BIM 2 6 2004-07-13T11:36:00Z 2004-07-13T11:36:00Z 65 39045 222558 TBMM 1854 445 273316 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22        CİLT : 54       YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

106 ncı Birleşim

24 Haziran 2004 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Gündemdişi Konuşmalar

1. - Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, ekolojik tarım ürünlerinin Türkiye ekonomisi açısından önemine ilişkin gündemdışı konuşması

2. - Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un ölümünün 44 üncü yıldönümüne, eğitimde ortaya koyduğu görüşlere ve köy enstitüleri uygulamalarındaki çalışmalarına ilişkin gündemdışı konuşması

3. - Sivas Milletvekili Orhan Taş'ın, Sivas'ın tarihî ve kültürel değerlerine ve turizm gelirlerinden daha fazla pay alabilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 milletvekilinin, tarımsal destekleme politikalarının amaç ve ilkeleri ile tarımsal sorunların tespit edilmesi ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/16)

2. - İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 22 milletvekilinin, Gediz Nehrindeki kirlenmenin sebeplerinin ve sorumlularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)

C) Tezkereler ve Önergeler

1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler ile Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin Almanya'ya yaptıkları resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/592)

2. - Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in Suriye'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/593)

IV. - ÖNERİLER

A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ

1. - Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

4. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)

5. - Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/828) (S. Sayısı: 613)

6. - Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 461)

7. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ile İçişleri ve Çevre Komisyonları Raporları (1/323) (S. Sayısı: 446)

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, TPAO'nun yurtdışında yaptığı yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2651)

2. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Seyhan Ovası sulama projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2655)

3. - Ankara Milletvekili Eşref ERDEM'in, Türkiye Barolar Birliği Başkanının Başbakanlık Tanıtma Fonundan bir toplantı için para talep ettiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/2682)

4. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Demirtaş Çim Kayağı Pistine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2691)

5. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun,  Adana-Yumurtalık Santralında kullanılan kömüre ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2693)

6. - Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, gastroentroloji klinik şefliği sınavı için oluşturulan jüriye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/2705)

7. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, SSK ve Bağ-Kur emekli maaşlarıyla ilgili basında yer alan haberlere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2717)

8. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Edirne-Suakacağı Barajı Projesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi GÜLER'in cevabı (7/2769)

9. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Sümerbank Bakırköy İşletmesinin özelleştirilme çalışmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2806)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak dört oturum yaptı.

Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal, Dünya Mülteciler Gününe,

İstanbul Milletvekili Egemen Bağış, Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik Devletlerindeki resmî temaslarına,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kazanın ülkemiz ve komşu ülkelerdeki yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşmasına Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen cevap verdi.

Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sorunun geri verildiği bildirildi.

Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan ve 29 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/198),

İstanbul Milletvekili Birgen Keleş ve 24 milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle araştırılması (10/199),

Amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında (1/731) (S. Sayısı: 349),

5 inci sırasında bulunan, Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/802) (S. Sayısı: 461),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

6 ncı sırasında bulunan, Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair (1/748) (S.Sayısı: 443),

7 nci sırasında bulunan, İl Özel İdareleri (1/767) (S. Sayısı: 583),

Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan sonra, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

24 Haziran 2004 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 01.14'te son verildi.

İsmail Alptekin

Başkanvekili

 

Yaşar Tüzün

Mehmet Daniş

 

Bilecik

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

Ahmet Küçük

Türkân Miçoğulları

 

Çanakkale

İzmir

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

 

 

          No. : 155

 

II. - GELEN KÂĞITLAR

24 Haziran 2004 Perşembe

Teklif

1. - Kayseri Milletvekilleri Taner Yıldız, Mustafa Duru ve Mustafa Elitaş'ın; Entegre Devre Topografyalarının Korunması Hakkında Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/304) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.6.2004 )


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

24 Haziran 2004 Perşembe

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Ahmet KÜÇÜK(Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106 ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekilimize gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, organik tarımın Türkiye ekonomisi açısından önemiyle ilgili, Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan'a aittir.

Buyurun Sayın Özdoğan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Gündemdişi Konuşmalar

1. - Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, ekolojik tarım ürünlerinin Türkiye ekonomisi açısından önemine ilişkin gündemdışı konuşması

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Yüce Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların olumsuz etkilerinin insan ve toplum sağlığı üzerindeki zararları artarak kendini hissettirmeye başlamıştır. Tüm bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması amacıyla, kimyasal gübre ve tarımsal savaş ilaçlarının hiç kullanılmaması ya da mümkün olduğu kadar az kullanılması amaçlanmış, bunların yerini, aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması temeline dayanan ekolojik tarım sistemi geliştirilmiştir. Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak, sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artırışının değil, aynı zamanda, ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir.

Ekolojik tarımın başlıca üç ilkesi bulunmaktadır; bunlar, doğayla uyumlu üretim, kapalı sistem, ekim nöbeti. Bu ilkeler altında, ülkesel ve yöresel koşullar dikkate alınarak, ekolojik tarım aktiviteleri değişkenlikler kazanabilirler. Ancak, genel olarak, aşağıdaki faaliyetleri içerirler.

Bitkisel üretimde, uygun yöntemlerle, minimum toprak işleme, toprak verimliliğinin korunmasına ve artırılmasına yönelik çalışmalar, kimyasal gübre yerine organik gübre kullanımı, tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi, uygun ekim-dikim yöntemi.

Bitki korumada doğrudan kimyasal girdi kullanımı yerine, ekolojik yöntem ve girdi kullanımı, hasat, depolama, işleme ve paketleme faaliyetlerinin ekolojik yöntemler içinde yürütülmesi.

Hayvansal üretimde sağlıklı hayvan yetiştiriciliği, uygun ahır koşulları, organik yemlerden yararlanma, damızlık ve ırk seçiminde ekolojik uygunluk.

Kontrol ve sertifikasyon:

Kontrol ve sertifikasyon, ekolojik tarımın önemli basamaklarından biridir. İç ve dış piyasalarda bir ürünün ekolojik olarak satılabilmesi için, ekolojik ürün sertifikasına sahip olması gerekmektedir. Sertifika sistemi, ürünlerin ekolojik standartlara göre üretildiğinin, işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir. Kontrol ve sertifikasyon kuruluşları bağımsız olmalı, üretim ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmamalı, ticaret yapmamalı ve danışmanlık hizmeti vermemelidir.

Kontrol kuruluşu, bildirilen tüm üreticileri gezerek, her üretici için detaylı anket formları ve haritalardan oluşan bir dosya hazırlamaktadır. Sertifikasyon kuruluşu, hazırladığı dosyaları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bildirmekte ve her üreticiyi ürün sezonunda en az iki kez haberli veya habersiz ziyaret etmektedir. Gerekli görüldüğü dönemlerde, toprak, yaprak ve ürün örnekleri alınarak analiz yapılmaktadır.

Organik tarım sisteminin avantajları:

Ülkemizde, sentetik kimyasallar çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta ya da hiç kullanılmamaktadır; bu nedenle, ekolojik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir.

Üretici geliri, ürüne bağlı olarak artmaktadır. Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir.

Sözleşmeli tarımla, üreticinin tüm ürününün alınması garanti edilmektedir. ekolojik ürünlerin ihraç fiyatı, diğer ürünlerden yüzde 10-20 oranında daha yüksektir.

Ekolojik ürünlerin ihracatıyla, ülkemiz tarım ürünleri için ilave bir kapasite yaratılmaktadır. Dolayısıyla, ihraç edilen her ton, daha önce ulaşılmayan tüketici kitlesine gitmektedir.

Özel bilgi isteyen ekolojik tarım modeli, ziraat mühendisleri için yeni istihdam sahaları yaratmaktadır.

Ülkemizde üretilen ekolojik ürünler büyük ölçüde yurtdışı pazarlara gönderildiğinden, ekolojik ürün üretim miktarı ve çeşitliliği, yurtdışından gelen talepler doğrultusunda şekillenmektedir. İhracat organizasyonunun gerekliliğinden dolayı, üretimler, organizasyon kuruluşları tarafından sözleşmeli olarak çiftçilere yaptırılmaktadır. Sözleşmeli tarım, üreticilere fiyat ve satış garantisi getirerek avantaj sağlamaktadır. Yapılan sözleşmede, taraflar, üretimle ilgili koşulları, fiyat ve varsa prim miktarını açıklayarak, mahkemeye başvurma hakkı saklı olmak koşuluyla, kanunî güvence altına alınmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, tamamlayın lütfen.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Ekolojik üretimde belirli yasakların olması ve iki üç yıllık bir geçiş sürecinden sonra ekolojik üretime geçilebilmesi, uzun dönem üretim planlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, yapılan araştırmaların yasal geçerliliğinin olması ve tarafların uyması, ekolojik tarımın başarısı için şarttır. Ekolojik ürünlerin çok büyük kısmı dışpazara sunulmakta ve bu ürünlerin bir kısmı doğrudan tüketilmekte, bir kısmı ise normal mamul ürünlerin karışımlarında yer almaktadır.

Ekolojik üretim projeleri ve pazarlaması farklı yöntemlerle gerçekleşir.

1- Üretim projesi, ülkede yerleşik bir firma tarafından gerçekleştirilir ve ürünler, bu firma tarafından işlenir, paketlenir ve ihraç edilir.

2- Üretim projesi, yurtdışından yabancı bir kuruluş tarafından gerçekleştirilir; elde edilen ürünler, anlaşmalı yerel firma tarafından fason olarak işlenir ve ürünler, proje sahibi firmaya ya işleyici kuruluş ya da ihracat firması tarafından ihraç edilir.

3- Üretim projesi, yurtdışından yabancı bir kuruluş tarafından gerçekleştirilir; elde edilen ürünler, yabancı firmanın Türkiye'de tek başına veya ortak olarak kurduğu tesislerde işlenir veya işleyici kuruluş veya ihracatçı firma tarafından proje sahibi firmaya ihraç edilir.

Az sayıdaki uygulamalarda da, üreticiler, kontrol ve sertifikasyon firmasıyla doğrudan temas ederek ürünleri sertifikalandırır ve serbest pazarda satışa sunar. Kontrol ve sertifikasyon ücretlerinin küçük çiftçiler tarafından üstlenilebilecek düzeyde olmaması, teknik bilgi eksikliği ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği, üreticilerin doğrudan sisteme ürün sağlamalarını kısıtlamaktadır.

Erzurum, geniş arazi yapısı, verimli ovaları, köylerindeki atıl vaziyette duran yüksek işgücü ve ekilip biçilmeyen, sentetik gübre ve sentetik ilaç yüzü görmemiş geniş arazisi, ayrıca, köylünün geleneksel ekolojik tarıma alışkanlıkları nedeniyle, modern ekolojik tarıma çok çabuk uyum sağlayacaktır. Bu durum da, gerek şehrin ekonomisine gerekse Türkiye ekonomisine önemli katkılar sağlayacaktır.  Bu nedenle, Erzurum Tarım İl Müdürlüğünün, Erzurum çiftçisini, ivedilikle, organik tarım konusunda, yazılı ve görsel yayınlar yoluyla sürekli bilgilendirmesi gerekmektedir.

Sayın Tarım Bakanımızdan Erzurum'da organik tarım atağı başlatmasını, Yüce Heyetiniz ve halkımızın huzurunda rica ediyor, tekrar, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdoğan.

Gündemdışı ikinci söz isteği, İsmail Hakkı Tonguç'un ölümünün 44 üncü yıldönümü münasebetiyle, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı'ya aittir.

Buyurun Sayın Gazalcı. (CHP sıralarından alkışlar)

2. - Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, Eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'un ölümünün 44 üncü yıldönümüne, eğitimde ortaya koyduğu görüşlere ve köy enstitüleri uygulamalarındaki çalışmalarına ilişkin gündemdışı konuşması

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ölümünün 44 üncü yıldönümünde, büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç'u saygıyla anmak ve geçen yıl önerdiğimiz bir dileği yinelemek için gündemdışı söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

İsmail Hakkı Tonguç, eğitim görüşleri ve köy enstitüleri uygulamasıyla, ülke ve dünya eğitim tarihine geçmiştir. Tonguç'un yapıtlarıyla ortaya koyduğu görüşler ve köy enstitülerinde uyguladığı bu eğitim sistemi güncelliğini bugün de sürdürmektedir. İsmail Hakkı Tonguç başlangıçta Petalozzi, Kerschehensteiner, Dewey gibi ünlü dünya eğitimcilerinden ve yerli kimi eğitimcilerden etkilenmiştir; ancak, uzun inceleme ve gözlemlerden, uygulamalardan sonra kendine özgü eğitim görüşünü oluşturmuştur.

Fay Kırby "Türkiye'de Köy Enstitüleri" adlı Colombia Üniversitesi için yaptığı doktora tezinde, onun için şöyle bir saptama yapmıştır: "Batının büyük ünlü eğitimcileri görüşlerini kısa deneyler halinde uygulamışlardır; ancak Tonguç'un bir değil, birçok buluşu uzun süre çetin sınavlardan geçmiştir" diyerek, onu, Batı eğitbilimcilerinden bile daha üstün bir yere koymuştur.

Tonguç, Atatürk devrimleriyle amaçlanan çağdaş, üretken, özgür insanı yaratmak için eğitim yoluyla çalışmalar yapmıştır. Onun için, tek başına eğitim sorunu yok, ülke sorunu, insanlık sorunu vardır. Onun eğitim görüşü, insanı ve toplumu içinden canlandıran, bilinçlendiren, özgürleştiren bir eğitim anlayışıdır; okul, ezber bilgilerin aktarıldığı yer değil, yaşamın tam kendisidir.

Tonguç'a göre, uygulanmayan bilgi boş ve gereksiz bilgidir; bilmek demek yapmak demektir.

Onun eğitim ilkesi, Batı'da örneği görüldüğü gibi salt iş üretimine dayanmaz; elin yaptığı işe beyin komuta etmeli, insanı bilinçlendirmeli, insan, aldığı eğitimle özgür, tasarımcı, uygulayıcı olmalı, kendine güvenmelidir. Bunun için, insan, işi kendisi yapmalı, kendisi yönetmelidir, okumalı, paylaşmalıdır. Sonra da, bu bilinçle, Türkiye Büyük Millet Meclisi dahil, ülkenin her alanında yönetime katılmalıdır. Özellikle yoksul halk çocuklarının, fırsat eşitliği içinde, nitelikli eğitim alarak bilinçlenmesi ve ülke yönetimine katılması, onun için temel amaçtır.

Tonguç'un kendisi de bir köy çocuğudur, okumak için binbir güçlüğe katlanarak, doğduğu köyden İstanbul'a gelmiştir. Öğretmen okulunu bitirdikten sonra, devlet, onu, eğitimini yükseltmek için 2 kez Almanya'ya göndermiştir. Yurda döndükten sonra da resim-iş öğretmenliği, müze müdürlüğü, Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü yapmıştır. 1935 yılında, Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, kendisini İlköğretim Genel Müdürlüğüne getirmiştir.

O zaman, nüfusun yüzde 80'i köylerde yaşıyordu. Köyler, eğitim bakımından, ekonomik bakımdan, kültürel bakımdan, toplumsal bakımdan çok geriydi. Tonguç, yaklaşık onbir yıl yaptığı genel müdürlüğü sırasında, 61 il merkezinin tamamını, 305 ilçeyi ve 9 150 köyü gezmiş, gözlemiş ve incelemiştir. Sonra, arkadaşlarıyla birlikte, nüfusu az köylerde üç sınıflı okullar için eğitmen kurslarını başlatmıştır. Bu kurslar başarılı olunca da, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün ve Millî Eğitim Bakanı Hasan  Âli Yücel'in siyasal desteğiyle, yurdun 21 yerinde köy enstitülerini kurmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Köy enstitüleri, alışılmış, klasik okullar değildir, ezbercilik, eleyicilik yoktur bu okullarda. Bu kurumlar, başta öğretmen olmak üzere, köye, topluma her yönden yararlı eleman yetiştirmek için kurulan çok amaçlı okullardır. Köy ilkokulundan bölge okuluna, köy enstitülerine, yüksek köy enstitüsüne, İLKSAN Sosyal Yardımlaşma Sandığına, rehberlik hizmetlerine kadar köy enstitüleri bir sistemdir, bir yaşamdır. Tarihimizde ilk kez köy çocuğu, ilkokuldan üniversiteye kadar, yani yüksek köy enstitüsüne kadar, parasız, nitelikli, çağdaş bir eğitimden geçirilerek o zaman yükselebilmiştir. Bu, ilk kez oluyordu; unutulmuş köyler, köy çocukları aydınlığa kavuşuyordu, insan olduklarının bilincine varıyorlardı. Öğrenciler kendi elleriyle 700'e yakın bina yaptılar, sebze,  meyve yetiştirdiler, marşlar, türküler söylediler. Kısa sürede köy enstitülerinden 30 000 insan gelip geçti; o okulları bitirenler, gittikleri yerlerde insanı ve doğayı canlandırdılar.

Köy enstitüleri, ekonomik, kültürel ve sanatsal yaşamımızı zenginleştirdi. Bu okulları bitirenler, ülke yönetimine katıldılar, örgütçülüğün öncülüğünü yaptılar, yazın ve sanat yaşamımızı zenginleştirdiler. O yapılan plana göre, onbeş yıl içinde okuma yazma bilmeyen kimse kalmayacaktı Türkiye'de; ancak, aydınlıktan korkanlar, egemen olanlar, yönetimi paylaşmak istemediler. Çeşitli karalamalar ve asılsız suçlamalarla, önce İsmail Hakkı Tonguç'u görevden aldılar, sonra da köy enstitülerini kapattılar. Önce yüksek köy enstitüsünü, sonra ilkelerini yozlaştırdılar, 1954'te de temelli kapattılar; sonuç ortada!..

Bugün, her aşamada ezberci, eleyici, paralı, birliği ve niteliği bozulmuş bir eğitim sistemimiz var. Köyler cılızlaştı; taşıma nedeniyle köylerde artık okul da yok. Sağlıksız göç yaşandı. Her aşamada okullaşma oranı çok düşük. Bugün, UNESCO'nun araştırmasına göre, 10 000 000 yetişkinimiz okuma yazma bile bilmiyor. Aynı oranda insan da açlık ve yoksulluk sınırında.

Bugün, her zamankinden çok, Tonguç'un işe yarar, insanı ve toplumu içinden canlandıran, özgürleştiren eğitim görüşlerine ve bu görüşlerin uygulandığı köy enstitüsü sistemine gereksinim var.

İsmail Hakkı Tonguç, İş ve Meslek Terbiyesi, Köyde Eğitim, Canlandıracak Köy, İlköğretim Kavramı, Öğretmen Ansiklopedisi ve Pedagoji Sözlüğü gibi kitaplar yazmıştır. Tonguç hakkında da yüzlerce eser çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi bitirirken bir öneriyi yinelemek istiyorum: Artık daha fazla gecikmeden, bilimsel olarak, ülke ve insanlık tarihine, bir özerk kuruluş kurarak -Batı'da örnekleri olduğu gibi- bu eğitim görüşlerini ortaya koymalıyız; o da şudur: İsmail Hakkı Tonguç ve köy enstitüleri araştırma kurumu. Üniversitelerimiz harekete geçmelidir ya da burada özel bir yasa çıkararak, gerçekten, dünya çapındaki bu sistemi, bu eğitimcimizin görüşlerini yaymalıyız. İsviçre Eğitim Ansiklopedisinde tek Türkün adı vardır; o da İsmail Hakkı Tonguç'tur. Böyle bir zenginliği, Türkiye olarak değerlendirmeliyiz, İsmail Hakkı Tonguç ve köy enstitüleri araştırma kurumunu oluşturmalıyız.

23 Haziran 1960'ta yitirdiğimiz büyük eğitimciyi saygıyla anıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Dün akşam, devam eden Meclis çalışmaları sırasında, Sayın Millî Eğitim Bakanımız Meclis Başkanlığımıza şifahî müracaatta bulunarak, Sayın Gazalcı'nın gündemdışı konuşmasında merhum İsmail Hakkı Tonguç'la ilgili olarak dile getirdiği konularda Sayın Gazalcı'dan sonra Genel Kurula hitap etmeyi ve düşünce ve hissiyatını ifade etmeyi çok istediğini belirtmiş; ancak, bugün itibariyle yurtdışında olduğundan, bugünkü çalışmalarımıza katılamamıştır. Sayın Millî Eğitim Bakanımızın bu ricasını da Yüce Heyetinize iletmiş bulunuyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Yerine başka bir bakan da konuşabilirdi.

BAŞKAN - Gündemdışı üçüncü söz isteği, Sivas İlinin tarihî ve kültürel değerleri konusunda, Sivas Milletvekilimiz Sayın Orhan Taş'a aittir.

Buyurun Sayın Taş. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3. - Sivas Milletvekili Orhan Taş'ın, Sivas'ın tarihî ve kültürel değerlerine ve turizm gelirlerinden daha fazla pay alabilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

ORHAN TAŞ (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivas'ın tarihî ve kültürel değerleri konusunda gündemdışı söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinize saygılar sunarım.

Sivas, yazısız ve yazılı tarih döneminin çeşitli uygarlık izlerini ve eserlerini barındırmaktadır. Özellikle, Anadolu topraklarının Selçuklu Türklerinin egemenliğine girmesinden sonra, Sivas, Selçuklu Devletinin bir ilim ve kültür merkezi olmuştur. Osmanlılar yönetiminde eyalet merkezi olan Sivas, aynı zamanda bölgenin bir kültür merkezi durumuna gelmiştir.

Türk Milletinin istiklal mücadelesinde, 4 Eylül Kongresini yaparak Atatürk'ü bağrına basmış, Anadolu'nun kurtuluş meşalesini tutuşturmuştur. Türk Devletinin temeli de Sivas'ta atılmıştır.

Tarihî seyir içerisinde çeşitli devletlerin egemenliğine giren Sivas, bu devletlerin birçoğuna başkentlik yapmış ya da askerî, siyasî, ekonomik ve kültürel açıdan önemli ve büyük bir şehir hüviyetine sahip olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivas halkı, çeşitli kültür ve medeniyetler içerisinde yapıcı ve yaratıcı bir kişiliğe erişmiş, daima iyinin, güzelin ve doğrunun yanında olmuş, sanata ve sanatkâra, güzelliğe, ilme ve alime saygı göstermiştir. Şimdi, ben de, Sivaslının Türk kültürü ve tarihi açısından bıraktığı zenginliklerden bahsedeceğim.

Sivas, dörtbin yıllık tarihiyle âdeta bir kültür ve sanat şehridir. Selçuklu eserleri görülmeye değer bir niteliktedir. Özellikle tarihî camileriyle de son derece önemli bir merkezdir. Bunların başında, Mengücük oğullarından Hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah tarafından 1228 yılında yaptırılan, tarihî eser olarak eşsiz bir yere sahip olan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası gelmektedir. 1 280 metrekarelik bir alana oturan camie, kuzey, doğu ve batı yönünde yer alan, taş süslemeleriyle hayret uyandıran üç güzel kapıdan girilmektedir. Darüşşifası ise, Behram Şah'ın kızı Melike Turan Melek tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. Bu eşsiz anıt, 768 metrekarelik bir alana oturmaktadır; 18 inci Yüzyılda medrese haline getirildiği için, Şifahiye Medresesi de denilmektedir. Anadolu'da erken dönem mimarisinin en seçkin örneği olan Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi, plan, mimarî, süsleme ve örtü biçiminin dengeli ve uyumlu bir şekilde ayarlanmasıyla, başlıbaşına, kendine özgü bir yapıttır.

UNESCO'nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen Dünya Kültür Mirası Listesinde, Türkiye'den 9 doğal varlık ve kültür varlığı bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içerisinde yer alan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değerleri ile ayrıca 13 üncü Yüzyılda kadın - erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştür.

Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklar içerisinde Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, eser olarak tek örnektir, diğerleri SİT alanıdır.

Yine aynı şekilde, Kızılaslan Bin İbrahim tarafından 1196 - 1197 yıllarında yaptırılan Sivas Ulu Cami ve 13 üncü Yüzyılda inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli ve sekizgen kaidesinde kûfi yazı şeritleri, firuze renkli sırlı tuğladan olan minaresi çok önemlidir.

1580 yılında yapılan Kale Camii, Osmanlı dönemi camilerinin en güzelidir; yine, Meydan Camii, Aliağa Camii, Alibaba Camii tarihî öneme sahip yapıtlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer yandan, İlimiz, medreseleri, hanları ve hamamlarıyla da göz kamaştırıcı ecdat eserleriyle bezenmiştir. İlhanlı Veziri Şemsettin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılan Çifte Minareli Medresenin de, hadis ilmi okutulan doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır.

Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılan Gök Medrese, adını, taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın efendim.

ORHAN TAŞ (Devamla) - Taç kapı, plastik sanatların şaheserlerindedir. Medresede, mescit ve darül hadis bölümü mevcuttur.

Şifahiye Medresesi, 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından yaptırılmış olup, Anadolu Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerinin en eski ve en büyük boyutlularındandır. 1220 yılında vefat eden I. İzzettin Keykavus, vasiyeti üzerine, çok sevdiği Sivas'taki Şifahiye Medresesinin güney eyvanındaki türbede, ailesiyle birlikte medfundur.

Buruciye Medresesi: Anadolu Selçuklu Sultanı III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında 1271 yılında yapılan medrese, taç kapıdaki taş işçiliğiyle, girişin solunda yer alan türbe çinileriyle önemlidir.

Bu kadar zengin tarih ve kültür mirasına sahip, açık hava müzesi olan ilimiz, maksatlı ve bilinçli olarak, her alanda olduğu gibi turizm alanında da geri bırakılmış ve bu eserlere hak ettikleri ilgi gösterilmemiştir.

İlimiz, her alanda yetiştirdiği insanlarla, Türk kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuştur. Sağlam tarihî dokusunu "göl yerinde su eksik olmaz" atasözünü teyit edercesine, Selçuklu, Eratna, Danişment ve Osmanlı bileşkesiyle meydana getirdiği bir medeniyet beşiği olan Sivas, yetiştirdiği büyük şair, ilim ve devlet adamları itibariyle, verimli bir beldedir. Kadı Burhanettinleri, İbni Humamları, Molla Hüsrevleri, Hasan ve Behram Paşaları yetiştiren Sıvas, Pir Sultan Abdalları, Muzaffer Sarısözenleri ve özellikle de âşıklık geleneğinin dost ve gönül adamı Âşık Veysel'i bağrından çıkarmıştır, adına festivaller düzenlenmektedir.

"Ben giderim adım kalır,

Dostlar beni hatırlasın,

Düğün olur bayram gelir,

Dostlar beni hatırlasın"

diyen Âşığımızı, adına düzenlenen festivalle 9-10-11 Temmuz 2004 tarihlerinde hatırlıyoruz ve tüm vatandaşlarımızı ve özellikle siz sayın vekillerimizi festivalimize bekliyoruz.

Sayamayacağımız kadar çok kültürel ve tarihî esere sahip Sivasımızın mevcut ecdat yadigârlarının korunmasını, bakım ve onarımının yapılıp bir an önce Türk turizmine kazandırılmasını ve görkemli, ihtişamlı günlerine dönmesini sabırsızlıkla beklemekteyiz.

Sanayide geri kalmış illerimiz için hükümetimizin çıkarmış olduğu teşvik yasasından faydalanan ilimiz, sanayi şehri olma yolundadır. Bu yasadan daha fazla faydalanabilmek için bütün işadamlarımızı Sivas'a yatırım yapmaya bekliyoruz. Yatırımcıya yardımcı olmak için elimizden gelen bütün gayreti sarf edeceğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Sivas'ın turizmden de hak ettiği payı alması için, doğal zenginlikleri, gölleri, şelaleleri, kaplıcaları ve tarihî eserleriyle bir açık hava müzesi ve kültür merkezi olan Sivas, Kültür ve Turizm Bakanlığından, daha fazla tanıtım, daha fazla ilgi, beklemekte ve ekonomik kazanımlardan da nasibini almayı istemektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Taş.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Bu bölümünde okunacak tezkereler ve diğer metinler uzun olduğundan, Kâtip Üyemizin oturduğu yerden okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 milletvekilinin, tarımsal destekleme politikalarının amaç ve ilkeleri ile tarımsal sorunların tespit edilmesi ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/16)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tarım politikalarının genel amaçları, tarımsal üretimin iç ve dış talebe uygun bir şekilde gelişmesini sağlamak, yeterli ve güvenilir gıda arzının sağlanması, tarımsal işletmelerin altyapılarının geliştirilmesi, tarımsal sanayiinin geliştirilmesi ve üretim sanayii entegrasyonunun sağlanması, tarım sektörünün kredi ve finansman ihtiyacının karşılanmasına ilişkin düzenlemeler yapılmasını sağlamak, kırsal kalkınma ve tarım sektöründeki refah düzeyini yükseltmektir.

Ancak, uygulanan yanlış politikalar sebebiyle ülkemizde tarımla uğraşan çiftçilerimiz perişan durumdadır. Buna rağmen, işsizliğin yüzde 40'ını istihdam eden çiftçimiz, tarımsal üretim yapabilmek için canını dişine takarak çalışmaktadır.

Tarımla uğraşan vatandaşlarımızın sıkıntılarını biraz olsun hafifletebilmek, tarımsal destekleme politikalarının amaç ve ilkelerinin saptanmasını sağlamak ve tarımsal sorunların belirlenerek acil çözüm önerileri getirebilmek için Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 nci ve 103 üncü maddeleri uyarınca genel görüşme açılmasını istiyoruz.

Gereğini saygılarımızla arz ederiz. 3.6.2004

1. Ensar Öğüt                                 (Ardahan)

2. Şevket Arz                                (Trabzon)

3. İzzet Çetin                                (Kocaeli)

4. Salih Gün                                (Kocaeli)

5. Halil Ünlütepe                                (Afyon)

6. Mustafa Gazalcı                                (Denizli)

7. İsmet Atalay                                (İstanbu)l

8. Atilla Kart                                (Konya)

  9. Necati Uzdil                                (Osmaniye)

10. Ali Rıza Gülçiçek                                (İstanbul)

11. Mustafa Özyurt                                (Bursa)

12. Osman Özcan                                (Antalya)

13. Atila Emek                                (Antalya)

14. Abdulkadir Ateş                                (Gaziantep)

15. İsmail Değerli                                (Ankara)

16. Ayşe Gülsün Bilgehan                                (Ankara)

17. Mehmet Parlakyiğit                                (Kahramanmaraş)

18. İdris Sami Tandoğdu                                (Ordu)

19. Nurettin Sözen                                (Sivas)

20. Halil Tiryaki                                (Kırıkkale)

21. İlyas Sezai Önder                                (Samsun)

22. Mevlüt Coşkuner                                (Isparta)

23. Zekeriya Akıncı                                (Ankara)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

2. - İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ve 22 milletvekilinin, Gediz Nehrindeki kirlenmenin sebeplerinin ve sorumlularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/200)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kütahya Murat Dağı eteklerinden doğan ve İzmir'in Menemen ve Foça İlçeleri arasından denize dökülen Gediz Nehri, Ege Bölgesi için yaşamsal önemdedir. Etrafında Türkiye nüfusunun yüzde 4'ünü barındıran ve 4 il, 17 ilçe, 32 belde ve 74 köy yerleşiminin olduğu Gediz Nehri, endüstriyel ve evsel zehirli atıkların arıtma tesisleri olmaksızın nehre dökülmesi nedeniyle çevre kirliliğine maruz kalmaktadır. Gediz Nehrinin taşımakta olduğu zehirli atıklar halk sağlığını ciddî bir biçimde tehdit etmektedir.

Gediz Nehrinin zararlı ve tehlikeli atıklardan arındırılması, kirlenmesinde sorumlu olanların tespiti ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1 - Hakkı Ülkü                                 (İzmir)

2 - Muharrem Toprak                                 (İzmir)

3 - Bayram Ali Meral                                 (Ankara)

4 - Mustafa Erdoğan Yetenç                                 (Manisa)

5 - Şevket Gürsoy                                 (Adıyaman)

6 - Turan Tüysüz                                 (Şanlıurfa)

7 - Ali Kemal Kumkumoğlu                                 (İstanbul)

  8 - Zeynep Damla Gürel                                 (İstanbul)

  9 - Mehmet Yıldırım                                 (Kastamonu)

10 - Hasan Fehmi Güneş                                (İstanbul)

11 - Mehmet Küçükaşık                                 (Bursa)

12 - İdris Sami Tandoğdu                                (Ordu)

13 - Mustafa Gazalcı                                 (Denizli)

14 - Ufuk Özkan                                 (Manisa)

15 - Nuri Çilingir                                 (Manisa)

16 - Mehmet Ali Arıkan                                 (Eskişehir)

17 - Salih Gün                                (Kocaeli)

18 - Mehmet Vedat Yücesan                                 (Eskişehir)

19 - Nejat Gencan                                 (Edirne)

20 - Ali Kemal Deveciler                                 (Balıkesir)

21 - Yavuz Altınorak                                 (Kırklareli)

22 - Halil Akyüz                                (İstanbul)

23 - Hüseyin Güler                                 (Mersin)

Gerekçe:

Dünyada çevre bilinci ve çevreye uyumlu teknolojiler geliştirme yönünde çalışmalara ağırlık verilirken, Türkiye'de böyle bir sorun yok sayılarak bilinçsizce çevre yok edilmektedir. Endüstriyel ve evsel atıkların kontrolsüzce akarsulara bırakılması, büyük çevre felaketlerine yol açmakta ve dolayısıyla insan sağlığını tehdit etmektedir.

Kaynağı Murat Dağı olan Gediz Nehri de yoğun olarak çevre kirliliğine maruz kalmaktadır. Geçmekte olduğu yerleşim birimlerinden özellikle Uşak'ta Uşak Organize Sanayi Bölgesinin zehirli endüstriyel atıkları, Manisa'nın ilçelerindeki sanayi tesislerindeki endüstriyel atıkları ve akarsu boyunda bulunan belediyelerin kanalizasyonlarından etkilenmektedir. Arıtma yapılmaksızın dökülen atıklar, akarsuyun kanserojen maddeleri yoğun olarak taşımasına neden olmaktadır.

Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsünün yapmış olduğu ölçüm sonuçlarına göre, Gediz Nehri, İzmir Körfezine yılda ortalama 1 893 kilo nikel, 790 gram çinko, 148 kilo cıva ile 55 gram kadmiyum taşımaktadır. Ayrıca yılda 22 ton kimyasal kirletici olarak organik yük girdisini de Körfeze akıtmaktadır. Bunların sonucunda Kuş Cenneti ve Çamaltı Tuzlası kirlenmekte, nehirden yapılan sulama nedeniyle tarım arazileri kullanılamaz hale gelmektedir.

Bir yandan Aliağa çevresinde bulunan demir-çelik fabrikalarından çıkan kükürtdioksit, diğer yandan Gediz Nehrinden ve nehirden alınan sudan binlerce dekar arazi âdeta çoraklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Bu nedenle, konunun Meclis araştırmasıyla aydınlığa kavuşturulması ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlayacak irade ve kararlılık en kısa sürede alınmalıdır.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş, 2 adet tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup, oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler ve Önergeler

1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler ile Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin Almanya'ya yaptıkları resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/592)

22.6.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Dr. Mehmet Hilmi Güler ile Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin, 1-4 Haziran 2004 tarihlerinde Bonn'da düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Konferansına katılmak üzere bir heyetle birlikte Almanya'ya yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

     Recep Tayyip Erdoğan

               Başbakan

                Liste

Nejat Gencan                                (Edirne)

Soner Aksoy                                 (Kütahya)

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci tezkereyi okutuyorum:

2. - Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in Suriye'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/593)

23.6.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 29 Mayıs-2 Haziran 2004 tarihlerinde Suriye'ye yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

     Recep Tayyip Erdoğan

               Başbakan

                 Liste

Akif Gülle                                (Amasya)

Mustafa Tuna                                (Ankara)

Nurettin Aktaş                                (Gaziantep)

Mehmet Sarı                                (Gaziantep)

Fatma Şahin                                (Gaziantep)

Ahmet Uzer                                (Gaziantep)

Züheyir Amber                                (Hatay)

Fuat Çay                                (Hatay)

Gökhan Durgun                                (Hatay)

Mehmet Eraslan                                 (Hatay)

Mehmet Soydan                                (Hatay)

İsmail Soylu                                (Hatay)

Abdulaziz Yazar                                (Hatay)

Nevzat Pakdil                                (Kahramanmaraş)

Hasan Kara                                (Kilis)

Selahattin Dağ                                (Mardin)

Nihat Eri                                (Mardin)

Mehmet Beşir Hamidi                                (Mardin)

Vahit Çekmez                                (Mersin)

Ali Oksal                                (Mersin)

Mehmet Sarı                                (Osmaniye)

Şükrü Ünal                                (Osmaniye)

Zülfükar İzol                                (Şanlıurfa)

Mahmut Kaplan                                (Şanlıurfa)

Mehmet Atilla Maraş                                (Şanlıurfa)

Mehmet Vedat Melik                                 (Şanlıurfa)

A. Müfit Yetkin                                (Şanlıurfa)

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

IV. - ÖNERİLER

A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ

1. - Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No. : 85                Tarihi: 24.6.2004

Gelen Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 613 sıra sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasına alınması ve diğer işlerin buna göre teselsül ettirilmesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görüşmüştür.

                                   Bülent Arınç

                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                           Başkanı

Salih Kapusuz               Ali Topuz

AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından tasarının müzakeresini erteliyoruz.

Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

5. - Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/828) (S. Sayısı: 613) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.

Hükümet?.. Hazır

Komisyon raporu 613 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, gruplar adına söz isteği vardır; ancak, Hükümet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının görüşülmesine öncelik tanıdığınız için, Başkanlık Divanı başta olmak üzere, değerli grup yöneticilerimize de çok teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının getirdiği değişiklikleri, sizlere, kısaca arz etmek istiyorum. Bu tasarı, iki önemli yasada değişiklik öngörüyor. Bunlardan birisi, Sosyal Sigortalar Kanununun bazı hükümlerinin değiştirilmesine ilişkin değişikler içermekte. Bir diğer önemli değişiklik de, 4688 sayılı

                            

(x) 613 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasının bazı maddelerinin değiştirilmesidir. Hepinizin bildiği gibi, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası, 2001 yılından itibaren uygulanmaktadır. Yasanın, 2001 tarihinden bugüne kadar geçen uygulama süreci içerisinde, bazı aksaklıklarının olduğu, hem konfederasyonlarımız tarafından hem de Bakanlığımız tarafından tespit edilmiş ve konfederasyonlarımızla yapılan toplantılar neticesinde, biraz sonra maddelerine geçeceğimiz bu değişiklik tasarısının yapılması zarureti ortaya çıkmıştır.

Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası, demin de ifade ettiğim gibi, uygulama alanına, çok az bir süre önce geçmiş bir yasadır. Bu yasanın değiştirilmesi gereken daha çok maddesi var, daha çok köklü değişiklikler yapılması gerekir şeklinde bir yorum getirilirse, bu yorum haklıdır. Biz de, bakanlık olarak, gerek Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında gerekse 2821 sayılı ve 2822 sayılı Yasalarda önemli değişikliklerin yapılması zaruretine inanıyoruz.

Yine, konfederasyonlarımızla yapmış olduğumuz genel mutabakat çerçevesinde, Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında yapacağımız değişikliklerin, şu anda Mecliste görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, İl Özel İdareleri Yasası ve Belediyeler Yasasının en son şekillenmiş ve netleşmiş durumundan sonra, Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında, bu bahsetmiş olduğumuz köklü değişikliklerin yapılması konusunda da bir anlayış birliğine varılmış bulunulmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu eksikliklerine, bu aksaklıklarına rağmen, 4688 sayılı Yasa, kamu çalışanlarımız ile devlet arasında ilk kez bir sosyal diyalog mekanizması kurulması açısından önem taşımaktadır. Yetkili sendikalarımız, iki yıldır, hükümetle, bu manada, toplugörüşme gerçekleştirmiş bulunmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, neler değiştiriyoruz, neleri amaçladık; kısaca, onları da ifade etmek istiyorum. Bu değişikliklerde, özellikle, sendikalarımızın şikâyetçi olduğu, üyelikle ilgili sıkıntıları büyük ölçüde gidermeyi hedefledik ve buna dair düzenlemeler gerçekleştirdik. Bunun dışında, sendikalarımızın yetki konusundaki sıkıntılarını gidermek, onların sendikal rekabeti konusunda herkesin emin olabileceği sağlam bir kayıt düzenini getirmek için, bu yasada önemli değişiklikler yapılmaktadır.

Yine, sendika üyesi tüm kamu görevlilerinin, hiçbir koşula bağlı olmaksızın, üyelik aidatlarının kaynaktan, yani üyenin çalıştığı işyerinde, maaş bordrosu üzerinden kesilmesi bu düzenlemeler arasında yer almaktadır. Yetkili sendikaları belirleme usulünde uygulamada yaşanan sıkıntıların giderilmesi amacıyla, yine aidat kesintileri baz alınacak, listeler, yetki tespitinde önem kazanacaktır.

Bunun dışında, aylıksız izne ayrılmaları, bu durumda, kendilerinin, eş ve çocuklarının sağlık durumları, keza, kendilerinin kademe ilerlemesi gibi hususlar da bu tasarıya derc edilmiş bulunmaktadır.

Yine, tasarının getirmiş olduğu değişikliklerden birisi de şudur: Bugüne kadar, sendikaların, gerek karşılıklı olarak birbirleri aleyhine açmış olduğu davaların gerekse Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aleyhine açmış olduğu davaların ve ihtilafların da bu tasarı metninde yapılan düzenlemeyle sona erdirilmesi amaçlanmaktadır.

Kısaca, uygulamada gördüğümüz aksaklıkları giderecek, sendikal örgütlenme konusunda kamu görevlileri sendikalarımıza önemli imkânlar sağlayacak bu tasarı, umuyorum, hayata geçtiği zaman, uygulamadaki aksaklıkları büyük ölçüde gidermiş olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarımızın ikinci bölümü, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa ilişkin bulunmaktadır. Buradaki değişiklikleri de izninizle kısaca arz etmek istiyorum.

Bunlardan birincisi şudur: Kayıtdışı istihdamı önlemek ve inşaat sektöründe çalışanların sosyal güvenliklerinin sağlanması amacıyla resmî makamlarca düzenlenen inşaat yapı ruhsatlarının bir ay içerisinde Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilmesi öngörülmektedir.

Yine, yapmış olduğumuz önemli bir değişiklik, SSK primine esas kazanç alt sınırı ile asgarî ücret eşitlenmiş bulunmaktadır. Bu, bugüne kadar çok büyük tartışmalara neden olmuştur. Özellikle işletmeler açısından, asgarî ücretle SSK primine esas alt kazanç sınırı arasındaki farklılıktan dolayı bugüne kadar ileri sürülen şikâyetler giderilmiş olacaktır. Bunu rakamla ifade etmem gerekirse -daha iyi açığa kavuşacağına inanıyorum- bizim bugüne kadar uygulamış olduğumuz SSK primine esas alt kazanç sınırı 549 000 000 liradır; yani, işverenimiz bu 549 000 000 lira üzerinden SSK primini ödemekteydi; ancak, bu düzenlemeyle, artık, bu sınır asgarî ücrete eşitlenmiş bulunuyor. Asgarî Ücret Komisyonumuzun dün ilan ettiği rakam 444 000 000 liradır; yani, 549 000 000 liradan 444 000 000 liraya bu alt kazanç sınırı inmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu inişten dolayı işletmelerimizin sigortalı başına yaklaşık 38 000 000 liralık bir avantajı söz konusudur.

Yine, diğer bir düzenleme, isteğe bağlı ve topluluk sigortası yoluyla prim ödeyen sigortalılarımızın prim oranı yüzde 30'dan yüzde 25'e düşürülmüş bulunmaktadır.

Diğer bir düzenleme ise, SSK emeklileri ve geçindirmekle yükümlü oldukları yakınlarının ilaç ve tıbbî araç gereçler için ödemiş oldukları katkı paylarının da bundan sonra kaynağından kesilmesi öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, burada, izninizle bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak istiyorum; Bütçe Komisyonunda çok spekülasyon yarattı; bu konu da şudur: Basınımızda da "işverenin ödeyeceği SSK priminin işverenden alınacağı" şeklinde bir yanlış anlama söz konusu oldu; onu, izninizle burada açıklamak istiyorum. Öncelikle, bu değişiklik konusu bizim çalışma arkadaşlarımız tarafından hazırlanmış ve Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilmiş bir konudur; konunun esası da şudur:

Değerli milletvekilleri, mutlaka, hepiniz yakından biliyorsunuz, kayıtlı çalışan işçilerin çalışmaları Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilip, bunun karşılığında primleri ödenmediği zaman, gerek emeklilik açısından gerekse SSK'daki sağlık hizmetleri açısından herhangi bir sıkıntı söz konusu değildir; yani, işveren, yanında çalıştırmış olduğu işçisinin kayıtlarını, bordrosunu SSK'ya bildirdiği sürece, primini ödemese bile, Sosyal Sigortalar Kurumu, bu vatandaşımızı, bu sigortalımızı emekli etmekte ve sağlık hizmetlerinden yararlandırmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme getirilen konu bu değildir. Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme getirilen konu, kayıtdışı çalıştırılmış bir vatandaşımızın, açmış olduğu tespit davasıyla, hizmetlerinin tespit edilmesine ilişkindir. Daha açık bir ifadeyle, bundan on yıl evvel herhangi bir işyerinde çalışmış çalışanımız, kardeşimiz mahkemeye başvurarak bu çalışmalarını tespit ettiriyor; diyor ki: "Ben filan işyerinde beş yıl süreyle, on yıl süreyle çalıştım; ama, işveren, benim çalışmama ilişkin bildirgeyi, bordroyu Sosyal Sigortala Kurumuna vermedi; dolayısıyla, kayıtdışı bir çalıştırma söz konusu." Mahkemede, bunu, diğer deliller ve şahitler vasıtasıyla ortaya koyuyor, hizmet tespitine hak kazanıyor; ama, Kuruma gelip, beni yaşlılık aylığına hak kazandırın, beni emekli edin dediği zaman, SSK mevzuatının 60 ıncı maddesine ve Yargıtay içtihatlarına göre, tespit ettirmiş olduğu hizmet süresinin karşılığı olan primlerin ödenmesi isteniyor kendisinden. Yani, buradaki esas espri, çalışanımızı korumak ve onu yaşlılık aylığına hak kazandırmak konusu. Şu anda, bu konuda yargıda açılmış birçok dava var; ama, maalesef, bu şekilde, hizmet tespiti yaptırdığı halde, yaşlılık aylığına hak kazanmayan çalışanlarımız var.

Arkadaşlarımız, bu mağduriyetlerin giderilmesi için, yani, bir yerde, işverenin ölmesi halinde veyahut da birikmiş prim alacaklarının tahsil edilmemesi durumunda, zımnî de olsa, eğer, işçi "kardeşim, ben emekli olmak istiyorum, bu primleri de kendim ödeyeceğim" noktasına gelirse diye, arkadaşlarımız böyle bir imkânı tanımak için, bir değişiklik önergesi hazırlayıp Plan ve Bütçe Komisyonuna takdim ettiler. Ama, maalesef, Türkiye'de, bir körler sağırlar diyaloğu yaşanıyor, toz duman içerisinde, gerçek konular tartışılmıyor.

Biz, Değerli Milletvekillerimiz Alaattin Büyükkaya Beye ve Mehmet Sekmen Beye rica ettik; bu espri içerisinde -işçiyi koruyan bir hüküm olduğunu ifade ederek- sağ olsunlar, onlar da, bu önergeye imza koydular. Bu önergeye, onlar değil, başka arkadaşlarımız da imza atabilirdi; bu anlayış içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisine mensup arkadaşlarımız da bu anlayış içerisinde bu önergeye imza atabilirlerdi; ama, gelin görün ki, arkadaşlarımız, bu konuda, hiç hak etmedikleri şekilde, maalesef, sanki, işçi karşıtıymış, işçi düşmanıymış gibi bir muameleye tabi tutuldular; bunu hiç hak etmediler. Ben, huzurunuzda, biz vesile olduğumuz için, kendilerinden, gerçekten özür diliyorum. Her iki milletvekilimiz de, çalışanlarımız lehine hangi düzenlemeyi getirdiysek, gerçekten büyük destek oldular. O sebeple, hak etmedikleri böyle bir muameleye muhatap kaldıkları için -bir ölçüde de, biz, kendi meramımızı gerçek manada anlatamadığımız için- onlardan özür diliyorum; gerçekten, onlar, böyle bir muameleyi hak etmediler.

Şimdi ne yapacaksınız; şimdi yapacağımız şudur: Genel Kurulumuz da uygun görürse, bu tartışmalı maddenin tasarı metninden çıkarılmasını istiyoruz. Peki, tasarı metninden çıkarıldığı zaman sorun bitecek mi; bitmeyecek; ama, bunu, Yargıtay ve gruplarımızla da görüşerek, bu vatandaşlarımızın, bu çalışanlarımızın emekliliklerine ilişkin nasıl bir hak sağlayabiliriz; buna dair yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyoruz.

Benim arzım bundan ibaret. Bütün gruplara ve Başkanlık Divanına çok teşekkür ediyor; bu tasarının, çalışanlarımıza, sendikal harekete hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Cemal Uysal; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA CEMAL UYSAL (Ordu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının tümü üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, sosyal politikanın iki temel kurumuyla ilgili önemli sayılabilecek, gerçekten de önemli değişiklikler gündemdedir. Sosyal güvenlik sistemi ve sendikal faaliyetler, gerçekten de tüm dünyada sosyal politikanın temel unsurlarıdır. Sendikal faaliyet, özellikle 20 nci Yüzyılda işçilerin haklarının alınmasında, sadece standart ücret artışı değil, aynı zamanda, sosyal ve ekonomik diğer haklarının alınmasında da fevkalade önemli olmuştur demokrasilerde ve özellikle işçi ve işveren ilişkileri -şimdi, buna, modern çağda "endüstriyel faaliyetler" diyoruz- çok önemli bir hale gelmiştir. İş barışının sağlanması, üretimin artması, refahın artması, işçilerin haklarının verilmesi, bir diyalog içerisinde, devlet, işçi ve işverenin karşılıklı anlayışlarıyla gerçekleşmektedir.

Daha iki gün evvel, partimiz tarafından düzenlenen uluslararası bir panelde çok değerli bir profesör "devlet, sosyal politika uygulamasında gereklidir; ama, yeterli değildir" dediler. Gerçekten de, devlet yeterli değildir, onun yanında, mutlaka, bir sivil toplum örgütü olarak sendikal faaliyetin de bulunması gerekir.

20 nci Yüzyılda çok gelişen sendikal faaliyet, birçok olumsuzluklara rağmen, gerçekten de, kapitalist sistemin girdiği yörüngede rahatça ilerlemesi bakımından; yani, işçilerin belli oranda frenlenmesi bakımından fevkalade önemli olmuştur. Bunun, taa bidayetine gittiğimiz zaman, 1700'lü yıllarda buhar makinesinin tatbikiyle başlayan sanayi devriminden sonra -özellikle 18 inci Yüzyılın sonunda ve 19 uncu Yüzyılda- ortaya çıkan büyük hareketler, özellikle köylerden şehirlere koşan ve şehirlerde çok kötü şartlarda çalışan ve yaşayan işçilerin haklarının korunmasında fevkalade önemli olmuştur.  Bir gerçek daha var; o da, özellikle 20 nci Yüzyılın sonlarına doğru globalleşme kültürünün, globalleşme paradigmasının artmasıyla birlikte tüm dünyada sendikal faaliyette bir yavaşlama ve bir zayıflama olmuştur; ama, biz inanıyoruz ki, bu, bir geçiş dönemidir ve sendikal faaliyetlerin mutlaka güçlendirilmesi gerekir.

Tabiî, sendikal faaliyet, özellikle işçilerin sosyal ve ekonomik haklarıyla ilgili olmalıdır. O bakımdan da, bunun, dünyada, özellikle Avrupa kültüründe -bizim Türkiye'de de sendikal faaliyetler çok faydalı oldu- çok ayrı bir yeri vardır; ama, oralarda, özellikle 20 nci Yüzyılın sonlarına doğru; yani, 2000'li yılların başına gelmeden önce birçok hareket oldu ve şu anda sendikal faaliyet biraz pasif bir duruma geldi. Biz -tekrar ediyorum- bunun gelişmesine taraftarız. Tabiî, bunu kim geliştirecek; İş Kanunu -ki, çalışma hayatını düzenleyen temel bir kanundur- Grev ve Lokavt Kanunu, Sendikalar Kanunu ve bu kanun çerçevesinde alınacak tedbirler, gerçekten de sosyal politikanın temel vasıtalarını göstermektedir.

Çok değerli kardeşlerim, Sayın Bakanım burada gerek 506 sayılı Kanunda gerekse Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununda bu tasarıyla getirilen yenilikleri tek tek anlattığı için, ben, bunların üzerinde durmayacağım.

Tabiî, bu arada, Sosyal Sigortalar Kanununda yapılmakta olan değişiklikler de gerçekten önemlidir; çünkü, Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi, sosyal yardımlar, sosyal sigortalar ve sosyal hizmetlerden oluşmaktadır. Tabiî, Türkiye'de sigorta sistemi, hukukî statüye göre değil de, genellikle memurların hukukî statüsüne göre kurulmuştur. İşte, işçiler Sosyal Sigortalar Kurumuna tabidir, memurlar Emekli Sandığına tabidir, serbest çalışanlar da Bağ-Kura tabidir; ama, tabiî, bunun da, artık, sonuna gelindi, biraz sonra ondan da bahsedeceğim. Sosyal güvenlik sistemi geçmişte çok yıprandı. Ben, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Tabiî, Sosyal Sigortalar Kurumu -özellikle burada söz konusu olduğu için ifade ediyorum- hakkında çok şeyler söylendi; ama, bugün Türkiye'de nüfusun yüzde 50'sinden fazlasına sağlık hizmeti sunan ve Türkiye nüfusunun genelde uzun ve kısa vadeli sigorta kolları itibariyle yüzde 35'ine hizmet veren bir kurumdur. Sosyal Sigortalar Kurumu, esasında, devlet tarafından da geçmişte çok kullanılmıştır, hem fonları kullanılmıştır hem de yeşilkart çıkmadan evvel dargelirli insanlar, özellikle belli hastalıklarında, mesela diyalize girme ve bunun gibi birçok hastalıklarında sigortalı yapılmak suretiyle; yani, bir işte çalışmadığı halde, belli yerlere sigortalı yapılmak suretiyle, Sosyal Sigortalar Kurumundan sağlık hizmeti almışlardır.

Tabiî, daha sonra birtakım sistemler geliştirildi; yani, özellikle, sağlık hizmetinde staj süreleri artırıldı; ama, sosyal güvenlik sisteminin esas handikabı, sosyal güvenlik fonlarının, özellikle, bundan onbeş yirmi yıl önceki bir dönemde çok kötü bir şekilde kamu finansmanında kullanılmasıdır. Enflasyonun yüzde 50-60 olduğu dönemlerde, bugünkü parayla 20 milyar dolara yakın sosyal güvenlik fonu, yüzde 17, yüzde 22 faizle, enflasyonun yüzde 50, yüzde 60, yüzde 40 olduğu dönemlerde kullanılmış, aktuaryel birikimler erimiş ve sosyal güvenlik sistemi, maalesef, bugün, kamu finansmanına, devlet bütçesine muhtaç bir duruma gelmiştir. Türkiyemizde kriz yaratanlar, bunun ismini koymaktan da geri kalmıyorlar. 2001 yılında meydana gelen büyük ekonomik krizi yaratanlar "cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz" dediler; hem krizi yarattılar hem de bunu söylediler. Sosyal güvenlik fonlarını, özellikle enflasyon ortamında kamu finansmanında kullananlar ve reel getiri itibariyle sosyal güvenlik fonlarını yok edenler, buna "karadelik" adını verdiler; bu, fevkalade üzücüdür. Şimdi, sosyal güvenlik kuruluşları, Türkiye'de, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur, devletten, 2004 bütçesinden 16 katrilyon finansman desteği alacaklar maalesef; ama, Sosyal Sigortalar Kurumu, özellikle primli rejime dayandığı için, edim-karşı edim ilkesine dayandığı için, mutlaka yaptığı hizmetin primini almak zorundadır.

Bir sosyal yardım çıkarıldı. Sosyal yardım, primi alınmayan bir yardım olduğu için, bunun, mutlaka, o zaman, bundan onbeş yirmi sene evvel devlet tarafından finanse edilmesi lazımdı. Evvela, sigortanın aktuaryel hesaba göre ödemiş olduğu emekli aylıklarının yüzde 15'i olan sosyal yardımlar, daha sonra yüzde 45'ine kadar çıktı. Hiç primini almadığı halde emekli aylıklarına ilaveten, aşağı yukarı yüzde 40 oranında daha, emeklilere ödeme yapıldı. Ben, emeklilere yapılan bu ödeme için bir şey söylemiyorum, devletin buradaki politikasını söylüyorum. Bu politika, bundan onbeş yirmi yıl önceki politikadır.

Sosyal güvenlik rejimleri özellikle aktuaryel hesaba dayandığı için, rant sigortasının bugünkü topladığı primler, yirmi yirmibeş sene sonraki emeklilik riskini, yaşlanma riskini finanse edecek bir model olarak düşünüldüğünden, reel olarak biriken fonların staj süresinde mutlaka reel değerlerinin korunması gerekirdi; korunmadı.

Benim Sosyal Sigortalar Kurumunda bulunduğum on onbeş sene evvel, bizim, banka sisteminde 10 milyar dolar paramız vardı. İşte, yıllarca beraber çalıştığım arkadaşlarım burada, 10 milyar dolar paramız vardı; ama, esasında, Sosyal Sigortalar Kanununda bu fonların kullanımı nispî olarak belirtildiği halde, kamu finansmanına yüzde 40 veya devlet tahviline yüzde 40, bankalara şu kadar yatırılır diye, finansman tahsisi orada belirtildiği halde, her sene bütçe kanunlarına konulan hükümlerle, maalesef, bu tahdit kaldırıldı; fonlar, Devlet Yatırım Bankası kanalıyla KİT'lerin finansmanında kullanıldı. Yani, Sosyal Sigortalar Kurumu, gizlice KİT'leri, (kamu iktisadî teşebbüslerini) finanse etti ve bugünkü duruma geldi.

Çok değerli kardeşlerim, sosyal güvenlik sistemi on, onbeş, yirmi senede biriktirmiş olduğu fonları staj süresinde emekli aylığı bağlamaya yoğun olarak girdiği zaman -ki, Sosyal Sigortalar Kurumu buna 1975'lerde girdi- eğer, önünde, bu riski ileride karşılayacak bir kaynak yoksa, mutlaka krize girer ve ondan sonra da sosyal güvenlik sistemini düzeltmek mümkün olmaz. Bakın, bugün, inşallah, devlet bütçesindeki açıkları Türkiye düzeltecektir; ama, sosyal güvenlik sistemini düzeltmesi fevkalade zordur. Bunu, özellikle işaret etmek istiyorum.

Bugün, sosyal güvenlik bütçesi Türkiye'de 48 katrilyondur, aşağı yukarı, 30, 35, 40 milyar dolar seviyesindedir. Düşünün, 48,8 katrilyonluk harcama yapacak olan sosyal güvenlik sistemi var, diğer taraftan da, özelleştirmenin dışındaki KİT'lerin de tüm gelirleri 44 katrilyon; yani, KİT rejiminin de üzerinde bir malî büyüklüğe ulaşmıştır. Tabiî, genellikle, sosyal güvenlik sistemi, hem uzun vadeli hem de kısa vadeli sigorta konuları itibariyle, bugün, nüfusun yüzde 88'ine kadar gelmiştir; sağlık hizmetleri bakımından yüzde 83'tür; aktif çalışanların, istihdamın yüzde 55-56'sına gelmiştir.

Sigorta rejimlerindeki iki, üç önemli konu fevkalade sıkıntılıdır; bu da, aktif-pasif oranıdır. Yani, kaç çalışanın kaç emekliyi finanse ettiği konusu fevkalade önemlidir; bu, maalesef 1,8'e düşmüştür. Bunun, normal aktuaryel hesaplara göre değeri 4,5-5 olması lazım.

Tabiî, gerek sağlık gerekse sosyal güvenlik, Avrupa'da ve Amerika'da da fevkalade sıkıntılıdır. Bu konuda, özellikle sosyal güvenlik anlaşmalarıyla ilgili olarak, yıllarca, yurtdışında veya yurtiçinde yaptığımız görüşmelerde, Avrupa rejimlerinin de sıkıntıda olduğunu gördük. Hele 2020'li yıllarda Avrupa'da nüfus çok yaşlandıkça, istihdamdaki bu daralma mutlaka orada da sosyal güvenlik sistemini sıkıntıya sokacaktır.

Hatırlayacaksınız, Margaret Thatcher zamanında, İngiltere'de, sosyal güvenlik sisteminde çok büyük kısıtlamalar meydana getirilmiştir. Hatta, yine, iki gün evvel, partimizin, sosyal güvenlikle ilgili düzenlemiş olduğu bir panelde, Avrupa Birliğinin bir yetkilisi "Margaret Thatcher döneminde, Avrupa Birliği yasalarına sosyal politikaların konulmamasını Margaret Thatcher istediği için, onu koyamadık, ayrı protokol yaptık" demiştir. Yani, sosyal güvenlik, fevkalade nazik bir konudur; ama, maalesef, Türkiye'de de dengeleri bozulmuştur.

Şimdi, tabiî, ne olacak?.. Bizim hazırladığımız bir taslak var -daha tasarı haline gelmedi, komisyona gönderilmedi- arkadaşlarımız tarafından hazırlanan bir taslak var. O taslakta, sosyal güvenlik alanında, rejimlerin birleştirilmesi suretiyle, bir reforma gidiliyor. Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı, emeklilik sigortası olarak tek bir kurum haline getiriliyor ve ayrıyeten de, sağlık sigortası kuruluyor. Sağlık sigortasını sağlık hizmetleriyle karıştırmayalım; sağlık sigortası ve sağlık sigortası kurumu, emeklilik sigortası ve emeklilik sigortası kurumu... Sağlık sigortası kurumu, münhasıran prim toplayacak; yani, Emekli Sandığının, Bağ-Kurun ve Sosyal Sigortalar Kurumunun toplamış olduğu primleri bu sağlık sigortası kurumu toplayacak ve aynı zamanda da, prim, bu rejime tabi olmayanlar, yani, sigorta rejimi dışındakiler tarafından da ödenecek ve prim ödeme gücü olmayanların primini de devlet ödeyecek. Böylece, sistem, gerçekten de, hem kurumsal yapı itibariyle hem de norm ve standart birliğine yanaşma bakımından çok daha rasyonel bir yapıya kavuşacak.

Çok değerli kardeşlerim, Türkiye'de, genel sosyal sigorta rejiminin dışında, yani, devlet tarafından kurulan, iştirakliği mecburî olan, devlet tarafından yönetilen ve prim esasına dayanan bu mecburî sigortanın yanında, mutlaka, munzam mahiyette veyahut da onu destekleyecek mahiyette sağlık sigortalarının, hayat sigortalarının, emeklilik sigortalarının da kurulması lazım. Nitekim, bu Parlamentodan geçen yıl çıkardığımız bir kanunla, bu alanda da önemli gelişmeler olduğu görülmektedir.

Çok değerli arkadaşlarım, özellikle istihdam bakımından bütün dünyada çok önemli sıkıntılar var. Çok enteresandır ve bu, ekonomi teorisinin de halledemediği bir konudur. Prodüktivite artıyor, belki, prodüktivite artışı ekonominin nihaî hedefidir; yani, minimum maliyetle maksimum fayda elde etmek, en az girdiyle en kaliteli ve en büyük üretimi elde etmek ekonominin nihaî hedefidir. Bugün, buna prodüktivite devrimi deniliyor; ama, işsizlik de artıyor. İşsizlik, bizim, Türkiye gibi emek arzının çok yüksek olduğu, genç nüfusun bulunduğu bir ülkede değil, nüfus artışı yüzde 1'in altına düşmüş ve nüfusu artmayan ülkelerde dahi, 30 000-40 000 dolar fert başına millî geliri olan ülkelerde dahi sıkıntı yaratmaktadır. Bu ne olacak; ekonomi teorisinin, mutlaka, buna da bir çare bulması lazım. Ben, bulacağına inanıyorum; çünkü, bundan yirmi yıl evvel, bütün dünyada, enflasyon konjonktüründe, bu enflasyona çare bulacak bir iktisatçı var mı diye söylenirdi; artık, bu aşılmıştır. İnşallah, bir müddet sonra, bütün dünyada ve Türkiye'de, ben, bunun da aşılacağına inanıyorum.

Çok değerli milletvekilleri, gerçekten de, sosyal politika konusu fevkalade derin bir konudur ve oldukça da nazik bir konudur, hem reel ekonomiyi ilgilendirmektedir hem de kamu finansmanını ilgilendirmektedir. Enkaz edebiyatı yapmak istemiyorum; yalnız, şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki, belki, maliye tarihinin son otuz yıllık, kırk yıllık döneminde, kamu maliyesinin bu kadar sıkıntıda olduğu ve sosyal güvenlik sisteminin -zaten, yeni olduğu için, onun çok eski bir tarihi yok-  bu kadar sıkıntıda olduğu bir dönem yaşanmamıştır. Bakın, Türkiye bu sene 100 katrilyon lira, bütçeyle, vergi tahsil edecek. Faize ödenecek para 66 katrilyon lira, sosyal güvenliğe ödenecek de 16 katrilyon lira, toplam 82 katrilyon lira. Türkiye'nin tüm vergi gelirlerinin yüzde 82'si faize ve sosyal güvenlik sektörüne gidiyor. Tamam, sosyal güvenlik sektörünü kabul ediyorum, milyonlarca insana ödeniyor, bunun kabul edilebilir bir tarafı var; ama, çok değerli milletvekilleri, belki 200 000 aileye. 66 katrilyon lira, yani, 50 milyar dolara yakın, maalesef, faiz ödüyoruz.

