BIM 2 1 2004-06-22T14:55:00Z 2004-06-22T14:55:00Z 59 41384 235893 TBMM 1965 471 289693 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22        YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 52

 

98 inci Birleşim

8 Haziran 2004 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1. - Sinop Milletvekili Cahit Can'ın, Dünya Çevre Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı

2. - İzmir Milletvekili Bülent Baratalı'nın, İzmir'deki limanların işletilmesi ve kapasitelerinin artırılması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

3. - Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, Üniversite Kış Olimpiyatlarının 2009 yılında Erzurum'da yapılması halinde bölgeye sağlayacağı yararlara ilişkin gündemdışı konuşması

B) Tezkereler ve Önergeler

1. - Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Dış Politika Komitesi Başkanının vaki davetine icabetle bir parlamento heyetinin Makedonya'ya yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/581)

2. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin (2/243) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/190)

3. - Antalya Milletvekili Osman Özcan'ın, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/112) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/191)

C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 93 milletvekilinin, Çernobil faciasının bütün boyutlarıyla araştırılarak benzer olayların tekrarlanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/194)

IV. - ÖNERİLER

A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek ve 20 milletvekili ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26 milletvekilinin, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/8, 48) (S. Sayısı: 335)

2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı: 332)

3. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

4. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

5. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

6. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)

7. - Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut ve 3 Milletvekilinin; 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin  İlavesi Hakkında Kanun Teklifi  ile  Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/292, 2/244) (S. Sayısı: 466)

VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. - İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Adıyaman Milletvekili ve (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanı Fehmi Hüsrev Kutlu'nun, konuşmasında, Partisine ve Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması

2. - Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'un, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, konuşmasında, Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması

VII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Manavgat Çayı Suyuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2449)

2. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, geliriyle ilgili bir açıklamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2469)

* Ek cevap

3. - Samsun Milletvekili İlyas Sezai ÖNDER'in, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/2485)

4. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, avcılardan harç alınması uygulamasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2490)

5. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2502)

6. - Mardin Milletvekili Muharrem DOĞAN'ın, Mardin-Derik, Kızıltepe ve Nusaybin ovalarının sulanmasına ve köylerin yaşam koşullarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2521)

7. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, kamu personeli seçme sınavına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2532)

8. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, ÇEAŞ ve Kepezdeki küçük yatırımcıların mağduriyetine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/2533)

9. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Tekelin bir Alman firmasına satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2539)

* Ek cevap

10. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Tekelin tütün satış hakkına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2540)

11. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, iş güvenliği konusunda yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2542)

12. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, 1999 yılında yapılan devlet memurları sınavına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/2548)

13. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, ABD Başkanının seçim kampanyalarını yürüten bir şahsın bazı ifadelerine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2554)

14. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, ABD'nin Kaliforniya Valisinin sözde Ermeni soykırımı günü ilan etmesine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/2557)

15. - Osmaniye Milletvekili Necati UZDİL'in, Doğu Akdeniz Üniversitesine yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/2562)

16. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Nusret Mayın Gemisi ve benzeri değerlerin korunmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/2568)

17. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, sınır ticaretinin kötüye kullanılmasının önlenmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/2572)

18. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, özelleştirme uygulamalarından doğan gelir ve harcamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2573)

19. - Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, SSK'nın tabi olduğu ihale mevzuatına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2586)

20. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, hayvancılığın desteklenip korunmasına,

- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, tarım ve hayvancılık alanındaki dışticarete,

- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, et ve damızlık hayvan ithalatı ile süt üreticilerine ödenen prim politikasına,

- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, "Önder Çiftçi" uygulamasının yaygınlaştırılıp yaygınlaştırılmayacağına,

Çukurova'da 2003 yılı doğrudan gelir desteği ödemelerinin ne zaman yapılacağına,

Tarım üreticilerinin haksız rekabete karşı korunmasına,

Çukurova'da düşük yağışın doğuracağı mağduriyetin önlenmesine,

- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, çiftçilikte kullanılan gübreye,

- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Isparta-Eğirdir'deki bir enstitüye,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2597, 2598, 2599, 2600, 2601, 2602, 2603, 2604, 2605)

21. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bedelli askerliğe ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Vecdi GÖNÜL'ün cevabı (7/2613)

22. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, özelleştirme kapsamındaki KİT'lere yapılan atamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2615)

23. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, insan sağlığına zararlı bir gıda maddesinin Türkiye'ye getirileceği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2618)

24. - Şanlıurfa Milletvekili M. Vedat MELİK'in, süne zararlısıyla mücadeleye,

- Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, trol avcılığı yasağına,

- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, elma üreticilerinin sorunlarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/2632, 2633, 2634)

25. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, Bakırköy Sümerbank işletmesinin satışına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2643)

26. - İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın, RJ 100 tipi uçakların tekrar sefere konulacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/2664)

27. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, özürlü kontenjanı uygulamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/2675)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.

Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, Burdur İlinin tarihî ve kültürel varlıkları ve doğal zenginlikleriyle turizm sektörüne katkılarına,

İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek, Şair Nazım Hikmet'in ölümünün 41 inci yıldönümüne,

Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan, Tarihî Türk Evlerini Koruma Haftasına,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan'ın (6/1042),

Balıkesir Milletvekili Sedat Pekel'in (6/1087),

Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.

Akdeniz Avrupa Enstitüsünün Barselona'da yapılacak IV. Yıllık AB-Türkiye Konferansına ismen davet edilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi,

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 36 ncı sırasında yer alan 466 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi,

Kabul edildi.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılması amacıyla,

2 nci sırasında bulunan, yasama dokunulmazlığı konusunda,

Kurulmuş bulunan (10/8 ve 48) ve (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonlarının 335 ve 332 sıra sayılı raporları üzerindeki genel görüşmeler, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

3 üncü sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

4 üncü sırasında bulunan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/731) (S. Sayısı: 349),

5 inci sırasına alınan, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut ve 3 milletvekilinin; 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/292, 2/244) (S. Sayısı: 466),

Görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

6 ncı sırasına alınan, Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/788) (S. Sayısı: 455), görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra,

7 nci sırasına alınan, Yalova Kaplıcalarının İşletilmesi ve Kaplıcaların İnkişafı İşlerinin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine Bağlı Hükmi Şahsiyeti Haiz Bir Teşekküle Devri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/783) (S. Sayısı: 448), görüşmelerini müteakiben,

Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

8 Haziran 2004 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.36'da son verildi.

 

Nevzat Pakdil

Başkanvekili

Mevlüt Akgün           Ahmet Küçük

          Karaman                Çanakkale

Kâtip Üye               Kâtip Üye


No. : 143

II. - GELEN KÂĞITLAR

4 Haziran 2004 Cuma

Tasarı

1. - Tohumculuk Kanunu Tasarısı (1/822) (Adalet; Plan ve Bütçe ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

Tezkere

1. - Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi EKER’in Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/579) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.5.2004)

Sözlü Soru Önergeleri

1. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1130) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

2. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1131) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

3. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1132) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

4. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1133) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

5. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1134) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

6. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1135) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

7. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1136) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

8. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1137) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

9. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1138) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

10. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1139) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

11. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1140) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

12. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Güldal AKŞİT) sözlü soru önergesi (6/1141) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

13. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) sözlü soru önergesi (6/1142) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

14. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) sözlü soru önergesi (6/1143) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

15. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) sözlü soru önergesi (6/1144) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

16. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Bakanlık tarafından Denizli İlinde yapılan çalışmalara ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN) sözlü soru önergesi (6/1145) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

17. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Denizli’ye gelen turistlere ve turizmin geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1146) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

18. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, ülkemizin ve Denizli’nin orman miktarına ve erozyona karşı alınacak tedbirlere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1147) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

19. - Diyarbakır Milletvekili Cavit TORUN’un, Türkiye Barolar Birliğinin gazetelere verdiği bir ilana ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1148) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

20. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Kamu İktisadî Kuruluşlarının özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1149) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

21. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR’in, Manisa-Salihli İlçesindeki tarihi bölgenin korunmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1150) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

22. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU’nun, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin soruşturmasında görev yapmış bir mülkiye başmüfettişinin görevinden alınmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1151) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

23. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU’nun, İstanbul Arkeoloji Müzesinin Truva bölümüne ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1152) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

24. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU’nun, müzelere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1153) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

25. - Adıyaman Milletvekili Şevket GÜRSOY’un, TPAO’da iş akdi feshedilenlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1154) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

26. - Bilecik Milletvekili Yaşar TÜZÜN’ün, Bilecik’te gerçekleştirilen bir projeye ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1155) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

27. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Elazığ İlinin TOKİ projeleri kapsamına alınmama nedenine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1156) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

28. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Elazığ İlinin doğalgaz lisansı ihalesine çıkacak iller kapsamına alınmamasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1157) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

29. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Elazığ İline yapılan uçak seferlerinin iptaline ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1158) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

30. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Çamlıdere Barajı civarında bulunan orman fosil kalıntılarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1159) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL’un, Susurluk olayına adı karışanların yurt dışına kaçışlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2730) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

2. - Trabzon Milletvekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ’nin, Doğu Karadeniz Bölgesinde meydana gelen don olayına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2731) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

3. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN’in, İstanbul İlindeki bazı büyük projelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2732) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

4. - Aydın Milletvekili Mehmet Mesut ÖZAKCAN’ın, bir KHK’nın uygulanıp uygulanmadığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2733) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

5. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Güneydoğu Anadolu Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2734) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

6. - Muğla Milletvekili Gürol ERGİN’in, yabancılar tarafından satın alınan arazilere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2735) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

7. - Sinop Milletvekili Engin ALTAY’ın, Sinop-Boyabat yolu inşaatı için kamulaştırılan arazilere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi  (7/2736) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

8. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU’nun, Karayolları Genel Müdürlüğündeki atamalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2737) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

9. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Çamlıdere Barajı civarında bulunan fosil kalıntılarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2738) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

10. - Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR’ın, Trakya-Gala Gölünün korunmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2739) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

11. - Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR’ın, Kırklareli civarındaki Longoz ormanlarının korunmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2740) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

12. - İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN’in, AB tarafından Türkiye ile ilgili hazırlanan Durum Belgesine ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2741) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.5.2004)

13. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN’ın, Irak’taki Türkmenlere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2742) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

14. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN’in, bir Devlet eski bakanının, bazı açıklamalarına ve el konulan bankalar hakkında IMF’nin gönderdiği mektuplara ilişkin Devlet Bakanından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2743) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

15. - Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR’in, Salihli Organize Sanayi Bölgesi için gereken ek ödeneğe ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2744) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

16. - Antalya Milletvekili Atila EMEK’in, yapımı planlanan golf alanlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2745) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

17. - Hatay Milletvekili İnal BATU’nun, kapalı tutulan müze olup olmadığına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2746) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

18. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI’nın, turizm amaçlı arazi tahsisine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2747) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

19. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI’nın, Antalya Arkeoloji Müzesi ek bina inşaatına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2748) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

20. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, çiftçilerin kredi borçlarına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2749) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

21. - Trabzon Milletvekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ’nin, 2002-2003 yılları fındık birim fiyatlarına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2750) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

22. - Antalya Milletvekili Osman KAPTAN’ın, Milletvekili lojmanlarının satışına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2751) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

23. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, hurda araç indiriminden mağdur olanlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2752) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

24. - Manisa Milletvekili Hasan ÖREN’in, hurda araca uygulanan ÖTV indiriminin düşürülmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2753) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

25. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT’ın, hurda araca uygulanan ÖTV indiriminin düşürülmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2754) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

26. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, hurda araçlardaki ÖTV indiriminin düşürülmesinin otomotiv sektöründeki etkilerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2755) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

27. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI’nın, Antalya’da Azizname 95 adlı bir tiyatro oyununun sahnelenmesine izin verilmediği iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2756) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

28. - İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL’un, İzmir-Foça-Atatürk Mahallesinde bir hayırsever vatandaşça yaptırılan ilkokula ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2757) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

29. - Erzurum Milletvekili Mustafa ILICALI’nın, İstanbul Üniversitesi santrali otomatik cevaplama sistemindeki mesaja ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2758) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

30. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, Denizli İlinde yürütülen köy yolu ve içme suyu çalışmalarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2759) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

31. - Antalya Milletvekili Osman KAPTAN’ın, Hazineye bağışlanan AOÇ arazisine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2760) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

32. - Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK’ün, hububat taban fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2761) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

33. - Edirne Milletvekili Necdet BUDAK’ın, kanserojen etkisi olan maddelerin kullanımına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2762) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

34. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, Ardahan-Çıldır’ın bazı köylerinin içme suyu sorununa ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2763) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2004)

35. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER’in, doğal afetlere karşı koruyucu çalışmalara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2764) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

36. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2765) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

37. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR’in, Ankara Modern Çarşısı ile ilgili çalışmalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2766) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

38. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR’un, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/2767) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2004)

39. - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER’in, Irak’taki savaş hurdalarının Türkiye’ye ithalinin denetimine ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/2768) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

40. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL’in, Edirne-Suakacağı Barajı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2769) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

41. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN’ın, ithal ilaç fiyatlarının indirilmesi amacıyla oluşturulan komisyona ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2770) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2004)

          No. : 144

7 Haziran 2004 Pazartesi

Raporlar

1. - İstanbul Milletvekili Hüseyin BESLİ ve 63 Milletvekilinin, Bakanlıkları Sırasında İlgili Kuruluşların Raporlarının Gereğinin Yapılmasını Geciktirerek ve Gerekli Tedbirleri Zamanında Almayarak Görevlerini Yerine Getirmemek Suretiyle Türkiye Halk Bankasının Zarara Uğramasına Sebep Oldukları, Usulsüz İşlemlerin Yapılmasına İmkan Sağladıkları ve Bu Eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 230 uncu Maddesinin İkinci Fıkrasına Uyduğu İddiasıyla Devlet Eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı H. Hüsamettin ÖZKAN ile Devlet Eski Bakanı Recep ÖNAL Haklarında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin Önergesi ve Meclis Soruşturması Komisyonu Raporu (9/3) (S. Sayısı: 463) (Dağıtma tarihi: 6.6.2004)

2. - Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut ve Yalova Milletvekili Şükrü Önder'in; Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun Teklifi ile Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/295, 1/752) (S. Sayısı: 467) (Dağıtma tarihi: 7.6.2004) (GÜNDEME)

No. : 145

8 Haziran 2004 Salı

Raporlar

1. - Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/807) (S. Sayısı: 508) (Dağıtma tarihi : 7.6.2004) (GÜNDEME)

2. - Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Salih KAPUSUZ, Bursa Milletvekili Faruk ÇELİK ve 3 Milletvekilinin; Optisyenlik Hakkında Kanun Teklifi ile Gözlükçülük Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/294, 1/785) (S. Sayısı: 509) (Dağıtma tarihi : 7.6.2004) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı yurtlara ilişkin Devlet Bakanından (Güldal AKŞİT) sözlü soru önergesi (6/1160) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

2. - Tokat Milletvekili Feramus ŞAHİN'in, TÜRK TELEKOM A.Ş.'nin özelleştirilmesinin sonuçlarına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1161) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

3. - Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, bazı ilçelerdeki Adalet Teşkilatının kaldırılması çalışmalarına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1162) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

4. - Balıkesir Milletvekili Sedat PEKEL'in, SSK emeklilerinin mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1163) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

5. - Balıkesir Milletvekili Sedat PEKEL'in, TRT İstanbul Radyosu binasındaki çalışanların sorgulandığı iddialarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) sözlü soru önergesi (6/1164) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in ARİA ve AYCELL'in birleşmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2772) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

2. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Çanakkale Savaşının ve tarihi değerlerimizin bir eğitim aracı olarak kullanılmasının düşünülüp düşünülmeyeceğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2773) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

3. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Kıbrıs'ta el değiştiren arazilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2774) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

4. - Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Türkiye'deki üst kurullara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi  (7/2775) (Başkanlığa geliş tarihi: 2.6.2004)

5. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, balıkçılarımızın sorunlarına ve bazı balık türlerinin tükenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2776) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

6. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Sırp asıllı bir şarkıcının bir beyanatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2777) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

7. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bir yabancı parlamenterin Türkiye'de cezaevi ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2778) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

8. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Eurovision Şarkı Yarışmasına ve katılımcı bir ülkeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2779) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

9. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Eti Gümüş A.Ş.'nin özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2780) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

10. - İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, köy ve mahalle muhtarlarının sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2781) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

11. - Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un, hurda araçlarda uygulanan ÖTV indirim miktarının azaltılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2782) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

12. - Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, 1999 yılında yapılan ve 2004 yılında yapılacak KPSS sınavlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2783) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

13. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, İstanbul-Boğaziçinde köprü projesi çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2784) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

14. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İdare Mahkemesince iptal edilen Kocaeli-Körfez Belediye Meclisinin bir kararına ve dosyanın sonuçlandırılamamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2785) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

15. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, mahkûmların topluma kazandırılma uygulamalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2786) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

16. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bazı ilçelerden adliye hizmetlerinin nakledileceği iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2787) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

17. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, doğal göllerin kurutulmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2788) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

18. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Orman Genel Müdürlüğü bünyesindeki harita ve kadastro mühendislerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2789) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

19. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF Başkanının bir demecine ve batık bankaların borcuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2790) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

20. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Meclis Araştırması Komisyonunun raporunda yer alan öneriyle ilgili işlem yapılıp yapılmadığına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2791) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

21. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Adana'da iki spor kulübüne tahsisli arsaların işletme hakkının iptaline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2792) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

22. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Ankara-Beypazarı Sultan Alaaddin Camii'nin, restorasyon çalışmalarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/2793) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

23. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yeşil Türbeye onarım ödeneği ayrılıp ayrılmadığına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/2794) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

24. - İzmir Milletvekili Oğuz OYAN'ın, Siirt Belediye Başkan Yardımcılığına atama yapıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2795) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

25. - İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, Almanya'da faaliyet gösteren yasadışı bir örgüt yöneticisinin Türkiye'ye iadesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2796) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

26. - İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait taşınmazlara ve İstanbul Deprem Master Planına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2797) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

27. - Aydın Milletvekili Mehmet Mesut ÖZAKCAN'ın, Truva antik kentine ve turizm potansiyeline ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2798) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

28. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, bazı turistik otellerde uygulandığı iddia edilen telefon ücret tarifesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2799) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

29. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Klasik Batı Müziği ve Klasik Türk Müziğinin geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2800) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

30. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Truva isimli film vesilesiyle Türkiye'nin tanıtımına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2801) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

31. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Eurovision Şarkı Yarışması ile ülke tanıtımında izlenen politikaya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2802) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

32. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Zeugma Antik Kenti kurtarma çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2803) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

33. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Kaleiçindeki tarihi Kesik Minare'nin restorasyonuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2804) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

34. - Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Yeşil Türbe'nin restorasyon çalışmalarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2805) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

35. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Sümerbank Bakırköy İşletmesinin özelleştirme çalışmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2806) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

36. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, son beş yıl içinde ülkemizde elektrik, yanıcı gazlar ve akaryakıttan tahsil edilen vergi gelirine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2807) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

37. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, ekonomik ömrünü tamamlamış ticari taksilerin yenilenmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2808) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

38. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, cep telefonu kullananlardan tahsil edilen vergi ve harç oranına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2809) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

39. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, lise din kitaplarında Alevilik kültürünün yer almama nedenine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2810) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

40. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Adana Fen Lisesinin personel ve ek bina ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2811) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

41. - Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Atama Nakil Yönetmeliğinde yapılan değişikliğe ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2812) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

42. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, ithal ilaç fiyatlarının döviz kuruna göre ayarlanmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2813) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

43. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, eğitim hastanelerinde çeşitli kadrolar için açılacak sınavla ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2814) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

44. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Et ve Balık Kurumuna ve hayvancılığın korunmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2815) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

45. - Sinop Milletvekili Engin ALTAY'ın, tarım kredi kooperatiflerine plasman aktarımına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2816) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

46. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, kivi ithalatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2817) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

47. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Atatürk Orman Çiftliğine ait arazilerin kullanımına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2818) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

48. - Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğünce yapılan sınavla ilgili soru kitapçıklarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2819) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

49. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, iş adamlarımızın yurtdışında karşılaştıkları zorlukların giderilmesine ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi (7/2820) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

50. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, ülkemizin Eurovision Şarkı Yarışmasında İngilizce bir şarkı ile temsiline ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/2821) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2004)

51. - Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR'ın, Karayolu Taşıma Yönetmeliğine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2822) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

52. - Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, emeklilerin tüketici fiyat endeksinden kaynaklanan maaş kayıplarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2823) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.5.2004)

53. - Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan İlinin afet kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2824) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

54. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Türkiye'deki havayolu taşımacılığına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2825) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.6.2004)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - İstanbul Milletvekili Azmi ATEŞ ve 93 Milletvekilinin, Çernobil Faciasının bütün boyutlarıyla araştırılarak benzer olayların tekrarlanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/194) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.6.2004)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Türkiye Kızılay Derneğine yapılan atamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2448)

2. - Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, yazılı basında yayımlanan bir ilana ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2459)

3. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, akaryakıt dağıtıcılarına verilen zamma ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2462)

4. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Ziraat Bankası yönetimine atanan bir kişiye ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2464)

5. - Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Selçuklu'daki Zümrüt Apartmanı faciasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2470)

6. -  İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir gazetede yer alan BDDK ile ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/2482)

7. - Kilis Milletvekili  Veli KAYA'nın, kaybolan iki Türk vatandaşına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2484)

8. - Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, Eve Dönüş Yasasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2486)

9. - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, 17 Ağustos depremi sonrası kurulan yerleşim yerlerinin idari statü belirsizliklerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2487)

10. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Mamak Belediyesinin SSK'ya olan borcuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2488)

11. - Ankara Milletvekili Mehmet TOMANBAY'ın, Gazi Üniversitesi Rektörünün düzenlediği bir akşam yemeğine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2491)

12. - Ankara Milletvekili İsmail DEĞERLİ'nin, Gazi Üniversitesinin öğretim üyelerini yurt dışına gönderme projesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2493)

13. - Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, belediyeler ve bunlara bağlı şirketlerde çalışan işçilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2497)

14. - İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İstanbul İlindeki kaçak yapılaşmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2499)

15. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, serbest bölgelerde ticaret yapan firmaların vergi muafiyetlerinin kaldırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2500)

16. - Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Adana'ya doğalgazın ne zaman getirileceğine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2507)

17. - İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın, bir grup geçici işçinin sorunlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2511)

18. - Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, Malî Eylem Çalışma Grubuna yapılan atamalara ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/2527)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

8 Haziran 2004 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, 5 Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle söz isteyen Sinop Milletvekili Cahit Can'a aittir.

Buyurun Sayın Can. (AK Parti sıralarından alkışlar)

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1. - Sinop Milletvekili Cahit Can'ın, Dünya Çevre Gününe ilişkin gündemdışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı

CAHİT CAN (Sinop) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, tüm halkımızı ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Dünyanın gündemini meşgul eden en önemli konulardan biri de çevre ve çevre sorunlarıdır. Hepimiz biliyoruz ki, çevre, canlı yaşamın temelidir, yaşadığımız ortamdır. Ülkemizin daha güzel ve yaşanabilir bir ülke durumuna gelmesi için yeşil ve güzel bir çevrenin, bugün bizim yaşadığımız, yarın çocuklarımıza bırakacağımız bir miras olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız ve bundan dolayı, hepimiz çevremize sahip çıkmalıyız. Aslında, insanlar doğaya değil, doğa insana sahiptir. Bütün canlılar doğal çevre içerisinde doğarlar, soluk alırlar, beslenirler, barınırlar, çoğalırlar ve sonra, yine o çevre içinde yok olurlar. İnsanların yeryüzünde yaşamaya başlamasından itibaren, insan ile doğa arasındaki hassas denge doğa aleyhine bozulmaya başlamıştır. İnsanlar, var oldukları günden bu yana çevreyi kendi emelleri doğrultusunda değiştirmeyi amaçlamış ve bunu da başarmışlardır. 20 nci Yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım ve sanayiin gelişmesi ve insanlarımızın hırsıyla, çevre unutulmuş ve kirliliğe terk edilmiştir.

Çevreyi sadece temizlik anlayışıyla mütalaa etmemek gerekir. Çevre, çok boyutlu olarak değerlendirilmesi gereken bir konu başlığı, bir kaynak kullanımı, doğal değerlerin korunması ve aynı zamanda, ülkelerin çağdaşlık göstergesinin de simgesidir. Çevre sorunu dünyadaki yaşamın sürekliliğini olumsuz etkileyen ve tüm ülkeleri tehdit eden uluslararası nitelik kazanmasına rağmen, üzülerek ifade ediyorum ki, ülkemizde bu bilinç, maalesef, tam anlamıyla yerleşememiştir. Dünyanın pek çok ülkesi gibi Türkiye de, önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bilindiği gibi, doğanın tahribi sonunda yaşam alanları daralmaktadır. Bugünlerde, kamuoyunda, hormonlu sebze ve meyvelerden söz edilmektedir. Örneğin, alfatoksin içerdiğinden çarliston biberinin Almanya'da imha edilmesi, ihracatımız için önemli bir kayıptır. Bu durum, aynı şekilde diğer bir besin maddesi olan balda da mevcuttur; maalesef, halen de devam etmektedir. Bu konuda, çeşitli fikirler öne sürülmekte ve yanlış tarım ilaçlarının kullanılmasından söz edilmektedir. Buradan, Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımızdan istirham ediyorum; 400 çeşidi aşkın tarım ilacının piyasaya sürüldüğünü herkes söylüyor ve bu tarım ilaçlarının yeniden gözden geçirilmesini ve denetlenmesini arzu ediyorum.

1970'li yıllardan sonra dikkat çeken nükleer santralların önemini de unutmamak gerekir. Örneğin, Çernobil faciası İskandinav ülkelerine ulaşmakla kalmamış; bilindiği gibi, Karadeniz Bölgemizi, âdeta, etkisi altına alarak birçok insanımızın kanserden ölmesine de sebep olmuştur.

Değerli milletvekilleri, çevreyle ilgili sorunların aşılmasında, devletimize düşen sorumluluklar kadar, bireylere de önemli sorumluluklar düşmektedir. Yerel yönetimler, toplumla iç içe yaşayan, topluma en hızlı ulaşan, en yetkin idarelerdir. Bu sebeple, yerel yönetimlerimizin de çevreye duyarlılığının gelişmesi ve çevreye sahip çıkmaları gerekmektedir. Ancak, belediyelerimiz, akarsularımızı ve denizlerimizi kirletir durumda olurlarsa, çevreye ihanet etmiş olurlar. Belediyelerimizin çok hassas davranmalarını arzu ediyorum. Yerel yönetimlerce çevreyle ilgili yapılacak her türlü etkinlik, verilecek her doğru mesaj, en kısa sürede bireylere ulaşacak ve çevre bilincinin oluşmasında önemli bir rol oynayacaktır.

Denizlerle ilgili, ülkemiz, maalesef, bugüne kadar yeterli ve gerekli koruyucu önlemler alamadığı için, bugün, doğa kirlenmesi ve ekolojik dengenin bozulması devam etmektedir. Çevremiz hızla kirletilirse, gelecek kuşaklara yaşanacak dünya bırakmamız çok güç olacaktır.

Karadeniz, ülkemizin su ürünlerinin yüzde 70 ilâ yüzde 90'ını sağlamakta, balıkçılık endüstrisinde ve ekonomide önemli rol oynamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Can, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

CAHİT CAN (Devamla) - Ancak, son yıllarda üretim önemli ölçüde düşmüştür. Bunun sebebi, bir yandan aşırı avlanma, diğer yandan gemilerden boşaltılan zararlı atıklar ve erozyonun etkileri yüzünden kıyılarda meydana gelen bozukluklardır diye ifade edebilirim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisinde önemli bir paya sahip olan sanayi sektörü, her geçen gün, hızlı bir şekilde büyümesini sürdürmektedir. Kalkınmasız çevre ve çevresiz kalkınma olmayacağından, ekonomik ve ekolojik kararların bir arada alınmasıyla, gelecek nesillere daha temiz bir çevre bırakılması sağlanmış olacaktır. Aslında, anaprensip, özellikle kirlenmiş olan bölgede "kirleten öder" prensibinin, mutlaka, geliştirilmiş bir şekilde uygulamaya konulması olmalıdır. Özellikle Avrupa Birliğine girmeye karar verdiğimiz bugünlerde, ekolojik denge açısından, çevrenin kirlenmesini önleme açısından, mutlaka, çok daha duyarlı, çok daha dikkatli olmak zorunluluğumuz vardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, değerlerini, dönüşü olmayan bir biçimde yitirmemelidir. Dünya Çevre Gününde, çok daha temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamak umuduyla, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Can.

Gündemdışı konuşmaya, Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman Pepe cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Pepe. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran, Dünya Çevre Günüydü; hepinizin Çevre Gününü kutluyorum.

Tabiî, 5 Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle Değerli Milletvekili arkadaşımızın çevreyle alakalı kaygılarını, düşüncelerini burada bizimle paylaşma imkânı bulması münasebetiyle bize de bu konuyla alakalı bir konuşma yapma imkânı doğdu; ancak, şunu söylemek isterim ki, çevreyle alakalı endişeleri paylaşmak için 5 Haziran gününü beklemeye gerek yoktur. Çünkü, dünya, insanların pek çoğununun zannettiği gibi, kaynakları sonsuz, bitmeyen tükenmeyen suları, havası, toprağı olan ve insanların yaşadığı bir mekân değil; her şeyin bir sonu var; ama, günümüz insanı, doğrusu, önemli ölçüde, başını iki elinin arasına alarak, bilinçsiz tüketim anlayışının, plansız sanayileşmenin, plansız yerleşmelerin dünyaya getirmiş olduğu faturayı görüyor; yolun doğru olmadığını, yürünen bu yolun çıkış yolu olmadığını, çıkar yol olmadığını, bugün görüyor. Günümüz insanının, yapmış olduğu hatalardan geri durmak ve sürdürülebilir çevre, sürdürülebilirlik kavramı üzerinde daha fazla durduğunu, bununla alakalı uluslararası platformlarda bu konunun enine boyuna tartışıldığını, uluslararası konferanslarda konunun irdelendiğini ve -bunların tamamının esas odaklanmış olduğu husus- dünyadaki sağlıksız çevre şartlarının insanlığın geleceğini ciddî şekilde tehlikeye düşürdüğünü fark ettirmek için bununla alakalı pek çok senaryonun yazıldığını, pek çok makalenin yazıldığını, pek çok bilimsel araştırmanın yapıldığını, hatta, insanoğlunun aklını başına alması için belki en uç senaryoların film haline dönüştürüldüğünü, bunlarla birlikte kolektif bir bilinç oluşturulması noktasında bir gayretin olduğunu...

Dünyadaki fosil türevli yakıtların kullanılmasının sera gazlarının artmasına, atmosferde güneş ışınlarının daha fazla tutulmasına ve bu olumsuz koşulların iklim değişikliğine yol açabileceği yönündeki kaygılar, günümüzde daha yüksek sesle seslendiriliyor; doğrusunu söylemek gerekirse, her geçen gün, bu endişelere haklılık verecek noktaya bizi getiriyor.

Şimdi, bizim, Türkiye'de, konuyla alakalı yapmış olduğumuz çalışmalar, Bakanlığımızın ve diğer bakanlıkların, çevre parametrelerini daha dikkate alarak yaptığı çalışmalar, elbette ki, geçmişe nazaran, bugün daha iyi, yarın daha iyi olmak mecburiyetindedir; ancak, bizim, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak, kuruluş kanunumuzun da bize vermiş olduğu yetkiyle, çevre düzeni planlarını, önümüzdeki 2005'in sonuna kadar, 54 ilde tamamlama hedefimiz var.

Bu çevre düzeni planlarıyla esas yapılmak istenilen, Türkiye'nin sağlıklı bir çevre envanterine sahip olması, Türkiye'nin sağlıklı bir çevre yol haritasına sahip olmasıdır; çünkü, şu anda, belki, Türkiye'de, verimli tarım topraklarının sanayie bilinçsiz bir şekilde tahsis edilmesinin bize yüklemiş olduğu faturanın farkında değiliz; ama, herkes şundan fevkalade emin olsun ki, bunun faturası bir gün önümüze konulur.

Burada, Türkiye'nin, insanının karnını doyurabilecek imkânlara sahip dünyanın nadir ülkelerinden birisi olduğu gerçeğini unutmamak lazım; ancak, bu gerçeği değiştirme noktasında fevkalade gayretlerin olduğunu ve zannediyorum, bilinçsiz tüketim, bilinçsiz yapılaşma ve sanayileşmenin Türkiye'nin önüne açmış olduğu handikapları da görmekte, fayda vardır.

İşte, bu çevre düzeni planlarının nihaî hedefi şudur: Bilhassa yoğun göç hareketleri ve bölgeler arasındaki dengesiz kalkınma münasebetiyle Türkiye'de yaşanan nüfus hareketleri sonucunda, büyük kentler civarında, önce tarım alanlarını, daha sonra ormandan çıkmış arazileri, vakıf arazilerini, hazine arazilerini, hiçbir planlamaya tabi olmadan kullanmak durumunda kalan bir anlayışa, doğrusunu söylemek gerekirse, dur demek yerine, bugüne değin prim de verilmiştir. Bu, elbette ki, dönülmesi gereken bir yoldur; çünkü, artık, bu yolun sonunun karanlık olduğunu dünya insanlığı gördüğü için, Rio'da, Johannesburg'ta, en son Almanya'nın Bonn şehrinde yapılan toplantılarda, konferanslarda, dünya bunu ortak bir kaygı olarak dile getiriyor. Dünyanın ortak bir kaygı olarak dile getirdiği husus, son derece açık, net ve yalın bir ifadeyle, insanoğluna bir mesaj veriyor "bindiğiniz dalı kesiyorsunuz..." Aynı şey Türkiye'de de oluyor; yani, sadece dünyanın uzak ülkelerinde insanlar bindikleri dalı kesmiyorlar.

Bir de, çevre denildiği zaman, çevreyi sadece ağaçtan, böcekten ve çimenden ibaret bir olgu olarak almamak lazım. İnsanoğlunun yaşamış olduğu dünyada insanın dışındaki canlı cansız her nesne, insanoğlunun çevresini oluşturmaktadır. Sağlıklı bir çevrenin insanoğlunun geleceğini olumlu yönde etkileyeceğini... Toplumda insanların önce kendileriyle barışık yaşamalarının en temel koşulu, son derece açık ve net bir şekilde ifade etmekte fayda görüyorum ki, sağlıklı bir çevrede yaşamaktır; çünkü, sağlıklı çevrede yaşamanın, insanın moral değerleri üzerinde fevkalade önemli katkısı vardır. Sağlıklı bir çevrede yaşamanın, insanın kendi iç huzuruyla fevkalade birebir ilintisi olduğu gibi, toplumsal barışla da, kalkınmayla da çok alakası vardır.

İşte, bizim, Dünya Çevre Günü münasebetiyle yılda bir kez dahi olsa, toplumsal endişeleri en üst düzeyde seslendirecek ve bunların, kolektif aklın eşliğinde, bize, yol gösterecek bir yol haritasının oluşmasında ışık tutabilecek ve Türkiye'nin...

En önemlisi, elbette ki, bizim için Türkiye'de yapılan çalışmalardır; çünkü, bizim, Türkiye'de çevreyle alakalı yapmış olduğumuz çalışmaların orta ve uzun vadede sürdürülebilir büyümemizi, kalkınmamızı ve çevre anlayışımızı temellendirme noktasında, bu konuda, sivil toplumla, toplumun bütün katmanlarıyla, mutlaka ve mutlaka, işbirliği içerisinde, uzlaşma içerisinde hareket etmemiz lazım gelir diyor; konuşma yapmamıza vesile olan Değerli Milletvekili arkadaşımızı ve siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Gündemdışı ikinci söz, İzmir'deki limanların kullanımı, kapasitelerinin artırılması ve bağlantı yolları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Bülent Baratalı'ya aittir.

Buyurun Sayın Baratalı.(CHP sıralarından alkışlar)

2. - İzmir Milletvekili Bülent Baratalı'nın, İzmir'deki limanların işletilmesi ve kapasitelerinin artırılması için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

BÜLENT BARATALI (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir'deki limanların işletilmesi, kapasitelerinin artırılması ve bağlantı yolları konusunda gündemdışı söz almış bulunuyorum; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, iki gün önce Kayseri'de geçirdiği bir spor kazasından böyle sağlıklı bir şekilde kurtularak yanımıza gelen Değerli Başkanvekilimize de geçmiş olsun diyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın milletvekilleri, İzmir, 5 000 yıllık geçmişi boyunca sahip olduğu tarihî, kültürel ve coğrafî zenginlikleriyle yalnızca Anadolu'nun değil, Uzak ve Ortadoğu'nun da Batı’ya açılan penceresidir.

İzmir limanı, ender rastlanacak türde doğal elverişliliği olan bir limandır; coğrafî konumu nedeniyle kuytudadır; yönü ne olursa olsun, esen rüzgârlardan etkilenmemekte, yılın her günü işlevini yerine getirmektedir. Limancılık bakımından en önemli unsur olan operasyon elverişliliğine de sahiptir.

Ege Bölgesi, 2002 yılı itibariyle 7 600 000 000 dolar ihracat gerçekleştirirken, ülke toplam ihracatının yüzde 21,8'ini de tek başına üstlenmektedir. Ege Bölgesinden yapılan ihracatın yüzde 93,2'si, ithalatın ise yüzde 91,1'i İzmir üzerinden yapılmaktadır. Ege Bölgesinin liman ihtiyacına ve bu potansiyele, büyük oranda Alsancak Limanı cevap vermektedir. Limanın inşaatı elli yıl sürmüş, yaklaşık 4 milyar dolar harcanmıştır. Liman sahası 902 000 metrekaredir; rıhtım uzunluğu 2 959 metredir; bunun 1 415 metresi konteyner molü rıhtımıdır.

Limanın konteyner stoklama kapasitesi 266 000 TEU/yıl, yük elleçleme kapasitesi 11 000 000 ton/yıldır. Liman derinliği - 7 ile - 13 metre arasındadır. Dökmeyükün çevre kirliliği yaratması nedeniyle gelecekte, konteyner limanı ve yolcu limanı olarak hizmet vermesi uygun olacaktır. Dökmeyük aktarımının ise, Aliağa -Nemrut ve diğer Ege limanlarından yapılması doğru olacaktır. Bu kapsamda,  Aliağa-Nemrut'ta bulunan iskeleler bir liman statüsüne sokulmalı, limana kara ve demiryolu ulaşımı sağlanmalı ve bir limanda olması gereken fonksiyonlar Nemrut'a da kazandırılmalıdır.

Ege Bölgesi ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden gelen yükler, tüm dünyaya Alsancak Limanından gönderilmektedir. Liman, bölgenin yaklaşık 30 000 000 ton/yıl yüklük kapasite ihtiyacına cevap verememektedir. Bölgedeki sahil şeridinde, Alsancak Limanına alternatif başka herhangi bir liman da bulunmamaktadır.

Ekonominin kriz ortamında bulunduğu günlerde dahi en az 10 gemi limanda beklemekte, demoraj ödemekte ve zarara uğramaktadır. Bu durum, limanlarımızın imajını zedelemektedir. Limanın kapasite artırımı ve yaklaşım kanalının taranması sorunu bulunmaktadır.

Limanın kapasitesinin yıllık 17 000 000-20 000 000 tona çıkarılması amacıyla bir fizibilite çalışması 1998 yılında yapılmıştır. Bu proje, limanın 50 hektar daha tevsiini öngörmektedir. Projeyle kazanılacak saha 750 000 metrekare, rıhtım uzunluğu 1 060 metre, konteyner için kullanılacak rıhtım uzunluğu 700 metre, gemi kapasitesi 720 gemi/yıl, konteyner için stoklama sahası 275 000 metrekaredir.

Proje içerisinde yaklaşım kanalı taraması da yer almaktadır. Bu kapsamda, körfez girişinden itibaren 11 kilometre uzunluğunda 250 metre eninde, dip derinliği 14 metre olan bir kanal açılmakta ve 6 000 000 metreküp malzemenin taranması öngörülmektedir. Yeterli su derinliği sağlanamazsa, kıtalararası deniz ticaretinde önemli yer tutan üçüncü kuşak panamax ve postpanamax  tipi gemiler limana girememekte, Pire, Malta ve İsrail Limanları ön almaktadır.

Alsancak Limanının genişletilmesi ve körfez dip taramasının yapılması yap-işlet-devret modeliyle gerçekleşeceğinden, kamu, ek maliyet üstlenmeyecektir. Kuzeyde işleticileri farklı, mülkiyeti kamuya ve özel sektöre ait toplam 8 iskeleden oluşan ve yılda yaklaşık 3 000 geminin yanaştığı Aliağa Nemrut Limanında, petrol ve kimyevî ürünlerin yanı sıra, dökmeyüklerin de doldurma ve boşaltma işlemleri yapılmaktadır. Yıllık kapasite 25 000 000-30 000 000 tona ulaşmaktadır.

İskelelerin mülkiyet sahipleri arasında yaşanan rekabet, çekişme, koordinasyon yetersizliği, iskeleler ve çevresindeki altyapı yetersizliği, var olan potansiyelin tam bir liman organizasyonuna dönüşmesini engellemektedir.

DLH 6 ncı Bölge Müdürlüğü, Karayolları 2 nci Bölge Müdürlüğü ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının yatırımları engellenmektedir.

Güvenlik ve temel altyapı tesisleri yeterli değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT BARATALI (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum, izin verirseniz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baratalı, devam edin.

BÜLENT BARATALI (Devamla)- Taahhütler gerçekleşmediğinden deniz hudut kapısı henüz oluşturulamamıştır.

Gümrük sahası henüz belirlenemediğinden giriş çıkışlar konrollü hale getirilememiştir.

1985 yılında Bakanlıkça onaylanan imar planı uygulanamamıştır.

Ülkemizin, Gemi ve Liman Tesislerinin Emniyeti İçin Uluslararası Kod Anlaşmasına onay vermesi sonucunda 1 Temmuz 2004 tarihine kadar gemi ve liman emniyeti için öngörülen tedbirleri tamamlaması gerekmektedir. Bu yapılamadığından dolayı, bu tarihten sonra Nemrut Limanına 500 gros tondan daha yüksek tonajlı gemiler giremeyecektir.

Bu noktada, devlet, ağırlığını koymalı ve iskele sahiplerine gereken uyarıları yaparak otoriteyi sağlamalı, yıllardır süren bu başıbozukluğa son vermelidir.

Değerli arkadaşlarım, İzmir Alsancak Limanını desteklemek ve transit yük taşımacılığına hizmet vermek amacıyla Çandarlı Körfezine bir liman yapılması düşünülmektedir. 2 500 hektar stoklama alanı olan, Akdeniz'in ilk 10 limanı arasına girecek küresel bir limandır ve yıllık trafiği 2 900 000 TEU olacaktır.

ÇED raporunun sonucuna göre, liman, 2005 yatırım programına dahil edilmelidir.

Hükümet, ihracatı 100 milyar dolara çıkarmak istiyorsa, Türkiye'deki mevcut liman kapasitesini 3 misli artırmak durumundadır.

Sayın milletvekilleri, bu sorun, yalnız İzmir ve Ege'nin sorunu değildir. Doğu ve güneydoğuda işsizlik azalmak zorundaysa, Diyarbakır'ın mermerlerinin, Aşkale'nin klinkerinin, Elazığ’ın madenlerinin, Malatya'nın tarımsal ürünlerinin, GAP'ın ürün fazlalarının ihracı zorunlu ise, bu işler bir an önce yapılmalıdır.

Osmanlı, daha fazla vergi almak için, liman üstünlüğünü, zamanında, Venedik, Ceneviz ve Yunan limanlarına kaptırmıştır; şimdi aynı tehlike vardır. Malta Limanının, Pire Limanının, İsrail limanlarının nasıl mesafe aldığını görmezlikten gelemeyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu çerçevede, limanlarla ilgili sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması büyük önem taşımaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında da dile getirdiğim gibi, hükümetin ve Sayın Bakanın bu konularda bir an önce gereken adımları atmasını bekliyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baratalı.

Gündemdışı üçüncü söz, 2009 Yılı Üniversite Kış Sporları Olimpiyatının Erzurum'da yapılması hakkında söz isteyen, Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'a aittir.

Buyurun Sayın Akbulut.

3. - Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, Üniversite Kış Olimpiyatlarının 2009 yılında Erzurum'da yapılması halinde bölgeye sağlayacağı yararlara ilişkin gündemdışı konuşması

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Üniversite Kış Olimpiyatlarının Erzurum'da yapılmasıyla ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, kısa adı FISU olan Uluslararası Üniversiteler Spor Federasyonu, olimpiyatlardan sonra dünyanın en önemli ikinci federasyonudur. 139 ülkenin üye olduğu bu federasyon, 1949 yılında kurulmuştur ve merkezi Belçika'nın Brüksel Şehrindedir.

1959 yılına kadar üniversite spor oyunları olarak adlandırılan bu müsabakalar, 1959 yılından sonra üniversite spor olimpiyatları olarak anılmaya başlanmıştır. Bu federasyon, hiçbir politik düşünce veya ırk ayırımı yapılmaksızın, gelecekte politika, ekonomi, kültür, endüstri ve diğer alanlarda söz sahibi olacak olan üniversite öğrencileri arasında dostluğun, kardeşliğin, işbirliğinin teşvik edilmesini, spor aracılığıyla toplumlararası barışın sağlanmasını amaçlamaktadır.

Her iki yılda bir farklı ülkelerde düzenlenen bu oyunlar, yaz ve kış oyunları olarak ikiye ayrılmakta; yaz oyunları 10 zorunlu dalda ve ev sahibi ülkenin tercih edeceği en fazla 3 spor dalında, kış olimpiyatları ise 6 zorunlu dalda ve ev sahibi üyenin belirleyeceği, isteğe bağlı, 1 veya 2 spor dalında yapılmaktadır. Kış olimpiyatları için zorunlu dallar, alp disiplini, kuzey disiplini, buz hokeyi, hız pateni, biatlon ve artistik paten dallarıdır.

Üniversite oyunlarına ve şampiyonalara, mezuniyeti bir yılı geçmemiş öğrenciler dahil olmak üzere, halen üniversite veya dengi yüksekokul öğrencileri, ülkelerindeki üniversite spor birliğince tanınmış olmak kaydıyla, 17 ve 28 yaş arasındaki sporcular katılabilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, ülkemiz, 2005 yılında yapılacak olan üniversite yaz oyunlarına ev sahipliği yapacak ve bu oyunlar İzmir'de düzenlenecektir. Ülkelerin dünya çapında tanıtımı için uluslararası spor organizasyonlarının yapılmasının önemi tartışmasızdır. Bu nedenle, dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biri olan üniversite yaz olimpiyatlarının Türkiye'de yapılacak olmasından dolayı büyük mutluluk duyuyor; bu organizasyonun yapımı için başvurunun yapıldığı 1999 yılından beri emeği geçen herkese ve halen çalışmaları büyük bir titizlikle yürüten tüm ilgililere teşekkür ediyor, şimdiden başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Erzurum, uzun süren kış mevsimi, yoğun olan kar yağışları ve dondurucu soğuğuyla bilinen, Evliya Çelebi'nin "11 ay 29 gün kaldım, yaz gelmedi; ben ayrıldıktan sonra geldi mi bilmiyorum" dediği, karakışla eşanlamlı olarak anılan bir ilimizdir. Ülkemizin siyasî istikrarsızlıklar ve ekonomik krizler içerisinde çırpındığı son yıllarda, Erzurum'da yaşamak çok daha zorlaşmıştır. Ancak, halkımız, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerle yeniden ümitlenmiş ve çok kısa bir sürede ülkede yaşanan gelişmelerle şehirdeki eski heyecan yeniden canlanmıştır.

Şehrin ve bölgenin kalkınmasında, iklim yapısına ve doğal şartlarına uygun olarak kış turizminin canlandırılması ve Erzurum'un bir kış sporları merkezi haline getirilmesi yolunda projeler üretilmekte ve çalışmalar yapılmaktadır. Birkaç gün önce, spordan sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin Beyin, kış olimpiyatlarının Erzurum'da yapılabileceği şeklindeki açıklaması şehirde çok büyük sevinç yaratmıştır. 2005 yılında üniversite yaz oyunlarının İzmir'de yapılacak olmasının, önümüzdeki yıllarda kış olimpiyatlarının da Türkiye'de yapılması hususunda önemli bir şans ve fırsat olduğunu düşünüyor ve 2009 yılında yapılacak olan XXIV. Üniversite Kış Olimpiyatlarının Erzurum'da yapılması teklifini Sayın Genel Kurulunuzun dikkatlerine arz ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akbulut, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Erzurum, coğrafî konumu, doğal yapısı ve iklimiyle, güneyini bir yay gibi kuşatan Palandöken Dağlarındaki uzun ve doğal kayak pistleriyle, yaklaşık 2 200 ilâ 3 100 metreye kurulu tesisleriyle kayak, kayak turları, kayak yürüyüşleri ve yamaç paraşütü için uygun yamaçlarıyla, her çeşit kış sporunun rahatlıkla yapılabileceği, dünyanın sayılı kayak merkezlerinden biri olmaya adaydır.

Palandöken ve Konaklı bölgesindeki pistlerin eğimi ve uzunlukları, her yıl yağan 2-3 metre kar, kar örtüsünün uzun süre kalışı ve toz kar özelliğinin uzun süre korunabilir olması gibi üstün özellikler yanında, Erzurum'a kara, hava ve demiryoluyla ulaşım kolaylığı, kayak tesislerinin şehir merkezine 4 kilometre ve havaalanına 10 dakikalık mesafede oluşu, uygun konaklama tesisleri ile termal tesislerin varlığı ve şehrin, aynı zamanda bir sağlık, eğitim ve kültür merkezi oluşu, önemli avantajlar oluşturmaktadır.

İzmir'de yapılacak olan yaz oyunları çalışmalarının 1999 yılında başladığı dikkate alınırsa, çalışmaların zorlu bir süreci gerektirdiği açıktır ve gerekli altyapı çalışmalarının bir an önce başlatılması gerekir. Sayın Başbakanımızın, hükümetimizin değerli üyelerinin, spordan sorumlu Devlet Bakanlığının ve Türkiye Üniversiteler Spor Federasyonu yetkililerinin konuya gereken hassasiyeti göstereceklerine eminiz.

Bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akbulut.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.

B) Tezkereler ve Önergeler

1. - Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Dış Politika Komitesi Başkanının vaki davetine icabetle bir parlamento heyetinin Makedonya'ya yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/581)

8.6.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Dış Politika Komitesi Başkanının vaki davetine icabetle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyetinin Makedonya'da yapılacak olan 8 inci Pan Avrupa Koridoru toplantısına katılması hususu Genel Kurulun 5 Mayıs 2004 tarihli 84 üncü Birleşiminde kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasî parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                        Bülent Arınç

                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Hüseyin Kansu                                 (İstanbul)

Ufuk Özkan                                (Manisa)

Süleyman Gündüz                                (Sakarya)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır, okutuyorum:

C) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - İstanbul Milletvekili Azmi Ateş ve 93 milletvekilinin, Çernobil faciasının bütün boyutlarıyla araştırılarak benzer olayların tekrarlanmaması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/194)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dönemin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanınca, Çernobil olayını anlatan "Çernobil Komplosu" isimli kitabın Şubat 2004'te yayımlanmasıyla birlikte basında geniş yer bulan Çernobil kazası, olayın üzerinden onsekiz yıl geçmiş olmasına rağmen, en büyük mağduriyeti yaşayan Karadeniz halkı arasında çok yoğun bir şekilde tartışılmakta ve güncelliğini korumaktadır.

Kazanın meydana geldiği dönemdeki radyoaktif serpinti ve bulutlar, 1986 yılından bugüne kadar, bölge halkını sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakmıştır.

Mayıs 1986 tarihinde radyasyona maruz kaldığı tespit edilen çayların bir kısmının, 1993 yılında Karadeniz Bölgesinin muhtelif yerlerine gömülmüş olduğu ifade edilmektedir. Bu tarihten sonra, bölgede meydana gelen ölümlerin büyük oranda kanserden kaynaklandığı ve kanser vakalarındaki olağanüstü artışların gözlendiği söylenmektedir.

Olayın meydana geldiği dönemde, gerekli önlemlerin alınmamasının yanı sıra, halka doğru bilgilerin verilmemesi sonucunda, radyasyona maruz kalmış gıda maddeleri tüketimi, ilgili bakanın şovuyla da devam etmiştir. Söz konusu tüketim, bölgede, dün olduğu gibi bugün de, çok ciddî sağlık sorunları ve ölüm olaylarının vuku bulmasına sebep olmuştur.

Kanserli hasta sayısındaki artış kadar, düşük ve sakat doğumlarla birlikte özürlü insan sayısında da olağandışı artışlar meydana gelmiştir.

Dikkate alınması gereken çok önemli diğer bir tehlike de, benzer olayların komşu ülkelerde de her an vuku bulması ihtimalidir.

Sonuç olarak, bu olayın meydana getirdiği tahribatların -ölüm, hastalık, sakatlık, maddî ve manevî ve benzeri kayıpların- bütün boyutlarıyla araştırılması gerekmektedir. Ayrıca, böyle bir facianın bir daha vuku bulmaması ve vuku bulması halinde de en az zayiatla atlatılabilmesi için, komşu ülkeler merkezli olarak uluslararası düzeyde ve ülkemizde alınması gereken önlemlerin bütün yönleriyle araştırılarak ortaya konulmasına ve sorumluların tespit edilmesine acilen ihtiyaç vardır.

Bu tespit ve iddiaların vuzuha kavuşturulabilmesi için, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince, bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 1.6.2004

1.- Azmi Ateş                                (İstanbul)

2.- Eyüp Fatsa                                (Ordu)

3.- Sadullah Ergin                                (Hatay)

  4.- Faruk Çelik                                (Bursa)

  5.- Nimet Çubukçu                                (İstanbul)

  6.- Mahmut Göksu                                (Adıyaman)

  7.- Niyazi Pakyürek                                (Bursa)

  8.- Gürsoy Erol                                (İstanbul)

  9.- Salih Kapusuz                                (Ankara)

10.- Mehmet Asım Kulak                                (Bartın)

11.- Ali Aydın Dumanoğlu                                (Trabzon)

12.- Mehmet Fehmi Uyanık                                (Diyarbakır)

13.- Abdullah Veli Seyda                                (Şırnak)

14.- Seracettin Karayağız                                (Muş)

15.- Kemalettin Göktaş                                (Trabzon)

16.- Köksal Toptan                                (Zonguldak)

17.- Cengiz Kaptanoğlu                                (İstanbul)

18.- Polat Türkmen                                (Zonguldak)

19.- Mehmet Denizolgun                                (İstanbul)

20.- Mehmet Yılmazcan                                (Kahramanmaraş)

21.- Asım Aykan                                (Trabzon)

22.- Fetani Battal                                (Bayburt)

23.- Hüseyin Besli                                (İstanbul)

24.- Nur Doğan Topaloğlu                                (Ankara)

25.- Cahit Can                                (Sinop)

26.- Yekta Haydaroğlu                                (Van)

27.- Recep Yıldırım                                (Sakarya)

28.- Ali Er                                (Mersin)

29.- Maliki Ejder Arvas                                (Van)

30.- Ahmet Faruk Ünsal                                (Adıyaman)

31.- Osman Kılıç                                (Sivas)

32.- İmdat Sütlüoğlu                                (Rize)

33.- Hakan Taşçı                                (Manisa)

34.- Vahit Kirişçi                                (Adana)

35.- Suat Kılıç                                (Samsun)

36.- Süleyman Gündüz                                (Sakarya)

37.- Ahmet Büyükakkaşlar                                (Konya)

38.- Mustafa Ilıcalı                                (Erzurum)

39.- Şevket Orhan                                (Bursa)

40.- Murat Yıldırım                                (Çorum)

41.- Yüksel Coşkunyürek                                (Bolu)

42.- Veli Kaya                                (Kilis)

43.- Hasan Ali Çelik                                (Sakarya)

44.- Fahri Keskin                                (Eskişehir)

45.- Memet Ali Suçin                                (Batman)

46.- Hüsnü Ordu                                (Kütahya)

47.- Fahrettin Poyraz                                (Bilecik)

48.- Nusret Bayraktar                                (İstanbul)

49.- Muharrem Candan                                (Konya)

50.- Fikret Badazlı                                (Antalya)

51.- Cemal Uysal                                (Ordu)

52.- Nihat Ergün                                (Kocaeli)

53.- Recep Koral                                (İstanbul)

54.- Ömer Özyılmaz                                (Erzurum)

55.- Fehmi Hüsrev Kutlu                                (Adıyaman)

56.- Ali Öğüten                                (Karabük)

57.- Feyzi Berdibek                                (Bingöl)

58.- Mehmet Sait Armağan                                (Isparta)

59.- Mehmet S. Tekelioğlu                                (İzmir)

60.- Tevfik Akbak                                (Çankırı)

61.- Mehmet Sekmen                                (İstanbul)

62.- Musa Uzunkaya                                (Samsun)

63.- Ömer İnan                                (Mersin)

64.- Ahmet Çağlayan                                (Uşak)

65.- Mehmet Kurt                                (Samsun)

66.- Kerim Özkul                                (Konya)

67.- Mustafa Demir                                (Samsun)

68.- Mehmet Çiçek                                (Yozgat)

69.- Mehmet Kerim Yıldız                                (Ağrı)

70.- Abdurrahman Anik                                (Bingöl)

71.- Mustafa Eyiceoğlu                                (Mersin)

72.- Fatma Şahin                                (Gaziantep)

73.- Ali Ayağ                                (Edirne)

74.- Ali Sezal                                (Kahramanmaraş)

75.- Ahmet İnal                                (Batman)

76.- Medeni Yılmaz                                (Muş)

77.- Agâh Kafkas                                (Çorum)

78.- Osman Nuri Filiz                                (Denizli)

79.- Zülfü Demirbağ                                (Elazığ)

80.- Zeyid Aslan                                (Tokat)

81.- Tayyar Altıkulaç                                (İstanbul)

82.- Abdulbaki Türkoğlu                                (Elazığ)

83.- Bekir Bozdağ                                (Yozgat)

84.- Avni Doğan                                (Kahramanmaraş)

85.- Abdullah Çetinkaya                                (Konya)

86.- Ahmet Kambur                                (Tekirdağ)

87.- Sedat Kızılcıklı                                (Bursa)

88.- Eyyüp Sanay                                (Ankara)

89.- Durdu Mehmet Kastal                                (Osmaniye)

90.- Mustafa Tuna                                (Ankara)

91.- Süleyman Turgut                                (Manisa)

92.- Ahmet Münir Erkal                                (Malatya)

93.- Mustafa Said Yazıcıoğlu                                (Ankara)

94.- Dursun Akdemir                                (Iğdır)

Gerekçe:

26 Nisan 1986 günü Kiev'deki Çernobil Nükleer Santralının 4 numaralı reaktöründeki kazadan hemen sonra, radyoaktif bulutlar Avrupa'nın bir kısmı başta olmak üzere, Artvin-Hopa'dan başlayarak Karadeniz sahil şeridinde yoğun bir şekilde etkisini göstermiştir.

Ordu İl Sağlık Müdürlüğünün 1984-2003 yılarına ait yıllık çalışma raporlarındaki tespitlerine göre, Ordu'da 1984 yılında 91 olan kanserli hasta sayısı, 2001'de 308'e kadar yükselmiştir. Ordu'da tespiti yapılabilen toplam 1 763 kanser vakasının 1 637'sinin ölümle sonuçlandığı ifade edilmiştir.

Yine, Trabzon İl Sağlık Müdürlüğünün 1990-2003 yıllarına ait yıllık çalışma raporlarındaki tespitlere göre, Trabzon'da 1990 yılında 50 olan kanserli hasta sayısı 2003 yılında 720'ye ulaşmıştır.

Bu olayın üzerinden onsekiz yıl geçmiş olmasına rağmen, bugüne kadar yapılanlar ve alınan tedbirler bazında kamu vicdanını tatmin edecek sonuçlara ulaşılamamıştır.

Ermenistan'da, Iğdır İlimize 20 kilometre mesafede bulunan Metsamor-2 NGS WWER 440/230 tipi nükleer santral ve Bulgaristan'daki Kozludov NGS ve Romanya'daki Cernadova NGS Santrallarının, Çernobil Santralıyla aynı teknolojik yapıda olduğu ifade edilmektedir. Bu arada, Ermenistan'daki santralın 2016 yılına kadar çalışmaya devam edeceği öğrenilmiştir.

Yanıbaşımızda çalışmaya devam eden bu santralların taşıdığı potansiyel tehlikeye karşı, uluslararası alanda ne gibi girişimlerde bulunulduğu, uluslararası hukuk bakımından ne gibi güvenceler alındığı veya alınması gerektiği tespit edilmelidir.

1993 yılında, olaydan yedi yıl sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonu kurulmuş olmasına rağmen tatmin edici sonuçlara ulaşılamamıştır. Radyoaktif kirlenmenin neden olduğu sağlık ve çevre sorunlarının reel tespiti, ancak radyoaktif kirlenmenin meydana gelmesinden uzun yıllar sonra anlaşılabilmektedir. Bugün ortaya çıkan tablo detaylı bir araştırmayı zorunlu kılmaktadır.

Her şeyin üstünde tutulması lazım gelen yaşama hakkına gerekli önemin verilmeyişi konusunda kasıt veya ihmali bulunan sorumluların tespit edilerek, gerekli idarî ve cezaî kovuşturmaların yapılmaması, Karadeniz insanı başta olmak üzere, halkımız arasında onsekiz yıldır çok yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.

Radyasyona maruz kalmış ya da radyasyondan etkilenen gıda maddelerini tüketen insanlarımızın karşılaştıkları sağlık sorunları, çektikleri maddî ve manevî acılar, radyasyonun neden olduğu ölümlerin ve sağlık sorunlarının halen devam ediyor olması, konuya duyarlı sivil toplum kuruluşları tarafından da dile getirilmektedir. Özellikle Trabzon Dernekler Birliğinin bu konudaki çalışmaları dikkat çekicidir.

Halk arasında yoğun olarak tartışılmakta olan bu vahim olayın sonuçları, zaman zaman infiale neden olabilecek nitelikte tepkiler oluşmasına sebep olmaktadır.

Çernobil'e 200 km mesafede bulunan, en fazla kirlenmiş bölgelerden biri olan Gomel'de yapılan tiroit kanseri istatistiğinde, 1986 yılında bir milyonda 1 olan vaka sayısı, 1994 yılında bir milyonda 200'e yükselmiştir. Benzer tespitler Karadeniz Bölgesi için de geçerlidir. Ücretsiz sağlık taramasının yapılmayışı bu verilerin sağlıklı tespitini güçleştirmektedir.

Yıllar öncesinde vuku bulan bu olayın sebep olduğu ölümler başta olmak üzere, açtığı yaralar ve meydana getirdiği mağduriyet, Karadeniz Bölgesi insanımızın psikolojisini bozmuş olup, yaşama şevkini kırmıştır. Mağdurlar ve mağdur yakınları haklarını aramak üzere yargıya başvurmaktadırlar.

Sayısız örneklerle kanıtlanabilecek bu vahim olayın meydana gelmesinden sonra, uluslararası hukuk alanında sorumlu ülkeden herhangi bir tazminat talebinde bulunulduğuna ilişkin bilgilere rastlanılmadığı gibi, ülkemizde bu olaylarla ilgili olarak ne tür önlemlerin alındığına dair herhangi bir bilgiye de ulaşılamamıştır.

Yukarıdaki nedenlerle bir Meclis araştırması açılması önergemiz Heyetinizin huzuruna getirilmiştir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

IV. - ÖNERİLER

A) DanIşma Kurulu Önerİlerİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No. :81                                                                            Tarihi: 8.6.2004

Genel Kurulun 8.6.2004 Salı günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alan işlerin görüşmelerinden sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi, sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesi, 9.6.2004 Çarşamba günkü birleşiminde ise sözlü soruların görüşülmemesi,

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 27 nci sırasında yer alan 456 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına, 34 üncü sırasında yer alan 465 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 467, 508 ve 509 sıra sayılı kanun tasarısı ve tekliflerinin ise 48 saat geçmeden 7, 8 ve 9 uncu sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Çalışma sürelerinin; bugünkü birleşimde 466 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin bitimine kadar, 9.6.2004 Çarşamba günkü birleşimde 467 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin bitimine kadar, 10.6.2004 Perşembe günkü birleşimde de 465 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar uzatılması,

Daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılan 463 sıra sayılı Meclis soruşturması komisyonu raporunun görüşmelerinin ise 15.6.2004 Salı günkü birleşimde yapılmasının,

Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                                                        Bülent Arınç

                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Salih Kapusuz     K.Kemal Anadol

AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Söz talebi?.. Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin (2/243) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/190)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

14.1.2004 günü verdiğim Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi (2/243) esas sayıyla 22.1.2004 tarihinde Anayasa Komisyonuna havale edilmiş; ancak, havale gününden itibaren 45 gün içinde sonuçlandırılmamıştır.

Anılan kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim. 14.4.2004

                                                        Ertuğrul Yalçınbayır

                                                        Bursa

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yalçınbayır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi, saygı, barış, mutluluk dileklerimle selamlıyorum.

Anayasanın Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği görevlerden biri de, bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarının görüşülmesi ve karara bağlanmasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisine Anayasayla verilen bu görevin, yetkinin kullanılabilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bizzat kendi yaptığı İçtüzükle olmaktadır.

İçtüzük, Anayasa kadar önemli ve etkin bir metindir. İçtüzükler, meclislerin sessiz anayasalarıdır. İçtüzüğün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılması, yasama organı tarafından yapılması, yürütmeden ayrılığının, bağımsızlığının özel bir simgesidir. Türkiye'nin dünyayla bütünleşme hedefinin hukukî altyapısının hazırlanması ve denetim görevinin etkin bir şekilde yapılabilmesi için, kaliteli bir parlamento için, içtüzük fevkalade önemlidir. Çoğulcu, uzlaşmacı yöntemle bir içtüzük reformuna ihtiyaç duyulduğu öteden beri bilinmektedir. Anayasa değişikliği yapmak İçtüzüğün de önşartıdır. Bir taraftan yeni bir içtüzük, diğer taraftan yeni bir anayasa hedefi, 22 nci Dönemin hedefi olmalıdır.

Bugün gündem konusu olan değişiklik teklifimiz, bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarının esas komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, bu tasarıların bakanlıklar ile ilgili ve bağlı kurum ve kuruluşlara dair bölümleri tali komisyon olarak ilgili ihtisas komisyonlarına havale edilmesini düzenleyen bir tekliftir.

Bilindiği gibi, bütçe, devletin belli bir süre içerisindeki gelir ve giderlerini tahminî olarak belirleyen, gelirlerin toplanmasına, giderlerin yapılmasına izin veren bir tasarruftur; devlet daire ve kuruluşlarının bir yıllık gelir ve gider tahminlerini gösteren ve bunların uygulanmasına izin veren bir yasadır.

Bütçeler, partilerin programlarında, metinlerinde özel önemde yer alan hususlardandır. Örneğin, AK Partinin programına bakıldığında "halkın ödediği vergilerin ve diğer kamu gelirlerinin tahsis yerlerinin belirlenmesi ve harcanması siyasî iktidarlara büyük bir hukukî ve ahlakî sorumluluk yükler. Halkımız, ödediği vergilerin hesabını sorma hakkına sahiptir. Bütçelerin bu temel kurala göre hazırlanması ve uygulanması gerekir.

Bütçe hakkı -ki, tüm hakları içinde toplamaktadır- kavramının gereği olarak, devlet bütçesinin hazırlanmasında ve denetlenmesinde Parlamentonun etkinliği artırılacaktır. Bütçeye ilişkin temel büyüklüklerin Plan ve Bütçe Komisyonunda, kuruluş bütçelerinin ise ilgili ihtisas komisyonunda görüşülmesi esası getirilecektir.”

Bütçe hakkıyla, gün ışığında yönetim, kamu yönetiminde saydamlık, malî saydamlık, bilgilerin kamuya açıklığı, bütçe hazırlama, uygulama, raporlama süreçlerinin açıklığı, denetim, hesap verme, hesap sorma ve hesapların saydamlığı, hesap verme sorumluluğu, açık bütçe, kamu harcamalarının ve gelirlerinin planlanması, bilgi edinme, yolsuzlukla mücadele gibi hususlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin rolünün ve etkinliğinin güçlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını nasıl görüşeceği Anayasada ve İçtüzükte belirlenmiştir. Anayasa ve İçtüzük, bunların görüşülmesini diğer kanunlardan daha farklı ve özel bir yönteme tabi tutmuştur. Bu yöntemi uzun uzadıya anlatacak değilim. Önümüzde 2005 yılı bütçesi var ve önümüzde 2005 yılında yapılacak olan beş yıllık kalkınma planı var. Bu planların, bir taraftan bütçenin diğer taraftan kalkınma planının daha demokratik niteliğe kavuşması için, önerimiz, bunların yapımında ilgili ihtisas komisyonlarının rolünün ve etkinliğinin artırılmasıdır. Sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmektedir. Oysa, ilgili ihtisas komisyonları, konularında, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinden daha da yetkili, daha da etkin kişilerden oluşmaktadır. Planlara, kalkınma planlarına ve bütçelere demokratik nitelik vermek istiyorsak, bürokratik nitelikten sıyırıp, onlara demokratik nitelik vermek istiyorsak, özellikle ihtisas komisyonlarını devreye sokmak gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yalçınbayır, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Devamla) - Bu nasıl olacaktır; ya tali komisyon olarak ihtisas komisyonları devreye girer yahut başkaca ülkelerde olduğu gibi, karma bir yöntemle bu mesele halledilir. İlgili ihtisas komisyonu üyeleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri, o bakanlığın bütçeleri görüşülürken bir araya gelebilir, birlikte karar verebilirler. Bu yöntemin sağlanmasında yarar vardır.

Bu, Anayasa Komisyonunda tartışılmadığı için burada gündeme getirilmiştir. 2005 yılı bütçesinden önce ve özellikle 2005 yılında yapılacak olan kalkınma planının yapılmasından önce bu hususların düşünülmesinde yarar görüyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yalçınbayır.

Buyurun Sayın Kapusuz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Yalçınbayır'ın teklif olarak vermiş olduğu İçtüzükle ilgili değişiklik, gerçekten, bizim İçtüzüğümüzde yapılması gerekli olan birtakım değişiklikler açısından çok önemli bir yer ifade etmektedir. Şu anda, komisyonlarımızın değerli başkanları ve üyeleri de bunun farkındalar, milletvekillerimiz de yakinen takip ediyorlar. Biliyoruz ki, bazı komisyonlarımızın yükü biraz ağırca. Dolayısıyla, Plan ve Bütçe Komisyonu, Adalet Komisyonu ve bazı komisyonlarımızda çok yüklü çalışmalar yapılırken, bazıları ise, gerçekten, bazı ihtisas alanlarında, mevzuattan, İçtüzükten ve ilgili kanunlardan gelen, görüşmemek, tali komisyon olmak gibi birtakım gerekçelerle, yeterli katkıyı verememektedir.

Biz, Değerli Meclis Başkanımızı ziyaret edip, kendisiyle görüştük. Grup olarak, milletvekilleri olarak, bizlerin de, İçtüzükle ilgili değişiklik teklifleri var. Bazı milletvekili arkadaşlarımızın da, bu konuda, hem sözlü hem de yazılı, görüş ve düşünceleri var. Biz, o görüşmede, Sayın Meclis Başkanımızdan şunu istedik: Gerçekten, bu yüklerin biraz daha dengeli dağılması ve katkıların, katılımların artırılması için, hem kanununda hem de İçtüzükte değişiklikler yapılması lazım. Sayın Başkanımızın ifade ettiğine göre, bu konuda bir çalışma tamamlanmak üzere. Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın ifade ettiği, bütçe dahil olmak üzere, birçok konuda da, benzeri -belki tek tip değil ama- karma uygulamaların devreye konulması lazım. Bu anlamda -belki kabul edilip gündeme alınacak bu teklif aşağıya inmemiş olsaydı, yukarıda oraya dahil edilebilirdi; ama, buraya da inmiş olsa fark etmez- aslolan, İçtüzüğümüzün bugünkü çağdaş anlamda istenilen ve ihtiyaç duyulan her şeye cevap verebilmesi için, yeniden, teknik olarak gözden geçirilmesi, gerekli olan hususların hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasıdır; biz, bunu istiyoruz.

Meclis Başkanlığımız bu çalışmayı tamamlar tamamlamaz, gruplarımızla da gerekli görüşmeleri yaparak, bu konudaki ilave katkıları alıp, son şeklini vermeye ihtiyaç olduğuna inanıyor; teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kapusuz.

Önergeyi oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

3. - Antalya Milletvekili Osman Özcan'ın, Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/112) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/191)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

8.4.2003 tarih ve 78 sayı ile vermiş bulunduğum (2/112) esas numaralı Siyasî Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifim, 45 gün süresi içerisinde Anayasa Komisyonunda görüşülmemiştir. İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla. 21.4.2004

                                                        Osman Özcan

                                                        Antalya

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Halkımız ve basınımız bizleri çok iyi izliyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin davranışlarını, tutumlarını çok iyi izliyor ve küçük bir hatayı, hemen, basınımız, televizyonlarımız, ülkemizin bütününe yayınlıyor. Onun için, hepimiz, milletvekillerinin itibarını korumak, Meclisimizin itibarını korumak için, davranışlarımızla, tutumlarımızla, hareketlerimizle çok dikkatli davranmak zorundayız. Bundan önceki dönemde milletvekilerimizin çok itibar kaybettiklerini biliyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, yakalarındaki milletvekili rozetlerini çıkararak gezdiklerini unutmayalım.

Değerli arkadaşlarım, onun için,  buraya önemle dikkatinizi çekmek istiyorum: Siyasî Partiler Kanununa göre partilerimiz yardım alıyorlar. Bir de, halkımızın vicdanını rahatsız eden, partilere yardım konusu var. Vatandaşlarımız bundan öyle rahatsız oluyor ki, o zaman -dikkatinizi çekmek istiyorum- basınımızda ve halkımız arasında bunlara "hülle partileri" denilmişti.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu nasıl oluyor; üç kişi, partisinden istifa ediyor, bir parti kuruyor, teşkilatlanıyor, en az para almaya hak kazanmış partinin aldığı paranın dörtte 1'ini alıyor; yani nasıl; Genç Parti 11 trilyon 165 milyar para alacak; eğer, 3 kişi bir parti kurarsa, teşkilatlanırsa, 3 trilyona yakın para alacak; eğer, 10 kişi istifa ederek parti kurarsa 11 trilyon 165 milyar para alacak. Değerli arkadaşlarım, bu, halkımızın vicdanını sızlatıyor, hepimizin vicdanını sızlatıyor. Bu parayı niçin alıyor; oy almış mı, seçime girmiş mi; partisinden istifa etmiş; bu paraları alıyor!.

Bu kanun maddesi, milletvekillerini, yeni partiler kurmaya teşvik eden bir kanun maddesidir. Seçimlere az bir zaman kala, partileşme olgusunun tam olarak yerleşmediği ülkemizde, yardımın çekiciliği de gözönüne alınarak, lideriyle kavgalı olan, seçilme şansını yitirmiş, kendi bölgesinde itibarını yitirmiş olanlar parti kuruyor ve böylece, yasal yönden hazineyi hortumluyor. Değerli arkadaşlarım, hortumlama iki türlü; bir yasadışı hortumlama, bir yasa içinde hortumlama; bu, yasa içinde, hazineyi hortumlamadır. Açıkçası, küskünler hareketi diye parti kurarak, hazineden para almaktadırlar. Değerli arkadaşlarım, alınan bu para haksız paradır; Meclisimizin itibarına gölge düşürmektedir. Onun için, bu geçici 16 ncı maddenin kaldırılması ve hazinenin soyulmasının önlenmesi gerekmektedir.

Bugün, basınımız haber almış, bana sordu; dedi ki: "16 ncı maddenin  kaldırılmasıyla ilgili bu kanun teklifinizi kendi partiniz destekliyor mu, iktidar destekliyor mu?" Ben de, hiçbirine bir şey söylemedim; ama, 22 nci Dönem milletvekilleri, haksızlığı önlemek için seçilmişlerdir; bu maddeyi mutlak surette kaldıracaklardır ve böylece, halkımızın da bize itimadı gittikçe daha artacaktır dedim ve zaten, buna inanıyorum.

Bu duygularla, hepinizi, saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/8) ve 48 esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 335 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek ve 20 milletvekili ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26 milletvekilinin; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/8, 48) (S. Sayısı: 335) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

İçtüzüğümüze göre, Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı önerge sahiplerine aittir. Daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca, istemleri halinde, komisyon ve hükümete de söz verilecek; bu suretle Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.

Konuşma süreleri; komisyon, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahibi ve şahıslar için 10'ar dakikadır.

                                  

(x) 335 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Komisyon raporu 335 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi, İstanbul Milletvekili Onur Öymen.

Grupları adına; AK Parti Grubu adına Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek.

Şahısları adına; Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç.

Komisyon adına, İstanbul Milletvekili Mustafa Baş.

İlk söz, önerge sahibi İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in.

Buyurun Sayın Öymen. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Öymen, konuşma süreniz 10 dakikadır.

ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan araştırma komisyonunun raporu hakkında önerge sahibi sıfatıyla söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri tarafından verilen önergeler üzerine kurulan araştırma komisyonu, yurt dışındaki vatandaşlarımızın sorunlarını çok kapsamlı biçimde araştırmıştır ve çok değerli bir rapor hazırlamıştır. Başta Komisyon Başkanı olmak üzere, bu raporun hazırlanmasında emeği geçen bütün arkadaşlarımızı içtenlikle kutluyorum. Gerçekten, bu raporun mümkün olduğu kadar geniş bir şekilde basılıp dağıtılmasını öneriyorum. Bu raporun, yurt dışındaki bütün büyükelçiliklerimize, başkonsolosluklarımıza, basına, akademik çevrelere ulaştırılması çok yararlı olacaktır; içerisinde, gerçekten, çok değerli bilgiler var; ancak, şunu ifade etmek istiyorum:

Bu araştırma komisyonunun görev sıfatının "yurt dışındaki vatandaşların sorunları" olarak belirlenmesi, sanıyorum, bir eksikliktir. Yurt dışındaki vatandaşlarımızı sadece sorunlar yumağı olarak görmemek lazım. Gerçekten, bu vatandaşlarımız, kırküç yıldan beri, yurt dışında ülkemizi büyük bir başarıyla, büyük bir şerefle temsil etmişlerdir; hem bulundukları ülkeye hem Türkiye'ye çok büyük katkılar yapmışlardır. O bakımdan, onları sadece sorun sahibi olarak zikretmek, sanıyorum ki, çok eksik olur, çok yanıltıcı olur.

Bugün, 3 800 000'i Avrupa ülkelerinde olmak üzere yurt dışında 4 500 000 vatandaşımız yaşıyor. Bu vatandaşlarımız, gerek siyasî açıdan gerek ekonomik açıdan büyük bir güç haline gelmişlerdir ve onların, gerçekten, hem ülkemize hem de bulundukları ülkeye, ekonomik alanda olsun, sosyal alanda olsun, bilimde olsun, sanatta olsun, kültürde olsun, çok büyük katkıları var; bunları hiç kimse gözardı etmemelidir.

O bakımdan, biz, zaman zaman, yurt dışında, yabancı basında, vatandaşlarımızın sorunlarını abartılı bir şekilde önplana çıkaran bazı girişimleri yadırgıyoruz, bunları doğru bulmuyoruz. Vatandaşlarımızın katkılarının dile getirilmesi, zannediyorum ki, çok yararlı olacaktır, çok önemli bir hizmet olacaktır.

Değerli arkadaşlar, yurt dışındaki Türkleri sadece işçiler olarak kabul etmek de yanıltıcı olur. Yurt dışındaki Türk girişimcileri, son derece önemli bir görev yapmaktadırlar, çok ileri bir düzeye ulaşmışlardır. Sadece Avrupa Birliğindekilerin sayısı, 1996 yılında 56 500 iken, 2002 yılının sonunda 82 300'e ulaşmıştır. Yalnız Almanya'da, 2010 yılında, 100 000 Türk firmasının faaliyette bulunacağı hesap ediliyor.

Avrupa'daki şirketlerimizin cirosu, bu söylediğim dönemde, 1996 ile 2002 yılları arasında, 21 milyar eurodan 35 milyar euroya çıkmıştır; yani, yaklaşık yüzde 60'lık bir artış sağlamıştır.

Daha ilginci, Avrupa Birliği ülkelerindeki firmalarımızın yatırımlarında çok büyük artış var. Bu yatırımlar da, aynı dönemde, 5 600 000 000 eurodan 9 200 000 000 euroya çıkmıştır. Belki şaşıracaksınız; ama, size şunu söyleyeyim: Bugün, Almanya'daki Türk firmalarının Almanya'da yaptıkları yatırımlar, 1982 yılından bugüne kadar, bütün Alman firmalarının Türkiye'de yaptıkları toplam yatırımdan daha fazladır. İşte, Almanya'daki Türk vatandaşlarımız bu kadar büyük bir güç olmuştur.

Avrupa'daki bu firmalarımız, şu anda, toplam 411 000 kişi istihdam etmektedir. Artık, Türkler, sadece iş alan, başka yabancı işverenlerin emrinde çalışanlar değillerdir, Avrupalılara iş veren konumuna gelmişlerdir. Bunu büyük bir mutlulukla karşılıyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Avrupa'ya yaptığımız katkı bundan ibaret değildir. Bizim vatandaşlarımızın, Türk kültürünü, Türk geleneklerini Avrupa'ya yansıtarak yaptıkları katkı, belki, bütün bu rakamlardan daha önemlidir. Almanya'da bir isim, belki, devletimizin bir bütün olarak yapabileceğinden çok daha büyük bir hizmet yapmıştır; bu isim Mevlüde Genç'tir. Bir vatandaşımız, yabancı saldırıların sonucunda, çocukları da dahil olmak üzere, en yakınlarından 5 kişiyi kurban verdikten sonra, Almanya'da, Türk - Alman dostluğunun sembolü olmuştur; acısını içine gömmüştür; ama, dostluğu önplana çıkarmıştır; Almanlar tarafından, yılın annesi seçilmiştir. İşte, Almanya'ya ve Avrupa'ya katkıda bulunan insanlarımız böyle insanlardır.

O bakımdan, biz, hiç kimsenin, Avrupa'daki, Almanya'daki Türk vatandaşlarını, bir sorun kaynağı, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliğini engelleyen insanlar, entegrasyon güçlüğü çeken insanlar gibi nitelendirmelerini doğru bulmuyoruz ve bunu yapanları ayıplıyoruz.

Gerçekten, Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımız, Avrupalıların talebi üzerine gitmişlerdir; biz zorlamadık, biz göndermedik, onlar istediler. Siz bizden istediniz bu insanları ve o insanları en ağır işlerde çalıştırmak için istediniz; madenlerde çalıştırmak için istediniz, fabrikalarda çalıştırmak için istediniz ve kolgücüne ihtiyacınız vardı. Bu insanlar, sizin ülkenizin dilini bilmeden gittiler, kültürünü, alışkanlıklarını yeterince öğrenmeden gittiler; ama, orada, gerçekten, büyük fedakârlıklara katlanarak çok yüksek bir başarı kazandılar. Biz, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla övünç duyuyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gayet tabiî ki, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çok sorunu var. Bu sorunlar, raporda çok kapsamlı bir şekilde dile getirilmiş. Ben, bunları, burada tekrarlamayacağım; yalnız, bir noktaya değinmek istiyorum, o da şudur: Vatandaşlarımızın en önemli sorunu, eğitim sorunudur. Bugün, sadece Almanya'da, yaklaşık 500 000 Türk çocuğu, okula gidiyor, yaklaşık 25 000 Türk çocuğu üniversiteye, yüksekokullara gidiyor; fakat, görüyoruz ki, bu okullaşma içinde çok ciddî sorunlarımız var. Türk çocuklarının o ülkedeki okullarda ulaştıkları düzey, o ülkenin çocuklarının, maalesef, çok gerisindedir. En ileri düzeydeki eğitim için çocukları yetiştiren gymnasiumlara Türk çocuklarının katılma oranı, Almanların beşte 1'i civarındadır. Maalesef, 30 000 civarında çocuğumuz, özürlüler okuluna gidiyor; yani "sonder schule" denilen öğrenme özürlüler okuluna gidiyor. Bu çocuklar, öğrenme özürlü oldukları için değil, yeterince Almanca bilmedikleri için, yeterince o ülkenin dilini bilmedikleri için normal okullara gidemiyorlar, gönderilmiyorlar. İşte, bunlar çok ciddî sorunlardır ve biz, hükümetimizin bu sorunlarımıza önemle eğilmesini bekliyoruz. Ayrıca, çocuklarımızın anaokuluna gitmeleri çok büyük bir eğitim açığını kapatacaktır.

Değerli arkadaşlar, çok önemli bir soruna değinmek istiyorum; o da şudur: Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, Türkiye'de yapılan seçimler sırasında, gelip de havaalanlarında oy kullanmazlarsa, oylarını kullanamıyorlar. Bizim, seçmen durumunda yaklaşık 2 500 000 insanımız var yurt dışında ve bu insanlarımız, en doğal demokratik haklarını kullanamıyorlar. Bunu sağlamak için biz bir anayasa değişikliği yaptık; ama, bu anayasa değişikliğini hayata geçirecek yasa değişikliğini bir türlü yapamıyoruz. Niçin; çünkü, bazı ülkeler, bu vatandaşlarımızın kendi ülkelerinde oy kullanmalarının kamu düzenini zedeleyeceğini düşünüyorlar; konsolosluklarda, başka Türk kuruluşlarında konulacak sandıklarda oy vermelerine karşı çıkıyorlar ve netice itibariyle, bu vatandaşlarımızı oy kullanma hakkından mahrum ediyorlar. Bizim dileğimiz şudur: Hükümetimiz, bu ülkelerle yaptığı üst düzey temaslar sırasında bu konuyu gündeme getirirse, zannediyorum ki, büyük bir eksikliği gidermiş olacağız, vatandaşlarımızın bu demokratik hakkını sağlamış olacağız. Şunu hatırlatmak istiyorum ki, bazı başka ülkelerin vatandaşları, aynı ülkelerde kurulan sandıklarda kendi seçimleri için oy kullanıyor; Türkler kullanamıyor. Belki, kullanamayan başkaları da olabilir; ama, kullananlar olduğunu biliyoruz. O zaman, biz, kullananlar gibi bu hakka sahip olmak istiyoruz. Bunun, yurt dışındaki vatandaşlarımızın en doğal hakkı olduğunu düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Öymen.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Bir konuya daha değineyim. Avrupa Birliği ülkelerinde, değerli arkadaşlar, hemen hemen her konuda uyum var. Bildiğiniz gibi, AB yasaları var; en basit bir konuda bile, bütün ülkeler, bakıyorsunuz, aynı uygulamayı yapıyor; ama, bunun bir istisnası var; istisnası şu: Yabancı ülkelerden gelip, sürekli olarak kendi topraklarında ikamet edenlere yerel seçimlerde oy hakkı vermek ve vermemek. Mesela, Danimarka, İsveç, Hollanda gibi ülkeler, ülkelerinde sürekli olarak oturan yabancılara yerel seçimlerde oy verme hakkı tanıyor; ama, mesela, Almanya tanımıyor. İşte, bu hakkın tanınması için de hükümetimizin üst düzeyde girişimler yapmasının çok yararlı olacağını düşünüyoruz.

Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar, raporda bütün bu konular ayrıntılarıyla anlatıldığı için daha fazla vaktinizi almayacağım; yalnız, bu vesileyle şunu ifade etmek istiyorum: Yurt dışındaki vatandaşlarımızın konuları o kadar önemlidir ki, bir tek araştırma komisyonunun raporunun hazırlanmış olması bizce yeterli değildir. Bu konunun sürekli olarak Meclisin gündeminde tutulmasını diliyoruz ve bunun için, Mecliste özel bir sürekli komisyon kurulmasını öneriyoruz. Eğer, Yüce Meclis bu önerimizi kabul ederse, zannediyorum ki, vatandaşlarımızın sorunlarını sürekli olarak Meclisin gündeminde tutmak ve onların bu sorunlarına çare bulmak ve vatandaşlarımızın ülkemize yapacakları katkıları da daha iyi değerlendirmek fırsatını bulacağız.

Son bir nokta olarak da şunu söyleyeyim: Yurt dışındaki vatandaşlarımızdan bahseden bu rapor çok değerli bir çalışma olmuştur; ama, bunun dışında, yurt dışında vatandaşımız olmayan soydaşlarımız da yaşıyor. Mesela, Kerkük Türkleri yaşıyor; mesela, Batı Trakya Türkleri yaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öymen, toparlayabilir misiniz.

ONUR ÖYMEN (Devamla) - Bitiriyorum.

İşte, bu soydaşlarımızın sorunlarını ve durumlarını incelemek üzere, Yüce Meclisin, benzeri bir çalışma yapmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Bu vesileyle, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. Bu raporun hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarımızı, bir kere daha kutluyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.

AK Parti Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek ve 20 arkadaşının, yine, AK Parti Grubu adına da benimle beraber 26 arkadaşımın vermiş olduğu, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, karşılaşmış oldukları sorun ve problemleri yerinde tespit, yurda döndüklerinde karşılaştıkları problemlerin giderilmesiyle alakalı Meclis araştırması komisyonunun hazırlamış olduğu rapor üzerinde gruplar adına mütalaalarımızı, düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Bu vesileyle, ben, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bu, kapsamlı, gerçekten mühim raporu hazırlayan, hazırlanmasına yardımcı olan, Komisyon Başkanımızı ve çalışma arkadaşlarını da huzurlarınızda tebrik ediyorum.

Değerli arkadaşlar, 15.4.2003 tarihinde, bu araştırma komisyonu raporları Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşüldü ve kabul edildi. Bu görüşmeden sonra, devletin değişik kurumlarından, bizlere, çok sayıda rapor, dosya, bilgi ve belge geldi. Denildi ki: "Her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunda bunlar görüşülüyor, araştırılması talep ediliyorsa da gerçekte biz çok şey yapıyoruz." Yani, bizlere haksızlık etmeyin gibi bir gerekçeyle, herkes, kurumlar, ellerindeki dosyaları, hazırladıkları raporları bizlere getirdiler; komisyon üyesi arkadaşlarımızda da bunlardan bol miktarda vardır.

Ayrıca, 20 nci Dönemde de yine aynı gerekçeyle, Sayın İsmet Attila'nın başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle bir komisyon kuruldu; gitti, çalışmalarını yaptı, raporunu hazırladı; o rapor da, diğer kurumların hazırladıkları raporlar gibi, maalesef, kütüphanelerden ve raflardan aşağıya inerek, bir uygulama, ondan faydalanma imkânı bulamadı. Temenni ediyoruz, inşallah, bu komisyonun hazırlamış olduğu rapor -ki, gerçekten çok kapsamlı bir rapor- öncekilerin akıbetine uğramasın; hayat bulsun; bundan, ilgililer, yetkililer, kurumlar, bu ülke faydalansın, bunun gereğini yapsın.  Ayrıca,  yurtdışında yaşayan yaklaşık  3 500 000 kayıtlı  -kayıtdışıyla  beraber bu sayının 5 000 000 olduğu tahmin ediliyor- insanımız da bunlardan faydalansın.

Değerli arkadaşlar, Sayın Öymen'i biraz önce dinledik. Tabiî, Sayın Öymen, özellikle yurtdışıyla ilgili -ki, Avrupa Birliği ülkelerinde, hassaten de Federal Almanya'da uzun yıllar büyükelçilik yaptı- birçok meseleyi orada yaşayarak tecrübeyle gördü ve o tecrübeleriyle ilgili beklentilerini ve düşüncelerini de biraz önce Genel Kurulla paylaştı. Her birimizin, her bir arkadaşımızın, bu konuyla ilgili, kırık dökük, ama gerçek olan bilgileri vardır.

Bu raporlar, bu çalışmalar, bizi, sürekli, özellikle kanun çıkarma, anayasa değişiklikleri konusunda tenkit edenlerin tenkitlerini de haklı çıkarmasın temennisindeyim; yani, rapor hazırlamak kolay; raporlar hazırlanıyor ve raflarda kalıyor.

İşte, bize diyorlar ki, sizin, kanun çıkarmakta veya anayasa değişikliklerinde çok fazla sıkıntınız yok. Esas sıkıntı, çıkarılan kanunların ve değiştirilen anayasanın hayata tatbikinde. İnşallah, bunlar da, bizim, tatbik etmekte zorluk çektiğimiz, yürürlüğe koymakta zorlandığımız anayasa değişiklikleri gibi askıda kalmasın. Bu samimî temennimi de arkadaşlarımla beraber paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 3 500 000'den fazla, yurt dışında yaşayan insanımız var; bunlar kayıtlı olanları. İlk ve ortaöğretime devam eden 800 000 çocuğumuz, gencimiz var; 44 000 de, yükseköğretimde, bu ülkenin evladı var, bu insanların çocukları var; yaklaşık 20 000 de, üniversiteyi bitirmiş, doktora yapmış, master yapmış, iki-üç lisan bilen, bulunduğu ülkenin hukukunu, ticaret hayatını, iş hayatını, eğitim hayatını, her şeyi bilen, Avrupa Birliği müktesebatını bilen gencimiz var Avrupa Birliği ülkelerinde, özellikle bu raporda bahsedilen ülkelerde.

Tabiî, biz, bütün bunlardan ne kadar faydalanıyoruz; bu, ayrıca bir araştırma ve soruşturma konusudur. 80 000'in üzerinde insanımız, işveren olmuş; işçi olarak gitmiş, ama, işçiliğin bir kader olmadığını görmüş, bulunduğu ülkede işveren konumuna gelmiş. Bu 80 000 işverenimizin, 420 000 de meydana getirdiği istihdam, yaklaşık 35 milyar euro da ciroları var. Bulundukları ülkenin ekonomisine ciddî şekilde katkı sağlıyorlar. Hatta, bu insanlar, bulundukları ülkede, işadamları kimliğiyle, şeref listelerinde en önlerde, en yüksek seviyelerde payeler alabiliyorlar; hepsiyle iftihar ediyoruz, gurur duyuyoruz.

Değerli arkadaşlar, 1961'den bugüne kadar, yurtdışında yaşayan insanlarımızın, bir şekilde, Merkez Bankası aracılığıyla veya başka kurumlar, özel bankalar aracılığıyla Türkiye'ye aktarmış oldukları, tespit edilebilen, bilinen para 127 milyar dolardır. Takdir edersiniz ki, bu parayı, ne kimseden borç almamız ne kredi almamız ne de bu kadar yüksek bir meblağı Türk ekonomisine kazandırma imkânımız bugün için mümkün. Ülkemize bu kadar bağlı, ülke ekonomisine bu kadar katkı sağlayan ve her sıkıştığımızda, her bunaldığımızda, her yaşadığımız ekonomik krizde kapısını ilk çaldığımız bu insanlara karşı, doğrusunu isterseniz, Türkiye Cumhuriyeti olarak -hiçbir hükümeti ayırt etmeden söylüyorum- ilk defa bu insanları yurt dışına gönderen hükümeti de dahil etmek suretiyle, bugüne kadarki bütün hükümetleri dahil ederek ifade ediyorum ki, üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirdiğimizi söylememiz, bu rakamları ifade etmek kadar kolay olmuyor.

Aslında, şu araştırma raporlarına, bu kadar çalışmaya, bu kadar gayret etmeye hiç gerek yok. Hepimizi bağlayan, herkesin sahip çıkması ve gereğini yapması gereken Anayasanın 62 nci maddesi gayet açıktır, esasında, yapılan çalışmaların da bir hulasasıdır. Ben, müsaadenizle, Anayasanın 62 nci maddesini, bir kere daha Genel Kurulla paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Anayasanın 62 nci maddesinde denilir ki: "Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır." Gayet açık. Şimdi, eğer, bu Anayasa maddesi, ilgilileri ve yetkilileri, sorumluları bağlayıcı ve gereğinin yapılması gereken bir amir hükümse, biz, bu insanlarımızı, niçin, her bunaldığımız zaman, her daraldığımız zaman hatırladık da, normal şartlarda, normal zamanlarda, her şeylerinden istifade ettiğimiz bu insanların ihtiyaçlarını giderme noktasında, bir gayreti, bir çalışmayı ortaya koymadık. İnşallah, bu çalışma, bu vatandaşlarımızla ilgili önemli bir başlangıç olur.

Değerli arkadaşlar, bakın, eğitimden kültüre kadar, çalışma hayatından asimilasyon ve entegrasyon problemine kadar yüzlerce problemi, etraflıca, burada konuşabiliriz. Bunları, zaten, arkadaşlarımız, bu raporda uzun uzun anlatmışlar, hatta, çarelerini de yazmışlar, ben, bunları tekrar etmek istemiyorum. Özellikle, ilgili kurumlara, yurt dışındaki büyükelçiliklerimizin ve konsolosluklarımızın bünyesinde memur çalıştıran, ataşe bulunduran bakanlıklarımıza ve bakanlarımıza, buradan bir şeyi sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben de, uzun yıllar yurtdışında yaşadım. Bunları, hayalî şeyler olarak, afakî şeyler, farazî şeyler olarak söylemiyorum; şahit olduğum konulardır. Özellikle, büyükelçiliklerimizde ve konsolosluklarımızda çalışan ataşelerimizin birçoğunun, bulundukları ülkelerin lisanını bilmediklerini, çalışma hukukunu, eğitim hukukunu, ticaret hukukunu, kültürel hukukunu bilmediklerini, bilseler bile, bunları ifade edecek lisana sahip olmadıklarını hep beraber gördük ve yaşadık.

Değerli arkadaşlar, elbette ki, bunların içerisinde, konusuna vâkıf, meselesine gerçekten vâkıf, lisan bilen, fevkalade nezih arkadaşlarımız da vardı; onları tenzih ediyorum. Aslında, bu, o insanların suçu değil; bu insanları oraya hangi gerekçeyle gönderdiklerini bilmeyen siyasîlerin sorumluluklarıdır bunlar, suçsa onların suçudur. Buradan, özellikle bir teklifle huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu kadar, yetişmiş insanımız var orada; eğitim alanında var, ticaret alanında var, ekonomi alanında var, iş hayatında var, hukukta var ve diğer tüm konularda var. Bunlar, sadece bulundukları ülkenin lisanını değil, en az bir başka Avrupa ülkesinin lisanını da bilen, bulundukları ülkenin içhukukunu bilen, çalışma hayatını, sosyal hayatını bilen, hatta Avrupa Birliği müktesebatını da bilen insanlar ve bunlar, bizim gençlerimiz. Neden, bu konularda, elçiliklerimizde ve konsolosluklarımızda bu insanların bilgisinden, birikiminden faydalanma yoluna gitmiyoruz; hâlâ, en küçük memurunu bile Türkiye'den gönderme gibi bir gayretin içerisinde oluyoruz, doğrusunu isterseniz, bunu anlamak mümkün değildir. Her daraldığımızda, bunaldığımızda başvurduğumuz insanların bu taleplerine, bu beklentilerine cevap vermek, aynı zamanda, şu Anayasa maddesinin de gereğini yerine getirmektir. Ben, hassaten ilgili bakanların, bütün bakanlarımızın ve kurumlarımızın, bu kabiliyetli insanları bulundukları ülkelerde değerlendirmelerinin, bunlardan istifade etme yoluna gitmelerinin hem orada yaşayan vatandaşlarımız için hem de bu ülke için çok önemli bir kazanım olacağı samimî kanaatinde ve inancındayım.

Değerli arkadaşlar, diğer teferruatlara girmiyorum. Merkez Bankasında yaşadıkları sıkıntıları biliyoruz; özellikle, birtakım şirket ve holdinglerin -ki, bunların da samimî olanlarını ayırmak lazım- bu insanlara yapmış oldukları istismarları biliyoruz, bu insanların çaresizliklerini biliyoruz: İşsiz insanlarımızın, yaşlı insanlarımızın orada yaşadığı sıkıntıları, arkadaşlarımız da gördü; öyle zannediyorum ki, bunu, çok sayıda milletvekili arkadaşımız, en azından yurt dışında yaşayan yakınlarından biliyorlar. Gençlerimizin, çocuklarımızın hangi şartlar altında orada bulunduklarını; özellikle gençlikevlerine, cezaevlerine düşen gençlerimizin hangi şartlarda oralarda bulunduklarını yakinen hep biliyoruz. Bunlarla ilgili tedbirleri almak, ülke olarak bizim görevimizdir. Eğer, biz, bu insanları, bulundukları ülkenin şefkatine ve merhametine havale edersek, korkarım ki, bu şefkat ve merhamet mahşer sabahına kadar tecelli etmeyebilir.

Değerli arkadaşlar, bir başka şey söylemek istiyorum. Araştırma komisyonları hâkim değildir, savcı değildir, polis de değildir; yani, netice itibariyle, araştırma komisyonu çerçevesinde kendilerine verilen yetkiler içerisinde, hangi yetkilerle teçhiz edilmişlerse -tespit edilen sınırlar içerisinde kimler varsa, kimlerle, nelerin görüşülmesi gerekiyorsa- o yetkiler çerçevesinde bu araştırmalarını yapıyorlar.

Bu araştırma komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, yurt dışındaki insanlarımızın oluşturduğu dernek, teşkilat, vakıf, federasyon ve konfederasyon gibi birliktelikler altında barınan insanlarımızın yaşadıkları problemleri yerinde tespit etmek üzere yetki aldı. Bu programlar, Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla, özellikle konsolosluk hizmetleri veren ilgili birim aracılığıyla ve yurt dışındaki büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımızın tespit ettikleri, davet ettikleri kurumlarla yapılmıştır ve orada özellikle de bir şart konulmuştur -Komisyon Başkanımızın ve komisyondaki arkadaşlarımızın da ifadesidir- davet edilen bu kurumlarda, şahıslarda, derneklerde, vakıflarda aranan şart, terör, şiddet, bölücü ve yıkıcı faaliyetler içerisinde bulunmamasıdır. Buna da, elçiliklerimiz ve konsolosluklarımız titizlikle riayet etmişlerdir.

Bir üzüntümü ifade etmek açısından söylüyorum, asla kimseyi suçlamak, yeni bir tartışma açmak açısından söylemiyorum: Değerli arkadaşlar, eğer önyargılarımızı aşamazsak, ön kabullerimizden vazgeçemezsek, herkes, birbiriyle alakalı şikâyete söz konusu olacak yüz tane gerekçe bulabilir; bulunabilir, herkesle ilgili bulunabilir. Bakın, bu komisyon yurtdışına çıkarken, benim de çok saygı duyduğum, özellikle bu komisyonun kurulmasına da öncülük etmiş, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek'in, bu komisyonun kurulmasını çok arzu etmiş, bu raporun hazırlanmasında da -biliyorum- çok önemli katkılar sağlamış olmasına rağmen, komisyonun yurtdışı çalışmalarına katılamayışından dolayı en az benim kadar kendisinin de üzüldüğünü biliyorum; ancak, komisyonla ilgili bütün rezervasyonlar yapılmış, bütün çalışmalar yapılmış, gidebilecekleri yerler tespit edilmiş, iktidar ve muhalefet partilerine mensup komisyon üyesi arkadaşlarımızın bir kısmı yurt dışına gitmişken -Sayın Haluk Hocam burada mı?- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilimiz Haluk Bey, bir basın toplantısıyla, arkadaşlarının, bu komisyon çerçevesinde, yurtdışı çalışmalara katılmayacaklarını ve yurtdışına gidenlerin de geri çağrıldığını ifade ettiler; tabiî, üzüldük.

Ben, sadece şunu söylemek istiyorum; Sayın Ali Rıza Gülçiçek ve Büyükelçi Sayın Onur Öymen bu meseleyi bilir: Özellikle Almanya'da dernek, vakıf gibi kuruluşların anayasaya aykırı davranışlarını, faaliyetlerini incelemek üzere, takip etmek üzere Anayasayı Koruma Teşkilatı vardır, Almanca ifadesiyle Verfassung Schutz deniliyor. Bu teşkilat, bütün Almanya'da ve eyaletlerde faaliyet gösteren bu tür dernek ve vakıf ne varsa takibe alır ve netice itibariyle, yıl sonunda federal devlet ve eyaletler bazında da yıllık raporlarını yayımlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Fatsa, toparlayabilir misiniz...

Buyurun.

EYÜP FATSA (Devamla) - Toparlıyorum efendim.

Bu süre içerisinde zaman zaman Anayasa ihlalleri yapmış olan, Anayasanın çizgilerini ve sınırlarını zorlayan kuruluşları uyarır, yani, şu dernek şu konularda, şu vakıf şu konularda Anayasayı ihlal etmiştir veya anayasanın sınırlarını zorlamıştır der; ama, bu Anayasayı Koruma Teşkilatının raporlarına giren bu dernekler, asla, illegal dernekler ve Anayasaya aykırı dernekler olarak telakki edilmez. Zaten, Federal Dernekler Yasası ve dernekler masası bu tür faaliyetlerin içerisinde olan yerli ve yapancı bütün dernekleri de kapatıyor. O açıdan, bakın, böyle önyargılı bir gerekçeyi hiçbir şekilde kabul etmem. Onun için ifade ettim, bu komisyon hâkim değildir, savcı değildir, jandarma ve polis de değildir; bu komisyon bir tespit yapar, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına tespit yapar. O açıdan, bu önyargının, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın üzülmesine sebebiyet verdiğini de Sayın Gülçiçek ve Sayın Koç'un bilmesi, bu yaklaşımların, bu önyargılı yaklaşımların, önkabullerin, ne burada ne de yurtdışında yaşayan insanlarımıza bir faydası olduğunu; hiçbir faydası olmadığını hepimizin görmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar, bu, önemli bir çalışmadır. Temenni ediyorum ki, sadece yurtdışında yaşayanlar değil, bu raporun gereğini yapması gereken hükümet, bakanlıklar ve o bakanlıkların bünyesindeki özellikle yurtdışındaki vatandaşlarımıza hizmet etmekle sorumlu ve görevli kurumlar, genel müdürlükler, daire başkanlıkları, inşallah, bu raporu önceki raporların akıbetine uğratmazlar, bunun gereğini yaparlar. Bu, bizim anayasal görevimizdir ve ayrıca, bu ülkeyi idare eden, bu ülkeyi yöneten insanlar olarak, yurtdışına gönderdiğimiz insanların problemlerine çare ve cevap bulmak hepimizin görevidir diye düşünüyorum.

Bu raporların hazırlanmasına, bu komisyonun kurulmasına öncülük eden, destek veren herkese huzurlarınızda bir kere daha AK Parti Grubu adına teşekkür ediyor, Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Fatsa.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Gülçiçek, konuşma süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik olarak kurulan komisyon raporuyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla CHP ve AK Parti Grupları tarafından yapılan bu çalışmaların çok önem taşıdığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türk işçilerinin Federal Almanya'ya, dolayısıyla, Avrupa'ya göçünü başlatan, iki ülke arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan İşçi Alımı Anlaşmasıdır. Anlaşmayı takip eden yıllarda Türkiye'den binlerce Türk işçisi Almanya'ya gitmeye başlamıştır.

Federal Almanya, petrol krizi ve ekonomik durgunluk nedeniyle, oniki yıl sonra, Kasım 1973'te işçi alımını durdurduğunda ülkedeki Türk işçilerinin sayısı 900 000'e ulaşmıştı. Bu tarihten itibaren Almanya'daki işçiler ailelerini de yanlarına getirmeye başlamışlardır.

Göçün başında gerek Alman gerekse Türk tarafının kısa süreli bir çalışma dönemi olarak planladığı bu süreç, zaman içinde kalıcı bir ikamete dönüştü. Göçmenlerin Almanya'da kalıcılaşması, yaşam biçimlerindeki yapısal değişiklikleri de beraberinde getirdi. Bu sorunlar nedeniyle 2 000 000 vatandaşımız, Türkiye'ye geri dönüş yapmıştır.

1961 yılındaki İşçi Alımı Anlaşması kapsamında gelen ilk Türk işçiler ağırlıklı olarak erkeklerden oluşuyordu.

Almanya'da birkaç yıl sürecek çalışmanın ardından gurbetçiler kendi yurtlarına dönüp, bir nevi dişlerini sıkarak biriktirdikleri parayla, köyünde, kasabasında ya da yaşadığı şehirde yatırım yaparak aile ekonomilerini düzelteceklerdi. Bu sebeple, ufak evlerde oturmayı, eski mobilya kullanmayı, yurtlarda kalmayı tercih ettiler, Türkiye'de ev satın aldılar, yeni yeni mobilyalarla evlerini döşediler; fakat, bu evlerde hiç oturamadılar, mobilyalar tozlandı; yaşanan süreç, Türk işçilerine çok farklı perspektifler sundu; onlar, ailelerinin yanına dönmektense, ailelerini yanlarına getirmeyi tercih ettiler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa'da Türklerin yerleşikliğini belirleyen birçok faktör vardır. Çocukların eğitimi, Türkiye'de yaşam ve iş kurmak için gereken birikimin sağlanamamış olması, geri dönenlerin Türkiye'de yaşadığı olumsuzluklar, Türkiye'ye karşı artan oranda kültürel ve sosyal yabancılaşma gibi sorunlar etken oldu.

Avrupa'da kalıcılığa neden olan diğer önemli bir faktör de giderek artan Türk nüfusudur. Türkler, sayısal çoklukları nedeniyle geri dönmek zorunda kalmadan, Avrupa'nın orta yerinde bir Türkiye yaratma imkânına sahip oldular. Bir başka deyişle, Türk Halkının sayıca büyüklüğü, kendilerine özgü ihtiyaçlara yönelik arz için bir altyapının oluşmasını da kolaylaştırdı.

Bugün, Avrupa'daki Türkler kendi ürünlerini kolayca edinip, tüketebilme, diğer yanda kendi camilerinde, cemevlerinde ibadet edebilme, kendi spor kulüplerinde spor yapabilme gibi her türlü imkâna sahipler. Son zamanlarda, kurdukları yöre dernekleriyle de, kültürel bağlarını güçlendirmek için faaliyet gösteriyorlar; kendi kimliklerine, kültürlerine sahip çıkıyorlar.

Bugüne kadar, hükümetlerimiz tarafından, yurttaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik hiçbir şey yapılmamıştır. Vatandaşlarımız, kırk yıl süreyle, yabancı düşmanlığına, ırkçılığa maruz kaldılar. Onlara, yaşadıkları ülkede "yabancı" gözüyle, Türkiye'de ise "Almancı" gözüyle bakıldı. Kimse öncülük etmedi; kendi olanakları, kendi çabalarıyla ayakta durmaya çalıştılar.

Ülkemiz, bütçe açığını, onların gönderdiği dövizlerle kapatmaya çalıştı.

Federal Almanya'da sosyal güvenlik kuruluşları, Türklerin ödediği primlerle ayakta durmayı başarmıştır.

1960 yılında giden Türk işçilerimizin ilk emekliliği 1984 yılında gerçekleşmiştir.

Sayın milletvekilleri,  2000 yılı sonu itibariyle,  Avrupa Birliği ülkelerinde yerleşik bulunan 944 000 Türk hanesinin toplam tasarruf hacmi 4 500 000 000 eurodur. 23 600 000 000 euroluk toplam yıllık net gelirin 19 100 000 000 euroluk bölümü geçim ve tüketime yönelik harcanırken, eskiye oranla çok daha küçük bir bölümüyse tasarruf edilmektedir.

Avrupa'da yaşayan Türkler arasında, son zamanlarda, mal ve mülk sahibi olma eğilimi de gittikçe güçlenmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde konut sahibi olan Türklerin sayısı 180 000'dir. Böylece, Avrupa Birliği ülkelerindeki yaklaşık her 5 Türk hanesinden 1'inin konut sahibi olduğu tespit edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, Avrupa'ya giden vatandaşlarımız otuz otuzbeş yıl geçmesine karşın, hâlâ, dönüş düşüncesini aklında tutuyor. Hepsi, üç beş yıl sonra ülkemize döneceğiz umutlarıyla gitmişlerdi. Bence, bu, bir yaşam yalanıdır ve insanlarımız, burada, bu yaşam yalanıyla yaşamak zorunda kaldılar.

Emeklilik konusunda da yurttaşlarımız birçok sıkıntı yaşamıştır. Çıkarılan 3203 sayılı Yasayla, yurttaşlarımız yalan beyana teşvik edilmiştir. Çifte emeklilik sözüyle, SSK tarafından, vatandaşlarımıza, borçlanılarak emekli olma sözü verildi. Binlerce insanımız, bu yasadan dolayı kurumlarla kavgalı duruma düşmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oy kullanma hakkı, yurttaşlarımızın anayasal bir hakkıdır. Anayasamızın 67 nci maddesinde "vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme hakkına sahiptir" denilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti olarak, bu konuyu tekrar değerlendirmek zorundayız, ilgili ülkelerce değerlendirmelerin yapılması gereklidir. Fransa'da yaşayan Cezayir kökenli 2 000 000 Fransız, Cezayir için genel seçimlerde oy kullanıyor. Almanya'ya dönen Rus kökenli Alman vatandaşları, 2003 yılında, Rusya'daki genel seçimler için oy kullanmışlardır.

Avrupa Parlamentosunun ve Avrupa Konseyinin oy kullanma hakkıyla ilgili tavsiye kararları bulunmaktadır. 28 Nisanda, Strasbourg'ta, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Türkiye'yle ilgili hazırlanan denetim raporunda, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarımıza, ikamet ettikleri ülkelerde oy kullanma hakkının verilmesi yer almaktadır. Bunun takip edilmesi gerekmektedir.

Almanya Başbakanı Sayın Schröder'in Türkiye'ye son gelişi sırasında, Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'deki genel seçimlerde oy kullanmaları konusunda gerekli yardımları istedi. Sayın Başbakan Schröder ise, bu konuda bilgisi olmadığını söyledi. Bu konuda gereken görüşmelerin bir an önce yapılması, çözüm yollarının bulunması gerekmektedir.

Aile birleşimi ve serbest dolaşım hakkının, Avrupa Konseyi Göç ve Mülteciler Komisyonunda, iyileştirilmesi için ortak kararlar vardır; temel sorunları Avrupa Komisyonu Genel Kurulunda kabul edilmiş, Avrupa Sosyal Şartıyla da güvence altına alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim alanında başarılı olamamalarının sebeplerini şöyle sıralamak istiyorum:

Birinci neden, yaşadıkları ülkelerin eğitim sistemidir. İkinci neden, çocukların velileridir. Nedeni de, bilgisizlikten ve ihmalkârlıktan kaynaklanıyor. Üçüncü neden ise, dil sorunudur. Bilinen bir gerçek ki, kendi anadilini öğrenmeyen bir kişinin ikinci dili öğrenmesi oldukça zordur. Bu konuda gerekli çalışmalar hemen başlatılmalı, sorun iyice artmadan çözümlenmelidir.

Almanya'daki tecrübeler, göçmenlerin okuldaki başarısızlıklarının nedenlerinden birinin, anadiliyle koordine edilmeksizin, sadece Almanca eğitim görmeleri olduğunu göstermektedir.

Son dönemlerde, Almanya'da Türkçe -anadil- dersleri gittikçe azalmış, Türkçe ve Türk kültürü öğretmenlerinin görevlerine son verilmiştir. Aşağı Saksonya Eyaletinde, iki yıl öncesine kadar 184 öğretmen görev yaparken, bugün sadece 4 öğretmen görev yapmaktadır.

Eğitim ataşeliklerimiz bu konuda daha ciddî donanımlarla desteklenmeli ve aileler, eğitim ataşelikleri ile yurt dışında görev yapan öğretmenler tarafından bilgilendirilmelidir. Yurt dışında eğitim alanında eğitim görmüş, hem Türkçeyi hem de yaşadığı ülkenin dilini çok iyi bilen Türk öğretmenlerin görev alması sağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, Türk-Alman ilişkilerinde, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarımız önemli bir unsurdur. Yaklaşık 2 600 000 Türk Almanya'da yaşamaktadır. Avrupa'da yaşayan Türklerin yüzde 70'i Almanya'dadır. Almanya'daki Türk nüfusu yılda yaklaşık 75 000 kişi artmaktadır. Şimdiye kadar, yaklaşık 700 000 Türk vatandaşı Alman vatandaşlığına geçmiştir. Halen 7 400 000 yabancının yaşadığı Almanya'da, Türkler, en geniş yabancı grubu oluşturmaktadır. Son yıllarda, aile birleşimi yoluyla, yılda yaklaşık 50 000 Türk Almanya'ya yerleşirken, yaklaşık 40 000 Türk Almanya'dan Türkiye'ye kesin dönüş yapmıştır.

1 Ocak 2001 tarihinde yeni Vatandaşlık Yasasının yürürlüğe girmesiyle, yılda yaklaşık 50 000 Türk asıllı çocuk, doğumla birlikte, otomatik olarak Alman vatandaşı olmaktadır. Öte yandan, yaklaşık 50 000 Alman da Türkiye'ye yerleşmiş bulunmaktadır. Bu sayı gittikçe artmaktadır.

Dün, Almanya'nın en ciddî gazetelerinden biri olan Bild Gazetesi, Almanların, bu yıl, tatil için, Türkiye'yi birinci sırada tercih ettiklerini bildirmektedir.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları denilince, elbette ki, Almanya başta gelir. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde Almanya öncülük edecektir.

Çifte vatandaşlık, oy kullanma hakkı, emeklilik ve eğitim gibi sorunların çözüm merkezi Almanya'dır. Yerel alanda seçme ve seçilme hakkı Hollanda, Belçika ve İskandinav ülkelerinde verilirken, Almanya'da yurttaşlarımız bu haktan faydalanamıyorlar. Belçika, Fransa, İsveç, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde sorun yaşanmazken, Almanya'da sorun vardır.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa'da en büyük işsizlik oranı yurttaşlarımız arasındadır. Herhangi bir meslekî niteliği olmayan düz işçilerimiz işsiz kalmışlardır. Türk işçilerimizin arasındaki kalifiye eleman sayısının azlığı, işsizlik oranlarını artırmaktadır. Bu da, meslek sahibi olmamamızdan kaynaklanıyor.

Polonya'nın 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliğine girişiyle, milyonlarca Polonyalı diğer Avrupa ülkelerine akın edeceklerdir; çünkü, meslekî niteliği olan Polonyalılar işe alınmada, öncelikle tercih edileceklerdir. Bu da doğrudan yurttaşlarımızı etkileyecektir.

İkinci ve üçüncü kuşak için meslekî eğitim çok önem kazanıyor. Çalışma ataşeliklerimizin bu konuda yurttaşlarımıza yardımcı olması gerekmektedir.

Bazı Avrupa ülkeleri, Türk gençlerine, sadece, inşaat sektörü, kaynakçılık, berberlik gibi alanlarda meslekî eğitim şansı tanıdılar. Meslekî eğitim alanında ve her alanda eşit şans tanınması konusunda gereken girişimlerde bulunulmalı, meslek eğitiminde gençlerimize eşit hak ve koşullar yaratılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, yurt dışındaki vatandaşlarımızla ilgili bir araştırmayı dikkatinize sunmak istiyorum. Berlin, Hamburg, Frankfurt, Münih, Paris ve Londra'da yapılan araştırmada, dikkat çeken bazı bilgiler çok düşündürücüdür. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın çocuklarının yüzde 87'si okumak istemiyor, yüzde 52'si çalışmak istemiyor, ailelerinden para istiyor, yüzde 71'i kötü arkadaş ediniyor, yüzde 19'u ailesinden ayrı yaşıyor, yüzde 20'si Türkiye'ye gelmek istemiyor, yüzde 17'si yabancılaşıyor.

Gençler arasında yapılan araştırmada da şu bilgiler ortaya çıkmıştır: Gençlerimizin yüzde 87'si Türkiye'ye dönmek istemiyor, yüzde 59'u okumak önemli değil para kazanmak önemlidir diyor.

Veriler ve rakamlar gözönünde bulundurulduğunda, hükümetin acilen yapması gereken çok iş olduğu ortaya çıkıyor. Gençler ile yaşlı kuşaklar arasında çok ciddî bir kültürel kopukluk ve çatışma yaşanıyor.

Gençler okumaktan çok para kazanmaya önem veriyorlar; devlet güvencesine güvenerek, günlük yaşamını sürdürmeye çalışıyor, uzun vadeli projeler yapmıyorlar.

Gençler yarı Almanca yarı Türkçe konuşuyorlar. Türkçe-Almanca karışımı yeni bir dil, yeni bir kültür oluşuyor.

Türkiye'nin yurt dışındaki gençlere yönelik sağlıklı bir politikası olmadığı ortaya çıkıyor. Cemaatler ve örgütler gençleri yönlendiriyor.

Aile kültürü ile Alman kültürü arasındaki çelişki ve çatışma gençleri bunalıma itiyor. Bu nedenle, gençlik uyuşturucu ve gece hayatına yönelme içine giriyor.

Kuşak çatışması çok yoğun bir şekilde yaşanıyor. Anne ve babalar mutsuz, gençler ise sorumsuz. Eskiye oranla gençler ideolojik gruplardan uzaklaşıyor, bireyselleşiyor. İnançsal, davranışsal ve cinsel özgürlüğünü elde eden gençler kendilerini daha özgür hissediyor. Gençler, Avrupa'daki özgürlükleri ve insan haklarını sonuna kadar, bazen de aşırı biçimde kullanıyorlar. Erkekler kızlara oranla daha özgür, kızlar üzerindeki aile baskısı daha yoğun.

Sonuç olarak, gençlerin değerler sistemi bozulmuş, Türk değerler sistemi ile Avrupa değerler sistemi arasında kendilerine özgü bir değerler sistemi oluşmuştur. Bu konuda çelişkiler yaşıyor, bocalıyor, bunalıma düşüyorlar.

Yurt dışında yaşayan gençlerimizin çok ciddî sorunları var. Devletin bu konuda ciddî politikalar üretmesi ve yurt dışındaki gençlerimize sahip çıkması gerekir. Eğer gözardı etme politikası sürerse, üçüncü ve dördüncü kuşak Türk gençleri tümüyle yabancılaşarak kendi değerlerinden, kendi kültürlerinden uzaklaşmış olacaklardır. Devletin sahip çıkmadığı yurt dışındaki gençlerimize, özellikle dinî cemaatler ve örgütler sahip çıkarak onları yönlendirmekte, hatta, Türkiye'ye karşı kullanmaktadırlar.

Değerli arkadaşlarım, 1960'lı yıllarda yurt dışına giden Türklerin entegrasyonu konusunda her iki taraf da yanlış yol izledi. Almanlar, Türkler geri dönecekler diye entegrasyonu geçici bir süre için, Türk tarafı ise, ikinci bir Türkiye kurmak olarak anladılar. Entegrasyon, başkalığıyla kabul etmek değil, onun gelişmesiyle meşgul olmaktır; entegrasyon, yaşadıkları ülkelerdekilerle paralel olmak değil, birlikte de yaşamayı öğrenmektir, paralel topluluk değil, ortak topluluk yaratmaktır.

Değerli arkadaşlarım, göçmen politikası, Avrupa ülkelerinin millî politikası haline gelmiştir. Türkiye olarak da bunu millî politika olarak ele almalıyız. Kırk yıldan beri bu konuda kapsamlı bir politika izlenmemiştir. Hükümetlerimiz, yurttaşlarımıza karşı görevlerini, sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Tam tersine, tek taraflı onlardan faydalanmışlardır. Onların ekonomik yatırımlarına öncülük etmemiş, tam tersine, köktendinci bazı holdingler tarafından yurttaşlarımızın sömürülmesine gözyumulmuştur. Kombassan, Jet-Pa gibi holdingler binlerce yurttaşımızı mağdur etmiştir. Son olarak Yimpaş firması iflas ederek 15 000 yurttaşımızın 150 000 000 euroluk parasını yok etmiştir, yurttaşlarımızı mağdur etmiştir. Bu konuyla ilgili önemli dosyalar bana iletilmiştir; bunu ileriki dönemlerde gündeme getireceğiz.

Değerli arkadaşlarım, yurttaşlarımızın dinî inanışları da istismar edilmiştir, sahip çıkılmamıştır. Müslümanın modern yüzü yerine, kötü yönü Avrupa'ya gösterilmiştir. Giyimiyle kuşamıyla, sokaklarda, bodrumlarda hayvan kesimiyle ve radikal İslamcı faaliyetleriyle tanıtıldı. Bunun birçok nedeni vardır. Avrupa'da yaşayan 4 000 000 Müslümanın ancak yüzde 2'sini oluşturan Suudîler, İslam Konseyini hem yönetmekte hem de finanse etmektedirler. Müslümanların yüzde 70'i Türk kökenli olmasına rağmen, finansörlüğünü Suudî Arabistan'ın yaptığı, yönetiminde de etkili olduğu İslam Konseyinin Avrupalı ülkeler tarafından muhatap kabul edilmektedir. Bazı Türk kökenli İslamî grupların da İslam Konseyiyle iç içe olduğu bilinmektedir. Radikal İslamcı gruplarla ilişkisi olan grupların içerisinde... Biraz önce konuşan Sayın Eyüp Fatsa'ya, bu konuyla ilgili bilgi sunmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak gitmememiz çok isabetli olmuştur. Çünkü, İslamî örgütlerle, Suudî Arabistan destekli İslam Konseyinin içerisinde... 2 Ekim 2003'te, Almanya Hıristiyan Demokrat Partisinin, İçişleri Bakanına yönelttiği 52 sorudan 29 uncu ve 30 uncu soruları ve cevaplarını dikkatlerinize sunmak istiyoruz.

Hıristiyan Demokrat Partisi tarafından yöneltilen 29 uncu soruda şöyle deniliyor: "Federal Almanya'nın bilgilerine göre, Müslüman Kardeşliği ile esas teşkilat kanununun gözlemlediği Millî Görüş arasındaki ilişki nedir?"

Cevap: "Müslüman Kardeşliği Teşkilatı, şu an faaliyet gösteren birçok İslam organizasyonunun ana teşkilatıdır. Bu nedenle, diğer daha genç İslamî teşkilatlar ile kişisel bağlar kurulmaktadır."

30 uncu soru çok önem taşıyor; şöyle deniliyor: "Federal Almanya Berlin Kreuzberg'te Alman hukuk devletini ortadan kaldırmaya yönelik şeriatı talep eden İslamî gruplar biliniyor mu?"

Cevap şu: "Şu an Berlin Kreuzberg'te bu anlamda İslamî faaliyetler vardır ve esas teşkilat kanunu koruma makamlarınca bilinmektedir." Dahası da var; ama, burada, çok fazla noktaya değinmek istemiyorum.

Sevgili arkadaşlar, değerli dostlarım, şimdi, kırk yıldan beri, 3 500 000 - 4 500 000 yurttaşımızın onuruyla yaşadığı Avrupa'da, gerçekten, biraz önce ifade ettiğim gibi, çağdaş, demokratik, modern yanımızın yanı sıra, rencide edici birtakım gelişmeleri dikkatinize sunmak istiyorum. Bakınız çok değerli arkadaşlarım, bu haftaki Der Spiegel Dergisi -Avrupa'nın en ciddî dergilerinden bir tanesi- Metin Kaplan'ı kapak yapmış, 15 sayfa ayırmış ve Bild Gazetesi, bakınız... Üç haftadan beri, bir Metin Kaplan'ın üstesinden gelinmiyor sevgili arkadaşlarım. Yıllardır, gerek yurt dışında gerekse yurt içinde desteklenen ve beslenen bu gibi kişi ve kurumları kontrol altına almakta zorluk çekiliyor; gerçekten, bunu çok önemsemeliyiz. İnsanlarımız çok üzülüyor, yurt dışındaki yurttaşlarımız bunu hak etmemiştir; yurt dışında, yurttaşlarımız bu şekilde biliniyor. Avrupa Birliğine gireceğimiz bir süreç içerisinde, bunlar karşımıza çıkıyor; yani, deyim yerindeyse, Metin Kaplan, Avrupa'da, Almanya'da, Başbakanımızdan çok daha popüler.

Değerli arkadaşlarım, bu konu önemsenmelidir ve bu konuda, gereken ciddî adımların atılmasında yarar vardır. Burada, bunu bir istismar konusu yapmak istemiyoruz. Sayın Fatsa, gerçekten bu konuda bir anlayış içerisindeler; ancak, Cumhuriyet Halk Partisinin gitmemesinin nedeninin altında bu yatmaktadır; bunu da, bilgilerinize, dikkatinize sunmak istiyorum.

Çok değerli arkadaşlarım, çok ciddî çalışmalar yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gülçiçek, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Geçmiş dönemlerde, her yasama döneminde, çok önemli çalışmalar yapılmıştır -Sayın Fatsa'nın da belirttiği gibi- çok ciddî raporlar hazırlanmıştır ve bu çalışmalar rafa kaldırılmıştır. Bu dönem, bunun takip edilmesi -Sayın Öymen'in belirttiği gibi- sürekli olarak bir komisyonun kurulup, bu konuyu takip etmesi çok yararlı olacaktır.

Son olarak, izin sezonu başlamıştır, geçmiş dönemlerdeki sıkıntıların yaşanmaması, tekrarlanmaması için, hükümetin öncelikle bu konuya eğilmesi ve gereken önlemlerin alınması dileğiyle Sayın Fatsa ve arkadaşlarına, Sayın Komisyon Başkanıma ve değerli üye arkadaşlarıma, katkı yapan tüm arkadaşlarıma, yetkililere teşekkür ediyorum, hepinize en içten sevgi ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gülçiçek.

Şahsı adına söz isteyen, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Avni Doğan; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında ve bulunan çözüm önerilerinin Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmesiyle ilgili söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında ben buraya gelirken, komisyonun yaptığı o kapsamlı çalışmadaki önemli sorunları ve bunların çözüm önerilerini sizlere anlatmak için geldim; ancak, benden önce konuşan arkadaşlarım bu konulara değindiler, tekrarına lüzum görmüyorum, ben olaya başka açıdan bakacağım.

Hiç kuşkusuz, 1961 yılında Sirkeci'den trene binip Avrupa'ya giden vatandaşlarımız orada kalıcı olmayı düşünmemişlerdi; yani, onların rüyasında, hülyasında, bir miktar para kazanıp tekrar Türkiye'ye dönmek vardı; ama, orada kalıcı oldular. Onlar, Avrupa'ya 1961 yılında ayak bastıklarında Avrupalılar şunu düşünüyorlardı: Geldiler, tekrar gidecekler... Türkiye Devleti şunu düşünüyordu: İşte, vatandaşlarımız oraya gittiler, tekrar dönecekler... Ama, gidenler dönmedi, hem Avrupa yanıldı hem Türkiye yanıldı hem de kendi vatandaşlarımız, başlangıçtaki planlarını bozdular. Sorun, buradan başlıyor.

Zaman içerisinde, oradaki vatandaşlarımızın sayısı 4 500 000'e yükseldi, Avrupa bir kültürel karşılaşmayla karşı karşıya geldi. Esas sorun budur, esas büyük sorun budur. Entegrasyon sorunu, asimilasyon sorunu, gettolaşma sorunu, eğitim sorununun, hepsinin altında yatan sorun, iki kültürün, iki büyük kültürün, iki güçlü kültürün karşı karşıya gelmesi.

Avrupa kültürünün, Batı kültürünün tabiatında, kendi içerisinde ikinci bir kültürü yaşatmak yoktur. Bakın, bunu tespit etmeden, oradaki vatandaşlarımızın sorunlarını çözebilmek mümkün değildir. Tekrar altını çiziyorum,  Avrupa kültürünün tabiatında, tarihten bu yana, kendi içerisinde ikinci bir kültürü yaşatmak yoktur, kendi içerisine giren kültürü bütün gücüyle yok etmeye çalışır.

Neticede, orada yaşayan vatandaşlarımızın orada kalıcılığı anlaşılınca, başlangıçta, Avrupalı hep şunu düşünmüştür: Bunları asimile mi edelim, tekrar memleketlerine mi gönderelim?.. Her iki konuda da çok kuvvetli çalışmalar yapılmıştır.

İşte bu çalışmalar yapılırken, Türkiye, bunun ya farkında olmamıştır ya da farkında olmuştur da aldırmamıştır. Sorun burada yatmaktadır.

Bir kere, biz neyi istiyoruz; Türkiye şunu istiyor, diyor ki: Bunlar, kendi kültürlerini koruyarak, kendi kimliklerini koruyarak Avrupa'ya entegre olsunlar. Zaten, kendi kültürlerini korumadan, kendi kimliklerini korumadan entegre olmak mümkün değil ki. Kendi kültürünü koruyamıyorsa, kendi kimliğini koruyamıyorsa, bunun adı entegre olmak değildir, bunun adı asimile olmaktır; ama, Türk kültürünün önemli bir özelliği var; Türkler asimile olmazlar. Türkler, ya entegre olurlar ya da kozmopolit olurlar. Türk işçilerinin karşılaştığı sorun da budur.

Bakın, bugün Avrupa'da üç tip Türk yaşamaktadır. Ya gettolaşmışlardır ya kozmopolitleşmişlerdir ya da entegre olmuşlardır. Entegre olan kimlerdir; entegre olanlar, kendi kültürünü iyi kavrayanlardır; entegre olanlar, Avrupa'da bağlama çalanlardır, orada ney üfleyenlerdir, orada Hacı Arif Beyi Beethoven'den daha fazla tanıyanlardır. Biz, yıllardır eğer buna çalışsaydık, kendi kültürümüzü, kendi dilimizi önce kendi vatandaşlarımıza öğretme gayreti içerisinde olsaydık, hiç kuşkusuz, bugün Avrupa'da yaşayan Türklerin meslek edinme oranı, eğitim alma oranı çok daha yüksek olacaktı.

Biz, kültür olarak, Avrupa'ya, sadece folklorumuzu taşımaya çalıştık, çiğköfteyi taşımaya çalıştık. Hatta, bunlar entegre olsun diye, devlet, geçmiş yıllarda, kendi kültürümüzle, kendi kimliğimizle vatandaşlarımız arasına bir duvar örmeye çalıştı. Bizim büyükelçilerimiz, bizim eğitim ataşelerimiz, bizim konsoloslarımız "Türk kültürü" demekten çekindiler; aman aman, bunlara uyum sağlayın... Kendi kültürünü öğrenmeden, kendi kimliğini kavramadan uyum sağlamak mümkün mü?! Kendi kültürünü öğrenmeden uyum sağla derseniz, işte orada hippiler oluşur, her iki toplumun başına bela olan eğitimsiz bir kitle oluşur. Karşılaştığımız sorun budur.

Bu rapor, diğer raporlar gibi sumenaltı olmamalı; çünkü, orada 4 500 000 insanımız yaşamakta, 4 500 000 bizim temsilcimiz yaşamakta. Esasen, bu komisyonun hedefi, sadece orada yaşayan vatandaşlarımız da olmamalı, bizim vatandaşlığımızdan çıkmış, yaklaşık 1 000 000  Anadolu insanı var. Nüfus cüzdanını değiştirmiş diye, bunlar bizim insanımız olmaktan çıkmadı ki. Bunlar bizim insanımızdır. Nasıl Amerika'da yaşayan Museviler hâlâ kendi köklerinin peşindeyse, kendi köklerinin üzerinde duruyorsa, oradaki bizim insanlarımız da, kendi köklerini, hiç kuşkusuz, arayacaktır.

Siz, Türkçe derslerinin, Türkiye'den kaçan, Türkiye'ye düşmanlık eden bir kesim tarafından uzun yıllar verilmesine göz yummuşsanız, orada birçok Metin Kaplan çıkar. Sayın Gülçiçek söyledi, işte bir Metin Kaplan fotoğrafı çıkardı. Burada Metin Kaplan'ın avukatı falan yok.

Hepimiz biliyoruz ki, Batı ülkeleri, geçmişten bu yana, tarihten bu yana, İttihat ve Terakkiden bu yana Türkiyeli bölücüleri korur. Marksist bölücüleri korumuştur, Dev-Solcu, Dev-Yolcu bölücüleri korumuştur; eh, Metin Kaplan'ı da birazcık koruyacaktır.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - İrticacıları korur.

AVNİ DOĞAN (Devamla) - Devlet olmak, bunu bilip tedbirini almaktır. Devlet olmak, Metin Kaplan'ı görüp, Dev-Solcu militanları görmemek değildir.

PKK'nın, ana sermayesini, ana gücünü Avrupa'dan aldığını biliyoruz. Biz, Suriye'yle falan çok uğraştık; ama, esas hareket noktasının Avrupa olduğunu biliyoruz. O lüzumsuz enstitülerin kurulduğunu... Bugün de başka enstitüler kuruluyor. Sayın Gülçiçek, bugün de başka enstitüler kuruluyor. Yarın PKK gündemden kalkarsa, başımıza başka belalar da çıkabilir. Zaten, Avrupalının amacı entegrasyon değil, Avrupalının amacı asimilasyondur, bölmektir. Biliyorsunuz, oradakiler dernekleri bölüyor, vakıfları bölüyor, cemiyetleri bölüyor; bu, devam ediyor.

Bizim, Türkiye olarak, öncelikle yapmamız gereken şey, kendi kimliğimizi, oradaki vatandaşlarımızın yüreğine kazımaktır; kendi manevî dünyamızı, kendi tarihî değerlerimizi, kendi dilimizi... Gerçi, biz, kendi dilimize Türkiye'de bile sahip olamıyoruz. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisinden Kızılay'a kadar gidin, 1 tane Türkçe mağaza ismi bulamazsınız. Bunları çözmeden, oradaki vatandaşların sorunlarını, eğitim sorununu, işsizlik sorununu çözmek mümkün de değildir.

Türkiye, yeni bir mantıkla, yeni bir politikayla hadiseye bakmalıdır; millî bir ruhla bakmalıdır, millî bir anlayışla bakmalıdır. Herkes şunu bilsin ki, çağdaşlaşma, kendi kimliğini unutma değildir; çağdaşlaşma, kozmopolitleşme değildir; çağdaşlaşma, kendi manevî değerlerinden kopma değildir; çağdaşlaşma, kendi manevî değerlerine, kendi millî değerlerine, kendi tarihî değerlerine sımsıkı sarılıp, çağdaş teknolojiyi yakalamaktır.

Türkiye, artık, kendi kültürüne, Türkiye'de de bırakılmış bir iki folklor oyunu ve çiğköfte olarak bakmamalıdır; Türk kültürünü Avrupa'ya taşımalıdır, Avrupa'daki vatandaşlara taşımalıdır. İki büyük kültürün karşılaşmasıyla ancak böyle başedilir. Hadiseye, iki büyük kültürün karşılaşması olarak bakmazsak, kesinlikle çözümü yoktur.

Bu duygular içerisinde, hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Sayın milletvekilleri, Sayın Gülçiçek, kısa bir açıklama yapmak istemişlerdir.

Buyurun.

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) - Sataşma yok Sayın Gülçiçek.

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Hayır, hayır, sataşma var diye söz istemedim; zaten öyle bir şey yok;  sadece bir şeyi doğrultmak istiyorum.  Yıllarca orada yaşayan bir arkadaşınız olarak, 4 500 000 yurttaşımız benim arkadaşlarım, benim insanlarımdır. Her türlü yasadışı faaliyet gösteren gruplara, PKK'sına da, Kaplan'ına da, irticaî faaliyet gösteren herkese de karşıyım. Onun dışındaki herkes bizim yurttaşımızdır.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gülçiçek.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.15


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.25

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

(10/8, 48) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 335 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek ve 20 Milletvekili ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ve 26  Milletvekilinin, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken  önlemlerin  belirlenmesi  amacıyla  Meclis  Araştırması  Komisyonu  Raporu  (10/8,48) (S. Sayısı: 335) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Şahsı adına, Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç; buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılması ve gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporuyla ilgili olarak şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Yurttaşlarımızın yurt dışına çalışmak için gitmelerinin nedeni, 30 Ekim 1961 tarihinde Federal Almanya ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında yapılan İşgücü Anlaşmasıdır. Bu anlaşmaya dayanılarak, yurttaşlarımızın yurt dışına gidişleri kırküç yıldan bu yana sürmektedir. İlk başta, bu gidişin geçici bir dönem için olduğu anlayışı hâkimdi. Giden işçilerimizin tamamına yakını, bir süre Almanya'da veya diğer yabancı ülkelerde çalışıp, Türkiye'de evini, arabasını, traktörünü alabilecek ve çocuklarının eğitimlerini yaptıracak sermaye birikimini sağladıktan sonra Türkiye'ye dönmeyi düşünüyordu; ancak, zaman içinde durum bu şekilde gelişmedi. Yurt dışındaki çalışanlarımız, eş ve çocuklarını yanlarına almaya, çocuklarını yaşadıkları ülkenin okullarına göndermeye başladıktan sonra dönüş hayalleri giderek sönmeye başlamış ve insanlarımız bu ülkelerde kalıcı olmaya başlamışlardır.

Bugün için, yabancı ülkelerde bulunan vatandaşlarımızın sayısı, resmî verilere göre 4 000 000'a, gayriresmî verilere göre ise 5 000 000'a ulaşmıştır. Bu vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu Federal Almanya'da yaşamaktadır. Bu yurttaşlarımızdan yaklaşık 1 500 000 kişi yaşadıkları ülkenin vatandaşlığına geçmiştir. Günümüzde, yurt dışındaki vatandaşlarımızı sadece işçi olarak değil, bulundukları ülkelerde işveren, siyasetçi, sanatçı gibi pek çok alanda görmekteyiz.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkemiz ekonomisine çok büyük katkıları olmuştur. Kırk yılı aşkın sürede ülke ekonomimize katkıları 130 milyar doların üzerindedir. Bu nedenle, Türkiye olarak, bu insanlara minnet ve şükran duymamız gerektiğini unutmamalıyız; ancak, ülkemize çok önemli katkıda bulunan bu insanlara hak ettikleri değeri maalesef vermiyoruz. Her yıl, turizm sezonunun başlangıç dönemlerinde, yurt dışından gelen turistleri davul zurnayla, müzik topluluklarıyla karşılayarak ülkemiz turizminin gelişmesi, döviz girdisinin artması için çaba gösteriyoruz. Pekâlâ, kendi yurttaşlarımızın katkısı gelen turistlerden daha mı az ki aynı özeni ve dikkati kendi vatandaşlarımıza göstermiyoruz?!

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; komisyonumuzca yapılan bu çalışmalarda, devlet olarak, yurt dışındaki vatandaşlarımızla, maalesef, yeteri kadar ilgilenememiş olduğumuz ve yurt dışındaki vatandaşlarımızın çözüm bekleyen pek çok sorununun olduğu tespit edilmiştir. Bu sorunlardan bir kısmı, çalışma ve sosyal güvenlikle ilgili olup, vatandaşlarımızın uluslararası anlaşmalardan, Avrupa Birliği hukukundan doğan haklarının kullanılmasıyla ilgilidir. Bu konularda ve özellikle, emeklilikle ilgili, sigortayla ilgili, sosyal haklarla ilgili, suçluların iadesi ve aile birleştirmeleri gibi hususlarda vatandaşlarımıza yardımcı olunmalıdır.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın en büyük sorunlarından bir tanesi de eğitim sorunudur. Özellikle, anadilde eğitim, kendi kültür ve toplumlarıyla ilgili bilgiler vermesi gereken öğretmenler konusunda sıkıntı yaşanmaktadır. Acilen, gidecekleri ülkenin dilini de bilen ve o ülke hakkında yeterli bilgi sahibi olan öğretmenler yetiştirilerek, yurt dışındaki çocuklarımıza anadilleri ve kültürleri öğretilerek bu gençlerin asimilasyonları önlenmelidir.

Yine, bulundukları ülkelerde, gerek meslek eğitimine gerekse üniversiteye yönelmeleri konusunda çocuklarımıza ve ailelerine yönelik rehberlik hizmetleri verilmelidir.

 Yurt dışında bulunan konsolosluklarımız ihtiyacı karşılamaya yeterli değildir. Örneğin, Almanya'nın Hamburg kentinde 150 000'in üzerinde vatandaşımız yaşadığı halde, tüm bu vatandaşlarımıza hizmetler, eski yapı dubleks bir konutta, kısıtlı sayıda personelle sunulmaya çalışılmaktadır. Gerçi, gördüğüm kadarıyla, başkonsolosumuz ve personel, olağanüstü çabalar göstererek bu noksanlıkları gidermeye çalışsalar da, yine de, başkonsolosluk önünde kuyrukların oluşması engellenememektedir. Aynı sıkıntı, diğer konsolosluklarda da aynen mevcuttur.

Nüfus ve emniyetle ilgili bilgiler, bilgisayar bağlantısı olmaması sebebiyle, Türkiye'den yazışmayla sağlanmakta, böylece, işlemler, uzun zaman almaktadır. Bu nedenle, konsolosluklarımızın mekân olarak ihtiyaca kâfi gelecek şekilde, vatandaşlarımızın işlemler yapılırken istirahat edebilecekleri, kışın soğuğundan, yazın sıcağından korunabilecekleri şekilde düzenlenmesi ve personel olarak da takviye edilmesi gerekmektedir. Yurt dışındaki vatandaşlarımıza ne kadar iyi hizmet sunarsak, ülkemize olan sevgileri ve bağlılıkları da o ölçüde artacaktır.

Vatandaşlarımız, ülkemizdeki pembekart uygulamasından da şikâyetçidirler. Uygulamada, alım-satımda, tapu, noter işlemlerinde zorluklar yaşanmaktadır. Konuyla ilgili tebliğler olmasına rağmen, birkısım memurlar pembekartı tanımamaktadırlar. Pembekart hamili olanlar yurtdışındaki hizmetlerini 3201 sayılı Yasaya göre borçlanamamaktadırlar. Arabayla ülkemize gelenler, üç aydan fazla Türkiye'de kaldıklarında sorunlarla karşılaşmaktadırlar.

Özellikle izin dönemlerinde, gümrük kapılarında yığılmalar olmaktadır. Bu dönemlerde gümrük kapılarımızın ilave personelle takviye edilmesi gerekmektedir. Karayoluyla gelişlerinde transit geçtikleri ülkelerde yine sorunlar yaşanmaktadır. Bunu gidermek için, özellikle yaz dönemlerinde havaalanlarımız taşımacılığında cazip fiyatlar sunulabilir ve Anadolu'daki birkısım havayollarımız uluslararası havaalanına dönüştürülerek, geliş-gidişlerde rahatlık sağlanabilir.

Yine, yurtdışında boşanan vatandaşlarımızın, bulundukları ülkeden aldıkları mahkeme ilamlarının, ülkemizde geçerli kabul edilebilmesi için tanıma ve tenfizi gerektiğinden, bu süreç ise masraflı ve uzun zaman aldığından yakınmalara sebep olmaktadır. Buna 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda değişiklik yaparak veya ikili anlaşmalarla çözüm üretmeliyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; komisyon olarak, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarını 155 sayfalık rapor halinde sunduk. Sorunlar bir hayli birikmiş; ancak, yurtdışına gidişlerimde gördüğüm birkısım durumları da umut verici olarak bulduğumu belirtmeliyim. Özellikle son dönemlerde, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız, kendi bulundukları şehirlerde, hatta köylerde kültür dernekleri, hemşeri dernekleri, inanç dernekleri ve sosyal alanlarda kurdukları derneklerle büyük örgütlenme içine girmiş durumdalar. Dernekler, aynı binada, dernek büroları ayrı olmak üzere, sosyal ve kültürel mekânları ortak alanlarda güçlü bir birliktelik sergilemektedirler. Buralarda insanlarımız hem kaynaşmakta hem de sorunlarının çözümünde ortak arayışlar içine girmektedirler. Nitekim, yurtdışına gittiğimde, bu derneklerin, bir telefon zinciriyle, çok rahatlıkla bir araya gelerek, sorunlarını dile getirmelerine tanık oldum. Bu ise, beni çok sevindirmiştir.

Komisyonumuzun raporunun Genel Kurula gelmesinin gecikmesi nedeniyle, vatandaşlarımızın sorunlarının bir an önce çözümü için, Sayın Adalet Bakanımız Cemil Çiçek'e tanıma ve tenfizle ilgili olarak, Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'e başkonsolosluklarımızın mekân ve kadro ihtiyacının giderilmesiyle ilgili olarak, yine Sayın İçişleri Bakanımız Abdülkadir Aksu'ya pembekart uygulamasıyla ilgili olarak yazılı soru önergeleri vererek, çözüm bulunmasını talep ettim; ancak, bu yazılı sorularıma henüz cevap alabilmiş değilim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm bulmak, aynı zamanda anayasal bir görevdir. Anayasamızın 62 nci maddesinin başlığı "Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları" olup, madde metni "Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gerekli tedbirleri alır" hükmünü getirmektedir.

Sorun, Komisyonumuzca, büyük ölçüde saptanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Kaldı ki, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları, geçmiş hükümetler döneminde de saptanarak, Meclis arşivlerinde yerini almıştır. Bu raporumuzun da benzer raporlar gibi Meclis arşivlerinde yer almasını değil, gereğinin yapılmasını istiyoruz. Hatta, gereğinin yapılıp yapılmadığını denetlemek ve değerlendirmek için de daimî bir komisyon oluşturulması gerektiği inancındayız.

Bu düşüncelerle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Komisyon adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Mustafa Baş; buyurun. (Alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

(10/8,48) ESAS NUMARALI  MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt dışındaki Türk vatandaşlarının sorunlarını araştırmak ve bu sorunlara çözüm önermek üzere kurulan komisyonun üyesi arkadaşlarım ve şahsım adına hepinizi hürmetle, saygıyla selamlıyorum.

Komisyonumuz, 15.4.2003 tarihli 767 sayılı kararla kuruldu; 17.6.2003 tarihinde çalışmalarına başladı; 17.12.2003 tarihinde de raporunu yazarak görev süresini bitirdi. Burada altı aylık bir zaman gözüküyor. Bu arada yaz tatili olduğu için, Komisyonumuz, belli bir süre çalışamamıştır. İçtüzüğümüze göre, üç ay, bir ay da ilave zaman alarak çalışmalarını toparlamıştır. Bunu şunun için söylüyorum: Konuşmalarda ifade edildi; yurt dışında yaklaşık 5 000 000'a yakın insanımız var. Bunlar dünyanın birçok ülkesine dağılmışlar. Biz onların sorunlarını tespit edebilmek için, 50 000'den fazla Türk vatandaşının yaşadığı yerlere gidebilmeye çalıştık. O kısa süre içerisinde, Türklerin yoğun olarak bulunduğu birçok ülkeye gidemediğimizden dolayı belki raporumuzda bu noktada eksiklikler de olmuş olabilir.

Böyle önemli bir konuyu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma önergesi vererek gündeme taşıyan Sayın Eyüp Fatsa ve arkadaşlarına, Ali Rıza Gülçiçek ve arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Çok doğru bir iş yapmışlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün üyelerine de teşekkür ediyorum ki, bu önergeyi kabul etmişler, böyle bir komisyon kuruldu ve çalışmalara başladı. 20 nci dönemde buna benzer bir  komisyon kurulmuştu; o komisyon, sadece işçilerle ilgili kurulmuş olan bir komisyondu. Bu kurulan komisyon ise, yurt dışındaki bütün vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgili kurulmuş olan bir komisyondur.

Tabiî, 1960'tan itibaren Türk insanı çalışmaya gitti. İfade edildiği gibi, kısa bir süre çalışıp bir ev almak, memleketinden bir tarla almak, çocuğunu evlendirebilmek ve hemen geri dönmek maksadıyla gitti; ama, gördük ki, çocuklarını artık Avrupa'da evlendiriyorlar, artık Avrupa'da torunlarını görüyorlar, artık Türkiye'de ev almıyorlar, bulundukları ülkelerde ev almaya çalışıyorlar, ev alıyorlar, artık orada sadece işçi olarak çalışmıyorlar, çocuklarını okutuyorlar. Şimdi, kendilerinin işçi olarak gidip çalıştığı müesseselerde çocuklarını idareci olarak görmek istiyorlar ve bunlar vardır. Kendilerinin alışveriş yapmış olduğu dükkânlarda artık çocukları esnaf olmuşlardır ve kendilerinin iş aramak için gitmiş oldukları birçok büyük şirketler gibi, artık vatandaşlarının şirketleri vardır. Bugün, yurtdışında, sadece Almanya'da -burada ifade edildi, o rakamlar sadece Almanya içindir- 422 000 kişiye Türk işadamları iş vermektedir ve müteahhitlerimiz, işadamlarımız sadece Almanya'da 35 milyar euro ciro yapmaktadırlar.

Bu çalışmalar esnasındaki tespitlerimize göre, bütün dünyada, Türklerin firmalarının yapmış oldukları ciro 105 milyar euronun üzerindedir. Bu çok büyük bir rakamdır. Ben, aynı zamanda KEİPA'da olduğum için dolaşıyorum, sizler de dolaşıyorsunuz. Şu anda, düşünün ki, gökyüzünde ne kadar uçak var, bu uçakların en az yarısında, mutlaka bir, iki Türk işadamı vardır. Belki, bir kısmı da dil bilmiyorlar; ama, çantaları ellerinde dolaşıyorlar, başarılı oluyorlar, ülkemizi iyi temsil ediyorlar.

Biz, bir grup arkadaşımızla önceki gün St Petersburg'tan, Rusya'dan döndük. İftiharla gördük ki, on yıl önce, bir Türk 30 000 dolarla gitmiş, şimdi ise yıllık cirosu 200 000 000 dolar. 30 000 dolarla gitmiş bir işadamımızın, şimdi, orada bir yıllık cirosu 200 000 000 dolar; bunlar, bizim iftihar ettiğimiz şeylerdir; ama, yeterli değildir, daha çok yapacağımız işler vardır. Bunu, şunun için söyledim: Sadece işçilerimiz yok; artık, yurt dışında, akademisyenlerimiz var, öğrencilerimiz var, işadamlarımız var, esnafımız var, işçilerimiz var ve en önemlisi, Türkiye'nin çok büyük bir lobi gücü var yurt dışında; bütün ülkelerde, ülkemizin çok büyük bir lobi gücü var. Büyük devlet, bütün bunlardan istifade edebilen, bütün bunları organize edebilen, bütün bunları yönlendirebilen, potansiyel bir güç olarak bilip, bunlara yardımcı olabilen ve istifade edebilen devlettir. İnşallah, hükümetimiz, bunu, muhakkak ve muhakkak başaracaktır.

Değerli arkadaşlar, bu komisyon çalışmaları esnasında, önce, Türkiye'de ilgili birimleri dinlemek istedik. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızı, Dışişleri Bakanlığımızı, İçişleri Bakanlığımızı, Millî Eğitim Bakanlığımızı, Kültür ve Turizm Bakanlığımızı, Maliye Bakanlığımızı ve Millî Savunma Bakanlığımızı ve bunların birçok birimini, genel müdürlüklerini, daire başkanlıklarını çağırarak brifingler aldık. Dış Ticaret Müsteşarlığımız, Hazine Müsteşarlığımız, Gümrük Müsteşarlığımız, Eximbank, Merkez Bankası, Diyanet İşleri Başkanlığı, TRT, YÖK gibi birçok kurumu çağırdık, onlardan bilgi aldık. Sivil toplum örgütleri, TOBB, Türkiye Müteahhitler Birliği, Tur Operatörleri Derneği, turizmciler, Anadolu ihracatçılar birlikleri gibi, birçok birlikleri de davet ettik, hem raporlar aldık hem onları dinledik.

Daha sonra, yurt dışında bir çalışma programı yaptık. Üç grup halinde, arkadaşlarımız, Almanya, Hollanda, Danimarka, İsviçre, İsveç, Belçika, Avusturya, Fransa, İngiltere'ye gittiler. Bu ülkelerde, büyükelçiliklerimizden, konsolosluklarımızdan brifingler aldık. Dernek, oda, sivil toplum örgütleri, basın mensupları gibi kuruluşları davet ettik, toplantılar yaptık. Parlamenterleri, eyalet meclis üyelerini, eyalet parlamentolarını, belediye meclis üyelerini, belediyeleri ziyaret ettik ve 10'un üzerinde de cezaevini ziyaret ettik. Nerede Türk varsa, bunları görmek istedik.

Burada, bir noktanın üzerinde durmak istiyorum. Bu yurtdışı seyahatlerimize başlarken, biraz tartışıldı. Belki bazı gazeteci arkadaşlarımızın da soruları üzerine, büyütülerek tartışma konusu oldu. Ben, Komisyon Başkanı olarak, özellikle o tartışmalara girmedim; çünkü, Türkiye'nin bu tartışmalara ihtiyacı yoktur. İyi niyetle, yurt dışında, teröre bulaşmamış bütün dernekler ve bütün vatandaşlarımızla görüşeceğiz dedik ve yurt dışındaki bütün programımızı Dışişleri Bakanlığımız vasıtasıyla büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımız yaptı. Bu gezilerde, camilere de gittik, gece Türk çocuklarının çok yoğun olduğu meyhanelere, barlara, diskolara da gittik, herkesi dinlemek istedik. Sadece herkesi dinlemeyi istemek değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bir parlamenter grup geliyor -belki, milletvekilleri, şahsı adına çok gitmiştir; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir karar almıştır- Parlamento adına, Yüce Meclis ve millet adına, sizi görmeye geldik, gelin bakalım, ne yapıyorsunuz, dertleriniz nedir, bize teklifleriniz, önerileriniz nelerdir, ülkemiz ve sizin için neler yapabiliriz... Bence, bu, son derece önemli bir bakıştır. O açıdan, biz, vatandaşlarımızın bulunduğu her yere gitmek istedik. Komisyonumuzun baştan sona çalışmalarına üyelerimizin çok büyük katkıları oldu, her biri yurt dışında deneyim kazanmış olan değerli uzman arkadaşlarımızın da çok büyük katkıları oldu. Eğer, yurt dışındaki bu gezilere Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımız da katılmış olsaydı, ben inanıyorum ki, bu rapor daha da güzel çıkacaktı. Daha güzel çıkmış bir rapor, millete daha çok hizmet etmek demektir; milletimizin de, hükümetimizin de, daha güzel rapordan istifade ederek sorunları çözme noktasında daha iyi adımlar atması demektir. Orada bir eksiklik oldu, onu ifade etmek istedim, bunu bu şekilde arz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, yurt dışındaki vatandaşlarımızın değişik problemleri var; bunları bölümler halinde sıralayabiliriz. Bir bölümü, bulundukları ülkede karşılaştıkları sorunlardır. Bunların en başında dil ve eğitim sorunu gelmektedir. Bizim çocuklarımız yurtdışında anaokullarına gitmiyorlar. Bunun sebepleri var; birinci sebebi, anaokulları; yani, okulöncesi eğitim paralı; ikincisi, her yerde yok; üçüncüsü, acaba, küçük çocuklarımızın -çünkü, orada okulöncesi eğitimi yapan kurumların çoğu kilise okulları- inançlarına bir zarar gelir mi. Bu değişik endişelerden dolayı, bir de zorunlu olmadığı için, bizim çocuklarımız anaokullarına ebeveynler tarafından verilmiyor. Verilmeyince, Almanca'yı öğrenemiyorlar. İlkokula başladıkları zaman, tam öğrenemedikleri bir Almanca ve tam bilmedikleri bir Türkçe'yle eğitime başlıyorlar. Biliyorsunuz -içimizde birçok eğitimci var- soruyu anlamak soruya cevap vermenin yarısından fazlasıdır. Tam Almanca, tam Türkçe -zaten, Türkçe konuşulmuyor- bilmeyen bir çocuk da soruyu anlamazsa cevap veremez. Ondan sonra da Sonderschule'ye gönderiyorlar. Biz de buradan, bizim çocuklarımız geri zekâlı mıdır diye kızıyoruz. Hayır, geri zekâlı değildir, bir yanlışlık var. Şimdi, bizim bütün ataşelerimiz, büyükelçiliklerimiz TRT INT, TRT'miz, oradaki bütün dernekler, cami dernekleri, okul dernekleri, Atatürkçü kuruluş dernekleri, Alevî dernekleri, kim varsa, herkes kendi hinterlandındaki insanları toplayarak, çocukların eğitimi mutlaka anaokulundan başlamak üzere bir seferberlik ilan etmesi lazım ki, bu çocuklarımızın önünü açmış olalım.

İkincisi, Türkçe dersleri burada mecburî ders değildir, okulların atık saatlerinde, nota tabi olmadıklarından dolayı, derslerin bitim saatlerine konuluyor ve isteğe bağlı olduğu için, birçok aile de, çocuklarını Türkçe öğrenmeleri için derslere yeterli devam ettiremiyor. Yine, bizim şu anda, Avrupa Birliğiyle entegrasyonumuz da düşünülecek olursa, hükümetimiz nezdinde, diplomatik temaslarla, Türklerin çok yoğun olarak bulunduğu ülkelerde Türkçenin ikinci yabancı dil olarak muhakkak ve muhakkak resmîleştirilerek kabul ettirilmesi ve sınıf geçme notuna tesir eden mecburî bir ders haline getirilmesi gerekmektedir; buna, çok yoğun çaba sarf etmemiz, ağırlık vermemiz gerekiyor.

Bir başka husus da, ebeveynlerin bir kısmı hâlâ Türkiye'ye dönme niyetindeler ve çocuklarının hemen işi bitirip okula gitmesini istiyorlar, çalışmasını istiyorlar; meslek yapmadan çalıştıkları için de, çok ucuz işlerde ve hiç kimsenin çalışmadığı yerlerde çalışıyorlar. Anadolu'da, çoğu zaman "Türkler Avrupa'da en zor işlerde çalışıyor" sözleriyle karşılaşırız. Neden en zor işlerde çalışıyor; çünkü, meslek yapmamış. Niye meslek yapmamış; çünkü, bir an önce çalışsın, üç beş kuruş alsın diye. Bu nedenle, yine, demin söylediğim bütün versiyonlarımızı harekete geçirerek, en azından, bütün çocuklara meslek yaptırmak üzere seferberlik ilan etmemiz gerekmektedir.

Bir başka husus; bizim, orada, jimnazyumlarda çok süper çocuklarımız var. Bütün bu şartlara rağmen jimnazyumlarda okuyan, daha sonra üniversite tahsili yapmış olan çocuklarımız var. Bunlar, Avrupa'nın geleceğidir, Türkiye'nin de geleceğidir; çünkü, bu çocukların genelde, kötü alışkanlıkları da yok. Biz raporumuzda yazdık, hükümetimizden de istiyoruz; Türkiye, Avrupa'da jimnazyumlarda okuyan çocuklara, muhakkak ve muhakkak, okudukları süre içerisinde en az iki defa Türkiye'de tatil yaptırmalıdır, izci kamplarında, spor tesislerinde, genel müdürlüklerde. Onlar orada fizikte, kimyada, biyolojide, yani, müspet ilimlerde, eğitimde, iletişimde en iyi şekilde yetişirken; biz, onları burada, yazın, on onbeş gün kendi kültürümüzle hamur etmeliyiz, yoğurmalıyız, kendi kimliğimizle hamur etmeliyiz. Bu çocuklar, Avrupa'nın da geleceğidir, bizim de geleceğimizdir.

Önemli konulardan bir tanesi de, din eğitimi meselesidir. Avrupa'da, hepinizin bildiği gibi, milletimiz, dinini yaşayabilmek için, kendi çabalarıyla, yüzlerce cami satın almışlar. Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu camilerin bir kısmına görevli eleman gönderebilmiş; ama, birçoğunda yok. Her gittiğimiz yerde "muhakkak bize bir hoca gönderin" diye, büyük bir din adamı talebiyle karşı karşıya kaldık. Burada, hem bunların ihtiyaçlarını karşılamak hem de oradaki şartlara göre hizmet edebilecek hocaları kursa tabi tutup, yetiştirip, oralara göndermek zorundayız; çünkü, din, aynı zamanda, bir milletin kültürünü yaşatan, bir milletin birliğini yaşatan unsurlardan bir tanesidir.

Sayın Ali Rıza Gülçiçek'in işaret etmiş olduğu -resmiyle beraber- bir Metin Kaplan olayı vardır.

Arkadaşlar, biz, bunlardan komplekse kapılmayalım. Almanya'da da, İngiltere'de de, Fransa'da da, İsviçre'de de, aynı kıyafetleri taşıyan birçok Alman, İngiliz, Fransız var veya Avrupalı olup, oradan, kalkmış, El Kaideyle beraber veya Afganistan'daki Talibanla beraber yan yana savaşanlar da var; yani, her milletten böyle ekstrem adamlar çıkabilir. Bunlar, bizim için, asla, bir kompleks değildir; biz, bunları görerek, büyük çoğunluğu kucaklamaktan, kuşatmaktan, beraber olmaktan asla ve asla imtina edemeyiz. Bence, bunların üzerinde fazla durmamak lazım. Tedbirimizi almamız lazım ve eğer, onların, yanlış bir yolda olduklarına inanıyorsak, toplulukla daha çok temas halinde olup, başkalarının da o yola gitmemesini sağlamamız lazım.

Seçme ve seçilme hakkı çok önemlidir. Birincisi, Avrupa'da bulunduğu ülkenin vatandaşlığını almışların orada seçme ve seçilme hakkını kullanması... Şimdi, Avrupa Birliği Parlamentosu seçimleri var. Belki, yakın tarihimizde, Türklerin, bulundukları ülkelerin seçimleriyle en fazla ilgilendiği bir seçimi şu anda yaşıyoruz. Türkler, artık, bunun heyecanını almıştır. Birçok belediye meclislerinde, üye olarak, vatandaşlarımız vardır. Dolayısıyla, hem orada seçme ve seçilme, dolayısıyla, onları, etkin hale gelme noktasında planlamamız lazım, hem de, muhakkak ve muhakkak, bu ülkelerle temas ederek, Türkiye'deki seçimlerde de oy kullanabilmelerini sağlamamız lazım. Bu, her zaman soruluyor; bunun sebebi bizden kaynaklanmıyor. Örneğin, Almanya veya Fransa, kendi ülkelerindeki bizim konsolosluklarımızda seçim yapılıp rahatsız olmak istemiyorlar. Diplomatik meseleyle çözülebilecek işlerdir, ikna etmemiz lazım. "Bak, bu insanlar, sizin seçimlerinize burada katıldılar, hiçbir düzeni bozan hareket olmamıştır; Türkiye'de yapılacak seçimlerde de bizim büyükelçiliklerimizde, konsolosluklarımızda oylarını kullanacaklardır, burada da düzeni bozan hiçbir şey olmayacaktır" diye bunları ikna etmek gerekiyor.

Konsolosluklarımızın fizikî şartlarını daha iyi hale getirebiliriz. Bu gidişimizde memnuniyetle gördük ki, eskiye nazaran bayağı iyileşmeler var, gerek beşerî ilişkilerde, vatandaşlarımızla olan ilişkilerde bayağı düzelmeler var gerekse fizikî şartlarda düzelmeler var; ama, bunlar yeterli değildir.

Arkadaşlar, bakın, bir örnek vermek istiyorum; komisyon üyelerimiz biliyor: Bir vilayette başkonsolosumuz ve bütün ataşelerle yapacağımız toplantıdan bir gün önceki akşam brifing alıyoruz. İşte, bu eğitim meselelerini konuşurken -din dersi, din kitabı- ben, eğitim ataşemize "siz, burada çocuklarımıza okutulan din dersi kitabını hiç gördünüz mü" diye sordum, "görmedim" dedi. Din ataşemize sordum, "görmedim" dedi. Döndüm -dört senedir orada olan- başkonsolosumuza "siz bu kitabı gördünüz mü, bizim çocuklara okutulan din dersi kitabında neler yazıyor" diye sordum, "ben de görmedim" dedi. Her biri üç senedir, dört senedir oradadır. Bunlar, tabiî, bizim yıllarca buraları ihmal ettiğimizin en güzel göstergeleridir. Biz, gereken ikazlarımızı yaptık; ama, eskiye nazaran son derece büyük gelişmeler var, bunu hep birlikte gördük. Bu, yeterli değildir. Bizim büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımız, genelde, bulundukları ülkenin makamlarıyla temas etme, onlarla diplomasi yapma üzerinde planlanmış. Şimdi, bunlar değişiyor; çünkü, o ülkelerde artık çok Türk var; artık, o ülkelerde iş yapan Türk adamları var; artık, ticaretler uluslararası, bu büyükelçilikler üzerinden, konsolosluklar üzerinden yürütülüyor. Yani, bizim oradaki ticaret ataşemiz ateş gibi olmalıdır; nerede hangi iş var, ne var, koşup takip etmelidir; Türkiye'de kime iletebilirim, hangi işadamını planlayabilirim... Bizim din ataşemiz böyle olmalı, bizim eğitim ataşemiz böyle olmalı, bizim büyükelçilerimiz ve konsolosluklarımız böyle olmalıdır. Eskiden "aman, bu işlere karışmayalım; işte, bu bir ticarettir, hakkımda leke gelir" falan, bunları, artık, aşmamız lazım; dünyada bu işler böyle yapılıyor.

Aile birleştirmeleri noktasında problemler var. Evlilik dolayısıyla birleşmelerde kotalar var. Örneğin, Hollanda'da, 750 dolar dil kursuna tabi tutuyorlar ve kursu başaramayanların da oturma müsaadesini iptal ediyorlar; bunun gibi problemler var.

Çok önemli bir meselemiz, çok dernek var yurtdışında; işadamları derneği, ticaret dernekleri, kültür dernekleri, hemşeri dernekleri falan. Bunlar, faydalı şeylerdir, her biri bir alanda çalışma yapıyor; ama, bütün bunları koordine etmek bize düşüyor. Bütün bunları güç birliğine dönüştürmek bize düşüyor. Bunlar, birbiriyle uğraşan kurumlar halinde devam ederlerse, kendilerine de bir faydası yok, Türkiye'ye de bir faydası yok, Türkiye'nin itibarına da, imajına da bir faydası yok. Bu son gidişimizde -arkadaşlarımız keşke olsalardı- gördük ki, en uç noktalardaki dernekler bir salona toplandılar. Bu toplantıların sonunda uç gruplar bize geldiler ve "size çok teşekkür ediyoruz. Biz, ilk defa, bir salonda hep birlikte toplandık, güzel güzel konuştuk; demek ki, bu işler olabiliyor. Biz, eskiden yan yana gelmiyorduk 'orada falanca varsa ben oraya gelmem, orada o dernek varsa ben oraya gelmem' böyle bakıyorduk; ama, geldik, gördük ki -çok güzel toplantılar yaptık- aslında aramızda büyük bir fark yok; demek ki, anlaşabiliriz, uzlaşabiliriz ve hep birlikte ülkenin, Türkiye'nin gelişmesine, kalkınmasına, büyümesine yardımcı olabiliriz" dediler. Bu noktada, büyükelçiliklerimize son derece önemli görevler düşmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, en önemli meselelerden bir tanesi de, Avrupa Birliği yasalarından ve Avrupa Birliği Adalet Divanının verdiği kararlardan birtakım müktesebat çıkıyor vatandaşlarımız için; yani, haklar doğuyor. Bu hakları vatandaşlarımızın çoğu bilmiyor. Bir vatandaş uğraşıyor, bir avukat tutuyor, gidiyor, Adalet Divanından bir karar çıkarıyor, aynı durumda olan bütün vatandaşların bu noktayı bilmeleri gerekiyor, aynı yolu takip etmeleri gerekiyor ve belki, Türkiye Devleti olarak, bu tip davaları bizim finanse etmemiz gerekiyor, destek vermemiz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baş.

MUSTAFA BAŞ (Devamla) - Yani, Avrupa Birliği müktesebatından ve Adalet Divanının vermiş olduğu kararlardan doğan hakların, o vatandaşlar tarafından bilinmesini sağlamak ve bu hakları temin etmek; bu da, yapılması gereken önemli bir husustur.

Konuşmamı, yeniden, bu önergeyi verip, bu çalışmalara sebep olan arkadaşlarıma teşekkür ederek, Genel Kurulumuza teşekkür ederek, katkısı olan bütün derneklere, vakıflara, odalara, Dışişleri Bakanlığımız nezdindeki büyükelçilere, konsoloslara, ataşelere, gezilerimizde bize katılanlara teşekkür ederek, uzman arkadaşlarımıza teşekkür ederek bitiriyorum.

Hükümetimiz, inşallah, bunları raflarda bırakmayacaktır. Önümüzdeki yıl bu raporun içerisinde yazılanların çok büyük bir ekseriyetinin yerine geldiğini hep birlikte görerek mutlu olmak dileğiyle, sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baş.

DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu üzerinde, Hükümetim adına, hem teşekkür etmek hem de yapılan bazı çalışmaları, kısaca, özet olarak size sunmak için söz almış bulunuyorum.

Aslında, bu konu, devletimizin değişik kademelerinde ve Hükümetimizdeki değişik bakanlıkların görev alanı içerisinde olan bir konudur ve çok değişik kurum ve bakanlıklarda, bir koordinasyon içerisinde yürütülmektedir.

Ben, önce, tabiî, gerçekten, hem şahsım adına hem Hükümetim adına, bu raporu hazırlayan komisyona çok teşekkür ediyorum; ayrıca, hem bu önergeleri veren değerli milletvekili arkadaşlarıma hem Türkiye Büyük Millet Meclisine hem Komisyon Başkanına ve komisyonda görev alan üyelere çok teşekkür ediyorum; çok önemli tespitler ve teklifler getiriyorlar. Bunu, belki bir kısmı bilinen, bir kısmı üzerinde çalışılan, fakat, derli toplu rapor haline getirilmiş, değerlendirilmiş, faydalanmaya değer ve kolayca faydalanılabilir, önümüzde rehber olabilecek bir rapor olarak kabul ediyoruz. Bu, raflarda kalmayacaktır. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız, bizim için, yurt içindekiler kadar önemlidir; hatta, onların sorunları bazen daha fazladır ve hepsiyle ilgilenmek durumundayız. Esasen, ilgilenilmekte ve birçok çözüm de bulunmuştur; ama, buraya getirilen, halen problem olarak devam eden hususlar üzerinde de, bu rapor, önümüzde rehber olacak ve biz bundan faydalanacağız.

Olayın gelişmesi bu raporda da yer alıyor, konuşmacılarımız da burada ifade ettiler. Bilindiği gibi, İkinci Dünya Savaşından sonra, Avrupa'nın, imara ihtiyacı vardı ve çalışacak insana ihtiyacı vardı. Önce, değişik ülkelerden insanlar, oraya, çalışmak üzere kendi imkânlarıyla gitmeye başladılar. Daha sonra ise, Türkiye açısından, 30 Ekim 1961 tarihinde, önce Almanya'yla bir işgüçü anlaşması yapıldı ve peşinden, Fransa, Belçika, Hollanda, İsviçre, Avusturya, İskandinav ülkeleriyle ve daha sonra da Avustralya'yla devam etti. Başlangıçta birkaç yıl çalışmak için giden vatandaşlarımızın büyük birkısmı, giderek orada kalıcı hale geldiler; ailelerini götürdüler, çocukları oldu ve çocuklarının eğitimi gibi başka sebeplerle kaldılar veya kendileri orada iş kurdular ve giderek, bizim, Türkiye dışında yaşayan büyük bir vatandaş kitlemiz oluştu. İşte burada rakamlar veriliyor. Gerçekten, bugün bunların miktarına yaklaşık 5 000 000 civarında diyebiliriz; yani, 4 700 000'den, 5 000 000 civarında diyebiliriz. Bunun yaklaşık 3 500 000'u halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak orada yaşıyor, yaklaşık 1 500 000'i de bulundukları ülkelerin vatandaşlığını almış ve bir kısmı da, o ülkelerin mevzuatı gereği, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkmıştır; çünkü, bazı ülkeler çifte vatandaşlığı kabul etmiyor.

Bugün, burada da ifade edildi, şuna sevinmeliyiz: Gerçekten, giderek kalitesi artan, eğitimde daha fazla rol alan, bulundukları ülkelerin siyasetinde rol alan, meclislerine seçilmiş veya büyük iş kurmuş işadamları veya sanat, spor alanlarında o ülkelerde rol alan, hatta, o ülkeleri temsil eden vatandaşlarımız oralarda bulunmaktadır. Yani, bu konuyla ilgili raporda çok problem sayılıyor; ama, umutlu olmamız için, sevinmemiz için de pek çok gelişme var. Uluslararası alanda vatandaşlarımızın, Türk vatandaşlarının yetişmiş olanları, büyük bir değer haline gelenleri de var ve oralarda ülkemizin ismini duyuruyorlar. Konunun o boyutunu da hiç aklımızdan çıkarmamak durumundayız.

Tabiî, yurtdışına giden vatandaşlarımızla ilgili, bildiğiniz gibi, Türkiye'nin önüne ilk önemli sorun sosyal güvenlik alanında çıkmıştır; yani, oradaki vatandaşlarımızın sosyal güvenlikle ilgili hakları en öncelikli konu olmuştur. Bu sebeple, Türkiye'de ilk çalışmalar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde başlatılmıştır; yani, yurt dışındaki işçilerimizle ilgilenen bir genel müdürlük kurulmuş, vatandaşlarımızın çalıştığı değişik ülkelerde çalışma ataşelikleri oluşturulmuş ve o ülkelerle sosyal güvenlik anlaşmaları yapılmıştır. Bunlar, bugün devam etmektedir; hatta, Türk cumhuriyetlerine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine de uzanmıştır; yani, hem anlaşmalar yapılıyor hem oralara çalışma ataşelerimiz gönderiliyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız açısından, yine, bu çalışmalar ciddî şekilde sürdürülüyor. Vatandaşlarımızın oradaki hakları, ailelerinin hakları, emeklilik durumları, Türkiye'ye geldiğinde korunacak hakları vesaire; bunlar titizlikle yürütülmektedir. Gerçekten, bu konuda iyi bir noktadayız; vatandaşlarımızın sosyal güvenlik hakları büyük oranda sağlanmıştır.

Diğer konulara gelince: Bir defa, şu anda, Hükümetimizde, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili şöyle bir koordinasyon söz konusu: Tabiî, Dışişleri Bakanlığımız, yurt dışındaki diplomatik misyonlarıyla, oradaki vatandaşlarımızın her türlü sorunlarıyla sürekli ilgilenmek durumundadır ve zaten, ilgilenmektedir. Ayrıca, bir Devlet Bakanımız, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgili koordinasyon görevini yüklenmiştir, üstlenmiştir; Devlet Bakanı Mehmet Aydın Hocamız bu görevi de yürütmektedir. Burada ifade ettiğim gibi, ağırlıklı olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız görevlidir; fakat, bu konuda diğer pek çok kuruluş ve bakanlığımızın da çalışmaları olabilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükümetimiz döneminde yürütülen, sonuçlandırılan birkaç önemli çalışmadan da söz etmek istiyorum; çünkü, bahsedeceğim bu hususlar, yurtdışında yaşayan veya Türkiye'ye gelip giden vatandaşlarımızın hayatlarını çok kolaylaştıran hususlardır.

Bunlardan birincisi, vatandaşlıktan çıkma izni, 2003 yılının altıncı ayında, Bakanlar Kurulundan alınarak İçişleri Bakanlığına verilmiştir. Bildiğiniz gibi, o, büyük bir formalitedir. Vatandaşlıktan çıkma, vatandaşlığa girme, daha önceleri Bakanlar Kurulu kararıyla oluyordu ve âdeta, bir sene sürüyordu. Hele, bulunduğu ülkenin vatandaşlığına geçmek isteyen birisi, önce buradan izin alacak, bu karar çıkacak, Resmî Gazetede yayımlanacak ve sonra, oradaki başvurusunu ancak öyle yapabilecekti. Mesela, Almanya bunlardan biri. Biz, işte bu formaliteleri biraz azalttık, süreci hızlandırdık; yani, vatandaşların bu tür işlemleri, artık, daha çabuk yürüyor.

İkincisi, bildiğiniz gibi, yurtdışında yaşayan vatandaşlar için askerlik konusu, daima, önemli bir sorundur. Bazen iş hayatlarında, bazen oradaki normal hayatlarında, önlerine önemli bir engel olarak çıkabilmektedir; Türkiye'ye gelip gitmeleriyle ilgili, bazen, önlerine sorun olarak çıkabilmektedir. İşte, bu yönde de, bildiğiniz gibi, yine, Meclisimizin kararıyla, 2003 yılında Askerlik Kanununda bir değişiklik yapılmış, 38 yaşına kadar askerliğini yapmamış -bedelli askerliğini veya normal askerliğini- dışarıda yaşayan vatandaşlara, bir nevi bir af, bir istisna getirilmiş; hemen başvurursa, belli bir miktar ödemeyi de yaparsa, bir aylık askerliğini yaparak, bu görevini yapmış sayılacaktır. Onun bir boyutu da, 40 yaşını tamamlamış; fakat, askerliğini yapmamış, vatandaşlıktan çıkarılmış olanlara da bir istisna getirilmiştir; kısa bir süre içerisinde, belli bir süre içerisinde tekrar başvurduklarında ve belli bir ödeme yaptıklarında, bu defa, bir aylık askerlik de yapmadan, askerlik sorumluluğundan kurtulmuşlardır. Bu, tabiî, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın hayatında önemli bir safhadır; onu ifade etmek istiyorum.

Bir diğer önemli husus, vatandaşlarımızın, hem Türkiye'de yapılan seçimlerde oy kullanmaları hem bulundukları ülkede, en azından yerel seçimlerde oy kullanmaları hususu. Tabiî, yurt dışında, kendi bulundukları ülkelerde veya yörelerde oy kullanmaları, o ülkelerin mevzuatları; fakat, bizim, Türkiye'de yapılan seçimlerde, vatandaşlarımızın gelip oy kullanmaları yönündeki çalışmalarımız sürüyor. Bunların bir kısmı da, yine, vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerle ilgili.

Bildiğiniz gibi, şu anda, oy kullanmak isteyen vatandaşlarımız, seçimlerde, sadece gümrük kapılarında oy kullanabiliyorlar. Tabiî, arzu edilen, hem bulundukları ülkede, gidip, sandıklarda oy kullanabilmeleri hem de Türkiye'ye, kendi memleketlerine gelerek oy kullanabilmeleri. Yine, bu iki yönde de çalışmalar devam ediyor.

Yurt dışındaki vatandaşlarımızla ilgili... Tabiî, bu rapor, özellikle Avrupa ülkelerini kapsıyor. Bugün, artık, Avustralya'da, Amerika Birleşik Devletlerinde, Rusya'da, Türk cumhuriyetlerinde, büyük Türk nüfusları oluşuyor. Bizim vatandaşlarımız, ya çalışmak için ya iş yapmak için veya değişik profesyonel meslekler icra etmek için oralara gidiyorlar; fakat, Avrupa boyutu için, özellikle orada nüfusumuzun daha fazla olduğu ülkeler için, Hükümet olarak bizim yaklaşımımız şöyle özetlenebilir: Türkler, içine kapanık bir toplum oluşturmamalı, içerisinde yaşadıkları topluma önemli ve vazgeçilmez katkı sağlayan bireyler olmalıdırlar. Bu toplumların siyasal, kültürel, ekonomik bütün faaliyetlerine her düzeyde katılmalı, bu toplumla uyum içerisinde yaşamalıdırlar; ama, bunu gerçekleştirirken, kendi kimliklerini de korumalıdırlar. Bu konuda yardımcı olmak görevi, hem o ülkelerin devletlerine hem de Türkiye Cumhuriyetine düşmektedir. Burada amaç, bir bütünleşme oluşturmaktır. Entegrasyon, hiçbir zaman asimilasyon anlamına gelmemelidir.

Türkçe ve Türk kültürünün gelecek kuşaklara öğretilmesi çok önemlidir. Eğitime her açıdan önem verilmelidir; çünkü, yurt dışındaki Türk insanının kendini geliştirebilmesinde ve içindeki toplumda vazgeçilmez birey haline gelmesinde eğitim anahtar rol oynamaktadır.

Tabiî, burada, entegrasyon ve asimilasyondan çok söz edildi. Bunlar farklı kavramlar; fakat, birbirinin karşıtı değil, ikisi bir arada yürüyebilecek bir yöntem, ikisi de aynı anda gerçekleşebilecek olgu.

Özellikle, her tür görüşmede, Başbakanımızın Avrupa ziyaretlerinde, oradaki Türk toplumu temsilcileriyle görüşmelerinde veya buraya geldiklerinde, kendileriyle görüşmelerimizde, bizim, daima, tavsiyemiz, onlara söylediğimiz, gençlerin sivil toplum ve siyasette rol almalarına yönelik tavsiyelerdir; yani, bu konuda gençler bilinçlendirilmelidir; çünkü, gençler, yeni kuşaklar eğitimlidir, kendi bulundukları toplumda, siyasî hayatta, sivil toplum hayatında daha aktif olmaları arzu edilir.

Bu arada, yine, vatandaşlarımızın Türkiye'ye daha rahat gidip gelmeleri için hudutlarda kolaylıklar sağlanıyor. Bu konuda çalışmalar yapılıyor, sürekli hatırlatmalar da yapılıyor. Mesela, Bulgaristan Dışişleri Bakanı geçen hafta buradaydı; Sayın Başbakanımızla görüşmesinde, önemle bu konu ele alındı. Yani, bizim, özelikle, Avrupa'dan arabasıyla gelen vatandaşlarımızın, Bulgaristan içerisinde ve Bulgaristanla aramızdaki kapıda büyük sıkıntılar olduğu biliniyordu. Bu konu üzerinde çok duruldu. Hem Bulgaristan Hükümeti hem de biz, ortak çalışmalar yürüteceğiz.

Özellikle, tabiî, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın en önemli ihtiyaçlarından birini de din hizmetleri teşkil etmektedir. Sivil toplum örgütleri, din hizmetlerimizin, o ülkenin dilini, dinini, geleneklerini bilen dinadamlarımız tarafından yapılmasını, o ülkede bulunan dinadamlarıyla beraber konferanslara, seminerlere katılacak akademik bilgiye sahip dinadamlarımızın yurtdışında görevlendirilmesini arzu etmektedirler. Diyanet İşleri Başkanlığımız bu ihtiyaca cevap vermek için gerekli çalışmaları yürütmektedir.

Biraz önce dile getirildi. Hukukî sorunlar, tabiî, yurt dışındaki, özellikle Avrupa'daki vatandaşlarımız için önemli. Son yıllardaki önemli gelişme, büyükelçiliklerimizin veya oradaki diplomatik misyonlarımızın birçoğunun bünyesinde hukuk müşavirlikleri kuruluyor. Mesela, Avrupa'da, Düsseldorf'ta, Stutgart, Brüksel, Viyana büyükelçiliklerimizde veya başkonsolosluklarımızda hukuk danışmanlığı birimleri kurulmuştur; vatandaşlarımıza, özellikle, oradaki haklarıyla ilgili danışmanlık verilmektedir. Ayrıca, vatandaşlarımıza, e-konsolosluk diye nitelediğimiz bir hizmet gittikçe genişletilecektir. Şu anda, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da bu başlatılmıştır; Almanya'da da çalışmaları yürütülmektedir. Dışişleri Bakanlığımız buna önem vermektedir. Vatandaşlarımız, bulundukları yerden, kolayca, konsolosluk hizmetlerinin bazılarını alabileceklerdir. Bunlar, pratik hizmetlerdir, önemli hizmetlerdir yurt dışında bulunan vatandaşlarımız için.

Bir de, hepiniz belki biliyorsunuz, Türk Hava Yolları biletlerinin diğer havayollarına göre pahalılığı daima şikâyet konusu. Bu konuda Türk Hava Yolları bir çalışma yaptı; bazı hatlarda ucuzlamalar yapıldı ve yine o çalışmalar devam ediyor.

Ayrıca, TRT-INT'le ilgili... Gerçi, Avrupa'da pek çok televizyon kanalı izlenebilmektedir; fakat, kamu yayın kuruluşu olarak TRT-INT'in yayınları, bugün, bir uydu anteniyle, Avustralya da dahil, Kuzey Amerika da dahil dünyanın her tarafından izlenebilmektedir; fakat, yurt dışındaki vatandaşlarımızın TRT-INT yayınlarından büyük şikâyetleri vardı. Bunların bir kısmı parlamenterlerimiz kanalıyla, bir kısmı oralarda yaşayan vatandaşlarımız kanalıyla iletildi. TRT, şimdi, bu konu üzerinde ciddî şekilde çalışıyor. Özellikle sonbahara doğru, çok iyi bir TRT-INT yayını, yurt dışındaki vatandaşlarımıza hitap edecek, yayınlanmaya başlayacak; inşallah, hepimiz göreceğiz.

Ayrıca, özellikle Tanıtma Fonu kanalıyla -Tanıtma Fonu şahsıma, Bakanlığıma bağlı olduğu için- yurt dışındaki vatandaşlarımızın aktivitelerini ciddî şekilde destekliyoruz. Yani, duyuyorsunuzdur, bir kısmınız da katıldı; işte, New York'ta Türk Yürüyüşü, Chicago'da Türk Festivali, geçen ay içerisinde Berlin'de Türk Günü, Türk Haftası, Brüksel'de, Avrupa'nın değişik kentlerindeki aktiviteler. Mesela, Berlin'dekine 120 000 vatandaşımız katıldı. Buradaki çalışmalara, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de haberi var, bir katkısı var, bir desteği var denilsin diye, Tanıtma Fonundan destek veriyoruz. Oradaki sivil toplum kuruluşlarımız büyükelçiliklerimizle bu faaliyetleri organize ediyorlar; fakat, biz de Hükümet olarak bunlara destek veriyoruz; bir kısmına Hükümet üyelerimiz de, değerli milletvekillerimiz de zaten katılıyorlar.

Netice olarak, biz, Hükümet olarak bu konunun öneminin farkındayız ve bu rapor için, gerçekten, çok teşekkür ediyoruz; bu bize rehberlik edecektir.

Tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, içtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/8,48) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmeler tamamlanmıştır.

İkinci sırada yer alan, yasama dokunulmazlığı konusunda kurulmuş bulunan (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 332 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.

2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin  önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı: 332) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

İçtüzüğümüze göre, Meclis araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı, önerge sahibine aittir. Daha sonra, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecek; bu suretle, Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.

Konuşma süreleri, komisyon, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahibi ve şahıslar için 10'ar dakikadır.

Komisyonun raporu 332 sıra sayısıyla bastırıp dağıtılmıştır.

Rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi, Konya Milletvekili Atilla Kart; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Yakup Kepenek, AK Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Haluk İpek; şahısları adına Denizli Milletvekili Salih Erdoğan, Adana Milletvekili Ziya Yergök.

                           

(x) 332 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şimdi, önerge sahipleri adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart;  buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu hakkında, önerge sahibi sıfatıyla söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, gelinen süreçte, toplumda artık çok tartışılan dokunulmazlıkların sınırlandırılması konusunda şu ortak kanı doğmuştur: Milletvekilliği dokunulmazlığının sınırlandırılması, bir talep ve beklenti halini almıştır, bunun tartışılacak bir yönü kalmamıştır. Avrupa Birliği normlarının da gereği budur, uluslararası sözleşme mahiyetindeki yolsuzluğa karşı özel hukuk ve ceza hukuku sözleşmelerinin de gereği budur.

Sayın milletvekilleri, siyasî iktidar, maalesef, diğer birçok konuda olduğu gibi bu konuda da tutarlı ve samimî olmayan bir tavır içerisinde olmuştur, bu tavrını da ısrarla sürdürmektedir. Bir taraftan yargıya güvenilmediğinden -ki, bu husus en üst düzeyde, resmî ve gayri resmî ortamlarda dile getirilmektedir- söz edilmekte, diğer taraftan da mevzuatımızda dokunulmazlıkların sadece milletvekilleri için değil, diğer kamu görevlileri için de dokunulmazlık ve birkısım ayrıcalıkların bulunduğu dile getirilmektedir.

Sayın milletvekilleri, siyasî iktidar, bedelli askerlik konusunda olduğu gibi... Bedelli askerlik konusunda ne demişti siyasî iktidar; en üst düzeyde, yerel seçimlerden evvel bu vaadi yapan, bedelli askerlik için beklenti içerisinde olan insanların askerlik şubelerine dilekçe vermelerini seçim vaadi olarak dile getiren Sayın Başbakanın, seçimden sonra nasıl bir tavır içinde olduğunu çok iyi biliyoruz. Yani, o insanların beklenti ve taleplerini acımasızca istismar eden siyasî iktidarın, bakıyoruz, dokunulmazlık konusunda da kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye ve yönlendirmeye devam ettiğini, yine, üzülerek görüyoruz.

Siyasî iktidarın dile getirdiği her iki gerekçe de doğru değil değerli arkadaşlarım. Yargının sorunlarının bulunduğunu biliyoruz. Bunlar bilinen sorunlar, bunlara nasıl çözüm getirileceği de gayet açık. En başta Anayasanın 140, 146, 159 uncu maddeleri değiştirilmeli. Bu değişiklik yapılmadan yargının sorunlarının çözüme bağlanması mümkün değil; ama, siyasî iktidar, yargının bu temel konularını gözardı ederek ve duymazdan gelerek, görmezden gelerek, yargıyı bağımlı hale getirme arayışlarına bir taraftan da hız vermiştir. Öylesine ki, idarî ve adlî aşamada delil toplama sürecine müdahale teşkil edecek nitelikteki yasal düzenlemeleri hızla uygulamaya sokmaya başlamıştır.

Bu sebeple, yargıya güvenmiyoruz yolundaki söylemlerin samimî ve tutarlı hiçbir yanı yoktur. Karma komisyonda bekletilen ve haklarında erteleme kararı verilen ve yargılamaları önemli aşamalara varan dosyalardaki ciddî suçlamalar sebebiyle, siyasî iktidar, bu dosyaları savsaklama ve sürüncemede bırakma çalışmalarını, kendince kararlı bir şekilde sürdürmektedir. Bu gerçek, artık bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış durumdadır.

Bir diğer önemli husus, diğer kamu görevlilerinin ayrıcalık ve dokunulmazlıklarının bulunduğu yolundaki söylemin de gerçekle bağdaşır hiçbir yönü yoktur. Önemle ifade ediyorum, vurgulayarak ifade ediyorum; "dokunulmazlık" kavramı, Anayasamızda sadece milletvekilleri için söz konusudur. Bu dokunulmazlık sebebiyledir ki, milletvekilleri yargılanamamaktadır, milletvekilleri hakkında yargılanma engeli vardır. Diğer kamu görevlileri için ise, Anayasanın 129 uncu maddesinde böyle bir hal söz konusu değildir. Bütün kamu görevlileri, istisnasız söylüyorum, milletvekilleri dışındaki bütün kamu görevlileri yargılanabilmektedir.

Bunu biraz daha açmak istiyorum. Bilindiği gibi, kamu görevlilerinin, eylem ve işlemlerinden dolayı tazmin sorumluluğu vardır, idarî sorumluluğu vardır, disiplin sorumluluğu vardır ve cezaî sorumluluğu vardır. Bütün kamu görevlileri hakkında, her aşamada hukuk davaları açılabilmektedir. Disiplin hukuku anlamında, uyarma, kınama, kademe ilerlemesinin durdurulması ve meslekten çıkarma dahil olmak üzere, hiçbir izne tabi olmadan, kamu görevlileri hakkında disiplin müeyyideleri uygulanmaktadır, uygulanabilmektedir. Bunun yanında, idarî müeyyide olarak, görev yeri değişikliği her zaman için uygulanabilmektedir. Cezaî soruşturmada ise, soruşturma izni prosedürü kapsamında, o kamu görevlileri yine yargılanmaktadır. Soruşturma izni verilmediği takdirde, ilgili savcılık veya şikâyetçi, bölge idare mahkemesine veya Danıştaya başvurmak suretiyle bunun, yine yargı zemini içinde denetimini yapabilmekte, takibini yapabilmektedir. O sebeple diğer kamu görevlilerinin ayrıcalıklarının bulunduğu yolundaki söylem, gerçekle ilgisi olmayan, kamuoyunu yanlış yönlendiren, yanlış bilgilendiren bir söylem olmaktan öteye gidememektedir. Artık, bundan kaçınmak gerekiyor.

Enteresandır, bunu savunmasına gerekçe yapan siyasî iktidarın, bakıyoruz, bir taraftan da, belediyelerde bürokratlara yönelik olarak özel koruma zırhları geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bir taraftan, kamu görevlilerinin ayrıcalıklarından söz eden siyasî iktidarın, özellikle belediye bürokratlarına yönelik özel bir koruma zırhı geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bugün Meclis gündemine gelmekte olan 466 sıra sayılı tasarının bu mahiyette olduğunu, o tasarının görüşmeleri esnasında bu hususları daha somut olarak açıklayacağız değerli arkadaşlarım.

Bu sebeple -toparlamak istiyorum- milletvekillerinin yargılanmalarında özel düzenlemeler yapılması gerektiği açıktır; yani, milletvekillerinin, diğer kamu görevlileri gibi yargılanma prosedürüne tabi olmaması gerektiği açıktır. Bu düşünceyledir ki, biz, komisyon raporundaki muhalefet gerekçemizde bunları belirttik; milletvekillerinin her suçlamadan dolayı ülkenin dört bir tarafına gitmelerinin yasama fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyeceği düşüncesiyle, bu yargılamanın daha teminatlı olması ve yasama faaliyetinin aksamaması amacıyla, bu soruşturmaların Yargıtay bünyesinde oluşturulacak bir savcılar kurulu vasıtasıyla yapılmasını; yine, bu yargılamanın ilgili ceza dairesinde yapılmasını öneri olarak dile getirdik. Bu önerimizde, ayrıca, bu yargılama yapılırken, suçüstü halleri hariç olmak üzere, hiçbir şekilde tutuklama kararı verilmemesi gereğini dile getirdik. Getirdiğimiz seçenekte bütün bu hususlar dile getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, burada üzücü ve düşündürücü olan husus şudur: Siyasî iktidar, bütün bu hususları gerçekleştirmek için anayasal düzenleme yapmaya yanaşmadığı gibi, mevcut İçtüzük hükümlerini de işletmeyerek hukuka aykırı tavrını ısrarla sürdürmektedir. Bir taraftan, Anayasanın 76 ncı maddesinde seçilme engeli teşkil eden suçlamalar duruyor; öbür taraftan, bu suçlamalardan haklarında yargılama yapılan ve yargılamaları belirli bir aşamaya varan o siyasîlerin yargılamalarını yapamıyoruz. Bu, en başta, hukukî tutarlılık adına tartışılması gereken, siyasî etik adına tartışılması gereken bir husus. Bunu yaparken, bir taraftan da neyi yapıyoruz değerli arkadaşlarım; 57 nci hükümet ve daha öncesine yönelik olarak, Ceza Kanununun 240 ıncı maddesi kapsamında kalan suçlardan dolayı soruşturma komisyonlarını alelacele işletiyoruz, bunları devreye soruyoruz. Bunları yapmayalım demiyorum; ama, tutarlı olmak adına, kendimiz açısından da mevcut hükümetler açısından da mevcut dönemler açısından da bu soruşturmaların, bu yargılama engellerinin ortadan kaldırılması gereğini dile getirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer önemli husus şudur: Burada, karma komisyonda 140 civarında dosya var. O karma komisyonda dosyaları bulunan arkadaşlarımın önemli bir bölümünün yargılanmak istediklerini çok iyi biliyoruz. Öylesine ki, belediye başkanlığı yapmış veya başka kamu görevi yapmış bu arkadaşlarımız hakkında 5-6 dosya var. Bakıyoruz, bu arkadaşlarımız hakkındaki dosyaların hepsinde de suçlama, 298 sayılı Yasaya muhalefet; yani, gün batımından sonra konuşmak; ama, kamuoyunda oluşan o süreçten sonra, kamuoyunda, bu arkadaşlarımızın da zimmet gibi, ihaleye fesat karıştırma gibi yüz kızartıcı suçlardan dolayı dosyalarının bulunduğu yolunda ciddî izlenimler doğuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kart, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

Hiç kimsenin buna hakkı olamaz; bir bölüm parti büyüklerini, bir bölüm parti yetkililerini korumak adına, korumak uğruna, diğer insanların özlük haklarını, temel kişilik haklarını ihlal anlamına gelebilecek bir uygulamanın içine girmeye hiç kimsenin hakkı olamaz değerli arkadaşlarım.

Bu nedenle, siyasî iktidara mensup milletvekillerinin, olaya bu yönden de bakmalarında, hem insanî bakımdan hem yasal bakımdan bir zorunluluk olduğu düşüncesindeyim.

Bu düşüncelerle, araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu rapora muhalefet ettiğimizi, muhalefet şerhinde ayrıntılı olarak hazırlamış olduğumuz 83 üncü madde değişikliğinin bir an evvel hayata geçirilmesi gereğini vurguluyor ve ifade ediyor; Genel Kurulu, bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek.

Buyurun Sayın Kepenek. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli izleyenler; milletvekili dokunulmazlığı konusunda, Cumhuriyet Halk Partili 44 milletvekili arkadaşımla verdiğimiz önergenin, yaklaşık bir yıl önce, 17 Haziranda Yüce Meclisçe kabul edilmesi üzerine kurulan komisyonun, bir yıl süreyle yaptığı çalışmaların sonunda, ürettiği raporu tartışmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu çerçevede söylenebilecek çok şey var. Diyeceksiniz ki, Cumhuriyet Halk Partililer, sürekli olarak bu dokunulmazlık sorununu gündeme getiriyorlar, gündemde tutuyorlar.

Değerli arkadaşlar, bunu neden yapmak zorunda olduğumuzu, biraz sonra tüm ayrıntılarıyla söyleyeceğim. Önce şunu söyleyeyim: Komisyonumuzun çalışmasına katkıda bulunan, görüşlerini ileten hukuk fakültesi çalışanlarına, komisyon çalışanlarına, emeği geçen, öneri veren, görüş bildiren tüm partilerin yetkililerine teşekkür etmeyi bir görev sayıyorum.

Bu arada belirteyim ki, kendilerinden görüş sorduğumuz gerek üniversitelerin fakülteleri gerek tüm partiler, ilginçtir  -Saadet Partisi hariç- Anayasada mevcut olan dokunulmazlığın çok geniş olduğunu, bunun çağımızın, ülkemizin koşullarıyla uyuşmadığını ve sınırlandırılması gerektiğini vurguladılar; ancak, biz, komisyonda, bütün ısrarımıza rağmen, çoğunluğun karşı oylarıyla, anayasa değişikliği yapılarak dokunulmazlıkların sınırlandırılması yönünde bir karar çıkarmaya muvaffak olamadık, bunu başaramadık.

Burada, gerekçe olarak, hukuk sistemimizin yetersizliği vurgulanıyor; deniliyor ki: "Ülkemizin hukuk sistemine ve yargılama sürecine bir güvensizlik var; o nedenle biz, dokunulmazlık sorununa dokunamayız."

Değerli arkadaşlar, benden önce konuşan değerli arkadaşım da belirtti, bu ülkenin hukuk sistemine eğer 70 000 000 insan güveniyorsa, her şeyden önce, milletvekili olarak bizim de güvenmemiz gerekir. Eğer orada bir güvensizlik varsa -ki, hukuk, güvenilmesi gereken en önemli kurumdur, toplumsal yapıdır, kuruluştur- o zaman, gerçek anlamda bir yıkım, bir bozukluk var demektir.

Hukuka güvenin temeli, yargı bağımsızlığıdır. Türkiye'de, yargı bağımsızlığından söz edilemiyor. Neden söz edilemiyor; çünkü, Anayasaya göre, hâkim ve savcıların tüm özlük haklarını düzenleyen ya da o konuda gerekli işleri yapan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı Adalet Bakanımızdır ve Müsteşarı da, o Kurulun doğal üyesidir. Böyle olunca, hukuk, kendiliğinden, önceden siyasallaşmış oluyor ve bu durum, temelinden, hukuka olan güveni sarsıyor. Onca anayasa değişikliği yaptık. Neden, şimdiye dek, Anayasamızın yargı bağımsızlığıyla ilgili maddelerini değiştirmeyi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu gerçekten siyasetin dışına çıkarmayı başaramadık? Bu soruyu hep birlikte sormak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, Yüce Meclis 25 Mayısta bir yasa kabul etti. 5176 sayılı Yasa, kamu görevlilerinin, yani devlet çalışanlarının uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi davranış ilkelerini belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere bir Kamu Görevlileri Etik Kurulu kurdu. Şimdi, bu, çok doğru bir adımdı, çok olumlu bir adımdı, yerindeydi; ancak, çok büyük bir eksik var burada. Başta İngiltere olmak üzere, pek çok ülkede geçerli olan "kamu görevlisi" tanımına bakanlar girmektedir, milletvekilleri girmektedir ve siyasî partilerin finansmanı da bu çerçevede irdelenmektedir. Ancak, bizim çıkardığımız Kamu Görevlileri Etik Kurulu kurulmasıyla ilgili yasada, bu alanlar, yani, milletvekilleri, bakanlar kapsamdışı bırakılmaktadır; bu yanlıştır. Çünkü, Millet Meclisi, tüm diğer kamu çalışanlarıyla ilgili etik kurallar düzenliyor, onların doğruluk, dürüstlük ilkelerine göre davranmasını öngören bir yasa çıkarıyor; ancak, iş kendisine geldiği vakit, siz bize karışmayın, biz etik kurallara bağlı çalışmayız mı demek istiyoruz? Bu sorunun yanıtını doğru vermek zorundayız. Meclisin saygınlığına, Meclisin halk arasındaki itibarına, aksi takdirde, büyük bir gölge düşürmüş oluruz. Çünkü, etik kurallar eğer geçerli olacaksa kamu çalışanları için, bu, öncelikle bizim için, siyasetçiler için geçerli olmalıdır.

Şimdi, bu çerçevede, bir başka önemli noktaya değineyim değerli arkadaşlar. Anayasanın milletvekili dokunulmazlığıyla ilgili hükümlerinin geniş olduğu, sınırlanması gerektiği yönündeki öneriler, yalnızca Cumhuriyet Halk Partililere ait değil; Meclisin kurduğu yolsuzlukları araştırma komisyonu, 1 100 sayfayı aşan raporunda ve geçmiş dönemin siyasetçilerinin her gün yargıya gönderildiği bir ortamda şöyle diyordu: "Milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması için mutlaka yeni bir düzenleme yapılması gereklidir ki, ülkemizde yolsuzluklar önlensin, engellensin."

Geçen ay, mayıs ortalarında, üç hafta önce yapılan bir OECD toplantısında, kamu çalışanlarının -milletvekilleri dahil, bakanlar dahil- özel çıkar ile kamu yararı arasında dengeyi sağlamadaki sorunlarını, sıkıntılarını, güçlüklerini aşmak için, o ülkenin siyasî liderlerine, o ülkenin yöneticilerine, o ülkenin milletvekillerine, ayrı, özel bir sorumluluk düştüğü özel olarak vurgulanmaktadır. Yani, şunu demek istiyorum: Bir ülkede rüşvet ve yolsuzluktan kurtarılma işlemi, süreci yapılacaksa, işleyecekse, işe başlanması gereken nokta siyasî önderliktir, siyasî liderliktir, yasama meclisleridir:

OECD araştırmasından giderek şu noktaya da varmakta yarar var. Değerli arkadaşlar, uzun tartışmalardan, gelgitlerden, istisnalardan, alt başlık koymalardan sonra, yine, Yüce Meclisimiz ocak ayında bir yasa kabul etti; Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. Bu yasanın 4 üncü maddesi, ulusal kamu meclisleri üyelerinin yolsuzluğunun bir yaptırıma, bir müeyyideye bağlanması, mutlaka yargıya gönderilmesi konusunda bizi bağlıyor. Yani, şunu demek istiyorum: Artık kabul ettiğimiz, kendimizin kabul ettiği iki yasa da bizi şu noktaya getirmiş bulunuyor. Biz, yasama görevini yaparken, dokunulmazlık zırhına şimdiye kadar olduğu ölçüde sığınamayız, sığınmamalıyız; bu doğru olmaz, bu yanlıştır.

Şimdi, yine, diyeceksiniz ki, peki, bu yanlışın ana nedeni nedir; bu yanlışın ana nedeni, her şeyden önce, bizim toplumsal yapı, toplumsal ahlak anlayışımız olmak zorundadır.

Değerli arkadaşlar, şu noktanın altını özenle çizelim: Bir toplumsal yapının, bir toplumun varlık nedeni ortak değerlere sahip olmaktır. Bir toplumu bir arada tutan, ortak değerlerdir, geleneklerdir, göreneklerdir, ama, ortak değerlerdir. Bu ortak değerlerin başında da, doğruluk ve dürüstlük gelir. Eğer bir toplumda doğruluk ve dürüstlük kavramları yok olmuşsa, ayaklar altına alınmışsa, o toplumun bütünlüğünden, birlikteliğinden, ortak değerlere sahip olmasından söz edilemez. O toplumsal yapı, böyle bir toplumsal yapı, büyük darbe almış demektir, büyük çöküntü içinde demektir.

Bizim, gelecek nesillere, gelecek kuşaklara, rüşvet ve yolsuzluktan arındırılmış temiz bir toplum bırakma özlemimiz olmak durumundadır ve bu özlem, bizi, yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması noktasına getirmektedir.

Şimdi, daha kolay bir noktaya geleyim. Değerli arkadaşlar, geçen yıl, 2003'te, Türkiye ekonomisi çok istikrarlı sayılabilecek bir yıl geçirdi, olumlu gelişmeler oldu, enflasyon düştü, faiz oranları düştü, toplam ulusal gelir ya da gayri safî millî hâsıla yüzde 5,6 oranında arttı. Şimdi, bu neyi gösterir; bu şunu gösterir: Türkiye'nin ekonomik ortamı, doğrudan yabancı sermaye, üretken yabancı sermaye için elverişliydi, ekonomik ortam yabancı sermayenin gelmesi için elverişliydi. Peki, ne oldu; 2003'te Türkiye'ye yabancı sermaye gelişlerine bir bakalım. Türkiye'ye 2003'te yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımları son onbeş yılın -sayın milletvekilleri, altını çizeyim bunun ve lütfen, iyi dinleyin- en düşük miktarındadır, 406 000 000'dur net olarak, dolar olarak geçen yıl bu ülkeye gelen yabancı sermaye miktarı. Niteliğine bakmıyorum, hangi sektöre gittiğine bakmıyorum; ama, ülkemize geçen yıl doğrudan yabancı sermaye gelmemiştir ya da onbeş yılın en düşük düzeyindedir gelen miktar.

Şimdi, oysa, ortada bir koalisyon hükümeti yoktur, tekparti hükümeti vardır. Bu, siyasal istikrar demektir; ekonomik istikrar da var, biraz evvel sözünü ettim. Peki, neden bu ülkeye geçen yıl yeterince yabancı sermaye gelmedi? Gerek Uluslararası Saydamlık Örgütünün yayımları gerek yine uluslararası değerlendirme kuruluşları şu saptamayı yapıyor: Türkiye, geçen yıl, rüşvet ve yolsuzluk bakımından, bir önceki yıla göre daha kötüye gitmiştir. Ne olmuştur; şu olmuştur: Saydamlık Kuruluşunun saptamalarına göre, Türkiye'nin 10 üzerinden aldığı not, 2003'te 3,1'dir. Bir önceki yıl da öyle çok parlak değildi, 2002'de de 3,2'ydi; ama, başka bir şey olmuştur; 2002'de 102 ülke arasında 64 üncü sırada iken kirlilik bakımından, 2003'te, yani bu iktidar döneminde -üzülerek belirteyim- 13 basamak birden gerilemiş ve 64 üncülükten 77 nci sıraya düşmüştür. Bu durumun düzeltilmesi gerekiyor. Bu durumun düzeltilmesi için her türlü çabayı göstermemiz gerekiyor. Neden göstermemiz gerekiyor; çünkü, yabancı sermaye, bir yolsuzluk primi, yüzde 15, yüzde 25 dolayında bir rüşvet payı vermek istemiyor; bu yükün altına girmek istemiyor. O nedenle gelmiyor. Temel, ana neden olarak, biz bunu böyle değerlendiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu durum kabul edilemez. Böyle bir yapı, böyle bir anlayış, böyle bir ortam sürdürülemez; bunu önlemek zorundayız, bunun önüne geçmek zorundayız. Şimdi neyi yaşıyoruz; kamu yönetiminin siyasallaşmasını yaşıyoruz. Kamu yönetiminde, hatta, işi yargıya kadar uzatacak çalışmalar yapılıyor. Sayıştay seçimlerinden, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimine kadar birçok konuda Meclisin belirleyici olması, oy vermesi, seçmesi talepleri gündeme geliyor.

Değerli arkadaşlar, hiç kimse, Meclisin onurunu, etkisini, önemini azımsamamalıdır; buna, hiçbirimiz izin vermeyiz, vermemeliyiz. Ancak, ortada bir gerçek var; o gerçeği de görmezlikten gelemeyiz. Bugün, ülkemizde işe almalarda -işsizliğin ne kadar yoğun olduğunu biliyoruz- bunun da ötesinde kamu kesiminde çalışanların atamalarında, terfiinde, yükselmelerinde ve bir yerden bir yere gitmelerinde, bir siyasetçiye yakın olmanın, bir siyasetçiyle yan yana olmanın çok büyük etkisinin olduğunu da reddedemeyiz; bu da bir gerçek, bu da bir doğru. Yüce Meclise günde ortalama 16 000 kişinin geldiğini söylüyoruz; yani, gelemeyenler ya da işlerini başka yerlerde, lüks otellerde halledenler bir tarafa, ortalama 16 000 kişinin çok büyük bir bölümü, buraya, doğrudan doğruya, siyasetçiden yararlanmak için geliyor. Haa, bunu düzeltmenin yolu nedir; bunu düzeltmenin iki yolu var; yani, iki tarafı var: Birincisi, kamu yönetimini, kendi içerisinde tutarlı, etkin, doğru çalıştıracaksınız. Öğretmen, polis, bir başkası, bir yerden bir yere atanmak veya terfi etmek için veya bir müdürlük elde etmek için, siyasetçinin kulu kölesi olmamalıdır; kendi becerisiyle, kendi yeteneğiyle, kendi çalışmasıyla, kendi üretkenliği, saydamlığı, dürüstlüğü, katkısıyla, özetle, liyakatiyle bir yerlere gelebilmelidir. Şimdi, bu nedenle, bu iş çok önemli, dokunulmazlık konusu çok önemli.

İkinci bir nedenle çok önemli; o da şudur: Bu ülkenin işsizlerinin ve yüksekokulu bitiren milyonlarca işsizinin, yüksekokulu bitiren, liseyi bitiren binlerce gencinin, siyasetçinin kulu kölesi olmadan iş bulma olanağına kavuşmasının yolu da, bizim, sorumluluklarımızı bilmemizden, dokunulmazlıkları sınırlandırmamızdan geçiyor. Yine, aynı şekilde, bu ülkenin, alınterinden, göznurundan başka satacak hiçbir şeyi bulunmayan işçileri, memurları, çiftçileri, artı, ek olarak, siyasetçiye yakın olmadığı için iş yapamayan, malını satamayan esnafı, yine kendisine yakın siyasetçi bulamadığı için kamudan ihale alamayan müteahhidi, yine siyasetçiye kendisi çıkar sağlayamadığı için devlete mal ve hizmet satamayan tüccarı, üreticisi, bütün bunlar, neyi istiyorlar; toplumun bu kesimleri bir tek şey istiyor; rüşvetten ve yolsuzluktan arındırılmış bir siyasal yapı istiyor. İşin özü, işin temeli budur. Bunu sağlamanın ilk adımı, birinci basamağı, köşetaşı -adına ne derseniz deyin- milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılmasıdır; işe buradan başlamak zorundayız. Bu, işin temelidir, işin başıdır. İşte, o nedenle, son bir yıl -bu araştırma komisyonunun kuruluşu bir yıl öncesine gidiyor- boyunca gerek Avrupa Birliği uyum çerçevesi bağlamında gerekse daha evvel sözünü ettiğim Etik Kurulun kurulması ve Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin onaylanması bağlamında, bu gelişmelerden sonra, Cumhuriyet Halk Partisi olarak şu kanıdayız: Anayasanın 83 üncü maddesi değiştirilerek, yasama dokunulmazlığı sınırlandırılmalıdır. Biz, bu amaçla, değerli milletvekili arkadaşlarım Adana Milletvekili Ziya Yergök, Konya Milletvekili Atilla Kart ve Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'la birlikte hazırladığımız kanun teklifini Yüce Meclisin Başkanlığına sunmuş bulunuyoruz. Umarım, dokunulmazlık konusundaki anayasa değişikliği teklifimiz, tümümüzün katkılarıyla, iktidar-muhalefet ayırımı yapmadan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kepenek, buyurun.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

... hepimizin olumlu katkılarıyla sonuçlandırılır; hem genel seçimlerden önce halkımıza verdiğimiz sözü yerine getirmenin mutluluğunu yaşarız hem de toplumsal yapının ahlak değerlerini öne çıkararak, sağlam, düzgün bir ekonomik gelişmenin yollarını açarız ve büyük haksızlıkların, karanlık oyunların önüne geçeriz. Karaparaya karşı mücadelenin, kayıtdışı ekonomiyi önlemenin ve ekonomik gelişmeyi sağlamanın yolu da, her şeyden önce, dürüst, temiz, saydam, hesap verebilir bir kamu yönetiminden geçiyor. O kamu yönetiminin başında bulunanlar da siyasetçilerdir, siyasî liderlerdir ve dünyanın her yerinde olduğu gibi, temiz toplum sorumluluğunda, örnek olma, önderlik etme görevi de, her şeyden evvel siyasetçiye aittir, siyasî lidere aittir. Bunu yapabildiğimiz takdirde, bu ülkede özlediğimiz gelişme, ilerleme, çağdaşlaşma gerçekleşir.

Bu umutla, bu duygularla, teşekkür ediyorum Sayın Başkan; hepinize de saygılar sunuyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.

AK Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Haluk İpek; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA HALUK İPEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerine AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Tabiî, şu an çatısı altında bulunduğumuz Meclis, çok ilginç bir seçimden sonra, 3 Kasım seçimlerinden sonra oluştu. Tabiî, 3 Kasım seçimlerinde, milletimizin herkese vermiş olduğu bir mesaj vardı: "Kısır siyasî çekişmelerle uğraşmayın, bu ülkeyi iyi yönetin; kısır siyasî çekişmelerle uğraşanları ben tasfiye ediyorum dedi ve neticede bu Meclis oluştu. Tabiî, bu Meclisin oluşumundan sonra, gerçekten, hem iktidarıyla hem muhalefetiyle çok güzel çalışmalara imza attık, anayasa değişikliklerine, uyum yasalarına imza attık; ancak, geçmiş siyasî alışkanlıkların tortuları bazen ortaya çıkıp bu Meclise de taşınabiliyor. İşte, bu geçmiş siyasî alışkanlık ve o kısır siyaset anlayışının en fazla tezahür ettiği husus ise, dokunulmazlıklar. Yani, dokunulmazlıkla ilgili, bugüne kadar, bu kürsüden çok konuşma yapıldı, çok şey dile getirildi; hatta, başka bir konu görüşülürken, başka bir kanun tasarısı görüşülürken, o kanun tasarısından bahsedildikten sonra konu derhal dokunulmazlığa getirildi; herhalde, buradaki kâtipler de en fazla dokunulmazlıkları yazdı.

İşte, bu kadar istismar edilen, ne olduğu kamuoyuna çok fazla izah edilmeyen dokunulmazlıkla ilgili, Sayın Kepenek ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeye, biz de, AK Parti Grubu olarak destek verdik. Neden; dokunulmazlık nedir, geçmişte nasıldı, bizim dışımızda dokunulmazlıklar var mı, Avrupa Birliği ülkelerinde nasıl uygulanıyor; eğer biz dokunulmazlıkları kaldırırsak veya sınırlarsak parlamenter yapı bundan zarar mı görür fayda mı görür dedik ve bunların, komisyonda uzun uzadıya tartışılmasını istedik ve bu nedenle, AK Parti Grubu olarak da bu araştırma komisyonunun kurulmasına olumlu destek verdik. Neticede, AK Parti ve CHP belli bir noktaya gelemediler; bir rapor hazırlandı ve CHP de buna muhalefet etti. Ben, emeği geçenlere, tekrar, teşekkür ediyorum, tıpkı Sayın Kart ve Sayın Kepenek gibi.

Sayın Kepenek burada mı bilmiyorum; ama, Sayın Kepenek'in benim bu konuşmalarımla paralel bir cümlesi vardı, onu da burada söyleyeyim. "İktidarın ve muhalefetin, hepimizin, Meclisin yetkisini ve önemini hep birlikte korumamız gerekir" dedi. Çok doğru bir sözdü; çünkü, burada bulunan milletvekillerinin çoğu, belki, diğer dönemlerde milletvekili olarak devam etmeyecekler; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi ilelebet var olacak; ilelebet, bu milletin problemlerini çözmek Türkiye Büyük Millet Meclisine nasip olacaktır. O nedenle, başta dokunulmazlık da olmak üzere, bizim, parlamenter yapıyı çok iyi bir şekilde muhafaza etmemiz lazım. Acaba, dokunulmazlıkta çok küçük bir oynama, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve şu an Türkiye'deki parlamenter yapıyı ortadan kaldırıp, parlamenter sistemimizi hâkimler devletine dönüştürebilir mi; bunları çok iyi tartışmamız gerekirdi. Maalesef, komisyon, böyle bir noktaya gelememiş; ama, en azından, tutanaklara geçmesi açısından ve Meclisin arşivinde bulunması açısından, yine, faydalı bir çalışmadır diye düşünüyorum.

Bu arada, Sayın Kart'ın ve Sayın Kepenek'in söylediklerine, çok kısa, onları da incitmeden, Meclisi de germeden cevap vermek istiyorum.

Şimdi, Sayın Kart dedi ki: "Avrupa Birliği normlarının gereği budur; yani, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasıdır." Hayır, öyle bir şey yok. Avrupa Birliği, bizimle yapmış olduğu müzakerelerde, hiçbir zaman, dokunulmazlıkla ilgili böyle şeyi dile getirmedi. Neden; biraz sonra izah edeceğim gibi, Avrupa Birliği ülkelerinin tümünde dokunulmazlık var. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Anayasamıza getirmiş olduğumuz dokunulmazlık da, bizim icat ettiğimiz bir şey değil; biz de, bunda, Avrupa Birliğini, yani, İngiltere'yi model olarak almışız. Sınırları, kapsamları farklı; ama, örneğin, Danimarka'da, bu, bizden çok daha katı uygulanıyor. Şu kürsüde, bizim cezaî sorumluluğumuz yok. Kürsüde konuştunuz, hakaret ettiniz; cezaî sorumluluğunuz yok; ama, bu kürsüdeki hakaretten dolayı tazminat sorumluluğunuz var. Oysa, Danimarka'da, hem cezaî sorumluluk yok hem tazminat sorumluluğu yok; yani, kapsamları çok farklı; ama, her ülkede dokunulmazlık var.

Şimdi, tabiî, bu Meclis, yani, 22 nci Dönem Meclisi oluştuktan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi -değerli Anamuhalefet Partimiz- bu konuyu buraya çok taşıdı. Şimdi, dokunulmazlığı Anayasaya AK Parti yazmadı.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Beraber söz vermedik mi?!

HALUK İPEK (Devamla) - Bir konuşayım ben, sonunda anlatacağım.

Biz yazmadık; bu, 1982 Anayasasında vardı; 1961 Anayasasında da vardı, önceki anayasalarda da vardı. Peki, dokunulmazlık, bu ülkenin ileriye gitmesiyle ilgili çok problemdi de, bu, daha önceden niye kaldırılmadı?! Bu soruyu sorarlar. Dokunulmazlığı Anayasaya getirmeyen AK Parti, Türkiye Büyük Millet Meclisine de ilk defa bu dönem girdi; bundan önce, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde yoktu; ama, Cumhuriyet Halk Partisi, tekparti döneminde, çok uzun süre bu Meclisteydi. 1950'de 69, 1954'te 30, 1957'de 173, 1961'de 173, 1965'te 134, 1969'da 143, 1973'te 185 ve 1977'de 213 milletvekili vardı. Peki, bundan önceki dönemlerde bu kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi dokunulmazlığı niye değiştirmedi? Sormazlar mı; sorarlar.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ne zaman iktidardaydı?!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Yolsuzluklar bu boyutta olmadığı için!

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - Bir defa, sözünüzde durun!

HALUK İPEK (Devamla) - İktidardaydı.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Dokunulmazlıklar kaldırılsın diyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Geçmişte milletvekillerinin bu kadar dosyası yoktu, şimdi dosya çok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın İpek, Anayasa Komisyonunda beraberdik!

HALUK İPEK (Devamla) - Sorarlar, ben cevaplayacağım şimdi.

Millet de soruyor, Cumhuriyet Halk Partisi bu Mecliste uzun süre bulunmasına rağmen bugüne kadar dokunulmazlığı niye dile getirmedi de, şimdi AK Parti iktidara gelince sürekli dokunulmazlığı dile getiriyor diye. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Peki, şimdi, buna cevap vereyim. Sayın Hikmet Çetin, Meclis Başkanıyken bu konunun üzerine gittiler ve gerçekten, dokunulmazlığı sınırlamakla ilgili çok önemli, bana göre de bilimsel sayılabilecek bir çalışma yaptılar ve Hikmet Çetin en sonunda şunu söyledi: "Dokunulmazlıkla ilgili yapılacak küçük bir oynama -tutanaklara bakın- parlamenter yapıyı kökünden değiştirebilecek bir tehlikeli süreçtir." Yani, bu konu, bilimsel manada bu Mecliste tartışıldı; yani, solun da olduğu dönemde tartışıldı ve neticede böyle bir noktaya gelindi. Ben, araştırma komisyonunda da böyle bir noktaya gelineceğini ümit ediyordum; ama, gelinmedi; siyaseten, yine, istismar devam etti.

Yine, Sayın Kart "Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Adalet Bakanı ve Müsteşarın katılımıyla bağımsızlığını kaybediyor ve bunun değiştirilmesi lazım" dedi. Bu, tabiî, hukukçuların olduğu toplantılarda, bilimsel toplantılarda da dile getiriliyor; biz de dile getirdik; ama, ben şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Ne zaman ki, Adalet Bakanlığı, sola mensup bir partinin elindeyse -yani, bu, DSP veya CHP olabilir- sol, hiçbir zaman, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna, Adalet Bakanı ve Müsteşarı katıldığı için "burası bağımsızlığını kaybediyor" demiyor. Ne zaman ki, iktidara sağ bir parti geliyor...

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- CHP ile alakası yok; bize ne!..

HALUK İPEK (Devamla)- Öyle, öyle!..

HÜSEYİN GÜLER (Mersin)- Kötü emsal emsal olmaz!..

HALUK İPEK (Devamla)- Öyle!..

Şimdi, doğrusu ne biliyor musunuz; Avrupa Birliğiyle birlikte, onların da uygulamalarına baktığımızda, doğrusunu bulmak, iktidarıyla muhalefetiyle hep birlikte doğrusunu savunmak. Bu, bir realite; onu söylemek istiyorum.

MEHMET SEMERCİ (Aydın)- Sayın milletvekilim, suyun kenarında dolaşmayın; kabul etmiyoruz deyin, geçin; ne kıvırtıp duruyorsunuz!

HALUK İPEK (Devamla)- Yok, yok; anlatacağım.

Diğer kamu görevlilerinin dokunulmazlığı yok; dokunulmazlık, sadece milletvekillerine münhasırdır diye bir düşünce var. Yine, Sayın Kart bunu dile getirdi; öyle değil arkadaşlar.

Sayın Kart'ın, burada, kendisinin muhalefet ettiğine dair şerhi var; bu şerhten okuyacağım.

ATİLLA KART (Konya)- Şerhin tamamını okuyun; aradan bir cümle almayın.

HALUK İPEK (Devamla)- Aynen okuyacağım; aynen.

"Hemen ve önemle belirtiyoruz;

Dokunulmazlık kavramı, mevzuatımızda sadece milletvekilleri için söz konusudur. Diğer kamu görevlileri için böyle bir zırh ve kavram söz konusu değildir. Diğer birkısım kamu görevlileri için 'soruşturma izni' prosedürü işlemekte, bu soruşturma sonucunda yargılama süreci başlamaktadır.

Soruşturma izni verilmediği takdirde, ilgili savcılık, itiraz yoluyla bölge idare mahkemesine veya Danıştaya başvurmakta, bu idarî yargı birimlerinin verdikleri karar sonucuna göre işlem yapılmaktadır. Görüldüğü gibi; kamu görevlileri için 'yargılama engeli' söz konusu değildir. Yargılama engeli sadece milletvekilleri için söz konusudur. Bu engelin yukarıda açıklanan çerçeve içinde giderilmesi ve bu yolda düzenleme yapılması gerekir." Sayın Kart'ın muhalefet şerhi.

Savcılık itiraz etti, bölge idare mahkemesine gitti, izin vermedi; Danıştaya gitti, yine, o devlet memuruyla ilgili izin vermedi; hiç kimse yargılayamaz arkadaşlar.

ATİLLA KART (Konya) - Yargı karar veriyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Danıştay müsaade etmiyor.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Danıştay yargı değil mi?!

HALUK İPEK (Devamla) - Suçla ilgili konuşuyoruz... Memur suç işledi, kendisinin dokunulmazlık zırhı kaldırılmadığı sürece, yani, Danıştay, kendisine "yargılanmalıdır" diye karar vermediği sürece, hiçbir ceza mahkemesi o memuru yargılayamaz. Bu, açık açık dokunulmazlıktır. Hal böyleyken, memurun dokunulmazlığı yoktur, dokunulmazlık sadece milletvekillerine münhasırdır demek, hukuk sistemimizi bilmemektir arkadaşlar; onu da açıkça belirtmek istiyorum.

ATİLLA KART (Konya) - Kavramları karıştırıyorsunuz Sayın İpek.

HALUK İPEK (Devamla) - Yok, hayır.

Şimdi, bu cevaplardan sonra, dokunulmazlık nedir; tutanaklara geçmesi açısından, özellikle milletimizin de dokunulmazlığı bilmesi açısından açıkça belirtmek istiyorum. Acaba, bu dokunulmazlık, sadece bize has bir durum mudur, parlamenter sistemin içinde dokunulmazlık var mıdır, bunu kim icat etmiştir; bunları açıkça ortaya koyarsak ve Avrupa Birliğindeki ülkelere de şöyle tek tek bakarsak, doğru bir sonuca gidebiliriz diye düşünüyorum.

ATİLLA KART (Konya) - Tarihi bırakalım da günümüze gelelim.

HALUK İPEK (Devamla) - Vaktim de azalıyor, çok fazla konuşmuşuz...

Dokunulmazlığın ilk görüldüğü yer Roma olmasına rağmen, özellikle ilk görüldüğü yer İngiltere. İngiltere'de her şey bu kürsüyle ilgili. Kralın yapmış olduğu birçok icraat milletvekilleri tarafından eleştirilmeye başlanmış. Eleştirildiği zaman, kral bunu kabullenememiş ilk başta ve kendisini eleştiren parlamenterleri zindana attırmış; birçoğu zindanda yaşamış. Arkasından, milletvekilleri mücadele ederek uzun yıllardan sonra şu kürsüde konuşma hakkı elde etmişler ve kral, ilk başta "sizin, kürsüde belli bir konuyla ilgili konuşma hakkınız sadece evet ve hayır kadardır; bu evet ve hayırın dışında hiçbir şey söyleyemezsiniz" demiş ve bir müddet böyle devam etmiş. Arkasından, yine, mücadelelerle, denilmiş ki, sadece evet ve hayır olmasın; parlamenter, yani, milletvekili, bu kürsüye gelsin, bu kürsüden, sonuna kadar icraatları eleştirebilsin; bu da, çok büyük mücadelelerle kazanılmış. Tabiî, bu, krala kabul ettirildikten sonra -kralın istihbarat teşkilatı var- kral, kendisinin aleyhinde konuşacak milletvekillerini, konuşma yapmadan önce, istihbarat teşkilatına tespit ettirmiş ve o milletvekilinin kürsüye ulaşmasını, yani, kürsüye gelip konuşmasını önlemek için bir gün önceden tutuklattırmış. Bakmışlar ki, kürsü dokunulmazlığı, yani, milletvekili sorumsuzluğu dediğimiz, bizim salt sorumsuzluk dediğimiz kısmın milletvekiline verilmiş olması, salt manada, milletvekilinin özgürce konuşmasını sağlamaya yetmiyor. Milletvekilinin, özgürce, o kürsüye gidip gelebilme hakkı ve gidip gelebilme dokunulmazlığı olması lazım; yani, milletvekili tutuklanmamalı, sorgulanmamalı, o kürsüye gitme gelme hakkı engellenmemeli denilmiş. İşte, modern manada dokunulmazlık, hem kürsü dokunulmazlığı hem de bu suçlardan ötürü, kendisine iletilecek suçlardan ötürü yargılanmasını önlemekle ikibaşlılık kazanmış ve bu ikibaşlılıkla, yani, iki hakla, kürsüde özgürce konuşabilmesi sağlanmış. İşte, biz de, o sistemi almışız ve parlamenter sistemde bunu Anayasamıza koymuşuz.

Bunun bir tanesini ortadan kaldırırsak ne olur; o takdirde, milletvekili hakkında herhangi bir gazetede haber çıktığında -dokunulmazlığın soruşturma kısmını kaldırdık, sadece kürsüyle sınırladık- işte, bu milletvekili şöyle bir şey yaptı denildiğinde, savcılık, anında takibat başlatmak zorunda; çünkü, görevi o; eğer resen yapmazsa, işini ihmal etmiş olur. Anında, sabahleyin, kapınızın önüne polis gelecek ve sizi...

ATİLLA KART (Konya) - Tutuklanamaz, soruşturma devam eder.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Devam eder soruşturma, tutuklanamaz.

HALUK İPEK (Devamla) - Bir dakika...

ATİLLA KART (Konya) - Saptırıyorsun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Saptırıyorsunuz.

ATİLLA KART (Konya) - Kim böyle bir şey ister; kim böyle bir şeyi istiyor?!

HALUK İPEK (Devamla) - Sayın Kart, ben sizi dinledim; siz de beni dinleyin, bunlar da benim düşüncelerim.

ATİLLA KART (Konya) - Elbette dinleyeceğiz; ama, kamuoyunu yanıltmayın.

HALUK İPEK (Devamla) - Dolayısıyla, milletvekili, yarın benim aleyhimde hangi gazetede bir haber çıkacak diye bir korkuyla yaşayabilir; bu da, parlamenter sistemi çok derinden yaralar.

ATİLLA KART (Konya) - Kamuoyunu yanıltıyorsunuz, yanlış bilgilendiriyorsunuz.

HALUK İPEK (Devamla) - Peki, bu milletvekili dokunulmazlığı sadece bizde mi var; sadece bizde yok.

AHMET ERSİN (İzmir) - Biz örnek olalım.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Başkan, İktidardan çok biz istiyoruz.

HALUK İPEK (Devamla) - Kötü örnek olamayız.

Şimdi, Almanya Anayasanın 46 ncı maddesinde "bir Bundestag üyesi, hiçbir zaman Bundestag'ta veya bir Bundestag komisyonunda yaptığı konuşmadan ve kullandığı oydan dolayı adlî takibata veya disiplin kovuşturmasına maruz bırakılamaz. Bir Bundestag üyesi, suçüstü durumunda veya suçun işlendiğini takip eden gün içinde yakalanmadıkça cezayı gerektiren bir suçtan dolayı Bundestag'ın izni olmadan -yani, o parlamentonun izni olmadan- tutuklanamaz, yargılanamaz, hesaba çekilemez" denilmektedir; bakın, bizdekinin aynısı. Yine, Fransa'da, Norveç'te -bunları tek tek okumak istemiyorum- onların Anayasalarında da dokunulmazlık çok sıkı bir şekilde konulmuş. Bazılarında sınırlı, örneğin, Fransa'da, parlamenter, faaliyetini yapmadığı zaman, yazın tatile gittiği zaman dokunulmazlıktan yararlanmıyor. Her ülke, kendi şartlarına göre, kendi iç dinamiklerine göre, kendi yapısına göre bunu düzenlemiş; dolayısıyla, Fransa bunu bu şekilde ele almış, Danimarka bizden çok daha katı bir şekilde ele almış, İngiltere çok daha farklı almış; ama, hepsinin asıl amacı var; nedir; parlamenter yapıyı, parlamenter sistemi korumak. Eğer, bunda küçük bir oynama olursa ne olur; parlamenter yapı bir anda ortadan kalkar ve sistem hâkimler devletine dönüşür. Dolayısıyla, Norveç'te öyle, Avusturya'da var, Finlandiya'da var, Çek Cumhuriyetinde var. Bunları hızlı hızlı geçiyorum; çünkü, vaktim dar.

Şimdi, burada söylenilmesi gereken çok önemli bir husus var, nedir; Türkiye Büyük Millet Meclisi mensuplarının dokunulmazlığı var, Cumhurbaşkanının dokunulmazlığı var, Genelkurmay Başkanının dokunulmazlığı var, yargı mensuplarının dokunulmazlığı var, Yargıtaydakilerin dokunulmazlıkları var; hepsinin yargılama süreçleri çok farklı.

ATİLLA KART (Konya) - Kavramı yanlış kullanıyorsunuz; onlar için dokunulmazlık diye bir kavram yok!

HALUK İPEK (Devamla) - Peki, Sayın Kart.

MEHMET MELİK ÖZMEN (Ağrı) - İhtiyarî olsun; isteyeninki kaldırılsın, isteyenler kendileri kaldırtsın.

HALUK İPEK (Devamla) - Peki, bu dokunulmazlık niye veriliyor; bu dokunulmazlık, burada bulunan milletvekillerinin şahsı için verilmiyor; cumhurbaşkanının sahip olduğu dokunulmazlık, cumhurbaşkanının şahsıyla ilgili değil, o makamla ilgili. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin sahip olduğu dokunulmazlık da Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili. İşte, bunu, şahıslardan arındırırsak, konuya çok daha objektif bakabiliriz. (CHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Milletvekili olmadan önce suç işlemiş, öyle gelmiş buraya!..

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Genel Başkanınızın verdiği sözü unutmayın!

HALUK İPEK (Devamla) - Peki, sadece milletvekillerine mi aittir...

Sayın Başkan, eğer çok kısa bir süre verirseniz tamamlayacağım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın İpek; süreniz henüz bitmedi.

HALUK İPEK (Devamla) - Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda, hâkim ve cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlar için getirilen izin sistemi dokunulmazlıktır, noterlerle ilgili kanundaki izin sistemi dokunulmazlıktır, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin kanundaki izin sistemi dokunulmazlıktır, 1136 sayılı Avukatlık Kanununda yer alan sistem dokunulmazlıktır, yüksek yargı üyelerinin izin sistemi dokunulmazlıktır, askerî yargıdaki düzenlemeler dokunulmazlıktır...

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Hepsini düzeltelim o zaman; saymaya gerek yok ki!

HALUK İPEK (Devamla) - Ben, şu yazıyı hazırlarken, mesleklere şöyle bir baktım, 83'e gelince durdum; daha dokunulmazlık devam ediyordu. Dolayısıyla, dokunulmazlık, yani, bizim sistemimizde birisinin direkt yargılanması kural değil. Genel olarak izin sistemiyle ve dokunulmazlık sistemiyle, kişilerin bu şekilde yargılanmaları kural, direkt yargılanmaları; yani, normal vatandaş gibi yargılanmalarıysa istisnadır. O nedenle, dokunulmazlıkla ilgili bugüne kadar söylenenler gerçeği yansıtmamaktadır.

Araştırma komisyonunun bugüne kadar yapmış olduğu ve raporunun son kısmında söylemiş olduğu çok önemlidir; orayı özellikle okumak istiyorum. Dokunulmazlık, milletvekilleri için de, tıpkı diğer kamu görevlilerinde olduğu gibi, mutlak değildir; çünkü, Anayasanın 76 ncı maddesinde yer alan hükme göre, herhangi bir yolsuzluğa bulaştığı kesin hükümle sabit olan kimselerin milletvekili seçilmeleri mümkün değildir.

Anayasamıza göre, ağır cezayı gerektiren suçüstü halinde dokunulmazlık zaten işlememektedir.

Seçimlerden önce soruşturulmasına başlanılması kaydıyla, Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar yasama dokunulmazlığı kapsamı dışında bulunmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletvekilleriyle ilgili isnadı ciddî bulduğu takdirde, dokunulmazlığı her an kaldırma yetkisine sahiptir; tıpkı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Kısaca "hayır" diyorsunuz...

HALUK İPEK (Devamla) - Komisyon raporunun doğru olduğunu belirtiyor, dokunulmazlıkla oynamanın, parlamenter sistemle oynamakla eşdeğer olduğunu belirtiyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yok... Yok...

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Yapmayın Sayın Başkan...

HALUK İPEK (Devamla) -... dolayısıyla, bu konunun, artık, siyasetimizde istismar malzemesi olmaktan çıkarılmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İpek.

Birleşime, saat 20.25'e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.22

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.25

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

(10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 332 sıra sayılı raporu üzerindeki genel görüşmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, kimse yok!..

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı: 332) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.

Şimdi, söz sırası, şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Mehmet Ziya Yergök'e aittir.

Buyurun Sayın Yergök. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; yasama dokunulmazlığı konusundaki Meclis araştırması komisyonu raporu hakkında, şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Benden önce konuşan AKP Grup Başkanvekili Sayın Haluk İpek'in konuşmasını hayretle izlediğimi belirtmek isterim. Gerçekten de, sanki, Anayasanın 83 üncü maddesinin değişikliği, hiç AKP'nin gündemine gelmemiş, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmemiş; sanki, 83 üncü maddeyle ilgili değişiklik, Anayasanın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesi teklif ediliyormuş gibi bir algılamayla karşılandı ve bunu şaşkınlıkla, hayretle ve ibretle izledik.

Değerli arkadaşlar, dokunulmazlığın sınırlandırılması konusu 20 nci Dönemde ve 21 inci Dönemde de Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiştir.

Milletvekili dokunulmazlığının makul sınırlara çekilmesi toplumsal bir talep haline gelmiş, bunun üzerine, 20 nci Yasama Döneminde, 292 milletvekilinin imzasını taşıyan bir kanun teklifiyle, Anayasanın 76 ncı maddesinde öngörülen milletvekili seçilmeye engel suçlar dokunulmazlık kapsamı dışına çıkarılarak, yasama dokunulmazlığının kapsamı daraltılmak istenilmiştir; ancak, bu, yapılan oylamada, Genel Kurulda yeterli oyu alamayarak reddedilmiştir.

Yine, 83 üncü maddeyle ilgili daha sınırlı bir değişiklik önerisi, kanun teklifi, 288 milletvekilinin imzasıyla 21 inci Dönemde de Yüce Meclisin gündemine gelmiş; ancak, bu da yeterli oyu alamayarak reddedilmiştir.

Yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması konusunda öylesine bir toplumsal mutabakat oluşmuştur ki, bu konuda, sivil toplum örgütleri, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği gibi sivil toplum kuruluşları da konuyla ilgili öneriler geliştirmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, yasama dokunulmazlığının sınırlandırılmasına karşı, geçmiş dönemlerde, 20 nci ve 21 inci Dönemlerde ortaya konulan bu direniş, gerçekten 3 Kasım seçim sonuçlarına da yansımış; 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde, topluma, yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması taahhüdünde bulunan iki parti, Cumhuriyet Halk Partisi ve AKP Meclise girebilmiştir.

Sayın Haluk İpek, sadece kısır siyasî çekişmeler nedeniyle, o dönemdeki siyasî partiler, Parlamentoya, 3 Kasımda girememişlerdir mealinde bir konuşma yaptı; ama, sadece kısır siyasî çekişmeler değil, yasama dokunulmazlığı konusunda gereğinin yapılamamış olması, millete verilen sözlerin yerine getirilememiş olması da, o siyasî partilerin Parlamento dışında kalmasında önemli bir etken olmuştur; ancak, 3 Kasım seçimleri öncesinde, hem AKP'nin hem Cumhuriyet Halk Partisinin, yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması konusunda topluma vaadi ve taahhüdü vardır.

Şimdi, AKP programının "Siyasî İlkeler" başlığını taşıyan bölümünü okuyorum: "Milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak, dokunulmazlık tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki engeller ve ayrıcalıklarla birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir."

Değerli arkadaşlar, bu, AKP programında yazılan bir şey. Biraz önce AKP Grup Başkanvekili... Sanki programlarında böyle bir şey yazılmamış, sanki 3 Kasım seçimleri öncesinde millete böyle bir vaatleri ve taahhütleri olmamış, sanki 3 Kasım seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanıyla birlikte AKP Genel Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan, televizyon programında millete bu sözü vermemiş gibi, bütün bunlar unutularak, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasının kenarından bile geçilmek istenmemektedir; üstelik "Siyasî İlkeler" başlığı altında yazılan bir vaat yok sayılmıştır. Bu "Siyasî İlkeler" başlığı altında yazılmış olsa bile, olsa olsa bir siyasî ilkesizlik olur.

Değerli arkadaşlar, kamu görevlileriyle ilgili dokunulmazlık var denildi, ki bunu Atilla Kart arkadaşımız da açıkladı. Diğer kamu görevlileriyle ilgili olarak bir dokunulmazlıktan söz etmek mümkün değildir. Dokunulmazlık, milletvekillerine has bir durumdur. Olsa olsa, orada, diğer kamu görevlilerinin soruşturulmasıyla ilgili, yargılanmasıyla ilgili birtakım usuller vardır; ancak, biz, ona da karşı değiliz.

Bakınız, bu konuda da, AKP'nin bir tutarsızlığını gözler önüne sermek istiyorum. Daha geçen hafta, salı günü, Adalet Komisyonunun gündemine, Bursa Milletvekili Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın bir kanun teklifi geldi; bu, 4483 sayılı Kanunun -ki, burada da kamu görevlileriyle ilgili soruşturma usulleri, izin verilmesiyle ilgili düzenlemeler var- yürürlükten kaldırılmasını öngören teklifti. Biz, o teklife de komisyonda kabul oyu vermemize rağmen, o teklif, AKP'li komisyon üyelerinin oylarıyla reddedildi. Bu da açık bir tutarsızlıktır. Yani, Anayasanın 83 üncü maddesinin değişikliği gündeme gelince "diğer kamu görevlilerinin de var, onlarla birlikte ele alacağız" diyeceksiniz; işinize geldiği zaman, toptan, bu konuda hiçbir vaatte bulunmamış gibi, tamamen inkâr edeceksiniz, işinize gelmediği zaman da, kamu görevlileriyle ilgili, dokunulmazlık denilen, ama, aslında dokunulmazlık sayılmayan, soruşturma usullerini düzenleyen kanunun yürürlükten kaldırılmasıyla ilgili teklife destek vermeyeceksiniz. Bunun hiçbir tutarlılığı yoktur; bu, tamamen bir tutarsızlık örneğidir. AKP, ne yazık ki, bunu her zaman sergilemektedir.

Aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 22 nci Yasama Dönemi başlar başlamaz bu konunun ele alınması ve ilk anayasa değişikliğinin de yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması konusunda yapılması, kuşkusuz, daha şık ve doğru bir adım olacaktı; ne yazık ki, bu adım atılamamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi, başından beri tutarlı bir politika ortaya koyarak, dokunulmazlığın sınırlandırılması konusunu seçimden sonra da aynı kararlılıkla gündemde tutmuş ve talep etmiş olmasına karşın, AKP, önce "dokunulmazlık konusu bir yıl gündemimizde yoktur" gibi açıklamalarla duraksama geçirmiş ve yeteri kadar istekli görünmemiş; bir yıl geçmiş olmasına rağmen, o sözlerin de arkasında durulmayarak, bu konu tamamen unutulmaya çalışılmıştır.

Bir noktaya daha Yüce Meclisin dikkatini çekmek istiyorum: Meclis yolsuzlukları araştırma komisyonunun raporu incelendiğinde, orada da, dokunulmazlık konusunun, Avrupa Birliği normlarına göre sınırlandırılması oybirliğiyle kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar -Sayın Adalet Bakanı biraz önce buradaydı- Sayın Adalet Bakanı da daha geçen haftaki komisyon toplantısında, dokunulmazlığın sınırlandırılması konusunun önümüzdeki eylül veya ekim aylarında gündeme alınacağını ifade etmişti; ama, bugün AKP sözcülerini dinlediğimiz zaman bu konunun hiçbir şekilde gündemlerinde olmadığını açıkça görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, dokunulmazlık konusundaki araştırma komisyonu, Sayın Yakup Kepenek ve 44 milletvekili arkadaşımızın teklifiyle Genel Kurulda kabul edilerek kurulması üzerine 9.10.2003'te çalışmaya başlamış ve üç aylık süresi içinde bu çalışmayı tamamlamıştır. Bu süre içerisinde 15 hukuk fakültesinden ve son seçime katılan 20 siyasî partiden, Türkiye Barolar Birliğinden görüş istenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yergök, toparlayabilir misiniz...

MEHMET ZİYA YERGÖK (Devamla) - Bunları incelediğimizde, toplumsal beklentilere, toplumsal taleplere uygun olarak, hukuk fakültelerinden, siyasî partilerden -ki, sadece Saadet Partisi hariç- gelen bütün önerilerde dokunulmazlığın sınırlandırılması yönünde görüş ifade edilmiştir. Düşünün, Türkiye'deki bütün hukuk fakülteleri, bütün sivil toplum örgütleri, son seçime katılan -biri hariç- tüm siyasî partiler toplumsal taleplere, toplumsal beklentilere uygun olarak, dokunulmazlığın sınırlandırılması yönünde görüş ortaya koyuyorlar; ancak, bu konuda sözü olan, millete taahhüdü olan, bu konuyu programına yazan AKP bunu ısrarla gündeme almıyor.

Üstelik, mevcut mekanizma da işletilmemektedir. Karma komisyon oluştu, hazırlık komisyonları oluştu. Orada, Cumhuriyet Halk Partili üyelerin tamamı, birkısım AKP milletvekili, DYP Genel Başkanı Sayın Ağar, kendileriyle ilgili dosyalarda, dokunulmazlıklarının kaldırılması talebinde bulundular ısrarla; ancak, yine AKP çoğunluğuyla dönem sonuna bırakılması kararı çıktı. Değerli arkadaşlar, yani, bir taraftan, mevcut mekanizma işletilmiyor; bir taraftan da,verilen sözlere, taahhütlere rağmen dokunulmazlık sınırlandırılmıyor ve hakkında ağır suç isnatlarıyla birçok milletvekili arkadaşımız, bakanlar görev yapmaya çalışıyor; bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Anayasanın 36 ncı maddesinde, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 36 ncı maddesinde adil yargılanma hakkı vardır.

Geçenlerde, bir televizyon programına katılmıştım AKP Grup Başkanvekiliyle; bir AKP milletvekilinin elektrik hırsızlığıyla suçlandığını, bunu bir gazetecinin, köşeyazısına aldığını, Sayın Genel Başkanımızın grupta buna değindiğini; ama, bu milletvekilinin, gerçekte, TEDAŞ'ta kaydının bile olmadığını, kaydın bir bahçıvana ait olduğunu söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ZİYA YERGÖK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yergök.

MEHMET ZİYA YERGÖK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, o zaman önünü açalım bu işin. Neden böyle ağır bir suç isnadıyla bu arkadaşlar çalışmalarını sürdürsünler?! Yargının önünü açalım, yargı sürecini işletelim, aklanma olanağı sağlayalım.

Yargıya güvensizlik gibi bir gerekçeyi de burada, asla kabul etmiyoruz. Geçmiş dönemin siyasîlerini, bakanlarını, başbakanlarını yargıya gönderen süreci başlatıyoruz. 70 000 000 insanımızı bu yargıya emanet edip, ondan sonra "yargıya güvenmiyoruz" gerekçesini kabul etmek mümkün değildir. Yargı, sınırlı olanaklara karşın sınırsız bir özveriyle çalışmalarını sürdürmektedir; güven duyulacak bir kurumdur.

O nedenle, dokunulmazlık konusundaki araştırma komisyonunun, 83 üncü maddenin aynı şekilde bırakılması yönündeki raporuna katılmadığımızı beyan ediyor, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yergök.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli konuşmacı arkadaşımızdan dinlediğim kadarıyla, siyasî ilkeden bahisle bazı hususlara atıfta bulundular. Bunlardan bir tanesi, Sayın Genel Başkanımızın, Sayın Baykal'la birlikte bir televizyon programındaki konuşmasından bahisle, sözümüzün yerine getirilmesi istendi. Ben değerli arkadaşlarımıza şunu ifade etmek istiyorum: O günkü konuşmanın bandının çözümü bende mevcuttur; isteyen arkadaşımıza verebilirim. Biz, AK Parti olarak, programımızda yazılı olan...

ATİLLA KART (Konya) - Böyle bir usul var mı efendim?

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Sataşma mı var Sayın Başkan!

BAŞKAN - Sayın Kapusuz Grup Başkanvekili...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Arkadaşımız, parti programını okudu efendim.

MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Programınız değiştiyse bir açıklama yaparsınız.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Müsaade eder misiniz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - AKP Parti Programını okudu.

SALİH KAPUSUZ (İzmir) - Sayın Başkanım, ben...

BAŞKAN - Sayın Anadol, Sayın Kapusuz Grup Başkanvekili.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Evet.

Şimdi, söylemek istediğim husus şu, efendim: Sayın Genel Başkanımızın o programda ifade etmiş olduğu husus şudur...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sataşma mı var; niye söz istiyor?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Yerimden ifade hakkım var Sayın Başkanım.

Merak etmeyin, siz rahatsız olmayacaksınız, bir dakika müsaade ederseniz...

Dolayısıyla, bizim, parti programımızda, hükümet programımızda beyan ettiğimiz, açıkladığımız, seçim öncesinde söylediklerimizin hilafına hiçbir eylemimiz bu konuda söz konusu değildir; çizgimiz aynen devam etmektedir. Siyasî olarak ilkemize de dikkat ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kapusuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yerinden konuşmaya hakkı var mı Sayın Başkan?!

BAŞKAN -Sayın Anadol, niye heyecanlanıyorsunuz!.. Buyurun, söylediklerine siz de cevap verin. Buyurun... Buyurun...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, ben cevap filan vermek istemiyorum. Bir talepte bulunur Değerli Grup Başkanvekili arkadaşım; zatıâliniz Meclisimizin Başkanı olarak karar verirsiniz, söz verirsiniz veya vermezsiniz. Yok!..

BAŞKAN - Söz verdim Sayın Anadol; buyurun size de söz veriyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hayır efendim, söz vermediniz; o konuştu. O konuştu, söz vermediniz efendim!.. Söz vermediniz; kalktı, konuştu Sayın Kapusuz.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Aynı durumdasınız!..

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hayır, ben usulî bir itirazda bulunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Anadol, söz istiyor musunuz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - İstemiyorum efendim; ama, yaptığınız işlemin yanlış olduğunu söylüyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Anadol.

Komisyon adına, Adıyaman Milletvekili Fehmi Hüsrev Kutlu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; dokunulmazlığın kaldırılmasının ve dokunulmazlığın sadece Parlamentodaki konuşmalara inhisar ettirilmesinin dile getirildiği bir günde, bir grup başkanvekilinin yerinden yaptığı sözlü açıklamanın usulsüzlüğüne dair, yine, başka bir grup başkanvekilinin yerinden yaptığı konuşmalara bazı arkadaşlarımızın tahammül edememesini, şahsen, anlayamıyorum.

ATİLLA KART (Konya) - Girizgâh çok güzeldi!..

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, bilindiği gibi, devlet yapımızda üç temel ayak vardır, erk vardır ve kuvvetler ayrılığı olduğu için, bu erklerin birbirine müdahalesi söz konusu değildir. Bunun ilk sırasında yasama, sonra yürütme, sonra yargı gelmektedir.

Türkiye'deki devlet yapısını incelediğimizde, yürütmenin gücü bugüne kadar tartışılmamıştır. Bakanlar Kurulunun, hükümetin, çok büyük gücü vardır. Yürütmenin sadece icraatları tartışılmıştır. Yargının gücü ise, zaten gözler önündedir. Türkiye'de yargının bağımsızlığı zaman zaman tartışılmıştır; ama, gücü hiçbir zaman tartışılmamıştır; çünkü, Parlamentomuzda aldığımız kararların denetlenme mekanizması da, yapılan atamaların, icraatların denetlenmesi de yargının elindedir ve yargının da tartışılmaz bir gücü vardır.

Türkiye'de tartışma konusu olan, yasamanın gücüdür arkadaşlar. Yasamanın yeteri kadar güçlü olduğunu, bugüne kadar, ne biz ne Avrupa, ne içeridekiler ne dışarıdakiler söyleyebildi; hiç kimse söyleyemedi. Türkiye'de biz milletvekilleri, paneller düzenleyip, sempozyumlar düzenleyip, yasamanın gücünü nasıl artırabiliriz, yasamayı nasıl daha güçlü kılabiliriz diye tartışmalar yapmak yerine, maalesef, yasamanın var olan güçlerini nasıl zayıflatırız; bunları konuşuyoruz.

Arkadaşlar, yasama dokunulmazlığının -özellikle yasama dokunulmazlığı diyorum, milletvekili dokunulmazlığı demiyorum; çünkü, bu dokunulmazlık, kamu düzeniyle alakalı olan bir yasama dokunulmazlığıdır- bir şekilde sınırlandırılmasını, hemen hemen bütün partiler, bütün milletvekilleri kabul etmektedir. Planımızda, programımızda, mutlaka, bu binanın üzerine bir çatı yapmak vardır, olmalıdır; ama, bugün tartışma konusu olan şudur: Önce çatıyı yapıp sonra katları mı yükseltelim; yoksa, önce katları yapıp sonra çatıyı mı düzenleyelim.

Arkadaşlar, yasamayı yeteri kadar güçlendirmeden, siz, milletvekillerinin ve yasama organının elindeki hakları aldığınız zaman, zayıflattığınız zaman, bir daha yasamayı güçlendirme şansınız olmaz. Zaman zaman, bizden başlayalım teorileri gelişiyor.

Arkadaşlar, AK Parti Grubunda lojmanların satılmasına tek karşı çıkan, muhalif olan, dili durmayan, ilk toplantıda, bendim. Arkadaşlarımız alkışladılar, CHP'li arkadaşlarımız da lojmana girmiyoruz dediler ve lojmanlardan vazgeçtik. Bunu kademe kademe her tarafa yayacaktık. Ne oldu; bizden başka hiç kimse lojmanından olmadı.

Meclis Başkanımız, sağ olsunlar, yaptığı çalışmalar içerisinde tasarruf tedbirleri dedi, Meclis çalışanlarının servislerini kaldırdı. Ben mesai sonunda gittiğim zaman servislerden korkuyorum, etrafımda koca koca otobüsler, böyle, bütün trafiği işgal ediyorlar. Meclisin servislerini kaldırıp diğerlerini kaldıramıyorsak, Meclisin servisleri de devam etmeliydi.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Ama Sayın Kutlu, İktidar sizsiniz, biz değil; siz yapacaksınız.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Biz özeleştiri de yapıyoruz.

Arkadaşlar, yurt dışında raporlar düzenleniyor, uluslararası heyetler incelemeler yapıyor. Bu raporları incelediğimizde, ben, hiçbirisinde, milletvekillerinin dokunulmazlığı var, bu dokunulmazlıklar sebebiyle Türkiye'nin demokratik yapısı zayıflamaktadır, Avrupa'ya ayak uyduramaz diye bir cümleye rastlamadım; ama, en fazla olan ibare şudur: Yasama organı, Türkiye'de yeteri kadar güçlü değildir, çeşitli güçler tarafından müdahaleler olmaktadır; kanunlar çıkmaktadır; ama, uygulamada bu kanunların yeteri kadar uygulandığını görmüyoruz. Hatta, bir anayasa profesörü yargı bağımsızlığı konusuna değinirken "yargı o kadar bağımsız ki -neyse ki, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek yok; o, bu konulara çok kızıyor- Meclisin çıkardığı kanunları bile uygulamayabiliyor" dedi. 21 inci Dönemde Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesi değiştirildi ve ağırlatıcı unsur olan bir husus, kamu düzenini tehlikeye sokma hususu anaunsur haline getirildi, buna rağmen mahkemelerimiz bunu uygulamadılar. Kimsenin de mahkemelerin kararını tekrar geri çevirme veya değiştirme yetkisi yoktur; yani, yargı ve yürütmemiz güçlüdür, yasamamız zayıftır Türkiye'de.

Ormanları, ağaçları en fazla üzen, insanların onları kesmesi değil de, baltanın sapının kendilerinden olmasıymış. Arkadaşlar, hiç kimsenin sesi sedası çıkmıyorken, hiç kimsenin bu konuda bir eleştirisi yokken, biz milletvekilleri olarak, oturup, kendi gücümüzü nasıl zayıflatırız diye çalışma yapmamızı ben anlamıyorum. Böyle bir talep ne toplumda var ne uluslararası kuruluşlarda var ne de diğer organlarda var.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Geçen Parlamentodaki partiler niye süpürüldü?!

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Dokunulmazlıkları kaldırmadılar diye, değil mi?!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Birbirlerini aklayıp pakladılar yargıdan kaçmak için.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Efendim, biz aklayıp paklamıyoruz, katlıyoruz.

Grup Başkanvekilim yerinden izah etti. Arkadaşlar, bizim partimizin programında "milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak..."

AHMET ERSİN (İzmir) - Ne güzel; sonra?..

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - "...dokunulmazlık, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki engeller ve ayrıcalıklarla  birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir."

AHMET ERSİN (İzmir) - Ne zaman?!.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - "Siyaset alanının daraltılmasına ve saygınlığının gölgelenmesine dönük tüm teşebbüslere karşı kararlı politika izlenecektir" deniliyor.

İşte, siyaset alanını biz yeteri kadar genişletebilirsek, sınırlarımızı koyabilirsek, o zaman milletvekillerinin önündeki birtakım dokunulmazlıkları kaldırmamızda elbette ki fayda vardır.

Arkadaşlar, kürsü dokunulmazlığına inhisar ettirelim diyoruz. Bu, milletvekilleri için bir ayrıcalık değildir. Sadece bu kürsüde değil arkadaşlar, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak herkesin, her yerde, her zaman, konuşmalarının suç olmasının önündeki engelleri kaldırmak zorundayız. Ne burada ne başka yerde ne kahvede ne otelde konuşmak suç olmalı; hiçbir vatandaşın konuşması suç olmamalıdır, milletvekilininki de suç olmamalıdır.

Bizde böyle mi; arkadaşlar, lafla haklar korunmaz. Yargıtay eski Başkanı Sami Beyin dediği gibi, çağdaş demokrasilerde bir fikir tek başına kalmış olabilir, hatta sapık olabilir, yanlış olabilir, çağdaş demokrasi, bunlara tahammül edebilen rejimdir.

Ben çay içerken haddimi aştım, ne olduğunu bilmedim, oradaki resmin kıyafeti üzerinde "bunu da tartışamıyoruz, acaba asker yerine sivil olsa" dedim. Hemen, Sayın Baykal'dan başladı bir bombardıman, ondan sonra bildiğiniz güçlerden açıklamalar geldi.

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Anayasal güçler, anayasal...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Partim, beni apar topar disipline sevk etti, uyarı cezasıyla kendimi zar zor kurtardım ve bunu, gazeteler "niye atılmadı" diye yazdı.

Arkadaşlar, benim görüşüm yanlış da olabilir, tek başıma da kalabilirim; ama, bu görüşlere müdahale etmemeliyiz, hoşgörüyle bakabilmeliyiz.

Bu kürsüde, biraz aykırı bir görüş söyleyen bir arkadaşım çıktığı zaman, Cumhuriyet Halk Partisinden söylerse bizim arkadaşlar gürültü yapıyor, konuşturmamaya çalışıyor, AK Partiden birisi söylerse CHP'liler tepki gösteriyor; zaman zaman buradaki konuşmacı korkmaya başlıyor, acaba ben buradan çıkabilir miyim çıkamaz mıyım diye.

K.KEMAL ANADOL (İzmir) - Yok, korkma...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Vallahi, ben artık kürsüde fıkra bile anlatamıyorum. Fıkra anlattım mı başıma iş geliyor. Evde hanım da "bir daha fıkra falan anlatmayacaksın" dedi. Onun için, fıkra bile anlatamıyorum.

Arkadaşlar, biz, buradaki konuşmaların bir de yasal tarafına bakalım. Anayasamızın 83 üncü maddesine göre, kürsüden yapılan konuşmalar hiçbir zaman suç unsuru sayılamaz, hakkında takibat yapılamaz. Anayasa Mahkemesi, adı lazım olmayan bir partinin kapatma davasında, kürsüden yapılan ve grupta yapılan konuşmaları, partinin kapatılmasına gerekçe yaptı ve kararın gerekçesinde de şunu söylüyor: "Bu dokunulmazlık milletvekilinin şahsına ait olup, parti tüzelkişiliği bundan istifade edemez."

Arkadaşlar, bu, özgürlüğün konuluş amacına, yasama dokunulmazlığının amacına tamamen aykırıdır. Birçok hukuk fakültesi de, bu konuda fikir belirtti, bu doğrultuda fikir belirtti ve bunun sınırlandırılmasının, bu şekilde anlaşılmasının yanlış olduğunu ifade etti. Bu konuşmayı yapan milletvekilinin milletvekilliğini düşürüp, beş yıl siyaset yasağı koyuyorsun, Parlamentodan atıyorsun; bu, Anayasadaki milletvekili, kürsü dokunulmazlığının, daha doğrusu, yasama sorumsuzluğunun ne özelliği kaldı; hiçbir özelliği kalmadı. Ben, burada konuşurken, benim bu konuşmam yüzünden partim kapatılabiliyorsa, benim milletvekilliğim düşürülüp yasak konulabiliyorsa, ben burada özgürce konuşamam arkadaşlar.

Bunun dışında, yolda trafik kazası, kaybolma ve sair birtakım hadiselerin başına gelmesi de, işin cabası. Onu, zaten, Anayasayla korumamız mümkün değil arkadaşlar.

Arkadaşlarımızın bazıları, "haksız yere suçlanıyor; gitsin, yargılansın, beraat etsin..." Bu suçlanma hoş değil.

Arkadaşlar, Sayın Sefa Sirmen'in 30 tane dosyası var. Bu arkadaşımızı hepiniz iyi tanıyorsunuz ve o kadar temayüz etmiş bir arkadaşımız ki, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına da, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından aday gösterildi. Şimdi, bu arkadaşımızın dosyalarındaki dokunulmazlığını kaldırdık; bir ayda, her gün bir duruşmaya gitse, cumartesi, pazar da duruşma yapsan, bu arkadaşımız, 30 gününü duruşmalarda geçirecek.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Tasası size mi düştü?!

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar...

ATİLA EMEK (Antalya) - Ankara'da yargılanabilir.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar, mevcut... (CHP sıralarından gürültüler)

ATİLLA KART (Konya) - Ankara'da yargılayalım diyoruz.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Ankara'da da yargılansa arkadaşlar, birçoğunuz meslektaşımsınız, bir duruşma, bir insanın bir gününü alır.

ATİLA EMEK (Antalya) - Alabilir efendim. Suçluların sığınak yeri mi burası?!

ATİLLA KART (Konya) - Hepsinden yargılanması lazım.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Şimdi, arkadaşımızın, şu veya bu sebeple, birçoğu böyle ıvır zıvır sebeplerle, bazıları ciddîye de alınabilir; ama... Bu arkadaşımız kaçmıyor, göçmüyor, ömür boyu da milletvekili olacak değil. İnşallah...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sefa'yı siz mi düşünüyorsunuz! Bırakın yargılansın...

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sefa Bey yargılanmayı istiyor...

ATİLA EMEK (Antalya) - Sefa'yı mı koruyorsunuz?!. Sefa'yı korumak size mi düştü!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Biz, herkesi düşünmek zorundayız arkadaşlar.

Arkadaşlar, milletvekilleri, zaten, o kadar bağla bağımlı ki, yani, o günleri göremezsiniz belki; ama, iktidar olsanız, bu kürsüye çıkmanın ne kadar zor olduğunu bilirsiniz; çünkü, iktidar milletvekilleri konuşmaz...

ATİLA EMEK (Antalya) - Kendi korkunuzdan bahsedin...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - ...muhalefet konuşur diyorlar; siz bol bol konuşuyorsunuz; ama, arkadaşlar, bu kürsüye gelebilmek için... İşte, ben, kazara, bir komisyonun başkanı oldum da, o vesileyle geldim, konuşuyorum.

Şimdi, Sayın Baykal'ın veya parti yönetiminizin, milletvekili adaylarından "ben, milletvekili seçildikten sonra, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasını destekleyeceğim ve dokunulmazlık zırhına bürünmeyeceğim" şeklinde noterden bir taahhüt alması -mealini tam bilmiyorum- anayasal bir hakkın önceden sınırlandırılmasıdır. Halbuki, Yargıtay kararlarında da var; "bir kiracı eve girerken tahliye taahhüdünde bulunursa, bu geçersizdir; çünkü, zor durumdayken almış" deniliyor.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Ne ilgisi var!.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Ondan sonra, bu, arkadaşlarımızın hürriyetine müdahaledir.

İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun) - Biz memnunuz ondan...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Cep telefonu alacak milletvekili arkadaşlarımıza, partinin biri, ismi önemli değil "cep telefonunu almayacaksınız" diyor; bilgisayar oluyor "bilgisayarı almayacaksınız" diyor, ondan sonra "Anayasa oylamasına katılacak arkadaşlar, isimleri belli olanlar dışında kimse oy kullanmayacak" diyor...

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sizlere de "lojmanlara girmeyeceksiniz" diyorlar; sizler de girmiyorsunuz!..

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Tahrik ediyor ama!.. Haksız tahrik var!..

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar, milletvekilliği zor bir iştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu karar alıyor ve "şu şu adliyeler kapatılacak" diyor. Adıyaman'da da, Tut, Samsat ve Sincik İlçelerinin adliyeleri kapatılmış; adam gelip benim yakamdan tutuyor "bu adliyeleri niye kapattınız" diyor.

Arkadaşlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun aldığı karara herhangi bir siyasînin müdahalesi söz konusu değildir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ama, hükümetin tavsiyesi üzerine...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Hayır, hayır...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Adalet Bakanı...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) -Adalet Bakanı o kurulun başkanıdır, Müsteşar da tabiî üyesidir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ama, hükümet önerecek, ondan sonra...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar, bu kurulun 5 yüksek hâkim üyesi var. Bu kurulu siyasî olarak görmek, oradaki, bağımsız, kendi iradesiyle hareket eden, hukuka saygılı 5 yüksek hâkime hakaret olur. Oradaki yüksek hâkimlerimiz, öyle, bakanı, müsteşarı falan takacak adam değillerdir arkadaşlar.

Arkadaşlar, Türkiye'de çok önemli bir konumuz var. Parlamentolar gelir geçer; milletvekilleri kendileri karar alır, beş senelik süresini üç buçuk seneye indirir, seçime girer, hiçbiri geri gelemez, bazıları istisna, en azından partiler gelemiyor. Ama, bizim esaslı bir sorunumuz var. Bir cumhurbaşkanını seçiyorsunuz, yedi yıllığına seçtiniz, Anayasamızda bunun görev süresini kısaltacak hiçbir kıstas yok. Farzımuhal, bir cumhurbaşkanı seçtiniz ve cumhurbaşkanını seçen Parlamentonun tamamı değişti, ona oy verenlerin hiçbirisi kalmadı. Arkasından -veya öncesinde- bir kitap fırlattı, ekonomik kriz oldu; bir yasa gönderdiniz, cumhurbaşkanı, döndü "çağdaşlığını kanıtlamış okulların ihtiyacı yok buna, laikliğe aykırı adam yetiştiren yerlere prim vereceksiniz" dedi.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Dokunulmazlığa gelelim, bırakalım onları...

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar, Anayasamızda hiç kimse için olmayan bir yemin var. Cumhurbaşkanının yemininde "tarafsızlığı sağlamak için bütün gücümle çalışacağıma" ifadesi geçer; ama, farz edelim ki, bu cumhurbaşkanı özel okullar arasında ayırım yaptı. Sonra, bir yasa çıktı ve bu cumhurbaşkanı, kalktı dedi ki "bu okullardan..."

İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun) - "Cumhurbaşkanı" değil "Sayın Cumhurbaşkanı..."

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Özel isim olarak zikretmediğim için "bir cumhurbaşkanı" dediğim için... Veya "Sayın Cumhurbaşkanı" diyeyim... Ben bu "sayın" ı yerleştirmeyi hep unutuyorum.

ATİLA EMEK (Antalya) - Ayıp ediyorsun yani.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Çünkü, Türkiye'de her yere kullanılıyor. Şaşırıp başka birine "sayın" demişti, başına iş açmıştı benim eski Genel Başkanım.

Şimdi, diyelim, bu Sayın Cumhurbaşkanı kalktı, devletin açtığı okullarla ilgili "bunları eşit hale getirmek laikliğe aykırı olur" dedi; işte, bu şekildeki konuşma, devlet şeyine aykırı olur ve bir de..

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Gerekçeyi oku!..

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Gerekçeyi okuyorum zaten.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Gerekçeyi ayrıntılı olarak okuyun, Cumhurbaşkanının yazdığı gerekçeyi okuyun. Burada bulunmayan kişilerle ilgili olarak da konuşmayın!

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Gerekçeyi okuduğum zaman, meslek liseleri ve imam-hatiplerin genel liselerle eşit haklardan yararlanması laikliğe aykırı bulunmuş.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Tamamını oku!

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Öğretim birliği ilkesiyle...

ATİLA EMEK (Antalya) - Konuya gel, konuya!.. Kendine dokundurmaya çalış!..

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Arkadaşlar, tamamını...

ATİLA EMEK (Antalya) - Bunların hepsini YÖK'te konuştuk.

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - "Öğretim birliği ilkesiyle, demokratik, laik, eşitlikçi, adil, işlevsel, bilimsel temellere dayalı eğitim anlayışıyla, kısaca, Anayasanın Atatürk ilke ve devrimlerini temel alan ruhuyla bağdaşmamaktadır."

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Tamamını oku!..

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - Daha ilginci var: "Parlamentodaki çoğunluğun sağladığı oy gücüyle çıkarılan yasalar, toplum vicdanında olumsuz etkiler yaratıyor."

Toplum vicdanında neyin olumsuz fikirler yarattığını, ben, toplumun vicdanına havale ediyorum; ama, yönetim biçimimiz cumhuriyettir arkadaşlar.

Türk Dil Kurumunun sitesinden aldığım cumhuriyet tanımı şöyle:

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Anayasadan alacaksın, siteden değil!

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - "Cumhuriyet, milletin egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimidir."

Arkadaşlar, Meclis çoğunluğu sıradan bir şey değildir; Cumhurbaşkanı da dahil, kimsenin sataşacağı bir husus değildir ve... (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Ayıp!.. Ayıp!..

TACİDAR SEYHAN (Adana) - Cumhurbaşkanını böyle yıpratmayın, olmuyor ama!..

(10/70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI FEHMİ HÜSREV KUTLU (Devamla) - .Meclisin çoğunluğuyla ilgili, kimse, şu veya bu şekilde eleştiride bulunmamalıdır; onun için de Meclis güçlü olmalıdır.

Ben, süremi fazla kullanmak istemiyorum. Araştırma önergesini veren Yakup Kepenek ve 44 sayın milletvekiline, Komisyonumuz çalışmalarına katkıda bulunan Komisyon üyesi tüm milletvekili arkadaşlarıma, katkı sağlayan siyasî partilere, üniversitelere ve Türkiye Barolar Birliğine; ayrıca, Komisyonda çalışan çok değerli uzmanımız ve Komisyonun diğer personeline, katkılarından dolayı teşekkür ediyor; ayrıca, Parlamento çalışmalarını bu geç saate kadar takip eden çok kıymetli, sayın milletvekillerine de teşekkürlerimi arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kutlu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Anadol, şimdi size soruyorum, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, konuşmacı, Grubumun, Partimin adını zikrederek, Genel Başkanım Sayın Deniz Baykal'ın adını zikrederek, seçim öncesi aldığımız karardan bahsederek, somut olaylardan bahsederek Partime ve Genel Başkanıma açık bir şekilde sataşmıştır. Sataşmadan dolayı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz istiyorum. (AK Parti sıralarından "sataşma yok" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Anadol, herhangi bir sataşma söz konusu değildir; ancak, İçtüzüğün 60 ıncı maddesi gereğince, yerinizden -sisteme girin- kısa bir söz vereceğim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Efendim?..

BAŞKAN - Sisteme girin, yerinizden söz veriyorum Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Ama, ben, İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre söz istiyorum! (AK Parti sıralarından "sataşma yok" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN - Sataşma söz konusu değil Sayın Anadol, konuşmayı ben de dinledim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sataşma olduğuna dair ısrar ediyorum; oylayın efendim!

BAŞKAN - Sayın Anadol...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Israr ediyorum, Partime ve Genel Başkanıma sataşma vardır; oylayın efendim.

BAŞKAN - Sayın Anadol...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Israr ediyorum, sataşma vardır; Partimin ve Genel Başkanımın...

BAŞKAN - Sayın Anadol, sataşma nedir, söyleyin, dinleyeyim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Zatıâliniz "yok" diyorsunuz, ben direniyorum, İçtüzüğü uygulayın efendim.

BAŞKAN - Sayın Anadol...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Arkadaşlar beni konuşturmamak için ellerini kaldırsınlar, dokunulmazlık konusundaki anlayışları da böylece ortaya çıksın.

BAŞKAN - Sayın Anadol, sataşma nedir, söyler misiniz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Efendim, benim Partimin adından, Genel Başkanımdan bahsederek bir olayı istediği gibi çarpıttı; bu, sataşma değil de nedir?!

BAŞKAN - Hangi olayı Sayın Anadol, onu söyler misiniz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Cumhuriyet Halk Partisinin seçimlerden evvel adaylardan aldığı, noterden alınan taahhütname olayını istediği biçimde çarpıtarak anlattı. Partime, Genel Başkanıma....(AK Parti sıralarından gürültüler)

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Yalan mı?!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Anadol, kısa bir açıklamada bulunmanız için size söz veriyorum

VI. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. - İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Adıyaman Milletvekili ve (10/70) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanı Fehmi Hüsrev Kutlu'nun, konuşmasında, Partisine ve Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; öncelikle, Sayın Başkana, talebim üzerine söz verdiği için teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Komisyon Başkanı, biraz evvel burada yaptığı konuşmada, seçim öncesi, dokunulmazlıktan bahsederek -zaten, konumuz dokunulmazlık- dokunulmazlıkla ilgili...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Seçim sonrası olması lazım.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Sataşma nerede var?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Sataşma nerede var, onu anlatıyorum efendim, onu anlatıyorum, sonra düşüncelerimizi söyleyeceğiz.

Seçim öncesi, Cumhuriyet Halk Partisinden aday adaylığı için başvuran kişilerden, noterden düzenlenmiş "Meclise girdiğim takdirde, milletvekili olduğum takdirde" diye başlayan, Anayasanın 83 ve 100 üncü maddeleriyle ilgili konu Meclis gündemine geldiğinde, dokunulmazlığın kısıtlanmasıyla ilgili 83 ve 100 üncü maddelerin bu şekilde düzenlenmesi için oy kullanacağı yolunda aldığı...

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Kaç kişi var?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Kaç kişi var belli işte arkadaşlar...

...taahhütten bahsederek, bunu, istediği gibi yorumlayarak, milletvekillerinin özgürlüğünü kısıtladığından söz açtı ve bunu, kendi düşüncesine uygun bir biçimde çarpıttı. Bunun üzerine, oturumu yöneten Sayın Meclis Başkanından söz talep ettim, bana söz verdi, tekrar, teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 3 Kasım öncesi, Parlamentonun dışında bir parti olarak, burada, vatandaşın arasında bir parti olarak, Parlamentonun dışında olan, milletvekili sıfatı olmayan üyelerden oluşan Cumhuriyet Halk Partililer olarak çok büyük ıstırap duyduk, siz de duydunuz. Bir kısmınız Parlamentodaydı; ama, AKP, AK Parti sıfatının dışında, başka sıfatla Parlamentodaydınız, büyük çoğunluğunuz da, bizim gibi, Parlamentonun dışındaydı.

Şu Yüce Meclisin çatısı altında, iki ayrı salonda toplanan komisyon üyesi milletvekilleri, cep telefonlarıyla haberleşerek, pazarlıklar yaparak, birbirlerinin liderlerini yargıdan kaçırmak için aklayıp pakladıkları için bu Parlamentonun saygınlığı düştü, siyasetin saygınlığı düştü, partilerin saygınlığı düştü! Bunun ıstırabını duyduk! (CHP sıralarından alkışlar)

RESUL TOSUN (Tokat) - Sataşmayla ilgili konuşmuyorsun ki!

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Ve bunun içindir ki, Parlamentoya tekrar girdiğimizde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Anadol, toparlar mısınız.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Toparlıyorum efendim.

...bir dert, kanayan yara haline gelen, şu Yüce Çatının, Atatürk'ün kurduğu, Birinci Meclisin kurduğu, Gazi Meclisinden başlayıp 22 nci Döneme kadar uzanan millî iradenin tecelligâhı olan şu Yüce Kurumun itibarını kurtarmak için, siyasetin itibarını kurtarmak için, öncelikle, bu dokunulmazlık yarasının temizlenmesi iddiasında bulunan bir parti olarak, bunu bütün millete duyurduk ve nefesler kesildi, herkes sustu, sokaklar bomboştu, Arena Programını izliyordu vatandaş; Sayın Deniz Baykal, karşısındaki Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a sorduğunda "sizin seçim bildirgenizde dokunulmazlık yok" dediği vakit, iyice hatırlıyorum, siz de hatırlarsınız, Sayın Erdoğan AK Parti programını çıkardı, okudu "program, seçim bildirgesinden önce gelir; biz, bu konuda sizinle aynı şekilde düşünüyoruz, bunu düzelteceğiz" dedi ve onun içindir ki, seçmen, Parlamentodaki bütün partileri tarihin çöp sepetine attı, sizi iktidara getirdi, bizi muhalefete getirdi; ama, o seçmen, sizin sözünüzden döneceğinizi, seçmene gerçekdışı beyanda bulunacağınızı bilmiyormuş demek ki! Orada başka konuştunuz, burada başka konuşuyorsunuz.

RESUL TOSUN (Tokat) - Sayın Başkan, bu konuşma hakkını neye göre yapıyor?!

BAŞKAN - Sayın Tosun, lütfen.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Burada başka konuşuyorsunuz.

RESUL TOSUN (Tokat)- Güya, konuşmaya cevap verecektiniz... Sayın Başkan, orada başka, burada başka konuşuyorsun!..

K. KEMAL ANADOL (Devamla)- Siz ne yaparsanız yapın, Anayasanın 36 ncı maddesi adil yargılanma hakkı veriyor her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşına. Sefa Sirmen'den tutun, Hakkı Ülkü'den başlayın, bütün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, Deniz Baykal'a kadar dosyası olan bütün Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri "biz yargılanmak istiyoruz" diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Anadol, lütfen, teşekkür eder misiniz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla)- "Biz yargılanmak istiyoruz" diyorlar. Siz "hayır, yargılanmayacaksınız. Biz, başka suçlardan sanığız. Siz, bu masum suçlarınızla bizim önümüze geçeceksiniz; biz, sizin arkanıza saklanacağız" diyorsunuz. Olay burada!.. Olay burada!..

RESUL TOSUN (Tokat)- Sayın Başkan, Sayın Anadol hangi amaçla çıktı oraya!..

K. KEMAL ANADOL (Devamla)- Önümüzü açın; Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin dosyalarını yargının önüne bırakın her şeyden önce! (CHP sıralarından alkışlar) Ondan sonra, gölge etmeyin, başka ihsan istemiyoruz! (CHP sıralarından alkışlar)

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Anadol.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)- Sayın Başkan, herhalde Sayın Başkanın söz alma gerekçesi bizim için de bir gerekçe olarak orta yerde duruyor; 69'a göre söz almak istiyorum.

BAŞKAN- Sayın Kapusuz, devamlı olarak, karşılıklı, eğer sataşma yapılıp da söz isteyecekseniz, bunun sonu olmaz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)- Sayın Başkan, karşılıklı olmadan söz istiyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Ben de söz isterim o zaman.

HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkan, emsal olarak söz alma yok ki İçtüzükte!.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)- Efendim, ben söyleyebilir miyim yerimden?.. Önce, bir gerekçemi söyleyeyim mi Sayın Başkan?..

BAŞKAN- Buyurun, gerekçenizi söyleyin.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)- Sayın Başkan, Sayın Anadol, Sayın Genel Başkanımıza ithafen, doğru olmayan bir açıklama yaptı; düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN- O zaman,  Sayın Kapusuz, siz de herhangi bir sataşmaya meydan vermeden; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2. - Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'un, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, konuşmasında, Genel Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması

SALİH KAPUSUZ (Ankara)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında, bu kürsüden, böyle konuşmalar yerine, daha yapıcı, olumlu, katkı sağlayıcı konuşmaları tercih etmemiz gerekirken, üzülerek ifade ediyorum ki, huzurlarınıza sataşmayla ilgili bir gerekçeyle geldim.

Şimdi, bir hususu bir kez daha buradan açıklığa kavuşturmak, bizi ekranları başında dinleyen vatandaşlarımıza bir olayı bir kez daha hatırlatmak için söz aldım.

Açıkçası, olay şudur: Biz, AK Parti olarak, partimizi kurarken, programımızı yazarken, bütün boyutlarıyla her türlü tartışmayı yaptık ve biraz önce arkadaşlarımızın okuduğu metinde de görüleceği üzere, dokunulmazlık konusunun bütün kamu çalışanlarıyla birlikte gözden geçirileceğini, ona göre şekillendirileceğini açıkça yazılı olarak beyan ettik. Bu doğrultuda yapılan bir televizyon programında Sayın Genel Başkanımız ile Sayın Baykal bu konuyu da gündeme getirdiler. Orada da Sayın Genel Başkanımızın beyanı -eğer arkadaşlarımızdan ihtiyaç duyan varsa, ben bandı getirttim, çözümünü yaptırdım, çözümünü arkadaşlarımıza da verebilirim- aynen şudur: Bizim, parti programımızda yazılı olan dokunulmazlıkla ilgili düzenlemeyi, evet, biz yerine getireceğiz dedik. Yerine getirmek istediğimiz husus, sadece ve sadece, âdeta, her şeyin içerisinde milletvekillerini suçlayan, milletvekillerini aşağılayan, milletvekillerini âdeta suçlu bir potansiyel gibi gösteren mantığın dışında, mademki bir sınırlama var, mademki bir dokunulmazlık var, bununla ilgili düzenlemeler herkes için uygulansın; biz, bu anlayıştayız.

Dolayısıyla, ister Cumhuriyet Halk Partili olsun ister başka bir partili olsun isterse AK Partili olsun, herkes, suçu sabit oluncaya kadar masumdur. Nasıl suçlarsınız?! Bir yargı kararı mı var?! Efendim, yargıya gidin... Gitmeden önce, arkadaşlar, eğer, bizler, kendi haklarımızda, kendi haklarımızın korunmasında veyahut da kendi kendimize kötülük yapma, zarar verme konusunda duyarlı olmazsak, başkalarının hak ve hukukuna ne kadar dikkat ederiz; dikkatlerinize arz ediyorum.

Söylemek istediğim husus son olarak şudur...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan...

SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Bakın, ben, sizi rahatsız edecek, yaralayacak hiçbir şey söylemiyorum Sayın Başkan; ama, söylediğim şeylere lütfen dikkat buyurun.

Diyorum ki, AK Parti, çizgisini devam ettirmektedir. Bu çizgiyi, her yerde, her zaman ve burada da bir kez daha ifade ediyorum; programımız doğrultusunda icra ederiz. Onun dışında, siz böyle istiyorsunuz, başka bir köşeyazarı böyle yazıyor diye, şeklimizi, bir mutabakat sağlamadığımız sürece, değiştirmek düşüncesinde de değiliz.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kapusuz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

2. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/70) (S. Sayısı: 332) (Devam)

BAŞKAN - Yasama dokunulmazlığı konusunda Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince, sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına devam ediyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

3. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

4. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

5. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakeresini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

6. - Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S. Sayısı: 349)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, tasarının müzakeresini erteliyoruz.

Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut ve 3 Milletvekilinin, 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu raporunun müzakeresine başlayacağız.

7. - Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut ve 3 milletvekilinin, 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'ın, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/292, 2/244) (S. Sayısı : 466)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, teklifin müzakeresini erteliyoruz.

Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 9 Haziran 2004 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.16