BIM 2 2 2004-10-06T06:49:00Z 2004-10-06T06:49:00Z 67 42050 239690 TBMM 1997 479 294356 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22        YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 59

 

119 uncu Birleşim (Olağanüstü)

14 Eylül 2004 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

 IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri ve 202 milletvekilinin, Türk Ceza Kanunu Tasarısı (1/593) ile 16.7.2004 Tarihli ve 5229 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresini (1/872) görüşmek üzere Anayasanın 93 üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince olağanüstü toplantı çağrı önergesi (4/214)

2. - TBMM Genel Kurulunun 14 Eylül 2004 Salı günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağrıldığına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/641)

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. - Genel Kurulu ziyaret eden Suriye Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al Abrash'a Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerileri

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı 664)

VII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Iğdır Milletvekili Yücel ARTANTAŞ'ın, yurtdışına giden heyetlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent ARINÇ'ın cevabı (7/2310)

2. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bir yabancı parlamenterin Türkiye'de cezaevi ziyaretine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2778)

3. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, 1999 yılında yapılan ve 2004 yılında yapılacak KPSS sınavlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2783)

* Ek cevap

4. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, idare mahkemesince iptal edilen Kocaeli-Körfez Belediye Meclisinin bir kararına ve dosyanın sonuçlandırılamamasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2785)

5. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir bölge idare mahkemesi başkanının yurtdışı gezilerine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2859)

6. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Meclis içinde ziyaretçilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent ARINÇ'ın cevabı (7/2896)

7. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Fas-Türkiye ilişkilerine dair Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/2921)

8. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya-Tekirova Belediye Başkanı hakkındaki bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/2922)

9. - Hatay Milletvekili İnal BATU'nun, AB üyesi bazı ülkelerin Türk vatandaşlarına vize alımında çıkardıkları sorunlara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2925)

10. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlıkta çalışan arkeolog sayısına ve ek göstergelerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2927)

11. - İzmir Milletvekili Yılmaz KAYA'nın, Tarişbank borçlusu çiftçilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın cevabı (7/2938)

12. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, kar programında görevli personelin mesai ücretlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/2942)

13. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, makam araçlarına ve giderlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2947)

14. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Safranbolu'nun tarihî dokusunun korunmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/2949)

15. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Marmara Bölgesinde olası bir deprem için alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/2952)

16. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Kamu İhale Kanununun kapsamına ve bu konuda yeni bir düzenleme ihtiyacına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2954)

17. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, koruma müdürlüğü ve bir polis memuru hakkındaki bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun, cevabı (7/2960)

18. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Tuz Gölü ile ilgili Meclis araştırması raporunda da yeralan bazı sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/2963)

19. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Anamuhalefet Partisi Liderine tazminat davası açan ilk ve son Başbakanın kim olduğuna ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/2965)

20. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Kıyıköy ya da İğneada'dan Saroz Körfezi'ne döşenmesi planlanan petrol boru hattına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2978)

21. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, kapalı tutulan müzelere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2981)

22. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, vergi barışından yararlanan kamu kuruluşlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2989)

23. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun teknik öğretmenlere fiilî hizmet zammı verilmesine son verilmesine dair kararına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2993)

24. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, kredi borcunu ödemeyen üniversite mezunlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2995)

25. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Bingöl-Güroymak İlçesinde belediyenin alkollü içki satışını yasakladığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3011)

26. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir yürütmeyi durdurma kararının uygulandığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3012)

27. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, İran'ı ziyaret edip etmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/3014)

28. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir polis memuru hakkındaki iddialara ve hakkında yapılan adlî işlemlere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/3020)

29. - Adana Milletvekili N.Gaye ERBATUR'un, İstanbul Bayrampaşa Cezaevinde oda sisteminin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/3021)

30. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya 100. Yıl Bulvarında can güvenliğini sağlama amaçlı önlemler alınmasına ilişkin sorusu ve  İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3036)

31. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, antika silah sahiplerinin bürokraside karşılaştıkları sorunlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3038)

32. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, taksi sürücülerinin eğitimlerine ilişkin sorusu ve  İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3039)

33. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı yabancı firmaların ve yerli ortaklarının vergi kaçırdıkları iddialarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3041)

34. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, YÖK Yasa Tasarısının hazırlanma aşamasında Bakanlığın bilgisi dışında değişikliğe uğradığı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3042)

35. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, YÖK Kanununun 35 inci maddesi kapsamı dışında doktora yapan araştırma görevlilerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3043)

36. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, işletmelerden istenen Sanayi Sicil Belgesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3049)

37. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, THY'nin kiraladığı uçaklara ve isim belirleme kriterlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3050)

38. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, asgarî ücrete ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3055)

39. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, SSK Etlik İhtisas Hastanesinden ayrılan personele ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3060)

40. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BOTAŞ'ın gaz kontrat devri ihalesini yapıp yapmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3061)

41. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, NATO toplantısı için alınan güvenlik önlemlerinin doğuracağı sonuçlara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3064)

42. - Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir mezuniyet yıllığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3067)

43. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, yurtdışındaki Türk firmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3068)

44. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, SİT alanı olan bir bölgeye askerî gazino olarak kullanılan binalar inşa edildiğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/3075)

45. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TAI ve TUSAŞ'ın, bir Amerikan şirketine ait hisseleri satın alacağı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/3076)

46. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, bir yürütmenin durdurulması kararının uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3078)

47. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, koruma müdürü hakkındaki bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3080)

48. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TEDAŞ'ta çalışan bir teknisyenin görev yerinin değiştirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3081)

49. - İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, AKTAŞ Elektrik A.Ş. personelinin yasal haklarının verilmediği iddialarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3082)

50. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Boğaziçi İmar İdare Heyetinin çalışmalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3083)

51. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin bazı firmalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3086)

52. - Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, Bakanlığın bütçesine ve bütçe dışı gelirlerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3089)

53. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, üniversite sınavı sonrası açıkta kalacak adaylara yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3092)

54. - Aydın Milletvekili Mehmet Mesut ÖZAKCAN'ın, Giresun İlinde öğretmenler  için düzenlenen bir kursta dağıtılan kitaplara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3093)

55.- İzmir Milletvekili Oğuz OYAN'ın, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının Devlet Memurları Kanununa göre disiplin suçu işlediği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3108)

56.- İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, 5018 sayılı Yasanın 14. maddesinin uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3109)

57.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,  Antalya Büyükşehir Belediyesinde yapılan görev değişikliği ve atamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3112)

58. - Afyon Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, NATO Zirvesi sırasında bir bakanın üzerinin ABD Başkanının korumalarınca arandığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3113)

59. - Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, NATO Zirvesi sırasında ABD gizli servis ajanlarının bazı bakanlarımıza yönelik bir uygulamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3114)

60. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Adana-Yumurtalık-Kaldırım  Belediyesindeki iş makinelerine ve dolu afetinden zarar gören çiftçilere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3115)

61. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Bakû-Tiflis-Ceyhan  Boru Hattıyla ilgili bir iddiaya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3116)

62. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,  kaçak elektrikle mücadele çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3117)

63. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir turizmciye hükümetçe özel uygulamalar yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3118)

64. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,  bakanlıkça yapılan turizm tahsislerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3119)

65. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Ankara'daki Noterler Birliği İlköğretim Okulu ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3120)

66. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in,  Şırnak-Kumçatı Beldesinin lise ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3121)

67. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,  Antalya Millî Eğitim Müdürünün mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyıp taşımadığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3122)

68. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,  gençler arasında görülen kötü alışkanlıklarla ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3123)

69. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in,  Şırnak İlindeki sağlık kuruluşlarına ve personeline ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3124)

70. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Pamukbankın başka bankalarla birleşmesi halinde kamuya maliyetine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif ŞENER'in cevabı (7/3127)

71. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,  Vergi Barışı uygulamasının süresine ve uygulanan faiz oranına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3128)

72. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın,  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve EGO Genel Müdürlüğü yetkilileri  hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3132)

73. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, petrol ürünleri ithalatının artışına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3133)

74. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Kumluca-Mavikent Belediyesindeki işten çıkarılma iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3134)

75. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, ülkemizdeki özürlülere ve tedavi merkezlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/3135)

76. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,  ülkemizdeki özürlülerin rehabilitasyon  ve tedavileri ile sosyal güvencelerine  ilişkin Başbakandan  sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/3136)

77. - İzmir  Milletvekili Ahmet ERSİN'in,  5174  sayılı Kanunun bir hükmüne  ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3137)

78. - Konya  Milletvekili Atilla KART'ın,  kendisi, eşi ve çocuklarının iştirakçisi oldukları şirketlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3138)

79. - Ardahan  Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün,  çiftçilerin kredi borçlarının geri ödemesinde kolaylık sağlanıp sağlanmayacağına  ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3139)

80. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, İzmir'de düzenlenecek Dünya Üniversitelerarası Spor Oyunlarının finansman sorununa ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3140)

81. - İzmir  Milletvekili Ahmet ERSİN'in, İzmir Dünya Üniversite Oyunları için yapılacak çalışmalara  ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3141)

82. - İstanbul  Milletvekili  Gürsoy EROL'un,  özürlü üniversite öğrencilerinin harçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3146)

83. - Samsun  Milletvekili  Haluk KOÇ'un, Samsun-Bafra'daki bazı köylerin yağış nedeniyle gördüğü zarara ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3147)

84 - Ardahan  Milletvekili  Ensar ÖĞÜT'ün, işçi, memur ve Bağ-Kur emeklilerinin durumlarının iyileştirilmesine yönelik çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3148)

85. - Ardahan  Milletvekili  Ensar ÖĞÜT'ün, kamu personelinin ekonomik durumunun iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3149)

86. - Ardahan  Milletvekili  Ensar ÖĞÜT'ün, Kıbrıs'tan 5000 askerin çekileceği ve Maraş'ın BM Barış Gücüne teslim edileceği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/3150)

87. - Antalya  Milletvekili  Nail KAMACI'nın, beyin ve ortopedi ameliyatı yapması yasaklanan SSK hastanelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3153)

88. - Antalya  Milletvekili  Nail KAMACI'nın, Aşkale'ye tahsis edilecek deprem ödeneğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3154)

89. - Antalya  Milletvekili  Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya'da bir işhanının duvarındaki reklam panosuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3156)

90. - İstanbul  Milletvekili  Emin ŞİRİN'in,  bir internet sitesinde yayımlandığı iddia edilen bazı görüşme tutanaklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3157)

91. - İzmir  Milletvekili  Muharrem TOPRAK'ın, AOÇ'nin kullanıma elverişli kısmının azalmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3158)

92. - Manisa  Milletvekili  Hasan ÖREN'in, KPSS'de sorulan bir soruya ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı  (7/3159)

93. - Antalya  Milletvekili  Nail KAMACI'nın, Antalya ili Finike-Kale yolu çalışmalarındaki bazı iddialara ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3161)

94. - İzmir Milletvekili  Erdal KARADEMİR'in, kadastro çalışmalarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3162)

95. - Aydın  Milletvekili  Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, İzmir-Aydın otoyolunun çevre yolu bağlantısı yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3163)

96. - Ordu Milletvekili  İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ünye-Niksar karayolunun yapımına  ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3165)

97. - Afyon Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, Afyon'da Karayollarına bağlı bir arazinin bir şirkete satılacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3166)

98. - Ordu  Milletvekili  İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ordu SSK Hastanesinin patoloji uzmanı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3167)

99. - Ordu  Milletvekili  İdris Sami TANDOĞDU'nun, Türkiye İş Kurumu tarafından hazırlanan projelere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3168)

100. - Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, Diyarbakır SSK Bölge Hastanesi Başhekiminin görev değişimine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3169)

101. - Ardahan Milletvekili  Ensar ÖĞÜT'ün, İşsizlik Sigortası Fonuna ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3170)

102. - Samsun Milletvekili  Haluk KOÇ'un, Samsun'daki Sigorta Teftiş Kurulu Grup Başkanlığının kapatılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3171)

103. - İstanbul  Milletvekili  Gürsoy EROL'un, SSK iştirakçilerinin özürlü çocuklarının eğitim ve rehabilitasyon ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3172)

104. - Samsun Milletvekili  Haluk KOÇ'un,  meme protezlerinin estetik mahiyette olduğu gerekçesiyle SSK tarafından ödenmemesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3173)

105. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, kamuoyunda 2/B olarak değerlendirilen arazilere ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/3175)

106. - Mersin Milletvekili  Mustafa ÖZYÜREK'in, Mersin'in bir mahallesindeki petrol dolum tesislerinin yarattığı kirliliğe  ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/3176)

107. - İstanbul Milletvekili  Onur ÖYMEN'in, hukuk müşavirliği sınavıyla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/3178)

108. - Denizli Milletvekili  Mustafa GAZALCI'nın, hukuk müşavirliği sınavıyla ilgili bazı iddialara  ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/3179)

109. - İstanbul Milletvekili  Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin hizmetlerinden yararlandığı bir halkla ilişkiler şirketi olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/3180)

110. - İstanbul Milletvekili  Emin ŞİRİN'in, IMF'nin TMSF'ce el konulacak bankalara müdahil olduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif ŞENER'in cevabı (7/3181)

111. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Büyükorhan'daki baraj göletinin tarımsal amaçla kullanılıp kullanılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3191)

112. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Cihanbeyli-Yeniceoba Kasabasının  elektrik teknisyeni ihtiyacına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3192)

113. - Antalya Milletvekili Atila EMEK'in, Alara Çayı üzerine baraj yapılıp yapılmayacağına  ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3195)

114. - Diyarbakır Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in, Ergani'deki enerji nakil hattının yerleşim yeri dışına alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3197)

115. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'ın bazı ilçe ve köylerinin gölet ihtiyacına  ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3198)

116. - Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, NATO toplantısı sırasında düzenlenen gösterilere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3199)

117. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, uyuşturucu madde kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3200)

118. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Van Valisinin basında yer alan bir beyanına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3201)

119. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir genel yayın müdürü hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3203)

120. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, turizm gelirleri ve bu gelirlerin denetimine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3206)

121. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yenişehir'deki tarihî evlerin restorasyonuna  ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3207)

122. - Adana Milletvekili  Kemal SAĞ'ın, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasının kapatılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3209)

123. - Yalova Milletvekili  Muharrem İNCE'nin, Bakû Kültür Müşavirinin görevden alınması ve yerine yapılan atamaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3210)

124. - Adana Milletvekili  Tacidar SEYHAN'ın, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasının kapatılacağı iddiasına ve Adana Kültür Merkezi inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3211)

125. - Adana  Milletvekili  N. Gaye ERBATUR'un, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasının kapatılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun (7/3213) 

126. - Antalya Milletvekili  Nail KAMACI'nın, tarihî binaların kullanıcıları ve maliklerince tahrip edilmesine  ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3214) 

127. - Bursa Milletvekili  Kemal DEMİREL'in, Devlet Senfoni Orkestralarının kapatılması yönünde bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/3215)

128. - İstanbul Milletvekili  Berhan ŞİMŞEK'in, bir firmanın terörist faaliyetleri finanse ettiği ve vergi indiriminden yararlandırıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3217)

129. - Tekirdağ Milletvekili  Erdoğan KAPLAN'ın, patates-soğan ihracatında geriye dönük vergi iadesi uygulamasına  ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3218)

130. - Tekirdağ Milletvekili  Erdoğan KAPLAN'ın, THY'deki uçaklara ve teknik ekibe ilişkin  sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3219)

131. - İstanbul Milletvekili  Bihlun TAMAYLIGİL'in, Yedikule Hisarının kiralanmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3220)

132. - Sinop Milletvekili  Engin ALTAY'ın, özelleştirme işlemlerine ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığına  ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3221)

133. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, çeşitli mal ve hizmetlere yapılan zamlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3222)

134. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, esnafın vergi borcuna uygulanan faiz oranına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3223)

135. - İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in, TEDAŞ'ın özelleştirme programına alınmasının nedenlerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3224) 

136. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bakanlığın ilçe teşkilatlarının kapatılıp kapatılmayacağına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3225)

137. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Karacabey-Seyran Köyü yakınlarındaki Hazine arazisine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3226)

138. - İstanbul Milletvekili Gürsoy EROL'un, Emekli Sandığı iştirakçilerinin özürlü çocuklarının eğitim ve rehabilitasyon ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3227)

139. - Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın, TÜPRAŞ'ta çalışan işçilerin ortalama maliyetine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3228)

140. - Tokat  Milletvekili Feramus ŞAHİN'in, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait vakıf binalarını kullanan esnafa uygulanan stopaj vergisine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3229)

141. - İstanbul Milletvekili  Berhan ŞİMŞEK'in, Antalya Millî Eğitim Müdürü hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3230)

142. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, Van'a yaptığı iddia edilen bir seyahate ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3231)

143. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Damal'da eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3232)

144. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'da eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3233)

145 .- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Posof'ta eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3234)

146. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Çıldır'da eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3235)

147. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Göle'de eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3236)

148. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Hanak'ta eğitim alanındaki eksikliklerin giderilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3237) 

149. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya'daki bir revirin sahibinin vasiyeti gereği Sağlık Bakanlığına devrine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3238)

150. - Bursa Milletvekili Ertuğrul YALÇINBAYIR'ın, Bursa İli Karacabey Organize Sanayi Bölgesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3239) 

151. - Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, Aydın İlinde yer alan organize sanayi bölgelerinin endüstri bölgesine dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3240)

152. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, sanayicilerin faaliyet dışı gelirlerine ve istihdama ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/3241) 

153. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, özel sağlık kuruluşlarının denetimine ve bir özel sağlık kuruluşuna ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3242) 

154.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ünye Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3244) 

155. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖGÜT'ün, Ardahan-Posof Devlet Hastanesi ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,

- Ardahan-Hanak Sağlık Grup Başkanlığı ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,

- Ardahan-Göle Devlet Hastanesi ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,

- Ardahan Devlet Hastanesi ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,

- Ardahan-Çıldır'daki Sağlık Grup Başkanlığı ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,

- Ardahan-Damal Merkez Sağlık Ocağı Tabipliğinin ve sağlık ocaklarındaki eksikliklerin giderilmesine,

İlişkin soruları ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3245, 3246, 3247, 3248, 3249, 3250)

156. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'da hizmet veren bir özel sağlık kuruluşuna ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3251) 

157. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, sağlık kuruluşlarında ücretli veya ücretsiz yapılan aşılara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3252) 

158. - Iğdır Milletvekili  Dursun AKDEMİR'in, hayvan hastalıkları ile mücadele çalışmalarına,

- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın, peynircilik araştırma enstitüsü kurulup kurulmayacağına,

- Ordu Milletvekili  İdris Sami TANDOĞDU'nun, doğal afetten zarar gören fındık üreticileri için yapılacak çalışmalara,

- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Alanya'ya bağlı bazı köylerin su sorununa,

- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya kent merkezinin  balıkçı barınağı ihtiyacına,

- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın, et hayvancılığını desteklemeye yönelik bir tebliğe,

- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın, 5184 sayılı Kanunun değiştirilip değiştirilmeyeceğine,

- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, doğrudan gelir desteği ödemeleri için çiftçilerden alınan paraya,

- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan Köy Hizmetleri İl Müdürlüğüne bağlı bir atölyeye, 

- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünün araç ve teknik personel ihtiyacına,

- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'ın bazı ilçe ve köylerinin yayla yollarının yapım ve onarımına,

- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, Aydın İlinde ödenecek pamuk primlerine,

- Manisa  Milletvekili Hasan ÖREN'in, hayvancılıkla ilgili araştırma, aşı üretim enstitüsü ve kontrol laboratuvarlarının kapatılma nedenlerine,

- Tekirdağ  Milletvekili  Enis TÜTÜNCÜ'nün, buğday destekleme politikalarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3253, 3254, 3255, 3256, 3257, 3258, 3259, 3260, 3261, 3262, 3263, 3264, 3265, 3266)

159. - Uşak Milletvekili Osman COŞKUNOĞLU'nun, Türk Telekomun sabit telefonlarındaki yeni tarife paketlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3267) 

160. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Mudanya ile çevre iller arasındaki feribot seferlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3268) 

161. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, özel sektör hava yollarının iç hatlarda tarifeli uçuşlara başlamasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3269)

162. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, bazı yabancı uçakların Türk hava sahasını kullanmalarına izin verilip verilmediğine  ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3270) 

163. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Hatay havaalanı inşaatına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3271) 

164. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, boğazların kirliliğine ve geçiş yapan gemilere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3272)

165. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, dokuma ve tekstil ürünleri ihracatına ve hayali ihracat konusunda yapılan çalışmalara  ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3273) 

166. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Murat Reis isimli denizaltına  ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/3274) 

167. - Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, parlamentolararası dostluk gruplarının yurtdışı gezileri ile TBMM'de çalışan geçici işçilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent ARINÇ'ın cevabı (7/3276)

168. - Ardahan  Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'daki  tahrip olan köprü ve sanat yapılarının onarımına ilişkin  Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3277)

169. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Iğdır'daki doğal afetin sebep olduğu zarara ve yardım çalışmalarına ilişkin  Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3278)

170. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, çocuk yuvalarının yetersizliğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/3279)

171. - İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, TRT'de yapılan açıkoturum ve tartışma programlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3280)

172. - Hatay Milletvekili Fuat ÇAY'ın, kızının düğün törenine ilişkin  Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3283)

173. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa'daki eczacıların Bağ-Kurdan alacaklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3284)

174. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, eczacıların sosyal güvenlik kuruluşlarından alacaklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/3285)

175. - İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, DİE bölge müdürlüklerine gönderilen personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3286)

176. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, bir TRT muhabirinin görev yeri değişikliği ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3287)

177. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT'deki program ve yapımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3288)

178. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT Haber Dairesi Başkanlığı ve Haber Merkezinin İstanbul'a taşınacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3289)

179. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT-2'nin kanal kimliğinin değiştirilmesine ilişkin  sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3290)

180. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT'de logo ve kanal kimliklerinin değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3291)

181. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT'ce aylık olarak yayımlanan bir derginin kapak kompozisyonuna ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3292)

182. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT Ankara Televizyonunda görevli bir bürokratın görevden alındığı iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3293)

183. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, buğday ithalatına ve dahilde işleme izin belgesi verilen firmalara ilişkin  Devlet Bakanından sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Ali COŞKUN'un cevabı (7/3294)

184. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, plazma monitör ithal eden firmalara gümrük idaresine yapılan uygulamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3295)

185.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, ülkemizin yıllık elektrik ihtiyacı ve bazı verilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3296)

186. - Adana Milletvekili N.Gaye ERBATUR'un, Adana'da sulama yapan çiftçilerin TEDAŞ'a olan borçlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3298)

187. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, bazı bürokrat atamalarına ve ortaya çıkan mağduriyete ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3299)

188. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,  Cartagena  Biyogüvenlik Protokolü ve genetik modifiye organizmaları (GMO) atıklarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3300)

189. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa Yenişehir Havaalanının tarifeli sivil uçuşlara ne zaman açılacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3301)

190. - Konya  Milletvekili Atilla KART'ın, Silifke - Taşucu SEKA Kâğıt Fabrikasının özelleştirilmesine ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3302)

191. - Bursa  Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Mudanya - İstanbul feribot seferlerine ne zaman başlanacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3303)

192. - Antalya  Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, kablolu TV yayınlarına ve aboneliğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3304)

193. -İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü hakkındaki bazı iddialara ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/3305)

194. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ordu'daki bazı okulların satış kararına ve bazı sorunlara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3306)

195. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, millî gelirden çalışanlara ve yatırıma ayrılan paya ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3307)

196. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Cartagena  Biyogüvenlik Protokolü ve insan hedefli genetik modifiye biyolojik silahlara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/3310)

197. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ordu-Fatsa’daki kapalı spor salonuna ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/3311)

198. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Cartagena  Biyogüvenlik Sözleşmesi ve genetik modifiye organizmaları (GMO) atıklarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/3313)

199. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Cartagena  Biyogüvenlik Protokolü ve  genetik modifiye organizmaları (GMO) atıklarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3314)

200. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, Afşin-Elbistan Termik Santralının çevreye ve insan sağlığına verdiği zarara ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3317)

201. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, Kıyı Yasasına muhalefetten haklarında soruşturma açılan belediye başkanları olup olmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3320)

202. - Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, Denizli'deki doğalgaz ihalesine ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3324)

203. - Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, petrol rafinerilerindeki teknolojik yetersizliklere ve ATAŞ'taki yangına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3327)

204. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, Samsun Gübre Sanayi A.Ş.'nin özelleştirme sürecinde ortaya çıkan olumsuzluklara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3329)

205. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, tarımsal ve hayvansal ürün ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/3331)

206. - Ankara Milletvekili Zekeriya AKINCI'nın, Ankara-Çubuk-Sünlü Köyünde meydana gelen hortum mağdurlarına ve yardım çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3335)

207. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Boston seyahatine ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/3336)

208. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, Hacıbektaş Belediyesinin çadır talebinin Kızılayca karşılanmamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3338)

209. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, İzmir Çevre Yoluna ödenek ayrılıp ayrılmadığına ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki ERGEZEN'in cevabı (7/3342)

210. - Kocaeli Milletvekili İzzet ÇETİN'in, Bakanlık bürokratlarının Orman-İş yönetici ve üyelerine sendika değiştirmeleri konusunda baskı yaptığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/3345)

211. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF alacak portföyünün satış yolu ile tasfiye edileceği iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/3346)

212. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'ye borçlu bankalar ve ödeme koşullarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/3347)

213. - Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, TRT lojmanlarıyla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3348)

214. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Tanıtma Fonundan 2003 yılından itibaren yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/3349)

215. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Kartal Kaymakamının, lokanta, pastane ve fırınların İSO 9000: 2000 belgesi almalarını zorunlu kıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3350)

216. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Büyükşehir Belediyesiyle ilgili kadrolaşma iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3351)

217. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Mamak Belediyesinin beton santralı ile ilgili yıkım kararına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/3352)

218. - İzmir Milletvekili Türkan MİÇOOĞULLARI'nın, Tekelde bayan personelin tayin sorununa ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/3356)

219. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan'ın uzman öğretmen ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/3358)

220. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya SSK Bölge Hastanesinden Üniversite Hastanesine yapılan sevklerin durdurulmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/3362)

221. - Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Adana'nın bazı ilçelerindeki afet mağduru çiftçilerimizin sorunlarına,

- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya-Isparta yolu üzerindeki Gaziler-Varsak Boğazları ile Antalya'ya bağlanan yolun genişletme çalışmalarına,

Antalya-Varsak-Gaziler Köyünde dolu yağışından mağdur olan çiftçilere yapılacak yardımlara,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/3363, 3364, 3365)

222. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, PTT bürolarından çekilen faksların muhafaza edilmesi uygulamasına ne zaman son verileceğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/3374)

223. - İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, TPAO Adıyaman İşletmesinde işine son verilen işçilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/3379)

 


I. -  GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açıldı.

Kütahya Milletvekili Halil İbrahim Yılmaz'ın vefatı nedeniyle saygı duruşunda bulunuldu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ile 127 milletvekilinin, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında verilen gensoru önergesini görüşmek üzere, Anayasanın 93 üncü, TBMM İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantıya çağrılmasına ilişkin önergesi,

Olağanüstü toplantı isteminin Anayasa ve İçtüzük hükümlerine uygun bulunduğuna ve bu nedenle, TBMM Genel Kurulunun 4 Ağustos 2004 Çarşamba günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağrıldığına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı duyurusu,

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 32 milletvekilinin, 22 Temmuz 2004 tarihinde Pamukova'da meydana gelen ve 38 yurttaşımızın yaşamlarını yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan "Hızlandırılmış Tren" olarak adlandırılan uygulamayı mevcut altyapı eksiklikleri tamamlanmadan başlattığı iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/1),

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

4.8.2004 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve okunmuş bulunan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkındaki (11/1) esas numaralı gensoru önergesinin, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmaması hususundaki öngörüşmelerinin Genel Kurulun 4 Ağustos 2004 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; gensoru önergesinin gündeme alınmasının kabul edilmesi halinde, gensorunun, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasına ve görüşmelerinin 7 Ağustos 2004 Cumartesi günkü birleşimde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 32 milletvekilinin, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmaması hususundaki öngörüşmeler tamamlandı; istem üzerine elektronik cihazla yapılan açıkoylama sonucunda, önergenin gündeme alınmasının kabul edilmediği açıklandı.

Genel Kurulu ziyaret eden Hollanda Parlamentosu Türk Grubundan bir grup milletvekiline Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denildi.

1 Ekim 2004 Cuma günü saat 15.00'te toplanılmak üzere, birleşime 17.46'da son verildi.

 

İsmail Alptekin

 

 

Başkanvekili

 

 

Mehmet Daniş

Türkân Miçooğulları

 

Çanakkale

İzmir

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

 


No. : 173

II. - GELEN KÂĞITLAR

14 Eylül 2004 Salı (Olağanüstü)

Rapor

1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı: 664) (Dağıtma Tarihi: 14.9.2004) (GÜNDEME)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

14 Eylül 2004 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Anayasanın 93 üncü, İçtüzüğün 7 nci maddelerine göre, Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile 202 milletvekili tarafından Başkanlığımıza verilen önerge üzerine olağanüstü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 119 uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini; bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen sayın milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır.

Gündeme geçiyoruz.

Gündemimizin "Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları" kısmında yer alan olağanüstü toplantı çağrı önergesini ve Başkanlığın çağrı yazısını okutuyorum:

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri ve 202 milletvekilinin, Türk Ceza Kanunu Tasarısı (1/593) ile 16.7.2004 Tarihli ve 5229 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresini (1/872) görüşmek üzere Anayasanın 93 üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince olağanüstü toplantı çağrı önergesi (4/214)

6.9.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun; 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısı (1/593) ile Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere gönderilen Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 5229 sayılı Kanunu görüşmek üzere Anayasanın 93 üncü ve İçtüzüğün 7 nci maddesi gereğince, 14 Eylül 2004 Salı günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağrılmasını arz ederiz.

 

Salih Kapusuz

Faruk Çelik

Eyüp Fatsa

 

 

Ankara

Bursa

Ordu

 

 

Grup Başkanvekili

Grup Başkanvekili

Grup Başkanvekili

 

 

Haluk İpek

Sadullah Ergin

 

 

 

Ankara

Hatay

 

 

 

Grup Başkanvekili

Grup Başkanvekili

 

 

 

6. - Abdullah Çalışkan                                (Adana)

7. - Recep Garip                                (Adana)

8. - Ali Küçükaydın                                (Adana)

9. - Ziyattin Yağcı                                (Adana)

10. - Mahmut Göksu                                (Adıyaman)

11. - Mehmet Özyol                                (Adıyaman)

12. - Ahmet Faruk Ünsal                                (Adıyaman)

13. - Halil Aydoğan                                (Afyon)

14. - Reyhan Balandı                                (Afyon)

15. - Ahmet Koca                                (Afyon)

16. - Cemal Kaya                                (Ağrı)

17. - Halil Özyolcu                                (Ağrı)

18. - Mehmet Kerim Yıldız                                (Ağrı)

19. - Ruhi Açıkgöz                                (Aksaray)

20. - Ramazan Toprak                                (Aksaray)

21. - Akif Gülle                                (Amasya)

22. - Bülent Gedikli                                (Ankara)

23. - Telat Karapınar                                (Ankara)

24. - Faruk Koca                                (Ankara)

25. - Mehmet Zekai Özcan                                (Ankara)

26. - Eyyüp Sanay                                (Ankara)

27. - Mustafa Tuna                                (Ankara)

28. - Mustafa Said Yazıcıoğlu                                (Ankara)

29. - Osman Akman                                (Antalya)

30. - Mevlüt Çavuşoğlu                                (Antalya)

31. - Burhan Kılıç                                (Antalya)

32. - Kenan Altun                                (Ardahan)

33. - Orhan Yıldız                                (Artvin)

34. - Ahmet Rıza Acar                                (Aydın)

35. - Ahmet Ertürk                                (Aydın)

36. - Ali Aydınlıoğlu                                (Balıkesir)

37. - Turhan Çömez                                (Balıkesir)

38. - Ali Osman Sali                                (Balıkesir)

39. - Ahmet Edip Uğur                                (Balıkesir)

40. - Mehmet Asım Kulak                                (Bartın)

41.- Afif Demirkıran                                (Batman)

42. - Ahmet İnal                                (Batman)

43. - M. Nezir Nasıroğlu                                (Batman)

44. - Feyzi Berdibek                                (Bingöl)

45. - Abdurrahim Aksoy                                (Bitlis)

46. - Yüksel Coşkunyürek                                 (Bolu)

47. - Mehmet Güner                                (Bolu)

48. - Metin Yılmaz                                (Bolu)

49. - Mehmet Alp                                (Burdur)

50. - Bayram Özçelik                                (Burdur)

51. - Abdulmecit Alp                                (Bursa)

52. - Şerif Birinç                                (Bursa)

53. - Mustafa Dündar                                (Bursa)

54. - Zafer Hıdıroğlu                                (Bursa)

55. - Mehmet Altan Karapaşaoğlu                                (Bursa)

56. - Şevket Orhan                                (Bursa)

57. - Mehmet Emin Tutan                                (Bursa)

58. - İbrahim Köşdere                                (Çanakkale)

59. - Hikmet Özdemir                                (Çankırı)

60. - Agâh Kafkas                                (Çorum)

61. - Ali Yüksel Kavuştu                                (Çorum)

62. - Muzaffer Külcü                                (Çorum)

63. - Murat Yıldırım                                (Çorum)

64. - Osman Nuri Filiz                                (Denizli)

65. - Aziz Akgül                                (Diyarbakır)

66. - M. İhsan Arslan                                (Diyarbakır)

67. - Osman Aslan                                (Diyarbakır)

68. - Mehmet Mehdi Eker                                (Diyarbakır)

69. - Ali İhsan Merdanoğlu                                (Diyarbakır)

70.- Cavit Torun                                (Diyarbakır)

71. - Ali Ayağ                                (Edirne)

72. - M. Necati Çetinkaya                                (Elazığ)

73. - Zülfü Demirbağ                                (Elazığ)

74. - Şemsettin Murat                                (Elazığ)

75. - Abdulbaki Türkoğlu                                (Elazığ)

76. - Tevhit Karakaya                                (Erzincan)

77. - Fahri Keskin                                (Eskişehir)

78. - Ömer Abuşoğlu                                (Gaziantep)

79. - Nurettin Aktaş                                (Gaziantep)

80. - Mahmut Durdu                                (Gaziantep

81. - Mehmet Sarı                                (Gaziantep)

82. - Sabri Varan                                (Gümüşhane)

83. - Fehmi Öztunç                                (Hakkâri)

84. - Mustafa Zeydan                                (Hakkâri)

85. - Mehmet Sait Armağan                                (Isparta)

86. - Erkan Mumcu                                (Isparta)

87. - Mehmet Mustafa Açıkalın                                (İstanbul)

88. - Tayyar Altıkulaç                                (İstanbul)

89. - Mustafa Ataş                                (İstanbul)

90. - Azmi Ateş                                (İstanbul)

91. - Egemen Bağış                                (İstanbul)

92. - Mustafa Baş                                (İstanbul)

93. - Yahya Baş                                (İstanbul)

94. - Nusret Bayraktar                                (İstanbul)

95. - Alaattin Büyükkaya                                (İstanbul)

96. - Nazım Ekren                                (İstanbul)

97. - Ekrem Erdem                                (İstanbul)

98. - Gürsoy Erol                                (İstanbul)

99. - Hüseyin Kansu                                (İstanbul)

100. - Cengiz Kaptanoğlu                                (İstanbul)

101. - Recep Koral                                (İstanbul)

102. - Burhan Kuzu                                (İstanbul)

103. - İnci Özdemir                                (İstanbul)

104. - Mehmet Sekmen                                (İstanbul)

105. - İdris Naim Şahin                                (İstanbul)

106. - Gülseren Topuz                                (İstanbul)

107. - Zeynep Karahan Uslu          (İstanbul)

108. - Nevzat Yalçıntaş                                (İstanbul)

109. - Zekeriya Akçam                                (İzmir)

110. - Tevfik Ensari                                (İzmir)

111. - Nükhet Hotar Göksel                                (İzmir)

112. - Fazıl Karaman                                (İzmir)

113. - İsmail Katmerci                                (İzmir)

114. - Mehmet S. Tekelioğlu                                (İzmir)

115. - Fatih Arıkan                                (Kahramanmaraş)

116. - Mehmet Ali Bulut                                (Kahramanmaraş)

117. - Hanefi Mahçiçek                                (Kahramanmaraş)

118. - Mehmet Yılmazcan                                (Kahramanmaraş)

119. - Hasan Bilir                                (Karabük)

120. - Mehmet Ceylan                                (Karabük)

121. - Ali Öğüten                                (Karabük)

122. - Yüksel Çavuşoğlu                                (Karaman)

123. - Yusuf Selahattin Beyribey                                (Kars)

124. - Hakkı Köylü                                (Kastamonu)

125. - Sinan Özkan                                (Kastamonu)

126. - Musa Sıvacıoğlu                                 (Kastamonu)

127. - Mustafa Duru                                (Kayseri)

128. - Mustafa Elitaş                                (Kayseri)

129. - Niyazi Özcan                                (Kayseri)

130. - Taner Yıldız                                (Kayseri)

131. - Ramazan Can                                (Kırıkkale)

132. - Vahit Erdem                                (Kırıkkale)

133. - Murat Yılmazer                                (Kırıkkale)

134. - Mikail Arslan                                (Kırşehir)

135. - Hacı Turan                                 (Kırşehir)

136. - Hasan Kara                                (Kilis)

137. - Muzaffer Baştopçu                                (Kocaeli)

138. - Nevzat Doğan                                (Kocaeli)

139. - Nihat Ergün                                (Kocaeli)

140. - Hasan Anğı                                (Konya)

141. - Mehmet Kılıç                                (Konya)

142. - Kerim Özkul                                (Konya)

143. - Abdullah Erdem Cantimur                                (Kütahya)

144. - Hasan Fehmi Kinay                                (Kütahya)

145. - Mehmet Çerçi                                (Manisa)

146. - Hüseyin Tanrıverdi                                (Manisa)

147. - Hakan Taşçı                                (Manisa)

148. - Süleyman Turgut                                (Manisa)

149. - Selahattin Dağ                                (Mardin)

150. - Nihat Eri                                (Mardin)

151. - Mehmet Beşir Hamidi                                (Mardin)

152. - Saffet Benli                                (Mersin)

153. - Ali Er                                (Mersin)

154. - Mustafa Eyiceoğlu                                (Mersin)

155. - Dengir Mir Mehmet Fırat                                (Mersin)

156-.  Ömer İnan                                (Mersin)

157. - Hasan Özyer                                 (Muğla)

158. - Orhan Seyfi Terzibaşıoğlu                                (Muğla)

159. - Seracettin Karayağız                                (Muş)

160. - Mehmet Elkatmış                                (Nevşehir)

161. - Rıtvan Köybaşı                                (Nevşehir)

162. - Osman Seyfi                                (Nevşehir)

163. - Mahmut Uğur Çetin                                (Niğde)

164. - Erdoğan Özegen                                (Niğde)

165. - Cemal Uysal                                (Ordu)

166. - Enver Yılmaz                                 (Ordu)

167. - Durdu Mehmet Kastal                                (Osmaniye)

168. - Şükrü Ünal                                 (Osmaniye)

169. - İlyas Çakır                                (Rize)

170. - İmdat Sütlüoğlu                                (Rize)

171. - Erol Aslan Cebeci                                (Sakarya)

172. - Hasan Ali Çelik                                (Sakarya)

173. - Şaban Dişli                                (Sakarya)

174. - Ayhan Sefer Üstün                                (Sakarya)

175. - Musa Uzunkaya                                (Samsun)

176. - Ahmet Yeni                                (Samsun)

177. - Öner Ergenç                                (Siirt)

178. - Öner Gülyeşil                                (Siirt)

179. - Cahit Can                                 (Sinop)

180. - Ömer Kulaksız                                (Sivas)

18. 1- Orhan Taş                                (Sivas)

182. - Mehmet Faruk Bayrak                                (Şanlıurfa)

183. - Sabahattin Cevheri                                (Şanlıurfa)

184. - Zülfükar İzol                                (Şanlıurfa)

185. - Mahmut Kaplan                                 (Şanlıurfa)

186. - Mehmet Atilla Maraş                                (Şanlıurfa)

187. - Mehmet Özlek                                 (Şanlıurfa)

188. - A. Müfit Yetkin                                (Şanlıurfa)

189. - İbrahim Hakkı Birlik                                (Şırnak)

190. - Abdullah Veli Seyda                                (Şırnak)

191. - Tevfik Ziyaeddin Akbulut                                (Tekirdağ)

192. - Şükrü Ayalan                                (Tokat)

193. - Asım Aykan                                (Trabzon)

194. - Cevdet Erdöl                                (Trabzon)

195. - Faruk Nafiz Özak                                (Trabzon)

196. - Alim Tunç                                (Uşak)

197. - Maliki Ejder Arvas                                (Van)

198. - Yekta Haydaroğlu                                (Van)

199. - Cüneyit Karabıyık                                (Van)

200. - Halil Kaya                                (Van)

201. - Şükrü Önder                                (Yalova)

202. - İlyas Arslan                                (Yozgat)

203. - Bekir Bozdağ                                (Yozgat)

204. - Mehmet Çiçek                                (Yozgat)

205. - Fazlı Erdoğan                                (Zonguldak)

206. - Köksal Toptan                                (Zonguldak)

207. - Polat Türkmen                                (Zonguldak)

2. - TBMM Genel Kurulunun 14 Eylül 2004 Salı günü saat 15.00'te olağanüstü toplantıya çağrıldığına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/641)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından Bildirilmiştir

Türkiye Büyük Millet Meclisini; Türk Ceza Kanunu Tasarısı ile 16.7.2004 Tarihli ve 5229 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve Anayasanın 89 ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresinin görüşülmesi için yetersayıdaki üyenin istemi üzerine, 14 Eylül 2004 Salı günü saat 15.00'te, Anayasanın 93 üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 7 nci maddeleri gereğince olağanüstü toplantıya çağırıyorum.

Sayın milletvekillerinin belirtilen gün ve saatte Genel Kurul toplantısına katılmalarını rica ederim.

    Bülent Arınç

           Türkiye Büyük Millet Meclisi

            Başkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

No: 95                                Tarihi: 14.9.2004

Danışma Kurulu Önerisi

Daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan, 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun, 48 saat geçmeden, olağanüstü toplantı gündeminin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1 inci sırasına alınması,

Çalışma sürelerinin; 14.9.2004 Salı günkü (bugün) birleşimde, 15.00-22.00 saatleri arasında, 15.9.2004 Çarşamba, 16.9.2004 Perşembe, 17.9.2004 Cuma, 18.9.2004 Cumartesi ve 19.9.2004 Pazar günkü birleşimlerde ise 11.00-13.00 ve 14.00-22.00 saatleri arasında olması,

664 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitirilememesi halinde, 20.9.2004 Pazartesi günü de Genel Kurulun saat 11.00'de toplanması ve bu işin görüşmelerinin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasının,

Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

    Bülent Arınç

           Türkiye Büyük Millet Meclisi

            Başkanı

Eyüp Fatsa               Ali Topuz

AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, alınan karar gereğince, Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı: 664) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu 664 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Orhan Eraslan, AK Parti Grubu adına Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü; şahısları adına Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ ve İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş'in söz talepleri vardır.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'a aittir.

Sayın Eraslan, buyurun. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; gündemimizde görüşülmekte olan 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Ayrıca, yeni yasama yılında kürsüye ilk gelen milletvekili olarak, yeni yasama yılının, ülkemize, ulusumuza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1926 yılında bir aydınlanma projesinin bir unsuru olarak yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, yetmişsekiz yıl uygulandıktan sonra, ilk defa, Türk Ceza Yasasının bütünüyle yeni baştan yapılması ve yazılması çalışmaları, yani, kodifikasyon çalışmaları Meclis aşamasına kadar gelmiştir.

Yetmişsekiz yıl önce, 1889 tarihli İtalyan Zanardelli Yasası esas alınarak hazırlanan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, klasik, liberal bir ideolojinin ürünüydü; ancak, 1930 tarihli İtalyan Rocco Kanununa göre yapılan değişiklikler de zaman içerisinde Ceza Kanunumuza alındığı için kanunun yapısı bozulmuştu. Zaman içerisinde 50'ye yakın değişiklikle kanunun bütünlüğü ve felsefesi de bozulmuştu. Bu nedenle, uzun zamandır, Türk Ceza Kanununun yeni baştan yapılması konusunda görüşler ve çalışmalar mevcuttu.

Değerli arkadaşlarım, yetmişsekiz yıllık uygulama sonucu hem yargısal içtihatlar hem de Türk ceza doktrini gelişmiş; ülkemizde, uluslararası planda kabul görecek nitelikte, çok sayıda, hem teorik alanda hem pratik alanda hukukçu yetişmiş, önemli bir birikim sağlanmıştır.

İki noktada, kanımca, hukuk çevrelerinde büyük ölçüde düşünce ve kanaat birliği oluşmuştur. Bunlardan bir tanesi, yetmişsekiz yıllık uygulama ve 50'nin üzerinde değişiklik gören 765 sayılı Türk Ceza Kanununun köklü bir değişikliğe tabi tutulması ya da yeniden bir ceza kanunu hazırlanmasıdır. İkincisi ise, ülkemizdeki teorik ve pratik ceza hukuku birikiminin böyle bir çalışmayı yapmaya yeterli olduğudur.

Bu çerçevede, 1985 yılından bu yana, Adalet Bakanlığı nezdinde çeşitli bilimsel komisyonlar oluşturulmuş, bu komisyonlar 1987, 1989, 1997, 2001 ve 2003 yıllarında çeşitli TCK tasarıları hazırlamışlardır. Bu tasarılardan 2003 tasarısı hükümet tasarısı olarak Yüce Meclise sevk edilmiştir.

Yüce Meclise hükümet tasarısı olarak sevk edilen tasarının, Adalet Komisyonumuzda, 28.7.2003 tarihinde, tümü üzerinde görüşme yapılmış ve altkomisyon kurularak, tasarı, altkomisyona hava edilmiştir.

Altkomisyon, çalışmalarına 21.10.2003 tarihinde başlamış, altkomisyonda, benim de içinde yer aldığım 2'si Cumhuriyet Halk Partisine, 3'ü Adalet ve Kalkınma Partisine mensup 5 milletvekili yer almış, bunun dışında, ayrıca -hangi kıstasa göre, neye göre yer aldığını bilemediğimiz- 3 sayın ceza hukuku doçenti katılmış, 1 de sayın Yargıtay üyesi katılmıştır. Adalet Bakanlığının 2 sayın tetkik hâkimi ve Bakanlığın 2 yüksek müşaviri de katılmışlardır. Bu çerçeve içerisinde altkomisyonda 21.10.2003 tarihinde başlanan görüşme eşi görülmemiş bir süratle bitirilerek 12.5.2004'te tasarı komisyona teslim edilmiştir.

Gerek altkomisyon tasarısına yazdığımız ayrışık oy gerekçesinde ve gerekse de Adalet Komisyonu raporuna yazdığımız ayrışık oy gerekçesinde, yapılan çalışmaların sakıncalarına ve yanlışlıklarına dikkat çekilmiştir; ancak, tüm bu çabalara karşın çalışma metodunda bir iyileşme sağlanamamıştır.

Elimizde bulunan ve şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı hükümet tarafından Meclise sevk edilen tasarıyla ilgisiz bir tasarı olup, tamamen altkomisyonca hazırlanmıştır.

Bu noktada, kısaca şu bilgiyi vermekte yarar bulunmaktadır: Hükümet tarafından Meclise sevk edilen Ceza Kanunu Tasarısı altkomisyon çalışmaları sırasında çok fazla otoriter bulunduğu için, altkomisyonca, üzerinde birtakım değişiklikler yapılmaya başlanmıştır. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, hükümet tasarısıyla yapılan değişiklikler yasanın bütünlüğünü bozmuş olduğundan, bu defa, altkomisyonca, tasarı yeniden yazılmaya çalışılmıştır. Burada, hem yöntem açısından hem de elde edilen metin açısından söylenecek ve eleştirilecek kuşkusuz çok şey vardır.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bu noktada, ceza yasasının ne olduğunu ve bu temel kodun nasıl yapılması gerektiğini anlatma gereksinimi vardır. Burada saygı ve rahmetle andığım hocamız Faruk Erem, daha 1950'li yıllarda, ceza kanunlarının hazırlanış biçimi hakkında "ceza kanunları, uzun ve bilinçli bir teknik çalışmayla hazırlanmalıdır. Hiçbir kanun ceza kanunu kadar kişi özgürlükleriyle yakından ilgili değildir. Sonuçları kişi özgürlüğüne etkili kanunların başında ceza kanunları gelir. Bu nedenle, ceza kanunlarının hazırlanmasında hukuk tekniğinin en üstün gereklerine bağlılık göstermek gerekmektedir" diyerek, hukuk tekniğinin, bir bakıma, kişi özgürlüklerinin teminatı olduğunu belirtmektedir. Aynı şekilde, bu büyük ceza hukukçusu şu açıklamayı da yapmaktadır: "Ceza kanunları çabuk değişmemelidir. Çabuk değişen kanunlar, kusurlu, iyi hazırlanmamış kanunlardır. Kanunların sık değişmesi, hukuk kuralının vatandaş vicdanında yerleşmesine ve manevî otorite kurmasına engel olur. Genel kanunlar, hukuk düzeninin esasını ve sürekliliğini sağlar. Bu çeşit kanunlar, genellikle, uzun bir doktrin çalışmasının verimlerinden faydalanılarak hazırlanır. Bu bakımdan, özel kanunlara göre teknik anlamda daha da mükemmeldirler."

Türk ceza öğretisinin önemli doruklarından olan merhum Prof. Dr. Faruk Erem'in, daha 1950'li yıllarda belirttiği görüşleri, aşağı yukarı, öğretide önemli sayılan tüm akademisyenlerce kabul edildiği gibi, tüm dünyada da benzer yaklaşımlar söz konusudur.

Ceza yasasının ve ceza verme hakkının ne olduğu konusunda ünlü İtalyan cezacısı Beccaria da şöyle demektedir: " Yasalar, aslında, bağımsız ve tek yaşayan insanların hangi şartlarda birleşerek toplumu oluşturduklarını gösteren birer belgeden başka bir şey değildir. İnsanoğlu, özgürlüklerinin bir kısmını tam bir güven ve açıklıkla kullanmak için özgürlüğünün diğer kısmından vazgeçti. Bu bağışlanan özgürlükler ulusal egemenliği oluşturdu. Bu suretle, kişilerin kendi özgürlüklerinden vazgeçtikleri kısımların toplamı, toplumun ceza verme hakkını teşkil etti." Yani, ceza verme hakkı ve ceza hükmü koymak, çok rasgele bir hak değildir.

Tüm bunların ışığı altında değerlendirdiğimizde, şu anda görüşmekte olduğumuz altkomisyon tasarısı, bu gereklere tam uyabilen, bu gerekleri karşılayabilen tasarı değildir. Kuşkusuzdur ki, biz, bu tasarıya olumlu katkılarda bulunduk, büyük bir iyi niyetle katkı vermeye çalıştık. Tasarıda karşı olduğumuz sayısız nokta olmakla beraber, uzlaşma arayışı içerisinde olduk.

Değerli arkadaşlarım, akademik dünyada uzlaşma esas değildir, bilimde uzlaşma olmaz; ama, siyaset dünyasında uzlaşma önemlidir, uzlaşma arayışı da gerekmektedir. Ülkenin gündemine gelmiş bir Ceza Kanunu Tasarısında kodifikasyon yönteminin hatalı olduğunu bilmemize rağmen, bu çalışmanın, hiç değilse, ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmesi gerekmiştir, bu şekilde de tarafımızdan çaba sarf edilmiştir. Altını çiziyorum, ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmiştir, bu şekilde de tarafımızdan çaba sarf edilmiştir. Uzlaşmanın temel felsefesi budur değerli arkadaşlarım.

Tüm uzlaşma metinlerinde olduğu gibi bu uzlaşma metni de tarafları tümüyle memnun etme olanağına sahip değildir. Bizim de, tasarıda karşı olduğumuz pek çok nokta vardır; ancak, tasarı bir uzlaşma anlayışıyla gündeme geldiği için, hatalı bulduğumuz noktalara değinmekle yetineceğiz, uzlaşmanın çerçevesini aşacak bir çalışma içerisinde bulunmayacağız.

765 sayılı Türk Ceza Kanunundan yetmişsekiz yıl sonra yapılan yeni kodifikasyon çalışmasının ne yöntemi böyle olmalıydı ne de sonuçları bu şekilde olmalıydı.

Temenni ediyorum, sonuç bir kar helvasına dönüşmez, yapanı da yazanı da memnun etmeyecek bir noktaya gelmez.

Bu noktada bazı belirlemelere ihtiyaç vardır. "Hükümet tasarısı düzeltilir bir noktada mıydı" sorusunun yanıtı olumlu değildir. Gerçekten de, hükümet tasarısı otoriter bir metindi ve düzeltilebilir bir noktada değildi. Bu metni düzeltmeye çalışmak yerine yeniden yazmak, kanımızca, belki, daha uygun bir seçenek olmuştur. Ancak, burada iki noktada sakınca ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, altkomisyonlar ceza kanunu yazabilme yeterliliğinde midir? Yukarıda anlatılanlar ışığında hiçbir komplekse kapılmadan değerlendirecek olursak, bu konuya olumlu yanıt verebilmek çok kolay değildir. Esas olan, kod niteliğinde belli bir sistematiği bulunan ve kendi içerisinde bütünlüğü olan tasarıların milletvekillerinin kişisel hayat deneyimleri ve birikimleriyle yapılmaması gerektiğidir, bilimin ışığında yapılması gerektiğidir.

İkincisi, Adalet Bakanlığı nezdinde yaklaşık olarak onbeş yıldır sürdürülen çalışma ile altkomisyon çalışması ayrı ayrı çalışmalar olduğu için, altkomisyon metnine, Bakanlık nezdinde kurulan bilimsel kurulun çalışmalarının devamıdır deme olanağı yoktur. Zaten, altkomisyona katılanlardan Sayın Keskin Kaylan dışında hiç kimse Bakanlıktaki bilimsel kurul çalışmalarına katılmamıştır. Dolayısıyla, iki çalışma arasında bir köprü mevcut değildir, biri diğerinin devamı değildir.

Bu belirlemeleri yaptıktan sonra, 21.12.2003 tarihi ile 12.5.2004 tarihi arasında, yukarıda nitelikleri belirlenen altkomisyonun ceza kanunu gibi temel bir kodu yeniden yazmasının doğru olup olmadığını tartışmaya ihtiyaç vardır.

Bunları yaşarken, kuşkusuz, biz de, var olan gücümüzle altkomisyon metnine olumlu katkı yapmaya çalıştık ve kanımızca, birçok noktada da eskiye oranla daha iyi şeyler yapılabilmiştir. Amacımız, kimseye, hele hele kendimize de, haksızlık etmek değildir. Altkomisyona katılan milletvekili arkadaşlarımız ve diğer teknik kadro, elinden geldiği kadar olumlu doğrultuda, belirteceğimiz birkaç nokta dışında çaba sarf etmiştir. Bu anlamda, kimseye haksızlık yapılması doğru değildir; ama, böyle bir çalışmanın Ceza Kanununu yeniden yapmak için yeterli olduğunu kabul edecek olursak ve en iyi metnin altkomisyonca yazıldığını kabul edecek olursak, o zaman, en çok, altkomisyonda yer alanlara haksızlık etmiş oluruz, onları, tarih önünde, kaldıramayacakları ağır bir yükün altına sokmuş oluruz.

Oysa, ülkemizde, yukarıda da anlatıldığı gibi, çok ciddî, teorik ve pratik bir ceza hukuku birikimi oluşmuştur. Bu temel kodun yeniden yazılmasında daha geniş bir katılım sağlanarak, ülkenin teorik ve pratik ceza hukuku birikiminin, evrensel ceza hukuku prensipleriyle birlikte, hiçbir komplekse, hiçbir endişeye, hiçbir önyargıya kapılmaksızın, yeni Ceza Yasası Tasarısına aktarılması gerekmekteydi.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, 30'un üzerinde hukuk fakültesi var, 120'nin üzerinde ağır ceza mahkemesi var, 250'nin üzerinde Yargıtay üyesi var, 70'in üzerinde baromuz var, yüzlerce, binlerce hâkim, savcı ve avukatımız var. Bu kadar geniş hukuk çevresi olan ülkemizde, aceleyle, bir yıla bile varmadan, bir temel kodun hazırlanarak yasalaştırılmaya çalışılması, hele hele Ceza Kanunu Tasarısının yasalaştırılmaya çalışılması çok doğru değildir. Burada doğacak aksaklıklar nedeniyle, en başta, bu çalışmalara katılan arkadaşlara vicdanî açıdan haksızlık yapılmış olunmaktadır.

Kaldı ki, dünyadaki uygulamalar bizdeki uygulamaların tersi doğrultusundadır. Ceza kanunlarını yeniden yapan ülkeler hiç acele etmemişlerdir; Almanlar ceza kanunlarını 20 yılda, Fransızlar 18 yılda, İspanyollar 27 yılda yapabilmişlerdir. Bizde, bu süre, 1 yılı bile bulmamıştır.

Kimi arkadaşlarımız, 1985'ten beri ceza kanunu çalışmalarının yapıldığını hatırlatarak, bu süreyi de dahil etmek istemektedirler; ancak, o çalışmaların sonucu olan hükümet tasarısının dikkate alınmayarak, tasarının yeniden kaleme alındığını hatırlardan çıkarmamak gerekir. Dolayısıyla, bu süreyi dahil etme olanağı yoktur.

Bu konuyla ilgili altkomisyon tasarısına yazdığımız ayrışık oy ve itirazlarımız sonucunda, altkomisyon raporunun tesliminden sonra -yani, haziran başından 28 Hazirana kadar- komisyona eleştirilerin yapılabileceği, bildirilebileceği belirtilmiştir. Bir ayı bile bulmayan bu süre, yeterli süre değildir; izlenen yöntem doğru olmamıştır; iki üniversitede yapılan panel benzeri toplantıyla, geleceğin yüzyılında uygulama alanı bulacağı iddia edilen ceza kanununu hazırlama olanağı yoktur. Bizim ısrarlı taleplerimiz sonucu, bir yerde kamuoyunda da tartışıldığı görüntüsünü vermek amacıyla düzenlenen iki toplantı, tartışmanın yeterli olduğu anlamına gelmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, tüm bu anlatılanlardan sonra, esas itibariyle, biz, Ceza Kanunu Tasarısına olumlu katkı yapmak için çaba sarf ettik; hâlâ da bu noktadayız. Ancak, herkes bulunduğu noktadan bakar ve bulunduğu noktadan görür. Yanlış yapacağımız bir düzenleme, ceza kanununun bütünlüğünü bozar, suçlar skalasını altüst eder, ceza kanununun iç dengelerini bozar, felsefesini ortadan kaldırır. Bunu düzeltme olanağı yoktur. Bu nedenledir ki, hayatın her alanını düzenleyen ceza kanunu, yavaş yavaş, tartışıla tartışıla yapılmak zorundadır. Hızlandırılmış ceza kanununun şu anda öngöremediğimiz birtakım olumsuzluklara davetiye çıkaracağını herkes bilmek durumundadır.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuzdur ki, siyasî iktidarın başarıyı özlemesini, başarıya susamasını, birtakım şeyleri başarmak istemesini anlayışla karşılayabiliriz; bunda yadırgayacağımız bir şey yoktur. Bu konuda makul olan ivecenliği de anlayışla karşılamak durumundayız; ancak, Ceza Kanununun, kamuoyunda "her türlü derde deva, hastalıklara şifa" bir şey gibi takdim edilip, acele olarak çıkmasının çok faydalı olduğunu savunmak da doğru değildir. Aktüel birtakım olaylardan esinlenerek ya da aktüel birtakım olayları bu çerçeveye oturtarak "yeni Ceza Kanunu çıksa kapkaç olmayacaktı", "çocukların ve kadınların korunması için bu Ceza Kanununun derhal çıkması lazım", "Ceza Kanunu çıksın, töre cinayetleri son bulsun" ya da "bu Ceza Kanunuyla trafik vahşeti son bulmaz" tarzındaki yaklaşımlarla ceza kanunu yapılamaz. Bu yaklaşımların belki propaganda değeri olabilir; ama, bilimsel ve hukukî hiçbir değeri yoktur; tam tersine, aktüel birtakım gerekçelerle, Ceza Kanunu olgunlaştırılmadan, toplumun çeşitli kesimlerine tartıştırılmadan "ben yaptım, oldu" anlayışıyla acele yapmanın gerekçesi olmaktan öteye gidemez. Bu gerekçeye dayananlar bilmelidirler ki, Ceza Kanunu Tasarısı kanunlaşsa da, yoksulluk, yokluk, açlık ortadan kaldırılmadan, sadece, Ceza Kanunu yapıldı diye kapkaçı önleme olanağı yoktur, kapkaçla etkin mücadele olanağı da yoktur. Aynı şekilde, devletin bütçesinden kadınlar ve çocuklar için yeterli pay ayırmadan, yeterli sosyal fonlar kurulmadan, sadece ceza kanunu değişiklikleriyle kadınları ve çocukları koruma olanağı yoktur. Sosyal devletin görevini Ceza Kanununa yüklemek, Ceza Kanununa da haksızlıktır, sosyal devlete de haksızlıktır. Yeterli eğitim ve altyapı olmadan, sadece Ceza Kanunuyla, trafik kazalarıyla etkin mücadele etme olanağı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, Ceza Kanunu "Godot" değildir. "Godot gelecek, dertler bitecek" diye bir şey yoktur; kimse Godot'u beklemesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Eraslan, konuşmanızın insicamını bozmamak için süre vereceğim size. Sürenizi belirlemiyorum. Biraz daha toparlarsanız, memnun olurum.

Buyurun.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu gerekçelerle Ceza Kanununun aceleye getirilmesi de doğru değildir.

Değerli arkadaşlarım, Ceza Kanununun Avrupa Birliği süreci için aceleye getirilmesi savunması da hem doğru değildir hem de kabul edilebilir bir özür değildir. Öncelikle, Ceza Kanunu, Avrupa Birliği için değil, ülke için yapılmak durumundadır. İkincisi, Ceza Kanununun Avrupa Birliği Müktesebatına uygun hale getirilmesi süreci ise, ancak müzakere tarihinden sonraki on yıllık sürede düşünülecek bir durumdur. Henüz müzakere tarihi alınmamışken, Avrupa Birliğine "bak, biz Ceza Kanununu da yeniledik" demek ve bu sebeple makul olan tartışma sürecini atlayarak, acele ceza kanunu yapmak doğru değildir.

Görüşülmekte olan tasarı, uzun bir öğreti çalışması sonucu ve hukuk tekniğinin en üstün gereklerine sadakat gösterilerek hazırlanamadığı için, zaman zaman siyasal amaçlarla değerlendirilmiş, zaman zaman siyasal bir amacın aracı haline getirilmek istenilmiştir.

Anayasamızın 2 nci maddesinde ifade edilen cumhuriyetin temel nitelikleriyle çelişik düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır. Böyle bir yola tevessül edilmesi, gruplar arasında karşılıklı güvensizlik ortamının doğmasına neden olmuş; bu durum, kişi hak ve özgürlüklerinin daha da geliştirilmesinin önüne engel olarak çıkmıştır. Bu konuyla ilgili olarak ayrışık oy gerekçemizde de çok ayrıntılı belirlemeler mevcuttur. Burada, tekrar olmaması için bunlara değinmek istemiyorum.

Esas itibariyle, öğreti verilerinden yararlanılmadığı için kişi hak ve özgürlüklerini yeteri kadar koruyamayan ya da eksiklikleri olan bir tasarıyla kendi içerisinde de bütünlüğü olmayan bir metinle karşı karşıyayız. Bu metnin oluşturulması sırasında ceza hukukunun temel meseleleri ve dünyadaki gelişmeler yeteri kadar konuşulabilmiş, tartışılabilmiş ve kamuoyuyla paylaşılmış değildir.

Tasarının hazırlanması boyunca iki konu gündeme damgasını vurmuştur; birisi, kadın haklarıyla ilgili taleplerdir -bu konuda organize olan kadın örgütlerini yürekten kutlamak istiyorum. Bu, onların bir kusuru değil, fazlalığıdır, olması gerekendir; bir kusur anlamında söylemiyorum- diğeri ise, Anayasanın 2 nci maddesindeki devletin temel niteliklerinin nasıl aşılacağı konusudur.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileri, TCK Tasarısında, hiçbir şekilde, gerek ulusal yargıda ve gerekse ulus ötesi yargıda verilen kararlarla Türkiye gündeminden çıkan türbanla ilgili hiçbir cezaî yaptırım düşünmemesine rağmen, yani, bu konuyu TCK'nın dışında tutmak istemesine rağmen, ne yazık ki, hem aksi bir çalışma varmış gibi yansıtılmaya çalışılmış hem de sözde bu kişilerin hakkı korunuyormuş gibi yapılarak sorunun çözümünde olumsuzluk yaratılmış, kişi hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesinde de engel olunacak argüman ortaya konulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, tüm bu eleştirilerden sonra "tasarı bütünüyle olumsuz mudur" sorusuna olumlu cevap verme olanağı yoktur. Bizim de yaptığımız olumlu katkılarla, tasarıda pek çok şey yeniden, daha sistematik ve doğru biçimde düzenlenmiştir; ancak, bu durum, yukarıda anlatılan sakıncaları ortadan kaldırmaya yetmemektedir. Elden geldiği kadar özgürlükçü ve hümanist olmasına çaba sarf edilen tasarı, yer yer önemli ölçüde antidemokratik ve sınırlayıcı öğeler içermektedir. Bunlar, ancak tartışıldıkça ortaya çıkabilmektedir.

Kısaca, görüşülmekte olan TCK Tasarısı, yetmişsekiz yıllık deneyin sonucu değildir, bir gülistan da değildir. Hâristan içinde yer yer gülistanlık bölgeler de vardır. Bunun bilinmesini özellikle rica ediyorum.

Konunun bu şekilde anlaşılması ve bu şekilde yorumlanması sanırım daha doğrudur. Ayrıca, farklı beklentiler içerisinde olan kişileri de yanıltmamak gerekir.

Bu noktada, kuşkusuz, yeni tasarı için birtakım yeni müesseseler de getirilmiştir. Bunların içinde iyi olanlar da vardır kötü olanlar da vardır. Maddelerde yeri geldikçe gerekli açıklamalar yapılacağından, tasarıya getirilen yenilikleri ya da değişiklikleri burada ifade etmeyi gerekli görmüyorum. Esas itibariyle de, zaten Sayın Hakkı Köylü bunları anlatacağı için, onun alanına da girmemiş olalım; yani, o, rahat rahat anlatsın.

Dileğimiz, tasarının, görüşülmeyerek bilim kurullarına devredilmesidir. Bu olmadığı takdirde, görüşmeler sırasında yapılacak müdahaleler ve önergeyle yapılacak değişiklikler tasarıyı bütünüyle içerisinden çıkılmaz hale getireceğinden, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, eleştirdiğimiz noktalarda önerge vermeyeceğiz. Yukarıda da açıklandığı gibi, kodlar önergelerle düzeltilemezler.

Değerli arkadaşlarım, bu çerçeve içerisinde görüşmeye başladığımız bir tasarıyla karşı karşıyayız. Kuşkusuz, yürürlükteki Ceza Kanunundan bir adım ileridir, kuşkusuz, hükümet tasarısından da bir adım ileridir; ama, yetmişsekiz yıllık bir aydınlanma devriminin sonucu, özeti değildir, beklentileri -bu doğrultuda, bizim beklentilerimizi- karşılamaktan uzaktır. Bu çerçeve içerisinde yer yer eleştireceğimiz, yer yer de destekleyeceğimiz kısımları vardır ve bunları yeri geldikçe açıklayacağız.

Sözlerimi daha fazla da uzatmak istemiyorum; Sayın Başkanın hoşgörüsünü de suiistimal etmek istemiyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eraslan.

AK Parti Grubu adına, tasarının tümü üzerinde, Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı Köylü; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sekiz aydan beri hazırlamakta olduğumuz Ceza Kanunu Tasarısı üzerinde Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1984 yılında yayımlanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi raporunda, suç siyaseti "suçlularla meşgul olarak ve suç mağdurlarının haklarını güvence altına alarak, toplumu suça karşı korumayı hedef alan cezaî veya diğer nitelikteki değişik tedbirler ve araçlardan oluşan politikayı ifade eder" şeklinde tanımlanmıştır.

1960'lardan sonra, çok sayıda ceza kanunu yapılmıştır; İtalya, Almanya, Avusturya, İspanya, Japonya, Rusya ve Fransa, ceza kanunlarını yenilemişlerdir. Bizde de yeni ceza kanunu hazırlıkları, 1980'li yıllarda başlamış, daha sonra 1987 tasarısı gündeme gelmiş, ardından da 1996 tasarısı ve sonunda 2000 tasarısı hazırlanmıştır. Birbirinin devamı olan ve birbirini yenileyerek gelen bu tasarılar, son olarak, 2003 yılında 12 Mayıs günü Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir.

Görülmektedir ki, Türkiye'de Ceza Kanunu Tasarısı, yaklaşık onbeş yıldan beri hazırlanagelmiştir. Bizim gerek altkomisyonda ve gerekse komisyonda görüşmüş olduğumuz tasarı da, bu uzun sürede hazırlanan tasarının üzerinden yürütülerek çıkarılan yeni bir tasarıdır. Komisyon, tasarıyı altkomisyona havale etmiş ve altkomisyonda da Bekir Bozdağ, Feridun Ayvazoğlu, Halil Özyolcu, Orhan Eraslan ve bana görev verilmiştir. Altkomisyon çalışmalarına Yargıtay Üyesi Keskin Kaylan, Adalet Bakanlığı tetkik hâkimleri Yusuf Solmaz Balo, Zekeriya Yılmaz ile akademisyenler Doç. Dr. İzzet Özgenç, Doç. Dr. Âdem Sözüer, Doç. Dr. Ahmet Gökşen devamlı olarak katılmışlardır.

Sayın Eraslan "ne şekilde komisyona katıldıkları tam anlaşılamayan" şeklinde bir tabir kullandı, yanlış anlamadıysam. Biz, altkomisyonda Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu çalışmalarına katılmak üzere Ankara Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne ve Marmara Üniversitesi Rektörlüğüne birer yazı yazdık. Bu yazılarımız sonucunda o rektörlükler, bahsetmiş olduğumuz arkadaşları altkomisyon çalışmalarında bulunmak üzere görevlendirmişlerdir. Olayın özü budur.

Altkomisyon çalışmalarımız sırasında barolar, yargı kuruluşları, üniversiteler ve adliyelerle devamlı surette irtibat içinde olduk. Buralardan gelen her türlü tavsiye, tenkit ve eleştiri, devamlı surette dikkate alınarak komisyon çalışmalarına yansıtılmıştır. Ayrıca, komisyon çalışmalarımıza, sivil toplum örgütleri -burada isimlerini sayamıyorum, çok sayıda sivil toplum örgütü- yazıyla müracaat etmiş, zaman zaman kendileri gelmişler, görüşlerini bildirmişlerdir. Keza, bazı sayın milletvekilleri altkomisyonumuzu teşrif etmişler, orada uzun süre görüşlerini bildirmişler, hatta bazı konularda altkomisyonu ikna da etmişlerdir ve görüşlerinin doğru olduğunu da kabul ettirmişlerdir.

Şu anda görüşülmekte olan tasarı, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi Adalet Komisyonu üyelerinin ve milletvekillerinin mutabakatıyla Meclise gelmiştir. Her iki partiye mensup milletvekillerinin her isteği tam manasıyla tasarıya yansımamış olabilir, bundan daha tabiî olan bir şey de yoktur; zira, bu kanun, bir genel kanundur, toplumun her kesimini, en ücra kısımlarını dahi ilgilendirmektedir. Bu nedenle, her kesimin, her kısmın değişik istekleri, talepleri ve beklentileri vardır. Elbette ki, bunların hepsini bir araya getirmek mümkün değildir. Bu durumda, belirli asgarî müştereklerde buluşmamız gerekiyordu ve biz de onu yaptık.

Tasarı ele alınırken üzerinde önemle durduğumuz husus, insan haklarının ve özgürlüklerin olabildiğince korunması ve sağlanmasıydı ve bu yüzden de insanı tasarıda önplana aldık. Tasarının düzenlenmesinde, öncelikle, insanın, şahsına, vücuduna karşı suçları, bütünlüğüne karşı suçları, cinsel suçları ve haberleşme hürriyetine karşı suçları, sırasıyla aldık.

Değerli arkadaşlar, tasarı hazırlanırken nelere dikkat edilmiştir; öncelikle, anlaşılır bir Türkçe kullanılmıştır. Suç siyaseti; kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve hümanizm ilkesi olarak belirlenmiştir. Suç siyaseti ilkesinde, kıyas yasağı, geçmişe uygulanma yasağı getirilmiş; ayrıca, belirlilik ilkesi ve suçta ve cezada kanunîlik ilkesi konulmuştur. İşlediği fiilde kusuru olmayan kişiye objektif sorumlulukla ceza verilmesinin önüne geçilmiştir. Keza, kusuruna oranla daha ağır bir ceza verilmesi de gündeme getirilmemiştir. Hümanizm ilkesi ise suç siyasetinin üçüncü ilkesi olup, bununla, suç işleyen kişinin yeniden topluma kazandırılması ve toplum tarafından yeniden kabullenilmesinin sağlanması planlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla neler yapılmıştır; bu tasarıda, cürüm ve kabahat ayırımı kalkmıştır; özel hukuk tüzelkişilerine güvenlik tedbiri uygulaması getirilmiştir; ceza sorumluluğunun şahsîliği kuralından hareketle, tüzelkişilere cezaî yaptırım konulamamıştır; bilinçli taksir ve olası kasıt kavramlarına yer verilmiştir; kusurun matematiksel oranlarla ifade edilmesinden vazgeçilmiştir; hafif ve ağır tahrik ayırımı kaldırılmıştır.

Hafif ve ağır tahrik ayırımı, mahkemelerimizi çoğu zaman fazlasıyla meşgul eden bir ayırımdı. Bir suç işlendiği zaman, ya ağır tahrik ya da hafif tahrik uygulama mecburiyeti vardı. Ya ortada bir şey olursa ne olacaktı! İşte, bu takdirde, hâkim ikisinden birine sığınıyor, olursa da olmazsa da deyip, ya ağır tahriki ya hafif tahriki kullanıyordu. İşte, bu tereddütlerin önüne geçmek için hafif ve ağır tahrik ayırımları kaldırılmış, sadece bir tahrik kabul edilmiştir. Artık, bu suçun şekline, oluşuna göre olayların değerlendirilmesi hâkim tarafından analizi yapılarak tahrik maddesi uygulanacaktır. Alt ve üst sınırlar arasındaki ceza indiriminde, yine, hâkim, kendisi, diğer verilere göre takdir edecektir.

Yapılan önemli değişikliklerden birisi, meşru müdafaa sınırlarının genişletilmesidir. Daha önceki Ceza Kanunumuzda, cana ve ırza yönelik bir tecavüzün defi için meşru müdafaada bulunulabilir iken, şimdi, meşru bir hakka yönelik olan bütün saldırıların defedilmesi ve bu suretle, insanın canını, malını ve haklarını koruması sağlanmış ve bunlar da meşru müdafaa kapsamına alınmıştır.

Bu tasarıyla gönüllü vazgeçme kurumu düzenlenmiştir. Suç işleyen kişinin, suç işlemeye başladıktan sonra veya suç işlemeyi bitirdikten sonra, ya suçun tamamlanmasından veyahut da sonucun meydana gelmesinden önce, bunu önleyecek, engelleyecek tedbirler alması, bunda mücadele göstermesi halinde bundan istifade etmesi gerektiği düşünülerek, cezada bir indirim sağlanmıştır.

Tahrik ayırımında olduğu gibi, tam ve eksik teşebbüs ayırımı da kaldırılmıştır. Bu da, mahkemelerimizi önemli ölçüde meşgul eden bir husustu. Artık, bundan sonra, hâkimler, teşebbüs halinde, bunun tam veya eksik teşebbüs olduğuna bakmadan, mevcut sınırlar içerisinde, olayın özelliğine göre bir indirim uygulayacaklardır.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla, müsadere konusu da yenilenmiş ve bildiğimiz eşya müsaderesinin yanında, bir de kazanç müsaderesi getirilmiştir. Kazanç müsaderesinden maksat, suç işleyen kişinin suçtan elde ettiği menfaatların, ne şekilde olursa olsun, hangi şekle dönüştürülürse dönüştürülsün, nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, onun elinden alınmasını gerektirmektedir; böylece, suç işlemenin, insanlara ekonomik bir varlık sağlamasının, mal varlığında bir genişleme yapmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Bu kanun tasarısıyla, yine, infaza ilişkin düzenlemeler İnfaz Kanununda düzenlenmek üzere çıkarılmıştır ve orada düzenlenecektir. Ayrıca, cezaların içtimaı prensibinden vazgeçilmiştir. Bundan sonra, cezalar toplanarak, belli bir sınırı aşamaması için kenarından köşesinden kırpılarak bir noktaya indirilmeyecek, sınırlandırılmayacaktır; bir kişi, kaç suçtan ne kadar ceza aldıysa, bunların toplamı üzerinden infaz gerçekleştirilecektir.

Bir önemli değişiklik de, para cezaları konusundadır. Para cezalarının, daha önce olduğu gibi, hesaplanması çok zor olmaktan çıkarılmış, hafif ve ağır para cezası kavramları kaldırılmış, bunun yerine adlî para cezası getirilmiş ve sistem olarak da, gün para cezası sistemi getirilmiştir. Bunun detaylarına girmek istemiyorum; bu konuyla ilgili maddeye geldiğimiz zaman tekrar görüşeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıda, çocuklarla ilgili önemli düzenlemeler de vardır. Özellikle, çocukların, Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca, fuhuştan ve pornodan korunması için çok özel düzenlemeler getirilmiştir. Maalesef, günümüzde, büyük şehirlerde fuhşun  15 yaşın altındaki çocuklara kadar indiği düşünülürse, bu konuda alınması gereken tedbirlerin gerçekten ciddî olması gerektiğinin altını çizmek gerekir ve bizde de bu düşünülerek, çocukları fuhşa sürükleyen, bu iş için tedarik eden, teklif eden her kim olursa olsun, yer gösteren ve bunda her ne suretle olursa olsun yardımcı olan herkese cezaî müeyyide getirilmiştir ve bu cezalar da, gerçekten caydırıcı niteliktedir.

Keza, çocukların pornodan korunması için bir dizi tedbir alınmıştır. Umarım ki, bu tedbirler sonucunda, çocuklarımız pornodan korunacak ve ahlaklı, devletine, milletine faydalı birer evlat olarak yetişmeye başlayacaklardır.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla getirilen yeniliklerden birisi de uzlaşmadır; bu, daha önceki kanunlarımızda olmayan bir müessesedir. Takibi şikâyete bağlı suçlarda, suçun faili, mağdurun zararlarını eğer giderirse, cumhuriyet savcısı da bunu kabul ederse, bu takdirde, suçun mağdurunun şikâyetten vazgeçmesi üzerine dava açılmayabilecek veya dava açılmış ise bu takdirde karar verilmeyecektir. "Faili gayrimuayyen adam öldürme" dediğimiz, nereye gittiği belli olmayan ve hiçbir hukuk sisteminde bulunmayan, Türk Ceza Kanunundaki 463 üncü madde muadili, bu tasarıdan kaldırılmış; keza, "kavga" gibi, hukuk tabirine pek uymayan, ne şekilde cezalandırılacağı belli olmayan bir husus da tasarıdan çıkarılmıştır.

Değerli arkadaşlar, suçlardan, adam öldürmenin cezası müebbet hapse çıkarılmış, işkence cezası artırılmış; ayrıca, cinsel saldırılar önemli birer suç olarak değerlendirilerek, bunlara verilen cezalar da artırılmıştır.

Keza, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma etkin bir şekilde düzenlenmiştir.

Rüşvet suçlarındaki uygulama alanı genişletilmiş, daha önce sadece memurlar hakkında uygulanan rüşvet cezası, bundan böyle, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler, vakıflar ve sair kamu kurumlarının görevlileri hakkında da uygulanacaktır.

Özel belgede sahtecilik suçlarında suçun oluşması için gerekli olan zarar mefhumu ortadan kaldırılmış, belgenin düzenlenmesiyle zarar beklenmeksizin suçun oluşacağı kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, önemli düzenlemelerden birisi de çevrenin kirliliği ve imar kirliliğidir. Çevre kirliliği Çevre Kanununda düzenlenmiş olmakla beraber, maalesef bugüne kadar caydırıcı olamamıştır. İşte bu tasarıda çevreyle ilgili hükümler, çevreyi kirleten ve çevrenin kirlenmesi suretiyle etrafa, insanlara ve hayvanlara önemli ölçüde zarar veren kişilerin hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörecek tarzda düzenlenmiştir.

Şehirlerimizdeki gecekondulaşmayı ve başkalarının arazisine ruhsatsız yapı yapmayı önlemek maksadıyla imarla ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler çerçevesinde, ruhsat almaksızın inşaata başlayan kişilere iki yıl ile beş yıl arasında bir hapis cezası öngörülmüş, ayrıca oturma izni almadan, yani, yapı kullanma izni almadan bir inşaata elektrik, su, havagazı, doğalgaz, kanalizasyon gibi hizmetleri getirenlere veya bunların getirilmesine yardımcı olanlara da ayrıca hapis cezası öngörülmüştür.

Keza, adil yargılanmayı engelleyecek davranışlar bu kanunla müeyyide altına alınmıştır.

Suçta azmettirmede altsoy-üstsoy ilişkisi bulunduğu takdirde, azmettiren kişi, kendi altsoyunu suça azmettirdiği takdirde, suçun faili olarak alacağı normal cezanın yanında, cezada ayrıca bir de artırım meydana gelecektir. Keza, azmettirme olan suçlarda, suçun aslî faili, azmettiren kişiyi bildirdiği ve bunun tespitini sağladığı takdirde cezasından bir indirim yapılacak, bu da, azmettiren kişilerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, diğerlerini kısaca geçmek istiyorum. Bu tasarıda, insan üzerinde deney yapılması, organ ve doku ticareti, aile yükümlülüğünü ihlal, çocuk düşürme, kürtaj, kapkaç, alkollü olarak trafiğe çıkma, alkollü ve sarhoş vaziyette trafiği tehlikeye düşürecek tarzda araç kullanma suçları yeniden düzenlenmiş, çocuklara uçucu madde satanlar, çocukları ve güçsüzleri dilendirenler cezaî müeyyideye tabi tutulmuş, bilişim suçları yeniden düzenlenmiş, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek de müeyyideye bağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, huzurunuza getirmiş olduğumuz tasarı, Sayın Eraslan'ın da belirttiği gibi, bir mutabakat tasarısıdır. Bu tasarıda bizim özellikle üzerinde durduğumuz hususlar, özgürlüklerin, düşünce hürriyetinin, vicdan hürriyetinin, ifade hürriyetinin daha geniş olabilmesi, Avrupa ülkeleri seviyesine çıkarılabilmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Köylü.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) - Bunu tam manasıyla sağladığımızı ben de düşünemiyorum; fakat, şunu da belirtmek isterim ki, mevcut Ceza Kanunumuzdan çok daha ileri bir noktaya varmışızdır. Biz, bu bahsettiğim özgürlüklerin çok sınırlı olduğu -etrafında demokratik ülke yok denecek kadar az bulunan- çok sayıda komşularının bulunduğu, her an için tehlikeye hazır olması gereken bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu nedenledir ki, alabildiğine özgürlük getirmek, belki de, bugün için biraz zor görünmektedir; ancak, şunu bilelim ki, bundan beş altı sene önce telaffuz edilemeyen şeyler bugün çok rahat telaffuz edilmektedir. Bundan dört beş sene sonra da, bugün, belki de, öyle zannediyorum, endişe ettiğimiz, üzerinde durmak istemediğimiz şeyler, hiç endişe etmediğimiz şeyler haline gelecek ve o zaman daha güzel şeyler yapabileceğiz ve daha fazla özgürlüklere kavuşabileceğiz. Her halükârda, bu tasarı, Türkiye'nin gerçekten kendisinin, kendi insanlarının, kendi hukukçularının düzenlediği güzel bir tasarıdır. Hatta "Türkiye'de ceza kanunu yapacak hukukçu yoktur" diyenlerin söylediklerine kesinlikle katılmıyorum. Yıllardan beri bu memlekette hukukçu yetişmektedir ve bu hukukçular da bu memleketin insanları olarak, bu memlekete uygun bir ceza kanunu düzenleyecek kapasitededirler. Eksiği olabilir, yanlışı olabilir; ama, bu Ceza Kanunu Tasarısı, gerçekten bu Meclisten geçmesi gereken güzel bir tasarıdır; sizlerin desteğini bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Köylü.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşlerimi belirtmeden önce, özellikle son günlerde Irak'ta yaşanan elim olaylarla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

Özellikle Telafer'de son günlerde masum vatandaşların dahi hayatına kasteden olaylara karşı, Irak'ta yaşanan olaylara karşı, orada sivil  vatandaşların katledilmesine karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetinden etkin bir şekilde gür bir ses beklerken, maalesef, bunu göremiyoruz. Daha dün gece bir Türk şoförünün hunharca başı kesilerek öldürülmesi karşısında hiçbir sesin çıkmaması, Türk Milletini derinden yaralamaktadır.

Fransız Hükümeti, iki Fransız gazeteci için bakanlarını gönderip  Ortadoğu ülkelerinde günlerce kulis faaliyetlerinde bulunurken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanının, orada rehin alınanlarla ilgili olarak, özel şirketlerin kendi güvenliklerinin kendileri tarafından sağlanması gerektiğini söylemesini de, Türkiye Cumhuriyeti değerli vatandaşlarının vicdanına havale ediyorum. Savaşın başından beri, Amerika'nın Irak'ı işgalinden beri 30 000 sivilin öldüğü Irak'ta... Dün, Dışişleri Bakanının ifadesiyle "ilişkilerimizi gözden geçiririz" cümlesinin ne anlama geldiğinin de açıkça ifade edilmesi lazım. 30 000 sivil vatandaş orada katlediliyor, öldürülüyor; siz, demek ki, bugüne kadar Amerika'yla ilişkiler içerisinde bulunduğunuzu, ancak bundan sonra böyle ilişkiler içerisine girmeyeceğinizi beyan ediyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, yetmişsekiz yıldan beri Türkiye'de gündemde olan, uygulanan Ceza Kanununun tümüyle değiştirilmesi Meclis gündemine geldi. Yetmişsekiz yıldan beri uygulanan, ancak, birçok maddesinin günümüz şartlarına uymadığı çok açık bir şekilde görülen Ceza Kanununun mutlaka değiştirilmesi gerekiyor. Ceza Kanununun değiştirilmemesi yolunda Türkiye'de görüş ifade eden yok. Onlarca yıldan beri bu kanun tasarısı üzerinde çalışılıyor ve yirmi yıldan beri üzerinde çalışılan bir tasarı da hükümete gönderilip, hükümet tasarısı olarak Meclis gündemine geldi. Ancak, burada hemen şunu ifade etmek istiyorum: Ceza Kanunu Tasarısı çok aceleye getirilmiş ve tatilden yeni dönen milletvekillerimiz, Ceza Kanunu Tasarısını bugün masalarının üzerinde bulmuşlardır. Hiçbir milletvekilimizin, Ceza Kanunu Tasarısını baştan sona kadar okuma imkânı bulduğuna ve bunun üzerinde belli bir fikir sahibi olduğuna inanmıyorum; buna ben de dahilim; ama, bu kadar önemli bir kanun tasarısının, bu kadar aceleye getirilerek, Meclis gündemine alelacele taşınmasının da makul ve mantıklı bir izahını yapmak mümkün değil. Avrupa Birliğine uyum yasaları çerçevesi içerisinde olduğu ifade ediliyor; ancak, ben biliyorum ki, bugüne kadar, Avrupa Birliği normlarına uyum sağlamak için, Anayasamız da dahil olmak üzere, birçok kanunda değişiklik yapıldı. Bu Ceza Kanunu Tasarısı içerisinde, Avrupa Birliği normlarından dolayı aceleye getirilmesi gereken belki bir, belki iki madde var; ama, bütün bunları bir kenara bırakarak Ceza Kanununun tümünü değiştirmeye çalışırken, bunun dört beş ay gibi bir sürede gerçekleştirilmiş olması da, üzerinde ciddî manada düşünülmesi gereken bir husus.

Yirmi yıl bu kanun tasarısı üzerinde çalışılıyor, hükümete gönderiliyor, hükümetin göndermiş olduğu tasarının yaklaşık 150 maddesi Adalet Komisyonunda değiştiriliyor veya azaltılıyor; yirmi yıl üzerinde tartışılan bu kanun tasarısının yeni şekli dört beş ay içerisinde olgunlaştırılıyor ve bugün, Meclisin gündemine getiriliyor. Bu, bu kadar basit, bu kadar ucuz olmaması gereken bir husus; çünkü, Ceza Kanunu, diğer kanunlar gibi, toplumun belli bir kesimini ilgilendiren bir kanun değil; Ceza Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetmiş milyon insanını birden ilgilendiren, çok önemli bir kanun. O bakımdan, bugün basında, televizyonda, bilimadamlarının, bugün görüşülecek kanun tasarısıyla ilgili çok ciddî eleştirileri, çok ciddî endişeleri var. Bakın, onlardan birini hemen okumak istiyorum. Bilge kişiliğiyle kendisine her zaman saygı duyduğum Sayın Nevzat Yalçıntaş, bugün, her zaman yazdığı gazetedeki köşesinde bakın neleri yazmış, neleri söylüyor; aynen okuyorum: "Bu kanun tasarısı mevcut durumu hürriyetler bakımından geriye götürüyor." Sayın Nevzat Yalçıntaş söylüyor bunu "geriye götürüyor hürriyetleri" diyor. "AK Parti İktidarında böyle bir şey olabilir mi; son dönemki haliyle -buranın altını çiziyorum; son dönemki haliyle- ANAP'laşıyor veya MHP'lileşiyor muyuz" diye soruyor. "ANAP'laşıyor veya MHP'lileşiyor muyuz" diye soruyor Sayın Nevzat Yalçıntaş. "Bizlere inanmış seçmenimizin yüzüne nasıl bakacağız?" Sayın Nevzat Yalçıntaş'ın kendi ifadesi; hiç değiştirmeden aldım ve bugün, bakın, basında, televizyonda -görüyorum Sayın Hocamı- onlarca bilimadamı, sivil toplum kuruluşları feryat ediyor. Bakın, düşünce ve ifade özgürlüğünün nasıl sınırlandığını, nasıl müphem ifadelerin yer aldığını, nasıl muğlak ifadelerin yer aldığını, bu müphem ve muğlak ifadelerin yarın vatandaşları nasıl bir cendere içerisine sokacağını bilimadamları söylüyor, sivil toplum kuruluşları söylüyor; herkes feryat ediyor ve Sayın Bakan da diyor ki: "Bir ülkenin demokratik olup olmadığını ceza kanununa bakarak söyleyebiliriz."

Ben, bu Ceza Kanunu Tasarısının -şimdi vaktinizi almak istemiyorum- onlarca maddesini yeri geldiğinde eleştireceğim. Hele bir maddesi var ki, tüylerim diken diken oluyor. Bir meslek grubunun temsilcisi, görevi dışında hükümet icraatını eleştirirse, hapis cezasıyla tecziye edilecek. Bu uygulama dünyanın hangi demokratik ülkesinde var sevgili milletvekilleri?! Bir hükümet icraatını eleştirmek -bir meslek grubunun bir temsilcisi, hem de görevi dışında- hapis cezasıyla tecziye ediliyor; maddesi burada, sizler de göreceksiniz. Bugüne kadar Türk Ceza Kanunundaki antidemokratik uygulamalardan dolayı mağdur olan ve bu kanunu, geçmiş kanunu eleştiren ve bu kanundan dolayı hüküm giymiş olan veya muhakeme edilen birçok siyasetçi var aramızda. AK Partili birçok milletvekilimiz, geçmişte, bu antidemokratik Ceza Kanunu hükümlerinden, uygulamalarından memnuniyetsizliklerini çok açık ve net bir şekilde ifade ettiler. Bugün ne oldu ki, aynı AK Partinin içerisinde bulunan sayın milletvekillerince, bu kadar antidemokratik hükümler içeren ve özgürlüklerin, düşünce hürriyetinin sınırlandırılmasına sebebiyet verecek olan bu maddeler buraya geldiğinde niçin bir tepki konulmuyor?! Ben de merak ediyorum; bu kadar önemli bir kanun, maalesef, iki aydan beri, bir zina maddesi üzerinde kilitlendi kaldı ve bu da, kasıtlı olarak gündeme getirildi. Niçin kasıtlı olarak gündeme getirildi?! Bu kanun tasarısının altında, Adalet Komisyonuna sevk edilen tasarının altında Sayın Başbakanın imzası var, bütün sayın bakanların da imzası var. Siz, o gün, o tasarıyı imzalayarak Meclise, Adalet Komisyonuna gönderirken zinayla ilgili hiçbir görüş ifade etmeyeceksiniz, daha sonra da, bir gün sabahleyin kalkıp "biz, kadının namus ve şerefini koruyoruz" diye ortaya çıkıp, Türkiye'nin çok önemli gündem maddelerini değiştirmek isteyeceksiniz ve hakikaten -sizler de seçim bölgelerinizden geldiniz- çiftçi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - ...köylü, esnaf, memur, emekli, dul ve yetim çok ciddî şartlar altında yaşarken, meseleyi Türk Ceza Kanununda zina meselesine getirir ve gündemi bununla meşgul ederseniz, bu vatandaşların feryadına kulaklarınızı tıkamak veya bunları başka mecraya kaydırmak için bir gündem yaratabilirsiniz; ama, bugün, mikrofon tutulan sayın AK Parti milletvekillerini izledim; bu konuyla ilgili hepsi büyük bir endişe içerisindeler; ne olacağı konusunda hiçbir kimsenin bir görüşü yok. Öyleyse, sayın milletvekilleri, bu konunun, Ceza Kanununun, mutlaka, çok ciddî manada üzerinde çalışılarak, araştırılarak, incelenerek, aceleye getirilmeden ele alınmasında fayda var.

