi, açılışlarına da hâlâ izin verilmedi. Bir an önce kahvehane ve eğlence sektörüne, gerekli önlemler alınıp açılış izni verilmesini talep ediyorum.

Diğer bir sorun: Pandemi sürecinde birçok esnaf ve vatandaş kredi talep etti ancak kredileri reddolundu. Bu sebepten dolayı bir an önce sicil affının da çıkarılmasını özellikle talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demir…

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in, İstanbul ili Şile ilçesinde yaşanan su sıkıntısına yönelik İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı açıklamaya ilişkin açıklaması

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hafta sonu Şile’de tankerli su kuyruğunu hayretle izledik. 90’lı yılların o görüntüleri bir kâbus gibi İstanbul’umuzun üzerine yeniden çöktü. İBB’nin açıklamasına göre, hafta sonları Şile’nin nüfusu 1 milyona ulaşıyormuş, sorunun kaynağı da buymuş. Hâlbuki Şile’de hafta içi, hafta sonu değişken su talebini karşılamak için İSKİ’nin mevcut içme suyu arıtma tesisleri ve su depoları, tecrübeli ve kalifiye teknik personelle yıllardır dinamik bir işletim anlayışı ve basınç yönetimi optimizasyonuyla sıkıntı yaşanmadan yönetiliyordu. Açıklamanın devamında Şile’nin olmayan su sorununu çözeceklermiş. 2018’de ihalesi yapılıp başlanmış işi, yapılan imalatları çöpe atarak ve ödenen hak edişleri israf edip aynı yükleniciye aynı işi başka yerde üstelik de yanlış yerde yaptırıyorlar. Problemin asıl nedeni budur. Hülasa İstanbul’umuza yazık oluyor.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

7.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, TOKİ tarafından 26 ildeki 191 arsa için satış ve kira ihalesine çıkılacağının duyurulduğuna, kamuya ait alanların halkın kullanımında kalması gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

23 Haziranda TOKİ tarafından yayınlanan ilanda 26 ilde 191 arsa için satış ve kira ihalesine çıkılacağı duyuruldu. Arsaların içinde rekreasyon alanı, açık spor tesisi, dinî tesis, sağlık ocağı ve ilk yardım merkezi, kentsel hizmet alanı, yol, sosyal kültür tesis alanı, park alanı, pazar, belediye hizmet alanı ve resmî kurum alanı bulunuyor. İzmir Şehir Plancıları Odasının yaptığı açıklamada “TOKİ kamuya ait taşınmazları şahıslara satıyor, mülkiyeti özelleştiriyor.” denildi. İzmir’de de Karşıyaka, Aliağa ve Narlıdere’de kamu parselleri özelleştirilme kapsamında.

Bu uygulamadan vazgeçilmelidir; kamuya ait alanlar halkın kullanımında kalmalıdır, yeni rant projelerine izin verilmemelidir.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

8.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli ili Gebze ilçesi Kirazpınar Mahallesi sakinlerinin TOKİ’nin imar uygulamaları nedeniyle yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kocaeli Gebze Kirazpınar’da Millî Emlak ve TOKİ vatandaşların tapulu arsalarını imar uygulamasıyla başka yerlere atarak bu arsaları hazineye kaydediyor. Vatandaşlar bahsi geçen imar uygulamasının iptali için idari yargıya başvurdu, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu karara rağmen, TOKİ kendi arsalarına ev yapan vatandaşlara “işgalci” diye ecrimisil gönderiyor. Kurum bu cezaları tahsil etmeye başladı. Gönderilen cezaların iptali için de ayrıca dava açıldı, davalar vatandaşların lehine sonuçlandı. TOKİ ve Emlak Konutun Gebze Kirazpınar’da yaptığı icraatlar hukuka aykırıdır, çok sayıda vatandaş bu imar yolsuzluğu nedeniyle mağdur olmuştur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

9.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, orman yangınlarının önlenebilmesi için cezaların artırılarak önleyici tedbirlerin alınması gerektiğine, Çanakkale ilinde meydana gelen orman yangını nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ülkemizde her yıl ortalama 4 bin civarında orman yangını meydana gelirken yaklaşık 10 bin hektar zarar görmektedir. Orman yangınları, başta terör örgütü olmak üzere, çeşitli sabotajlar yüzünden ve ihmallerden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda, caydırıcı cezalar artırılmalı, önleyici tedbirler alınmalıdır.

Son olarak, Çanakkale Gelibolu’da meydana gelen yangında 400 hektarlık bir alan zarar görmüştür. Şehitler diyarı Gelibolu’daki yangında tek sevincimiz can kaybının olmamasıdır. Çanakkale halkına geçmiş olsun diyor, en kısa zamanda bölgeyi ziyaret edeceğimi ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesinde yaz okulu eğitiminin kaldırılmasıyla yaşanan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Üniversitelerin yaptıkları bazı uygulamalar binlerce öğrenciyi mağdur etmektedir. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde yaz okulu açılacağı akademik takvimden aylar önce resmî sitede duyurulmuştur, telefonla öğrenciye bilgi verilmiştir. 3 Temmuz 2020 tarihinde ise yaz okulunun kaldırıldığı, yerine üç ders sınavı yapılacağı açıklanmıştır. Planlarını beş ders yaz okulu sınavına göre yapmış olan binlerce öğrenci bu kararla tedirginlik yaşamaktadır. Geç verilen karar, yaz okulundan mezun olacağı umuduyla başvuranlar yanında, harç ücreti yatırıp eğitime katılamayacak olanlar açısından da sıkıntı oluşturmaktadır. Öğrenciler, ilk açıklandığı gibi, beş ders yaz okulu için gerekli düzenlemelerin sağlanarak eğitim almak istemektedir. Çok sayıda maille bizlere başvuran öğrencilerin yaşadığı sorunları bakanlık ve YÖK yeniden değerlendirerek ele almalıdır. Anadolu Üniversitesi yaz okulu açılması öğrencilerin de genel talebidir. Bu yönde, bakanlığın ve YÖK’ün öğrencileri düşünen bir karar alması bir an önce sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

11.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, corona virüsü nedeniyle zor durumda olan turizm sektörüne yönelik tatil paketi kredisinin tüm seyahat acentelerini ve bölgeleri kapsayacak şekilde revize edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Corona virüsü nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan turizm sektörümüzün umutla beklediği desteklerden biri olarak açıklanan tatil kredisi beklentileri karşılamaktan çok uzaktır ve sektörde büyük hayal kırıklığı yaratmıştır. Ülkemizde yaklaşık olarak 9.500 sertifikalı seyahat acentesi varken Turizm Bakanının sahibi olduğu acente de dahil olmak üzere sadece 9 firma tatil kredisi kapsamına alınmıştır. Bunun sebebi nedir? Diğer turizm firmalarımız bu ülkeye vergi vermiyor mu? Neden sadece 9 firma? Bu 9 firmayı neye göre belirlediniz? Ayrıca konaklama bedeli ağırlıklı olarak verilen bu kredide tur, transfer ve uçak bileti maliyetleri pek dikkate alınmamıştır. Bu, Karadeniz Bölgemizin bu krediden istenilen düzeyde yararlanamaması anlamına gelmektedir. Buradan Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum; tatil paketi kredisinin tüm seyahat acentelerimizi ve tüm bölgelerimizi kapsayacak şekilde ve ivedilikle revize edilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

12.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri ili Yeşilhisar ilçesinde yaşanan dolu yağışı nedeniyle tarım arazilerinin zarar gördüğüne ve toprakları ellerinden alınma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Musahacılı Mahallesi sakinlerinin yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeşilhisar Ziraat Odası Başkanımız Sayın Hamza İkiz, dolu yağışı nedeniyle bölgede arpa ve kuru fasulyenin tamamında, diğer ürünlerde ise yüzde 40 ila yüzde 60 arasında değişen zararlar meydana geldiğini açıkladı. Sayın İkiz, bizden, bu Gazi Meclisten destek bekliyor, seslerini duymamızı istiyor. Bu sesi biz duyuyoruz ama köylüyü, çiftçiyi borç batağına sürükleyen iktidar duymuyor; destek olmak bir yana, Musahacılı Mahallemizde olduğu gibi çiftçilerimizin elindeki topraklara da el koyuyor. Musahacılı’dan Osman Şen kardeşim aradı “2003 yılında dönemin Tarım Bakanı topraksız köylere törenle toprak verip tapu dağıttı ama yanlış tarım politikaları yüzünden üreticimiz borcunu ödeyemedi, şimdi yetkililer gelmiş, 160 çiftçiye ‘Ağustosun sonuna kadar ödeme yapın, yoksa toprağınızı elinizden alırız, aynı zamanda geriye dönük icra işlemleri başlatırız.’ diyor.” diyor. El insaf, çiftçi sizden destek istiyor, siz borçları yüzünden toprağını elinden alıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

13.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, turizm potansiyeli olan Çanakkale ili Merkez ilçesi Tevfikiye, Kalafat ve Çıplak köyleri sakinlerinin doğal gaz talebine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çanakkale’nin neresine giderseniz gidin tarihle her an iç içe olmanın verdiği huzuru yaşarsınız. Çanakkale merkeze bağlı Tevfikiye köyü, Çanakkale Valiliği ve OPET’in yaptığı protokol çerçevesinde, OPET’in katkılarıyla restore edildi; Troya Dönemi’ni yaşatan atmosferi, binaları, figürleri, tarihî ve mitolojik değerleriyle açık hava müzesi niteliğinde bir arkeoköye dönüştürüldü. Yapılan yatırımlarla Troya tarihinden izler taşıyan bir havaya bürünen köyümüz, henüz arzu edilen seviyelerde olmasa da turizm açısından ziyaretçi çekmeye başladı ve köy halkının sosyoekonomik yaşamına da ciddi anlamda katkı sağlamaktadır.

Tevfikiye ve hemen yanı başındaki Kalafat ve Çıplak köylerimiz bu anlamda birlikte değerlendirilebilecek köylerimizdir. Ciddi anlamda turizm potansiyeli olan bu köylerimizin devletten talepleri, temiz ve ucuz enerji kaynağı olan doğal gazın köylerine götürülmesidir. İlgili bakanlıkların bunu dikkate almasını talep ediyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

14.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Kars ve Ardahan illerinde çiftçi, esnaf ve sanayicilerin yaşadığı sorunların giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla milletvekili heyeti olarak gittiğimiz Kars ve Ardahan’da çiftçimiz, esnafımız, sanayicimiz büyük sıkıntılar içerisinde. Bölgenin en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılık, on sekiz yıldır uygulanan politikalarla bitme noktasına geldi. Dünyanın en kaliteli süt ürünlerini üreten çiftçilerimiz desteklenmezken ektikleri ürünlere dahi müdahale ediliyor. Çiftçilerimiz bankalar eliyle borç batağına saplanmış durumda; talepleri, kredi faizlerinin silinmesi ve ana paranın yapılandırılması.

Öte yandan, Kars Organize Sanayi ziyaretimizde de yine iç karartan bir tabloyla karşılaştık. Ülkeyi şaha kaldırdığını iddia edenler bir de gidip Kars Organize Sanayi’nin yollarına baksın, durumunu incelesinler. Tozdan, çamurdan insanlar fabrikalarına gidemiyor. Yandaşlara ballı yollar, köprüler yaptıracağınıza binbir emekle üretmeye çalışan vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm üretin.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

15.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa Büyükşehir Belediyesinin ikram ve ağırlama harcamalarına ve halkın gerçek sorunlarıyla ilgilenilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emekliye maaş zammı olarak 148 lirayı layık görenler kendilerine bağlı yerel yönetimlerde her türlü ikramdan ve israftan vazgeçmiyorlar. Bunlardan biri de Bursa Büyükşehir Belediyesi. İki yıllık ikram ve reklama harcadığı para 81 milyon TL olan Bursa Büyükşehir Belediyesinin, iki hafta önce gerçekleşen sel felaketinde altyapı çalışmalarına harcadığı toplam rakam ise 30,9 milyonda kaldı. İsmetiye, Mandıras, Cilimboz, Kaplıkaya, Oylat, Gökdere, Mudanya Derelerinin ıslahı ve altyapısı için iki yılda harcanan 30,9 milyon, yağmur suyu altyapı çalışmaları için harcanan para ise 26,4 milyon. Beş yıllık altyapı çalışmaları, iki yıllık ikram ve reklam bedelinin neredeyse üçte 1’inde kaldı. “İtibardan tasarruf olmaz.” diyenlere halkın gerçek sorunlarıyla ilgilenin, ölümleri de engelleyin diyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

16.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, ülkenin gerçek gündemi olan işsizlik ve pahalılık sorunlarına çözüm bulmak yerine çoklu baro önerisiyle baroların etkisizleştirilmeye çalışıldığına ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tüm çalışanların güvencesi olan kıdem tazminatı gasbedilmek isteniyor; çalışanlar kaygılı, sendikalar ayakta. Memurlar yeni bir bütçe yapılmasını ve memur maaşının, yoksulluk sınırı olan 7.950 TL’ye yükseltilmesini istiyor. Ortalama aylıkları asgari ücretin altında olan 13 milyon emekliden 6 milyonu iş arıyor. Küçük ve orta ölçekli esnafımız tamamen perişan durumda. İhracat açığı bu yılın ilk beş ayında yüzde 102 artışla 21 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin brüt dış borç stoku 431 milyar dolar yani millî gelirin üçte 1’i.

İşte bunlar, Türkiye’nin gerçek gündemi, tüm bunlara çözüm bulması gereken iktidar çoklu baro önerisiyle hem ülke gündemini değiştirmeye hem de baroları etkisizleştirmeye çalışıyor. İnsanlarımız aç, işsiz, kaygılı, hepsinden kötüsü umutsuz. Türkiye’ye bu kötülüğü yapmayın. Gelin, ekonomi, işsizlik, pahalılık gibi temel sorunlarımıza çare arayalım.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

17.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, ilaç mümessillerine sertifika alma zorunluluğu getiren Beşerî Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik gereğince Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin düzenlediği eğitim programının pandemi nedeniyle on-line yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2015 yılında Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından yayınlanan Beşerî Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik, ilaç mümessillerine sertifika alma zorunluluğu getirmiştir.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin düzenlediği eğitim programına katılan mümessiller sınavda başarılı olmak kaydıyla sertifika alabilecek ve firmalarda ürün tanıtım temsilcisi olarak çalışabileceklerdir. Farklı illerden Ankara’ya gelecek olan tıbbi mümessiller sınava yine Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde gireceklerdir. Tıbbi mümessiller yol, konaklama masraflarının yanında, sağlıkla ilgili endişe içindedirler. COVID-19’dan dolayı, sınavın diğer üniversitedekiler gibi on-line olarak yapılması, bulaşı riskinin önüne geçilmesi açısından yerinde olacaktır.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

18.- İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu’nun, 27’nci Yasama Dönemi ikinci devre TBMM Başkanlığına seçilen Mustafa Şentop’u tebrik ettiğine, 8 Temmuz Çorlu tren faciasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybedenleri rahmetle andığına ve yakınlarını kaybetmiş olan ailelerin adalet beklediğine, Çanakkale ili Gelibolu Yarımadası’nda çıkan yangının kontrol altına alındığına ve geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Ilısu Barajı nedeniyle 70 binden fazla kişinin yerlerinden edildiği, keşfedilmemiş arkeolojik zenginliklerin sular altında kaldığı tarihî Hasankeyf’in uluslararası camianın gündeminde geniş yer bulduğuna ilişkin açıklaması

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

27’nci Dönem 2’nci devre için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçilen Sayın Mustafa Şentop’u tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Gazi Meclisimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olsun. Bulunduğu makamda adalet ve hakkaniyeti gözeterek görevini icra etmesi İYİ PARTİ olarak en tabii beklenti ve temennimizdir.

Çorlu tren faciasının ikinci yıl dönümündeyiz. Hayatını kaybeden 8’i çocuk 25 vatandaşımızı bir kez daha rahmetle anıyorum. Kazanın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen davanın üstünü kapatma ve oyalama çabaları ailelerin sinir sistemlerini altüst etmiş durumdadır. Yakınlarını kaybetmiş bu aileler adalet bekliyor, mağduriyetlerini hakkaniyete dönüştürmek istiyor.

Acılı ailelere daha fazla yük yüklemenin anlamı yoktur. İnsanların acılarına saygı duymayı öğrenelim. Adaletin eksiksiz işletilmesine de katkı sağlamak için elimizden gelen her şeyi yapmaya çaba sarf edelim. İhmalle yitirilen canların, ihmal sonucu sönen umutların hesabı sorulmadıkça geride kalan acılı ailelerin vebalini hiç kimse ödeyemeyecektir.

İki gün önce tarihî Gelibolu Yarımadası’nda büyük bir yangın çıkmış, bu yangında 450 hektar orman alanı kül olmuştur. Yangın dün kontrol altına alındı ve soğutma çalışmaları devam ediyor. Ülkemiz, orman yangınlarıyla mücadelede çoğu kez zorluklar yaşıyor, teknik imkânsızlıklardan kaynaklı zorluklar yaşıyor ve millî değerlerimiz olan ormanlarımız yok olmaya mahkûm bırakılıyor. Ümit ederiz ki tekrarı olmasın, milletimize ve Çanakkale’ye geçmiş olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Batman’da yapılan Ilısu Barajı ve HES Projesi’nden nasibini alarak etkilenen tarihî Hasankeyf ilçesinin yeni yüzü dün dünya basınına yansıdı. Ranta ve AK PARTİ’nin tarih ve yeşil kıyımına kurban edilen bir antik kentle karşı karşıya kaldık. Baraj nedeniyle 70 binden fazla kişi yerlerinden edildi, hâlâ keşfedilememiş arkeolojik zenginlikler evlerle birlikte sular tarafından yutuldu.

Hasankeyf sadece ülkemizin değil tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği bir tarihî mekândır. Öyle ki dünya kamuoyu bu kıyıma sessiz kalamamış ve uluslararası camianın gündeminde de bu olay geniş yer bulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanı nasıl ki “Biz İstanbul’a ihanet ettik.” dediyse aynı itiraf ileride Hasankeyf için de gelecektir ama iş işten geçmiş olacaktır. Tarih bunu yapanları hiçbir zaman affetmeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yol yakınken dönme imkânı var ise bunun esirgenmemesini temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – İlhami Bey, buyurun.

19.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, 8 Temmuz Çorlu tren kazasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve sorumluları adalet önüne çıkarılıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 8 Temmuz 2020; tam iki yıl önce bugün, Çorlu’da 25 canımızı yitirdiğimiz tren kazası yani Çorlu tren katliamının 2’nci yılı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum.

Bu geçen süre içerisinde acılı aileler hâlâ oyalanıyor, hatta davacıyken davalı duruma düştüler. 8 Temmuz Çorlu tren katliamını unutmadık, unutturmayacağız. Gerçek sorumluları bulunup adalet önüne çıkarılana kadar ve yeni kazalar önleninceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

20.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 27’nci Yasama Dönemi ikinci devre TBMM Başkanlığına seçilen Mustafa Şentop’a ve Başkanlık Divanı üyeliğine seçilen milletvekilerine hayırlı çalışmalar dilediğine, 8 Temmuz Çorlu tren kazasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ve yargılama sürecinin adalet beklentilerine cevap verecek şekilde neticelenmesini temenni ettiğine, Sakarya ili Kaynarca ilçesi Büyükyanık, İşaret, Turnalı, Yeşilova, Kulaklı, Uzakkışla, Müezzinler, İmamlar, Kabaklar, Uzunalan, Kayacık Mahallelerinde yaşanan sağanak yağış nedeniyle tarım arazilerinin sular altında kaldığına ve oluşan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine, Irak Anayasası’na aykırı olmasına rağmen peşmergenin yeniden Kerkük’te görevlendirilmesinin Türkiye ve orada yaşayan Türkmenler aleyhine neticeler doğurabileceğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler de dün itibarıyla seçimini gerçekleştirip 2’nci defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçilmiş olan Sayın Mustafa Şentop’u tebrik ederek konuşmamıza başlamak istiyoruz. Kendisine ve seçilen Başkanlık Divanına, sizler de dâhil olmak üzere Sayın Başkanım, bu dönemde hayırlı ve başarılı çalışmalar diliyoruz, Allah yâr ve yardımcınız olsun.

Sayın Başkan, 8 Temmuz 2018 tarihinde Çorlu’da meydana gelen elim tren kazasında 7’si çocuk 25 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 328 vatandaşımız yaralanmıştır. Yaşanan kazanın yıl dönümünde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır dilerken devam etmekte olan yargılama sürecinin adalet beklentilerine cevap verecek şekilde neticelenmesini de temenni ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, dün akşam yağan sağanak yağış nedeniyle Sakarya’nın Kaynarca ilçemizin Büyükyanık, İşaret, Turnalı, Yeşilova, Kulaklı, Uzakkışla, Müezzinler, İmamlar, Kabaklar, Uzunalan, Kayacık Mahallelerinde 15 bin dönümün üzerinde tarım arazisinin sular altında kaldığını öğrenmiş bulunmaktayız. Mısır ve buğday ekili olan bu arazilerde çiftçimiz büyük zararlara uğramıştır. Gelen bilgilere göre bu akşam da yağmur yağması beklenmektedir. Yani, mevcut su baskınının daha da artması, zararların boyutunun daha vahim hâle gelmesi söz konusu olabilecektir. Bu nedenle, Bakanlığımızın ve özellikle Devlet Su İşlerinin meseleye acilen müdahale etmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) ­– Bugüne kadar birçok defa su basan bu arazilere yönelik Devlet Su İşleri tarafından hazırlanmış olan ve faaliyete geçmesini beklemekte olduğumuz projenin ivedilikle hayata geçmesini dilediğimizi, beklediğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, Kuzey Irak’ta daha önce peşmergenin Irak’ta tartışmalı olan illerde ve özellikle Kerkük’te faaliyet göstermeye çalıştığını ve buralarda hâkimiyet tesis ederek özellikle Suriye’nin kuzeyinde yer alan bölge ile Irak’ın kuzeyinde yer alan bölgenin bir terör devleti projesi çerçevesinde organize edilmeye çalışıldığını biliyorduk. En son, Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilmeye çalışılan ve Kerkük’te yapılması istenen, Barzani tarafından yapılması planlanan referandum sürecinden sonra da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …peşmergenin bu sürecin sonunda Kerkük’ten isabetli bir şekilde ayrıldığını biliyoruz. Gerçekten, bakıldığında, Irak Anayasası’nda peşmergenin Kerkük’te faaliyet göstermesi ve tartışmalı illerde faaliyet göstermesi söz konusu değildir. Bu, Irak Anayasası’na aykırıdır. Fakat anayasaya aykırı olmasına rağmen son gelen haberlere göre peşmergenin tekrar Kerkük’te görevlendirilmesinin, tırnak içerisinde, teröre karşı faaliyetler kapsamında Irak Merkezî Yönetimiyle birlikte Kerkük’te yer almasının kararlaştırıldığını, Irak Başbakanı Kazımi ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında yapılan mutabakat çerçevesinde bunun gerçekleştiğini öğrenmiş bulunmaktayız. Bu, tabii ki değerlendirildiğinde bu bölgede yapmakta olduğumuz Pençe-Kaplan Operasyonları ve askerî faaliyetlere bir cevap niteliğinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …değerlendirilebilecek olan bu hamle kuşkusuz, Türkiye'nin ve orada yaşayan Türkmen kardeşlerimizin aleyhine birtakım neticeler doğurabilecektir.

Bizlerin Milliyetçi Hareket Partisi olarak Kerkük’te ve o bölgede bulunan, Türkmeneli’de bulunan bütün Türkmen kardeşlerimizin selameti için, onların canının sağlığı için elimizden gelen her şeyi yapacağımızı buradan dile getirmek istiyorum. Yine, bölgeyle alakası olmadan başka ülkelerin, büyük güçlerin projeleri çerçevesinde gerçekleştirilmeye çalışılan bu faaliyetin er ya da geç akamete uğrayacağını da buradan ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

21.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 8 Temmuz Çorlu tren kazasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle yaşamını yitirenleri rahmetle andıklarına ve iktidarı hesap vermeye davet ettiklerine, HDP Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu Üyesi Rojbin Çetin’in evinde işkenceye maruz bırakılarak tutaklandığına, işkencenin meşrulaştırılamayacağına ve sorumlularının görevden alınmaları yönünde çağrıda bulunduğuna, Botan Vadisi’nin güvenlik gerekçesiyle yapımı süren Ilısu Barajı nedeniyle yok olma tehdidi altında bulunduğuna ve tarihsel miras olan Hasankeyf’in sular altında kalmasının gelecek nesiller için onarılmaz bir kayıp olduğuna, Kırşehir Cezaevinde altmış bir gündür tecrit altında tutulan Çetin Yıldız, Emrah Kına, Saim Özdemir, Cumali Yıldırım, Ömer Hayat, Mazlum Dönder, Müjdat Korhan, Ömer Bedir, Muhammed Veysi Adım, Fırat Altun, Ali Saday, Feyyaz Gülsoy ve Mehmet Can Yiğirer’in dönüşümsüz açlık grevi yaptıklarına, Molierac’ın sözlerini okumak istediklerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, bundan tam iki yıl önce, 8 Temmuz 2018 tarihinde Çorlu tren kazası gerçekleşti ve kaza esnasında, Uzunköprü’den İstanbul’a doğru hareket eden yolcu treni Çorlu yakınlarından geçerken, yağış nedeniyle rayların altındaki toprak menfezin kayması sonucu 5 vagon devrilmişti. Kazada maalesef 25 kişi yaşamını yitirdi, 317 kişi de yaralandı. Bu acı olayın üzerinden iki yıl geçti ancak ne bir sorumlu gereken yaptırıma uğradı, ne de iktidar hesap verdi, dahası bu acıyla baş etmeye çalışan yurttaşların sesi kesilsin diye yaptırıma uğrayan mağdurlar ve mağdur yakınları oldu. Yaşamını yitirenleri rahmetle anarken bu meselelerin üzerinin kapatılmadığını hatırlatmak isterim ve iktidarı gecikmiş de olsa hesap vermeye davet ettiğimizi söylemek isterim.

Evet, Rojbin Çetin’i burada çok konuştuk; açıkça, alenen işkenceye maruz kaldı ve son dönemlerde yaşanan işkence vakalarının sembolü hâline geldi, köpekler işkence aracı olarak kullanılmıştı -burada çok tartıştık- ve o işkencenin üzerinden on gün geçtikten sonra gözaltında tutuldu, neden? Delil yaratılarak tutuklanmasını sağlamak için. Neden? İşkence izlerini iyileştirmek için. Ve adliyeye yürüyerek gidemeyen Rojbin Çetin, dün yanlış, mesnetsiz, yalan iddialarla örgüt üyeliğinden tutuklandı. Bununla tek bir amaç var, işkenceyi meşrulaştırmak. Biz, işkencenin asla meşrulaştırılamayacığını ve Rojbin Çetin hakkında verilen tutuklama kararının sadece kendilerini aklamaya dönük olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz ve işkenceciler hâlâ görevde, hâlâ işkence yapma potansiyelleri yüksek, bir an önce görevden alınmalarını, bir kez daha bu çağrıyı yapmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Diğer bir mesele çok önemli, Ilısu Barajı’nın yarattığı tahribat. Botan Vadisi, güvenlik gerekçesiyle yapımı süren Ilısu Barajı nedeniyle şu anda yok olma tehdidi altında. Hâlihazırda baraj yapımı nedeniyle Botan Köprüsü çökmüş olup bağlantı yolları kapanmış, bölge halkı ulaşımda ciddi sorunlar yaşıyor, köylüler evlerine dahi ulaşamıyor. Sağlık ve eğitim başta olmak üzere, sosyal ve ekonomik olarak da önemli bir mağduriyet söz konusu. Güvenlik gerekçesiyle yapılan barajların bölge halkına fayda getirmediğini ve çok ciddi zarar getirdiğini buradan da ifade etmek istiyorum. Tarihsel miras olan Hasankeyf’in sular altında kalmış olması, tüm ülke adına, hepimiz adına büyük bir kayıp ve gelecek nesiller için onarılmaz bir yaradır. Botan Vadisi hâlihazırda Siirtliler için önemli yaşam alanlarını içinde barındırmakta olup bu yönüyle de vadinin korunması hayati önemdedir çünkü vadinin her iki yakasında bulunan 47 köy, ekilip biçilen bahçeler, tarım alanları, meralar, piknik alanları barajlarla birlikte sular altında kalıyor. Olası bu tehlikenin bölge halkını ekonomik, sosyolojik ve kültürel açıdan etkilediğini ifade etmek istiyorum.

Mevcut durumda Şirvan’dan başlayarak Cizre’ye kadar yapılacak olan bu barajlardan Çetin, Limak, Kirazlı ve Pervari Barajları bitmiş olup geriye kalanların 2’si proje, diğerleri ise yapım aşamasındadır. Barajların bölgeye ekonomik bir katkı sunmadığı gerçeğinden hareketle, baraj yapımının bölgenin ekosistemine ve halkına zarar verdiği çok boyutlu bir durum söz konusu.

Yine, Pervari Ayvalıbağ köyünde -bizzat görüştüm- Çetin HES Barajı su toplamaya başladığından beri “köy heyelan bölgesi” diye 5 Mayısta kamulaştırma yapıldı. Karşılığında hiçbir bedel ödenmediği gibi köy halkı son derece mağdur durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Gidecek başka hiçbir yeri olmayan Ayvalıbağ köy halkı can güvenliği endişesi içerisindedir. Tespite giden jandarmalar dahi köyün yaşam için tehlikeli olduğunu ifade etmiş ve köyün boşaltılması gerektiğini vurgulamıştır ve birçok yurttaş da köyünü terk etmek zorunda kalmıştır. Bunun çözüm beklediğini önemle ifade etmek istiyorum.

Evet, bir de Kırşehir Cezaevi var. Kırşehir Cezaevinde altmış bir gündür 13 mahpus tecrit ve ağır şartlar altında tutuluyor. Buradan 2 kere daha söylemiştim ve hâlâ sorun çözülmedi. Şu anda altmış bir gündür 13 kişi tecritte ve dönüşümlü bir açlık grevi yaptıklarını bir kez daha ifade etmek istiyorum. İdare kendileriyle iletişime geçmiyor, sorunlarını çözmüyor ve bunun yerine baskı ve tehdidini arttırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu isimleri daha önce buradan söylemiştim: Çetin Yıldız, Emrah Kına, Saim Özdemir, Cumali Yıldırım, Ömer Hayat, Mazlum Dönder, Müjdat Korhan, Ömer Bedir, Muhammed Veysi Adım, Fırat Altun, Ali Saday, Feyyaz Gülsoy ve Mehmet Can Yiğirer. Bu zulmün; bu baskının bitirilmesini iktidar partisine özellikle söylemek istiyorum.

Son olarak, bugün barolar taslağı gelecek… Sayın Başkan bitireceğim.

BAŞKAN – Tamam devam edin, açık mikrofon.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler.

Ona ilişkin uluslararası alanda çok bilinen bir sözü, aslında avukatların sözünü buradan bütün Meclise ve Türkiye’ye okumak isteriz.

(HDP milletvekilleri tarafından pankart açılması ve avukatlıkla ilgili sözlerin okunmaya başlanması)

BAŞKAN – Böyle bir usul var mı ya! Bu yaptığınız doğru değil Sayın Beştaş.

(AK PARTİ sıralarından “Başkan, böyle bir usul yok, mikrofonu kapatın.” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, sadece bir kişi okusun bunu.

(HDP milletvekilleri tarafından pankart açılması ve avukatlıkla ilgili sözlerin okunmaya devam edilmesi)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) ­– Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.54

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Özkoç, buyurun.

22.- Sakaya Milletvekili Engin Özkoç’un, iktidarın gündemi barolar, sosyal medya ve güvenlik soruşturması iken milletin gündeminin Çorlu tren kazasının faillerinin hâlâ gereken cezayı görmemesi, pandemi süreci, iş kazaları, işsizlik, yoksulluk, borçları ödeyememe, kadına şiddet, çevre katliamı, Hasankeyf, uyuşturucu, öğrenci mağduriyetleri, hukuksuz tutuklanmalar, ekran karartmaları, 15 Temmuz gazi ve şehit yakınları için toplanan yardım paralarının ödenmemesi, intiharlar, yerli sermayenin ülkeyi terk etmesi, yabancı sermayenin ülkede yatırım yapmaması ve Türk parasının değerini yitirmesi olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi farklı, milletimizin gündemi farklı, iktidarın gündemi farklı. İktidarın gündemi, barolar; iktidarın gündemi, sosyal medyaya kelepçe vurulması; iktidarın gündemi, işe alınacak insanlarımıza güvenlik soruşturması. Milletin gündemi; yıllar önce Çorlu’da yaşanan tren kazasının faillerinin hâlâ gereken cezayı görmemesi, pandemi süreci, iş kazaları, işsizlik, yoksulluk, borçları ödeyememe, kadın şiddeti, çevre katliamı, Hasankeyf, uyuşturucu, öğrenci mağduriyetleri, hukuksuz tutuklanmalar, hukukta yaşanan garabet, ekran karartmaları, 15 Temmuz gazi ve şehit yardım paralarının ve terör olaylarında hayatını kaybedenler için toplanan yardım paralarının ödenmemesi, intiharlar, yerli sermayenin ülkeyi terk etmesi, yabancı sermayenin ülkede yatırım yapmaması, Türk parasının değerini yitirmesi, Hazinenin içinin hukuksuz ve çıkara dayalı olarak boşaltılması, tüm bunlar… Hükûmet bu yılın içerisinde her şeyi bıraktı, milletin bütün bu milletin gündemini bıraktı; barolarla uğraşıyor, sosyal medyayla uğraşıyor, güvenlik soruşturmasıyla uğraşıyor.

Oysaki bu yılın ilk beş ayında topladığı gelir ve yaptığı borçlanmalarla bu iktidar 645 milyar kaynak kullandı, 73 milyar da para bastı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Salgın döneminde 3 fazda toplam 6 milyon 107 bin 444 ihtiyaç sahibine sadece bir sefere mahsus 6.000 lira para ödendi. Bu, günde sadece 11 lira eder ama aynı dönemde Hükûmet 65 milyar lira faiz ödedi. Ayrıca, bütçede döviz garantili yol, köprü, tünel geçişleri için yapılan harcamaların yer aldığı kalemden ilk beş ayda 6,7 milyar lira para ödedi. Para var mı? İşsizlik Sigortası Fonu’nda 131 milyar lira para var, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Fonu’nda 320 milyon lira para var.

Şimdi, insanlarımız soruyor “Biz açlık içinde, sefalet içinde, yoksulluk içinde fabrikalarda çalışırken, iş güvenliğimiz yokken hayatlarımızı kaybediyoruz; üretim yapamıyoruz; okuyoruz, iş bulamıyoruz. Peki, iktidar ne yapıyor?” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - İktidar kendi sarayında yaşıyor, iktidarın sizin yiyeceklerinizden ayrı yiyecekleri, sizin ulaşımınızdan farklı ulaşımı var, onların özel uçakları var. Onlar gazi ve şehitlerin toplanan paralarını dahi vermemeyi göze almışlar, onlar için vatan değil, millet değil, onlar için varsa yoksa kendileri ve rantları var.

Milletimiz karar verecek… Baroların yasası Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçecek mi? Evet, geçecek. Biz direnecek miyiz? Evet, direneceğiz. Kaç gün? Kaç gün gerekirse. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili oylarken “Kabul edenler…” dediğinde kalkan eller, sizin oy verdiğiniz eller olacak. Onlar milletten yana değil, onlar iktidar ve iktidarın rant elde edenlerinden yana olacaklar, kararınızı ona göre verin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bizi de seçmeyin ama sizden yana, doğrudan yana kim varsa önce dinleyin, sonra haktan, hukuktan, milletten yana olanları seçin. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti iktidarda sadece kendi rantını düşünenlere bırakılmayacak kadar onurlu ve büyük bir devlettir. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, yerinden söz taleplerinin karşılandığına, gündeme geçebilmek için yeni söz talebinde bulunulmamasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, değerli milletvekilleri; biz 15 kişiye söz veriyoruz, sisteme giren arkadaşlara fakat bazı arkadaşların buraya kadar gelip söz talepleri olunca onları kırmak imkânına sahip değilim, şahsen ben buraya gelen bir milletvekiline söz vermek isterim. Ama gündeme de geçemiyoruz dolayısıyla 3 arkadaşa daha söz verip bu bir dakikalık söz taleplerini istememenizi rica ediyorum.

Buyurun Sayın Uğur.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Burdur Milletvekili Yasin Uğur’un, Burdurluların bir partinin Burdur İl Kongresinde konuşan bir milletvekilini kullandığı ifadelerden dolayı kınadığına ve özür dilemeye davet ettiklerine ilişkin açıklaması

YASİN UĞUR (Burdur) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben Burdur Milletvekiliyim, hemşehrilerimizden gelen tepkiler üzerine söz almış bulunuyorum.

Geçen hafta sonu partisinin Burdur İl Kongresinde konuşan bir milletvekilinin ifadeleri Burdurluları fena hâlde rahatsız etmiştir. Bir kadın milletvekiline yakışmayan ifadeleri utancımdan burada paylaşmıyorum ancak hemşehrilerimin gönderdiği bir notu sizlerle paylaşmak istiyorum: “Burdur, milletimize has ahlaki değerlerin yüksek olduğu bir şehirdir. Milleti temsil eden bir ismin ilimize gelip bu tür edebe ve ahlaki değerlere sığmayan ifadeleri dillendirmesi bir ahlak beldesi olan Burdur’umuzu ziyadesiyle rencide etmiştir. Sayın vekili, Burdurlular olarak kınıyoruz ve başta Burdurlular olmak üzere tüm Türkiye’den özür dilemeye davet ediyoruz.”

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şanverdi.

24.- Hatay Milletvekili Hüseyin Şanverdi’nin, 7 Temmuz Hatay’ın ana vatana katılmasının 81’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Medeniyet, kültür, inanç ve kardeşlik şehri Hatay, 7 Temmuz 1939’da şu an çatısı altında toplandığımız Meclisimizin aldığı kararla Türkiye’nin 67’nci vilayeti olmuştur. Misakımillî sınırları içinde olan kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamazdı. Nitekim verilen mücadele sonuç verdi ve 7 Temmuz 1939’da Hatay, ana vatana katılmanın gururunu ve mutluluğunu yaşayıp Fransız işgalinden kurtuldu. Hatay’ın ana vatana katılmasının 81’nci yılını, Türk askerinin İskenderun, Kırıkhan ve Reyhanlı’ya girişinin 82’nci yıl dönümünü kutluyorum. Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerimizi, Hatay Meclis-i Mebusanının milletvekillerini, referandumda Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması yönünde karar kılan Hatay halkını ve bu mücadelenin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

25.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

24 Haziran 2016 tarihli İSKİ Şile Şube Müdürlüğünün İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSKİ Genel Müdürlüğüne yazmış olduğu yazının 7’nci maddesi aynen şu şekildedir: “Şile ilçe merkezinde bulunan toplam 16.600 adet aboneye su sağlayan Şile İçme Suyu Arıtma Tesisi’nin kapasitesi yaz aylarında yetersiz kaldığından dolayı su ihtiyacına cevap verilememektedir.” Yıl, 2016; şu anda yıl, 2020. Cumhuriyet Halk Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını etkisiz, başarısız gösterebilmek için ahlaksızca her türlü yayın yapan basın organlarını ve kişileri buradan kınıyorum ben. Burada, 2016’dan beri Şile’de mevcut olan su sıkıntısını gideremeyen iktidar AK PARTİ iktidarıdır. Bu başarısızlığını Büyükşehir Belediyesine mal etmek yani en hafif deyimle densizliktir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Turan buyurun.

26.- Çanakale Milletvekili Bülent Turan’ın, 27’nci Yasama Dönemi ikinci devre TBMM Başkanlığına seçilen Mustafa Şentop’a ve Başkanlık Divanı üyeliğine seçilen milletvekilerine başarılar dilediğine, Çanakkale ili Gelibolu ve Eceabat ilçeleri arasındaki ormanlık alanda çıkan yangının söndürüldüğüne ve süreci takip ettiklerine, Artvin ili Yusufeli ilçesinde çıkan yangın nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, 8 Temmuz Çorlu tren faciasının 2’nci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisinin kabul edilmesi hâlinde Genel Kurulda görüşülmeye başlanacak olan 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ülkeye ve avukatlara hayırlı olmasını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım bana sıra gelmeyecek zannetmiştim.

BAŞKAN – Demin de ifade ettiğim gibi…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sorun yok Başkanım, sorun yok.

BAŞKAN - Grup Başkan Vekillerinin hoşgörüsü benim için çok önemli ama buraya kadar milletvekillerimiz gelip birer dakika söz istiyor. Nasıl vermeyelim?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, Sayın Tanal her zaman konuşacak, konuşsun, baş tacı ama keşke verdiği bilgiler doğru olsaydı çünkü İstanbul’da su sorunu…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Buyurun belgesi. Resmî belge Başkanım, resmî belge.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sahte, sahte o.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Babacığım, resmî belge ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, pandemi var, bağırmasın, söyler misiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal, Bülent Turan seni sever, dinleyelim onu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben de onu seviyorum Başkanım, ben de onu çok seviyorum ama resmî belgeyle konuşuyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sağlığı için bağırmasın Başkanım, sağlığı için.

Başkanım, öncelikle, dün tüm vekillerimizin katılımıyla, sizlerin katılımıyla, Meclisimiz, Başkanını tekrar seçti. Ben Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Profesör Doktor Mustafa Şentop Hocamıza yeni dönem Başkanlığının hayırlı olmasını; Gazi Meclisimiz için, ülkemiz için hayırlı olmasını ümit ediyorum. Aynı şekilde, yenilenen Divan heyetini de kutluyorum, başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, dün bilgi vermiştim, Çanakkale ilimizde Gelibolu-Eceabat arasında maalesef 450 hektar gibi büyük bir alanın yandığı büyük bir yangın gündeme gelmişti. Can kaybının olmaması en büyük tesellimiz ancak büyük bir mağduriyet var, bunları yakından takip ediyoruz. Yangının söndüğünü ifade etmek isterim. Bakanımız, vekilimiz, Valimiz hepsi ilk andan itibaren gerekli çalışmaları yerinden takip ettiler, destek oldular. 2 uçak, 20 helikopter, 100’den fazla arazözle süreç bir an önce kontrol altına alındı. Ben tekrar bu süreçte katkı sağlayan tüm ilgililere teşekkür etmek istiyorum.

Yine, dün, biliyorsunuz, Artvin Yusufeli ilçemizde 70 haneli bir köyümüzde çıkan yangında 70’ten fazla evimiz maalesef yandı. Tüm köylülerimize ben geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Yine, tek tesellimiz can kaybının olmaması. Tüm yaraların sarılmasını hep beraber takip edeceğiz.

Yine, bugün Çorlu’daki 25 vatandaşımızı yitirdiğimiz tren kazasının yıl dönümü. Acılarını paylaştığımızı, vatandaşlarımıza rahmet dileklerimizi tekrar ifade etmek istiyorum Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Meclisimiz yeni bir yasama haftasına başlıyor. Eğer AK PARTİ’nin grup önerisi Meclisin takdirinde kabul görürse, bugün kamuoyunun yakından takip ettiği, baroların daha demokratik temsilini, daha eşit temsilini hedefleyen bir kanun teklifimizi görüşmeye başlayacağız. 28 maddelik bu teklifin ülkemize, avukatlarımıza hayırlı olmasını ümit ediyorum. Bu tartışmalar içerisinde biz de mutlaka kanaatlerimizi aktaracağız. Ancak bu kanunumuzun sadece “çoklu baro” diye ifade edilen bir bölümünün gündem olmasını doğru bulmuyorum, önemli bir reform, önemli bir kanun. İçerisinde 5 binden fazla üyesi olan yerlerde 2 bin imzayla baro kurulmasına imkân vermekle beraber, eşit delegeyi sağlayan bir Barolar Birliği sisteminin de olduğu, kılık kıyafet serbestisinin kanuni -bir zorunluluğu- hak olduğu, avukatların istinaftaki dosyalarının Yargıtay denetimine açılması gibi önemli bir meselenin olduğu, genç avukatlarımızın ilk beş yıl ödeneklerinden yüzde 50 kesintinin olması gibi önemli konuların olduğu bir kanun teklifini görüşeceğiz. Ümit ediyorum demokratik bir olgunlukta, medeni bir tarzda her partinin katma değeriyle beraber bu kanunu yasalaştırırız.

Ben tekrar başarılı bir hafta olmasını ümit ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Hayırlı olsun.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından, 2 Temmuz 1993 tarihli Sivas katliamının ve 5 Temmuz 1993 tarihli Başbağlar katliamının bütün ayrıntılarıyla araştırılması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/7/2020 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasın saygılarımla arz ederim.

                                                                              Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                             İzmir

                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Müsavat Dervişoğlu tarafından 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta Madımak Otel'de Pir Sultan Abdal Şenlikleri için şehre gelen sanatçı, gazeteci ve fikir insanlarından 33 aydın ve 2 otel personeli saldırgan bir grubun insanlık dışı müdahalesiyle hayatlarını kaybetmişti. Sivas katliamının üç gün sonrasında, Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü’nü PKK terör örgütü basmış, cami cemaatini namazdan çıkararak kurşuna dizmişti. Bu iki katliam Türk milletini derinden sarsmış ve herkesi üzüntüye boğmuştu. Toplumsal sinir uçlarını ve mezhepsel, etnik ayrılıkları körüklemeyi amaçlayan odaklar tarafından organize edildiği her daim ifade edilen bu iki katliamın üzerinden yirmi yedi yıl geçmesine rağmen sır perdeleri tam olarak aralanamamıştır. Hem Sivas hem de Başbağlar katliamlarının yargılama süreçlerine şaibeler düşmüş, adalet tam olarak tecelli edememiştir. Bu acı olayların üzerinden yirmi yedi yıl geçmesine rağmen hâlen Türk milletini bölmek ve kutuplaştırmak isteyen odaklar bu hadiseleri kullanmaktadır. Ayrıca katledilen insanlarımızın aileleri ise adaletin tecelli etmemesi sebebiyle mağdurdurlar. Topyekûn Türk milleti, Sivas ve Başbağlar katliamlarının bütün faillerinin ve arkalarındaki organizasyonların açığa çıkmasını beklemektedir. Bu hadiseler birbirlerinden ayrı bir şekilde değerlendirilemezler. Hedefleri Türk milletinin birlik ve bütünlüğü olması hasebiyle birlikte değerlendirilmelidirler. Türkiye Büyük Millet Meclisinin millet iradesine dayanarak inisiyatif alması şarttır. Bu bağlamda 2 Temmuz, Sivas; 5 Temmuz, Başbağlar katliamlarının bütün ayrıntılarıyla araştırılması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 8/7/2020 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Sivas ve Başbağlar katliamlarının birlikte araştırılmasıyla alakalı İYİ PARTİ Grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime 2 Temmuz 1993’te Sivas katliamında ve 5 Temmuz 1993’te Başbağlar katliamında Hakk’a yürüyen bütün canlarımızı, vatandaşlarımızı rahmet, minnet ve dualarla anarak başlamak istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, geçtiğimiz hafta Sivas katliamıyla alakalı HDP grup önerisi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almıştım. Konuşmamda bir yandan samimiyet vurgusu yapmış bir yandan da toplumsal olayların birbirinden ayrı tutulmaması gerektiğini ve siyasi ranta alet edilmemesi gerektiğini vurgulamıştım. Parti grubumuz da çekinceler kapsamında, çekimser tavır göstermişti ancak, maalesef bir kısım sosyal medya kullanıcısı ve basın organı partimizin önergeyi reddettiği, Sivas olaylarındaki acıyı görmezden geldiği gibi mesnetsiz, asılsız iddialarda bulunmuştu. Bu iddiaların milletimizin nezdinde ve gönlünde hiçbir değer bulmadığını hepimiz gördük. Akabinde Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi de bir röportaj sırasında, Sivas ve Başbağlar katliamlarını ayrı ayrı ele almanın doğru olmadığını vurgulamış, yaşanan acıları paylaştığını ifade etmişti.

Bugün, grup toplantımızda Genel Başkanımız şu ifadeleri kullandı: “Sivas’ta yakılan da bizdik, Başbağlar’da vurulan da bizdik. O kara günlerde kurşunların adresi, alevlerin hedefi tek tek canlarımız değil, bütün milletimizdi, huzurumuzdu, birliğimizdi ve nihayet beraberliğimizdi.” Bu bağlamda, Sivas-Madımak ve Başbağlar katliamlarının hep birlikte araştırılması için bir önerge vermiş bulunuyoruz. Çünkü merhum Dündar Taşer’in deyimiyle “His, fikrin barutudur.” Biz acılarda, hüzünlerde, sevinçlerde ve bütün hislerimizde birlikte olamazsak millet olma fikrimizin temelini sarsmış oluruz.

Sayın milletvekilleri, üç gün arayla dinî ve mezhepsel sinir uçlarını, farklı taraflarını hedef alan iki katliamı birbirinden bağımsız gibi değerlendirmek asla doğru değildir. Biz, İYİ PARTİ olarak, Sivas’ta yakılan korkunç ateşin de Başbağlar’da cami cemaati masumlara sıkılan kurşunların da tek hedefinin Türk milletinin birliği ve bütünlüğü olduğunu düşünüyoruz. Eminiz ki ateşi yakan el de tetiği çeken parmak da aynı vücudun, aynı ihanetin parçalarıydı. Bu kürsüden saygıdeğer milletvekillerimizin ellerini vicdanlarına koymalarını rica etmek istiyorum. Bu kadar katliam, bu kadar acı, bu kadar kan ve gözyaşı varken sadece bir olaya odaklanmak, bu olaydan etnik ve mezhepsel bir olgu çıkarıp sadece ona yönelmek doğru mudur? PKK terör örgütünü görmezden gelip, PKK ihanetine kulak tıkayıp acıları bile bölmeye çalışmak hak mıdır, yoksa bütün bunları hep birlikte ele alıp Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne gelen vatandaşlarımız ile Başbağlar’da namazını eda etmek için toplanmış cemaatin katillerini hep birlikte arayıp bulmak, adaletin tecellisini sağlamak mı doğrudur? Vicdanlarımız en doğru cevabı verecektir diye düşünüyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, hem Sivas hem de Başbağlar katliamlarının yargılamalarında pek çok sorun yaşanmıştır; hâlâ firariler vardır ve Yargıtay defalarca karar bozmuştur. Milletimizin nezdinde bu iki olayda da adalet açıkça tam olarak tecelli etmemiştir. O zaman millet iradesini tecelli ettirmekle görevli olan bizler, bu noktada inisiyatif almalı ve gerekeni yapmalıyız. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün yetkililerinin bu işi kendisine görev edinmesi, milletimizin canını yakan bu iki hadisenin karanlıkta kalan yönlerinin aydınlatılması için çalışması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, Madımak da bizimdir, Başbağlar da bizimdir. Gelin, toplumsal vicdanı çok ağır yaralayan, yaralar açan bu iki olayı hep birlikte araştıralım, bütün milletimizin yüreğine su serpecek bilgilere ve kararlara hep birlikte ulaşalım. Bu bağlamda, önergemize olumlu oy kullanmanızı istirham ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl konuşacak.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu topraklarda çok büyük acılar yaşandı. Sadece Madımak’ta ya da Başbağlar’da yaşananlarla sınırlı kalsa biz belki geçmişte yaşanan ya da yaşanıp da çözümlenen, sır perdesi aralanan katliamlardan asla bahsetmeyecektik ama 12 Eylül öncesinde Kahramanmaraş’taki, Çorum’daki büyük katliamlar bu topraklarda yaşanan o büyük acılardan bazıları. Orada vatandaşlarımız her türlü baskıya ve şiddete maruz kaldı, onunla da kalmadılar topraklarını terk etmek zorunda kaldılar.

Gelelim günümüze. 93’te Madımak’ta insanlar diri diri yandı. Bu, sadece Türkiye tarihinin değil insanlık tarihinin yüz karasıdır. Aynı şekilde Başbağlar’da masum insanlar katledildi. Bütün bunların sadece birer acı gibi algılanarak bir tarafa bırakılması asla kabul edilemez, bunların mutlaka araştırılması gerekir.

Bakın, değerli arkadaşlar, yıl 2011. Roboski’de kaçağa gidenler katledildi. O katledilenlerin 19’u, 18 yaşın altındaki çocuktu, çocuk; çocuklar katledildi. Kim katletti? Devletin uçaklarının bombalarıyla katledildiler, paramparça edildiler. Peki, ne oldu? Çürümeye terk edildi; o konu araştırılıp sonuçlandırıldı mı? Hayır. Yıl 2011.

Sonra, Suruç’ta yine o masum gençler… İstanbul’dan yola çıkıp bir etkinliğe katılmak üzere Suruç’a giden gençlerimiz, 33 çocuğumuz katledildi. Sonuç: Hasıraltı ve bu da çürümeye terk edildi.

Ve nihayet Gar katliamı. Onlarca yurttaşımız katledildiler. Nasıl katledildiler? Tıpkı 2 Temmuz Madımak’ta olduğu gibi, elinde silah olmayıp saz olan, dilinde şiddet olmayıp söz olan, semah dönenler katledildiği gibi, Gar’ın önünde de barış türküleri söyleyen, halay çeken vatandaşlarımız katledildi. Bütün bunların perde arkasının mutlaka araştırılması gerekiyor. Eğer hukuk önünde, kamu vicdanında siz bunları araştırmaz iseniz, bunları görmezden gelirseniz, bu acı, bu ülkenin yüz karası olarak tarihe geçecektir ve sorumlusu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika… Buyurun, toparlayın.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bugüne kadar defalarca gündeme getirilen araştırma önergelerinin sizler tarafından reddedilmesiyle sonuçlanacak, bugün de öyle olacak, sizden çok daha nitelikli ve masum bir davranış beklemiyoruz çünkü sizin, bugüne kadar sergilediğiniz tavır bütün bu acıları ve katliamları görmezden gelmek, hatta karşı mağdur yaratmak adına konuşmalar yapmak. Bir mağduriyet yaşanıyor, bir acı var, bir büyük dram var; bunu görmüyorsunuz. Peki, ne yapılıyor? Bir başka mağduriyet üzerinden hareket ederek bunlar görmezden geliniyor. Hiç merak etmeyin, ne kadar görmezden gelinirse gelinsin, ne kadar yok sayılırsa sayılsın, Gar’da katledilenlerde de Suruç’ta da Roboski’de de bir büyük günahınız var, bu günah sizin yakanızdan asla düşmeyecek. Ha, sözüm ona, iyi niyetle “Bu araştırma önergesine olumlu oy verin.” demek artık âdetten oldu, biz de onu söyleyelim ama biliyoruz ki biraz sonra reddeceksiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz.

Buyurun Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sivas ve Başbağlar olayları üzerine verilen Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, Sivas’ta ve Erzincan Başbağlar’da hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyorum.

Öncelikle belirtmem gerekir ki 83 milyon vatandaşımız, bu ülkenin asli sahibidir, gücümüz birliğimiz ve beraberliğimizdir. Bu ülkede hiçbir etnik ya da dinî grubun diğerine üstünlüğü veya ayrıcalığı yoktur, kanun önünde herkes eşittir. Bizim kültürümüzde, içimizdeki güçsüzler haklarını alıncaya kadar en güçlümüz, güçlü görünenler ise kendilerinden güçsüzlerin hakları alınıncaya kadar en zayıfımızdır.

Bu ülkede, geçmişte olduğu gibi bugün de etnik ve inanç temelli fay hattı oluşturma çalışmaları devam etmektedir. Terör, millî birlik ve kardeşliğimizi bozmak üzere kurgulanmış en alçak yöntemdir. Bugüne kadar birlik ve beraberlik içinde teröre karşı büyük bir mücadele verdik, oluşturulmak istenen fay hatlarına karşı da beraber durduk. Çıkarılan tüm zorlukları birlik ve beraberlikle aşmasını bildik. Sivas katliamında da Erzincan Başbağlar katliamında da aynı acıyı hissettik. Her iki acı olayın failleri ülkemizde fay hatları oluşturmak istediler. İYİ PARTİ temsilcisi arkadaşımın dediği gibi “Başbağlar’ın faili kimse, Sivas’ın faili de odur.” Biz, her iki olayın yıl dönümünde de birlik ve beraberliğimizi dosta düşmana gösterdik. Her iki olayda da Kürt’ü, Türk’ü, Sünni’si, Alevi’si bir araya gelerek acıları paylaştık, safımızı gösterdik. Bu ülke üzerine plan kurmak isteyenlerin planlarının boşa çıkarılacağını gösterdik. Ancak birlikte yapmamız gerekenler de var, onları da inşallah, hep birlikte yapacağız. Daha önce söylediğim gibi, biz ne kadar Türk isek o kadar Kürt, ne kadar Sünni isek o kadar da Alevi’yiz. Seyyid Ahmet Arvâsî’nin deyişiyle “Alevi meşrepli Sünni’yiz.” veya Sünni meşrepli Alevi’yiz. Kerbelâ’da İmam Hüseyin’in, Kudüs’te Salâhaddin Eyyubî’nin yanındayız. 83 milyonun bu ülke ve millet üzerine duası birdir, Allah bizi ehlibeyt yolundan ayırmasın.

MURAT EMİR (Ankara) – O yüzden mi hâlâ müze yok Sivas’ta?

İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü maddesi Meclis araştırmasının açılmasını düzenler. Burada Meclis araştırmasının belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan bir incelemeden ibaret olduğu belirtilir.

Sivas olaylarıyla ilgili, 1-2 Temmuz 1993 tarihlerinde Sivas ilinde meydana gelen Madımak olayının…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Olay değil, katliam!

İSMET YILMAZ (Devamla) – …oluş şekli, amacı, sonuç ve tesirleri, Devlet Denetleme Kurulunun 24 Mart 2014 tarihli ve (2014/5) sayılı Raporu’yla incelenmiş ve binlerce sayfalık raporda birçok bilgi aradan geçen zamana karşı kayda geçirilmiştir.

Sayın Başkanım, bu araştırma yapılırken -Devlet Denetleme Kurulunca- birileri “Bu araştırma yapılmasın.” dedi. Ne zaman? 2014 yılında. Aradan bu kadar zaman geçti, o zaman “Araştırma yapılmasın.” diyenler şimdi “Gelsin, araştırma yapılsın.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz, toparlayın.

İSMET YILMAZ (Devamla) – Toparlayacağım Sayın Başkanım.

Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Döneminin Üçüncü Yasama Yılında, ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması komisyonu kurulmuş, bu Komisyon Raporu da 376 sıra sayısıyla yayınlanmıştır. Bu raporda denilen şey… Sivas olaylarından sonra Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Başbağlar köyünde 33 vatandaşımızın katledilmesi, raporda, Türkiye’de Sünni-Alevi çatışması yaratmaya yönelik bir eylem olarak değerlendirilmiştir.

Bir daha böyle bir olayın yaşanmaması için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini belirtiyor, sözlerimi Âşık Veysel’in dizeleriyle bitiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Allah birdir Peygamber Hak.

Rabbülâlemindir mutlak…

…Veysel sapma sağa sola.

Sen Allah’tan birlik dile.

İkilikten gelir bela.

Dava insanlık davası.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, İYİ PARTİ’nin önergesindeki üç cümleyi gerçekten yürekten desteklediğimi söylemek istiyorum: Hem Sivas hem de Başbağlar katliamlarının yargılama süreçlerine şaibeler düşmüş, adalet tam olarak tecelli edememiştir, evet. Sivas ve Başbağlar katliamlarının bütün faillerinin ve arkalarındaki organizasyonların açığa çıkması beklenmektedir, evet. Bu hadiseler birbirlerinden ayrı bir şekilde değerlendirilemezler, evet.

5 Temmuz 1993’te yaşanan Başbağlar katliamının üzerinden yirmi yedi yıl geçti. Dün de bu konudaki görüşlerimizi açıklamıştık. Geçen bu sürede hepimizin yüreğini derinden yaralayan bu katliam aydınlatılmadı, aydınlatılması için de yeterli adımlar atılmadı. Bu karanlık odakların, Sivas katliamından hemen sonra gerçekleştirdiği bu katliamın esaslı bir şekilde araştırılması, karanlık ellerin açığa çıkarılarak yargılanması gerekiyordu. Bu katliam ve yitirilen canlar, siyasetin istismar konusu olarak kullanıldı. Bizler, o gün olduğu gibi bugün de Başbağlar köyünde katledilen 33 köylünün acısını yüreğimizde hissediyoruz ve toplumun adalet talebini sahipleniyoruz. “Ama”sız, “fakat”sız Başbağlar katliamının aydınlatılması gerektiğini ve adalet talebinin karşılığını bulunması gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, RTÜK’ün anayasal bir kurum olarak demokratik işlerliğinin sağlanması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

8/7/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/7/2020 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                   Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                           İstanbul

                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

8 Temmuz 2020 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 8070 grup numaralı RTÜK’ün anayasal bir kurum olarak demokratik işlerliğinin sağlanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/7/2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; medyanın Türkiye’de iktidardan hiçbir zaman tam anlamıyla bağımsız olmadığını hep beraber biliyoruz, bütün Cumhuriyet tarihi boyunca baktığımızda bunu görürüz. En başta sermaye ilişkileri bu bağımlılık ilişkilerini üretiyor, bunu da biliyoruz. Ancak belki de Cumhuriyet tarihi boyunca bu bağımlılık ilişkisi ilk defa bu kadar güçlü ve tehlikeli bir noktaya geldi. O nedenle, bu konunun bir kez daha tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. İktidar ve medya kuruluşlarının sermaye bağlarından kaynaklanan tek seslilikle, Anayasa’ya ve yasalara bağlı kalması gereken bir kurum olarak RTÜK’ün medya etiğini ve evrensel yayıncılık ilkelerini çiğneyen antidemokratik uygulamaları her geçen gün birbirini besliyor; maalesef, bunu hep birlikte izliyoruz.

RTÜK nedir? RTÜK, özerk ve tarafsız olması gereken bir anayasal kuruldur ama ne özerkliği kalmıştır RTÜK’ün ne tarafsızlığı kalmıştır ne de anayasal bir kurul olma özelliği kalmıştır. Açıkça, Anayasa’yı çiğneyen bir kurul hâline gelmiştir RTÜK, özerkliğini ve tarafsızlığını yitirmiştir, muhalif medyayı susturma kurulu hâline gelmiştir RTÜK. Çoğulcu değil, çoğunlukçu bir anlayışla, iktidarın sopası olarak RTÜK terörü estirilmektedir bütün medya kuruluşlarının üstünde.

Bütün dünyada bu tür düzenleyici kurumlar vardır, ilk defa Türkiye’de icat olunmadı bunlar ve bütün dünyadaki bu tür düzenleyici kurullar, evet, denetim yaparlar ama denetimi evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde yaparlar ama denetimi demokratik hukuk ilkeleri çerçevesinde yaparlar, konu medya ise -ki konumuz şu anda medya- o zaman evrensel basın ahlakı ve ilkeleri çerçevesinde yaparlar. Bu tür düzenleme kurullarının görevleri, ilgili alanları neyse o ilgili alanlardaki sorunları çözmektir, o ilgili alanlarda gelişme ve düzelme yaşanmasını sağlamaktır esas itibarıyla. Peki, RTÜK ne yapıyor? RTÜK hukuk ve demokrasiyi hiçe sayıyor, RTÜK için, RTÜK Başkanı için “hukuk ve demokrasi” diye bir şey yok, medya etiği yok, bir darbe kurulu gibi çalışıyor RTÜK.

Haberlerdeki yorumlara bile müdahale etme anlayışına sahip bir RTÜK Başkanı var. Medyanın “m”sini bilmez, medya etiğini bilmez, basın etiğinden zerre kadar haberi yoktur ama bir RTÜK Başkanıdır, bir emir kulu. Nerenin emir kulu? Sarayın emir kulu. Söylüyor “Oradan gelen emirleri, oradan gelen direktifleri zaten biz emir telakki ederiz.” diyor kendisi. Sarayın kontrolü altında, onun emirlerini ve direktiflerini uygulayan bir kişi RTÜK Başkanı. Hâlbuki, RTÜK anayasal özerk bir kurul. Saraydan düğmeye basılıyor, RTÜK Başkanı harekete geçiyor. Bu hâliyle RTÜK’ü, bu RTÜK Başkanı anayasal bir kurul olmaktan çıkarmış vaziyettedir. RTÜK, bu hâliyle artık bir üst yönetim kurulu değildir. RTÜK Başkanı, herhangi bir denetim konusu RTÜK’te, o kurulda konuşulmadan ve karara bağlanmadan görüş açıklayamaz. Anayasal bir kuruldan bahsediyoruz. Kurulun gündemine gelmemiş bir konuda RTÜK Başkanının görüş açıklaması demek, ihsasırey yapmak demektir. İşte bunu yapıyor RTÜK Başkanı “Yorumları denetleyeceğiz.” diyor, haberlerdeki yorumları. Anayasal bir suç işliyor, tarafsızlığını yitirmiş vaziyette.

Şimdi, bakın, Halkların Demokratik Partisi olarak, son bir ay içinde 13 kez başvuru yaptık RTÜK’e A Haber, ATV, Habertürk ve CNN’le ilgili, Orada Halkların Demokratik Partisiyle ilgili yapılan tartışmalara ilişkin 13 başvuru yaptık. Bu 13 başvuruda HDP’ye yönelik tezviratları, yalanları, çarpıtmaları, hakaretleri teker teker listeledik ve başvuruda bulunduk. RTÜK ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Başvurularımıza cevap verilmedi hâlâ. Ne yapıyor RTÜK? Oyalıyor. Ama onun yerine muhalif medyaya sansür uygulamaktan bir an bile geri durmuyor. Tele1, Halk TV daha yeni beşer gün kapatma cezası aldılar. Yandaş, iktidara yandaş medya kuruluşlarına ceza yok. ATV için 40 bin kere başvuru yapılmış, ATV’deki çeşitli hukuksuzluklara dair, ama ona bir ceza yok, Tele1 ve Halk TV’ye var. Cinsiyetçi söyleme ceza yok, nefret söylemine ceza yok, ağır hakaretlere ceza yok, kişilik haklarına saldırılara ceza yok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Toparlıyorum.

…ama iktidara yönelik eleştirel ifadelere, iktidarın uygulamalarına yönelik eleştirel ifadelere ceza var. Kadınlara yönelik şiddet görüntülerine ceza yok, çocukların gelişimini etkileyen yorumlara, haberlere ve filmlere ceza yok ama iktidarı eleştiren her söze ceza var.

Bakın, bu RTÜK bu RTÜK bu hâle geldi. TRT bir kamu kurumu, kim denetliyor? RTÜK. Peki, TRT’nin kamu kurumu olduğu için uyması gereken ilke nedir? Eşitlik ilkesi. Peki, TRT Haber eşitlik ilkesine uyuyor mu? Uymuyor. TRT Haber, Halkların Demokratik Partisinin herhangi bir grup toplantısını bir saniye bile vermiş mi? Vermemiş. Peki, RTÜK, TRT Haberi, TRT’yi denetliyor mu? Denetlemiyor. Bu eşitsizliğin karşısında herhangi bir uyarıda bulunuyor mu? Bulunmuyor. Yani, RTÜK, bu hâliyle suç dosyaları çok kabarık hâle gelmiştir. RTÜK Başkanı, çoklu maaşıyla son derece suçlu bir insan hâline gelmiştir. Bu konunun araştırılmasını Meclisten talep ediyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Adana Milletvekili İsmail Koncuk.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir ülkede demokrasi ölçüsü aslında birtakım kurumların adil yaklaşımıyla anlaşılabilir. Ülkede kurumlar gerçekten bağımsız çalışabiliyor mu, yoksa gerçekten bir yerlerden talimat alarak mevzuat dışında, aslında kendilerinde olmayan yetkileri mi kullanıyorlar? Bunlara bakarak o ülkede demokrasi var mı, demokrasi yok mu diye değerlendirme yapabiliriz. RTÜK, maalesef, böylesine bir kurum. Sayın RTÜK Başkanı “Cumhurbaşkanının talimatlarını emir telakki ederim.” diyor. Doğrudur, Sayın Cumhurbaşkanının talimatları önemlidir, insan olarak emir telakki edebilirsiniz ama özerk, bağımsız bir kurumun başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanının -AK PARTİ Genel Başkanı da olan- “talimatlarını emri telakki ederim.” diyen bir insan orada bir dakika dahi durma hakkını kaybeder. Aslında, Sayın Cumhurbaşkanının “Sen ne yapıyorsun?” diye bu hesabı ona sorması lazım. Böyle bir ifade olabilir mi? Sayın Cumhurbaşkanını da aslında töhmet altında bırakan bir ifade. Sayın Cumhurbaşkanına yağ çekerim derken, temsil ettiği kurumu ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin adalet anlayışını nasıl ortaya koyuyor? Kirleterek ortaya koyuyor.

Değerli milletvekilleri, RTÜK’ün kararlarının, verdiği kararların sizleri de mutlu ettiğini ben düşünmüyorum. Kantarın topuzunu kaçırmış bir RTÜK var, çizmeyi aşmış bir RTÜK var. Bu ülkede muhalif sayabileceğimiz zaten 1-2 tane kanal kaldı, 1-2 tane. Bu kanalların eleştirilerine dahi tahammül göstermeyen, akılalmaz cezalar veren, âdeta zulmeden bir kurum RTÜK şu anda. Bu bir ayıptır, ülke için ayıptır ama önce bu ülkeyi yönetenler için büyük bir ayıptır. Bu, sizin iktidarınızı, aynı zamanda demokrasi anlayışınızı, maalesef kirleten bir anlayış içerisindeki bir kuruluş hâline gelmiş. Dolayısıyla hesabı muhalefetten önce sizin sormanız lazım ama bunu yapmıyorsunuz. 2 televizyon kanalına beş gün kapatma cezası verilmiş. Ne yapmış bu kadar ya? Bu 2 kanal beş gün kapatma cezası alacak kadar ne yapmış olabilir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Söylediklerini kabul etmeyebilirsiniz, ben de etmeyebilirim, aynı görüşte olmayabiliriz ama ifade hürriyetini insanların kullanmasının önünü açmanız gerekirken, 2 tanecik kanalı bile tahammülle takip edemiyorsanız ya da takip edenlere müsaade etmiyorsanız, vallahi devlet yönetme anlayışınızı derin derin sorgulamanız lazım. Böyle bir şey olamaz. Onun için RTÜK’ün aklını başına alması lazım. Bu RTÜK Başkanından size de bir fayda gelmez, memlekete de bir fayda gelmez, medya camiasına falan zaten bir fayda gelmez, zarardan başka hiçbir faydası olmayan bir kurum hâline getirdi RTÜK’ü Ebubekir Şahin. Buradan İYİ PARTİ Grubu adına kınadığımı ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç.

Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. İki buçuk yıl RTÜK’te, RTÜK üyeliği görevinde bulunmuş bir arkadaşınız olarak birkaç cümle edeceğim.

RTÜK, az önce Sayın Vekilimin söylediği gibi özerk bir kurum, anayasal bir kurum ama RTÜK’ün ne özerkliği kaldı ne bağımsızlığı kaldı. Ben RTÜK üyesiyken şöyle bir ifade kullanmıştım, demiştim ki: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Recep Tayyip Erdoğan’ın üst kurulu. Hâlâ onun arkasındayım. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Recep Tayyip Erdoğan’ın üst kuruludur. Yeter mi? Yetmez. Başka bir şey daha var. RTÜK, mevcut Başkan Ebubekir Şahin döneminde, aynı zamanda AK PARTİ’nin basın yayın izleme ofisi görevini de yapıyor. Şu anda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, AK PARTİ’nin basın yayın izleme ofisi gibi çalışıyor. Paralel bir RTÜK var artık. Siz paraleli seversiniz yani paralel konusunda bayağı yeteneklisiniz. Paralel baro, paralel devlet, şimdi de paralel RTÜK. Nerede biliyor musunuz? Sarayda. Muhtemelen de Fahrettin Altun’un başkanlığında dosyaların RTÜK’e, uzmanlara oradan geldiği yönünde bilgi sahibiyiz değerli arkadaşlar. Dosyalar sarayda hazırlanıyor, Üst Kurula geliyor, uzmanlar sadece imzayı çakıyor, Üst Kurul toplantısında değerlendiriliyor. Liyakat hak getire, liyakat falan yok atamalarda.

Bakın, pilates hocası başkan yardımcısı yapıldı RTÜK’te. Pilates hocası ya, ne anlar arkadaşlar? RTÜK’te, bu başkan, zabıtayı aldı müşavir yaptı. En son bu pazartesi günü, hemşire, daire başkan yardımcısı yapıldı. Ne yapacak bu hemşire hanımefendi televizyonların tansiyonunu mu ölçecek, şekerini mi ölçecek arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir şey var mı? Bir hemşire hastanede görev yapması gerekirken Sağlık Bakanlığından getirildi RTÜK’e, daire başkan yardımcısı yapıldı. Üstelik kocası da aynı yerde, kocası da daire başkan yardımcısı; olmaz. Karı koca daire başkan yardımcısı, meslek; hemşire.

En son, Halk TV ve Tele1’e ceza verildi; kapatma, 5 gün ekran karartma. En son yirmi beş yıl önce verilmişti bu. Avrupa Birliği uyum yasalarında, Avrupa Birliğine verilen tüm sözlerde, bütün uluslararası anlaşmalarda Türkiye’de ekran karartmanın olmayacağı taahhüt edilmiştir. Ama şimdi, ekran karartmaya, yirmi beş yıl önceye geri dönüyoruz değerli arkadaşlar. Türkiye, özgürlükçü bir ülkeden yasakçı bir ülkeye doğru maalesef götürülüyor. Niye? Çünkü bu kanunlar doğruları söylüyor. Az önce Sayın Vekilim dedi ki: “Ne suçları var?” Suçları şu Sevgili Vekilim: Halk TV ve Tele1 izleniyor, izleniyor. Millet A Haber’i falan izlemiyor, yüzde 95 Halk TV, Tele1, KRT bunlar izleniyor çünkü öteki kanalların uyduruktan haberler verdiği biliniyor zaten, izlenirlik oranı yüksek olduğu için “Aman, bunu bitirelim.” diyorlar. RTÜK Başkanı bu Tele1’e, Halk TV’ye verdiği cezayı, eğer sarayın talimatıyla verdiyse tehlikeli bir durum, yanlış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Öztunç.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Tabii ki Sayın Başkanım.

Bu, ifade özgürlüğüne, medya özgürlüğüne darbedir ama hayır, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin kendisi yaranmak için bu kararı verdiyse, o daha tehlikeli ve Sayın Cumhurbaşkanının çağırması lazım Ebubekir Şahin’i “Gel bakalım.” demesi lazım “Sen bizi dünyaya rezil ettin.” demesi lazım, kulağından tutup kapı dışarı etmesi lazım.

36 ceza verilmiş bir buçuk yılda Halk TV’ye, Tele1’e. Peki, 90 bin şikâyet dilekçesi var ATV hakkında, 90 bin; diziden dolayı. Ne olmuş? Tek dosya gelmiyor. A Haber’le ilgili bir buçuk yıldır tek bir dosya gelmiş, ona da “Cezaya gerek yok.” demişler.

RTÜK Başkanı her yerden maaş alıyor, maşallah, Halkbanktan alıyor, RTÜK’ten alıyor, Basın İlan Kurumundan alıyor. Ya, AK PARTİ’nin içerisinde başka adam yok mu siz her yere Ebubekir Şahin’i atıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Yani başka kimseyi bulamıyorsunuz, Ebubekir Şahin’in özelliği nedir Sayın Can? Gülüyorsun orada da Doğan Bey’le birlikte, Ebubekir Şahin’in özelliği ne ki her yere bunu atıyorsunuz ya? Yani sizin derdiniz, Ebubekir Şahin’i zengin etmek mi Sayın Ramazan Can, size soruyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Peki, Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Yanlış biliyorsun! Sen çok yanlış biliyorsun, yanlış!

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Nasıl?

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Basın İlan Kurumundan maaş falan aldığı yok!

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – 5.300 lira alıyor; iddiaya girerim, vallahi alıyor, billahi alıyor! Vallahi de billahi de 5.300 lira alıyor!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey konuşacaktır.

Buyurun Mustafa Bey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

RTÜK tarafsız, kamu tüzel kişiliğini haiz bir kurumdur; az önce de burada ifade edildi. Bütün yayınlar tarafsız ve eşit bir şekilde RTÜK tarafından değerlendirilmektedir. Ve yine, burada ifade edildiği gibi kimseden de talimat almamaktadır çünkü RTÜK üyelerini Türkiye Büyük Millet Meclisi seçmektedir ve grubu bulunan bütün partilerin de üyesi vardır.

Peki, bu Halk TV ve Tele1 neden ceza almıştır? Tabii, öncelikle şunu söyleyeyim: Halk TV, Tele1 ve Ülke TV’ye de benzer ceza verilmiştir; öyle “Ona veriliyor da buna verilmiyor.” gibi bir şey söz konusu değildir arkadaşlar.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - A Haber de bizimle alakalı yanlış haber yapıyor, A Haber!

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Ülke TV’ye de verilmiştir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - A Haber de bizimle alakalı yanlış haber yapıyor!

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bir dakika şimdi, bir dakika… Bahsedeceğim, bahsedeceğim.

Şimdi, sizin söylediğiniz gibi değildir. Bunlar, Tele1 ve Halk TV, yaptığı yayınlarla ilgili uyarılmış arkadaşlar. 6112 sayılı Kanun’da bu açık. “Bu yayını yapmaya devam edersen on güne kadar yayın durdurma cezası…” diye uyarılmış.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yok, yok, değil, uyarı yok. Uyarı yok Vekilim.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Fakat yayınlar devam etmiş, devam ettikten sonra da beş gün ceza verilmiş. Peki, aynı ceza…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Vekilim, uyarı yok.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Var, var, uyarı var, uyarı var. Bir kere, sen doğru söylemiyorsun adam Basın İlan Kurumundan istifa etti, hâl⠓Maaş alıyor.” diye söylüyorsun. Sen doğru söylemiyorsun Vekilim!

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ya, sen de doğru söylemiyorsun! Sen de doğru söylemiyorsun! Bizim RTÜK’te yerimiz yok.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Basın İlan Kurumundan istifa etti Başkan, hâl⠓Maaş alıyor.” diyorsun. Doğru söylemek lazım.

Şimdi, arkadaşlar, aynı yayınları KRT yapmadığı için KRT cezayı almıyor.

Peki, bu kanallar neden ceza almış, onlara bakalım. Mehmetçik’imizin Suriye operasyonuyla ilgili bakın ne diyorlar: “Başka bir ülkenin toprağında, tam adıyla ‘işgalci bir güç’ olarak, bir gücün temsilcisi olarak birbiriyle savaşmaya ve ölmeye gönderilmiş…” Bu ifadeyi kullanıyorlar arkadaşlar, bu suç değil midir? Bu ceza değil midir? Buna vermeyeceksiniz de neye vereceksiniz? Basın özgürlüğü sınırsız mıdır? Sınırsız mıdır basın özgürlüğü? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kendi hudut güvenliğini sağlamaya çalışan Mehmetçik’imizi Suriye topraklarında işgalci olarak gösteriyorsunuz, milletimiz bunu asla kabul etmez.

Bakın, yine, başka bir sunucu ne diyor: “Ben, bu Pençe Harekâtlarını, Kartal Harekâtlarını, efendim, işte Şahin Harekâtlarını, ne derseniz onun adına artık yani ben utanıyorum.” diyor ve devam ediyor cümlelerine.

Bir başka konuk, aynı programda “Ya, kardeşim, Türkiye Libya’da ne iş yapıyor? Neyin peşinde? Şimdi, dolayısıyla Mısır’ı karıştıralım, Sudan’ı karıştıralım.” diyor. Biz oraları karıştırmaya mı gittik? Libya’nın durumu ortada arkadaşlar. Libya’ya biz barış götürmeye gittik ve Libya’da şu an savaş yok. Var mı şu anda? Var mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Öcalan’ı çıkartıyorsunuz TRT’ye, Öcalan’ı çıkartıyorsunuz.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Öyle el ayak hareketi yapmayacaksınız. Siz dayanamıyorsunuz gerçeklere, gerçekler ortada.

Şimdi, bakın “muhalif basın” diyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Eleştirilerinizin sarih olduğunu söylüyorsunuz, eleştirilerinizin eleştiri olduğunu söylüyorsunuz.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Atatürk’e küfür edenlere ne ceza verdiniz?

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Şu eleştiri midir? “AK PARTİ’ye karşı silahlı ya da silahsız mücadele etmeliyiz.” Bu eleştiri midir? Televizyonda söyleniyor.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Onu siz söylüyorsunuz.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - “8 Haziranda o gazetelerin hepsine el koyacağız.” Bu eleştiri midir?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Evet.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Evet.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Cumhurbaşkanımıza hakaretten gözaltına alındığı iddia edilen şahıs hayvan istismarcısı çıkıyor. Bütün bu sizin ismini andığınız televizyonların hepsi bunu yayınlıyor, bu eleştiri midir? (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Evet, doğru.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Ben size bir şey söyleyeyim mi? Cumhurbaşkanımızın o kadar hakkına giriyorsunuz ki bu hakkı ödeyemeyeceksiniz siz.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Atatürk’e küfür edenlere önce laf edeceksin, Cumhurbaşkanından önce Atatürk’e küfür edenlere ceza vereceksin.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Yalanı körükleme timi gibi çalışıyor bunlar yalanı körükleme timi gibi.

Barış Çakan kardeşimiz “Ezan okuyor, ezan okunurken için müzik dinlemeyin.” dediği için birisiyle kavga ediyor, başta Grup Başkan Vekili olmak üzere HDP’nin hepsi “tweet” atıyor “Çocuk Kürtçe şarkı söylediği için öldürüldü.” diyorsunuz, bu doğru mudur? Bu reva mıdır? Bu yapılır mı?

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Halk TV’yle ne alakası var bu anlattıklarının?

MUSTAFA CANBEY (Devamla) - Kışkırtıyorsunuz bu milleti, bu milleti ayrıştırmayın, bu milleti bölmeyin.

EBA TV kuruluyor, EBA TV’de başörtülü bir öğretmen çıktı diye ona hakaret ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Esas ayrıştırıcı sizsiniz.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bu kışkırtıcı dilden vazgeçin. Eleştirilerinizi yapın, bu ülkede demokrasi işlemektedir, bu ülkede basın özgürlüğü vardır.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Öcalan’ı televizyona çıkaranlar kimseyi suçlayamaz.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Eleştiri yaptığınız sürece de bu ülkede hiç kimse size bir şey demez ama hakaret etmeyeceksiniz, dilinizi temiz tutacaksınız, temiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan...

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Bir dakika, Engin Bey ne diyor?

Buyurun Engin Bey.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, hatip, bizim hatibimizle ilgili konuşurken sataştı ve yalan söylediğini beyan etmiştir. Sataşmadan dolayı söz talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öztunç, buyurun.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Şimdi doğruyu söyle Ali Bey. Doğruyu söyle, bak, gazetecisin.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bak, ben sana doğruyu söyleyeceğim.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Doğruyu söyle.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Diyorsun ki: “Basın İlandan istifa etti.” Yanlış biliyorsun, TÜRKSAT’tan istifa etti kardeşim, Basın İlandan etmedi. Bunu bilmeden gelmişsin burada üfürüyorsun ya! (CHP sıralarından alkışlar) Basın İlandan 5.300 lira ödenek alıyor. TÜRKSAT’tan istifa etti, bilip bilmeden konuşma.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Demek ki yalanı sen söylüyorsun. Önce öğren, ondan sonra çık oraya. İnsanın yüzü kızarır.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – İkincisi: Sen buraya RTÜK’le ilgili konuşmaya mı geldin, politika yapmaya mı geldin? “Libya” diyorsun, şura bura diyorsun. Biz diyoruz ki oklava, sen diyorsun baklava. Bir dur ya, Allah Allah! Libya’yı anlatıyor, Irak’ı anlatıyor, şurayı anlatıyor burayı anlatıyor.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ya kardeşim, ondan dolayı ceza verdiler.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Öğren, öğren!

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Sen hemşehrinden bahsediyorsun, hemşehrinin ne işi var?

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Ya, ben sana bir şey soracağım: Bu Halk TV ve Tele1’e Öcalan’ın kardeşi çıksa ne olurdu, söyle ne olurdu? (CHP sıralarından alkışlar) Bak, cevap veremiyor. Abdullah Öcalan’ın kardeşini Tele1’e, Halk TV’ye çıkarsalar ne olurdu?

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Çıkarıyorsunuz zaten.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – TRT’ye çıkardılar, İstanbul seçimini alacağız diye TRT’ye çıkardınız. Çıkarmadınız mı? Çıkardınız. Bu günah da size yeter size.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Sen ortaklık kurmuşsun, daha ne olsun!

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Bağırma, bağırma!

Üç: Ya, Sayın Vekilim, bakın, ben 96’dan beri bu Meclisteyim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nerede?

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – 96’dan beri bu Parlamentodayım ben. Sen daha yoktun Sayın Özel, Isparta’daydın. Ben 96’da şu sıralarda gazetecilik yapıyordum. Burayı iyi bilirim, merak etme sen.

Çok milletvekili geldi geçti ama size bir şey söyleyeyim: Yağcılıkla sadece milletvekili olunur, başka bir şey olunmaz. Tamam mı? Hadi bakalım, bu laf sana yeter. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Başkanım, direkt şahsıma…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, parlamenterlere yapılan büyük bir hakarettir, lütfen ikaz edin. Yağcılıkla milletvekili olunmaz. Sayın Başkan, halkın oylarıyla milletvekili olunur, yağcılıkla değil. Lütfen lafını geri alsın, saygısızlık bu. Saygısız!

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, RTÜK’ün anayasal bir kurum olarak demokratik işlerliğinin sağlanması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Oluç, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; aslında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun “RTÜK’ü araştıralım.” önergesi karşısında RTÜK’ü heyecanla savunmuş olması bütün gerçekleri ortaya çıkardı. Yani, biz de bunu görmek istiyorduk çünkü RTÜK’ün, Anayasa’ya aykırı bütün işlemlerinin aslında iktidarın ve sarayın direktifleri doğrultusunda olduğunu biz biliyoruz. Biz biliyoruz bunu da, bunu siz de bir kere itiraf edin istedik ve ettiniz. Tamam, oldu çünkü RTÜK anayasal özerkliğini ve tarafsızlığını yitirmiştir. Net, açık, ortada! Yani, bakın, siz böyle konuştuğunuz için RTÜK Başkanı muhalefet partisinin görüşlerini açıklamasına imkân verilen ne kadar yer varsa oraya ceza kesiyor. Sadece Halk TV ile Tele1 değil, KRT’ye ceza, FOX TV’ye ceza, yani neden? Çünkü oralarda muhalefet partileri kendi görüşlerini açıklama fırsatı buluyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Sizin kanallarınızda olmuyor. Sizin iktidarınızın kanallarının hepsinde muhalefet partileri hakkında her türlü yalan, hakaret, tezvirat, çarpıtma ne varsa hepsi orada var. Sadece haberlerde değil, yapılan bütün programlarda yorumcu diye çıkanların konuştuklarında, program yapımcılarında, hepsinde var. Yani, onun için oraya ceza yok, muhalefetin sesini, sözünü söyleyebildiği yerlere ceza var. Yapan kim? RTÜK’ün başındakiler. Evet, RTÜK üyeleri bu Meclisten seçiliyor ama gidin oraya Anayasayı çiğneyin, yasaları çiğneyin, evrensel medya etiğini, ahlakını çiğneyin, basın ahlakını çiğneyin diye seçmiyoruz. Bunlara uygun davranın diye bu Meclis seçiyor. Dolasıyla, efendim, Adalet ve Kalkınma Partisinin yapması gereken burada, bu bütün etiği, Anayasayı ve yasaları çiğneyen kurumu, içindekileri seçtiği için bu Meclis, denetleme görevini yapması ve araştırmasıdır esas itibarıyla. Siz bundan da kaçınıyorsunuz, mesele bu kadar basit. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

28.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kürsüde herkes kendi inandığı doğruları söylemekte tabii ki özgür; tabii ki limitsiz konuşmak anayasal hakkımız. En absürt, en farklı, en katılmadığımız görüşler söylenecek ki Meclis kürsüsünün anlamı olsun, Meclis o yüzden var. Bazen canımız acıyacak, katılmayacağız ama buna rağmen sabrederek dinleyeceğiz. Fakat eleştiri sınırlarını aşan, bu Meclisin mehabetine yakışmayan, hiçbir partiye yakışmayan ithamların başta sahibi olmak üzere hiç kimseye fayda sağlamayacağı kanaatindeyim.

Az önce konunun bağlamından çıkıp da “Yağcılıkla ancak vekil olursunuz.” tarzı bu salona, Genel Kurula yakışmayan ifadenin sayın vekil tarafından da anlık bir refleks olarak söylendiğini düşünmek istiyorum ve bu ifadeyi geri almasını ümit ediyorum, öneriyorum. Engin Özkoç Bey’in de tecrübeli bir siyasetçi olarak bu ifadeye katılmayacağını düşünüyorum. Bu Meclisin konusunun, ifadesinin bu olmaması lazım yoksa usul edeple bağlantılıdır; bu usulün söyleyene de, Meclise de yakışmadığını ve tekrar değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Öncelikle, Sayın Bülent Turan’a teşekkür ediyorum. Gerçekten bu Meclis bir adap içerisinde konuşabilmeli ve tartışabilmelidir; bunun için özellikle gayret sarf ediyoruz.

Bir milletvekilinin birinci derecede görevi kendisini yetiştirmektir. İkincisi: Yalan beyanda bulunmamaktır. Bir hatibin kürsüden konuşurken elini sallayarak “Sen yalan söylüyorsun.” deyip de kendi yalanı ortaya çıktıktan sonra yapacağı tek şey kendisinin kalkıp özür dilemesidir, parmağını sallayıp bir başka grup başkan vekilini tehdit etmek değildir. Biz grup başkan vekillerine olabildiğince saygı gösteriyoruz. Birbirimize karşı bir kere efendi olmak gerekiyor.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ne tehdit ettim ben seni ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gördüğünüz gibi!

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) - Tehdit etmedim ben Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika, cevap vermeyelim.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ben cevap vereceğim buna Sayın Başkan.

BAŞKAN – Konuşuyor, bir dakika ya…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ama bir insanın… Ben Sayın Bülent Turan’ı dinlerken büyük bir nezaketle dinledim. Elbette doğrudur, yakışmayacak sözleri söylemeyeceğiz ama burada gerçekleri söyleyeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Eğer biz söylüyorsak yakışmayacak sözleri, onun da gereğini yapacağız, doğru yapmadık diyeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Başkanım, ben şahsımla alakalı söz istiyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Sakarya Milletvekili Engin Özkoç tarafından, Sakarya ili Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamanın araştırılması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/7/2020 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Özkoç

                                                                                           Sakarya

                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Sakarya Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından, Sakarya Hendek'te Havai Fişek Fabrikası’nda meydana gelen patlamanın araştırılması amacıyla 8/7/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1916 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 8/7/2020 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Engin Özkoç.

Buyurun Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Engin Bey, kürsüye çıkana kadar maske takmanız gerekir. En basit kural. Lütfen uygulayın. Hepimiz tehlike içindeyiz. Bunu bilmiyorsanız biz size öğretelim.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün bu kürsüde bahsedeceğim şey, gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda herkesin ortak olarak katılacağı, herkesin içini acıtan bir konudur. Sakarya’da bir patlama olmuştur. Bir fabrikada gerçekleşen patlama maalesef o fabrikada 109 kişinin yaralanmasına, 7 kişinin de feci şekilde hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Bu fabrikanın sahibi MÜSİAD’ın Sakarya Şube Başkanıdır. Bizim ilk önce orada bir fabrikanın denetiminin yapılıp yapılmadığını sorgulamamız gerekiyor. İçişleri Bakanı diyor ki: “Bu fabrikanın denetimi en son üç ay önce yapılmıştır.” Ben de buradan Sayın İçişleri Bakanına cevaben diyorum ki: Sayın Bakan, bu fabrikanın denetimini yapanları derhâl tutuklayın. Neden? Patlayıcı maddelerle ilgili iç tüzük kurallarının 96’ncı maddesine göre, o fabrikadaki binaların birbirinden en az 50 metre uzaklıkta olması gerekiyordu, bu fabrikanın binaları 20 metre ve bitişik nizam. Yüz yirmi dakika herhangi bir patlamaya veya yangına dayanıklı bir duvardan olması gerekiyordu, prefabrik yapılardan oluşan incecik duvarlardan yapılmış bir bina. Her iki bina arasında 1 metre kalınlığında çatı yüksekliğini en az 1-1,5 metre geçecek bir duvarın, bir sütrenin örülmesi gerekiyordu, böyle bir sütre yok. İş güvenliği kurallarının orada uygulanması gerekiyordu yani patlayıcı maddelerin gereğinden fazla stoklanmaması gerekiyordu, gereğinden fazla stoklanmış. Patlayıcı özelliğe sahip maddelerin aynı yerde bulunmaması gerekiyordu, aynı yerde bulundurulmuş. Denetimlerin hiçbirisi yapılmamış. Fabrikada işçiler sendikasız. Şimdi, tüm bunlar düşünüldüğünde orada mağdur olan iş yeri sahibi değildir. İş yeri sahibi neden olandır. Mağdur olan orada üç kuruşa çalışan kadınlarımız ve orada çalışan erkeklerimizdir.

Peki, nasıl bir ölümle karşı karşıya gelmişlerdi? Şöyle: Vücutları paramparça olmuştur maalesef, cenazelerini aileleri günlerdir alamamışlardır. Tam da bunlar olurken Sayın Cumhurbaşkanı kimi arıyor? Fabrika sahibini arıyor. Cenazeler ortada, bütün yaralılar hastanede, fabrika sahibi buradan kendisini sanki bir güvence varmış gibi kamuoyuna yansıtıyor. Bakanlar fabrika sahibiyle birlikte denetliyorlar patlamanın olduğu fabrika alanını. Bunların hiçbiri doğru değildir. Doğru olan şudur: Suçluların derhâl üzerine gitmektir, mağdur olanların hakkının, hukukunun savunulmasıdır. Eğer biz bunu yapmazsak orada, hata işleriz.

Doğru olanları söyledik mi? Söyledik. Ben ekiple beraber gittiğimde, arkadaşlarımla beraber gittiğimde İçişleri Bakanı oradaydı, Sağlık Bakanı oradaydı, Çevre Bakanı oradaydı, Sakarya’nın Valisi oradaydı ve kriz masası oluşturulmuştu, gerekenler yapılıyordu. Çıktık medyaya dedik ki: “Teşekkür ederiz, doğru olan bu davranıştır.” Ama diğerlerini tasvip etmiyoruz. Tam 7 kez bu fabrikada patlama oldu, 7 kez bu fabrikanın yeri değiştirildi ve her seferinde kurallara uygun olmadığı hâlde bu fabrika tekrar kuruldu, “Denetlendi.” dendiği hâlde denetleme kurallarına uyulmadı; kaybedilen hayatlar oldu.

Biz kimin arkasında duracağız? Milletimizin arkasında, mağdurun arkasında, mazlumun arkasında duracağız. Gereken derhâl yapılmalıdır. Raporlar açıklanmalı, denetim raporları açıklanmalı, itfaiye raporları açıklanmalı; suçlular derhâl yargının karşısına çıkartılmalıdır. Son günlerde yapılan uyarılardan sonra fabrika sahibi de gözaltına alınmıştır. Bu doğrudur. Bununla ilgili gelişmeleri sonuna kadar takip ediyoruz, gereğinin yapılmasını istiyoruz ama sizden ricamız şudur: Sadece bu fabrika değil, bu fabrika 7 kez açıldıysa böyle, demek ki bu konuda fabrikalar yeteri kadar denetlenmiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi, bunu araştırıp bu denetimi sağlayacak yasal güvenceleri hazırlamaktır. Onun için bu önergeyi getirdik, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Sakarya Hendek’te havai fişek fabrikasında yaşanan patlamanın araştırılmasına dair verilen grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmamın başında bu olay sonrası hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum, Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın diyorum.

Değerli milletvekilleri, patlamanın meydana gelmesinden hemen sonra Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in talimatlarıyla Sakarya Milletvekilimiz Ümit Dikbayır, İstanbul Milletvekilimiz Ümit Beyaz, İl Başkanımız Selçuk Kılıçaslan ve şahsımın da yer aldığı İYİ PARTİ heyeti olarak olayın yaşandığı Hendek ilçemize intikal ettik. Olay yerine vardığımızda patlama sonrası söndürme çalışmaları ve arama kurtarma faaliyetleri devam ediyordu. Bölgede yetkililerden çalışmalar hakkında bilgi aldık. Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın aileleriyle görüştük. Çok sayıda yaralı olduğu bilgisini alınca da Hendek Devlet Hastanesi ve Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittik, orada yaralılarımızı ziyaret ettik.

Değerli milletvekilleri, patlamanın yaşandığı fabrikada 189 işçimizin çalıştığı bilgisini almıştık. Bu işçilerimizden 97’si yaralanmıştı, maalesef 7 vatandaşımız da bu olayda hayatını kaybetti. İlk patlama sonrası fabrikada çalışan işçilerimizin kendiliğinden kaçarak olay yerinden uzaklaşmaları faciada daha büyük kayıpların olmamasını sağlamıştır. Bölgedeki incelemelerimizde söz konusu fabrikada bu patlamanın ilk defa yaşanmadığı bilgisini aldık. Burada daha önce de yine patlamaların olduğu, can kaybı ve yaralanmaların yaşandığı bilgisini aldık. Bu fabrikanın daha önce yaşanan her patlamadan sonra kapatıldığı ancak daha sonra isim değiştirerek tekrar üretime devam ettiği iddiası var. Bu iddia çok ciddi bir iddiadır ve araştırılmalıdır. Devletin ruhsat verdiği bu fabrikayla ilgili güvenlik zafiyeti olup olmadığı araştırılarak sorumlular hakkında yasal işlemler bir an önce yapılmalıdır. Burada güvenlik mesafelerine uyulup uyulmadığı, havalandırma sisteminin yeterli olup olmadığı, patlayıcı üretilen bir yerde duvarların yangına karşı dayanıklı inşa edilip edilmediği, depolama şartlarının mevzuata uygun olup olmadığı araştırılıp gerçekler ortaya çıkarılmalıdır.

Son olarak da, bölgede arama kurtarma faaliyetleri devam ederken ve kayıp vatandaşlarımız varken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

…cenazeler daha kaldırılmamışken, fabrika sahibine moral vermek amacıyla, Başkanı olduğu MÜSİAD tarafından bir yemek tertiplenmesi, en hafif anlamıyla hayatını kaybeden, yaralanan işçilerimize ve ailelerine yapılan büyük bir saygısızlıktır diyorum; bunu da burada ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay.

Buyurun Serpil Hanım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çorlu tren katliamı üzerinden iki yıl geçti. Çorlu tren faciasında yaşamını yitirenleri burada saygıyla anıyorum. Aileler hâlâ adalet arıyorlar. Ne Çorlu aileleri ne de biz HDP olarak bu katliamın hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz.

Değerli arkadaşlar, adalet küçüldükçe suçlar büyüyor ve Türkiye'nin ne yazık ki suçları çok fazla. Mevcut iktidar burada çıkıp konuştuğunda güzel dilden, dilin temizliğinden bahsediyor fakat dilerdik ki çıktığında, konuşmalarında odaklandığı şeyin güzel ifadeler kadar aslında güzel bir sicil olmasıdır. Fakat Türkiye'nin iş cinayetleri sicili oldukça kabarık. Türkiye’deki bu katliamların sonunun gelmemesinin temelinde yatan şey aslında kâr için yapılan üretimin normal karşılanması, daha fazla kâr için işçilerin hayatını tehlikeye atmanın normal görülmesidir. Daha önce 301 maden işçisi Soma’da yaşamını yitirdiğinde Cumhurbaşkanı çıkıp “fıtrat” “kader” “kaza” demişti ve normalleştirmeye çalışmıştı, oysa ne fıtrat ne de kader, önce tedbir sonra tevekkül gerekir. Türkiye’de tedbir alınmamasının temelinde yatan şey; patronların aç gözlülüğü, daha çok para kazanma hırsı. Fakat görüyoruz ki burada, Türkiye’de yaşanan iş cinayetlerinin sayısı bu kadar fazlayken bir tane işveren bile cezasını çekmiyor, belki birkaçı göstermelik olarak tutuklanıyor fakat daha sonra serbest bırakılıyor.

Burada da sorumlular elbette ki öncelikle siyasi iktidardır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı görevini yapmamaktadır, Teftiş Kurulu şu anda çalıştırılmıyor. Pandemi sebebiyle, aslında, Mart 2020’den beri Teftiş Kurulu iş yerlerini teftişe gitmiyor, sadece kısa çalışma ödeneğiyle ilgili konularda müfettişler görevlendiriliyor, iş müfettişleri bu fabrikaları denetlemeye gitmiyor. Daha önce de söylemiştik, geçen yıl da aynı şeyi yapmışlardı, bu sefer kriz sebebiyle yapmışlardı. Oysa AKP döneminde 24 bine yakın iş cinayeti var, en az 24 bin iş cinayeti var. OSTİM’deki gibi, Bayrampaşa’daki, Davutpaşa’daki gibi katliamlar, patlamalar tarihimizde var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Sadece işçiler ölmüyor, onlarca, yüzlerce işçinin yaşamını yitirdiği bir gerçeklikten bahsediyoruz. O yüzden, burada büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve etkilerinin azaltılmasıyla ilgili prosedür hem Çevre Bakanlığını ilgilendiriyor hem de Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını ilgilendiriyor. Bu iki bakanlığın da burada büyük bir töhmet altında olduğunu; iktidarın bu iş cinayetlerini araştırmadığı ve cezasızlık politikası izlediği için töhmet altında olduğunu burada söylemek istiyorum. Cumhurbaşkanı, işçiler katledildikten sonra Sakarya MÜSİAD Başkanını arayıp başsağlığı diliyor, taziye diliyor ama işçilerin ölüme götürülmesinin sebebi, işte bu kişinin, bu işverenin ta kendisidir.

Dolayısıyla devlet, iktidar ve patronlar el ele vermişler işçileri daha fazla sömürmek için katliam yapıyorlar. Bizim üstüne gitmemiz gereken şey bunun önüne geçmektir; işçilerin inisiyatif almasını, iş yerlerinde, işletmelerde söz sahibi olmalarını savunmaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, şehrimizde yaşanan patlama sonucu hayatlarını kaybeden işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Tedavisi devam eden kıymetli kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum. Bu şehrin bir milletvekili olarak tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Rabb’im bizlere bir daha böyle elim kazalar yaşatmasın inşallah.

Olay meydana gelir gelmez Sayın Valimiz, Büyükşehir Belediye Başkanımız, şehrimizin tüm milletvekilleri ve şehirdeki tüm yetkili organlarla ivedilikle bölgeye intikal ettik. Sayın Cumhurbaşkanımız da ilk andan itibaren bu elim kazayla anbean ilgilenerek 3 Bakanımızı da talimatlandırdı ve devletimiz tüm imkânlarıyla seferber edildi. İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu, Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Zehra Zümrüt Selçuk patlamadan kısa bir süre sonra olay yerine gelerek bizzat sürecin içinde yer aldılar. Tarım Bakanımız, Orman Genel Müdürlüğüne bağlı 1 uçak, 2 helikopter, 15 arazözü takviye olarak derhâl bölgeye gönderdi. AFAD, UMKE, 112, itfaiye teşkilatı ile başta Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere Hendek Belediyemiz ve diğer kurumlar tüm imkânlarını seferber etti. Patlama anından itibaren 1.978 personel, 372 araç, 5 arama köpeği görev aldı. Konuyla ilgili bilgilendirmeler anbean, şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşıldı. Akşam saatlerinde yangın ve patlama tamamıyla kontrol altına alındı. Çok hızlı ve etkili müdahale edilerek hem yaralılar hızlı bir şekilde tahliye edildi hem de olası daha büyük bir facianın önüne geçilmiş oldu. Patlama sonrası çevre güvenliği dâhil bütün tedbirler alınmış, patlamadan etkilenen bütün vatandaşlarımıza hızlı bir şekilde sağlık, psikososyal destek, bütün hizmet ve yardımlar ivedilikle ulaştırılmıştır.

Sahada vefat edenlerin ailelerine, yaralananlara ve olaydan etkilenenlere her türlü destek ve hizmet ilgili organlarca verilmeye devam etmektedir. Binalar, patlama nedeni ve diğer hususlar devletimizin ilgili kurumları tarafından hem idari hem adli yönden titizlikle soruşturulmaktadır. 3 iş müfettişi, 1 mülkiye başmüfettişi, 2 polis müfettişi, 1 jandarma müfettişi idari yönden soruşturmayı sürdürürken Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığımız ise adli soruşturmaya devam etmektedir.

Ayrıca, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alanında uzman olan profesörler ve hocalardan 11 kişilik bilirkişi heyeti oluşturulmuştur ve soruşturma büyük bir hassasiyetle ve titizlikle yürütülmektedir. Şu ana kadar, olaydan sorumlu olduğu düşünülen işletme sahibi dâhil 5 kişi tutuklanmıştır. Bilirkişi heyeti sahada incelemelere ve çalışmaya devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Milletvekili.

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Devamla) – Olay her yönüyle ayrıntılı araştırılarak suçlular en ağır şekilde cezalandırılacaktır. Bizler de bu sürecin çok yakın takipçisi olacağız.

Şunu da eklemek istiyorum: AK PARTİ Hükûmetimiz döneminde müstakil olarak ele alınarak Gazi Meclimizden geçerek kanunlaşan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu düzenlemesi iş yerlerinde daha sıkı ve ciddi tedbirlerin alınmasını zaruri kılmıştır. Ölümlü iş kazalarında 2002’ye nispeten yüzde 38,5 oranında iyileşme sağlanmıştır.

Bir kez daha patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerken, bizi bir an bile olsa yalnız bırakmayan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, değerli bakanlarımıza ve var gücüyle kurtarma çalışmalarına katılan tüm kardeşlerimize sonsuz teşekkür ediyor, grup önerisini Genel Kurulun takdirine sunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, sayın hatibin söylediklerinin hemen hemen hepsi doğrudur. Burada ikimiz de Sakarya Milletvekiliyiz, ikimiz de Sakarya’nın iyiliği için uğraşıyoruz, daha iyi olsun diye. Ama kayıtlara geçmesi için söylüyorum: Mesele, kaza olduktan sonra yaptıklarımız değil, kaza olmadan önce yapacaklarımızdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Burada 7 kez aynı fabrika sahibi, defalarca fabrika patlıyorsa ve defalarca insanlarımız ölüyorsa yönetmelik durduğu hâlde, tüzük olduğu hâlde, “Denetim yapıldı.” dendiği hâlde bu fabrika sahipleri buna hiç uymuyorsa demek ki bir yerde bir eksiklik vardır; hep beraber onun üzerine gitmeliyiz, mağdurları ve masumları koruyup neden olanları cezalandırmalıyız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Kabul edilmiştir. Sayın, sayın.

BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında ihtilaf var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayımız belli, kâtipler de sayabilirler zaten.

BAŞKAN – İhtilaf var.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, neyi bekliyoruz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, ihtilaf olan bir durum yok ortada.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkanım, elektronik yapın.

BAŞKAN – Elektronik cihazla oylama yapılacaktır.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi sıralamasının yeniden düzenlenmesine; 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde grup adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından ve en fazla 2 konuşmacı tarafından yapılmasına; 221, 222 ve 223 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/7/2020 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                        Bülent Turan

                                                                                          Çanakkale                     AK PARTİ Grubu

                                                                                       Başkan Vekili

Öneri: 

Bastırılarak dağıtılan 222, 221 ve 223 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının sırasıyla 1'inci, 2'nci ve 3'üncü sıralarına; 139, 141 ve 23 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin ise yine bu kısmın sırasıyla 5, 6 ve 7'inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

8 Temmuz 2020 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 222 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

9 Temmuz 2020 Perşembe günkü birleşiminde 222 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Haftalık çalışma günlerinin dışında 10 Temmuz 2020 Cuma günü saat 14.00'te, 11 Temmuz 2020 Cumartesi günü ise saat 13.00'te toplanması ve bu birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

222 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin 9 Temmuz 2020 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde 10 Temmuz 2020 Cuma günkü birleşiminde 221 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9 Temmuz 2020 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanması hâlinde ise 10 Temmuz 2020 Cuma günkü Birleşiminde 223 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

11 Temmuz 2020 Cumartesi günkü Birleşiminde 216 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde grup adına yapılacak konuşmalarının birden fazla konuşmacı tarafından ve en fazla 2 konuşmacı tarafından yapılması,

221, 222 ve 223 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

222 Sıra Sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki

Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 12’nci maddeler

12

2. Bölüm

13 ila 28’inci maddeler

16

Toplam Madde Sayısı

28

 

 

 

221 Sıra Sayılı Aydın Milletvekili Metin Yavuz ve 60

Milletvekilinin Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı

Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2985)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki

Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 16’ncı maddeler

16

2. Bölüm

17 ila 35’inci maddeler

19

Toplam Madde Sayısı

35

 

223 Sıra Sayılı Gaziantep Milletvekili Mehmet Sait Kirazoğlu ve 56 Milletvekilinin Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3002)

 

 

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki

Madde Sayısı

 

1. Bölüm

1 ila 14’üncü maddeler

14

 

2. Bölüm

15 ila 28’inci maddeler

14

 

Toplam Madde Sayısı

28

 

 

BAŞKAN – Ayhan Bey, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, sporseverlerin 3. Lig takımlarıyla ilgili karar almak üzere toplanan Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulundan beklentisinin play-off hakkı kazanan ilk 5 takımın bir üst lige çıkarılması, aksi takdirde 1’inci olan takımın bir üst lige çıkarılarak play-off hakkı elde eden diğer 4 takım arasında müsabakaların yapılması olduğuna ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, 3. lig takımlarıyla ilgili karar almak üzere toplanmıştır. Kamuoyunun ve sporseverlerin beklentisi, play-off hakkı kazanan ilk 5 takımın bir üst lige çıkarılmasıdır. Eğer bu konuda karar verilmeyecekse birinci olan takımların bir üst lige çıkarılması ancak play-off hakkı elde eden diğer 4 takım arasında da müsabakaların yapılması hususunda talepleri vardır.

Genel Kurula arz ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi sıralamasının yeniden düzenlenmesine; 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde grup adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından ve en fazla 2 konuşmacı tarafından yapılmasına; 221, 222 ve 223 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Turan.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerimizin bugünkü içeriğine baktığımızda, kamuoyunun yakından takip ettiği Avukatlık Kanunu’nda bazı hükümlerin değiştirilmesini içeren teklifimizin gündeme getirilmesi oylanacak.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki Komisyondan geçen ve bugün Genel Kurula sunacağımız teklifimizin kamuoyunda ifade edildiği gibi “çoklu baro” başlığıyla özetlenmesi makul değil, doğru değil. Bu, Avukatlık Kanunu’nda büyük bir reform olarak değerlendirilebilecek, önemli içeriklerin olduğu, farklı hususların değerlendirildiği bir kanun teklifi. 28 maddeden oluşan bu kanun teklifi, Komisyon aşamasında beş gün gibi uzun bir süre değerlendirildi, elli beş saat mesai yapıldı; hiçbir partimizin, hiçbir vekilimizin konuşmasına sınırlama getirilmeden uzun saatler boyunca dinleme imkânı bulundu. 296 gibi çok sayıda milletvekilimiz konuşma hakkı, imkânı elde etti yani uzun uzun tartışıldı. Ümit ediyorum, bugünkü görüşmeler başladıktan sonra da yine Gazi Meclisin mehabetine yakışan, makul yaklaşımlarla, eleştirilerle, cevaplarla keyifli bir teklif görüşmelerini beraber yaparız.

Bu, demokratik baro adımında, reform adımında ciddi bir teklif, önemli bir teklif. Bu teklifin içeriğinde aslında çok önemli düzenlemeler varken sadece 3 büyükşehri ilgilendiren -tırnak içerisinde- tüm Anadolu illerinin bazı büyükşehirlerin tahakkümümden kurtulmasını sağlayacak, eşit temsili sağlayacak bir düzenleme olmasına rağmen, sanki sadece “Bölünüyoruz, Parçalanıyoruz.” tarzı hak edilmeyen bir ithamla karşılaşılmasını doğru bulmuyorum. Bu teklife baktığımızda gururla savunacağımız, avukatlarımızın -gelecek zamanlar da değerlendirildiğinde- mesleki anlamda mutlu olacağını, keyif alacağını düşündüğümüz bir kanun teklifi.

Bakınız, değerli arkadaşlar, öncelikle eşit temsili savunan bir kanun teklifi. Ne demek o? Efendim, bir eleştiri yapılıyor, İstanbul ile Tunceli’nin, Ankara ile Rize’nin delege sistemi eşit olacakmış. Arkadaşlar, barolar avukatların illerdeki sözüdür, temsilcisidir. İlde en çok oyu alan aday -baro başkan adayı- kazanacaktır ve avukatların temsilcisi olacaktır ancak Barolar Birliği avukatların değil, birlik başkanlarının temsilcisidir aynen şu an Odalar Birliğinde olduğu gibi. O yüzden nüfusa göre delege tarzı yaklaşımı değil, tüm başkanların eşit temsil edildiği; birinin -diğerinin delegesi fazla diye- bütçe mi alır mıyım, almaz mıyım; yerel politikamı öngörür müyüm, görmez miyim endişesi de yaşamadan, şu anki Odalar Birliğinde olduğu gibi, dünya örneklerinde, Almanya başta olmak üzere birçok yerde olduğu gibi eşit temsilin olduğu bir sistem öngörüyor.

Yine bir başka eleştiri konusu, efendim “Baro başkanları kapıya geldi, almadınız, dinlemediniz.” Değerli arkadaşlar, bunlar doğru bilgiler değil. Komisyon aşamasında, a’dan z’ye, başından sonuna Komisyon Başkanımızın daveti üzerine Barolar Birliği Başkanının temsilcisi bütün görüşmeleri takip etti.

OYA ERSOY (İstanbul) – Temsilcisi değil, personeli, personeli.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Katıldığı var, katılmadığı var ancak bir çok kez konuşma yapma imkânı buldu. Fakat pandemi gibi, farklı gerekçeler gibi… Tamamen takdirin Komisyon Başkanında olduğu “Tüm il baroları gelsin, gelmesin.” tartışması, bizim açımızdan kendi bağlamından koparılmış bir tartışma çünkü ben aradım, Barolar Birliği Başkanı aradı, CHP’li arkadaşlar aradı.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Sadece 3 başkan gelecekti.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Kapıdaki, davetli olmadığı hâlde gelen, içerideki temsilciyi âdeta beğenmeyip gelen barolara “Şu anki süreçte hem salon müsait değil hem pandemi süreci var; 3 arkadaş gelsin, kanaatlerini aktarsın.” dediğimizde “Hayır olmaz, tümü gelecek.” dediler.

OYA ERSOY (İstanbul) – Doğru değil.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama usul olarak bu, ne İç Tüzük’e ne de komisyon teamüllerine uygun değildi. Fakat -altını çiziyorum- barolar adına temsilci, baştan sona Komisyonda vardı arkadaşlar.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – “Barolar adına” değil, Barolar Birliği Sayın Başkan.

OYA ERSOY (İstanbul) – Barolar Birliği adına…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Onun dışında… (CHP ve HDP sıralarından gürültüler) Arkadaşlar, içerik bilgisi veriyorum, sakin olun, daha çok tartışacağız, konuşacağız ama bazen, belki bilmediğiniz ihtimalini de değerlendirin; bilgi vermeye çalışıyorum, belki eksik bilgi vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERSOY (İstanbul) – Siz bir bilgiyi alın da… Siz de öğrenmeyi bilin, tehdit etmeyi değil öğrenmeyi bilin.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Sayın Başkan, beraberdik beş gün.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Onun dışında Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun zorunlu baroyu asla öngörmüyor. Bu da basında benzer ithamlarla farklı değerlendiriliyor. Zorunlu baro demek… Kanunda yazar “İstanbul’da 5, Ankara’da 3 baro.” dersiniz. “İstanbul’da Avrupa’ya 1, Anadolu’ya 1.” dersiniz veya “Mahkeme çevrelerine 1 baro dersiniz.” Bu, zorunlu olur. Şu an zorunlu baro yok; bu yanlış bir itham, yanlış ifade.

Şu an eğer o ilde 5 binden fazla avukat varsa ve yine bu avukatlar kendilerinin temsil edilmediğini düşünüyorlarsa… Örnek: İstanbul’da şu an 50 bin avukat var. Mevcut Başkana 8 bin kişi oy vermiş, 42 bin kişinin temsili yok.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – 26 bin kişi oylamaya katılmış.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Eğer bu 42 bin kişi şu anki Başkanın kendilerini temsil ettiğini düşünüyorsa zaten baro kurmaz, tek baro olur; zorunluluk falan yok.

OYA ERSOY (İstanbul) – Niye getiriyorsunuz o zaman?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama şu anki baro başkanlarının birçoğunun yaptığı gibi Diyanete hakaret ederse, Anadolu ruhuna ihanet ederse, DHKP-C’nin -bazıları için söylüyorum- sözcüsü gibi davranmaya devam ederlerse…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Devamla) – Başkanım, bir dakika daha istiyorum izin verirseniz.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Kapatın hepsini, olsun bitsin.

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Propaganda mı yapıyorsunuz Sayın Başkan?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Başkanım, selamlamama izin verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dolayısıyla -uzun tartışacağız ama- zorunlu baro değil. Eğer avukatlar kendi hür iradeleriyle örgütlenme hakkının, fikir hürriyetinin gereği olarak “Şu anki mevcut baro beni asla temsil etmiyor.” diyorsa da bırakın da yeni baro kurabilsin diyoruz.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Paralel barolar kurulsun.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama eğer şu anki baro başkanı mevcut hâliyle herkesi kucaklıyorsa, mesleki hassasiyeti gözetiyorsa, belli marjinal grupların değil de avukatların sözcülüğünü yapıyorsa neden iki, üç, beş baro olsun ki? Zorunlu baro değil, ihtiyari baro var; kanunu iyi okuyun.

Dolayısıyla, bu kanunun avukatlar için büyük faydalı olduğu kanaatindeyim. Zaten süreç içerisinde tartışacağız, konuşacağız. Eğer varsa yanlışımız revize ederiz, değerlendiririz ama bilin ki bundan on beş, yirmi sene önce, başka hükûmetler zamanında “nispi temsil” dendiğinde kim karşı çıkmışsa bugün de aynıları karşı çıkıyor “Bana dokunmasınlar.” diyorlar. Mesele sen, ben değil, avukatların geleceğidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – 80’i de aynı şeyi söylüyor. 80 baro yalan söylüyor, yanlış söylüyor; bir tek siz doğru söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yerimden konuşabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadalerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değerli Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; şimdi, birincisi, Türkiye’nin gündemindeki en önemli maddemiz… Gerçekten ekonomik olarak hiçbir sıkıntımız yok, yoksulluk yok, pandemiden yana sıkıntımız yok, hazinemizde para dolu, yabancı sermaye gelmiş yatırımlarını yapıyor, yerli sermaye kaçmıyor, mükemmel bir Türkiye var; tek derdimiz barolardaki nispi temsil sisteminin düzeltilmesi.

Şimdi, arkadaşımız anlatıyor, diyor ki: “Bir haksızlık var.” Peki, arkadaşımızın anlattığına göre örnek veriyorum: Ardahan Barosunda 46 avukat var, 4 delege belirleyecek; Antalya Barosunda 4.600 avukat var, 4 delege belirleyecek.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Barolar Birliğinde barolar temsil edilecek.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ya, bir dakika…

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Avukat mısınız?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Evet, avukatım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir dakika burada anlatacağım, bir dakika durun. Tamam, ben de konuşuyorum ya.

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Demokrasi anlayışları, demokrasi, ileri demokrasi(!)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Rize Barosunda 178 avukat var, 4 delege belirliyor arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İzmir Barosunda 9.600 avukat var, 5 delege belirliyor.

Şimdi, bunu sıralamak, bunu saymak taa çok uzun listeler alır. Arkadaşlar, ne oldu, neden rahatsız oldunuz ya? Gazeteci sizi eleştirirse hapsediyorsunuz, akademisyen sizi eleştirirse hapsediyorsunuz, baro başkanı sizi eleştirirse baroyu tümden değiştirmeye çalışıyorsunuz.

Peki, bunun sonu nereye gidecek? Cezaevlerini doldurdunuz, burada karar aldık boşalttık, şimdi tekrar doldurmak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Kim size karşı çıkarsa onu mahkemeye veriyorsunuz, milletvekillerinin fezlekeleri toplandı. Anayasa’ya aykırı olan, baroların meselesini Türkiye’nin birinci gündem maddesi hâline getiriyorsunuz.

Bir de dünyaya da bizi rezil ediyorsunuz. Ya Sayın Başkan, bir milletvekiliniz konuşurken… Hakikaten bilgisi de yok, konuşamıyor. Siz de Grup Başkan Vekilisiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Almanya’da tek baro vardır ya ve yargı çerçevesinde örgütlenmiştir. Şimdi, sadece burada millette bir algı yaratmak için biz gerçekleri çarpıtırsak olur mu? Biz doğruyu söylemek zorundayız. Bir de sevgili Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün kapıları ve bu Millet Meclisinin çatısı milletimize açıktır.

Milletimiz, insanlar geliyorlar. Siz, Avcılık ve Yaban Hayatını Koruma Federasyonu Başkanını, Ersin Düzyol’u bir gün önce kabul ediyorsunuz, TEMA’dan Hikmet Öztürk ve Nevzat Özer’i davet ediyorsunuz, Türk Veteriner Hekimler Birliğinden Hüseyin Aşkaroğlu’nu davet ediyorsunuz, Doğa Araştırmaları ve Doğal Hayatı Koruma Vakfından Osman Erdem’i davet ediyorsunuz.