Şimdi, bu, fevkalade kötü bir tablodur ve özellikle, sosyal politikaların uygulanması bakımından, hem devletin üzerinde hem sosyal güvenlik sektörü üzerinde hem işverenin üzerinde hem maalesef işçilerimizin ve emeklilerimizin üzerinde büyük bir baskı yaratmaktadır. Bu Parlamentonun, inşallah, bunu da halletmesi gerekir ve edecektir.

Ben, buna inanıyor, beni sabırla dinlediğiniz için hepinizi saygı ve sevgilerle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uysal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Cevdet Selvi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA M.CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ilkönce, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında değişiklik yapan tasarıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüş ve düşüncelerimizi aktarmak üzere huzurunuzdayım; ancak, bu konuya geçmeden,  öğleden önce, Ankara'da, Başkentin ortasında patlayan bir bomba sonucu yaralanan iki polisimize acil şifalar diliyor ve bunun son olmasını temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası, çok kısa bir süre önce hükümetimiz tarafından değişikliğe uğratıldı. Çok erkendi ve derhal, aradan çok uzun bir süre geçmemesine rağmen, yasa, tekrar değişiklik için geldi ve yetersiz olduğu herkes tarafından da söyleniyor.

Bu yasa, geçmiş yıllarda ve geçmiş dönemde gündeme geldiğinde, bugün AKP milletvekili olup da o zaman ismi başka olan partilerde bulunan pek çok milletvekili arkadaşım, o gün, yetersizliğini belirtip, yapılacak işin bir anlam ifade eder hale gelmesini isterken, bizle aynı görüş ve aynı düşüncedeydi; hatta, bu münakaşa, bu tartışma bu Mecliste öylesine haklı gerekçelerle yapıldı ki, 26 ncı maddesinde, o günün koalisyon iktidarı, çok kararlı olmasına rağmen, gerçekleri görme gibi güzel bir yaklaşımla yasayı geri çekti; arkasından, yine, bu yasa, son derece sıkıntılı bir dönemde çıktı.

Benim burada vurgulamak istediğim, o gün muhalefette olup bugün İktidar Partisinin milletvekili olan arkadaşlarım, acaba, o günden bugüne ne değişti de, bu yasayı, bu şekilde savunma gibi ve bu şekilde kalması gibi bir noktada daha hâlâ bulunmaktadırlar; bu, ciddî bir merak konusudur.

İkincisi, Sayın Bakan ve diğer konuşmacı arkadaşlarımız da, nezaketleri gereği, bu yasanın yetersiz olduğunu söylüyorlar. Doğrudur, yetersizdir. Ben, Parlamentoda böylesine üçte 2 çoğunluğa sahip bulunan bir hükümetin, yetersiz olduğunu bile bile, bu yasayı niye getirdiğini merak etmekteyim. Engel nedir; ilkönce engeli bir görelim ki, ondan sonra yetersizliğine hak verelim. Yeni yasadır, yeni değişiklikler geliyor ve arkasından, yetersiz olduğu tüm Türkiye'ye söyleniyor.

İkinci olay, sendikaların bu değişiklik konusunda mutabakat sağlamış olmasıdır. Bu, beni son derece üzen ve olayın ciddî bir biçimde tekrar ele alınmasını gerektiren bir durumdur. Bu yasa değişikliklerini, böyle bir Parlamentoda, işi böylesine ciddîye almış Bakan ve Bakanlığın bulunduğu noktada, sendikalar, eğer kabul etmiş ve mutabakat sağlamışsa, çok güç durumdalar, köşeye çok sıkıştırılmışlar, çaresiz bırakılmışlar demektir. Haksızlıklar öylesine devam ediyor ki, hem yetersizliğini bileceksiniz hem yasayı değiştireceksiniz hem de gerekçeniz olmayacak ve sendikalar da buna baş eğmek durumunda kalacak. Nedir; özgürlük ve demokrasiyi kendi anlayışı ve çıkarı doğrultusunda hiç gündemden düşürmeyenler, örgütlenme özgürlüğü konusunda yine çifte standart uygularken, belirli bir kesime her türlü uluslararası ve ulusal örgütlenme hakkı verilirken, geniş hak sahibi halka, emekçilere, çalışanlara, emeğiyle geçimini sağlayanlara, hiçbir özgür örgütlenme hakkının tanınmaması açıkça ortadadır, cezalar ortadadır. İşte, engel olan, bu anlayıştır; insanların özgürce örgütlenme hakkına riayet etmemektedir.

Burada bir çifte standart var. Bir taraftan, Avrupa Birliğine girmek için Türkiye'nin gerçekleri dikkate bile alınmadan, seferberlik halinde gümrükten mal kaçırırmış gibi, sakıncaları olan konularda bile derhal değişiklikler yapılırken, milyonlarca insanın örgütlenme özgürlüğü hakkında en ufak bir duyarlılık gösterilmemektedir. Hani Avrupa'ya uyum?! Türkiye'ye huzurun gelmesi için, özgürlüklerin ve demokrasinin gerçekleşmesi için sadece belirli kesimin uyumu yeterli olacak mıdır?! Bunu, bizden ziyade, Avrupa Birliğine girmek, Türkiye'de istikrarı, Türkiye'de huzuru mutlaka sağlamak isteyenlerin bir kere daha düşünmesi lazımdır, bu çelişkilerden kurtulması lazımdır.

Yetersiz değişikliğin temel nedeni, her olayı gösterip, varmış gibi yapma; ama, kullanılmaz, toplumsal yaşamımızda, ekonomik hayatımızda, siyasal yaşamımızda anlam ifade etmeyecek yere getirme âdetinin sonucudur; çünkü, bu yasa geldiğinde, bu yasanın anlam ifade edebilmesi için, bu Parlamentoda yıllardan beri onayladığımız uluslararası sözleşmeler gündeme getirildi, uluslararası bildiriler, anlaşmalar ve onların onayladığımız maddeleri örnek verildi; bugüne kadar uygulanan ve olumlu sonuç veren olaylar tekrar tekrar dile getirildi. Varmış gibi gösterdiğimiz ve başkalarına başka türlü anlattığımız olayların, sorunları çözmek yerine, yeni sorunlar, yeni bunalımlar getirdiğini gördük, hiç olmazsa bu öyle olmasın dedik.

Değerli arkadaşlarım, çağımızda, örgütlenmenin, özgür örgütlenmenin kaçınılmaz olduğu çeşitli anlaşmalarla ortaya konulduğu halde, kamu çalışanlarına anlam ifade eden, ülkenin geleceğine olumlu katkı sağlayacak bir sendikalar yasası getirilmedi; çünkü, yaptırım gücü olmayan bir sendikanın anlamlı bir sonuç alması katiyetle mümkün değildi. Defalarca, bu anlatıldı.

Mademki, çağdaş, demokratik, özgür, huzurlu bir toplum meydana getirilmek isteniliyor, o halde, verilen sözlerin, denenmiş olayların, mutlaka, Türkiye'de de geçerli olması gerekir diye anlatmış olmamıza rağmen, örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskılar sürdürülüyor. Bir taraftan sendikalaşma hakkı veriliyor gibi gösterilirken, diğer taraftan, örgütlenme özgürlüğünü içine sindirememiş, dolayısıyla demokrasiyi özümseyememiş olanlar, karşılığında, örgütlenme hakkını sınırlandıracak çok ciddî girişimlerde bulunuyor. Bir taraftan kamu çalışanlarına sendika hakkı verdiğimiz söyleniliyor; ama, öbür taraftan, kamu personel rejimi yasasıyla memurların güvencesi ortadan kaldırılıyor, memurların sözleşmeli personel olması, memurların sayısının azaltılması, memurların işini özel sektöre verme gibi çalışmalar sürekli devam ediyor. Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak lazım.

Örgütlenme hakkını ortadan kaldıran nedir, taşerona iş vermek; nedir, kaçak işçi çalıştırmak; nedir, sözleşmeli personel çalıştırarak emeğiyle geçinenlerin örgütlenme hakkını ortadan kaldırmak... Bir taraftan bu uygulamalar ve girişimler sürdürülecek, öbür taraftan da Avrupa Birliğine ve dünyaya "biz, özgürlükten yanayız, işte demokrasiyi gerçekleştiriyoruz" diyeceksiniz... Bu, son derece büyük bir çelişkidir ve ülke yararına sonuçlar verecek de değildir.

Bir taraftan, demokrasiden, özgürlükten bahsedilip, işte kenarından köşesinden baskı altında bulunan örgütlere hak getirildiği söylenirken, diğer taraftan, anayasal hak olan sendikalaşma ve örgütlenme hakkı, Anayasada ifadesini bulan -yasalarla düzenlenmiş ve uluslararası bütün sözleşmelere imza atılmış olmasına rağmen- örgütlenme özgürlüğü üzerinde olabildiğince baskı var. Çevreye dönüp bir bakıverin, sadece ve sadece, herkes gibi, demokrasi bulunan ülkelerde olduğu gibi, örgütlenme hakkını kullanan yüzlerce, binlerce işçi, emekçi, şu yoklukta, şu işsizlikte ekmeğinden edilmektedir.

Bunun getirdiği nedir; bunun getirdiği haksız rekabettir. Bu ülkede, insan haklarına saygılı, yasalara saygılı, demokrasi ve özgürlüğü yaşam biçimi saymış işverenler sendikalaşmaya evet derken, yasaları çiğneyen, demokratik hakları yok sayan, sadece özgürlüğü kendi çıkarı ve kendi penceresinden görenler, o işçilerin, o çalışanların hakkını vermeyecek ve namuslu, topluma saygılı, yasalara saygılı olanların karşısında daha haklı çıkacak ve haksız rekabet gelecek... Bunun için, örgütlenme özgürlüğü herkes için kullanıldığı zaman anlam ifade edecektir.

Örgütlenme ve sendikalaşmanın ne gibi bir yararı vardır?.. Kayıtdışılığı önleyeceğini söyleyenlerin; bir taraftan kaçak işçiliği, diğer taraftan sendikasızlaştırmayı teşvik etmesi bu söylenen sözün doğru olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Gerçekten, primleri azaltalım, primleri başkasına yükleyelim, emekli olma şansını ortadan kaldıralım, işçiyi daha az ücretle çalıştıralım anlayışıyla devam ederken, siz,  kayıtdışını, - sermaye arasında, işveren arasında haksızlık yapıp ekonomiyi olumsuz etkilerken- sendikacılığı, örgütlülüğü önlemek suretiyle teşvik edeceksiniz. Eğer sendikalar olursa işyerlerinde, işte o zaman kayıtdışı önlenir, verdiğiniz sözün, diğer önlemlerinizle beraber, pratikte anlam ifade etmesi mümkün olur. Bunu yapmayacaksınız; ama, mikrofona geçince, kayıtdışı önemlidir... Emeğinden keseceksiniz, işçinin alınterinden keseceksiniz, kendinizi kurtaracağınızı zannedeceksiniz!..

Değerli arkadaşlarım, ekonomiyi iyi anlayanlar bilir; girdilerde, maliyetlerde işçi ücretleri önemli bir faktördür; ama, bir yere kadar indirilir. 1720 yıllarından bu yana işçileri aç çalıştırmak mümkün olmamıştır. Türkiye'de artık işçilerden alacağınız çok az şey kalmıştır. İşçileri daha aç çalıştıramazsınız. Türkiye'de artık bu işsizliğin yoğun olduğu bir noktada maliyetleri ve rekabeti işçi ücretlerinden sağlayacağız derseniz bunu başarmanız mümkün değildir; çünkü, memura, işçiye verdiğiniz ücretlere bakınız... Türkiye'de, ciddî verilere göre, açlık sınırı 450 000 000-500 000 000 liradır, yoksulluk sınırı ise 1 400 000 000 liradır, bir tek işçi veya bir tek kişi için. Türkiye'de asgarî ücret, ortalama 4 kişiyedir. Bunun daha nesini keseceksiniz?! Sağlığından kestiniz bu insanların, bu insanların eğitiminden kestiniz, devletin verdiği pek çok hizmeti sınırladınız, halka gidecek hizmeti kestiniz başka yerlere göz yumarken, şimdi ekonomiyi, bunun nesini sınırlandırarak düzelteceksiniz?! Tıkandı. Burada kendinizi oyalamayın. Başka yollar aramak zorundasınız. Kurtarmaz, Türkiye'yi kurtarmaz; onun için uyarıyoruz. Yoksa, işçi bir yere kadar verir, ondan sonra vermek zorundasınız; aç üretemez. O nedenle, Avrupa Birliği -ki, bundan son derece rahatsızım- olmasa bile, Türkiye'de özgürlükler yaşanmalıdır; Türk Halkı, bizim insanımız bunu hak etmiştir; ama, başka konularda nasıl Avrupa Birliğini örnek getiriyorsanız, bu örneği de unutmamanız gerekir diye söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, özelleştirmeyle ilgili, işçiler sokakta kalmakta. Söylenilen hiçbir şey, gerçekçi bir biçimde yerine gelmemiştir. Bizim, şunu açıkça belirtmemiz gerekiyor ki, uyarmamız gerekiyor ki, sadece pembe tablo çizmekle Türkiye'yi huzura kavuşturmak mümkün değildir, makro ekonomik dengeleri istediğimiz gibi yorumlayarak, aşağıdaki açlığı, sefaleti, yoksulluğu kapatmak mümkün değildir. Bir müddet size göz yumabilirler, bir müddet!..

Ama, bakınız, çiftçinin doğrudan gelir desteğinin ikinci taksiti hâlâ ödenmedi. Aç, üretemiyor!.. Bunlar, umutla, iyi niyetle, bilerek, tek parti hükümet olsun diye, samimiyetle, Türkiye'nin kurtuluşu için, kendilerinin nefes alması için oy verdi. İki yıla yaklaşıyor; alacağını alamıyor.

Emeklilere gelin... Yasal yönden hakları vardır. O yokluk, yoksulluk içerisinde, çocuğuna, torununa, ikinci işe muhtaç olan emekliler, devletten hakkını alamıyor; yargı kararları var; bunu ödemiyorsunuz ve verilen paralar son derece gülünç. İşte, biraz önce söylediğim ölçülerde, ekonomik gerçekler, o rakamlar ortada iken, siz, 15 000 000 lira gibi, bir ayakkabı boyası parasına asgarî ücreti yükseltiyor, bununla da övünüyor ve bununla da, ekonomik yönden ileriye dönük hesaplarla halkı daha fazla uyutacağınızı sanıyorsanız yanılırsınız; çünkü, geçmişte oldu. Bugün 45-50 yaşında olan bir işçinin babası da işçiydi ve o tarihte de aynı şeyler söyleniliyordu "aman az alın, aman haklarınızı bırakın, birkaç sene sonra, kemeri sıkın, acı reçeteyi aman biraz kullanın, düzeleceğiz" deniliyordu. Bu adam öldü! Bekleye bekleye öldü! Oğlu, 45 yaşında, aynı şeyler!.. Bir yere kadar... Bunu daha fazla sürdürmek mümkün değildir. Emekliler perişan. Esnafa dönüp bakın, yaprak kımıldamıyor, yaprak; borçla borç ödemeye çalışıyor. Çiftçisinden işçisine, memuruna kadar... Yapılan işler hep göstermelik, köklü çözücü değil. Memurlara belirli yasalar...

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Çare ne, çare?..

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - İktidar olmak çare; bunun için iktidar olunur. Geçmişteki olumsuzlukları, aradan iki yıl geçmesine rağmen tekrarlayarak o koltukta oturmakla iktidar olunmaz. İktidar olmak, işte bu gerçekleri bilerek, seçim arifesinde söylediği lafı ve ölçüsünü iyi dengeleyerek, iktidara gelince bunu çözmektir. Yoksa, Türkiye'nin sorunlarının bir bölümünü Amerika Birleşik Devletlerine, bir bölümünü Avrupa Birliğine, bir bölümünü IMF'ye, Dünya Bankasına kayıtsız şartsız teslim edip iktidar olunursa sonuç budur! (CHP sıralarından alkışlar) Gökten zembille inmedi. Siz, yeni bir parti olabilirsiniz, siz, bu olayı kavrayamadığınızı söyleyebilirsiniz; ama, Türkiye, iki yılda gelmedi bu noktaya. Bilerek iktidara gelenler hazırlıklı olmalıydı. Yoksa, iktidar olmak, geçmişi suçlamakla, aradan iki yıl geçmesine rağmen hâlâ geçmişi gündeme getirerek rahat rahat oturmakla, olayları saptırmakla, belirli çevreleri "aman, istikrar bozulur" diye susturarak, çeşitli yöntemlerle halkı daha fazla oyalayacağını sanmakla olmaz. İşte, buna çözümü bulabilecekler iktidara gelmeli. Türkiye'nin makûs talihi budur; bunu bilmeyenleri getirdi. Türkiye'yi belediye gibi yöneteceğini zannedenleri getirdi. Hiçbir sözünü de yerine getirmedi. İşte, dosyalar... Dosyalarınızı çıkarın, yetmiş milyon bekliyor. Siz, biz samimî bir şeyler söylüyorsak, bunun bile farkına varmıyorsunuz. Dünyadaki, bölgemizdeki ve Türkiye'deki olumsuzluklara, muhalefet olarak, biz de yenisini eklemek, Türkiye'ye zarar vermek gibi bir işgüzarlığı veya bir yanlışı yapmamamızdan dolayı, aranızdan, bazen, çıkıp "muhalefet bile yapmıyorlar" diye söyleniliyor.  Muhalefet öyle bir yapılır ki; ama, biz, Türkiye'yi düşünüyoruz. Yaptığınız tahribatın daha geniş ve daha derin olmaması için, elbette, elimizden geleni yapıyoruz. Çevreye bir bakıverin; bu teslimiyetlerin sonucu nerelere gidiyor? Baktınız mı, NATO'da ne olacak; Karadeniz'dekileri vereceksiniz. Kıbrıs'ta, herkese söylediniz; ne alındı; kalktı mı ambargolar?! Daha fazla uyutamazsınız... Benim sizden ricam; saygımız var, iktidarsınız; bizim görevimiz de, ülkenin yanlışlara gitmesini engellemek, sizi uyarmak. Bakın, doktorlar yürüyor; farkında mısınız; gazeteler, medya, yeteri kadar yer vermiyor diye "bu olay yok" demeyin. Avukatlar yürüdü...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika Sayın Selvi; mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Benim burada belirtmek istediğim, benim kaygım şudur. Muhalefet olsun diye bunları söylemedik. Benim kaygım, Türkiye aydınlığa gitmiyor. Ayağınızı denk alın, bu halkı daha fazla ezmeyin. Yokluk, yoksulluk içinde, ahkâmla bir yere gidilmiyor. Buna önlem alın, daha fazla, bu insanları güç durumda bırakarak, Türkiye'yi yeni sorunlarla karşı karşıya bırakmayın; sadece Türkiye'de değil, bölgemizdeki olumsuzluklara karşı, bu Türkiye'de, mutlu olabilecek, ileriye dönük umutlu olabilecek, kitleleri, insanları yaratın. Yoksa, öyle, "aman, istikrar bozulur" diye medyayı susturup, belirli çevreleri memnun ederek meseleyi götürmek son derece sakınca yaratacaktır; çünkü, bu Parlamentoda, aynı bu çoğunlukta, belki de fazla olanlar, bu rehavet içine girdiği için, Türkiye'ye zarar vermişlerdir. Bakın, onu bunu susturarak, ona buna bağırıp çağırarak, onu bunu, doğru söyleyenleri provokatör, artniyetli diye kendinizi rahatlatarak, Türkiye'yi bir yere ulaştırmak mümkün değil ve Cumhuriyet Halk Partisi, bu sorumluluk içinde olaya bakmaktadır. Şu en ufak bir yasada bile, sözünüze uygun olmayan, esasına uygun olmayan uygulamalarla, hâlâ, vatandaşı oyalamaya, uyutmaya çalışmaktasınız. Ne yaptığınızı kendinize sorun; işsizler daha fazlalaştı. Memuru, işçisi, emeklisi yoksuldu, yoksulluk daha derinleşti. Şu asgarî ücret bile, yoksulluğun kalıcı olduğunu gösteren somut bir örnektir.

VEZİR AKDEMİR (İzmir) - 15 000 000 zam geldi!..

M.CEVDET SELVİ (Devamla) - Neyle övüneceksiniz?!.. IMF, önce bir tezgâh kuruyor, Dünya Bankası başka türlü bir şey; ne, biliyor musunuz...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - İktidarsız iktidar!..

TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Nereden bildin!

M.CEVDET SELVİ (Devamla) - Ölümü gösterip, hastalığa razı etmek... Asgarî ücreti aman yükseltmeyin diyorlar, 15 000 000 gibi, bir iki ayakkabı boyasına meseleyi kapatmaya kalkıyorsunuz.

Çarık ayağı sıkıyor. Yarın bir gün, anlattığım kesimler, sorumluluk duygusu gelişmiş kesimler yavaş yavaş yürürken, kısa bir süre sonra, çok ciddî kitleler sokağa çıktığında, bu kürsüden ilan ediyorum, o aç, yoksul, eğitimsiz, sağlıksız bırakılan ve geleceğe dair ciddî bir umudu olmayan bu kitleleri, bu mağdur edilmiş kitleleri suçlamaya kimsenin hakkı olmayacaktır; mikrofonlarda hakaret ederek susturma gücünü kendinizde bulamayacaksınız.

Onun için, bir an önce -ne yapalım diye başkalarına hep sorma alışkanlığınız var- kendiniz iktidar olduğunuzu bilerek -kendi hazırlığınız yok; doğru- ne yapmak gerektiğini lütfen düşünün. Dost acı söyler; biz dostuz her şeye rağmen, Türkiye hepimizin.

Ama, bakın, çevrede mağdur insanlar, haksız insanlar... Diğer tarafta, hâlâ, soygunlar devam ediyor, vurgunlar devam ediyor. Çıkardığınız yasalar, yağmalar yargılardan dönüyor; onu suçlayıp, bunu suçlayıp devam ettiriyorsunuz; bu, haksızlık...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Yakında af da çıkarırlar...

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Arkadaşlarım söylüyor; ben uzatmak istemiyorum. Benim söylediklerim lütfen ciddîye alınsın. Kaçıncı kez, Türkiye, bu gaflet nedeniyle, arzu edilmeyen noktaya gitti. O afla, havuç uzatarak, yonca ittirerek Türkiye'nin sorunu çözülmez; ciddiyet ister, sorumluluk ister. Ekonomide, makroekonomik düzeydeki rakamlar sizi memnun edebilir; ama, bir ülkeyi yönetmek, sadece o rakamlarla olmaz. O huzuru, o istikrarı, bu toplumun yaşamında karşılaştığı olaylarla ve karşılaşabileceği olaylarla değerlendirirseniz, ülkeyi yönetmenin rakamlardan ibaret olmadığını, o ülkede yaşayan insanların sorunlarının çözülmesinin amaç olduğunu siz de anlayacaksınız, göreceksiniz.

BAŞKAN - Sayın Selvi, lütfen konuşmanızı toparlar mısınız.

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Türkiye'yi bu hale getirmenin gafletinden kurtulursanız, olaya daha objektif, daha gerçekçi bakarsanız Türkiye'nin sorunlarını çözmek mümkündür, kısa sürede mümkündür; yeter ki, halk size inansın; ama, uygulamalarınıza inanamadığı için, hiç kimse, öyle, Türkiye'yi kurtulmayacak, kurtarılmayacak bir ülke sanmasın. Bunlar, beceriksizliklerin devamı, geçmiş dönemlerin aynı anlayışını sürdürmenin sonuçlarıdır; yoksa, kısa sürede, Türkiye'yi hak ettiği yere getirmek mümkündür.

Ben, sizden, yeniden düşünmenizi istiyor ve susan, susturulan insanların hiçbir yarar getirmeyeceğini belirtmek istiyorum.

Sayın Başkana, gösterdiği tolerans için teşekkür ediyorum; başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Selvi.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı, iki gün önce, yani, salı günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü; tabiî, o kadar önemli, o kadar acil bir durum var ki, hemen bugün, biraz evvel, 613 sıra sayısıyla, burada, milletvekili arkadaşların eline geçti. Tabiî, bu 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun, kamu emekçilerinin 1980'li yılların ikinci yarısından başlayıp, uzunca bir mücadeleden sonra, 1988 yılından itibaren sendikalaşmalarına meşruluk kazandırdıklarını ve bu yasanın, daha sonra -üç yıl önce- 25 Haziran 2001 tarihinde kabul edildiğini gördük, biliyoruz.

Yasanın özüne baktığımız zaman, 2001 yılında çıkarılan bu Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, gerçekten, şimdiye kadar, ülkemizde, personel rejiminde, ücret, çalışma koşullarının belirlenmesi, özlük haklarının belirlenmesinde tek taraflılıktan görece de olsa iki taraflılığa geçişi sağlayan bir düzenleme olduğu için, Anayasaya aykırı maddeleri bulunmasına rağmen, uluslararası metinlere, Birleşmiş Milletler belgelerine, Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerine ve bunun yanında, Avrupa Konseyi sözleşmelerine, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartına aykırılıkları olmasına rağmen, o gün, bu Mecliste, ne itiraz edildi ne de konu  Anayasa Mahkemesine götürüldü ve ileri bir adımdır diye kabul edildi. Üç yıllık uygulaması sonunda, birtakım aksaklıkları, eksiklikleri görüldü; uluslararası toplantılarda, zaman zaman bu konuda Türkiye'ye eleştiriler geldi; özellikle, yasanın 15 inci maddesi büyük tartışmalara neden oldu.

Yasanın 15 inci maddesi nedir diye bakacak olursanız; burada, sendikal haklara getirilen kısıtlamaları görürsünüz; yani, neredeyse, grev yasağı anlayışı içerisinde, işkolları bazında, sendikal örgütlenmeye birsürü yasak getirildiğine tanık olursunuz. Bu, doğrudan doğruya ILO  sözleşmelerine aykırı. 87 nolu Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşmeye bakıldığı zaman, orada, yasağın son derece sınırlı olduğunu, sadece silahlı kuvvetler mensupları ve polislerin örgütlenmesi konusunda ülkelere belli serbesti verildiğini, onun dışında, bütün ülkelerde, buna bağlı olarak, sendikal örgütlenmenin serbest olduğunu görürsünüz; ama, üç yıllık uygulama sonunda bir yasa değişikliği geliyor, bir yandan Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununu, diğer taraftan, gerçekten büyük sorunları olan, hem işverenlerin hem de işçilerin büyük rahatsızlık duyduğu, işte, sigorta primlerinin yüksekliği, tahsilindeki güçlükler, Sosyal Sigortalar Kurumunun içinde bulunduğu ekonomik zorluklar, böyle, birkaç maddeyle geçiştirilebilecek konular değil. Gerçekten, bir ileri adım; bu değişiklikleri biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekleyeceğiz, destekliyoruz. Niçin; yine bir adım diye destekleyeceğiz; ama, yetmiyor değerli arkadaşlarım.

Bakınız, Sayın Bakanımızın 10 uncu maddeyi geri çekmesi nedeniyle, ben kendisine teşekkür ediyorum. Gerçekten bir büyük yanlış, bir büyük utançtan Meclisi kurtardı. Bugün, bir sendikacı arkadaşımın deyimini gazetede okudum; o madde, gerçekten, işçiler öldüğünde bağırsaklarının, kulaklarının, gözlerinin de işverenlere teslim edilmesini öneren arkadaşım biraz da öfkeyle söylemiş onu; ama, onu dahi söyletecek düzeyde bir düzenlemeyi Meclisin huzuruna elbette getirmek doğru olmazdı. Sayın Bakanımıza bu anlayışı nedeniyle teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de -bütün işverenlerimizi dahil etmiyorum; gerçekten çağdaş, modern, kendi işyerinde örgütlü, yasal gerekleri yerine getiren işverenlerimiz var, onları bir kenara bırakıyorum- hem işverenlerimizin büyük bir bölümüne hem de devlet yönetme erkini elinde bulunduranlara, bir sabah kalktıklarında, memurlar ya da fabrikanızdaki işçiler sendikaya üye olmuş deseniz; sanki dünyaları yıkıldı, birdenbire tepki! Yani, çağdaş toplumlar örgütlü toplumlardır. Biz daha örgüt kelimesine alışamamışız, bu her halimizden belli oluyor.

Değerli arkadaşlarım, Kamu Çalışanları Sendikaları Kanununa şimdi değişiklik getirdik; 14, 16, 18, 25, 30 ve 35 inci maddelerinde değişiklik öngörmüşüz; altı maddesinde; ama, 4688 sayılı Yasa 46 maddelik bir yasa, benim ve birçok bilim adamının saptamalarına göre -kendi ölçütlerime göre söylüyorum- 46 maddelik Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 17 maddesi, 22 noktada uluslararası sözleşmelere aykırı; ayrıca, 2 maddesi Anayasaya aykırı.

Biz, geçtiğimiz mayıs ayı içerisinde, 7 Mayısta, Mecliste, Anayasamızın 10 maddesini değiştirdik ve 22 Mayısta Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anayasanın 90 ıncı maddesinde yaptığımız düzenleme aynen şöyle: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."

Yani, biz, şimdi, 6 maddede değişiklik getiriyoruz; 17 maddede, 22 noktada aykırılıklar var, Anayasaya aykırı 2 madde var; bundan sonra, artık, o 46 maddelik 4688 sayılı Yasaya, memurlarımızın, kamu görevlilerinin çok bağlı olmasına gerek yok. Milletlerarası sözleşmelerden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi ile Uluslararası Çalışma Örgütünün 87, 98 ve 151 sayılı Sözleşmeleri ile demin söylediğim İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartını, biz, ülke olarak imzaladık. Artık, buralardaki metinler, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında bizim ana ölçütümüz; yani, ulusal yasalarımızın bir geçerliliği yok. O halde, bu düzenleme alelacele geleceğine, o milletlerarası antlaşmalar, ILO sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı hükümleri ele alınır, iktidarıyla muhalefetiyle, ülkemizi, sürekli olarak çalışma yaşamı konusunda, hak ve özgürlüklerin kullanılması konusunda tartışmalardan uzak tutacak bir düzenleme, sendikal örgütlerin görüş ve düşünceleriyle katkılarıyla zenginleştirilir ve ülkemize, çalışanımıza yaraşır bir düzenleme haline gelebilirdi.

6 maddedeki değişiklikte mutabakata varılmış olmasını Sayın Bakanım buradan açıklıyor. Ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda da gündeme getirdim, sendikalarımızın 6 maddeyle yetindikleri inancında değilim. Biraz sonra Kamu-Senin bir paneline konuşmacı olarak gideceğim, orada da dinleyeceğim arkadaşları; hiçbir konfederasyonun bununla yetinmesi mümkün değildir. Onun için, bir adım ileridir diyerek kendimizi avutmayalım. Ülkemizi, sürekli, Uluslararası Çalışma Örgütünün ve diğer uluslararası kuruluşların kara listelerinde tartışmalı olmaktan kurtarmamız gerekir. Artık, elimizdeki uluslararası metinler yasa niteliğinde; yasa koyucular olarak, Meclisin üyeleri olarak, hiç olmazsa bu bilinci kafalarımıza kazıyalım.

Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumuna ilişkin değişiklikler de yeterli değildir. Yeterli olmamakla birlikte, son günlerde en çok tartışılan, isteğe bağlı sigorta primi oranlarının düşürülmesi ve de prim tavan ve tabanlarının, yeniden, hem işverenlerimizin hem de çalışanlarımızın rıza gösterebileceği düzeye çekilmiş olmasını olumlu olarak değerlendiriyoruz; ama, biraz evvel Sayın AKP sözcüsünün burada gündeme getirdiği konuları dinlerken, sanki muhalefet partisinden bir milletvekiliymiş gibi konuştuğuna tanık olduk. Gerçekten, bütçe, borç bütçesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çetin, mikrofonunuzu açıyorum, lütfen tamamlayın.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Tamam, toparlıyorum.

Eğer, bütçenin yüzde 82'si sadece borç faizlerine gidiyorsa ve de hükümetiniz döneminde, iktidarınız döneminde, hâlâ, ülkenin sorunlarının üreterek aşılması yerine borcu borçla çevirme yöntemi uygulanıyorsa, bu sorunu AKP'nin çok ciddî düşünmesi gerekir. Bazen, sayın bakanların geçmiş dönemlerdeki alışkanlıklarını üzerlerinden atamadıklarına tanık oluyoruz. Bir bakanımız "eh, ihalelerde eş dost hatırı elbette vardır, onları kayırdığımız olabilir" diyebiliyor.

Diğer taraftan, bakıyorsunuz, geçtiğimiz yıl bu ayda, Sayın Başbakan "asgarî ücret 500 000 000 lira olmalıdır" dediği zaman en çok işverenler tepki gösterdi, belli kesimlerden tepki geldi; asgarî ücret 303 000 000 lira olarak belirlendi. Şimdi, dün, asgarî ücrete yüzde 5 zam yaptınız. Bir yılın sonunda geldiğimiz nokta, Sayın Başbakanın söylediği noktanın çok gerisindedir. Başbakan, herhalde, belli güçleri, çıkar çevrelerini, içerideki ve dışarıdaki Türkiye'ye emir veren çevreleri aşamıyor. Bu, hepimizin ayıbı.

Değerli arkadaşlarım, bakınız...

BAŞKAN - Sayın Çetin, bir dakikanızı rica edeyim.

Bu sözünüzü lütfen tavzih ediniz. Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ve Parlamentosuna hiçbir güç ve hiçbir makam talimat veremez, emir veremez. Bu, size de yakışmaz. Lütfen, bunu tavzih edin.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Tabiî.

Sayın Başkan, benim amacım o değil; yani, ben de bir milletvekili olarak, Meclisin bir üyesi olarak, çıkardığımız yasaların pek çoğunun dünyadaki belli egemen çevreler tarafından, Dünya Bankası gibi, IMF gibi, AB gibi, ABD gibi çevreler tarafından dayatılmasından ve o nedenle alelacele gündeme getirilmiş olmasından üzüntü duyuyorum; ama, bu, bir gerçeklik; bunu herkesin bilmesi gerekir. Bunda özür dilenecek bir şey varsa özür dilerim; ama, söylediğim ne yazık ki doğru.

Değerli arkadaşlarım...

BAŞKAN - Ama, siz özür dilemediniz, bir  daha teyit ettiniz. Lütfen efendim... Bu, çok ciddî bir itham.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Amacım Meclisi küçük düşürmek değil Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen!..

M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) - Sen hükümeti kastediyorsun, Meclisi değil.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Evet, ben hükümeti kastediyorum, Meclisi değil.

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerinde, milletin üzerinde kim olabilir?!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Sayın Başkan, Dubai Anlaşmasına bakınız. Dün de söyledim, oradaki metinleri...

BAŞKAN - Sayın Çetin, sözünüzü kesmek zorundayım!..

İZZET ÇETİN (Devamla) - Tamam Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Lütfen, bunu tavzih ediniz; bir defa daha rica ediyorum sizden.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Eğer Meclisi o şekilde küçük düşürecek bir sözcük varsa, geri alıyorum Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -Teşekkür ediyorum.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, ülkemizde asgarî ücretli işçi sayısı 4 500 000'dir. 5 000 000'dan fazla yurttaşımız kayıtdışı ekonomide; yani, kanundışı çalışıyor; belki asgarî ücreti bile elde edemiyor. Bütün bunlar bizim ülkemizin gerçeği; ama, biz, milletvekili olarak ya da Sayın Başbakan aldığı ücretle geçinemediğini söylerken, 303 000 000 lira olan asgarî ücretin yüzde 5'lik artışla 318 000 000 liraya çıkarılmış olmasını, AKP'nin çalışanlara bakış açısı olarak değerlendirebiliyorum. Bunun başka türlü izahı yok. Gerçekten, asgarî ücretli yurttaşlarımıza Allah kolaylık versin demekten başka önerebileceğim bir tek yol, hangi sektörde olurlarsa olsunlar, ister hizmet ister kamu ister özel, gitsinler bir sendikaya üye olsunlar, örgütlensinler ve örgütlü bir biçimde, hükümetler kim olursa olsun, onlardan haklarını almanın mücadelesini versinler.

Ben, bu yasa değişikliklerinin, yeterli olmamakla birlikte, bir ölçüde, bir adım olarak görülmüş olmasını -Sayın Bakanın deyimiyle- müspet gördüğümüz için olumlu oy vereceğimizi belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Fatsa, söz isteğiniz mi var?

EYÜP FATSA (Ordu) - Evet efendim.

BAŞKAN - Ne konuda?

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Çetin, Sayın Başbakanın, dışarıdan ve içeriden emir veren çevreleri aşamadığını ifade etti; bu söz üzerine...

BAŞKAN - Efendim, Sayın Çetin, bu konuyu zaten tavzih etti, maksadını ifade etti ve sözünü geri aldı. O bakımdan, yeni bir tartışmaya meydan vermeyelim.

Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

 

KAMU  GÖREVLİLERİ  SENDİKALARI KANUNU,  SOSYAL SİGORTALAR KANUNU

VE  SOSYAL  SİGORTALAR  KURUMU  KANUNUNDA  DEĞİŞİKLİK  YAPILMASI

HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1. - 25.6.2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 14. - Sendikalara üye olmak serbesttir.

Kamu görevlileri çalıştıkları işyerinin girdiği hizmet kolunda kurulu bir sendikaya üye olabilirler.

Sendikaya üyelik, kamu görevlisinin üç nüsha olarak doldurup imzaladığı üye formu ile sendikaya başvurması ve başvurunun sendika yetkili organınca kabulü ile kazanılır.

Üyelik başvurusu, sendika tarafından en çok otuz gün içinde reddedilmediği takdirde üyelik istemi kabul edilmiş sayılır. Haklı bir sebep gösterilmeden üyeliği kabul edilmeyen kamu görevlisinin, bu kararın kendisine tebliğinden itibaren otuz gün içinde iş davalarına bakmakla görevli mahallî mahkemede dava açma hakkı vardır.

Sendika, üyeliği kesinleşen kamu görevlisinin başvuru belgesinin bir örneğini üyenin kendisine verir, bir örneği sendikada kalır, bir örneğini üyelik ödentisine esas olmak ve dosyasında saklanmak üzere onbeş gün içinde işverene gönderir.

Birden çok sendikaya üye olunamaz. Birden çok sendikaya üyelik halinde sonraki üyelikler geçersizdir.

Aynı tarihli birden fazla üyeliğe ilişkin bildirimler dikkate alınmaz ve bu husus kamu işvereni tarafından ilgiliye ve sendikalara yazılı olarak bildirilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı söz istemişlerdir.

Sayın Gazalcı, şahsınız adına söz isteğinizle birlikte süreniz 15 dakikadır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası, Sosyal Sigortalar Yasası ve Sosyal Sigortalar Kurumu Yasasında değişiklik yapılmasına ilişkin 613 sıra sayılı tasarının 1 inci maddesi üzerinde Grubum adına ve kişisel olarak söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.

Yaşamının büyük bir bölümünü kamu sendikacılığında geçirmiş bir arkadaşınız olarak, burada, kimi düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Üzerinde söz aldığım 1 inci madde, kamu çalışanları sendikasına nasıl üye olunacağını düzenliyor. Eskiden dört kopya başvuru formu verilirken, şimdi üç kopya yeterli sayılıyor. Kişilerin başvurusu, bir ay içerisinde olumsuz bir yanıt gelmezse kabul edilmiş sayılıyor; kabul edilmezse, iş mahkemesinde hakkını arıyor.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu iyileştirmeleri de saygıyla karşılıyoruz; ama, kamu sendikacılığı, demokrasinin bir ölçütüdür; yani, ne kadar çağdaş olduğunuz, ileri olduğunuz, bir bakıma, kamu çalışanlarına tanıdığınız sendikal hakla ölçülüyor günümüz dünyasında. Örneğin, ileri çağdaş ülkelerin kamu çalışanlarına tanıdığı toplusözleşmeli grev hakkını eğer siz tanımıyorsanız, demokrasiniz henüz ergin değildir; yani, ne gerekçe ileri sürerseniz sürün, ne kadar zorlama yaparsanız yapın, demokrasiniz sınıfta kalır.

Değerli arkadaşlar, üzülerek söylemek gerekir ki, kamu çalışanlarına yıllarca kapıkulu gibi bakıldı. İktidarlar, onların ücretlerini sanki kendi ceplerinden veriyormuş gibi, sendika haklarını kullandıkları zaman ya da kendilerinin hoşlarına gitmeyecek biçimde davrandıkları zaman, onları kıydılar, sürdüler, hatta işten attılar.

Şöyle bir, tarihimizde öğretmenlerin örgütlenmesine bakacak olursak; örneğin, kamu çalışanlarının neredeyse dörtte 1'ini öğretmenler oluşturur ve büyük bir coğrafyada görev yaparlar. Öğretmenlerin ilk örgütlenmesi, İkinci Meşrutiyetle başlar, Encümeni Muallim (Öğretmen Meclisi) 1908... Sonra, bu örgütlenmeler devam eder; hatta, o zamanki görevliler örgütlenmeyi desteklerler. Örneğin, Mustafa Necati, Öğretmenler Birliğinin Başkanlığını yapar; Atatürk de, bakanlar da, öğretmenlerin, kamu çalışanlarının örgütlenmesini söyler. Sonra, Dernekler Yasasına göre, Türkiye'de kamu çalışanları örgütlenmeye çalışır. 50'li yıllarda, federasyon biçiminde örgütlenirler. Türkiye Öğretmen Dernekleri Millî Federasyonu -bu Parlamentoda görev yapmış Sayın Şükrü Koç, Hayrettin Uysal gibi onun genel başkanlığını yapmış kişileri de bu arada saygıyla anıyorum- gerçekten, kamu çalışanlarının sesini duyurmada önemli görevler yapmıştır.

İlk kez 1961 Anayasasında kamu çalışanlarının sendika kurabileceği söylenilmiştir; ancak -ancak var ya bu ancak- herkese tanınan haklar kamu çalışanlarına gösterilmemiştir. Örneğin, herkes demokratik olarak yürüyüş hakkını kullanabildiği halde, kamu sendikaları yürüme hakkına sahip değildi. Örneğin, Balıkesir öğretmenleri yürüdü; konu Anayasa Mahkemesine gitti ve böyle bir hak kazanılmıştı. Öğretmenler de, Türkiye Öğretmen Sendikaları diye        -hepiniz kısa adını söyleyince hemen anımsayacaksınız- TÖS adı altında örgütlendiler bütün Türkiye'de. Bir TÖS geldi geçti Türkiye'den. Bizim efsane Genel Başkanımız Fakir Baykurt... Ama, ne oldu; 12 Mart 1971 darbesi geldi. "Gelin bakalım buraya, siz sendikacılık mı yapıyorsunuz" denildi. Başta Fakir Baykurt olmak üzere, o örgütlenmeyi yapanları içeriye tıktık, gizli örgüt kuruyor diye hem de. Bütün Türkiye'de yüzlerce şubesi olan, binlerce üyesi olan öğretmenlerin sendikasını, gizli örgüt kuruyor, ihtilal yapıyor diye yargıladık; ama, o kadar güzel savunmalar yapıldı; yatırıldıktan sonra aklandılar. Geçtik...

1961 Anayasasının özgürlüğü içerisinde bu haklar böyle kullanıldı, 1971'de budandı. 1980'in 12 Eylülü, gerçekten faşist bir darbe olarak, bir buldozer gibi geçti örgütlenmenin üstünden ve bu sefer geriye dönük de bütün hesaplar soruldu. Öğretmenler, mallarını, şunu bunu kurtarabilmek için, 1960'lı yıllarda, sendikal haklarını derneğe çevirdiler. 1971'den sonra TÖBDER kuruldu. Bu sefer TÖBDER'i de 1980 darbesinden sonra yargıladık, içeriye attık, mallarına el koyduk. Şimdi, Adalet Bakanımızla... Ama, yalnız TÖBDER'in mallarını değil, bütün derneklerin mallarını geri verin. Trilyonları bulan o mallar Hazinede şimdi. Benim de Dernek Başkanı olduğum, görev aldığım o dönemde Denizli'de bir bina yaptık; vilayet onu yıktı, kendine göre şimdi orada başka bir bina yaptı. Yani, mülkiyet haklarımızı bile alarak, biriktirdiklerimize, endindiğimiz mallara el konuldu ve hesap soruldu.

Değerli arkadaşlar, TÖBDER malları... Bakın, ben, AKP'li arkadaşlara da gittim, Adalet Komisyonundaki arkadaşımıza da anlattım, dedim ki: Siyasî partilerin hakları verildi, sendikalarınki verildi, niçin derneklerinkini vermiyorsunuz?! Niçin vermiyorsunuz?! İçten olmak gerekir, içten... Demokrasiyi yaşanılır kılmak gerekir. Gerçekten özgürlüğü yaşanır hale getirmedikçe, burada, bu hakları veriyormuş gibi yapıp, ondan sonra burnundan fitil fitil getirmek, en temel burjuva hakkı mülkiyet hakkını bile çiğneyerek onların haklarını almak hiçbir demokraside yoktur. Bu ayıp hâlâ duruyor. TÖBDER davasında bir hukuk skandalı da yaşanılmıştır. Bakın, Gültekin Gazioğlu ve arkadaşları... Gültekin Gazioğlu, TÖBDER Genel Başkanıdır; kendisine buradan saygı, selam gönderiyorum, neredeyse; hasta olduğunu da duyuyorum.

Değerli arkadaşlar, TÖBDER'in yöneticileri, kimileri askerî mahkemede yargılandı, ceza aldı, içeride yıllarca yattı -bizim arkadaşlarımız bunlar- mallarına da el konuldu. Sonra, sivil mahkeme, Gültekin Gazioğlu'nu, yargılanamayan birinci mahkemedeki arkadaşlarını yargıladı ve akladı. Biz, o zaman "aynı konuda iki tane ayrı dava var; birinde  -genel başkanın olduğu yerde- aklanma çıktı, birinde mahkûmiyet çıktı; bunu düzeltin" dedik; ama, düzeltmediler, o da duruyor. Halit Çelenk, TÖBDER davası diye bir kitap yazdı.

AHMET YENİ (Samsun) - Maddeyle alakalı konuşun.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Söyledim efendim maddeyi, anlatıyorum. Kamu sendikacılığını anlatıyorum beyefendi.

MEHMET KURT (Samsun) - Ama, derneğe geçtiniz; TÖBDER dernek.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Rahatsız olmayın; bunları, biz yaşadık.

Değerli arkadaşlar, TÖBDER malları duruyor. İnşallah, sizlerin de oylarınızla, ne zaman o erginliğe ulaşırsak... O kanun teklifini de verdik TBMM'ye. Grup başkanvekillerimiz de ne zaman kabul ederlerse, böyle hızlıca öneri getiriyorlar, o bizim teklifimizi de getirirler, Çalışma Bakanı da bize yardım eder, bir haksızlığı düzeltiriz.

Şimdi ne yapıyoruz; bakın, değerli arkadaşlar, 1982 koşulları... 1986'da "abece" diye bir dergi çıkarıyor öğretmenler. Bakın, bunları parlamenterlerimiz bilsin; 1988'de, benim de oniki yıl görev yaptığım Eğitimciler Derneği (EĞİTDER) çalışanlara bir zarar gelir diye, emekli öğretmenlerden bir örgüt, dernek olarak kuruldu; adı EĞİTDER. Bu, çalışan öğretmenlerin, kamu çalışanlarının sendika hakkını savundu. 1990'da uluslararası bir sendikal haklar kurultayı düzenledi bu dernekler, dünyanın her yanından sendikacılar geldi. Anayasayı açıp bakıyorlar; 82 Anayasasında -unutmuş herhalde darbeyi yapanlar- kamu çalışanlarının sendika kuramayacağına ilişkin bir yasak yok. Çalışan öğretmenlere biz de çağrı çıkardık EĞİTDER olarak "sendikanızı kurun, bir şey olmaz" dedik ve Anayasamızın 90 ıncı maddesine, uluslararası sözleşmelere dayanarak, 1990 yılında öğretmenler, Ankara Valiliğine sendika için başvuruda bulundular; Eğitim-İş'i kurdular, arkasından Eğit-Sen kuruldu, sonra bu iki sendika birleşti Eğitim-Sen oldu.

Şimdi, çok şükür, birçok alanda memurlarımız hem üst örgütünü kurdular hem de sendikaları var iş dallarında; fakat, değerli arkadaşlar, Sayın Bakanım da anımsarlar, bakın, şimdi, biz, 2001'de çıkardığımız bir yasayı görüşüyoruz. Oysa öğretmenlerin sendika kurması 1990. 1990 ile 2001 arasında onbir yıl var sevgili arkadaşlar. Bu deneyimler çok önemli. Demek ki, Parlamento arkadan geliyor. Yaşam zorlamış, adam sendikasını kurmuş, birçok yerde valiler, bu sendika yasal mı değil mi... Sonra ILO sözleşmelerini Sayın Moğultay Çalışma Bakanıyken yayımladı, Sayın Erdal İnönü de Başbakanvekili olarak imzaladı; ILO sözleşmelerine göre kamu çalışanları, öğretmenler sendika kurabilirler dedi. Nihayet 2001 yılında bir sendika yasası çıkardık; ama, bu sendika yasası bize benzedi.

Bakın, AB ölçülerine göre değil Sayın Bakanım. O yasada öğretmenlere, kamu çalışanlarına verdiğimiz hak nedir biliyor musunuz; toplugörüşme hakkı. Şimdi, bir söz oyunu değil mi bu?! Bütün uluslararası sözleşmelere bakıyorsunuz, toplusözleşme ve grev hakkı. Türkiye kendine benziyor, toplugörüşme hakkı diye işin içinden çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, elimdeki nottan, dünyada kamu çalışanlarına grevli toplusözleşme hakkı tanıyan ülkelerden birkaçını okumak istiyorum size. ABD (8 eyalette uygulamada), Arjantin, Benin, Brezilya, Fildişi Sahili, Finlandiya, Fransa, Guatemala,  İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Kostarika, Meksika, Nijerya, Norveç, Peru, Paraguay, Portekiz, Senegal, Sri Lanka, Togo, Uruguay, Venezuella, Yunanistan ve Zaire. Türkiye yok burada!..

Değerli arkadaşlar, toplugörüşmede ne kazanıyor kamu çalışanı; hiçbir şey kazanmıyor. Bakın, burada Millî Eğitim Bakanına sordum; yazılı da sordum, sözlü de sordum. Kamu idare kurumu kararları diye bakanlık ile sendika çalışanları bir belge imzalıyorlar. Diyorlar ki, bu dalda şu iyileştirmeler yapılabilir. Örneğin, Millî Eğitim Bakanlığı ile Eğitim-Sen oturuyor kamu idare kurumu kararlarını imzalıyorlar, imza altına alıyorlar; ama, o toplugörüşme sonucunda ortaya çıkan kararları bile bakanlar uygulamıyor. Diyor ki: "Bunların bir yaptırımı yok kardeşim. Tavsiye niteliğindedir uygulamam." Peki, niye imzalıyorsun o zaman?!

Değerli arkadaşlar, şimdi, ben bu kadar şeyi niye anlattım; böyle üç kopya vermek, biçimsel değişiklikler yapmak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gazalcı, mikrofonunuzu açıyorum, konuşmanızı tamamlayın efendim.        

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bitirmeye çalışacağım efendim sizi üzmeden.

BAŞKAN - Çalışmanın ötesinde, bitirelim Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Peki efendim.

Değerli arkadaşlar, bu yenilikler biçimseldir, öze ilişkin değildir. Eğer, Avrupa Birliği ve çağdaş ülkelere uyacaksak, kamu çalışanlarına toplusözleşme ve grev hakkını tanımalıyız; hatta bu da yetmez,  yönetime katılma ve siyaset yapma hakkı tanımalıyız.

Bakın, Anayasanın 68 inci maddesi sınırlamalarla dolu. Kamu çalışanları, büyük bir bölümü, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi siyaset yapamaz. Şimdi, diyeceksiniz ki, efendim onlar Avrupa, onlar gelişmiş ülkeler. Hani, biz Türk insanına her şeyi layık görüyorduk?! Ekonomide piyasa ekonomisi denildiği zaman her şey özgürlük içinde olsun diyoruz, niye, özgürlüklere gelince biz bize benziyoruz?!

Değerli arkadaşlar, o yüzden ben,  Sayın Bakanımdan, bir an önce -eğer hükümet olarak gerçekten içtenseler- kamu çalışanları sendikalarıyla görüşerek, öze ilişkin yenilikler getirmesini diliyorum. Anayasa bir engel değil; ama, engelse, bu meşhur paketlerin birinin içine bu maddenin de konularak, Anayasamızı -eğer, engelse- değiştirmek gerekir diye düşünüyorum; çünkü, kamu çalışanları, adı üstünde, kamu işi yaparlar, iktidarın kulu değildirler, halkın emrinde, halk hizmeti, kamu hizmeti yaparlar. Avrupa'da, gelişmiş ülkelerde, o haklara, o insanlar ne kadar layıksa, benim ülkemdeki insanlar da bu haklara layıktır.

Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.

Sayın Yıldırım, bir isteğiniz mi var efendim?

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Evet Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Tasarı üzerinde konuşmama gerek kalmadan, şunu söylemek istedim: Kastamonu'nun Araç İlçesinde dolu, Kastamonu'nun Abana İlçesinde de sel felaketiyle, büyük bir afet görülmüştür. O konuda, sizin aracılığınızla, hükümetten, Sayın Bayındırlık Bakanından ve Sayın Tarım Bakanından, bölgeye acil yardım yapılmasını talep ediyorum. Onun için söz istedim. Söz verdiğiniz için de teşekkür ediyorum. Bölge halkına da geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, il adına, acil, 500 milyar liralık bir yardımı talep ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Biz de, bölgeye, bu afetten dolayı, geçmiş olsun diyoruz. İnşallah, hükümetimiz gereğini yapacaktır. Hükümetimizin temsilcisi burada.

1 inci maddeyle ilgili görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - 4688 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 16. - Her üye üyelikten serbestçe çekilebilir.

Üyelikten çekilme, çekilmek isteyen kamu görevlisi tarafından, üç nüsha olarak doldurulup imzalanan üyelikten çekilme bildiriminin kurumuna verilmesi ile gerçekleşir. Kurum görevlisi, kayıt numarası ile tarih verilen çekilme bildiriminin bir suretini derhal üyeye vermek zorundadır. Kamu işvereni, bildirimin bir örneğini onbeş gün içinde sendikaya gönderir.

Çekilme, kamu işverenine başvurma tarihinden başlayarak otuz gün sonra geçerli olur. Çekilenin bu süre içinde başka bir sendikaya üye olması halinde yeni sendikaya üyeliği, bu sürenin bitim tarihinde kazanılır.

Üyenin, sendikadan çıkarılma kararı sendika merkez genel kurulunca alınır. Çıkarma kararı, çıkarılana ve işverene yazı ile bildirilir. Çıkarma kararına karşı üye, bildirim tarihinden itibaren onbeş gün içinde görevli iş mahkemesine itiraz edebilir. Mahkeme iki ay içinde kesin karar verir. Üyelik, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar sürer.

Çekilme, göreve son verilmesi veya sair nedenlerle kamu görevinden ayrılanlar ile farklı bir hizmet koluna giren kuruma atananlardan sendika üyesi olanların üyelikleri, varsa sendika şubesi, sendika veya konfederasyon organlarındaki görevleri sona erer. Emekliye ayrılanların sendika şubesi, sendika veya konfederasyon organlarındaki görevleri seçildikleri dönemin sonuna kadar devam eder.

Üyeliğin devamı ve askıya alınması hallerinde 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 24 üncü maddesinde yer alan hükümler uygulanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - 4688 sayılı Kanunun 18 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 18. - Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu Kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tabi tutulamaz ve görevlerine son verilemez.

Kamu işvereni, işyeri sendika temsilcisi ile sendika ve sendika şube yöneticilerinin işyerini haklı bir sebep olmadıkça ve sebebini açık ve kesin şekilde belirtmedikçe değiştiremez.

Kamu işvereni kamu görevlileri arasında sendika üyesi olmaları veya olmamaları nedeniyle bir ayırım yapamaz.

Sendika veya konfederasyonu ilk genel kurula kadar sevk ve idare edecek yönetim kurulu üyeleri, genel kurulda yönetim kuruluna seçilenler ile sendika şube yönetim kurulu üyeleri seçildikleri tarihten itibaren durumlarını en geç otuz gün içinde kurumlarına yazılı olarak bildirirler. Söz konusu yöneticiler seçildikleri tarihten itibaren otuz gün içerisinde sendika tüzüğünde belirtilen hükümlere göre  ayrıca yazılı talepte bulunmaları halinde bu görevleri süresince aylıksız izne ayrılırlar. Talepte bulunmayanlar ise kurumlarındaki görevlerine devam ederler. İzne ayrılmayan yönetim kurulu üyeleri haftada bir gün kurumlarından izinli sayılırlar.

Sendika şubeleri en az 400 üye ile kurulur.

Mahallî ve genel seçimlerde aday olanların, sendika ve konfederasyonun organlarındaki görevleri adaylık süresince askıda kalır. Seçilmeleri halinde görevleri son bulur.

Aylıksız izine ayrılan yöneticilerin  bu süreleri, emekli kesenekleri ve karşılıklarının yöneticisi oldukları sendikaları  tarafından her ay Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına ödenmesini kabul etmeleri koşuluyla memuriyet kademe ilerlemesi ile  emeklilik hizmetine sayılır.

Kurumlarından aylıksız izinli sayılan sendika, konfederasyon ve şube yönetim kurulu üyeleri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık giderlerinin kurumlarınca karşılanmasına devam olunur.

Aylıksız izinli sayılanlardan herhangi bir nedenle sendika veya konfederasyon organlarındaki görevlerinden ayrılanlar, görevlerinin son bulması tarihinden itibaren otuz gün içinde ayrıldıkları kurum ve kuruluşa yazılı müracaat etmeleri durumunda, kamu işvereni bu kimseleri otuz gün içinde eski görevlerine ya da uygun diğer bir göreve atamak zorundadır. Otuz gün  içinde görevlerine başlamak için başvurmayanlar görevlerinden çekilmiş sayılırlar.

Görevden uzaklaştırma, re’sen emeklilik, göreve son verilmesi, tayin veya sair hallerde görevlinin mahkemeye başvurması halinde, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar sendikadaki görevi devam eder."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 3 üncü maddesiyle değiştirilen 4688 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin 7 nci fıkrasındaki   "...memuriyet kademe ilerlemesi..." ibaresinin "kazanılmış hak aylığı" ibaresi olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Mahfuz Güler

Agâh Kafkas

 

Ordu

Bingöl

Çorum

 

Ünal Kacır

 

Recep Koral

 

İstanbul

 

İstanbul

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım?

HALUK İPEK (Ankara) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Kademe ve derece ilerlemesinin birlikte değerlendirilmesi dikkate alınarak "kademe ilerlemesi" ibaresinin "kazanılmış hak aylığı" olarak düzenlenmesi öngörülmüştür.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, komisyonun takdire bıraktığı hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, 3 üncü maddeyi kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - 4688 sayılı Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 25. - Kamu görevlileri sendikasına, kamu görevlisinin ödeyeceği üyelik ödentileri, 14 üncü madde çerçevesinde doldurulan üyelik başvuru formuna ve sendika tüzüğünde belirtilen aylık ödenti tutarına göre kamu işverenince aylığından kesilerek beş gün içinde sendikaların banka hesaplarına yatırılır ve ödenti listesinin bir  örneği ilgili sendikaya gönderilir. Kamu işvereni, sendikaya üye olan ve üyelik ödentisi kesilen kamu görevlilerinin listesini her ayın son haftasında, işyerinde herkesin görebileceği yerde ilân eder.

Aylık üyelik ödenti tutarı; 15 inci derecenin birinci kademesinden aylık alan Devlet memurunun aylık, taban aylığı, her türlü zam ve tazminatlar ile ödenekler toplamının net tutarının binde beşinden az, otuzda birinden fazla olmamak üzere sendika tüzüğünde belirtilir.

Sendika tüzüğüne, üyelik ödentisi dışında her ne ad altında olursa olsun, üyelerden başka bir kesinti yapılmasını öngören hükümler konulamaz.

Sendika merkez genel kurul kararıyla üyelikten çıkarılan üyelerin isimlerinin sendikaca onbeş gün içinde işverene bildirilmesi zorunludur.

Konfederasyonlara üyelerince ödenecek ödenti miktarı, sendikaların ödenti tutarlarının yüzde beşinden aşağı olmamak üzere konfederasyonların genel kurullarınca belirlenir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5. - 4688 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 30. - Her hizmet kolunda en çok üyeye sahip  sendika ile bunların bağlı oldukları  konfederasyonlar toplu görüşme yapmaya yetkilidir. En çok üyeye sahip konfederasyon temsilcisi toplu görüşme heyetinin başkanıdır.

Yetkili sendika ve konfederasyonların belirlenmesinde aşağıdaki esaslar uygulanır:

a) Kurumlarca yapılacak tespit;

Tespite ilişkin toplantıya kurumun işveren vekili ile tahakkuk memuru veya mali hizmetler birimi yetkilisi  ve kurumun hizmet kolunda faaliyette bulunan sendikalardan birer temsilci katılır. Toplantı her yıl 15 mayıs  tarihinden sonra beş iş günü içerisinde kurumca belirlenerek sendikalara bildirilen yer ve günde yapılır.

Bu Kanuna tabi olarak kurumda çalışan kamu görevlilerinin, 15 mayıs tarihi itibarıyla listesi ile üyelerinden aidat kesintisi yapılan sendikaların üyelerini gösterir liste, toplantıya katılanlarca değerlendirilir. Bu değerlendirmeden sonra, toplam kamu görevlisi sayısı ile sendika üyesi kamu görevlilerinin sendikalara göre toplam sayılarını belirten tutanak  toplantıya katılan taraflarca imzalanır. İmzalı tutanak, kamu işvereni ve sendikalarca mayıs ayının son iş gününe kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına gönderilir.

Kurumların taşra teşkilatları, yukarıdaki esaslara göre tarafların katılımı ile yapılacak toplantı neticesinde düzenlenecek tutanakları kurum merkezinde yapılacak tespitte değerlendirilmek üzere, 15 mayıs tarihini takip eden iki iş günü içerisinde kurum merkezine gönderirler. Bu tutanaklar kurum merkezinde tarafların katılımı ile tek tutanak haline getirilir.

b) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca kurumlardan ve sendikalardan gelen müşterek imzalı listeler üzerinden yapılacak tespit;

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, kurumlarda çalışan toplam kamu görevlisi sayısı ile sendikalar itibarıyla üyelik kesintisi yapılan üye sayılarını dikkate alarak her yıl 15 mayıs tarihi itibarıyla hizmet kollarındaki bütün kamu görevlileri sayısı ile hizmet kolundaki sendikaların üye sayılarını tespit eder. Buna göre her hizmet kolundaki yetkili kamu görevlileri sendikaları ile konfederasyonların toplam üye sayısını belirler ve sonuçları her yıl  temmuz ayının ilk  haftasında Resmî Gazetede yayımlar."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum

MADDE 6. -  4688 sayılı Kanunun 35 inci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Toplu görüşme çalışmaları ile Uzlaştırma Kurulu çalışmalarına katılacak olanların ağırlama, yolluk ve gündelikleri ile toplantı ücretleri Devlet Personel Başkanlığı bütçesine konacak ödenekten karşılanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7. -  4688 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE  9. - 2004 yılı için;

a) 30 uncu maddenin ikinci  fıkrasının (a) bendinde öngörülen tespit, 15 Temmuz 2004 tarihi itibarıyla gerçekleştirilerek 20 Temmuz 2004 tarihine kadar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına gönderilir.

b) 30 uncu maddenin ikinci fıkrasının (b) bendi gereğince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılacak tespit ise 30 Ağustos 2004 tarihine kadar Resmî Gazetede yayımlanır.

c) 32 nci maddesinin birinci fıkrasındaki "ağustos ayının onbeşinci günü", "Eylül ayının onbeşinci günü" olarak uygulanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8. - 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 8 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Valilikler, belediyeler ve ruhsat vermeye yetkili diğer merciler, yapı ruhsatı verdikleri inşaatları ruhsat tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma  bildirmekle yükümlüdürler."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. - 506 sayılı Kanunun değişik 78 inci maddesinin değişik birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre 16 yaşından büyükler için belirlenen günlük asgari ücrettir; üst sınırı ise günlük asgari ücretin 6,5 katıdır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10. - 506 sayılı Kanunun değişik 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasında yer alan "prim ödeme gün sayıları," ibaresinden sonra gelmek üzere "tespitine hükmolunan süreye ilişkin primlerin ve fer'ilerinin; öncelikle işverenden; zamanaşımı, işveren ölümü, iflası, işyerinin kapanması, terk edilmesi, tasfiye edilmesi gibi nedenlerden dolayı işverenden tahsil edilememesi halinde ise, sigortalıdan tahsil edildikten sonra" ibaresi eklenmiş, maddenin ondördüncü fıkrasında yer alan "140 ıncı maddesine" ibaresi "140 ıncı maddesinin birinci fıkrasının ( c ) ve ( d ) bentlerinin son fıkralarına" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 10.- 506 sayılı Kanunun değişik 79 uncu maddesinin 14 üncü fıkrasında yer alan "140 ıncı maddesine" ibaresi "140 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentlerinin son fıkralarına" olarak değiştirilmiştir.

 

Mahfuz Güler

Eyüp Fatsa

Agâh Kafkas

 

Bingöl

Ordu

Çorum

 

Ünal Kacır

 

Recep Koral

 

İstanbul

 

İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Madde gerekçesi:

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 80 inci maddesi uyarınca sigorta primlerinin tahsilinden işverenler sorumlu olduklarından, maddede yapılan düzenlemeyle, hizmet tespit ilamlarına istinaden tahakkuk eden sigorta primlerinin işverenden tahsil kabiliyetinin olmaması durumunda bu primlerin sigortalılardan tahsil edilmemesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Komisyonun müspet mütalaa verdiği, Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi, kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11. - 506 sayılı Kanunun değişik 80 inci maddesinin değişik beşinci fıkrasında yer alan "51 inci maddesi" ibaresi "51 ve 102 nci maddeleri" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12. - 506 sayılı Kanunun değişik 83 üncü maddesinin başlığı "Teminatın ve hakedişlerin prim borcuna karşılık tutulması ile yapı kullanma izin belgesinin verilmesinde borcu yoktur belgesinin aranması:" şeklinde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Valilikler, belediyeler ve ruhsat vermeye yetkili diğer  merciler tarafından, yapı kullanma izin belgesi verilmeden önce ilgililerden bu bina inşaatı işyerlerinden dolayı Kuruma borçlarının bulunmadığına dair Kurumca düzenlenmiş bir belgenin istenmesi zorunludur."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 13. - 506 sayılı Kanunun değişik 85 inci maddesinin  (C) bendinin   (a) alt bendi ile   86 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "%30" ibaresi  "% 25" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 14. - 506 sayılı Kanunun 117 nci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 15. - 506 sayılı Kanunun değişik 118 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Tedavinin nasıl yapılacağı:

Madde 118. - Hastalık ve analık yardımlarından yararlanacak olanlar Kurumca tespit edilecek belgelerle Kurumca bildirilen sağlık müesseselerine veya hekimlere başvurarak muayene ve tedavi olurlar."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16. - 506 sayılı Kanunun 120 nci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"İş kazalarıyla meslek hastalıkları, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından gelir ve aylık tahsisleri ile sermaye değerinin hesabında, iş kazasının olduğu veya meslek hastalığının hekim raporuyla ilk defa tespit edildiği veya sigortalıların yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya 506 sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş tashihleri dikkate alınmaz."

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 17. - 506 sayılı Kanunun 121 inci maddesinin birinci fıkrasına "nafaka borçları" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve bu Kanunun 80 inci maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar" ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18. - 506 sayılı Kanunun değişik 140 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) Bu Kanunun 79 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri anılan fıkrada belirtilen süre içinde Kuruma vermeyenlere her bir fiil için belgenin;

1 - Asıl nitelikli olması halinde aylık asgari ücretin üç katını geçmemek kaydıyla Kuruma verilmiş olan belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına aylık asgari ücretin 1/5'i tutarında,

2 - Ek nitelikte olması halinde Kuruma verilmiş olan her bir ek belge için aylık asgari ücretin 1/8'i tutarında,

Şu kadar ki, ek belgenin 79 uncu maddenin üçüncü fıkrasına istinaden Kurumca resen düzenlenmesi durumunda aylık asgarî ücretin üç katı tutarında,

3 - Mahkeme kararı ile veya denetim elemanlarınca yapılan tespitler sonucunda ya da kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlenen belgelerden hizmetleri veya kazançları Kuruma bildirilmediği veya eksik bildirildiği saptanan sigortalılarla ilgili olması halinde, belgenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği üzerinde durulmaksızın aylık asgari ücretin üç katı tutarında,

Bu Kanunun 79 uncu maddesinin onüçüncü fıkrası uyarınca sigorta müfettişi tarafından veya 130 uncu maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen serbest muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali müşavirlerce düzenlenen raporlara istinaden Kuruma bildirilmediği tespit edilen eksik işçilik tutarının maledildiği aylardan dolayı aylık asgari ücretin üç katı tutarında,"

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 19. - 506 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

"EK MADDE 48. - Bu Kanunun 36 ncı maddesinin (B) bendi uyarınca ilaç, protez, araç ve gereç bedellerinden alınacak katkı payı ile ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca alınacak muayene ücreti, Kurumdan gelir ve aylık almakta olanların gelir ve aylıklarından, gelir ve aylık almakta iken vefat edenlerin hak sahiplerine bağlanacak gelir ve aylıklarından, hak sahiplerinden vefat edenler ile gelir ve aylık hakkını kaybedenlerin ise aynı tahsis dosyasından gelir ve aylık alan diğer hak sahiplerinin gelir ve aylıklarından da kesilebilir. Katkı payı ile muayene ücretinin gelir ve aylıklardan kesilmesine ilişkin usul ve esaslar Kurum Yönetim Kurulunca belirlenir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 20. - 29.7.2003 tarihli ve 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 19 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine (9) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (10) numaralı alt bent eklenmiş ve mevcut (10) numaralı alt bent (11) olarak teselsül ettirilmiştir.

"10) 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 101 inci maddesindeki cezalar hariç olmak üzere, diğer maddelerine göre tahsil edilen idari para cezaları."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 1'i okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanun çerçevesinde çıkarılacak yeni yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar, mevcut yönetmeliklerin 4688 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Geçici madde 1'i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2'yi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - 4688 sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre, konfederasyonların ve sendikaların yönetim kurulu üyelerinin, bu Kanunun yayımı tarihinden önceki sendikal faaliyetleri ve aylıksız izinleri ile ilgili olarak idari ve mali takibat yapılamaz, başlatılmış olanlar işlemden kaldırılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Geçici madde 2'yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 3'ü okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 3. - Bu Kanunun yayımı tarihinden önce, 4688 sayılı Kanunun 31 inci maddesi uyarınca açılmış bulunan davalar işlemden kaldırılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 21. - Bu Kanunun;

a) 9 uncu maddesi 1.7.2004 tarihinde,

b) 13 üncü maddesi yayımını takip eden aybaşında,

c) 20 nci maddesi 1.1.2004 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

d) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

Yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 22. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın Bakanın bir teşekkür konuşması var.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; tasarımızın görüşülmesine öncelik vererek katkı sağlayan değerli grup başkanvekillerimize ve siz değerli milletvekillerine çok teşekkür ediyorum.

İnanıyorum ki, kısıtlı da olsa, yapmış olduğumuz bu düzenlemeler, hem sosyal güvenlik sistemimizde hem de kamu görevlileri sendikalarının örgütlenmesi konusunda önemli katkılar sağlayacaktır.

Benden önceki konuşmacılar da ifade ettiler; yapmış olduğumuz bu değişikliklerin yeterli olmadığını biz de biliyoruz. 58 inci hükümet döneminden bu tarafa sosyal güvenlik sistemimizi çok köklü bir reforma tabi tutmak için çalışmalarımız devam ediyor. Şu anda, Bakanlık olarak bu hazırlıkları tamamladık, yaz aylarında bu tasarılarımızı partilerimizin, sivil toplum örgütlerimizin, sosyal taraflarımızın görüşlerine açacağız. Bu tasarıları olabildiğince tartışıp, en olgun bir şekilde, sonbaharda, kasım,aralık aylarında Parlamentoya, Yüce Meclisin huzuruna taşımayı amaçlıyoruz.

Hepimiz biliyoruz ki, sosyal güvenlik sistemimize, mutlaka, bir çekidüzen vermek zorundayız. Belki, bizim bugün yapacağımız değişiklikler, reformlar, ancak, onbeş yirmi sene sonra semeresini verecektir; ama, bizden sonra gelecek nesillere daha ağır yükümlülükler bırakmamak için, biz, bu değişiklikleri bugünden yapmak zorundayız.

Sosyal güvenlik sisteminde değişiklik yapmak, elbette, zor bir iştir; çünkü, devamlı olarak geleceğe dönük baktığınız için ve kaynakların çok sınırlı olması dolayısıyla, bazı kısıtlamaları da beraberinde getirecektir; ama, bütün bunlara rağmen, sosyal güvenlik sistemimizde köklü bir değişiklik yapılması zarureti ortadadır. Bunu da hep birlikte başaracağız.

Sosyal güvenlik sistemini, çalışma hayatını ve diğer konuları bütün sübjektif değerlendirmelerden uzak tutup, ülkenin gerçekleriyle birlikte hayata geçirmek zorundayız. Biz, Çalışma Bakanlığı olarak ve Hükümet olarak, bugüne kadar, bu manada, hiç popülist bir anlayış içerisinde olmadık. Herkesin de bu anlayış içerisinde olması, bu meselelerin çözümüne çok katkı sağlayacaktır.

Sayın Başkanım, başta siz olmak üzere, bütün grup yöneticilerimize ve milletvekillerimize tekrar teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Yasanın, tekrar, hayırlı olmasını diliyoruz.

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.49


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.03

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Mevlüt AKGÜN (Karaman), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106 ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlayacağız.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6. - Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı:461)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Hükümet?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ile İçişleri ve Çevre Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

7. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ile İçişleri ve Çevre Komisyonları Raporları (1/323) (S. Sayısı: 446) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu 446 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, İzmir Milletvekili Sayın Canan Arıtman toplantılara katıldığı halde, sıra sayısının 14 üncü sayfasında yer alan Çevre Alt Komisyonu raporunun imza sirkülerinde adı ve imzası sehven yer almamıştır. Durum, tutanaklara düzeltilmiş haliyle geçirilecektir.

Bilgilerinize sunuyorum.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Sinop Milletvekili Sayın Cahit Can; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar.)

Süreniz 20 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı üzerinde AK  Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada, geçmişten günümüze gelen insan ve hayvan ilişkilerinin ahlakî kurallara dayandırılması ve bunun sonucu da, hayvanların yaşamsal hakları, dolayısıyla bunların çevre değerlerine katkısı üzerinde konuşacağız.

                             

(x) 446 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Artık, dünya, toplumsal ahlak ve vicdanî açıdan, hayvan varlığının korunmasına, yaşama hakları öğesini de eklemiş ve tabiî bir süreç olarak, hayvan korunmasına bu unsuru da  yerleştirmiştir.

Dünya ve Avrupa, havanların korunması yolunda önemli mesafeler alırken, geçmişi bu konuda çeşitli örneklerle dolu milletimizin geride kalması düşünülemez. Özellikle, büyük Atatürk, sahipsiz hayvanları korumak üzere, hayvanları asla öldürtmeden, Hayvanları Koruma Cemiyetine teslim ettirmiş ve bunların bakımını yaptırdıktan sonra, isteyenlere dağıtılmasını sağlamıştır.

Geçmişte, atalarımız, gerek Selçuklu ve gerekse Osmanlı döneminde, hayvanlara büyük bir şefkat ve sevgi göstermişler, hayvanlar yararına birçok vakıflar kurdurmuşlardır; yaşlı hayvanların ömürlerini tamamlayabilmeleri için büyük otlaklar vakfetmişler, göçmen kuşların göçlerini kolaylaştırmak için vakıflar kurmuşlardır; cami, medrese ve konakların cephelerine, sanat eseri niteliğinde, kuş evleri eklemişlerdir.

Tüm sorunların çözümünde olduğu gibi, hayvanların korunması bakımından temel çözümün yolu eğitimden geçmektedir; ancak, bu süreç tamamlanıncaya kadar bazı yapısal çalışmaları da yapmak sorumluluğundayız. Her ne kadar insanımızın yüksek duygularını hesaba katsak bile, bazı hususlar sadece insan vicdanına bırakılmamalıdır. Psikolojik bozukluklar, ekonomik güçsüzlükler ve daha birçok nedenden dolayı, her millette olduğu gibi, suça yönelen insanlarımızın da varlığını hesaba katarak, bu alanda caydırıcı uygulamalara yer vermek zaruretimiz vardır.

Diğer yandan, öncelikle binek hayvanlarımız olmak üzere tüm hayvanların korunması için, insanlıkdışı kötü muamele hallerinde koruyucu önlemler ve cezaî müeyyideler getirilmelidir. Ancak, daha anlamlısı, hayvan kıyımında müşahede anlamına gelen yasal boşluğun doldurulması, çağdaş uygarlık düzeyinde yol alan ülkemiz insanları için başlıbaşına önem taşımaktadır.

Bu ihtiyaçlardan yola çıkarak, doğada yaşayan tüm hayvanların yaşamlarını güvence altına almak, korumak ve bu alandaki boşluğu gidermek üzere, Çevre ve Orman Bakanlığınca, Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısı, hayvan yaşama haklarının korunması konusunda önemli yenilikler getirecektir. Tasarıda, bütün hayvanların eşit doğduğu ve bu kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir. Bundan hareketle, tasarıda, kesim hayvanlarının da usulüne uygun ve onlara en az acı verecek bir şekilde kesimi öngörülmektedir.

Bir hayvan türünün soyunu yok edecek her türlü müdahale ve hayvanların bilimsel olmayan deneylerde kullanılması yasaklanmıştır. Deney hayvanlarının gerek ithalat ve ihracatı ve gerekse deneyleri izne tabi olup, bilimadamlarından kurulu bir kurul vasıtasıyla -etik kurul- deneyler için izin alınacaktır.

Söz konusu tasarımızda, hayvanlara kasıtlı olarak zarar vermek, 16 yaşından küçüklere teslim etmek ve satmak yasaklanmıştır. Ülkemizde, Pitbull ve Terrier gibi tehlike arz eden hayvanların üretilmesi, sahiplendirilmesi, ülkemize giriş-çıkışı, reklamı, sergilenmesi ve hediye edilmesi de yasaklanmıştır.

Tasarıyla, bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu, en yakın veteriner hekime ya da tedavi ünitelerine götürmek zorundadır.  

Tasarıda, eğitici yayınlar ve hayvanat bahçeleriyle ilgili düzenlemeler de yer almıştır.

Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, söz konusu kanun hükümlerine uyulmaması durumunda devreye girecek olan cezaî hükümleri de ayrıntılı bir şekilde düzenlemektedir.

Değerli milletvekilleri, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan kanun tasarısı, hayvanları korumanın ve toplu kıyım niteliğindeki itlafın önlenebilmesi bakımından önemli tedbirler getirmektedir. İtlafın önlenebilmesi açısından temel şart, kısırlaştırmadır. Bu nedenle, tasarıda, hayvanların, kısırlaştırma, aşılama, sahiplendirme gibi yollarla kontrol altına alınması öngörülmekte olup, bu görevlerin yürütülmesinde belediyelere de önemli sorumluluklar verilmektedir.

Tasarıda önemle ele alınan bölüm, sahipsiz hayvanlarla ilgili olan bölümdür. Bu bölümde, tüm hayvan varlığımızın korunmasına ve belli bir plan çerçevesinde, sistemli olarak popülasyonun kontrol altına alınmasına da hizmet edecek planlamaları içeren hükümler yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, hayvanların korunması, sorunların tespiti ve çözümlere yönelik olarak, her ilde, valinin başkanlığında, il hayvan koruma kurulları oluşturulacaktır. Sahipsiz hayvanların korunmasını sağlamak amacıyla, yerel hayvan koruma görevlileri de görevlendirilmiştir.

İnsan haklarının henüz istenildiği ölçüde yerleşmediği ülkemizde hayvan haklarından söz etmenin doğru olmadığını düşünenler olabilir; ancak, sorunların çözümlenmesinin ve yanlışların düzeltilmesinin temelinde, insanların ahlakî normlarda birleşmesi ve insanlığın yükselen değerlerinde buluşması yatmaktadır. Bunun sağlanmasıyla ilgili her girişimi desteklemenin, sorunların çözümü açısından büyük önemi vardır.

Bugün burada görüşülerek kabul edilecek olan bu kanunun etkili uygulanabilmesi bakımından, ilgili kurum ve kuruluşların, bilhassa yerel yönetimler ve gönüllü kuruluşlar ile hayvanseverlerin, şimdiden, büyük bir çaba içerisine girmesi gerekmektedir.

Bugün burada toplantıya katılan herkesin, tarihî ve insanî bir görevle konunun sahibi olacağı ve kamuoyunda gereken etkinliği yaratacağı inancıyla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN  - Teşekkür ediyorum Sayın Can.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Burdur Milletvekili Sayın Ramazan Kerim Özkan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, bugün Ankara ve İstanbul'da meydana gelen terör amaçlı patlamalarda hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar, ailelerine başsağlığı diliyorum. Ülkemizin bu tür olumsuzluklardan bir an önce kurtulmasını, huzur ve güvenin sağlanmasını diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, yaşadığımız çevremizde, sokağımızda, evlerimizin yakınlarında, hatta kimi zamanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi Kampusu içerisinde dahi hemen her gün görmeye alıştığımız ve çoğu zaman hiç ilgimizi bile çekmeyen sahipsiz kedi ve köpeklerin ne denli bir çevre kirliliği yarattığı hepimizce malumdur. Çoğu parklarda ve piknik alanlarında çimlerin üzerinde oturmak mümkün olmamaktadır. Evcil hayvan sahiplerini de duyarlılığa davet ediyorum. Ayrıca, sahipleri tarafından sokağa bırakılan ve alışkın olduğu ev ortamının dışında zor koşullarda yaşamaya terk edilmiş ev hayvanlarının korunmaları, gözetilmeleri ve bakımlarıyla ilgili düzenlemeleri de içeren bu kanun tasarısını Grubum adına desteklediğimizi belirtmek istiyorum. Yine, bu kanun tasarısının hazırlanmasında emeği geçen Çevre Komisyonu ve İçişleri Komisyonunda görevli değerli arkadaşlarıma da teşekkürlerimi sunuyorum.

Mükemmel insan, öncelikle insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan, çevre ve doğasına ve aynı zamanda yaşamakta olduğu evreni kendisiyle paylaşan diğer canlılara da saygılı olan insandır. Bu nedenledir ki, bu yasanın çıkması, insanın kendisine ve çevresine olan sevgi ve saygısı açısından son derece önemlidir; ayrıca, önce insanı, önce ahlakı hâkim kılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi metni, Uluslararası Hayvan Hakları Birliği ve ona bağlı ulusal birlikler tarafından 1977 Eylülünde Londra'da kabul edilmiş ve Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi Ekim 1978'de ilan edilmiştir. Bu bildirge, Avrupa Birliği ülkeleri arasında "Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi" olarak kabul edilmiş ve Avrupa Birliği üye ülkeleri kriterleri arasında yer almıştır. Avrupa Birliğine tam üyelik beklentisi içerisinde olan ülkemizde de bu sözleşme imzalanmış ve Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu sözleşme çerçevesince, Çevre Bakanlığınca hazırlanan ve şu anda görüşülmekte olan Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, hayvanların korunması ve yaşama haklarının güvence altına alınması amacıyla hazırlanmıştır. Bu tasarının amacı, başta evcil hayvanlar olmak üzere tüm hayvanların insan ve doğa kaynaklı mağduriyetlerinin önlenmesini, gözetilmesini, bakımlarını, kötü muameleden uzak tutulmalarını, üremelerini, canlarının ve sağlıklarının korunmasını sağlamaktır.

Değerli arkadaşlarım, önce de belirttiğim gibi, doğal yaşamın korunması adına birçok yönden olumlu ve ileriye yönelik olarak gerçekleştirilecek çok değerli bir yatırım olarak gördüğümüz bu kanun tasarısını Grup olarak da destekliyoruz. Ancak, şu da var ki, tasarı hazırlanırken birtakım gerçekler gözden kaçmış ve ilgili sivil toplum örgütlerinin ve gönüllü kuruluşların görüş ve önerileri dikkate alınmamıştır. Bunu önergelerle sizlere sunacağız. Çünkü, sokak hayvanları sorununun ana kaynağı, sahipli ev ve bahçe hayvanlarının kontrolsüz bir biçimde üreyerek yavrularının sokağa atılmasıdır. Bunun yanında, sorumsuz kişiler, sahip oldukları ev hayvanlarını da çoğu zaman sokağa bırakmaktadır. Kısırlaştırılmamış bir hayvan sokağa bırakıldığında, sürekli olarak üremektedir. Barınaklarda ve sokaklarda bulunan hayvanların yarısını, atılmış, terk edilmiş ve sokaklarda üremiş ev hayvanları oluşturmaktadır.

Tasarı incelendiğinde, 4 üncü maddenin (k) bendinde, ev hayvanlarının kısırlaştırılmalarının sadece teşvik edildiği görülmektedir. Oysa, sokak hayvanı sorununun ana kaynağını, evinden sokağa atılan ev hayvanları veya evde doğurtulup bakılamayan ev hayvanı yavrularının sokağa bırakılması oluşturmaktadır. Sokağa atılmış kısır olmayan ev hayvanları, sokaktaki mevcut hayvanlarla sürekli olarak çiftleşmektedir. Kısırlaştırılmamış bir çift köpek -bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum- beş yılda 60 000 başıboş sokak köpeğine dönüşmektedir. Bu gerçekten çok ciddî ve ürkütücü bir tablodur ve sokaklarımız, maalesef, her geçen yıl milyonlarca başıboş sokak hayvanıyla dolmakta ve bu da, hem çevre kirliliği oluşturmakta hem de insan ve hayvan sağlığı açısından ciddî tehditler oluşturmaktadır. Değerli arkadaşlarım, bu nedenle, ev hayvanlarına, mutlak suretle, kısırlaştırma mecburiyeti getirmek zorundayız.

Daha önce, bir milletvekilinin, kendi köpeklerinin mürüvvetlerini görme isteği üzerine iptal edilen ev hayvanlarındaki kısırlaştırma zorunluluğu, ne yazık ki, son derece yanlış bir karar olmuştur. Barınaklar, sokağa atılan cins köpeklerle doludur şu anda. Eğer, herkes köpeğinin mürüvvetini görme mutluluğunu yaşarsa, bizler, barınaklara atılan milyonlarca hayvanın acısını yaşamaya devam edeceğiz.

Eğer, ev hayvanlarını kısırlaştırma zorunluluğu getirilmezse, kedi ve köpeğinden yavru almak isteyen insanlara karşı, en azından, ciddî bir maddî yaptırımın uygulanması zorunluluğu getirilmesinin gerektiğini düşünüyorum.

Bunu söylediğimizde, Avrupa ülkelerinde kısırlaştırma olmaması emsal gösterilmektedir; ancak, ne var ki, Avrupa ülkelerinde insanlar, ev hayvanlarını sokağa attıkları zaman bir kanunî yükümlülük altına girmektedirler; ev hayvanlarıyla ilgili kuruluşların yetkilileri tarafından sürekli olarak denetim altında tutulmaktadırlar.

Ev hayvanlarında kısırlaştırma zorunluluğu, hem sokak hayvanı sorununun çözümüne katkıda bulunacak hem de bu çaresiz hayvanların kontrolsüzce üreyip sokaklarda vahşete uğramasını engelleyecektir. Dolayısıyla, ev hayvanlarını kısırlaştırma zorunluluğu getirilmeden sokak hayvanı sorunu çözülemez ve çözülmeyecektir.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir diğer husus ise, tasarının 31 inci maddesinde, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu hükümlerinin saklı olmasının tasarıda yer almasıdır.

Hayvanları Koruma Yasası Tasarısı, zaten, bu 3285 sayılı Yasadan kaynaklanan sorunları çözmeye çalışıyor. İlgili yasanın 119 uncu maddesi (f) bendinde "kuduz hastalığına yakalanmış veya hastalıktan şüphelenilen bir köpek müşahede yerinden kaçar ve bulunmaz ise, o mıntıkanın 10 kilometre çevresindeki sahipsiz ve başıboş köpekler öldürülür ve imha edilir" denilmektedir. Bu da, düpedüz bir katliama sebep olmaktadır.

Yine belediyeler, bu yasadaki bazı hükümleri kullanarak, binlerce köpeği bir günde itlaf edebilmektedirler. Eğer bu yasa gerçekten hayvanları koruyacaksa, 3285 sayılı Yasanın saklı hükümlerinin içerisinde yer almaması gerekmektedir.

Ayrıca, Türkiye'ye, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinden, çoğu valizler içerisinde yarısı yolda ölen köpekler kaçak olarak sokulmaktadır ve bununla ilgili hiçbir yaptırım yoktur. İthalat ise, kontrolsüz olarak yapılmaktadır. Barınaklarımız ağzına kadar doluyken, kedi, köpek ithalatının devam etmesi de son derece yanlış bir uygulamadır. Bu nedenle, hayvan ithalatının hemen yasaklanması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Hayvanları Koruma Kanunu deyince aklımıza sadece sahipsiz ve başıboş kedi ve köpekler gelmemelidir. Bugün, etinden, sütünden, yumurtasından yararlandığımız hayvanlarımız da bu koruma kapsamındadır. Bugün, her birimizin seçildiği il ve ilçe merkezlerinde hayvan pazarları kurulmaktadır. Birkaçı hariç, yurttaki sayıları 100'leri bulan bu hayvan pazarları, açlık, susuzluk, hastalık ve kötü muamelelerin hâkim olduğu bir toplama kampı niteliğindedir. Bu nedenle, hayvan pazar ve panayırları, çağın şartlarına uygun, Avrupa Birliği normlarına uygun olarak yeniden düzenlenmeli ve düzenlenmeleri mümkün olmayanlar ise kapatılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, nüfusunun yarısına yakınının tarım ve hayvancılıkla uğraştığı bir ülkede yaşıyoruz. Ancak, ne yazık ki, bu sektörün gayri safî millî hâsıladaki payı yüzde 10 bile değildir. Hayvan yetiştiricisi, bırakın hayvancılıktan para kazanmayı, günlük geçimini dahi sağlayamamaktadır; kızını gelin etmek, oğlunu askere yollamak için, damızlık hayvanını dahi, gözü yaşlı, pazara götürmektedir.

Değerli milletvekilleri, bulunduğunuz bölgelerdeki hayvan pazarlarına gittiğinizde, elinde yularından tuttuğu hayvanını satmak için pazarın bir köşesinde bekleyen gözü yaşlı bir nineyi veya dedeyi, eğer hayvanlarını satarsa bu paradan okul harçlığı almayı ümit eden minicik çocukları görebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısıyla birlikte hayvancılıkla uğraşan bu yetiştiricilerimizi de bir korumaya almamızın zamanı gelmedi mi?! Eğer bunu yapamazsak, yakın bir gelecekte, bırakın hayvancılık yapacak yetiştiriciyi, yetiştirilecek hayvanı bile bulamayacağız. Bugün, yurdumuzun birçok köşesindeki hayvan yetiştiricileri, kendi boğazından, yakacağından, giyeceğinden keserek hayvanını doyurmaya çalışıyor; kendisi, eşi, çocukları, parasızlıktan belki yıllardır bir doktor kapısı çalmamışken, hayvanının en basit rahatsızlığında bile veteriner hekime koşuyor. Onlar, sahip oldukları ve tek gelir kaynağı hayvanlarını, bu yasa tasarısından çok daha önceleri de koruyorlardı ve korumaya da devam edecekler. Onların, hayvanlarını korumak için bu yasa tasarısına hiç ihtiyaçları yok; yalnızca, kendileri korunmaya muhtaçtır. Onlar, bizlerden çok fazla bir şey istemiyorlar; sadece, ürünlerinin para etmesini istiyorlar; alınterlerinin, emeklerinin para etmesini istiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bugün, hayvancılıkta, devlet tarafından uygulanan desteklemeler tamamen yetersizdir. Geçtiğimiz günlerde uygulanmaya başlanılan, 190 kilogramı geçen karkas ağırlığının beher kilosu için verilen 1 000 000 liralık desteklemeden ise, sadece, besi amaçlı işletmecilik yapan ve kültür ırkı hayvan yetiştiren besiciler yararlanmaktadır. Anadolu'da zor şartlarda yetiştirilen yerli ırklarımızın karkas ağırlığının 190 kiloya ulaşması zaten mümkün olmadığı için, fakir ve gerçekten ihtiyaç sahibi yetiştiricilerimiz, bu desteklemeden yararlanamamışlardır. Bizim görüşümüz, bu tip desteklemelerde, yerli ve kültür ırkları için farklı standartlar belirlenmesi ve desteklemenin buna göre daha adil bir şekilde yapılmasıydı.

Şimdi, yetiştiricilerimiz, elleri koynunda, yeni yapılacak desteklemeleri -günübirlik iyileştirmeleri değil- ürünlerine verilecek olan destekleri, yardımları, teşvikleri beklemektedir.

Tasarının 4 üncü maddesi (a) bendinde "bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir" denilmektedir. Bu nedenle, ev hayvanları dışında, ülkemize ekonomik getiri sağlayan ve birçok kişinin geçim kaynağı olan küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarımızın da koruma altına alınması gerekmiyor mu! O hayvanları yaşatan ve bir maddî değer olarak ülke ekonomisine katkı sağlayan yetiştiricilerimizin de bu yaşama hakkına sahip olması gerekmiyor mu! Bunun için, daha neyi bekleyeceğiz; hayvancılığımızın yok olmasını mı ya da yetiştiricilerimizin, üreticiliği bırakıp büyükşehirlere göç ederek tüketici olmasını mı!

Değerli arkadaşlarım, yetiştiricilerimiz, bugün, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, kasaplık hayvanını erken kesime götürmekte, kuzusunu, artan yem ve işletme masrafları nedeniyle, 15-20 kilogram canlı ağırlığa ulaşmadan kestirmek zorunda kalmaktadır. Bugün, marketlerde ve kasap reyonlarında körpecik kuzu karkaslarını görünce içiniz burkulmuyor mu?! Yapılan birçok projeye rağmen, erken kuzu ve dana kesiminin önüne geçilemedi; bu da bir katliam değil midir? Bunu önlemek için, özellikle küçükbaş hayvan yetiştiricilerimizin ciddî anlamda desteklenmesi gerekmektedir.

Diğer önemli bir konu ise, kurban bayramında yaşanan katliam ve çevre kirliliğinin önüne geçilmesidir. Gerçi, son yıllarda, belediyelerimizce uygulanan bazı zabıtaî tedbirlerle olumlu bir gelişme sağlanmıştır; ancak, bu, halen yeterli değildir. Bu konuyla ilgili cezaî yaptırımlar artırılmalı ve mutlak suretle uygulanmalıdır. Avrupa Birliğine girme çabası içerisinde olan bir Türkiye'de, artık, kurban bayramlarında cadde ve sokaklarda kovalanan, yakalanan ve ev önlerinde kesilen hayvan manzaralarına tanık olmak istemiyoruz. İki komşunun, iki akrabanın, ortak kestikleri kurbanın etini paylaşırken yaşadıkları kavgaları, ölümle biten olayları, artık, bu ülkede yaşamak istemiyoruz. Bu konuda, mezbahalarımız, adaletli, hijyen kesimi başarmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizdeki tüm hayvanların bu koruma kapsamında olması, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak en büyük dileğimizdir. Sağlıklı ve yaşanır bir çevre için, tüm insanların bu kanun kapsamında üzerlerine düşen görevleri yapması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, yasaları yapıyoruz, Avrupa Birliği uyum yasaları diyoruz. Ben, veteriner hekimim. Hâlâ, ülkemizde, hayvanların bir yerden bir yere taşınması için -sağlıklı taşınması gerekir diyoruz- araçlarımız uygun değil; yeterli suluk, yeterli yemlik, yeterli kalorifer donanımlarına sahip 1 tane TIR'ımız yok.

Zaman zaman Almanya'dan ithalatlarımız oldu; o ülkelerde 35 ineği bir anda taşıyabilen TIR'lar var. Bunlarda yemlikler hazır, suluklar hazır. Biz, hayvanları koruyacağız diyoruz; erzurum'dan Edirne'ye veya Hakkâri'den Ankara'ya taşınan hayvanlar, hâlâ, sağlıksız koşullarda, bir 50 NC'nin üzerinde veya bir kargonun üzerinde, açık arabalarla taşınıyor; hem verim kaybı oluyor hem zayıflama oluyor hem de hayvanların zaman zaman kaymasıyla, travmalara, yaralanmalara, ayaklarının kırılmalarına neden olunuyor. Bu konuda, yasal düzenlemelerimiz hazır; fakat, işadamlarımızın, otomotiv sektörünün, bu konuda hazırlıklarını yapmaları gerekiyor. Bizim hayvanlarımızın da, Avrupa hayvanları gibi, bir şehirden bir başka şehre taşınmalarında rahatlığa ulaşmalarını diliyorum.

Bu duygularla, yaşanır, güzel bir çevre ve mutlu bir Türkiye dileklerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Komisyon Başkanı Malatya Milletvekili Sayın Münir Erkal'ın konuşma talebi var.

Buyurun Sayın Erkal. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1995 yılından beri 4 kez Meclisimize sevk edilen, ancak bir türlü kanunlaşamayan Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısını, nihayet bugün Genel Kurulda görüşmeye başlıyoruz. Bu tasarıyı kanunlaştırmanın onurunu ve gururunu hep birlikte paylaşacağız. Bu kanun tasarısı, ülkemizde bugüne kadar düzenlenmemiş bir alanı ilk kez ve yeni olarak düzenleyecektir; yasalaştığı zaman bir kod kanun olacaktır; bu açıdan, fevkalade önemlidir. Bu tasarı, bundan sonra, bu alanda belirleyici konumda olan bir altyapıyı teşkil edecektir.

Değerli arkadaşlar, bu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdiye kadar, bu alan, Türkiye'de belirsizdir ve bu konuyla ilgili hiçbir kanunî düzenleme yapılmamıştır. İlk defa geçireceğimiz bu kanun, bir kod kanun olarak, böyle bir güzelliği Türkiye'nin önüne getirecektir.

Değerli milletvekilleri, yaşadığımız bu güzel dünyada, bütün canlıların hayatlarını koruma ve devam ettirme yönünden birbirleriyle yakın ilişkileri vardır. Bu nedenle, tüm canlıları bir bütün olarak ele almak ve değerlendirmek gerekir. İnsan, ekolojik bir varlıktır ve tüm canlılarla sürekli bir etkileşim içindedir. Bu etkileşimin doğru yapılması, dünya dengelerinin korunması ve sürdürülebilir hale gelmesinde fevkalade önemlidir. Bu etkileşim doğru kurulmadığı içindir ki, dünya dengeleri önemli sıkıntılara gebedir. Bu nedenle, dünya dengelerini korumak, tüm canlılarla, bitki ve hayvanlarla, yani, doğadaki sistemi bilerek, bu dengeyi bozmadan, onlarla beraber hareket etme gereği vardır; bu, doğaya hükmetmek değil, doğanın dengeleriyle ve sistemiyle beraber yürümenin amacıdır.

Bu nedenle, tüm canlılarla ve hayvanlarla ilgili olarak, gerek insanî açıdan gerek dinlerin odak noktasında, onları korumak, himaye etmek tavsiyesi, öğretisi ve emri vardır. Bu hususta, dünyada, İngiltere'de, antik çağda, arenalardaki gösterilerde, fil katliamlarında, Büyük Pompeius'da ve diğer birtakım örneklerde, hayvanlara yapılan yanlış kıyımlar ve maalesef, katliamlar, toplumlar tarafından ciddî şekilde lanetlenmiştir. Ayrıca, bizim inançlarımızda da, yüce dinimizde de, Peygamber Efendimiz döneminde de, bu hususla ilgili olarak, hayvanların korunması, onlara iyi muamele edilmesi noktasında ciddî tavsiyeler ve emirler vardır. Bir örnek olarak vermek istiyorum; mesela, Peygamber Efendimiz, sağım sırasında koyunların memelerinin incinmemesi ve çizilmemesi için sağıcıların tırnaklarını kesmelerini istemiştir; yine, Peygamber Efendimiz, fizikî şiddet bir tarafa, onlara kötü söz söylenilmesini dahi tasvip etmemiş, bu nedenle, bindiği deveye bedduada bulunan bir kadının hayvandan aşağıya indirilmesini istemiştir. Bu anlamda, Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının, gerek dinî inançlarımız açısından, gerek insanî açıdan ne kadar geniş bir çerçeveyle ortaya konulduğunu ifade etmek anlamında bunları söylüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yaklaşımlarla, 20 nci Yüzyılın sonlarına gelindiğinde, hayvanları koruma dernekleri ve koruyucu yasalar, dünyanın hemen bütün ülkelerinde yerleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda dünyada, toplumsal, ahlakî ve vicdanî açıdan, tüm hayvanların yaşamlarını ve onların, acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı korunmalarını ve onlara kötü muamele edilmesinin önlenmesini güvence altına almak için yapılan uluslararası çabalar da büyük hız kazanmıştır. Bu konuda uluslararası bildirgeler, uluslararası sözleşmeler kabul edilmiş ve ülkeler de kendi içlerinde bunlara paralel kanunlar çıkarıp, uygulamaya başlamıştır.

Geleneklerinde hayvan sevgisi olan, tarihinde, hayvanların korunması için vakıflar kurmuş olan ülkemizde ise hâlâ böyle bir kanunun olmaması büyük bir eksikliktir. Bu önemli eksiklik tasarının yasalaşmasıyla birlikte giderilmiş olacaktır.

Geçmişimize baktığımızda, daha Avrupa'da hayvan haklarının esamisinin okunmadığı günlerde, Osmanlı toplumunda, hayvanları haksız yere öldürmek şöyle dursun, onlara sövmenin, dövmenin ve kaba davranmanın bile yasaklandığını görürüz; bununla ilgili çok ciddî kanunnameler çıkarıldığını görürüz.

Bu hususla ilgili olarak, Doç. Dr. Abdülaziz Bayındır "İslamda Hayvan Hakları" adlı incelemesinde şunları yazmıştır: "Birçok hayır yollarına vakıflar yapmış olan ecdadımız, hayvanların bakım ve beslenmesi için de vakıflarda bulunarak, kendilerine bunca hizmet sunan bu yaratıklara karşı bir kadirşinaslık örneği vermişlerdir. Zayıf hayvanların otlayıp beslenmeleri için meralar ve çayırlar vakfetmişlerdir. Kış aylarında kuşların beslenmesi, hasta ve garip leyleklerin bakım ve tedavisi, hayvanlara gıda ve su verilmesi için vakıflar kurmuşlardır".

Osmanlıdaki bu hayvan sevgisi, Osmanlı topraklarına gezi yapan seyyahların anılarında da yer almıştır. Batılı seyyah La Martin, Doğaya Seyahat adlı eserinde, Osmanlıdaki hayvan sevgisini şöyle anlatır: "Bizim memlekette de başıboş bırakılan veya azarlanan bu zavallı hayvanların hepsine şefkat ve merhamet teşmil ederler. Bütün sokaklarda mahalle köpekleri için belli aralıklarla su kovaları sıralanır. Bazı Türkler de, ömürleri boyunca besledikleri kumrular için, öldükten sonra onların hayatlarının devam etmesi için vakıflar tesis edip, kendilerinden sonra da yem verilmesini sağlarlar".

Değerli milletvekilleri, bütün bu incelemeler bizim medeniyetimizin, kültürümüzün ve insanlığın bu husustaki yaklaşımının örnekleriyle doludur. Ülkemizde ise başıboş hayvanların içinde bulundukları ortam ve gördükleri eziyet, insanlara bulaştırma riski olan hastalıklar, kasaplık hayvanların yetiştirilme ortamları ve kesim yöntemleri, hayvan refahı, doğal ve yaban hayatın korunmasındaki eksiklikler, nesli tükenmekte olan hayvanlar, doğal çevrelerin korunması gibi konular, maalesef, bugüne kadar sorun olmaya devam etmiştir.

Hayvanların korunması, onların, yaşama hakkı, rahat bir yaşam sürmeleri, acı, ıstırap ve eziyet çekmemeleri, ülkemizde ilk kez, bu tasarının yasalaşmasıyla yasal bir güvenceye kavuşacak ve teminat altına alınacaktır. Hayvanlara eziyet, hayvan katliamı, hayvan refahı ve hayvanları koruma düşüncelerine aykırı davranışları ve uygulamaları önlemek, bu tasarının özü ve ruhudur.

Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, Komisyonumuzda yaptığımız detaylı ve uzun süren çalışmaların sonucunda son halini almıştır. Ülkemizde, bu alanda faaliyet gösteren hemen bütün sivil toplum örgütlerinin, veteriner fakültelerinin, veteriner hekimleri odalarının görüşleri alınmış ve bu görüşler de, azamî ölçüde tasarıya yansıtılmaya çalışılmıştır.

Ben, burada, biraz önce CHP Grubu adına konuşan değerli arkadaşıma bir cevap vermek istiyorum. Burada, sivil toplum örgütlerinin bu hususta hiçbir görüşünün alınmadığını söylemiştir. Halbuki, bizimle görüşseydi... Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı çalışmalarıyla ilgili süreçte, bizden randevu isteyen her sivil toplum örgütü bizimle görüşmüştür, bir kere değil, birkaç kez görüşmüştür ve bütün bunların talepleri, gerek e-mail yoluyla gerek faksla gerek bizzat gelerek alınmış, uzmanımız tarafından değerlendirilmiş ve ilgili uzmanların görüşleri alınarak, bu hususta azamî bir temas düzeyi sağlanmıştır; yani, bu hususta bizimle görüşmeyen bir tek örgütün bile olduğunu söyleyemezsiniz.

Ayrıca, önemli bir konu daha söylemek istiyorum. Tasarının kanunlaşması aşamasında bile bazı sivil toplum örgütleri gelmişler, onlarla da özel görüşme yapılarak, tasarının çalışması bittiği ve Genel Kurula indirildiği halde, eğer haklı bir talepleri varsa, bunu, Genel Kurulda, bir önergeyle düzelteceğimiz vaadi de kendilerine verilmiştir. Bu gelişme sürecindeki çalışma metodumuzu değerli arkadaşımızın bilgisine sunmak istiyorum.

Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, öncelikle, hayvanların korunmasıyla ilgili temel ilkeler, uluslararası sözleşmeler dikkate alınarak, onlarla senkronize bir şekilde, paralel bir şekilde düzenlenmiştir.

Değerli arkadaşlar, başıboş sokak hayvanları sorunu, Türkiye'nin çok önemli bir sorunu. Bugün özellikle büyük şehirlerimizde yaşanan büyük bir sorun olarak herkesin gözü önündedir. Sokak hayvanlarının çoğalmalarının kontrol altına alınması, halk sağlığını korumak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, özellikle sahipsiz sokak hayvanları sorununun çözümüne yönelik olarak, bu hayvanların, yerel yönetimlerce kurulan ve izin verilen hayvan bakımevlerine götürülme zorunluluğu getirilmiştir.

Değerli arkadaşımızın konuşmasında yine bir konu gündeme getirildi "neden kısırlaştırma yapılmıyor da, teşvik esas alınıyor" denildi. Getirdiğimiz tasarının ilk halinde -altkomisyona havale edilen metinde- kısırlaştırma esastı; fakat, daha sonra bazı milletvekili arkadaşlarımızca, bunun yapılmaması konusunda, çok ısrarla, bize, komisyon üyelerine birtakım tavsiyelerde bulunuldu. Bunun üzerine, o arkadaşlarımızın da görüşlerinin bir araya getirilmesi açısından, bir orta yol bulunması gündeme geldi ve dolayısıyla "teşviki esastır" diyerek, güçlendirilme anlamında bir ifade kullanılmıştır. Bunu da bilgilerinize sunmak istiyorum; ama, tasarının ilk hali, kısırlaştırılması esasına göre idi.

Değerli arkadaşlar, yine bu tasarıda önemli bir konu, dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan barınak uygulaması kaldırılmıştır. Biliyorsunuz, şu anda da hayvan barınakları, aslında hayvanların barındırıldığı bir yer olmaktan çıkmıştır, onlara çok ciddî problem üreten bir nokta haline gelmiştir. Barınaklarla ilgili sivil toplum örgütleriyle yaptığımız görüşmelerde, onların bu sıkıntıları da tarafımıza iletilmiştir.

Tabiî, bunların yerine ne konulmuştur; yine, tasarımıza koyduğumuz hükümlerle hayvan bakımevleri ve hayvan hastaneleri kurulmaktadır. Sahipsiz hayvanlar bu merkezlerde kısırlaştırılacak, aşılanacak ve gerekli rehabilite işlemleri de yapıldıktan sonra, yine alındıkları ortama bırakılacaktır. Bu suretle, sokak hayvanlarının popülasyonu zaman içinde azalacaktır. Kısırlaştırma işlemi, hayvanların saldırgan karakterini de ortadan kaldıracak ve bu hayvanlar insanlar için tehlike arz eden bir konumdan da çıkarılacaktır.

Tasarıyla, yerel yönetimlere hayvan bakımı ve korunması konusunda eğitim programları düzenleme görevi verilmiştir. Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, bu husustaki en büyük problemlerden birisi, bu bilincin, bu şuurun yaygın bir şekilde topluma hâkim olmamasıdır. O nedenle, gerek yerel yönetimlere gerekse 20 nci maddemiz hükümlerine göre, ulusal medyada birtakım zorunlu programlar getirilerek -özellikle prime time'larda- bir eğitim sistemi ortaya getirilerek, öncelikle insanlara bu bilincin ve bu şuurun aşılanması temel bir esas olarak gündeme getirilmiştir.

Ayrıca, hayvanlara tıbbî ve cerrahi müdahaleler kontrol altında yapılacaktır. Hayvan deneyiyle ilgili etik kurullar kurularak, bu etik kurulların kontrolünde hayvanlarla ilgili deneyler yapılacaktır. Hayvan türünü yok edecek her türlü müdahale yasaklanmıştır. Hayvanların ticaretiyle ilgili, çiftlik hayvanlarıyla ilgili, yabanî hayvanlar, ev ve süs hayvanları için ayrı ayrı düzenlemeler getirilmiştir.

Yine, değerli CHP temsilcisi arkadaşımız, nakliye konusunda, hayvanların taşınması konusunda eksiklik olduğunu söyledi. Halbuki, burada, gerek 10 uncu maddemizin ikinci fıkrasında gerekse 4 üncü maddenin (ı) fıkrasında bu hususla ilgili çok açık hükümler vardır.

Değerli arkadaşlar, biz bu tasarıyı yönetmelik gibi hazırlamıyoruz. Bu tasarının, tekniğinde, fleksibl, esnek bir yapıda hazırlanması tarafımızdan ilke olarak benimsenmiştir. Dolayısıyla, bu nakiller gibi, çiftlik hayvanlarının veya  diğer hayvanların korunmasıyla ilgili, taşınmasıyla ilgili sistemler yönetmeliklere bırakılarak, küreselleşme gerçekleriyle beraber, gelişen şartlarla beraber, daha esnek ve daha şartlara uygun bir nakil ve taşınma işleminin gerçekleşmesi bu konumda bu kadar açıkça belirtilmemiştir; ama, gerek 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında gerek 4/ı maddesinde bu nakil işlemi ve taşınma işleminin,  çok net bir şekilde, hayvanlara, kesinlikle acı, sıkıntı, eziyet etmeyecek şekilde düzenlenmesi temel bir ilke olarak karar altına alınmıştır.

Değerli arkadaşlar, yine, hayvan dövüşleri yasaklanarak, özellikle, bunların da sadece şiddet içermeyen ve folklorik amaçlı olmak şartıyla ve yine hayvanları koruma kurulundan izin almak şartıyla ancak yapılabileceği bir hükme bağlanmıştır. Böylece, bu tarzda, biliyorsunuz, ölçüyü kaçıran uygulamalar da bir sistem ve kurala bağlanmıştır.

Hayvanların kesilmesiyle ilgili temel ilke ve kurallar belirlenmiştir. Bunlarla ilgili, gerek değerli üyemizin gündeme getirdiği kurban bayramlarındaki kesimlerin gerekse diğer yanlış kesimlerin usulüne daha uygun olarak yapılması için gerekli tüm tedbirler birtakım kurumlara havale edilerek, yönetmelik bazında gündeme getirilmesi temin edilerek, yine, fleksibl bir yapı, esnek bir yapı, şartlara uyum gösteren bir yapı sistemin önüne konulmuştur.

Değerli arkadaşlar, tabiî, burada, il hayvan koruma kurulları önemli bir kurul olarak ortadadır. Bu kurulda, bütün sistemi temsil yeteneğini elimizden geldiği kadar artırmak istedik. Belediye başkanları, veteriner müdürleri, fakülte temsilcileri, bu işle ilgili veteriner odaları sistemin içerisinde yer alıyor ve müşterek bir karar veriliyor.

Yine, burada, özellikle benim teklifimle gündeme gelen bir konu var. Bu il hayvan koruma kurullarının vizyonlu bir çalışma yapmasını arzu etmiştik. Bu tarzda, burada, bu il hayvan koruma kurulları, yıllık, beş yıllık ve on yıllık plan ve proje hazırlayacaklardır. Dolayısıyla, o kentte, bir yıl içerisinde, beş yıl içerisinde ve on yıl içerisinde nasıl bir hayvan popülasyonu oluşacak, nasıl bir yapı oluşacak, ne gibi tedbirler alınacak; bu, önemli bir hedef raporu olarak, bir stratejik plan olarak orada karar altına alınacak. Tabiî, bu dokümantasyon, bu veri tabanı merkezî yönetime iletilerek, merkezî yönetimin de, o kentte, o bölgede, nasıl karar alacakları konusunda, onlar için çok ciddî bir doküman altyapısı oluşturacaktır. Dolayısıyla, bu, vizyonlu, uzun vadeli bir çalışma olarak gündeme gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, tabiî, biliyorsunuz, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusunda hükümetimizin, kamu yönetimi reformu kapsamında ciddî teklifleri var. Burada, yine, yerel yönetimlere, bu sistem içerisinde büyük ölçüde yetki verilerek, bunların kaydı, hayvan hastanesi kurulması, yerel yönetimler ile diğer kurumların bir koordinasyon içinde çalışması bir karar altına alınarak, yerel yönetimlere de çok ciddî işlemler yapma yükümlülüğü getirilmiştir.

Ayrıca, sadece bu işlerde vakıf konusu gündeme gelerek, gerçek ve tüzelkişilerin, hayvanlarımıza dönük hibe ve yardım yapma potansiyelinin de yok edilmemesi için, gerek yerel yönetimlere, gerek merkezî yönetimlere, gerçek ve tüzelkişilere destek verme yükümlülüğü getirilmiştir. Böylece, toplumdaki sivil inisiyatifin, sivil potansiyelin, bu şekilde açığa çıkarılması hedeflenmiştir.

Ayrıca, bana göre, gönüllülük kavramı çok önemli bir kavram. Dünyanın geleceği, sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesine, artı, gönüllülük ruhuyla yapılan işlere, gönüllü kuruluşların güçlenmesine doğru gitmektedir. Bir ülkede, sivil toplum ne kadar güçlüyse ve bununla beraber gönüllü kuruluşlar -ki, bu, şimdi, dünyada tartışılan bir kavramdır; sivil toplum kuruluşundan daha güçlü olduğu söylenilmektedir- ne kadar güçlüyse, o toplumun otokontrol sisteminin daha sağlıklı, düzenli ve hatasız çalışacağı aşikârdır. Bu anlamda, bu tasarıda, gönüllü olarak yerel hayvan koruma görevlileri oluşturulmuştur. Böylece, gönüllülük kavramı da gündeme getirilmiş ve hükümetimizin, insanımızla bütünleşme noktasında, insanımızın potansiyelini, ilgisini, alakasını, heyecanını merkezî yönetimle bütünleştirme noktasında bana göre çok önemli bir desteği veya yaklaşımı da, burada hayata geçirilmiş olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, demin söyledim, radyo - televizyon yayınları, eğitim artırılacaktır; hayvanat bahçelerine bir yükümlülük ve sistem getirilmiştir; ev ve süs hayvanlarının ticaretinin yapılması ve ülkeye sokulması izne tabi hale getirilmiştir; hayvan satış işlemleri yapanlara, kesinlikle sertifika alma yükümlülüğü getirilmiştir; yani, bir eğitim altyapısı olması lazım o hayvanları koruması ve satabilmesi için.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, tasarı, bu anlamda, esas itibariyle hayvan sağlığı ve refahını ilgilendirmekle birlikte, bu konu, doğrudan genel halk sağlığını ilgilendirmektedir, gıda güvenliğini ilgilendirmektedir; bu nedenle, insanımız açısından ve kendi kültür ve medeniyetimiz açısından da büyük önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çerçevede, bu strüktürle, bu alanda düzenleyeceğimiz ilk kanunun, çıkaracağımız bu kod kanunun, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum. Çıkaracağımız bu yasa, bu alanı belirsizlikten kurtaracaktır, kurumsallaştıracaktır ve bizim değerlerimizi merkezî yönetime ve ülkeye taşıyacaktır.

Ben, bunun onurunun 22 nci Dönem Parlamentosunun olması temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Erkal.

Şahsı adına, Trabzon Milletvekili Sayın Cevdet Erdöl; buyurun.

CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ülkemizde meydana gelen münferit olayları nefretle kınadığımı, ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dilediğimi belirtmek istiyorum.

Ben, bu Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısına, değişik bir perspektifle, kısa bir bakış açısı arz edeceğim ve fazla zamanınızı almayacağım.

Bir kere, ben, Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının ismine muhalifim; şundan dolayı: Hayvanların korunmaya ihtiyaçları yok. Belki, bu kanunun ismi "hayvanlara daha saygılı olma kanunu", "hayvanlara zarar vermeme kanunu" olsaydı, manasıyla daha örtüşürdü diye düşünüyorum.

Şimdi, hayvanlara "hayvan" demeye bir şey demiyorum da, insanlara hayvan demenin hakaret manasında kullanılmasının da son derece karşısında olduğumu ifade ediyorum; çünkü, insanlara hayvan denildiği zaman, acaba, insana mı hakaret edildiği, hayvana mı hakaret edildiği konusunda ciddî şüphelerim var.

Şimdi, yine bu Mecliste, bu kürsüde, bir arkadaşımız -ismini vermeyeceğim- profesör patentli bir arkadaşımız diyelim ve yine, aynı şekilde, Meclis koridorlarında, milletvekili iki kişiden birisi, diğerine "kuş beyinlilerin de bunu anlayabileceği" mahiyetinde bir cümle sarf etti. Yani "kuş beyinli" deyiminden neyi anladığını -hakaret manası taşıdığını pekala biliyoruz, ama- kuşun beyniyle ilgili düşüncesini arkadaşa sormak isterdim burada olsaydı. O "kuş" dediğimiz canlı, Sibirya'dan, Rusya'nın içlerinden, gidiyor taa Afrika'ya kadar, konaklayacağı yerleri biliyor; ne haritası var ne bir şeyi var. O arkadaşlar -benzin parası benden- Sibirya'dan Afrika'ya gitsinler hiçbir yere sormadan, harita da vereceğim onlara; mümkün değil... Onun için, biz, hayvanlara hakaret etmeyelim lütfen ve hayvanlara çok daha saygılı olalım. (Alkışlar)

Hayvanların korunmaya da ihtiyaçları yok bu manada; çünkü, etiyle, sütüyle, derisiyle, yumurtasıyla, canlarıyla, kanlarıyla bizlere hizmet eden, yük taşıyarak...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sesleriyle...

CEVDET ERDÖL (Devamla) - Evet; Başkanımın dediği gibi, sesleriyle bizlere hizmet eden ve karşılık beklemeyen, sadece sevgi ve sadece bir okşanma bekleyen bu canlılara, bizim çok daha saygılı olmamız lazım.

Hiçbir hayvan, çok aç kalmadıkça, hiçbir kimseyi, hiçbir canlıyı öldürmez, hele insanları hiç öldürmez. Siz, hiç, petrol için insan öldüren bir hayvan duydunuz mu?! Siz, hiç, toprak kazanmak için insan öldüren hayvan duydunuz mu?! Siz, hiç, altın için insan öldüren hayvan duydunuz mu?! Siz, hiç, binlerce insanı, binlerce çocuğu, masum yavruyu anasız babasız bırakan hayvan duydunuz mu?! O zaman, biz, insanlara "hayvan" derken, acaba, insanlara mı hakaret ediyoruz, hayvanlara mı hakaret ediyoruz; ciddî olarak düşünülmesi lazım.

Bir büyüğün sözüyle sözlerimi bitirmek istiyorum: "Nice insan gördüm, üzerinde elbise yok; nice elbise gördüm, içinde insan yok."

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erdöl.

Şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Canan Arıtman; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, tüm hayvanların yaşam haklarının güvence altına alınması yolunda atılan çok önemli bir adımdır.

Dünyada çağdaşlık ölçütü olarak kabul edilen en önemli kriterlerden biri de hayvanlara yapılan kötü muameleler ve insanlıkdışı uygulamalarla onların yaşam haklarının hiçe sayılmasının önlenmesidir. Doğada yaşayan her canlı varlık, doğal düzenin bir parçası ve koruyucusudur. Yok edilen her hayvan ve bitki türünde, doğamız, telafisi mümkün olmayan kayıplarla karşı karşıya kalmaktadır. Bütün bu sorunların çözümünde, yaşama saygı duyma felsefesi yatmaktadır. Toplumsal uzlaşmadan ahlaka, insan haklarından diğer canlıların haklarına kadar uzanan her türlü sorunun yaşama saygı duyulmadan çözümlenmesi mümkün değildir.

İnsanlık, binlerce yıldır, köleliği yıkmak, dil, din ve vicdan özgürlüğünü sağlamak, kadın hakları, mülk dokunulmazlığı, emeğin karşılığını almak, hukuk ve adaleti temin etmek, yani, insan hakları için çok zorlu mücadeleler vermiştir ve vermeye devam etmektedir. İnsan hakları mücadelesinde başarının yolu, dünyanın sadece insanlardan oluşmadığını, acıların ve mutlulukların sadece insanlara ait olmadığını bilmek ve dünyadaki tüm canlıların yaşam haklarına saygı duymaktan geçer. Eğitimciler "insan sevgisi ve insana saygı hayvanları sevmekle başlar ve gelişir" der. Çocuk eğitiminde, onlara hayvan sevgisinin aşılanması gerekliliği bir bilimsel gerçektir. Hayvan haklarını özümsemek ve yaşama geçirmek, insan haklarının daha iyi özümsenmesini ve ilerlemesini de sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasanın hayvanlara olan katkısı yanında, hem ülkemizin ilerlemesini hem de uluslararası imajını iyileştireceği, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesinde de çok yararlı olacağı açıktır. Avrupa Birliği, bu konuya çok önem vermekte, tüm üye ve aday ülkelerde bu tür yasaları gerekli görmektedir. Türkiye'nin Avrupa Birliğine girmesi için en önemli göstergelerinden biri olan Avrupa Komisyonunun katılım için son gelişme raporunda, Türkiye'nin, hayvan hakları üzerinde hiçbir ilerleme kaydetmemiş olduğu belirtilerek ülkemiz eleştirilmiş; Hayvanları Koruma Yasası Tasarısını yasalaştırmamış olmamızı da üzüntüyle karşıladıklarını beyan etmişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, dokuz yıldır Meclis gündeminde. 5 Başbakan eskitmiş, sıra 6 ncıda. Artık, bugün, 22 nci Dönem milletvekilleri olarak, gelin, bu sorunu çözelim, bu tasarıyı yasalaştıralım.

Değerli milletvekilleri, yalnız, gerçekten hayvan haklarını koruyan bir yasa çıkarmalıyız; yoksa, inandırıcı olamayız; yapıyormuş gibi yapmayalım. Bu kanun, artık, Türkiye'nin bir prestij meselesidir. Tabiî, aslında, bu ve bunun gibi yasaları, Avrupa Birliği istiyor diye değil, ülkemiz için, halkımız için, daha çağdaş bir Türkiye için çıkarmalıyız.

Değerli milletvekilleri, ülke sınırlarımız içerisinde yaşayan tüm canlıların cins, ırk ayırımı yapılmaksızın, insan vicdanına yakışır şartlar altında yaşayabilmesi, sadece sivil toplum örgütlerinin, hayvanseverlerin değil tüm halkımızın talebidir.

Bu tasarı, sadece hayvanları korumakla kalmayıp, çevre ve insan sağlığını da gözetmekte, çevre ve insan sağlığını koruyacak yükümlülükler de getirmektedir. Öncelikle başıboş, sahipsiz hayvanların öldürülmeyip toplanarak bakımevlerinde aşılanmaları ve kısırlaştırılmaları, kuduz hastalığının eradikasyonunu sağlayacaktır; yani, kuduzun kökünü kazıyacaktır.

Başıboş hayvanların belediyelerce sokaklarda itlaf edilmesi, hem tüm halkımızın vicdanını incitmekte, çağdışı, insanlıkdışı görüntülerin oluşmasına hem de kuduzun yayılmasında rol oynayan kemirici hayvan popülasyonunda ciddî artışlara neden olmaktadır. Bu yasayla, bu ciddî yanlıştan dönülecek, tüm hayvanların aşılanmasıyla kuduz hastalığının kökü kazınacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bakın, kuduz hastalığında insan aşılama maliyeti, hayvan aşılama maliyetinden 140 kat daha fazladır ve bu işe Türkiye trilyonlar harcamaktadır. Ülkemizde kuduzda insan aşılama giderlerinin yarısıyla, Türkiye'nin tüm sokak hayvanları sorununu çözümleriz; sokaklarda bir tek başıboş hayvan kalmaz ve evcil hayvan kuduzu da tarihe gömülmüş olur.

Değerli arkadaşlarım, kısırlaştırılmamış bir çift köpekten altı yılda 67 000 köpek ürediği bilimsel gerçeğinden yola çıkarsak, sahipsiz hayvanların kısırlaştırılmasıyla, kentlerdeki başıboş hayvan sorunu ortadan kalkacaktır ve tüm Avrupa ülkelerindeki uygulama da budur.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bir yanlış anlaşılmanın olmaması için, altkomisyon üyesi olarak, bir açıklık getirmek istiyorum. Şu anda görüştüğümüz tasarıda, tüm sahipsiz hayvanlar, yerel yönetimlerce yakalanıp, hayvan barınaklarında önce aşılanacaklar, sonra kısırlaştırılacaklar ve ondan sonra da işaretlenip, yani, aşılı ve kısırlaştırılmış olduğuna dair kulaklarına marka takılacak ve ondan sonra doğal ortamlarına bırakılacaklardır; Avrupa da sokak köpekleri sorununu bu yöntemle çözdü. Sadece, altkomisyon ufak bir değişiklik yapmıştır; o da, sahipli köpeklerle ilgili bir değişikliktir; şöyle ki: Gelen tasarıda sahipli köpekleri de kısırlaştırma mecburiyeti getiriliyordu; altkomisyon bunu gevşetti, sahipli köpeklerin kısırlaştırılması teşvik edilecektir, özendirilecektir denildi, orada kısırlaştırma mecburiyeti ortadan kaldırıldı.

Bu gerekliydi değerli arkadaşlarım. Siz, ülkenizde bütün sahipsiz hayvanları tabiî ki kısırlaştıracaksınız, sahipli hayvanları da eğer kısırlaştırırsanız, jenosit uygulamış olursunuz; yani, bir hayvan neslini yok edersiniz, hayvan ticareti yapanlara gün doğdurursunuz ve bu ülke yok imkânlarıyla kedi, köpek ithal etmek için binlerce dolar, yüzbinlerce dolar para harcamaya başlar; üstelik yasanın amacı da, hayvan neslini korumaktır; yani, nasıl, bir nesli yok edecek uygulama içerisinde olabilirsiniz?! Zaten, sahipli hayvan, ailenin bir bireyi gibi görülmektedir. Nasıl her aile kendi üremesini kontrol ediyorsa, sahibi olduğu hayvanın da üremesini kontrol edecektir. Yine, tasarıya göre,  hayvanları terk etmek yasaktır. Dolayısıyla, sahipli hayvanların kısırlaştırılmamış olması, hayvan popülasyonunu, başıboş hayvan sayısını artırmayacaktır; sadece ve sadece yurtdışından hayvan ithalini ve bu uğurda, bu ülkenin para harcamasını engelleyecektir.

Değerli arkadaşlarım, bu yasayla, artık, halkımızın içini acıtan, vicdanını sızlatan, insanlıkdışı manzaralar oluşturan hayvan itlafları, hayvan katliamları önlenmiş olacak, hayvanların korunması yanında, insanların da hijyen, sağlık ve güvenlikleri sağlanacaktır. Bir de, kurban kesimleriyle ilgili çağdışı, insan sağlığını tehdit eden, çevre kirliliği yaratan, hayvanlara eziyet ve işkence yapılan manzaraları ortadan kaldırabilsek, insanların yaralanmalarını engelleyebilsek, çevreyi ve insan sağlığını, hayvan haklarını gözetecek şekilde kurban kessek.

Değerli arkadaşlarım, ben bir cerrahî branş hekimi olarak kurban bayramlarını hakikaten çok içim acıyarak geçirirdim; çünkü, vatandaşımız, kurbanımı keseceğim diye, kendini kesmiş, doğramış olarak ve ciddî şekilde sakatlamış olarak gelirdi. Yüzlerce, binlerce parmak, el kayıpları ve çok ciddî yaralanmalar olurdu; onun için, kurban kesimini sadece ehil kişiler yapmalıdır. Kurbanları kapalı, drenaj sistemi olan hijyenik ortamlarda kesmeliyiz. Hem dinî kurallara uygun hem de çağdaş, hayvanları gözeten kesimler yapmalıyız ve hayvan kesimlerini çocuklarımıza göstermemeliyiz. Bu, hem dinimizin gereğidir hem de çocuklarımızın ruh sağlığını korumak adına çok önemsenmesi gereken bir husustur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

CANAN ARITMAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bazı siyasî, ticarî, hatta sportif amaçlı gösterilerde, açılışlarda, karşılamalarda ortalık yerde hayvanları boğazlamayalım; bu görüntüler, Türkiye'yi, Avrupa Birliğinin dışında bırakıyor.

Değerli milletvekilleri, diğer bir üzücü yön ise, tasarının, hayvan hakları konusunda esas olarak ev ve süs hayvanlarını kapsadığı intibaını vermesidir. Halbuki ideal bir yasa, tüm hayvanların haklarını gözetmeli, tüm hayvanları kapsamalıdır. Zaten tasarı incelendiğinde önemli bir bölümünün Ev ve Süs Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin tercümesi olduğu anlaşılmaktadır; ama, ne yazık ki, kötü bir  tercümedir. Pek çok önemli hüküm, ya tam tercüme edilememiş ya da işimize gelmediği için farklı tercümeyle tasarıya geçirilmiştir. Değerli arkadaşlarım, yalnız unutmayalım ki, Avrupalılar çıkaracağımız bu yasayı, kendi dillerine eksiksiz tercüme edeceklerdir.

Değerli milletvekilleri, hayvan refahı, Avrupa Birliğinin üzerinde önemle durduğu konular arasında yer almaktadır. AB'ye üye ülkeler tarafından imzalanan ve Mayıs 1999'da yürürlüğe konulan Amsterdam Anlaşması, hayvan refahına ilişkin bir protokolü içermektedir. Türkiye'de, hayvan refahı, hayvan hakları ya da hayvanları korumayla ilgili yasal düzenlemelerin bulunmaması önemli bir eksiklik yaratmaktadır ve bu eksikliği gidermek amacıyla hazırlanan bu yasa tasarısı, önceki örneklerine göre daha iyi, daha kapsamlı, daha çağdaş olmasına rağmen yeterli değildir, Avrupa Birliği normlarına tam uygunluk sağlamamaktadır.

Değerli milletvekilleri, 22 nci Dönem olarak, önümüzde ciddî bir fırsat durmaktadır. Alanında bir ilk olacak bu yasa tasarısını, gelin, Genel Kurul çalışmamızla, eksiksiz ve Avrupa Birliği normlarına uygun bir yasa haline getirelim. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Amsterdam Anlaşmasını da dikkate alarak çıkaracağımız bu yasayla, ülkemizin çağdaşlık seviyesini dünya kamuoyuna gösterelim.

Son söz olarak, insanın, yaşayan tüm canlılara karşı ahlakî bir yükümlülüğü olduğunu ifade eder, Yüce Meclisi, değerli milletvekillerini saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arıtman.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

HAYVANLARI KORUMA KANUNU TASARISI

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Tanımlar ve İlkeler

Amaç

MADDE 1.- Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Bir önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının "Amaç" başlıklı 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Boztaş

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Aydın

Edirne

İzmir

 

R. Kerim Özkan

Mustafa Özyurt

N.Gaye Erbatur

 

Burdur

Bursa

Adana

 

Sıdıka Sarıbekir

Salih Gün

Feramus Şahin

 

İstanbul

Kocaeli

Tokat

 

Muharrem İnce

Hüseyin Güler

Muzaffer Kurtulmuşoğlu

 

Yalova

Mersin

Ankara

 

 

Dursun Akdemir

 

 

 

Iğdır

 

"Madde 1. - Bu kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını, hayvan refahını gözeterek yaşam kalitelerinin yükseltilmesini ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının "Amaç" kısmının Amsterdam Anlaşması da dikkate alınarak, hayvan refahının, hem anlam hem de kelime olarak tasarıda yer alması bu kanunun ilk amacı olmalıdır. Tüm AB ülkelerinde de benzer yasalarda uygulama aynı doğrultudadır.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Arıtman, gerekçeyi okuttuk; ondan sonra, size herhangi bir söz verme imkânım yok.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkanım, bir cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, Çevre Komisyonu Başkanımız Değerli Milletvekili, konuşmasında, hayvan refahından bahsetti. Hayvanlarla ilgili bütün uluslararası sözleşmelerde, hayvan refahı en önemsenen konudur. Aslında, 1 inci maddede, anlam olarak hayvan refahı vardır; ama, biz, bunu, kelime olarak da yazarsak, uluslararası boyutta bir amaç maddesi yazmış oluruz; yani, burada, sadece, biz "hayvan refahı" kelimelerini koymuş oluyoruz. Bunu, konuşmasında "hayvan refahından" bahseden bir komisyon başkanının reddetmemesi gerekir diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Arıtman.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, biraz önce gerekçesini okuttuğum ve Sayın Arıtman'ın açıkladığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Kapsam

MADDE 2. - Bu Kanun, amaç maddesi doğrultusunda yapılacak düzenlemeleri, alınacak önlemleri, sağlanacak eşgüdümü, denetim, sınırlama ve yükümlülükler ile tâbi olunacak cezaî hükümleri kapsar.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Tanımlar

MADDE 3. - Bu Kanunda geçen terimlerden;

a)Yaşama ortamı: Bir hayvanın veya hayvan topluluğunun doğal olarak yaşadığı yeri,

b) Etoloji: Bir hayvan türünün doğuştan gelen, kendine özgü davranışlarını inceleyen bilim dalını, 

c) Ekosistem: Canlıların kendi aralarında ve cansız çevreleriyle ilişkilerini bir düzen içinde yürüttükleri biyolojik, fiziksel ve kimyasal sistemi,

d) Tür: Birbirleriyle çiftleşebilen ve üreme yeteneğine sahip verimli döller verebilen populasyonları,

e) Evcil hayvan: İnsan tarafından kültüre alınmış ve eğitilmiş  hayvanları, 

f) Sahipsiz hayvan: Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları,

g) Güçten düşmüş hayvan: Bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıkları haricinde, yaşlanma, sakatlanma, yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme yeteneğini kaybetmiş binek ve yük hayvanlarını,

h)Yabani hayvan: Doğada serbest yaşayan evcilleştirilmemiş ve kültüre alınmamış omurgalı ve omurgasız hayvanları, 

ı) Ev ve süs hayvanı: İnsan tarafından özellikle evde, işyerlerinde ya da arazisinde özel zevk ve refakat amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan bakımı ve sorumluluğu sahiplerince   üstlenilen her türlü hayvanı, 

j) Kontrollü hayvan: Bir kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı aşıları periyodik sağlık kontrolleri yapılan işaretlenmiş kayıt altındaki ev ve süs hayvanlarını,

k) Hayvan bakımevi: Hayvanların rehabilite edileceği  bir tesisi,

l) Deney: Herhangi bir hayvanın acı, eziyet, üzüntü veya uzun süreli hasara neden olacak deneysel ya da diğer bilimsel amaçlarla kullanılmasını,

m) Deney hayvanı: Deneyde kullanılan ya da kullanılacak olan hayvanı,

n) Kesim hayvanı: Gıda amaçlı kesimi yapılan hayvanları, 

o) Bakanlık: Çevre ve Orman Bakanlığını,

İfade eder.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri geliş sırasına göre okutuyorum:

23 Haziran 2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 3 üncü madde (g) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Boztaş

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Aydın

Edirne

İzmir

 

Ramazan Kerim Özkan

N. Gaye Erbatur

Sıdıka Sarıbekir

 

Burdur

Adana

İstanbul

 

Salih Gün

Muharrem İnce

Feramus Şahin

 

Kocaeli

Yalova

Tokat

 

Hüseyin Güler

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

Mustafa Özyurt

 

Mersin

Ankara

Bursa

g) Güçten düşmüş hayvan: Bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıkları haricinde, yaşlanma, sakatlanma, yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme ya da yaşamını kendi başına sürdürebilme yeteneğini yitirmiş tüm hayvanları,

BAŞKAN - Şimdi okutacağım önerge en aykırı önerge olduğu için okutup işleme alacağım.

23 Haziran 2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 3 üncü madde (f) bendinin "Sahipsiz hayvan" tanımının sonunda geçen "evcil hayvanları" ibaresinin "evcil ve yabanî hayvanları" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Boztaş

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Aydın

Edirne

İzmir

 

Ramazan Kerim Özkan

N. Gaye Erbatur

Sıdıka Sarıbekir

 

Burdur

Adana

İstanbul

 

Salih Gün

Muharrem İnce

Feramus Şahin

 

Kocaeli

Yalova

Tokat

 

Hüseyin Güler

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

Dursun Akdemir

 

Mersin

Ankara

Iğdır

 

 

Mustafa Özyurt

 

 

 

Bursa

 

f) Sahipsiz hayvan: Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucusunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil ve yabani hayvanları,

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçesini mi okutayım efendim?

CANAN ARITMAN (İzmir) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yasa Tasarısı sadece evcil hayvanları değil, tüm hayvanları kapsamalıdır. İnsanların yaşam alanlarında bazen yabanî hayvanlar da bulunabilir. Örneğin, hayvanat bahçesinden kaçan bir yabanî hayvanı sokağımızda bulmak olasıdır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 3 üncü madde (g) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Mehmet Boztaş (Aydın) ve arkadaşları

g) Güçten düşmüş hayvan: Bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıkları haricinde, yaşlanma, sakatlanma, yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme ya da yaşamını kendi başına sürdürebilme yeteneğini yitirmiş tüm hayvanları,

BAŞKAN -Komisyon önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?..

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım efendim?..

CANAN ARITMAN (İzmir) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda teklif edildiği üzere "güçten düşmüş hayvan" tanımı sadece binek ve yük hayvanlarını kapsayamaz. Bu çok ciddî bir ayırımcılıktır ve yasanın felsefesine de aykırıdır. Tüm hayvanlar güçten düşmüş hale gelebilir ve hepsi ayırım yapılmadan gözetilmelidir.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

İlkeler

MADDE  4. - Hayvanların korunmasına ve rahat yaşamalarına ilişkin temel ilkeler şunlardır:

a) Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.

b) Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.

c) Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.

d) Hiçbir maddî kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insanî ve vicdanî sorumluluklarla,  sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eşgüdüm sağlanması esastır.  

e) Nesli yok olma tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamlarının korunması esastır.

f) Yabani hayvanların yaşama ortamlarından koparılmaması, doğada serbestçe yaşayan bir hayvanın yakalanıp özgürlükten yoksun bırakılmaması esastır. 

g) Hayvanların korunması ve rahat yaşamalarının sağlanmasında; insanlarla diğer hayvanların hijyen, sağlık ve güvenlikleri de dikkate alınmalıdır.

h) Hayvanların türüne özgü şartlarda bakılması, beslenmesi, barındırılma ve taşınması esastır.

ı) Hayvanları taşıyan ve taşıtanlar onları türüne ve özelliğine uygun ortam ve şartlarda taşımalı, taşıma sırasında beslemeli ve bakımını yapmalıdırlar. 

j) Yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması için hayvan bakımevleri ve hastaneler kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlamaları ve eğitim çalışmaları yapmaları esastır.

k) Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılmasının teşviki esastır. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Madde üzerinde verilmiş 3 önerge var; geliş sırasına göre okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genel Kurulda görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin (k) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Alim Tunç

Nusret Bayraktar

 

Ankara

Uşak

İstanbul

 

Fikret Badazlı

 

Alaettin Güven

 

Antalya

 

Kütahya

(k) Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılması esastır. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür.

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi (k) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

N. Gaye Erbatur

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Adana

Edirne

İzmir

 

R. Kerim Özkan

Sıdıka Sarıbekir

Feramus Şahin

 

Burdur

İstanbul

Tokat

 

Salih Gün

Hüseyin Güler

Muharrem İnce

 

Kocaeli

Mersin

Yalova

 

Dursun Akdemir

Muzaffer Kurtulmuşoğlu

Mustafa Özyurt

 

Iğdır

Ankara

Bursa

k) Ev hayvanı beslemek mülkiyet hakkı içerisinde değerlendirilir ve kişiye bağlı haklardandır. Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılmasının teşviki esastır. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını, sahiplendirilmesini yapmakla yükümlüdür.

BAŞKAN - Üçüncü ve en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Boztaş

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Aydın

Edirne

İzmir

 

R. Kerim Özkan

N. Gaye Erbatur

Sıdıka Sarıbekir

 

Burdur

Adana

İstanbul

 

Salih Gün

Dursun Akdemir

Feramus Şahin

 

Kocaeli

Iğdır

Tokat

 

Muharrem İnce

Hüseyin Güler

Muzaffer Kurtulmuşoğlu

 

Yalova

Mersin

Ankara

 

 

Mustafa Özyurt

 

 

 

Bursa

 

e) Nesli yok olma tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamları öncelikli olmak üzere tüm hayvanların korunması esastır.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYON BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, buradan, bu konuyu düzenleyen kara avcılığı, av ve yaban hayatıyla ilgili bir kanun geçirmiştik. Bu hususlar orada son derece açık ve net bir şekilde düzenlenmiştir; dolayısıyla, katılamıyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, gerekçeyi okutun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde 4 (e) bendinin teklif edilen şekilde düzeltilmesi bu yasanın başlığı ve amacıyla  örtüşmesi açısından gereklidir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğimiz, Komisyon ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesi (k) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Canan Arıtman (İzmir) ve arkadaşları

k) Ev hayvanı beslemek mülkiyet hakkı içinde değerlendirilir ve kişiye bağlı haklardandır. Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılmasının teşviki esastır. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını, sahiplendirilmesini yapmakla yükümlüdür.

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, katılmıyoruz; fakat, bir açıklama yapmak istiyorum.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 28 inci maddesine göre yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlayan bir sözleşme niteliğindedir. Kat malikleri serbest iradeleriyle yönetim planını düzenlerler. Bu planda bağımsız bölümlerde kedi, köpek beslenemeyeceği kararlaştırıldığı takdirde, bu, tüm kat malikleri için bağlayıcıdır. Buna aykırı davranışlar karşısında mahkemelerce 634 sayılı Kanunun 28 inci maddesi ve "Kat maliklerinin ve kat irtifakı sahiplerinin borçları" başlıklı 18 inci maddesi uyarınca kararlar verilmektedir. Dolayısıyla, bu, zaten burayı bağlayan bir hüküm. Serbest iradeyle bir sözleşme bağlıyorsunuz siz, ondan sonra da, insanların bağladığı bu sözleşmeyi biz delelim diyorsunuz; bu, fevkalade yanlış; katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ev hayvanı beslemek mülkiyet hakkı içinde değerlendiriliyor ve kişiye bağlı haklardandır; bir anlamda, bir çeşit Anayasal haktır. Şimdi, bu görüştüğümüz bu maddede, sahipli kedi ve köpeklerden bahsediyoruz; yani, ev hayvanlarından bahsediyoruz. Eğer, böyle bir hüküm koymazsanız, bu ülkede kimse ev hayvanı sahibi olamaz, evinde hayvan bakamaz; çok varlıklı insanlar, özel, müstakil evlerde oturabilecek kadar üst gelir seviyesinde olan insanlar ancak evinde hayvan bakabilir. Yani, siz, buna karşı çıkmakla, bu ülkedeki orta gelir durumunda olanların -ki, zaten, kalmadı, bırakmadınız orta gelir seviyesinde insan- fakir fukaranın  bile evinde bir kedicik, bir köpekcik bakmasına izin vermeyeceksiniz.

Bugün modern şehir yaşamında, insanlar, çok katlı yapılarda oturmak durumundadırlar; yani, hayvan bakmak insanî bir ihtiyaçtır. Bunun için, biz burada bir yasa çıkarıyoruz; ama, siz... Çünkü, yasalarımızda bu konuda açıklık var. O nedenle, Yargıtay kararlarıyla, Kat Mülkiyeti Kanunuyla -komşusuna kızıyor hem de anlamsız bir şekilde kızıyor; yani, hayvanı nedeniyle değil, başka nedenle komşusuyla arası bozuk- komşusunu taciz etmek amacıyla, hayvanının atılmasını istiyor ve deniliyor ki, ya bu hayvanı atacaksın ya da bu evden, bu daireden, bu apartmandan gideceksin. Eğer, biz bu hükmü koyarsak -bu, bir insan hakkıdır- bunu, buraya eğer koyarsak, bu şekilde, kişisel sorunlar nedeniyle hayvanların mağdur edilmesini, sokaklara atılmasını ve insanların evlerinden, yerlerinden, yurtlarından, konutlarından olmasını engellemiş oluruz. Yani, bu teklifimiz son derece insanî bir tekliftir.

Bir de, yine, bu maddeyle ilgili önemli bir şey daha söylemek istiyorum. Bakın, değerli arkadaşlarım, altkomisyon çalışmasında, ev hayvanlarının kısırlaştırılmasının teşvik edilmesi kabul edildi ve komisyondan aynı şekilde geçti, oybirliğiyle geçti; yani, bir karşı oy, bir muhalif oy yok, Sayın Başkan da olumlu oy kullandı. Nasıl olur da, burada, şimdi "ev hayvanlarının kısırlaştırılması" şeklinde bir önerge verilebilir; bunu anlamak çok zor. Yani, bu ülkede hayvan ticareti yapmak isteyenleri destekliyorsunuz. Bunun bir tek anlamı var, o da budur; çünkü, ev hayvanlarını da kısırlaştırmak, jenosit uygulamaktır, bir hayvan neslini, bir türü yok etmektir; bu, yasayla çelişen bir taleptir, çelişen bir öneridir değerli arkadaşlarım.

Gerekçe olarak ne ileri sürülecek, biliyorum; ev hayvanlarının da kısırlaştırılması için çok sayıda belli, malum çevreler hepimize müracaat ettiler, talepte bulundular; çünkü, onlar bunun ticaretini yapacak olan insanlardı. Onun için, ev hayvanları da kısırlaştırılsın, zaten, sokaktakiler kısır, evdekiler kısır!.. Nasıl, kedi, köpek sahibi olacaksınız; gidip, parayla satın alacaksınız, altında yatan neden budur.

"Eğer kısırlaştırmazsanız, yavrular sokağa atılıyor, sahipsiz hayvan sayısı artıyor, o nedenle bu hayvanlar kısırlaştırılmalıdır" derler.

Değerli arkadaşlarım, bakın, demin de söyledim, insanlar, kendi üremelerini kontrol ettikleri gibi, baktıkları hayvanın da üremesini kontrol eder. O hayvanın sahibi olarak, gebe kalmasına, gönlü, vicdanı izin vermez, onun sağlığını düşünerek izin vermez. Onun bebeklerine bakmak zorundadır, çocuklarına bakmak durumundadır. Onun için bu üremeyi kontrol altında tutar; ama, kısırlaştırılmasını talep etmek, yani, bu... Siz, kabul eder misiniz; kendimiz için, insanlar için bunu düşünelim. Bir önerge gelse buraya, bütün insanların kısırlaştırılmasını teklif ediyoruz denilse, kabul eder misiniz? Şimdi, aynı teklif hayvanlar için geliyor.

Ev hayvanlarının kısırlaştırılma mecburiyetinin olmaması, başıboş hayvan, sahipsiz hayvan sayısını artırmayacaktır; çünkü, tasarının 5 inci maddesinin son paragrafı, kimsenin, ev hayvanlarını, süs hayvanlarını terk edemeyeceğini hükme bağlamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANAN ARITMAN (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

CANAN ARITMAN (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Cezalar bölümünde de, hayvanları terk etmenin cezası vardır. Yani, bu şartlar altında, tasarı bütün bunları düzenlemişken, tüm Çevre Komisyonu üyeleri, Başkanı dahil, tasarıyı oybirliğiyle bu şekilde komisyondan geçirmişken, şimdi "bu hayvanlar kısırlaştırılsın" demek, akla da, mantığa da, vicdana da sığmıyor.

Yüce Heyetin takdirlerine sunuyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arıtman.

Gerekçesini bizzat önerge sahibinden dinlediğimiz, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genel Kurulda görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin (k) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

"k) Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılması esastır. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür."

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu önergeye?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Kontrolsüz hayvan üremesini önlemek ve hayvan popülasyonunu kontrol altına almak amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi, kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4 üncü madde kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ KISIM

Koruma Tedbirleri

BİRİNCİ BÖLÜM

Hayvanların Sahiplenilmesi, Bakımı ve Korunması

Hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı

MADDE 5.- Bir hayvanı bakımının gerektirdiği yaygın eğitim programına katılarak sahiplenen veya ona bakan kişi, hayvanı barındırmak, hayvanın türüne ve üreme yöntemine uygun olan etolojik ihtiyaçlarını temin etmek, sağlığına dikkat etmek, insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür.

Hayvan sahipleri, sahip oldukları hayvanlardan kaynaklanan çevre kirliliğini ve insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlü olup; zamanında ve yeterli seviyede tedbir alınmamasından kaynaklanan zararları tazmin etmek zorundadırlar.

Ev ve süs hayvanı satan kişiler, bu hayvanların bakımı ve korunması ile ilgili olarak yerel yönetimler tarafından düzenlenen eğitim programlarına katılarak sertifika almakla yükümlüdürler.

Ev ve süs hayvanı ve kontrollü hayvanları bulundurma ve sahiplenme şartları, hayvan bakımı konularında verilecek eğitim ile ilgili usul ve esaslar ile sahiplenilerek bakılan hayvanların çevreye verecekleri zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile eşgüdüm sağlanmak suretiyle, İçişleri Bakanlığı ve ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Ticarî amaç güdülmeden bilhassa ev ve bahçesi içerisinde bakılan ev ve süs hayvanları sahiplerinin borcundan dolayı haczedilemezler.

Ev ve süs hayvanlarının üretimini ve ticaretini yapanlar, hayvanları sahiplenen ve onu üretmek için seçenler annenin ve yavrularının sağlığını tehlikeye atmamak için gerekli anatomik, fizyolojik ve davranış karakteristikleri ile ilgili önlemleri almakla yükümlüdür.

Ev ve süs hayvanları ile kontrollü hayvanlardan, doğal yaşama ortamlarına tekrar uyum sağlayamayacak durumda olanlar terk edilemez; beslenemeyeceği ve iklimine uyum sağlayamayacağı ortama bırakılamaz. Ancak, yeniden sahiplendirme yapılabilir ya da hayvan bakımevlerine teslim edilebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması

MADDE 6.- Sahipsiz ya da güçten düşmüş hayvanların, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen durumlar dışında öldürülmeleri yasaktır.

Güçten düşmüş hayvanlar ticarî ve gösteri amaçlı veya herhangi bir şekilde binicilik ve taşımacılık amacıyla çalıştırılamaz.

Sahipsiz hayvanların korunması, bakılması ve gözetimi için yürürlükteki mevzuat hükümleri çerçevesinde, yerel yönetimler yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler ile çevreye olabilecek olumsuz etkilerini gidermeye yönelik tedbirler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile eşgüdüm sağlanarak, diğer ilgili kuruluşların da görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı  şekilde yerel yönetimlerce  kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahade yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahade yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama  bırakılmaları esastır.

Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların toplatılması ve hayvan bakımevlerinin çalışma usul ve esasları, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Hayvan bakımevleri ve hastanelerin kurulması amacıyla Hazineye ait araziler öncelikle tahsis edilir. Amacı dışında kullanıldığı tespit edilen arazilerin tahsisi iptal edilir.

Hiçbir kazanç ve menfaat sağlamamak kaydıyla sadece insanî ve vicdanî amaçlarla sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen şartları taşıyan gerçek ve tüzel kişilere; belediyeler, orman idareleri, Maliye Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından, mülkiyeti idarelerde kalmak koşuluyla arazi ve buna ait binalar ve demirbaşlar tahsis edilebilir. Tahsis edilen arazilerin üzerinde amaca uygun tesisler  ilgili Bakanlığın/İdarenin izni ile yapılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Hayvanlara Müdahaleler

Cerrahi müdahaleler

MADDE 7. - Hayvanlara tıbbî ve cerrahi müdahaleler sadece veteriner hekimler tarafından yapılır. 

Kontrolsüz üremenin önlenmesi için, hayvanlara acı vermeden kısırlaştırma müdahaleleri yapılabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "yapılabilir" ibaresinin "yapılır" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Vahit Kiler

Mehmet Yılmazcan

 

Ankara

Bitlis

Kahramanmaraş

 

Fikret Badazlı

 

Nusret Bayraktar

 

Antalya

 

İstanbul

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu ?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL(Malatya) - Efendim, uygun görülürse takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim ?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum :

Gerekçe:

Kontrolsüz hayvan üremesinin önlenerek popülasyonun kontrol altına alınması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi, kabul edilen önerge  doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum :

Yasak müdahaleler

MADDE 8. - Bir hayvan neslini yok edecek her türlü müdahale yasaktır.

Hayvanların, yaşadıkları sürece, tıbbî amaçlar dışında organ veya dokularının tümü ya da bir bölümü çıkarılıp alınamaz veya tahrip edilemez.

Ev ve süs hayvanının dış görünüşünü değiştirmeye yönelik veya diğer tedavi edici olmayan kuyruk ve kulak kesilmesi, ses tellerinin alınması ve tırnak ve dişlerinin sökülmesine yönelik  cerrahi müdahale yapılması yasaktır. Ancak bu yasaklamalara; bir veteriner hekimin, veteriner hekimliği uygulamaları ile ilgili tıbbî sebepler veya özel bir hayvanın yararı için gerektiğinde tedavi edici olmayan müdahaleyi gerekli görmesi veya üremenin önlenmesi durumlarında izin verilebilir.

Bir hayvana tıbbî amaçlar dışında, onun türüne ve etolojik özelliklerine aykırı hale getirecek şekilde ve dozda hormon ve ilaç vermek, çeşitli maddelerle doping yapmak, hayvanların türlerine has davranış ve fizikî özelliklerini yapay yöntemlerle değiştirmek  yasaktır.

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?..Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

Hayvan deneyleri

MADDE 9. - Hayvanlar, bilimsel olmayan teşhis, tedavi ve deneylerde kullanılamazlar.

Tıbbî ve bilimsel deneylerin uygulanması ve deneylerin hayvanları koruyacak şekilde yapılması ve deneylerde kullanılacak hayvanların uygun biçimde bakılması ve barındırılması esastır.

Başkaca bir seçenek olmaması halinde, hayvanlar bilimsel çalışmalarda deney hayvanı olarak kullanılabilir.

Hayvan deneyi yapan kurum ve kuruluşlarda bu deneylerin yapılmasına kendi bünyelerinde kurulmuş ve kurulacak etik kurullar yoluyla izin verilir.

Etik kurulların kuruluşu, çalışma usul ve esasları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının ve ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Deney hayvanlarının yetiştirilmesi, beslenmesi, barındırılması, bakılması, deney hayvanı besleyen, tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin tescil edilmesi, çalışan personelin nitelikleri, tutulacak kayıtlar, ne tür hayvanların yetiştirileceği ve deney hayvanı besleyen, tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin uyacağı esaslar Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.                

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Madde üzerinde 1 adet önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 9 uncu maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek kaydıyla aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Canan Arıtman

Rasim Çakır

Mehmet Boztaş

 

İzmir

Edirne

Aydın

 

Ramazan Kerim Özkan

N. Gaye Erbatur

Sıdıka Sarıbekir

 

Burdur

Adana

İstanbul

 

Salih Gün

Dursun Akdemir

Hüseyin Güler

 

Kocaeli

Iğdır

Mersin

 

Muharrem İnce

Feramus Şahin

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

 

Yalova

Tokat

Ankara

"Hayvan kullanılan bilimsel çalışmalarda araştırmacılar, araştırma sürecinde ve sonrasında hayvanlarda ortaya çıkabilecek acı ve eziyeti minimum düzeye indirmek ve sabit tutmak zorundadır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım efendim?

CANAN ARITMAN (İzmir) - Evet.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bilimsel hayvan deneylerinde hayvanlarda ortaya çıkabilecek acı ve eziyet minimum düzeyde olmalıdır. Bu, hayvan haklarının, hayvanları korumanın, dolayısıyla bu yasanın amacının gereğidir. Ayrıca, Avrupa Komisyonunun (90/67/EEC) Deneysel ve Bilimsel Amaçla Kullanılan Hayvanların Korunması Hakkında Komisyon kararına da uygunluk sağlanacaktır.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Hayvanların Ticareti ve Eğitilmesi

Hayvanların ticareti

MADDE 10. - Satılırken; hayvanların sağlıklarının iyi, barındırıldıkları yerin temiz ve sağlık şartlarına uygun olması zorunludur.

Çiftlik hayvanlarının bakımı, beslenmesi, nakliyesi ve kesimi esnasında hayvanların refahı ve güvenliğinin sağlanması hususundaki düzenlemeler Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Yabani hayvanların ticaretine ilişkin düzenlemeler Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. 

Ev ve süs hayvanlarının üretimini ve ticaretini yapanlar, annenin ve yavrularının sağlığını tehlikeye atmamak için gerekli anatomik, fizyolojik ve davranış karakteristikleri ile ilgili önlemleri almakla yükümlüdür.

Hayvanların ticarî amaçla film çekimi ve reklam için kullanılması ile ilgili hususlar izne tâbidir. Bu izne ait usul ve esaslar ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Bir hayvan; acı, ıstırap ya da zarar görecek şekilde, film çekimi, gösteri, reklam ve benzeri işler için kullanılamaz. 

Deney hayvanlarının ithalat ve ihracatı izne tâbidir. Bu izin, Bakanlığın görüşü alınarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca verilir.

Hasta, sakat ve yaşlı durumda bulunan veya iyileşemeyecek derecede ağrısı veya acısı olan bir hayvanı usulüne uygun kesmek ya da ağrısız öldürme amacından başka bir amaçla birine devretmek, satmak veya almak yasaktır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

Eğitim

MADDE 11. - Hayvanlar, doğal kapasitesini veya gücünü aşacak şekilde veya  yaralanmasına, gereksiz acı çekmesine, kötü alışkanlıklara özendirilmesine neden olacak yöntemlerle eğitilemez.              

Hayvanları başka bir canlı hayvanla dövüştürmek yasaktır.  Folklorik amaca yönelik, şiddet içermeyen geleneksel gösteriler, Bakanlığın uygun görüşü alınarak il hayvanları koruma kurullarından izin alınmak suretiyle düzenlenebilir

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Hayvanların Kesimi,  Öldürülmesi ve Yasaklar

Hayvanların kesimi

MADDE 12. - Hayvanların kesilmesi; dini kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak hayvanı korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, hijyenik kurallara uyularak  ve usulüne uygun olarak bir anda yapılır. Hayvanların kesiminin ehliyetli kişilerce yapılması sağlanır.

Dini amaçla kurban kesmek isteyenlerin kurbanlarını dini hükümlere, sağlık şartlarına, çevre temizliğine uygun olarak, hayvana en az acı verecek şekilde bir anda kesimi, kesim yerleri, ehliyetli kesim yapacak kişiler ve ilgili diğer hususlar Bakanlık, kurum ve kuruluşların görüşü alınarak, Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

N. Gaye Erbatur

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Adana

Edirne

İzmir

 

Ramazan Kerim Özkan

Sıdıka Sarıbekir

Hüseyin Güler

 

Burdur

İstanbul

Mersin

 

Muharrem İnce

Salih Gün

Dursun Akdemir

 

Yalova

Kocaeli

Iğdır

 

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

 

Feramus Şahin

 

Ankara

 

Tokat

Madde 12.- Hayvanların kesilmesi; dinî kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak, hayvanı korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, tercihen bilimselliği ispatlanmış genel anestezi altında, hijyenik kurallara uyularak ve usulüne uygun olarak bir anda yapılır. Hayvanların kesiminin ehliyetli kişilerce, kapalı veya yarı kapalı alanlarda yapılması sağlanır. Hayvan kesiminin, ehliyetsiz kişiler tarafından veya belediye ve muhtarlıklar tarafından tahsis edilen yerler dışındaki bölgelerde, açıkta, kamu alanlarında yapılması yasaktır. Karşılama törenleri, toplantılar ya da dernek, parti veya benzeri amaçlar için düzenlenen törenlerde hayvan kesmek yasaktır.

Dinî amaçlarla kurban kesmek isteyenlerin kurbanlarını dinî hükümlere, sağlık şartlarına ve çevre temizliğine uygun olarak, hayvana en az acı verecek, tercihen genel anestezi altında bir anda kesimi, kesim yerleri, ehliyetli kesim yapacak kişiler ve ilgili diğer hususlar Bakanlık, kurum ve kuruluşların görüşü alınarak, Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu Bakanlık ile Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Kesim hayvanı statüsü dışındaki herhangi bir hayvanı kurban etmek veya kesmek yasaktır.

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Komisyonun ve Hükümetin neden katılmadığını, neresine katılmadığını anlayamadım, anlatmalarını istirham ederim.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, size, kutsal kitabımız Kur'an'dan, Maide Suresinin ikinci ayetini okumak istiyorum: "Ey iman edenler, kurbanlık hayvanlara sakın saygısızlık etmeyin."

Evrensel Hayvan Hakları Bildirgesinden birkaç madde okumak istiyorum:

"Madde 2.- Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir.

Madde 3.- Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu, bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

Madde 9.- Beslenmek için yetiştirilen hayvan bakılmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalı.

Madde 13.- Hayvanın ölümüne de saygı göstermek gerekir."

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz 21 Nisanda, Diyanet İşleri Başkanlığımıza, bazı konularda beni daha iyi bilgilendirmesi, doğru dinî bilgiyi almak adına bazı sorular sordum. Önce sorumu okumak istiyorum, daha sonra da Diyanet İşleri Başkanlığının cevabını okumak istiyorum.

"Diyanet İşleri Başkanlığına

Kurban kesiminde kurbanlık hayvanı kesim öncesi kısa süreli genel anestezik madde verilmesinde dinimizce bir sakınca olup olmadığı konusunun tarafıma bildirilmesini rica ederim.

Saygılarımla.

                                                                Canan Arıtman

                                                                               İzmir

Örnek: İnsanlarda kısa süreli cerrahî girişimlerde uygulanan genel anestezik madde (Sodyum Fenobarbutal=penthotal) hayvanlara da verilebilir."

Diyanet İşleri Başkanlığının cevabı: İsterseniz, sayısını, tarihini, hepsini okuyabilirim...

"İlgi: 21.4.2004 tarihli faks dilekçeniz.

Kurban edilecek hayvana acı çektirilmemeli ve eziyet verilmemelidir. Hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir. Ayrıca, çevre temizliği ve ekolojik dengenin korunması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Fazla eziyet vermemek maksadıyla, kesim esnasında hayvanın bayıltılması, kurban olarak kesilmesine engel değildir. İhtiyaç halinde, canlı olarak kesmek kaydıyla, kurbanlık hayvanın uygun tekniklerle bayıltılmasında hiçbir sakınca yoktur.

Bilgilerinizi rica ederim.

Saygılarımla.

                                                        Dr. Muzaffer Şahin

                                                        Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı

Değerli arkadaşlarım, bu bilgiler doğrultusunda bu verdiğimiz önergenin neresine, nesine, hangi gerekçeyle karşı çıkıyorsunuz?..

Saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

Hayvanların öldürülmesi            

MADDE 13. - Kanunî istisnalar ile tıbbî ve bilimsel gerekçeler dışında hayvanların öldürülmesi yasaktır. 

Öldürme işleminden sorumlu kişi ve kuruluşlar, hayvanın kesin olarak öldüğünden emin olunduktan sonra, hayvanın ölüsünü usulüne uygun olarak bertaraf etmek veya ettirmekle yükümlüdürler. Öldürme esas ve usulleri Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN- Madde üzerinde söz talebi yok?..

2 adet önerge var; birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin ilk fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Boztaş

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Aydın

Edirne

İzmir

 

Ramazan Kerim Özkan

N. Gaye Erbatur

Sıdıka Sarıbekir

 

Burdur

Adana

İstanbul

 

Salih Gün

Dursun Akdemir

Muharrem İnce

 

Kocaeli

Iğdır

Yalova

 

Feramus Şahin

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

Mustafa Özyurt

 

Tokat

Ankara

Bursa

"Kanunî istisnalar ile tıbbî ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar dışında yavrulama, gebelik ve süt anneliği dönemlerinde hayvanlar öldürülemez."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Boztaş

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Aydın

Edirne

İzmir

 

R. Kerim Özkan

N. Gaye Erbatur

Sıdıka Sarıbekir

 

Burdur

Adana

İstanbul

 

Salih Gün

Dursun Akdemir

Muharrem İnce

 

Kocaeli

Iğdır

Yalova

 

Feramus Şahin

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

Hüseyin Güler

 

Tokat

Ankara

Mersin

"Öldürme işleminde, kurbanlık hayvanlar da dahil olmak üzere en az acı veren, tercihen genel anestezi altında, bilimsel geçerliliği ispatlanmış insancıl yöntemlerin kullanılması esastır. Deve, at, eşek, katır gibi hayvanları kesim hayvanı olarak öldürmek yasaktır. Öldürme işleminin yetkili bir veteriner hekim tarafından veya onun gözetimindeki ehil kişilerce gerçekleştirilmesi esastır."

BAŞKAN - Bu ikinci önerge, en aykırı önergeydi.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergenizi açıklayacak mısınız?

CANAN ARITMAN (İzmir) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan yasa tasarısının amacına ve felsefesine, taahhütte bulunduğumuz sözleşmelere ve dinî esaslara uygunluk açısından bu paragrafın eklenmesi gerekir.

Deve, kesim hayvanı olmakla birlikte, ülkemizde nesli tükenmekte olduğu için kesilmemelidir. At, eşek, katır gibi hayvanlar, kesim hayvanı olmamakla birlikte, kaçak olarak kesilmektedir. Yasal olmayan yollarla insan gıdası yapılmaktadır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin ilk fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Canan Arıtman (İzmir) ve arkadaşları

"Kanunî istisnalar ile tıbbî ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar dışında yavrulama, gebelik ve süt anneliği dönemlerinde hayvanlar öldürülemez."

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

CANAN ARITMAN (İzmir) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Hayvanların öldürülmesinin, bu yasa tasarısının felsefesine uygun şekilde, insan ve çevre sağlığını gözeterek, hayvanların fizyolojik annelik fonksiyonlarıyla ilgili durumlarında yaşamlarını koruyarak yapılması, insanî ve vicdanî açıdan gereklidir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun olumlu görüşle takdire bıraktığı ve Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi, kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

Yasaklar

MADDE 14. - Hayvanlarla ilgili yasaklar şunlardır:

a) Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek.

b) Hayvanlar, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak.

c) Hayvan bakımı eğitimi almamış kişilerce ev ve süs hayvanı satmak.

d) Ev ve süs hayvanlarını onaltı yaşından küçüklere satmak.

e) Hayvanların kesin olarak öldüğü anlaşılmadan, vücutlarına müdahalelerde bulunmak.              

f) Kesim hayvanları ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu çerçevesinde avlanmasına ve özel üretim çiftliklerinde kesim hayvanı olarak üretimine izin verilen av hayvanları  ile ticarete konu yabani hayvanlar dışındaki hayvanları, et ihtiyacı amacıyla kesip ya da öldürüp piyasaya sürmek.

g) Kesim için yetiştirilmiş hayvanlar dışındaki hayvanları ödül, ikramiye ya da prim olarak dağıtmak.

h) Tıbbî gerekçeler hariç hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar üretimi hariç yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler yapmak, yabancı maddeler vermek.

ı) Hayvanları hasta, gebelik süresinin 2/3'ünü tamamlamış gebe ve yeni ana iken çalıştırmak, uygun olmayan koşullarda barındırmak.  

j) Hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence yapmak.

k) Sağlık nedenleri ile gerekli olmadıkça bir hayvana zor kullanarak yem yedirmek,  acı, ıstırap ya da zarar veren yiyecekler ile alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve bunun gibi bağımlılık yapan yiyecek veya içecekler vermek.

l) Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesi (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Boztaş

Rasim Çakır

Canan Arıtman

 

Aydın

Edirne

İzmir

 

Ramazan Kerim Özkan

N. Gaye Erbatur

Sıdıka Sarıbekir

 

Burdur

Adana

İstanbul

 

Salih Gün

Muharrem İnce

Feramus Şahin

 

Kocaeli

Yalova

Tokat

 

Mustafa Özyurt

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

Dursun Akdemir

 

Bursa

Ankara

Iğdır

"d) Ev ve süs hayvanlarını ebeveynlerinin veya ebeveyn sorumluluğu taşıyan diğer şahısların açık rızası olmaksızın 16 yaşın altındaki kimselere satmak."

BAŞKAN - Önergeye Komisyon katılıyor mu efendim?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım efendim?

CANAN ARITMAN (İzmir) - Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ev ve Süs Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi (ETS-125)'nin 6 ncı maddesi, ev hayvanı edinmekte yaş sınırını belirtir ve teklif edilen (d) bendindeki aynı ifadeyi kullanır. Bu düzenleme bir Avrupa standardıdır.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz dolmuştur; ancak, siyasî parti gruplarımızın da kendi aralarındaki istişare sonrasında, İçtüzüğümüzün 55 inci maddesinin ikinci fıkrasında "Zorunlu hallerde, o birleşim için geçerli olmak kaydıyla ve sona ermek üzere olan işlerin tamamlanması amacıyla oturumun uzatılmasına Genel Kurulca karar verilebilir" deniliyor.

Bu çerçevede, Başkanlık olarak bu tasarının bitimine kadar olmak kaydıyla, toplantının uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bu tasarının bitimine kadar oturum uzatılmıştır.

15 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ KISIM

Hayvan Koruma Yönetimi

BİRİNCİ BÖLÜM

Mahallî Hayvan Koruma Kurulları  Teşkilât, Görev ve Sorumluluklar

İl hayvanları koruma kurulu

MADDE 15. - Her ilde il hayvanları koruma kurulu, Valinin başkanlığında, sadece hayvanların korunması ve mevcut sorunlar ile çözümlerine yönelik olmak üzere toplanır.

Bu toplantılara;

a) Büyükşehir belediyesi olan illerde büyükşehir belediye başkanları, büyükşehire bağlı ilçe belediye başkanları, büyükşehir olmayan illerde belediye başkanları,

b) İl çevre ve orman müdürü,

c) İl tarım müdürü,

d) İl sağlık müdürü,

e) İl millî eğitim müdürü,

f) İl müftüsü,

g) Belediyelerin veteriner işleri müdürü,

h) Veteriner fakülteleri olan yerlerde fakülte temsilcisi,

ı) Münhasıran hayvanları koruma ile ilgili faaliyet gösteren gönüllü kuruluşlardan Valilik takdiri ile seçilecek en çok iki temsilci, 

j) İl veya bölge veteriner hekimler odasından bir temsilci,

Katılır.

Kurul başkanı gerekli gördüğü durumlarda konuyla ilgili olarak diğer kurum ve kuruluşlardan yetkili isteyebilir.

İl hayvan koruma kurulu sekrateryasını, il çevre ve orman  müdürlüğü yürütür. Kurul, çalışmalarının sonucunu, önemli politika, strateji, uygulama, inceleme ve görüşleri Bakanlığa bildirir. İllerde temsilciliği bulunmayan kuruluş var ise il hayvan koruma kurulları diğer üyelerden oluşur. Kurul, kurul başkanı tarafından toplantıya çağrılır.

İl hayvan koruma kurulunun çalışma esas ve usulleri Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

İl hayvanları koruma kurulunun görevleri

MADDE 16. - Hayvanları koruma  kurulu münhasıran  hayvanların korunması, sorunların tespiti ve çözümlerini karara bağlamak üzere; av ve yaban hayvanlarının ve yaşama alanlarının korunması ve avcılığın düzenlenmesi hususlarında alınmış olan Merkez Av Komisyonu kararlarını göz önünde bulundurarak;

a) Hayvanların korunması ve kullanılmasında onların yasal temsilciliği niteliği ile bu Kanunda belirtilen görevleri yerine getirmek,

b) İl sınırları içinde hayvanların korunmasına ilişkin sorunları belirleyip, koruma sorunlarının çözüm tekliflerini içeren yıllık, beş yıllık ve on yıllık plân ve projeler yapmak, yıllık hedef raporları hazırlayıp Bakanlığın uygun görüşüne sunmak, Bakanlığın olumlu görüşünü alarak hayvanların korunması amacıyla her türlü önlemi almak,

c) Hazırlanan uygulama programlarının uygulanmasını sağlamak ve sonuçtan Bakanlığa bilgi vermek,

d) Hayvanların korunması ile ilgili olarak çeşitli kişi, kurum ve kuruluşların il düzeyindeki faaliyetlerini izlemek, yönlendirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak,

e) İlde kurulacak olan hayvan bakımevleri ve hayvan hastanelerini desteklemek, geliştirmek ve gerekli önlemleri almak, 

f) Yerel hayvan koruma gönüllülerinin müracaatlarını değerlendirmek,

g) Hayvan sevgisi,  korunması ve yaşatılması ile ilgili eğitici faaliyetler düzenlemek,

j) Bu Kanuna göre çıkarılacak mevzuatla verilecek görevleri yapmak,

İle görevli ve yükümlüdür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Denetim ve Hayvan Koruma Gönüllüleri

Denetim

MADDE 17. - Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki Bakanlıkça mahallin en büyük mülkî amirine yetki devri suretiyle devredilebilir.

Denetim elemanlarının nitelikleri ve denetime ilişkin usul ve esaslar ile kayıt ve izleme sistemi kurma, bildirim yükümlülüğü ile bunları verecekler hakkındaki usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Yerel yönetimler, ev ve süs hayvanları ile sahipsiz hayvanların kayıt altına alınması ile ilgili işlemleri yapmakla yükümlüdürler.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

Yerel hayvan koruma görevlilerinin sorumlulukları

MADDE 18. - Özellikle kedi ve köpekler gibi sahipsiz hayvanların kendi mekânlarında, bulundukları bölge ve mahallerde yaşamaları sorumluluğunu üstlenen gönüllü kişilere yerel hayvan koruma görevlisi adı verilir. Bu görevliler, hayvan koruma dernek ve vakıflarına üye ya da bu konuda faydalı hizmetler yapmış kişiler arasından il hayvan koruma kurulu tarafından her yıl için seçilir. Yerel hayvan koruma görevlileri görev anında belgelerini taşımak zorundadır ve bu belgelerin her yıl yenilenmesi gerekir. Olumsuz faaliyetleri tespit edilen kişilerin belgeleri iptal edilir. Yerel hayvan görevlilerinin görev ve sorumluluklarına, bu kişilere verilecek belgelere, bu belgelerin iptaline ve verilecek eğitime ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Yerel hayvan koruma görevlileri; bölge ve mahallerindeki, öncelikle köpekler ve kediler  olmak üzere, sahipsiz hayvanların bakımları, aşılarının yapılması, aşılı hayvanların markalanması ve kayıtlarının tutulmasının sağlanması, kısırlaştırılması, saldırgan olanların eğitilmesi ve sahiplendirilmelerinin yapılması için yerel yönetimler tarafından kurulan hayvan bakımevlerine gönderilmesi gibi yapılan tüm faaliyetleri yerel yönetimler ile eşgüdümlü olarak yaparlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Hayvanların Korunmasının Desteklenmesi

Mali destek

MADDE 19. - Ev ve süs hayvanlarının korunması amacıyla bakımevleri ve hastaneler kurmak; buralarda bakım, rehabilitasyon, aşılama ve kısırlaştırma gibi faaliyetleri yürütmek için, başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda malî destek sağlanır. Bu amaçla Bakanlık bütçesine gerekli ödenek konulur. Bu ödeneğin kullanımına ilişkin esas ve usuller, Maliye Bakanlığının olumlu görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Diğer Hükümler

Eğitici yayınlar

MADDE 20. - Hayvanların korunması ve refahı amacıyla; yaygın ve örgün eğitime yönelik programların yapılması, radyo ve televizyon programlarında bu konuya yer verilmesi esastır. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile özel  televizyon kanallarına ait televizyon programlarında ayda en az iki saat, özel radyo kanallarının programlarında ise ayda en az yarım saat eğitici yayınların yapılması zorunludur. Bu yayınların % 20'sinin izlenme ve dinlenme oranı en yüksek saatlerde yapılması esastır. Millî Eğitim Bakanlığı ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, görev alanına giren hususlarda bu maddenin takibi ile yükümlüdürler.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?..

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, Komisyonumuz adına, Komisyon Sözcümüz Zeynep Hanım konuşacak.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ÇEVRE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının görüşülmekte olan eğitici yayınlar hakkındaki 20 inci maddesi üzerinde Komisyonumuz adına söz istemiş bulunuyorum.

Bilindiği gibi, bugün gündemimizde bulunan Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı, ülkemizde uzun yıllardır bu alanda bulunan yasal bir boşluğu doldurmanın yanında, aynı yaşam düzlemini paylaştığımız bu canlıların korunması ve türlerinin devam ettirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Hayvan hakları, bugün, çağdaş dünyanın tartışma gündeminden çıkmış, tıpkı insan hak ve özgürlükleri gibi, toplumsal bellekte yerleşik bir konum kazanmıştır. Ekolojik sistemin devamının temini nasıl evrensel ölçekte bir insanlık ödevi ise, bu sistemin bir parçası olan hayvanların korunması da eşdeğerde önemlidir. Üzerinde görüştüğümüz yasa, geneli itibariyle değerlendirildiğinde, getirdiği düzenlemelerle ülkemizi, hayvan hakları konusunda da Avrupa Birliği normlarına kavuşturacak önemli bir uyum yasasıdır. Avrupa Birliği ülkelerinde, bunların dışında İsviçre, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya gibi ülkelerde hayvanların korunmasıyla ilgili kapsamlı kanunlar bulunmaktadır. Türkiye, bu tasarının kanunlaşmasıyla, hem Avrupa Birliği yolunda bir adım daha atacak hem de dünyamızı beraber paylaştığımız canlıları yasal olarak koruma altına almış olacaktır.

Tasarı, hayvan haklarına, insan hakları kadar önem vermektedir. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesinde, bütün hayvanların yaşam önünde eşit doğduğu, varolma, insanlarca gözetilme, bakılma ve korunma hakları olduğu, hayvanlara kötü muamele yapılamayacağı, hayvanlardan insan eğlencesi olarak yararlanılamayacağı, hayvan haklarının hükümet düzeyinde temsil edilmesi ve hayvan haklarının da, insan hakları gibi yasayla korunması gereği gibi, konuyla ilgili ana ilkeler belirtilmektedir.

Tasarı, tüm bu ilkeleri içermekte, hayvanların haklarını, sağlıklarını, korunmalarını ve nesillerinin devamını teminat altına almayı ve getirdiği yüksek para cezalarıyla bu güvenceyi sağlamayı amaçlamaktadır.

Her alanda olduğu gibi, hayvan sevgisinin ve hayvan hakları bilincinin gelişmesi yaygın bir eğitim ve uygar bir kültürle sağlanır. Tasarı, bu bilincin oluşması için verilecek eğitimi 20 nci maddede düzenleyerek, radyo ve televizyonlarda eğitim programlarının yayınlanması şartını getirmiştir. Bu şekilde, hayvan haklarıyla ilgili toplumsal bilincin artırılması ve bu bilincin, yasayla zorunlu hale getirilmesinden ziyade, bir kültür olarak yerleşmesi amaçlanmıştır.

Çok açıktır ki, kanunların uygulamada işlerlik kazanması için, öncelikli olarak toplum tarafından bilinmesini ve benimsenmesini sağlamak gereklidir. Bu açıdan, günümüzde görsel ve işitsel iletişim araçları, kolektif bilinci ve hafızayı oluşturan en yaygın ve etkili vasıtalar olmaları nedeniyle, hem kanunun maddelerinin tanıtılması hem de hayvanların korunmasına yönelik hassasiyetlerin aktive edilmesi açısından son derece belirleyici bir role sahiptir.

Madde aracılığıyla medyaya biçilen ve toplumsal sorumluluk misyonlarıyla da doğrudan bağlantılı bu rol, hükümetimizin hayvanların korunmasına yönelik bu düzenlemesini destekleyici mahiyettedir. Özellikle hayvan refahını sağlamaya yönelik yayınların aylık alt limitinin belirtilmesi ve yüzde 20 gibi küçümsenmeyecek bir miktarının "prime time" olarak kavramlaştırılan en yüksek izlenme oranının olduğu zaman diliminde yer almasının esas olduğunun belirtilmesi, maddenin amacına yönelik olarak sınırlarının ve cezaî müeyyidelerinin net bir biçimde çizilmesinin sağlanması için son derece olumludur. Ayrıca, yine, bu yükümlülüğün kamu ve özel ayırımı yapılmaksızın tüm radyo ve televizyon kuruluşlarına yüklenmiş olması da yerinde bir tercihtir. Bu yayınların radyo ve televizyon kuruluşlarında yayınlanmasıyla, orta vadede, toplumumuzda yüzyıllardan beri var olan hayvanları korumaya yönelik vakıflar açacak kadar ileri bir düzeye ulaşmış olan kendi türümüz dışındaki canlılara yönelik hassasiyetlerimizin daha gelişmiş bir noktaya ulaşacağı kanaatindeyiz.

Toplumun bilgi düzeyinin artmasının, ilgi ve dikkat düzeyini de etkilemesi, son derece beklenebilir bir sonuçtur. Örneğin, bugün ülkemizde Akdeniz fokları, caretta carettalar, kelaynak kuşları gibi, nesli tükenmekte olan ve Türk vatandaşları olarak hepimizin, dünya yüzünde bir canlı türünün var kalabilmesi için sorumluluğumuzun olduğu hayvan türleri mevcuttur; fakat, kimi zaman, ülkemize ayrıcalıklı bir konum kazandıran bu canlıların, belki de ülke sınırları dışında daha fazla tanındıklarını görüyoruz. Şöyle ki, Akdeniz fokları, bu yıl Dünya Doğayı Koruma Örgütü tarafından yapılan ankette, çeşitli ülke vatandaşları tarafından, Avrupa Kıtasının en sevimli hayvanı, yine, aynı örgütün dünya genelinde yaptırdığı ankette ise, dünyanın en sevilen 6 ncı hayvanı seçilmiştir. Acaba, diğer ülke vatandaşları tarafından hayvan türleri içinde ayrıcalıklı bir konum elde eden bu canlılar, ülkemizde de aynı ölçüde bilinmekte midir? Devletin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının sahiplenmeleri dışında, böyle bir ilgiye ya da koruma hassasiyetine mazhar olmaları söz konusu mudur? Eğer öyle ise, 1950'li yıllarda İstanbul sularında dahi görülebilen Akdeniz foklarının sayısı bugün neden 100 civarına düşmüştür?!

Dolayısıyla nesli tükenmekte olsun ya da olmasın, tüm canlı türleri, canlı korumasının önemi ve halkımız aracılığıyla gerçekleştirilecek önlemlerin neler olacağına yönelik bilgiler medya aracılığıyla dolaşıma girdikçe, kamuoyu bilincinin yükseltilmesi, toplumsal hassasiyetlerin daha fazla aktive edilmesi de mümkün olacaktır.

Sonuç olarak, hayvan hakları konusunda ileri düzenlemeleri içeren bu tasarının konuşulmakta olan maddesi de, diğer maddeler gibi, Bakanlığımızın ve Komisyonumuzun içtenlikli gayretleriyle hazırlanarak Yüce Meclisin onayına sunulmuş olup, yürürlüğe girdiği takdirde, yararlı sonuçlara vesile olacağı kanaatinde olduğumu belirtir, tasarı üzerinde birlikte çalıştığımız Çevre Komisyonu mensubu tüm milletvekili arkadaşlarıma ve bu konuda bizimle birlikte olan, emeği geçen bütün paydaşlarımıza teşekkürlerimi arz eder, hazirunu saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.

Madde üzerinde 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 20 nci maddesinde yer alan  "Millî Eğitim Bakanlığı ile" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve "yükümlüdürler" ibaresinin "yükümlüdür" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Zeynep Karahan Uslu

Nusret Bayraktar

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Abdullah Veli Seyda

 

Sabri Varan

 

Şırnak

 

Gümüşhane

BAŞKAN - Sayın Komisyon, katılıyor musunuz efendim?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Evet, olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis)- Katılıyoruz Sayın Başkanım.

EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde bütünlüğünü sağlamak amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz ve Komisyon ile Hükümetin müspet görüş bildirdiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

Trafik kazaları

MADDE 21. - Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

Hayvanat bahçeleri

MADDE 22. - İşletme sahipleri ve belediyeler hayvanat bahçelerini, doğal yaşama ortamına en uygun şekilde tanzim etmekle ve ettirmekle yükümlüdürler. Hayvanat bahçelerinin kuruluşu ile çalışma usul ve esasları Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

Yasak ve izinler

MADDE 23. - Bu Kanun kapsamında olan ev ve süs  hayvanlarının ticaretinin yapılması, ithalatı ve ihracatı ile her ne şekilde olursa olsun, ülkeden çıkarılması ve sokulması ile ilgili her türlü izin ve işlemlerde Bakanlığın görüşü alınmak kaydıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ilgili birimlerince, yıl içinde yapılan ithalat ve ihracat ile ilgili bilgiler Bakanlığa bildirilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

Koruma altına alma

MADDE 24. - Bu Kanunun hayvanları korumaya yönelik hükümlerine aykırı hareket eden ve bu suretle bulundurduğu hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal ettiği ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasaklanır ve hayvanlarına el konulur. Söz konusu hayvan yeniden sahiplendirilir ya da koruma altına alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, bir tashih var; ikinci satırdaki "ihmal ettiği" ibaresinin "ihmal eden" olarak değiştirilmesini teklif ediyoruz.

BAŞKAN - Maddeyi, "ihmal eden" olarak düzeltilmiş şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ KISIM

Cezai Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

İdarî Para Cezası Verme Yetkisi, Cezalar, Ödeme Süresi, Tahsil ve İtiraz

İdarî para cezası verme yetkisi

MADDE 25. - Bu Kanunda öngörülen idarî para cezaları bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen denetime yetkili merci tarafından verilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

İdarî cezalara itiraz

MADDE 26. - İdarî para cezalarına karşı cezanın tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde idare mahkemesine dava açılabilir. Davanın açılmış olması idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. Bu konuda idare mahkemelerinin verdiği kararlar kesindir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 26 ncı maddesinin başlığının "İdarî para cezalarına itiraz" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Eyüp Fatsa

Nusret Bayraktar

 

 

Ankara

Ordu

İstanbul

 

 

Fikret Badazlı

 

Halil İbrahim Yılmaz

 

 

Antalya

 

Kütahya

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Tasarının genelinde "idarî para cezası" ibaresi kullanılmış olduğundan, başlığın da buna uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 26 ncı madde kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

İdarî para cezalarının ödenme süresi ve tahsili

MADDE 27. - İdarî para cezalarının ödenme süresi cezanın tebliği tarihinden itibaren otuz gündür.

Ceza vermeye yetkili merciler tarafından, Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında verilen para cezaları, ilgilileri tarafından mahallin en büyük mal memurluğuna yatırılır. Yatırılan paranın % 80'i ilgili belediyeye takip eden ay içinde aktarılır. Bu para, tahsisî mahiyette olup amacı dışında kullanılamaz. Bu Kanuna göre verilecek idarî para cezalarında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolü ile ilgili esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.

Öngörülen süre içinde ödenmeyen para cezaları, gecikme zammı ile birlikte 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

Cezalar

MADDE 28. - Bu Kanun hükümlerine aykırı davrananlara aşağıdaki cezalar verilir:

a) 4 üncü maddenin (k) bendinin ikinci cümlesi hükmüne aykırı davrananlara, hayvan başına ikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.

b) 5 inci maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve altıncı fıkralarında öngörülen hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı ile ilgili yasaklara ve yükümlülüklere uymayan ve alınması gereken önlemleri almayanlara hayvan başına ellimilyon lira, yedinci fıkrasında öngörülen yükümlülük ve yasaklara uymayanlara  hayvan başına yüzellimilyon lira idarî para cezası.

c) 6 ncı maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına beşyüzmilyon lira idarî para cezası.

d) 7 nci maddede yazılan cerrahi amaçlı müdahaleler ile ilgili hükümlere aykırı davrananlara hayvan başına yüzellimilyon  lira idarî para cezası.

e) 8 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı, bir hayvan neslini yok edecek müdahalede bulunanlara hayvan başına yedibuçukmilyar lira idarî para cezası; ikinci, üçüncü ve dördüncü  fıkralarına uymayanlara hayvan başına birmilyar lira idarî para cezası.

f) 9 uncu maddede ve çıkarılacak yönetmeliklerinde belirtilen hususlara uymayanlara hayvan başına ikiyüzellimilyon lira; yetkisi olmadığı halde hayvan deneyi yapanlara hayvan başına birmilyar lira idarî para cezası.

g) 10 uncu maddede belirtilen hayvan ticareti izni almayanlara ve bu konudaki yasaklara ve yönetmelik hükümlerine aykırı davrananlara ikimilyarbeşyüzmilyon lira idarî para cezası.

h) 11 inci maddenin birinci fıkrasındaki eğitim ile ilgili  yasaklara aykırı davrananlara birmilyarikiyüzellimilyon lira, ikinci fıkrasına aykırı davrananlara hayvan başına  birmilyarikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.

ı) 12 nci maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına beşyüzmilyon lira; ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına birmilyarikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.

j) 13 üncü madde hükümlerine aykırı davrananlara, öldürülen hayvan başına beşyüzmilyon lira idarî para cezası, aykırı davranışların işletmelerce gösterilmesi halinde öldürülen hayvan başına birmilyarikiyüzellimilyon lira para cezası.

k) 14 üncü maddenin (a), (b), (c), (d), (e), (g), (h), (ı), (j) ve (k) bentlerine aykırı davrananlara ikiyüzellimilyon lira idarî para cezası; (f) ve (l) bentlerine aykırı davrananlara hayvan başına ikimilyarbeşyüzmilyon lira idarî para cezası verilir, kesilmiş ve canlı hayvanlara el konulur.

 l) 21 inci maddeye aykırı hareket edenlere hayvan başına ikiyüzellimilyon lira idarî para cezası.

m) 22 nci maddeye uymayanlara, hayvanat bahçelerinde kötü şartlarda barındırdıkları hayvan başına altıyüzmilyon lira idarî para cezası.

n) 23 üncü maddeye aykırı hareket edenlere hayvan başına ikimilyarbeşyüzmilyon lira idarî  para cezası.

Bu maddenin (b) bendinde atıfta bulunulan 5 inci maddenin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları ile (n) bendi dışında kalan fiillerin, veteriner hekim, veteriner sağlık teknisyeni, hayvan koruma gönüllüsü, hayvan koruma derneği üyeleri, hayvan koruma vakfı üyeleri, hayvan toplama, gözetim altına alma, bakma, koruma ile görevlendirilmiş olan kişilerce işlenmesi halinde verilecek ceza iki kat artırılarak uygulanır.

Bu maddede yazılı idarî  para cezaları, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 28 inci maddesine (k) bendinden sonra gelmek üzere (l) bendi olarak aşağıdaki bendin eklenmesi ve sonraki bentlerin de buna göre teselsül ettirilmesini ve (n) bendinden sonra gelen fıkrada geçen "(n) bendi" ibaresinin "(o) bendi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(l) RTÜK'ün takibi sonucunda 20 nci maddeye aykırı hareket ettiği tespit edilen ulusal radyo ve televizyon kurum ve kuruluşlarına beş milyar lira idarî para cezası"

 

Eyüp Fatsa

Zeynep Uslu

Veli Seyda

 

Ordu

İstanbul

Şırnak

 

Nusret Bayraktar

 

Alim Tunç

 

İstanbul

 

Uşak

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu efendim?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Orada "maddenin ihlal edildiği her ay için" ifadesi olacaktı.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Bizim önümüzdeki önerge biraz farklı.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önerge yeniden kaleme alınacak.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.30

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.39

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106 ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6. - Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı ile İçişleri ve Çevre Komisyonları Raporları (1/323) (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 28 inci maddesi üzerindeki önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 28 inci maddesine (k) bendinden sonra gelmek üzere (l) bendi olarak aşağıdaki bendin eklenmesini ve sonraki bentlerin de buna göre teselsül ettirilmesini ve (n) bendinden sonra gelen fıkrada geçen "(n) bendi" ibaresinin "(o) bendi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Fahri Keskin

Sabri Varan

Zeynep Karahan Uslu

 

Eskişehir

Gümüşhane

İstanbul

 

Cevdet Erdöl

 

Nusret Bayraktar

 

Trabzon

 

İstanbul

"l) RTÜK'ün takibi sonucu 20 nci maddeye aykırı hareket ettiği tespit edilen ulusal radyo ve televizyon kurum ve kuruluşlarına maddenin ihlal edildiği her ay için beş milyar lira idarî para cezası"

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu önergeye?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Eğitim hususunun önemine binaen ve 20 nci maddede yapılan değişikliğe paralellik sağlamak amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, maddeye bir ekleme var. Maddenin (e) ve (j) bentlerine "idarî" kelimesinin eklenmesini...

BAŞKAN - Şimdi, maddeyi, (e) ve (j) bentlerine bu eklemeyle birlikte ve kabul edilen önerge doğrultusunda, oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 28 inci madde kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

BEŞİNCİ KISIM

Çeşitli, Son ve Geçici Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Birden fazla hükmün ihlâli

MADDE 29. - Bu Kanunda suç olarak öngörülen fiiller başka kanunlara göre de suç ise, en ağır cezayı gerektiren kanun hükümleri uygulanır.

Fiili ile bu Kanunun birden fazla hükmünü ihlâl edenlere daha ağır olan ceza verilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

Fiillerin tekrarı

MADDE 30. - Bu Kanunda, ceza hükmü altına alınmış fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir kat, daha fazla tekrarı halinde üç kat artırılarak verilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Son, Geçici Hükümler

Saklı hükümler

MADDE 31. - 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu ile 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu hükümleri saklıdır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısının 31 inci maddesinde yer alan "3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu" ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Canan Arıtman

R. Kerim Özkan

Mehmet Işık

 

İzmir

Burdur

Giresun

 

Atila Emek

 

Feridun Ayvazoğlu

 

Antalya

 

Çorum

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan..

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Hayvanları Koruma Yasası Tasarısı, zaten 3285 sayılı Yasadan kaynaklanan sorunları çözmek amacını taşımaktadır. Belediyeler bu yasadaki bazı hükümleri kullanarak, binlerce köpeği itlaf edebilme yetkisine sahiptir. Eğer bu yasa gerçekten hayvanları koruyacaksa, 3285 sayılı Yasanın saklı hükümler içerisinde yer almaması gerekmektedir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

31 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1'i okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun 14 üncü maddesinin (l) bendinde belirtilen hayvanlardan, yurda bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sokulmuş olanların sahipleri; üç ay içerisinde hayvan koruma kurullarına bildirimde bulunarak bunları kayıt altına aldırmak; altı ay içerisinde kısırlaştırarak kısırlaştırıldıklarına ilişkin belgeleri il hayvan koruma kurullarına teslim etmek zorundadırlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2'yi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 2. - Bu Kanun gereği çıkarılması gerekli bulunan yönetmelikler, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hazırlanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Geçici madde 2'yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 32. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 33. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Sayın Bakan kısa bir teşekkür konuşması yapacaktır.

Buyurun.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, 1995 yılından beri 4 defa Meclise sevk edildiği halde görüşülemeyen Hayvanları Koruma Kanununun hazırlanmasında emeği geçen geçmiş hükümetlere teşekkür ediyoruz; çünkü, altyapıyı onlar oluşturmuşlardır.

Ayrıca, bu kanunun bugün çıkarılmasında, başta zatıâlilerinize, Sayın Meclise, Meclisin personeline ve bürokratlarımıza teşekkür ediyor, bu kanunun milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 29 Haziran 2004 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

İyi akşamlar.

Kapanma Saati : 19.48