Ben, CHP'nin sayın sözcüsünü de burada üzülerek dinledim. Günlerce televizyonda, basında, genel başkan seviyesinde, Adalet ve Kalkınma Partisiyle uyum içerisinde, bu kanun tasarısının Meclise gelmesi noktasında fikir birliği içerisinde olduğunuzu ifade ettiniz; televizyonlarda izledik "ortak bir ürünümüz" dediniz; ama, bugün, Sayın Eraslan geldi, aynen şunu söylüyor: "Biz, bunu en az zararla buradan geçirmenin gayreti içerisindeyiz." Bu işin en az zararı, en fazla zararı olur mu sayın milletvekili?!

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Olur, olur.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Eğer zararı varsa, Türk Ceza Kanunu gibi bir kanun eğer zararlı bir şekilde buradan çıkacaksa, siz de CHP olarak tavrınızı net bir şekilde ortaya koyun.

HALUK İPEK (Ankara) - O zaman sen ne diyorsun zinaya?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Ceza Kanununun çok değişik maddeleri üzerinde mutlaka görüşlerimizi ifade edeceğiz; ancak, tekrar ediyorum: Buradaki ifadelerin birçoğunun muğlak olduğunu, hâkimlerin takdir yetkisinde olduğunu, geçmişte olduğu gibi, olağanüstü dönemlerde farklı uygulamalar yapılabileceğini ve bundan dolayı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının bir kısmının mağdur olabileceğini ve aceleye getirilmesinden dolayı da kavramların birbirine karıştığını, bir tarafta farklı ifade edilen aynı hususun, bir diğer tarafta farklı ifadelerle yer aldığını ve bütün vatandaşların potansiyel suçlu gibi değerlendirildiğini, üzülerek, maalesef müşahede etmiş oluyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tekrar ediyorum; Ceza Kanunu, fikir ve hürriyetlerin, düşünce ve ifade özgürlüklerinin en üst seviyede olduğu bir kanun olmalıdır; ancak, mevcut kanunda bunu bu şekilde görmemiz mümkün değil.

Ben, Sayın Genel Başkanımızın adlî yılın açılışında yaptığı konuşmanın bir cümlesiyle sözlerimi bitirmek istiyorum: "Güç, hukuku demokrasinin merceği ve özgürlüğün sözlüğüyle okumak zorundadır."

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Bağımsızlar sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Komisyon adına, Komisyon Başkanı Sayın Köksal Toptan konuşacaklar.

Sayın Toptan, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Parlamentomuz, cumhuriyet tarihinin en önemli işlerinden birini yapıyor; yasama organı olarak, bana göre de, bu dönemin en önemli yasasını tartışıyor.

Tasarının toplumun bütün kesimleri tarafından tartışılması, çoğu hukukçuların kabul ettiği gibi, Ceza Yasası gibi Anayasadan daha da önemli olan bir yasanın herkes tarafından, toplumun çeşitli kesimleri tarafından tartışılması, görüşlerin ortaya konulması, yasanın daha sağlıklı çıkabilmesi açısından kayda değer önemli bir sağlık işaretidir; ancak, bazı konuşmalardan anlıyoruz ki, gazetelere intikal eden bazı görüşlerden anlıyoruz ki, tasarı, toplumun bir kesimi tarafından yeni yeni fark edildi. Bu tasarı, aceleye getirilerek önünüze getirilen bir tasarı değildir. Tasarı, bazı arkadaşlarımızın da ifade ettikleri gibi, 1985, 1986 yıllarına kadar giden bir geçmiş çalışmaya sahiptir; Komisyonumuzdaki çalışmaları da uzun soluklu bir çalışma olarak cereyan etmiş ve önünüze gelen tasarı, toplumun bütün kesimleri tarafından katkı sağlanarak gerçekleştirilmiştir.

Tasarı, komisyonumuza 2003 yılı mayıs ayında gönderilmiştir. Tasarı bize geldikten hemen sonra bastırılarak 400 yere gönderilmiştir. Bu 400 yer içerisinde, bütün hukukçu milletvekili arkadaşlarımız vardır, Barolar Birliği vardır, Yargıtayın ceza daireleri vardır, Türkiye'deki bütün hukuk fakülteleri vardır, sivil toplum örgütleri vardır ve komisyonumuza başvurarak "ben bu tasarıdan istiyorum, görüşlerimi bildirmek ve incelemek istiyorum" diyen herkesin adresine gönderilmesi keyfiyeti vardır. 400 yere gönderilmiş ve tasarıyla ilgili görüş istenilmiştir. Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, bu 400 yerden sadece 34 tanesinden, biz, tasarıyla ilgili görüş alabildik.

Şimdi bakıyorum, o zaman kendisinden görüş istediğimiz değerli pek çok hukukçumuz, hocamız, şimdi gazetelere beyanatlar vermeye başladılar; o zaman kendilerine gönderdiğimiz tasarıyı okuma ihtiyacını hissetmediler, zaman ayıramadılar; ama, şimdi, gazetelere, televizyonlara konuşuyorlar.

Biz, gelen görüşleri de alarak, 2003 yılının temmuz ayında altkomisyon kurduk; bu görüşleri, tasarıyı bu altkomisyonumuza verdik; altkomisyon, yaz aylarında olabildiği kadarıyla, bireysel olarak, bunların üzerinde çalıştı ve Ekim 2003 tarihinden başlayarak çok yoğun bir çalışmaya girdi. Bu çalışma sırasında -Sayın Eraslan da, Sayın Köylü de biraz evvel anlattılar- 4 büyük hukuk fakültemizden, Yargıtayımızdan, Barolar Birliğinden, Adalet Bakanlığından uzman arkadaşlar çağrıldı ve onların da katkısıyla yeni bir metin ortaya çıkmaya başladı. Görüldü ki, Türkiye artık yeni bir ceza kanunu yapabilme gücüne erişmiştir, bilgi ve birikimine erişmiştir; o nedenle, ellerindeki Ceza Kanunu gözardı edilmeden, ama, değişen dünya koşullarına göre, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerine göre ve dünyadaki ceza hukuku sistemindeki gelişmelere göre, yeni baştan, bir Türk ürünü, Türk insanının ürünü bir ceza yasası yapımı gerçekleştirilmeye başlandı. Bu nedenle, çalışmalar biraz daha yaygınlaştırıldı, sivil toplum örgütlerinden çalışmalara katkı sağlamak isteyenler komisyona çağrıldı ve onların düşünceleri alındı. Başta kadın örgütlerimiz olmak üzere pek çok örgütün altkomisyona getirdiği öneri de büyük oranda dikkate alındı.

Bu şekilde yapılan altkomisyon çalışmaları, altı ayın sonunda, 2004 yılının mayıs ayında rapor halinde komisyonumuza gönderildi. Bu sefer Komisyonumuz, benim imzamla, yaklaşık 1 000 yere bu tasarıyı gönderdi.

Biraz evvel, burada "bu tasarı çok aceleye getirildi, kimsenin haberi olmadan yapıldı" diyen Tandoğan arkadaşım için söylüyorum; gazetelere...

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Göndermek ayrı, tartışmak ayrı!..

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Devamla) - Göndereceğiz ki tartışma yapacağız. Gönderiyoruz, diyoruz  ki, görüşünüz varsa bize bildirin. O görüş gelecek, onun üzerinde de tartışma yapacağız. Yani, görüş bildirmeden, bir tasarıyı göndermeden neyin üzerinde tartışma yapacağız! İşte, o yolu açmak istiyoruz.

Gönderdiğimiz 1 000 kurum, kuruluş ve kişiye dedik ki: İşte bizim altkomisyonun hazırladığı rapor; bununla ilgili görüşlerinizi lütfen bize bildiriniz. Gönderilen 1 000 yerin sadece 50'sinden görüş geldi sevgili milletvekili arkadaşlarım. Bunlar içerisinde bir hukuk profesörünün göndermiş olduğu görüş ilginçtir "Türkiye, ceza kanunu yapamaz" diyor.

Niçin yapamaz; seksen yıllık cumhuriyet, bunca deneyimden sonra, bunca eleman yetiştirdikten sonra bir ceza kanunu yapamıyorsa, biz, nasıl Avrupa Birliği üyesi olacağız, nasıl çağdaş devlet olacağız?! Bu, en azından bizim hukukçularımıza, bizim insanımıza haksızlık değil midir?! (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yaptı bizim arkadaşlarımız. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarıma, AK Partili arkadaşlarıma, akademisyen arkadaşlarımıza, Yargıtay üyelerine, hepsine, huzurunuzda teşekkürlerimi, minnetlerimi sunuyorum. Gerçekten onların katkıları unutulmaz.

Başka nasıl yapılabilir, bir tasarıya başka nasıl daha geniş bir katılım sağlanabilir?! Yine, altkomisyon raporumuzu, bütün hukukçu milletvekillerimize gönderdik, bütün hukuk fakültelerine gönderdik, baroların hepsine gönderdik, ağır ceza mahkemelerinin hepsine gönderdik, Yargıtaydaki bütün ceza daireleri üyelerinin hepsine gönderdik, sivil toplum örgütlerinin hepsine gönderdik, gazetecilere gönderdik; isteyen herkese bunu gönderdik ve bize görüşlerinizi bildirin dedik. 50 tane görüş geldi. İşte, o görüşleri de alarak, Komisyonumuz, tam 50 saat süren bir çalışmanın sonunda, şimdi, huzurunuza getirilen metni hazırladı ve buraya getirdi.

Elbette, karar, Genel Kurulundur. Elbette, Genel Kurulun vereceği karar, herkesin başının üstünde yer alması gereken bir karardır.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarının mükemmel olduğunu söylemeye elbette imkân yok. Sayın Eraslan da söyledi, Sayın Köylü de söyledi; ama, takdir edersiniz ki, yepyeni bir kanun yaparken, en mükemmeli yakalamak öyle çok kolay da değildir; ama, burada herkesin emin olmasını istiyorum ki, bu kanunun, toplumun bütün kesimlerinin ürünü olması için, hem Cumhuriyet Halk Partili arkadaşların hem AK Partili arkadaşlarımın ortak çabası, ortak gayreti vardır ve burada da, bana göre, önemli oranda sonuçlar alınmıştır. Elbette, burada, hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem AK Partinin içine sinmeyen, kendi tabanlarına çok rahat anlatamadıkları düzenlemeler de vardır; ama, bu tasarı çıkarken, çıkarılmaya çalışılırken, bir mutabakat tasarısı olması konusunda da, hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem AK Partinin ortak iradeleri ortaya konulmuştur. O nedenle, bu tasarının bu zamana kadar gelmesi ortak mutabakatın nasıl eseriyse, çıkması da, umuyorum ki, yine ortak bir eser olarak meydana gelecektir.

Bazı arkadaşlarımızın tereddüt duydukları noktalar var. İşte, bugün, liderler yeniden bir araya geldiler, yeniden görüşme yaptılar. Şimdi, tasarıda, huzurunuza geldikten hemen sonra, her iki parti arasında yapılan görüşmelerde, zaman zaman ilerlemeler kaydolundu. İşte, şimdi elimde, önerge taslağı haline getirilen birtakım görüşler var; bunlardan size kısaca bilgi vermek istiyorum.

Mesela, hakaretlerle ilgili altı ay olarak öngörülen alt ceza üç aya indirilmiştir; eleştiriler gelmişti bu konuyla ilgili. 216 ncı maddenin uygulamasında sorunlar çıkabilir endişesi vardı, hem Cumhuriyet Halk Partili hem AK Partili arkadaşlarda; orada da, açıklık getirilmesi bakımından "açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması" unsuru maddeye eklenmiştir. 218 inci maddede, Sayın Tandoğan biraz evvel "şimdi, siz, belli bir meslek grubunu hapse atmak için ceza maddesi getiriyorsunuz" dedi; öyle bir şey yok; bu, kanunda var zaten. Aslında, getirilen düzenleme, kastettiği o meslek grubunun daha lehine olan bir düzenlemeydi; ama, toplumun bir kesimi o kadar kötü ajite edildi ki, biz de, arkadaşlarla, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarla konuşarak, bu düzenlemeyi, mevcut, şu anda yürürlükte olan şekliyle bırakmanın uygun olduğuna karar verdik. Belki, burada, kanun yapma tekniği bakımından bir yanlış yapıyoruz; çünkü, göreceksiniz, mevcut kanundaki, yani şu anda yürürlükte olan Türk Ceza Kanunundaki maddenin diliyle, şimdi görüştüğümüz tasarının dili arasında çok ciddî bir farklılık meydana gelecek; ama, birtakım istismarları önlemek bakımından, bunun, aynen bu şekilde, olduğu gibi getirilmesinin uygun olduğunu düşündük.

222 nci maddede değişiklik yapılıyor; şapka ve Türk harfleriyle ilgili düzenleme, şu anda yürürlükte olan 526 ncı maddede olduğu gibi korunacak. Kisvelerle ilgili konu, yine, kendi kanununa göre -nasıl yürürlükte ise- öyle devam edecek.

287 nci madde de -genital muayeneyle ilgili- kadın örgütlerimizin üzerinde çok durduğu bir husustu. Mevcut tasarıda, göreceksiniz "yetkili hâkim ve savcı kararı olmaksızın" deniliyor. Şimdi, burada, genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan da suçlu hale gelecek iki partinin uzlaşmasıyla, böyle ortak bir önergeyle.

Hükümlü ve tutukluların kaçmasıyla ilgili 292 ve 293 üncü maddelerde birtakım teknik tereddütler vardı; o konuyla ilgili yeni bir önerge gelecek.

Nihayet, 302 nci maddeyle de ilgili birtakım tereddütler ortaya çıktı. Orada, bir yıl olarak düzenlenen cezanın alt sınırı altı aya indirilmiş. Yani, çıkarmış olduğumuz uyum paketlerine uygun hale getirildi ve "eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları da suç oluşturmaz" diye dördüncü bir fıkra eklendi ve tahmin ediyorum, tereddütler de bu şekilde giderildi.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, siz oy verirseniz yasalaşacak. Şunu, inanarak huzurunuzda söylüyorum ki, bu tasarı, Türk insanının eseridir ve birey olarak Türk insanının mutluluğunu, refahını, özgürlüğünü çok öne alan, temel felsefe, temel ilke edinen bir tasarıdır. Bu tasarı, bazı arkadaşlarımızın dediği gibi, fikir özgürlüklerini daraltan, kısan değil, tam tersine, fikir özgürlüklerini alabildiğine genişleten; ama, öbür taraftan, toplumun birtakım temel ihtiyaçlarını gözardı etmeyen bir şekilde düzenlenen bir tasarıdır. Tasarı, oylarınızla kanunlaştığı takdirde, zannediyorum, Türk insanının mutluluğuna hizmet edecek, maddî ve manevî refahına hizmet edecek bir tasarı olarak, gelecek kuşaklar tarafından hep iyiliklerle anılacaktır.

Ben, bu düşüncelerle tasarının görüşmelerinin hayırlı olmasını diliyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Toptan'a teşekkür ediyorum.

Şahsı adına, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ konuşacaktır.

Sayın Bozdağ, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu üzerinde, şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ceza hukuku, devletin, ceza tehdidiyle uygulamasını sağlamaya çalıştığı emir ve yasaklardan oluşmaktadır. Ceza Kanunu, esasıyla cezaî himayenin konusunu teşkil eden toplumsal ve kişisel hakların neler olduğunu da tespit etmektedir. Ceza kanunları, bir noktada, toplumun ve devletin kanunda yer alan konulara bakışını da yansıtmaktadır.

Demokratik toplumlarda zaman içerisinde yaşanan gelişmeler, ceza kanunlarında ve diğer kanunlarda birtakım değişikliklerin yapılmasını zorunlu kılar. Bu nedenle, zaman zaman, bugüne kadar, 1926 yılından beri yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda 63 adet değişiklik yapılmıştır. Toplumun ihtiyaçları, demokratik talepleri doğrultusunda bunlar kanunlaştırılmıştır; ama, bunlar yapılırken bir yandan ihtiyaçlar giderilmiş; fakat, diğer yandan da Ceza Kanununun insicamı bozulmuş; dil birliği bozulmuş, mantalite birliği bozulmuş. Zira, her bir değişiklik değişik bir siyasî iktidar zamanında yapıldığı için, o iktidarın mantalitesi, anlayışı, dile bakışı, suça ve cezaya bakışı kanunun içerisine yansıtılmış ve böylece, Türk Ceza Kanunu, kırk yamalı bohça diye nitelendirebileceğimiz bir yapıya bürünmüştür.

Ceza Kanununun değiştirilmesiyle ilgili Türk toplumunun talepleri bugün gündeme gelmiş değildir. 1940 yılında, Adalet Bakanlığımız bu konuda çalışma yapmak üzere bir yönetmelik çıkarmış ve bu yönetmelik çerçevesinde de, değişik komisyonlara, Ceza Kanunu tasarısı hazırlatmak üzere görevler tevdi edilmiştir. Bakın, 1940 yılında hazırlanan  bir TCK tasarısı var; bu, 1930 İtalyan Ceza Kanunundaki değişiklikler de nazara alınarak hazırlanmış; ancak, yasalaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, 1958 yılında da bir Türk Ceza Kanunu tasarısı hazırlanmış; fakat, bu da yasalaşma imkânı bulamamıştır. 1985 yılında kurulan yeni bir komisyonla, 1987 yılında TCK tasarısı hazırlanmış; ancak, bu da kanunlaşma imkânı bulamamıştır. Daha sonra, bir başka komisyon tarafından, 1989 yılında TCK tasarısı hazırlanmış, bu da kanunlaşamamıştır. 1997 yılında hazırlanan TCK tasarısı, Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirilmiş, komisyonlara inmiş ve altkomisyondayken, seçim nedeniyle, kanunlaşma imkânı bulamamıştır. En son, 2001 yılında bir TCK tasarısı hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu tarafından Meclisimize gönderilmiştir.

Bunları şunun için anlattım: Bundan önce konuşan arkadaşlarımdan bazıları, bu tasarının çok kısa bir çalışmanın ürünü olduğunu söylediler. Ben derim ki, bu, bugünün ürünü değil, bundan önce yapılan altmışdört yıllık bir çalışmanın, bir birikimin, bir emeğin, bir terin karşılığıdır. Bu çalışmalara bugüne kadar katkı verenler AK Partiyi oluşturan milletvekilleri olmadığı gibi, Cumhuriyet Halk Partisini oluşturan milletvekilleri de değildir; tarihimizin değişik evrelerinde siyaset yapan ve burada bulunan siyasî partilerimizin temsilcilerinin anlayışları, katkıları vardır. Biz, bunu düzenlerken, bunun üzerinde çalışırken bu emeklerden istifade ettik. Elbette ki, bu konular üzerinde bizden önce çalışan, özellikle teknik komisyonlar -Yasama Meclisi üyeleri dışındaki komisyonlar- bu tasarıların tamamını dikkate almışlardır, incelemişlerdir ve ona göre bir neticeye varmışlardır. Bizim önümüze gelen hükümet tasarısı da, bütün bu tasarıların süzmesi şeklinde idi. Türk Ceza Kanunu Tasarısı, altkomisyonda, yaklaşık bir yıldır, arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, Yargıtayımızın temsilcilerinin ve değişik sivil toplum örgütleri temsilcilerinin katkılarıyla âdeta yeniden şekillenmiştir.

Burada başka bir hususun da altını çizmek istiyorum: Türk Milleti ve Devleti, kendi ceza kanununu yapabilme ehliyetine sahiptir. Birileri bu ehliyeti kendisinde görmese de, Türk Milleti bu ehliyetin varlığını pekala bilmektedir. Bu memlekette, daha düne kadar "Türkçeyle felsefe yapılmaz" diyenler vardı; bugünlerde de "Türkçeyle hukuk ve ceza kanunu nasıl olur, Türkiye'nin bu hukuk birikimiyle, tecrübesiyle bu yapılır mı" diyenler var; ama, ben biliyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hukukçuları, Yargıtay ve diğer mahkemelerdeki uygulayıcıları, üniversitelerdeki hocaları ve bu işe kafa yoran, emek veren, ter dökenleri, Batı'daki muadillerinden hiç de geri değildir, onlardan bir adım da öndedir. Şu anda huzurunuzda bulunan Türk Ceza Kanun Tasarısı -Adalet Komisyonu raporu- dünyada hazırlanmış en ileri ceza kanunu tasarısıdır. Neden; çünkü, pek çok Avrupa ülkesi, ceza kanunlarını değişen yeni değerlere, korunması geren yeni hukukî menfaatlara göre şekillendirmişler ve değiştirmişlerdir. Hem Komisyonun, bizim dışımızda teknik komisyonun yaptığı çalışmalarda hem de alt komisyonun yaptığı çalışmalarda hem Fransız Ceza Kanununa hem İtalyan Ceza Kanununa hem Alman Ceza Kanununa hem İspanya Ceza Kanununa ve hatta, ta uzaklardan Japonya Ceza Kanununa da zaman zaman bakılıp bütün bunlardaki değişim ve gelişmeler de dikkate alınıp, bunları, huzurlarınıza getirilen metne nasıl yansıtırız diye emek verilmiştir ve bu tasarı bu emeklerin ürünüdür. Onun için de, bu metin, bugün yürürlükte bulunan ceza kanunlarına göre bir adım da öndedir; ama, tabiî ki, buna rağmen, hiçbir kusuru, hiçbir eksiği yoktur demenin imkânı da yoktur.

Biliyorsunuz, ceza kanunları, uygulandıkları ülkelerde uygulanan yönetimin, rejimin karakterini yansıtan kanunlardır. Siz, bir ülkenin karakterini anayasasına yazarsınız, o izafî kalır; ama, bunun, esas, gerçek ifadesini bulduğu yer ceza kanunudur. Onun için, ceza kanunları çok önemlidir.

Totaliter ve otoriter rejimlerin egemen olduğu ülkelerde ceza kanunları, bireyin hak ve hürriyetlerinin alabildiğine kısıtlandığı, devletin alabildiğine korunduğu, mevcut iktidarın bekasının alabildiğine temin edilmesi için gayret sarf edildiği kanunlar olduğunu görürsünüz; ama, demokratik toplumlarda kanunların, hürriyetin önünün alabildiğine açıldığı, devlet karşısında bireyin hak ve özgürlüklerinin alabildiğine korunduğu kanunlar olduğunu görürsünüz. Onun için, biz, demokratik bir ülkede yaşadığımıza göre ve Anayasamızın 2 nci maddesinde de devletimizin temel niteliklerinden bir tanesi demokratik hukuk devleti olduğuna göre, yapacağımız kanunun da bu demokratik ilkelere uygun olması gerekiyordu.

Onun için, bakın, Ceza Kanunu metninin 1 inci maddesi Ceza Kanununun amacını düzenlemektedir ve orada uygulayıcıya bir mesaj veriliyor; deniliyor ki: Bu kanunun hiçbir maddesi temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı şeklinde yorumlanamaz ve uygulanamaz. Böyle bir hüküm koyduk bütün bunları teminat altına almak için; ama, bakın, bütün bunlara rağmen, mevcut metnin içerisinde, demokratik, hukuk devletinin ilkeleriyle bağdaşmayan, panik mevzuat denilebilecek nitelikteki hukukî metinler de vardır. Panik mevzuat, değişik zamanlarda konjonktürün emir buyurduğu veya konjonktürün gereğini ortaya koyan hukukî metinlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bunun gibi birtakım maddeler de mevcut metnin içerisinde vardır. Gönül ister ki, Anayasamızla, uluslararası sözleşmelerle bağdaşmayan bu hükümleri de elbirliğiyle bu kanun metninin dışına taşıyabilseydik, daha iyi olurdu. Ben, o nedenle, fikir ve düşünce hürriyetinin, din ve vicdan hürriyetinin tam ifadesi noktasında birtakım eksikliklerimizin olduğunu da vurgulamak istiyorum. Birtakım düşüncelerle, endişelerle bunlar burada muhafaza edilmiştir; ancak, hukuk devletinde bunun önünü açmak da lazımdır, bunları takdirin alanının dışına çıkarmak da lazımdır. Biz hepimiz şunu söylüyoruz, diyoruz ki; yargı, siyasete, politikaya müdahale etmemelidir. Doğru; ama, politika da yargıya müdahale etmemelidir. Eğer, biz, Ceza Kanunu maddeleri içerisine yargının yorum yapmasına elverecek hükümler koyarsak, yargı da, bunu uygulayan da, elbette ki, sonuçta bir yorum yapacak, otomatikman, karışmasını istemediğimiz alana müdahale etmiş olacaktır. Onun için, değerli milletvekilleri, mevcut yasamızın içerisinde, sayılı da olsa, yargının, yorum yoluyla hayata daha fazla müdahalesi sonucunu doğuracak maddeler vardır. Ben inanıyorum ki, bu Yüce Meclis, görüşmelerin seyri içerisinde bu maddeleri de değiştirecektir.

Ben, bir iki hususa da cevap verip, sözlerime son vermek istiyorum.

Bir tanesi, CHP adına konuşan değerli milletvekili arkadaşım -altını çizerek söylüyorum- "biz, bu kanun tasarısı altkomisyonda görüşülürken, ülkeye en az zarar verecek şekilde geçmesi için uğraştık" dedi. Şimdi, ülkeye zarar vermek isteyen bir kişinin bu Meclisin çatısı altında, burada bulunduğuna ben inanmıyorum. Biz, hepimiz, elbirliğiyle, bu ülkenin faydası olsun, insanlarının faydası olsun, onuru, şerefi, haysiyeti daha da yüksekte olsun diye çalıştık; ancak, kanun içerisindeki birtakım maddeler üzerinde kanaat serdederken, bunları, hemen, birtakım önyargılarla, niyet okumalarla farklı manaya çekmenin de hiçbir manası yoktur. Türkiye'de her bir Türk vatandaşı, en az diğeri kadar vatanını, milletini, devletini, Meclisini, her şeyini seviyordur; hiç kimse, bu konuda, diğerine göre bir rüçhaniyete, bir önceliğe sahip değildir; bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

Biz, bu kanun görüşmeleri sırasında, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen devletimizin temel niteliklerini aşma gibi hiçbir düşünceyi, hiçbir anda, hiçbir zeminde aklımızın ucundan dahi geçirmedik; ama, müsaade buyurun da, hukuka ve Anayasaya açık ve net aykırı olan maddeler hakkında da kanaatlerimizi söyleyelim, kamuoyu bunu bilsin, kimin hukuktan yana, kimin birtakım ideolojik dayatmalardan yana olduğunu çok net görsün. Biz, kanaatlerimizi söyledik, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz.

Ben, bu vesileyle, Türk Ceza Kanunu Tasarısının, tekrar, hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum ve inşallah, Meclisimizin katkılarıyla, eksikliklerin giderilerek daha mükemmel hale getirileceğine de inanıyorum.

Bu vesileyle, hepinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bozdağ.

Hükümet adına, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yapmakta olduğumuz bu çalışmaların ülkemiz için, demokrasimiz için, insanlarımız için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Şüphesiz, bugün, Parlamento çalışmaları içerisinde, bence, çok önemli, çok anlamlı ve gerçekten, herkesi ilgilendiren, gelecek kuşakları da ilgilendiren bir temel yasayı konuşuyoruz.

Şüphesiz, böyle bir tasarının huzurunuza gelmesi kolay olmamıştır. Sözlerimin başında, uzun bir maraton, çalışma yapacağız, ola ki unutabiliriz, şimdiden ifade etmeliyim ki, bu tasarının huzurunuza gelmesinde gece gündüz demeden büyük bir fedakârlıkla çalışan Adalet Komisyonunun Sayın Başkanına ve sayın üyelerine, özellikle altkomisyonda görev yapan arkadaşlarımıza, bu çalışmalar sırasında her türlü fikrî desteği veren Yargıtayın sayın üyelerine, Yargıtay Başkanlığına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında görev yapan değerli savcı arkadaşlarımıza, üniversitelerden katılan bilimadamlarına ve sair kişi ve kuruluş temsilcilerine, Adalet Bakanlığında görev yapan değerli arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Konuştuğumuz tasarı bir temel tasarıdır, temel yasadır. Aslında, yasa çalışmalarıyla uğraşan herkes bilir ki, temel yasalar netameli yasalardır; kimseyi memnun etmeniz mümkün değil. Herkes kendi bulunduğu noktadan bakar. Onun önceliği Türkiye'nin önceliğidir; onu düzenlerseniz, o yasa çok önemlidir, onu düzenlemediğiniz takdirde, başkaca maddelere bakmaksızın külliyen inkâr eder.

Aslında, toplumumuzda böyle bir genelleme alışkanlığı da vardır; iyiyi kötüden ayırt etmeden, doğruyu yanlıştan ayırt etmeden, bir tasarının ya da bir hizmetin, bir eserin iyi ve kötü yanlarını, doğru ve yanlış yanlarını birlikte görme alışkanlığı, maalesef, yoktur. Toplumumuz, nedense, bir muhalefet anlayışı olarak da, eskiden beri, bardağın hep boş tarafından bakmıştır; o, çok kolaydır; ama, dolu tarafın nasıl dolduğuna bakmak gibi bir alışkanlığımız da yoktur.

Talihsiz bir tartışmayla, maalesef, uzun bir emek mahsulü olan bu tasarı, bu 346 kareden müteşekkil, 346 labirentten müteşekkil bir güzel eser; belki bazı noktaları gölgeye geldi, bazı noktalarında ufak tefek eksiklik varken, geri kalanları, sanki hiçbir özelliği yokmuş, bu topluma hiçbir şey vermiyormuşçasına, küllî bir karalama içerisine götürüldü. Bu, haksızlıktır. Bu, tasarı için çalışanlara haksızlıktır, en azından, bize haksızlıktır; çünkü, biz, hepimiz -bu çatının altında olan herkes- birbirimizi beğensek de beğenmesek de, fikirlerimizi eksik, yanlış bulsak da, bu ülkenin iyiliği için çalışıyoruz, bu ülke iyiye gitsin diye uğraşıyoruz. Bir temel yasayı yaparken de en temel niyetimiz budur. Bunun aksini düşünen, bize bühtanda bulunmuş olur. Bunu burada belirtmek istiyorum.

İkincisi, bizim toplumumuzdaki bazı kesimlerin -katılır mısınız, bilmem- şöyle bir alışkanlığı daha var: Sizler de, bizler de, zaman zaman, panellere katılırız. Bu panellere umumiyetle 4-5 kişi çağrılır. O panellerde, o toplantılarda da çok sayıda değerli zevat vardır. Bizim konuşma üslubumuzda da bu sayınları saymak gibi de bir geleneğimiz var. Salonun yarısı sayınlarla dolu olunca, 20 dakikalık konuşmanın 5 dakikası sayınları saymakla geçer. Ondan sonra, ne iyi ettik de bu toplantıyı yaptık tarzında, kelamı rüşvet kabilinden de bir 5 dakikalık peşrev konuşması yapılır. Sonra, her yerde, her toplantıda söylenen bir iki söz ki, özü itibariyle de şikâyetten ibarettir o ve çözüme bir türlü yönelinemez; çünkü, çözüm, biraz gayret ister, gece biraz uykusuz kalmak ister, biraz kitap karıştırmak ister. Sonra, 1-2 dakika kalınca da, saatine ikidebir bakar "söylenecek çok söz vardı; ama, maalesef, zaman doldu..” Şimdi, bu tasarı yirmi yıldır Türkiye'nin gündeminde, halen, birkısım insanlar diyor ki: "Bu tasarıyı biraz geri çeksek." Sizi temin ederim, bahse girerim; bu tasarıyı biz bugün çeksek, bir yıl sonra Türkiye'nin gündemine getirsek, yine, aynı kişilerden, aynı adamlardan aynı mazeretleri dinleyeceğiz.

