Normal TBMM 2 6 2004-07-27T11:48:00Z 2004-07-27T11:48:00Z 93 60922 347256 TBMM 2893 694 426454 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22        CİLT : 55       YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

112 nci Birleşim

8 Temmuz 2004 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa    

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı'nın, amatör spor klüplerinin sorunları ile alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı

2.- Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubunun Almanya'daki temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Şair ve Yazar Rıfat Ilgaz'ın ölümünün 11 inci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1107) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/207)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 22 milletvekilinin, don olayının yarattığı zararın ekonomik boyutlarının araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının çözümlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/206)

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 19 milletvekilinin, kadınların işgücüne katılımının önündeki engellerin ve olumsuzlukların saptanarak katılımın ve üretkenliğin artırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/207)

IV. - ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı : 349)

5.- Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/827) (S.Sayısı : 618)

6.- Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı : 616)

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU' nun, Zeugma Antik Kenti kurtarma çalışmalarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2803)

2.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, emeklilerin tüketici fiyat endeksinden kaynaklanan maaş kayıplarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sorusu ve Sağlık Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vekili Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2823)

3.- Antalya Milletvekili Atila EMEK'in, Alanya İlçesindeki Akdağ-Hanay Yaylasının yaz ve kış turizmine kazandırılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan MUMCU'nun cevabı (7/2843)

4.- Malatya Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, Malatya Havaalanının uluslararası uçuşa açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/2887)

5.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, Bağ-Kur sigortalılarının prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sorusu ve Sağlık Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vekili Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2908)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak sekiz oturum yaptı.

Bursa Milletvekili Şerif Birinç, sulak alanların korunmasına ilişkin RAMSAR Sözleşmesine ve Türkiye'de bu kapsamda yapılan çalışmalara,

Erzurum Milletvekili Ömer Özyılmaz, Erzurum'da meydana gelen deprem sonrası yapılan çalışmalara ve alınan tedbirlere,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü'nün, Trakya çiftçisinin içinde bulunduğu sorunlara ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü cevap verdi.

Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in (6/1127) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu, sorunun geri verildiği bildirildi.

Bursa Milletvekili Şerif Birinç ve 27 milletvekilinin, Susurluk ve Nilüfer Çaylarındaki kirliliğin nedenlerinin ve sorumlularının araştırılarak zararlı ve tehlikeli atıklardan arındırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/205) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması (1/731) (S. Sayısı: 349),

5 inci sırasında bulunan, Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması (1/827) (S. Sayısı: 618),

Hakkında Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

6 ncı sırasında bulunan, Belediye Kanunu Tasarısının (1/766) (S. Sayısı: 616) görüşmelerine devam olunarak 59 uncu maddesine kadar kabul edildi, birleşime verilen aradan sonra, ilgili Komisyon yetkililerinin Genel Kurulda hazır bulunmadıkları anlaşıldığından, müzakereleri ertelendi.

Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, yapmış olduğu konuşmada Partisine sataşması nedeniyle bir açıklamada bulundu.

8 Temmuz 2004 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 01.42'de son verildi.

                                                       

Sadık Yakut

 

 

 

 

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Enver Yılmaz

 

Yaşar Tüzün

 

 

Ordu

 

Bilecik

 

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

Türkân Miçooğulları

 

Mevlüt Akgün

 

 

İzmir

 

Karaman

 

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

                                                               

                                                 No. : 165

II. - GELEN KÂĞITLAR

8 Temmuz 2004 Perşembe

Teklif

1.- Bursa Milletvekili M. Altan Karapaşaoğlu’nun; Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin Ödenek, Yolluk ve Emekliliklerine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/307) (Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.6.2004)

Rapor

1.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ve 4 Milletvekilinin, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/306) (S. Sayısı: 638) (Dağıtma tarihi: 8.7.2004) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Züheyir Amber’in, Emniyet Teşkilatı mensuplarının özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1191) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Antalya-Korkuteli Osmankalfalar Köyü göletinin ne zaman hizmete gireceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1192) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

3.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Antalya-Alanya-Beyreli Köyünün su sorununa ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1193) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

4.- Manisa Milletvekili Nuri Çilingir'in, S.S. Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin DFİF'e olan borçlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1194) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

5.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Kastamonu'nun bazı ilçelerindeki adliye teşkilatlarının kaldırılma gerekçelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1195) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

6.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, BAĞ-KUR'a kayıtlı esnafın kuruma olan borçlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1196) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

7.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Antalya-İbradı İlçesinin Hükümet Konağı inşaatına ne zaman başlanacağına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1197) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

8.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Antalya'ya bağlı İbradı ve Akseki İlçeleri arasındaki karayoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1198) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

9.- Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in, doğal afetlerin tespitine yönelik radar sistemlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1199) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

10.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, EPDK yönetmeliğine göre teminat olarak kabul edilecek değerlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif Şener) sözlü soru önergesi (6/1200) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Bingöl-Güroymak İlçesinde belediyenin alkollü içki satışını yasakladığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3011) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.6.2004)

2.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, bir yürütmeyi durdurma kararının uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3012) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.6.2004)

3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Haberleşme Yüksek Kurulunun toplanamama nedenine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3013) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.6.2004)

4.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, İran'ı ziyaret edip etmeyeceğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3014) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

5.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Adana İlinde uçak seferlerinin durdurulmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3015) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, olası bir depreme karşı ne gibi önlemler alındığına ve bilimsel çalışmaların dikkate alınıp alınmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3016) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

7.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, çiftçileri ilgilendiren bir yasaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3017) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)

8.- Malatya Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, Sümer Holding Malatya Pamuklu Sanayi İşletmesinin özelleştirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3018) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)

9.- Uşak Milletvekili Osman COŞKUNOĞLU'nun, Irak'la ilgili gelişmelerin ülkemiz üzerinde yaratacağı etkilere karşı önlem alınıp alınmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3019) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)

10.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir polis memuru hakkındaki iddialara ve hakkında yapılan adli işlemlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3020) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

11.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, İstanbul Bayrampaşa Cezaevinde oda sisteminin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3021) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)

12.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİRin, yolsuzlukla mücadele için hazırlanan kanun tasarısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3022) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

13.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan İlindeki yol projelerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3023) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

14.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya Boğaçayı Köprüsünün trafiğe açılmasına ve Çevre Yolu Projesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3024) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

15.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN’in, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin adının İKÖ toplantısında farklı ifade edilmesine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/3025) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

16.- Çanakkale Milletvekili İsmail ÖZAY'ın, Türk delegasyonunun AYBYK toplantısında KKTC ile ilgili tutumuna ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/3026) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)

17.- İstanbul Milletvekili Gürsoy EROL'un, yeni banknot ve madeni para basımına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/3027) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

18.- İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Halk Bankasından kredi kullanan bir firmaya ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/3028) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

19.- İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL'un, bazı TRT çalışanlarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/3029) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

20.- İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL'un, bir TRT çalışanına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/3030) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

21.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan Sigorta İl Müdürlüğünün hizmet binası ve personel ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3031) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

22.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Karapınar'da yaptırılan bir dispanserin personel ihtiyacına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3032) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)

23.- Tekirdağ Milletvekili Erdoğan KAPLAN'ın, köylüden alınan rüsum bedellerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/3033) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

24.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğüyle ilgili bazı iddialara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/3034) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)

25.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, çöp taşıma ihalelerinde kullanılan formüle ve uygulamada usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3035) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.6.2004)

26.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya 100. Yıl Bulvarında can güvenliğini sağlama amaçlı önlemler alınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3036) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

27.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir polis memuru hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3037) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

28.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, antika silah sahiplerinin bürokraside karşılaştıkları sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3038) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

29.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, taksi sürücülerinin eğitimlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3039) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

30.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun teknik öğretmenlerle ilgili bir kararına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3040) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.6.2004)

31.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı yabancı firmaların ve yerli ortaklarının vergi kaçırdıkları iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3041) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

32.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, YÖK Yasa Tasarısının hazırlanma aşamasında Bakanlığın bilgisi dışında değişikliğe uğradığı iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3042) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.6.2004)

33.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, YÖK Kanununun 35 inci maddesi kapsamı dışında doktora yapan araştırma görevlilerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3043) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

34.- İstanbul Milletvekili Gürsoy EROLun, İstanbul ve Ankara'daki hastanelerde yoğun bakım yatak sayısı ve solunum cihazı sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3044) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

35.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, yeni binasına taşınan Ankara Trafik Hastanesinin eski binada kalan personel ve tıbbi cihazlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3045) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)

36.- Muğla Milletvekili Gürol ERGİN'in, mazot için çiftçilere destekleme yapılıp yapılmayacağına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3046) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

37.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, mısır ve soya fasulyesi ithalatı ile ithal ürünlerdeki bazı sorunlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3047) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

38.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Gürcistan ile ticaretin geliştirilmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3048) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

39.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL’in, işletmelerden istenen Sanayi Sicil Belgesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3049) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

40.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU'nun, THY'nin kiraladığı uçaklara ve isim belirleme kriterlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3050) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

41.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, Muğla için turizm master planı olup olmadığına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3051) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

42.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, TSE belgesi olmayan ürünlerin denetimine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3052) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

43.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Halk Bankasından kredi kullanan bir firmaya ve bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/3053) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.6.2004)

44.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Hükümetin Kuzey Irak politikasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3054) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

45.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, asgari ücrete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3055) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

46.- Tunceli Milletvekili Hasan GÜYÜLDAR'ın, İstanbul'daki NATO zirvesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3056) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

47.- Trabzon Milletvekili Şevket ARZ'ın, Trabzon'un bazı ilçelerinde yaşanan sel felaketine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3057) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

48.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Gemlik-Kumla Caddesindeki bir binanın çökme tehlikesine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3058) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

49.- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, Söke İŞ-KUR'un kapatılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3059) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

50.- Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, SSK Etlik İhtisas Hastanesinden ayrılan personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3060) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

51.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BOTAŞ'ın gaz kontrat devri ihalesini yapıp yapmadığına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3061) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

52.- Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, ihracatçı bir firmanın TETAŞ'a ait elektriği yasal anlaşma olmaksızın Kuzey Irak'a sattığı iddiasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3062) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

53.- Samsun Milletvekili İlyas Sezai ÖNDER'in, Samsun-Terme-Emiryusuf Köyü jandarma karakolunun kaldırılıp kaldırılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3063) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

54.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, NATO toplantısı için alınan güvenlik önlemlerinin doğuracağı sonuçlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3064) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

55.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, fındıkla ilgili bazı sorunlara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3065) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

56.- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU'nun, işletmelere verilen Sanayi Sicil Belgesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3066) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

57.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir mezuniyet yıllığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3067) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

58.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, yurtdışındaki Türk firmalarına ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad Tüzmen) yazılı soru önergesi (7/3068) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

59.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, 4616 sayılı Kanunla serbest bırakılan hükümlü ve tutuklulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3069) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

60.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Devlet İstatistik Enstitüsüne ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/3070) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

61.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, diplomatik gezilere katılan temsilcilere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/3071) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

62.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Türkiye'deki hastanelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3072) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

63.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, bir proje çerçevesinde dağıtılan ineklere ve bazı iddialara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3073) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.6.2004)

64.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Devlet protokolünde kullanılan uçaklara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3074) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

65.- İstanbul Milletvekili Emin  ŞİRİN'in, SİT alanı olan bir bölgeye askeri gazino olarak kullanılan binalar inşa edildiğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3075) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

66.- İstanbul Milletvekili Emin  ŞİRİN'in, TAİ ve TUSAŞ'ın bir Amerikan şirketine ait hisseleri satın alacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3076) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

67.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Sivil Havacılık Kanununda değişiklik yapılmasıyla ilgili bir kanun teklifine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3077) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

68.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, bir yürütmenin durdurulması kararının uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3078) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

69.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Yozgat'ın bazı ilçelerindeki adliyelerin kapatılma nedenlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3079) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

70.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Koruma Müdürü hakkındaki bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3080) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

71.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, TEDAŞ'ta çalışan bir teknisyenin görev yerinin değiştirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3081) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

72.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, AKTAŞ Elektrik A.Ş. personelinin yasal haklarının verilmediği iddialarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3082) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

73.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Boğaziçi İmar İdare Heyetinin çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3083) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

74.- Kırıkkale Milletvekili Halil TİRYAKİ'nin, Kırıkkale Valisi hakkındaki bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3084) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

75.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, basında yer alan bir konuşmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3085) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

76.- Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin bazı firmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3086) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

77.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya-Kemer arası yol çalışmalarının neden olduğu sorunlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3087) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

78.- Bursa Milletvekili Kemal DEĞERLİ'in, tarihi eserlerin korunmasına yönelik çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/3088) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

79.- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, Bakanlığın bütçesine ve bütçe dışı gelirlerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3089) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

80.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Hatay-Samandağ İlçesindeki öğrenci pansiyonu inşaatına ve Hatay İli yatırım programına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3090) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

81.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın, Karaman İl Millî Eğitim Müdürünün bazı açıklamalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3091) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

82.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, üniversite sınavı sonrası açıkta kalacak adaylara yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3092) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

83.- Aydın Milletvekili Mehmet Mesut ÖZAKCAN'ın, Giresun İli'nde öğretmenler için düzenlenen bir kursta dağıtılan kitaplara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3093) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

84.- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, hayvan üreticilerinin Et Teşvik Piriminden yararlanması şartlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3094) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

85.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, hazır gıdalarda kullanılan katkı maddelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3095) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

86.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Yozgat'ta şiddetli dolu nedeniyle zarar gören çiftçilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3096) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

87.- İzmir Milletvekili Yılmaz KAYA'nın, Karayolu Taşıma Yönetmeliğine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3097) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

88.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana'dan bazı illere direkt uçak seferlerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3098) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

89.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya-Kemer arası yol çalışmalarının neden olduğu sorunlara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/3099) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2004)

90.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, oğlunun yaptığı ithalatla ilgili bazı iddialara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/3100) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

91.- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan mevsimlik işçilere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/3101) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

92.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, tarihi eser kaçakçılığını önlemek için alınan tedbirlere ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad Tüzmen) yazılı soru önergesi (7/3102) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2004)

93.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, organ nakli konusunda yürütülen çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3103) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

94.- Kars Milletvekili Selami YİĞİT'in, Halk Bankasının esnaf ve sanatkârların borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda bir çalışması olup olmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/3104) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

95.- Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, bazı ilçelerde adliye teşkilatının kaldırılmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/3105) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

96.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, 5195 sayılı Kanunun uygulamada doğurduğu sorunlara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/3106) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 22 Milletvekilinin, don olayının yarattığı zararın ekonomik boyutlarının araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının çözümlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/206) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.7.2004)

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 19 Milletvekilinin, kadınların işgücüne katılımının önündeki engellerin ve olumsuzlukların saptanarak katılımın ve üretkenliğin artırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/207) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.7.2004)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

8 Temmuz 2004 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, amatör spor kulüplerinin sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili söz isteyen Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı'ya aittir.

Buyurun Sayın Akıncı. (CHP sıralarından alkışlar)

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı'nın, amatör spor klüplerinin sorunları ile alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in cevabı

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yakın zamana kadar Avrupa Futbol Şampiyonasının yapıldığı ve ülkemizde de pahalı ve sansasyonel futbolcu transferlerinin çok konuşulduğu bugünlerde, biraz da amatör sporun çilesini çeken insanların ve çok sınırlı olanaklarla spor yapmaya çalışan gençlerimizin sorunlarına dikkatinizi çekmek üzere, gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi, tüm amatör sporcuları, kulüp yöneticilerini ve yurttaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, amatör spor kulüplerinin kuruluş amacı, sporu yaygınlaştırmak, sporcular arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak, sporcuları desteklemek, sporun sevgi, barış ve kardeşlik olduğunu anlatabilmektir. Unutulmamalıdır ki, amatör olsun profesyonel olsun, en başarısızından en başarılısına, bütün sporlar amatörlükle başlamaktadır. Bu pencereden bakıldığında, amatör spor kulüplerinin önemi daha da artmaktadır. Denilebilir ki, ülke sporunun gelişmesi ve başarılı olabilmesi, amatör spor kulüplerinin gelişmesi ve başarılı olmasıyla doğru orantılıdır. Dünyada, ülkelerin artık en etkili tanıtım aracı haline gelen sporun her kademesine, ilgili devlet kurumlarımız başta olmak üzere, bütün sivil toplum örgütleri ve kurumlarının yardımcı olmaları kaçınılmazdır; yani, işin başında önem verilmesi gereken kesim, amatör spor kulüpleridir. Şu anda en popüler, en gözde sporcularımızı düşünün; onların birçoğu da, amatör bir spor kulübünde yetişerek bulundukları yere gelmişlerdir; arkalarında, amatör ruhlu çok sayıda insanının ilgisi ve desteği vardır.

Amatörlük zor iştir, gönül işidir; gönüllülük, amatörlüğün tek ve en büyük sermayesidir; sevgi ister, sevmek ister; sevmek ise, emek ister. Hiç karşılık beklemeden para ve zamanınızı harcamak kolay değildir, her insanın yapabileceği bir iş de değildir.

Değerli arkadaşlarım, devletimiz, her yaştaki insana spor yapma olanağı sağlamak için anayasal bir görev üstlenmiştir. Kurumlarımızın bu anayasal görevi yerine getirip getirmediğini pek düşünmüyor ve devletin bu görevini yerine getirme olanaklarını ve yollarını çok da zorlamıyoruz. Bunun doğurduğu ihtiyaç nedeniyle de, spor kulüpleri, yöneticileri ve sporcuları arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak, spor kulüplerini desteklemek, hangi dalda olursa olsun uğraş veren kulüplerimizin durumunu düzeltmek, iyileştirmek, yeni haklar elde etmek, spor yönetiminde ve spor dalı federasyonlarında Türk sporunu gelişmiş ülkelerdeki seviyeye çıkarmak amacıyla, amatör spor kulüplerini bir araya toplamış olan konfederasyon ve federasyonlar kurulmuştur.

Ülkemizde 6 170 adet amatör spor kulübü bulunmaktadır. Bu kulüplerimizde, toplam 600 000 civarında lisanslı sporcu bulunmaktadır. Biliyoruz ki ülkemizde en çok konuşulan spor dalı futboldur. Bütün kulüplerimiz amatördür; ama, bazı kulüplerimizin profesyonel futbol şubeleri vardır; bunların sayısı da 218 civarındadır. Üstelik, çoğunlukla bu 218 takımın bir kısmının peşinden sürüklenip gidilmektedir. Geride kalan 6 000'e yakın spor kulübümüzü yeteri kadar düşünmemekte ve ilgilenmemekteyiz.

Futbolun sürekli gündemde olmasını elbette yadırgamıyoruz. Asıl yadırganması gereken, yazılı ve görsel medyamızın da futbola değil sadece birkaç futbol takımına ilgi gösterip, onlara saatlerce ve sayfalarca yayınlarında yer ayırmalarına rağmen, diğer birçok kulübümüz gibi amatörlerimize de yeterince ilgi göstermemesidir. Her şeyin profesyonelliğe ve paraya tahvil edilmesi, amatörlere gösterilecek ilginin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor. Elbette ki, kimi takımların ve Millî Takımımızın başarıları hepimizi gururlandırmaktadır; ama, bu başarılı sporcuları oluşturan kulüplerimizin altyapısını da amatörlerin oluşturduğunu unutmamalıyız.

Değerli arkadaşlarım, sporda gelişmiş ülkelerin seviyesini yakalamak için atılması gereken adımların başında amatör spor camiasının eğitimi gelmektedir. Bu eğitim, ceplerinden para harcayarak sporu bir hobi olarak gören yöneticiler, sporcu ve sporcu ailelerinden başlayarak, her yaştaki insanımızı içine alacak şekilde olabilmelidir.

Amatör sporcuların en önemli sorunlarından biri, yine sağlık konusu olmaya devam ediyor. Özellikle kendisi ve ailesi adına hiçbir sağlık güvencesine sahip olmayan sporcuların spor müsabakalarında sakatlanacakları düşüncesi, bu sporcularımızda ciddî anlamda endişe yaratmaktadır. Bu durumda olan lisanslı faal sporcuların tedavi olanaklarının araştırılması, gerekiyorsa, yasal düzenlemeye gidilmesi, sporculara büyük özgüven kazandıracaktır. Bunun için, faal lisanslı sporcuların -futbol branşı dahil olmak üzere- sağlıkocaklarından ve sakatlıkta devlet hastanelerinden yararlanabilmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca, müsabakaların yapıldığı sahalarda sürekli doktor ve ambulans bulundurulması,  sakatlık zamanlarında yapılacak ilk müdahaleler için ayrı bir önem taşımaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akıncı, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, amatör sporcuların diğer bir sorunu ise, oldum olası, tesis ve malzeme yetersizliği olmaya devam etmektedir. Sınırlı statlarda, yılda yaklaşık 63 000 futbol müsabakası yapılmaktadır. Özellikle spor sahalarının azlığı, müsabakaların yoğunluğu, spor yapmanın temel ihtiyaçları olan soyunma odaları, duş kabinlerinin ve spor malzemelerinin yetersiz oluşu büyük sıkıntılar doğurmaktadır.

Hiçbir maddî beklentisi olmadan, gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzaklaştırmak için, onlara tamamen spor yaptırma çabasında olan kulüp yöneticilerinin karşılaştığı sorunlardan bir diğeri, kaynak olmaya devam ediyor. Yaşanan ekonomik krizler nedeniyle, kulüplerimizin gelir kaynaklarında azalma ve kesilmeler olmuş, bu nedenle, birçok kulübümüz ya kapanmış ya kapanma noktasına gelmiştir. Özel idarelerin bütçesi ve belediye olanaklarından, amatör spor kulüplerinin tesis ve malzeme taleplerine daha fazla katkı yapmaları sağlanmalıdır. Bu iş için de, var olan yasaların daha işlevsel kılınması zorunluluğu vardır. Ayrıca, denilebilir ki, biz, profesyonel müsabakalarda bile bunu başaramıyoruz; ama, hâlâ, karşılaşmaların amatör kulüpler için de emniyetli bir ortamda yapılması arzusu camianın bir başka beklentisidir.

Elbette ki, bütün bu sorunların çözümü açısından ilgili tüm kurum ve kuruluşlar arasında iletişimin sağlanması ve federasyonların demokratik, özerk bir statüye kavuşturulması, mutlaka gerçekleştirilmesi gereken ilk adım.

Sözlerimi tamamlarken, biraz da Ankara'daki amatör spor kulüplerimizin sorunlarına değinmek istiyorum sevgili arkadaşlarım. Ankara'da bulunan 261 spor kulübünün 205 tanesi Ankara Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu üyesi olup, bu kulüplerde 15 000 lisanslı sporcu bulunmaktadır.

Geçen yıl, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Ankaragücü ve Gençlerbirliği kulüplerinden oluşan ortak girişim arasında, Ankara 19 Mayıs Stadyumunun kullanma hakkını konu alan on yıllık bir sözleşme imzalanmıştır. Yapılan bu sözleşmeden sonra, yine Ankara kamuoyunda amatör spor kulüplerinin, 19 Mayıs Stadyumu altındaki kulüp binalarından çıkarılabilecekleri ve "dış saha" diye tanımlanan sahaların amatör kulüplerden alınabileceği kuşkusu konuşulmaya başlanılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Akıncı, lütfen... Çok yoğun bir çalışma tempomuz var...

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Biliyorum.

BAŞKAN - Hayır, teşekkür edin; kusura kalmayın.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Sözlerimi tamamlayayım; bitti.

BAŞKAN - Hayır, bugün yoğun bir tempomuz var.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Tamamlayayım, teşekkür edeyim.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda Sayın Bakanımızın da ilgisini çekecek Amatör Spor Kulüpleri Federasyonunun talebi olan küçük bir öneriyle sözlerimi bitiriyorum.

1981 yılında çıkarılan 2450 sayılı Kanunla Atatürk Kültür Merkezi kuruldu; hepimiz biliyoruz. Bu merkezin alanı içerisinde, yapılacak bir yasal değişiklikle, Ankara'daki bütün amatör spor kulüplerinin sorununu çözecek bir sosyal tesis, bir eğitim tesisi ve merkezî idare binalarının kurulabilmesi mümkündür. O nedenle, Sayın Bakanımızın da dikkatine sunarak, bu yasaya "Gençlik ve Spor" ilavesi yapılarak "Atatürk Kültür, Gençlik ve Spor Merkezi" olarak değiştirilmesi talebi vardır. Bunu, sizin ve Sayın Bakanımızın dikkatine sunuyorum. Bu, amatör spor kulüplerimizin sorunlarının çözümünde büyük bir adım olacaktır.

Sözlerimi tamamlarken, bütün amatör sporculara, büyük özveriyle amatör spora hizmet eden kulüp yöneticilerine ve sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akıncı.

Gündemdışı konuşmaya, Hükümet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Şahin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Ankara Milletvekili arkadaşımız Sayın Zekeriya Akıncı'nın, amatör sporun ve amatör spor kulüplerinin sorunlarını gündeme getiren konuşmasını biraz önce hep birlikte dinledik. Kendisine, duyarlılığı sebebiyle teşekkür ediyorum; çünkü, uluslar, spor yoluyla kendilerini tanıtırlarken, bu sporcuların amatör spor kulüplerinden yetiştiğinin, amatör bir ruhla spora başladıklarının altını çizmemiz gerekir. Amatör spor kulüpleri olmazsa eğer, bugün, hem Türkiye'de hem dünyada adından çokça bahsedilen profesyonel spor kulüpleri de olmaz, onlara eleman yetiştirecek altyapı da olmaz. O bakımdan, amatör spor ve amatör spor kulüplerine verilecek her türlü destek, o ülkedeki sporun gelişmesinin ilk adımlarıdır. O bakımdan, Sayın Akıncı'nın özenle altını çizerek ifade ettiği o düşüncelerini paylaştığımı ifade etmek istiyorum.

Kendileri somut bazı öneriler getirdiler. Sosyal güvenceye sahip olmayan amatör sporcularımızın...

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Futbolcular da dahil.

DEVLE BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Futbolcular da dahil kuşkusuz.

...devlet hastanelerinden ve sağlıkocaklarından ücretsiz yararlanmalarını temin edecek bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu, böyle bir uygulamanın başlatılması gerekliliğini vurguladılar. Doğrusu, biz de uzun süredir bunu düşünüyorduk. Sanıyorum bundan bir ay kadar önce, Sağlık Bakanlığımız ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü arasında - ki,Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü adına o protokole ben imza atmıştım- sosyal güvenceye sahip olmayan -kuşkusuz ki, futbolcularımız da dahil- sporcularımızın devlet hastanelerinden ücretsiz yararlanmalarını temin eden bir protokol imzaladık. Bunun uygulamasını da yakinen takip ediyoruz. Sağlık Bakanımıza ve Sağlık Bakanlığı camiasına da, bu ilgileri ve destekleri sebebiyle, huzurunuzda teşekkür etmeyi bir vazife biliyorum.

Kuşkusuz, amatör spor kulüplerimizin sorunları var; çünkü, amatör spor, bir kişinin, sevdiği için, o spora olan tutkusu sebebiyle cebinden para harcayarak, fedakârlık yaparak ilgilenmesi anlamına gelir. Ben de geçmişte amatör spor kulüplerinde yöneticilik, hatta, başkanlık yapmıştım; bu işin ne kadar zor olduğunu yakinen biliyorum. Sayın Akıncı da oralardan geliyor; dolayısıyla, yaşadıklarının sonucu olarak burada düşüncelerini ifade ettiğini tahmin ediyorum, ona inanıyorum.

Peki, ne yapabiliriz; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak, spordan sorumlu Bakanlık olarak, amatör sporcularımıza ve kulüplerimize başka nasıl yardımcı olabiliriz diye düşündüğümüzde, bundan bir süre önce, burada, oybirliğiyle çıkarmış olduğumuz, sponsorluğun alanını genişleten düzenlemeyi de, aslında, amatör spor kulüplerimize ve sporcularımıza yeni bir destek olsun diye çıkardık; hatta, amatör spora yapılacak olan her türlü yardımın, yüzde 100, vergi açısından bir kolaylık sağlanması düzenlemesini dahi getirdiğimizi biliyorsunuz. Profesyonel spor için bu yüzde 50'dir; ama, amatör spor için yüzde 100, vergi açısından kolaylık getirdiğimizi, imkân sağladığımızı biliyorsunuz.

Bununla ilgili yönetmeliğimiz yeni yayımlandı. İnanıyorum ki, tanıtımı iyi yapıldığında, spora ilgi duyan varlıklı insanlarımızın, amatör spor kulüplerimize, hatta, lisanslı bireysel sporculara dahi sponsor olmaları mümkündür; oraya harcamış oldukları parayla ilgili de, vergiden istifade etmek suretiyle bir avantaj elde etmeleri mümkündür.

Tabiî, tesis açısından amatör spor kulüplerimizin eksikleri var; ama, şunu da hemen ifade edeyim: Spor tesisleri bakımından, ziyaret ettiğim bazı ülkelerle kıyasladığımızda, hiç de geri olmadığımızı gördüğümü ve tespit ettiğimi ifade etmek istiyorum. Kuşkusuz ki, eksiklerimiz de çok; ama, almış olduğumuz bir mesafe var. Bu mesafeyi küçümsememek için bu ifadeleri kullanıyorum; fakat, tesis yönünden daha yapılması gereken çok iş olduğunun bilinci içerisindeyim.

Bizim, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesini, bu tesislerin başlamış olanlarını bitirme, yenileriyle ilgili de, ihtiyaç olan yerlerde yenilerini yapma gibi bir çalışmayı, göreve geldiğimiz günden beri büyük bir itinayla yürüttüğümüzü ifade etmek istiyorum.

Sayın Akıncı, ayrıca, Ankara'daki amatör spor kulüplerinin sorunlarına da temas ettiler. Gerçekten -kendileri ifade etti- biz, Ankara 19 Mayıs Spor Stadyumunu, Ankaragücü ve Gençlerbirliği ortak girişimine, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak kiraya verdik; ancak, bu protokolde, 19 Mayıs Stadyumunun altında amatör kulüplere tahsis edilmiş olan yerlerle ilgili ayrı bir madde öngördük. Amatör spor kulüplerimiz, kendilerine tahsis edilen o yerlerde faaliyetlerine devam edecekler. Ne zamana kadar; Gençlerbirliği ve Ankaragücü, bu amatör spor kulüplerimiz için, uygun bir yerde -tabiî, Genel Müdürlüğümüzün de tasvibiyle- istifade edebilecekleri yerler yapana kadar.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Bir yıldır olmadı.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - O zaman, orayı kullanmaya devam edeceklerdir.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Yer yok; bu tahsis yapılamıyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - O halde, Gençlerbirliği ve Ankaragücü, amatör spor kulüplerimize, onlara böyle bir imkân sağlamadan oradan çıkın diyemez; zaten, bunu protokole bağlamış bulunuyoruz.

19 Mayıs Stadyumuna girdiğimizde, protokol tribününe girerken, sol tarafta toprak yüzeyli sahalar var, amatör spor kulüplerimiz buradan yararlanıyorlar, bundan sonra da yararlanmaya devam edecekler, o da protokolde öngörüldü; yani, profesyonel spor kulüplerimize, bir spor tesisini devrederken, amatör spor kulüplerimizin zarara uğramamasına itina gösterdiğimizi belirtmek istiyorum.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Melih Gökçek'in de bize bir vaadi var, onu da takip ediyorum. Orayı, yani o toprak sahayı, çim yüzeyli saha haline getirecek ve gerçekten modern bir tesis haline getirilmesi konusunda çalışmaları başlatacak. Ben de bu işin takipçisiyim. Yakın bir zamanda hayata geçmesini temenni ediyorum.

Sayın Akıncı, son olarak, Atatürk Kültür Merkezi olarak bilinen yerle ilgili, buranın sportif amaçlı kullanılması konusunda bir öneri getirdiler.  Bu bizim gündemimizde; hatta, bazı özel girişimlerde de bulunduk. Zannediyorum, bu konu Sayın Cumhurbaşkanımıza kadar gidebilecek, onun da yardımıyla çözülebilecek olan bir konudur. O bakımdan, Gençlik ve Spor Genel Müdürümüz, bu konudaki talebini, bir münasebetle Sayın Cumhurbaşkanımıza ifade ettiler. Ben de özel olarak kendisiyle görüşeceğim. Bu alanla ilgili, sizin, biraz önce, bir iki cümleyle dile getirmiş olduğunuz ihtiyacın karşılanması konusunu da, spordan sorumlu Bakanlık olarak takip edeceğimizi, bu konunun çözümüyle ilgili bir yasa değişikliği gerekiyorsa, onu da Meclise sevk edeceğimizi, hep birlikte bu konuda adımlar atacağımızı, atabileceğimizi düşünüyorum.

Bu açıklamaları yapma fırsatı verdiği için Değerli Milletvekili arkadaşımız Sayın Akıncı'ya teşekkür eder, hepinize saygılar sunarım efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı ikinci söz, Parlamentolararası Türkiye-Almanya Dostluk Grubu olarak Almanya'ya yaptıkları ziyaretle ilgili söz isteyen, Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'a aittir.

Buyurun Sayın Yaşar. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Türkiye-Almanya Parlamentolararası Dostluk Grubunun Almanya'daki temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması

 AHMET YAŞAR (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk-Alman Dostluk Grubu olarak Almanya'ya yapmış olduğumuz gezi hakkında Yüce Heyetinize bilgi sunmak için gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

29 Haziran - 2 Temmuz 2004 tarihleri arasında, büyük bir heyetle, kalabalık bir heyetle, 24 kişilik bir heyetle Almanya Parlamentosunu ziyarete gittik. Bu ziyaretimiz hakkında kısaca bilgi sunmak istiyorum.

Hemen, sözlerimin başında şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten, bu heyetin içerisinde Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızın olmasını çok arzu ediyorduk, vardı da zaten; ama, sonradan, 3 Temmuzda yapılacağı ilan edilen olağanüstü kurultaydan dolayı, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız katılamadılar. Bu gezinin bizi üzen en kötü tarafı da budur. Yalnız, orada görüştüğümüz tüm milletvekilleri, özellikle SPD milletvekilleri ve Bakan Sayın Andres'ten, Sayın Ali Rıza Gülçiçek'e özellikle selam getirdik. Bunu da sunmadan geçemeyeceğim.

Değerli arkadaşlarım, biz, Dostluk Grubu üyeleri olarak, İstanbul Milletvekili İnci Özdemir, Ankara Milletvekili Remziye Öztoprak, Afyon Milletvekili Reyhan Balandı, Aydın Milletvekili Semiha Öyüş, İstanbul Milletvekili Halide İncekara, Batman Milletvekili Mehmet Ali Suçin, Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek Diyarbakır Milletvekili Ali İhsan Merdanoğlu, Diyarbakır Milletvekili İrfan Yazıcıoğlu, Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu, Gaziantep Milletvekili Ahmet Uzer, Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı, Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan, İstanbul Milletvekili Mehmet Denizolgun, Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan, Kırşehir Milletvekili Hacı Turan, Konya Milletvekili Mehmet Kılıç, Konya Milletvekili Hasan Anğı, Mardin Milletvekili Nihat Eri, Mardin Milletvekili Selahattin Dağ, Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Osmaniye Milletvekili Durdu Mehmet Kastal, Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Kaplan'dan müteşekkil 24 kişilik bir heyetle Almanya'ya gittik.

Bu heyetin en önemli özelliği şu: Burada 19 erkek milletvekili arkadaşımız, yapılan tüm masrafları kendi ceplerinden karşılamıştır. Biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi, dostluk gruplarının sadece 5 kişisinin masraflarını ancak karşılayabiliyor. Biz, bunu, pozitif ayrımcılık yaparak, hanım arkadaşlarımıza kullandırmayı uygun bulduk ve 5 hanım arkadaşımızın dışında hiç kimse Parlamentonun finans desteğinden yararlanmadı, bütün masraflarımızı kendimiz yaptık. Bu, sanıyorum, Parlamento tarihinde bir ilke imza atmaktır.

Almanya ile çok uzun yıllardır var olan dostluğumuzun daha çok pekişmesi, dostluğumuzun daha çok gelişmesi, özellikle birçok milletvekiliyle, Alman Parlamentosundaki milletvekilleri ile bizim Türk Parlamentosundaki milletvekillerini bir araya getirmek, onlarla dostluğu geliştirmek, tanıştırmak ve iki ülkenin sorunları hakkında sohbet etmek amacını taşıyordu bu gezi. Gerçekten de çok faydalı oldu. Aşağı yukarı 18 saat toplantı yapmışız iki gün içerisinde. Tabiî, hepsi yemekli ve sohbet toplantıları şeklindeydi, hiçbir diplomatik amacı yoktu; çünkü, biz, hiçbirimiz diplomat değiliz; takdir edersiniz ki, hepimiz, milletvekili olarak çeşitli mesleklere mensup arkadaşlarız. Sadece dostluk grubu üyesi olarak, Almanya Dostluk Grubu üyeleri olarak Almanya'daki milletvekili arkadaşlarımızı ziyaret etmek, onlarla tanışmak; ama, tabiî, bu vesileyle, sohbetler esnasında, ülkelerdeki sorunları, özellikle  Almanya'ya yerleşmiş, Türkiye'den göç etmiş vatandaşların sorunlarını sohbet ederek değerlendirdik. Oldukça faydalı geçti ve aynı zamanda Federal Almanya Parlamentosundaki mevcut partilerin tüm tepe yöneticileri, genel sekreterlik düzeyinde, bizleri kabul ettiler. Bu bakımdan da, son derece mutluyuz. Mesela, SDU'nun Genel Sekreteri, SPD'nin Genel Sekreteri, Yeşiller Partisinin Genel Başkanı, FDP'nin yönetim kurulu üyesi 2 milletvekili, ayrıca, Alman-Türk Dostluk Grubu Başkanı Frau Claudia Roth, bizi bir yemek ziyafetinde kabul etti ve bunlarla bol bol sohbet etme fırsatı bulduk.

Ayrıca, Almanya'da yaşayan Türk işadamlarıyla bir araya geldik; başkonsolosumuzun bir davetinde onlarla sohbet etme fırsatı bulduk; onların sorunlarını dinledik. Türk sivil toplum örgütleriyle bir araya geldik; onların sorunlarını dinleme fırsatı bulduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yaşar, toparlar mısınız.

AHMET YAŞAR (Devamla) - Tabiî ki, bu çalışmamız, nihai olarak, Avrupa Birliği müzakereleri başlamadan önce, Türkiye'nin, Türkiye'de yapılan reformların, Türk Parlamentosunun bu konuda yaptığı çalışmaları meslektaşlarımıza anlatmak, onları bilgilendirmek amacını da taşıyordu. Bu vesileyle, onlara bu konuda bilgiler aktardık; ama, şunu gördük, sevinçle bunu söyleyebilirim: Alman Parlamentosundaki, özellikle tepe yöneticiler, çok iyi bir şekilde bizim yaptığımız reformları takip etmişler, bunların hepsi hakkında çok net bilgiye sahipler ve şunu ifade ediyorlar: "Gerçekten, Türkiye, çok büyük reformlar yapıyor. Bundan dolayı, biz bile burada heyecanlanıyoruz. Türkiye, artık, Avrupa Birliği sürecinde geri dönülmez bir yola girmiştir; artık, 12 nci ayda müzakerelerin başlaması için tarih verilmeyeceği kuşkusunu kesinlikle taşımıyoruz." Bu da, heyetimiz için son derece sevindirici olmuştur, moralimizi düzeltmiştir. Bu bakımdan da yararlıdır.

Şimdi, burada şunu söylemeden geçemeyeceğim: Türkiye Büyük Millet Meclisinde 79 ülkeyle karşılıklı dostluk grubu kurulmuş. Bu 79 dostluk grubunun 17'si Avrupa Birliği üyeleriyle karşılıklı kurulmuş. Parlamentoda, 17 Avrupa Birliği üyesi ülkenin başkanları ve yönetim kurulu üyeleri var, tabiî ki üyeleri var. Bu arkadaşlarımızın da eylül sonuna kadar bu tür temaslar kurmalarının son derece yararlı olacağını düşünüyoruz; çünkü, Almanya'da görüştüğümüz parti yöneticileri olsun, milletvekilleri olsun, hepsinin "29 Eylül akşamına kadar sürekli çalışın, hem Parlamento olarak yeni düzenlemelerinizi, eksik kalan düzenlemelerinizi gerçekleştirin hem de buradaki milletvekilleriyle bu tür istişareleri kesmeyin, devam ettirin" şeklinde görüşleri olmuştur. Bu, gerçekten çok önemli bir şey. Türkiye'yi görmeyen, Türkiye'yi tanımayan birçok milletvekili var...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yaşar, toparlamanız için 2 dakika eksüre verdim. Çok yoğun bir gündemimiz var; sayın milletvekillerimizin anlayışla karşılayacaklarını tahmin ediyorum.

Buyurun Sayın Yaşar.

AHMET YAŞAR (Devamla) - Bu Parlamentolardaki, Türkiye'yi hiç görmemiş milletvekillerinin önyargılı olduğunu gördük; ama, Türkiye'ye gelen, Türkiye hakkında bilgisi olan milletvekillerinin çok daha pozitif anlamda değiştiğini gördük. Bu, çok önemli bir şey. Bu bakımdan, tüm parlamentolararası dostluk gruplarının, özellikle Avrupa Birliği ülkelerine ait dostluk gruplarının bu ülkelere giderek, bu ülkelerde ikili temaslar kurmalarını, dostlukları geliştirmelerini tavsiye ediyorum.

Bu konuda, şu ana kadar, Alman Dostluk Grubu olarak, gerçekten çok yoğun faaliyetler içerisindeydik. Genel Kurul yaptıktan sonra, ben, onüç aydır Başkanım. Onüç aydır, gerek Türkiye'de gerek Almanya'da birçok etkinliklere katıldım. Bu etkinliklerde gördüğüm şudur: İnsanlarla karşılıklı konuştuğunuz zaman, bire bir oturup onlarla sohbet ettiğiniz zaman sizi daha iyi anlıyorlar. Zaten "insanlar konuşa konuşa anlaşır, daha iyi tanır birbirini" sözü bize aittir. Bu bakımdan da bu tür toplantıların yapılmasında çok fayda olacağını mülahaza ediyorum.

Aynı zamanda, bize bu fırsatı tanıyan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza da huzurlarınızda teşekkürlerimi arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündemdışı üçüncü söz, Rıfat Ilgaz'ın 11 inci ölüm yıldönümü münasebetiyle söz isteyen, Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Şair ve Yazar Rıfat Ilgaz'ın ölümünün 11 inci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı konuşması

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - "Ey yaralı kalplere binbir teselli katan,

Karanlığa bakarak inle, durmadan inle.

Ey sazı ile ağlayan, ey sazı ile ağlatan,

Zulmetleri parçala coşkun namelerinle."

1928 yılında, Kastamonu Öğretmen Okulunda 17 yaşında bir öğrenciyken, unutulmaz Maarif Bakanı Mustafa Necati'nin huzurunda okuduğu "Sazını Çalana" şiiriyle herkesi duygulandıran Rıfat Ilgaz'ın 11 inci ölüm yıldönümü nedeniyle huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Cide'yi, Kastamonu'yu, Türkiye'ye ve dünyaya tanıtan büyük şair ve edebiyatçımızı rahmetle anıyorum. Türk eğitim sistemine Kastamonu Öğretmen Okulu mezunu bir öğretmen olarak, Türk kültürüne şair, yazar olarak büyük hizmetler veren, kuşaklar yetiştiren Rıfat Ilgaz, yaşadığında değeri yeterince bilinmemiş, horlanmış, işkenceye maruz kalmış, mahkûm edilmiş; ama, halkına küsmemiş, toplumun gerçeklerini yazmaya devam etmiştir.

Evde yokluk, Cide'de yokluk, Kastamonu'da yokluk ve yoksulluk, Türkiye'de yokluk ve bütün bu yokluklara ve yoksulluklara karşı Rıfat Ilgaz'ın içinde, yüreğinde Kastamonu ve Cide sevgisi. Memleket aşkıyla, halkına hep umutla bakmış. Kaleme aldığı şiir, roman, öykü, çocuk hikâyeleri, Sarıyazma'dan Hababam Sınıfı'na kadar yılların emeği ve arkasında bıraktığı binlerce eser ve yetiştirdiği binlerce genç.

"Öğretmenliğimi, sanatımı, edebiyatımı Kastamonu'da kazındım; öyleyse, Kastamonu'yu simgeleyen soyadı bulmak zorundayım" diyerek, Ilgaz soyadını alacak kadar özünden, kökünden kopmayan bir halk çocuğu.

1984 yılında İlhan Selçuk, Rıfat Ilgaz'la ilgili olarak şöyle diyordu: "Rıfat Ilgaz, artık, bir kişi değil, bir kurumdur; herkes Hababam Sınıfını bilir. Yoldan geçen birini çevirip sorun, olumlu yanıt alırsınız." Rıfat Ilgaz halka mal olmuştur, kendisi de sade bir insandır, gösterişten kaçar, sıradan aşçı dükkânında, alçak gönüllü bir meyhanede, sade insanların sıcak dostluklarında hayatın tadını bulur.

1991 yılında yazdığı Son Şiirim'de:

"Elim birine değsin,

Isıtayım üşüdüyse;

Boşa gitmesin son sıcaklığım!"

Diyecek kadar, toplumu, halkı düşünen ve hep kendinden veren büyük bir insandı Rıfat Hoca. Yaşadıkları, yazdıkları bu ülke tarihinin acısıydı, gözyaşıydı, gülümsemesiydi, namusuydu ve özgür ve bağımsız bir ülke sevdasıydı.

Cide'deki doğduğu ve yaşadığı ev, Kültür Bakanlığına devredilmiş, bugüne kadar Bakanlık bir tek çivi çakmamıştır. Kültür Bakanlığımızı, Rıfat Ilgaz'ın hak ettiğini yapmak üzere göreve çağırıyorum.

Adına, Cide'de Sarıyazma Festivalleri düzenliyoruz; caddelere, parklara, sokaklara isimlerini veriyoruz. Senin için ne yapsak azdır Rıfat Hoca.

Değerli yazar, şair ve hemşerisi olmaktan onur duyduğum Rıfat Ilgaz'a rahmet diliyorum; hepinizi, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutacağım.

Kâtip Üyenin oturduğu yerden okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Önergeyi okutuyorum :

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1107) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/207)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 458 inci sırasında yer alan (6/1107) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

            Ümmet Kandoğan

             Denizli

BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

2 adet Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 22 milletvekilinin, don olayının yarattığı zararın ekonomik boyutlarının araştırılarak fındık üreticilerinin sorunlarının çözümlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/206)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bilindiği gibi, fındık, Doğu Karadeniz Bölgesi halkının önemli bir  kesiminin tek geçim kaynağıdır. Yaklaşık 8 000 000  insanımızı ilgilendirmektedir. Fındık, bölge halkının yalnızca geçim kaynağı olmayıp, yaşamının, kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Ülkemizdeki fındık ekim alanları yıldan yıla çok önemli artış göstermiş, 1965 yılında 225 000 hektar iken, 2000'li yıllarda 650 000 hektara ulaşmıştır. Üretim miktarı aynı süreçte 200 000 ton düzeyinden, 650 000 - 700 000 ton düzeyine çıkmıştır. Dünya fındık üretimi ise 800 000-900 000 ton olup, bizden sonra en fazla fındık üreten ülke 120 000 ton ile İtalya'dır. Görüldüğü gibi, Türkiye, dünya üretiminin yaklaşık yüzde 75'ini gerçekleştirmektedir. Fındığın ülkemize her yıl kazandırdığı döviz miktarı 600 000 000  dolar ile 1 milyar dolar arasında değişmektedir.

Gerek Türkiye gerekse bölge ekonomisi için böylesine önemli olan fındık ürünü 2004 yılı nisan ayında dona maruz kalmıştır. Etkisini daha çok Doğu Karadeniz Bölgesinde hissettiren ve özellikle de Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon İllerinde etkili olan don olayı, sadece 2004 yılı fındık üretimini değil, 2005 ve 2006 yılları fındık üretimini de olumsuz etkileyebilecek boyuttadır. Yüksek rakımlı bahçelerden 2004 yılında hiç fındık alınmaması ihtimal dahilindedir. Bu durum, olayı "bölgesel tabiî afet" haline getirmektedir.

Zararın tahminlerin çok ötesinde olmasının nedeni, donun, fındık ağaçlarının korunmasız ve dış etkilere en duyarlı olduğu dönemde meydana gelmesidir. 4-5 Nisan 2004 günlerinde aralıklı olarak yağan ve 5 Nisanda ısının biraz yükselmesiyle dallarda eriyen kar, gece sıcaklığının - 6 ila - 8 dereceye düşmesiyle dona dönüşerek hem erkek çiçek tozlarına hem dişi çiçeklere hem de körpe sürgünlere zarar vermiştir. Yüksek kol dediğimiz 500 rakımın üzerindeki bahçelerde fındığın mevsim gereği  hızlı gelişme gösteren sürgün ve yapraklarının, çotanak taslağı ve tomurcukların  hemen tamamen yandığı saptanmıştır. 

Donun fındık ürününe verdiği zarar sadece bölge ekonomisini değil, ülkemiz ekonomisini de olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle don olayının etkilerinin tespiti ile gerekli önlemlerin alınması her açıdan önem taşımaktadır. Bu durum dikkate alınarak,

1- Donun yarattığı zararın ekonomik boyutu ve etkilenen kesimler ile,

2- Zararın etkilerini gidermek amacıyla,

a. Zarar gören çiftçiler doğrudan gelir desteği sisteminde kayıtlı olsun olmasın zararlarının karşılığında doğrudan gelir desteği kapsamında telafi edici ödeme yapılması,

b. Çiftçilere TC Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine vadesi gelmiş borçları ile Bağ-Kur ve SSK prim borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi,

c. Fındık üretimini sürdürebilmek amacıyla gerekli girdilerin sağlanması,

d. Çiftçilere TC Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri aracılığıyla kredi açılması ve benzeri önlemlerin alınması yönündeki çözümlerin,

Tespiti amacıyla Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1- M.Akif Hamzaçebi

(Trabzon)

2- Kâzım Türkmen

(Ordu)

3- Gürol Ergin

(Muğla)

4- Mehmet Mesut Özakcan

(Aydın)

5- Yılmaz Kaya

(İzmir)

6- Mustafa Gazalcı

(Denizli)

7- İdris Sami Tandoğdu

(Ordu)

8- Bayram Ali Meral

(Ankara)

9- Atila Emek

(Antalya)

10- Nail Kamacı

(Antalya)

11- Osman Özcan

(Antalya)

12- Mehmet Semerci

(Aydın)

13- Güldal Okuducu

(İstanbul)

14- Eşref Erdem

(Ankara)

15- Abdulkadir Ateş

(Gaziantep)

16- Hasan Fehmi Güneş

(İstanbul)

17- Muzaffer R.Kurtulmuşoğlu

(Ankara)

18- Mehmet Işık

(Giresun)

19- Feramus Şahin

(Tokat)

20- Hüseyin Özcan

(Mersin)

21- Ersoy Bulut

(Mersin)

22- Mehmet Yıldırım

(Kastamonu)

23- Berhan Şimşek

(İstanbul)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

2.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 19 milletvekilinin, kadınların işgücüne katılımının önündeki engellerin ve olumsuzlukların saptanarak katılımın ve üretkenliğin artırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/207)

     5 Temmuz 2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde kadınların işgücüne katılma oranı, yani, çalışma çağında bulunan kadınların içinde, çalışan kadınların payı, gelişmiş ülkelerle karşılaştırılmayacak kadar düşüktür.

Kadınların işgücüne katılma oranının azlığı, toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunlar yaratmaktadır; çünkü, çalışmayan kadın, ekonomik olarak başkalarına bağımlı kalmaktadır. Ekonomik bağımlılık da, siyasal ve toplumsal bağımlılıkları beraberinde getirmektedir. Gelenek ve göreneklerin de pekiştirdiği, kadını iş göremez sayan anlayış, birikimli bir biçimde sürüp gitmektedir. Kaldı ki, kadının bağımlılığı, hem ulusal üretime hem de kendi ailesine olabilecek katkılarını ortadan kaldırmakta, yok etmektedir.

İşgücüne katılma oranı, kentlerde yüzde 18,7; kırsal kesimde yüzde 41 ve ülke ortalaması olarak da yüzde 26,6'dır. Oysa, AB ülkeleri ortalaması olarak kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 40'ların üstündedir.

Bu nedenlerle:

1.- Kadınların işgücüne katılımının önündeki sosyal, kültürel, ekonomik ve eğitsel engellerin bulunup bulunmadığının saptanması;

2.- Kadınların işgücüne katılmamalarının yarattığı olumsuzlukların, aile, içinde bulunulan çevre ve ülke açısından irdelenmesi; özellikle ülkenin azgelişmiş bölgelerinde kadının iş bulma durumunun belirlenmesi;

3.- Kadınların işgücüne katılmamasına neden olan engellerin kaldırılması ve işgücüne katılımının ve üretkenliğinin artırılması için gereken tedbirlerin alınması ve yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla,

Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

Saygılarımızla.

1.-Yakup Kepenek

(Ankara)

2.-Mehmet Parlakyiğit

(Kahramanmaraş)

3.-Muhsin Koçyiğit

(Diyarbakır)

4.-Hüseyin Bayındır

(Kırşehir)

5.-Mehmet Yıldırım

(Kastamonu)

6.-Abdulkadir Ateş

(Gaziantep)

7.-Hasan Fehmi Güneş

(İstanbul)

8.-Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

(Ankara)

9.-Muharrem Toprak

(İzmir)

10.-Mustafa Özyurt

(Bursa)

11.-Bülent Baratalı

(İzmir)

12.-Mehmet Semerci

(Aydın)

13.-Mevlüt Coşkuner

(Isparta)

14.-Kemal Kılıçdaroğlu

(İstanbul)

15.-Tuncay Ercenk

(Antalya)

16.-Mehmet Işık

(Giresun)

17.-Hasan Ören

(Manisa)

18.-Zekeriya Akıncı

(Ankara)

19.-Kâzım Türkmen

(Ordu)

20.-Atila Emek

(Antalya)

Gerekçe:

1.-Devlet İstatistik Enstitüsü verileriyle, ülkemizde kadınların işgücüne katılma oranı düşüktür. 2002 yılında kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 27,9 iken, bu oran 2003 yılında yüzde 26,6 olarak gerçekleşmiştir.

Ülkemizde 2003 yılında işgücüne katılma oranı, kadın erkek ayırımı yapmadan, yani, toplam olarak yüzde 48,3 olarak gerçekleşmiştir; yani, ülkemizde çalışma çağı nüfusunun yarısından azı işgücü piyasasına çıkıyor. Ancak, işgücüne katılma oranı, erkeklerde yüzde 70,4'e yükselirken, kadınlarda yalnızca yüzde 26,6 düzeyinde kalmaktadır. Bir başka anlatımla, 15+ yaş nüfusu kadınlarının yalnızca dörtte 1'i gibi bir bölümü işgücü piyasasına çıkmakta ve çalışmak istemektedir.

Bu olgunun tüm boyutlarıyla araştırılması gerekir.

2.-Kadının sosyal ve ekonomik durumu yalnızca işgücüne katılımıyla değil, aynı zamanda yaptığı işin niteliği ve göreli kazancıyla de belirlenir.

Kadınlarımız, genellikle ya tümüyle ücretsiz ya da çok düşük ücretle çalışmaktadır. Çalışan kadın nüfusunun yaklaşık yarısı -yüzde 49'u- ücretsiz aile işçisidir; kendi hesabına ve işveren olanlar yüzde 12,9; ücretli ve yevmiyeli olanlar da yüzde 38,1 oranındadır. Bu veriler, çalışmayan kadınlar da gözönünde tutulursa, kadınların dörtte 3'ünden fazlasının kişisel geliri olmadığını kanıtlıyor. İşgücüne katılmayanların yarısından fazlası ev kadınıdır. Bunların hangi nedenlerle çalışmadığının da araştırılması gerekir.

3.- Kentlerde, kırsal kesime kıyasla, kadınların işgücüne katılma oranı önemli derecede düşüktür.

Türkiye, kadının işgücüne katılması bakımından kırsal kesiminde Avrupa Birliği ülkelerini andırmakta, kentlerinde ise geri kalmış, giderek ilkel bir görüntü sergilemektedir. Kırsal alanda kadınların işgücüne katılımı yüzde 41 iken, kentlerde yalnızca yüzde 18,7'dir.

Oysa, ekonomik ve toplumsal koşullar, nesnel olarak, kentlerde, kadınların çok daha yüksek oranda iş aramasını gerekli kılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin araştırması ve sonuçta gerekli yasal düzenlemeleri yapması gereken nokta, bu çelişkili durumdur.

Sonuç olarak, kadının toplumsal konumunun en önemli göstergesi olan işgücüne katılması sürecinin tüm boyutlarıyla irdelenmesi ve bu konuda, gerekli yasal ve diğer önlemlerin alınması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin harekete geçmesi büyük önem taşımaktadır.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

IV. - ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

     8.7.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 8.7.2004 Perşembe günü (bugün) yapılan ilk çağrıda toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

  Sadullah Ergin

AK Parti Grup Başkanvekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 11 inci sırasında yer alan 619 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi ve bugünkü birleşimde çalışma süresinin 616 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması,

Genel Kurulun 9.7.2004 Cuma günü de saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimde; kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi, çalışma süresinin ise 619 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN - Öneri hakkında söz talebi?.. Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4. -  Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı : 349)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, tasarının müzakeresi ertelenmiştir.

Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

5. - Özel Gelir ve Özel Ödeneklerin Düzenlenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/827) (S. Sayısı : 618)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından tasarının müzakeresi ertelenmiştir.

Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

6. - Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.

59 uncu maddeyi okutuyorum:

                                  

(X) 616 S. Sayılı Basmayazı, 1.7.2004 tarihli 109 uncu Birleşim Tutanağına eklidir.

BEŞİNCİ KISIM

Malî Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Belediyenin Gelir ve Giderleri

Belediyenin gelirleri

MADDE 59.- Belediyenin gelirleri şunlardır:

a) Kanunlarla gösterilen belediye vergi, resim, harç ve katılma payları.

b) Genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan pay.

c) Genel ve özel bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler.

d) Taşınır ve taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler.

e) Belediye meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler.

f) Faiz ve ceza gelirleri.

g) Bağışlar.

h) Her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler.

i) Diğer gelirler.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık.

Buyurun Sayın Küçükaşık. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Küçükaşık, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsınız adına söz istediğiniz için, konuşma süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Biz, yerel yönetimlerle ilgili çok şeyler konuştuk burada, kamu yönetimiyle ilgili çok şeyler konuştuk. Artık, Türkiye'nin genelden yönetilemeyeceğini, yerelden yönetilmesi gerektiğini, yerele ekkaynaklar aktarmamız gerektiğini ve adından da anlaşılacağı üzere, yerel yönetimin görevinin, yerelin sorunlarını çözmek olduğunu, yerelle ilgili sosyal alandaki her planlamanın da yerel yönetimler tarafından yapılmasını konuştuk, tartıştık; fakat, belediyenin gelirlerini düzenleyen bu tasarıya baktığımızda, yereli yönetmek için o kadar iddialı sözler söylememize rağmen, yereli yönetmek için, yerele gerekli gelirlerin verilmediğini ne yazık ki görmüş bulunmaktayız. Tasarıda yer alan, belediye gelirlerini düzenleyen maddelerin tümü, hemen hemen eski tasarının bir tekrarı şeklinde.

Acaba, biz, belediyeler ve yerel yönetimler denilince hep büyükşehirleri mi anlıyoruz?!

Büyükşehirler yasasında, büyükşehir belediyelerine, genel bütçeden ve vergi gelirlerinden alınan paylarla yeterli kaynak aktardığımız halde, küçük belediyelere, ilçe belediyelerine ve belde belediyelerine, ne yazık ki, herhangi bir şekilde kaynak aktarma konusunda son derece çekimser davranıyoruz. En önemli sorunlarımızdan birisi şu: Yerelde, gerek ilçe belediyelerimiz gerekse belde belediyelerimiz var. Bu belediyelerimizin sınırları içerisinde birçok sanayi tesisi var. Bu sanayi tesisleri o ilçelerde kuruluyor, o ilçenin suyunu, havasını, doğal çevresini kirletiyor, o ilçenin altyapı tesislerini kullanıyor; fakat, şirketin genel merkezinin genelde büyükşehirlerde olması nedeniyle, genel bütçelerden alınan pay, vergilerden alınan pay, büyükşehir belediyelerine aktarılıyor. Şimdi, bu, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki alt belediyeler için doğru bir kavram; ama, büyükşehirden onlarca, yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir yerel belediyeye bu payın verilmemesi nasıl anlaşılabilir?!  Ya da çok basit bir örnek verirsek, çok küçük bir ilimizde bir fabrika, bir tesis var; ama, o tesisin genel merkezi İstanbul'da, Ankara'da veya İzmir gibi büyükşehirlerimizden birisinde; o yöredeki işletmenin vergisini, ne yazık ki, o ilin sınırları içerisindeki büyükşehir belediyesi alıyor. Bu, hak mı, reva mı?! Bu konuda yasal herhangi bir düzenleme yapmıyoruz, yasal bir düzenleme için herhangi bir çabamız da söz konusu değil. Örneğin, bir ilçe belediyesinde kurulu olan bir sanayi tesisinin vergisini, o il sınırları içerisinde olmayan başka bir büyükşehir belediyesinin alması mümkün mü acaba?! Böyle bir hakkı, o büyükşehir belediyesine nasıl verebiliyoruz? Bu, çok yanlış bir işlem; ama, bu konuda herhangi yasal bir düzenlemeye yönelik çabamız da yok. O zaman biz, o yerel yönetimlere nasıl kaynak aktaracağız? O zaman, biz, o belediyelerin, siyasal iktidardan, genel bütçeden, hükümetten pay almasını, belediye başkanlarının siyasal iktidarın kapısından ayrılmasını nasıl sağlayacağız?! Onlara herhangi bir gelir getirmiyoruz, herhangi bir güvence de vermiyoruz; belediye başkanları, siyasal iktidarın sopası altında, onlardan pay alabilmek için, yine kavga edecekler.

Bu konuda yasal bir düzenlemenin muhakkak yapılması gerekiyor. Biz, bu konuda bir önerge vermiyoruz; çünkü, bu tasarıyla ilgili olarak  şimdiye kadar verdiğimiz bütün önergeler, ne yazık ki, reddedildiği için, önerge vermeye gerek yok. Hiç olmazsa, bu bir eksikliktir diyelim, o geliri siz getirin diyelim. Buna yönelik yasal düzenlemeyi siz yaparsanız, iktidar kanadından bir önerge gelirse kabul ediyorsunuz. Ben, bu durumu hepinizin bilgisine sunuyorum.

İkinci olarak şu var: Belediyeler, gerçekten de, çok büyük rant yaratma kapısı haline geldi. Belediyeler, yaptıkları imar planlarıyla, yol planlarıyla, sanayi alanları ve tesisleriyle, çok büyük bir kent rantı yaratıyorlar; ama, bu kentin, belediyenin, yerel yönetimin yarattığı rantı, ne yazık ki, tüm kamuya mal edecek bir şekilde, kendi bütçeleri içerisine dahil edemiyorlar. Örneğin, imar planlarında bir kat izni verilmesiyle beraber o yörede yaratılan herhangi bir rantı belediyenin kasasına aktarmamız mümkün değil; ancak, yerel yöneticilerin cebine aktarılan bir rant haline geliyor yörede yaratılan bu kent rantı. O zaman, yerel yönetimlerin yaratmış olduğu, belediyelerin yaratmış olduğu bu kent rantının, bir kent vakfı kurularak, o belediyelerin, o beldelerin kasasına aktarmanın yasal düzenlemesini yapmak zorundayız.

Yine, belediyelerin yapmış olduğu imar planları ve düzenlemelerle, gerçekten de o beldeyi, o kenti bir cazibe merkezi haline getirmesiyle beraber, emlak fiyatlarında son derece büyük artışlar meydana geliyor; ama, biz, emlak alım satım harçlarını, tüm tapu ve kadastro harç ve gelirlerini, ne yazık ki, orayı gerçekten de yaşanılır bir belde haline getiren, oradaki emlak fiyatlarını yükselten belediyelere herhangi bir şekilde kanalize edemiyoruz. Alınan paralar, tapu kadastro müdürlükleri gelirleriyle beraber genel bütçeye dahil ediliyor; ama, aslında, orayı cazibe merkezi, çekim merkezi haline getiren, oradaki bir dairenin, bir konutun fiyatını artıran o yerel yönetime herhangi bir şekilde pay aktarma zorunluluğumuz yok mu bizim? Orayı yaşanılır bir kent haline getiren o belediyenin, o belediye başkanının o ranttan bir pay almasını niye engelliyoruz?! Bu konuda tapu kadastro harçlarından ve gelirlerinden alınan payın belediyelere de yüzde 5'lik veya yüzde 10'luk bir kesim içerisinde aktarılmasının temel bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

Yine, Doğalgaz Tüketimi Vergisinden belediyelere pay ayrılması gerektiğini düşünüyorum; ancak, sadece doğalgaz dağıtımı yapan belediyelere bu pay verilmelidir.

Yine, araç muayeneleri yapılıyor; o beldede, o belediye sınırları içerisinde yaşayan yurttaşların araçlarının muayeneleri yapılıyor. Bu araç muayenelerinin belediyelerce yapılması belediyeye yine ek bir gelir getirecektir.

Televizyon, radyo, gazete ve dergi reklamlarından belediyelere de muhakkak bir pay aktarılması gerekiyor.

Yine, araçlara yapıştırılan firmayı tanıtıcı afiş, her türlü reklama dayalı işlemlerden de İlan ve Reklam Vergisi alınması ve bu alınan paydan da belediyelere pay aktarılması zorunludur.

Yine, cep telefonları için alınan İletişim Vergisinden pay alınmasının da zorunlu olduğuna inanıyorum.

Şimdi, biz, bu maddenin de (a) bendinde, kanunlarla gösterilen belediye vergi, resim, harç ve katılma payları adı altında belediyelere gelir temin etmeye çalışıyoruz. Pekala, her türlü bu vergi resim ve harçları ve katılma paylarını "kent vergisi" adı altında bir vergi içerisinde toplasak da, vatandaşlara belediyenin yapmış olduğu her hizmetten sonra "arkadaş, bizim yapmış olduğumuz bu yatırım karşılığı olarak senin katılma payına bu kadar düşüyor" diye zorla para alıp da, yerel yöneticilerle halkı karşı karşıya getirmektense, her belediyede bir kentli olmanın bilinciyle yaşayan insanlardan o kentte yaşamanın karşılığı vermiş olduğu vergisini alsak, zaten, bunları biz alıyoruz; ama, tek bir madde altında, tek bir vergi kalemi altında toplayıp da, yerel yönetimlerle halk arasında çıkan bu sorunları çözmeye çalışırsak, hiç olmazsa, belediyelere ek bir kaynak aktarılmasında çok daha büyük bir çabamız olacağına inanıyorum. 

Bütünüyle baktığımızda, yeni Belediyeler Yasası Tasarısı, bilinenin tekrarından başka bir şey değil. Çok iddialı sözler söylüyoruz hepimiz; belediyelere yeni kaynaklar aktaracağız diyoruz; sağlıktan eğitime kadar sosyal hayatı düzenleyici, kültürel hayatı düzenleyici her türlü fonksiyonu biz yerel yönetimlere ve belediyelere devretmeyi düşünüyoruz. Ama, gelir olarak eli kolu bağlı bir belediye başkanıyla, bir belediye yönetimiyle biz bu büyük hedeflere nasıl varacağız; nasıl, biz, yereli güçlendirebileceğiz? Bu konuda herhangi bir şekilde pay aktarmıyoruz. Nedense, büyükşehirden başka belediye diye bir şey yok Türkiye'de ve sanıyorum, sizlerin kafasında da bir şey yok.

Bu konuda yasal düzenlemeler yapılması dileğiyle, hepinizi, sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Küçükaşık.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının 59 uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Haluk İpek

Sadullah Ergin

Yahya Baş

 

 

Ankara

Hatay

İstanbul

 

Recep Koral

 

İmdat Sütlüoğlu

 

İstanbul

 

Rize

"Büyükşehir belediyelerinde büyükşehir sınırları ve mücavir alanları içinde belediyelerince tahsil edilen Emlak Vergisi tutarının tamamı ilgili ilçe ve ilk kademe belediyeleri tarafından alınır. Bunlardan büyükşehir belediyesine veya özel idareye ayrıca pay kesilmez."

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Takdire bırakıyoruz Sayın  Başkanım.

BAŞKAN- Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)- Katılıyoruz efendim.

HALUK İPEK (Ankara)- Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu kanun ile büyükşehir belediyelerinin kendi illerinde tahsil edilen vergi gelirlerinden aldığı pay artırılmakta olduğundan, 8 Ocak 2002 tarihli, 4736 sayılı Kanunla eksiltilen belediyelerin Emlak Vergisi payları yeniden düzenlenmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

60 ıncı maddeyi okutuyorum:

Belediyenin giderleri

MADDE 60.- Belediyenin giderleri şunlardır:

a) Belediyenin hizmet binaları ve tesislerinin temini, bakımı ve onarımı için yapılan giderler.

b) Belediyenin personeline ve seçilmiş organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur hakkı, yolluklar, hizmete ilişkin eğitim harcamaları ile diğer giderler.

c) Her türlü alt yapı, yapım, onarım ve bakım giderleri.

d) Vergi, resim, harç, katılma payı, hizmet karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip ve tahsili için yapılacak giderler.

e) Belediye zabıta ve itfaiye hizmetleri ile diğer görev ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılacak giderler.

f) Belediyenin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve katıldığı birliklerle ilgili ortaklık payı ve üyelik aidatı giderleri.

g) Mezarlıkların tesisi, korunması ve bakımına ilişkin giderler.

h) Faiz, borçlanmaya ilişkin diğer ödemeler ile sigorta giderleri.

i) Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar.

j) Dava takip ve icra giderleri.

k) Temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderleri.

l) Avukatlık, danışmanlık ve denetim hizmetleri karşılığı yapılacak ödemeler.

m) Yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve proje giderleri.

n) Sosyo-kültürel ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler.

o) Belediye hizmetleriyle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri.

p) Kanunla verilen görevler ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılan diğer giderler.

r) Şartlı bağışlarla ilgili yapılacak harcamalar.

s) İmar düzenleme giderleri.

t) Her türlü proje giderleri.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün.

Buyurun Sayın Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 60 ıncı maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, devletin görevlerini dar ve geniş anlamda tanımlamak mümkündür; yerel yönetimler, bu tanımlamanın geniş anlamlı devlet örgütü içerisinde yer alır. Diğer bir tabirle, devlet, halkının gereksinmelerini yerine getirirken, merkezî yönetim ve yerel yönetim diye iki ana gruba ayrılır.

Yerel yönetimlerin karar organlarının seçilmiş olmaları, tüzelkişiliğe sahip olmaları bu kurumlara demokratik ve özerk kuruluş niteliği kazandırmaktadır. Halka yakın olarak çalışan mahallî idarelerin önemli bir ayağı olan belediyeler, temsilî demokraside, halkın yerel, kamusal menfaatlarının teminatıdır. Demokratik sistemin önemli bir unsuru olarak çoğulculuğun, katılımcılığın, yerel ve ulusal menfaatların uzlaştırılmasında, halkın tercih, talep ve beklentilerinin yönetime yansıtılmasında belediyelerin önemli bir rolü vardır.

Günümüz itibariyle, yaşanılan hızlı ve çarpıcı iktisadî, sosyal ve teknolojik gelişmeler, belediye hizmetlerinin sunulmasında ve belediye organlarının yönetilmesinde yetersiz kalmış, yeni düzenlemelerin gerekliliğini ortaya koymuştur. 1950'li yıllarda başlayan, 1980'li yıllarda zirveye ulaşan kentleşme sürecinin ortaya çıkardığı sorunlar, yerel yönetimlerin, özellikle belediyelerin güçlendirilmesi yönündeki toplumsal uzlaşmanın temelini oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak, nüfusun yaklaşık yüzde 80'inin belediye sınırları içerisinde yaşıyor duruma gelmesi, mevcut tartışmaların belediye üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur.

Bu düşüncelerin ışığında Belediyeler Kanunu Tasarısı hazırlanmış ve Meclise getirilmiştir. Bu kanun tasarısı, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı esas alınarak hazırlanmıştır; oysa, bu tasarı, birçok hükmüyle Anayasaya aykırıdır. Aynı mantık çerçevesinde hazırlanan Belediyeler Kanunu tasarısı da, birçok maddesiyle Anayasaya aykırılıklar içermektedir.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 60 ıncı maddesi, belediye giderlerini içermekte olup, maddeyle, belediyelerin giderleri tespit edilmekte ve gider çeşitleri ayrıntılı olarak sayılmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatının hazırlamış olduğu Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının istatistikleri doğrultusunda hazırlanan raporlar da, 1983-1988 yılları arasında belediyelerin -gerçekleşen, borçlanma dahil- gelir ve harcama dengesinde yıldan yıla farklılaşmayla birlikte, giderlerin ortalama yüzde 5'i kadar açıkları olmuştur; bu oran, belediyelerde, malî kriz olarak nitelenebilecek bir durum olmadığını göstermektedir; ancak, yerine getirilmesi gereken görevlerin, gerçekleşme oranı bakımından yapılacak bir değerlendirme ve belediyelerde finansman kaynaklı sıkıntıların yönetsel kriz ortamı yarattığını ortaya koyacaktır.

Değerli arkadaşlarım, belediye harcamaları, bütçe yapısına göre cari, yatırım ve transfer harcamaları olmak üzere üç başlıktan oluşmaktadır; üç başlıkta da ağırlık sahibi olan bir kalem vardır; cari harcamalardaki ağırlık kalemi, personeldir; yatırım harcamalarında yapı, tesistir; transfer harcamalarında da borç ödemeleridir.

Cari harcamaların ağırlıklı kalemini oluşturan personel giderleri, belediyelerin en büyük sorunlarıdır. Belediyelerin siyasî kurumlar olması ve her siyasî dönemde geçici işçi statüsünde eleman alımı, daha sonra bu elemanların kadroluya dönüştürülerek yerlerine yeni geçici işçiler alınmasına yol açmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, niteliksiz, vasıfsız elemanların, siyasî düşünülerek, işe alınmış olmaları, kadroların şişmesine, proje üretecek, hizmet götürecek personelin oluşmamasına sebep olmuştur. Dolayısıyla, cari harcamalar kalemini gereksiz yere artırmış, vatandaşa hizmet götürmeyi engeller hale getirmiştir.

Malî açıdan özerk olan belediyelere Sosyal Sigortalar Kurumunun getirdiği yük de oldukça fazladır; dolayısıyla, belediye borçlarının yüzde 60'ını, hatta, bazı belediyelerde yüzde 80'ini SSK alacakları oluşturmaktadır. Kaynakların yetersiz olduğu belediyelerde bu konuda yeni düzenlemeye gidilmesinin yararlı olacağı kanaatindeyim. Yapılacak düzenlemeden sonra, belediyeler, hizmet götürür, proje üretir hale geleceklerdir.

Belediye harcamaları içerisinde en yüksek oranı sergilediği gerekçesiyle personelin istihdamı ve ücretlerine yönelik olarak alınan önlemlerin yerinde olduğu, özellikle 1580 sayılı Yasada öngörülen harcamaların yüzde 30'unu aşmama kuralına uyulduğu da görülmüştür. Personel harcaması-toplam harcama oranı, farklı büyüklüklerde belediyelerde farklı düzeyler sergileyebilir. Küçük belediyelerdeki bu oranın, büyük belediyelere oranla daha yüksek olduğu görülmektedir.

Yatırım harcamaları da, yapı, tesis, büyük onarım ağırlıklı kalem olarak göze çarpmaktadır. Belediyelerin hizmet binalarının ve tesislerinin temini, bakım ve onarımı, her türlü altyapı bakım ve onarım giderleri, kaynak sıkıntısı çeken belediyelerin durumunu daha da zorlaştırmaktadır. Belirli bir plan ve program içerisinde gerçekleştirilmeyen bu yatırımların, siyasî düşünülerek, ekonomik ve gereksiz olan ya da öncelik sırası yanlış olan yatırımlara dönüşmesi, belediyelerin, daha sonraki dönemlerde işini zorlaştırmakta, hizmet götürmekte önünü kapatmaktadır.

Transfer harcamaları bölümü anakaleminde de borç ödemeleri önplana çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, belediyeler, teknik, malî ve ekonomik açıdan yapılabilir nitelikte olmayan bazı projelerde siyasî tercihlerini kullanarak, özellikle İller Bankasından, yine, Hazine Müsteşarlığından borç ya da Müsteşarlık garantörlüğünde dışborç alarak, kullanarak uzun vadede borçlanmışlardır. Kullandıkları bu borç, uzun vadeli olması münasebetiyle, daha sonra gelen belediye başkanlarını sıkıntıya sokmakta ve borç batağına saplamaktadır. Dolayısıyla, yeni gelen belediye yönetimleri ve belediye başkanları borç, ödemekten, geçmişe yönelik borçlar ödemekten hizmet götürememektedir.

Değerli arkadaşlarım, belediye giderlerinin yüzde 30 ilâ yüzde 35'ini cari harcamalar; tabi ki, bunu da, personel giderleri oluşturmaktadır. Yine, belediye giderlerinin yüzde 25 ilâ yüzde 30'unu yatırım giderleri oluşturmaktadır. Geriye kalan yüzde 40'lık bölümü transfer harcamalarında, dolayısıyla, borç ödemelerinde kullanılmaktadır. Böylece, belediye başkanlarımız ve belediye yönetimlerimiz, belediyelerin amaçlarına uygun, halkın gereksinimlerinin karşılanması konusunda hizmet götürebilmesi için, gerçekten, büyük zorluklar içerisindedir.

Belediyelerin dışkredi kullanımına esas usulleri, kredi piyasası kamu kredilerine yönlendirme işlevi yüklenerek, kısa sürede, yasal düzenlemeye bağlanmalıdır. Yerel yönetimlerin kamu kredi kullanımı genişletilmeli; ancak, İller Bankası, hem finansman hem yatırım bakımından güçlendirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir. Değerli arkadaşlarım, belediyelerin sırtındaki en büyük kamburlardan bir tanesi İller Bankasıdır.

Öyle mi Sayın Aykan?

ASIM AYKAN (Trabzon) - Öyle.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, yerel altyapı teknolojileri üzerine çalışmak ve en uygun teknoloji tiplerini belirlemek üzere, İller Bankasının katılımıyla, TÜBİTAK ve üniversitelerden oluşan altyapı ar-ge çalışmaları kurumu mutlaka oluşturulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; belediye, maddî, anahizmet bünyesinde, ek olarak, katma bütçeli işletmeler kurma esnekliklerine sahip kılınmış bir modeldir. Bu yapılar, temel ve yerel hizmetlerin verimli ve hızlı yürütülmesi için uygun ve esnek kurumsal çerçevelerdir. Bugüne kadar ihmal edilmiş olan bu yapıları geliştirilmeli, yönetim ve finansman sorunlarına çözüm getirilmelidir. Belediye giderlerinin daha sağlıklı ve daha ekonomik kullanılması için, ulusal çapta, yerel altyapı planlaması yapılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda, İller Bankasının, kurumsal birikim ve deneyiminin değerlendirilmesi ve yerel altyapı yatırımlarının planlama ve finansman sağlama, teknoloji geliştirme, insan yetiştirme, yönetim, model ve yöntemleri geliştirmesine öncülük etme amaçlı yapılandırılması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, kısacası, belediyelerimizin içerisinde bulunduğu en önemli sorunlardan bir tanesi ekonomik sorunlardır. 28 Mart mahallî seçimlerinde 3 225 belediye başkanımızın 1 800'den fazlası Adalet ve Kalkınma Partisinden, geri kalan da diğer siyasî partilerden seçilmişlerdir. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerimiz, gerçekten, seçilmişliğine saygı duyup -hangi siyasî partiden seçilmiş olursa olsun- bu belediyelerin içerisinde bulunduğu sorunları çözmek adına bir yasa tasarısı hazırlamamız gerekiyordu.

Değerli arkadaşlarım, belediyelerin en önemli ayaklarından biri borçlarıdır. Maliyeye olan borçlarına ne tür bir düzenleme yapabiliyoruz, SSK'ya olan borçlarından dolayı belediyelere ne tür düzenlemede bulunabiliyoruz, TEDAŞ'a olan borçlarından dolayı belediyelere ne tür bir düzenlemede bulunuyoruz; bu üç anakalem borcuna, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, ne tür bir çözüm getiriyoruz; belediyelerimizin ve belediye başkanlarımızın bizden beklentisi, bu Parlamentodan beklentisi budur. Eğer, biz bunlara, çözüm noktasında burada bir düzenleme yapamıyor isek, bir yasa çıkaramıyor isek, bunun adına, belediyelerin reform niteliğindeki yasası dememiz söz konusu değildir.

Günlerdir bu tasarıyı bu yüce çatı altında konuşuyoruz, değerlendiriyoruz, bizlerin önerilerini sizlere söylüyoruz; ancak, tarafımızdan gelen hiçbir önerge Adalet ve Kalkınma Partisi üyeleri tarafından kabul edilmemektedir. Bunu da anlamış değiliz. Siyaset yapmamaya çalışıyoruz ve siyaset yaptığımız alan da yerel yönetimler. Eğer, Türkiye'de yerel yönetimlerde yüzde 50'ye yakın belediye başkanı sizin partinizden ise, bizim siyaset yapmadığımız apaçık ortadadır.

Ben şunu söylemeden geçemeyeceğim: 1980 sonrası, gerek illerde gerekse belediye birliklerinde, hatta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, hatta, Avrupa ülkelerinde yerel yönetimler reform yasası tasarısı tartışıldı. Özellikle, o dönemde Mahallî İdareler Genel Müdür Yardımcımız olan, şimdi Genel Müdürümüz olan Kayhan Beyin ağzı dili olsa da konuşsa; yıllarca, bu reform niteliğindeki yasa tasarısını, gerçekten, her platformda savunduk, savunduk, savunduk... Gün bu günmüş denildi ve ilk defa böyle bir tasarı Meclisimizin gündemine geliyor; ama, konuştuğumuz, yıllarca değerlendirdiğimiz, üzerinde tartıştığımız, değerlendirme yaptığımız, belediyelerin beklediği, halkın beklediği bir tasarıyla karşı karşıya değiliz. Açıkça söyleyeyim değerli arkadaşlarım, bu, belediye başkanlarımızı ve bu beklentide olan belediye sınırları içerisinde yaşayan hemşerilerimizi bir kandırma tasarısıdır; bu nettir; yani, bu tasarının, yetmişdört yıl önce çıkarılan 1580 sayılı Yasadan hiçbir farkı yoktur.

Somut olarak, bizim, bu tasarıyla birlikte, belediyelerimizin içine düşmüş olduğu ekonomik sıkıntıyı da çözmemiz gerekiyor ve bunu en kısa zamanda... Zannediyorum, yarın Büyükşehir Belediyeleri Yasası Tasarısı Meclisimizde görüşülecek. Gerçekten, 16 büyükşehir belediyesi, 3 225 belediyenin tüm ekonomik imkânlarını kullanmaktadır arkadaşlar. Buna, mutlaka, bir yasal düzenleme getirmemiz gerekiyor. İnşallah, yarın, bu tasarıyı da gözden geçireceğiz ve değerlendireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tüzün, toparlar mısınız lütfen.

Buyurun.

YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, yerel yönetimlerimizin, belediyelerimizin, il özel idarelerimizin ve muhtarlarımızın bizden beklentilerini, 22 nci Dönem milletvekilleri olarak yerine getirmek zorundayız.

Ben, umudumu kaybetmiş değilim. Bunu, bir başlangıç olarak kabul ediyorum. Yerel yönetimler ayağının birinci basamağı olan il özel idareleriyle ilgili yasayı geçtiğimiz hafta çıkardık. Bu hafta belediyeleri konuşuyoruz; yarın da, büyükşehir belediyelerini konuşacağız. İnşallah, önümüzdeki günlerde, diğer eksiklikleri de gündeme getiririz ve yasal düzenlemelere kavuştururuz diye düşünüyorum ve böylece, bütçe giderlerinin, daha sağlıklı, daha ekonomik ve hizmete yönelik kullanılması konusunda yasal düzenlenmelerin sağlanacağı düşüncesiyle, konuşmama son verirken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tüzün.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri, önce sırasıyla okutacağım, sonra, aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı tasarının 60 ıncı maddesinin (n) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

                       

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Ali Dinçer

Feramus Şahin

 

 

Malatya

Bursa

Tokat

 

Şevket Arz

 

Hüseyin Ekmekcioğlu

 

Trabzon

 

Antalya

 "n)- Sosyo-kültürel, sanatsal ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler."

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Hüsnü Ordu

Mustafa Said Yazıcıoğlu

Mustafa Cumur

 

 

 

Kütahya

Ankara

Trabzon

 

 

Mustafa Baş

 

Abdulkadir Kart

 

 

İstanbul

 

Rize

 

"a) - Belediye binaları, tesisleri ile araç ve malzemelerinin temini, yapımı, bakımı ve onarımı için yapılan giderler."

BAŞKAN - En aykırı olan bu önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) - Katılıyoruz efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Belediye giderleri arasında belediyenin sadece hizmet binaları ile sınırlı değil de belediyeye ait bütün bina, araç gereç ve tesislerin sayılması uygun olacaktır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı tasarının 60 ıncı maddesinin "n" bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları

"n) Sosyo-kültürel, sanatsal ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) - Katılıyoruz efendim.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, konuşmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Dinçer.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı, Türkiye'nin daha etkin ve verimli bir yönetime kavuşması, yerinden yönetilebilmesi, katılımcı, demokratik anlamda yerel yönetimlerin oluşması açısından önemli, eşiğinde bulunduğumuz Avrupa Birliğine girip Avrupa Birliğine uyum sağlamamız açısından da önemli, Avrupa standardında bir ülke olabilmemiz açısından da önemli.

Burada bu değişiklik önergesini vermemizin sebebi bir ek yapmak ve inşallah, bu yasayı, çıktıktan sonra, yurttaşlarımız, özellikle belediye yöneticilerimiz, Meclisteki tartışma tutanaklarıyla birlikte okurlar ve bazı maddelerin niye böyle düzenlendiğini, hangi amaçlarla düzenlendiğini o tartışmaları tutanaklardan okuyarak daha iyi kavrarlar düşüncesiyle huzurunuzdayım.

Şimdi, kültürel etkinlikler çok geniş kapsamlıdır; ama, sanatsal etkinlik dediğimiz zaman Avrupa standardı açısından önemli bir vurguyu yapıyoruz. Bugün dünyanın, uzun yıllardır şeklini belirleyen uygarlık Avrupa uygarlığı, reformla Rönesansla taçlanmış, sanat, her türlü güzel sanat dalı Avrupa'dan kaynaklanmış ve bütün dünyaya yayılmış; hâlâ, Avrupa, o konuda önder. Biz de, böyle bir kıtada oluşan Avrupa Birliğinin üyesi olacağız. Aynı yola 1920'lerde, cumhuriyet kurulduktan sonra girmişiz. Türkiye gibi bir ülkeye, Osmanlı İmparatorluğunun çökmesinden sonra kurulan bir ülkeye, tiyatro, opera, bale, konservatuvar, güzel sanatlar akademileri getirmişiz; 8 000 civarında halkevi, halkodasıyla, bu Batı'da gelişen güzel sanat dallarını Şırnak'a kadar, Artvin'e kadar, Edirne'ye kadar, en uç noktaya kadar götürmeye çalışmışız. 1950'lerden sonra, bu çabalar, biraz, maalesef, önyargılarla gözardı edilmiş. Şimdi, bizim, bu eksiğimizi tamamlamamız gerekiyor.

Bu konuda, Avrupa Birliği ülkelerinde de en etkin kuruluşlar belediyelerdir. Bizim sanatçılarımız, cumhuriyetin aydınlanma dönemiyle ortaya çıkan değerli sanatçılarımız, maalesef, Türkiye'de değerlendirildiğinden daha fazla Avrupa'da değerlendiriliyor; yani, Konya'nın Bozkır'ından çıkan, köy enstitüsünü, sonra da Tatbikî Güzel Sanatlar Yüksek Okulunu bitiren Hanefi Yeter, dünyanın sayılı ressamlarından oluyor ve Berlin Belediyesinin verdiği geniş olanaklarla, Berlin duvarlarını, Berlin sokaklarını süsleyen duvar boyu resimler yapıyor.

Yine, böyle, serhat  şehri Edirne'den çıkan dünya çapında bir heykeltıraşımız rahmetli İlhan Koman, Türkiye'de değerlendirildiğinden çok daha fazla Avrupa Birliği ülkelerinde değerlendiriliyor; Stockholm Belediyesinin verdiği imkânlarla Stockholm metrosunun istasyonlarını süsleyen rölyefleri, kabartmaları, heykelleri yapıyor ve hâlâ, onlar, milyonlarca insanın yolculuk yaptığı Stockholm metrosunda, insanlar tarafından görülüyor.

Bir bakıyorsunuz, çoksesli Avrupa müziğinin en yaygın olduğu ülkelerden birisinde, Almanya'da, 100 000'in üzerinde koro var, kadınlarla ilgili, gençlerle ilgili, çocuklarla ilgili, işçilerle ilgili, değişik meslek dallarıyla ilgili ve bunlar, belediyelerin desteğiyle, olağanüstü güzellikte, dünyada etki yapan festivaller düzenliyorlar. Bizde de bunlar olabilmeli, bizde de belediyeler bunları yapabilmeli. Bu nedenle, sanatsal etkinliklerin, belediyelerin temel görevleri arasında olmasından ve giderleri açısından en hızlı para harcayacakları, çok para harcayacakları alanlardan biri olmasından yanayım.

Halkımız, bu konuda vakıflar kurdu; İstanbul Festivaliyle ilgili vakıf, Ankara Müzik Festivaliyle ilgili Tunalı Hilmi Beyin kızı Sevda And'ın, Cenap And'la birlikte kurduğu vakıf, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı dünyanın parasını harcıyor ve dünyanın, Avrupa'nın en iyi sanatçılarını Türkiye'ye getiriyor. İzmir Vakfı bunu yapıyor, Adana'da yapıyorlar, Mersin'de yapıyorlar, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde yapıyorlar; en son Diyarbakır'da yapıldı. Belediyeler, bu vakıflara yeteri kadar yardımcı olmuyorlar. Maalesef, belediye yönetimleri, bu tür sanat etkinliklerini, ki, Avrupa standardı olan sanat etkinliklerini tam kavrayamamışlar. İnşallah, bu yasaya bu eklemeyi yaparak, böyle bir bilincin oluşmasına katkıda bulunuruz diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlar mısınız.

ALİ DİNÇER (Devamla) - Tamamlayacağım Sayın Başkanım.

Belli bazı olumsuz etkiler yapan çıkışlar oldu; örneğin "heykele tükürürüm" gibi. Buna benzer olumsuz çıkışları da ortadan kaldırmak, onların etkilerini, olumsuz etkilerini de izale etmek için, arkadaşlarımızla birlikte, böyle bir ilave yapılmasında yarar gördük; desteğinizi de rica ediyoruz.

Başarılar diliyoruz.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda maddeyi oylarınıza...

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Karar yetersayısını arayacağım Sayın Koç.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 15.25


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.38

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik) , Enver YILMAZ (Ordu)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

616 sıra sayılı kanun tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6. - Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 60 ıncı maddesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, 60 ıncı maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

61 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Belediye Bütçesi

Belediye bütçesi

MADDE 61.- Belediyenin stratejik plânına uygun olarak hazırlanan bütçe, belediyenin malî yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve gider tahminlerini gösterir, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılmasına izin verir.

Bütçeye ayrıntılı harcama programları ile finansman programları eklenir.

Bütçe yılı Devlet malî yılı ile aynıdır.

Bütçe dışı harcama yapılamaz.

Belediye başkanı ve harcama yetkisi verilen diğer görevliler, bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu ve yerinde harcanmasından sorumludur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ali Dinçer Bey konuşacak.

BAŞKAN - Bursa Milletvekili Ali Dinçer; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygılarımı sunuyorum.

Bütçe ve program oluşturulması, planlı çalışma, sadece devlet için değil, belediyeler için de gerekli; hatta, en küçük işletmeler için, küçük ve orta boy işletmeler, büyük sanayi kurumları, ticarî kurumlar için de gerekli ve bunun, çok titiz yapılması, gerçekçi yapılması gerekir. Bütçenin, programın, planın, projenin yapıldığı her alanda, bu bütçeyle, programla, projeyle, planla ilgili insanların işin içine girmesi gerekiyor. Maddede bu açıdan eksiklikler var.

Türkiye, dünyada planlı kalkınma uygulamalarını ilk yapan ülkelerden biri. Sovyetler Birliği bile, kendi anlayışına göre, Türkiye'den daha sonra planlı ekonomiye geçmiştir; ama, Türkiye, cumhuriyetle birlikte, son derece zor koşulları taşıyan bir ülke olarak bir an önce geri kalmışlığın zincirlerini kırabilmek, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkabilmek için tüm olanaklarını en iyi bir şekilde kullanabilmek amacıyla kalkınma planları yapmıştır, yıllık programlar yapmıştır.

Zamanla, tabiî, bu plan disiplini, böyle, palyatif, popülist politikaları dışladığından, çokpartili demokratik rejime geçtiğimiz yıllarda popülist yaklaşımlar ortaya konulmuş, partizan çalışmalar yapabilmek için eleştirilmiş "bize plan değil pilav lazım" gibi, rasyonel olmayan, akılcı olmayan sloganlar bile geliştirilmiştir son elli yıllık siyasî tarihimizde. Böyle bir slogan, böyle bir yaklaşım Türkiye'de plan anlayışını, bütçe anlayışını oldukça zedelemiştir.

Türkiye, 1950'lere kadar denk bütçelerle yönetilmiş, ele güne muhtaç olmamış bir ülke, ne içborçlanmayı ne dışborçlanmayı bir kısır döngü haline getirmiş şimdi olduğu gibi ve 1930'larda özellikle bazen yüzde 10'lara varan ekonomik büyüme rakamlarına ulaşılmış; bu, belediyeler için de geçerli olmuş. Doğru dürüst altyapısı olan kentsel yerleşim yerleri yokken, birden bire Türkiye'de belediyeler de önem kazanmış, planlı, programlı, denk bütçelerle ciddî yatırımlar yapar hale gelmiştir; ama, giderek belediyelerde de bu anlayış bozulduğundan, açık bütçelere geçilmiş, ihtiyacın ötesinde istihdam nedeniyle, ücret ve maaş ödemeleri yapıldıktan sonra belediye bütçelerinde yatırıma para kalmamış. Bu sıkıntıları yaşadık. Bunları giderebilmek için Avrupa standardında, çağdaş ölçülerde bütçeler, planlar, programlar, projeler gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunları -tutanağa geçsin diye özellikle vurgulayarak aktarmak istiyorum- yöre insanlarının katılımıyla yapmak gerekir. Öylesine ki, bir belediye, bir mahallede, bir semtte yapacağı rutin altyapı çalışmasını dahi o mahallenin, o semtin insanlarıyla tartışmalı, onlara anlatmalı. Hele hele günlük yaşamı ilgilendiren çalışmalarda bunu yapmak daha da elzem. Halkın bu şekilde katılımını aldığınız zaman, halk, proje uygulaması sırasında, sadece manevî olarak değil maddeten de katılabilir ve belediyeler, bütçelerini aşan işler yapabilir. Yeraltında olan, görülmeyen, nankör, hizmetlerde, su şebekelerinde, kanalizasyon şebekelerinde bile, bakarsınız, belde insanları, makine ekipmanlarıyla, insangücüyle katılmışlar, belediye bütçesinin üstünde, fevkinde işler ortaya koymuşlar, başarılar elde etmişlerdir. Eğer katılım olursa, onların yararına olan bir iş olarak gözükürse ve onların, adam yerine konulup görüşleri alınırsa, bizim, halkımızla birlikte yapamayacağımız iş yoktur. Bu, bizim kültürümüzde de var; nasıl var; bizim insanlarımız, dar zamanlarda, kırsal alanlarda, imece usulüyle, hem birbirlerine yardım ederler hem de ortak olarak yaşadıkları yerin sorunlarını, kazma kürek beraber hallederler, birlikte çalışarak hallederler, hem de kadın kız, çoluk çocuk.

Bu kültürü, biz, özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, Batı tipi demokratik yapılarda değerlendirebilmeliyiz, buraya aktarabilmeliyiz. Zaten, biz, Avrupa Birliğine girdikten sonra da, Avrupa Birliği normlarını kendi kültürel değerlerimizle, geleneklerimiz göreneklerimizle, dayanışma anlayışımızla zenginleştirmek, Avrupa'ya renk katmak, zenginlik getirmek durumunda olacağız. Bu nedenle de, beldelerde, belediyelerde yapılacak bütün bütçe, plan, program, proje çalışmaları, öncelikle o beldelerde yaşayan insanların katılımıyla, onlarla tartışarak oluşturulmalı.

Tabiî, bunun arkasından ne gelir; o insanlar, katılımlarıyla oluşan bütçe, plan, program, proje çalışmalarını bire bir denetlerler. Bu, özellikle denetimin kolay olduğu ölçeklerde, örneğin nüfusu 50 000'e kadar olan belediyelerde çok da etkili olur. Türkiye'deki ahlak erozyonunun -soygun, vurgun, talan- Türkiye'yi nerelere getirdiğini biliyoruz, son ekonomik krizi de biliyoruz; belediyeler de bundan nasibini aldı. Başta, büyükşehir belediyeleri olmak üzere, milyarlarca dolarlık soygunun, vurgunun tartışıldığı yapılara sahibiz; ama, hafızalarınızı yoklayın, nüfusu 50 000'e kadar olan yerlerde, insanların birbirini tanıdığı beldelerde buna benzer soygun, vurgun olayı pek olmuyor; çünkü, herkes birbirini tanıyor. Partizanlık olayı da olmuyor; iktidarda olan partinin oy almadığı yerlere hizmet götürmemesi pek mümkün değil; çünkü, büyük çoğunluk konu komşu, hısım akraba; her gün birbirlerinin yüzlerine bakıyorlar ve insanlar yürüyerek de olsa, belediyeye gelip, dertlerini anlatabiliyorlar, denetimlerini yapabiliyorlar. Bunu yapabilmek için -biraz önce de söyledim, tutanaklarda yer almasında yarar görüyorum- bütün bu çalışmalar halkın en geniş katılımıyla yapılabilmelidir; belediyeler, mahalle kurultayları, semt kurultayları ve kent kurultaylarıyla bunları rutin programlar haline getirebilmelidirler.

Çözülmesi gereken olaylardan birisi -gerçi bu yasa tartışılırken daha önce gündeme getirdik, pek kabul görmedi ama- Türkiye'nin, belediyeler Türkiyesi haline getirilmesidir. En ücra noktadaki mezralar dahi, belli alanlarda kırsal bölge belediyelerinin sınırları içinde olmalı ve Avrupaî kentsel hizmetlerden yararlanabilmelidir. Böyle olursa, Türkiye'deki bir garabeti de çözmüş olacağız. Belediyelerin mücavir alanlarında yaşayanlar her türlü vergiyi veriyorlar, ruhsat almak durumundalar; ama, belediye yönetimine katılamıyorlar, belediye seçimlerine katılamıyorlar. Böylesine bir durum, yani, Avrupa Birliği üyesi olmaya aday olan bir ülkeye, gerçek anlamda yerinden yönetim ile yerinden demokrasiyi gerçekleştirmeyi düşünen bir ülkeye, amaçlayan bir ülkeye yakışmıyor.

