Normal TBMM 2 10 2004-08-03T14:39:00Z 2004-08-03T14:39:00Z 135 85926 489781 TBMM 4081 979 601485 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22        CİLT : 57       YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

116 ncı Birleşim

15 Temmuz 2004 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa    

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

2.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve sanat etkinliklerine, Hacı Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı çalışmalarının tamamlanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

3.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

C) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Yakutistan Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki  heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama, çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı : 349)

5.- Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı : 645)

6.- Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/825) (S. Sayısı : 635)

VII. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VIII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Teşvik Yasasının uygulamasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2673)

2.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Kıbrıs'ta el değiştiren arazilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2774)

3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis araştırması komisyonu raporunda yer alan TMSF ve BDDK ile ilgili bazı konulara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2850)

4.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis araştırması komisyonu raporunda tespit edilen bazı konulara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2898)

5.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, kıyı bankacılığının yarattığı riskler konusunda Merkez Bankasının sorumluluğu olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2899)

6.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, sokak çocuklarının sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Güldal AKŞİT'in cevabı (7/2939)

7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Marmara Bölgesinde olası bir deprem için alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2952)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak yedi oturum yaptı.

Denizli Milletvekili V. Haşim Oral'ın, Türkiye'nin dışpolitikası ve Türkiye'ye dış dünyanın uyguladığı politikalara ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, "Kadastro Yenileme Harcı" adı altında gayrimenkul sahiplerinden alınan harcın hukuka aykırılığına ilişkin gündemdışı konuşmasına, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan,

Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, buğday üreticilerinin sorunlarına ve buğdaya bölgesel taban fiyat uygulamasının yarattığı sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,

Cevap verdi.

Genel Kurulu ziyaret eden Nijerya Parlamentosu üyelerinden oluşan heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denildi.

Genel Kurulun 15.7.2004 Perşembe günü saat 11.00'de toplanmasına ve bu birleşimde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı : 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı : 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı : 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/731) (S. Sayısı: 349) görüşmeleri, ilgili Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde (1/827) (S. Sayısı: 618),

14 üncü sırasında bulunan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda (1/848, 2/175) (S. Sayısı : 641),

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra;

6 ncı sırasında bulunan, Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/831) (S. Sayısı : 624),

7 nci sırasında bulunan, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/830) (S. Sayısı : 623),

8 inci sırasında bulunan, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/744) (S. Sayısı : 636),

9 uncu sırasında bulunan, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/306) (S. Sayısı : 638),

10 uncu sırasında bulunan, Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/832) (S. Sayısı : 642),

11 inci sırasında bulunan, Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/211, 2/221) (S. Sayısı : 637),

12 nci sırasında bulunan, Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının (1/849) (S. Sayısı : 640),

13 üncü sırasında bulunan, Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu Tasarısının (1/847) (S. Sayısı : 644),

Görüşmelerini müteakiben;

Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

15 inci sırasında bulunan, Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/840) (S. Sayısı: 645) görüşmelerine devam olunarak 25 inci maddesine kadar kabul edildi, birleşime verilen aradan sonra, ilgili Komisyon yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmadıkları anlaşıldığından, müzakereleri ertelendi.

Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yapmış olduğu konuşmada, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir açıklamada bulundu.

15 Temmuz 2004 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 02.34'te son verildi.

                                                       

Yılmaz Ateş

 

 

 

 

 

Başkanvekili

 

 

Mehmet Daniş

 

Mevlüt Akgün

 

Çanakkale

 

Karaman

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

Enver Yılmaz

 

 

 

Ordu

 

 

 

Kâtip Üye

 

 

                                                                                                                                                         No. : 170

II. - GELEN KÂĞITLAR

15 Temmuz 2004  Perşembe

Cumhurbaşkanınca Geri Gönderilen Kanun

1.- İl Özel İdaresi Hakkında 24.6.2004 Tarihli ve 5197 Sayılı Kanun ve Anayasanın 89 ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi (1/856) (Anayasa ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.7.2004)

Tasarılar

1.- Özel Öğretim Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/857) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

2.- Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/858) (Adalet ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

Teklif

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in; 2108 Sayılı Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasının 1. Maddesinin 1. Fıkrasının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/310) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 8.7.2004)

Rapor

1.- Organik Tarım Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/841) (S. Sayısı: 653) (Dağıtma tarihi: 15.7.2004) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Adıyaman Milletvekili Şevket GÜRSOY'un, Atatürk Barajı ve Çamgazi Barajı göletleri için yapılan kamulaştırmadaki ödemelere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1201) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

2.- Adıyaman Milletvekili Şevket GÜRSOY'un, Tütün, Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu Personeline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER) sözlü soru önergesi (6/1202) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

3.- Balıkesir Milletvekili Sedat PEKEL'in, Gönen-Bandırma karayoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1203) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

4.- Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, Bursa-Karacabey Subaşı'ndaki hazine arazisinin satışına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1204) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

5.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun,  Türk Hava Yolları personelinin çalışma koşullarına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1205) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.6.2004)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, Genel Kurul ve komisyon çalışmalarında bulunacakların kıyafetlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/3107) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

2.- İzmir Milletvekili Oğuz OYAN'ın, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısının Devlet Memurları Kanuna göre disiplin suçu işlediği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3108) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

3.- İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, 5018 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3109) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

4.- Mardin Milletvekili Muharrem DOĞAN'ın, TDK'ca iki kelimenin eşanlamlı olup olmadığı konusunda yapılan araştırma sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3110) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

5.- Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Kızılay Derneği Genel Başkanına ve Kızılay'ın  iş yaptığı şirketlerle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3111) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

6.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Büyükşehir Belediyesinde yapılan görev değişikliği ve atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3112) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

7.- Afyon Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin, NATO Zirvesi sırasında bir bakanın üzerinin ABD Başkanının korumalarınca arandığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3113) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

8.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, NATO Zirvesi sırasında ABD gizli servis ajanlarının bazı bakanlarımıza yönelik bir uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3114) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

9.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Adana-Yumurtalık-Kaldırım  Belediyesindeki iş makinelerine ve dolu afetinden zarar gören çiftçilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3115) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

10.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Bakü-Tiflis-Ceyhan  Boru Hattıyla ilgili bir iddiaya ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3116) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

11.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,  kaçak elektrikle mücadele çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3117) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

12.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir turizmciye hükümetçe özel uygulamalar yapıldığı iddialarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3118) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

13.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,  bakanlıkça yapılan turizm tahsislerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3119) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

14.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Ankara'daki Noterler Birliği İlköğretim Okulu ile ilgili bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3120 ) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

15.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şırnak-Kumçatı Beldesinin lise ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3121) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

16.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,  Antalya Millî Eğitim Müdürünün mevzuatın öngördüğü koşulları taşıyıp taşımadığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3122) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)

17.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in,  gençler arasında görülen kötü alışkanlıklarla ilgili çalışmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3123) (Başkanlığa geliş tarihi :1.7.2004)

18.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in,  Şırnak İlindeki sağlık kuruluşlarına ve personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3124) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

19.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,  Bakanlığın Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi adlı yayınına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3125) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

20.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,  Antalya Devlet Hastanesi bahçesindeki 7 ağacın kestirilip kestirilmediğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3126) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

21.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Pamukbank'ın başka bankalarla birleşmesi halinde kamuya maliyetine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER)  yazılı soru önergesi (7/3127) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

22.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,  Vergi Barışı uygulamasının süresine ve uygulanan faiz oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3128) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6.2004)

23.- Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in,  Ankara'da kamulaştırılması düşünülen bir parsele ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3129) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6. 2004)

24.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat MELİK'in, Şanlıurfa'da süne zararlısı ile mücadeleye ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3130) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.6 .2004)

25.- Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın,  Göcek Tüneli inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3131) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)

26.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve EGO Genel Müdürlüğü yetkilileri hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3132) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.7.2004)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili  Yakup Kepenek ve 23 Milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dış ticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208) (Başkanlığa geliş tarihi:13.7.2004)

2.- Ankara Milletvekili  Yakup Kepenek ve 25 Milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209) (Başkanlığa geliş tarihi:13.7.2004)

3.- Afyon  Milletvekili  Halil Ünlütepe  ve 21 Milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210) (Başkanlığa geliş tarihi : 14.7.2004)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 11.00

15 Temmuz 2004 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

 

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, kaçak hayvancılıkla ilgili söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'e aittir.

Buyurun Sayın Öğüt. (Alkışlar)

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, canlı hayvan kaçakçılığının ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkilerine ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; kaçak hayvancılıkla ilgili olarak söz almış bulunuyorum; ancak, ondan önce, Türkiye'deki 51 000 muhtarın mağduriyetini dile getirmek istiyorum.

Türkiye'de bizi yöneten 51 000 muhtarımızın büyük bir mağduriyeti var; 108 000 000 lira maaş alıyorlar, 158 000 000 lira Bağ-Kura prim ödüyorlar.

BAŞKAN - Sayın Öğüt, sürenizin 5 dakika olduğunu biliyorsunuz değil mi?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Biliyorum.

Ben, hükümetten rica ediyorum; muhtarlarımıza, hiç olmazsa, asgarî ücret düzeyinde maaş ödesin; onlar da Bağ-Kur primlerini ödeyerek tedavilerini yaptırmış olsunlar.

Değerli arkadaşlar, elimdeki bu resme lütfen iyi bakın; bu, kutsal hayvan, kutsal inek; Hindistan'dan geliyor...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Tövbe estağfurullah!..

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Tövbe estağfurullah demeyin; burada dursun isterseniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bizim için kutsal değil.

ENSAR ÖGÜT (Devamla) - Bu hayvan Hindistan'dan geliyor ve bu hayvan, şu anda Türkiye'nin de her yerinde var. Özellikle gittim, kendi bölgemde bu hayvanın resmini çektirdim. Bu hörgüçlü olan hayvan, belli olan hayvan, sınırlarımızdan o kadar rahat geçiyor ki, hörgüçsüz hayvanın ne kadar rahat geçeceğini siz düşünün!

Nüfusumuzun yüzde 40'ı hayvancılıkla geçiniyor; inanın, bu insanlarımız, köylümüz, şu anda sıfır noktasında; ölme noktasına gelmiş, bitme noktasına gelmiş.

Ben, geçen hafta Ardahan'da idim. Ardahan'da Göle Muhtarlar Derneğimiz bir imza kampanyası başlattı. İmza kampanyasında hükümete şunu sesleniyorlar: "Kaçak hayvan getirmeyin, köylümüzü öldürmeyin. Kaçak hayvancılık bitmezse, biz de hükümeti bitiririz." İmza kampanyasını bu sloganla, Göle'de, Ardahan'da başlattık; ben de oradaydım.

Ben muhtarlarıma teşekkür ediyorum; ama, Ardahan ve Türkiye geneline baktığınız zaman, inanın, korkunç derecede kaçak hayvan geliyor. Burada, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın, belki, suçu yok; çünkü, sınırları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kontrol etmiyor; ama, doğu ve güneydoğudan korkunç derecede hayvan giriyor ve bunun tedbirini güvenlik görevlilerinin alması lazım.

Şimdi, bugün manşette "ikinci Susurluk Van'da" deniliyor. Bu hayvan kaçakçılığı ve eroin kaçakçılığı, Van'daki ve diğer doğu ve güneydoğu illerindeki olaylar 5 tane Susurluk'a bedel! Onun için, hayvancılığımız... Şu anda, insanların hayvanları para etmiyor değerli arkadaşlar. Bu hayvanlar, aksine, hastalık saçıyorlar. Sıcak bölgeden geldikleri için soğuk bölgeye alışamıyorlar, hemen hastalanıyorlar ve hastalandıkları için de, biz, hastalıklı et yiyoruz, sucuk yiyoruz. Ben, buradan sesleniyorum bütün vatandaşlarıma: Lütfen, et yerken yerli hayvanın etini alın, bu çok önemlidir, kasabınıza tembih edin. (AK Parti sıralarından "Nereden bilecek" sesleri)

Nerelerden alınacağını hükümet belirlesin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, hayvan, Doğu Anadoluda yaşayan insanın her şeyidir. Hayvanın dışkısını, tezeği kışın yakarak ısınır; sütüyle, peyniriyle, yağıyla, etiyle beslenir; danasını satar çocuğunu okutur, kendisini tedavi ettirir, hastalığını giderir. Yani, hayvan, bizim oradaki sanayimiz, insanımızın yaşam tarzı. Bunun için, kaçak hayvancılığın önlenmesi gerekiyor.

Ben buradan sesleniyorum; bir çiftçi dostu olarak, bir Türkiye milletvekili, bir Ardahan milletvekili olarak, mutlak surette bunun peşini bırakmayacağım. Bugün, Sayın Bakanla da görüştüm, sağ olsun kabul ettiler, Sayın Bakanım da titizlikle duruyor üzerinde. Bu kaçak hayvan girişini mutlak surette önleyeceğiz. Önleyeceğiz, köylümüzü ve çiftçimizi kurtaracağız. Başka bir yolu yoktur.

Değerli arkadaşlar, sürem de bitiyor; ama, şunu söyleyeyim: Bugün, Türkiye'ye Afganistan ve Hindistan'dan, İran ve Irak üzerinden bu hörgüçlü hayvan geliyor. Bu hörgüçlü hayvan, kutsal inek; bu hörgüçlü hayvan, kutsal; bu hörgüçlü hayvan hastalıklı. İnanın, şu anda -bugün, bir arkadaşım söyledi- İzmir’de dahi var; bu kadar serbest, kaçakçılığa nasıl müsaade edilir; anlayamıyorum. Bizim sınırımızda güvenlik görevlileri yok mu, ne iş yapıyorlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız...

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Ben şimdi hükümetten rica ediyorum; sınırdaki güvenlik görevlilerinin derhal araştırması yapılsın, cezalandırılsın, kaçak hayvan girişi durdurulsun. Eğer kaçak hayvan girişi durdurulmazsa, Meclis tatile giriyor; ama, Meclis açıldığı zaman Türkiye'deki kaçak hayvanları getirip Meclisin bahçesinde toplayacağım. (CHP sıralarından alkışlar)

Net konuşuyorum; hükümet kaçak hayvan girişini durdurmazsa, ekim ayında Meclis açıldığı zaman kaçak hayvanları getirip Meclisin bahçesine bağlayacağım kardeşim; başka çaresi kalmadı. Altı aydır ben bunları takip ediyorum, kimse dinlemiyor. Şimdi rica ediyorum... Burada Tarım Bakanının da suçu yoktur; onu da söyleyeyim, iyi niyetli bir arkadaşımızdır Sayın Bakan; ama, güvenlik açısından sınırlarımız delik deşik olmuştur; kaçak hayvanları sınırdan geçiren güvenlik yetkilileri hakkında, validen jandarmasına kadar, soruşturma açılıp cezalandırılması lazım ve Türk köylümüzü kurtarmamız gerekiyor.

Buna inanıyor, hepinize güveniyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Sami Güçlü; buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'ün kaçak hayvancılık konusunda gündemdışı yaptığı konuşmaya cevap vermek istiyorum; öncelikle kendisine teşekkür ediyorum.

Gerçekten de bugün ülkemizde, sektörümüzle ilgili önemli bir soruna temas etmiştir; bize de yaptığımız çalışmaları ve bu konuyla ilgili düşüncelerimizi ifade etme fırsatı doğmuştur. Dolayısıyla, bilgilerimizi paylaşmakta ve aldığımız tedbirleri sizlere duyurmakta fayda görüyorum.

Efendim, ülkemizde, son zamanlarda, özellikle 2003'ün sonundan itibaren, hayvan kaçakçılığı konusunda kamuoyunda yoğun bir gündem oluşmuştur. Dolayısıyla, bununla ilgili bizim yaptığımız çalışmalarda, bu konuda, bu iddiaları doğrulayacak gelişmelerin olduğunu ortaya koymuştur. Tabiî, bu kaçakçılık hadisesinin hem hayvancılık sektörümüze hem de bunun ekonomik cephesine oldukça önemli zararlar verdiğini; fakat, olayın, sosyal, ekonomik, siyasî, güvenlik boyutunun bulunduğunu biliyoruz.

Hayvan kaçakçılığının, ülkemizde, özellikle iki yönde olumsuz etkisi vardır; bunlardan birincisi, bu sektörde faaliyet gösteren üreticilerimizin faaliyetlerini sürdürülebilir olmaktan çıkarmasıdır. Dolayısıyla, bu, en başta bizim karşı çıkmamız, önlememiz gereken yöndür.

İkincisi ise, belki, bunun kadar önemli olan bir başka husus; hayvan hastalıklarının kontrol edilememesidir. Bugün, sınırlarımızdan kolayca geçtiğini zaman zaman ifade ettiğimiz ve sağlıklı olup olmadığı konusunda bilgi sahibi olmadığımız bu hayvanlarla yeni hastalıklar ülkemize girebilmekte. Nitekim, 1990'lı yıllarda, kaçak hayvan hareketi yüzünden, ülkemizde görülmeyen sığır vebası hastalığıyla karşı karşıya kaldık. Uzun yıllar, tüm teşkilatımız, bu hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı ve büyük kaynaklar ayırdık.

Bu itibarla, hayvan sağlığı bakımından da, hadise, kesinlikle önlenmesi gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim, şap hastalığıyla teşkilatımızın mücadelesi ülke çapında devam etmektedir; henüz arzu ettiğimiz sonucu da almış değiliz.

Bununla ilgili olarak, elbette, sınır güvenliği için, jandarma, emniyet ve tarım teşkilatı aktif olarak rol alan kurumlardır ve her bir kurumun konuyla ilgili işbirliği, koordinasyonu şarttır. Bu olay fiilen vuku bulduğu takdirde de, bu kurumlarımızın birkısım eksikliklerinin olması kaçınılmazdır. Yalnız, bu konunun önemli olduğunu hepimiz biliyoruz ve  önlenmesi konusunda saydığım iki sebep, dikkatimizi buraya çekmek için yeterlidir; birincisi, bu sektörde faaliyet gösterenlerin üretimini sürdürebilmesi açısından; ikincisi, hayvan hastalıkları açısından.

Dolayısıyla, bununla ilgili tedbirler almak zorundayız. Örneğin, hayvan hareketlerinin ve hayvan hastalıklarının etkin olarak kontrolünü sağlamak amacıyla, hayvancılık işletmelerinin belirlenmesi, hayvanların kimliklendirilerek kayıt altına alınması ve hayvan hareketlerinin takibi önem arz eder. Bu yıl içinde kimlik ve kayıt işlemlerini bitirme konusunda bir karar aldık. Bu sisteme girmeyen hiçbir büyükbaş hayvanın yurtiçi hareketine izin vermememiz gerekiyor; ama, bunun kamuoyunda doğuracağı birkısım olumsuzluklara da birlikte göğüs germemiz lazım. Mezbahanelerde, kesimhanelerde bu hayvanların kesilmesini önlemek zorundayız. Bazı yetersizlikler nedeniyle küpeleme yapamayan çiftçilere, Bakanlık olarak, ücretsiz küpe temin edilecek ve bunu tamamlayacağız.

Özellikle konunun Doğu Anadolu Bölgesindeki yönüne geliyorum. Aylardır bölge ve sınırda yapılan inceleme ve alınan tedbirlere ilave olarak, geçen hafta, benim de dahil olduğum bir ekip, Van, Hakkâri, Şırnak, Batman, Siirt, Bitlis ve Diyarbakır İllerinde, sırf birinci öncelik olarak bu konuyla ilgili çalışmalar yapmak üzere gitti. Ben, Hakkâri ve Şırnak'a gitmedim; bu illere iki genel müdürümüz ve bir daire başkanımız gitti. Diğer illerin valileriyle, sınır güvenlik komutanı, jandarma komutanı, emniyet müdürü ve kaçakçılıkla ilgili emniyet birimindeki sorumlu arkadaşlarla beraber toplantılar yaptık. Bu toplantılarda, Van İli Başkale, Hakkâri İli Şemdinli, Çukurca ve Yüksekova, Şırnak İli Beytüşşebap ve Uludere İlçelerimiz, kaçak hayvan girişi için hassas yerler olarak tespit edildi. Bölgede sınırlarımızın uzunluğu ve coğrafî yapısı nedeniyle, kontrolünün zorluğu biliniyor. Komşu ülkelerde sınır güvenliğine gerekli önemin verilmemesi, burada, bizim açımızdan aleyhte bir durumdur. Sınırdan herhangi bir şekilde yurda giren hayvanlar için muhtardan menşe belgesi alınması, tarım müdürlüklerinden de sağlık ve hayvan sevk belgesi alınarak millîleştirilmesi, yani legalleştirilmesi, kanunlaştırılması hadisesi en büyük problemdir. Hatta, Ankara ve diğer illerimize bile, yabancı orijinli hayvanların bu şekilde getirilerek piyasaya sunulduğuna şahidiz. Biz, Ankara'da, bu yöntemle gelen, bu şekilde gelen hayvanlara el koyduk, bu hayvanları karantinaya aldık, hukukî süreci başlattık ve en son, kesip, bu hayvanların etlerini satıp, bunu sahibi olan şahsa iade edeceğiz; yani, konuyla ilgili olarak, legalleşme hadisesinin de hukuken geriye dönmesini sağlamalıyız. Kaçak olduğu apaçık belli olan -biraz önce Ensar Beyin bahsettiği- bu topraklarda yetişmeyen bir hayvanın, menşe şahadetnamesi, sağlık belgesi alarak legalleşmesinin de bir bakıma iptal edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, burada, kamunun, etkin bir şekilde hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.

Görevli bazı personelin zaafları, feodal yapıyla olan ilişkileri nedeniyle kontrol ve denetim işlerinin aksadığını, yasal mevzuatımızın yeterince caydırıcı olmadığını, sorunun, güvenlik, ekonomik ve yasal yönleri de bulunduğunu, yurtdışından oldukça düşük fiyatla hayvan temin edilebildiğini -yani, bir ekonomik yönü de var, ülkemizdeki fiyatların yüksekliği bunu teşvik edici bir mekanizmadır- Irak sınırımızdaki kaçakçılık faaliyetlerinde terör örgütünün de rolü olduğunu ifade ediyoruz.

Tedbirlere gelince, Bakanlığımızca, sınırlarımızda kaçak hayvan ve hayvansal ürünlerin girişlerinin önlenmesine yönelik, idarî, istihbarî ve güvenlik tedbirlerinin alınması için, kurumlar arasında gerekli girişimleri yaptık. Bu bağlamda, Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve sınır ili valiliklerimizle işbirliği halinde yapılan çalışmalar sonucu, kaçak hayvan hareketlerinin engellenmesinde olumlu gelişmeler sağlanmıştır. Biraz önce saydığım illerden bazıları sınır illeri değildir; ama, sınırlardan geçmişse, kontrol noktalarında, valilerimize verdiğimiz uygulama planına göre kontrollerin çok derli toplu yapılması ve dolayısıyla, Anadolu'ya intikalinin kesinlikle önlenmesi gerekmektedir.

Ülkemiz genelinde, teşkilatımız tarafından alınması gereken tedbirler artırılmaktadır. Bu kapsamda, bütün hayvan pazarlarında ve taşıma sırasında yapılan kontrol ve denetimler sıklaştırılacaktır ve emniyetin yanında, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına mensup uzmanlar da bulunacaktır. Diğer taraftan, sınırlarımıza giren hayvanların yurtiçinde sevklerinin ve pazarlanmasının engellenmesi için, Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunundaki cezalar artırılacaktır. Sınır illerimizde personel takviyesi başlamış olup, görevini gereği gibi yapmayanlar hakkında yasal işlem başlatılacak ve bu konuda ihmali bulunan personel, özverili çalışmayan personelin kesinlikle görev yerlerini değiştirmek zorundayız. Bakanlık, emniyet teşkilatı, askerî birlikler ve yerel idarelerle sağlanan işbirliği ve koordinasyonla bölgede denetimler yoğunlaştırılmıştır, bazı il ve ilçelerden hayvan sevklerine sınır getirilmiştir.

Arkadaşlar, bir müddet sonra bu bölgedeki milletvekillerimiz bize çok yoğun bir taleple gelecekler. Kaçakçılığın bir müddet önlenebilmesi için, o bölgeden hayvan çıkışını durdurmak zorunda kaldık. Eğer önlemek istiyorsak, burada, belki o bölgenin kendi malı olan hayvanların da kendi il sınırlarının dışına çıkması konusunda çok da doğru olmayan, onlar için bir engel teşkil edecek bu uygulamanın bir müddet katlanılması gereken bir yönü vardır.

Mezbahane ve kombinaların kontrollerini yoğunlaştıracağız.

Efendim, son sözler olarak şunu söylüyorum: Hayvancılık sektörünün geliştirilmesi konusundaki gayretimize şahitsiniz. Ülkenin içinde bulunduğu malî yapı içerisinde aktarılabilecek kaynaklar büyük ölçüde aktarılıyor. Şu anda, 2004 yılında bu sektöre 500 trilyonluk bir teşvik uygulaması var. Bu, ülkedeki hayvancılığı geliştirme ve ıslah etme konusundaki bir gayretin sonucu. Biz, kaçakçılığa, önem verdiğimiz bu sektörün ve ihtiyacımız olan sağlıklı nesillerin yetişmesi için ihtiyaç duyduğumuz en temel besinleri sağlayacağımız bu sektörün üreticilerinin üretimden vazgeçmesine, hayvan hastalıklarının yaygınlaşmasına ve ekonomik kayıpların olmasına mâni olmak zorundayız. Bu konuda sizlerden destek bekliyoruz, yasal düzenlemeler, idarî düzenlemelerle ilgili hazırlıklarımızı yapıyoruz; ama, özellikle idarî tedbirler konusunda, bölgelerimizden gelecek baskılar konusunda da lütfen bize yardımcı olun. Bunu önlemek zorunda olduğumuz bir gelişme olarak ifade ediyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güçlü.

Gündemdışı ikinci söz, 17 Ağustos Marmara depremiyle ilgili söz isteyen, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz'e aittir.

Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depreminin 5 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Meclis tatilde olacağından, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 5 inci yıldönümünün yaklaşması münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum.

Depremi yaşamak ve anlatabilmek ne kadar zor. Her şey, bir gece ve 45 saniyede oldu. Gündelik hayatın dilinde anlamsız; ama, felaketin içinde ne kadar da uzun ve bitimsiz...

Depremi anlatabilmek ne kadar zor. Bunun tanımlanmasını, var edenin diline bırakmak gerekir. Yer sarsılışıyla ve yer ağırlıklarını çıkardığında ve insan, buna "ne oluyor" dediğinde, o gün, yer, öyküsünü anlatacak.

Yunus Emre şöyle der:

"Yıkılmış sinleri dolmuş

Hep evleri harab olmuş

Kamu endişeden kalmış

Ne düşvar halleri gördüm"

Cemal Süreyya, belki de, yaşadıklarımızı en iyi anlatabilenlerden birisiydi. Depremden sonra, depremi yaşamış olan çocuklardan, depremi anlatmaları için birer resim yapmalarını istediğimizde, bizlere, hep, gökyüzünü yerde gösteren ve yıldızların yere döküldüğü resimleri yapmışlardı. Cemal Süreya, bunu şöyle anlatır:

 "Büyük bir ihtimalle ölmüştük

Şehir kan kıyametti ayaklarımızda

Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk

Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün"

Marmara depremi, başta Adapazarı, İzmit, Yalova, Düzce, İstanbul olmak üzere 7 büyük ilimizi etkilemişti. Geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması, ülke insanlarımızın üzüntüsünü kat kat artırmıştır ve defeatle anılmasına sebebiyet vermektedir.

Depremin en büyük ekonomik katmadeğer üreten Marmara Havzasında meydana geldiğini düşünürsek, o günkü verilere göre depremin maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar olarak tespit edilmiştir. Yüreklerde derin yaralar açan 17 Ağustos depreminin üzerinden beş yıl geçmesine karşın, belleklere kazınan büyük acı, hâlâ, ilk günkü acılığını ve tazeliğini korumaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki ay, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin beşinci yılı; ne kadar da hızlı geçiyor zaman. Ben, depremi Adapazar'ında yaşadım. Buradan, Meclis kürsüsünden o günün tekrar tekrar hatırlanmasında yarar olduğuna inanıyorum. Eğer yaşananları tekrar gözümüzün önüne getirirsek, ders almış oluruz.

Marmara depreminde, resmî verilere göre 17 127 vatandaşımız hayatını kaybederken, 43 953 yaralı bulunmaktadır. Daha düne kadar hiç yıkılmayacağına inanılan devasa binalar depremde âdeta yerle bir olurken, binlerce insan için de mezara dönüştü. Oysa, depremle gündelik hayatını sürdüren Japonya'da depremlerin şiddeti daha büyük olmasına rağmen can kaybı olmazken, minimal düzeyde mal kaybına rastlanmaktadır. Bu durum, bize kabuk devletten teknik devlete geçmemiz gerektiğini göstermektedir. AK Parti İktidarı bunun için de bir fırsattır.

Sakarya'da depremde 10 000 işyeri, 24 723 konut yıkılmış, 60 000'e yakın konut oturulamayacak hale gelmiştir. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Dünya Bankası ile çeşitli hibeci kuruluşların Camili ve Karaman Mahallesi ile Ferizli İlçesinde toplam 8 228 kalıcı konut yaptırma imkânı olmuştur. Bu bağlamda, devletimiz tarafından Sakarya İlimize toplam 401 trilyon yardım yapılmıştır. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ardından bölgedeki depremzedelerin konut, altyapı ve çeşitli ihtiyaçlarının da karşılanması amacıyla, bugüne kadar toplam 1 katrilyon 523 trilyon 254 milyar lira harcama yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşağında bulunmaktadır. 1900'lü yıllardan bugüne kadar 5,5'ten büyük olmak üzere toplam 89 deprem felaketi yaşanmıştır. Bu deprem felaketlerinde 82 139 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Geçen yıl Bingöl'de, birkaç ay önce Erzurum'da, en son Doğubeyazıt İlçemizde 2 Temmuz 2004 tarihinde 5,1 büyüklüğünde orta şiddette bir deprem meydana gelmiş ve can kaybına sebebiyet vermiştir. Buradan, deprem felaketlerinde ölenlerin yakınlarına başsağlığı ve yaralılara şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, 17 Ağustos tarihinde yaşanan ve asrın felaketi olarak tanımlanan deprem felaketine maruz kalan iller, ekonomik ve sosyal açıdan büyük kayıplara uğramıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gündüz; konuşmanızı tamamlayın.

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - Hükümetlerin özverili çalışmasına rağmen, travmanın büyüklüğü nedeniyle sorunlar gerektiği gibi giderilememiştir. Deprem riski nedeniyle bu illere yapılan yatırımlar durma noktasına gelmiş, işsizlik had safhaya ulaşmıştır.

Sakarya İlimiz de, bu mağduriyeti yaşayan illerin başında gelmektedir. Sakarya İlimiz, sosyoekonomik yönden gelişme gösteren illerden birisiydi. Deprem, Sakarya sanayii ve ticaretini büyük zararlara uğrattı. Ayrıca, yaşanan derin ekonomik krizin piyasalarda neden olduğu daralma, üretimin düşmesine sebep olmuştur. Kalkınma ve refah seviyesi son derece düşük ve 50 000'i aşkın işsizi olan Sakarya İlimizin içerisinde bulunduğu durumdan kurtulabilmesi için, sosyoekonomik açıdan özel bir kalkınma modeli uygulanmasına ivedilikle ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlıkta, eğitimde ve diğer altyapı sorunlarında ciddî yatırımlar gerekmektedir.

Serbest bölgelere ilişkin yapılması düşünülen ve ülkemizi, bulunduğumuz coğrafyanın lider ülkesi yapma iddiasına sahip olan ve en büyük serbest bölgenin de Sakarya İli sınırları içerisinde gerçekleştirilmesi planlanan İpek Yolu Vadisi Projesinin hayata geçirilmesi durumunda, ilimiz kalkınmasına ve ulusal ekonomiye büyük katkı sağlanacak ve büyük bir istihdam potansiyeli yaratmış olacağız.

17 Ağustosta, depremin beşinci yılını idrak edeceğiz.

Bir çalışma dönemini daha geride bırakırken, çalışmalarımızın, ülkemiz ve insanlık için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Allah, bir daha bu millete felaket yüzü göstermesin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gündüz.

Gündemdışı üçüncü söz, Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleriyle ilgili söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek'e aittir.

Buyurun Sayın Gülçiçek.

3.- İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, Hacı Bektaş Veli'yi anma, kültür ve sanat etkinliklerine, Hacı Bektaş Dergâhı çevre düzenlemesinin altyapı çalışmalarının tamamlanması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde, Hacıbektaş İlçesinde düzenlenen Hacı Bektaş Veli'yi anma törenleri ve kültür, sanat etkinlikleri nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 12 nci ve 13 üncü Yüzyılın savaş ve kargaşa ortamında, barışın ve mazlumun simgesi olan bir güvercin donuyla Horasan Nişabur'dan Anadolu'ya gelen Hacı Bektaş Veli, savaş yerine barışı, düşmanlık yerine dostluğu, kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü temel ilke edinen bir hümanist ve bu ekole farklı dillerden, farklı kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir çatı altında toplayan, ceylan ile aslanı, zayıf ile güçlüyü dost olarak kucaklayan bir halk önderiydi.

Büyük bilgin Ahmet Yesevî'nin yetiştirdiği Lokman Perende tarafından eğitilen ve onun ekolünden ve öğretisinden esinlenen Hacı Bektaş Veli'nin, 13 üncü Yüzyılda Anadolu'da uyardığı bu bilim ışığı, savunduğu düşünceler ve başlattığı yenilikçi hareketler, sadece Avrupa'daki hümanizm ve rönesans hareketlerini değil, aynı zamanda, 17 nci ve 18 ini Yüzyılda gelişen sivilleşme hareketlerini de andırıyordu.

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, bundan yaklaşık yediyüz yıl önce, Alevîlik-Bektaşîlik yaşam görüşü adına, bütün günlerin aydınlığa, bütün canların ermişliğe kavuşmasını dileyen bir yürek vuruşuyla seslendi gönül yoldaşlarına: "Gelin canlar, bir olalım."

Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurmadan önce, Kurtuluş Savaşı sürecinde, sosyal yaşamın en büyük kültürünün inanç merkezi Hacıbektaş'ı 21 Aralık 1919'da ziyaret etti, Türkiye'deki çağdaşlaşma, aydınlanma hareketinde laik ve demokratik hukuk sisteminin yerleşmesinde ve cumhuriyet temelinin atılmasında, bu öğretinin önemli katkıları vardır.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" diyen Hacı Bektaş Veli ile "hayatta en hakiki mürşit ilimdir" diyen Atatürk arasında düşünce paralelliği vardır. Onun için, Hüdaî Ozanın şu dizeleri çok anlamlıdır:

"Balık susuz olmaz, insan vatansız

Gönlüm Hacı Bektaş, elim Atatürk

İlim nihayetsiz, bilim hatasız

İlim Hacı Bektaş, bilim Atatürk.

Hünkâr ruhumdaki yeşeren daldır

Atam o daldaki yetişen güldür

Tıpkı buna benzer, buna misaldir

Dalım Hacı Bektaş, gülüm Atatürk."

Değerli arkadaşlarım, onbin yıllık Anadolu kültürü, Anadolu Alevîliği ve yediyüz yıllık Bektaşî inancının harman olduğu Anadolu topraklarında, bugün, sevgi, barış ve hoşgörüye daha fazla ihtiyaç duymaktayız. İnsanların birbirleriyle savaştığı, insanların inancına, rengine, cinsine göre sınıflandırıldığı bugünkü dünya düzeninde, yetmişiki ulusa aynı gözle bakan ve "hiçbir ulusu ve insanı ayıplamayın" diyen, insanı merkez alıp "okunacak en büyük kitap insan" diyen bir felsefeye tüm insanlığın ne kadar ihtiyacı olduğunu bir kez daha düşünmemiz gerekir. Bugün Hacıbektaş İlçemizde cezaevinin kapalı olması bu öğretinin bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, tanrısal gerçeğe ancak sevgi yoluyla varılacağını, bütün insanların kardeş olduklarını, kişi ile Tanrının özdeşliği ve bu nedenle, kendisini sevenin Tanrıyı da sevmiş olacağını, dinî ayrılıkların gereksiz olduğunu savunan ve herkesi kucaklayan bir insandı. Hacı Bektaş Veli "Allah'ı özümüzde, özümüzü Allah'tan bildik", "yaratılanı severim Yaradandan ötürü" ve "düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın" sözleriyle, bunu, en güzel şekliyle ifade etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, savaşların, saldırıların yoğun olarak yaşandığı, yoksulun daha yoksul, azgının daha azgın olduğu bir ortamda Anadolu halkının kolektif belleğinin, toplu eyleminin, söyleminin bir simgesi olarak bu topraklara ayak bastı. Hacı Bektaş Veli, özlemlerin, umutların kucağında beslenerek, önce kendi nesnel yaşamının sınırlarını aşarak, sonra da, doğa, insan yaşamının sınırlarını aşarak evrenin sonsuzluğuna uzanan bir davranışın taşıyıcısı oldu.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Hacı Bektaş Dergâhı, barışa, sevgiye ve hoşgörüye ışık tuttu. Binlerce yıldır, dünyamız, uygarlıklar ve dinlerarası çatışmalara ve amansız savaşlara sahne oldu; ancak, Anadolumuzun pirleri, düşünürleri, manevî önderleri, Mevlânâ, Hacı Bektaş, Yunus, hep barışı, bağımsızlığı ve bağışlamayı öğrettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız...

Buyurun.

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Yunus Emre, hoşgörüsünü şöyle ifade ediyor:

"Evvel benim, ahir benim.

Canlara can olan benim.

Bir nazarda dünya düzen,

Dört kitabı doğru yazan,

İncil benim, Kur'an benim."

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Veli, biz takipçilerine "ara, bul" tavsiyesinde bulunurken, kendisi bizi aradı buldu ve ışığıyla bizi aydınlattı. Kendisi incinse de insanları incitmedi, düşmanının bile insan olduğunu bize hatırlattı. Hiçbir milleti ve insanı ayıplamadan, ışığın aydınlığına çağırdı. Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etmemeyi tavsiye etti. Eline, beline, diline sahip olmanın erdemini insanlığa öğretti.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; eğer Hacı Bektaş Veli sevgi ve hoşgörüsü öğretilip insanlarımıza anlatılsaydı, 2 Temmuz 1993'te Sivas'taki vahşeti yaşamazdık.

Hacı Bektaş Veli'nin yaşadığı topraklar olan ve bugün Nevşehir İli sınırlarında yer alan Hacıbektaş İlçemizde, ülkemizin eğitim, bilim ve kültür dünyasına büyük katkılar sağlayacağına inandığımız, "Hacı Bektaş Veli" ismiyle üniversite kurulması için vermiş olduğum kanun teklifinin, bir an önce, hükümet tarafından, gündeme alınmasını ümit etmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, Hacı Bektaş Dergâhının, Alevî-Bektaşî toplumu inanç merkezi olduğu gerçeğini kabul edelim, inançlarının gereğini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımıza gerekli özeni gösterelim. İnancının gereğini yerine getirmek için dergâha gelen vatandaşlarımızdan ücret alınmaması gereklidir. Hacı Bektaş Dergâhı, müzeden öte, bir inanç merkezi olarak görülmeli; ziyaret, bakım ve onarım, ona göre düzenlenmeli ve bu yetki, Hacıbektaş Belediyesine verilmelidir. Hacıbektaş İlçemiz sıradan bir ilçe olarak görülmemeli, önemine ilişkin gerekli hassasiyet gösterilmelidir.

Yüzbinlerin gittiği Hacıbektaş İlçesinde kültürel etkinliklerde öncülük eden Hacıbektaş Belediyesine, çevre düzenlemesi ve altyapı için ilgili bakanlıklar tarafından gerekli desteğin verilmesi bir zorunluluktur, devletin görevleri arasındadır. Özellikle Hacı Bektaş Veli anısına düzenlenen etkinliklerle ilgili çalışmaların yapıldığı şu günlerde, gerekli bakım ve restorasyonların yapılması için ilgili bakanlıktan ayrıldığı söylenen ödeneğin bir an önce gönderilmesi gerekmektedir. Sayın Bakanımıza, burada, bunu bir kez daha duyurmak istiyorum.

Bu duygularla, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gülçiçek.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sunuşları, Divan Üyemizin oturduğu yerden Genel Kurula arz etmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 23 milletvekilinin, ülkemizde tarım sektörünün yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılarak, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/208)

     12 Temmuz 2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye ekonomisi, sanayileşme sürecinin, uygun deyimiyle, yarı yolundadır. Bu durum, ülkenin çoğu kez "tarım ülkesi" sayılmasına neden olmaktadır. İşgücünün yüzde 35 gibi bir bölümünün doğrudan geçim kaynağı olan, ulusal üretime yalnızca yüzde 14 dolayında katkı yapabilen tarım kesimi, son yıllarda, çok büyük olumsuzluklar, giderek yıkımlar yaşamaktadır.

Son yıllarda, tarımsal üretim azalmakta, toplumun gıda güvenliği yok olmakta, tarıma dayalı sanayiin hammaddesi giderek artan oranda dışarıdan sağlanmakta ve Türkiye "net" tarım ürünleri dışalımcısı özelliği kazanmaktadır.

TBMM'nin bu gelişmeleri yakından araştırması ve gerekli yasal önlemleri alması önemli bir toplumsal zorunluluk durumuna gelmektedir.

Bu bağlamda:

1. Türkiye'nin son yıllarda tarım ürünlerinde net dışalımcı durumuna gelmesinin nedenlerinin araştırılması,

2. Tarım ürünlerinin dışticaret oranlarındaki kötüleşmenin nedenlerinin ortaya konması,

3. Ülkemizin, buğday, şekerpancarı, pamuk ve yağlı tohumlar başta olmak üzere temel tarım ürünlerinde görülen üretim düşüşlerinin nedenlerinin  saptanması,

4. Dünya tarım ticaretindeki olası gelişmeler, özellikle de Dünya Ticaret Örgütü görüşmeleri çerçevesinde ve Avrupa Birliğine uyum ve üyelik sürecinde tarım sektörünün ne yönde etkileneceğinin belirlenmesi,

5. Tarım ürünlerinde uluslararası rekabet gücünün ve ihracatın artırılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi, ABD ve AB ülkelerinin uygulamalarına koşut tarımsal destekleme politikalarının belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,

Amacıyla, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

Saygılarımızla.

1. Yakup Kepenek

(Ankara)

2. Şevket Arz

(Trabzon)

3. Mehmet Yıldırım

(Kastamonu)

4. Mustafa Erdoğan Yetenç

(Manisa)

5. Necati Uzdil

(Osmaniye)

6. Özlem Çerçioğlu

(Aydın)

7. Tuncay Ercenk

(Antalya)

8. Mevlüt Coşkuner

(Isparta)

9. Osman Coşkunoğlu

(Uşak)

10. Ramazan Kerim Özkan

(Burdur)

11. Nuri Çilingir

(Manisa)

12. Mehmet Mesut Özakcan

(Aydın)

13. Erdal Karademir

(İzmir)

14. Rasim Çakır

(Edirne)

15. Gürol Ergin

(Muğla)

16. Tacidar Seyhan

(Adana)

17. Uğur Aksöz

(Adana)

18. Muhsin Koçyiğit

(Diyarbakır)

19. Mesut Değer

(Diyarbakır)

20. Ali Oksal

(Mersin)

21. Bayram Ali Meral

(Ankara)

22. Şevket Gürsoy

(Adıyaman)

23. Ali Dinçer

(Bursa)

24. Ahmet Küçük

(Çanakkale)

Gerekçe:

1- Tarım, geçmişte, hemen tüm hükümetlerin özel önem verdikleri bir sektör olma özelliği taşıyordu. Ancak, küreselleşme sürecine koşut olarak dünya mal ve hizmet dolaşımının artması, tarım sektörünü de olumsuz yönde etkilemektedir.

2- Ekonomide devletin yerinin daraltılması doğrultusundaki küresel saldırının en çok yıkıma sürüklediği sektörlerin başında tarım gelmektedir. Bu çerçevede, 1990'lı yıllarda yaşanan ekonomik bunalımların da katkısıyla, tarım sektörü büyük ölçüde gözden çıkarılmış bulunmaktadır.

3- IMF istikrar programları, ısrarla, tarımsal desteklemeyi neredeyse yasaklama noktasına çekerken, ABD ve AB gibi gelişmiş ülkeler, tarım ürünlerini desteklemeyi sürdürmektedir. O kadar ki, en son verilere göre, birim fiyat içinde destek payı, ülkemizde yüzde 15-20 arasında dolaşırken, OECD ortalaması olarak yüzde 35 dolayındadır.

4- ABD ve AB ülkeleri, Türkiye gibi ülkelerin tarımsal gereksinmelerini de, destekledikleri için piyasada daha ucuz görünen kendi ürünleriyle karşılanmasını istemektedir. Dünya Ticaret Örgütünü bu amaçla kullanma çabaları, bilindiği gibi, geçen yıl yapılan Cancun toplantısında başarısızlıkla sonuçlanmış, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için yeni olanakların doğması tartışılır olmuştu. Türkiye, bu süreçten nasıl yararlanacağını saptamalıdır.

5- Türkiye tarımının net dışalımcı duruma gelmesinin önemli bir nedeni de, tarımsal üretimde ileri teknolojilerin kullanımında yaşanan yetersizliklerdir. Ek olarak, bölgesel teknolojik gelişmişlik farkları da çok ileri boyutlardadır.

Ülkemizin tarım mühendislerinin yarıya yakını ya mesleğinin dışında bir işte çalışmaktadır ya da işsizdir. Tarımsal işgücü, işgücünün göreli olarak niteliği en alt düzeyde olan bölümüdür. Ayrıca, kamunun elinde bulunan ve sayıları 80'in üzerinde olan araştırma enstitüsü ya da birimlerinin etkin ve verimli kullanımının ne ölçüde sağlandığı da saptanmalıdır. Hükümetin gerek nitelikli işgücü gerek makine donanım ve diğer girdiler bakımından neler yapması gerektiği de üzerinde çalışılması gereken önemli bir konudur.

Kısaca, önergemizin benimsenmesiyle, Türkiye tarımının yapısal sorunlarının dışticaret açısından araştırılması ve gerekli yasal önlemlerin alınmasının temeli oluşturulacaktır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

İkinci önergeyi okutuyorum:

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 25 milletvekilinin, kütüphanelerin durumunun ve eksikliklerinin saptanması ve sorunlara çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/209)

     12 Temmuz 2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplumsal gelişmenin en önemli göstergelerinden biri, kültürel gelişme düzeyidir. Okuma alışkanlığı ve bu bağlamda halkın kütüphanelerden yararlanma derecesi, kültürel gelişmenin temel taşıdır.

Oysa, ülkemizde halkın ortak kullanımında olan kütüphane sayısı çok azdır. Var olan kütüphaneler de her bakımdan yokluklar içindedir. Halk kütüphanesizdir ve bu durumun, eksiklerin giderilmesiyle hızla düzeltilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle ve ekli gerekçelerimizle:

1.- Kütüphanelerin fiziksel altyapı ve nitelikli insangücü durumlarının saptanması, sorunlara çözüm yollarının belirlenmesi ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılabilmesi,

2.- Kütüphanelerin yaygınlaştırılması, halka tanıtımı ve okuma alışkanlığının özendirilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi,

3.- Kütüphanelerimizin koşullarının iyileştirilmesi, çağdaş teknolojinin gerektirdiği şekilde düzenlenmesi ve etkinliğinin artırılması için yapılması gerekenlerin saptanması,

4.- Bireylerin bilgi gereksinimlerine ve aydınlanmalarına yönelik olarak düşünce ve sanat ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve güncellenebilmesi,

Amacıyla, Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

Saygılarımızla.

1.- Yakup Kepenek

(Ankara)

2.- Mehmet Şerif Ertuğrul

(Muş)

3.- Ahmet Küçük

(Çanakkale)

4.- Şevket Arz

(Trabzon)

5.- Mehmet Yıldırım

(Kastamonu)

6.- Necati Uzdil

(Osmaniye)

7.- Mustafa Erdoğan Yetenç

(Manisa)

8.- Özlem Çerçioğlu

(Aydın)

9.- Tuncay Ercenk

(Antalya)

10.- Mevlüt Coşkuner

(Isparta)

11.- Ramazan Kerim Özkan

(Burdur)

12.- Mehmet Semerci

(Aydın)

13.- Osman Coşkunoğlu

(Uşak)

14.- Mehmet Mesut Özakcan

(Aydın)

15.- Nuri Çilingir

(Manisa)

16.- Erdal Karademir

(İzmir)

17.- Gürol Ergin

(Muğla)

18.- Rasim Çakır

(Edirne)

19.- Tacidar Seyhan

(Adana)

20.- Mesut Değer

(Diyarbakır)

21.- Ali Oksal

(Mersin)

22.- Uğur Aksöz

(Adana)

23.- Muhsin Koçyiğit

(Diyarbakır)

24.- Bayram Ali Meral

(Ankara)

25. - Şevket Gürsoy

(Adıyaman)

26.- Ali Dinçer

(Bursa)

Gerekçe:

1.- Ülkemiz, kütüphane sayısı açısından birçok ülkenin gerisindedir. Türkiye'de 50 000 kişiye bir halk kütüphanesi düşerken, bu sayı İngiltere'de 4 100, Avusturya'da 2 451, Hollanda'da 1 750'dir. 1 436 halk kütüphanemizin 150'den fazlası, personel eksiği, binasının olmaması gibi nedenlerden dolayı kapalıdır.

2.- Kütüphanelerimizden yararlanan okuyucu sayısı hızla azalmaktadır. Kütüphaneler Genel Müdürlüğü istatistik bilgilerine göre, 1996 yılında 22 523 449 olan okuyucu sayısı, 2000'de 19 903 256'ya düşmüştür. Kayıtlı üye sayısı da 1996'da 1 004 681 iken, 2000'de 386 790'dır. Nüfusumuzun yalnızca yüzde 1'i kütüphanelere üyedir. Bu oran İngiltere'de yüzde 57'dir.

3.- Kütüphanelerimiz kitap sayısı ve çeşidi açısından yetersizdir ve kütüphanelerimizde derlenen kitap ve süreli yayın, satın alınan kitap ve abone olunan süreli yayın sayısı giderek azalmaktadır. 70 000 000'a yakın nüfusumuz için kütüphanelerimizde yaklaşık toplam 12 000 000 kitap vardır. Ülkemizde 6 kişiye bir kitap düşerken (kişi başına 0,16) Bulgaristan'da kişi başına 5, İngiltere'de 6, İsviçre'de 101 kitap düşmektedir.