Sayarsam bayağı insan var burada ama baro başkanlarıyla ilgili, barolarla ilgili bir kararı geçireceksiniz. Baro başkanlarını orada, kapının önünde günlerce, sefil bir şekilde tutuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Ve diyorsunuz ki “3 kişiyi davet ettik temsilen, kabul etmediler. Biz de onları cezalandırıyoruz, dinlemiyoruz.”

Bunların hiçbiri doğru yaklaşımlar değildir. Bizlerin, hepimizin birinci gündemi Türkiye’nin ekonomisidir, işsizliktir, yoksulluktur, Türkiye’de yapılan hukuksuzluktur, insanlarımızın cezaevine gönderilme nedenidir, işçilerimizin ölümüdür, pandemidir. Bunlarınsa, daha önceki konuşmamda söylediğim gibi “Sosyal medyayı nasıl sustururuz?” “Gazeteciyi nasıl sustururuz?” “Avukatı nasıl sustururuz?”

Onlar konuşacak, bir gün siz, bu ülkenin adli makamlarının karşısında hesap vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Turan, acil bir şey var, bir yangın olayı duyurulmak isteniyor.

Buyurun Sayın Örs.

32.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Artvin ili Yusufeli ilçesi Dokumacılar köyünde çıkan yangın nedeniyle zor durumda kalan vatandaşların taleplerinin karşılanması gerektiğine ve geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, dün Artvin ilimizin Yusufeli ilçesi Dokumacılar köyü Kaynarca Mahallesi’nde bir yangın felaketi meydana gelmiştir. 70 hanenin bulunduğu köyde ahşap evlerin bulunduğunu biliyoruz. Bir ahşap evde çıkan yangın, rüzgârın etkisiyle diğer evlere de yansımıştır. Bölgeden aldığımız haberlere göre 40 tane ev kullanılamaz hâle gelmiştir. Allah’a şükürler olsun ki can kaybı yoktur, hayvanlar telef olmuştur. Biraz evvel bölgedekilerle konuştum; AFAD’ın bölgede olduğunu, çadırların kurulduğunu ama çadırların yetersiz olduğunu söylediler. Oradaki vatandaşlarımızın çadır, yorgan, yatak gibi talepleri var. Ben yüce Mecliste bunu dile getirmek istedim.

Ayrıca, oradaki tüm vatandaşlarımıza, Yusufeli ilçemize de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Saygılarımı arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Turan, söz talebiniz yok galiba?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi sıralamasının yeniden düzenlenmesine; 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde grup adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından ve en fazla 2 konuşmacı tarafından yapılmasına; 221, 222 ve 223 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; kısaca bu sürece ben de değinmek istiyorum.

Önce, barolarla ilgili teklif Komisyona gelmeden önce, Adalet ve Kalkınma Partisi heyeti bütün partileri ziyaret etti, bizi de ziyarete geldi ve o ziyarette konuştuk, önerilerini aktardılar, biz de kendilerine önerilerimizi aktardık ve dedik ki: “Evet, avukatların sorunları var; evet, barolarla ilgili çeşitli sorunlar var ama bunları çözmenin yolu çoklu baro sistemini getirmek, temsilde adaleti bozmak ve temsilde eşitliği bozmak değildir ama konuşalım bu konuları.” Ne oldu? Sonuç sıfır; öyle Sayın Turan. Teklif geldi, Adalet Komisyonunda dört gün, kimi günler on iki saat, kimi günler on dört saat, sabahlara kadar tartıştık, bütün muhalefet partileri önerilerini sundular, eleştirilerini yaptılar; sonuç, bir virgül bile değişmedi, sıfır. Şimdi, üstelik de bütün bunlar yapılırken bu konunun birinci dereceden muhatabı olan baro başkanları da Meclisin kapısında, Çankaya Kapısı’nda bekletildi, içeri alınmadı.

Sayın Turan, şimdi, siz diyorsunuz ki: “Pandemi…” Ya, yani, el insaf! Plan ve Bütçe Komisyonun o salonunda 100 kişiden fazla milletvekili dip dibe oturduk dört gün boyunca, saatlerce; pandemi yok muydu o zaman? Bir tek, baro başkanlarını içeri davet edince mi pandemi gündeme geliyor? Şimdi, doğru değil bu. Konunun birinci dereceden muhatabı olanları dinlemek istemediniz, onun için almadınız baro başkanlarını içeri; konu bu.

Şimdi, bu konu, bu gelmiş olan teklif -bugün tartışmaya başlayacağız- bakın, Anayasa’ya aykırı, Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırı. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic açıklama yaptı: “Dehşet verici buluyorum bu teklifi, hukuk açısından” diye. Bunların hepsi böyleyken siz barolara, herhangi bir meslek örgütü gibi davranamazsınız Sayın Turan. Odalar Birliğini örnek veriyorsunuz. Baro dediğiniz şey, avukatlar, yargının 3 ayağından 1 tanesi. Eğer 3 ayağından 1 tanesi aksıyorsa yargının -ki öbür 2 ayağına gelmeyeceğim bile- o zaman zaten yargıda çok ciddi bir sorun vardır. Herhangi bir meslek örgütü değildir ki barolar, bunu konuşacağız. Odalar Birliğiyle karşılaştırmak gerçekten çok tuhaf bir karşılaştırmadır, yapmayın! Yani, yakında Kabzımallar Derneğiyle de karşılaştıracaksınız baroları. Hukuka böyle bakamazsınız, yargıya böyle bakamazsınız.

Şimdi, aslında yapılmak istenen ortada, çok açık, bunu hep söyledik Komisyonda, bir kez daha burada da ben söyleyeyim, arkadaşlarımız da tartışacak. Nedir yapılmak istenen? Adalet ve Kalkınma Partisinin baroları yok. Siz, Adalet ve Kalkınma Partisine baro kuruyorsunuz. Bu teklif budur. İki: Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye Barolar Birliğinde yeterince delegesi, temsili yok. Siz, kanun çıkartarak Türkiye Barolar Birliğinde, Adalet ve Kalkınma Partisine delegasyon yaratıyorsunuz, yapmak istediğiniz bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Şimdi, olay ortada ve o alandaki bütün mali imkânları, mümkün oluyorsa kendi yandaş avukatlarınıza ve barolarınıza kullandırmak istiyorsunuz. Yoksa “temsilde adalet” diyorsunuz. Ya, külliyen doğru değil, temsilde adaleti tamamen ortadan kaldırıyorsunuz getirdiğiniz teklifle. “Temsilde eşitlik” diyorsunuz, gerçekten doğru değil, rakamlarla tartışacağız. Temsilde eşitliği de tarumar ediyorsunuz. Esas yaptığınız, mesele ne? Siz istiyorsunuz ki hukukun üstünlüğünden bahsetmesin barolar. Siz istiyorsunuz ki barolar insan hakları ve özgürlüklerinden bahsetmesin. Siz istiyorsunuz ki sizin iktidarınıza biat eden, itaat eden barolar olsun. Böylece insan hakları, hukuk, demokrasi dendiği zaman sizin söylediklerinizden farklı bir şeyi hiç kimse söylemesin, işte bunun düzenlemesini yapıyorsunuz. Bu, uyumlu barolar, uyumlu barolar, uyumlu avukatlar yaratma projesidir esas olarak. Biz bu nedenle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Efendim, son bir cümle…

BAŞKAN – Süre vermiyorum prensip olarak.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Bir cümle, gerçekten uzatmayacağım.

BAŞKAN - Ama yani... Sesiniz güzel çıkıyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Peki, peki.

Teklifinizde pazar ve pazartesi çalışma meselesi yok, onu da önerin, pazar ve pazartesi de çalışalım Mecliste ve çalışmalarımızı sonuçlandıralım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, bir ricanız olmuştu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Söz talebi var arkadaşın.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, işsizliğin en yüksek olduğu illerin başında Ağrı ilinin geldiğine ve Cezayir’de çalıştıkları inşaattan düşerek hayatını kaybeden Ağrılı işçiler Murat Yaşar ile Ali Ceylan’ın cenazelerinin ailelerine ulaştırılması için yoğun görüşmeler yaptıklarına ilişkin açıklaması

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Ağrı, cumhuriyet tarihi boyunca işsizliğin en yüksek olduğu illerin başında geliyor. Her yıl binlerce Ağrılı büyük kentlere, yurt dışına çalışmak için göç ediyor ve maalesef her yıl iş cinayetlerinde yaşamını yitiren onlarca Ağrılının cenazesi geliyor. Bunun son örneği, geçen hafta Cezayir’de çalıştıkları inşaatta halatın kopması sonucu 10’uncu kattan düşerek yaşamını yitiren 4 çocuk babası Murat Yaşar ve 2 çocuk babası Ali Ceylan olmuştur. Ailelerine bakabilmek için Cezayir’e giden bu 2 insanın aileleri şu anda çocuklarının cenazelerini bekliyor. Cezayir’de uçuşlar olmadığı için, cuma gününden bu yana cenazelerin Ağrı’ya getirilmesi için yoğun görüşmeler yapıyoruz. Son olarak, Cezayir Elçiliğinden, cenazenin otopsi ve COVID testi yapıldıktan sonra en kısa zamanda Ağrı’ya gönderileceği bilgisi verildi. Umuyoruz ki en kısa zamanda cenazeler ailelerine ulaştırılır. Buradan bir kez daha acılı ailelerimize başsağlığı diliyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi sıralamasının yeniden düzenlenmesine; 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde grup adına yapılacak konuşmaların birden fazla konuşmacı tarafından ve en fazla 2 konuşmacı tarafından yapılmasına; 221, 222 ve 223 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın Turan, CHP Grubu adına söz talebi var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tamam Sayın Başkan.

BAŞKAN - İsterseniz ondan sonra cevap verin; yok, söz istiyorsanız size söz verelim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Size saygı duyuyoruz Başkanım, sorun yok.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Milletvekili.

CHP GRUBU ADINA FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sizin şimdi getirmiş olduğunuz bu yasa teklifi Anayasa'nın 2’nci maddesine açıkça aykırı. Şimdi, Anayasa'nın 2’nci maddesinin son bendinde deniyor ki: “…demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Şimdi, sizin bu getirdiğiniz yasada hukuk yok, demokrasi yok. Siz bu yasayı çekin. İnanıyorum ki burada bulunan avukat arkadaşlarımızın en az yüzde 50’si getirilen bu yasanın Anayasa'ya aykırı olduğunu biliyor. Eğer birtakım hatalar varsa şimdiye kadarki uygulamalarda, onunla ilgili… Siz bu yasayı çekin, getirin nispi temsil sistemini, yeniden tartışalım. Bu getirdiğiniz yasayla -demin Grup Başkan Vekilimiz söyledi- eğer sizin dediğiniz mantıkla gidecek olursak, eğer siz burada yasallaştırırsanız yani oy çokluğunuz var, oy çokluğunuza dayanarak bu yasayı geçirebilirsiniz ama hukuki olmaz, hukuki olmayan bir şeyi de halka zorla dayatırsanız iyi sonuçlar doğurmaz.

Şimdi, burada, geçmiş dönemde yapılan hatalardan bahsediyorsunuz, uygulamalardan bahsediyorsunuz; eksikler olabilir. Gelin bu yasayı çekin, o eksiklikleri, nispi temsil sistemini tartışalım, bunu hep beraber içimize sindirecek bir yasa hâline getirelim, oldubittiye getirmeyelim. Eğer, siz bu yasayı buradan geçirirseniz kötü örnek olur. Örneğin, yarın öbür gün iktidar değiştiğinde bunu emsal olarak alır derse ki: “Nevşehir’deki milletvekili sayısını 8’e çıkaralım, İstanbul’daki milletvekili sayısını da 25’e indirelim.” Bunun hukuki bir yanı var mı, adaletli bir yanı var mı, eşitlik ilkesi var mı? Bu, örnek teşkil eder. Bir daha altını çizerek söylüyorum: Gelin, bu teklifi çekin, nispi temsil sistemini tartışalım, görüşelim diyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Başkanım, oylayalım.

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 16.59

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 Milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Uğur Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Buradayım Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Yusufeli ilçesi Dokumacılar köyü Sahlepçiler Mahallesi’nde çıkan yangın nedeniyle yöre halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Seçim bölgem olan Artvin ilinin Yusufeli ilçesine bağlı Dokumacılar köyü Sahlepçiler Mahallesi’nde dün öğle saatlerinde çok talihsiz bir yangın çıkmıştır. 70 hanenin olduğu bu bölgede 30’un üzerindeki ahşap evde yangın çıkmıştır; sevindirici yanı şudur: Bu büyük yangına rağmen herhangi bir can kaybı olmamıştır; mal kaybı vardır ama can kaybı yoktur. O anlamda, devlet yetkilileri bir an önce bu yaraların tazmini anlamında gerekeni yapmayla alakalı dün yangın mahalline hareket etmişlerdir, belediye başkanlarımız bugün yangın mahallindedirler. Oradaki vatandaşlarımıza Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmiş olsun diyorum, Allah beterinden saklasın diyorum. Herhangi bir ölüm olmamıştır; sevindirici yanı budur. Devlet yaraları saracaktır ve bu yangının bütün sonuçlarıyla beraber tazmini için elimizden geleni bölge milletvekilleri olarak yapacağız diyoruz, tekrar yöre halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, size de çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon Raporu 222 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanması hâlinde İç Tüzük ve Anayasa ihlaliyle karşı karşıya kalınacağına ve teklifin Adalet Komisyonuna iadesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Genel Kurula sunuş konuşmanızdan, Komisyonun yerini almasından ve genel gidişattan anladığımız kadarıyla… Türkiye'nin uzun süredir gündemini meşgul eden -yaklaşık iki buçuk aydır- barolarla ilgili bir düzenleme beklentisinin geçtiğimiz hafta somutlaşması ve ardından yaşanan Komisyon süreci üzerine söz almış bulunuyorum.

Eğer bu kanun teklifinin görüşmelerine başlayacak olursak bütün grupların içinde bulunacağı açık bir İç Tüzük ve Anayasa ihlaliyle karşı karşıya oluruz. Şöyle ki: Geçtiğimiz hafta Adalet ve Kalkınma Partisinin ve Milliyetçi Hareket Partisinin sayın milletvekilleri tarafından imzalanarak Başkanlığa sunulmuş olan kanun teklifi Meclis Başkanlığı tarafından dağıtıma tabi tutulmuştur, Adalet Komisyonuna havale edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adalet Komisyonu tarafından da 30 Haziran günü, ancak hiçbir şekilde zimmet defteri üzerinden gruplara ve -Komisyon sırasında sorulduğunda- kamuoyuna ispatlanamayacak şekilde, sadece ilgili Komisyonunun değerli üyelerine dağıtımının yapıldığı iddia edilmektedir. Bu konuda Komisyon üyelerinin kimi kendilerine saat 17.00’de, kimi de 17.15’te geldiğini söylemiş, bazı Komisyon üyelerinin ise o sırada Genel Kurul çalışmasında oldukları ve pandemi sebebiyle odalarında değil evlerinden çalıştıkları -ki bu konuda grubumuzun da milletvekillerimize bir uyarısı, hatta bir telkini vardır: “Pandemiden dolayı, uzaktan çalışabilecek bütün personel uzaktan çalışsın.” diye söylenmiştir- ve Komisyonun çağrı yazısının ertesi sabah odalarına gittiklerinde kapının altından atıldığı ya da odanın önünde olduğu şeklinde ifadeleri olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu konuda, en iyimser durumda, Komisyon üyeleri, İç Tüzük 26 ve 36’ya göre yapılması gereken işlemlerden -Komisyon Başkanlığının ifadesine yakın ifadeyle- en erken saat 16.45’te, bazıları da ertesi gün saat 9.30’da, 10.00’da haberdar olduklarını söylemişlerdir. Şimdi, bu durumda dahi dağıtımın 30 Haziran akşamı 16.45’te olduğu, Komisyon toplantısının bundan daha önceki bir saatte olamayacağı, ayrıca İç Tüzük’ün 36’ncı maddesiyle birlikte 26’ncı maddesi de okunduğunda dağıtımın sadece Komisyon üyelerine değil, Cumhurbaşkanlığına, ilgili kurumlara ve gruplara yapılacağı ifade edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hâl böyle olunca, gruplara dağıtım yapılmasıyla ilgili, İç Tüzük’ün ilgili komisyon başkanını ödevlendirmesinin karşılığı da şudur: Tüm milletvekilleri elbette kanundan haberdar olacak ve kırk sekiz saat süreyle bu kanuna çalışarak Komisyona geleceklerdir. Zaten Cumhuriyet Halk Partisinden Komisyonda söz alan 101 milletvekili olduğu da bugün bir gerçeklikse bu arkadaşlarımızın kaliteli yasamaya katkısı için kırk sekiz saat süreye ihtiyaçları vardı ama grubumuza 1 Temmuz günü saat 11.07’de tebliğ edilen kanun, o vakitten sonra üyelerimize, bütün milletvekillerimize dağıtılma imkânını bulmuştur. İç Tüzük’ün 36’ncı ve 26’ncı maddelerindeki bu iki peşi sıra aykırılık ve ihlal gereği, Komisyonun toplantıya çağrıldığı 34’üncü saatinde partimiz tarafından buna itiraz edilmiş, Komisyonda usul tartışması açılmış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …muhalefet partilerinden çok saygıdeğer milletvekilleri bu tartışmaya çok etkin katkılar sağlamışlar ve yapılan bu katkıların sonucunda, Komisyon Başkanlığı yaptığı değerlendirmede usule aykırılık görmeyerek görüşmelere devam etmiştir.

Bu durumda, biz, Başkanlığınız tarafından, Komisyon ayağı usule uygun olmayan, İç Tüzük’ün ihlal edildiği ve milletvekillerinin, katkıları için kırk sekiz saatlik hazırlanma süresinden istifade edemedikleri bu süreci sakat, eksik ve yaşanmamış bir süreç olarak değerlendiriyoruz.

Burada, Başkanlıktan, Komisyonun yaptığı bu eksikliği gidermek üzere, bu Komisyon raporunun Genel Kurula sunulup da görüşmelere başlanmak yerine Komisyona iadesini talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Başkanlığın 222 sıra sayılı Teklifi işleme almama yetkisinin bulunmadığına ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, söz konusu kanun teklifi Meclis Başkanlığınca Adalet Komisyonuna havale edilmiş, teklif bu Komisyonda görüşülüp rapora bağlanmış, söz konusu rapor Meclis Başkanlığınca bastırılıp dağıtılmıştır. Komisyon görüşmelerindeki usule ilişkin aykırılık iddiaları ile teklifin Anayasa’ya aykırılık iddialarını değerlendirme görev ve yetkisini haiz makam Genel Kurulun bizatihi kendisidir; ayrıca başvuru yapılması durumunda Anayasa Mahkemesidir. Genel Kurul bu yetki ve görevini yapılacak müzakereler ve verilen önergelerin değerlendirilmesiyle yapacaktır. Başkanlığımızın resen böyle bir değerlendirme yetkisi veya teklifi işleme almama yetkisi bulunmamaktadır.

Ayrıca, İç Tüzük’ün 84’üncü maddesinin açık hükmüne ve yerleşik teamüle göre teklifin maddeleri üzerinde Anayasa’ya aykırılık önergesi verilebilmekte. Teklifin Anayasa’ya aykırı olduğu, komisyon çalışma ilkelerine uyulmadığı gibi sebeplerle tümünün reddini isteyen önergeler işleme alınmamaktadır. Bu gerekçelerle talebinizi karşılayamıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman, tutumunuz hakkında 63’üncü maddeye göre usul tartışması açmak istiyorum ve aleyhte söz talep ediyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Aleyhte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlanmasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

BAŞKAN – Usul tartışması açıyorum.

Aleyhte Özgür Bey, lehte Ramazan Bey, lehte Doğan Kubat, aleyhte Sayın Beştaş.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aynı partiden 2 kişi olmaz efendim, iktidar partisinden 2 kişi olmaz. Biz varız efendim, niye onlar olsun ki?

BAŞKAN – Buyurun Ramazan Bey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Meclis Başkan Vekili, Türkiye Büyük Millet Meclisini bu gündeme göre çalıştırıyor. Dolayısıyla gruplar taleplerini Danışma Kuruluna veriyor, Danışma Kurulu oy birliğiyle karar alıyor, oy birliğiyle karar alınamadığı takdirde gruplar İç Tüzük 19’a göre Genel Kurula getiriyor. E, Genel Kurula geldi, AK PARTİ grup önerisinde, temel yasa olarak, barolarla ilgili 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bugün gündeme alınması Genel Kurulun oylarına sunuldu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Oylamayla kanunsuzluk giderilmez ki Sayın Can.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Eğer bir itiraz yapılacaksa, bu, Genel Kurula sunulurken grup önerisinden önce yapılmalıydı. Dolayısıyla, şu an grup önerisi kabul edilmiştir ve gündemin 1’inci sırasına gelmiştir, 1’inci sırasında Meclis Başkan Vekilimiz bunu görüşmek durumundadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkinci konuysa, kırk sekiz saat meselesi. İç Tüzük 36’da “Bekleme süresi” var arkadaşlar. “Bekleme süresi” başlıklı 36’ncı madde: “Komisyonlara havale edilen işlerin görüşülmesine, havale tarihinden itibaren kırksekiz saat sonra başlanabilir.” Peki, bakıyoruz, ne olmuş? 30 Haziran 2020, Adalet Komisyonuna sevk saat 13.52, doğru mu Başkanım?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ – Doğru.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Biz ne zaman gündeme almışız? 2 Temmuz 16.00’yı müteakiben yani kırk sekiz saati bırak, elli saat sekiz dakika sonra gündeme almışız. Dolayısıyla, kırk sekiz saat şartı yerine getirilmiştir; kaldı ki tavsiye kararı üzerine, Genel Kurulun takdiriyle bu sürelerde her zaman esneklik vardır, oynanabilir, öne alınabilir; kaldı ki öne almaya da gerek olmadan süre şartı yerine getirilmiştir. Burada “Komisyonlara havale edilen işlerin görüşülmesine, havale tarihinden itibaren kırksekiz saat sonra başlanabilir. Komisyona havale edilen evrak, komisyon başkanlığınca bastırılarak veya elektronik iletişim kanalları kullanılarak mesai saatlerinde veya Genel Kurulun çalışma saatleri içerisinde komisyon üyelerine dağıtılabilir.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, Şanlıurfa’nın tamamında elektrikler kesik; Şanlıurfa’nın elektrik sorunu mu önemli, Avukatlık Kanunu mu önemli? Mardin’de elektrikler kesik, Diyarbakır’da elektrikler kesik, Cizre’de elektrikler kesik; ne yapıyorsun sen Başkanım!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bakın, dikkatinizi çekiyorum: “Komisyon üyelerine dağıtılabilir.” Evet, 36 ile 26’ncı maddeyi beraber değerlendirmemiz lazım. 26’ncı madde ne diyor? “Komisyonların toplantıya çağrılması” başlıklı 26’ncı madde: “Komisyonlar, kendi başkanlarınca toplantıya çağrılır.” Komisyon Başkanımız kendi üyelerini toplantıya çağırıyor. Diğer taraftan, bu çağrı gruplara, Cumhurbaşkanlığına bildirilir. Yani, arkadaşlar, Komisyon üyelerine çağrı var, kırk sekiz saatlik süreye uyulmuş, diğer taraftan Komisyon üyelerine yapılan bu çağrının duyurulması var. Bu bilgilendirmedir, bu bilgilendirme de Cumhurbaşkanlığına ve siyasi parti gruplarına yapılır ki “Bakınız, Adalet Komisyonu toplantıya çağrılıyor, grubunuzun bilgisi olsun.” Bu, tali bir bildirmedir, çağrının duyurusudur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, Ramazan kardeş, Urfa’nın elektrikleri kesik, elektrikleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Dördüncü bölüm, Anayasa’ya aykırılık Sayın Başkanım. İç Tüzük 84 “Anayasaya aykırılık önergeleri” başlıklı Kanun tekliflerini, Meclis Başkanlığına sevk edildiğinde, Meclis Başkanlığı, Kanunlar Kararlar inceler, Anayasa’ya aykırı görürse zaten işleme almaz, sevk etmez. Komisyon “Anayasa’ya aykırılık” şeklindeki iddiaları oylamıştır ve Anayasa’ya aykırı olmadığına dair karar vermiştir ve gündemine devam etmiştir. Adalet Komisyonu gündemine hâkimdir, Adalet Komisyonundaki Anayasa’ya aykırılık iddiaları mücerrettir, soyuttur. Çünkü, somut olabilmesi için, kazai murakabe dediğimiz, Anayasa Mahkemesine gitmesine lazım. Anayasa Mahkemesi somut norm denetimi yoluyla veya defi yoluyla, kendisine gelmiş olan Anayasa’ya aykırılık iddialarını inceler, bakar, karara varır. Kaldı ki Anayasa’ya aykırı kanunlar çıkarma yetkisi Mecliste olabilir, şöyle ki: Bu bir iddiadır. Hiç kimse Anayasa’ya aykırı kanun çıkarmak istemez. “Anayasa’ya uygundur.” der, aksini iddia eden de mahkemeye gider. Anayasa Mahkemesinin kuruluş gerekçesi de budur. Anayasa Mahkemesi niye var? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Anayasa’ya aykırı iş yapın diye kurulmadı. Yapmayın Allah aşkına ya! Anayasa’ya aykırı yasa çıkarın diye kurulmadı Anayasa Mahkemesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Devamla) – Dolayısıyla, bizim teklifimiz, imza sahibi olduğumuz teklif Anayasa’ya aykırı değildir; hem şeklen hem hukuken aykırı değildir.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Hukukçusunuz siz Sayın Can! “Biz ihlal edelim de sonra da mahkeme iptal eder.” diye yasama faaliyeti olmaz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bilerek Anayasa’yı ihlal suç.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Gerek Adalet Komisyonu gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu bu konuda karar verecektir. Meclis Başkan Vekilimizin gündeme alması yerindedir.

Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bile bile Anayasa’yı ihlal suça girer.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamuoyunda çok tartışılan bir kanun, akıl almıyor, tutulacak tarafı yok ama bunu uzun uzun arkadaşlarımız anlatacak, birazdan Anayasa’ya aykırılık iddiamız da tartışılacak.

Paçasından Anayasa’ya aykırılık akan ve iki buçuk aydır konuşulduğu hâlde, sunulduktan sonra apar topar, kırk sekiz saat bile beklenmeden… Yani “Ne öneriyorsunuz? Buna bakalım, çalışalım ve gelelim, Komisyonda katkı verelim.” yaklaşımımıza bile iki buçuk ay boyunca yok “nispi temsil” dediniz, “delege sayısı” dediniz, başka bir şey dediniz, sonra bu dediklerinizin pek çoğundan vazgeçip baroları bölen, Anayasa’yı çiğneyen ve esasen de delege sayılarına müdahale eden bir teklif getirdiniz. Kendinize öz güveniniz olsa kırk sekiz saat beklersiniz. Ama neden? “Bir an önce geçireceğiz. Cuma akşamı gidiyoruz, cumartesi sabahına kalamayız.” Sonuçta hep birlikte pazartesi sabahına kaldık. Oysaki on iki saatlik –söylediğimiz tolerans da değil- İç Tüzük hakkını kullandırsaydınız bunlar yaşanmayacaktı. Bugün de yine aynı yanlışta ısrar durumu var.

Bakın, Komisyon toplantısı hiç yapılmamıştır, hiç. Neden? Bir toplantı nasıl yapılır? “Toplantı” dediğin şeyin üç tane kurucu unsuru var: “Ne zaman? Nerede? Kimlerle?” sorularına cevap vereceksiniz. Ne zaman? “Kırk sekiz saat sonra.” diyor. Yapmış mısınız? Yok. Zaman yönünden sakat. Nerede? “En uygun salonda.” COVID var, ilköğretim öğrencileri için bile metrekare hesabına vurduğunuzda 40 metrekarelik sınıfta 10 öğrenci; siz, 160-170 metrekarelik bir alana dünyanın insanını dolduruyorsunuz, COVID şartları o salonda olduğu için de sivil toplumun, meslek örgütlerinin katkılarına veya gazetecilerin çalışma isteklerine olumsuz cevap veriyorsunuz. Mekân yönünden de sorunludur. Üç: Kimlerle? Vallahi, Anayasa da söylüyor, İç Tüzük de söylüyor, bu kanun kimleri ilgilendiriyorsa onlarla.

Arkadaşlar, bir görüşme yaptık. Neyi değiştiriyoruz? Baroları. Kiminle konuşacağız? Barolarla. Nerede baro başkanları? Kapının önünde, duvarın dibinde dizilmişler. “Komisyona çağırın.” Efendim, önce, 7’sinin resmî başvurusunu Komisyon Başkanlığı resen reddetmiş. Daha sonra kamuoyu… Ne zaman biz açıkladık ki siz av alanlarının belirlenmesi için Tarım Komisyonuna Avcılar Kulübü Başkanını bir gün önce getirmişsiniz de bir gün sonra baro başkanlarını dışarıya dizmişsiniz Menemen bardağı gibi, içeri sokmuyorsunuz, o zaman kamuoyundaki tepkilerden utanıp, çekinip lütfetti beyefendiler “Peki, 3’ü içeri girsin…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Toparlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bir kere, 80 baro var, 80 baronun hiçbiri sizi kapıda bırakmamış bugüne kadar ama siz onları kapıda bıraktınız. (CHP sıralarından alkışlar) Önerdik, dedik ki: “Lütfen baro başkanlarımızı bir salona alalım, hem de işin yapısı gereği tarafsız bir salona alalım, o tarafsız salon Genel Sekreterlik Toplantı Salonu…” Bütün Komisyon başını salladı, destek verdi ama bu da hayata geçemedi. 77’si salonda, 3’ü içeride olacaktı. Olumlu bakıldı, dönüldü dolaşıldı, reddedildi, olmadı. Sonuç: Sayın Başkan, Komisyonunda zaman bakımından, mekân bakımından ve katılımcılar bakımından sakatlanmış bir toplantı yaptık. Bunun, doğrusu, bu üç kurucu unsurun sakatlıklarının ortadan kaldırılacağı yeni bir Komisyon toplantısının uygun bir mekânda, tüm katılımcılarla, baro başkanlarının da katkısıyla yapılması gerekmektedir; aksi takdirde, yaptığımız iş anayasal açıdan yok hükmündedir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun.

Sayın Kubat, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; açılan usul görüşmesinde Başkanlık makamının az önce Genel Kurula arz ettiği tutumunun lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özel’in geçen haftada bu konuya bir teması olmuştu. Havalenin usule uygun olmadığından dolayı kanun teklifinin görüşülemeyeceğine, görüşülmüş ve şu anda sıra sayısını 222 olarak almış bu teklifin de burada görüşmelerinin esasen mümkün olmadığına ilişkin bir itirazı oldu. O gün de ifade edilmişti, komisyonun toplantıya çağırma usulü İç Tüzük’ümüzün 26’ncı maddesinde, 36’ncı maddesinde ve 74’üncü maddesinin son fıkrasında düzenlenmiştir. Meclis Başkanlığına verilen bir kanun teklifi, İç Tüzük’ün 74’üncü maddesine göre, Başkanlık tarafından ilgili ihtisas komisyonuna havale edilir. Başkanlık makamı bu havaleden itibaren gündem yapmak istediği tekliflerle ilgili gündemini oluşturduktan sonra bu -dikkat buyurun- elektronik ilan panosunda askıya çıkıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İlan panosunu kaldırmışlar.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – 2018’de yaptığımız Tüzük değişikliğiyle, özellikle Sayın Tanal gibi ilgili milletvekillerinin saatlik takibinde olan bu panodan bütün milletvekili arkadaşlarımız bunları rahatlıkla izleyebilmektedir.

Şimdi, buradaki teknik ayrıntı şu: Bilgi mahiyetinde, 26’ncı maddeye göre, parti gruplarına, Cumhurbaşkanlığına ve ilgili komisyon başkanlıklarına bu gündemdeki işler de bildiriliyor. 36’ncı maddede, komisyon üyelerine yapılan çağrının hukuki niteliği bundan farklı. 36’ncı maddede, komisyon üyelerine yapılan bu davet, bu çağrı, komisyonun çalışmasını gerçekleştirebilmesi için o kırk sekiz saatlik bekleme süresi bir ön şarttır. Kural olarak, o şart, zorunluluk olmadıkça -örnekleri var- bir gün önceden… Hatta aynı gün sabah verip akşam aldıklarımız da olmuştur itiraz olmaması üzerine. Dolayısıyla, doğrudur, Özgür Bey o noktada haklıdır, gruplara bir gün sonra bir tevziat yapılmıştır ama bu, Komisyon üyelerine kırk sekiz saat önceden dağıtımı yapılan, elektronik ilan panosunda bütün milletvekillerimizin ve kamuoyunun da internet sitesi üzerinden bilgisine sunulan bu teklifin Komisyonda görüşülmesine mâni olmamıştır. Kaldı ki Komisyon, iki buçuk saat süreyle bunu başlangıçta usul görüşmesine konu etmiş ve bu itirazı reddetmiştir. Zaten -biraz önce Başkanım da ifade etti- Başkanlık makamı tarafından Genel Kurula gönderilen teklif metniyle ilgili Başkanlık makamının da şu anda yapacağı bir işlem yoktur.

Bu vesileyle, Başkanımızın tutumunun yerinde olduğunu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tartışmayı Komisyonda da yaptık ama maalesef, Komisyon, tutumunda bir değişiklik göstermedi. Doğrusu yine şaşırma özelliğimi kaybetmediğimi fark ettim, hâlâ şaşırabiliyorum, hâlâ hayret edebiliyorum; bu da büyük bir başarı, kendimle gurur duyuyorum. “Niye böyle?” diyeceksiniz. Maddeyi okuyorlar, aleyhe olan cümle okunmuyor, şaka gibi! İç Tüzük 36’ncı madde okundu ve son cümleyi söylüyorum, okunmayan cümleyi: “Bu takdirde, söz konusu süre, dağıtım tarihinden itibaren başlar.” Bu cümleyi okumadan önceki cümle okunuyor ve bu doğruymuş gibi yansıtılıyor. Yani böyle bir şey olamaz ya! Eğer İç Tüzük’teki maddeyi okuyacaksak hepsini okuyalım Sayın Can yani, hani kamuoyu da bilgilensin. Bu nedenle, süreye ilişkin usul tartışması kesinlikle haklıdır ve Başkanlığın tutumunun aleyhine bir sonuç çıkması gerekiyor. 26’ncı madde zaten çok açıkça “En az iki gün önceden yapılır.” diyor. Gruba verilir, komisyon üyelerine verilir ve gruba dağıtılmasının amacı da şudur: Bütün milletvekillerine gitsin. Çünkü yasama faaliyeti sadece komisyon üyeleri tarafından yürütülmüyor, Genel Kurula geliyor ve hepimiz burada bu yasayı tartışıyoruz.

Şimdi, buradaki acele ne, anlamak mümkün değil, buradaki telaş nedir, anlamak mümkün değil. Ya, süreye uymamışsınız, bal gibi ortada. Şimdi Sayın Kubat da diyor ki: “Efendim, ilan panosuna asılmış.” Ya, Allah için, üç dönemdir burada birlikte çalıştığımız arkadaşlar var, hanginiz ilan panosuna baktınız, hanginiz gidip baktınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İlan panosunu kaldırmışlar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ayrıca ilan panosu falan da ben görmedim, üçüncü dönemdir buradayım.

Yani bir de burada, İç Tüzük’te “İlan panosundan okuyun.” falan da demiyorlar “Size tebligat yapılacak.” diyorlar, tebligat. Yani işin etrafından dönmenin, dolanmanın anlamı yok.

Süre sakatlanmıştır, kırk sekiz saat öncesinden Komisyon üyelerine, Meclis gruplarına dağıtılmamıştır. Ben Komisyonda söyledim, sonra gruba geliş saatine baktım, gerçekten saat 11.05’te gelmiş -yani aynı tarihte- kırk sekiz saat önce gelmemiş. Yani biz bu işi ciddiye alıyoruz. Biz, Halkların Demokratik Partisi olarak, gelen bir yasayla ilgili gece gündüz çalışıyoruz. Kırk sekiz saat de yetmez ama size yetiyorsa bilemeyiz, bize yetmiyor. Bu nedenle, lütfen, bu yasama faaliyetinde…

Bir de şöyle bir cümle ilgimi çekti: “Efendim, biz önerge verdik, önerge kabul edildi, bu usul tartışmasının yeri yok.” Bu, şu demek biliyor musunuz: “Biz Anayasa’yı çiğniyoruz, biz İç Tüzük’ü dinlemiyoruz, biz her istediğimizi yapıyoruz, bunlara dair önerge de getiriyoruz. E, parmağımız daha fazla, sayımız daha fazla, biz bu sayıyla her şeyi ihlal ediyoruz.” diyorsunuz. Bu bir itiraftır, bu kabul edilemez. Bu kadar esaslı bir mesele, İç Tüzük’te düzenlenen bir mesele önergeyle geçirilerek usule uygun hâle getirilemez. Bu, önerge konusu falan değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Son söz olarak -gerçi geneli üzerinde de söyleyeceğim- baro başkanlarına ilişkin çok yanlış açıklamalar yapılıyor. Ben buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum: Baro başkanları Meclise davet edilmedi. Ben ara buluculardan biriydim. “Baro başkanlarından sadece 3 kişi, gelin, Komisyonda sözünüzü söyleyin ve çıkın.” dediler. “Diğer baro başkanlarını da Meclisin içine almıyoruz.” dediler. Hatta öyle bir aşamaya geldik ki -Sayın Özel’le birlikte ilgilendik- dedik ki: “Yeter ki baro başkanları Meclis içinde olsun -Meclis içinde, bahçede, koridorda, taraflı, tarafsız bir yerde- 3 kişi de 5 kişi de gidip sonuna kadar izlesin.” Yani bu kabul edilmedi. Televizyonlarda, yandaş medyada dört gündür “Efendim, baro başkanlarını biz Meclise davet ettik de gelmediler.” Ya, yapmayın, biz oradaydık, biz o an oradaydık ve o ara buluculuğun içindeydik, tarafları dinledik ve kabul etmediniz. Bu, baştan sakatlanmıştır.

Usul tartışmasında Başkanlığın görüşünü değiştirmesini bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başkanlığımızın tutumu İç Tüzük’ün açık hükmüne ve yerleşik teamüllere uygundur. Kanun teklifinin görüşmelerine başlanmasına ilişkin tutumumda bir değişiklik olmamıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, usul hakkında görüştük. Biz ümit ettik ki -kürsüde fikrimizi söyledik- siz fikrinizi değiştirirsiniz ama Başkanlığın tutumunda bir değişiklik olmadı. “Usul hakkında konuşma” başlıklı madde 63’ün son cümlesi uyarınca bu konuyu Genel Kurulun oylarına sunmanızı talep ediyoruz efendim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Meclis Başkan Vekilinin takdirinde.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gerek yok efendim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Meclis Başkan Vekilinin takdirinde Başkanım, sizin takdirinizde.

BAŞKAN – Ben görüşümü belirttim.

Teklifin tümü üzerinde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, ama niye Genel Kurulun bu konuda fikrini almıyoruz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Takdirinizde Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani bu geçmişte defalarca uygulanmış.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanın takdirinde Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Takdir sizde ama yapmazsanız, Sayın Başkan, bu antidemokratik bir tavır olur. Doğru bulmuyoruz.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Teklifin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu.

Buyurun Sayın Dervişoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, ama…

Çok özür dilerim Sayın Dervişoğlu, çok özür dileyerek…

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Estağfurullah.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Özgür Bey, Meclis Başkan Vekilinin takdirinde. Başkan mı yönetiyor, siz mi yönetiyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, gruplar biliyor, bu konuda Anayasa’ya aykırılık iddiamız var. Siz, bu usul tartışmasıyla ilgili ben itiraz ederken Sayın Dervişoğlu’nu çağırdınız ama Anayasa’ya aykırılık iddiasının öncelikle ele alınması gerekiyor. Sayın Grup Başkan Vekilinden çok özür dileyerek Anayasa’ya aykırılık iddiasını dile getirmek üzere söz istiyorum.

İRFAN KARTAL (Van) – Geç kaldınız, geç.

BAŞKAN – Başkanlığımızın tutumunu belirttim ben. Sayın Dervişoğlu’na söz verdim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, hayır… Başka bir şeyden bahsediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Nedir?

Buyurun, söz veriyorum size, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığının yeniden incelenmesi için Komisyona iadesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir yanlış anlaşılma olmasın. Biraz önce birinci usul tartışması sevkle ilgili, dağıtımla ilgili, kırk sekiz saat kuralıyla ilgili yani İç Tüzük’ün 26’ncı ve 36’ncı maddeleriyle ilgiliydi. Bunun sonunda sizin takdirinize bırakılmış olan oya sunma ya da sunmama konusunda, biz sunmanız yönünde, daha demokratik olacağı yönünde bir talepte bulunduk. Siz bunu reddederken, biz de bu talebimizi yinelerken siz “Bu konuda kararım tamam.” deyip Sayın Dervişoğlu’nu kürsüye çağırdınız; bu, Anayasa’ya aykırılık iddiamızla ilgili talebimizi iletmemize engel olur. Ben yine Sayın Grup Başkan Vekilinden özür dilerim kürsüye davet edilmişken ama bu kanun teklifinin, Anayasa’ya aykırılık iddiası değerlendirilmeden, tartışılmadan, karara bağlanmadan görüşülmesini de doğru bulmayız. Tahmin ediyorum, bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özetle şunu söyleyeyim, bu sefer uzatmayayım, nasılsa bu konudaki uzman arkadaşlarımız gerekli, Anayasa’ya aykırılık iddialarını dile getirecek: Biz, Anayasa’nın 135’inci maddesinin, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin kurulmasıyla ilgili yasama ödevini Meclise verdiğini; bu ödevin yerine getirilmesiyle birlikte kamu kurumu niteliğinde meslek örgütlerinin kamu tüzel kişiliği kazandığını; kamu tüzel kişiliklerinin tek olduğunu; nasıl Ankara’da ikinci bir valilik, Yatağan’da ikinci bir kaymakamlık, Borçka’da ikinci bir Millî Eğitim ilçe müdürlüğü olmuyorsa barolarla ilgili de 81 ilde ayrı ayrı en fazla 81 baro kurulabileceğini; baroların bölünmesinin ve ikinci, üçüncü bir baronun kurulmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Anayasa’ya aykırı bu teklifin Anayasa’ya aykırılığının yeniden incelenmesi ve Genel Kurulda görüşülmemesi için Komisyona iadesini talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

37.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Grup Başkan Vekilinin ifade ettiği, usul tartışmasının illa Genel Kurulun oyuna sunulacağı şeklindeki yaklaşımını doğru bulmuyoruz. 63’üncü maddede ifade edildiği gibi, zaten takdirî bir işlemdir, zatıalinizin takdiridir; bununla ilgili, Genel Kurulun onayına sunulabilir, sunulmayabilir ancak Özgür Bey’in ifade etmiş olduğu bu konuyu kapatıyorsak, yeni bir tartışma açıp da Anayasa tartışmasını gündeme getiriyorlarsa buna saygı duyuyoruz, Anayasa tartışmasını da yaparız. Bizim kanaatimiz odur ki asla Anayasa’ya aykırı olan bir durum yoktur. Anayasa Mahkemesi benzer konularda daha önce kararlar vermiştir; buna ilişkin hiçbir itirazımız, hiçbir endişemiz yoktur fakat Özgür Bey’in, CHP’nin bu konuda bir tartışma talebi varsa bunu saygıyla karşılıyoruz, bunu da tartışalım istiyoruz ama takdir sizin Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, rica edeceğim, bir cümle…

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İkinci kısımla ilgili söyleyecek bir şeyim yok, yalnız ilk cümle şu zan altında bırakıyor: Usul tartışmasının, Özgür Özel tarafından iddia edildiği gibi, oya sunulmasının zorunlu olduğu. Ben zorunlusunuz demedim.

BAŞKAN - Doğru, doğru.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Orada şunu söyledim: Takdir sizindir, takdirinizi oylama yönünde kullanırsanız bu daha demokratik olur, daha uygun olur dedim. Kayda geçirmek istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

38.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Genel Kurulda görüşülmemesini ve Adalet Komisyonuna iadesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Anayasa’ya aykırılık önerisini biz de ifade etmek istiyoruz. Komisyon aşamasında da önergemiz verildi, Komisyon üyelerimiz tarafından ifade edildi fakat maalesef reddedildi. Ancak bu, Genel Kurulda ileri sürmemize engel bir durum teşkil etmiyor. Zira Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir kanunun, bir teklifin görüşülmesinin ön koşulu Anayasa’ya uygun olmasıdır. Bu yönüyle, Anayasa 135 kapsamında ve yine diğer maddelere; Anayasa 2, 9, 10, 11, 67 ve 135 ile AİHS’in 6’ncı maddesine göre, bu teklifin Genel Kurulda görüşülmemesini ve Komisyona iadesini talep ediyoruz.

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığı tartışılmadan görüşmelere devam edilmesi nedeniyle usul tartışması açılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkanım, yani doğru ifade edememe durumuna karşılık söyleyeyim.

BAŞKAN - Estağfurullah.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Eğer Müsavat Dervişoğlu’nu, Sayın Grup Başkan Vekilini davet edecekseniz, bu Anayasa’ya aykırılığı tartışmamış olursunuz. Bu durum hakkında usul tartışması açıyoruz yani Anayasa’ya aykırılık iddialarının usul tartışmasıyla…

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Anayasa’ya aykırılığı tartışılmadan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edilmesinin uygun olup olmadığı hakkında

BAŞKAN - Usul tartışması açıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ediyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Aleyhte.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Aleyhte.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Baştan söyleseydi güzel güzel açacaktık Başkanım.

BAŞKAN - Olsun. Demokratik bir işleyiş uyguluyoruz şu anda.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Lehte, lehte.

BAŞKAN - Ramazan Bey, siz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte.

BAŞKAN – Sayın Kubat lehte.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Lehte.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Aleyhte Zeynel Emre.

BAŞKAN - Zeynel Emre aleyhte.

Sayın Beştaş?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt)- Aleyhte.

Bizim gruptan Abdullah Koç konuşacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, söz isteyenlerin sırasına bakmanız lazım. Ben önce istedim lehte. Tutanağa bakmak lazım. Kim önce istemişse o konuşsun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Lehte mi istedin, aleyhte mi istedin, söyle.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, size saygım sonsuz, sizi gerçekten de hem sayıyorum hem seviyorum ama ben önce istedim. Burada arkadaşlarımız sırasına göre baksınlar.

BAŞKAN - Tanal, seni ihmal etmemiz mümkün değil, görmedik arkadaş ya.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama tutanaklar var Sayın Başkanım, gerçekten.

BAŞKAN – Şuradan bakınca gördüklerimiz...

Önce, lehte Ramazan Bey konuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla ilgili söz aldım. Öncelikle şunu söylemek isterim: Grup önerimiz, İç Tüzük 19’a göre, Danışma Kurulundan geçmedi ve burada Genel Kurulun oylarına sunuldu, Genel Kurul da bizim grup önerimizi kabul etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu bu kanunu gündemin 1’inci sırasına aldı. Meclis Başkan Vekili, “kırmızı bülten” diye tabir ettiğimiz gündeme göre Meclisi yönetmekle görevli. Dolayısıyla bu, gündeme girmiştir.

Ayrıca, İç Tüzük’ün Anayasa’ya uygunluğun incelenmesi başlıklı 38’inci maddesi şöyle: “Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.” Bu tartışmaların tamamı toplantıda, Komisyonda dile getirildi. Muhalefet partilerine de bu konuda gerçekten teşekkür ediyoruz. Anayasa’ya aykırılık itirazları ciddi manada karşılık buldu, oylamaya geçildi ve reddedildi. Diğer taraftan, kanun sevk edilirken de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı kanunun Anayasa’ya aykırı olup olmadığını da tetkik eder, iki.

Üç: Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna geldi. Genel Kurulda da... İç Tüzük’ün 84’üncü maddesinde: “Bir kanun teklifinin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında teklifin belli bir maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır.” deniyor. Dolayısıyla şu an, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun görüşmelerinde Anayasa’ya aykırılık önergeleri verilir ve ivedilikle gündeme alınır. Burada da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun takdirine başvurulacak. Demin de defaatle ifade ettiğim gibi, Anayasa’ya aykırılık iddiaları mücerrettir, soyuttur. Bu iddianın karşılığında da başka bir iddia, “Anayasa’ya uygun.” iddiası yer alır. Peki, bu iddiaların hangisi objektiftir, nesneldir? Buna Anayasa yargısı karar verecek. Anayasa Mahkemesinin kuruluş gayesi de budur; kanunların kazai murakabesinin Anayasa Mahkemesinde yapılması için kurulmuştur.(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Anayasa Mahkemesi, kendisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kanunların Anayasa’ya aykırılığını götürebilecek sayıdaki çoğunluk veyahut da mahkemede somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelen kanuna aykırılık iddialarını inceler ve karara bağlar. Anayasa Mahkemesinin kararları da hepimizi bağlar.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi bir meslek örgütüyle ilgili Anayasanın 135’inci maddesi anlamında “Kamu kurumu niteliğindeki meslek üst kuruluşları olup Anayasa’da meslek üst kuruluşlarının birden fazla olamayacağı yönünde getirilmiş anayasal bir sınırlama bulunmamaktadır.” demiştir. Dolayısıyla buradan da çoklu olma anlamındaki yapıya cevaz vermiştir, uygun görmüştür.

Genel Kurulun takdirlerine, Meclis Başkan Vekilimizin tavrını doğru bulduğumu ifade ediyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Abdullah Koç, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, şimdi biz Komisyon sürecinde de dile getirdik. Bu kanun teklifi, 1 tane Anayasa maddesine aykırı değil sadece, 5 tane Anayasa hükmüne aykırı; aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de çok net bir şekilde aykırı. Peki, bu aykırılık nedir? Bir tanesi demokratiklik ilkesine aykırıdır, Anayasa madde 2. İkincisi, 9’uncu maddeye aykırıdır; yargının tarafsızlığı ve bağımsızlık ilkesine aykırıdır çünkü yargıyı bölüyorsunuz burada, yargının en önemli makamı olan savunma makamını bölüyorsunuz. Bir diğer Anayasa’ya aykırılık ise Anayasa’nın 10’uncu maddesine, eşitlik ilkesine aykırılıktır. Bakın, eşitlik ilkesine niye bu kadar net bir şekilde aykırılık teşkil ediyor? Değerli arkadaşlar, burada 5 bin kişiye 1 delege hakkı tanıyorsunuz. 38 kişiye, 38 avukata ise 4 delege hakkı tanıyorsunuz. Burada da yine eşitlik ilkesine aykırılık söz konusu. Bakın “Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz.” diyor Anayasa'nın 11’inci maddesi. Çok net bir şekilde aykırılık söz konusu, mevcut olan bu kanun teklifi Anayasa'ya çok açık şekilde aykırılık teşkil etmektedir. Bakın, Anayasa'nın 67’nci maddesi “oyda eşitlik” ilkesini dile getiriyor; eşitlik ilkesi “Herkes seçme ve seçilme hakkına sahiptir.” Siz 5 bin kişiye, 5 bin avukata sadece 1 delege hakkı tanıyorsunuz ama başka bir baroda 38 kişiye de 4 delege hakkı tanıyorsunuz. Bu da seçme ve seçilme hakkına çok ciddi bir şekilde aykırılık teşkil etmektedir ve bu, Anayasa'nın çok net bir şekilde çiğnenmesi anlamını taşımaktadır.

Bakın, Anayasa’nın 135’inci maddesi yargının ve avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olduğunu belirtiyor. Bakın, burada Anayasa'nın teklik ilkesi söz konusu. Eğer meslek kuruluşu olarak diğer meslek kuruluşlarına benzetmek istiyorsanız bu da mümkün değil çünkü Anayasa'nın 61’inci maddesi sendikal hakkı düzenliyor, Anayasa'nın diğer hükümlerinde ise başka şekillerde farklı dernekleri kurma hakkını tanımaktadır. Dolayısıyla avukatlık mesleğinin, baronun, diğer meslek kuruluşlarından farklı olduğu net bir şekilde yine Anayasa'nın teklik ilkesiyle ortadadır. Peki, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Siz şunu yapmaya çalışıyorsunuz: Diyorsunuz ki biz bu kanuni düzenlemeyi yapalım, Anayasa'ya aykırı olsun, 5 tane Anayasa hükmünü çiğnesin ama Anayasa Mahkemesine tevdi edilsin, Anayasa Mahkemesi buna karar versin. Dolayısıyla biz bunu kesinlikle net bir şekilde dile getiriyoruz. Bu kanun teklifinin derhâl Anayasa Komisyonuna tevdi edilmesi gerekiyor, çok açık bir şekilde birden fazla Anayasa hükmünün ihlal edildiği ortadadır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Doğan Kubat, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Başkanlığın görüşmelerin yapılmasında Anayasa ve İç Tüzük bakımından hukuka herhangi bir aykırılık olmadığı şeklindeki tutumu lehindeki görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Tekrar bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, bir kanun teklifinin kanunlaşıncaya kadarki süreçte üç aşamada Anayasa’ya uygunluk, daha geniş bir ifadeyle hukuka uygunluk denetimi yapılmaktadır. Bir kanun teklifi Meclis Başkanlığına verildiği zaman Meclis Başkanlığı resen İç Tüzük’ün 67’nci maddesi çerçevesinde bir değerlendirme yapar ve burada Anayasa’ya bir aykırılık görürse bunu teklif sahibine iade eder, düzeltmesi için.

Keza, komisyon aşamasında -ikinci safha- her komisyon, kendisine havale edilen işlerle ilgili, her şeyden önce bu teklif metninin Anayasa’nın metnine, lafzına ve ruhuna aykırı olup olmadığı yönlerinden bir inceleme yapar. Komisyon, bu önergeleri, Anayasa’ya aykırılık önergelerini geniş biçimde tartışmış ve Komisyon Raporu’nun 13’üncü sayfasında yer aldığı üzere “Teklifin Anayasa’ya aykırılık teşkil etmediği” neticesine ulaşarak bir karar vermiştir. Yani bu yönden Komisyon aşamasında da incelemeler yapılmıştır.

Şimdi, geldik Genel Kurul aşamasına: Burada Anayasa’ya aykırılık iddiaları ileri sürülebilir mi? Elbette ki sürülebilir ama bunun İç Tüzük’e uygun biçimde ileri sürülmesi lazım. Özgür Başkan, teklifin tümünün Komisyona iadesine ilişkin bir Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulundu. Şimdi, İç Tüzük’ün 87’nci ve 84’üncü maddeleri, değişiklik önergelerinin, Anayasa’ya aykırılık önergelerinin ne şekilde verileceğini düzenlemiş. 87’nci madde “Kanunlarda ve İç Tüzük’te aksine bir hüküm yoksa, kanun teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi istenebilir. Anayasa’ya aykırılık önergeleri de verilebilir.” diyor. Şimdi, bir Anayasa’ya aykırılık önergesi verildiği zaman, 84’üncü maddeye göre de öncelikle işlem görecek. 88’inci maddeye göre, bir teklifin tümünün komisyona iadesini isteme yetkisi, eskiden hükûmette de vardı, değişiklikten sonra sadece komisyona aittir yani bizim parti gruplarının, milletvekillerinin bir kanun teklifinin tümünün komisyona iadesine ilişkin bir talep yetkisi yoktur. Ama tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandıktan sonra Genel Kurul, burada, komisyonda yaptığı gibi bir Anayasa’ya aykırılık değerlendirmesini yapacak ve maddelere geçilmesini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - ...belki bu sebeple reddecektir. Dolayısıyla Başkanlık makamının görüşmelerde Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırılık olmadığı yönündeki tutumunun lehinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Kubat ismimi de zikrederek bir görüş addetti. Onu ifade etmek isterim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın usul görüşmeleri sırasında lehte yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, esasen, aslında Sayın Kubat’a bu süreçte kaliteli yasamadan ne kadar uzaklaştırıp ne kadar sakat bir işlem yaptığımıza etkin kanıtlar sürer misiniz deseydik, bunları sürerdi çünkü kendisi İç Tüzük’ü gayet iyi biliyor ve çok net bir durumla karşı karşıyayız. Bize diyor ki Türkçesi “Anayasa’ya aykırılığı iddia edebilirsin, bunun yeri maddelerdir; hangi maddeyi aykırı görüyorsan söylersin, orada görüşülür.” Doğru mu? Doğru. Peki, Anayasa’ya aykırılık önergesi verdiğimde maddelerde, bu önerge öncelikle işleme alınacak, doğru mu? Doğru. Ama bu tasarımın tamamı, kanunun iktidar partisi tarafından temel kanun maddesi istismar edilmeseydi doğruydu. Şimdi, bana gösterdiği yol ne sonuç doğuracak, onu söyleyeyim: Benim, bir an için Doğan Kubat’ın dediğini yaptığımı kabul edelim. Burada Anayasa’ya aykırılığı iddia edilen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ...maddelere geçtik, maddelerde de Anayasa’ya aykırılık önergesi verdim. Hangi madde? Çoklu baro maddesi. Çoklu baroyla ilgili konuşmak istiyorum, Anayasa’ya aykırılık önergesini veriyorum. Normalde, bir kanunda 7 önerge hakkı ve tüm grupların önerge hakkı saklıyken şimdi, o önerge hakkı -temel kanun yaptığınız için- 2’yle, grupların birer önerge hakkı sınırlı. Diyor ki bana: “Anayasa’ya aykırılık önergesi ver, o madde üzerinde verdiğin önerge düşsün.” Doğru mu? Var mı bunun aksini iddia edecek? Şimdi, siz bunu temel kanun yapınca şöyle bir şey yapıyorsunuz: Size şu şansı bırakıyor, ya Anayasa’ya aykırılık iddia edeceksin ya önerge üzerinde konuşacaksın; ikisini bir yapamazsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, çok hayati konularda grubumuzun o madde üzerinde söz hakkı sadece önergeyle mümkün. Maddeyi görüştürmüyorlar temel kanun olduğu için. Önergeyi verince Nasrettin Hoca’nın “Kedi buradaysa ciğer nerede?”... Anayasa’ya aykırıysa madde doğru, madde yanlışsa Anayasa’ya aykırı değil; seç beğen, bunu konuş. Şimdi, anlaştık mı arkadaşlar?

Çok sağ olsun, grup yöneticileri tebessümle, gülerek birbirlerine bakıyorlar. Durumumuz bu. O yüzden, yapılan iş kaliteli yasamaya imkân vermiyor, yapılan iş istismarcı bir İç Tüzük yorumu. Ya Anayasa’ya aykırılığı burada değerlendireceksiniz ya da bize öyle “Kedi buradaysa ciğer nerede?” deyip “Ya Anayasa’ya aykırılığı iddia et ya maddeyi eleştir; ikisini birden yapamazsın.” dediniz mi Parlamentoya büyük bir yanlış yaptırırsınız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Anayasa’ya aykırılığı tartışılmadan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edilmesinin uygun olup olmadığı hakkında (Devam)

BAŞKAN – Sayın Zeynel Emre, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben bu Parlamentonun bir üyesi olarak, buraya kadar seçilmiş gelmiş milletvekillerine Anayasa’mızın A’sını, B’sini, C’sini anlatmaktan hicap duyuyorum. Ben şimdi size söyleyeceğim, sizden ricam, siz de benim okuduğum Anayasa maddelerine söylediğim çerçevede, yaptığım açıklama çerçevesinde bir göz gezdirin. Anayasa madde 81; yemin: Tüm milletvekilleri bu kürsüden Anayasa’ya bağlı kalacağımıza namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ettik. Anayasa madde 2: Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Anayasa madde 11; Anayasa’nın bağlayıcılığı: Yasama organı, yargı organı, idari makamlar, herkes için bağlayıcıdır, mecburuz uymaya. Anayasa madde 67; temsilde adalet: 300 avukata 1 delege düşerken 5 bin, 3 bin avukata 1 delege düşen bir düzenlemeye geçiyoruz. Ve İstanbul’daki bir avukatın delege olma oranı ile Ağrı’daki bir avukatın delege olma oranı arasında ciddi bir adaletsizlik ortaya çıkıyor, net 67’ye aykırı. Anayasa madde 135, ne diyor? Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ilişkin düzenleme.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi, kendi önüne giden Anayasa’ya aykırılıkla ilgili düzenlemelerde görüş belirtiyor; tek tek her olaya özgün karar vermesine gerek yok, bir olaya ilişkin verdiği karar, bütün diğer emsaller için örnek teşkil eder. Dolayısıyla bu konuştuğumuz yasaya şamil olabilecek, 2018 yılında Anayasa Mahkemesinin verdiği bir karar var. Ne diyor orada? Hem de kimin için vermiş bu kararı? Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliğine ilişkin verdiği karar; diyor ki: “Senin yasama organı olarak şunu bilmen lazım: Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla ilgili mali ve idari denetim yapabilirsin ama onların özerkliğine son verecek şekilde bir düzenleme yapamazsın.” Burada, baroların özerkliği ortadan kalkıyor. Barolar kendi içerisinde, Barolar Birliği bu kararı vermiş değil. Bölünme kararını onlar vermiş değil. Yasama bunu yapamaz dolayısıyla buradaki düzenlemenin bir an evvel Komisyona iade edilmesi “Anayasa Komisyonunda görüşülsün.” itirazımızın da göz önünde bulundurularak iadesi gerekir.

Bir konunun daha altını çizmek istiyorum, Sayın Doğan Kubat belirtti ama bakın: Buraya gelen kanunlar için önce Kanunlar ve Kararlar Başkanlığından inceleme raporu gelir. Anayasa inceleme raporu nerede? Bu inceleme raporunda harf hatalarına ilişkin yazı var. Nerede Anayasa inceleme raporu? Ya Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclisi, bu yüce Meclis kimsenin babasının çiftliği değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEL EMRE (Devamla) - Bir cümle söyleyeceğim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

ZEYNEL EMRE (Devamla) - Bu Anayasa’ya göre görev yapmak zorundasınız, “Ben uymuyorum.” diyemezsiniz, Anayasa Mahkemesine topu atamazsınız. Yemin ettiyseniz ona sadık kalacaksınız. Bu teklif, çok açıkça Anayasa’ya aykırıdır, burada görüşülemez.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin Anayasa’ya aykırılığı itirazlarına ilişkin Başkanlığımızın görüşünü kısaca açıklamak istiyorum.

Bilindiği üzere, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine göre "Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler." Komisyon, Anayasa'ya aykırı gördüğü teklifin maddelerine geçmeden reddetmek zorundadır. Adalet Komisyonu teklifi Anayasa'ya aykırı görmeyerek raporunu Başkanlığımıza intikal ettirmiş ve teklif gündemimizdeki yerini almıştır. Genel Kurulda, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında Anayasa'ya aykırılık iddialarının dile getirilmesi mümkündür. Genel Kurulun, bu görüşmelerden sonra Anayasa'ya aykırılık iddialarını ciddi görerek maddelere geçilmesini reddetme yetkisi bulunmaktadır. Yine, İç Tüzük'ün 84'üncü maddesine göre, teklifin belli bir maddesinin Genel Kurulda görüşülmesi sırasında Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler diğer önergelerden önce oylanır.

Görüldüğü gibi, teklifin Anayasa'ya aykırı görülmesi hâlinde, gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda reddedilmesine olanak tanıyan çok sayıda kural bulunmaktadır.

Bu nedenlerle, teklifin görüşmelerine başlamadan önce Anayasa’ya aykırılık iddialarını görüşmenin İç Tüzük'e uygun olmadığını düşünmekteyim.

Açıkladığım gerekçelerle, teklifin görüşmelerine başlama tutumumda değişiklik bulunmamaktadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkanım, müsaadenizle…

BAŞKAN – Buyurun Özgür Bey.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre usul görüşmesinin sonucuyla ilgili Genel Kurulun görüşüne başvurulmasını istirham ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Anayasa’ya aykırılık iddia ettik, üzerinde gruplar görüşlerini söylediler. Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi sözcülerinin Anayasa’ya aykırılık iddialarının ilgili maddelerde yapılmasıyla ilgili duruma da temel kanun ve oradaki İç Tüzüksel yetersizlik üzerinden bir izahatta bulundum. Buna da herhâlde bir itiraz yok ki kimse söz alıp söylemedi.

BAŞKAN – Tamam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Siz de takdir edersiniz ki Anayasa’ya aykırılıkta da bir kısıtlama, daha doğrusu İç Tüzüksel bir eksiklik var. Bu durumda, siz Anayasa’ya aykırılık tartışmasını gerekli görmeyip biraz önce sayın hatibimizin de bahsettiği gibi yetersiz bir raporu Anayasa’ya uygunluğa işaret olarak değerlendirirseniz, bu kişisel değerlendirmenize saygı duyarız ancak bu kadar ciddi bir iddianın Anayasa’nın 63’üncü maddesi gereğince yapılan usul tartışmasında, size verilen bir yetki doğrultusunda Genel Kurulun oyuna sunabilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer Genel Kurulun oyuna sunarsanız, bu konuda daha doğru bir iş yapılmış olur.

BAŞKAN – Peki. Bunu daha önce söylediniz Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama biraz önceki usul tartışması daha şeklî bir şeydi yani diyorduk ki “Havale yönünden…” Orada, siz resen karar verdiniz ama size İç Tüzük yetki veriyor. Şöyle düşünelim: Bu yetkiyi belli bir oran, orantı içinde kullanacaksınız değil mi? Demin gerekli görmediniz, eyvallah ama şimdi, Anayasa’ya aykırılık gibi bir iddiada bu yetki kullanılmayacaksa nerede kullanılacak Sayın Başkan? Sizden istirhamım Genel Kurulun bu konuda görüşüne başvurmanız üzerinedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz isteyen, İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu.

Buyurun Sayın Dervişoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, siyasi parti gruplarımızın Grup Başkan Vekilleri tarafından Anayasa’ya aykırılık, İç Tüzük’e aykırılık noktasında yapılan tartışmaya dâhil olmamamın sebebi, konuşmamın içerisinde zaten onlardan bahsedecek olmamdı. Aslında hoş bir tartışmaydı, ziyadesiyle aydınlandık, siyasi partilerimizin kıymetli Grup Başkan Vekillerine ve sözcülerine huzurunuzda teşekkür ediyorum. Sizleri ve gazi Meclisi saygıyla selamlıyor, içinden geçmekte olduğumuz bu zor günlerde her birinize ayrı ayrı sağlık ve sıhhat temennilerimi iletiyorum.

Bugün, huzurunuzda Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin İYİ PARTİ’nin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Bizleri seçip iradesine vekil tayin eden bu millet, hepimizi kendileri için en iyiyi aramaya ve bulmaya sorumlu kılmıştır ama bu Gazi Meclis, toplumun en iyi hâlini aramanın yolu olan yasama faaliyetlerini, dayatmacı bir sistemin baskısı altında yerine getirmekle karşı karşıya bırakılıyor.

Bugün, millî iradenin tecelligâhı Gazi Meclisimizin “Milletimiz için daha iyiyi nasıl oluştururuz?” anlayışından giderek uzaklaştığı bir dönem içerisindeyiz. Memleketimiz bugün, milleti için değil, daima kendi için iyiyi ve ideali var eden bir yönetme anlayışıyla idare edilmektedir. İdareyi ve iradeyi tek bir kişinin aklına, tercihlerine, ideallerine, istek ve arzularına emanet etmeyi “millî irade” olarak kabul eden bir siyasal anlayışla karşı karşıyayız.

Demokrasi ve hukuk mücadelemiz gün geçtikçe daha da derinleşiyor ve toplumsal olarak genişliyor. Çatışmacı üslubun egemen olduğu kanun yapım süreçlerinde, yasama faaliyetlerini tek başına yapabilecek çoğunluğa sahip olan partiler diğer siyasi partileri dışlayarak, tahkir ederek, onları yok sayarak kendi görüşlerini dayatırlar. Bu kanun teklifi sürecinde, Komisyon görüşmelerinde uzlaşma çabalarına yer verilmediği gibi siyasal sorumluluk duygusu da tamamen yok sayılmıştır.

Bu doğrultuda sözlerime, Türkiye'nin birbirinden farklı illerinden Gazi Meclisimize Komisyon görüşmelerine katılmak için gelen ve yargı erkinin kurucu unsuru olarak faaliyet gösteren baro başkanlarının serzenişinin içinde bulunduğumuz süreçte büyük önem taşıdığını belirterek devam etmek istiyorum. Çoğulcu demokrasi anlayışının bir tezahürü olarak, baro başkanlarının Gazi Meclise kabul edilmesi, görüşlerinin alınması ve ülkemiz için telafisi zor sonuçlara yol açacak bu kanun teklifinde paydaşların dinlenmesi büyük önem arz etmekteydi. İktidar partisinin bu zaruri adımı atmaması, Türk demokrasi tarihinde bir kara leke olarak yerini alacaktır.

Öyle ki birbirinden farklı dünya görüşüne sahip 79 baro başkanı bu kanun teklifine karşı çıkıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinde de çok sayıda hukukçu milletvekili arkadaşımız var. 79 baronun başkanı bu kanun teklifine karşı çıkıyor, iktidar grubundaki hukukçular destekliyorsa şöyle bir soru akıllara gelebilir: Ayrı hukuk fakültelerinde mi okudunuz?

Öyle ki yalnızca bir kişinin ihtiyaçlarına cevap veren bu değişiklik, milletin ihtiyacına cevap vermemektedir; avukatların ihtiyaçlarına cevap vermiyor, yargıya olan güven zaten yüzde 20’lere kadar düşmüş buna da bir faydası yok. İşte, tek adam rejimi dediğimiz mesele tam da burada kendini gösteriyor.

Saygıdeğer milletvekilleri, baroları diğer meslek örgütleriyle karıştırmak çok büyük bir hata olur. Baro, Anayasa’yla güvence altına alınmış olan bağımsız yargının ayrılmaz bir parçası olan savunmayı temsil eder. Yargının savunma ayağını siyasetin tasallutuna terk edecek bu teklif, Anayasa’nın 2, 11, 36, 123 ve 135’inci maddelerine alenen aykırıdır.

İdare, kuruluş ve görevleri itibariyle bir bütünlük arz eder. Barolar 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Barolar” başlıklı 76’ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamu kurumu niteliğinde ve tüzel kişiliği olan meslek kuruluşlarıdır. Yargı erkinin kurucu unsurlarından olan baroların, kamu kurumu niteliğinde olması onları idarenin bir parçası hâline getirir. Baro ve yargı ayrılmaz bir bütündür. Nasıl Yargıtayın alternatifi olmazsa, Danıştayın alternatifi yoksa, Anayasa Mahkemesinin alternatifi bulunmuyorsa baroların da alternatifi olamaz. Çoğunlukçu siyasi iradenin vesayetiyle adaleti tecelli ettirmek imkânsızdır. Baroların hürriyeti milletin hürriyetidir; milletin hürriyeti de devletin hürriyetidir. Barolar gibi adil yargılama hakkının güvencesi olan bir kurumun hürriyetini elinden almak, onu bölmeye ve parçalamaya kalkışmak, tasfiye etmek esasen yargıda yaşanan bir beka sorununu ifade eder.

Hukukun üstünlüğünü meşrulaştırmış, bununla yetinmeyip uygulamış her devlet hürriyetini ebediyen koruyacaktır. Bu kapsamda, idarenin herhangi bir organını yahut bir kamu kurumunu bölmeye çalışmak devlet geleneklerimizle bağdaşmamaktadır. Önümüzde bulunan kanun teklifinin Anayasa’nın 123’üncü maddesine aykırı olarak öngördüğü çoklu baro uygulaması, baroların şu anki kamu tüzel kişiliği niteliğine zarar verir, devlet kurumunun bütünlüğüyle bağdaşmaz.

“Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.” sloganını diline pelesenk etmiş iktidar partisi çoklu baro kanun teklifini Meclis gündemine ilk kez getirmiş olabilir ancak biz biliyoruz ki bu teklif Türk siyasetinin gündemine ilk defa gelmemektedir. İktidarın, Fetullahçı terör örgütünün de savunmuş olduğu çoklu baro sistemini Meclis gündemine taşıması, gerek niyetleri ve gerekse samimiyetleri hususunda, nezdimizde büyük şüpheler uyandırmaktadır.

Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarıyla birlikte, Türkiye’de çok sayıda sarsıcı yargısal süreçler yaşanmıştır. Bu kumpas davalarının ve yargı süreçlerinin organizatörü FET֒ydü. Yargının FET֒ye teslim edildiği 2010 Anayasa değişikliğinden sonra, Fethullahçı terör örgütü gözünü yargı sisteminde ele geçiremediği son kale olan barolara dikmişti. Bugün yüce Meclisin huzuruna getirdiğiniz teklif, Fetullahçı terör örgütünün isteyip de gerçekleştiremediği paralel baro sistemidir. Biz, paralel devlete de paralel baroya da İYİ PARTİ olarak sonuna kadar karşıyız. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Paralel devletin bedelini bütün bir millet olarak ödedik. Paralel baronun da bedelini bu millete ödetmeye kalkışmayın ve bu çoklu baro macerasından yol yakınken geriye dönün.

Değerli milletvekilleri, demokrasilerde yargının siyasallaşması ve yasama erkinin güç kaybetmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesini tahrip eder. Gelişmiş devlet modellerinin tümü, kuvvetlerin gücünü paylaştırmayı ve bu yolla denge ve denetim mekanizmasını sağlamayı hedefler. Gücün dağılımı, tek bir kuvvetin tahakkümünün ortaya çıkışının engellenmesi, kuvvetlerin denkliği bakımından önemlidir. Bugün tecrübe ettiğimiz siyasal sistemde tek bir kuvvetin devlet idaresini ele aldığı ortadadır. Yasamanın, yürütmenin ve hatta yargı kanadını oluşturan mekanizmaların dahi bu sistem içinde bağımsız ve tarafsız kalmaları mümkün değildir.

On sekiz yıldır ülkemizde yargı sistemimiz sistemli olarak tahrip edilmiş; yürütme erki, yasama ve yargıyı tahakkümü altına almıştır. Bu kanun teklifiyle, 2 bin avukatın bir araya gelmesiyle oluşacak müstakil baro belirli bir siyasal kampa dâhil olacak ya da belirli ideolojik saiklerle hareket edecektir. Hâlihazırda, siyasi vesayet altında karar verdiği düşünülen birtakım hâkim ve savcılar, bağımsız yargı kurumunu temelinden sarsacaklardır.

Bu değişiklikle birlikte, siyasallaşmış ve kamplaşmış yargı kurumu içinde bağımsız kalmayı başarabilmiş barolar da aynı çukurun içine sürüklenmektedir. Müstakil ve siyasallaşmış baroların mevcudiyeti Anayasa’mızın 36’ncı maddesinde güvence altına alınmış adil yargılanma hakkı nezdinde de büyük bir ihlal oluşturmaktadır. Siyasilerin müdahil olduğu, bir telefonla hukuka aykırı tutuklamaların ya da serbest bırakılmaların yapıldığı, hukuka aykırı tahliyelerin yaşandığı, sokaktaki vatandaşın artık yargı erkine güven duymadığı, adaletin sembolü olan heykelin göz bağının çözüldüğü ve terazinin sürekli olarak iktidar yandaşlarından yana ağır bastığı Türk adalet sisteminde siyasallaşmış barolar hâkimlerin karar alma mekanizmalarını da etkileyecek, hakkaniyete uygun hüküm vermelerine engel olacaktır. Coğrafi teminata sahip olmayan hâkimler, iktidarın istekleri doğrultusunda karar alan Hâkimler Savcılar Kurulunun başları üzerinde sallanan kılıcının gölgesinde vatandaşın adil yargılanma taleplerine cevap veremeyecek duruma gelecektir. HSK üyelerinin 12 Eylül 2010 referandumuyla değişen yapısı, çalışma, usul ve esasları kuvvetler ayrılığını dışlayıp erkleri bağımlılığa mecbur etmişti. Yürütme organına geniş bir yetki alanı tanıyan referandumla HSK’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı yürütmenin kontrolüne geçmişti. Bu kanun teklifiyle birlikte, baroları aynı kadere mahkûm edeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, baroların bölünmesine ilişkin kanunun bir diğer sakıncalı noktası ise kamusal faaliyetlerle olan disiplin işlemleri ve Ceza Muhakemeleri Kanunu uygulamaları gibi hususlarda meydana gelecek siyasallaşma ve yozlaşmadır. Avukatlara uygulanacak disiplin işlemlerinin avukatın mensubu olduğu siyasallaşmış müstakil baro tarafından yapılması, mesleğin doğasına ve disiplin işleminin ulaşmak istediği amaca kökünden aykırıdır. Hizipleşmenin ve siyasallaşmanın tavan yaptığı, ait olunan parti barosu tarafından sırtının sıvazlandığı bir ortamda, avukatlar, bir kamu görevi niteliği arz eden kutsal mesleklerini ifa edemez duruma geleceklerdir.

Birden fazla baronun mevcudiyeti hâlinde, barolar arasında disiplin işlemlerinin tatbiki bağlamında farklı uygulamalar geliştirme ihtimalinin de önü açılmış olacaktır. Bunlardan biri, avukatların disiplin işlemlerinin Adalet Bakanlığı tarafından yerine getirilmesi düşüncesidir. İYİ PARTİ olarak bu düşünceye de kökünden karşıyız. Disiplin işlemlerinin tatbiki bakımından sert-yumuşak baro ayrımı oluşması ihtimalini nasıl bertaraf edeceksiniz? Meslek ilke, kural ve faaliyetlerinin kanuna uygun teşekkül etmesinde yeknesak bir uygulamayı ne şekilde sağlayabileceksiniz? Sizi bugünden uyarıyoruz, yargı erkinin içine düştüğü böylesine kaotik bir atmosferin kazananı yahut kaybedeni olmayacak, bu korkunç sonuçla yüzleşecek olan yine büyük Türk milleti olacaktır.

Yargının savunma ayağının teslim alınmasını amaçlayan bu değişiklik şayet gerçekleşirse bir baroya kayıtlı 40 avukat varsa 4 delegeyle temsil edilecek, 4 bin avukat varsa da yine 4 delegeyle temsil edilmeye mahkûm bırakılacaktır. Bunun demokrasi ya da temsilde adaletle bağdaşır herhangi bir yanı yoktur. Örneğin, Türkiye'de avukatların yüzde 36’sı İstanbul Barosuna kayıtlıyken İstanbul Barosunun delegeyle temsil oranı yüzde 28’dir. Hâlihazırda İstanbul Barosunun delege temsili avukat oranının altındayken siz diyorsunuz ki: “Bu sayıyı biraz daha aşağıya çekelim.”

Burada bir ayrıntıya değinmek istiyorum. Ben, bütün baro başkanlarıyla aynı görüşte değilim; Ankara Barosu Başkanının yaptığı açıklamaya zaman zaman katılmam, İzmir Barosu Başkanının yaptığı açıklamaya da zaman zaman katılmadığım olmuştur, İstanbul Barosu Başkanının da görüş ve düşüncelerini paylaşmak zorunda değilim ama biz birbirimize tahammül etmek mecburiyetindeyiz. Siz, işinize gelmeyen beyanlarda bulunan adamlara farklı baro açma imkânı tanıyorsunuz. Ben, örneğin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşlerine katılmıyorum ayrı bir vatandaşlık mı tesis edeceğiz? (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu demokrasiye aykırı tutumu ortadan kaldırmak için elbirliğiyle hareket etmek mecburiyetindeyiz. Biz İYİ PARTİ olarak baro seçimlerine giren listelerin, baro yönetiminde nispi olarak temsil edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Eğer niyetiniz barodaki siyasallaşmanın önüne geçmekse bu, en doğru yoldur ancak sizin yapmak istediğiniz alenen temsilde adalet değil, baroların Hükûmete teslimiyetidir; buna da izin vermemiz mümkün değildir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Baronun siyasallaşmasından dem vurup, baronun siyasallaşmasını kanuni hâle getirmek çok da büyük bir çelişkidir. Baskıyı kurumsallaştırmak isteyenler, baskı araçlarını çözüm olarak dayatırlar. Ancak ne yaptığınıza dikkat edin; burada baskı altına alma gayreti içinde olduğunuz yargıdır, yargı. Eğer yargıyı, tahakküm altına alırsanız hâkim, hâkim olmaktan çıkar; savcı, savcı olmaktan çıkar ve tüm yargı mensupları siyasi iktidarın bir uzantısı hâline gelir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde aritmetik çoğunluğa sahip olmak demek, Anayasa’ya uygun olup olmadığına bakmaksızın, dilediğiniz her yasayı geçirebilme imkânına sahip olacağınız anlamına gelmez. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin karnesi artık aleni gerçeği ortaya koymuştur, o da şudur: Bu sistem tek adam rejiminin anayasal çerçevesidir. Partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi kurulduktan sonra devletin yasama erkini temsil eden, Gazi Meclisimizde 600 milletvekili 1.493 maddeyi yürürlüğe koyarken, Sayın Cumhurbaşkanı tek başına 2.229 maddeyi yürürlüğe sokmuştur. Bu çok acı bir tablodur ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin kısa bir özetidir. Yasamadan fazla yasama faaliyetine girişen bir Cumhurbaşkanı, yargıçlardan daha çok yargı dağıtan bir Cumhurbaşkanı, hukuku üstün bir devlet algısından daha çok üstünün hukukunu savunan bir Cumhurbaşkanı ülkemize ve demokrasiye adalet ve eşitlik getiremez.

Güçlü bir yasama ancak müzakere, istişare ve uzlaşmayı yöntem edinerek iktidarı ve muhalefetiyle toplumun tümünün refahı, sulhu ve huzuru için gayret sarf eden bir anlayışla mümkün olabilir. Daha önceki konuşmalarımızda defaaten uyardığımız gibi yine tekrar ediyoruz: Hukukun üstünlüğünü koruyamadığınız yerde, yargı bağımsızlığını koruyamadığınız yerde zarar gören yalnızca adalet olmaz; bunun tesiriyle ekonomi de zarar görür, eğitim de zarar görür, dış politika da zarar görür. Adalet duygusunun zarar gördüğü toplumlarda zedelenmemiş müessese kalmaz.

İç Tüzük’ün 38’inci maddesi der ki: “Komisyonlar kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasa’nın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) ­– Bu metin, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Bu metin, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu metin Anayasa’nın adil yargılanma ilkesine aykırıdır. Bunun yanı sıra devletin bölünmez bütünlüğünü ve üniter yapısını hedef alarak bir güvenlik zafiyeti yaratacağı da aşikârdır.

İYİ PARTİ olarak biz, adalet sisteminin hangi fikir ve ideolojiye sahip olursa olsun siyasallaşmasının karşısındayız. Adalet, siyasallaşarak değil, bağımsız ve tarafsız yargının inşa edilmesiyle sağlanabilir. Yarın iktidar değiştiğinde kendini iktidar partisinin uzantısı ilan etmiş olan baro mensupları, dile getirdiğimiz mahzurların mağdurları da olabilirler. Adaletin bir gün herkese lazım olacağını hatırlatır, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Mardin Büyükşehir Belediyesinde çalışan 3 daire başkanının İçişleri ve Sayıştay müfettişlerinin hazırladığı raporlar doğrultusunda görevden alındığına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, kayyum meselesine ilişkin çok yeni bir haber, önemli: Mardin Büyükşehir Belediyesinde çalışan 3 daire başkanı, İçişleri ve Sayıştay müfettişlerinin hazırladığı raporlar doğrultusunda görevden alınmış. Görevden alınma nedenleri: İhaleye fesat karıştırmak, usulsüz işlem yapmak, rüşvet ve kayırma. Kimler görevden alınmış? Çevre Koruma Daire Başkanı Füsun Karaboğa, İtfaiye Daire Başkanı Hadi Çomaktekin ile Kadın ve Gençlik Hizmetleri Daire Başkanı Mehtap Bingül. Bu liste çok uzun, önümüzdeki günlerde de söyleyeceğiz.

Müfettişlere zamanında belediyelerimizde oda tahsis edildiğini, yıllarca orada bulunduklarını ve mesai yaptıklarını burada defalarca anlattık. Bu müfettişler tek bir usulsüzlük bulmadılar belediyelerimizde ama buna rağmen gasbederek kayyum atadılar. Gelen kayyumun ne yaptığını yine buradan çok söyledik; sahtecilik, yolsuzluk, rüşvet gırla zaten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Defalarca dedik ki: Bir belge, bir mahkeme kararı getirin. Fakat iktidar grubu kara propagandayı tercih etti. Şimdi biz demiyoruz, İçişleri Bakanlığı müfettişleri diyor ki: “Bunlar hırsız, bunlar rüşvetçi, bunlar kayırmacı.” Tabii, ortaya çıkanlar buz dağının görünen yüzü. Belediyesi böyle ise merkezî yönetimi nasıldır, hayal bile edemiyoruz doğrusu.

Kayyum gasbetmeye devam ediyor. Gasbetmekle durmuyorlar, halka gitmesi gereken hizmetin bedelini, parayı, malı, mülkü kendi ceplerine indiriyorlar. Artık öyle bir aşamaya geldi ki müfettişler de bunu görmezden gelemedi.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Muhammed Levent Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 maddeden oluşan kanun teklifimiz Avukatlık Kanunu’nda bir kısım değişikliklerin yapılmasını öngörmektedir. Bu değişikliklerin en önemlileri; Avukat sayısı 5 binden fazla olan illerde 2 bin avukatın imzasıyla yeni bir baro kurulabilmesi, baroların Türkiye Barolar Birliğinde her barodan 3 delege ve 1 baro başkanının yanında her 5 bin avukat için ilaveten 1 delegeyle temsil edilebilmesi, baroların CMK, adli yardım ve bazı kurul ve komisyonlardaki görevlerinin düzenlenmesi, kıyafet özgürlüğü ile meslekte ilk beş yılında olan avukatların baro aidatlarının yarı oranında indirilerek ödenmesine ilişkin düzenlemelerdir. Öngörülen bu değişikliklerin hayırlar getirmesini temenni etmekteyiz.

Avukatların meslek birliği olan barolar, Anayasa’nın 135’inci maddesi gereğince kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarıdır. Barolar, avukatların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak maksadıyla kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleridir.

1969 yılında yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’yla baroların kuruluşu, amacı, organları, bu organların seçimi ve faaliyetleri düzenlenmiştir. Avukatlık Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1969 yılından bugüne elli bir yıl geçmiştir. Geçen bu elli bir yıl, belki de tarihsel olarak insanlığın ve dünyanın en hızlı ve en yoğun şekilde değişime uğradığı bir dönem olmuştur. Bu süreç içerisinde avukatlık mesleğine yönelenlerin sayısında ciddi bir artış meydana gelmiştir. Özellikle, 2000’li yıllarla birlikte hukuk fakültelerinin sayısında meydana gelen artışın da bu hususta etkisi büyük olmuştur. Avukat sayısındaki bu artış, Türkiye genelinde daha çok 3 büyük şehrimiz olan İstanbul, Ankara ve İzmir’de yoğunlaşmıştır. Bugünkü rakamlarla değerlendirdiğimizde, 31/12/2019 tarihi itibarıyla toplam avukat sayımız 127.691’e ulaşmıştır. Aynı tarih itibarıyla İstanbul Barosu’na kayıtlı 46.052 avukat, Ankara Barosuna kayıtlı 17.598 avukat, İzmir Barosuna kayıtlı 9.612 avukat bulunmaktadır. Artan avukat sayısı mesleki dayanışmanın, iş birliğinin ve mesleki disiplini sağlamanın, staj eğitimlerinin asgari düzeyde dahi yapılmasının son derece zor olduğu bir düzene sebep olmuş; bu da baroların özellikle bu şehirlerde etkinliğini, verimliliğini tartışmalı hâle getirmiştir.

Avukatların baro seçimlerine katılım oranlarına bakıldığında, son derece düşük olan ve demokratik olarak son derece sorunlu olan oranlarla katılımın gerçekleştiği görülecektir. Örneğin İstanbul’da yapılan son baro seçiminde 41.462 oy verebilecek avukattan sadece 26.294’ü oy kullanabilmiştir, yani 15.168 avukat baro seçimlerinde oy verme ve seçme hakkını kullanmamışlardır. Bu rakam, oransal olarak yaklaşık yüzde 40’a tekabül etmektedir. Eğer bir seçimde seçmen durumunda olanların yüzde 40’ı oy vermekten vazgeçmişse burada seçilen baro başkanlarının meşruiyeti oldukça tartışmalı hâle gelmektedir. Bugün, demokrasi ve özgürlük adına söz söyleyenlerin bir gün olsun, bu rakamlardan ve katılım oranlarının düşüklüğünden şikâyetçi olduğunu ne yazık ki duyamadık. Avukatların yüzde 40’ının oy vermediği, sandığa gitmediği bir baro başkanının ve yönetiminin bununla birlikte blok hâlde, örneğin “İstanbul’da seçilen 137 Barolar Birliği delegesinin meşruiyeti tartışmalıdır.” diyen ne yazık ki bugüne kadar olmamıştır.

Sizlere daha vahim bir durumdan bahsedeceğim. Bu seçimde kazanan Başkan ve yönetim, oy veren 26.294 avukatın sadece 8.077’sinin oyuyla seçilerek kendi listesinin dışında 1 avukatın dahi listeye giremediği blok listeyle 46 bin avukatın olduğu İstanbul Barosunda 8 bin avukatın oyuyla tahakküm etme imkânına kavuşmuştur. Türkiye’deki demokrasi havarilerinin azınlık iradesinin çoğunluğa tahakküm etmesine çıt ses çıkarmamış olması, bugün yükselttikleri sesin, ortaya koydukları tavırların ve “Demokrasi elden gidiyor.” naralarının samimiyetini şüpheli hâle getirmektedir. Yüzde 87 katılım oranıyla, yüzde 52 oy alarak seçilen Cumhurbaşkanının milleti temsil etmediğini ve meşruiyetinin olmadığını söyleyenlerin sıra barolara gelince İstanbul’daki baroya kayıtlı toplam avukat sayısının yüzde 17’sinin oyuyla seçilen Baro Başkanının ve yönetiminin meşruiyetini tartışmaya dahi açtırmaması oldukça düşündürücüdür. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, kanun teklifimize bakıldığında, çoklu baro imkânına sahip olacak barolar 5 binin üzerinde avukatı olan İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarıdır. Yoksa, gayet demokratik bir şekilde, çoğunlukla da tek liste veya çarşaf liste üzerinden seçimlerin yapıldığı Anadolu baroları bu değişikliğin konusu olmadığı gibi, Anadolu baroları bu değişiklik neticesinde Barolar Birliğindeki temsil imkânları açısından daha fazla dikkate alınabilir ve sözü daha fazla dinlenebilir, edilgen değil etken barolar hâline geleceklerdir. Bu, Anadolu barolarının da en tabii hakkıdır. Çoklu baro değişikliği, 3 büyükşehirde ihtiyaç duyulan ve baroların temsiliyetini artıracak olan, verilen hizmetleri etkili ve verimli kılacak olan, meslektaşları arasında iletişim ve koordinasyon imkânlarını artırabilecek olan ve mesleğe başlangıçta staj eğitimi gibi meselelerde daha nitelikli ve daha kaliteli hizmet sunabilecek olan bir baro düzenine sebep olacaktır. Çoklu baro, bugünkü rakamlarla sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’de söz konusu olabilecek ve 2 bin avukatın imzasıyla ancak kurulabilecektir. Bu rakam küçümsenecek bir rakam olmayıp böyle bir birliktelik sadece siyasi, etnik, mezhepsel esaslarla temin edilemeyecektir.

Kaldı ki barolara üyelik şartlarını taşıyan bir avukatın bahsettiğim nedenler gibi nedenlerle üyeliğe kabul edilmemesi, edilememesi mümkün değildir. Yani, üyelik koşullarını taşıyan bir avukat, Avukatlık Kanunu’nun 6, 7 ve 8’inci maddeleri gereğince başvurduğu baroya kabul edilecektir. Bu durum, baroların marjinal, siyasi, etnik yahut da mezhepsel bir zeminde oluşabilmesine engel teşkil edecektir. Çoklu baro uygulamasında barolar, değişiklik gereğince “1 no.lu baro”, “2 no.lu baro”, “3 no.lu baro” şeklinde isimlendirilebilecektir, bunun dışında “Ahmet’in barosu”, “Mehmet’in barosu” diye bir isimlendirme söz konusu olamayacaktır. Çoklu baro mecburi bir uygulama değildir ancak kanunda ifade edilen 2 bin avukatın isteği üzerine kurulabilecektir. Yani, görüştüğümüz kanun teklifiyle barolar bölünüp parçalanmamakta, kapatılmamakta, mevcut barolar aynı şekilde tüzel kişilik olarak faaliyetlerine devam etmektedirler.

Çoklu baroyla “Barolara siyaset karışacaktır.” diyenleriyse hayretle izlemekteyiz. Bunu söyleyenler bugün, özellikle 3 büyükşehir barosunun siyasi faaliyetten başka bir şey yapmadığını, milletimizin kaderini ilgilendiren meselelerde milleti ve devletiyle beraber olmak yerine karşısında saf tutanlarla beraber olduğunu görmezden gelmektedirler. Bu yapılar, baroları muhalif örgütler olarak tanımlamakta, kendi düşünceleri dışındaki barolarıysa “yandaş” olarak nitelendirmektedirler. Bu anlayışta olanlar, baroların Anayasa’yla ve kanunla belirlenen hak ve sorumluluklarını kabullenmekte açıkça direnç göstermektedirler. Unutulmamalıdır ki bütün barolar Anayasa’ya, yasalara, ilgili yönetmeliklere ve kamu kurumu niteliğine uygun hareket etmek mecburiyetindedirler. Hiçbir baro kendi hukukunu oluşturma, bunu uygulama imkânına sahip değildir ve olamayacaktır.

Değerli milletvekillileri, Türkiye Barolar Birliğinde baroların temsili meselesinde de son derece önemli ve yararlı bir değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, mevcut düzenlemede 100 üyeye kadar olan barolardan 2 delege, 1 başkan Barolar Birliği delegesi olabilirken, 100’ün üzerinde avukat bulunan barolarda 2 delegeye ek olarak her 300 üyeye 1 delegenin daha eklenmesi öngörülmüştür. Değişiklik teklifinde ise her barodan 3 delege, 1 başkan Barolar Birliği delegesi olacak iken 5 binden çok üyesi olan barolarda her 5 bin üyeye 1 delege daha ilave edilmektedir. Bu değişikliğe yönelik olarak şiddetli itirazlar olsa da bunların haklı ve yerinde itirazlar olmadığını düşünmekteyiz.

Bakınız, Avukatlık Kanunu 1969 yılında yürürlüğe girdiğinde, Türkiye'de 13 bin kadar avukat, 42 de baro bulunmaktaydı. Kanun çıktıktan sonra oluşan ilk Barolar Birliği delegasyonunda –buraya dikkat edelim- İstanbul’un 10, Ankara’nın 7, İzmir’in ise 3 delegesi olmuştur. Türkiye Barolar Birliğinin kanun sonrasındaki ilk delege sayısı da 122’dir. 1969’dan sonra oluşan 122 toplam delege içerisinde bu 3 büyükşehrin delege sayısı ancak 20 olmuştur yani 122’de 20 delegedir bu 3 büyükşehrin toplam delegesi. Bunun dışında da her bir Anadolu barosunun delege sayısı, mevcut kanun hükmü gereğince 100’den az üyeye sahipse 2 delegedir. Örneğin, İzmir ili o dönem itibarıyla 3 delegeyle yani Anadolu’da bulunan barolardan 1 fazla delegeyle temsil edilmekteydi. Burada oransal bir değerlendirme yaptığımızda Barolar Birliği delegasyonunu oluşturan 122 delegenin ancak yüzde 17’si 3 büyükşehrin delegesinden oluşmaktaydı. Yani 3 büyükşehir dışında Anadolu barolarının Barolar Birliğinde yüzde 83 oranında temsiliyet gücüne sahip olduğunu görmekteyiz. Bugün, 80 baro başkanı ve eski Barolar Birliği Başkanı olan doğal delegeler düştükten sonra Türkiye çapında seçilmiş olan Barolar Birliği delege sayısı 477’dir. İstanbul, Ankara, İzmir illerinin toplam delege sayısı ise 477 delege içerisinde bugün 218’dir, sadece İstanbul 137 delegeye sahiptir. Toplam 477 delegenin içerisinde 3 büyükşehirden seçilmiş olan 218 delegenin tüm Barolar Birliği delegasyonu içerisindeki oransal değeri yüzde 45’tir. Yani 3 büyükşehir dışında geri kalan Anadolu barolarının Barolar Birliğinde temsil gücü ve imkânı yüzde 55 seviyesinde kalmaktadır. Bakınız, 65 Anadolu barosunun toplam delege sayısı İstanbul’un delege sayısına ancak denk gelmektedir. Bunun kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır. Bir de kanunun çıktığı dönemde Türkiye çapında 42 baro varken -dikkatle dinleyin sayıları sonra değerlendirirsiniz- bugün 80 baro olduğu düşünüldüğünde Anadolu barolarının temsil gücünün aslında artması gerekirken oranın elli yıl içerisinde yüzde 83’ten yüzde 55’e gerilediğini görmekteyiz. Bu durum Barolar Birliğinde oldukça antidemokratik bir ortama sebebiyet vermektedir. Örneğin; 46 bin kayıtlı avukatın yüzde 17,3’ünün oyunu alan yani 8 bin avukatın oyuyla blok listeyle seçilen İstanbul Barosu, aldığı yetkiyle oyunu almadığı yüzde 83 yani 38 bin İstanbullu avukata hükmetmekle kalmıyor, Türkiye Barolar Birliğinde de 137 delegeyle, Ankara ve İzmir delegeleriyle birleştiği takdirde yüzde 45’e hükmetme imkânına kavuşuyor. Bu durum, barolarda yönetimi elinde bulunduranlar açısından tabii ki vazgeçilmezdir ancak haklı değildir, insaflı değildir, demokratik hiç değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Bu anlattıklarımıza bakıp da bugünkü durumdaki seçme usulü, bu ağırlık ve bu baskınlıkla da doğru değil veya “Aslında birtakım değişiklikler yapılabilir.” demek de doğru bir yaklaşım değildir çünkü bugüne kadar bu antidemokratik düzene ses çıkarmayıp, göz yumup ve hatta bundan memnun olup statükodan yana tavır alanların, iş bugüne gelince herhangi bir teklifi ortaya koymadan üstünkörü ifadelerle “Aslında bir değişiklik düşünülebilirdi.” demelerinin kanaatimizce samimi bir tarafı da bulunmamaktadır.

Türkiye Barolar Birliği, baroların birliğidir. Bunu, kanunun yapıldığı 1969 yılındaki temsil oranlarından anlamak mümkündür. Herkesçe malum olduğu üzere, 3 büyükşehir, o gün de büyük şehirlerdi, Türkiye’nin en kalabalık şehirleriydi. Oransal olarak bakıldığında, Türkiye’de avukat sayısı itibarıyla bu 3 büyükşehirdeki avukatlar bugünkü oranlara göre daha da baskın durumdaydı. Ancak kanunla buralara, o tarihte Barolar Birliğinde yüzde 50’ye yakın bir temsil gücü verilmemiştir. Örneğin, 1969 yılında, -bu rakamlara lütfen dikkat edin- Türkiye’deki toplam 13 bin avukatın; 4.842’si İstanbul Barosuna kayıtlı, 1.310’u Ankara Barosuna kayıtlıydı yani sadece İstanbul ve Ankara Barosunun toplamı Türkiye’deki toplam avukat sayısının yüzde 50’siydi, bunun içine İzmir’i de eklediğimizde bu oran yüzde 70’lere varmaktaydı. Avukat sayıları esas alındığında, bu 3 il yüzde 70’e yakın çoğunluğa sahip olmasına rağmen temsil güçleri yüzde 20 bile değildi o günkü düzenlemeye göre. Öyleyse Barolar Birliğinde bugün meydana gelmiş olan tablo, aslında bu kanunun yapıldığı dönemdeki kanun koyucunun muradına ve gayesine uygun olmayan bir tablodur. Bugün bizim yapmaya çalıştığımız, kanunun yapılış gayesine uygun bir çözüme kavuşmaktır. Bunu teyit etmek üzere kanun koyucunun amacının ne olduğunu idrak etmek açısından Avukatlık Kanunu’nun gerekçesinde meseleye nasıl yaklaşıldığını, Barolar Birliğinin avukatların değil baroların birliği olduğunun nasıl ifade edildiğini aynen sizlere aktarmak isterim. Burayı lütfen dikkatle dinleyelim. Kanunun gerekçesini okuyorum: “Birlik Genel Kurulunun kuruluşuna dair 114’üncü maddede, Genel Kurulun baroların üyeleri arasından seçecekleri ikişer temsilciyle teşekkül edeceği belirtildikten sonra, 100’den fazla üyesi olan baroların 100’den sonraki her 300 üye için ayrıca birer temsilci seçecekleri gösterilmiştir -dikkat edelim- birliğin üyeleri barolar olduğuna göre, her baronun Genel Kurul için eşit sayıda üye göndermesiyle iktifa edilmesi akla gelirse de baroların hepsinin aynı sayıda üyeye sahip olmadığı ve üye sayısı çok olan baroların biraz fazla temsilci göndermelerinin adalet ölçülerine daha uygun olacağı düşüncesiyle, madde yazılı şekilde kaleme alınmıştır. Mamafih, temsilci sayıları arasında nispetsizliğe yer vermemek ve böylece bir adaletsizliğe sebep olmamak için büyük baroların -dikkat- fazladan göndereceği temsilci sayısı çok mahdut tutulmuştur.” Bunu demekle baroların temsilinde avukatların sayısına ve dağılımına denk bir delegasyon değil, eşit temsile yakın bir delegasyon yapısının amaçlandığı açık bir şekilde kanun gerekçesinden anlaşılmaktadır. Bu vesileyle, yapılan bu değişikliğin sadece insafa ve hakkaniyete uygun değil, aynı zamanda hukuka ve Avukatlık Kanunu’nun da ruhuna uygun olduğunu rahatlıkla ifade edebilmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bizler görüşülmekte olan bu kanun düzenlemesinin baroları daha demokratik bir zemine taşıyacağına, mesleki veya demokratik olarak himaye edilemeyecek derecede malul hâle gelmiş olan 3 büyükşehir barosundaki durumu daha elverişli ve mesleğe daha fazla hizmet eden hâle getireceğine inanmaktayız.

Türkiye Barolar Birliğinde ise büyüğünden küçüğüne bütün baroları etkin ve değerli kılacak demokratik bir yapının oluşmasını arzu etmekteyiz, bundan başka bir muradımız bulunmamaktadır.

İfade ettiğimiz düşüncelerle hazırlamış olduğumuz kanun teklifinin öncelikle avukatlık mesleğine, barolara, Türkiye Barolar Birliğine ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyor; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş…

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok önemli bir kanun teklifiyle ilgili grubum adına söz aldım ama Genel Kurula bakıyorum, sayarsam iktidar grubunda 10 kişi var, muhalefet grubu genellikle dolu. Aslında, diğer tüm meselelerde olduğu gibi barolara ilişkin de içeriğinin, ne getirdiğinin, ne götürdüğünün, nasıl bir tartışma yarattığının iktidar partisi milletvekillerinin çok da umurunda olmadığını gayet iyi biliyoruz. Biz, her zaman bu kürsüden “Bu kanunları milletvekilleri hazırlamıyor, bu kanunların geçmesine bu Meclis karar vermiyor, bu kanunlar burada pişmiyor, mutfak burada değil.” derken tam da bunu kastediyoruz. Yani bu kadar ilgisiz bir iktidar grubu, oylama sırasında gelecek “Evet.” diyecek ve bu yasalaşacak. Bunun demokrasiyle, yasama faaliyetiyle hiçbir ilgisi yoktur, bunu peşinen söylemek istiyorum.

Şimdi, bu, o kadar basite indirgenecek bir kanun teklifi değil ve biz üç yıl önce İç Tüzük değişikliğine, Anayasa değişikliğine ve daha birçok yasal değişikliğe dair burada ne söylediysek bugün bu teklif için de bu sistem değişikliğini adım adım ören bu değişiklikler için de aynı şeyleri söylüyoruz. Evet, bu kanun teklifiyle aslında yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını savunan son kale olan barolar da lağvedilmek isteniyor. Evet, AKP, hukuksal denetim mekanizmasından kurtulmak istiyor. Çünkü ne oluyor? Barolar insan hakları, hukukun üstünlüğü ve özgürlükleri Avukatlık Kanunu’ndan ve Anayasa’dan kaynaklı savunma görevleri ve hakları olduğu için bu konuda ciddi bir çalışma yürütüyorlar, ciddi bir çaba içindeler. Bu, aynı zamanda, iktidarın denetlenmesidir; işte bu, aynı zamanda, denetlenmekten kaçıştır. Şimdi ne oluyor? Barolar parçalanacak, böl-parçala-yönet politikası burada da aynen geçerli. Bunu biraz sonra açacağım.

Şimdi, TTB’yi tartışıyorlar; “Efendim, pandemiymiş, onlara kıymıyorlarmış…” Abdulkadir Selvi’den al haberi. Günlerce köşe yazısı yazdı. İşte “Şimdilik, pandemi döneminde TTB’ye dokunmayacaklarmış...” Demek ki sıra gelecekmiş. Efendim, TMMOB var. Başka kamu kurumu niteliğindeki meslek odaları… Bu nedenle amaç çok büyük.

Burada AKP iktidarını tanımlarsak -çok söylemişimdir- herhâlde birçok olumsuzluğun yanında olumlu diyemeyeceğim bir özelliği daha var: En çok yasa yapan iktidar partisi. Ama nasıl yasa? Birazdan tarihleri söyleyeceğim, bir yıl içinde aynı yasada 3 değişiklik yapan bir iktidar yani yazboz tahtasına çevirdi yasal düzenlemeleri.

Ne diyor Montesquieu? Diyor ki: “Bir rejim halkın adalete inanmaz bir hâle geldiği noktaya gelince o rejim mahkûm olmuştur.” Şu anda toplumun yüzde 80’i adalete, hukuka ve yargıya olan güvenini yitirmiştir. Aslında Montesquieu’ya göre, bize göre de anketlere göre de bu iktidar çoktan mahkûm olmuş ama son direnişlerini ortaya koyuyor.

Şimdi, buna ilişkin kısa bir tarihsel… Yani baroları çok konuştuk ama barolara nereden geldik -onu halkın, toplumun dinlemesi için özellikle anlatıyorum çünkü burada muhalefet dışında dinleyen milletvekilleri yok- nereden geldik buraya? Hatırlanır: Özgürlük muştusu olarak söylenmişti 2010 yılının 12 Eylül referandumunda, hatırlarsınız, büyük ambalajlarla “Efendim, darbeyle hesaplaşıyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz.” diye bir şey yapıldı ve halkın gözü boyandı ama ülkeye özgürlükler geleceği vaadiyle yapılan değişiklik, o zaman farklı yöntemlerle otoriterleşmeyi sağladı.

HSYK’de yapılmadık iş kalmadı. Yani ben bunu ameliyat olarak niteliyorum, doktorlar izin verirse. Yargı mekanizması üzerinde diğer kurulları bir tarafa bırakarak bir operasyon var, radikal bir operasyon; buna da ancak tıp dilinde ameliyat diyebiliriz. HSYK çok önemli bir yerde duruyor. Şimdi HSYK’nin tarihçesini vereceğim ama barolara geçemeyeceğim, hepsini veremeyeceğim, sadece özetleyeceğim. Yani burada, 2010 yılında bir değişiklik yapıldı ama 2010’un bir özelliği vardı, hâlâ ortaklarıyla beraberlerdi. Cemaatle birlikte kadrolarını şekillendirdiği, iktidara yakınlıkla ve denetimsizlikle malul yargı, bir iktidar hesaplaşması neticesinde sonradan iktidarın düşmanı hâline geldi, şu anda düşman. Fetullah Gülen’in 2010 referandumunda “Mezarınızdan çıkıp oy kullanın.” dediğini unutmadık. O konu da, bu da tarihte herkesin hafızasında yer eden bir cümle. Ama ne oldu? Sonra, 17-25 Aralık operasyonlarıyla öyle bir hâle geldi ki yine HSYK değiştirilecekti çünkü ortaklık bozuldu ve o sistemin değişmesi gerekiyordu. Sadece dikkatinizi çekiyorum değerli milletvekilleri: 2014 yılında, 15 Şubat 2014’te, 2 Aralık 2014’te HSYK’de 2 kez değişiklik yapıldı ve birine “ak” denildi, diğer değişikliğe de “kara” denildi. Çünkü iktidarın bakış açısı hukuk ya da gerçekten adil bir yapılanma değil, kendi siyasi çıkarları oldu. 2010 yılında yine bir değişiklik yapıldı, Anayasa değişikliğiyle; üye sayısı 7’den 22’ye çıkarıldı, 3 daire oldu vesaire. Yani bu nedenle 2014 yılında yapılan HSYK Kanunu’ndaki değişiklikte yine bir panik hâlini görüyoruz, tekrar değişiklik yapıldı. En son değişiklik 16 Nisan 2010 referandumunda yapıldı. Bu sefer HSYK değil, “HSK” denildi, “Hâkimler ve Savcılar Kurulu” denildi ama bu defa HSK’nin hiçbir şansı kalmadı, tamamen sarayın idaresine girdi, tamamen, atamalarla. Nasıl? Üye sayısı bu sefer 13’e düşürüldü, size tam hesaplamayı söyleyeyim: 4 üyeyi Cumhurbaşkanı atıyor, 1 üyeyi Adalet Bakanı, 1 üyeyi Adalet Bakan Yardımcısı ve 7 üyeyi Meclis Genel Kurulu seçiyor. Şimdi, Meclis Genel Kurulunu, Anayasa Komisyonunda bize şöyle anlatıyorlardı: “E, Meclis seçiyor, demokratik.” Ya, tamam da Meclisin çoğunluğu kimdeyse onlar seçiyor yani Mecliste muhalefetin önerdiği aday seçilmiyor ki, bizim önerdiğimiz aday hepimizin ortak uzlaşısıyla geçmiyor ki. HSK’nin bütün üyeliklerine iktidarın ya kendi Adalet Bakanı, Adalet Bakan Yardımcısı, Cumhurbaşkanının ataması ve kendi Meclis grubunun -hani, MHP’yle birlikte- oy vereceği isimler atanıyor. Ve bu HSK, Hâkimler ve Savcılar Kurulu olarak her türlü tasarrufu yapıyor; işten atıyor, sürgün ediyor, ne bileyim, maaşını düşürüyor. İşte, Anayasa Mahkemesinden Yargıtaya kadar birçok üyenin başına neler geldiğini biliyoruz.

Şimdi, bu konuda, mesela, HSK Genel Kurulunun verdiği kararlara toplumun önemle bakmasını isterim çünkü “Yargı tarafsız ve bağımsız değil.” dediğimiz mesele kaynağını buradan alıyor aslında. 16 Temmuz 2018’de Yargıtaya 106, Danıştaya 12 üye seçimi gerçekleşti mesela, sadece iki isim vereyim: Cumhuriyet gazetesi davasında gazeteciler aleyhine cezaya hükmeden Abdurrahman Orkun Dağ -bu seçildi- ile Twitter’dan birçok kez Cumhurbaşkanı hakkında paylaşımlar yapan Cengiz Turhan yer aldı listede. Önümde başka isimler de var, uzun. Yani, bu isimlerin -HSK’ye seçilen isimler de öyle lalettayin seçilmiyor, hani, kim, nerede, nasıl iktidarın yanında oluyor- biraz da rüştünü ispatlamış olması gerekiyor tabii, davalarla, iddialarla, savcılık mütalaalarıyla ya da kararlarla. Bu şekilde HSK oldu.

Şimdi, tabii, bu değişiklikler sadece HSK’yle ilgili değil, HSK’yi anlattım. Bir de bir “yargı paketleri çağı” var AKP iktidarıyla. Çok yasa yapıyor derken bunu söylüyorum. Garip bir şekilde her seferinde yargı paketleri çıkıyor ve dönemin ihtiyaçlarına göre değil, kendi ihtiyaçlarına göre yasa çıkarıyor ve çorbaya döndü zaten. Yani, mesela, Ceza Kanunu 2005’te değişti ama sonra o dönem tabii, büyük naralar atılıyordu: “AB’ye giriyoruz, özgürlükler, eşitlik, hukuk…” falan demokratikleşiyorduk bir ara neredeyse, onların iddiasına göre. Ama bir baktık ki PVSK’de, Polis Vazife ve Sâlâhiyet Kanunu’nda, polise tüm eski yetkiler verildi ve 2014 yılında iç güvenlik paketiyle işte, hem PVSK hem Ceza Kanunu’nda değişiklerle “halkın suçlu olma” tırnak içinde “olağan şüpheli olma” tablosu da genişletildi.

Şimdi, bir yasa altı ayda bir değişirse o yasadan hayır beklenir mi? Tabii ki beklenmez. Şimdi, artık bunu şuna benzetiyorum: İktidarın oyun hamuru misali oynadığı, oyuncağa dönen yasalar var. En son kuruyup dökülmeye mahkûm bu yasalar, ki nitekim şu an kurumuş o parçalar, insanların haklarını yok ediyor, yurttaşları hukuksuz cezaevine gönderiyor, can yakıyor can her gün, ama kimin canını? Muhalifin, biat etmeyenin, adaletsizliği kabul etmeyenin canını yakıyor.

Biraz önce okudum; tabii, rüşvet çarkları, zimmet, ihtilas, ihaleye fesat karıştırmak cezasız bırakılıyor; işte, kayyumların yaptıkları gibi. Şimdi bu konuda bir de son olarak şunu söyleyeyim: Bunlar barolardan bağımsız değil, bunlar bir resmin aslında önemli parçaları, şu anda sıra barolara geldi. Özel yetkili mahkemeleri kaldırdılar, sonra “TMK 10’la görevli mahkeme getiriyoruz.” dediler. Sonra, sulh ceza hâkimliklerini getirdiler. Fakat öyle bir hâle getirdiler ki bir mahkemeyi kurup kaldırmak, kendilerinden birilerinin yargılanıp yargılanmamasına bağlı. Yani, AKP’liler yargılanacağı zaman o mahkeme kaldırıldı, yerine yeni mahkemeler kuruldu ve şimdi de ne oluyor? Barolara sıra geldi, en son kale barolar, neden? Barolar, efendim, onlara göre demin MHP Grubunun konuşmasında da vardı: “Siyaset yapıyormuş barolar.” Yani, onu aynı cümleyle söylemedi ama devleti ve milletiyle beraber hareket etmiyormuş. Bir kere, baroların kanundan kaynaklı görevleri var “hakları” demiyorum, görevleri var. Evet, barolar siyaset yapıyor ama barolar bizim yaptığımız gibi bir siyaset yapmıyor, barolar hukuk siyaseti yapıyor. Anayasa ve kanunlar hukukçulara görev yüklüyor, diyor ki: “Siz, hukukun ilkelerini savunmak durumundasınız; siz, temel hak ve özgürlüklerin arkasında duracaksınız; siz, uluslararası sözleşmelerin, Anayasa’nın, mevzuatın tümüne uygun hareket edeceksiniz ve barolar da Avukatlık Kanunu’ndan kaynaklı olarak bunları savunacak.” Şimdi, buna biz “hukuk siyaseti” diyoruz yani başka şekilde de dillendirilebilir.

Biz, şu anda “Barolar bölünmesin.” derken bizim barolarımız falan yok, barolar böyle bizim siyasi olarak arkabahçemiz falan da değil, öyle deniliyor ya. Biz neden rahatız? Çünkü biz, hukuku savunuyoruz; biz, hak ve özgürlükleri savunuyoruz; biz, temel, evrensel, uluslararası değerleri savunuyoruz; barolar da bunu savunuyor. İşte bu nedenle, barolar şu anda hedefte.

Bu konuda, haksız yargılamalar konusunda çok konuştuk burada, hiç tartışmaya gerek duymuyorum ve en son Genel Kurulda şunu demiştim: “Tarafsız ve bağımsız bir yargı” tartışmasından “Yargı var mı?” tartışmasına geldik. Evet, gerçekten, bunu çok üzülerek söylüyorum her seferinde “Yargı var mı?” Bir mahkeme tahliye kararı verdiği için görevden alınıyorsa orada yargı yoktur. Bir mahkeme tahliye kararı veriyor -Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD’li avukatlarda- ve ertesi gün kendisine giden bir talimatla verdiği tahliye kararını geri alıyorsa o heyet bağımsız olamaz, mümkün değil. Yani kendi kararını geri alıyor o mahkeme heyeti, kabul etmeyen de görevden alınıyor. İşte böyle bir tabloda barolar hedef alınıyor. Neden? Çünkü barolar hâlâ Anayasa’yı savunuyor, hâlâ hukukun üstünlüğünü savunuyor.

Şimdi, burada “barolar” deyince tabii, sevgili Tahir Elçi’yi anmadan olmaz. Tahir Elçi’yi hepimiz hatırlayalım lütfen, devletin barolara bakış açısını görmek için maalesef bir örnek. Sevgili arkadaşım -onu tekrar rahmetle anıyorum- Tahir Elçi -üyesi olmaktan her zaman gurur duyduğum- Diyarbakır Barosunun Başkanıydı. Ve tarihsel mirasımızı korurken katledildi ve son cümleleri o oldu, dört ayaklı minarenin altında can verdi. Peki niye katledildi? Günlerce yandaş medya Tahir Elçi’yi hedef gösterdi. Onu hedef gösterdi, sosyal medyada linç kampanyaları başlatıldı. Ve yargı da yargıyla ilgili bölümü de yakalama kararı çıkardı. Barosunda oturan Tahir Elçi hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı yakalama kararı çıkardı ve maalesef yaşamıyla bu bedeli ödedi. Muhalif olmanın, hak ve özgürlük savunmanın bedelini yaşamıyla ödedi.

Başka bir mesele: 24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü, 2012 yılından sonra -bilmeyenler için söylüyorum- ikinci kez, 2019’da da Türkiye’deki avukatlara ithaf edildi. Çok önemli bir durum bu. Neden? Tehlikedeki Avukatlar 2019 Raporu’nun başlangıç kısmında, katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi anılarak raporun Türk ve Kürt avukatlara ithaf edildiği yazıldı.

Şimdi, bir ülkede 2 defa uluslararası bir raporda Tehlikedeki Avukatlar Günü’nün bize ithaf edilmiş olması öyle iyi bir şey değil ha; tehlikede olduğumuz anlamına geliyor. Türkiye’de avukatlar tehlikede, peki bunu sorun ediyor mu iktidar? Hayır, bunu sorun etmiyor, çünkü kendisine bağlı barolar kuracaklar, yeni barolar kuracaklar.

Şimdi, bu teklifin özetini ben şöyle yapıyım: Bu teklifte 5 madde var sevgili halkımız; 2 maddesi şu, diyor ki: “Ben İstanbul, Ankara ve İzmir Barosunda yönetimi ele geçiremiyorum. Orada benden yana olmayanlar; hak, hukuk ve özgürlükten yana olanlar kazanıyor. Bu nedenle, ben 5 binden fazla avukata yeni baro kurduracağım.” Zaten başvurular yapılmış diye sosyal medyada da bir şeyler dönüyor. Bu bir maddesi; çoklu baro, baroların bölünmesi bu. Diğeri de diyor ki delege sistemini değiştiriyorum; ya dehşetle izliyorum “temsilde adalet” adına savunuluyor. Sayın Özkan burada, imzacılardan biri. Şimdi “temsilde adalet” diye İstanbul, Ankara ve İzmir -galiba yanılmıyorum- avukatların yüzde 55 oranını temsil ediyor, yüzde olarak fakat bu değişiklikle yüzde 7 temsil edilecektir Türkiye Barolar Birliğinde. Şu teklifi yapalım iktidar grubuna, yüzde 35 oy alın, gelin burada yüzde 5 sandalyeyle oturun. Bu, aynı anlama geliyor yani yüzde 35’e yüzde 5 alırsınız ancak.

Şimdi, Bartın vekillikleri ile İstanbul vekilliklerini eşitleyelim, nüfusu göz ardı edelim ya da Diyarbakır vekillikleri ile işte, İzmir vekilliklerini eşitleyelim, niye 3 bölgeye ayırıyoruz nüfusa göre yapmıyorsak? Temsilde adalet… Bu sistem sonuçta bizim icat ettiğimiz bir sistem değil. Biz, burada nispi temsilin ve sayıya göre temsiliyetin olması gerektiğini savunuyoruz. Yoksa, yok delege sistemi yok efendim başkanlar kuruluymuş, öyle değil; TBB yönetimi belirlenmek isteniyor. Feyzioğlu ya devam ettirilecek ya yeni Feyzioğulları yaratılacak. Yani, baro başkanlarının birlik başkanına sırtını döndüğü bir sistemi yaratan partidir AKP iktidarı. Yani, sırtını dönmüş, hâlâ çıkıyor, barolar adına konuşuyor. AKP Grup Başkan Vekili çıkıp dedi ki: “Efendim, Türkiye Barolar Birliği temsilcisi vardı.” Yok efendim, yoktu. Hukuk müşaviri vardı, avukatı vardı orada, avukatı, Türkiye Barolar Birliğinin resmî avukatı vardı. Seçilmiş bir temsilci değildi, meslektaşlarımıza saygımız sonsuz ama TBB yönetiminden kimse gelmedi. Bu 2 madde esas madde, tabii şeker de var, hani kandırmak için şeker veriyorlar ya. Efendim, yeni başlayan avukatlara aidat yüzde 50 olacakmış, kıyafet serbest olacakmış, zaten serbest, cübbe dışında bir zorunluluk yok normalde, olmamalı da onu da savunuyoruz. Bir de, meslekten dolayı alınan cezalar Yargıtaya gidecekmiş. Peki, biz cezaevinde olan avukatları nereye koyalım? Peki, biz Tahir Elçi gibi katledilen ve faillerinin yakalanmadığı, cezalandırılmadığı avukatları nereye koyalım? Peki, biz 500 avukatın şu anda, hâlihazırda hukuksuz bir şekilde cezaevinde oluşunu nereye koyalım? Avukatlar, “Bizim bu sorunumuz var.” demedi ki size. Ben, bunu Komisyonda uzun uzun anlattım. Bir sorun yok, bir talep yok; iktidarın kendisi barolarda yeni iktidar alanları oluşturmak için böyle bir teklif getirdi önümüze ve normalde yasama faaliyetinde bu yöntem artık uygulamaya konulmak için yürürlüğe konulmuş.