Eğer, Meclis çoğunluğu, AKP İktidarı Türkiye'yi belediyeler Türkiyesi haline getirmeyi şimdilik kabullenemiyorsa, en azından, biz, yasalarımızda, belediye bütçesinden yararlanan insanlar, belediye bütçesini oluşturan insanlar arasında zor durumda olan mücavir alan yaşayanlarını kollayacak bazı değişiklikler yapabilmeliyiz. Düşünün, Avrupa Birliği ülkeleri, artık, başta Hollanda, İsveç olmak üzere, belediyelerde seçme, seçilme hakkını yurttaşları olmayan göçmen işçilere dahi tanıyorlar. Biz, mücavir alanlardaki bizim yurttaşımıza o belediyelerin oluşumunda seçime katılma hakkı tanımıyoruz; ama, onlardan her türlü vergiyi de alıyoruz. Onlar, verdikleri verginin denetimini yapamıyorlar; verdikleri vergilerin, harçların harcamasını yapacak yapıların oluşmasında oy kullanma hakkına sahip değiller. Biz, daha da ileri adım atıp, bu mücavir alanda yaşayanların demokratik haklarını verirken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ DİNÇER (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Dinçer, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ALİ DİNÇER (Devamla) - Bu mücavir alanlarda yaşayan yurttaşlarımıza, belediyelerde seçme, seçilme hakkı vermek gerekiyor; ama, bunun yanında, bir adım daha atabilmeliyiz. Bu yasa tasarısında ve bununla ilgili yasalarda bu değişiklikleri de düşünmemizde büyük yarar var.

Bugün, Ege Bölgesinde, Akdeniz Bölgesinde turistik alanlarımıza; örneğin, daha çok Katolik Latin ülkelerinden Orta Anadolu'da Kapadokya'ya, Almanya'dan Alanya'ya, İngiltere'den Bodrum'a, Fethiye'ye, Marmaris'e Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yurttaşları geliyorlar, yerleşiyorlar. Artık kiliseleri oluşuyor, her türlü sosyal kurumları, kültürel kurumları oluşuyor. Bizim ülkemiz insanlarıyla, bizimle birlikte yaşıyorlar ve bizim turizm sektörümüze büyük katkıda bulunuyorlar, Türkiye'nin Avrupa Birliği ülkelerinde tanıtımına da büyük katkıda  bulunuyorlar; çünkü, bizi yaşayıp, bizimle birlikte yaşayıp bizi tanıyorlar. Biz, onlara da Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi, yaşadıkları yörelerde belediyelerin seçimlerinde seçilme ve seçme hakkı tanırsak çok ciddî bir adım atmış oluruz. Onlar da bütçenin, planın, projenin, programın yapılmasında oraya vergi veriyorlar; yönetime katılabilmeliler; katılımcı belediyecilik, yerinden yönetim anlayışı içinde yer alabilmeliler. Birçoğunun mezarı Türkiye'de olacak, yaşadıkları yerlerde olacak. Onlar da, artık, bizim ülkemizin insanları ve yarın Avrupa Birliği üyesi olduğumuz zaman, zaten, hep birlikte Avrupa vatandaşı olacağız onlarla. Şimdiden onların bize Avrupa'da tanıdığı hakkı, bizim insanımıza Avrupa ülkelerinde, kendi ülkelerinde tanıdıkları hakları biz de onlara tanımalıyız.

Bu düşüncelerimi aktarmak istedim, siz de dinlediniz. Tekrar, hem şahsım adına hem Cumhuriyet Halk Partisi adına saygılar sunuyorum; Yüce Meclise de başarılar diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir kere, belediyecilikte hizmet mantığı olarak bakarsanız, hizmete oryantistseniz, hizmet üretmek için varsanız başarılı belediyecilik yaparsınız. Tabiî, bütçe, kafanızdaki hizmet mantığının deftere kitaba dökümüdür. Eğer, bu hizmet mantığınız yoksa, istediğiniz kadar bütçe yapın, hiçbir işe yaramaz. Bütçeler, mantalitenin deftere ve kitaba dökülmesi, daha sonra da bu mantalitenin takibidir ve yürütülmesidir. Eğer, bir kere, hizmet mantaliten yoksa, istediğin kadar bütçe yap, hiçbir işe yaramaz.

Tabiî, bütçe yaparken tek bir şey var: Para... Para... Para... Eğer paran varsa, eğer kaynağın varsa bütçeleri yaparsın. Kaynağın yok, gelirin yok; bütçe yapıyorsun, ne işe yarar?! Bugün, belediyelerimizin çoğunun yaptığı bütçeler, sadece kâğıt üzerinde kalmaktadır; yaptıkları bütçe, kaynakları olmadığı için, hiçbir şekilde hayata geçirilemiyor.

İki konuda dikkatinizi çekmek istiyorum: Belediyenin ihale ettiği işlerde, herkes biliyor "bunlar para ödeyemez..." 10 liralık işin, bu mantıkla, kaç liraya yapılacağını biliyorsunuz. Bir kere, çok pahalı bir maliyet getiriyor belediyelere.

Size bir örnek vermek istiyorum; kurum ismi vermeyeceğim. Bayındırlık fiyatıyla muhammen bedeli 4 trilyon olan bir bina "param peşin" dediği için "tiko para ödeyeceğim" dediği için -bir yılda bitiriliyordu- sabit fiyatla 2 trilyona yaptırıldı. Dikkatinizi çekiyorum; parası olduğu için "tiko param var" dedi. Bayındırlık fiyatıyla 4 trilyon bedelindeki bir iş tiko para denildi, "yap işi, al paranı" denildi; çünkü, parayı bloke etti bankaya, 2 trilyona yaptırdı. Bina bittiği gün... Eğer, o bina Bayındırlık fiyatıyla, fiyat artışıyla yaptırılsaydı, 8 trilyona çıkacaktı.

Şunu demek istiyorum: Kurumlar, parası varsa, kaynakları varsa, işleri çok ucuza mal ediyorlar. Yine söylüyorum; belediyelerin bu hale gelmesinin bir numaralı katili, İller Bankasıdır. İller Bankası, belediyeleri maddî çıkmaz sokağa sürüklemiştir. Ankara'da oturup o kadar pahalı ihaleler yapmıştır ki, bu belediyeler bunun altından kalkamamaktadır. Böyle bütçe olmaz!.. Örnek vereyim: Malatyamızın -belde ismi vermeyeceğim-     10 000 nüfuslu bir beldesini, siz, 7 trilyonluk borç altına aldığınız zaman, bu belediye 50 000 tane bütçe yapsa, nasıl kalkacak bunun altından?! Onun için, kaynak...

Özellikle biraz sonra görşülecek maddede konuşacağım. Belediyelerimizin dışkaynaklı aldığı ve yaptığı işlerin maliyetini biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü "ille yabancı firma yapacak. Ben parayı veriyorum; ama, benim müteahhidim yapacak" diyor. Çünkü, uzun vadeli bir kredi, sekiz yıllık, on yıllık krediler. Paramız olmadığı için dışarıdan aldığımız kredilerin maliyeti... Bırakın maliyetini, o işleri, eğer Türkiye'de kaynağımız olsa, anahtar teslimi, kendi firmamız, Türk firmamız yapsa, en az 6-7 kat daha ucuza mal edebiliyoruz. Paramız olmadığı için dışarıdan bulunan kaynak "buna yaptıracaksın" diyor ve maliyetli... Onun için, bütçeler yapılır; ama, bu bütçelere kaynak bulmadığın takdirde, bu bütçelere harcayacak gelirleri yaratmadığın takdirde, hep bunlar defter üzerinde kalır, hiçbir işe yaramaz. Ben, bu konuda dikkatinizi çekmek istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

62 nci maddeyi okutuyorum:

Bütçenin hazırlanması ve kabulü

MADDE 62.- Belediye başkanı tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayının birinci gününden önce encümene sunulur ve İçişleri Bakanlığına gönderilir. İçişleri Bakanlığı belediye bütçe tahminlerini konsolide eder ve Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca merkezi yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına bildirir. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunar.

Meclis bütçe tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz. Kabul edilen bütçe, mali yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Ordu Milletvekili Sayın Kâzım Türkmen; buyurun.

CHP GRUBU ADINA KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Belediyeler Kanunu Tasarısının 62 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

62 nci maddenin öngördüğü koşullar, belediyenin bir sene içerisinde yapacağı faaliyetlerin yapılabilme olanaklarını, belli bir prosedür içinde, malî yönden olabilirliğini bağlamaktır. Bu yasalar görüşülmeye başlanıldığından bugüne değin, hem altkomisyonda görev aldım hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem bugün burada; ancak, hiçbir belediye başkanı arkadaşımızın "bizim yetkimiz ne olacaktır, belediye başkanları olarak bize hangi yetkiler verilecektir" sorusuna muhatap olmadım; sadece "bizim kaynaklarımız ne olacak... "Belediyeye bu kadar yetkiyi devrettiğinize göre, bu kadar hizmet alanını genişlettiğimize göre, kaynakların ne olacağı konusunda sürekli bizden bilgi istediler. Hem İl Özel İdaresi Yasası bu Genel Kuruldan geçti hem bugün Belediyeler Kanunu Tasarısını burada bitireceğiz, yarın da büyük ihtimalle Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısına başlayacağız; ancak, biz, milletvekilleri olarak, belediye gelirleri yasasının, daha doğrusu, mahallî idarelerin gelir yasasının ne olacağı konusunda hiçbir bilgi sahibi değiliz.

Burada, bütçeyi yapmış olmak, bir prosedürü yerine getirmekten ibarettir. Burada önemli olan, bütçenin, malî disiplin içerisinde, eylül ayının ilk gününde, başkanlık tarafından, encümene ve İçişleri Bakanlığına sunulmuş olması. Eylül ayının sonunda ise, yine malî disiplin bakımından, İçişleri Bakanlığının, belediyenin hazırlamış olduğu bütçeyi Maliye Bakanlığına ve dolayısıyla, encümenin bütçe üzerindeki düşünce ve kararlarını, kasım ayının ilk gününden itibaren meclise sunmuş olması gerekiyor.

Burada, meclisin, bütçe üzerindeki alt ve üst sınırlarda oynama yetkisi yoktur, sadece bütçe kalemleri içerisinde yer değiştirebilir. Burada asıl önemli olan şey şudur: Belediyeleri o kadar çok, geniş yetkilerle donattık ki, hizmet alanları çok fazla. Olması gereken de budur. Başka kanunların, başka kurumların yapamadığı, mahallî müşterek hizmetler dediğimiz zaman, bunun içerisine her şey girmektedir; ancak, burada, sadece gelirden bahsetmek, gelirlere göre belediyelerin başarısını bağlamak uygun da değildir. Bir kere, belediyecilik teknik bir iştir, mühendislik işidir, geleceği öngörme işidir. Sadece para yetmiyor. Ben bu düşüncelerimi, belediyede ondört yıl görev yapmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum.

Şimdi, bugünlerde -doğru veya değil, bilemiyorum- belediyelerimizin büyük bir bölümü borç batağı içerisindedir; bu doğrudur; ancak, birçok belediye başkanı arkadaşımızın, özellikle devlet kurumlarına olan borçlarının faizleri silinerek uzun vadede ödeneceği konusunda hükümetten beklentileri var. Böyle bir beklentinin olmuş olması doğru; ancak, bunu yaparken bir hakkaniyeti, bir doğruyu da gözden kaçırmamamız gerekiyor. Örneğin, öyle belediyeler var ki, Sosyal Sigortalara, Maliyeye hiç borçları yok. Borcunu ödeyen belediyede yaşayan vatandaşlar ile "canım, nasıl olsa bunu devlet öder" anlayışıyla borcunu hiç ödemeyen belediyeleri aynı kefeye koyarak aynı muameleyi yapmış olmak, o yöre halkına karşı son derece haksızlık olur diye düşünüyorum; ama, bütün bunlara rağmen, eğer, güzel kentleri oluşturamamışsak, şehirlerin büyümesini yeterince sağlayamamışsak, kentte oturanların -Ankara dahil- yüzde 60'ı hâlâ altyapısı noksan yerlerde, gecekondularda oturuyorsa, bunda ciddî bir malî yetersizlik söz konusudur. Gelecek yasanın ne olduğunu bilmediğimiz için, burada herhangi bir şey söyleyemiyoruz; ama, bu kadar yetki devredilirken, mutlak yapabilirlik olan parasal miktarı da aktarmış olmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, burada çok ciddî bir haksızlıkla karşı karşıyayız. Elbette ki benim bu söylediğim, büyükşehir belediyelerinde yaşayan milletvekili arkadaşlarımız için çok uygun olmayabilir. Büyükşehir belediyelerinin hizmet alanları çok daha geniş diye düşünmüş olabiliriz. Bakınız, en büyük haksızlık, büyükşehir belediyelerine, kendi hudutları içerisindeki gelirlerin yüzde 5'ini dağıtmak oluyor.

Şimdi, yeni yasaya göre değerli arkadaşlarım, bundan sonra hiçbir zaman büyükşehir belediyesi kurulamaz. Eğer, bu Genel Kurulda 750 000 nüfus azaltılamazsa, biliniz ki, bundan sonra büyükşehir belediyesi kurma olanağı yoktur. Örneğin, Trabzon'da yaşayan insanlarımızın medenî ihtiyaçları, gereksinmeleri, büyümeleri, Samsun'da oturan insanlarımızdan daha mı geridedir? İstanbul'da oturan insanlarımızın belediye hizmetlerinden yararlanma hakları, Ordu'da yaşayan insanlarımızın aynı hizmetlerden yararlanma haklarından daha mı fazladır?.. Şöyle söyleniyor: Efendim, bunlar büyükşehir belediyesi, onların, altyapı hizmetleri bakımından çok daha fazla paraya ihtiyaçları var.

Sayın milletvekilleri, bu yüzde 5'in dağıtımına şu şekilde katılmak mümkündür: Bütün belediyeler bundan yararlanmalıdır. Eğer, biz, bütün belediyeleri bundan faydalandıramazsak, kendi yöremizin insanlarına, Türk toplumuna, Türkiye'nin gelişmesine çok büyük zarar vermiş oluruz. Eğer, bugün, yüzde 5 payı, örneğin, Kars Belediyesi almış olsa, Kars Belediyesi, çok daha fazla iş yaratarak, İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e göçü önlemeyecek mi?.. İşin, bu yönüne hiç bakmıyoruz.

Şimdi, işin şu yönüne bakıyoruz: Sayın milletvekilleri, hangi yaşta olursak olalım, hangi mevkide olursak olalım, fakir fukara bir insanın, yiyecek ihtiyacı, duyduğu kalori ihtiyacı ile zengin insanın duyduğu kalori ihtiyacı ayrı mıdır aynı mıdır; elbette aynıdır. Biz, küçük şehirlerimizi, küçük beldelerimizi büyütmeden, genişletmeden onları nasıl çağdaş hale getirebileceğiz; bu mümkün değil. Dolayısıyla, bu bütçenin yapılışında bir adaletsizlik söz konusudur. Kaldı ki, büyükşehir belediyeleri de kendi aralarında bile bunu paylaşmakta oldukça zorluk çekiyorlar.

Yeni yasa, başta söylediğim gibi, Türkiye'de, yeniden büyükşehir belediyeleri olma olanaklarını kaldırıyor. Başkanım, Trabzon'un 750 000 nüfusa gelmesi kaç senede mümkün olur?! Olmasın dediğiniz zaman, oraya başka bir ekkaynak ve gelir sağlamak zorundasınız, bir adaleti sağlamak zorundasınız; çünkü, insanların bütün ihtiyaçları birdir.

O zaman ne oluyor; şehirler büyümüyor, gelişmiyor, güzelleşmiyor, oralara yeterince hizmet gitmiyor. Yeterince hizmet gitmediği zaman yeni iş sahaları açılmıyor. Yeni iş sahaları açılmadığı zaman insanlar ne yapıyor; kendi geleceğini, ekmeğini kazanmak için büyük şehirlere gidiyor; ama, bu sefer, büyük şehirler hızla bir gecekonduya dönüşüyor. İşte, bunu, göçü önlemenin tek yolu, bütün kentlerimizi malî yönden desteklemektir ve bu haksızlığı, mutlaka ve mutlaka orta yerden kaldırmaktır.

Belediyeler, bütün bunları yaparken, elbette ki, bütçelerini de yaparken, Belediyeler Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinde öngörüldüğü ve buradan geçtiği gibi, yapılacak işlerin de öncelik sırasını bütçelerine koyacaklardır; ama, bu öncelik sırası bir kritere bağlı değildir; her belediyenin, her beldenin ihtiyaçları farklıdır. Bazı beldelerin ihtiyaçlarındaki aciliyet çöp yakma sistemlerini kurmaktır, bazısında ise altyapıları kurmaktır; ama, bütün bunlara rağmen, gözlemimiz odur ki, belediyeler, bu bütçelerini yaparken, hizmetlerini yaparken, belirli bir sorumluluk almak zorundadır.

Bu tasarı, belediyelerin bütçelerindeki sorumluluklarını tamamen orta yerden kaldırmış, malî denetimi yok saymış, halkın denetimi tamamen orta yerden kaldırılmıştır. Çünkü, hükümetin izlemiş olduğu politikaya tam ters bir biçimde, hem belediyelere hem büyükşehir belediyelerine, alabildiğine, yeniden şirket kurma hakkı tanınarak, her türlü... Geçmiş olduğumuz dönemlerde İçişleri Bakanlığının bu konuda genelgesi vardır; yani, belediyelerin şirket kurması, Türkiye'de her türlü yolsuzluğun, vurgunun anakapısı denilmiş olmasına rağmen, yeni gelen tasarıyla, bu tamamen açılmıştır. Böyle bir durumda, bütçenin bütünlüğünden, bir bütçe disiplininden söz etmek söz konusu değildir.

Belediye başkanlarının, zaten atama yetkisi tek başlarına kendilerine verilmiş; sadece meclislere bir bilgi veriliyor; ancak, bu konuda nasıl bir kriter ortaya konulacağı belli değildir. Şu anda, bütün belediyelerin en büyük sıkıntısı budur; kendilerine müracaat eden insanlara iş bulmak, onlara iş kapısı açmak gibi sıkıntılarla karşı karşıyalar. Milletvekillerimiz de burada karşı karşıya; her belediyeye telefon açarak, şu adama, şu insana, fakir fukaraya iş veremez misin sorusunu soruyor. İşte, belediye başkanları, yeni şirketlerle istediği adamı almanın yolunu bulurken, belli bir süre sonra, o şirketlerde tam bir denetimi söz konusudur; malî denetim yoktur, halkın denetimi hiç yoktur. Böyle bir denetimin olduğu yerde, belli bir süre sonra, daha önce, Türkiye'de hepimizin acıyla yaşadığı, büyük ıstırap duyduğumuz bir biçimde, yolsuzlukların kapısı yeniden açılacaktır. O bakımdan, belediyelerin, mecbur olmadıkça, şirket kurmaları son derece yanlıştır; çünkü, bu şirketler, asıl yapılması gereken kamu hizmetlerini yapacaklardır. Halbuki, belediyelerin kamu hizmetlerini başka kuruluşlara devretmiş olması, Anayasa bakımından da zaten uygun değildir. Kendi görevlerini ve yetkilerini başka kuruluşlara dağıtarak hizmet verilemez. Hele hele, Avrupa Birliğine üye olmak istediğimiz böylesine bir dönemde, belediyelerimizde yolsuzlukların, yanlışlıkların yeniden ortaya çıkması, bunların kamuoyunda tartışılmış olması, Türkiye'yi son derece sıkıntıya düşürür. Onun için, bu yolu mutlaka ve mutlaka kesmek gerekiyor.

Belediyelerin İller Bankasıyla olan ilgisi, elbette ki, yeniden düzenlenecek; zaten, o bakımdan da, İller Bankasının sermayesi artırılmıştır bu Meclis tarafından; ancak, şunu da burada söylemek gerekiyor: İller Bankasına yapılacak her müracaat, belediye meclislerinin almış olduğu karara bağlıdır. İller Bankası, gelip, hiçbir belediyeye "ben senin altyapını yapayım, kanalizasyonunu yapayım" diye bir istekte bulunmuyor; belediyeler, meclis kararı alıyor, İller Bankasına müracaat ediyor, oradan para almak zorunda kalıyor. Geçmiş dönemlerde, İller Bankasından alınan paraların faiz oranları çok fazla olduğu için, hiçbir belediye bu faizin altından kalkamadığı için, alabildiğine borçlandılar. Şu anda, Türkiye'deki belediyelerin büyük bir bölümünün korktuğu borç, İller Bankasına olan borçlarıdır. İller Bankasına olan borçların faizleri silinir, anaparaları da uzun vadeye bağlanırsa, belediyeler, bütçelerini yaparken, bu esası dikkate alabilirler, o zaman, hizmet olanakları çok daha fazla olur. Belediyelerin hizmet alanını çok fazla genişletmiş olması, sadece kentin güzelleşmesi değildir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Türkmen, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - ... o kentte yaşayan insanlar için iştir, ekmektir ve aştır; çünkü, her yapılan hizmet, orada çalışan bir insana hayat verecek demektir. En kısa zamanda, bu yasa çıktıktan sonra, İller Bankasının belediyelere olan kredi borçlarını yeni bir şekle sokarak bu yasayla bütünleştirmek gerektiğine inanıyorum.

Ben, bu yasanın, kamuoyunda beklenen bir yasanın çok gerisinde olduğunu üzülerek görüyorum. Yeni yolsuzlukların kaynağı olmamasını temenni ediyorum.

Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Türkmen.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

63 üncü maddeyi okutuyorum.

Harcama yetkilisi

MADDE 63.- Belediye bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Belediyeler Kanunu Tasarısının 63 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimlerde ortaya konulan anahtar sözcükler olan, "sorumluluk, şeffaflık, etkinlik, karar sürecine yönetimin katılımı ve demokrasi" gibi kavramları kısaca açmak istiyorum.

Yerel hizmet sistemini karşılayabilmek için, yerel yönetimlere yetki ve esneklik sağlamak gerekiyor, yerel yönetimlerin, kendi koşullarına ve gereksinmelerine en uygun yönetimin belirlenmesine imkân sağlamak gerekiyor. Yerel yönetimi, merkezî yönetimin müdahalelerinden olduğu kadar, merkezî yönetimi de, yerel yönetimlerin baskısıyla yerine getirebileceği isteklerden korumak gerekiyor. Bu düşüncelerden yola çıkan mevcut hükümetse, yerel yönetimler yasasını ele almış, İl Özel İdaresi Kanunu çıkarmış, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarılarını sırayla Meclis Genel Kuruluna getirerek kanunlaştırmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, ancak, yapılmak istenilen ile yapılan, ayrı şeyleri ifade etmektedir. Belediyeler demokratik olmalıdır; ancak, bugüne kadar görüştüğümüz maddelerde demokrasiye de maalesef rastlanamamıştır. Örneğin, yerel yönetimlerin en önemli birimi olan muhtarlarımıza, komisyonlara katılma hakkı veriyoruz, oy kullanma hakkı vermiyoruz. Soruyorum; sizce, bu demokratik midir?

Belediyelerin karar verme süreçlerine halkın her düzeyde katılımı ve ortak çalışma gibi değerlerin önplanda tutulması gerekirken, ihtisas komisyonları çalışmalarında, sivil toplum örgütlerine ve üniversitelere yeterince yer verilmediği ve haklarının yeterince tanınmadığı görüşündeyiz.

Değerli arkadaşlarım, belediyeler, yönetsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişilikleri olmalıdır; kararları ve eylemleri, ne önceden izne ne de sonra da onaya bağlı kalmalıdır. Eğer, kentin içinde oturan hemşerileri, o belediye meclisine, o belediye başkanına bu yetkiyi vermişse, bu -tekrar söylüyorum- ne önceden ne de sonradan onaya bağlı kalmalıdır.

Belediyeleri bağlayan en önemli unsur, hukuka uygun çalışma zorunluluğudur. Hukuka uygunluğu karara bağlayacak tek yetkili organsa yargı kuruluşlarıdır. Hukuka uygun çalışma zorunluluğu, belediyelerin başına buyruk olmasını engelleyecek en önemli unsurdur. Bir yandan merkezî yönetimin, diğer yandan halkın ve toplumsal örgütlerin, hukuka uygunluğu denetleyecek önemli araçlarla donatılması mutlaka sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüştüğümüz 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının Beşinci Kısım "Belediye Bütçesi" başlıklı İkinci Bölüm 63 üncü maddesinde "Harcama yetkilisi" başlığıyla "belediye bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir" denilmektedir. Bu maddede, önce, belediye harcamalarına göz atmak gerekiyor. Yapılan istatistiklere göre, belediyelerin, gerçekleşen borçlanma dahil, gelir ve harcama dengesinde yıldan yıla farklılaşmayla birlikte, gelirlerinde ortalama yüzde 10 ile yüzde 20 arasında açıklar oluşmaya başlamıştır. Bu oranlar her geçen gün büyümekte, malî kriz olarak nitelendirilebilecek durumlara dönüşmektedir. Bütçe harcamaları bütçe yapısına göre değerlendirilmeli, harcamalar da planlama dahilinde yapılmalı. Bütçe gelirleri gözönünde bulundurularak harcama yapılmalı, geliri olmayan harcama yapılmamalı veya borçlanma yoluna gidilmemelidir. Belediyeler yeterli malî kaynaklara kavuşturulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, malî kaynaklar açısından da yeterince öneride bulunduk ve bulunmaya devam ediyoruz.

Belediyelere merkezden gönderilen ödenekler artırılmalı, İller Bankası daha etkin hale getirilmeli; yani, İller Bankası, ihale yapan, belediyelere borç veren ve yapmış olduğu hizmetin karşılığında, kat kat, çok daha fazla faiz alan klasik bir kurum olmamalı. İller Bankası, kendi içerisinde, mutlaka, yeniden yapılandırılmalı ve belediyelere sunacağı imkânları, maddî imkânları, ihale imkânlarını, mutlaka ve mutlaka, düşük faizle sunmalıdır.

Belediyelere, hizmetlerini sunarken, ilke olarak, bunları, yaratacakları kaynaklarla karşılamalarını benimsetmeliyiz. Genel bütçeden gönderilen kaynaklar, yerel nüfusa ve adil kıstaslara göre halka paylaştırılmalıdır. Halen merkezî yönetimin tahsil etmekte olduğu bazı kaynakların belediyelerce tahsil edilmesi sağlanmalıdır. Belediyelere vergidışı yollardan kaynak yaratma yetkisi verilmelidir. Borçlanmalar seçim dönemiyle sınırlı tutulmalıdır. Seçim dönemini aşan borçlanmalar için halkın görüşü alınmalı, gerekirse referandum yapılmalıdır.

Savunma ve güvenliği ilgilendiren veya orman, millî park niteliğinde olan arazi dışındaki alanlar, belediyelerin, yerel yönetimlerin kullanımına açılmalıdır. Mülkiyetin yerelliği ilkesi temel alınmalıdır. Belediyeler, kendilerine devredilen bu arazileri kamu yararına değerlendirmeli, kesinlikle, ama kesinlikle, cari harcamaların karşılanmasında kullanılması sağlanmalı, bu konudaki yasal düzenleme de Meclisimiz tarafından yapılmalıdır. Bütün bu harcamalar, gelirler için, belediyeciliğin her kademesinde katılımcılık ve demokrasi sağlanmalı, bu konudaki yasal düzenlemeler, yine, Meclisimiz tarafından yapılmalıdır. Katılımcı, demokratik belediyecilik mutlaka hayata geçirilmelidir. Belediye yönetiminin, uygulamalarını o bölgede yaşayan halka sorumluluk duyarak yapması için, halk denetimi mutlaka sağlanmalıdır. Önemli ihaleler halka açık yapılmalı, ihalelerde, konularına göre meslek odalarının da temsilcilerinin katılımı sağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, mutlaka, yine, belediye meclislerinin yönetimine üniversitelerin danışma kurullarından bir komite oluşturulmalıdır; bunun yeterli ödeneği de belediye meclisi tarafından verilmelidir.

İmar planı değişikliklerinde, kent rantı sağlayacak konularda mahalle sakinlerinin de görüşleri mutlaka alınmalıdır. 

Değerli arkadaşlarım, işte, bu önerilerimizi topladığımızda, gerçekten, bu çıkan yasada maalesef bunları göremiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, hem il özel idarelerini hem belediyeleri hem de büyükşehir belediyelerini kapsayan -bu, benim ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak Grubumuzun önerisidir- mutlaka, ama mutlaka yerel yönetimler bakanlığı kurulmalıdır. Eğer, biz, bu Türkiye Cumhuriyetinin yüzde 80'inin belediye sınırları içerisinde yaşadığını düşünüyorsak ve kabul ediyorsak ve yapılan araştırmalar bunu gösteriyor ise, mutlaka, ama mutlaka, yerel yönetimler bakanlığı kurulmalıdır.  Bugün, zannediyorum, 59 uncu hükümette 22 bakanımız var, Başbakanla birlikte 23 bakanlık var; 24 üncü bakanlığın kurulması için, yani, belediyeler, yerel yönetimler bakanlığının kurulması için Cumhuriyet Halk Partisi olarak her türlü katkıya ve desteğe hazırız. Bunu, Meclis kürsüsünden bir kez daha ifade etmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Değerli arkadaşlarım, merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasında eşgüdümü sağlamak, iletişimi sürdürmek, yerel yönetimlere fon ve proje desteğini sağlamak, bu yerel yönetim bakanlığının görevi olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Bayındırlık Bakanlığının imar ve iskânla ilgili birimleri, mutlaka yerel yönetimler bakanlığına devredilmelidir.

Arsa Ofisi de yerel yönetimler bakanlığına devredilmelidir.

Yine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü... Bu, yerelin bir işi. Dolayısıyla, yerel yönetimler bakanlığına Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bağlanmalıdır.

Toplu Konut İdaresi... Toplu Konut İdaresi kırsalda proje üretiyor mu, soruyorum size; belediye imar planı sınırları içerisinde üretiyor ve dolayısıyla da, Toplu Konut İdaresi, yerel yönetimler bakanlığına mutlaka bağlanmalıdır.

Belediyeler bankası niteliğine kavuşturulacak bir İller Bankası oluşturulmalıdır ve bu, yine, yerel yönetim bakanlığına bağlanmalıdır.

Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü... İçişleri Bakanlığımız, Türkiye'nin en büyük bakanlıklarından bir tanesi; içinde, bağlı bulunduğu bütün birimler mevcuttur ve fazlasıyla vardır; Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü, yine, yerel yönetimler bakanlığına bağlı olmalıdır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü de yerel yönetimler bakanlığına bağlamamız gerekir.

Değerli arkadaşlarım, yani, biz, bu yasaya "yerel yönetim reformu" diyebilmemiz için, sizin de, seçim bölgelerinize gittiğinizde, seçmenlerinize, seçilmiş olan muhtarlarınıza, belediye meclisi üyelerinize, il genel meclisi üyelerinize ve belediye başkanlarınıza, ya arkadaş, biz, 22 nci Dönem Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri olarak bu tasarıyı çıkardık, bu, bir reform niteliğindedir diyebilmeniz için, yerel yönetimler bakanlığını hep beraber kurmamız ve oluşturmamız gerekiyor. Yoksa, yarın, gittiğiniz seçim bölgelerinizde, bu seçilenler size hesap soracaklar, yıllardır üzerinde tartıştığımız durduğumuz yerel yönetimler reform yasası tasarısı böyle olmamalıydı, bizim beklentilerimizi bu tasarı gerçekleştirmedi diyerek size sitemde bulunacaklardır değerli arkadaşlarım. Bizler, sizleri uyarıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak üzerimize düşen görevi fazlasıyla yaptığımıza inanıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, demokrasiyi güçlendirmenin temel araçlarından biri olan yerel yönetimlerin insana dönük, toplumun yararı doğrultusunda hizmet yürütmesinin, örgütsel ve yönetsel şeffaflığın gerçekleştirilmesinin temel öncülüğü belediyelerde olmalıdır. Şeffaf ve halkın denetimine açık bir yerel yönetim anlayışını yerleştirmemiz, denetim konusunda sivil toplum örgütleri ve halkla birlikte çalışmayı yerel yönetimlerde başarmamız gerekiyor. Hemşerilerinin bilgi edinme hakkını, yerel yönetimlerde, şeffaflığın temel kurallarından biri haline getirmemiz gerekiyor.

Bunları getirecek, düzenleyecek ve hayata geçirecek, kanunlaştıracak yer ve makam ise Yüce Parlamentodur, bu çatıdır. Bu çatı altında, yerel yönetimlerin, özellikle belediyelerimizin sorunları noktasında, belediyelerimizin kendi içindeki borçlanmaları noktasında her türlü katkıyı ve desteği vermeye Cumhuriyet Halk Partisi olarak hazırız. Türkiye Cumhuriyetinin yüzde 80'inin, yani, 50 000 000'a yakın hemşerimizin mutluluğu ve refahı bizim mutluluğumuz ve refahımızdır. Biz, bu konuda destek vermeye devam edeceğiz; ancak, bu tasarıda, beklediğimiz maddeleri ve reform niteliğinde bir değişikliği göremediğimiz için maddelerin bazılarına katılamıyoruz.

Sözlerime burada son verirken, Yüce Meclise tekrar saygılar sunuyorum, beni dinlediğiniz için de hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tüzün.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

64 üncü maddeyi okutuyorum:

Kesin hesap

MADDE 64.- Her yıl bütçesinin kesin hesabı, belediye başkanı tarafından hesap döneminin bitiminden sonra mart ayı içinde encümene sunulur. Kesin hesap, belediye meclisinin mayıs ayı toplantısında görüşülerek karara bağlanır.

Kesin hesabın görüşülmesi ve kesinleşmesinde, bütçeye ilişkin hükümler uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

65 inci maddeyi okutuyorum:

Bütçe sistemi

MADDE 65.- Belediye bütçesi ile muhasebe işlemlerine ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Çanakkale Milletvekili Sayın İsmail Özay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, bu madde üzerinde ne konuşulur diye düşünülebilir; ama, bu madde üzerinde, gerçekten, geleceğe yönelik çıkarılacak olan yönetmeliğe katkıda bulunmak için söz aldım ve sözlerimi çok uzatmayacağım.

Aslında, 61'den 67'ye kadar uzanan maddeler dizini, bir teknik düzenleme ve bu maddelere yönelik söylenecek çok fazla söz yok; kaldı ki, merkezî devletin bütçeleme sistemiyle de uyum sağlaması gerekiyor; o anlamda, normal düzenlemeler.

Ben, özellikle iktidarın, hükümetin sık sık söylediği katılım ve şeffaflık konusundaki açılımı, bu bütçeleme düzeninde, tasarıya hiç yansıtmadığını görüyorum. Çeşitli zorlukları olabilir, kamunun yeniden yapılanmasına yönelik engeller belki bu açılımı engelliyor olabilir; ama, bazı örnekleri, artık, Türkiye'de de gerçekleştirmemiz gerekiyor. Örneğin, toplumun yönetimi denetlemesi, sadece seçimlerde karşılaşılan, yapılan temsilî denetlemenin dışında ve hukuksal denetlemenin dışında, bir kamusal denetlemeye de yönelik açılımları gerçekleştirmesi gerekiyor; başka bir tanımla, denetleyen devletdışı kamusal alanları da üretmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, mevcut, dünyada bazı örneklerden faydalanmak, bunlara atıfta bulunmak, yönelmek de mümkün. Çoğu yerel yöneticinin, uzmanların bildiği bir örneği kısaca irdeleyip, ondan sonra önerilere geçmek istiyorum.

1996 yılında Dünya Zirvesinde, Habitatta, dünyanın en iyi uygulama örneği, Porto Allegro örneği olarak sunuldu; dünyanın kabul ettiği bir yerel yönetim bütçeleme sistemi olarak dünyaya sunuldu. Kısaca bundan bahsedeceğim.

Genellikle halkın direkt bütçelemeye katılmasına olanak sağlayan bir yapılanma. Türkiye'de zaman zaman kent konseyleri Yerel Gündem 21 çerçevesi içerisinde de bu katılımlara yönelik açılımlar gerçekleşiyor; ama, yaklaşık onaltı yıldan beri süren uygulama Porto Allegro'da  şöyle gerçekleşiyor:

Bir mahallenin içerisindeki belli bir bölgede, sadece bütçeye yönelik, insanlar toplanarak isteklerini, beklentilerini sunuyorlar. Buradaki öncelik sırasını yine kendi aralarında belirliyorlar ve mahalle komitelerine yönelik delegasyonlarını seçiyorlar. Mahalle komiteleri toplantısına gidildiğinde de, halkın o bölgedeki istedikleri, talepleri kuruşlandırılarak belediye tarafından keşifleri çıkarılıyor, bilgi aktarılıyor. Mahallede yapılan bu konsey toplantısında da belli ihtiyaç sıralaması gerçekleştiriliyor ve bir üst kent konseyine temsilcilerini seçiyorlar. Kent konseyinde de, tekrar yeniden bir sıralama yapılıyor ve tüm şehirle ilgili mahallelerden gelen insanların öncelik sıraları bir kez daha belirlenip, belediye meclisine sunuluyor. Belediye meclisi de, şüphesiz ki, siyasî  irade, kendi beklentilerine, kendi programına yönelik katkıları da koyarak bir sürdürülebilir bütçe oluşturuyor.

Değerli arkadaşlarım, model olarak bakıldığında, çeşitli kentlerde, çeşitli şekilde uygulanabilen bir yöntem olarak, değerlendirilebilir; ama, önemli olan, bu tür yöntemlerin hayata geçiyor olabilmesidir.

Katılım, şeffaflık... Özellikle, katılım, Türkiye'de zaman zaman çok denenen, hatta devletin de 1991 yılında, Sayın Süleyman Demirel hükümeti döneminde uyguladığı bir yöntem olarak da ortaya çıktı; ama, hiçbir şekilde yönetimlerde katılımı gerçekleştirme olanağına sahip olamadık. Yaklaşık on yıldır Türkiye'de söylem haline getirdiğimiz bu  uygulamayı pratiğe dönüştüremedik. Aslında, bu uygulamanın en uygunu, yerel yönetimlerde gerçekleştirilebilecek bir uygulamadır.

Şimdi maddeye geliyorum, bu sunuşu yaptıktan sonra. Burada, 65 inci maddede, Maliye Bakanlığının önerileri de gözönüne alınarak, İçişleri Bakanlığı tarafından, bütçe uygulamasına yönelik yönetmelik çıkarılacağından bahsediliyor.

Bu yönetmelik hazırlanırken, belki dünya örneklerinden veya her siyasî partinin kendi gündeminde olan katılım ve şeffaflığa yönelik bütçeleme çalışmasına katkı vermek üzere bazı hükümler yer alabilir. Bir kere, sık sık söylediğimiz performans ve verimlilik denetimini sözle gerçekleştirebilmek mümkün değil, müfettiş veya denetmen aracılığıyla gerçekleştirebilmek mümkün değil, siyasî iradenin, otoritenin koyduğu kriterlere göre de gerçekleştirmek mümkün değil; performans ve verimliliği, ancak bütçeleme esasına, bütçenin düzenliliği esasına göre gerçekleştirebilmek mümkün.

Sık sık konuşulan bir konu olan "acaba, globalleşmenin etkisiyle, performansı hangi noktadan alacağız; özel sektör anlayışı içerisinde mi alacağız, kamu yararı içerisinde mi alacağız" anlayışını, ancak bütçede ortaya çıkarabiliriz. O nedenle, bütçenin yapılması sırasında, hiç olmazsa bazı bölgelerde bu yönetmeliğimizi uygulayabiliriz. En azından, Yerel Gündem 21'i uyguladığımız, pratiği olan bazı belediyelerde, bu tür bütçe uygulamalarını bir prototip uygulama olarak gerçekleştirebiliriz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, bütçeler -belediye başkanı arkadaşlarım bilirler- genellikle eski bütçenin katsayılarla artırılmasıdır, eski bütçeye benzetilerek yapılmasıdır; sanki bir yasak savma gibidir. Bu noktada belediye bürokratlarının çok iyi donanımlı olmamasının da bazı etkileri olabilir; ama, siyasî insanların biraz da işine gelir; bunu bir teknik iş gibi görürler, bütçe konusunda çok çaba sarf etmezler. Maalesef, gerçek budur; ayrıntılar hariçtir, bazı iyi niyetli bütçe çalışmaları olabilir; ama, yaygın olan kavram budur.

Bir de, sık sık bahsettiğimiz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartındaki "belediyeler kendilerini hesap vermekle sorumlu saymalıdırlar" ilkesine, bütçede hesap verme anlayışını ortaya çıkararak da bir örnek oluşturabiliriz. Mesela -zamanım daraldığı için kısa geçiyorum- yönetmelikle getirebileceğimiz bazı hükümler olabilir. Biz, belediye encümenimizde aylık kesinhesaplarımızı onaylarız, kesin bütçelerimizi onaylarız; encümenin bilgisi vardır; bunlar halkla paylaşılabilir. Bunu yayımlamakta bir engel yoktur; ama, yönetmelikle, belki, bu özendiricilik sağlanabilir. Eğer her ay yayımlanması zor bir uygulama olarak gelebiliyorsa, özel sektörde olduğu gibi, üç aylık dönemler içerisinde yayımlanır ve halkın denetimine sunulabilir; bunlar web sayfasında yapılabilir. Örneğin, bağımsız demokratik denetleme kurullarına görev verebiliriz. Her kentte, özellikle orta ölçekli kentlerimizde, serbest muhasebeciler odası, ticaret odası, esnaf odası, işçi sendikaları var. Bunlar, bütçelerimizi hem de kesinleşen bütçelerimizi üç aylık dönemler içerisinde denetleyebilirler, denetlemeden öte, halkla paylaşabilecekleri görüş oluşturabilirler. Örneğin, bütçe denkliği, cari harcama miktarı, yatırım miktarı, borç ödenmesi miktarı, faiz ödemeleri gibi, toplumun anlayabileceği bazı konuları halka sunabilirler.

Bir başka konu; bütçeyle ilgili bilgiler, muhtarlara, sivil toplum kuruluşlarına, siyasî partilere, belediye başkanının üyesi olmadığı farklı siyasî partilere gönderilebilir; bu şekilde kamu denetlemesi sağlanabilir. Bir kere, bütçe komisyonları, bütçeleme esasının temelini oluşturan önemli kurumlardır. Bütçe komisyonları halka açık yapılabilir. Halkın konuşması, halka söz verilmesi belki pratik anlamda söz konusu değildir; ama, bütçe komisyonuna önerge vermesi -belli bir sayıda veya bireysel olarak- düzenlenebilir. Özellikle, belediyelerin menkulleri, gayrimenkulleri, araçları gereçleri; yani, mal varlığının dökümü yılda bir kez halka ilan edilmelidir; bu şekilde bir denetleme mekanizması oluşturulabilir. Hiç tartışmasız hepimizin söylediği, belediye ihaleleri başlamadan önce ve sonuçlandıktan sonra da yayımlanmalıdır.

Bir önemli konuya İçişleri Bakanlığımızın önderlik yapmasında yarar vardır. Özellikle belediye bürokratlarımızın, Anadolu'da, yeterince eğitim düzeyine ulaşmadıkları da bir gerçektir. Bunlara, belediye birliklerinin zaman zaman sağladığı olumlu noktalar oluyor; ama, bunların yetmediği, hatta, belediye muhasebe personelinin zorunlu eğitime yöneltildiği bir ortamın İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanmasında, düzenlenmesinde yarar vardır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle, biraz önce söylediğim "bağımsız demokratik denetleme kurulu" diye tanımladığım serbest muhasebeciler odası, ticaret odası gibi çeşitli demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu bir denetleme yapısı bütçede şunu denetleyecektir: Bütçenin performansı, denkliği, bunlar önemli kavramlardır, bunlar teknik kavramlardır; ama, artık başka bir konu var; özellikle belde halkı açısından gerekli olup olmadığı konusu önem taşımaktadır. Toplumsal tercihin bu noktada olup olmadığı da değerlendirilmelidir; yani, siyasî iradenin tercihi ile toplumun tercihi arasındaki bağdaştırmanın yapılması ve denetlenmesi yerinde olur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bunları, zaman harcamak amacıyla değil, özellikle yönetmeliğe yönelik, Türkiye'nin demokratik açılım sağlaması gereken  yaklaşımlar olarak sergilemek ve sunmak istedim.

Hepinize, bu anlayış içerisinde saygılar sunuyorum. (CHP  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özay.

Madde üzerinde, şahsı adına, Kırşehir Milletvekili Sayın Hüseyin Bayındır; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ben de şahsım adına hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Nüfusu 2 000'in altında kalan belediyeleri kapatma mantığınızı doğrusu anlayamadım. Bu Belediyeler Kanunu Tasarısının görüşmelerine başlanılmasından bu yana, sürekli, her bir arkadaşımız kendi bölgesinin özelliklerini anlatıyor, nüfusu 2 000'in altındaki belde belediyelerini niçin kapattığınızı soruyor; ama, doğrusu, Sayın Bakan dahil, hiçbirinizden, bizi ikna edici bir cevap alamadık.

Siz nereden tanırsınız Kırşehir'in Toklumen Beldesini?! Nereden bilirsiniz Mahzenli Beldesini, Köşker Beldesini, Karacaören Beldesini, Boğazevci Beldesini?! Nereden bilirsiniz Başköy Beldesini, Hamit Beldesini, İsahocalı Beldesini?! Bu insanlara, hani, seçimlerde ya da çeşitli platformlarda yaptığınız konuşmalarda "katılımcıyız" diyordunuz ya; hangisine danıştınız?! Buraların tarihî özelliğini, kültürel dokusunu, buradaki değerleri, buradaki belediye başkanlığını, kırk yıllık, elli yıllık geçmişe dayanan, halk arasında kent anlayışını getiren bir olgudan köy yapma anlayışına sürüklemeyi onlara sormadan nasıl yapabilirsiniz?!

BAŞKAN - Sayın Bayındır, maddeyle ilgili konuşur musunuz.

 HÜSEYİN BAYINDIR (Devamla) - Başkanım, bu daha önemli diye düşünüyorum; ama, maddeyle ilgili de konuşacağım.

Şimdi, buradaki belediye başkanları ve oradaki muhtarlar, oradaki vatandaşlarımız gerçekten zorda. Bakın, size, çok çarpıcı bir örnek vereceğim. Yer Nevşehir, ilçe Ürgüp, belde Mustafapaşa. Yanardağların ve erozyonun bizlere muhteşem bir armağanıdır Kapadokya. Yıllardır uygarlıkların odağı olan bu büyülü coğrafyadaki yerleşimler hiçbir zamana ait değillerdir. Onlar tüm kültürlerin ortak mirasıdır, tıpkı geçmişin aynasından geleceğe bakan Mustafapaşa gibi.

Mustafapaşa, Nevşehir İlinin, Ürgüp İlçesine bağlı bir beldedir. 1966 yılında belediye merkezî kurulmuş ve kırk yıla yakın süredir belediye hizmetleri devam etmektedir. Kapadokya'nın merkezinde tarihî, kültürel ve turistik dokuya sahip bu belde, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kentsel SİT alanı ilan edilmiş ve 350'ye yakın bina, tarihî konak, Kültür Bakanlığınca koruma altına alınmıştır ve buradaki medrese, camii, manastır ve kiliseler de aynı durumdadır.

Mustafapaşa, gerek tarihî ve coğrafî dokusu gerekse zengin kültürel yapısı itibariyle bir turizm cenneti konumundadır. Bunun içindir ki, Mustafapaşa Kasabası 12.3.1982 tarih ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununa göre turizm bölgesi ilan edilmiştir. Bakın, Mustafapaşa Beldesinde, 620 yatak kapasiteli küçük ve büyük ölçekli turizm işletmeleri vardır.

Bütün bunları, siz yok sayıyorsunuz, bu beldeyi de nüfusu 2 001 değil, 2 000'in altında, 1 999 diye kapatmaya çalışıyorsunuz. Bence, buraya, Sayın Bakanımın ya da bu yasayı hazırlayanların yeni bir ölçü, yeni bir kriter getirmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yine, söylüyorum, katılımcıydınız, hiç kimseye sormadan... Bakın, ben, size isimler vereceğim; Toklumen'in Belediye Başkanı İsmail Kaya, Toklumen'in muhtarları Mazhar Atat, Ramazan Aydın, İsmail Kocamış, bizi izliyorlar. Bekliyorlar ki... Kendi beldeleri Toklumen, elli yıla yakın, Kırşehir'in deniz kenarındaki yeridir... Diyeceksiniz ki "Kırşehir'de deniz mi var?" Evet, bizim denizimiz de Hirfanlı Barajıdır. Oraya gelirseniz, oradaki insanları, oradaki tatil yerlerini, oradaki yeşilliği, oradaki kültürü yerinde görürsünüz.

Sayın Başkanım ve değerli milletvekilleri; ben hepinizi, dileyen kim varsa, Mustafapaşa Beldesine hiçbir masraf talep etmeden götürmeye varım. Gelin görün, o kapatmaya çalıştığınız, her sokağı tarih kokan yerin kapanmaması gerektiği konusunda, inanıyorum ki içten, siz de aynı düşünceleri benimle paylaşacaksınız; ama, o gün geç olacak.

VAHİT KİLER (Bitlis)- Kapatmıyoruz.

HÜSEYİN BAYINDIR (Devamla)- Kapatıyorsunuz, beldeyi köy yapıyorsunuz. Herkes aya, siz yaya!

Ama, bizim elimizde iş olsun, iş yapmak istiyoruz diyorsanız, bakın benim size bir önerim var. Maaşları belediye başkanının iki dudağı arasında olan o kamu çalışanları var ya, onların çoğu belediyelerde, aylardır ya da yıllardır maaş alamayanları var; çoğu ikramiyesini alamaz. Gelin bu yasa tasarısı içerisine, onlarla ilgili, belediye başkanlarının iki dudağı arasında maaş almamaları için de bir madde ilave edin; onlarla ilgili de bir çalışma yapın da, hiç değilse bu yaptığınız çalışma bir işe yarasın diye düşünüyorum...

Sizi, kentleri köy yapmaktan alıkoymaya çağırıyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Bayındır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, öncelikle burada konuşan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Gerçekten, arkadaşlarımız değerli katkılarda bulunuyorlar ve bunlardan azamî derecede istifade etmeye gayret ediyoruz.

Yine biraz önce konuşan Sayın İsmail Özay arkadaşımız -eski bir belediye başkanı- eğitim konusuna temas ettiler. Doğru bir şey ve biz de buna çok önem veriyoruz. Hepiniz hatırlarsınız herhalde; İçişleri Bakanlığı olarak, hemen seçimden sonra, ilk defa, nüfusu 3 000'in üzerinde olan belediye başkanlarımız için Antalya'da bir eğitim programı düzenledik ve bütün bu belediye başkanlarımızı, üçer gün arayla -kısa süreli de olsa- temel konularda, belediyecilik konularında bir eğitimden geçirdik; ama, şimdi, asıl önemli bir projemiz var -Avrupa Birliği fonlarından; Avrupa Birliğiyle anlaşma son safhaya geldi; inşallah, bu proje gerçekleşirse- bütün belediye personeline yönelik bir eğitim çalışmasını da başlatmış olacağız; ki, önemli bir konudur, personelin eğitimi çok önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, bir de, burada, "bu küçük belediyeleri, nüfusu 2 000'in altındaki belediyeleri neden kapatıyorsunuz" diye, sık sık ifade ediliyor; müsaadenizle, izah etmeye çalışayım.

Değerli arkadaşlar, bir hakka sahipliğin sürdürülebilmesi, o hakkı kazanmak için gereken şartların muhafazasına bağlıdır. Yani, seçilmiş birinin seçilme şartlarını kaybetmesi halinde nasıl ki düşüyorsa seçilmişliği, daha açık bir anlatımla, örneğin, bir belediye başkanı, belediye başkanı seçildikten sonra, belediye başkanı olabilme şartlarından birini kaybetmesi halinde, nasıl belediye başkanlığından düşüyorsa, 1580 sayılı Kanuna göre belediye olabilme şartlarını haiz olan beldelerin de, bu şartlardan birini kaybetmeleri halinde, bunun düşmesi tabiîdir. İşi, böyle de kabullenmek ve böyle de görmek lazım.

Ben, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

66 ncı maddeyi okutuyorum:

Geçmiş yıl bütçesinin devamı

MADDE 66.- Herhangi bir nedenle yeni yıl bütçesi kesinleşmemiş ise yeni bütçenin kesinleşmesine kadar geçen yıl bütçesi uygulanır.

Bütçenin kabulüne kadar yapılan işlemler yeni yıl bütçesine göre yapılmış sayılır.

BAŞKAN - Söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, CHP adına söz talebim vardı.

BAŞKAN - Sayın Dinçer, şu ana kadar bize intikal etmiş herhangi bir talep yok; oylamaya da geçtim.

Kabul etmeyenler... Madde, kabul edilmiştir.

67 nci maddeyi okutuyorum:

Gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri

MADDE 67.- Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refuj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri; araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri; makine-teçhizat bakım ve onarım işleri; bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi erişim hizmetleri; sağlıkla ilgili destek hizmetleri; fuar, panayır ve sergi hizmetleri; baraj, arıtma ve katı atık tesislerine ilişkin hizmetler; kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onarımı, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma ve sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler; toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri; sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler,  süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen üçüncü ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Grubumuz adına, Sayın Ali Dinçer konuşacak.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ali Dinçer; buyurun.

A. İSMET ÇANAKCI (Ankara) - Ankara değil, Bursa Sayın Başkan, "Ankara" deyip de yerimizi daraltma.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ankara değil, Bursa; bu sefer de siz yanlış yaptınız.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Dinçer; Bursa milletvekili...

CHP GRUBU ADINA ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, hem 66 hem 67, işin tekniği gereği, yer alması gereken maddeler. Fakat, bu maddelerin de sadece işin gereği yer alması gereken maddeler olarak düşünülmesi eksik kalır. Bu konulara açıklık getirmek için, tasarının tutanaklardaki tartışmaları arasında yer almasında yarar gördüğümüz bazı uyarıları Cumhuriyet Halk Partisi adına aktarmak istiyorum.

Her halükârda, geçmiş yıl bütçesinin devamı bile olsa, bütçe hazırlanamadığından dolayı, bu konu açık, net olmalı, kamuoyunun bilgisine sunulmalı, özellikle belediye sınırları içinde yaşayan yurttaşların bilgisine sunulmalı; uygulamanın nasıl olduğunu onlar görmeli, bilmeli; çünkü, bir yıl önceki bütçenin, bütçe hazırlanamadığından dolayı devam etmesi, 67 nci maddede gösterilen hizmetlerin de, geleceğe sari hizmetlerin de etkilenmesine sebep oluyor, onları da kapsayan bir geniş anlama sahip. Örneğin, en çok istismar edilen konulardan birisi -halk bunu da bilmeli, çok açık, net bir şekilde ortaya konulmalı- sosyal yardımla ilgili olay.

Türkiye'deki uygulamalar, maalesef, bizim geleneklerimize uygun, törelerimize uygun olmuyor. Belediyelerin, meclislerinin denetimine uzak olan şirketleri kanalıyla olağanüstü büyük miktarlarda çeşitli yardım maddeleri, malzemeleri alınıyor. Örneğin, bir bakıyorsunuz mahallelerde belediyelere ait araçlar yüzbinlerce plastik top dağıtıyor, yardım paketlerini görüyorsunuz ve bu araçların üzerinde de belediye başkanının adı oluyor, mahalleye daha önceden belediye başkanının, yardımlarla ilgili, imzalı bez pankartları asılıyor ve çoluk çocuk, herkes kapışıyor, zaman zaman kargaşalar oluyor, insanlar kargaşadan dolayı birbirlerine zarar veriyorlar, yaralanmalar oluyor. Böylesine uygulamaların, görüldüğü zaman, tepki görmesi doğal; çünkü, bizim geleneklerimize göre ve bir atasözümüze göre, yardım, yardım alanı mağdur etmemeli; yani, yardım gören kişi, yardım almaktan dolayı manevî olarak ezilmemeli. Böylesine yardım yaptığınız zaman, bir defa, belli bazı ürünler, pazarda pazarlanacak, esnaf tarafından, ticaret erbabı tarafından satılacak olan ürünler, belli yerlerden genellikle yüksek rakamlarla alınıyor, kaynak aktarımları söz konusu oluyor; kalite düşük oluyor; genellikle, sezondışı veyahut stok fazlası, depolarda uzun yıllar beklemiş olan malların eritilmesi gibi bir amaç güdülüyor ve bu da, belediye bütçesinden olduğu halde, halkın verdiği vergilerle olduğu halde, belediye başkanının sanki şahsî yardımıymış gibi, caddelerde, sokaklarda, pankartlarla süslenerek dağıtılıyor. Burada kuyruğa giren insanların kişilikleri eziliyor, onlar, bir ölçüde kapıkulu haline getiriliyor. Halbuki, bu hizmetler, son derece doğal olabilmeli; yardım yapılacağı zaman, bir beldede, belediye yönetimi, diğer merkezî idarenin uzantılarıyla birlikte muhtaç olanları belirler. Öncelikle, o muhtaç olanların, iş güç sahibi olup, alınterleriyle çalışıp para kazanıp, kendi kazandıkları paralarla ihtiyaçlarını gidermeleri sağlanır. O zaman, o, bağımsız kişiliğe sahip yurttaş olur. O, yardıma muhtaç, dağıtılan yardımı kuyruğa girip olma durumunda olan kapıkulu durumuna düşmez. O yardımı alma sırasında kuyrukta bekleyen insanların ezikliklerini, gözünüzle görüyorsunuz; çünkü, yoldan geçen tanıdıkları, bildikleri görüyorlar onları ve insanlar, böylesine bir durumda, olağanüstü derecede kişiliklerini yitirme, kişiliklerinin ezilmesiyle karşı karşıya kalma durumunda oluyorlar.

Biz, Hazineden beslenmenin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde -özellikle gerileme döneminde- ne kadar zararlı olduğunu gördük. "Kapıkulu" tabiri de oradan geliyor "ulufe" tabiri de o zamandan geliyor. Devletin gelirleri bellidir; zaman içinde bu gelirler düşüyor, seferler azalıyor, fetihler azalıyor, vergi toplanan alanlar daralıyor, topraklar kopuyor; bakıyorsunuz, kapıkullarına dağıtılacak para pek kalmıyor. Ondan sonra paranın değeri düşürülüyor, madenî para içindeki altın değeri, gümüş değeri azalıyor; bildiğimiz enflasyon söz konusu oluyor. İsyanlar söz konusu oluyor ve geniş kitleler, imparatorluk sınırları içindeki insanlar, devletten beslenen insanlar haline geliyor; üretici olma, kişilikli bireyler olma durumundan uzaklaşıyorlar.

Bu yardımlar, bütçeyle yapılan bu yardımlar uzatılmış da olsa, normal süresi içinde de olsa, geçmişteki bu yanlışlığın tekrarına tekabül ediyor. Nasıl, o zamanlar, kapıkullarına dağıtan, bahşeden, ulufe dağıtan padişahsa, bu sefer, bir bakıyorsunuz, beldelerde belediye başkanları oluyor, hem de açık, net bir şekilde, kendi adlarıyla sanki bu yardımları yapıyorlarmış havasını veriyorlar ve haksız bir şekilde de, zor durumda olan insanların duygularını, düşüncelerini istismar etmiş oluyorlar, yönlendirmiş oluyorlar. Bunu, bir şekilde oy alma aracı olarak kullanma durumunda oluyorlar ve zor durumda olan insanın, bizim yardımlaşma geleneğimizden dolayı hakkı olan yardımı, sanki, belediye başkanı veriyormuş gibi bir hava ortaya çıkıyor. Onu, o şekilde düşünmeye zorluyoruz ve bu yardımların devamı için, o yardımları yapan görünümündeki belediye başkanının göreve devamı gerekir diye düşündürülüyor insanlar, oyları da bu şekilde yönlendiriliyor.

Bazen, 67 nci maddede bahsedilen, çok geniş kapsamlı belediye hizmetleri için de söz konusu oluyor. Belediye, seçimden sonra, kendisine oy veren oy vermeyen herkese hizmet etmekle yükümlü bir kurum; ama, bakıyorsunuz, bütçede olduğu halde, planda olduğu halde, yıllık programda olduğu halde, bazı semtlerin, mahallelerin hizmetleri aksatılıyor. Neden; oy vermedi diye. Daha sonra oy verirseniz hizmet getiririz diye ileri gelenlerle pazarlık yapılıyor; özellikle küçük yerlerde, büyük seçmen kitlesine sahip olan ailelere "daha sonraki seçimde oy verirseniz hizmetiniz gelir" deniliyor. Bunların hepsi, sadece ciddî anlamda, çağdaş anlamda demokratik ilkelere aykırı değil, bizim özkültürümüze, geleneklerimize, göreneklerimize de aykırı olaylar. Bunları giderebilmek için gereğini yapabilmek gerekiyor.

Belediye bütçeleri, mümkün olduğu kadar çok dikkatli hazırlanmalı, halkın katılımıyla hazırlanmalı ve bütün işler, bütün harcamalar süresi içinde tamamlanmalı. Hele hele, burada üç ayla sınırlanan... Seçim sonrasında belki başka bir yönetim gelecek; o zamana kadar uzatılması mahzurludur; çünkü, yeni gelen yönetim, halka verdiği söz gereği kendi programını uygulamak durumundadır, ona göre iş yapmak durumundadır, ona göre bütçe yapmak durumundadır, harcama yapmak durumundadır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Dinçer.

ALİ DİNÇER (Devamla) - Yani, yapılacak bir seçimden sonra oluşacak yönetimin üç aylık döneminde de olsa bir önceki yönetimin hâkim olması, demokratik kurallara uymuyor.

66 ncı ve 67 nci maddeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktardım. Cumhuriyet Halk Partisi adına, Sayın Başkana, siz değerli milletvekillerine tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

Başka söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, 67 nci maddeyle ilgili 2 adet önerge olduğu söylenildi...

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım; sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

HALUK KOÇ (Samsun) - Oylamayı geri aldınız değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN - Oylamayı geri alıyoruz Sayın Koç.

ALİ DİNÇER (Bursa) - 66 ncı maddede de oylamayı geri alsaydınız da bana söz verseydiniz; yani,  bu uygulamayı bizim için de geçerli kılsaydınız  memnun  olurduk, daha demokratik bir Başkan görmüş olurduk.

BAŞKAN - İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 67 nci maddesinin sonundaki "genel seçimleri izleyen" ibaresinden sonra gelen " üçüncü" ibaresinin "altıncı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Yahya Baş

Osman Nuri Filiz

M. Emin Tutan

 

 

İstanbul

Denizli

Bursa

 

Fahri Keskin

Mustafa Tuna

Nusret Bayraktar

 

Eskişehir

Ankara

İstanbul

BAŞKAN - En aykırı olan ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 67 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Bülent Baratalı

Türkân Miçooğulları

M.Akif Hamzaçebi

 

 

İzmir

İzmir

Trabzon

 

Yaşar Tüzün

A. Kemal Kumkumoğlu

Mehmet Küçükaşık

 

Bilecik

İstanbul

Bursa

"Madde 67.- Niteliğinden dolayı malî yılla sınırlı tutulamayan ve sürekliliği bulunan yiyecek, yakacak, akaryakıt, madenî yağ ihtiyaçları; taşıma, temizlik ve yemek hizmetleri; taşıtların zorunlu malî sorumluluk sigortası; makine-teçhizat bakım ve onarım işleri, bilgisayar sistem ve santralları ile elektronik bilgi erişim hizmetleri, ilaç, aşı, serum ve tıbbî sarf malzemeleri; her iş itibariyle, bütçelerinde öngörülen ödeneklerin yüzde ellisini, izleyen yılın haziran ayını geçmemek ve yüklenme süresi oniki ayı aşmamak üzere ve meclis kararıyla gelecek yıla geçici yüklenmelere girilebilir.

Gerçekleşmesi birden çok yılı kapsayan büyük inşaat ve imalatla harita, etüt, plan, proje ve danışmanlık hizmetleri için yüklenmelere girişilmesi, harcanacak miktar, yılları bütçesine konulmak ve bu inşaat ve hizmetlerin miktar ve niteliği bütçe kararnamesinde belirtilmek suretiyle belediye meclisince izin verilmesine bağlıdır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Belediyeler Kanunu Tasarısıyla getirilen hüküm, gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri konusunda 1050 sayılı Kanunda var olan ve Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda da varlığını sürdüren ilkeye aykırıdır. Bu kanunların benimsediği temel ilke, gerçekleşmesi birden çok yılı kapsayan yatırım projeleri dışındaki işlerde, oniki ayı aşmayan süreyle yüklenmelere girişilmesi şeklindedir.

Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunuyla uyumlu bir düzenleme yapmak amacıyla ve daha önceden olduğu gibi, gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmelerinin belediye meclisinin iznine tabi kılmak amacıyla değişiklik önerilmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 67 nci maddesinin sonundaki "genel seçimleri izleyen" ibaresinden sonra gelen "üçüncü" ibaresinin "altıncı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Nusret Bayraktar (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mahallî idare seçimlerinden sonra yeni başlayan belediye başkanının üç ay içerisinde ihale yapması ve sonuçlandırması mevcut ihale süreçleri bakımından mümkün değildir. Bu sürenin altı aya çıkarılması uygun olacaktır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

68 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Borçlanma ve İktisadî Girişimler

Borçlanma

MADDE 68.- Belediye, görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak amacıyla aşağıda belirtilen usul ve esaslara göre borçlanma yapabilir ve tahvil ihraç edebilir.

a) Dış borçlanma, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde sadece belediyenin yatırım programında yer alan projelerinin finansmanı amacıyla yapılabilir.

b) İller Bankasından yatırım kredisi ve nakit kredi kullanan belediye, ödeme planını bu bankaya sunmak zorundadır. İller Bankası hazırlanan geri ödeme planını yeterli görmediği belediyenin kredi isteklerini reddeder.

c) Tahvil ihracı yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için ilgili mevzuat hükümleri uyarınca yapılır.

d) Belediye ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları şirketlerin, faiz dahil iç ve dış borç stok tutarı, en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarını aşamaz. Bu miktar büyükşehir belediyeleri için bir buçuk kat olarak uygulanır.

e) Belediye ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin  yüzde ellisinden fazlasına sahip oldukları şirketler, en son kesinleşmiş bütçe gelirlerinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarının yılı içinde toplam yüzde onunu geçmeyen iç borçlanmayı belediye meclisinin kararı; yüzde onunu geçen iç borçlanma için ise meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ve İçişleri Bakanlığının onayı ile yapabilir.

f) Belediyelerin, ileri teknoloji ve büyük tutarda maddi kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar (d) bendindeki miktarın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Dış kaynak gerektiren projelerde Hazine Müsteşarlığının görüşü  alınır.

Yukarıda belirtilen usul ve esaslara aykırı olarak borçlanan belediye yetkilileri hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmeyen durumlarda Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi hükümleri uygulanır.

Belediye, varlık ve yükümlülüklerinin ayrıntılı bir şekilde yer aldığı mali tablolarını üçer aylık dönemler halinde İçişleri ve Maliye bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlıklarına gönderir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili Oğuz Oyan; buyurun.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Şahsım adına olan süremi de ekleyecek misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN - Konuşma süreniz 15 dakikadır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisin ilgisinin dağıldığı; ama, çok önem taşıyan bir yasa tasarısını görüşüyoruz. Meclisin ilgisi, sanırım, yaz aylarının rehavetiyle de açıklanabilir, yasama döneminin son günlerinde olmamızla da açıklanabilir; fakat, ortada bir gerçek var değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin yetmişdört yılını ilgilendiren bir yasayı değiştiriyoruz, belki de önümüzdeki onlarca yılı ilgilendirecek yasaları tartışıyoruz. Bu yasalarla ilgili, burada, dün de bu saptama yapıldı; süreci hızlandırmak adına İktidar Partisi milletvekilleri söz almıyorlar, sanki bu yasa tasarısı sadece muhalefeti ilgilendiriyormuş gibi, yasa tasarısıyla ilgili sadece biz konuşuyoruz. Sayın Bakan arada bir konuşma yaptığı zaman "bu yasa zaten bizim" diyor.

Değerli arkadaşlarım, yasama organı ile yürütme organının kuvvetler ayrılığı itibariyle iki farklı organ olduklarını; dolayısıyla, yasama organının iktidar kanadının da hükümetin getirdiği her şeye "evet" demekle yükümlü olmadığını hatırlatmak isterim. Bu tasarılar nerede tartışılıyor; komisyonlarda tartışılıyor; İçişleri Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu. Bu komisyonlarda İktidar Partisinin kaç milletvekili görev alıyor; yaklaşık 40. Onların hepsi de devam etmediğine göre, bizim Meclisimizin yaklaşık yüzde 8'i civarında bir orandan bahsediyoruz. Haydi, burada da ilgi duyup okuyanları dikkate alsak, Meclisin iktidar kanadının herhalde yüzde 10'unu aşmayan bir ilgiyle karşı karşıyayız. Sadece katılım açısından demiyorum, oy verme açısından demiyorum, 134, 164 oyun bulunması itibariyle söylemiyorum. Bu yasa tasarılarını gerçekten kaç kişi hakkıyla okuyup, elini kaldırdığında vicdanı rahat olarak oy kullanıyor; böyle bir sorunumuz var değerli arkadaşlarım. Bu sorun, yaptığımız yasaların kalıcılığı açısından da sorun, bu yasaların yol açabileceği sorunların Türkiye'nin, hepimizin, bu iktidarın ve gelecek iktidarların başına getireceği ilave dertler açısından da bir sorun.

Bakın, şimdi bizim burada tartıştığımız madde, bu yasanın can alıcı maddelerinden bir tanesi, borçlanmayla ilgili bir madde. Bu borçlanma maddesi, daha önce geçmiş bir başka maddeyle de ilişkili. O da şuydu, hatırlatayım: Belediyelerin vergi, harç, resim gibi birtakım gelirlerinin haciz kapsamına alınıp alınamayacağı, yani, borçlarına karşılık bunların haczedilip edilemeyeceği. Burada iki tane önerge çarpıştı. Muhalefetin önergesi şuydu: Biz diyorduk ki, bunlar haciz kapsamı dışında olsun; belediyenin bütün vergisel nitelikteki -vergi, resim, harç- gelirleri kapsam dışında kalsın. Nitekim, hükümetin ilk teklifinde de böyleydi; komisyonda ne olduysa, araya birileri girmişti- iç ve dış güçler, bilemem; ama- bu değişmişti, çıkarılmıştı. Burada ürkek bir adım attı hükümet ve AKP Grubu, şunu söyledi: "Belediyenin kendi tahsil ettiği vergi, resim, harç gelirleri..."

Değerli arkadaşlar, arada dağlar kadar fark var. Belediyelerin vergi gelirlerinin yüzde 80'i, bütçeden aktarılan nitelikteki vergi gelirleridir. Siz bunları haciz kapsamına alıyorsunuz bu önergenizle, sadece belediyelerin kendi topladıkları, kendi öz vergi gelirlerini -Emlak Vergisi gibi- kapsam dışında bırakıyorsunuz; yani, dostlar alışverişte görsün. Görüntüyü kurtaran, esası değiştirmeyen bir önerge veriyorsunuz.

Şimdi, bakın, burada, borçlanmayı konuşuyoruz, Sayın İçişleri Bakanı yok; ama, burada, tekrar bunu düşünmek ve hatırlamak için bir fırsat; belki, ileride, bu tasarının yürürlük, yürütme maddeleri geldiğinde, tekrar, her şeyi gözden geçirmek için bir fırsat değerli arkadaşlar. Yani, bunu burada tekrar hatırlatmayayım. Bir ülkenin egemenliği böyle gider. Bir ülke, kendi vergi gelirleri üzerinde hükümran değilse, o ülke hükümran olamaz; olamadığını daha önce gördük. Yani, 1879'daki Rüsumu Sitte, Osmanlı vergi gelirlerinin tahsilini alacaklılara bırakmıştı. 1881'de Düyunu Umumiyeyle, bu, dış alacaklıların bütününün kurduğu bir teşkilat haline dönüştü. Bunu, burada daha önce konuştuk. Bu, bir hükümranlık kaybıdır. Kendi vergi gelirlerini başkalarına emanet etmişsen, hükümranlık kaybı başlamıştır, o ülke egemenlik iddiasını aşındırıyor demektir. Siz, burada bunu yapıyorsunuz. Siz, belediyelerin vergi gelirlerinin çok büyük bir bölümünü ipotek kapsamına alıyorsunuz, haczedilebilir duruma sokuyorsunuz ve bunun da burada şimdi konuştuğumuz borçlanma maddesiyle ilişkisi şu: Belediyelerin borçlanma sınırlarını öylesine genişletiyorsunuz ki, dediğimiz bu olasılığın gündeme gelmesi de çok güçleniyor. Yani, belediyeler zaten önemli bir borç batağında. Bunlara yeni borçlanma imkânları, olanakları yaratıyorsunuz ve dolayısıyla, dediğimiz bu olayın bir istisna falan değil, belediyelerin çok sık karşılaşacağı bir durum haline gelmesine yol açıyorsunuz. Acaba, kaç milletvekilimiz bunun farkında ve kaçı bunun üzerinde bir tartışma açılması için "bunu bir değiştirelim, bu kadar olmaz" diyen bir sağduyu sahibi?!

Değerli arkadaşlarım, burada yaptığımız iş, büyük bir iş. Biz, bir yasama organıyız, bu ülkenin geleceğini düzenliyoruz, bu ülkenin bugününü ve geleceğini düzenliyoruz. Bu, burada, böyle, okunmadık etmedik, tartışılmadık maddeler üzerine el kaldırmakla geçiştirilebilecek bir olay değil ve burada hükümetin yanlış yapabileceğini dikkate alınız. Sonuçta, her şey çok aceleye getiriliyor ve hükümet çeşitli baskılar altında. Başta uluslararası finans kuruluşlarının baskısı altında bir hükümete sahip olduğunuzu idrak ediniz. Geçmiş hükümet bu nedenle sandık altında kalmıştı. Dış güçlerin baskısı altında bir hükümetle karşı karşıya olduğunuzun idrakine varmazsanız, dolayısıyla, o hükümeti denetleme görevini yapmazsanız, bizi, yarın, bugünden daha kötü günler bekliyor demektir. O nedenle, ben, herkesi biraz daha sorumluluğa davet etmek istiyorum öncelikle.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu tasarıların hepsinin mantığında şu var; gerek İl Özel İdaresi Kanununda gerek bunda gerek yarın muhtemelen görüşeceğimiz Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, hepsinde şu mantık var: Biz, belediyelere fazla kaynak aktarmayalım. Zaten elimizde kaynak yok, bütçe imkânları sınırlı; bütçenin, vergi gelirlerinin, zaten -ilk beş ay sonuçlarına bakın- yüzde 75'ini faize aktarmışız. Biz diyelim ki belediyelere ve il özel idarelerine: Kardeşim, biz size şu yetkileri, şu görevleri aktardık, başınızın çaresine bakın. İki tane alan size, buyurun... Bir, hizmetleri ücret karşılığında üretin, kamu hizmetini piyasaya bırakın, elinizde özelleştirilecek ne varsa bunları atın, satın; hatta, biz, size yeni özelleştirilecek malzemeler vereceğiz, yeni kamu mamelekini vereceğiz, patrimuanını devredeceğiz; bunları da özelleştirin. Bunun dışında, borçlanın...  Borçlanın... Yani, bir, piyasaya devredin her şeyi; şirketler kurun, hizmetleri öyle yaptırın; onun dışında da borçlanın.

Şirketler de borçlanabilir tabiî. Burada -birazdan geleceğim- bu şirketlerin borçlanmasının da bir sınırı yok;  çünkü, şirketler zaten özel hukuk hükümlerine tabi. Her alanda şirket kurulabilir, alan sınırlaması yok ve şirketler özel hukuk hükümlerine tabi; çünkü, bunlar sermaye şirketleri kurabiliyorlar. Dolayısıyla, burada getirilen sınırlar da şirketleri kapsamıyor zaten. Bu sınırlar ne kadar  sınır; bunun tartışılması lazım.

Şimdi, siz, bunu diyorsunuz belediyelere. Daha önce hatırlatmıştım; tıpkı 1984 iktidarının KİT'ler konusunda yaptığı gibi. KİT'lere dedi ki: "Ben, artık, bütçeden size sermaye transferi yapmayacağım, Merkez Bankasından kredi de kullandırmayacağım; gidin, piyasadan bulun paranızı." Ne oldu; 1990'lı yılların başında KİT'ler bir kur farkı nedeniyle çok ciddî zararlara uğradılar, içpiyasadan yüzde 250 faiz hadlerine varan maliyetlerle borçlandılar ve sistem battı. 1989'a kadar, bütün konsolide bilançosu itibariyle sistem hâlâ kârlıyken, 1990 yılından itibaren bu sistem olduğu gibi zarar etmeye başladı; ondan sonra da, özelleştirme için yeni bir gerekçe oluşturuldu; bunlar zarar ediyor, yürümüyor falan... Değerli arkadaşlarım, şimdi, belediyeler için bizi bekleyen tehdit budur.

Bakınız, şimdi, burada, borçlanma konusunda yetkiler veriyorsunuz. İki türlü yetki var. "Bir belediyenin toplam borcu, onun toplam gelirini aşamaz" diye bir sınır konuluyor. Bu toplam geliri de, işte  -2003'ün geliri örneğin- 2003 yılındaki  yeniden değerleme katsayısıyla bulunacak bir miktar kadar 2004'te borçlanabilir. Yani, o katsayı neyse, örneğin yüzde 25'se, 2003 gelirinin yüzde 25 fazlasıyla 2004 yılında borçlanabiliyor bir belediye. Bir sınır daha getiriyorsunuz; "her yıl, kendi yıllık gelirinin yüzde 10'u kadar borçlanabilir" diyorsunuz değerli arkadaşlarım; ama, bunu da aşmak için bir imkân getiriyorsunuz. O imkân şu: Belediye meclisi toplandığında, salt çoğunluğuyla bunu, yüzde 10'u aşma imkânı getiriyorsunuz, İçişleri Bakanının da izniyle. Yani, istenen belediyelere, yıl içinde de yüzde 10 değil, yüzde 50, yüzde 60, toplam gelirlerinin belki yüzde 100'ü kadar borçlanma imkânı getiriyorsunuz. Yani, sınır, idarî kararla aşılabilir; bir yasamaya falan gerek yok, idarî kararla aşılabilir durumdadır.

Bir başka şeyi tekrar söyleyeyim: Şirketler konusunda herhangi bir içborçlanma sınırı yoktur.  Dış borçlanma sınırı var mıdır yok mudur, o ayrı. Dış borçlanmalarda, daha önce, en azından, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde belediyeye bir sınır getirdik, böyle bir dışborçlanma sınırı var; ama, bakınız, dışborçlanma konusunda belediyelerin çok da imrenilecek bir durumda olmadığını söyleyeyim. Bakınız, 1992-2002 döneminde, Hazine, toplam 4 950 000 000 dolar borç ödemesini belediyeler adına üstlenmiştir. Yani, Hazine, bu dönemde, geçtiğimiz -1992-2002- bu on yıllık dönemde 5 milyar dolar civarında bir belediye borcunu üstlenmiştir. 2003 yılının ilk yarısında bu rakam, 5 131 000 000 dolara ulaşmıştır. Şimdi, 1998 yılından itibaren bütçe kanunlarıyla buna sınır getirmeye başladık ve bir miktar daha bu borçlanma, en azından dışborçlanma konusunda daha makul durumlara gelindi; ama, bu makul durumlar dahi önemli bir borç yükünü ortaya koyuyor.

Şimdi, bakınız, size yine bir rakam vereyim. Hazine Müsteşarlığının verilerine göre, 30 Eylül 2003 tarihi itibariyle Hazinenin yerel yönetimlerden alacakları, Türk parası cinsinden, 11 katrilyon 440 trilyondur. Bunun yaklaşık 6 trilyonu vadesi geçmiş borçlardan oluşmaktadır. Yani, belediyelerin borçlarının yarıdan fazlası vadesi geçmiştir, ödenemez durumdadır. Bunun 3 katrilyon dolayında olan miktarı garantili borçtur, 355 trilyon civarında bir bölümü devirli borçtur, 2,5 katrilyon dolayında bir bölümü de yap-işlet-devret projeleri dolayısıyla üstlenilen borçtur. Diğer vadesi gelmeyen borçlar açısından da, aşağı yukarı benzer bir dağılım aşağı yukarı söylenilebilir.

Şimdi, bu tür bir yapı varken, böylesine, belediyelere hangi kaynakları aktardığımızın belli olmadığı bir çerçeve ve özel yasaları görüşüyoruz yerel yönetimlerle ilgili ve bunun içinde de bir borçlanma... Biz, şu an, Yasama Organı olarak, belediyelere hangi gelirlerin ne kadar aktarılacağını bilmeden bütün bunları konuşuyoruz. Bir tek büyükşehirlerde, türev belediye türü olduğu için -yarın belki ele alacağız- konuşulacak bir rakam var gelirlerle ilgili. Ne il özel idarelerinin -ki, kamu hizmetlerinin merkezî yönetimi, hemen hemen bütün görev alanları devrediliyor- ne belediyelerin gelirleriyle ilgili hiçbir şey bilmiyoruz; ama, böyle bir durumda borçları konuşabiliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, burada, hiç olmazsa, bu dışborçlar konusunda ya da borçlanma... Daha doğrusu, şunu söyleyeyim: Belediyelerin borçlanma sınırlarını genişletme konusunda, belediye meclislerinin salt çoğunluğu yerine, bari nitelikli çoğunluk gibi birtakım tanımlar koysaydık ve böylece, bir sınır da oradan getirmeye sahip olsaydık.

Şimdi, tekrar hatırlatmak belki gerekebilir. Yerel yönetimlerin böylesine borçlanmalarının ne gibi krizlere yol açtığının örnekleri var. Arjantin örneği bunlardan bir tanesi. Beş yıl içinde millî gelire oranla borcunu yüzde 50 kadar, yani, yüzde 4'ten yüzde 6,5'e artırmış bir ülkedir ve Arjantin'deki krizin tetiklenmesinde ve derinleşmesinde bu belediye borçları çok önemli rol oynamıştır.

Şimdi, biz, Arjantin olayını, zaten, Türkiye olarak, adım adım izliyoruz, biraz geriden izliyoruz ve adım adım izliyoruz. Şimdi oradaki yeni bir modeli de almış bulunuyoruz. Ben, size, biraz tarihsel örnek de vereyim. 1947'de Türkiye, IMF'ye üye olduktan sonra, bu uluslararası finans kuruluşları, Türkiye'yi borçlandırmak için büyük bir hevesle geldiler ve 1950'de iktidar olan hükümet, hazinedeki bütün o altın ve döviz stokunu üç yıl içinde eritmiştir ve 1958'de moratoryum ilan etmek zorunda kalmıştır, borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir. Yani, bir kere borç kıskacına kendinizi kaptırırsanız, ondan sonra, sizin o egemenlik haklarınızın giderek nasıl aşındığını görürsünüz. Türkiye, bunun çok zengin laboratuvarıdır, tarihimiz bunların örnekleriyle doludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Evet, çok yakın örnekleri var. Şimdi, biz bunları tekrar ortaya koymak durumundayız. Tekrar, bu konulardan hiç ders almamış gibi, yeniden her şeyi yaşamak üzere düğmeye basıyoruz.

Yani, biz, acaba, bu kadar hafızası kıt olan bir toplum olmak zorunda mıyız?! Dolayısıyla, geçmişten ders almayan, hafızası bu kadar yetersiz olan toplumların, giderek kendi kendini yönetme hakları tartışılmaya başlanır ve bu dış güçlerin oyuncağı haline gelmeye başlarsınız. O zaman, size şunu söylemeye başlarlar: "Irak'a ordunu yolla -1 Martta yapmak istediğiniz gibi, 7 Ekimde yapmak istediğiniz gibi- yahut da ülkeni geniş bir üs haline getir." Ortadoğu'da bizim ülke çıkarlarımızdan çok farklı çıkarları savunan bir dünya egemen gücünün talepleri doğrultusunda davranmaya başlarsınız. Yani, eğer, siz, kendi ekonomik bağımsızlığınızı elinizde tutamazsanız -ki, tutmanız istenilmiyor- o zaman, kendi kaderinize sahip olamazsınız, kendi kaderinizi belirleyemez durama düşersiniz.

Bu arada, tabiî, belediyeleri de, kendi kaderini belirleyemez duruma düşürdüğünüzün ne kadar farkındasınız, bilmiyorum. Belediyeler de, bu durumda, gelirleri yok, borçlanıyorlar. Borçlanma karşısında, üzerlerinde bir Hazine var, İller Bankası var, bütün bunlar kesiliyor ve Hazine de, belediyelerin bir düyunu umumiyesi gibi çalışmaya başlıyor.

Değerli arkadaşlar, belediyeleri, il özel idarelerini -her neyse- bütün bu yerel yönetim birimlerini, bu kadar belirsiz bir ortama atmaya hakkımız var mı?! Bu belediyeler, bu yerel yönetimler bizim birimlerimiz; ama, biz bunlara dersek ki, başınızın çaresine bakın ve bunların her biri de kendi başının çaresine bakmaya başlarsa, bütün bunları, bu dağınık manzarayı bir gün kim toparlayacak ve Türkiye, buradan, acaba, siyasî bağımsızlık kayıplarına da gidecek mi?!

İlginiz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Kars Milletvekili Selami Yiğit; buyurun.

SELAMİ YİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 68 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yerel yönetimlerin, Hazineye, 2003 yılı sonu itibariyle, 6,5 katrilyon lira olan vadesi geçmiş borçları 8 katrilyon liraya, toplam borçları ise 12,6 katrilyon liraya çıkmıştır. Buna karşılık, 2004 yılının ilk üç ayında, belediyeler, borçlarının ancak 72 trilyon lirasını ödeyebilmişlerdir. Yine aynı dönemde, belediyeler, 110 trilyon liralık Hazine garantili borçlarını devlete ödettirmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, Hazine-belediye ilişkilerinin gevşemesiyle ve 28 Mart seçimlerinin etkisiyle, belediyelerin vadesi geçmiş borçlarında 1,5 katrilyon liralık bir artış gözlenmiştir. Türkiye'de, Hazinenin vadesi geçmiş alacak stoku, Mart 2004 itibariyle 20 katrilyon liradır. Burada, yerel yönetimlerin payı -yukarıda belirttiğim gibi- 8 katrilyon liradır. Hazinenin vadesi geçmiş alacak stokunda en büyük oranını, yerel yönetimlerin borcu teşkil etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu aşamada, alacaklı Hazine, borçlu belediyedir. Dışborç verenler ise, alacaklarını alıp aradan çekilmişlerdir; sorun, bir içsoruna dönüşmüştür. Şimdi, Hazine, bu alacakları belediyelerden tahsil edebilmek için, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu kullanmakta ve haciz işlemlerini yürütmektedir. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Hazine tarafından 2002'den bu yana kullanılmaktadır. Bundan önce bir yaptırım kullanılmıyordu. Buradaki yaptırım, Hazinenin, defterdarlıklar aracılığıyla, belediyenin taşınır-taşınmaz mallarına ve gelirlerine haciz koydurması anlamına gelmektedir. Bu yaptırımla birlikte ortaya çıkan manzara şudur: Hazine, alacaklı adına belediye üzerinde haciz işlemi yapan kuruluşa dönüşmüştür. Bir başka deyişle, Hazine, kamu idarelerimize karşı, alacaklıların güvence ve iflas aracı olmuştur. Hazine Müsteşarlığı, çağdaş Düyunu Umumiye İdaresi haline gelmiştir. Tabiî, bu arada, haciz işlemleri bazı belediyeler için çok hızlı, bazı belediyeler için ise ağırdan alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yine, maddenin (b) bendi İller Bankasını ilgilendirmektedir ve (b) bendinde, İller Bankası, kendisinden yatırım ve nakit kredisi isteyen belediyelerin geri ödeme planını yeterli görmezse, belediyelerin kredi talebini reddedecektir deniliyor. Tasarı, İller Bankasını, piyasa koşullarında rekabette sıkıştırmış, kamu bankası olmanın üstünlüklerinden yoksun bırakmıştır. Değerli eski belediye başkanlarımız, İller Bankasıyla ilgili olarak geniş bilgiler verdiler bu kürsüden.

Bu tasarıyla birlikte, belediyeler, asıl olarak, dış ve iç para piyasalarına dayalı, kamu kredi sisteminin hiçbir rolünün bulunmadığı yeni bir borçlanma dönemine adım atmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bu durumu takdirlerinize bırakıyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yiğit.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sıralarına, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 68 inci maddesine aşağıdaki fıkranın son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Bülent Baratalı

Türkân Miçoğulları

 M. Akif Hamzaçebi

 

 

İzmir

İzmir

Trabzon

 

Yaşar Tüzün

Haluk Koç

Mehmet Küçükaşık

 

Bilecik

Samsun

Bursa

 

 

A. Kemal Kumkumoğlu

 

 

 

İstanbul

 

"Hazine Müsteşarlığı, belediyelerin borçlanmaları nedeniyle birinci fıkrada belirtilen sınırlar dışında sınırlamalar getirmeye, borçlanmayla ilgili usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."

BAŞKAN - İkinci ve en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Belediye Kanunu Tasarısının 68 inci maddesinin sonuna aşağıdaki paragrafın ilave edilmesini teklif ediyoruz.

                       

Nail Kamacı

Osman Özcan

Erdal Karademir

 

 

 

Antalya

Antalya

İzmir

 

 

Oğuz Oyan

Yaşar Tüzün

Sedat Pekel

 

 

İzmir

Bilecik

Balıkesir

 

 

Haluk Koç

 

Ufuk Özkan

 

 

Samsun

 

Manisa

 

Belediyenin genel bütçe vergi gelirleri payından kamu borçları (vergi, SSK, Emekli Sandığı, İller Bankası vb) sebebi ile azamî yüzde 30 kesinti yapılabilir.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Koç?..

HALUK KOÇ (Samsun) - Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 68 inci madde, belki de bu yasa tasarısının en merkez maddelerinden bir tanesi. Şimdi "borçlanmayı haciz, haczi iflas izleyecektir" diye bir genel başlık da koyabiliriz bunun eleştirisine.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten de borçlanma, haciz ve iflas, birbirine dayanan ve biri olmadan diğerinin eksik kaldığı bir sacayağıdır. Borçlanmada sınırları ve borç verenin güvenini sağlayan asıl mekanizma iflastır. Şimdi, borçlar hukukunun temel kurallarından bir kısmı... Belediye Kanunu, belediyelere borçlanma yetkisi veriyor, doğrudur; alacaklıya da haciz yetkisi veriyor, bu da doğrudur. Şimdi, yasalarda görünmüyor; ama, bu sürecin bizi getireceği nokta çok açıktır; yani, yakında göreceğimiz tablo -ben, özellikle belediye başkanlığı yapmış arkadaşlarımın bu konuyu çok önemle dinleyeceklerine inanıyorum- şudur:

Şimdi, Dünya Bankasıyla yapılan Gelirler Kanunu Tasarısı hazırlıkları sonunda ülke gündemine "belediyeler iflas edebilir" hükmü gelecektir, getirilecektir bu. Bu düzenlemenin malî sorumluluğunu tam olarak, özerk olarak, demokratik olarak üstlenmiş belediyeler, tam anlamıyla bunu da üstlenmek durumunda kalacaklardır. "Tam sorumluluk, iflas yetkisi verilerek sağlanabilir" şeklinde bunun savunulacağını göreceğiz önümüzdeki dönemde. İflas gibi, devlet kavramının asla kabul edemeyeceği, devletler ve kamu idareleri için, dolayısıyla, ülke ve hemşerilik kavramları için, iktidardan sürülmek, uzaklaştırılmak, yani yok olmak anlamına gelen iflas gibi bir düzenlenmenin, nasıl bir cambazlıkla "demokrasinin gereğidir" diye önümüze getirileceğini göreceğiz ve 8 Temmuz 2004 tarihli bu konuşmayla da, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanaklarına Cumhuriyet Halk Partisi adına burada işleniyor değerli arkadaşlarım.

Bu görüş, inanın, şimdiden ortaya atılmış ve tartışılmaya da başlanılmıştır, gazetelerde yer almaktadır. Bakın, Hürriyet Gazetesinde bir ekonomi yazarı 18 Haziran 2004'te şunları belirtiyor: "Kendi kredi değerliliğiyle borçlanabildikleri sürece, belediyelerin serbestçe borçlanması öngörülüyor. Bugünkü yapı içinde, belediyelerin piyasadan serbestçe borçlanabilmeleri yanlıştır" diyor Sayın Kumcu. "Borçlanabilme ve iflas, madalyonun iki yüzü gibidir..." Bunu diğer arkadaşlarım da söylediler. "...iflasına izin verilmeyen birimler borçlanmamalıdır, kendi başlarına borçlanmasına izin verilen birimlerin iflas etmeleri de doğal sayılmalıdır. İflasa izin verilmediği yerde enflasyon olur. Belediyelerin iflas etmelerine acaba biz izin verecek miyiz?!"

Değerli arkadaşlarım, hep bahsediyoruz, küresel ticaret düzeni diyoruz. Buna karşı, ülke olarak biz, mutlaka, ulusal ölçekte, ekonomi olsun, kültür olsun, savunma olsun, diğer alanlar olsun, tedbirlerimizi almak zorundayız. Küreselleşmeyi yadsımıyoruz, bir gerçektir, dünya gerçeğidir; ama, Türkiye olarak, her alanda, kendi ülkemizin doğrularını, kendi ülkemizin gerçeklerini, taban değerlerini bilerek, onların analizini yaparak bazı koruma tedbirlerini almak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, bu sistemin sonunda, para satmaya çok istekli borç vericiler var piyasada. Haciz sisteminin genişletilmesini ve bunun iflas kurumuyla tamamlanmasını, bunlar, bu piyasa oyuncuları, bu borç vericiler talep edeceklerdir. İki örnek vereceğim: Yozgat eski Belediye Başkanı arkadaşımız şu anda İktidar Partisi milletvekili, o belediye, bir tesis dolayısıyla gündeme gelmişti. Yine, Dalaman Belediyesi örneği de ortada. Bunlarla ilgili internet bilgileri elimde, eğer merak eden arkadaşlarımız olursa, bunları da takdim edebilirim. Onun için, bu konuda bizim duyarlı olmamız gerekiyor ve bu konuda hükümetin katılmadığı -gerekçe olarak ben burada genelini özetledim- ama, sizlerin katılmasını umduğum önergemizin kabulünü sizlerden arz ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 68 inci maddesine aşağıdaki fıkranın son fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Türkân Miçooğulları (İzmir) ve arkadaşları

"Hazine Müsteşarlığı, belediyelerin borçlanmaları nedeniyle birinci fıkrada belirtilen sınırlar dışında sınırlamalar getirmeye, borçlanmayla ilgili usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türkiye'nin artan kamu borç stoku, bu alanda yeni yasal düzenlemeler yapılmasını gerektirmiş ve bu nedenle 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunla iç ve dışborç yapma ile ilgili prosedürler yeniden düzenlenmiştir. 4749 sayılı Kanunun sistematiğine uygun olarak belediyelerin borçlanmaları konusunda maddede getirilen sınırlamalara ek olarak Hazine Müsteşarlığınca da sınırlamalar getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 17.42


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 17.53

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Enver YILMAZ (Ordu)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

616 sıra sayılı kanun tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6.- Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 69 uncu maddesini okutuyorum:

Arsa ve konut üretimi

MADDE 69.- Belediye; düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içinde, özel kanunlarına göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve alt yapılı arsalar üretmek, konut, toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve bu amaçlarla arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, bu arsaları trampa etmek, bu konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla işbirliği yapmak ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek yetkisine sahiptir.

Belediye, bu amaçla bütçesinden gerekli parayı ayırmak suretiyle işletme tesis edebilir.

Üretilen arsa ve konutların satışı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabidir. Ancak, o belediye ve mücavir alan sınırları içinde kendisine, eşine veya onsekiz yaşından küçük çocuklarına ait konutu olmayan dar gelirli kişiler ile afete maruz kalanlara, sanayi bölgelerinden nakledileceklere ve üyelerinin tamamı bu durumda olan kooperatiflere, bedeli 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre oluşturulan takdir komisyonu tarafından belirlenecek tutardan aşağı olmamak üzere arsa tahsisi yapılabilir. Durumları 775 sayılı Gecekondu Kanununun 25 inci maddesine uyan kimselere de bu maddeye göre arsa ve konut sağlanabilir. Bu fıkranın uygulama esasları, İçişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak çerçeve yönetmeliğe uygun olarak belediye meclisleri tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Erdal Karademir; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Belediye Kanunu Tasarısının 69 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizdeki kırsal alanlardan kentlere ve büyük illere yönelik yoğun göç, kentsel toprağa yönelik talebin artışına neden olmaktadır. Doğal olarak kentler, büyüme nedeniyle yeni yerleşme alanlarına gereksinim duymaktadır. Bu durum, belediyelerde, hem planlama hem de altyapı sorunlarını beraberinde getirmektedir.

Tasarının bu maddesiyle belediyeler, düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde, özel kanunlarına göre korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve altyapılı arsalar üretmek, konut, toplukonut yapmak, kiralamak ve bu amaçla arazi satın almak, kamulaştırma yapmak, satmak, takas etmek, diğer kamu kurumları ve bankalarla işbirliği yapmak, gerektiğinde onlarla ortak projeler üretmek konularında yetkili kılınmıştır.

Tasarıda, belediyelerin bulundukları yerleşim yerlerinin sağlıklı ve düzenli gelişmesi ve kentleşmesi için kent planları hazırlayacakları hüküm altına alınmış olmasına rağmen, bu yaklaşım, planlı kentlerin oluşması için yeterli değildir; çünkü, imar planlarının yapılması önemli; ama, asıl önemli olan, yapılan imar planlarının yaşama geçirilmesidir; yani, imar planlarının uygulanması gerekiyor. Bunun için, tasarıya, imar planlarının imar programları çerçevesinde etaplar halinde uygulanma zorunluluğu getirilmelidir. Belediyelerin yapacakları yatırımların ve imar planlarının uygulama etaplarını belirleyecekleri imar programları yapmaları, İmar Kanununun da bir gereğidir. Oysa, tasarıda, ne belediyelere ne il genel meclislerine ne de encümenlere bu konuda görev verilmiştir. Tasarılar, arsa üretmek ve konut üretmek için belediyelere kamulaştırma yapma yetkisi tanımaktadır. Kamulaştırmalar, kamu yararının gerektirdiği durumlarda yapılabilir ve öyle de olmalıdır. Kamulaştırılacak yerler planlarla belirlenir ve bu, bir anayasal gerektir; oysa, tasarılarda, bireylere ve kooperatiflere arsa satmak için belediyelerin kamulaştırma yapabilecekleri belirtilmekte olup, Anayasaya aykırı bir durum yaratılmaktadır. Örneğin, lüks konut alanları üretmek ya da böylesi konutlar yapmak isteyenlere arsa satmak için kamulaştırma yapılamaz ve yapılmamalıdır.

Tasarının bu maddesinde, arsa ve arazi üretimi tanımlanırken  "bunların satışında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu gereği takdir komisyonu tarafından belirlenecek tutardan" ifadesi yer almaktadır.

Değerli arkadaşlarım, oysa, 2942 sayılı Kanundaki kıymet takdir komisyonları, 24.4.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle kaldırılmıştır. Dolayısıyla, bu komisyonlar, ilgili idarenin bünyesinde kurulacaklardır; kaldı ki, parsel sahipleri, idarece kurulan komisyonlarca tespit edilen bedelleri kabul etmek zorunda değildir. Çünkü, Kamulaştırma Yasasının yeni durumunda, idarelerin, öncelikle anlaşarak satın almayı deneyeceklerine, anlaşma olmazsa, yargı kararıyla uzlaşma sağlanmasına yer verilmiştir. Yasa tasarısını hazırlayanların bunlardan haberleri olmadığı anlaşılmaktadır.