4.- Kütüphanelerimizde hizmet veren personel sayısı yetersizdir. 1996'da 1 260 kütüphanemizde 3 285 personel hizmet verirken, 2000 yılında 1 403 kütüphanemizde çalışan personel sayısı 2 923'e düşmüştür. Kütüphane başına çalışan sayısı dört yılda yüzde 23 azalarak 2,61'den 2,08'e düşmüştür.

5.- Tüm dünya ülkeleriyle bilgisel, bilimsel ve kültürel işbirliğinin geliştirilmesi ve bireylerin bilgiye ulaşım yollarının kolaylaştırılması, günümüz kütüphanelerinin en önemli gereksinimidir. Oysa, 2002'de, 9'u İstanbul'da olmak üzere tamamı Marmara Bölgesinde yalnızca 20 kütüphanenin internet bağlantısı vardır.

Bu veriler ışığında, ülkemizde halk kütüphanelerinin durumun araştırılması, eksiklerinin saptanması ve bu konuda gerekli yasal önlemlerin alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisi için kaçınılmaz bir görev sayılmalıdır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

3.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe ve 21 milletvekilinin, Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/210)

     12.7.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Afyon İli Bolvadin İlçesinde bulunan Eber Gölünde meydana gelen kirliliğin ve çevresel etkilerinin araştırılması, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

1. Halil Ünlütepe

(Afyon)

2. Engin Altay

(Sinop)

3. Hasan Ören

(Manisa)

4. Şevket Gürsoy

(Adıyaman)

5. Mehmet Işık

(Giresun)

6. Hasan Aydın

(İstanbul)

7. Mehmet Parlakyiğit

(Kahramanmaraş)

8. Fikret Ünlü

(Karaman)

9. İnal Batu

(Hatay)

10. Muhsin Koçyiğit

(Diyarbakır)

11. Özlem Çerçioğlu

(Aydın)

12. Mevlüt Coşkuner

(Isparta)

13. Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

(Ankara)

14. Mehmet Vedat Melik

(Şanlıurfa)

15. Turan Tüysüz

(Şanlıurfa)

16. İlyas Sezai Önder

(Samsun)

17. Hüseyin Özcan

(Mersin)

18. Harun Akın

(Zonguldak)

19. Ali Dinçer

(Bursa)

20. Tuncay Ercenk

(Antalya)

21. Uğur Aksöz

(Adana)

22. Mustafa Sayar

(Amasya)

Gerekçe :

20 kilometre çevre uzunluğuna ve yaklaşık 19 500 hektar alana sahip Eber Gölü, büyük bir bölümü Afyon'un Bolvadin İlçesi sınırlarında yer almakla birlikte, Çay ve Sultandağı İlçelerinin de doğal sınırını oluşturmaktadır. Tektonik bir göl olup, Akarçay ve Sultan Dağlarının kaynak sularıyla beslenmektedir. Ahır Dağlarından doğan ve Eber Gölüne dökülen Akarçay, bu gölü besleyen tek akarsudur.

Kıyılarında 17 yerleşim birimi bulunan Eber Gölü, çevresinde bulunan Bolvadin, Çay ve Sultandağı İlçelerinin turizmi ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Göl çevresinde yaşayan halkın büyük bir bölümü balıkçılık ve göl kamışı yetiştiriciliğiyle geçimini sağlamaktadır.

Yakın zamana kadar sazlığı, yüzen adacıkları ve balık avcılığıyla ünlü olan bu göl, son zamanlarda ciddî bir şekilde kirlenmiştir. Yirmi yıl öncesine kadar flamingoların geldiği bu gölde, balık çeşitliliği ve miktarı yok denecek kadar azalmıştır. Özellikle, Akarçay'ın göle döküldüğü noktada balık ölümleri yoğun bir şekilde görülmektedir. Son zamanlarda balık ölüleri nedeniyle gölün yüzeyi beyaz bir örtüyle kaplanmış durumdadır. Yaşamını bu gölde veya çevresinde sürdüren bazı kuş türleriyle diğer canlılar da aynı akıbete uğramaktadır.

Göl çevresine yerleşmiş 17 yerleşim biriminde yaşayan insanlarımızın büyük bir bölümü, geçimini, yine bu göl sayesinde sağlamaktadır. Bir kısmı göl kamışlarını keserek yaşamını sürdürmeye çalışırken, bir kısmı ise balıkçılıkla geçimini sağlamaktadır. Bu bakımdan bölgede yaşayan insanlarımız, Eber Gölüne ekonomik olarak bağımlı durumdadırlar. Bu nedenle, gölün aşırı bir şekilde kirlenmiş olması, yöre halkını doğrudan olumsuz etkilemektedir.

Zengin yeraltı su kaynaklarına sahip bulunan Bolvadin İlçemiz, termal turizm açısından gelecek vaat etmektedir. Bu nedenle, bu ilçemizin çevresiyle, doğasıyla, kültürel ve turistik varlıklarıyla sağlıklı bir bütün oluşturması gerekmektedir. Ancak, gölün son durumu, bu sağlıklı yapıyı sağlayacak yerel yönetim örgütlerinin olanaklarını aşmaktadır.

Ekolojik yaşamın neredeyse bitmek üzere olduğu gölde, yaz aylarında su kaybı meydana gelmekte ve çevreye pis kokular yayılmaktadır. Aşırı kirlenme bu bölgedeki doğal yaşamı, insan ve çevre sağlığını ciddî şekilde tehdit eder duruma gelmiştir. Bu nedenle, gerek insan sağlığına olan olumsuz etkisi gerekse doğal yaşamın yok olmasının önlenmesi bakımından acil bir durum meydana gelmektedir. Eber Gölünün temizlenmesi konusunda, başta gölün bugünkü duruma gelmesinde payı olanlar olmak üzere, bu göl çevresinde yaşayan herkes elinden geleni yapacaktır; çünkü, artık, bu gölün yaşatılmasının kendi yaşamlarıyla doğrudan ilişkili olduğunun farkına varmışlardır.

Akılcı ve gerçekçi bir yaklaşımla kirliliğin sebeplerinin araştırılarak gerekli önlemlerin alınması, Eber Gölüyle iç içe yaşayan insanlarımızın sağlığının ve doğal hayatın korunması bakımından çok önemlidir. Eber Gölünün kurtarılması, sadece bugün için değil, gelecek kuşaklar için de büyük bir hizmet olacaktır. Ayrıca, küreselleşen dünyada, ekonomik kalkınmanın bölgesel kalkınmadan geçtiği ve Eber Gölünün de bölge ekonomisi için taşıdığı önem düşünüldüğünde, kirliliğin önlenmesi kaçınılmaz bir gereklilik halini almaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama, çalışma gün ve saatleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 92    15.7.2004

Daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan, 651, 652 ve 650 sıra sayılı kanun tasarılarının, 48 saat geçmeden, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 646 sıra sayılı kanun tasarısından sonra gelmek üzere gündeme alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesinin,

15.7.2004 Perşembe günkü (bugün) birleşimde, çalışma süresinin, 650 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması, bu işin bu birleşimde bitirilememesi halinde, 16.7.2004 Cuma günü saat 14.00'te toplanılması ve bu işin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasının,

Bu işin görüşmelerinin bitiminden sonra, Anayasanın 93 ve İçtüzüğün 5 inci maddelerine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesinin,

Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                       

Bülent Arınç

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

 

Salih Kapusuz

Ali Topuz

 

AK Parti Grubu Başkanvekili

CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Geçici ve Son Hükümler

GEÇİCİ MADDE 1.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte;

a) Sağlık Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri, eğitim hastaneleri hariç, sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi, dispanser ile hastaneler ve donatım müdürlükleri araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

b) Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı  ve ulusal nitelik taşımayan kütüphane, Devlet güzel sanatlar galerisi ve müzeler ile halk kütüphaneleri ve  kültür merkezleri bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine, ören yerleri ile  taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

c) Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı 6831 sayılı Orman Kanunu gereği orman sayılan yerler dışındaki fidanlıklar, piknik yerleri, dinlenme ve benzeri tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine; taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

d) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ve laboratuvarlar hariç enstitü ve laboratuvarları ile üretme istasyonları bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

e) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile huzurevi, çocuk yuvası, kreş gibi tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve boçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine,

f) Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile spor sahaları, spor salonları, stadyumlar ve diğer spor tesisleri bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine,

g) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı taşra teşkilâtının görev ve yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,

Devredilmiştir.

Birinci fıkranın (b), (c), (d) ve (f) bentlerinde belediyelere devredilen bina, araç, gereç, personel, taşınır ve taşınmaz mallar ile alacak ve borçların, büyük şehir belediyesi bulunan yerlerde paylaşımı özel kanununda belirtilen hükümlere tabidir.

Birinci fıkranın (a) bendinde il özel idarelerine devredilen sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık merkezi ve dispanser gibi koruyucu sağlık hizmeti veren tesisler; il özel idarelerince Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir.

                           

(X) 349 S. Sayılı Basmayazı 18.2.2004 tarihli 54 üncü Birleşim tutanağına eklidir.

Birinci fıkranın (d) bendinde il özel idarelerine devri öngörülen enstitü ve laboratuvarlar Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli; görev alanına göre üniversitelere, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına veya belediyelere devredilebilir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına devir halinde personelin devri isteklerine bağlıdır.

Millî Eğitim Bakanlığı dışındaki bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sağlık, tarım, adalet, tapu kadastro ve Anadolu meteoroloji meslek liseleri bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları ile bunlara ait bütçe ödenekleri Millî Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Bu fıkrada öngörülen devir işlemleri ile bu okulların personelinden devredilecek olanlara ait işlemler, Millî Eğitim Bakanlığı ile ilgili bakanlık veya kuruluşlar arasında yapılacak protokollere göre 2003-2004 öğretim yılı sonunda tamamlanır.

Devir ve tasfiye, Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı ile ilgisine göre bu maddede belirtilen bakanlıklar tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre birinci fıkranın (a) bendi dışında en geç bir yıl içinde gerçekleştirilir. Ancak, atanacak personel ile devredilecek taşınır ve taşınmaz mallar, ilgili mahallî idarelerin ihtiyacı dikkate alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilen kadroların dışındaki unsurların devri bir yıl içinde, kadroların ve taşra teşkilatının bunlara ilişkin görev ve yetkilerinin devri ise Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak esaslara göre kademeli olarak beş yıl içinde yapılır. Bu süre içerisinde devredilmeyen kadrolara ait atamalar Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmaya devam edilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Yakutistan Tarım Bakanı Aial Stepanov ve beraberindeki  heyete Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şu anda, Yakutistan Tarım Bakanı Sayın Aial Stepanov, beraberinde bir heyetle Türkiye Büyük Millet Meclisini teşrif etmişlerdir; kendilerine "hoşgeldiniz" diyorum. (Alkışlar)

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

 4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (Devam)

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) -Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nisan ayında yarım kalmış bir tasarıyı görüşmeye devam ediyoruz ve ilginç bir şekilde, bu tasarının şu an burada bulunması gerekirdi; milletvekilleri olarak talep ediyoruz; bu tasarıyı, birkaç ay önce görüştüğümüz, yarım bıraktığımız tasarıyı edinemiyoruz. Bir kere  böyle bir eksikliği önce belirteyim.

Değerli arkadaşlarım, bu geçici 1 inci madde, Kamu Yönetimi Temel Kanununun çok önemli bir uygulamasını gündeme getiriyor. Merkezî idarenin  -bunların arasında çok sayıda bakanlık var- birçok teşkilatı lağvedilerek, ortadan kaldırılarak, taşra teşkilatı özellikle ortadan kaldırılarak, yerel il özel idaresine devrediliyor.

Şimdi, bu il özel idaresine devirler de, bir süre sonra işte orada -izleyen paragraflara da baktığımızda- birtakım kamusal nitelikli kuruluşlara, bu arada belediyelere vesaireye devredilebilir deniliyor. Yani, il özel idarelerinde de tümü kalmayabilir; ama, önce bir il özel idareleri...

Bakınız, il özel idareleriyle ilgili burada yapılmış bir yasayı, Cumhurbaşkanı bize geri yolladı. Bu geri yollamanın gerekçesinde yer alan ifadeleri eğer değerlendirebilseydi Türkiye Büyük Millet Meclisi ve iktidar kanadı, o zaman bu geçici maddeleri de önce komisyona çekelim bir daha  düşünelim, ondan sonra tekrar getirelim derdi; ama, ne yazık ki, bu konudaki uyarıların hiçbir şekilde işe yaramadığı gözüküyor, bunlardan ders alınmadığı gözüküyor.

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor ve çok haklı olarak söylüyor: "İl özel yönetimi tanımlanırken, il halkı yanında, ilin yerel ortak gereksinmelerinin de bu yönetimlerce karşılanacağı belirtilerek, il özel yönetimleri farklı boyuta taşınmaktadır." Evet, çok haklı olarak bunu söylüyor; çünkü, böylece, il özel idareleri artık, merkezin yetkilerini bir yetki genişliği çerçevesinde -anayasal tanımına  göre- kullanan organlar olmaktan çıkıyorlar; bunlar, yasak koymak, uygulamak, gerçek ve tüzelkişilere izin, ruhsat vermek, taşınır taşınmaz malları almak, satmak, kiralamak vesaire, özelleştirme yapmak, iç ve dışborç almak; yurtiçi ve dışındaki yerel yönetimlerle işbirliği yapmak, sermaye şirketleri kurmak gibi görev ve yetkilerle donatılıyorlar ve biz, bu idarelere merkezî idarenin taşra teşkilatını tümüyle devrediyoruz.

Daha önce hep söyledik, tekrar edeyim; eğer, orada, il özel yönetimlerinin görevlerini tek tek saymak yerine hizmet alanlarını belirtip, arkasından da "yasalarda açıkça başka kurum ve kuruluşlara verilmeyen yerel nitelikteki her türlü görev ve hizmet il özel yönetimlerince yerine getirilecek" derseniz, bu, bu idarelerin genel yetkili idare haline getirilmesi demektir. Tabiî, bunun mefhumu muhalifi, merkezî idarenin de görevleri sayılarak özel yetkili idare haline getirilmesidir. Bu, Anayasanın 123, 126, 127 nci maddelerine aykırı bir düzenlemedir.

Burada çok ilgi çekici bir başka şey daha var. Bakınız, İl Özel İdareleri Kanununu Cumhurbaşkanı iade ederken şunu da özellikle belirtti: "Eğitim görevi de il özel idarelerine aktarılmış oluyor."

Konuyu yarım yamalak izleyen köşeyazarları bazı şeylerin farkına varmadılar, dediler ki: "Canım yani ne olacak, bu yasalarla, eğitim açısından belediyelere sadece onarım, tamir görevleri veriliyor."

Belediyeler açısından böyle de, il özel idareleri açısından böyle değil. 6 ncı maddede il özel idarelerinin görevleri sayılırken "eğitim, sağlık, tarım, sanayi, ticaret" diye, eğitim, tam olarak; yani, bina, altyapı vesaire olarak değil, eğitimin kendisi il özel idarelerine verilmiştir.

Oysa, bilindiği gibi, bu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının ilk taslağında da vardı, buna karşı çıkışların artması nedeniyle eğitim oradan çıkarılmıştı; fakat, yine, bir kamuoyunu aldatma manevrasıyla, bu, il özel idarelerine eğitim olarak konuluverdi, daha sonraki aşamalarda tamamlarız, eğitimi de oraya aktarırız mantığıyla. Bu, şimdi geri döndü.

Değerli arkadaşlarım, bunu, kuşkusuz tekrar inceleyeceğiz; ama, şimdi, burada, bu geçici maddede Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatının il özel idarelerine devredilmiyor olmasını bir olumluluk olarak göremiyoruz; çünkü, İl Özel İdaresi Kanununda bu derc edilmiştir.

Bakınız, il özel idarelerine eğitime ilişkin hizmetleri il sınırları içinde vermekle, ilköğretim ya da ortaöğretim ayırımı yapmadan, yapım ve yönetim sınırlaması getirilmeden eğitime ilişkin tüm hizmetlerin il özel yönetimi görevi içine alındığı görülmektedir. Cumhurbaşkanının ifadesini okuyorum: "Yürürlükteki İl Özel İdaresi Yasasının 78 inci maddesinin 9 uncu bendinde ilkokulların tesisi ve yapımı ile bunların yönetim ve gözetim görevi il özel yönetimine verilmişken, incelenen yasada eğitime ilişkin hizmetler düzenlemesinin getirilmesi yukarıdaki anlayışı geçerli kılmaktadır."

Değerli arkadaşlarım, gene Cumhurbaşkanının ifadesinden okuyorum: "Türkiye'de eğitimde laik düzene geçiş, Anayasanın 174 üncü maddesiyle korumaya alınan 3 Mart 1924 günlü, 430 sayılı Öğretim Birliği Yasasıyla (Tevhidi Tedrisat Yasası) gerçekleşmiştir. Bu yasayla Şeriye ve Evkaf Bakanlığı ile vakıflarca yönetilen medreseler ve dinî eğitim veren okullar kapatılmış, Türkiye'deki tüm okullar Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır."

Şimdi il özel idaresine eğitim görevini vermekle, bir kere, eğitim birliği delinmektedir.

"Öğretim birliği ilkesinin amacı, eğitimi tek elden uygulanan bir devlet politikası durumuna getirerek, akla ve bilime dayalı programlarla çağdaş uygarlık hedefine yönelmiş yurttaşlar yaratmaktır. Başka bir anlatımla, Türk Millî Eğitiminin genel amacı, Türk Ulusunun tüm bireylerini Atatürk ilke ve devrimlerine ve Anayasada anlatımını bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Anayasanın Başlangıçta belirtilen temel ilkelerine dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları yaşamında uygulayan yurttaşlar olarak yetiştirmektir."

Değerli arkadaşlarım, şimdi burada incelenen bu yasa tasarısında, geçici maddede eğitimle ilgili bir düzenleme yok gözüküyor; ama, il özel idaresiyle ilgili yasada eğitimle ilgili tüm hizmetlerin il özel yönetimine bırakılması önemli bir uyumsuzluk, çelişki yaratmaktadır. Bir kere, önce burada Yasama Organı olarak biz, tutarlı, çelişki içinde çelişki barındırmayan yasalar yapmak zorundayız. Eğer bunu yapamıyorsak ya da burada bu tür çelişkileri bilinçli olarak bırakıyorsak, biz önce Türkiye Büyük Millet Meclisini aldatıyoruz, kamuoyunu aldatıyoruz ve bütün buna bağlı diğer kurumları da aldatmaya yöneliyoruz demektir.

Değerli arkadaşlarım, bir başka meseleye de değineyim; geçen görüşmelerde de değinmiştim. Bütün bu bakanlıkların teşkilatlarının kaldırılması, acaba, nasıl, Türkiye'de kamu hizmetinin yapılmasına, bir kaotik yapıya, bir kargaşaya düşmeden izin verecektir, imkân verecektir?!

Bakınız, bir örnek vermiştim. Tarım Bakanlığına ilişkin bir hizmet alanı var. 2 Mayıs 2004 tarihinde, Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanunu çıkardık buradan. Bu kanun, kontrol ve denetim yetkisi veriyor Bakanlığa; fakat, işin tuhafı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının denetim ve rehberlik birimi oluşturulmamış durumda. Diğer bazı bakanlıklarda, böyle bir rehberlik ve denetim birimi oluşturuldu; ama, o zaman şunu sormak lazım: Taşra teşkilatı da kalkan bir Tarım Bakanlığı, acaba, bu denetim görevlerini -gıda denetimi dahil- nasıl yapabilecek?! Ayrıca, bu görev de il özel idarelerine aktarılmıyor; bunun da altını çizeyim.

Yani, burada, kendi iç tutarlılığı olmayan, iyi düşünülmemiş, iyi çalışılmamış ve iyi niyeti de eksik olan yasa tasarılarını tartışıyoruz. Dolayısıyla, bu geçici 1'de düzenlenen ve geçici 2'de de devam eden -geçici 2'de de, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün lağvedilmesi söz konusu; geçici 1 ile geçici 2'yi bir arada düşünmek lazım- bu düzenlemelerle, merkezî yönetimin çok sayıda görev alanı tasfiye edilmektedir; ama, bunların nasıl yapılacağı, hangi il özel idaresi teşkilatı çerçevesinde bunların olgun bir şekilde yerine getirilebileceği büyük bir boşluk olarak durmaktadır.

Türkiye'deki yönetimi değiştirirken, yönetim sistemini değiştirirken, il özel idarelerinin anayasal tanımını orada bırakıp, il özel idarelerine merkezî idarenin yapmadığı her işi yapar biçiminde bir görev tevdi etmek, aslında, çok önemli bir kargaşa yaratmak anlamına gelmektedir.

Ben, sizi, bir kez daha, başından itibaren karşı çıktığımız bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını düşünmeye, bu geçici maddelerin tartışılmasını ertelemeye, bunları geri çekmeye davet ediyorum; aklın yolu budur. Hepinizi aklın yoluna uymaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Sayın milletvekilleri, şahsı adına, Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan?.. Yok.

Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı üzerinde kişisel söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.

49 maddesini daha önce görüşüp, askıya aldığımız kamu yönetimini ve kamu hizmeti anlayışını temelden değiştiren bir önemli tasarıyı görüşüyoruz. Aradan bunca zaman geçtikten sonra, aylar önce, kamuoyunda ve burada yapılan tartışmalar sonucunda, bu tasarı, belki yine bir oldubittiyle sayısal güce dayanılarak geçiştirilecek. Kamu yönetimi, kamu hizmeti, adı üstünde, tüm kamuyu, halkı ilgilendiren, etkileyen bir yasadır ve hizmettir.

Değerli arkadaşlar, getirilen bu düzenlemeyle, aralarında Sağlık, Kültür, Orman ve Sanayi Bakanlıkları gibi çok önemli bakanlıkların olduğu 9 bakanlığın taşrayla bağı kesiliyor. Yani, bir kez daha söylemiştim, baş gövdeden koparılıyor. Biz, niçin bu tasarıya Cumhuriyet Halk Partisi olarak direnerek karşı çıkıyoruz; bir, kamu yönetiminin bütünlüğü; iki, kamu hizmetinin yoksul-varsıl herkese sunulması açısından. Başı gövdeden koparılan 9 bakanlık, kendi alanlarında istese de hizmet yapamıyor. Değerli AKP'li arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı alt birimleri hizmet görüyor diye -bir konuda yer yerinden oynasa, yerel yönetimler bu hizmeti yapıyor diye- kendisine yasaklıyor. Bilmiyorum, dünyanın herhangi yerinde, böyle, "yenileşme" adıyla "reform" adıyla bakanlık örgütü kendi kendisinin elini kolunu bağlar mı, yasaklar mı?! Bu tasarı yasalaşırsa böyle bir garip durumla karşılaşacağız; yani, taşra örgütü sen ne yaparsan yap bu konuda ben bir şey yapamıyorum eşgüdümün dışında diyecek. Kamu hizmeti kamu tarafından verilmeyecek bu tasarı yasalaşırsa, ihale edilecek, devredilecek. Kime?.. Ucu belirsiz sivil kuruluşlara, şerketlere. Yani, yurttaş artık bundan sonra temel kamu hizmetlerinden yararlanırken, dur, yasak, buradan sen parayla yararlanabilirsin denilecek; yani, kamu hizmeti satılacak, ihale edilecek; yerelleştirilecek değil, özelleştirilecek, açıklık kazanmayacak, satılan bir hizmet haline gelecek. Karşı çıkış nedenlerimizden birisi de budur.

Bu 9 bakanlığın dışında Millî Eğitim Bakanlığı gibi çok önemli bir bakanlık da sayılmıştı. Kamuoyunda oluşan tepkiler ve Cumhurbaşkanının da devreye girmesi sonucunda, bu bakanlık, şimdi görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Yasasından çıkarıldı ve 7 nci maddede eğitim hizmetlerinin merkezî yönetim tarafından görülmesi öngörüldü, öyle sayıldı; ancak, biz yasalar arasında uyum da sağlayamıyoruz acelemizden. Çok yasa geçirdik diye övünüyoruz da, aslında çok yasa geçirmek önemli değildir, az yasa, kalıcı, halkın sorunlarını, dertlerini çözen yasa önemlidir. Gece gündüz çalışıyoruz, çalıştırıyorsunuz; ama, onun nimetinden kim yararlanıyor; yoksul halkın hakları mı budanıyor, kazanılmış haklar mı gidiyor o belli değil. Siz, burada oluşan tepkiler üzerine, yine, merkezî yönetime verdiğiniz bir hizmeti, bunun alt yasası kabul ettiğiniz İl Özel İdaresi Yasasında el çabukluğu yapıp, oraya sokuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Bir saniye Sayın Gazalcı...

Lütfen, sözlerinizi tamamlar mısınız...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)- Tabiî, Sayın Başkanım.

Bakın, ben burada, İl Özel İdaresi Yasası görüşülürken, 23 Haziran 2004'te -hükümet adına, sanıyorum Sayın Güldal Akşit oturuyordu- sordum, eğitim hizmetleri ne olacak? Yani, İl Özel İdaresi Yasasındaki gibi, onarım, yapım, ilköğretimle ilgili kısım mı, yoksa bütününü mü sokuyorsunuz? Duvar, ses çıkmadı iktidardan.

Şimdi, Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısı var; -siz de mutlaka okumuşsunuzdur- burada diyor ki: "Eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ayırımı yapılmadan özel idareye, özel yönetime bırakılmıştır."

Şimdi, değerli arkadaşlar, siz bize diyorsunuz ki, bu yasanın 7 nci maddesinde, eğitim hizmetlerini merkezî yönetim yapacaktır. Sonra, bunun alt yasası kabul ettiğiniz yasada da eğitim hizmetleri il özel idaresi tarafından gerçekleştirilir diyorsunuz. Ben milletvekili olarak soruyorum, hangisi doğru; yani, eğitim hizmetlerini kim yapar? Cumhurbaşkanının geri gönderme yazısında, eğitim hizmetlerinin il özel yönetimlerine bırakılmasının sakıncaları bir bir, çok açık biçimde sayılmış hatta denilmiş ki, eğitimde asıl olan uygulamadır, çağdaş uygarlığa yetişmenin yolu eğitimdir. Biz, laik, demokratik, bilimsel eğitimin bozulacağına ilişkin kaygılar taşıyoruz. Yani, yerel yönetimlere bırakıldığı zaman, orada, bütünüyle bir ulusal eğitimden, demokratik, laik eğitimden, bilimsel eğitimden söz edilemez. Ayrıca, Anayasanın 174 üncü maddesine gönderme yaparak, öğretim birliğinin de zedeleneceğini, çok açık biçimde Cumhurbaşkanımız söylüyor.

Değerli arkadaşlar, içten olmalıyız, içten... Açıkça, buraya çıkıp, diyeceksiniz ki, arkadaşlar, biz artık, üst yönetimin de, yerel yönetimlerin de kamu hizmeti görmesini istemiyoruz; bunu şirketler görsün...

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, rica edeyim; son cümlenizi...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Sayın Başkanım, bitiriyorum.

Ama, bu, 5 dakikalarla geçiştirilecek bir durum değil. Akşam, Kültür ve Turizm Bakanlığına ilişkin, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasını çıkardık. Şimdi, bugün görüştüğümüz şu maddede, kültür varlıklarımızı, SİT alanlarımızı bütünüyle devrediyoruz. Akşam başka şey yaptık, bu sabah başka yapıyoruz. Bu kadar büyük çelişki olmaz! Bakın, dün kabul ettiğimiz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda, merkezî yönetim de dahil, Kültür ve Turizm Bakanlığının etkisi... Hatta, koruma bölge kurulları kuruyoruz; ama, burada, bakın, zamanımız varsa, isterseniz okuyayım.

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, rica ediyorum...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Peki, bitiriyorum Sayın Başkanım.

Burada ise, bırakıyoruz belediyelere ve özel idarelere. Bu bir çelişkidir; bu, yarın döneceği belli olan, hukuk duvarına çarparak döneceği belli olan bir çelişkidir. O yüzden, önergemizin kabul edilmesini, bunu düşünmenizi diliyoruz. Yani, bu geçici maddeleri geri çekin, son gün aceleye getirmeyin, oldubittiye getirmeyin. Bu Meclisin mesaisini, bir daha, bir daha deyip, harcatmayın ve bu çelişkileri giderin.

Tümünüze saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Şahsı adına, Sayın Orhan Yıldız?.. Yok.

Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yoğun bir dönemin yoğun bir çalışma temposu içerisinde tamamlanmasına az bir zaman kaldı. Ben, üzülerek, bazı tespitler yapmak ve bunu da, sizlerin samimî düşünceleriyle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir defa, hiçbirimiz, çalışma temposunun yoğunluğundan şikâyet edemeyiz, buna hakkımız yok; çünkü, birikmiş konular, ülkeyi ve toplumu saran sorunlar burada çözüm bekliyor ve bu çözümü sağlamak için, millet iradesiyle buraya gönderilmiş kişileriz, aslî görevimiz bu. Bunu yaparken, iktidar ve muhalefet olarak bazı noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Muhalefet olarak, tabiî ki, sizin gibi düşünmediğimiz birçok nokta var; bu çok doğaldır. Bizim, bu düşüncelerimizi dile getirmemiz, zaman zaman İçtüzükten gelen engelleme haklarımızı kullanmamız ve bunları kamuoyuyla paylaşma noktasında siyaset boyutuyla her türlü imkânı kullanmamız doğaldır. Siz de, iktidarsınız; verdiğiniz sözlerin yaşama geçmesi için, elinize belki bir daha geçmeyecek olan bir çoğunluğu en iyi şekilde zaman içerisinde de tasarrufla orantılı olarak kullanmak durumundasınız; bu da çok doğal, bu da çok tabiî, çok gerekli bir olay.

Değerli arkadaşlarım, lütfen, bir bakın, kendinize bir bakın, aynaya bir bakın. Biz bu son haftada ne yapıyoruz? Dün gece ne yaptık biz? Bir vergi yasa tasarısı görüşüyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu iç içe geçmiş, oranlar üzerinde tartışılıyor, milletvekili arkadaşlarımız bir kaos içerisinde ve Başkan, tasarının bir maddesinde tam iki defa ara veriyor, bir uzlaşma sağlanamıyor; bir önerge yağmuru altında yasa geçirmeye çalışıyoruz; saat 02.30... Ondan önce, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyesi Yasa Tasarıları görüşülürken, anımsayacaksınız, tam 36 önergeyle değişiklik yaptınız.

AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Üstat, demokrasi!

HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, demokrasi iyi kullanıldığı zaman demokrasi olur. Demokrasiyi, sizin gibi, bu amaçlarla, bu mantıkla başka birisi kullandığı zaman sizin gözünüzde nasıl gözükür acaba Sayın Vekilim?!

Şimdi, lütfen bir bakın kendinize... İyi yapmıyorsunuz. Sağlıklı çalışmıyorsunuz. Bakın, iki yıla yakındır iktidarsınız, dün, Sağlık Bakanlığı, hükümetinizin programında olan, acil eylem planında olan aile hekimliğinin pilot uygulamasıyla ilgili bir öneri getiriyor. Bu sağlık politikasının felsefesini içeren, yani, iki dünya görüşü, sağlığın devlet üzerinde yük olduğu ve bunun bir an önce, bu küreselleşme rüzgârları altında, vatandaşın, bir şekilde, katkı yaparak almaya çalışacağı bir hak olarak gören bir sistem, aile hekimliği sistemi ve bunun finansman modeli de, kulağa çok hoş gelen genel sağlık sigortası; ama, Türkiye gibi, çok çarpık gelir dağılımı olan, ülke genelinde çok çarpık hizmet dağılım dengesi bulunan bir ülkede gerçekleştirilmesi gerçekten çok zor olan bir mantık. Bir tarafta da, sosyal devletin, sağlık alanında, bizim gibi, demin tarif ettiğim ölçütteki bir Türkiye'de daha hâlâ gerekli olduğu görüşü. Şimdi, çok temel bir konuyu, bir başka konuyla ilgili tek maddelik bir yasaya, dört sayfalık bir önergeyle, ek madde olarak sokmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, lütfen sorgulayın; bu Sağlık Bakanı sizin, hiç değişmedi; bu Sağlık Bakanının bürokratları hiç değişmedi; bu konu, hükümet programınızda var, acil eylem planınızda var; Meclisin İkinci Yasama Yılının son gününde, bir önergeyle, temel iddianızı, kanun olarak bu Meclise getirmek kadar bir basiretsizlik sergilemek yanlış olur. Özür dileyerek söylüyorum... Özür dileyerek söylüyorum... Siyasette erdemin bir bölümü de özeleştiridir. Lütfen, özeleştiri yapın... Lütfen, özeleştiri yapın... Yani, bir şeyler iyi gitmiyor, bir eşgüdümünüz yok. Bakın, dün gece saat 3'e yakın, vergi paketindeki -içinizdeki anlaşmazlıklar dolayısıyla- görüşmeler bırakıldı; bugün, kamu yönetimine başladık...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır... Bundan dolayı mı bırakıldı?!

HALUK KOÇ (Devamla) - Kalkar konuşursun Sayın Kapusuz, kalkar savunursun, bu çelişkileri kalkar savunursun.

Bugün, başından itibaren söylediğimiz, ikibuçuk üç ay önce, temel aykırılıkları olan, Anayasa bu şekliyle durdukça bunun yasalaşmasının imkânsız olduğunu vurguladığımız, belki Sayın Kuzu'yu da haksız yere hırpaladığımız... Sayın Kuzu da, size sözünü dinletemiyor, ben öyle hissediyorum. O hukukçu kimliğiyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - İşine bak.

BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen, sözlerinizi toparlar mısınız.

HALUK KOÇ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan. Üzülmeyiniz, tamamlıyorum.

Yani Sayın Kuzu'yu da hırpalıyorsunuz.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Koçun yanında kuzunun hükmü olmaz!..

HALUK KOÇ (Devamla) - Yapmayın! Değerli arkadaşlarım, biraz sağlıklı bir çalışma düzeni getirelim. Bakın, bu pazar günü düğün falan da yok, hep beraber çalışalım; ama sağlıklı çalışalım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanımız orada, bu konuda oldukça teşriki mesaimiz oldu yasanın geçici maddelerine gelene kadarki görüşmeleri sürecinde, Sayın Bakanımız kalemi kâğıdı da hazırladı; ama ben sorumu, Sayın Bakana yöneltmeyeceğim, Sayın Kuzu'ya yönelteceğim.

Hocam, içiniz rahat mı, içiniz rahat mı bu şekildeki bir yasama ısrarından? İl özel idarelerindeki gerekçeler ortada iken, bu konudaki tüm Anayasaya aykırılıklar ortada iken, bunun zaman kaybı olarak değerlendirilip, değerlendirilmeyeceği konusunda sizin görüşlerinizi alabilir miyim?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Gazalcı, buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana şu soruları yöneltmek istiyorum :

1-Şimdi, Cumhurbaşkanının veto ettiği İl Özel İdaresi Yasasının geri gönderme gerekçesinde çok açık ifadeler olduğu halde, bu tasarının da Cumhurbaşkanından ve Anayasa Mahkemesinden döneceğini bile bile, eh nasıl olsa sonuna geldik, şu iki üç geçici maddeyi görüşelim de, onu da geri gönderirse biz aynen kabul edelim mantığı mı var? Yani, o gerekçeden bir okuyup, bunu yeniden gözden geçirmeyi düşündünüz mü?

2- Dün biz burada -kürsüde de söyledim- kültür ve tabiat varlıklarımızla ilgili bir yasa kabul ettik, olumlu bularak, biz de destek verdik; ama, bu yasa, şimdi, bütün belediyelere ve il özel idarelerine, ulusal düzeydeki müzelerin dışında, Kültür Bakanlığının taşra örgütünü veriyor. Bu, gerçekten çelişmiyor mu; akşam ayrı sabah ayrı, o yasa ile bu yasa?

3- Millî eğitimle ilgili sorumu yinelemek istiyorum Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesinde de var. Millî eğitim, bundan sonra bütünüyle merkezî yönetim tarafından mı yönetilecektir? Yani, il özel idarelerinin, belediyelerin, eğitim alanına daha öncekinden daha fazla girip girmeyeceğini, çok açık bir biçimde bize söyler misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum.

Sayın Bakan, Sayıştay seçimleri, 5.12.2003 tarihinde Sayıştay tarafından başlatıldı. Sayıştay Genel Kurulu da, 15, 16 ve 21 Ocak tarihlerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek üyeleri seçti ve gönderdi. Genel Kurulda 21 Ocakta sonuçlanan seçimler, 22 Ocakta  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. 26 Ocakta da -yani, dört gün sonra- Başkanlık, Plan ve Bütçe Komisyonuna, gereğini yapmak üzere gönderdi.

Bugün, temmuz ayının ortasındayız. Şimdi düşünün, Sayıştay gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan bir organın denetçilerini seçme konusunda hiçbir çaba göstermeyen hükümet, Sayıştayın siyasallaşmasına göz yuman bir hükümet, bir anlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yaparken, kendi isteği doğrultusunda bazılarını seçmek için özel bir çaba gösterip, bu seçimleri yapmamak için telkinde bulanan bir hükümet, acaba, siyasal etik açısından doğru yapıyor mu? Bu sorunun yanıtını bekliyorum Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Son soruyu Sayın Kâzım Türkmen'den alıyorum.

Buyurun Sayın Türkmen.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Bakan, bu Genel Kuruldan çok önemli gördüğümüz İl Özel İdaresi, Belediye ve Büyükşehir Belediyesi Yasaları geçti. Baştan beri iddia ettiğimiz gibi, İl Özel İdaresi Yasası Anayasaya birçok aykırılıkları nedeniyle, Reisicumhur tarafından geri gönderildi.

Şimdi, burada, çok önemli olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici maddelerini görüşüyoruz.

Dün akşam, burada, görüşülüp karara bağlanarak Kültür ve Tabiat Varlıklarımızı Koruma Kanunu adıyla bu Mecliste son derece önemli, kararlı ve herkesin ittifakı olan bir yasa çıkarılmıştır. Bu yasanın çıkarılmış olmasının, kültürümüzü koruma bakımından son derece doğru olduğu konusunda her iki grup da birleşmiş ve bütünleşmiştir. Ancak, bugün, bu tasarının geçici maddesiyle Türkiye'deki tüm kültür değerlerimizi, varlıklarımızı yok edecek önlemler gelmiştir. Belediye yasaları görüşülürken kültür varlıklarımızı koruyacak, önlem alacak hiçbir hüküm oraya konulmamışken, bugün, bütün kültür varlıklarımızı belediyelere veya il özel idarelerine devrediyor olmamız, dünkü yasayla sizce bütünleşiyor mu? Sayın Bakanın, dün akşamki, buradaki  uzun konuşmasından sonra, bu yasayla, çıkarmış olduğu bu yasanın tüm varlıkları yok edilmiyor mu? Kültürün anlayış ve farkları herkese göre aynı mıdır? Daha düne kadar "böyle sanatın içine tükürürüm" diyen bir anlayış, tekrar, yeniden hortlatılmak mı isteniliyor? Bu konuda sizden cevap bekliyorum.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Türkmen.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Başkanım, benim de sorum vardı.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi için süremiz 10 dakikadır. Bunun 5 dakikasını soru, 5 dakikasını cevap olarak kullanıyoruz. Şu anda da, zaten, 7 dakika oldu. O nedenle, şimdi, Komisyon ve Hükümet, o kalan sürede soruları cevaplandıracaklar.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Sayın Başkan, çok teknik bir hata yapılıyor. Lütfen, müsaade edin, bir soru sorayım, daha doğrusu anlatayım.

BAŞKAN - Üzgünüm Sayın Işık.

MEHMET IŞIK (Giresun) - Türk ormancılığını tehlikeye sokuyorsunuz.

BAŞKAN - Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Haluk Koç, şahsımla ilgili, özellikle Komisyon Başkanı olarak, bu temel yasalar konusunda içimin rahat olup olmadığını sordu.

Tabiî, ben, bir anayasa profesörü olarak, kamu reformunun ne olduğunu yakından bilirim. Hakikaten, yaptığımız yasalar, çok zor yasalar. Bunu kabul etmek lazım. Anayasamızdaki hükümlerin merkezî yapılandırmaya biraz ağırlıklı olduğu -yapıldığı tarih itibariyle- doğrudur; ama, ben, komisyonda -üyelerim bilir- 16-17 önerge vererek, birçok alanda değişiklik yapmayı da, orada sağladım; ama, mevcut haliyle, Anayasaya aykırı yönleri olduğu hususunu çok net görsem -Sayın Koç, bunu samimî olarak söylüyorum- burada itiraz ederim. Bunun bir süreci de var zaten, Sayın Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi süreci açık.

Yalnız, ben, şunu, özellikle sizden rica ediyorum ve bunu, hakikaten, samimî olarak söylüyorum: Anamuhalefet Partimizin verdiği önergelerde, her maddenin -malum, 49-50 maddelik bir yasa, geçici maddeler dışında- Anayasaya aykırılığı bir şekilde söyleniyor. Halbuki, onun yerine, gerçekten aykırı olduğuna inanılan bir veya birkaç madde ve onun belli noktaları seçilse, sanırım, daha sağlıklı sonuç alırız. Böyle geldiği zaman, bir anlamda, yasanın tamamı aykırı şeklinde oluyor.  Bu yasanın tamamının Anayasaya aykırı olduğunu söylemek mümkün değil; madde madde tartışma noktaları olabilir. O açıdan, net olarak görsem -bunu samimî olarak söyleyeyim- burada itiraz ederim. Siz de bunu yakından bilirsiniz.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarımın sorularına, kalan birkaç saniye içerisinde cevap vermeye çalışacağım.

"Sayın Cumhurbaşkanımızın İl Özel İdaresi Yasasıyla ilgili geri gönderme tezkeresini okuduk. Buna rağmen, bu yasa tasarısını görüşmeye niye devam ediyorsunuz" deniliyor. Sayın Cumhurbaşkanı, bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın gerekçede ortaya koyduğu görüşler, mutlak doğru anlamına gelmez. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iradesiyle tekrar görüşür; katılır veya katılmaz ve yasama görevini en iyi şekilde yapar.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, geri gönderme tezkeresindeki gerekçelerinin önemli bir kısmına katılmadığımı ifade etmek istiyorum. Diyorlar ki "Millî Eğitim Bakanlığının görevleri taşra teşkilatına veriliyor ve bu da, Türkiye'de üniter yapıyı olumsuz etkiliyor." Yok böyle bir şey. Bir defa, hem o yasa okunmamış, hem temel yasa okunmamış. Biz, Millî Eğitim Bakanlığının tüm yetkilerini merkezde tutuyoruz.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Merkeze nasıl aldınız Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Okunmamış ki!

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Bakan, Cumhurbaşkanına "okumamış" demek, saygısızlık.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sadece, şu anda, hâlâ, İl Özel İdaresi Yasasında, il özel idarelerine verilmiş olan okul yapma görevi il özel idarelerinde devam ediyor; yani, şu anda da, zaten, il özel idareleri okul yapıyor. Eğer, okul yapmış olmayı, ülkenin üniter yapısını bozacak diye değerlendiriyorsanız, ben buna katılmıyorum.

En önemli gerekçelerden birisi de şudur: "Neden il genel meclisi, başkanını, seçilmişlerden seçiyor? Valiydi, vali olmaya devam etsin il genel meclisinin başkanı." Buna, önce, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın karşı çıkması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar) İşte, önümde "Yerel Çözüm 2000" Diyorsunuz ki "biz, il genel meclislerini valinin vesayetinden kurtaracağız, seçilmişlerin arasından seçeceğiz başkanı." Sizi bağlayan bu olması lazım. Benim, bildiğim, bir partiyi, kendi programı, halka vaat ettiği projeleri bağlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçeleri, bir siyasî partiyi bağlamaması lazım. Önce, kendi programınıza bakın.

Çok teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederim.

Sanırım, bir konuyu düzeltmekte belki yarar olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı, okumadan, gerekçesini hazırlayıp altına imza atabilecek bir makam değil. Sanırım, orada yanlış veya başka bir beyan mı vardı?!

HALUK KOÇ (Samsun) - Sürçülisan ettiğini ifade edecek herhalde.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Kastettiğim şudur: İl Özel İdaresi Yasasıyla ilgili değerlendirmeyi yaparken, kamu yönetiminin yeniden yapılanmasıyla ilgili şu tasarıda, Millî Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatının, yerel yönetimlere devredilmeyeceğinin incelenmiş, görülmüş olması gerekirdi. Bunu kastettim. Böyle bir şey yapmıyoruz; bunu ifade ediyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) - Söylediğinizi geri mi aldınız, söylediğinizin arkasında mısınız?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, insanlar hata yapamaz mı; Cumhurbaşkanları hata yapamaz mı; layüsel midir?! Onlar da hata yapabilir. (AK Parti sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyon) - Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir saniye...

Bir konu vardı, açıklığa kavuştu. O da şu: Yani, Sayın Cumhurbaşkanının, okumadan, bir gerekçe hazırlayıp altına imza atmayacağını Sayın Bakan da kabul ettiler.

Teşekkür ediyorum.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Önyargıdan kurtulması gerekir devletin.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri, önce, geliş sırasına göre okutacağım; sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında birinci fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını; birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Taner Yıldız

M. Altan Karapaşaoğlu

 

Ankara

Kayseri

Bursa

 

A. Müfit Yetkin

Nusret Bayraktar

Mehmet Beşir Hamidi

 

Şanlıurfa

İstanbul

Mardin

 

 

Şevket Orhan

 

 

 

Bursa

 

"Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra

teşkilatının görev ve yetkileri ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisleri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,"

"Birinci fıkranın (e) bendinde il özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisler il özel idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Ali Topuz

Mustafa Gazalcı

Sezai Önder

 

 

İstanbul

Denizli

Samsun

 

Oğuz Oyan

Bayram Meral

 

 

İzmir

Ankara

 

 

BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin (e) bendi Anayasanın 41 inci maddesine aykırıdır. Bu nedenle, tasarının 1 inci maddesi (e) bendinin tasarıdan çıkarılmasını arz ederiz.

 

Muharrem Toprak

Abdulkadir Ateş

Osman Özcan

 

İzmir

Gaziantep

Antalya

 

Erdal Karademir

Salih Gün

Mehmet S. Kesimoğlu

 

İzmir

Kocaeli

Kırklareli

 

 

Oğuz Oyan

 

 

 

İzmir

 

BAŞKAN - Şimdi okutacağım dördüncü önergeyi işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesi, Anayasamızın sağlık ve çevreye ilişkin 56 ncı maddesine, ormanlara ilişkin 169 uncu maddesine, tarım ve hayvancılığa ilişkin 44 üncü ve 45 inci maddesine, kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin 63 üncü maddesine, tabiî servet ve kaynaklara ilişkin 168 inci maddesine, kıyılara ilişkin 43 üncü maddesine, sosyal hizmetlere ilişkin 41 inci maddesine aykırılık içermesi nedeniyle tasarıdan çıkarılmasını arz ederiz.

                       

Erdal Karademir       

Muharrem Toprak          Abdulkadir Ateş

 

 

 

İzmir

İzmir

Gaziantep

 

Mehmet S. Kesimoğlu

Osman Özcan

Salih Gün

 

Kırklareli

Antalya

Kocaeli

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

3 üncü önerge, bendin Anayasaya aykırılığı iddiasını taşıyor; 4 üncü önerge de, maddenin aykırılığını iddia ediyor. O nedenle, 3 ile 4'ü birden işleme alıyoruz.

Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçe mi, söz mü?..

OĞUZ OYAN (İzmir) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, biz, burada, Anayasaya aykırılıklar konusunda dikkatinizi çekmeye, sizi uyarmaya ve bundan alıkoymaya çalışıyoruz. Burada yaptığımız iş, her şeyden önce, bir siyasî tartışmadan daha önce, bir hukuk tartışması, Anayasa ortada dururken bu düzenlemelerin getirilemeyeceği tartışması değerli arkadaşlarım. Bu Anayasa buradayken, bu Anayasanın 123, 126 ve 127 nci maddeleri dururken, bu Anayasanın diğer maddeleri ortadayken, siz, kamu yönetimini bu biçimde tersyüz edemezsiniz, altüst edemezsiniz.

Sayın Bakan diyor ki: "Bu, sizin programınızda var." Bizim programımızın hiçbir yerinde, hiçbir programda, hiçbir seçim vaadimizde "il özel idarelerinin genel yetkili idareyle yapılacağı" hükmü yoktur Sayın Bakan. İl özel idarelerinin ve il genel meclisinin -buna bağlı olarak- genel yetkili, yani, merkezin bütün yetkilerini kullanan bir idare haline getirilmesi yoktur. Bizim modelimizde, il özel idaresi -ki, il, bir bölgedir; Türkiye'de, il özel idaresi- komün hakkı denilen hakkı kullanan bir idare değil. Türkiye'de bunu kullanan iki yönetim biçimi vardır; belediyeler ve köyler. Türkiye'de, iller, yetki genişliği esası üzerinden yönetilen birimlerdir.  Yani, biz, burada, bu yetki genişliğini bir miktar ve özerkliği kısmen içine katarak, hususî bir idare haline getirmişiz; buna "özel idare" demişiz; ama, bunları yetki genişliğinden çıkarıp, yerinden yönetim haline getirdiğiniz zaman, bu, hem Anayasanın hem de bizim iddiamızın tersine bir durum haline geliyor. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylediğimiz, yerel yönetim anlamında olan birimler, belediyeler ve köylerdir. Siz, burada, bir kere, bu düzenlemenizle köyleri yok sayıyorsunuz, köy diye bir şey yok. Sizin buradaki düzenlemenizde, hiçbir yerinde, köy diye yerel bir birim türü yok.

Öte taraftan, burada, il özel idaresiyle -yapmaya çalıştığınız şey- Anayasanın en temel düzenlemelerine aykırı bir düzenlemeyi getirmeye çalışıyorsunuz. Hatta, il özel yönetimini tanımlarken "il halkı" yanında bir de "ilin yerel ortak gereksinimleri" diyorsunuz. "İl" dediğiniz zaman, tamamen merkezî idarenin illerle ilgili o genel hizmet koordinasyonunu bile yok sayıyorsunuz.

Eğer anlaşılmadıysa tekrar edeyim: Böyle bir anlayış, sadece Anayasaya aykırı değil, bir üniter devlette kamu yönetimi anlayışına aykırıdır. Bunu eğer anlamak bu kadar zorsa, işimiz sizinle daha çok demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

İki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                        Ali Topuz (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun, söz mü alacaksınız?

HALUK KOÇ (Samsun) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN -  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesi ile 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde düzenlenen merkezî idare ile mahallî idareler arasındaki yeni görev, yetki ve sorumluluk dağılımına uygun olarak bazı bakanlıkların taşra teşkilatının görev ve yetkileri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli ilgili mahallî idarelere devredilmektedir.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında kurulmaya çalışılan yapı, Anayasanın kurmuş olduğu yapıya açıkça aykırıdır. Yasanın bu haliyle çıkarılması halinde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi güçlü bir olasılıktır. Zira, taslaktaki düzenleme, Anayasanın kurduğu mantığın tersini kurmaktadır. Anayasada yerel yönetimlerin varlık nedeni, yerel ortak ihtiyaçların karşılanması için hizmet üretmekle sınırlanırken ve yerel yönetimlerin varlığı, söz konusu alanda merkezî idarenin kuruluşunu dışlamazken, taslak tam tersi bir düzenleme getirmektedir.