Şimdi, iltisaklı diye ruhsatları iptal edilen avukatlar var -avukatların sorunlarını istiyorsanız- ters kelepçeyle gözaltına alınan avukatlar var, üstleri aranan avukatlar var. Şimdi, bu çoklu baro sistemiyle öyle bir hâle gelecek ki iktidar grubunun barosu hangisi, HDP Grubunun barosu hangisi, CHP ya da her neyse, adı ne olursa olsun ve yargı her alandaki ayrımcı yaklaşımını bu sefer avukata göre de yapacak. Yani şunu göreceğiz... Vazgeçmenizi istiyorum, bundan hiç umudumuzu kesmek istemiyorum. Çünkü adaletin terazisini çokça kırdınız ve birçok meselede avukatlar işkence gördü, yargı kıskacına alındı ama bağımsız ve adil yargılamayı savunmaktan vazgeçmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sevgili Selçuk Kozağaçlı da şöyle bir savunma yapmıştı mahkemede, onu alıntılamak isterim: “Yoksulların avukatıyız. Konuşma şansı bulamayanlar için de konuşacağız. Ölenlerin, öldürülenlerin vekâletlerini taşıyanlar olarak da konuşacağız.” İşte, haksızlığı haykıran güç kırılsın istiyorsunuz çünkü iktidarınızın devamı buna bağlı. Haksızlık ve hukuksuzluk konuşulmayınca yok olacak sanıyorsunuz ama unutmayın, avukatlar haksızlık nerede varsa, hukuksuzluk nerede varsa ilk iş orada olacaktır.

En son şunu da söyleyeyim: İlk baro örgütlenmesinin olduğu Fransa’da baronun yaptığı ilk iş neydi biliyor musunuz? Hükümdarın boyunduruğunun altından çıkmak. Şimdi siz burada yeni boyunduruklar yaratıyorsunuz ve baroları boyunduruk altına almaya çalışıyorsunuz. Barolar bağımsız olmalı, aksi hâlde güçlü olamazlar. Güçleri bağımsızlıktan geliyor, hukuktan yana olmaktan geliyor, özgürlüklerden yana olmaktan geliyor. Yol yakınken –iktidar grubuna sesleneceğim ama kimse yok- bu teklife “evet” demeyin, bu teklifi reddedin diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın usul görüşmesi üzerinde lehte yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce kürsüden sarf edilen “Meclis, Anayasa’ya aykırı kanun da çıkarabilir.” sözünü düzeltmek amacıyla söz almış bulunuyorum. Anayasa Madde 81’e göre: Anayasa’ya sadakat andı içmiş olan milletvekili, Anayasa’ya aykırı yasa çıkaramaz. “Anayasa Mahkemesi sadece mücerret Anayasa’ya aykırılığı denetler.” deniyor. Hayır, burada Anayasa’ya aykırılık hem sözüne hem özüne uygun olarak denetlenmelidir, bir bütündür, bölünemez. Nitekim bu yasa, Anayasa’nın 135’inci maddesine, adil yargılanma hakkına, hukuk devleti ilkesine somut ve soyut ögeleriyle aykırıdır. Bunu yaparken, bunu saptarken bizim vekiller olarak, tarihsel yorumu, amaçsal yorumu ve sistematik yorumu ele almamız, o açıdan değerlendirmemiz bir görevdir. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Zeynel Emre ve Çanakkale Milletvekili Sayın Muharrem Erkek konuşacaklardır, ilk söz Zeynel Emre’ye ait. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, iktidar olmanın bir sorumluluğu vardır. Türkiye gibi güçlü, güzel, büyük bir devlette iktidarsanız buna uygun davranmanız gerekir. Planlamayı doğru yapmanız, stratejiyi doğru çizmeniz, akılcı ve bilimin ışığında bir yönetim sergilemeniz gerekir. Yasama organı, Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre yasa yapmalıdır. Yasama organı, Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin kişisel ihtiyaçlarına göre yasa yapamaz. Bakın, Tayyip Erdoğan Başbakan oldu, Başbakanlığın yetkisi yetmedi, Cumhurbaşkanlığının yetkisine müdahale etti. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu, Başbakanlığın yetkisine müdahale etti, en son onu da ortadan kaldırdı. Türkiye ihtiyaç duyduğu için değil, Tayyip Erdoğan istediği için Başbakanlığı ortadan kaldırdık. Biz, 27’nci Dönemde, Adalet Komisyonunda hangi yasaları çıkardık, hangilerine milletimizin ihtiyacı vardı?

1) OHAL döneminde yaşanan hukuksuzlukların kalıcı hâle getirilmesine yönelik yasa çıktı. Bu ülkenin ihtiyacından ötürü kaynaklanmadı; kötü yönetiyorsunuz, korkuyorsunuz insanlar sokaklara çıkar diye, OHAL yasasıyla önlemini aldınız.

2) Ekonomiyi kötü yönetiyorsunuz, şirketler konkordato ilan ediyor; konkordato ilan etmesin diye Adalet Komisyonu yasa çıkardı.

3) Hâkim, savcı alımında kadrolaşmak için 70 barajını düşürdünüz, bunun için yasa çıkardınız, daha sonra tekrar 70 barajı getirdiniz. “İhtiyacımızı gördük.” dediniz, tekrar onu getirdiniz.

4) Bakın, Adalet Komisyonunda çıkan yasalardan bahsediyorum. Ekrem İmamoğlu İstanbul’da statlara gitti, ilgi gördü; haftasına buraya, Adalet Komisyonuna teklif geldi: Sporda Şiddeti Önleme Yasası. Ne o? Taraftarı fişleyeceğiz, zapturapt altına alacağız.

5) Savcıları, hâkimleri zapt ettiniz, sıra geldi avukatlara. Önce bir havuç: Avukatlara yeşil pasaport. Baro başkanı da avuçları patlarcasına alkışlıyor. İçeriği ne? Avukatların dünya kadar sorunu var, bir çözüm geldi mi? Gelmedi.

6) Cezaevlerinde yer kalmadı, oradan kendi sevdiklerinizi seçtiniz yani hırsızları, rüşvetçileri, gaspçıları seçtiniz, onları dışarı çıkardınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Geldik şimdi 7’ncisine: Bakın, ne kadar işlevsel değil mi Adalet Komisyonu? Baroları ele geçirme planı... Şimdi “Bu teklifi niye getirdiniz?” dediğimizde cevap veriyorsunuz: “Baroların sayısı arttı, stajyerlere eğitim verirken zorlanıyor.” Ya, bu ülkede hukuk fakültesi dekanlarının yüzde 20’si hukukçu değil, yüzde 20’si hukukçu değil arkadaşlar ya. (CHP sıralarından alkışlar) Bir tanesi veteriner, sosyal bilimci değil. Bu öğrenciler aslan mı, kaplan mı, sırtlan mı, at mı kardeşim ya? Düzeltiyorsanız eğitimi, onu düzeltin. (CHP sıralarından alkışlar) Ben o öğrencilerin yerinde olsam sizin hakkınızda suç duyurusunda bulunurum “Bana hakaret etti.” diye. Veteriner ne? Kendi yandaşınıza koltuk bulmak için yapmadığınız film kalmadı.

Diyorsunuz ki: “Temsilde adalet.” “Tepki yasası.” Allah aşkına, bakın, bütün otoriter iktidarlar toplumda reaksiyon yaratan olası durumları iktidarını güçlendirmek için fırsat olarak kullanır; burada yaptığınız da bu. Burada bir samimiyet olsa bugün doktorlarla ilgili bir yasa çıkarıyorsa doktorların fikrinin alınması lazım, gazetecilerle ilgili bir yasa çıkıyorsa gazetecilerin fikrinin alınması lazım, mühendislerle ilgili bir yasa çıkıyorsa mühendislerin fikrinin alınması lazım. Allah aşkına, avukatlarla ilgili bir yasa çıkıyor, Türkiye’de bunu isteyen avukat yok, baro yok, baro başkanı yok. Siz kendi keyfinize göre bunu nasıl çıkartırsınız Allah aşkına? Avukatların temsilcisi baro başkanı değil mi? Adamlar sokaklarda süründü, dışarılarda yattı sizin yüzünüzden. Hiç kimse bunu istemiyor.

Değerli arkadaşlar, 2013 yılında FET֒nün bir projesi vardı baroları ele geçirmek için; açın, bakın, buna bire bir benziyor. Şimdi, bu FETÖ projesinin hayata geçirilme isteği şunu bize gösteriyor: Sizin FET֒yle aslında anlaşamadığınız hiçbir şey yok; hayata bakışınız aynı, davranışınız aynı, Türkiye’yi götürmek istediğiniz yön aynı. Türkiye FET֒den nasıl kurtuldu ve kurtulacaksa AKP’den de öyle kurtulmadan düzelemez, doğrulamaz, kurtulamaz, güçlenemez. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye’nin sizden kurtulması lazım.

Bugün İstanbul, Ankara, İzmir Baro Başkanları bir araya gelip bağırsa, dese ki “Yaşa Tayyip Erdoğan!”, bu teklifi geri çekersiniz, saniyesinde geri çekersiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiç şüphen olmasın.

ZEYNEL EMRE (Devamla) - 50 bin avukata sahip İstanbul Barosunun 137 delegesi var, bu teklif geçerse 13 delegeye düşecek; Ankara’nın 52 delegesi vardı, 7’ye düşecek; İzmir 29 delegeden 4’e düşecek. Bunu da “temsilde adalet” diye savunuyorsunuz. Siz, yüzde 34’le bu Parlamentoda yüzde 67 sandalye sayısı aldınız. O tarihten bu tarihe yüzde 10’luk seçim barajını kaldırmamak için 50 takla attınız. Nerede temsilde adalet var? Bunun neresinde adalet var? (CHP sıralarından alkışlar)

Madem bu dediğinizde ısrarcısınız, hadi gelin, İstanbul Ticaret Odasını da bölelim? Var mısınız? Bölmezsiniz çünkü o size yakın, var mısınız? Sayısal olarak bakalım, gelin, Ticaret Odasında da aynı şeyi yapalım.

AHMET TAN (Kütahya) – 2002’de yüzde 34,5 oy aldığımızda sizin yaptığınız yasaya göre aldık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Kim yaptı? Kenan Evren’in yaptığı yasa.

AHMET TAN (Kütahya) – Siz de razısınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ne razı olacağız.

ZEYNEL EMRE (Devamla) - Yargının üç unsuru var; hâkim, savcı, avukat. Şimdi, siz üçüncüsünü hedeflediniz, üçüncüsünü. Bu sefer üçüncüsüne savaş açtınız, üçüncüsünü ele geçirmeye çalışıyorsunuz. Siz kendinize dikensiz gül bahçesi yapmaya çalışıyorsunuz, Türkiye için yapmak istediğiniz hiçbir şey yok.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye’de yaşayan Türklerin, Kürtlerin, Gürcülerin, Zazaların, Çerkezlerin, Sünnilerin, Alevilerin, Hristiyanların, herkesin ortak yurdudur. Cumhuriyet etnik olarak kördür, cumhuriyetin felsefesi budur.

Şimdi, bu teklif geçtikten sonra ben size söyleyeyim: Önce AKP’li, CHP’li, MHP’li, İYİ PARTİ’li, HDP’li barolar kurulacak, bir süre sonra diyecekler ki: Türk barosu, Kürt barosu, Alevi barosu, Sünni barosu… Bu bölücülüktür, bölücülük. (CHP sıralarından alkışlar)

BELGİN UYGUR (Balıkesir) – Bu sizin söyledikleriniz…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Dikkat çekiyor Meclis burası…

ZEYNEL EMRE (Devamla) - Bir insan, kendi ülkesine ancak düşman olursa böyle bir teklif getirir. Azıcık ülkesini seven kimse böyle bir teklif getirmez, bunun altına imza atmaz. Şunu unutmayalım, zalimler hep kendi tasarladığı tuzakların mağduru olmuşlardır. Tarih böyle işlemiştir, buradan çıkan yasada kişisel olarak Cumhuriyet Halk Partisinin menfaati ya da zararı değil, toplam bir faydadan veya zarardan bahsediyoruz. Sizin yaptığınız yanlış işlerden bazen siyaseten biz kazandık da biz bununla ilgilenmiyoruz. Biz doğrunun peşindeyiz, Türkiye’de, bu Parlamentoda maalesef sizin oylarınızla bu ülkeye çok kötülükler yapıldı. Geçmiş Anayasa değişikliklerine bakın, savcılıklar tespit ediyor, diyorlar ki: “2010 referandumu geçti, FETÖ yargıda kadrolaştı.” Yani mahkeme dosyasına girdiniz yaptığınız kötülükle. Sonra başka bir sisteme geçtiniz, dediniz ki: “Türkiye uçacak, dolar düşecek, işsizlik bitecek, ekonomik olarak kalkınacağız.” Başımıza gelmeyen kalmadı. Bu da en az onlar kadar önemli.

Değerli milletvekilleri, bakın, biz biliyoruz ki siz saraydan gelen her şeyi tasdik ettiniz bugüne kadar, uyarıları dinlemediniz. İstibdat altındasınız, bırakın karşı oy kullanmayı, alternatif bir fikirde bile bulunamıyorsunuz, bu gerçek. Neyin karşılığında özgürlüğünüzden vazgeçtiniz, neyin karşılığında siz kendinizden vazgeçtiniz? Bu, korku mu, menfaat mi? Ülkeye olan sevginizin üstünde ne olabilir? Değerli arkadaşlar, bu korku mu, yoksa menfaat mi? Lütfen kulaklarınızı tıkamayın, bir düşünün, neyin karşılığında bunu yapıyorsunuz? Biz umudumuzu kaybetmedik, üyesi olmaktan şeref duyduğum şanlı Meclisimiz, Kurtuluş Savaşı’nı bizzat yönetmiş, milleti ateşten alıp sulha ve özgürlüğe kavuşturmuştur. Ülke menfaatine bu kadar aykırı bir iş yapmayın, şanlı Meclisimize yakışır bir direniş gösterin diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci söz, Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’e aittir.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teklif Genel Kurula geldi, Genel Kurulda görüşülmeye başlandı. Bu teklif, iki temel şeye dayanıyor: Bir, çoklu baro; iki, temsilde adalet. Baroların delege yapısını değiştiriyorsunuz. Çoklu baroyu tartışmadan önce baroların ne anlama geldiğini çok iyi idrak etmeliyiz. Barolar bir kamu hukuku tüzel kişisidir, kamu hukuku tüzel kişisi. Bir ilde 1 baro başkanı olur çünkü kamu hukuku tüzel kişisi bölünmez. Bir ilde 1 vali olur, 2 vali olmaz. Bir ilde 2 defterdar olmaz, 2 nüfus müdürü olmaz. Kamu hukuku tüzel kişisini bölemezsiniz. Açıkça Anayasa’ya aykırı bir teklifi Genel Kurulda bugün tartışıyoruz. Sizin gerekçelerinize göre İstanbul’da bazı gazeteciler, gazete sahipleri, televizyon sahipleri bir araya gelsin kendi RTÜK’lerini kursunlar, o da bir kamu tüzel kişisi, kendi RTÜK’ünü kursun. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, çoklu baro... Bakın, Avukatlık Kanunu’nu tartışıyoruz. Avukatlık Kanunu’nun ilk cümleleri: “Avukatlık bir kamu hizmetidir. Avukatlar, yargının kurucu unsuru olarak savunmayı serbestçe temsil eder.” Bunu niçin paylaşıyorum? Avukatın serbestçe, güçlü bir şekilde görevini yapabilmesi için ve yargının kurucu unsuru olabilmesi için bağımsız, güçlü bir baroya üye olması lazım. Baroları bölerseniz, parçalarsanız savunmayı alçaltırsınız, alçaltırsınız. Bunu yaşayacağız, göreceğiz.

Adalet Komisyonundan geçti. Adalet Komisyonunda maalesef adalet tecelli etmedi. Bu Genel Kuruldan da geçerse, bu teklif kanunlaşırsa –bunu çok samimi söylüyorum- bu tarihe de adalete de ihanettir, ihanettir. (CHP sıralarından alkışlar)

Çoklu baroyu, çok hukuklu sistemi tarihte kimler savunuyordu? İşgal döneminde, bu toprakları işgal eden emperyalistler bunu istedi. Lozan’da masada tartışıldı bu. Lozan’da bu vatanı işgal eden güçler, emperyalist güçler, Türkiye Cumhuriyet devletine çoklu baroyu ve çok hukuklu sistemi dayattılar ama o zaman, o masada oturan Türk heyeti bunu reddetti, bunu reddetti, biz artık çağdaş bir hukuk sistemine geçiyoruz. Bizim ülkemizde de tarihte de dünyada da tekli baro esastır, tekli baro.” dedi. Bir ilde, 1 baro olur. Siz baroları bölerseniz, parçalarsanız avukatlık mesleğini alçaltırsınız, meslek etiğini, meslek disiplinini yok edersiniz.

Barolar tarih boyunca kişileri, vatandaşları korumuştur idareye karşı, devlete karşı çünkü barolar hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak zorundadır; yasasında var bu, yasasında var. Bir mecburiyet bu, barolar için. İnsan hakkı ihlallerini kim yapar? İktidarlar yapar. İktidarda kim olursa olsun barolar, idareye, iktidara karşı vatandaşların hak ve özgürlüklerini savunurlar; vatandaşlar da mahkemelerde -örneğin idare mahkemesinde birey ile devlet karşı karşıyadır- mahkeme salonlarında kamu gücünden korkmayacak, kamu gücünden çekinmeden kendini serbestçe temsil edecek avukatları olsun isterler ve güçlü avukat da ancak güçlü, bağımsız bir baroyla olur. Ama sizin iktidarınızın, maalesef, bu bağımsız güçlü yapılara karşı bir sorunu var; bağımsız yargı istemiyorsunuz, bağımsız, güçlü bir baro istemiyorsunuz, bağımsız Merkez Bankası istemiyorsunuz, bağımsız bir RTÜK, bağımsız bir TÜİK istemiyorsunuz. Onun için bağımsızlığı, özgürlüğü zedeliyorsunuz. Bu yanlıştan dönün, bu teklifi geri çekin ve değiştirecekseniz barolarla birlikte Avukatlık Kanunu’nu çalışın. Adalet Komisyonunda tartışıyoruz, baro başkanları Meclisin Çankaya Kapısı’nda. Diyorsunuz ki: “3 baro başkanı gelsin, beşer dakika konuşsun.” Lütufta bulunuyorsunuz. Etrafları bariyerle, barikatla çevrili, fiilî bir gözaltı durumu gibi… Siz “Meclisi güçlendireceğiz.” diyordunuz referandum tartışmalarında. Herhâlde Meclisi güçlendirmekten anladığınız bariyerler ve barikatlar; Meclisin içinde, girişinde, her yerde bariyer, barikat… (CHP sıralarından alkışlar) Meclisi gerçekten güçlendirdiniz, tebrik ederim! Dünyada örneği yok, dünyada örneği yok, çok üzülüyorum.

Bu teklifi savunanlar, bu teklifin sahipleri sürekli İstanbul Barosu seçimini tartışıyor, Adalet Komisyonunda da tartışıldı. Ne oldu İstanbul Barosunun seçiminde? Ne oldu? 42 bin avukat vardı o dönemde, 26 bini sandığa gitti, 10 aday vardı, 10 aday ve yüzde 34 oyla seçildi şu anki başkan. Kim seçilirse seçilsin ama -tabii, siyasi partilerin, örneğin bu teklifi savunanların ve hepimizin partilerinde seçimler çok demokratik oluyor, değil mi?- İstanbul Barosu seçiminde, baroların seçimlerinde sorun var! Yüzde 34’le seçildi. 10 aday içerisinde 8 bin oy aldı, 8 bin oy. 2002’de yüzde 34’le bu Meclisin üçte 2 sandalye sayısına sahip oldunuz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yüzde 40 sandalye sayısı.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Meşruiyetini mi tartışacağız? İstanbul, Ankara, İzmir, 3 büyükşehrin toplam avukat sayısı Türkiye’deki avukat sayısının yüzde 55’i. Bunu niçin söylemiyorsunuz?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Söyledik.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – İşlerine gelmiyor.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Nasıl temsilde adalet? Temsilde adaleti yok ediyorsunuz siz, demokrasiyi katlediyorsunuz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Dün de öyleydi.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – 5 bin üyesi olan bir baro 50 üyesi olan bir baroyla aynı delegeyi gönderecek. Bu mu temsilde adalet? İstanbul 98 milletvekiliyle temsil ediliyor bu Parlamentoda, Kırıkkale ilimiz 3 milletvekiliyle temsil ediliyor. 98; 3; 30 katından fazla. Ne demek bunu eşitlemek? İstanbul’un milletvekili sayısını da 13’e mi indireceksiniz?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kanunun gerekçesinde görebilirsiniz.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Nasıl bir anlayıştır bu, nasıl bir adalettir bu? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Mantık yanlış, mantık yanlış.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Yani milyonlarca seçmen var bir yerde. Bakın, çok tarihî bir yanlışa imza atmak üzeresiniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Mantık yanlış.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Baroların birliği...

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Tarihî bir yanlışa imza atmak üzeresiniz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Baroların birliği.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Ama maalesef bunu yapacaksınız. Zaten bu hataları yapa yapa “Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz!” İlk seçimde de bu millet size “Güle güle” diyecek. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Daha acı bir şey…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Size de bir türlü “Merhaba!” diyemedi.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Daha acı bir şey: Baro başkanları Ankara’ya yürüyüş başlatıyor, Sayın Adalet Bakanı diyor ki: “Ya ortada henüz benim bile, bizim bile vâkıf olduğumuz bir teklif yok ki. Siz niye yürüyorsunuz?” Ama maalesef Sayın Bakana da zaten soran yok ki! Barolara soran yok, Adalet Bakanlığına soran yok, bize soran yok, bize soran yok. Bir yerlerde bir teklif hazırlanıyor ve dayatılıyor. 80 baro ve Türkiye Barolar Birliği yazılı açıklama yaptı ”Bu teklifi geri çekin, çoklu baroya karşıyız.” diye. Niye dayatıyorsunuz bunu? Niye bu kötülüğü yapıyorsunuz? Bakın, çoklu baro avukatlara, barolara değil, vatandaşa yapılan bir kötülüktür, vatandaşa. Çünkü neden biliyor musunuz? Barolar hak arama özgürlüğünün ilk basamağıdır. Vatandaş hak ve özgürlükleri zedelendiğinde, ihlal edildiğinde barolara giderler, adli yardım alırlar, barolar avukat temin eder.

İşte, 8 Temmuz bugün, Çorlu tren katliamının 2’nci yılı maalesef. Aileler adalet arıyor hâlâ çünkü gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmadı. Çorlu tren katliamı nasıl gerçekleştirildi? Yol bekçileri olmadığı için. Düşünün, yol bekçileri olsa, yol bekçileri istihdam edilse kontroller yapılacak ve çocuklar ölmeyecek. Yol bekçilerini istihdam etmeyen kim? Yönetenler, iktidar, bakanlık. Hesap veriyorlar mı yargı önünde? Vermiyorlar. Ama Tekirdağ Barosu yaşamını yitiren insanların ailelerinin yanında. Kaz Dağları’nda, Cerattepe’de barolar çevre katliamı yapanlara karşı mücadele ediyor. Barolar çocuk istismarına karşı mücadele ediyor. Barolarda kadın hakları merkezleri var, çocuk hakları merkezleri var, doğa hakları merkezleri var. Baroları bölünce bunlar ne olacak? Ne olacak bunlar? Vatandaşlara büyük kötülük yapıyorsunuz.

Şimdi, bir açıklama yapıldı -dündü galiba- Meclis Başkanlığı seçimi sebebiyle -seçilen Başkanı da kutluyoruz, Sayın Şentop’u- doğaldır, memleketinden çok sayıda misafir gelmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MUHARREM ERKEK (Devamla) - Tekirdağ Milletvekilimiz de paylaşmış, “Tekirdağ’dan gelen çok sayıda misafirimizi Mecliste ağırladık.” diye. Tamam, çok güzel. 50 baro başkanını ağırlayamadınız. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ziyaretçi yasağı var!

MUHARREM ERKEK (Devamla) - 50 baro başkanını ağırlayamadınız, ne kadar acı bir tablo. Şu hataya sakın düşmeyin: Barolar asla siyaset yapmıyor, barolar hukukun üstünlüğü ve insan hakları mücadelesi yapıyor iktidarlara karşı. Tarih boyunca da böyle olmuştur bu. Bu siyaset değildir. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler) Bu teklif geçerse asıl barolar birer siyasi enstrüman hâline dönecek. Asıl siz baroları siyasete alet ediyorsunuz her zaman olduğu gibi. Adalet Komisyonuna baro başkanlarını alamadınız, bu Mecliste baro başkanlarını misafir edemediniz.

Bakın, asıl beka sorunu adalet çürürse ortaya çıkar çünkü devletin temeli adalettir, devletin dini adalettir. Baroları zayıflatırsanız adaleti yok edersiniz.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Cahit Özkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, kanun teklifinde 180 kişinin imzası var, 17 kişi salonda var.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ya, sana ne Mahmut, sana ne!

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) - İşine bak sen Sayın Tanal ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 180 kişinin imzası var, 17 kişi var AK PARTİ sıralarında. Teklifin sahipleri yok, nasıl olacak bu iş?

BAŞKAN – Seni genel merkezden çağırıyorlar Tanal, bak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Meclis Başkan Vekilim, Şanlıurfa’nın tüm suları kesik, tüm elektrikleri kesik. Mardin’de kesik. Yani bu Mardin’in, Urfa’nın elektriğini halledin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin teklif sahibi olarak grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlarım.

Avukatlık mesleği ve barolar, hukuk dünyamız, bağımsız yargımız ve vatandaşlarımızın adalet ihtiyacı noktasında çok önemli görevleri ifa ediyorlar. Eğer hukukun gelişmesi, hukukçu kalitesinin artması ve vatandaşlarımızın adalet ihtiyacının karşılanmasını düşünüyorsak o zaman demokratik, temsile çoğulcu ve katılımcı anlayışla destek veren, mesleğe özgülenmiş, Anayasa ve yasada karşılığını bulan esas ve usuller çerçevesinde teşekkül etmiş baroların anlamı çok önemlidir. Yine böylesi bir baro anlayışının hukukçu ve avukat kalitesine getireceği destek ve kalite de önemlidir. Eğer iyi hukukçu varsa, iyi tecrübe sahibi kendini etkin ve yetkin olarak donatmış avukatlar varsa o zaman vatandaşlarımızın adalet ihtiyacı çok daha kaliteli bir şekilde görülmüş olacaktır. İşte bu anlamda Avukatlık Kanunu’yla ilgili uzun zamandan beri kamuoyunda tartışılan ve özellikle avukatların -altını çizerek ifade ediyorum- avukat meslektaşlarımızın hukukla, Avukatlık Kanunu’yla ve baroyla ilgili ihtiyaçlarını dikkate alarak değerlendirmeler yaptık ve bu noktada ciddi bir reforma ihtiyaç duyulduğunu görerek Avukatlık Kanunu ve barolarla ilgili reform kararı aldık, bu noktada çalışmalarımıza başladık. Tabii, bu çalışmaları yaparken öncelikle tarihimizde var olan, bugüne kadar yapılmış olan ve hükûmetlerimiz öncesi dönemde de gündeme getirilmiş ancak yasalaşamamış olan düzenlemelere, tekliflere baktık. Ve arkasından konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının hazırlamış oldukları raporlara baktık, hukuk derneklerinin özellikle. Ve yine Devlet Denetleme Kurulunun daha evvel hazırlamış olduğu raporu da inceledik. Bu noktada mukayeseli hukuk anlamında Avrupa, Amerika ve dünya uygulamalarını da masaya yatırdık. Bu çalışmaları yaparken yine on sekiz yıllık hükûmetlerimiz döneminde AK PARTİ Grubu olarak düşündüğümüz ancak Meclisin yasama gündemi nedeniyle yoğunluğundan dolayı gündeme alınamayan yasa tekliflerini de masaya yatırdık.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Pensilvanya’ya sordunuz mu, Pensilvanya’ya?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - Ve bununla beraber özellikle hukuk derneklerini tek tek aramak suretiyle onların da görüşlerini aldık. Ve yine Barolar Birliği yönetimiyle beraber kendi içlerinden seçmiş oldukları 30 baro başkanını Mecliste kabul ettik, onların da üç saat süren görüşlerini tek tek not aldık, bunları da değerlendirdik. Yine, hukukçu milletvekillerimizle bir araya geldik ve yine, tabii, örgütlü yapılarla buluşmamız, toplantılarımızın yanında herhangi bir baroda üye olmayan kamu avukatlarından tutun, baro üyesi olup da kendi mesleki sorunlarının çığlığına maalesef duyarsız kalan baro üyesi avukatları da dinledik ve ortaya bir teklif çıktı. Ve çıkan bu teklif özellikle yasama mantığına uygun bir şekilde… Yasama organı ne yapar? Biz hukukçuların “de lege ferenda” dediği ideal hukukun peşinde, evrensel hukuka uygun, âdeta tabiat kanunları gibi, nasıl suyun kaynama derecesini kanun yaparak değiştiremiyorsak, nasıl suyun kaldırma gücünü kanun yaparak Mecliste değiştiremiyorsak, bunun layetegayyer bir kanunu varsa, biz de böyle bir yasanın peşinde koşarak çalışmalarımızı başlattık. Türkiye'nin yaşadığı tarihsel tecrübe, özellikle avukatların çoğulculuk ve katılımcılık noktasında yaşadıkları sıkıntılar, sorunlar ve mesleğe stajdan başlayarak mesleğini bırakana kadar geçen süre zarfında avukatların ihtiyaçlarını göremeyen baroların sorunları neler, görebilenlerinin durumları neler, bunları da masaya yatırdık ve bu çerçevede ortaya çıkan tablo bizleri bir düzenleme yapmaya sevk etti.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – On yıl geçti, on yıl!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bu yaptığımız düzenlemeyi de AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi Grupları olarak beraber hazırladık; adım adım, aşama aşama, inanın, iğneden ipliğe, kılı kırk yararcasına hazırlamış olduğumuz bu teklifi Türkiye kamuoyunun önüne getirdik.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Saraydan geldi, saraydan!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 80 baro başkanı karşı.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ve kamuoyu da tartışıyor.

Evet, burada bir ifade var, ne diyor orada: “Hâkimiyet, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Hâkimiyet kayıtsız şartsız barolarındır!” Öyle demek istiyor arkadaşlar.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Baroların değildir, hukuk derneklerinin değildir, avukatların değildir; 83 milyonun ortak menfaatini optimum noktada buluşturma sorumluluğu olan, millî iradenin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.

TAMER DAĞLI (Adana) – Başkanım, o arkadaş çıksın konuşsun ya! Çıksın konuşsun o arkadaş ya! Ayıp ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ayıptır kardeşim!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Kendi vekilleriniz istemiyor, kendi vekilleriniz.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Evet, bu çerçevede geçen hafta salı günü Meclis Başkanlığına sevk ettiğimiz kanun teklifimiz, yine İç Tüzük’ün 30’uncu maddesinde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde Perşembe günü Komisyonun gündemine gelmiş ve bugüne kadar İç Tüzük’ün 30’uncu ve 60’ıncı maddelerinde yer alan hüküm ve esaslar çerçevesinde Parlamentoda görev yapan Komisyon üyeleri, Komisyon üyesi olmayan milletvekilleri ve yine konunun tarafı olan çevreler Parlamentoya gelmek suretiyle Komisyondaki müzakerelere katılmışlardır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Baro başkanları yoktu, baro başkanları.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – 1 tane baro başkanı yoktu, 1 tane.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Tabii, İç Tüzük Parlamentonun anayasasıdır. Parlamento yaptığı bütün iş ve eylemlerde İç Tüzük’e bakar, buranın anayasası budur. Eğer İç Tüzük’e bir aykırılık söz konusu olursa bu usulsüzlüktür, bunun mutlaka düzeltilmesi gerekir. Tabii buradaki usulsüzlükler de maalesef teamüle dönüşür, onun için usulsüzlüğe meydan vermemek Parlamento üyesi olarak her birimizin üzerine düşen vazifedir. Tabii, 200’ün üzerinde milletvekili Komisyonda söz alarak görüş, düşünce ve önerilerini paylaşmış ve bu çerçevede Komisyon gerek İç Tüzük’e gerek Anayasa’ya aykırılık iddialarını değerlendirmiş ve bu çerçevede görüşmeleri tamamlayarak kanun teklifimizi kabul etmiş, hazırlanan rapor çerçevesinde bugün Meclis Genel Kurulunda tartışmaya başlamış bulunmaktayız.

Evet, ben öncelikle, müsaadelerinizle, niçin böyle bir düzenlemeye ihtiyaç var, bunun eski dilde olduğu gibi esbabımucibesi, rasyosu, gerekçesi nedir, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. İnanın, tarih özelikle bu reformu altın harflerle yazacak; adaletimize, özgürlüğümüze, çoğulcu, katılımcı bir meslek odası yapılanmasına ve bu noktada belki de Avrupa’yla ve bütün dünyayla rekabet eder bir meslek standardını yakalama noktasında bizleri yarınlara taşıyacaktır.

Her şeyden önce bu düzenlemenin neden yapıldığını dikkate almak için, mevcut 1136 sayılı, 1969 tarihli Kanun’un dönemine gitmek lazım. Biraz önce Kıymetli Grup Başkan Vekilimiz Muhammed Levent Bülbül de o kanunun gerekçesini ayrıntılarıyla açıkladı. Bu vesileyle, ben de çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Ancak 1136 sayılı Kanun’un yapıldığı dönemde Türkiye'deki toplam avukat sayısı İzmir’deki avukat sayısına eşit, 10 bin avukat var; bugün 13 kat artmak suretiyle 130 bin avukat sayısına ulaşılmış; bu çok önemli bir rakam. Bu noktada, özellikle artan avukat sayısı İstanbul, Ankara ve İzmir şehirlerinde yoğunlaşmış ve tabii, İstanbul’daki avukat sayısı kamu avukatlarıyla beraber -ki onların Anayasa’nın 135’inci maddesi çerçevesinde, bildiğiniz üzere, üye olma zorunlulukları yok- 50 bin rakamına ulaşmış, Ankara’da 20 bin, İzmir’de de 10 bin.

Tabii, bu yirmi yıllık sürede artan avukat sayısı barolar ile üyelerin rabıtasının, ilişkisinin, üyelik bağının kopmasına neden olmuş. Çünkü, sözlerimin başında ifade ettiğim gibi, baro-avukat ilişkisi bir rabıtadır ki stajdan başlayarak mesleği bırakana kadar, her dönem, meslek içi eğitim, staj döneminde verilecek eğitimlerle, derslerle tekâmül etmesi gereken bir süreç. Onun için, Anayasa’nın 135’inci maddesi ve Avukatlık Kanunu ayrıntılı şekilde baroların görevlerini saymıştır.

Tabii, özellikle, avukatlık mesleğinde artan bu sayı baroları işlevsizleştirmiş, elli yıl önce avukat olan bir meslektaşımıza nazaran otuz yıl önce avukat olan meslektaşımız daha dezavantajlı noktaya gelmiş. Otuz yıl önce ile bugünü kıyaslarsak bugün avukat olan genç, pırlanta gibi avukat meslektaşlarımız, genç stajyerler, maalesef baronun olması gereken görevlerinden gerekli hizmeti alamadığı için etkinlik ve yeterlilik noktasında mesleğe başlayamamaktadırlar.

Tabii, meslek içi eğitim de sorunludur. Özellikle, bilgi iletişim teknolojilerindeki artış, yeni hukuki konuların yaygınlaşması, dünyanın özellikle e-ticaretle beraber küçük bir köye dönüşmesi karşısında, avukatlık mesleğinin sürekli hizmet içi eğitimle donatılması gereği de ortadadır. (CHP sıralarından gürültüler) Özellikle, İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları bu noktadaki etkinlik noktasında yetersizlikle karşı karşıya kalmışlardır.

Tabii, diğer taraftan da baroların Anayasa ve yasada yer alan görevlerini yerine getiremediklerinin yanında demokratik açıdan da ciddi sorunları vardır. Bakınız, Hükûmet grubu olarak, AK PARTİ Grubu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Grupları olarak bizim gönlümüz arzu ederdi ki bu şikâyeti bizlerden evvel başkaları getirsin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şikâyet olmayan bir hususu mu?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bu bir reformdur, bu ülkenin ve milletin önünü açmaktır. (CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, düşünün İstanbul’da 47 bin üye avukat var, bir o kadar da -4 bin civarında- kamu avukatı var yani, Anayasa’nın 135’inci maddesine göre üye olma zorunluluğu olmayan kamu iktisadi teşekkülleri, belediye iktisadi teşekkülleri ve kamu kurumunda çalışan avukatları topladığınız zaman ne yapıyor? 50 bin avukat yapıyor. 50 bin üyeden oluşan bir baronun, 8 bin oy almış bir baro başkanı tarafından yönetilmesini düşünmek elbette kabul edilebilir bir durum değildir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – 10 aday.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Evet, oradan Sayın Milletvekilimiz diyor ki: “8 değil 10.”

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Hayır, 10 aday var diyorum.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – 50 bin avukatın olduğu yerde, 10 bin avukatın oyuyla seçilmek herhâlde demokratik değildir. Bu anlamda, Anayasa ve Avukatlık Kanunu’ndaki görevleri… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Milletvekili.

2 çok değerli Grup Başkan Vekiliniz burada, çok da duyarlı bir şekilde olayları takip ediyorlar. Onlar burada otururken bağırmanıza bir anlam veremiyorum.

Buyurun Sayın Milletvekili.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Şimdi, açıkçası, getirdiğimiz düzenlemeyi sizler biliyorsunuz, Komisyonda uzun uzun tartıştık. Getirdiğimiz düzenlemeyle, özellikle büyükşehirlerde avukat baro rabıtasının kopması nedeniyle bu ilişkiyi yeniden tahkim etmek gereği ortaya çıkmıştır. Dedik ki: “Sayıları yarın Anadolu’daki diğer illerde de 5 bin rakamını aşabilir. 5 binden fazla avukatın olduğu yerlerde 2 bin avukat bir araya gelmek suretiyle baro kurabilsin.” Burada 2 bin rakamı niçin önemli? Baktığınız zaman, 72 ildeki avukat sayısından fazla avukat tarafından bir baro kurulmuş olacak yani 72 ildeki barodaki avukat sayısı 2 binin altında. Yani 2 bin sayısının siyasi ideolojik bir gerekçeyle bir araya gelme ihtimali sıfırdır, bunun kabulü mümkün değil.

Diğer taraftan, bakınız, ben iddialara geçmek istiyorum. Ne deniyordu: “Efendim, bu, Anayasa’ya aykırıdır.” Hayır, Anayasa’ya uygundur, Anayasa’nın teşvik ettiği, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, örgütlenme özgürlüğü bağlamında yapılabiliyorsa, mümkün oluyorsa teşvik ettiği bir meseledir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – 2 Cumhurbaşkanı istiyoruz o zaman(!) 2 Cumhurbaşkanlığı olur mu?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – “Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur.” Evet, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olması, burada birlikte, farklı illerde birden ziyade baronun kurulabilmesi sadece oraları işlevselleştirmektedir. Bu anlamda, Anayasa’ya aykırılık olmadığı zaten Komisyon tartışmalarında da karara bağlanmıştır.

Diğer taraftan, siyasallaşma iddiası. Deniyor ki: “Barolarda siyasallaşma yok -bu önemli, biz önemsiyoruz bunu- sadece hukuk siyaseti yapılıyor.”

Kıymetli meslektaşlarım, bakınız, burada bir baro başkanının “tweet”i var. Şimdi, bu nasıl bir “tweet”tir ki Baro Başkanı olarak attığı “tweet”: “Sadece ‘Yasak kalksın.’ demişti Helin Bölek; türkü söylemek istiyordu yaşayabilenlere ölümü göze alarak…”

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Doğru.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – “…Bir şey anlatmaya çalışanları dinlemediler bile yürek nasırlaşınca.” Kim bu? (CHP sıralarından gürültüler) Bakın, bahsi geçen “tweet”in altında baro üyesi ifade ediyor… (CHP sıralarından gürültüler) Bakınız, şu anda konuştuğumuz kişi baro başkanıdır…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Terörist, terörist.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – …herhâlde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu üyesi değildir. Bu noktada, cevabı da gerekli mercilerde kendisi verir. Zaten orada üyesi de demiş ki: “Yahu, şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı katledenlere niçin bu desteği veriyorsun?” Helin Bölek’ten bahsetmiyor, “tweet”in özü katillerle ilgilidir, bunun altını çizmek istiyorum. Bu, siyaset değildir.

Diğer taraftan, özellikle, 2 bin avukat siyaset yapamaz, mesleğe özgülenir. FETÖ projesi olduğu iddiası…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – İddia değil, öyle.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kesin, kesin.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakın, derin ve paralel yapılar her zaman demokrasiden, çoğulculuktan, özgürlükten, temsilden korkarlar. Bu noktada, biz, Türkiye’de, bu kanun teklifiyle çoğulculuğun, katılımcılığın ve odalarda demokratik temsilin önünü açıyoruz. (CHP sıralarından gürültüler) FETÖ projesi olduğu içi boş bir iddiadır, sadece bu reformu engellemeye dönük de bir yaklaşım olarak görüyoruz.

Baroların muhalif oldukları iddiası… Yahu, AK PARTİ hükûmetlerinden önce bizim de muhalefette olduğumuz dönemler ve yine, henüz 28 Şubat sürecinde o tankların caddelerde dolaştırıldığı günlerde de baro biliyorduk.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayenizde, sayenizde!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Danışıklı, danışıklı. FET֒cüler dolaştırdı!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ne zaman muhalif? Kime muhalif? Milletin değerlerine karşı muhalif mi? Bakınız, bu ülkede inancı sebebiyle, kendi yaşam tarzı tercihi sebebiyle, barolar Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerine kadar giderek müdahale talebinde bulundular; başörtülü avukat olmaz diye.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayenizde.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bugün oldu, ne oldu? Herkes kendi mesleğini icra ediyor, demokratik bir şekilde her şey yolunda.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Rıfat Bey’e söyle, Rıfat Bey’e! Onu Rıfat Bey’e söyle, bize değil.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bu noktada aksi iddiayı asla kabul etmiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Barolar muhalif… Nereye muhalif? Bakınız, bunu hiçbir siyasi parti grubunun kabul edeceğini düşünemiyorum. Biz, Çanakkale’de, Kocatepe’de, bu milletin fedakârca ve kahramanca yazdığı destanların arkasında, hamdolsun, bizim milletimizin, medeniyetimizin değerleri, dinimiz, bayrağımız, vatanımız, farklı dinleri hoşgörüyle kucaklamamız; Hristiyan’ıyla, Yahudi’siyle, Musevi’siyle, Müslüman’ıyla kardeş olmamız, bu noktada, kalkıp da bizim değerlerimize “Çağlar öncesinden gelen ses.” diyerek kitabımıza saldırmak bir hukuk adamının işi asla değildir.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yazıklar olsun!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bu, siyasetin ta kendisidir.

Evet, diğer taraftan, bölücü yaklaşımlara hiç girmek istemiyorum.

Ve bakınız, barolar parçalanacak… Arkadaşlar, şu anda İstanbul Barosu’nda 50 bin avukat, burada, Ankara’da 20 bin. Acaba çıkıp bu bildiriler bütün barolar adına mı yapılıyor, baroya mensup olan bütün avukatların bu bildirilerin altına imza attığı mı zannediliyor? Asla değil. Bakınız, bu, ne özgürlükle ne demokrasiyle ne meslek odası anlayışıyla asla kabilitelif değildir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne de hukukla…

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin çok kararı var, bu kararlardan onlarca, yüzlerce örnek gösterebiliriz ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi en dip noktayı gösterir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ciddiye almıyorlar orada, ciddiye almıyorlar.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Ben en aşağı kriterleri ortaya koyuyorum, koyabiliyorsanız yukarısına siz koyun.” der. İşte, biz bunu koyuyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen bu söylediğine inanıyor musun ya?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Evet, diğer taraftan, bakınız diyelim ki İstanbul’da 1 no.lu baro, 2 no.lu baro, 3 no.lu baro… Avukat meslektaşlarımız, İstanbul’da aynı il içerisinde avukatlık ortaklığı kurmak isterlerse, biri 1, biri 2, biri 3 no.lu barolara üye olsalar da gelip burada aynı ofiste, aynı avukatlık bürosunda çalışabilecekler; parçalanma yok, demokratik, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı bir anlayış var.

Evet, sözlerimi özellikle hukuk camiasına seslenerek tamamlamak istiyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Siz onları dinlemediniz, onlar mı sizi dinleyecek?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bizim hayalimiz, bu ülkede çoğulcu katılımcı, demokratik bir temsille meslek odası yapılanmalarıdır, temsilde adaleti sağlamaktır. Bu ülkenin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini desteklemektir. Böylesi bir baro anlayışı, göreceksiniz baro başkanlarının biraz önce paylaştığım gibi, ayrılıkçı basın açıklamalarıyla değil, birleştirici, kendi üyesini kendi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Baro başkanları ayrılıkçı bir anlayışla çatışma üreterek, medeniyetimizle, değerlerimizle kavga yaparak değil, kendi üyelerini kendi çatısı altında tutmak için, başka baro kurmasın aynı çatı altında çalışalım anlayışıyla, onları kaybetmemek için ortak akla hizmet ederek çalışacaklar. Bu kanun teklifinin görüşülmeye başladığı süreçle beraber baro başkanlarından üyelerine birlik, beraberlik, kardeşlik, kucaklama, güler yüz, onların sorunlarına odaklanma gayretleri gördük. İnşallah, bu gayretler artsın, İstanbul, Ankara, İzmir’deki baro yönetimleri kendi üyelerini kucaklasın, 2 bin avukat da gidip başka bir yerde baro kurmasın, bunun yöntemi de mevcut baro başkanlarının kendi gayretleriyle olacaktır.

Yapmış olduğumuz, görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifimizin hukuk camiamıza, hukuk kültürümüze, hukukçu kalitemize, hukuk kalitemize katkılar sağlamasını temenni ediyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Başkanım, biliyorsunuz, sözümü çok kestiler.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İki yıl sonra vazgeçersiniz iki yıl, fazla uzun değil.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Çok kestiler sözümü. Kapatayım efendim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İki yıla vazgeçersiniz “Pişman olduk.” dersiniz. Bölücülük yapıyorsunuz açıkça.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Biz duyuyoruz, devam et Sayın Özkan.

BAŞKAN – Biraz evvel Sayın Bülent Turan istedi, bir dakika uzattım. Grup Başkan Vekilleri istediler, Müsavat Bey istedi, vermedim.

Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Yapmış olduğumuz yasal düzenlemenin hukuk camiamıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olmaz abicim, olmaz!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – …Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, salonun havalandırılma ihtiyacı var. İsterseniz beş dakika ara verelim, havalansın, dönünce söz vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, sıcağı sıcağına cevap versin.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Grup Başkan Vekilini dikkatlice dinledim. Son olarak söz vermemenizden dolayı Sayın Başkan Vekilim, sizin de orada 2 Başkan Vekili olarak oturmanızı Genel Kurulun gündemine getirebilirler. Kendilerine eğer bir hak tanımazsanız, demokrasiden yana bir tavır koymazsanız, sizin herkese tanıdığınız eşit hakkı kendilerine vermemenizden dolayı Meclis Başkan Vekilliği koltuğuna 2 tane koltuk koyup böyle temsil etmesini de isteyebilirler. Buna dikkat etmek gerekir.

Şimdi, Grup Başkan Vekili diyor ki… Arkadaşlar, hepinizin yüzüne baka baka söylüyorum: Adalet ve Kalkınma Partisinin terörle ilişkisi var mıdır? Baroların terörle ilişkisi yoktur, Adalet ve Kalkınma Partisinin terörle ilişkisi yüzde 100’dür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hangi terörle ilişkisi, hangi terör örgütüyle ilişkisi, tek tek açıklıyorum, rahat olun.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Hadi canım! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bugün “Fetullahçı terör örgütü” dediğiniz terör örgütüne mensup milletvekilleriniz vardır. Fetullahçı terör örgütü dediğiniz kişilere ait bakanlarınız vardır. Fetullahçı terör örgütüne ait il başkanlarınız vardır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz, Fetullahçı terör örgütünün savcısının arkasında duran bir Genel Başkana sahipsiniz, bunu asla unutmayın, bu bir. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi, siz “PKK terör örgütü” diyorsunuz ya, PKK terör örgütüyle el ele yürüyen, onların önünü açmaya çalışan iktidardaki tek siyasi partisiniz, hiç kızmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Diğer tarafa konuşun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yüzünüze baka baka söylüyorum, rahat olun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Urla Belediye Başkanınız FET֒den mahkûm oldu, yakın zamanda oldu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – PKK terör örgütünün bütün unsurlarını Habur Sınır Kapısı’ndan içeri sokan, onlarla beraber halay çeken...

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Otur, otur! Ya, benim konuşmamı engellemeyin. Çok özür dilerim efendim.

…onların kırmızı bültenlerle aranan eşlerini kendi televizyonlarınıza çıkartan bir siyasi partinin ve bir Genel Başkanın temsilcilerisiniz, bunu asla unutmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, tartışma değil, münakaşa değil, kavga çıkarma gayreti bu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz, Türkiye’de demokrasiyi gasbeden, konuşan akademisyenleri cezaevine atan, gazetecileri cezaevine atan, öğrencileri cezaevine atan, milletvekillerini cezaevine atan, Türkiye’deki tek siyasi partisiniz, bunu asla unutmayın, hiç unutmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Hayatınız yalan!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bunların hiçbiri doğru değil.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) –. Siz, terör örgütlerine yardım ve yataklık yapıp, Adil Öksüz denilen kişiyi yakaladıktan sonra onu giydirip, pasaportunu verip Zekeriya Öz’le birlikte yurt dışına kaçmasına sebep tek siyasi partisiniz. (AK PARTİ sıralarından “Yeter, yeter!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, bir dakika…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, barolarla ilgili hiç burada Grup Başkan Vekillerinin teröre hizmet eden, öğrenciyi hapse atan, avukatların hakkını gasbeden “Demokrasiden ben dem vuruyorum.” deyip de çıkacak ne yüzleri vardır ne konuşacak hâlleri vardır. Baroların bölünmesi vatana ihanettir. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bağırarak haklı çıkamazsınız, terör örgütleriyle kucak kucağaydınız.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sen niye bağırıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, evet, biraz önce galiba ikna oldular ki barolarla ilgili pek fazla itirazları yoktu. Dedi ki… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) En çok konuşmaması gereken noktada konuştu Sayın Grup Başkan Vekili, bizi terörle yan yana gösterdi. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, her şeyden önce, şu anda FETÖ terör örgütü liderinin ve onun avanesinin, o elebaşının hedefinde bir tek siyasi parti vardır, AK PARTİ’dir, Milliyetçi Hareket Partisidir, Cumhur İttifakı’dır. Onun için, 15 Temmuz akşamı Cumhurbaşkanımıza ve AK PARTİ’ye karşı saldırı gerçekleştirirlerken, biliyorsunuz Marmaris’te, hamdolsun, milletimizin duasıyla, ferasetiyle, basiretiyle kurtuldu Cumhurbaşkanımız. (CHP sıralarından gürültüler)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sen neredeydin o zaman? Biz buradaydık. Sen neredeydin?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ama birilerinin de önünden tanklar çekildi. Bizlere bedduayı layık görürken, birilerine şefaat hakkını kullandı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Evet, PKK’siyle, FET֒süyle, DHKP-C’siyle bugün Türkiye’de birlik, beraberlik ve kardeşliğin, Cumhur İttifakı’nın sarsılmaz sinesinin o yıldırıcı mücadelesinden rahatsızlar. İnlerine kadar o mücadeleyi sürdüreceğiz ancak Cumhuriyet Halk Partisi eğer FET֒nün tevil yollu desteklerini bırakmayacaksa, bunun üzerine sonuna kadar gideceğiz. İşte Enis Berberoğlu, FET֒nün MİT tırlarıyla ilgili verilen karar neyin nesiydi? Hamdolsun, milletvekillerimiz, Parlamento gereğini yaptı, Türk yargısı kararını verdi, gereği de yapıldı.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

46.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ya nasıl bu kürsüden rahat konuşabiliyorsunuz ya?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne olacak?

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sana mı soracağız?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cumhurbaşkanı “Meydana çıkın, darbe kalkışması yapılıyor.” dedikten sonra, o meydana çıkıp da şehit düşenlerin yakınları için toplanan parayı gasbeden siyasi parti misiniz, değil misiniz? Onun cevabını da versenize! (CHP sıralarından alkışlar, AKP sıralarından gürültüler)

AHMET TAN (Kütahya) – Sen provokatörsün, provokatör!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başka bir şeye getirme, hadi cevap ver.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz şehidin, gazinin parasının üstüne oturan siyasi parti misiniz, değil misiniz? Onun cevabını verin.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Değiliz!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cevap veremezsiniz!

İkincisi, ben kaçanı söyleyeyim sana: Telefonun arkasında durup da millete “Çıkın, tankların önüne yatın.” deyip kendisi, kendi korumalarıyla ve uçaklarıyla ortadan toz olan Genel Başkanınızdır sizin “kaçın” diyen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yazık!

NİLGÜN ÖK (Denizli) – Yazıklar olsun!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Onun için, öyle yok! Öyle yok! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Yazıklar olsun sana!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sakin olun arkadaşlar, sakin olun.

Tünellerde saklanan Başbakanınızdır sizin kaçanınız! Oradan kaçamazsınız.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen ne kadar basit bir adamsın ya! Sen ne kadar ahlaksız bir adamsın ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sen konuşma!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Kes sesini!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz sonuna kadar terör örgütlerinin yanında oldunuz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Kes sesini! Kes sesini! Ahlaksız herif! Edepsiz herif!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz Adil Öksüz’ün yanında oldunuz, siz FETÖ liderinin yanında oldunuz, siz PKK’nın yanında oldunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yalan söylüyorsun, yalan!

MUSTAFA AÇIKGÖZ (Nevşehir) – Yalan söylüyorsun sen, yalancısın be!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bunların hepsi yalan!

MUSTAFA AÇIKGÖZ (Nevşehir) – Karaktersiz!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sonuna kadar konuşacağım, bağırarak yok öyle! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Zabıtlara geçmesi için özellikle altını vurgulamak istiyorum: Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ne kadar gerçekse, yapılmışsa, 80 darbesi nasıl bu ülkeyi inim inim kan ağlatmışsa, 15 Temmuz ihanetinin biliyoruz ki muhatabı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır, Cumhur İttifakı’dır, AK PARTİ’nin o sarsılmaz sinesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, peki.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanış Saati 20.23

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Sayın Beştaş, söz istemiştiniz, buyurun.

47.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, Sayın Cahit Özkan burada değil, ben onun konuşmasını dikkatle dinledim ama kayıtlara geçsin, sonuçta iktidar grubu burada. Geldi, iyi oldu.

Aslında ben konuşmadan mutlu oldum, açık söyleyeyim. Neden? Biz haftalardır, aylardır, baro tartışmaları olduğundan bu yana hep şunu söyledik, dedik ki: İktidar partisi, kendisine biat ettiremediği, ettirmediği, hukuku, insan haklarını, özgürlükleri, hakları savunan baroları hedefine koymuş, bir muhalif odak olarak görüyor ve muhalif odağı etkisizleştirmek, bölmek, parçalamak ve yönetmek istiyor; biz bunu söyledik. Kendisi de konuşmasında hiç gizlemeden, sağa sola sapmadan, hani, bir hatip edasıyla bunu açıkladı. Ne dedi? Bir baro başkanının “tweet”ini alıntıladı. Baro başkanlarının yaptığı basın açıklamalarını “ayrılıkçı” “bölücü” ve benzeri tabirlerle ifade etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, burada ne dedi? Yine, bunlardan sonra da birlik beraberlik demagojisiyle, hamasetiyle kendilerinin demokratik bir şey yaptığını iddia etti. Bugün iktidar grubu adına konuşan Grup Başkan Vekili, bu baroları bölüp parçalama yöntemini şu amaçla yaptığını itiraf etti “Evet, biz İstanbul, Ankara, İzmir Barolarının muhalefetinden rahatsızız. Bizi eleştiriyorlar, bizim yanlışlarımızı söylüyorlar, ayrılıkçılar.” dedi. Hatta, ileri gitti “Bölücüler.” şeklinde konuşmalarla kendilerine yeni barolar kuracaklarını oradan ilan ettiler. İşte, tam da bunu kabul etmiyoruz. Biz baroların kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri olduğunu söylüyoruz, savunmanın, yargılamanın temel sacayağı olduğunu söylüyoruz; bu hizmeti yaparken bir dernek gibi değil, yargının bir makamı, bir erki olarak -üçlü olarak düşünürsek; hüküm, iddia ve sav olarak düşünürsek- savunmayı temsil ettiğini ve bu bölmeye karşı olduğumuzu söylüyoruz. Bunu söylemeye de devam edeceğiz çünkü burada hedef, yargıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, diğer mesele yani bu paralel yapı, cemaat meselesi. Şimdi, burada bazı şeyleri yineliyoruz, şunu tekrar hatırlatıyorum: Paralel yapının, cemaatin AKP’yle birlikte ilk hedefleri, ortak gerçekleştirdikleri neydi? KCK siyasi soykırım operasyonlarıydı. Daha geçen ay 2 milletvekilimizin aynı operasyondan vekilliği düşürüldü ve bunu ortak yaptılar, bugün bu davaların sonuçlarını kaldırmıyorlar. Hedef, Kürt halkı ve partimizdi ve hâlâ KCK davalarından binlerce insan ceza almış mahiyette. Aslında, AKP iktidarı, cemaatin yarım bıraktığı hangi iş varsa maalesef şu anda tamamlıyor. Yani, kıblesi aynı, rehberi de aynı, yine cemaatin düşünceleri -cemaat burada değil ama cemaatin düşünceleri- geçmişte yapmak istedikleri ne varsa bugün çok iyi tamamlıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu son efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Cahit Özkan da bunu gayet iyi bilir. Zamanında Fenerbahçe Orduevi’nde saklandığını iddia ettiği subayların teslimi için basın açıklamaları yapıyordu. MİT tırları savcısı Ahmet Karaca’nın hazırladığı iddianameyle Sevgili İdris Baluken 16 yıl 8 ay ceza aldı. Şimdi bu ortaklık bitti mi? Bence bitmedi. Yeni bir şey söylüyorum: Onların hâlâ savları, iddiaları, gelecek tahayyülleri bu ülkeye yapmak istedikleri şu anda iktidar eliyle devam ediyor. Bu nedenle, bu tezlerin kesinlikle doğru olmadığını, böyle “Düşmanımız falan…” düşüncelerini de doğru bulmadığımızı, her şeyin ortada olduğunu ifade etmek istiyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır. Teklifin tümü üzerinde şahsı adına ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Turan Aydoğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

“Tek çocuğumuz, avukat oğlum Aytaç Ünsal. Adil yargılanma talebiyle başladığı ölüm orucunun yüz elli birinci, Avukat Ebru Timtik ise yüz seksen ikinci gününde. Kritik eşik çoktan geçildi. Baba olarak lokmalar boğazımda düğümleniyor, kâbuslarla uyanıyorum. Yargıtay, hukuka sahip çıksın.” Hemen hemen Adalet Komisyonundaki birçok milletvekilinin telefonlarına bu mesajlar gelmiştir. Avukatların sorunları bunlar. Bu sorun, sorun değil mi de bununla bu Mecliste hiç kimse ilgilenmiyor. 2 avukat bu ülkede “Adalet yok.” diye ölüme yattılar. Adaletin ayakları yok edilmiş vaziyette. “Adalet yok.” diye çok fazla haykıran insan var, onları görmezden gelip bir ihanet projesini bu Meclise getirmek neyin nesidir. Ben düşündüm, Adalet Komisyonunda düşündüm, buraya gelene kadar düşündüm, kanunun tekniğine baktım, içeriğine baktım, Türkiye'nin ihtiyaçlarına baktım, sonra düşündüm, dedim ki: “Herhâlde bu kanunu da aynen o hukuk fakültelerine veterinerden dekan atamanız gibi veterinerlere yaptırdınız.” Öyle ya, hukuk dünyasıyla alakası olmayan, hiçbir ihtiyaçtan kaynaklanmayan, tamamen siyasi saiklerle beraber hayata geçirilecek bir kanunu bu baroların üyesi hiçbir avukat yapmaz. Böyle bir ihanet kanununu, böyle bir tasfiye kanununu, böyle bir hukuk devletine saldırı kanununu, böyle bir hukukun üstünlüğüne saldırı kanununu, böyle bir adaletsizliği teşvik edecek kanunu; böylece birçok kimsesizi tamamıyla kimsesiz bırakacak, pozitif ayrımcılık gereği korunması gereken insanların sokakta bırakılacağı bir kanunu bu barolara üye avukatlar buraya getiremezler. Buradan çağrımdır baro başkanlarına: Burada kaldıracağımız her parmak Türkiye'de hukukla beraber hukuk devletinin bekasına yönelik olacaktır.

Bir tasfiye sürecinin son ayağını oluşturacak olan Avukatlık Kanunu, aynı zamanda, Türkiye'de hukukun sonlandırılması ve artık alışkanlık hâline gelmiş monark iradenin ulufeleriyle yaşam tarzını şekillendirecek bir kanundur. Bu kanun teklifini veren, parmak kaldıran, sizi burada rencide eden, baro başkanlarını kriminalize eden, onlar sokakta tartaklanırken buraya çıkıp suç örgütü lideri gibi konuşan içimizdeki avukatların barolarınızdaki durumunu yeniden gözden geçirin.

Avukatlık vakar gerektiren bir meslektir, her ortamda vakar gerektirir; avukatlık samimiyet gerektirir, avukatlık dürüstlük gerektirir. “Bu ilkelere, bu vasıflara sahip mi, değil mi?” tartışmasına neden olacak şekilde bu kanunu burada tartışan arkadaşlarımızı lütfen barolarda gözden geçirin.

Ben buraya gelmeden önce İstanbul Barosunun üyesiydim, hâlâ şerefle üyeliğini taşıyorum. İstanbul Barosunun ayağa kalktığı bir yerde, yeniden ilkokul 1’e bizi gönderecek şekilde simgelemelerle anlatılan işlere ikna olmam mümkün değil. Sayın Cahit Özkan, Bülent Turan burada çıkıp dediler ki: “Adalet Komisyonunda müzakereler yapıldı.” Hayır, yapılmadı. Halkımız buradan duysun. Adalet Komisyonunda müzakere falan yapılmadı. Yüzlerce milletvekili konuştu, Cumhur İttifakı’nın milletvekilleri sadece dinledi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Niye? Konuştular ya, Allah Allah!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Haklı olunan noktalarda bile virgülüne dokunulmadan bu yasa teklifi aynen buraya getirildi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Siz de aynı şeyleri tekrar ediyorsunuz.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Bu, bir müzakere değildir. Bu, tek taraflı tenis topunun duvara vurup dönmesi gibi bir olaydır. Bu, Meclisin içindeki kurumsallıkları zafiyete uğratacak bir çalışma tarzıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi buna müstahak değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin içerisindeki kurumlar kendilerine verilmiş olan görevleri bağımsızca ve backgroundlarını o sahaya sürecek şekilde kullanmak zorundadırlar. Adalet Komisyonunda saatlerce, günlerce birçok insanın teknik açıdan ve anayasal açıdan getirdiği eleştirilere Cumhur İttifakı’nın milletvekilleri itibar etmemiştir. Bugüne kadar itibar edilir bir şey de görmüyoruz. Bu yürünülen yol demokratik devlet ilkelerini tahrip yoludur. Bu yürünülen yol Türkiye Büyük Millet Meclisini tezyif etmedir. Sizin gözünüzde Türkiye Büyük Millet Meclisine ihtiyaç duyulmayabilir, siz bir monark iradenin temsilcileri olarak sahada gezebilirsiniz. Bizim için Gazi Meclis çok kıymetlidir. Biz halkın iradesinin burada kurulacağına inanıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Dayatmacı bir anlayışla, parmak sayısıyla geçirilen kanunlara halkın iradesidir diyemezsiniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İrade nasıl oluşacak?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Size Komisyonda örnek verdim, dedim ki: Siz bir darbeyi bu Komisyona getirip aklayabilir misiniz? Çıt çıkmadı. Aklayamazsınız, çünkü Anayasa’mız buna müsait değil. Bizim Anayasa’mızın giriş kısmında hürriyetçi demokrasiden bahsediyor. 2’nci maddesinde demokratik hukuk devletinden bahsediyor. 11’inci maddesinde Anayasa’nın üstünlüğünden bahsediyor ve 81’inci maddesinde yemin ediyoruz.

Şimdi böyle bir ortamda Anayasa’nın açıkça 135’inci maddesine aykırı olan yani kamu tüzel kişiliğinin bölünmezlik ilkesine aykırı olan bir kanunu getiriyorsunuz. Bu kanun bir proje kanunu. Açık, net, herkes buradan söyledi. On yıl önce darbeci örgütün sahaya sürmek istediği kanun. Niye siz getiriyorsunuz kardeşim? Genetik bir sorun mu var, genler mi canlandı? Niye tekrar bu kanun geliyor, gene sizi kim aldatıyor? İçinizden birileri mi aldatıyor, dışarıdan birileri mi aldatıyor? Bu kanunu siz getirdiniz demem, dersem sizi tezyif ederim çünkü bu kanunla bize neyi anlatıyorsunuz biliyor musunuz? Bu kanunla bize diyorsunuz ki: “Siz ilkokul 1’e yeniden başlayın.” Niye? 4.999 eşittir 44! Çocuklara söyleseniz buna inanmaz ya. Hatta matematikteki büyük ve küçük işaretlerinin anlamlarını kaldırıyorsunuz, büyük işaretinin yerine “eşittir”i koyuyorsunuz. Atatürk’ün geometri, matematik derslerine göndermek lazım bu kanunu yapanları. İlk çıkardığı o işaretler var ya; bu üçgendir, bu eşittir, bu bilmem nedir. Ya böyle bir mantıkla böyle bir kanun anlatılabilir mi? Bu kanunla, çok net, demokratik hukuk devletinin temeline dinamit koyuyorsunuz ve bir ihanet kanunudur bu. (CHP sıralarından alkışlar) Anayasa’nın 2’nci maddesi açıktır, aykırı davranamazsınız. Buraya çıkıp “Biz buradan geçiririz, Anayasa Mahkemesi iptal eder.” deme lüksüne sahip değilsiniz. Anayasa’ya açıkça aykırı bir kanunu buradan geçirmeye kalkmak açıkça kötü niyetli bir iş yapmaktır, görevin suistimalidir, suistimaldir arkadaşlar. Biz görevimizi suistimal edemeyiz. Anayasa’nın 11’inci maddesi bize Anayasa’nın bağlayıcılığını emrediyor. Açıkça suistimal ediyoruz şu anda.

Burada ne yapılıyor bu yasayla birlikte? Hak hırsızlığı yapılıyor. On binlerce avukatın hakkı siyasi saiklerle beraber çalınıyor, 5 bine yakın avukatı 40 tane avukatla eşitliyorsunuz, hak hırsızlığı yapıyorsunuz. Buna da “temsil adaleti” diyorsunuz. Çocuk muyuz biz? Milleti kandırmayın. Buradaki faaliyet açıkça iyi niyetten yoksundur. Hakkın kötüye kullanılmasını bizim kanunlarımız kabul etmez, hakkı kötüye kullanıyorsunuz, parmak sayınızla beraber açıkça Anayasa’ya aykırı olduğunu bildiğiniz bir kanunu burada geçirmeye çalışıyorsunuz, Meclisi tahakküm altına aldınız. Millet iradesine saygısızlıktır bu. Bütün o baro başkanları sokakta, bütün barolar ayakta, buradaki sizin dışınızdaki bütün milletvekilleri size her şeyi anlattı, Adalet Komisyonunu sempozyum alanına çevirdik, size hukuksal olarak anlatılması gereken her şeyi anlattık, ısrarla “Parmaklarımızı kaldıracağız, bu teklifi geçireceğiz.” diyorsunuz. Bakın, daha önce kanunlar geçirdiniz. O utanç kanunlarını önünüze koydukları zaman, döndünüz insanlara “Bize niye bunu söylüyorsunuz?” diye tazminat davaları açmaya kalktınız. Ben sizi buradan uyarıyorum: Bu, utanç kanunudur. Bu, ihanet kanunudur. Bu, Anayasa’ya aykırıdır. Yaptığınız anayasal anlamda suçtur. Bunları tarihe not düşüyorum. İki sene sonra, üç sene sonra milletin önüne geçip iki büklüm “Biz hata yaptık, hatamızdan dönmeye çalışıyoruz.” derseniz… Bunları burada aynen Sayın Kamer Genç’in FETÖ terör örgütü konusundaki konuşmaları gibi tarihe not düşüyorum.

Anayasa’ya sadakatsizlik yapıyorsunuz; bir yanı da bu. Demokratik hukuk devleti idesine saldırıyorsunuz; söyledim. Anayasa’nın giriş maddesinde hürriyetçi demokrasiden bahsediliyor, hem de kim bahsediyor biliyor musunuz? 12 Eylül cuntası bahsediyor ya, 12 Eylül cuntası bahsediyor. İnanılmaz bir durumdasınız.

Şimdi, bu iddia ettiğiniz, “69 yılında” dediğiniz yasa var ya, o 69 yılının yasası falan değil, 2001 yılında 90 maddesi değişmiş bir yasa. Burada doğruları söylemekle mükellefsiniz. O zaman bu Meclisin tamamı bu yasanın üzerinde mutabık kaldı. Niye biliyor musunuz? 69’dan gelen maddenin üzerinde Adalet Bakanının vesayeti vardı, bir vesayet söz konusuydu. O vesayet kaldırılırken partilerin sözcüleri neler demiş, bakın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Turan Bey, toparlayın.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - MHP sözcüsü İsmail Çevik “Tasarıyla bağımsız yargının savunma kanadı vesayetten kurtarılıyor.” demiş. DYP sözcüsü, daha sonra Adalet ve Kalkınma Partili Ahmet İyimaya: “Bu yasa, meslek örgütleri için olağanüstü bir yasadır.” Dönemin Fazilet Partisi sözcüsü, Adalet ve Kalkınma Partisi kurucularından Dengir Mir Mehmet Fırat: “Meslek kuruluşlarının vesayeti konusundaki sınırların en son noktasına kadar gidilerek baroların bağımsızlığı sağlanmıştır.” Aynı övgüler Cemil Çiçek’ten ve Bülent Arınç’tan geliyor. Soruyorum size ya: Bu yasayı aranızda hiç kimse konuşmamış mı? Bakın, burada 2 Yüksek İstişare Kurulu üyeniz var, ağabeyleriniz var, onlara da mı sormadınız? Buradaki konuşmaları net. Onlar bu ülkenin yoksul insanlarının kesesinden, Yüksek İstişare Kurulundan maaş alıyorlar. Niye alıyorlar o zaman kardeşim, niye alıyorlar?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Yozgat Milletvekili Sayın Yusuf Başer.

Buyurun Sayın Başer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ olarak Türkiye’de demokrasiyi güçlendirmek adına vesayet odaklarıyla mücadeleyi siyasetin merkezi hâline koymuş ve milletin iradesini savunmuş, savunmaya da devam eden bir hareketiz. 1960 rejiminin vesayet kalıntılarından biri olan meslek kuruluşlarının oligarşik ve bürokratik yapısının dönüştürülmesi vesayetle mücadelenin önemli bir parçasıdır. 60 ihtilalini gerçekleştirenler 1961 Anayasası’yla toplumun her kesimini kontrol altına almayı ve gerektiğinde sisteme kolayca müdahale edebilmeyi mümkün kılacak bir vesayet düzeni kurmayı amaçlamışlardır.

Geçmişten bugüne, Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda barolar ve Barolar Birliği maalesef iyi bir sınav verememiştir. Hukukun, temel hak ve özgürlüklerin yanında saf tutması beklenen baro ve Barolar Birliği vesayet odaklarının tahakkümüne girmiş, âdeta sözcülüğünü yapmıştır. Aziz milletimizin mutluluğu, refahı ve gelişmesi için demokrasi mücadelesi veren liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şiir okuduğu için aldığı haksız mahkûmiyet kararını alkışlayan baroların olduğuna da şahit olduk. Şu an muhalefet konuşmacıları âdeta geçmişi yaşamamış gibi konuşmaktadır ama biz geçmişte yapılan hukuksuzluğu yaşadık ve unutmadık. Askerden hazır kıta brifing alınmadı mı? 367 garabeti Türkiye’de yaşanmadı mı? Millet iradesi hilafına vesayet odaklarının yanında yer alan bir kısım yargı mensupları ve barolar yok muydu? Barolar Birliği ve bir kısım barolar toplumun inanç değerleriyle dün de kavgalıydı, bugün de kavgalı değiller mi?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Milletvekilleri cezaevinde, belediye başkanları cezaevinde.

YUSUF BAŞER (Devamla) - Hem demokrasi ve özgürlükten bahsedeceksiniz hem de yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede inanç değerlerine hakaret edeceksiniz, buna da “özgürlük” diyeceksiniz. Böyle özgürlük olur mu? Sevsinler sizin demokrasi anlayışınızı, sevsinler sizin özgürlük anlayışınızı! (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Memlekete hizmet sevdalısı, idealist, gencecik yavrularımıza sırf başörtülü diye barolarda staj yaptırılmamış, ruhsat verilmemiş, avukatlık yaptırılmamıştır, avukatlık hakları ellerinden alınmıştır. Başörtülü avukatlara staj yaptırmamak için baro kapılarında nöbet tutan baro başkanları gördü Türkiye! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – İşkencecileri ne yapacaksınız?

YUSUF BAŞER (Devamla) - Adı büyük olan baroların sırf başörtüsü sebebiyle staj yapılmasına fırsat tanımadığı bir dönemde, adliyeye konulmadığı bir dönemde Yozgat Barosu Başkanı olarak başörtülü kardeşlerimize staj yapma imkânını tanıdık, ruhsatlarını da verdik Allah’a şükür. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Baro Başkanı olarak niye siyaset yaptın da vekil oldun?

YUSUF BAŞER (Devamla) – Barolar Birliğinden gelen her türlü baskıya rağmen yavrularımıza sahip çıktık. Vesayet odaklarına karşı verdiğimiz amansız mücadele, bu mutluluk, bu şeref bize yeter Allah’a şükür! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

Dün, hukuksuzluğu ve yasaklı zihniyeti alkışlayanlar, bize demokrasi, özgürlük ve hukuk dersi vermeye kalkmasınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Avukatların Türkiye Barolar Birliğinin belirlediği resmî kılıkla mahkemelere çıkma zorunluluğuna ilişkin düzenleme tüm bu keyfîlikleri önlemek amacıyla ve bu hukuksuzluğu tarihin çöp sepetine atmak için daha özgürce bir yaklaşımla…

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ne özgürlüğü! Ne özgürlüğü! Hangi özgürlük! Belediye başkanları cezaevinde!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım, müdahale eder misiniz, dinleyemiyoruz.

YUSUF BAŞER (Devamla) - …ve herkesin kişisel tercihine saygı çerçevesinde, avukatların, yine Türkiye Barolar Birliği tarafından şekli belirlenen cübbeyle mahkemelere çıkacağı, kılık ve kıyafet konusunda başka zorunluluk getirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ne kadar güzel bir hikâye anlatıyorsunuz.

YUSUF BAŞER (Devamla) - Onlar sadece kendileri için “demokrasi” derler, sadece kendileri için “adalet” derler; siz onlara bakmayın Başkanım.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Çok güzel bir hikâye anlatıyorsunuz.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1990 yılında avukatlığa başlayan, Yozgat Barosunun her kademesinde bulunan, üç dönem baro başkanlığı yapan bir kardeşinizim. İşin mutfağından gelen birisiyim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bir arkadaşınız olarak baroların nasıl çalıştığını, Barolar Birliği Başkanı ve yönetiminin de nasıl belirlendiğini bilen bir kardeşinizim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – En iyi bilensin!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Türkiye Barolar Birliği Başkanının ve organlarının seçiminde nispi temsilden ziyade, Barolar Birliği 3 büyükşehir avukatlarının tahakkümü altına alınmıştır. Bunun adına özgürlük diyorlar, bunun adına demokrasi diyorlar.

OYA ERSOY (İstanbul) – Baro seçimlerinde mühürsüz oy yok, mühürsüz oy yok!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Bugün Ankara, İstanbul ve İzmir Baroları âdeta Anadolu barolarının efendisi gibi davranmaktadırlar.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Kim Baro Başkanı yaptı seni?

YUSUF BAŞER (Devamla) – Mevcut kanunda, seçimlerde mesela, İstanbul Barosunun 46 bin üyesi var, 8 bininin oyunu alacaksın, baro yönetiminin tamamını alacaksın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sen niye 2 bin oy alıyorsun o zaman ya?

YUSUF BAŞER (Devamla) – Baro Denetleme Kurulunun üyelerini alacaksın, Baro Disiplinini alacaksın. 477 üyesi olan, delegesi olan delegasyonun da 137’sini alacaksın, buna da demokrasi diyeceksin. Sevsinler sizin demokrasi anlayışınızı! (AK PARTİ sıralarından “Bravo sesleri, alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Yozgat Baro Başkanı da karşı! Onu ne yapacağız?

YUSUF BAŞER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, soruyorum size: Böyle bir hukuksuzluğa, böyle bir adaletsizliğe hangi hukukçu “evet” diyebilir? [CHP sıralarından alkışlar(!)]

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – AKP!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Normalde diyememesi lazım ama maalesef, sizler diyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Derler, derler.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Baroların siyasetten ziyade, avukatların sorunlarını paylaşan, sorunların çözümü için çalışmalar yapan bir kuruluş olmasını istiyoruz. Bundan niye rahatsız oluyorsunuz arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Türkiye Barolar Birliğinin, kişi hak ve hürriyetlerini savunan, hiçbir siyasi partinin arka bahçesi olmayan, meslek itibarı yüksek kuruluşlar olmasını istiyoruz. Niye rahatsız oluyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye Barolar Birliği avukatlarından oluşan, genel kurulun kuruluşunu belirleyen 114’üncü maddesinin…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Anayasa’nın ruhuna rahmet okudunuz rahmet! Anayasa mı kaldı?

YUSUF BAŞER (Devamla) – Adalet Komisyonunda söyledim, burada bir kez daha, anlamanız için söylüyorum: Türkiye Barolar Birliği, avukatlar birliği değildir. Türkiye Barolar Birliği, baroların oluşturmuş olduğu bir birliktir ve gerekçesinde de belirtildiği gibi asıl olan, tüm baroların burada eşit bir şekilde, aynı delegasyona sahip bir şekilde temsilinin sağlanması gerekirse de…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Hani temsilde adalet?

YUSUF BAŞER (Devamla) – Yine gerekçeden okuyorum.

Gülmeyin, dinleyin! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Anlatabildim mi, gülmeyin! [CHP sıralarından alkışlar(!)]

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Zorlarına gidiyor!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Tabii, zorlarına gider.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - CHP gerçeği gördü, alkışlıyor. Gerçeği gördüler.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Diyor ki orada: “Mevcut sistem içerisinde diğer baroların tahakkümünden kurtulmak için…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Yazık sana, yazık!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Haddini bil!

…ve üye sayıları fazla olan baroların diğer barolar üzerinde tahakkümünü sona erdirmek için barolar birliği delegeliğinde mahdut sayıda bir sınırlama getirilmiştir.” İşte, bizim Cumhur İttifakı olarak da getirmek istediğimiz şey tam da budur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Rahatsızlıklarının sebebi de budur çünkü artık eskisi gibi at oynatamayacaklar, eskisi gibi ahkâm kesemeyecekler. Türkiye Barolar Birliğinde ve barolarda demokratik bir yapı olmadığı için bunun devamını istiyorlar, Cumhur İttifakı da buna “Hayır.” diyor.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Bunları Yozgat Baro Başkanına anlat, bize anlatma. Önce onu ikna et.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Türkiye Barolar Birliği ve baro başkanlığı seçimlerinde uygulanan model çoğulcu değil, basit çoğunluğa dayanmaktadır. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı ve baro başkanlığı seçimlerinde yönetimlerin oluşmasında da temsilde adalet maalesef tam olarak yansımamaktadır. Baroların Türkiye Barolar Birliği Genel Kuruluna göndereceği delege sayısında yapmış olduğumuz düzenlemeden âdeta zıplıyorlar. Zıplamayın arkadaşlar. Her biri eşit haklara sahip olan baroların üye sayısı oranında büyük kongreye temsilci göndermesi hâlinde üye sayısı çok olan dolayısıyla fazla temsilci gönderen Ankara, İstanbul ve İzmir Barolarının Barolar Birliği Kongresine hâkim olması, kendi istek ve çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesi sağlanmıştır, temsilde adalet de zedelenmiştir.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Niye rahatsız ediyor sizi?

YUSUF BAŞER (Devamla) – Asıl bu durum, üye sayısı az olan barolar yönünden antidemokratik sonuçlar doğurmaktadır. Teklifimiz, baro başkanı dâhil, her baro Türkiye Barolar Birliğinde en az 4 delegeyle temsil edilsin. Bu sayının dışında olan her 5 bin üye için de ekstra 1 Barolar Birliği delegesi getirilsin istenmiştir. Teklifimiz, temsilde adaleti sağlamayan…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ne adaleti?

YUSUF BAŞER (Devamla) - …Türkiye Barolar Birliğinin yönetimindeki İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarının Anadolu baroları üzerindeki vesayetini sonlandırmak içindir, Anadolu barolarının boyunduruktan kurtulmaları içindir; Anadolu barolarını, Barolar Birliği öznesi hâline getirmektir diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle teklifimizin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Görüşmelerin devamıyla ilgili bir önerge geldi, okutup işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmelere İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca devam edilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

              Zeynel Emre                                 Özgür Özel                          Engin Özkoç

                İstanbul                                       Manisa                                Sakarya

           Süleyman Bülbül                           Turan Aydoğan                      Alpay Antmen

                  Aydın                                       İstanbul                                Mersin

Gerekçe:

Kamuoyunda yüksek ilgi ve endişeyle takip edilen kanun teklifinin daha iyi irdelenmesi amaçlanmıştır.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım.

Yoklama talebi vardır.

Sayın Özkoç, Sayın Emre, Sayın Tezcan, Sayın Özel, Sayın Antmen, Sayın Karaca, Sayın Emecan, Sayın Zeybek, Sayın Başarır, Sayın Hancıoğlu, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Şeker, Sayın Şahin, Sayın Gökçel, Sayın Polat, Sayın Beko, Sayın Barut, Sayın Durmaz, Sayın Kaya, Sayın Bayır.

Yoklama için üç dakika veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN - Görüşmelere devam önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.13

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, teklifin tümü üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Bu sürenin on dakikası sorulara, on dakikası da cevaplara ayrılacaktır.

Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Başkan.

Avukatlık Kanunu’nda değişiklik yapılarak çoklu baro sistemini getiren yasa teklifi açık bir bölücülüktür. Baroların dâhil olmadığı, kendi içinde çelişen, Avukatlık Kanunu’nun sistematiğine de aykırı olan, Anayasa ihlali içeren bu teklif geri çekilmelidir. İktidar, halkın sorunlarını çözme yerine, avukatların sorunlarını iyileştirme yerine, avukatlar arasında ayrım ve rekabetçi bir anlayışın yolunu açmaktadır. Yargının kurucu unsuru bağımsız savunmayı temsil eden avukatların meslek örgütlerini, baroları bölmek diğer meslek kuruluşlarının da parçalanması ve rejimin parti devletine doğru savrulması demektir. Avukatlık kutsal bir görevdir. Mesleğin birliğini dağıtmakla, Adalet ve Kalkınma Partisi gelecekte gene “Pişman oldum.” diyeceği bir düzenleme peşindedir. 80 baro başkanının karşı olduğu bu düzenlemeyi Meclisteki görüşmelerinde geri çekmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şanlıurfa ilimizde sürekli elektrikler kesilmekte Sayın Başkanım. Vatandaşlar sürekli arıyor, mesaj atıyor, elektrik şirketlerinden şikâyetçi. Sayaç okuması yapılmadan yüksek faturaların kesildiği, sulama amaçlı kurulan trafoların söküldüğü, tarımsal desteklerin elektrik borcuna sayıldığı, günlerdir “borç” gerekçesiyle köylerde elektriklerin kesildiği yönünde iddialar var. Tarlalarda, evlerde elektrikler kesik; mahsuller kurudu, hayvanlar susuz kaldı, anneler çocuklarını yıkayamıyor. Şanlıurfa’yı, vatandaşı, iktidar destekli özel şirketler mahvetti, perişan etti. Çiftçi ömür boyu çalışsa, tüm mal varlığını satsa yine bu borcunu ödeyemez durumda. Güneydoğu’nun, Şanlıurfa’nın feryadını duyun. Şanlıurfalıları elektriksiz bıraktınız, insan haklarını ihlal ediyorsunuz. Elektrikleri kesmeyin, vatandaşı elektriksiz bırakmayın; yazıktır, günahtır! Yeter ama artık kardeşim ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker...

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bölücü paralel baro düzenlemesi bizim bütün uyarılarımıza rağmen maalesef Genel Kuruldan da geçirilmeye çalışılıyor. Temsiliyeti adaletsizleştiren bu düzenlemeyle 10 kişiyi 1 delege temsil ederken Tunceli’de, 5 bin kişiyi de İzmir’de 1 delege temsil ediyor. Yani 500 kat adaletsiz bir temsiliyet sağlayan bir sistemi hangi akılla, hangi matematikle, hangi mantıkla bize öneriyorsunuz ve bunu utanmadan savunuyorsunuz?

Pandemi döneminde avukatlar açlık grevindeyken adil yargılanma talebiyle, yalancı tanıklar, gizli tanıklar üzerinden, iftiracı tanıklar üzerinden insanlar yargılanıyorken ve hüküm giyiyorken, orada adil yargılanma talebinde bulunurken Ebru Timtik ile Aytaç Ünsal ölüm orucunda, siz baroları bölmenin peşindesiniz. Eğer bir şey yapacaksanız adil yargılanmayı sağlayacak düzenlemeleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beko…

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; herkesin sağlıklı bir çevrede konut edinme hakkı Anayasa’mızda tanımlanmıştır. TOKİ de bu hakkın kullanımı için görevlendirilen bir devlet kurumudur. TOKİ’nin hangi kentte kaç proje hayata geçireceğine bakıldığında ilginç bir tablo karşımıza çıkmaktadır: Ankara’da 268, İstanbul’da 229 toplu konut projesi tamamlanmıştır. Oysa Ankara’yla aşağı yukarı aynı nüfusa sahip İzmir’de yapılan proje sayısı sadece 56’dır; İzmir’e yapılan haksızlıktır. İzmir’de toplu konut yapma konusunda partizanca davranan TOKİ arsa satma konusundaysa daha farklı bir yol izlemektedir. İmar planına göre yeşil alan olan yerler, halkın olan yerler birine peşkeş çekilmek üzere satışa ve kiraya çıkarılmaktadır. Üstelik bu yerlerin bir bölümü denizin içinde kalmaktadır. Denizde nasıl mülkiyet olur? Kararın iptalini ve TOKİ’nin 81 ilimize de adaletli konutlar yapmasını ve ranta bulaşmamasını bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar, olur ya ekonomik destek isterler diye kahvehaneleri açtırdı; açtırdı da kahvelere giden yok, oyunlar yasak, çay içen yok, gelen, oturan kimse yok, ligler başladı, maç izlemeye gelen bile yok. Peki, ne var? Kira var, SGK primi var, yayıncı kuruluşa yapılması gereken sözleşme bedeli var, kara kara nasıl geçineceğini düşünen kahveci esnafı var. Ama maalesef AKP Hükûmetinin babalar gibi sata sata, yandaşa dağıta dağıta geldiği yolun sonunda yurttaşa verebileceği ne gönlünde ne bütçesinde bir şey var. Kahveci esnafı kan ağlıyor. Aslında ülkede kan ağlamayan kesim yok. Kahvehane işletenlere acil çare bulun, kira desteği, SGK desteği sağlayın. Yayıncı kuruluşa sözleşme gereği ödemeleri gereken ücretler konusunda yardımcı olun. Vatandaşımız hep vergi artışlarında gördüğü devletini bir kez olsun yanında görsün.

BAŞKAN – Sayın Emecan…

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

65 yaş üstü vatandaşlarımız bunaldı, çok sayıda mesaj alıyoruz. Bu vatandaşlarımız, Covid-19 salgını başladığından bu yana en yoğun kısıtlamalar getirilerek dört aydır en fazla fedakârlığı yapması istenen kesim olmuştur. 1 Haziran itibarıyla tüm Türkiye’de normalleşme adımları atılırken 65 yaş üstüne 20 Mayısta yayınlanan genelgeyle getirilen kısıtlamalar devam ettirilmektedir. Bu vatandaşlarımız, istedikleri gibi seyahat edemiyorlar, gün içinde sadece 10.00-20.00 arası serbest olduklarından günün sabah ve akşam serinliklerinden özgürce yararlanamıyorlar. Türkiye’yi ekonomik kaygılarla normalleştirdiniz, alamadığınız önlemlerden dolayı 65 yaş üstü vatandaşlarımıza getirilen kısıtlamaları devam ettirmek bilimle değil, vaka ve ölüm sayılarındaki artış kaygılarınız ve süreci yönetememenizle açıklanabilir. Sayın Fahrettin Koca’ya, Bilim Kurulu üyeleriyle birlikte normalleşme önlemlerini 65 yaş üstü vatandaşlarımızı da düşünerek yeniden gözden geçirme çağrısında bulunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle görüşülmekte olan kanun teklifinin hukuk sistemimize, hukuk kalitemize ve aziz Türk milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Sorum Komisyon Başkanımıza olacak: Barolar, Anayasa’nın 135’inci maddesinde bahsi geçen kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. Avukatlar, mesleğe başlayabilmek için baroya kayıt olmak zorundadırlar. Birden fazla baro kurulmasında yargının zedeleneceği, yargının 3 sacayağından biri olan savunmanın zarar göreceği iddia edilmektedir. Hâlihazırda baro başkanlarının kendi ideolojik düşüncelerini meslek mensuplarının sorunlarından önceye alarak siyaset yapmaları sizce yargı bağımsızlığına zarar veren bir durum değil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakırlıoğlu…

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Manisa bölgesinde iki gündür yaşanan dolu, sel ve fırtına tarım alanlarına büyük zarar verdi. Çekirdeksiz sultani üzümün merkezi Alaşehir, Salihli ve Sarıgöl ilçelerimizde bağlarda ve meyve bahçelerinde ciddi hasar oluştu. Üst üste yaşanan afette asmalar yan yattı, bağ tesisleri bozuldu, ürünler döküldü ve dolu, ürünleri zedeledi. Bağları bahçeleri ve ürünleri zarar gören çiftçilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Yaraların bir an önce sarılması en büyük temennimiz. Son zamanlarda iklim değişikliğine bağlı olarak sık sık yaşanan afetler Manisa genelinde tarım alanlarında hasarlara neden oldu. Söz konusu yerlerin 2090 sayılı Kanun gereği “afet bölgesi” ilan edilerek çiftçilerimizin, üreticilerimizin zararının tazmin edilmesi, çiftçi borçlarının ertelenmesi ve yeni üretim dönemi için faizsiz kredi verilmesi gerektiğini belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, ana sınıfı ve ilkokul, çocuklarımızın eğitiminde önemli bir dönemdir. Elbette ilkokul sınıf öğretmenleri çok önemlidir ve önemli bir görev görmektedir fakat -devlet okullarında- ana sınıfında ve ilkokullarda beden eğitimi, resim ve müzik derslerinde branş öğretmeninin derse girmesi çocuklarımızın bedensel ve psikolojik gelişimi açısından önemlidir; ayrıca, çocuklarımızın yeteneklerinin ortaya çıkması açısından da branş öğretmeninin derse girmesi çok önemlidir. Yeni dönemde bununla ilgili düzenleme yapılması faydalı olacaktır. Millî Eğitim Bakanlığından, yeni eğitim döneminde ana sınıfında ve ilkokulda resim, müzik ve beden eğitimi derslerinin saatlerinin artırılmasını ve branş öğretmenlerinin derse girmesinin sağlanmasını istiyoruz, bunu bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Salgına rağmen durmadan çalışan, iş yükleri eskisine göre daha da çok artan kamyon ve tır şoförleri, durumlarına çözüm bekliyor. Ağır sömürü koşulları altında uzun süre araç kullanıyorlar ancak hem ekonomik hem de sosyal olarak zor durumdalar. Akaryakıt zamları, trafik cezaları, düşük ücretler ve uluslararası ticaretteki kısıtlamalar nedeniyle mağduriyetlerinin giderilmesini istiyorlar. Mazot desteğinden söz edildi ancak verilen sözler yine tutulmadı. Motorlu taşıtlar vergisinin alınmaması, mazot ve yakıt desteğinin sağlanması, beslenme ve barınma gibi konularda yardım yapılması, salgın itibarıyla kesilen trafik cezalarının iptal edilmesi konusunda adım atılmalıdır. Ülke ekonomisinin kan ağladığı şu günlerde kamyon, tır şoförlerine yapılan zulümden derhâl vazgeçilmeli, son verilmeli onların da artık haciz batağında olduğu görülmelidir.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yılmaz Bey…

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Soru soran milletvekillerimize çok teşekkür ediyorum. Yalnız, tabii, sorulan 10 sorudan 3 tanesi görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle alakalı; Sayın Tanal Şanlıurfa’yla ilgili problemleri burada dile getirdi, Sayın Beko TOKİ’yle ilgili soru sordu, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Emecan, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Aycan ve Sayın Şahin kanun teklifiyle ilgisi olmayan, başka alanlardaki konularla ilgili sorular sordular.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Zaten ülkenin gündeminde kanun teklifi yok ki, ekonomi var.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu soruları tabii ki İç Tüzük 96 gereğince ilgili bakanlıklara, Cumhurbaşkanı Yardımcısına sorabilirsiniz, İç Tüzük 96 gereğince bu imkânınınız var. Yalnız, konuyla ilgili, teklifle alakalı olan soruları da tabii ki Komisyon olarak bizler buradan cevaplamak durumdayız.

Sayın Gürer, Avukatlık Kanunu’nda baroların dâhil olmadığı, baroları bölen bir teklif olarak nitelendirdi kanun teklifini. Sayın Gürer, burada barolar bölünmüyor.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Parçalanıyor.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 5 binden fazla avukatın olduğu illerde 2 bin avukatın yeni bir baro kurabilmesi imkânı getiriliyor. Yani burada baroların bölünmesi söz konusu değil, mevcut barolar görevlerine devam edecek. Anayasa’nın 135’inci maddesinden kaynaklanan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olarak, meslek örgütü olarak devam edecek ancak 5 binden fazla avukatın bulunduğu -şu anda sayı olarak Ankara, İstanbul ve İzmir’i ilgilendiren bir durum söz konusu- yerlere de 2 bin avukat bir araya gelip yeni bir baro kurma imkânı elde edecekler. Burada bir ihtiyarilik söz konusu, örgütlenme özgürlüğüyle alakalı bir durum söz konusu.

Sayın Şeker “bölücü baro” dedi. Temsilde adaletin olmadığı bir kanun teklifinden bahsetti. Öncelikle şunu ifade etmek lazım, konuşmacılardan bir kısmı da ifade etti: Barolar Birliği avukatların birliği değil, her ilde bir baro var ve o baroların, o tüzel kişiliklerin meslek birliği Ankara’da Türkiye Barolar Birliği tarafından temsil ediliyor. Dolayısıyla, her ildeki baronun kurumsal olarak üst birlikte, Türkiye Barolar Birliğinde temsilini sağlayan bir teklif söz konusu, şu anda görüşmekte olduğumuz. Her bir baro 1 başkan ve 3 delegeyle temsil edilecek.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan...

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) –Bir saniye...

Yalnız, her 5 bin üyede de -5 binden fazla- 1 delege kazanmış olacak. Bu şekilde sayı itibarıyla fazla olan illerde de temsilde adaleti sağlayacak bir düzenleme.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 10 kişi de 1 delege 5 bin kişi de 1 delege...

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) –Cevaplıyorum arkadaşlar.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 500 kat adaletsizlik...

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) –Sayın Taşkın “Birden fazla baro kurulmasında yargının zedelenme durumu olabilir mi...” Hâlihazırdaki baroların ideolojik yaklaşımları, siyaset yapmalarıyla alakalı soru sordu. Öncelikle şunu ifade edelim: Yargının 3 sacayağından biri savunmadır. Sav, savunma, karar... Sav yani iddia makamı savcı, savunma makamı avukat, karar makamı da hâkim. Şimdi, biz burada savunma makamını eğer baro olarak nitelendirirsek hata yapmış oluruz. Yargının 3 sacayağından bir tanesi barolar değildir değerli milletvekilleri. Yargının 3 sacayağından bir tanesi savunmadır; savunmayı avukatlar temsil eder, barolar değil. Barolar, meslek örgütü olarak avukatların mesleki dayanışması, onların mesleki sorunlarının geliştirilmesiyle ilgili kanunda ifadesini bulan görevleri yerine getirirler.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Barolar bakkalları mı temsil ediyor?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Savunmanın barolar tarafından değil de avukat tarafından temsil edildiğini nereden çıkarıyoruz? Bunu afaki olarak söylemiyoruz. Bunu da yine kanuna dayandırıyoruz. Nedir o? Avukatlık Kanunu 1’inci madde, avukatlığın mahiyetini belirleyen madde. Madde 1 ne diyor: “Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder, özgürce temsil eder.” Yani, baronun siyasi görüşü ya da o baro yönetiminin ideolojik görüşlerinden etkilenmeden, bağımsızca savunmayı temsil eder. Dolayısıyla, savunmayı barolar temsil eder, işte, “Barolar çoklu olursa, birden fazla baro kurulursa savunma zedelenir.” dersek o zaman konu anlaşılmamış olur. Dolayısıyla, savunmayı temsil eden makam avukattır.

Barolar, Anayasa’nın 135’inci maddesinde düzenlenen kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarındandır.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Baronun üyeleri kimdir?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu, Anayasa’nın 135’inci maddesini açıp okuyalım; okuduğumuzda şunu görürüz: “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olarak, her meslek için yalnızca bir meslek kuruluşu kurulabilir.” diye Anayasa’da bir sınırlama olsaydı dediğiniz doğruydu, o zaman Anayasa’ya aykırılığı konuşabilirdik. Anayasa 135, meslek örgütlerini belirlerken, meslek odalarını tanımlarken 135’inci maddesinde, birden fazla meslek odasının kurulabileceğine cevaz vermiştir.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Ama barolar meslek odası değil. Sayın Başkan, barolar meslek odası mı?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu, tabii, Anayasa’nın bu hükmü nedeniyle -burada yasamada- çıkan bir kanundan sonra Anayasa Mahkemesine de götürülmüştür. Anayasa Mahkemesi 2012/95 Esas, 2013/9 Karar, 10 Ocak 2013 tarihli kararında -kararının gerekçesini okuyacağım- bir meslek odasının -yani avukatlar için baro, muhasebeciler için ayrı, eczacılar için ayrı, diğer meslek örgütleri için ayrı- çoklu hâle getirilmesine ilişkin yasal düzenlemenin iptali için açılan davada bakın ne diyor Anayasa Mahkemesi: “Anayasa'nın 135’inci maddesi anlamında kamu kurumu niteliğinde meslek üst kuruluşlarının birden fazla olamayacağı yönünde getirilmiş anayasal bir sınırlama bulunmamaktadır.” diyor. Yani Anayasa’nın hükmü de açık, Anayasa Mahkemesinin çok yakın zamanda vermiş olduğu karar da açık. O nedenle -kanun teklifini hazırlayanların takdiri bu yönde oluşmuş, diğer illerde de olabilirdi ama burada bir sayı kriteri getirilmiş- 5 binden fazla avukatın bulunduğu illerde 2 bin avukat bir araya gelip kendi barosunu kurabilecek. Bu da yargı bağımsızlığına ters bir durum değil; yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını zedeleyen, savunmayı zedeleyen bir durum söz konusu değil çünkü avukatlar bir araya gelerek baro…

“Dünyada örneği yok.” denildi. Tabii, örneği olan ülkeler de var, şu an dosyamda da var ama burada ben sizleri bu konuda çok meşgul etmek istemiyorum.

Anayasa'ya da uygun, yargı bağımsızlığını da zedelemeyecek, Anayasa Mahkemesi kararına da uygun bir kanun teklifi Sayın Taşkın, o nedenle bir endişeniz olmasın.

Diğer sorular zaten diğer Bakanlıklara yönelik sorulardı.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 12’nci maddeleri kapsamaktadır.

Teklifin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Sayın Ayhan Erel konuşacaktır.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde partim İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin ana unsuru olan barolara, Barolar Birliğine, avukatlara baktığımız zaman bu kanun teklifini talep eden hiçbir baro yok. Barolar Birliği de özü itibariyle bu kanun teklifine karşı olduğunu Komisyonda ifade etmiştir. Avukatların da böyle bir talebi yok. Durup dururken böyle bir talebin Meclisin huzuruna gelmesine de açıkça bir anlam veremediğimizi ifade etmek istiyorum. Bu yasayı kim istiyor, niye istiyor, açıkçası anlamış değiliz.

Peki, Türkiye, çok şükür işsizliği çözdü; açlığı, yoksulluğu giderdi. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kadroya alır gibi yaptığımız taşeron işçilerinin sorunlarına kökten çözüm getirdi. Ekonomimiz şaha kalktı. Emeklilik bekleyen, emeklilikte yaşa takılan işçilerimizin, memurlarımızın problemlerini, taleplerini karşıladı; emekli maaşlarını en az asgari ücret düzeyine getirdi. İş bekleyen, aş bekleyen milyonlarca gencimizin iş sorunlarını çözdü; memurların özlük haklarını düzenledi; yamalı bohça hâline gelen ve 4/B, C, D şekliyle süreli sözleşmeli, süreksiz sözleşmeli diye adlandırılan, aynı işi yapan ama farklı statüde, farklı ücretler alan memurların hepsini yaptıkları işe göre aynı statüde birleştirdi. Hamdolsun, adam kayırmalara son verdik, liyakati, bilgiyi, tecrübeyi öne aldık, hak edeni hak ettiği makama getirdik. İşçilere müjdemizi patlatarak kadroya alınmayan taşeron işçilerinin tamamını kadroya alacağımızı beyan ettik. Söz verdiğimiz gibi 3600 ek göstergeyi memurlarımıza uyguladık. Sicil affını, ehliyet affını getrdik, Kredi ve Yurtlar Kurumuna borcu olan öğrencilerimizin borcunu hep birlikte affettik.

Yine, başta hukuk fakülteleri olmak üzere tüm eğitim birimlerinde kalite ve standardı yakalamak için, siyasi kaygılardan uzak, akademik unvanı olan milletvekillerimizden komisyon oluşturduk ve bunlar harıl harıl çalışarak eğitimde kalitenin arttırılması hususunda çalışmalar yapıyorlar.

Yine, Y ve Z kuşağı adını verdiğimiz 25 milyona yakın gencimizin sorunlarını, beklentilerini, düşüncelerini, duygularını tespit ettik ve onların sorunlarının çözüm yollarını bulabilmek adına yine uzman milletvekillerimizden komisyon kurduk. Gençlerimizi dinlemekten, onların dertleriyle derttaş olmaktan yorulmadık, usanmadık; klasörler dolusu dosyalar, raporlar hazırladık. Uzman er ve erbaşların her türlü sorunlarını çok şükür kökten çözdük. Yine, hidroelektrik santrallerinin, termik elektrik santrallerinin, jeotermal elektrik santrallerinin çevreye ve tarıma verdiği zararları tespit ettik, her türlü düzenlemeyi yaptık. Velhasılıkelam -çok şükür- Türkiye’nin tüm problemlerini çözdük. Yani işçimizin derdi yok, memurumuzun derdi yok, esnafımızın derdi yok, emeklimizin derdi yok. Çaycımızın, kahvecimizin, simitçimizin her türlü problemlerini çözdük. Biz de bu Mecliste açıkçası yapacak bir iş bulamadık, millet bize “Boş oturuyor, boş yere maaş alıyor.” demesin diye, düşündük taşındık, Avukatlık Yasası’nı gündeme getirdik. Böyle bir şey yok. Hiçbir avukatın, hiçbir baronun, hiçbir baro mensubunun bu konuda talebi yokken niçin böyle bir düzenleme geldi? Açıkçası bunu biz millete ve kamuoyuna açıklamakta zorluk çekiyoruz, açıklayan AK PARTİ’li arkadaşlarımızın beyanları da maalesef vatandaş tarafından hüsnükabul görmüyor.

Şimdi, 28 maddelik yasa teklifine baktığımızda avukatlar lehine 2 tane düzenleme var. Bunlardan bir tanesi 7’nci maddede kılık kıyafet; yanılmıyorsam 10’uncu maddede de avukatların yargı yoluna başvurma, temyiz yoluna başvurma yolu açılıyor. Keşke bu yasa teklifinde avukatlar arasındaki kaynaşmayı, dayanışmayı, birleşmeyi, birbirine olan güven ve saygıyı ortadan kaldıracak düzenlemeler yerine, avukatların gelir düzeyini yükseltecek, vekâlet ücretlerini kolayca tahsil edebilecekleri, avukatların staj dönemlerinde en verimli şekilde çalışmalarını, yetişmelerini sağlayacak, kamuda çalışan avukatlarımızın özlük haklarını düzenleyecek, hukuk fakültesini büyük zorluklarla, kamuda çalışarak bitiren ve staj yapmakta zorluk çeken kamudaki hukuk fakültesi mezunu hukukçuların staj yapmalarına imkân sağlayacak, CMK ücretlerini tatmin edici seviyeye yükseltecek ve emekli avukatlarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeler yapabilseydik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ’li arkadaşlarımızın “Temsilde adaleti gerçekleştiriyoruz.” söylemlerinin temelinde hiçbir hukuki gerekçe olmadığı gibi maddi gerçeklerle de örtüşmüyor. AK PARTİ meydanlarda “Gençler bizim geleceğimizdir, gençler bizim ümidimizdir; gençler ne kadar güçlü olursa, gençler ne kadar yönetime katılır, bilgi ve beceri sahibi olursa Türkiye gelecekte o kadar güçlü olur.” diyor ama Avukatlık Yasası’na baktığımız zaman, baro yönetim organlarına seçilecek avukatlarda on yıl ile beş yıl kıdem şartı arıyorsunuz. Avukat sayılarına baktığımızda, on yıl kıdem şartını taşımayan yaklaşık 75-80 bin avukat var, beş yıl şartını yerine getiremeyen 50 bin avukat var. Yani 75 bin avukatın Barolar Birliği yönetim organlarında, 50 bin avukatın baro yönetim organlarında yer almadığı bir kanun teklifinde siz temsilde adaletten hangi gerekçeyle bahsediyorsunuz, anlamak mümkün değil. 18 yaşındaki bir gencimize milletvekili seçilme hakkı veriyorsunuz ama 23 yaşında hukuk fakültesini bitiren bir gencimize baro yönetim kurulu üyeliğini çok görüyorsunuz. Nerede temsilde adalet? Yani 140 bin üyesi olan Barolar Birliğinde 75-80 bin avukat Barolar Birliği Yönetim Kurulunda görev alamıyor. Bu mu temsilde adalet? Bu mu gençliğe verdiğiniz önem? Gelin, kaldırın bu barikatları, kaldırın bu barajları, gençlerimize güvenin, gençlerimizin önünü açın, gençlerimizin Barolar Birliğinde, barolarda yönetimlerde görev almalarını sağlayın. Vicdanınıza sesleniyorum, bir kere de vicdanınıza göre karar verin. Çok temiz vicdanlı olduğunuzu biliyorum. Bu söylediğim teklifi, bugüne kadar kullanmadığınız vicdanınıza emanet ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, temsilde adalet var mı yok mu? Zaman zaman ben de bir taşra avukatı olarak Ankara, İstanbul, İzmir Boralarındaki delege üstünlüğünden şikâyet etmişimdir ama getirdiğiniz düzenlemeyle, temsilde adaleti sağlamak yerine, temsilde adaleti yerin yedi kat dibine gömüyorsunuz. Hodri meydan, İYİ PARTİ diyor ki, bırakın temsilî demokrasiyi, doğrudan doğruya demokrasi uygulayalım; bütün avukatlar sandık başına gitsinler ve sandıkta Barolar Birliği Başkanını, Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyelerini, baro başkanlarını, il baro yönetim kurulu üyelerini doğrudan seçsinler. İşte size temsilde adalet, işte size gerçek demokrasi, işte size doğrudan doğruya demokrasi. Hadi buyurun, kabul edelim. Etmiyorsunuz çünkü üzülerek ifade edeyim, eğer kendi vicdanınızla, kendi iradenizle hareket edebilseniz, benim bu söylediklerime, en azından gençlerin önünü açmak ve yine doğrudan doğruya demokrasiyi gerçekleştirmek adına bunlara “evet” diyeceğinizi biliyorum.

Gecenin bu vaktinde fazla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Ayhan Bey.

AYHAN EREL (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Halil Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, günümüzde Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitelerine bağlı olan 133 tane hukuk fakültesi vardır. Bu fakültelerin toplam öğrenci kontenjanı ise 80 bin civarındadır. Türkiye’de Aralık 2019 verilerine göre 127.691 avukat bulunmakta ve bu rakama da her yıl binlerce yeni meslektaşımız eklenmektedir. Bu bağlamda, yirmi yıl öncesine göre bugün İstanbul, Ankara ve İzmir Barosuna kayıtlı avukat sayısı neredeyse 3 kat artmıştır.

Barolarda üye sayısındaki rakamlar böylesine ciddi artarken mesleğin icrası noktasında baroların aksayan yanları da kendini göstermeye başlamıştır. Barolar avukatları kolektif temsil eden meslek kuruluşları olup avukatların müşterek menfaatleri temelinde oluşmalıdır. Bu bakımdan baroların temel amacı mesleğin nitelikli bir şekilde sürdürülebilirliğini sağlamak olmalıdır. Avukatlar mesleklerini bireysel düzlemde müvekkillerinin haklarını korumak için sürdürürken baroların da yasal mevzuat bağlamında amacı mesleğin ortak sorunlarını çözmek, mesleki temelin sürmesi ve olgunlaşması doğrultusunda mücadele ederek sürdürmek olmalıdır.

Kanun teklifimize karşı sürekli gelişmiş ülke örnekleri verenlere bir örnek de ben vereyim: İsveç’in başkenti Stockholm’de baro vardır ancak baro başkanını avukatlardan başkası bilmemektedir. Bizdeki bazı büyükşehir baro başkanlarının kendilerini yasaüstü görmesi, siyasete yön vermeye çalışması ve adını duyurma çabası gözlerden kaçmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, yapılan araştırmalara göre, bugün, hâlen, alternatif teşkilatlanma önündeki anayasal, yasal kısıtlamalardan, meslek kuruluşlarının üyelerine ve faaliyetlerine yönelik memnuniyetsizliklerden, belge ve hizmet karşılığı alınan ücretlerden kaynaklanan şikâyetlerin varlığından söz edilebilmektedir. Aynı zamanda, bu kuruluşların organ seçimlerinde yaşanan sorunlar ve bunun sonucu olarak kimi kuruluşlarda yönetim organlarının meslek mensuplarının çoğunluğunu temsil etme kabiliyetini yitirmiş olması ve bu kuruluşlardan bazılarının belli ideolojik veya çıkar gruplarının nüfuzu altında bulunması da kamuoyuna yansıyan eksikliklerdir. Bu kuruluşlarda yönetimde çoğulculuk ve katılımcılığın sağlanamaması, organların teşekkülü ve işleyişinde demokratik esaslar yerine oligarşik ve bürokratik yaklaşımların öne çıkması, hesap verebilirlik, şeffaflık konusunda boşluk ve yetersizlikler de kuruluş üyeleri tarafından dile getirilen şikâyetler arasındadır.

Sayın milletvekilleri, kanun teklifimize muhalefet eden barolar, kendilerini haklı gösterebilmek ve taraftar toplayabilmek adına günlerdir mevzuata aykırı davranmakta, hukuk adamı olarak yasakları çiğnemekte, kanuni görev tanımlarının dışında hareket etmektedirler. Örneğin “Çoklu baroyla, barolar siyasallaşıyor.” deniyor. Zaten, şimdi muhalefet eden baro yönetimleri siyasallaşmış değil midir? Görev alanlarını unutup devlet yönetimine ayar vermeye çalışan, muhalefet partisi gibi davranan, hatta hatta Diyanet İşleri Başkanının dinî değerlerimizle ilgili sözlerini aşağılayacak kadar ülke gerçeklerine yabancılaşmış baro yönetimleri yok mudur? Eylül 1990’da Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansında kabul edilen Havana Kurallarının 24’üncü maddesindeki bir ifadeyi Genel Kurulun bilgisine aktarmak isterim. “Avukatlar, kendi menfaatlerini temsil etmek, süreklilik taşıyan mesleki eğitim ve öğretimlerini geliştirmek ve meslek haysiyetlerini korumak için bağımsız meslek örgütleri kurma ve bunlara katılma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Şimdi ise avukatların özgürce teşkilatlanma hakkına “Hayır, biz varız.” diye karşı çıkılıyor; üstelik ikinci, üçüncü baro kurmak zorunlu değilken.

Kanun teklifimizle sanki her ilde birden fazla baro kurulacakmış yanılsaması yaratanlara bir kez daha hatırlatalım: Teklifimizle, avukat sayısı fazla olan, şu an için 3 büyükşehrimizde faaliyet gösteren avukatlarımız, eğer mevcut baro yönetiminin hizmetlerinden memnun değillerse kurulacak yeni baroya üye olabileceklerdir. Bu durum da yönetimde rekabeti getirerek hizmet kalitesini yükseltecektir. “Bir ilde tek vali, tek emniyet müdürü var.” diyecek kadar işi ileriye götürenler haklı gözükebilmek adına çok komik duruma düşmektedirler. O zaman birileri çıkar der ki: “Bir ilde birden fazla vergi dairesi bulunmasına ne diyeceğiz?” Bu bakımdan tutarlı olmak gerekmektedir.

Bakınız, burası önemli, Fransa’da barolar yargının oluşumuna göre teşkilatlanmışlardır. Bu bağlamda, 101 il bulunan Fransa’da 183 adet birinci derecede asliye mahkemesi bulunduğu için yıllardır 183 tane baro vardır. Hiçbir Fransız avukat mezkûr çoklu baro karşısında “Savunma hakkımız elimizden alınıyor, bağımsızlığımız elden gidiyor.” laflarının ardına sığınmamaktadır. Üstelik bizde, örneğin Ankara’da onlarca asliye mahkemesi, onlarca ceza mahkemesi, onlarca ticaret mahkemesi var; bu mahkemeler birden fazla oldukları için bağımsızlıkları mı kayboluyor? Bu konuda ne diyeceksiniz?

“Baroların gücü kırılıyor.” deniyor. Barolar gücünü, üye sayısından veya baro başkanlığı koltuğundan değil, hukuki mevzuatından, meslektaşlarına yönelik nitelikli ve kaliteli çalışmalarından, bir de en önemlisi, adaleti temsilden alırlar. Teklifimiz tam da bunları öngörmektedir. Kanun teklifimize muhalefet eden baroların birçok üyesini bugün başkanlarının yanında göremiyoruz. Üyelerinin bu tutumu, mevcut baro yönetimlerinin kendilerini “check” etmeleri adına önemli bir demokratik gösterge niteliğindedir.

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehir barolarının seçimlere katılımının düşük olması bugüne kadar araştırılmamış, katılımın yükseltilmesi konusunda da hiçbir şekilde harekete geçilmemiştir. Demokrasi ve adalet kavramlarını sık sık kullananların, yönetim seçimlerine katılım düşüklüğü konusunda sessiz kalmaları da düşündürücüdür.

Değerli milletvekilleri, Barolar Birliği Genel Kurulu için son seçimlerde görülmektedir ki İstanbul, Ankara ve İzmir delegelerinin toplam delege payı yüzde 41, Anadolu barolarının payı yüzde 59 düzeyindedir. Oysa bu rakam 1969’da 3 büyük il için yüzde 17, Anadolu baroları için yüzde 83 civarındaydı. Şu anda, doğu ve güneydoğuda yer alan 20 il toplamda ancak 43 delegeyle Barolar Birliğinde temsil edilmektedir, 20 ilin Barolar Birliğindeki payı ise sadece yüzde 13’ler düzeyindedir. Bu rakamlar ortadaki adaletsizliğe işaret etmektedir. Bugün, özellikle İstanbul gibi bir büyük şehrimizde 46-47 bin üyenin bulunduğu baronun seçimlerine neredeyse yarısı kadar üye katılmakta, üye tam sayısının yaklaşık yüzde 17’sine tekabül eden sayıyla yani 8 bin civarında üyenin oyuyla yönetim kazanılmaktadır. Muhalefet edenlerin esas yaygara koparmaları tam da bu yüzdendir. Adaletsiz temsil anlayışını hiç kimse demokratik gösteremez.

Şimdi önümüzde büyükşehir barolarının Anadolu baroları üzerindeki tahakkümüne son vermesini öngören teklifimiz vardır ve avukatlık mesleğinin onur ve saygınlığını daha da yukarı çıkarmayı hedeflemektedir. Kanun teklifimize muhalefet eden baroların, üyelerinin şikâyet ve memnuniyetsizlikleri hakkında çözüm önerilerini de bugüne kadar görebilmiş değiliz. Hâl böyle olunca da baro üyelerinin barolarından ciddi bir uzaklaşma içinde olduğu anlaşılmaktadır. Bakıldığında, avukatların, üyesi bulundukları baro faaliyetleri yerine, dernek, vakıf, platform, grup olarak bir araya gelerek ihtiyaçlarını ve taleplerini dile getirdiklerini görmekteyiz.

Diğer taraftan, gerek Devlet Denetleme Kurulunun gerekse diğer kuruluşların konuya ilişkin araştırma ve inceleme raporlarında bahsetmiş olduğumuz eksiklikler yıllardır dile getirilmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, son söz olarak, teklife karşı olan siyasi parti gruplarının baroları savundukları kadar Türkiye’nin hak ve menfaatlerini savunmadıklarını gözlemlemekteyiz. Bunun için bu konuda tekrar düşüncelerini gözden geçirmelerini ve mezkûr ortak imzayla ortaya koyduğumuz kanun teklifinin yasalaşması hususunda lehte oy kullanmalarını diliyor; kanun teklifimizin barolarımıza, avukatlarımıza ve büyük Türk milletine hayırlara vesile olması dileğiyle Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç konuşacaktır.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avukatlık Kanunu’ndaki değişiklik nedeniyle, birinci bölüm üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle şunu belirteyim: Devletin yapısı yasama, yürütme ve yargı organından oluşmaktadır; bu, anayasal bir hükümdür.

Şimdi, yasama Meclisinin yani Meclisin düştüğü durumu herkes çok iyi biliyor. Meclisin iradesinin ne kadar ayaklar altına alındığını, ne kadar işlevsizleştirildiğini herkes çok net bir şekilde biliyor; bunu anlatmaya gerek yok. Yürütmeye gelince, yürütmenin hâlini de şöyle bir kelimeyle ifade etmek istiyorum: Siz iyi bir şekilde yürütüyorsunuz; bu da nettir, buna da söyleyecek bir lafımız yok. Çok laf var aslında ama…

Bakın, yargıya gelince, yargının gerçek fotoğrafı şu: Artık Türkiye’de tarafsız ve bağımsız bir yargıdan bahsetmek mümkün değildir. Sayısız örnekleri var, sayısız uygulamaları var ve yargıyı öyle bir hâle getirdiniz ki artık yargı olmaktan çıkmış durumdadır; emir alan, tarafsızlığını yitiren ve âdeta taraflı karar veren bir mekanizma hâline dönüştürülmüştür.

Bakın, son yirmi yıla baktığımız zaman, Türkiye’de binlerce köy boşaltıldı, binlerce faili meçhul cinayet var. Bakın, binlerce işkence vakaları var, çocuk tecavüzcüleri var, kadın cinayetleri var. Binlerce siyasetçi şu anda cezaevlerinde, gazeteciler cezaevinde, düşünürler cezaevinde ve Türkiye’de muhalefet eden kim varsa hepsi bu yargının hedefinde ve bu tarafsız yargının vasıtasıyla çoğu insan ve çoğu muhalif kişi şu anda cezaevlerinde ya da maalesef yurtdışında. Bu yargı bu sebeple yargı olmaktan çıkmış ve yargı vasfını yitirmiştir. Bunun örnekleri binlercedir; Demirtaş örneği var, Kavala örneği var.