Tasarının geçici 1 inci maddesinde, 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içinde kalan hazine arsa ve arazilerinin büyüklüğüne göre belediyelere devredilmesi öngörülmektedir. Oysa, hazine arazilerinin belediyelere devri, 4916 sayılı Yasayla değişik 4706 sayılı Yasada öngörülmekte; ancak, koşullara bağlanmaktadır. Buna göre, hazine arazilerinin 3 yıllığına bedelsiz olarak belediyelere devredilmesi, ancak, bu süre içinde imar planı ve parselasyonlarının yapılması ve ardından, kamu hizmetlerine ayrılan yerlerinin hazineye terk edilmesi, konut veya ticarete ayrılan yerlerin hazinenin onaylayacağı bedelle satılması ve elde edilecek bedelin, Maliye Bakanlığı, büyükşehir belediyesi, ilçe ve alt kademe belediyeleri arasında paylaşılması, belirtilen sürede satış gerçekleşmezse, hazine taşınmazlarının hiçbir şarta bağlı olmadan hazineye geri dönmesi öngörülmüştür. Halen yürürlükte olan bu yasaya hiç değinilmeden, bu kez başka bir öneri getirilmektedir.

Ayrıca, bu tasarıda, 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içinde deyimiyle, hazine arazilerinin 1/1 000 ölçekli uygulama imar planlarındaki durumlarına bakılmaksızın devre konu yapılması söz konusudur. 1/1 000 ölçekli uygulama imar planlarında, yol, meydan, park, eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, hal, pazar yeri ve benzeri gibi alanların tahsis edilip edilmediğine bakılmaksızın, belediyelere 1/5 000 ölçekli plan kararlarına göre satış konusunda yetki veren bu tasarı yanlıştır.

Yine, bu tasarının 18/i maddesi ile, İl Özel İdaresi Kanununun 10/e maddelerinde, belediyelerin ve il özel idarelerinin gayrimenkul yatırım ortaklıkları kurabilecekleri belirtilmektedir. Böylelikle, hazine arsa ve arazilerinin, belediyeler ve il özel idareleri eliyle çıkar ve rant çevrelerinin arpalığına dönüşmesinin önü açılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanlıktan Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen taslakta "hazine arazilerinin değerlendirilmesinde öncelikle toplukonut ve şehircilik hizmetlerinde kullanılır" deyimine yer verilmekteydi, tasarının geçici maddesinin bu fıkrasının kaldırılmış olduğunu görmekteyiz. Bu fıkranın kaldırılmasıyla, hazine arsa ve arazilerinin her türlü kullanıma konu olabileceğinin işareti verilmektedir. Bu anlamda, planlama ve uygulama konularına, çoğunun sicilleri bozuk olan ve her türlü denetimin dışında tutulan yerel yönetimlerin, bu kez, hazine arazi ve arsalarının devrini aldıktan sonra bunları ne şekilde kullanacaklarının hiçbir şarta bağlı tutulmaması yanlıştır.

Tasarının bu maddesinde "üretilen arsa ve konutların satışı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabidir" denilmektedir. Belediyelerin, kendilerine ait ve hazine mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde yapılacak arsa ve konut üretimini, kentin ve ihtiyaç sahiplerinin talepleri uyarınca kullanmak yerine gelir kaynağı olarak değerlendirmeleri önlenmelidir. Oysa, yürürlükteki Belediye Yasasının 68 inci maddesinde ucuz konut yapımından söz edilmektedir. Çağdaş ülkelerin belediye yasalarında "halkın paraca ulaşabileceği ve satın alabileceği, kiralayabileceği sosyal konutlar" ifadesi yer almaktadır. Öyleyse, belediyelerin görevleri, konut yapmak değil, ucuz konut ve sosyal konut yapmak olmalıdır.

Tasarıdaki altyapılı arsa üretimi görevi olumlu olmakla birlikte, vatandaşın ulaşabileceği arsa ölçeği tanımlanmamıştır. Vatandaşın konut sorununu çözmede en önemli adımlardan biri küçük arsa üretimidir. Bu bağlamda, belediyelerin öncelikle görevlerinden biri, altyapılı, ucuz ve küçük arsa üretmek olmalıdır. Tasarıda, konut ihtiyaçlarının çözümünde kentsel dönüşüm alanlarının bu amaçla değerlendirilmesine yer verilmeyişi bir eksikliktir.

Son yıllarda yoğun olarak gündeme gelen ve gerekliliği artarak hissedilen kentsel dönüşümü gerçekleştirmede mevcut kentsel alanların yeniden düzenlenmesi ve iyileştirilmesi, belediyelerin doğrudan, yetki ve sorumluluğunda olması gereken konulardır. Bu nedenle, tasarıda, yeni planlı konut alanlarının üretiminin yanı sıra, sağlıksız ve plansız yerleşimler ile tarihî kent mekânlarının restorasyon ve iyileştirilmesi konusunda görevler verilmelidir.

Tasarıda sözü edilen konut ve arsa üretimini gerçekleştirmek için gerekli araçlar belirtilmemiş, üstelik, maddenin ikinci fıkrasında "belediye, bu amaçla bütçesinden gerekli parayı ayırmak suretiyle işletme tesis edebilir" denilmektedir. Bu ifade, muğlak bir ifade olup, gerekli paranın ayrılmaması halinde bu projenin yerine getirilmesi olası görülmemektedir.

Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinde "büyükşehir belediyeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde büyükşehirin 1/25 000 ölçekli nazım imar planlarını yapar veya yaptırır" denilmektedir.

Aynı tasarının 7/b maddesinde ilçe ve alt kademe belediyelerinin, nazım planlarının yürürlüğe girmesinden başlayarak, bir yıl içinde uygulama imar planlarını ve parselasyon planlarını yapmamaları durumunda yetkinin büyükşehir belediyesine geçeceği söylenilmektedir. Bu yaklaşım olumludur; ama, büyükşehir belediyesinin süresi içinde bu görevi yerine getirmemesi durumunda ne olacağı belirsizdir. Oysa, planlama sürecinin sürelere bağlanması kadar, görevlerin kesintisiz yerine getirilmesini sağlayacak seçenekli çözümlere de ihtiyaç vardır. Belirtilen sürede görevini yerine getirmeyen kişi veya organlara, görevden men dahil, caydırıcı parasal veya cezaî yaptırımlar öngörülmesi bir yana, bu görevin daha sonra kimler tarafından yerine getirileceğinin de kesintisiz kurgulanması gerekmektedir; çünkü, yerel yönetimlerde görevini yapamayanların herhangi bir caydırıcı yaptırımla karşılaşmaması hizmetleri olumsuz etkilemekte ve bundan en çok kentlerimiz zarar görmektedir.

Ayrıca, planlama konusundaki eksik kurallar kadar, planların uygulanmasını sağlayacak imar programlarını onama görevinin belediye veya il genel meclisinin görevleri arasında sayılmaması da şaşırtıcıdır. İmar Kanununun 10 uncu maddesiyle belediye meclislerine verilen bu görevin, Belediyeler Kanunu Tasarısında, belediye meclisinin görevleri arasında sayılmaması dikkat çekicidir.

Kentlerde oluşan imar rantları, kentin yaşam ve çevre kalitesinin yükseltilmesi için kullanılmalıdır. Bunun için yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Oysa, bu rantlar yasal olmayan biçimlerde paylaşılırken, belediye yönetimleri, kaçak yapı sahipleri ve rant peşinde koşan çıkar çevreleri de bu olayları örtbas etmekte ve kentlerdeki kaçak ve düzensiz yerleşmeleri, plansızlığı bir kılıf olarak kullanmaktadırlar.

Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, tasarıda, planlama konusunun acil ve kesin olarak çözümlenmesi, buna aykırı davrananlara da caydırıcı ve etkili yaptırımlar öngörülmelidir.

Ülkemizin önemli bir bölümü deprem kuşağındadır. Bu anlamda, olası depremde can ve mal kayıplarının azaltılması için mevcut yapıların dayanıklılığının artırılması, afet riski yüksek bölgelerin boşaltılması ve gelecekte yapılacak yapılar için planlama ve yerleşme sisteminde yeni stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Afet riski büyük olan bölgelerde fiziksel ve sosyal çevrenin yeniden inşaının kentsel dönüşüm adıyla gerçekleştirilmesinde model arayışlarının halen devam etmesi, söylemden eyleme henüz geçilememiş olması da bir handikaptır.

Dar ve orta gelirlilere konut temini için somut politikaların üretilmediği de görülmektedir. Giderek artan kentsel sorunlar ve ihtiyaçlar karşısında, Belediyeler Kanunu Tasarısı ve İl Özel İdaresi Kanununun yetersiz kurallara sahip oldukları da gözlenmektedir.

Bu nedenle, belirtilen konuları da kapsayacak şekilde yasa ve tasarılar gözden geçirilmeli ve geliştirilmelidir. Kentlerdeki kaçak yapılaşmanın boyutları ve hiçbir belediye başkanı ve teknik elemanın caydırıcı malî ve cezaî yaptırımla karşılaşmadığı dikkate alındığında, kontrol ve denetim mekanizmasının yetersizliği ve etkisizliği hemen göze çarpmaktadır. Bu durumda, kontrol ve denetim işlevini etkili hale getirmek yerine gevşetmenin, yerel yönetimlerde yozlaşmayı ve rüşvet çarkını artıracağı da bir gerçektir.

Yerel yönetimlerde  planlama, yapı izni, arsa satışı, kiralama, işyeri açma izni, teknik altyapı faaliyetleri, gecekondu ve kaçak yapıların yıkılması gibi pek çok konu gereği gibi denetlenememektedir.

Yolsuzluklar ve rüşvete ilişkin şikâyetlerin derhal incelenerek sorumluların kısa sürede yargı önüne getirildikleri de söylenemez. Var olan bu durumda, kontrol ve denetim mekanizmasını artırmak yerine kaldırmaya yönelik davranışlar düşündürücüdür.

Değerli arkadaşlarım, yerel yönetimler, kent planlarını yapma ve uygulama konusunda etkin, katılımcı ve demokratik yöntemlerle hareket etmelidir ve geleceğin kentlerini planlarken, dar ve orta gelirliler için konut temini amacına yönelik daha somut politikalar üretilmelidir.

Bu düşüncelerle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karademir.

Madde üzerinde 1 adet  önerge vardır, okutup, işleme alıyorum:

  Türkiye Büyük Millet Meclisi Bakanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 69 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve aynı cümleden sonra gelen "ancak" kelimesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve  teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Alim Tunç

Recep Yıldırım

 

 

Ankara

Uşak

Sakarya

 

Mehmet Kart

Hamit Taşcı

Abdullah Erdem Cantimur

 

Samsun

Ordu

Kütahya

"Arsalar hariç üretilen konutların satışı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mevcut 1580 sayılı Belediye Kanununa göre belediyeler belde halkının ihtiyacını karşılamak amacıyla konut yapabilmektedirler. Bu konutların satışı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın yapılmaktadır. Tasarının 69 uncu maddesinde ise konutların satışı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi tutulmaktadır. Ancak böyle bir durumda belediyeler konut ihtiyacı içinde olan belde sakinlerinin bu ihtiyaçlarını giderecek bir konut satış uygulaması yapamayacaklardır. Bu durum maddeden beklenen amacın gerçekleşmesini önleyecektir. Belediyeler konut üretiminde gerektiğinde bankalarla ortaklık yapacak ve çeşitli işbirliğinde bulunacaklardır. 2886 sayılı Kanuna göre satış yapılması durumunda konut üretimi ve bunun için bu tür işbirliği imkânları ortadan kalkacaktır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 69 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

70 inci maddeyi okutuyorum:

Şirket kurulması

MADDE 70.- Belediye kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket kurabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç söz istemişlerdir; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle özür dilemek istiyorum; çünkü, 70 inci madde üzerinde söz aldım; fakat -bir önerge lehinde konuşurken 68 inci maddenin önemini vurgulamıştım- konuşmamın büyük ağırlığı 68 inci maddeye dönük olacak, öncelikle bunu belirtir, özür dilerim.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu borçlanma konusu Türkiye'deki kamu idareleri için son derece önemli bir konu. Borçlanmanın içyüzünü iyi anlamak, iyi değerlendirebilmek için, inanın, buradaki düzenlenen hükümlere bakmak tam yeterli değil. Düzenleme, hep, başka kanunlara gönderme yapılarak ele alınmıştır. Borçlanma, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre yapılacaktır.

İsterseniz, bu kanunun "Kapsam" başlıklı 2 nci maddesine geri dönelim. Burada "büyükşehir belediyelerini, belediyeleri ve bunlara bağlı kuruluşlar ile sair yerel yönetim kuruluşlarını, yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı devri ve benzeri finansman modelleri çerçevesinde gerçekleştirilmesi öngörülen projeler kapsamında ödeme yükümlülükleri Hazine Müsteşarlığınca garanti edilen kuruluşları ve hibelerle sınırlı olmak kaydıyla sivil toplum örgütlerini kapsar" deniliyor. Bu kanunun öngördüğü borç geri ödemesini sağlama mekanizması -önerge lehinde söz aldığımda da vurgulamıştım- kısacası, haciz sistemiyse, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda düzenlenmiştir; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun bunu açıkça belirtir, bu hükümler orada mevcuttur.

Değerli arkadaşlarım, başka kanunlara gönderme yapılarak borçlanma hukuku burada ele alınıyor demiştim. Şimdi, 4749 sayılı Kanunun "Hazine alacaklarının tahsili ve idaresi" başlıklı 11 inci maddesini anımsatmak istiyorum. "Borçlu tarafından ödenmemesi durumunda bu tür alacaklar için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

Vadesinde ödenmeyen Hazine alacaklarına 6183 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde gecikme zammı uygulanır" deniliyor.

Bu iki yasa çerçevesinde sistem şöyle kurulmuştur; kısaca şematize etmeye çalışıyorum: Dışborçlanmada müteselsilen sorumluluk vardır; yani, belediye, bağlı kuruluş, şirket ve iştirak biçiminde; en alttaki birimin aldığı borç, onun bağlı olduğu belediyeye bağlanmıştır. En alttaki bu birimler arasında; yani, belediye, bağlı kuruluş, şirket ve iştirak arasında dışborç söz konusu olunca çok sıkı bir bağlantı kurulmuştur; ancak, Belediyeler Kanunu Tasarısının daha önce görüştüğümüz "Belediye teşkilatı" başlıklı 48 inci maddesinde bunlardan hiç söz edilmemektedir. Sanki, belediyelerin böyle birimleri yoktur. Belki, sayın bürokratlara da bu konuda bir gönderme oluyor.

4749 sayılı Yasanın "Hazine garantileri ve garantisiz borçlar için izin alınması" başlıklı 8 inci maddesi -bunu uzun boylu okumayacağım- "İl özel idareleri, büyükşehir belediyeleri ve belediyeler, kendilerine ait tüzelkişilerin ve/veya kendilerine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzelkişiliğini haiz kuruluşlar ile" diye devam ediyor. Şimdi, bunlar da, hazine alacaklarının geri ödenmesinden müteselsilen sorumludurlar.

Şimdi, şemanın ikinci ayağına geçiyoruz: "Bu kapsamda akdedilen dışkredi anlaşmalarından ortaya çıkan her türlü geri ödeme yükümlülüğü tamamlanıncaya kadar borçlu kuruluş, borcun geri ödenmesi süresince meydana gelebilecek -dikkat edin değerli arkadaşlarım, belediye başkanlığından gelen sevgili milletvekili arkadaşlarım- her türlü idarî değişikliklere ve yeni görevlendirmelere bağlı olmaksızın, borcun geri ödenmesinden sorumludur.

Kredi borçlusu kuruluşlar, Hazine garantisi altında sağlanan dışkredilere ilişkin geri ödemeler için gereken tutarı yılı bütçelerinde yatırım harcamalarına kıyasla öncelikli olarak ayırmakla mükelleftirler.

Dışborçların ödenmesinde aksamaya sebebiyet verdiği tespit edilenlere bu aksamadan doğan zarar ölçüsünde rücu olunur."

4749 sayılı Kanun, madde 8... Şemanın ikinci ayağı yoruma gerek olmayacak kadar açık. Bu hükümlerle, tasarıyla belediyelere verildiği söylenen her türlü özerklik, borç ödeme sisteminin işlemesine endekslenmiştir ve bir ilke getirilmiştir: Yatırımlardan önce borcu geri ödemek gelir.

Resmin üçüncü bölümü: Değerli arkadaşlarım, bu yasaya göre, "Kuruluşların hesap, bilgi ve belgelerini denetlemeye müsteşarlık yetkilidir. Genel ve katma bütçedışı kuruluşlara genel bütçeden yapılacak aktarmalarda, Hazine alacaklarının kaynakta tahsilatına, ilgisine göre, bakan veya Maliye Bakanı yetkilidir... Belediye veya bağlı kuruluşun geri ödeme yükümlülüklerini karşılamak üzere gelirlerinin bir kısmının aktarılması amacıyla proje uygulayıcı kuruluşun yetkili organlarının kararı ile bir dışborç ödeme hesabı oluşturulur. Dışborç ödeme hesabı oluşturulmasına ilişkin yetkili organın kararı kesin olup, belediye veya bağlı kuruluşun yönetim değişikliği veya başka bir kararıyla iptal edilemez veya gelirleri azaltılacak şekilde değiştirilemez." Bu da madde 11.

Son bölüm dördüncü bölüm: Belediyenin varlığı dışborca, dışborcun yönetimi alacaklı adına çalışan Hazineye, dolayısıyla belediyeler -resmi bütünleştirdiğimiz zaman- alacaklılara bağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, dört parçayı birleştiriyorum: Belediyenin varlığı dışborca, dışborcun yönetimi alacaklı adına çalışan Hazineye, dolayısıyla belediyeler de bu zincirle alacaklılara bağlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, borç geri ödemede haciz sistemi, Hazine tarafından Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre işletilmektedir. Bu çok açık. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, kamunun özelden alacaklarını tahsil etmek için çıkarılmış bir kanundur. Umarım yanılmıyorum; konunun uzmanları var... Çok dikkat etmek gerekiyor. Burada, bu kanunun kullanılış amacı ve yönü değiştirilmektedir; yani, bu kanun, kamunun özelden alacaklarını tahsil etmek için müeyyideler getirmiştir, uygulama şablonu çizmiştir. Burada, bu kanunun kullanılış amacı ve yönü değiştirilmiştir.

Şimdi, bir kamu kurumu olarak Hazine, kamu adına tahsili düzenleyen bu kanunu, özel kesimin kamudan alacaklarına ilişkin kanun haline getirmektedir. Değerli arkadaşlarım, geriye dönüş budur.

Peki, burada alacaklı kimdir; dışborçtan bahsediyoruz; alacaklı, yabancı sermayedir. Türkiye'nin kamu idaresi olan belediyeye ya da onun şirketine, iştirakine borç vermiştir yabancı sermaye. Alacağını tahsil etmesi konusunda alacaklının emrindeki kuruluş kimdir; Hazine Müsteşarlığıdır. Müsteşarlık, kendi kamu kimliğini kullanmaktadır bu alacak-verecek ilişkisinde; kamu alacaklarıyla ilgili kanunu işletmektedir; özel alacaklının parasını bir kamu kuruluşundan tahsil etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, son derece önemli bir konu. Bunu, oldukça karmaşık gündem içerisinde anlaşılabilir bir şekilde sunmaya çalışıyorum. Gerçekten özen göstermemiz gerekiyor. 68 inci madde geçti; ama, daha sonrasında belki bazı önlemler alınabilir.

Sayın Oyan da, Sayın Selami Yiğit de vurguladılar. O zaman, Hazine Müsteşarlığı -benzetme hiç yabana kaçmıyor- tarihteki Düyunu Umumiye gibi çalıştırılmak istenilmektedir. Müsteşarlık, Düyunu Umumiye gibi, borç ödemek için gelir harcama idaresi haline getirilmektedir.

Sayın milletvekilleri, elinizi vicdanınıza koyun, bu dediklerimde bir yanlış varsa, lütfen, bırakın 1 saat geç çıksın, buraya gelin, yetkilileriniz var, Sayın Bakan burada, bürokratları burada; bu söylediklerimin böyle olmadığını bize açıklasınlar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak tatmin olalım. Bunları istemek, herhalde bir Anamuhalefet Partisi olarak önemli bir yasa konusunda hakkımız olsa gerek diye düşünüyorum ve bunun yanıtını bekliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Madde üzerinde verilmiş 2 adet önerge vardır.

Önergeleri, önce geliş sırasıyla okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı yasa tasarısının 70 inci maddesinin aşağıdaki biçimde değiştirilmesini teklif ederiz.

Saygılarımızla.

"Madde 70.- Belediye, kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında Bakanlar Kurulundan izin almak kaydıyla şirket kurabilir."

                       

Mustafa Gazalcı

Hüseyin Ekmekçioğlu

Muhsin Koçyiğit

 

 

Denizli

Antalya

Diyarbakır

 

Erdal Karademir

Hüseyin Bayındır

Sezai Önder

 

İzmir

Kırşehir

Samsun

BAŞKAN - İkinci ve aykırı önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının "Şirket kurulması" başlıklı 70 inci maddesinin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

Bülent Baratalı

Türkân Miçooğulları

Mehmet Küçükaşık

 

 

İzmir

İzmir

Bursa

 

Ali Kemal Kumkumoğlu

 

Mehmet Akif Hamzaçebi

 

İstanbul

 

Trabzon

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Uygun görüşle takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Belediyeler Kanunu Tasarısının 70 inci maddesinde belediyenin kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurulabileceği düzenlenmiştir.

Belediyelerin hangi konularda şirket kurabileceği, eski kanunda olduğu gibi ve Anayasaya uygun biçimde hizmet alanları itibariyle sayılmamış, bunun yerine, belediyelerin görev ve hizmet alanlarında şirket kurabileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemenin doğal sonucu, belediyelerin bütün hizmetlerinin şirketler kurarak verilebilir hale gelmesidir.

Yasayla belediyelere verilen kamu hizmetinin idarî bir işlemle özel hukuk kişisine devredilmesi, hukukun genel ilkelerine de, Anayasanın 47 nci maddesine de aykırıdır. Bir yasama işlemiyle oluşturulan herhangi bir kamu hizmeti, idarî bir işlemle fiilen "özel hukuk kişilerine" gördürülmektedir. Bu, Anayasanın özelleştirmede kanun arayan 47 nci maddesine açıkça aykırıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı yasa tasarısının 70 inci maddesinin aşağıdaki biçimde değiştirilmesini teklif ederiz.

Saygılarımızla.

"Madde 70. - Belediye, kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında Bakanlar Kurulundan izin almak kaydıyla, şirket kurabilir."

                                          Mustafa Gazalcı (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz; çünkü, zaten, şirket kurabilmek için Bakanlar Kurulunun izni gerekiyor.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz şu: "İlgili mevzuat gereği şirket kurabilir" deniliyor. İlgili mevzuat Özelleştirme Kanunu. 1994 tarihli, 4046 sayılı Özelleştirme Kanununun 26 ncı maddesine göre, Bakanlar Kurulundan izin alınarak şirket kurulabiliyor. Şimdi, Özelleştirme Kanunu, genel bir kanun değil, Belediye Kanununu düzenleyen bir kanun değil, şirketleri düzenleyen bir kanun değil. Dolayısıyla, bu tasarıda, yani, belediyeleri konuştuğumuz tasarıda bunun açıkça belirtilmesi gerekir. Biraz sonra, 71 inci maddede, kendi bütçesiyle ilgili işletmeler için İçişleri Bakanlığından izin alır denildiği halde, burada hiç Bakanlar Kurulundan söz edilmiyor. Biz de diyoruz ki, yarın Özelleştirme Kanunu ortadan kalktı; peki, ilgili mevzuat ne olacak Sayın Bakanım? O yüzden, burada, mademki, Bakanlar Kurulundan izin alınır diyorsunuz, bunun, asıl kanunda yasa yapma açısından gösterilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar, bu şirket işleri karışık işler. Bakın, belediyeleri belediye olmaktan çıkarıyor bir holding yapıyor. Yarın Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısını görüşeceğiz. Örneğin, Ankara Belediyesinde şimdi tam 14 tane A.Ş. var; bunların hiçbirisi, belediye meclis üyeleri tarafından, ne etkinlik raporları ne de malî durumdan denetlenebiliyor.

Bir soru önergesine Sayın Bakanın verdiği yanıta göre, örneğin, Ankara Belediyesi (EGO ve ASKİ) 1994 ile 2004 yılları arasında 137 100 000 dolarlık doğalgaz ve su sayacı almış aynı firmadan. Şimdi bunda ne var diyeceksiniz; çok büyük iş var. 137 100 000 dolarlık sayacı on yıldır aynı firmadan alıyorsa, bu firma adını da değiştiriyorsa, ben, kuşku duyarım, denetlemek isterim belediye meclisi üyesi olarak; ama, şimdi adını okusam zamanım yetmez; öyle A.Ş'ler var ki!.. Belediye, belediye, olmaktan çıkmış, holding olmuş.

Biz önergemizde diyoruz ki; bir şirket kurulacağı zaman, hiç olmazsa, hükümetten izin alınır diye buraya açıkça yazılsın. İlgili mevzuat, başında da söylediğim gibi, Özelleştirme Yasası yarın değişir, ortadan kalkar ve bu, boşlukta kalır. O yüzden, bir daha düşünelim yasa yapma açısından. Buraya, hiç olmazsa, nasıl bir sonraki maddede "İçişleri Bakanlığından izin alır" diyorsak, burada da "Bakanlar Kurulundan izin alır" demek zorundayız yasa yapma tekniği açısından diyorum. Çünkü, o gönderme yaptığı yasa yarın değişir, ortadan kalkar; değişmese bile, o, belediyelerle ilgili değil, şirketlerle ilgili değil; buraya çok açık biçimde yazılması gerekir diyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

70 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

71 inci maddeyi okutuyorum:

 İşletme tesisi

MADDE 71.- Belediye, özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini İçişleri Bakanlığının izniyle bütçe içinde işletme kurarak yapabilir.

 BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Bursa Milletvekili Ali Dinçer; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygılarımı sunuyorum.

71 inci maddeyi, 69 ve 70 inci maddelerle birlikte geniş kapsamlı değerlendireceğim. Şimdi, burada, hep "amaç, konut sorununu çözmek" deniliyor; aslında, sadece konut sorununu çözmek değildir belediyelerin görevi; aynı zamanda, işyeri ihtiyacı olanların arsa sorununu da çözmektir; ikisini bir arada düşünmek gerekir; çünkü, ikisi birlikte, şehir planı içinde, ahenkle çözülmelidir. Mümkün olduğu kadar işyeri alanlarına yakın yerleşim alanları olmalı ki, o işyerlerinde çalışacak olan insanlar rahat gidip gelebilsinler. Fakat, bunu yaparken, bazı kolaycı çözümlere itibar ediyorlar belediyeler ve bu maddeler de -71 hariç- ona çanak tutuyor. Nedir; ben, o zaman, arsa sorununu çözmek için bir şirket kurarım diyor; konut sorununu çözmek için bir şirket kurarım diyor; yahut herhangi bir sorunu çözmek için bir şirket kurarım diyor; bunlar yanlış. Belediyelerin, hele büyükşehir belediyelerinin basım işleri çok, bir matbaa kurayım diyor. Bazıları da teşvik ediyor "kur bir matbaa" diyor, sonra, orada, ihtiyacın ötesinde eleman işe başlıyor, birsürü makine alınıyor. Bir bakıyorsunuz, çalışanlara çok miktarda, değişik kalitede giysi dağıtmak gerekiyor; haa, o zaman bunu halletmek için -kolay, kontrolü bende olsun- bir şirket kurayım... Kolaycı çözümler, her zaman şüpheyle karşılanması gereken çözümlerdir; genellikle de yanlış olurlar.

Biz, Haluk Beyle birlikte, Ankara'da esnafın toplantısına gittik; en çok onlar mutazarrır; çünkü, açık, net, biliyoruz, iş dünyasını yakından tanıyanlar bilir; bu tür şirketler, genellikle partizan atamalarla, en azından israf kaynağı oluyorlar, soygun, vurgun kaynağı da oluyorlar; işin ehli olmayanlar geliyor. Yapılması gereken, aslında, ihtiyaçları tespit edip, o ihtiyaçlar doğrultusunda ciddî şartnameler hazırlayıp, küçük ve orta boy işletmelerden, büyük ticaret erbabından -durumuna göre- sanayi erbabından ihtiyaçları karşılamaktır. Bu, esnafın, sanayiin, ticaretin gelişmesine de katkıda bulunur. Piyasa ekonomisi içinde, yarışmacı fiyatlar ortaya çıkar; ihtiyaçlar hem daha kaliteli hem daha ucuz karşılanır ve bunun denetimi de, rahatlıkla, halk tarafından seçilen belediye meclisleri tarafından yapılır.

Bunun, böyle olduğunu, size doğrudan gösteren bir haberi okuyacağım. Daha yakında, 6 Temmuz 2004'te "İstanbul'da özelleştirme şimdilik rafa kaldırıldı" diye bir haber gazetelerde. Ne deniliyor bu haberde: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi, şirketlerini önce ıslah edip düzeltecek, değeri artınca satışa çıkaracak." Bilgileri veren, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kaynak Geliştirme ve İştirakler Daire Başkanı Mihmail Mangan; tanıdığım, ciddî bir arkadaş: Aktif çalışan 18 belediye şirketini özelleştirmeyi şimdilik düşünmediklerini söylüyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu... Hem özelleştirme programda olacak hem de belediyelerde yeni BİT'ler oluşturacaksınız bu maddelerle. Mangan "biz, bu şirketleri, özelleştirmeden önce ıslah edelim, düzeltelim, değerlerini artıralım, herkesin peşinden koşacağı değer haline getirelim; ondan sonra, özelleştirmek kolay olur" diyor ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 25 şirketinden 18'inin aktif olarak çalıştığını ve bunlardan 6'sının 2003 yılı itibariyle, 31 trilyon zarar ettiğini, diğerlerinin kâr ettiğini söylüyor. Gazete haberindeki şu cümle çok önemli: "Belediye şirketlerinin bugüne kadar 400 000 000 dolar tutarında sermayeden yediğini kaydeden Mangan 'dolayısıyla, bu gidişe dur demenin zamanı gelmiştir' diye konuştu." Tamam, doğru söylüyor; ama, yanlış devam ediyor, atasözlerini hatırlatıyor; insana "karakolda doğru söyler mahkemede şaşar", "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu", bir de "atma Recep, din kardeşiyiz" dedirtiyor. Kardeşim, eğer, sen "400 000 000 dolar sermayeden yemiş olan bu şirketleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin şirketlerini düzelteceğim" dersen, bu şirketlerde, ehil olmayan insanların elinde, israfa, soyguna, vurguna devam edilecek ve düzelteceğim derken, belki 400 000 000 dolar değil, 500 000 000 dolar daha gidecek.

Bunu böyle yapmak yerine, biraz önce söylediğim gibi, belediye ihtiyaçlarını... Türkiye'de, artık, özel sektör gelişmiştir, her alanda hizmet verebilir, üretim yapabilir durumdadır; bunların ehil olanlarını, yarışmacı ortamlarda, ihaleyle tespit edip, ihtiyaçları öyle karşılamak gerekir. Çağdaş olan, globalleşen dünya ekonomisinde doğru olan budur; bunun doğru olduğunu hep beraber söylüyoruz.

İşletmelerin önemi nerededir; etkin ve verimli olmalarındadır, sahipliğinde değildir. Ciddî patronajı olmayan, denetimi olmayan, sahipliği olmayan ve gelişigüzel, kolaycı olarak kurulan şirketler, hem esnafın, ticaret erbabının, sanayi erbabının elini kolunu bağlar hem de zarar eden, kamuya yük olan şirketler ortaya çıkar; bu, insafla kabil olmayan bir yaklaşım, çelişkilerle dolu bir yaklaşım.

Şimdi, IMF kısıtlamaları nedeniyle, artık, Türkiye'de öyle fazla israf olmuyor, soygun olmuyor diyebiliriz; çünkü, deniz bitmiş, ekonomi çok sıkı bir kriz ortamından geçmiş, iç ve dışborç sarmalından dolayı elde para da yok, maaşların ödenmesi bile zor; ama, burada, bu BİT'ler, belediye şirketleri, tek israf alanı olarak, soygun, vurgun alanı olarak, irrasyonel, akıldışı işletmeler olarak duruyor. Bunun yerine, aslında yapılması gereken, Türkiye'de geleneği oluşmuş olan işletmelerdir; İETT işletmesi gibi, İSKİ, ASKİ, EGO işletmeleri gibi. Böylesine işletmelerde, oturmuş bir kurumlaşmayla, belediye meclisleri,  encümenler de yer alır;  bunların üzerinde, belediye meclislerinin devamlı denetimi vardır; ayrıca, burada, belediye tarafından denetmenler görevlendirilir; bunların teftiş kurulları vardır, belli kuralları vardır. Buralar, daha az israfın olduğu, daha az soygunun, vurgunun olduğu yerlerdir; yani, belli bazı görevleri yapmak için, şirket kurmak yerine işletme açmak gerekir. Örneğin, asfaltla ilgili şirket kuracağınıza işletme açın, konkasör şantiyesi, işletmesi açın; çok daha ciddî olur bunlar.

Kaldı ki, mümkün olduğu kadar, işi piyasa kuralları içinde yapmak gerekir. Esnafın, küçük ve orta boy işletmelerin, büyük boy işletmelerin, sınai kuruluşların, ticarî kuruluşların ürünlerini yarışmacı ortamda almak gerekir. Sayın Gazalcı'nın "kör değneğini bellemiş" dediği gibi, doğalgaz sayaçlarını devamlı aynı şirketten almak anlamına gelmez bu. Yarışmacı ortamda işler çok daha rasyonel olur ve çok daha etkin ve verimli işler yapılır.

Arsayla ilgili konu da öyle. Arsa üretmek için dahi, şirket veya işletme kurmak, hatta belediye kadroları oluşturmak doğru değildir; yani, belediye kadrolarında, sözleşmeli kadroyla da olsa, devlet personel yasasıyla da olsa, istihdam edeceğiniz kişilerle harita yapmak, imar planı yapmak, arsa üretmek, kamulaştırma yapmak kolay iş değildir; bu işler oldukça çetrefil işlerdir ve ciddî, profesyonelleşmiş kadroların yapması gereken işlerdir. Piyasadaki proje gruplarını, haritacıları, plancıları, mühendisleri, onların proje firmalarını da desteklemek gerekiyor; onlar hem yurtiçinde iş yapıp, tecrübe sahibi olmalılar hem yurtdışında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Dinçer, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ALİ DİNÇER (Devamla) - Türkiye'nin etkin ve verimli bir ekonomiye kavuşabilmesi için Türkiye'nin projecilik sektörünün desteklenmesi gerekiyor; çünkü işin özünde proje vardır. İyi proje olursa işler daha iyi gider. Arsa üretiminde ihtiyaç belirlenir, nazım plan doğrultusunda, planlar doğrultusunda şartnameleri belirlenir var olan özel firmalara, proje gruplarına ihale yaparsınız, arsalar üretilir; sadece konut değil, aynı zamanda işyeri arsaları da üretilir, hem de ihtiyaçtan fazla. Ev sahibi olmak isteyen, yatırım yapıp, işyeri sahibi olmak isteyen herkese, ihtiyacını karşılayacak hatta ihtiyaçtan fazla, imarlı, asgarî altyapılı arsayı sunabilmeliyiz; gelişme böyle olur. Çağdaş konut sahibi olarak, yaşam tarzına ulaşma böyle olur. İşyeri kurmak ve ekonomiyi büyütmek, istihdamı artırmak böyle olur.

Yapıma geldi mi, kamu hiç karışmamalı. Yapımla ilgili de Türkiye'nin çok deneyimli yüklenici, müteahhit firmaları var değişik alanlarda -tesisatta olsun, inşaatta olsun, elektrik işlerinde olsun, sınaî alanda olsun- onlara yaptırılmalı. Örneğin, konut ihtiyacı olan kişi olanaklarına ve ihtiyaçlarına göre zaman zaman arsa alabilmeli; kamu, belediye ona arsa tahsis edebilmeli, o kendi evini yapabilmeli; kooperatif haline gelenler arsa tahsisini almalı, kooperatif olarak birlikte yapabilmeli; hatta yap-satçı potansiyelini dahi değerlendirebilmeli. Konut üretimiyle ilgili büyük taahhüt firmalarının da potansiyelini değerlendirebilmeliyiz; onlara da, bu üretilen arsaları verip, hem konut hem işyeri yapmalarını ve piyasanın ihtiyaçlarını, ülkenin ihtiyaçlarını, halkın ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayabiliriz. Bu, daha rasyoneldir, daha etkindir, daha verimlidir, işler daha ucuza çıkar, daha sağlam, daha iyi kalitede olur; amacımız bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür eder misiniz Sayın Dinçer.

ALİ DİNÇER (Devamla) - Bu maddeler, inşallah, biraz önce söylediğim gibi, Türkiye'nin çıkarına, halkımızın çıkarına düşünülerek değerlendirilir. 70 inci madde geçti, belediyeler şirket kuracak; ama, İstanbul Belediyesi şirketlerinin halini, son on onbeş yıldaki durumunu anlattım. Bunu, hem de, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ilgili daire başkanı basına vermiş. Aslında çoğumuz biliyoruz bunları, sadece İstanbul'da değil, Ankara'da da, sadece o partinin bu partinin belediyesinde değil, her yerde var bu sorunlar. Bu sorunlara gerçekçi çözümler bulmak gerekiyor. Eğer belli bir kurumla sorunlar çözülecekse, hizmetler yapılacaksa, mal üretilecekse, hizmet üretilecekse, bu, hiç olmazsa, denetimi daha açık, net olan belediye işletmeleriyle olmalıdır. Belediye şirketlerinin hemen hemen tamamen kaldırılması gerekir, yeni şirket kurulmaması gerekir. Var olan şirketlerin de durumu İstanbul Belediyesindeki şirketlerden farklı değildir, onların da tasfiyesi gerekir. Bu, halkın yararınadır, ülkenin yararınadır; çağdaş olmak, rasyonel olmak anlamında bunların yapılması gerekir.

Tekrar, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı; buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Belediyeler Yasası Tasarısının 71 inci maddesi üzerinde kişisel söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, önemli bir yasa yapıyoruz ve maddeler, AKP'nin çok fazla, oyundan başka katılımı olmadan, düşüncesini açıklamadan geçiyor. Şimdi, ben düşünüyorum; şirket belediyecilik mi, holding belediyecilik mi, yoksa kamu hizmeti gören bir belediyecilik anlayışı mı bu? Az önce oyladığımız maddede, şirketçi bir belediyecilik anlayışına, holdingci bir belediyecilik anlayışına biz geçit verdik.

Daha önce görüştüğümüz Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı da, bu ruhla hazırlanmıştı; orada da 9 bakanlığın taşrayla ilişkileri kesilmiş, bakanlık merkez örgütüne, kendi konusunda alt birim hizmet görüyor diye hizmet yasaklanmıştı. Şimdi, görüştüğümüz 71 inci maddeyle -belediye işletmeleri, yani halkçı belediye anlayışı- belediyeler, kendi bütçesi içinde şirkete gördürmediği, havale etmediği işi, İçişleri Bakanlığının onayına sunuyor. Biz, demin 70 inci maddede "Bakanlar Kurulundan izin alır" demeyi bile çok gördük "ilgili mevzuata göre" diye geçti. Orada, şirketçi belediyecilik anlayışında bir kolaylaştırma var; ama, burada ise bir zorlama var. Yani, deniliyor ki: Kardeşim, sen kamu işi görme, boş ver, bunu yaptır, şirkete havale et...

Gerçekten de, bu holding belediyecilik anlayışı, son zamanlarda, yasalarımızdan önce binalarıyla da ortaya konuldu. Özellikle büyük kentlerin belediyelerine gittiğiniz zaman görürsünüz, belediye binaları, bir büyük holding binası gibi, vatandaşın, makam odalarına, makam araçlarına, oradaki şatafata yaklaşması mümkün değil. Nerede kaldı o eski halkçı belediyeci tipleri; Osman Kibarlar, İstanbul'daki Ahmet İsvanlar ve daha sayabileceğimiz, binasıyla, makam odalarıyla halkla iç içe olan birçok belediye başkanı.

Değerli arkadaşlar, bakın, belediyeler şirketleri kuruyor, o şirketlerin yönetimine kendi adamlarını koyuyor, artık, orada denetim, şu bu yok. O paraları belki bir havai fişek olarak görüyorsunuz, belki bir başka yerde açılış töreni olarak görüyorsunuz. Kimin parası bu; bunlar, yurttaştan toplanan, halktan toplanan paralarla yapılıyor.

Sayın Bakan, demin buraya geldi dedi ki: Bir kazanılmış hak; kaybederseniz, belediyelik hakkınız da gider, o koşul elden gider.

Ben yanıyorum şimdi. Bu tasarıda 5 000 ölçütü var; yani, nüfusu   5 000 olan yerlerde belediye açılabilecek. Sayın Bakanın mantığına göre, değil nüfusu 2 000'in altında olan belediyeler, nüfusu 5 000'in altındaki bütün belediyelerin kapatılması gerekir; koşulu taşımıyor ya.

Bende bir bilgi var. Türkiye'de nüfusu 2 000'den 5 000'e kadar olan 1 646 belediye var. Bu belediyeler içinde 5 000 000'dan fazla nüfus yaşıyor. Kapattığımız belediyelerin; yani -hep 340 diyorduk; 359-2 000'in altında nüfusu olan  -hiç başka bir ölçüt koymadan- 602 000 kişinin yaşadığı belediyelerin belediyelik haklarına son veriyoruz; yani, küçük belediyeler siz yoksunuz, siz köysünüz, siz mahallesiniz; yukarıdaki belediyeler, büyük belediyeler, kurun şirketinizi, holdinginizi, alın paranızı, borçlanın, gösterin şatafatınızı...

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Bizim öyle bir iddiamız yok.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Arkadaşlar, nerede kaldı sizin halkçılığınız; nerede kaldı o aldığınız oylar; eğitim, kültür hizmetleri?..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) - Adaletli davranıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

"Bizim böyle bir iddiamız yok" diyor, oradan laf atan arkadaşım. Onu halka şikâyet ediyorum; demek ki, AKP'li arkadaşımızın, halka hizmet etme gibi, belediye aracılığıyla kamu hizmeti gördürme gibi bir derdi, bir kaygısı yok; ama, bakın, bu şirketçi belediyecilik anlayışı, bir gün gelir, sizin de başınıza iş açar. Yarın, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı konuşulurken, isterseniz mahkemelerdeki dosyaları bir getirtin, neler olmuş o şirketlerde, bir bakın.

Değerli arkadaşlar, belediye, İçişleri Bakanlığı tarafından denetleniyor; güzel, belediye işletmeleri denetleniyor; ama, kurduğu şirketleri İçişleri Bakanlığı değil, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı denetliyor, o da ne kadar denetliyor... Bakın, bütün yolsuzluklar, bütün haksızlıklar o şirketler eliyle oluyor.

Biz, iki maddede iki ayrı yönümüzü belli ettik. 70 inci maddede şirketçi belediyecilik anlayışımızı ortaya koyduk, bu maddede de tam tersine bir bağımlılık getiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Genel Kurulu selamlayıp bitireceğim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

72 nci maddeyi okutuyorum:

Borç ve alacakların takas ve mahsubu

MADDE 72.- 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki Hazine alacakları hariç olmak üzere belediyenin, genel bütçeli kuruluşlardan, sosyal güvenlik kuruluşlarından, mahalli idarelerden ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından olan özel hukuk ve kamu hukukuna tâbi alacak ve borçları takas ve mahsup edilir. Bu amaçla kurum ve kuruluşların bütçelerine yeterli ve gerekli ödenek konur.

Bu madde gereğince yapılacak takas ve mahsup işlemlerine ilişkin esas ve usuller, İçişleri Bakanlığının olumlu görüşü alınarak, Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu; buyurun.

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değeli üyeleri; maddenin hemen başında hazine alacaklarından bahsediliyor "hazine alacakları hariç olmak üzere" deniliyor.

Saygıdeğer milletvekilleri, mevcut belediyelerin hazineye ne kadar borcu olduğunu biliyor musunuz; ne kadarının vadesi geçmiş, ne kadarının vadesi gelmemiş?.. Hazinenin garanti verdiği, gerek dışgaranti verdiği gerekse finanse ettirdiği projeler nelerdi; bu projeler, bu belediyelerimize neler kattı ve bu projelerden ne kadarlık bir katmadeğer elde edildi? Hakikaten, ders almak için, özellikle dönüp bu projeleri irdelemek gerekiyor. Bu projeler, kaç paraya yapılmış, nasıl yapılmış, kaç paraya ihale edilmiş; bu projeleri kimler yapmış?

Tabiî bunun birinci nedeni şu: "Yapılsın da, ne olursa olsun, kaç paraya yapılırsa yapılsın..." Para, bu ülkenin parası; para, (X) belediyesinin parası değil, para bu ülkenin parası. Ben inanıyorum ki -bu benim şahsî inancım- özellikle dışkrediyle finanse edilen projelerin maliyetleri, sırf Türkiye'de uzun vadeli finansman olmadığı için, Türkiye'de uzun vadeli finansman kaynağı olmadığı için -beş yıl ve on yıl vadeli projelerdir bunlar- Türkiye Cumhuriyeti hazinesine, çok büyük yükümlülükler yüklemiştir.

Ben, özellikle Hazine Müsteşarlığının, inanın, geçmişten gelen... Bunların hepsi belli; rakam söyleyeceğim biraz sonra size: 5 milyar dolar, şu anda vadesi gelmemiş, 6 milyar dolar vadesi geçmiş, yaklaşık 12 milyar dolar.

Şimdi, bu krediler hangi belediyelere, niçin, hangi projeler için verilmiş ve bunların maliyetlerini, hakikaten, ders almak açısından...

Türkiye, bana göre, bu kredilerle, çok büyük yara almıştır ve bu projelerden üretilen kaynak, verilen paranın çok çok gerisindedir. Onun için, ben bu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu konu, hakikaten, bana göre, Türkiye'nin kanayan bir yarasıdır; ama, maalesef, ben, Meclis ilk açıldığında, Sayın Bakanımdan istirham ettim, daha hâlâ bir cevap alamadım. Hangi belediyeye verilmiş, hangi proje finanse edilmiştir?

Bir başka olay; yabancı kreditörler, ben bu krediyi veririm sana; ama, mutlaka, bu işi benim firmama yaptıracaksın diyor. Yani, kredi bir yabancı ülkeden alınıyorsa, mutlaka, o iş de, o yabancı ülkenin firmasına yaptırılıyor. Eğer bu projede makine alımı varsa, bu makine alımları da yine o ülkeden yapılıyor. Yani, kaynağın olmadığı için, paran olmadığı için, bir projeyi hangi maliyette finanse ediyorsun... Ben, bir kez daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

Tabiî, öbür taraftan, borç ve alacakların takas ve mahsubu konusunda ise... Hangi borçlar, hangi alacaklar... Bir kere, belediyelerin alacağı dediğimiz olgu, İller Bankası kaynağının dışında, bir de, senede iki defa Maliye Bakanlığının verdiği kaynak dışında hiçbir kaynakları yoktur; yani, devletten, kamudan alacağı. Tabiî, buradaki en büyük kaynak İller Bankası. Zaten, SSK ve TEDAŞ en kolay yolu buluyor; hemen bu belediyenin alacaklarına haczi koyduruyor. Mevcut belediyeler, eğer, SSK borçlarından ve elektrik borçlarından dolayı bir şekilde borçları silinmezse ömrü billah faizle boğuşur.

Tabiî, geçmişe dönelim yine; demin de söyledim, bu belediyelerin bu hale gelmesinin tek sebebi İller Bankasıdır. Belediyelere çok ağır maliyetlerle iş yaptırılmıştır. Malatya'nın Doğanyol İlçesindeki kanalizasyon ihalesi buradan yapılmıştır. Hangi maliyetlerle; çok büyük maliyetlerle. Maalesef, belediyeler "ben belediye başkanıyım, benim zamanımda bu yapılsın" diyerek hiç bu işin maliyetine bakmamıştır. Yapılsın da yeter! Ama, bugün, demin de söyledim, yine, Malatyamızın bir beldesinde bir belediyenin 7 trilyon borcu vardır. İller Bankası bu belediyeye bu parayı verirken mutlaka bir projesi vardı; ama, bu belediye acaba bu parayı ödeyebilecek mi diye bakmadı mı ve hangi maliyetle verdi? Şunu bilin ki, İller Bankası, geçtiğimiz beş yıl içerisinde Türk bankacılık kesiminden yüzde 150'yle, yüzde 200'le, yüzde 70'le, yüzde 130'la para alarak, üzerine 10 puan ilave ederek belediyelere bu faiz oranlarıyla kredi vermiştir. Yüzde 150'le borçlanan bir belediyenin bu faizin altından kalkacağını düşünebiliyor musunuz?! Maalesef, Türk finans piyasasından borçlanmış, üzerine 10 puan ilave koymuştur "benim maliyetim budur" demiştir ve belediyelerin çöküşünün bir nedeni de budur; fahiş faizler...

Tabiî, yine, belediyelerin kendi borçlarının yanında en büyük sorun -demin bahsettiler- iştiraklerin borcu. Bugün, belediyelerin iştirakleri de borç batağındadır. Her ne kadar hukukî hükmî şahsiyet olarak belediyeyi ilgilendirmiyorsa da, halk, insanlar, karşısındaki şirketi belediyenin şirketi bildiği için belediyeyi tanıyor. Oradaki aşırı borçlanmayı kesmediğimiz sürece, oradaki aşırı borçlanmayı önlemediğimiz sürece, yarın, karşımıza başka bir kaos çıkacaktır.