Bu tasarı Meclisin gündemine geleli onyedi ay oldu, onyedi ay!.. Televizyonlarda ben defeatle söyledim, Komisyon Başkanımız, değerli arkadaşımız, demin, bu tasarı gündeme geldiği günden beri katkı için nasıl bir çabada bulunduğunu burada ifade etti. Bu tasarı metnini 1 000'e yakın yere göndermişsiniz, gelebilen teklif, tenkit sayısı 40 veya 50'yi geçmiyor. Onların da önemli bir kısmı tasarının bütünlüğüyle ilgili değil, haklı olarak, kendilerini ilgilendiren üç beş maddeyle alakalıdır; bunların tamamını toplasanız 15-20 maddeyi de geçmez. Şimdi, böylesine bir ortamda, halen, bir toplum, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da, bir yere getirip bağlamıyorsa, yirmi sene bir konuyu tartışıyor da bundan bir eser orta yere çıkaramıyorsa, o zaman bir yerde bir yanlışlık var demektir.

Belki, bir Adalet Bakanı olarak, kötü adam rolünü oynayıp, böylesine Ceza Kanunu Tasarısı gibi netameli bir tasarıyı toplumun gündemine getirmek yerine, böyle gelmiş böyle gider, eski Kanunla nereye kadar gidersek gidelim deyip, işi böylece bırakıp Bakanlığın tadını çıkarmak da vardı; ama, ben, siyasî hayatım boyunca hep zor olanı seçtim; bu da zor, gerçekten zor; çünkü, böylesine, uzlaşma kültürünün olmadığı, kavga kültürünün bir siyaset üslubu haline geldiği, bir felsefe haline geldiği, rant aracı haline geldiği bir toplumda uzlaşmaya dayalı bir temel yasayı toplumun önüne koyabilmek çok kolay değildir. Bu Parlamento bunu başardı; bu Komisyon bunu başardı, hepsine müteşekkirim; Cumhuriyet Halk Partilisine de, AK Partilisine de, gelip, orada konuşan herkese müteşekkirim. Türkiye'nin aradığı tablo da budur, Türkiye'nin geleceği de burada yatıyor. Belki, bu tasarıdan çok daha önemlisi, böyle bir uzlaşmanın ortaya konulabilmesiydi. Geçmişte kavga ettik  de ne oldu; birisi bana söylesin, desin ki, kırk yıl kavga ettik, şöyle bir neticeyi elde ettik.

Bu tasarı, bir uzlaşma tasarısı; elbette eksikliği var, elbette yanlışı var. Öyle olmasaydı, komisyona gelmezdi, başka yere gelmezdi. Şimdi hepimiz iyi niyetle diyoruz ki, gözden kaçan  hususlar varsa "daha iyi olurdu şöyle düzenleseydik" diyeceğimiz hususlar varsa, bunu, birlikte, vakit geçmeden, dün yaptık, geçen hafta yaptık, komisyonda yaptık, yarın da yaparız, bu müzakereler devam ettiği sürece de yaparız. Mühim olan, bu alışkanlığı, bu güzel geleneği burada kaybetmemiş olmamız lazım gelir. Belki, Parlamentonun bu anlamda en önemli  eserlerinden bir tanesi budur. Demokrasi adına misal verirken, uzlaşma adına misal verirken, ülkenin yararı için yan yana gelmek için misal ararken, ben niye İngiltere'den misal vereyim, niye Fransa'dan misal vereyim! İşte, yeni dönemde bu da güzel bir misal; bunu toplumun önüne koymak, bunu paylaşmak, bunun gururunu taşımak, her halde, bu tasarı vesilesiyle bu Parlamentoya nasip olmuştur; bunun gözden kaçırılmaması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu tasarı, elbette nereden baktığımıza bağlı. Dedim ya, 346 madde; eksiği varsa düzeltiriz, hiçbir inadımız yok, tartışacağız, konuşacağız, birlikte bunları yapacağız; ama, bir şeyi gözden kaçırmamamız lazım; artık, 765 sayılı Türk Ceza Kanunuyla Türkiye'nin bir yere varması mümkün değil; çünkü, ihtiyaç hâsıl oldukça her gün bir tuğlası sökülmüş; bir engel çıkmış, oradan bir parçası sökülmüş; sonra tamir etmeye çalışmışız, ucube bir bina haline gelmiş; 60'tan fazla değişiklik... Felsefesi eskimiş; bu Ceza Kanunu, soğuk savaş döneminin yürürlükteki ceza kanunu izlerini taşıyor, felsefesini taşıyor; çünkü, soğuk savaş döneminin önceliği güvenliktir, devletin güvenliğidir. Güvenliğin söz konusu olduğu yerde, yasaklar olur, yasaklamalar olur; ama, Türkiye artık o dönemi çoktan aştı; dünya o dönemi aştı. Onun için, dünyanın felsefesi değişti ister istemez. Eğer, ceza kanunlarınızı bu felsefeye uyduramazsanız, haksızlıklar olur, özel kanunlarla ceza düzenlemesine gidersiniz, o zaman da ceza hukuk sisteminin sistematiği bozulur, dengesi bozulur, haksızlıklar meydana gelir. Nitekim, yürürlükteki yasanın dengesi bozulmuştur, sistematiği bozulmuştur, felsefesi de eskimiştir. Bununla Türkiye nereye kadar gidebilir; bu, daha ne kadar götürebilir? Dedim ya, niye netameli işle uğraşıyoruz, böyle gelmiş, böyle gitsin diyerek bu dönemi de kapatıp gidebiliriz; ama, bu toplumun modern bir ceza kanununa ihtiyacı vardır; öncelikleri dünya şartlarına uygun, dünyanın öncelikleriyle örtüşen, kendi içinde sistematiği olan, felsefesi olan yepyeni bir ceza kanununa ihtiyaç vardır.

Şimdi, tutanaklara geçmesi açısından burada ifade etmek istiyorum. Hükümet olarak, biz, bugüne kadar olmamış bir yolu denedik bu Ceza Kanunu Tasarısında. Herkesin bilmesi gereken bir hususu ifade etmek istiyorum. Bir konunun çözümü için, yasa, Parlamentonun gündemine, Genel Kurula iki türlü gelir; ya teklif olarak gelir ya da tasarı olarak gelir; ama, geriye dönüp baktığımızda, bizim yasalaştırma tarihimiz açısından, teklif adedi fevkalade sınırlıdır, daha çok tasarı olarak gelir. Ama, gördük ki, yirmi yıldan beri, belli bir hükümet döneminde bir yere kadar gelmiş olan ceza kanunu tasarısı, her hükümet değişikliğinde veya her seçim öncesinde geriye çekilmiş; olmadı, baştan, yeni bir komisyon iki sene, üç sene, dört sene çalışmış, Meclis gündemine gelmiş... Ben, bunların birçoğunu bu çatı altında yaşadım. Birçok bakan arkadaşımız ceza kanunu tasarısını komisyona kadar getirdi; fakat, sonradan, seçimler veya hükümet değişiklikleri sebebiyle bu tasarılar geri çekildi. Ceza kanunu tasarısında, yirmi yıldır, gel git, gel gitten başka yapılan çok fazla bir şey yok.

Şimdi, düşündük, elbette, bizim Meclise sevk ettiğimiz tasarının birçok noktada demin söylediğim ilkelere uymayan yönü, eksikliği var, yanlış olan tarafları var, felsefesi itibariyle itiraz ettiğimiz noktaları var, parti öncelikleri açısından kabul edemediğimiz noktaları var; ama, bir sürecin başlaması lazımdı. Bir süreç başlasın, bu ülkeye tekrar üç sene, dört sene kaybettirmek yerine -ben, bunu televizyonlarda hep söyledim- komisyonlarda süreyi olabildiğince uzun tutarız, herkesin katılımını da olabildiğince sağlarız ve böylece, bir temel yasayı birlikte yaparız mantığı içerisinde, takdir edilmesi gereken bir yolu tercih etmiş olmamıza rağmen, klasik anlayışla, hep eski usul yasa yapma alışkanlığı olanlar veya böyle bir beklenti içerisinde olanlar "efendim, hükümet o tasarıyı gönderdi, bu tasarıyı gönderdi..." Gayet net söylüyorum, bu tasarıyı göndermemizin esas sebeplerinden bir tanesi zaman kazanmak, süreci işletmektir. Şu tasarı, yarım yüzyıllık çokpartili hayatımız içerisinde, belki de ilk defa Parlamentonun kendisinin yaptığı bir tasarıdır; bunu, kimsenin gözardı etmemesi lazım. Elbette, Hükümetin gönderdiği tasarı bir mukayese unsuru olmuştur. Onun arkasında da çok değerli katkılar var, çok değerli çalışmalar var, pek çok insan o tasarı içerisinde... Kabul ederiz etmeyiz, tenkit ederiz, takdir ederiz, o, ayrı bir olay; ama, onun arkasında da bir çalışma var. Şüphesiz, böylesine bir temel yasa yaparken, toplumun hafızasında, bakanlığınızda, ilgili kurumlarınızda, dünyada ne varsa bunların hepsini ortaya koyup, bir düzenleme yapmanız gerekiyor.

İlk defadır ki, bu tasarı vesilesiyle, Türkiye, kendi inisiyatifiyle, Parlamentosunda bir ceza kanunu tasarısı gerçekleştiriyor. Demin arkadaşlarımız da söyledi, elbette, beğenmediğimiz noktalar varsa, antidemokratik olduğunu kabul ettiğimiz hususlar varsa... Gözden kaçan olabilir. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkeye antidemokratik bir dayatma yapmak değildir, Türkiye onları çok geride bıraktı. Artık, o dönemler bir daha gelmez. Bakınız, gelmemesi için de doğru siyaset yapmamız lazım. Elbette, Türkiye, zaman zaman, antidemokratik süreçlere geldiyse, bunda bizim de sorumluluğumuz var, başkalarının da var. Biz, sorumluluğumuzun gereğini yapar, uzlaşarak, anlaşarak, antidemokratik tavırlara karşı birlikte bir cephe oluşturabilirsek, korku ve endişe dönemi geride kalır. Eğer, siz, böyle yapmaz da, Türkiye'de her şeyi bir yasa maddesiyle çözmeye kalkarsanız,  bu mümkün olmaz. Benim anayasa hukukunda rahmetli Kubalı Hocamdan öğrendiğim bir şey var "meşruiyetin kaynağı nedir, devlet organları birkısım yetkiler kullanıyor, bu yetkilerin kullanılması neden meşrudur, bunun kaynağı nedir" denildiğinde verdiği cevap şuydu: "Anayasadan alır." Nitekim, Anayasamızda da böyle bir hüküm var, 6 ncı maddede "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz" deniliyor. Evet, bugünkü Anayasada da var.

Şöyle bir sual daha var; o dönem de okuyanlar için bu temel sualdi: "Peki, bir gece darbe oldu, ortada anayasa da kalmadı; o yetkiyi kullanan meşruiyetini nereden alacak? Öbürleri Anayasadan alıyordu; Anayasa askıya alındığına göre nereden alacak?" Verdiği cevap, benim siyasî hayatım bakımından, birçok sorunun çözümü için anahtar cümledir: "Her kuvvet kendi hukukunu beraberinde getirir." Eğer hukukun kuvvetini bu ülkede hâkim kılabilirsek, işte, o korkuların ve endişelerin hepsi zail olur; hepimizin gayret etmesi gereken nokta da burasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ama, siz, kuvvet hukukuna davet çıkarırsanız, kuvvetin egemen olmasını isterseniz, olmanız gereken yerde birlikte olamazsanız, demokraside hak ve özgürlükler çiğnenirken "adam, bana ne" derseniz, 1 000'e yakın kişi ve kuruluşa bu kanun tasarısı gönderildiği halde, bir magazin sayfasına gösterdiğiniz ilgi kadar ilgi göstermeyip de, ondan sonra "bu ülkede demokrasi kökleşsin" diyorsanız, o zaman, bu demokrasiyi de yeteri kadar hak etmek lazım; çünkü, her şey hak edilerek daha anlamlı oluyor, daha önemli oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu hak etmediğiniz takdirde, bir tek Ceza Kanununa bu kadar vebali yüklemenin anlamı var mı?!

Değerli arkadaşlarım, bir başka şeyi daha ifade etmek istiyorum. Bu kanun tasarısından beklentinin çok fazla olduğunu biliyoruz. Geriye doğru, bu toplum çok sıkıntılar yaşadı; ekonomik sıkıntılar yaşadı, siyasî sıkıntılar yaşadı, antidemokratik süreçlerden geçti. İsteniliyor ki, bütün bunlar bir tek kanunla halledilsin. Böyle bir marifeti gösterecek hiçbir komisyon, hiçbir parlamento, hiçbir bilim adamı heyeti olamaz. Yani, bu ülkede -arkadaşlarımız da söyledi- gelir dağılımında uçurum varsa, çarpık kentleşme varsa, siyasî, sosyal, idarî, adlî kontrol yeteri kadar tesis edilemediyse, ailevî sıkıntılar varsa, yozlaşma varsa, yabancılaşma varsa, en önemli programlar televole programlarıysa ve toplum, her geçen gün, bir başka istikamete doğru sürüklenmek isteniyorsa, siz, kapkaçı hangi ceza kanunu maddesiyle önleyebilirsiniz? İşsizlik sigortanız yoksa, toplumun halen üçte 1'inin sosyal güvenlik sistemi getirilememişse...

Bunu bir muhalefet milletvekili gibi konuşuyor demeyin; bunlar Türkiye'nin gerçekleridir. Bunlar varsa, siz, hırsızlığın cezasını yedi seneye değil yetmiş seneye de çıkarsanız... Canım, Ceza Kanununun ne günahı var; yani, yedi senelik ceza, yetmiş senelik ceza bu işleri çözüverseydi -tek başına ceza sistemi- o zaman, en ağır cezaları o ülkeye getirirdiniz, ortalık dümdüz olurdu. Ya da daha iddialı bir ifade söyleyeyim: Bir ülkenin sorunlarını sadece kanun çıkararak çözmüş olsaydık, o zaman, yeryüzünde sorunlu hiçbir toplum kalmazdı. Onun için, bu Ceza Kanununa olduğundan çok daha fazla bir anlam yükleyerek, bir aşırı beklenti içerisinde "eyvah, bu beklentiler karşılanmıyor, demek ki yanlış yapıldı" tarzındaki bir yanlış kanaate de -maalesef- kendi kendimizi, burada saplamayalım, böyle bir noktaya da getirmeyelim.

Bir başka hususu daha ifade etmek istiyorum. Şüphesiz, bir arkadaşımızın -Meclise de yeni girdi ama- klasik muhalefet üslubunu çok iyi benimsediğini görüyorum; ama, bu yol, yol değil. Kendisi de burada yok.

Şimdi, bakınız, söylemek istediğim şey şu: Değerli arkadaşlarım, bugün burada konuşulan her söz tutanaklara geçiyor. İleride bu kanun maddelerini yorumlayanlar, bunları da hesaba katarak yorumlayacaklar, kanun koyucunun muradı nedir diye. Şimdi, siz, hep beraber, burada "antidemokratik bir yasa var, hürriyetler kısıtlandı, özgürlükler yok oluyor" derseniz, o zaman, hâkime, savcıya ne kabahat bulacaksınız uygulamalarından dolayı?!

Gelin, tersinden bakalım; bu kanun özgürlük getiriyor, hakkı, hukuku yerli yerine oturtmaya çalışıyor. Bugüne kadar çıkardığımız hiçbir yasanın 1 inci maddesinin birinci cümlesi "kişi hak ve özgürlükleri" ile başlamıyor. Bu maddede, bu kanunun, kişi hak ve özgürlüklerini teminat altına almak için çıkarıldığı söyleniliyor. 1 inci ve 2 nci maddeyi okumak bile, bu kanunun ne kadar yeterli olduğunu anlamak için yeter, anlamak isteyenler varsa; ama, özel problemlerinin çözümünü bu kanun maddeleri içerisinde arayanlar varsa, onlara bir şey diyemem. Bilmiyorum, onların tamamını karşıladık mı karşılayamadık mı; ama, biz, ortalama bir yasa yapıyoruz. Özel beklentilere göre yasa yapacaksak, bu, temel yasa olmaz, özel yasa olur.

Bakın, burada ne getirdik; hepimizin bildiği "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine ilaveten "idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz..." Bu önemli bir maddedir. Bu ülkede, geriye dönük bakanlar kurulu kararlarıyla, yönetmeliklerle, tüzüklerle hatta genelgelerle hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlandığını hep beraber biliyoruz. Bu cümlenin, buraya girmiş olması bile, başlı başına, bu yasanın nasıl bir zihniyet değişiminin ürünü olduğunu, ne kadar özgürlükçü olduğunu çok açık olarak ortaya koyar.

Yaşadığımız tecrübelerden sonra bir başka şey daha getirdik; diyoruz ki: "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." Herkesin bunu iyi anlaması lazım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Bakınız, okuduğum bu üç fıkra dahi, ne kadar özgürlükçü, ne kadar hukukun üstünlüğüne önem veren bir anlayışla, böyle bir felsefeyle yasanın yapıldığını gösteriyor. Ayrıca, bu yasanın felsefesi farklı. Öbüründe, genel hükümlerden sonra, devlet aleyhine işlenen cürümler varken, bu tasarıda, bu defa, kişi aleyhine işlenen suçları, biz, birinci plana almışız, ondan sonra diğerleri geliyor. Bu bile, yasa koyucunun neleri önemsediğini göstermesi bakımından önemlidir.

Bütün bu maddeler ortadayken, hiçbir uygulayıcı -eğer kastı yoksa, keyfî davranmıyorsa- bu yasadaki hiçbir hükmü, özgürlükler aleyhine yorumlayamaz, yorumlamaması lazım. Keyfî uygulama yaparsa, hukuk devleti içerisinde onun kendi mekanizmaları vardır. Eğer, hukukî bir konudan, ihtilaftan bahsediyorsak, itirazı var, temyizi var, kanun yolları vardır. Öbür türlü bir şey varsa, onun da kendi içerisinde mekanizmaları vardır. Mühim olan, bizim burada, ne niyetle bu yasayı hazırladığımızdır, nelere öncelik verdiğimizdir ve beklentilerimizin neler olduğudur.

Değerli arkadaşlarım, özellikle, bir başka şeyi de belirtmek istiyorum. Şüphesiz, bir tasarı değerlendirilirken, evvela genel hükümlerinin çok iyi algılanması lazım. İnsanlarımıza daha yüksek birkısım hesap düzenlerini okuturken bile, evvela, kerrat cetvelinin bilinmesi gerekiyor. Kerrat cetveli bilinmeden cebire veya başka türlü işlemlere geçmek mümkün değil. Bu Ceza Kanunu Tasarısıyla ilgili birileri bir şey diyecekse, şu temel hükümleri çok iyi okuması lazım. O temel hükümler okunmadan, oradaki ilkeler, oradaki düzenlemeler iyice sindirilmeden özel maddelerdeki hususları anlamak mümkün değil. Anlayabildiğim kadarıyla, yazılanlara çizilenlere baktığımda, onlar sadece bir kareden bakarak fotoğrafın tümünü görmeye gayret ediyorlar; bu da fevkalade yanlış bir husustur. Böyle olunca da, biz meseleyi takdimde zaman zaman zorlandık.

Ümit ediyorum ki, bu çalışmalar sırasında fırsat olacak. Tasarının sair maddeleriyle, getirdikleri konularla ilgili arkadaşlarımızın söylediklerine aynen katılıyorum. Buna ilaveten başka söylenecek hususlar varsa, bunları da tekrar burada dile getireceğiz.

Antidemokratik olduğunu düşündüğümüz, düşündüğünüz, dile getirilen hususlar varsa, bunları mutabakat içerisinde, olabildiğince belli bir noktaya getirmeye gayret edeceğiz; ama, kendi kendimize haksızlık etmeyelim. Bu yasa tasarısı özgürlükçü bir yasa tasarısıdır. Bu yasa tasarısı Avrupa Konseyinin bile takdirine... Yani, onların takdirine ihtiyacımız yok; ama, moda oldu diye orayı örnek gösteriyorum. Bizim kendi yaptığımız, kendi ürünümüz... Gayet açık söylüyorum. Bundan sonra Avrupa'da, dünyanın başka yerinde ceza kanunu düzenlemesi yapanlar, emin olun, bu tasarıdan da büyük ölçüde istifade edeceklerdir. Böylesine özellikleri olan... Ama, eksikliği varsa da, bunu bugün gideririz, bugün gideremiyorsak daha sonra gideririz. Yanlış anlaşılan hususlar varsa, mahkemeler zaten bu işler içindir, Yargıtay bunlar içindir. Ama, birbirimize güvenmemiz lazım, birbirimize inanmamız lazım. Hiçbirimizin niyeti, bu ülkede insanların mutsuz olması değildir, tu kaka yapılması değildir; ayırımcılığa, başka türlü eşitsizliklere, haksızlıklara maruz kalması değildir. Bunları artık geride bıraktık. Hepimiz artık yeni bir geleceğe doğru yürüyoruz. Yaşadığımız tecrübeler, inanıyorum ki, hem bu kanunların yorumlanması açısından hem de atacağımız adımlar açısından bize yol gösterecektir.

Hepinize teşekkür ediyorum. Bu tasarının milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahsı adına son konuşma, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş'e aittir.

Sayın Güneş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gerçekten, bugün, 22 nci Dönemin belki en önemli çalışmalarından birini yapıyoruz, sıraüstü bir çalışma yapıyoruz, sıradışı bir çalışma yapıyoruz.

Ceza yasaları, gerçekten, sıradan yasalar değillerdir. Hele, bir ceza yasasını, yetmiş küsur yıl uygulandıktan sonra bir ceza yasasını baştan sona değiştirmek iddiasıyla ortaya çıkmak çok önemli bir iddiadır, büyük bir iddiadır.

Ceza yasaları topluma yön verir, kişiye yön verir ve bireyin bütün yaşamını, toplumun bütün yaşamını ve geleceğini düzenlemek iddiasındadır; onun için, çok önemlidir.

Ceza yasaları, o toplumun çağdaşlık ve aydınlanma sürecindeki düzeyini de belirler. Bir toplumun çağdaşlık düzeyi, aydınlanma sürecindeki katettiği yol, o toplumun ceza yasasıyla somutlaşır, ceza yasasıyla belirlenir. Demokrasi ve özgürlük tutkusu o toplumun, ceza yasasıyla somutlaşır, yere iner, belirlenir. O nedenle, ceza yasaları herhangi bir yasa değildir.

Ceza yasaları, hümanizmada hak ettiğimiz dereceyi de gösterir. Bu nedenle, belki bugünkü tartışmaların özü de bu. Bu nedenle çok özel bir süreçle hazırlanmalıdır; sıradan bir süreçle hazırlanmamalıdır, sıraüstü bir süreçle hazırlanmalıdır. Öyle de olmuştur pek çok yerde, dünyanın pek çok yerinde; ceza yasaları için, önce bilim kurullarında, bilim çevrelerinde, akademisyenler tarafından, siyasetadamlarının, hiç kuşkusuz, görevlendireceği heyetlerle büyük bir hazırlık yapılır; oraya, o toplumun bütün bilimsel birikimi, uygulamadan gelen birikimi yansır, o bir yasa haline gelir; sonra, o birikimle Meclisin önüne gelir ve özenle toplumda tartışılır, program içerisinde tartışılır. Benim de söyleyeceğim, bu tartışmanın bu tasarı üzerinde yeterince yapılamamış olmasıdır.

Bu tartışma şunun için gerekiyor değerli arkadaşlarım: Az evvel arz etmeye çalıştığım gibi, ceza yasası, toplumun çok önemli göstergelerinden biri. Orada çağdaş bir oybirliğine ulaşmak gerekir, çağdaş bir oybirliği, oydaşma sağlamak gerekir. "İki parti uzlaştı, öyleyse, tamam, bu konuda tartışılmamalı." Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. İki parti bir yanlışta uzlaşmışsa, o yanlış doğru olmaz o uzlaşma nedeniyle. Ceza yasası sadece siyasetadamlarının uzlaşmasının ürünü olmamalı; söylemek istediğim o. O, aynı zamanda bu alandaki bütün birikimlerin de uzlaşması, onların da oydaşması, onların da beraber olmasının sonucu olmalı, öyle ortaya çıkmalı; söylediğim o. Bu metin, bu sürece uygun gelmedi.

Aslında Sayın Bakan da, Sayın Komisyon Başkanı da, açıkladılar bu metin, sonradan ortaya çıkan bir metin, bir hükümet tasarısı değil. Hükümet takabbül etti bunu -eski deyimiyle- komisyonun hazırladığı bir tasarı ve işte onbeş yıllık birikim, onbeş yıllık çalışma buna ne kadar yansıdı, bu tartışılır hiç kuşkusuz. Altkomisyondaki arkadaşlarımız, onu beğenmedikleri için, bu metni yazdı, o onbeş yıllık çalışmanın ürünü olan metni beğenmediler; "bununla olmaz" dediler ve bunu kaleme aldılar. Şunu içtenlikle söylemek istiyorum, komisyon çalışmalarına belki çok az katılma imkânı buldum; çok içtenlikle, tam bir fedakârlıkla, tam bir dikkatle, özveriyle çalıştı komisyondaki arkadaşlarımız; onu tartışmıyoruz. Onu saygıyla da, övgüyle de söylemek istiyorum, söylüyorum; ama, bu yetmez. Söylemek istediğim, bu yetmiyor, bununla yetinilemez. Bu metin Parlamentoda görüşülecek düzeyde bir ceza yasası metni olgunluğuna ulaşmadı. Hep birlikte çalışıldı, komisyon emek verdi, alt komisyon müthiş bir çalışma yaptı; on ayda, bir büyük ülkenin, Avrupa'nın en büyük ülkelerinden birinin ceza yasasını baştan sona yazmak gerçekten önemli bir şeydir; ama, olgunlaştırmak da gerekir; olgunlaşmadı.

Değerli arkadaşlar, akademisyenler, akademik -çevreler geç geldi erken geldi- bugünkü metne muhalefet ediyorlar, bugünkü metinden memnun değiller, buna karşılar. Barolar buna karşı. İstanbul Barosu, Ankara Barosu toplantılar yapmış, kitaplar yayınladılar, üç beş gün önce ikinci kitabı çıktı Barolar Birliğinin, İstanbul Barosu bir alternatif metin hazırladı, benzer hazırlıklar var. Bunun geliştirilmesi gerekiyor. Vaktiyle gönderilmiş 400 yere, harika; cevap gelmemiş, o yanlış; ama, yani, biz size göndermiştik o zaman cevap vermediniz, artık, cevabınızı istemiyoruz gibi bir küskünlükle ceza yasası tamamlanamaz. Evet, şimdi ilgilenme başladıysa, bence, eğer bir zaman sıkışıklığı yoksa, mümkünse bütün bu katkılar toplanmalıdır, bütün bu katkılar alınmalıdır ve tartışma tamamlanmalıdır.

Yürürlük tarihi olarak, 346 ncı maddede, bir yıl sonrasını öngörüyoruz. Öyleyse çok fazla bir acelemiz yok, o süreyi böyle değerlendirebiliriz; hazırlıkları tamamlamak, tartışmayı tamamlamak, toplumsal oydaşmayı sağlamak konusunda tamamlayabiliriz, değerlendirebiliriz. Bu arada fizikî hazırlıklar da yapılabilir hiç kuşkusuz.

Değerli arkadaşlar, bu yeni Ceza Yasamızın ayrı bir kimliği olmalı, ayrı bir kişiliği olmalı, ayrı bir misyonu olmalı, ayrı bir mesajı olmalı; ona bakarak biz hepimiz övünmeliyiz, bunu biz yaptık, bu bizim demeliyiz. Bunda çok yoğun bir bilimsel katkı gerekir. Bu, sadece siyasetadamının işi değil; bizim işimiz farklı. Ben de -özür dilerim- politikadan önce yargıda görev yapmış arkadaşlarınızdan biriyim. Şimdi, o dönemdeki hatıralarımla, anılarımla buna katkı yapmaya kalkarsam yanlış yaparım. Bu, ondan daha büyük bir şey; onu aşacak bir şey. Yetmez sadece siyasetadamının buradaki dikkati ve özverisi; onu tamamlamamız, onu, bakınca heyecan duyacak noktaya getirmemiz gerekir. Çok özür dilerim, ben, şu anda o heyecanı duymuyorum baktığımda, çok önemli noktalarda da -konuşmacıların hepsi söylüyor- henüz tamamlanması gereken noktalar görüyorum. Madem bunları tamamlayacağız, sadece siyasetadamlarından değil, bu konuda emek vermiş, bu konuda bilimsel kimliğini ortaya koymuş insanlardan da yararlanmalıyız diye düşünüyorum.

Ceza hukuku alanındaki gelişmeler, aslında, heyecan vericidir. Artık, cezadan söz edilmemeye başlanıldı; "önlem" deniliyor. Artık, korkutulmuyor; cezayı, bir korkutma aracı olarak kullanmıyorlar, iyileştirmeye çalışıyorlar. Artık, soyutlama, tecrit söz konusu değil, onu sosyalleştirme, uyumlaştırma söz konusu; hapis ve zindandan bahsedilmiyor, topluma kazandırmaktan söz ediliyor. Bunlar, çok heyecan verici, bunlar çok ileri hedefler. Böyle bir ceza yasası hazırlamalıyız; daha hümanist, daha çağdaş, daha insancıl, daha özgürlükçü olmalı; Türk toplumu bunu hak etti. Madem yola çıktık, hazırlıyoruz -hiç kuşku yok ki, takdirle karşılanacak çok önemli emekler veriyorsunuz- onu bu hale getirmeliyiz diye düşünüyorum.

Ayrıca, ceza yasaları, toplumun erişmesini istediğimiz noktaya ulaşması açısından da son derece önemli etkisi olan yasalardır. Şunu söylemek istiyorum: Toplumun ekonomik ve kalkınma düzeyi açısından, demokratik düzeyi açısından, çağdaşlık düzeyi açısından...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Güneş.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - ...nereye gelmesini hedeflemişsek, Ceza Yasamız onu hızlandıracak, o yolu açacak, o gidişi kolaylaştıracak unsurlar da getirebilir, böyle etkileri de olur. Bunu sağlamalıyız, bunu öneriyorum; bu noksanlarını gidermeliyiz, aceleye getirmemeliyiz. Çok önemli, çok sıradışı bir iş yapıyoruz. Bu yaptığımızla övünmemiz gerekir; bunu en çağdaş düzeye ulaştırma konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi, hiç kuşkusuz, elinden gelen katkıyı, birikimini ortaya koyacaktır; bunda bir kuşku olmaz; çünkü, biz, çağdaşlaşmanın ve devrimin siyasal örgütü olarak kendimizi tanıtıyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum; teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1. - Genel Kurulu ziyaret eden Suriye Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al Abrash'a Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Suriye Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al Abrash Genel Kurulumuzu onurlandırmışlardır; kendilerine, Yüce Heyetiniz adına hoşgeldiniz diyorum. (Alkışlar)

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve AdaletKomisyonu Raporu (1/593) (S. Sayısı 664) (Devam)

BAŞKAN - Tasarının 1 inci maddesini okutuyorum:

TÜRK CEZA KANUNU TASARISI

 

BİRİNCİ KİTAP

Genel Hükümler

 

BİRİNCİ KISIM

Temel İlkeler, Tanımlar ve Uygulama Alanı

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Temel İlkeler ve Tanımlar

Ceza Kanununun amacı

MADDE 1. - (1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu; buyurun.