Bakın, son günlerde -çok önemli- biz neredeyse canlı şekilde bir işkence vakasıyla karşı karşıya kaldık. Sevil Rojbin Çetin işkenceye maruz kaldı, Mecliste gündeme getirildi, sırf bu işkenceyi örtbas etmek için bu yargı ne yaptı biliyor musunuz? Gözaltı süresini günlerce uzattı ve siyasal çalışma yapan bir siyasetçi, bir kadın siyasetçi bir haftadan fazla gözaltında tutuldu ve sonunda örgüt üyeliği nedeniyle de tutuklandı; şu anda cezaevinde. Bakın, vücudundaki mevcut yaralar iyileşsin diye, tespit edilmesin diye gözaltı süresi uzatıldı ve bunu yapan, bu yargının kendisi; bunu yapan, bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitiren bu yargı.

Peki, bu yargının bir ayağı nedir? Savunma, avukatlar. Bakın, saraya karşı duran avukatlar bir açıklama yaptı, muhalefet ettiler, demokrasiden yana tavır koydular, sarayın hedefi hâline geldiler. Bakın, on binlerce genç, sizlere “Oy yok.” dediler ve bunu sosyal medyada paylaştılar. Şimdi, sosyal medyanın mevcut olan ortamı şu an itibarıyla yine sarayın hedefinde, bununla ilgili bir kanuni düzenleme yapmak için şu an çalışma yapıyorlar.

Bu, Avukatlık Yasası’nda getirmiş oldukları değişikliklerin hiçbir şekilde mantıkla ilgisi yok değerli arkadaşlar. Ne mantıkla ne bilimle ne ahlakla ne de toplumun iradesiyle ilgisi olmayan bir düzenleme. Bakın, biz bunu Komisyon sürecinde çok net bir şekilde dile getirdik. Ya, kanunlar arasında bir ahenk olur, kanuni düzenlemelerde bilimsel bir ölçüt olur, sayısal bir ölçüt olur, mantık olur; bunların hiçbiri bu kanuni düzenlemede yok. Neden yok? Bakın, deniliyor ki: “5 bin üyesi olan bir baro, 2 bin imzayla yeni, ikinci bir baro kurabilir.” Peki, daha sonra neyi getiriyorlar? Diyorlar ki: “O baro mensuplarından 5 bin kişiye 1 delege düşer.” Ya, siz bu sayıyı nereden çıkardınız? Bunu hangi mantıkla getirdiniz, mantığınız ne? Neden bin kişi değil; neden 3 bin kişi değil, neden 50 bin kişi değil; neden 5 bin kişi? Bunun açıklamasını, bunun gerekçesini gösterebiliyor musunuz? Gösteremiyorsunuz çünkü mantıklı değil, mantığı yok. Neden böyle bir şeye gidiyorsunuz? Çünkü bu barolar size muhalif, bu baroları bölmek istiyorsunuz, kendi baronuzu oluşturmak istiyorsunuz. Sizin hedefiniz bu, sayınızı ona göre oluşturdunuz.

Bakın, ne kadar mantıksız olduğunu size göstereyim. 38 kişilik bir avukat grubu olan bir ilde eşittir 4 delege. Bakın, 38’e karşı 4 delege. 4.999 yani 5 bine 1 kala olan bir ilde eşittir 4 delege. Ya, hangi mantıkla böyle bir düzenlemeye gidiyorsunuz, hangi mantıktır bu? Bakın, ilkokul 1’inci sınıftaki çocuğun önüne koyar, derseniz ki “Burada mantık var mıdır?”, önünüze bu kâğıdı fırlatır atar, fırlatır atar. Böyle bir şey olmaz, böyle bir şey yok. Amacınız ne peki? Amacız, etki altında tutamadığınız, etkileyemediğiniz, demokratik mücadelenin olduğu yerde, bunu da kendi barolarını oluşturmak üzere, yepyeni bir ortam yaratmak istiyorsunuz.

Bakın, Sevil Rojbin Çetin meselesine gelelim. Açık bir işkence olayı var; burada Mecliste gündeme getiriyoruz Halkların Demokratik Partisi olarak, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı çıkıp burada aleyhe beyanda bulunuyor, açıklamada bulunuyor. Bundan utanmak lazım, insan bundan hicap duyar. Bu kanun teklifi çevreyi ilgilendiriyor, Anayasa’yı ilgilendiriyor, çocuk haklarını ilgilendiriyor, insan haklarını ilgilendiriyor, birden fazla komisyonu ilgilendiren bir yasal düzenleme; hepsinden görüş alınması gerekiyor ama tek bir komisyondan görüş alınmaması artık burada şart. Nedir o komisyon? İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu. Artık, o tarafsızlığını, fonksiyonunu yitirmiş durumdadır. Böyle, buraya çıkıp bu şekilde, işkenceden yana tavır koyan bir İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanından burada böyle bir rapor almak, o Komisyona bu kanuni düzenlemeyi havale etmek artık mümkün değildir, derhâl istifa etmesi lazım, derhâl istifa etmesi lazım.

Değerli arkadaşlar, bir de bu kanuni düzenleme ne getiriyor biliyor musunuz? Bakın, doğrudan doğruya iradeye müdahale söz konusu. Ekim ayında, kasım ayında bütün baroları ve Barolar Birliğini seçime zorluyor bu kanuni düzenleme. Ya, bu, yasamanın doğrudan doğruya yargıya müdahalesidir; zorunlu kılıyor, feshediyor, “Bakın, siz bu seçimi yapmak zorundasınız." diyor. Bu nedir? Bu bir darbedir, bu bir kayyum atamasıdır, kayyum atamasından başka bir şey değildir. Bu yönüyle de çok açık bir şekilde Anayasa’ya aykırı bir düzenlemeyi beraberinde getiriyor.

Değerli arkadaşlar, sokakta baro başkanlarını copladınız, üzerlerine su sıktınız. Bu baro başkanları geldiler, bu Mecliste kendi görüşlerini dile getirmek istediler; Meclisin dışında, duvarın dibinde bu insanları beklettiniz. Bakın, oturabilecekleri bir sandalye edinmişlerdi, o sandalyeleri de altlarından çektiniz. Ya, utanmak lazım böyle bir şeyden! Bu Meclis, halkların meclisidir. Bu Meclis, bütün halkların Meclisidir. Bu Meclisin etrafını bariyerlerle çevirmişsiniz, her tarafını kapatmışsınız. Kime kapatmışsınız? Bütün halklara ve bütün topluma kapatmışsınız, kime kapatmışsınız bu Meclisi? Bakın, siz korkuyorsunuz, siz artık bu halktan, bu toplumdan korkar hâle geldiniz. Sizin artık meşruiyetiniz yoktur, meşruiyetinizin olmadığını ben şu rakamlarla size bildirmek istiyorum. Sizin bu yasayı çıkarma meşruiyetiniz kalmamıştır. Bakın, söyleyeyim size rakamlarla: 24 Haziran seçimlerinde AKP’nin oyu yüzde 42,56. Peki, son yapılan araştırmada nedir? Yüzde 30,3. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ya, o sana göre. 44,44… Bende 44… Ben kendim, yaptım 44…

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Bana göre değil, öyle. Sen şu anda yüzde 30’un altına düşmüşsün.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Merak etme, sen çok rahat ol! Yüzde 44, Allah’a hamdolsun; 15 de MHP.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Sizin bu yasayı çıkarma yetkiniz yok artık. Siz gidicisiniz, gidicisiniz çünkü bu yasayı artık çıkaramazsınız. Bu yasayı bırakacaksınız. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Bu halka teslim edeceksiniz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – O uydurma, uydurma!

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Öyle tabii. Uydurma değil, gerçek tabii.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Uydurma, uydurma!

BAŞKAN – Toparlayın.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bu, gerçeğin ta kendisidir. Bak, siz giderayak bu toplumu dize getirmeye çalışıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekili…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Demokrasiye yeni bir şey kattınız ya?

BAŞKAN – Hatip konuşmasını yapsın, müsaade edin arkadaşlar.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Giderayak bunu yapıyorsunuz. Sizin artık hiçbir meşruiyetiniz kalmamış. Siz Türkiye’de insan haklarını ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler yapıyorsunuz. Siz bunu yapma hakkına sahip değilsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – HDP kaç HDP? O ankette HDP kaç?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Rüya görüyorsun, rüya!

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Gelin, şimdi seçime gidelim o zaman. Gelin, gidelim. Seçime gidelim o zaman.

BAŞKAN – Bir dakika… Beyler…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Söyler misin, o ankette HDP kaç?

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Seçime gidelim.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Söyler misin o ankette HDP kaç? Hadi, söyle bakalım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, seçime gittiğimiz andan itibaren, siz artık sandığa gömülüsünüz ve sandığa gömüleceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Dağ…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Söyler misin o ankette HDP kaç? Hadi, söyle bakalım? Söyleyemezsin çünkü yalan söylüyorsun! Yalan söylüyorsun!

BAŞKAN – Sayın Dağ…

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Ne hakladır ki yargıyı etki altında tutuyorsunuz? Ne hakla bunları yok etmeye çalışıyorsunuz? Sizin buna hakkınız yok! Yok hakkınız! Hakkınız yok burada, yok!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yalan söylüyorsun!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi canım sen de!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Dinleyin.

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika...

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Neden 5 bin kişiyle ki? Neden irade üzerine etki koymaya çalışıyorsunuz?(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Haydi söyle bakalım!

BAŞKAN – Bir dakika Sayın milletvekili… Bir dakika…

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bakın, siz gidicisiniz. Gidici olduğunuz için de yapacağınız tek şey çekip gitmektir. Bu yasal düzenlemelere son vermektir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi canım hadi! Daha dün Meclis Başkanını seçtik ya, neredesin sen? (HDP sıralarından gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama yani böyle bir usul yok ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Daha dün Meclis Başkanı seçilmedi mi? Hangi oyla seçildi?

HABİP EKSİK (Iğdır) – Hadi oradan!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Rüya görüyorsun, rüya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Daha dün Meclis Başkanı seçimi yok muydu, ne oldu? Sizin oylarınızla mı seçildi? Ne konuşuyorsun? Kim oy verdi? Rüya görüyorsun, rüya! Allah, Allah!

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kirlilikleri böyle bağırarak kapatamazsınız!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu bağırtıların, çağırtıların hiçbir faydası yok. Hatibi dinledik, biraz sonra Sayın Dağ konuşacak, onu dinleyeceğiz.

Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya ben, buradan kayıtlara geçsin diye söyleyecektim, gerçekten bu usulü kabul etmiyoruz. Böyle bu şekilde bizim geri adım atacağımızı, sineceğimizi falan düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yok canım, öyle bir beklentimiz yok, merak ettik.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani haksızlığın bastırılma şekli. (HDP sıralarından alkışlar) Şu anda, evet, hatibimize ısrarla “HDP yüzde kaç?” diyorsunuz. HDP yüzde 12 ve gitgide yükseliyor, siz de gitgide düşüyorsunuz yerlere doğru. Tamam mı?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Tamam, söylesin hadi bakalım! Söyleyemedi. Anketleri böyle mi yapıyorsunuz? Demokrasi anketleri mi verdi? Bende de var, 10 tane var, gösteririm size, 10 tane.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu anketleri de biliyorsunuz. Buradan sataşarak bir şey yapamazsınız yani.

Ayrıca, Sayın Başkan, Grup Başkan Vekilinin sanırım işi var ki buraya oturmuş; orada sataşma görevi verilmedi herhâlde dinlesin, not alsın diye görev verildi. Yani son üç dakikayı hatibimizi konuşturmamak üzerinden…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Grup Başkan Vekili, sataşma bu Meclisin içinde var zaten. On dakika dinledik beyefendiyi, on dakika dinledik Sayın Vekilimi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Beni de dinlemiyorsunuz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – On dakika dinledim, gayet dikkatli bir şekilde dinledim.

OYA ERSOY (İstanbul) – Lütfettiniz dinlemekle.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Dinledim ya!

BAŞKAN – Sayın Beştaş, peki...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya biz böyle bir üsluba aynı şekilde karşılık veririz. Bu böyle bilinsin. Yani bu şekilde konuşmalar…

BAŞKAN – Peki. Çok teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan konuşacak.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanun teklifiyle ilgili, Komisyondan bu yana ayrıntılı olarak bütün arkadaşlarımız itirazlarını dile getirdiler ama görüyoruz ki bir talimat ile bir akıl tutulması el ele tutuşmuş ve Türkiye’yi önümüzdeki dönemde belirsiz bir felakete doğru kararlılıkla götürme çabasında.

Bunun örneklerini ne yazık ki daha önce gördük ve bunun örneklerini daha önce gördüğümüzde, o işin sorumlusu olanlar el ele tutuştuklarıyla ellerini bıraktıkları zaman dönüp millete dediler ki: “Allah da millet de bizi affetsin.” Bizim çırpınmamız, bu millete bir kere daha böyle diyecek zararları vermeyin diyedir, tek derdimiz bu, tek çabamız bu. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, bu teklifte birçok şey -28 madde- var; ne yapılmak isteniyor, hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir: Baroları bölerek barolara hâkim olmak. İki: Temsilde adaleti yok ederek Barolar Birliğine hâkim olmak. Telaş bu, çaba bu, bugüne kadar yapılmaya çalışılan şeyler bunlar.

Değerli milletvekilleri, bu iktidar pratiği Türkiye’de adaleti böldü, adliyeleri böldü, şimdi sıra barolara geldi. Bakın, herkes şunu çok iyi biliyor: Gidin adliye koridorlarına, gidin yüksek mahkemelere, gidin Hâkimler ve Savcılar Kuruluna; adliye koridorları tarikatlar, cemaatler arasında parsellenmiş; Hakyolcular, Menzilciler, filancalar falancalar. Şimdi de baroları bu şekliyle parsellemek ve parçalamak peşindesiniz ancak bir şeyin ya farkındasınız ya değilsiniz; baroları bölmek, ülkeyi bölmenin bir başka adımıdır. Bunun için isyan ediyoruz, bunun için itiraz ediyoruz.

Bakın, ısrarla ikaz ettik, camiye, kışlaya, okula, adliyeye siyaseti sokmayın dedik, hepsine soktunuz, hepsine siyaseti soktunuz bir de bunu yaparken “Barolar siyaset yapıyor.” diye şikâyet ederek bunu yapıyorsunuz, bu teklifi… “Barolar işini yapmıyormuş, barolar siyaset yapıyormuş.” Sizin “Barolar siyaset yapıyor.” dediğiniz şey, baroların kendi kuruluş kanunundan kaynaklanan yetkilerini kullanması.

Bakın, bu sözü biz ilk defa duymuyoruz. Bu sözü biz, yedi sene önce de duyduk, yedi sene önce Türkiye’de kumpas davaları Silivri’de devam ederken, yedi sene önce Türk Silahlı Kuvvetlerine, bu milletin ordusuna kumpas kurulurken, avukatlar adliyelerde konuşturulmazken İstanbul Barosu gitti, Silivri çetesinin mahkemesine dayandı, Silivri çetesinin kapısına ve o çeteye “Avukatları, savunma hakkını, yargıyı sizin ayağınıza paspas ettirmeyeceğiz.” dedi. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, FET֒cü yargı, o zaman İstanbul Barosu Başkanı ve yönetimi hakkında iddianame düzenledi ve o iddianameyle “İstanbul Barosu işini yapmıyor, yargıya müdahale ediyor, siyaset yapıyor.” diye haklarında dava açtı. Ona kim sahip çıktı biliyor musunuz? Ona o gün sahip çıkan Hukukun Üstünlüğü Platformunun Başkanı, bugün kanunda birinci imza sahibidir, bu teklifteki birinci imza sahibidir, düşünebiliyor musunuz? FET֒nün eksik işlerini ikmal etmek gibi bir göreviniz mi var? FET֒nün yapamadıklarını tamamlamak gibi bir göreviniz mi var?

Arkadaşlar “Siyaset yapıyor.” diye yok etmeye çalıştığınız barolar, o zaman da savunma hakkına sahip çıkıyordu, bugün de savunma hakkına sahip çıkıyor. Bakın, bu teklifin ısrarla niye geçirilmek istendiğine dönüp baktığınızda, belki bilmediğimiz arka planda başka şeyler vardır, ileride onlar da çıkar ama müthiş bir iktidar doyumsuzluğu var. Ya, bu nasıl bir iktidar doyumsuzluğudur, iktidara doymamak nasıl bir şey? Yani on sekiz yıldır Türkiye’yi yönetiyorsunuz, yetmedi tek adam rejimine geçirdiniz, “Her şeyi yapalım.” dediniz. Şimdi, “Baroları da biz yönetelim.” diyorsunuz. Yandaş sendikalar kurdunuz, sendikaları yöneteceksiniz, vakıfları yöneteceksiniz, dernekleri yöneteceksiniz, okçular derneği kuracaksınız, ondan sonra ayakkabıcılar derneği kuracaksınız, yetmedi, arkasından baroları da yönetmeye kalkacaksınız. Bakın, bunun bir tane adı vardır; bu, totaliter devlet düzenini yerleştirme çabasından başka bir şey değildir.

Demokratik yolla iktidara geldiniz, otoriter yöntemlerle iktidara yerleştiniz, totaliter yöntemlerle kalıcı olmaya çalışıyorsunuz ama şunu unutmayın ki tarihte bütün totaliter liderler, milletin önünde iktidardan devrilip gitmek zorunda kalmışlardır. (CHP sıralarından alkışlar) Totaliter yöntemler hiçbir iktidarı koruyamamıştır, sizi de korumayacak.

Bakın, temsilde adaletten bahsediyorsunuz, ya bu nasıl bir şeydir? 5 bin üyeyi geçen barolarda her 2 bin avukat baro kuracak. Peki. Yani “Sandığa gitmeyen avukata baro kurduracağım.” “Kendi meslek örgütünün seçimine gidip sandıkta oy kullanmayan avukata baro kurduracağım.” diyorsunuz. Peki, kurdururken nasıl? 2 bin avukat bir araya gelirse baro kuracak, kurunca 4 delegeyle Barolar Birliğine gidecek. Bir araya gelmez de baroda kalırsa ilave temsil için 5 bin kişi lazım. Yani 5 bin avukata diyorsunuz ki: “Orada kalacağınıza, 1 temsilciyle Barolar Birliğine gideceğinize, gidin 2.500, 2.500, 2 tane baro kurun, dörderden 8 tane birlik temsilcisi yollayın.” Yani barolara kastınızı, barolarda, meslek örgütünde dayanışma içerisinde olunmasını parçalamaya dönük bu iştah ve ustalığı anlamak mümkün değil. Temsil hileleri… Bakın, bu temsil hilelerine de alışıksınız ve bunu “temsilde adalet” diye anlatıyorsunuz, bunun neresi temsilde adalet?

Şimdi, dönüp aynısını seçim sisteminde yaptınız, ittifak yasasını getirirken o zaman da nispi temsil, D’hondt sisteminden yararlanmak için, milletvekillerini önce ittifaklar arasında dağıtıp sonra ittifak içerisinde dağıtmaya başladınız; aynı yöntem, aynı yöntem. Temsil hileleriyle Türkiye’de her alanda demokrasiyi, her alanda temsilde adaleti yok etme peşindesiniz.

Şimdi, bakın, 2002 yılında iktidara geldiniz. 2002 yılında, yüzde 34 oy oranıyla bu Mecliste yüzde 66 oranında sandalye sahibi oldunuz. Yüzde 34 oy oranıyla 188 milletvekili çıkarmanız gerekiyordu, 188 yerinde 363 milletvekili çıkardınız. 175 milletvekilini haksız yere çıkararak beş sene bu memleketi yönettiniz, şimdi kalkıp baroların, İstanbul, Ankara, İzmir Barolarının sayısına bakarak diyorsunuz ki: “Burada bir adaletsizlik var.” Peki, o baroların avukat sayısını biliyor musunuz? Bakın, İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in, onların Türkiye Büyük Millet Meclisindeki temsil oranından bir rahatsızlığınız yok; Mecliste 600 milletvekili var, bu 3 ilin Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsili 162 milletvekiliyle, burada bir problem yok, Ardahan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsili 2 milletvekiliyle, İstanbul’un 98 milletvekiliyle; burada bir problem yok ama barolara gelince Ardahan’ı 4 delegeye çıkarmaya, İstanbul Barosunu 13 delegeye indirmeye çalışıyorsunuz. Bunun neresi temsilde adalet?

Değerli arkadaşlar, bir başka bahane: Rekabet olacakmış, kalite doğacakmış. Değerli milletvekilleri, değerli milletvekilleri; konuştuğumuz ticaret değil, adalet, adalet; ticaret yapmıyoruz, adalet yapıyoruz. Devletin her yerine ihale penceresinden ve gözlüğünden bakabilirsiniz ama adalette kalitenin yolu, söylediğiniz gibi, ticari rekabette değildir; adalette kalitenin yolu, bağımsız hâkimler, bağımsız savcılar, bağımsız barolar yaratmaktan geçer, yargıyı bağımsız kılmaktan geçer. (CHP sıralarından alkışlar) Yargıda bağımsızlığı ortadan kaldıracaksınız, ondan sonra da kalkıp bunu yapacaksınız. O zaman, HSK’yi de bölün; o zaman, dönün, mahkemeleri de bölün, vatandaş gitsin “Bu mahkeme daha iyi.” desin “Ben onu tercih ediyorum.” desin. Böyle bir şey olur mu, bunun sonu var mı?

Bakın, burada herkes çok iyi bilir ki iddia-savunma-yargı, yargı düzeninin en önemli 3 ayağıdır. Bu 3 ayaktan 2 tanesini perişan ettiniz, kırdınız, yok ettiniz iddiayı da yargıyı da. Bir tane güncel örnek: Eğer muhalefete yakın siyasetçi hanımefendilere hakaret olursa savcılar takipsizlik kararı veriyor ama iktidara yakın birisine olursa en az yarısından çoğunu tutuklayıp hapse atıyor ve orada savcılıkları akıllarına geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bitiriyorum, son cümlem Sayın Başkan.

Her türlü hakarete karşı çıkarken savcıların, yönünü saraya dönerek değil, hukuk kitaplarına, raflarındaki hukuk kitaplarına ve ettikleri yemine dönerek hareket etmesini bekliyoruz.

Şimdi, ikinci örnek: Bu yeni bir iddianame, Aydın’dan. Cumhurbaşkanına hakaretten iddianame düzenlenmiş, 4 tane sebep var. Bu sebepler de şöyle ki: “‘Saman ithal etmiyoruz.’ demiştiniz, yalanınız çıktı.” denilmiş. Bunun için iddianame düzenliyorlar, gerisini saymıyorum. Şimdi, sarayın savcılarını, sarayın hâkimlerini yarattınız, sarayın barolarını yaratmak istiyorsunuz, buna itiraz ediyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Hamza Dağ.

Buyurun Sayın Dağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAMZA DAĞ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.

Biliyorsunuz, yaklaşık beş altı gündür bu kanun teklifi üzerinde müzakere ediyoruz, çalışıyoruz. Öncesinde de bu kanun teklifinin gündeme gelmesiyle birlikte, AK PARTİ Grubu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bir çalışma içinde bulunduk. Bununla -şu anda düzenleme olarak- benden önceki konuşmacıların ifade ettiği gibi, 5 bin avukatın olduğu yerlerde 2 bin avukatın bir baro kurma imkânı söz konusu olacak. Delege sisteminde değişiklikler var. Kılık kıyafetle ilgili değişiklik var. Yine, yeni avukatların beş yıl boyunca mali yükümlülüklerinde birtakım kolaylaştırmalar var.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifinin gündeme gelmesinden sonra biz, AK PARTİ Grubundaki avukat ve milletvekili arkadaşlar bir çalışma içinde olduk. Benden önceki konuşmacılar bir talimattan bahsettiler, talimatla yürüyen bir şey. Tabii ki AK PARTİ’nin Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanının bir konuda düzenleme yapılmasını istemesi kadar doğal bir düşüncesi, fikri olması kadar normal bir şey yok. Ama bu konuda, avukat arkadaşlar yani milletvekilliği yapan avukat arkadaşların kendi mesleki tecrübeleri ve aynı zamanda -milletvekilliği yapmış, siyasette bulunmuş- milletvekilliği tecrübeleri de ortaya konularak bu kanun teklifi hazırlandı. Birçok şey müzakere edildi. Mesela, tüm barolarda 1/3 avukatı bulan bir yeni baro oluşturabilir mi, bunu müzakere ettik, bunu tartıştık. Yine, yüzde 10 avukatı bulan tüm barolarda yeni bir baro oluşturulsun mu, bunu müzakere ettik. Ama sorunların temeline geldiğimizde -kademe kademe gitmek adına bunu söylemek istiyorum- biraz sonra niye bu düzenlemeye karar verdik, açıkçası onu da ifade edeceğim.

Şimdiye kadar, hem Adalet Komisyonunda hem Mecliste, Genel Kurulda ve aynı zamanda da siyasi partilerin grup toplantılarında, siyasi parti genel başkanları tarafından birçok konuşma yapıldı. Bu konuşmaların birçoğuna baktık, birçoğunu inceledik; bir kısmını Adalet Komisyonunda bizzat dinledim, bir kısmının metinlerini aldım, onları inceledim.

Adalet Komisyonunda beş gün boyunca, elli iki saat, 300’e yakın milletvekili arkadaşımız konuşma yaptı. Bu düzenlemeye ilişkin eleştirilere, şöyle, kategori kategori baktığımda şunları gördüm işin doğrusu: Yargının siyasallaşması hususunu arkadaşlarımız eleştiri olarak getirdiler. Baroların bölünmesi yani şu anda 3 tane büyükşehir; Ankara, İstanbul ve İzmir’in... Yeni baroların oluşturulmasıyla birlikte yargının siyasallaşacağı gibi bir iddia ortaya konuldu. “Baroların siyasallaşması…” Baroların şu anda siyasal birtakım işlemler yaptığını hepimiz biliyoruz, siyasi kanaatleri olduğunu da biliyoruz. Avukatların, siyasi kanaatleri olması kadar da siyaset yapması kadar da normal bir şey yok. Esasında, en azından benim mensup olduğum İzmir Barosundaki baro başkanlarının ayrıldıktan sonra veya görevdeyken istifa edip bir siyasi partimizden aday adayı olduklarını da biliyoruz, belediye başkanı olduklarını da biliyoruz. Bunlar bir siyasi düşünce olarak, baro başkanlarının o siyasi düşüncede olmasında bir abesle iştigallik, bir olumsuzluk yok. Mesele, bu baro başkanlığı konusunu siyasi hedefler için bir atlama taşı olarak kullanmak. Belki de asıl sorgulanması gereken nokta bu. Birden fazla baro oluşmasıyla yargı siyasallaşır mı? İzmir’de 2 tane baro oluşmasıyla, İstanbul’da 5 tane baro oluşmasıyla veya daha fazla baro oluşmasıyla yargı siyasallaşır mı? Yani ancak şöyle bir handikap ifade ediliyor: Bir baronun bir dünya görüşüne yönelik bir mensubiyeti olması veya o dünya görüşünü yansıtmasıyla, aynı dünya görüşüne sahip bir hâkimin bilinmesi ve bir kişinin davası olduğunda o hâkimin siyasal düşüncesini düşünüp, “Bu barodan bir avukatla kendimi temsil edersem -gideyim, o barodan avukat tutayım- neticesinde de bu hâkimin benimle ilgili kanaati farklı olur.” gibi bir düşünce olabilir mi?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Olur.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Sorulan sorular bunlar. Ben bunun olacağına inanmıyorum. Bir kere bu, bizim yargı sistemimize, yargıç sistemimize, yargı sistemimizdeki ilk yargıcın girmesinden içtihatla oluşan sisteme kadar, açıkçası, hiçbir şekilde gerçekleşme ihtimali olacak bir şey değil. Bakın, buradan bir kere daha söylüyorum: Herkesin siyasal düşüncesi olabilir, siyasal görüşü olabilir ama bir hukuk büyüğünün söylediği çok güzel bir söz vardır, o sözü buradan da Meclis kürsüsünden ifade ediyorum: “Yargıçın, karar verirken kürsüye çıktığında, dünya görüşünü kapı eşiğinde bırakması lazım.” Böyle bir handikabın, böyle bir sistemin olması, yargıcın vermiş olduğu kararı; istinaf mekanizması var, Yargıtay mekanizması var, mevzuatımız var ve Yargıtayın oluşturmuş olduğu içtihatlar var… Bunlar imkân dâhilinde olan şeyler değil. Bölüp parçalayıp ele geçirme gibi iddialar var. Değerli arkadaşlar, bölüp parçalayıp ele geçirmek için baroların veya böyle bir şey oluşması için iktidarın, on sekiz yıl boyunca bu ülkeyi yönetmiş olan iktidarın böyle bir şeye, böyle bir düşünceye ihtiyacı yok.

Yine, “Baroların bölünmesi vatana ihanettir.” diyor arkadaşlar. Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan milletvekillerimiz bu ülkeye katkı koymaya gayret ediyorlar, on sekiz yıldır da AK PARTİ iktidarı, bu ülkeye hep bir şeyler katmaya gayret etti ve bu gayreti boyunca çok önemli hizmetler kazandırdı. “Vatana ihanet” sözünü ifade ederken vatana ihanet; “Benim davama ihanet etti.” “Benim yoluma ihanet etti.” bunlar başka şeyler ama “vatana ihanet” sözünü ifade ederken -bir ağızdan çıkarken- hem milletvekili arkadaşlarımızın hem Genel Başkan düzeyindeki kişilerin bence çok çok dikkat etmesi gerekiyor.

CMK, adli yardım, staj eğitim merkezi gibi konular ne olacak? Kanunda “eşitlik” diye bir hüküm konuldu; Barolar Birliğinin ve Adalet Bakanlığının birlikte çıkaracağı yönetmelikle bu konu da çözüme kavuşturulacak. Bu konuyu da biz çok tartıştık; acaba ne olur; böyle olursa bir sorun olur mu? diye. Ama müzakereler neticesinde, bu konunun da rahat bir şekilde çözüme kavuşturulacağını dikkate aldık.

“Avukatları bugüne kadar misafir edemediniz.” diye, Meclis Başkanımıza bir milletvekili arkadaşım çağrı yaptı. Değerli arkadaşlar, ben dokuz senedir milletvekiliyim ve avukatım. Bugüne kadar hiçbir baro başkanı -İzmir’de 4 baro başkanı geçti bugüne kadar- sadece avukatların meseleleriyle ilgili değil -avukatların meselelerini mutlaka bizler de biliyoruz- ama mevzuat düzenlemesiyle ilgili dahi bir kere olsun bana misafir etme lüksünü, imkânını sağlamadı. Yani mal beyanıyla ilgili bir düzenleme var, bizim de yoğunlukla çalışmamız var, bununla alakalı bir yöntemle; Çek Kanunu’yla ilgili bir sorun, icrayla ilgili bir sorun, bununla alakalı bugüne kadar bizim kapımızı çalan bir baro başkanını biz görmedik. Şimdi, bu, getirecek mi? Evet. Bu, rekabet getirecek. “Rekabet” derken ticari rekabet değil. İşte, daha fazla avukatın kendi barosunda olması için bir rekabet ortaya getirecek. Bu, bir adalet rekabetidir. Bu, bir avukata daha iyi hizmet etme rekabetidir. Burada böyle bir düzenlemeye…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Avukatlık, rekabet mesleği değildir Sayın Dağ.

HAMZA DAĞ (Devamla) - Çok fazla sürem yok arkadaşlar, bir buçuk dakikam kaldı. Bir buçuk dakika süresince, şunun nereden kaynaklandığını, nereden icabet ettiğini benden önceki konuşmacılar da söylediler, belki ben de onların söylediklerini farklı kelimelerle ifade edeceğim.

Evet, 69’da barolar kurulmuş, barolar kanunu oluşturulmuş. Bugün, İstanbul 46 bin, Ankara 17 bin, İzmir 9 bin… Birinci mesele; bunu hepimiz biliyoruz: Avukatlar ile barolar arasında ünsiyet sorunu var, bir ünsiyet sorunu yaşıyoruz. Yani yirmi beş yıl avukatlık yapan, otuz yıl avukatlık yapan bir kişi, bir kere olsun baronun kapısından içeri girmediği gibi adliyedeki baro odasından içeri girme durumunu da hissetmiyor. Sadece seçime gitmek değil…

CAVİT ARI (Antalya) – Senin gibi bir avukatmış demek ki.

HAMZA DAĞ (Devamla) - Seçime ben gidiyorum, seçimde mutlaka oy kullandım bugüne kadar, son seçim hariç ama baro faaliyetlerine bugüne kadar girmedim.

CAVİT ARI (Antalya) – Biz devamlı barodayız, devamlı.

HAMZA DAĞ (Devamla) - Bakın, bugün, İzmir Barosu mesaj attı bütün avukatlara, bana da mesaj attı “Bugün saat 19.00’da cübbelerimizle eylemdeyiz.” diye. Bu eyleme 150 kişi katıldı, 50’si cübbeyle. Bu faaliyetlere dahi kendi mensuplarından bir destek bulamayan bir baro…

OYA ERSOY (İstanbul) - Asıl sizinkilerden yok, sizin tabanınızdan yok destek, herkes karşı.

HAMZA DAĞ (Devamla) - Diğer hususlar biraz eksik kaldı, sürem de tamamlandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Dağ.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Değerli Başkanım, bitireyim.

“Peki, kardeşim, on dakika boyunca konuştunuz, saatlerdir konuşuyorsunuz, madem bu kadar iyi bir şey yaptınız da bu kadar güzel bir şey yaptınız da ya bu barolar niye bu kadar yürüdüler?”

CAVİT ARI (Antalya) – Hikâye anlatıyorsun, hikâye!

HAMZA DAĞ (Devamla) - Biraz önce senin söylediğin gibi, benim söylediğim gibi kendi meslektaşları için bir şey yapmadılar, kendi meslektaşları için yürümediler, avukatlarla ilgili sorun var diye yürümediler, icrayla ilgili sorun vardı gelmediler. Peki, bu konuda İzmir’den Ankara’dan, İstanbul’dan, Anadolu’nun diğer yerlerinden niye yürüdüler?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Onların arkasından o zaman sen yürüseydin.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Çoklu baro…

HAMZA DAĞ (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, dar, az ama örgütlü azınlık, çok ama örgütsüz çoğunluğa tahakküm ediyordu; bugünden itibaren tahakküm yıkılacaktır.

OYA ERSOY (İstanbul) – Elini tutan mı vardı, örgütleseydin. Kaç oy aldın? Giremedin bile seçime, kitle seçimlerine giremedin bile, aday bile çıkaramadınız.

HAMZA DAĞ (Devamla) – Ben kanununun herkese hayırlı olmasını diliyor, hepinizi muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Teklifin birinci bölümü üzerinde şahsı adına ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Nazır Cihangir İslam konuşacaktır.

Buyurun Sayın İslam. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kısa bir anekdotla sözüme başlamak istiyorum. 96 yılında Van’da hekimlik yapıyordum. Van, Muş, Ağrı, Bitlis, Hakkâri bölgesi Tabip Odası Başkanlığı yaptım. O dönemi hatırladığımda -ki hepinizin hafızalarındadır- seküler ve laik gerilimi, toplumda çeşitli eksenlerdeki gerilimler ön plandaydı ve bizim önümüzde bir tabip odası seçimi vardı. Seçimi rahat alabilecek pozisyondaydık, üçte 2’den fazla bir çoğunlukla zaten seçimi aldık ama 5 yönetim kurulu üyeliğinin 2’sini muhalif arkadaşlara, diğer gruplardan arkadaşlara verdik yani onları kendi listemize aldık.

Şimdi, burada bu baro meselesini konuşurken aslında beklediğimiz şey doğru; bu liste meselesi, tulum çıkartmalar tekçi bir yönetime doğru gidiyor, evriliyor; bu, bir problemdi ama bence düzeltilmesi gereken buydu. Yani çoğulcu bir yönetim ve başkan seçimi olmalıydı ama çok sayıda tekçi baro çoğulcu bir anlayış değil arkadaşlar, tek bir baronun çoğulcu olması veya bu meslek örgütlerinin bu şekilde her kesimden temsilciler taşıması önemli. Ne yazık ki hukukla ilgili, hukukçuları doğrudan ilgilendiren bir konuyu hukuken sakat bir işlemle yürütüyoruz. Sabahtan beri tartışmaların hepsini aşağı yukarı izledim.

Arkadaşlar, sinirlenmek, öfkelenmek -insanız- bunlar zaman zaman başımıza gelebilir ama bunlar bir yasanın gerekçesi olmamalıydı yani yasalar toplumsal ihtiyaçları gözeten gerekçelere sahip olmalıydı, Anayasa’ya uygun olmalıydı, adil olmalıydı ve bu kamu niteliğindeki meslek kuruluşlarını demokratik ve çoğulcu bir yapıya götürmek hedefini gütmeliydi.

Ben bir hekimim, bir hekim bakışı yaptım, şu yasayı bir inceledim, baktım; mesela, disiplin konusuna hiç el atmamışsınız Sayın AK PARTİ, Sayın MHP temsilcileri. Yani şimdi İstanbul’da 2 farklı barodan 2 avukat bir ihtilafa düşse hangi baronun buna bakacağı konusunda herhangi bir malumat yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Var, var Sayın Vekilim.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) - Değerli arkadaşlar -disiplin olaylarına bakıyorsunuz- peki, 2 bin sınırında olan bir baro üye kaybetmemek için acaba disiplin konusundaki kararını ne yönde verecektir, bunun etkisi olmayacak mıdır? Bir barodan diğerine geçen avukat yeni bir sayfa açmış, sicilini sıfırlamış olarak mı geçecektir? Bunlar konusunda herhangi bir bilgi yok.

Değerli arkadaşlarım, farz edin, bu yeni açılan barolardan bir tanesi kapandı, sizin koyduğunuz süre içinde de tekrar baro olma vasfını kazanamadı; ne yapacaksınız bu 1.900 avukatı, diğer barolara da gitmek istemeyen avukatları? Bunlar konusunda herhangi bir çözüm yok. Belli ki alelacele hazırlanmış bir yasa teklifi. En azından ben hekim aklımla size şunu söyleyebilirim: Bölmek konusunda kesin kararlıysanız en azından denetim ve disiplin meselesini bir merkeze bağlayabilir, tek bir merkezden götürebilirdiniz ama aceleniz buna da engel oldu.

Ben sizin niyetinizi anlıyorum; artık, bu saatten sonra, bu baro örneği üzerinden rahatlıkla şunu söyleyebilirim: Siz yüzde 30, yüzde 40 oy üzerinden yüzde 50 ve yüzde 60 Parlamento çoğunluğunu sağlamanın hesabını yapıyorsunuz yani çoğunluk tahakkümünden azınlık tahakkümüne geçmenin bir anlamda provasını yapıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, AK PARTİ Grubu ve AK PARTİ’yi destekleyenler ne yazık ki eleştiriden herhangi bir pay almıyorlar; tekçi anlayışa, baskıcı anlayışa ve sabit fikirliliğe devam ediyorlar. Bu yüzden, bana bu saatten sonra iktidar eleştirisi gerçekten çok anlamlı gelmiyor. O yüzden, benim çağrım muhalefete, muhalefet partilerine. Bu ülkede bir arada, eşitlik içerisinde, adalet içerisinde, demokratik bir şekilde, çoğulcu bir şekilde yaşama imkânımız var. Ve muhalefetin amacı bundan sonra ortak bir yaşamın yani bir arada yaşamanın formüllerini üretmek olmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Bir dakika, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Çünkü iktidar cenahı, gerçekten hakikatin peşinde değil veya doğruyu eylemenin peşinde değil. Bir toplumsal sözleşmeden bahsediyorum; bir toplumsal sözleşme bir kira kontratı değil, bir alışveriş sözleşmesi de değil. Yani sadece kontrata uymaktan değil, saygı çerçevesinde, sevgi çerçevesinde, karşılıklı ihtiram çerçevesinde ortak bir sözleşmeden ve bu Meclise getirilen her kanunda “Biz gelince neler yapacağız?” bu şekilde kanunları bu millete deklare etmekten bahsediyorum.

İktidarın tutumu ortada; daha önce eleştirilerime çok sinirlenmişlerdi ama son yaptıkları icraat, Beştepe önünde 15 Temmuz gazilerini dövmek oldu.

Hepinize saygılarımı sunuyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Şık. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET ŞIK (İstanbul) – Teşekkürler.

Herkese merhaba.

Bu kürsüde yaptığım konuşmaların neredeyse tamamı yargıyı merkeze alarak hukuk ve dolayısıyla adaletle ilgiliydi, bugün de doğal olarak öyle olacak çünkü yargı mekanizması Türkiye’deki sorunların tamamını üreten, çoğaltan, sürdüren, yerleşikleştiren ve maalesef kurumsallaştıran verimli bir kaynak. Elbette, sadece iktidarınız dönemiyle ilgili de değil bu sorun çünkü siyasal karakteristiği ne olursa olsun iktidarlar kendilerini hukukla sınırlandırmak istemez; bu nedenle, tekil örnekleri bir kenara bırakırsak Türkiye’de halkı iktidarlara, yurttaşı devlete karşı koruyan bir yargı hiçbir zaman var olmadı. Ancak, geçmişten günümüze her iktidar döneminde yargının, adaleti tesis etmekten uzak olması ve hukukun garantisi olmaması bugünün hukuksuzluklarını temize çekecek ve normalleştirecek bir gerekçe olamaz. Yargının en pespaye dönemini yaşıyor olması nedeniyle Türkiye’nin herhangi bir hukuk normuyla ilgisinin kalmaması ise tamamıyla sizin eseriniz çünkü hukuku nefretinin aracı hâline getirerek yargı eliyle intikam almaya çalışan bir dikta yöntemiyle adliyeler, adaleti yutan kara deliklere dönüşmüş durumda. Yaşanılan hukuk katliamlarının her biri, Türkiye yargısında hukukun üstünlüğü ilkelerini ve haysiyetlerini menfaatlerine çiğnetenlerin çoğunlukta olduğunu bize gösteriyor. Ancak bilmelisiniz ki evrensel hukuk normlarını ayaklar altına alan, olağanüstü yetkilerle donatılmış bir yargıdaki böyle bir çoğunluk, çıkarları için bu gücü kendilerine bahşeden sizler de dâhil hiç kimsenin hukuki güvenceye sahip olmadığı anlamına gelir.

İktidardaki gücün keyfî kararlar alabilmesine ve bunu uygulayabilmesine olanak sağlayan siyasal hukuki düzene “tiranlık” ya da “istibdat rejimi” deniyor. Kanunların yaptırım gücünü yitirdiği, işlevsizleştiği böyle rejimlerde gücü elinde tutan canının istediği gibi karar verip bunu uygulatabilir; bizatihi kanunların kendisi, güç sahibine keyfî yönetim olanağı sağlayabilir ya da yürürlükteki kanunları ve kuralları da çiğneyerek kararlar alan tiran, bunu uygulatabilir ve buna karşı herhangi bir engelleyici güç de olamaz. Şimdi, yine aksini iddia edeceksiniz ama memleketin mevcut hâlinin özeti budur çünkü sayılan bu koşullar kişiye, olaya ve zamana göre tekil ya da hepsi birden farklı alanlarda ve kimi zaman kanuni kılıflarla karşımıza çıkabiliyor. Ve kanuni olanın hukuki olduğu anlamını taşımaz, bu yüzden hukuksuzluk ve keyfî cezalandırma istibdat rejiminin en önemli niteliğidir.

Temel hak ve özgürlükleri yok ederek ele geçirdiğiniz, kontrol altına aldığınız her alanı daha da genişletip vesayetinizi her yere yaymaya çalışıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Alakası yok.

AHMET ŞIK (Devamla) - Sizden olmayanı hizaya getirmeye çalışarak toplumun geri kalanına nizam verme gayretindesiniz. Size biat etmemekte direnen, gücünü hukuktan alan baroları kuşatma altına alarak bir karikatüre dönüşmüş olan dikta yargısının hâlini gizlemek istiyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Baroların savunulması sana kaldıysa durum vahim.

AHMET ŞIK (Devamla) – Bir sesini kes ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Usule bak!

AHMET ŞIK (Devamla) – Ne kadar çenesiz bir adammışsın ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kafanı kaldır da öyle anlat!

AHMET ŞIK (Devamla) – Biraz terbiyeni takın, olur mu! Saygı sınırını aşma!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terbiyeni takın, terbiyeni!

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Terbiyeli ol!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Tiran” diyorsun, hakaret ediyorsun, ağzını açıyorsun, terbiyeden bahsediyorsun.

AHMET ŞIK (Devamla) – İnşa ettiğiniz yargının mevcut hâlinin özetini de asırlar öncesinden tarih bize anlatıyor. Hukukçular bilir…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Eline verilen metni okuyorsun sürekli.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sonra cevap verirsin.

AHMET ŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz?

BAŞKAN – Buyurun, siz devam edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sensin tiran!

SALİH CORA (Trabzon) – Grup Başkan Vekiliyle nasıl konuşuyorsun?

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – Ya, bir dinleyin, müdahale etmeyin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, yüz yılda bir geliyor buraya, aynı metni okuyup gidiyor.

BAŞKAN – Beyler, Sayın Milletvekilini dinleyelim, sonra cevap verirsiniz.

Buyurun Sayın Şık.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kafanı kaldır, okuma; anlat herkese. Tiran sensin. Ne demek “tiran”?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şık.

AHMET ŞIK (Devamla) – Az kaldı, az kaldı…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne olacak, asacak mısın beni? Ne olacak, ne yapacaksın?

(AK PARTİ ve HDP milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümeleri ve gürültüler)

AHMET ŞIK (Devamla) – Yok, ben, sen değilim. Sen bir otur yerine, haddini bil yoksa bileceksin, inan bana.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Ne yapacaksın?

AHMET ŞIK (Devamla) – Haddini bil!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Dinleyin, dinleyin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Haddini bil.” ne demek?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Turan, ne yapıyorsunuz?

SALİH CORA (Trabzon) – Ne yapacaksın, ne?

AHMET ŞIK (Devamla) - Sayın Başkan, bunu durduracak mısınız?

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Haddini bileceksin önce!

AHMET ŞIK (Devamla) – Haddini bilecek! (Gürültüler)

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sen de bileceksin haddini! Herkes haddini bilecek!

AHMET ŞIK (Devamla) – Şu sizi öfkelendiren anketler var ya, gerçekleştiğinde, onunla yüzleştiğinizde ben sizin hâlinizi göreceğim. (Gürültüler)

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Ya “sataşma” diye bir şey var, sataşma!

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.13

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Teklifin birinci bölümü üzerinde şahıslar adına Ahmet Şık’ın konuşması yarım kalmıştı. Sayın Şık’ın konuşmasına kaldığı yerden devam edeceğiz.

Buyurun Sayın Şık. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET ŞIK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kaldığım yerden devam ediyorum. Hukukçular bilir, engizisyon çağında Almanya’nın Vestfalya bölgesinde ortaya çıkan yargılama pratiğine “Feme” ya da “Vehm” mahkemeleri denir. Sadece politik düşmanların tespit edilip ortadan kaldırılması işlevi gören bu mahkemelerin dayandığı herhangi bir yasal yetki yoktur. Kutsal Roma Germen hükümdarından aldıkları yetkiyle çalıştıklarını savunan bu mahkemelerin gizlice toplanarak karar alan yargıçları ise dönemin “yerli ve millî” tanımına uygun olarak sadece iktidarın iyi vatandaş dediği ve safkan Almanlardan seçilirdi. Hâkim güce, iktidara, sisteme muhalif olanları “düşman” adı altında cezalandıran bu mahkemelerde sanıklar bulunmazdı. İdam dışında herhangi bir ceza hükmü olmayan mahkemenin, yokluğunda idam cezası verdiği kişi, evinin kapısına asılan kararı gördüğünde sıranın kendisine geldiğini anlardı. Siyasi muhaliflerin susturulması anlamında hukuk dışı dava ve kararlar için “Feme cinayetleri” denilmesi de bundandır. İstibdadın mutlaklaştığının en önemli kanıtı olan yargının, keyfî bir yönetimin doğrudan uzantısı hâline gelmesi, zulmün sopasına dönüştürülmesi, savunmanın suç hâline getirilmesi bile size yetmiyor. Rehber edindiği tarihsel geçmişin kötülüklerini Türkiye’de yargı mekanizmasının politik karakter yapısı hâline getiren istibdat rejiminin sahibi, yargının hukuk normlarına bağlı kalan tek bileşeni olan barolar yerine “Feme” baroları kurmak istiyor ama bilmelisiniz ki avukatlık mesleğinin hamurunda insan hakları vardır, yok etmeye çalıştığınız özgürlük ve bağımsızlık vardır. Bu yüzden direniyor avukatlar, yurttaşın savunma hakkı için direniyorlar, nefreti ve kini varlığının sınırlarını belirleyen ve sadakati buradan ölçenlere inat insan olma haysiyetleri zedelenmesin diye direniyorlar. Bu yapılacak düzenlemeden doğan tartışmada “Metin Feyzioğlu” adıyla karşımıza çıkan örnekte görüldüğü gibi güçlü olanın değil, haklı olanın yanında duruyor avukatlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Şık.

AHMET ŞIK (Devamla) – Birileri gibi güçlü olana söylemeye cesaret edemeyeceği sözleri güçlünün hedefindeki haklıya söylemeyi tercih etmiyorlar çünkü biliyorlar ki güçlü ile haklı arasındaki kavgada tercihini güçlüden yana kullananların en çok duyduğu sözcüktür “haysiyet” ve seçtiğiniz taraf ve güç sahibiyle kurduğunuz ilişki sizi haysiyet sahibi yapmaz.

Son olarak, anımsatmakta fayda var, iktidarı yitirdiğinde çok ağır bir hesap vermek zorunda olacağını bilen ve sınırsız güce sahip olduğunda hesap veremeyeceğini düşünenler bilsin ki kendilerinin hukuki güvencesi de bugünün hukuksuzluklarına karşı çıkan avukatlar, barolar ve demokrasiye inananlar olacaktır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan…

AHMET ŞIK (Devamla) – Ben bir cümle bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, söyleyin.

AHMET ŞIK (Devamla) – Biraz önce bir tartışma yaşandı her zaman olduğu gibi çünkü sadece kendi seslerini duymak isteyen bir iktidar pratiği var. Eleştirilerim ağır olabilir, siz buna saygı göstermek zorundasınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Terbiyesiz” diyorsun ya!

AHMET ŞIK (Devamla) – Bir dakika bir bitireyim, lütfen yani. Burada en çok konuşma hakkına sahip olan bir çoğunluğa sahip olduğunuz gibi, Grup Başkan Vekili olarak da istediğiniz zaman söz üretebiliyorsunuz ama bu da yetmiyor, Bülent Bey oradan cır cır, cır cır, tamam mı. Yani bakın... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EROL KAVUNCU (Çorum) – Böyle bir üslup var mı Sayın Başkan!

AHMET ŞIK (Devamla) – İşte bakın, söylemeye çalış... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EROL KAVUNCU (Çorum) – Haddini bil, haddini!

BAŞKAN – Beyler bir dakika, kendisini ifade etsin.

Buyurun.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Tahrik ediyor Genel Kurulu.

BAŞKAN – Bir dakika... Bir dakika...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir dakika, bir dinleyelim.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

AHMET ŞIK (Devamla) – Bakın, söylemeye çalıştığım şey bu: Ben sizler gibi profesyonel siyasetçi değilim, olmamaya da kararlıyım, tamam mı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sadece sizi kastetmiyorum, sadece sizi kastetmiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ya, lütfen beni dinleyin!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir dakika durun, bakalım ne diyor ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sen oradan ne karışıyorsun?

AHMET ŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, bu şartlarda bir şey söylemenin imkânı yok. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerinden dolayı İç Tüzük’ün 160 ve 161’inci maddelerinin uygulanmasına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; önemli bir kanunu görüşüyoruz. Usul ekonomisi gereği, kamu menfaati gereği, belki de sokakta bir tartışmada duyduğumuzda çok ağır cevap vereceğimiz ifadeleri burada duyduğumuzda sabretmeyi bir kamu görevi hâline getirdik. Alttan alıyoruz, idare ediyoruz, sabrediyoruz. Sabahtan beri hem CHP’li arkadaşlardan hem HDP’li vekillerden çok sayıda ağır itham duyduk. Kanunla ilgili neler söylediler, hazırlanma usulleriyle ilgili neler söylediler fakat en ağır eleştirilere tahammül ettik, cevap vermedik, yeri geldi ağzımızı açmadık ama eleştiriye sabretmek başka, terbiyesizliğe sabır başka; eleştiriye sabretmek başka, ağır dile, hakaret diline sabretmek başka. Sabahtan beri –bir daha diyorum- sayıyı unuttum ama onlarca CHP’li ve HDP’li vekil konuşmasında hak etmediğimiz “saray vekili” dediler, ne bileyim işte “Bunu talimatla getirdiniz.” dediler, neler söylediler. (HDP sıralarından “Saray vekilisiniz.” sesleri, gürültüler)

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Milletin vekili, milletin!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hepsine sabrederek sadece kendi konuşmacılarımızın süresinde cevap vermeye çalıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Verseydin cevap.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunu da kamuoyu da sizler de takdir edersiniz; alttan aldığımızı, idare ettiğimizi, sabrettiğimizi vesaire. Fakat bir daha söylüyorum: Konuşmacı daha önce de yaptığı gibi, kendi konuşması değil asla, eline verilen bir metni, kafasını kaldırmadan bir talimatla okuduğu hakaret metnini… Ben de burada, özellikle Sayın Genel Başkanımıza ısrarla ve tekraren “tiran” demesine “Hadi oradan!” diye cevap verdim. Bu “Hadi oradan!” tarzı cevapları zaman zaman onlar bize, biz onlara yapıyoruz ama “Hadi oradan!”dan sonraki o sokak dilinden de aşağı olan dili o kürsüden söylemesi kabul edilebilir değil.

Sayın Başkan, Grup Başkan Vekilleriyle arkadaki görüşmemizde -yine kanunun mehabeti, hızlı olması işte, önemli olmasından yola çıkarak- dediler ki “Özür dileyecek kürsüden.” Biz de “Konuyu kapatacağız.” dedik. Ancak dinledik ki bırakın özür dilemeyi, -burada “sizden” kastı herhalde sırf AK PARTİ değildir, tüm milletvekilleri içindir- “Ben sizin gibi profesyonel siyasetçi değilim.” tarzı ne idiği belirsiz ifadelerle aynı hakaretlere devam etti. Keşke olmasaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Hakaret bunun neresinde?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Politik bir eleştiri.

BAŞKAN – Bir dakika…

Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, az sabrediyoruz.

Altını çiziyorum, eleştiriye sabretmek iktidarların görevidir, bunda beis yok ama hakarete, küfre, bu tarz dile isyanımız var. Dolayısıyla hem bu ülkenin Cumhurbaşkanına -sevseniz de sevmeseniz de- yirmi yıldan beri her derdinde her sorunda millete başvurmuş, demokrasiyi değerlendirmiş Genel Başkanımıza “tiran” gibi saçma sapan bir iddiada bulunmak hem de bir vekile, kim olursa olsun, o ağır ifadelerde bulunmak hem kaba ve yaralayıcı ifadeler bağlamında 160’a göre kınamayı hem de Meclisten geçici çıkarmayı gerektiren iki farklı madde var. Ben bu iki maddenin uygulanmasını, özür dilemediğinden dolayı uygulanmasını zatıalilerinizin takdirine bırakıyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Burada bir hakaret yok. Tiranlık bir yönetim biçimidir.

XI.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasında sarf ettiği bazı ifadeleri nedeniyle İç Tüzük’ün 157’nci maddesine göre uyarma cezası verilmesi

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın az önce oturumda sarf etmiş olduğu sözlerle İç Tüzük’ün 161’inci maddesinin birinci fıkrasının 3 numaralı bendi kapsamında, Cumhurbaşkanına hakaret fiili işlemiş olduğundan Meclisten geçici olarak çıkarma gerekmektedir. (HDP sıralarından gürültüler)

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Susturmaya çalışıyorsunuz muhalefeti.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Burada hakaret yok Başkanım.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dinle bakalım, ne diyor!

BAŞKAN – Bu nedenle İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a İç Tüzük’ün 161’inci maddesi uyarınca Meclisten geçici olarak 2 birleşim çıkarma cezası verilmesini teklif edeceğim.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Başkan… Söz alabilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Şık savunma yapabilir yahut başka bir milletvekili savunma hakkını kullanabilir. Sayın Şık savunma yapacak mı?

Yapmıyor.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Bu, muhalefeti susturma girişimidir.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Ben yapacağım Sayın Başkan onun yerine.

(AK PARTİ sıralarından “Sen kimsin!” sesleri, AK PARTİ ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın Şık, başka vekil…

AHMET ŞIK (İstanbul) – Tamam Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baş, buyurun.

On dakika süreniz var.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; garip bir ironi oldu tabii, biz sürekli bu Parlamentoda konuşmak için mücadele eden bir grup, grubu olmayan siyasi partilere üye milletvekilleri, bağımsız milletvekilleri, sürekli olarak bu kürsüden konuşmaya çalışıyoruz. İki yıldır bunun mücadelesini veriyoruz, bugüne kadar beş dakikayı aşan hiçbir konuşmamız olmadı. Nihayet on dakika konuşma hakkımız var, onu da konuşmamızın engellenmesine karşı, bir arkadaşımızın Parlamentodan çıkartılmasına karşı yapmak durumunda kalıyoruz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Erkan Bey, yanlış olan, arkadaşınızın hakaret etmesi.

BAŞKAN – Bir cevap verme kardeşim, bir sus ya! (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değerli arkadaşlar… Bakın, burada yaşadığımız her an aslında bakmak isteyen, görmek isteyenler için bir Türkiye fotoğrafı da veriyor. Aslında şurada yaptığımız tartışma ile barolarla ilgili tartışma arasında da doğrudan bir ilgi var. Bakın, biraz önce bir tartışma çıktı, sevgili Ahmet gerçekten, söylediği gibi, siyaseti profesyonel bir iş olarak yapmayan; bir haklı davası uğruna, o davanın sözcüsü olmak için Parlamentoda da görev üstlenmiş bir arkadaşımız. Ve çok samimi bir şey söylüyor, diyor ki: “Ben sizler gibi siyasetçi değilim yani birisi laf attığında ben onu duymazlıktan gelemiyorum, birisi bir şey söylediğinde onu görmezlikten gelemiyorum. Yüreğimdeki neyse ağzımdan o, hızlı biçimde çıkıyor.” Bunu bir tepkiyle karşılıyorsunuz. Bunu tepkiyle karşıladınız, ortam gerildi.

Bakın, değerli arkadaşlar, bu, tutanaklara girsin: Ben, şimdi, ayırmak için araya geldim; bir arkadaşımız diyor ki: “Sen Genel Başkansın, biz sana hiç laf ediyor muyuz?” Ya, şu elinizi vicdanınıza koyun; benim şu kürsüye çıktığım ve bana hakaret etmediğiniz, sözümü kesmediğiniz bir tane konuşma var mı arkadaşlar? Ahmet, benim bildiğim, ya 3 konuşma yaptı ya 4 konuşma yaptı; 3’ünü kestiniz, 2’sinde ceza teklif ediyorsunuz. Böyle bir şey olmaz. Bakın, burası iktidarın hoşuna gidenlerin söyleneceği yer değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ADİL ÇELİK (Balıkesir) – Hakaret edemez, öyle bir hakkı yok. Hakaret edemez!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Hakaret edilmeyecek, hakaret!

BAŞKAN – Beyler, dinler misiniz.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Arkadaşlar, gelin, siz konuşun ya; gelin, siz konuşun; gelin, siz konuşun! Ya, savunma konuşması yapıyorum, savunma! Savunma kutsaldır, siz bu savunma kutsiyetine bile saygı göstermiyorsunuz.

BAŞKAN – Devam edin konuşmanıza.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Yani, bakın, şunu anlatmaya çalışıyorum: Burası, sizin hoşunuza gitmeyen, sizi şoke eden ama bize göre halkın yüreğinden çıkan, halkın yaşadığı her şeyin söylenmesi gereken bir kürsü. Biz burada, doğru bildiğimizi, inandığımızı, halkın bizden beklediğini söylemeye çalışıyoruz; elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince, dilimiz döndüğünce en uygun biçimde bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Aynı şey karşılıklı olarak oluyor. Bu Mecliste tartışma olmayan herhangi bir gün var mı? Herhangi bir gün böyle bir şey olmuyordu. Şimdi, bir de, yani, gerçekten, her söylenen lafta ayağa kalkmanın… Arkadaşlar, bakın, çoğunluk olabilirsiniz, evet, bugün çoğunluksunuz; biz de salak değiliz, matematik biliyoruz, şöyle baktığımızda görüyoruz ama şunu bilmeniz lazım: Biz güçlü olduğu için hiç kimseye biat etmedik. Biz tek başına da kalsak, bakın, burada 599 kişi bizim karşımızda olsun, doğru olduğunu bildiğimiz şeyi aynı biçimde söylemeye devam ederiz; hiçbir güç de bunu engelleyemez.

EROL KAVUNCU (Çorum) - Biz de yaparız bunu.

ERKAN BAŞ (Devamla) - Hiçbir güç de bunu engelleyemez.

EROL KAVUNCU (Çorum) - Sadece sen değil, biz de yaparız.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Şimdi, biz bunu yapmaya çalıştığımızda siz hemen çok büyük kalabalığınıza güvenerek ayağa kalkarsanız, buradaki insanların üstüne yürümeye başlarsanız, hep birden laf atamaya başlarsanız bu sadece bir şey olur, bizim iddia ettiğimiz şeyin gerçek olduğunun fotoğrafını çıkartırsınız, dersiniz ki “Biz burada çoğunluğuz, bizim istemediğimiz hiçbir şeyi bu kürsüden söyleyemezsiniz.” Biz, zaten sizi bununla eleştiriyoruz. Çoğunluğu ele geçirdiniz, kendiniz dışındaki herkesi susturmak istiyorsunuz diyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hakaret etmesin, konuşsun.

EROL KAVUNCU (Çorum) – Doğru değil, hakaret etmesin.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – İki dakika dinleyin ya.

BAŞKAN - Sayın Turan, bir susturun.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Arkadaşlar, benim sözlerimde en küçük bir hakaret var mı? En küçük bir hakaret yok. Bakın, ben şunu iddia ediyorum… Ben olayı arkadan izleyen bir arkadaşınızım, bu Parlamentoda bir vekilim, arkadan izliyorum. Ahmet arkadaşım geldi, o kısacık sürede koca bir kanuna ilişkin görüşlerini topluca ifade etmeye çalışıyor. Ne oldu? Grup Başkan Vekili laf attı. Başlangıç noktası bu mu?

EROL KAVUNCU (Çorum) – Hakaret etti.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Ya, bekle, iki dakika sonra konuşması bitecek; bekle, istediğin şeyi saatlerce anlatma hakkına sahipsin, koskoca grupsun. İki dakika sabretsen istediğin her şeyi söyleyeceksin.

Şimdi, gerçekten bakın, bütün samimiyetimle anlatmaya çalışıyorum. Ne dedi Ahmet? “Tiran” dedi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - “Terbiyesiz” dedi.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Birden ayaklandı herkes. Ya, eski Yunan’da bakın, siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kişiye tiran denirmiş.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Öyle mi peki?

ERKAN BAŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bu bir politik eleştiri, ben diyorum ki: 16 Nisan referandumu şaibelidir. Bir politik eleştiri, bunu söylüyorum, zorla ele geçirilmiştir diyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Hakarettir, hakaret!

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bakın, burada bir hakaret falan yok.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Hakaret var.

ERKAN BAŞ (Devamla) – İç Tüzük’ün ilgili maddelerini arkadaşlar… Değerli arkadaşlar, bu İç Tüzük; Meclis buna göre yönetiliyor. Sen, kendi kafanda “Bu hakarettir, bu değildir.” diyemezsin. İç Tüzük ne diyorsa odur. Şimdi, ben bakıyorum, İç Tüzük’te teklif edilen cezanın olduğu maddeyi açın, okuyun “sövmek” diyor. Ya, burada Ahmet sövdü mü arkadaşlar? “Sövmek” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Aç oku, Aç oku “Türkiye Cumhuriyeti’nin idari yapısına aykırı davranışta bulunmak...” Böyle bir şey yok.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir şey olmaz, hiçbir şey olmaz, Ahmet’e şimdi cezayı verirsiniz, Ahmet çıkar, 2 oturum gelmez, 3’üncü oturum gelir, gene aynı şeyleri söylemeye devam eder. Bakın, size söylüyorum: Ahmet çıkar, ben Ahmet’in konuşma metnini alırım, burada tekrar okurum, beni atarsınız, başkası gelir, tekrar okur.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Teröristlerle...

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bizi atmakla, korkutmakla, sindirmekle susturamazsınız, susturamazsınız. Benim istediğim şey şu, bizim beklediğimiz şey şu: Fikre karşı fikir. Bak, biz diyoruz ki: Siz barolarla ilgili bir yasa çıkarmaya çalışıyorsunuz...

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Anayasa’yı...

BAŞKAN – Sayın milletvekili, gelin, konuşun arkadaş konuştuktan sonra ama karşılıklı konuşmayın.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Söz verirseniz konuşuruz.

BAŞKAN – Buyurun, hitap edin.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz diyoruz ki: Bakın, çok önemli bir kanun. Komisyonda beş gün tartıştık, her saatinde oradaydık -Bülent Turan gördü- elli beş saat tartıştık. Ya, bir kaygımız var, diyoruz ki: Yine kandırılıyorsunuz. Bak, bu bir kaygı. Yine kandırılıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ya, istediğin yere git, kandırıl, sen umurumda değilsin, memleketi batırıyorsun, ona isyan ediyorum ya, Allah Allah! (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Yani sen kandırıldığında... Arkadaş, siz değil misiniz “Kandırıldık, Allah affetsin, millet affetsin." diyen? Demek ki kandırabiliyorsunuz. Şimdi, diyoruz ki: Bak, daha önce kandırıldın, o çukura düştün, bir daha düşebilirsin. Ben üç sene önce, beş sene önce anlatıyordum, “Siz kumpasa alet oluyorsunuz.” diyordum. Ergenekon, Balyoz, KCK... “Bu Fetullah Gülen devleti ele geçirmeye çalışıyor.” diyordum, aynı böyle bağırıyordunuz. Sonunda “Kandırıldık, Allah affetsin, millet affetsin.” Ya, kandırılma, aynı hatayı ikinci kere yapma çünkü kandırılan sensin ama cezasını çeken koca bir halk, koca bir ülke. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Farklı biçimlerde, farklı dillerle, farklı üsluplarla hep aynı şeyi anlatıyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben diyorum ki: Bakın, burada sizin gücünüz de var, grubunuzda var, kalabalıksınız da, konuşma hakkınız bizim 10 katımız, 100 katımız, çıkın halkı ikna edin. Arkadaşlar, baskı, şiddet, zor; dille ikna edemeyenin kullanmak zorunda kaldığı bir araçtır. Bak, bir iktidar halkı ikna edebiliyorsa polis gücüne başvurmaz, jandarma gücüne başvurmaz, mahkemelere başvurmaz. Halkı ikna etmek, milleti kazanmak için uğraşın, bizi susturmak için uğraşmayın. Ama kabul ediyorsanız ki, “Bizim artık anlatacak bir hikâyemiz kalmadı, bizim, milleti ikna edebilecek durumumuz yok, sadece, biz Parlamentoda bile adamı sustururuz, biz Parlamentoda bile bize laf edenin üzerine yürürüz, biz Parlamentoda bile bize laf edeni Parlamentonun dışına atarız...” Hep denediğiniz şeyler, buyurun bir kere daha deneyin ama yanlış yoldasınız. Bu yanlış yol gidişinizi ertelemez, yanlışta ısrarcı olursanız gidişiniz hızlanır, ben de sizi uyarıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun…

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Kavas arkadaş, iyice temizle orayı!

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Başkanım ben de 160’a göre işlem isteyeceğim. Ya gerçekten, Bülent Bey laf mı bu ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne dedi?

ERKAN BAŞ (İstanbul) - “İyice temizle orayı!” ne demek?

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Su dök temizle.

ERKAN BAŞ (İstanbul) - Hangi terbiyesiz, hangi terbiyesiz dedi onu? Çık söyle şunu, hangi terbiyesiz söyledi?

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Ben sana söylemedim.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Olur mu öyle şey ya, olur mu!

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Siyasi eleştiri bu, siyasi eleştiri.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – “İyice temizleyin!” siyasi eleştiri mi? Ya, hepinizden temiziz. Öyle laf mı olur Hüseyin Bey! Bundan sonra görürsünüz siyasi eleştiriyi!

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Yerine geç!

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – Niye? Genel Başkanım benim, benim Genel Başkanım.

(AK PARTİ ve HDP milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümeleri ve gürültüler)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.57

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a İç Tüzük’ün…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz mü vereyim size?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

49.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben Sayın Ahmet Şık’ın konuşmasını orijinalinden aldım, aynısı, kelimenin geçtiği bölüm “İktidardaki gücün keyfî kararlar alabilmesi ve bunu uygulayabilmesine olanak sağlayan siyasal hukuk düzenine ‘tiranlık’ veya ‘istibdat rejimi’ deniyor.” Bu devam ediyor, uzun olduğu için okumuyorum, “tiranlık” geçen bölüm bu.

Diğeri, Sayın Turan kendisine hakaret edildiğini iddia ediyor fakat şöyle bir durum var: Mesela en son “cır cır” dedi ve bu Parlamentoda, maalesef, üzülerek belirtmek isterim ki sıklıkla bu tip kavramlar kullanılıyor ve bugüne kadar bu kavramlar sebebiyle hiç kimseye ceza verilmedi. Sayın Turan’ın kendisi geçen hafta kadın vekiller bağırıyor diye “Car car.” dedi. Bunun tartışması bile olmadı, hatta esprisi yapıldı.

Şimdi, diğer mesele, Sayın Erkan Baş savunma için kürsüye çıktı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …işte savunmaya yaklaşım da bu şekilde ortaya çıktı, savunma da yaptırılmadı ve Sayın Erkan Baş kürsüdeyken “Orayı iyi temizle, pistir.” denildi. Bu, tutanaklarda var. Yani bizzat iktidar grubundan gelen şey.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – “Pistir.” demedim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi özcesi, “tiranlık” TDK’ye göre “Eski Yunan’da siyasal gücü tek başına elde tutan kimse” ya da diğer anlamda “siyasal erki zorla ele geçiren ve onu kötüye kullanan kimse” diye tanımlanıyor. Ve konuşmasında direkt şahıs da hedeflenmiyor.

Şimdi, Sayın Meclis Başkanlığı 161/3’ü söylüyor. Bu 161/3’e göre “Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Başkanına…” ve devam ediyor “…tarihine, geçmişine, ilk 4 maddesine hakaret etmek ve sövmek…” Asla bir hakaret ve sövmek yok. “Tiran” denildiği kabul edilse bile bir siyasal eleştiridir ve bu, siyasal dilde vardır.

Eğer bu kavramlar ceza sebebi olursa bu Mecliste hiç kimse bir eleştiri yapamaz. Yani neticede, burada 5 ayrı siyasal grup var, parti var ve eleştiriler yapılır, karşılıklı tartışmalar yapılır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tamamlayacağım Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …ve bu İç Tüzük’e uymak zorundaysak burayı dikkate almak zorundayız. Cumhurbaşkanını çağrıştıran, hakaret ve sövmeyi bırakın, doğrudan bağ kuran, böyle bir itham da yok. Bu nedenle kesinlikle yani bu teklif ettiğiniz maddenin… İktidar partisinin çoğunluğu var, doğru, böyle bir cezayı, hangi cezayı teklif ederseniz onaylama çoğunluğu da var ama çoğunluğun oy vermesi demek bunun haklı olduğu anlamına gelmez.

Ben bütün milletvekili arkadaşlarıma şunu söylemek isterim: Burada hepimiz siyasetçiyiz ve maalesef bu kavramlar zaman zaman kullanılıyor. Bundan vazgeçilmesini talep ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Yunanlıları mı kastetmiş?” sesi)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Güya siyaset okumuş!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…

XI.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasında sarf ettiği bazı ifadeleri nedeniyle İç Tüzük’ün 157’nci maddesine göre uyarma cezası verilmesi (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Grup Başkan Vekillerimizle arkada yapmış olduğumuz görüşmeler ve savunmadaki tutum ve davranışı göz önüne alarak 157/2’den uyarma cezası veriyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN – 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, teklifin birinci bölümü üzerinde on beş dakika süreyle soru ve cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Bu sürenin sekiz dakikası sorulara, yedi dakikası da cevaplara ayrılacaktır.

Sayın Taşkın...

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçmişte avukatların hâkimlere çıkarken kılık ve kıyafetleri nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulduğunu biliyoruz. Teklifle bu sorun çözüldü ve cübbenin dışında başka bir zorunluluk getirilemeyeceği hükmü getirilmektedir. Mesleğinin ilk beş yılında baro keseneğinin yarı oranında alınmasına dair madde genç avukatlar için olumlu bir düzenlemedir. Avukatların görev sırasında işledikleri suçlar bakımından temyiz kanun yolunun açılması olumlu bir düzenlemedir.

Bazı muhalefet milletvekilleri kanun teklifini eleştirirken bu teklife bir terör örgütünün projesi şeklinde haksız eleştirilerde bulundular. Bir kanun teklifini terör örgütünün projesi gibi yansıtma karşısında Komisyonun bu husustaki değerlendirmesi nedir? Birden fazla baronun bulunduğu yerlerde adli yardım hizmetleri nasıl yürütülecek, buradaki görevlendirmelerde avukatlar arasında adaletli bir dağıtım ne şekilde sağlanacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu...

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’nin Trakya düşmanlığında gün geçmiyor ki yeni bir gelişme olmasın. Sizin bakanlarınızın verdiği sözler doğru olsaydı en az beş yıl önce Ergene temizlenmişti. Yağma hevesiniz Trakya’da bir başka aşkla devam ediyor. Şimdi de Saros Körfezi’ne -hukuk, çevre, yaşam ve bilimden- FSRU doğal gaz limanı yapmaya kalkıyorsunuz. Şimdi soruyorum: Katar bu doğal gaz sevdanızın neresine düşüyor ya da Katar sevdanız için mi dünyanın en güzel denizlerinden olan Saros’u feda ediyorsunuz? En azından Saros’un çevresinde yatan binlerce şehitten utanarak Saros’u yok etme projelerinden vazgeçin.

Doğal gaz demişken geçen yıl ülkemizde evlerde doğal gaz tüketimi düştü, vatandaş pahalı olduğu için doğal gazı bile kullanamaz hâle gelmiş, sizin derdiniz “Kime ne rant aktarabilirim?”

Beyler, deniz bitti, denizi siz bitirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Örs…

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Trabzon’un Tonya ilçesinin Melikşah Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlarımızın bir şikâyetini dile getirmek için söz aldım. Burada yaşayan vatandaşlarımız, özellikle yağışlı havalarda bulanık akan su nedeniyle mağdur olduklarını ifade etmektedirler. Evlerine gelen suyun bulanık akmasından şikâyetçi olan vatandaşlar, duruma bir an önce çözüm bulunmasını istemektedirler. Tonya’da vatandaşlarımız 11 mahallede de bu problemin olduğunu bana ilettiler. Vatandaşlar “Evimizde başka su olmadığından bu suyu kullanmak zorunda kalıyoruz ve bu suya para ödüyoruz. Çeşmelerimizden su değil âdeta çamur akıyor. Bu suyu içemediğimiz gibi temizlikte, çamaşırda dahi kullanamıyoruz.” diyerek yetkililerden su sorununun bir an önce çözülmesini talep etmektedirler. Ben de Trabzon Milletvekili olarak Tonyalı hemşehrilerimin bu haklı talebini yüce Meclisimize arz ediyor, buradan TİSKİ yetkililerine bir çağrıda bulunmak istiyorum: Bölgede acilen bir arıtma tesisi kurulması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu…

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sağ olun Sayın Başkan.

Çoklu baroya ilişkin üç düzeltmede bulunacağım:

1) Fransa örneği. Fransa’da il sayısı ile baro sayısının farklı olmasının nedeni, baroların adli yargı çevresine göre örgütlenmesinden kaynaklanıyor.

2’nci konu: Anayasa madde 135’in artı baroyu yasaklamamasının nedeni, bunun bir kamu tüzel kişisi olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla kamu tüzel kişisi olunca aynı yerde ve aynı konuda ikinci bir kamu tüzel kişiliği kurulamaz. Mesela İstanbul’da Anadolu-Avrupa yakasında biçiminde kurulmuş olsaydı o zaman tartışılabilirdi.

3’üncü konu ise Anayasa Mahkemesi kararı. Anayasa Mahkemesinin Ocak 2013’te verdiği karar, turist rehberleri üst kuruluşuna ilişkindir dolayısıyla baroyla ilgili değildir. İller bazında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Komisyonda da dile getirmiştim, teklifin özellikle gerekçesinde baroları 21’inci yüzyıla uyumlu hâle getirip uluslararası hukuka da entegre edecek bir düzenleme olduğu söyleniyor. Resmî aday ülkesi olduğumuz Avrupa Birliği ülke raporumuzda ve de kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyinin Venedik Komisyonu raporlarında, yine geçen hafta Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyonunun açıklamalarında ülkemizdeki hukukun üstünlüğü, temel haklar, yargı ve adalet sisteminde devam eden olumsuz gelişmelerden duyulan ciddi endişeler dile getiriliyor. Ama özellikle şu konuya vurgu yapılıyor raporlarda… Hakları ve özgürlükleri korumakla yükümlü olan kamu kurumlarının parçalı ve gerçek anlamda uygulamada bağımsızlıklarının olmaması tespiti varken bugün baroların yapısının parçalanmasını, bağımsızlıklarının ortadan kaldırılmasını nasıl uluslararası hukuka entegre olarak görüyorsunuz? Kanundaki hangi maddeyle, hangi uluslararası hukuka entegre olacağız Sayın Komisyon Başkanı?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Çoklu baro teklifi yanlıştır. Baroları ve dolayısıyla avukatları net biçimde siyasi kamplara böleceği için yanlıştır. Yargı kararlarının avukatın geldiği baroya göre şekillendiği şüphesine yol açacağı için yanlıştır. Siyasi etiket taşıyacak baroların yargıç ve savcılar üzerinde siyasi baskı kurmasını kolaylaştıracağı için yanlıştır. Yargının zaten gölgelenmiş durumdaki tarafsızlığına ve objektifliğine iyice gölge düşüreceği için yanlıştır. Ayrıca Sayın Komisyondan şunu da talep ediyorum: Bir ilçede 1’inci ve 2’nci barolar eşit üyeye sahipse temsilciliği kim atayacak?

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Urfa’da elektrikler kesildi Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Mustafa Levent Karahocagil yok mu? Yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, Urfa’da elektrikler kesik, elektrikler!

BAŞKAN - Sayın Bahşi…

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi sınav takviminde ani bir değişikliğe giderek yaz okulunu kaldırmış ve yerine 3 ders sınavı koymuştur. Sınava sadece bu yıl kayıt yaptıranlar ile son iki yıldan dersi olanların girebilmesi şartı yüz binlerce öğrenciyi mağdur etmektedir. Önümüzdeki dönem yapılacak olan KPSS’ye hazırlanmakta olan öğrenciler mezuniyet hayalleri içinde bu sınava müracaat etmek isterken kaldırılan yaz okulu nedeniyle diploma alma umudunu maalesef kaybetmişlerdir. Millî Eğitim Bakanlığına soruyorum: Öğrencilerimizin mağduriyetinin giderilmesi için bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Adalet Komisyonundan sonra bugün de Mecliste geç saatlere kadar çoklu baro kanun teklifini görüşmemizi gerektiren aciliyet nedendir? Bu kanun yurttaşların hangi sorunlarına çözüm üretecektir? Pandemi dönemini yaşıyoruz; işçi işsiz, çiftçi, esnaf, emekli, memur, engelli, hatta sanayici sorunlarla boğuşmaktadır. Yaşam ve geçim sıkıntısı zirve yapmıştır. Emeklilikte yaşa takılanlar, taşeron firmada kalanlar, atanamayanlar umutla sorunlarına çözüm istemektedir. Öğrenci affı, ehliyet affı, esnaf sicil affı, adli sicil affı, milyonlarca kişi bunların Meclisten bir an önce çıkarılmasını beklemektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarında, belediyeler ve KİT’lerde 4857 sayılı Yasa’ya tabi daimî işçi statüsünde çalışan üniversite mezunu, ön lisans, lisans ve yüksek lisans mezunu işçilerin yasal düzenlemeyle çalışanların isteklerine bağlı olarak eğitimlerine, diplomalarına uygun memur kadrolarına geçirilme taleplerine beş yıldır seyirci kalan ve çözüm üretmeyen iktidar, 80 baro başkanının karşı olduğu çoklu baroyu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Komisyon Başkanı Enerji Bakanıyla görüşüp bu enerji sorunuyla ilgili bilgi verse.

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Soru soran milletvekillerimize de teşekkür ediyorum.

Sayın Taşkın’ın sorusu… Evet, kanun teklifinde avukatlar için olumlu düzenlemelerden bahsetti Sayın Taşkın. Özellikle kılık kıyafet özgürlüğüne ilişkin -cübbe haricinde- kılık kıyafete ilişkin başkaca bir zorunluluğun aranamayacağına ilişkin düzenleme önemli ve olumlu bir düzenleme. Ayrıca, avukatlık mesleğinin ilk beş yılında baro keseneğinin yarı oranında alınacağına ilişkin düzenleme genç avukatlara yönelik önemli bir düzenleme. Yine, özellikle avukatların avukatlık görevi ya da Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri nedeniyle işledikleri suçlar nedeniyle eğer kesinlik sınırı içinde kalsa bile temyiz edebilmesine imkân sağlayan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286’ncı maddesindeki düzenleme de adil yargılanma açısından avukatların lehine olan bir düzenleme olarak dikkat çekiyor.

Sayın Taşkın’ın adli yardımla alakalı tereddüdüne gelince, 177/2’nci maddede bahsedilen adli yardıma ilişkin husus, burada da bir uyum düzenlemesi gerçekleştiriliyor. Buna göre, bir ilde birden fazla baro bulunması durumunda adli yardım bürosu, baroların eşit olarak temsili esas alınarak oluşturulacaktır. Barolar, adli yardım bürosunda üye sayısına bakılmaksızın yönetimde eşit olarak temsil edilecekler ancak avukatların adli yardım bürolarında iş, dosya almaları durumunda avukatlar arasında eşitlik ilkesi adil bir denge gözetilerek sağlanacaktır. Görevlendirmelere ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenecek, bu yönetmeliği Türkiye Barolar Birliği çıkaracak ve Adalet Bakanlığı da onaylayacak.

Sayın Taşkın’ın “’Bu kanun teklifi bir terör örgütünün projesi’ şeklindeki eleştirilere ne diyorsunuz?” diye diğer bir sorusu vardı.

Değerli milletvekilleri, bu, bir kanun teklifidir. Anayasa’mızın 88’inci, İç Tüzük’ümüzün 74’üncü maddesinden, Anayasa ve İç Tüzük’ten kaynaklanan ve milletin verdiği yetki çerçevesinde milletvekillerinin yaptığı yasama görevini bir terör örgütünün projesi olarak nitelendirmek son derece yanlıştır. Bu değerlendirmenin aslında bir dayanağı da yoktur, bir belgesi de yoktur. Dolayısıyla bunu söyleyenlerin sadece kişisel ve doğru olmayan değerlendirmeleridir. Milletvekilleri, Anayasa ve İç Tüzük’ten kaynaklanan kanun teklif etme yetkisini özgürce kullanabilirler. Bunu farklı bir şekilde değerlendirerek teklif sahibi milletvekillerimize bu yönde eleştiride bulunmak büyük bir haksızlıktır diye düşünüyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Urfa’nın elektriği ne olacak Komisyon Başkanı?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Örs, Sayın Gürel teklifle ilgili olmayan hususlarda sorular sordular. Yine, bu konuda ilgili bakanlıklara sorularını yöneltebilirler yazılı olarak.

Sayın Gürer “Aciliyeti nedir? Diğer başkaca kanunlar…” dedi. Diğer başkaca kanunları da Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmeye devam ediyoruz. Önceki haftalarda çok sayıda kanun düzenlemesini, toplumun genelini ilgilendiren çok önemli düzenlemeleri burada yasalaştırdık. Bunların hepsi sıra sayısıyla önümüze geliyor ve millet adına yasalaştırmanın gayreti içerisindeyiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Millet adına soruyorum: Şanlıurfa’nın elektriği ne olacak?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şanlıurfa’nın elektriğini TEDAŞ’a soracaksın.

BAŞKAN – Sayın Tunç, devam edin.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Kaboğlu’nun Anayasa’ya aykırılıkla ilgili… Bunu önceki soru-cevapta da dile getirmiştik, aynısını tekrar ediyoruz. Anayasa Mahkemesinin kararı, orada -Anayasa 135’le ilgili- meslek odalarının, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının birden fazla olabileceğine dair bir Anayasa Mahkemesi kararıdır.

Fransa’daki barolar; evet, yargı çevresine göre olanlar da var. Yalnız, Paris’te 3 yargı çevresi var ama çok sayıda baro var. Kaliforniya’daki baroların listesi burada, ben size verebilirim; Kaliforniya’daki liste uzun. Yani çoklu baronun dünyanın değişik yerlerinde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, Kaliforniya’yı boş ver, Şanlıurfa’nın elektriği ne olacak?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – New York’ta 150 baro var. Dolayısıyla dünyada örnekleri var. Tabii, dünyadaki örneklerinin dışında, bizim yaptığımız işlem, Anayasa’mızın 135’inci maddesine uygun bir düzenlemedir.

Sayın Tutdere’nin ilçelerdeki temsilcilikle alakalı… Tabii, bu 3 büyükşehri ilgilendiren bir düzenleme, 5 bin avukat sayısının üstündeki barolarla ilgili. Oralarda da ilçelerde de tabii her baro temsilcilik açabilecektir, bunun mahzuru yoktur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, elektrik olmazsa, açılsa ne işe yarayacak? Urfa’da elektrik yok.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, bir dakika var, kullanmak istiyorum.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Tunç benim soruma cevap vermedi.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkür ederim.

Avukatların mesleklerini iyi bir şekilde icra edebilmeleri için hukuk fakültelerinin kontenjanlarını düşürmeyi, hâkim, savcı adayları devletten 6 bin TL civarında maaş alırken, sigortalanırken stajyer avukatların devletten herhangi bir ücret almamaları, sigortalarının olmamasının yarattığı haksızlığı ortadan kaldırmayı, para kazansa da kazanmasa da sigorta primleri, vergileri, kira giderleri ödemesi yapmak zorunda olan avukatların devletten, barolardan destek almalarını sağlamayı, artan mezun sayıları ile adli yardım hizmeti CMK görevlendirmelerinden avukatın eline geçen 3 kuruşa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Şanlıurfa ilinde elektrik sıkıntısı yaşandığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Tanal, ben sana söz vermeyeyim ama Şanlıurfa’da elektrik sıkıntısı var, bunu ben duyurayım, daha güçlü bir şekilde duyurayım. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 177 milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde 3 önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Oya Ersoy                                Remziye Tosun                  Muazzez Orhan Işık

                İstanbul                                    Diyarbakır                                Van

              Semra Güzel                         Mehmet Ruştu Tiryaki                Hüseyin Kaçmaz

               Diyarbakır                                     Batman                                 Şırnak

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         İmam Hüseyin Filiz                       İbrahim Halil Oral                   Ayhan Altıntaş

               Gaziantep                                      Ankara                                Ankara

   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                                     Dursun Müsavat Dervişoğlu

                  Adana                                                                                   İzmir

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Alpay Antmen                             Turan Aydoğan                       Rafet Zeybek

                 Mersin                                       İstanbul                               Antalya

             Zeynel Emre                             Süleyman Bülbül                       Tufan Köse

                İstanbul                                        Aydın                                 Çorum

       Abdurrahman Tutdere                                                                      Cavit Arı

               Adıyaman                                                                               Antalya

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki…

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, şunu söylemek isterim: Getirdiğiniz bu teklif avukatlar için bir ihtiyaç değil, barolar için hiç değil. Nitekim 80 baronun yüzde 99’u bu yasa teklifine karşı çıktığını göstermek için Ankara’ya yürüdü, günlerce Meclisin bahçesinde bekledi, Türkiye’nin neredeyse her kentinde her adliyenin önünde bu yasa teklifini protesto etti ve geri çekilmesini istedi.

Ayrıca, getirdiğiniz bu teklif toplumsal bir ihtiyaca da karşılık gelmiyor. Bir ay öncesine kadar bu ülkede hiç kimsenin gündeminde ne çoklu baro vardı ne de barolarla ilgili bir tartışma vardı. Peki, barolar için bir ihtiyaç değilse, avukatlar için bir ihtiyaç değilse, toplumsal bir ihtiyaç değilse neden getirdiniz? Tek bir amacınız var, Barolar Birliğini istediğiniz gibi oluşturmak, yandaş barolar kurmak ve yandaş bir birlik oluşturmak.

Şimdi, yasa teklifini sunarken yaptığınız açıklamalara kendimce Komisyon görüşmeleri sırasında yanıt verdim. Bugün bu yasayı savunurken, geneli ve bölüm üzerine konuşurken birkaç şey söylediniz; onlarla ilgili fikrimi paylaşacağım. Diyorsunuz ki: “Seçmenler oy vermekten vazgeçmişse yöneticilerin meşruiyeti tartışmalıdır.” Ne için söylüyorsunuz? İstanbul Barosunun seçimlerine katılım oranı yüzde 60-70’lerken. Son seçimlerde İstanbul Barosunda oy kullanan avukat sayısı yüzde 70’in altındaymış, yüzde 60 civarındaymış. Seçimlere katılan seçmen sayısı düştükçe demokratik sistemden uzaklaşılıyormuş. Avukat sayısı arttıkça staj eğitimi ve mesleki eğitimler aksamaktaymış. İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarının tahakkümüne son verilecekmiş. İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları mesleki hiçbir faaliyet yürütmeyip siyasi faaliyetler yürütüp siyasi açıklamalar yapıyormuş. Bu sonuncusuyla ilgili sadece şunu söyleyeyim: Aslında Baroların siyaset yapması sizi ilgilendirmiyor, sizi ilgilendiren şey; Barolar sizin lehinize siyaset yapmıyor. Bu ülkede pek çok demokratik kitle örgütü var, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu var; sizin lehinize açıklama yaptıklarında hiçbir şekilde rahatsız olmuyorsunuz; tam tersine, “Bu meslek örgütü iyi bir şey söyledi.” “Bu demokratik kitle örgütü iyi bir şey söyledi” “Bu sendika iyi bir şey söyledi.” diyorsunuz. Ama ne zamanki hoşunuza gitmeyen bir şey söyledi, işte, o zaman diyorsunuz ki: “Kardeşim, siyaset yapma!” Neden? Çünkü işinize gelmiyor.

Şimdi, bu yüzde 60-70’lerde oy kullanıldığı için antidemokratik oluyormuş ya, ben, bazı ülkelerde seçime katılma yüzdesiyle ilgili birkaç şey söyleyeceğim: -Adalet ve Kalkınma Partisine yakın bir ajans, Anadolu Ajansından alınmış bir veri- Slovenya 2018 seçimleri yüzde 51,5; Kosova 2017 seçimleri yüzde 41,5; Hırvatistan yüzde 52,6; İspanya 2016 yüzde 66,5; Kuzey Makedonya yüzde 41,79; Arnavutluk yüzde 46,77; Hollanda yüzde 56; Bosna Hersek yüzde 53,26; Sırbistan yüzde 54 ve böyle gidiyor. Demek ki neymiş? Seçimlere katılım oranının düşük olması o seçimi demokratik veya antidemokratik yapmıyormuş. Daha ilgincini söyleyeyim, Avrupa Birliğine üye ülkelerin Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılım oranı yüzde 40’lar civarındadır ama hiç kimse Avrupa Parlamentosunun meşruiyetini tartışmaz. Dolayısıyla, iki tane rakam alıp işte, bu rakamların arkasına sığınarak orada demokratik bir seçim yokmuş demek büyük bir yanılsama yaratmaktan ibaret, başka da bir şey değil.

Şimdi, seçimlere katılım oranı ile gelişmiş bir demokrasi arasında doğrusal bir korelasyon yok, bunu söylemek istiyorum. Ama eğer böyle bir korelasyon olsaydı, 2018 seçimlerinde katılımın yüzde 91,69 olduğu Türkmenistan’ın dünyadaki en gelişmiş ve en iyi demokrasi olması gerekirdi. Hani, şu, aylara kendisinin, annesinin ve yazdığı kitapların ismini veren, kendini ömür boyu Başkan ilan eden Saparmurat Niyazov’un Türkmenistan’ı var ya, en demokratik ülkenin o olması gerekirdi çünkü seçimlere katılım oranı yüzde 91’lerde.

Getirdiğiniz seçim sistemi, temsilî demokrasiye ve temsilî demokrasinin en önemli unsuru olan eşit oy ilkesine aykırıdır. Bunu defalarca söyledik, Komisyon tartışmaları sırasında da söyledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Şimdi, orada söylediğim rakamı tekrar edeyim. Eğer bu teklif yasalaşırsa, Türkiye Barolar Birliği seçimi başkaca bir baro kurulmazsa 340 delegeyle yapılacak, 340 delegeyle. Ankara, İstanbul ve İzmir Barosu kaç delegeyle temsil edilecek? 25 delegeyle. Avukatların yüzde 57’sini oluşturan 3 tane kent yüzde 7,4 oranında temsil edilecek ve şimdi, siz, bize bunu demokrasi diye yutturmaya çalışıyorsunuz, öyle mi? Bu, demokrasiyi katletmektir başka bir şey değil; İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarından nefret ediyorsunuz diye demokrasiyi katletme hakkınız yoktur, sırf bu nedenle buna karşı çıkıyoruz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışalar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. İYİ PARTİ Grubu adına Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Konuşmamın kanun teklifinin 1’inci maddesi olacağını öğrenince çok sevinmiştim, erkenden yaparım diye düşünüyordum, saat gece yarısını geçti maalesef, sürprizlere hazır olmamız lazım Mecliste anlaşılan.

Kanun teklifinin gerekçesinde, “Kurumsal yapı ve meslekte karşılaşılan bazı sorunlara çözüm bulunmasına ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.” deniliyor. Daha sonra da “…barolara kayıtlı avukat sayısı; aynı baroya kayıtlı avukatların dahi iletişim kurmasını, mesleki dayanışmasını, stajyer avukatların ve mesleğin başındaki avukatların gerekli eğitimleri almasını ciddi anlamda aksatacak boyutlara ulaşmıştır. Bilhassa avukat sayısının çok fazla olmasından kaynaklı bu tür sorunların çözülmesi önem arz etmektedir.” deniliyor.

Avukat sayısının çok fazla olması ne demektir? İşsiz avukatlar sorunumuz da mı var? Eğer öyleyse her yere hukuk fakültelerini açarken neredeydiniz? Avukat sayısı 127 bin, hukuk fakültelerinde okuyan öğrenci sayısı 80 bin. Bu durumda önümüzdeki yedi sekiz yılda avukat sayısı 2’ye katlanacak. Buna bir çözümünüz var mı? Bu kanun teklifiyle neyi çözüyorsunuz? Bütün bu mesleki sorunlar varsa, bu sorunu ilk dile getirenin meslek kuruluşları olması gerekmez mi? Ama görüyoruz ki hem Türkiye Barolar Birliği hem de 80 il barosu bu teklife karşı. Avukat sayısının çokluğu nasıl bir iletişim zorluğu yaşatıyor, anlamak mümkün değil. İletişim çağında yaşıyoruz, dünyanın her köşesinde olan bir olayı saniyeler içinde görüntülü olarak haber alabiliyoruz, avukatlar arası iletişimi mi sağlayamıyoruz? Ayrıca, böyle bir sorun olsa dahi bunu çözmek için bu aciliyet nereden çıktı? Bu salgın döneminde memleketimizin ekonomisi son yüzyıldaki en sancılı dönemini yaşarken mi bu sorunları çözmek aklınıza geldi?

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın haziran sonlarına doğru yaptığı kamuoyu araştırmasına baktığımızda, araştırmaya katılanların yüzde 40,4'ü Türkiye'nin en önemli sorununu ekonomi, yüzde 16,3'ü de işsizlik olarak görmektedir. Neredeyse Türkiye'nin yüzde 57’si ekonomiyi temel sorun olarak görüyor fakat biz bunlarla uğraşmıyoruz, bunları konuşmuyoruz; baro yasası, Ayasofya’nın ibadete açılması gibi elli altmış yıldır bildik konuları konuşarak gündemi saptırmakla uğraşıyoruz.

Barolara sendika gibi yaklaşmak hatalı bir tavırdır. Barolar kamu tüzel kişiliğine sahiptir. Kamu tüzel kişiliği birden fazla erke verilmez. Bir ülkede tapu veren 2 tapu dairesi olamayacağı gibi avukatlık ruhsatı veren 2 ayrı kurum da olmaz. Dolayısıyla teklif gerekçeleri gerçekçi olmadığı gibi, çoklu baro kanun teklifi bahsedilen sorunları azaltmak yerine daha da artıracaktır. Daha önce iddia ve yargılama makamlarına HSK yoluyla müdahil olan iktidar şimdi savunma makamını da kontrol altına almaya çalışıyor. Bu teklifle, iktidar partisi, muhalif avukatların çoğunlukta olduğunu düşündüğü için baroları bölerek yönetmeye çalışıyor, bu da açıkça siyasetin yargıya tam anlamıyla müdahalesidir. Değerli arkadaşlar, siyasetin yargıya müdahil olması öyle sıradan bir mevzu da değildir, demokrasiden uzaklaşmanın en net göstergesidir. Komünist Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra birlikten ayrılan devletler demokrasiye geçerken, en büyük krizlerden birini yargı konusunda yaşamışlardır. O dönemde Sovyetler’de var olan telefon hukuku uygulamasının neticesinde, Sovyet yargıçlar özellikle hassas davalarda partiden gelen telefona göre karar verirlermiş. Hâl böyle olunca ve demokrasiye geçmek gerekince de yargıçlar -tabiri caizse- sudan çıkmış balığa dönmüş ve hassas davalarda karar vermekten kaçınır hâle gelmişler çünkü telefon talimatı gelmiyormuş. Komünist Sovyetler Birliği’ni hem antidemokratik hem de bir parti devleti olarak biliyoruz, bu tarz uygulamalar da ancak bu gibi otoriter yönetimlerde hoş karşılanabilir, demokrasilere yakışmaz. Kanunların görevi halkı korumak yerine halkı hizaya sokmak olursa, demokrasi değil baskı rejimi kurulur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Kanunlarla halkın huzur ve güvenliği yerine iktidarın mutlak egemenliği hedeflenirse, hukuk devleti değil otoriter parti devleti olur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Aydın milletvekili Süleyman Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargının en büyük sorunu, yargı tarafsızlığı ve yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığı ise sadece hâkimlere, savcılara, avukatlara bırakılacak kadar kenarda bir olay değildir, toplumsal vicdanın da en büyük nedenlerinden birisidir. Yargı bağımsızlığı ve yargı tarafsızlığı olmayan ülkelerde demokrasi olmaz, özgürlükler olmaz. Bu nedenle, ülkemizde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin getirildiği 2017 Nisanından sonra, ülkemizde yargı bağımsızlığı ve yargı tarafsızlığı konusunda Sayın Cumhurbaşkanının yüksek yargıda ayak izlerini devamlı görmeye başladık. 13 HSK üyesinin oluşumunda, 6 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından 7 üyesi ise Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen HSK’de, hâkimlerin özlük hakları ve tayinlerinde, tüm özlük hakları konusunda vermiş olduğu kararlar son günlerde gazetelerde açıkça yer almaya başladı. Örnek vermek gerekirse, son mayıs ayında yapılan kararname, kura, daha sonra yaz kararnamesi, iktidarla aynı görüşlere sahip olmayan, farklı kararlar veren, kanunları ve Anayasa’yı uygulamak durumunda olan hâkim ve savcıların birçok sürgünlere gönderildiğini yaşadık.

Bu çerçevede, bir milletvekili adayı olmak için, bir belediye başkanı adayı olmak için istifa eden ancak seçilemeyip de geri dönme imkânı yasa tarafından engellenen bir hukuksal durumda, daha önce bir partinin belediye meclis üyesi, ilçe başkanı olmuş kişilerin hâkim, savcı olarak yargıda bulunduğunu gördük. Bu konuda o kadar çok örnek var ki. Örneklerden bir kaçını söylemek istiyorum: AKP’nin desteğini esirgemediği genç hukukçular toplantısına “6 yaşındaki kızlar evlenebilir.” diyen Nurettin Yıldız’ı davet eden, hukuku, adaleti âdeta tarikatlaştıran Adalet ve Medeniyet Derneği Genel Başkanı Akif Tögel Boyabat hâkimi oldu. Ankara AKP il yöneticisi Mustafa Tayyib Güneş Pazarcık savcılığına tayin oldu. Eski Karabük Milletvekili Burhanettin Uysal’ın gelini Miyase Gümüş Uysal Söke hâkimliğine tayin oldu. Bunun dışında, Man Adası davasında istinafta bozma kararı veren hâkim ise sürgün edildi. Ve iki olay daha yaşadık. İki olayın birinde, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Hamdullah Arvas, Muğla’da bıçaklanarak öldürülen Zeynep Şenpınar’la ilgili iğrenç ve çirkin bir “tweet” attıktan sonra, şikâyet sonucu İstanbul Cumhuriyet Savcılığı takipsizlik kararı verdi. Kararı veren savcı ise AKP’nin İvrindi eski İlçe Başkanı İlyas Demircan’dı.

İkinci bir örnek: CHP İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu, Oyuncu Berna Laçin, Gazeteci Nevşin Mengü, Avukat Feyza Altun hakkında yapılan, içinde sözlü şiddet, aşağılama barındıran paylaşıma “ağır eleştiri” gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi ama Maliye Bakanı ve ailesine yönelik çirkin paylaşımları yapanlar tutuklandı.

Arkadaşlar, kadına yönelik şiddette bile ayrımcılık yapan bu zihniyetten nasıl bir adalet beklenir, hiç düşündünüz mü? (CHP sıralarından alkışlar)

Bu çerçevede bu yasa teklifi geldi. Biz, yasa teklifinin sarayda hazırlandırılmış olduğunu söylemiştik. Arkadaşlar hep itiraz ettiler, Komisyonda da itiraz ettiler ama sarayda hazırlandığı dün televizyon programında ortaya çıktı arkadaşlar. Nasıl çıktı? Sayın TBB Başkanı Feyzioğlu, dün televizyon programında “Sayın başkanlara son adım dedim ki: Sayın Cumhurbaşkanına gidelim, hiç olmazsa ‘Hepimiz çoklu baroya karşıyız.’ diyelim, talepte bulunalım. Çözülecek yer Sayın Cumhurbaşkanıdır.” dedi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Genel Başkanımız; o yüzden söylemiştir.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı çözülecek yer ise kuvvetler ayrılığı, yasama, yürütme, yargı ne işe yarıyor arkadaşlar? Yasama Meclisi ne işe yarıyor? (CHP sıralarından alkışlar) Tek adamın vereceği kararlarla, parti devletinin vereceği kararlarla, tek kişinin vereceği kararlarla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - …yasama Meclisinde bazı yasalar çekilip bazı yasalar devam edecekse o zaman Türkiye’de demokrasi yok, Türkiye’de hukuk devleti yok, Türkiye’de adil yargılanma hakkı yok, Türkiye’de özgürlükler yok anlamına gelir.

Değerli arkadaşlar, bunu tartışmalıyız, bunu değerlendirmeliyiz. Çoklu baro teklifi, biz diyoruz ki temsilde adaletsizliği ortaya koyan delege sistemi Türkiye’de bir hukuk faciasıdır, bundan geri dönülmesi lazım, bundan geri dönülmediği takdirde Türkiye’de yarın çok hukukçu talepleri de ortaya çıkar, çok hukuk talepleri de yarın bu memleketi daha nerelere götürür hepinizin takdirine bırakıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 3 önerge vardır. Aynı mahiyetteki önergeleri birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 222 sıra sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Remziye Tosun                                Oya Ersoy                        Hüseyin Kaçmaz

               Diyarbakır                                    İstanbul                                Şırnak

        Muazzez Orhan Işık                   Gülüstan Kılıç Koçyiğit                 Semra Güzel

                   Van                                            Muş                                Diyarbakır

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Dursun Müsavat Dervişoğlu                 İbrahim Halil Oral           Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                  İzmir                                         Ankara                                 Adana

         İmam Hüseyin Filiz                          Feridun Bahşi

               Gaziantep                                     Antalya

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Tufan Köse                                Alpay Antmen                        Zeynel Emre

                  Çorum                                        Mersin                                İstanbul

          Süleyman Bülbül                           Turan Aydoğan                       Rafet Zeybek

                  Aydın                                       İstanbul                               Antalya

                      Abdurrahman Tutdere                            Cavit Arı

                               Adıyaman                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Oya Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu saate geldik, gerek Komisyon aşamasında gerek burada bu yasa teklifi üzerine ki bu bundan sonra ülkenin geleceği için de çok kritik bir yasa teklifidir; sadece baroları ilgilendiren bir yasa değildir, sadece hukukçuları ilgilendiren bir yasa değildir, bir müzakere yürütüldüğünü söylemek mümkün değil.

Şimdi, olay şu: Yıllardır iktidar yargının iki ayağını ele geçirdi, talimatlı bir yargı yarattı, bir tek savunma kaldı ve bu teklif açıkça savunmayı ortadan kaldıran bir yasa teklifidir.

Bakın, sadece hep bu tartışılıyor, baroları ele geçirmek değil, dert şu: Anayasa’da, barolar, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanıyor ve bu teklifle beraber baroların, özellikle çoklu baroyla birlikte bu niteliği elinden alınıyor. Yani aslında Anayasa’nın arkasından dolanıyor çünkü iktidarın Anayasa’yı değiştirme çoğunluğu yok ve bir muvazaayla bunun altı boşaltılmak isteniyor ve Meclis de maalesef buna resmen alet ediliyor. Çıkarın bir Cumhurbaşkanı KHK’si, buyurun, böyle yapın, Meclisi buna alet etmeyin.

Burada iki tane şey soracağım: Bir, biz, avukatlar, yıllarca silahların eşitliği ilkesi gereği o savcıların o kürsülerden inmesini istedik, savunmayla eş durmasını istedik. Şimdi, size soruyorum: Eğer çoklu baroysa, 2 binin üstünde savcı bir araya geldiğinde ayrı bir cumhuriyet savcılığı kuracak mı? Bu mudur eşitlik? Birincisi, savunmayı gerçekten ortadan kaldıran bir yasa teklifidir bu. İkincisi, savunmayı salt ticari bir iş hâline getiren bir tekliftir. Yargı iktidarınızın elinde ve emrinde kaba bir zor aygıt hâline getirilmek isteniyor ve halk da davasını kazanmak için yandaş avukat arasın isteniyor, yapılmak istenen budur.

Evet, bir konuda haklısınız, uluslararası literatürde, bu yok, bu tür örnekler yok diyorduk, öğrendim ki varmış; 2001 yılında İran’da bu konuda benzer bir düzenleme yapılmış ve sizin de takip ettiğiniz şey bu.

Önce şunu göstereceğim size: Daha buradan, bırakın Genel Kurula inmesini, buraya bile, hani Komisyondan çıkmadan bir aklıevvel Patent Enstitüsüne başvurmuş, 4 Temmuzda, “Ankara Hak ve Adalet Barosu”. Bakın, “Türü: Ticari hizmet.” yazıyor. Bir kere hukuk alınır satılır bir mal değildir ve savunma da ticari bir hizmet değildir. Yargının görevi; halkın, doğanın, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Bu yapılan değişikliğin işte ifadesi bu, bu yapılmak isteniyor, yapmak istediğiniz bu, savunmayı tamamen yargının dışına çıkarmak istiyorsunuz. Şimdi, diyorum ki: Evet, bu, yandaşlara özel bir baro kurma çabasıdır; aynı zamanda, savunmayı yandaş hâline getirme çabasıdır.

Komisyon tartışmalarında Züleyha Vekilimiz bir örnek verdi, çocuğa yönelik cinsel istismar davalarının birinden bir örnek verdi ve AKP’nin Grup Başkan Vekili dedi ki: “Bu, siyasi partilerüstü bir durumdur ve bize söyleyin, ilgilileriyle görüşelim.” Şimdi, buradan yeniden soruyorum: İlgilileriyle bizler de görüşebiliyor muyuz? Eğer bir hukuk sisteminde hakka, adalete ulaşmak ancak ilgilileriyle birtakım partilerin görüşmesiyle oluyorsa bunun adı “hukuk sistemi” değildir; doğal olarak, bu yasa teklifi hukuku dinamitleyen, hukuk sistemini tamamen dinamitleyen bir tekliftir.

Hukuk, herkesin uyması gereken kurallar bütünüdür; renk, cins, ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin, cinsel yönelim, cinsel kimlik ayrımı gözetmeksizin herkese eşit koşullarda uygulanır, zengin-yoksul ayrımı gözetmeksizin herkese eşit koşullarda uygulanır, herkesin eşit uyması gereken kurallar bütünüdür ama bu teklif bunu ortadan kaldırmaktadır. Evet, biz şirketlerin, yandaşların, arkası olanın değil; halkın, doğanın çıkarını savunan ve koruyan bir yargı sistemi için yani “Herkes için adalet.” için bu yasa teklifinin tamamına karşıyız.

Sizin inadınızın nedeni de açık: Yarattığınız hukuksuzluk düzeninin karşısında halkı savunmasız bırakmak için, savunmayı etkisizleştirmek ve güçsüzleştirmek, yargıyı tamamen saray rejiminin denetimi altına almak için bu teklifi çıkarmak istiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

OYA ERSOY (Devamla) – Çünkü çok iyi biliyorsunuz ki halk kurmak istediğiniz rejimin karşısında, benimsemiyor ve bu gerçeği tersine çevirmek için yapabileceğiniz başka bir çözüm olmadığı için bir sürü paketin bir parçası olarak -o Bekçiler Yasası’ndan biliyorsunuz, yeniden tekrar etmeyeceğim- şu ana kadar çıkardığınız ve çıkarmayı tasarladığınız bütün o tasarılar bir bütün rejim inşası demektir. Evet, iktidara gelirken demokratikleşmekten bahsediyordunuz ama bütün bunlar tek bir rejimi göstermektedir ve meslek örgütlerine saldırınızın nedeni de budur çünkü karşınızda en ufak bir ses duymak istemiyorsunuz. Biraz önce Sevgili Ahmet Şık’ın konuşmasında bu yasanın özünü bizzat hep birlikte yaşadık, yapmak istediğiniz şey tek ses, tek rejim kurmak. Bunun siyasi literatürde bir ismi vardır, bu isim de diktatörlüktür. Biz bunun karşısındayız, böyle bir rejimin de karşısındayız. Sadece bizim değil, her bir vatandaşın başına da bekçi dikseniz böyle bir rejimin kurulmasına izin vermeyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Feridun Bahşi.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, dört aydır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan gazeteciler Barış Pehlivan ile Murat Ağırel’e yönelik tecritten söz etmek istiyorum. Murat Ağırel, verdiği dilekçelere karşın yirmi gündür revire, on gündür de doktora çıkarılmamaktadır. Rahatsızlığı sebebiyle yemek dahi yiyemeyen, su içmekte zorlanan Murat Ağırel’e ağrı kesiciler verilerek geçici çözüm üretilmektedir. Ağır tecrit koşullarında yalnızlaştırılarak cezaevi içinde ceza çektirilen gazetecilerin durumu kamuoyunca iyi bilinmeli ve konu Adalet Bakanlığınca da takip edilmelidir.

Değerli milletvekilleri, teklifin Anayasa’ya aykırılığı üzerine yeterince konuşma yapıldı, bu sebeple ben bu konuya değinmeyeceğim. İktidarın gündemiyle halkın gündemi hiçbir zaman aynı paydada buluşmuyor. İnsanımızın yaşadığı sorunların nedense ülke gündeminde yeteri kadar yer bulmaması… Ağır ekonomik sorunlarla boğuşmaktan kafasını kaldırmaya bile fırsat bulamayan milyonlarca kişinin yaşadığı sefalet sorumluların umurunda bile değil. İşsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı, virüs dolayısıyla esnafın işlerindeki bozulma, tarımda yaşanan daralma, ekonomimizi delik deşik eden ve Türk ekonomisinin üzerinde büyük baskı oluşturan ve sayıları 7 milyonu bulan yabancı ülke vatandaşları… Peki, iktidar ne yapıyor? Gerçeklerin üstünü örtmek ve tek adam rejimini ayakta tutmak, sorgulanmasının önüne geçmek için sürekli gündem değiştiriyor. Millet “Açım, geçinemiyorum.” dedikçe, iktidar “Bu nasıl bir baro sistemi?” diyor. Millet “İşsizim, yoksulum.” dedikçe, onlar “Kıdem tazminatlarını nasıl yok ederiz?” diyor. Millet “Çarşıya, pazara çıkamıyoruz.” dedikçe, iktidar, “Ülkenin ekonomisi uçuyor.” diyor. Kısaca, vatandaşlarımızın gerçeğiyle iktidarın gerçekleri hiçbir zaman birbirini tutmuyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, ülkenin bunca sorunu, sıkıntısı varken biz Avukatlık Yasası’nı görüşüyoruz. Pazartesi sabahı saat 03.30’a kadar süren Adalet Komisyonu görüşmelerinden sonra şimdi Genel Kurulda devam ediyoruz. Daha önceki yıllarda, hayvan haklarıyla ilgili, turizm rehberleriyle ilgili gelen düzenlemelerde meslek temsilcileri Komisyona gelip görüş ve düşüncelerini açıklarken, biz baro başkanlarını Komisyona almadık. Diğer meslek teşekküllerinden çok farklı bir yere sahip yasama-yürütme-yargı erklerinden yargının kurucu unsurlarından biri olan savunmanın kendini Komisyonda savunamaması kabul edilebilir bir durum değildir. Hele de baro başkanlarının Meclis kapısında çelik bariyerlerle, her türlü eziyet altında, altlarına bir bank bile verilmesi engellenerek âdeta gözaltı, tecrit uygulanması hem Türkiye’de hem dünyada ibretle izlenmiştir. Yasa hazırlanırken ne baroların ne hukuk fakültelerinin ne de konunun uzmanı hocaların görüşü alınmıştır. İktidar milletvekilleri gerek Komisyonda gerekse basın yoluyla yaptıkları konuşmalarda yasanın gerekçesini temsilde adalet olarak açıklamışlardır. İnsanımızın açlık ve sefaletle boğuştuğu, işini, aşını kaybettiği bir dönemde böyle bir düzenlemenin acelesini anlayabilen beri gelsin.

Değerli milletvekilleri; barolar ve diğer meslek birlikleri Ahilik geleneğinin günümüzdeki temsilcileridir. Ahilik geleneğinin esası meslekte birlik, meslekte bütünlük, meslekte dayanışma ve yardımlaşmadır. Peki, çoklu baro sistemini getirerek siz neyi amaçlıyorsunuz? Çoklu baro sistemi baroları bölme, baroları ayrıştırma, kamplaştırıp düşmanlaştırma değil de nedir? Getirilmek istenen bu sistemin onlarca sakıncasından biri de terör örgütü mensuplarının oluşturduğu baroların seçilmiş başkanları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yarın yurt dışına çıkmış bu tür bir baronun başkanının bulunduğu ülkelerde Türkiye’yle ilgili yapacağı kötüleme amaçlı konuşmaları, açıklamaları nasıl önlemeyi düşünüyorsunuz? Nihayetinde bu kişi Türkiye’de kurulmuş savunmanın yani avukatların temsil edildiği bir baronun başkanı olarak ağırlanacak ve yapacağı açıklamalar da bu çerçevede önemsenip gerçek kabul edilecektir. Hukuk ve insan hakları karnemizin yurt dışındaki algısını da düşünecek olursak ülkemizi pek de güzel günlerin beklemediği aşikârdır. Bu durumun ülkemizin yurt dışındaki imajına vereceği zararı da umursamıyor musunuz? Konu uzun, bizim yargı bağımsızlığı açısından endişemiz büyük ancak zaman kısıtlı.

Konuşmama 18’inci maddede devam edeceğim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen, Antalya Milletvekili Rafet Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

RAFET ZEYBEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yine yargıda reform iddiasıyla getirilen bir teklifle karşı karşıyayız, görüşüyoruz ama bu ülkede AK PARTİ iktidarlığı döneminde getirilen her yargı reformuyla maalesef yargı daha güçsüz, güvenilirliği daha az ve daha sorunlu hâle gelmiştir. Bu nedenle, bence eğer yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını istiyorsanız gelin yargı reformları düzenlemeyin, getirmeyin böyle reformları. Çünkü -ben 2009’dan beri biliyorum- yargıda reform yaparız iddiasıyla gelindi, yine bugünkü gibi o zaman da her getirilen yargı reformu iddiasında aynen şu denildi: “Biz yargıyı bağımsız, tarafsız yapacağız.” Bakın, her getirilen yargı reformundan sonra yargı daha çok bağımlı hâle geldi, daha çok güçsüz hâle geldi, daha çok parçalandı. Bunun için böyle yargı reformu, bu bir reformdur demeyin artık yani bu milleti kandırmayın, bu reform falan değildir.

Evet, değerli arkadaşlar, 2009 yılında yargı reformu getirildi. 2010 yılında Anayasa değişikliği yapılırken “Yargıda reform yapıyoruz.” iddiasıyla getirdiniz, aynı şeyleri savunuyordunuz, itiraz edenlere hiç hak vermiyordunuz ama FET֒nün kontrolü altına girdiğini görünce dediniz ki: “Oo, Biz yanıldık, bu reform değilmiş.” Tekrar değiştirdiniz. Her reformu üç yıl, beş yıl sonra tekrar bir reform iddiasıyla değiştiriyorsunuz. Ya bunlar reform değil, bunlar yargıyı batırma programları.

Değerli arkadaşlarım, yargının 3 tane ayağı var; hepimizin bildiği işte yani iddia makamı, savunma makamı, karar makamı. Bakın, 2010 yılında bu ülkede yargının iddia ve karar makamı FET֒nün kontrolü altındaydı, 2017 Anayasa değişikliğiyle yürütmenin kontrolü altına alındı. Evet, şu anda iddia makamı ile karar makamı tamamen yürütmenin güdümündedir, yürütmeye bağlı olarak çalışmaktadır, yürütmenin talimatını dinlemektedir. Bu kadar iddialı konuşuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bakıldı ki barolar itiraz ediyor. Yani o zaman ne yapılması gerekiyor? Bu barolar bir dizayn edilmeli. Yani baro konuşur mu, baro yürütmeye, iktidara itiraz edebilir mi, böyle bir baro olabilir mi? Bu derhâl dizayn edilmeli. Ne yapılması gerekiyor? Düşünüldü “Evet, biz savunmayı da bölersek, etkisiz hâle getirirsek, parçalarsak, bir kısmını ele geçirirsek bizim gücümüzü orada savunma üzerine de hâkim kılarız.” anlayışıyla bu kanun teklifi Meclis Genel Kuruluna kadar gelmiştir. Amaç…

SALİH CORA (Trabzon) - Hiç alakası yok.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Gerçi değiştirmek bizim iktidarımıza, Millet İttifakı’nın iktidarına nasip olacak ama şunu siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu yasa bir gün değişecek, değişecek bu yasa. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Yani dilerim biz değiştiririz. Çünkü artık sizin zamanınız azaldı, belki yetişemeyebilirsiniz ama biz değiştireceğiz değerli arkadaşlar, değişecek. Çünkü uygulamada bunun, baroları parçalamanın, baroları bölmenin, baroları güçsüz kılmanın asla geçerli yanı olmayacaktır, yoktur böyle bir şey. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar yani eğer siz savunma makamını bölüyorsanız iddia makamını da bölün. Bakın, karar makamını bölün demiyorum, iddia makamını bölün. Savcıları bölün, bölmelisiniz. Avukatlar nasıl bölünüyorsa savcıları da bölün o zaman. O zaman yargı ayakta kalabilecek mi? Siz de biliyorsunuz kalmayacak.

SALİH CORA (Trabzon) – Yargı sana rağmen ayakta kaldı.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Zaten amacınız yargıyı ayakta tutmak değil ki, yargıyı kontrolünüzün altına almak. İtirazsız, istediğimizi yapalım yargısı yaratmak istiyorsunuz.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – İkiye bölün, ikiye.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yapmayın. Bakın, bir gün bu yargıya siz de çok ihtiyaç duyacaksınız ama o zaman işte o meşhur “Yanıldık, aldatıldık.” deme hakkını elde edemeyeceksiniz, yapmayın.

SALİH CORA (Trabzon) – Bu sefer siz yanılacaksınız.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Yani siz de inanmıyorsunuz, baroları bölerek yargıya hizmet edemezsiniz, adalet sağlayamazsınız, demokrasiyi güçlendiremezsiniz, insan hak ve özgürlüklerine katkınız olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Milletvekili.

RAFET ZEYBEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu nedenle, belki bunu bir olay nedeniyle, inatla, kinle, intikam alma duygusuyla getirdiniz ama yasalar intikam alma duygusuyla hazırlanmaz, intikam alma duygusuyla yapılan yasalar uygulamada o milleti böler. Bakın, bu yasa, önümüzdeki süreçte göreceksiniz, o intikam alma duygusuyla geldiği için sadece baroları bölmeyecek, sivil toplum kuruluşlarını bölecek, milleti bölecek. Yapmayın, millete bu kötülüğü etmeyin. Yol yakınken gelin bu sevdadan vazgeçin, yapmayın. Bakın, yoksa bu teklife “evet.” diyen milletvekilleri tarihe baroları bölen, milleti bölen milletvekili olarak geçer, unutmayın.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:01.14

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

222 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bugünkü gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Temmuz 2020 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 01.16



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 222 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.