Tasarının merkezî idare ile mahallî idareler arasında kurduğu yetki ve görev bölüşümü, Anayasal dengeyi bozması nedeniyle Anayasaya aykırı olduğu gibi, mahallî idarelere bırakılan hizmetlerin niteliği açısından da aykırılık söz konusudur. Bu noktanın anlaşılabilmesi için Anayasanın kullandığı "mahallî müşterek ihtiyaçlar" ibaresi üzerinde durmak gereklidir.

Anayasanın mahallî müşterek ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen görevlerin karşılayacağı  toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun yerel ortak ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir. Yerelliği aşan gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Mahallî idarelerin varlık nedeniyle hizmetlerin ilgisi zayıftır.

Merkezî idare ile yerel yönetimler arasında görev bölüşümüne ilişkin birçok kanun, dava veya itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelmiştir. Mahkeme, bu vesilelerle mahallî müşterek ihtiyaçlar kavramına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesine göre, 127 nci maddede belirtilen mahallî müşterek ihtiyaç kavramı, herhangi bir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yaşayan kişi, aile, zümre ya da sınıfın özel çıkarlarını değil, aynı yörede birlikte yaşamaktan doğan eylemli durumların yarattığı, yoğunlaştırdığı ve güncelleştirdiği, özünde yerel ve kamusal hizmet karakterinin ağır bastığı ortak ihtiyaç ve beklentileri ifade etmektedir.

Bir başka Anayasa Mahkemesi kararı ile kentsel toprakların planlanması gibi yerellik niteliğinden kuşku duyulmayan bir ihtiyacın bile, ülke ve bölge düzeyindeki sonuçları nedeniyle, merkezî idarenin yerel hizmetlere müdahil olması haklı görülmüştür.

Anayasada ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında yerel yönetimlere, mahallî müşterek ihtiyaçlar alanında doğrudan görevler verilmesi Anayasaya aykırıdır. Bu haliyle çıkarılacak Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Anayasanın 127 nci maddesine aykırı olacaktır.

Geçici 1 inci madde ile Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı görüşülmüş maddeleri ile sınırları yeniden tespit edilen mahallî müşterek hizmetler kavramının Anayasaya aykırılıkları ortada iken, mahallî müşterek hizmetler kavramı çerçevesinde hizmet vermesi olanaksız olan kamu kurum ve kuruluşlarının belediyeler ve il özel idarelerine devredilmesi de Anayasaya aykırı olacaktır.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Anayasa aykırı olan düzenlemeleri ayıklayarak maddenin yeniden düzenlenmek üzere tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde geçen "ören yerleri ile" ibaresi ve ikinci fıkrasında birinci fıkranın (d) bendine yapılan atfın madde metninden çıkarılmasını; birinci fıkrasının (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                         Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisleri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,"

"Birinci fıkranın (e) bendinde il özel idarelerine devri öngörülen kreş, huzurevi, toplum merkezi, rehabilitasyon merkezi, çocuk ve gençlik merkezi ve kadın sığınmaevi gibi tesisler il özel idarelerince Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kapusuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum; çalışmalarımızın verimli ve başarılı geçmesini temenni ediyorum.

Elbette, Anamuhalefet Partimizin değerli sözcülerinin kendi parti görüş ve düşünceleri doğrultusunda fikirlerini beyan etmeleri kadar doğal olan bir şey yoktur. Biz, bunu saygıyla karşılıyoruz. Katıldıklarımız olabilir, katılmadıklarımız olabilir; ancak, yasama faaliyeti bir süreçtir, bir noktasında durup da ondan sonrasını yok kabul etmenin ve yapılacak çalışmaların sonuçlanmışçasına bir değerlendirmeye tabi tutulmasının doğru olmadığını takdirlerinize sunmak istiyorum.

Evet, şu andaki önerge... Biraz önce konuşma yapan arkadaşlarımız, Parlamentomuz tarafından, dün hızlı bir şekilde kabul edilen yasalar çerçevesinde ören yerlerinden çok bahsedildi. Eğer dikkat edilmişse, bu önergede onlar çıkarılmıştır. Yani, burada yanlış bir şey yaptığımız kanaatine varıyorsanız, müsterih olun, yanlış şeyler yapmamaya çalışıyoruz, doğru şeyleri yapmaya çalışıyoruz. İnancım odur ki, bu Parlamento, iktidarıyla muhalefetiyle doğru şeyler yapmaya devam edecektir.

Bir diğer husus, yine...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yaptıklarınıza bizi ortak etmeyin; yanlışlar sizinle beraber olsun.

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bize ait olan şeyler bizimledir; hiç merak etmeyin Sayın Bodur.

Değerli arkadaşlar, bu önergemizde bir şey daha yapıyoruz. Bu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuyla ilgili bundan sonraki sürecin, belediyeler değil de, il özel idaresi tarafından götürülmesi; zaman ve imkân elverdiği ölçüde, ileriki tarihlerde şartları belirlendikten sonra da, mümkünse, ihtiyaç duyulursa, belediyelere verilmesi gibi bir yaklaşım söz konusu olacaktır. Önergemiz bunları muhtevidir.

Ancak, bir hususu, zabıtlara geçmesi ve buradaki milletvekili arkadaşlarımızın bir kez daha hafızalarına getirmek üzere vurgulamak istiyorum. Eğitimle ilgili olarak, kamu temel reformunda bizim net olarak düşünce ve görüşümüz şudur, metne yansıyan da budur; bunu, ister Sayın Cumhurbaşkanımız farklı değerlendirsin, isterse, siz, bu konuyla ilgili başka yorumlar yapın; ama, bizim anladığımızı da, yazdığımızı da sizinle paylaşmak istiyorum. O da, şudur: Efendim, eğer, geriye dönüp, temel yasanın 7 nci maddesine bir bakarsanız, yani, "merkezî idare tarafından yürütülecek görev ve hizmetler" başlığı altındaki 7 nci maddenin (d) bendi "millî eğitimle ilgili görev hizmetler merkezî yönetime aittir" diyor. Bundan vazgeçme yok. Biliyorsunuz, daha sonraki geçici maddelerde devredilenler var ki, bu geçici 1 inci maddede devredilenler arasında, yine, millî eğitim hizmetleri de yok. Dolayısıyla, millî eğitim hizmetleri merkeze aittir. Bunun altını çizmek istiyorum; bir.

Yine, yanlış anlaşılmaması açısından ifade etmek isterim ki, mevcut İl Özel İdaresi Kanununa bakacak olursanız -şu anda yürürlükte olan, çıkarıp gönderdiğimiz değil- şu anda yürürlükte olan İl Özel İdaresi Kanundaki ifade aynen şudur: "Eğitim ve gençlik spor hizmetleri, İl Özel İdaresine aittir." Yani, yürürlükte olan kanunda zaten var bu. Peki, şimdiye kadar, bu, eğitimin merkezî idareden alınması anlamına mı geliyordu; değil. Şu anda, hepiniz biliyorsunuz ki, ilköğretim okullarının tamamının mülkiyeti il özel idarelerine aittir; merkez yapsa, şahıs yapsa, bunların devir işlemleri, il özel idarelerine yapılır. Dolayısıyla, bu hizmetlerin, yine, aynı şekilde, mahallinde yürütülmesi, bu ihtiyaçların, ihtiyaç bölgeleri dahilinde yapılabilmesi için, biz, İl Özel İdaresi Kanununda var olan hükmü oraya koyduk; ama, bu yasa henüz çıkıp gitmeden, Sayın Cumhurbaşkanımız, öyle bir irtibat kurarak, bu gerekçeyle iade etmişse, elbette, kendilerine ait bir yorum olarak söylemek de, bizim tabiî hakkımızdır.

Değerli arkadaşlar, bir hususu daha ifade etmek istiyorum; o da şudur: Biz, bu konularla ilgili olarak, merkezde olan müfredat yapmak, eğitimi programlamak, eğitim görevlilerinin atamaları dahil merkezde bulunmuş olması, merkezî yönetimin yetkisindedir. Sadece, mahallinde yapılacak okul ve eğitim hizmetleriyle alakalı olarak, altyapıya yönelik yapılacak olanlar da kime aittir; yerel yönetimlere, yani, il özel idaresine ve belediyelerimize aittir. Burada, kuşkuya bırakılacak, kuşku meydana getirebilecek bir farklılığın olmadığını ifade etmek istiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kapusuz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istemiştik.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz, duymuyorsunuz; allah allah!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ek 1 inci madde kabul edilmiştir.

Saat 14.00'te toplanmak üzere, Birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 12.58


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.12

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

349 sıra sayılı tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı:349) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - Kaldırılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri; araç, gereç, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, bunlara ait ödeneklerle birlikte İstanbul dışında il özel idarelerine; İstanbul ilinde ise bu hizmetleri il hudutları dahilinde yapmak üzere İstanbul Büyük Şehir Belediyesine devredilmiştir. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına, İstanbul dışındaki taşra teşkilatı personeli bulundukları illerdeki il özel idarelerine, İstanbul'da ise İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanlığına kadro ve pozisyonları ile birlikte devredilmiş ve bunlar da başkaca bir işleme gerek kalmaksızın bu kadro ve pozisyonlara atanmış sayılır.

3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü" ibareleri İstanbul ilinde "İstanbul Büyük Şehir Belediyesi", İstanbul dışında ise "il özel idaresi" olarak uygulanır.

Birinci fıkrada belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek esas ve usullere göre altı ay içinde gerçekleştirilir.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Bayram Meral.

Buyurun Sayın Meral. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BAYRAM ALİ MERAL (Ankara)- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde, bilindiği gibi, daha önce, YSE, toprak-su, toprak-iskân, orman yolları, orman atölyelerinden müteşekkil bir genel müdürlük oluşmuştur. Bu genel müdürlük, Türk köylüsüne büyük hizmetler götürmüştür; yol götürmüştür, su götürmüştür, elektrik götürmüştür, tarla düzenlemiştir, gölet yapmıştır, 8 yıllık eğitimin ulaşımını sağlamıştır, kar programında köy yollarını açık tutmuştur. Bu hizmetleri, 49 uncu madde üzerinde uzun uzun izah ettik.

Ayrıca "Köy Hizmetleri verimli çalışmıyor" denildi. Köy Hizmetlerinin bağlı bulunduğu Türkiye Yol-İş Sendikası, Köy Hizmetlerinin yaptığı hizmetleri gazetelerde ilan etti. Hiçbir Allah'ın kulu, Köy Hizmetleri işçisi bunu yaptı diyemez; ama, ne yazık ki, nisan ayında 49 uncu maddesine kadar görüşülen bu tasarının görüşmelerine ara verilince şunu düşündük: Saygıdeğer milletvekilleri yörelerine gider, vatandaşlarıyla görüşür, seçmenleriyle görüşür, acaba bu müesseselerin kapanmasına gerek var mı yok mu diye yeni fikirler oluşturur ve gelir, bu tasarı yeniden ele alınır dedik; ama, ne yazık ki, IMF'ye, Dünya Bankasına, Dünya Ticaret Örgütüne verilen taahhütler, sözler, maalesef, sayın milletvekillerimizin seçmenlerinin arasına gitmesine fırsat vermedi.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin bütün sözcüleri, bütün konuşmalarında şunu söylediler: İl Özel İdaresi Yasası, Kamu Yönetimi Temel Yasası, Büyükşehir Belediyesi Yasası, Belediye Yasası, bunlar, iç içe, bazı maddeleri birbirini tamamlamaktadır; bu tasarıların hukukî temeli yoktur; bu yasalar, cumhuriyetin temel müesseselerini tahrip etmektedir; bu yasalar, üniter devlet yapısını, bütünlüğünü zorlamaktadır dediler. İşte, bizim sözcülerimizin söylediği adım adım gerçekleşmektedir.

Nereden dönecektir bunlar, Sayın Cumhurbaşkanından; nereden dönecektir, yarın Anayasa Mahkemesinden. Yazık değil mi bunca mesaiye değerli arkadaşlarım?! Oturup, bunları daha sağlıklı düşünsek, daha verimli bir şekle soksak. Hangi siyasî, vatandaşının sorununun mahallinde çözülmesini istemez; hepimiz istiyoruz; ama, kusura bakmayın, taahhüt var, IMF'ye sözünüz var, mutlaka bunu tatilden önce gerçekleştirmek zorundasınız.

Muhterem arkadaşlarım, bakınız, Sağlık Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının bütün taşra birimleri il özel idarelerine, bir bölümü de büyükşehir belediyelerine devredilmektedir.

Nedir şimdi?.. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vardır. Bu müessese sizlere büyük hizmet etti değerli milletvekilleri. Seçim sırasında hepiniz gittiniz, bu teşkilattan köylerinize hizmet beklediniz, tatlı konuştunuz; ama, bugün, burada acı şerbet veriyorsunuz bu genel müdürlüğe, bu işçilere; haksızlık yapıyorsunuz.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Daha iyi hizmet götürmek için Sayın Meral.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu. Biliyorum sizi. Özelleştirmede binlerce insanı kapının dışına koydunuz; her gün kapınıza geliyorlar, niye halletmiyorsunuz işlerini?! Yarın burada da binlerce insanı kapının dışına koyacaksınız; tanımıyor muyum sizi?! (CHP sıralarından alkışlar)

ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de sizi tanıyoruz!..

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Tanıyorum sizi, tanıyorum.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - O zaman ne yapacağımızı iyi biliyorsundur.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şimdi, ne olacaktır; yalnız o yetmeyecektir...

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Sayın Meral, bizi iyi tanıyorsan, ne yapacağımızı da iyi biliyorsundur.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın Valim, sen etme bari. Çok suyunu içtin, ekmeğini yedin bunların, sırtını çok okşadın bunların, çok yardım ettin; ama, bunu sen yapma. Bunu yapanlar yapar da, sen yapma.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Daha güzel yollar yapacağız.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Daha güzelini nerede yaptınız?! Fakirin sorununu mu çözdünüz, cebinde çift diplomayla gezen gençlere iş mi buldunuz, sabahın erken saatlerinde ekmek kuyruğuna giren emeklinin sorununu mu çözdünüz, neyi çözdünüz?! Sizin gözünüzü seveyim, sizin kendi milletvekillerinizin Irak'taki vahşet için verdiği önergeye -Kerbala'da camilerin bombalanmasına- elinizi bile kaldıramadınız. Sizi tanımıyor muyum ben?!

AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni çıktık...

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Laf atmayın da, şu kurşunu yemeyin bari!..

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer arkadaşlarım...

AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni çıktık...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Efendim, bakınız, seçimden yeni çıktınız... Vatandaş haklı yaptı; Anavatan Partisi gibi mazereti ortadan kaldırdı.

AHMET YENİ (Samsun) - Seçimden yeni çıktık.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Seçim kazanmak ayrı bir şeydir, hizmet götürmek ayrı bir şeydir. Bir yerlerde "bu partiye oy vermezseniz, ibadetiniz kabul olmaz, hacca gitmeyin" diyenler, şimdi sokağa iniyor, hakkını aramak için sokağa iniyor. Kurban olduğum Allah'ın parmağı yok ki gözünü çıkarsın! (CHP sıralarından alkışlar) Sokağa iniyor şimdi, sokağa! Sorununu çözün. Şimdi, onları da sokağa indirdiniz; daha ne olacaktı ki! Yani, şükrü unutturdunuz vatandaşa, bunun ötesi var mı?! Daha ne olacaktı; imam eğer sokağa iniyorsa, geriye ne kaldı, ne kaldı daha değerli arkadaşlarım?!

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Su dökülecek şimdi!..

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Geriye kimse kaldı mı?! İmamları bile sokağa indirdiniz, imamları! Halledin sorununu, çözün.

AHMET YENİ (Samsun) - Onların sendikaları var.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Hani, meydanlarda ne diyordunuz "işsize iş, aşsıza aş." Nerede kaldı bu?! Yarın gidiyorsunuz halkın yanına. "Hortumcudan hesap soracağız" diyordunuz...

AHMET YENİ (Samsun) - Sorduk.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şimdi ne yapıyorsunuz; efendim, çaldığınızın yarısı size, yarısı da bize; yarısı size, yarısı bize...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Şimdi, kendi hortumcularını koruyorlar.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Fazla bağırıyorsun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Benim Karayolcu arkadaşımdır, Köy Hizmetlerinden arkadaşımdır. Bizde dört dörtlüktü, size geldi, aklına küstü; ne yapayım ki, ikide bir beni lafa tutuyor, ben ne yapayım! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir şey söyleyeyim, bakınız, haksızlık yapmayın. Her arkadaşınız demeyeyim, birçok arkadaşınız ağzını açıyor "efendim, Köy Hizmetleri işçisi çalışmıyor" diyor. Şimdi, ne olacak bu? Şimdi ne olacak, bakınız size anlatayım. Yasada çıkardığınız, kısa süreli çalışmadır; yani, burada belirsiz akitle çalışan insanlardır. Birçok özel idarede, devlet memuru, devletin işçisinden düşük ücret almaktadır; içinizde valiler var... Bu, yarın ne olacaktır; oradaki işçilerin ücretlerini donduracaksınız; çünkü, başka türlü yapacak bir şeyiniz yok. Bir şey daha yapacaksınız; insanları kısa süreli çalıştırmaya zorlayacaksınız, birçoğunu zoraki emekli edeceksiniz. Bir şey daha var; Yol-İşten şikâyetiniz var, işkolu sorunu çıkaracaksınız, sendikayla uğraşacaksınız, bugün Orman-İşle uğraştığınız gibi. Besleme sendikacı yetiştiriyorsunuz. Ben, buraya tırnaklarımla geldim; Allah şahittir buna; ama, besleme sendikacı yetiştiriyorsunuz; size hayır getirmez. O, dün bir başkasının yanındaydı, bugün sizin yanınızdaysa, unutmayın ki, yarın yine bir başkasının yanında olurlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer arkadaşlarım, Köy Hizmetlerinin dozerini elinden al, greyderini elinden al, duble yol yapmaya gönder, oradaki işçiyi al oraya gönder... "Efendim, Köy Hizmetleri az çalışıyor..." Yahu, Köy Hizmetleri size duble yol yapıyor, daha ne yapsın! Başka ne yapacak; duble yol yapıyor size. Sayın Bakanınız buraya çıktı, adım adım açıkladı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, kurulmuş bir düzen var. Allah kimsenin düzenini bozmasın diyoruz. Kurulu bir düzen var, kurulu düzeni bozuyorsunuz. Bu genel müdürlük oturmuş, hizmet üretiyor. Sizin, atadığınız genel müdürünüze güveniniz yok mu?!

AHMET YENİ (Samsun) - Var, var...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Çalışmıyor mu bu adamlar?..

ASIM AYKAN (Trabzon) - Daha çok çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Daha çok çalışıyorsa, kurulmuş düzeni niye bozuyorsunuz sayın milletvekilleri?

BAŞKAN - Sayın Meral, mikrofona ihtiyaç duymuyorsunuz herhalde!.. Bir saniye...

Buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ne yapayım, kusura bakmayın; bunu yapan da, yaptıran da buranın düzenini bozdu. Onlar da buranın düzenini bozdu. Şu düzen hoş mu, eskiye benziyor mu?! Buranın da düzenini bozdular. Gelin, siz, düzen bozan olmayın. Gelin, siz, düzen bozan olmayın.

Şimdi, bakınız, ne yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım -bir gün gelecek, elinizi dizinize vuracaksınız; ama, iş işten geçmiş olacak- bu yasalarla ne yapıyorsunuz biliyor musunuz; Ankara'yı by-pass ediyorsunuz. Yarın, siz, il meclis üyelerini arayacaksınız "senden şu ricam var, şu işimi hallet" diyeceksiniz.

Şimdi, Genel Başkanınız diyor ki: "Gelin, Seçim Yasasını değiştirelim." Şu önseçimi getirirseniz, birçoğunuz burada yoksunuz. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?! Ne yaptığınızın farkında değilsiniz.

AHMET YENİ (Samsun) - Seçilen gelir, önemli değil.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, o zaman seçilenler geliyorsa, döner şey neydi; altını bıraktınız?

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye)-  Döner sermaye...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kadayıf, kadayıf...

İşler iyiydi de, öyle idiyse, niye bıraktınız geldiniz o zaman?! Dursaydın ya, neden durmadın orada?! Orada dursaydınız, ne oldu hani?!

Değerli arkadaşlarım, gelin, son gün; birbirimizi üzmeyelim, birbirimizi kırmayalım...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Kırılmaca darılmaca yok.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Burada şunu söylüyoruz; diyoruz ki: Bugün iktidarsınız; bölge müdürünü siz atıyor musunuz, genel müdürü siz atıyor musunuz, daire başkanını siz atıyor musunuz, bunlar bu devlet yönetimine sahip mi, başında bakanınız var mı; neden şikâyetçisiniz?!  O zaman, kurulmuş bir düzeni neden bozuyorsunuz?! Buna bir gerekçeniz var mı?

Efendim, biz, devlet müesseselerini yok ediyoruz!.. Bir gün çok ararsınız sayın milletvekilleri, çok ararsınız. Bakın, bu laflarımı boşa kabul etmeyin, bir gün çok ararsınız ve ipin ucu elden kaçmış olur, ondan sonra akasından koşsanız da tutamazsınız.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Öyle bir hata yaparsak geri çevirirler zaten.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) -Değerli arkadaşlarım, bakınız. ben bir şey anlatıyorum, kusura bakmayın; devlet müessesesinde mutlaka benden daha fazla deneyimi olan vardır; ama, ben, işin temelinde yoğrulmuş bir insanım, bunların hepsini az çok bilen bir insanım, bilerek konuşuyorum bunu. İşbaşındayken insanlara bakış açısının ne olduğunu, insanlar gittikten sonra bakış açısının ne olduğunu bilen bir insanım. Nerede sizinle oturup kadayıf yiyenler şimdi; yok. Kaçınız gidip de halini hatırını soruyorsunuz; yok. İşte bu!.. Onun için, ipi iyi bağlayın da kaçırmayasınız değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, gelin, bakın bir takrir verdik; ben şunu düşündüm -tekrar ediyorum- dedim ki, sayın milletvekilleri gider, seçmenleriyle bir görüşür, taze fikir edinir, acaba bu yapılanlar nedir ne değildir, hayır mı getiriyor zarar mı getiriyor; hepimiz ülkemizi seven insanlarız, bir düşünürüz, tekrar geliriz, fikirlerimizi birleştiririz, ülkemiz için iyi şey neyse  onu yaparız, sorunların ortadan kalkması için elbirliği yaparız, sıkıntıların aza inmesi için gereken ne ise onu yaparız. Üreten bir Türkiye; tüketen değil, üreten bir Türkiye...

Bir çivi çakamıyoruz değerli arkadaşlarım. Çifte diplomalılar geliyor, iş istiyor, hep birlikte üzülüyoruz. Bunların sorunlarına çözümü nasıl bulacağız, bunu düşünelim.

Kurulu bir düzen var, kaldırdım... Ee, ne oldu; buradan da üç beş tane işçiyi kapının dışına koydun; neyi çözdün?! Bir şey çözdük mü; yok. Sorun ne oldu; arttı. O zaman, gelin, sorun artırıcı bir Meclis olmayalım; sorun çözen, sıkıntıları aza indiren bir Meclis olalım değerli arkadaşlarım. Bunun için, burada, sizlerden taleplerde bulunuyoruz.

Ne olur gitsek, seçmenlerle görüşsek, yeni fikirlerle tekrar gelsek, otursak bunların üzerinde konuşsak, tartışsak, ne kaybımız olurdu?! Yani, üç ay sonra, beş ay sonra, yasa çıktı, çıkmadı; gidecek, yine geri gelecek; hiç merak etmeyin. Cumhurbaşkanından gelmezse, Anayasa Mahkemesinden gelecek. Temeli yok bunun, temeli; en ufak bir depremde gider. Temeli olmayan bir eser ortaya koyuyorsunuz; çünkü, bunlar birbiriyle ilişkili değerli arkadaşlarım. Yasa maddeleri birbiriyle bağıtlı, birini çektiğin zaman ötekisi gidiyor.

Onun için, bir önerge verdik saygıdeğer milletvekilleri, gelin, bu önergeye uyun, bir şey kaybetmezsiniz. Birlikte seçmenlerinize gidin, biz de gidelim, daha güzeli nasıl yaparız, soralım; hep birlikte bu çatı altına gelelim; inanıyorum ki, daha iyisini yaparız.

Köy Hizmetleri gibi, Karayolları gibi, Devlet Su İşleri gibi, Devlet Demiryolları gibi, TEK gibi, Türk Hava Yolları gibi müesseseleri ayaklar altına aldırtmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Meral, kişisel söz hakkınızı da kullandınız, son cümlelerinizi alayım.

Buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sizin gücünüz de bize yetiyor ha! Vallahi!..

BAŞKAN - Anlayamadım?!

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - "Gücünüz bize yetiyor" diyor Sayın Başkan.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sizin başkanvekilleriniz -çok teşekkür ederim- neredeyse, biraz daha müsamahalı davranıyor.

Şimdi, sözlerimi bitiriyorum saygıdeğer milletvekilleri.

Gülüp geçmeyin...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Estağfurullah!

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gülüp geçeceğiniz laflar, bir gün bakarsınız ki, karşınızda aşılmayacak dağ gibi yığılmış. Yaşayarak bunları söylüyorum; oturup bir düşünün, tartışın.

Kurulu düzeni bozmayın; müessese çalışmıyorsa  "çalışmıyor"u kabul etmiyorum. Onun başındaki müdürle uğraşın, onun başındaki amirle uğraşın. Ufak bir ile yaranmak için, binlerce demeyeyim de, yüzlerce insanı toplayıp oturan siyasîlerle uğraşın. İçinizde var onlar biliyor musunuz; söylemek istemiyorum.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Söyle söyle.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - ANAP'ı geçtiniz...

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Haşa ve kella! Olur mu canım!

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Müsaade et.

Köy Hizmetlerinin bir bölümünü -işçisiniz, hepiniz biliyorsunuz bunu- belirli yerlerde toplardı, bir yere gidecek... Öyle, bir bakardın ki, bir grup işçi toplanmış, şak şak... Nereden geldi bunlar; nereden geldi, otobüsle geldi. Nerede çalışıyor; kamuda. Yalan değil, dediklerinizde haklılık payı var; ama, onlar gitti. Bugün, onu siz yapmayın; bugün yapıyorsunuz, unutmayın. Şu anda, yer, il, ilçe söylemek istemiyorum; bana yakışmıyor; ama, yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım. Onun için, gelin, bir düşünün...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Onlar da biliyorlar yaptıklarını.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Elbette biliyorlar, bilmezler mi, bilmez olurlar mı; buz gibi biliyorlar.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Gaz vermeyin oradan, şurada güzel bir diyalog kuruyoruz.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, geliniz...

AHMET YENİ (Samsun) - Söyleyin, herkes duysun.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Herkes duysun.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kusura bakmayın da, siz, her bildiğinizi bize söylüyor musunuz?

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Meral, çekinmeyin, söyleyin.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ben biliyorum kimin olduğunu, siz de biliyorsunuz. Demiş, hâkim bey, sen de biliyorsun ama... Amasını söylemiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Konuşmayın da, sözünü bitirsin.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Dediği gibi, konuşmayın da sözümü bitireyim; doğru söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, bir önerge verdik. Gelin, acele etmeyin -bir bölümü senin ilinle ilgili; söyleyeyim ha- bir düşünelim. Ben, grup başkanvekillerinize de  özellikle talep ve teklif ediyorum. Seçmenlerimize bir gidelim. Kurulu bir sistem, kurulu bir düzen var. İşçi çalışmıyor demeyin; bu yakışmıyor, hoş olmuyor. Oy verdi size, yolunuzu açtı, yolunuzu düzeltti, asfalt döktü; nasıl çalışmıyor diyorsunuz?! Gittiğiniz asfalt yollar, onların yaptığı yollar. Gezdiğiniz köylerde eskiden yol yoktu; stabilize yollar, bir bölümü asfalt yollar, onların yaptığı yollar. Bunlara nasıl çalışmıyor diyorsunuz sayın milletvekilleri?! Bir düşününüz...

CEMAL KAYA (Ağrı) - Yok, bizde yok.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Diyorsunuz, diyorsunuz.

CEMAL KAYA (Ağrı) - Bizim 800 kilometre hamyolumuz var.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Hele sen sus, gözünü seveyim.

BAŞKAN - Sayın Meral...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sen eğer oraya geçtiysen, yolların bir bölümünü, git, asfalt yaptır; yaptıramadıysan, hiç konuşma. Niye konuşuyorsun oradan?

CEMAL KAYA (Ağrı) - Senin işçilerindi onlar.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Ben, işçilerimle gurur duyuyorum, iftihar ediyorum.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de gurur duyuyoruz, biz de...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Şu anda, her gittiğim yerde beni omuzlarına alıyorlar; bundan da gurur duyuyorum; ölünceye kadar da...

ASIM AYKAN (Trabzon) - Biz de gurur duyuyoruz.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gurur duyuyorsan, niye kapıya koyuyorsun?! Neden düzenini bozuyorsun?!

ASIM AYKAN (Trabzon) - Sistemi değiştiriyoruz sistemi...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın milletvekilim, gurur duyuyorsanız, neden Köy Hizmetlerini çalıştırmıyorsunuz, neden yok ediyorsunuz o genel müdürlüğü?!

ASIM AYKAN (Trabzon) - İşçiler üzerinde siyaset yapma. Biz de gurur duyuyoruz.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Gurur duyuyorsanız, o zaman, bırakın kalsın genel müdürlük!

BAŞKAN - Sayın Meral, lütfen, sözlerinizi toparlar mısınız.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Kardeşim, zaten, yarısı cevap vermekle geçti...

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Kesmeyin şu adamın lafını ne olur...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Sayın milletvekilleri, ben söyledim, ister dinleyin ister dinlemeyin; ama, bir gün gelecek, bu söylediklerimi teker teker hatırlayıp "eyvah, bu adam söylemişti; biz yanlış yaptık" diyeceksiniz; bunu unutmayın.

Hepinize saygılar sunuyorum; iyi tatiller diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Meral.

Sayın milletvekilleri, şahsı adına ikinci söz, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'in.

Sayın Kiler?.. Yok.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı  üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok uzun zamandan beri kamuoyunun gündemini meşgul eden ve kamuoyunda da üzerinde çok büyük tartışmalar ortaya konulan ve Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermesinden sonra önemi bir kat daha artan bir kanun tasarısını görüşüyoruz.

Bu kanun tasarısının, değişik maddelerinin, Anayasaya aykırı hükümler taşıdığı kamuoyunda çok ileri sürüldü. En son, Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu veto ederken, ortaya koymuş olduğu esaslar da gözönüne alınacak olursa, bu kanun tasarısının da yüzde yüz Sayın Cumhurbaşkanından geri döneceği çok açık. Bu kadar çok açık bir şekilde geri döneceği belli olan bir kanun tasarısının, Meclisin tatile gireceği son çalışma gününde Meclisin huzuruna getirilmesini anlamak da mümkün değil. Hâlâ, bu kanun tasarısının, şu anda görüşülmekte olan geçici maddeleriyle ilgili bölümünün, bastırılarak milletvekillerine dağıtılmadığı da, yine çok açık bir gerçek.

Durum böyle iken, bu kanun tasarısının, alelacele, tekrar Meclis gündemine getirilmesi ve burada birkaç saat süreyle görüşülecek olması, Meclisin gündemini meşgul etmekten başka bir anlam taşımayacaktır; çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının veto gerekçelerini okurken, birçok hususun, aynı şekilde, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında yer alması nedeniyle, Sayın Cumhurbaşkanın geri gönderme gerekçeleri içerisinde yer aldığını da açıklıkla görüyoruz.

Şimdi, ben, bu kanun tasarısının ilgili maddelerinin, Anayasaya aykırılık hükümleri taşıyan maddelerinin teknik açıdan izahlarını yapmaya çalışacağım.

Bir kere, Anayasamız, merkezî idare kuruluşlarını genel yetkili, mahallî idareleri de özel yetkili olarak saymaktadır. Ancak, getirilen 6 ncı ve 7 nci maddelerle, özel idarelerin, mahallî idarelerin yapacağı işler tadat edilmiş, bunun dışındaki işler merkezî idareye bırakılmış. Böyle olunca, merkezî idare, genel yetkili olmaktan özel yetkili konuma geçirilerek, Sayın Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinin çok daha fazlasının açıkça bu kanun tasarısında yer aldığı görülüyor.

Yine, 9 uncu maddenin son fıkrasının, mahallî idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, mahallî hizmetleri zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler konulamayacağı ifadesiyle, Anayasanın 127 nci maddesinde yerini bulan ve idarî vesayet yetkisini gösteren beşinci fıkrasına da çok açıkça bir aykırılık taşıdığı görülmektedir; çünkü, 127 nci maddenin beşinci fıkrasında, merkezî idarenin mahallî idareler üzerinde vesayet yetkisi olduğu açıkça ifade edilmektedir ve yine, veto edilen İl Özel İdareleri Kanunundan biliyoruz ki, burada getirilen hükümler, tamamen idarî vesayeti merkezî idarenin vesayetinden kurtaran hükümler getirilmesi nedeniyle bu kanun tasarısının ilgili hükümleri de -Sayın Cumhurbaşkanının bozma gerekçesinde belirtildiği üzere- mutlaka iptal edilecektir. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanının daha üç gün önce ortaya koyduğu esaslar gösteriyor ki, yeni bir kanunla ve aynı hükümlerin getirilmesi nedeniyle bozmamasının mümkün olamayacağını da bütün milletvekillerimizin çok yakından bileceğine ve takdir edeceğine inanıyorum.

Yine, 16 ncı maddede -bu madde de çok önemli- sadece bazı bakanlıkların taşra teşkilatları korunurken, diğerleri kaldırılıyor. Yine, Anayasanın 126 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, illerin idaresinin yetki genişliğine bağlı olduğu çok açıkça ifade edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sözlerinizi toparlar mısınız Sayın Kandoğan.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Toparlıyorum.

Eğer, siz, bazı bakanlıkların taşra teşkilatlarını kaldıracak olursanız, Anayasanın, illerin idaresinin yetki genişliği esasını amir hükmüne karşı çok açık ve aykırı bir şekilde, bakanlıkların taşra teşkilatlarının kaldırılmasının da, yine Anayasaya aykırılıktan dolayı mutlaka bozulması gerekecektir.

Yine, 11 inci maddedeki, kamu hizmetlerinin, özel sektöre, sivil toplum örgütlerine gördürülebileceği hükmü de, yine, Anayasanın 47 nci maddesinin dördüncü fıkrasına çok açık bir şekilde aykırılık ifade etmektedir.

Yine, bu kanun tasarısının -saymak istemiyorum- çok çeşitli maddelerinde, idarî vesayetin ortadan kaldırıldığını ve dolayısıyla, Anayasanın merkezî idarenin mahallî idareler üzerindeki vesayet yetkisinin kaldırılmış olmasından dolayı da, yine, Anayasaya açıkça aykırılık taşıdığı da görülecektir.

Yine, 40 ıncı maddenin ikinci fıkrasındaki "dış denetimi Sayıştay tarafından yapılır veya yaptırılır" hükmü de Anayasanın 160 ıncı maddesine aykırıdır. Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın görev ve yetkileri sayılmış ve Sayıştayın bu görev ve yetkilerinin bir başka kuruma verileceğine, yaptırılacağına dair bir hüküm olmaması nedeniyle, bu getirilen 40 ıncı maddenin ikinci fıkrası da, Anayasanın 160 ıncı maddesine açıkça aykırılık ifade etmektedir.

Yine, Sayın Cumhurbaşkanının, İl Özel İdaresi Kanununu bozma gerekçesinde biraz da ihsası reyde bulunmasını -ben, o yönüyle de eleştiriyorum bunu- daha henüz önüne gelmemiş "halk denetçiliği" kavramının da Anayasaya aykırılık taşıdığını bir ihsası rey olarak önceden belirmesini eleştiriyorum; ancak, bu kanun tasarısının içerisinde halk denetçiliğinin alenî ve açık bir şekilde yer almasından dolayı, bu kanunun ilgili hükümlerinin mutlaka bozulacağının da çok açık bir şekilde karşımıza çıkacağı şüphesizdir.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, rica ediyorum, son cümlenizi söyleyiniz.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hemen toparlıyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette, kamu yeniden yapılandırılmalıdır, mahallî idarelerin kaynakları, imkânları, il özel idarelerinin imkânları mutlaka geliştirilmelidir. Çağın gerçekleri bunlardır; dünya bunu böyle yapmış, bizim de yapmamız lazım; ancak, bunu yaparken, getirilen bu Kamu Yönetimi Kanunu Tasarısının Anayasaya aykırılığı çok açık olan hükümleri ortada iken ve bu, Sayın Cumhurbaşkanından döneceği kesin iken, Meclisin son gününde, bu kadar yorgun olan milletvekillerinin bu kanun tasarısının üzerinde görüştürülmesinin yanlış olduğuna inanıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasayı değiştirecek çoğunluğu da var; gelin, hep bebraber bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını, diğer tasarıları, Anayasadaki ilgili maddeleri de değiştirerek, günün şartlarına uyarak, yeniden gündeme getirelim, Anayasaya uygun hale getirelim. Anayasadaki gereksiz idarî vesayeti kaldıralım, yetki genişliği ilkesini kaldıralım; ama, dört dörtlük bir şekilde, ne Cumhurbaşkanından ne de Anayasa Mahkemesinden dönecek bir kanun tasarısı getirelim, onu geçirelim ve amacımız da gerçekleşsin.

Ben, son olarak, çok konuşuldu, çok tartışıldı, 6 ncı maddede il özel idarelerine verilen eğitimle ilgili yetkinin de yanlış yorumlandığı inancındayım. Çünkü, Belediye Kanununda, eğitimle ilgili görevler, belediyelerin binaların inşaını, onarımını yapması, yaptırması şeklinde çok açık bir hüküm olarak yer aldı. Ancak, İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinde "eğitim" denilerek genel bir ifadeyle madde metninde yer almasından dolayı üzerinde tartışma yaratılıyor...

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, sözlerinizi kesmek istemem; ama, 4 dakika oldu... Lütfen... Rica ediyorum...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum: İl Özel İdaresi Kanununda o yetki vardır, Saynı Kapusuz onu söyledi, mülkî idare amiri olarak o yetkiyi çok kullandım, yirmiüç yıl kullandım; ama, oradaki yetki, ilköğretim okullarıyla sınırlıdır. İkinci kademe okullarla ilgili il özel idaresinin yetkisi yoktur. Onun için, İl Özel İdaresi Kanununun 6 ncı maddesinde "eğitim" olarak genel bir ifadede bulunulduğu için, inşaatı mı, bakımı mı, onarımı mı, çok açık bir şekilde yer almadığı için tartışma konusu. Bunu da ayrıca belirtmek için bu ifadelerimi de, cümlemin sonuna ekledim.

Hepinizi, saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, soru ve cevap kısmında, tabiî, çok sayıda milletvekilimiz soru sormak istiyor. Ancak, bildiğiniz gibi, İçtzüğümüze göre de bu soru ve cevap işlemi, maddeler üzerinde 10 dakikayla sınırlı olduğu için, tabiî, sorduğunuz sorulara, eğer, yanıt alamazsanız, sormanızın da fazla bir anlamı kalmıyor. Sadece, sormaktan ibaret kalmasın diye de, bu 10 dakikalık kısmın 5 dakikasını soru, 5 dakikasını da cevap için kullanıyoruz.

Sayın Mehmet Işık?.. Yok.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sorulara yanıt verirken "Cumhurbaşkanı okumamış" dedi. Hem bu kanun, yani yerel yönetimlerle ilgili kanun hem de Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı okunmamış. Tutanaklar önümde, böyle bir ifade kullanıyor.

Birinci sorum şu: Acaba, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Cumhurbaşkanına gönderildi mi, gönderildiyse nasıl, kim tarafından gönderildi merak ediyorum? Gönderilmeyen bir tasarı Sayın Cumhurbaşkanı tarafından nasıl okunacak?

İkinci sorum: Sayın Bakana sordum, mademki, bu tasarı bu kadar önemli, ısrarla, Parlamentonun tatile gireceği son günde gündeme getiriliyor; acaba, Sayıştay seçimleri konusunda niçin bu kadar duyarlı davranmadı bu hükümet? Bu merakımı da ifade etmiştim; ama, Sayın Bakan, her nedense bu sorumu yanıtlamak istemedi. Yanıtlamamasının nedenini öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, lütfedip dinlerlerse!..

Bu yasa tasarısının ilk görüşmeleri sırasında kendisine yöneltilen birçok soruyu, zaman darlığı bakımından yazılı olarak yanıtlayacağını söylemişti. Bunlar Genel Kurul tutanaklarında mevcuttur; fakat, aradan geçen iki-ikibuçuk ay zarfında, Sayın Bakandan, soruyu yönelten muhalefet milletvekillerine yazılı bir yanıt gelmemiştir. Sayın Bakanın iş yoğunluğunu anlıyorum, normal karşılıyorum; ama, burada yürütmeyi temsil eden bir kişi olarak ve İçtüzük gereği olarak kendisine sorulan soruların, kendi sözlü taahhüdü de "yazılı olarak size bildireceğim" olmasına rağmen bu zamana kadar ulaşmamıştır Sayın Bakan. Acaba, bürokraside mi bir takılma vardır, yoksa sizin mi zamanınız yoktur? Bu konuya açıklık getirirseniz memnun olurum.

Teşekkür ederim.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Bakan konuşmayı seviyor, yazmayı sevmiyor.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Mustafa Gazalcı; buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkanım, Sayın Bakana, aracılığınızla şu soruyu yöneltmek istiyorum: Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kalkıyor. Yalnız İstanbul'da, bütün aracı gereci ve işlevi İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor; öbür illerde, büyük kentler de dahil, hep özel idareye veriliyor. Böyle bir ayırıma neden gerek duyuldu? Yani, yalnızca İstanbul'da Büyükşehir Belediye Başkanlığına, başka yerlerde ise il özel idarelerine. Buradaki amaç nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın İzzet Çetin; buyurun.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Teşekkür ederim.

Sayın Bakan "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kuruluş amacı, kırsal kesime götürülen ve asıl fonksiyonları olan yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân gibi temel altyapı ve sulama, arazi toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme ve toprak koruma gibi tarımsal altyapı hizmetlerinde zaman ve kaynak israfından kaçınmak, sektörler arasında işbirliğini sağlayarak tekrarları önlemek, kısa sürede, daha çok, daha ekonomik ve daha etkin hizmet üretmektir" denilmektedir. Bu amaç, günümüzde geçerliliğini yitirmiş midir?

İkinci sorum: Altyapı alanında büyük ölçekli yatırımları gerçekleştiren Devlet Su İşleri ve Karayolları Genel Müdürlüklerinin merkez ve bölge teşkilatları dururken, küçük ölçekli yatırımları gerçekleştiren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tümüyle neden kapatılmaktadır? Bu tercih, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü aleyhine beslenen bir husumetten mi kaynaklanmaktadır?

Üçüncü sorum: Ulusal düzeyde, ulaşım hizmetleri kapsamında, devlet ve il yollarına yönelik olarak hizmet veren Karayolları Genel Müdürlüğü, doğal olarak merkezde korunuyor. Ulaşım ağının tamamlayıcısı olan ve ülkemiz yol ağının kılcal damarlarını oluşturan köy yollarının, ulusal düzeyde ulaşım hizmetlerinin dışında tutulması kabul edilemez. İki yerleşim birimi arasında aynı standartta ulaşım sağlanamazsa, ulaşımın ulusallığından, ulusal düzeyde ulaşım standardından nasıl bahsedilebilir?

İl ve devlet yolları merkezî bir birim ve bölgesel teşkilatlanmayla yürütülürken, köy yolu ağı için merkezî bir birim ve bölgesel teşkilatlanma düşünülmemesi nasıl açıklanabilir? Köyde oturanların kentle bağlantısını sağlama amacı yanında tarımsal üretimi pazara iletme işlevi de gören köy yolu ağında, ulusal planlama, ulusal standartlar nasıl sağlanacaktır ya da sağlanmasına gerek yok mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu iki soru yönelttiler; bir tanesi, 49 maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen ve şimdi geri kalan maddelerini görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı Sayın Cumhurbaşkanına gitmiş miydi diye sordular; gitmemişti; ama, geri gönderme tezkeresini okursanız, Sayın Cumhurbaşkanının, 49 maddesi burada görüşülen bu tasarıya sık sık atıfta bulunduğunu göreceksiniz. Demek ki, Cumhurbaşkanlığı makamınca, henüz önüne gelmemiş olan ve büyük bir bölümü burada görüşülüp kabul edilmiş olan tasarı incelenmiş. Ben de, madem bu incelendi, orada 7 nci maddede, Millî Eğitim Bakanlığının taşra teşkilatlarının yerel yönetimlere devredilmemiş olduğunu görmeleri gerekirdi ve sanki devredilmiş gibi bir mantıkla bir gerekçe oluşturulmamalıydı şeklinde bir değerlendirme yaptım.

Ayrıca "Sayıştay seçimleri konusunda, hükümet, neden gerekli duyarlılığı göstermiyor" dediniz. Sayıştay seçimleriyle ilgili görev, artık, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, yani sizindir; ben, yürütme organının bir üyesiyim ve yürütme organı olarak bizim görevimiz bitti; şimdi, top sizde, buyurun kullanın. (CHP sıralarından alkışlar[!])

HASAN AYDIN (İstanbul) - Çok güzel!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Harika!

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çok güzel bir cevaptı!

HALUK KOÇ (Samsun) - Spor...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Yani, toptan bahsedince hemen spor aklınıza geliyor değil mi; haklısınız.

Sayın Haluk Koç, daha önceki görüşme esnasında, benim, bazı sorulara yazılı olarak cevap vereceğimi ifade ettiğimi; ama, bu cevapların, şu ana kadar verilmediğini söylediler. Ben, bu görüşmelerden hemen sonra, buradaki zabıtları temin ettim; Bakanlıkta bir çalışma yaptık. Benim yazılı olarak cevaplandıracağım dediğim bir soru -bu süreç on günden fazla sürdüğü için- daha sonra yeniden sorulmuş ve o sorulara sözlü olarak cevap vermiştim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Burada var; bütün tutanaklar burada var.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Haluk Bey, siz de -o zabıt, oldukça geniş bir zabıttır- orada, benim, sözlü olarak cevap vereceğim dediğim bir sorunun, daha sonra...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Bakan, bunun için de bir kitap yazmaya zorlayacaksınız bizi; bir siyasî profil çıkar burada; mahcup olursunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - ..bana, tekrar, sizler tarafından yöneltildiğini ve benim de, zaman bularak, o sorulara cevap verdiğimi göreceksiniz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Bakan, mahcup olursunuz; yapmayın! Burada bütün sözleriniz var; yapmayın!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O bakımdan, o  sorulara sözlü olarak cevap verilmiş olduğu için, yazılı olarak cevap verme ihtiyacı duymadığımı belirtmek istiyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Neyse ki kayıtlar var,  her şey belli!...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, istanbul'da, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bırakılıyor" dedi Sayın Gazalcı; evet, bu tasarıda böyle bir hüküm var; çünkü, İstanbul belediye sınırları, artık, il sınırları haline geldi. O bakımdan, artık, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul'da, mülkî sınırlar içerisinde, tüm hizmetleri götürebilme imkânına sahip olduğu için, Köy Hizmetlerinin İstanbul'daki teşkilatlarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesine, araçları, gereçleri  ve personeliyle devrediyoruz ve bu hizmetler, Büyükşehir Belediyesi tarafından yerine getirilecek.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kocaeli de aynı ama...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Büyükşehir Belediyeleri Yasasında, Kocaeli de, aynı şekilde, aynı kapsama alındı; ancak, bizim yapmış olduğumuz değerlendirmede, Kocaeli İstanbul'la mukayese edildiğinde, şu anda, aynı potansiyele sahip olmadığını gördük; ancak, doğrusu, biz, şu anda, böyle bir önerge hazırlamadık; ama, eğer, milletvekili arkadaşlarımız böyle bir önerge verirlerse, onu da değerlendiririz diye düşünüyorum.

Sayın Çetin, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün hizmetlerinin kırsal alana yönelik hizmetler olduğunu söylediler, gerçekten doğrudur ve şu anda Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, illerdeki teşkilatları zaten il özel idareleriyle birlikte çalışarak kırsal kesime hizmet götürmektedir; yani şu anda, il özel idareleri ile -dolayısıyla, tabiî ki başında vali vardır- o ildeki Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu hizmetler birlikte yapılmaktadır. Şu anda fiilî bir durum söz konusudur, aslında, bu fiilî durum bu yasayla hukukî bir durumla tamamlanmaktadır. Ne personeli mağdur edilecektir... Zaten o personel, orada çalışan insanlar o ilde oturmakta ve o ilde hizmet vermektedirler; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı iken o personel, şimdi il özel idarelerine bağlanacaktır ve bu fiilî durumu hukukî hale getirmiş olacağız.

Bunun dışında bana başka bir soru yöneltilmedi.

Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Rica ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının" geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğünün kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç, taşınır malları ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Taner Yıldız

Mustafa Cumur

 

 

Ankara

Kayseri

Trabzon

 

A. Müfit Yetkin

Nusret Bayraktar

Mehmet Beşir Hamidi

 

Şanlıurfa

İstanbul

Mardin

"Birinci fıkrada belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre bir yıl içinde gerçekleştirilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 2 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Bayram Meral

Mustafa Gazalcı

Kemal Kılıçdaroğlu

 

 

Ankara

Denizli

İstanbul

 

Mehmet Yıldırım

 

Haluk Koç

      Kastamonu                                                    Samsun

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, YSE, Toprak Su ve Toprak İskân Genel Müdürlükleri ile Orman Yolları ve Orman Atölyelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Böylece, hizmetler tek elden verimli bir şekilde yürütülmeye başlanmıştır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Türk köylüsüne; yol, içmesuyu, kanalizasyon, iskân, altyapı sulama, arazi toplulaştırma, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal altyapı, gölet yapımı, kar programı, duble yol ve programda öngörülen Türk Halkının ve Türk köylüsünün ihtiyacı olan bütün hizmetleri yerine getirmeye çalışmaktadır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan yıllık programlara ilaveten, illerde valinin başkanlık ettiği il yıllık programları dahilinde de hizmet götürülmektedir. Köy Hizmetleri bölge müdürleri ve il müdürleri büyük ölçüde valinin gözetiminde çalışmaktadır.

Böylece 1966 yılında ülkemizdeki 36 500 köyden yarısından fazlasının, 19 500 köyün hiç yolu yoktu. Bugün köy yolu ağı 291 000 kilometredir ve köylerimizin hepsinin yolu vardır. Bu yolların yüzde 31'i asfalt, yüzde 41'i stabilize kaplamalı ve yüzde 20'si de tesviyeli yoldur.

Hükümetin övünerek savunduğu 15 000 kilometre duble yol projesinde çalışan toplam 1 348 iş makinesinin 898 adedi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce karşılanmıştır. Bu makinelerde Köy Hizmetleri işçileri çalışmıştır.

2003 yılında 1 400 adet konut tamamlanmıştır.

Yılda ortalama 800 000 kilometre yolda kar mücadelesi çalışmaları yapılmıştır.

Suyu olmayan birçok mezraya su, kanalizasyon, tarlaiçi geliştirme, toprak koruma, tarımsal altyapımı, gölet yapımı ve benzeri hizmetleri başarıyla yerine getirmiştir.

Bu hizmetleri yaparken illerde valilerin, ilçelerde kaymakamların "denetimi ve gözetimi" söz konusudur.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, mülkî amirlerle bu kadar iç içe çalışmasına rağmen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kapatıyoruz, il özel idarelerine devrediyoruz" kararına anlam vermek zordur. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılması;

1- İşbarışını bozacaktır. Bu Genel Müdürlükte çalışan birçok teknik eleman yeni düzenleme karşısında verimli olamayacaktır.

2- İller arası personel arasında tayin, nakil zorluğu olacaktır. Memurların ve işçilerin anayasal hakları elinden alınacaktır.

3- Zamanla iller arası ücret farklılıkları söz konusu olacaktır.

İşçilerin kazanılmış hakları ve sendikal hakları ellerinden alınacak ve birçok işçi işinden olacaktır. Mevsimlik çalışma, aylık çalışma gibi iş düzenini bozan, sendikacılığı ve çalışanların sosyal haklarını ortadan kaldıran yeni düzenlemeler gündeme gelecektir. Çokbaşlılık ve çokseslilik söz konusu olacak, üretim düşecek, siyasî kayırmalar ve kollamalar önplana çıkacaktır. Bu gibi içbarışı bozan, üretimi düşüren, taşeronlaşmayı ve kayıtdışını önplana çıkaran, sendikacılığı yok eden birçok konular sıralanabilir. Bunlara gerek kalmadan, üretken köylüyle kucaklaşmış Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasının böylelikle madde metninden çıkarılmasının ülkemiz için yararlı olacağını düşünüyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına," ibaresinin "Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı, ulusal veya bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ile Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğünün kadro ve pozisyonları ile birlikte personeli ve araç, gereç, taşınır malları ile hizmet binaları ve diğer taşınmaz malları ve bunlara ait ödenekler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına;" şeklinde ve aynı maddenin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                        Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"Birinci fıkrada belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre bir yıl içinde gerçekleştirilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz  efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Gerekçeyi mi okutalım, konuşacak mısınız?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Çetinkaya konuşacak efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Elazığ) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, her şeyden önce, yıllardan beri, Türk siyaseti ve devleti yönetmeye talip olan bu çatının altındaki herkes, milletin huzurunda şu iddiada bulunmuştur: Türkiye'de, statükoyu kaldırmak ve dolayısıyla dinamizmi getirmek; kısa zamanda Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesine ulaştırmak... Peki, nasıl yapacaksınız? Artık, bu gömlek, bu bedene dar geliyor. Bu gömleğin bedene uydurulması lazım.

Bakınız, biraz önce, çok değerli arkadaşlarım, burada fikirlerini beyan ettiler. Tabiî ki, fikirlere saygılıyız. Sayın Meral de, bu konuları son derece iyi bilen bir arkadaşımız.

Arkadaşlar, size bir örnek vermek istiyorum. Benim, 1994-1995 yılları arasında, Manisa Valiliğim sırasında, özel idare programı olarak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, 10 000 kilometre asfalt yol ihtiyacı olan bir ile, asfalt olarak tahsis ettiği tul 13,5 kilometreydi.

Arkadaşlar, bakınız, bir söz var; eğri oturup doğru konuşalım. Şimdi, burada Manisa milletvekillerimiz var, hepsi bilirler. Köy Hizmetleri İl Müdürünü çağırdım. Müdüre dedim ki, müdür bey, bunu, bir tarafa atın bir kere. Bu, insanla alay etmektir. Peki, nasıl olacak bu iş?

İşte, şimdi, yasada getirdiğimiz şartları uyguladığınız takdirde, siz bu işi başarabilirsiniz. İşlerin yapılmasını kim denetliyor; il özel idareleri kanalıyla valilerin görevlendireceği ve onların yönetimi altında bu işin sevk ve idaresinden sorumlu olan kadro.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Ödenek verdin mi?

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İzin verir misiniz Sayın Meral.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Müteahhitlere işi verdiğinizi de söyleyin.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Sayın Meral, zatıâliniz de o sırada Manisa'ya gelmiştiniz ve Manisa'da, bu işin sorumlu bir sendikacısı olarak ben size söylemiştim; şükranlarınızı sunmuştunuz belediyenin salonunda. Bunu biliyorsunuz, hatırlıyorsunuz.

Ne yaptık biliyor musunuz 13 kilometreye karşılık; bütün yerel imkânları değerlendirerek özel idarenin bünyesinde bir harman yaptık; 3 tane asfalt şantiyesi gerçekleştirdik. Bir belediyenin dozeri var, bir belediyenin greyderi var, bir belediyenin silindiri var, bir belediyenin plenti var; ama, hiçbir şey yapılmıyor. Siz bunlarla ne iş yaparsınız? Hesapladık; devletin bu statik yaklaşımıyla, ancak 400 senede Manisa'nın köyleri asfalta kavuşturulabiliyordu.

İşte, burada, benimle beraber çalışan kaymakam arkadaşlarım var, bilirler; silindir gibi ezip geçtik. Ne yaptık -bir yılda yapılacak 13,5 kilometrelik yola karşılık- birinci yıl 500 kilometre, ikinci yıl 750 kilometre, üçüncü yıl 1 200 kilometre yol asfaltladık.

ATİLLA KART (Konya) - Kaça mal ettiniz?

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarımız burada. Bunu nasıl başarabilirsiniz; işte, yerel yönetimlere verdiğiniz destekle bu hizmetleri bir an önce yapabilirsiniz.

Diyorsunuz ki "efendim, milletin huzuruna gideceksiniz, Meclis tatil olunca köylere gideceksiniz." Evet, arkadaşlarımız köylerine gidecek, bölgelerine gidecek; dolayısıyla, şunu söyleyecek arkadaşlarımıza köylüler: "21 inci Asırda, hâlâ katır sırtında köye gidiyorsak, bu devlet oraya hizmet götürmemiştir. Ben yol istiyorum, su istiyorum, elektrik istiyorum."

Konya milletvekilleri bilirler; Konya'da, üçbuçuk sene içerisinde, devletin her yıl yaptığı 60 ilâ 120 dersliğe karşılık -Sayın Kart da bilir- biz, o sırada 5 071 derslik yapmışız. Dünya rekorudur bu; ama, nasıl yaptık bunu; işte, bütün imkânları özel idarenin bünyesinde toplayarak, bu işleri gerçekleştirdik ve dolayısıyla, Devlet Planlama Teşkilatı da, bunu, örnek olarak bütün illere dağıttı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İşte, siz bunu yaparsanız, o zaman hizmet yapar, o zaman bu millete saygılı olur, o zaman milletin sizden talep etmiş olduğu o hizmetleri gerçekleştirmenin mutluluğuna erersiniz ve o zaman, milletin temsilcileri olarak, göğüslerinizi gere gere o milletin huzuruna çıkarsınız ve o millet, sizi bağrına basar.

Onun için, hizmeti yapmayacaksınız, statik bir şeyle... Ben biliyorum; sizin ruhunuzda huruşan eden bir hizmet aşkı var, siz de istiyorsunuz bunu. İstiyorsunuz ki, bir an önce... Kim istemez, Anadolu yollarının tozdan topraktan kurtularak, bir an önce asfalt yollara kavuşmasını, insanca bir şekilde, her tarafa rahat bir şekilde ulaşımın sağlanmasını, içmesuyunun götürülmesini, okulun götürülmesini ve kısa zamanda, tek derslikli eğitim sistemine ulaşılmasını... Bunu nasıl sağlarsınız; bunu sağlamanın yegâne yolu, işte, o hizmet aşkı, sizlerden bir an önce, sistemin de değiştirilmesini istiyor, reform istiyor. Gelin, birlikte, Türkiye'nin bu statik durumundan kurtulalım, deli gömleği gibi üstümüzde iğreti duran bu gömleği parçalayalım ve millete verdiğimiz, yıllardan beri... Siz de söz verdiniz, biz de söz verdik. Ne dedik; dedik ki, biz, bu reformu yapacağız; sizin programınızda da var, bizim programımızda da var. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, AK Parti bunu gerçekleştirdi, sizin müteşekkir olmanız lazım. Bunu yapacağız ve bunu gerçekleştireceğiz; kısa zamanda, Anadolu yolları pırıl pırıl asfalta kavuşturulacak; tıpkı duble yollarda olduğu gibi, tıpkı köy yollarında özel idarelere verdiğimiz imkânlar gibi.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - O yollar yağmuru görünce korkuyor yalnız.

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - İzin veriniz...

Bakınız, size bir şey daha söyleyeyim: Bugün, eğer siz, o yolların bir an önce bitirilmesini istiyorsanız... Biz, köy hizmetlerini özel idarelere bağlamakla tamamen köy hizmetlerinden vaz mı geçiyoruz; hayır...

BAŞKAN - Sayın Çetinkaya, sözlerinizi tamamlar mısınız...

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Sayın Başkanım, sizin sabrınızı daha fazla taşırmayacağım; bitiriyorum.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Vali keşif bedellerini de söyleyecek herhalde!

M. NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Ama, bir gerçeği teslim etmek istedim, vurgulamak istedim.

O sebeple, inanıyor ve güveniyorum hepinize. Hizmet aşkıyla dopdolu olan bu Parlamentonun her ferdi, bir an önce o dinamizmi yakalamanın, yasal düzenlemeleri, yasal reformları da bir an önce gerçekleştirmenin Millet Meclisinin yegâne ve millî olduğunu kabul edecek ve bu konuda bizimle yekvücut olarak bu kanunlara "evet" diyecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum, tatilinizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetinkaya.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısının aranılması istenmiştir; önergenin oylanmasında karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 15.24

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Enver YILMAZ (Ordu)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

349 sıra sayılı tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Geçici 2 nci madde üzerinde verilen önergenin oylanmasında karar yetersayısı istenilmişti.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3. - Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve taşımaz malları ve bütçesi Sayıştaya devredilmiştir.

Yüksek Denetleme Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro şartı aranmaksızın, birinci sınıfa ayrılmış, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra altı yılını tamamlamış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini kaybetmemiş Sayıştay uzman denetçisi; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine getirilir.

Yapılan atamalar sonucu, kaldırılan Yüksek Denetleme Kurulunun her statüdeki mensuplarına, devir tarihindeki kadro ve pozisyonlarına ait aylık, ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar altında yapılmakta olan ödemelerin net tutarının, Sayıştay mevzuatına göre hak edecekleri aylık ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar altında yapılmakta olan ödemelerin net tutarından fazla olması halinde aradaki fark giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir.

Mülga 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kapsamına giren kuruluşların denetimleri ile halen Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yürütülen denetimler, Sayıştay Kanununda yapılacak düzenlemeye kadar bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre Sayıştay tarafından sonuçlandırılır.

8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve diğer kanunlarda Yüksek Denetleme Kuruluna yapılan atıflar Sayıştaya yapılmış sayılır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun.

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının, Yüksek Denetleme Kurulunun kaldırılarak Sayıştay bünyesine alınmasını düzenleyen geçici 3 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, 24 Aralık 2003 tarihinde Meclisten geçerek yasalaşan 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda, kamu kaynaklarının denetimi için "içdenetim" ve "dışdenetim" yapılanması getirilmiş; içdenetimin kamu kurumlarında harcama öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi yapacağı, dışdenetimin ise Sayıştay tarafından yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır. Böylece, Sayıştayın bugünkü yaptığı yerindelik denetimi bağlamında iş yükü hafifletilmiş olmaktadır.

Bundan sonraki dönemde, Sayıştayın yerindelik denetiminden çok performans denetimine ağırlık vereceği anlaşılıyor. Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya tek dışdenetim kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz; ancak, Sayıştayın, bu görevi yerine getirecek bir organizasyon yapısı ve bilgi birikimine sahip olmadığı açıktır. Bu bağlamda, altmışbeş yıllık performans denetimi tecrübesiyle Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay bünyesine alınması olumlu görülebilir; ancak, bu birleşmeden beklenen sonuçların alınabilmesi için, Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yılda oluşan performans denetimi yöntem ve uygulamalarının Sayıştay bünyesine taşınması mutlaka sağlanmalıdır. Ne yazık ki, getirilen bu düzenlemede, buna yeterince özen gösterilmediği açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüksek Denetleme Kurulu tarafından Meclis adına yapılmakta olan denetim modelinde, KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî ve teknik yönden, sürekli olarak, idarî ve teknik denetçiler tarafından denetlenerek, kuruluşların kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern işletmecilik kurallarına göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanarak, kârlı bir şekilde çalışıp çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet sonuçları ve tespit edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı bir yıllık denetim raporu haline getirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmaktadır. Büyük Millet Meclisinde komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların yöneticileri ve ilgili bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık YDK yetkilileri bulunur ve dinlenilir. Aynı zamanda kamuya açık olarak yapılan bu denetim, Türkiye'deki yegâne şeffaf denetimi oluşturmaktadır. Raporlardan bir sonuç alınıp alınmaması ayrı bir konudur. Bu, bir siyaset sorunudur. Bunu hepimiz biliyoruz. Bunun sorumluluğunu, denetleyenlere yükleyemeyiz.

Anlaşılacağı üzere, son derece dinamik bir süreç olarak gerçekleşen bu denetim, tamamen kuruluşların performansını değerlendirmeye ve artırmaya yönelik bir denetim tarzıdır. Bu denetimdeki raporların Büyük Millet Meclisine sunuluş şekli, mevcut denetimin usul ve esasları ile şeffaflık uygulamalarının Sayıştaya taşınması gerekmektedir.

Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın denetim alanı genel ve katma bütçeli idareler olarak sınırlandırılmıştır. 165 inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılacağı hükme bağlanmış; maddenin gerekçesinde de, bu denetimin Yüksek Denetleme Kurulu raporları esas alınarak yapılacağı belirlenmiştir. Bu düzenleme, iktisadî kuruluşların ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkelerine göre denetlenmeleri ihtiyacından dolayı yapılmıştır.

Sayıştay denetimi, genelde bir uygunluk denetimi olup, genel ve katma bütçeli idarelerin hesaplarının kesin hükme bağlanmasıyla sonuçlanmakta, idarenin amaçları doğrultusunda etkin, verimli ve tutumlu olarak çalışıp çalışmadığı üzerinde durulmamaktadır.

Bu yöntemle, iktisadî alanda ticarî esaslara göre çalışmak durumunda olan KİT'lerin denetlenmesi halinde, bu kuruluşların faaliyetlerinin aksaması kaçınılmaz olacağından, Anayasada KİT'lerin ayrı bir yöntemle denetlenmesi esası benimsenmiştir. Bu düzenlemeye rağmen, KİT'lerin denetiminin, Anayasada görev alanının sadece genel ve katma bütçeli kuruluşların denetimi olarak belirlenen Sayıştaya verilmesi Anayasaya uygun değildir.

Bu nedenle, maddede mevcut KİT denetim usul ve esaslarının korunması hem anayasal bir zorunluluk hem de şeffaflıkla yönetim ile denetimin sağlıklı iletişimi açısından bir gerekliliktir.

Faaliyetleri ve tabi oldukları mevzuatları farklılık arz eden kurumların denetimi uzmanlık gerektirdiğinden, Sayıştay bünyesinde bu farklılığı gözetecek ve Yüksek Denetleme Kurulu denetim modelinin olumlu yönlerinden yararlanılmasını sağlayacak şekilde, yeteri kadar daire oluşturulmalıdır. Ayrıca, Yüksek Denetleme Kurulunun, altmışbeş yıldır sürekli güncellenerek bugünkü şeklini alan denetim bilgi ve yöntemlerini Sayıştaya adapte etmeden, Sayıştayın, kendisine yüklenen bu misyonu götürmesi mümkün değildir.

Maddede, Yüksek Denetleme Kurulunun denetim sistemini düzenleyen 72 sayılı Kanun Hükmünden Kararname için "mülga" deniliyor. Devamında da, Sayıştay Kanununda yapılacak düzenlemeye kadar, 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren kuruluşların denetimlerinin, yine, bu kararname hükümlerine göre yapılacağı ve Sayıştay tarafından sonuçlandırılacağı hükme bağlanıyor. Siz, yukarıda "mülga" diyerek YDK Üyeler Kurulunu kaldırıp, bu kişileri başka bir işleme gerek kalmadan ve yürürlük tarihinde uzman denetçiliğe atayıp, yeniden görevlendiriyorsunuz. Bu hukukî sakınca mutlaka ortadan kaldırılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddede yer alan başka bir yanlış da, Yüksek Denetleme Kurulu mensupları ile Sayıştay meslek mensuplarının kazanılmış haklar bakımından bir ayırıma tabi tutulmasıdır. Soruyorum size; hakkaniyete uymazsanız, bu insanları birlikte nasıl çalıştıracaksınız?!

Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştayla birleştirilmesinde, personelin özlük haklarının korunmasına ve meslek mensuplarının Yüksek Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin değerlendirilmesine önem verilmemiş, başkan ve üyeler unvan kaybına maruz bırakılarak, uzman denetçi kadrolarına atanmış sayılmışlardır. Diğer meslek mensuplarından başdenetçi ve denetçilerin intibaklarında ise, Yüksek Denetleme Kurulunda meslek mensubu olarak geçen hizmet süreleri değerlendirilmeyerek, birinci sınıfa ayrılma işlemleri, tamamen Sayıştay Genel Kurulunun inisiyatifine bırakılmıştır. Ayrıca, madde metninde olmayan, fakat, madde gerekçesinde, maddenin lafzına da aykırı ifadelerle, YDK meslek mensuplarının, bazı özlük haklarını kazanmaları için Sayıştayda üç ve altı yıllık bir süre çalışmaları öngörülmüştür. Böylece, yaş haddinden emekliliğine altı yıldan az süresi kalan YDK ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında üst düzey yönetici olarak uzun süre çalışan Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bu haktan yararlanmaları söz konusu olmayacak, bu uygulama ciddî haksızlıklara ve hukukî ihtilaflara sebebiyet verecektir.

Maddede, YDK meslek mensuplarından onaltı yıldan otuz yıla kadar hizmeti bulunanların tümü, onaltı yıl hizmeti bulunan Sayıştay meslek mensuplarıyla aynı özlük haklarına sahip kılınmış, böylelikle de önemli bir hak kaybına ve mağduriyete yol açılmıştır.

Ayrıca, tasarıda, Sayıştay uzman denetçiliğine atanmaları öngörülen Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyelerinin de, kazanılmış haklarının korunması amacıyla, Sayıştay üyesi olmaları mutlaka sağlanmalıdır. Unutmayınız ki, YDK üyeleri, aynen valiler gibi, Bakanlar Kurulunca atanmaktadır; bu insanlara, Sayıştay üyeliğini, lütfen, çok görmeyiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; izin verirseniz, bu açıklamalarımdan sonra, bana ulaşan, saygıdeğer bir Yüksek Denetleme Kurulu Başkanının mektubundan bir haykırış demetini, birkaç pasajı size sunmak istiyorum; lütfen, dinlerseniz sevineceğim.

Bu mektup, 14 sayfalık bir mektuptur değerli arkadaşlar. İçerisinde, gerçekten, ibret dolu birçok cümle vardır. Ben, size, birkaç paragrafını sunmak istiyorum:

"Değerli arkadaşlar, bu maddenin birinci kısmında, Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyeleri Sayıştay denetçiliğine indirilmekte, başdenetçi ve denetçilerin durumu ise, Sayıştay Başkanının insafına terk edilmektedir.

Yüksek Denetleme Kurulunun Başkanı, hangi hukuka dayanılarak Sayıştay denetçisi konumuna indirilmektedir? Yüksek Denetleme Kurulu üyesi, hangi geçerli nedenlerle Sayıştay üyesinden aşağı bir konuma getirilmek istenmektedir?

Getirilen bu maddenin hukukla, teamülle, insafla, izanla açıklanabilir bir tarafı var mıdır? Varsa, Sayın Bakan buyursun, açıklasın. Bu düzenlemenin haklı, makul ve mantıklı hiçbir gerekçesi yoktur, olamaz.

Anlaşılan, bu maddeyi kaleme alanlar, Yüksek Denetleme Kurulunun çağdaş yapısına olan kızgınlıklarının verdiği şaşkınlık içerisinde, hak ve hukuku bir tarafa bıraktıklarının farkında bile değillerdir; ama, Türkiye'de mahkemeler vardır, hâkimler vardır, bunu geç de olsa anlayacaklardır."

Bir başka paragraf: "TOFAŞ hisselerinin satışına aracılık edecek yerli ve yabancı firmaların seçimine ilişkin uluslararası ihalede, zamanın başbakanının, ihale zarflarını konutuna getirterek açtığını ve komisyonu yönlendirdiğini, Türk ve dünya kamuoyunun Yüksek Denetleme Kurulunun raporundan öğrendiğini hatırlayınız. Atatürk'ün kurduğu bu çağdaş kuruluş, söz konusu olaya ilişkin raporunu Başbakanlığa gönderdiği sırada, ihale zarflarını açan kişi başbakanlık koltuğunda oturuyordu. Bu, Türk bürokrasi ve denetleme tarihinde ender görülen örnek bir olaydır. İşte, böyle bir kuruluşu, sözde reform tasarısıyla tarihe gömüyorsunuz."

Değerli arkadaşlarım, bir başka paragraf: "Bu söylediklerimi politika yapıyor diye düşünenlere sesleniyorum. Bu geçici 3 üncü maddeyle, sadece bir kuruluş değil, bir zihniyet, cezalandırılmak suretiyle tasfiye edilmek istenmektedir. 'Ben kamusal alan tanımam' çıkışıyla, iktidarın arkabahçesi olduğu işaretini veren Sayıştay Başkanının ısrarlı talep ve yanlış yönlendirmesiyle oluşturulan bu cezalandırma maddesi, üzülerek belirtmemiz gerekir ki, devlet adına büyük bir ayıp olarak tarihe geçecektir."

Evet, sanıyorum bir paragraf daha sunarsam yeterli olacak sayın milletvekilleri.

"Değerli arkadaşlar, bunun gelişigüzel, bilinçsiz bir şekilde yapılmadığına hiç kuşku yoktur. Yüksek Denetleme Kurulunda, bugün kurul üyesi olarak görev yapan iki müsteşar, bir müsteşar yardımcısı ve dört genel müdür bulunmaktadır. Diğer üyeler, yıllarca denetçilik ve başdenetçilik yaptıktan sonra, bu göreve gelmişlerdir. Bu kişilerin, yıllar sonra müsteşarlık, genel müdürlük gibi görevlerden sonra denetçilik yapmaları; yani, bu haksızlığı kabul etmeleri elbette mümkün değildir. İşte, bu haksız, hukuksuz düzenlemenin temel amacı, Yüksek Denetleme Kurulu başkan ve üyelerini, emekliliklerini istemeye zorlayarak tasfiye etmek ve yerlerine, KİT denetiminin Sayıştaya verilmesiyle artan iş hacmini sebep gösterip, alınacak yeni üye kadrolarına kendi adamlarını getirmektir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

KEMAL SAĞ (Devamla) - Evet Sayın Başkanım, tamamlayacağım.

Devam ediyorum: "Evet, bu devlet ayıbı, Yüksek Denetleme Kurulunun, çağdaş denetimin tüm tekniklerini bilen, aydın, çağdaş insanlarını Atatürk'ün kurduğu kurulla beraber tasfiye etmek amacıyla yapılmaktadır.

Yüksek Denetleme Kurulunun başkan ve üyeleri ile diğer meslek personeli, bu haksızlık karşısında onurlarını kurtarmak için elbette emekliliklerini isteyeceklerdir. Ama, bilinmelidir ki, yanlış hesap bir gün düzeltilecek, hak yerini bulacaktır.

Saygılarımla."

Bu mektup burada bitiyor.

Değerli milletvekilleri, bizim bu maddeye ilişkin bir önergemiz var. Biz, bu önergeyle, bu maddenin kaldırılmasını talep ediyoruz, umarım değerlendirmeye alırsınız.

Grubumun ve şahsımın görüşlerini açıkladım. Hepinizi, bu düşüncelerle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sağ.

Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın Telat Karapınar; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 349 sıra sayılı yasa tasarısının geçici 3 üncü maddesiyle ilgili görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.

Geçici 3 üncü madde, Yüksek Denetleme Kurulunun personel, araç, gereç ve her türlü taşınır ve taşınmaz mallarının ve bütçesinin Sayıştaya devredilmesiyle ilgili olup, yerinde bir düzenlemedir.

Bu konuda olumlu oy vereceğimi bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karapınar.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, sizin yanıtlamanızı istirham edeceğim.

Bakın, denetlemeyle ilgili önemli gündem maddelerinin konuşulduğu bir oturumdayız ve Türkiye'deki en saygın denetim kurumlarından bir tanesi Sayıştay. Demin, Sayın Bakan, yanılmıyorsam, kendisini yürütmenin bir üyesi olarak tanımladı ve yasama organının bir üyesi olarak bulunmadığını ima etti ve herhalde, bakanlığının görevi kapsamındaki bir benzetmeyle de, Meclise döndü "top sizde" dedi.

Top kimde Sayın Bakan? Top, Sayın Meclis Başkanı tarafından Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanına gönderildi. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi Afyon Milletvekili Sayın Sait Açba; Başkanvekili, Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu. Topun kimde olduğunu, devamını öğrenmek istiyor musunuz Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ben zaten başka birini söylemedim ki, Mecliste dedim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Evet, evet...

O top orada nasıl işleyecek Sayın Bakan? Niye, Sayıştay üyesi seçimini Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme getirmiyorsunuz? Niye bu kurumu tıkıyorsunuz? Böyle ucuz sözlerle kurtulmanız mümkün değil!

Saygılar sunuyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Muhatapları cevabını verir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Buyurun Sayın Mesut Özakcan.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanının, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısına atıfta bulunarak, İl Özel İdaresi Kanununu geri gönderdiğini söylediniz. Demek ki -açıklamanıza göre- Sayın Cumhurbaşkanımız, henüz gönderilmeyen tasarıyı bile okumuş, incelemiş. İl Özel İdaresi Kanununu okumadığı sonucuna nasıl vardınız Sayın Bakanım?

İkinci sorum: "Sayıştay konusunda top Türkiye Büyük Meclisinin, buyurun, top sizde" dediniz. Sayın Bakanım, Sayıştay üyelerinin belirlenmesiyle ilgili yazı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımızca, altı ay önce Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığımıza gönderilmiş. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak  -hem tek tek hem de toplu yazarak- Sayın Komisyon Başkanımızdan, Sayıştay üyelerinin belirlenmesiyle ilgili konunun gündeme alınmasını talep ettik; ancak, bugüne kadar komisyon gündemimize gelmedi. Bu durumda, acaba, merak ediyorum, top Yüce Mecliste mi; yoksa, görevini titizlikle yapan Sayın Komisyon Başkanımızın iradesini aşan başka bir güç, topu bir yerlere mi sakladı?!

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özakcan.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Biraz önce, Sayın Kemal Sağ, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanından aldığını ifade ettiği bir mektup...

KEMAL SAĞ (Adana) - Emekli başkan, Sayın Bakan, emekli başkan...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Ancak, o şekilde zabıtlara geçmiş olabilir...

KEMAL SAĞ (Adana) - Düzeltiyorum, emekli başkan, Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Tamam.

Çünkü, şu anda, bu görevi vekâleten yürüten arkadaşımız böyle bir mektup yazmadığını ifade etti; onun için sormuştum. Emekli başkansa, tabiî, bir diyeceğim yok.

Sayın Koç, benim, demin, yürütme organının bir mensubu olarak burada oturduğumu "yasama organının bir mensubu değil misiniz aynı zamanda" ifadesini kullandılar. Şu anda, burada, hükümeti temsilen bulunuyorum, bunu ifade etmek istedim; yani "yürütme organının bir mensubu olarak burada bulunuyorum" dedim.

Milletvekili arkadaşımız Sayın Mesut Bey de aynı konuya temas etti. Plan ve Bütçe Komisyonunda ise konu -Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız var- oradaki bir kanun tasarısının, teklifinin veya bir işin nasıl gündeme alınacağı İçtüzükte bellidir. Konunun, o süreç içerisinde çözümlenmesi lazım. "Niye bunu gündeme almıyorsunuz" sorusunun direkt muhatabı ben olamam; çünkü, Komisyonun Başkanı veya İçtüzüğe göre o komisyonun gündemini kimler yapacaksa, tabiî ki, onlar yapar; bu soruların muhatabı da direkt onlardır. Ben, bu bağlamda "top Meclistedir" derken, bunu ifade etmek istedim.

Bunun dışında, yine, Mesut Bey, İl Özel İdaresi Yasasının Sayın Cumhurbaşkanınca okunmamış olduğu şeklinde bir ifade kullandığımı ifade ettiler. Ben, demin, bir soru üzerine verdiğim cevapta da belirtmiştim; burada 49 maddesi görüşülen ve şimdi de görüşülmeye devam edilen kamu yönetimiyle ilgili tasarıda, millî eğitimle ilgili hizmetlerin merkezî yönetimin elinde bulunmaya devam edeceğini, bunun, Sayın Cumhurbaşkanımızca, bilinerek, geri gönderme gerekçesinin buna göre yazılmış olmasını düşündüğümü, herhalde bunun gözden kaçtığını ifade ettim; ama, gerekçeyi okuduğumuzda, buraya da atıfta bulunduğu için, mutlaka dikkatli şekilde incelenmiş olmalıydı anlamına kullandım. Herhalde, bu kadar bir değerlendirme yapmamı da yadırgamazsınız diye düşünüyorum.

Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre de işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Taner Yıldız

Mustafa Cumur

 

Ankara

Kayseri

Trabzon

 

A. Müfit Yetkin

 

Nusret Bayraktar

 

Şanlıurfa

 

İstanbul

"Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki taşınmaz malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa devredilmiştir."

"Sayıştay Genel Kurulu, bunlardan, yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra Sayıştayda altı yılını doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya yetkilidir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Kemal Kılıçdaroğlu

M. Akif Hamzaçebi

Oğuz Oyan

 

 

İstanbul

Trabzon

İzmir

 

Ali Dinçer

Muharrem Eskiyapan

Yüksel Çorbacıoğlu

 

Bursa

Kayseri

Artvin

"Yüksek Denetleme Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro şartı aranmaksızın Sayıştay Üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine getirilir."

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Okutacağım üçüncü önerge en aykırı önerge olup, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 3 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Ali Topuz

Kemal Sağ

Atilla Kart

 

 

İstanbul

Adana

Konya

 

Rasim Çakır

 

Mehmet Yıldırım

 

Edirne

 

Kastamonu

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN- Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN- Gerekçeyi mi okutayım, söz talebiniz mi var?

ALİ TOPUZ (İstanbul)- Gerekçe okunsun.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bildiğiniz gibi, Aralık 2003'te Mecliste yasalaşan Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Kanununda kamu kaynaklarının denetimi için "içdenetim-dış denetim" yapılanması getirilmiş, içdenetimin, kamu kurumlarında harcama öncesi ve sonrasında yerindelik denetimi yapacağı, dışdenetimin ise Sayıştay tarafından yerine getirileceği hüküm altına alınmıştı. Bu tasarıdan, bundan sonraki dönemde, Sayıştayın yerindelik denetiminden çok performans denetimine ağırlık vereceği anlaşılmaktadır. Nitekim, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında, Sayıştaya tek dışdenetim kuruluşu olma misyonunun yüklendiğini görüyoruz.

Birleşmeden beklenen sonuçların alınabilmesi için, Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yılda oluşan performans denetimi yöntem ve uygulamalarının Sayıştay bünyesine taşınması mutlaka sağlanmalıdır. Ne yazık ki, getirilen bu düzenlemede, buna yeterince özen gösterilmediği açıkça anlaşılıyor. Yüksek Denetleme Kurulu tarafından, TBMM adına yapılmakta olan denetim modelinde; KİT'ler malî, idarî, iktisadî, hukukî ve teknik yönden sürekli olarak idarî ve teknik denetçiler tarafından denetlenerek, kuruluşların kendilerine tahsis edilen kamu kaynaklarını, modern işletmecilik kurallarına göre, verimli, etkin ve tutumlu olarak kullanıp, kârlı bir şekilde çalışıp çalışmadıkları incelenmek suretiyle, ulaştıkları faaliyet sonuçları ve tespit edilen sorunlara ilişkin çözüm önerileri, geniş kapsamlı bir yıllık denetim raporu haline getirilerek, TBMM'ye sunulmaktadır. TBMM'de Komisyon çalışmaları sırasında, denetlenen kuruluşların yöneticileri ve ilgili bulundukları bakanlık temsilcileri ile Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu yetkilileri bulunur ve dinlenir.

Bilindiği üzere, Anayasanın 160 ıncı maddesinde, Sayıştayın denetim alanı, genel ve katma bütçeli idarelerle sınırlandırılmış, 165 inci madde hükmüyle de KİT'lerin denetiminin, Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılacağı hükme bağlanmış, maddenin gerekçesinde de, bu denetimin Yüksek Denetleme Kurulu raporları esas alınarak yapılacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeye rağmen, KİT'lerin denetiminin Anayasada görev alanının sadece genel ve katma bütçeli kuruluşların denetimi olarak belirlenen Sayıştaya verilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle, mevcut KİT denetim usul ve esaslarının korunması, hem anayasal bir zorunluluk hem de yönetimle denetimin, sağlıklı iletişimi açılarından gereklidir. Faaliyetleri ve tabi oldukları mevzuatları farklılık arz eden kurumların denetimi uzmanlık gerektirir. Yüksek Denetleme Kurulunda altmışbeş yıldır sürekli güncellenerek bugünkü şeklini alan denetim bilgi ve yöntemlerini Sayıştaya adapte etmeden, Sayıştayın kendisine yüklenen bu misyonu taşıması mümkün değildir.

Maddede yer alan bir başka yanlış da, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensupları ile Sayıştay meslek mensuplarının kazanılmış haklar bakımından dengesiz ve eşitliğe aykırı bir ayırıma tabi tutulmasıdır. Yüksek Denetleme Kurulunun Sayıştay ile birleştirilmesinde personelin özlük haklarının korunmasına ve meslek mensuplarının Yüksek Denetleme Kurulundaki hizmet sürelerinin değerlendirilmesine hiç önem verilmemiş; başkan ve üyeler, Bakanlar Kurulunca atanmaları bile dikkate alınmaksızın, unvan kaybına maruz bırakılarak uzman denetçi kadrolarına atanmış sayılmışlardır. Madde metninde olmayan; fakat, madde gerekçesinde, maddenin lafzına da aykırı ifadelerle, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarının bazı özlük haklarını kazanmaları için Sayıştayda üç ve altı yıllık süreleri çalışarak doldurmaları istenilmektedir. Maddede, Yüksek Denetleme Kurulu meslek mensuplarından onaltı yıldan otuz yılı aşan süreye kadar hizmeti bulunanların tümü, onaltı yıl hizmeti bulunan Sayıştay meslek mensupları ile aynı özlük haklarına sahip kılınmış, böylelikle önemli bir hak kaybına ve mağduriyete neden olunmuştur. Bakanlar Kurulu kararıyla Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine yapılan bir atamayı hiçe saymanın yakışık almadığı düşüncesindeyiz.

Bu düşünce ve tespitler sonucu, yasanın bu maddesinin çıkarılması görüşündeyiz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici madde 3'ün ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul) ve arkadaşları

"Yüksek Denetleme Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler, başka bir işleme gerek kalmaksızın ve kadro şartı aranmaksızın Sayıştay üyeliğine; başdenetçi, denetçi ve denetçi yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay Başkanınca yerine getirilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Söz mü istiyorsunuz efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Evet efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, aslında, söz almamın temel nedeni yaptığımız bir haksızlığı size bir daha sunmak içindir. Haksızlık şu: Sayıştay üyesi olmak için genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı, müsteşarlık yapmak gibi kurallar var; belli bir süre kamuda çalışma var ve onlar seçilebiliyorlar. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesi olmak için de, yine, en az genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı veya müsteşarlık görevlerini yapmak gerekiyor. Dolayısıyla, atanma şekilleri dışında, kurumlar itibariyle aynı insanlar bunlar. Şimdi, biz, bu tasarıyla, Bakanlar Kurulu kararıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine atananları Sayıştaya normal denetçi diye tayin ediyoruz.

Ben, sadece, yaptığınız işin ne kadar haksız ve Parlamentonun da ne kadar duyarsız olduğunu, insan haklarıyla bu denli oynamaya, acaba, bizim hakkımızın olup olmadığını bilgilerinize sunmak için söz aldım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı"nın geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve hizmet binası dışındaki taşınmaz malları ve bütçesi Sayıştaya, hizmet binası ise Başbakanlığa devredilmiştir."

"Sayıştay Genel Kurulu, bunlardan, yaşları itibariyle birinci sınıfa ayrıldıktan sonra Sayıştayda altı yılını doldurmaları mümkün olmayanlar için bu süreyi kısaltmaya yetkilidir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun, yoksa, söz talebiniz mi var?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Başbakanlık, hizmetlerini, merkez binası dışında, bazılarına kira ödediği dört farklı yerde bulunan binalarda yerine getirmektedir. Bu binaların bir kısmı hizmet binası şeklinde inşa edilmediğinden, hizmetin yerine getirilmesinde aksamalar da yaşanmaktadır. Merkez binası dışındaki birimlerin tek yerde toplanması ve hizmette verimliliğin artırılması amacıyla değişiklik önerilmektedir.

Ayrıca, geçici 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre, Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin hususların 832 sayılı Kanun çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca belirlenmesi öngörülmektedir. Buna göre, belirtilen kişilerin bazı malî hakları kazanması için tamamlanması gereken süreler bakımından daha önceki hizmet sürelerine bakılmadan Sayıştayda geçecek hizmet sürelerinin esas alınması gerekmektedir. Ancak, bu durumda bulunan kişilerden mecburî emeklilik yaşı olan 65 yaşına kadar altı yıllık süreyi tamamlaması mümkün olmayanlar düşünülerek, Sayıştay Genel Kuruluna söz konusu süreyi kısaltma yetkisinin verilmesinde fayda bulunmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, İçtüzüğün 57 nci maddesine göre yoklama yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN - Efendim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Oylamaya geçtiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Başkan, Sayın Topuz, ben oylama işlemini başlatmıştım "kabul edenler" dedim, siz ayağa kalktınız. Bir dahaki maddenin oylamasında talep edersiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, madde oylamasına geçmeden biz ayağa kalktık ve yoklama istedik.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Devletin temel nizamını değiştiren yasa yapılıyor.

BAŞKAN - Sayın Topuz, arkadaşlarımın tespiti de benim gibi. Ben, önergeden sonra "maddeyi kabul edenler" şeklinde söyledikten sonra siz ayağa kalktınız.

Bir dahaki madde oylamasında talep edersiniz.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

...Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.

Geçici 4 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 4. - 23 üncü maddede öngörülen Bakanlar Kurulu kararı üç ay içinde çıkarılır. 23 üncü maddede sözü edilen bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurt dışı teşkilatı bu kararnameye göre yapılacak görevlendirmelerin tamamlanmasına kadar görevlerine devam ederler.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Reform Yasası Tasarısının geçici 4 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum, daha sonra  kişisel görüşlerimi de sunmaya çalışacağım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, bildiğiniz gibi, devletimizin temel yapısını değiştirmeyi hedefleyen bir tasarıdır. O bakımdan, bu tasarının kusursuz olması, Türkiye'yi gerçekten çağdaş bir ülke haline  her açıdan getirmesi önem taşıyor.

Arkadaşlarımız çeşitli eleştirilerde bulundular. Biz de daha önceki görüşmelerde görüşlerimizi açıklamıştık. Bu yasa tasarısının Anayasaya aykırı olduğunu söyleyen arkadaşlarımız oldu; bu yasa tasarısının çağdaş ülkelerin normlarıyla bağdaşmadığını söyleyen arkadaşlarımız oldu; ama, şu anda gündemimizde olan maddenin, yani, geçici 4 üncü maddenin ve onunla bağlantılı olan tasarının 23 üncü maddesinin bir başka özelliği var; onu bu vesileyle huzurunuzda dikkatinize getirmek istiyorum.

Bu madde, uygulanması mümkün olmayan bir maddedir. Sayın Bakan biraz önce çok haklı olarak "herkes hata yapabilir" dedi; işte, bu madde, gerçekten ne kadar büyük bir hata yapılabileceğinin çok tipik bir örneğidir. Eğer, bu yasa tasarısı Avrupa Uyum Komisyonuna gelmiş  olsaydı, biz orada bunu irdeleyecektik, diğer ülkelerin uygulamalarını da dikkate alacaktık ve bu görüşlerimizi orada da kayda geçirecektik ve belki, bu hatanın yapılmasını önleyecektik. 

Değerli arkadaşlar, geçici 4 üncü maddede ne deniliyor: "Bakanlar Kurulu, 23 üncü maddede öngörülen kararı üç ay içinde çıkaracaktır." Nasıl bir karar çıkaracak; 23 üncü maddede  deniliyor ki:"Bakanlıklar ile  diğer kamu kurum ve kuruluşlarından hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulunca kararlaştırılır." Yani, bunu kararlaştıracak. Bakanlar Kurulu, üç ay içinde böyle bir karar alacak; şu kurum ve kuruluşlarımızın yurtdışında temsilcilik açmaları, hizmet götürmeleri için karar alacak.

Peki, değerli arkadaşlarım, 23 üncü maddede başka ne deniliyor: "Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları atanamaz ve görevlendirilemez." Yani, hangi alanlarda dıştemsilci atanacaksa, o alanlarda, ilgili bakanlıkların, kuruluşların temsilcileri görev yapacak; o görevlere Dışişleri memurları atanamayacak ve Dışişleri memurları görevlendirilemeyecek.

Şimdi, ben, size bir bilgi vermek istiyorum: Şu anda, Türkiye'nin, yurtdışında 93 tane büyükelçiliği, 11 tane daimî temsilciliği, 60 tane de konsolosluğu var. Buralarda görevli müşavir sayısı, aşağı yukarı şöyle: Hazinenin 42 tane, Basın Yayının 26 tane, Devlet Planlamanın 7 tane, Dış Ticaretin 84 tane, Millî Eğitim Bakanlığının 46 tane, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 43 tane var vesaire...

Şimdi, soruyorum arkadaşlar: Bu müşavirliklerin bulunmadığı ülkelerde, devlet, bu hizmeti nasıl yapacaktır? Bütün dış temsilciliklerimizde, Dışişleri memurları var ve şu anda bu görevi bu arkadaşlar yapıyor. Siz, hayır yapamazlar, bu görevlere atanamazlar ve bu görevlerle görevlendirilemezler diyorsunuz. Peki, bu hizmetleri kim yapacak? Bu hizmetleri durduracak mısınız; yani, Millî Eğitim müşavirinin olmadığı bir ülkede böyle bir konu ortaya çıktığında, bir vatandaşımızın Millî Eğitimle ilgili bir talebi olduğunda bu hizmeti kim yapacak; Dışişleri memurundan başka yapabilecek kimse var mı?! Nasıl yasaklayabilirsiniz Dışişleri memurlarının bu görevleri yapmasını?! Bu, devleti, o ülkelerde durdurmak demektir, devleti çalışamaz hale getirmek demektir.

Şunu soruyorum Sayın Bakana: Bu kadar araştırma yaptınız böyle bir kanun tasarısını hazırlamak için de, eminim ki, çok değerli uzmanlarınız dünyanın çeşitli ülkelerinin mevzuatını incelediler, hangi ülkenin mevzuatında böyle bir hüküm buldunuz?! Hangi ülkenin Dışişleri Bakanlığı memurlarının, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir devlet görevini yapmaları yasaklanmıştır?! Bunu ilk defa biz yapıyoruz. İlk defa Türkiye Cumhuriyeti, Türk diplomatlarına, dünyanın belli ülkelerinde, belli dış hizmetleri yapmayı yasaklıyor. Bu 23 üncü maddenin başka bir anlamı yok, başka bir anlamı olamaz. Bu görevlerde Bakanlar Kurulunun tayin edeceği kuruluşlar görev yapar, onların atayacağı insanlar Dışişleri kadrolarında görev yapar, zinhar, Dışişleri mensupları bu görevleri yapamaz deniliyor.

Değerli arkadaşlar, bu, eğer, bir hatanın mahsulüyse, unutulmuş bir noktaysa, dikkatten kaçmışsa, anlayışla karışlanabilir. Hükümeti uyarıyoruz; lütfen, derhal bunu düzeltiniz, derhal bu maddeyi düzeltiniz, geri çekiniz, gerekli önlemi alınız; ama, yapmazsanız, gerçekten, bu, tarihe büyük bir hata olarak geçecektir, Yüce Meclisin bile bile yaptığı -çünkü, uyarıyoruz- bir hata olarak geçecektir. Yalnız hükümetin değil, bizim de ortak kusurumuz olarak geçecektir. Dışişleri memurlarını bu hizmeti yapmaktan men etmek, onlara bu hizmeti yasaklamak, gerçekten, devlete verebileceğimiz büyük bir zarardır. Sayın Bakanı uyarıyorum, bunu eğer düzeltirse, gerçekten, önemli bir katkı sağlamış olacak.

Değerli arkadaşlarım, Dışişleri memurlarından bahsederken bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Dışişleri Bakanlığı, bizim arkamızdaki Osmanlının kuruluşundan sayarsak, yediyüz yıllık devlet geleneğini temsil ediyor, bu arkadaşlarımız seksen yıllık cumhuriyet geleneğini temsil ediyor ve Dışişleri Bakanlığının yapısı, teşkilatı, görevleri çok dikkatle düzenlenmiştir. Bugün, Dışişleri Bakanlığının çalışmalarını, personelinin faaliyetlerini düzenleyen yasalar, uzun yılların tecrübesinin mahsulüdür. O bakımdan, hükümeti, bu konularda çok dikkatli olmaya davet ediyoruz.

Şimdi, basında yer alan haberleri görüyoruz. Bu haberlere baktığımız zaman, öyle anlıyoruz ki, Dışişlerinin yapısını, çalışmasını, personelinin durumunu kökten etkileyecek birtakım teşebbüsler söz konusudur. Bu tasarının içinde de var; yurtdışına atanacak başka bakanlık mensuplarını Dışişleri Bakanlığının kadrolarında görevlendireceğiz diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bunu Dışişlerine sordunuz mu? Dışişleri Bakanlığının uzmanları teknik bilgi verdiler mi size? Şimdiye kadarki hükümetler niçin bunu yapmamış acaba? Niçin şimdiye kadar kimsenin aklına gelmemiş de, şimdi bizim aklımıza geliyor? Bunun sakıncalarını düşündünüz mü?

Geçmişte bir iki örneği var. Bir iki defa, başka bir kuruluşun mensupları, yurtdışındaki milletlerarası bir kuruluşta görevlendirilmeleri için, önce Dışişleri kadrosunda görevlendirilmişler, sonra yurtdışına atanmışlar. Sonra bunun doğurabildiği sıkıntıları size anlatamam. Bu arkadaşlarımız, görevleri bitince perişan olmuşlardır. Bakanlık kadrosunda çalışamazlar; çünkü, o göreve tekabül eden bir Dışişleri hizmeti yok. Eski görevine iade etmek istiyorsunuz, o bakanlık ben almam diyor. İnsanlar ortada kalmıştır. Çok değerli uzmanlarımız gerçekten perişan olmuşlardır.

İşte, bu gibi tecrübelere dayanarak, Dışişleri Bakanlığı, öteden beri, daima, başka kuruluşların mensuplarının, Dışişleri kadrolarından değil de, kendi bakanlıklarının kadrolarından yurtdışına atanmalarını önermiştir, uygulama bu yönde olmuştur. Gayet tabiî ki, yurtdışındaki büyükelçilerimiz, yurtdışındaki misyon şeflerimiz onların sicil amiridir, onların çalışmalarını denetler, faaliyetlerini gözetir. Bütün bunları, biz, her zaman yaparız; ama, bunları Dışişleri kadrosuna soktuğunuz zaman, bileceksiniz ki, çok büyük bir sıkıntıyı davet ediyorsunuz.

Aranızda bu işin uzmanları vardır; her iki partide de vardır. Ben eminim ki, bu işlerle uğraşmış arkadaşlarımız vardır. Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: Bu gibi önemli değişiklikleri yaparken, lütfen, ilgili kuruluşlara danışınız, ilgili kuruluşların görüşlerini alınız; onlar size teknik yönden izah etsinler, yapılan iş doğru mudur yanlış mıdır, eksik midir, ne sıkıntılar yaratabilir, hangi sorunları birlikte getirebilir.

İşte, ben, bunları, Yüce Meclisin dikkatine getirmek istiyorum, hükümetin dikkatine getirmek istiyorum.

Çok değerli arkadaşlar, şimdi, bu vesileyle yine, bu personelle ilgili gazetelere de yansıyan bir konuyu Yüce Meclisin dikkatine sunmak istiyorum, Sayın Bakanın dikkatine sunmak istiyorum. Öyle anlaşılıyor ki, bu hükümet zamanında başlamasa bile, bu hükümet zamanında devam eden bir uygulama var. Bu uygulama şudur: Dışişleri Bakanlığında göreve alınacak insanlara psikolojik test uygulanıyor. Neymiş bu psikolojik test? Ben, bu konuda, Sayın Dışişleri Bakanına bir soru önergesi yönelttim. Kendisinden resmî cevap alamadım; ama, basın yoluyla, bize "bizden önce başlamıştır, başka ülkelerden, Amerika'dan örnek alınmıştır ve biz, bu şekilde, geçmiş bir uygulamayı sürdürüyoruz" şeklinde kısa bir cevap verdi.

Şimdi, hükümetimize böyle cevapları yakıştıramıyoruz. Hükümet şunu dese, eğer, evet biz de inceledik, çok da doğru olduğuna kanaat getirdik, çok isabetlidir, faydalıdır, buna kanaat getirdik, onun için uyguluyoruz. Yoksa, sizden önce başlamış olması yeterli bir gerekçe değil. Eğer, doğru bir şey ise, gayet tabiî ki, sürdüreceksiniz, içerisinde yanlışlar varsa, o zaman, bu yanlışları düzelteceksiniz.

Şimdi, Sayın Bakan, biraz aceleyle cevap verme telaşına düştüğünden, kendini çok zor durumda bırakmıştır. Şunun için: "Bu testi Amerika'dan aldık" diyor. Değerli arkadaşlarım, Amerika'da, Minnesota testi dedikleri, MMP1 adıyla anılan bu test, 1943 yılında uygulanmaya başlanmış ve bu test, önce akıl hastaneleri için düşünülmüş, oradaki psikiyatrik tedavi sistemlerinde uygulanmak için düşünülmüş, daha sonra polisliğe alınırken, buna benzer uygulamalarda da, bu test uygulanmış; fakat, belki Sayın Bakana bu bilgi ulaşmadı, bu testin uygulanması Amerika'da müthiş bir tepki uyandırmış. Müthiş tepki uyandırmış; çünkü, bu teste, insanların inançlarıyla ilgili bilgiler soruluyor. Şimdi, Türkçeye birisi tercüme etmiş -kim etmişse- orijinal metninde şu sorular var; yani, "Amerika'dan aldık" diyor ya, Amerika'da şu sorular var: "Hazreti İsa'nın kutsal üçlüde ikinci sırada geldiğine inanır mısınız? Peygamberlerin öğretilerine inanıyor musunuz? Kiliseye sık gider misiniz? İncil'i sık okur musunuz?" Bizdeki soruda "Kur’an'ı haftada kaç defa okursunuz" deniliyor. Belli ki buradan tercüme edilmiş. Ve diyorlar ki: "Ne var bunda. İşte Amerika yapıyor, biz de yapıyoruz." Bilmedikleri şu: Değerli arkadaşlarım, bu test Amerika'da iptal edilmiş biliyor musunuz? Bu test Amerika'da iptal edilmiş. O kadar tepki gelmiş ki, o kadar davalar açılmış ki, devlet bazı yerlerde bu test uygulandığı için dava açan insanlara tazminat ödemek zorunda kalmış. Şimdi sizi de dava ederlerse ne yapacaksınız? Mesela, Amerika'da Delaware Polis Dairesinde 1998 yılında bu teste giren Donovan Hawkins isimli bir zat devleti dava ediyor: "Sizin hakkınız yok benim inançlarım hakkında soru sormaya. Bu Tanrı ile benim aramda bir iş, sizi ne alakadar ediyor, nasıl sorarsınız bu soruyu" diyor, dava ediyor ve devlet sonunda bakıyor davayı kaybedecek, uzlaşma yoluna gidiyor, 50 000 dolar tazminat ödüyor. Şimdi o yüzden bu test yürürlükten kaldırılmış. 1998 yılında yeni bir test uygulanmış. Yeni testte bu sorular yok. Yani, yeni testte "haftada kaç defa İncil okursunuz", "kiliseye kaç defa gidersiniz" gibi sorular yok. İşte onun için biz Sayın Dışişleri Bakanımıza tavsiye ediyoruz; bu gibi sorularla muhatap olduğunda, hemen böyle bir refleksle cevap vermek yerine, biraz incelesin, biraz araştırsın, biraz uzmanlara sorsun. Bir psikoloji uzmanının yaptığı bir hatayı siyasî bir sorumlu olarak Sayın Bakanın üstlenmesi şart değil. O konuda, rica ediyoruz, daha dikkatli değerlendiriniz, kendinizi, hükümetinizi güç duruma düşürmeyiniz.

Efendim, yeni yapılan Amerikan testi mükemmel mi; değil. Bizce, onun içinde de bizim Anayasamızla bağdaşmayan hükümler var. Yani, bir testi Amerikalılar yaptı diye mutlaka uygulamak zorunda mıyız biz? Bizim tavsiyemiz, ülkemizin Anayasasıyla bağdaşmayan, çağdaş devlet anlayışıyla bağdaşmayan, laiklik zihniyetiyle bağdaşmayan uygulamalardan kaçınmalarıdır; bunu, bu vesileyle hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sayın Öymen; sözlerinizi toparlar mısınız.

Buyurun.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Sayın Başkan, bu vesileyle, birkaç cümleyle daha kişisel görüşlerimi de açıklama fırsatı verirseniz, bir noktaya daha değinip tamamlayayım.

Bir de, gazetelere intikal eden bilgilere göre, bazı uzmanlar Dışişleri Bakanlığından görevlendiriliyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle ilgili olarak yürütülen davalarla ilgili bazı uzmanların görevlendirildiği söyleniyor ve bu uzmanların kişisel eğilimlerinin, bizim Anayasamızın öngördüğü laik devlet anlayışıyla bağdaşmadığına dair bazı bilgiler gazetelerde yer alıyor.

Bu konuda da hükümeti uyarıyoruz, bu konuda da dikkatinizi çekiyoruz; çünkü, değerli arkadaşlarım, biz, şimdiye kadar hiçbir Avrupa Konseyi üyesi ülkenin yapmadığı bir hatayı yaptık; geçen sene, bu türbanla ilgili olarak devleti dava eden bir şahsa karşı, devletin verdiği savunmayı geri çektirdik siyasî kararla. Devletiniz, şimdiye kadar savunduğumuz görüşler doğrultusunda davacıya karşı Türkiye'nin görüşlerini savunuyor; siz, daha sonra, hükümet olarak talimat gönderiyorsunuz, devletin savunmasını geri çektiriyorsunuz ve yerine de hiçbir savunma göndermiyorsunuz. İşte, şimdi bu konuyla görevlendirilecek makama, bu konuda savunma yapacak göreve, bu alanda devletimizin laik anlayışıyla bağdaşmayan fikirleri savunduğuna dair ciddî iddialar olan bir insanı atamaya çalışıyorsunuz.

Sayın Bakanı uyarıyoruz, hükümeti uyarıyoruz; bu yola gitmeyiniz. Türban konusundaki görüşlerinizi biliyoruz, siz de bizim görüşlerimizi biliyorsunuz. Biz, Anayasamızın hâkim, amir hükümlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz, devletimizi yüksek mahkemelerinin görüşlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. O bakımdan, bu görüşlere ters düşecek uzmanları devlette görevlendirdiğiniz ve bu alanlarda onlara sorumluluk verdiğiniz takdirde siz de uyarıyoruz, bu sorumluluğun altında kalırsınız; onun için, bir kere daha burada uyarı görevimizi yapmak istiyoruz; lütfen, bu konularda dikkatli olunuz, devletimizin yediyüz yıldan beri devam eden, cumhuriyetimizin seksen yıldan beri devam eden geleneklerini bozmayınız, bütün içpolitika tartışmalarının dışında kalan Dışişleri Bakanlığını, lütfen, politikaya sokmayınız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öymen.

Şahısları adına, İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının geçici 4 üncü maddesi üzerinde, şahsım adına görüşlerimi Yüce Heyetinize açıklamak üzere söz aldım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz geçici 4 üncü madde, 23 üncü maddede belirlenen bakanlık ve diğer kamu kuruluşlarının yurtdışı teşkilatının düzenlenmesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararının üç ay içerisinde çıkarılmasını ve yurtdışında çalışan personelin yeni yasaya göre görevlendirmelerinin yapılmasına kadar görevlerine devam etmelerini içeriyor.

Aynı temsilcilikte faaliyet gösteren çeşitli bakanlık ve kuruluş temsilcileri arasında koordinasyon sağlanamamakta, bu durum, Dışişleri Bakanlığının görevlerini aksatmaktadır. Yurtdışı temsilciliklerde yapılan işin hangi noktalarda kesiştiği veya birbirinden ayrıldığı açıkça belirlenememektedir. Bu maddeyle, çokbaşlılık ortadan kalkacak, bir disiplin sağlanacaktır. Ayrıca, yaklaşık 7 000 kamu görevlisi sürekli, geçici veya sözleşmeli olarak yurtdışında görev yapmaktadır. Dışişleri Bakanlığı dışında kalan yaklaşık 3 000 bakanlık ve kuruluş temsilcisi personel bulunmaktadır. Bunlara ödenen meblağ ise, 100 000 000 dolarlarla ifade edilmektedir.

Kuşkusuz, bir ülkenin yurtdışında en iyi şekilde temsili fevkalade önemli bir konudur. Ancak, en iyi temsil, çok sayıda temsilcilik ve personelle mümkündür anlayışı da, maalesef, doğru değildir. 23 üncü ve geçici 4 üncü maddeler bile tek başına böyle bir yasaya ne kadar gerek duyulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sadece bir tek örnek vermek istiyorum: Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün yurtdışında görevlendirdiği basın ataşeleri vardır. Basın ataşelikleri iletişim teknolojisinin geri olduğu yıllarda ihdas edilmişler, görevli oldukları ülkelerde bizim hakkımızda çıkan haber ve yazıları Ankara'ya iletmekle görevlendirilmişlerdir. Bugün basın ataşeleri halen görev yapmaya devam etmektedirler. Halbuki, internetin gelişmesiyle birlikte bütün yazılı ya da görsel medyayı oturduğunuz yerden takip etmeniz mümkün olabilmektedir, aynen bizlerin yaptığı gibi. Zaten Enformasyon Genel Müdürlüğümüzde de böyle bir birim kurulmuştur. Anlaşılacağı üzere basın ataşeliği görevine de artık gerek kalmamıştır.

Sayın milletvekilleri, bu tasarı, verdiğim örnekte olduğu gibi yönetim sistemimizi zamanın gereklerine göre yeniden düzenlemeyi amaçlamaktadır. Biz zamanın gereklerinden bahsediyoruz; ilerlemeden, gelişmeden, halkımızın refah ve mutluluğundan bahsediyoruz; yerel yönetimlere yetki devrinden, demokrasinin güçlendirilmesinden bahsediyoruz; hızlı, verimli ve etkin bir kamu hizmeti anlayışından bahsediyoruz. Biz diyoruz ki, gelin, bizim ülkemiz de, diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi, verdiği hizmetleriyle vatandaşını tatmin eden bir ülke olsun. Söylediğimiz de yapmaya çalıştığımız da budur.

Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Sayın Nuri Akbulut, buyurun.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tasarının 23 üncü maddesi, Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kuramayacaklarını amirdir. Yine, konuyla ilgili olarak, Bakanlar Kurulunun ilgili düzenlemeyi yapacağı belirtilmektedir.

Ben, Sayın Bakanımızdan şu hususun sorulmasını arzu ediyorum: Sayın Bakanım, kanunun yürürlüğe girmesiyle Bakanlar Kurulu kararı arasında bir zaman geçeceği ve mahzuru olacağı ifade ediliyor. Oysa, kanunun yürürlüğe girmesiyle, uygulamaya konu Bakanlar Kurulu kararı arasında geçecek sürede, ilgili yurtdışı teşkilatlarının görevlerine devam edecek olması, boşluk olacağı endişesini gidermiyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akbulut.

Sayın Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bu madde, tasarının daha önce görüşülen 23 üncü maddesiyle de bağlantılı bir madde.

23 üncü maddede, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ben, görüşmenin yapıldığı tarihte, 58 inci Birleşim, 26 Şubat 2004 Perşembe günü görüşlerimi ifade etmiştim. Sayın Bakanda da -kendi ifadeleriyle- tutanaklar olduğuna göre, oradan da izleme fırsatı bulabilir söylediklerim dışında.

23 üncü madde, devletin yurtdışı hizmetlerinin sunulmasında, bugünkü uygulamaya nazaran köklü değişiklikler getiren bir maddeydi. Halen, Türkiye Cumhuriyetinin dış ilişkilerini ne şekilde yürüteceği, milletlerarası ilişkilerin yürütülmesi ve koordinasyonu hakkında, 5 Mayıs 1969 tarihli ve 1173 sayılı Kanunla düzenlenmiş bir geleneğimiz var, bir yasal uygulamamız var. Ayrıca, bir de, kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kurması hakkında, 12 Aralık 1983 tarih ve 189 sayılı Kanun Hükmünde Kararname bulunmaktadır.

Değişik kereler, yurtdışında, hem Avrupa Birliği Uyum Komisyonu hem Karma Parlamento Komisyonu üyesi olarak, değişik ziyaretlerde, Türkiye'nin ulusal hedefleri doğrultusunda, Cumhuriyet Halk Partisi adına ben de son dönemlerde görev yaptım. Bir tespitimi Sayın Bakanla paylaşmak istiyorum.

Şimdi, burada, Dışişleri mensuplarının; yani, pek çok ülkedeki büyükelçiliğimizde ve başkonsolosluğumuzda, o, son 1983 tarihli kararnameyle belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri yok. Bunlar, Dışişleri mensuplarımız, oradaki memurlarımız tarafından, yerine konularak yürütülmekte.

Şimdi, Avrupa Birliği sürecinde önemli bir kavşağa gelmiş bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız. Bu, benim, genel duyarlılık açısından bir istirhamım. Şimdi, geniş bir kadrolaşma imkânı olacak. Bunu, bir kere daha tutanaklara geçmesi açısından da ifade ediyorum. Bu atamalarda -lütfen- atandığı görevin gereğini yapacak ve o ülkede, Türkiye'yi, yabancı dil bilgisiyle ve genel görgü kuralları içerisinde temsil edecek yetenekte kişilerin atanması son derece önemli.

Değerli arkadaşlarım, bunu niye söylüyorum, herhangi bir aksaklık gördüğüm için mi; bazı yerlerde var, bunları teslim etmek gerekiyor.

BAŞKAN - Sorunuz geliyor değil mi Sayın Koç?

HALUK KOÇ (Samsun) - Sorum geliyor; başka soru soran olmadığı için, 1 dakika 5 saniyem var.

BAŞKAN - Var, başka soru sormak isteyen milletvekili var.

HALUK KOÇ (Samsun) - Peki. Bu konudaki duyarlılık bakımından, birtakım kadro şeyleri vardı onları söyleyecektim, daha sonra ifade ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Mustafa Özyurt, buyurun.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Ben, sabahtan beri soru sormak istiyordum, şimdi sıra geldi; kusura bakmayın.

BAŞKAN - Onun için Haluk Beye müdahale ettim.

Buyurun.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sağ olun.

İkimiz de akademik çevreden geldiğimiz için, Sayın Komisyon Başkanıma soru sormak istiyorum. Yerel yönetimlere devredilen bu yetkiler, gerçekten içine siniyor mu ve bir hoca olarak, ders anlattığı öğrencileriyle karşılaştığı zaman "hocam ne yaptınız" dediklerinde, acaba kafasında bir soru işareti oluşacak mı oluşmayacak mı? Bu soruyu, elini vicdanına koyarak cevaplandırmasını istiyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

5 dakikalık süre bitti.

Sayın Bakan önce siz mi, Komisyon Başkanımız mı?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Cevap verecek misiniz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Vereceğim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - O zaman buyurun.

BAŞKAN - Sayın Başkan, buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Efendim, benzeri soru, sabah da Sayın Haluk Koç tarafından soruldu. Tabiî, benim elim her zaman vicdanımda. Bunu samimî olarak söylüyorum. Aslında, akademisyen olarak benim gönlümden geçen -her zaman bunu beyan ettiğim için, burada da söylüyorum- bu konuda Anayasada ciddî bir değişiklik yaparak bunları yapmaktı. Bunun doğrusu budur, sağlıklı olan da budur; bunu her zaman söylüyoruz. Komisyonda, gerek hükümeti gerek diğer yetkilileri bu konuda çok da ikaz ettim. Onlar da buna dikkat etti ve mevcut bu metni, mümkün olduğu kadar, Anayasaya aykırı olmayacak şekilde getirmeye çalıştık. Sabah da söyledim, Anayasaya aykırılığı noktasında, hakikaten, böyle, ciddî kuşku duyduğum belirgin durum olduğu zaman, ben, mümkün olduğu kadar, her zaman, önerge vererek, destekleyerek -komisyondaki arkadaşlarımız bunu biliyorlar- buna müdahale ettim; ama, biliyorsunuz, bu yasalar, çok zor yasalar zaten. Yani, kamu reformu yasaları Fransa'da 1982'de çıktığı zaman da, zabıtlara bakın, orada da bu tür tartışmalar olmuş hep. Yani, ilk defa bizde olan bir mesele değil. Belki, yıllardan beri yapılamayan bir değişiklik bugün yapıldığı için böyle bir sorun yaşanıyor; ama, her iki partimizin yetkilileri bir araya gelelim, Anayasayı değiştirerek, daha geniş yetkili bir reform paketini beraber geçirelim diyorum; yoksa, gerçekten, burada, Anayasaya çok açık aykırılık gördüğüm bir şey olsa, ben "burası böyle olmaz" şeklinde söylerim. Zaten, bunu denetleyecek daha başka makamlar da, malumunuz Anayasa Mahkememiz, Cumhurbaşkanlığı bulunuyor. O açıdan, hocama, böyle cevap vermek istiyorum.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, ben  de, kısaca, kalan sürede arkadaşlarımızın sorularını cevaplandırmaya çalışayım.

Önce, Sayın Onur Öymen, demin yapmış olduğu konuşma esnasında da bana bir iki soru tevcih ettiler; o bakımdan, oradan başlamak istiyorum. Aynı zamanda, biraz önce soru soran arkadaşlarımız da aşağı yukarı Sayın Öymen'in dile getirdiği hususlarla ilgili sorular yönelttiler. Görüşmekte olduğumuz geçici 4 üncü madde, biraz önce de ifade edildiği gibi, bu tasarının, daha önce görüşüp kabul ettiğimiz 23 üncü maddesiyle doğrudan bağlantılı. 23 üncü madde yurtdışı hizmetlerinin yürütülmesiyle ilgili bir maddedir. Bizim ülkemizin yurtdışında büyükelçilikleri var, başkonsoloslukları var, dıştemsilcilikleri var. Bu tasarı, bunlarla ilgili yeni bir bakış açısı getiriyor; Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları yurtdışı teşkilatı kuramazlar demek istiyor. Peki, kuramazlarsa, mevcutlar ne olacak? Tabiî, bu, mevcutları kaldırıyor; ancak, şimdi, geçici 4 üncü maddeyle birleştirirsek, deniliyor ki: "Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarından hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir. Peki, ne zaman verilecek bu Bakanlar Kurulu kararı; bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde verilecek demek istiyor. Teşkilat mı olacak bunlar; hayır, bizim oralardaki Dışişleri Bakanlığımızın büyükelçilikleri, konsoloslukları nezdinde görev yapacaklar.

Sayın Onur Öymen'in üstüne basarak ifade ettiği husus şu: Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları atanamaz ve görevlendirilemezler. Buradan hareketle bazı değerlendirmelerde bulundu. Hangi görevlere atanamazlar?.. Zaten bu maddenin içerisinde var; kamu kurum ve kuruluşları personelinin Dışişleri Bakanlığı kadrolarına belirli süreler olarak görevlendirecekleri personelin yerine bunlar atanamazlar. Yani, oraya atanacak olan bu personel, mutlaka, o kamu kurum ve kuruluşu tarafından seçilecek. Dolayısıyla, Dışişleri Bakanlığı personeli buralara atanamayacak. Peki, yurtdışı temsilciliğimizde, örneğin, Millî Eğitim Bakanlığının atayacağı bir kişi yoksa ne olacak, bu görev yapılmayacak mı? Sayın Onur Öymen onu ifade ettiler. Burada, maddede "atanamazlar ve görevlendirilemezler" diyor; kamu kurum ve kuruluşlarının kendi bünyelerinden görevlendirilecekleri o pozisyonlara atanamazlar. Eğer orada ilgili hizmeti yapacak bir kamu kuruluşunun temsilcisi yoksa, o görev, şüphesiz ki, bizim oradaki elemanlarımız tarafından, şimdi olduğu gibi, yerine getirilecektir. Dolayısıyla, burada herhangi bir boşluk söz konusu değildir, bir endişeye de gerek yoktur.

Biraz önce Sayın Koç da ifade etti, Dışişleri Bakanlığı da, diğer kamu kurum ve kuruluşları da personellerini atarken, ülkemizdeki mevcut yasalara göre atama yapar. Objektif kriterler vardır. Hangi göreve hangi nitelikte insanlar atanacaktır, bunlarda hangi şartlar aranır, bu, yasalarımızda bellidir. Biz, herhangi bir göreve getireceğimiz kişide, yasalar çerçevesi içerisinde objektif kriterlere göre hareket ederiz, sübjektif kriterlere göre hareket etmek, demokratik toplumların ve devletlerin görevi değildir.

Sayın Öymen, sübjektif değerlendirmeler de yapın demek istedi. Kendisine bunu yakıştıramadığımı ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin.

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Öymen, bir şey mi söyleyeceksiniz?

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Bakan sübjektif değerlendirmelerle ilgili bir atıfta bulunduğumu söyledi, bir sataşma oldu...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Eğer "objektif" derseniz, sözlerimi geri alırım.

BAŞKAN - Siz de, sataşmadan söz istiyorsunuz...

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Evet efendim, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN - Peki, buyurun.

VII. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanın bu sözlerini biraz yadırgadığımı ifade etmek zorundayım. Bir kere, işin özü itibariyle,  Sayın Bakanın demin yaptığı açıklama, benim sözlerime bir cevap teşkil etmiyor. Çok açık bir şekilde "görevlendirilemez" deniliyor. Ne demek görevlendirilemez? Diyelim ki, bir büyükelçilikte Millî Eğitim Bakanlığı kadrosu var; fakat, Millî Eğitim Bakanlığı oraya bir atama yapmamış -bugün de birçok kadro boş- kim yapacak o görevi? O göreve "görevlendirilemez"  demek, diplomatların o görevi yapmasına engel olan bir hükümdür. Bunu yapamazsınız diyoruz. Şu soruyu sordum: Bunu yapan bir ülke var mı dünyada; buna benzer bir hükmü içeren bir yasaya sahip olan herhangi bir ülke var mı? Bu soruya cevap yok.

Ayrıca, yapılan bazı sübjektif uygulamaların tarafımdan dile getirilmesini de yadırgadığı anlaşılıyor Sayın Bakanın.

Değerli arkadaşlarım, bunu, sübjektiflikten başka hangi kelime vasıflandırabilir?! Bir uzman atıyorsunuz; görevi, bir uluslararası mahkemede Türkiye'nin tezlerini savunmak. Bir sınav mı açtınız, Dışişleri Bakanlığı teşkilatı, bir bilimsel araştırma yaptıktan sonra size bu uzmanı mı önerdi?!

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Vücut dili var, vücut dili...

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Yoksa, siz, bu uzmanı, kendi siyasî görüşlerinize yakın olduğu düşüncesiyle mi bu göreve getirdiniz?!

Şimdi, bu konunun Mecliste irdelenmesini istemek bizim hakkımızdır. Sayın Bakan "siz yanlış biliyorsunuz, biz, bu konuda bir uzman görevlendirmek için bir sınav açtık; bu davalarda Türkiye'nin tezlerini savunmak için bir uzman görevlendirmek istedik, sınav açtık ve bu arkadaşımız bu sınavı kazandı, onun için görevlendirdik" diyorsa, sözümü geri alırım. Böyle mi oldu? Yoksa, şunu diyebilir: "Efendim, Dışişleri Bakanlığı teşkilatına görev verdik, Dışişleri Bakanlığı Türkiye'deki bütün uzmanları inceledi, İnsan Hakları Mahkemesinde türban gibi konularda Türkiye'nin tezlerini en başarıyla savunacak arkadaşımızın bu olduğuna karar verdi. Biz de, ne yapalım, bürokrasinin önerisini yerine getirdik." Böyle mi oldu? Eğer böyle olduysa söyleyin. Şimdi, böyle olmadı da, siz siyasî bir tercihle kendi görüşünüze yakın bir insanı bu göreve getirme yoluna gittiyseniz, bunu sübjektiflikten başka hangi kelime açıklayabilir?!

Onun için, Sayın Bakandan rica ediyorum; bu gibi konularda, muhalefeti suçlamadan önce, çok dikkatli olsunlar. Biz, her kelimemizi, her sözümüzü iyice düşünerek söylüyoruz. İktidarı yıpratmak gibi bir hedefimiz yok. Biz, iktidarın yanlış iş yapmasını istemeyiz, doğru iş yapmasını isteriz. Netice itibariyle, iktidarın icraatı Türkiye'nin çıkarlarına hizmet ederse en çok biz seviniriz; ama, bu bahsettiğim konular çok hayatî konulardır. Anayasamıza aykırı bir test uygulayacaksınız, sonra diyeceksiniz ki "ne yapalım, Amerika'dan aldık." Farkında değilsiniz, Amerika iptal etmiş onu; o soruları Amerika iptal etmiş, bilmiyorsunuz. Sırf, muhalefete hemen cevap vermek için, bilmediğiniz bir konuda, kalkıyorsunuz, muhalefeti suçluyorsunuz "nasıl olur efendim, Dışişlerinden çıkmış birisi böyle laf eder" diyorsunuz. Dışişlerinden çıkmış birisi böyle laf eder; çünkü, Dışişlerinde hiç böyle şeyler olmazdı, evvelce böyle şeyler hiç olmazdı da onun için laf eder. Size içpolitikada polemik yapmak için söylemiyoruz bunları, size iyilik yapmak için söylüyoruz, sizi hatadan korumak için söylüyoruz.

Onun için, benim, bu vesileyle Sayın Bakana ve hükümete küçük bir tavsiyem var. Lütfen, muhalefeti suçlamadan önce iyi düşününüz, söylediklerini iyi inceleyiniz, içinde haklılık payı varsa bunu kabul etmenin sizin hükümetinizin çıkarına, Türkiye'nin çıkarına olduğunu düşününüz. Hiç merak etmeyin, biz, bu gibi millî meseleleri küçük, ucuz politika malzemesi yapacak insanlar değiliz.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öymen.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 4 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Ali Topuz

Oğuz Oyan

M. Akif Hamzaçebi

 

 

İstanbul

İzmir

Trabzon

 

Muharrem Eskiyapan

Osman Kaptan

Kemal Sağ

 

Kayseri

Antalya

Adana

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Topuz, gerekçeyi mi okutayım, söz talebiniz mi var?

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Geçici 4 üncü madde ile tasarının 23 üncü maddesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılıncaya kadar kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatının görevlerine devam etmesi öngörülmektedir.

349 sıra sayılı kanun tasarısının 23 üncü maddesinde Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kurmaları engellenmiştir. Tasarıda yurtdışı hizmetlerin hangi bakanlık ya da diğer kamu kurum ve kuruluşu tarafından sunulacağını belirleme yetkisi ise Bakanlar Kuruluna bırakılmıştır. Ancak, Bakanlar Kuruluna verilen bu yetkinin hangi sınırlar içinde ve hangi kriterlere dayalı olarak kullanılacağına ilişkin esaslar madde metninde düzenlenmemiştir.

23 üncü maddede yurtdışı hizmetleri sunacak kamu görevlilerinin hangi kriterlere dayalı olarak belirleneceğine ilişkin esaslar da belirlenmemiştir. Bununla birlikte, belirlenen ve Dışişleri Bakanlığı kadrolarına belirli süreli görevlendirilenlerin statüleri, hangi hiyerarşik kademede temsil edilecekleri gibi madde metninde yer alması gereken düzenlemelerin de yapılmadığı görülmektedir. Belirli süreli görevlendirilecek kamu görevlilerinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği için, madde, bu haliyle eksiklikler içermekte, yurtdışı teşkilatlarına ilişkin yapılan eleştirileri düzeltici mekanizmalara yer vermemektedir. Görevlendirilecek kamu görevlilerinin özlük haklarına ilişkin hiçbir düzenlemeye yer verilmemiştir. Ayrıca, görevlendirileceklere yapılacak olan ödemeler Dışişleri Bakanlığı bütçesinden karşılanacak ise, bu konuda Dışişleri Bakanlığına yeni ödeneklerin ayrılıp ayrılmayacağına ilişkin de bir düzenleme getirilmemiştir. Bu durum, Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen hizmetlerin zaafa uğramasına neden olabilecek nitelikte önemli bir eksikliktir.

23 üncü maddenin son fıkrası ile yurtdışı hizmetlerin yürütülmesi için Dışişleri Bakanlığı mensuplarının atanamayacağı ve görevlendirilemeyeceğine  ilişkin hüküm getirilmiştir. Yurtdışı hizmetlerde görülen aksaklıkların başında bu görevlerin nitelikli kamu görevlilerine gördürülmemesi olduğu bilinmektedir. Dışişleri Bakanlığı mensupları, bakanlıklar ve diğer kurum ve kuruluşlardan yurtdışı teşkilatı olmayanların yürütmesi gerekli hizmetleri bugüne kadar başarıyla yürütmüşlerdir. Bu konuda getirilen sınırlama, yurtdışı hizmetlerin nitelikli personel tarafından görülmesini engelleyecektir. Türkiye'nin, yurtdışında 93 büyükelçiliği, 11 daimî temsilciliği, 57'si faal olmak üzere 60 konsolosluğu bulunmasına karşın, ticaret müşaviri sayısı 71, ekonomi müşaviri sayısı 24'tür. Maliye Bakanlığı temsilcilerinin sayısı 19'dur. Devlet Planlama Teşkilatının 7 kadrosu, Millî Eğitim müşavirliğinin de 33 kadar kadrosu vardır. Basın müşaviri sayısı ise 17'dir. Bu kadroların önemli bir bölümü de kullanılmamaktadır. Örneğin, Kültür ve Turizm Bakanlığına ait 60 kadrodan 41'i halen kullanılmamaktadır. Yapılan düzenlemeyle, Dışişleri Bakanlığı personelinin bu görevleri yürütmek üzere atanmaları ve görevlendirmelerinin önüne geçilmesiyle, yürütülen hizmetlerin deneyimli personel eliyle yürütülmesi engellendiği gibi, kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı boş kadroların olduğu temsilciliklerde görev yapılamaması durumu ortaya çıkacaktır.

Yeniden düzenleme iddiasında olan bir tasarının, mevcut mevzuatta yer alan ve uygulamada birçok sorunu beraberinde getiren yapı için somut çözümleri getirmemesi, bu tasarıyla da toplumsal beklentilere yanıt verilememesini beraberinde getirecektir.

Geçici 4 üncü maddenin, sorunların çözümü için bir yenilik içermemesi, eksik ve özensiz bir şekilde hazırlanması nedeniyle, yeniden düzenlenmek üzere tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Maddenin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır; şimdi, bu talebi yerine getireceğim.

Önce, yoklama talebiyle ilgili önergeyi okutup, yoklama talebinde bulunan sayın üyelerin salonda bulunup bulunmadıklarını tespit edeceğim; yeterli sayıda sayın üye salonda hazır ise, elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 4 üncü maddesinin oylamasına geçilmesinden önce, İçtüzüğün 57 nci maddesi gereğince yoklama yapılmasını arz ederiz.

Ali Topuz?.. Burada.

İzzet Çetin?.. Burada.

Kemal Kılıçdaroğlu?.. Burada.

Ali Oksal?.. Burada.

Feridun Ayvazoğlu?.. Burada.

Muhsin Koçyiğit?.. Burada.

Gökhan Durgun?.. Burada.

Oğuz Oyan?.. Burada.

Atilla Kart?.. Burada.

Halil Tiryaki?..

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Osman Kaptan?.. Burada.

Mustafa Özyürek?.. Burada.

Abdulkadir Ateş?.. Burada.

Mustafa Özyurt?.. Burada.

Muharrem Eskiyapan?..

FİKRET ÜNLÜ (Karaman)  - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Mehmet Ziya Yergök?.. Burada.

Hüseyin Ekmekcioğlu?.. Burada.

Oya Araslı?.. Burada.

Mehmet Boztaş?.. Burada.

Mehmet Küçükaşık?.. Burada.

Orhan Ziya Diren?.. Burada.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Ben de buradayım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,  adlarını okuduğum sayın üyelerin, yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama için 3 dakikalık süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkıda Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349) (Devam)

BAŞKAN - Geçici 4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Geçici 4 üncü madde kabul edilmiştir.

Geçici 5 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 5. - Bu Kanun kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanun, kanun hükmünde kararname ve diğer mevzuatlarında bu Kanunda belirtilen ilkeler doğrultusunda gerekli değişiklikler bir yıl içinde yapılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç; buyurun.

CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum ve Yüce Meclisi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, geçici 5 inci madde, geçici 7 nci maddeyle ilişkili, son derece önemli bir madde. Bu konuda bazı çekincelerimiz var, bazı uyarılarımız var; bunları huzurunuzda dile getirmek için söz almış bulunuyorum.

Şimdi, tasarının geçici 5 inci maddesi, bu kanun kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanun, kanun hükmünde kararname ve diğer mevzuatlarında bu kanunda belirtilen ilkeler doğrultusunda gerekli değişikliklerin bir yıl içinde yapılacağını hüküm altına almaktadır. İlk bakışta, hakikaten, doğal ve gerçekçi bir düzenleme olarak görülüyor. Tasarının 7 nci maddesiyle de doğrudan ilişkili demiştim. Tasarının geçici 7 nci maddesiyle birlikte bu 5 inci maddeyi ele aldığımızda, özellikle ara yönetsel kademelerde siyasal bir kadrolaşmanın önünü açabilme riskleri vardır, tehlikeleri vardır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu 5 inci ve 7 nci geçici maddeler, hükümete kanunî, yasal zemini hazırlanmış bir kadrolaşma imkânı vermektedir. Değerli milletvekilleri, böylelikle, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan, unvanlı kadrolarda bulunan personelden hükümetin istediklerinin görevden alınmasına yönelik düzenlemelerin hukukî dayanağı, bu 5 inci ve 7 nci maddelerde yaşama geçirilmek istenmektedir.

BAŞKAN - Sayın Koç, bir saniye...

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir uğultu var; lütfen, bu uğultuya meydan vermeyelim.

Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, bu maddede söylediklerimiz gerçekten önemli. Sayın arkadaşlarımızın dinleme dayanıklılıklarının azaldığını biliyorum; ama, tutanaklara geçmesi bakımından, biz, görevimizi yerine getirme konusunda tutarlılığımızı sürdüreceğiz.

Nitekim, geçici 5 inci maddeyle, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunlarında değişiklik yapılması öngörüldükten sonra, 7 nci maddeyle "bu Kanun uyarınca bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş kanunlarında yapılacak düzenlemeler nedeniyle kadro unvanı değişen veya kaldırılanlar durumlarına uygun boş kadrolara atanırlar" hükmüne yer verilmek suretiyle görevden almanın hukukî, yasal altyapısı oluşturulmak istenmektedir. Bu maddede ve bu maddeye göre, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunları ile diğer mevzuatlarının yasalaşacak olan tasarı çerçevesinde değiştirilmesi gerekmektedir. Teşkilatlanmaya ilişkin hükümler gereğince ve kurumların teşkilat kanunlarında yasalaşacak olan tasarı gereğince yapılacak düzenlemeler ile kamu personelinin kadro unvanları değişikliğe uğrayacak ve  unvanlı  -dikkatinizi çekmek istiyorum- pek çok memur kadro unvanlarının değiştirilmesi sonucu görevlerinden otomatikman alınmış olacaklardır.

Değerli milletvekilleri, uygulamada, çok sayıda kamu personeli kadro unvanları değiştirilmek suretiyle görevden alınacak, yeni oluşturulacak -kanunî deyimiyle ihdas edilecek- kadrolara ise siyasî iradenin görüşleri doğrultusunda yeni atamalar yapılacaktır; ancak, bu atamalar, kadrosu kaldırılan memurlar açısından herhangi bir hak teşkil etmeyecektir. Bir yasal sakıncayı, burada, tekrar vurgulamak istiyoruz. Kamu personel rejiminde ciddî olarak kadrolaşmaya olanak sağlayacak bu durumu çeşitli örneklerle açıklamak mümkün.

Bakın, Sayın Kapusuz farkına varmadı herhalde, bu döneme yetiştirme gayretlerinde bulunmadı; ama, Devlet İstatistik Enstitüsünde yapılacak olan uygulama, bu söylediğim örnekle bire bir örtüşmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığının -yasalaşacak tasarı çerçevesinde- teşkilat yasasında gerekli değişiklikler buna dayanarak yapılacaktır. Teşkilat yasasında yapılacak değişiklikle -ki, bu konudaki değişiklik tasarısı Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı beklenmeden bile Meclise sunulmuştur- söz konusu kurumun adı, Türkiye İstatistik Kurumu olarak değiştirilecektir. Bu şekilde, kurumun ve kurumda yer alan diğer unvanlı daire başkanlıkları, birim veya şube müdürlükleri gibi yönetim birimlerinin, hatta unvanlı memuriyet kadrolarının değiştirilmesiyle, geçici 7 nci madde hükümleri çerçevesinde, Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanı ve diğer yöneticileri, hatta unvanlı memurları yasal düzenlemeyle otomatik olarak görevden alınmakta; yeni ihdas edilen kadrolara ise, hükümetçe uygun görülecek kişiler atanacaktır.

Değerli arkadaşlarım, teşkilat yasalarının değiştirilmesi suretiyle kurum adının değiştirilmesi ya da kurum adı değiştirilmeden kurumun teşkilat şemasında yer alan hizmet birimlerinin adının değiştirilmesi yoluyla, söz konusu birimlerdeki yöneticilerin kadro unvanları değiştirilecektir. Kadrosu değiştirilen yöneticiler, geçici 7 nci madde gereğince, durumlarına uygun boş kadrolara atanacaklar; benzer görevleri yapacakları halde, adı değiştirilen ve bu nedenle yeni ihdas edilen kadrolara ise, hükümet tarafından veya hükümetin atadığı üst yöneticiler tarafından yeni atamalar gerçekleştirilecektir.

Teşkilat yasalarında yapılacak değişikliklerle, kamu yönetimindeki tüm unvanlı kadrolardaki yönetici personel görevden alınma tehdidiyle karşı karşıyadır. Bununla birlikte, halihazırda hizmet veren ve tüm kamu kurumlarında eşdeğerleri bulunan bazı unvanlardaki personelin, tasarının teşkilatlanmaya ilişkin hükümleri gereğince görevlerinden alınacakları ise şimdiden bellidir. Tasarının 20 nci maddesi -Sayın Bakan burada- çerçevesinde, araştırma, planlama ve organizasyon birimlerinin yerine strateji geliştirme başkanlıkları kurulduğundan, halen görev yapmakta olan APK kurul başkanı ve APK daire başkanı unvanlı kadrolardaki yöneticiler, durumlarına uygun bir kadroya atanmak üzere görevlerinden alınacak, yeni ihdas edilecek strateji geliştirme başkanı unvanlı kadrolara ise, demin söylediğim gibi, yeni atamalar yapılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, tasarının yasalaşması durumunda... Ki, böyle bir olasılığı görmüyoruz, bunu da defeatle söylüyoruz. Kalan geçici bu maddeler, alelacele, maalesef mutabakat dışında, Sayın Grup Başkanvekili tarafından, Meclisin son günü, yasama maddeleri arasına sıkıştırılmıştır, mutabakat halinde olduğumuz birçok yasa tasarısı beklemektedir.

Bakın, 2 sıra sonra, özelleştirme mağdurlarının sorunlarını halledecek olan bir yasa tasarısı var. Bunun gecikmesinin sebebi, Cumhuriyet Halk Partisi değildir; bunun gecikmesinin sebebi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup yönetimidir. Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısının, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki itirazları, direnci, birbuçuk ay önce görüşülen 40 küsur maddedeki dokuz gün süren, geceleri 12'lere, 1'lere kadar süren görüşmeler gözönüne alındığında, yasama döneminin son gününde, son kanunlar olarak buraya sıkıştırılmasını başka türlü açıklamak mümkün değildir.

AHMET YENİ (Samsun) - Bitinceye kadar devam edeceğiz.

HALUK KOÇ (Devamla) - Biz hazırız. Bu pazar düğün yok dedim; hepiniz burada çalışabilirsiniz. Bakın, klimalı... Yüksek ısıyla Anadolu kavruluyor; oralara gitmeye gerek yok. Biz buradayız, sizi de bekleriz. Memnuniyetle çalışmaya devam ederiz. Hatta, ağustos ayı da bu işe açık olabilir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, tasarının teşkilatlanma ilkelerini belirleyen maddeleri de dikkate alındığında, demin söylediklerimi de alt alta toplayacak olursak, ülkemizdeki bütün kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunlarında yapılacak değişiklikler neticesinde, Devlet İstatistik Enstitüsü örneğinde söylediğim gibi, şeflik ve müdürlük düzeylerinden itibaren tüm yönetici kadroları, hükümetin unvanını değiştirdiği diğer kadrolardaki kamu personelinin otomatikman görevden alınmış olacağı, yeni ihdas edilen kadrolara ise hükümetin istediği kişilerin atanması yolu açılarak, bürokraside bir kadrolaşma dönemi başlayacaktır. Tabiî, yeni şiirler görebileceğiz bu arada kamuoyunda; Sayın Başbakana ithaf edilen, methiyeler düzen şiirler yazan, yeni boşalan kadrolara atanma heveslisi olan bürokrat adaylarını göreceğiz kamuoyunda; çünkü, atamalarda bunların bir kıstas olduğunu gördük Millî Eğitim Bakanlığında veya hâlâ açıkta kalan eş dost, akraba varsa, yakınlar varsa, bunlar için de önemli bir atama alanı doğacaktır. Bunları söylüyoruz.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Çarpılacaksınız bir gün. Bilmeden konuşuyorsunuz.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Tekin, sizin de bir akrabanız var herhalde, çok yanıksınız bu konuda.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Size yakışmıyor...

HALUK KOÇ (Devamla) -Çok yanıksınız bu konuda, sizin de bir akrabanız var herhalde.

Evet, yüzbinlerce kamu personelinin devir konusu olması, üst düzey bürokrasisinin...

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Size yakışmıyor...

HALUK KOÇ (Devamla) - Siz yakışanı söylersiniz buraya gelip Sayın Tekin.

BAŞKAN - Sayın Tekin, lütfen...

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Yalan dolan konuşmayın.

BAŞKAN - Sayın Tekin, lütfen...

HALUK KOÇ (Devamla) - Efendim, tutanaklara geçer misiniz, yalan konuşmakla itham ediyor sayın vekil.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Özünü öğrenerek konuşun.

HALUK KOÇ (Devamla) - Evet, gelir açıklarsınız burada. Gelir açıklarsanız bir derdiniz varsa, bir yareniz varsa, kürsü açık, milletin kürsüsü, gelir açıklarsınız.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Özünü öğrenerek konuşun; size o yakışır.

HALUK KOÇ (Devamla) - Ne yazık ki, sizi bir tek ben duyabiliyorum, başka hiç kimse duyamıyor Sayın Tekin; onun için, çabalarınız boş geliyor.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana) - Özünü öğrenin; sonra mahcup olursunuz.

HALUK KOÇ (Devamla) - Kürsüde benim verdiğim yanıtlar duyuluyor, sizinkinin duyulması için burada söz almanız gerekli.

Yüzbinlerce kamu personelinin devir konusu olması, üst düzey bürokrasisinin hükümetle birlikte gelip gitmesi, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, siyasal tercihle atanan üst düzey bürokratlar tarafından, performans ölçütleri -ki, ne kadar soyut olduğu, sağlık alanındaki uygulamalardan belli, sağlık personelinin yakınmalarından belli- performansa dayalı çalışma değerlendirmesi, bunun altyapısı oluşturulamadı; bu da eksikliklerden bir tanesi. Bunları söyleyince sizi rahatsız ediyorsam özür dilerim; ama, gerçekleri bilmenizi isterim.

Geçici 5 inci ve 7 nci maddeler birlikte değerlendirildiğinde, değerli arkadaşlarım, ülkemizde cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir siyasî kadrolaşmanın ve kamu personel kıyımının yaşanacağına dair Cumhuriyet Halk Partisinin kuşkuları, çok açık ve net bir şekilde, bu madde dolayısıyla, bu kürsüden dile getirilmektedir. Bu konuda, ben, duyarlılığınızı rica ediyorum. Söylediğim noktaları eğer takip etmekte zorluk çekenleriniz olduysa, tutanaktan da alır, denetleyebilirler. Bu konuda, bu uyarılara kulak vermenizi istirham ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Şahsı adına, Konya Milletvekili Sayın Harun Tüfekci; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HARUN TÜFEKCİ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 5 inci maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özelikle, bu kanun kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanun, kanun hükmünde kararname ve diğer mevzuatların bu yasada belirtilen ilkeler doğrultusunda bir  yıl içerisinde yeniden düzenlenmesine yönelik bir hüküm burada derc edilmiştir. Bu yeterli bir süredir ve bu süre içerisinde diğer mevzuatların değiştirilmesi söz konusu olabilecektir.

Düzenlenmekte olan, yapılmakta olan bu çalışmanın memleketimize ve milletimize hayırlı olmasını, uğurlu olmasını temenni ediyor; hepinize saygılar  sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tüfekci.

Sayın milletvekilleri, sorular kısmına geçiyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Burada, Sayın Kuzu'ya, Sayın Özyurt tarafından bir soru yöneltildi -bu tasarıyla ilgili olarak yapılan düzenlemelerde Hocamın da büyük katkısı var anladığım kadarıyla- vicdanının rahat olup olmadığı soruldu ve Sayın Kuzu "benim elim her zaman vicdanımda" ifadesini kullandı.

Şimdi ben, Sayın Kuzu'ya şöyle bir örnek vermek istiyorum: Sayın Kuzu, devlette bir genel müdür bir de müsteşar düşünün; genel müdür üçlü kararnameyle, müsteşar üçlü kararnameyle atandı; sürelerini doldurdular; genel müdür Sayıştaya üye olarak seçildi; müsteşarı da hükümet beğendi, onu da Bakanlar Kurulu kararıyla Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine atadı. Şimdi, siz, çıkardığınız yasayla, bu müsteşarı Sayıştaya denetçi olarak atıyorsunuz- üye olarak değil, denetçi olarak atıyorsunuz- ve bu müsteşar, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyeliğine Bakanlar Kurulu kararıyla atanmıştı.

Size şöyle bir örnek daha vereyim: Siz, profesör unvanına sahip bir kişisiniz; bir yasa çıkarıp, sizin için "araştırma görevlisi olarak atanır" dersek; acaba, vicdanen rahatsız olur musunuz, yoksa yapılan işlem doğru mu olur?!

Bir de, Sayın Koç konuşurken Sayın Tekin'in suçlamaları oldu; Sayın Tekin'e de, izniyle bir yollama yapayım. Acaba, bugüne kadar, cumhuriyet tarihinde hangi iktidar, hapisteki bir adamı, bir kamu kuruluşuna yönetim kurulu üyesi olarak atamıştır?! Acaba, Sayın Tekin'in bundan bilgisi var mı; merak ederse, ismini de verebilirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Sayın Atilla Kart, buyurun.

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanın Sayıştay üyelikleri konusundaki açıklamaları tatminkâr ve tutarlı olmadığından, bu konuya tekrar temas etmek gereğini duyuyorum.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısına getirilen temel eleştiri, idarî denetim mekanizmaları kapsamında teftiş kurullarının etkisiz hale getirilmek istenildiği noktasında yoğunlaşmaktadır. Bu denetimin, ağırlıklı olarak Sayıştay vasıtasıyla, belli bir aşamadan, belli bir süreçten sonra yapılmak istenildiği anlaşılıyor ve bu arada da, Sayıştayda kadrolaşma amacıyla yasal bir altyapı oluşturulmak isteniyor.

Bakın, yanımda, Meclis Başkanının önergeme verdiği cevap var, onun bir bölümünü kısaca okumak istiyorum; 1990 ve 1998 yıllarındaki Sayıştay üyelikleri seçimi nasıl yapılmış: 1990 yılında, 9 üye seçimine dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresi, 19 Kasım tarihinde komisyona havale edilmiş, iki gün sonra seçim yapılmış; 1998 yılında, 1 başkan ve 15 üye seçimine dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresi, 7 Ocak 1998 tarihinde komisyona havale edilmiş, iki ay onüç gün sonra, 26 Mart 1998 tarihinde seçim yapılmış. Bakıyoruz günümüze, ocak ayında intikal eden tezkere, aradan altı ay, altıbuçuk ay geçmiş olmasına rağmen, hiçbir işlem görmemiş, bekletiliyor.

Şimdi, bu gelişmeler karşısında, iktidarın, Sayıştay üyeliği seçimini engellemek, belli bir süre engellemek ve bu arada, 832 sayılı Yasada yeni düzenleme yapıp Sayıştayda da kadrolaşmak istediği yolundaki eleştirilere somut cevap istiyorum. Bu cevap verilirken, olayın iktidarla ilgili olmadığı, Plan ve Bütçe Komisyonunun tasarrufunda olduğu yolundaki tutarlı olmayan savunmalara da tenezzül edilmemesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kart.

Sayın Başkan, buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Kılıçdaroğlu, bu Yüksek Denetleme Kuruluyla ilgili bana bir sual yöneltmiş oldu; aslında, bu tasarının hazırlanması konusunda katkımdan söz etti. Takdir edersiniz ki, ben, bir komisyon üyesiyim. Bu, tasarı şeklinde gelmiştir hükümetten. Nihayet, bizim, zaman zaman, bazı yanlış gördüğümüz alanlarda müdahalemiz oldu, önerge verdirdim -Sayın Bakanım burada- 15-16 önerge verdirdim kendim ve birçoğu da kabul edilerek geçmiş oldu onlar; bu kadar belki benim katkım olmuştur; doğru olduğunu düşündüğüm bir katkıdır bu.

Yüksek Denetleme Kurulu üyeleri bana da geldiler; düzenleme konusunda, ben, ciddî gayret de gösterdim. Sayıştay Başkanının kendisi de hatta o arada bulunuyordu orada. Şimdi, bunların durumu hakkında, özlük haklarında bir kayıp yok; ama, statü konusunda, söylediğiniz şekilde bir sıkıntı olduğu doğrudur. Onu, ben, hep söyledim; ama, şöyle bir durum var; bunları biz Sayıştay üyesi yapsak, nasıl yapacağız kanunla; Sayıştay üyelerinin atanma şekli belli; buradan seçimle oluyor, Meclisten. Kanuna bunu yazsak, o da benim... Rahatsızım doğrusu, açık söylüyorum; yani, üye seçilmiş de atanmıştır desek, kanunla bu olmaz; mutlaka Meclisten geçmesi gerekiyor bunun. Bunların özlük haklarını iyileştirme noktasında size katılıyorum; ama, bunların, zaman içerisinde, Sayıştaydaki o seçimle birlikte üye olmaların önünde engel olmadığını düşünüyorum. Yani, diyelim önümüzdeki dönemde, pekâlâ üye olabilir bunlar da; statüyü böyle kazanmış olabilirler, bir geçiş dönemidir bu. Bu konunun yasal çözümünde sıkıntı olduğu doğru.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, ben de, değerli arkadaşlarımızın sorduğu bazı sorulara kısaca cevap vermek istiyorum.