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 664 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, şu anda yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, yetmişsekiz yıldır bu toplumun yaşamına yön veren bir ceza kanunudur. Elbette, bugüne kadar, bu Ceza Kanununda 50'ye yakın değişiklik yapılmış ve bu temel kanun, tabiri yerindeyse, yamalı bohçaya çevrilmiştir. Bu ve buna benzer sıkıntıların yaşanmış olduğu Türk toplumunda ve ülkemizde, temel bir kanunun, toplumun yaşamına yön veren, şekil veren Türk Ceza Kanununun, çağa uygun bir şekilde, uygar bir biçimde değiştirilmesinin düşünülmesi için gereğinin yapılması da elbette zorunluydu. Bu noktada, kısmet, 22 nci Dönem Parlamentosuna aitmiş.

Bu doğrultuda yapılan çalışmalar sonucunda, bundan tahminen birbuçuk yıl kadar önce Meclis gündemine getirilmiş bulunan bu tasarının özüne bakıldığında, amacına bakıldığında, yine bu tasarının 1 inci maddesine esaslı bir şekilde bakıldığında, özümsendiğinde şu görülmektedir: Her şeyden önce, bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına alabilmeyi amaçlayan bu tasarıyla, yine, devletin, demokratik, sosyal bir anlayışla, otoritesini, hukuk devleti anlayışıyla birleştirmekte olduğunu da görmekteyiz.

Tartışılan konulardan şu husus ortaya çıkmıştır: Bunu söylerken, elbette, ben, huzurunuzda, şu anda, bu tasarının hazırlanmasında altkomisyonda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görev yapan bir milletvekili olarak, yapmış olduğumuz çalışmalarda, altkomisyon üyesi olarak, gerek şahsım gerekse Cumhuriyet Halk Partisinin diğer üyesi, değerli arkadaşım Eraslan da imzalarımıza sahip çıkıyoruz, bu hususta hiç kimsenin kuşkusu olmasın; ancak, tartışılan konu şurada düğümleniyor ve bunun açılması gerekir diye düşünüyoruz: Tabiî ki, arkadaşlarımızın, bu tasarının, bir iki günde, bir haftada, on günde kestirilip atılmasından yana olmadığı şeklindeki görüşlerini saygıyla karşılıyoruz; ancak, yine, bugüne kadar yapılan çalışmaların çok ciddî boyutlarda, gerçekten, akademisyen arkadaşların vermiş olduğu emek doğrultusunda, Yargıtaydan görevlendirilen hâkim üye arkadaşlarımızın görüşleri ve önerileri doğrultusunda hazırlanan, sivil toplum örgütlerinin, özellikle de, gerçekten, bizlere yön gösteren kadın toplum örgütlerinin vermiş oldukları öneriler doğrultusunda, uyarılar doğrultusunda, altkomisyonda bunların değerlendirilmiş olduğunu da, sizlere, burada, ifade etmek istiyorum.  Bizler istiyoruz ki, bu doğrultuda altkomisyondan ve Adalet Komisyonundan geçen bu tasarı, bir an önce, gerçekten, hiçbir değişikliğe uğramaksızın Yüce Meclisten de bu şekilde geçsin.

Tartışılması gerekir veya gerekmez, zaman açısından erken veya geç, o tartışmayı bir tarafa bırakıyorum; ancak, Adalet ve Kalkınma Partisinin, Adalet Komisyonu Başkanımız Sayın Toptan'ın burada belirtmek istediği, belirtmiş olduğu değişlikler hususundaki tereddütlerimi ifade etmek istiyorum: Bunların başında, gerek altkomisyonda gerekse 24 üyeli Adalet Komisyonunda, gündeme gelse dahi, hiçbir şekilde değişiklik önergesi verilmemiş olan ve aynen altkomisyonda ve Adalet Komisyonunda kabul edilen, şu andaki tasarı metninin 222 nci maddesindeki devrim kanunlarına karşı işlenen suçlarla ilgili olarak getirilebilecek olan değişikliği, burada, şahsım adına söylüyorum, imza atan bir milletvekili olarak söylüyorum, altkomisyon üyesi olarak söylüyorum, Adalet Komisyonu üyesi olarak söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili olarak söylüyorum, içimize sindiremeyiz; bunu bu şekilde belirtmek istiyorum.

Eğer samimî iseniz, altkomisyondan geçen hükmünün, 222 nci maddenin aynen geçirilmesi şartıyla; yine, bugüne kadar hiçbir şekilde gündeme getirilmeyen, hükümet tarafından gönderilen Türk Ceza Kanunu tasarısının altkomisyonda ve Adalet Komisyonunda değiştirilmiş bulunan hiçbir maddesinde yer almayan zinayla ilgili hükmün, sırf gündem değiştirmek amacıyla buralara getirilebileceği izlenimlerini duymaktan da bizler endişeliyiz. Biz, zina eyleminin hukuka aykırı bir eylem olduğunu her yerde söylüyoruz, bunun altını çiziyoruz. Zina, hukuka aykırı bir eylemdir, haksız bir eylemdir; ancak, bunun karşılığında ceza verilip verilmemesinin, hiçbir şekilde, çağdaş hukuk anlayışıyla, uygarlıkla ilgisi ve alakası yoktur, olmaz, olamaz. Eğer bu olacak ise, İslamî hukukun çağdaş hukuka, Avrupa hukukuna, Avrupa Birliği normlarına, uygarlığa müdahale olduğunu buradan belirtmek istiyoruz değerli arkadaşlarım. Biz samimî isek, sizler samimî iseniz, bu şekildeki değişikliklerin, yeri geldiğinde Cumhuriyet Halk Partisinden daha fazla cumhuriyetçiyiz diyebilen AKP'nin, yerine göre Cumhuriyet Halk Partisinden daha fazla devrimciyim diyen AK Partili kardeşlerimizin burada samimiyetini görmek istiyoruz. Eğer bizden daha fazla cumhuriyetçi iseniz, daha fazla demokratsanız, daha fazla laikseniz, buyurunuz, işte size milletin meydanı! Milletin meydanında samimiyetinizi gösteriniz!

İki madde hususundaki tereddütlerimi belirtmek istedim. Yoksa, kesinlikle, altkomisyonda ve Adalet Komisyonunda verdiğimiz imzalardan ödün vermiş olarak konuşmuyorum.

1996 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen zina suçuyla ilgili madde, eğer 1996'dan bugüne kadar gündeme getirilmediyse, bunun sorumluluğunun, son iki yıldır tek başına iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisinde de olduğunu, burada, kamuoyuna bir kez daha belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette, bu kanun tasarısında, çok değişik ve arzu edilen hükümlerin hiç olmazsa çoğunluğunun bulunabildiğini görmekten dolayı, toplumun mutlu olacağına inanıyoruz. Bugüne kadar ilk kez "yargı görevini yapanlar" deyimine avukatların alınmasından tutunuz "haksız bir eylem" ibaresiyle, haksız tahrikin töre cinayetlerine uygulanmayacağına dair hükümler ile cinsel suçlarda, evliliğin artık ceza davasını düşüremeyeceğine kadar, gerçekten, olabildiğince yeni düzenlemelerin yer almasından dolayı da, zaman zaman kamuoyunu bilgilendirmenin hepimizin görevi olduğu düşüncesini taşımaktayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerimizi elbette bizler Meclis kürsüsünde söyleyeceğiz. Topluma şekil verecek olan Türk Ceza Kanununun görüşülmesini, Türk Ceza Kanununun değiştirilmesini, yasamanın görevleri içerisinde olması nedeniyle elbette Meclis yapacaktır. Yasama görevini üstlenmiş olan Yüce Meclisin bu görevi yapması kadar doğal bir şey olmaz, olamaz. O nedenle, biz, Yüce Meclisin milletvekilleri olarak, burada, bu yasayı kamuoyunun ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleyebilirsek, çağdaş uygarlık yolundaki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ayvazoğlu, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

...ülkemizin insanlarına ne derece olumlu katkılarda bulunabilirsek, bizler o derece mutlu olacağız. Bunu belirtmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Son olarak şunları belirtmekte fayda var: Eğer, bir temel yasa yapılıyorsa, bu temel yasa cezalarla ilgili bir yasa ise, hiçbirimiz, özellikle toplumdan sorumlu olan insanlar olarak bizler, hiç suç işlenmesin isteriz; ama, insanın olduğu yerde, yanı başında suç vardır. Ünlü bir hukukçunun deyimiyle, suçluyu kazırsınız, altından insan çıkar. Bu gerçekleri bilmek noktasında Ceza Kanunu da temel kanunlardan olarak, olmazsa olmazlardandır. Diğer özel kanunlara göre, toplumun belirli kesimlerini ilgilendiren kanunlara göre, çok kapsamlı bir kanun olduğunu, herkese uygulanabilecek bir kanun olduğunu da yine burada hepimiz birbirimize anlatmak zorunda kalıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde yaşanan olaylardan kendimizi soyutlamamız mümkün değildir. Şu anda yaşanmakta olan -özellikle de hükümet üyelerimizin burada bulunması nedeniyle- gördüğümüz, hissettiğimiz Irak olayları hususunda da hükümeti çok ciddî bir biçimde uyarı hepimizin görevidir. Düşününüz, bundan bir ay kadar önce, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından Çorumlu bir vatandaşımız beyninden kurşunlandı; bunu dünya televizyonlarında, internette hepimiz gördük. Yine, iki gün önce de Tarsuslu bir hemşerimiz boğazı kesilerek Irak'ta öldürüldü; ama, böyle ciddî bir olayda bizlerin birbirimizi uyarması ve en önemlisi de hükümetin uyarılmasıdır, Sayın Başbakanın uyarılmasıdır; çünkü, bizlerin beklentisi, yetmiş milyonun beklentisi, bizleri yöneten insanların en sorumlusu oldukları için onlara bu uyarıyı yapmanın da başta biz milletvekillerine ve Cumhuriyet Halk Partili olarak bizlere düştüğünün inancıyla bunu söylüyoruz.

Irak'taki olaylara daha ciddî boyutlarda...

BAŞKAN- Sayın Ayvazoğlu...

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sevgili Başkanım.

BAŞKAN - Bitiriyorsunuz da, konuyla ilgili değil. Lütfen o konuya girmeyin. Mikrofonunuzu kapatacağım yalnız; lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Sayın Başkanım, bu duyguları da yüreğimizden geldiği için söylemek zorunda olduğumu ifade ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayvazoğlu.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.45


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.55

BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun 119 uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

664 sıra sayılı kanun tasarısı üzerindeki müzakerelere devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593)  (S. Sayısı 664) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi

MADDE 2. - (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; görüşmekte olduğumuz Ceza Yasası Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, burayı bir polemik kürsüsü görmeyiz; hele hele, böyle temel bir yasada hiç görmeyiz. Dikkat ederseniz, konuşmalarımız siyasî ağırlıklı değil, hukukî ağırlıklı değerlendirmelere dayandı; ancak, bir yanlış anlamayı düzeltme ihtiyacı içerisindeyim, ondan sonra maddeyle ilgili değerlendirmelerimi sunacağım.

Sanırım -kendisi de çok sevdiğim, değerli bir arkadaşımdır- konuşmamın bir bölümünü kaçırdığı için, orada, Mecliste ülkeye zarar verme niyetinde olanların var olduğu gibi bir sonuca varmış. Aynen not ettim: "Bu Mecliste kimse ülkeye zarar verme niyetini taşımaz" dedi. Elbette taşımaz. Öyle bir şey mi söyledim, affedersiniz; ben öyle bir şey söylemedim.

Şimdi, konuşma metnimden baktım; ne söylediğimi ve arkasındaki felsefeyi açıklayayım; öyle, uzaktan taşlama gibi bir niyetimin olmadığını da herkes anlasın. O bir felsefedir, orada koskoca bir ceza hukuku felsefesi yatar. Bunu anlayamayıp ya da kaçırıp bir noktayı, yani, sağa sola bulaştığımız -affedersiniz, amiyane tabirle- sonucu çıkarılmasın. "Ülkenin gündemine gelmiş bir Ceza Kanunu Tasarısında kodifikasyon yönteminin hatalı olduğunu bilmemize rağmen, bu çalışmanın, hiç değilse ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmesi gerekmiştir" demişim.

Arkadaşlar, kodifikasyon yönteminde hatalı gördüğümüz şey nedir; bunu açıkladım sanıyorum. Açıkladım, ama, konuşmamın tümünü dikkatle izlemek lazım. Ceza kanunları, milletvekillerinin daha önce yaşadıklarına, hayat tecrübelerine bırakılamaz. Bırakılırsa ne olur?.. Bizler siyasetçiyiz değerli arkadaşlar. Bizlerin öncelikleri vardır. Seçmenin istekleri vardır. Biz bu önceliklere göre yönleniriz. Eşyanın tabiatının gereği de budur. Her siyasetçinin önceliği vardır. Her siyasetçi, dünya görüşüne göre, siyaset anlayışına göre o önceliğe yönlenir; ama, o önceliklere yönlenirken, bu defa, başka bir yerde özgürlükleri sınırlamak gibi bir tehlike yaratırsınız, karşı karşıya kalırsınız. İşte, bunun güvencesi, ceza kanunlarının, bir okul etkisi altında, doktrinin müdahalesiyle, bilimadamları kurullarınca hazırlanıp milletvekillerinin fazla müdahalesinin olmamasıdır. Onun için, rahmetli Faruk Hocadan da şurada okudum, tekrar okuma ihtiyacındayım: "Ceza kanunları uzun ve şuurlu bir teknik çalışmayla hazırlanmalıdır" diyor; anlatıyor: "Bu sebeple, ceza kanunlarının hazırlanmasında hukuk tekniğinin en üstün icaplarına sadakat göstermek lazımdır; hukuk tekniği, bir bakıma, kişi hürriyetlerinin teminatıdır" diyor. Benim anlatmak istediğim bu; yani, siyasetçiler olarak... Ben, hiçbir siyasetçi kötüdür demiyorum. Bu ülkenin her siyasetçisi değerlidir, her siyasetçisi kıymetlidir. Ben de bir siyasetçiyim ve dünyanın en zor işini yapıyor her siyasetçi, en zor işini yapıyor; bunun bilincindeyim; ama, bir ceza kanunu hazırlıyoruz. Öncelikler konusunda bir mantalite sıralaması yaptığımızda, ihtimal ki, dengeyi gözden kaçırma ihtimalimiz vardır. Kastettiğim bu. Onun için yöntemde bir yanlışlık vardır dedim. Yoksa, elbette ki, Yüce Meclisin hiçbir üyesinin, böyle, ülkeye zarar verme niyetinde filan olduğunu düşünmüyorum. Bu, bunun yorumudur, bunun felsefî açılımıdır. Belki, herhalde, değerli kardeşim başlangıcını dinleyemediği için, onu kaçırmış olsa gerek. Öyle anlaşıldıysa, onu düzeltiyorum; birincisi bu.

İkincisi; bir serzenişte bulundum değerli arkadaşlar, bunun içine kendimi de dahil ettim, yanlış anlaşılmasın. Bizler, siyasetçiler olarak yasa yapmaya kalktık; ceza yasası. 112 nci maddeye kadar tıkır tıkır geldik. Hatta, özgürlükler konusunda -yani, Allah için söylesin herkes- Cumhuriyet Halk Partisi daha gayretli bir çaba içerisindeydi; ama, 112 nci maddede bir şey oldu, keşke olmasaydı -dün, ben, hocalarla konuşurken de söyledim -Hürriyeti tahdit fiili, sırf. -yani, hiç anlamlı değildi- acaba bir yerine türban sokar mıyız diye beşe bölünerek anayasa maddeleri gibi döşenilmeye başlandı. Ondan sonra, karşılıklı -ve aynen sözüm öyledir- güvensizlik ortamı doğdu. Belki, daha iyi metinler çıkarılabilirdi. O karşılıklı güvensizlik ortamını aşamadık. Bütün sorun bu. Bunu anlattım. Bu, bir talihsiz durumdur. İşte, siyasetçiler yapınca böyle durumlar oluyor. Doktrin çerçevesi içerisinde yapılsaydı, bu durumlar olmayacaktı. Anlatmak istediğim, hukukun ve kodifikasyonun felsefî açıdan yorumuydu. Burada bir yanlış anlamayı düzeltiyorum.

Şimdi, maddeyle ilgili olarak kısaca şunları söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım "kanunsuz ceza olmaz, kanunsuz suç olmaz" ilkesi ceza kanununun özetidir. İşte, ceza kanununun özeti bu felsefede gizlidir. İlk defa Alman Filozof Ludwig Feurbach tarafından formüle edilmiş; "nullum crimen sine lege" kanunsuz suç olmaz, "nulla poena sine lege" kanunsuz ceza olamaz. İşte, koskoca ceza kanunu bu temelde yatar.

Bunun esprisi nedir değerli arkadaşlarım; birkaç kelimeyle, değerli zamanınızı almadan ifade etmeye çalışayım. Buna, kanunun tekelciliği ilkesi de deniliyor, kanunîlik ilkesi de deniliyor. Biz, bunu biraz da açtık. Hatta, ceza hukuku derslerinde, ceza genel derslerinde anlatılacak konuları da işte açarak -yanlış anlaşılmasın diye- idarenin düzenleyici işlemlerle suç oluşturamayacağını, kıyas yasağını da koyduk. Bundan dolayı eleştiriler de var; fakat, biz, bu eleştirilerin olacağını bile bile de koyduk. Neden; çünkü, kimi zaman, bizim hukukumuzda, bu kadar temel bir şey bile yanlış yorumlanabiliyor, kıyasa kaçılabiliniyor ya da düzenleyici işlemlerle ceza konulmaya kalkılabiliyor. İşte, bu olmasın diye koyduk. Kanunîlik ilkesi, riayet edilmediği takdirde, kişinin kendi fiil ve hareketlerine egemen olabilmek iktidarı tamamen yok edilmiş olur; yani, kanunîlik ilkesine riayet etmezseniz, kişinin nerede duracağını, nerede durmayacağını bilebilme olanağı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bunun temel felsefelerinden, temel kaynaklarından biri de şudur: Ceza hukukunun esası, yalnız kanundur. Bu sebeple, kıyaslama, hukukun genel prensipleri, örf ve âdet, ceza hukukunda yer alamaz. Bunu, zaman zaman arkadaşlarımız, işte, ceza hukuku yapılırken, örfümüz, âdetimizdir... Doğrudur; medenî hukukta, ticaret hukukunda örfün, âdetin yeri vardır; ama, ceza hukukunda örfün, âdetin yeri yoktur. Kanun varsa suç var, ceza var; karşılığı, yaptırımı var. Kanunsuz suç ve ceza olmaz prensibi, esas itibariyle, yurttaşı, kişiyi, devletin ve yargıcın karşısında koruyan, onların haklarının teminatı olan bir ilkedir. Bunun iyi anlaşılması gerekir. İyi anlaşılmaması halinde, koskoca bir ceza kodifikasyonu çalışmamız boş yere gitmiş olur. Yani, ilerisi için de söylemek istiyorum; çeşitli düzenlemeler yapılacak; orada, arkadaşlarımız, işte, örfümüzde, âdetimizde böyle değil yahut şunumuzda bunumuzda böyle değil... Bu, ceza hukukunun konusu içerisinde değildir. Yasa koyucu olarak Yüce Meclis, yasaya neyi suç olarak koyarsa o suçtur; onun müeyyidesi olarak ne müeyyide koyarsa o da cezadır. Belki, bu da ceza hukukunun en özet ifadesidir, hulasasıdır demek çok haksızlık olmaz.

Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Eraslan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi

MADDE 3. - (1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ziya Yergök; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri; görüşmekte olduğumuz 664 sıra sayılı Türk Ceza Yasa Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporunda Adalet Komisyonunca kabul edilen metinde yer alan 3 üncü madde hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüş ve düşüncelerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bu önemli ve çok tartışılan yasa tasarısı görüşmelerinin başında olmamız "Temel İlkeler ve Tanımlar" bölümünde bulunmamız nedeniyle, 3 üncü maddeyle ilgili görüşlerimi söylemeden önce, geneliyle ilgili, kısaca, düşüncelerimi belirtmek  istiyorum.

Öncelikle belirtmek isterim ki, yeni bir ceza yasası yapılmasının ihtiyaç olduğu konusunda bugün ülkemizde herkes hemfikirdir; ancak, hukuk çevrelerinden ve bilim çevrelerinden gelen eleştirilerde vurgulandığı gibi, tasarının kapsamı ve önemi de gözönüne alındığında, altkomisyondan hızlı, Adalet Komisyonundan çok hızlı geçmiş, Genel Kurulun haftalık çalışma programına baktığımızda, buradan da jet hızıyla geçeceği anlaşılıyor. Bu nedenle, toplum düzenini, toplumsal yaşamı, kişi temel hak ve özgürlüklerini bu kadar yakından, derinden ve doğrudan etkileyecek olan önemli bir tasarının, temel bir düzenlemenin aceleye getirildiğinde, bir ölçüde gerçek payı bulunmaktadır; bunu kabul etmek durumundayız.

Sayın Adalet Bakanımız, Türk Ceza Yasası Tasarısının onyedi aydır Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde bulunduğunu söylüyor; doğrudur.

Değerli milletvekilleri, ben, bu yıl şubat ayı içerisinde, Bilgi Üniversitesince Bilgi Edinme Yasasıyla ilgili düzenlenen uluslararası bir sempozyuma konuşmacı olarak katılmıştım. O toplantıda, Avrupa Konseyi uzmanları da bulunmaktaydı. Avrupa Konseyinin bilgi edinme hakkıyla ilgili tavsiye kararlarını beş yılda oluşturduğunu söyledi bu uzmanlar. Bu konuda bağlayıcı kararların oluşturulması için ise daha uzun yıllar gerektiğini söylediler. Bu hususu da takdirlerinize sunuyorum; ancak, konunun şu yönünün de gözardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum: Görüşmekte olduğumuz Türk Ceza Kanunu Tasarısının ta 1985'te başlayan uzun bir hazırlık öyküsü vardır. Değerli Hocamız Sulhi Dönmezer'in -kendisini geçen ay kaybettik, rahmetle anıyorum- başkanlığında, o tarihte oluşturulan ilk hazırlık komisyonunda konuyla ilgili çalışmalar başlamış, sonradan yeni komisyon oluşumlarıyla bu çalışmalar sürdürülmüş ve bir metin ortaya çıkarılmıştır. Meclise sunulan hükümet tasarısının dayanağını da bu metinler oluşturmuştur.

Komisyon çalışmalarında hükümet tasarısındaki metinden önemli ölçüde uzaklaşıldığı ve yepyeni bir metin hazırlandığı doğrudur. Komisyon çalışmalarında, bizler, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olmanın sorumluluğu ve bilinci içinde, ancak parti kimliğimizden çok hukukçu kimliğimizi öne çıkararak, iyi bir metin oluşturulması için çaba gösterdik, bu doğrultuda katkı sunduk. Kuşkusuz eksiklikler vardır, bu metin mükemmel bir metin olmayabilir; ancak, büyük emek verilmiş olup, mevcut yasadan daha iyi bir metin olduğu düşüncesindeyim. İnanıyorum ki, Genel Kurul süresince yapılacak ortak katkılarla daha iyi hale gelecektir.

Ancak, bu noktada altını çizmek istediğim husus şudur: Altkomisyonun çalışma aşamasında, Adalet Komisyonunun çalışmaları sırasında tüm hukuk kurumlarından, üniversitelerden, yargı birimlerinden, sivil toplum kuruluşlarından katkı istenmesine, görüş istenmesine rağmen, bu isteklerin, zamanında, yeterli ilgiyi gördüğü söylenemez. Bu da, toplum olarak bizim önemli bir eksiğimiz olsa gerek. Eleştiri kültürümüz gelişmiş olmasına rağmen, ne yazık ki, yeteri kadar katılımcı değiliz. Daha birçok kurum ve kuruluştan, Ceza Yasası Tasarısıyla ilgili, pazartesi günü, çok sayıda, çok kalın metinler geldi. Yine de, bunları, Genel Kurulumuz, Meclisimiz iyiniyetle değerlendirecektir.

Değerli üyeler, üzerinde konuşmakta olduğum Adalet Komisyonu metninde yer alan 3 üncü madde "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlığını taşımaktadır. Bu düzenleme, hem halihazırdaki mevcut yasamızda yoktur hem de hükümet tasarısında yer almayan bir düzenlemedir. Bu, iki fıkradan ibarettir. Birinci fıkrasında "suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" denilmektedir. Genelde, yapılan sempozyumlarda, hukuk çevrelerinde bu fıkrayla ilgili eleştiri, fiilin ve kusurun ağırlığıyla orantılı olmasının daha doğru olacağı biçimindeydi; ancak, tasarının 22 nci maddesinin dördüncü bendinde "taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir" hükmü yer aldığı gibi "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61 inci maddenin (f) bendinde de, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığının temel cezanın tespitinde gözönüne alınacağı vurgulanmıştır.

Yine, hukuk çevrelerinde eleştiri konusu olan, tasarıda yeni yer almış olan bu maddenin ikinci fıkrasında ise "ceza kanununun uygulamasında kişiler arasında, ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefî inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden, ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz" denilmektedir.

Şimdi, bu fıkraya yönelik eleştirilerde, bunun, Anayasamızda ve uluslararası sözleşmelerde zaten var olduğu, Anayasanın 10 uncu maddesinde, tarafı ve imzacısı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde bunun mevcut olduğu, yine, Anayasanın 90 ıncı maddesinde yapılan değişiklikle, uluslararası sözleşmelerin üstünlüğünün kabul edildiği söylenmekte ve bu fıkra olmamalıydı, gereği yoktu denilmektedir. Hatta, bazı hukukçularca da "adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi maddeleri, bence ceza hukukçularının anayasa hukukçuluğuna öykünmelerinin bir sonucudur; yani, ceza kanununda bu maddenin işi yok" denilmektedir; ama, yapılan Ceza Kanununun adaletçi ve eşitlikçi karakterini ve niteliğini ortaya koyma açısından, bu hükmün Adalet Komisyonu metninde yer alması isabetli olmuştur düşüncesindeyim.

Bu duygularla, bu tasarının hazırlanmasında emeği geçen, katkıda bulunan herkese teşekkür ederek, yeni Ceza Yasasının ülkemize ve ulusumuza hayırlı olmasını, toplumsal düzenimiz açısından olumlu katkılar getirmesini diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yergök.

Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; maddeyle ilgili bir iki katkı sunmak ve mümkünse, önemli bulduğum noktalara dikkat çekmek istiyorum.

Bir kere, madde başlığı "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" olarak konulmuş. Burada "adalet" sözcüğü fazla görünüyor. Zaten, kanun önünde eşitlik söz konusuysa, adalet sağlanır. "Adalet önünde eşitlik" diye bir kavram söz konusu değil; yani, bu, alışılmış bir kavram değil. "Kanun önünde eşitlik ilkesi" olarak bırakırsak madde başlığını, anlamı değişmeyecektir.

Bir diğer nokta; birinci fıkrada, suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbiri öngörüleceği söylenmektedir. Failin kişiliği, tehlikeliliği ve kusurun derecesi -Sayın Yergök de söyledi- öne alınmalıdır; öne alınması gereken unsurlar bunlardır; failin kişiliği ve kusurun derecesi. Nitekim -Sayın Yergök'ün de söylediği gibi- gerek 61 inci maddenin (f) fıkrası gerek 22 nci maddenin dördüncü fıkrası bu doğrultudadır; onlarla da o çelişki giderilmelidir.

Bir diğer konu; ikinci fıkra, aslında bir Anayasa hükmü olmalıdır. Nitekim, ikinci fıkra, Anayasanın 10 uncu maddesiyle büyük ölçüde örtüşmektedir. O nedenle, burada yer alması çok gerekmeyebilir. O fıkra içerisinde "millî veya sosyal köken"den sonra gelen "doğum" sözcüğü çok net değildir; orada ne kastedildiği konusunda tereddüte düşülebilir.

Biliyoruz ki, 20 nci Yüzyıldan sonra, cezadaki gelişmelerde, fiilden daha çok faile dönük bir düşünce akımı gelişmiştir; pozitivistlerin getirdiği bir durumdur. Bu nedenle, madde, o açıdan en azından bir redaksiyona tabidir. Bundan sonraki maddelerde de arz edeceğim bazı konuların dikkate alınması gerekebilir. Sayın Komisyon Başkanının ve Sayın Bakanın redaksiyonla ilgili konuda bir yetki almalarında yarar olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

Kanunun bağlayıcılığı

MADDE 4. - (1) Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.

(2) Ancak sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1926 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu, yetmişsekiz yıldır yürürlüktedir. O dönemde, İtalya Ceza Yasası bir bütün halinde alınarak, kabul edilmiştir. Zaman içinde, toplumun yaşantısındaki, anlayışındaki farklılıkları ve değişen dünya şartlarını karşılayabilmek için yeni bir ceza yasası yapma gereği ortaya çıkmıştır. 1940'tan beri, yeni bir Türk ceza kanunu yapmak üzere çalışmalar sürmektedir. Bu amaçla 1940, 1958, 1987, 1989, 1997 ve 2000 yıllarında çeşitli tasarılar hazırlanmış olup, mevcut hükümetin tasarı olarak Meclise sevk ettiği metin, 1985 yılından 2003 yılına kadar süren onsekiz yıllık uzun ve yoğun bir çalışmanın ürünüdür. Bu çalışmaya rahmetli Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'in başkanlığında üniversitelerden ceza profesörleri, Yargıtaydan ve Askerî Yargıtaydan üyeler, Barolar Birliği temsilcileri ve bakanlık bürokratları katılmışlardır. Bu çalışmalar sonucunda, kendi içinde bütünlüğü olan bir taslak ortaya çıkmıştır. Hükümet, 2000 yılında hazırlanan bu taslağı, değişiklikler yaparak, 2003 yılında 502 maddelik bir Ceza Kanunu Tasarısı olarak Meclise sunmuştur.

Tasarı, Adalet Komisyonuna geldiğinde, bununla ilgili olarak beş kişilik bir altkomisyon kurulmuştur. Altkomisyon Ekim 2003'ten Mayıs 2004'e kadar yedi aylık bir süre içinde çalışmalarını tamamlamış; ancak, bu çalışma sonucunda, tasarıdan pek çok konuda uzaklaşılarak, âdeta yeni bir Türk Ceza Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır. Hükümetin ve Adalet Komisyonu Başkanının talebiyle bu metin, Adalet Komisyonunda çok kısa bir süre içinde görüşülerek huzurunuza gelen metni oluşturmuştur. İşte, şu anda görüştüğümüz metin, yedi aylık bir sürede, altkomisyonca hazırlanan, komisyonumuzca da düzeltmeler yapılmış bulunan bir metindir. Altkomisyon üyeleri, bu metin için yoğun bir mesai harcamışlardır. Yine, komisyon üyelerimiz de değerli katkılarda bulunmuşlardır. Hazırlanan metinde önemli yenilikler de getirilmiştir. Kanunun sistematiği daha anlaşılır bir hale gelmiştir. Dilde, mümkün olduğunca anlaşılır bir Türkçe kullanılmıştır. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar ayrıca düzenlenerek, bunlara zamanaşımının uygulanmayacağı belirtilmiştir. İşkence ayrı bir bölüm halinde düzenlenmiştir. Hürriyeti bağlayıcı ceza tek tipe indirilmiş; ayrıca, güvenlik tedbirleriyle ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Cinsel suçlar, kişilere karşı işlenen suçlar bölümüne alınarak daha etkin biçimde düzenlenmiş, çocukların korunmasına yönelik önlemler getirilmiştir.