Yine, ayrıca, belediyelerin taşeronlara olan borçları bu tasarıda hiç yoktur. Maalesef, taşeronlar belediyeden parayı alıyor; ama,  taşeron kendi taahhütlerini yerine getirmiyor. Bu, büyük bir sorundur, büyük bir yaradır. Birkaç belediyede, özellikle temizlik işlerinden dolayı belediyeden parayı alıp işçilerine ödemeyen birsürü belediye var. Yine, tasarıda, taşeronların bu konudaki sorumluluklarına hemen hemen hiç yer verilmemiş ve belediyeler bu halde.

Tabiî, mahsup işlemi... Şunu da söylemek istiyorum: Türkiye'de, eğer, siyaset ve siyasetçiler belediye başkanlarına (X) partinin, (y) partinin belediye başkanı diye bakarsa "bu belediye benim belediyem, burada yaşayan insan benim insanım" diye bakmazsa, Türkiye'de, maalesef belediyecilik anlayışı düzelmez. Yine, belediye başkanları da belediye başkanı olduktan sonra "önce halkımın belediye başkanıyım" diye düşünmediği sürece, siyaseti kafasından atmadığı sürece bu belediyelerin düzelmesine imkân yoktur ve maalesef, Türkiye'de iktidarlar belediyelere, öz evlat-üvey evlat olarak bakıyor. Hayır, Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin her yerindeki belediye o iktidarın öz evladıdır; ama...

SELAMİ UZUN (Sivas) - Bizde hiç ayırım olmadı...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Selami Bey, hiç öyle değil; ben size bunun örneklerini gösteririm.

Eğer ülkede demokrasi varsa, demokrasiye inanıyorsak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, toparlar mısınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - ...belediye başkanları halkın oyuyla geldiyse, belediye başkanı başka bir partidense, o yörenin halkını cezalandırmak, Türkiye'de, ne adalettir... Hiçbir şey değildir. O açıdan, benim istirhamım, lütfen, belediye başkanlarını, belediyeleri öz belediyem-üvey belediyem olarak ayırmayalım.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime, saat 20.00'ye kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 19.04


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

616 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6.- Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 73 üncü maddesini okutuyorum:

 ALTINCI KISIM

Çeşitli ve Son Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı

MADDE 73.- Büyükşehir belediyeleri, büyükşehir belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri ve il belediyeleri ile nüfusu 50.000'in üzerindeki belediyeler; kentin gelişimine uygun olarak eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek; konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak, deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlar, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile ilân edilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili resim ve harçların dörtte biri alınır.

Bir yerin kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilân edilebilmesi için; o yerin belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması ve en az ellibin metrekare olması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve üç ay içerisinde karara bağlanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Erdal Karademir; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Belediyeler Yasası Tasarısının kentsel dönüşüm ve gelişme planına ilişkin 73 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, getirilen tasarının 73 üncü maddesinde kullanılan ifadeler çok ciddî belirsizlikler ve önemli ölçüde eksiklikler içermektedir. Öncelikle, kentsel dönüşümün bilim çevreleri tarafından yapılan tanımına baktığımızda, kent parçalarının nitelik değiştirmesi ya da dönüşümlerle kentin evrimsel bir oluşum geçirmesi olarak ifade bulduğunu görmekteyiz. Aslında, kentsel dönüşümle yapısal bir değişime atıfta bulunulduğunu görmekteyiz; dolayısıyla, bu çok boyutlu ve büyük değişim, çok ciddî politik karar ve stratejiler gerektiren önemli bir süreçtir.

Tasarıda ifadesini bulmaya çalışan kentsel dönüşüm ise, aslında bir kentsel yenileme gibi görülmekte ve hatta, boya-badana gibi anlaşılmaktadır. Son derece ciddî planlama gerektiren konunun tasarıdaki ifadeleri ise, çok sığ ve belirsiz durumdadır. "Kentin gelişmesine uygun olarak eskiyen kent kısımlarının inşa ve restore edilmesi" açıklamasında belirtilen kentin gelişmesine uygunluk tanımının ucunun açık olması çok büyük riskler içermektedir.

Kentlerimiz için bu tanımı belirleyen kriterler nelerdir; bu kriterleri belirleyen ve belirleyecek olan merciler nelerdir ve kimlerden oluşmaktadır; öncelikle, bu konular cevaplandırılmalı ve çözümler ortaya konulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, çarpık kentleşme olarak adlandırdığımız, kentin sağlıklı gelişiminin önündeki büyük engeli ortadan kaldırabilecek çözümler nelerdir? Yoksa, onlarca yıldır, büyük şehirlerimizi âdeta yaşanamaz hale getiren çarpık kentleşme olgusunu, bu tasarıyla, kentsel gelişme olarak mı tanımlayacaksınız? Bu konuda ciddî şüpheler uyanmaktadır. Dolayısıyla, birinci hedefin, kentin sağlıklı gelişiminin kriterlerini belirlememiz ve bu kriterleri yerine getirmemiz gerektiği olduğunun farkına varmamız gerekiyor.

Bu planlama yapılmadan kenti yenilemeye veya dönüştürmeye kalkışmak, çarpık kentleşmeyi devam ettirmekten öteye gidemeyeceği gibi, aynı zamanda, kent içindeki bazı çıkar çevrelerinin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, kentin eskiyen kısmı olarak adlandırılan bölgelerin sağlıklı tespiti ve o bölgelerde uygun projelerin üretilmesi çok önemli bir aşamadır ve birkaç kelimeyle geçiştirilecek bir tanım olamaz. Size göre kentin eskiyen kesimleri nelerdir, bunun tanımını yapabilir misiniz? Bu eskiyen kısımlar, kentin çeperlerini saran gecekondu bölgeleri midir, yoksa, kent merkezindeki çöküntü alanları mıdır ya da sağlıksız ve denetimsiz koşullarda inşa edilmiş betonarme blokların oluşturduğu kent alanları mıdır veya bir türlü korumaya alınmayan SİT alanları veya tarihî, kültürel değerleri olan bölgeler midir, yoksa, konut alanları ile sanayiin iç içe geçtiği sağlıksız yaşam alanları mıdır?..

Değerli arkadaşlarım, bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Tasarıda dikkati çeken nokta, bu alanlarda nelerin, nasıl, hangi kriterlere göre planlanacağı konularında detaylara değinilmemiş olmasıdır. Sadece, konut alanları, teknoparklar, sosyal donatı alanları, deprem riski, tarihî ve kültürel doku gibi bölgelere ayrılması, kentin gelişmesini belirleyen yeterli kriterler değildir. Oysa, sadece bu kriterlerle kentsel dönüşüm ve gelişim tanımlanamaz ve kriterler üzerinde uzun uzun düşünülmeden, ciddî çalışmalar yapılmadan ele alınamaz. Birkaç bin konutu boya-badanayla süsleyerek, birkaç yüz konutu yıkarak veya birkaç yere yeşil alan adında, park görüntülü, plansız, kişiliksiz mekânlar serpiştirerek göz boyamadan öteye geçmeyen çözümlemeler getirmek, hem kenti gelişmekten uzak tutacak hem de birtakım çıkar gruplarının daha çok maddî kazanç elde etmesinin yolu açılacaktır. Tüm bunlar, kentin kullanıcıları arasında ve kullanıcılar ile yönetim arasında ciddî sıkıntılar doğurabilecek, hatta, gerilimlere ve yer yer de çatışmalara doğru sürüklenebilecek hassas konulardır.

Kısacası, kentsel dönüşüm ve gelişmeye uygun olma koşulunu yerine getirerek, birtakım inşa ve restorasyon uygulamalarının altyapısız, plansız gelişimi, kentlerin çarpık yapılaşmasının önüne geçemeyecektir. Bu noktada, karar verici mercilerin birikim ve deneyimleri de tartışmaya açıktır. Bir kentin sağlıklı gelişimini, yine o kentin kullanıcılarıyla belirlemek ve o kenti oluşturan tüm kesimlerle mutabakat içerisinde hareket etmek şarttır. Üniversitelerden sivil toplum kuruluşlarına, yerel yönetimlerden merkezî yönetime, halktan sanayicilere ve esnafına kadar toplumun tüm farklı kesimleri bu konuda fikir yürütebilmelidir. Bu son derece büyük ve önemli organizasyon ortada yokken, kentsel gelişim ve dönüşümüne uygun inşa ve restorasyonu kimin belirleyeceği, nasıl belirleyeceği, ne tür bir süreci takip edeceği belli olmayan bir girişim, başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûm olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu sebeple, kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarının belirlenmesi konusunun gayriciddî ele alındığını, tasarının maddelerinden görmekteyiz. Hazırlanan tasarıyla, kentsel dönüşümün uygulanacağı alanlarda, özellikle gecekondu alanlarında, bu uygulama yeni bir imar affına neden olmamalıdır. Aksine, bunu engelleyici birtakım tedbirler alınmalıdır. Kentsel dönüşümün asıl hedefi ve kentin sağlıklı gelişmesine katkısı, gecekondu alanları gibi sağlıksız gelişen yapı ve çevrelerin ortadan kaldırılması veya iyileştirilmesi olmalıdır. Ancak, kentsel dönüşüm, gecekonducular ve diğer illegal kullanıcılar için, işgal ettikleri alanlarda getirilecek yeni bir imar affına dönüşürse, bu insanlar ödüllendirilmiş olacaktır. Bu da, yeni gecekondu alanlarının önünü hızla açacaktır.

Değerli arkadaşlarım, tasarıda, teknoloji parkı, teknopark terimi kullanılmaktadır. Olur olmaz her konuda bu terimi kullanmak, akla ve mantığa uygun düşmemektedir. Teknoparklar, düşündüğünüz gibi, içerisinde salıncakların, süs havuzlarının, bankların olduğu dinlenme alanları değildir; içerisinde bilim üretilen, araştırma-geliştirme çalışmalarının sürdürüldüğü son derece önemli merkezlerdir. Bu merkezlerin nasıl, nerede ve kimlerle oluşturulacağı çok iyi planlanmalı, uzmanlarıyla birlikte, içerisinde ilgili tüm kurum ve kuruluşların bulunduğu proje ekipleriyle altyapılarının oluşturulması gereklidir. Bu merkezlerin konut alanları ve sanayi bölgeleriyle olan ilişkisi ortaya çok iyi konulmalıdır. Yoksa, bir şehrin gelişim alanını belirlerken, kentin kuzeyine teknopark yapalım, güneyini konut alanı yapalım, doğusuna sanayii yerleştirelim, batıya da piknik alanları koyalım mantığıyla hareket etmek olamaz. Bu mantık, ancak belli çıkar çevrelerine rant sağlamaktan öteye gitmeyen politik bir anlayışın göstergesi olabilir. Bu konuda belirtilen ifadeler ise, böyle bir yaklaşıma yol açabilecek belirsizlikler ve sırlar içermektedir.

Değerli arkadaşlarım, kentin gelişiminde deprem riski gözönüne alınacaktır denilmektedir. Bu yaklaşım olumludur; ama, yeterli değildir; çünkü, kent için tehdit olan tek afet deprem değildir. Sel afeti, ani yağışlar, fırtına, yoğun kar yağışı, buzlanma, aşırı sıcaklar, küresel ısınma, kuraklık veya insan yapımı afetler, yangın, artan suç olgusu, terör, trafik, sanayi ve fabrikaların kent yerleşimleriyle iç içe olmasının getirdiği olumsuzluklar, dikkate alınması gereken risklerdir.

Değerli arkadaşlarım, tüm bunlar, doğal veya insan yapımı afetler olarak hem kentlerimizi hem de kırsal alanları tehdit ederken, afet açısından kentsel dönüşüm ve gelişimi sadece deprem riski üzerine kurmak, afet olgusunun bilinmediğinin ve önemsenmediğinin en büyük göstergesidir. Alınan derslerin hayata geçirilmesi için daha ne kadar beklenilecektir?.. Artık, ülkenin çok ciddî bir afet yönetimi politikası oluşturması ve kentlerin tüm afetlere hazırlanması gereklidir. Bu, henüz ortada yokken, büyük eksikliklerle birlikte, kentlerin sağlıklı gelişmeleri nasıl sağlanabilir?.. Bu ülkenin afetlerle daha fazla kayıp vermeye tahammülü yoktur.

Kentsel dönüşüm ve gelişim çerçevesinde, kentin gelişimine uygun olarak, kentin eskiyen ve yıkılması gerekebilecek -deprem riskli bölgeler ve tabiî ki, buna diğer afet riskleri de eklenerek- bu bölgeleri, gecekondu bölgeleri, diğer yerleşimler, kısacası boşaltılması düşünülen alanlarda yaşayan insanlar için nasıl bir planlama yapılacaktır? Bu yerlerde yaşayan ve sayıları binlerle ifade edilebilecek insanların yeni yerleşim alanları, iş, aş çevreleri, çalışma alanlarının çözümü konusunda tasarıda açıklık yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bu konularda çok ciddî belirsizlikler vardır. Acaba, birtakım boş alanlar yeni konut alanları olarak mı belirlenecektir ve amacı bu alanlarda bazı çevrelere yeni inşaat alanları, yeni rant alanları sağlamak mı olacaktır?

Değerli arkadaşlarım, tarihî, kültürel kent dokusu nasıl korunacaktır? Büyüyen metropollerin tehdidi altında bulunan su havzaları nasıl korunacaktır? Bu ve benzeri konularda yeterli açıklık tasarılarda görülmemektedir. Oysaki, tüm bunlar, kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarıyla ilgili alınacak kararları önemli ölçüde etkileyecek konulardır.

Tasarının bu maddesinde dikkati çeken "50 000" rakamı vardır, 50 000 kişi, 50 000 metrekare gibi. Bu rakamlar bir eşik olarak alınmıştır. Niçin 50 000 kişi, 50 000 rakamı? Bu rakamları belirlemedeki teknik ve bilimsel kriterler nelerdir? Nüfusu 50 000'in altında olan belediyelerin sınırları içerisinde kentsel dönüşüme ve gelişime konu olacak alanlar yok mudur? Bu belediyelerin, kentlerin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini uygulamaları niçin engellenmektedir? Tasarıdaki bu çok önemli eksiklik giderilmelidir. Sağlıksız ve çarpık yapılaşma baskısı altında olan ve kentsel dönüşüm ve gelişim projesine gereksinim duyan belediyeler, bu projeyi yapabilmek için nüfuslarının 50 000'e ulaşmasını mı bekleyeceklerdir?.. Değerli arkadaşlarım, bu, anlaşılır değildir.

Tasarıda, 50 000 metrekarenin altındaki yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim projesinin yapılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Bu 50 000 metrekare neye göre belirlenmiştir? Ülkemizde, 50 000 metrekarenin altında kentsel dönüşüm yapılacak alanlar yok mudur? 50 000 metrekarenin altında, tarihî, kültürel ve doğal alanlarımız yok mudur? Var ise, bu alanlar nasıl ve neye göre planlanacaktır? Bu, ciddî bir eksikliktir ve giderilmelidir.

Tasarıda, büyükşehir belediyeleri ile büyükşehir belediyeleri içerisindeki ilçe ve il kademe belediyelerinin, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlarda ayrı ayrı yetki kullanmaları öngörülmektedir. Bu, büyükşehir belediyelerinde yetki karmaşasına neden olacaktır. Tasarıdaki bu eksiklik de giderilmelidir.

Tasarının bu maddesindeki belirttiğim eksikliklerle ilgili hazırladığımız değişiklik önergemizi, dün Sayın Bakana ve komisyon üyelerine ilettik. Değindiğimiz eksikliklerin giderilmesi gerektiği, hem Sayın Bakan hem de komisyon tarafından olumlu karşılanmış olup, sanırım, biraz sonra, bu konudaki değişiklik önergemiz değerlendirilecektir.

Değerli milletvekilleri, yukarıda belirttiğimiz hususlar, tasarının önemli belirsizlik ve eksiklikler taşıdığını göstermektedir. Dolayısıyla, getirilen bu düzenlemelerin, birtakım politik çıkarlar ve bazı rant çevrelerine kazanç sağlamaya dönük olduğu görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, kentsel dönüşüm planı, kentin mevcut ve gelecekteki yapı ve arsa ihtiyacının karşılanması için yapılacak iş ve işlemlerle sınırlandırılmamalıdır. Kentsel dönüşüm planları, diğer planlama uygulamalarından farklı olarak, kentsel dönüşümün gerçek kapsamını oluşturan sosyoekonomik, sosyokültürel dönüşümleri dikkate almalıdır. Yapılacak planlama, doğal, kültürel ve tarihî çevreyi korumayı, yaşatmayı ve geliştirmeyi temel alan bir anlayış üzerine kurulmalıdır. Kentsel topraklar üzerinde ranta ve yağmaya dayalı spekülasyonlar engellenmelidir. Bu anlamda, tasarının geri çekilerek, katılımcı bir anlayışla yeniden ele alınması gerekmektedir.

Bu düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Karademir.

Madde üzerinde verilmiş 3 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 73 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan "üç ay içerisinde" ibaresi Anayasaya aykırı olduğundan, bu ibarenin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Bülent Baratalı

Türkân Miçooğulları

Ali Kemal Kumkumoğlu

 

İzmir

İzmir

İstanbul

 

Mehmet Küçükaşık

 

Nadir Saraç

 

Bursa

 

Zonguldak

BAŞKAN- İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında "bulunması ve en az elli bin metrekare" ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Erdal Karademir

Osman Özcan

Hüseyin Ekmekcioğlu

 

İzmir

Antalya

Antalya

 

Mustafa Özyurt

Muharrem Toprak

Yaşar Tüzün

 

Bursa

İzmir

Bilecik

BAŞKAN- Üçüncü ve en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının 73 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki "...il belediyeleri" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile nüfusu 50 000'in üzerindeki belediyeler" ibaresi kaldırılarak yerine "ve ilçe belediyeler" ibaresinin gelmesini, ayrıca, maddenin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere "Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlar, il ve ilçe belediyelerinde belediye meclisinin, büyükşehir belediyeleri sınırları içinde büyükşehir belediye meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile ilan edilir" şeklinde fıkra eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Erdal Karademir

Osman Özcan

Hüseyin Ekmekcioğlu

 

İzmir

Antalya

Antalya

 

Muharrem Toprak

Mustafa Özyurt

Atila Emek

 

İzmir

Bursa

Antalya

 

 

Yaşar Tüzün

 

 

 

Bilecik

 

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa)- Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN- Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)- Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Nüfusu 50 000'in altında olan belediyelerin sınırları içerisinde kentsel dönüşüme ve gelişime konu olacak alanlar bulunmaktadır. Bu belediyelerin, kentlerinin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulamaları tasarıyla sağlanarak, tasarıdaki bu çok önemli eksiklik giderilmiş olacaktır. Ayrıca, tasarıda büyükşehir belediyeleri ile büyükşehir belediyeleri içerisinde ilçe ve ilk kademe belediyelerin kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlarda ayrı ayrı yetki kullanılması önlenecektir. Dolayısıyla, büyükşehir belediyelerinde yetki karmaşasına son verilmiş olacaktır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasındaki "bulunması ve en az elli bin metrekare" ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

                Erdal Karademir (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ülkemizde 50 000 metrekarenin altında kentsel dönüşümü yapılacak alanlar vardır. Belediyelerin, kentlerin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulamaları sağlanmalıdır. Sağlıksız ve çarpık yapılaşma baskısı altında olan ve kentsel dönüşüm ve gelişme projesine gereksinim duyan belediyelerin bu projeyi yapabilmeleri için nüfus kriteri bir engel olmamalıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 73 üncü maddesinin son fıkrasında yer alan "üç ay içerisinde" ibaresi Anayasaya aykırı olduğundan, bu ibarenin kanun tasarısı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Bülent Baratalı (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Olumlu görüşümüzle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun tasarısında "kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve üç ay içerisinde karara bağlanır" hükmü vardır. Davaların öncelikle görüşülmesi ve ivedilikle karara bağlanması öngörülebilir; ancak, mahkemelerin üç ay içerisinde karar vermesini yasal hüküm haline getirmek, yasama organının yargıya müdahalesi anlamına gelir ki, bu da, Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 73 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

74 üncü maddeyi okutuyorum:

Yurt dışı ilişkileri

MADDE 74.- Belediye, belediye meclisinin kararına bağlı olarak görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren uluslararası teşekkül ve organizasyonlara, kurucu üye veya üye olabilir.

Belediye, bu teşekkül, organizasyon ve yabancı mahallî idarelerle ortak faaliyet ve hizmet projeleri gerçekleştirebilir veya kardeş kent ilişkisi kurabilir.

Birinci ve ikinci fıkra gereğince yapılacak faaliyetlerin, dış politikaya ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak yürütülmesi ve önceden İçişleri Bakanlığının izninin alınması zorunludur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

75 inci maddeyi okutuyorum:

Diğer kuruluşlarla ilişkiler

MADDE 75.- Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda;

a) Diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapım, bakım, onarım ve taşıma işlerini bedelli veya bedelsiz üstlenebilir veya bu kuruluşlar ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir ve bu amaçla gerekli kaynak aktarımında bulunabilir. Bu takdirde iş, işin yapımını üstlenen kuruluşun tâbi olduğu mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır.

b) Merkezî idareye ait aslî görev hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla gerekli aynî ihtiyaçları karşılayabilir, geçici olarak araç ve personel temin edebilir.

c) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir.

d) Kendilerine ait taşınmaz malları, asli görev ve hizmetlerinde kullanılmak üzere bedelli veya bedelsiz olarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilir veya süresi yirmibeş yılı geçmemek üzere tahsis edebilir. Bu taşınmazlar aynı kuruluşlara kiraya da verilebilir. Bu taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi iptal edilir. Tahsis süresi sonunda, aynı esaslara göre yeniden tahsis mümkündür.

Kamu kurum ve kuruluşlarına belediyeler, bağlı kuruluşları ve belediye şirketlerince devir veya tahsis edilen taşınmazlar, kamu konutu ve sosyal tesis olarak kullanılamaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 75 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokratik ülkelerde belirli bir alanla ilgili olarak yasal düzenleme yapılacağı zaman, toplumsal kesimlerle, onların örgütleriyle diyaloğa girilir ve onların görüşlerine başvurulur. Doğal olarak, çalışanların temsilcisi olan sendikalar ve diğer sivil toplum örgütlerinin görüşlerinin alınması gerekir. Tüm toplumu ilgilendiren yasal düzenlemelerde ilgili kesimlerin bilgisine başvurulması en doğal olanıdır.

Kentsel yapının değişimi ve yeni ihtiyaçlara uyum sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması kaçınılmaz bir gerçektir; ancak, bu tasarılar hazırlanırken çoğulcu, katılımcı ve demokrasi anlayışının gereği olarak geniş halk kesimlerinin, üniversitelerin, siyasî partilerin, sivil toplum kuruluşlarının katkı ve katılımlarının alınmasına özen gösterilmelidir. Bu yasanın yapılma gerekçesi olarak sunulan demokratiklik, şeffaflık, katılımcılık gibi iddiaların ne kadar gerçekçi olduğu, hükümetin hazırlık süreçlerinde gösterdiği yaklaşımdan anlaşılmaktadır!

Hükümet, aynen, Kamu Reformu Yasası Tasarısında olduğu gibi, Belediyeler Kanunu Tasarısını da, katkı sağlaması gereken toplumsal kesimlerin görüşlerine başvurmadan, uluslararası sermaye kuruluşlarının istekleri doğrultusunda hazırlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartının giriş bölümünde belirtilen, vatandaşlarının kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkını bu yasa tasarısında görmek mümkün değildir. 75 inci maddenin (a) bendinde "diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapım, bakım, onarım ve taşıma işlerini bedelli veya bedelsiz üstlenebilir veya bu amaçla gerekli kaynak aktarımında bulunabilir" denilmektedir. Gerçekçi olalım, bugün belediyelerin durumu ortada. İşçi ve memurun ücretini, SSK prim borcunu ödeyemeyen belediyenin, kaynak aktarması nasıl mümkün olabilir?!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel yönetimlere yönelik hazırlanan bu tasarılar yanında, önemli tasarı olarak belediye ve il özel idare gelirleri kanunu tasarısı kamuoyuna açıklanmamıştır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi iddiasıyla hazırlanan yasa tasarılarıyla yerel yönetimlerin bu hizmetleri yerine getirecek malî olanaklara sahip olup olmayacağı oldukça önemlidir. Belediyeler Kanunu Tasarısının genel gerekçesinde "belediyeler sorumluluklarında bulunan hizmetleri görmek için yeterli kaynaklara sahip değildir" denilmektedir. Yerel yönetimlere devredilen alanlar itibariyle genel bütçelere bakıldığında, yerel yönetimlere önemli oranda kaynak aktarımının yapılması gereği görülmektedir. Bunun yapılmaması durumunda, yerel yönetimlere, borçlanma, özelleştirme dışında seçenek bırakılmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 75 inci maddenin (b) bendinde "belediye hizmetlerinin yerine getirilmesinde geçici olarak araç ve personel temin edilebilir" deniliyor. Bu hizmet alımında, tasarıda keyfiyeti önleyecek düzenleme de yer almalıydı diye düşünüyorum; çünkü, maalesef, bu konularda şaibenin yoğun olarak yaşandığı birimlerin başında belediyeler gelmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belediyelerle ilgili hazırlanan kanun tasarısının, kanun tekniği ve anlatım gücü bakımından, yetmiş yıl önce çıkarılmış mevcut kanunun ilerisinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu kanun tasarısında, bazı konularda ayrıntıya girilmiş, bazılarında genelde kalınmıştır.

Tasarı, bütün belediyeleri kapsıyor; 500 000 nüfuslu belediyede de 5 000 nüfuslu belediyede de aynı hükümler geçerli olacak. Oysa, kentlerin ve kasabaların sorunları, işleri, ihtiyaçları birbirinden çok farklıdır. Bu yasa tasarısıyla, belediyelerin yetkilerinin genişletilmesi mi isteniyor, yoksa, mevcut yetkileri daraltılmak mı isteniyor; pek açık değil. Bu durumdan vazgeçilip, yerel yönetimlere, yerine, zamanına ve duruma göre, en geniş düşünme ve karar verme olanağı verilmelidir.

Sayın Başkan,değerli milletvekilleri; 75 inci maddenin (c) bendinde "belediye ortak hizmet projeleri gerçekleştirirken, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan derneklerle ortak hareket edebilir" deniliyor. Ortak projeler gerçekleştirilirken, sendikalar ve üniversitelerin kapsam dışında kalmasını anlamakta zorluk çekiyorum. Bir yandan, katılımcılıktan, şeffaflıktan söz edeceksiniz, diğer yandan, üniversite ve sendikalar kapsamdışı bırakılacak.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu tasarı, kamu hizmetlerinin etkili ve verimli görülmesine yönelik bir çalışma değil, daha çok, sermayenin uluslararası düzeyde serbest dolaşımını kolaylaştıracak bir yönetim niteliği olarak, yerel yönetimlere yeni işlevler kazandırmak gibi karşımıza çıkıyor. Buradaki yeniden yapılanma, daha çok, gerçekten de uluslararası sermaye hareketine yöneliktir.

Bu yasa, özelleştirme ve taşeronlaşmanın önünü tamamıyla açmaktadır. Belediyenin yetki ve imtiyazları arasında, hizmetlerin özel kişi ve kurumlar tarafından yaptırılmasına olanak sağlayan "kurdurmak", "işletilmek", "yaptırmak" ibareleri hemen her maddede yer almaktadır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu tasarıyla, büyükşehir belediyelerine sınırsız borçlanma yetkisi tanınmaktadır. İller Bankası Kanununda da değişiklik yapılarak, kamu finansman modelinden vazgeçilip, tümüyle özel sermaye gruplarından borçlanmaya olanak sağlanması hedeflenmektedir. Borç verenler, elbette, karşılığında bir güvence isteyeceklerdir.

Bugün, ödenmeyen borçları Hazine üzerine almaktayken, bu durum ortadan kalkacağından, borçlanma için meclis kararı ve İçişleri Bakanı onayı yeterli olacağından, yerel yönetimler iflasla karşı karşıya kalabileceklerdir. Piyasa koşullarında yapılacak borçlanmanın elbette bir bedeli olacaktır ve bu maliyet kamu hizmetlerine yansıyacaktır.

Bugün yaşadıklarımızın bir benzerinin, yakın bir dönemde belediyelerde de yaşanması kaçınılmaz hale gelebilecektir. Bunun için, belediyelerin görev ve yetki alanları genişletilmeli ve devredilen alanlardaki hizmetleri yerine getirecek malî olanaklara kavuşturulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, yıllarca, Avrupa'da Köln Şehir Meclisinde görev yapan bir arkadaşınız olarak yerel yönetimin önemini bilmekteyim. Yerel yönetimler, demokratik toplum yapısının temel taşlarından biridir; topluma her türlü sosyal, kültürel hizmet sunan bir kurumdur. Avrupa'nın birçok ülkesinde, özellikle Federal Almanya'da ciddî reform çalışmaları sürdürülmektedir; ancak, bu reformlar, gece yarılarında tartışılarak ortaya çıkarılmıyor; yani, yangından mal kaçırılmıyor; taraflarla senelerce tartışılarak, görüşülerek, anlaşılarak ortaya çıkarılıyor ve herkes "bu benim yasamdır" diyebiliyor.

Ayrıca, bir başka konuyu sizinle paylaşmak istiyorum; sevgili arkadaşım bunu çok iyi biliyor. Bu yasa tasarısının Avrupa Birliği normlarına göre hazırlandığı söyleniliyor. Burada birkaç örnek vermek istiyorum -sevgili Eyüp Fatsa, bunu ilgiyle izliyor- yıllar önce, Baden-Württemberg Eyaleti Başbakanı Filbinger, bir firma tarafından eşine ve kendisine bir haftalık gemi seyahati bileti alındığı ortaya çıktığında, kendiliğinden istifa etti ve Sayın Başbakanın siyasî yaşamına son verildi; bunu, belki Sayın Başkanımız da biliyor. Bir başka örnek; biliyorsunuz, Türk kökenli milletvekili Cem Özdemir, 2002 yılında, aldığı bir kredi nedeniyle -milletvekili seçiminden önce bu ortaya çıkmıştı- milletvekili seçimi olduktan sonra, seçimi kazandığı halde, milletvekilliğini kabul etmemişti. Bunlar, tabiî çok önemli örnekler; yani, bir yanda Avrupa Birliği uyum yasalarından bahsederken, diğer yandan da hayatın, yaşamın her alanında Avrupa normlarında, onlardaki gibi olmasını diliyorum ve düşünüyorum.

Bu yasanın gerçekten toplumun bütün kesimleriyle tartışılarak, anlaşılarak çıkarılması çok önem taşıyordu; bunun olmadığını ifade ediyorum; hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gülçiçek.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 75 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin başına "mahallî idareler ile" ibaresinin eklenmesini, (d) bendindeki "bedelsiz olarak" ibaresinden sonra gelmek üzere "mahallî idareler ile" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Halil İbrahim Yılmaz

Fahri Keskin

Cüneyit Karabıyık

 

 

Kütahya

Eskişehir

Van

 

Ömer Özyılmaz

Yüksel Çavuşoğlu

Recep Koral

 

Erzurum

Karaman

İstanbul

 

 

Zeynep Karahan Uslu

 

 

 

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz.

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe : Belediyelerin kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde işbirliği yapacakları kurum ve kuruluşlar arasında diğer mahallî idarelerin açıkça belirtilmesi uygulamada yanlış anlamaları önleyecektir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

76 ncı maddeyi okutuyorum:

Kent konseyi

MADDE 76.- Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.

Belediyeler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.

Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Bülent Baratalı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Belediye Kanunu Tasarısının 76 ncı maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sizleri, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın içeriğine girmeden, bir memnuniyetimi ve bir mutluluğumu burada ifade etmek istiyorum. Çünkü, Belediye Kanunu Tasarısının 76 ncı maddesindeki "kent konseyleri" anlayışı, bu kavram, bu düzenleme, bizim ve Ege Bölgesinde benimle beraber belediye başkanlığı yapan çok değerli arkadaşlarım, ki, şimdi onlar da burada milletvekili, birisi Aliağa eski Belediye Başkanı Sayın Hakkı Ülkü, diğer arkadaşım Çanakkale eski Belediye Başkanı Sayın İsmail Özay ve ben; Cumhuriyet Halk Partisinin sosyal demokrat belediyecilik anlayışı içeriğinde 1970'li yıllardan sonra, 2000'li yıllara kadar katılımcılığı, halka dönük belediyeciliği, sosyal demokrat belediyeciliği, kendi yönettiğimiz belediyelerde, beldelerde uygulamış, yerel halkı ilgilendiren, daha doğrusu hemşeri hukukunu ilgilendiren konularda, kararlarda halkımızın görüşlerini, daha kararların alınması ve oluşması aşamasında, uygulanması aşamasında aramış ve bugün görüştüğümüz 76 ncı maddeyi başarıyla uygulamış olan belediye başkanlarıydık. Şimdi size göstermekte olduğum Urla Kent Senatosu adı altındaki bu düzenleme 1997 tarihlidir. Aliağa Belediyesindeki adı Kent Meclisidir; ama daha değişik uygulama Çanakkale Belediyemizde yapılmıştır. Özellikle imar rantlarının dağıtılmasında kamuyu korumak, kollamak, bu rantların kişisel olarak iktisabını önlemek için Sayın Özay bu uygulamalarında, imar değişikliği içeren bütün teklifleri aylar önce bütün hemşerilere dağıtmış, onların görüşünü almış ve gereksiz ve sebepsiz zenginleşmeleri, kent aleyhine olan bütün zenginleşmeleri, böylece önlemiştir.

Aliağa Belediyesinde alınan ve alınacak olan bütün kararlar, daha önceleri, kentin bütün mahallelerinde, meydanlarında, parklarında, bahçelerinde, hemşerinin görebileceği, değerlendirebileceği, katkı koyabileceği bir şekilde asılmış, dağıtılmış ve muhakkak, hemşerinin onayı alınmıştır.

Gerçi, bizler, bu yaptığımız "kent konseyi", "kent senatosu", "kent meclisi" adı altındaki uygulamalardan dolayı, o zamanlar, İçişleri Bakanlığına kadar gitmek istemiyorum ama, kaymakamların ve valilerin soruşturma tehditleri altında, kendimizi epeyce hazırlamıştık; yavaş yavaş da, bunlar böyle olmaz, bunları, muhakkak, Dernekler Kanununa göre bir yönetmeliğe, hukukî mevzuata uygun bir düzenlemeye kavuşturmanız gerekir demişlerdi; ama, biz, bunları yapmadık, elimize bunların yönetmeliklerini alarak devlete gitmedik, dedik ki, bu bir halk hareketidir, herhangi bir dernekle ilişkisi yoktur ve Dernekler Kanununa tabi herhangi bir kurumu kurmadık. Bu anlattığım kurumlar, bugün, bizim gibi düşünmeyen siyasetçilerin, sağ jargonda siyaset yapan arkadaşlarımızın elinde -Çanakkale hariç olmak üzere- hâlâ daha işlevini görmekte ve kullanılmaktadır. Bunu ifade etmek istiyorum.

Anlatmak istediğim diğer konu: Şu gösterdiğim belge, Cumhuriyet Halk Partisinin 1999 yerel seçimlerine girerken yayımladığı, halka verdiği bir sözdür, bir beyannamedir; bunun "Katılımcı Demokratik Belediyeciliği Hayata Geçireceğiz" bölümünün paragraf başlığı altında "yerel yönetimlerin, o bölgedeki sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının ve iş çevrelerinin katılımıyla kent konseyleri kuracağız" şeklinde bir vaadi, halka verdiği bir söz de bulunmaktadır. Aradan beş altı yıl geçmiş olmasına karşın,  bu düşüncelerin Parlamentoda görüşülmesi ve Belediyeler Kanunu Tasarısının bir maddesi olarak önümüze çıkması, bizi -başta söylediğim gibi- mutlu etmiştir.

Çok değerli arkadaşlarım, kent konseyleri, katılımcı demokrasinin getirdiği bir olgudur.

Katılımcı demokrasi ne demektir; katılımcı demokrasi, diğer iki demokrasi şeklinden ayrı, yani, doğrudan demokrasi ile temsilî demokrasi arasında bir kavramdır. Bu kavram, sivil toplum örgütlerinin güçlendiği, meslek odalarının güçlendiği, non governmental organization dediğimiz, hükümetdışı kuruluşların, hükümetdışı kurumların büyük sayısal çoğunluklara geldiği Batı demokrasilerinde ve Amerika demokrasisinde oluşmaya başlamasından itibaren ortaya çıkan bir kavramdır.

Hepimizin bildiği gibi, doğrudan demokrasi, eski Yunan sitelerinde ve ön Asya'da, Troya'da, Ayrai'de Eritrai'de, Klazomenai'de ve buna benzer İyon kentlerinde, halkın, sitenin bir meydanında, yönetenler ile yöneticilerin karşı karşıya gelerek, şehrin, sitenin sorunlarını yüz yüze, göz göze bakarak konuştuğu ve hallettiği bir demokrasi sistemidir. Şimdilerde kullanılmıyor; ama, Amerika'nın orta bölgelerinde, sanıyorum, nüfusları küçük olan beldelerde hâlâ daha doğrudan demokrasi yönteminin kullanıldığını bilmekteyiz.

Bunun dışındaki temsilî demokrasi ise, halkın, hemşerinin veya yurttaşın, belirli süreler için kendilerini yönetenleri seçtikleri, onları, işte Türkiye'de Ankara'ya milletvekili olarak gönderdikleri veya belediye başkanı seçtikleri yöneticileri, kendilerini temsilen, kendi haklarını, hukuklarını koruması için gönderdikleri ve temsilî, kendilerinin temsil edildiği bir şekildir; buna da temsilî demokrasi diyoruz. Temsilî demokrasi, zaman zaman, hemşeri yurttaş ile yöneticilerin, yönetenlerin aralarında mesafelerin oluştuğu, doğrudan bakışların koptuğu, zaman içerisinde birbirlerine artık yabancılaştıkları bir sistem olmuştur. O nedenle, arada, katılımcı demokrasi sistemi, kurumu gelmiş bulunmaktadır.

Biz de özerk, katılımcı, saydam, hesap verebilir, etkin bir yerel yönetim arıyoruz. Özerk yönetimi kurmaya çalışıyoruz; çünkü, kurmak zorundayız; çünkü, Anayasamızın 127 nci maddesi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının ilgili maddeleri, özerk yerel yönetimlerin kurulmasını emrediyor; bunu da kabul etmişiz, Meclisten geçmiş.

Katılımcılığı sağlamaya çalışıyoruz; ama, bu tasarıyla katılımcılığın sağlanıp sağlanamadığı konusunda benim bir yerel yönetici olarak ciddî eleştirilerim var; bu eleştirilerimi önce Plan ve Bütçe Komisyonunda sonra da İl Özel İdareleri Yasası Tasarısı geçerken, bu kürsüden söyledim.

Katılımcılık diyoruz; ama, mahalle muhtarlarının il genel meclislerine ve belediye meclislerine katılmalarını engelledik; hem de nasıl engelledik; Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet ve Kalkınma Partisine mensup komisyon üyeleri tarafından verilen önergelerle engelledik. Niye engelledik; salonlar küçüktür, toplantının disiplini sağlanamaz diye. Ne yaptık; bunları ihtisas komisyonlarında değerlendirmeye çalıştık. Yani, katılımcı dediğimiz, bu "non governmental organization" kavramındaki kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, muhtarlar, il genel meclislerine ve belediye meclislerine katılamayacaklar; ihtisas komisyonlarına katılabilecekler, söz söyleyebilecekler. Bunu, katılımcı demokrasi açısından doğru bulmuyorum. Özellikle muhtarlarımızın tümünün, beş yıllık bir dönem  süresi içerisinde ve her dönem beşte 1'i olmak üzere, bu tür meclislere katılarak sözlerini, duyduklarını, kent hakkındaki kararlarını, düşüncelerini oralarda söylemeleri ve kararların oluşmasına etkin şekilde katılmaları gerekir diye düşünüyorum. Belki, Belediye Kanunu Tasarısında bunu düzeltebileceğiz veya büyükşehir belediyeleriyle ilgili tasarıya koyarak bunu yapabiliriz.

Sayın milletvekilleri, IULA'nın (Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği) ve 1992 senesinde, hepimizin bildiği gibi, Rio'da yapılan çeşitli konferansların sonucunda bu kavramlar, katılımcı demokrasi ortaya çıkmıştır. Daha çok çevre duyarlılığının geliştiği zamanlarda ve 1990'lı yıllarda, Vancouver'da yapılan çeşitli toplantılarda, yurttaşlar, artık temsili demokrasinin kendilerine yetmediğini, temsilî demokrasinin bir yabancılaşma süreci başlattığını söylemişler, bunun arasındaki bir sistem olarak katılımcı demokrasiyi önermişler ve istemişlerdir; bu konuda kararlar da alınmıştır. Hepimizin bildiği gibi, sürdürülebilirlik kavramı da, 1992 senesinde, Rio'da alınmıştır. Bunlar doğru kavramlardır. Katılımcılık, saydamlık, özerk, etkin, saydam yerel yönetimler, etkin yönetimler; bunları hep doğru biliyoruz ve doğru buluyoruz; ama, bütün bunlar, başta söylediğim gibi, 1970'li yılların sonlarında başlayan sosyal demokrat belediyecilik anlayışı içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisinin bütün düşüncelerinde, bütün yazılı metinlerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin 1992 Programında ve Cumhuriyet Halk Partisinin temel tercihlerinde ve ideolojilerinde bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, kent konseyinde, kentin konularını hemşerilere tartışma fırsatı vereceğiz; ama, bakın, katılım konusunda iki önemli kurumu, biz, bu yerel yönetim tasarılarına eklemeyi, ya unuttuk ya getirmedik ya da bizim bu konudaki bütün önerilerimiz, çeşitli kurumlarda, komisyonlarda reddedildi.

Bunlardan bir tanesi, geri çağırma kurumudur. Bütün çağdaş demokrasilerde, geri çağırma kurumu düzenlenmiştir; yani, sizler,  belirli süre için seçtiğiniz yöneticinin artık görevini yapamadığını görürseniz hemşerileri olarak, bunun dürüst bir şekilde o beldeyi yönetmediğini görürseniz -Batılı demokrasilerde, çağdaş demokrasilerde- orada, hemşerilerin belirli bir bölümünün -üçte 1'inin, üçte 2'sinin gibi- imzaladığı bu geri çağırma konumunda, isterseniz, beş yıl için seçtiğiniz belediye başkanını ikinci yılın sonunda geri çağırabilirsiniz. Bunu koyamadık buralara değerli arkadaşlar.

İkincisi, referandumu, bu yerel yönetim yasalarına derc edemedik, koyamadık. Bunun da çok büyük bir sakınca getirdiğini düşünüyorum. Referandum konusunda bazı çevrelerin çok hassasiyeti olabilir; referandum, bazı çevreler için, hemen başvurulabilecek bir argüman olmayabilir; ama, çağdaş demokrasilerin en başında referandum kurumu gelmektedir.

Halk için bir şey yapmak istiyorsanız, kent için bir şey yapmak istiyorsanız, bunu, halkın, sizi oraya getiren insanların, seçim yapan insanların, seçim yapma becerisini gösteren, kurumları kuran, parlamentoları kuran, belediyeleri, meclisleri kuran insanların bu hakkını da elinden almamamız gerektiğini düşünüyorum.

Belki referandum olabilseydi, belki geri çağırma olabilseydi, buna benzer çeşitli kurumlarla bu yasaları donatabilseydik; umuyorum ve diliyorum ve biliyorum ki, Türkiye, beldeler, daha iyi yönetilebilirdi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Baratalı, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - ... belediyeler bu kadar borç altına girmeyebilirdi, yatırımlar halka sorulabilirdi. Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; belki, Türkiye, onsekiz yılda, 200 milyar dolar borçlanmazdı; belki Türkiye, onsekiz yılda borçlandığı 200 milyar dolar borca 205 milyar dolar faiz ödemezdi; ülkemiz belki daha iyi yönetilirdi; belki, bugün, 500'den fazlası borca batık olan, kurtulma olanağı bulamayan belediyeler bu durumda olmazdı.

Bu düşüncelerle, umuyor ve diliyorum ki, Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısına belki bunları yerleştirme fırsatımız vardır; bunu, Yüce Meclisin, halktan esirgemeyeceğini düşünüyorum, inanıyorum; hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

77 nci maddeyi okutuyorum:

Belediye hizmetlerine gönüllü katılım

MADDE 77.- Belediye; sağlık, eğitim, spor, çevre, sosyal hizmet ve yardım, kütüphane, park, trafik ve kültür hizmetleriyle, yaşlılara, kadın ve çocuklara, özürlülere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında beldede dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği artırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygular.

Gönüllülerin nitelikleri ve çalıştırılmalarına ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Türkân Miçooğulları; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 CHP GRUBU ADINA TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Belediyeler Kanunu Tasarısının 77 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, ünlü düşünür Sokrates "devletimizi kurarken gözettiğimiz amaç, herhangi bir sınıfın sınırsız mutluluğu değil, bir bütün olarak kentin olası mutluluğudur" der. Toplumsal yaşamın her alanında meydana gelen köklü değişiklikler, hızlı dönüşümler, son yıllarda kentsel yaşamda önemli sorunlar gündeme getirmiştir. Yerelleşme ve küreselleşmeyle birlikte çokkültürlü bir kenti bir arada tutmanın yolları tartışılmaya başlanılmıştır. Bu tartışmalar eşiğinde, 1992'de Rio'da toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansına 178 ülkenin resmî delegelerinin dışında, 35 000'e yakın sivil toplum temsilcisi katılmış ve zirve sonucunda "sürdürülebilir kalkınma", "sivil toplum" ve "katılım" kavramları meşruiyet kazanmıştır.

Bu konferansta imzalanan beş belgeden biri de Gündem 21 belgesidir. Bu belge, sürdürülebilir kalkınmada yerel yönetimler ile sivil toplumun yerini belirlemekte ve yöntemler önermektedir. Dünyadaki bu gelişmelere paralel olarak ülkemize baktığımızda, Batı'da yüzyıllara yayılan kentleşme ve kırdan kente göç olgusunun, ülkemizde kırk elli yıllık bir sürece dayandığını, bu hızlı göç nedeniyle kent dokumuzun değişmesinde yaşanan büyük sorunlar bulunduğunu görmekteyiz. Ülkemizdeki kadınlara yönelik bakış açısı ile genç nüfusun çokluğu da bu sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Bu sorunlar günümüzde artarak devam etmekte, kadınlarımızın giderek yoğun biçimde çalışma yaşamına atılması, yönetimde ve politikalarda söz sahibi olma talepleri, kreş ve çocuk bakım hizmetleri, barınma ve sığınma evleri ile gençlerin psikolojik danışma ve rehberlik, spor, kültür, müzik, eğlence ve sosyal politikalarda etkin bir rol üstlenmek istemeleri, sürdürülebilir kalkınma için katılımcılığın önemini artırmıştır.

Değerli milletvekilleri, yerel yönetimler, günlük yaşamın bugünü ve yarını için özel öneme sahiptir, kararların alındığı, uygulamanın yapıldığı yerlerdir; yani, yerel yönetimler, insanların doğrudan doğruya yaşamlarını etkileyen ve yönetime doğrudan katılabilecekleri en uygun ortamlardır. Ülkemizde, genel anlamda kent yönetimine katılım, seçmen olarak oy vermek veya belediye meclisi üyesi olarak herhangi bir partiden siyaset yapılarak seçilmekle olmaktadır. Bu, dar anlamda bir siyasal katılımdır. Türkiye gibi geniş bir ülkede merkezî düzeyde katılımcılığı sağlamak, tüm hukuksal altyapı kurulsa bile, kolay olmamaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu ölçek sorunu bilinerek, Anayasanın merkeziyetçi yapısına rağmen yerel yönetimlerde yurttaşı önplana çıkarmaya çalışan bir anlayış, yerel yönetimlere ilişkin yasalara monte edilmeye çalışılmıştır. Bunun ilk örneğini 1924'te çıkarılan Köy Kanununda görmekteyiz. Bu yasa, her bakımdan örnek ve öncüdür. Bu yasaya göre köyün yönetimi, demokratik bir yapıya dayandırılmaktadır. Bunu izleyen yıllarda gönüllü katılımlı bir kalkınmanın özellikle kültür ve sanat alanındaki güzel bir örneğini, halkevleri uygulaması olarak görmekteyiz. Merkezî ve yerel yönetimler ile kentsel aktörleri buluşturan bu örnek, Türkiye'nin toplumsal kalkınmasında önemli bir kilometretaşıdır.

Yerel yönetimlerde katılım konusunda ilginç bir mekanizma da, mahalle muhtarlığı kurumudur. Mahalle, 19 uncu Yüzyılın başında İstanbul'da bir halk hareketi olarak oluşturulmuş demokratik bir yönetim birimidir. Mahalle muhtarları, yasaya göre, merkezî idareye bağlı en alt yönetim birimidir; ancak, muhtarlık, mahalle halkı ile yerel yönetimler ve öteki kamu birimleri arasında gerçek bir aracı rol oynayamamaktadır.

1930'da çıkarılan Belediye Kanunu, cumhuriyetin çağdaşlaşma projesinin en somut bileşenidir. Yerel yönetimler, uluslararası arenada ve Türkiye geleneğinde yerel gereksinmeleri karşılamak için kurulmuş kamu kurumları olarak tanımlanır. Cumhuriyet, bu tanıma "medenî" sözcüğünü ekleyerek belediyelerin geleneksel tanımını genişletmiştir. Böylece, sosyal, kültürel kalkınma belediyenin sorumluluk alanına sokulmuştur.

Belediye Kanunu, açıkça, yurttaşların belediye işlerine katılabileceğini ifade eder. Bu hakkın gündeme gelmesi, 1973 yerel seçimlerinden sonra olmuştur. Bu seçimle birlikte, Türkiye'de, ilk kez, merkezî hükümet ile belediyeler ayrı partilerin eline geçmiştir. Böylece, merkez-yerel çekişmesi ve çatışması yaşanılmaya başlamıştır. İşte, bu dönemde, sosyal demokrat belediyecilik hareketinde, katılımcı belediye, yeni bir anlayış olarak ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, demokratik yönetişim, insanların, temel hak ve hürriyetlerinden yararlanması, kendi yaşamları üzerinde karar verme hakkına sahip olmaları, kapsayıcı ve adil kurallara ve kurumlara dayalı bir yönetim, kadınların erkeklerle özel ve kamusal alanda ve karar verme sürecinde eşit ortaklar olmaları, insanların ırk, cinsiyet, sınıf, vesaire ayrımından muaf tutulmaları, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere ekonomik ve sosyal politikalara ihtiyaç bulunması gibi ilkeleri kapsamaktadır.

Yerel yönetimler, bu anlamda çok şanslı örgütlenmelerdir; çünkü, karar ve yürütme organları seçimle gelmekte, bu nedenle demokratikliği bir veri olarak kabul edilmektedir. Üstelik, temsil açısından, temsilciler ile seçmenler arasında coğrafî ve toplumsal mesafe azdır. Bu nedenle de etkili bir demokrasi modelinin yaşama geçmesini sağlar.

Bu çerçevede, katılımcılık, saydamlık, hesap verebilirlik, insan haklarına saygı önplana çıkan kavramlar olmaktadır; ama, katılım ve gönüllü katılım açısından tasarıya baktığımızda şunu görüyoruz: Belediyeleşme eşiği 5 000 olarak düzenleniyor. Bu, yönetimde etkinlik ve verimlilik açısından tartışılabilir; fakat, katılım açısından olumsuz bir düzenlemedir; çünkü, en fazla katılım, her zaman, küçük ölçekli belediyelerde ortaya çıkmaktadır. Bu, yalnızca ülkemizde değil, dünyada da böyledir. Örneğin, seçimlerde en fazla katılımın olduğu yerler en az nüfusa sahip olan yerlerdir. 1 580 sayılı Kanunda deniliyor ki: "Hemşeriler, belediye meclisi toplantılarına katılırlar." Sınırlı bir düzenleme olmasına rağmen, 1580'in öngördüğü tek katılma mekanizması bu düzenlemeydi. Tasarıya baktığımızda böyle bir katılım söz konusu değil. Fahrî temsilcilik var. "Fahrî temsilcilik" başlığı altında ise mahalle muhtarları bulunuyor; ama, sadece görüş bildirme düzeyinde ve Meclis tamsayısının beşte 1'i oranında.

Tasarının "Kent konseyi" başlıklı düzenlemesinde de iller ayrılmakta; il düzeyinden aşağıdaki yerleşim birimlerinde buna yer verilmemekte.

Gönüllü katılım diyoruz. Evet, tasarıda böyle bir düzenlemeye yer verilmiş. 77 nci madde, eğitim, spor, çevre, sosyal yardım, kütüphaneler, parklar, trafik ve kültür ile yaşlı, kadın, çocuk, engelli, yoksullar, düşkünler ve bunlara yönelik hizmetler konusunda hemşerilerin gönüllü katılımını öngörüyor; ama, bütçenin oluşumu, harcamalar, yatırımlar ve hesap verebilirlik konularında bir düzenleme bulunmamakta. Bu anlamda, gerçek ve demokratik bir katılımdan söz etmek mümkün değil; çünkü, demokratik bir katılım, üç soruya yanıt verir. Kim katılacak; herkes katılacak. Neye katılacak; tüm kararlara, kararların uygulanmasına, denetlenmesine katılacak. Ne sıklıkta katılacak; sürekli katılacak. Üstelik, çağdaş uygulamalara baktığımız zaman, katılım açısından çok farklı, çok kapsamlı mekanizmaların olduğu, "referandum" ve "yurttaş girişimi" olarak da adlandırılan inisiyatiflerin bulunduğunu biliyoruz.

Öte yandan, ülkemizde gönüllülük ve gönüllü kuruluşlar son derece azdır. Türkiye'de yaklaşık 80 000 sivil toplum örgütü, dernek, sendika, meslek kuruluşu bulunmaktadır. İnsanlarımız, yapısal olarak gönüllülüğe yatkındır; ama, bu kuruluşların büyük çoğunluğu, ekonomik, sosyal, kültürel, toplumsal ve benzeri çeşitli nedenlerle gönüllü faaliyetlere katılamamakta ve katkıda bulunamamaktadır.

Bu noktada, TEMA, AKUT, Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Sokak Çocuklarını Koruma Derneği, Çevre Gönüllüleri Derneği, KA.DER, Uçan Süpürge ve Mor Çatı gibi kadın derneklerinin yanı sıra, yerel ve ulusal gençlik parlamentolarının oluşumu için emek harcayan gençlerimiz ile adını sayamadığım çeşitli sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarının hakkını teslim etmek gerektiği düşüncesindeyim.

Bugün, bunların her biri, kendi alanlarında uzmanlaşmış, bütün gelişmeleri yakından takip eden, araştıran, sorgulayan, çözüm üreten, yönlendiren birer toplumsal baskı grubu haline dönüşmüşlerdir. Bu kuruluşlarımızın varlığı, sayılarının ve etkinliklerinin her geçen gün artması, elbette ki, demokratik gelişimimiz açısından bir kazançtır; ama, ne yazık ki, yerel ve ulusal düzeyde karar alma mekanizmalarının bunlarla olan ilgi ve desteği yeterli düzeyde değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Miçooğulları.

TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (Devamla) - Bunların yanında, ülkemizin birçok önemli sorununun çözümünü kolaylaştırmak için çalışmalarda bulunan çok sayıda gönüllü organizasyon ise, kendilerine destek olabilecek gönüllüleri beklemektedir.

Gönüllü kuruluşlar ile yerel yönetimlerin işbirliği çok sınırlıdır. Yerel yöneticilerin konuya ilgileri, çoğunlukla zayıf ve geçicidir. Özellikle yerel iktidar değişikliği durumunda, var olan işbirliği de bozulabilmekte ve hizmet kurumsallaşamamaktadır. Bu doğrultuda, kadınların ve gençlerin yerel karar alma mekanizmalarına katılımını sağlayabilmek için, kadınlara ve gençlere yönelik olarak bilgi alışverişini ve bilinç kazanma programlarını teşvik eden, eşit statü ortaklıklarını destekleyen ve güçlendirilmiş takım ve işbirliği ağı çalışmalarına kadınların ve gençlerin mevcut katılım yapılarını güçlendiren etkin ve şeffaf katılım süreçleri ve mekanizmaları oluşturulması çok önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, zamanınızı almamak için kısa kesiyorum. Bu tasarıda katılımdan söz edilmekle birlikte, bu tasarının yapılışında hiç de katılımcı bir yol izlenilmemiştir. Bu tasarı komisyonlara gelinceye kadar böyledir. Ayrıca, komisyonlardan Meclise indikten sonra da, Cumhuriyet Halk Partisinin, Anamuhalefet Partisinin özenle hazırladığı her önergeye ret oyu vermenizden, ne kadar katılımcı bir anlayışla yasa yaptığınız görülmektedir.

Bu yasanın bu kadar katılımcı olmayan bir anlayışla yapılması nedeniyle, uygulamada ne kadar katılımcı olacağı endişesiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Miçooğulları.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

78 inci maddeyi okutuyorum:

Yazışma

MADDE 78.- Belediye, kamu kurum ve kuruluşlarıyla doğrudan yazışabilir.

BAŞKAN - Söz talebi?.. Yok.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının "Yazışma" başlığını taşıyan 78 inci maddesinin başlığının "Yazışma ve evrak kayıt işleri" olarak değiştirilmesini, maddeye;

"Belediyelerin, bütçe ve muhasebe işleri dışındaki evrak ve kayıt işleri İçişleri Bakanlığının çıkaracağı tip yönetmeliğe uygun olarak Belediye Meclislerince hazırlanarak üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla kabul edeceği yönetmeliğe göre yürütülür. Yönetmeliğin kabulü için gerekli çoğunluk sağlanamazsa tip yönetmelik hükümleri uygulanır" fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Mustafa Gazalcı

Hakkı Ülkü

Yüksel Çorbacıoğlu

 

 

Denizli

İzmir

Artvin

 

Ali Rıza Gülçiçek

 

Erdal Karademir

 

İstanbul

 

İzmir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum...

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Ülkü konuşacaklar.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ülkü.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerekçenin okunması yerine,  benim açıklamalarımın daha doğru olacağı düşüncesiyle söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

78 inci maddenin, sadece tek satırla, yazışmadan ibaret olduğunu ve belediyeler yazışmaları serbestçe yapabilir dediğini biliyoruz. Bu anlamda, uzun yıllar belediye başkanlığı yaptığımız dönemde çok sıkıntılarımız oldu. Yazışmaların gerçekten de, belediyelerce direkt yapılması doğrultusunda çok da çaba sarf  ettik; çünkü, birçok arkadaşımız ve o arada ben, zaman zaman, valilikleri, kaymakamlıkları atlayarak bakanlıklarla yapmış olduğumuz yazışmalarda, hangi  bakanlık olursa olsun, hemen hepsinden, yazıların, silsile yoluyla gelmediği gerekçesiyle geri döndüğüne tanık olduk. Ancak, şimdi, böylesine kapsamlı ve ülkenin yeniden yapılanmasına yönelik olan bir yasa tasarısının görüşülmesi esnasında bazı konuların boşlukta kalabileceği düşüncesiyle, mutlaka, belli bir yönetmelikle bu işin düzenlenmesi gerektiğini zannediyoruz ve bu anlamda vermiş olduğumuz önergeyi de savunuyoruz; çünkü, Belediye Kanunu Tasarısında belediyelerin evrak ve kayıt işlerinin nasıl yürütüleceğine ilişkin bir başka düzenleme yok. Daha önce, kısmen muhasebe dışındaki defter ve kayıt işlerini düzenleyen Defatir Tarifnamesi, çok uzun zaman önce yürürlükten kaldırılmış durumda.

Belediyelerde bütçe ve muhasebe işleri, Belediye Bütçe ve Muhasebe Usulü Yönetmeliği ve Belediye Bütçe ve Muhasebe Usulü Tüzüğünün ayrıntılı hükümleriyle düzenlenmiş; ancak, gerek bütçe ve muhasebe birimlerinin gerekse diğer birimlerin ve organların kendi aralarında yaptığı yazışmalar ile belediyenin diğer evrak ve kayıt işlerinin yürütülmesinde bir kuralsızlık var ve bu, bütün şiddetiyle sürmekte. Örneğin, şu anda encümen kararları ya da karar özetlerinin kaydına ilişkin bir defter, hemen hemen hiçbir belediyede bulunmamakta, bunun da bir mevzuat dayanağı kalmamış bulunmakta. Bunun gibi, yapı ruhsat formları, yapı tatil zabıtlarında sıra numarasız ciltlerin bulunduğu belediyelerde bir yönetmeliğin yapılması ve gündeme sokulması taraftarıyız.

Bu yeni yapılanmada, 9 bakanlığın taşra kuruluşlarının ve birçok kamu kurumunun da kaldırıldığı düşünülürse, bu kaldırılan kuruluş ve kurumların yetkileri, personeli, malları, büyük ölçüde il özel idarelerine ve kısmen belediyelere devredilecek. İl özel idarelerine devredilen işlerle ilgili olarak, mülkî amir, il özel idaresiyle yapılan yazışmalardan haberdar olacak; bu düzenlemeyle, zaten, detaylı olarak il özel idarelerine yazılan yazılardan haberdar olacak vali, değiştirilen yasa gereği, başında olmadığı il özel idaresinin yazışmalarından da, bu duruma göre, haberdar olmayacak.

İlin başındaki valiye, ilçenin başındaki kaymakama, bu yeni yapıda biçilen işlev, bu basit maddede de, açıkça görülmektedir. Bu yeni sistemin yaratıcıları, nasıl yetki genişliği istemiyorlarsa, âdeta, valiyi de istememektedirler diye düşünüyoruz. İlin başındaki valinin, bakanlıklarla yaptığı yazışmalardan habersiz bırakılması, yeni yapının, mülkî idare amirini nasıl dışladığını da açıkça göstermektedir.

Fransa, bizim örnek aldığımız bir idarî yapıda olduğuna göre, Fransa'da, kapsamı ne olursa olsun, meclislerin müzakere ederek verdikleri tüm kararlar ve ekleri, yerel meclislerin yetkili olarak vermiş oldukları kararlar, zabıta yetkilerinin kullanılması çerçevesinde il genel meclisi başkanı ve belediye başkanının, kişilerle ilgili veya düzenleyici kararları, yerel idareler tarafından yasaların uygulanması dolayısıyla yetki alanları çerçevesinde almış oldukları düzenleyici nitelikteki işlemler, yerel memurların atanması, derece yükselmeleri, borçlanmalar, satın almalar, sözleşmeler ve bunların sona erdirilmesi, bir disiplin konseyinin görüşüne sunulması gereken, yaptırımlarla ilgili kişisel kararları da kapsamaktadır. Bu tasarıda "İl İdaresi Kanununun bu kanuna uygun olmayan hükümleri uygulanmayacaktır" hükmüne yer veriyoruz. Bu tür düzenlemeler, büyük bir hukukî kargaşa yaratacak. Bu kargaşa içerisinde, yazışmalardan dahi haberi olmayacak bir valiyi de artık siz düşünün. Bunları belirterek bu maddenin düzenlenmesi gerekirdi zannediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sayın Ülkü, tamamlar mısınız.

Buyurun

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) - Bunları hatırlatmak için vermiş olduğumuz önerge, ona dayandırdığımız gerekçe ve söylemiş olduğumuz sözlerden yola çıkarak, önergenin kabul edilmesini ve maddenin bu şekilde düzenlenmesini özellikle arz ediyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

79 uncu maddeyi okutuyorum:

Belediye tasarrufundaki yerler

MADDE 79.- Diğer kanunlarla getirilen hükümler saklı kalmak üzere, mezarlıklar ile belediye sınırları içinde bulunan ve sahipsiz arazi niteliğinde olan seyrangâh, harman yeri, koruluk, dinlenme yerleri, meydanlar, bataklık, çöp döküm sahaları, yıkılmış kale ve kulelerin arsaları ve enkazı ve benzeri yerler belediyenin tasarrufundadır.

Belediye tarafından deniz, nehir ve gölden doldurma suretiyle kazanılan alanlar, Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuata uygun olarak kullanılmak şartıyla Maliye Bakanlığı tarafından belediyelerin, büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerinin tasarrufuna bırakılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına söz isteyen, Çanakkale Milletvekili Sayın İsmail Özay; buyurun.

İSMAİL ÖZAY (Çanakkale) - Sayın Başkanım, değerli Meclis üyeleri; otuzyedi saatten bu yana, Belediyeler Yasası Tasarısı üzerinde görüşüyoruz. Özellikle akşam oturumlarında, arkadaşlarımızın, ne kadar az konuşma olursa o kadar iyi olacağına yönelik beklentilerini gözlerinden seziyorum. Tabiî, bu yaklaşımı gördüğümde de, aklıma şu öykü geliyor: Bir kente klasik müzik grubu geldiğinde, konserden sonra kent sakinine sorulmuş ve o da "kent kent olalı böyle zulüm görmedi" demiş. Arkadaşlarımız da, galiba, bu Belediye Kanunu Tasarısını izlediklerinde "Meclis Meclis olalı böyle zulüm görmedi" yaklaşımı içerisinde olabilecekler!

Değerli arkadaşlarım, gerçekten zulüm gibi gözükse de, inanıyorum ki, burada yapılan görüşmelerde ortaya çıkan konular, yarın, çocuklarımızın, torunlarımızın yerel yönetimler konusundaki tezlerine dayanak oluşturacak görüşmeleri içeriyor. Ben, madde üzerinde konuşmuyorum; çok kısa, 5 dakika içerisinde, hemen öneriye geleceğim.

14, 15 ve 79 uncu maddelerde çöp deponi alanlarına yönelik değerlendirmeler var; ancak, o da iki satırla... Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye'deki yerel yönetimlerin en başarısız olduğu konu, katı atık yönetimleridir.3 215 belediyemiz var; ancak 10 kentimizde düzenli katı atık deponi alanı mevcuttur. Bunun anlamı, demek ki, 3 200 belediyemiz başarısızdır. Böyle bir yaklaşım sergileyemeyiz. Demek ki, sistemde bir bozukluk var. Bu sistemi, İçişleri Bakanlığının eşgüdümü içerisinde ele almak durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, özellikle İl Özel İdaresi Yasasında da "katı atık" diye sadece iki kelime geçiyor. 25 000 000-30 000 000 insanın köylerde yaşadığını düşünecek olursak, köylerde yaşayan insanlara yönelik katı atık çöp deponi alanları konusundaki yaklaşımımız iki kelimeye gizlenmiş durumdadır. Tabiî, kendi ufkumuz içerisinde bu yetkileri aşabiliriz; ama, bunun yetmediğini Türkiye pratiğinde gördük. O zaman, yapılması gereken şey şu: Özellikle, çevre düzeni planlarının il özel idarelerinin yetkisi içerisinde düzenlenmesi gerekir. Belediyelerin tek başına katı atık deponi alanlarını düzenleme olanakları yoktur. Özellikle, kıyı kesimindeki kentlerin -Karadeniz'den başlayarak Akdeniz'e kadar, yerin maliyetinin yüksek olması, orman alanı olması- bu sorunu vardır. Bu nedenle, merkezî idarenin, fizikî bir planlamayı yapması ve ondan sonra, bu deponi alanlarının yaptırılması konusunda yerel yönetimleri göreve çağırması uygundur. Özellikle, 2000 yılında, kentlerin katı atık deponi alanlarını yapma zorunlulukları olmasına rağmen, yasal müeyyide uygulanması gerekmesine rağmen, bu konuda hazırlıklı olamadığımız için, bu uygulanmamaktadır.

Bir de, bu konuda çeşitli resmî kurumların, merkezî idarenin çalıştığını görüyoruz. İller Bankası, teknik donanım itibariyle oldukça yetkin; ama, kaynak itibariyle yetersiz. Şimdi öğreniyoruz ki, Çevre ve Orman Bakanlığımız belli ölçülerde finansman kaynağını bu noktaya ayırmakta; ama, kendisinin bu konudaki teknik elemanları yeterli değil. Bu eşgüdümün muhakkak sağlanması gerekiyor. Türkiye, artık, 21 inci Yüzyıla girerken, elinde, belli ölçülerde Avrupa Birliği süreci içerisinde elde ettiği kaynaklar var, bunları akıllı şekilde kullanması söz konusu olabilmeli. Özellikle, çevre düzeni planını, il özel idareleri, bölgesel katı deponi alanları düzenlemesi bakımından bir yıl içerisinde rahatlıkla yapabilecek konumda. Türkiye'deki teknik birikim ve kaynak bunu sağlayabilir. Ondan sonraki yapımla ilgili görev de, şüphesiz ki, belediyelere düşmeli.

Ben, madde üzerinde bir noktaya daha değineceğim. Sanırım mantıklı; bunun "katılmıyoruz" şeklinde olacağını ümit etmiyorum. Son paragrafında, belediye tarafından deniz, nehir ve göllerin doldurulmasına yönelik bir yaklaşım var, cümle var. "Nehir" tanımı çok dar kapsamlı. "Akarsu" olarak değiştirilmesi halinde, kentlerin içerisinden dere ve çay tanımı içerisinde geçen akarsuların da bu yasal düzenlemeden yararlanması, bir bürokratik engelin önüne geçmesi bakımından yardımcı olacaktır.

Bu anlayışı paylaşmak için söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özay.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 79 uncu maddesinin ikinci paragrafında geçen "nehir" sözcüğünün "akarsu" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

                       

Tuncay Ercenk

Nadir Saraç

İsmail Özay

 

 

 

Antalya

Zonguldak

Çanakkale

 

 

Mehmet Parlakyiğit

 

Mehmet Işık

 

 

Kahramanmaraş

 

Giresun

 

 BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Yeterli sayımız olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Çay, dere, nehir gibi tanımları ortak olarak ifade eden akarsu tanımının uygulamada farklılık yaratması amacıyla verilmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

80 inci maddeyi okutuyorum:

Şehirlerarası özel otobüs terminali işletmesi

MADDE 80.- Belediye sınırları ve mücavir alanları içerisinde, kara yolu ile yolcu taşıma hakkına sahip gerçek ve tüzel kişilerin şehirlerarası otobüs terminali kurmalarına ve işletmelerine varsa nazım imar plânı ve şehrin ana ulaşım planına uygun olmak kaydıyla belediye tarafından izin verilebilir. Bu yetki büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi tarafından kullanılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 80 inci maddesinin başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Yahya Baş

Niyazi Pakyürek

 

 

Ankara

İstanbul

Bursa

 

Alim Tunç

 

Sadullah Ergin

 

Uşak

 

Hatay

"Şehirlerarası özel otobüs terminali işletmesi ve akaryakıt istasyonları

Madde 80.- Belediye sınırları ve mücavir alanları içinde, karayolu ile yolcu taşıma hakkına sahip gerçek ve tüzelkişilerin şehirlerarası otobüs terminali kurmalarına ve işletmeleri ile her türlü akaryakıt ile sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve sıvılaştırılmış doğal gaz (NPG) istasyonlarına nazım imar ve uygulama imar planına uygun olmak kaydıyla belediye tarafından izin verilebilir. Akaryakıt istasyonlarına izin verilmesi için nazım imar planında akaryakıt istasyonu olarak gösterilmesi şarttır. Bu istasyonlara çalışma ruhsatı büyük şehirlerde büyükşehir belediyesi tarafından verilir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Yetersayımız olmadığı için katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Akaryakıt istasyonları kent içinde tüm "kentsel servis alanlarında" yapılmaktadır. Kentte akaryakıt istasyonlarının disiplin altına alınabilmesi için imar planında yer almalıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 80 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime 10 dakika veriyorum.

 

Kapanma Saati : 21.25


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 21.47

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

616 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6. - Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 81 inci maddesini okutuyorum:

Ad verme, tanıtıcı amblem ve flama

MADDE 81.- Cadde, sokak, meydan, park, tesis ve benzerlerine ad verilmesine; beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerinin tespitine ilişkin kararlar belediye meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile verilir. Bunların değiştirilmesine ilişkin kararlar, meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun kararı ve mülkî idare amirinin onayı ile olur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı tasarının 81 inci maddesinin, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde düzenlenmesini talep ederiz.

"Ad verme, tanıtıcı amblem ve flama kullanımı

Madde 81.- Cadde, sokak, meydan, park, tesis ve benzerlerine ad verilmesi ve beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerinin tespitine ilişkin kararlarda; belediye meclisinin üye tamsayısının salt çoğunluğu, bunların değiştirilmesine ilişkin kararlarda ise meclis üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun kararı aranır. Bu kararlar mülkî idare amirinin onayı ile yürürlüğe girer."

                       

Sadullah Ergin

Fehmi Öztunç

Ömer Özyılmaz

 

 

Hatay

Hakkâri

Erzurum

 

Ali Öğüten

 

Hacı İbrahim Kabarık

 

Karabük

 

Bartın

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yasaya aykırı uygulamaları önleyebilmek amacıyla düzenlenmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

82 nci maddeyi okutuyorum:

Avukatlık ücretinin dağıtımı

MADDE 82.- Belediye lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekâlet ücretlerinin; kadroya bağlı olarak çalışan avukatlara ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 2.2.1929 tarihli ve 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekalet Hakkında Kanun hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

83 üncü maddeyi okutuyorum:

Yeniden değerleme oranının uygulanması

MADDE 83.- Bu Kanunun 15, 18 ve 34 üncü maddelerinde belirtilen parasal miktarlar, her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranına göre artırılır.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

84 üncü maddeyi okutuyorum:

Uygulanmayacak hükümler

MADDE 84.- Bu Kanunla, belediyenin sorumlu ve yetkili kılındığı görev ve hizmetlerle ilgili olarak, 24.4.1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 12.9.1960 tarihli ve 80 sayılı 1580 Sayılı Belediye Kanununun 15 inci Maddesinin 58 inci Bendine Tevfikan Belediyelerce Kurulan Toptancı Hal'lerinin Sureti İdaresi Hakkında Kanun, 2.7.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, 14.6.1989 tarihli ve 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun, 27.5.2004 tarihli ve 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi Ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, 10.7.2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu ile 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda bu Kanun hükümlerine aykırılık bulunması durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır.

BAŞKAN - Söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

85 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Değiştirilen Hükümler

MADDE 85.- 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun değişik 12 nci maddesinin (II) işaretli fıkrasının (n) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

n) Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi görevlerde bulunmadan veya bu kuruluşlara tabi olarak çalışmakta iken illerin daimi komisyon üyeliğine veya belediye başkanlığına seçilen ve atananlar ile Sandıktan veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarından emekli, yaşlılık veya malullük aylığı almakta iken belediye başkanlığına seçilen ve atananlar, istekleri üzerine istek dilekçelerinin Sandık kayıtlarına geçtiği tarihi takip eden ay başından itibaren emekli kesenekleri kendilerince, karşılıkları kurumlarca  ödenmek ve emekli aylıkları Sandıkla ilgilendirildikleri tarihten itibaren kesilmek suretiyle,

BAŞKAN - Söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

86 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 86.- 5434 sayılı Kanunun ek 68 inci maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7000, il belediye başkanlarına 6000, ilçe belediye başkanlarına 3000, diğer belediye başkanlarına 1500 gösterge rakamı üzerinden, bu maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya  görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık  sürenin hesabında iştirakçi olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin tamamı dikkate alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Belediye Kanunu Tasarısının 86 ncı maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maddenin bu yazılımıyla, bu kanun çıktıktan sonra biraz daha geriye gidilerek, 2001 yılından sonra emekli olan belediye başkanlarımızın durumları düzenlenmektedir. Hepimizin bildiği gibi, belediye başkanlığı çok meşakkatli bir iştir. Belediye başkanının mesaisi yoktur; belediye başkanının mesaisi, sabahleyin evinden çıkmasıyla beraber başlar, evinin önünde biriken hemşerileriyle görüşmesiyle beraber başlar, belediyeye gittikten sonra veya giderken yollarda başlar, belirli bir çalışma saati yoktur, belirli bir istirahatı yoktur; beldesinde meydana gelen bütün toplumsal olaylara müdahale eder, yardımcı olur en azından; tabiî afetlerde, sellerde, yangınlarda, belediye başkanlarımızın, hemşerilerinin en önünde bunları önlemek için çalışmakta olduklarını görürüz.

Belediyelerimiz belki bir iş ve işçi bulma kurumu değil, ama, belediyelerden beklenen hizmetlerin başında iş istekleri gelmektedir. Bugün, Türkiye'de 10 000 000 işsiz bulunmakta, Türkiye'de 15 000 000 insanımız, gece yemek yemeden aç olarak yatmakta, yine Türkiye'de 65 000 000 insanımızdan 15 000 000'u yoksulluk sınırı altında yaşamakta. Bunlar, tabiî, Adalet ve Kalkınma Partisinin birbuçuk yıla yakın yönetiminden kaynaklanan kusurlar, kötü yönetim sonuçları değil; daha önceleri de vardı. Ülkeyi yönetenler, maalesef, bugüne kadar, iyi yönetimin, iyi yönetişimin örneklerini pek gösteremediler; belki bu konuda çok fazla kusurlu olmasalar da, ülkemizin içinde bulunduğu durumlar nedeniyle, ülkemiz bu noktalara geldi.

Şimdi, her gün, belediyelerimizin önünde, iş isteyen, aş isteyen, ev isteyen, yardım isteyen insanlar var. Çok stresli bir meslek belediye başkanlığı; diğer devlet memurları gibi değil; zaten, bir devlet memuru değil; ancak, yaptıkları görev ve işledikleri suçlar nedeniyle diğer kanunlara tabi memurlar gibi; yani, belediye başkanının çok çalışması gerektiğini, çok stresli görevi olduğunu, yaşamının çok önemli bir bölümünü halkına, hemşerisine verdiğini çok iyi biliyorum; öyle ki, artık, belki ailesinden, genel çıkarlarından ve olması gereken, korunması gereken bazı menfaatlarından daha da çok fazla, beldesiyle ve insanlarıyla, hemşerileriyle baş başa bir kamu yöneticisi belediye başkanı. Bu kanun tasarısının düzenlenmesine bir itirazım yok; 2001 yılından sonrası için de belediye başkanlarımızın sosyal güvenlik kurumlarıyla olan ilişkileri düzenlendi; Emekli Sandığına tabi olarak artık bu kurumlarla ilişkilendiriliyorlar; ama, 2001 yılından önce emekli olan belediye başkanlarımızın veya emekli olamayanların durumları içler acısı. Değerli milletvekilleri, belki hepimiz bir gün bu durumlara düşebiliriz, başka insanlar da düşebilir.

Şimdi, ismini burada söylemek istiyorum; Gaziantep'in -şimdi büyükşehir; ama, 1980'den önce il belediyesi olan- bir eski belediye başkanı arkadaşımızın Sosyal Sigortalar Kurumundan aldığı emekli maaşı 405 000 000 Türk Lirası. Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirdiğimiz bir düzenlemeyle, bundan sonra emekli olacak belediye başkanlarımızın, bir ilçe belediye başkanımızın -il değil, ilçe belediye başkanımızın- alacağı maaş 1 500 000 000 Türk Lirası olacaktır. Bağ-Kurdan emekli olan çok değerli belediye başkanlarımızın da durumları böyle.

Belki şu söylenilebilir; bu arkadaşlarımız, belediye başkanı oldukları zaman, gelen muhasebe elemanları, müdürleri veya şefleri, kendilerine "hangi kurumla ilişkilenmek istiyorsun" diye sordukları zaman, belki bilmeden, belki durumu fark etmeden, Emekli Sandığıyla değil ama, Sosyal Sigortalar Kurumuyla veya Bağ-Kurla ilişkilerini devam ettirdiler; ama, bugün düştükleri durumda aldıkları emekli maaşı, az önce söylediğim gibi, Gaziantep eski Belediye Başkanımızın, aldığı maaş kadardır. Bu, Muğla eski Belediye Başkanımız için de geçerlidir, İzmir'in bir ilçesinde on yıl belediye başkanlığı yapan Ahmet Sarışın için de geçerlidir. Bunlar, on yıl, onbeş yıl belediye başkanlığı yaptılar; ama, bugün aldıkları emekli maaşı, Gaziantep eski Belediye Başkanımızın aldığı maaş 405 000 000 Türk Lirasıdır, İzmir'in Konak İlçesinin eski Belediye Başkanı Ahmet Sarışın'ın aldığı maaş 385 000 000 Türk Lirasıdır.

Bunu çok doğru ve çok haklı bulmuyorum; biraz da haksız buluyorum. Bir atıfet muamelesi olarak değil; ama, bu fedakâr, özverili, görevlerini yaparken belde halkının sağlık, sıhhat ve selametini, düzenini koruyan, kentler oluşturan, modeller oluşturan, dürüst ve namuslu bu arkadaşlarımızın durumlarının düzeltilmesi gerekmektedir. Bunları bizler yapacağız; belki de bir gün, bizim durumumuzu, ileride, bu ülkenin başka milletvekilleri tarafından oluşturulan Yüce Parlamentosu yapacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu konuda bir önerge verdik; 2001 yılından sonra emekli olanların durumları düzelebiliyor. 2001 yılından sonra görevden ayrılan, ama emekli olamayan değerli belediye başkanlarımızın durumları kurumla ilişkilendirilebiliyor; bunlar, primleri kendileri tarafından dışarıdan kuruma ödenmek koşuluyla, emeklilik yaşına geldiklerinde emekli olabiliyorlar. Oysa, şimdi, az önce ifade ettiğim gibi...

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Baratalı.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurul Salonunda büyük bir uğultu var; hatibi sessiz bir şekilde dinlemenizi rica ediyorum.

Buyurun Sayın Baratalı.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; bir vefa örneği göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunların sayıları çok fazla değil; ama, bugün, bir kentte, bir büyük şehirde, bir ilde on yıl belediye başkanlığı yapmış olan bir arkadaşımız, bizden, kendilerine vefa göstermemizi istiyor. Atıfet değil, bir vefadan, bir geri dönüşten bahsetmeye çalışıyorum. Bu arkadaşlarımız, zaman zaman beldelerini, hemşerilik hukukunu korurlarken saldırılara uğradılar, maalesef, çok arkadaşımız da öldürüldü; Adana Büyükşehir Belediye Başkanı öldürüldü bildiğim kadarıyla, buna benzer çok örnekler var. Bu arkadaşlarımız, kamu menfaatlarını korurken, belde halkını korurken, hemşerilerini korurken, zaman zaman darplara, zaman zaman da öldürücü tecavüzlere maruz kalıyorlar.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle, primleri kendileri tarafından ödenmek koşuluyla, 2001 yılından önce Bağ-Kur veya diğer sosyal güvenlik kurumlarından emekli olan belediye başkanlarımızın durumlarının 86 ncı maddede düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum. Bunlara, önergemizde de görüldüğü gibi, muhakkak, bir temsil ve makam tazminatı verilmesi gerektiğine inanıyorum. Değerli milletvekillerimizin de bu düşüncelerde olduğunu biliyorum; çünkü, yalnız Cumhuriyet Halk Partisi Grubu içinde yerel yönetimlerden gelen 47 arkadaşımız var; yani, 172 kişilik grupta 47 arkadaşımız var; biliyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi içinde de, büyük şehirlerde, illerde, ilçelerde, beldelerde, belediye başkanlığı yapmış, meclis üyeliği yapmış olan çok değerli arkadaşlarım var; bunu anlayışla karşılayacaklarını diliyorum.

Bu düşüncelerle, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum; bundan sonra vereceğimiz önergeye desteklerinizi bekliyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı tasarının 86 ncı maddesiyle 5434 sayılı Kanununun ek 68 inci maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenmesi öngörülen fıkranın birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Bülent Baratalı

M. Akif Hamzaçebi

Haluk Koç

 

İzmir

Trabzon

Samsun

 

Nadir Saraç

Mehmet Semerci

Hakkı Ülkü

 

Zonguldak

Aydın

İzmir

 

 

Mustafa Gazalcı

 

 

 

Denizli

 

"Sandıkça veya diğer sosyal güvenlik kurumlarınca emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7 000, il belediye başkanlarına 6 000, ilçe belediye başkanlarına 3 000, diğer belediye başkanlarına 1 500 gösterge rakamı üzerinden, bu maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ilgili sandık veya sosyal güvenlik kurumlarınca ödenir."

BAŞKAN - İkinci ve aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 86 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 86.- 5434 sayılı Kanunun ek 68 inci maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7 000, il belediye başkanlarına 6 000, ilçe belediye başkanlarına 5 000, diğer belediye başkanlarına 3 000 gösterge rakamı üzerinden, bu maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirakçi olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin tamamı dikkate alınır."

                       

Nadir Saraç

Haluk Koç

Mesut Özakcan

 

 

Zonguldak

Samsun

Aydın

 

Hüseyin Ekmekcioğlu

Yılmaz Kaya

Sedat Pekel

 

Antalya

İzmir

Balıkesir

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 86 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 86.- 5434 sayılı Kanunun ek 68 inci maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7 000, il belediye başkanlarına 6 000, ilçe belediye başkanlarına 5 000, diğer belediye başkanlarına 3 000 gösterge rakamı üzerinden, bu maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenir. Bu tazminatlar ilgililere ödendikçe iki ay içinde faturası karşılığında Hazineden tahsil olunur. Birinci fıkrada öngörülen iki yıllık sürenin hesabında iştirakçi olup olmadıklarına bakılmaksızın belediye başkanı olarak geçen sürelerin tamamı dikkate alınır.

Nadir Saraç (Zonguldak) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Kanun tasarısının 86 ncı maddesi, sandıkça emekli aylığı bağlanan büyükşehir belediye başkanlarına 7 000, il belediye başkanlarına 6 000, ilçe belediye başkanlarına 3 000, diğer belediye başkanlarına 1 500 gösterge rakamı üzerinden, bu maddede belirtilen usul ve esaslar dahilinde makam tazminatı, buna bağlı olarak temsil veya görev tazminatı ödenmesini öngörmektedir.

Değişiklik önergemizde, kanun tasarısının ilçe belediye başkanları için getirdiği 3 000 gösterge rakamı 5 000'e, diğer belediye başkanları için getirdiği 1 500 gösterge rakamı 3 000'e çıkarılarak düzenlemenin daha adil ve hakkaniyetli olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

87 nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yürürlükten Kaldırılan Hükümler

Yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 87.- a) 3.4.1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu ile bu Kanunun ek ve değişiklikleri,

b) 13.12.1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin (b) bendi, 5 inci maddesi ve 11 inci maddesinin son fıkrası,

c) 24.5.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) ve (j) bentleri,

d) 21.5.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi ile ikinci ve üçüncü fıkraları,

e) 29.5.1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası,

f) 30.4.1992 tarihli ve 3796 sayılı İstanbul Kentinde Yapılacak Olimpiyat Oyunları Kanununun 11 inci maddesinin (e) bendi,

Yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri, önce sırasıyla okutup, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 87 nci maddesinin (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Yahya Akman

Nusret Bayraktar

 

 

Ankara

Şanlıurfa

İstanbul

 

Mustafa Baş

 

Fahri Keskin

 

İstanbul

 

Eskişehir

"a) 3.4.1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanununun mahallî idare birliklerine ilişkin hükümleri, mahallî idare birliklerine ilişkin kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren diğer hükümleri,"

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının 87 nci maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Haluk İpek

Sadullah Ergin

Yahya Baş

 

 

Ankara

Hatay

İstanbul

 

İmdat Sütlüoğlu

 

Recep Koral

                 Rize                                                   İstanbul

"a) 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun mükerrer 38 inci maddesi,"

BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının "yürürlükten kaldırılan hükümler" başlıklı 87 nci maddesine "g" fıkrası eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"g) 2002/4100 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 3 üncü madde (f) bendindeki genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık giderleri belediye sınırları içerisinde ilgili belediye"

                       

Bülent Baratalı

Oğuz Oyan

Türkân Miçooğulları

 

 

İzmir

İzmir

İzmir

 

Erdal Karademir

Bayram Meral

Hakkı Ülkü

 

İzmir

Ankara

İzmir

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, okutmuş olduğum bu önerge, Bakanlar Kurulu kararının bir fıkrasının bendini yürürlükten kaldırmayı öngörmektedir; ancak, Bakanlar Kurulu kararı, yine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlükten kaldırılabileceğinden, önergeyi işleme koyamıyorum.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 22.12


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.20

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

616 sıra sayılı kanun tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

 6.- Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 87 nci maddesi üzerinde verilen ikinci önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının 87 nci maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                              Haluk İpek (Ankara) ve arkadaşları

"a) 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun mükerrer 38 inci maddesi,"

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

59 uncu maddede yapılan değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 87 nci maddesinin (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

a) 3.4.1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanununun mahallî idare birliklerine ilişkin hükümleri mahallî idare birliklerine ilişkin kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, diğer hükümleri,

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Geri çekiyoruz.

BAŞKAN - Önerge geri verilmiştir.

87 nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni bir madde ilavesine ilişkin bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısına aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Ek Madde 1.- 5682 sayılı Pasaport Kanununun 14 üncü maddesinin (A) bendinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkanlarına görevleri süresince hususi damgalı pasaport verilir."

 

Nadir Saraç

Haluk Koç

Sedat Pekel

 

Zonguldak

Samsun

Balıkesir

 

Mehmet Mesut Özakcan

Hüseyin Ekmekcioğlu

Yılmaz Kaya

 

Aydın

Antalya

İzmir

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, okunmuş olan bu önergeyi, İçtüzüğümüzün 87 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "görüşülmekte olan tasarı veya teklifin konusu olmayan sair kanunlarda ek ve değişiklik getiren yeni bir kanun teklifi niteliğindeki değişiklik önergeleri işleme konulmaz" hükmü karşısında, işleme koymam mümkün değildir.

Ayrıca, görüştüğümüz tasarı yeni bir kanun olacağından, buna "Ek Madde" başlığı altında madde ilavesi de, kanun tekniği açısından uygun bulunmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, Zonguldak Milletvekili Nadir Saraç ve arkadaşlarının ek madde ilavesi şeklindeki önergesi, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda değişiklik öngördüğünden, bu önergeyi, az önce ifade ettiğim gerekçelerden ötürü işleme koymam mümkün değildir.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Geçici Hükümler

GEÇİCİ MADDE 1.- Özel mevzuat hükümlerine göre devri mümkün olmayan, kamu hizmetlerinde kullanılan veya Maliye Bakanlığınca üzerinde sınırlı aynî hak tesis edilmiş olanlar dışında kalan Hazineye ait taşınmazlardan, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 1/5000 ölçekli nazım imar plânı içinde kalanlar; belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeye, büyükşehir belediye teşkilâtı kurulan yerlerde beşbin metrekarenin üzerinde olanlar büyükşehir belediyesine bedelsiz devredilir. Bu şekilde devredilen taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmeti alanı olarak ayrılan yerler, bedelsiz ve müstakil parsel olarak Hazine adına resen tescil edilir. Bu hususta tapu kütüğüne şerh konulur.

Bunların satılması durumunda elde edilecek gelirin yarısı Hazineye aktarılır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin esas ve usuller İçişleri ve Maliye bakanlıklarınca müştereken belirlenir.

 BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen, Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 616 sıra sayılı Belediyeler Yasası Tasarısının geçici 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu maddeye göre, özel mevzuatı gereğince, başka kişi ve kuruluşlara devri mümkün olmayan, kamu hizmetlerinde kullanılan veya Maliye Bakanlığınca üzerinde sınırlı aynî hak tesis edilmiş olanlar dışında kalan hazineye ait taşınmazlardan, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içerisinde kalanlar; belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde belediyeye, büyükşehir belediye teşkilâtı içerisinde kalan yerlerde 5 000 metrekarenin üzerindekiler büyükşehre, diğerleri normal belediyelere devrolunacaktır. Bu şekilde belediyelere devredilen taşınmazların, yine belediyelerce satılması halinde, satıştan elde edilecek gelirin yarısının hazineye aktarılması öngörülüyor.

Buna göre, mera, yaylak, otlak, kışlak gibi yerler, kamu hizmetine tahsisli yerler ile Orman Bakanlığı emrine verilen yerler dışındaki 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içerisinde kalan arazi ve arsalar, belediye ve mücavir alan sınırları içerisindeki belediyelere devrolunacaktır.

Madde gerekçesinde, hazineye ait arazi ve arsaların belediyelere devriyle, mahallî hizmetlerin yürütülmesi için belediyelerin duyduğu arsa ihtiyacının karşılanacağı belirtiliyor.

Başka bir gerekçe olarak, imar planı yapılmış yerlerdeki hazine arsa ve arazilerinin belediyelere devriyle kaçak yapılaşmanın önüne geçileceği ve mevcut kaçak yapılaşmanın tasfiye edileceği öne sürülmektedir.

Son gerekçe olarak da, bu gibi arazi ve arsaların satılması durumunda, belediyelere ve hazineye bir gelir sağlanacağı belirtilmiştir.

Sayın milletvekilleri, hazineye ait taşınmazların yönetimi, bilindiği gibi, Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğüne verilmiştir. Buna göre, ilgili genel müdürlük, bu taşınmazları gerektiğinde satabilmekte, kiraya verebilmekte veya kamu hizmetlerinde kullanmak maksadıyla, diğer bakanlıklara ve belediyelere bedelsiz olarak tahsis edebilmektedir.

Maddeyle, seksen yıllık cumhuriyetin ve milletin ortak malı olan taşınmazlar, belediyelere bedelsiz olarak devredilmektedir. Yapılmak istenilen şey, mülkiyetin, devletten alınarak belediyelere verilmesidir.

Millî Emlak Genel Müdürlüğü, gerekli olmayan taşınmazları, 2886 sayılı İhale Kanunu hükümlerine göre, açıklık ve rekabeti sağlayıcı bir şekilde zaten satmaktadır. Bu maddeyle, bu taşınmazlar belediyelere devredilmekte ve herhangi bir usule bağlı olmadan, bu belediyelerce, kendi arzuları dahilinde, istediği yandaşına satış imkânı getirilmektedir. Maddede, kamu hizmeti amacıyla bir devirden bahsedilmemektedir. Zaten, belediye ve diğer kamu kurumlarının talepleri genel müdürlükçe değerlendirilmekte, süresiz ve bedelsiz olarak tahsis yapılmaktadır. Örneğin, yollar, parklar ve yeşilalanlar, belediyelere bedelsiz olarak verilmektedir.

Millî Emlak Genel Müdürlüğü, taşınmazları, İhale Kanununun amir hükümlerine göre, açık veya kapalı teklif usulüyle ihaleye çıkarmaktadır. Pazarlıkla satış imkânı yoktur ve tahmin edilen bedel, Emlak Vergisi değerinden az olamaz. Dolayısıyla, birilerine haksız menfaat sağlama imkânı yoktur. Bu taşınmazlar belediyelere devredildiği takdirde, belediyeler, bu taşınmazları keyfî olarak, dilediği şahsa, dilediği fiyattan satabilecektir. Yeni düzenleme, her türlü suiistimale açıktır.

BAŞKAN - Sayın Sağ, bir saniye...

Sayın milletvekilleri, hatibin sözü anlaşılamamaktadır... Lütfen...

Buyurun Sayın Sağ.

KEMAL SAĞ (Devamla) - Aslında, Sayın Başkanım, burada, bu maddeyle, geçici olmasına rağmen, çok önemli hükümler getiriliyor; ama, buyurduğunuz gibi, Sayın AKP'li arkadaşlarım bu konudan, her zaman olduğu gibi, dikkatlerini kaçırıyorlar.

Madde gerekçesinde, belediyelerin mahallî hizmetleri yürütmesi sırasında ihtiyaç duyduğu arsa ihtiyacından bahsediliyor. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, belediye hizmetleri için zaten arsa tahsisi yapılmaktadır. Kaçak yapılaşmanın önlenmesi gerekçesi de geçerli bir gerekçe değildir. Üzerinde kaçak yapılaşma olan hazine arazileri, zaten, 4706 sayılı Yasanın 5 inci maddesine göre belediyelere bedelsiz olarak devrediliyor ve bu uygulama halen devam ediyor. Kaldı ki, belediyeler, mevcut kaçak yapılaşmayı şimdiye kadar ne derece önleyebildiler ki yeni kaçakları bundan sonra önleyebilsinler. Hiç kimse alınmasın; maddenin esas amacı, belediye sınırları içerisindeki hazine arazilerinin hiçbir kural ve formaliteye gerek kalmaksızın belediyeler vasıtasıyla birilerine satışı sonucunda rant sağlanması olacaktır.

Şimdiye kadar hazineden belediyeye taşınmaz mal devrine ilişkin iki önemli kanun çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi Gecekondu Önleme Yasası ve diğeri İmar Affı Yasasıdır. Her iki yasada da, devredilen taşınmazların hangi amaçla kullanılacağı açıkça belirtilmiştir. Bu kanunlar halen yürürlükte iken yeni bir kanun çıkarmaya neden gerek duyuldu; doğrusu, anlamak zordur.

Yine, maddede, yapılacak imar planında kamu hizmetlerine ayrılan yerlerin hazineye tekrar devredileceği hükme bağlanmıştır. Kamunun tüm ihtiyaçlarının belediyelerce tespiti mümkün değildir. Bu nedenle, hazine taşınmazlarının belediyelere devri yerine, yapılacak imar planlarında belediyelerin ihtiyacı olan yerlerin bedelsiz olarak belediyelere devri daha uygun olacaktır aslında.

Ayrıca, birinci fıkranın son cümlesinde "kamu hizmeti alanı olarak ayrılan yerler, bedelsiz ve müstakil parsel olarak hazine adına resen tescil edilir. Bu hususta tapu kütüğüne şerh konulur" denilmektedir. Bu yerler, daha önceden hazineye ait olduğuna göre, zaten yeniden bedel alınamayacaktır ve hazine adına tescil edilen yerler için tapuda tekrar şerh konulamayacaktır. Bu cümle, kanun tekniği bakımından yanlış yazılmıştır ve bence, düzeltilmesi gerekir.

Sayın milletvekilleri, buraya kadar tasarının bu maddesine ilişkin olarak teknik açıklamalarımızı size sunmaya çalıştım. Özetlemek gerekirse, bugüne kadar yürürlüğe konulan İhale Yasası, Gecekondu Önleme Yasası, Hazineye Ait Taşınmaz Malların Satışı Hakkında Kanun ve İmar Yasası ile ve diğer birçok yasa hükümleriyle belediye hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli arazi ve arsa ihtiyaçlarının karşılanması imkânları zaten mevcuttur. Ayrıca, hazineye ait taşınmaz mallardan kamunun ihtiyaç fazlası olanların elden çıkarılması ve satılması imkânı da mevcuttur.

Hal böyleyken, hazineye ait taşınmazların durup dururken belediyeye devri nereden çıktı?! Bunların belediyelerce bir sınırlama yapılmaksızın satılabilmesine imkân verilmesi ne anlama gelmektedir?! Daha önce ormanları satmaya kalktınız, olmadı; 2/B'ye göre işgale uğrayan arazileri satmaya kalktınız, olmadı; ama, özelleştirme yoluyla kamuya ait kuruluşları satmaya devam ediyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Onları satmaya kalkmadık; yok öyle bir şey!..

KEMAL SAĞ (Devamla) - Nasıl sattığınızı da cümle âlem görüyor Sayın Kacır.

Şimdi, sıra, hazine arazilerinin belediyeler aracılığıyla birilerine verilmesine mi geldi?! Normaldir; çünkü, AKP'nin gündeminde üretmek yoktur, artırmak yoktur; mirasyedi gibi satmak vardır, elden çıkarmak vardır.

İLHAN ALBAYRAK (İstanbul) - Para lazım...

KEMAL SAĞ (Devamla) - Parayla bile olsa...

Sayın milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken 5 konudaki endişelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

1- Bazı istisnalar dışında 1/5 000 ölçekli nazım imar planı içinde kalan hazine taşınmazları, bedelsiz olarak belediyelere devrediliyor. Hazine taşınmazları olarak isimlendirilen varlıklar, toplumun ortak mülkiyetidir; hazine adına kayıtlı olmasından amaç budur. Dolayısıyla, bu varlıkların toplum yararına kullanılması gerekir. Bu noktada, devletin yapması gereken, buna ilişkin objektif kuralları koymaktır. Tasarı içerisindeki düzenleme ise, anılan amaçtan uzaktır. İmar planlarının yapıldığı yerlerde, artık, kentleşme ve yapılaşma başlamış, hatta tamamlanmıştır. Kent rantlarının oluştuğu bu taşınmazların bir amaç tanımlanmaksızın belediyelere bedelsiz olarak devredilmesi, bu rantların herhangi bir objektif amaç olmaksızın belediyelere aktarılması sonucunu yaratacağından, son derece yanlıştır.

2- Yasa, sadece planlı yerlerdeki hazine arsa ve arazilerinin devrini öngörüyor. Peki, plansız yerler neden dikkate alınmıyor? Öncelikle, bu plansız yerlerin değerlendirilmesi esas alınmalı ve buraların modern şehirleşme için kullanılması sağlanılmalıydı.

3- Bir başka eksiklik şudur: Yasa, bugüne kadar yapılmış imar planlarını esas almaktadır. Peki, bundan sonra yapılacak imar planlarındaki hazineye ait arsalar ne olacaktır? Yasada buna ilişkin açık bir hüküm yoktur.

4- Bilindiği üzere, hazine arsa ve arazilerinin satışından elde edilen gelirler, Maliye Bakanlığınca tüm ülke için harcanır; ama, bu kanunla, gelirlerin ancak yarısının bu amaçla kullanılması mümkündür. Geriye kalan sadece mahallî ihtiyaçlar için harcanacaktır. Bu da, ülkenin geri kalmış yöreleri için bir haksızlık ortaya çıkaracaktır.

5.-  En önemlisi, belediyelere devredilen hazine arsa ve arazilerinin tekrar satılmasında herhangi bir kısıtlama ve şart bulunmamaktadır; yani, belediyeler, çok açık konuşmak gerekirse, bu arsaları, dilediğine, dilediği şartlarda ve istediği bedelle rahatlıkla satabileceklerdir.

Sayın milletvekilleri, kimse, bana, belediyelerin bu işi suiistimal etmeyeceğini söylemeye kalkışmasın lütfen. Bugüne kadar hazine mallarının satışı, bedel tespitinden bedelin tahsiline kadar en ince ayrıntısına kadar kurallara bağlanmış ve titizlikle uygulanagelmiştir. Belediyelerin bazıları iyi olabilir; ama, çoğu belediyenin yeterli teknik elemanı bile mevcut değildir.

Bu kanunun uygulanmaya başlanılmasıyla birlikte, hazine arsa ve arazilerinin belediyelerce nasıl satıldığını -örneğin, SEKA Fabrikasının neredeyse bedava verilmesi gibi- bu arazi ve arsaların da, zaten büyük çoğunluğu AKP'li olan belediyeler tarafından, nasıl satıldığını ya da dağıtıldığını hep birlikte, ama, üzülerek izleyeceğiz.

Hepinizi, bu düşüncelerle, şahsım ve Grubum adına, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sağ.

Madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

 İlk önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında "satılması durumunda" ibaresinin "satılması, kiralanması veya gelir getirecek başka bir şekilde değerlendirilmesi halinde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Yayha Baş

Recep Koral

Fahri Keskin

 

İstanbul

İstanbul

Eskişehir

 

Muharrem Tozçöken

Nusret Bayraktar

Ömer Özyılmaz

 

Eskişehir

İstanbul

Erzurum

 

Mehmet Beşir Hamidi

 

 

 

Mardin

 

 

 BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz. 

"Belediyelere devredilen hazine arsa ve arazileri öncelikle sosyal konut ve şehircilik hizmetlerinde kullanılır. Bu arsa ve arazilerin kullanımı toplum yararına aykırı olamaz."

                       

Erdal Karademir

Orhan Sür

R. Kerim Özkan

 

 

İzmir

Balıkesir

Burdur

 

Halil Ünlütepe

Hakkı Ülkü

Nadir Saraç

 

Afyon

İzmir

Zonguldak

BAŞKAN - En aykırı olan üçüncü önergeyi okutup, işleme alıyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı tasarının geçici 1 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                       

M. Akif Hamzaçebi

Bülent Baratalı

Türkân Miçooğulları

 

 

Trabzon

İzmir

İzmir

 

A. Kemal Kumkumoğlu

 

Mehmet Küçükaşık

 

İstanbul

 

Bursa

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Hazine taşınmazları olarak isimlendirilen varlıklar toplumun mülkiyetindedir. Hazine adına kayıtlı olmaktan amaç budur. Dolayısıyla bu varlıkların toplum yararına kullanılması gerekir. Bu noktada devletin yapması gereken buna ilişkin objektif kuralları koymaktır.

Tasarıdaki düzenleme ise anılan amaçtan uzaktır. İmar planlarının yapıldığı yerlerde artık kentleşme ve yapılaşma başlamış hatta tamamlanmıştır. Kent rantlarının oluştuğu bu taşınmazların bir amaç tanımlamaksızın belediyelere bedelsiz olarak devredilmesi bu rantların herhangi bir objektif amaç olmaksızın belediyelere aktarılması sonucunu yaratacağından son derece yanlıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Belediyelere devredilen hazine arsa ve arazileri öncelikle sosyal konut ve şehircilik hizmetlerinde kullanılır. Bu arsa ve arazilerin kullanımı toplum yararına aykırı olamaz."

                Erdal Karademir (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Kamu mülkiyetindeki arazilerin yerel yönetimler eliyle özel mülkiyete devredilmesi ve rant aracı olarak kullanılmasının önüne geçilmelidir. Bu anlamda belediyelere devredilen arsa ve arazilerin belirli çevrelerin çıkarlarına hizmet edecek kullanımlara konu hale gelmesi engellenmeli, kamudan sağlanan arsa ve arazilerin kamu yararına kullanılması sağlanmalıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında "satılması durumunda" ibaresinin "satılması, kiralanması veya gelir getirecek başka bir şekilde değerlendirilmesi halinde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Yahya Baş (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu şekilde belediyelere devredilen hazine arazilerinin değerlendirilmesi sonucu elde edilecek her türlü gelirden hazineye pay verilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 2 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2.- Bu Kanunun yayımı tarihinde personel giderlerine ilişkin olarak 49 uncu maddede belirtilen oranları aşmış olan belediyelerde bu oranların altına inilinceye kadar, boş kadro ve pozisyon bulunması ve bütçe imkanlarının yeterli olması kaydıyla mevcut memur ve sözleşmeli personel sayısının yüzde onunu geçmemek üzere İçişleri Bakanlığınca zorunlu hallere münhasır olacak şekilde verilecek izin dışında ilave personel istihdam edilemez. Geçici iş pozisyonları için önceki yıldan fazla olacak şekilde vize yapılamaz.

BAŞKAN - Söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3.- Norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar belediyenin, bağlı kuruluşlarının ve mahallî idare birliklerinin memur kadrolarının ihdas ve iptalleri ile boş kadro değişiklikleri, İçişleri Bakanlığının teklifi, Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile yapılır.

Sürekli işçi kadroları ile iş pozisyonları ise norm kadro uygulamasına geçilinceye kadar İçişleri Bakanlığının vizesine tabidir. İçişleri Bakanlığı vize yetkisini valiliklere devredebilir.

BAŞKAN - Söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Geçici 4 üncü maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 4.- Konusu suç teşkil etmemek ve kesinleşmiş bir yargı kararına müstenit olmamak kaydıyla, bu Kanunun yayımı tarihine kadar, memur temsilcileri ile toplu iş sözleşmesi akdederek veya başka bir tasarrufta bulunarak belediye, büyükşehir belediyesi ve il özel idaresinde çalışan kamu personeline her ne ad altında olursa olsun ek ödemede bulunmaları nedeniyle kamu görevlileri haklarında idarî, adlî veya malî yargılama ve takibat yapılamaz, başlatılanlar işlemden kaldırılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Geçici 5 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 5.- Bu Kanunun yayımlandığı tarihte 2000 yılı genel nüfus sayımına göre nüfusu 2000'in altına düşen belediyelerin tüzel kişiliklerinin kaldırılarak köye dönüştürme işlemi, bu Kanunun 8 inci maddesi uygulamasından faydalanmak isteyen belediyeler için 31.12.2005 tarihine kadar uygulanmaz. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında, birleşme veya katılma sonrasında 2000 yılı genel nüfus sayımı sonucuna göre oluşan toplam nüfus esas alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Belediyeler Kanunu Tasarısının geçici 5 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz aldım; sizleri ve Yüce Ulusumu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, zabıtlara geçmesi açısından söylüyorum; Anayasa, kanunların her zaman üzerindedir. Anayasamızda da, kazanılmış hakların korunumuyla ilgili bir madde vardır. Bunu da, burada, zabıtlara geçmesi açısından belirtiyorum.

Değerli arkadaşlarım, her şeyden önce, kazanılmış hak kavramını ortadan kaldırmak, Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmıyor. Niye yakışmıyor; yerel seçimlerden önce, yine, bu, ayrı bir kanun teklifi olarak geldi; ama...

BAŞKAN - Sayın Üstün, bir saniye...

Sayın milletvekilleri, sayın hatibin konuşmasını takip edemiyoruz. Lütfen...

Buyurun Sayın Üstün.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yerel seçimlerden önce, daha önce sağ iktidarların yaptığı kurnazlığı siz yaptınız ve o tasarıyı rafa kaldırdınız. Seçimler oldu, 300 000-500 000 fazla oy alacağız diye, bu yasa tasarısını bugün getirdiniz. Bunu da yine zabıtlara geçmesi açısından söylüyorum.

Şimdi, herhangi bir belediyeyi, biz, nüfusu 2 000'in altına düştü diye belediyelikten çıkarırsak, o insanlara, o yöre halkına haksızlık yapmış olmaz mıyız? O yörelere, o beldelere, belde hakkı verildiğinde, belediye kurulduğunda, onların durumu, eski durumlarından, yani, köy olma durumlarından daha ileri götürülmedi mi ki, biz şimdi onları yeniden köy haline getirmek istiyoruz. Bu konuya girmeden önce, şunu da söyleyeyim; ister nüfusu 2 000'in altına düştüğü için ister başka bir gerekçeyle, belediye tüzelkişiliğinin sona ermesi düzenlemesinde, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Anlaşmasının 5 inci maddesine aykırı davranılmaktadır; çünkü, bu madde, böyle durumlarda referandumu koşul olarak öne sürmektedir.

Sizi Meclise ve iktidara taşıyan insanların, belediyelerini, 2000 yılı nüfus sayımına göre ortadan kaldırmayı nasıl içinize sindirebiliyorsunuz, anlamış değilim. Ülkeyi kentten köye götürmek yönetim biçimi olamaz. Her şey bitti de burada mı tasarruf edeceksiniz? Avrupa Birliğine gireceğiz diye, Avrupa Birliği norm yasalarını uygularken, biz, gemide batıya koşan, ama, geminin doğuya gittiğini görmekte olan insanlarız. Buradan tasarruf edeceğinize, etrafınızda dolanan haramzadelerden, bankaların içini boşaltanlardan hesap sorun. Ankara Büyükşehir Belediyesinin, bir açılışta harcadığı paranın hesabını sorun da, ondan sonra bu beldelerden hesap sorun. Şimdi, 2 000 nüfuslu diye, 340 belediyeyi, o insanlara hiç sormadan, o insanların insan olarak düşüncesini almadan kaldırıyorsunuz. Bakınız, hükümetimiz şöyle diyor: "Buralarda kaynaklar verimsiz kullanılmış, bu belediyeler görevini yapmakta acze düşmüş, çarpık kentleşme ve gecekondulaşma ciddî boyutlara ulaşmış."

Değerli arkadaşlarım, çarpık kentleşme, gecekondulaşma ileri düzeye varan yerlerin belediyelerini kapatırsanız, önce İstanbul'dan başlayıp bütün belediyeleri kapatmanız gerekir, böyle küçük belediyeleri değil. Onun için, eğer, bir beldede belediye kapatılması söz konusu olursa, o beldenin malî kaynaklarını, sosyal hareketlilik ve ekonomik edinim düzeyini, yaz-kış değişen nüfusunu... Bunu açmak gerekiyor. Sayın Bayraktar burada, İstanbul Eminönü Belediyesi için söylüyorum; gündüz nüfusu 2 000 000-2 500 000, gece nüfusu -son nüfus sayımına göre- 635 000. Bu nüfus, oniki ay sabit ve şu an, İller Bankasından belediyeye ayrılan pay 55 635 kişiye göre gönderilmektedir. Belediyenin kadrosuna gelince: Bu, 2 000 000-2 500 000 kişiyle ilgilenebilecek ve turistlere yardımcı olacak kaç zabıta kadrosu var, merak ediyorum. Tarihî yarımada olan Eminönü, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii ve Süleymaniye Camii dünyanın uğrak merkezleri olmasına rağmen, burası için de bir düzenleme getiremediniz.

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Getiriyoruz...

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Yine, Bodrum, Marmaris gibi, kış nüfusu 40 000 ile 60 000 arasında değişen, yaz nüfusu ise 2 000 000'un üzerinde olan turistik yöreler için de -belediyelerimize- yeni bir düzenleme, yeni bir katkı getiremediniz.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Hepsini getiriyoruz, hiç merak etmeyin.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Belediye Gelirleri Kanununda olacak...

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Var...

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Yaz-kış, gece-gündüz nüfusu için, bu tasarıyla bir yenilik gelmemiştir. Böylece, belediyelerimiz kaderiyle baş başa bırakılmıştır.

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Takip edememişsiniz...

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Yok... Ben, çok iyi takip ettim de, siz getiremediniz.

Var olan maddî varlığını, gelirlerinin giderlerini karşılayıp karşılamadığını ölçmek gerekir; bir tek gerekçeyle, nüfusu 1 990'a düştü diye belediyeler kapatılır mı değerli arkadaşlarım?! Bu kadar basit bir ölçü olabilir mi bir belediyeyi ortadan kaldırmak için?! Bunun için, bu madde de gerçekten yanlış olmuştur. Kazanılmış hakka aykırı olduğu gibi, benim düşünceme göre, o yörede yaşayan insanların insanlık haklarına da aykırıdır.

Turistik yörelere baktığınız zaman, sizin, nüfusu 2 000'den az dediğiniz yörelerde, günde, en az -yaz için söylüyorum- 200 000 yabancı turiste hizmet verilmektedir. Siz, bu belediyeleri kaldırırsanız, köy yapılarıyla bu hizmeti verebileceğinizi düşünüyor musunuz?! Ayrıca, bu belediyelerin çoğunda, çok ciddî altyapı çalışmaları başlatılmış durumda;  belediye olmaktan çıkardığınızda, köy tüzelkişiliğiyle bu altyapılar sürdürülebilir mi?! Turistik yerlerde çöp olayı büyük bir sorundur.

Sayın Bakanım, dün gece saat 01.30'daki konuşmasında "beldeler çöpleri toplayamıyor, bu belediye başkanı görev yapamıyor, bu belediye başkanını görevde tutamam" demişti. Ben, soruyorum; bu belediyeleri kaldırdıktan sonra, buradaki çöpleri kim toplayacak Sayın Bakanım?

Değerli arkadaşlarım, yine, Fethiye İlçemizin Yeşilüzümlü Belediyesi bu tasarıdan nasibini alacak belediyelerimizden birisi. 2000 nüfus sayımına göre nüfusu 2 000'den az. Geçenlerde çıkardığınız yasalarla yabancılara mülk edinme hakkı tanıdınız, aslında bu da tartışılır; Yeşilüzüm'de, bugün itibariyle 260 parsel satılmış, 60 mesken yapılmış, 200 yabancı burada ikâmet etmekte ve halen 220 inşaat devam etmektedir. Buraya gelip de bu parselleri alan insanlar, belediye hizmeti var, belediye hizmetinden yararlanıyoruz diye alıyorlar.

Muğla'nın dünyaca ünlü Gökovası; koruma için herkes seferber. Gökova Belediyesini yok etmekle neyi koruyacaksınız?! Özel Çevre Koruma Kurulu Muğla yöresinde belediyelerle işbirliği yaparak imar planlarını işleme koyabildi; hiçbir köy yerleşim biriminde işleme konulamadı, imar planları geçmedi. Bu da, kıstasın 2 000 nüfus olmasının sakıncalarını ortaya koymaktadır. Yasa bu haliyle çıkacak olursa, ileride büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız demektir. Size bugüne kadar kendi imkânlarıyla birçok sorunu aşmış, yollarını asfalt ve parke taşlarıyla yapmış, suyunu getirmiş, imar sorununu çözmüş, çöp sorununu çözmüş başarılı belediyelerden söz ediyorum; bunları niçin cezalandırıyorsunuz?! Burada yaşayan insanlara "kardeşim, siz, bundan sonra hizmet alamayacaksınız, bu iş burada biter" mi diyeceğiz?!

Yine, Marmaris-Bozburun Belediyesi, yaz nüfusu aşağı yukarı 10 000 civarında. Burada belediyenin yaptığı hizmetleri, yazın gelen yabancı turistlere hizmeti kim yapacak, muhtarlık mı yapacak?!

Yine, Muğla-Kafaca Belediyesi; 2003-2004 yılları içinde ruhsat verilen inşaat sayısı 397, bunlardan 366'sı Muğla Yapı Kooperatifleri Birliği inşaatı ve bundan yaklaşık üç yıl sonra orada 1 500 kişinin ikamet edeceği düşünülmekte. Yine, ayrıca, Kafaca Belediyesi altyapı hizmetlerinde önemli atılımlar yapmış, mevzi imar planlarını tamamlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, yine ilginç örnekler verecek olursak; Sivas Akçakışla Beldesi. Bu vadinin yerleşim bölgesi olması yaklaşık yüzseksen, yüzdoksan yıl öncesine dayanmakta. Padişah Yıldırım Bayezit'in askerlerinin burada at ve diğer hayvanları beslediği söylenir. Akçakışla, 1314, yani 1899'dan beri nahiye olup, halen, beldede bulunan nahiye binası, belediye binası olarak hizmet vermekte; sağlam taş bina, cumhuriyetin ilk yıllarında, Ragıp Bey, namı diğer Deli Müdür diye bilinen şahıs tarafından yapılmış, binanın açılışına gelen Muammer Paşa, Ragıp Beyden bir de okul yaptırmasını istemiş, Ragıp Bey de evini okul olarak göstermiştir; Ragıp Beyin kemiklerini sızlatmayın.

Yine, 2000 yılı nüfus sayımına göre etkilenecek Afyon Merkez Çıkrık Belediyesi; nüfusu 1 993...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Üstün, toparlar mısınız.

Buyurun.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Bu şekilde etkilenecek 340 belde var değerli arkadaşlarım.

Bir de, rakamlarla oynamayı çok seviyorsunuz; 5 000, 5, 50 000, 50 kilometre... İşte, tasarının 11 inci maddesinde "il veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50 000 ve üzerinde olan bir başka belediyenin sınırına, 5 000 metreden daha yakın duruma gelen belediye ve köylerin tüzelkişiliği; genel imar düzeni veya temel altyapı hizmetlerinin gerekli kılması durumunda" denilerek, tüzelkişiliklerinin düşürülmesi söz konusu.

Değerli arkadaşlarım, seçimlerden önce, yine, büyükşehir belediyeleriyle ilgili bir pergel planı getirdiniz. İyi ki büyükşehir lafı geçti, şehir lafı geçmiş olsaydı, Kilis'ten 50 kilometrelik bir çap çizdiğiniz zaman Halep'e uzanıyordu. Halep itiraz ettiği zaman "Türkiye Büyük Millet Meclisi yalan mı söylüyor, tut kardeşim ipin ucundan, ölçelim bakalım, oluyor mu olmuyor mu" diye... Bu tür, yasalarda, bu tür rakamlarla oynamak hoş değil.

Bu 340 beldenin köye dönüştürülmesi, nüfusunun az olduğu düşünülerek köye dönüştürülmesi gerçekten sakıncalı; bunun, ileride onarılmaz yaralar açacağını düşünüyorum.

Bu maddenin Anayasaya aykırı olduğunu belirtiyor; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Üstün.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı; buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Belediyeler Yasa Tasarısının geçici 5 inci maddesi üzerinde kişisel söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.

Bu madde, az önceki arkadaşımın belirttiği gibi, nüfusu 2 000'in altında olan belediyelerin kapatılmasıyla, nüfusu 50 000'i aşan belediyelerin 5 kilometre yakınında olan belediyelerin o belediyeye katılmasını düzenliyor.

Değerli arkadaşlar, bundan dört yıl önce yapılmış bir nüfus sayımını ölçü alarak bazı belediyelerin -kimi 340 belediye diyor, kimi de 356 belediye diyor- tüzelkişiliğini yok ediyoruz; yani, onları kapatıyoruz.

Türkiye'de her yıl yaklaşık yüzde 1,5-2 nüfus artışı var. Bundan dört yıl önce yapılmış bir nüfus sayımına göre bugün bu nüfus değişmiş. Değerli arkadaşlar, 2010 yılında bir nüfus sayımı yapılacak. Sayın Bakan dünkü konuşmasında "yeniden nüfus sayımı yaptırılabilir" dedi. Biz, kazanılmış bir hakkı alıyoruz bu belediyelerin elinden; çünkü, bu belediyeleri belediye yapan düşünce ile bugün bu belediyeleri kapatan düşünce aşağı yukarı aynı. Bakın, 1923'ten önce Türkiye'deki belediye sayısı 389'muş. 1950 yılında 628 olmuş. Atlıyorum, 1981'de belediye sayısı 1 587 olmuş ve 1981-1992 yılları arasında ise, 2 270 olmuş. O tarihler arasında Sayın Bakan, yine Bakandı.

Şimdi, insanlara umut veriyorsunuz ve diyorsunuz ki, gelin, sizi belediye yapıyoruz. O zaman niye belediye yaptınız?! O insanlar, yıllarca, kendi yönetimlerini kurdular, mal mülk edindiler, 18 inci maddeyi uyguladılar, hizmetler verdiler.

Şimdi, aynı Bakan, yine İçişleri Bakanı -zamanında çok belediye açmış, şimdi de belediye kapatıyor- gerekçe olarak bize diyor ki: "Koşulları yitirmiş." Belediye olmaya o zaman koşulları varmış; ama, bugün o koşulları yitirmiş!..

Hayır, Sayın Bakan, sizin tutumunuz değişmiş! Siz, devletin vefasızlığını ortaya koyuyorsunuz, halkın güvenini sarsıyorsunuz. Bu, yalnız hukuksal bir sorun değil -belki Anayasa Mahkemesinden dönecek- kazanılmış bir hakkın yok edilmesi değil, bir kimliği, insanların yıllarca elde ettikleri güveni yok etme anlayışıdır. O yüzden de, bu kapatılma olayının gerçekten iyi düşünülmesi gerekiyor. Bundan sonraki belediyeler için 5 000 ölçütü konulabilir; ama, arkadaşlar, şimdi diyorsunuz ki, ben, 2000 yılında yapılmış bir nüfus sayımını ölçü alıyorum ve nüfusu 2 000'in altında olanı kapatıyorum!

Bu tasarının 48 inci maddesinde "belediyeler yeni birim kurarken, nüfusun dışında, ekonomik, toplumsal, kültürel durumlar ve gelecekteki gelişmeler gözönüne alınarak yeni birimler oluşturabilir" diyorsunuz.

İş buraya geliyor, belediye kapatmaya geliyor; yalnız nüfusu ölçüt alıyorsunuz; ama, başka bir yerinde ise başka ölçütler koyuyorsunuz. Arkadaşım da söyledi, öyle belediyeler var ki, borcu yok, ekonomik yönden, toplumsal yönden, kültürel yönden kentleşmiş. Değerli arkadaşlar, eğer, borç olarak ele alıyorsanız, ben size söyleyeyim, bu 359 belediyenin 1 tanesine bedel Ankara Büyükşehirde kurulmuş bir belediye şirketini; yani, 1 AŞ'yi kapatın, 14 AŞ'den birini kapatın, tüm bu belediyelerin borcundan daha büyük bir yükü kaldırmış olursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, toparlar mısınız.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, yeniden düşünelim, bu geçici 5 inci madde bir fırsattır. Bakın, 2010 yılında yeniden bir nüfus sayımı yapılacak. Gelin, kazanılmış hakları yok etmeyelim. Yalnız benim ilimde 29 tane, nüfus yönünden, 10'un üzerinde de 5 kilometrenin içinde kalıyor diye kapatılacak belediye olacak. Yarın, AKP'li arkadaşlar bu beldelere nasıl gidecek, ne diyecek?.. Buradaki ölçünüz nedir, kazanımınız nedir?.. Biz, bunları kapatmakla şunu kazanıyoruz diyebileceğiniz ekonomik yönden bir kazanım var mıdır; hayır.

O yüzden, ben, Yüce Meclisin bu kapatma olayında bir kez daha düşünmesi gerektiğini düşünüyorum. Sayın Bakanın burada bize söz vermesini, yani, geçmişteki bir nüfus sayımının değil, gelecekteki bir nüfus sayımının ölçüt alınmasını diliyorum. Bu konuda bir önergemiz de var.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; müsaadenizle, bu, nüfusu 2 000'den az olan belediyelerle ilgili konuya bir açıklık getirmek üzere söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, geçici 5 inci maddeye göre, nüfusu 2 000'in altına düşen belediyelerin tüzelkişiliği kaldırılır ve burada, geçmiş nüfus sayımı, yani 2000 yılında yapılan nüfus sayımı esas alınır. Bu geçici 5 inci madde, aslında bu kanunun 8 inci maddesindeki birleşme ve katılmalarla ilgilidir daha çok. Yani, bu, nüfusu 2 000'in altında olan belediyelere biz bu maddeyle bir imkân getiriyoruz, diyoruz ki, yakınındaki bir köyle veya başka bir kasabayla birleşmek suretiyle nüfusunu 2 000'in üzerine çıkarırsan bu hükme uygulanmaktan kurtulmuş olursun; ama, bir de bu kanun tasarısının 11 inci maddesi, yani tüzelkişiliğinin sona erdirilmesi konusu var. Nüfusu 2 000'in altında olan belediyelerin tüzelkişiliklerinin sona erdirilmesi için ise, burada, 12 nci maddenin son fıkrasında şöyle bir hüküm var... Benim söylediğim... Çünkü, ben burada yeniden nüfus sayımı yapılır demiştim; arkadaşımız onu eleştiriyordu. İşte, 12 nci maddenin son fıkrası: "Yerleşim yerlerinin bu kanunda öngörülen nüfusları devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığınca tespit edilir." Biz, bu kanun yürürlüğe girer girmez, eğer İçişleri Bakanlığı olarak bir idarî tasarruf başlatacaksak bu yerleri kapatmayla ilgili, nüfusu 2 000'in altına düşmüş olan yerlerin kapanması, tüzelkişiliğinin sona erdirilmesiyle ilgili bir tasarruf başlatacaksak, o zaman 2000 yılında yapılan sayım esas alınır; ama, öyle bir durum yok. Biz diyoruz ki, bu 11 inci madde ve takip eden maddelerde "bu hükümler önümüzdeki seçimde uygulanır." O zaman uygulanacaksa -ki, o zaman uygulanacak- işte o zaman, Devlet İstatistik Enstitüsünce yeniden yapılacak sayımlardaki çıkacak netice uygulanacaktır.

Yine, Devlet İstatistik Enstitüsünün, Avrupa Birliğiyle uyum yasaları çerçevesinde yasası hazırlanmıştır.  O yasada, arada bir bu şekilde projeksiyonlar yapma imkânı getirilmiştir. O imkân kullanılarak, bu beldelerde yeniden bir nüfus tespiti yapılacak ve o tespite göre işlem yapılacaktır.

Durumu bilgilerinize arz ediyorum; saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 5 inci maddesinin son satırındaki "2000 yılı" ibaresinin "2010 yılı" olarak değiştirilmesini öneririz.

Saygılarımızla.

                       

Mustafa Gazalcı

Hüseyin Ekmekcioğlu

Muhsin Koçyiğit

 

 

Denizli

Antalya

Diyarbakır

 

Yaşar Tüzün

Erdal Karademir

Sezai Önder

 

Bilecik

İzmir

Samsun

 

 

Hüseyin Bayındır

 

 

 

Kırşehir

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli)  - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ikinci kez söz aldığım için özür dilerim.

Önergemiz -Komisyonun ve Hükümetin niçin katılmadığını da bilmiyorum- şu efendim: Şimdi, 2010 yılında bir nüfus sayımı yapılacak. Biz diyoruz ki, ölçüt olarak 2000 yılı değil, 2010 yılındaki nüfus sayımı gözönüne alınsın.

Biraz önce Sayın Bakan konuştu; gelecek seçimden başlayarak zaten bu işlem yapılacak; o zamana kadar da birleştirme çalışmaları olsun deniliyor.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısının esprisi, sizin savınıza göre, yerelliği ve katılımı sağlamaktır; yani, yurttaşın, doğrudan yönetime katılması, düşüncesini söylemesi ve katılımcılığı sağlaması.

Şimdi, bu kapatma işiyle, siz, bu ruhla çelişkili bir durum sergiliyorsunuz; diyorsunuz ki "arkadaş, sen küçüksün, sen burada yerellik yapamazsın, katılamazsın; ben, seni başkasına katacağım ya da kapatacağım." Bizim önergemiz çok masum; 2010 yılında bir nüfus sayımı yapılacak; ölçüt olarak o alınsın, geçmiş alınmasın diyoruz. AKP'li arkadaşların da bu önergeye oy vereceğini düşünüyorum; çünkü, o günden bu yana nüfus çok değiştiği halde, böyle, geçmişe dönük ölçü almak bir haksızlıktır.

Oylarınızla önergemize destek olmanızı istiyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 6 ncı maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 6.- Bu Kanunun yayımı tarihinde görevde bulunan belediye meclisi başkan vekilleri, meclis katipleri, ihtisas komisyonu üyeleri ve encümenin seçilmiş üyeleri seçildikleri devrenin sonuna kadar göreve devam ederler. Bu Kanun uyarınca söz konusu görevlere yapılacak seçimler bu devrenin sona ermesini takiben yapılır.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 7 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 7.- Bu Kanunun 41 inci maddesinde öngörülen stratejik planın hazırlanmasına dair altı aylık süre, Kanunun yürürlüğünü müteakip hazırlanması gereken ilk stratejik plan için bir yıl olarak uygulanır.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 23.13


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 23.35

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112 nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

616 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6.- Belediyeler Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/766) (S. Sayısı: 616) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının geçici 8 inci maddesini okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 8.-  Belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşlar ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası belediyelere ait şirketlerin; 31.5.2004 tarihi itibariyle diğer belediyeler ile kamu kurum ve kuruluşlarından olan kamu hukuku ve özel hukuka tabi alacakları, bunların diğer belediyeler ile kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarına karşılık olmak üzere bu Kanunun yayımını izleyen altı ay içinde mahsup edilir.

Yukarıdaki fıkra uyarınca mahsup işlemleri yapıldıktan sonra belediyelerin, kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçları, genel bütçe vergi gelirlerinden her ay ayrılacak paylarının yüzde kırkını geçmemek üzere kesinti yapılarak tahsil edilir. Mahsup sonucu kalan bu tutarlara zam ve faiz uygulanmaz. Bu maddedeki alacak ve borçlar fer'ilerini de kapsar.

Bu maddeye göre yapılacak mahsup ve kesinti işlemleri yılı bütçe kanunlarıyla ilişkilendirilmeksizin ilgili belediye ve uzlaşma komisyonu tarafından karara bağlanır. Uzlaşma komisyonu Hazine Müsteşarlığından sorumlu bakan tarafından görevlendirilecek bir başkan ile Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Sayıştay Başkanlığı ve İller Bankasından birer temsilciden oluşur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, geçici 4 üncü maddede bir ufak redaksiyon hatası vardı o herhalde gözden kaçtı, geçici 4 üncü maddenin son satırında "başlatılanlar işlemden kaldırılır"... Pardon...

Neyse, ben geçici 8 inci maddeyle devam edeyim. 72 nci maddede belediyelerin, Hazine takibindeki borçları hariç, kamu kurumlarına olan borçlarının takas ve mahsup yoluyla eritilmesini öngörmüştü. Şimdi, geçici 8 inci maddede bunun nasıl uygulanacağı düzenleniyor. Gördüğüm kadarıyla üzerinde birtakım çalışılan önergeler de var; ama bu konuda genel yaklaşım olarak neler düşünülebilir, neler ifade edilebilir, Türkiye'de bu çerçeve içerisindeki gerçek tablo nedir, bunları, bu süre içerisinde dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, belediyelerin, kamu kurumlarına borçları ile alacakları karşılıklı mahsup işlemiyle eritilecektir. Bu işlem, yasa yürürlüğe girdikten itibaren altı ay içinde tamamlanacaktır, böyle öngörülmektedir.

Bundan sonra, belediyelerin kamu kurumlarına kalan borçları, her ay, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından aldıkları paydan en çok yüzde 40'a kadarı kesilerek, zorunlu bir ödemeye tabi tutulacaktır.

Mahsup ve kesinti nasıl yapılacaktır; bir uzlaşma komisyonu kurulması öngörülmektedir maddede ve bu komisyon aracılığıyla yapılacaktır. Komisyonun başkanını da Hazineden sorumlu Bakan görevlendirecektir. Taslağın anatomisi bu.

Bu maddede, kamu kurumları arasında borç-alacak ilişkileri düzenlenmektedir; yani, bir başka ifadeyle, geleneksel anlamıyla, borçların tahkimi olarak adlandırabileceğimiz bir maddedir.

Şimdi, burada, yüksek sesle sormak istediğimiz, sizleri de düşünmeye sevk etmek istediğimiz bazı noktalar var; bunlardan birincisi, sürecin sorumluluğu ne Maliye Bakanına ne İçişleri Bakanına verilmiştir; Hazine, belediyelerin iç-dış borçlarıyla ilgiliyken, bu konuda devreye sokulmuş olması ilginçtir.

Bu tercihin nedeni ne acaba? Yüksek sesle sormamız gereken soru bu. İsterseniz, bu tercihi biraz irdeleyelim, ben tahlilimi yapayım, siz de dinleyin, yorumunuzu yaparsınız. Şimdi, kamu kurumlarının birbirleriyle borç- alacak ilişkileri, özellikle dış alacaklar adına borç yönetimi yürüten Hazine yönetimini neden ilgilendirmektedir? Bu tercih, Türkiye'de, son dönemlerde yönetimde oldukça etkili olan reçeteleriyle bildiğimiz, uluslararası finans kuruluşu IMF'nin, hani şu "yüzde 6,5'ler" diye ifade ettiğimiz deyimlerle, yüzdelerle andığımız kurumların, acaba, bunlara verilmiş bir güvence sinyali midir? Borçların tahkimi bütçeyle ilişkilendirilmeyecektir. Bu, IMF, Hazine için borç ödeme kaynaklarının bir bölümünün kendi kontrollerinden çıkması anlamına gelmektedir. İşin sorumluluğunun Hazineye verilmesi, tahkim sürecinin bu odakların kontrolü dışında kalmaması içindir.

Şimdi, ikinci olarak, geçici madde, sözde, belediyeleri borçlarından kurtarmaktadır; gerçekten de borcun zammı ve faizi düşmektedir. Değerli arkadaşlarım, buna karşın, ulusal bütçeden ayrılan payın yüzde 40 gibi bir bölümünün kesilmesi, belediyeler üzerinde büyük bir malî baskı yaratmak anlamına da gelmektedir. Bu maddeye konu olan borç miktarının yaklaşık 17-18 katrilyon lira olduğu söylenilmektedir.

Şimdi, hükümetin tasarısında bu madde yoktu değerli arkadaşlarım; hükümetin ilk getirdiği tasarıda bu madde yoktu. Bu madde, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında, Cumhuriyet Halk Partisinin itirazlarına rağmen, tasarıya eklenmiştir. Bu öneri, bu madde, acaba hangi etkiler altında, hükümetin tasarısında olmamasına rağmen, komisyondaki görüşmelerde bu tasarıya bu şekilde yerleştirilmiştir? Yani, burada bir pazarlık var mı? Bu soruları sormak hakkımız, bunların üzerinde düşünmek de hakkımız.

Değerli arkadaşlarım, mahsup yapılmalı, mahsup sonrası kalan kamu borçları silinmelidir, belediyelerin kaynağa ihtiyacı vardır -altını çizerek söylüyoruz- yerel yönetimlerin sınırları içinde yaşayan halkımızın yatırıma ihtiyacı vardır. Bu gerçeği, belki de en iyi -bunu birkaç defa, söz aldığımızda söyledik- şekilde ya da en içten şekilde, belediye başkanlığı görevi yapıp bu görevden milletvekilliğine gelen arkadaşlarımız hissetmektedirler, bilmektedirler. Şimdi, bu tahkim maddesi genişletilmeli ve belediye borçlarının tahkimden, bir başka deyimle, terkin maddesine dönüştürülmesi bizce düşünülmelidir; yani, belediyeleri rahatlatmanın en iyi yollarından bir tanesi budur. Yani, amacımız belediyeleri rahatlatmaksa, o zaman, biraz IMF'yi rahatsız etmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, biraz IMF'yi rahatsız etmemiz gerekiyor. Burada, bunu yapabilecek gücü gösterirse bu Meclis, bakın altını çizerek söylüyorum, ortaklaşa alınan 1 Mart kararı gibi bir başkaldırışın da altına imza atacak bir meclis olacaktır.

Bunu hatırlatmak istiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bu maddesi ilginç bir madde. Geçici madde 8, belediyelerin borç ve alacaklarının takas ve mahsubuyla ilişkili 72 nci maddede düzenlenen uygulamaya -yani, kalıcı, kanun metnine girmiş ve bundan sonraki dönemlerde de uygulanabilecek olan maddeye- geçici bir maddeyle, şu an için, 30 Haziran 2004 tarihi itibariyle tahkim yoluyla bir takas ve mahsup işlemi getiriyor. Burada yapılan, takas ve mahsubun ötesinde, bir borç konsolidasyonudur. Bir kere bunun adını doğru koyalım; burada bir borç tahkimi vardır. Biz, belediyelerin uzun zamandır yanlış ya da doğru kararlarla önemli ölçüde borç yükü altına girdiklerini, bu yük nedeniyle yatırım yapamaz duruma girdiklerini biliyoruz; dolayısıyla, belediyelerin bu borç yükünden bir şekilde kurtulmaları gerektiğini biz de düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yalnız, burada, geçici madde 8'le düzenlenen yönteme... Şimdi, birazdan önümüze gelecek, bu verilen arada yeniden düzenlenmiş olan... Verilmiş bir önerge vardı, yeniden düzenlendi, önümüze geldi; bu önerge doğrultusunda geçici madde 8 yeniden düzenlenecektir.

Ben, buna, şimdi, burada giriyorum; çünkü, bilindiği gibi, usulümüzce, önergeler, ancak önergeyi veren taraf tarafından savunulur burada; biz, bunun aleyhinde ya da lehinde konuşamıyoruz. Dolayısıyla, ben, burada, şimdi, bu verilen önerge ile buradaki, önümüzdeki, okunan geçici maddeyi karşılaştırmak istiyorum.

Bu verilen önergede yapılan şu: Bir kere, aşağı yukarı ilk iki paragraf sabit tutuluyor; ancak, üçüncü paragrafta, buradaki karar yetkisi Bakanlar Kuruluna veriliyor; yani, maddede yer alan, sadece uzlaşma komisyonu ve Hazineden sorumlu bakanın tayin edeceği bir başkanın eliyle yürütmek yerine, Bakanlar Kuruluna veriyor. Bu, aslında, daha doğru bir şekil gibi gözüküyor; ancak, şunu belirteyim: Kalıcı madde, yani, madde 72'de, Bakanlar Kurulu değil, doğrudan doğruya İçişleri Bakanlığının olumlu görüşüyle Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenen bir durum, geçici maddede, Bakanlar Kurulu düzeyinde verilen bir karara dönüşüyor. Bu ikisi arasında böyle bir çelişki olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.

İkincisi, burada yapılacak düzenleme, yine bir uzlaşma komisyonunu devreye sokuyor. Uzlaşma komisyonunda Hazineden sorumlu bakan önemli noktada; çünkü, onun belirlediği kişi başkan oluyor, Hazine Müsteşarlığı ayrıca bir temsilci veriyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, şu biliniyor: Hazine, Türkiye'de, IMF ilişkilerinde merkezî rol oynayan bir kuruluştur. Aslında, IMF'nin neredeyse bir iç bürosu gibi çalışıyor. Hazinenin bu kadar önemli olduğu bir noktada, acaba, bu sizin getirdiğiniz düzenleme, IMF'nin telkinleri, direktifleri dışında olabilir mi sorusunu akla getiriyor, bu bir.

İkincisi, Türkiye'de, kabul ettiğimiz, sizin kabul ettiğiniz, bir 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun var. Bütçeyi devreden çıkararak, burada, bu mahsup ve kesinti işlemlerinin, o yılın bütçe kanunuyla ilişkilendirilmeksizin devreye sokulması, yani, bütçenin dışına çıkarılarak bu işlemlerin yapılmasının, acaba, saydamlık açısından ne gibi sorunları var; bunları düşündük mü?

Tabiî, bütün bunların ötesinde, burada idarî kararlarla, sonuçta siyasî kararlarla, çok geniş bir siyasî serbestlik alanı da yaratılmış olmuyor mu? Yani, şu soruyu doğru yanıtlamak gerekiyor: Keyfî ve sübjektif kullanıma açık bir durumla karşı karşıya mıyız; bunu ancak uygulamada göreceğiz. Eğer, ortak standartlar geçerli olacaksa mesele yok; ama, eğer, daha önce örneklerini gördüğümüz türden çifte standart ya da çoklu standartlar söz konusu olacaksa, bu belediye benim iktidarıma yakın öbürü değil standartları geçerli olacaksa, burada ciddî sıkıntılar olacaktır, bugünden uyarmak istiyoruz; çünkü, Türkiye, önümüzdeki dönemi kamu yönetimi açısından huzurla geçirmek istiyorsa, standart geliştirmede de, tek standarda dönüşme yönünde de yol almak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan.

 OĞUZ OYAN (Devamla) - Bu düzenlemenin, belediyeleri rahatlatıcı etkisi bakımından olumlu, bütçe etkileri bakımından olumsuz, bütün bunların uzlaşma komisyonu vesaire marifetiyle olması bakımından siyasî etkilenmelere açık bir düzenleme olduğunu, dolayısıyla, bizim, şimdiye kadar gördüğümüz uygulamalar bakımından, bu uygulamanın geleceğine ya da gerçekleşmesine ilişkin kaygılar taşıdığımızı söyleyerek sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının geçici 8 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Salih Kapusuz

Sadullah Ergin

Şükrü Ünal

 

 

Ankara

Hatay

Osmaniye

 

Recep Koral

 

Beşir Hamidi

 

İstanbul

 

Mardin

Geçici madde 8.- Belediyeler ve bağlı kuruluşları ile sermayesinin % 50'sinden fazlası belediyelere ait şirketlerin, 30.06.2004 tarihi itibarı ile kamu kurum ve kuruluşlarından olan kamu ve özel hukuka tabi alacakları, bunların diğer kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarına karşılık olmak üzere bu Kanunun yayımını izleyen altı ay içinde mahsup edilir. Bu madde kapsamındaki alacak ve borç ifadesi bu alacak ve borçlara ilişkin fer'îleri ve cezaları da kapsar.

Yukarıdaki fıkra kapsamında yer alan kuruluşların mahsup işlemine konu olan veya olmayan borçları, genel bütçe vergi gelirlerinden her ay ayrılacak payların yüzde 40'ını geçmemek üzere kesinti yapılarak tahsil edilir.

Bu maddeye göre yapılacak mahsup ve kesinti işlemleri yılı bütçe kanunları ile ilişkilendirilmeksizin ilgili kuruluş ile uzlaşma komisyonu tarafından belirlenir. Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından karara bağlanır. Bakanlar Kurulu, ilgili kuruluşların borç ödeme kapasitelerini  de dikkate alarak ödenecek tutarları taksitlendirmeye, taksitlendirilen kısma Kanunun yayımını izleyen günden itibaren zam ve faiz uygulatmamaya, bu borçların fer'î ve cezalarını geçmemek üzere indirim yapmaya yetkilidir.

Uzlaşma komisyonu Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan tarafından görevlendirilecek bir başkan ile İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Sayıştay Başkanlığı ve İller Bankası Genel Müdürlüğünden birer temsilciden oluşur.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kapusuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu saatinde, günlerdir yoğun bir mesai yaparak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bütün milletvekillerimize, iktidar ve muhalefetten bu çalışmalara katkı sağlayan arkadaşlarımıza da hem Grubum adına hem şahsım adına hem de milletimiz adına teşekkür ediyorum.

Buradan bir kez daha ifade etmek isterim ki, Türkiye'nin en çok çalışan kurumlarının başında, inanıyorum ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi gelmektedir; milletimiz de, biz de gurur duymaktayız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, önergeyle ilgili kısaca bir bilgi vermek üzere söz almış bulunuyorum.

Bu önergemiz dört fıkradan oluşmaktadır. Birinci fıkra, belediyelerin, kurum ve kuruluşların kendi aralarındaki borç-alacak ilişkilerindeki mahsuplaşmayı düzenlemektedir.

İkinci fıkrası, yapılacak bu kesintilerin, ödemelerin şekli hakkında bir limit koymaktadır; oraya bir açıklık getirmektedir.

Üçüncü fıkrada ise, yeniden yapılandırmaya ihtiyaç duyulduğu için bunu düzenliyoruz.

Dördüncü fıkramızda da, yapılacak hem mahsuplaşma hem de yeniden yapılanmayla ilgili olarak bir uzlaşma komisyonu çalışma yapacak, Bakanlar Kuruluna sunacak, Bakanlar Kurulunun tasvibi üzerine de bu sonuçlanacak ve karar altına alınacaktır.

Elbette, siyasî partilerimizin, özellikle Anamuhalefet Partimizin sözcülerinin birçok söylediğine ilave olarak şunu da burada ifade etmekte yarar var: Biz, bunu, belediyeler açısından da, bütçe açısından da endişe duyulacak bir  konu olarak görmüyoruz. Belediyelerin ödeme güçlerine göre yeniden yapılandırmaya da hassasiyet göstereceğiz. Tabiî, siyasî olarak hiç endişe taşımaya lüzum yok. En son örneği, bildiğiniz gibi, Maliye Bakanlığımızda bütçeden ayrılmış olan, belediyelere bütçeden pay olarak verilen miktar, iktidar ve muhalefet farkı gözetilmeksizin bütün belediyelere nüfuslarına göre eşit olarak dağıtılmıştır. Bu yeniden yapılanmada da milletimize hizmet için var olan belediyelerimizi, bu anlamda, hiçbir siyasî farklılık düşünmeksizin, şartlarına göre, ödeme güçlerine göre yeniden yapılandırmayı amaçlayan bu önergeye destek vereceğinize inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kapusuz.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce oylamanın usulüyle ilgili bir hatırlatma yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

OĞUZ OYAN (İzmir) - İlgili önergenin üçüncü fıkrasında "borçların fer'î ve cezalarını geçmemek üzere indirim yapmaya yetkilidir" denilerek bir af getirilmektedir. Dolayısıyla, oylamanın açıkoylama biçiminde yapılması ve nitelikli çoğunluk aranması şarttır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici 8 inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısına geçici madde eklenmesine dair 2 ayrı önerge vardır; okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısına aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Bülent Baratalı

Türkân Miçooğulları

Nadir Saraç

 

 

İzmir

İzmir

Zonguldak

 

Ali Oksal

Hüseyin Bayındır

Ali Kemal Kumkumoğlu

 

Mersin

Kırşehir

İstanbul

"Geçici Madde 9.- Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce belediye başkanlığı görevinde bulunmuş olup da T.C. Emekli Sandığı dışındaki sosyal güvenlik kurumlarından emekli olanlar istekleri halinde T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler.

T.C. Emekli Sandığı Kanununun, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte belediye başkanlığı görevinde bulunanlara uygulanan hükümleri birinci fıkra kapsamındaki kişilere de uygulanır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda, halen belediye başkanlığı görevinde bulunanlar ile Emekli Sandığından veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarından emekli, yaşlılık veya malullük aylığı almakta iken, belediye başkanlığına seçilen ve atananların istemeleri halinde, Emekli Sandığı kapsamına alınmalarına olanak sağlanmaktadır. Ancak, bu uygulama eski belediye başkanlarını kapsamamaktadır. Böyle bir uygulama, aynı kentlerde farklı dönemlerde belediye başkanlığı yapmış kişiler açısından haksız sonuçlar doğuracaktır. Bu eşitsizliğin giderilmemesi halinde, bu tasarının yasalaşıp yürürlüğe girmesinden önce görev yapanlar açısından, mağduriyete yol açacaktır.

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 616 sıra sayılı Belediye Kanunu Tasarısına aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Muzaffer Baştopçu

Recep Yıldırım

Doğan Topaloğlu

 

Kocaeli

Sakarya

Ankara

 

Ahmet Kambur

 

Ali Sezal

 

Tekirdağ

 

Kahramanmaraş

"Geçici Madde 9.- Bu Kanunun yayımı tarihinde profesyonel spor klüplerinin başkanlığını yapan veya yönetiminde bulunan belediye başkanları, en geç 1/1/2005 tarihine kadar bu kulüplerin başkanlığından ve yönetimindeki görevlerinden ayrılırlar."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?