TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                13’üncü Birleşim

                                                                                              30 Ekim 2012 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, millî ve manevi bayramların birlikte kutlanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’da meydana gelen sel felaketine ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, millî ve manevi bayramların birlikte kutlanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ Grubuna ve Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in CHP eski ve şimdiki Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Ömer Çelik’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Adana Milletvekili Ömer Çelik’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in konuşmasına ilişkin açıklaması

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, cumhuriyetimizin 89'uncu yıl dönümünü ve Kurban Bayramı'nı kutladığına ve Başbakanlığın öğrencilere verdiği burs ve kredilerin neden ödenmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Türkiye'nin güney ve güneydoğusunda büyükbaş hayvanlarda görülen üçgün hastalığına ve uyarılara rağmen Tarım Bakanlığının bu konuda hiçbir çalışma yapmadığına ilişkin açıklaması

4.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İktidarın Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılımı önlemek için her türlü tedbiri aldığına, 29 Ekim günü okullardaki törenleri yasaklayan genelgenin geri çekildiğinin geç duyurulduğuna ve bu duyarsızlığı kınadığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Avustralya Hükûmetinin 2025 yılında dünyayı yakalayabilen bir Avustralya için hedeflerini belirlediğine, oysa AKP Hükûmetinin tutumuyla bizim Asya’yı da dünyayı da yakalayamayacağımıza ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, milletimizin Kurban Bayramı'nı, cumhuriyetimizin 89'uncu yıl dönümünü kutladığına, hac ibadetini yapanların ibadetlerinin kabul olmasını dilediğine ve Manisa’da yaşanan orman yangınına ilişkin açıklaması

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı ve Kurban Bayramı’nı kutladığına ve bayram kutlamalarını ayrıştırma aracı olarak kullanma zihniyetinin terk edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, milletimizin Kurban Bayramı’nı ve Cumhuriyet Bayramı'nı kutladığına, Parlamentolar Birliği Genel Sekreterliği Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri İrfan Neziroğlu’nu MHP Grubu olarak kutladıklarına ilişkin açıklaması

10.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına, Kırklareli’de bayram öncesi yaşanan sel felaketine ve selden zarar gören bölgenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, milletimizin Kurban Bayramı'nı ve Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, 30 Ekim Kars’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüne ve Kars’ın elinden alınan “gazilik” unvanının geri verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Letonya Parlamentosu Dışişleri Komisyonu heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak 10-14 Ekim 2012 tarihleri arasında ülkemize resmî ziyarette bulunmalarının TBMM Başkanlık Divanının 8 Ekim 2012 tarih ve 31 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1028)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar ve 25 milletvekilinin, engelli vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/382)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 24 milletvekilinin, yargılama süreçlerini uzatan sorunların ve tutukluluk sürelerinin uzamasının önlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/383)

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 20 milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması konusunda görülen eksikliklerin ve faili meçhul cinayetlerin arkasında yatan örgütlenmelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/384)

 

C) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, (2/224) esas numaralı Sosyal Devlet İkramiyesi Ödenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/68)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (9/1) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler" kısmında yer almasına ve soruşturma açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmelerin Genel Kurulun 30/10/2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; 239 ve 240 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 111 milletvekilinin; bazı milletvekillerinin yargılanmaları ve dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargıya talimat verdiği, yargıya müdahale ederek yürütme erkini ölçüsüz ve hukuk tanımaz biçimde kullandığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/1)

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/639) (S. Sayısı: 313)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Moldova Cumhuriyeti Tarım ve Gıda Endüstrisi Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik Konularda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/314) (S. Sayısı: 70)

 

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Moldova Cumhuriyeti Tarım ve Gıda Endüstrisi Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik Konularda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Balkar Dağlarında kış turizminin ve kış sporlarının desteklenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9599)

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında istihdam edilen peyzaj mimarlarına,

Bakanlık teşkilatında istihdam edilen jeofizik mühendislerine,

İlişkin soruları ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9600), (7/10179)

3.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Bodrum’da otel inşaatı yapılan bir alanla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9602)

4.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İzmir Çeşme’de koruma amaçlı imar planlarının onaylanmamasına ve İzmir için öngörülen projelere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/9603)

5.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Bakanlık ile özel ve tüzel kişiler arasında uzlaşma yolu ile çözümlenen dosyalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/10084)

6.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Diyanet İşleri Başkanlığından Kültür ve Turizm Bakanlığına geçiş yapan personele ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10181)

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, bazı turistik işletmelerde vatandaşlara ayrımcı uygulamalarda bulunulduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10185)

8.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın gümrüklerde yükleme ve boşaltma işlerinde görev alan işçilere fazla mesai ücreti ödenmediği iddialarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/10629)

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Aksaray merkeze bağlı bir köy kütüphanesinin kitap ihtiyacına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10709)

30 Ekim 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13'üncü Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, dün biz cumhuriyetin kuruluş yerine gittik, bize bu gaz bombalarını attılar. Müsaade ederseniz, bunları Hükûmet sıralarına böyle bir koyup sonra alacağım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mustafa Elitaş’ın masasına koy onları, Mustafa Elitaş’ın masasına!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çocuk musun ya?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bunları size atacağım!

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Görüşmelere başlamadan önce, yüce milletimizin ve Meclisimizin değerli milletvekillerinin geçmiş mübarek Kurban Bayramlarını kutluyorum, cumhuriyetimizin yıl dönümünü ve en büyük bayramımız olan Cumhuriyet Bayramı’nın da yüce milletimize ve milletvekillerimize kutlu olmasını diliyorum, saygılarımı sunuyorum.

Şimdi, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, millî ve manevi bayramların birlikte kutlanması hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Rıfat Sait’e aittir.

Buyurun Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, millî ve manevi bayramların birlikte kutlanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

RIFAT SAİT (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, çok aziz Türk milleti; hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlamak istiyorum.

Bu yıl Mübarek Kurban Bayramı ile 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı aynı anda kutladık. Millî ve manevi iki bayramın birlikte kutlanması güzel ve bir o kadar da anlamlı olmuştur. Bu bizim kültür ve inanç zenginliğimizi ve de geniş bakış açımızı gösteriyor. Dünyada dinî ve millî bayramların birlikte kutlandığı kaç ülke var bilmiyorum ancak bu, işte Türkiye Cumhuriyeti’nin güzelliğini ve örnek bir ülke olduğunu göstermektedir. Türk İslam âleminin Kurban Bayramı’nı bir kez daha kutlamak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’de millî ve manevi değerler bazen karışabiliyor. Biri önemsenirken, diğeri maalesef yok sayılmaya ya da her biri birilerinin tekelindeymiş gibi empoze edilmeye çalışılıyor. Özellikle bazı siyasi düşünceler Atatürk’ü, diğeri bayrak ve vatan gibi millî değerleri ya da bir diğeri inanç ve manevi değerleri paylaşmamak üzere sahipleniyorlar. En kötüsü bu düşünceler, mıknatısın ters uçlarıyla alakalı bir şekilde birbirlerini itiyorlar, paylaşmıyorlar. Manevi değerlerin ve inancın kimsenin tekelinde olmayacağı gibi millî değerlerin, cumhuriyet ve Atatürk sevgisinin de aynı şekilde sadece birilerine mal edilemeyeceğini ısrarla söylemek istiyorum. Tüm bu değerler geniş halk kitlelerinin ortak değerleridir. Kimselerin tekelinde olmayan, Türk toplumuna ait ortak değerleri paylaşmak gerek. Zira, paylaştıkça toplum içindeki bölünmeyi engelleyebiliyorsunuz, birlik ve beraberliği sağlayabiliyorsunuz. Bir Türk vatandaşı hem dindar hem Atatürkçü hem da vatansever pekâlâ olabilir. Ayrıma gitmemek ve aksini düşünmek yanlıştır. Aynı şekilde cumhuriyetde sadece birilerinin değil, cumhurundur, halkındır.

Başta Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal olmak üzere bütün silah arkadaşlarını, şehitlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Bu arada geçen hafta sadece bayramlar yaşanmadı, maalesef üzücü bir gün de vardı. Kahraman deniz Amirali Çaka Bey, 1081 yılında İzmir’i fethetmişti ve 668 yıl önce, 28 Ekim 1344 yılında, maalesef, Venediklilerin ve Haçlıların desteğiyle Rodos şövalyeleri tarafından İzmir işgal edilmiş ve İzmir halkı kılıçtan geçirilmişti. Bu vesileyle, İzmir’in tarihî büyükleri Emir Sultan, Çaka Bey ve Umur Bey’i de  rahmetle, minnetle anıyoruz.

Dün Cumhuriyetimizin 89’uncu yıl dönümünü hep beraber kutladık. On bir yıl sonra, Allah’ın izniyle, 100’üncü yılı yine hep birlikte kutlayacağız. 89 yıl öncesine, gerilere değil, on bir yıl sonra 100’üncü yılı kutlamak istiyoruz. Ne demiştik? “Büyük millet, işte burası, büyük güç burada, hedef 2023.” Şimdi ne diyoruz? “Hedef 2071.” Malazgirt’e ve Alparslan’a selam olsun.

İçinde bulunduğumuz 2012 yılı Balkan savaşları ve Balkan göçlerinin de 100’üncü yılıydı. Artık Balkanlarda ve dünyada barışın ve bayramların  konuşulmasını diliyoruz. Türkiye’de, Balkanlarda ve tüm dünyada ortak değerlerimizi paylaştığımız paydaş olan dost, arkadaş, kardeş, soydaş, dindaş, vatandaş hepinizin, herkesin mübarek Kurban Bayramlarını ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramlarını bir kez daha kutlamak istiyorum. Geçmiş bayramlarınız kutlu olsun. Aynı şekilde, hacca giden arkadaşlarımızın da hacılıklarını Allah kabul etsin diyoruz, hayırlara vesile olsun istiyoruz.

Her şeyden önce şunu da belirtmemiz gerekiyor: Bayramlar barışmak, kaynaşmak ve sarılmak içindir, kavga etmek için değil. Samimiyetle sevmek ve  bayramlaşmak, Cumhuriyet Bayramı’nı da cumhurla kutlamak, yine millî ve manevi bayramları hep beraber kutlamak istiyoruz.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum, bayramlarınızı tekrar kutluyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sait.

Gündem dışı ikinci söz, Tekirdağ’da meydana gelen sel felaketi hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’e aittir.

Buyurun Sayın Yüceer. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’da meydana gelen sel felaketine ve Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bayram öncesinde Tekirdağ’ımızda yaşanan sel felaketine ilişkin gündem dışı olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Yaşadığımız sel felaketine değinmeden önce, bayram kutlamak için sokaklara dökülen halkımızın yaşadığı felakete değinmek istiyorum.

Dün bayramını kutlamak için sokaklara dökülen vatandaşlarımızın bayramı maalesef biber gazıyla, copla ve tazyikli suyla felakete dönmüştür. Geçen sene Cumhuriyet bayramları Van Depremi gerekçe gösterilerek kutlanmadı biliyorsunuz, bu yılki bahane de radikal grupların yürüyüşü provoke edecek istihbaratı. Kimse bahane üretmesin, kimse kimseyi kandırmasın. Halkın Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamalarını engellemeye çalışmak cumhuriyete, demokrasiye karşı olanların tutulacağı bir tavırdır. Hükûmet, halkın kurucusuna, şehidine, gazisine, cumhuriyetine, kazanımlarına gösterdiği minnet duygusuna bile tahammül edemiyor ve birtakım bahanelerle, yasaklarla, biber gazıyla, genelgelerle bu tahammülsüzlüğünü ortaya koyuyor. Bizlerin her zaman övündüğü bağımsızlık mücadelemizi, cumhuriyetimizi gururla ve minnetle gelecek nesillere aktarmamıza, yaşatmamıza, kutlamamıza kimse engel olamaz, yasak koyamaz. Bunu dün hep beraber gördük ve yaşadık. Cumhuriyetimizin 89’uncu yılı kutlu olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Tüm Tekirdağ halkı da yaşadığı sel felaketine rağmen dün de devam eden sağanak yağışa rağmen bayramını büyük bir coşkuyla kutlamıştır.

Değerli milletvekilleri, bayram öncesi, 21 ekimi 22’sine bağlayana gece çok şiddetli başlayan yağmur hafta boyu da etkili oldu ve derelerin taşmasıyla Tekirdağ ilimizde, ilçelerimizde, köylerimizde sel felaketine neden oldu. Sel felaketi nedeniyle birçok yerleşim yeri sular altında kaldı. Evler, eşyalar kullanılamaz hâle geldi ve binlerce insanımız, yüzlerce insanımız günlerce kendilerine bir yardım eli uzatılmasını bekledi. Yollar çöktü, köprüler hasar gördü, araçlar yollarda kaldı, sele kapıldı. Köylerde evleri, ahırları, ambarları su bastı. Ahırlar yıkıldı, birçok hayvan telef oldu, ambarlarda, depolarda bulunan ürünler, mahsuller sele kapıldı. Ev ve iş yerlerini, okulları su bastı. İşçiler fabrikalarda mahsur kaldı. Evler, caddeler, işyerleri âdeta çamur denizine döndü.

Bayram arifesi âdeta bizim için kabusa döndü. Vatandaşımız çifte bayram yaşayacakken çifte felaket yaşadı. Ben ve diğer milletvekili arkadaşım Emre Köprülü, henüz afet yeniyken, yaşanırken köylere ve ilçelere gittik, olayın ciddiyetinin boyutunu gördük gözlerimizle. Bizler vatandaşlarımızın mağduriyetini bizzat gözlerimizle gördük, bizler de yaşadık. Selde en büyük zararı Saray ilçe merkezimizle beraber beldeleri ve köyleri, Çorlu ilçemizin beldeleri, köyleri ve Çerkezköy ilçe, mahallerimizle beraber beldeleri yoğun bir şekilde yaşadı.  Bir sürü yolumuz, köprüler hasara uğradı, yollar çöktü, yollar kapandı, ulaşım çoğu yerde durdu; Saray-Çukuryurt-Beyaz köyü yolu ulaşıma kapandı, Saray-Çerkezköy-Çorlu yolu ulaşıma kapandı. Enerji hatlarının zarar görmesiyle ve su borularının hasar görmesiyle  su ve elektrik sıkıntısı yaşandı. Misinli, Ulaş, Beyazköy’deki fabrikalarda işçiler mahsur kaldılar. Çerkezköy’de kamu binaları, caddeler, sokaklar, okullar su altında kaldı.

Şu ana kadar, Tekirdağ’da, ne yaşanan felaketin verdiği zarara ilişkin ne de bundan sonraki süreçte selden zarar gören yurttaşlarımın zararının ne şekilde karşılanacağına ilişkin hiçbir yetkiliden açıklama gelmedi. Hasar tespit komisyonları oluşturuldu ama sadece kapıdan -vatandaşların ifadesine göre- “Sizde bir şey var mı?” diye hasar tespiti yapılmaz, böyle sağlıklı sonuç oluşmaz.

Sel felaketinin ardından bölge acilen doğal afet bölgesi ilan edilmeliydi. Evlerin, iş yerlerinin, yolların kullanılamaz hâle geldiği Tekirdağ’a hiçbir Hükûmet yetkilisi gelmedi. Hemşehrilerimiz maddi yardımlar yapıldığını ifade ediyor ama bazılarına yapıldığını bazılarına yapılmadığını biz görüyoruz, tespit ediyoruz. Bu yardımların neye göre dağıtıldığının kriterleri belli değil. Maalesef, Trakya’mıza, üvey evlat muamelesi yapılıyor. Trakyalıların -buradaki vatandaşların- Suriye pasaportu mu taşıması lazım ilgilenilmesi için vatandaşlarımızla? Zararların boyutları tahmin edilemeyecek kadar büyük. İlimizde, bölgemizde yaşanan bir felakettir.

Şimdi, Tekirdağ halkı, buranın doğal afet bölgesi ilan edilmesini, eğer edilmeyecekse zararlarının bir şekilde tazmin edilmesini, zararlarının karşılanmasını ve bir an önce de, böyle olayların yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasını ister.

Ortaya çıkan zararın, kayıpların bir an önce, onarılmasını, karşılanmasını bekliyorum. Buradan bir kez daha sel felaketi yaşayan yurttaşlarımıza geçmiş olsun diliyorum. Bizde yaşamadık -Tekirdağ’da can kaybı olmadı- ama maalesef, Urfa’da, Kırklareli’nde, bildiğiniz gibi, Antep’te can kayıpları yaşadık, hepsine Allah rahmet eylesin, umarım bu felaketleri bir daha yaşamayız.

Gördüğünüz gibi insanların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yüceer…

CANDAN YÜCEER (Devamla) - …yollarımız, bahçelerimiz bu hâlde, evlerin, binaların çoğuna ulaşılamaz durumda. İnsanlar suların çekilmesini bekledi, dışarı çıkabilmek, ekmek alabilmek için, maalesef. Köprülerimiz bu hâlde, tamamen uçtu, ulaşım, yollar kapandı. Bir tane yetkili…

BAŞKAN – Sayın Yüceer, teşekkür ederim, sağ olun.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Millî ve manevi bayramlar ile ilgili olarak gündem dışı üçüncü söz Samsun Milletvekili Sayın Cemalettin Şimşek’e ait.

Sayın Şimşek, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, millî ve manevi bayramların birlikte kutlanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi geçen hafta ve bu hafta başı olmak üzere önce dini bayramlarımızdan olan Kurban Bayramı’mızı ve daha sonra da Millî Bayramımız olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını milletçe, hep beraber kutladık. Ben de bu vesileyle, her iki bayramımızı da kutlar, milletimiz için hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ederim.

Değerli milletvekilleri, yine bilindiği üzere, dini bayramlarımız bizi birbirimize yaklaştıran, dargınlıkların ve kırgınlıkların terk edildiği, yardımlaşmanın ve fakir, fukarayı gözetmenin zirve yaptığı, ayrıca hoşgörü ortamının yaşandığı günlerdir. Millî Bayramımız ise tüm bu duyguların yanı sıra, milletimizin tarih boyunca verdiği varoluş mücadelesinin hatırlandığı, millet ve devlet olmanın öneminin anlaşıldığı, geçmişin değerlendirilerek geleceğe ışık tutan, millî birlik ve beraberliğin önemini hafızalarımıza kazıyan değerler bütünüdür. Onun için, varlığımızın teminatı olan bu günlerin değerini mutlaka bilmeli ve o günleri değerine uygun bir şekilde kutlamalıyız. Çünkü, millet olarak devleti bu ortak değerler üzerinde kurumsallaştıramazsak işte o zaman geleceğimiz tehlikededir. Türk Milleti, tarih boyunca kurduğu bütün devletleri bu anlayışla kurmuş ve bugünlere gelinmiştir.

Değerli milletvekilleri, 29 Ekim 2012 tarihinde 89’uncu yılını kutladığımız Cumhuriyet Bayramı’mızdaki bazı görüntüler, milletimizi maalesef üzmüştür. Hepimizin bayramı olan millî bayramımız üzerinde son zamanlarda kutlamalar anlamında yapılan değişiklikler milletimiz tarafından büyük bir kaygıyla izlenmektedir. AKP’nin yasakçı tutumu, Cumhuriyet Halk Partisinin ve bazı malum sivil toplum kuruluşlarının şaibeli alternatif kutlama inatları cumhuriyete saygısızlıktır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hop hop, hop hop! (CHP sıralarından gürültüler) Ne diyorsun ya?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Ancak eline Türk bayrağını alıp Cumhuriyet Bayramı’nı…

 FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Biz son derece saygılıyız. Ayıp ediyorsun ya! Ayıp ediyorsun! Ayıp ediyorsun!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) –  Dinle!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Sonuna kadar saygılıyız biz. Ayıp ediyorsun!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Az dinle, az dinle! Az dinle! Bakın…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Neyi dinleyeceğim daha?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Az dinle!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Neyi dinleyeceğim ya? Saygısız sensin! Ayıp ya!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Ancak eline Türk bayrağını alıp Cumhuriyet Bayramı’nı…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ayıp ya!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen… Lütfen…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – …kendince yakıştırdığı şekilde kutlamak isteyen herkesi “provokatör eylemci” olarak nitelemenin, bir zamanlar başını örtenleri “irticacı” olarak niteleyenlerin ön yargılarından farklı bir tarafı olduğunu söylemek mümkün değildir.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Çanakkale) – Ne alakası var?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Başbakan Cumhuriyet resepsiyonunda “Beni buraya eşimin başörtüsü nedeniyle koymayanlar utansın.” derken, eline Türk bayrağı alıp Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayanların hepsini “provokatör eylemci” olarak nitelemesi düşündürücüdür. Her iki zihniyet arasında bir fark olup olmadığını değerli heyetinizin takdirlerine sunuyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, o zaman, başını örten kızlarımızı “irticacı” olarak görmediğimiz gibi, bugün de eline Türk bayrağı alarak cumhuriyetimizi kutlamak isteyenlerin hepsini ”provokatör” eylemci olarak değerlendirmemiz mümkün değildir. 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – O lafını geri al!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Dinle diyorum Sayın Vekilim.

Değerli milletvekilleri, demokrasi “Dur; yasak, buradan geçemezsin.” rejimi değildir. Demokrasi, benim istediğim şekilde davranabilirsin, aksine müsaade etmem rejimi hiç değildir. Hele hele demokrasi, iktidar mantığıyla sınırlı olamaz. İktidar ile devlet gücünü ele geçirip, bunu halkına karşı kullanmak da değildir. Demokrasi, kim olursa olsun halkın taleplerine kulak verip biraz da onların önü sıra varma rejimidir.

Tekrar bu vesileyle bayramınızı kutlar, yüce heyetinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Şimşek.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı konuşmasında partimize sataşmada bulunmuştur, Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını “şaibeli kutlamalar” olarak isimlendirmek suretiyle sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika, lütfen (CHP sıralarında alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle tüm milletvekillerinin, tüm vatandaşlarımızın geçmiş Kurban Bayramı’nı kutluyorum ve yine, en büyük bayramımız olan Cumhuriyet Bayramı’nı da buradan bir kez daha kutluyorum. (CHP sıralarında alkışlar)

Bir ülkenin kuruluş tarihinde sembol günleri vardır, her ülkede bu vardır. Bu sembol günler, aynı zamanda milleti oluşturan, milletin ortak paydasını oluşturan günlerdir; 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos ve nihayet 29 Ekim bizim, Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin sembol günleridir. Böyle günlerde milletin bir arada olması gerekir. Böyle günlerde milletin, böyle bir cumhuriyeti kurmuş olmaktan dolayı, bu cumhuriyete sahip olmaktan dolayı kıvanç duyması gerekir, gurur duyması gerekir, milletin sokaklarda olması gerekir, meydanlarda olması gerekir. Millet ne kadar meydanlarda ve sokaklarda ise ve oralarda bu bayrama sahip çıkıyorsa o kadar modern, çağdaş bir kutlama yapıyoruz demektir. Yöneticiler, siyasetçiler, ülkeyi yönetenler, ne kadar sokaktaki, meydandaki kutlamalara karşı çıkıyor ise, ne kadar onları stadyumlara hapsetmek istiyor ise o kadar çağın gerisindedir.

 Biz meydanlarda bunu kutlarken bu kutlamayı “şaibeli” olarak nitelendiren Milliyetçi Hareket Partisine mensup sayın konuşmacıya üzüntülerimi bildiriyorum buradan. Sokaklarda, meydanlarda bayram kutlamak ne zaman şaibeli oldu? Biz gurur duyuyoruz, orada milletimizle, o vatandaşlarımızla bu bayramı kutlamaktan gurur duyduk, şaibe sizindir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz yerimden bir katkıda bulunmak istiyorum, yerimden müsaade ediniz.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in konuşmasına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, partimize mensup Değerli milletvekilimizin yapmış olduğu konuşmada maksadı aşan. “şaibe” kelimesiyle farklı anlamlar yüklenen bir hususun istismar konu edilmesini biz de üzüntüyle karşılıyoruz. Biz hiç kimsenin faaliyetinin şaibesi peşinde değiliz, bu noktada bir suçlamamız olamaz. Tabii ki, arkadaşımız tek taraflı değil, dün yaşanan hadiselerin üzüntüsüyle, bayramların önemini vurgularken, böyle bir ifadede bulunmuştur. Maksadı aşan bir beyandır, hakaret kastı yoktur ve yani “Şaibe söyleyene aittir.” sözüyle, nitelemesiyle partimize yönelik bir suçlamayı da kabul etmemiz mümkün değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sisteme giren arkadaşlarımıza birer dakika söz vereceğim, birinci sırada Sayın Sarıbaş.

Buyurun efendim.

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, cumhuriyetimizin 89'uncu yıl dönümünü ve Kurban Bayramı'nı kutladığına ve Başbakanlığın öğrencilere verdiği burs ve kredilerin neden ödenmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle, cumhuriyetimizin 89’uncu yıl dönümünü kutluyorum. Gene Kurban Bayramı’nı, tüm milletimizin bayramını kutluyorum.

Bu bayramda da maalesef genç arkadaşlarımız, öğrencilerimiz ayın 5’i ile 25’i arasında Başbakanlığın verdiği bursları ve kredileri alamamışlardır özellikle bu bayram tatilinde çok ihtiyaçları olmasına rağmen. Bu konuda, niçin verilmemiştir bu paralar, bunu özellikle merak ediyorum. Acaba bu paraları nakit sıkıntısından dolayı mı ödenmemiştir, yoksa yönetimde bir aksaklık mı vardır, yoksa bütçede ödenek sıkıntısı mı yaşanmaktadır? Bunların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.

Sayın Varlı…

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Türkiye'nin güney ve güneydoğusunda büyükbaş hayvanlarda görülen üçgün hastalığına ve uyarılara rağmen Tarım Bakanlığının bu konuda hiçbir çalışma yapmadığına ilişkin açıklaması

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Tarım Bakanlığının yetkililerini uyarmak istiyorum. Güney ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde aşağı yukarı bir aydan fazladır devam eden bir “üçgün hastalığı” hayvanlar üzerinde, büyükbaş hayvanlar üzerinde peydah oldu. Üç günde dev gibi hayvanlar yıkılıyor ve ölüyor. Aşağı yukarı binlerce hayvan telef oldu.

Bunu burada birçok defa dile getirmemize rağmen Tarım Bakanlığının yetkililerinden hiç kimse bu konuda hiçbir çalışma yapmadı. İl tarım müdürlükleri çok acilen tespitte bulunmalı çünkü bu insanların birçoğu kredi alarak bu hayvanları aldılar, besliyorlar. Şu anda kredilerini ödeyemeyecek durumdalar, sıkıntı içerisindeler ve şöyle bir serzenişte bulunuyorlar: “Acaba bizim Suriyeli sığınmacılar kadar bu ülkede hakkımız yok mu, bizim onlar kadar hatırımız yok mu, biz onlar kadar bu ülkeye faydalı değil miyiz ki bize kimse sahip çıkmıyor, kimse bakmıyor, bizimle ilgilenmiyor?” Bu insanlarımızın bu kayıpları devlet tarafından mutlaka tespit edilip karşılanmalı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Sayın Gök…

4.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İktidarın Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılımı önlemek için her türlü tedbiri aldığına, 29 Ekim günü okullardaki törenleri yasaklayan genelgenin geri çekildiğinin geç duyurulduğuna ve bu duyarsızlığı kınadığına ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidarın, Cumhuriyet Bayramı’nın önemine ve ağırlığına uygun bir şekilde kutlanması yönündeki sivil toplum örgütlerinin yaptıkları çağrıya uygun davete iştirak edecek herkesin katılımını önlemek için her türlü tedbiri aldığını biliyorduk. Elbette İktidarın cumhuriyete bakış açısını biliyoruz, Atatürk’e bakış açısını biliyoruz ama basınımızın ilgi göstermediği bir başka olay daha yaşandı. Arife gününden bir gün önce bütün okullara gönderilen bir genelgeyle, 29 Ekim günü okullardaki törenler yasaklandı Ankara’da Sayın Başkanım. Daha sonra bizler bunun üzerine gidince, akşam saatlerinde okullar tatil olduktan sonra okullara telefon edildi ve bu genelgenin geri çekildiği, bayramın 29 Ekimde kutlanacağı ifade edildi ama okulda öğrenci kalmamıştı, müdür kalmamıştı, öğretmen kalmamıştı.

Böylesine bir duyarsızlığı şiddetle kınıyorum ve gerçekten İktidarın halktan alacağı cevabın da çok sert ve güçlü olacağını sizlere ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Sayın Öğüt…

5.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Dün, Cumhuriyet Bayramı’mızı, seksen dokuz yıl önce olduğu gibi, Türk’üyle, Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Laz’ıyla, Gürcü’süyle, Arap’ıyla, Ermeni’siyle, Musevi’siyle, yani tüm kurucularıyla coşkuyla Türkiye’nin dört bir yanında kutladık.

Şüphesiz bu kutlamaların en çarpıcı olanı, cumhuriyetin ilan edildiği Ankara’daki kutlamalardı. Halkımız tüm engellemelere rağmen çoluk çocuk, genç yaşlı hep bir ağızdan aynı şarkıları söyleyerek, halayları çekerek aynı düşüncelerle ve aynı ruhla yaşadı bayramımızı. Ne var ki Ulus’ta yaşananlar tüm televizyon kanallarında ilk haber olarak verildi, dünya basınına yansıdı.

Soruyorum: Hangi gerekçeyledir ki, kendilerine hediye edilen en büyük bayramı kutlamayı halkına çok görsün, engellensin; ellerinde sadece bayrak tutup Atalarının huzuruna yürümek isteyen halkına terörist gibi biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etsin hem de defalarca, araçlar engellensin?

Dün Ulus’taki yüz binleri yıldırıp kaçırmaya çalışan zihniyet gördü ki, dün oradaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Erdemir…

6.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Avustralya Hükûmetinin 2025 yılında dünyayı yakalayabilen bir Avustralya için hedeflerini belirlediğine, oysa AKP Hükûmetinin tutumuyla bizim Asya’yı da dünyayı da yakalayamayacağımıza ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Ekim 2012 günü Türkiye yasakları, baskıları, engelleri tartışırken Avustralya Hükûmeti “Asya Yüzyılında Avustralya” başlıklı çok önemli, 312 sayfalık bir çalışma açıkladı ve bu çalışmada 2025 yılında dünyayı yakalayabilen bir Avustralya için 25 hedef belirledi.

Bu hedefler içinde her öğrencinin Asya’da önde gelen beş dili okullarda seçip öğrenebilmesi, dünyadaki ilk 100 üniversite içine 10 Avustralya üniversitesinin sokulması ve Avustralya ilköğretim sisteminin dünyada ilk 5’e girmesi gibi hedefler mevcuttu ve aynı zamanda da Asya okuryazarlığının geliştirilmesi için stratejiler önerilmekteydi.

Korkarım ki AKP Hükûmetinin yasaklarıyla, baskılarıyla, toplumu bölen ve ayrıştıran çalışmalarıyla meşgulken biz yalnızca Asya’yı değil, dünyayı da ıskalayacağız.

Avustralya’nın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdemir.

Sayın Yurttaş…

7.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, milletimizin Kurban Bayramı'nı, cumhuriyetimizin 89'uncu yıl dönümünü kutladığına, hac ibadetini yapanların ibadetlerinin kabul olmasını dilediğine ve Manisa’da yaşanan orman yangınına ilişkin açıklaması

 

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm milletimizin, idrak ettiğimiz Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum. Hac görevini yapan kardeşlerimizin ibadetlerinin kabul olmasını niyaz ediyorum. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünü kutluyorum.

Şehzadeler şehri Manisa’mızın Spil Dağı eteklerinde, ilimizin akciğeri mesabesinde olan ormanlık arazide dün gece meydana gelen orman yangınında 20 hektar alan yanmıştır. Yangın gece yarısı söndürülmüştür. Yangın söndürmede görev alan orman bölge müdürlüğü, il müdürlüğü görevlilerine teşekkür ediyor, Manisalı hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yurttaş.

Sayın Yeniçeri…

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı ve Kurban Bayramı’nı kutladığına ve bayram kutlamalarını ayrıştırma aracı olarak kullanma zihniyetinin terk edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisin ve yüce Türk milletinin Cumhuriyet ve Kurban Bayramı’nı kutluyorum.

Cumhuriyet Bayramı’nın biber gazı, çelenk kavgası, barikat, tartışma ve yasaklama gibi olaylarla gölgelenmesi düşündürücüdür. Cumhuriyet Bayramı, devlet-millet, resmî-gayriresmî, herkesin el ele, kol kola kutlaması gereken bir bayramdır. Bu bayramları halkın başka bir biçimde, devletin başka bir biçimde kutladığı bayramlara dönüştürmek vahim bir yanlıştır. Ortak değer olan cumhuriyet, ortak kutlamalara konu olmalıdır. Devleti ve milleti damar damar, lif lif, etnik etnik, mezhep mezhep, bölge bölge, bayram bayram ayıran zihniyet bölücüdür. Bu zihniyet terk edilmelidir. Türkiye’de yeteri kadar bölücü unsur ve bölücü faaliyet vardır. Buna bir de… Bayram kutlamalarını ikiye ayırarak bölmek yanlıştır. Bayram kutlamalarını ayrıştırma aracı olarak kullanmak vahim bir zihniyettir, bu zihniyet terk edilmelidir.

Bu bağlamda, millî bayramların kutlanmasıyla ilgili yönetmelik bayramların kutlamasını fiilen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Korkmaz…

9.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, milletimizin Kurban Bayramı’nı ve Cumhuriyet Bayramı'nı kutladığına, Parlamentolar Birliği Genel Sekreterliği Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri İrfan Neziroğlu’nu MHP Grubu olarak kutladıklarına ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Değerli milletvekilleri, sizlerin ve aziz milletimizin geçmiş Kurban Bayramlarını, bağımsızlığımızın ve hürriyetimizin sembolü Cumhuriyet Bayramı’nın 89’uncu yıl dönümünü kutluyor; aziz milletimize, içinde tefrikanın olmadığı, huzurlu, sağlıklı ve mutlu nice bayramlar temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, geçen hafta içerisinde Kanada’nın Quebec kentinde yapılan 127’nci Uluslararası Parlamentolar Birliği Toplantısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetiyle katıldım toplantıya. Bu toplantıda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterimiz Sayın Neziroğlu Uluslararası Parlamentolar Birliği Genel Sekreterliği Yönetim Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Ülkemiz için önemli bir prestij unsuru olduğunu düşündüğüm bu yeni sorumluluğunda Sayın Neziroğlu’na Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak başarılar diliyor, kendisini de canıgönülden tebrik ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Sayın Dibek…

10.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına, Kırklareli’de bayram öncesi yaşanan sel felaketine ve selden zarar gören bölgenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Dün Türk milleti 81 ilde, Türkiye'nin her yerinde Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarken şunu yasakçı anlayışa, zihniyete, iktidara göstermiştir: Bu bayramları kutlamak için hiçbir yerden izin almayacaktır Türk milleti; izin alınmaz, karar alınır; kararını almıştır ve bayramını kutlamıştır. Öncelikle bunu belirtmek istiyorum.

Az önce Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Yüceer Trakya’da bayram öncesi yaşanan sel felaketiyle ilgili gündem dışı konuştu. Benim ilim Kırklareli’de de Lüleburgaz’a bağlı Büyükkarıştıran beldemizde, Vize’ye bağlı Akıncılar, Çövenli köylerimizde çok ciddi hasar var ki bizde 4 can gitti, selde hayatını kaybetti insanlar. İçişleri Bakanımız burada yok ama vermiş olduğum soru önergesinde de belirtmiştim, mutlaka o bölgenin, zarar gören bölgenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi lazım ve yaraların sarılması gerekiyor. Bunu buradan bir kez daha belirtiyor, ilgili bakanlıkları duyarlılığa davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dibek.

Son olarak, Sayın Oğan…

11.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, milletimizin Kurban Bayramı'nı ve Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, 30 Ekim Kars’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüne ve Kars’ın elinden alınan “gazilik” unvanının geri verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de milletimizin Kurban Bayramı’nı ve Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum.

Sayın Başkan, 30 Ekim 1912 tarihi gazi Kars’ımızın düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümüdür. “Gazi Kars’ımız” diyorum çünkü cumhuriyet tarihinde gazilik unvanı olduğu hâlde elinden alınan ve geri verilmeyen tek ilimizdir Kars. 1855 yılında Sultan Abdülmecit tarafından gazilik unvanı verilen Kars, o günden beridir mağdur edilmektedir ve hâlâ gazilik unvanı verilmemiştir. Kars’ımızın düşman işgalinden kurtuluşu aynı zamanda cumhuriyetimizin de ilk resmî zaferidir. Yüce Meclisimizin Kars’ımıza gazilik unvanını geri iade etmesini bekliyor, bütün Kars halkı adına saygılarımızı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Oğan, teşekkür ediyorum.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, benim de söz talebim vardı.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, diğer arkadaşlardan özür diliyorum, günde 10 kişiye söz veriyoruz biliyorsunuz. Dolayısıyla, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır, ona geçiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilginize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Letonya Parlamentosu Dışişleri Komisyonu heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak 10-14 Ekim 2012 tarihleri arasında ülkemize resmî ziyarette bulunmalarının TBMM Başkanlık Divanının 8 Ekim 2012 tarih ve 31 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1028)

 

                                                                                               23 Ekim 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Letonya Parlamentosu Dışişleri Komisyonu heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'nın konuğu olarak 10-14 Ekim 2012 tarihleri arasında ülkemize resmi ziyarette bulunmaları TBMM Başkanlık Divanı'nın 08 Ekim 2012 tarih ve 31 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'inci maddesi gereğince Genel Kurul'un bilgilerine sunulur.

                                                                                                          Cemil Çiçek

                                                                                                       TBMM Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar ve 25 milletvekilinin, engelli vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/382)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10'u, ülkemiz nüfusunun ise yüzde 12.29'unu engelli vatandaşlarımız oluşturmaktadır. Diğer yandan ülkemizde 8,4 milyon engelli evde hapis hayatı yaşamaktadır ve sadece İstanbul'da bulunan 40 bin görme engellinin 38 bini evden dışarı çıkamamaktadır.

Ülkemizde günlük yaşam engelli vatandaşlarımız için tam anlamıyla bir kabus olmaktadır. Engelli vatandaşlar evlerinden çıktıkları andan itibaren her türlü sıkıntıyla yüzleşmektedirler. Yapılan anketlerde engelli vatandaşların yüzde 67'si kaldırım, yaya yolu ve geçitlerin engellilerin kullanımına uygun bir şekilde yapılmadığını belirtmiştir.

Yapılan  araştırmalarda  engellilerin  üretim  sürecine  katılmadıkları  ortaya çıkmıştır. Engellilerin yüzde 86'sı herhangi bir işte çalışmamaktadır. İşsizlik nedeniyle engelli vatandaşlar sosyal hayattan giderek uzaklaşmaktadırlar.

Engelli bireylere sağlık raporuyla verilen ortez ve protez ihtiyaçları gibi engelli vatandaşların temel ihtiyacı olan kol, bacak, işitme cihazları ve sandalyeler gibi araçlardan katılım payı alınmaktadır. Başkasının yardımı olmadan hayatlarını devam ettiremeyen engelli vatandaşlar için bu uygulama vatandaşları mağdur etmektedir. Yapılan araştırmalarda engelli  vatandaşların yüzde 27'si 2022 sayılı kanun kapsamında devletten özürlü aylığı alabiliyor. Yüzde 11'i Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün ayni ve nakdi yardımlarından yararlanırken, yüzde 6'sı Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu'nun ayni ve nakdi yardımlarından, yüzde 4'ü hayırsever kişiler tarafından yapılan yardımlardan yararlanıyor. Yaşamsal gereksinimleri göz önüne alındığında engellilerin hayat standartlarının daha yüksek olması gerekmektedir.

Araştırmalara bakıldığında engelli vatandaşlar eğitim ve öğretimde de sıkıntı yaşamaktadırlar. Engelli öğretmen ve memur adaylarının belirleneceği sınavların hangi yönetmeliğe göre yapıldığı net olarak bilinmemekte ve konuyla ilgili yeterli bilgi kamuoyunda paylaşılmamaktadır. Engelli üniversite öğrencileri yurt ve burs sorunu yaşamaktadır. Bununla birlikte üniversitelerin mimari yapıları engelli öğrencilerin hareketlerini kısıtlamaktadır.

Sivil toplum örgütleri birçok ekonomik zorluğa rağmen engelli vatandaşların sorunlarını gündeme geçirmek için çaba göstermektedirler. Bu nedenle devlet tarafından engellilere hizmet götüren kamu, özel sektör ve gönüllü sivil toplum kuruluşlarına her aşamada destek verilmelidir.

Engelli vatandaşlarımızın yaşadığı başta eğitim ve kamusal sorunlar sadece kendi hayatlarını değil aynı zamanda ailelerini de etkilemektedir. Engelli olmak bireysel değil tüm insanlığın ortak sorunudur. Engellilerin normal bir hayat sürmeleri ancak toplumsal duyarlılığın oluşturulmasıyla ve insani gereksinimlerin sağlanmasıyla mümkündür.

Yukarıda bahsedilen nedenler göz önüne alındığında engelli bireylerin sorunları için alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzüğünün 104. ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1)       Tolga Çandar                         (Muğla)

2)       Mahmut Tanal                        (İstanbul)

3)       Ali Demirçalı                         (Adana)

4)       Muharrem Işık                       (Erzincan)

5)       Ömer Süha Aldan                    (Muğla)

6)       Namık Havutça                       (Balıkesir)

7)       Turgut Dibek                         (Kırklareli)

8)       Veli Ağbaba                          (Malatya)

9)       İlhan Demiröz                       (Bursa)

10)      Faik Tunay                            (İstanbul)

11)      Bülent Tezcan                       (Aydın)

12)      Mustafa Serdar Soydan            (Çanakkale)

13)      Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

14)      Sakine Öz                            (Manisa)

15)      Erdal Aksünger                      (İzmir)

16)      Ali Sarıbaş                           (Çanakkale)

17)      Hurşit Güneş                         (Kocaeli)

18)      Ali Özgündüz                         (İstanbul)

19)      Ahmet İhsan Kalkavan              (Samsun)

20)     Aylin Nazlıaka                       (Ankara)

21)      Gürkut Acar                          (Antalya)

22)     Ayşe Nedret Akova                 (Balıkesir)

23)     Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

24)     Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

25)     Sedef Küçük                          (İstanbul)

26)     Kadir Gökmen Öğüt                 (İstanbul)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 24 milletvekilinin, yargılama süreçlerini uzatan sorunların ve tutukluluk sürelerinin uzamasının önlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/383)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yargılama süreçlerini uzatan sorunların tespit edilmesi, tutukluluk sürelerinin uzamasının önlenmesi ve "yargılamanın makul sürede bitirilmesi" ilkesine yönelik alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

Gerekçe:

Makul sürede yargılama, sağlıklı ve adaletli bir yargı düzeninin özüdür. Adil yargılama hakkının en önemli unsurlarından biri de yargılamanın makul sürede bitirilmesidir. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu, yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumundan raporların gecikmesi, iddianamelerin hazırlanması ve yargılamanın neticelenmesi süreçlerinin son derece uzun olması ülkemizde büyük bir hukuksal ve toplumsal sorun hâline gelmiştir.

Tutuklama gibi kişi özgürlüğünü doğrudan ilgilendiren ve son derece ağır bir tedbir uygulaması için birtakım somut ölçütler belirlenmesi gerektiği açıktır. Mevcut yasal düzenleme bu konuda son derece eksiktir. Kararlara kaçma şüphesi, delillerin karartılması gibi nedenler sıralanırken bunların somut gerekçeleri ortaya konulmamaktadır.

Hangi mahkemeden ya da hangi suçla ilgili olursa olsun bugün ülkemizdeki bütün tutuklama Kararlarının gerekçesi, "...üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,  kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, diğer tedbirlerin yetersiz kalacağı, tutuklamadan beklenen amacın adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması nedeniyle tutuklanmasına..." şeklindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve evrensel hukuk ilkeleri bu şablon tutuklama gerekçesini gerçek bir gerekçe olarak kabul etmemektedir. Bu gerekçelerin her biri tek tek gerekçelendirmeye muhtaç durumdadır.

Yasal olarak, CMK 100. maddede sayılan ve katalog suçlar olarak ifade edilen suçların varlığı halinde bir tutuklama nedeninin var sayılabilir olması, uygulamada katalog suçlardan biriyle ilgili yürütülen bir soruşturmada tutukluluğu istisna değil adeta kural gibi uygulanır kılmaktadır.

Tutuklama kararı hukuki niteliği itibariyle sorgulama ve yargılama süreçlerinde kural değil istisnai olarak uygulanması gereken bir tedbirdir. Ancak ülkemizde tutuklu yargılanmak “istisnai bir tedbir” olmaktan uzaklaşmış adeta bir kural haline getirilmiştir. Nitekim ülkemiz cezaevlerinde yatanların büyük çoğunluğu hükümlülerden değil tutuklulardan oluşmaktadır. Tutuklu kişi hukuken halen masum olan kişidir. Ancak mevcut uygulama ile tutukluluk süreleri yıllarca devam edebilmekte adeta cezaya dönüştürülmektedir.

Bunun yanında zaman zaman basına yansıdığı üzere devam eden yargılamalarda başta Adli Tıp Kurumu olmak üzere çeşitli raporların mahkemelere sunulması ve delillerin toplanması süreci aylarca hatta bazen yıllarca zaman almaktadır. Basının ilgisini celbeden davalarda bu gecikmeler çeşitli şekillerde gündeme gelebilmekte ancak çoğu kez tutukluluğun uzamasına veya davanın neticelenmesine yıllarca engel olan bu durum binlerce kişiyi mağdur etmeye devam etmektedir.

Birçok yargı çevresinde ve mahkemede duruşmalar üç-dört aya varan sürelerle ertelenmekte, baz mahkemelerde bir yıl içerisinde en fazla üç-dört celse duruşma yapılabilmektedir. Temyiz edilerek Yargıtay'a gönderilen dosyalar yıllarca tozlu raflarda ve torbalarda gönderileceği ilgili daireyi beklemekte, kararların kesinleşmesi yılları almaktadır.

Türkiye'nin de tabi olduğu veya tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler bu durumu düzenlemekte, Türkiye bu nedenle birçok kez mahkûm edilmekte ve yüksek tazminatlar  ödemektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1 bendinde: "Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir" hükmü yer almaktadır.

Yine Avrupa Birliği temel haklar bildirgesinin 47. maddesinin 2. bendinde "Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde  yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir" denilmektedir.

Geciken adalet, adalet değildir. Tutukluluk sürelerinin uzaması ve yargılamaların makul sürede bitirilmemesi nedeniyle ülkemizde binlerce kişi ya cezaevlerinde ya mahkeme koridorlarında belirsizlik içinde beklemektedir.

Yukarıda belirtilen sebeplerle Yargılama süreçlerini uzatan sorunların tespit edilmesi, tutukluluk sürelerinin uzamasının önlenmesi ve yargılamanın makul sürede bitirilmesi  amacıyla Anayasamızın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

2) Turgut Dibek                                              (Kırklareli)

3) Namık Havutça                                            (Balıkesir)

4) İlhan Demiröz                                             (Bursa)

5) Faik Tunay                                                 (İstanbul)

6) Bülent Tezcan                                             (Aydın)

7) Mustafa Serdar Soydan                                 (Çanakkale)

8) Sakine Öz                                                  (Manisa)

9) Erdal Aksünger                                           (İzmir)

10) Ömer Süha Aldan                                        (Muğla)

11) Kadir Gökmen Öğüt                                      (İstanbul)

12) Ramazan Kerim Özkan                                  (Burdur)

 13) Ali Sarıbaş                                              (Çanakkale)

14) Hurşit Güneş                                             (Kocaeli)

15) Mahmut Tanal                                            (İstanbul)

16) Ali Özgündüz                                             (İstanbul)

17) Ahmet İhsan Kalkavan                                  (Samsun)

18) Aylin Nazlıaka                                           (Ankara)

19) Gürkut Acar                                              (Antalya)

20) Muharrem Işık                                          (Erzincan)

21) Ahmet Toptaş                                            (Afyonkarahisar)

22) Ayşe Nedret Akova                                    (Balıkesir)

23) Haluk Eyidoğan                                          (İstanbul)

24) Mehmet Ali Ediboğlu                                   (Hatay)

25) Sedef Küçük                                             (İstanbul)

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 20 milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması konusunda görülen eksikliklerin ve faili meçhul cinayetlerin arkasında yatan örgütlenmelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/384)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünya siyasi yaşamında faili meçhul cinayetler, akıllara kazınan önemli olayların başında gelmektedir. Toplumların büyük tepkileriyle karşılaşmasına rağmen faili meçhul cinayetler, genellikle bir sır biçiminde varlığını korumaya devam etmektedir.

Ülkemiz faili meçhul cinayetler konusunda, kötü bir karneye sahiptir. Ülkemizin en değerli isimlerinden kimileri faili meçhul cinayete kurban gitmiş ya da bu kişilerin faili meçhul bir cinayete kurban gittiği iddiaları aydınlatılamamıştır. Gazeteci, yazar, bilim adamı, siyasetçi, asker gibi pek çok meslek grubu, temelinde farklı nedenler gösterilse de kanlı ve kirli oyunlarla yok edilmek istenmiştir.

Faili meçhul cinayetlerin önüne geçilmesi için çok sayıda oluşum ve girişim kurulmuştur. Ancak; bu çalışmaların belli noktalarda tıkanmış olması ve gerçeğe ulaşma konusunda duraklatılması, faili meçhul cinayetlerin farklı boyutlarını da akla getirmektedir. Öldürülen düşünürlerin yakınları başta olmak üzere, konunun peşini bırakmayan duyarlı insanların, faili meçhullerin aydınlatılması noktasında, yetkililerin üzerine düşen görevleri yerine getirmediklerini ileri sürmeleri de dikkatle incelenmesi gereken bir noktadır.

Abdi İpekçi, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve daha çok sayıda isim, ülkemizde faili meçhul cinayetlerin hedeflerindeki insanlar olmuştur. Bu cinayetlerden sonra delillerin karartıldığı gibi iddialar da gündeme sıkça gelmiştir. Nitekim, ortaya çıkan kimi sonuçlar ya da yargı kararları bu iddiaların doğruluk paylarını da güçlendirmiş, yine de faili meçhul cinayetler bitmemiş ya da bu cinayetlerin arkasındaki karanlık isimler bulunamamıştır.

Faili meçhul cinayetlerin 1980'de yaşanan darbeden sonra artmış olması tesadüfi bir gelişme değildir. Terörü ve anarşiyi bitirmek amacıyla yönetime el koyduğunu iddia eden güçlerin, sıkıyönetimi sürdürdüğü dönemde göz göre göre ve çoğu aydınlatılmamış pek çok faili meçhulden sorumlu olduğu iddiaları hâlâ tartışılmaktadır.

Faili meçhul cinayetler, toplum içerisinde bölünmelere ve kutuplaşmalara neden olan unsurların başında gelmektedir. Yurttaşların, başka düşüncede ya da inançta olan diğer yurttaşlara karşı kin duyguları beslemesine ve linç kültürünün doğmasına neden olan bu cinayetler; halkın sinmesine, düşüncelerini açıklamaktan korkmasına ve dolaylı olarak demokrasiden uzaklaşılarak bir korku rejimine gidişe neden olmaktadır. Faili meçhul cinayetzede ailelerin yaşadığı dramlar ise ayrıca irdelenecek kadar önemli bir boyutu oluşturmaktadır. Faili meçhul cinayetler nedeniyle zor günler yaşayan aileler, bu cinayetlerin aydınlanması amacıyla canları pahasına mücadele etmektedir. Bu mücadelede zor duruma düştükleri, tehditlere maruz kaldıkları basın yayın organlarına kadar yansımıştır.

Sabahattin Ali'den Ümit Kaftancıoğlu’na, Uğur Mumcu'dan Mehmet Zeki Tekiner'e kadar faili meçhul cinayetlere kurban verdiğimiz aydınlarımızın aileleri tarafından kurulan ve "Gerçekler ortaya çıksın, kim incinecekse incinsin!" sloganıyla yola çıkan Toplumsal Bellek Platformu, büyük bir boşluğu dolduran çalışmalar yapmaktadır. Ancak; bu çalışmaların daha geniş alanlara yayılması gerekmektedir.

Faili meçhul cinayetler hem topluma hem de demokrasinin gelişmesine olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Bu kıyımlar, gelecek kuşaklara kötü birer anı ve gelişmemiş bir demokrasinin örnekleri olarak miras kalmaktadır. Gelecek kuşaklara gelişmiş bir demokrasi ve güzel anılar bırakabilmek amacıyla yasama organının faili meçhul cinayetler konusuyla özel olarak ilgilenmesi gerekmektedir.

Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması konusunda görülen eksikliklerin ve faili meçhul cinayetlerin arkasında yatan örgütlenmelerin tespiti amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Ali Özgündüz                                              (İstanbul)

2) Ali Sarıbaş                                                 (Çanakkale)

3) Kadir Gökmen Öğüt                                       (İstanbul)

4) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

5) Mustafa Serdar Soydan                                 (Çanakkale)

6) Bülent Tezcan                                             (Aydın)

7) İlhan Demiröz                                             (Bursa)

8) Sakine Öz                                                  (Manisa)

9) Erdal Aksünger                                           (İzmir)

10) Ramazan Kerim Özkan                                  (Burdur)

11) Hurşit Güneş                                             (Kocaeli)

12) Mahmut Tanal                                            (İstanbul)

13) Ahmet İhsan Kalkavan                                  (Samsun)

14) Aylin Nazlıaka                                           (Ankara)

15) Gürkut Acar                                              (Antalya)

16) Muharrem Işık                                           (Erzincan)

17) Ahmet Toptaş                                            (Afyonkarahisar)

18) Ayşe Nedret Akova                                     (Balıkesir)

19) Haluk Eyidoğan                                           (İstanbul)

20) Mehmet Ali Ediboğlu                                   (Hatay)

21) Sedef Küçük                                              (İstanbul)

BAŞKAN – Araştırma önergeleri bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler gündemdeki yerini alacak ve açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırasında yapılacaktır.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (9/1) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler" kısmında yer almasına ve soruşturma açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmelerin Genel Kurulun 30/10/2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; 239 ve 240 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Danışma Kurulu 30.10.2012 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                       Mustafa Elitaş

                                                                                                            Kayseri

                                                                                              AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 70 ve 240 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 4 ve 7 nci sıralarına; Bastırılarak dağıtılan 336 sıra sayılı kanun teklifinin ise 48 saat geçmeden yine bu kısmın 5 inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

01.10.2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (9/1) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin; gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler" kısmında yer alması ve Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmaması konusundaki görüşmelerin TBMM Genel Kurulunun 30.10.2012 Salı günkü (bugün) birleşimde yapılması; Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 9, 10, 11 ve 12 Kasım 2012 Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinde, Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işleri görüşmek üzere saat 14:00'te toplanması,

31 Ekim, 06 ve 07 Kasım 2012 Salı ve Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

13, 20 ve 27 Kasım 2012 Salı günkü birleşimlerde 1 saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

14, 21 ve 28 Kasım 2012 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

30 Ekim 2012 Salı günkü (bugün) birleşimde sözlü soruların görüşülmeyerek Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu birleşimde 70 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

31 Ekim 2012 Çarşamba günkü birleşimde 313 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

1 Kasım 2012 Perşembe günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimde 239 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

6 Kasım 2012 Salı günkü birleşiminde 15:00 - 24:00 saatleri arasında;

7, 8, 9, 10, 11 ve 12 Kasım 2012 günkü birleşimlerde 14:00 - 24:00 saatleri arasında;

13, 20 ve 27 Kasım 2012 Salı günkü birleşimlerinde ise 15:00 - 20:00 saatleri arasında;

14, 15, 21, 22, 28 ve 29 Kasım 2012 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14:00 - 20:00 saatleri arasında;

Çalışmalarına devam etmesi,

239 ve 240 Sıra sayılı kanun tasarılarının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

239 Sıra Sayılı

Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri

Kanun Tasarısı

(1/601)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayıları

1. Bölüm

1 ila 30’uncu maddeler

30

2 Bölüm

31 ila 54’üncü maddeler

(Geçici 1 ve geçici 5’inci maddeler dâhil)

29

Toplam madde sayısı

59

 

240 Sıra Sayılı

Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı

(1/488)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayıları

1. Bölüm

1 ila 9’uncu maddeler

9

2 Bölüm

10 ila 16’ncı maddeler

(Geçici 1’inci maddeler dâhil)

8

Toplam madde sayısı

17

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önergesi üzerinde, lehte ve aleyhte olmak suretiyle söz vereceğim.

Lehinde Sayın Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili, buyurun.

Süreniz on dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kurban Bayramı’nızı ve Cumhuriyet Bayramı’nızı tebrik ediyorum.

Grup önerimizle denetim konularından Sayın Başbakanımız hakkında Meclis soruşturması önergesinin bugün gündeme alınması ve görüşmelerin bugün yapılmasını öneriyoruz.

Kanun teklif ve yasa tasarılarıyla ilgili ise, 336 sıra sayılı Kamu İhale Kanunu’yla ilgili teklifin görüşmelerinin 5’inci sıraya alınmasını, 70 sıra sayılı Moldova Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında imzalanan uluslararası sözleşmenin ve 240 sıra sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 4 ve 7’inci sıralara alınmasını öneriyoruz.

Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında, önümüzdeki hafta perşembe, cuma, cumartesi, pazar ve pazartesi günleri dâhil 14:00-24:00 saatleri arasında çalışmasını öneriyoruz.

31 Ekim, 6-7 Kasım 2012 Salı, çarşamba günkü sözlü sorular ve diğer denetim konularının ise görüşülmemesini öneriyoruz.

Günlük çalışma sürelerinin belirlenmesinde ise 29 Kasım 2012 tarihine kadar çalışma sürelerini yeniden düzenliyoruz.

31 Ekim 2012 Çarşamba günü 313 sıra sayılı, yani EXPO 2016 Antalya Kanun Tasarısı’nın  tamamlanmasına kadar, 1 Kasım 2012 perşembe günü ise 239 sıra sayılı finansal kiralama hakkındaki kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışılmasını öneriyoruz. 239 ve 240 sıra sayılı kanun tasarılarının temel kanun olarak görüşülmesini öneriyoruz.

Bu grup önerimizi Genel Kurulun takdirine sunuyor, tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Aleyhte olmak suretiyle ikinci konuşmacı Sayın Engin Altay, Sinop Milletvekili.

Sayın Altay buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AKP grup önerisi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu Parlamentonun, milletin menfaatine, milletin yararına iyi şeyler yapması için uzlaşmaya ihtiyacı var. Siz, parmak çoğunluğuyla ve Başbakanın hırsıyla “Biz bu Parlamentoyu istediğimiz gibi sevk ve idare ederiz.” derseniz -ki genellikle öyle diyorsunuz- bu Parlamento dünyanın en verimsiz parlamentolarından biri olur. Nitekim öyle, kanun yapma hızı olarak aslında öyle. Hele bundan sonra, bilin ve inanın ki, Parlamentoda çok rahat olmayacaksınız.

Sayın milletvekilleri, AKP grup önerisini dinledim. Çalışma takvimini öngören bir öneri. Allah aşkına, merak ediyorum, yani bu millet için ve sizler için 10 Kasımın hiç değeri ve önemi yok mudur ki 10 Kasımda alelade bir kanunu ya da çok önemli bir kanunu -fark etmez- görüşmek üzere Mecliste çalışma yapmak gibi bir anlayış içine sizi iten nedir? Burada, peşinen art niyet arıyoruz.

Grup önerileriyle Parlamentonun her gün üç saatini siz çalıyorsunuz. Muhalefete kızmayın. Muhalefet işini yapmak zorundadır. Muhalefet, muhalefet olmanın gereğini yapıyor ama 22’nci Dönemde söyledim, 23’üncü Dönemde söyledim, 24’üncü Dönem bir kere daha söylüyorum, Parlamento ya da demokrasi, el kaldıran 2 ördeğin 1 file üstünlük kurduğu bir rejimin adı değildir. Buradaki çoğunluğunuz size bu hakkı vermez. Uzlaşmaya açık olmanızı Sayın Grup Başkan Vekiline ve Almanya’ya uğurladığınız Sayın Başbakana bir kere daha tavsiye ediyorum.

İç Tüzük, bizim çalışmamızın, Parlamento çalışmalarının anayasasıdır. Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün zaman zaman, oturumu idare eden başkanlar tarafından ve çoğunluğunuz tarafından keyfî kullanıldığı da bir vakıadır ve siz diyorsunuz ki muhalefete: “Siz, İç Tüzük’ten kaynaklı haklarınızı kullanmayın.” Bunu da bir de pişkin pişkin ve yüzlü yüzlü söylüyorsunuz, bunu da hiç anlamak mümkün değil.

Şimdi, bugün Sayın Başbakanı dinledim, dedi ki: “Ana muhalefetin sulandırılmış bir müracaatı var. Bu müracaatı size havale ediyorum, ben Almanya’ya gidiyorum.” Güle güle gitsin, güle güle gelsin fakat bilsin ki ve bilin ki, bu Parlamentoyu sulandıran, hakikaten sulandıran ve ciddiyetten uzaklaştıran ve İç Tüzük’ten ve Anayasa’dan uzaklaştıran siz ve sizin tutumunuzdur. Size bunu bir örnekle açıklayacağım:

6 Nisan 2011’de bu Parlamento Hükûmete bir yetki kanunu verdi. Verdi mi? Verdi. Hükûmet bunu aldı mı? Aldı. Orada rahat rahat oturuyorlar. Bu yetki kanunun çerçevesinde otuz beş tane kanun hükmünde kararname çıktı mı? Çıktı. Bunların sekiz-dokuz tanesi de bütün bakanlıkların kuruluş ve teşkilat kanunlarını tümüyle değiştirmekti, değişti.

Sayın milletvekilleri, kimse kaynağını Anayasa’dan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Anayasa’yı ihlal etmek bir suçtur. Anayasa’nın 91’inci maddesinden üç paragrafı okuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verir.

Kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.

Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.”

Şimdi, Sayın Cemil Çiçek’i göreve çağırıyorum. 2011’de çıkarılan otuz beş tane kanun hükmünde kararnamenin içinde dokuz-on tane de bakanlığın kuruluş ve teşkilat kanunu var ve bunlar Mecliste görüşülmeden, bu Parlamento 2012 bütçesini, o değişmiş bakanlıkların, adı ve teşkilat kanunu değişmiş bakanlıkların bütçesini geçirdi. Bence bu geçirilemez. Velev ki bu oldu. Şimdi bütçe geldi. Ben size söylüyorum. Sayın Başkan sizi de uyarıyorum, Plan Bütçe Komisyonunda Çevre Şehircilik, Ulaştırma Denizcilik, Millî Eğitim, Aile Sosyal Politikalar, Avrupa Birliği, Gıda Tarım, Orman Su ve Gençlik Spor Bakanlığı bütçelerinin görüşülmesi hukuken mümkün değildir; usulsüzdür, kanunsuzdur, Anayasa’ya aykırıdır. Evet, hukukçu AKP milletvekillerine sesleniyorum, bu 91’inci madde orta yerdeyken, aradan bir buçuk yılı aşkın bir zaman geçmişken, siz “İvedilikle ve acil görüşür.” ibaresi burada varken Sayın Başkan, bunun dışında bir şeyi bu Parlamentoda görüştürmeniz bile kabul edilemez. Bunun içindir ki Danışma Kurulu bir ihtiyaçtır, kanun koyucu bunun için bunu böyle tanzim etmiştir. “Efendim, buna gerek yok, bizim şu kadar parmağımız var.” Bu da, bu anlayışınız da dün Ulus’ta yaptığınız kirli, diktatöryal anlayışın, oligarşik anlayışın bir yansımasıdır.

Şimdi, bu kürsüden söylenen her şeyin çok önemli olduğunu bilerek söylüyorum. 24’üncü Dönem Parlamentosu millî iradeye saygısızlık yapmaktadır. 24’üncü Dönem Parlamentosu millî iradeye ipotek koymuştur. Ben söylemiyorum, Anayasa ve İç Tüzük söylüyor. Sayın Cemil Çiçek çay ocaklarına İtalyan kahvesi pişirmek için espresso makinesi alacağına, onunla uğraşacağına Anayasa’ya uysun. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve onun Meclisinin Başkanını Anayasa’ya uymaya davet ediyorum. Üstelik, kendisi şöhretli bir hukukçudur ama onun bu şöhreti, bu yaptığı işle taban tabana çelişmektedir.

Şimdi, 16/04/2012 tarihinde Ulusal ve Resmî Bayramları ve Mahallî Kurtuluş Günlerini Kutlama Yönetmeliği’ni değiştirdiniz. Niye? Öyle bir gerekçe söylediniz ki ben bile biraz hak verdim. “Bayramları, bu Nazi anlayışından, Stalin anlayışından çıkaralım.” dediniz. “Stadyumlardan sokağa yayalım, halka yayalım, cumhura yayalım.” dediniz. Sonra ne oldu? Sonra, Cumhuriyet tarihimizin en ayıplı günlerinden birini yaşadık.

Sayın milletvekilleri, katliam sadece insan kanı akıtılarak yapılmaz. O eskidendi. Dünya değişti, çağ değişti, algılar değişti. Şimdi, bu çağda, insanlara gaz, tazyikli su sıkmak ve onları yerlerde süründürmek de onur katliamıdır. Siz, daha doğrusu sizin desteklediğiniz AKP Hükûmeti, dün bir onur katliamının altına imza atmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben, zaman zaman sizin cumhuriyetle sorununuz olduğunu hep söyleyegeldim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiçbir sorunumuz yok.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Totaliterlikle sorunumuz var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Muhalefete sesleniyorum: AKP’nin cumhuriyetle bir sorunu yok, yanlış algılamışız. Niye olsun ki? O cumhuriyet İran’da, Moritanya’da, Pakistan’da da var. AKP’nin cumhuriyetin laik, demokratik, çağdaş nitelikleriyle seksen dokuz yıldır süren bir sorunu var. Bunların derdi cumhuriyetin kendisi değil, cumhuriyetin devrimlerle taçlandırılan o nitelikleridir. Ve AKP’nin hukuk devletiyle de bir sorunu var. Bu iddialarımı ispata davet ederse Sayın Grup Başkan Vekili ve Sayın Başkan söz verirse, bunları gelir bu kürsüden teker teker teker ispat ederim. Baktım, sürem dolmuş.

Sayın milletvekilleri, dünkü utanç için şu söylenebilir: Her şeye rağmen dün Ulus’ta, İstanbul’da, İzmir’de, Sinop’ta, Türkiye'nin 81 ilinde halk devrimi sırtlamıştır ve bilin ki 29 Ekim milletimizin en kutlu günüdür. Bugünü bize armağan edenlere 3’üncü Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden selam olsun, ruhları şad olsun ve bilsinler ki bu cumhuriyeti devrimlerle taçlandıranlar, onu laik, demokratik bir hâle getirenler, bu cumhuriyet sonsuza kadar laik kalacaktır.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkürler.

Üçüncü konuşmacı, lehte olmak suretiyle Sayın İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Sayın Baluken, buyurun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı, Hükûmetimizle, Sayın Genel Başkanımızla, Sayın Grup Başkanımızla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Baluken, bir dakikanızı rica edeyim.

Buyurun, iki dakika lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hayır, neye itiraz ediyor?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hükûmetin temsilcisi değil o. Bakın, Hükûmetin temsilcileri, Hükûmet orada oturuyor.

BAŞKAN – Yahu sizin konuşmanız rahat, müsaade et, otur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Bakın, Sayın Başkan, “Hükûmetimize laf atılmıştır.” diyor, Hükûmet orada, Hükûmetin temsilcisi değil o.

BAŞKAN – Sayın Tanal, oturun lütfen, oturun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ Grubuna ve Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle idrak ettiğimiz mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum. Tüm inananların, İslam âleminin Kurban Bayramı mübarek olsun.

Dün yine idrak ettiğimiz cumhuriyetimizin 89’uncu yılının hayırlı uğurlu olmasını ve nice 89 yıllara ulaşmasını temenni ediyorum canıgönülden.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede idrak ettiniz ya? Hiçbir yerde yoktunuz o anlarda. Nerede idrak ettiler ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın “onur katliamı” diye ifade ettiğiniz şey… Biraz önce burada, Konuşmacı kürsüde, elinde İç Tüzük’le aldı konuşuyor. İç Tüzük’le ilgili meselelere uymak zorunda olduğunu ifade ediyor, Anayasa’nın 91’inci maddesinde şundan şundan dolayı uyulmadığından dolayı Meclis Başkanını göreve çağırıyorum diyor. Eğer İç Tüzük’ü okursa…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben o İç Tüzük’ü senden iyi bilirim, merak etme.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İç Tüzük’ün 13’üncü maddesindeki Meclis Başkanlarının görevlerinin ne olduğu çok açık ve net bir şekilde ifade edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, gündemine hâkimdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarına kimse talimat veremez, kimse “Şunu yapın, yapamayın” diye de ifade etmez.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Başbakan hariç, Başbakan hariç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Komisyonlarda bu işlerle ilgili işler görüşülmüştür.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Pazar günü bu işler bitecek arkadaşlar.” dedi ya Başbakan. Almadınız mı talimatı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, İç Tüzük’ü sallayarak ortaya çıkıp “Herkes bunda kurallara uyması gerekir.” derken demokrasi itirazlarla değil, demokrasi anarşiyle değil, demokrasi engellenmiş veya alınmış bir kararı yıkmak için yapılan bir mücadele değil, demokrasi bir kurallar manzumesidir. Demokrasiye uymayarak, alınan kurallara uymadığınız takdirde de bu, demokrasi olmaz, anarşi olur.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Yok ya!. Sen kendine bak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bizim orada ifade ettiğimiz nokta şu: Bu illegal örgütün ismi altında, illegal örgütün bayrağı altında hareket edip cumhuriyet kutlaması yapmak Cumhuriyet Halk Partisine, ana muhalefet partisine yakışmayan bir davranıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından “Kimmiş o illegal örgüt?”, “Hangi illegal örgüt?” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Elitaş.

UMUT ORAN (İstanbul) – Sensin illegal! Hükûmetin illegal!

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Nerede bu illegal örgüt? Ayıp be, ayıp be! Utanmaz!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Susarlarsa efendim…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sizsiniz illegal!

UMUT ORAN (İstanbul) – Sen de, partin de illegalsiniz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturun. Grup Başkan Vekili…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Nerede bu illegal örgüt? Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Grup Başkan Vekili konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisinin, dün, illegal bir örgütün bayrağı altında cumhuriyeti kutladığını ifade ederek partimize sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika da siz…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Senin beynin illegal!

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, Cumhuriyet Bayramı’nı, Hükûmetin bütün engellemelerine rağmen, vatandaşın seyahat özgürlüğünü elinden alma çabalarına rağmen bütün illerde büyük bir coşkuyla kutladık. Dün Ankara’da Ulus’taydık, gündüz saatlerinde oradaydık. Yüz binlerce insan Ankara’nın meydanlarında, caddelerinde Cumhuriyet Bayramı’nı güvenlik güçlerinin bütün baskısına rağmen coşkuyla kutladı. Orada millet vardı, orada illegal örgütler falan yoktu. İllegal örgüt var ise, illegal örgüt illegal bir faaliyette bulunuyor ise Hükûmet gereğini yapsın. Ama şunu söyleyeyim: Artık, Hükûmet, Atatürk anıtına çelenk koymanın, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamanın illegal faaliyet olduğu düşüncesindedir, bu günlere geldik. (CHP sıralarından alkışlar) Artık, ulusal bayramlarda millî mutabakatını kaybetmiş bir ülke görüntüsündeyiz. En üzücü olanı budur. Toplumun ulusal bayramlardaki duygusuyla, bu bayramlara yaklaşımıyla Hükûmetin yaklaşımı örtüşmemektedir. Sayın Başbakan 19 Mayıs 2012’den önce, Nisan 2012’de 19 Mayıs Bayramı yaklaşırken ilgili yönetmelikte yapılan değişikliği şöyle açıklıyordu, bayramların kutlanmasına ilişkin yönetmelikte değişiklik yapılmıştı, dedi ki: “Artık Demirperde ülkelerindeki gibi stadyumlarda bayram kutlamayalım; caddelerde, sokaklarda, meydanlarda kutlayalım.” Ben sormak istiyorum: Sayın Başbakan dün neden meydanlarda değildi? Kendi sözüne uymaya davet ediyorum Sayın Başbakanı.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Problem orda değildir. Problem, 10 Kasım’ı, 29 Ekim’i, 23 Nisan’ı, bu cumhuriyetin kilometre taşlarını unutturmadadır, unutturma gayreti içindedir. Her geçen yıl yüz binlerce, milyonlarca vatandaşımızla bu bayramları coşkuyla kutlayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, biraz önce konuşan AKP Grup Başkan Vekili benim konuşmama atfen İç Tüzük’ü bilmemekle -ki on yıldır bu Parlamentodayım- ağır bir tahrikte, ithamda bulundu. Müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, Grup Başkan Vekili gerekli cevabı verdi. Ayrıca sizin…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekili Ulus’taki olaylarla ilgili cevap verdi.

BAŞKAN – Peki, bir dakika, lütfen, lütfen… Daha fazla polemiğe meydan vermeden, lütfen bir dakika içinde…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir dakika olur, iki dakika olur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İki dakika, iki.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bakın, işte mesele bu zaten, herkese iki dakika, bize bir, olay bu zaten.

BAŞKAN – Lütfen, onlar grup başkan vekili. Sayın Altay, uygulamamız öyle.

4.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başkanların grup başkan vekillerine iltimas geçmek gibi bir hakkı da ayrıca yoktur Sayın Başkan. Sizi de bu İç Tüzük’e uymaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Bir grubu temsil ediyorlar.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Elitaş’ın İç Tüzük konusunda benim bilgimi ölçmek gibi bir derdi varsa buyurun, sizin bir televizyonunuzda gelin, beraber konuşalım.

İç Tüzük Madde 14: “Başkanın görevleri: Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarını denetlemek; işlerde birikme olması hâlinde komisyon başkanı ve üyelerini uyarmak ve durumu Genel Kurulun bilgisine sunmak.”

Meclis Başkanı “Anayasa 91’inci madde ihlal ediliyor.” diye Genel Kurula bilgi verdi mi? Vermedi. Nerede Başkan, görevini yaptı mı? Yapmadı. (CHP sıralarından alkışlar) Başkan da görevini yapmıyor, AKP Grubu da yapmıyor, Hükûmet de yapmıyor.

On iki saniye var, Ulus’la ilgili ben de son bir şey daha söyleyeyim. Cumhuriyet savcıları, seyahat özgürlüğünü engelleyen il emniyet müdürleri hakkında soruşturma açmazlar ise onlar görevlerini yapmamış sayılırlar. Bunun yerine, bayram kutlayanlar hakkında, bayrağı, Türk Bayrağı’nı kaldıranlar hakkında soruşturma açıyorlarsa Sayın Tanal bir kanun teklifi hazırlasın, “cumhuriyet savcılığı” ibaresini “hükûmet savcılığı” olarak değiştirelim, böylece bu iş bitsin. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkürler.

Sayın Baluken, lehte olmak suretiyle -özür diliyorum, size söz verdikten sonra polemik çıktı- buyurun lütfen.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (9/1) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler" kısmında yer almasına ve soruşturma açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmelerin Genel Kurulun 30/10/2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; 239 ve 240 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Grubunun grup önerisi lehinde -usulen lehinde ama esasında aleyhinde- söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, buradaki tartışmalara bakınca gerçekten her geçen gün bu ülkenin geleceğiyle ilgili umutsuzluğumuz artıyor. Ülkenin her tarafında farklı bir gündem var. Halkın gözü gelecek ölüm haberleriyle ilgili kaygılı bir bekleyişte ama haftalık ya da aylık burada Meclis gündemi planlaması yapılıyor. Bu planlamada halkın gündemiyle ilgili tek bir konunun saptanıp burada tartışmaya açılmadığını görüyoruz.

Bakın, şu anda, son bir haftadır bu ülkedeki en önemli gündem, yaşanan can kayıplarıdır. Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan, doksan yıldır ret, inkâr, imha ve asimilasyondan kaynaklanan, son otuz yıldır da derin bir çatışmalı süreçle devam eden sorunun çözümsüzlüğünden dolayı her gün onlarca gencimiz yaşamını yitiriyor. Daha bugün bile asker, polis, sivil, gerilla onlarca gencin ölüm haberleriyle uyanıyoruz. Bir bayram süresi boyunca, bir haftadır, cezaevlerinde açlık grevlerinde bulunan, süresiz, dönüşümsüz açlık grevinin kritik eşiğinden geçen onlarca tutsağın, onlarca tutuklunun ölüm haberlerini bekler bir pozisyona gelmiş bulunmaktayız. Hâl böyle; halkın, anaların, ülkenin gözü gelebilecek cenazelerin yaratacağı yeni bir travmatik, kaotik ortamın kaygısında ama bu Meclisin gündemine nedense yaşanan bu gerçek gündem getirilmiyor. Bu ülkede yaşanan her can kaybının sorumluluğunu bu Meclis, kendi gündemi olarak belirleyip, böylesi bir tartışmayı maalesef bir çözüm sunmak üzere kendi gündemine almıyor. Cumhuriyet Halk Partisinin burada dile getirdiği kaygılar ve tepkilerin tamamı haklıdır. Her türlü demokratik hak ve özgürlük talepleri eğer yerine getirilemiyorsa o ülkede demokrasiden bahsedilemez. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi keşke bu gazlı, coplu, panzerli saldırıları, Nevroz Bayramı’nda halkın üzerine aynı şiddeti uygulayan polis uygulamaları olduğunda da gösterseydi. Cumhuriyet Halk Partisi keşke aynı tepkiyi 14 Temmuz mitinginde milletvekillerine öldürücü darbelerle, gaz bombalarıyla ateş açıldığında da bu kürsüden aynı kararlılıkla söyleseydi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – O zaman yine biz kınadık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz de kınadık Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ben, sizin tepkinizin haklı olduğunu söylüyorum ama bu tepkiyi sadece kendinize yönelttiğiniz zaman o durumda toplumsal muhalefetin tamamını, tamamının maalesef sindirildiği bir cenderenin içine atmış oluruz.

Bakın, bu dakika, bu saat itibarıyla şu anda Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Yüksekova, Çukurova, İstanbul her taraf savaş alanıdır. Niye savaş alanıdır? Çünkü bu Meclis çözüm üretmediği için, çünkü diplomatik kanallar, siyasetin mekanizmaları çözüm üretmediği için, insanlar buradan çözüm geleceğine dair umutlarını kaybettiği için sokağa çıkmışlardır, taleplerini sokakta haykırmaktadırlar ve burada bu taleplerin çözüm üretmesine engel olan zihniyet sokakta da panzerle, gazla, copla bu talepleri sindirmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla, dün yaşanan tablo şu anda da aynı şekilde devam etmektedir.

Bakın, şu anda son bir haftadır yüz binlerce insan alanlarda, cezaevlerinde sürdürülen dönüşümsüz açlık, süresiz açlık grevleriyle ilgili talepleri haykırıyor. Bu taleplerin toplumsal barışın önünü açacak, otuz yıldır süren çatışmalı sürecin, savaşın önünü alacak bir müzakere ve diyalog sürecinin önünü açacak talepler olduğuyla ilgili halkın alanlarda dile getirdiği söylemler var. Ama bir türlü kulak kabartmıyoruz.

12 Eylül’de başlayan süresiz, dönüşümsüz açlık grevi bugün 50’nci gününde ve 63’ün üzerindeki tutsak arkadaş, politik tutuklu arkadaşımız şu anda kritik eşiği geçmiş, her an ölümle yüz yüze gelebilecek bir süreci yaşamakta ya da bu süreçten sonra yaşasa bile yarı cenaze hâline gelmiş bir bedenle, nörolojik arazlarla, geri dönüşümüz  defisitlerle maalesef bütün bir ömrünü geçirmek zorunda kalacak. Ancak, hâl böyleyken, bu kadar kritik bir süreç yaşanıyorken, bu kadar acil, vahim bir aşamadayken hâlâ bu Mecliste, bu kürsüde BDP dışında buraya çıkıp bu soruna dikkat çeken, vicdanının sesini dinleyen, insanlığın sesine tercümanlık yapan bir tek milletvekili arkadaşı bulamıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin sorunları sevseniz de sevmeseniz de, dünya görüşlerine katılsanız da katılmasanız da, siyasi pratiklerini eleştirseniz de, birlikte yol gitseniz de sizin sorunlarınızdır; bu sorunlara duyarlı olmak zorundasınız. Yarın öbür gün cezaevlerinden -size söylemiyorum üzerinize alınmayın, vicdanlı milletvekillerine sesleniyorum burada- onlarca cenaze çıktığı zaman, maalesef bu Meclisin üreteceği çözümler konusunda hepimiz geç kalmış olacağız. Hepimiz elimizde inisiyatif varken, işletmemiz gereken çözüm zeminleri varken geri dönüşümsüz bir yola, kontrolün tamamen dışımızda gelişeceği bir noktaya varmış olacağız. Dolayısıyla, bu yaşanan sorunlarla ilgili bu Meclisin mutlaka inisiyatifi ele alması, bu taleplerin yerine getirilmesi noktasında gerekirse kapalı görüşmelerle özgün birtakım oturumlar yürütmesi gerekiyor. Ne diyor bu talepler: Ana dilde eğitim ve ana dilde savunmanın önünü açın.” diyor. Cumhuriyet Halk Partisinden de AK PARTİ sıralarında da ana dilde eğitimin, ana dil önündeki engellerin kaldırılmasının en insani talep olduğunu söyleyen onlarca arkadaşımız var, bunu biliyoruz. Bire bir yaptığımız bütün görüşmelerde ana dil üzerindeki bu baskıların gayriinsani, gayriahlaki olduğunu savunan yüzlerce arkadaşımız var ama iş, sorunun çözümü aşamasına gelince maalesef, liderlerin ağzına bakan bir politik tutum içerisine giriyoruz.

Nedir taleplerden biri? İmralı’da dört yüz altmış gündür Sayın Öcalan üzerinde sürdürülen tecridin kaldırılması, savaşı derinleştiren bu tecrit politikasından vazgeçilerek barışla ilgili müzakere, diyalog süreciyle ilgili bir sürecin önünün açılması, Sayın Öcalan’ın da bu süreçte rolünü oynayabilecek koşulların bir an önce yaratılmasıyla ilgili talep. Bu Mecliste, bu tecridin hukuki olduğunu, insani olduğunu, uluslararası sözleşmelere, içerideki yasalara, Anayasa’ya uygun olduğunu söyleyen bir tek milletvekili çıkamaz. Bu ülkenin Başbakanı ve Adalet Bakanı da bu tecridin hukuksuz, gayriinsani bir şekilde uygulandığını kabul ediyorlar. Dolayısıyla, gayriinsani, gayrihukuki bir durumu kaldırıp bir insan hakkı olan ana dil önündeki engellerin kaldırılması, toplumsal barışın yolunu açacak önemli bir sürecin de kapısını aralayacak. Bununla ilgili, bütün milletvekili arkadaşlarımızın duyarlı olması gerekiyor.

Sayın Adalet Bakanının, sorunun çözümüne yönelik ortaya koymuş olduğu samimi bir adımı oldu. Hepimiz destekledik, umutlandık “Herkesin desteklemesi gerekir.” dedik ama Sayın Adalet Bakanının atmış olduğu adım, maalesef, Hükûmet tarafından ya da grubu tarafından bir türlü desteklenmedi. AKP’den, Başbakandan gelen açıklamaların tamamı, bir adım ileriye atılmış olan adımı üç adım geriye doğru götürdü. Bakın, dün akşam, Sayın Başbakan, açlık grevleriyle ilgili “Yiyorlar.” diyor, Çankaya Köşkü’ndeki resepsiyonda “Yiyorlar.” diyor.

Bakın, ülke tarihindeki açlık grevlerinde, 12 Eylül cuntası, 1984’te sürdürülen ölüm oruçlarıyla ilgili şunu demişti: “Gizli gizli yiyorlar.” Sonuç, cezaevlerinden dört cenaze, dört ölüm çıkmıştı. 96’da Şevket Kazan “Kantinden yemek stoklamışlar, yiyorlar.” demişti, cezaevinden on iki ölüm çıkmıştı. 2001’de Sadettin Tantan “Gizli gizli yiyorlarmış, hepsi sapasağlam.” dedi, cezaevlerinden yüz yirmi iki cenaze çıktı. Şu anda Sayın Başbakanın tarihi tekerrür ettirircesine ortaya koymuş olduğu bu tablo, bırakın çözümsüzlüğü derinleştirecek, cenazelerin geleceği süreci hızlandıracak açıklamalardır. Ne diyor: “Müdahale ederiz” Siz müdahale ederseniz sokakta oluşan toplumsal hassasiyet, cezaevlerinde şu anda mevcut olan kıvılcım bir yangına dönebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Onlarca kişinin ölümüyle ilgili bir süreç, yüzlerce kişinin ölümüne yol açabilir. Dolayısıyla, böyle “yiyorlar” üzerinden, “müdahale ederiz” üzerinden bir çözümün gelişmeyeceğini hepimizin bilmesi gerekir. Aklıselim bir şekilde bu taleplerin uygulanabilirliğiyle ilgili birlikte bir tartışma platformu, bu Mecliste gerekirse bir kapalı oturum yapmamız…

BAŞKAN – Sayın Baluken teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sayın Başkan, bağlıyorum, sağ olun.

Bir kapalı oturum yapmamız, özgürce bu fikirleri tartışmamız ve bu yangına su dökmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, hepimizin ağzından çıkan cümleler, ortaya koyduğu pratikler…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – ...bu yangına benzin dökmek anlamına gelecek, sorunu derinleştirmiş olacak.

Hepinize teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Aleyhte olmak suretiyle son konuşmacı, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Genel Kurulumuzun haftalık çalışma programını belirlemek üzere başlattığımız müzakerenin son konuşmacısı olarak huzurlarınızdayım.

Değerli arkadaşlar her defasında ifade ettiğimiz gibi Genel Kurulun çalışma gündemini belirleme sorumluluğu iktidar grubundadır, çünkü ülkeyi yönetmekle sorumlu olan onlardır. İhtiyaç duyacakları kanunların, hukukun oluşturulmasını tabii ki onlar programlayacaklardır, buna, her defasında ifade ediyoruz, saygı gösteriyoruz. Ancak, tabii, birlikte çalışmaya, birlikte çalışmanın şartlarını, kurallarını da birlikte belirlemek gibi bir mecburiyetimiz olduğunu da her defasında tekrar tekrar ifade ediyoruz ama ne yazık ki buraya birlikte getirdiğimiz Danışma Kurulu kararı örneği hemen hemen unutulur duruma geldi, artık hep grup önerisi olarak geliyoruz. Sebebi şudur: Tabii, iktidar partisi kendi programı doğrultusunda buraya görüşülmesini önceliklediği kanunların sıralamasını ve çalışma sürelerini belirleyerek geliyor ama her defasında itiraz ediyoruz -itirazlarımız çok netleşti, bunlarda mesafe katedememiş olmanın üzüntüsüyle ifade ediyorum- diyoruz ki: Bu, “bitime kadar” usulü hukuka da uygun değil, bana göre töreye de uygun değil, angarya, bitime kadar çalışmak… Yani nasıl bitime kadar çalışacağız değerli arkadaşlar? Buraya koymuş “24.00’e kadar bitmezse 24.00’ten sonra da devam etmek kaydıyla…”

Değerli arkadaşlar, yani ilmin, fiziğin kurallarına da uymak mecburiyetindeyiz, burada gecenin 24.00’üne kadar çalışmanın hayrının olmadığını bilmek mecburiyetindeyiz. Bir müzakere yapıyoruz burada, birleşim, birlikte bir konuyu konuşuyoruz. Nasıl konuşacağız birlikte? “Bu usulü terk edin, gelin erken saatte başlayalım, gündüz saatlerinde çalışalım.” diyoruz olmuyor, “bitime kadar...” Bu hafta getirilen AKP grup önerisinde bir aylık program geliyor.

İtiraz ettiğimiz ikinci husus şu: Ben inanıyorum ki bu hafta içerisinde yine aynı grup, iktidar grubu bir başka grup önerisiyle tekrar gelecek, bir başka kanunun görüşülmesini isteyecek. Hâlbuki şimdi 28-29 Kasım 2012 Çarşamba ve Perşembe günleri dâhil bir program getiriliyor. Bunlar doğru şeyler değil.

Bir başka şey burada dikkatimi çekti: Plan ve Bütçe Komisyonunda 2013 yılı bütçesi konuşuluyor, çok yoğun bir mesai olacak. Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkmış kanun tasarı veya tekliflerini bu Genel Kurula getirirseniz, bu konuda konuşması gereken Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşları burada bulamazsınız. Ya orası aksayacaktır ya burası aksayacaktır ya da “Müzakere yapmayacağız.” demektir bunun anlamı. Dolayısıyla AKP Grubunun, grup yönetiminin getirmiş olduğu bu grup önerisi, teknik olarak faydalı, huzurlu bir çalışma ortamını temin edici bir grup önerisi değil, bunun için aleyhte söz aldım.

Bir başka şey değerli arkadaşlar: Bu haftayla ilgili bitime kadar konuldu. Bugün bitime kadar çalışacağız, yarın bitime kadar çalışacağız, ne kadar biterse, ne zaman biterse o kadara dayanacaksınız, hazırlıklı olun ama esas problem önümüzdeki hafta. Önümüzdeki hafta cuma, cumartesi, pazar, pazartesi de çalışacaksınız, AKP Grubu.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Çalışacağız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Çalışmıyorsunuz değerli arkadaşlar, yalnız, oturuyorsunuz, müzakere yapmıyorsunuz, gözünüzü seveyim. Burada müzakere yapmak üzere yani ortak aklı üretmek üzere bir araya geldik. Neyi konuştuğumuzu, birbirimizi dinleyerek birbirimizi anlayarak müzakere yapmamız lazım, öyle değil. Görevlendirilen arkadaşlar kalkıyor konuşuyor. Hangi kanunun konuşulduğu çok da anlaşılmadan, ön sıralardan kalkan elin durumuna göre el kaldırıp indiriyoruz, işin gerçeği bu, maalesef. Sayın milletvekilleri, hâlbuki oturup çalışmamız lazım bu konularda.

Dolayısıyla önümüzdeki hafta kesintisiz, sürekli ve gece 24.00’e kadar çalışacağız. Niye çalışacağız? Çünkü büyükşehir yasa tasarısını değiştireceksiniz. Çok net biliyorsunuz ki buna muhalefet partileri olarak, biz, komisyonda çok haklı gerekçelerle, Anayasa’ya aykırılık iddialarıyla, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş hukukuna aykırılık iddialarıyla karşı çıktık ve karşı çıkacağımızı ayan beyan ilan ediyoruz ama iktidar partisi bugünden, nezaketiyle, böyle yumuşak yumuşak diyor ki: “Siz ne derseniz deyiniz, biz sizi gecenin 24.00’üne kadar da çalıştıracağız, haftanın her günü de çalıştıracağız ve bu kanunu çıkaracağız.”

Bu doğru değil Sayın Elitaş –isminizi ifade ediyorum ki gelip konuşasınız diye- bu doğru değil.

Bakın aziz dostlar, değerli milletvekilleri; bir bayramın sonrasındayız, mübarek Kurban Bayramı’nın, o millî heyecanımız, coşkumuz Cumhuriyet Bayramı’nın sonrasındayız. Yani günleri birbirimize zehretmenin ne anlamı var? Bunun neresinde akıl var? Niye böyle bir dayatma içerisinde birbirimizi kırarak, inciterek bir yere vardırmaya çalışıyoruz?

Değerli arkadaşlar, buradan ifade ediyorum: Muhalefet partileri olarak biz milletin gündemini buraya getirmek mecburiyetindeyiz, Hükûmetin gündemi farklı olabilir -onda da haklı olabilir, bir şey söylemiyorum- ama milletin gündemini konuşmak muhalefetin mecburiyetidir. Biz bunun için buraya geldik. Bu getirdiğiniz gündemde milletin gündemi yok, milletin sorunlarının çözümü yok. Büyükşehir yasası dediğiniz hadise, bu ülkede, çok ciddi bir kaosa sebep olacak. Köyleri kapatıyorsunuz, beldeleri kapatıyorsunuz, il genel meclisi üyeliklerini kaldırıyorsunuz; bir kaos ortamı.

Ben geçmişi okumuş bir arkadaşınız olarak size şunu tavsiye ediyorum, bağışlayın, siyaset veya muhalefet siyaseti olarak değil ama dünü bilen bir arkadaşınız olarak söylüyorum: Lütfen, 1957-60 arasını okuyunuz. 1957-60 arasında çok güçlü bir iktidarın içine düştüğü o zafiyeti ve sonucunda ulaşılan noktayı günümüze taşımaya çalışın.

Değerli milletvekilleri siyasetin basireti bağlanırsa, siyasetin feraseti körelirse sonu rezalete, hatta, Allah korusun, felakete ulaşır. Dün yaşanan hadiseleri kabul edebilmek mümkün mü, yakıştı mı Türkiye’ye değerli milletvekilleri? Türk milletine yakıştı mı dün yaşanan hadiseler? Sebebi ne olursa olsun, sebebini nasıl ifade ederseniz ediniz, hangi noktadan meseleye bakarsanız bakınız sonuçları kabul edebilmek mümkün mü? Şimdi, kalkıp burada birbirimizi suçlamanın bir anlamı yok. Dün, Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu, cumhurun kutlamasına tahammül gösteremeyen bir iktidar anlayışının geçmişte ulaştığı noktayı size tarihiyle ifade ediyorum, 1957 sonrasını lütfen inceleyiniz. Bu baskıcı, bu yasakçı, bu tahammülsüz yaklaşımın Türkiye’yi nereye götürdüğünün geçmişte örneklerini yaşadık.

Dolayısıyla, ben size tekrar söylüyorum, basiret, siyasetin en önemli sorumluluğu. Basiret bağlanır, feraset körelirse yakışmayan felaketleri, rezaletleri yaşamamız mukadder olur. Müslüman aynı çukura iki defa düşerse sorumluluk kendine aittir. Onun için, ben iktidar grubunu, iktidar grubunun değerli yöneticilerini bu dayatma anlayışından vazgeçerek, böyle “bitime kadar” “Gece 24.00’e kadar haftanın her günü çalışacaksınız.” dayatmalarından vazgeçerek milletin gündemini tartışmaya davet ediyorum. Suhuletle, nezaketle, sabırla, tahammülle tartışmaya davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce Mustafa Elitaş dedi ki: “Cumhuriyet Halk Partisi illegal örgütlerin illegal bayrakları altında cumhuriyeti kutladı Ulus’ta.” Ben de oradaydım. Orada hiçbir illegal örgüt yoktu; Cumhuriyet Halk Partisi vardı, Atatürkçü Düşünce Derneği vardı, İşçi Partisi vardı ama bir tek Türk Bayrağı açıldı orada. Mustafa Elitaş acaba Türk Bayrağı’nı illegal bir bayrak mı kabul ediyor? Çıksın, söylesin burada efendim. (AK PARTİ  sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bravo!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Türk Bayrağı illegal midir, değil midir, söylesin.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çünkü orada bir tek Türk Bayrağı açıldı.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çıksın burada desin ki Türk Bayrağı illegal midir, değil midir? Yani bu kadar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, muhatap almıyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karnından konuşma.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, muhatap almıyorum, ciddiye almıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben seni muhatap almıyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onun için, buna gerekli cezayı verin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle, Türk Bayrağı’nı illegal bayrak ilan…

BAŞKAN – Teşekkürler, sözleriniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – …eden bu Mustafa Elitaş’a gerekli cevabı verin.

BAŞKAN – Sayın Genç, sözleriniz zapta geçti, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seni muhatap almıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen kimsin yahu? Sen kimsin Mustafa?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen kimsin?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Muhatap almıyorum.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen benim muhatabım değilsin. O zaman Cumhuriyet Halk Partisinin ismini alma ağzına. Haddini bildireceğim senin!

BAŞKAN – …oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Grup önerisi kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, (2/224) esas numaralı Sosyal Devlet İkramiyesi Ödenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/68)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/224 Esas numaralı Kanun Teklifimin İç Tüzüğün 37. Maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                          Tanju Özcan

                                                                               Bolu

BAŞKAN – Önerge üzerinde, teklif sahibi Sayın Tanju Özcan, Bolu Milletvekili.

Buyurun efendim, süreniz beş dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün doğrudan gündeme alınmasını talep ettiğim kanun teklifi, Türkiye’nin çok önemli bir kesimini ilgilendiren -ki son rakamlara göre bu, 10 milyon kişiyi ifade ediyor doğrudan- emeklilerle ilgili, emeklilerin ekonomik durumlarının düzeltilmesine ilişkin bir kanun teklifi.

Tabii, daha önce de ben burada emeklilerle ilgili söz alıp konuşmuş bir milletvekiliyim. O zamanki konuşmamın tutanaklarına baktığımda bugünkünden farklı bir tablo olmadığını maalesef görüyorum. Yukarıda bu konuşmayı izleyen Emekliler Derneği temsilcileri var, ancak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bakanları -sizler de görüyorsunuz- konuşmayla ilgili değil. Eğer Meclis  televizyonunun yönetmeni AKP sıralarını gösterirse, oradaki arkadaşlarımın da, maalesef, çok yüksek oranda oy aldıkları emeklilerin ekonomik durumunu yakından ilgilendiren bu yasa teklifiyle alakadar olmadıklarını görüyoruz; üzülerek söylüyorum  bunu.

Değerli milletvekilleri, bakınız, size bir soru sorarak sözlerime başlamak istiyorum. Seçim bölgelerinizde dolaşıyorsunuz, çok sayıda emekliyle karşılaşıyorsunuz, Allah’ınızı severseniz şu soruya bir cevap verin: “Allah razı olsun, biz hâlimizden memnunuz, Hükûmet olarak bizi ihya ettiniz.” diyen kaç emekliyle karşılaştınız? (AKP sıralarından “çok çok” sesleri)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hepsi…

TANJU ÖZCAN (Devamla) –  Ben inanıyorum ki ya 1’dir ya 2’dir bu ya da tuzu kuru 1-2 tane emeklidir. Ancak şununla karşılaştığınızı, şöyle cevaplarla karşılaştığınızı tahmin ediyorum: “Sayın milletvekilim, bu şartlarda çocuğumu okutamıyorum. Sayın milletvekilim, bayramda torunuma 3 kuruşluk harçlığı veremiyorum. Sayın milletvekilim, çocuğum evlilik çağına geldi ancak ekonomik sebeplerden dolayı çocuğumu evlendiremiyorum. Sayın vekilim, utanarak söylüyorum ama pazardan çürük meyve sebze toplayarak geçimimi, hayatımı idame ettirmeye çalışıyorum. Sayın milletvekilim, evime ekmek götürmekte güçlük çekiyorum. Ben bu devlete senelerce hizmet ettim, prim ödedim.” diyen çok sayıda emekli gördüğünüzü tahmin ediyorum, bunu tahmin etmek güç  de değil.

Sayın milletvekilleri, son verilere göre Türkiye’de emekli sayısı 10 milyonu aştı. İşçi emeklilerinin sayısı 5 milyon 911 bin, BAĞ-KUR emeklilerinin sayısı 2 milyon 445 bin, Emekli Sandığı emeklilerinin sayısı da 1 milyon 870 bini geçti, toplam 10 milyon 227 bine ulaştı. Ortama maaşlara geldiğimizde SSK emeklilerinin hâlâ ortalama maaşlarının 700 lirayı bulmadığını görüyoruz, BAĞ-KUR emeklilerinde bu oran 600 lira civarında, Emekli Sandığı emeklilerinde de bu oranın ortalaması maalesef hâlâ bin liranın altında.

Değerli milletvekilleri, ben, şimdi size soruyorum: Bu kadar az gelir elde eden bir emekli kesimi, bu şartlarda nasıl hayatını idame ettirsin? Soruyorum ben size.

Tabii bu arada hâlâ sayın bakanlar konuşmayla ilgili değil. Sayın Başkanım, lütfen bir ikaz eder misiniz? Türkiye'nin çok önemli bir kitlesinin ekonomik durumuyla ilgili konuşuyoruz, bakanlar hâlâ sıkılmadan başka meseleler konuşmaya çalışıyorlar.

AHMET YENİ (Samsun) – Seni dinlemek zorunda değiller!

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Lütfen…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ayıptır ya, yazıktır! Şunu bari dinleyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Azıcık saygılı olun be!

BAŞKAN – Lütfen…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, yasa teklifinin özü şu: Birazdan oylanacak. Diyoruz ki emekliler zor durumda…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, oraya müdahale etsene, oraya müdahale edip onları dağıtsana oradan.

TANJU ÖZCAN (Devamla) –  Üç ayda bir, emeklilere bir maaş ikramiye verin diyoruz. Emekliler 12 maaş yerine bir yılda 16 maaş alsınlar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kürsüde bu ne demek oluyor ya, bu ne demek?

BAŞKAN – Beyler, lütfen… Lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, uğultu var efendim.

BAŞKAN – Söylüyorum.

Evet, hanımefendiler, sonra… Yerinize lütfen…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Böylece ekonomik durumlarında en azından bir nebze de olsa iyileşme olsun. Eğer, üç ayda bir, bir maaşı aşmayacak şekilde bir ikramiye verirsek senede dört maaş fazla almış olurlar. Bu dört maaşla da emekliler bir dertlerini köreltmiş olur, belki çocuğunu evlendirir, belki evine, mutfağına, buzdolabına birkaç parça daha fazla yiyecek içecek girmesine vesile olur bu.

Lütfen, sizden rica ediyorum, değerli AKP milletvekilleri, bugüne kadar hep emekliden oy aldınız, yemi emekliden yediniz, yumurtayı gittiniz zengine yumurtladınız, bugün bari farklı bir şey yapın, bizleri şaşırtın. Lütfen bu kanun teklifine “Evet” oyu verin, Türkiye’deki milyonlarca emeklinin ve ailelerinin dualarını alın.

Tabii, ben, sözlerime son verirken emekli temsilcilerine de bir iki şey söylemek istiyorum. Az önce söyledim, bu iktidar hiçbir zaman emekliden yana olmadı, her zaman yemi sizden yedi, oyu sizden aldı ama yumurtayı zengine yumurtladı. Bunlar zengin yanlısı Hükûmet. (CHP sıralarından alkışlar) Lütfen, emekliler olarak kimlere oy verdiğinize, kimleri üç dönemdir iktidara getirdiğinize bir bakın. Kimler “Emeklinin hâli ne olacak?” diye soruyor, kimler de buna karşılık oturduğu yerden gülerek cevap veriyor?

AHMET YENİ (Samsun) – Sokak ağzıyla konuşma!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bakanlar bunları dinlemiyor bile.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özcan.

İkinci konuşmacı, Balıkesir Milletvekili Sayın Namık Havutça.

Sayın Havutça buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; sözlerime başlarken buradan, halkımızın geçmiş Kurban Bayramı’nı kutluyorum ve dün cumhuriyetimizin 89’uncu yıl dönümünü kutladık, cumhuriyeti bize armağan eden başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, cumhuriyeti kuran atalarımızı burada saygıyla, sevgiyle, minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlarım, dün cumhuriyet kutlamalarında Ulus’ta ben de vardım. Orada, Sayın Başbakanın “illegal örgütler” diye nitelediği yapının içerisinde, yeni doğmuş çocuğunu kucağına almış, Türk Bayrağı’nı eline almış Türk halkı vardı, atasına sahip çıkan, cumhuriyetine sahip çıkan insanlar vardı. Bakın, en acı manzara da neydi biliyor musunuz? O polislerimiz, kardeşlerimiz o suyu sıkarken bile o evlatlara zarar vermemek için sıkıyorlardı. Bu manzara Türkiye’ye yakışmadı. Bakın, Türkiye 89 yıldır cumhuriyetin nimetleriyle bugünlere geldi. İllerimizden, Balıkesir’den, Ayvalık’tan, Edremit’ten cumhuriyet kutlamalarına katılmak için gelmek isteyen yurttaşlarımızın seyahat özgürlüğü, anayasal hakları çiğnendi. Ben buradan o valilere, o emniyet müdürlerine sesleniyorum: Gün gelir hesap döner, Anayasa’yı ihlal etmek suçu Yüce Divanlık bir suçtur, bunun hesabını Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde mutlaka verecek o arkadaşlarımız.

Değerli milletvekilleri, az önce gazeteciler dışarıda “Korkuyoruz.” diyorlardı. Gerçekten de Ergenekon davasında yargılanan milletvekili arkadaşlarımızın başına gelenleri gördüğümüzde Türkiye’de korkmamak mümkün değil. Evet, gazeteciler de korkuyor, “Yazamıyoruz.” diyor “Ya başımıza dijital verilerle bir şeyler gelirse, ya başımıza bir şey gelirse.” Türkiye’de ne yazık ki artık AKP’nin açık faşizmi ilan edildi, bu noktaya geldik. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer insanların seyahat özgürlüğünü siz engelliyorsanız, gasbediyorsanız,  bu, açık Anayasa ihlalidir.

Ben, buradan değerli milletvekili arkadaşımızın emeklilerle ilgili gündeme getirdiği yasa teklifini büyük bir fırsat olarak görüyorum. Ben de onlarla ilgili bir yasa teklifi vermiştim. İntibak Yasası çıktıktan sonra yapılan hesaplamalarda emeklilerimizin maaşlarının yanlış hesaplandığı gerekçesiyle emeklilerimize 5’er bin lira zimmet çıkarıldı ve ekim ayından itibaren maaşlarından aylık 200 lira kesilecek.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayın Bakan; zaten emeklilerimiz 800 lira maaş alıyor, bunun dörtte 1’ni, 200 lirayı kestiğinizde 600 lirayla bu insanlar nasıl geçinecek? Bakın, son bir ayda, ekim ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 958 lira olmuş, yoksulluk sınırı ise 3.000 lira. Siz iktidara gelirken “3Y” diyerek topluma söz verdiniz:” Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar.” Geldiğimiz noktada yoksulluk açlık sınırına dayandı. Yolsuzlukların üzerini örtüyorsunuz, Deniz Fenerinin üzerini örtüyorsunuz. Yasaklar ise, artık milletvekillerine bile yasaklar dayatıldı. Oradan dün ben birinci Meclise, Cumhuriyetin ilan edildiği Meclise girmek istediğimde polisin biber gazıyla karşılaştım. İşte “ileri demokrasi”de geldiğimiz seviye bu.

Değerli arkadaşlarım, emeklilerimiz büyük bir açlık ve sefalet yaşıyor. Bu kanun teklifiyle emeklilerimizin yaşamını biraz olsun onlara rahat nefes almaları için, en azından üç ayda bir kendilerine bir ay maaş ikramiye verilmesi… Değerli Bolu Milletvekilimiz Tanju Özcan arkadaşımız çok önemli bir fırsat sunuyor. Çalışma Bakanımız burada, sizler buradasınız. Gelin bu insanları bu güzel günlerde, bayramı idrak ettiği günlerde, cumhuriyeti idrak ettiği günlerde onların yaşamında rahat bir nefes alacak bir fırsat sunalım.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve emeklilerimizden haklarını almaları için daha çok mücadele etmelerini, baskı kurmalarını, kamuoyu oluşturmalarını buradan talep ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Havutça.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkanım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Çalışma Bakanım, el kaldır, herkes sizin elinize bakıyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 16.59

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

------ 0 ------

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 111 Milletvekilinin; Bazı Milletvekillerinin Yargılanmaları ve Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Konusunda Yargıya Talimat Verdiği, Yargıya Müdahale Ederek Yürütme Erkini Ölçüsüz ve Hukuk Tanımaz Biçimde Kullandığı, Anayasa’nın 2’nci, 9’uncu ve 138’inci Maddeleriyle Bağdaşmayan Bu Eyleminin 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci Maddesinde Düzenlenen Görevi Kötüye Kullanma, 277’nci Maddesinde Düzenlenen Yargı Görevi Yapanı Etkileme ve 288’inci Maddesinde Düzenlenen Adil Yargılama Etkileme Suçlarına Uyduğu İddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hakkında Bir Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin (9/1) esas numaralı Önergesi üzerinde görüşmelere başlıyoruz.

 

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 111 milletvekilinin; bazı milletvekillerinin yargılanmaları ve dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargıya talimat verdiği, yargıya müdahale ederek yürütme erkini ölçüsüz ve hukuk tanımaz biçimde kullandığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/1)

BAŞKAN – Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına 3 üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma açılması istenmiş bulunan Başbakan ve Bakana söz verilecektir. Konuşma süreleri onar dakikadır.

Meclis soruşturma önergesi Genel Kurulun 9/10/2012 tarihli Beşinci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle, soruşturma önergesini tekrar okutmayacağım.

Şahısları adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Sayın Bülent Tezcan Aydın Milletvekili; şahısları adına, Mehmet Ali Şahin Karabük Milletvekili, Bedii Süheyl Batum Eskişehir Milletvekili, Ömer Çelik Adana Milletvekili.

Şimdi ilk söz, önerge sahipleri adına Sayın Bülent Tezcan’ın Aydın Milletvekili.

Sayın Tezcan, buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, geçtiğimiz hafta kutladığımız hem Kurban Bayramı’nı hem de Cumhuriyet Bayramı’nızı kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan hakkında bir Meclis soruşturması önergesi verdik. Biliyorsunuz, bundan bir süre önce bir kısım milletvekilinin PKK terör örgütü üyeleriyle görüşmeleri, konuşmaları basına yansıdı. Ve bu konuşmalarla ilgili de Sayın Başbakan bir grup toplantısında çıktı dedi ki “Yargıya zaten gerekenleri söyledik, Parlamentoda gereğini yapacak.” dedi. Bununla ilgili, Başbakanın yargıya talimat vermesi nedeniyle Meclis soruşturması açılmasını istedik, onu görüşüyoruz.

Öncelikle, şunu açıklıkla söylemek istiyorum: Bu talimata sebep olan buluşmayı, sayın milletvekilleriyle terör örgütü üyelerinin buluşmasını onaylamak mümkün değil, böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil ama bunu onaylamak, kabul etmek ne kadar mümkün değil ise Başbakanın mahkemelere talimat vermesini kabul etmek de o kadar mümkün değildir. Bu görüşmeden daha vahim olan, Sayın Başbakanın çıkıp mahkemelere talimat verdiğini ifade etmesi, ikrar etmesi ve hatta talimat vermesidir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanın talimat verme hastalığı var. Bunu sadece yargıya dönük yapmıyor, bu bir alışkanlık. Örneğin, Sayın Başbakan, iş adamlarına talimat veriyor. Sayın Başbakan hoşuna gitmeyen gazetecileri çalıştıran gazete patronlarına talimat veriyor. Sayın Başbakan sendikalara talimat veriyor. Sayın Başbakan spor kulüplerine talimat veriyor. Sayın Başbakan size talimat veriyor, Meclis çoğunluğuna; hadi onu anlıyorum, siz kabul ediyorsunuz. Hükûmete talimat veriyor, Başbakan olarak Hükûmete talimat verebilmesini de anlıyorum ama şimdi geldiğimiz noktada, Sayın Başbakan mahkemelere açıkça talimat verdiğini ifade etmiştir, ikrar etmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu, Anayasa’ya aykırıdır. Bu, Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmiştir ve her şeyin ötesinde bu, demokrasi geleneğine aykırıdır.

Değerli arkadaşlar, bakın, Sayın Başbakan talimat verdiğini itiraf etti, “Yargıya gerekeni söyledik.” dedi. Şimdi soruyorum: Neyi söylediniz yargıya Sayın Recep Tayyip Erdoğan? Ne söylediniz? “Yargı gereğini yapacak.” diyor. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ne yapacak yargı? Yargının yapacağı gerek, sizin verdiğiniz talimat mı?

Bakın, Türkiye öyle bir noktaya geldi ki, Başbakandan korkan hâkimler ülkesi hâline geldik. Bugün Türkiye’de, yargı görevini yapan hâkimler ve savcılar Başbakanın şerrinden korkar hâle gelmişlerdir. Yargı üzerinde siyasetin bu ölçüde ağır baskı ve tahakkümünün olduğu bir ülke hâlindeyiz.

Sayın milletvekilleri, bakın, Recep Tayyip Erdoğan açtığı davaların tamamını kazanıyor, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı açılan davaları da dava açanların tamamı kaybediyor. Böyle bir ülke, böyle bir hukuk olur mu? Haklı olduğu için kazanmıyor, hâkimler Başbakanın şerrinden korktuğu için Recep Tayyip Erdoğan’ın açtığı davaları kabul etmek zorunda hissediyorlar kendilerini, yarın başlarına ne geleceğinden korktukları için, yarın nereye sürülürüm, nereye tayin olurum korkusu içerisinde yaşadıkları için yani Başbakan iktidar gücünü kontrolsüz ve fütursuzca yargı üzerinde tahakküme dönüştürdüğü için bugün yargıçlar Başbakanın açtığı bütün davaları kabul etmek zorunda hissediyor kendisini.

Değerli arkadaşlar, daha yakın zamanda Facebook’ta, sosyal paylaşım sitelerinde Başbakana hakaret nedeniyle 700 soruşturma başlatılmış, ceza soruşturması. Bu 700 soruşturmanın 50 tanesi Başbakanın müracaatı üzerine, 650 tanesi resen başlatılmış. Aynı soysal paylaşım sitelerinde ana muhalefet partisi lideri başta olmak üzere diğer muhalefet partisi liderleri ve birçok siyasetçiyle ilgili birçok yayın var. Hiçbirisiyle ilgili resen soruşturma yapmayan savcılar Başbakan söz konusu olduğunda 650 tane soruşturmayı resen başlatmıştır. Bu bile, doğrudan doğruya, yargı üzerindeki tahakkümün, baskının açık bir göstergesi, delilidir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, siz iktidar partisine mensup 326 sayın AKP’li milletvekili, sizin açınızdan bugün Başbakanın yargıya müdahalesi bir sorun olmayabilir, bir sorun teşkil etmeyebilir ama unutmayın, yargıya siyasetin talimat vermeye başladığı an siz de güvence altında değilsiniz. Bakın, size 22’nci Dönemi hatırlatayım: 22’nci Dönemde AKP sıralarında, bu koltuklarda sizlerle beraber oturan 2 sayın milletvekili vardı; birisi Emin Şirin, birisi Turhan Çömez. Sayın milletvekillerinin Başbakanla arası açıldıktan sonra başına ne geldiğini, hangi örgüt soruşturmalarına maruz kaldıklarını hepimiz biliyoruz. (CHP sıralarında alkışlar) Yani yarın sizin başınıza da aranız açıldığı zaman ne gelebileceğini hatırlatıyorum. Onun için, bunun yolunu şimdiden gelin kapatalım. Başbakanların talimat verdikleri yargıda iktidar partisi milletvekilinin dahi güvencesi yoktur. Yarın Başbakanla aranız açılırsa sizin de başınıza aynı şeyin gelmeyeceği konusunda hiçbir iddiada bulunamazsınız.

Değerli arkadaşlar, “Et kokarsa tuz var, tuz kokarsa ne olacak?” diye bir söz vardır. Şimdi tuzun koktuğu yerdeyiz. Yargı da siyasetin talimatıyla iş tutmaya başlarsa artık o ülkede tuzun koktuğu noktaya gelmişiz demektir.

Burada, biraz önce Sayın AKP Grup Başkan Vekili çıktı, Cumhuriyet Halk Partisinin cumhuriyet mitinglerinde Ulus Meydanı’nda illegal örgütlerle iş tuttuğundan bahsetti, iş tutmakla suçladı. Şimdi o suçlamayı aynen iade ediyorum ve başka bir şey söylüyorum; Cumhuriyet Halk Partisi illegal örgütlerle iş tutmayı bilmez ama AKP, illegal örgütlerle iş tutmayı bilen ve o illegal örgütleri koruma konusunda da oldukça maharetli bir partidir. Bunun en yakın örneği Deniz Feneri soruşturmasıdır. Deniz Feneri soruşturmasında hoşunuza gitmeyen soruşturmayı yapan savcıları bugün sanık sandalyesine oturttunuz, Deniz Feneri’nin sanıkları, şüphelileri de şeref koltuğunda oturuyor AKP İktidarı sayesinde.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi illegal örgütlerle iş tutmaz ama AKP’nin illegal örgütlerle iş tuttuğunu Alman mahkemeleri tescil etti Deniz Feneri dosyasında, Alman mahkemeleri tescil etti. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Başbakan hakkında gensoru görüşülüyor, Bakanlar Kurulunun hâline bak!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Allah’a şükür ki Alman mahkemelerine etki edecek kadar daha kolunuz uzun değil, Türkiye mahkemelerine etki ediyorsunuz ama Alman mahkemelerine etki edecek kadar kolunuz uzun değil.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan, lütfen uyarınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İllegal örgütlerle Oslo’da görüştüler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bugün, Türkiye’de AKP klasiği hâline gelmiştir hâkimleri korkutmak, hâkimlere talimat vermek, yargıya talimat vermek. Türkiye’de siyasi davaların tamamını arka planında “Ben bunların savcısıyım.” diye yönlendiren bir Başbakan vardır. Türkiye’de iktidara sırtını dayayan Yargıtay üyelerinin çocukları, şark görevinde damatları, çocukları bir ay bile durmadan, görev yerine gitmeden gelip Ankara’da, Türkiye’de en güzel yerlerde görev yaparken, iktidarın hoşuna gitmeyen, onlardan talimat almayı kabul etmeyen, namusluca görev yapmak isteyen hâkimlere Türkiye’de “Haritadan yer beğen.” dendiği bir dönem yaşıyoruz.

Sayın milletvekilleri, işte bunun için, yargıya talimat veren Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması önergesi verdik.

Şimdi, dün Türkiye bir ayıbı yaşadı. 61’inci Hükûmet gelene kadar Türkiye’de kimsenin bayramlarla derdi yoktu. Bayramlarla derdi olan bir Hükûmet olarak tarihe geçeceksiniz ama şunu unutmayın: Milletin bayramıyla oynamak bayrağıyla oynamakla eş değerdir, millet bayrağına nasıl sahip çıkıyorsa bayramına da öyle sahip çıkacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tezcan.

İkinci konuşmacı Sayın Mehmet Ali Şahin, Karabük Milletvekili.

Buyurun Sayın Şahin.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Sayın Başbakan hakkında verilmiş olan soruşturma önergesi üzerinde kişisel görüşlerimi arz etmek için huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.

Kuşkusuz ki parlamentoların yasama faaliyetlerinin dışındaki en önemli görevlerinden bir tanesi denetim görevidir. Özellikle muhalefet gruplarının ve muhalefet milletvekillerinin yürütme organının icraatlarıyla ilgili denetim yollarını kullanmaları onların en tabii hakkıdır ve hatta görevidir.

Soruşturma yolu da en etkin denetim yollarından biridir çünkü bir Başbakanı görevde olsun olmasın, bir bakanı görevde olsun olmasın suçlayacaksınız ve kendisinin Yüce Divanda yargılanmasını isteyeceksiniz. O nedenle soruşturma önergelerinin hukuki dayanaklarının çok sağlam olması gerekir, samimi olması gerekir ve inandırıcı olması gerekir.

Biraz önce Sayın Tezcan, Sayın Başbakanın bir cümlesinden bahisle, o cümlenin hangi nedenle söylendiğinden bahsettiler. Sanıyorum ağustos ayında 9 BDP milletvekili terör örgütü mensuplarıyla kucaklaşmışlardı ve bu, kamuoyunda ciddi bir tepkiye yol açmıştı. Sayın Başbakan kamuoyunun bu tepkisine tercüman olabilmek ve kamuoyuna “Bu eylem cezasız kalmayacaktır kuşkusuz.” şeklinde açıklamasıyla, kamuoyunu bir noktada teskin etmek için demin Sayın Tezcan’ın ifade ettiği cümleleri kullanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, o hâkimler, savcılar sorumluluğunu bilmiyorlar mı ki Tayyip’i dinleyecekler?

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, önergede, Sayın Başbakanın o beyanlarının Türk Ceza Yasası’nın üç maddesine aykırı olduğunu ve dolayısıyla Sayın Başbakanın o cümleler sebebiyle suç işlediğini iddia etmektedirler.

Nedir o maddeler? Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesi “Görevi kötüye kullanma: Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine sebep olmak.” Sayın Başbakan o açıklamasıyla hangi kişinin mağduriyetine neden olmuştur? “Kamunun zararına neden olmak.” Hangi kamu zararı oluşmuştur o açıklamayla? “Kişilere bir haksız kazanç sağlamak.” Sayın Başbakanın o açıklaması hangi kişiye haksız bir kazanç sağlamıştır?

Yine Türk Ceza Kanunu’nun 277’nci maddesi “Yargı görevini yapanı etkileme.” Bu maddedeki suçun oluşabilmesi için hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs etme koşulu aranmaktadır.

Bakın, biraz önce burada Engin Altay arkadaşımız bir konuşma yaptı. Kendisine büyük saygı duyuyorum. Dedi ki: “Tüm cumhuriyet savcılarını emniyet müdürleri hakkında soruşturma yapmaya davet ediyorum.” Biraz önce söyledi Engin Altay. Onun o cümlesiyle Sayın Başbakana sarf ettiği cümle arasında hiçbir fark yoktur.

AYTUĞ ATICI (Mersin)- Savcılara talimat veriyor, talimat veriyor!

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla)- Değerli arkadaşlar, toplumda bir suç görüldüğünde cumhuriyet savcılarının harekete geçmesini istemek her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tabii görevidir, Sayın Başbakanın da görevidir.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın o sözleri yargı mercilerini gereğini yapmak üzere göreve davet etmekten ibarettir. O nedenle, burada Türk Ceza Kanunu’nun demin ifade ettiğimiz maddelerine giren, Sayın Başbakanın sözlerinde bir suç unsuru bulunmamaktadır. Ve bir şey daha söyleyeceğim: Talimattan bahsediyorsunuz. 2004 yılına kadar adalet bakanları cumhuriyet savcılarına soruşturma yapmaları için emir verme hakkına sahipti. Adalet bakanlarının böyle bir yetkisi vardı, cumhuriyet savcılarına emir verebiliyorlardı soruşturma açmaları için. Bu değişikliği yani yasalarımızdaki bu yetkiyi, başında Recep Tayyip Erdoğan’ın bulunduğu hükûmetler kaldırmıştır. Bu Parlamentoya getirdikleri tasarıyla bu değişikliği Sayın Başbakanın başında bulunduğu Hükûmet gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla mevcut olan, yargıya talimat verme yetkisini bile kaldıran bir hükûmetin Başbakanına bu şekilde ithamlarda bulunmayı gerçeklerle bağdaştıramadığımı ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, adil yargılama acaba etkilenebilir mi? Adil yargılama yapan yargıçlar üzerinde bir baskı oluşturulabilir mi? Size çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum: 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi esnasında bir 367 krizi yaşanmıştı ve toplantı yeter sayısının da 367 olması gerektiği sebebiyle, iddiasıyla Cumhuriyet Halk Partisi, burada, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yapılan birinci tur oylamanın iptali için Anayasa Mahkemesine gitmişti. Anayasa Mahkemesi davaya bakarken, henüz karar vermeden önce dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Baykal’ın şu açıklamalarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Yargıya nasıl baskı yapılırmış, yargı nasıl yönlendirilirmiş, en açık şekilde burada görüyoruz: “Anayasa Mahkemesinin, 367 milletvekili bulunmadan cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde karar vermesi Türkiye’yi tehlikeli çatışmaya sürükleyecektir.” Arkadaşlar, bu ne demektir? Anayasa Mahkemesine ve Anayasa Mahkemesi üyelerine diyor ki dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı: “Eğer bizim istediğimiz istikamette bu davayı kabul etmezseniz, yani Parlamentoda Cumhurbaşkanlığı seçiminde toplantı yeter sayısını 367 olarak belirleyip karar altına almazsanız Türkiye’de çatışma çıkar yani kan gövdeyi götürür.” Yargı üzerinde bundan daha ağır bir itham, baskı düşünebilir misiniz? Düşünebilir misiniz? “Yargıyı yönlendirme” deniliyor ya, “yargı üzerine baskı” deniliyor ya işte bunun en çarpıcı örneği budur.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Başbakan mıydı o sırada?

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Bakın, hangi genel başkan hakkında Parlamentoda, adil yargılamayı etkileme suçundan dolayı fezleke bulunmaktadır? Söyler misiniz bana, hangi genel başkan hakkında? Sizin Genel Başkanınız hakkında Parlamentoda adil yargılamayı etkileme bakımından şu anda fezleke bulunmaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sizin mahkemeleriniz sayesinde! Sizin savcılarınız sayesinde!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi başbakan hakkında fezleke var ihaleye fesat karıştırmaktan, sahte evrak düzenlemekten, söyler misiniz?

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, önergede yargının her türlü dış baskı, etkileme ve müdahaleden uzak kalması gerektiğini söylüyorsunuz ancak kendiniz ağzınızı açtığınızda yargı organlarına ve yargı mensuplarına en ağır hakaretleri yapıyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilgili komisyonuna gelen fezlekede bu açık şekilde görülecektir.

Eğer şimdi Sayın Başbakan çıksa, şöyle bir açıklama yapsa, 12 Haziran 2012 seçimlerinden önce sizler tarafından milletvekili adayı gösterilen ve cezaevinde bulunan ve sonradan milletvekili seçilen kişileri kastederek, yargıya hitaben “Bu arkadaşları serbest bırakın. Niye serbest bırakmıyorsunuz?” diye bir soru sorsa hepiniz ayağa kalkarsınız; Sayın Başbakanı protesto etmek için değil, Sayın Başbakan hakkında yeni bir soruşturma önergesi vermek için değil, alkışlamak için ayağa kalkarsınız çünkü siz bu cümleyi her zaman söylüyorsunuz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başbakan öbür türlü talimat verdi o konuda, “Seçilmeleri gelecekleri anlamına gelmiyor.” dedi.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Bu cümleyi, yargı üzerinde baskıyı siz her seferinde, her ağzınızı açtığınızda ifade ediyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başbakan talimat veriyor Sayın Milletvekili.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sözlerimi tamamlayacağım.

Sayın Başbakan kamuoyunun infial duyduğu bir konuda cumhuriyet savcılarının görev yapmalarını ve soruşturma açmalarını davet anlamında o açıklamayı yapmıştır. Biraz önce söyledim, Sayın Altay da aynı şeyi söyledi, “Cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyorum. Lütfen şu emniyet müdürleri hakkında soruşturma açın.” dedi biraz önce.  Sayın Başbakanın açıklamasının bundan hiçbir farkı bulunmamaktadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Davet başka, talimat başka; Başbakan talimat vermiştir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bizim yandaş yargımız yok Sayın Şahin.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, bu soruşturma önergesi inandırıcılıktan uzaktır, samimi değildir, çelişki içermektedir. O nedenle, bu soruşturma önergesi üzerinde konuşmamı tamamlarken “ret” oyu vereceğimi ifade ediyor, Sayın Başkanı ve Genel Kurulu yeniden sevgiyle, saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Mehmet Ali Şahin konuşmasında eski Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal ve şu andaki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilgili birtakım değerlendirmeler yapmak suretiyle sataşmada bulunmuştur. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika; lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in CHP eski ve şimdiki Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, Sayın Mehmet Ali Şahin’in konuyu değerlendirirken Anayasa’nın 138’inci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne de değinmesini arzu ederdim, beklerdim; kendisinin hukukçu kimliğinden böyle bir değerlendirmeyi arzu ediyordum ama beklediğim olmadı. İlgili hüküm şunu söylüyor: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Şimdi, Sayın Başbakanın “Yargıya gerekeni söyledik.” cümlesi toplumun hassas olduğu bir konuda hassasiyetini ifade etmesinin ötesinde yargıya biraz önce okuduğum hükümdeki fiillerden birisinin yapılması yönünde bir işlemin, bir arzunun ortaya konulmasıdır. Buna ister “emir “deyin ister “talimat” deyin ister “tavsiye” deyin ister “telkin” deyin; Sayın Başbakan yargıya bir şey söylemiştir.

Sayın Mehmet Ali Şahin, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilgili bir cümle söyledi, “Asıl sizin genel başkanınızın yargıyı etkilemeye teşebbüsten hakkında işlem yapılmış durumda.” Evet, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Silivri’de tutuklu milletvekillerini ziyaretten sonra yapmış olduğu açıklamada, özgürlüğe, adalete, kuvvetler ayrılığına vurgu yapan açıklamasında aslında yargıya yönelik herhangi bir şey söylememişti ama savcılar onu farklı yorumladı, hakkında fezleke düzenledi.

Peki, Sayın Şahin Sayın Başbakan da şimdi böyle bir cümle etmiş durumda. Neden o zaman burada biz Sayın Başbakan hakkında işlem yapmıyoruz? Yani Sayın Kılıçdaroğlu hakkında verdiğiniz örnek Sayın Başbakana uygulanacak olursa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …Sayın Başbakana hayli hayli bu soruyu sormamız ve bu soruşturma önergesini kabul etmemiz gerekir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, biraz önce konuşan hatip ismimi de kullanarak benim söylediğim konuşmayla Başbakanın iş ve işlemlerini mukayese etmiştir ancak bunu yaparken… Benim söylediğimle Başbakanın yaptığı iş arasında çok büyük fark var. Belli ki benim söylediğimi tahrif etti, yanlış bilgilendirdi. Söz talep ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara geçti Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne geçti? Olur mu öyle şey! İzah etmem lazım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

6.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan Sayın milletvekilleri; Sayın Şahin iyi bir hukukçudur da aslında. Kendisini de severim, Meclis Başkanlığımızı da yapmıştır ama bu kürsüden benim söylediğimle Başbakanın yaptığı işi böylesine birbirine karıştırmasını anlamak mümkün değil.

Sayın Şahin’e, haddim değil ama, Anayasa’nın 23’üncü maddesini bir kere okumasını öneririm, ondan sonra 91’i de tekrar, tabii öneririm. Sayın Şahin’e ayrıca savcılara suç duyurusunda bulunmanın hangi usul ve esaslarla olduğunu da… Yani ilkokul çocuğu bilir Sayın Şahin. Savcılara basın yoluyla da suç duyurusunda bulunursunuz, yazılı da bulunursunuz, şahsen de bulunursunuz, bir aracı aracılığıyla da bulunursunuz. Savcıya suç duyurusu yapmak ile hâkime talimat vermeyi siz nasıl aynı kefeye koyarsınız? Lütfen, siyasetle çok meşgul oldunuz, hukuk bilgilerinizi biraz, bence, bir yeniden gözden geçirmeniz lazım.

Ben dedim ki Sayın Başkan: “Cumhuriyet savcıları, insanların seyahat özgürlüğünü engelleyen il emniyet müdürleri hakkında insanların Anayasa’dan  kaynaklı  haklarını kullanmasını engellediği için görevi gereği -basın aracılığıyla zaten duyurulmuş bir iştir, bilinen bir iştir- gereğini yapmalarını bekliyorum.” Bunun ile Başbakanın “Talimat verdik, gereği yapılacak.” sözü bir tutulabilir mi, böyle bir şey olabilir mi? Kaldı ki “Ne gariptir ki ‘sizin savcılarınız’ demeyeyim ama maalesef başında ‘cumhuriyet’ ibaresi olan savcılar Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak için Türk Bayrağı açan insanlar hakkında soruşturma açıyorlarsa, onlara ‘cumhuriyet savcısı’ denmez, onlara olsa olsa ‘Hükûmet savcısı’ denir.” dedim, sözümün de arkasındayım.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi oradan!

BAŞKAN – Teşekkürler.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 111 milletvekilinin; bazı milletvekillerinin yargılanmaları ve dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargıya talimat verdiği, yargıya müdahale ederek yürütme erkini ölçüsüz ve hukuk tanımaz biçimde kullandığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/1) (Devam)

 

BAŞKAN - Şimdi, üçüncü konuşmacı Eskişehir Milletvekili Sayın Süheyl Batum.

Sayın Batum, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan hakkında Meclis soruşturması açılması için verdiğimiz önerge üzerinde kendi görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Evet, Sayın Başbakan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasını talep ediyoruz. Tabii, bunun için, Sayın Başbakanın, cezai sorumluluğunu gerektirdiğini düşündüğümüz fiillerini açıklamamız gerekiyor. Fakat şunu açıklıkla söyleyeyim, bizce, maalesef Sayın Başbakanın tüm davranışları cezai sorumluluğu gerektirecek davranışlardır. Birçok örnek var ama bunlardan birkaçını müsaade ederseniz sizlere açıklamak istiyorum.

Bir başbakan –bir kere bunu özellikle vurgulamak istiyorum- hiç durmadan, hiç durak vermeden kendi ülkesinin vatandaşlarını açıkça bölecek, ötekileştirecek ifadelerde bulunabilir mi? İlk defa -Anayasa’nın maddelerini belirlemek için ilk önce- size bazı örnekler vereyim. 29 Nisan 2011, yer TÜSİAD Genel Kurul Salonu, Sayın Başbakan şöyle diyor: “Biliyorsunuz, ana muhalefet partisinin genel başkanı Alevidir ama Hacı Bektaş Veli’yi bile anlamamış.” Yer Muş, 30 Nisan 2011; yer Kastamonu, tarih 4 Mayıs 2011, aynen şöyle diyor: “Alevilik vardır kendisinde.” Yer Amasya, 5 Mayıs 2011; yer Kahramanmaraş, 8 Mayıs 2011; yer Afyon, 10 Mayıs 2011, güya ana muhalefet partisinin başkanı Aleviymiş! Yer Denizli, 13 Mayıs 2011; yer Malatya, tarih 18 Mayıs 2011 ve bu konuşmaların tümünde de bir mezhebe yollama da yaparak orada bulunan kendi taraftarlarına “Yuh!” çektiriyor, bir kenara duruyor ve “Yuh!” çektiriyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir başbakanın cezai sorumluluk gerektiren davranışlarını konuşurken konuşmalarının tümünde halkın bir bölümünü ötekileştiren, bir bölümüne diğer bölümünü açıkça yuhalatan başka bir başbakan gördünüz mü? Bundan büyük bölücülük hiç olur mu? Bundan büyük ötekileştirme hiç olur mu? Bir başbakan her konuşmasında böyle bölücülük yapıyorsa bu sorumluluk gerektiren bir davranış değil midir? Bu cezai sorumluluk gerektiren bir davranış değilse Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesi neyi düzenliyor, kime uygulayabilirsiniz bundan sonra? Bu tek başına yeter değerli arkadaşlar ama “Sayın Başbakanın her davranışı.” dedim, sadece bu değil. Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarını sadece “Alevi”, “Sünni”, “Sen Zerdüşt dinindensin, sana ne bundan?” diye adlandırmıyor, bölmüyor “Cumhuriyete inananlar-inanmayanlar.” diye de bölüyor.

Bütün arkadaşlarım da söyledi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın        -nasıl tevil etmeye çalışırsanız çalışın- nasıl kutlanabildiğini, hangi koşullarda kutlandığını hepiniz gördünüz, hepimiz gördük. Kimler vardı orada? Hepimiz söyledik, fotoğraflara da bakabilirsiniz: Gençler, yaşlılar, beş yaşında çocuklar, on yaşında çocuklar, sakallı amcalar, teyzeler; onlar gaz yediler, onlara gaz bombası atıldı, onlara tekme atıldı ve Başbakan “Ben barikatları açın emrini vermedim, yanlış yaptılar.” dedi.

Bırakın bu arkadaşların, bu gaz yiyenlerin, tekme yiyenlerin Atatürkçü olmalarını, bırakın cumhuriyet sevdalısı olmalarını, bırakın cumhuriyeti savunmalarını; onlar Türkiye Cumhuriyeti’nin birer yurttaşı, onlar birer birey. Onları Başbakanın kulları olmaktan ayıran tek unsur var: Haklara, özgürlüklere sahip olmaları, bu hakları istedikleri şekilde kullanabilecek olmaları; analarının ak sütü gibi helal haklar. Bırakın -dediğim gibi- cumhuriyetçi olmalarını, Atatürk sevgisiyle dolu olmalarını; insan olmaları sıfatıyla sahip oldukları haklar ve Başbakan bu kişilerin haklarını kullanmalarına kızıyor. Seyahat haklarını engelliyor, ifade, eleştiri haklarını engelliyor, toplantı haklarını engelliyor, Anayasa’nın -Sayın Engin Altay da söyledi, Sayın Bülent Tezcan da söyledi- 23’üncü, 34’üncü maddesinde sayılan en temel haklarını, 26’ncı maddesindeki haklarını engelliyor ve barikatı açan polislere de kızıyor: “Yanlış yaptılar, talimatı ben vermedim.” diyor, “Onlar teröristler, terörist gruplara destek veriyorlar.” diyor. Kim diyor değerli arkadaşlar bunu? Üstelik kendi Hakan Fidan’ını Oslo’ya terör örgütüyle görüşmeye gönderen Sayın Başbakan söylüyor bunu. Üstelik BDP’yi bile muhatap almadan terör örgütünü doğrudan muhatap alan bir Başbakan söylüyor. Kime diyor? Bu ülkenin genç-yaşlı, kadın-erkek vatandaşlarını, bireylerini hedef alarak söylüyor.

Değerli arkadaşlar, özellikle dün gençler çok önemli bir şey söylüyorlardı orada olanlar, tabii çoğunuz göremediniz: “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” diye bağırıyorlardı. Bugün Sayın Genel Başkanımız da söyledi. Orada polis de onlara “Peki biz neyiz? Biz de Mustafa Kemal’in polisleriyiz.” diyorlardı, Başbakan ise onlara Hayır... Onları kendisinin kapı kulları zannediyor. Oraya gelen vatandaşlara da kızıyor “Neden benim kapı kullarım olmadınız.” diye. Bir başbakan devletin valilerini, devletin polislerini, emniyet müdürlerini kendisinin kapı kulları, kendisinin emir kulları zanneder mi? Böyle davranan bir başbakanın cezai sorumluluğu gerektiren bir davranış içinde olduğunu söylemez miyiz? Eğer o değilse, bunu böyle görmüyorsanız TCK’nın 109’uncu maddesi neyi düzenliyor; 114, 115, 119’uncu maddeleri neyi düzenliyor? Değerli arkadaşlar, hepsi Sayın Başbakanın sorumluluğunu doğuran…

Şimdi, bir şey daha vereceğim çok kısaca. Şunun için vereceğim: Bugün göreceğiniz için değil onları, görmeyeceksiniz, görmezden geleceksiniz ama bundan bir sene sonra,  beş sene sonra, on sene sonra, en azından çoluğunuza çocuğunuza “Ben bunları görmedim, haberinde değildim.” demeyin diye. Türk Ceza Kanunu’nun 306’ncı maddesi açıkken bunu açıkça ihlal eden, bu davranışları yapan bir Başbakandan bahsediyoruz.

Sakın, lütfen, bir beş sene sonra “A, aa, Benim hiç haberim olmamıştı.” demeyin, “Hiç kimse dile getirmemişti.” demeyin. Bunların hepsi yeter de, vatandaşlarımızı ayırmaya, bölmeye çalışan Sayın Başbakanımıza yetmedi. Aynen şöyle söyledi dokunulmazlıklarla ilgili olarak: “Zaten yargıya gerekenleri söyledik. Yargı da gereğini yapacak, biz de Parlamentoda gereği neyse onu yapacağız.”

Şimdi, Sayın Mehmet Ali Şahin, benim de çok saygı duyduğum, beraber de Anayasa Uzlaşma Komisyonunda görev yaptığımız bir değerli siyasetçimiz, bir arkadaşımız. Hakikaten, mecburen tevil etmeye çalıştı, “Öyle demedi ki canım, başka şeyler söyledi.” dedi.

Tabii, ilk önce şunu söyleyeyim: Sayın Başbakan, herhâlde, ne söylediğini bilmeyen, her söylediği tevil etmeyi gerektiren bir siyasetçi değildir? Böyle algılamamamız lazım çünkü söylediği burada, Sayın Başbakanın söylediği açık. Burada şöyle söylüyor: “Ben de yargıya zaten gerekenleri söyledim, yargı da gerekenleri yapıyor, biz de Parlamentoda gereği neyse onu yapacağız.” Üstelik, bunu kendi grup toplantısında açık açık -genişletilmiş grup toplantısında- yapıyor. Tam da burada yeri var.

Hiç öyle, “Arkadaşlar, bir baksınlar, Sayın Engin Altay’ın söylediği gibi savcılar görevini yerine getirsin.” filan demiyor. “Biz, gereğini yargıya söyledik, yapacaklar.” diyor.

Şimdi, bu ne demek arkadaşlar? İstediğiniz kadar tevil etmeye çalışın, istediğiniz kadar, üç sene sonra, bir sene sonra, çocuklarınıza, gençlere, “Canım biz anlamamıştık ki onu, duymamıştık.” deyin. “Yargıya gereğini söyledik, yargı da gereğini yapacak.” diyor. Bunu söyleyen, bu ülkenin Başbakanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Şimdi, eğer bu sorumluluk doğurmuyorsa…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gereğini yapmasın mı?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sevgili dostum, ben söyleyeyim de yargı yapmasın. Sizin döneminizin bir özelliği bu. Sizin döneminizi bilmediği için Anayasa, bu AKP…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gereğini yapmasın mı?

BAŞKAN – Sayın Batum, teşekkür ediyorum. Süreniz…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Anayasa’nın 138’inci maddesi değerli kardeşim açık: “Hiçbir organ, makam, merci, kişi, mahkemelere hâkimlere emir, talimat veremez, tavsiye, telkinde bulunamaz.” diyor. Şöyle demiyor: “Olsun onlar yapar, onlar dinlemesin onları.” Arkadaşımızın hukuku…

BAŞKAN – Sayın Batum, teşekkür ediyorum. Süreniz bitti.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Bir cümleyle hemen bitiriyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanın bu yüzden, bu söylediklerinden dolayı yargısal anlamda sorumlu olduğunu düşünüyoruz ama Sayın Başbakan her seferinde Cumhuriyet Halk Partisine tek parti dönemiyle yükleniyor, suçluyor. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi, tek parti döneminden çok parti dönemine geçmiş bir partidir. Buna geçerken de başında birinci genel başkanı ve ikinci genel başkanı vardır. Bugün Türkiye’de tek parti dönemine geçmek isteyen bir parti var, faşist rejime geçti, onun da başında Sayın Başbakan var. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Batum teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, son konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Ömer Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER ÇELİK (Adana) – Saygıdeğer Başkanım, çok değerli milletvekilleri; Kurban Bayramı’nızı ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nızı kutluyorum. İnşallah her bayram milletimize daha çok hayırlar ve güzellikler getirir.

Aslında yargı içerikli bir önerge tartışıyor olsak da tartıştığımız konu hukukla ilgili bir konu değil, tartıştığımız konu doğrudan siyasetin algılanmasıyla ilgili bir konu. Bu siyasetin algılanmasıyla ilgili konunun esasında Türkiye’de devlet düzeni içerisinde devlet düzeninin hangi kodlara sahip olması gerektiği, bu kodları korumak üzere de yargının nasıl seferber edilmesi gerektiğiyle ilgili bir tartışma izliyoruz...

Şimdi biraz evvel, çeşitli ifadeler kullanıldı yargıya müdahaleyle ilgili, bir hafıza tazelemesi yapıldı. Şimdi bu hafıza tazelemesine hep beraber devam edelim, ondan sonra asıl konumuza gelelim.

Bakın, Şemdinli İddianamesi söz konusu olduğu zaman, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bugün yargıya müdahaleden bahseden Cumhuriyet Halk Partisinin Şemdinli İddianamesi’yle ilgili yorumu şuydu: “Bu, TSK’ya darbe girişimidir.” diyordu. Nitekim Ergenekon soruşturması başladığında Cumhuriyet Halk Partisinin ilk kurumsal tepkisi: “AK PARTİ kendi derin devletini inşa ediyor.” diyordu yani “Savcılar bağımsızdır, yargı bağımsızdır, kendi işini yapıyor.” demiyordu. Nitekim gizli tanıkla görüşen CHP milletvekilleri söz konusu olduğu zaman hiçbir şekilde Cumhuriyet Halk Partisinden bir eleştiri gelmedi. Anayasa değişikliği, seçimlerde milletin büyük bir çoğunlukla değiştirilmesi hususunda destek verdiği Anayasa tartışmalarıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal görüş olarak o zamanki Genel Başkanının ağzından şu ifadeyi kullandı: “Cumhuriyet kanla kuruldu, kan dökerek kuruldu. Kan dökersiniz, Anayasa’yı değiştirirsiniz.” dedi. Bir Anayasa değişikliğiyle ilgili olarak bunu söyledi. Şimdi, ortada… Nitekim devam eden yargılamalarla ilgili olarak Seyfi Oktay’a verilen talimatlar ve bu talimatlar neticesinde ortaya çıkan kayıtlar herkesin malumu.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Öyle bir şey yok, yalan söylüyorsun!

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bizim tartıştığımız mesele şu: Türkiye’de 1921, 24, 60, 82, birkaç tane Anayasa’dan bahsediyoruz. Aslında Türkiye’de birkaç tane Anayasa yok. Türkiye’de bir tane Anayasa vardır, o da derin anayasadır. Derin anayasa üzerinden, tek partili rejimden bugüne kadar yargı seferber edilerek, yargıda bir oligarşi kurularak Türkiye’nin oligarşik bir devlet düzeyinde yönetilmesinin garanti altına alınması söz konusu olmuştur.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Oligarşi burada.

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Bugün yargı değiştirildiği için, bugün yargı normalleştiği için, yargının yüksek demokrasilerde olduğu gibi normalleşmesi önündeki engeller kaldırıldığı için siyasetin yedeği olarak bir elinde askerî oligarşiyi, bir elinde yargısal oligarşiyi tutanlar, bu siyaset enstrümanları kaybolduğu için bugün karşılarındakini yargıya müdahale etmekle suçluyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizi buraya taşıdı 12 Eylülde o Anayasa’yı yapanlar.

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Bakın, çok açık ve nettir, çok açık ve nettir. Bugün bu Mecliste defalarca bazı muhalefet sözcülerinin ağzından duyduyduk “Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir ama bu egemenliği sadece Meclis tek başına kullanamaz.” diyerek arkasından militan bir yargının, egemenliği Meclisle nasıl paylaşacağına dair on yıldır burada çok nutuklar dinledik biz, çok uzun nutuklar dinledik.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Vallahi ezber söylüyorsun, ezber, ezber…

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Mesele şudur arkadaşlar, mesele şudur: Ya sivil siyaset yapacaksınız ya da sivil siyasetin zıddına düşeceksiniz. Sivil siyasetle oligarşik siyaseti mezceden melez bir siyaset olmaz. Melez siyaset olduğu zaman ne olur biliyor musunuz? Ordu darbe yapamadığı için çıkar bir sözcünüz orduya “Kâğıttan kaplan” der. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ya da ordunun bu ülkeyi yönetmesi gerektiğine inanan il başkanınız çıkar askerlere “Siz cumhuriyete sahip çıkamadığınız için biz cumhuriyete sahip çıkıyoruz.” diyerek, ülkeyi asıl yönetmesi gerekenin asker olduğunu itiraf eder, sizden de bununla ilgili hiçbir mütalaa gelmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bunların hepsi palavra, palavra. Başka şeyler söyle, başka şeyler.

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Şimdi, askeri defalarca gördük. Asker üzerinden siyaseti dizayn etmek isteyenler, asker meselesiyle ilgili umutları tükendiği zaman yargı meselesine sarıldılar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O askerler bu hâle getirdi sizi.

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Yargı meselesiyle ilgili umutları tükendiği zaman da “Türkiye’de yargıya müdahale ediliyor.” diyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Deniz Feneri’ni anlat, HSYK’yı anlat sen.

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Şimdi açıkça söylüyorum, yüksek demokratik standartlarda bir yargı düzeni isteyen varsa samimi olarak gelir, bu Meclise şunu söyler, der ki: “Biz yüksek demokratik standartlarda bir yargı düzeni istiyoruz.” O zaman şunu teklif edersiniz: Yüksek yargı organlarının bütün üyelerinin tamamının Meclis tarafından seçilmesiyle ilgili bir önerge getirirsiniz. O zaman hep beraber deriz ki: “Millî iradeye itibar ediyorsunuz. Yargının millî irade tarafından denetlenmesi gerektiğini savunuyorsunuz ve neticeyi ortaya koyuyorsunuz.”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başbakanın öyle diyor zaten. Ne gerek var buraya getirmeye?

ÖMER ÇELİK (Devamla) – Bakın, Başbakanımıza haddini aşarak “Başbakanın kapı kulları” diyen, gençlere şu sıfatı layık görüyor: “Mustafa Kemal’in askerleri.” diyor. Hâlâ gençleri asker yapmanın peşinde, gençleri bir yerlere doğru savaş elamanı yapmanın peşinde koşuyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)  “Asker” tabiri dışında gençlere layık görebildiğiniz bir tane tabiriniz yok mu bugüne kadar? Türkçede kelime mi tükendi? “Asker” tabiri dışında gençlere uygun bir sıfat bulamıyor musunuz bu ülkenin yurttaşlarına?

Laik demokratik bir cumhuriyetin yurttaşları… Bakın, şunu açıkça söyleyelim: Bu ülkede laikliğe karşı odak olmaktan dolayı pek çok partiye dava açılmıştır ama Anayasa’nın devleti tanımlayan bütün sıfatları eşittir. Laikliğe karşı odak olmak kadar demokrasiye karşı odak olmak…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Demokrasiden ne anlarsınız, demokrasiden?

ÖMER ÇELİK (Devamla) - …sosyal devlete karşı odak olmak da suçtur. Eğer, Türkiye’de demokrasiye karşı odak olmak gerçekten bir suç kabul edilseydi, bir tek partiye bugüne kadar bin kere dava açılması gerekirdi çünkü bütün bir tarihi demokrasiye karşı odak olmakla geçmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İçişleri Bakanı anlatsın demokrasiyi! Sayın Bakan gelin bir anlatın bombaları nasıl atıyordunuz, Bayrak taşıyanlara nasıl bomba attınız onu anlatın. PKK bayrağını tankların üzerine yapıştıranlara ses çıkartmayın!

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Bakın, Prusyalı bir düşünürün çok güzel bir tabiri var, diyor ki: “Prusya’yı bir ülke olarak ve Prusya ordusunu da Prusya’nın ordusu olarak algılamadılar. Prusya’yı, Prusya ordusunun ülkesi hâline getirmeye çalıştılar.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tayyip’in sözcüsü gibi!

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Biz diyoruz ki bugün, biz bugün diyoruz ki: Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’nin ordusudur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Uludere’yi anlat, Uludere’yi nasıl bombaladınız?

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Türkiye’deki bağımsız yargı Türkiye’nin yargısıdır ama birileri bu ülkeyi juristokrasinin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Deniz Feneri’nin savcılarını anlat, onları anlat.

 ÖMER ÇELİK (Devamla) - …ya da militarizmin ülkesi hâline getirmeye çalıştığında, buna biz karşı çıktığımızda yani bu sofistike derin faşizme karşı çıktığımızda yargıya müdahale etmekle suçlanıyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen niye oraya çıktığını unuttun galiba, sen başkalarını savunmaya çıktın oraya, onları koru. Ne işin var senin Prusya’da? Demagoji yapıyorsun.

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Asıl faşizm nedir biliyor musunuz? Asıl faşizm şudur: Her darbenin arkasında duracaksın, darbeyi arkanda bulamazsan yargıyla siyasete müdahale etmeye kalkacaksın. Anayasa değişikliklerine karşı çıkacaksın, milletin ak sütü gibi helal olan millî iradeyi sürekli olarak asker ya da yargı eliyle gasbetmeye çalışacaksın ondan sonra da utanmadan çıkıp bu ülkede demokratik yollarla iş başına gelmiş, on yıldır her seçimde oyunu artırmış partiye bu sıfatı kullanacaksın! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen utanacaksın asıl, sen utanacaksın!

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Bakın, o sıfatı kullanan kişi faşist görmek istiyorsa çıksın şu kapıdan -aşağıda aynalar var- aynaya baksın, gördüğü kişi faşistin ta kendisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sizsiniz faşist!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Git bak bir o aynaya, gör kendini.

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Bugün siyaset tarihi bilenler, birazcık siyaset felsefesi bilenler şunu çok iyi bilirler:  “Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir ama millet bu egemenliği şu parti eliyle kullanır.” diye tüzüğüne yazan Türk siyasi tarihinde bir parti vardır, bu da faşizmin bire bir sofistike ve saf tanımıdır, başka bir şey değildir. (CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, mesele nedir? Mesele, AK PARTİ’nin yargıya müdahale etme meselesi değildir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen niye oraya çıktın, niye oraya çıktın? Demagog!

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Herkes şunun farkında olsun: Biz, bir yargı tartışması yapmıyoruz. Demokratik devlet düzeni, modern devlet düzeni, modern bir devlet düzeninde yargının demokratik sistem içerisinde nasıl bir konuma sahip olması gerektiğiyle ilgili bir tartışma yapıyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Nasıl talimat verdiğini tartışıyoruz.

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Bugün AK PARTİ’yi yargıya müdahale etmekle suçlayanlar, o zaman, getirsinler, Avrupa Birliği standartlarında, yüksek yargı organlarını meclislerin seçtiği şekilde, bu Meclisin yüksek yargının bütün üyelerini seçeceği bir önergeyi buraya getirsinler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bırak palavrayı, bırak palavrayı sen!

ÖMER ÇELİK (Devamla) - …ondan sonra, biz buna destek vermezsek çıkıp bizi yargıya müdahale etmekle suçlasınlar. Temel mesele bununla ilgili değil. Temel mesele, sivil siyaset yoluyla, sandık yoluyla, halk iradesi yoluyla hiçbir şekilde siyaset yapma umudu olmayanların hâlâ oligarşik ya da militarist birtakım odaklardan medet umma meselesidir. Mesele bununla ilgili meseledir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz umdunuz, siz… Beş yaşındaki çocuktan yaşlıya kadar her kesimden insan vardı orada.

ÖMER ÇELİK (Devamla) - O zaman, herkes başını önüne koyup şunu düşünecek: “Sosyalist Enternasyonalden Türkiye’ye kadar, hemen her kesimde, Türkiye’de militarizmle, yargı müdahalesiyle eş anlamlı olarak anılan, “militarizm” denildiğinde sözlükte ismi onun karşısına yazılan, “yargı müdahalesi” denildiğinde sözlükte ismi onun karşısına yazılan parti kimdir?” diye sorulduğunda buna verilecek isim tektir. Yargı müdahalesini de destekleyen odur, askerî darbeyi de destekleyen odur. Bugün siyasete müdahale imkânı kalmadığı için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Çelik, teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Çelik konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisini faşizmle suçlamak suretiyle sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika; lütfen sataşmaya meydan vermeden.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Her konuşmadan sonra sataşma mı olur?

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Ömer Çelik’in Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz de söz isteyin, siz de çıkın konuşun ama bakın, Başkan öyle takdir etti, demek ki sataşmış konuşmacı. Sizin, muhalefetin hiçbir yerde konuşmasına tahammülünüz yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Çelik konuşmasında “Dışarı çıkıp aynaya bakın, faşizmin, faşistin kim olduğunu göreceksiniz.” dedi. Hiç dışarıya çıkmaya falan çıkmaya gerek yok, dünkü Ulus Meydanı’na baktığınızda, faşizmin, faşistin kim olduğunu siz daha iyi göreceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, hiç konuyu saptırmaya gerek yok arkadaşlar. Sayın Başbakan açık bir şekilde yargıya müdahale etmiştir. Konuşmacıların, bu konuyu bırakıp da “Siz de şunları yaptınız.” gibi bir savunma psikolojisi içerisine girmesi, “Ya biz yaptık ama Sayın Başbakan müdahale etti ama bu bir ihtiyaçtan doğdu, siz de şunları yaptınız.” demektir. Bu, budur. Suçu kabulleniyorsunuz.

Sayın Başbakan yargıya açık bir şekilde müdahale etmiştir. Dün, Ulus’ta faşizm vardı. Biz artık faşizm eski dönemlerde kaldığı için terminoloji olarak onu kullanmıyoruz “otoriter rejim” diyoruz artık. Faşizm İkinci Dünya Savaşı yıllarının, ondan sonraki yılların yönetim dönemiydi, şimdi otoriter rejimler var. Sayın Başbakan her seçimde oyunu artırdıkça yargıyı, üniversiteleri, bütün kamu kurumlarını, bütün medyayı, aydınları, herkesi kontrolü altına almaya başladı ve dün Sayın Cumhurbaşkanının birazcık müdahalesinden bile rahatsız oldu. Yani Sayın Cumhurbaşkanına da meydan okuyor “Gel başkanlık sisteminde yarışalım.”

Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür ediyorum, medeni bir tavır gösterdi, demokratik bir tavır gösterdi, Sayın Tayyip Erdoğan’da olmayan bir tavrı gösterdi.

Evet, faşizm dün Ulus’taydı, faşizm bugün AK PARTİ Grubundaydı.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, Sayın Çelik “kapı kulları” ve “kâğıttan kaplan” dedi.

BAŞKAN – Sayın Batum, anlayamadım efendim.

Daha önce “kâğıttan kaplan” diyenler dedi, kendisi demedi.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Doğrudan doğruya başka bir amaca yönelik olarak söylediğimi söyledi.

Efendim, burada İç Tüzük’e göre açıklamam gerek.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika açıklayın.

 

8.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Adana Milletvekili Ömer Çelik’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Evet, değerli arkadaşlar, sözü aldım çünkü Sayın Ömer Çelik’in genelde sözlerine, söylediklerine çok fazla yanıt vermenin gerekli olmadığını düşünüyordum çünkü bana göre yuvarlak, çok fazla anlamı olmayan; çok fazla bilimsel, hukuksal temeli olmayan sözlerdir. Ben de “Beni ilgilendirmez, herkesin oyu kendine göre.” diye düşünüyordum ama şimdi, eğer vatandaşların analarının ak sütü gibi helal haklarını, anayasal haklarını göz ardı etmek için birtakım şeyler söyleniyorsa ona mutlaka bir cevap vermemiz lazım.

Bir: Bir kere, kesinlikle, Anayasa’yı açıp Sayın Ömer Çelik’in bir bakması lazım ya da hukukçu arkadaşların Sayın Ömer Çelik’e bir kere şunu anlatması lazım: Anayasa’mızda bizim talimat vermenin, genelge göstermenin, yargı yetkisinin kullanılmasında emir verilmesinin, talimat verilmesini, tavsiye, telkinde bulunulmasını yasaklıyor. Sayın Başbakanın söylediği şu: “Zaten yargıya gerekenleri söyledik, yargı da gereğini yapacak. Biz de Parlamentoda gereği neyse ona bakacağız.” diyor. Şimdi, Sayın Ömer Çelik, bunu yargının yaptıklarını eleştirmekle karıştırıyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sataşmadan söz aldın, demagoji yapma.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Karıştırmak için değil, sataşma bu. Karıştırma değil, karıştırmamanız lazım bunu; siz karıştırmazsınız da Sayın Ömer Çelik karıştırıyor. Lütfen bunu söyleyin. Eleştiri başkadır, tavsiye “Yargıya gereğini söyledik, gereğini yapacak.” demek başka bir şeydir. Bunu lütfen Sayın Ömer Çelik’e biri hatırlatsın.

İkincisi de: “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” diye gençlerin ve polislerin söylediğini söyledim, “Ben söylüyorum.” demedim. Ben, dolayısıyla hiç kimseye “Mustafa Kemal’in askerleri.” demedim. Olsam olsam ben Mustafa Kemal’in askeri sayarım kendimi ama Sayın Başbakanın herkesi kapı kulları gibi gördüğünü söyledim, Sayın Ömer Çelik’in ona cevap vermesi gerekirken Süheyl Batum herkese… Bu çok yanlış, bunu özellikle vurgulamak istedim. Kağıttan kaplanı… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Batum, teşekkür ediyorum efendim. Sağ olun.

Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, İç Tüzük 107 ve 108’e göre, hakkında soruşturma istenen Başbakan veya bakanın mutlaka Genel Kurulda kişisel konuşmalardan sonra söz alıp konuşması ve ondan sonra gizli oylamaya gidilmesi gerekiyor.

Sayın Başbakan yanılmıyorsam bugün Almanya’ya gitti, Meclise de Almanca “Eyvallah” dedi.

Şimdi, hakkında soruşturma istenen Sayın Başbakan konuşmadan, kendini ifade etmeden, bu iddialara yanıt vermeden burada gizli oylama yapılamaz. Bu noktadan itibaren Başbakanın olacağı bir saate kadar gizli oylamanın ertelenmesini talep ediyorum. Bu konuda aykırı bir durum varsa Başkanlık Divanının tutumu konusunda söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Zapta geçti sözleriniz. Sayın Başbakan adına grup başkanları her zaman konuşabilirler.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başbakan Hükûmeti temsil ediyor.

BAŞKAN – Grup başkanları konuştu.

“Parti adına 4 kişi konuşur.” diyor Tüzük, onu da uyguladık, çekilen kurada 4 kişi konuşacaktı, dolayısıyla konuşmalar bitmiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, savunmanın mecburiyeti olmaz. Konuşmaz isterse, böyle bir şey yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yasama organı ayrıdır, yürütme organı ayrıdır. Hükûmet yürütmedir, yürütme Meclisin içinden çıkar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başbakan konuşmama hakkını kullanıyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Grup başkan vekili Başkanın vekilidir…

Soruşturma Başbakan hakkında olmayıp bakan hakkında olsaydı bakanın vekili olmayacaktı, yani bakan olsaydı grup başkan vekili yapamayacaktı. Bu nedenle grup başkan vekili yasamaya ilişkin bir konu olsa görev alabilir, konuşabilir.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, anladım söylediklerinizi. Ben de diyorum ki kişi savunma yapar veya yapmaz, böyle bir mecburiyet İç Tüzük’te yok. Kusura bakmayın…

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 111 milletvekilinin; bazı milletvekillerinin yargılanmaları ve dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yargıya talimat verdiği, yargıya müdahale ederek yürütme erkini ölçüsüz ve hukuk tanımaz biçimde kullandığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/1) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım. Anayasa’nın 100’üncü maddesi gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız. Oylamaya başlamadan önce oylamanın yöntemi ile ilgili bazı açıklamalarda bulunacağım.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan Kâtip Üyelerden, komisyon sırasındaki Kâtip Üye Adana'dan başlayarak Denizli'ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır'dan başlayarak İstanbul'a kadar, İstanbul dâhil; Hükûmet sırasındaki Katip Üye ise İzmir'den başlayarak Mardin'e kadar, Mardin dâhil ve Mersin'den başlayarak Zonguldak'a kadar, Zonguldak dâhil, adı okunan milletvekillinin biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olarak üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekillerini ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olan kabul, kırmızı olan ret, yeşil olan ise çekimser oyu ifade etmektedir. Oyunu kullanacak sayın üye Kâtip Üyelerden üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy yerine girecek, oy olarak kullandığı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahare, oy verme yerinden çıkacak olan üye oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır. Oylamada adı okunmayan milletvekillerine pul ve zarf verilmeyecektir.

Sayın Kâtip Üyelerimizin bu hususlara riayet etmelerini ve milletvekillerinin de pul ve zarf aldıktan sonra adlarının ad defterine işaretlendiğine dikkat etmelerini istirham ediyorum.

Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oyunu kullanmayan sayın üye var mı?

Oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Lütfen kupaları kaldıralım.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, (9/1) esas numaralı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin gizli oylama sonucunu arz ediyorum:

“Oy sayısı:                       427

Kabul:                              98

Ret:                               314

Çekimser:                          13

Boş:                                  2

                           Kâtip Üye                                                        Kâtip Üye

                Muhammet Rıza Yalçınkaya                                           Fatih Şahin

                             Bartın                                                           Ankara”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yanlış oylama yaptınız. Tutumunuz hakkında 60…

BAŞKAN – Niye?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yanlış oylama yaptınız. Anayasa’nın 100’üncü maddesine göre ve İç Tüzük’ün 108’inci maddesine göre bu oylamanın gizli yapılması lazımdı.

BAŞKAN – Gizli yapıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama siz açık oylama yaptınız. Tutumunuz hakkında, usul hakkında 63’üncü maddeye göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Oylama yapılmıştır ve bitmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır.

BAŞKAN – Oylama gizli yapılmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, tamam, yanlış yaptınız.

BAŞKAN – Kusura bakmayın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi…

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, sözlü soru…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir beni dinler misin.

BAŞKAN – Meclis soruşturması açılması kabul edilmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Beni dinler misiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

BAŞKAN – Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, bu oylamaya geçtiniz, bütün AKP’liler oralara doldu, herkes herkesin oyunu gördü.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sana ne!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu gizli oylama olmasının nedeni konusunda ben bir açıklama yapmak istiyorum tutumunuz hakkında çünkü bundan sonra ciddi oylamalar yapılacak. Eğer siz bu oylamalarda gizli oylamaları böyle yaparsanız burada gizli oylama diye bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onun için 63’üncü maddeye göre usul hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, bir saniye. Anladım ne söylediğinizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

BAŞKAN – Ben 4’üncü dönemdir bu Meclisteyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

BAŞKAN – Gizli oylamalar hep böyle yapılır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle yapılmaz.

BAŞKAN – Yani burada gizli bölmeler kondu, ismi okunan milletvekilleri de yaptı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır.

BAŞKAN – Sizden başka herkes de bunu gördü. Kusura bakmayın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, ne söyleyecekseniz söylediniz, zapta geçti efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Zapta geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – …ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşlerkısmına geçiyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, Sayın Başkan, bak, tutumunuz hakkında söz istiyorum ben 63’üncü maddeye göre.

BAŞKAN - 1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, böyle bir şey olur mu! Sen Başkan  mısın, nesin orada ya!

BAŞKAN - …Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Lütfen beni dinler misin.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, oturamam.

BAŞKAN - …Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yaptığın usulsüzlük hakkında söz istiyorum ve yaptığım bu oylama usulsüz.

BAŞKAN - …ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle, Tayyip’ten korkarak açık oylama yapamazsın.

BAŞKAN - …Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yazık sana be!

BAŞKAN - …ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yazık ki sen o kürsüde oturuyorsun.

BAŞKAN - …Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle oylama yapılır mı? Korkuyorsun Tayyip’ten, ondan sonra getiriyorsun, açık oylama yapıyorsun. Utanır insan biraz be!

BAŞKAN - …ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’inci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine  kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- EXPO 2016 Antalya Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/639) (S. Sayısı: 313)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Moldova Cumhuriyeti Tarım ve Gıda Endüstri Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel Ve Teknik Konularda işbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Moldova Cumhuriyeti Tarım ve Gıda Endüstrisi Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik Konularda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/314) (S. Sayısı: 70) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 70’inci sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen olmadığına göre …

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var efendim. Ben söz istiyorum. Sayın Başkan, söz istiyorum. Yahu, nasıl “Yok.” diyorsun?

BAŞKAN - …maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben söz istiyorum, nasıl “Yok.” diyorsun yahu?

BAŞKAN - Ben oylamaya girdikten sonra…

Yahu” diye konuşma lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, sormadın. Ya, Meclisi nasıl yönetiyorsun be! Bu Meclisi nasıl yönetiyorsun ya! Burası, senin babanın çiftliği mi!

BAŞKAN - Lütfen yerine otur, sordum ve kimse söz istemedi. Lütfen yerinize oturun. Lütfen kendinize gelin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana söz vermek zorundasın.Oylamaya geçmeden ben “Söz istiyorum.” dedim.

BAŞKAN - Şimdi, maddelere geçilmesini oyladım. Madde üzerinde söz isterseniz vereceğim. Yerinize oturun lütfen. Lütfen yerinize oturun şimdi. Tümünün maddelerine geçilmesini oyladım, bitti. Hayır, zorunda değilim. Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz vermek zorundasın!

BAŞKAN – Hayır, zorunda değilim. Lütfen… Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz vermek zorundasın!

BAŞKAN – Lütfen…

İç Tüzük’ün 81’inci maddesine göre 1’inci maddeyi okutuyorum.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz hakkımı gasbedemezsin! Sen nasıl Meclis Başkan Vekilliği yapıyorsun! Böyle Meclis yönetilmez yahu!

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen buradan istifa et, git evinde istirahat et. Bu Meclise hakaret ediyorsun. Bu Meclisi küçültüyorsun.

BAŞKAN – Siz bana hakaret ediyorsunuz. Kendinize gelin lütfen! Lütfen yerinize oturun! Lütfen yerinize oturun!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, ben söz istedim senden! Söz hakkımı nasıl kısıtlarsın!

BAŞKAN – Söz istediğiniz zaman vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Söz istiyorum senden.” dedim.

BAŞKAN – Ben oyladıktan sonra söz istediniz birincide.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır oylamadan... “Söz isteyen yok mu?” dedin. Ben “Var.” dedim.

BAŞKAN – Bunda istiyorsanız vereceğim.

Lütfen okur musunuz.

Lütfen yerinize oturun.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARIM VE KÖYİŞLERİ…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – İnsan biraz utanır yahu ama, o yaşından başından utanır.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – İdare amiri yok mu!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir şey olur mu ya! Söz istiyorum, söz vermiyorsun. Senin babanın çiftliği mi burası!

BAŞKAN – Sen yerine otur.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Senin babanın çiftliği mi!

BAŞKAN – Daha terbiyeli konuşalım lütfen. Yerine otur, istediğin zaman vereceğim.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI İLE…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben yerime oturmuyorum. Söz vermek zorundasın.

BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 18.48

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

------ 0 ------

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13'üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

70 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Tasarının 1’inci maddesini okutuyorum:

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, televizyon yayını da bitti.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI İLE…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, çok taraflı hareket ediyorsun.

BAŞKAN – Vereceğim söz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, böyle yapma. Böyle yapma. Bu Meclisi dürüst yönet. Televizyonda konuşmamı engellemek için ara verdin.

“…MOLDOVA CUMHURİYETİ TARIM VE GIDA ENDÜSTRİSİ BAKANLIĞI ARASINDA TARIM ALANINDA EKONOMİK, BİLİMSEL…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – İnsanlar biraz sıkılır. AKP’ye bu kadar yaranmak için o kürsüde oturma, sana yazık oluyor.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz vereceğim.

 

“…VE TEKNİK KONULARDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen hangi sıfatla profesörlük yaptın ya? Nerede profesörlük yaptın, nerede bu unvanı aldın? Sende hiç mi profesör karakteri yok? (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine, otur!” sesleri)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Otur ya! Ne kadar saygısız adamsın. Her gün ayaktasın ya, her gün.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen. Fazla ileri gitmeden lütfen yerine otur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Lütfen” ne demek?

BAŞKAN - Lütfen, lütfen. Kem göz sahibine aittir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O “göz” değil Başkanım, “söz” olacak.

 

MADDE 1- (1) 4 Haziran 2003 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Moldova Cumhuriyeti Tarım ve Gıda Endüstrisi Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik Konularda İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kişisel söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

Şahsı adına beş dakika lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, tabii, kürsüde oturan kişiye “başkan” diye hitap etmiyorum. Bakın, arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi yüce bir kurumdur. Bu kurumda oturan kişiler, bu makamda oturan kişiler bir defa Anayasa’ya sadakat gösterecekleri üzerine namusu ve şerefi üzerine yemin etmişlerdir. Eğer bir insan namusu ve şerefi üzerine yemin etmişse evvela Anayasa’nın kurallarına uyacak. Uymadığı zaman, o zaman nasıl namus ve şeref üzerine yemin etmiş oluyor?

Şimdi, burada, biraz önce, Tayyip Erdoğan’la ilgili verilen bir soruşturma önergesi vardı. Anayasa’nın 100’üncü maddesi ve İç Tüzük’ün 108’inci maddesinde diyor ki: “Gizli oylama yapılır.” Gizli oylamanın yapılmasının bir anlamı vardır. Eskiden açık oylama yapılıyordu, parti liderleri milletvekillerini etkiliyordu; dolayısıyla o zaman düşünüldü, bu gizli oylamaya çevrildi. Gizli oylamanın amacı, Yüce Divana gidecek bir başbakanın, bir bakanın hakikaten suçu varsa, insanlar, işte açıkta oylama yapıldığı zaman bunu örtmesinler diye, vicdanlarıyla, Allah’ıyla baş başa kalarak oy versinler diye yapsın. Şimdi, biraz önce kürsüde oturan kişi, yahu, bütün AKP’lileri dizdi buraya, açık oylama yaptırdı.

Yahu, beyler, bakın, bunlar çok önemli şeyler. Vicdanı olan, insan olan, bu çatı altında görev yapan herkesin burada dürüst, ahlaklı, şerefli görev yapması, istemesi lazım. Aksi takdirde, burası Meclis değil, burası bir çiftlik, çiftlikten de daha berbat olur. Şimdi, böyle bir şey olur mu? Sen Meclisin anayasasını hiçe sayacaksın, İç Tüzük’ünü hiçe sayacaksın…

Mustafa Elitaş, şimdi, sen eğer muhalefette olsaydın bunlara müsaade eder miydin? Etmezdin değil mi? Ama insan böyle çift karakterli olmaz arkadaşlar. “Benim lehime eğer hareket ediliyorsa ben her şeye göz yumacağım ama aleyhime hareket ediliyorsa en doğru, meşru yapılan şeylere itiraz edeceğim.” Böyle bir şey yok, böyle bir şey olmaz, bu, Meclisin şanına şöhretine yakışmaz. Biraz önce gizli oylama yapılsaydı, ben inanıyordum ki AKP içinde de dürüst düşünen, şerefli ve namuslu insanlar çıkardı burada kabul oyu verirdi ama şimdi, burada kabul oyunu vermemek için… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, ben size kötü bir şey söylemedim ki “şerefli ve namuslu insanlar” dedim.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen sözlerinize dikkat edin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben size herhangi bir şey söylemedim ki.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne biçim adamsın sen!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani ben sizin şerefsiz, namussuz olduğunuza dair bir şey söylemedim ki, “Şerefli ve namuslu insan çıkar burada oyununu vicdanına göre kullanır.” dedim, bu gayet normal ve sizi zan altında bırakıyorlar. Siz de çıkarsınız şey edersiniz.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Aynaya bak, iyi görürsün kendini!

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, böyle Meclis yönetilmez.

Şimdi, uluslararası bir anlaşma getirildi. Şimdi, tamam, benim kişisel on dakika konuşma hakkım var. Hangi hakla bu kürsüde oturan Mehmet Bey benim söz hakkımı vermiyor? Böyle bir şey olur mu arkadaşlar! Ya böyle bir şey olmaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bize burada sataşılıyor, söz vermiyorsunuz. Yahu, senin gelip geleceğin yer burası, seni daha başka bir makamlara atamazlar ama makamlardan ve mevkilerden de daha üstün insanın şeref ve haysiyeti var, onuru var, şerefi var. Şerefli, onurlu, haysiyetli insanlar daima dürüst görev yaparlar, dürüst iz bırakırlar. Yoksa ki “Ben -efendime söyleyeyim- makamın ve mevkinin kölesi olarak vicdanımı bir tarafa satayım, haysiyetimi bir tarafa satayım, ondan sonra birilerine yaranayım.” Böyle bir ne siyaset yapılır ne öyle bir görev yapılır.

Beyler, ben, bakın, otuz senedir bu Parlamentoda konuşuyorum. Bakın, alnım ak. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çok büyük hizmetlerin oldu bu millete senin!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, benim buraya gelmemin nedeni nedir, biliyor musunuz? Şu bileğimin hakkı. Burada çıkarım, daima doğruları söylerim. Ben her zaman çıkıp doğruları söylediğim için… Bakın, çıkalım şeye… Dün Ulus Meydanı’ndan Anıtkabir’e yürüdüm; o gençler, o hanımefendiler, o insanların bana gösterdiği şefkati, saygıyı bir göreydiniz, bir göreydiniz. Gelin, sizin Tayyip Erdoğan da gelsin, biz de gelelim, bir sokakta yürüyelim, ha bu sizin bakanlarınız da gelsin bir yürüyelim. Arkadaşlar, bu halk biliyor kimin dürüst olduğunu, kimin üçkâğıtçı olduğunu, kimin yolsuz olduğunu, kimin hırsız olduğunu, kimin hırsızlıkları örtbas etmek için makamlarını kullandıklarını, hepsini biliyor.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Seçimlerde millet veriyor oyu, seçimlerde millet tartıyor!

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, şimdi, bizim burada konuşmamızı engelleyerek, bizim halkın karşısında gerçekleri söylememizi engelleyerek siz bizi susturamazsınız. Yarın daha büyük imkânlar bulacağız, sizin bütün yolsuzluklarınızı kamuoyunun önüne sereceğiz.

Bugün Tayyip Erdoğan’ın yiğitliği varsa gelip burada Meclise saygısı gereği soruşturmada konuşması lazımdı. Arkadaşımız itiraz etti, gelmedi. Meclise saygısı olan, hakkında soruşturma istenen kişi gelip burada, evvela Meclise saygısı gereği konuşur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, böyle bir şey olmaz.

Ben milletvekillerinden istediklerime saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerinin hiçbirini hiç kimse “haysiyetsiz, şahsiyetsiz, şereften yoksun” diye itham edemez. Hiç kimsenin elinde haysiyet, şahsiyet, şeref ölçüsü, terazisi yoktur. Burada konuşan Konuşmacının, Meclis Başkanlık Divanını…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşmaları anlamak lazım Mustafa, sen daha anlamıyorsun bunları.

BAŞKAN – Lütfen oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …değerli üyelerin hepsini itham altında bırakan, töhmet altında bırakan konuşmasını şiddetle kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de seni kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Zabıtlara geçti.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde varsa soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Soru müracaatı yok.

1’inci madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 

BAŞKAN – 2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kanunun tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamayı elektronik oylama cihazıyla yapacağız. İki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile Moldova Cumhuriyeti Tarım ve Gıda Endüstrisi Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik Konularda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

"Kullanılan oy sayısı : 297

Kabul : 296

Ret : 1 (x)

           Kâtip Üye                                   Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya                  Fatih Şahin

                Bartın                                    Ankara"

Bu şekilde tasarı kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 31 Ekim 2012 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 19.14

 



(x) 70 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.