Tüm bu düzenlemeleri önemsiyoruz; ancak, böylesine önemli bir kanunun, bu kadar kısa süre içinde, yangından mal kaçırır gibi çıkarılmaya çalışılmasını da anlamak mümkün değildir. Altkomisyon metni hakkında üniversitelerin, Yargıtayın, Danıştayın ve baroların görüşleri yeterince alınmamış ve onlara, çalışmak, hazırlanmak için zaman da bırakılmamıştır. Altkomisyon çalışmalarının tamamlandığı günden tasarının asıl komisyonda görüşüleceği güne kadar olan yirmi otuz günlük süre içerisinde bu kadar kapsamlı bir konuda görüşlerini bildirmelerini istemek, katılımlarını sağlamaktan çok, göstermelik bir durum olmuştur. İşte bu nedenle, şimdiye kadar görüş bildiren akademisyenler, üniversiteler, Barolar Birliği ve tüm ilgililer, altkomisyonca hazırlanan metnin, onsekiz yıllık bir çalışmanın ürünü olarak hazırlanan ve tasarı olarak Meclise sunulan metinle bir ilgisinin kalmadığını belirterek, bu metnin yeniden tartışılmaya açılmasını talep etmektedirler; bu taleplerinde de haksız sayılmazlar. Nitekim, bu metnin yeterli olduğuna dair, toplumun hiçbir kesiminden bir destek de bulunmamaktadır.

Kanun metniyle ilgili çok mesafe alınmıştır. Bu metin, hiç olmazsa altı aylık bir dönem için, barolarda, Yargıtayda, üniversitelerde, sivil kitle örgütlerinde, vatandaşlar arasında tartışılmalı; bu tartışmalar değerlendirilerek, metin yeniden şekillendirilmelidir. Bu kadar önemli bir kanunda, toplumun her kesiminin katkısını almadan, iki partinin milletvekillerinin kısa bir dönemde karar alması yeterli değildir.

Altkomisyon ve komisyonda, metin üzerinde, yoğun çalışmalar neticesinde büyük ölçüde değişiklik yapılmıştır. Bu nedenle, görüşülmekte olan bu metnin, Meclise sunulan hükümet tasarısıyla fazla bir ilgisi kalmamıştır. Hükümetçe Meclise sevk edilen tasarı 502 madde olup, komisyonca kabul edilen metin ise 346 maddedir. Altkomisyonca hazırlanan metin, yaz döneminde yeterince tartışılamamıştır. Bu nedenle, metnin geri çekilerek, yeterince tartışıldıktan sonra, genel gerekçesi, madde gerekçeleri yeniden yazılarak, yeniden Meclise sevk edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, ceza kanunları ve medenî kanunlar, bir ülkenin anayasası kadar önemlidir. Toplum hayatı için hayatî önem taşıyan, toplumu şekillendirmeye yönelik kanunun alelacele çıkarılmasını doğru bulmuyoruz. Eğer, Avrupa Birliğinden görüşme tarihi almak gerekçesiyle bir an önce çıkarılmak isteniyorsa, bu da yanlış bir tutumdur. AB'ye girip giremeyeceğimiz, gireceksek de tam olarak ne zaman gireceğimiz  henüz belli değildir; ancak, çıkarılacak olan bu yasanın uygulamasına bir yıl sonra geçilecektir. Türk Toplumu için hayatî önemi haiz böylesine temel bir kanunun yeterince tartışılmadan acele olarak çıkarılması, toplumda karmaşa yaratacaktır.

Biz, bu yasayı, AB için değil, kendi toplumumuz için düzenlemekteyiz. Kaldı ki, Avrupa Birliği sürecinde Ceza Kanunumuz, daha demokratik, daha özgürlükçü bir yaklaşımla ele alınabilirdi. Bu nedenle taslak, AB Uyum Komisyonu tarafından da değerlendirilmeliydi; çünkü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmeler çerçevesinde, uyum bakımından incelenmesi gerekirdi. Bu kadar önemli bir yasayı bir oldubittiyle yapıyor olmamızı, Avrupa Birliği hukukçularının da anlayışla karşılayacaklarını sanmıyorum.

Sayın milletvekilleri, aceleyle çıkarılacak bu yasa, uygulamada pek çok soruna da neden olacaktır. Cezalardaki alt ve üst hudutlar arasındaki açıklık nedeniyle, tüm davalar, lehe olan hükmün uygulanması için yeniden ele alınmak istenecektir. Prof. Dr Bahri Öztürk'ün deyimiyle, hızlandırılmış Türk Ceza Kanunu Tasarısı, hızlandırılmış trenin yarattığı faciadan çok daha büyüklerine neden olabilir. Bu yasayla, toplum, âdeta, af beklentisi içerisine girecektir. Tam olarak olgunlaşmadan çıkarılacak bu yasa, toplumda, giderilmesi mümkün olmayacak sorunlara neden olabilecektir.

Tasarının geneli hakkında görüşlerimizi kısaca belirttikten sonra, şimdi de, tasarının 4 üncü maddesi hakkında görüşlerimizi bildireceğim.

Tasarının 4 üncü maddesi "Kanunun bağlayıcılığı" başlığı altında düzenlenmiştir. Birinci fıkrasında "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" denilmektedir. Yürürlükteki 765 sayılı Ceza Kanununun 44 üncü maddesinde "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz" denilmektedir. Tasarıyı eleştiren birkısım akademisyenler, bu düzenlemeye göre, Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunların bilinmemesinin mazeret sayılabileceği ve sorumluluğu kaldırabileceği gibi bir yanlış anlamaya neden olabileceğini belirtmektedirler. Bu nedenle, mevcut yasada olduğu gibi "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz" hükmünün korunmasında yarar olacağını düşünmekteyiz. Kaldı ki, maddenin gerekçesinde, ceza kanunlarından değil, genel olarak hukuk düzeninden ve kanunlardan söz edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN - Size, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun efendim.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Yürürlükteki düzenlemeden farklı olarak, maddeye eklenen ikinci fıkrada da "ancak sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz" hükmü yer almaktadır. Benzer düzenlemeler, tüm modern hukuk sistemlerinde, Alman, Avusturya ve İsviçre Ceza Kanunlarında da, anlatım farklarıyla yer almıştır. Bu düzenlemedeki husus, şahsın kanunu bilmemesiyle ilgili olmayıp, haklı olduğu inancıyla, hukuksal yanılma durumunda cezadan sorumlu olamayacağı şeklindedir.

Metinde anlatım bozukluğu mevcuttur. Bu nedenle, Galatasaray Üniversitesinin görüşünde olduğu gibi, Fransız Ceza Yasasının 123 üncü maddesi metnindeki gibi "Kaçınamayacağı bir hukukî hata nedeniyle fiili işlemesinin meşru olduğu inancıyla hareket ettiğini haklı gösteren kimsenin ceza sorumluluğu yoktur" düzenlemesi yapılmalıdır diye düşünmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıç.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Yasa tasarısının bu maddesini, yukarıda belirttiğimiz çekincelerle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumlu buluyor ve olumlu oy kullanacağımızı belirterek, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş.

Sayın Güneş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Güneş, süreniz 5 dakika efendim.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Efendim, 5 dakikayı da kullanmayacağım sanıyorum.

Benim de söylemek istediğim, bu maddenin ikinci fıkrasındaki ifade     -bana göre- bozukluğudur. "Sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz" deniliyor. "Cezaen" kelimesine baktım, Türk Dil Kurumu sözlüğünde böyle bir kelime yok, Türk hukuk lügatine baktım orada da yok "cezaen" diye. Yani, şimdiye kadar, benim bildiğim çerçeve içerisinde "cezaen" yasa diline uygun bir sözcük değil. Onun yerine "kimse cezalandırılamaz" demek, belki, yeterli olabilir. Bu, yasa açısından bu yasada farklı bir tonlama yapıyor ve bunun yasa dili olmadığını düşünüyorum. Bunu dikkatinize sunmak istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

Özel kanunlarla ilişki

MADDE 5. - (1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Hasan Fehmi Güneş; buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - 5 inci maddede "bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" deniliyor.

Daha önce, 2 nci maddede de söz almak niyetindeydim, atladım; orada da benzer bir şey var "idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz" deniliyor, burada da, bu kanunun genel hükümleri, özel ceza yasalarında uygulanır deniliyor. Peki, özel ceza yasalarından birinde, yarın, öbür gün, daha öbür gün çıkaracağımız bir özel ceza yasasında, bu yasanın genel hükümlerine aykırı bir madde konulursa ve o da buradan geçerse, o, yürürlükte olmayacak mı, hüküm ifade etmeyecek mi; edecek; çünkü, o, bir özel... Diyelim ki, Orman Yasasını değiştirdik, orada koyarsak, o, bir özel yasa olacak ve sonraki yasa olacak, bu yasadan daha geçerli olacak o kural; çünkü, şimdi görüştüğümüz ceza yasası, bir çerçeve yasa, diğer yasaların üzerinde düzenleyici etkisi olan bir yasa değil. O nedenle, bu tür hükümlerin ceza yasasında çok kalıcı bir etkisi olmayacağını düşünüyorum. Mesela, 2 nci maddedeki -çok doğrudur, Sayın Bakan ona vurgu yaptı- "idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz" tamam; ama, yarın çıkaracağımız bir yasada idareye böyle bir yetki verirsek, onu engelleyecek bir şey yok; buna aykırıdır, öyleyse onu iptal edelim diye başvuracağımız bir makam da yok. Gerek 2 nci maddedeki o durum gerekse şimdi görüşmekte olduğumuz 5 inci maddedeki genel hükümler özel ceza kanunlarında da geçerlidir yahut uygulanır dememiz, bir çerçeve yasa niteliğinde olmadığı için, sonradan çıkarılacak özel yasaları bağlamaz; onu söylemek istiyorum.

Dikkatinize sunmak istediğim bir diğer konu "özel ceza kanunları" ile "ceza içeren kanunlar" ikisi bana çok farklı gelmedi; yani, şimdiye kadar kullandığımız deyim, terim de "özel ceza kanunları" şeklindedir. Eğer, ceza içeren kanunlar, özel ceza kanunlarının ifade ettiği anlamdan çok  farklı değilse, onun kullanılmasına gerek olmayabilir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

Tanımlar

MADDE 6. - (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;

a) Vatandaş deyiminden; fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi,

b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi, 

c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,

d) Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler ve adlî, idarî ve askerî mahkemeler üye ve hâkimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlar,

e) Gece vakti deyiminden; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi,

f) Silâh deyiminden;

1. Ateşli silâhlar,

2. Patlayıcı maddeler,

3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,

4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,

5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler,

g) Basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar,

h) İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi, 

i) Suçu meslek edinen kişi deyiminden; kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi,

j) Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişi,

Anlaşılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Artvin Milletvekili Sayın Yüksel Çorbacıoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan tasarının 6 ncı maddesiyle, bu yasa tasarısında yer alan, önemli sayılan yaklaşık 10 kavrama tanım getirilmiştir. Bir kanunun veya kanunun maddelerinin anlaşılabilir olması, çok önemli bir konudur. Sadece anlaşılabilir olmasının ötesinde, herkesçe aynı anlaşılabilmesi, belki daha önemli bir konudur; çünkü, kanunun çeşitli tarafları vardır; kanunu yapan var, yorumlayan var, uygulayan var, hakkında uygulanan var... Kanunun dört bir tarafında duran kişilerin o kanun maddesini, metnini, gerekçesini, lafzını incelediklerinde aynı sonuca ulaşmaları çok önemli bir konudur.

Tabiî, kanunu uygulamak, başlıbaşına bir sorundur. Uygulamada, kanun metni bazen yeterli olmamakta; uygulayıcılar, kanun metninden sonuca ulaşamadığında kanunun gerekçesine bakmaktadırlar; hatta, kanunun gerekçesinde de amacı tespit edilemezse, sonuçta, kanun yapıcının neyi kastettiğini incelemektedirler. O anlamda, biraz önce konuşan bir milletvekili arkadaşımızın ve Sayın Bakanımızın dediği gibi, buradaki konuşmalardan bile sonuca ulaşmak mümkün olabilmekte veya buradan da bir sonuca ulaşılamadığında, artık, uygulayıcılar, kendilerini kanun koyucu yerine koyarak, bir sonuca, adaletli, hakkaniyetli bir sonuca ulaşmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, işte, kanunda adaleti, eşitliği, hakkaniyeti sağlamak için, bu kadar zorlu süreci geçerken bazı tanımlara ihtiyaç vardır. Öncelikle, kanun metinlerinin anlaşılabilir olması, sade olması, tekrardan kaçınmış olması gerekmektedir.

Bu noktada, tasarının 6 ncı maddesi, hem kanun tekniği açısından hem de bu tasarının sistematiği açısından, bence önemli bir ihtiyacı gidermiş ve şu anda yürürlükte olan 765 sayılı Yasada daha önce sistematik olarak oluşturulmayan, bazı maddelere dağılmış olan bu önemli kavramlara tanımlar getirerek, ortak anlayışın gerçekleşmesine önemli katkı sağlamıştır.

Değerli arkadaşlar, ceza kanunu, o ülkenin, belki, bir sıralama yaparsak, ikinci derecede önemli kanunudur; anayasadan sonra gelen, hukuk alanını düzenleyen kanunla eşit veya onun da önünde önemli bir kanundur. Ceza kanunlarının sonuç olarak toplumsal ihtiyacı gidermek için düzenlenmesinin, amaçlanmasının yanında, bence, toplumun çok uzağında olmamakla beraber, bir adım önünde, amaçları da gerçekleştirmek için düzenlenmesi lazımdır.

Ceza kanunlarında, basit tanımıyla, kişi hak ve özgürlüğü ile kamu hakları, kamu düzeni, kamu güvenliği arasındaki denge gözetilir; ceza kanununun temelinde bu vardır. Eğer, bu denge ne kadar kişi hak ve özgürlükleri aleyhine olursa, o düzen, o siyasî düzen totaliterdir, antidemokratik düzendir, ne kadar kişi hak ve özgürlüklerine geniş imkân tanınmışsa, o kadar da demokratiktir. O anlamda, artık Türkiye'nin ihtiyacını karşılamayan ve 19 uncu Yüzyıldan kalan ve artık sistematiği de bozulmuş olan, üzerinde 60'ın üzerinde değişiklik yapılan bu mevcut yasayla, 765 sayılı Yasayla, ülkemizi bir yere götürme imkânımız yoktur. Tabiî, burada, en kötü karar kararsızlıktan iyidir demek istemiyorum; ama, bu Meclis, 22 nci Dönem, bence çok önemli bir görev yapmıştır. İyisiyle kötüsüyle, günahıyla sevabıyla bu yasayı çıkarmak zorundayız. Biz, muhalefet partisi olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hiçbir zaman yarım gönülle bu işe girmedik; hem altkomisyon çalışmalarında hem komisyon çalışmalarında, bugüne kadar bu Mecliste yaptığımız gibi, ülkenin ihtiyacını gidermek için her türlü özveriyi gösterdik. Bu anlamda, takdir edileceksek, belki muhalefete de bu takdirden pay düşer; ama, eleştirileceksek, biz, meydandan kaçmıyoruz, eleştiri varsa, bunu da muhalefet olarak göğüslemekten kaçınmayacağımızı da söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, belki yirmi yıllık bir çalışma süreci -Sayın Bakanımız ve Komisyon Başkanımız da anlattı- bunun sonucunda bu yasa Meclise geldi denildi; ancak, mevcut 1985 yılındaki tasarılar, komisyona gelen hükümet tasarıları ile altkomisyondan gelen ve komisyondan çıkan  tasarıları karşılaştırdığımızda, çok çok önemli farkları da görürüz.

Bir kere, şu sıra sayılı kitapçığı, tasarıyı incelediğimizde, en son sayfasına bakarsanız, en son sayfalarında, tasarı maddesiyle, yani hükümet tasarısıyla komisyonda kabul edilen metin karşılaştırması yapılmıştır. Değerli arkadaşlar, hükümet tasarısının 108 maddesi metinden çıkarılmıştır. Geri kalan maddeler içerisinde çok ciddî değişiklikler yapılmıştır; bazı maddeler birleştirilmiş, bazı maddeler ise, artırılmıştır. O anlamda, tabiî ki, bir siyasal süreç, bir hukuk sürecinin de, mutlaka geçmiş yirmi yıllık dönemin de, tasarıların da bu işe katkısı var, ama, sonuçta, çok ciddî değişiklikler yapılmış altkomisyonda.

Bu noktada, ben, bir özeleştiri yapmak istiyorum. Aslında, Sayın Bakanımıza ve Komisyon Başkanımıza vicdanen sorsak, Avrupa Birliği süreciyle ilgili bir sınırlamamız olmasaydı, bu 7 Ekimdeki görüşmeler gibi bir tarih olmasaydı, ben inanıyorum, Sayın Bakanımız ve Komisyon Başkanımız da, bu tasarının altkomisyondan geldikten sonra, komisyonda görüşülmeden önce, en azından bu yasama yılına kadar, ekim ayına kadar herkes tarafından, ilgililer tarafından, barolar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, bilimadamları tarafından, diğer partiler tarafından incelenerek olgunlaştırılıp komisyonda öyle tasarı haline getirilmesinin daha uygun olacağını kabul edeceklerdir veya etmişlerdir. Bilemiyorum, buradaki açıklamalarında bu sonucu pek alamadım; ama, böyle de düşündükleri kanaatindeyim; ama, işte, bu Avrupa Birliği herhalde bizi bir cendereye soktu, böyle bir aceleye getirdik. Ben, bir tek bu noktayı acele sayıyorum. O nedenle, bundan sonra, şu bir haftalık çalışma sırasında eğer bu eksiklikler giderilir, katkı sağlanırsa... Biz, herkese açığız...

Tabiî, biraz da eleştiri yapacağım; yani, bu özeleştiriyi yaptım, bir de eleştiri yapacağım. Bugün bir hukukçu arkadaşım beni arıyor "efendim, biz, hafta sonu bir çalışma yaptık, kitap haline getirdik, yasayı eleştiriyoruz, size bu konudaki kitapları vermek istiyoruz. Biliyorsunuz, Meclise istenilen zamanda kitap giremiyor, dağıtılamıyor." Yani, bu, bugün mü olmalıydı dedim? "Haklısın, teşbihte hata olmaz, biz, cenazeyi kaldırmaya geliyormuş gibi davranıyoruz" dedi. Evet, bu, cenazeyi kaldırmak değil; bu, cenaze değil, burada bir hata yapmayalım; ama, katkı bugün sağlanmaz ki; ama, yine de varız. Yani, bir yıldır Meclisin gündeminde olan bir tasarı var ve buna katkı sağlamak için son günü bekliyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, tasarının 1 inci maddesi ve gerekçesine baktığımızda, bu tasarının mevcut yasamızdan daha özgürlükçü, daha demokratik bir yasa olduğunu, ihtiyacı daha gideren bir yasa olduğunu görüyoruz. Demin dediğim gibi, ceza yasası bir ülkenin en önemli ikinci yasası sayılıp, o ülkenin aynasıdır, anayasasına yakın önemde bir yasadır. Bu anlamda, ceza yasasının, demin dediğim gibi, bizi bulunduğumuz noktadan bir adım daha öne götürmesi gereken bir yasa olmasını isterdim. Bazı noktalarda ilerici düzenlemeler var -teferruata girmiyorum- bazı noktalarda kişi hak ve özgürlükleri açısından daha olumsuz düzenlemeler var; ancak, bunu, anayasalarla ilgili örneklersek, biliyorsunuz, 1961 Anayasası için "efendim, Türk toplumuna bol geldi, biraz ileri bir düzenleme" denildi, yine, 1982 Anayasası için de "Türk toplumunun gerisinde" denildi. Evet, doğrudur, bu tanımlamalara da katılıyorum. Bu Meclisin, belki de bu dönemin en önemli görevlerinden biri -bunun mutlaka yapılması lazım- bu yasa çıktıktan sonra,  Türk toplumunun ihtiyacını da karşılamayan, Türkiye'yi gerilere götüren ve bana göre, bize hiç yakışmayan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Tamamlamaya çalışayım Sayın Başkanım, fazla uzatmayacağım.

... 1982 Anayasasını da yeniden düzenlemek ve çağdaş Türkiye'nin önünü açan, hatta,  bulunduğumuz insan hak ve özgürlükleri sınıfının daha önünde -çünkü, eksiklerimiz yine var- bir anayasayı düzenlemektir.

Değerli arkadaşlar, son söz olarak, bu katkı noktasında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sözcülerinden Sayın Orhan Eraslan'ın sözlerinin bir kısmı alınarak, bir sayın sözcümüz tarafından, Doğru Yol Partisi üyesi Sayın Ümmet Kandoğan tarafından eleştiri konusu yapıldı. Sayın Kandoğan "Sayın Eraslan, bugüne kadar Genel Başkan düzeyinde bile sahip çıkıyordunuz bu yasaya, ne oldu da, şimdi, en az zararla kurtarmaya çalışıyoruz gibi, bu yasanın kıyısından bile tutmuyorsunuz" gibi bir eleştiri yaptı. Ben, bu eleştiriyi yapan Sayın Milletvekilimize ve onun partisine de şunu söylemek istiyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan, özür dilerim.

Siz, 1950 yılından sonra onlarca yıldır Türkiye'yi yöneten Demokrat Partinin, Adalet Partisinin devamı olan bir Doğru Yol Partisi olarak, artık, Türkiye için ihtiyaç olan Türk Ceza Yasası Tasarısına ne katkı sağladınız, yazılı veya sözlü olarak ne katkı sağladınız da, gelip burada bir taraftan tutup, Anamuhalefet Partisi sözcüsünü ve Cumhuriyet Halk Partisini eleştiriyorsunuz?! Önce katkıyı sağlayın, önce emek verin, ondan sonra eleştiri hakkınızı kullanın; ama, yine de, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, her türlü eleştiriye açığız, bu saatten sonra da en iyisinin yapılması konusunda elimizden geleni yapmaya hazırız diyorum.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çorbacıoğlu.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Kanunun Uygulama Alanı

Zaman bakımından uygulama

MADDE 7. - (1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar.

(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

(3) Güvenlik tedbirleri hakkında, infaz rejimi yönünden hüküm zamanında yürürlükte bulunan kanun uygulanır.

(4) Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; zaman bakımından yasanın uygulanması, kuşkusuz, Ceza Yasasında çok önemli bir yaklaşım, bir kavramdır.

Bu maddede, maddenin uygulanması açısından bir zorluk görüyorum, onu sunmak istiyorum.

Fiil, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılacak. İşlendiği an, hangi an; yani, fiil hangi anda işlenmiş sayılacak, bu belirsiz. İhmalî ve icraî hareketler açısından belirsiz; yani, hareketin yapıldığı an mı, yoksa, sonucun ortaya çıktığı an mı? İhmalî hareketler ve icraî hareketler açısından, bu, farklı sonuç verebilir. Bu nedenle, zaman bakımından uygulamayı düzenleyen 7 nci maddede, o konuda bir açıklığa ihtiyaç var; bu konuya dikkat çekmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN  - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

Yer bakımından uygulama

MADDE 8. - (1) Türkiye'de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye'de işlenmesi veya neticenin Türkiye'de gerçekleşmesi hâlinde suç, Türkiye'de işlenmiş sayılır.

(2) Suç;

a) Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında,

b) Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,

c) Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla,

d) Türkiye'nin kıt'a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı,

İşlendiğinde Türkiye'de işlenmiş sayılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

Yabancı ülkede hüküm verilmesi

MADDE 9. - (1) Türkiye'de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse, Türkiye'de yeniden yargılanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

Görev suçları

MADDE 10. - (1) Yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen kimse, bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş bulunsa bile, Türkiye'de yeniden yargılanır.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

Vatandaş tarafından işlenen suç

MADDE 11. - (1) Bir Türk vatandaşı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye'de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye'de kovuşturulabilirliğin bulunması koşulu ile Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

(2) Suç, aşağı sınırı bir yıldan az hapis cezasını gerektirdiğinde yargılama yapılması zarar görenin veya yabancı hükümetin şikâyetine bağlıdır. Bu durumda şikâyet, vatandaşın Türkiye'ye girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yapılmalıdır.

BAŞKAN - 11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

Yabancı tarafından işlenen suç

MADDE 12. - (1) Bir yabancı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye'nin zararına işlediği ve kendisi Türkiye'de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır.

(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye'de bulunması hâlinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

(3) Mağdur yabancı ise, aşağıdaki koşulların varlığı hâlinde fail, Adalet Bakanının istemi ile yargılanır:

a) Suçun, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi,

b) Suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin uyruğunda bulunduğu devletin hükûmeti tarafından kabul edilmemiş olması.

(4) Birinci fıkra kapsamına giren suçtan dolayı yabancı mahkemece mahkûm edilen veya herhangi bir nedenle davası veya cezası düşen veya beraat eden yahut suçu kovuşturulabilir olmaktan çıkan yabancı hakkında Adalet Bakanının istemi üzerine Türkiye'de yeniden yargılama yapılır.

BAŞKAN - 12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

Diğer suçlar

MADDE 13. - (1) Aşağıdaki suçların, vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi hâlinde, Türk kanunları uygulanır:

a) İkinci Kitap, Birinci Kısım altında yer alan suçlar.

b) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Bölümlerde yer alan suçlar.

c) İşkence (madde 94, 95).

d) Çevrenin kasten kirletilmesi (madde 181).

e) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190).

f) Parada sahtecilik (madde 197), para ve kıymetli damgaları imale yarayan araçların üretimi ve ticareti (madde 200), mühürde sahtecilik (madde 202).

g) Fuhuş (madde 227).

h) Rüşvet (madde 252).

i) Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (madde 223, fıkra 2-3) ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme (madde 152) suçları.

(2) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yazılı suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye'de yargılama yapılır.

BAŞKAN- 13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

Seçimlik cezalarda soruşturma

MADDE 14. - (1) 11 ve 12 nci maddelerde belirtilen hâllerde, soruşturma konusu suçun yer aldığı kanun maddesinde hapis cezası ile adlî para cezasından birinin uygulanması seçimlik sayılmış ise soruşturma veya kovuşturma açılmaz.

BAŞKAN- 14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

Soruşturma koşulu olan cezanın hesaplanması

MADDE 15. - (1) Miktarının soruşturma koşulu oluşturduğu hâllerde ceza, soruşturma evresinde ileri sürülen kanunî ağırlaştırıcı nedenlerin aşağı sınırı ve kanunî hafifletici nedenlerin yukarı sınırı göz önünde bulundurularak hesaplanır.

BAŞKAN- 15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

Cezadan mahsup

MADDE 16. - (1) Nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye'de verilecek cezadan mahsup edilir.

BAŞKAN- 16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

Hak yoksunlukları

MADDE 17. - (1) Yukarıdaki maddelerde açıklanan hâllerde mahkeme, yabancı mahkemelerden verilen ve Türk hukuk düzenine aykırı düşmeyen hükmün, Türk kanunlarına göre bir haktan yoksunluğu gerektirmesi hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Türk kanunlarındaki sonuçlarının geçerli olmasına karar verir.

BAŞKAN- 17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

Geri verme

MADDE 18. - (1) Yabancı bir ülkede işlenen veya işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle hakkında ceza kovuşturması başlatılan veya mahkûmiyet kararı verilmiş olan bir yabancı, talep üzerine, kovuşturmanın yapılabilmesi veya hükmedilen cezanın infazı amacıyla geri verilebilir. Ancak, geri verme talebine esas teşkil eden fiil;

a) Türk kanunlarına göre suç değilse,

b) Düşünce suçu veya siyasî ya da askerî suç niteliğinde ise,

c) Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse,

d) Türkiye'nin yargılama yetkisine giren bir suç ise,

e) Zamanaşımına veya affa uğramış ise,

Geri verme talebi kabul edilmez.

(2) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

(3) Kişinin, talep eden devlete geri verilmesi hâlinde ırkı, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle kovuşturulacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebepleri varsa, talep kabul edilmez.

(4) Kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesi, geri verme talebi hakkında bu madde ve Türkiye'nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.

(5) Mahkeme geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verirse, bu kararın yerine getirilip getirilmemesi Bakanlar Kurulunun takdirine bağlıdır.

(6) Geri verilmesi istenen kişi hakkında koruma tedbirlerine başvurulmasına, Türkiye'nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verilebilir.

(7) Geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi hâlinde, ayrıca Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre tutuklama kararı verilebilir veya diğer koruma tedbirlerine başvurulabilir.

(8) Geri verme hâlinde, kişi ancak geri verme kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya mahkûm olduğu ceza infaz edilebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.

CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 18 inci madde geriye vermeyi düzenliyor. Madde başlığı "geri verme" diye konulmuş; belki "suçluları geri verme",  "suçluların geri verilmesi" gibi olması daha açık olabilirdi; böyle de düşünülebilir; ama "geri verme" de ifade ediyor.

Şimdi, burada, birkaç konuda itirazım var, dikkat çekmek istiyorum. 6 ncı madde, vatandaşı tanımlamış. 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi, vatandaş deyimini "fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi" diye tanımlamış. Peki, fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi, istenirse ve Uluslararası Ceza Divanı Antlaşması da gerektirmiyorsa, onu geri vermeyeceğiz. Peki, fiili işlediği sırada vatandaş olmayan; ama, fiilden sonra vatandaşlığa aldığımız birini isterse onu ne yapacağız? O bizim vatandaşımız, fiili işledikten sonra aldığımıza göre, bir de onu sahiplenmişiz, onu bir anlamda onaylamış gibi de oluyoruz. Bu konu cevapsız, bu konuya bir cevap gelmemiş. Yani, fiili işledikten sonra vatandaşlığa aldığımız kişiyi Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler dışında geriye verecek miyiz? Geriye verdiğimiz takdirde bir anlamda vatandaşı geriye vermiş olacağız ki, bir çelişkiyle karşılaşacağız. Dikkatinize sunmak istediğim birinci husus budur.

İkincisi, 5 inci fıkrada, mahkeme, geri verme talebini kabul edilebilir görürse, mahkeme geri vermeye karar verirse, o anlamda, mahkemenin kararından sonra Bakanlar Kurulu da siyasî bir karar veriyor, verilip verilmeyeceği Bakanlar Kurulunun takdirine bağlı. Burada mahkemenin kararı ile Bakanlar Kurulu kararının birbirine ters olması ihtimali, çelişmesi ihtimali var; mahkeme geri vermeyi uygun görmüş, Bakanlar Kurulu siyasî nedenlerle uygun görmemişse, niye böyle bir çelişki yaşayalım? Acaba, bu süreci tersten işletmek daha doğru olmaz mı? Yani, Bakanlar Kurulu önceden geri verme konusunda bir sakınca görmüyorsa, talep, mahkemeye intikal etse daha doğru olmaz mı diye düşünüyorum. İkinci dikkat çekmek istediğim konu budur.

Bir diğer konu; terör suçlarıyla ilgili bir düzenleme yok burada. Terör suçlarında ve suçlularında dünyadaki yeni gelişmeler karşısında geri verme işleminde nasıl bir tavır alacağız? Terör suçlusunu geri verecek miyiz vermeyecek miyiz? Ayrıca, bu münasebetle, Sayın Bakanın da dikkatine sunmak istiyorum, sayın milletvekilleri sizin de dikkatinize sunmak istiyorum; terör suçları konusunda bizim özel bir durumumuz var. Bize daima haksızlık yapılmıştır. Bizdeki büyük terör suçlarının sanıkları Batı'ya kaçmıştır; Batı, onları, özgürlük kahramanları olarak karşılamıştır, bağrına basmıştır, iade etmemiştir; onlarla ilgili bütün taleplerimizi geriye çevirmiştir; sonra, terör, kendi başlarına geldiğinde,  bir ucundan onlara da dokunduğunda yeri göğü inleten kararlar almak, bize dayatmak durumuna gelmişlerdir. Bu madde düzenlenirken terör suçlarıyla ilgili -ki, bizim önemli sorunlarımızdan biridir, hep yaşamışızdır- konuyu da düzenlememiz gerekir. Terör suçunu belki bir özel suç kategorisi içinde değerlendirmek gerekir. Yani, adi suçtan, adlî suçtan, siyasî suçtan farklı bir suç olarak değerlendirmek gerekir, gerekebilir -kendi görüşümü arz ediyorum- onu da düzenlemek gerekir.

Bu maddeyle ilgili dikkatinize sunmak istediğim bir diğer konu şudur: Birinci fıkranın (b) bendine göre, düşünce suçu veya siyasî ya da askerî suç niteliğindeyse de geri vermeyeceğiz. Düşünce suçunu tanımlar içinde bulamadım. Hangisi düşünce suçu? Düşünce suçu tanımını ben görmemiş olabilirim diğer maddelerde; ama; ben bu metinde göremedim. O nedenle burada, düşünce suçu sanığını ya da suçlusunu, suç atılanını geri vermeyeceğimize göre, o tanımı tam anlaşılabilir netlikte bu maddeye ya da bir tanımlar maddesine koymak doğru olurdu diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

Yabancı kanunun göz önünde bulundurulması

MADDE 19. - (1) Türkiye'nin egemenlik alanı dışında işlenen suçlar dolayısıyla Türkiye'de yargılama yapılırken, Türk kanununa göre verilecek olan ceza, suçun işlendiği ülke kanununda öngörülen cezanın üst sınırından fazla olamaz.

(2) Ancak suçun;

a) Türkiye'nin güvenliğine karşı veya zararına olarak,

b) Türk vatandaşına karşı ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi zararına olarak,

İşlenmesi durumunda, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.

BAŞKAN - 19 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ KISIM

Ceza Sorumluluğunun Esasları

BİRİNCİ BÖLÜM

Ceza Sorumluluğunun Şahsîliği, Kast ve Taksir

Ceza sorumluluğunun şahsîliği

MADDE 20. - (1) Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.

(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.

BAŞKAN - 20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

Kast

MADDE 21. - (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır. Bu hâlde, ağırlaşmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.

BAŞKAN - 21 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

Taksir

MADDE 22. - (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

BAŞKAN - 22 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç

MADDE 23. - (1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.

BAŞKAN - 23 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler

Kanunun hükmü ve amirin emri

MADDE 24. - (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

(2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.

(3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

(4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hâllerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.

BAŞKAN - 24 üncü madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Bu kadar sık huzurunuzu işgal etmenin beni sevimsizleştirdiğinin farkındayım; halbuki, ben, sevimli görünmek niyetindeyim; onun için, istismar etmeyeceğim; bu maddede de durumu arz edeyim.

Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, aslında, arz etmek istediğim husus 24 üncü maddeden çok ikinci bölümle ilgilidir. İkinci Bölüm "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran ve Azaltan Nedenler" başlığı altındadır. Halbuki, burada, bu başlığa uygun düzenleme yok; çünkü, kanun hükmünü yerine getirme, amirin emrini yerine getirme, meşru savunma, zorunluluk hali, hakkın kullanılması, ilgilinin ya da mağdurun rızası, ceza sorumluluğunu kaldıran değil, fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran, bertaraf eden nedenlerdir. Bunlara, genel olarak, hukuka uygunluk nedenleri denilebilir; o nedenle, bu başlık altında düzenlenmesi çok doğru olmamıştır.

Aynı başlık altında yer alan şiddet, tehdit, hata gibi müesseseler, kusurluluğa etki eden, onu ortadan kaldıran veya azaltan nedenlerdir. Bu şekilde yaklaşmak doğru olur.

Yine, aynı başlık altında düzenlenen yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik, sarhoşluk, uyuşturucu madde etkisinde olma gibi müesseseler ise, isnat yeteneğini kaldıran ya da azaltan nedenlerdir.

Söylemek istediğim, bu bölüm başlığı, bölümün içeriğini yansıtmamaktadır, bölümün içeriğine uygun değildir.

Bunu arz etmek istedim; çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

24 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

Meşru savunma ve zorunluluk hâli

MADDE 25. - (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

BAŞKAN - 25 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

MADDE 26. - (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.

(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.

BAŞKAN - 26 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

Sınırın aşılması

MADDE 27. - (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

BAŞKAN - 27 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit

MADDE 28. - (1) Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hâllerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.

BAŞKAN - 28 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

Haksız tahrik

MADDE 29. - (1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, Grup adına, Sayın Gaye Erbatur konuşacaklar.

BAŞKAN - 29 uncu madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Gaye Erbatur; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA N. GAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk Ceza Kanunu, gerçekten, ülkemiz için son derece önemli. Çok önemli bir kanunu, hep birlikte, burada, çıkarıyoruz. Bu tasarı, uzun yıllardır, değiştirilmek üzere, çeşitli gruplar tarafından üzerinde çalışılan bir kanun taslağıydı. Bu tasarı, Parlamentomuza gönderildiğinde kurulan altkomisyonda her iki partinin birlikte çalışmasıyla bugünkü haline geldi. Üzerinde çok önemli değişiklikler yapılması gerekiyor; ancak, ben, buradan, bu kanun tasarısının bu hale gelmesinde emek veren herkese teşekkür etmek istiyorum.

29 uncu madde özellikle kadınlar için son derece önemli. Çünkü, geçtiğimiz on yıllar boyunca, kadınlara karşı işlenen namus suçları ve cinayetlerinde etkin bir biçimde bu madde kullanıldı. Bu madde kullanılarak, Türk Ceza Kanunu eliyle, kadınların elinden, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi birçok temel insan hakları alındı ve böylece, kadınlar, bu haklarını, namus nedeniyle kullanamaz hale geldiler ve ülkemizde namus adına işlenen birçok öldürme suçu, bu maddenin arkasına saklanılarak yapıldı. Son yıllarda ardı ardına işlenen namus cinayetlerinin özendirilmesinde, sanıklara ikibuçuk yıla kadar verilen teşvik edici cezalar önemli olumsuz rol oynamıştır.

Maddenin yeni Türk Ceza Kanununda tartışılması sırasında yaşanan kafa karışıklığının, uygulamada Türk yargısında yaşanmayacağına inanmak istiyorum. Birleşmiş Milletler bütün kararlarında vurguladığı gibi, namus suçu kavramından dünya insanlarının anladığı şeyin, kadınlara ve kız çocuklarına karşı namus gerekçesiyle işlenen suçlar olduğudur. Bu haksız tahrik maddesi tartışılırken, milletvekilleri, bu maddenin indiriminin sadece suç mağduruna yönelik olaylarda uygulanacağı yorumunu yapmışlardır; ancak, bu yorum dehşet verici bir yorumdur. Suç mağduru olmayan, kendi evlenmek istediği biriyle evlendiği ya da birlikte olduğu için ya da boşanmak istediği için öldürülen birçok kadın var. Öldürülen bu kadınlara karşı haksız tahrik uygulanmaktaydı. İşte yeni gelen tasarıdaki 29 uncu maddeyle, artık, bu indirim uygulanmayacak. Dolayısıyla, bu kanun, kanun yapıcılar tarafından, bu indirimlerin önlenmesi için yapıldı ve son derece yerinde bir uygulamayla yapıldı. Dolayısıyla, bundan sonra, namus adına işlenen cinayetlerde, artık Türk Ceza Kanununa dayandırılarak bu tür indirimler yapılamayacak.

O nedenle, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu maddeyi destekliyoruz ve beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Erbatur, teşekkür ederim.

Madde üzerinde, AK Parti Grubu adına, Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısının "Haksız tahrik" başlıklı 29 uncu maddesi üzerinde, AK Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddede önemli değişiklik yapılmıştır. Daha önce, mevcut Ceza Kanunumuzun ilgili maddesinde, tahrik, kademelere ayrılıyor; ağır tahrik veyahut da hafif tahrik şeklinde bir ceza indirimine tabi tutuluyordu. Bu da uygulamada sıkıntıya neden oluyordu; nasıl; şöyle: Hâkim, ceza tayininde, belki olayda ağır tahrik hükümleri uygulansa ceza çok ağır olacak veyahut da hafif tahrik hükümleri uygulansa ceza çok hafif olacak. Böylesi bir ikilemde, olayın somut şartları gereği bunlardan birini tercihle vicdanının kabul etmediği bir cezayı vermek zorunda kalıyordu. Bu ayırım kaldırılmak suretiyle, hâkimlere, somut olayın özelliklerine göre, 61 inci maddedeki esaslar da dikkate alınmak üzere, cezanın alt sınırı ile üst sınırı arasında belirleyeceği bir cezayı hakkaniyete uygun bir şekilde verebilme imkânı getirilmiştir. Böylelikle, hâkim, vicdanının kabul etmediği bir cezayı vermekten kurtarılmıştır; zira, önceki düzenlemede, şartlara göre, bunlardan birisini veyahut da diğerini tercih etme gibi bir mecburiyetle karşı karşıyaydı.

Burada önemli olan değişikliklerden bir tanesi de -biraz önce Sayın Milletvekilim bahsettiler- halk arasında "töre ve namus cinayetleri" diye adlandırılan cinayetlerle bu haksız tahrik maddesinin ilişkilendirilmesidir. Değerli milletvekilleri, Ceza Kanunu Tasarısı komisyonda görüşülürken, kadın örgütlerimiz ve Meclisimizdeki kadın milletvekillerimiz bu konuya büyük ehemmiyet vermişlerdir. Kadınlara karşı ayırımcılığı ortadan kaldıracak düzenlemelerin yapılması için yoğun mesai sarf etmişlerdir. Bu manada, ben, bütün bu meseleyi takip edenlere teşekkür ediyorum; onların talepleri doğrultusunda önemli değişiklikler ve düzenlemeler yapılmıştır.

82 nci madde, nitelikli adam öldürmeyle ilgili konuyu düzenliyor ve nitelikli adam öldürmenin hükümleri arasında, adam öldürmenin, altsoy, üstsoydan birisine ya da eşe veya kardeşe karşı işlenmesi veyahut da töre saikiyle işlenmesi, halinde, ceza, ağırlaştırılmış müebbet hapis olarak öngörülmüştür. Biliyorsunuz, halk arasında, töre cinayeti, namus cinayeti diye adlandırılan cinayetler, daha ziyade, yakın akrabalar arasında işlenen türdendir. Bunların cezası artırılmak suretiyle nitelikli öldürülme kapsamına alınmıştır; fakat, olayın somut özellikleri dikkate alındığında, eğer, tahrikin uygulanmasını gerektirecek bir durum varsa, mahkeme burada tahriki uygulayacaktır. Töre saikiyle işlenen cinayetten tahriki istisna tutan bir hüküm bu maddede yoktur; eğer, unsurları varsa, bunu  hâkim takdir edecektir; çünkü, bu, genel bir hükümdür, şartları varsa, özel bölümde yer alan hükümlerin tamamına bunun tatbiki söz konusudur. Örneğin, bir kişi, eşiyle birisini cinsel ilişki halinde yakaladığı zaman, böylesi bir olayda, kendini kaybederek, irade ve şuurunu kaybederek, o anda da üzerinde silahı varsa, böylesi bir durumda cinayet işlediği takdirde, burada haksız tahrik varsa, hâkim, öyle değerlendiriyorsa bunu uygulayacaktır, böyle değerlendirmiyorsa bunu uygulamayacaktır. Zaten, haksız tahrik uygulaması, şimdiye kadar Yargıtayımızın uygulamalarıyla da belli bir noktaya getirilmiş bir uygulamadır. Olayı farklı bir şekilde değerlendirip, takdim etmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Şartları varsa tatbik edilecektir, şartları yoksa haksız tahrik indirimi uygulanmayacaktır.

Tekrar, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bozdağ.

29 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

Hata

MADDE 30. - (1) Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

BAŞKAN - 30 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

Yaş küçüklüğü

MADDE 31. - (1) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiili algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan oniki yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde yedi yıldan dokuz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte ikisi indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası altı yıldan fazla olamaz.

(3) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde ondört yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası sekiz yıldan fazla olamaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Gaye Erbatur; buyurun.

CHP GRUBU ADINA N. GAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu Tasarısının "Yaş küçüklüğü" başlığını taşıyan 31 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

"Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" bölümünde yer alan bu madde, özetle ifade edilecek olursa, 12 yaşını doldurmamış çocuklara cezaî sorumluluk yüklememekte, 12-15 yaş arası çocuklar için belirli indirimler öngörürken, 15-18 yaş arasındakilere daha az indirim getirmektedir. Halen yürürlükte olan yasayla karşılaştırdığımızda, ceza sorumluluğu yaşının 11'den 12'ye yükseltildiğini görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile bu sözleşmeye Ek İhtiyarî Protokole taraf bir ülkedir. Dolayısıyla, burada hep birlikte son şeklini vereceğimiz yeni ceza yasamızın çocuklarla ilgili maddelerinin bu uluslararası düzenlemelerle uyumlu olması gerekir. Temel anlayış, cezalandırmak değil, çocuklarımızı suçtan korumak olmalıdır. Olabildiğince çocuğun adalet sistemi dışında tutulması ve sisteme girmesinin zorunlu olduğu hallerde ise koruyucu ve telafi edici bir adaletin işlemesi gerekir. Ceza sorumluluğu olmayan çocuklar medenî hukuk kapsamında ele alınmalı ve güvenlik tedbirleri değil, koruyucu tedbirler öngörülmelidir.

Çocuğun yaşadığı çevrede onu suçtan koruyucu en etkili, tedbirli, uygulama olanağı sağlayan bir sisteme gereksinim vardır. Çocuk, koruyucu ve eğitici önlemlerle tehlikelerden uzaklaştırılmalıdır. Olması gereken, çocuğun yasalarla çelişik bir duruma girmesi halinde bu durumun çocuğa özgü bir yasa içinde ele alınmasıdır. Bunun ötesinde, çocuğa özgü düzenlemeler, önleyici tedbirler, yargılama süreci ve kararın uygulamaya konulması aşamalarını da kapsamak durumundadır. Bu nedenle, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 40 ıncı maddesi, çocuğa özel yasa, usul ve makamların oluşturulmasını taraf devletler için bir yükümlülük olarak belirlemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buna göre, ideal olan, bu maddenin "yaş küçüklüğünün ceza sorumluluğuna etkisi ve kanunla ihtilaf halindeki çocuklara uygulanacak esaslar ve süreler çocuklara özel kanunla düzenlenir" şeklinde değiştirilmesi ve konunun Türk Ceza Kanununun dışına çıkarılmasıdır; ancak, bu, maalesef, mümkün olmamıştır; ama, hiç değilse, durumu biraz daha iyileştirmek için bazı değişiklikler yapılabilir. Bunların neler olabileceğini dile getirmek isterim.

Bu maddede kullanılan "ceza kovuşturması" kavramı yanlış anlamalara neden olmaktadır. Bu kavram, son soruşturma yapılamayacağı biçiminde yorumlanarak hazırlık soruşturması işlemi yapılmaktadır. Oysa, bir kimseye suç isnat edilerek hakkında hazırlık soruşturması yürütülmesi; ancak, ona aklanma, bağımsız, tarafsız bir yargılama makamına başvuru hakkı tanınmaması, adil yargılanma hakkına aykırı düşmektedir. Bu nedenle "ceza kovuşturması" ifadesinin değiştirilmesi; bunun yerine "ceza soruşturması" kavramı getirilmesi uygun olurdu.

Türk Ceza Yasası Tasarısında ceza sorumluluğu yaşı 11'den 12'ye yükseltilmiştir; ancak, bu, yetersizdir. Ceza sorumluluğu yaşı, medenî hukuktaki sorumluluk yaşıyla uyumlu hale getirilmeli ve ceza sorumluluğu taşıyan çocuklar arasında ikinci bir yaş ayırımı yapılmamalıdır.

Tasarıda -çocuk hakkında verilecek karara esas teşkil etmek üzere- öngörülen, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hali nesnel bir ölçüt oluşturmaz. Böyle öznel bir ölçüt yerine, çocuğun fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişiminin araştırılması ve araştırma sonucunda ortaya çıkan durum çerçevesinde en uygun kararın verilmesi esası benimsenmelidir.

Ceza sorumluluğu olan çocuklar için karar öncesinde sosyal inceleme yapma olanağı tanınmalı, öncelikle koruyucu tedbirlere, sonuç alınamazsa güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, cezaya en son çare olarak ve çocuğun yararı gerektiriyorsa başvurma esası benimsenmelidir.

Ceza hükmedilecek haller, çocuğun ve eylemin özelliklerine göre ağır sayılacak fiiller ve tekerrür halleriyle sınırlı tutulmalıdır.

Çocuklarla ilgili maddelerde tekrar söz alarak zamanınızı almamak için birkaç noktaya daha çok kısaca değinmek istiyorum. Velayet hakkı, vasi tayini ve nafaka yükümlülüğü gibi konularla ilgili olarak da kaygı verici hususlar var. Kamu vasisi, çocuğun yerleştirildiği kurum olmamalı ve bu konu Türk Ceza Kanununun dışında düzenlenmelidir. Çeşitli suçların çocuklara karşı işlenmeleri halinde, bunun, suçu ağırlaştırıcı neden sayılması ve azmettirmenin ağır biçimde cezalandırılması da çocukları korumak açısından önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bunlara karşın hukuk sistemimizde cezaî düzenlemelerde Avrupa Birliğiyle daha uyumlu bir biçimde iyileştirilecek pek çok madde içeren Türk Ceza Kanunu Tasarısını Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteklediğimiz malumlarınızdır. Ben de bu görüşü içtenlikle paylaşıyorum; ancak, bu haliyle bu madde için olumlu oy kullanmak, içime sindirebileceğim bir davranış olmayacaktır. Burada, bugün yaptığımız görüşmenin ve ortaya konulan gerçeklerin maddenin biraz daha geliştirilmesine vesile olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erbatur.

Sayın milletvekilleri, 31 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

Akıl hastalığı

MADDE 32. - (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

BAŞKAN - 32 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

Sağır ve dilsizlik

MADDE 33. - (1) Bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır.

BAŞKAN - 33 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma

MADDE 34. - (1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.

(2) İradî olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

BAŞKAN - 34 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

35 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Suça Teşebbüs

Suça teşebbüs

MADDE 35. - (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

(2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

BAŞKAN - 35 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

36 ncı maddeyi okutuyorum:

Gönüllü vazgeçme

MADDE 36. - (1) Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.

BAŞKAN - 36 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

37 nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Suça İştirak

Faillik

MADDE 37. - (1) Suçun kanunî tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.

(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır.

BAŞKAN - 37 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

38 inci maddeyi okutuyorum:

Azmettirme

MADDE 38. - (1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.

(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.

(3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.

BAŞKAN - 38 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

39 uncu maddeyi okutuyorum:

Yardım etme

MADDE 39. - (1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.

(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:

a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.

b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.

c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.

BAŞKAN - 39 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

40 ıncı maddeyi okutuyorum:

Bağlılık kuralı

MADDE 40. - (1) Suça iştirak için, kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.

(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.

(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir.

BAŞKAN - 40 ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

41 inci maddeyi okutuyorum:

İştirak hâlinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme

MADDE 41. - (1) İştirak hâlinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.

(2) Suçun;

a) Gönüllü vazgeçenin gösterdiği gayreti dışında başka bir sebeple işlenmemiş olması,

b) Gönüllü vazgeçenin bütün gayretine rağmen işlenmiş olması,

Hâllerinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır.

BAŞKAN - 41 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

42 nci maddeyi okutuyorum:

BEŞİNCİ BÖLÜM

Suçların İçtimaı

Bileşik suç

MADDE 42. - (1) Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.

BAŞKAN - 42 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

43 üncü maddeyi okutuyorum:

Zincirleme suç

MADDE 43. - (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.

(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.

(3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.

BAŞKAN - 43 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

44 üncü maddeyi okutuyorum:

Fikrî içtima

MADDE 44. - (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.

BAŞKAN - 44 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

45 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ KISIM

Yaptırımlar

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Cezalar

Cezalar

MADDE 45. - (1) Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adli para cezalarıdır.

BAŞKAN - 45 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

46 ncı maddeyi okutuyorum:

Hapis cezaları

MADDE 46. - (1) Hapis cezaları şunlardır: 

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası.

b) Müebbet hapis cezası.

c) Süreli hapis cezası.

BAŞKAN - 46 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

47 nci maddeyi okutuyorum:

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

MADDE 47. - (1) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve tüzükte belirtilen sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir.

BAŞKAN - 47 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

48 inci maddeyi okutuyorum:

Müebbet hapis cezası

MADDE 48. - (1) Müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam eder.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

49 uncu maddeyi okutuyorum:

Süreli hapis cezası

MADDE 49. - (1) Süreli hapis cezası, kanunda aksi belirtilmeyen hâllerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamaz.

(2) Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.

BAŞKAN - 49 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

50 nci maddeyi okutuyorum:

Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar

MADDE 50.- (1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adli para cezasına,

b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,

c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,

d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,

e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,

f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,

Çevrilebilir.

(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez.

(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.

(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adli para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz.

(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir.

(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir.

BAŞKAN - 50 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

51 inci maddeyi okutuyorum.

Hapis cezasının ertelenmesi

MADDE 51. - (1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

Gerekir.

(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverilir.

(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.

(4) Denetim süresi içinde;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,

Mahkemece karar verilebilir.

(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.

(7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir.

(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.

BAŞKAN - 51 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

52 nci maddeyi okutuyorum:

Adlî para cezası

MADDE 52. - (1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.

(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsî hâlleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.

(3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.

(4) Hâkim, ekonomik ve şahsî hâllerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler hâlinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.

BAŞKAN - 52 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

53 üncü maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Güvenlik Tedbirleri

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma

MADDE 53. - (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,

c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,

d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,

Yoksun bırakılır.

(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.

(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.

(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.

(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.

BAŞKAN - 53 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

54 üncü maddeyi okutuyorum:

Eşya müsaderesi

MADDE 54. - (1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.

(2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.

(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.

(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.

(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.

BAŞKAN - 54 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

55 inci maddeyi okutuyorum:

Kazanç müsaderesi

MADDE 55. - (1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddî menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.

(2) Müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.

BAŞKAN - 55 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

56 ncı maddeyi okutuyorum:

Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri

MADDE 56. - (1) Çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve ne suretle uygulanacakları ilgili kanunda gösterilir.

BAŞKAN - 56 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 20 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.58


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.20

BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun 119 uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

664 sıra sayılı kanun tasarısı üzerindeki müzakerelere devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. - Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

57 nci maddeyi okutuyorum:

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri

MADDE 57. - (1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.

(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.

(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbî kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.

(4) Tıbbî kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.

(5) Tıbbî kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.

(6) İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkûm olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, mahkeme kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.

BAŞKAN - 57 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

58 inci maddeyi okutuyorum:

Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular

MADDE 58. - (1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.

(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;

a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,

b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl,

Geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.

(3) Tekerrür hâlinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.

(4) Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçları hariç olmak üzere; yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.

(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.

(6) Tekerrür hâlinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.

(7) Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir.

(8) Mükerrirlerin mahkûm olduğu cezanın infazı ile denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması, kanunda gösterilen şekilde yapılır.

(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.

BAŞKAN - 58 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

59 uncu maddeyi okutuyorum:

Sınır dışı edilme

MADDE 59. - (1) İşlediği suç nedeniyle iki yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm edilen yabancının, cezasının infazından sonra derhâl sınır dışı edilmesine de hükmolunur.

BAŞKAN - 59 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

60 ıncı maddeyi okutuyorum:

Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri

MADDE 60. - (1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzelkişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzelkişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet hâlinde, iznin iptaline karar verilir.

(2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.

(3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hâkim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.

(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hâllerde uygulanır.

BAŞKAN - 60 ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

61 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi

Cezanın belirlenmesi

MADDE 61. - (1) Hâkim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.

(2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır.

(3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hâllerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz.

(4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır.

(5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir.

(6) Hapis cezasının süresi gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmî takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adlî para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez.

(7) Kanunda açıkça yazılmış olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir.

BAŞKAN - 61 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

62 nci maddeyi okutuyorum:

Takdiri indirim nedenleri

MADDE 62. - (1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların beşte birine kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.

BAŞKAN - 62 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

63 üncü maddeyi okutuyorum:

Mahsup

MADDE 63. - (1) Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

64 üncü maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Dava ve Cezanın Düşürülmesi

Sanığın veya hükümlünün ölümü

MADDE 64. - (1) Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.

(2) Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.

BAŞKAN - 64 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

65 inci maddeyi okutuyorum:

Af

MADDE 65. - (1) Genel af hâlinde, kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.

(2) Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.

(3) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.

BAŞKAN - 65 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

66 ncı maddeyi okutuyorum:

Dava zamanaşımı

MADDE 66. - (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,

c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,

e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,

Geçmesiyle düşer.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.

(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.

(5) Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirecek zamanaşımı göz önünde bulundurulur.

(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.

(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı uygulanmaz.

BAŞKAN - Buyurun Başkanım.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Sayın Başkanım, maddenin beşinci fıkrasının ikinci satırındaki "belirecek" kelimesinin "belirlenecek" olması lazım. Böyle bir baskı hatası var; onu düzeltiyoruz efendim.

BAŞKAN - Tamam Sayın Başkanım, ifade ettiğiniz şekilde düzeltilmiştir.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Ben teşekkür ederim.

66 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

67 nci maddeyi okutuyorum:

Dava zamanaşımının durması

MADDE 67.- (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.

BAŞKAN - Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi okutup işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türk Ceza Kanunu Tasarısının "Dava zamanaşımının durması" başlıklı 67 nci maddesi başlığının "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" olarak değiştirilmesi ve aşağıdaki hükümlerin birinci fıkradan sonra gelmek üzere madde metnine eklenmesini arz ve teklif ederiz.

(2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar

(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısından başlar.

K. Kemal Anadol       Sadullah Ergin            Durdu Mehmet Kastal

              İzmir                     Hatay                Osmaniye

Mustafa Ataş            İlyas Arslan

           İstanbul                     Yozgat

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Sayın Başkanım, uygun görüşle, Genel Kurulun takdirine bırakıyoruz.

Yalnız, 4 üncü fıkranın son cümlesinde bir okuma hatası oldu zannediyorum; "yarısına kadar uzar" olacak.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Önerge de öyle zaten.

BAŞKAN - Tamam efendim.

Hükümet önergeye katılıyor mu?

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Her ne kadar tasarı metninde dava zamanaşımı süreleri uzun tutulmuş ise de; tasarının kanunlaşması halinde, bunun yürürlüğe gireceği tarihten önce işlenmiş ve henüz kesin hükümle sonuçlanmamış olan davaların büyük bir çoğunluğunun zamanaşımına uğraması sonucuyla karşılaşılacaktır. Bu durum, bazı suçlular açısından bir nevi af sonucunu doğuracaktır. Bu sonuç, özellikle, dava zamanaşımı sürelerinin dolma eşiğine yaklaşılmış olan halen derdest bütün davaların sanıkları açısından doğacaktır. Belirtilen nedenlerle, tasarı metninde dava zamanaşımının kesilmesine ilişkin düzenleme yapılmasına büyük bir ihtiyaç bulunmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeyle değiştirilen metni oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

68 inci maddeyi okutuyorum:

Ceza zamanaşımı

MADDE 68. - (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında kırk yıl.

b) Müebbet hapis cezalarında otuz yıl.

c) Yirmi yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında yirmidört yıl.

d) Beş yıldan fazla hapis cezalarında yirmi yıl.

e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez.

(3) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarında zamanaşımı uygulanmaz.

(4) Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez.

(5) Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.

BAŞKAN - Sayın Başkanım, buyurun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Sayın Başkanım, maddenin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde bir kelime düşmesi olmuş. "Müebbet hapis veya müebbet veya" deniliyor; "ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis"olacak; yani, bir  "hapis" kelimesi eklenmesi  lazım.

BAŞKAN - Tamam Sayın Başkan, ifade ettiğiniz şekilde düzeltilmiştir.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - 68 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

69 uncu maddeyi okutuyorum :

Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları

MADDE 69. - (1) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder.

BAŞKAN - 69 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

70 inci maddeyi okutuyorum:

Müsaderede zamanaşımı

MADDE 70. - (1) Müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilmez.

BAŞKAN - 70 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

71 inci maddeyi okutuyorum :

Ceza zamanaşımının kesilmesi 

MADDE 71. - (1) Mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.

(2) Bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir.

 

BAŞKAN - 71 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

72 nci maddeyi okutuyorum :

Zamanaşımının hesabı ve uygulanması

MADDE 72. - (1) Dava ve ceza zamanaşımı süreleri gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmî takvime göre hesap edilir.

(2) Dava ve ceza zamanaşımı re'sen uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler.

BAŞKAN - 72 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

73 üncü maddeyi okutuyorum :

Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar, uzlaşma

MADDE 73. - (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.

(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.

(3) Şikâyet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.

(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.

(5) İştirak hâlinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.

(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.

(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikâyetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsî haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.

(8) Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir.

BAŞKAN -  73 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

74 üncü maddeyi okutuyorum:

Dava veya cezanın düşmesinin etkisi

MADDE 74. - (1) Genel af, özel af, şikâyetten vazgeçme, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adlî para cezasının geri alınmasını gerektirmez.

(2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsî hak davasını etkilemez.

(3) Cezanın düşmesi şahsî haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak, genel af hâlinde yargılama giderleri de istenemez.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) -  Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Başkan.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Birinci fıkrada "genel af, özel af" denildikten sonra "ve" sözcüğünün eklenmesi, daha iyi anlaşılması bakımından bize gerekli gibi geliyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Metin o şekilde düzeltilmiştir.

74 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

75 inci maddeyi okutuyorum:

Önödeme

MADDE 75. - (1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı üç ayı aşmayan suçların faili;

a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,

b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yirmi Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,

c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını,

Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz.

(2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi hâlinde de fail, hâkim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.

(3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi hâlinde de yukarıdaki fıkra uygulanır.

(4) Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı sınırı üç ayı aşmayan hapis cezası veya adlî para cezasından yalnız birinin uygulanabileceği hâllerde ödenmesi gereken miktar, yukarıdaki fıkralara göre adlî para cezası esas alınarak belirlenir.

(5) Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez.

BAŞKAN - 75 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, grupların mutabakatı üzerine (yarın) 15 Eylül 2004 Çarşamba günü, saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 20.45