Sayın Koç, biraz önce yapmış olduğu konuşmada, bu tasarının, Hükümetimizce, bir kadrolaşma, mevcut kamu personelini tasfiye ederek, yerine bizim uygun gördüğümüz yeni kamu personelini getirmek için hazırlandığını ifade etti.

HALUK KOÇ (Samsun) - Riskleri söyledim Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Geçici 7 nci maddeyi biraz sonra görüşeceğiz, şu anda geçici 5 inci maddedeyiz. Bu tasarı kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarındaki personelin durumunu düzenleyen bir maddedir geçici 7 nci madde. O madde dikkatlice okunduğunda, şu anda kamuda çalışan ve bu düzenlemeyle, durumlarında, daha doğrusu çalıştıkları kamu kurum ve kuruluşlarının durumlarında değişiklik olacak personelin kazanılmış haklarında geri gidiş asla söz konusu değildir. Bu tasarı, özellikle geçici 7 nci maddesiyle, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelimizin kazanılmış haklarını korumaktadır; ancak, daha önceki maddelerde de gördük ve görüştük ki, bazı unvanları azaltıyoruz. Örneğin, şu anda kamuda 82 müsteşar yardımcısı var; biz, bunu 66'ya indiriyoruz. Eğer kadrolaşma niyetimiz olsaydı, bu 82'yi 182'ye çıkarırdık. Kadrolaşma niyeti içinde olan bir iktidar, bunu daha da çoğaltıp adamlarını atar. İşte, genel sekreter yardımcısı 10'dan 6'ya iniyor, daire başkanlığı -yardımcı birimler itibariyle- 227'den 143'e iniyor; yani, biz, kamuda bir tasarrufu da öngörüyoruz. Tabiî ki, bu birimlerin kaldırılması halinde, buralarda çalışan kamu personelini de mağdur etmemek için, işte bu geçici 7 nci maddeyi getirdik. Kamuda kimin ne şekilde görevlendirileceği -biraz önce bir soru üzerine de cevaplandırmıştım- bizim mevzuatımızda zaten bellidir. Kamuda nasıl görev alınır, nasıl terfi edilir; bunlar sisteme  bağlanmıştır. Devlet Personel Başkanlığı bana bağlı olduğu için yakinen biliyorum, bu işin içerisindeyim. Şu andaki mevzuata göre, bir siyasî iktidarın partizanlık yaparak birtakım kişileri kamuda istihdamı mümkün değildir. İşte, merkezî sistemle ayın 10'unda ve 11'inde sınav yapıldı. Bu sınavlarda kim başarılı olursa, kim yüksek puan alırsa, açıktan atama yoluyla kadrolara atanacak olan onlardır. Bu atamayı da biz yapmayacağız. Kim yapacak; ÖSYM yapacak. Biz, bunu da değiştirmeyi düşünmüyoruz. O bakımdan, bu yasa çıktığında "acaba benim durumum ne olacak" diye düşünen kamu personeli varsa, müsterih olsunlar, kendilerinin kazanılmış hiçbir hakkında geriye gidiş olmayacaktır, bu tasarı bunları korumaktadır.

Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

ATİLLA KART (Konya) - Soruma cevap verilmedi.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biraz sonra cevap veririm, zaman doldu da.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 5 inci maddesinde geçen "bu Kanunda belirtilen ilkeler doğrultusunda" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Ali Şahin

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Kanun Tasarısının geçici 5 inci maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Süleyman Gündüz

Altan Karapaşaoğlu

 

 

Ankara

Sakarya

Bursa

 

Ahmet Rıza Acar

 

Nihat Ergün

 

Aydın

 

Kocaeli

"Organize sanayi bölgeleri, bu kanunda belirtilen, hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları olarak kabul edilir ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu bir yıl içinde bu çerçevede yeniden düzenlenir."

BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 5 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Haluk Koç

Atilla Kart

Muharrem Eskiyapan

 

 

Samsun

Konya

Kayseri

 

Mustafa Özyürek

 

Mehmet Yıldırım

 

Mersin

 

Kastamonu

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

En aykırı önerge buydu, işleme alıyorum.

Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım?

HALUK KOÇ (Samsun) - Evet.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 5 inci maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu yönetiminde yeni bir sistem de başlayacağından, önceki düzenlemeler çerçevesinde oluşmuş bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının yapısında da değişiklikler zorunlu hale gelmektedir. Bu nedenle, bu kurum ve kuruluşların kuruluş mevzuatlarında bu Kanunda belirtilen ilkeler doğrultusunda değişiklikler yapılması için bir süre verilmektedir."

Geçici 5 inci maddeyle, Kamu Yönetimi Temel Kanunu kapsamına giren kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanun, kanun hükmünde kararname ve diğer mevzuatlarda gerekli değişikliğin bir yıl içinde yapılması öngörülmektedir.

Anayasanın "Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi" başlıklı 88 inci maddesinde "Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir. Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir" denilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün "Kanunların Yapılması" başlıklı dördüncü kısmında kanun yapma süreci ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Kanun yapma sürecinde hangi kanunların hangi zaman diliminde çıkarılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkin Anayasa ve İçtüzükte bir düzenleme yoktur. Bu, teorik olarak da, pratik olarak da imkânsızdır.

Oysa, geçici 5 inci maddeyle, bu kanun yapma sürecinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi gündemini belirleme yetkisine müdahale edilerek, bir yıl içerisinde bazı kanunları yasalaştırması dayatılmaktadır. Herhangi bir kanunla bir düzenleme yapılarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin hangi yasayı ne zaman görüşeceği belirlenemez.

Gerek Anayasa gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün yukarıda belirtilen maddeleri gözönünde bulundurularak, zaten uygulama olanağı olmayan geçici 5 inci maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir. Kaldı ki, hükümetin, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde yer alan kanun teklif ve tasarılarının kabul edilme sürecini gözönünde bulundurarak, kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin tasarıları Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk etmesi durumunda, geçici 5 inci maddeyle ulaşılmak istenen sonuca ulaşacağı da açıktır.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında öngörülen yapının bakanlıklar, bağlı ve ilgili kuruluşlarda kurulması, onlarca kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünü gerektirmektedir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının teşkilat ve görevleri belirleyen maddelerinin birçoğu, Anayasaya aykırılığı açısından bir elemeye tabi  tutulmadan kabul edilmiştir. Belirtilen düzenlemelerin Anayasaya aykırılıklarının ortaya çıkması durumunda, geçici 5 inci madde uyarınca yapılacak teşkilat değişikliklerinde yaşanacak süreç, kamu personelinin mağdur olmasına neden olacaktır. Değişen kadro ve unvanlar, kazanılmış hakların geri alınması sonucunu doğurabilecektir. Geçmişte yapılan düzenlemelerde, yetki kanunlarına dayanarak, kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve teşkilat yapısını değiştiren kanun hükmünde kararnameler çıkarılmış ve bunlar Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Bu iptaller, hem kamu hizmetlerinin görülmesi hem de kamu personelinin hakları açısından büyük sorunları beraberinde getirmişti. Kamu Yönetimi Temel Kanununun Anayasaya aykırılıkları düşünüldüğünde, birkaç kamu kuruluşunda yaşanan kaosun bütün kamu kurum ve kuruluşlarında yaşanması durumuyla karşılaşılabilecektir. Ayrıca, yaşanacak süreç, kamu hizmetlerinin verilmesinde de büyük zafiyetlerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Belirtilen gerekçelerle, Anayasa ve İçtüzük hükümleri gözetilmeden özensiz bir şekilde hazırlanan geçici 5 inci maddenin, zaten var olan kanun yapmaya ilişkin düzenlemeler gözönünde bulundurularak, tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önerge Sayın Kapusuz tarafından geri çekilmiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 5 inci maddesinde geçen "bu Kanunda belirtilen ilkeler doğrultusunda" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz teklif ederiz.

Mehmet Ali Şahin

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

BAŞKAN - Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu ibareler madde metninde gereksiz şekilde tekrarlanmıştır. Maddenin kalan bölümü konuluş amacını yeterli olarak ifade etmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 17.26


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 17.42

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116 ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

349 sıra sayılı tasarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Geçici 6 ncı maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 6. - 5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimler iki yıl içinde tasfiye edilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin.

Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 6 ncı maddesi hakkında Grubumuz ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maddeye bakıldığı zaman, bir satırlık, bir cümlelik bir madde gibi gözüküyor. "5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimler iki yıl içinde tasfiye edilir." 5 inci maddenin (l) fıkrası: "Kamu kurum ve kuruluşları, kanunlarla kendilerine açıkça görev olarak verilmeyen ve kuruluşun amacıyla doğrudan ilgili olmayan alanlarda işletme kuramaz, mal ve hizmet üretimi yapamaz, bu amaçla personel, bina, araç, gereç ve kaynak tahsis edemez."

Niçin konulmuş bu hüküm; gerekçeye bir bakalım, gerekçede deniliyor ki: "5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimlerin iki yıl içinde tasfiye edilmesi öngörülmekte."

Nedir bu aykırı hizmetler değerli arkadaşlarım; bu düzenleme, büyük ölçekte, devlet memurlarının çalıştıkları kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine sundukları sosyal imkânlar ile çeşitli sosyal amaçlı kamu hizmetlerinin tasfiye edilmesinin yolunu açmaktadır. Bu maddeyle, hem merkezî yönetimin hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel yönetimlerin kamu hizmeti yapmaları âdeta yasaklanmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının sundukları hizmetlerin özelleştirilmesi bu düzenlemeyle zorunlu hale gelmektedir. Bu düzenleme sonucunda, devlet memurları, çocuklarını kendi kurum ve kuruluşlarındaki kreşler yerine özel sektöre ait kreşlere göndermek zorunda kalacaklardır; hangi maaşla, nasıl gönderecekler?!

Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesisler bu düzenlemeyle ortadan kaldırılacak ve devlet memurlarımız, aldıkları son derece düşük maaşlarla kısa süreli de olsa yaptıkları tatil imkânlarından vazgeçmek zorunda kalacaklar, daha doğrusu bu imkânı kaybedecekler. Oldukça düşük maaşlarla, yoksulluk sınırının çok altında maaşlarla görev yapmaya ve geçinmeye çalışan kamu görevlilerimiz, bu düzenleme sonucunda, aynı zamanda çalışma motivasyonlarını da kaybedecekler. Zaten, toplumsal itibarı iyice zedelenen devlet memurluğu bu düzenlemeyle iyice gözden düşecek ve siz de, AKP olarak, kamudaki kurum ve kuruluşların tasfiye edilmesinden sonra kamuda nitelikli devlet memuru kalmayacak ve ardından, kamu hizmetlerinin ucuz, kaliteli ve zamanında verilmesi esastır; hizmetlerin özel ya da kamu kesimince verilmesinin bir önemi yoktur diyebileceksiniz; ama, bu düzenlemelerden sonra kamu kurum ve kuruluşlarında nitelikli işgücünü, nitelikli kamu personelini bulmanızın olanağı kalmayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, çok net olarak söylüyorum, bu maddeyle, piyasa adına devlet, yani, sosyal devlet yasayla yasaklanmaktadır. Yani, bunun çok açık deyimi, bu geçici 6 ncı maddeyle, Türkiye Cumhuriyeti, sosyal devlet olma özelliğini yitirecektir. Başlıca kamu görevlerini yerel yönetimlere bırakan ve bunların görev alanını merkezî yönetimin her türlü karışmasından özenle uzak tutan tasarı, yalnızca merkezî yönetim için değil, aynı zamanda yerel yönetimler için de bir mutlak yasak ile bir mutlak serbestlik öngörmektedir. Mutlak yasak, bu tasarı, merkezî yönetimi, hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel yönetimleri hizmet görme yetkisi bakımından yasaklamaktadır.

Biraz evvel okuduk, 5 inci maddenin (l) fıkrası, kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunlarla kendilerine açıkça görev olarak verilmeyen alanlarda işletme kuramayacağını, mal ve hizmet üretemeyeceğini, bu amaçla personel istihdam edemeyeceğini, bina, araç gereç alamayacağını öngörüyor.

Tasarı, tüm kamu dünyasını piyasa lehine yasaklara bağladıktan sonra, bir de merkezî yönetimi yerel yönetimler lehine yasaklara bağlıyor. Madde 9'un son paragrafındaki hükümle, merkezî yönetim, yerel yönetimlerin görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren konularda çıkaracağı tüzük, yönetmeliklerle mahallî idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, yerel hizmetleri zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler koymaktan men edilmiştir.

Merkezî idare birimleri, yerel yönetimlerin sorumluluk alanlarına giren konularda örgütlenemeyecek, doğrudan ihale ve harcama yapamayacaktır.

Merkezî idare yatırımları, ilgili bakanlık uygun görürse, yerel yönetimler eliyle yapılabilecektir. Bu durumda, yatırımın ödeneği ilgili yerel yönetime aktarılacak, kaynak yerel yönetim birimince kullanılacak, böylece, harcama usulünde, merkezin değil yerel yönetimin bağlı olduğu kurallar geçerli kılınacaktır.

Mutlak serbestlik de şudur: Devlet, merkezî ve yerel düzeylerde piyasa lehine, merkezde yerel yönetimler lehine yasaklandıktan sonra, tüm kamu sistemine, hizmetleri görme bakımından bir özgürlük getirilmektedir. Bu özgürlük, hem merkezî yönetimleri hem yerel yönetimleri, yürütmekle yükümlü oldukları hizmetleri özel sektöre devretme bakımından -yerli ve yabancı- tam yetkili kılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, tasarının, yine, 11 inci maddesine de dönmek gerekir; ona zamanımın darlığı nedeniyle girmeyeceğim. Getirilen düzenlemenin mutlak serbestlik olarak nitelenmesi aşırı bir yorum olarak değerlendirilebilir belki; ama, cümle sonundaki "gördürebilir" kavramı nedeniyle eleştirel de yaklaşılabilir. Bu açıdan kamu kurum ve kuruluşlarına takdir yetkisi tanındığı ileri sürülebilir. Ne var ki, sahip olduğumuz deneyim, bu yönde olası bir eleştiriyi geçersiz kılmaktadır.

Merkezî ve yerel kamu kurumlarında özelleştirme politikası 1980'li yılların ikinci yarısında başladı. Geçtiğimiz haftalarda yasalaştırdığımız Belediye Kanunuyla, belediyelerimize, yerel yönetimlere yeni borçlanma imkânları da getirdik. Özellikle 1980'li yılların sonlarına doğru, yerel yönetimlerin Hazine garantili dışborç almalarıyla başlayan borçlanma politikaları, bu düzenlemelerden sonra, özellikle yerel yönetimlerle ilgili tasarıların yasalaşmasından sonra daha da yaygınlaşacak ve kamu kurum ve kuruluşları mal ve hizmet üretemeyeceği için, yerel yönetimlerde de kaynaklar kıt olduğu için, ister istemez, borç sarmalı yeniden ve hızlanarak artacaktır. Bugün, Türkiye'nin anasorunlarının başında borç sorunu gelmektedir.

Şimdi, siz, kamuyu, devleti sosyal devlet olma niteliğinden uzaklaştırırsanız, kamu kurum ve kuruluşlarını mal ve hizmet üretmekten menederseniz, kıt kaynaklarıyla bu hizmetleri zor da olsa yürüten devleti sosyal devlet olma özelliğinden hızla uzaklaştırırsanız, gerçekten, yurttaşın devlete olan saygısını tamamen ortadan kaldırırsınız.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısına, Türkiye'nin üç yıldan bu yana en önemli gündem maddelerinden biri olan kamu ihale yöntemi açısından da bakmak gerekir. Üç yıldan bu yana Türkiye'nin gündeminde olan önemli konulardan biri de, kamu ihale sistemi düzenlemeleridir. Kamu ihale sistemi, bir yandan Dünya Ticaret Örgütünün kamu alımlarıyla ilgili liberalizasyon kararları, bir yandan Dünya Bankası ve IMF anlaşmalarında yer alan koşullar, bir yandan da Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesi koşulları içerisinde yer alan en önemli küresel başlıklardan biridir. Yerli ve yabancı yatırımcılar ve satıcılar arasında hiçbir farklılığın bırakılmadığı bir ortamda, hem merkezî hem de yerel kamu hizmetleri -ihaleden imtiyaza- çeşitli yöntemlerle özelleştirilmek istenmektedir. Bunlar, kamu kesimini özel kesim adına yasaklama ve kamu hizmetlerini piyasaya devretme hükümleridir. Taslağın özünü oluşturan ikinci özellik, sosyal devlet yerine düzenleyici devlet sistemi oluşturma özelliği, bu hükümlerle somutlaşmaktadır. Kurulan mekanizma, geniş görev ve kaynaklara kavuşan yerel yönetimleri, bu görev ve kaynakları, yerli ya da yabancı sermaye kesimlerine aktarma istasyonu olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, bu tasarı, yerel yönetimleri güçlendirme tasarısı değil, yerelleştirme yoluyla özelleştirmenin ta kendisi olarak tanımlanabilir.

Değerli arkadaşlarım, bu madde, gerçekten, bir cümleden ibaret; ama, Türkiye'de üretim ilişkilerini de kökten değiştiren bir düzenleme. Hatırlayınız, 1950'lerden bu yana, kamuyu küçültme özel sektörü büyütme adına kamu kaynaklarını alabildiğine özel sektöre açmış olmamıza rağmen, üretimin ne kadar kısıtlı olduğu ortada.

Bugün, ülkemizdeki borç sarmalından kurtulabilmenin yegâne yolu üretimden geçmektedir. Özel sektör, henüz üretimde istenilen noktaya gelememiştir; elli-ellibeş yıldan bu yana, her türlü teşvikin, her türlü kolaylığın, her türlü imtiyazın tanınmış olmasına rağmen, hâlâ, büyük bir bölümü kayıtdışı alanda faaliyetini sürdürmektedir. Kayıtlı olan dürüst ve namuslu işadamları, bugün, uygulanan yöntemlerden ve devletin özellikle rekabet ortamına müdahale edememesinden, haksız rekabeti engelleyememesinden dolayı, tezgâhlarını tutup yurtdışına çıkarmıştır. Bugün, Türkî cumhuriyetlerde, Balkanlarda... İşte, daha dün içinize karışan arkadaşımız, Adana'daki yatırımlarını Suriye'ye, Irak'a yahut da başka ülkelere taşıyacağını söyleyebilmektedir.

Şimdi, böyle bir özel sektöre siz nasıl güvenerek kamu hizmeti ürettirebileceksiniz?!

Değerli arkadaşlarım, hiçbir denemesi olmadan, kamu yönetimini bir bütün olarak peş peşe ABD'nin, IMF'nin, Dünya Bankasının, Dünya Ticaret Örgütünün istemlerine uygun olarak değiştirirseniz ve hizmetleri parası olana sunarsanız ya da değişik bir söylemle, daha doğru söylemle, vatandaşı, yurttaşı müşteri olarak görür ve o şekilde algılarsanız, Türkiye'nin, gerçekten, bugün var olan huzuru da önümüzdeki birkaç yıl içerisinde kalmaz.

Maddede, iki yıl içerisinde tasfiye öngörülmektedir. Bu 2 yıllık süre, yeterli bir süre olmadığı gibi, bu düzenleme, doğru bir düzenleme de değildir. Türkiye, gerçekten en hızlı kalkınma dönemini karma ekonominin uygulandığı devlet ve özel sektörün yan yana yürüyebildiği, birbirini besleyebildiği; işverenlerin, vergisini vererek; kamunun da o vergileri dürüstçe kullanmasıyla yaptığı yatırımlarla kalkınmasını sağlayabildiğini hepiniz  hatırlarsınız. En hızlı kalkınma dönemimiz, en yoksul olduğumuz 1923-1940  yılları arasıdır; dünya ekonomik krizlerine rağmen o dönemdedir  en hızlı kalkınma.

Kalkınma, üretimle olur; kamu kurum ve kuruluşlarını, Balıkesir-SEKA örneğinde olduğu gibi, yandaşlara peşkeş çekerek yapılamaz.

Bakınız, bugün, kamu kuruluşlarını bilerek üretimden  koparıyorsunuz Akdeniz-SEKA, onaltı aydan bu yana üretimden koparılmıştır. Daha bugün araştırdım, öğrenmeye çalıştım; ürete-memesinin tek nedeni, Orman Bakanlığının kendisine hammadde olarak odun vermemesi "13 trilyonluk borcu var" diye kaynak aktarmamasıdır. Onaltı aydan bu yana işçisi de memuru da çalışmadan maaş almaktadır. O işçi ve memurlardan bugün gelenler oldu; gerçekten üzüntü içerisindeler "biz üretim yapamıyoruz" diyorlar. Giderek üretimden koparıyorsunuz Türkiye'yi.

Bu madde, kamu hizmetlerini de durdurma maddesidir. O nedenle, bu maddenin bu tasarıdan çekilmesi gerekir. Bu maddenin yürürlüğe girmesi halinde, Türkiye -üzülerek söylüyorum- var olan kamu hizmetini de sunamayacak, o olanakları da elinden yitirecek, bu nedenle de bölgelerarası eşitsizlikler, kişiler arasında gelir dağılımındaki farklılıklar daha da derinleşecek, halkımız daha da yoksullaşacak; çokuluslu şirketler ve bugün vergiden kaçınan, vergi vermekten imtina eden, yatırımlarını yurtdışına kaçıran işverenler ya da özel kesim daha da büyük çıkarlar sağlayacaktır. Olan, yine yurttaşa olacaktır; olan, yine devlete olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız Sayın Çetin.

Buyurun.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, kamu yönetimi temel kanunu diye başlayan bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, tercihini, sosyal devlet yerine, düzenleyici devlet ilkesinden yana yapmıştır. Sosyal devlet, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırma amaçlı devlettir. Düzenleyici devlet ise, piyasa mekanizmasına dayanan bir sistemi, piyasanın gereklerine göre yönetme amaçlıdır. Düzenleyici devleti yaratmanın ilk şartı, sosyal devletin mal ve hizmet üreten, dağıtan, yöneten tüm kurum ve mekanizmalarını; yani, KİT'leri; bakanlıkların bağlı, ilgili kuruluşlarını; okulları, hastaneleri tasfiye etmek ve devletin bu tür kurumlaşmaya gitmesini yasaklamaktır. Düzenleyici devlet, tüm toplumsal işleri özel sektöre devrederek, özel sektörün güvenli bir ortamda işlemesini sağlayacak kurum ve mekanizmaları kurmakla görevli sayılmaktadır. Sosyal devlette öncelik halkın ihtiyaçları ve toplumsal fırsat eşitliği sorununa verilmişken, düzenleyici devlette öncelik küresel sistemle kaynaşmaya ve teşvik edilen şirketler dünyasının ihtiyaçlarına verilmiştir.

Bu tercihin somut uygulamalarından biri, devlet örgütlenmesinde bakanlık sistemi yerine üst kurullar sistemine geçmektir. Önümüzdeki dönemde getireceğiniz bölge ajansları kanunu tasarısında bu konuyu çok daha net ve açık olarak tartışacağız.

Bu düzenlemeler, ne yazık ki, Türkiye'nin ihtiyaçlarından kaynaklanmamıştır. Doğrudur, Türkiye'nin, gerçekten, ciddî bir kamu reformuna ihtiyacı vardır. Bu kamu reformu, bu şekilde, kamu kurum ve kuruluşlarını üretimden menederek ya da "kamu hizmetlerini özel daha iyi yapar, kamu daha kötüdür" mantığıyla, bir önyargıyla, kamuyu karalayıcı, küçük düşürücü bir mantıkla değil, gerçekçi bir biçimde ele alarak, demin değindiğim şekilde, özel sektör ile kamunun yatırımlarını, üretimlerini bir arada götürebilmekten geçer.

BAŞKAN - Sayın Çetin, toparlar mısınız.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, gerçekten, hiç olmazsa bu maddenin tasarıdan çıkarılmasını rica ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Şahsı adına, Kocaeli Milletvekili Sayın Nevzat Doğan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 6 ncı maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizdeki kamu hizmetlerinin yönetimini çağdaş ülkelerdeki çağdaş yönetimler düzeyine getirmeyi hedefleyen bu kanun tasarısı, aynı zamanda, bizim, Avrupa Birliğine doğru attığımız adımlardan biri olacaktır.

Değerli arkadaşlarımız bu konuda çok şey söyledi. Yalnız, sayın muhalefet temsilcilerinin ve bu tasarıyı eleştiren bazı kesimlerin şu soruları sesli olarak sorup, bir de cevaplarını aramasını isteriz: Ülkemizde şu anda mevcut olan kamu hizmetleri halkımızı memnun etmekte midir? Halkımız, güler yüzlü, etkin, kaliteli bir kamu hizmetini kolaylıkla almakta mıdır, bunlara ulaşabilmekte midir?

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Bunu da bulamayacak, merak etmeyin!

NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Bu hizmeti veren kamu görevlileri -iyi çalışan, az çalışan- aynı kategoride midir; herkes performansı ölçüsünde karşılığını alıp, terfisine ulaşabilmekte midir? Bu hizmetler yeterince şeffaf bir şekilde denetlenebilmekte midir? Kamunun bu hizmetleri hızlı ve süratli midir?

Allahaşkına, bir devlet dairesinde, bir siyasî kayırmacılık olmadan, işlerin nasıl yapılamadığını, yıllardır, hepimiz görüyoruz. Onun için, bunu, burada, halkın çektiği sıkıntıları, bu yaşadıklarımızı düşünerek irdelemeliyiz.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Böyle bir suçlama yapamazsınız!

NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Biliyorsunuz ki, 1930'lu yıllardan beri, gelen bütün yönetimler ve birçok çevre, bu konuda, benzer adımları atmak istemiştir, arzulamıştır ve biz biliyoruz ki, kamu yönetiminin yeniden şekillendirilmesini ve çağdaş normlara ulaşmasını, siz değerli Anamuhalefet Partisi temsilcilerimiz de gönülden istiyorsunuz; programlarınızda, tüzüğünüzde, Genel Başkanınızın söylemlerinde var.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Gereğini yapın, suçlama yapmayın!

NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Tabiî -örnek veriyorum- bir vatandaşın ilinizdeki bir hastaneye bağışlayacağı bir cihazı kabul etmek için bile, nasıl, günlerce, Ankara'daki prosedürün beklendiğini; bunun benzer örneklerini nasıl yaşadığımızı ve kamu kaynaklarının, nasıl, etkisiz, halkın arzu ettiği hizmetleri sunmada yetersiz kaldığını hepimiz biliyoruz. Liyakatin önplana alınmadığını, herkesin hizmet verebildiği ölçüde ücretlendirilmediğini hepimiz biliyoruz.

Peki, bu tasarı neleri getiriyor; bu tasarı, bunların çağdaş ülkelerdeki normlara uyum sağlamasını, halkımızın hak ettiği, etkin, kaliteli, ulaşılabilir hizmetleri almasını ve bunun yönetiminin halka en yakın yerden sağlanmasını getiriyor. O halde, halkımızın bu kadar menfaatına olan, halkımızın devlet dairelerinde çektiği bu sıkıntıları ortadan kaldıracak olan bu tasarıya nasıl olur da tümden karşı çıkarız?! Halkın menfaatına olan, ülke kaynaklarının bu kadar etkin, verimli kullanılmasını sağlayabilecek bir tasarıya nasıl olur da karşı çıkarız?!

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Öyle bir şey yok.

NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Şunu söylerseniz, biz, bunu, başımızın üstüne koyarız: Evet, bu kanun gereklidir, ülkemizde, yıllardır -elli yıldır, altmış yıldır, yetmiş yıldır- kamu yönetiminin yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu gereklidir; ama, sizin tasarınız çağdaş normlar bakımından, şu şu noktalarda eksiktir, gelin bunların daha iyisini yapalım, onlardan daha ileri götürelim ve halkımızın hak ettiği etkin ve kaliteli hizmetleri halkımıza sunalım derseniz, biz bunu anlarız; ama, bunda, rejim korkusu, kadrolaşma korkusu ve sosyal devlet elden gidiyor korkusuyla eleştirme yapmanın gerçekçi bir yönünü biz açıkçası bulamıyoruz.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) - Doğru değil mi?

NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Yıllardır, ülkemizde sosyal devleti hep yazı üzerinde, kağıt üzerinde gördük. İlk defa, iktidarımız döneminde, başta Sayın Başbakanımız ve bakanlarımızın cansiperane çalışmalarıyla gerçek sosyal devletin -sözde değil- eğitimde, sağlıkta birçok hizmetlerde nasıl olduğunu birer birer gördünüz; halkımız da gördü ve bunun puanını verdi, yerel seçimlerde verdi. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, diyorum ki, gelin, halkımızın menfaatına olan bu güzel kanunun, eğer, eksik olan yönleri varsa, hep birlikte tamamlayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Doğan, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

NEVZAT DOĞAN (Devamla) - Halkımızın hak ettiği etkin, kaliteli; ülke kaynaklarını optimum kullanan; liyakatin önplana geldiği; şeffaf, denetlenebilir; halka en yakın yerden yöneltilen; hızlı, süratli hizmetleri halkımıza sunalım. Halkımız memnun olsun, güler yüzlü kamu hizmeti alsın ve o güzel puanlarını size de versin.

Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (AK parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 1 önerge vardır; okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 6 ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Haluk Koç

Atilla Kart

 

 

 

Samsun

Konya

 

 

M. Akif Hamzaçebi

Muharrem Eskiyapan

 

 

Trabzon

Kayseri

 

 

Kemal Sağ

Mustafa Özyürek

 

 

Adana

Mersin

 

BAŞKAN - Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 6 ncı maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir:

"5 inci maddenin (1) bendinde aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimlerin iki yıl içinde tasfiye edilmesi öngörülmek suretiyle bu durumdaki kurum ve kuruluşların durumlarını yeni düzenlemeye uygun hale getirmeleri için imkân sağlanmaktadır."

Kamu Yönetimi Temel Kanununa ilişkin çalışmalar Başbakanlığın belirlediği ve başında Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in bulunduğu bir grup tarafından yürütülmüştür. Bu grubun hazırladığı ve Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının ilk taslaklarından olan, 5 Nisan 2003 tarihli taslakta 5 inci maddenin 1 bendi şu şekilde düzenlenmişti: Kamu kurum ve kuruluşları ürettikleri mal ve hizmetleri haksız rekabet edecek şekilde üretemezler. Bu ilkeye aykırılık teşkil eden bütün birimler tasfiye edilir ve yenileri kurulamaz. Tasarının geçici 6 ncı maddesi ve 5 inci maddesinin (1) bendinde, 5 Nisan tarihli taslak metinde gözetilen amacın değişik kelimelerle ifade edildiği görülmektedir. Bu ilk taslak metinden de anlaşılacağı gibi, 5 inci maddenin 1 bendi sosyal devletin tasfiyesi anlamına gelecek düzenlemeler içermektedir. Böylece, kamu kurumları tüm toplumsal işlerini özel sektöre devrederek, özel sektörün güvenli bir ortamda işlemesini sağlayacak kurum ve mekanizmaları kurmakla görevli sayılmaktadır.

Bu düzenlemeyle, kamu kurumunun özellikle personeline sunduğu sosyal imkânlar ile çeşitli sosyal amaçlı kamu hizmetleri tasfiye edilmek istenmektedir. Örneğin, kamu lojmanları, kamu taşıtları, kamu kreşleri, kamu sosyal ve dinlenme tesisleri, kamunun elinde bulunan toplutaşıma amaçlı servisler gibi birçok sosyal amaçlı olanak kamu görevlilerinin elinden alınacaktır. Yani, kamu kurum ve kuruluşlarının çalışanlarına ve ailelerine sunduğu sosyal hizmetlerin tümü sona erdirilecektir. Açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen kamu görevlilerinin kısıtlı sosyal haklarının elinden alınması, yaşamlarına ek külfetler getirecektir. Aynı zamanda, 5 inci maddeyle, hem merkezi yönetimin hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel yönetimlerin kamu hizmeti yapmaları âdeta yasaklanmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının sundukları hizmetlerin özelleştirilmesi, bu düzenlemeyle zorunlu hale gelecektir.Örneğin, önemli bir toplumsal hizmeti yerine getiren halk ekmek fabrikaları, getirilen bu geçici 6 ncı maddeyle iki yıl içinde kapanmak zorunda kalacaktır.

Kamu hizmeti, doğası gereği, kâr ve piyasa sürecinin dışında yerine getirilir. Kamu hizmeti, toplumsal gereksinimlerin giderilmesi için ortaklaşa alana sunulan hizmetlerdir. Ortaklaşa alana sunulduğu için rekabete dayanmaz, olabildiğince daha fazla insanın yararlanmasını amaçlar. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının diğer maddeleri de göz önünde bulundurulduğunda, kamu hizmetinin verilme anlayışı da bütünüyle değiştirilmektedir. Yeni anlayışa göre, kamu örgütleri özel sektör gibi çalışmalı, vatandaşların yerine müşteri geçmelidir. Geçici 6 ncı madde ve 5 inci maddenin (1) bendinde getirilen düzenlemede, kamu hizmetinin ne olduğu önceden saptanmakta ve daha sonra, bu hizmetlerden yararlanan kişilerin ihtiyacına uygun olup olmadığına bakılmaktadır. Bu mantık, işleyişin, halkın işsizlik, yoksulluk ve benzeri ihtiyaçlarının ne olduğunun önceden saptanması ve ona göre kamu hizmetlerinin verilmesinin önünü kapamaktadır. Piyasa adına devlet yasaklanmakta, hizmetler, doğası gereği kâr ve piyasa mantığında hareket eden özel sektöre devredilerek, toplumsal sorunların daha da ağırlaşmasına zemin hazırlanmaktadır.

Belirtilen gerekçelerle, 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 6 ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.

Geçici 7 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 7.- Bu Kanun uyarınca bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş kanunlarında yapılacak düzenlemeler nedeniyle kadro unvanı değişen veya kaldırılanlar durumlarına uygun boş kadrolara atanırlar. Atama işlemi yapılıncaya kadar kurumca ihtiyaç duyulan işlerde görevlendirilebilirler. Bunlar yeni bir kadroya atanıncaya kadar, eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge ve her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî haklarını almaya devam ederler. Söz konusu personelin, atandıkları yeni kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî hakları toplamının net tutarı, eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamı net tutarından az olması halinde, aradaki fark giderilinceye kadar atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tabî tutulmaksızın tazminat olarak ödenir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Aydın; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; İstanbul'un ortasından tren geçer. Eğer, tren yolunun biraz uzağında oturuyor da sonra evinizi oraya taşırsanız, ilk günlerde, o trenin her geçtiği saatte uyanırsınız. Aradan birkaç ay geçtikten sonra, evinize misafir gelen birisi size "bu gürültüde nasıl uyuyabiliyorsunuz" diye sorar, siz de "ne gürültüsü" diye sorarsınız; çünkü, o süre içerisinde artık alışmışsınızdır. Yani, o gürültü, trenin periyodik aralıklarla geçişi, artık, sizi rahatsız etmez. Şimdi, ben, bizim Parlamentonun çalışmasını biraz buna benzetiyorum.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Trene mi benziyor?..

HASAN AYDIN (Devamla) - Arkadaşlar diyor ki, bir yasa çıkarmaya çalışıyoruz, bir arkadaşımızın varsa bir önerisi, düşüncesi, katalım, yanlışı düzeltelim, hep birlikte vatandaşa bu yasaları götürelim. Fakat, garip bir şey, aslında, Sayın Komisyon Başkanımız ile Sayın Bakanımızın yerine bir teyp koysak "Cumhuriyet Halk Partisinin önergeleri hakkında Sayın Bakanımız ne diyor" diye sorsak, bence tekrar etmelerine, zahmet etmelerine gerek yok, teybin tuşuna basacaksın "katılamıyoruz." Yani, biraz da nezaketleştirilecek "katılamıyoruz" yani, keşke katılabilecek bir şey olsa da katılsaydık diyerek... Böyle aynı kelimeler, aynı tonda, aynı vurdumduymazlıkla... Aynı alabildiğine büyük ve müthiş bir sorumlulukla, bir muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk  Partisi muhalefeti burada oturuyor, burada konuşurken, sözcüleri vatandaş dinliyor, bunlar bir sorumlulukla konuşuyorlar, bu konuda bazı öneriler yapıyorlar, acaba, bu önerilerin bizim işimize gelen bir yanı olabilir mi, acaba, yarın yasalar hayata geçtikten sonra "keşke bunu yapmasaydık, aslında, Cumhuriyet Halk Partisi bize bunu söylemiş, bizi bu konuda uyarmıştı; ama, hayret bir şey, biz, nasıl oldu da, bu kadar sarih, bu kadar somut, aslında, bu kadar sıradan bir insanın bile algılayabileceği, kavrayabileceği bu önerileri dikkate almadık" diyeceksiniz. Bir gün bu yasalar yaşama geçtiği zaman, kimimizin milletvekili, kimimizin milletvekili olmadığı ileriki zamanlarda geriye dönüp kendi kendinize şu soruyu soracaksınız,  ben buna inanıyorum "yapma yahu gerçekten bu yasayı biz mi yaptık, yani, bu yasa benim milletvekili olduğum dönemde çıktı, ben de el mi kaldırdım!" Büyük bir ihtimalle yasanın gününü falan unuttuğunuz için "yok canım, ben Mecliste olsaydım, ben bu yasaya evet demezdim, demek ki, ben o gün Mecliste değildim" diyerek, vicdanınızı rahatlatacaksınız.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada değişime kimse karşı çıkmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hantallaştığı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bürokrasinin eline düştüğü, bu konuda inanılmaz derecede zorlukların, engellerin ortaya çıktığı, vatandaşın kendi sorunlarını çözebilmek için ulaşım mekanizmalarının tıkalı olduğu, vatandaşın ayağına hizmeti götürmenin gerekliliği, yönetimin demokratikleşmesinin gerekliliği... Bütün bunlarda hemfikiriz eğer samimiysek; fakat, böylesine on yıllara dayalı bir kilitlenmenin bazı dehalar tarafından... Ben kürsüye gelmeden önce, acaba bu nedir falan diye düşündüm; Türkiye'de bir sorun var tabiî -Türkiye'de- belki Avrupa'da bu sorun yok- liderlerin inanılmaz derecede özgüvenleri oluşuyor, bu liderlerin kendi kafalarında ve dünyalarında bazı doğruları şekilleniyor, bu doğrularını en yakın kurmaylarına doğru olarak empoze ediyorlar, en yakın kurmayları onları, Meclise, komisyonlara empoze ediyor; gündemdeydi; ama, bugün hiç gündeme gelmesini beklemediğimiz bir yasa, bakıyorsunuz pat diye geliyor, hiçbir milletvekili arkadaşımızın haberi de yok, bu konuda hiçbir hazırlığa falan gerek yok; çünkü, artık Türkiye Cumhuriyetinde Büyük Millet Meclisi bir noter noktasına düşürülmüştür. Milletvekillerinin bu konuda fikir söylemeleri, hele hele iktidar partisi milletvekiliyse bu konuya itiraz etmesi, buna karşı çıkması, grup başkanvekillerinin itiraz etmiş olduğu bir önergeyi onun rızası olmadan vermeleri; böyle bir şey mümkün değil.

"Yerel yönetimi indireceğiz aşağıya." Peki, yerel yönetimi indirelim, devleti küçültelim; bu kadar basit mi bu? Yani, Türkiye'de devletin bazen altından kalkamadığı, devletin toplumla sorunlarını çözemediği, devletin vatandaşına veremediği şeyleri, çoğu zaman, hayatında belki hiç yöneticilik yapmamış, belki siyaset yapmamış kimi belediye başkanlarımızın böylesine ağır, kapsamlı, detaylı sorunları, vatandaşla buluşarak çözebilecekleri konusunda ne kadar eminiz. Bir arkadaşımıza, bir memurumuza, bir çalışanımıza bir görev verdiğimiz zaman bile onun ehliyetli olup olmadığını, bunu uygulayıp uygulayamayacağını, başarıp başaramayacağını düşünüyorken bir bakkal dükkanında bile, Türkiye'de öyle yasalar çıkarıyoruz ki, bu yasalar, aman bizden uzak dursun da, devletin merkezîliğinden uzak dursun da nereye giderse gitsin sorumsuzluğuyla Türkiye'yi yönetmek mümkün değil değerli arkadaşlarım. Yönetimi verelim...

YAHYA BAŞ (İstanbul) - Küçümseme onları.

HASAN AYDIN (Devamla) - Küçümsemiyorum onları, ben öyle belediye başkanları tanıyorum ki, o belediye başkanları Parlamentodaki birçok milletvekilimizden çok daha yetenekli; ama, ben öyle belediye başkanları tanıyorum ki, tesadüfen, hasbelkader, kazara buraya gelmiş "yazık, bu nereden buraya gelmiş" diyebiliyorsunuz. Bir tekdüzelik içerisinde, bir monotonluk içerisinde, bir dayatma içerisinde, sağa sola bakmadan bazı yasaları çıkaracağız, koyacağız ve ondan sonra, kalkıp burada, demokrasiyi uyguladık, çağdaşlaşıyoruz, yenileşiyoruz diye kendimizi avutmaya çalışacağız...

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kim yapıyor?!

HASAN AYDIN (Devamla) - Kim mi yapıyor; Fransa'dan duydun galiba... Burada konuşuyoruz meseleyi işte.

Kim yapıyor; siz yapıyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu yapıyor. Muhalefeti dikkate almadan, vatandaşı dikkate almadan, kamuoyuyla tartışmadan, ilgili kurumları dikkate almadan, belediye başkanlarının düşüncesini dikkate almadan, belediye meclisi üyeliğini yok sayarak, il genel meclisi üyeliğini yok sayarak... Gerçek bu. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Tamam, siz, bize laf attınız mı, bütün sorumluluktan kurtulmuş oluyorsunuz...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Müdahale etmeyin... Bundan sonra halk meclisleri kuracağız.

HASAN AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, devlet, bir görevle karşı karşıyadır. Devlet bir kurumu ortadan kaldırdığı zaman, devlet bir kurumda değişiklik yaptığı zaman, onun alternatiflerini, onun altyapısını, onun hazırlıklarını bitirmiştir. Devlet, eğer, tarımdan elini çekecekse, eğer, Ziraî Donatımı kaldıracaksa, Toprak Mahsullerini ortadan kaldıracaksa, Köy Hizmetlerini ortadan kaldıracaksa, altyapıyı, bunu devredecekse, o noktada hazırlıkların bitmiş olması, uzmanların tamamlanmış olması, vatandaşla bu konuda bir hazırlığın yapılmış olması gerekir; hiçbiri yok. Tam tersine...

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Hepsi hazır...

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kırk yıldır yapılıyor.

HASAN AYDIN (Devamla) - Kırk yıldır yapılıyor da, kardeşim, ne diye değiştiriyorsunuz onu kırk yıldır yapılıyorsa?.. Madem, kırk yıldır yapılıyor, senin derdin ne; mademki kırk yıldır yapılıyor, kırk yıldır yürüyorsa, ne münasebetle yürüyen mekanizmayı değiştirmeye çalışıyorsun? Kaldı ki, ben, yürüyen bir mekanizmanın olduğu kanaatinde değilim.

Ben, sadece, sevgili arkadaşlarıma şunu anlatmaya çalışıyorum: Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar, şurada Bakanınızın, Bakanımızın, şurada Komisyon Başkanımızın, sürekli olarak, her önergeye ilişkin "katılamıyoruz" demiş olmasını hangi mantık ölçülerinde değerlendirebilirsiniz?!

AHMET YENİ (Samsun) - Doğrulara katılıyoruz.

HASAN AYDIN (Devamla) - Yani, dünyanın doğrusunu siz mi biliyorsunuz? Anamuhalefet Partisinde bu kadar birikimi olan, bu kadar yeterliliği olan arkadaşlarımızın önerilerinin tümü, size karşı bir kasıt olarak mı gündeme getirilmektedir ki, âdeta, bir kasıtmış gibi, her önergemize "hayır" diyebilecek, sadece bir emrivakiyle yasaları çıkarmaya kendinizi zorlayabilecek durumda oluyorsunuz? (AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Önergelerin gerekçelerine bak!

HASAN AYDIN (Devamla) - Arkadaşlar, siz, diyalog yollarını kapatırsanız, iletişim yollarını kapatırsanız, canımız istiyor kardeşim, ben bunu getiriyorum; Danışma Kurulunda, bunu kabul ediyor musunuz; hayır, kabul etmiyorum; o zaman bizim grubumuzun çoğunluğu var, o zaman, biz bunu kendi kendimize getiririz falan diye düşünürseniz, Türkiye'de, demokrasinin yollarını Parlamentonun çatısı altında kapatmışsınız demektir.

AHMET RIZA ACAR (Aydın) - 2 dakika 22 saniyen kaldı!

HASAN AYDIN (Devamla) - Şimdi, sevgili arkadaşlarım...

Arkadaş, sen de hastasın yani! (Gülüşmeler)

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Tabip yok mu?!

HASAN AYDIN (Devamla) - Adam sanki benim kronometrem; orada 2.20, 2.15, 2.10... Yani, şenlik...

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sen devam et.

HASAN AYDIN (Devamla) - Şimdi, burada, Meclis Başkanı var; arkadaşın biri diyor ki "2.20 kaldı", öbürü diyor ki "yok yok, sen devam et", öbürü diyor ki "bir dakika dur."

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - İdare ediyorlar.

HASAN AYDIN (Devamla) - Tabiî, idare ediyor arkadaşlarımız; zaten, memleketi çok iyi idare ediyorsunuz; hakikaten, o noktada son derece düzgünsünüz...

Şimdi, bir noktaya gelmek istiyorum sevgili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sizin yapmış olduğunuz yasaların, ülkemizin menfaatına olmasının, ülkemizin yararına olmasının bizi rahatsız etmediğini, bu noktada sizin başarılı olmanızın bizi rahatsız etmeyeceğini; ancak, değişim isteyen, demokrasi isteyen bir grubun biraz demokratik davranması gerektiğini, biraz katılımcı davranması gerektiğini, biraz farklı fikirlere açık olması gerektiğini, biraz kendisinin içerisindeki psikolojik üstünlüğü dayatmaya dönüştürmemesi gerektiğini; bazen, kırk yılda bir, bir kuyruklu yıldız doğmuştur, bir taş düşmüştür, sizin Grubunuzun kararının tersine oy kullanan bir arkadaşımızı Allah rızası için görmemiz gerektiğini; bunun, grup yönetimi kararına uymamak anlamına değil, demokrasiyi algıladığınız anlamına gelebileceğini; eğer, ister okumuş olasınız ister okumamış olasınız, hep birlikte, elbirliğiyle her şeye "ret" ya da "evet" diyebiliyorsanız kendi içinizde demokrasinin işlemediğini; kendi içinde demokrasi işlemeyen bir grubun, ülkeye demokrasi getirmesinin mümkün olamayacağını, kendi aranızda kavramaya, algılamaya çalışın lütfen; istirham ediyorum...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Sizin Grubunuzda işliyor mu demokrasi?!

AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Kendini tarif etme!

HASAN AYDIN (Devamla) - Atatürk zamanında kurulan, zor durumda olan bütün kurumları -Özal'la birlikte başlayan- babasının malı gibi ucuza ona buna peşkeş çeken, yok eden; onun yerine siyasî olarak ancak rant olarak kullanabilen, kurumları ikame etmeyen; çimento fabrikalarını, tekstil fabrikalarını imha eden, TÜPRAŞ'ından petrol kurumlarına her şeyi satıp savuran ve bugün de, devletin merkezî idaresinde yürüyen kurumların yerine yenisini inşa etmeden, ısrarla ve inatla, bu noktada bir duruş almaya çalışan siz değerli arkadaşlarımızı uyarmaya çalışıyoruz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)- Çok hızlı konuşuyorsun, anlaşılmıyor.

HASAN AYDIN (Devamla) -10 dakikalık zamanımı son derece rantabl kullanmaya çalışıyorum.

Sevgili arkadaşlarım, son olarak şunu söylemek istiyorum: İyi bir yolda değilsiniz... İyi bir yolda değilsiniz; eğer, iyi bir yolda olsaydınız, bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi... (AK Parti sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aydın, siz buyurun.

AHMET RIZA ACAR (Aydın) - ANAR'ın araştırmalarına göre yüzde 52,7...

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız Sayın Aydın.

Buyurun

HASAN AYDIN (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisinde demokrasi vardır. Cumhuriyet Halk Partisinde demokrasi vardır; Cumhuriyet Halk Partisindeki demokrasi ile AKP'deki demokrasiyi mukayese etmek biraz hoş değil, tatlı değil...

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Doğru!..

HASAN AYDIN (Devamla) -  ...yani, bizim durumumuz çok farklı; biz, aşağı yukarı, yüz sene sizden ilerideyiz. (AK Parti sıralarından alkışlar [!])

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Çok iyi!..

HASAN AYDIN (Devamla) - Arkadaşlarımızın hoşuna gitti; yani, söylemi bile hoşuna gitti; çünkü, onlarda "d"si bile yok; yani, "d"si bile yok.

Sevgili arkadaşlarım, son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu yasalar halk içindir, bu yasalar vatandaş içindir; bunun sorumluluğu içerisinde davranmamız gerekir. Üstelik de, bu yasaların ne kadarının geri dönebileceğini bile bile, aynı şeyi tekrar ederek, bu ülkeye fazla katkı sağlamamız mümkün değil. Umuyorum, bir biçimiyle, bir şekilde, sizinle iletişim kurabilmişizdir.

Hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Madde üzerinde, şahsı adına, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Vedat Melik; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET VEDAT MELİK (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 7 nci maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi, öncelikle, saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı, ülke yönetimini, esastan, yeniden yapılandırmaya ve insanımızı şimdiye kadar alışık olmadığı yeni bir yaşam tarzına alıştırmaya yöneliktir; şimdiye kadar çıkarmış olduğumuz Belediye Yasası, Büyükşehir Belediyesi Yasası ve buna benzer diğer yasaların ana çerçevesi olan bir yasa tasarısıdır. Doğrudur, bir iktidarın görevi, elbette ki, çağdaş medeniyetin gerektirdiği değişiklikleri ülkesinde uygulamaktır ve  bu yasayla da amaçlanan şey, aslında, aşırı merkeziyetçiliğin verdiği hantallıktan kurtulmak, bazı hizmetlerin daha hızlı bir şekilde yerel yönetimlerce yapılmasını sağlamak, dolayısıyla merkezin bazı yetkilerini yerel yönetimlere devretmektir. Ancak, sizin ülkenizin yerel yönetimlerinin idarî ve malî gücü, bizim onlara devretmeye çalıştığımız görevleri yapmaya acaba müsait midir? Müsait değilse ne yapacağız?

Değerli arkadaşlar, ben size bunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Aslında bu konu, bu hadise bugün olduğu için, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisini de bilgilendirmek istiyorum. Belki hadise halen de devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, salı günü yaptığım gündemdışı konuşmada -ki, bu 22 nci Dönem Parlamentosunda bu konuyla ilgili yaptığım ikinci konuşmadır- Şanlıurfa İlinin elektrik sorunlarından bahsetmeye çalışmış ve Enerji Bakanlığının derhal Şanlıurfa İlinde olağanüstü bir durum ilan ederek tedbirler almasını istemiştim. Bugün sabahleyin Şanlıurfa İlinin Viranşehir İlçesinde -Viranşehir ilçe merkezinin nüfusu 120 000'dir- 500-600 civarında çiftçi, elektrikle tarımsal sulama yapmaya çalışan çiftçi, kaymakamlığın önünde gösteri yapmıştır. Bu gösteriden sonra Urfa - Mardin karayolunu; yani İpek Yolunu kesmişlerdir. Bu arada, bazı siyasî parti binalarını da taşlamışlardır o hiddetle. Daha sonra, trafo merkezine yürümüşler, trafo merkezini tahrip etmeye yönelik, o kızgınlıkla tepki koymuşlardır. Doğal olarak, bunun karşısında güvenlik güçleri de tedbir almıştır, zaman zaman da güvenlik güçleriyle tartışmaya girmişlerdir, belki bu tartışmalardan dolayı, henüz haber alamadık, tutuklamalar da olabilecektir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, ben, bunu bir yıl içinde üçüncü kezdir söylüyorum. Ben, 1 200 000 dekarlık... Kendi imkânlarıyla kuyu açmış insanlardan bahsediyorum. Şimdi, bu insanlar, 42 derece sıcakta, borçla harçla açtıkları kuyulardan, yine borç ve harçla ektikleri pamuğu nasıl sulayacaklardır?! Tesisat niçin çalışmamaktadır; sebebi şudur: Bütün Şanlıurfa İlinde elektrik tesisatı çökmüştür. Bunun için, derhal tedbir alınması, merkezî hükümetin oraya para aktarması gerekir. Bu, Şanlıurfa İl İdaresinin yapacağı bir iş değildir.

Şimdi, aslında konu bu mu diyeceksiniz; bana göre, Türkiye'nin en önemli konularından biridir. Ben son kez, Sayın Enerji Bakanını göreve davet ediyorum; Türkiye'de ne kadar seyyar trafo varsa, 24 saat içinde Şanlıurfa'ya götürmelidir. Bir hafta içinde para aktarırsanız, bütün elektrik sorunu çözülür. İnsanlar, aşiret meselesi yapmıştır.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Melik.

Sayın milletvekilleri, şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Tekelioğlu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz tasarının geçici 7 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye yeni bir döneme girdi. Bu dönemin en önemli karakteristiği, bir değişim anlayışının ortaya çıkmasıdır. Dolayısıyla, AK Partinin uygulamakta olduğu bu değişim felsefesini iyi kavramak gerekiyor. Eğer bu felsefe iyi kavranacak olursa, o zaman, buraya getirilen kanunlar da, çok daha esaslı bir biçimde anlaşılmış olur.

Bu maddeyle, yeni düzenlemeler dolayısıyla kadro unvanı değiştirilenlerin yahut da kaldırılanların bütün hakları garanti altına alınmaktadır; maddenin özü bundan ibarettir. Dolayısıyla, burada tartışılacak herhangi bir şey yoktur; ancak, bu kürsüde dile getirilen kadrolaşma kaygısını, AK Parti olarak kabul edemeyiz. Biz, bir defa, hangi işin, hangi niteliklere sahip insanlar tarafından yapılacağını gayet iyi tespit ediyoruz; dolayısıyla da her işi ehline veriyoruz; bunun için de objektif kriterler geliştiriyoruz. Bunun uygulamalarını çok çeşitli alanlarda görmekteyiz. Öğretmen atamalarındaki objektif kriterler, bunun basit bir örneğidir. Yine, Sağlık Bakanlığının getirmiş olduğu uygulamalar, bunun çok müşahhas bir örneğidir.

Unutmayalım ki, burada, sayın bakanlar kendi ellerindeki yetkileri devretmektedir. Dolayısıyla, her türlü uygulamada objektif kriterleri hayata geçirdiğimiz zaman, herhangi bir sıkıntı kalmayacaktır. Bu da, elbette ki, diğer alanlara yakın zamanda yansıyacaktır. Bu objektif kriterlerin uygulandığını görmek için de çok beklemeyeceğinizi umuyorum.

Bu düşüncelerle, kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tekelioğlu.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 7 nci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Taner Yıldız

Mustafa Cumur

 

 

Ankara

Kayseri

Trabzon

 

A.Müfit Yetkin

Nusret Bayraktar

Mehmet Beşir Hamidi

 

Şanlıurfa

İstanbul

Mardin

"Geçici 1 inci ve 2 nci maddelere dayanılarak devredilen personelden geçici 1 inci maddenin son fıkrasının ikinci cümlesine göre ihtiyaç fazlası olarak belirlenenler, bulundukları ilin valisi tarafından öncelikle o ildekiler dikkate alınmak suretiyle diğer mahallî idarelere, buralarda mümkün olmadığı takdirde merkezî idarenin taşra teşkilatına veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki durumlarına uygun kadro veya pozisyonlara atanır. Bir yıl içinde bu şekilde atanamayan personel, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere valilik tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

Devlet Personel Başkanlığı, bildirilen personel listelerini en geç üç ay içinde tespit edeceği kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş kadro ve pozisyonlara atanmalarını sağlamak üzere ilgili idarelere ve kamu kurum ve kuruluşlarına gönderir. İlgili idare, kurum ve kuruluşlar, bildirimin ulaştığı tarihten başlayarak en geç bir ay içinde bu personelin atamalarını yaparak atamalarına ilişkin bilgileri Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığına ve  ilgili valiliğe bildirir.

Personelin atandığı kurumda fiilen göreve başlayacağı tarihe kadar geçen sürede her türlü malî, sosyal ve özlük hakları eski kurumlarınca karşılanmaya devam edilir. Ayrıca, bu personelin eski kadro ve pozisyonları ile atandıkları kadro ve pozisyonlara ait farklar birinci fıkradaki hükümlere göre ödenmeye devam olunur."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

İkinci önerge aykırı önerge olup, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 7 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Ali Topuz

Mustafa Özyürek

M. Akif Hamzaçebi

 

 

İstanbul

Mersin

Trabzon

 

Muharrem Eskiyapan

 

Mehmet Yıldırım

 

Kayseri

 

Kastamonu

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 7 nci maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir.

"Bu kanun uyarınca yapılacak düzenlemeler nedeniyle kadro unvanı ve derecesi değişen veya kaldırılanların eski kadrolarına ait her türlü haklarının, yeni görevlerinde kaldıkları sürece şahıslarına bağlı olarak saklı tutulacağı hükme bağlanmaktadır."

Kamu yönetiminin yeniden yapılanması kapsamında Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla çerçevesi çizilen kamu personel rejimi, kadro sayısının belirlenmesi, farklı istihdam şekilleri, sınıflandırma, kariyer ve liyakat, ücret rejimi, sendikal siyasal haklar, emeklilik, hizmet içi eğitim, siyasîlerin kamu personeli üzerindeki etkileri, kayırmacılık gibi kamu istihdamının sorunlarının çözümüne yönelik bütüncül bir yaklaşım geliştirmemekte, kamu personel sayısının azaltılması, sözleşme rejimine geçiş ve esnekleşmeyi yeni personel politikasının temeli yapmaktadır.

Kamu hizmetlerinde hizmet kalitesini ve verimliliği artırmada, ücret ve maaşlara ilişkin sorunların çözümünü sağlamada temel yaklaşım, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında öngörüldüğü gibi, performansa dayalı ücret değil, kamu çalışanlarının vasıflarının yükseltilmesi, sendikal haklarının tanınması ve tüm kamu çalışanlarının vasıf ve kıdemlerine uygun, eşit değerdeki işe eşit ücreti temel alan, aileleriyle birlikte insanca yaşamalarına imkân verecek düzeyde ücret almalarının sağlanması olmalıdır.

Geçici 7 nci maddeyle, bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş kanunlarında yapılacak düzenlemeler nedeniyle, kadro unvanı değişen veya kaldırılanların kendilerine uygun boş kadrolara atanmaları öngörülmektedir. Geçici 7 nci maddenin bu içeriğiyle kapsaması gereken konuları kapsamadığı, özensiz olarak hazırlandığı görülmektedir.

22 nci Dönem yasama çalışmalarında ikişer kez yasalaştırılan; ancak, Anayasa Mahkemesinin yürürlüğünü durdurduğu ve iptal ettiği 61 yaşta emeklilik öngören yasa tasarısı ile TÜBİTAK'a ilişkin yasa tasarısı, kamuoyu tarafından, iktidarın kadrolaşma amacıyla çıkardığı yasalar olarak anılmaktadır. Hükümet, belirtilen yasalarla kadrolaşmaya yasal kılıf hazırlama iradesini ortaya koymuş, özellikle emeklilik yaşına ilişkin düzenleme, yaşanan süreçte çok sayıda kamu görevlisinin mağdur olmasına neden olmuştur.

Geçici 7 nci madde de kadrolaşmaya neden olacak düzenlemeler içermektedir. "Kadro unvanı kaldırılan ya da değiştirilen" ifadesi içine çok sayıda kamu görevlisi girmekte, bu kişilerin hangi kadrolara atanacağına ilişkin somut düzenlemeye yer verilmemektedir. Örneğin, sadece isim değişikliğine gidilen ve bazı görev tanımları değişen birimlerin üst düzey yöneticilerinin, bu madde kapsamında görevlerinden alınmasına yasal dayanak sağlanmış olacaktır.

Kamu personel rejimi için, kamu personel sayısının azaltılması, sözleşme rejimine geçiş ve esnekleşmeyi içeren düzenlemelere yer veren Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 7 nci maddesi de, bu politikanın hayata geçirilmesine olanak tanımakta, çok sayıda kamu görevlisinin mağdur olmasına neden olacak düzenlemeler içermektedir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, kapsaması gereken konuları kapsamayan, özensiz olarak hazırlanan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 7 nci maddesinin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 7 nci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"Geçici 1 inci ve 2 nci maddelere dayanılarak devredilen personelden geçici 1 inci maddenin son fıkrasının ikinci cümlesine göre ihtiyaç fazlası olarak belirlenenler, bulundukları ilin valisi tarafından öncelikle o ildekiler dikkate alınmak suretiyle diğer mahallî idarelere, buralarda mümkün olmadığı takdirde merkezî idarenin taşra teşkilatına veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki durumlarına uygun kadro veya pozisyonlara atanır. Bir yıl içinde bu şekilde atanamayan personel, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere valilik tarafından Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

Devlet Personel Başkanlığı, bildirilen personel listelerini en geç üç ay içinde tespit edeceği kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş kadro ve pozisyonlara atanmalarını sağlamak üzere ilgili idarelere ve kamu kurum ve kuruluşlarına gönderir. İlgili idare, kurum ve kuruluşlar, bildirimin ulaştığı tarihten başlayarak en geç bir ay içinde bu personelin atamalarını yaparak atamalarına ilişkin bilgileri Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığına ve ilgili valiliğe bildirir.

Personelin atandığı kurumda fiilen göreve başlayacağı tarihe kadar geçen sürede her türlü malî, sosyal ve özlük hakları eski kurumlarınca karşılanmaya devam edilir. Ayrıca, bu personelin eski kadro ve pozisyonları ile atandıkları kadro ve pozisyonlara ait farklar birinci fıkradaki hükümlere göre ödenmeye devam olunur."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Geçici 1 inci ve 2 nci maddelerde mahallî idarelere devredilen personelin müktesep haklarını korumak ve geçici 1 inci maddenin son fıkrasının ikinci cümlesine uygulama imkânı sağlanmak amacıyla sağlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Geçici 8 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 8. - Bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların teşkilatı, bu Kanun esaslarına göre yeniden düzenleninceye ve bu düzenleme uyarınca genel hükümlere göre yeni kadrolar tespit ve ihdas edilinceye kadar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan kadroların kullanımına devam olunur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun.

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinden bir arkadaşımız burada konuşma yaparken, dolaylı olarak, Cumhuriyet Halk Partisinin reforma karşı çıktığını, reform istemediğini ifade etti.

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimlerde ciddî bir sorunun olduğunu hepimiz biliyoruz, merkezî yönetimin hantal yapısını da biliyoruz. Gerek Adalet ve Kalkınma Partisi gerekse Cumhuriyet Halk Partisi, kendi seçim bildirgelerinde ve seçim programlarında, kendi parti programlarında, kamu yönetiminde bir reformun yapılması gerektiğini ısrarla dile getirmişlerdir, seçim meydanlarında bunu da söylemişlerdir. Bizim, ısrarla istediğimiz bir tek konu var; reforma evet; ama, reformu yaparken, hukuk sistemini bozmadan, insan hakları ihlalleri yapmadan, insan haklarını dikkate alarak, kazanılmış hakları dikkate alarak bir reform yapalım. Yani, bir şeyi kırıp dökerek değil de, insanları mutlu ederek yapmak varken, niçin bunu yapmıyoruz?.. Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz; fakat, her ne hikmetse, bir türlü anlatamadığımız olay bu.

Bakın, bu kürsüden, ben gelip bir konuyu bilginize sundum ve burada da bir önerge verdik -Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulundan örnek verdim- fakat, sizlerin oylarıyla reddedildi; reddedileceğini de biliyordum. Neden, değerli arkadaşlar; çünkü, ben şunu gayet iyi biliyorum, sizler de gayet iyi biliyorsunuz; nasıl olsa, bir konuyu hükümet hazırlıyor, buraya getiriliyor, bizim ayrıca okumamıza gerek yok, bu konuda kafa yormamıza gerek yok; zaten muhalefet de itiraz edecek, hükümet el kaldırırsa biz de kabul edeceğiz... Bu kadar basit; ama, Parlamentoda görev yapmanın bu kadar basit olmadığı kanısındayım ben. Parlamentoda görev yapan her parlamenter, elbette, kendi siyasî grubunun görüşlerini dikkate alacaktır, elbette ki kendi partisinin programını dikkate alacaktır; ama, bir hukukçunun, hukuk kimliğini bir tarafa bırakarak, bazı kuralları, Anayasaya aykırılıkları bile bile "hayır, ben bunu bildiğim gibi yaparım" derse, işte, orada, demokrasi konusunda bir anlayış farklılığımız çıkıyor ortaya.

Şimdi, bakınız, Sayın Bakan, daha ilk geçici maddeleri görüşürken, Sayın Cumhurbaşkanına bir yollama yaptı ve Sayın Cumhurbaşkanının, geri gönderme gerekçesini buraya gönderirken ilgili kanunları okumadığını söyledi. Şimdi, ben, tabiî, şunu beklerdim... Elbette, her makam eleştirilebileceği gibi Cumhurbaşkanlığı makamı da eleştirilebilir. "Eleştirilemez" denilen hiçbir makamın Türkiye'de olmaması gerektiğine inanıyorum ben, Cumhuriyet Halk Partisi de böyle inanıyor; ama, biz şunu yapmamalıyız. Eleştiri yaparken, eleştirinin belli bir üslup içinde olması gerektiğini de, herhalde, bütün milletvekillerinin kabul etmesi gerekir. "Okumamıştır" demesi, bana göre, beni rahatsız eden bir cümledir; ama "bu konuda yeterli çabayı göstermemiş" olabilir, yani, daha farklı... Mesela, bakın, daha sonra kullandığı bir ifade var Sayın Bakanın; ben, baştan bu ifadeyi kullanmasını isterdim: "Herhalde gözden kaçmıştır." Bu da bir eleştiridir; ama, bu eleştirinin belli bir dikkat ve bir üslup içinde yapılması, belli makamları doğrudan doğruya hırpalama yönüne gitmeden bunu yapması, bana göre, daha şık olurdu.

Şimdi, biz, hukuka saygıyı niye söylüyoruz?.. Bakın, değerli arkadaşlar, size, yine, hepimizi rahatsız eden bir örnek daha vereceğim. Hep şunu söyleriz: Efendim, bu ülkede özelleştirme olsun, zarar eden kamu kuruluşlarını satalım, zarar ediyor, işte, orada yolsuzluklar var vesaire vesaire söyleniyor. Özelleştirme konusunda, devletin, çok küçük işler... Devletin, artık, pijama, gömlek üretmesi gerekmediğini bizler de söylüyoruz. Özelleştirilmesi, bazı konuların, elbette gerekir; ama, özelleştirmenin de bir hukuk mantığı içinde olması gerektiğini söylüyoruz. Orada insanlar çalışıyor. O insanların haklarının ihlal edilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Siz bir şeyi kapattığınız zaman -orası robotların üretim yaptığı bir merkez değil- o merkezde insanlar çalışıyor ve o insanlar akşamları evine giderken çoluk çocuğuna ekmek götürecek. Biz, bu sosyal yaraları dikkate alın diyoruz, bunları yapın diyoruz; ama, denildi ki: "Hayır, biz bildiğimizi yapacağız." Diğer hükümetler de bunu söylediler. Ne oldu; özelleştirmede bir arpa boyu yol gidemedik. Gitti, veto yedi, Anayasa Mahkemesine gitti, idare mahkemesine gitti, Danıştaya gitti ve özelleştirme olayı, Türkiye'de, bir Filistin sorunu gibi oldu; çözülemedi, çözülemedi, çözülemiyor. Neden; iktidarların basiretsizliğinden, iktidarların hukuku gözardı etmelerinden. Demokrasiler hukuk devletinde olur arkadaşlar; hukuku gözardı ederseniz, olmaz. Peki, hukuk dediğiniz kural ne; bizim koyduğumuz kurallar, bu Yüce Parlamentonun kabul ettiği yasalar. Yasaları, siz, kendi siyasal bütünlüğü içinde, hiyerarşik yapı içerisinde uygulamaya koymazsanız, olmaz. Tepede bir Anayasa var, Anayasanın arkasında yasalar var, onun altında tüzükler var, yönetmelikler var, genelgeler var; hukuk bütünlüğü içinde olması lazım.

Bakınız, Sayın Bakan, şunu da söyledi: "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını da Sayın Cumhurbaşkanı okumamış." Bir soru yönelttim kendisine; peki, nasıl oluyor da bizim Cumhurbaşkanlığına göndermediğimiz, Parlamentonun kabul etmediği bir taslağı, biz, Cumhurbaşkanlığına nasıl gönderdik ki, Cumhurbaşkanı bunu okumamış olsun?! Sayın Bakan "hayır" diyerek, bu konuda, veto ederken, daha doğrusu geri gönderme gerekçesini gönderirken, orada, bu yasa taslağına da atıflar yaptığını söyledi. Demek ki, Sayın Bakan, kendi içinde çelişkiye düşüyor; bir taraftan "okumamıştır" diyor, öbür taraftan da -okumuş olsa gerek ki- "bu görüştüğümüz yasa taslağına atıflar yapıyor" diyor. Demek ki, okumuş Sayın Cumhurbaşkanı.

Şimdi, bunu, şunun için anlatıyorum değerli arkadaşlar: Önce yasalaştırmamız gereken tasarı buydu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıydı; çünkü, il özel idareleri, belediyeler, büyükşehir belediyeleriyle ilgili yasalar bu yasa üzerine inşa edilmişti. Şimdi, biz, bu yasa üzerine inşa edilen yasaları gönderdik, bu yasayı göndermedik. Şimdi, böyle bir hukuk bütünlüğü olabilir mi?! Siz, önce, bunu göndereceksiniz, arkasından diğerlerini de buna uygun bir şekilde göndereceksiniz ki, bir hukuk bütünlüğü sağlanmış olsun. Bu hukuk bütünlüğü de, maalesef, sağlanmamış oluyor.

 Şimdi, Sayıştay konusunda da soru sorduk Sayın Bakana.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay Yasasında aynen şöyle bir hüküm var: "Sayıştay üyeliklerinden 5 kişi boşalırsa yedi gün içinde seçim yapılır." Yani, yedi gün içinde Başkanın düğmeye basması lazım; çünkü, Sayıştay üyeliklerinde boşalma olduğu takdirde bazı daireler toplanamıyor, kurullar toplanamıyor. Bunun bir an önce toplanması lazım. Sayıştaya bu görev veriliyor; Sayıştay görevini yapıyor, Parlamentoya geliyor. Sayın Bakanımız diyor ki: "Efendim, Sayıştay görevini yaptı, buraya geldi, görevini yapmayan Türkiye Büyük Millet Meclisidir." Peki, ben merak ediyorum değerli arkadaşlar; sizler niye görevinizi yapmıyorsunuz?! Kim söylüyor sizin görev yapmadığınızı; Sayın Bakan söylüyor. Peki, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı kim; sizin partinizden. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı kim; sizin partinizden. Peki, niçin acaba Sayıştay seçimleri yapılmıyor? Ben de adım gibi biliyorum, siz de adınız gibi biliyorsunuz ki, bu seçimleri engelleyen hükümetin kendisi; hükümet "bunu yapmayın" diyor. Peki, o zaman şu soruyu soralım: Hükümet bu seçimleri niye yaptırmak istemiyor? Açın gazeteleri, şunu göreceksiniz: Sayıştay Genel Kurulunun seçip Parlamentoya gönderdiği üyelerin içinde sizinle aynı görüşü paylaşmayan, siyasal görüşü paylaşmayan insanlar olduğu için.

Değerli arkadaşlar, peki, o Sayıştay nasıl denetim yapacak, o üyeler nasıl denetim yapacak? Şimdi, bakın, onların kazanılmış hakları var; Sayıştay Genel Kurulu onları seçti, gönderdi buraya, "bunlardan seçeceksiniz" diyor. Biz de diyoruz ki, hayır, kusura bakmayın, biz onları seçmiyoruz. Peki, ne yapacak Sayıştay?! Nasıl görev yapacak Sayıştay?!

Plan ve Bütçe Komisyonunda örnek verdim; o örneği, bir daha, burada hepinizin huzurunda sunmak istiyorum. Bakın, BDDK'ya, hükümet, zamanında atama yapmadı diye İmar Bankasına zamanında el konulamadı.

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Doğru değil.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Neden doğru olduğunu söyleyeceğim.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun yaptığı basın açıklaması vardır Sayın Milletvekilim; BDDK'nın internet sitesine girerseniz, bu basın açıklamasını görürsünüz.

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Ona itibar edemezsiniz; o taraftır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bakın, şimdi, o basın açıklamasında aynen şöyle diyor...

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Ne derse desin...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Diyor ki: "Biz, şu tarihte -tarih de veriyor- İmar Bankasında olağandışı mevduat hareketlerini gördük; ama, karar alma sayımız olmadığı için, toplanıp karar alamadık.

Bir başka şey daha var Sayın Milletvekilim -siz, İktidar Partisinde olduğunuz için daha rahat ulaşabilirsiniz- dönemin BDDK Başkanı hükümete başvuruyor "toplanıp karar alamıyoruz, bize acilen üye tayin edin..." Üye tayin edilmiyor. Üye ne zaman tayin ediliyor; İmar Bankası olayı patlak veriyor, mızrak çuvala sığmıyor, hükümet atama yapıyor.

Bizim korkumuz şu, iyi niyetle bütün bunları dile getirmemizin temel nedeni şu: Benzer bir uygulama Sayıştayda olmasın. Sayıştayda, bugün, bazı daireler toplanamıyor, üye olmadığı için toplanamıyor. Peki, buna, Parlamento olarak, biz, nasıl seyirci kalabiliriz?.. Bunun sorumlusu kim?

Bakın, bunu bir bürokrat yapsa, o bürokrat hemen görevden alınır; mahkemeye verilse mahkûm olur. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisini kim mahkemeye verecek?! Biz, görevimizi yapmıyoruz. Bizim görev yapmadığımız bir yerde, biz, nasıl bürokrasiden görev bekleyebiliriz, nasıl anlayış bekleyebiliriz?! Bizim bu konudaki duyarlılığımızı da, bu nedenle sizin bilginize sunmak istedim.

Özetle, kamu yönetiminin yeniden yapılanması gerektiğine bizler de inanıyoruz, kamunun hantal bir yapı içinde olduğuna bizler de inanıyoruz; ama, kazanılmış hakları zedelemeden... Anayasaya aykırılıkları göz göre göre gözardı ederek buradan geçirmenin hiçbir mantığı yok. Zaman kaybediyoruz; zaman kaybetmenin hiçbir mantığı yok. Pek çok milletvekilimin belki çok daha fazla işi var.

Bakın, biz, bu Parlamentoda Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununu geçirdik; oldukça çok maddesi vardı bu kanunun. Cumhuriyet Halk Partisinden ciddî bir muhalefet geldi mi; hayır. Neden gelmedi; çünkü, oturduk, bu tasarı üzerinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda, altkomisyonda gece yarılarına kadar çalıştık.

Değerli arkadaşlar, bakın, biz, sizi ikna edemiyoruz, çok haklı olduğumuz konuda sizi ikna edemiyoruz; ama, biz, bürokrat arkadaşlarla ve Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili arkadaşlarla oturup konuştuğumuz zaman herkes ikna olabiliyor, değiştirebiliyoruz, yanlış yaptığımızı, evet, söylüyoruz, düzeltiyoruz, eklemeler yapıyoruz, ilaveler yapıyoruz...

Bakın, yeni bir moda daha çıktı; onu da söyleyeyim. Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen maddeler, burada, maalesef, eski haline getiriliyor. Niye eski haline getiriliyor; bu soru soruldu mu acaba hiç?

SONER AKSOY (Kütahya) - Meclisin takdiri efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Takdiri değil efendim, keşke takdiri olsaydı. Takdiri olsaydı, zaten biz de takdir ederdik. Takdiri değil, birilerini kurtarmak için.

Bakın, bu yasadan sonra, burada, bir yasa daha görüşülecek, Sayın Cumhurbaşkanının veto ettiği bir yasa daha görüşülecek. Birileri mahkûm olmasın diye, 550 kişi, burada, o kişiye özel af çıkarıyor. Nereden çıktı arkadaşlar böyle bir şey?! Hangi akla, vicdana, hukuka sığar böyle bir şey?!

Bizim görevimiz -bunu, gerçekten, çok samimî söylüyorum- iyi niyetle doğruları anlatmak; ama, takdir, tabiî ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin. Oturursunuz, kendinize göre kanun yaparsınız, yasa yaparsınız. Nihayet, hukuk yolları vardır; bizim de görevimiz, burada, uyarmak; ama, olmadığı takdirde, hukuk yollarına başvurmak; ama, zaman kaybeden kim; zaman kaybeden Türkiye Cumhuriyeti oluyor arkadaşlar.

Ben, bu düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Şahsı adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Ahmet Gökhan Sarıçam; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 8 inci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım.

Bilindiği gibi, kamudaki bütün kurumların uyması gereken temel ilkeler, bu kanun tasarısıyla, ilk kez, bir bütün olarak ortaya konulmakta ve ele alınmakta; teşkilat yapıları, yetki devri esasına dayandırılarak yeni bir çerçeveye oturtulmakta, merkezî idare ile mahallî idareler arasındaki yetki ve görev paylaşımı netleştirilmekte, buna göre de merkezî idare strateji ve denetim düzeyinde etkin kılınmakta, mahallî idarelere ise operasyonel düzeyde esneklikler tanınarak inisiyatif kullanma hakkı sağlanmaktadır.

Bunun sunucunda, mahallî ihtiyaçlar, ilke olarak yerel düzeyde karşılanacak, hizmetler hızlı ve etkin bir biçimde sunulacak, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla kamuoyu denetimi bugüne oranla çok daha güçlü olacaktır.

Üzerinde konuştuğum geçici 8 inci maddeyle, devletin hizmetlerinin sürekliliği ve aksamaması ilkesi sağlanmış olmaktadır. Maddeyle, yeni teşkilat düzenlemeleri yapılıp, bu düzenlemeler uyarınca yeni kadrolar tespit ve ihdas edilinceye kadar mevcut kadroların kullanılmasına devam edileceği hükme bağlanarak, geçiş döneminde herhangi bir mağduriyete yol açılmaması amaçlanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin yücelmesinin, halkımızın hak ettiği kaliteli hizmetleri almasının önünü açan bu tasarının hazırlanmasında ve kanunlaşmasında emeği geçen herkese şahsım adına teşekkür eder; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarıçam.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 1 önerge vardır; okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 8 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Ali Topuz

Mustafa Özyürek

Akif Hamzaçebi

 

 

İstanbul

Mersin

Trabzon

 

Muharrem Eskiyapan

 

Mehmet Yıldırım

 

Kayseri

 

Kastamonu

BAŞKAN - Komisyon?..

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) -Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Topuz, gerekçeyi mi okutayım?

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

349 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 8 inci maddesinin madde gerekçesinde aynen şu ifadelere yer verilmiştir.

"Maddede, yeni teşkilat düzenlemeleri yapılıncaya ve bu düzenlemeler uyarınca yeni kadrolar tespit ve ihdas edilinceye kadar mevcut kadroların kullanılmasına devam edileceği hükme bağlanarak geçiş döneminde herhangi bir mağduriyete yol açılmaması amaçlanmaktadır."

349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında öngörülen personel rejimi, kamu personel sayısının azaltılması, sözleşme rejimine geçiş ve esnekleşmeyi yeni personel politikasının temeli yapmaktadır. Tasarının 46 ncı maddesiyle hem üst düzey yöneticileri siyasî kadro haline getirilmekte hem de statü hukuku terk edilerek, kamu hizmetinde istihdam, sözleşmeli personel üzerine kurulmaktadır. Düzenleme esnek çalışma koşulları getirmekte, kamu görevlilerini örgütsüz ve iş güvencesinden yoksun bırakmaktadır. Üst düzey yöneticilerin siyasî kadro haline dönüştürülmesi, Türkiye'de son on yılda hükümetlerin iktidarda kalma sürelerinin ne kadar kısa olduğu gözönüne alındığında, bu siyasal kayırmacılığın yaratacağı kaosun boyutları daha da iyi anlaşılacaktır.

46 ncı maddeyle performans ölçütleri kavramı getirilmiş; ancak, bu ölçütlerin neler olduğu yolunda bir düzenleme yapılmamıştır. Yani, performans ölçütlerini belirleme yetkisi, yürütmenin takdirine bırakılarak, aslî düzenleme yetkisi yürütmeye verilmektedir.

Geçici 5 inci ve geçici 7 nci madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, bu maddelerin, kamuda kadrolaşmaya hukukî, yasal zemin hazırladığı açıktır. İdarenin yapacağı keyfi uygulamalar, belirtilen maddelerle yasal hale getirilecektir. Orta ve üst düzey bütün kamu görevlilerinin teşkilat yasalarında yapılan değişikliklere dayalı olarak kadro unvan ve dereceleri değiştirilerek görevden alınması olanaklı hale getirilmektedir.

Geçici 8 inci maddeyle, "bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların teşkilatı, bu kanun esaslarına göre yeniden düzenleninceye ve bu düzenleme uyarınca genel hükümlere göre yeni kadrolar tespit ve ihdas edilinceye kadar, bu kanunun yürürlüğe girdiği kadroların kullanımına devam olunur" düzenlemesi getirilmiştir.

Belirtilen 3 geçici madde ve Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının personel rejimine ilişkin diğer düzenlemeleri, kamu görevlilerinin kazanılmış haklarını elinden alacak, siyasî iktidara keyfî uygulamalar yapmanın yasal zeminini oluşturacaktır.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, 349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 8 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Önerge kabul edilmemiştir.

Geçici 8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 19.00


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 20.05

BAŞKAN : Başkanvekili Yılmaz ATEŞ

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun 116 ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

349 sıra sayılı tasarının müzakeresine devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Geçici 9 uncu maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 9. - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşlarda mevcut kadrolarda artış yapılmamak kaydıyla 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname esaslarına göre sınıf, unvan ve derece değişikliği yapılabilir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün yoğun bir mesaiyle, Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısını görüşüyoruz.

Bu tasarı, bildiğiniz gibi, uzun zamandır hem Meclisimizde hem de kamuoyunda tartışılan önemli bir tasarı. Türkiye'nin idarî yapısının geniş ölçüde yıprandığı, hantallaştığı, ciddî bir reforma ihtiyaç olduğu konusunda Türkiye'de genel bir mutabakat vardır. Bu konudaki çalışmalar çok eskilere dayanır; MEHTAP Raporundan beri, benim de zaman zaman içinde bulunduğum bazı çalışmalar yapıldı; ama, yasayla bu konuyu halledeceğimizi düşünmek oldukça aldatıcı bir yaklaşımdır. Bir kamu yönetimine yön veren unsurlar, öncelikle, bir zihniyet meselesidir, bir  yaklaşım meselesidir; sonra, kadro meselesidir, sonra kaynak meselesidir. Bunların hepsini birden halletmediğiniz zaman, sadece kanun değiştirerek sorunları çözdüğümüzü düşünmemeliyiz.

Burada, konuşan bazı arkadaşlarımız öyle bir intiba vermeye çalıştılar ki, bu kanun çıktıktan sonra, devlet dairesine giden herkes güler yüzle karşılaşacak, her şey çözülecek ve bu kanunla ilgili olarak bazı eleştirilerini dile getiren Cumhuriyet Halk Partisine de, "yani, güler yüzlü bir kamu yönetimi istemiyor musunuz, sorunların çözülmesini istemiyor musunuz" gibi haksız suçlamalar yönelttiler. Elbette bunların hepsinin olmasını biz de istiyoruz. Yalnız, reform yapmak, özellikle yürüyen bir yönetimde, işleyen bir yönetimde değişiklik yapmak son derece zordur ve önemli sancıları birlikte getirir. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, o meşhur MEHTAP Raporu çalışmalarının içinde olan bir kişiydi. Uzun yıllar başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış olmasına rağmen, bu kanunları bütünüyle değiştiren bir çalışmanın içine girmedi.

Öncelikle, belli çevrelerde şöyle bir görüş vardır: Bütünüyle bu sistemi değiştirelim. Değerli arkadaşlarım, eğer sistemin bazı noktaları doğru dürüst işliyorsa, onları değiştirmek için bir çaba harcamak, hem emeklerin boşa gitmesidir hem de yürüyen bir sistemin ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin, bizim -daha sonra önemli ölçüde tahrip edilmesine rağmen- Karayolları gibi çok iyi kurulmuş örgütlerimiz var, buna benzer bazı örgütlerimiz var. Bu tip örgütlerin bazı düzeltmelerle en iyi şekilde çalıştırılması mümkün; ama, şimdi biz ne yapıyoruz; sistemi bütünüyle altüst etmeye çalışıyoruz. Buna gerek yok. Sırf, bakın ne kadar büyük bir reform yapıyoruz, kimsenin yıllardır cesaret edemediği konuları ele alıyoruz anlayışıyla her şeyi altüst etmek çok doğru bir yaklaşım değildir.

Bir diğer önemli nokta, böylesine kapsamlı düzeltmeleri -burada bir intibak dönemi öngörülüyor; ama- hemen kısa sürede uygulamaya geçmek, önemli sorunları beraberinde getirir.

Bakınız, bugün herkesin çok şikâyet ettiği, öyle zannediyorum ki, hükümetin de üzerinde çalıştığı, belki bir süre sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine getireceği personel rejimi meselesi, çok önemli bir meseledir. 1971 yılında benim de Maliye Bakanlığında bulunduğum bir dönemde o kanun çıkmıştı. O günün şartlarında, kanunu, mevcut personele değil de, o tarihten sonra işe girecek, yeni işe başlayacak personele uygulasaydık, çok iyi bir personel rejimi yapmış olacaktık; ama, ne yazık ki, özellikle bu reformun içerisinde çalışan, başında olan kimseler kendi durumlarının ne olacağını düşündükleri için ve biraz da kendilerine göre bir rejim kurdukları için, önemli sorunlar çıktı. Eğer öyle bir şey olmasaydı, bugün, gerçekten çağdaş anlamda bir personel rejimimiz vardı; çünkü, hazırlıklar ona göre yapılmıştı; ama, o güzel sistemi mevcut yapının üzerine oturtmaya kalktığımız zaman, büyük eksikler yaptık, büyük yanlışlar yaptık. Bugün, yine, personel rejimimiz, 1971'deki gibi, içerisinden çıkılmaz hale gelmiştir.

Bununla şunu demek istiyorum: Bu rejimin uygulanmasında da, önemli geçiş konuları ortaya çıkacaktır. Bunlara, mutlaka dikkat etmek gerekir. Nitekim, görüştüğümüz pek çok bu geçici maddeler, bu geçişle ilgilidir; ama, orada da, ben bir aceleyi görüyorum; özellikle, işte, o kurumu hemen kapatalım, o kuruluşu hemen kapatalım -peki, kapattığınızda ne yapacaksınız- orada çalışanları alalım, başka kurumlara aktaralım...

Şimdi, burada, bir tasarruf yok; yani, devletin (A) kurumunda verdiğiniz parayı, orada iyi kötü işe yarayan insanları (B) kurumuna nakletmek suretiyle, onlara boşuna para vereceksiniz, ayrıca da, onları etkin ve fonksiyonel bir şekilde çalıştıramadığınız için de, mutlu olamayacaklar.

Şimdi, o nedenle, insan unsuru üzerinde çok ciddî şekilde durmak gerekiyor. Kaynak sorunlarını... Yani, hepimiz gerçekçi olalım, bugün ödediğimiz ücretlerle, bugün ödediğimiz personel maaşıyla, etkin, verimli, burada hepimizin arzuladığı gibi güleryüzlü bir kamu yönetimi yaratmamız mümkün değildir. Aşağı yukarı büyük çoğunluğunun açlık sınırında, yoksulluk sınırında yaşadığı devlet memurlarından, kanunu ister böyle değiştirin, ister şöyle değiştirin, anlamlı, verimli bir sonuç alamazsınız. Onun için, öncelikle, tabiî, bu ücreti verecek şekilde kamu malî yönetimini de reforma tabi tutmanız gerekiyor.

Sonra, bakınız, geçen aylarda çok önemli bir kanun çıkardık; Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu. Şimdi, böyle durmadan üst üste kanunlar çıkarıyoruz, neyi değiştirdiğimizin de çok farkına varmıyoruz; ama, bunların bazı maddelerini etkisiz kılacak değişiklikler yapıyoruz. Niçin; çünkü, sadece kanun değiştirmek, sadece reform yapıyoruz demek yetmiyor. Öncelikle, buna insanların inanması gerekiyor; bu kanunların gerçekten, önemli sonuçlar doğuracağına, hizmetleri iyileştireceğine inanması gerekiyor, ona göre hazırlıklı olması gerekiyor ve kadroların ona göre hazırlanması gerekiyor. Şimdi, bunları yapmadan, hemen, biz ne kadar reformcu anlayıştayız, biz ne kadar reformcu bir hükümetiz diye kanunları alelacele değiştirerek bir yere varmak mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Diyebilir ki hükümet, işte, biz bu tasarıları hazırladık, herkese gönderdik, görüşlerini aldık; ama, öyle değil. Hepimiz biliyoruz ki, bu kamu reformu tasarısına dönük kitle örgütlerinde büyük bir tepki var. Bunun hepsinin, zaman zaman iktidarın nitelediği gibi bir statükocu kuruluşlar olduğunu düşünmek yanlış. Yani, doğruyu, iyiyi bir tek AKP düşünür onun dışında herkes yanlış düşünür, bizim düşüncelerimizden farklı düşünce ifade eden herkes statükocudur filan anlayışı doğruyu bulmakta size yardımcı olmaz. Öyle anlaşılıyor ki bu yasa çıkacak; ama, belli bir uygulama süresi var. Bu süre içinde olayları daha sakin bir şekilde, çeşitli yerlerde söylenen, yazılan, çizilen, pek çok panellerde ortaya atılan görüşleri, burada değerli milletvekillerimizin ortaya attığı görüşleri de dikkate alarak, zaman zaman bazı önemli düzeltmeleri yaparak bu kanunu uygulamaya çalışmanızı öneriyorum.

Yine, bu kanunun tamamlayıcısı olarak ortaya atılmış bulunan İl Özel İdaresi, Belediyeler Kanunu ve Büyükşehir Belediyesi Kanununda da bu açılardan önemli düzeltmeler yapmalısınız.

Sayın Cumhurbaşkanının veto gerekçelerini gerçekten önemsemeniz gerekiyor. Bir televizyon konuşmasında büyük bir belediyenin başkanı olan arkadaşımız şunu söyleyebiliyor: "Cumhurbaşkanı da bir şahıs, onun da görüşü var."

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanımız değerli bir hukukçu; ama, onun ötesinde Cumhurbaşkanlığı, bir kurum sevseniz de sevmeseniz de. Türkiye Büyük Millet Meclisini de sevmeyen, burada pek doğru dürüst işler yapılmadığını düşünen insanlar vardır; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kurumdur, buranın görüşü önemlidir. Cumhurbaşkanlığı da bir kurumdur, onun görüşü de önemlidir; onun kişisel görüşüdür demek mümkün değildir; kurumsal bir görüştür. Elbette, Sayın Cumhurbaşkanımızın da eksikleri olabilir; ama, o gerekçeler gerçekten önemlidir. Peşin hükümlü değil, iyi niyetle, anlayışla o görüşleri değerlendirmek ve ona göre de yapılan yanlışları düzeltmek gerekir. Böyle olursa, Türkiye'de, bu kanunları gerçek anlamda, gerçek çerçevesiyle uygulayabiliriz.

BAŞKAN - Sayın Özyürek, toparlar mısınız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum.

Aksi takdirde, gereksiz sürtüşmeleri, tartışmaları hep birlikte yaşarız ki, buna Türkiye'nin ihtiyacı yok. Türkiye'nin ihtiyacı sağduyudur, akıldır ve gerçekçi düzenlemelerdir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Şahsı adına, Bolu Milletvekili Sayın Yüksel Coşkunyürek; buyurun.

YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 9 uncu maddesi üzerinde, şahsım adına görüşlerimi belirtmek üzere söz aldım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değişim, şüphesiz ki, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Yaşadığımız çağın en belirgin özelliklerinden biriyse, değişimin hızlanmış olması ve çok boyutlu hale gelmesidir. Teknolojik, ekonomik, siyasî, toplumsal ve kültürel alanlarda hızlı ve etkileşimli bir değişim süreci yaşanmaktadır. Tek başına değişim, olumlu veya olumsuz bir anlam ifade etmemektedir. Değişimi, zamanında ve doğru bir şekilde algılayarak yeni koşullara uyarlama becerisi gösteremeyen bireylerin ve kurumların nispî konumları kötüleşmekte ve değişimin kurbanı haline gelmektedirler. Öte yandan, değişimi zamanında ve doğru algılayan ve sağlıklı tepki gösterenler ise, kendi hedefleri ile değişen ortam arasında örtüşen alanları yakalayabilmekte, stratejik bir yaklaşım içinde değişimin getirdiği belirsizlikleri azaltmakta ve değişim sürecini nispî konumlarını iyileştirme yolunda bir fırsata dönüştürebilmektedirler.

Dünyada yaşanan hızlı ve çok yönlü değişim, özellikle yönetim anlayışında ve klasik bürokratik yapılarda köklü bir yapılanmayı gündeme getirmiştir. İşte, bu çalışma, değişimin hızlandığı ve yoğunlaştığı küreselleşme ve bilgi toplumu şartlarında, rekabetin arttığı, bireyin ve toplumun önplana çıktığı 21 inci Yüzyılın yönetim anlayışına ve temel yönetim vizyonuna dayalı olarak, ülkemizin kamu yönetiminde ivedi olarak karşılaması gereken yeniden yapılanma ihtiyacını, zihniyet, stratejik tasarım ve organizasyon boyutları itibariyle genel çerçevesini ortaya koymak üzere hazırlanmıştır ve dünyada yaşanan değişim süreci ve bunun ortaya çıkardığı yeni yönetim anlayışının ülkemizde de uygulanma imkânını sağlayacaktır.

Herkesin eleştirisine maruz kalan, elli yıldır toplumun her kesimince dile getirilen, verimsiz, hantal, gelişmelerin önünde bir engel olarak duran, kamu kaynaklarını hesapsızca ve iyi kullanamayan bir idarenin bu yapısında bir değişim gerektiği sürekli vurgulanmıştır. Kamudaki bu yapının değişmesi gerektiği yıllardır dile getirilmiştir; ancak, hiçbir iktidar bu değişimi yapacak kararlılığı gösterememiş ve temenniler mertebesinde kalmıştır. Bu değişimi ve gelişimi gösteremeyenler, gerçekleştiremeyenler, bunun faturasını hem kendileri ödemiş hem de millete ödettirmişlerdir. Değişime ve gelişmeye yine direnenler, aynı akıbete uğrayacak ve gelecek nesillere bunun hesabını vereceklerdir.Şimdi, halkıyla barışık, halkının desteği arkasında olan, devlet ile milleti kaynaştırmış, ekonomide son otuz yılın ulaşamadığı başarılara imza atmış, Türkiye'nin itibarını içeride ve dışarıda yükseltmiş, istikrarlı ve kararlı bir hükümet var. İşte bu hükümet, toplumun her kesiminin arzuladığı Kamu Yönetimi Reformu Yasası Tasarısını Meclise taşımış ve bunun çıkarılması kararlılığını göstermiştir.

Asırlık bir rüyayı hazırlayıp önümüze getiren, başta hükümetimize, değerli bürokratlarımıza ve katkılarıyla bunu olgunlaştıran siz değerli milletvekillerimize teşekkür ediyor, tasarının ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Coşkunyürek.

Şahsı adına, Sayın Salih Kapusuz...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Konuşmayacağım efendim.

BAŞKAN - Sayın Yüksel Çorbacıoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, böyle bir yasanın çıkarılması için, İktidar Partisi olarak, bir çaba gösteriyorsunuz; ama, çok umutlu olmanızı anlayamıyorum. Bu yasa çıkacak; fakat, bu yasanın çıkmasıyla her şeyin düzeleceğini sanmıyorum; çünkü, önemli olan yasalar değil, mutlaka yasaların önemi var; ama, önemli olan uygulayıcılardır. Biraz önce, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir sözcüsü, bir eski valimiz, burada bir konuşma yaptı: "ben, 4 000 derslik yaptırdım, yüzlerce kilometre yol yaptım mevcut Köy Hizmetleri kurumuyla, mevcut millî eğitim görevlileriyle beraber" dedi. Bunu yaptığı dönemde, bu sizin çıkarmaya çalıştığınız yasa yok; mevcut yasa, mevcut koşullar var... Değerli arkadaşlar, demek ki, bu koşullarda da iş yapılabiliyormuş; yani, önemli olan yasa değil; ben, bunu anlatmaya çalışıyorum.

Yine Adalet ve Kalkınma Partisinin bir sözcüsü, bu yasanın, hizmetlerin daha iyi şekilde yapılması, yerelde daha iyi kontrol edilebilmesi, iyi kararlar verilebilmesi, liyakat esasına göre yapılmasından bahsetti. Ben bu liyakat kelimesine takıldım. Niye takıldım; biliyoruz ki devlet görevlerinin ifası ve devlet görevlilerinin ilerlemesi, yükselmesi için esaslardan biri de liyakat esasıdır; buna göre görevler veriliyor. Ancak, sizin liyakat anlayışınızla, yasadaki liyakat anlayışını bir türlü örtüştüremiyorum. Neden, kendi ilimden örnek vereceğim.

Adalet ve Kalkınma Partisinin Artvin Belediye Başkanı adayı... Tabiî Artvin'de belediyeyi kazanamadınız, sizin için büyük kayıp.

AHMET YENİ (Samsun) - Türkiye'nin tamamını aldık.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Yani Artvini alamadınız onun için mücadele edeceksiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bir tane olsun; varlığınız hissedilsin.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sağ olun, teşekkür ediyorum.

...kazanamadı, doğal olarak görevine dönecek, baktık, görevine döndü; ama bir üst mertebeyle döndü; şube müdürü iken, il müdürü olarak göreve döndü. Şimdi, buradaki liyakat esasını anlayamadım; yani neye göre yapılıyor? Adalet ve Kalkınma Partili olmak mı liyakatin kriteri? Tam tersine, Artvin'in Borçka ve Yusufeli İlçelerinin seçim kazanamayan Cumhuriyet Halk Partisi adayları görevlerine dönemedi. Seçim Yasasının ek 7 nci maddesine göre görevlerine iade edilmeleri gerekirken, görevlerine dönemediler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, buraya çıkıp adaletten, haktan, hukuktan, liyakatten bahsedeceksiniz, ondan sonra uygulamada bunun tam tersini yapacaksınız. Ben -tabiî iktidarsınız, istediğinizi yapacaksınız; ama, tabiî ki yasalar çerçevesinde- çıkıp "biz bunu yaptık var mı itirazın" denilmesini istiyorum; ama bunu da söylemiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bir de benim bir sendromum var diyelim, bir korkum var, o da son gün korkusu. Meclis çalışmalarının son günü nedense, çok riskli. Bu riski, geçen yasama yılında yaşadık. Son gün olan 1 Ağustosta, bazı kanunlarda değişiklik yapan yasalarla çok ilginç maddeler geçti, yine birilerini kurtardık! Ben, şimdi, bu korkuyu yine yaşıyorum -gerçi yarına da uzayacak ama- yine korkuyorum, acaba bu yasa tasarısından sonra görüşeceğimiz yasalarda da, yine, özel amaçlarınızı gerçekleştirmek için -bana göre kişisel amaç- siyasal amaçları gerçekleştirmek için yasalar veya maddeler önümüze gelecek mi diyorum?! Bu korkum var. Bunu da, hem sizlerle hem bizleri izleyen sevgili...

MEHMET SEKMEN (İstanbul) - Korkma, rahat ol

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Ben korkuyorum; çünkü, bu konuda sabıkalısınız. Niye sabıkalısınız; bakın, bunu daha önce söyledim...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne demek sabıkalı!..

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sayın Kacır, yani, sabıka derken, suçlu, sanık olarak algılamayın; suçlu değilsiniz, hemen paniğe kapılmayın; 1 Ağustos 2003 tarihinde yaptığınız bir işi ben size söyleyeyim de, ondan sonra, siz mi haklısınız ben mi haklıyım siz karar verin.

Değerli arkadaşlar, geçen sene, Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu bir karar verdi. Bu kararında, özelleştirmeyle ilgili borç ertelemelerinde, kim borcu ertelediyse sorumludur dedi, soruşturma komisyonu kurulmasına karar verdi; ancak, bu rapor verildikten sonra bakıldı ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Maliye Bakanı da aynı konuda bir hata yapmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sonuçta, 1 Ağustos 2003 tarihinde, bu konuda bir yasa değişikliği yapıldı ve Özelleştirme Yüksek Kuruluna, bu konuda yetki verildi; yani, yetkisi olmadan yapılan bir iş, sonradan yetkilendirilerek, sonuçta, iş yasalaştı. Ben, o nedenle, şimdi yine korkuyorum. Bu korkumu da mazur görün. İnşallah, bugün yarın, Türkiye Cumhuriyetinin menfaatına olmayan, birilerinin menfaatına olan yasalar çıkmasın; çünkü, biliyorsunuz, Cumhurbaşkanından dönen bir yasamız var. O yasadaki bazı maddelerin, ne yazık ki, birilerini kurtarmaya yönelik olduğunu hepimiz biliyoruz. Umarım, bu yanlıştan dönersiniz.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çorbacıoğlu.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

50 nci maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 50. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım; buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İkinci Yasama Yılının sonuna yaklaşıyoruz. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının yürürlük maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yoğun bir çalışma temposundan sonra, 51 asıl, 9 da geçici maddeden oluşan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının görüşmelerini, inşallah, birkaç dakika sonra sonuçlandırmış olacağız. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun diyoruz; ancak, bu tasarı ne getiriyor ne götürüyor, bir bakmak gerekiyor.

Bu görüşmeler sırasında, sanki, Cumhuriyet Halk Partisinin değişimci ve devrimci nitelikte olmayan bir parti görünümünde olduğu, statükoyu koruyan bir anlayış içerisine girdiğimiz kanısı, sizin tarafınızdan, konuşmacılar tarafından ortaya konulmaktadır. Tabiî, bu zor bir iş. Cumhuriyet Halk Partisi, değişimden yana bir parti olmasına rağmen, bu tasarıya direniyor; acaba neden direniyor; niçin direniyor, bunlara bakmak gerekir.

Şimdi, bu tasarının getirdiği en önemli konu, yerinden yönetim. Cumhuriyet Halk Partisinin programında da var. Devletin yeniden yapılanmasını bizler de istiyoruz, kamunun hantal, bürokrasinin daha çok egemen olduğu bir 20 nci Yüzyılın ötesinde bir değişimin gerçekleşmesi gerektiğine biz de inanıyoruz; ama, bu tasarı, maalesef, eksik, belirli eksikleri de beraberinde taşıyor. Nedir bu eksikler diye baktığımızda; bakın, valileri yol müdürü haline dönüştürüyoruz. Niye; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kapatarak, bütün yetkileri il müdürlükleriyle valilerin, özel idarenin denetimine veriyoruz ve 50 000'in üzerindeki çalışanıyla, makine parkıyla, işçisiyle, inşaat mühendisiyle, makine mühendisiyle, ziraat yüksek mühendisiyle büyük bir birikim sahibi insanlarımızı mağdur ediyoruz.

Bakın, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden bahsetmek istiyorum. Taşrada, bölge müdürlükleri ile il müdürlüklerinin il özel idarelerine devrini yaparken, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü de Tarım Bakanlığına devrediyoruz. Peki, Tarım Bakanlığında, oradaki insanlar, mesela, makine ikmal dairesi başkanı makine yüksek mühendisi ne olacak, nereye götüreceğiz? Bunları kadrolarıyla birlikte devredeceğiz. Yeni bir mağduriyeti, 6 000'in üzerindeki memurun mağduriyetini ortaya koyuyoruz.

Değerli arkadaşlar, bana göre, bu tasarının geçici 2 nci maddesinin kesinlikle bu tasarı kapsamından çıkarılması gerekiyordu. Bu yetmez; bakın, yaklaşık olarak 291 000 kilometrenin üzerinde köy yolumuz var. Yaklaşık olarak Türkiye'nin her yerinde, hepimizin seçim bölgelerinde en çok uğraştığımız, mücadele ettiğimiz işlerden bir tanesi de, köylerimizin Avrupa Birliği seviyesinde, standart, düzgün, yaşanabilir köyler olmasını sağlamaktır; makine parklarının o yönde çalışmasını istiyoruz. Bunu da Köy Hizmetlerinin artık işlevini yerine getirmediği, herhangi bir köyün köprüsünün programı ve yapımının Ankara'da ne olduğu yönünde diye gerekçelendirmeye çalışarak yapıyoruz.

Peki, bundan sonra ne olacak? Nasıl çalışacağız, nasıl gelişecek? Bu nasıl çalışacak biliyor musunuz arkadaşlar; valiler yol müdürü olacak, il genel meclisi üyeleri de dozerin üzerinde, siyasî olarak dozerleri hareketlendiren, greyderleri hareketlendiren, hangi köyde oy aldım, hangi köyde almadım, hangi köyde AK Partiye oy çıktı, hangi köyde AK Partiye oy çıkmadı diye, sanki, vatandaşın ödediği vergilerle, kendi yolumu yap, okulumu yap, kanalizasyonumu yap, toprağımı sula veyahut da bana hizmet getir gibi bir anlayışı, partizanca bir kullanıma açtığımızı göreceğiz; yaşayıp göreceğiz.

Ben, geçmişte Karayollarında çalışan bir mühendis olarak, bunun böyle olacağını söylüyorum, inşallah yanılırım.

SİNAN ÖZKAN (Kastamonu) - Olmayacak, olmayacak!..

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Sinan Özkan "olmayacak" diyor; ama, Kastamonu'da göreceğiz; olacak mı olmayacak mı, bakacağız.

Değerli arkadaşlar, bakın, bunun bir başka ayağı yok.

Değerli arkadaşlar, örneğin Kastamonu. Diyeceksiniz ki, hep Kastamonu; evet, hep Kastamonu. Kastamonu'da, 1 070 tane köy var, 7 000 kilometrenin üzerinde yol var -bakın, Kastamonu eski Valisi Sayın Doğan Topaloğlu da burada, beni dikkatle izliyor- 3 600 yerleşim bölgesi var. Yollarımızın sadece yüzde 10 kadarı asfalt olmuş. Nüfusumuz, göç nedeniyle, Tunceli gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolunun diğer illeri gibi, bütün illerde olduğu gibi, işsizlikten dolayı, yoksulluktan dolayı sürekli azalıyor. Bu seneki ödeneklerin kadrolarıyla il özel idareye devredildiğini düşünsek, bu seneki kaynaklarda bir sorun çıkmadığını kabul etsek, gelecek yıl bütçe kanunu tasarısı görüşülürken, bu tasarıyla, Köy Hizmetleri il müdürlüğüne, sağlık müdürlüğüne veya tarım il müdürlüklerine hangi kıstası esas alıp da kaynak aktaracağız?

Ben diyorum ki, Belediye Yasasında yaptığımız gibi, bütçeden ayıracağımız belirli payı havuza alıp, şu ile şu kadar, şu ile şu kadar deyip, nüfusa göre bir paylaştırma yaparsak, Anadolu'nun diğer illerini, sürekli göç veren  illeri, büyük yoksulluğa ve aynı zamanda hizmet yoksulluğuna itmiş oluruz.

Hükümet, merkezî yönetimdeki yetkileri yerel yönetimlere aktarırken, kime, nerede, nasıl, hangi yöntemle kaynak aktaracağını ifade etmemiştir; bu tasarıda, bunun malî ayağı yoktur; ama, biliyorum ki, böyle bir çalışma vardır. Bu çalışmaya göre, Kastamonu gibi, Tunceli gibi, Artvin gibi, Sinop gibi, Çankırı gibi hizmette geri kalmış yörelere kaynak dağıtımında, yerel yönetimlerde olduğu gibi, belediyelerde olduğu gibi nüfusa göre bir kaynak aktarımı yapılacaksa, bir katsayı yönteminin ortaya konulmasının daha doğru olacağını düşünmekteyim ve önermekteyim. Başka türlü bu işin altından kalkamayız.

Şimdi bu çalışmaların başarısızlığının faturası siyasal iktidara, bakana, genel müdüre çıkarken, o zaman sizin atadığınız veya herhangi bir hükümetin atadığı valiye çıkar ve o zaman, vatandaşlarımızın da devlete güveni sarsılır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle olursa, sanıyorum daha iyi olur.

Örneğin, İstanbul'da 10 000 000'un üstünde insan yaşıyor ve sürekli de göç alıyor. Kastamonu da 1 500 000 civarında insan göç vermiş; Kastamonu'da yaşayan insan sayısı 375 000. Bizim köy sayımız 1 070, İstanbul'un köy sayısı 173 civarında; Kadıköy'ü, Bakırköy'ü de bunlara eklersek, Hasköy'ü, Kurtköy'ü ilave edersek, metropol olmuş bir kent. Oraya bugünkü imkânlarla 100 trilyon kaynak giderken -nüfusa göre planlaması yapılırken doğrudur, ama- Kastamonu'ya, örneğin, 5 trilyon civarında bir kaynak gidiyor. Vali, bu devrettiğiniz makinelerin mazot parasını bile karşılayamaz arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Tamamlıyorum.

Bunun için, diyoruz ki, önümüzdeki yasada, hükümet, Anadolu'nun Kastamonu gibi, Çankırı gibi, Sinop gibi, Karabük gibi, doğu ve güneydoğu illeri gibi illerinde nüfus esasına göre bir dağılımı şart koşacaksa, gelişmişliği endeks alan bir katsayı esas olarak teşkil etmeli ve ödenekleri buna göre dağıtmalıyız diye düşünüyorum.

Bu yasanın, ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, Yüce Meclise saygılar sunuyorum; hepinize iyi tatiller diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Şahısları adına, Afyon Milletvekili Sayın Ahmet Koca; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET KOCA (Afyon) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kamu Yönetimi Reformu Yasası Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha önce, bu konuda çeşitli adımlar atılmış; ancak, tüm bu adımlar, çeşitli nedenlerle başarısız kalmış ve kamu yönetiminde arzu edilen kaliteye ulaşılamamıştır. Genel olarak ifade etmem gerekiyorsa, toplumun taleplerine daha duyarlı bir kamu yönetimini ortaya koymak için, katılımcılığa önem veren, hedef ve öncelikleri netleştirmiş, hesap veren, şeffaf, etkin, yönetilebilir bir kamu yönetimi artık en temel ihtiyaç haline gelmiştir.

Sayın milletvekilleri, bu tasarıyla, kamu kurum ve kuruluşlarının düzenleyici işlevinin güçlendirilmesi, özel sektör ve toplum gibi paydaşlık ilişkisi geliştirilmesi öngörülmüştür. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, dünyada yaşanan gelişmeler ve tecrübeler ışığında, ülkemizi yarınlara hazırlayacak çağdaş bir yönetim zihniyeti ve yapısına kavuşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Gelişmiş ülkelerin ortak tecrübesine dayanan bu olumlu hedefler ve araçlar, ülkemiz insanının daha iyi yaşaması kadar, ortak geleceğimiz açısından da son derece önemlidir. Bu düzenlemeyle, sadece bugünü değil, yarınları ve yarınların Türkiyesini düşünüyor ve yarınlara hazırlanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Kamu Yönetimi Reformu Yasası Tasarısının köklü değişimler getireceği muhakkak ve bu değişimler, belki, belli alışkanlıklarımızı değiştirmemizi gerektirecektir; ancak, bu değişimleri yaşamadan gelişimi yakalamak mümkün olmamaktadır. Artık, kamu kurum ve kuruluşlarındaki hantallığı kaldırma zamanı gelmiştir. Bugüne kadar seçilmişlerin yapamadığını şu anda yapmaktayız. Bugüne gelinceye kadar kurulan hükümetlerin de programında önemli yer tutan kamunun yeniden yapılandırılması konusu her zaman ertelenmiş ya da gündeme getirilmemiştir. AK Parti Hükümetinin getirdiği yönetim anlayışıyla ortaya konulan azim ve gayretin sonucunda, yıllardır yapılamayan kamu yönetimi reformunu bu Meclis gerçekleştirmiş durumdadır.

Değerli milletvekilleri, bu duyguları sizlerle paylaşmak istedim ve bu duyguları paylaşırken, katkıda bulunan bütün milletvekilleri adına ve şahsım adına son derece memnuniyetimi arz ediyorum. Sözlerime son verirken, çıkan bu kanunun, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor; bu kanunun çıkmasında emeği geçen herkese, bütün milletvekillerimize, muhalefetiyle iktidarıyla herkese teşekkürlerimi sunuyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koca.

Şahısları adına ikinci söz, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan'ın.

Buyurun efendim.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz sonra kanunlaşacak olan bu tasarı üzerinde son sözleri söylemek için huzurlarınızdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, bu kanun tasarısı gündeme geldiğinde, bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün siyasî partilerin parti programlarını inceledim ve bugüne kadar hükümet olan bütün siyasî partilerin, gerek tek başına gerekse koalisyon şeklinde hükümette bulunan partilerin hükümet programlarını inceledim ve gördüm ki, yıllardan beri, bütün partiler ve bütün hükümetler, kamu yönetiminin yeniden yapılanması, mahallî idarelerin güçlenmesi yolunda, hem parti programlarına hem de hükümet programlarına bu konuyu yerleştirmişler ve en iddialı oldukları konuların başında da bu konular geliyor. Bununla ilgili, 24 yaşında genç bir kaymakamken bize "kamu yönetimi temel  kanunu -bugünkü ismiyle- ve mahallî idarelerle ilgili kanunlar üzerinde çok ciddî çalışmalar var; bu kanunlar çok kısa süre içerisinde hayata geçirilecek" diye ifadelerde bulunuldu. Biz de, yıllarca, bir mülkî idare amiri olarak, bu duygu ve düşünceler içerisinde, bu kanunların, bir an önce hayata geçirilmesini, hantal olan kamu yönetiminin bir reforma tabi tutularak, şeffaf, etkili, verimli bir şekilde vatandaşa sunulmasını ve mahallî ve müşterek hizmetlerin en yakın birimden alınması için bürokratik işlemlerin azaltılacağı günleri büyük bir heyecanla bekledik; ancak, bir mülkî idare amiri olarak bu günleri göremedim; ama, şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir parlamenter olarak, bu kanun tasarıları Meclise geldiğinde, aynı heyecanı, aynı mutluluğu yaşadım. Ancak, şu anda üzülerek ifade etmek istiyorum ki, yıllardan beri Türk Milletinin beklediği, bütün siyasî partilerin istediği, bütün kamu görevlilerinin arzu ettiği, valilerin, kaymakamların, belediye başkanlarının dört gözle beklediği bu kanunlar, maalesef ve maalesef, buradan geçtikten sonra, biri geri döndü, bunlar da geri dönecek ve -altını çizerek söylüyorum- bu kanunların, Cumhurbaşkanından döndükten sonra veya Anayasa Mahkemesinden döndükten sonra bir daha kanun haline getirilmesi, belki 22 nci Dönem Parlamentosuna da nasip olmayacak, yılların hayali, yılların ümidi bir anda elimizden kaçıp gidecek.

TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) - Nereden biliyorsun?

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanının geri göndermiş olduğu iki kanun var. Onlarda da çıkmış, burada itiraz etmiş, yanlış noktalarını ifade etmiştim ve o iki kanun da, benim de burada belirttiğim bazı gerekçelerle Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderildi. Bunları bilmek için müneccim olmaya gerek yok. İnsanda azıcık bir hukuk bilgisi varsa, azıcık hukuk nosyonu varsa, bu kanunların geri döneceği çok açık. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, bunu burada tartışmanın bir anlamı yok.

Ben şunun için üzülüyorum: Bu kanunlar Sayın Cumhurbaşkanından geri döndükten sonra... Geri dönecek; çünkü, il özel idaresiyle ilgili kanun çok açık; İl Özel İdaresi Kanunu da bu kanun dayanak yapılarak çıkarılmış olan bir kanun, bu temel kanun dayanak yapıldı İl Özel İdaresi Kanununun çıkarılmasıyla ilgili. Ben şunun için üzülüyorum: Şimdi Cumhurbaşkanından geri dönerse ve Meclis de ısrar ederse, büyük bir ihtimalle Anayasa Mahkemesine gidecek ve Anayasa Mahkemesine giden bu kanunlar, mevcut Anayasa bu şekilde olduğu sürece, Anayasadaki idarî vesayet ve yetki genişliği ilkesi bulunduğu sürece, bu kanunlar da Anayasa Mahkemesinden geri dönecek ve geri döndükten sonra, bu Mecliste, bu Parlamentoda, bunlar, büyük bir ihtimalle, bir kez daha ele alınmayacak ve böylelikle, milletin umudu olan, hepimizin umudu olan Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve bu kanun bir daha gündeme gelip kanunlaşmayacak belki de. Onun için, görünmez bir el, gizli bir el bunları planlıyor.

Bakınız, bu kanun tasarısının 49 maddesi görüşüldü ve 49 madde görüşüldükten sonra denildi ki, diğer çıkacak olan kanunlar, Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu, bu esas alınarak çıkarılmış olan kanunlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Denizli yasası için bizi sabaha kadar çalıştırdın; döner dedik, niye çalıştırdın?!

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Onun için, 49 maddesi görüşülen  bir kanunun bekletilme sebebi de kendiliğinden ortadan kalktı.

Biraz önce, bir sayın milletvekili, Anayasa Komisyonu Başkanımıza bir soru sordu. Anayasa Komisyonu Başkanımız, hukuk bilgisi olarak, kişilik olarak, benim, son derece saygı duyduğum bir değerli milletvekilimiz. Sayın Anayasa Komisyonu Başkanımız, o soruya cevap verirken -bu maddelerin Anayasaya aykırı olduğuyla ilgili bir soruydu- tam üç kez "mümkün olduğu kadar" tabirini altını çizerek kullandı. Ne demektir bu mümkün olduğu kadar; ben, bu kadarını yaptım; ama, mümkün olmayan birçok şey daha vardı bunun içerisinde; benim gücüm yetmedi, bu kanun tasarısı içerisinden onları çıkaramadım demektir. Mefhumu muhalifiyle, onu söylemek istemiştir.

Onun için, bu kanun tasarısı, diğer üç kanundan önce mutlaka kanunlaşması gereken ve Sayın Cumhurbaşkanının da bu kanunla ilgili görüşlerinin ortaya çıkmasından sonra kanunlaştırılması gereken kanundu; ancak, bu yapılmadığı için -demin de bahsettim, üzülerek tekrar bahsediyorum- bu kanunlar, büyük bir ihtimalle, bu 22 nci Dönem Parlamentosunda tekrar kanunlaşmadan, belki bu Parlamentonun ömrü sona erecek. Israrla ve çok büyük iddialarla ortaya konulan, mutlaka geçmesi gerektiğine inandığım -bunu bir kez daha belirtiyorum- ve katılmadığım birçok husus var; ama, bir ilde 2 kilometrelik bir köy yolunun programa alınma meselesinin, köy hizmetleri bölge müdürlüğü kanalıyla Ankara'ya yazılıp, Ankara'dan cevabının gelmesi veyahut bir parçanın alınmasıyla ilgili, il müdürlüğünün bölge müdürlüğüne yazıp, onun Ankara'ya yazıp, Ankara'dan cevabının beklendiği bir Türkiye'de, böyle bir sistemin demode olduğu, eskidiği ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap veremediğini en iyi bilenlerden birisiyim.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, rica ediyorum...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Tekrar ediyorum, keşke -Anayasayı değiştirecek çoğunluk da var- Anayasadaki o hükümler değiştirilseydi. Sayın Burhan Hocamın bu konuda çok ciddî çalışmaları var; Anayasada değiştirilmesi gereken birçok maddeyi çıkardı, ortaya koydu ve bunların bir kısmı da bununla ilgiliydi; ama, maalesef, bu şansı, bu fırsatı kaçırıyoruz, vuslat bir başka bahara kalıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.

51 inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 51. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan...

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Konuşmayacaklar.

BAŞKAN - Peki.

Şahsı adına, Gümüşhane Milletvekili Sayın Sabri Varan...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Konuşmayacak.

BAŞKAN - Peki.

Şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Yeni; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının yürütme maddesi üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yasalaştırmakta olduğumuz bu tasarı, kamu yönetiminde performansı, fonksiyonelliği ve kamusal çıkarları etkin bir şekilde öne almayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla, yapmakta olduğumuz bu çalışmayla, ülkemizin bu alandaki eksikliklerini gidermek adına son derece önemli ve hayatî bir çalışmaya imza atmış bulunuyoruz. Öncelikle, reform niteliğinde çıkardığımız kanunların ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi anayasal sistemimiz kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanmaktadır. Yasama, yürütme ve yargı erkleri bu yapı içinde koordineli bir ayırımla çalışmaktadırlar. Bu nedenle, takdir edersiniz ki, Yasama Meclisinin yaptığı bu yasayı uygulama kudreti, Anayasa gereği yürütmenindir. Bu nedenle, diğer kanunlarda olduğu gibi bu kanun da, yürütme organı olarak Bakanlar Kurulu eliyle yürütülecektir.

Bu kanunun, tekrar, milletimize hayırlı olmasını diler; Yüce Heyeti saygıyla selamlarım.  (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yeni.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylamadan önce, İçtüzüğümüzün 86 ncı maddesine göre aleyhte ve lehte bir sayın üyeye söz vereceğim.

Aleyhte, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Fehmi Güneş; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; pek çok arkadaşımızın ifade ettiği gibi, çok önemli bir düzenlemeyi konuşuyoruz; kamu yönetimini yeniden yapılandırıyoruz. Kamu yönetimi, bir tanımla, devlet örgüsünün, devlet aygıtının yönetimi demektir, toplumun yararı için yönetimi demektir.

Kamu yönetimimizin çok uzun bir süreden beri, yeterli işlerliğini kaybettiğini, hantallaştığını hepimiz söylemekteyiz ya da kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi gerektiğini hepimiz ifade etmekteyiz. Burada bir ihtilafımız yok, burada bir ayrılığımız yok; ama, kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi demek, toplumsal beklentileri daha etkin, daha verimli, daha hızlı karşılayacak bir hale gelmesi demektir.

Şimdi, görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısı, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasının temelini oluşturmaktadır, çok da önemlidir. Gerçekten bu yasa tasarısıyla, kamu yönetimini, reform niteliğinde yeniden yapılandırdık mı, yapılandırıyor muyuz -böyle bir iddiayı taşıyor- ben, bu soruya olumlu yanıt veremiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir kere, bir bütünlük içinde sunamadık. Gerçekten, başka arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, bu yasa tasarısı, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması dizgesinin temel yasasıdır. Öyleyse, önce bunu tamamlayıp, önce bunu yasalaştırıp, diğerlerini bunun üzerine bina etmeliydik. Temel yasa, bir anlamda -gerçi bizim hukuk sistemimizde yoktur- dizgenin diğer yasalarının aykırı olamayacağı yasa demektir. Halbuki öyle yapmadık, en son bunu tamamlıyoruz. Bu, bir dizge, yeni bir sistem oluşturma mantığına aykırı.

Gerçekten, bu yasayla ve buna bağlı olan Belediye, Büyükşehir, İl Özel İdaresi Yasalarıyla, yeni, çağdaş bir kamu yönetimi kurabilirdik; kuramadık. Bütün arkadaşlarım söylüyor, katılımcı bir yönetim gerekir; doğru. Katılımı artırdık mı; yani, halkın, herhangi bir aşamada, belediyede, kamu yönetiminde, il özel idaresinde, kararlara ve yönetime eskisinden daha fazla katılmasını sağlayacak yollar açtık mı; hayır, o konuda daha ileri bir adım atmadık. Daha çağdaş... Ne bakımdan daha çağdaş; yani, biz söyleyince daha çağdaş olmuyor; niye daha çağdaş?! Daha katılımcı... Çağdaşlık, toplumun, halkın, insanların, daha çok karara ve yönetime katılmasıyla ölçülür; artık, öyle, tek otoriteden ölçülmemesi demektir. Onu sağlamadı bu yasalar; bu ve bununla bağlantılı olan diğer yasalar sağlamadı. Sosyal devlet daha işler hale gelmeli, sosyal devlet daha güçlenmeli; sosyal devleti, bu yasalarla zayıflattık, inkâr ettik bir anlamda; üniter devleti tartışılır hale getirdik bu yasalarla.

Değerli arkadaşlar, devlet, bir kurumlar sistemidir, iktidar da, o kurumlardan biridir; ama, iktidar, devlet demek değildir. O nedenle, bu tür, düzen değiştiren, yeni yapılanmalar getirmek iddiasında olan, bir sistem bütünlüğü iddiasında olan düzenlemeler yapılırken, diğer kurumlarla birlikte yapılır; diğer kurumların söz hakkı olduğu da akıldan çıkarılmaz. Şimdi, bu dizgenin içerisinde bir yasa, gitmiş ve Cumhurbaşkanlığından geriye dönmüş. Dönmemiş gibi telakki ederek bunu çıkarıyoruz; yani, o yasa yasalaşmış gibi; ama, bu, doğru değil, bir gerçek var ortada... Bu niye?... Bu, bir denemeyse, doğru değil. Biz milletvekilleriyiz, biz yasama görevi yapıyoruz; çok ciddî bir görev yapıyoruz. Bir yerin tepkisine göre ayarlayacaksak, bu yanlış...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Kendimize olan bir tepkiye göre ayarlayacaksak, bu yanlış. Bu, bizim yasama görevimizi tam bilinçle yapmadığımız, bazı tepkilerle yön ayarlaması yapacağımız gibi bir anlama gelir ki, bunu hiçbirimize yakıştırmıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu bir inatlaşmaysa, hukukla inatlaşarak yasa yapılamaz. Yeni, çağdaş, modern, etkin bir kamu yönetimi düzenleyebiliriz, yapabiliriz. Bundan sonra, bu yasaları tekrar görüşeceğiz; o zaman bari bunu gözönünde bulunduralım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güneş.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Teşekkür ederim. Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin bir teşekkür konuşması yapacaklardır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; kamu yönetiminin temel ilkeleri ve yeniden yapılanması hakkındaki kanun tasarısı, uzun bir maratonun ardından, kıymetli oylarınızla yasalaştı. Tüm milletvekili arkadaşlarımıza katkıları sebebiyle teşekkür ediyorum.

Biraz önce de ifade edildiği gibi, bu kanun, sanıyorum, bu alanda uzun süredir yapılması düşünülen bir yasal düzenlemeydi. Tüm siyasî partilerin programlarına aldıkları ve Türkiye'de kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın zarurî olduğu şeklindeki düşünceyi hayata geçirmek Hükümetimize nasip oldu.

Şunu hemen ifade etmek istiyorum ki, üzerinde en çok tartışılan, en çok görüş alınan, kişilerin ve kurumların düşüncelerinin üzerinde değerlendirildiği yasaların başında bu yasa tasarısı gelir; nitekim, ilk yayımlandığı şekli ile Meclisten çıkan şeklini mukayese ettiğinizde, birçok değişikliğin yapılmış olduğunu göreceksiniz. Bu, kamu kurumlarının, hatta yüksek yargı organlarının görüşlerini aldıktan sonra, bu tasarı üzerinde yapmış olduğumuz değişikliklerin sonucudur. O nedenle, kimseye danışmadınız, kimsenin görüşünü almadınız ve işte, kendi bildiğinizi buraya getirdiniz, şeklindeki değerlendirmelere katılmak mümkün değildir.

Kuşkusuz, bunun ideal bir kamu yönetimi reformu sayılabilecek yasal düzenleme olduğu iddiasında değiliz; çünkü, şu anda yürürlükte bulunan Anayasaya göre, ancak bu kadar yapılabilir. Arkadaşlarımızın biraz önceki değerlendirmelerine ben de katılıyorum. Gerçekten, Türkiye için ideal anlamda bir kamu reformu, Anayasada yapılacak ciddî değişikliklerden sonra mümkündür. Şu andaki Anayasaya göre, ancak bu kadarı yapılabilirdi. Biz, bu Anayasaya uygun bir yasa tasarısını huzurunuza getirdiğimiz kanaatindeyiz.

Ben, Anamuhalefet Partimiz Cumhuriyet Halk Partisine de, onun değerli yetkililerine ve sözcülerine de teşekkür ediyorum. Gerçekten, sorularıyla, itirazlarıyla, konuşmalarıyla, bu yasa tasarısının daha iyi anlaşılmasına katkı sağladılar. Tabiî, "maddelerin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz" şeklinde vermiş oldukları önergelerin yanında "şu maddeyi, şu şekilde değiştirelim" şeklinde önergeleri de vermelerini gönülden arzu ederdim; çünkü, tüm önergeleri, demin söylediğim şekilde bitiyordu "tasarı metninden çıkarılması", "tasarı metninden çıkarılması" ama, o da bir katkıdır, bu bakımdan teşekkür ediyorum.

Yasama Organı, gündemine hâkimdir ve görevinin farkındadır. O nedenle, çıkardığımız yasayı tartışırız, konuşuruz, komisyonlarda tartışılır, burada da tartışırız. "Acaba, Sayın Cumhurbaşkanından döner mi; acaba, Anayasa Mahkemesinden döner mi" diye düşünürsek, hiçbir yasayı buradan çıkaramayız. O zaman, Sayın Kandoğan'a bir önerim var: Gelin, Anayasada bir değişiklik yapalım birlikte "Türkiye Büyük Millet Meclisi yasa çıkarmadan önce, hazırladığı tasarıları, önce Sayın Cumhurbaşkanına, sonra Anayasa Mahkemesine gönderir, oradan olumlu görüş aldıktan sonra yasalaştırır" diyelim, böylece bu sıkıntıyı da aşalım Sayın Kandoğan. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Böyle bir şey olabilir mi?!. Böyle bir şey olabilir mi?!. Ben, Sayın Kandoğan'ın NTV kanalında bundan birkaç ay önce bu tasarıyı kahramanca savunurkenki halini hatırlıyorum. Demek ki -Allah hepinize şifa versin, kendisine de şifa versin, hayırlı uzun ömürler diliyorum- insanın bir iki kalp damarı değişince, görüşleri de değişebiliyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, başka bir partiye geçince, bu kadar savunduğu bir yasa tasarısının aleyhinde konuşmasını anlamadığımı ifade etmek istiyorum.

FERİT MEVLUT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakan, bunu yapmayın... Sağlıkla ilgili konuşulmaz...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, konuşmamı şöyle tamamlamak istiyorum.

Biz, bu yasa tasarısıyla, halkımızın hayatını kolaylaştırmayı, hayat kalitesini geliştirmeyi ve halkımızın, kamu hizmeti alırken, hizmetleri daha süratli, daha verimli almasını sağlamayı hedefledik. Tabiî ki, bu, hayata hemen geçirilecek bir şey değil, bu bir süreçtir; ama, bu bir başlangıçtır. Bu adımı atmamız gerekiyordu, eksiğiyle gediğiyle bu adımı birinin atması gerekiyordu; bu adımı biz attık, ileride daha da mükemmelleşecektir. İnanıyorum ki, ileride halkımız bunu benimseyecektir, faydalarını gördükçe bize desteğini artıracaktır ve en mükemmeli hep birlikte yakalayacağız.

Yeniden, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sataşma yok, gayet normal bir konuşma.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında, benim iki kalp damarımın değişmesinden sonra fikirlerimin ve karakterimin de değiştiğini ifade ederek sataşmada bulunmuştur, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Peki Sayın Kandoğan, yeni bir sataşmaya meydan vermemenizi rica ediyorum.

Buyurun.

VII. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, bugün, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olarak görev yapan ve yıllardan beri de politikanın içerisinde yer alan bir Sayın Bakanın, Meclis kürsüsünden -Allah'ın vermiş olduğu bir hastalık neticesinde- iki kalp damarımın değiştiğini -kendilerine de Allah böyle bir şey göstermesin, bunun için dua ediyorum- belirterek, bunu kullanarak, benim fikirlerimin değiştiğini ifade etmesini yadırgadım.

Ben, karakterli bir insanım ve inandığım ilkeler ve fikirler doğrultusunda da her zaman mücadele eden birisiyim. NTV kanalında, dört saat süren ve Sayın Hasan Fehmi Güneş'in de katıldığı bir açıkoturumda, bu kanun tasarısını birlikte değerlendirdik, tartıştık.

Benim kalp damarımın değişmesinden sonra, ben daha altı aya yakın AK Parti içerisinde görev yaptım ve AK Parti içerisinde görev yaparken de, o partinin felsefeleri, inançları, politikaları doğrultusunda da mücadele ettim. Demek ki, kalp damarının değişmesiyle insanın fikrinin, muhakemesinin değişmesini söylemek kadar abesle iştigal bir şey olması mümkün değil.

Ben, bu kanunla ilgili şunları da söyledim: Bu kanunların çıkması lazım arkadaşlar. Ben yirmiüç yıllık meslek hayatımda bunun acısını yaşadım. Burada, yıllarca valilik yapan ağabeylerimiz var, büyüklerimiz var, onlar da aynı düşüncedeler ve bu kanunların çıkması lazım geldiğini savunan, inanan birisiyim; ama, biraz önce söyledim, bu şekilde, Anayasaya aykırı hükümleri ortada dururken bu kanunlar Meclisten geçirilirse geri döner ve bir daha da bu tasarılar kanunlaşmaz ve yetmiş seksen milyon insanın ümitle beklemiş olduğu bu kanunlar hayata geçmez; benim endişem bu. Yoksa, ben, dün bu kanunların çıkmasını savunuyordum bugün de savunuyorum yarın da savunacağım.

Ünal Kacır Bey demin Denizli'yle ilgili bir şey söyledi; vaktim olmadı, cevaplandıramadım. Ben onun da arkasındayım. Zaten onun doğru olduğu, Belediye Kanununun içerisine o husus derc edilerek yerleştirilmiş. Herhalde siz onun farkında değilsiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul)- Onun seçime yetişmeyeceği belliydi.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)- Benim getirmiş olduğum o teklif ve daha sonraki 5 000 nüfusla ilgili mesele kanunun içerisine derc edilmiştir, vardır.

Ben dün ne söylemişsem bugün de aynı şeyi söylüyorum, yarın da aynı şeyi söylemeye devam edeceğim; yanlışları da yüksek ve gür bir sesle söylemeye devam edeceğim.

Ben bir kez daha Sayın Başbakan Yardımcımıza teessüflerimi iletiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYHAN ZEYNEP TEKİN (BÖRÜ) (Adana)- Büyüklerim diyorsun, niye büyüklerine saygısızlık yapıyorsun?! Büyüklerini say o zaman.

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, Bazı Kanunlarda ve 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

5.- Bazı Kanunlarda ve 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/840) (S. Sayısı: 645) (x)

                          

(x) 645 S. Sayılı Basmayazı, 14.7.2004 tarihli 115 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.

Sayın milletvekilleri, 25 inci maddeyi okutmuştum.

Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 25 inci maddesi ile tasarıya ekli (2) sayılı cetvelin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Haluk İpek

Mehmet Sekmen

 

 

Ankara

Ankara

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

A. Müfit Yetkin

 

 

İstanbul

Şanlıurfa

 

"Madde 25.- 4760 sayılı Kanuna ekli (II) sayılı listenin 87.03 G.T.İ.P numarasında "27, 46,50" olarak yer alan vergi oranları sırasıyla "30, 52, 75" olarak, 87.04 G.T.İ.P numarasında yer alan mal ve vergi oranı ise ekli (2) sayılı cetvelde gösterilen şekilde değiştirilmiştir.

 "(2) SAYILI CETVEL

G.T.İ.P. NO Mal İsmi               Vergi Oranı

                                                  (%)

87.04                                Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar

                                 (Yalnız kayıt ve tescile tabi olanlar)

Azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçmeyip, sürücü sırasından başka oturma yeri veya sürücü sırası dışında yanda pencereleri olanlar (kapalı kasalı olmayanlardan motor silindir hacmi 3200 cm3'ü geçmeyenler hariç)

- Silindir hacmi 3000 cm3'ü geçmeyenler                     10

- Silindir hacmi 3000 cm3'ü geçen fakat 4000 cm3'ü geçmeyenler     52

- Silindir hacmi 4000 cm3'ü geçenler                     75

   Diğerleri                                       4

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, biz takdire bırakmak zorundayız.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan araçların vergi oranları, değişen ekonomik ve sektörel koşullar nedeniyle yeniden belirlenmiştir.

87.04 tarife pozisyonundaki araçlardan, azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçmeyip sürücü sırasından başka oturma yeri veya sürücü sırası dışında yanda pencereli olanlar, hem eşya hem de yolcu taşımaya yönelik araçlar olması yani "çok amaçlı araç" özelliği taşıması nedeniyle, bu araçların motor silindir hacimleri itibariyle listede yer alan değiştirilmiş vergi oranlarına tabi olması sağlanmıştır.

Azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçen araçlar ile azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçmemekle birlikte sürücü sırasından başka oturma yeri ve sürücü sırası dışında yanda pencereleri olmayan araçlar "Diğerleri" grubunda vergilendirilecektir.

Ayrıca azamî yüklü kütlesi 4700 kilogramı geçmeyip, sürücü sırasından başka oturma yeri veya sürücü sırası dışında yanda pencereleri olan araçlardan, kapalı kasalı olmayıp motor silindir hacmi 3200 cm3 aşmayanlar da "Diğerleri" grubunda vergilenecektir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda ekli cetvelleriyle birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 26. - 4760 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı liste ekli (3) sayılı cetvelde gösterilen şekilde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Ekli cetvelle beraber maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 27. - 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mülga 20 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Eğitim ve öğretim işletmelerinde kazanç istisnası

Madde 20. - Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okullarının işletilmesinden elde edilen kazançlar, ilgili Bakanlığın görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde beş vergilendirme dönemi gelir vergisinden müstesnadır. İstisna, okulların faaliyete geçtiği vergilendirme döneminden itibaren başlar."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 28. - 193 sayılı Kanunun  89 uncu maddesinin (2) numaralı bendinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı ve yedinci fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve maddeye  aşağıdaki (6) numaralı bent eklenmiştir.

 "Yukarıda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanan okul, sağlık tesisi, yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi ve bakım ve rehabilitasyon merkezi inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamı yıllık beyanname ile bildirilecek gelirden indirilir."

"6. Mükelleflerin, işletmeleri bünyesinde gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının % 40'ı oranında hesaplanacak "Ar-Ge indirimi".

Araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile doğrudan ilişkili olmayan giderlerden ve tamamen araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanılmayan amortismana tabi iktisadi kıymetler için hesaplanan amortisman tutarlarından verilen paylar üzerinden Ar-Ge indirimi hesaplanmaz. Ar-Ge indiriminden yararlanılacak harcamaların kapsamını ve uygulamadan yararlanılabilmesi için gerekli belgeler ile usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek?.. Yok.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 28 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Ali Topuz

Mehmet Sekmen

 

 

 

Ankara

İstanbul

İstanbul

 

 

Süleyman Turgut

 

Fehmi Öztünç

 

 

Manisa

 

Hakkâri

 

Madde 28.- 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Diğer indirimler

Madde 89.- Gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıdaki indirimler yapılabilir:

1. Beyan edilen gelirin % 10'unu (bireysel emeklilik sistemi dışındaki şahıs sigorta primleri için, beyan edilen gelirin % 5'ini) ve asgarî ücretin yıllık tutarını aşmamak şartıyla, mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat, ölüm, kaza, hastalık, sakatlık, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri ile bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları (Sigortanın veya emeklilik sözleşmesinin Türkiye'de kâin ve merkezi Türkiye'de bulunan bir sigorta veya emeklilik şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim ve katkı tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şartıyla, eşlerin veya çocukların ayrı beyanname vermeleri halinde, bunlara ait prim ve katkı payları kendi gelirlerinden indirilir).

Bakanlar Kurulu bu bentte yer alan oranları bir katına kadar artırmaya ve belirtilen haddi asgarî ücretin yıllık tutarının iki katını geçmemek üzere yeniden belirlemeye yetkilidir.

2. Beyan edilen gelirin % 5'ini aşmaması, Türkiye'de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları (Mükerrer 121 inci madde çerçevesinde eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle vergi indiriminden yararlanan ücretliler, aynı harcamalarını bu hükümden yararlanarak matrahlarından indiremezler).

3. Serbest meslek faaliyetinde bulunan veya basit usulde vergilendirilen özürlülerin beyan edilen gelirlerine, 31 inci maddede yer alan esaslara göre hesaplanan yıllık indirim. (Bu indirimden bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan serbest meslek erbabı ile hizmet erbabı (tevkifat matrahı dahil) da yararlanır.)

4. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin %5'ini (kalkınmada öncelikli yöreler için %10'unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.

5. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için bu kuruluşlara yapılan her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamı.

6. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda maddelerinin maliyet bedelinin tamamı.

7. Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen;

a) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticarî olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,

b) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarîsi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,

c) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,

d) 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,

e) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,

f) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye'ye getirtilmesi çalışmalarına,

g) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,

h) 2863 sayılı Kanun kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,

i) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve etkinlikler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatın tedariki ile film yapımına,

j) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültürel ve sanatsal etkinliklerin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına,

ilişkin harcamalar ile bu amaçla yapılan her türlü bağış ve yardımların %100'ü (Bakanlar Kurulu, bölgeler ve faaliyet türleri itibariyle bu oranı yarısına kadar indirmeye veya kanunî oranına kadar çıkarmaya yetkilidir).

8. 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları için tamamı, profesyonel spor dalları için %50'si.

9. Mükelleflerin, işletmeleri bünyesinde gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının %40'ı oranında hesaplanacak "Ar-Ge indirimi".

Araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile doğrudan ilişkili olmayan giderlerden ve tamamen araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanılmayan amortismana tabi iktisadî kıymetler için hesaplanan amortisman tutarlarından verilen paylar üzerinden Ar-Ge indirimi hesaplanmaz. Ar-Ge indiriminden yararlanılacak harcamaların kapsamı ile uygulamadan yararlanılabilmesi için gerekli belgeleri ve usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

Bağış ve yardımın nakden yapılmaması halinde, bağışlanan veya yardımın konusunu teşkil eden mal veya hakkın varsa mukayyet değeri, yoksa Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre Takdir Komisyonunca tespit edilecek değeri esas alınır."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, yeterli çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz; ama, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önergeyle, genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve bilimsel araştırma faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan ya da Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen veya desteklenmesi uygun görülen faaliyetlere ilişkin olarak yapılan harcamalar ile bağış ve yardımların Gelir Vergisi matrahından indirimine imkan sağlanmış ve ayrıca mevcut bağış ve indirimlere ilişkin hükümler de dikkate alınmak suretiyle madde yeniden düzenlenmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler..Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 29. - 193 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (7), (8), (9) ve (14) numaralı bentlerinde parantez içinde yer alan ibare aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(Kanunla kurulan dernek ve vakıflar, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı dernekler ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları gibi vergi uygulamalarında dernek ve vakıf olarak kabul edilenler hariç, dernek ve vakıflar ile tam mükellef kurumlara ödenenler dahil)"  

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 30. - 3.6.1949 tarihli ve 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesine aşağıdaki (8), (9), (10) ve (11) numaralı bentler ile aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"8. Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okullarının işletilmesinden elde edilen kazançlar, ilgili Bakanlığın görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde beş vergilendirme dönemi kurumlar vergisinden müstesnadır. İstisna, okulların faaliyete geçtiği vergilendirme döneminden itibaren başlar.

9. Kanunî ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan anonim veya limited şirket mahiyetindeki bir şirketin (esas faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar hariç) sermayesine, kazancın elde edildiği tarihe kadar devamlı olarak en az iki yıl süreyle % 25 veya daha fazla oranda iştirak eden kurumların, bu iştiraklerin kanuni veya iş merkezinin bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az % 20 oranında (esas faaliyet konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az, Türkiye'de uygulanan  kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri vergi yükü taşıyan ve en az % 75'i ticarî, ziraî veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan kazançları üzerinden elde ettikleri ve elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer ettikleri iştirak kazançları.

10. Kurumların  yurt dışında bulunan iş yerleri veya daimi temsilcileri (esas faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar hariç) aracılığı ile elde ettikleri ve iş yeri veya daimi temsilcinin bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %20 oranında (esas faaliyet konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az Türkiye'de uygulanan kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri bir vergi yükü taşıyan ve en az % 75'i ticarî, ziraî veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan ve elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi takip eden üçüncü ayın sonuna kadar Türkiye'ye transfer ettikleri kazançları."

11. Kazancın elde edildiği tarihte devamlı surette en az iki yıl süreyle aktif toplamının % 75 veya daha fazlası kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan anonim veya limited şirket mahiyetindeki şirketlerin (esas faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar hariç) her birinin sermayesine en az % 25 oranında iştirakten oluşan tam mükellef anonim şirketlerin, kurum kazancının % 75 veya daha fazlasını oluşturması koşuluyla bu iştiraklerin kanuni veya iş merkezinin bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az % 20 oranında (esas faaliyet konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az Türkiye'de uygulanan kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri bir vergi yükü taşıyan ve en az % 75'i ticarî, ziraî veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan kazançları üzerinden elde ettikleri ve elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer ettikleri iştirak kazançları,

Bu bent uyarınca istisna edilen kazançlar üzerinden, anonim veya limited şirket mahiyetindeki şirketlere dağıtılan kâr paylarından Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b/ii) numaralı alt bendi uyarınca % 5'ten fazla bir oranda vergi kesintisi yapılmaz. Bakanlar Kurulu bu oranı sıfıra kadar indirmeye veya kanuni orana kadar artırmaya yetkilidir.

''9, 10 ve 11 inci bentlerdeki diğer koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bentlerde yer alan istisnalar, kurumlar vergisi benzeri vergi yükünün; en az % 15 olması durumunda, iştirak kazancı veya iş yeri veya daimi temsilci aracılığı ile elde edilen kurum kazancının 1/2'sine, en az % 10 olması durumunda, iştirak kazancı veya iş yeri veya daimi temsilci aracılığı ile elde edilen kurum kazancının 1/3'üne uygulanır.''

 "(9), (10) ve (11) numaralı bentler uyarınca vergi yükü, kanunî veya iş merkezinin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden toplam kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen toplam dağıtılabilir kurum kazancı ile tahakkuk eden kurumlar vergisi toplamına oranlanması suretiyle tespit edilir. Bu bentlerde yer alan % 20 vergi yükü oranını, % 25'e kadar artırmaya veya kanunî oranına kadar indirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir."

 "(9), (10) ve (11)  numaralı bentler uyarınca sağlanan istisnayı, kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı hususunu göz önünde bulundurarak, her bir bent için ayrı ayrı uygulanabilecek şekilde elde edildiği ülkeler bakımından sınırlandırmaya Bakanlar Kurulu, bu bentler ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

1 önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 645 sıra sayılı tasarının 30 uncu maddesiyle yeniden düzenlenen 5422 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (8) numaralı bendinin "okullarının" ibaresinin "okulları ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere bağlı rehabilitasyon merkezlerinin" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

M. Akif Hamzaçebi

Kemal Kılıçdaroğlu

Mustafa Özyürek

 

 

Trabzon

İstanbul

Mersin

 

Türkân Miçooğulları

M. Mesut Özakcan

A. Kemal Deveciler

 

İzmir

Aydın

Balıkesir

 

A. Kemal Kumkumoğlu

Bülent Baratalı

Osman Kaptan

 

İstanbul

İzmir

Antalya

BAŞKAN - Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Yeterli çoğunluğumuz yok; ama, olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Günümüzde birçok ülkede kâr amacı gütmeyen, bilimsel araştırma ve etkinlikleri olan topluma yararlı vakıf ve dernekler tarafından tamamen sosyal amaçlı olarak işletilen rehabilitasyon merkezleri bulunmakta, bunlara da vergi muafiyeti tanınmaktadır. Ülkemizde bu tür merkezler için gerekli vergi muafiyetinin tanınması sosyal hukuk devleti ilkesine uygun düşeceğinden işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, burada bir redaksiyon yetkisi talep ediyoruz. 

Maddenin son satırında "esaslarını" tabiri "esasları" olacak efendim.

BAŞKAN - "... esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

Peki efendim.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge ve Komisyonun önerdiği düzeltme doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 31.- 5422 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (7) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

"6. Mükelleflerin, işletmeleri bünyesinde gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının % 40'ı oranında hesaplanacak "Ar-Ge indirimi".

Araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile doğrudan ilişkili olmayan giderlerden ve tamamen araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde kullanılmayan amortismana tabî iktisadî kıymetler için hesaplanan amortisman tutarlarından verilen paylar üzerinden Ar-Ge indirimi hesaplanmaz. Ar-Ge indiriminden yararlanılacak harcamaların kapsamını ve uygulamadan yararlanılabilmesi için gerekli belgeler ile usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 32. - 5422 sayılı Kanuna 14 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki mükerrer 14 üncü madde eklenmiştir.

"Zarar mahsubu ve diğer indirimler

MÜKERRER MADDE 14. - 1. Kurumlar vergisi matrahının tespitinde, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek üzere, kurum kazancından aşağıdaki indirimler yapılır.

a) Her yıla ilişkin tutarlar ayrı ayrı gösterilmek ve beş yıldan fazla nakledilmemek koşuluyla geçmiş yılların malî bilançolarına göre meydana gelen zararlar (aynı sektörde faaliyet göstermesi, son beş yıla ilişkin kurumlar vergisi beyannamelerinin kanunî süresinde verilmiş olması koşullarıyla 37 ve 39 uncu maddeler çerçevesinde devir alınan kurumların, devir tarihi itibarıyla aktif toplamını geçmeyen zararları ile 38 inci maddede belirtilen bölünme işlemi sonucu münfesih olan kurumun aktif toplamını geçmeyen zararları dahil).

Tam mükellefiyette yurt dışı faaliyetlerden doğan zararlar, faaliyette bulunulan ülkenin vergi kanunlarına göre beyan edilen vergi matrahlarının (zarar dahil) her yıl o ülke mevzuatına göre denetim yetkisi verilen kuruluşlarca rapora bağlanması ve bu raporun aslı ile tercüme edilmiş bir örneğinin Türkiye'deki ilgili vergi dairesine ibrazı halinde indirim konusu yapılır. Denetim kuruluşlarınca hazırlanacak raporun ekinde yer alan vergi beyanlarının, bilanço ve kâr-zarar cetvellerinin o ülkedeki yetkili malî makamlarca onaylanması zorunludur. Faaliyette bulunulan ülkede denetim kuruluşu olmaması halinde, her yıla ait vergi beyannamesinin, o ülke yetkili makamlarından alınan birer örneğinin mahallindeki Türk elçilik ve konsoloslukları, yoksa orada Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı mahiyetteki temsilcilerine onaylatılarak, aslının ve tercüme edilmiş bir örneğinin ilgili vergi dairesine ibrazı yeterlidir.

Türkiye'de indirim konusu yapılan yurt dışı zararın, ilgili ülkede de mahsup edilmesi veya gider yazılması halinde, Türkiye'deki beyannameye dahil edilecek yurt dışı kazanç, mahsup veya gider yazılmadan önceki tutardır.

Türkiye'de kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarla ilgili yurt dışı zararlar, yurt içindeki kazançlardan indirilmez.

b) Genel bütçeye dahil dairelere, katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara, kamu menfaatlerine yararlı sayılan derneklere ve bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış