BIM 3 12 2004-07-13T11:05:00Z 2004-07-13T11:06:00Z 100 64812 369433 TBMM 3078 738 453689 9.3821 Normal 75 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22                 YASAMA YILI : 2

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 54

105 inci Birleşim

23 Haziran 2004 Çarşamba

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'ın, Dünya Mülteciler Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı

2.- Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kazanın ülkemiz ve komşu ülkelerdeki yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın, Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik Devletlerindeki resmî temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/201)

2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/591)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan ve 29 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)

2.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş ve 24 milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)

5.- Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 461)

6.- Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 443)

7.- İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767) (S. Sayısı: 583)

V.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Marmaray Projesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/2635)

2.- Edirne Milletvekili Nejat GENCAN'ın, bir müftülükçe düzenlenen yarışmada verilen hediyelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet    AYDIN'ın cevabı (7/2640)

3.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Batı Trakya Türklerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2642)

4.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, bazı ürünlerin ithalatında gümrük vergisi değişimi yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2663)

5.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, mahallî idareler yasa tasarısına ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir        AKSU'nun cevabı (7/2687)

6.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Batı Trakya'daki Türk okullarına ve Yunan vatandaşlığından çıkarılan soydaşlarımıza ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2689)

7.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, yarım kalmış yatırımların ülke ekonomisine etkisine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2714)

8.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, bir şirketin katıldığı ihalelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN’in cevabı (7/2727)

9.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, Milletvekili Lojmanlarının satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2751)

10.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Denizli İlinde yürütülen köy yolu ve içme suyu çalışmalarına,

- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, hazineye bağışlanan AOÇ arazilerine,

- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, hububat taban fiyatlarına,

- Edirne Milletvekili Necdet BUDAK'ın, kanserojen etkisi olan maddelerin kullanımına,

- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan-Çıldır'ın bazı köylerinin içmesuyu sorununa,

- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, doğal afetlere karşı koruyucu çalışmalara,

- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, doğrudan gelir desteğine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2759, 2760, 2761, 2762, 2763, 2764, 2765)

11.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Ankara-Beypazarı Sultan Alaaddin Camiinin restorasyon çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2793)

12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yeşil Türbeye onarım ödeneği ayrılıp ayrılmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2794)

13.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Et ve Balık Kurumuna ve hayvancılığın korunmasına,

- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, tarım kredi kooperatiflerine plasman aktarımına,

- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, kivi ithalatına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2815, 2816, 2817)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.

Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Çubuk İlçesi Sünlü Köyünde yaşanan meteorolojik hortum olayının meydana getirdiği hasara ilişkin gündemdışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,

Denizli Milletvekili Mehmet Uğur Neşşar'ın, hükümetin uygulamakta olduğu sağlık politikasından kaynaklanan sıkıntılara ilişkin gündemdışı konuşmasına, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik,

Cevap verdi.

Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yılmazcan, Makedonya, Arnavutluk ve Hırvatistan'ın NATO üyeliği için yapmış oldukları başvuruya Türkiye Cumhuriyetinin destek vermesinin önemine ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, 28-29 Haziran 2004'te İstanbul'da yapılacak olan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinin sonuç bildirisinde, Makedonya, Arnavutluk ve Hırvatistan'a ittifaka üye olmaları yönünde somut bir perspektif verilmesini desteklediğine, bunun için müttefikler arasında oydaşma sağlanmasına yönelik girişimlerde bulunmak üzere hükümete çağrıda bulunduğuna ilişkin AK Parti ve CHP Grup Başkanvekilleri, Arnavutluk, Makedonya ve Hırvatistan Dostluk Grupları Başkanları ile bağımsız bir milletvekili ve Mecliste grubu bulunmayan Doğru Yol Partisine mensup bir milletvekilinin ortak önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; Başkanlıkça, ittifakla benimsenen bu önergenin gereğinin yerine getirileceği bildirildi.

5182 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı,

2886 sayılı Devlet İhale Kanununa aykırı olarak ve ihale yapılmaksızın bir taşınmazın kiraya verilmesine ilişkin işleme onay verdiği gerekçesiyle Devlet eski Bakanı Hasan Gemici hakkında Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan inceleme raporunun Başbakanlıkça TBMM Başkanlığına intikal ettirildiğine; Anayasanın 100 üncü maddesine göre, Meclis soruşturması açılmasının, TBMM üye tamsayısının en az onda 1'inin vereceği önergeyle istenilebileceğine; böyle bir önerge olmadan, Başkanlığın, söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesinin mümkün bulunmadığına, daha önce yapılan uygulamalar doğrultusunda konunun Genel Kurula sunulmasına ve anılan dosyaların milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılmasının uygun mütalaa edildiğine ilişkin Başkanlık,

Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun (6/1109),

Mersin Milletvekili Hüseyin Güler'in (6/1113),

Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.

Bazı milletvekillerinin, belirtilen sebep ve sürelerle izinli sayılmalarına,

Bir milletvekiline ödenek ve yolluğunun verilebilmesine,

İlişkin Başkanlık tezkereleri;

Genel Kurulun 22.6.2004 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının, 23.6.2004 Çarşamba günkü birleşiminde ise sözlü soruların görüşülmemesine; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 40 ıncı sırasında yer alan 611 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 8 inci sırasına, 27 nci sırasında yer alan 443 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 8 inci sırasında yer alan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, 28 inci sırasında yer alan 446 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; çalışma süresinin, bugünkü birleşimde 611 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına, 23.6.2004 Çarşamba günkü birleşimin saat 14.00'te başlamasına ve 583 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılmasına, 24.6.2004 Perşembe günkü birleşimde 14.00-19.00 saatleri arasında olmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi;

Kabul edildi.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, 4876 Sayılı T.C. Ziraat Bankası A.Ş ve Tarım Kredi Kooperatifleri Tarafından Üreticilere Kullandırılan ve Sorunlu Hale Gelen Tarımsal Kredilerin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanundan Yararlanamayanlara Dair (2/222)

İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, İzmir İlinde Karabağlar Adı ile Bir İlçe Kurulması Hakkında (2/61),

Kanun Tekliflerinin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedikleri açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında (1/731) (S. Sayısı: 349),

6 ncı sırasında bulunan, Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair (1/802) (S. Sayısı: 461),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Optisyenlik Hakkında Kanun Teklifinin (2/294, 1/785) (S.Sayısı: 509);

7 nci sırasında bulunan, Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde (1/740) (S. Sayısı: 427),

8 inci sırasına alınan, Endüstri Bölgeleri Kanununda (1/823) (S.Sayısı: 611 ve 611'e 1 inci ek),

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarılarının;

Görüşmelerini müteakiben, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

23 Haziran 2004 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.48'de son verildi.

 

 

İsmail Alptekin

 

 

 

Başkanvekili

 

 

Yaşar Tüzün

 

Mehmet Daniş

 

Bilecik

 

Çanakkale

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

Mevlüt Akgün

 

 

 

Karaman

 

 

 

Kâtip Üye

 

 

     No. : 154

II. – GELEN KÂĞITLAR

23 Haziran 2004 Çarşamba

Tasarı

1.- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/830) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.6.2004)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Merkezi ve Doğu Avrupa İçin Bölgesel Çevre Merkezi Yönetim Kurulu Arasında Türkiye'de Bölgesel Çevre Merkezinin Kurulması ve Faaliyetleri Hakkında İkili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/792) (S. Sayısı: 612) (Dağıtma tarihi: 23.6.2004)

2.- Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/828) (S. Sayısı: 613) (Dağıtma tarihi: 23.6.2004)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZAKCAN ve 29 Milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)

2.- İstanbul Milletvekili Birgen KELEŞ ve 24 Milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2004)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

23 Haziran 2004 Çarşamba

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Dünya Mülteciler Günü münasebetiyle, Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'a aittir.

Buyurun Sayın Ünsal. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal'ın, Dünya Mülteciler Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı

AHMET FARUK ÜNSAL (Adıyaman) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla, gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz pazar günü, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günüydü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2000 yılında, dünya mültecileriyle dayanışmak ve onların hayatta kalabilme konusundaki inançlarını ve iradelerini kutlamak amacıyla, 20 Haziranı, Dünya Mülteciler Günü ilan etti. Amaç, yaklaşık 20 000 000 mültecinin -ki, bunun aşağı yukarı yüzde 45'i çocuklardan oluşmaktadır- hayatta kalabilme konusunda gösterdikleri cesaretleri kutlamak ve yaşama sevinçlerine katkıda bulunmaktı. Mültecilik deneyiminin bir parçası olarak, anayurtlarından kaçma, sosyal ve kültürel yerinden edilme, ölüm ve yıkıma tanık olma, trajik kişisel kayıplar gibi zorlukları yaşamak durumunda kalan...

BAŞKAN - Sayın Ünsal, bir dakikanızı rica edeyim.

Değerli arkadaşlar, ben hatibi dinleyemiyorum ve konuşmasını anlayamıyorum. Arkadaşlarımızın birbirleriyle yaptıkları sohbetin bile, en azından, Genel Kurul çalışmalarını rahatlatacak bir şekilde olmasını rica ediyorum; hem de, arkadaşımız çok önemli bir konuyu dile getiriyor, dinleyelim arkadaşlar.

AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Mülteciler gününün tayin edilmesinde amaç, mültecilik deneyimini yaşamakta olan bu insanların, yurtlarından kaçmak, evlerinden kovulmak, kişisel trajik olayları yaşamak, cinsel istismara maruz kalmak gibi birtakım problemlerinde kendilerine destek olmaktı; bu insanların, yaklaşık      20 000 000 insanın yüzde 45'ini çocuklar oluşturmaktadır.

Dünyanın birçok ülkesinde mülteciler günü, değişik tarihî olayları vesile kılarak farklı zamanlarda kutlanmaktaydı; fakat, mültecilere ev sahipliği yapma konusunda, kıt imkânlarını kendileriyle paylaşan Afrika ülkelerine destek vermek amacıyla, 20 Haziran Afrika Mülteciler Gününü, Birleşmiş Milletler, Mültecilerle Dayanışma Günü ilan etmiştir.

Değerli milletvekilleri, mülteciler, insan hakları ihlallerinden, etnik ve dinsel çatışmalardan, içsavaşlardan, hukuk düzeninin çöktüğü yerlerden, silahlı çatışmalardan, cinsel istismardan kaçmak zorunda kalan bizim insanlarımız, bizim kardeşlerimizdir. Yaşamlarının çok önemli bir dönemi boyunca, çoğu zaman, gıda, sağlık ve eğitim hizmetlerinden yoksun kalmaktadırlar. Uluslararası toplum, yerlerinden edilmiş olan bu insanlara karşı bir sorumluluk taşımaktadır; söz konusu sorumluluk, mültecileri korumak ve onlara, bağımsız ve üretken bir gelecek kurma şansını sağlamaktır. Bu, hem insanî bir gerekliliktir hem de dünya barışı için bir yatırımdır. Eski Mısır'da, Azteklerde, semavî dinlerde, Ortaçağda ortaya çıkan iltica kurumu, özellikle büyük nüfus hareketlerini doğuran Birinci ve İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa merkezli olarak uluslararası norma bağlanmış ve tüm ulusların taraf olduğu yegâne sözleşme olan 1951 Cenevre Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanmıştır. Sözleşmeyi hazırlayan diplomatik delegasyonun içerisinde yaklaşık 20 ülkeden diplomat bulunmaktadır ve bu delegasyonun başkan yardımcılığını Türk diplomat yürütmektedir. Bu sözleşmede mülteci şartı şu problemlere dayalı olarak ülkesini terk etmiş olanlara tanınmaktadır: Irk, din, milliyet, sosyal bir gruba mensubiyet ve siyasî düşünceleri nedeniyle zulme uğrayacağından, haklı sebeplerle korktuğu için, vatandaşı olduğu devletin korumasından yararlanamayanlara mülteci statüsü verilecektir.

Türkiye, asıl itibariyle İkinci Dünya Savaşı sonrası nüfus hareketlerini, insanî hukuk açısından çözümlemeye çalışan sözleşmenin 1 inci maddesine dayanarak yükümlülüklerini, 1951'den önce Avrupa'da cereyan eden olaylar şeklinde anladığını deklare etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Sözleşmenin 1 inci maddesini bu şekilde anlamak, iltica olayını kategorik olarak, hem tarihî hem de coğrafî olarak sınırlamak demektir.

Bu sorunları aşmak amacıyla hazırlanan -İkinci Dünya Savaşından sonra yeryüzünde, dünya üzerinde yaşanan problemler çok fazla nüfus hareketleri ve iltica hareketleri meydana getirdiği için- 1951 Sözleşmesi, sözleşmenin ruhunda mündemiç olan coğrafî ve zaman limitlerinden dolayı, mültecilerin problemlerini çözmekte yetersiz kalmıştır. Bu itibarla, 1967 yılında bir protokol daha imzalanmıştır. Türkiye, bu protokolü imzalayarak, sözleşmede, 1951 öncesine ait olaylardan meydana gelen nüfus hareketlerini mülteci kapsamına alacağını ifade etmiş; ancak, Avrupa'yla ilgili olarak coğrafî kısıtlamasını kaldırmamıştır; yani, Türkiye, ancak, Avrupa'dan gelenlere mülteci statüsü vermekte, Avrupa dışından geleceklere ise, mülteci statüsü vermemektedir. Bu itibarla, 1967 Protokolüyle birlikte bakıldığı, Türkiye ve Monako ile birlikte sözleşmeye taraf olan 140 devlet dikkate alındığı zaman, sadece Türkiye ve Monako, sözleşmeye coğrafî çekince koyan iki devlettir ve bunun bir an önce değişmesi ve Türkiye'nin, çağdaş ülkelerdeki mülteci statüsüne uygun bir düzenlemeye bir an önce kavuşması gerekiyor.

Tabiî "Türkiye, Avrupa'dan mülteci almayacak" demek, Türkiye'nin, kapılarına gelen insanlara misafirperverlik göstermeyeceği anlamı taşımamaktadır. Hepinizin hatırlayacağı gibi, 1979 İran devriminden sonra, yaklaşık 1 500 000 İranlı, Türkiye'deki yasaların şu veya bu şekilde yorumlanmasıyla, gerek ülkemizde kalmayı başarmış gerekse Türkiye'nin dışında başka ülkelere göç edebilmişlerdir. Yine, hatırlanacaktır, Halepçe katliamı ve 1991 yılında meydana gelen birinci Körfez savaşından sonra ülkemize gelen Iraklılar ve İranlılar, yine, büyük bir misafirperverlikle karşılanmışlardır.

Değerli arkadaşlar, kısaca, Türkiye'nin girmiş olduğu malî yükümlülükleri söyleyerek bir tablonun vuzuha kavuşmasını istiyorum. 1991 mülteci krizinde, daha doğrusu, sığınmacı krizinde, Amerika Birleşik Devletleri yaklaşık 200 000 000 dolar, Türkiye 100 000 000 dolar maddî yük altına girerken, Fransa, sadece ve sadece, 4 000 000 dolarla bu probleme katkıda bulunduğunu söylemiştir; eğer, bu bir katkı ise.

Türkiye'de iltica hukukunun uluslararası standartlara kavuşturulabilmesi için, bir sosyal mühendislik harikası olan, 1934 yılında çıkarılan 2510 sayılı İskân Yasasının da gözden geçirilmesi gerekir. Bu yasada, mültecilik, yerleşmek amacıyla Türkiye'ye gelenler için değil, bir zorunluluk dolayısıyla Türkiye'ye gelenler için tanınmış bir hak olarak gösteriliyor. Bu, uluslararası hukuka aykırıdır ve dolayısıyla, son yapmış olduğumuz Anayasa değişikliğiyle ulusal hukukumuza da aykırılık arz etmektedir.

Bir diğer konu da, yine, İskân Yasasında mültecilik hakkı verilecek kişiler için Türk soyundan gelme ve Türk kültürüne bağlı olma şartı konulmuştur.

BAŞKAN - Sayın Ünsal, toparlar mısınız.

AHMET FARUK ÜNSAL (Devamla) - Sayın Başkanım, toparlamak üzereyim; çok önemli bir konu, bir iki dakika daha rica edeceğim.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, Türk soyundan olma ve Türk kültürüne bağlı olma şartlarına bağlanıyor; bunun da değiştirilmesi gerekir.

Çok kısaca bir tarih turu yapmak istiyorum. 1492'de inançları gereği İspanya'yı terk etmek zorunda olan insanlar, yüzbinlerce insan, İstanbul'a geldikleri zaman henüz 1951 Cenevre Sözleşmesi imzalanmamıştı; Cenevre Sözleşmesinin imzalanmasına 459 sene vardı ve bu sözleşmede iltica hakkı olarak gösterilen din ve sosyal mensubiyet daha kodifiye edilmemişti ve bu insanlar İstanbul'un misafirperverliğinden yararlandılar.

Bakınız, bugün, Cervantes'in yazdığı dille İspanyolcayı konuşan bu insanlar, belki de İspanyol dilinin lingustik çalışmalarına temel teşkil edecek bir sosyal zenginliği de barındırmaktadırlar. Bunlar İstanbul'da yaşıyorlar, ne mutlu, bizim misafirlerimizdi, şimdi bizim vatandaşlarımız. Aynı şekilde, non-refoulment, yani, iade edilmeme ilkesi henüz 1951 Cenevre Sözleşmesinde kodifiye edilmeden yaklaşık yüz sene önce, yine Avrupa'da yaşanan isyanlardan dolayı ülkemize insanların sığınması, Türkiye'de Türk edebiyatının çok önemli şairlerinden birinin, belki, Türkiye'de doğmasının, Türkçe yazmasına sebep olan bir sosyal hareketliliğin, nüfus hareketliliğinin de sonucuydu. Nazım Hikmet'in dedesi Kont Borzenski, 1850'lerde Osmanlıya sığındığı zaman kendisi "Mustafa Celalettin Paşa" unvanıyla Osmanlı ordusunda paşa seviyesine çıkmıştır ve yine bu insanlar, bu misafirperverlik ve bu âlicenaplık sayesinde ülkemizde kalabilmişlerdir.

Yine, tarihî son bir örnek vererek bunu kapatmak istiyorum. Kırım Savaşının mübarezeleri Tuna boylarında yapılırken, Osmanlı ordularının başkomutanı Serdarıekrem Ömer Paşa da bir Hırvattı.

Çok kıymetli milletvekilleri, bugün, Türkiye, mülteciler konusundaki tarihî liderliğini tekrar öne almak zorundadır. Biz, 1951 ve 1967 Protokollerine koymuş olduğumuz coğrafî çekinceyi bir an önce kaldırarak, 140 ülkeyle birlikte çağdaş bir mülteci hukukunun oluşmasına katkıda bulunmalıyız.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Başkanım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ünsal.

Gündemdışı ikinci söz isteği, Çernobil Nükleer Reaktörü kazasının Türkiye ve Karadeniz Bölgesi üzerindeki etkileriyle ilgili, Ordu Milletvekili Sayın İdris Sami Tandoğdu'ya aittir.

Buyurun Sayın Tandoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

2.- Ordu Milletvekili İ. Sami Tandoğdu'nun, Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kazanın ülkemiz ve komşu ülkelerdeki yansımalarına ilişkin gündemdışı konuşması 

İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sovyetler Birliğinde 26 Nisan 1986 günü Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen kaza sonucunda ülkemize ve birçok komşu ülkeye tüm canlılar için son derece zararlı bir radyasyon yayılmıştır. Kamuoyunda Çernobil faciası olarak da bilinen bu kazanın zararlarını ülkemizde hâlâ yaşadığımız ve gördüğümüz için gündemdışı söz almış bulunmaktayım.

Çernobil faciası, zamanın Sovyetler Birliği Hükümeti tarafından gizlenmek istenmişse de, Avrupa ülkeleri nükleer santral kazasını dünyaya anında duyurmuştur. Daha sonra konu, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ciddî bir takibe alınmış ve Türkiye'nin de radyasyon bulutu etkisi altına girdiği saptanmıştır. Çernobil kazası sonucunda, radyasyonun yayılması ve etkisi konusunda kazaya yakın ve uzak bütün ülkeler tedbirlerini almışlardır; yetişkin insanların, çocukların ve hatta doğacak bebeklerin bile etkilenmemesi için bütün yiyecekleri ve içecekleri kontrol ve denetime tabi tutmuşlardır; radyasyondan etkilenen her şeyin satışını durdurmuşlardır, usulüne göre imha etmişlerdir.

Türkiye'de, Karadeniz kıyılarına kadar gelen ve bu esnada yağan şiddetli yağmurla radyoaktif maddeler bu bölgeyi etkisi altına almıştır. Böylece, Karadeniz ve Trakya çevresi radyasyondan en fazla etkilenen bölgemiz olmuştur. Kazadan en çok etkilenen Karadeniz Bölgesinde, çay, fındık, sebze, et, süt, balık ve meyvelerle birlikte, yenilen, içilen her şey radyasyonun etkisi altında kalmıştır.

Radyasyon etkilerini hafifletmek için Karadeniz Bölgesinin ve Trakya'nın bazı kısımlarında gerekli önlemler alınmaya çalışılmıştır. Trakya'da hayvanlar ahırlarda tutularak, radyasyon bulaşmamış kuru ot ve yemle beslenmiştir. Radyasyon bulaşmış sütler toplatılarak peynir yapılmış ve bu peynirler radyoaktif etkileri kaybolduktan sonra kullanıma sunulmuştur. Bu önlemler, maalesef, Karadeniz Bölgesinde alınmamıştır. Alındıysa bile etkileri ve zararları halka tam manasıyla anlatılamamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu felaketin ardından, Türkiye'de, basında çıkan olumsuz haberler ve uzmanların açıklamalarından endişeye kapılan halk, dönemin politikacılarının açıklamalarıyla yetindirilmeye çalışılmıştır. Politikacılar olayın ciddiyetini kavrayamamış, büyük bir ihmal ve sorumsuzluk içerisinde halkımızdan gerçekleri gizlemiş, uzun süre durumu inkâr ederek, halkımızın nasıl bir tehlikede olduğundan halkımızın bu tehlikeden haberdar olmaması için uğraş vermiştir. Hatta, zamanın bakanı, televizyon ekranlarında, endişe içerisindeki halkın gözünün içine baka baka çayını yudumlamıştır. O günler ve o manzara, şahsen, gözümün önüne geldiği zaman, siyasetteki çirkinliği ve yanlışlığı yüreğimde her zaman acıyla, buruklukla hissetmişimdir.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ise, ülkemizde radyasyon kirliliği bulunmadığını açıklayarak halkımızı rahatlatmaya çalışmıştır. Alınması gereken tedbirleri almamıştır ya da alınan tedbirler konusunda halkımıza yeterli bilgiyi vermemiştir. Üstüne üstlük, radyasyona ilaveten, bölgemizde, kopyalanmış tohumlar, hormonal sebzeler, asbestli ürünler, radyo antenleri ve bilhassa baz istasyonlarının çoğalması kanserojen etkiyi artırmıştır.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Karadeniz Bölgesindeki yiyeceklerden numune alımları ve radyasyon ölçümleri yapmamıştır; yalnız, çay ve fındık ürünlerinde radyasyon kontrolleri yapmıştır ve Çay-Kurun elinde bulunan 120 000 000 dolar değerindeki 65 000 ton çayı imha etmiştir; ama, bu imha, tekniğe ve tıp teknolojisine uygun olarak maalesef yapılmamış olup, sadece yakma ve gömme işlemine tabi tutulmuştur; ancak, bu olayın komplikasyonu ve halkın uyarıları üzerine işlem durdurulmuştur. Özel sektörün elindeki 30 000 ton çaysa piyasaya sürülmüştür maalesef. Yıllardır, günün her saatinde içtiğimiz çaylardan ne kadarının kanserojen etkisi olduğunu da Allah'a havale etmişizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Konuşmamı bağlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın efendim.

İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çernobil Nükleer Santralında meydana gelen felaketten bugüne kadar onsekiz yıl geçmiş; ancak, zarar tam anlamıyla tespit edilememiştir; ayrıca, tespit edilebilen zararlar da toplumdan gizlenmiştir. Radyasyonun günümüze kadar gelen ve halen devam eden etkileri hakkında daha iyi bir araştırma yapılmalıdır. Bununla birlikte, Ordu İlinin milletvekili olarak, şahsen ben kendim, bölgemizde yapılan en son araştırmayı sizlere açıklamak istiyorum.

Ordu İlinde, 1986 yılında kanserli hasta sayısı 16 olarak saptanmış; bu sayı, 1990 yılında 50, 1991 yılında 66, 1993 yılında 189, 2001 yılında 308, 2002 ve 2003 yıllarında ise 400'leri aşmıştır. Bu sayı, Çernobil Nükleer Santralının ve diğer etkenlerin tesiriyle her geçen gün artmakta ve bu faciayı gözler önüne sermektedir. Ordu Milletvekili olarak, Kanser ve Röntgen Mütehassısı Dr. Sami Tandoğdu olarak ifade ediyorum; bana son beş yılda gelen 10 hastanın 8'i akciğer ve mide kanseri. Bu olayların nedenini yalnız Çernobil'e bağlamakla da kalmayıp, diğer etkenleri de hesaba katarak, bu tedbirleri almak zorundayız.

Yüce Meclisin değerli milletvekilleri, Kanser Araştırma ve Savaş Derneği ve Atom Enerjisi Kurumuyla yaptığım temaslarda, bu kurumlar, Çernobil radyasyonunun hastalıkla ilgisi olmadığını, gerekli çalışmaları ve araştırmaları yaptıklarını söyledilerse de; bu söylemleriyle, beni, hasta sahiplerini ve ölen hasta ailelerini ikna edememişlerdir.

Ben, 1986 yılında Samsun ve Ordu'da kurmuş olduğum tomografi cihazının özelliklerini ve teknolojinin gelişimlerini size anlatmak istiyorum. O zaman bir beyin tomografisini, 1 santimetre aralıklarla, soğan doğrar gibi, 45 dakikada çekebiliyorduk. Bugünkü teknolojiyle, aynı beyin tomografisi, 0,5 milimetre aralıklarla, soğan doğrar gibi, 45 saniyede çekiliyor. 1986, 1987 ve daha sonraki yıllarda yapılan bu araştırmalardaki, teknolojik cihazların azlığından, yetersizliğinden bahsetmek istiyorum. Şimdi, o nedenle, ben, bir an önce bir Meclis araştırması açılması için önerge verdim. Sağlık Bakanlığının, ilgili kurumların, bu teknolojik cihazlarla, o bölgede, tekrar, öncelikli bir sıraya alınarak araştırma yapmasına taraftarım. Bu konuda, AKP İstanbul Milletvekili Sayın Azmi Ateş de bir Meclis araştırması açılması için önerge verdi. Meclis tatile girmeden, her iki araştırma önergesinin birleştirilerek görüşülüp kabul edilmesini, hassaten, özellikle, Yüce Meclisten istiyorum.

Karadeniz Bölgesinde, Çernobil faciasıyla psikolojik bunalıma girmiş bir halk topluluğu, Karadeniz Bölgesinde, don faciasından dolayı fındık yok olmuş, ekonomik bunalıma girmiş bir Karadeniz... Benim Ordulularımın, benim Karadenizlilerimin bu yılki yaşamlarının nasıl olacağını düşündüğüm zaman, huzursuzluğum ve uykusuzluğum ayyuka çıkmaktadır.

Yazılı basında kanserle ilgili günaşırı haberler çıkmakta; buna karşın, Karadeniz Bölgesindeki insanlar, bu olayı Çernobil'e bağlamakta ve devamlı olarak, her gün, bu hastalıkların Çernobil'den kaynaklanıp kaynaklanmadığını bana sormaktadır. Bunları bertaraf edebilmemiz için acilen Meclis araştırmasının bir an önce gündeme getirilmesi, bu halkı, bu psikolojik, bu ekonomik bunalımdan çıkarmamız gerektiğine inanıyorum.

Beni dinleme sabrını gösterdiğiniz için de hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.

Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanımız Sayın Tüzmen, Sayın Ünsal'ın, mültecilerle ilgili yaptığı konuşmayı cevaplandıracak ve Meclisi bilgilendirecektir.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman Milletvekili Sayın Faruk Ünsal, Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle bir gündemdışı konuşma yaptılar. Ben de Hükümetimizin düşüncelerini aktarmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanlığın tarihin derinliklerinden gelen önemli bir sorunu, sığınma ve ilticadır. Özellikle, istikrarın bozulduğu dönemlerde hızla artan bu sorunun uluslararası toplum için önem arz ettiğinin algılanması İkinci Dünya Savaşıyla birlikte olmuştur. Hatırlanacağı gibi, sayıları milyonları ifade eden insan toplulukları bu savaşın akabinde, yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmışlardır. Daha önceleri Kızılay, Kızılhaç gibi sivil toplum örgütlerince karşılanmaya çalışılan mülteci sorunlarının uluslararası toplumun ortak çözümüne bırakılması, Birleşmiş Milletler Teşkilatının ilgi duymasıyla ancak sağlanabilmiştir. Bir başka deyişle, Birleşmiş Milletlerin bu soruna köklü bir çözüm bulmaya yönelik girişimleri, 1951 yılında Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesinin hazırlanmasıyla kuvveden fiile dönmüştür.

1954 yılında yürürlüğe konulan Sözleşmenin hazırlanmasında, ülkemizin de aktif rol oynadığını burada kıvançla ifade etmeliyim.

Bu sözleşmenin Yüce Meclisin tasvibini alması, 29 Ağustos 1961 tarihinde, 359 sayılı Kanunla olmuştur.

Bilindiği üzere, 1951 yılında hazırlanan Mültecilerin Hukukî Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi, mülteci hukuku açısından uluslararası en önemli belgedir. Bu belgenin yanında, 1967'de hazırlanan Mültecilerin Hukukî Statülerine Dair Protokol de, yine, uluslararası nitelikte başka bir önemli belgedir.

Öte yandan, biz, uluslararası belgeye uygun bir şekilde içhukukumuzda da Göç İltica Yönetmeliğini kabul etmiş durumdayız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, önceki dönemde savaş, iç karışıklık veya büyük ekonomik bunalım hallerine mahsus olarak görülen iltica talepleri, son yıllarda daha iyi bir yaşamın aracı olarak algılanmaya başlanılmıştır. Bu bakımdan, ülkemiz, son on yıl boyunca, önemli bir göç hareketiyle karşı karşıya kalmıştır.

Bu noktada, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği ile İçişleri Bakanlığımızın ortaklaşa yürüttüğü, üç yıllık dönemi kapsayan, 2003 yılı sonunda tamamlanan işbirliği projesi, 537 görevlimize eğitim imkânı sağlamıştır. Eğitim programıyla, katılımcılar, başka ülkelerin örneklerini, tedbirlerini ve çalışmalarını yakından tanıma fırsatını bulmuştur.

Öte yandan, Türkiye-AB Malî İşbirliği Programı kapsamında, Danimarka ve İngiltere'yle, İltica Göç Twinning Projesi hazırlanmış bulunmaktadır. Bu proje, 8 Mart 2004 tarihinden itibaren de uygulanmaya başlanılmıştır. Projeyle, göç ve ilticadan sorumlu birimlerin faaliyet kapasitelerinin artırılması amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce ifade ettiğim gibi, bugün, ülkemiz, mültecilerle ilgili olarak önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Bu durum, hem ülkemizin tarihî referanslarından hem de coğrafî konumundan kaynaklanmaktadır.

Yalnızca hafızalarınızı tazelemek için, ülkemizin son dönemde karşı karşıya kaldığı bazı nüfus hareketlerinden söz etmek istiyorum.

Birincisi, Bulgaristan'ın 1989'da uyguladığı zorunlu göç nedeniyle, 226 437 Türk soylu insanın kabul edilmesi. Göçmen kabul edilen soydaşlarımızla ilgili olarak, Türk vatandaşlığına alınmayla sonuçlanan bir dizi işlem yapılmıştır; ancak, günümüzde de, ekonomik nedenlerle, Bulgaristan'dan göç halen devam etmekte ve her yıl, çok sayıda insan, ülkemize göç ederek, ikamet ve vatandaşlık talebinde bulunmaktadır. Yine aynı şekilde, 1990 yılından bu yana ise, 76 633 kişiyi ülkemize göçmen olarak kabul ederek, Türk vatandaşlığına almış bulunmaktayız.

İkincisi, Körfez krizi nedeniyle ülkemize gelen Iraklılar. Hatırlayacağınız gibi, 460 000 Irak uyruklu yabancı, mevcut imkânlar dahilinde koruma altına alınmıştır. Bu yabancıların bir kısmı ülkesine geri dönmüş, bir kısmının ise, kabul edildikleri ülkelere çıkışı sağlanmıştır. Ülkemizde, günümüz itibariyle, bunların 294'ü değişik illerimizde serbest ikamete bağlanmış olup, altışar aylık periyotlar halinde ikametleri uzatılmaktadır.

Üçüncü grup, Afgan ve Çin uyruklu yabancılar olup, 1987 ve 1992 yılları arasında İran sınırımızdan pasaportsuz olarak gelen 3 728 Afgan ve Çin uyruklu yabancıya uluslararası koruma sağlanmıştır. Bunların 278'i, halen, değişik illerimizde serbest ikamete tabi tutulmaktadır.

Dördüncü grup ise, Kosovalı Arnavut ve Bosnalı soydaşlarımızdır. Eski Yugoslavya'da meydana gelen olaylar sonucu ülkemize gelen 20 000 Bosnalı ile Kosova'daki karışıklıklara bağlı olarak gelen 17 700 Kosovalı Arnavut ve soydaşlar, insanî amaçlarla, misafir olarak ülkemize kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile ortak olarak yürütülen çalışmalar sonucunda, bu göçmenlerden, gönüllü olanlarının ülkelerine dönmeleri sağlanmıştır.

Sözünü edeceğim son grup ise, Irak'tan ülkemize gelen İran uyruklular. Bu kişiler, ülkelerinde baskı ve zulüm gördükleri iddiasıyla Irak'a kaçan kişilerdir. Bu ülkede, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından durumları incelenip, mülteci olarak kayıt altına alınmışlardır. Bu gruptan 1 210 kişi, 2001 yılında, Irak'taki gelişmeler nedeniyle, illegal yoldan Türkiye'ye gelmiş bulunmaktadır. Irak'taki istikrarsızlıklar nedeniyle geçici olarak ülkemizde kalmalarına izin verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiatıyla, yukarıda sözünü ettiğimiz toplu nüfus hareketleri de, münferiden iltica talepleri de önemini korumaya devam ediyor. Bu çerçevede, 1994 yılından günümüze kadar 35 349 kişi sığınma talebinde bulunmuştur. Bunlardan 18 070'inin talebi kabul edilmiş, 5 289'unun talebi reddedilmiştir; 9 541'inin işlemi ise devam etmektedir. 17 535 kişi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğiyle işbirliği içerisinde üçüncü ülkelere yerleştirildiklerinden, çıkışlarına izin verilmiştir. Günümüz itibariyle, ülkemizde, 10 380 kişi bulunmaktadır.

Bu denli büyük nüfus hareketinin bütçemize getirdiği yükün farkındayız; çünkü, harcamalar, sadece, bu kişilerin iaşeleriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda, sağlık harcamaları, çocuklarının eğitimi, çalışma izinlerinin sağlanması gibi pek çok detay harcama kalemi bulunmaktadır. Ancak, Türkiye, büyük devlettir. Ülkemize sığınmak düşüncesinde olanlar, işte bu büyük devlet olma özelliğimiz nedeniyle bizi tercih etmektedirler. Dolayısıyla, dünyada siyasal istikrarsızlıklar, insan hakları ihlalleri, açlık ve sefalet devam ettiği sürece, Türkiye, mültecilerle hep karşı karşıya kalacaktır; ama, bu konuda, gönüllü kuruluşların daha fazla katkıya ve daha fazla işbirliğine istekli olmasına ihtiyaç bulunduğunu da ifade etmeliyim.

İnsanların kendi anavatanlarında mutlu ve refah içerisinde yaşayacakları bir dünya özlemiyle konuşmama son veriyor, Yüce Meclisin değerli üyelerini, yeniden, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakana teşekkür ediyoruz.

Gündemdışı üçüncü söz isteği, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik Devletlerinin New York ve Washington eyaletlerinde yaptığı resmî temaslarla ilgili bilgilendirme sebebiyle, İstanbul Milletvekili Sayın Egemen Bağış'a aittir.

Buyurun Sayın Bağış.

3.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın, Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubunun Amerika Birleşik Devletlerindeki resmî temaslarına ilişkin gündemdışı konuşması

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanımızın da biraz evvel belirttiği gibi, Meclisimizin Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı olarak, heyetimizin Amerika seyahati hakkında sizleri bilgilendirmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Takdir edersiniz, ülkemiz son birbuçuk yıl içerisinde çok ciddî bir diplomatik atak içerisinde. Birçok uluslararası toplantılar ülkemizde gerçekleşiyor. Bu hafta sonu da NATO zirvesi İstanbulumuzda gerçekleşecek. Daha evvel İslam Konferansı Örgütü zirvesi, Eurovision, Dünya Gazeteciler Birliği zirvesi, OECD zirvesi Türkiye'de gerçekleştirildi ve birçok ortak toplantılar Türkiye'de yapılıyor. Sayın Başbakanımızın önderliğinde Dışişleri Bakanımız, Meclis Başkanımız, Meclis heyetlerimiz çok ciddî bir atılım içerisinde. Biz de, Amerika Dostluk Grubu olarak bu çerçevede üzerimize düşen temasları yapmaya çalıştık ve 9-16 Mayıs tarihleri arasında Amerika'ya bir resmî ziyaret gerçekleştirdik.

Heyetimizde, bendenizin dışında, İstanbul Milletvekilimiz ve Dostluk Grubu Başkan Yardımcımız Sayın Büyükelçi Şükrü Elekdağ, Genel Sekreterimiz Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Tevfik Ziyaeddin Akbulut, Adana Milletvekilimiz ve Saymanımız Sayın Abdullah Torun, Aydın Milletvekilimiz Sayın Atilla Koç ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Zeynep Damla Gürel bulunmaktaydı.

Heyetimiz ilkönce Washington'da, Türkiyemizin Washington Büyükelçisi Sayın Faruk Loğoğlu'yla bir toplantı yapmış ve kendisinden bir brifing almıştır. Bu brifingde, Sayın Loğoğlu, bu tür bir ziyaretin, yani parlamentolararası bir ziyaretin ilk defa yapıldığını, bu tür ziyaretin, kanun yapıcılar arasındaki karşılıklı fikir alışverişi açısından son derece önemli olduğunu ve tekrarının faydalı olacağını belirtmiştir. O gün itibariyle Amerikan Meclisindeki Türkiye Dostluk Grubu üyesi sayısı 55'ti. Oradaki temaslarımızdan sonra bugün 59'a çıkmış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız, ki, bizler için de bu bir sevinç vesilesi olmuştur.

Daha sonra, Heyetimiz, Washington'un önde gelen düşünce kuruluşlarından The Washington Institute'ta "NATO, Irak ve Büyük Ortadoğu; Türkiye-ABD ilişkileri için anlamları" konulu bir sempozyuma katılmıştır ve orada, Heyetimiz adına bendeniz bir konuşma yapmış bulunmaktayım. Daha sonra, Heyet Başkan Yardımcımız Büyükelçi Sayın Şükrü Elekdağ'la birlikte, bize sorulan sorulara cevap verdik.

Bu toplantıda, Türkiye ve ABD ilişkilerinde geçmişten günümüze iyi bir yol izlendiği, bundan sonra da yeni dünya sorunları karşısında birlikte nasıl hareket edilebileceği, uluslararası terörizm, silahlanma, insan hakları ve bunların ihlali, göçmenler gibi konularda Türkiye'nin hassasiyetleri dile getirilmiştir. Türkiye'nin, ABD'yle müttefik olduğu, iki ülke arasındaki yasama düzeyinde gerçekleşen ziyaretlerin, yasa hazırlayıcılar için birbirlerini tanıma ve anlama fırsatı olduğu dile getirilmiştir.

Sayın Başbakanımızın geçtiğimiz ocak ayında Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı ziyaretin pozitif etkilerine ve bu hafta sonu Sayın Amerika Devlet Başkanı Bush'un Türkiye'ye yapacağı ziyaretin yaratması beklenilen olumlu havaya değinilmiştir.

Ayrıca, Türk Halkı tarafından, Irak'ta yaşanan gelişmelerin dikkatle izlendiği, Irak'ta başarı sağlayabilecek kararlı, demokratik bir düzenin kurulması arzusunda olduğumuz da ifade edilmiştir.

Dostluk Grubu olarak, Irak'taki Ebu Garip Hapishanesinden basına yansıyan resimler nedeniyle, tüm dünyada Amerika Birleşik Devletlerine karşı olumsuz bir etkinin oluştuğuna dikkati çektik ve Amerikan yönetiminin, bir an evvel sorumluları yargılayarak cezalandırması gerektiğini belirttik.

Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin, geniş Ortadoğu coğrafyasına demokrasi, istikrar ve barış getirmek amacıyla oluşturduğu Büyük Ortadoğu Projesiyle Türkiye'nin yakından ilgilendiğini, her ne kadar, Türkiye, Avrupa ülkelerinden biri olsa dahi, Ortadoğu ile güçlü kültür ve dostluk bağları bulunduğuna değindik. Güçlü bir Ortadoğu için, bölge halklarının da isteklerinin gözardı edilmemesi gerektiğini, aksine, yeni oluşumda, onların benimseyebilecekleri bir yaklaşım seçilmesinin daha doğru olabileceğine olan inancımızı belirttik.

Türkiye'nin, Amerika Birleşik Devletleriyle birlikte hareket etmesinin önemli olduğunu; çünkü, İslam kültürü ile demokrasi kültürünü bir araya getirebilme özelliğinden ötürü Türkiye'nin çok önemli bir konumu olduğunu; ancak, bu tür projelerin başarılı olabilmesi için, İsrail ile Filistin arasındaki çelişkinin de, mutlaka, sonuçlandırılması gerektiğini, yine, kendilerine belirttik.

Kıbrıs konusunda birçok temasımız oldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine uygulanan ambargoların kaldırılmasını, turizm ve ticaret konularında beklenilmeden harekete geçilmesini ifade ettik. Bu konuda harekete geçilmesi için Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa Birliğini beklemesinin yanlış olabileceğini; zira, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, AB üyeleri olarak, Avrupa Birliği içerisinde bir karar alma sürecini yavaşlatabileceğini de dikkatlerine sunduk.

İstanbul'da gerçekleşecek olan NATO zirvesinin hazırlıklarının son süratle devam etmekte olduğunu anlattık. Bu toplantılarımız çerçevesinde Amerika Birleşik Devletlerinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açıyorum mikrofonunuzu; buyurun efendim

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - ...Ulusal Güvenlik Konseyi Avrupa ve Avrasya Kıdemli Direktörü ve ABD Devlet Başkanı özel yardımcılarından Büyükelçi Dan Freet ile bir görüşme yaptık.

Türkiye'nin lobi ve tanıtım faaliyetlerini yürüten Livingston Group ile bir görüşmede bulunduk. Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri ve Amerikan Temsilciler Meclisinin gündemini belirleyen şahıs olan Sayın Tom Delay ile bir görüşmemiz oldu.

Nixon Center isimli düşünce kuruluşunda bir yuvarlak masa toplantısında heyetimiz görüşlerini bildirdi.

Amerikan-Türk Konseyi, heyetimiz onuruna bir öğle yemeği verdi.

Dışişleri eski Bakanlarından Albright'ın başkanlığını yürüttüğü National Democratic Institute adlı kuruluşta, buranın yöneticilerinden emekli büyükelçi Nelson Nesky ile bir görüşmemiz oldu.

Başkan Yardımcısı Cheney'nin Başdanışmanı ve Kabine Şefi Lewis Scooter Libby ile bir görüşmemiz oldu.

Heyetimiz 6 değişik Musevî organizasyonunun temsilcilerini, büyükelçiliğimizde kabul etti. Amerika'daki Türk derneklerinin temsilcileriyle, yine, büyükelçiliğimizde bir araya geldik.

Yine, kendi büyükelçiliğimizde çeşitli basın ve düşünce kuruluşlarının temsilcileriyle bir yuvarlakmasa toplantımız oldu. Amerikan Kongresindeki Türkiye Dostluk Grubu başkanları, üyeleri ve yöneticileri ile birçok Kongre üyesi ve senatörle toplantılarımız oldu ve Eski Kongre Üyeleri Derneği adlı kuruluş da yine Heyetimiz onuruna bir yemek verdi.

Amerikan Dışişleri Bakanlığında iki bakan yardımcısıyla bir araya geldik; birisi Dan Smith diğeri Elizabeth Jones ve Savunma Bakanlığında da, yine, bakan yardımcısı Dug Faith ile bir araya geldik.

Ben, çok özetle size bilgi vermek istiyorum.

Yaptığımız temaslar neticesinde, Kıbrıs konusunda ülkemizin yaptığı açıklamaların, yurtdışındaki imajımız üzerinde son derece olumlu katkıları olduğunu gözlemledik. Özellikle, görüştüğümüz birçok yetkili, pek çok Türk liderinin, bugüne kadar, Kıbrıs konusunda açılım sözü verdiğini, ama, sözünü tutmadığını, Türkiye'nin, ilk defa, sözünü tutan bir lidere kavuştuğunu dile getirdiler.

Kıbrıs Türk Halkına uygulanan ambargoların kaldırılması ve Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, Kuzey Irak'taki PKK militanlarının yargılanmak üzere Türkiye'ye iade edilmesi, Ebu Garip Hapishanesindeki işkence sorumlularının yargılanması, Büyük Ortadoğu Projesinin ilgili ülkelerin içdinamiklerinin etkinleştirilmesiyle gerçekleştirilmesi, sözde Ermeni soykırımı iddialarının Kongre gündemine gelmemesi, ülkemizin Avrupa Birliği girişimlerinde verilen desteğin devamı ve bu tür yasama organları arasındaki ziyaret ve temasların, başta iki ülke Meclis Başkanları seviyesinde olmak üzere, devam etmesi gerektiğine olan inançlarımızı dile getirdik.

Burada, Sayın Başkanım, şuna özellikle vurgu yapmak istiyorum: Heyetimizi oluşturan her iki partinin mensupları, tek bir ses, tek bir yürek olarak hareket ettiler. Burada, gerçekten, Meclisimizi en iyi şekilde temsil etmeye çalıştık. 6 gün gibi kısa bir sürede 30'a yakın toplantı gerçekleştirdik. Heyet üyelerimizin çok yorucu bir tempoyla verdikleri bu temsil görevini yerine getirmelerinden dolayı, hepsine, huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum ve bu çalışmalarımızı sağlayan, başta, Sayın Meclis Başkanımız olmak üzere, tüm Meclisimize ve destekleriyle Meclisimizin ülke yararına faydalı çalışmalar yapmasını sağlayan Yüce Türk Halkına teşekkürlerimizi, şükranlarımızı sunuyorum; sağ olun efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bağış.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, metinler çok uzun; eğer, izin verirseniz, Kâtip Üyemiz oturduğu yerden okusun...

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; Kâtip Üyemiz oturduğu yerden okuyacaktır.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın (6/1108) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/201) 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 459 uncu sırasında yer alan (6/1108) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Ümmet Kandoğan

                                                                                                                 Denizli

BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

2 adet Meclis araştırması önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, bilgilerinize sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan ve 29 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İnsanları özgürlüklerinden yoksun bırakarak cezalandırma olgusu yaklaşık 300 yıllık bir tarihî geçmişe dayanır. Toplumun pek çok kesiminin üzerinde hassasiyetle durduğu, yaşamsal öneme sahip konulardan biri de cezaevlerimizde yaşanmakta olan sorunlardır. Yaşanan can kayıpları ve insan hakları ihlalleriyle kamuoyunun gündeminde yer alan cezaevlerimiz, toplumda kaygı yaratmaktadır.

Bugüne kadar yapılan değerlendirmelerde, cezaevlerinin nasıl olması gerektiği yönündeki tartışmaların, bilimsel kriterlerden ve çözümden uzak olduğu gözlenmektedir. Özellikle (F) tipi cezaevleriyle ilgili olarak, devlet, konuya yalnızca güvenlik açısından yaklaşmıştır. İnsan hakları örgütleri, koğuş sistemine karşı önerilen "odaların" birer "hücre" olduğunu, yönetimin keyfî uygulamalarıyla bu hücrelerin birer işkencehane olacağını ileri sürmektedir.

Mahkûm sağlığını korumak ve topluma yeniden kazandırmak için gerekli olanağı sağlamak devletin görevidir. Güvenlik nedeniyle önerilen hücreler, yargı kararı olmadan ikinci ceza anlamına gelecektir.

Adlî ya da siyasî sebeplerle cezaevinde bulunan insanların, beslenme, barınma, sağlık, eğitim, haberleşme, spor gibi hakları kısıtlanmaksızın, insan onuruna uygun koşullarda yaşama haklarının korunması, devletin temel görevlerinden biri olarak sayılmaktadır.

Tutuklu ve hükümlü yakınlarının kamuoyunda sıkça yer alan ifadeleri, konuyla ilgili sivil toplum örgütü raporları, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin, cezaevi müdür ve savcısının kişisel tutumuna göre, insanlık onuruyla bağdaşmayan çeşitli uygulamalara tabi tutulduklarına ilişkin iddialarla doludur. Bu iddiaların araştırılarak gerçekliğinin tespiti, eğer bu tür uygulamalar varsa derhal bu duruma son verilmesi, konuyla ilgili suiistimali bulunan kamu görevlileri hakkında gerekli incelemenin yapılması, açılmış davaların bir an önce sonuçlanması bir insanlık görevi olduğu gibi, hukuk devleti olmanın da gereğidir.

Bugün ülkemizde binlerce tutuklu ve hükümlünün (F) tipi cezaevlerinde tek ve üç kişilik hücrelerde tecrit ve izolasyona tabi tutulması iddiaları, bunun aksini ortaya koyan ciddî bir yanıt bulamadığı gibi, cezaevlerinde "iyileştirme" adı altında yapılan çalışmalar, var olan sorunları bir başka boyuta taşıyarak daha da derinleştirmiştir.

Sosyal bir varlık olan insanın, yalnızlaştırılması ve yalıtılması, bireyin fiziksel ve ruhsal anlamda sağlık problemleri yaşamasına sebep olmaktadır. Tutukluluk süresince, bireyin, fiziksel, mental ve psikososyal bütünlüğünün korunması, insan haklarının gereğidir ve ahlakî bir sorumluluktur.

Tutuklu ve hükümlülerin temel haklarından olan açık ve kapalı görüş, telefon görüşmeleri, sağlık problemi olanların zamanında revire çıkmaları ve dilekçe verme haklarının keyfî uygulamalarla engellendiğine ilişkin iddialar bulunmaktadır. Çağdaş hukukta, ceza infazının muhatabı, hükümlü olan şahıstır; fakat, hükümlü yakınlarının görüşme, mektuplaşma, telefon gibi iletişim imkânları kısıtlandığında, aynı ceza ailelere de psikolojik olarak çektirilmiş olmaktadır. Bu tarz uygulamalar temel insan hakları ihlali ve ayıbıdır.

Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 399 uncu maddesi gereği, cezalarının tehiri talebinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin taleplerinin önyargıyla reddedildiği ve bu nedenle tedavilerini yaptıramadığı için cezaevinde hayatını kaybeden yurttaşlarımız olduğu iddia edilmektedir.

Dünyanın neresinde ve hangi ülkesinde olursa olsun, işkence ve kötü muamele, topluma ve insanlığa karşı işlenen suçların en büyüğüdür. Irak cezaevlerinde Amerika Birleşik Devletleri güçlerinin yaptığı işkence ve kötü muamele, dünyanın ve insanlığın konuya ilişkin tepki ve hassasiyetini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Ülkemizde insan hakları ihlalleri konusunda, özellikle AB süreciyle birlikte, gerek hukuksal alanda gerekse pratikte ciddî adımlar atılmıştır. Buna rağmen, cezaevlerimizle ilgili iddia ve şikâyetler varlığını sürdürmektedir.

Cezaevlerimizle ilgili olarak yukarıda belirtmeye çalıştığımız iddia ve şikâyetlerin araştırılarak, cezaevlerimizde yaşanan ihlal ve ihmallerin, yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ederiz.

1.- Hüseyin Özcan                         (Mersin)

2.- Hasan Aydın                             (İstanbul)

3.- Hasan Güyüldar                        (Tunceli)

4.- Sıdıka Sarıbekir                         (İstanbul)

5.- Gökhan Durgun                        (Hatay)

6.- Abdulkadir Ateş                       (Gaziantep)

7.- Yaşar Tüzün                             (Bilecik)

8.- Ersoy Bulut                              (Mersin)

9.- Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu     (Ankara)

10.- Nurettin Sözen                        (Sivas)

11.- Hasan Fehmi Güneş                (İstanbul)

12.- Mustafa Özyürek                   (Mersin)

13.- Mehmet Parlakyiğit                (Kahramanmaraş)

14.- N. Gaye Erbatur                     (Adana)

15.- Yüksel Çorbacıoğlu                 (Artvin)

16.- Mehmet Küçükaşık                (Bursa)

17.- Mehmet Mesut Özakcan        (Aydın)

18.- Muharrem Kılıç                      (Malatya)

19.- Mustafa Gazalcı                     (Denizli)

20.- Mehmet Ziya Yergök             (Adana)

21.- Atilla Kart                               (Konya)

22.- A. İsmet Çanakcı                    (Ankara)

23.- Berhan Şimşek                        (İstanbul)

24.- Hakkı Ülkü                             (İzmir)

25.- Feridun Ayvazoğlu                 (Çorum)

26.- Vezir Akdemir                        (İzmir)

27.- Nejat Gencan                          (Edirne)

28.- Şevket Gürsoy                        (Adıyaman)

29.- Gürol Ergin                             (Muğla)

30.- Mustafa Yılmaz                      (Gaziantep)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

İkinci önergeyi okutuyorum:

2.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş ve 24 milletvekilinin, yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/199)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

3.7.2003 tarihinde kabul edilen 4916 sayılı Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun kabul edilmesinin üzerinden henüz bir yıl geçmedi. Ancak, Türkiye'nin gayrîmenkulde yabancıların gözde ülkesi haline geldiği, 41 000 yabancının Türkiye'de mülk satın aldığı, bunların yüzde 33,4'ünün Yunanlardan oluştuğu, daha çok Hatay'dan mülk satın alan Suriyelilerin ise 4 üncü sırada yer aldığı basında yer almaktadır.

5.6.2003 tarih ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu 4916 sayılı Yasayla birlikte ele alındığında görülmektedir ki, getirilen değişiklikler sonucunda yabancı uyruklu kişilerin ve yabancı ülkelerde o ülkelerin kanunlarına göre kurulmuş olan tüzelkişiliğe sahip ticarî şirketlerin lehine sınırlı aynî hak tesis edilmesi halinde, şirketlerin Türkiye'nin her tarafında taşınmaz mal edinmeleri mümkün hale gelmiştir. Yabancılara arazi ve emlak satışıyla ilgili Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında "ülkede yabancıların arazi ve emlak edinmesi, salt mülkiyet sorunu olarak değerlendirilemez" denilmektedir. Kaldı ki, Türkiye'de özelleştirmede yerli-yabancı ayırımı yapılmamakta ve yabancılar, en önemli kamu kuruluşlarıyla birlikte özelleştirilen kuruluşların paha biçilmez değerdeki arazilerine de sahip olmaktadırlar. Bu da, bugüne kadar üzerinde durulmayan; ama, Türkiye Cumhuriyetinin egemenliği, birliği, bütünlüğü açısından büyük önem taşıyan bir konudur.

Yabancıların mülk edinmesindeki artış, artan satışların hangi yörelerde olduğu, satışlarda hangi ülke uyruklu kişi ve şirketlerin alıcı olduğu, Güney, Güneydoğu, Doğu ve Ege Bölgeleri ile İstanbul'daki satışların kaynağı, bu yörelerle ilgili komşu ülke ve dinî kuruluş talepleri, satılan arazilerin ve gayrimenkullerin yerlerinin saptanması ve söz konusu taleplerle karşılaştırılması Türkiye açısından önemlidir. Bu amaçla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz.

1- Birgen Keleş                               (İstanbul)

2- Gürol Ergin                                (Muğla)

3- Halil Tiryaki                              (Kırıkkale)

4- Mustafa Yılmaz                         (Gaziantep)

5- Muharrem Eskiyapan                (Kayseri)

6- Mehmet Vedat Yücesan             (Eskişehir)

7- Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

8- Ali Kemal Deveciler                   (Balıkesir)

9- Osman Özcan                            (Antalya)

10- Abdulaziz Yazar                      (Hatay)

11- Vahit Çekmez                          (Mersin)

12- Nail Kamacı                             (Antalya)

13- Selami Yiğit                              (Kars)

14- Enis Tütüncü                           (Tekirdağ)

15- Emin Koç                                 (Yozgat)

16- Erdal Karademir                       (İzmir)

17- Abdurrezzak Erten                  (İzmir)

18- Enver Öktem                            (İzmir)

19- Mehmet Şerif Ertuğrul             (Muş)

20- Berhan Şimşek                         (İstanbul)

21- Nejat Gencan                           (Edirne)

22- Yaşar Tüzün                            (Bilecik)

23- Hakkı Ülkü                              (İzmir)

24- Vezir Akdemir                         (İzmir)

25- Oya Araslı                               (Ankara)

Gerekçe:

5.6.2003 tarih ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, Anayasaya ve ilgili yasalara aykırı düzenlemeler yapmıştır. Bu değişikliklerin bir kısmı, yabancıların taşınmaz mülk edinmelerine ilişkindir.

3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Yasa ise, çeşitli kanunlarda yaptığı değişikliklerle, yabancıların, karşılıklılık ilkesi olmadan, Türkiye'nin her yerinde taşınmaz elde etmelerini mümkün hale getirmiştir. Kaldı ki, özelleştirmede yerli-yabancı ayırımı yapılmaması, kamu kuruluşlarının çok değerli ve çok geniş olan arazilerinin de, tesislerle birlikte yabancıların eline geçmesine yol açmaktadır. Kamu kuruluşlarının arazileri, genelde çok özel konumu olan ve tesisin değerinden kat kat üstün değere sahip bulunan taşınmazlardır. Bu durum, yabancıların mülk edinmesini daha da önemli kılmaktadır. Kuşkusuz, konuyu çok daha önemli hale getiren, Türkiye'nin güney, güneydoğu, doğu ve batı komşularının ve Fener Rum Patrikhanesinin Türkiye'yle ilgili girişimleri, iddiaları, faaliyetleri ve kaydettikleri gelişmelerdir.

Yabancıların şirketlerini sadece özel sektör olarak da görmemek gerekir. Yabancı ülkeler, kendi KİT'leri kanalıyla, kendi tüzelkişilerinin ortağı olarak, Türkiye'de toprak satın alabilirler. Anayasaya göre, yabancı ülkelerin, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde taşınmaz mal edinmelerine izin verme açısından hiçbir makam yetkili olamaz. Oysa, son değişiklikler bu durumu da dolaylı olarak mümkün hale getirmektedir.

Bu ve benzeri nedenlerle, yabancıların Türkiye'de mülk edinmeleri, bütün yönleriyle, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü, kamu yararı ve ülkenin geleceği açısından bir Meclis araştırmasıyla ele alınmalı, incelenmeli ve değerlendirilmelidir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

Tezkereyi okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/591)

                                                                                                              18.6.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nün, 1 - 17 Haziran 2004 tarihlerinde Cenevre'de yapılan 92 nci Genel Konferansına katılmak üzere bir heyetle birlikte İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                                                    Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                               Başbakan

Liste:

Mahfuz Güler                                (Bingöl)

Hüseyin Tanrıverdi                        (Manisa)

Feramus Şahin                                (Tokat)

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, tasarının müzakeresini erteliyoruz.

Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının müzakeresine başlayacağız.

5.- Dahiliye Memurları Kanunu, İl İdaresi Kanunu, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/802) (S. Sayısı: 461)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, tasarının müzakeresini erteliyoruz.

Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

6.- Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 443) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu 443 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteği?.. Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

DOĞU VE ORTA AVRUPA'DA BALIKÇILIĞIN GELİŞTİRİLMESİ ULUSLARARASI ÖRGÜTÜNÜN KURULMASI ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN

BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 5 Mart 2002 tarihinde Roma'da imzalanan "Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşması (EUROFISH)"nın beyanda bulunulmak suretiyle onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Doğu ve Orta Avrupa'da Balıkçılığın Geliştirilmesi Uluslararası Örgütünün Kurulması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı:                      260

Kabul:                                             260 (x)

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

7.- İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767) (S. Sayısı: 583) (xx)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu 583 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Asım Aykan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ASIM AYKAN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı hakkında, AK Parti Grubu adına, görüşlerimi arz etmek üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün kanunlaştıracağımız yasa tasarısı sıradan bir anlam ifade etmiyor. Osmanlıdan cumhuriyete yüzelli yıldır tartışılan çok önemli bir konuyu, iktidar muhalefet bütünlüğü içerisinde, enine boyuna tartışarak, bir sonuca bağlamaya çalışıyoruz. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı görüşmeleri sırasında da sık sık gündeme geldiği gibi, konu 1800'lü yıllarda Osmanlıdan gündeme taşınmış, 1860 yılında ademimerkeziyet yönünde ilk uygulamalara başlanılmış, 1993 yılına kadar bu alanda yaklaşık 21 tane yasal düzenlemeye gidilmiştir.

Bundan yüzelli yıl önce, Osmanlıda bugünkünden çok daha geniş coğrafyayı yöneten idarecilerimizin ademimerkeziyeti esas alan bir idarî anlayışa gelmeleri, siyasî ve idarî tarihçiler tarafından derinlemesine irdelenmesi gereken bir konudur.

Böylesine hayatî ve yıllardır tartışılan bir konunun 22 nci Dönem Parlamentosu tarafından bir sonuca bağlanması, siyasî tarihimiz açısından memnuniyet verici önemli bir mihenk noktasıdır. Kadirşinas milletimizin, bu konuda emeği geçen bürokrat ve siyasîleri hayırla yâd edeceğini özellikle burada vurgulamak istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, öncelikle bugünkü özel idare faaliyetleri hakkında bazı bilgiler arz etmek istiyorum: Fransız örneğinden etkilenerek 1864 yılında çıkarılan Teşkili Vilayet Nizamnamesiyle kurulan vilayet umumi meclisleriyle, özel idarelerin temeli oluşturulmuştur.

İl özel idarelerinin kuruluş ve görevlerine ilişkin ilk esaslı düzenleme 1913 yılında geçici bir kanun olarak yürürlüğe konulan İdarei Umumiyei Vilâyat Kanunudur. 1987 yılında 3360 sayılı Kanunla adı İl Özel İdaresi Kanunu olarak değiştirilen yasa halen yürürlüktedir.

İl özel idareleri, kırsal kesimde yol, su, sanat yapıları, kanal ve benzeri hizmetleri yürütmekte ve özel idarelerin bütçelerinin yaklaşık üçte 2'si bu alanlarda kullanılmaktadır. Ayrıca, imar, tarım, sağlıkocakları, spor sahaları, erozyonla mücadele, sosyal hizmetler ve ilköğretimde Millî Eğitimin taşradaki inşaat hizmetlerini de yürütmektedirler.

Öncelikle, 1946 yılında demokratik hayata adım attığımız yıldan beri, ülkemizi yönetenlerin "şehirde ne varsa, köyde de o olacaktır" hedefine ne kadar başarılı biçimde ulaşabildiğimizi gözden geçirmekte fayda vardır.

Yukarıda arz ettiğim kırsal alanlardaki hizmetleri, özel idareler ve Köy Hizmetleri beraber sürdürmektedir. Bu noktada hangi seviyeye geldiğimizi çarpıcı birkaç örnekle arz etmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Aykan, bir dakikanızı rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu önemli yasanın tümü üzerinde, gruplar adına konuşma başlamıştır. Hatip arkadaşımızı dinlemenizi rica ediyorum.

Buyurun.

ASIM AYKAN (Devamla) - 2000 yılı nüfus sayımına göre, şu anda 35 180 köyümüzde yaklaşık 24 000 000 insanımız yaşamaktadır ve 300 000 kilometrelik köy yolu ağının -Türkiye genelinde söylüyorum- yaklaşık yüzde 30'u ancak asfalta ulaştırılabilmiştir. Bunun da önemli bir kısmı sathî kaplamadır; ömrü bir ilâ iki yıl içerisindedir, yapıldıktan bir iki yıl sonra bu yollarımızın köstebek yuvasına nasıl dönüştüğünü de görüyoruz. Bu oran, başta Karadeniz olmak üzere, engebeli arazilerimizde, maalesef, yüzde 10 civarındadır.

Bu tempoyla, halkımızın beklediği hizmetleri zamanında sunmamız mümkün değildir. Kırsal alanda, Köy Hizmetleri ve özel idarenin beraber sunduğu hizmetin ortaya çıkardığı sonuç, maalesef, budur.

Kendi seçim çevrem Trabzon'dan bir örnek arz edeyim: Şu anda, 14 000 kilometreye yakın köy yolu ağımız var, uzunluğu 100 kilometre, yaklaşık derinliği 40 kilometrelik bir alanda. On yıldan beri yapılan asfalt miktarı 1 114 kilometre. Bir hesap yaparsak -yuvarlayarak söylüyorum- Trabzon'da asfalt yapımını tamamlamamız için 100 yıla ihtiyacımız var, küsuratını söylemiyorum. İşte karşımızdaki tablo.

Değerli arkadaşlar, köye sağlığın gitmesi için, eğitimin gitmesi için, imarın gitmesi için, yani, medeniyetin asgarî hizmetlerinin köye ulaşması için birinci derecede yapılması lazım gelen iş, yol; yol olmazsa bunlar gitmez. Biz bunları başaramamışız, demek ki, sistemde problem var, bu sistemin yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. İşte bugün, Parlamentomuz bu tarihî hizmeti ikame etmek için bu yasa tasarısını görüşüyor. Ayrıca, Avrupa Birliğinin kapısındayız, artık, Türkiye bu tempodaki bir çalışmayı kaldıramaz.

Değerli milletvekilleri, siyaset, çare üretmek ise, bizler burada çare üretmek için varsak, bu konuda gereken adımları atmak zorundayız. Bize oy verirken kendilerine inandığımız insanlara, yetkiyi verirken de inanmak suretiyle, artık, Ankara'dan bu yetkileri yavaş yavaş taşraya -denetimi Ankara'da olmak üzere- vermek durumundayız. Demokrasinin mektebi olan yerel yönetimleri güçlendirmek için lazım gelen adımları atmak zorundayız, atıyoruz. Yetki-kaynak-sorumluluk zincirini beraber kurmak zorundayız.

Vatandaşımız, herhangi bir konu olduğu zaman "devlet nerede" diye, hepimizin yakından bildiği bir serzenişte bulunuyor. Kendilerine, bundan sonra, artık, kendilerinin de devletin bir parçası olduğunu çok net biçimde söylemek zorundayız. Her nimetin bir külfeti olduğunu da ayrıca ifade etmek zorundayız. Elini taşın altına koymadan, sadece oy vermekle ve vergi vermekle bu işlerin istediğimiz seviyede gitmediğini, katılıma dayalı bir sisteme geçmek gerektiğini ortaya koymak zorundayız.

İdarî anlamda Ankara'yı küçültmeden Anadolu'yu büyütemeyeceğimizi, bir kez daha burada vurgulamakta fayda görüyorum. Artık, bu koca gövdeyi cılız ayaklar taşıyamıyor. Ankara olabildiğince büyümüş; ama, Anadolu'nun ayakları zayıf kalmış, vücudun uyumu içerisinde yapısal bir değişikliğe gitmek zorundayız. Bu yasal düzenlemeyle, her şeyin Ankara'dan beklenildiği döneme artık son veriyoruz, siyasî hayatımızda önemli bir adımı atıyoruz.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın bu bölümünde, getirilen yeni düzenlemeler hakkında kısaca bilgiler arz etmek istiyorum.

Anayasamızın 127 nci maddesine göre, mahallî müşterek hizmetlerin karşılanması ve yasayla öngörülen görevlerin yerine getirilmesi için yeterli kaynaklar, maalesef, bugüne kadar aktarılabilmiş değildir. Batı'da yerel yönetim hizmetleri için ayrılan kaynak, bütçelerin yaklaşık yüzde 50 seviyesindedir. Bizde bu oran, halen yüzde 15 civarındadır ve bunların da daha az bir kısmı özel idarelere aktarılmaktadır. Bu konu, tasarının genel gerekçesinde çok net biçimde ortaya konulmuştur.

Tasarının genel çerçevesi ise, devletin üniter yapısına; Anayasamızda yer alan, idarenin bütünlüğü ile idarenin merkezden ve yerinden yönetim esasına dayandırılmasına; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının tasarıda dikkate alınmasına özen gösterilmiş ve bu düşüncelerin bir sonucu olarak, mahallî idarelerin temel değerleri olan demokrasi, özerklik, katılım ve etkinlik ilkeleri tasarıya yansıtılmaya çalışılmıştır.

Tasarıyla getirilen düzenlemeler dört grupta toplanabilir:

1 - Özel idarelerin kurulması, görev ve yetkileri,

2 - İdarenin organları ve teşkilatı,

3 - Yönetime ilişkin ilke ve esaslar,

4 - Merkezî idare ile il özel idareleri arasındaki ilişkiler.

Yukarıdaki düzenlemelerin ışığında tasarı altı kısımdan oluşmaktadır: Birinci kısım, genel hükümler; ikinci kısım, il özel idaresinin organları; üçüncü kısım, il özel idaresi teşkilatı; dördüncü kısım, il özel idarelerinin denetimi; beşinci kısım, malî hükümler ve cezalar; altıncı kısım, çeşitli ve son hükümler. Böylece tasarı, altı kısımdan ve 73 maddeden oluşmaktadır. 73 maddedeki önemli bazı düzenlemeleri arz ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Özel idarelerin görev ve yetkileri, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla paralel hale getirilmektedir. Daha önce görüştüğümüz Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile özel idarelerin düzenlemeleri paralel hale getirilmiştir.

Tasarıyla, özel idarelerin, belediye sınırları içerisindeki ve dışındaki görevleri tanımlanmaktadır.

Özel idarelere, merkezî idareler ile yerel idareler arasında il düzeyinde koordinasyon görevi verilmektedir.

Hizmetlerin yürütülmesinde koordinasyon, il valileri tarafından yerine getirilecektir.

Hizmetler, vatandaşa en yakın yerlerde, en uygun yöntemlerle sunulacaktır.

Hizmetlerle ilgili olarak halkın görüş ve düşünceleri için, kamuoyu yoklaması ve araştırması yapılabilecektir.

İl genel meclisi, karar organı, encümen ise yürütme organı olarak görev yapacaktır.

Muhtarlar, seçtikleri temsilcileri marifetiyle ve sivil toplum örgütleri, ilgili toplantılara katılarak, görüş beyan edebileceklerdir. Bu, önemli bir demokratik katılım unsurudur.

İl genel meclisi, halk denetçisini seçecek, kadro iptal ve ihdas işlemlerine karar verecektir.

İl genel meclisine, vali yerine, meclis başkanı başkanlık edecektir. Bugüne kadar, il genel meclisi toplantılarına valiler başkanlık ediyordu; şimdi, değişiyor, il meclis başkanı, il genel meclisinin başkanlığını yürütecektir.

İl genel meclisi her ayın ilk haftasında toplanacaktır. Biliyorsunuz, geçmiş dönemlerde, olağanüstü durumlar hariç, yılda birkaç kez toplanıyordu; şimdi, her ay toplanmak suretiyle, idareye hızlı tempo kazandırmaya çalışıyoruz.

Vali, hukuka aykırı gördüğü kararları, tekrar görüşmek için iade edebilecek, meclis ısrar ederse, yargı yoluna gidilecektir. Bu da, yeni bir düzenlemedir.

Yeni düzenlemeyle, meclis, ihtisas ve denetim komisyonları kurabilmektedir.

Meclis üyelerinin huzur hakları artırılmaktadır. Her ay beş oturuma katıldıkları kabul edilirse, brüt 400 000 000 lira civarında bir ücret tahakkuk etmektedir. Encümenler bundan daha fazla bir imkâna kavuşmaktadır.

Tartışılan konulardan bir tanesi, tasarıda, encümen, 5 seçilmiş, 5 atanmış üyeden oluşmaktadır. Yüce Meclisimizin değişiklik teklifleri olursa onları değerlendireceğiz.

Vali, il özel idaresinin en üst amiridir, özel idareyi stratejik plana göre yönetmekle mükelleftir. Stratejik beş yıllık programı ve yıllık çalışma programını vali, hazırlayarak il genel meclisine sunacaktır. Bundan sonra, seçim döneminin hemen arkasından beş yıllık stratejik plan ve bunun alt kademesi olan yıllık planlar yapılmak suretiyle icraat yapılacaktır. Bu uygulamayı valiler yürütecektir. Tabiî, onların emrinde olan sekreterler ve encümen, bu planlamanın yapılmasında diğer ihtisas komisyonlarıyla beraber görev alacaklardır.

İl özel idareleri, norm kadro çerçevesinde, ihtiyaç duydukları uzman ve teknik personeli idarî hizmet sözleşmesiyle çalıştırabileceklerdir. Bu da yeni bir uygulama biçimidir. Gerek belediyelerimizde gerekse özel idarelerimizde nitelikli eleman çalıştırmak ve bulundurmak noktasında nasıl sıkıntı çektiğimiz biliniyor. İşte, buna bir çözüm getirilmekte ve inşallah, bu, icraatlardaki kaliteyi de artıran bir uygulama olacaktır.

Özel idareler, iç ve dış denetime tabi olacaklardır. İçdenetim, içdeneticiler tarafından, dışdenetim ise İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay tarafından yerine getirilecektir. Hizmetlerin aksatıldığı durumlarda İçişleri Bakanlığı, yargıya gidebilecektir, düzeltilmesini özel idareden ve valilerden talep edebilecektir.

İlin stratejik planına göre hazırlanan bütçesinin harcanmasından genel sekreter sorumlu olacaktır.

İhaleler, gelecek seçimin üç ay sonrasını geçmemek üzere planlanacaktır. Daha çok "gelecek yıllara sari ihaleler yapmak suretiyle gelecek idareleri sorumluluk altına sokuyorlar" endişesini ortadan kaldırmak üzere böyle bir düzenlemeye gidilmiştir.

Özel idareler, görev ve hizmet alanlarında sermaye şirketi kurabileceklerdir.

Dış borçlanma, sadece yatırım programındaki işler için 4749 sayılı Yasaya göre yapılabilecektir; yani, her konuda dış borçlanma imkânı ortadan kaldırılmıştır.

Diğer kurum ve kuruluşlarla beraber ortak hizmet ve projeler gerçekleştirme imkânı getirilmektedir.

Ayrıca, mahallî idarelere, hazine alacakları hariç, diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla takas ve mahsuplaşma imkânını da bu tasarıyla getirmiş bulunuyoruz; sadece hazine alacakları hariç, diğerlerinde takas ve mahsuplaşma imkânı getirilmektedir.

Değerli arkadaşlar, kısaca tasarının içerisindeki hükümleri ana başlıklarıyla özetlemeye çalıştım; maddeler kısmında konu enine boyuna müzakere edilecektir.

Tasarının ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Grup olarak tasarıya olumlu oy vereceğimizi ifadeyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aykan.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, birkaç ay önce gündemimize gelen Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla çerçevesi çizilmeye çalışılan bir sürecin en önemli halkasını tartışmak üzere toplandık. İl Özel İdareleri Yasası Tasarısı, Çerçeve Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla getirilmek istenilen düzenlemenin merkezinde yer almaktadır. Dolayısıyla, burada, bugün, bu, il özel idareleriyle ilgili yapacağımız tartışma, daha sonra belediyeler ve büyükşehir belediyeleriyle ilgili veya mahallî idare birlikleriyle ilgili tartışmalara da ışık tutacaktır. Bu nedenle, bir kere, bu tartışmaları bütünden koparmamak şart. Yani, öncelikle Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında getirilmek istenilen yeni anlayışı -ki, bunu, burada uzun uzun tartışmıştık- bu tasarı açısından da geçerli saymak gerekir; yani, burada, zamandan tasarruf etmek için, oraya esas itibariyle bir gönderme yapıyorum, birkaç hatırlatma da yapacağım. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak burada yaptığımız eleştiriler, değerlendirmeler, dikkat çekmeler geçerliliğini korumaktadır ve bu tasarılarla bunların ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, bugün huzurumuza gelen, önümüzdeki süreçte de gelecek olan, diğer, yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarıları, kamu hizmeti kavramını esas itibariyle yok eden, bunu, aşındırmanın ötesinde yok eden bir anlayış taşımaktadır. Bu getirilen mekanizmalar ya da öngörülmeyen mekanizmalar aracılığıyla "kamu parası" ve "kamu denetimi" kavramları esas itibariyle sistemimizin dışına itilmektedir.

Bakınız, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla ilgili bizim temel eleştirimiz şuydu: O, henüz çıkmamış, geçici maddesinde dondurulmuş olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının -kısaca bu, başlığı değişti ama, herkes böyle biliyor- 7 nci maddesinde merkezî iktidarın görev alanları tek tek sayılmış ve 10 maddede toplanmıştı. Geride ne kalırsa, kime ait olacaktı -sonradan değiştirildi; ama, bugün tekrar önümüze çıkıyor- il özel idarelerine ait olacaktı.

Bakınız, bu merkezî idarenin görevlerini saymak demek, onu sınırlamak demektir -10 değil, 20, 30 saysanız da sınırlarsınız, ama 10- ve bu 10 görev alanıyla sayıp sınırladığınız zaman şunu yapmış oluyorsunuz, sonuç şu oluyor: Merkezî idareyi Anayasanın öngördüğü biçimde genel yetkili idare olmaktan çıkarıyorsunuz, özel yetkili idare durumuna getiriyorsunuz; yani, sayılmış alanlar içinde hareket edebilen özel yetkili bir idare. Oysa, Anayasanın öngördüğü bu değil, tam tersine, kamu merkezî idaresi genel yetkili idaredir. Şimdi, burada, genel yetkili idare kimi yapıyoruz; yerel yönetimleri; ama, özellikle de il özel idaresini. Bunun Anayasaya aykırı olduğu bilindiği için, bizim bu konuda uyarılarımız da bilindiği için, Anayasanın 126 ve 127 nci maddelerindeki merkezî idare ve yerel idare kavramlarına aykırı düşmemek için, bazı değişiklikler yapılmak istenildi. Yani, süreç içerisinde, buradaki komisyonlar süreci içerisinde, ilk taslaklardan itibaren tasarı oluşumuna geçilirken, anayasal engele takılmamak için, belediyelerle ilgili kanun tasarısında ve İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısında bunların görev alanları sayıldı, geniş bir ölçekte sayıldı; ama, bu yetmedi; yani, Anayasanın bu konuda öngördüğü kamu yönetimi düzenine aykırılık ortadan kalkmadı; yani, merkezî idare, özel yetkili durumuna düşürüldü.

Zaten, tasarılarda şu söyleniyor -hem bunda hem de önümüzdeki süreçte gelecek belediyelerle ilgili kanun tasarısında- deniliyor ki, başka kamu kurum ve kuruluşlarına verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü görev belediyelere veya il özel idarelerine bırakılmıştır. Dolayısıyla, burada, öylesine geniş bir yetki devri var ki, Anayasanın öngördüğü mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanmasının çok ötesine giden, mahallî müşterek ihtiyaç kapsamı içine giremeyecek olan çok sayıda ulusal ölçekli hizmetler de yerel yönetimlerin hizmet alanına girivermekte; dolayısıyla, bu kamu hizmetlerinin yapılması, yapılabilmesi, daha baştan, imkân dahilinde olmaktan çıkmaktadır ve bazılarını da, bu mahallî ölçekte yapılamayacak birtakım ulusal hizmetleri de yerel birimler karşılamaya çalışacaklar; dolayısıyla, çok ciddî bir aksama, çok ciddî bir karmaşa ortaya çıkabilecektir. Aslında, Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarına bakarsanız, şunu çok açık görürsünüz: Merkezî idareye, bazı durumlarda, mahallî ihtiyaçlara dönük birtakım görevleri üstlenme imkânı vermiştir; ama, bunun tersini o Anayasa Mahkemesi kararı hiçbir zaman vermemiştir; yani, yerel idareye ulusal ölçekli ihtiyaçları karşılama yetkisi vermemiştir. Dolayısıyla, burada, ciddî bir Anayasaya aykırılıkla başlıyoruz. Anayasaya başka aykırılıklar var, çok sayıda var, bunda da var.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bütün bu anlayışın arkasında, acaba, samimî bir düzenleme var mı; yani, AKP İktidarı, hükümetiyle, Meclisiyle, acaba, Türkiye'de gerçekten bir ademimerkeziyet, bir yerelleşme yapısı mı istiyor ve nasıl istiyor?

Şimdi, hatırlayınız, geçen yılın bütçesinde, 2003 yılı bütçesinde, bütçeye konulan hükümle, belediyelerin bütçeden aldıkları vergi payı yüzde 6'dan yüzde 5'e düşürüldü. Anayasa Mahkemesine götürdük, iptal ettirdik bunu, yapmayın, yerel yönetimlerin kaynaklarını kısmayın diye; sonra, bunun özel yasasında yeniden iptal ettirdiler. Yani, ortada samimî olmayan bir durum var bir kere. Bunu tespitle başlayalım.

Buradan bir başka şey daha söyleyeyim: Bugün, Türkiye'de merkezî idare, Türkiye'nin son yirmi yıllık süreçte içine girdiği bu borçlanma kıskacı dolayısıyla, kamu hizmetlerini yapamaz bir durumdadır. Ne yazık ki, bugün iktidarda olan, birbuçuk yılı da aşmış bir süreyle iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi, bu duruma, bu sorunlara IMF'yle yeni müzakereler temelinde çözüm bulacağını vaat ederek iktidar olmasına karşın, aynı uygulamaları büyük bir genişlikle sürdürüyor; yani, Türkiye'nin borçları, hem mutlak rakam olarak hem millî gelirine de oran olarak -özellikle içborçlar- artmaya devam ediyor.

Şimdi, bu durumda, hizmet üretemeyen bir kamu görüntüsünden nasıl kurtulabiliriz sorusu, herhalde, öncelikle, herkesin, yani, daha doğrusu, hükümet edenlerin çözmek istedikleri bir konu oluyor. Yani, ben, bu hizmetleri üzerimden atayım, yerel yönetimlere atayım ki, ben, burada, eleştiri konusu olmayayım; yani, hizmet üretememe durumunu görünür olmaktan kurtarmak. Bir kere, birinci mesele bu; çünkü, ortada bir samimiyet yok. Bakın, burada tartışıyoruz, il özel idaresini ya da diğerlerini. Peki, kaynaklar nerede, niçin birlikte tartışmıyoruz? Niçin bu kadar çok görev, hizmet alanı aktarıyoruz da, kaynaklar konusunda hiçbir şey söylenilmiyor? Söylenilmiyor; çünkü, aslında onun altyapısı burada hazırlanıyor. Onun altyapısı, Türkiye'de kamu hizmeti üretiminin özelleştirilmesidir; bunun altyapısı bu tasarıların tümünde vardır.

Nasıl özelleştirme; oraya geleceğim; ancak, bakın, size bir örnek vereyim: 1983 yılında tek başına iktidar olan bir parti vardı. Bu partinin yaptığı ilk şey, kamu iktisadî teşebbüslerine bütçeden aktarılan sermaye transferlerini durdurmak; ikincisi, Merkez Bankasından verilen kredileri kesmek oldu. Dedi ki bu kuruluşlara "kaynağınızı kendiniz bulun; ister borçlanın ister proje kredisi bulun yurtdışından, isterseniz içeriden borçlanın" ve bu, gerçekten böyle oldu ve Türkiye'de KİT'ler, 1989'a kadar konsolide bilançoları itibariyle zararlı değillerken, ağır kur farkları ve yüksek faizler nedeniyle -içborçlanmada faizler yüzde 220'leri aşmıştı- çok büyük bir zarar kıskacı içerisine 1990'ların başından itibaren girmeye başladı; ama, bu ne zamandan itibaren hazırlandı; bu, 1984'ten itibaren hazırlandı. Yani "benim başımdan git..." ; "Bunların işe yaramaz olduğunu, bunların özelleştirilmesinin şart olduğunu biz nasıl kanıtlayacağız" demişti o günkü iktidar; "bunlara hiçbir destek vermeyelim, bunlar yatırım yapmasın." Şimdi, bugün, benzer bir durum, yerel yönetimler için hazırlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bugün yerel yönetimlerle ilgili bütün bu hizmetleri aktarırken kaynağını kendin bul anlayışı bu yasanın temelinde var. Özelleştirme, çok yönlü olarak var.

Bakın, bir kere, klasik özeleştirme mantığı var; "malını, mülkünü sat. Üstelik, satarken, Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuş şirketini il genel meclisi kararıyla sat." Yani, burada bir kuruluşta, bir şirket kuruluşunda geçerli olan mevzuatın, onun elden çıkarılmasında ve tasfiyesinde de geçerli olması gerekirken, daha önce Anayasa Mahkemesinin bu yönde çok sayıda kararı varken ve Türkiye'de özelleştirmeler Özelleştirme Yüksek Kurulu kararına bağlı iken, bunu belediye meclislerine bırakacağız. Belediye meclisleri, bu konuda, şirket kurarkenki kurallara uymayacaklar.

Tabiî, bunun yanında daha sonra, belki çok daha başka birtakım kamu patrimuanını, kamu mal varlığını yerel yönetime devredip, bunların satılmasını sağlayacağız; ama, daha az klasik yollar da olacak. O da, yerel yönetimlerin ürettiği hizmetlerin pazarlanmasının piyasa aracılığıyla yapılmasına doğru bizi götürüyor. Yerel yönetimler, gerek şirket kurma gerekse kurulan şirketlere ortak olma vesaire gibi birtakım yollarla da bu işin içerisine girebilecekler; yerel yönetimler, yap-işlet-devret modellerini daha yaygın kullanarak bunları yapacaklar ve çok acıklı bir şekilde -birazdan değineceğim- yerel yönetimler, kaynaklarının ipotek edilebilmesi, yani, borçlarına karşılık vergi gelirlerinin, harç gelirlerinin, benzeri gelirlerinin ipotek edilebilmesi gibi bir durumla da, gelirlerinin özelleşmesi durumuyla da karşılaşacaklar.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye'de yapılmış en büyük özelleştirme, 1984 sonrasındaki "vergi alma, borç al" siyasetidir. Bugün, Türkiye, topladığı vergilerin yüzde 80'inden fazlasını borç faizlerine aktarıyorsa, bu, Türkiye'de kamu maliyesinin özelleştirildiği anlamına gelmektedir. Bunun örneklerini Düyunu Umumiyede gördük. Bu, şimdi, yerel yönetimler eliyle de sürdürülmek istenilmektedir. Onlara, neredeyse sınırsız, yani, toplam gelirleri kadar borçlanma imkânı getiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, belediyelerin kaynaklarının ipotek edilmesi... Burada biraz önce konuşan arkadaşım "Osmanlıda, yüzelli yıl önce mahallî idareler çok gelişmişti" dedi. Yüzelli yıl önce, Osmanlı'da, daha, herhangi bir mahallî düzenleme yoktu. Bunu, daha sonra kendisi de söyledi. Bununla ilgili ilk düzenleme 1864 yılında, yani, biraz daha yakın dönemdedir; ama, Osmanlı, daha eskiden, öyle bir ikiyüz yıl öncesine gidin, Senedi İttifak öncesine gidin, 1808'ler öncesine gidin, göreceksiniz ki, gerçekten çok yerelleşmiştir; yani, merkezî otorite yoktur, feodal bir niteliği vardır. Türkiye, bu yasayla, bu tasarılarla bir feodalleşme eğilimi içerisine sokulacaktır. Bundan, kimlerin ve nasıl yarar sağlayacağını düşünmenizi diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada Düyunu Umumiye örneği tekrarlanmaktadır. Belediyeler, içborçlanma konusunda önemli, yeni imkânlarla donatılıyorlar; ürettikleri hizmetleri, bu hizmetten yararlananlara fiyatlandırarak satma imkânına daha geniş ölçekte kavuşuyorlar. Tabiî, bütün bunlar olduktan sonra da, bunun denetlenmesinin esnetilmesi gerekiyor. Mademki her şey bu kadar piyasaya bırakılıyor, o halde, denetimi de piyasaya bırakabiliriz; Sayıştay, bu yetkisini özel denetim kurumlarına devredebilir.

Bütün bu mekanizmalarla, aslında, merkezî idarenin bugünkü örneğini tekrarlayacak 81 tane, yeni, mikro ölçekte, çok borçlu idare ortaya çıkaracağız ve biz, bir süre sonra, bugünkü durumumuzu arar bir noktaya gelebileceğiz. Tabiî, mikro ölçekte dememe bakmayın. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük metropoller, bu açıdan, çok da mikro olmayacak; çünkü, bunlar, Türkiye'deki toplam harcamaların yarısına yakınını temsil ediyorlar.

Bakın, bugün, Türkiye'de, yerel yönetimlerin 12 katrilyon lira borcu vardır. Bunun 6,5 katrilyonu, vadesi geçmiş borçlardan oluşmaktadır ve vadesi geçmiş bu borçlarla ilgili olarak, bugün, bu miktarın, yakın zamanda birkaç katına çıkacağı bir gidişattan söz etmek mümkündür.

Değerli arkadaşlarım, denetim organı olarak öngörülen şey nedir; Sayıştaydır. Peki, Sayıştay ile ilgili, ocak ayından beri Mecliste duran düzenleme niçin gündeme getirilmemektedir; yani, bugün, Sayıştayın boş bulunan 8 üyeliği niçin tamamlanmamaktadır?

Sayıştayın politize edilerek, Sayıştay ile ilgili yasal düzenlemenin değiştirilerek, bu boşluğun yeni bir mekanizmayla doldurulmak istenildiğini dikkate alırsak, bugün, iktidarın, kendi emrinde -bağımsız değil, yürütmenin emrinde- bir denetim aracı istediği ve böyle bir denetim aracılığıyla -aşırı güçlendirilmiş İçişleri Bakanlığı aracılığıyla, aşırı güçlendirilmiş valilikler, il özel idareleri aracılığıyla- tam bir yürütme hegemonyası yaratacağı ve bugünkü valiliklerin birer bölgesel idareler haline dönüştürüleceği bir mekanizmaya doğru yol almaktayız.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Sayıştayla ilgili yapılmayan düzenleme, acaba, Sayıştaya verilen yeni yetkilerle yapılabilecek mi? Sayıştaya yeni yetki verilmiyor; ama, Sayıştay aracılığıyla çok sayıda düzenleme yapılabileceği zannediliyor. Sayıştaya, özel ihtisas daireleri kurabilmesi, bölge düzeyinde taşra birimleri kurabilmesi ve gerektiğinde denetimi özel kuruluşlara yaptırabilmesi için yetkiler veriliyor.

Sayıştaylar, dünyanın her yanında, parlamento adına denetim yaparlar; yani, sayıştaylar, bizim adımıza denetim yaparlar, parlamentolar adına denetim yaparlar. Oysa, buradaki mekanizmada, Sayıştay, belediye meclislerine ya da il genel meclislerine rapor sunacak bir kurum durumuna getiriliyor. Yani, eğer, bu mekanizmanın doğrultusunda bir şey istiyorsanız, bari, bir yerel sayıştay kursaydınız biraz daha uygun olurdu. Dünyada, sayıştayın özel denetim kurumlarına denetim yaptırdığı örnekler çok sınırlıdır. Bunun bir tek örneği İngiltere'de var. İngiltere'de de, toplam denetimlerin yüzde 5'i civarında bir özel denetimciye başvurma vardır. Kaldı ki, bunun bir bölümü de, firmalara değil, özel danışmanlar kullanmak biçimindedir; yine sayıştayın denetimi altındadır ve İngiliz Sayıştayı da, dünya sayıştaylarına örnek olan bir sayıştay idaresidir.

Değerli arkadaşlar, burada, öngörülmeyen ya da eksik bırakılan düzenlemelerden bir tanesi de, denetime dayanak olacak birtakım mekanizmaların olmamasıdır; yani, burada, bir kere, kalkınma planlarıyla, yerel yönetimlerdeki fizikî planlamayla, yıllık programlarla, orta vadeli harcama programlarıyla, stratejik planlarla, bütün bunlarla, yıllık performanslar arasındaki uyum hiçbir şekilde gözetilmemektedir.

Bir başka konu da, belediyelerin stratejik planları ile il özel idarelerinin stratejik planları arasındaki uyum söz konusu edilmemektedir. Valilere bu konuda bir koordinasyon görevi verilmiştir; ama, dünyada koordinasyon yoluyla denetim sağlanması aşaması çoktan aşılmıştır. Burada, mutlaka, üzerinde mutabakata varılan sonuçların elde edilmesine yönelik hesap verme sorumluluğunun getirilmesi gerekmektedir. Oysa, ne kamu malî yönetimi tasarısında ne de kamu temel kanununda bu hesap verme sorumluluğunun altyapısı kurulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, burada, taşra teşkilatı olmayan bakanlıklar, hesap verme sorumluluğunu iletecek bir makam bulamayacaklardır. Keza, burada, valilerin de kime karşı hesap vermekle yükümlü olduğu hiçbir şekilde belli değildir. Dolayısıyla, bu mekanizma bir denetimsizlik mekanizmasıdır, denetimden kaçış mekanizmasıdır. Bunun Türkiye açısından çok ciddî sorunlar yaratabileceğini düşünüyoruz; çünkü, zaten, Türkiye'de, bugün, 15 tane büyükşehir belediye meclisinde şirket sayısı 100'ü aşmıştır. Bu belediyelerde iştirak olunan şirketlerin sayısı 800'ün üzerindedir. Böyle bir yapıda bu şirketler hangi denetim yapısıyla denetlenebilecektir? Bunlar eğer Ticaret Kanunu hükümleriyle olacaksa, o zaman, buradaki kamu parasının, kamu varlığının denetimi nasıl yapılabilecektir? Bu sorular açıkta kalmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, burada hizmetlerle kaynaklar arasında bir dengenin kurulmamış olması, toplumun kamu hizmetlerinden elde edebileceği refahın önümüzdeki süreç açısından belirsiz hale gelmesi anlamına gelmektedir. Bunun çok ciddî bir sakınca yaratacağını düşünüyorum. Yani, Türkiye'de insanların zaten gelir düzeyleri bozulmakta, gelir dağılımı zaten kötüye gitmekte; ama, bunun üzerine bir de, biz, kamu hizmetlerini düzgün biçimde veremeyerek, aldığımız verginin karşılığını geriye döndürmeyerek bu refah kaybına ya da dengesizliğine daha fazla katkı yapmış oluruz.

Bu yasanın temelinde, ayrıca, dış baskıların getirdiği bir düzenleme olduğunu düşünmemiz gerekir, değerli arkadaşlarım. Bu yasa sadece şimdi gündeme gelmedi. Şimdiki haliyle, kuşkusuz, sizin burada katkınız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Buyurun, tamamlayın efendim.

OĞUZ OYAN (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, küreselleşme mekanizmasına Türkiye'nin uyum sürecini bu biçimde yapmak kadar sakıncalı bir durum yoktur. Türkiye'de mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanması için yerel yönetimlere daha fazla yetki vermek... Evet, buna kesinlikle "evet" diyoruz. Mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanması için yerel yönetimlere daha fazla kaynak vermek; evet. Buna kesinlikle "evet" diyoruz; ama, değerli arkadaşlarım, yerel yönetimleri genel yetkili kuruluşlar haline getirmek... Bu, Türkiye'nin üniter yapısına hançer sokmaktır. Bu yanlış bir uygulamadır. Kaldı ki, burada yapmak istediğiniz şey, Anayasa Mahkemesinin daha önce iptal ettiği birtakım düzenlemeleri de dikkate almıyor. Yani, örneğin, il encümeninin halen seçilmiş-atanmış üyeleri ayırımına baktığınız zaman, orada da 5'e 5'lik bir düzen görüyorsunuz, valiyi de koyduğunuz zaman atanmışlar 6'ya 5 çoğunlukta. Oysa, Anayasa Mahkemesi, kararlarında bunu bir karar organı olarak görmüştür ve "bir karar organında seçilmişler olmalıdır" demiştir; ama, siz, burada, buna, bir ağırlık dahi vermemiş oluyorsunuz. Dolayısıyla, burada da bir samimiyet eksikliğini dile getirmek istiyorum.

Ancak, şunu tekrarlayayım: Türkiye'de, dış baskılarla yasama yapma dönemini aşmamız gerekiyor değerli arkadaşlar.

Bakın, bugün Türkiye'de, Amerika Senatosunun 8 500 000 000 dolarlık kredi için şart koştuğu iki şeyden biri, Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahale etmemesidir; öbürü de, Türkiye'de kamu yönetiminin düzenlenmesi, yani, bu şekilde, bu biçimde -sizin yaptığınız biçimde- düzenlenmesidir; çünkü, bu büyük ülkelerden neşet eden, onların bağrında yeşeren çokuluslu şirketlerin yeni yeni özelleştirme alanlarına ihtiyaçları vardır. Bunlar, artık, KİT'ler vesaire değildir; bunlar, su, kanalizasyon vesairedir, büyük kentsel altyapı yatırımlarıdır. Ayrıca, burada, karşılarında, güçlü ulus devlet muhatapları bulmak istemiyorlar; karşılarında, daha kolay pazarlık edebilecekleri, daha kolay geriletebilecekleri birtakım yerel odaklar istiyorlar ve siz, bunlara, çok kolayca "evet" demektesiniz.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, ne yazık ki, burada, bir başka şey de, kadrolaşma hedeflerinize dönük bir uygulama olacaktır. Kamu yönetiminde esnek çalışma yöntemlerini getirerek, bu koşulları kamu yönetimine de intibak ettirerek kamu çalışanının güvenliğini ortadan kaldırdığınız gibi, herhalde, kendi istekleriniz doğrultusunda bir yeniden kadrolaşmayı gerçekleştirmek istiyorsunuz.

Bütün bunlar, Türkiye'nin huzurlu bir şekilde kamu yönetimi hizmeti üretmesi için yanlış adımlardır. Biz, sizi, bu yanlış adımlardan caydırmaya çalışıyoruz.

Dikkatiniz için teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Hükümet adına, Devlet Bakanımız Sayın Kürşad Tüzmen söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarımızın, Genel Kurulumuz gündemine gelişi nedeniyle söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum.

Bilindiği gibi, il özel idareleri, Türk idare tarihinde fonksiyonları, hizmetleri ve bir yönetim modeli olarak özel bir ayrıcalığı olmuş müesseselerimizdendir. Uygulamada ilin bütünlüğünü kapsayan birer yerel parlamento olarak, yalnızca illerimizin altyapılarına değil, aynı zamanda Türk demokrasi kültürüne de önemli hizmetler vermiş nadide kurumlarımızdandır. Öyle ki, bugün, devasa olarak nitelenen pek çok kamusal hizmetin arkaplanında il özel idareleri vardır.

Hepimizin yakından bildiğini umduğum birkaç örnekle devam etmek istiyorum. Başkentimiz Ankara'nın gururu 19 Mayıs Spor Kompleksi ve Numune Hastanesi birer özel idare yatırımıdır. Hepimizin mezun olduğu ilköğretim okulları, hastalanınca ilk müracaat ettiğimiz sağlıkevleri ve ocakları özel idarelerimizin sağladığı toplumsal katkılardır.

İl özel idareleri, geçmişte yerel nitelikteki her türlü hizmeti görmeye yetkili kamu hükmî şahsiyetleriyken, maalesef, ülkemizdeki yetkileri Ankara'da toplama hastalığının bir sonucu olarak, yakın dönemde, fonksiyonlarının önemli bir bölümünü kaybetmişlerdir. Bir yerel yönetim biriminin yetkisini kaybetmesi, esas itibariyle hizmetlerdeki önceliklerin kaybolması, gereksiz yatırımların yapılması, kamuoyu destek ve denetiminin kaybedilmesi, özel idareler için seçilen kişilerin, il genel meclisi üyelerinin sisteme yabancılaşmasıyla sonuçlanması kaçınılmazdır; nitekim, böyle de olmuştur. Aziz Nesin'e esin kaynağı olabilecek pek çok yatırım, merkezî otorite tarafından planlanmıştır. 1 500 nüfuslu bir beldeye 5 katlı, 2 bloktan oluşan lise binası yapılması gibi garabetler, kimi zaman gazetelerin haber konusu olmuştur.

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimler, ülkemizde demokrasinin okulu olmuşlardır. Ülkemizde, bugün, komşularımıza örnek olarak gösterilen bir demokratik hayat varsa, bu konuda en büyük pay, yerel yönetimlere ait olmalıdır diye düşünüyorum. İşte, Hükümetimiz, hem sosyoekonomik kalkınmanın tabana yayılmasının bir aracı olarak ve hem de demokrasinin kökleşmesi bakımından, yerel yönetimler konusunu öncelikleri arasına almıştır; yerel yönetimler reformunu bu bakımdan önemsemektedir. Şu Parlamento çatısı altındaki arkadaşlarımın, iktidar muhalefet ayırımı yapmaksızın bu reforma ihtiyaç duyulduğuna inandıklarını düşünüyorum. Kaldı ki, bu anlamda konsensüs, sadece Parlamentoyla da sınırlı değildir; bütün toplumsal kesimlerin bu heyecanı yürekten paylaştığına inanıyorum. Reformun yönü ve kapsamı konusunda çeşitli farklı düşünceler bulunmasını da, demokrasinin bir nimeti olarak görmemiz gerektiğini düşünüyorum. Nitekim, kanun hazırlıkları safhasında ilgili bütün kesimlerin katkıları sağlanmıştır.

Meclis çalışmaları sırasında da, komisyonlar ve altkomisyonlarca konu enine boyuna tartışılmıştır. Elbette, Genel Kurulda arkadaşlarımın eleştiri ve katkıları olacaktır. Tasarının bütünlüğü ve perspektifi bağlamında bu katkılar bizleri sevindirecektir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; mart ayından itibaren Yüce Meclisin çatısı altında bulunan İl Özel İdareleri Kanun Tasarısına komisyonlarda, altkomisyonlarda katkı sağlayan bütün arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum.

İzninizle, tasarının getirdiği bazı yeniliklere işaret etmek istiyorum; ancak, hemen şu temel mantığı da ifade etmek istiyorum: Tasarıyla, yetkilerin vatandaşa en yakın noktada ulaşması ve en yakın noktada kullanılması hedef kılınmıştır. Karar ve icraatların halkoyuyla seçilmiş kişilerce alınması bakımından, geçmişe oranla radikal sayılabilecek bazı değişiklikler içerdiği malumunuzdur. Kanaatimce, tasarıdaki en demokratik adımlardan birisi, il genel meclisinin kendi içlerinden seçecekleri bir kişinin başkanlığında toplanmalarıdır; böylece, valiler yerine, meclis başkanlığı, genel oyla seçilmiş il genel meclis üyeleri arasından seçilecek bir kişi başkanlığında toplanmasıdır. Ancak, valilerin il genel meclisiyle olan ilişkileri de tamamen koparılmayacaktır. Örneğin, valiler, hukuka aykırı gördükleri il genel meclisinin kararlarını bir kez daha görüşülmek üzere meclise geri gönderebilecek, il genel meclisi salt çoğunlukla kararında ısrar ederse karar kesinleşecektir. Tabiatıyla, valilerin, ısrar kararları üzerinde idarî yargı önünde dava açma yetkileri olacaktır.

Tasarıda altkomisyonumuzu en çok meşgul eden madde, biliyorsunuz, il genel meclislerinin yapısıyla alakalı olan madde idi. Her ilçeden köy muhtarlarının her yıl kendi aralarından seçecekleri bir temsilci, kaymakamlar, ildeki kamu kuruluşlarının amirleri, ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversite ve sendikalar ile gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev alanları ve faaliyet konularının görüşüldüğü ihtisas komisyonları toplantısına katılabilecek ve görüş bildirebileceklerdir. Ayrıca, ildeki kamu kuruluşlarının amirlerini, gündemdeki konularla ilgili olarak, il genel meclisleri de çağırarak bilgi alabileceklerdir.

İl genel meclislerinin çok önemli bir başka yetkisi de, halk denetçisini seçmektir. Malumunuz, halk denetçisinin görev, yetki ve sorumlulukları ile seçim usulü, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısıyla düzenlenmiş, halk denetçisiyle ilgili madde Genel Kurulca kabul edilmiştir.

Meclis toplantılarının her ayın ilk haftasında yapılması sağlanarak, meclislere belirli oranda süreklilik kazandırılmıştır. Meclis gündemi, valinin görüşü alınarak, il genel meclisi tarafından belirlenecektir.

Daha önce il daimi encümeni olarak bilinen organ, tasarıda, il encümeni olarak düzenlenmiştir. Encümene vali başkanlık edecek, valinin yokluğunda encümen başkanlığı genel sekreterce yürütülecektir.

Encümenin yapısı da, 5 il genel meclisi üyesi ile valinin diğer birim amirleri arasından görevlendireceği 4 kişi ve 1 malî işlerden sorumlu müdür olmak üzere, toplam 11 kişiden oluşacaktır.

Yukarıda arz ettiğim genel sekreter uygulaması da, il özel idarelerinde karşımıza bu tasarıyla çıkmaktadır. Vali, isterse, genel sekreteri, vali yardımcıları ile kaymakamlar arasından da görevlendirebilecektir.

Bu arada, yerel yönetimlerin kendi aralarındaki veya merkezî idare kuruluşlarına olan alacak ve borçları karşılıklı olarak mahsup edebilmesi de, bu reform çalışmalarının önemli bir özelliği olmaktadır.

Bilindiği üzere, mahallî idarelerimizin borçlanması konusunda daha önceki sistemde bir kıstas bulunmamaktaydı. Şimdi, bu konuda yeni bir yaklaşım getirilmektedir. Bir anlamda, sınırsız borçlanma yapmak artık mümkün olmayacaktır. Böylece, yerel yönetimlerde malî disiplini sağlayacak mekanizmalar oluşturulmaktadır.

Katkılarınız için bir kez daha teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahıslar adına söz isteği var.

Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney; buyurun. (Alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada çok önemli bir kanun tasarısı görüşüyoruz. Bugün, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısını, Meclis Genel Kurulumuzda, birlikte tartışıyoruz, konuşuyoruz ve ülkemiz için çok önemli, belki de gecikmiş bir kanunu, daha önceden yapılması gereken bir uygulamayı gündeme getirmiş bulunuyoruz. Ancak, şunu ifade edeyim ki, son yirmi yıldır bu konuda İçişleri Bakanlığında çalışmalar yapılmıştır, bu konuda toplantılar, çalışmalar yapılmıştır; ama, ancak bugün bu uygulama gündeme gelebilmiştir, konulmuştur. Ben, taa o günden beri bu konuda emeği geçenlere ve bugün bu kanun tasarısını gündeme getiren hükümete teşekkür ediyorum.

Hepinizin bildiği gibi, il özel idareleri, biraz önce burada konuşan Sayın Aykan ve Sayın Oyan'ın da daha geniş verdikleri bilgilere göre, Osmanlı döneminden itibaren gelmiş, 1864'te ilk uygulaması yapılmış, sonradan 1913 yılında bir düzenleme daha yapılmış ve en sonunda, 1987'de, 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu çıkarılarak, düzenleme biraz daha günün şartlarına uyarlanmıştır; ancak, bugün geldiğimiz noktada, bu kanunun yeterli olmadığını görüyoruz. Bugün, bu kanunun revize edilmesi -demin Sayın Bakanın da burada ifade ettiği gibi- il genel meclisinin kuruluşu, yapısı ve yetkilerinin yeniden düzenlenmesinin gerekli olduğuna ben de inanıyorum ve doğrudur.

Muhterem arkadaşlarım, biz bu kanunu niye çıkarıyoruz; bir ihtiyaçtan dolayı çıkarıyoruz. Bu ihtiyaç nedir; mahallî idareleri güçlendirmek, merkezî idarenin bazı yetkilerini bu mahallî idarelere devretmek; sorumluluğunu, yetkisini devretmek. Buna neden ihtiyaç duyuyoruz? Yine, benden önceki arkadaşlarım ifade ettiler; olmuyor, yürümüyor; her şeyi Ankara'dan, her şeyi merkezden yürütmek mümkün değil. Korkunç bir bürokratik mücadele, işler zamanında yürütülmüyor ve istediğimiz hizmetin, vatandaşın ayağına, açık bir şekilde, kolay bir şekilde, şeffaf bir şekilde gitmesi zorlaşıyor. Bu, gerçek; temel neden bu; bunu gerçekleştirmek istiyoruz. İstiyoruz ki, periferideki vatandaşımızın -yani, mahallî idarelerimizde, illerimizde yaşayan insanlarımızın- ayağına bu hizmetler daha kolay gitsin. Bir hemşire tayini için, bir öğretmen tayini için, bir odacı alınması için, artık, merkezin üzerindeki bu basit görevleri mahalline vermek, orada, daha pratik, daha hakkaniyetle ve ihtiyaca uygun olarak bu işleri gerçekleştirmek istiyoruz. Doğru; bunları yapmak istiyoruz.

Benden evvel konuşan arkadaşlarımın ve Sayın Bakanın ifadelerini tekrar etmek istemiyorum, konu belli, detay bazı bilgilere de girmek istemiyorum; ancak, hepinizin bildiği gibi, Türkiye'de, mahallî idareler reformunun yapılması şarttır ve buna başlamıştık, bir noktaya kadar da gelmiştik. Onun ikinci ayağı olan il özel idaresiyle ilgili kanun tasarısını görüşüyoruz şu anda. İl özel idaresi nedir denildiği zaman, evvela bunu iyi bilmemiz lazım. Bu, üç ayağı olan bir olgudur; birinci ayağı il genel meclisidir; ikinci ayağı il encümenidir; üçüncü ayağı da validir. Bu kanun tasarısında, görüyoruz ki, en önemli unsur, il genel meclisidir.

İl genel meclisinde bir yenilik getiriyoruz, doğrudur; daha çok katılım sağlıyoruz. İşte, her ilçeden bir temsilci, kaymakamlar, belediye başkanları, sivil toplum örgütlerinden temsilciler, sendikalardan temsilciler vesaire. Doğrudur; buna hiçbir itirazımız yok.

Burada, ben, özellikle altını çizerek, hepinizin dikkatini bir noktaya çekmek istiyorum: Bu kanunda diyoruz ki, il encümeninin başkanı validir. Ne diyoruz; il encümeninin, yani, il genel meclisinin kararlarını uygulayan organın başı validir. Doğrudur, öyledir. Peki, il genel meclisinin başkanı kimdir; bunun arasından, yani, biraz evvel tadat ettiğimiz kurulun arasından seçeceğimiz bir başkandır. Şimdi, arkadaşlar, burada bir ikibaşlılık oluyor; yani, idarenin bütünlüğü prensibini düşünürsek, efendim, il genel meclisinin başkanı bir başkan olsun, kararları bunlar alsın, mahallin en büyük ve en önemli mülkî amiri olan vali hem encümen başkanı olsun hem de il genel meclisinin almış olduğu kararları uygulasın; böyle bir mübayeneti ben şahsen kabul etmiyorum, edemiyorum. Yüce Meclisin bunu düzelteceğine inanıyorum; yani, il genel meclisi başkanının da vali olması lazımdır, bu işin yürürlüğü açısından. Burada, uygulamada çok büyük sıkıntılara düşebiliriz arkadaşlar; valiyi burada devredışı bırakırsak, çok büyük sıkıntılara düşeriz. Bu bakımdan, gerekli maddede bir düzenleme yaparak, il genel meclisi başkanının vali olmasını sağlamamız lazım. Eğer bu mümkün değilse -bana göre mümkün ve çok doğru, yapılması gerekiyor- hiç olmazsa, dönem başında il genel meclisini yönetme ve kararları almada, o toplantıda, valiyi başkan olarak oraya atamamız lazım. Buna, değerli arkadaşlarım, hepinizin dikkatini çekiyorum. Tabiî, bu konuda arkadaşlarımız önerge hazırlarlarsa, ben de bağımsız bir milletvekili olarak bu önergeye imzamı koymaktan mutluluk duyarım ve zannediyorum, bu, olumlu bir katkı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bizim idaremizde, valilerin vekili vali yardımcılarıdır; yani, vali bir yere gittiği zaman yardımcılarından birini görevlendirir veya herhangi bir toplantıya gidemediği zaman bir vali yardımcısını gönderir; doğrusu da budur. Şimdiye kadar uygulamalarımız da böyleydi; fakat, burada, bu kanunda bazı yerlerde şunları görüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güney, tamamlar mısınız; süreniz doldu.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) - 71 maddelik İl Özel İdareleri Kanunu Tasarımızın 25 inci maddesinde, il encümeni düzenlenmekte ve valinin encümen başkanı olduğu, valinin katılmadığı encümen toplantısına il özel idaresi genel sekreterinin başkanlık edeceği belirtilmektedir. Olmaz böyle bir şey! Yani, genel sekreter, valinin vekili olarak burada bir başkanlık yapmamalı. Burada da, yine, valinin kendi yardımcısı, vekili olan vali yardımcısının bulunması uygun olur diye düşünüyorum.

Tabiî, genel anlamda söylenecek çok şey var. Sayın Başkanım beni ikaz etti. Bana göre, uygulamada büyük sıkıntılar olacaktır; ama, her başlangıç zordur. Burada da sıkıntılar olacaktır. Neden; çünkü, bizim bu işleri yürütebilecek, mahallinde yeterli kadrolarımız henüz daha yoktur. Burada sıkıntılar olacaktır; ama, o sıkıntılar aşılacaktır. Kanımca, pilot uygulama yapılabilirdi; bir iki ilde başlanılıp, aksaklıklar görülüp, ondan sonra o aksaklıklara göre yeni bir düzenleme yapılabilirdi. İşte, bazı deneyimli insanlardan istifade için ombudsmanlık müessesesi getirilebilir.

Bu kanunun diğer maddelerinin görüşülmesinde bizim gerek katkıda bulunacağımız yerler ve gerekse eleştireceğimiz konular saklı kalmak şartıyla, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güney.

Şahısları adına ikinci söz isteği, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin'e ait.

Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın Aykan da değindi; il özel idaresi, 1913 yılında, Osmanlı döneminde çıkarılmış kanun hükmünde kararnameyle varlık kazanmış bir kamu idaresidir. 13 Mart 1913 tarihli İdarei Umumiyei Vilayat Kanunu Muvakatı adlı bu kararname önemli değişikliklere uğramışsa da, adından ve hukuksal türüne kadar hiçbir değişikliğe uğramadan, 1987 yılına kadar gelmiş. 1987 yılında 3360 sayılı Yasayla düzenlenerek hem adı hem türü değiştirilmiş ve İl Özel İdareleri Kanunu olarak bugüne kadar varlığını sürdürüyor. 1987'den sonra, 1998 ve 2000 yıllarında da il özel idarelerini düzenlemeye yönelik kimi kanun hükmünde kararname taslağı olarak hazırlanmış bulunan metinler, birbirinden farklı hükümler içermekle birlikte, ortak bir doğruyu paylaşır görünmektedirler. Bu genel doğrultu, yerellik ve özelleştirme olarak nitelendirilebilir.

Düzenlemeler, özel idarenin görev alanını genişletmenin yanı sıra, bu görevleri ilde genel yetkili olarak yerine getirmesini sağlamayı, merkezî yönetim ve mülkî sistemle ilişkilerini vesayet denetimi kapsamından çıkarmayı, karar ve yürütme organları yapısını yerel seçime dayalı hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Amaç bu olmakla birlikte, tabiî, günümüzde il özel idarelerinin, yerel yönetimlerin ve bütününe bakıldığında, kamu yönetimiyle bir bütün olarak ele alındığında, bu tasarının da, Kamu Yönetimi Tasarısıyla birlikte ve bundan sonra gelecek tasarılarla birlikte neden alelacele gündeme getirildiğini görmemiz gerekir.

Tabiî, biraz evvel, Sayın Oğuz Oyan Hocamız da söyledi; bu kanun tasarılarını tartışmadan önce, belki bir pilot bölgede uygulamak ya da bu uygulamada görülecek aksaklıkları tespit etmek ya da çok iyi tartışarak, Türkiye'de, Türkiye'nin idarî yapısına da uygun yeni bir yerel yönetim anlayışını gündeme taşımak mümkün idi; ama, bu yasa tasarılarının alelacele Meclis gündemine getirilmiş olmasının altına baktığımız zaman, biraz hafızamızı zorlarsak, hepimiz, üzülerek, bu tespiti yapabiliriz.

Bildiğiniz gibi, ABD Kongresinin 16 Nisan 2003 günü kabul ettiği bir yasayla, Türkiye'ye savaş bütçesi kapsamından 8 500 000 000 dolar kredi açılmasına karar verilmiş ve bu kredinin kullandırma koşulları da, daha sonra, Dubai Anlaşması olarak bilinen bir anlaşmayla, 2003 Eylül ayı içerisinde belirlenmiş idi.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, anlaşmanın koşullarına göre, bütçe reformları, başka konuları dışlamamak üzere, yüksek bir bütçe fazlası, vergi politikası reformu ve kamu sektörünün etkinliğini ve şeffaflığını, sözümona, artıran politikaları ve düzenlemeleri gündeme getireceksiniz; diğer ekonomik reformlar -yine, bunlarla sınırlı olmamak üzere- bankacılık sektörünün düzenleme ve denetleme kurallarının genişletilmesi, el konulan bankalar sorununun çözülmesi ve KİT'lerin özelleştirilmesiydi. Bu sözünü ettiğimiz anlaşma, ABD'yle 22 Eylülde imzalanan, 8 500 000 000 dolarlık anlaşmanın koşullarından biri olarak ileri sürülen kamu reformunu da kapsayan Dubai Anlaşması olarak tarihe geçen bir anlaşma.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliyoruz ve görüyoruz ki, ABD, uluslararası örgütlerin içinden yürüttüğü etkisini, günümüzde, artık, ikili anlaşmalarla iyice pekiştirmeye başladı. Biz de, bu kredi anlaşmasından yararlanabilmek için, 2005 yılında bu krediden faydalanabilmek için, yine, Anayasaya aykırı olarak, yine, birtakım çarpıklık ve eksiklikleri içerecek bir İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısını, Meclis gündeminde, önümüzde buluyoruz.

Bütününe bakıldığı zaman, yasa tasarısının pek çok eleştirilecek yönü var; değerli arkadaşlarım biraz evvel bazı konulara değindiler. Bugünkü sistemde il özel idaresi içinde icra yetkisi valiye ait. Vali bu yetkisini, hem özel idare müdürlüğü hem de merkezî idaresinin ildeki örgütleri eliyle yürütüyor. Şimdi bu hükümler ortadan kaldırılıyor. Vali, il özel idaresinin başı ve tüzelkişiliğin temsilcisidir; işlerini de, özel idare bürokrasisiyle görecektir. Bugünkü sistemde vali, encümen ve il genel meclisinin başında gözüküyor. Taslak, valiyi meclisten almakta, yerine, meclisin kendi içinden seçeceği bir meclis başkanı getirmekte. Oysa, belediyelerde böyle bir ayırım yapılmıyor; belediye başkanı ile meclisin başkanlığı ayrılmamış.

Değerli arkadaşlarım, il özel idaresinde meclis başkanlığı sistemi getirilerek, şimdiki sistemin güçlü yürütme yapısı ortadan kaldırılıyor, yerine, güçlü meclis sistemi getiriliyor; yani, yerel demokrasi açısından güzel bir kavram gibi gözüküyor; ama, görev, yetki ve konularına iyice baktığımız zaman, bu İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının özünde, kendisine genel ve katma bütçeli kuruluşların idaresinin devredileceği bütçe büyüklüğünün yüzde 35'i gözönüne alınacak olursa, bu tasarılar, kaynağı, birer kamu idaresi olarak değil, özelleştirmeci, ihaleci ve şirketleşmiş bünyeler haline getirmeyi amaçlıyor.

Bakınız değerli arkadaşlarım, hem il özel idaresi hem de belediyelerin mal ve gelirleri devlet malı, devlet alacağı hükmünde değil. Bu özellikleri sabitleyen hüküm yok. Konu, yalnızca, mallara karşı suç işlenmişse, devlet malına karşı suç işlenmiş olarak sayılıyor.

Bir başka konu, vergi, resim, harç gelirleri dışındaki gelirler haczedilebilir. Her iki birimde de, kamu hizmetlerinde fiilen kullanılmayan malları haczedilebilir. Haciz kurumu, arkasından iflas kurumunu getirir. Bu taslakların benimsediği mantığı uygulayan pek çok ülkede yerel yönetim iflas yasalarının çıktığı bilinmektedir. Bu hüküm, yerel yönetim sistemini iflas kurumuna açacak bir hükümdür.

Yine baktığımız zaman, 42 nci maddesinde çok açık, gelirler bölümünde -diğer gelirler, 42 nci maddenin (i) fıkrasında- il özel idaresinin gelirleri tek tek sayılırken, diğer gelirler bölümü de burada gündeme alınmış. Tabiî, değerli arkadaşlarım, bu, çok ama çok sakıncalı gördüğümüz bir ifade. Diğer gelirler, yine bunun gibi, diğer giderler, diğer görevler, diğer yetkiler diyerek, bir bakıma hukuku da, altüst ediyorsunuz.

Gelirlerin doğrudan doğruya kanunla tespit edilmesi gerektiğine göre, diğer gelirler deyip, burada il özel idarelerinin yap-işlet-devret, imtiyaz sözleşmeleri, yap-işlet ya da diğer ihalelerde birtakım hizmetlerin başka üçüncü kişilere, yani, özelleştirilmesinden sonra üçüncü kişilere de verileceği gözönüne alınır ise, diyebilirsiniz ki, belki burada kastedilen resim ve harçlardır; ama, bunlar sayılabilirdi. Benim aklıma, bu özelleştirmedeki yolsuzlukları, hırsızlıkları, devlet olanaklarını çıkarları için kullanmaları gördüğümüz için, diğer gelirlerden anladığım, il özel idareleri, normal gelirleri dışında, artık ihalelerden pay alacak, ihaleleri kime vereceklerse belki onlardan rüşvet alacak ve il özel idareleriyle ilgili bu metin, bir bakıma yerel idareleri güçlendirme yerine, "yerelle de gitmiyor" deyip, o kurumları da karalayacak, kötüleyecek bir suçlama aracı olarak kullanılabilecek bir metin.

Diğer taraftan, bu kanun tasarısının bütününe bakıldığı zaman, yine, Anayasaya aykırılığı açık bir hüküm de 25 inci maddede kendini gösteriyor. Biraz evvel Sayın Oyan da belirtti; il encümenlerinin oluşumuna ilişkin hüküm, doğrudan doğruya Anayasaya aykırı. 3360 sayılı Yasa 1987 yılında görüşülürken, o zamanki düzenleme ile şimdiki düzenleme arasındaki tek fark, o zaman birim amirlerinin unvanları yazılmış. Şimdi de, il encümeninden gelecek 5 kişi, vali ve birim amirlerinden valinin belirleyeceği 5 kişi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen toparlayın efendim.

Buyurun.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Şimdi, baktığımız zaman, Anayasamızın 127 nci maddesinin ilk paragrafı son derece açık. Burada, il, belediye ve köy olarak üç tür halinde sayılan yerel yönetimlerin karar organlarının, yine, kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulacağını, buyurucu bir kural kesinliğiyle ortaya koymuştur. Karar organlarının seçimle oluşturulması, burada belirleyici ana öğedir.

Bu konuda, 1987 yılında da Anayasaya aykırılığı nedeniyle dava açılmış ve Anayasa Mahkemesi "il özel idare müdürü, köy hizmetleri il müdürü, bayındırlık ve iskân müdürü, il daimî encümeninin tabiî üyesidir" biçimindeki kuralı, Anayasanın 127 nci maddesine aykırılığından dolayı iptal etmiştir. Şimdi, bile bile, yine aynı metin getirilmiş. Burada, sadece isimleri sayılmamış; ama, atamalı kişiler, il meclisinde çoğunluk konumuna getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, gelecek haftalarda önümüze getirileceğini tahmin ettiğimiz Bölge Ajansları Kanunu Tasarısı, Kamu Personel Rejimi Kanunu Tasarısı gibi çalışmalarınız, keşke, AKP'nin kendi özgün çalışmaları olsa da, ABD'nin, AB'nin ya da diğer uluslararası kuruluşların dayatması olarak buraya getirilmese. Keşke, ülkemizin idarî yapısına ve halkımızın toplumsal yapısına uygun bu düzenlemeleri birlikte yapabilsek.

Ben, bu yasa tasarısının, pek çok olumsuzluğu birlikte getireceğini, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla birlikte ele alındığında, giderek, devletimizin üniter yapısını zayıflatacağını "yerele yetkileri devrettik, bu biçimiyle de olmuyor" denilerek, toplumumuzda yeni kargaşaların önünü açacağını düşünüyorum. Eğer, bu düzenlemeler çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulup, biraz evvel Sayın Bakanın da söylediği gibi, yerel idareler demokrasinin beşiğidir ilkesinden hareketle, yerelliği, küreselleşmecilerden ayrı olarak ele alıp, ülkemize özgü düzenlemeler yapsak çok daha yararlı olurdu diye düşünüyor; bu düşüncelerimle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

İL ÖZEL İDARESİ KANUNU TASARISI

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1.- Bu Kanunun amacı; il özel idaresinin kuruluşunu, organlarını, yönetimini, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısına ilişkin olarak CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının toplam 73 maddeden oluştuğunu görmekteyiz. Tasarıyı görüşen -benim de üyesi bulunduğum- İçişleri Komisyonu 6 maddede, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu 9 maddede, Plan ve Bütçe Komisyonu da 21 maddede değişiklik yapmıştır. Bu tasarrufla, mülkî yönetim sistemi, illerin genel yönetiminden sorumlu olmaktan çıkmaktadır. Anayasal ilke olarak söylenirse, illerin yönetiminde yetki genişliği ilkesi esas olmaktan çıkmakta, bunun yerine, hukuksal olarak dile getirilmese de, fiilen görevler ayrılığı ya da Osmanlıca söyleyişiyle tefriki vezaif ilkesi getirilmektedir. Tefriki vezaif ya da görevler ayrılığı ilkesinin cismi "il özel idaresi" adlı yapıdır. Taslak, bu yapıyı nasıl düzenlemektedir; yeni tanım, önemli beş değişiklik getirmektedir. Tasarıya göre özel idareler, hem il hem il halkı için iş görmekle yetkilidir; il ve il halkının ayrı ayrı belirtilmesi son derece önemli bir ayırımdır. Bu ayırımla, il özel idaresi, illerin genel yetkili yönetim birimleri olarak tanımlanmıştır. Bir, yönetsel kademe olarak illerin yönetimi "genel, yerel" diye ayrıştırılamaz. Anayasaya göre, illerin idaresi, yetki genişliği esasına dayanır. Böyle bir ayrıştırma yapılıp, illerin yönetimi özel idare kapsamında sayılırsa, hükümde, açıkça, illerin idaresi özerklik ya da idarî vesayet esasına dayanır denilmiş olur. Tasarı, bu ifadeyle, il genel yönetimi sistemini il yerel yönetimi sistemine kaydırmakta ve Anayasaya aykırı bir düzenleme yapmaktadır.

Tasarıda, mahallî müşterek ihtiyaç ölçütü, şimdiki düzenlemede var olan açık yasal sınırlamalardan arındırılmıştır. Şimdiki yasada, mahallî müşterek ihtiyaç, bu yasayla belirlenmiş ve sınırlanmış -demin de söylediğim gibi- vezaifi hususiyedir; şimdiki düzenleme ise, ildeki yerel görevlerin sınırlarını yasayla belirleme tercihi yapmamaktadır.

"Karar organı seçmenlerce" ifadesiyle, 1982 Anayasasının "yerel yönetimlerin karar organları seçmenlerce" biçimindeki tanımını değiştirmektedir. Anayasada, yerel yönetimlerin karar organları, yani, meclisi ile encümeni, seçilen idareler olarak tanımlanmıştır. Oysa, tasarı, encümeni, meclis üyesi ve birim amirleri karması bir yapıda kurmaktadır. "Karar organı" biçiminde tekil ifade kullanımı, bu tasarrufa zemin oluşturmaktadır.

Yürürlükteki hükme göre, özel idare malı devlet malıdır. Tasarı, bu özelliği, tanım maddesinden çıkarmıştır. Böylece, öbür maddelerde öngörülen özelleştirmeden haciz uygulamasına kadar olan hükümler için gerekli zemin hazırlanmış olmaktadır.

Tasarıda idarî ve malî özerklik özelliğinin yer alması yeni bir durumdur. Türk yerel yönetim sisteminde ve 1982 Anayasasında, tanımlama, özerklik değil, vesayet kavramı üzerinde yapılmaktadır. Tasarı, yerel yönetim özerkliğini, merkezî yönetimle ilişkileri, bir başka deyişle, sınırları bakımından değil, birimlerin kendilerine ait özelliği ve bu özelliğin içeriği bakımından tanımlayarak, yerel yönetimleri "subsidiarite" olarak bilinen yerellik ilkesine göre kurmaktadır. Böylece, sistemin kuruluşu, merkezin yetkilerine göre değil, yerele ve yerel olanın özgürlük alanına göre gerçekleştirmektedir.

Tasarıyla getirilen tanımın şimdiki tanımla tek ortak yönü, özel idarelerin kamu tüzelkişisi olmasından ibarettir. İl özel idarelerinin doğrudan kendi organlarının kararlarıyla kullanabilecekleri bu tür yetkiler, piyasa mantığını güçlendiren iki önemli düzenlemeyi de güçlendirmektedir. 1.- Malların devlet malı sayılmaması ilkesi, ki, özel idare mallarının devlet malı sayılması hükmü tanım cümlesinden çıkarılmış ve başka bir yerde de düzenlenmemiştir. Tasarı, yalnızca suç işlenmesi durumunda özel idare mallarını devlet malı sayarak ceza kurallarını öngörmekle yetinmiştir. 2.- Haciz sisteminin genişletilmesiyle, özel idarelerin projeye bağlı borç gelirleri ile şartlı bağış gelirleri dışında kalan her türlü geliri haczedilebilecektir. Buna göre, hem merkezden aktarılan hem de yerelden toplanan vergi gelirleri, resim, harç, işletme gelirleri, tariflendirmeyle elde edilen gelirler, ücret gelirleri, cezalar, tüm gelir kalemleri hacze açık bırakılmaktadır. Benzer biçimde, fiilen kamu hizmetlerinde kullanılmayan mallar da haciz işlemine açık tutulmaktadır. Bu duruma göre, görevlere geçildiğinde -ki, daha sonraki maddelerde gelecektir- görevlere iki paragraf ayrılmıştır. Bu iki paragrafın ne olduğunu arkadaşlarımız söyleyecektir; ama, şunu söylemeden geçemeyeceğim: Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında millî eğitimin görevi merkezde bırakılmış olmasına karşın, bu tasarıda, özel idare görevleri arasında sayılmaktadır. Bu durum, iktidarın, eğitim konusunu özel idarelere devretme bakımından ısrarlı olduğuna işaret etmektedir. Maddeye göre, Millî Eğitim, Sağlık, Tarım, Sanayi ve Ticaret, Bayındırlık ve İskân Bakanlıkları ile Çocuk Esirgeme Kurumu taşra örgütleri ve onun (b) şıkkında sayılan yol, su, kanal işlerinin belediye sınırları dışındaki örgütü, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü il özel idarelerine devredilecektir. Bu hizmetler bakımından, belediyeler, kendi sınırları içerisindeki hizmetlerin sahibi olarak il özel idareleriyle muhatap olacaklardır. Bütün bunlar gösteriyor ki, yasanın birbirleriyle organlararası bağımlılıkları çok fazla düşünülerek hazırlanmamıştır -başta söyledim- üç komisyonda görüşülen ve değiştirilen bazı maddelere rağmen kopukluklar fazladır. Bu, organlar arasındaki ilişkiler, il genel meclisinde bazen meclis aleyhine, bazen de vali aleyhine bir dengeye yerleştirilmiş; vali, genel sekreterlik örgütlenmesiyle birlikte büyükşehir belediye başkanı statüsüne benzer bir konuma çekilmiştir. Buna karşın, belediyelerde başkanlar meclise de başkanlık ederken, valiye, il genel meclisine başkanlık yapma yetkisi verilmemiştir; bu özelliğiyle, vali, belediye başkanlarına göre meclis karşısında daha geri bir konuma çekilmiştir. Bütün bunları düşündüğümüzde, tasarıda birçok aksaklıkların olduğu görülmektedir.

Ben, eski bir belediyeci olarak; ama, il genel meclisine de yakın duran bir insan olarak, il genel meclisinin çalışmalarını da yakından takip etmiş bir insan olarak tasarıda birçok aksaklıkların olduğunu görmekteyim; bunların, burada, hiç değilse, önergelerle belli ölçüde düzeleceğine inanıyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ülkü.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

Süreniz 5 dakika.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şahsım adına konuşmamda Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'nin uzun yıllardan beri gündeminde olan ve toplumun büyük kesimi tarafından da değiştirilmesi, günün şartlarına uygun hale getirilmesi benimsenen İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının birçok meseleyi çözüme kavuşturacağı, memleketin yönetiminde mahallî idarelere daha fazla yetki verilmesi açısından ülkenin menfaati olduğu konusunda toplumun bütün kesimleri hemfikir.

1913 yılında ilk defa hayata geçen ve yıllardan beri de Türkiye'de özel idarelerin yapısını ve uygulamasını ortaya koyan özel idarelerle ilgili kanun, bugüne kadar uygulayıcıları tarafından başarıyla uygulanmış; ancak, son zamanlarda bu kanunda yapılan büyük değişikliklerle, mahallî idarelere verilen yetkiler, maalesef, merkezî idareye verilmiş bulunmaktadır. 1987 yılında yapılan değişiklikle de bu mesele çözüme kavuşturulamamış ve yaklaşık yetmiş yıldan beri Türkiye'nin gündeminde olan bu mesele ilk defa ciddî bir şekilde bir kanun tasarısı halinde Meclis gündemine gelmiştir.

Ancak, bu kanun tasarısı, Meclis gündemine getirilirken, tasarının getirilme amacına, ruhuna uygun olmayan maddeler ihtiva ettiği de çok açık bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kanun tasarısının gerekçesinde açıkça zikredilen, il özel idareleri üzerindeki idarî vesayet yetkisinin azaltılacağı gerekçesinden yola çıkılarak bu kanun tasarısı Meclis gündemine gelmiş; ancak, maddelere tek tek baktığımızda, kendi içerisinde tutarlı olmayan, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uyum sağlıyoruz diye bazı maddelerde değişiklik yaparken, birçok maddede de, tam bunun tersi, zıt bir uygulamayla, meselenin, içinden çıkılmaz bir hale getirildiği de açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Bu kanun tasarısıyla meclis başkanlığı görevi valilerden alınarak meclis üyelerinden birine veriliyor. Bu, tartışılabilecek bir konudur; ancak, uygulamada bunun neler getireceği neler götüreceği, hele hele Türk idare sistemi içerisinde böyle ilk defa uygulanacak bir sistemin illerde ne tür problemlere, karışıklıklara yol açabileceği ancak uygulamaya geçildikten sonra anlaşılabilecektir. İl genel meclislerinin yapısını düşündükten sonra, gözönüne aldıktan sonra, Türkiye'nin birçok ilinde, valiler ile il genel meclisleri arasında ciddî problemler ortaya çıkacaktır. Örneğin, 18 inci maddede, valinin hazırlayıp sunacağı faaliyet raporu, il genel meclisi üye tamsayısının dörtte 3'ü tarafından kabul edilmezse, gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderilir denilmektedir; madde bu şekilde. Peki, İçişleri Bakanlığına gönderilecek olan bu husus, İçişleri Bakanı tarafından nasıl değerlendirilecektir?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Bakanlar Kuruluna göndererek...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır... 18 inci madde çok açık; size okuyorum: "Faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tamsayısının dörtte 3 çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkanı tarafından gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderilir." Peki, bundan "gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderilir" denilmesinden ne anlıyoruz arkadaşlar? İçişleri Bakanı ne yapacak; İçişleri Bakanı, bu maddeyle, atanmış olan ve çok büyük görevler ifa eden 81 il valisinin üzerinde bir baskı unsuru olarak, onları her an görevden almak üzere elinde bir koz olarak, Demokles'in kılıcı gibi, bir baskı unsuru haline gelecektir. Böyle bir kanun maddesi nasıl gündeme getirilebilir, nasıl hazırlanabilir?! Ne yapacak İçişleri Bakanı, ne söyleyecek?..

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Bakanlar Kuruluna gönderecek.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakanlar Kuruluna göndereceği şeklinde bir hüküm yok.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Otomatiktir o.

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - İçişleri Bakanı görevden alamaz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen, konuşmanızı tamamlayın.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum.

Onun için, bu kanun tasarısı hazırlanırken, maalesef, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uyum sağlıyoruz diye getirilen uygulamalar, yarın, pratik hayatta, çok ciddî problemler halinde karşımıza çıkacaktır.

Yine, burada -diğer konuşmacılar tarafından da dile getirildi- "seçilmişlere yetki ve imkân tanıyoruz" denilirken, 5 atanmış kamu görevlisinin il daimî encümen içerisinde görev yapmasını bu getirilen kanun tasarısının mantığıyla izah etmek, açıklamak da mümkün değil. Bir taraftan yerel yönetimlere, seçilmişlere yetki tanıyoruz derken, diğer taraftan da encümende, il özel idaresi yürütme organı olan encümende, atanmış kişiler ile seçilmiş kişilerin eşit sayıda olmasının haklı bir gerekçesini, mantığını bulmak da mümkün değil.

Yine, bu kanun tasarısıyla, maalesef, mülkî idare amirleri arasında, vali yardımcıları ile kaymakamlar arasında, çok ciddî manada, özellikle maddî bakımdan da büyük uçurumlara sebebiyet verecek bir uygulamaya kapı açıyoruz. Zaten, vali yardımcıları, kaymakamlara göre, maddî bakımdan, diğer haklar bakımından çok ciddî sıkıntılar içerisindedir ve bundan sonra, illerde vali yardımcılığı görevini yapacak kişileri bulmakta zorlanacağımız çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yine, bu kanun tasarısıyla, il özel idarelerine şirket kurma yetkisi verilmektedir.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, söyleyeceğim toparlamanız değil; bakın, 1 inci maddeyi görüşüyoruz; siz geneli üzerinde konuşuyorsunuz...

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlelerimi söylüyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, son cümlenizi alayım.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum: Şirket kurulmasıyla ilgili bir madde de var. Devlet, mahallî idareler, ekonomik faaliyetler içerisinde bulunmasın ve bunlar özelleştirilsin diye hepimiz şikâyet ediyoruz; yıllardan beri Türkiye'nin gündeminde ve hükümetin de en önemli gündem maddelerinden birisi. Hal böyleyken, yeni kanun tasarısıyla il özel idarelerine yeni şirketler kurma yetkisinin verilmesi sonucu, 81 ilde, yakında, aynı diğer kamu kurumlarında olduğu gibi, verimsiz, hantal, hizmet yapamayan, belki, hakkında birtakım ithamlarda bulunulan birçok şirket hayata geçecek ve bunun da, ekonomik bakımdan, hem il bütçesine hem de ülke ekonomisine olumsuz katkılarda bulunacağı inancındayım.

Tasarının tümü üzerindeki görüşlerim olumlu olmakla beraber, söylediğim maddelerde ve zamanım dar olduğu için söyleyemediğim birçok maddede de karşı fikirlerimin olduğunu ifade ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.

Madde üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Maddeyi okutuyorum:

Kapsam

MADDE 2.- Bu Kanun il özel idaresini kapsar.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?..Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum :

Tanımlar

MADDE 3.- Bu Kanunun uygulanmasında;

a) İl özel idaresi: İlin ve il sınırları içindeki halkın mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini,

b) İl özel idaresinin organları: İl genel meclisini, il encümenini ve valiyi,

İfade eder.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?..Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.43

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.57

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

583 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

7.- İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767) (S. Sayısı: 583) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 4 üncü maddesini okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

İl Özel İdaresinin Kuruluşu ve Sınırları

Kuruluş

MADDE 4.- İl özel idaresi, ilin kurulmasına dair kanunla kurulur ve ilin kaldırılmasıyla tüzel kişiliği sona erer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

İl özel idaresinin görev alanı

MADDE 5.- İl özel idaresinin görev alanı il sınırlarını kapsar.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Erdal Karademir söz istemiştir.

Sayın Karademir'in aynı zamanda şahsı adına da söz isteği olduğundan, sürelerini birleştiriyorum.

Sayın Karademir, süreniz 15 dakikadır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine uyum yasaları ya da yeniden yapılanma yasaları adı altında Genel Kurula getirilmiş olan kamu yönetimi ve mahallî idareler yasa tasarıları incelendiğinde, tasarılarda, merkezî yönetime ait kimi yetkilerin yerel yönetimlere devrinin amaçlandığı ve kamu reformu adıyla yürürlüğe konulmak istenilen düzenlemelerin, Türkiye'nin yönetim sistemini baştan aşağı değiştirmeyi hedeflediği görülmektedir.

Genel Kurulda geçici maddelerine kadar görüşmeleri tamamlanan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ve diğer tasarılarla, merkezî ve yerel yönetimlerde kapsamlı değişikliklerin öngörüldüğü artık bilinmektedir.

Türkiye'nin, üniter yapıdan vazgeçerek, federal devlet yapısını benimsemesi ve yetkilerinin "yerellik" adıyla, hizmetten yararlananlara en uygun ve en yakın birime verilmesi şeklinde kurgulanan bu yaklaşımın, Türkiye'nin ulusal birliğini ve toplumsal varlığını tehdit ettiği, hukuk ve bilim çevreleri tarafından, yüksek sesle ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, mevcut tasarıların, merkezî yönetime ait kimi yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesiyle, şeffaf, katılımcı, demokratik bir yönetim sistemi kurulması yerine, küresel sermayenin ve uluslararası şirketlerin yerelleştiği söylenen idarî yapının, daha kolay bir şekilde yönlendirilmesi, etkilenmesi ve ulusal kaynakların daha kısa sürede ele geçirilmesinin bir yöntemi olarak hazırlandığı herkes tarafından bilinmektedir. Böylece, devletin göreli özerkliğine son verilirken, idarî ve siyasî karar odaklarının, sermaye çevrelerinin kontrol ve denetimi altına girmesi ortamı yaratılmak istenilmektedir.

Yerel yönetimlerin yetkilerinin ve güçlerinin artırılması konusu, hepimizin bildiği gibi, 1980'li yıllardan sonra gündeme getirilmiştir. Bu yıllarda ortaya çıkan önemli bir gelişme, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Konferansı tarafından hazırlanarak 1985 yılında kabul edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Türkiye tarafından onaylanmasıdır.

Bununla birlikte, 1980'li yıllarda, imar ve planlama konularında merkeze ait yetkiler yerel yönetimlerde toplanmıştır. Belediyelere merkezden aktarılan en önemli yetki olan imar planı yapma yetkisi, son yirmi yıldır, belediyelerin, kaynak ihtiyacı olmadan kullandıkları en önemli yetkidir. Belediyelerin, neredeyse hiçbir otoriteye hesap vermeden, yirmi yıldır kullandıkları plan yapma yetkisinin, katılımcı ve şeffaf anlayıştan yoksun, yeterli ve yetkin uzman eksikliğinden kaynaklanan, denetimsiz ve ranta dayanan uygulamalarının doğurduğu olumsuz sonuçlar, artık, gerçekçi olarak değerlendirilmelidir.

İmar planı yapımı gibi, evrensel kuralları olan ve yetkin teknik bilgi gerektiren bir yetkinin ehil kadrolarca yapılmamasının ve üstelik, popülist ve siyasal ortamın, kaynak harcamadan yandaşlara rant dağıtan bir araç haline gelmesinin sonuçları, maalesef, doğal ve doğal olmayan afetlerin toplumumuza verdiği dersler ve acılarla birlikte anılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, OECD'nin düzenleyici reform adıyla, son yıllarda, uygulatmaya çalıştığı programın özü de, gelişmekte olan ülkelerde merkezî devlet yapısının zayıflatılmasıdır. Devletin boşalttığı yeri ise, ulus ötesi sermayenin araçları olan, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü doldurmaktadır. Tahkim ve benzeri düzenlemelerle çıkarlarını yasal güvenceye alan küresel sermaye, kamu yönetimi reformuyla kamusal hizmet üretim alanını, mevcut hükümetler eliyle, yerele aktarmaktadır. Demokratikleşme, şeffaflık, katılımcılık ve yerelleşme gibi kavramlar kullanılarak, içi boşaltılan kamu hizmetleri, kamuoyu yanıltılarak piyasaya taşınmaktadır. Merkezî idarenin yetkilerinin ve gücünün, mahallî idarelere devri, mutlaka, demokratikleşme, kaynakların daha verimli ve etkin kullanımı, daha başarılı hizmet, israfın ve yolsuzlukların önlenmesi anlamına gelmemektedir. Özellikle, bazı hizmetlerin -eğitim, sağlık, doğal, kültürel ve arazi kaynakları gibi- yerel düzeyde görülmesi, kaynakların daha verimli ve etkili kullanılmasına yol açmaz. Yerel yönetimlerde, yöneticilerin bölgenin güçlü aile ve sermaye gruplarının baskılarına açık olabileceği asla unutulmamalıdır. Ayrıca, yerel düzeyde keyfîliği önleyecek denetim mekanizmaları çok daha zayıftır.

Değerli arkadaşlarım, merkezî yönetimin yetkilerinin taşrada, il özel idarelerine devriyle birlikte, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi değil, yerel hükümetlerin önü açılmaktadır. 10 ayrı bakanlığın, kadrolarının il özel idarelerine aktarılmasıyla, il özel idareleri birdenbire olağanüstü yetkilere sahip kurumlar haline dönüşecektir. Bu durum, sözleşmelilik esasına göre personel istihdamıyla birlikte, birinci dereceden kazanılmış hakları bakımından işçi ve memurları olumsuz etkileyecektir. Anayasanın 128 inci maddesinde, devletin ve kamu kurumlarının yürütmekle yükümlü oldukları aslî ve sürekli işlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle götürüleceği belirtilmektedir. Oysa, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile Belediyeler ve İl Özel İdareleri Kanunu Tasarılarında belirsiz ifadeler kullanılmakta ve sözleşmeli personel istihdamının hizmetlerin görülmesinde temel olacağı belirtilmektedir. Bu uygulama Anayasaya aykırıdır.

İl özel idarelerine devredilen ulaşım, çevre, tarım ve orman, sağlık, eğitim, sanayi ve ticaret, enerji, bayındırlık ve iskân, köy hizmetleri, içme ve sulamasuyu, imar, katı atık, doğal afetler, kültürel mirasın korunması gibi hizmetleri halen sürdüren kurumların kuruluş yasaları değiştirilmeden yetki devrini öngören kanun tasarılarının başarılı olmaları imkânsızdır. Mevcut kanun tasarılarında, yürürlükten kaldırılan kanunlar arasında, bu faaliyetleri halen sürdüren kurumların kuruluş yasalarına atıf yapılmaması büyük bir çelişkidir.

Değerli arkadaşlar, Anayasamıza göre, merkezî yönetim sistemi temeldir. Yerel yönetimlere verilecek görevler sınırlıdır ve tek tek kanunlarla belirlenir. Yerel yönetimler üzerindeki denetim yetkisi merkezî yönetime aittir. İl özel idarelerine sınırlı ve belirli konularda görev verme yerine, bütün kamu hizmetlerinde il özel idarelerinin toptan ve sınırsız bir şekilde görevli ve yetkili kılınması Anayasaya aykırıdır. İl özel idaresi tarafından hazırlanacak stratejik plan ve çevre planı ile büyükşehir belediyelerinin stratejik ve imar planlarının birbirleriyle nasıl uyumlaştırılacağı konusu açık biçimde belirtilmemiştir. Anayasamıza göre, yerel yönetimler arasında hiyerarşik bir yapılanma öngörülmediği için, planlararası eşgüdüm ve uyum sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Bugüne kadar yaşanan deneyimler göstermiştir ki, günümüzde, imar ve yapılaşma açısından köy ve şehir ayırımı söz konusu değildir. İmar ve planlama yetkilerinin yerel yönetimlerce yönetildiği 1980'li yıllardan bugünkü sürece baktığımızda, yapılaşmaların, rantı yüksek, doğal ve kültürel değerleri yüksek araziler üzerinde yoğunlaştığını görmekteyiz.

Doğal, kültürel ve kentsel kaynakların fiziksel ve ekolojik etkileri dikkate alınmadan benzeri girişimlere heba edildiği ve kent topraklarının, sermayenin iştahını kabarttığı bilinmektedir. Bu nedenle de, yerli ve uluslararası sermaye, artık, yer seçimi süreçlerinde doğrudan yerel birimlerle müzakere etmek istemektedir. Bu süreçte de, sermaye, kendisi için önemli olan en düşük maliyeti sağlayan yerel birimlere yatırım yapmak istemektedir.

Küresel sermaye bu amacını gerçekleştirmek için, yerel yönetimlerin sınırsız ve denetimsiz borçlanmasının önünü açmakta ve kredisini yanında getirmektedir.

Bu tasarılarla, ülkemizde örneği İller Bankasında olan kamu kredilerine dayalı ulusal modelin yerine, küresel sermayenin istemlerine uygun, piyasa koşullarına uyarlanmış yerel kredi sisteminin yaşama geçirilmesi için uygun ortamın yaratılması amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, mevcut anayasal temellere dayanan siyasî yapıyı değiştirmek isteyen; ancak, gerçek düşüncesini saklayan, tereddütlü ve içten pazarlıklı bir düşüncenin ürünüdür. Kısacası, bu tasarı, cumhuriyetin içini boşaltıp, ulusal devleti yıkma düşüncesinin bir ürünüdür.

AHMET YENİ (Samsun) - Nerede yazıyor?!

ERDAL KARADEMİR (Devamla) - Bu düşüncelerle, Yüce Meclisi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karademir.

AHMET YENİ (Samsun) - Nerede yazıyor; kafandakileri söylüyorsun!

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Biraz iyi incelerseniz, bunun böyle olduğunu anlarsınız! Aynen böyle...

BAŞKAN - Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İl Özel İdaresinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları

İl özel idaresinin görev ve sorumlulukları

MADDE 6.- İl özel idaresi; kanunlarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü görev ve hizmeti yapar, gerekli kararları alır, uygular ve denetler.

İl özel idaresi bu hizmetlerden;

a) Eğitim, sağlık, tarım, sanayi ve ticaret; ilin çevre düzeni planı, bayındırlık ve iskân, toprağın korunması, erozyonun önlenmesi, sosyal hizmet ve yardımlar, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarına ilişkin hizmetleri il sınırları içinde,

b) İmar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma, kültür, turizm, gençlik ve spor; orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisine ilişkin hizmetleri belediye sınırları dışında,

Yapmakla görevli ve yetkilidir.

Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, il özel idaresinin malî durumu, hizmetin ivediliği ve verildiği yerin gelişmişlik düzeyi dikkate alınarak belirlenir.

İl özel idaresi hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.

Hizmetlerin diğer mahallî idareler ve kamu kuruluşları arasında bütünlük ve uyum içinde yürütülmesine yönelik koordinasyon o ilin valisi tarafından sağlanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kemal Kumkumoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Şahsınız adına da söz isteğiniz olduğu için, sürenizi birleştiriyorum; süreniz 15 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, aslında, tartıştığımız konu yeni bir konu değil. Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısını tartıştığımız süreçte bu düzenlemelerin önümüze geleceğini kısmen biliyor idik ve Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı tartışıldığı süreç içerisinde, bugün konuşmaya çalıştığımız konuların veya kendimize açıklamaya çalıştığımız konuların, bu tür düzenlemeler halinde Parlamentonun gündemine geleceğini, çok önceden, hep birlikte, bilir noktadaydık. Ancak, sanıyorum şu soruyu kendimize sormak durumundayız: Gerçekten, yaptığımız düzenlemelerin tam olarak ne anlama geldiğini biliyor muyuz?

Ben, bir milletvekili olarak, şöyle düşünüyorum: Bize, körlerin fili tarif ettiği gibi, tek tek değişik kanun tasarıları getiriliyor; aslında, belki birilerinin kafasında bir fil var; ama, milletvekillerinin, bunun bütününü görebildikleri kanaatini taşımıyorum. Hangi noktada bir itiraz yükseltseniz; bu, burada böyle olur mu, bu, boşlukta kalmış, bunun devamı olması gerekir sorularını, bir şekilde, konuyla ilgili olan arkadaşlarımıza yönelttiğinizde; biz, filanca kanunla şöyle bir şeyi daha getireceğiz; dolayısıyla, o onunla tamamlanacak gibi bir yaklaşım ileri sürülüyor. Ona ilişkin bir şey sorduğunuzda da; ondan sonra, şöyle bir şey daha getireceğiz, o kanun tasarısıyla da, bu boşluğu düzelteceğiz noktasında bir yaklaşımla -değerli arkadaşlarım, bütün samimiyetimle ifade etmek isterim- tam, körlerin fili tarif etmeye çalıştığı mantığa uygun bir anlayışla kanun tasarıları gündemimize getiriliyor ve Yüce Meclisimizden, bu tasarıların, -sanki dört başı mamur, her şeyi milletvekilleri tarafından bilinip, algılanmış düzenlemeler gibi düşünülerek, varsayılarak- çıkarılmasını istiyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bir sihirli ifade var. Ben, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim; bu ara Plan ve Bütçe Komisyonunda, büyükşehir belediyeleri ve belediyeler kanunu tasarılarıı görüşülüyor. Şu anda, burada, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı görüşülürken, yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda Belediyeler Kanunu Tasarısı görüşülüyor; hafta içerisinde de, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı gelecek. Görev ve sorumluluklar tanımlamasının altında, bu, ister İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı olsun, ister Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı olsun, ister Belediyeler Kanunu Tasarısı olsun, hemen birinci fıkra olarak şu geliyor; burada"il özel idaresi" denilmiş, yakında gündemimize Belediyeler Kanunu Tasarısı geldiğinde orada "belediyeler" ibaresi "il özel idaresinin" yerine geçecek, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı geldiğinde "büyükşehir" ibaresi sadece orada bu ibarenin yerine geçecek ve devamında aynı şeyleri okuyacaksınız: "Kanunlarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü görev ve hizmeti yapar, gerekli kararları alır, uygular ve denetler."

NİHAT ERGÜN (Kocaeli) - Ne var bunda?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Bir şey yok. Devam edeceğiz şimdi, ne olduğunu biraz sonra göreceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın,"yani, bu nasıl bir formül; her şeyin başında, her kapıyı açan bir anahtar gibi; sizin bunu düşünmenizi ve bunu bu madde içerisine, bu kanun metni içerisine koymanızı gerektiren yaklaşım nedir" sorusuna -burada komisyon üyesi arkadaşlarımız var- verdiği cevap "bu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartıdır, dolayısıyla biz bu düzenlemeyi bu tasarıların, bu kanun maddelerinin, bu tanımlamaların başlangıcına koymak zorundayız" şeklinde.

Değerli arkadaşlarım, sadece bize, körlerin, filleri tarif ettiği anlayışla, mantıkla kanun yaptırmıyorlar, bizatihi bu kanunları hazırlayanlara da, bu anlayış gösteriyor ki, körlerin, fil tarif ettiği gibi kanun metni sunup, hazır reçete sunup, bunu, bütün bu düzenlemelerinizin başına, başucuna yerleştireceksiniz biçiminde bir talimat veriyorlar. Bu, fiilen, bizatihi Sayın Bakanın ifadesidir, tutanaklardan çıkarılabilir. Bu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının bir gereği olarak bütün bu düzenlemelerin başına konulmuştur.

Peki, bize bunu öneren Avrupa'da il özel idaresi diye bir düzenleme var mı; hayır, orada böyle bir düzenleme yok. Orada yerel yönetimler tek yapı biçiminde şekillendiriliyorlar; bir genel yönetim biçimi var, bir de yerel yönetim var. Özel idareler, bize mahsus, Türkiye'ye has, ara sistem gibi bir şey. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı olarak, her düzenlemenin başına koymak durumunda olduğumuz, koymaya mecbur olduğumuz bu düzenlemeyi bize öneren Avrupa'da, özel idare diye bir yapılanma yok.

Şimdi, sanıyorum, Sayın Milletvekili, sadece bize değil, bu kanunları düzenleyen, bu sorumluluğu yüklenmiş olan arkadaşlarımıza da, nasıl, körlerin fil tarif etmeye çalıştığı gibi kanun yaptırmaya çalıştıklarını, bu örneklerle, biraz da olsa algılamış olursunuz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, 6 ncı maddenin ilk paragrafında "kanunlarla başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek" deniliyor. Şimdi, bu, sınırlayan bir düzenleme midir, namütenahi, ucu açık bir düzenleme midir, hiçbir yorum yok. Yani "biz, yerel yönetimlerin önünü namütenahi olarak açmak istiyoruz, bu düzenleme o sebeple bu haliyle buraya konulmuştur" da denilemiyor, "bu, sınırlayıcı bir düzenlemedir, yerel yönetimlerin yetkilerini belirli oranlar içerisinde merkezî idarenin karşısında sınırlandırmak durumundayız, o nedenle böyle bir düzenlemeyi koyduk" da denilemiyor. Neresinden, nasıl anlamak isterseniz... Yani, eğer "namütenahi, ucu açık bir düzenlemedir" biçiminde anlamak istiyorsanız, yazılış biçimi ona da uygun, öyle bir anlayış da var; ama "bu, sınırlayıcı bir şeydir, merkezî idarenin yetkileri içerisinde olan alanlara yerel yönetimlerin müdahil olmasını, yerel yönetimlerin o alanlar içerisine girmesini engelleyici bir anlayışla düzenlenmiştir" dediğinizde, öyle, daraltan, sınırlayan bir anlayışı da var. Böyle bir kanun metni olabilir mi değerli arkadaşlar?! Ve bunu biz, il özel idaresinin görev ve sorumluluklarının en başına; yani, görev ve sorumluluklarını tanımlayan en geniş çerçeve olarak düzenlemenin en başına koyuyoruz. Buna itiraz ettiğinizde, bu itiraza, şu şu sebeplerle sizin söylediğiniz doğru değildir, biz şuna inanıyoruz, buna inandığımız için de bu düzenlemeyi buraya bu haliyle, bu şekliyle koyduk biçiminde bir cevap alamıyorsunuz. Cevap şu: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı nedeniyle, içerisinden geçmekte olduğumuz sürecin bir gereği olarak, biz, bu düzenlemeyi bu metnin başına koymak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, elbette, görev ve sorumluluk tanımını başlangıç anlamında çizilen çerçeve itibariyle böyle düzenleyen bir yasa tasarısının devamında gelecek şeylerin birbiriyle çelişmemesi, olağanüstü sıkıntıları kendi içerisinde taşımaması diye bir şey düşünülemez ve gerçekten, düzenlemenin devamı olağanüstü çelişkilerle dolu. Arkadaşlarımızın bir kısmı ifade etmeye çalıştılar.

Mesela, bir vali var. Kanun tasarısının ismi İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı. Vali tanımlanırken deniliyor ki: Vali özel idarenin başıdır. Vali özel idarenin başıdır; ama, o nasıl baştır ki, karar mekanizmasının içerisinde yoktur. Karar mekanizmasının içerisinde yoktur; ama, karar mekanizmasının içerisinde olanların ne konuşacağına vali karar verir.

Değerli arkadaşlarım, içinizde belediye başkanlığı yapmış, il genel meclisi üyeliği yapmış, valilik yapmış veya bu hizmetlerin ne anlama geldiğini bilen çok sayıda arkadaşımız var. Böyle bir vali ve böyle bir özel idare nasıl hizmet taşıyacak; yani, bunu, biz, hangi anlayışla bir reform olarak Türkiye toplumuna sunacağız? Biz, bir valiye görevlerini anlatırken, İl genel meclisi üyelerine yetki ve sorumluluklarını anlatırken, böyle bir anlayışla, bu kadar birbiriyle çelişkili, bu kadar birbirinin içerisine geçmiş, kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı böyle bir anlayışla, bu hizmetler nasıl yürütülecek?

Siz, yerel yönetimler, Belediyeler Kanunu Tasarısının başına da, İl Özel İdareleri Yasası Tasarısının başına da, Büyükşehir Belediyeleri Yasası Tasarısının başına da koyuyorsunuz; kanunlarla başka bir kurum ve kuruluşa verilmemiş her türlü mahallî müşterekler konusunda, bütün bu kurumlara yetki veriyorsunuz. Peki, kim, nerede, ne iş yapacak?

Şimdi, Büyükşehir Belediyeleri Yasasası Tasarısı geldiğinde, komisyonda bu hafta içerisinde görüşülecek, arkadaşlarımız bir önerge getirecekler ve birkısım büyükşehir belediyelerimizin sınırlarını il sınırlarıyla çakıştıran bir modele geçilecek. Peki, büyükşehir belediyesinin sınırlarının il sınırlarıyla çakıştığı bir model içerisinde, bu söylediğimiz anlayış çerçevesinde, il özel idaresi ile büyükşehir belediyesinin hizmet alanlarını, hizmet yöntemlerini birbirinden kim ayıracak? Nasıl ayrılacak bunlar?

ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) - Özel idare köylerde.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Köy diye bir şey olmayacak; çünkü, o sınırların hepsi büyükşehir belediyesinin sınırları içerisinde olacak, büyükşehir belediyesinin sınırları ilin sınırlarıyla çakışacak, o zaman köy statüsünde bir yer kalmayacak, her yer büyükşehir belediyesinin sınırlarının içerisinde olacak.

Buradaki düzenlemede deniliyor ki, büyükşehrin yetkileri büyükşehir sınırları içerisindedir, özel idarenin yetkileri ilin sınırları içerisindedir, belediyenin sınırları ilçe belediyesinin sınırları içerisindedir. Siz, eğer büyükşehir ile ilin sınırlarını birbiriyle çakıştırırsanız, ortada, il özel idaresi ile büyükşehir belediyesinin yetkilerinin ve sorumluluklarının nerede başlayıp nerede bittiğine dair hiçbir ayırım yapma şansınız kalmayacaktır.

Kaldı ki, bunun olmadığı yerlerde de, birçok konuda, hem il özel idaresi hem büyükşehir belediyesi hem de ilçe belediyeleri aynı konularla ilgili olarak yetkili kılınmıştır. Belli konularda bu sınırlar birbirinden ayrılmıştır belki; ama, birçok konuda, mesela millî eğitim konusunda, millî eğitim hizmetlerinin yapılması, binalarının yapılması, binalarının yenilenmesi konusunda, sağlık hizmetlerinin sunulması, sağlık hizmetlerinin yapılması konusunda bütün bu birimler yetkilidir.

Tabiî "yetkilidir" demek, yetkilidir anlamına gelmiyor. "Yetkilidir" aynı zamanda "yetkisizdir" anlamını da taşıyor değerli arkadaşlar. "Yani, ne kötülüğü var bunun; bir hizmeti birden fazla kurum yapmaya çalışsın, bunun ne mahzuru var; biri bir okul yapıyorsa, öbürü de gitsin bir okul daha yapsın; biri bir hastane yapıyorsa, öbürü de gitsin bir hastane yapsın" denilebilir; ama, bu, aynı zamanda, hiç kimseyi, hiçbir şeyden, tam anlamıyla sorumlu kılmadığımız için, ne, kimin görevidir tam olarak belirlenmediği için "benim imkânlarım bu işe elvermiyor, o zaman öbürü yapsın; benim imkânlarım da bu işe elvermiyor, o zaman öbürü yapar herhalde" demek oluyor. Hani, bazı esnafın dükkânının duvarında, böyle "bir işi nasıl olsa bir yapan bulunur denildi de, sonunda o işi hiç kimse yapmadı" diye bir dörtlük asılıdır ya; biz, bu çerçevede, belediyelerimizi, il genel meclisimizi ve büyükşehir belediyelerimizi, böyle bir anlayışın, böyle bir kendiliğindenciliğin hâkim olduğu, kimin, nerede, ne kadar, hangi anlayışla, hangi sorumluluk çerçevesinde görev yapacağının belli olmadığı, bilinmediği bir kanunî düzenlemeye tabi tutuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son cümlenizi alayım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Böyle bir düzenleme yapıyoruz ve bunu biz, Türkiye toplumuna, ikiyüz yılın en büyük reformu diye sunuyoruz. Kendimize bu haksızlığı yapmayalım; hele, Türkiye toplumuna, 70 000 000 yurttaşımıza, bu haksızlığı hiçbir şekilde yapmayalım; Türkiye'yi, bu karmaşanın, bu bilinmezliğin içerisine sürüklemeyelim.

Bu anlayışla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kumkumoğlu.

Şahsı adına ikinci söz isteği, Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı'ya aittir.

Buyurun Sayın Gazalcı. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Yasası Tasarısı üzerinde kişisel görüşlerimi sunacağım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı görüşülürken, bu Mecliste ve komisyonlarda çok tartışma oldu. Tartışmanın temel nedeni, Cumhuriyet Halk Partisi olarak o temel yasa tasarısına karşı çıkışımız, ne yerelleşmeydi ne demokratikleşmeydi ne de katılımcılıktı. Bizim, o temel yasa tasarısındaki karşı duruşumuzun temel nedeni -bir kez daha söylüyorum- kamu hizmetini kamu hizmeti olmaktan çıkarma anlayışıydı; ikincisi, kamu hizmetinin sınırsız olarak "yerelleşme" adı altında özelleştirilmesiydi. Yani, öyle özelleştirilecekti ki, yoksul halk kesimleri, kamu hizmetinden payını alamayacaktı. O yüzden, bu tasarıya şiddetle karşı çıktık ve dedik ki, bu bir demokratikleşme değil, tam tersine, bir özelleştirmedir.

Bunun için de, değerli arkadaşlar, o temel yasa tasarısında belki de dünyada -her ne kadar bu dalga, küreselleşme, yeni dünya etkileri diyorsanız da- ilk kez, 9 bakanlık kendini yasaklıyordu; yani, 9 bakanlığın yerel yönetimlerle ilişiği kesiliyor, başka bir anlatımla, baş, gövdeden ayrılıyordu. Yerele bu hizmet yaptırılıyor diye, üst örgüt bakanlık, yalnız biçim olarak var; ama, kamu hizmetinde yoktu. Biz de burada örnekler vermiştik; sağlıkta, eğitimde... Örneğin, bir salgın hastalık olsa, bunu yerel yönetimler yapıyor, ben bunun için Türkiye çapında örgütlenilmesini istemiyorum anlayışının doğru olmadığını söyledik ve sonra, siz de bunun büyük sakıncaları olduğunu düşünerek, kamuoyunda oluşan tepkiler, Cumhurbaşkanının ricası, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki duyarlılığı sonucunda, bu 9 bakanlığın arasından, lütfedip, eğitim kısmını, Millî Eğitim Bakanlığını ayırmıştınız. Şimdi, ben açıkça soruyorum: Sayın Bakanım, burada görüştüğümüz maddede il özel idarelerinin görevleri arasında eğitim hizmetleri başta sayılıyor. Eğer, bu, şu anda yürürlükte olan hizmet anlayışı ise buna diyeceğimiz bir şey yok. Yok, biz, her ne kadar Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısında öyle demiş olsak bile, şimdi eğitimi de sokuyoruz deniliyorsa, o zaman diyecek çok şeyimiz var! Yani, eğitim hizmetlerinin, yerel hizmetler olarak, eskiden olduğu gibi görülmesine biz bir şey demiyoruz; ama, Millî Eğitim Bakanlığının, öteki 8 bakanlık gibi gövdeden ayrılarak, hele yapın kendi olanaklarınız içerisinde, kendi öğretmeninizi kendiniz bulun sözleşmeli olarak, kendi eğitim anlayışınızı kendiniz yapın programı her ne kadar üstten yapsak bile diyorsanız, bunun, Türkiye gibi ülkelerde eğitim alanında çok büyük sakıncalar doğuracağına inanıyorum. O yüzden söz aldım. Yani, bir şeyin hükümet tarafından çok açık söylenilmesi gerekir: Biz, eğitim hizmetlerinin, eskiden olduğu gibi, Bakanlık üst örgütü tarafından yönetilmesi, kamu hizmeti olarak verilmesi anlayışını sürdürüyoruz ya da hayır, biz bundan vazgeçtik, görüş değiştirdik, aynen, sağlıkta, turizmde, başka alanlarda olduğu gibi, şimdi, eğitim hizmetlerini de buna sokuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum; lütfen tamamlayın Sayın Gazalcı.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Böyle bir alacalı durum olmasın, belirsizlik olmasın. Bunu bize çok açık söyleyin; biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak görüşlerimizi o çerçevede sunalım; çünkü, eğitim hizmeti, dünyanın her yerinde kamu hizmetidir değerli arkadaşlar. Eğitim Enternasyoneli toplantılarında alınan kararlar, Türkiye Cumhuriyetinin geleneklerinde insanı biçimlendirme, insanı yetkinleştirme işinin, böyle, bürokratik yapılar var diyerek bütünüyle yerel yönetimlere bırakılmasının, düşünülemeyecek kadar büyük sakıncaları olduğu istikametindedir. Bu konudaki görüşlerimizi, hükümet açıklama yaptıktan sonra söyleyeceğiz.

Ben, bir kere daha altını çizerek özetliyorum ve konuşmamı bitiriyorum Sayın Başkanım; il özel idareleri hizmetleri içerisindeki bu eğitim hizmeti eski hizmet anlayışında ise, saygı duyuyoruz; ama, hayır, biz, o 8 bakanlık gibi başı gövdeden ayıracağız, eğitimi de tamamıyla yerel yönetimlere bırakıyoruz anlayışı varsa, görüşümüzü saklı tutuyoruz.

Tümünüze saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gazalcı.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlandı.

Maddeyle ilgili 2 önerge var; geliş sırasına göre okutacağım, aykırılık derecesine göre de işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı maddesinin (a) bendine "sosyal hizmet ve yardımlar" ibaresinden sonra gelmek üzere "yoksullara mikro kredi" verilmesi ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Aziz Akgül

Recep Koral

 

Ordu

Diyarbakır

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesine aşağıdaki fıkranın üçüncü fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

İl çevre düzeni planı, valinin koordinasyonunda, büyükşehirde büyükşehir belediyeleri, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresiyle birlikte yapılır. İl çevre düzeni planı belediye meclisi ile il genel meclisi tarafından onaylanır.

BAŞKAN - En aykırı önerge, son okuttuğum önerge.

Sayın Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İl çevre düzeni planı belediye sınırları içerisi ile özel idare sınırlarını da kapsamakta olduğundan, her iki yetki alanında birlikte değerlendirme yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun katılamadığı, Hükümetin takdire bıraktığı ve gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı maddesinin (a) bendine "sosyal hizmet ve yardımlar" ibaresinden sonra gelmek üzere "yoksullara mikro kredi verilmesi" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                              Eyüp Fatsa (Ordu) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon?...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mikro kredi, gelir getirici bir faaliyette bulunmak üzere yoksullara verilen küçük bir sermayeyi ifade etmektedir. Hibe şeklindeki yardımlar yerine ekonomik bir faaliyette bulunabileceklere küçük bir sermaye verilmesi fakirlerin üretken olmasını sağlayacak, ekonomik ve sosyal açıdan kullanılmasına imkân sağlayabilmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun, katılamadığı, Hükümetin takdire bıraktığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, 6 ncı maddeyi, kabul edilen önergeler doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

İl özel idaresinin yetkileri ve imtiyazları

MADDE 7.- İl özel idaresinin yetkileri ve imtiyazları şunlardır:

a) Kanunlarla verilen görev ve hizmetleri yerine getirebilmek için her türlü faaliyette bulunmak; gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri için kanunlarda belirtilen izin ve ruhsatları vermek ve denetlemek,

b) Kanunların il özel idaresine verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, emir vermek, yasak koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek,

c) Hizmetlerin yürütülmesi amacıyla, taşınır ve taşınmaz malları almak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, takas etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmek,

d) Borç almak ve bağış kabul etmek,

e) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı yirmibeş milyar Türk Lirasına kadar olan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek,

f) Özel kanunları gereğince il özel idaresine ait vergi, resim ve harçların tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak.

g) Belediye sınırları dışındaki gayri sıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerine ruhsat vermek, büyükşehir belediyesinin olmadığı yerlerde belediye sınırları içindeki birinci sınıf gayri sıhhî müesseselere ruhsat vermek ve denetlemek.

İl özel idaresi, hizmetleri ile ilgili olarak, halkın görüş ve düşüncelerini belirlemek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir.

İl özel idaresinin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş sayılır.

İl özel idaresinin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları haczedilemez.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Mesut Özakcan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Şahsınız adına istediğiniz söz süresini de ekliyorum; süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, günümüz Türkiyesi, kuşkusuz, 1923'lerin Türkiyesi değildir. Mevcut idarî ve yönetim yapımızla, Türkiye, âdeta, yönetilemez hale gelmiştir. İdarî ve yönetim yapımızın, günün, çağın koşullarına uygun, üniter yapımıza, ulusal bütünlüğümüze zarar vermeden yeniden ele alınması ve yapılandırılması, ertelenemez bir ihtiyaçtır. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde, bu ihtiyaç, başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere, diğer partilerin de seçim bildirgelerinde yer almıştır. Her gün, 30 000 yurttaşımızın, Anadolu'nun muhtelif illerinden, sorunlarının çözümü için Ankara garajına inmesi; zaman zaman, sayısı 19 000'lere ulaşan yurttaşımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek, sorunlarına çare ve çözüm arayışı, bu ihtiyacı açıkça gözler önüne sermektedir. Ayrıca, mevcut yapı, giderek, iç ve dışborçları çığ gibi artan ülkemiz için büyük bir kaynak israfının da sebeplerinden biri olmaktadır. İnanıyorum ki, bu tespit ve teşhis bütün partiler için doğrudur; ancak, önemli olan, teşhiste birleşmek kadar, tedavide, çözümde de ortak bir noktada bütünleşmektir.

Önümüze gelen "yerel yönetimler reformu" adı altındaki bu yasalar, düzenlemeler, ülkemizin, ulusumuzun, elli yıllık, yüz yıllık geleceğini şekillendirecek, kaderini belirleyecek önemli yasalardır. Nisan ayı başlarında ortaya çıkan bu tasarılar şunlardır: Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, Belediye Kanunu Tasarısı, Büyükşehir Belediyesi Kanunu Tasarısı, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ve ne olduğu henüz belli olmayan Belediye ve İl Özel İdaresi Gelirleri Kanunu Tasarısı.

Yerel yönetim reformu çerçevesinde, demokratik kitle örgütleriyle, üniversitelerle, siyasî partilerle, toplumla hiçbir öngörüşme ve ortak çalışma yapılmadan hazırlanan bu tasarılar, özellikle, ülkemizin önemli tehditlerle karşı karşıya bulunduğu, içinde bulunduğumuz bugünlerde, Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısının, ulusal bütünlüğümüzün, sosyal devletin korunması ve çalışanlar, işçiler, memurlar, sendikalar açısından ciddî tehdit, tehlike ve endişeler taşımaktadır.

Bugün, ülkemizde tartışılan kamu yönetimi reformu, bir süredir Meksika'nın da gündeminde bulunmaktadır. 3 ile 7 Kasım 2003 tarihleri arasında, Meksika Hükümeti, Birleşmiş Milletlerle birlikte, Meksika'nın Başkenti Mexico City'de, kamu yönetimi reformları konusundaki uluslararası tecrübenin paylaşıldığı, dünya çapında bir organizasyon düzenlemiştir. Organizasyona ev sahipliği yapan Meksika Hükümeti, 10 000 civarında kamu çalışanını bu toplantılara katılmak üzere Mexico City'e davet etmiş ve kamu görevlilerine, dört gün boyunca, dünyanın birçok ülkesinden gelen ve sayıları 300'ü bulan uzmanlarla birlikte, kamu yönetimi reformundan neyin kastedildiği, ülke tecrübelerinin neler olduğu, reformların önündeki engeller ve çözüm yolları konularında düzenlenen çalıştaylar ve paneller sayesinde görüş alışverişinde bulunma fırsatı yaratılmış. Toplantıların yapıldığı salonda 10 000'e yakın Meksikalı kamu görevlisinin her birine yabancı dilde yapılan konuşma ve tartışmaları izleyebilmeleri için simultane tercüme kulaklığı verilmiş olması, kamuoyunun reformu benimsemesi için gerekli olan katılımcılık açısından dikkat çekici ilginç bir örnek oluşturmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin geleceği açısından son derece önemli olan görüşmekte olduğumuz il özel idareleriyle ilgili yasa tasarısı da, tabandan gelen talep ve ihtiyaçlardan ziyade, katılımcılıktan uzak, yukarıdan, tepeden dayatılan düşüncelerin sonucu oluşuyor. Bu, ülkemiz, ulusumuz yaranına doğru bir yaklaşım değildir.

Değerli arkadaşlarım, 5 ile 9 Mayıs tarihleri arasında İzmir'de düzenlenen 2004 Türkiye İktisat Kongresine birçok milletvekili arkadaşımızla birlikte katıldım. Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in oturum başkanı olarak bulunduğu "Kamuda İyi Yönetişim" konulu panele, Dünya Bankası Türkiye temsilcisi Sayın Andrew Vorkink konuşmacı olarak katıldı. Konuşması içinde, Türkiye'de yerel yönetim reformundan sonra yerel hükümetlerin görev ve sorumluluklarının çok artacağını söylediler ve bu "yerel hükümet" ifadesini birçok kez kullandılar. Panelin soru-yanıt bölümünde sayın temsilciye "yerel hükümet" ifadesinden neyi kastettiklerini sorduğumda, Fransa, İspanya örneklerinden bahsettiler. Tabiî ki "yerel hükümet-merkezî hükümet" ifadelerini yan yana getirdiğiniz zaman, hepinizin rahatsız olacağı bir yapı ve tablonun ortaya çıkacağı düşünülebilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı esas alınarak hazırlanmıştır; oysa, bu tasarı, pek çok hükmüyle Anayasaya aykırılıklar içermektedir. Aynı mantıkla ele alınan İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısında da, doğal olarak, Anayasaya aykırı düzenlemelere yer verilmiştir. İl Özel İdareleri Kanunu, Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunu Tasarılarında, çok sayıda yetki ve görev tekrarı bulunmaktadır. Böyle bir düzenleme, tasarılar yasalaştığında pek çok bürokratik işlemin doğmasına, yetki ve görev karmaşasına sebep olacaktır.

Görüşmekte olduğumuz İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin (g) bendinin dördüncü fıkrasında, İçişleri Komisyonu tarafından yapılan değişiklik benimsenerek, il özel idaresinin vergi, resim ve harçlarının haczedilmesi için değişiklik yapılmıştır. Bir kamu idaresinin vergi, resim ve harç gibi kamu alacakları, o idarenin gördüğü kamu hizmetinin karşılığıdır. Bu alacakların haczinin öngörülmesi, o idarenin kamu hizmeti görememesiyle eşanlamlıdır. Böyle bir yolun açılması halinde, üçüncü şahıs, haciz ihbarnameleriyle, daha, mükellef vergisini il özel idaresine ödemeden haciz alacaklısına ödemek zorunda kalacaktır. Bu maddede "il özel idaresinin vergileri, resimleri, harçları ve proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirleri, şartlı bağışlar ile kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ve sendika aidatları haczedilemez" şeklinde bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlar, 73 maddeli İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının yasalaşması halinde, 1913 tarihli İl Özel İdareleri Kanunu, daha sonra yapılmış bütün ekleri ve değişiklikleriyle birlikte ortadan kalkmış olacaktır.

İl özel idareleri, varlığı Anayasayla kabul edilmiş yerel yönetim birimleridir. 1982 Anayasasının 127 nci maddesi, yerel yönetim birimlerini "il özel idareleri, belediye ve köy" şeklinde üçlü bir ayırıma tabi tutmuştur. Yine, Anayasaya göre, il özel idareleri, il halkının yerel ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere, karar organları halk tarafından seçilen kamu kuruluşları olarak tanımlanmaktadır.

Yine, bu tasarıda, il özel idareleri, ilin ve il sınırları içerisindeki halkın mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzelkişiliği olarak tanımlanmaktadır.

İdarî teşkilatımızda ilin iki mahiyeti vardır; biri, yetki genişliğine göre idare edilen bir mülkî idare kademesi olan ilin genel idaresi, diğeri de, yerinden yönetim ilkesine göre idare edilen ilin özel idaresidir. İl, mülkî idare birimi olarak 5442 sayılı Kanuna, bir mahallî idare birimi olarak da 3360 sayılı İl Özel İdaresi Kanununa tabidir.

Yeni düzenlemeyle il özel idarelerinde içdenetim, vali veya görevlendireceği içdenetçiler, dışdenetim ise Sayıştay tarafından yapılacaktır. Ayrıca, il özel idaresinin malî işlemler dışında kalan diğer idarî işlemleri, idarenin bütünlüğüne ve kalkınma planı stratejilerine uygunluğu açısından, İçişleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilecektir.

Anayasanın 127 nci maddesinin beşinci fıkrasının öngördüğü idarî vesayet, merkezden yönetimin yerel yönetimler üzerinde yapabileceği ve yasayla düzenlenmesi gereken bir denetim yetkisidir. Bu denetim yetkisi, tasarıda olduğu üzere, merkezden yönetimin elinde salt ve biçimsel bir denetim ve otorite aracı olarak düşünülemez. Bu yetki, mahallî hizmetlerin "idarenin bütünlüğü" ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplumun yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amaçlarına yöneliktir. Bu amaçların, salt idarî işlemler ile sınırlı malî işlemleri denetimdışı bırakan bir vesayet yetkisiyle gerçekleştirilmesi ise olanaksızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP İktidarının hükümet etme anlayışının sonucu, birçok yasada olduğu gibi, yerel yönetimlerle ilgili görüştüğümüz reform tasarılarının da Anayasaya aykırılıklar içermesi nedeniyle, komisyonlarda ve Yüce Meclisimizde zamanı doğru kullanmadığımızı düşünerek hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özakcan.

Maddeyle ilgili konuşmalar tamamlanmıştır.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde geçen "Büyükşehir belediyesinin olmadığı yerlerde belediye sınırları içindeki birinci sınıf gayri sıhhî müesseselere ruhsat vermek" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını, son fıkrasında geçen "elde edilen gelirleri" ibaresinden sonra "vergi, resim ve harçları" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

BAŞKAN- Sayın Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon)- Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN- Sayın Hükümet?

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul)- Katılamıyoruz efendim.

EYÜP FATSA (Ordu)- Gerekçe okunsun.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu alanlarda ruhsat verme ve denetleme işlemleri belediyeler tarafından yapılmaktadır. İl özel idaresinin düzenli bir şekilde gelirlerini toplaması, bütçe ve yatırım programına göre harcama yapabilmesini sağlamak amaçlanmaktadır.

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Komisyonun katılamadığı, Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, 7 nci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge doğrultusunda madde kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

İl özel idaresine tanınan muafiyetler

MADDE 8.- İl özel idaresinin kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık, gelir getirmeyen taşınmaz malları ile bunların inşa ve kullanımları her türlü vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarından muaftır.

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ KISIM

İl Özel İdaresinin Organları

BİRİNCİ BÖLÜM

İl Genel Meclisi

İl genel meclisi

MADDE 9.- İl genel meclisi, il özel idaresinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre ildeki seçmenler tarafından seçilmiş üyelerden oluşur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Kâzım Türkmen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 9 uncu maddesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi sunmak üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, son zamanlarda, ülkemizi aslında çok yakından ilgilendiren özel idare yasaları burada görüşülürken, komisyonlarda bu yasaların yeterince görüşülmediği ve tartışılmadığı, komisyonlara yeterince zaman verilip ulusal çıkarlar doğrultusunda incelenemediği, biraz önce burada açık seçik bir biçimde ortaya çıkmıştır; çünkü, İktidar Partisi Grubu tarafından verilen önerge son derece olumlu olmasına rağmen, hükümet, çıkan yasanın getireceği sıkıntılardan çok uzak olduğu belli oldu ki, "katılmıyorum" önerisinde bulundu; buna rağmen, Parlamento bu önergeyi kabul etti.

Değerli milletvekilleri, mahallî idareler dediğimiz zaman, özel idareler, belediyeler ve köy tüzelkişiliği aklımıza geliyor. Kaldı ki, özel idareler yeniden bir yapılanmaya giderken birçok sıkıntıyı da beraberinde getirecektir. Elbette ki, merkezî idarenin yetkilerinin özel idarelere devredilmiş olmasını son derece olumlu olarak görüyoruz; ancak, bu olumluluğu gerçekten bir reform biçimine dönüştürürsek bir mana ifade edebilir. Bir kere, komisyonların oluşturulması için yeteri kadar il genel meclisi üyesinin seçilmesi lazım. Halbuki, il genel meclisi seçim yasamız çok farklıdır; ilçeleri çok az olan, yeni kurulan illerde komisyonlara yeterince üye bulmak son derece zordur. Çünkü, her 25 000 seçmene 2 üye düşmektedir; ondan sonra, her 100 000 geçerli oy için bir ilave yapılmaktadır. Dolayısıyla, küçük illerimizde, hatta, yeni kurulmuş olan illerimizin büyük bir bölümünde komisyonlara yeterince üye burada bulunmayacaktır.

Yerel yönetimlerin son derece önemli ayağı olan taa Osmanlı İmparatorluğundan bugüne değin Türkiye'de çok ciddî görevler yapan köy muhtarlığı tüzelkişiliği, ne yazık ki, bu yerel yönetimler yasası tasarısında gözardı edilmiştir. Her iki partimizin de seçim propagandalarında buna son derece dikkat çekilmiş olmasına rağmen, sadece ilçelerden seçilecek birer temsilcinin görüş alınmak üzere seçilmiş olması uygulamada hiçbir şey ifade etmeyecektir.

Sayın milletvekilleri, burada görüldüğü gibi birçok hizmet özel idareye sevk ediliyor, oraya aktarılıyor; millî eğitim, kültür, sağlık, köy hizmetleri... Peki, hangi kriterle, hangi şartlarda bu hizmetleri yapabilecek merkezî hükümetin parasal olanakları hangi oranlarda bu illere aktarılacaktır? Bunun kriteri nedir; kalkınmışlık mıdır, nüfus mudur, bugüne kadar yapılmayan hizmetler midir? Doğu Anadolunun herhangi bir iliyle Karadenizdeki herhangi bir ilin şu anda Türkiye'deki kalkınmışlık düzeyleri çok farklıdır. Bunu sadece nüfusa göre yapacaksak, çok ciddî haksızlıklar yapmış oluruz. Çünkü, bir kriter ortaya konulmamış oldu burada. Örneğin, bir ilin millî eğitimle ilgili altyapı hizmetleri tamamlanmış, bir başka ilin yok sayılmış, yapılmamıştır; ama, buradan aktarılacak olan paranın miktarı aynı oranda olacaktır. Bu durum, iller arasındaki eşitsizliğin devamına neden olacaktır. Bir kere, bu yapının ayakları tamamlanmadığı için ileride büyük sıkıntılar olacaktır. Kaldı ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda İl Özel İdareleri Yasası Tasarısını görüştük; bugün, Belediye Yasası Tasarısı görüşülüyor, Büyükşehir Belediyeleri Yasası Tasarısı görüşülüyor; buraya gelecektir. Yukarıda, bunları yeteri kadar inceleyecek zaman da bulunamamıştır. İşte, bu kriterler arasındaki farklardan bir tanesi...

Şunun için ifade ediyorum, yukarıda özellikle ısrar ettik: Türkiye'de, sosyal adaleti sağlamış olmanın bir tek yolu var; o da, gelirin eşit biçimde dağılımını sağlamaktır. Örneğin, büyükşehir belediyeleri, o ildeki gelir payının yüzde 5'ini alırken, mesela, Eskişehir, Manisa bundan faydalanamamaktadır. Oradaki insanların medenî ihtiyaçları ile büyükşehirlerdeki insanların medenî ihtiyaçları arasında hiçbir fark olmadığına göre, bu adaletsizlik, ümit ediyorum ki -komisyonlardan geçti- burada düzeltilir; ama, aynı olay şimdi burada da devam ediyor. Şimdi, doğudaki bir ilin köy hizmetleri ihtiyacı ile altyapısını tamamlamış, asfaltını bitirmiş bir ilin altyapı ihtiyaçları için aynı oranda, aynı miktarda para verildiği zaman, o diğer illerin kalkınmışlığını sağlamamız son derece zordur.

Tabiî, bugün, özel idarelerin Türkiye'deki yapısı halkımız tarafından da çok iyi bilinmemektedir. Hepimiz yakından biliyoruz ki, o ildeki siyasîlerin, siyasî partilerin önemli kadrolarının, il özel idarelerinde değil, daha çok belediyelerde görev almak gibi istekleri öne çıkmaktadır. Kendi iç bünyesinde de yatırımları dağıtırken, kadroları oluştururken son derece sıkıntılar olacaktır; çünkü, kendi mahallî altyapısını tamamlamayan illerde o kadroları oluşturmak son derece zordur. Burada, yeni oluşacak kadroların hangi biçimde oluşturulacağı, nasıl bir kriter getirileceği konusunda hiç ama hiçbir açıklık yoktur. Kanunlar çıktıktan sonra bütün bunlar ortaya çıktığı zaman, hem düzeltilmesi son derece zordur hem de aradaki hukuksuzluk giderek artmaktadır.

Bir konuya daha burada dikkat çekmek istiyorum. Telekom Yasasında oldu, şimdi, İl Özel İdareleri Yasası da geliyor; ağır ağır hukuku orta yerden kaldırıyoruz sevgili milletvekilleri. Burada, 25 milyar liraya kadar olan uyuşmazlıklar belediye encümenleri tarafından anlaşmayla hallolur diyoruz ve buna bir süre de vermiyoruz, bir defa demiyoruz. Bundan sonra, biliniz ki, bu tip anlaşmazlıklar, sürekli burada halledileceği için, ileride son derece sıkıntılar olur. Herhangi bir sıkıntıya düşüldüğü zaman "aman canım, bırakın o işi, sonra halledin" diyebiliriz; hukukun devredışı kaldığı yerde, her türlü sıkıntı kendiliğinden oluşur. Buradaki 25 milyar liralık uyuşmazlık giderlerinin hallolması, bir defaya mahsus doğrudur. Burada, " mahkemelerimiz son derece yüklüdür, çok fazla dosya vardır" denilebilmesi asla bir mazeret teşkil etmez, o zaman orayı düzeltmek gerekir. Hukukun kalktığı yerde her türlü yolsuzluk, vurgun, rüşvet kendiliğinden oluşur. Onun için, bu kanunları yaparken, bu konularda azamî dikkatli olmak gerekir; ama, ne yazık ki, burada, Telekom Yasasında olduğu gibi, hukuk, tamamen devredışı bırakılmaktadır. Ümit ediyor ve diliyorum ki, bir önergeyle, buradaki anlaşmazlık maddesi, bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır; ondan sonra, hukukun genel prensipleriyle özel idareler işlerini yapmaya devam ederler.

Değerli milletvekilleri, belediyeler planlama yapıyor. Şimdi, ümit ederim büyükşehir belediyeleri yapacak; Orman ve Çevre Bakanlığı yapıyor; ayrıca, Bayındırlık Bakanlığı zaten böyle bir yetkiye sahip; bu durumda, yetki sayısı o kadar çok fazla oldu ki, hiçbir belediye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen toparlayın Sayın Türkmen.

KÂZIM TÜRKMEN (Devamla) - Hemen toparlıyorum Sayın Başkan.

Bu kadar çok imar yetkisine sahip olan bir yapı içerisinde gerçek manada bir planlama yapıp geleceğimizi çağdaş bir biçimde değerlendirme olanağı yoktur. Bu konudaki yetkilerin tamamen belediyelerde olması lazım.

Kaldı ki, burada sayın milletvekilimiz Ali Kemal Beyin söylediği gibi, buraya getirilecek bir önergeyle, eğer, bazı illerin sınırlarını belediye sınırı kabul ettiğimiz takdirde, olayın genişliği, boyutu çok daha fazla olabilir. Böylesi bir durumda, asla, çağdaş bir şehir planı yapma, çağdaş şehir geliştirme olanağımız olmayacaktır. Ben, ümit ediyorum ki, bu konular bir önergeyle düzeltilebilecektir.

Bu dileklerimle, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Türkmen.

Sayın milletvekilleri, 9 uncu madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

İl genel meclisinin görev ve yetkileri

MADDE 10.- İl genel meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:

a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, özel idare faaliyetlerini ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek.

b) Bütçe ve kesin hesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.

c) İl çevre düzeni plânı ile belediye sınırları dışındaki alanların imar plânlarını görüşmek ve kabul etmek.

d) Borçlanmaya karar vermek.

e) Bütçe içi işletmeler ile Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.

f) Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın akar haline getirilmesine izin, üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi yirmibeş yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.

g) Şartlı bağışları kabul etmek.

h) Vergi, resim ve harç dışında kalan miktarı beş milyardan yirmibeş milyar Türk Lirasına kadar dava konusu olan özel idare alacaklarının anlaşma ile tasfiyesine karar vermek.

i) Özel idare adına imtiyaz verilmesine ve özel idare yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılmasına, özel idareye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.

j) Encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.

k) Halk denetçisini seçmek.

l) İl özel idaresi tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek.

m) Norm kadro çerçevesinde il özel idaresinin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.

n) Yurt içindeki ve yurt dışındaki mahallî idareler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı işbirliği yapılmasına karar vermek.

o) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.

p) İl özel idaresine kanunlarla verilen görev ve hizmetler dışında kalan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş söz istemişlerdir.

Sayın Keleş, sizin şahsî söz isteğiniz de var, birleştiriyorum ve süreyi 15 dakika olarak veriyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı, tıpkı, Belediyeler ve Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarıları gibi, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı çerçevesinde hazırlanmıştır ve bu tasarının bütün özelliklerini, niteliklerini ve eksikliklerini de taşımaktadır. İncelemekte olduğumuz tasarının birçok hükmü, birbirleriyle ve diğer tasarılardaki hükümlerle de çelişkilidir ve büyük bir belirsizlik içermektedir.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, birkaç bakanlık dışında, diğer bakanlıkların taşra teşkilatını kaldırmakta ve bu görevlerin yerel yönetimlere devredilmesini öngörmektedir. Yerel yönetimlere devredilen görevlerin ciddî bir tanımı yapılmamıştır; ama, bu görevlerin, belediye sınırları içerisinde olanlarının belediye, belediye sınırları dışında olanlarının da il özel idareleri tarafından yürütüleceği hükme bağlanmıştır. Görev tanımı net olmadığı gibi "belediyeiçi, belediyedışı" ayırımı da çok anlamlı değildir ve birçok görev açısından da yapay bir ayırımdır; örneğin, kültürel faaliyetler açısından, turizmle ilgili görevler açısından.

Bakanlıkların taşra teşkilatının kaldırılması ve bu yörelerdeki görevler ile kanunlarla başka kamu kurum ve kuruluşlarına verilmeyen mahallî müşterek ihtiyaçların yerel yönetimler tarafından karşılanacağının öngörülmesi benimsenmiştir; ama, bu yapılırken, yerel yönetimlerin birbirinden olan farklılıkları, iş görme kapasiteleri dikkate alınmamıştır. Bu şekilde yapılan ayırım Anayasaya aykırıdır ve büyük bir kargaşaya yol açacak niteliktedir.

Sayın milletvekilleri, merkezî idare ile yerel yönetimler arasında yetki, görev ve sorumluluk ayırımı için, bütün ülkelerde geçerli olan ve bütün zamanlarda geçerli olan bir ölçüt yoktur.

Tasarıda, gerçekçi bir yaklaşım sergilenmemektedir ve âdeta, mahallî müşterek ihtiyaçlar, bütün kamu hizmetleri için doğru bir tanım olarak öngörülmektedir. Nüfusu 2 000'den az olan belediyelerin büyük bir kısmının, daha önce devlet tarafından yürütülen hizmetleri aynı etkinlikte yapmasını beklemek, tabiî ki, gerçekçi bir yaklaşım değildir. Böyle bir ayırımı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının bir gereği olarak görmek de doğru değildir; çünkü, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, ilgili maddesinde "tercihen", "genellikle" gibi deyimler kullanmakta ve devletleri bu ayırımı yapmakta serbest bırakmaktadır, büyük bir esneklik sağlamaktadır.

Sayın milletvekilleri, toptancı bir yaklaşımla, merkezî idarenin bölge kuruluşlarının ortadan kaldırılması da hatalı bir davranıştır; çünkü, öyle hizmetler vardır ki, bunları il sınırları içerisine hapsederek gerçekleştirmek istediğinizde maliyeti büyük olabilir; bazı hizmetler, bölge çapında örgütlenmeyi gerekli kılabilir. Bu nedenledir ki, Anayasanın 126 ncı maddesi, birden çok ili kapsayan bölgelerde, merkezî idarenin, değişik idarî kuruluşlar oluşturabileceğini öngörmüştür.

Bölge örgütlerinin kaldırılmasıyla, genelde, bir tasarruf sağlanacağı düşünülmektedir; ama, düşünülmelidir ki, ekonomik olarak yapılmayan görevlerin yol açacağı kayıp, sağlanacağı düşünülen tasarruftan çok daha fazla olabilir.

Sayın milletvekilleri, bilmeliyiz ki, burada yaptığımız iş, yerel yönetimlere daha fazla yetki vermek veya yerel yönetimlere daha fazla kaynak ayırmak değildir; yapılan iş, kamu yönetimi için bugün geçerli olan sistemi, iyice araştırmadan, iyice irdelemeden, planlamadan, kamu hizmetlerinde karışıklık yaratacak ve üniter devlet yapısını zayıflatacak şekilde biçimlendirmektir. Yapılan düzenlemeyle, yerel yönetimler genel yetkili ve merkezî idare de özel yetkili durumuna getirilmektedir ve bu, Anayasanın 126 ncı ve 127 nci maddelerine kesinlikle aykırıdır.

Türkiye'nin borçlarını ödemekte zorlandığı bir dönemde, yatırımların konsolide bütçe içindeki oranının giderek azaldığı ve son otuz yılın en düşük düzeyine indiği bir dönemde, tasarılarla getirilen düzenin, malî portesini bilmek de çok önemli idi; ama, ne yazık ki, bu bilinmemektedir. Plan ve Bütçe Komisyonunda yetkililere sorduğumuz zaman da, bunun yanıtını alamamış durumdayız. Tabiî, malî portesi bilinmediği için, neye mal olacağı bilinmediği için, ne kadar kaynak gerektirdiği ve bu gereken kaynağın bulunması halinde, topluma ne kadar yük yükleneceği de bilinmemektedir.

Gerekli gelirin sağlanamaması, yerel yönetimlerin borçlanma olanaklarını zorlamasına veya bazı hizmetleri geri bırakmasına yol açacaktır. Aslında, bunun altyapısı da hazırdır. Örneğin, il özel idarelerinin yapacağı hizmetlere öncelik vermesinde, malî durumunu dikkate alacağı, işin ivediliğini dikkate alacağı ve de o hizmetin verileceği yörenin gelişmişlik düzeyini hesaba katacağı öngörülmektedir.

Sayın milletvekilleri, getirilen yapının en temel eksikliklerinden bir tanesi, denetim konusudur. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, Başbakanlık Teftiş Kurulu gibi önemli denetim kurullarını ortadan kaldırmış ve denetimi iç ve dışdenetime indirgemiştir. İçdenetim, kurumların kendi seçeceği içdenetçiler, dışdenetim de, Sayıştay tarafından yapılacaktır; ancak, gerek içdenetçilerin gerek dış denetçi olan Sayıştayın, soruşturma yapma hakkı ve yetkisi yoktur. Dolayısıyla, yolsuzlukların saptanmasında ve bunun gereğinin yapılmasında büyük bir boşluk vardır. İçişleri Bakanlığına verilen teftiş yetkisi de, soruşturma yapma yetkisini içermemektedir.

Sayın milletvekilleri, oysa, idarî vesayetin kaldırıldığı bir dönemde, teftiş kurullarının önemi her zamankinden daha büyüktür. Öngörülen yapı içerisinde, performans kriterlerinin saptanması ve görevlerin bu kriterlere göre belirlenmesi de, normal standartlara uygun olmayarak, gerçekleştirilebilir; çünkü, performans kriterlerini saptayacak olan da kurumların kendisidir. Dolayısıyla, bu tasarıda ileri sürülen büyük iddia, yani, kurumların şeffaf oluşu ve hesap verebilirliği, performans kriterlerinin kurumların kendisi tarafından hesaplanması gerçeği karşısında anlamını büyük ölçüde yitirmektedir.

İncelemekte olduğumuz 10 uncu maddede, il genel meclisinin görev ve yetkileri sayılırken "stratejik plan ile yatırım ve çalışma programını, özel idare faaliyetlerini ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek" denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, stratejik plan konusunda tam bir kavram kargaşası vardır. Valinin görevleri arasında sayılan, ancak, kurumların kendisi tarafından hazırlanacağı söylenen stratejik planların birbirleriyle olan bağlantıları, kalkınma planları, programlarıyla olan ilişkileri ve sayıları giderek artan ve farklı farklı isimlerle tanımlanan yeni plan-program çeşitleriyle olan bağlantıları hiç belli değildir ve büyük bir belirsizlik içermektedir bu durum.

İl genel meclisi tarafından bunun kabul edilmesi, yani, stratejik planların il genel meclisi tarafından kabul edilmesi de, tabiî, encümen tarafından hazırlandığı için, yürütmeye aslî düzenleme yetkisinin verilmesi anlamını taşımaktadır. Bu da Anayasanın 7 nci maddesine aykırıdır. Ayrıca, yürütmenin kanuna uygun olmasını öngören Anayasanın 8 inci maddesine de aykırıdır.

Tasarılar, yerel yönetimlere görev verilirken, bu görevlerin şirket kurarak yerine getirilmesini âdeta serbest bırakmıştır ve buna hiçbir kısıtlama getirmemiştir. Bu durumda, yerel yönetimlerin kamu hizmeti sunan birimler olmaktan giderek uzaklaşması beklenebilir ve tabiî, yolsuzluk iddialarının artması da beklenebilir. Nitekim, içinde bulunduğumuz koşullarda en fazla şikâyet edilen kurumlar, belediyeler tarafından kurulan bu şirketlerdir. Kaldı ki, Sayıştayın da, yerel yönetimleri nasıl denetleyeceği belli değildir. Yerel yönetimleri nasıl denetleyeceği belli olmayan Sayıştayın, bu şirketleri denetlemeyeceği tabiî ki açıktır; özel hukuk hükümlerine tabidirler. O zaman, yolsuzlukların önü nasıl alınacaktır; o da, büyük bir belirsizlik içerisindedir.

Özel idareye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek, il genel meclisinin yetkileri arasında sayılmaktadır. Bu durum, özelleştirme kararlarından farklı bir uygulamayı getirmektedir; ayrıca da, hukuka uygun değildir.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, borçlanmaya karar vermek de il genel meclisinin görevleri arasındadır. Her ne kadar, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan çalışmalarla buna bir sınır getirilmişse de, borç stokuyla birlikte düşünüldüğünde, borçlanma olanağı küçümsenmeyecek bir miktardadır ve gerek bu durum gerek tahvil satışıyla borçlanma olanağının getirilmesi ve hazine tarafından borç riskinin, borçları üstlenme riskinin olması, Türkiye ekonomisinin hassas dengelerini bozacak bir potansiyeli canlı tutmaktadır.

Biliyorsunuz, Arjantin, bütün göstergeleri çok iyi durumda gelişirken, yerel yönetimlere daha fazla borçlanma olanağı sağladığı için, çok büyük bir çöküş yaşamıştır.

Sayın milletvekilleri, il çevre düzeni planı ile belediye sınırları dışındaki alanların imar planlarını görüşüp kabul etmek de il özel idarelerine aittir; ama, imar planlarında kimin hangi ölçekte görevli olduğu belli olmadığı gibi, belediyeler, il özel idareleri, büyükşehir belediyeleri ve geçenlerde çıkardığımız yasayla Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, imar planları yapma ve mevcut planları değiştirme hakkına sahiptir. Bunların arasındaki ilişkinin ne olacağı, kimin, nasıl bu ilişkileri yürüteceği açık değildir, belirsizdir.

İl genel meclisi görev kapsamında olan diğer önemli bir konu da, norm kadro çerçevesinde il özel idarelerinin ve bağlı kuruluşların ihtiyaç duyduğu kadroların ihdas edilmesi, iptal edilmesi veyahut da değiştirilmesidir. Aslında, bu konuda bir çelişki vardır, o da şudur: Norm kadrolardan bahsedilmektedir; ama, öte yandan da bakanlıkların iptal edilen kadrolarının yerel yönetimlere verileceğinden söz edilmektedir. Değerli arkadaşlarım, norm kadrolarda belirlenen sayı ve nitelikler ile bakanlıkların iptal edilen kadrolarında ortaya çıkan kişilerin nitelikleri ve sayılarının birbirine uyması, ancak mutlu bir tesadüf sonucunda olabilir. Kaldı ki, belli bir yörede geçici süre hizmet yapan bakanlık mensubunun, belediyeye geçtikten sonra, o yörede ömür boyu hizmet yapmayı istemesi, sadece bir varsayımdan ibarettir. Üçüncüsü de, merkezî yönetimden koparılan bu bakanlık elemanlarının, konularını aynı etkinlikle yürütebilecekleri beklenemez.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin geleceğini en az elli yıl boyunca etkileyecek olan bir yapılanmayı ciddî ve demokratik olmayan bir şekilde oluşturmaya çalışıyoruz. Yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi ve yerel yönetimlere daha fazla kaynak aktarılması, hiç kimsenin bu konuları ağzına almadığı bir dönemde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından ısrarla savunulmaktaydı; ama, bu tasarıyla getirilen bu değildir.

Yabancılar, üniter devleti zayıflatacağı için ve istediklerini yaptırma olanağını artıracağı için bu tasarılarla getirilen düzenlemeyi alkışlayabilirler ve teşvik edebilirler. Adalet ve Kalkınma Partisi, her fırsatta yerleştirmeye çalıştığı düzeni boşluklardan yararlanarak gerçekleştirebileceğini düşünebilir. Ancak, bu tasarıların bu haliyle Meclisten geçirilmesi büyük bir hatadır. Çünkü, büyük bir karmaşaya, ülke ve toplum açısından arzu edilmeyen gelişmelere yol açabilecektir. Bu nedenle, tasarının geri çekilmesini ve ciddî bir çalışmayla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Keleş, açıyorum mikrofonunuzu, tamamlayın lütfen.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) -...ülke ve toplum yararı önplanda tutularak yeniden düzenlenmesini yararlı görüyorum. Bu öneriyi hiç dikkate almayacağınızı da biliyorum; ama, sizinle birbuçuk yıl gibi bir süre çalıştıktan sonra, artık, daha çok, arşivlere kayıt düşmek için konuşuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Keleş.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

2 önerge var; önergeleri geliş sıralarına göre okutacağım, aykırılık derecelerine göre de işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu maddesinin (f) bendindeki "satımına" ibaresinden sonra gelen "takasına" ibaresi "trampa edilmesine" şeklinde değiştirilmiştir.

 

Recep Koral

Muzaffer Baştopçu

Hüsnü Ordu

 

İstanbul

Kocaeli

Kütahya

 

Recep Yıldırım

 

Nusret Bayraktar

 

Sakarya

 

İstanbul

 

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 10 uncu maddesinin (a) ve (c) bentlerinde geçen "kabul etmek" ibarelerinin "karara bağlamak" şeklinde, (h) bendinde geçen "dava" ibaresinin "ihtilaf" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Nusret Bayraktar

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Muzaffer Baştopçu

Öner Ergenç

Asım Aykan

 

Kocaeli

Siirt

Trabzon

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, teknik düzenleme olarak yerinde düzenlemeler; ancak (i) bendinde de bir düzeltme yapmamız gerekiyor "il özel idare" ibaresi var; onun da "il özel idaresi" şeklinde değiştirilmesi gerekiyor.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan "il özel idare" ibaresi üç yerde geçiyor; üçünün de düzeltilmesi gerekiyor aynı şekilde.

BAŞKAN - Başka nerede geçiyor "il özel idare" ibaresi?.. Üç yerde, tamam. Şimdi, onu da mı ekliyoruz? Bir düzeltme...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Tabiî, düzeltme yapılması gerekiyor.

BAŞKAN - "İl özel idaresi" olarak düzeltiyoruz.

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İl genel meclisinin bu konuları görüşerek olduğu gibi kabul etmesi dışında, değiştirilmesi de söz konusu olduğundan, kabul etmek yerine karara bağlamak ibaresi getirilmiş; dava konusu olmayan ihtilaflar ile vergi, resim ve harçların da anlaşma ve tasfiyesine karar verilebilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun olumlu görüşle takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu maddesinin (f) bendindeki "satımına" ibaresinden sonra gelen "takasına" ibaresi "trampa edilmesine" şeklinde değiştirilmiştir.

                                                                                         Recep Koral (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Yerinde bir düzenleme Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yerinde düzenleme...

Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Katılıyor.

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu önergeyle tasarı içinde terim birliğinin sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun olumlu görüş ifade ettiği, Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, kabul edilen 2 önerge doğrultusunda maddeyi oylayacağım.

Komisyonun ikaz ettiği ve (i) bendinde geçen "özel idare" ibaresinin "il özel idaresi" olarak düzeltilerek ve kabul edilen önergeler doğrultusunda 10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

Meclis başkanlık divanı

MADDE 11.- İl genel meclisi, seçim sonuçlarının ilânını izleyen beşinci gün kendiliğinden toplanır. Bu toplantıda meclise en yaşlı üye başkanlık eder. Meclis, bu toplantıda, üyeleri arasından ve gizli oyla meclis başkanını, meclis birinci ve ikinci başkan vekillerini, kâtip üyeleri ilk iki yıl için görev yapmak üzere seçer. İlk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanı, yapılacak ilk mahallî idareler seçimlerine kadar görev yapar.

Meclis başkanlık divanı seçimi üç gün içinde tamamlanır.

Meclis başkanlığı ve başkanlık divanında boşalma olması durumunda, kalan süreyi tamamlamak üzere, yenisi seçilir.

İl genel meclisine meclis başkanı, bulunmaması durumunda meclis birinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder.

Meclis başkanı, meclis çalışmalarında düzeni sağlamakla yükümlüdür.

İl genel meclisinin çalışmalarına ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Mehmet Kesimoğlu.

Sayın Kesimoğlu, şahsınız adına da konuşma talebiniz olduğundan, iki konuşma sürenizi birleştiriyorum; süreniz 15 dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İl Özel İdareleri Yasası Tasarısının 11 inci maddesi üzerinde, şahsî görüşlerimi de açıklamak için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz madde, gerekçe kısmında da belirtildiği gibi, il özel idareleriyle ilgili olarak bu tasarıda yapılan en önemli değişikliklerden birini içermektedir. Bu nedenle, üzerinde dikkatle durmaya, incelemeye ve düşünmeye ihtiyacımız vardır değerli arkadaşlarım. Yasalaştığı takdirde, bu maddeyle, valilerce yürütülmekte olan il genel meclisi başkanlığı görevini, seçimle gelecek bir meclis üyesi üstlenecektir. Madde gerekçesinde, Anayasanın 127 nci maddesine atıfta bulunulmakta ve mahallî idarelerin karar organlarının seçmenler tarafından seçilmesinde zorunluluk olduğu belirtilerek, il genel meclislerine valilerin başkanlık etmesine devam edilmesinin Anayasaya aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu mantığı anlamakta zorluk çekiyoruz. Doksanbir yıldır yürürlükte olan ve mevcut Anayasamız çerçevesinde yirmiiki senedir uygulanmakta olan bu düzenleme, nasıl olur da Anayasaya aykırı olur?! Bunu, şu ana kadar, hiçbir anayasa hukukçusu ya da yargı mensubu fark etmedi de siz mi fark ettiniz?! Böyle bir gerekçeye sığınarak gerçek amacı saptırmaya gerek yok. Valinin devredışı bırakılarak, meclis başkanlığı için, il genel meclisi üyeleri arasından seçim yapılması uygulamasına geçilmesiyle, il genel meclisini, atamayla gelen vali karşısında güçlendirmenin amaçlandığı apaçık ortada. Bu durumun, ileride büyük sorunlar ve sıkıntılar yaratması kaçınılmazdır.

Bunu açıklayabilmek için, il özel idaresi ve yönetim sistemimiz içerisinde valinin durumunu incelemek gerekir. İl özel idaresinin başı ve tüzelkişiliğinin temsilcisi, şu andaki durumda olduğu ve mevcut tasarının 29 uncu maddesinde de korunduğu gibi, validir. Aynen mevcut durumda olduğu gibi bu tasarıyla da vali, il genel meclisi ve encümeni tarafından alınan maddî ve hukukî işlemleri yerine getirmekle yükümlü kılınmıştır. Dolayısıyla, il özel idaresinin başı olarak vali, il halkının temsilcisi sıfatıyla çalışsa da, varlığını ve gücünü il halkından değil merkezî yönetimden almaktadır. Bu madde eğer kabul edilirse, vali, il genel  meclisinin başkanı olmayacak, ancak, il özel idaresinin başı ve tüzelkişiliğinin temsilcisi olmaya devam edecektir. tüzelkişiliğinin temsilcisi olmaya devam edecektir.

Birazdan tartışacağımız 13 üncü maddeye göre valiler, artık meclis gündemini belirleyemeyecektir. Bu yetki, il genel meclisi üyeleri arasından seçilecek olan meclis başkanına bırakılmıştır. Vali, gündemin içeriğiyle ilgili yalnız görüş bildirecektir; ancak, valinin gündemle ilgili görüşünün hiçbir bağlayıcı yanı yoktur. Madde gerekçesinde belirtildiği gibi, amaç, il düzeyinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile hükümeti temsil eden başbakan arasındaki ilişkiye benzer bir ilişki kurmaktır. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bizler nasıl Meclis Başkanımızı seçiyorsak, il genel meclisi üyeleri de başkanlarını seçebileceklerdir. Ancak, vali, başbakan gibi halk tarafından seçilmemektedir ve Başbakan gibi Meclise karşı sorumluluğu yoktur, il genel meclisine hesap vermez. Mevcut durum itibariyle ve tasarıda korunduğu şekliyle vali, hem merkezî idarenin, yani devletin, aynı zamanda da hükümetin ve ayrı ayrı bakanlıkların temsilcisidir.

Sayın milletvekilleri, yaratılan durum şöyle özetlenebilir: Vali, hangi konularda karar alınması gerektiği konusunda il genel meclisinde hiçbir yetkiye sahip olmayacak; ancak, alınan kararları yürütmekle yükümlü olacaktır. Bu şuna benziyor: Siz yönetimdesiniz, birtakım kararlar alıp uygulamak istiyorsunuz; ancak, hangi kararların alınacağını belirleyemiyorsunuz, hatta, bırakın belirlemeyi, etkileyemiyorsunuz bile.

Bir vali, kendisinin katkıda bulunmadığı, tartışmalarına katılmadığı kararları uygulayabilir mi? Neden illerde böyle ucube bir durum ortaya çıkarıyorsunuz, neden iki başlı bir yönetim yaratıyorsunuz? İlin her yönden genel yönetimini düzenlemek ve denetlemekten sorumlu valinin, bunun gereği olan meclis gündemini belirleyememesini, ancak, meclisin aldığı kararları uygulamakla yükümlü tutulmasını anlamak mümkün değildir. Böyle bir şey olamaz. Bu durum büyük sıkıntılar yaratır, büyük idarî ve siyasî sorunlara yol açar.

Sayın milletvekilleri, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa göre, vali, ilin genel idaresinden her bakana karşı ayrı ayrı sorumludur. Bakanlar, bakanlıklarına ait işleri için, valilere resen talimat verebilirler. Vali, bu kararların kimilerini uygulamak için il genel meclisinden yetki istemek durumunda değildir. Meclis başkanı ile valinin arasındaki bir uzlaşmazlık ve gerginlik durumunda, valinin yetkisinde olan konular meclis gündemine alınabilir ve valinin uygulamalarına aykırı kararlar alınabilir. Ortaya çıkacak bu durum, halkın, hem valiye hem de il genel meclisine olan güvenini zedeleyecektir. Unutmamak gerekir ki, bu tasarıyla, il özel idareleri, son derece önemli hizmetleri yürütmekle yükümlü kılınmaktadırlar. İl özel idarelerinde meclis başkanı ile vali arasındaki anlaşmazlık ve gerginlik durumunda, hizmetlerin yürütülmesinde büyük sıkıntılar ortaya çıkabilecek ve vatandaşlarımız mağdur olabilecektir.

Bu maddede varsayıldığı gibi, şu andaki durumda, atanmış vali ile seçilmiş il genel meclisi arasındaki ilişkiler tek yönlü ve vali ağırlıklı bir nitelik sergilememektedir. Mevcut durumda bile, valiler, il genel meclislerine karşı güçlü durumda değiller. Valinin karşı çıkmasına karşın il genel meclisleri, siyasal ya da yerel rant dağıtma nitelikli kararlar almaktadırlar. Bu durumda, valiler, yargıya giderek durumu çözmektedirler. Eğer bu tasarı kabul edilirse, il özel idareleri, sağlık, tarım, sanayi, ticaret, bayındırlık ve iskân hizmetleri konularında birçok karar alacaklardır. Vali ile il genel meclisi arasında bir gerginlik olması durumunda, idarî yargıya giden kararların sayısı da artacak ve bu, ilde büyük sorunlar yaratacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; maddede, il genel meclisi başkanı, yalnız meclis çalışmalarını düzenlemekle görevlendirilmiştir. Yalnızca bu amaç için bir meclis başkanı seçmeye ne gerek var; vali bu düzeni sağlayamamakta mıdır?! Daha önce yönetim tecrübesi olmadan başkan seçilen bir il genel meclisi üyesinin bir vali kadar ehil, liyakatli ve yeterli olabileceğini nasıl düşünebiliriz?! Bu özelliklere sahip olmayan bir meclis başkanı adil olamayacak, yeterli verimliliği gösteremeyecek ve muhtemelen partizanca hareket edecektir. Bunun neticesinde, başkanlar, meclisteki üyelerin ve il halkının saygısını kazanamayacak ve böylece, yönetimden kaynaklanan birçok etik sorun ortaya çıkacaktır.

Ayrıca, yasal olarak, her yurttaş eşit derecede seçilme yeterliliğine sahiptir. Buna karşın, sosyolojik gerçekler, yasanın bu hedefini büyük ölçüde uygulanamaz kılmış durumdadır. Fiilen seçilebilirlik yeteneği, ekonomik ve toplumsal koşullara bağlıdır. Mevcut durumda seçilebilirlik yeteneği yüksek olanlar, mülk sahibi olanlar, zenginler, soy sopça ileri gelen aileden diye bilinenler, aşiret sahipleri, cemaat sahipleri ve benzeri grup mensuplarıdır. Bu özellikler, yerel seçimlerde, en az merkezî seçimler kadar ve daha fazla etkilidir. Böyle bir yapıyla varılabilecek bir yerel demokrasi yoktur. Bu da konunun bir başka boyutudur değerli arkadaşlarım.

Tasarıda, il genel meclisi başkanının yetkilerinin, görevlerinin, valiyle ilişkilerinin nasıl düzenleneceğinin açık olarak belirtilmemesi de bir başka büyük eksikliktir. İl genel meclisi başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı gibi, seçildikten sonra tarafsız olacak mı; bu konuda yemin edecek mi; seçildiği siyasî partinin üyesi olmaya devam edecek mi? Meclis başkanı partizanca davranır, usulsüzlük yaparsa, görevden nasıl alınacak? Vali, il genel meclisi toplantılarına katılacak mı? Konuştuğumuz maddede, bu konuların İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür. Böylesine önemli konuların kanunda açıkça belirtilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

İl genel meclisi başkanının oy kullanma hakkına bir sınırlama getirilmemesi, meclis başkanının yetkisini kullanırken tarafsız olamayacağını gösteriyor. Bu durum, il genel meclislerinde büyük tartışmalar yaratacak ve birçok konuda kilitlenmeler yaşanmasının önünü açacaktır.

Bu yasa tasarısıyla, valiler, hem siyasî iktidara hem de yerel iktidar odaklarına daha da bağımlı olacaktır. Valilerin, şu anda bile görevlerini sürdürmeleri, ilde yerleşik ve baskın olan ekonomik çıkar grupları ile siyasal baskı gruplarının tercih ve etkilerine sıkı sıkıya bağlıdır.

İçişleri Bakanlığının isteği ve maddî yardımıyla, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden, yani, Mülkiyeden bir grup öğretim üyesi tarafından mülkî idare amiri olarak görev almış ve halihazırda görevde olan 1 140 kişi üzerinde, 2001 yılında yapılmış bir anketin sonucu, valiler üzerindeki baskıyı açıkça gözler önüne sermektedir. Valilerimiz, mesleklerinde nesnel kurallara göre yükselmenin mümkün olmadığını belirtmekte, siyasî müdahalelerden ve belirsizliklerden yakınmaktadırlar. İl ve ilçe örgütleri, mülkî idare amirlerinin atanmalarından çalışma ve yatırım programlarına kadar yönetsel tüm sorunlara müdahale etmektedirler. Valiler, hükümetin, bakanların, parti örgütlerinin kıskacı altındayken, bu kıskaca şimdi de bir meclis başkanı ve il genel meclisi eklenecektir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu sıkıntılar, gerginlikler, anlaşmazlıklar o kadar artacaktır ki, iktidarınız tarafından sıklıkla dile getirilen atanmış-seçilmiş ikilemi tekrar gündeme gelecektir. Bunun sonraki adımı, il özel idaresinin yürütme organının başı olan valiyi seçilmiş olan meclise karşı sorumlu hale getirmektir. Bunun yolu da, valinin seçimle göreve gelmesidir. Bu konu, şimdiden gündeme getirilmiştir.

İçişleri Komisyonunun tasarıyla ilgili verdiği raporunda belirttiği gibi, bazı Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili komisyon üyesi arkadaşlarımız seçilmişlerin başında atanmışların değil, yine seçilmişlerin bulunması gerektiğini savunmaktadırlar. Herkes gibi İçişleri Komisyonundaki bazı Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımız da, bu maddenin bu şekilde uygulanmasının yaratacağı sıkıntıların farkındadırlar; bunu çözmek için de, valinin seçilmesini önermektedirler. Nitekim, Bakanlık yetkilileri de, valinin meclis toplantılarına katılmamasının -aynen komisyon raporundan okuyorum- bir araçözüm olduğunu, ortaya çıkan sorunlara bakılarak yeni adımlar atılabileceğini ifade etmişlerdir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu araçözümden sonraki adımın ne olduğu açıkça bellidir; valinin seçimle işbaşına gelmesi. Böyle bir durum, Türkiye'nin üniter yapısını tehdit altına sokacak, federalizme geçişin önünü açacaktır. Devlete ve hükümete karşı olan görevlerinden dolayı valiyi il genel meclisine karşı sorumlu hale getirmek, yönetim gelenek ve sistemimize tamamen aykırıdır. İl özel idarelerine, şimdi olduğu gibi valinin başkanlık yapması en iyi çözümdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Uzun yıllardır başarıyla uygulanmış, sıkıntılara ve yakınmalara yol açmamış bir maddeyi yeniden düzenleyerek, sonradan giderilmesi çok zor sıkıntılara ve sorunlara meydan vermememiz gerektiği düşüncelerimi takdirlerinize sunuyor; Yüce Heyetinizi, bir kez daha, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kesimoğlu.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyle ilgili 1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesinin birinci fıkrasındaki "kâtip üyeleri" ibaresi "ikisi yedek olmak üzere dört kâtip üye" şeklinde değiştirilmiştir.

 

Recep Koral

Muzaffer Baştopçu

Nusret Bayraktar

 

İstanbul

Kocaeli

İstanbul

 

Recep Yıldırım

 

Öner Ergenç

 

Sakarya

 

Siirt

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, yerinde bir düzenleme; takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu önergeyle seçilecek kâtip üyelerin sayısı tespit edilmiştir.

BAŞKAN - Komisyonun olumlu görüş bildirdiği, Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

Meclis toplantısı

MADDE 12.- İl genel meclisi, her ayın ilk haftası meclis tarafından önceden belirlenen günde mutat toplantı yerinde toplanır. Kasım ayı toplantısı dönem başı toplantısıdır.

Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok yirmi gün, diğer toplantıların süresi en çok beş gündür.

Mutat toplantı yeri dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere ve valiye önceden bilgi vermek kaydıyla meclis başkanının belirlediği yerde toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usullerle halka duyurulur.

İl genel meclisinin toplantıları halka açıktır. Meclis başkanı veya üyelerden herhangi birinin gerekçeli önerisi üzerine, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kapalı oturum yapılmasına karar verilebilir. Salt çoğunluk belli bir sayının yarısından az olmayan çoğunluğu ifade eder.

İl genel meclisi görüşmeleri görevlilerce tutanağa geçirilir, tutanak başkan ve kâtip üyeler tarafından imzalanır. Toplantılar, meclisin kararıyla sesli veya görüntülü cihazlarla da kaydedilebilir.

Özel idare teşkilatı ve ildeki kamu kurum ve kuruluşlarının birim amirleri gündemdeki konularla ilgili olarak meclis toplantılarına davet edilebilir ve bilgi alınabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin birinci fıkrasında geçen "İl genel meclisi" ibaresinden sonra "il genel meclisince belirlenecek bir aylık tatil hariç" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

BAŞKAN - Sayın komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Yerinde bir düzenleme Sayın Başkan.

BAŞKAN - Olumlu görüş... Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İl genel meclisinin kendisi tarafından belirlenecek bir ayda tatil yapabilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğimiz, olumlu görüş aldığımız önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, kabul edilen önergeyle madde üzerinde yapılan değişiklik doğrultusunda 12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

Gündem

MADDE 13.- Gündem, valinin görüşü alınarak meclis başkanı tarafından belirlenir ve üyelere en az üç gün önceden bildirilir. Valinin önerdiği hususlar gündeme alınır. Gündem, çeşitli yollarla da halka duyurulur.

İl genel meclisi üyeleri de il özel idaresine ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen "valinin görüşü alınarak" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon, katılıyor musunuz efendim?.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Olumlu bir düzenleme Sayın Başkan.

BAŞKAN - Olumlu görüş belirtiyorsunuz.

Sayın Hükümet katılıyor mu efendim?

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Valinin önerdiği hususlar zaten gündeme alınacağı için bu kısma gerek görülmemiştir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğimiz, Komisyonun olumlu görüş bildirdiği, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, 13 üncü maddeyi, kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

Toplantı ve karar yeter sayısı

MADDE 14.- İl genel meclisi, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Ancak, karar yeter sayısı, üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz. Oylamada eşitlik çıkması durumunda meclis başkanının bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Gizli oylamalarda eşitlik çıkması durumunda oylama tekrarlanır, eşitliğin bozulmaması durumunda meclis başkanı tarafından kur'a çekilir.

Meclisin toplanmasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde, başkan, gün ve saatini tespit ederek en geç üç gün içinde toplanmak üzere meclisi tatil eder. Gelecek toplantı, hazır bulunan üyelerle yapılır.

Görüşmeler sırasında başkan veya üyelerden birinin isteği üzerine yapılacak yoklamada karar yeter sayısının bulunmadığı anlaşılırsa, ikinci fıkradaki hükümler uygulanır.

Üyeler oylarını bizzat kullanır. Gizli oy kullanmaya fizikî bakımdan engelli üyeler, tayin edecekleri kişi eliyle oy kullanabilir.

Oylama; gizli, işaretle veya ad okunarak yapılır. Oy verme kabul, ret veya çekimser şeklinde olur.

Kararlar, meclis başkanı ve kâtip üyeler tarafından imzalanır ve bir sonraki toplantıda üyelere dağıtılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen "hazır bulunan üyelerle yapılır" ibaresinin "üye tamsayısının dörtte birinden az olmayan üye sayısı ile yapılır" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Nusret Bayraktar

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

Öner Ergenç

 

Kocaeli

Trabzon

Siirt

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Yerinde bir düzenleme Sayın Başkan; olumlu.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılacak toplantıda karar alınabilmesi için en az karar yetersayısı kadar meclis üyesinin hazır bulunması gerekli olduğundan bu değişiklik önerilmiştir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğimiz, Hükümetin katıldığı, Komisyonun olumlu görüş ifade ettiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önergeyle maddede yapılan değişiklik doğrultusunda 14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

Meclis kararlarının kesinleşmesi

MADDE 15.- İl genel meclisi tarafından alınan kararların tam metni, en geç beş gün içinde valiye gönderilir. Vali, hukuka aykırı gördüğü kararları, yedi gün içinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere il genel meclisine iade edebilir. Valiye gönderilmeyen meclis kararları yürürlüğe giremez.

Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de il genel meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.

Vali, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idarî yargıya başvurabilir.

Kesinleşen il genel meclisi karar özetleri toplantıyı izleyen en geç yedi gün içinde çeşitli yollarla halka duyurulur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

İhtisas komisyonları

MADDE 16.- İl genel meclisi, her dönem başı toplantısında, üyeleri arasından seçilecek en az üç, en çok beş kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir.

İhtisas komisyonları, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin il genel meclisindeki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. Eğitim, kültür ve sosyal hizmetler komisyonu, imar ve bayındırlık komisyonu, çevre ve sağlık komisyonu ile plan ve bütçe komisyonu kurulması zorunludur.

İmar ve bayındırlık komisyonu dışındaki komisyonların çalışma süreleri meclisin toplantı süresiyle sınırlıdır. Meclis toplantısını müteakip imar ve bayındırlık komisyonu en fazla on iş günü, diğer komisyonlar ise beş iş günü toplanarak kendisine havale edilen işleri sonuçlandırır. Rapor bu sürenin sonunda meclise sunulmadığı takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır.

Her ilçe için bir kişi olmak üzere köy muhtarlarının, her yıl kendi aralarından seçecekleri temsilcileri, kaymakamlar ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ve ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversite ve sendikalar ile gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir.

İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra il genel meclisinde karara bağlanır.

Komisyon çalışmalarında uzman kişilerden yararlanılabilir.

Komisyon raporları alenîdir, çeşitli yollarla halka duyurulur ve isteyenlere il genel meclisi tarafından belirlenecek bedel karşılığında verilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri, Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının 16 ncı maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini bildirmek için söz aldım.

16 ncı madde, biraz önce de okunduğu gibi, il genel meclisinde kurulacak ihtisas komisyonları ile il genel meclisi çalışmalarını, Türkiye Büyük Millet Meclisindekine paralel, benzer bir çalışma sistemine oturtmak amacıyla konulmuş bir madde. Genel anlamıyla, genel amacıyla ve niyetiyle, olumlu bir çaba içerisinde madde; fakat, bir iki noktayı dikkatinize getirmek isterim. Bunlar, sadece bu maddede değil, bütün mahallî idareler kanunlarında, çeşitli yerlerde dikkatimizi çeken ve hükümeti de, sizleri de sık sık uyarmak zorunda kaldığımız bazı noktalar. Bunlardan birincisi, bu yasalar birbirleriyle uyumlu bir şekilde hazırlanmış izlenimini vermiyor.

Şimdi, eğitim konusunda olsun, imar ve bayındırlık konusunda olsun, çevre ve sağlık konusunda olsun, kurulacak bu komisyonların, il genel meclisinde kurulacak komisyonların, belediye meclisinde kurulacak komisyonlarla aralarındaki ilişkilerin nasıl olabileceği yönünde ileride karışıklık olması çok muhtemeldir; birinci nokta bu. Genel olarak, bu yasaların birbirleriyle pek de uyumlu bir şekilde hazırlanmamış olması ve hele hele gündemimize bizce yanlış bir sırayla getirilmiş olması özelliğini, bu maddede de tekrar görüyoruz.

İkinci değinmek istediğim nokta bu madde 16'yla ilgili, dördüncü fıkrada sözü edilen katılımcılar... Şimdi, bu mahallî idareler kanununda saydamlık ve katılımcılığın teşvik edileceği sık sık ifade ediliyor; öte yandan, burada ifade edilen katılımcılar, ihtisas komisyonuna katılımcılar çok sınırlı. Bakın, "her ilçe için bir kişi olmak üzere köy muhtarlarının, kendi aralarından seçecekleri bir kişi." Şimdi, muhtarlar topluma en yakın kişilerdir -köy muhtarları özellikle- herhangi bir sıkıntısı olan yurttaşın ilk gideceği ve derdini anlatacağı kişilerdir. Neden koskoca ilçeler için -bazı ilçeler koskoca olabilir, çok çeşitli ihtiyaçları olan ilçeler olabilir, farklı köylerinin çok çeşitli ihtiyaçları olan ilçeler olabilir- her bir ilçeden sadece bir muhtarın katılmasına izin veriliyor; bunu anlamak pek mümkün değil. Bu, biraz, işte katılıma açtık izlenimi vermenin ötesinde yararlı bir işlev göremeyecektir diye endişe ederim. Muhtarlardan mümkün olduğu kadar yararlanmaktan, sık sık "vatandaşa en yakın hizmeti sunan, vatandaşla, yurttaşla en yakın ilişkiyi kurabilen" diye söz edilirken, muhtarların, yurttaşlarla en yakın ilişkiyi kuran özellikle köy muhtarlarının konumu burada ihmal edilmiş geliyor bana.

Diğer meslek kuruluşları, üniversite ve sendikalar ile gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcileri -gündemdeki konuyla ilgili olup olmadığı nasıl belirlenecek- oy hakkı olmaksızın kendi faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilir ve görüş bildirebilir deniliyor.

Şimdi, bu noktada bu maddenin, iyi niyetli gibi görünen, eksikleri olan maddenin... Aslında biraz düşünelim, buraya gelen yasalarla ilgili, örneğin şu an tartışmakta olduğumuz yasa tasarısıyla ilgili, gerçekten, ilgili sivil toplum örgütlerinden biz görüş aldık mı; hükümet görüş aldı mı? Komisyonlarda yeterince görüş alabildik mi; almadık. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de ihtisas komisyonları var, belli bir çalışma düzeni var; fakat, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bile bunu uygulamak istemeyen hükümetin, il genel meclislerine böyle bir yolu açmasına -en şık tabiriyle diyeyim- inanmakta biraz tereddütler yaşıyorum. Gerçekten, sivil toplum kuruluşlarının katılımlarını, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak -şu anda elimizdeki yasa tasarısı gibi- gelen yasalarda almış olsaydık, o zaman, il genel meclisi üyelerine, il genel meclisine de örnek olabilirdik. Bu vesileyle, bunu da belirtmek istiyorum.

Son olarak, bu maddenin son fıkrasına değineceğim. Son fıkrasında deniliyor ki: "Komisyon raporları alenîdir." Şimdi, alenîdir; ama, nasıl alenîdir; birisi gidip bakmak isterse, bakabilir herhalde, o şekilde. "Çeşitli yollarla halka duyurulur -şimdi, halka duyurmanın yolları- ve isteyenlere il genel meclisi tarafından belirlenecek bedel karşılığında verilir." İşte, bedel karşılığında verilir...

Şimdi, bu tasarıda, bizim en ciddî itirazlarımızdan birisi, bu tasarının, yurttaşı bir müşteri gibi görmesidir. Nitekim, tasarının tümü üzerine konuşan Sayın AKP Milletvekili konuşmasının bir noktasında "her nimetin bir külfeti olduğunu vurgulamalıyız" dedi. Aynen bu cümleyi söyledi: Her nimetin bir külfeti... Yani, sağlık da bir nimettir, yurttaşa sağlık hizmeti sunmak için de, ondan bir külfete katlanmasını isteyeceğiz; eğitim de öyle... Şimdi, bu anlayış, yurttaşı müşteri gibi görmek; yani, sana hizmet vereceğiz; ama, sen de fiyatını ödeyeceksin; bu doğru bir yaklaşım değildir. En kapitalist ülkelerde bile, bu kadar ifrat şeklinde uygulanmaz.

Burada, ihtisas komisyonlarının raporunu bedel karşılığında veriyorsunuz. Bir kere, bu bedel, yine, ilke olarak yurttaşı müşteri gibi görmenin de ötesinde, yakın bir geçmişte çıkarmış olduğumuz 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 10 uncu maddesiyle de çelişmektedir. Bu maddeye göre, olsa olsa, ancak, o istenen belgenin maliyet tutarı kadar ödeme yapılabilir. İl genel meclisinin, kendisine gelir elde etmek veya bir raporu ne kadar yaygın olarak sunmak istediğiyle paralel bir fiyat belirlemesini doğru bulmuyoruz. Bu nedenle, gerek buradaki somut şekliyle, bedel karşılığında, il genel meclisince belirlenecek bir bedel karşılığında verilmesini, yurttaşı müşteri gibi görme ilkesini kabul etmediğimiz için doğru ve şık bulmuyoruz; ayrıca, var olan, geçirmiş olduğumuz yasaya da aykırıdır.

Bunu dikkatlerinize sunar, hepinize saygılar sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Coşkunoğlu.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında geçen "en çok beş" ibaresinden sonra gelmek üzere "plan ve bütçe ile imar ve bayındırlık komisyonları en çok yedi" ibaresinin eklenmesini, dördüncü fıkrasında geçen "Her ilçe için bir kişi olmak üzere" ibaresinden sona gelmek üzere "mahalle ve" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Nusret Bayraktar

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

Öner Ergenç

 

Kocaeli

Trabzon

Siirt

 

BAŞKAN - Efendim, bir teknik düzeltme var; bu önergeyi, teknik olarak, yazım itibariyle düzeltmeleri gerekiyor.

Sayın milletvekilleri, saat 20.10'da toplanmak üzere, oturumu kapatıyorum.

 

Kapanma Saati : 19.13


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.20

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

583 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

7.- İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri; Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767) (S. Sayısı: 583) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 16 ncı maddesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Madde üzerinde verilen önergeyi düzenlenmiş haliyle yeniden okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 16 ncı maddesinin birinci fıkrasına "Plan ve Bütçe ile İmar ve Bayındırlık Komisyonları en çok yedi kişiden meydana gelir", dördüncü fıkradaki "gündemdeki konularla ilgili" ibaresinden sonra gelmek üzere "köy ve mahalle muhtarları ile" ibaresinin eklenmesini, dördüncü fıkradaki "her ilçe için bir kişi olmak üzere köy muhtarlarının her yıl kendi aralarından seçecekleri temsilcileri" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Nusret Bayraktar

Ünal Kacır

Halil Aydoğan

 

İstanbul

İstanbul

Afyon

 

Hikmet Özdemir

 

Hamit Taşcı

 

Çankırı

 

Ordu

 

BAŞKAN -Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Efendim, biz de takdire bırakıyoruz.

EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Komisyonların durumuna göre kişi sayısının değerlendirilmesi istenmiş olup, mahalle muhtarlarının da köy muhtarlarıyla birlikte kendileriyle ilgili ihtisas toplantılarına katılabilmeleri sağlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

Denetim komisyonu

MADDE 17.- İl genel meclisi, her ocak ayı toplantısında il özel idaresinin bir önceki yıl gelir ve giderleri ile hesap ve işlemlerinin denetimi için kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye sayısı üçten az, beşten çok olmamak üzere bir denetim komisyonu oluşturur. Komisyon, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin il genel meclisindeki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşur.

Komisyon, vali tarafından il özel idare binası içinde belirlenen yerde çalışır ve çalışmalarında uzman kişi ve kuruluşlardan yararlanabileceği gibi valinin onayıyla kamu kuruluşları personelinden de yararlanabilir. Komisyon tarafından istenen bilgi ve belgelerin iade edilmek üzere verilmesi zorunludur.

Komisyon, çalışmasını şubat ayı sonuna kadar tamamlar ve buna ilişkin raporunu, izleyen ayın onbeşine kadar meclis başkanlığına sunar.

Konusu suç teşkil eden hususlarla ilgili olarak meclis başkanlığı tarafından yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulur.

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 17 nci maddesinin birinci fıkrasındaki "her ocak ayı toplantısında" ibaresi "her yılın ocak ayında yapılacak toplantısında" şeklinde değiştirilmiştir.

 

Hüsnü Ordu

Muzaffer Baştopçu

Recep Koral

 

Kütahya

Kocaeli

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

 

Öner Ergenç

 

İstanbul

 

Siirt

 

BAŞKAN- Komisyon katılıyor mu önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş)- Sayın Başkan, olumlu görüşlerimizle birlikte, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Hükümet katılıyor mu önergeye?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)- Katılıyoruz.

EYÜP FATSA (Ordu)- Gerekçe okunsun.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Maddede kastedilen anlamı pekiştirmek maksadıyla önerilmiştir.

BAŞKAN- Gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 nci maddeyi okutuyorum:

Meclisin bilgi edinme ve denetim yolları

MADDE 18.- İl genel meclisi soru, genel görüşme ve faaliyet raporunu değerlendirme yollarıyla bilgi edinme ve denetim yetkisini kullanır.

Meclis üyeleri, meclis başkanlığına önerge vererek özel idare işleriyle ilgili konularda sözlü veya yazılı soru sorabilir. Soru, vali veya görevlendireceği kişi tarafından sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılır.

İl genel meclisi üyelerinin en az üçte biri, meclis başkanlığına istekte bulunarak özel idarenin işleriyle ilgili bir konuda mecliste genel görüşme açılmasını isteyebilir. Bu istek, meclis tarafından kabul edildiği takdirde gündeme alınır.

Vali, mart ayı toplantısında bir önceki yıla ait faaliyet raporunu meclise sunar.

Faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkanı tarafından gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 18 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz aldım.

Daha önce birkaç vesileyle ifade ettiğimiz bir keyfîlik, bir belirsizlik, bir keyfî uygulamaya yol açma durumu, maalesef, bu maddede de görülüyor; tekrar vurgulamak isterim. Biraz önce üzerinde konuştuğum 16 ncı maddenin son fıkrasında, ihtisas komisyonlarının raporları il genel meclisi tarafından belirlenecek bedel karşılığında verilir deniliyor; neye göre belirlenecek bu, belli değil. Buradaki olası istismarları düşünmek hiç de zor değil.

Şimdi, burada da, bu 18 inci maddenin son fıkrasında da, mart ayı toplantısında açıklanacak yıllık faaliyet raporu, meclis üye tamsayısının dörtte 3 çoğunluğuyla yeterli görülmezse deniliyor. Şimdi, bir kere, bir yıllık faaliyet raporunun yeterli görülmemesi, yani, sene sonu karnesi vermek gibi bir şey; yani, bir yerde bir jüri var, jürinin karşısında bir yetkili var, bir sayın vali var; jüri, sene sonunda karne veriyor. Bir kere, bu, pek yakışık alan bir şey değil. Beraber çalışılabilir, örneğin üç ayda bir faaliyet raporu vermek mümkün olabilir vali bey tarafından ve üç aylık icraatta bir yetersizlik izlenirse, meclis, bu konuda uyarı görevini yapabilir. Bu gibi şeyler yok. Bir yılın sonunda vali geliyor, bir faaliyet raporu veriyor ve il genel meclisi, buna, karnesine not verir gibi not veriyor. Ondan sonra ne oluyor; "yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkanı tarafından gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderilir." Nedir bu "gereği yapılmak üzere?.." Yine, bir belirsizlik, bir keyfiyet, bir siyasî araç için kullanılabilecek durum.

Bir kere, valilik makamı neden orada; bir vali devleti temsilen görev yapar, merkezî idareyi temsilen görev yapar. Bir icracıdan çok veya faaliyetleri denetlenecek bir icracıdan çok, orada devletin temsilcisi olarak vardır. Şimdi, böyle bir temsilciliği, böyle bir makamı, yerel bir yönetim olan il özel idaresinin yürütme organlığını üstleniyor şeklinde değerlendirmek çok yanlıştır; yürütme organı gibi, bir icracı gibi değerlendirmek ve ona sene sonunda bir karne verip, İçişleri Bakanlığına gereği yapılmak üzere göndermek son derece sakıncalıdır. Dolayısıyla, tasarıdaki bu madde, valinin aslî olmayan işlevi yüzünden görevden alınması yolunu da açacaktır; görevden alınır diye bir şey yok ama, onun yolunu açıyor.

Şimdi, böyle bir durumda, birçok valinin, ne gibi siyasî baskılar altında kalabileceğini düşünebiliyor musunuz; yani, orada, il genel meclisinin, il genel meclisinde ağırlığı olan bir siyasî partinin ne kadar ağır baskısı altında kalabileceği, ne kadar keyfî davranışlara maruz kalacağı, zorlanacağı çok aşikâr değil mi?! Keza, gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderiliyor; ondan sonra, İçişleri Bakanlığı ne yapacak? Yani, o belirlense, bir uzlaşma, bir hakemlik görevi gibi bir işlev göreceği belirtilse yine bir derece; ama, bu, tutanakla birlikte gönderiliyor. Bu, siyasî baskıya ve keyfî davranışlara izin veren bir maddedir ve valinin konumunu tartışmalı hale getiriyor.

Ayrıca, tasarının 40 ıncı maddesine bakarsanız -bu da, ileride, muhtemelen bir konuşmacı tarafından söz konusu edilecektir; fakat, şimdi kısaca değineyim- tasarının 40 ıncı maddesine göre il özel idaresi hizmetlerinin ciddî bir biçimde aksatılması ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayatî derecede olumsuz etkilemesi üzerine, yine, vali bu işten sorumlu tutulabiliyor. Yani, 40 ıncı madde ile şimdi üzerinde konuştuğumuz 18 inci maddeyi beraberce değerlendirirseniz, bu uygulamanın öyle, saydamlıkla veya halkın katılımcılığıyla bir ilgisi olmadığını, tam tersine, çok ciddî otorite sıkıntıları yaratabileceğini ve çok keyfî ve siyasî davranışlara yol açabileceğini ben sizin takdirlerinize sunuyorum. Bu, bu haliyle son derece sakıncalı bir maddedir. Bunu belirtir, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Coşkunoğlu.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkanım, bir redaksiyon teklifimiz olacaktı.

BAŞKAN - Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Madde metninde geçen "özel idare" ifadeleri "il özel idareleri" olarak değiştirilirse, bir bütünlük arz etmiş olur.

BAŞKAN - "Özel idarenin" deniliyor, o mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - İkinci ve üçüncü fıkralarda "özel idare" olarak geçen ifadelerin "il özel idaresi" olarak düzeltilmesini istiyoruz.

BAŞKAN - Kanun maddesindeki "özel idare" ibarelerini "il özel idaresi" şeklinde düzeltiyoruz.

Değişik şekliyle 18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

Başkan ve meclis üyelerinin görüşmelere katılamayacağı durumlar

MADDE 19.- İl genel meclisi başkanı ve üyeleri, münhasıran kendileriyle veya ikinci derece dahil kan, kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü meclis toplantılarına katılamazlar.

BAŞKAN -Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

Meclis üyelerinin yükümlülükleri

MADDE 20.- İl genel meclisi üyeleri, görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle il özel idaresi ve bağlı kuruluşlarına karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu maddeyle ilgili bir önerge var, biraz sonra okunacak; o nedenle söz aldım; çünkü, önerge hakkında konuşma olanağımız olmuyor.

Şimdi, bu, güzel bir madde. Deniliyor ki, il genel meclisi üyeliğinden ayrılanlar iki yıl süreyle il genel meclislerine karşı taahhütte bulunamaz, komisyonculuk ve temsilcilik yapamazlar.

Bu konuda genel bir düzenleme de var. Herhangi bir kuruluştan ayrılan kimselerin iki yıl süreyle o kuruluşla ilgili, yine, ihaleye girememesi, o kuruluşla ilgili iş yapamaması gibi bir genel yasak var. Ne kadar uygulandığı tartışılır; ama, bu yasak, doğrudur.

Şimdi, bankacılıkla ilgili olarak, bir kamu bankasından ayrılıyorsunuz ve bir danışmanlık bürosu açmak suretiyle, o bankadan kredi almak isteyenlere aracılık yapıyorsunuz veya Bayındırlık Bakanlığında herhangi bir genel müdürlükten ayrılıyorsunuz, o genel müdürlükle ilgili ihalelere giriyorsunuz. Bu doğru değil, ahlâki değil, etik değil. O nedenle, bu konuda bir genel düzenlememiz var. Şimdi, o düzenleme doğrultusunda 20 nci madde buraya konulmuş...

EYÜP FATSA (Ordu) - Geri çekildi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Ben, o zaman, söylemiş olayım.

20 nci maddeye konulmuş; bu hükmün aynen kalmasında yarar var.

Arkadaşlarıma anlayışları için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum :

Meclis üyeliğinin sona ermesi

MADDE 21.- İl genel meclisi üyeliği, ölüm ve istifa durumunda kendiliğinden sona erer.

Özürsüz veya izinsiz olarak arka arkaya üç birleşim günü veya bir yıl içinde yapılan toplantıların yarısına katılmayan üyenin üyeliğinin düşmesine, savunması alındıktan sonra üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilir.

İl genel meclisi üyeliğine seçilme yeterliliğinin kaybedilmesi durumunda, valinin bildirmesi üzerine Danıştay tarafından üyeliğin düşmesine karar verilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok

21 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

Meclisin feshi

MADDE 22.- İl genel meclisi;

a) Kendisine kanunla verilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal eder ve bu durum il özel idaresine ait işleri sekteye uğratırsa,

b) İl özel idaresine verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasî konularda karar alırsa,

İçişleri Bakanlığının bildirisi üzerine Danıştayın kararı ile feshedilir.

İçişleri Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildiri ile birlikte karar verilinceye kadar meclis toplantılarının ertelenmesini de ister. Danıştay, toplantıların ertelenmesi hususunu en geç bir ay içinde karara bağlar.

Bu şekilde feshedilen meclisin yerine seçilen meclis, kalan süreyi tamamlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bu maddeyle ilgili bir görüşümü arz etmek istiyorum: Şimdi, burada (b) bendinde "İl özel idaresine verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasî konularda karar alırsa" deniliyor.

Şimdi, bu, ilk bakışta herkese makul gelen bir düzenleme; yalnız, bunun uygulaması çok farklı şekillerde yapılıyor. Tutanaklara geçsin, ileride bu konuda yorum kitapları yazanlar belki yararlanırlar diye söylemek istiyorum. İstanbul Anakent Belediye Meclisi üyesiyken benim başıma gelen bir olaydan hareketle bir iki şey söylemek istiyorum. Orada, Belediye Kanununda da buna benzer bir hüküm vardır. Beni, Anakent Belediye Meclisindeki bir konuşmam nedeniyle ve Doğru Yol Partisinin bir üyesini de konuşması nedeniyle -ikimizi de- İçişleri Bakanlığı görevden aldı; yani, belediye meclisi üyelerinin, il genel meclisi üyelerinin görevden el çektirildiğine çok nadir rastlanır; böyle bir uygulamaya muhatap olmuş bir arkadaşınızım. Konuştuğumuz konular da, aslında, çok önemli konular değildi; ama, bazı işgüzarlar ihbarlarda bulundular. O ihbar üzerine, İçişleri Bakanlığı müfettişleri geldi. Sanki, belediyenin bütün malını alıp götürmüşüz gibi, böylesine bir rapor yazdılar, savcılığa da verdiler. Epeyce yargılandık. Neyse, sonunda beraat ettik. Danıştay da, bizleri görevimize iade etti.

Burada yapılan nedir; yapılan şu: Siyaseti bir geniş tanımlamak var, bir de dar anlamıyla almak var. Umuyorum ki, bu hüküm, dar anlamda politikayı kapsıyor; yani, bir günlük olaya dönük, bir siyasal partiye dönük kararlar alınırsa, bu, elbette fesih nedeni olabilir; ama, dünyadaki bir gelişmeyle ilgili olarak, Türkiye'deki bir gelişmeyle ilgili olarak -buradaki insanların hepsi de seçilmiş siyasî kişiler, bir siyasî parti vasıtasıyla seçilip oraya geliyorlar- dünya ve ülke sorunları üzerinde herhangi bir karar alırlarsa, bir bildiri yayımlarlarsa, bir temennide bulunurlarsa, bunun, bu maddeye girmemesi gerekir, bir siyasal karar şeklinde nitelendirilmemesi gerekir. Öyle olduğu zaman, bütün belediye meclislerini, bütün il genel meclislerini, sık sık, görevden almanız gerekir. O bakımdan, komisyondaki arkadaşlarımız, Sayın Bakanımız, belki, buna bir çözüm bulabilir, bir çare bulabilir.

Bana göre, buradaki siyaset tanımına bir niteleme getirmekte yarar var. "İl özel idaresine verilen görevlerle ilgisi olmayan, günlük siyasî konularda karar alırsa" gibi bir düzenleme olabilir. Bu şekliyle, dar, parti siyasetine dönük kararlar alınması elbette tasvip edilemez; ama, dünya ve ülke sorunlarıyla ilgili bir değerlendirme, bir temenni o meclislerimizde görüşme konusu olursa, bunun, görevden alma nedeni olarak sayılmaması gerekiyor. Zaman zaman, çoğunluk bir partiden oluyor; yönetim, vali, hükümet başka partiden oluyor, herkes, birbirinin kuyusunu kazmak için, çeşitli bahaneler, çareler arıyor ve beklenmedik, demokrasiyle bağdaşmayan kararlar alınabiliyor.

Bu vesileyle, bu konuya dikkatinizi çekmek istedim. Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlandı.

Şimdi, 1 önerge var; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı kanun tasarısının 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "sekteye uğratırsa" ibaresi "aksatırsa" şeklinde değiştirilmiştir.

 

Recep Koral

Muzaffer Baştopçu

Nusret Bayraktar

 

İstanbul

Kocaeli

İstanbul

 

Öner Ergenç

 

Recep Yıldırım

 

Siirt

 

Sakarya

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede hedeflenen anlamı pekiştirmek maksadıyla önerilmiştir.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusundaki değişik şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

Boşalan meclisin görevinin yerine getirilmesi

MADDE 23.- İl genel meclisinin;

a) Danıştay tarafından feshi veya meclis toplantılarının ertelenmesi,

b) Yedek üyelerin getirilmesinden sonra da meclis üye tam sayısının yarısından aşağı düşmesi,

c) Geçici olarak görevden uzaklaştırılması,

d) Meclis üye tamsayısının yarıdan fazlasının tutuklanması,

Durumlarında, meclis çalışabilir duruma gelinceye veya yeni meclis seçimi yapılıncaya kadar il genel meclisi görevi, encümenin memur üyeleri tarafından yürütülür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

Meclis üyelerinin huzur hakları ve diğer sosyal hakları

MADDE 24.- Meclis toplantılarına katıldıkları her gün için; il genel meclisi başkanına 2600 gösterge, diğer meclis üyelerine 2200 gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir.

İl genel meclisi üyeleri hastalıkları süresince izinli sayılır. Ayrıca mazeretleri durumunda, bir yıl içindeki toplantı süresinin yarısını aşmamak şartıyla istekleri üzerine meclis tarafından izin verilebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu; buyurun.

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım.

Bu maddede, il genel meclisi üyelerinin alacakları huzur hakkı söz konusudur ve bu huzur hakkı, gerçekten, çok düşük bir düzeydedir. Bakın, il genel meclisi üyelerinin görevlerini ve sorumluluklarını artırıyoruz, bu tasarı, hem de ciddî boyutlarda artırıyor. Buna paralel bir artışın, huzur haklarında kendini göstermesini beklerdik. Sadece, biz beklemezdik... Bu tasarının desteği olarak sık sık sözü edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 7 nci maddesini sizinle paylaşayım. 7 nci maddenin birinci fıkrası şöyle: "Yerel düzeyde seçilmiş temsilcilerin görev koşulları, görevlerin serbestçe yerine getirilmesi olanağını sağlayabilmelidir." Bu olanakların içerisinde maddî tazminat da vardır.

Nitekim, 7 nci maddenin ikinci fıkrasında da "görev koşulları, söz konusu görevin yürütülmesi sırasında yapılacak masrafların uygun biçimde malî tazminiyle birlikte, uygunsa, kazanç kaybının tazminine veya yapılan işin karşılığında ücret ve buna tekabül eden sosyal sigorta primlerinin ödenmesine olanak sağlayacaktır" denilmektedir.

Şimdi, yetkileri, sorumlulukları bir yandan artırıyoruz; ama, bazı hakları da buna paralel bir şekilde artırmamız gerekir. Tekrar ediyorum, sık sık sözü edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 7 nci maddesi de bunu net bir şekilde ifade etmiştir.

Burada, kendilerinden önemli görevler beklediğimiz il genel meclisi üyelerinin hak ettiği huzur hakkının verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Coşkunoğlu.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, bu maddede "2 600 gösterge, diğer meclis üyelerine 2 200 gösterge" deniliyor; "2 600"den sonra gelen "gösterge" kelimesini kaldırırsak "2600, diğer meclis üyelerine 2 200 gösterge" şeklinde, cümlede bir düzenleme yapmış oluyoruz.

BAŞKAN - Peki efendim.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"İl genel meclis üyelerine, meclis toplantılarına katıldıkları her gün için 2 600 gösterge rakamının devlet memurları için belirlenen aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenebilir."

 

Osman Coşkunoğlu

Mehmet S. Kesimoğlu

Yaşar Tüzün

 

Uşak

Kırklareli

Bilecik

 

Ufuk Özkan

 

Atila Emek

 

Manisa

 

Antalya

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutayım efendim?

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıyla, il genel meclislerine büyük sorumluluk ve görevler verilmektedir. Meclis üyelerinin bu görevleri layıkıyla yerine getirebilmesi için, geçim kaynağı olan işlerini ihmal etmesi kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca, kendilerine uygun bir huzur hakkı verilmesiyle, Meclis üyelerinin çalışmalarında arzu edilen performansı tutturmaları teşvik edilmiş olacaktır.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Efendim, hiç karar vermeyenler çoğunlukta.

Yeniden oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

24 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

İl Encümeni

İl encümeni

MADDE 25.- İl encümeni, valinin başkanlığında, il genel meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için, gizli oyla seçeceği beş üye ile biri malî hizmetler birim amiri olmak üzere valinin her yıl birim amirleri arasından seçeceği beş üyeden oluşur.

Valinin katılamadığı encümen toplantısına genel sekreter başkanlık eder.

Encümen toplantılarına gündemdeki konularla ilgili olarak, ilgili birim amirleri, vali tarafından oy hakkı olmaksızın görüşleri alınmak üzere çağrılabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz İl Özel İdaresi Kanunu Tasarısının, il encümeninin düzenlenmesi hakkındaki 25 inci maddesi üzerinde görüşlerimi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunacağım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce okunan şekliyle, il özel idaresinin bir organı olan il encümeninin teşkili, Anayasamızın 127 nci maddesine ve daha önce imzaladığımız Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 üncü maddesine aykırı bulunmaktadır; çünkü, Anayasamızın 127 nci maddesi ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 üncü maddesi, yerel yönetimlerin karar organlarının serbest seçimlerle, eşit oyla, doğrudan, genel oyla ve gizli seçimle, seçmenler tarafından oluşturulması amir hükmünü getirmektedir. Oysa, şimdiki, yürürlükteki durumun aksine, yeni kanun tasarısıyla, il genel meclisi içerisinden seçilmiş 5 üyenin yanına, vali tarafından atanan, daire başkanlarından, müdürlerden oluşan 5 tabiî üye, doğal üye getirilmektedir. Bu teşkil şekli, az önce söylediğim gibi, Anayasamızın 127 nci ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 üncü maddesine aykırı bulunmaktadır.

Anayasamızın mahallî idareleri düzenleyen 127 nci maddesinin birinci fıkrasını sizlere okumak istiyorum: "Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir" denilmektedir. Şimdi, il encümenlerinin, karar organı mı, yoksa bir icra organı mı olduğu, bir yürütme organı mı olduğu tartışılabilir. Çeşitli görüşler var; bazı görüşlere göre il encümenleri icra organıdır, bazı görüşlere göre karar organıdır, bazı görüşlere göre de karma organlardır.

Bu konuda, 1988 yılında, o zamanki siyasî partilerimizden anamuhalefet partisi Sosyaldemokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Sayın Erdal İnönü'nün Anayasa Mahkemesine giderek elde ettiği, ürettiği bir iptal hükmü var. Yine, 3360 sayılı Kanunla oluşturulan köy hizmetleri il müdürünü, il özel idaresi müdürünü ve bayındırlık ve iskân müdürünü encümene dahil ederek tabiî üye olarak kabul eden bu düzenleme, yani, 3360 sayılı Kanunun o ilgili maddesi iptal edildi. Şu anda, il özel idarelerinin bu icra organı, il genel meclisi üyeleri içerisinden bir yıl için seçiliyor ve bunlar, şu anda, tabiî üyeler olmadan görevlerini icra ediyorlar. Ne zamandan beri icra ediyorlar; 1988 yılından beri icra ediyorlar; yani, onaltı yıllık bir tatbikat var. Onaltı yıllık bu tatbikat içinde, seçilmiş üyeler, yani, halkın genel oyla, eşit oyla, gizli oyla ve serbest seçimlerle kabul ettiği ve seçtiği, meclislerden gelen bu arkadaşlarımız, yani il daimî encümen üyeleri görevlerini bihakkın yerine getiriyorlar ve şu ana kadar hiçbir sıkıntı olmadığı halde, şimdi, biz, bunların yanına, seçilmiş, iradeyle gelmiş, halkın iradesiyle gelmiş olan bu arkadaşlarımızın yanına vali tarafından atanan 5 üye getiriyoruz; yani, sonuç olarak, valiyle beraber 11 kişilik olan bu kurulda vali ve tabiî üyeler 6 kişi; ama, seçilmiş üyeler 5 kişi oluyor. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bunun halkın iradesiyle örtüşmediğini, bağdaşmadığını düşünüyoruz. Bu nedenlerle, daha önce Anayasa Mahkemesi kararı da olduğundan, bu organın içerisinden tabiî üyelerin çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Zaten Anayasa Mahkemesi de daha önce böyle bir karar vermiş.

Şimdi, biz, İl Özel İdareleri Kanununu değiştirdik; daha önceki dönemlerde senede üç kez toplanan il genel meclislerinin her ay ve beş günde bir toplanması esasını getirdik; daha doğrusu, her ay beş gün toplanmasını düzenledik; karar organıyla icra organını ayırdık; dolayısıyla, Anayasanın 127 nci maddesini ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 üncü maddesini aştık denebilir; fakat, bu konuda çok ilginç yazılar var. Özellikle 29 Mayıs 2003 tarihli Türkiye Raporu, Avrupa Konseyi İzleme Raporu aynen şöyle: "Türkiye'de merkezî idarenin yerel yönetimler üzerinde önemli yetkiler kullandığı, birçok alanda merkezî idarenin atanmış yöneticilerinin seçilmiş yöneticilerden daha fazla yetkilere sahip olduğu görülmekte" ve "eğer Avrupa Birliğine girecekseniz bunları da düzeltiniz" denilmektedir Türkiye'ye. Bunlar da gözönüne alınırsa, Anayasaya aykırılığın devam ettiğini düşünmekteyiz. Bu nedenle, bu tabiî üyelerin, yani bir kere atanarak yaşamları boyu... Norm kadro da alan bu tabiî üyelerin, en az yirmibeş yıl bu makamları kullanacağını ve buraları işgal edeceğini düşünmeliyiz. Yani, seçilmiş üyeler, her beş yılda bir seçimlere girecekler, meydanlarda sorgulanacaklar, aileleri, gelmişleri geçmişleri sorgulanacak, para harcayacaklar ve seçimle gelecekler; ama, tabiî üyeler, norm kadroyu da alırlarsa, emekli oluncaya kadar, bu makamları, il daimî encümeni üyesi sıfatıyla muhafaza edecekler. Bu, siyasetin akışına ve siyasetin tanımına, gelişine ters diye düşünüyorum. Bu nedenle, bunların buralardan çıkarılması gerekiyor. Aksi takdirde, biraz da yerelleşecek olan bu organlarda, bu meclislerde siyasî üyeler, siyasetin getirdiği, seçimle gelen üyeler ikinci plana düşer ve bunlar, mahalde, yerelde artık ikinci sınıf encümen üyeleri olarak görülür ve tabiî üyeler, hiç de hakları olmadan bunların önüne geçer diye düşünüyorum.

Şimdi, bu alanı düzenleyen, yani, il özel idarelerini düzenleyen ilk kanun, 13 Mart 1913 tarihli İdarei Umumiyei Vilayat Kanunu Muvakkati adı altında yayımlanmış. Buralarda herhangi bir atanmış üye yok. İkinci yasa ise, az önce söylediğim gibi, 1987 yılında çıkarılmış ve 3 tabiî üye bunun içine konulmuş. Bunu da Anayasa Mahkemesi iptal etmiş. Şimdi ise, 1988'den beri, daha önce de söylediğim gibi, uygulama, il daimî encümeni, sadece valinin başkanlığında -şimdi, belki genel sekreterin başkanlığında, 3360'dan sonra- seçilmiş üyelerden oluşuyor. Biz, şimdi, aynen maddede söylenildiği gibi "il encümeni, valinin başkanlığında, il genel meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği 5 üye ile biri malî hizmetler birim amiri olmak üzere valinin her yıl birim amirleri arasından seçeceği 5 üyeden oluşur" diyoruz. Özellikle nitelikli çoğunluk aranan kararlarda, valinin ve onunla beraber hareket etmesi düşünülen bu tabiî üyelerin, valiyle beraber istediği gibi karar alacağı düşünülebilir.

Bu böyle düzenleneceğine, geliniz, biz, bu 5 tabiî üyeyi bu kuruldan çıkaralım; ama, bunlar, encümen toplantılarında bu heyetin yanında bulunsunlar ve maddenin son fıkrasında yazıldığı gibi, encümen toplantılarına gündemdeki konularla ilgili olarak, ilgili birim amirleri vali tarafından, oy hakkı olmaksızın, görüşleri alınmak üzere çağrılabilsinler. Bunları, bir danışma organı olarak, işin gidişatını bilen insanlar olarak çağırabiliriz ve görüşlerini alabiliriz diye düşünüyorum.

Demokrasinin, seçilmiş insanların, halkın iradesini daha iyi yansıtabileceği, daha iyi kararlar alabileceği, halkın beklentilerine, isteklerine daha çok cevap verebileceği düşüncesiyle, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Sayın milletvekilleri, 25 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

Encümenin görev ve yetkileri

MADDE 26.- Encümenin görev ve yetkileri şunlardır:

a) Stratejik plan ve yıllık çalışma programı ile bütçe ve kesin hesabı inceleyip il genel meclisine görüş bildirmek.

b) Yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak.

c) Öngörülmeyen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek.

d) Bütçede fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.

e) Kanunlarda öngörülen cezaları vermek.

f) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beş milyar Türk Lirasına kadar olan davaların sulhen halline karar vermek.

g) Taşınmaz mal satımına, trampa edilmesine ve tahsisine ilişkin kararları uygulamak, süresi üç yılı geçmemek üzere kiralanmasına karar vermek.

h) Belediye sınırları dışındaki umuma açık yerlerin açılış ve kapanış saatlerini belirlemek.

i) Vali tarafından havale edilen konularda görüş bildirmek.

j) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 26 ncı maddesinin (f) bendinde geçen "davaların" ibaresinin "ihtilafların" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Recep Koral

Eyüp Fatsa

Muzaffer Baştopçu

 

İstanbul

Ordu

Kocaeli

 

Nusret Bayraktar

Asım Aykan

Öner Ergenç

 

İstanbul

Trabzon

Siirt

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

İhtilafların büyümeden anlaşma yoluyla giderilmesi ve ayırım yapmadan anlaşma sağlayabilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

Encümen toplantısı

MADDE 27.- Encümen, haftada en az bir defa olmak üzere önceden belirlenen gün ve saatte toplanır. Başkan acil durumlarda encümeni toplantıya çağırabilir.

Encümen üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Oyların eşitliği durumunda başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Çekimser oy kullanılamaz.

Encümen gündemi vali tarafından hazırlanır. Encümen üyeleri valinin uygun görüşü ile gündem maddesi teklif edebilir.

Encümen, gündemindeki konuları en geç bir hafta içinde görüşüp karara bağlar.

Alınan kararlar başkan ve toplantıya katılan üyeler tarafından imzalanır. Karara muhalif kalanlar gerekçelerini de açıklar.

Vali kanun, tüzük, yönetmelik ve il genel meclisi kararlarına aykırı gördüğü encümen kararının bir sonraki toplantıda tekrar görüşülmesini isteyebilir. Encümen, kararında ısrar ederse karar kesinleşir. Bu takdirde, vali, kesinleşen encümen kararının uygulanmasını durdurur ve idari yargı mercilerine yürütmeyi durdurma talebi ile birlikte on gün içinde başvurur.

Encümen başkan ve üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dahil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü encümen toplantılarına katılamazlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 27 nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; bizleri ekran başında izleyen halkımızı ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu açıklayayım: Dün, Ardahan'da korkunç bir dolu yağdı, bir sel felaketi oldu. Bu sel felaketinden ötürü, Saime Başdemir isimli bir kız çocuğumuz vefat etti; ailesine başsağlığı, Saime'ye de Allah'tan rahmet diliyorum; bütün Ardahanlı hemşerilerime de geçmiş olsun diyorum.

Ben, dün burada bir açıklama yaptım, bu sel felaketini ve dolu yağışını bildirdim. Sanayi ve Ticaret Bakanımız Ali Çoşkun Bey, benim konuşmamdan sonra söz aldı "İçişleri Bakanımız ile Bayındırlık ve İskân Bakanımız, şu anda, Ardahan'a hareket etti" dedi. Ben de çok sevindim, Ardahan'a da bildirdim, mahallî gazeteler de aynen yazmış; fakat, sonradan bakanların gitmediğini öğrendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yoldadırlar (!)

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - 10 dakika sonra buraya gelmedi mi bakanlar?!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Evet, daha sonra, 10 dakika sonra burada görünce, ben de geldim, Sayın Bakana dedim ki, Sayın Bakanım, böyle böyle, bir Ardahan'a gitme programınız varmış, ben de geleyim sizinle beraber. Yani, çok büyük bir sel felaketi oldu, dolu yağdı, her taraf bembeyaz oldu arkadaşlar, bütün dağlar, ovalar, bembeyaz oldu. Böyle, fındık büyüklüğünde, birbuçuk saat, aralıksız dolu yağdı; yani, görülmemiş bir felaket. Hakikaten, ben, çok üzüldüm; bugün de, basından, oradaki arkadaşlar aradılar, dediler ki, sen böyle dedin, biz de burada manşet attık; bakanlar gelmedi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabiî ki, bugün, İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısıyla ilgili konuşacağız; ama, bölgemiz de çok önemli. Ben, şimdi, istirham ediyorum; bugün, yine görüştüm, kimse gitmemiş Ardahan'a. Hükümetten rica ediyorum, derhal, Ardahan'ı afet kapsamına alsın ve orası, sınırda, güvenlik açısından çok önemli bir bölgedir, o bölgenin yaraları derhal sarılsın; ben, istirham ediyorum.

Bir de, orada, aylardır, Çıldır Gölünde, 150 metrelik bir yolu su kapladı; iki aydır, o su altında kalan yolu yaptıramıyorum. Vermediğim soru önergesi kalmadı, aramadığım insan kalmadı..

TEMEL YILMAZ (Gümüşhane) - Siz niye gitmediniz Sayın Vekilim?!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bakın, ben, hükümeti oraya göndermeye çalışıyorum; benim gitmem bir şey ifade etmez ki!

TEMEL YILMAZ (Gümüşhane) - Ama, milletvekilisin oranın; niye gitmedin?!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Tabiî ki gideceğim, tabiî ki gideceğim. Ben, yarın gideceğim; ama, benim gitmem bir şey değil, devlet gidecek, devleti temsil ediyorsunuz.

TEMEL YILMAZ (Gümüşhane) - Siz bir gidin, devlet gelir arkadan.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bakın "siz bir gidin, devlet gelir arkadan" değil. Ben niye gideyim; benim makinem yok, aracım yok, gerecim yok; siz gideceksiniz!

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Moral vereceksin!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Şimdi, burada, bunun polemiğine girmek istemiyorum.

BAŞKAN - Sayın Öğüt, siz, maddeye gelin; lütfen, maddeye gelin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Ardahan'ın içindeki Alabalık Deresinin yanındaki, sağındaki solundaki bütün evler hasar gördü, perişan oldu insanlar; çadır yok; yani, insanların kalacağı yeri yok. Yaylalarda, köylerde ahırlar çöktü, hayvanlar telef oldu, insanlar ölüyor; siz, hâlâ diyorsunuz ki "sen milletvekilisin, gitsene." Tabiî ki gideceğim, ama, ben gidince, milleti de orada kurtaracak halim mi var; yani, lütfen, biraz mantıklı olun, allahaşkına. Devletin gitmesi lazım, afet kapsamı içine alınması lazım.

AHMET YENİ (Samsun) - Bir git gör oraları!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, bunun polemiğini yapmak istemiyorum; mantıklı konuşalım. Ben, sizi çok farklı da eleştiririm; ama, farklı eleştirmem için bir şey yok. Orada, insanlar ölmüş, evlerini su basmış, hayvanlar telef olmuş, ahırları yıkılmış; siz, halen "milletvekili" diyorsunuz!.. Gelin, yarın beraber gidelim.

AHMET YENİ (Samsun) - Vekilleri olarak siz gitmemişseniz!..

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Oraya gittik; ne yapacağız?!. Ama, devlet gidecek ki, hizmet etsin.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada, sizden istirham ediyorum, rica ediyorum; hakikaten, tek başınıza hükümetsiniz, Ardahan'dan da iyi oy aldınız, burada herkes bizi dinliyor; şimdi, istirham ediyorum, hizmet verin, yine oy alın; ama, hizmet verin.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Tasarıyı görüşüyoruz!..

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz tasarının 27 inci maddesine gelince... (AK Parti sıralarından gülüşmeler)

Tabiî, sorunlarımız o kadar çok ki, sıkıntılarımız o kadar çok ki... Yani, biz, inanın, kendi canımızın derdine düşmüşüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öğüt, süre bitti; siz, son sözünüzü söyleyin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Özür dilerim Sayın Başkan, 1 dakika eksüre verirseniz, hemen toparlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Öğüt, son cümlenizi rica ediyorum. Siz, zaten, söyleyeceğinizi söylediniz!

Buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Keçi can hayında, kasap yağ hayında!.. Helal olsun!

Size bir şey söyleyeyim. Bizim bir ozanımız, göçle ilgili olarak bir şey söylemişti: "Fabrikam işim olsaydı/ Ekmeğim aşım olsaydı/ Ankara başım olsaydı/ Ben köyümden göçer miydim?" Ankara baş olmayınca, ne yapacak insanlar?!

Şimdi, bir şey daha söyleyip bitireceğim...

AHMET YENİ (Samsun) - Siz, şimdi Ardahan'da olmalıydınız!..

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bakın, bir dörtlük daha söylüyorum: "Ankara'da Anayasa/ Gönlümüzde yoktur tasa/ Beyler yan gelip yatmasa/ Ben köyümden göçer miydim?"

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Vekilimiz şairmiş de haberimiz yokmuş!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Kardeşim, perişan etmeyin! Tek başınıza iki yıldır hükümetsiniz, yapın bir şeyler, biz de takdir edelim.

Değerli arkadaşlar, 27 nci maddenin gündeminde şu var. Tek kelimeyle geçiyorum Sevgili Başkanım.

AHMET YENİ (Samsun) - Ardahan sizi bekliyor Sayın Vekilim!..

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Encümenin gündemi belirlenirken "encümenin gündemini vali belirler" deniliyor.

Değerli arkadaşlar, nerede görülmüş, seçilmişin önüne atanmış geçecek ve gündemi tek başına belirleyecek?! Eğer, vali ısrar da ederse, kabul edilecek bir hafta içerisinde. Vali, belirledi gündemi, getirdi. "Hayır, olmaz böyle bir şey, bu bölgede yaşayan bu insanların oyunu almış, seçilmiş insanlarız biz; burada, bu, böyle olmaz, bu bölgeye uygun değil kardeşim" dediklerinde, vali "hayır efendim, siz, bunu böyle yapacaksınız" dediği zaman ve bir hafta içerisinde de görüşün diye ısrar ederse...

AHMET YENİ (Samsun) - Değiştiriyoruz.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Şimdi, önerge verip değiştiriyor muyuz bunu?.. Evet, bunu değiştirelim. Seçilmiş hem il genel meclisi üyelerine hem de encümenlere saygısızlık yapmayalım. O zaman, bir kurul, nasıl, bugün, Genel Kurulun bir...

BAŞKAN - Sayın Öğüt, teşekkür edin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - ...Danışma Kurulu var; danışma kurulu oluşsun, tartışılsın, seçilenlerin de görüşü alınarak, böyle bir tespit yapılsın, bu tespitten sonra da sağlıklı kararlar alsın.

AHMET YENİ (Samsun) - Siz, Ardahan'a gidiyor musunuz?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bu, Anayasaya da aykırı değerli arkadaşlar. Yarın Anayasa Mahkemesinden dönecek, diyeceksiniz ki "Anayasa Mahkemesinden döndü. Cumhuriyet Halk Partisi itiraz etti." Nasıl itiraz etmez, vali ne belirlese, direttiği zaman kabul... Vali bölgede yaşayan insan mıdır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öğüt, teşekkür ediyorum, sağ olun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Hayırlı yolculuklar Ardahan'a!..

BAŞKAN - Sayın Coşkunoğlu, bir isteğiniz mi var?

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Bu maddeyle ilgili, Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum izninizle.

BAŞKAN - Buyurun.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Sayın Bakan, 27 nci maddenin altıncı fıkrasında, özetle; bir encümen kararı oluyor, vali buna itiraz edebiliyor veya tekrar görüşmesini isteyebiliyor, arkasından, encümen kararında ısrar ederse, karar kesinleşiyor, yani, encümenin kararı kesinleşiyor. Yalnız, daha sonra, valinin, idare mahkemesine başvurma hakkı var.

Şimdi, bunun ışığında, 18 inci maddede söz konusu olan faaliyet raporunu ilgilendiren bir faaliyeti encümenin engellemesi bu maddenin bu fıkrasıyla mümkün olmuyor mu? 18 inci maddenin son fıkrasında faaliyet raporundaki açıklamalar il genel meclisince yetersiz görülürse, gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına başvurulacağı söyleniliyor. Oysa, 27 nci maddenin altıncı fıkrası da, encümenin bir engel teşkil edebilmesine yol açıyor. Birinci sorum şu: Burada bir çelişki görüyor musunuz?

İkincisi de, bununla ilişkili olarak, yine, sık sık sözü edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 8 inci maddesinin birinci fıkrasında şöyle deniliyor: "Yerel makamların her türlü idarî denetimi, ancak kanunla veya anayasayla belirlenmiş durumlarla ve yöntemlerle gerçekleştirilebilir." Bu, yine, 18 inci maddenin son fıkrasındaki "gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderilir" ifadesiyle çelişmiyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Bakan, yazılı mı cevaplandıracaksınız şimdi mi?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Hemen ifade edeyim: Bu iki madde arasında herhangi bir çelişki yoktur. Niçin çelişki olmadığını yazılı olarak değerli milletvekili arkadaşımıza bildireceğim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde bir önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 27 nci maddesinin üçüncü fıkrasında geçen "valinin uygun görüşü ile" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını, aynı maddenin altıncı fıkrasına "İtiraz Danıştayca en geç 60 gün içinde karara bağlanır" ibaresinin dördüncü cümle olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önerge sahipleri?..

EYÜP FATSA (Ordu) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Hizmetin aksamaması için, ihtilafın öncelikle idarî yargıda görüşülerek karara bağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Gerekçesini okuduğumuz, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi, kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

Encümen üyelerine verilecek ödenek

MADDE 28.- Encümen başkanına 14 000, üyelerine 12 000 gösterge rakamının Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık brüt ödenek verilir. Encümenin memur üyelerine encümen üyeleri için belirlenen gösterge rakamının yarısı ödenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Vali

Vali

MADDE 29.- Vali, il özel idaresinin başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

Valinin görev ve yetkileri

MADDE 30.- Valinin görev ve yetkileri şunlardır:

a) İl özel idaresi teşkilâtının en üst amiri olarak il özel idaresi teşkilâtını sevk ve idare etmek, il özel idaresinin hak ve menfaatlerini korumak.

b) İl özel idaresini stratejik plana uygun olarak yönetmek, il özel idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, il özel idaresi faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlamak ve uygulamak, izlemek ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.

c) İl özel idaresini Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek.

d) İl encümenine başkanlık etmek.

e) İl özel idaresinin taşınır ve taşınmaz mallarını idare etmek.

f) İl özel idaresinin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek.

g) Yetkili organların kararını almak şartıyla sözleşme yapmak.

h) İl genel meclisi ve encümen kararlarını uygulamak.

i) Bütçeyi uygulamak, bütçede meclis ve encümenin yetkisi dışında kalan aktarmaları yapmak.

j) Özel idare personelini atamak.

k) İl özel idaresi, bağlı kuruluşlarını ve işletmelerini denetlemek.

l) Şartsız bağışları kabul etmek.

m) İl halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.

n) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak.

o) Kanunlarla il özel idaresine verilen ve il genel meclisi veya il encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, 30 uncu maddenin (j) bendi "Özel idare personelini atamak" şeklinde yazılmıştır. (j) bendinin "İl özel idaresi personelini atamak" şeklinde düzeltilmesi talebimiz var efendim.

BAŞKAN - Maddeyi bu düzeltmeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

Stratejik plan ve çalışma programı

MADDE 31.- Vali, mahallî idareler genel seçimlerinden itibaren altı ay içerisinde, kalkınma planı ve çevre düzeni planına uygun olarak; alt yapı, ulaşım, çevre, tarım ve orman, sağlık, eğitim, sanayi ve ticaret, enerji, bayındırlık ve iskân, köy hizmetleri, içme ve sulama suyu, imar, katı atık, doğal afetler, kültürel mirasın korunması ve diğer hizmetlere ilişkin stratejik plan ve ilgili olduğu yıl başından önce bu planın yıllık dilimlerini oluşturmak üzere çalışma programını hazırlayıp il genel meclisine sunar.

Stratejik plan, varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanır ve il genel meclisinde kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.

Yıllık çalışma programı, bütçenin hazırlanmasına esas teşkil eder ve il genel meclisinde bütçeden önce görüşülerek kabul edilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Mehmet Kesimoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kesimoğlu, şahsınız adına da konuşma isteğiniz var, ikisini birleştiriyorum.

CHP GRUBU ADINA MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 31 inci maddesi üzerinde, şahsî görüşlerimi de içeren, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım; Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Görüştüğümüz madde, il özel idarelerinde stratejik yönetim uygulamasına geçilmesini hedeflemekte ve uygulamanın çerçevesini belirlemektedir. Stratejik planlama, yerel yönetimlerle ilgili her üç tasarıda da yer almaktadır. Planlama, devlet yönetimi içerisinde vazgeçilmez tekniklerden biridir. En küçüğünden en büyüğüne kadar tüm kamu kuruluşlarında hizmetlerin yürütülmesi, yatırımların gerçekleştirilmesi, kaynakların saptanması ve tasarruflu kullanılması için planlamaya gereksinim vardır.

Sayın milletvekilleri, bu tasarıda "stratejik planlama" adıyla anılan planlama olgusu, il yönetimleri için yeni bir olgu değildir. İl sınırları içerisinde yerel yönetimler tarafından yürütülen hizmet ve yatırımları plan disiplinine bağlama düşüncesi, ilkönce, 1972 yılında yayımlanan Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı stratejisinde dile getirilmiştir. Ancak, yerel yönetimler ile merkezî idarenin taşra kuruluşları arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlaması hedeflenen İl Mahallî İdareler Planı başarısız olmuştur. İl düzeyinde plan yapacak, planlama tekniklerini bilen uzman kadroların mevcut olmaması, ilin ve ildeki yerel yönetimlerin plan yapmak için yeterli bilgilere ulaşma olanaklarının olmaması, bu girişimi başarısız kılmıştır.

Görüştüğümüz maddede, il özel idareleri, belediyeler ve büyükşehir belediyelerinin altyapı, ulaşım, çevre, imar, katı atık, doğal afetler, kültürel mirasın korunması ve diğer hizmetlere ilişkin stratejik plan hazırlamaları öngörülmektedir.

Ayrıca, planla bütçe arasındaki ilişkiyi güçlendirmek amacıyla, stratejik planın yıllık dilimlerini oluşturmak üzere, yıllık çalışma programları uygulamasına geçiş düzenlenmektedir.

Sayın milletvekilleri, stratejik plan, yönetim sistemimize ilk defa Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunuyla girmiştir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında da, kamu kurum ve kuruluşlarının stratejik plan hazırlamaları öngörülmektedir. İl özel idaresinin bütün organlarının; yani, il genel meclisinin, il encümeninin ve valinin stratejik planla ilgili görevleri, tasarının, biraz önce görüştüğümüz 9 ve 26 ncı maddelerinde düzenlenmektedir.

Tasarıdaki düzenleme, stratejik planı hazırlama, yürütme, izleme ve değerlendirme görevini valiye vermiştir. İl encümeninin stratejik planla ilgili görevi, görüş bildirmekten, il genel meclisinin stratejik planla ilgili görevi ise, stratejik planı kabul etmekten ibarettir.

Şu anda yürürlükte olan İl Özel İdaresi Kanununun 78 inci maddesince oluşturulan yıllık yatırım programları, valinin başkanlık ettiği ve il müdürlüklerinin de katıldığı il genel meclisinde görüşülerek karara bağlanmaktadır. Büyük bir özenle vilayet tarafından hazırlanan programlar, ne yazık ki, kesinlik kazanamamakta, onaylanmak için ilgili bakanlığa sunulmaktadır. Bu aşamada birçok etkili, sorumsuz ve siyasî kişi devreye girerek, programı âdeta tanınmaz hale getirmekte ve öncelikler kaybolmaktadır. Görüştüğümüz tasarıda ise, illerde birçok bakanlığın teşkilatı kaldırıldığından, stratejik planı onaylama yetkisi il genel meclisine bırakılmıştır. Böylece, bakanlıklarda ili tanımayan kişilerin gereksiz ve yersiz müdahalelerinin engellenmesi amaçlanmıştır. Bu, ilk bakışta olumlu bir değişiklik gibi gözükmektedir; ancak, bu durumda valiler tarafından hazırlanan stratejik planlar, ulusal değil yerel ölçekte olacaktır. Aynı zamanda, stratejik planların sonuçlarının izlenme ve değerlendirilmesi bakanlıklar tarafından yapılmayacaktır. Oluşturulan bu idarî yapı içinde ulusal düzeyde stratejik plan hazırlanması mümkün değildir.

Stratejik plan yapmanın en önemli nedenlerinden biri, kamuda, hesap verme, sorumluluk ilişkilerinin oluşturulmasına uygun bir zemin yaratmaktır. Oluşturulan mekanizma, bu sorumluluk ilişkilerinin kurulmasına uygun değildir. Taşra teşkilatı olmayan bakanlıkların, amaç ve hedeflerinin gerçekleştirilmesinden dolayı Parlamentoya karşı hesap vermesi zorunluluğu imkânsız hale gelmiştir; çünkü, kurulan mekanizmalara göre bakanlığın amaç ve hedefleri olmayacak, illerde valiliklerin amaç ve hedefleri olacaktır. Aynı nedenle, müsteşarın bakana karşı hesap verme sorumluluğu da söz konusu olmayacaktır.

Öte yandan, valilerin, bütün bakanlıkların faaliyetleriyle ilgili amaç ve hedefleri belirlemesi, bunları izlemesi, değerlendirmesi, doğru ve haklı bir yaklaşım değildir. İl valilerine stratejik planı hazırlama görevi verilmiştir; valiler, taşra teşkilatı olmayan tüm faaliyet ve hizmetleri içeren tek bir stratejik plan mı hazırlayacaktır, yoksa, her bakanlığın faaliyet hizmetleri için ayrı ayrı stratejik planlar mı hazırlayacaktır? Her iki durumda da, valiliklere verilen bu görev, uygulanabilirliği olmayan bir görevdir ve valiliklerin üstesinden başarıyla gelebilecekleri bir görev değildir.

Bütün bu nedenlerle, valiliklerin hazırlayacağı stratejik planın, mahallî müşterek ihtiyaçlar ölçeğinde hazırlanacağı ortaya çıkmaktadır. Sağlık, orman, çevre konularındaki tüm hizmetlerin mahallî müşterek ihtiyaç kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir; bütün bu konuların da ulusal ölçekte merkezî hükümet tarafından yürütülmesi gereken hizmetler olduğu şüphesizdir.

Sayın milletvekilleri, bir başka önemli sorun, mahallî müşterek ihtiyaçlar ölçeğinde belediyelerin hazırlayacakları stratejik planlarla il özel idarelerinin stratejik planları arasındaki uyumdur. Valilere bu konuda koordinasyon sağlama görevi verilmiş; ama, artık, çağdaş kamu yönetiminde istenilen, etkili sonuçların alınması iyi bir koordinasyonu değil, tarafların, üzerinde uzlaştıkları sonuçların elde edilmesine yönelik "hesap verme-sorumluluk" ilişkilerinin kurulmasını gerektirmektedir. Tasarıda, belediyeler ile il özel idareleri arasında hesap verme-sorumluluk ilişkilerinin kurulacağına ve bu ilişkinin hangi temeller üzerine geliştirileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Tasarıda yer alan hükümler incelendiğinde, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasında öngörülen düzenlemeyle doğrudan bir bağ kurulmadığı görülmektedir.

Stratejik plan uygulamasının nasıl olacağı konusundaki belirsizlikler, İl Özel İdareleri Yasası Tasarısına da taşınmıştır. Tasarıda, stratejik planların kalkınma planıyla uyumlu olmasına önem verileceği söylenmekte; ancak, planlar arasındaki hiyerarşinin nasıl sağlanacağı açıklanmamaktadır. Ortada, ulusal, bölgesel ve il planları arasında eşgüdümü sağlayacak bir mekanizma yoktur. Kaynakların etkin dağılımı sorunu burada önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. İl özel idarelerinde stratejik plan uygulaması Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının uzun vadeli strateji belgesinde yer alan hükümle uyumlu hale getirilmelidir.

Bu belgeye göre gelir dağılımı dengesizliklerinin en aza indirilmesi, bölgesel gelişmenin hızlandırılması ve rasyonel kaynak dağıtımı açısından önem taşıyan bölge planlarıyla uyumlu, il düzeyinde, il gelişme planları başlatılacaktır. İl gelişme planlarının hazırlanması ve uygulanmasında tüm ilgili kesimlerin katılımı sağlanacaktır; dolayısıyla, bu hükmü de gözeterek, tasarıdaki "stratejik plan" ifadesinin "il gelişme planı" olarak değiştirilmesi, bu planların hazırlanmasında ildeki tüm belediyelerin katılımının sağlanması ve ilde yapılacak alt ölçekli planların il gelişme planına uygun olup olmadığının da il özel idaresince incelenmesi yerinde olacaktır.

Sayın milletvekilleri, stratejik plan gibi yeni bir planlama türüne ihtiyacımız yoktur; çünkü, bugün için, kalkınma planı, yıllık program, katılım öncesi ekonomik program, katılım ortaklığı çerçevesinde hazırlanan ulusal program, orta vadeli program, bölge planları, bölge planlarından bağımsız olarak çeşitli iller bir araya getirilerek yapılan kalkınma projeleri, ulusal kalkınma ajansının hazırlayacağı bölgesel planlar, kamu kurumlarının stratejik planları adı altında çok sayıda plan ve programlar vardır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının görüşmeleri sırasında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, hükümete yaptığımız uyarıyı bir kez daha dikkatlerinize sunmak istiyorum: Stratejik planın tanımı yapılırken, bunun, merkezî kalkınma planıyla ilişkisi hiçbir şekilde kurulmamıştır. Bu nedenle, stratejik plan, merkezî kalkınma planının dışında, onunla ilgi kurulması gerekmeyen, böyle bir zaruret olmayan bir plan türü olarak ortaya konulmuştur. Bu nedenle de, Anayasamızın 166 ncı maddesinde yer alan planın bağlayıcılığı, bütünlüğü ve merkezî planlama ilkelerine tamamen zıt, karşıt bir durum ortaya çıkmaktadır. Anayasanın 166 ncı maddesindeki ilkelere aykırı olan stratejik plan kavramı, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkelerine, dolayısıyla, Anayasanın 11 inci maddesine de aykırıdır.

Sayın milletvekilleri, tasarı eğer yasalaşırsa, görüştüğümüz maddenin uygulanması için, il özel idarelerinde yeni malî kaynaklara ihtiyaç duyulacaktır; aynı zamanda, il özel idaresi çalışanlarının stratejik planı hazırlama ve uygulama becerisini kazanması için eğitim gerekecektir. Yeni yönetim becerileri gerektiren ve teknik olarak karmaşık yapıda olan stratejik planların uygulanması için, il özel idaresi çalışanlarının kendi aralarında sıkı bir eşgüdüm geliştirmeleri gereklidir. Böyle bir eşgüdümün il özel idarelerinde yaratılması çok zor görünmektedir. Bakanlıkların taşra teşkilatı personelinin il özel idarelerinde istihdam edilmesiyle, birbirlerini tanımayan kamu çalışanları beraber çalışmaya başlayacaktır. İl özel idare sistemine yabancı olan kamu çalışanlarının, bırakalım eşgüdüm içinde çalışmayı, il özel idaresi kurumuna uyum sağlamaları ve çalıştıkları kurumu tanımaları dahi uzun bir süre alacaktır.

Stratejik planlama, değil kamu kesiminde, özel sektörde bile tam olarak oturmamış, uygulaması zor ve karmaşık olan bir tekniktir. Batılı ülkelerde yapılan bilimsel araştırmalara göre, stratejik planların yüzde 90'ı uygulama zorlukları yüzünden başarılı olmamaktadır.

Kamu çalışanlarının, stratejik planlamayı, bu kanun tasarısının yürürlüğe girmesi durumunda, uygulayabilecek gerekli donanım ve yeterliliğe sahip olduklarını iddia etmek zordur. Tasarıda, bu konuda, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşlarından görüş alınması öngörülmektedir; ancak, stratejik planlama, yalnızca kamu sistemimize değil, akademi ve sivil toplum dünyamıza da yabancıdır. Bu konularda yeterli deneyimi olmayan kamu görevlilerinin bu teknikleri kullanmaları önemli uygulama hataları doğurabilir.

Stratejik planlamanın il özel idaresine nasıl uygulanacağı, eğitim verilip verilmeyeceği, eğer verilecekse kimler tarafından verileceği, uygulamanın nasıl denetleneceği gibi konular tasarıda yer almamaktadır.

Stratejik plan hazırlama ve uygulama becerisini özel idare çalışanlarında oluşturmak ve onları bu konuda eğitmek çok uzun bir süre alacaktır. Yaklaşık doksanbir yıldan bu yana uygulamada olan İl Özel İdareleri Kanununun bile, özel idare çalışanları tarafından doğru anlaşıldığını ve uygulandığını iddia etmek zordur.

İl özel idaresinde stratejik plan uygulamasına, sağlam ve sistemli bir program aracılığıyla, il özel idaresi çalışanlarını eğitmeden geçilmesi büyük sorunlar yaratacaktır. Her ne kadar Devlet Planlama Teşkilatı, kamu kuruluşlarına stratejik planlama uygulamalarına yol gösterici nitelikte stratejik planlama kılavuzu hazırlamışsa da bu tekniği il özel idarelerine yaygınlaştırmak ve kamu çalışanlarını eğitmek zaman alacaktır. Bu tür zor ve karmaşık tekniklerin doğru ve istenildiği biçimde uygulanma olasılığı da düşüktür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kesimoğlu, toparlar mısınız efendim

MEHMET S.KESİMOĞLU (Devamla)- Bitiriyorum efendim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, konuşmamda belirtmeye çalıştığım belirsizliklerin ve ortaya çıkabilecek tüm sıkıntı ve sorunların önlenmesi için il özel idarelerinde stratejik plan yerine, il gelişme planlarının uygulanmasının daha yararlı olacağı kanaatindeyim. Eğer, hükümet, bu konuda ısrarcıysa, en azından stratejik planın seçilecek birkaç il özel idaresinde denenmesini, uygulama sonuçlarının ve aksaklıklarının gözlenerek bu düzenlemenin yaygınlaştırılmasını öneriyor, bu vesileyle, Yüce Heyetinizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kesimoğlu.

Sayın Coşkunoğlu, bir sorunuz mu var efendim ?

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana iki soru yöneltmek istiyorum. (Gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, Sayın Coşkunoğlu'nun Sayın Bakana sorusu var.

Sayın Bakanım, soru soruluyor, onu, rica ediyorum, dinlerseniz...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Tabiî efendim.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) -Teşekkür ederim efendim.

Bu maddeyle ilgili iki sorum var.

Birincisi, biraz önce konuşan Sayın Kesimoğlu'nun da gayet iyi açıkladığı gibi, stratejik planlama zor ve karmaşık bir iştir; yapılacak işleri alt alta dizmek değildir. Acaba, böylesine zor ve karmaşık bir işi başaracak beşerî ve fiziksel donanım, bu olanak, bu kapasite, bu yetenek, valiliklerimizde var mı; Sayın Bakanımız bu konuda ne düşünüyor?

İkinci sorum: Bir stratejik planlama hazırlanır; fakat, bu sene de tanık olduğumuz gibi, duble yol, bölünmüş yol projesi nedeniyle, hükümetin talebi üzerine il özel idarelerinin bazı kaynakları -örneğin, Köy Hizmetlerinin yol yapımıyla ilgili araç gereçleri- aslî işleri yerine, yani, köy yolu yapmak yerine duble yol yapmak için kullanılıyor. Bu stratejik planlar bu gibi hükümet müdahaleleriyle bozulursa, üstelik bundan da sorumlu olacak, 18 inci madde gereğince, yine, vali gibi görünüyor. Sayın Bakanım bu duble yollar için Köy Hizmetlerinin kaynaklarının kullanılmasında bir haksızlık görmüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım teşekkür ederim.

"Valiliklerde bu stratejik planı yapacak yetenekte kadrolar var mı" diye bir soru yöneltildi. Maddenin ikinci fıkrasında "varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak" denilmek suretiyle, üniversiteler, meslek odaları ve konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin de katkısı istenerek, bir noktada bu açık kapatılmak isteniliyor.

Köy Hizmetlerine ait araçların duble yol için kullanıldığı ve bu nedenle köy yollarının yapılamadığı anlamına gelecek bir düşüncesini ifade etti Değerli Milletvekili arkadaşımız.

Evet, Köy Hizmetlerinin bazı araçları duble yol için de kullanılmıştır; ama, köy yolları da ihmal edilmiş değildir; çünkü, özellikle şimdi, işte, baharla birlikte, köy yollarının yapımıyla da ilgili, valiliklerin kontrolünde, Köy Hizmetleri araçları da çalışmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

31 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

Yetki devri

MADDE 32.- Vali, görev ve yetkilerinden bir kısmını uygun gördüğü takdirde, yöneticilik sıfatı bulunan özel idare görevlileri ile ilçelerde kaymakamlara devredebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan "özel idare" ifadesinin önüne "il" kelimesini ekleyip "il özel idaresi" olarak düzeltirsek...

BAŞKAN - "Özel idare" ifadesini "il özel idaresi" şeklinde düzelterek, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

İhtilaf halinde temsil yetkisinin devri

MADDE 33.- Vali ile birinci ve ikinci derecedeki kan ve kayın hısımlarının il özel idaresi ile ihtilâflı olduğu durumlarda, dava açılması ve bu davada özel idarenin temsili, meclis başkanı, bulunmadığı takdirde başkan vekili veya bunların yetkilendireceği kişiler tarafından yerine getirilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Sayın Komisyon, burada da "özel idarenin" ifadesini "il özel idaresinin" olarak düzeltiyor muyuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkanım "özel idarenin" ifadesini "il özel idaresinin" olarak düzeltilmesi uygundur.

BAŞKAN - Şimdi, 33 üncü maddeyi, madde içerisinde geçen "özel idarenin" ifadesini "il özel idaresinin" olarak düzelterek oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Organlara İlişkin Ortak Hükümler

Görevden uzaklaştırma

MADDE 34.- Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan il özel idaresi organları veya bu organların üyeleri, geçici bir önlem olarak kesin hükme kadar görevden uzaklaştırılabilir.

Görevden uzaklaştırma önlemi iki ayda bir gözden geçirilir. Devamında kamu yararı bakımından yarar görülmeyen görevden uzaklaştırma önlemi kaldırılır.

Soruşturma veya kovuşturma sebebiyle görevden uzaklaştırılan il özel idaresi organları veya bu organların üyeleri hakkında; 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna göre soruşturma izni verilmemesi, takipsizlik, kamu davasının düşmesi veya beraat kararı verilmesi, davanın genel af ile ortadan kaldırılması veya görevden düşürülmeyi gerektirmeyen bir suçla mahkûm olunması durumunda görevden uzaklaştırma önlemi kaldırılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

35 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ KISIM

İl Özel İdaresi Teşkilâtı

İl özel idaresi teşkilâtı

MADDE 35.- İl özel idaresi teşkilatı; genel sekreterlik, mali işler, sağlık, tarım, imar, insan kaynakları, hukuk işleri birimlerinden oluşur. İlin nüfusu, fiziki ve coğrafi yapısı, ekonomik, sosyal, kültürel özellikleri ile gelişme potansiyeli dikkate alınarak norm kadro sistemine ve ihtiyaca göre oluşturulacak diğer birimlerin kurulması, kaldırılması veya birleştirilmesi il genel meclisinin kararıyla olur. Bu birimler büyükşehir belediyesi olan illerde daire başkanlığı ve müdürlük, diğer illerde müdürlük şeklinde kurulur.

Genel sekreter, il özel idaresi hizmetlerini vali adına ve onun emirleri yönünde, mevzuat hükümlerine, il genel meclisi ve il encümeni kararlarına, il özel idaresinin amaç ve politikalarına, stratejik plan ve yıllık çalışma programına göre düzenler ve yürütür. Bu amaçla il özel idaresi kuruluşlarına gereken emirleri verir ve bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar.

Genel sekreter yukarıda belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden valiye karşı sorumludur.

Toplam nüfusu 3.000.000'a kadar olan illerde, ihtiyaca göre en fazla iki, nüfusu bunun üzerinde olan illerde en fazla dört genel sekreter yardımcılığı kadrosu ihdas edilebilir.

İlçelerde, özel idare işlerini yürütmek amacıyla kaymakama bağlı ilçe özel idare teşkilâtı oluşturulabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

36 ncı maddeyi okutuyorum:

Norm kadro ve personel istihdamı

MADDE 36.- Norm kadro ilke ve standartları İçişleri Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından müştereken belirlenir. Bu ilke ve standartlar çerçevesinde norm kadro çalışmasını il özel idaresi yapar veya yaptırır.

İl özel idaresi personeli, vali tarafından atanır ve ilk toplantıda il genel meclisinin bilgisine sunulur.

İl özel idareleri, norm kadro unvan ve sayıları dahilinde olmak kaydıyla, çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, sosyal ve ekonomi, kültür ve sanat, bilişim ve iletişim, planlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında; tabip, uzman tabip, veteriner, avukat, mühendis, çözümleyici ve programcı, mimar, ebe, hemşire, teknisyen ve tekniker gibi ihtiyaç duydukları uzman ve teknik personeli, sözleşme ile çalıştırabilir. Bu şekilde sözleşmeli olarak çalıştırılacakların, yürütecekleri hizmete ilişkin nitelikleri taşımaları şarttır. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz.

Üçüncü fıkra hükmü uyarınca istihdam edileceklerin ücret miktarları, yılları Bütçe Kanununda belirlenecek ücret tavanını aşmamak üzere Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen sınırlar içerisinde il genel meclisi tarafından belirlenir. Bu şekilde çalıştırılacaklara her ne ad altında olursa olsun sözleşme ücreti dışında herhangi bir ödeme yapılamaz ve ücret mahiyetinde aynî ya da nakdî menfaat temin edilemez. Söz konusu personel hakkında bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda vize hariç 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilenler hakkındaki hükümler uygulanır.

Genel Sekreterlik kadrosuna atananlar, büyükşehir belediyesi bulunan illerde genel idare hizmetleri sınıfına dahil bakanlık genel müdürü, diğer illerde ise genel idare hizmetleri sınıfına dahil müstakil daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm haklardan aynen yararlanırlar; bunların atanmalarında aynı şartlar aranır.

Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmekte olan memurlar, valinin talebi, kendilerinin isteği ve kurumlarının muvafakatiyle il özel idarelerinin birim müdürü ve üstü yönetici kadrolarında görevlendirilebilirler. Bu şekilde görevlendirmelerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 68 inci maddesinin (B) bendinde öngörülen şartlar dikkate alınır. İl özel idarelerinde bu şekilde istihdam edilen kamu kurum ve kuruluşları personeli kurumlarından izinli sayılırlar. Bu personelin görevlendirildikleri süre zarfındaki, görevlendirildikleri kadroya ait her türlü mali hakları ile kurumları tarafından karşılanması gereken sosyal güvenlik ve benzeri diğer hakları il özel idaresi tarafından ödenir. İzinli oldukları müddet, terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır ve terfi haklarını kazananlar başkaca bir işleme lüzum kalmaksızın terfi ettirilirler. Bu şekilde görevlendirilenler, görevlendirme süresinin sona ermesinden itibaren onbeş gün içerisinde yazılı olarak eski kurumlarına başvurmaları halinde en geç bir ay içerisinde kadrolarına, kadroları kaldırılmış veya kadrolarına zorunlu sebeplerle atama yapılmış ise durumlarına uygun bir kadroya atanırlar.

İl özel idaresi genel sekreterliği görevine vali yardımcısı ve kaymakamlık görevlerinde bulunmuş olanlar arasından atama yapılacaklarla ilgili olarak İçişleri Bakanlığının ve kendilerinin muvafakati aranır. Genel sekreter olarak atananların bu görevde geçen süreleri mesleki kıdemlerinde geçmiş sayılır. Bu şekilde atananlar, genel sekreterlik görevinin sona ermesinden itibaren bir ay içerisinde, İçişleri Bakanlığı tarafından mesleki kıdemlerine uygun vali yardımcılığı ve kaymakamlık görevine atanırlar.

İşçi statüsünde çalışanlar hariç il özel idaresi memurlarına, memur aylıklarına uygulanan katsayının 20000 gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak brüt miktarı geçmemek üzere il genel meclisinin kararı ile yılda bir defa ikramiye ödenebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Muhsin Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit. (CHP sıralarından alkışlar)

Şahsınız adına söz isteğinizi de birleştiriyorum.

CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının, norm kadro ve personel istihdamına yönelik 36 ncı maddesi hakkındaki görüşlerimizi belirtmek üzere, CHP Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; anılan yasa tasarısının 36 ncı maddesiyle, bir yandan norm kadro uygulaması getirilirken, öte yandan kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurların, valinin talebi, kendilerinin isteği ve kurumların izniyle il özel idarelerinde görevlendirilmelerine olanak veren düzenlemeye yer verilmiştir. Bu anlayış, norm kadro uygulamasına ve norm kadro getirilmesine tamamen aykırı bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, İl Özel İdaresi Yasası Tasarısının 36 ncı maddesinin ikinci paragrafında, il özel idaresi personelinin vali tarafından atanacağı hususu yer almaktadır. Bu şekilde, seçilmiş il genel meclisini icraatın dışında tutarak il özel idaresindeki memurların atanma yetkisinin kendisi de atanmış bulunan valiye bırakılması, yerinde bir uygulama şekli değildir. Bu çerçevede, valiye bırakılan yetkinin il genel meclisiyle birlikte kullanılması, hem atanacak müdürlerin çalışmalarının denetlenmesi hem de muhtemel il genel meclisi ile vali arasındaki işlerde koordinasyonun sağlanması bakımından etkili olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; il özel idarelerinde uygulanmak istenilen istihdam modeliyle, sözleşmeliliğin, tali değil, esas istihdam biçimi olacağı öngörülmektedir. Sözleşmeli olarak tanımlanan kapsama bakıldığında, personelin çok büyük bir kısmının sözleşmeli olarak çalıştırılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesi, sözleşmeli personel kapsamını, kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan zarurî ve istisnaî durumlara münhasır olmak üzere, özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işler olarak belirlemektedir. Oysa, görüşülmekte olan yasa tasarısında, sözleşmeli personel istihdamı mantığına aykırı bir şekilde, neredeyse personelin tümünün sözleşmeli olması öngörülmüştür. Bilindiği gibi, kamu hizmeti süreklilik arz etmektedir. Bu nedenle, bu görevi yerine getiren kamu görevlilerinin de sürekli istihdamı esas olmalıdır. Tasarıda öngörüldüğü şekilde, sözleşmeli istihdam şekli esas alınırsa, iş güvencesi ve memur güvencesi yok olacaktır. Bu nedenle, tüm çalışanların kadrolu ve sürekli istihdamı sağlanarak, sözleşmeli personel, yasadaki amaç ve tanımına uygun bir şekilde, özel bir meslek bilgisine ve ihtisasa ihtiyaç duyulan geçici işlerle sınırlandırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 36 ncı maddede yer alan "personelin her türlü alacakları zamanında ve öncelikle ödenir", "ikramiye ödenebilir", "sözleşmeli olarak çalıştırılacakların ücret miktarı ve her çeşit ödemeleri, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen sınırlar içinde il genel meclisi tarafından kararlaştırılır" ibarelerinden, personel ödemelerinin, belediyelerde olduğu gibi, doğrudan il özel idaresi tarafından yapılacağı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, çeşitli gerekçelerle, belediye personelinin başta maaş ödemeleri olmak üzere, çeşitli malî hakları düzensiz olarak ödenmektedir. Halen, 40-50 aya varan sürelerde maaş ödemesi yapamayan belediyeler vardır. Bunun yanında, çok sayıda belediyede, belediye personeli adına ilgili hesaplara yatırılması gereken zorunlu tasarruf kesintileri ve konut edindirme yardımı gibi kesintiler ilgili hesaplara yatırılmayarak, kamu görevlileri mağdur edilmektedir. Gerekli malî önlemler alınmazsa, belediyelerde yaşanan bu sorunların aynısı bir süre sonra il özel idarelerinde yaşanacaktır. Maddede yer alan "personelin her türlü alacakları zamanında ve öncelikle ödenir" ibaresi yanında, bunun sağlanmasına yönelik herhangi bir önlem alınmadığı görülmektedir. Bu düzenleme, yalnızca bir tavsiye kararı olarak kalacaktır. Bu nedenle, personel alacaklarının ödenmesi valilerin inisiyatifine ve tercihlerine bırakılmayarak gerekli yasal düzenlemelere yer verilmelidir. Ayrıca, çalışanların malî ve sosyal haklarına karşılık yapılacak ödemelere ilişkin il özel idaresi gelirlerinin haczedilmemesi için gerekli yasal düzenleme yapılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, çağdaş demokrasilerde konulan hukuk normlarının, uygulanabilir, toplumca benimsenen ve objektif olması gerektiği çok açıktır. Bu ve benzeri kurallar, yaşamın her alanında olduğu gibi, bürokrasiye yapılacak atamalar için de geçerli olmak zorundadır; çünkü, siyaset kurumunun koyduğu hukuk normlarını uygulayacak olan bürokrasinin temel görevi yansız davranmaktır. Ancak, özellikle son yıllarda, siyaset kurumunun yozlaşmasına paralel olarak "ben ekibimle çalışırım" anlayışı bürokraside ve siyasette egemen olmuş ve bürokrasi büyük ölçüde yansızlığını yitirerek, ne yazık ki, siyasallaşmıştır. O kadar ki, Sayın Başbakan, yapılan atamaları doğal bir hak olarak görmüş, belli bir siyasal düşünceyi bürokraside egemen kılmak için bakanlarıyla birlikte yoğun çaba içerisine girmiştir. Sayın Başbakana göre, bürokrasiye yapılacak atamalarda liyakat, kariyer, bilgi birikimi, deneyim değil; vücut dilini anlayacak, Anadolu tabiriyle leb demeden leblebiyi anlayacak kişiler gerekmektedir. Şimdi, bu anlayıştan yola çıkıldığında, yapılan atamalar atama olmaktan çıkmakta, bürokraside siyasal kadrolaşmanın temelini oluşturmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AKP, iktidara geldiğinden beri tüm kamu kurum ve kuruluşlarında büyük bir kadrolaşma hareketine girişmiştir. Öncelikle işe Millî Eğitim Bakanlığından başlanılmış ve bir gecede, Talim Terbiye Kurulunda çalışan 160 uzman ile bunu izleyen günlerde 3 000 dolayında millî eğitim müdürü görevlerinden alınarak, bunların yerlerine kendi yandaşları getirilmiştir.

Yine, SSK hastanelerinde 144 hastaneden 64'ünün başhekimi görevden alınmıştır. Aynı şey devlet hastaneleri için de söz konusudur. Bilimsel araştırma kurumu TÜBİTAK'a el atılmış; atamalar yargıya intikal etmiş bulunmaktadır. Sayıştay genel kurulu ve Maliye Bakanlığınca seçilen 32 aday üye, altı ay geçmesine karşın, sırf kendi görüşlerinden olmadığı gerekçeleriyle, nihaî seçim için Plan ve Bütçe Komisyonuna ve Meclis Genel Kuruluna bugüne kadar getirilmemiştir. Amaç, bu süre içerisinde yasal bir değişiklik yaparak kendi yandaşlarını Sayıştaya üye seçtirmektir.

İktidarın kadrolaşma için başvurduğu en radikal yol ise, 61 yaşını aşanların zorunlu emekliliği olmuştur; ama, bu da yargıdan dönmüştür. Ancak, yargı tarafından engellense de buna benzer yollar denenmeye devam edilmektedir. AKP iktidara geldiğinden bu yana, aklı hep kadrolaşmaktadır. Kamu kuruluşlarındaki görevlerine kendi yetenekleriyle gelmiş, birikimli, deneyimli kamu görevlileri görevlerinden alınarak, yerlerine deneyimsiz, birikimsiz kişiler atandığından, kamu hizmetleri durma noktasına gelmiştir.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Maddeye gel Sayın Vekil, maddeye.

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadrolaşmada hiçbir iktidar döneminde görülmeyen uygulamalara tanık olmaktayız.

İSMAİL KATMERCİ (İzmir) - Maddeyle ilgisi var mı Sayın Vekil?!

MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla) - Maddeyle ilgili, istihdamla ilgili, kadrolaşmayla ilgili; hepsi maddeyle ilgili.

Kadrolaşmada, hiçbir iktidar döneminde görülmeyen uygulamalara tanık olmaktayız. AKP il yönetimlerinin antetli kâğıtlarına kimin nereye atanacağı talimatı listeler halinde yazılıp, faks ve diğer iletişim araçlarıyla devletin genel müdürlüklerine iletilmektedir. Eskiden de böyle talepler olurdu; ama, parti amblemli kâğıtlara yazılmazdı. En azından, bir heyet, kalkıp genel müdürlüğe giderek, nezaketen ricada bulunurdu. AKP İktidarı tüm bunları aşmışa benziyor; çünkü, kadrolaşmada aceleleri vardır. Acaba, sorun, sadece, kadrolaşma sonucunda kamu yönetiminin etkinliğinin ve tarafsızlığının kaybolması mı, yoksa, dinci ideoloji yanlılarının devleti ele geçirme operasyonu mudur diye sormak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa tasarısının yasalaşması halinde, halkımıza ve devletimize hayırlı uğurlu olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koçyiğit.

Sayın milletvekilleri, konuşmalar tamamlanmıştır.

Madde üzerinde 2 önerge vardır; önce geliş sırasına göre okutup, sonra aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 36 ncı maddesinin beşinci fıkrasında geçen "bunların atanmalarında aynı şartlar aranır" ibaresinin "bunlar valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığının onayı ile atanır" şeklinde ve yedinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

"Genel sekreter olarak atanan mülkî idare amirlerinin bu görevde geçen süreleri meslekî kıdemlerinde geçmiş sayılır. Bu şekilde atananlar genel sekreterlik görevinin sona ermesinden itibaren bir ay içerisinde İçişleri Bakanlığı tarafından meslekî kıdemlerine uygun görevlere atanırlar."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 36 ncı maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Nusret Bayraktar

Fahri Keskin

 

 

Ordu

İstanbul

Eskişehir

 

 

Recep Koral

 

Sabri Varan

 

 

İstanbul

 

Gümüşhane

 

 

"Sözleşmeli ve işçi statüsünde çalışanlar hariç olmak üzere il özel idaresi memurlarına, başarı durumlarına göre toplam memur sayısının % 10'unu ve devlet memurlarına uygulanan aylık katsayısının 20 000 gösterge rakamıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, çalıştıkları sürelerle (hastalık ve yıllık izinleri dahil) orantılı olarak, encümen kararı ile yılda en fazla iki kez ikramiye ödenebilir. Büyükşehir belediyelerinin olduğu yerlerde bu rakam 30 000 olarak uygulanır."

BAŞKAN - İkinci önerge en aykırı önerge olup, işleme alıyorum.

Sayın Komisyon, ikinci önergeye ne diyorsunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu efendim?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Hükümet tasarısında öngörüldüğü şekliyle ikramiyenin, yılda iki defa ve sınırlı sayıda personele yönelik olarak getirilmesinin il özel idarelerinde çalışan personelin performanslarının artırılması ve böylece hizmet verimliliğinin yükseltilmesi amaçlanmıştır. Maddenin kabul edilen şekliyle ise, söz konusu ödemenin tüm personele yapılan mutat ödeme şekline dönüştürülerek anılan ödemenin teşvik edici özelliği ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca, ikramiyenin yıllık yükü hükümet tasarısında 1,3 trilyon TL civarında iken Komisyonda değiştirilen şekliyle bu yükün 5,3 trilyon TL civarında olabileceği tahmin edilmektedir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile bakanlıkların taşra teşkilatının personeli ile birlikte il özel idarelerine ve belediyelere devredilmesi durumunda ise, 218,5 trilyon TL ilave yük gelebilecektir. Bu nedenlerle söz konusu değişiklik amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun takdire bıraktığı Hükümetin müspet görüş bildirdiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 36 ncı maddesinin beşinci fıkrasında geçen "bunların atanmalarında aynı şartlar aranır" ibaresinin, "bunlar valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığının onayı ile atanır" şeklinde ve yedinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Eyüp Fatsa (Ordu) ve arkadaşları

"Genel Sekreter olarak atanan mülkî idare amirlerinin bu görevde geçen süreleri meslekî kıdemlerinde geçmiş sayılır. Bu şekilde atananlar genel sekreterlik görevinin sona ermesinden itibaren bir ay içerisinde İçişleri Bakanlığı tarafından mesleki kıdemlerine uygun görevlere atanırlar."

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Genel sekreterlik kadrosu valinin teklifi ve İçişleri Bakanı onayıyla gerçekleştirilmelidir. Mülkî idare amirlerinin kazanılmış haklarının saklı olmasının gereğidir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçisini dinlediğiniz, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin müspet görüş ifade ettiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 36 ncı maddeyi, kabul edilen önergelerle yapılan değişiklikler doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37 nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ KISIM

İl Özel İdarelerinin Denetimi

Denetimin amacı

MADDE 37. - İl özel idarelerinin denetimi; faaliyet ve işlemlerinde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve özel idare teşkilâtının gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı duruma gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor hâline getirerek ilgililere duyurmaktır.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Yasası Tasarısının 37 nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu maddeye baktığımız zaman, denetimin amacı şöyle açıklanıyor: "İl özel idarelerinin denetimi; faaliyet ve işlemlerinde hataların önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve özel idare teşkilatının gelişmesine, yönetim ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı duruma gelmesine rehberlik etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor haline getirerek ilgililere duyurmaktır." Bu tanım, tasarıyı hazırlayan anlayışın olaylara, bu arada denetim olayına bakış açısını yansıtmaktadır.

İl özel idarelerindeki mevcut denetim yapısı, üçlü bir özellik arz eder. Var olan denetim işleyişinin birinci ayağını oluşturan mülkiye müfettişleri ve ikinci ayağını oluşturan mahallî idareler kontrolörlerinin gerçekleştirdiği denetim, yolsuzlukların yaşanmasında hem caydırıcı etki yapmakta hem de bir yolsuzluk varsa, ilgililerin hesap vermesinin önü açılmaktadır.

Denetimin üçüncü ayağını oluşturan Sayıştay ise, yıllık hesapları incelemektedir. Sayıştayın, bir yerel yönetim organı olan il özel idarelerini denetleme işlevini tam olarak yerine getirmesini beklemek, doğrusu, biraz hayalcilik gibi gözüküyor. Zira, şimdiki yapı ve sorumluluk yetkisiyle, denetlemekle yükümlü olduğu kurumları bile denetleyemeyen Sayıştayın il özel idarelerini denetlemesini beklemek, doğrusu mümkün değildir. Yoksa, Sayıştayın yerine getiremeyeceği denetim, özel kuruluşlara mı yaptırılacaktır? Sayıştayın yapacağı veya yaptıracağı denetimler, yolsuzlukları önlemekte, ortaya çıkarmakta acaba ne kadar etkili olacaktır?

Tüm bu nedenlerle, üçlü denetim yapısında bile zaman zaman yolsuzluk iddiasının gündeme geldiği bir süreçte, madde tanımında ve gerekçesinde belirtildiği gibi, denetimi, performans denetimine indirgemek yanlışların en büyüğü olabilir. Gerekçede dile getirilen "öngörülen yeni denetim sistemiyle, idarenin ve çalışanların hatalarını bulma yönünde yoğunlaşan denetim anlayışına son verilmektedir" görüşü bence ürkütücü bir vurgulamadır. Denetimdeki amaç, ne zamandan beri ve hangi demokraside, idarenin ve çalışanların hatalarını bulmama şeklinde belirlenmiştir?! Bir diğer anlatımla, denetim, hangi toplumlarda, hataları kapatma olarak algılanmaktadır ve gerçekleştirilmektedir?! Lütfen, birileri çıkıp bizi aydınlatırsa memnun olacağız.

Gelişmiş ülkelerde ve demokrasilerde bile, denetim, devlet işleyişinin en önemli mekanizması olarak karşımıza çıkarken, bizim denetimden vazgeçme gibi bir lüksümüz olabilir mi. "Performans denetimi" adı altında, denetim sistemini, yalnızca performans tespitine indirgeyen mantığın yasalaşması, bugün için de yarın için de olumsuz bir işaret gibi gözüküyor. Yılların birikim ve deneyimine sahip olan müfettişlik ve teftiş kurumlarının ortadan kaldırılması, uluslararası yolsuzluk listesinde hatırı sayılır yerde bulunan ülkemizi, acaba ne duruma getirecektir, bunu düşünmek bile istemiyorum.

Yine, madde gerekçesinde yer alan "yapılacak denetim faaliyetleriyle, muhtemel hata alanları tespit edilerek il özel idaresi yönetimi ve çalışanlar hata yapmadan önce eğitilecek ve uyarılacaktır. Denetim daha çok gelecek yönelimli ve hizmetlerin yürütülmesindeki süreçlerin kontrolü şeklinde olacaktır" ifadesi, tasarıyı hazırlayanların olayı ne kadar basite indirgediğini gözler önüne seriyor. Denetimi, yalnızca performans denetimine indirger, bu kadar basit görürseniz, tabiî ki, bu mantık da normaldir.

Değerli milletvekilleri, işlerin belirlenen kurallara bağlı olarak daha çok verimle yürütülmesi için, performans denetimi şarttır; ben buna karşı değilim, biz buna karşı değiliz; ama, denetim, yalnızca, daha verimli ve kurallara bağlı çalışma ortamını sağlamak, iyi niyetle yapılan hataları ve eksiklikleri tespit etmek değildir. Öyle olsaydı, Yüce Meclis, bir süreden beri aldığı bir dizi Yüce Divana gönderme kararlarını herhalde almazdı; çünkü, yapılanlar hata ve eksiklik kabul edilir, bir daha yaşanmaması için, bu tasarıda belirtildiği gibi, eğitim çalışmaları ve uyarılarla geçiştirilirdi; ama, Yüce Meclis, geçmişte yaşananları birer hata olarak algılamadı, suç unsuru olarak kabul etti ve ilgililerin yargılanmasını talep etti. Bu olayları Yüce Meclise kadar getiren süreç, bugün görmezden gelinmek istenen denetim mekanizmasıdır. Siz, bu mekanizmayı ortadan kaldırırsanız, yolsuzluk, usulsüzlük, görevi suiistimal ve görevi kötüye kullanma gibi suçları bir daha göremeyeceksiniz; olmadığı için, yaşanmadığı ve bir daha da olmayacağı, yaşanmayacağı için değil, ortaya çıkaracak sistemi ortadan kaldırdığınız için göremeyeceksiniz.

Tasarı gerekçesinin diğer bir bölümünde, denetimin bir başka amacı şöyle açıklanıyor: "Denetim faaliyetlerinde öngörülen ikinci amaç ise, faaliyetlerin ve sonuçlarının mevzuata, kurumsal strateji ve başarı ölçütleriyle hedeflere, ulusal politika ve standartlara uygunluk açısından değerlendirilmesi ve raporlanmasıdır." Bu açıklama, denetimden ne anlaşıldığını ve/veya ne anlaşılmak istendiğini anlatmaya yetiyor.

Değerli milletvekilleri, burada, yasama gibi, önemli, bir o kadar da kutsal bir görevi yerine getirmeye çalışıyoruz. Yasama görevini yerine getirirken, çok dikkatli olmak zorundayız, neyi, niçin yaptığımızı iyi bilmek durumundayız. İl özel idarelerinin denetimini öngören yeni yasal düzenlemeyi gerçekleştirirken, var olan gerçekleri yok sayamayız. Yok sayarak atacağımız her adım, ileride, en azından vicdanen hesap vermemizi gündeme getirecektir. İktidarın önerisi olarak gündeme getirilen ve bugün, iktidarın parmak sayısı çokluğuyla büyük olasılıkla yasalaşacak olan bu tasarıyı hazırlayanlar, ülkeyi güllük gülistanlık olarak görmeye, göstermeye çalışmaktadırlar. Soruyorum sizlere, bu ülkede yolsuzluklar, usulsüzlükler, görev suiistimalleri yaşanmamış mıdır?! Yine, soruyorum sizlere, bu ülkede yolsuzluklar, usulsüzlükler ve görev suiistimalleri yaşanmayacak mıdır?! İktidar bunun kefili midir? Bize nasıl bir güvence veriyor ki, bir daha yaşanmayacağına inanalım?

Devlet işi ciddî bir iştir. İyi niyetlere dayalı tahmin ve hoşgörülerle devlet yönetilemez; çünkü, hiçbir suç, bilmeden, iyi niyete dayalı olarak, hatalarla işlenmemektedir. Hele, yolsuzluk ve usulsüzlük, görevi kötüye kullanma ve görevi suiistimal suçları asla bu kapsamda değerlendirilemez. Yaşanan gerçekler gösteriyor ki, tüm bu suçların altında çıkara dayalı ilişkiler yatmaktadır. O nedenle, siz, kalkıp, çıkara dayalı bir suçu performansa dayalı bir hata olarak değerlendiremezsiniz; o nedenle, siz, kalkıp, çıkara dayalı suçları hoşgörüyle yaklaşıp, hatta yok sayıp görmezden gelemezsiniz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin yaşadığı son yirmi yıllık süreçte yaşananlar, denetimin ne kadar vazgeçilmez ve gerekli olduğunu göstermektedir. Bugün, huzurlarınızda, bugüne kadar başarı ve özveriyle çalışarak çok sayıda yolsuzluk ve usulsüzlüğü ortaya çıkaran, ilgililerin yargıda hesap vermesini sağlayan teftiş kurullarına ve müfettişlere bir kez daha özellikle teşekkür etmek, onları buradan kutlamak istiyorum. Yolsuzluk iddialarıyla dolu yığınlarca dosyanın işlem için beklediği böyle bir süreçte denetimi ortadan kaldırmak, cesaretten de öte, gerçekleri görmezden gelmektir; bir diğer anlatımla -dilim varmıyor; ama- denetimden, denetlenmekten kaçma girişimidir. Aklıma, ister istemez, acaba, AKP İktidarı denetimden mi kaçıyor diye sormak geliyor. Zira, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısı, Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısı ve huzurunuza getirilen İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısıyla, uzun yıllara dayalı bir deneyim ve birikime sahip denetim sistemi yok edilmeye çalışılıyor. Yerine getirilen ve getirilmek istenilen ise, bir nevi, denetlenmeme yasa tasarılarıdır. Soruyorum buradan, AKP İktidarı denetlenmek istemiyor mu?

Değerli milletvekilleri, AKP'nin denetlenmek istenmediğinin bir başka kanıtını sizlerle paylaşmak istiyorum.

AHMET YENİ (Samsun) - Denetlemeyi, hep beraber, sizlerle yapıyoruz.

KEMAL SAĞ (Devamla) - Ona da geleceğim efendim, açıklayacağım.

Denetim sistemimizin vazgeçilmez unsurlarından biri de, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki denetimdir. Yani, biz milletvekillerinin, soru önergeleriyle iktidarı denetlemesidir. Bu görev de, tabiî ki, en çok, Anamuhalefet Partimize düşmektedir. Ben bir milletvekili olarak, denetim amacıyla birçok soru önergesi verdim, vermeye de devam edeceğim; ancak, önemli konularda, önemli sorularla dolu önergelerimizin bir bölümüne, iktidar mensuplarından yanıt dahi alamamaktayız. Denetimin yapılması ve doğruların ortaya çıkması amacıyla yöneltilen sorulara yanıt vermemek, denetim kapısını kapatmak değil midir?!

Bütün bunlar göstermektedir ki, AKP, her kademede denetimi saf dışı bırakmakta, gerçek denetim ağından kurtulmakta kararlıdır. Özünde yapılmak istenilen, denetimsiz bir kamu yönetimi ve devlet idaresidir. Böyle bir yönetim biçiminin adı da, çağdaş yönetim olamaz. Zira, en gelişmiş demokratik yönetim, tüm kurumları ve kurallarıyla kendi kendini denetleyebilen bir yönetimdir.

Sözlerimi tamamlarken, kendi kendini denetleyen, yolsuzluk ve usulsüzlüklere geçit vermeyen, daha gelişmiş demokratik ortamda yaşama dileğiyle, hepinizi selamlıyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sağ.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, maddenin ikinci satırında geçen "özel idare" ibaresinin "il özel idaresi teşkilatının" şeklinde düzeltilmesi gerekir.

BAŞKAN - Maddenin ikinci satırında " ve il özel idaresi teşkilatının" şeklinde düzeltme yaparak maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

38 inci maddeyi okutuyorum:

Denetimin kapsamı ve türleri

MADDE 38.- İl özel idarelerinde iç ve dış denetim yapılır. Denetim, iş ve işlemlerin hukuka uygunluk, malî ve performans denetimini kapsar.

İç ve dış denetim 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre yapılır .

Ayrıca, il özel idaresinin malî işlemler dışında kalan diğer idarî işlemleri, idarenin bütünlüğüne ve kalkınma planı ve stratejilerine uygunluğu açısından İçişleri Bakanlığı, vali veya görevlendireceği elemanlar tarafından da denetlenir.

İl özel idarelerine bağlı kuruluş ve işletmeleri yukarıdaki esaslara göre denetlenir.

Denetime ilişkin sonuçlar kamuoyuna açıklanır ve meclisin bilgisine sunulur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 38 inci maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın arkadaşlarım, tasarının 38 inci maddesi, il özel idarelerinde denetimin kapsamını ve türlerini belirlemektedir. Kanun tasarısında, il özel idarelerinde iç ve dışdenetim yapılacağı, bu denetimin de 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa göre yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, hatırlanacağı gibi, hem Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı hem de Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu teftiş kurullarını ortadan kaldırmış, onların yerine içdenetimi getirmiştir. İçdenetçilere, soruşturma ve teftiş yapma yetkisi verilmemiştir. Dolayısıyla, tasarıdaki denetimle ilgili düzenlemeler yetersizdir. Denetim konusundaki en büyük eksiklik, teftiş kurullarının ortadan kaldırılmasının yarattığı boşluğun doldurulmamasından kaynaklanmaktadır.

Denetim, iç ve dışdenetim olarak ikiye ayrılmış, içdenetimi, içdenetçilerin, dışdenetimi ise, Sayıştayın yapması öngörülmüştür; ancak, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda ve Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında yapılan düzenlemeler, iç ve dışdenetime soruşturma yapma yetkisini vermemektedir. Soruşturma yapma yetkisi verilmeyince, yolsuzluklarla ilgili soruşturmaları kim yapacaktır sorusu yanıtsız kalmaktadır.

Yerel yönetimlerin denetimi konusu, uluslararası uygulamalara uygun olmalı; ama, kendi ülke gerçeklerimizi, birikim ve deneylerimizi de dışlamamalıdır. Kaldı ki, yolsuzlukla mücadele, bütün ülkelerde en başta gelen denetim görevleri arasındadır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, yolsuzlukları önlemeye değil, özendirmeye yarayacaktır. Günümüzde, karapara aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları bir arada olabilmektedir. Bu türlü suçlar, suç örgütleri tarafından, organize olarak, birden çok şehir ve birden çok ülkede kurulan şirketler veya organizasyonlar tarafından yürütülmektedir. Bu tür suçları, il özel idarelerinin içdenetçileri ortaya nasıl çıkaracaktır, yargıya nasıl intikal ettireceklerdir?

Maliye Bakanlığı müfettişlerince son yapılan Örümcekağı Operasyonu 26 ilde gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 665 000 000 dolarlık hayalî ihracat tespit edilmiş ve savcılığa intikal ettirilmiştir. Şimdiki yeni düzenlemeyle, bırakın 26 ilde birden operasyon yapmayı, tek bir ilde, kendi ilinde bile içdenetçiler bir tek operasyon yapamazlar; çünkü, bu konular uzmanlık isteyen konulardır. Geçmişte kamuoyuna mal olmuş, henüz belleklerimizden silinmeyen Bufalo, Fırtına, Mavi Akım, Neşter, Balina, Beyaz Enerji, Örümcekağı, Kasırga gibi büyük operasyonların tamamında Meclis araştırması komisyonları çalışmalarının hepsinde müfettişler görev almışlardır. Şimdi ne yapıyoruz; şimdi, müfettişlik sistemini kaldırıyoruz; olacak iş değil bu.

Değerli arkadaşlarım, bir Neşter Operasyonu vardı. Hani, 250 000 000 dolarlık fazla bir ödeme yapılmıştı. Devletin 2 250 dolara aldığı stent'ler, operasyondan sonra 250 dolara alınmaya başlanmıştı. İşte, bu operasyon maliye müfettişlerinin katılımıyla yapılmıştı. Bunları ne çabuk unuttuk. Kamu yönetiminde yapılacak iş, teftiş kurullarını kaldırmak değil, güçlendirmektir. Tabiî ki, bunu biz dediğimiz zaman, muhalefet dediği için yapmayacağınızı biliyoruz. Belki Amerika örneği size etkili olabilir diye bir örnek vermek istiyorum: Amerika Birleşik Devletlerinde, 6 Kasım 2003 tarihinde, bu konuda bir kanun tasarısı veriliyor. Bu kanun tasarısıyla, teftiş kurullarının var olan yetkileri daha da artırılıyor. Bir düzenleme yapılıyor ki, bu tasarıya göre, Amerika Birleşik Devletlerinde müfettişlerin bağımsızlıkları artırılıyor, teftiş kurullarının kaynakları artırılıyor, müfettişlerin nitelikleri artırılıyor, raporlarını Kongreye doğrudan göndermeleri sağlanıyor. Amerika'da bunlar olurken, Türkiye'de, teftiş kurulları kaldırılıyor, içdenetçilik kurumu ile bağımsızlığı olmayan, meslekî nitelikleri belirsiz, birim amirinin atadığı, görevden aldığı amir-memur ilişkisi elinde siyasal etkiye açık bir denetim modeli oluşturulmak isteniliyor. Sayın arkadaşlarım, bu yanlıştır; gelin, bu yanlıştan dönelim.

Tasarıyla, Sayıştaya özel ihtisas daireleri ile bölge düzeyinde taşra birimleri kurulması ve gerektiğinde denetimi özel kuruluşlara yaptırabilmesi için yetki veriliyor. Sayıştaylar, dünyanın her yerinde parlamento adına denetim yapan ve sonuçlarını parlamentoya sunan denetim örgütleridir. Sayıştayın il genel meclislerine rapor sunması doğru değildir. Doğrudan belediye ve il genel meclislerine rapor sunan ayrı bir yerel yönetim sayıştayı oluşturulmalıdır.

Bu arada, tasarı, il özel idarelerine şirketler ve işletmeler kurma yetkisi vermektedir; ama, bunların denetimi, özellikle buralardaki yolsuzluklarla ilgili soruşturmalar konusunda büyük zafiyetler söz konusudur. Geçmiş dönemde en çok şikâyet edilen konunun, özel hukuk hükümlerine tabi belediye şirketlerinin yeterince denetlenmemesi neticesi kamuoyunda usulsüzlük iddialarının yoğunlaşması olduğu ve bu gerçeğin İçişleri Bakanlığı genelgelerine yansıtıldığı unutulmamalıdır. Yasa tasarısında, şirketlerin denetimi konusundaki düzenlemeler yetersizdir.

Kanun tasarısının 38 inci maddesinde, yine "denetim, iş ve işlemlerin hukuka uygunluk, malî ve performans denetimini kapsar" denilmektedir.

Sayın arkadaşlarım, ülkemizde, tahminlere göre yüzde 40'la yüzde 70 arasında değişen kayıtdışı ekonomi bulunmaktadır. Yani, ekonomik ve ticarî faaliyetlerin yarıya yakını devletin bilgisi dışındayken neyin performans denetimi yapılacaktır! Bu noktada, olsa olsa, içdenetçilerin görevi, ancak, hortumlanan kamu kaynaklarından artakalan miktarın performans niteliklerine uygun kullanılıp kullanılmadığını ölçmek olacaktır.

Bir de, bazı ilçelerimizde asaleten görev yapan kamu yöneticileri yoktur. Şu anda 159 ilçemizde kaymakam yoktur. Örneğin, Antalya'nın İbradı İlçesinde sekiz aydır kaymakam yoktur, iki yıldır ilçe millî eğitim müdürü yoktur, bir yıldır mal müdürü yoktur, üç yıldır nüfus müdürü yoktur, bir yıldır tarım ilçe müdürü yoktur, dört yıldır halk eğitimi merkezi müdürü yoktur, altı aydır özel idare müdürü yoktur; bir adliyesi vardı, şimdi de, onu siz kaldırıyorsunuz. Yani, söylemeye dilim varmıyor ama, Antalya İlimizin İbradı İlçesinde devlet yoktur demiyorum ama, vekâleten vardır.

Şimdi, soruyorum sayın arkadaşlarım size; İbradı İlçemizin performans denetimi nasıl yapılacaktır? Burada, olsa olsa, hükümetin performansı ölçülebilir; o da, bu hükümetin İbradı'da performansının sıfır olduğudur. Hükümet, İbradı'da sınıfta kalmıştır. Hükümeti, İbradı'ya kaymakam ve kamu yönetim kademelerine asaleten müdürler atamaya davet ediyorum. Muammer Aksoy'ların, Ali Bozer'lerin, Yüksel Bozer'lerin memleketi İbradı'da devleti görmek istiyoruz, İbradı'nın yolunun yapılmasını, adliyesinin kalmasını istiyoruz.

Sayın arkadaşlarım, dışdenetimi Sayıştaya veriyoruz; ancak, Sayıştay, halen denetim kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının ancak yüzde 13'ünü denetleyebilmektedir. Sayıştay, teftiş kurullarının yerini alamaz, soruşturma yetkisi yoktur. Sayıştay, görev alanına giren kamu kurum ve kuruluşlarının daha yüzde 87'sini bile denetleyemezken, Sayıştayın boş bulunan 8 üyeliğinin seçimi de beş aydır yapılmamaktadır, Plan ve Bütçe Komisyonunda bekletilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Plan ve Bütçede 32 aday üye sayısı 16'ya indirilecek ve Genel Kurula sunulacaktır. Genel Kurul da gizli oyla 16 üyenin 8'ini seçecektir; yani, Genel Kurul, her 2 üyeden 1'ini gizli oyla seçecektir. Bu seçim niye yapılmıyor; bu seçimin, seçilen üyelerin hükümetin performansına uymadığı için geciktirildiği yönünde gazetelerde haberler çıkmakta, yorumlar yapılmaktadır. Örneğin, 3 Haziran 2004 tarihli Hürriyet Gazetesindeki köşesinde Sayın Emin Çölaşan "Sayıştay Oyunu" başlıklı yazısında "Sayıştay tarafından isimleri TBMM'ye gönderilen 32 adayın hemen hemen tümü laik, Atatürkçü, cumhuriyetçi kimselerden oluşuyor. AKP, listedeki bu isimleri görünce panikliyor. Arada kendi adamları yok! Varsa da çok az" diyor.

Sayın milletvekilleri, hükümet, siyasal kadrolaşmayı Sayıştaya da mı sokmak istiyor? Sayıştayın giderek artacağı ve genişleyeceği kesin olan anayasal görevlerini ve sorumluluklarını layıkıyla yerine getirebilmesi için, boş üyelik seçiminin zaman geçirilmeden yapılması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak, denetim, devletin devlet olma özelliğinin olmazsa olmaz fonksiyonlarındandır. İçdenetçilik, bir danışmanlık faaliyetidir. Uzmanlaşmamış içdenetçilerle kamuda denetim yapılamaz. Yolsuzlukların üzerine, üst yöneticiye bağlı içdenetçiler nasıl gidecek? Üst yöneticileri kim denetleyecektir? Denetim, bağımsız müfettiş ve bağımsız yargıyla sağlıklı bir sonuç kazanabilir. Zayıf denetimle güçlü yönetim olamaz.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kaptan.

Madde üzerinde önerge yok.

38 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

39 uncu maddeyi okutuyorum:

Faaliyet raporu

MADDE 39.- Vali, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 41 inci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen biçimde; stratejik plan ve performans hedeflerine göre yürütülen faaliyetleri, belirlenmiş performans ölçütlerine göre hedef ve gerçekleşme durumu ile meydana gelen sapmaların nedenlerini açıklayan faaliyet raporunu hazırlar.

Faaliyet raporu mart ayı toplantısında vali veya görevlendireceği kişi tarafından meclise sunulur. Raporun bir örneği İçişleri Bakanlığına gönderilir ve kamuoyuna da açıklanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasında geçen "görevlendireceği kişi" ibaresinin "genel sekreter" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, olumlu görüşümüzle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe: Faaliyet raporunun önemine binaen il genel meclisine sunulmasında faaliyetlere tümüyle vâkıf olan genel sekreterin sunması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz, olumlu görüş belirtilen önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda 39 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

40 ıncı maddeyi okutuyorum:

Hizmetlerde aksama

MADDE 40.- İl özel idaresi hizmetlerinin ciddî bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayatî derecede olumsuz etkilediğinin ilgili bakanlığın talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda;

İçişleri Bakanlığı;

a) Hizmetlerde meydana gelen aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek özel idareden ister.

b) Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda, vali, aksaklığı öncelikle özel idarenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Bu nedenle ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o özel idarenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden özel idareye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Önerge yok.

40 ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

41 inci maddeyi okutuyorum:

Denetimle ilgili diğer hükümler

MADDE 41.- Denetimin yapılması ve faaliyet raporunun hazırlanması hususunda bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda 5081 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile diğer kanunların ilgili hükümleri uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; denetimle ilgili bir diğer maddeyi görüşüyoruz. Görüştüğümüz tasarı, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla getirilen çerçeve düzenlemenin en önemli düzenlemesi. Kuşkusuz, denetim de bunun en önemli düzenlemelerinden biri olmak durumunda; ama, acaba öyle olabiliyor mu? Belki de soruyu şöyle söylemek lazım; öyle olabilir miydi?..Yani "yolsuzluklarla mücadele yasası" adı altında "yolsuzluklarla birlikte yaşama" tasarısı getiren bir anlayışın, yani, rüşvetten, irtikaptan, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılananlara af getiren ya da getirmek isteyen bir anlayışın, böyle bir tasarıda, çok önemli bir tasarıda, acaba, gerçekten ciddî bir denetim isteyip istemeyeceği sorusuyla işe başlamak daha doğru olmaz mı?.. Tabiî "yolsuzlukla mücadele" adı altında, yolsuzlukları affederek, daha sonra dokunulmazlıklar meselesine gelmek istiyorsanız o başka; ama, hatırlatmak gerekir...

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Ne alakası var?!.

OĞUZ OYAN (Devamla)- Dokunulmazlıklarla ilgili her türlü sınırlama, tıpkı bir öcü görmüş gibi sizi oradan kaçmaya yöneltiyorsa, biz bu tasarıda ciddî bir denetim olabileceğini düşünemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, her şeyi piyasaya bırakarak, denetimi dahi piyasaya bırakarak, sadece İl Özel İdareleri Kanununda değil, Belediye Kanununda da denetimi piyasaya bırakarak, Sayıştayı siyasallaştırarak, ama, aynı zamanda kendi faaliyet biçimine aykırı biçimde il özel idarelerine, il genel meclisine ve belediye meclislerine rapor sunmak zorunda bırakarak; ama, bu arada teftişi bütünüyle unutarak, soruşturma yetkilerini taşımayan içdenetçileri devreye sokarak, acaba, denetleme yapılabilir mi?!

Biliyorsunuz, 5018 sayılı bir Yasa getirildi. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası, burada, denetimle ilgili 38 inci maddede temel kabul ediliyor ve "iç ve dışdenetim 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre yapılır" deniliyor.

Peki, burada ilave ne var; o geçen 38 inci maddede ilave tek bir şey vardı, o da şuydu: "İdarenin bütünlüğüne ve kalkınma planı ve stratejilerine uygunluğu açısından İçişleri Bakanlığı, Vali veya görevlendireceği elemanlar -valinin görevlendireceği elemanlar kimse, nasıl bir tanımsa bu- tarafından da denetlenir." Konuyu sınırlıyorsunuz; bunları elemanlarla yapacaksınız; böyle bir şey olamaz.

Peki, nerede teftiş kurulları, nerede Maliye Teftiş Kurulu, nerede Başbakanlık Teftiş Kurulu; cevap, yok. Türkiye'nin çok önemli teftiş kurullarını devredışı bırakacaksınız ve ondan sonra diyeceksiniz ki, biz denetim yapacağız.

Değerli arkadaşlar, bu, tabiî, sizin yasanın mantığına çok uygun. Aslına bakarsanız, belediyelerin ve il özel idarelerinin kamu hizmeti üretimini piyasaya bırakma ve kamu hizmetini yurttaşlara parasıyla satma anlayışını, fiyatlandırarak onlara pazarlama anlayışını getiren bu tasarı ve benzerlerinin -Belediyeler Kanunu Tasarısı da gelecek peşi sıra- uzantısında, kuşkusuz, denetimini de piyasaya bırakmak, özel denetçilere bırakmak çok uygun düşüyor. Ama, aslında, gerçek denetim amacınız olsaydı, birincinin, yani, hizmet üretimini piyasaya bırakmanın getireceği olay daha sıkı bir kamu denetimi olması gerekirdi; çünkü, kullanılan para kamu parası, vatandaşın parası, vatandaşın vergisi, sizin cebinizden çıkan özel bir para değil. O nedenle, eğer, kamu hizmeti üretimini piyasaya bırakıyorsanız, denetimi, tam tersine, bugün olduğundan çok daha etkili bir şekilde kamu denetimi olarak yapmak zorundaydınız; ama, siz, hem vatandaşın vergi olarak topladığınız parasını, faize vesaireye aktarmak bir yana, kamu hizmetlerine, bir şekilde, piyasalaştırmış biçimde aktaracaksınız; yani, piyasa hizmet üretimi biçimine dönüştüreceksiniz hem de denetimi özelleştireceksiniz...

Değerli arkadaşlar, bu, gerçekten, bir denetimden kaçış yasasıdır; tıpkı, bunun öncülerinde olduğu gibi, tıpkı, burada referans verdiğiniz 5018 sayılı Yasada olduğu gibi.

Bakın, şimdi konuştuğumuz 41 inci maddede ne kadar ilginç bir şey söyleniyor: "Denetimle ilgili diğer hükümler" başlıklı üç satırlık bu maddeyle, denetimin yapılması ve faaliyet raporunun hazırlanması hususunda bu kanunda hüküm bulunmayan durumlar 5018 sayılı Yasaya gönderiliyor. Zaten, 38 inci maddede, 5018 sayılı Yasa geçerli diyorsunuz. Şimdi, burada, böyle bir hüküm tekrar niye geliyor; doğrusu, tasarının kendi iç tutarlılığı açısından dahi hayret verici.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısıyla, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundan da tevarüs edildiği biçimde, teftiş kurulları ortadan kaldırılmakta, onların yerine içdenetim getirilmekte ve içdenetçilere de soruşturma ve teftiş yapma yetkisi verilmemektedir. Eğer 5018 sayılı Yasaya gönderiyorsanız, 5018 sayılı Yasanın durumu da budur, bu tasarının durumu da budur. Dolayısıyla, ne Belediyeler Kanunu Tasarısında ne bu tasarıda ne önümüze gelecek Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında bu boşluğu giderecek düzenlemeye yer verilmektedir. Dolayısıyla, AKP İktidarının yolsuzluklarla mücadele konusunda ne kadar isteksiz, bu konuda ne kadar başarısız olduğunu... Tabiî, vatandaş bir kısmını şimdi görüyor, bir kısmını da yaşayarak görecek. Bu isteksizlikle, yaratılan böylesine kaotik yapıyla, yani, karmaşık bir yapıyla, daha sonra ne gibi denetimsizlik sorunlarının ortaya çıkacağını hep beraber göreceğiz; ama, tabiî, sizin anlayışınızla, siz, sadece geçmiş iktidarların yolsuzluklara karışmış olanlarını yargılamayı yolsuzlukla mücadele sanıyorsunuz. Ne kendi icraat döneminizin ne de bu dönemin daha sonra yargılanması için bir açık kapı bırakmak istiyorsunuz. Eh, sizi kutlarız; gerçekten, bir iktidar kendini nasıl kurtarır politikası da ancak böyle olur, yasama organı böylesine kötüye kullanılabilir.

Ben, burada, bu konuda en azından birazcık hassasiyet taşıyan milletvekili arkadaşlarımı uyarmak için bu konuşmayı yapıyorum. Dikensiz gül bahçesi yaratarak... Yani, denetçilere, sadece denetim yapma yetkisi vererek teftiş ve soruşturma yapma yetkisinin verilmemesinin adı, sadece, dikensiz gül bahçesi yaratmaktır; bunun başka bir adı yoktur. Sizi, lütfen, yasa tasarısını biraz daha iyi okuyarak, bu yasa tasarısıyla ilgili yapılmış eleştirilere, sadece muhalefet partisi tarafından değil, bu konuyla ilgili, Meclis dışından yapılmış birçok eleştiriye kulak vererek, nasıl yanlış bir işin peşinde olduğunuzu daha iyi algılamaya çalışmaya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada, öğleden sonra saat 3 sularında da, bu tasarının tümü üzerine konuşurken size söyledim; Sayıştayın buradaki rolü sizi kurtarmaz. Bir kere, Sayıştayı, zaten, bu biçimiyle dönüştürmeye çalışıyorsunuz; bu bir. İkincisi, Sayıştaya, özel ihtisas mahkemeleri, bölge düzeyinde taşra birimleri kurma, gerektiğinde denetimi özel kuruluşlara yaptırabilme yetkileri veriyorsunuz.

Bunu daha önce söyledim, tekrarlamayayım; ama, hiç olmazsa, çıkacak bu yasanın kendi iç tutarlılığı açısından bir yerel sayıştayı öngörmeniz gerekirdi, bunu dahi öngörmüyorsunuz; ama, bu yetmezdi; çünkü, teftiş ve soruşturma yetkisi olan teftiş kurullarının, yine de, sistem içerisinde olması gerekirdi. Zaten, Sayıştay, şu an, yerel yönetimleri inceleme yetkisine sahip; yani, siz, burada, yeni bir durum yaratmıyorsunuz; ama, sadece onun üzerine yıkarak, bu kurumu da çalışmaz hale getiriyorsunuz ve denetim yapamaz duruma getiriyorsunuz.

Tabiî, burada, bir başka şey daha var: Teftişi neyin üzerine yapacaksınız? Pardon, burada teftiş yok da, Sayıştay, denetimi neyin üzerinde yapacak, performans denetimini neyin üzerinde yapacak? Performans denetimi yapmak için elinizde birtakım mekanizmaların olması lazım; bu mekanizmalar kurulmuş mu? 5018'e yollama yapıyorsunuz; 5018'de, yani, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasında -burada tartıştık- böyle bir düzenleme yok ki; yani, olmayan bir şeye gönderme yapıyorsunuz.

Şimdi, bir kere, burada, ilginç bir şekilde, bakanlar, taşra teşkilatı olmayan bakanlar, hangi amaçlarını, hangi ölçütlerle, nasıl gerçekleştirip, nasıl izleyecekler? Burada, bu boşluğu nasıl dolduracaksınız? Bakanların hesap verme sorumluluğu nasıl işleyecek?

Öbür taraftan, valilerin durumunu düşünelim. Şimdi, yerel düzeyde yürütülen çok sayıda kamu hizmeti olacak. Valiler kime karşı hesap vermekle yükümlü olacaklar; bu açık değil, bu belirsiz. Valilerin, bütün bakanlıkların -çünkü, bütün bakanlık faaliyetleri hemen hemen il özel idarelerine bırakılıyor- faaliyetleriyle ilgili amaç ve hedefleri belirlemesi, bunları izlemesi, değerlendirmesi ve bunları bildirmesi zaten mümkün değil. Dolayısıyla, bu, hem uygulanabilir bir durum değil hem valiliklerin üstesinden gelebileceği, altından kalkabilecekleri bir görev alanı değil. Dolayısıyla, burada, il özel idaresi nasıl hazırlayacak bu stratejik planı; mahallî müşterek ihtiyaçlar ölçeğinde hazırlayacak. Peki, bu mahallî müşterek ihtiyaçları aşan hizmetler ne olacak; yani, bunlar, sağlık, orman, çevre gibi hizmetler. Sağlık, orman, çevre hizmetleri sadece mahallî müşterek ihtiyaçlara göre mi belirleniyor; burada ulusal ölçekte ihtiyaçlar söz konusu olmuyor mu? Eğer öyle ise, bunları nasıl değerlendireceğiz? Burada bu bakanlıkların taşra teşkilatı da yoksa, bunların ulusal ölçekte performans değerlendirmesi nasıl yapılacak?

Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar açısından baktığımızda, bu tasarının, tıpkı, mütemmim cüzü olduğu, tamamlayıcısı olduğu diğer tasarılarda olduğu gibi, kamu yönetiminde büyük bir boşluk yaratacağını ve bu kadar çok yetki devredilen, bu kadar çok görev üstlendirilen, kaynakları da büyük bir belirsizlik içerisinde olan böyle bir idarenin, yani, merkezî idarenin, görevlerini devralan bir idarenin denetiminin Parlamento adına yapılmaması -çünkü, bunların Parlamentoya sunulması gerekiyor- denetiminin bağımsız teftiş kurulları tarafından yapılmamasıyla, bugün, kamu hizmetlerinin, kamu harcamalarının çok büyük bir bölümünü aktaracağımız bu idarelerin nasıl başıboş kalacağını, nasıl hesap veremez bir durumda kalacağını ve Türkiye'de vergi ödeyen yurttaşların, verdikleri verginin hesabını sormak bakımından nasıl araçsız kalacaklarını gösteren bir örnek tasarı olduğunu söyleyebiliriz ve bu tasarının, herhalde, ileride de kamu yönetimi derslerinde örnek olarak okutulacağını düşünebiliriz. Burada, sizi tekrar bir yanlış yapmaktan alıkoymak için çabalıyoruz, gecenin bu saatinde yaptığımız iş, sizi yeni yanlışlara sürüklenmekten alıkoymaktan başka bir şey değil.

SONER AKSOY (Kütahya) - Ders verme...

OĞUZ OYAN (Devamla) - Ders vermek diyorsanız, onu siz söylüyorsunuz; ihtiyacınız varsa, ders olarak düşünebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, herkesin ders almaya ihtiyacı vardır. Ben, meslekî hayatımın büyük bölümünü ders vererek geçirdim; ama, şu ilkeyi hiçbir zaman unutmadım; bir öğretim üyesi, sürekli kendini öğrenci hissettiği zaman, yani, sadece vererek değil, öğrenerek kendini beslediği zaman öğretim üyesi olur. Bir milletvekili, ancak kendisini besleyerek, okuyarak, geliştirerek görevini layıkıyla yapar, bu göreve layık olmak zorundayız; çünkü, bu millet, bizi, bu görevi layıkıyla yapmak için seçmiştir; burada, arada çıkıp maç seyretmek için değil.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Madde üzerinde başka söz isteği yok.

Önerge yok.

41 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

42 nci maddeyi okutuyorum:

BEŞİNCİ KISIM

Malî Hükümler ve Cezalar

BİRİNCİ BÖLÜM

İl Özel İdaresinin Gelirleri ve Giderleri

İl özel idaresinin gelirleri

MADDE 42.- İl özel idaresinin gelirleri şunlardır:

a) Kanunlarla gösterilen özel idare vergi, resim, harç ve katılma payları,

b) Genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylar,

c) Genel ve özel bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler,

d) Taşınır ve taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler,

e) İl genel meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler,

f) Faiz ve ceza gelirleri,

g) Bağışlar,

h) Her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler,

i) Diğer gelirler.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Komisyonun bir talebi var; buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Efendim, 42 nci maddenin (a) bendinde "Kanunlarla gösterilen" ibaresinden sonra "il" kelimesi ilave edilecek.

Ayrıca, 40 ıncı maddede atladık; sondan üçüncü satırda "İller Bankasınca o" ibaresinden sonra gelen ibare "il özel idaresinin" olarak düzeltilecek. İkinci satırda ise, yine "özel idareye" tabiri var, o da "il özel idaresine" diye düzeltilecek efendim.

BAŞKAN - Tamam efendim.

42 nci maddeyi, (a) fıkrasını "İl özel idare vergi, resim, harç ve katılma payları," diye düzelterek, yazılımda bir düzeltme yapmak suretiyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

43 üncü maddeyi okutuyorum:

İl özel idaresinin giderleri

MADDE 43.- İl özel idaresinin giderleri şunlardır:

a) İl özel idaresinin hizmet binaları ve tesislerinin temini, bakımı ve onarımı için yapılan giderler,

b) İl özel idaresinin personeline ve seçilmiş organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur hakkı, yolluklar, hizmete ilişkin eğitim harcamaları ile diğer giderler,

c) Her türlü alt yapı, yapım, onarım ve bakım giderleri,

d) Vergi, resim, harç, katılma payı, hizmet karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip ve tahsili için yapılacak giderler,

e) İl genel meclisince belirlenecek ilkeler çerçevesinde köylere veya köylerin aralarında kurdukları birliklere yapılacak yardımlar,

f) İl özel idaresinin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve birliklerle ilgili ortaklık payı, üyelik aidatı giderleri,

g) Faiz, borçlanmaya ilişkin diğer ödemeler ve sigorta giderleri,

h) Yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar,

i) Dava takip ve icra giderleri,

j) Temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderleri,

k) Avukatlık, danışmanlık ve denetim hizmetleri karşılığı yapılacak ödemeler,

l) Yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri,

m) Sosyo-kültürel ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler,

n) Özel idare hizmetleriyle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri,

o) Kanunla verilen görevler ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılan diğer giderler.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 43 üncü maddesinin (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (n) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (o) bendinin eklenmesini, mevcut (o) bendinin (p) bendi olarak teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Recep Koral

Yahya Baş

 

Ordu

İstanbul

İstanbul

 

Nusret Bayraktar

Muzaffer Baştopçu

Asım Aykan

 

İstanbul

Kocaeli

Trabzon

 

"a) İl özel idaresi binaları, tesisleri ile araç ve malzemelerinin temini, yapımı, bakımı ve onarımı için yapılan giderler.

o) Doğal afet giderleri."

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Olumlu bir düzenleme Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İl özel idaresi giderlerinin daha kapsamlı tanımının yapılması amacıyla.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda 43 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 23.05


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 23.15

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

583 sıra sayılı kanun tasarısının müzakerelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

7.- İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı ile İçişleri; Avrupa Birliği Uyum ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/767) (S. Sayısı: 583) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 44 üncü maddesini okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

İl Özel İdaresi Bütçesi

İl özel idaresi bütçesi

MADDE 44. - İlin stratejik planına uygun olarak hazırlanan bütçe, il özel idaresinin malî yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve gider tahminlerini gösterir, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılmasına izin verir.

Bütçeye ayrıntılı harcama programları ile finansman programları eklenir.

Bütçe yılı Devlet malî yılı ile aynıdır.

Bütçe dışı harcama yapılamaz.

Vali ve harcama yetkisi verilen diğer görevliler, bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu ve yerinde harcanmasından sorumludur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

45 inci maddeyi okutuyorum:

Bütçenin hazırlanması ve kabulü

MADDE 45. - Vali tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayı başında il encümenine sunulur. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce il genel meclisine sunar.

İl genel meclisi bütçe tasarısını yıl başından önce aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

46 ncı maddeyi okutuyorum:

Harcama yetkilisi

MADDE 46. - İl özel idaresi bütçesiyle ödenek tahsis edilen her bir harcama biriminin en üst yöneticisi harcama yetkilisidir. İlçelerde bu yetki kaymakam tarafından kullanılır.

İlçelere gönderilecek ödeneklerin, il özel idaresi malî kontrol yetkilisi tarafından vize edilmesi yeterlidir. Bu ödeneklerin harcanması sırasında ayrıca harcama öncesi kontrol işlemi yapılmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

47 nci maddeyi okutuyorum:

Kesinhesap

MADDE 47. - Her yıl bütçesinin kesin hesabı, vali tarafından hesap döneminin bitiminden sonra gelen mart ayı içinde encümene sunulur. Kesin hesap il genel meclisinin mayıs ayı toplantısında görüşülerek karara bağlanır.

Kesin hesabın görüşülmesi ve kesinleşmesinde, bütçeye ilişkin hükümler uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

48 inci maddeyi okutuyorum:

Bütçe

MADDE 48. - İl özel idaresi bütçesi ile muhasebe işlemlerine ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

49 uncu maddeyi okutuyorum:

Geçmiş yıl bütçesinin devamı

MADDE 49. - Herhangi bir nedenle yeni yıl bütçesi kesinleşmemiş ise yeni bütçenin kesinleşmesine kadar geçen yıl bütçesi uygulanır.

Bütçenin kabulüne kadar yapılan işlemler yeni yıl bütçesine göre yapılmış sayılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

50 nci maddeyi okutuyorum:

Gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri

MADDE 50. - İl özel idarelerinde il genel meclisinin, özel idareye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe ve havuz bakımı; araç kiralama, kontrollük, temizlik ve yemek hizmetleri; araç, bilgisayar, faks, fotokopi ve diğer teknolojik ürünlerin bakım ve onarım işleri süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen üçüncü ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Komisyon Başkanının bir düzeltmesi var; buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, birinci satırda "özel idareye" ibaresi "il özel idaresine" şeklinde değişecek.

BAŞKAN - Komisyon Başkanının ifade ettiği "il özel idaresine bağlı kuruluşlarda" şeklinde maddeyi düzelterek oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

51 inci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Borçlanma ve İktisadî Girişimler

Borçlanma

MADDE 51. - İl özel idaresi, görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak amacıyla aşağıda belirtilen usul ve esaslara göre borçlanma yapabilir ve tahvil ihraç edebilir:

a) Dış borçlanma, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde ve sadece il özel idaresinin yatırım programında yer alan projelerin finansmanı amacıyla yapılabilir.

b) İller Bankasından yatırım kredisi ve nakit kredi kullanan il özel idaresi, ödeme planını bu bankaya sunmak zorundadır. İller Bankası hazırlanan geri ödeme planını yeterli görmediği il özel idaresinin kredi isteklerini reddeder.

c) Tahvil ihracı yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca yapılır.

d) İl özel idaresi ve bağlı kuruluşlarının faiz dahil iç ve dış borç stok tutarı, en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarını aşamaz.

e) İl özel idaresi, en son kesinleşen bütçe gelirlerinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarının yılı içinde toplam % 10'unu geçmeyen iç borçlanmayı il genel meclisinin kararı; % 10'u geçen miktarlar için meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ve İçişleri Bakanlığının onayı ile yapabilir.

Yukarıda belirtilen usul ve esaslara aykırı olarak borçlanan il özel idaresi sorumluları hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmeyen durumlarda Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi hükümleri uygulanır.

İl özel idaresi, borçlanmayla ilgili olarak Hazine Müsteşarlığı tarafından istenen bilgileri düzenli olarak göndermekle yükümlüdür.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşmekte olduğumuz İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 51 inci maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına, görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşmekte olduğumuz İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısı, daha önce görüşmeye açtığımız, bazı maddeleri görüşülüp yarım kalan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı esas alınarak hazırlanmıştır. Yarım kalan bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı pek çok hükmüyle Anayasaya aykırılık içermektedir; dolayısıyla, bugün görüştüğümüz bu kanun tasarısı da, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ışığında hazırlanmış olması münasebetiyle, doğal olarak, Anayasaya aykırı düzenlemeler içermektedir.

Halkımızın artan ve çeşitlenen talepleri doğrultusunda etkinliğinin artırılması ve katılımcılık ekseninde kamu yönetiminde kapsamlı yapılanma çabaları uzun bir geçmişe sahiptir. 1930'lu yıllarda başlamış, 1950'li yıllarda devam etmiş, 1988 yılında Altıncı Plan hazırlıkları kapsamında ilk kez Avrupa Birliğine uyumlu ve vatandaş odaklı olmayı gündeme getiren kamu yönetimi araştırması projesiyle belirli bir olgunluğa ulaşmıştır. Ancak, tüm bu çabalar çeşitli nedenlerle başarısız kalmış ve kamu yönetiminde arzu edilen kaliteye ulaşılamamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısının genel gerekçelerinde de belirtildiği gibi, il özel idarelerinin kuruluş ve görevlerine ilişkin ilk esaslı düzenleme 1913 yılında geçici bir kanun olarak yürürlüğe konulan İdarei Umumiyei Vilayat Kanunuyla 1987 yılına kadar idare edilmiş, 1987 yılında 3360 sayılı Kanunla adı İl Özel İdareleri Kanunu olarak değiştirilmiş ve bu, halen bu kanunla yürütülmektedir.

Değişen siyasî iktidarlar döneminde kamu yönetiminde yapılan birçok değişim ve gelişime rağmen, İl Özel İdareleri Kanununda belirgin değişikliklere rastlanılmamaktadır. İl özel idarelerinin, eğitim, sağlık, bayındırlık, imar ve diğer mahallî hizmetleri karşılayan ve merkezî idareye tabi kurumlar oldukları anlayışı, bu kurumların aşırı bir vesayet ve kontrol altında tutulmalarına neden olmuştur. İdarî vesayet, özel idarelerin teşkilatları, organları, işlemleri, bütçesi ve personeli dahil olmak üzere, pek çok alanı kapsar durumdadır. İl özel idarelerinin, bu durumdan kurtarılarak, özerk kurumlar haline dönüştürülmesi, tabiî ki, bir ihtiyaçtır; ancak, bu dönüşüm esnasında çok sağlıklı çalışmalar yapılarak, kalıcı çözümler getirilmelidir.

İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 51 inci maddesinde yer alan il özel idarelerinin borçlanması konusunda yapılan düzenlemenin yetersiz olduğu açıkça ortadadır. Bugünkü yerel yönetimlerin temel sorunu, kaynak yetersizliğidir. Kaynak sorununun çözülmediği bir ortamda yeni düzenlemelere gitmek sorunları gidermeyecektir. Bugün, burada, yerel yönetimlerle ilgili yeni düzenlemelere gitmek yerine, öncelikle, yerel yönetimlerin kaynak sorunlarını çözen tasarıların buraya getirilerek görüşülmesi gerekirdi kanaatindeyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddede, il özel idareleri, görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak amacıyla, belirtilen usul ve esaslara göre borçlanma yapabilir, tahvil ihraç edebilir denilmektedir. Bu, tamamen yanlış bir uygulama olacaktır. Örnekleri ortadadır. Yerel yönetimlerin en önemli ayağı olan belediyeler, kaynak sorunları çözülmediği için borçlanma yoluna gitmişler, içinde bulundukları borç batağına saplanmışlardır. İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 51 inci maddesinde getirilen borçlanma yolunun açılmasıyla, il özel idareleri de, belediyeler gibi borç batağına saplanacaktır, aynı akıbeti yaşayacaklardır.

Yine, aynı maddenin (a) bendinde "dış borçlanma, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlemesi Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde ve sadece il özel idaresinin yatırım programında yer alan projelerin finansmanı amacıyla yapılabilir" denilmektedir. Benzer bir uygulama belediyelerde görülmüş, Hazine garantili dış borçlanmaların kredi dönüşlerinde belediyelerin yetersiz kaldığı durumlarda, Hazine, bu yükümlülüğü üstlenmek zorunda kalmıştır. Bu durum ise, belediyelerin, borcu sahiplenmeyerek, ihtiyacı, yatırım büyüklüğünü, teknoloji tercihini ve maliyetleri dikkate almadan dışkredi talebinde bulunmalarına yol açmıştır. Bu arada, proje hazırlayan, dışkredi bağlantısını gerçekleştiren müşavir firmalar ise, sunî talep oluşumlarını körüklemiştir. Teknik, malî ve ekonomik açıdan yapılabilir nitelikte olmayan bazı projeler ise, siyasî tercih sebebiyle devreye sokulmuştur. Hazine verilerine göre, belediye borçlarının önceki yıllara nazaran artış göstermesi, aldıkları dışborçların yüzde 54'ünün Hazine tarafından üstlenilmiş olması, Hazinenin kaynak dağılımını dışborç kullanmayan belediyeler aleyhine bozmuştur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye genelinde 3 225 belediye mevcut iken, Hazine garantili dışborç kullanan belediye sayısı sadece 28'dir. Bunların da büyük çoğunluğunu büyükşehir belediyeleri ve alt kurulları oluşturmaktadır. Belediyelerin aldıkları dışkredileri geri ödeyememeleri karşısında, Hazine Müsteşarlığı, 1998 Malî Yılı Bütçe Kanununda, garantör olacağı kredi hacmini 700 000 000 dolarla sınırlamıştır. 1999 Malî Yılı Bütçe Kanununda ise "yılı içinde belediyeler ve bağlı kuruluşları ile özel statüye sahip kamu hizmeti gören ve sermayelerinin yüzde 50'sinden fazlası belediyelere ait iştirakler ve ilgili mevzuat gereği tüzelkişiliği haiz yerel yönetim birlikleri için uluslararası ticarî bankalardan borçlanmak suretiyle temin edilen dış finansmanla ilgili olarak Hazine garantisi verilecek ve devredilecek dışkredi tutarı 500 000 000 Amerikan Dolarıyla sınırlıdır" hükmü getirilmiştir.

Bütçe Kanununa, 1999 yılında performans kriteri, 1998 yılında KİT'ler ve belediyelerin Hazine garantisiyle sağlanan dışkrediler için borçlanma limiti, 1999 yılında ise sadece belediyelerin Hazine garantisi ile ticarî koşullarda sağlanan dış borçlanmalara limit getirilmiştir. Hazine Müsteşarlığı, yerel yönetimler adına üstlendiği tutarlardan itfaya bağladığı malî yükümlülüklerin vadesinde ödenmemesiyle karşı karşıya kalmıştır. Yerel yönetimler, bu gecikme nedeniyle, Aralık 1999 başında, Hazineye 1,3 katrilyon Türk Lirası borçlu duruma düşmüştür. Belediyelerin aldıkları dışkredileri geri ödememeleri karşısında, Hazine Müsteşarlığı bütçe kanununda garantör olacağı kredi hacmini yüzde 50'ye düşürerek sınırlamıştır. İl özel idaresinde dışborçlanma olması durumunda, benzer olaylar yaşanacaktır. Dışborç kullanmayan il özel idarelerinin Hazineden alacakları paylar da elbette azalacaktır. Dışborç kullanmayan il özel idareleri mağdur olacaklardır. Yapılan bu düzenlemede, önümüzde olumsuz örnekleri olan belediyelerin borçlanma sonucunda yaşadıkları gözönünde bulundurularak, il özel idarelerinin de aynı akıbete uğratılmaması gerekirdi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, aynı maddenin (b) bendinde "İller Bankasından yatırım kredisi ve nakit kredi kullanan il özel idaresi, ödeme planını bu bankaya sunmak zorundadır. İller Bankası, hazırlanan geri ödeme planını yeterli görmediği il özel idaresinin kredi isteklerini reddeder" denilmektedir. Bu maddenin de örneği belediyelerde görülmektedir. Seçilmiş, yönetimde olan başkan ve belediye meclisleri, teknik, malî, ekonomik açıdan yapılabilir nitelikte olmayan bazı projeleri devreye sokabiliyorlar, siyasî konumlarını önplana çıkararak İller Bankasından nakit veya yatırım kredisi kullanabiliyorlar. Bu durum, belediyelerin uzun vadeli borçlanmasına sebep oluyor. Dolayısıyla, daha sonra göreve gelen yönetimler, borç ödemek zorunda kaldıklarından, hizmet getirmekte zorlanıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, il özel idaresinde aynı uygulamaya geçilmesi, belediyelerde yaşanan sorunların yaşanmasına sebep olacaktır. Bu madde yeniden gözden geçirilerek, projeler konusunda hassas davranılmalı, özkaynakların kullandırılması cihetine gidilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, milletvekili olmadan önce beş yıl belediye meclis üyeliği, beş yıla yakın da belediye başkanlığı yapmış olmam münasebetiyle yerel yönetimlerin sorunlarını bire bir yaşamış biri olarak, kanun tasarısıyla ilgili konuşmamın başında da belirttiğim gibi, mahallî idarelerin; dolayısıyla, il özel idaresinin ortak sorunu kaynak yetersizliğidir. Kaynak sorunu çözülmeden borçlanma cihetine gidilmesi tamamen ama tamamen yanlış bir uygulama olacaktır. Birinci öncelikli kaynak sorunlarının giderilmesi için ülkenin yerel yatırım ihtiyacı net bir şekilde hesaplanmalıdır. Yerel altyapı yatırımları, yerel yönetimlerin de görüşü alınarak merkezî düzeyde planlanmalıdır. Ülke koşullarında coğrafî, iklimsel, ekonomik yapı ve toplumsal özellikler bakımından birbirinden farklı bölgesel özelliklere uygun teknoloji geliştirilmelidir. Kamu sektörü ve üniversiteler tarafından uygun ve ucuz teknoloji üretimi yapılmalı ve bu projeler geliştirilerek seçenekler artırılmalıdır. Kamu kredileri, kullanılacak özel sermaye kredilerini yönlendirici ve borç verenler karşısında özel idarelerin pazarlık gücünü yükseltici bir araç olarak kullanılmalıdır. Özel idarelerin proje karşılığı dışborçlanma talepleri yerel topluluğa hizmet sunumunda çok önemli görülen projelerle sınırlandırılmalıdır. İl özel idarelerinde özgelirleri güçlendirme amaçlı çalışmalar büyük miktarda kaynak sağlanabilecek olan, ancak, günümüzde vergidışı bırakılmış durumda bulunan rant alanlarında yoğunlaşmalıdır.

Özgelirlerin artırılmasını sağlayacak diğer önemli bir kaynak da Motorlu Kara Taşıtları Vergisidir. Özellikle Köy Hizmetleri ve belediyelerin büyük ölçüde yerine getirdikleri kentiçi yolların yapımı ve onarımı karşılığı olarak yasada yer alan yerel yönetimlere pay verilmesi hükmüne işlerlik kazandırılmalı ve yüzde 40 ilâ yüzde 50 oranında pay verilmesi ivedi bir şekilde gerçekleştirilmelidir. Malî kaynaklar, kamusal işletme modelleri geliştirilerek ve uygulanarak zenginleştirilmelidir. Kaynak yaratmanın önemli bir alanı olarak planlama yapılmalı, finansman yönetimi konusunda yerel yönetimler mutlaka ama mutlaka eğitilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde Grubum ve şahsım adına görüş ve önerilerde bulunduğum İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının borçlanmayla ilgili olan 51 inci maddesi ve bu kanun tasarısının tamamı, bu haliyle, mevcut sorunlara çözüm getirmeyeceği gibi, il özel idarelerini de belediyelerin akıbetine uğratacaktır; yani, mevcut sorunlar yumağı çığ gibi büyüyecektir.

Bu görüş ve öneriler ışığında, mevcut tasarının yeniden değerlendirilerek daha sağlıklı bir çalışma yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Konuşmama burada son verirken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tüzün.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

2 önerge vardır; birincisini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı tasarının 51 inci maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

M. Akif Hamzaçebi

Hüseyin Ekmekcioğlu

Osman Özcan

 

Trabzon

Antalya

Antalya

 

M. Mesut Özakcan

 

Yaşar Tüzün

 

Aydın

 

Bilecik

 

"Hazine Müsteşarlığı il özel idarelerinin borçlanmaları nedeniyle birinci fıkrada belirtilen sınırlar dışında ilave sınırlar getirmeye, borçlanmayla ilgili usul ve esasları tespit etmeye yetkilidir."

BAŞKAN - İkinci önerge en aykırı önerge olduğu için, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, fıkraya aşağıdaki (f) bendinin eklenmesini ve maddenin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Nusret Bayraktar

Kerim Yıldız

 

Ankara

İstanbul

Ağrı

 

Muzaffer Baştopçu

 

Mustafa Açıkalın

 

Kocaeli

 

İstanbul

 

d) İl özel idaresi ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip oldukları şirketlerin faiz dahil iç ve dışborç stok tutarı, en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarını aşamaz. Bu miktar, büyükşehir belediyesi bulunan illerin özel idareleri için birbuçak kat olarak uygulanır.

e) İl özel idaresi ve bağlı kuruluşları ile bunların sermayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip oldukları şirketlerin, en son kesinleşen bütçe gelirlerinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme oranıyla artırılan miktarının yılı içinde toplam yüzde 10'unu geçmeyen iç borçlanmayı il genel meclisinin kararı; yüzde 10'u geçen miktarlar için meclis üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ve İçişleri Bakanlığının onayıyla yapabilir.

f) İl özel idarelerinin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddî kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar (d) bendindeki miktarın hesaplanmasında dikkate alınmaz. Dışkaynak gerektiren projelerde Hazine Müsteşarlığının görüşü alınır.

İl özel idaresi, varlık ve yükümlülüklerinin ayrıntılı bir şekilde yer aldığı malî tablolarını üçer aylık dönemler halinde İçişleri ve Maliye Bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlıklarına gönderir.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe: Borçlanma hizmetlerin yerine getirilmesinde özkaynakların yetersiz kaldığı zamanlarda başvurulması gereken bir finansman yöntemi olarak öngörülmektedir; ancak, il özel idarelerinin borç sarmalına düşmesi de önlenmelidir. Bu çerçevede il özel idarelerine bağlı şirketlerin de borç stoku hesabına dahil edilmesi, Bakanlar Kurulunca kabul edilecek bazı projelerle ilgili borçlanmaların da sınırlama dışında tutulması amacıyla önerge düzenlenmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun katılmadığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Ankara Milletvekili Sayın Salih Kapusuz ve arkadaşlarının, 51 inci maddeyle ilgili önergeleri biraz önce, kabul edildiğinden, Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının aynı maddenin son fıkrasını değiştiren önergelerini, İçtüzük gereğince, işleme koyamıyorum.

Kabul edilen önerge doğrultusundaki değişik şekliyle maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim.

BAŞKAN - Oyladık efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Efendim, bizim önergemiz, aynı maddenin son fıkrasını değiştirmeye yönelikti, kabul edilen önergeyle herhangi bir alakası yok.

BAŞKAN - Efendim, eğer okursanız, Sayın Salih Kapusuz ve arkadaşlarının önergesi son fıkrayı da değiştirdiğinden, Meclisin, biraz önce, aldığı bir kararı ikinci bir kararla değiştirmesi, tabiî, mümkün olmuyor; İçtüzük böyle.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkanım, çok farklı şeyleri düzenliyorlar.

BAŞKAN - Aynı anda olduğu zaman... Bu, benim şahsî fikrim değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - İzah edebilir miyim.

Bakın, kabul edilen önerge borçlanmada Hazine Müsteşarlığına verilecek olan bilgiyi düzenliyor. Bizim önergemiz, ilave olarak, Hazine Müsteşarlığına bir başka yetkinin verilmesini öngörüyor.

BAŞKAN - Tabiî, elbette ki, fikrinizi ifade ediyorsunuz; ama, bildiğiniz gibi, bu iki önergeden en aykırı ve en içerikli olanını okuttum, beraber dinledik ve oyladım. Bu önergenin içerisinde, sizin değiştirilmesini istediğiniz fıkra da var. Sayın Hamzaçebi, bu bakımdan, benim yapabileceğim bir şey yok; İçtüzük böyle diyor; keşke olsa.

Teşekkür ediyorum.

Şimdi, 52 inci maddeyi okutuyorum:

Şirket kurulması

MADDE 52.- İl özel idaresi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Parlamentoda bundan önce pek çok yasayı, özelleştirmeyi özendirmek, özelleştirmeyi geliştirmek için çıkardık. Sayın Başbakan, yapmış olduğu bütün açıklamalarda kamunun, artık, ekonomiden olabildiğince sıyrılacağını, özel sektörün gelişmesi açısından özelleştirmelere hız kazandırılacağını ısrarla söylüyor. Sayın Maliye Bakanımız da bu konuda ısrarlı söylemlerini sürdürüyor. Şimdi, bu madde, Sayın Başbakanın söyledikleriyle yaptıklarının ne kadar zıt olduğunu gösteriyor. Bir taraftan "özelleştirme yapacağız" diyorsunuz, öbür taraftan da yeni yeni kamu şirketleri kurmak için izin veriyorsunuz. Şimdi, il özel idaresinin ne işi var şirket kurmada; il özel idaresi şirket kurup ne yapacak; çimento fabrikası mı yapacak, ayakkabı fabrikası mı yapacak; ne yapacak il özel idaresi?

Değerli arkadaşlar, eğer, il özel idarelerine bu tür kapıları açarsak bunun sonunu alamazsınız; yine, yolsuzlukların arasına kapılıp gideceksiniz, pek çok şirket batacak, pek çok kamu kaynağı yok olacak. Peki, bunun hesabını kim verecek? Yeri geldiği zaman diyorsunuz ki, biz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını arayacağız; ama, yeri geliyor, bir bakıyorsunuz, çıkardığınız bir yasa maddesiyle, yeni yeni yolsuzluklara kapı aralayacak malzemeleri getiriyorsunuz.

Şimdi, belki, aklınıza şu gelebilir: İl özel idareleri şirket kuracak; ama, bu şirketleri denetleyeceğiz. Arkadaşlarımın büyük bir kısmına şunu söylemek isterim ki, siz, bu şirketleri denetleyemeyeceksiniz. Neden denetleyemeyeceksiniz; çünkü, denetim maddesini kaldırıyorsunuz, diyorsunuz ki "bu şirketler Türk Ticaret Kanunu esaslarına göre denetlenir" ve Türkiye Cumhuriyetinde bir ilki gerçekleştiriyorsunuz; bir kamu kaynağıyla, vatandaşın vergisiyle kurulan bir şirketin kamu eliyle denetimine son veriyorsunuz. Neden son veriyorsunuz; oralarda yolsuzluklar daha iyi yapılsın, oralarda bazıları daha iyi beslensin diye yapıyorsunuz. Doğru, değil mi bunlar... Sayın Bakan çıksın desin ki "hayır, doğru değil. Biz, bu şirketleri kamu eliyle denetleyeceğiz." Biz de, Sayın Bakana soracağız, Sayın Bakanım, hangi kamu kuruluşu bunu denetleyecek?

Bakın, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu var. KİT'ler, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu elemanları tarafından denetleniyor. Bu da yetmiyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinde KİT Komisyonu var; parlamenterler olarak biz, ayrıca, KİT Komisyonu eliyle bu şirketleri denetliyoruz.

Peki, il özel idaresi şirketlerini kim denetleyecek; Sayıştay mı; hayır. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu mu; hayır. Parlamento mu; hayır. Kim denetleyecek; sayın valinin tayin ettiği denetim kurulu denetleyecek.

Şimdi, arkadaşlar, bu olmaz; yazıktır, günahtır. Kamu kaynaklarının bu kadar sorumsuzca harcanması doğru değildir.

Şimdi, bakın, bu şirketler, yarın öbür gün her telefon edildiğinde yeni eleman alacak; bir süre sonra bunlar iflas edecek, bir süre sonra zarar edecek. Peki, bunun hesabını kim verecek; hiç kimse. Bu şirketlerde performans denetimi olacak mı; hayır. Bu şirketler Sayıştay tarafından denetlenecek mi; hayır. Peki, bu şirketler ne olacak; hiç kimse tarafından denetlenmeyecek. Peki, bir parlamentonun görevi bir kamu kaynağının bu kadar sorumsuzca ve denetimsizce harcanmasına olanak verir mi; vermemesi lazım; ama, Adalet ve Kalkınma Partisi bunu getiriyor ve bu şekilde bir harcamayı, bir şirket kurmayı öngörüyor.

Belediye yasalarında görüşeceğiz; ama, ben size bir örnek vermek istiyorum değerli arkadaşlar. Şimdi, bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir şirketten örnek vereceğim. Bu şirket, önce, Maliye Bakanlığına verdiği yıllık beyannamelerde, ben hiçbir gelir elde etmedim, benim hiçbir gelirim yoktur diyor. Daha sonra, bir vergi affı çıkardınız, bu vergi affı çıktıktan sonra, bu şirket, 1998 yılında 27 milyar lira Kurumlar Vergisi beyan ediyor vergi affından yararlanmak için. Peki, ne kadar KDV beyan ediyor; 1 trilyon 459 milyar lira; 1999 yılında 6 milyar lira Kurumlar Vergisi, 1 trilyon 368 milyar lira KDV beyan ediyor; 2000 yılında 77 milyar lira Kurumlar Vergisi, 4 trilyon 165 milyar lira KDV beyan ediyor; 2001 yılında 11 milyar lira Kurumlar Vergisi, 5 trilyon 970 milyar lira KDV beyan ediyor. Peki, arkadaşlar, bir kamu kuruluşu, vergi kaçırmazsa bunu niye beyan etsin?! Bir kamu kuruluşu, yolsuzluk yapmazsa bunu niye beyan etsin?! Sayın Maliye Bakanımız burada, Sayın Maliye Bakanımız, çıksın, hayır, bu şirket böyle bir beyanda bulunmamıştır desin; ama, hiç kimse bunu söyleyemez. Neden; aynı durum burada da olacak. Siz, bile bile, yolsuzluk kapılarının aralanması için ellerinizi kaldıracaksınız!

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür diyoruz Sayın Kılıçdaroğlu.

Madde üzerinde başka söz isteği?.. Yok.

52 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

53 üncü maddeyi okutuyorum:

İşletme tesisi

MADDE 53.- İl özel idaresi, özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini İçişleri Bakanlığının izniyle bütçe içi işletme kurarak yapabilir.

Bu işletmeler il özel idaresinin tâbi olduğu usule göre denetlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, bu tasarının tartışılmasında, dikkat edilirse, önergelerle tasarının ortağı olmak istemiyoruz; ancak, biraz önce burada bir önerge verildi. Her şeye rağmen, gönlümüz razı olmadı, bu kadar fazla tedbirsiz bir borçlanmaya gönlümüz razı olmadı, bir sınır getirmek istedik, onu dahi oylatma imkânına sahip olamadık.

Değerli arkadaşlar, bir önergeyle belediyelerin ya da il özel idarelerinin bugünkü yapısının merkezî idarenin yapısından daha kötü bir duruma gelmesini önlemek için, yani, bir tedbir olarak -Hazine Müsteşarlığının, il özel idarelerinin borçlanmasına sınır getirmesini, burada gösterilenin dışında sınır getirmesini- ilave sınırlar getirmek istedik; bu dahi burada herhangi bir itibar, ilgi görmedi.

Değerli arkadaşlar, şimdi görüştüğümüz 53 üncü madde il özel idarelerinin işletme tesisini düzenliyor; yani, 52 nci maddede şirket kurulması düzenlemesi yeterli olmuyor, bir de, il özel idarelerinin işletme kurması öngörülüyor. Burada da "özel gelir ve gideri bulunan hizmetlerini İçişleri Bakanlığının izniyle bütçe içi işletme kurarak yapabilir" deniliyor.

Bakınız, bu nereden itibaren geliyor, bir kere, bu yasa tasarısında 10 uncu maddeden itibaren geliyor. 10 uncu maddede il genel meclisinin görev ve yetkileri düzenlenirken, bu düzenlemeyle, meclislere, bütçe içi işletmeler ile Türk Ticaret Kanununa tabi ortaklıklar kurulmasına, kurulmuş veya kurulacak ortaklıklara katılmaya veya ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek için yetki veriliyor. Şimdi 53 üncü maddeye geldik; burada da, il özel idaresinin, bütçe içi işletme kurarak hizmetleri yapabileceği belirtiliyor.

Değerli arkadaşlarım, kısacası, il özel idarelerinin bundan böyle bütün hizmetlerini bu tür işletmeler kurarak yapması imkânı gelmiştir. Yani, artık, il özel idareleri, kendileri doğrudan bir hizmet üretmek durumunda olmayabilirler; hepsini, bütününü, işletme kurarak yapabilirler.

Şimdi, mevcut düzenlemede; yani, halen yürürlükte olan düzenlemede, Anayasaya uygun biçimde, hizmet alanları itibariyle sayılma vardır; yani, bazı alanlar sayılmıştır, ancak, bu alanlarda şirket kurulabilir denilmiştir. Oysa, şimdi, burada, böyle bir alan sınırlaması kalkmıştır; dolayısıyla, bugün dahi büyük şikâyetlere konu olan bir alanda, biz, hiçbir alan sınırlaması olmayacak şekilde, il özel idarelerini, artık, şirketler ve işletmeler aracılığıyla yönetebilir durumdayız. Piyasalaştırmanın böylesi herhalde dünyanın başka ülkelerinde görülmemiştir; ama, biz, bazı bakımlardan dünyaya kötü örnek olmaya her zaman çok namzet bir ülkeyizdir; yani, yolsuzluklar bakımından, trafik kazaları bakımından, denetimsizlik bakımından... Şimdi, bunlara yeni sayfalar ekliyorsunuz; sizi kutlarım; çünkü, bir yerde mutlaka şampiyon olmamız lazım!

Şimdi, bu şirketler aracılığıyla ve işletmeler aracılığıyla böylesine bir genişleme olurken, şunu, belki, görmek lazım. Bugün -biraz önce de söyledim, biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu da söyledi- Türkiye'de, belediye şirketleri, vergi affından yararlanmada en önde geliyor. Belediye şirketlerinin kamusal niteliği var; bu, nasıl olabiliyor?! Bundan sonra, demek ki, bu, çorap söküğü gibi gelecek. Zaten, bugün, geçerli olan mevzuatta bile alan sınırlaması olduğu halde, şirket kurma yetkileri sınırlandırıldığı halde, vakıflar yoluyla, birlikler yoluyla, şirket evlilikleri yoluyla yeni yeni şirketler sürekli kurulabiliyor. Bunu denetlemeye, bunu sınırlamaya almak yerine, şimdi, bunun önünü bir kez daha açıyoruz ve böylece, içinden çıkılmaz bir durum yaratıyoruz. Bugün, belediyelerde -biraz önce de söyledim- 15 büyükşehir belediyesinde 104 kadar şirket, 800 dolayında iştirak var kurulmasına katkı yapılan ya da sermayesine katılınan. Şimdi, acaba, bundan sonra bunları kim denetleyecek; denetimi de ortadan kaldırdık, bunları da özel denetim yapacak. Bütün bu kaostan, bütün bu denetlenemez yapıdan acaba ne çıkacak; ben size söyleyeyim, nurtopu gibi yeni usulsüzlükler çıkacak, yeni yolsuzluklar çıkacak.

Bu kanun size hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Allah bağışlasın.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

53 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

54 üncü maddeyi okutuyorum:

Borç ve alacakların takas ve mahsubu

MADDE 54.- 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki Hazine alacakları hariç olmak üzere, il özel idaresinin, genel bütçeli kuruluşlardan, sosyal güvenlik kuruluşlarından, mahalli idarelerden ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından olan özel hukuk ve kamu hukukuna tâbi alacak ve borçları takas ve mahsup edilir. Bu kurum ve kuruluşların bütçelerine yeterli ve gerekli ödenek konur.

Bu madde gereğince takas ve mahsup işlemlerine ilişkin esas ve usuller, İçişleri Bakanlığının olumlu görüşü alınarak, Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi; buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerek biraz önce kabul edilen 51 inci madde gerekse borç ve alacakların takas ve mahsubunu düzenleyen 54 üncü madde, bu tasarının bence en önemli maddelerinden ikisi. Halen kamu harcamalarının yüzde 1,5'i gibi bir rakamı gerçekleştirmekte olan özel idareler, bu tasarının yasalaşmasıyla birlikte, toplam kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 20'ye yakın bir bölümünü gerçekleştirmek durumunda olacaklardır. Kendilerine merkezî yönetimden devredilen hizmetlere paralel olarak birtakım gelir kaynaklarının da sağlanmasıyla birlikte, gerçekten bizim harcama sistemimiz içerisinde, özel idareler, son derece önemli bir büyüklüğe sahip olacaktır.

Özel idareler, harcama konusunda böyle bir güce sahip olunca, doğal olarak kendilerine, bu harcama potansiyeli, bu harcama göreviyle paralel olarak, bir gelir kaynağının da sağlanması gerekir.

Tasarının 42 nci maddesine baktığımızda, özel idarelere sağlanan gelirlerin iki önemli kaleminin, genel bütçeden aktarılan paylar ile genel ve özel bütçeli idarelerden özel idarelere yapılacak olan ödemeler olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak, tasarı, bununla yetinmemiş, bu gelirlerin yeterli olmayacağına karar vermiş ve bir başka alternatifi de gündeme getirmiştir. Bu gelirler yeterli değil; çünkü, bu hizmetleri zaten, merkezî yönetim şu anda yürütüyor. Merkezî yönetimin yürüttüğü bu hizmetleri, aynı gelir kaynaklarıyla, aynı ödeneklerle özel idarelere devrettiğiniz zaman, hizmetin kalitesinde bir yükselme olmaz, aynı hizmeti, Ankara yapmış veya illerde özel idareler yapmış, fark etmeyecek.

Tasarı, sanıyorum bunun için olsa gerek, özel idarelere bir borçlanma imkânı getirmiştir; 51 inci madde, özel idarelere borçlanma konusunda yeni olanaklar veya bugünkü sistemde olmayan olanakları getirmiştir. Birincisi, dışborçlanma yoluyla yatırım projelerinin finansmanını gerçekleştirebilecektir. Bu borçlanma, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre yapılacaktır. Bu, halen işleyen bir sistemdir; ama, belki özel idarelerde yoktur, buraya yeni olarak girmiştir.

İkincisi, yine, İller Bankasından nakit kredisi veya yatırım kredisi alma imkânı tanınmaktadır ve bir üçüncü olanak da, tahvil ihracı yoluyla özel idareler borçlanabilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu borçlanma maddesini ve buna paralel olarak 54 üncü maddeyi, gerçekten, çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Her ne kadar bu maddede özel idarenin borçlanmasına yönelik olarak birtakım sınırlar getirilmiş ise de, Türkiye'nin halen karşı karşıya bulunduğu içborç ve dışborç stokunun büyüklüğü dikkate alındığında, bu sınırların son derece önemli, son derece büyük olduğu anlaşılacaktır.

Getirilen sınır, özel idarenin iç ve dışborç stokunun toplamı, en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının yeniden değerleme oranıyla artırılmış olan miktarını geçemeyeceğidir. Bu, bir sınır.

İkinci bir sınır daha var. Özel idareler, bu miktarı, yani, en son kesinleşmiş bütçe gelirlerinin yeniden değerleme oranıyla artırılmış olan miktarının yüzde 10'una kadarlık kısmını il genel meclisi kararıyla, yüzde 10'unu aşan kısmını ise, yani, kalan yüzde 90'lık kısmını ise, yine, il genel meclisi kararı ve İçişleri Bakanlığının onayıyla borçlanabilecektir.

Biraz önce, özel idarelerin, kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 20'sini yapacağını söylemiştim. Buna paralel olarak, genel bütçeden aktarılan paylarla birlikte gelirlerini düşündüğümüzde, özel idarelere müthiş bir borçlanma imkânının tanındığını göreceğiz.

Denilebilir ki, ne var, mademki özel idarelerin bu kadar büyük bir yükü var, bu kadar ağır görev altındalar, kendileri de ilave bir kaynak yaratsınlar, bunu, gerekirse borçlanma yoluyla karşılasınlar. Ancak, Türkiye'nin içerisinde bulunduğu ekonomik durum -ki, bunu, öncelikle hükümetin daha iyi takdir etmesi lazım- düşürülemeyen reel faizler, düşürülemeyen reel faizler nedeniyle kamu borç stokunun bir türlü azalmaması veya reel olarak giderek artması gibi gerçekler karşısında özel idarelere verilen borçlanma imkânını değerlendirdiğimizde, bunun, hiç de doğru bir tercih olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Bu sınırlara dikkat edin "toplam gelirleri kadar borçlanabilir, bütün borç stoku, toplam gelirlerini aşamayacaktır" şeklindeki sınırın ardından, borçlanmanın, gelirlerin yüzde 10'una kadar kısmının il genel meclisi kararıyla, yüzde 90'lık kısmının da İçişleri Bakanlığı onayıyla yapılabileceği yönündeki hüküm, bir yılda bu borçlanma limitinin doldurulabileceği imkânının özel idarelere verildiği anlamına gelmektedir. Maddede, bunun yıllara yayılması şeklinde bir düzenleme yoktur. Bir özel idare, isterse, toplam borçlanabileceği sınırın tamamını bir yılda gerçekleştirebilecektir. Tüm özel idarelere verilen bu olanağın alt alta toplanması sonucunda ulaşılacak olan rakam, kamu borç stokunun giderek daha da artması sonucunu yaratacaktır.

Uluslararası örnekler var karşımızda; Arjantin örneği var. Arjantin ekonomisi, biliyorsunuz, yerel yönetimlerin, kısıtlanmayan borçlanma olanakları nedeniyle, aşırı derecede borçlanması nedeniyle krize girmiş olan bir ekonomidir. Arjantin'de 24 özel idare vardır, 1 175 tane de belediye vardır; yani, yaklaşık 1 200 tane yerel yönetim vardır. Arjantin krize girdiği sırada, bu yerel yönetimlerin borçlanma yoluyla sağladıkları kaynaklar, kendi özkaynaklarının, gelirlerinin yüzde 10'unu aşmıştı. Kriz öncesinde, borçlanma olanaklarının artmadığı dönem öncesinde yerel yönetimlerin toplam borç stokunun gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 4 civarındayken, Arjantin krize girdiğinde yüzde 6,5'i geçmişti. Arjantin gibi bir ekonomide böyle bir kriz yaşanmıştır. En büyük nedeni, yerel yönetimlerin kontrol edilemeyen borçlanmasıdır.

Önergeyle, borç yönetiminde Hazine Müsteşarlığına bir sınır koyma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Hazine Müsteşarlığı, gerekirse, maddedeki sınırlamalar ötesinde, kamu finansman dengelerini gözönünde bulundurarak bir sınır koyma yetkisine sahip olsun. Önerge bunu hedeflemişti; ama, İçtüzük hükümleri nedeniyle görüşülmesi mümkün olmadı. Bunu bir kez daha sizlerin değerlendirmesine sunuyorum.

Borç ve alacakların takas ve mahsubu konusu, yine, özel idareleri ve özel idarelerle ilişkide bulunan diğer kamu kurumlarını, alacak ve borç ilişkisinde, daha doğrusu, bu ilişkiyi yaratan mal ve hizmet alışverişlerinde borçlarını ödememe yönünde bir eğilime sevk edecektir; çünkü, nasıl olsa, borç ve alacakların karşılıklı mahsubu vardır. Belediyenin bir kuruluşunun veya kendisinin bir kamu kurumundan su alacağı varsa, aynı belediyenin, aynı şekilde bir vergi borcu varsa, ilgili kamu kurumu, nasıl olsa belediyenin vergi borcuyla mahsuplaşırız, ben su borcumu ödemeyeyim eğilimine girecektir.

Yine, örneği ters yönden, özel idare yönünden ele aldığımızda -örneği belediye için verdim, aynı şekilde özel idare için de verebiliriz- aynı ilişki, özel idare ve diğer kamu kurumları ilişkisi için de söz konusudur.

Bu madde, daimî bir maddedir. Bu madde, olsa olsa, belki, geçici bir madde olabilir. Bugüne kadar olan birikmiş borçları tasfiye etmek için, kamu kurumlarıyla karşılıklı bir mahsuplaşmaya gidilebilir; ama, daimî bir madde yapmak suretiyle, bundan sonra, özel idareyle mal ve hizmet alışverişi içerisinde olan kurumların karşılıklı alacak ve borçlarını ödememesi gibi bir imkân getirmektedir.

Bu bir imkân değildir arkadaşlar; imkân gibi gözüken bu düzenleme, özel idarelerin finansman dengesini bozacak, halen bütçe imkânları ölçüsünde yürümekte olan karşılıklı ödemeler, bu maddeden sonra durmuş olacaktır.

Ben, bunları bir kez daha sizlerin dikkatine sunmayı görev saydım.

Sözlerimi burada bitiriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

54 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, bir düzeltme var.

BAŞKAN - Komisyonun bir isteği var; buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, 54 üncü maddenin birinci satırında yer alan "4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun" ibaresi "4749 sayılı Kanun" şeklinde ve paragrafın sonundaki "konur" ifadesi de "konulur" şeklinde düzeltilecek.

BAŞKAN -54 üncü maddeyi, Komisyon Başkanının yazımdan kaynaklanan düzeltmesiyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

55 inci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Cezalar

Cezalar

MADDE 55.- İl özel idaresinin görev ve yetki alanına giren konularda, kanunların verdiği yetkiye dayanarak il genel meclisi tarafından alınan ve usulüne uygun olarak ilân edilen kararlara aykırı davrananlara; mevzuatta başka bir ceza öngörülmediği durumlarda, üçyüzmilyon Türk Lirasına kadar para cezası verilir. Suçun herhangi bir işyeri adına işlenmesi durumunda para cezası iki kat uygulanır.

Birinci fıkrada belirtilen suçların, yeme, içme, eğlenme, dinlenme, yatma, bakım ve temizlenme gibi ihtiyaçlarla ilgili ticaret, sanat ve meslekleri yapanlar tarafından işlenmesi durumunda ayrıca üç günden yedi güne kadar işyerinin kapatılması cezası verilir.

İl özel idaresinin görev ve sorumluluk alanlarında bulunan tesislere herhangi bir zarar verilmesi durumunda, özel idarece eski duruma getirilerek yapılan masraflar % 30 fazlasıyla zarar verenden tahsil edilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, bir düzeltme var. Son paragrafın ikinci satırındaki "özel idarece" ibaresinin "il özel idaresince" şeklinde düzeltmesi gerekiyor.

BAŞKAN - "İl özel idaresince" şeklinde düzelterek maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

56 ncı maddeyi okutuyorum:

Ceza verme yetkisi

MADDE 56.- 55 inci maddede öngörülen cezalar il encümeni tarafından verilir. Ancak vali veya kaymakam, suçun işlendiğini tespit ettirdiğinde yüzmilyon Türk Lirasına kadar para cezası ve üç güne kadar işyerinin kapatılması cezası verebilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

57 nci maddeyi okutuyorum:

Tutanak düzenlenmesi

MADDE 57.- Cezayı gerektiren işlem ve eylemleri yapanlar hakkında özel idarenin yetkili personeli tarafından tespit tutanağı düzenlenir. Tutanakta yasağa aykırı olarak yapılan işlem ve eylemin yeri, zamanı, niteliği ve aykırı olduğu mevzuat hükmü gösterilir. Tutanak, işlem ve eylemin yapıldığı yerde düzenlenir ve taraflarca imzalanarak bir örneği ilgiliye, diğer örneği on gün içinde il özel idaresine verilir. İlgilinin tutanağı imzalamaktan veya almaktan kaçınması hâlinde, durum tutanağa yazılır ve bu halde tutanak ilgili muhtarlığa verilmek suretiyle kendisine tebliğ edilmiş sayılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, yine bir düzeltme var. Maddenin birinci satırında yer alan "özel idarenin" ibaresinin "il özel idaresinin" şeklinde düzeltilmesi gerekiyor.

BAŞKAN - Maddeyi, düzeltilmiş şekliyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

58 inci maddeyi okutuyorum:

Tutanağa itiraz ve karara bağlama

MADDE 58.- Haklarında tespit tutanağı düzenlenenler tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde il özel idaresine itiraz edebilir. İtiraz, ilçelerde kaymakamlıklar kanalıyla yapılabilir. Kaymakamlıklara yapılan itirazlar yedi gün içinde il özel idaresine gönderilir.

İtiraz edilen veya edilmeyen tespit tutanakları onbeş gün içinde il encümeni tarafından karara bağlanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

59 uncu maddeyi okutuyorum:

Kararların tebliği ve itiraz

MADDE 59.- Bu Kanuna göre verilen ceza kararları 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir.

İdarî yargı mercilerine yapılacak müracaat, para cezalarının yürütülmesini durdurmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

60 ıncı maddeyi okutuyorum:

Cezaların uygulanması

MADDE 60. - Para cezaları, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde il özel idaresi hesabına yatırılmadığı takdirde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

İşyeri kapatma cezası, ceza süresince işyerinin mühürlenmesi suretiyle uygulanır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

61 inci maddeyi okutuyorum:

Toplatma, yok etme ve eski duruma getirme

MADDE 61.- 1593 sayılı Umumî Hıfzıssıhha Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere, il özel idaresi tarafından satışı ve kullanılması yasaklanmış bulunan maddeler toplattırılır. Yapılan inceleme ve tahlil sonucunda, sağlığa zararlı olanlar imha edilir. Diğerleri sahibine teslim edilir. Otuz gün içinde sahipleri tarafından teslim alınmayan mallar, il özel idaresi tarafından uygun biçimde değerlendirilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 61 inci maddesinin başlığının "Toplatma ve yok etme" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Nusret Bayraktar

Hamit Taşçı

 

Ankara

İstanbul

Ordu

 

Mehmet Ceylan

 

Mehmet Sekmen

 

Karabük

 

İstanbul

 

BAŞKAN - Önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Yerinde bir düzenleme Sayın Başkan.

BAŞKAN - Komisyon uygun görüş bildiriyor.

Sayın Hükümet?..

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin içeriği ile başlığının uyumlu olması.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

61 inci maddeyi, kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

62 nci maddeyi okutuyorum:

ALTINCI KISIM

Çeşitli ve Son Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Yurt dışı ilişkileri

MADDE 62.- İl özel idaresi, il genel meclisinin kararına bağlı olarak görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren uluslararası teşekkül ve organizasyonlara, kurucu üye veya üye olabilir.

İl özel idaresi, bu teşekkül ve organizasyonlarla ortak faaliyet ve hizmet projeleri gerçekleştirebilir.

Birinci ve ikinci fıkra gereğince yapılacak faaliyetlerin, dış politikaya ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak yürütülmesi ve önceden İçişleri Bakanlığının izninin alınması zorunludur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

63 üncü maddeyi okutuyorum:

Kaymakamların görev ve ek ödeneği

MADDE 63.- Kaymakamlar, valinin verdiği özel idare görevlerini yapmakla yükümlü ve bu görevlerin yapılmasından valiye karşı sorumludur. Kaymakamlara yaptıkları görevler karşılığında 12000 rakamının Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ödenek verilir.

Bu madde ile 28 inci maddede belirtilen ödeneklerin ödenmesinde, 4505 sayılı Sosyal Güvenlikle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Temsil Tazminatı Ödenmesi Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin (c) fıkrası ile 631 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesi hükümleri uygulanmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Kemal Deveciler; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 63 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi, saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Bu tasarı da, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı gibi, tümüyle, katılımdan uzak, sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınmadan hazırlanmış bir yasa tasarısıdır. Dolayısıyla, yasa hazırlıklarında demokratik bir katılım sürecinden söz edilemez. Yasaların yapılma gerekçeleri olarak sunulan demokratiklik, şeffaflık, katılımcılık gibi iddiaların ne kadar gerçekçi olduğu, hazırlık süreçlerinde gösterilen yaklaşımda açıkça görülmektedir. Yerel yönetimler alanına reform getirdiği öne sürülen bu düzenleme çalışmaları, ne yazık ki, kamuoyunda, geniş halk kesimlerinin toplum yararı beklentilerine yanıt vermekten uzak, merkezî ve yerel yönetimler arasındaki yetki ve kaynak çatışmaları olarak yorumlanmaktan öteye gidememiştir.

Yasanın bazı maddelerinde olduğu gibi, 63 üncü maddesi de eşitlik ve adaletsizlik içermektedir. Bu madde kabul edildiği takdirde mahallî idarelerde büyük bir kargaşa yaşanacaktır. Siyaset, mülkî idare amirlerinin önüne geçecektir. İlçe başkanları, iktidar partilerinin ilçe başkanları, kaymakamların üzerinde Demokles'in kılıcı gibi duracaklardır.

Tasarının içeriğine gelelim; tasarı ne getirmektedir bir de ona bakalım. Tasarı, kanunlaştığı takdirde, ilçe kaymakamlarına, ilçede özel idare görevlerini yapmak ve bu görevlerinden dolayı da valiye karşı sorumlu olmak görevini vermektedir. Bu görevlerin karşılığında, 12 000 göstergeyi devlet memurlarına uygulanan katsayıyla çarptığımızda, brüt, tahminen 450 000 000 civarında, kaymakamlara ek bir aylık verilmektedir.

Mülkî İdare Amirleri Atama, Değerlendirme ve Yerdeğiştirme Yönetmeliğinde, kaymakamların en az iki yıl vali yardımcısı olarak çalışmaları gerekmektedir. Bu statü, siyasî iktidarlar tarafından uygulanmamaktadır; bugüne kadar da uygulanmamıştır; siyasî malzeme olarak kullanılmaktadır. İktidarların isteği doğrultusunda, vali yardımcılığı yapıp yapmadığına bakılmaksızın kaymakamların atanması yapılmaktadır.

İktidarın, ilkönce, kaymakam atamalarıyla ilgili bir atama yönetmeliğini acilen çıkarması gerekmektedir. Şu anda kaymakamların atanmasının herhangi bir kriteri yoktur; kriter olmadan kaymakamlar ve vali yardımcıları atanmaktadır. Kaymakamlara bu tasarıyla verilen bu ödenek, 2 000 nüfuslu bir ilçe için de aynı göstergededir, 500 000 nüfuslu bir ilçe için de aynı göstergededir; yani, İstanbul'un Bakırköy İlçesindeki kaymakam da, Ankara'nın Çankaya İlçesindeki kaymakam da, Gümüşhane'nin Köse İlçesindeki kaymakam da, Balıkesir İlinin Balya İlçesindeki, Bilecik İlinin Yenipazar İlçesindeki kaymakam da aynı ekücreti, yani 450 000 000 liralık bu ekücreti alacaktır. Bu yasayla verilecek bu ödenek, tabiî ki kaymakamlarımıza verilsin; buna, bizim kesinlikle bir itirazımız bulunmamaktadır ve verilmesi de gerekmektedir.

Özel idarelerin tüm işlemleri, ilçelerde, bu yasayla kaymakamlığın sorumluluğuna verilmektedir; ama, şunu da gözardı etmemek gerekmektedir; kaymakamlara verelim; ama, aynı meslekte, statüleri aynı durumda bulunan vali yardımcılarına da neden vermeyelim?.. Ayırım yaparsak, meslekte çifte standartlık yaratacaktır. Kaldı ki, ilçe kaymakamlarının, ilçelerde lojmanları, makam araçları bulunmaktadır; bu lojmanların yakıtı, suyu, telefonu, elektriği de devlet tarafından karşılanmaktadır. Oysaki, vali yardımcıları, uygulamada, hiyerarşide kaymakamların üstü konumunda olmalarına rağmen, tüm bu sosyal haklardan yoksun bulunmaktadırlar.

Bugün kaymakamlık yapanların, daimî kaymakam olarak, görevlerine sonuna kadar, emekliliklerine kadar kaymakam olarak devam etmeleri söz konusu olamaz. Bugün kaymakam olarak görev yapanlar, yarın, iktidar partisinin kaymakamlar kararnamesinde vali yardımcısı olarak atanabilirler. Bugün vali yardımcısı olanlar da, yine, iktidar partisinin kaymakamlar kararnamesinde herhangi bir ilçeye kaymakam olarak atanabilirler; çünkü, kararnameleri, kaymakamların ve vali yardımcılarının birlikte yapılmaktadır, birlikte çıkmaktadır; çünkü, her ikisinin de statüleri aynıdır.

Özel İdare Kanunu Tasarısının Bütçe Komisyonu görüşmeleri esnasında, ülkemizin çeşitli il ve ilçelerinden gerek kaymakamlarımız gerekse vali yardımcılarımız, şahsımı aradılar, belki AKP'nin ve Cumhuriyet Halk Partisinin diğer komisyon üyelerini de aramışlardır. Arayan, hem kaymakamlarımız hem de vali yardımcılarımız, bu yasada getirilen bu eködeneğin ayırım yapılmaksızın verilmesini istiyorlar. Hazineye büyük külfet getirecekse, verilen 12 000 göstergenin düşürülmesine, ama, tüm mülkî amirlere, yani, kaymakamların ve vali yardımcılarının tamamına paylaştırılmasını istiyorlar. Neden; çünkü, bugün kaymakamlık görevinde olanlar 450 000 000 civarında ilave ödenek alırken, yarın, bir kararnameyle, kaymakamlıktan vali yardımcılığına atanırlarsa, maaşlarının birdenbire 450 000 000 lira düşeceğini kendileri de biliyorlar.

Bu şekilde, sadece kaymakamlara yapılacak olan bir düzenleme kabul edildiği takdirde, sözlerimin başında sizlere bahsettiğim gibi, hakikaten siyaset öne geçecek ve iktidar partisinin ilçe başkanları, bundan böyle, ilçeleri yönetmeye, kaymakamlara yaptırım uygulamaya kalkacaklardır.

Şimdi, Sayın AKP milletvekilleri sizlere söylüyorum, aynı, şu anda, diğer kurum ve kuruluşlarda olduğu gibi -örnek vermek istiyorum- devlet hastanelerinde, daha evvelki iktidar döneminde hepimiz mustariptik, MHP'nin kadrolaşmasından şikâyet ediyorduk; şimdi, bakıyoruz, eskisinden daha fazla. Devlet hastanesine bir temizlik işçisi bile alınmaya kalkılsa, bir daktilo memuru bile alınmaya kalkılsa, MHP ilçe başkanı o devlet hastanesine daha evvelden nasıl müdahale ediyorsa, şimdi de, aynı şekilde, AKP ilçe başkanı, İktidar Partisinin ilçe başkanı hem devlet hastanesinin başhekimine hem de devlet hastanesinin müdürüne müdahale ediyor; yani, bunun önüne geçilmesi lazım. Bunun örneklerini görüyoruz.

Şimdi, biz, bunu yaptığımız takdirde, vatandaşın bundan sonra da kaymakamlıktan görülecek her türlü bürokrasi işlerinde, İktidar Partisinin ilçe başkanlarına... Bugün AKP iktidar olabilir, yarın başka bir parti iktidar olabilir. Biz, bugün yasayı çıkarıyoruz, artık, bundan sonra yasa ilelebet devam edecektir, bundan sonra iktidara gelenler bu yasa üzerinde değişiklik yapmadığı takdirde. Bunları da düşünmemiz lazım.

Yine, kaymakamlıkların inisiyatifinde olan Sosyal Dayanışma Fonu imkânları, yiyecek, içecek, yakacak gibi diğer sosyal yardımlar, yeşilkart gibi ve yine, kaymakamlıkların, emniyetin inisiyatifinde olan açılma ruhsatları gibi uygulamalar da iktidar partisi ilçe başkanlarının inisiyatifine geçecektir. Zaten, bugüne kadar ve bugün de etkin olduklarını uygulamada her gün gördüğümüz bu inisiyatif kullanma, bundan sonra, kaymakamlara bu ödeneği vermemiz halinde, tamamen iktidar partisi ilçe başkanlarının eline geçecektir; çünkü, kaymakamlarımız, bu ek 450 000 000 liralık ödeneği alabilmek için, kesinlikle, iktidar partisi ilçe başkanıyla ters düşmek istemeyeceklerdir. Ters düştükleri takdirde kaymakamlıktan alınıp vali yardımcısı olacağını -iktidar partisinin kaymakamlar kararnamesinde- çok iyi bilmektedirler. Bu takdirde, ister istemez maaşlarının dörtte 1'inin düşeceği endişesine kapılacaklardır. Bu endişeyle, görevlerini yerine getirmekte çok zorlanacaklardır.

Vali yardımcılarının, kaymakamlık sıfatını kazanmış mülkî idare amirleri atama yönetmeliğinde eşdeğer görev sayılmış olması nedeniyle, bu tasarıda kaymakamlardan ayrı tutulmaları, hakikaten adaletsizliğe, siyasî olarak da huzursuzluğa ve hukuksuzluğa yol açacaktır.

Az evvel bahsettiğim gibi, uygulamada, kaymakamlar kararnamesiyle her iki meslek mensubu da aynı görevlere atanmaktadır; çünkü, kaymakam olanlar vali yardımcılığına atanmakta, vali yardımcısı olanlar da kaymakamlığa atanmaktadır. Bugüne kadar, uygulamadaki atama işlemlerinden dolayı meslek mensupları arasında herhangi bir çekişme, bu kaymakamlar kararnamesindeki yapılan atamalarda yaşanmamıştır; ama, bundan sonra, bu tasarı geçtiği takdirde hakikaten yaşanacaktır; çok iyi düşünmemiz lazım. Ancak, şimdi görüşmekte olduğumuz İl Özel İdareleri Yasası Tasarısının bu 63 üncü maddesiyle, kaymakamlar ile vali yardımcıları arasında çekişme ve huzursuzluklar yaşanmaya başlanacaktır, devam edecektir. Kaymakam kaymakamlığını devam ettirebilmek için, vali yardımcıları ise kaymakam olabilmek için meslek yararına yakışmayacak davranışlar sergileyebileceklerdir.

Diğer taraftan ise, kaymakamlara tanınan malî imkânlar yeterince fazla iken, bir de böyle bir aylık ödeneğin sadece kaymakamlara verilmesiyle -yani, bunu söylerken vali yardımcıları ile kaymakamları kıyaslayarak söylüyorum; vali yardımcılarından daha fazla imkân, şu anda yasada tanınmaktadır- şimdi de, uçuruma yol açıyoruz. Onun için, aynı meslek mensupları arasında, hakikaten, haksızlıklara ve huzursuzluklara neden olacağı aşikârdır. Bu nedenle, İl Özel İdareleri Yasası Tasarısının, bu görüştüğümüz 63 üncü maddesinin birinci paragrafının sonuna "bu madde hükmü tüm mülkî idare amirlerini kapsar" cümlesi eklediğimiz; yani, hem vali yardımcılarını hem kaymakamları kapsar düzenlemesini Yüce Meclisimizde yaptığımız takdir, bu iki meslek camiasındaki ayırıma son verilecektir.

Yüce Meclisimizce yapılacak böyle bir düzenlemenin, tüm bu haksızlıkları, tüm bu hukuksuzlukları gidereceğini tahmin ediyorum; çünkü, aramızda, hakikaten, siyasî olarak bu Meclise gelen vali yardımcılarımız var, kaymakamlarımız var. Bunları düşünerek karar vereceğinizi, bu ayırımı Yüce Meclisin yapacağını ve uygulamadaki bu haksızlıkları gidereceğini tahmin ediyorum. Kaymakamlara uygulanan 12 000 ekgösterge rakamının, aynı şekilde, maddeye ilave yapılarak, vali yardımcılarına da uygulanacağını ümit ediyorum ve destekleyeceğinizi tahmin ediyorum.

Yüce Meclise, hepinize, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Deveciler.

Maddeyle ilgili konuşmalar tamamlanmıştır.

2 önerge var; bu önergeleri geliş sırasına göre okutup, aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 63 üncü maddesinin birinci paragrafının sonuna "Bu madde hükmü tüm mülkî idare amirlerini kapsar" cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Bülent Baratalı

Atilla Kart

Mehmet S. Kesimoğlu

 

İzmir

Konya

Kırklareli

 

Kemal Sağ

Mehmet Ali Özpolat

Şevket Arz

 

Adana

İstanbul

Trabzon

 

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 583 sıra sayılı İl Özel İdareleri Kanunu Tasarısının 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ali Rıza Alaboyun

Ali Küçükaydın

Atilla Koç

 

Aksaray

Adana

Aydın

 

Ayhan Zeynep Tekin (Börü)

İdris Naim Şahin

Soner Aksoy

 

Adana

İstanbul

Kütahya

 

Ahmet Yaşar

 

Abdullah Torun

 

Aksaray

 

Adana

 

"Kaymakamlar, valinin verdiği il özel idare görevlerini yapmakla yükümlü ve bu görevlerin yapılmasından valiye karşı sorumludur. Vali, gerektiğinde vali yardımcılarına özel idare ile ilgili geçici görevler verebilir. Vali yardımcıları ve kaymakamlara yaptıkları görevler karşılığında 12 000 rakamının Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ödenek verilir."

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu efendim?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Vali yardımcıları, valiye, il genelinde kamu hizmetlerinin kanunlara, kalkınma plan ve programları ile hükümet programlarına uygun şekilde yürütülmesinde en büyük destek sağlayan yönetici sınıfından kamu görevlileridir. Bu özellikleri ve tecrübeleriyle, vali yardımcıları, valinin il özel idaresiyle ilgili olarak görev vereceği kamu görevlilerinin başında yer almaktadır.

Ayrıca, il merkezinde (büyükşehir belediyesi sınırları içinde ilçe kaymakamlıkları kurulmuş olanlar hariç) merkez ilçe kaymakamlığı görevini vali ve yaptığı yetki devrine göre fiilen vali yardımcıları yürütmektedir. Kanun tasarısında, kaymakamlara, valinin verdiği özel idare görevlerini yapmak yükümlülüğü ve sorumluluğu öngörülürken, merkez ilçe kaymakamlığı görevini yürüten vali yardımcıları için bu yükümlülüğün öngörülmemiş olması, hem uygulamada hem de hukuk açısından sakınca doğuracaktır.

Aynı şekilde, özel idare görevlerini yapmak yükümlülüğü karşılığında kaymakamlara verileceği belirtilen ödeneğin vali yardımcılarına da verilmesi hakkaniyet gereği olarak değerlendirilmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Arkadaşlar, kusura bakmayın, kabul edemeyeceğiz...

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Kabul edilmiştir Sayın Başkan...

BAŞKAN - Bir dakika efendim..

Kabul etmeyenler...

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Başkanım, kabul edilmiştir...

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Tekrar oylayalım Sayın Başkan...

UFUK ÖZKAN (Manisa) - Bir daha oylayalım Sayın Başkan...

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Elektronik cihazla oylama yapalım Sayın Başkan...

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sayın Başkan, tereddüt var; elektronik cihazla oylama yapalım...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Açık fark var Sayın Başkan; daha ne bekliyorsunuz?!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Başkanlık Divanında bir tereddüt var; şöyle: Oylama sebebiyle, Divan Üyeleri arasında anlaşma sağlanamadığından, elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için 3 dakikalık süre veriyorum. Bu süre içerisinde...

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Açıklayın ama...

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Tekrar açıklayın, yeni gelenler var; önerge tekrar okunsun.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Yeni gelenler var...

FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Önerge tekrar okunsun Sayın Başkan...

BAŞKAN - Efendim, önergeyi herkes biliyor.

Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum: