BIM 2 3 2004-05-12T07:22:00Z 2004-05-12T07:22:00Z 41 26324 150048 TBMM 1250 300 184269 9.2812 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22               CİLT : 47              YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

81 inci Birleşim

28 Nisan 2004 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

 I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ordu Milletvekili Enver Yılmaz'ın, TBMM Başkanı Bülent Arınç Başkanlığındaki Parlamento heyetiyle birlikte Suriye'ye yaptıkları resmî ziyaretle ilgili bilgi ve görüşlerine ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, Çanakkale İli Çan İlçesinde bulunan Çan Termik Santralına alınacak işçilerin seçimine ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün'ün, Dünya Veteriner Hekimler Günü münasebetiyle veteriner hekimliğin önemine ve veteriner hekimlik mevzuatının bir an önce çıkarılmasına ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil etmek üzere Siyasî Parti Grup Başkanlığınca Trabzon Milletvekili Şevket Arz'ın aday gösterildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/543)

2.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe'nin (6/974) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/176)

3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ukrayna'ya yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/544)

4.- Ulaştırma Ana Planı Stratejisinin uygulamaya konulması için yapılacak çalışmaları yürütmek amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinden oluşacak Ulaştırma Ana Planı Stratejisi Yönlendirme Komitesinin koordinatörlüğünü yürütmek üzere, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı'nın 6 ay süreyle görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisince izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/547)

5.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/545)

6.- Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un İsrail'e yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/546)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.-  CHP   Grubu   adına   Grup   Başkanvekilleri   İzmir   Milletvekili  K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Milletvekili Lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/185)

IV.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, esnafın Halk Bankasından kullandığı kredinin faiz oranlarının düşürülüp düşürülmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/543)

2.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde-Ulukışla-Darboğaz Kasabası gölet projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/552) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

3.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde Misli Ovası sulama kuyularının ruhsat işlemine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/557) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

4.- Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, doğalgaza yapılan zamma ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/565) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

5.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, Ünlendi Barajı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/578) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

6.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'in, yönetici atamalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/585) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

7.- İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü'nün, Cezayir'deki deprem nedeniyle internet hizmetlerinin aksamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/554) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

8.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, bilgisayar mühendislerinin öğretmenlikte değerlendirilmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/558) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

9.- İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın, anadolu liseleri ve fen liseleri sınavı soru kitapçığındaki bir soruna ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/573) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

10.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'in, Diyarbakır'da görevli bazı öğretmenler hakkındaki soruşturma iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/577) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

11.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Karabük-Yenice İlçesindeki öğrencilerin yemek ödeneğinin kesildiği iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/588) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

12.- Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay'ın, Ankara-Evren-Eti Holding İlköğretim Okulu binasının fizikî şartlarının yetersizliğine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/592) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

B) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, Uzan grubunun borçlarının ödenmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2169)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yılmazcan'ın, Kahramanmaraş organize sanayi bölgesinin serbest bölgeye dönüştürülüp dönüştürülmeyeceğine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in cevabı (7/2382)

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)

5.- Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım, Orman ve Köyişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/238) (S. Sayısı 428)

6.- Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 2.3.2004 Tarihli ve 5100 Sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/777) (S. Sayısı: 424)

7.- Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/513) (S. Sayısı: 409)

8.- Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/514) (S. Sayısı: 410)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/732) (S. Sayısı: 412)

 

 

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.

Sinop Milletvekili Cahit Can, Sinopta açılacak bir üniversitenin İlin gelişmesine sağlayacağı  yararlara,

Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney, ÖSS'ye hazırlanan lise son sınıf öğrencilerinin karşılaştıkları sorunlara ve alınması gereken tedbirlere,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt'un, Doğu Anadolu Bölgesinde besicilikle uğraşanların sorunlarına, kaçak et kesiminin ve canlı hayvan kaçakçılığının önlenmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü cevap verdi.

Macaristan Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı,

Çek Cumhuriyeti Parlamentosu Senatosu Dışişleri, Savunma ve Güvenlik Komisyonu Başkanı,

Ve beraberlerindeki parlamento heyetlerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemizi resmî ziyaretlerine ilişkin Başkanlık tezkereleri, Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Samsun Milletvekili İlyas Sezai Önder'in (6/926) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sorunun geri verildiği bildirildi.

İzmir Milletvekili Bülent Baratalı'nın Türkiye Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

İzmir Milletvekili Vezir Akdemir ve 20 milletvekilinin, ekonomik krizden etkilenen gençlerimizin sorunları konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/13) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

(10/10, 11, 36, 39, 127) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; daha önce verilen 3 aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105 inci maddesine göre, komisyona 1 aylık kesin süre verildiği bildirildi.

Brüksel'de yapılacak Habitat Düzeyinde Küresel Parlamenterlerin Avrupa Kıtası Başkanlar Kurulu Toplantısına, Bölgesel Konsey Başkanı Peter Götz tarafından ismen davet edilen, TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Ahmet Münir Erkal'ın katılmasına ilişkin Başkanlık,

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Avrupa Birliği Ara Zirvesine katılmak üzere bir heyetle birlikte Belçika'ya yaptığı resmî ziyarete ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmelerinin uygun görüldüğüne ilişkin Başbakanlık,

Tezkereleri ile,

Genel Kurulun 27.4.2004 Salı günkü (bugün) birleşiminde, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 94 üncü sırasında yer alan (10/123) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin öngörüşmelerinin yapılmasına ve bu işin görüşmelerinin bitiminden sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılan 428 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 424 sıra sayılı kanunun 48 saat geçmeden "Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1 inci ve 7 nci sıralarına alınmasına, bu kısmın 25 inci sırasında yer alan 406 sıra sayılı kanun teklifinin ise 6 ncı sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi,

Kabul edildi.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

1 inci sırasında bulunan (6/532),

3 üncü     "       " (6/535),

9 uncu sırasında bulunan (6/553),

12 nci      "       " (6/556),

Esas numaralı sözlü sorulara, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin,

4 üncü sırasında bulunan (6/536),

5 inci       "        " (6/537),

Esas numaralı sözlü sorulara, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü,

7 nci sırasında bulunan (6/551),

11 inci     "        " (6/555),

Esas numaralı sözlü sorulara, Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik

Cevap verdi; (6/535), (6/553), (6/555) esas numaralı soru sahipleri de cevaplara karşı görüşlerini açıkladı.

2 nci sırasında bulunan (6/533) esas numaralı soru, üç birleşim içinde cevaplandırılmadığından, yazılı soruya çevrildi.

6 ncı sırasında bulunan (6/543) esas numaralı soru, ilgili bakan Genel Kurulda hazır bulunmadığından, ertelendi.

İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in, yapmış olduğu konuşmada ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir açıklamada bulundu.

Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 27 milletvekilinin, korsan yayıncılığın tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/123), yapılan öngörüşmesinden sonra, kabul edilmediği açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasına alınan, Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 506 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (1/238) (S. Sayısı 428),

5 inci sırasına alınan, Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında (1/731) (S. Sayısı: 349),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, ilgili Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından,

2 nci sırasına alınan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının (1/521) (S. Sayısı: 146),

3 üncü sırasına alınan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının (1/523) (S. Sayısı: 152),

4 üncü sırasına alınan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305),

Görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

Ertelendi.

6 ncı sırasına alınan, Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/273) (S. Sayısı: 406), görüşmelerini müteakiben, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.

28 Nisan 2004 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 18.55'te son verildi.

İsmail Alptekin

Başkanvekili

Mehmet Daniş            Yaşar Tüzün

        Çanakkale                      Bilecik

Kâtip Üye                Kâtip Üye

No: 119

 

 

 

II. - GELEN KÂĞITLAR

28 Nisan 2004 Çarşamba

 

Meclis Araştırması Önergesi

 

1.- CHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili  Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Milletvekili Lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve  sorumluların  belirlenmesi amacıyla  Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/185) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.4.2004)

 

                         


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

28 Nisan 2004 Çarşamba

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, 3 sayın milletvekilimize gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz isteği, Suriye gezisiyle ilgili bilgi vermek üzere, Ordu Milletvekili Sayın Enver Yılmaz'a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Ordu Milletvekili Enver Yılmaz'ın, TBMM Başkanı Bülent Arınç Başkanlığındaki Parlamento heyetiyle birlikte Suriye'ye yaptıkları resmî ziyaretle ilgili bilgi ve görüşlerine ilişkin gündemdışı konuşması

ENVER YILMAZ (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Bülent Arınç'la birlikte, Hatay Milletvekilimiz Sayın Sadullah Ergin, Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın Mahmut Kaplan ve Bursa Milletvekilimiz Sayın Kemal Demirel 7-10 Nisan tarihleri arasında, Suriye Meclis Başkanı Mahmoud Al Abrash'ın resmî davetlisi olarak Suriye'ye ziyarette bulunmuştuk. Bu ziyaretle ilgili izlenimlerimi anlatmak için huzurlarınızdayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

En uzun kara sınırına sahip olduğumuz ve ortak tarihî geçmişe dayanan, dinî, kültürel ve sosyal bağlarımız bulunan Suriye'yle ilişkilerimizde, bilindiği üzere, 1980'lerin ortasından 1998'e kadar, PKK nedeniyle ciddî bir gerginlik yaşanmış, ilişkiler 1992'de siyasî donma noktasına gelmiştir. 1998 Ekim ayında Türkiye'nin, Suriye'nin PKK'ya verdiği desteği geri çekmesi yolunda başlattığı süreç sonunda, Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998'de Suriye'den çıkarılmış, 20 Ekim 1998'de Adana Mutabakatı imzalanmıştır. Bu tarihten sonra, Suriye'nin Adana Mutabakatını tam olarak uygulaması kaydıyla, bu ülkeyle ilişkilerimizde yeni bir dönem başlamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın, Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın cenaze törenine katılmak üzere, 13 Haziran 2000 tarihinde Şam'a gitmesi, Suriye'de önemli bir jest olarak değerlendirilmiş ve iki ülke ilişkilerinde olumlu bir adım atılmıştır.

Bugün, Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesi ve mevcut sorunların karşılıklı saygı ve iyi niyetle komşuluk ilişkileri çerçevesinde çözümlenmesi ve bu ülkeyle sorunlardan arındırılmış bir beyaz sayfa açılması yönünde bir tutum benimsenmiştir. Bu bağlamda, başta ekonomik ilişkiler olmak üzere, birçok alanda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Son üç yılda bakanlar ve teknik heyetler düzeyinde karşılıklı 26 ziyaret gerçekleştirilmiştir. Suriye eski Başbakanı Miro'nun, 29-30 Temmuz 2003 tarihinde ülkemize gerçekleştirdiği ziyaret, onyedi yıldan bu yana bir Suriye Başbakanının Türkiye'ye yaptığı ilk ziyaret olmuştur. Öte yandan, 6-8 Ocak 2004 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın ülkemizi ziyareti, Suriye'den Türkiye'ye bu seviyede yapılan ilk ziyaret olması nedeniyle tarihî bir nitelik taşımaktadır.

Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Suriye Başbakanını kabul etmiş, Suriye Cumhurbaşkanı ile de bir görüşme gerçekleştirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç ve Suriye Meclis Başkanı Sayın Abrash ile 100 Halk Meclisi milletvekilinin de katıldığı bir toplantı düzenlenmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza, Türkiye-Suriye ilişkilerindeki gelişmeler, Ortadoğu barış süreci, Türkiye-Suriye ilişkileri, Amerika Birleşik Devletlerinin yakında uygulamaya koyması beklenen politikalar hakkında bilgi verilmiş, görüş alışverişinde bulunulmuştur. Heyetimiz, Suriye Başbakanı Muhammed Naci Otri ile de bir görüşme yapmış, bu görüşmede Sayın Otri, İsrail'in barış karşıtı tutumunun Suriye'yi de siyasî ve idarî reformlardan uzaklaştırdığını, bölgede kalıcı barışın sağlanması için İsrail'in elinde bulunan, başta nükleer başlıklı silahlar olmak üzere, kitle imha silahlarından bölgenin arındırılması gerektiğini ve barış sağlanmadan bölgede kapsamlı bir kalkınmanın gerçekleşmeyeceğini ifade ederek, Türkiye'den destek talep etmiştir.

Heyetimizin Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Esad'ı ziyaretinde, Sayın Bülent Arınç, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmaları hakkında teferruatlı bilgi vermiş; Suriye ve Türkiye'nin aynı sınır ve aynı coğrafyayı paylaştıklarını, geçmişin artık geçmişte bırakılması gerektiğini, başta ekonomik ve ticarî ilişkilere ağırlık verilerek siyasî ilişkilerin derinleştirilerek geliştirilmesini, siyasî ve jeopolitik açıdan aynı kaderi paylaşan iki ülkenin dostluk ve dayanışmaya ihtiyacı olduğunu belirtmişlerdir.

Sayın Başkan, Sayın Başbakanın, Türkiye'nin Suriye ziyaretine büyük önem verdiğini, Parlamento Başkanı olarak, parlamentolararası ilişkilerin halklararası ilişkiler olduğu bilinciyle iki ülke parlamentoları arasında iyi ve sıcak ilişkilerin kurulması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Sayın Meclis Başkanımız, Suriye'yi ziyaret eden ilk Türk Meclis Başkanı olma şerefini duyduğunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, komisyonların ve dostluk gruplarının da karşılıklı ziyaretlerde bulunacağını ifade etmişlerdir.

Sayın Esad'ın ziyaretiyle birlikte, Türkiye'nin, dünyadaki ve özellikle bölgedeki rolünün giderek arttığı ifade edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın efendim.

Buyurun.

ENVER YILMAZ (Devamla) - Sayın Esad, Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyarette İstanbul Borsasını gördükten sonra, Suriye'de aynı şekilde bir borsa kurulması gerektiğini ifade etmiş, Sayın Meclis Başkanımız da ziyaretimiz sonrası, bir heyetin Suriye'ye gideceğini ifade etmiştir.

Sayın Meclis Başkanımız ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, resmî görüşmeler haricinde, Şam'daki, Halep'teki, Humus'taki tarihî ve kültürel yerlerin ziyareti de yapılmıştır; cihanşümul Padişah II. Abdülhamid'in hizmetlerini ve devlet adamlığını görme imkânı olmuştur. Suriye'nin her tarafındaki hizmetlerde II. Abdülhamid'in hizmetlerini ve ne kadar büyük bir devlet adamı olduğunu görme imkânımız olmuştur.

Hicaz Demiryolunu görme imkânımız olmuştur ki, Hicaz Demiryolu, Birinci Dünya Savaşında İngiltere'nin Suriye'ye yapmış olduğu operasyonda ilk bombaladığı yerlerden biridir.

Tarihî Emevî Camiini ziyaret etme imkânı olmuştur. Cuma hutbesinde, Meclis Başkanımız ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Cumhuriyetine dualar edilmiş, cuma çıkışında da, Suriyeli vatandaşlarımızın ilgi ve alakasıyla karşılaşılmıştır.

İlk Türk hava şehitliğimiz ziyaret edilmiştir. Biliyorsunuz, 3 Türk hava şehidimiz Suriye'dedir. Suriye'ye ilk uçak Türkler tarafından götürülmüş ve hava şehitlerimizin naaşı da Şam'da ziyaret edilmiştir. Hazreti Hüseyin'in, Selahaddin Eyyubi'nin, "Allah'ın Kılıcı" lakaplı Halid Bin Velid'in türbeleri, peygamberlerin türbeleri tek tek ziyaret edilmiştir.

Heyetimiz, Başkent Şam'daki programını müteakip, Humus ve Halep Şehirlerine de ziyarette bulunmuş, söz konusu ziyaretlerde, Humus ve Halep Valileriyle birlikte, bakanlar ve yaklaşık 25 milletvekili bizlere refakat etmişlerdir.

Heyetimiz tarafından gerçekleştirilen Suriye gezisinin iki ülke ve halkların kardeşliği açısından son derece olumlu geçtiği ve bu ziyaretlerin karşılıklı olarak komşu ve bölge ülkeleriyle devam ettirilmesi gerektiği inancındaydım.

Bu duygularla, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

İkinci gündemdışı söz isteği, Çanakkale İlinde bulunan Çan Termik Santralına alınacak işçiler konusunda, Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük'e aittir.

Buyurun Sayın Küçük.

Süreniz 5 dakika.

 2.- Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük'ün, Çanakkale İli Çan İlçesinde bulunan Çan Termik Santralına alınacak işçilerin seçimine ilişkin gündemdışı konuşması

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, bu konuda gündemdışı söz almama yardımcı olan Sayın Başkana çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Çan, Çanakkale İlimizin 1950 sonrası sanayileşme hareketinin başlaması ve seramik fabrikalarının kurulmasıyla birlikte gelişip büyümüş ve bugün, Çanakkale İlinin en büyük ilçesi olmuş, sanayileşme kültürünün çok geliştiği, çok güzel kaplıcalarının olduğu ve büyük linyit potansiyeliyle ülkemizin yakından tanıdığı çok önemli bir ilçemiz.

Yine, Çan İlçemizin çevresinde Biga İlçemiz var; Biga Yarımadasına adını veren ve 350 000 dönüm sulanabilir arazinin olduğu ve Türkiye'nin umutla gelecekte çok şeyler beklediği bir ovanın içinde bulunduğu Biga İlçemiz...

Yine bir tarafında Bayramiç İlçemiz var. Kazdağlarını içinde barındıran ve Kazdağı Millî Parkını içinde barındıran, oksijen potansiyelinin en yüksek olduğu ve Türkiye'nin en bakir ormanlarını içinde barındıran, meyveciliğin çok geliştiği, yine, tarihî bir ilçemiz Bayramiç...

Bir tarafında Yenice İlçemiz var. Yenice İlçemiz de, tarım potansiyelinin ve orman potansiyelinin çok yüksek olduğu bir ilçemiz.

Değerli arkadaşlarım, işte, bu güzel ilçede, Çan İlçemizde, kıskanılacak bir coğrafyaya sahip olan ilçemizde, Türkiye'nin büyük termik santrallarından bir tanesi yapıldı ve tabiî, bu kıskanılacak coğrafyada, gözümüz gibi korunulacak coğrafyada, insanlar, bu termik santrala, her yerde olduğu gibi, öncelikle endişeyle baktılar.

Termik santrallar, hepimizin bildiği gibi, ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanmasında çok önemli olan, önemli yeri olan; ama, teknolojik gelişmedeki durumuyla ve çevrede yarattığı tahribatla, hâlâ, tartışma konusu olan bir enerji temin etme yöntemi, enerji çeşitliliği.

İşte, böyle bir ilçede, termik santral yapımı, öncelikle, tabiî, çevreci hareketlerin ortaya çıkmasına ve çeşitli tartışmaların yaşanmasına neden oldu. Çan İlçemizde, insanlara, hep "bekleyin -Çan'da çok büyük oranda işsizlik var, ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi- bu termik santralla Çan'ın işsizlik sorununu çözeceğiz; burada 1 000 kişi, 2 000 kişi işe girecek, çalışacak, ekmek parası kazanacak; o nedenle sesinizi çıkarmayın" dediler ve Çanlılar yüreklerine taş bastılar ve büyük bir ümitle, termik santralın açılışını ve o arada, Çanlı, Çanakkaleli hemşerilerimizin çalışmasını beklemeye başladılar.

Değerli arkadaşlarım, enerji, tabiî, ülkemizin ve dünyanın en büyük sorunu, en büyük tartışmaların yaşandığı bir konu, medeniyetin ortaya çıkmasının temel aracı. Türkiye, bu enerji üretimini, hepimizin bildiği gibi, ağırlıklı olarak termik potansiyelinden ve bir de hidrolik potansiyelinden karşılıyor. Türkiye, halen 125-130 milyar kilovat/saat kullanılabilir hidrolik potansiyelinin 44 milyar kilovat/saatini kullanıyor; 11 milyar kilovat/saatlik kısmı da inşaat halinde. 2019 yılına kadar, hidrolik potansiyelimizin tamamını kullanmış olacağız. Bir de, kömür yakarak karşıladığımız potansiyelimiz var; bu da, yaklaşık 116 milyar kilovat/saat civarında ve bugün için, 42 milyar kilovat/saatini kullanıyoruz. Bugün, enerjimizin çok büyük bir kısmını da, ithal ettiğimiz doğalgazdan, doğalgaz santrallarından karşılıyoruz. Tabiî, çok yararlanmadığımız bir de rüzgâr enerjisi var.

Değerli arkadaşlarım, termik potansiyelimizi, bağımsız bir enerji politikası oluşturmak ve ülkenin enerji bağımlılığını azaltmak için tam olarak kullanmak zorundayız. Termik santralları, yüksek bir teknolojiyle yapmak, halka sevdirmek ve mutlaka çevre ve yöre halkıyla kaynaştırmak zorundayız. O yöre insanının, mutlaka, o termik santralla barış içinde yaşaması lazım; böyle olmalıdır, böyle davranılmalıdır, dikkatli olunmalıdır ve bunun için, mutlaka, yöre halkının bu termik santrallarda çalışması için gerekli yeterliliklerin oluşturulmasını başarmak zorundayız.

Böyle mi oldu?.. Santralda 1 000-2 000 insan çalışacağı ifade edildi; sonuçta -doğura doğura dağ fare doğurdu- termik santrala 180 kişilik bir işçi kadrosu verildi, 180 kişinin çalışacağı söylendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - İş ve İşçi Bulma Kurumuna bu konuda gerekli yetki verildi, müracaatlar alınmaya başlandı; tabiî, ilgili yasalar ve Bakanlar Kurulu kararları muvacehesinde başvurular alındı ve sonuçta bir liste ortaya çıktı. Bu listeyi tam olarak temin edemedik; ama, temin edebildiğimiz kadarıyla, 400 civarında başvuru alındı; bunun 200'ü Kamu Personel Sınavına başvuranlar arasından, 200'ü de öncelikler arasından seçildi; ama, baktık ki, öncelikler içinde yöre insanı yok, yöre insanına bir öncelik tanınmamış. Böyle bir duyarsızlık olabilir mi?! Bakın, yöre insanıyla bu kadar barışık olması gereken bir kolda, eğer, siz, yöre insanını gözeten bir anlayışı öncelik kapsamına almazsanız, daha başından, o termik santralın çalışması problemli hale gelir, sorunlu hale gelir, tepki çekersiniz ve bundan sonra yapılacak olan termik santralların yapımıyla ilgili olarak da halkın hoşgörüsünü kazanamazsınız; doğru bir yol değildir, doğru bir yöntem değildir.

Arkadaşlar, üstelik, bu termik santrala işçi alımıyla ilgili, 28 Ekim 1985 tarihinde yayımlanmış bir Bakanlar Kurulu kararı var; buna göre alınmış ve terörden, tabiî afetlerden zarar görenlerin önceliğe alındığı bir sıralama yapılmış.

Değerli arkadaşlarım, bu önceliklerin içine, yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla, tıpkı bor madenlerinde Kütahya'da yapıldığı gibi - Bakanlar Kurulu, 14 Temmuz 2003'te aldığı bir kararla, ek 2 nci madde düzenlemesiyle, yöre halkının başvurusunu kolaylaştıran ve seçimini kolaylaştıran bir düzenleme yapmış- Çan Termik Santralında Çanlılar veya benzer termik santrallarda yöre halkı alınabilir. Bu, hem ülke için yararlı hem yöre insanı için yararlı hem de termik enerjinin, santralın, yöreyle ilgili barışını, huzurunu sağlamak için gerekli.

Bakın, biz, hâlâ, bu termik santralın Kazdağı ormanlarına ne kadar zarar vereceğini, Bayramiç'in o güzel meyveliklerini ne kadar etkileyeceğini, 350 000 dönüm arazisi sulanacak olan Biga Ovasına ne zarar vereceğini bilmiyoruz. Tabiî, arkadaşlarımız bize, uzun uzun, akışkan yataklı termik santralların minimize edilmiş zararlarını ve teknolojisini anlatıyorlar; ama, hâlâ, yöre halkının bu konudaki endişeleri giderilmemişken, siz, inadına, böyle bir düzenlemeyi yapmadan işçi alımı gerçekleştirirseniz, burada, huzursuzluğun kaynağı olursunuz. Henüz işçi alımı gerçekleşmemiştir, başvurular alınmıştır; hükümetin elinde fırsat vardır. Tıpkı, Bakanlar Kurulunun 14 Temmuz 2003 tarihinde aldığı kararın benzeri bir kararla, ek bir düzenlemeyle, rahatlıkla yöre insanının başvurusunu kolaylaştırabilecek bir düzenleme yapılabilir ve Çanlıların termik santrala tekrar sıcak bakmaları ve Çanakkale halkının orada çalışmasını sağlayacak bir yapı kurulabilir...

BAŞKAN - Sayın Küçük, toparlar mısınız; sürenizi aştınız.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Toparlıyorum efendim.

Çan'da bu altyapı vardır, Çan, sanayi kültürünün Çanakkale'de en geliştiği ilçedir. Üstelik, Çan'da endüstri meslek lisesi vardır, Yenice'de endüstri meslek lisesi vardır, Çanakkale merkezde endüstri meslek lisesi vardır, Biga'da endüstri meslek lisesi vardır, Gelibolu'da endüstri meslek lisesi vardır; bayağı geçmişi olan, birikimi olan liselerdir ve kolaylıkla yöreden bu istihdamın çok önemli bir kısmı sağlanabilir ve sağlanmalıdır.

Hükümetin bu konuya dikkatini çekiyoruz; yol yakındır, dönülebilir; örneği vardır, yapılabilir. Bu yapılmazsa, yöre halkının santrala karşı oluşturabileceği tepkilere hazır olmak lazım. Uyarması bizden, gereğini yapmak hükümetten!..

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Küçük.

Gündemdışı üçüncü söz isteği, Dünya Hekimler Günü nedeniyle Muğla Milletvekili Sayın Fahrettin Üstün'e aittir.

Buyurun Sayın Üstün.

Süreniz 5 dakika.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Veteriner hekimler...

BAŞKAN - Efendim, bize gelen müracaat "Hekimler Günü" olarak... Biz, zaptımıza ona göre almışız.

 3.- Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün'ün, Dünya Veteriner Hekimler Günü münasebetiyle veteriner hekimliğin önemine ve veteriner hekimlik mevzuatının bir an önce çıkarılmasına ilişkin gündemdışı konuşması

FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 24 Nisan Dünya Veteriner Hekimler Günü nedeniyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlarım. Ayrıca, tüm veteriner hekimlerin Dünya Veteriner Hekimler Gününü de kutluyorum.

Ülkemizde, veteriner hekimlik, ülkemizin en ücra köşelerinden metropollere, yetiştiricinin yayladaki çadırından ovadaki ahırına, mezbahadaki kesim yerinden süt fabrikalarına marketteki gıda reyonlarına kadar, halkının sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ülkemizin hayvansal gıda üretiminde kendine yeterli olabilmesi için her türlü şartlar altında mesleğini icra eden bir meslek ve hekimlik koludur.

Ülkemiz dahil, 94 ülkenin veteriner hekimler örgütünün üye olduğu Dünya Veteriner Hekimler Birliği, 2001 yılında, her yıl nisan ayının son haftasının cumartesi gününü Dünya Veteriner Hekimler Günü ilan etmiştir. Bu anlamlı günde kutlama yapılacak üye ülkenin içinde bulunduğu siyasî, ekonomik ve stratejik durum, veteriner hekimlik mesleğinin çalışma alanındaki konularda yaşanan sorunların tartışılmasına, çözüm yollarının araştırılmasına ve önerilerin oluşturulmasına fırsat yaratılması amaçlanmıştır.

Tarihin en eski mesleklerinden biri olduğu ve hayvanların evcilleştirilmesiyle başladığı bilim tarihçileri tarafından kabul edilen veteriner hekimlik, bilimsel kimliğini, dünyada ilk eğitim kurumunun 1762 yılında Fransa'da açılmasıyla kazanmıştır.

Ülkemizdeki ilk veteriner okulunun 1842 yılında açılmasıyla, veteriner hekimliği eğitim öğretimi başlamıştır. Geçen yüzaltmışiki yıllık dönemde, Türk veteriner hekimleri, ülke ve dünya hayvancılığı ile insan sağlığını korumak için, savaş yılları da dahil olmak üzere, çok önemli görevler ifa etmişlerdir. Bu uğurda, Ahmet Bey, Yüzbaşı Hüdai Bey, Yüzbaşı Kemal Cemil Bey, Mehmet Tuna Bey gibi birçok meslek şehidi vermişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; veteriner hekimlik, evcil ve yabanî küçük ve büyükbaş hayvanların, arı ve su canlıları ile kümes hayvanlarının yetiştirilmesi, ıslahı, verimliliklerinin artırılması, hayvan ve halk sağlığının korunması, hayvan hastalıklarının tedavisi, salgın hastalıkların önlenmesi, hayvansal ürünlerin üretim, hazırlama teknolojisi ve insan tüketimine uygunluğunun her aşamada sağlık kontrolü, hayvansal ürünlerde kirlenme, hayvansal atık ve artıkların yönetimi ile çevre kirliliğinin önlenmesi konularında hizmet üreten bir meslektir.

Veteriner hekimlik, ilk insan topluluklarında avcılık ve hayvanların evcilleştirilmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca Güney-Ortaasya'da ve Hindistan civarında ve diğer büyük imparatorluk kurmuş topluluklarda, hayvanların yetiştirilmesi ve savaşta kullanılan hayvanların sağlıklarının korunması yanında tedavileri için, veteriner hekimlik önemli bir meslek olmuştur.

Mezopotamya'da, Kral Hammurabi (MÖ 1728-1688) kanunlarında insan ve hayvanlarla ilgili ilk yasal düzenlemeler yapılmıştır. MÖ 270-260 yıllarında Hindistan'da yüzlerce hayvan hastanesi kurulmuştur. Eski Hint tababetinde 700'den fazla tedavi edici bitki ve 100 kadar cerrahî alet tarif edilmektedir.

Ortaçağda Batı'da hekimlik yerini hurafelere bırakırken, İslam uygarlıklarında yükselme dönemine girmiştir. İbn-i Sina, Biruni, İbnul Baytar, İbn Ahi Hizam, Ebu Bekr, İslam dünyasının önde gelin hekimleridir. Veterinerlik alanında çok önemli çalışmalarda bulunmuşlardır.

Modern çağda Carlo Ruını'nin anatomi alanında yaptığı çalışmalar ve Leewenheuk'un geliştirdiği mikroskop, hekimlikte önemli aşamalardır.

Avrupa'da 1711'den 1769'a kadar süren sığır vebası salgınında 200 000 000'dan fazla sığır telef olmuştur. 1714'te İngiltere'ye sıçrayan bu salgının incelenmesi için Thomas Bates görevlendirilmiştir. 1750'de sığır vebası salgınının hızlanması sonucunda, 1761'de Lyon'da Claude Bourgelat'ya bir okul kurma yetkisi verilmiş ve 1762 yılında ilk veteriner okulu açılmıştır.

Veteriner Hekimlerin Hizmet Alanları:

Veteriner, halk sağlığı alanında; et hijyeni ve muayenesi, süt hijyeni ve muayenesi, su canlıları hijyeni ve muayenesi, arı hastalıkları ve muayenesi, hayvansal kaynaklı diğer gıdaların muayenesi, diğer tür gıdaların hijyen ve muayenesi, içme ve kullanma sularının kontrol ve idaresi, zoonozlarla mücadele ve denetimi, çevre sağlığının korunması, dışalım ve dışsatımda muayene, kalıntılar, hayvanat bahçeleri, doğal hayat, deney ve laboratuvar hayvanları.

Hayvan sağlığı alanında; hayvan hastalıkları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -Sözlerinizi tamamlayın efendim.

Buyurun.

HAYRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - ... hastalıklardan korunma ve kontrol, hayvan hareketleri, hayvan hakları ve refahı.

Hayvancılığın geliştirilmesi alanında; ıslah, soykütüğü, yetiştirme, tarım işletme ekonomisi, beslenme ve yönetim.

Eğitim-öğretim ve araştırma alanında da; üniversiteler, laboratuvarlar ve standartlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği mevzuatının yüzde 25'ini veteriner mevzuatı oluşturmaktadır. Ülkemizi ziyarete gelen bir Avrupa Birliği uzmanı, "Birlik adayı ülkelerde veteriner mevzuatına uyum, insan hakları kadar önemlidir" diyerek, Avrupa Birliğinde konuya verilen önemi vurgulamaktadır.

Kamu Reformu Kanunu Tasarısında gözardı edilen bu konular, ileri zamanlarda Avrupa Birliğine uyum sorunları çıkaracak niteliktedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin ve tarımın kanayan yarası olan hayvancılık nasıl kalkınamaz derseniz;

Türkiye Cumhuriyetinin en köklü kurumlarından biri olan Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ve taşra teşkilatını kaldırarak,

Ülke hayvancılığına damgasını vurmuş haraları, ipekhaneleri, hayvancılık araştırma kurumlarını kapatarak,

Tarımsal üretimde hayvancılığın payını yüzde 30'ların altına çekerek,

Ülkenin kısıtlı dövizlerini "ithal inek alacağım" diye yabancılara dağıtarak,

Bir yandan "hayvancılıkta, orta ve büyük ölçekli işletme kurmak lazım" deyip diğer yandan, vatandaşa, 1'er 2'şer hayvan dağıtarak,

Özelleştirme adı altında, SEK'i, yem fabrikalarını ve Et Balık Kurumunu haraç mezat satarak,

Uçsuz bucaksız tarım arazilerinin sadece yüzde 5'ini yem bitkilerine ayırarak,

Bir yandan veteriner hekimlikte uzmanlık eğitimini engelleyip öte yandan ülke hayvancılığını geliştirsin diye parayla yabancı uzman getirerek,

Patates tohumu ile hayvan tohumunu aynı kefeye koyarak,

Bilimin ve hukukun önüne meslek taassubu koyup, yönetmelikleri, talimatları kafana göre değiştirerek,

Ülkedeki hayvancılığımız maalesef kalkınamaz.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, Avrupa Birliği mevzuatının yüzde 25'ini oluşturan veteriner hekimlik mevzuatının bir an önce Meclis Genel Kuruluna gelmesini ve bu uyumun gerçekleştirilmesini, Yüce Heyete saygıyla arz ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Üstün.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.

Önce, Kâtip Üyenin sunuşları oturduğu yerden okuması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tezkereyi okutuyorum:

 B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil etmek üzere Siyasî Parti Grup Başkanlığınca Trabzon Milletvekili Şevket Arz'ın aday gösterildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/543)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisini Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinde temsil edecek Grubumuzu oluşturmak üzere, Siyasî Parti Grup Başkanlığınca aday gösterilen Trabzon Milletvekili Şevket Arz'ın ismi Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                   Bülent Arınç

                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                           Başkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

 2.- Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe'nin (6/974) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/176)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 381 inci sırasında yer alan (6/974) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                Halil Ünlütepe

                                             Afyon

BAŞKAN - Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- CHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İstanbul Milletvekili Ali Topuz ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Milletvekili Lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/185)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Milletvekili Lojmanlarında işlenen Mustafa Güngör cinayetinin aydınlatılmasını sağlamak, suçlularını ortaya çıkarmak ve soruşturmanın yürütülmesinde ihmali görülenleri tespit etmek amacıyla, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

 

K. Kemal Anadol

Ali Topuz

Haluk Koç

 

İzmir

İstanbul

Samsun

 

CHP Grup Başkanvekili

CHP Grup Başkanvekili

CHP Grup Başkanvekili

 

Gerekçe:

23-24 Haziran 1991 tarihinde Milletvekili Lojmanlarında İzmir Milletvekili Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör tüyler ürperten bir cinayete kurban gitmişti. Aradan 12 yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, bu hunharca cinayet hâlâ aydınlatılamamıştır.

Mustafa Güngör'ün katledilmesinin ardından gazetelere yansıyan haber ve yorumlarda ihbar mektuplarından aşk ilişkisine ve Milletvekili lojmanlarında oluşan çetelere kadar birçok iddiaya yer verilmiştir. Milletvekilleri ve yakınlarının bu olaya karıştıklarına ilişkin yapılan yorumlar, bazı gazetelerde katillerin eşkallerinin verilmesine kadar varmıştır. Haber ve yorumlarda adı geçenlerin Anayasanın 83 üncü maddesi gerekçe gösterilerek ifadelerinin alınmaması, bunların birçoğunun dokunulmazlığının kısa bir süre sonra kalktığı ve milletvekili yakınlarının zaten dokunulmazlıkları olmadığı düşünüldüğünde, hukuk skandalı yaşandığını göstermektedir.

Cinayetin sonrasında Ankara emniyet Müdürlüğünün olay yerinde yaptığı inceleme ve tetkiklerin bilimsel yöntemlerden uzak bir şekilde yürütüldüğü Erol Güngör tarafından tartışılamayacak netlikte ortaya konulmuştur. Olaydan sonra çekilen video kayıtlarında yer alan objeler dahi araştırılmamış, Erol Güngör'ün kişisel girişimleriyle yetkilileri uyarması sonucu gündeme getirdiği bir obje hiçbir bilimsel çalışma yapılmadan, parti rozeti olarak değerlendirilmiş, daha sonra aynı görüntüler üniversite raporunda yüzük olarak teşhis edilmiştir. Yine video görüntülerinde yer alan ve evde yaşayanlara ait olmayan bir çantanın da daha sonra ortadan kaldırıldığı anlaşılmıştır. Bu gelişmeler cinayetin işlendiği mekânda delillerin karartıldığına ilişkin şüphelerin oluşmasına neden olmuştur. Cinayet sonrasında ilgili kişilerin ifadelerinin alınamaması, soruşturmanın başlangıcında cinayetin tabancayla işlendiğinin bile tespit edilememesi, mermi çekirdeği ve kovanların olay yerinde bulunamaması, TBMM Başkanlığı tarafından olay yerinin, aileye danışılmadan, apar topar delillere bir daha ulaşılamayacak şekilde temizlenmesi ve video görüntülerinin titizlikle incelenmemesi soruşturmanın yürütülmesinde eksiklik, ihmal ve kasıt boyutlarına ulaşan kusurların olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, ne soruşturmayı yürütenler ne de Meclis Lojmanlarında güvenliği sağlamakla sorumlu olanlar hakkında bugüne kadar hiçbir soruşturma açılmamıştır.

AİHM'nin olaya ilişkin talep ettiği savunmalara, "lojmandaki güvenlik önlemleri için herhangi bir soruşturma açılmadı", "milletvekili lojmanlarında yaşayanların özel statüleri olduğundan ifadeleri alınamadı" gibi yanıtların verilmesi, bu konuda düşülen aczin de bir göstergesidir. AİHM, yapılan bu savunmanın gerçekleri yansıtmadığını görüp, 16.3.2004 tarihinde oybirliğiyle başvuruyu kabul etmiştir.

AİHM bu kararı alırken, TBMM Dilekçe Komisyonunun 20.1.2004 tarihli kararında "faili meçhul olayı ile ilgili araştırmaların çok yönlü devam ettiğinin" belirtilerek, "başkaca bir işlem yapılamayacağını" hükme bağlaması, bir çelişki olarak önümüze çıkmaktadır.

Anayasanın 17 nci maddesinde güvenceye bağlanan "yaşam hakkı"nın güvenlik çemberi içindeki bir mekânda bile sağlanamamasındaki çarpıklık, bu güvenceden tamamen yoksun vatandaşlarımızın kaderinin tamamen tesadüflere bağlı olduğunu göstermektedir. Cinayetin sabit karakol ve üst düzey görevlerde bulunmuş politikacıları korumakla görevli güvenlik görevlilerinin bulunduğu bir mekânda işlenmesi, kamuoyu gözünde güvenlik görevlileri ile milletvekili ve yakınlarının suçlu olduğu izlenimini bırakmıştır. TBMM'nin 22 nci Dönem çalışmalarında bu konuda göstereceği duyarlılık, hukuk sistemimiz ve "yaşam hakkı" gibi en temel insan hakkına bakışını sergilemesi ve güvenlik birimlerine olan saygınlığın korunması açılarından önem arz ettiği gibi, AİHM nezdinde TBMM'nin saygınlığının korunması açısından da önem arz etmektedir.

Sunulan nedenlerden dolayı, cinayetin aydınlatılmasını sağlamak, suçlularını ortaya çıkarmak ve soruşturmanın yürütülmesinde ihmali görülenleri tespit etmek amacıyla Meclis araştırması açılmasını Yüce Meclisimizin takdirlerine saygılarımızla sunarız.

BAŞKAN -Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerine alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş 4 adet tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Birinci tezkereyi okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ukrayna'ya yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/544)

                                                                        26.4.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Vaki davete icabetle, görüşmelerde bulunmak üzere, bir heyetle birlikte 1-3 Nisan 2004 tarihlerinde Ukrayna'ya yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                        Recep Tayyip Erdoğan

                                         Başbakan

Liste: 

Ömer Çelik                                 (Adana)

Mehmet Emin Murat Bilgiç                                 (Isparta)

Egemen Bağış                                 (İstanbul)

Şaban Dişli                                 (Sakarya)

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci tezkereyi okutuyorum:

 4.- Ulaştırma Ana Planı Stratejisinin uygulamaya konulması için yapılacak çalışmaları yürütmek amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinden oluşacak Ulaştırma Ana Planı Stratejisi Yönlendirme Komitesinin koordinatörlüğünü yürütmek üzere, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı'nın 6 ay süreyle görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisince izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/547)

                                        24.4.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin ulaştırma sektöründe, alt sistemlerin birbirlerini tamamlayıcı bir yapı içerisinde gelişebilmesi ve iktisadî ve sosyal yaşamın ihtiyaçlarının yerinde, zamanında, ekonomik ve güvenli bir şekilde karşılanabilmesi için sistemin bütün olarak ele alınmasını sağlamak üzere hazırlanacak "Ulaştırma Ana Planı Stratejisi"nin uygulamaya konulması için yapılacak çalışmaları yürütmek amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinden oluşacak "Ulaştırma Ana Planı Stratejisi Yönlendirme Komitesi"nin koordinatörlüğünü yürütmek üzere, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı'nın 6 ay süreyle görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinden izin istenilmesine ilişkin 29.3.2004 tarihli ve P.2004/1 sayılı Bakanlar Kurulu Prensip Kararının sureti ekte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesi uyarınca izin verilmesini arz ederim.

                        Recep Tayyip Erdoğan

                                         Başbakan

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Üçüncü tezkereyi okutuyorum:

 5.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsviçre'ye yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/545)

                                        27.4.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kıbrıs zirvesine katılmak üzere, bir heyetle birlikte 29-31 Mart 2004 tarihlerinde İsviçre'ye yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                        Recep Tayyip Erdoğan

                                         Başbakan

Liste:

Ömer Çelik        (Adana)

Yaşar Yakış       (Düzce)

Egemen Bağış                 (İstanbul)

BAŞKAN - Başbakanlık tezkeresini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Son tezkereyi okutuyorum:

6.- Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un, İsrail'e yaptığı resmî ziyarete katılmaları uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/546)

                                        27.4.2004

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un, görüşmelerde bulunmak üzere, bir heyetle birlikte 16-18 Mart 2004 tarihlerinde İsrail'e yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                        Recep Tayyip Erdoğan

                                         Başbakan

Liste:

Reha Denemeç                                 (Ankara)

Soner Aksoy                                 (Kütahya)

Hasan Ali Çelik                                 (Sakarya)

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, sözlü soruların okunmasına geçmeden önce, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler, sözlü sorulardan 2, 4, 10, 19 ve 24 üncü sıralardaki soruları birlikte cevaplandırma isteğinde bulunmuştur.

Yine, sözlü sorulardan 6, 7, 8 ve 9 uncu sıralardaki soruları, Sayın Adalet Bakanımız Cemil Çiçek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı adına, müştereken cevaplandıracaktır.

Genel Kurulun bilgilerine sunuyorum. Başkanlık buna göre işlem yapacaktır.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Sözlü Sorular" kısmına geçiyoruz.

 IV.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, esnafın Halk Bankasından kullandığı kredinin faiz oranlarının düşürülüp düşürülmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/543)

BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan?.. Yok.

Bu önerge üç birleşim içinde cevaplandırılmadığından, İçtüzüğün 98 inci maddesinin son fıkrası uyarınca yazılı soruya çevrilecektir; önerge gündemden çıkarılmıştır.

2.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde-Ulukışla-Darboğaz Kasabası gölet projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/552) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

3.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Niğde Misli Ovası sulama kuyularının ruhsat işlemine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/557) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

4.- Adana Milletvekili Kemal Sağ'ın, doğalgaza yapılan zamma ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/565) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

5.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in, Ünlendi Barajı Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/578) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

6.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'in, yönetici atamalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/585) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

BAŞKAN - Sözlü sorulardan, gündemin 2, 4, 10, 19 ve 24 üncü sıralarındaki sorular beraber cevaplandırılacağından, şimdi soru önergelerini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                                 Orhan Eraslan

                                               Niğde

Niğde-Ulukışla-Darboğaz Kasabasında yılda ortalama 2 000 ton civarında turfanda kiraz üretimi gerçekleştirilmektedir. Turfanda kirazın üreticiden çıkış fiyatı 5 000 000 TL'dir ve tamamı ihraç olunmaktadır.

Darboğaz Kasabasında daha önce yapımı planlanan göletin projesi yapılmış ve keşif bedeli belirlenmişti. Kiraz bahçelerinin sulamasında kullanılacak bu göletin yapılmasıyla yöredeki kiraz üretiminin 3 katına çıkması beklenmektedir.

Soru 1: Söz konusu göletin ihalesi hangi aşamadadır?

Soru 2: Göletin hizmete giriş programı nasıldır?  

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                                 Orhan Eraslan

                                               Niğde

Niğde İli Misli Ovasında sulama amacıyla açılan derin sulama kuyularının ruhsat işinde Devlet Su İşleri tarafından zorluk çıkarılmakta ve ruhsat işlemleri aylarca zaman almaktadır.

Çiftçilerimizin ruhsat alamamaları sonucunda mahsulleri sulanamamakta veya sulama için kaçak elektrik kullanma yoluna gidilmektedir.

Oysa, civar iller olan Nevşehir ve Aksaray'da aynı kurum tarafından yapılan uygulamalar farklı olup çiftçilerimiz daha kısa zamanda ve daha kolay ruhsat almaktadırlar.

Soru: Sulama kuyularının ruhsat işlemi için iller arasındaki farklılığın giderilmesi ve Niğde Misli Ovasındaki sulama kuyusu ruhsat işlemlerinin hızlandırılması için Bakanlığınızca bir önlem alınması düşünülüyor mu?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                       Kemal Sağ

                                              Adana

57 nci hükümet döneminde Rusya ve İran'dan alınan doğalgazın fiyatları düşürülmüştür. Bu konuyla ilgili sıkıntı çekilebilecek bir durum yokken doğalgaza yapılan yüzde 12'lik zamla, çok sayıda sanayi kuruluşu ve yüzbinlerce aile zor durumda bırakılmıştır.

1.- Doğalgaza aniden yapılan yüzde 12'lik zammın gerekçesi nedir?

2.- BOTAŞ, 2002 yılında vergi ve diğer yasal yükümlülükleri düştükten sonra net 565 trilyon Türk Lirası kâr elde etmiştir. Bu kâra rağmen böyle bir zammın yapılmasını doğru buluyor musunuz?

3.- Hükümet olarak, bu kadar kişi ve kuruluşu zor durumda bırakan bu uygulamadan vazgeçerek, doğalgaz fiyatlarını aşağıya çekmeyi düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ünlendi Barajı Projesi hakkındaki aşağıdaki sorularımın, delaletinizle, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                             Dursun Akdemir

                                                 Iğdır

Ünlendi Barajı Projesi:

Uzun yıllardan beri etüt çalışmaları devam etti yaklaşık kırküç yıl. Iğdır İlimizin bir kısmı ile Tuzluca İlçesi ve köylerine ait 10 310 hektarlık tarım arazisini sulama amaçlı olarak Ünlendi Barajı proje aşaması tamamlanmış oldu. Daha önce ihale kapsamına alınması için DSİ Genel Müdürlüğünce Bakanlığınıza teklif edildi. Söz konusu baraj şimdiye kadar ihale kapsamına alınmadı.

Ünlendi Barajı ile ilgili olarak;

1. Bugün itibariyle Ünlendi Barajıyla ilgili çalışmalar hangi aşamadadır?

2. Fizibilite raporlarından anlaşılacağı gibi, rantabl olan bu projenin şimdiye kadar uygulamaya konulmamasının sebepleri nelerdir?

3. Tuzluca İlçesini ve Iğdır İlinin bir kısmını ilgilendiren, açlığı ve büyük şehirlere göçü önleyecek, yörede hayat standartlarını yükseltecek, Türkiye'nin doğusu ile batısı arasındaki farkın azalmasına katkıda bulunacak, hükümetimizin adalet ve kalkınma anlayışına uygun düşecek böyle gerekli bir projeye bu yıl için ayrılan ödenek ne kadardır?

4. Üç devletle (İran, Ermenistan, Nahcivan) sınır komşusu olan Iğdır İlimizde huzurun, kardeşliğin ve devlet güveninin sağlanması için, kırküç yıldır sürüncemede kalan Ünlendi Barajının temelinin en kısa zamanda atılması mevcut hükümetimize nasip olabilecek mi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

                             11 Haziran 2003

Aşağıdaki sorumun Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 96 ve 98 inci maddeleri gereğince Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını istiyorum.

Saygılarımla.   

                              Yakup Kepenek

                                            Ankara

1. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı olarak göreve başladığınız günden bu yana Bakanlık ve bağlı kuruluşlarında (MTA, TAEK, DSİ, EİEİ vb) değiştirilen yönetici sayısı kaçtır?

2. Bu değişiklikler hangi amaçla yapılmıştır?

3. Yeni atanan yöneticiler ile görevden uzaklaştırılanların, eğitim düzeyleri, iş deneyimleri ve yayınları, diğer meslekî başarıları bakımından karşılaştırmalı durumu nedir?

4. Yeni atananların kaçı önceden soruşturma geçirmiştir?

5. Soruşturma geçirenlerin kaçı ceza almıştır?

BAŞKAN - Sözlü soru önergelerine, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız Sayın Hilmi Güler cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan.(AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan'ın, Niğde İli Darboğaz Kasabasındaki göletin ihalesine ilişkin cevabım şöyle:

Bildiğiniz gibi, Darboğaz Kasabası yerleşim yerinin 1 kilometre batısında, Killiğin Deresi üzerinde inşa edilmesi planlanan Niğde-Ulukışla-Darboğaz göletinde depolanacak 1 100 000 metreküp suyla 166 hektar alanın sulanması amaçlanmaktadır. Planlama ve kati proje çalışmaları tamamlanan ve 2004 yılı fiyatlarıyla 9,850 trilyon TL keşif bedeli olan Niğde-Ulukışla-Darboğaz göleti ve sulaması, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca yayımlanacak olan 2005 Yılı Yatırım Programı Hazırlama Esasları Genelgesi çerçevesinde, 2005 yılına konulacaktır. Yatırım programının, hazırlanması esnasında değerlendirilecek.

Böylece, Niğde-Ulukışla-Darboğaz göletiyle ilgili bilgiyi sizlere arz etmiş oluyorum.

Yine, Niğde Milletvekili Sayın Orhan Eraslan, Niğde Misli Ovası sulama kuyularının ruhsatlarına ilişkin soru sormuşlar, bu sorunun cevabını arz ediyorum:

DSİ Genel Müdürlüğünce, yeraltı suyu tahsisine ilişkin belge ve ruhsat işlemleri, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun ve bu kanuna göre hazırlanan tüzük ve teknik yönetmelik hükümlerine göre uygulanmaktadır. Dolayısıyla, iller arasında bir farklılık yoktur. Böyle bir uygulama yapmıyoruz ve yapılması da mümkün değil; ancak, ilgili mühendislik büroları tarafından hazırlanan evrakların eksiksiz olarak tamamlanması gerekmektedir. Burada bazı gecikmeler olduğu için, uygulamada farklılıklar olduğu izlenimi edinilebilir. Bu da doğru bir izlenim değildir. Bu dosyaların eksiksiz olarak hazırlanması lazım. Evrakları eksik olmayan taleplerin de en kısa sürede karşılanması hususunda gerekli hassasiyet gösterilmektedir. Kaldı ki, biz, kendi dönemimizde, inisiyatif alarak, bu eksiklikleri, onlara, ayrıca, onlar başvurmasa dahi bildiriyoruz ve tamamlanması için de elemanlarımızca yardımcı oluyoruz.

Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ'ın sözlü soru önergesine cevabımı arz ediyorum:

Bu doğalgaza yapılan zam çok önceleri yapılmıştır. Şu anda, dönemimizde, tam tersine indirimler yapılmıştır değişik tarihlerde. Bunlardan haziran ayında serbest tüketiciye yüzde 7,5; dağıtım kuruluşlarına yüzde 8; temmuz ayında serbest tüketiciye yüzde 6,9; dağıtım kuruluşlarına, yani konutlara yüzde 7,06; ağustosta serbest tüketiciye, yani sanayiciye yüzde 3,65; konutlara yüzde 4,07; ekimde de 7,34 sanayie, konutlara da yüzde 8,2 indirim yapılmıştır.

Doğalgazdaki fiyat mekanizmasını, sizlere bu fiyatların nasıl oluştuğu hakkında bilgi vermek açısından, ışık tutması açısından, ifade etmek istiyorum. İki önemli parametre var; bunlardan bir tanesi, petrolle ilgili fiyat artışı ve petrole bağlı parametrelerin bulunuşu; ikincisi de, dolarla aldığımız için dolardaki değişiklik. Bunlar olduğu takdirde artı veya eksi olarak; yani, indirim veya zam olarak bunları yansıtıyoruz. Bizim buradaki en önemli kriterimiz, bu iki parametrenin dışında ekonominin gerekleridir; gerektiği zaman, zam da indirim de yapmaktayız. Bu daha evvelki yaptığımız ilk zam, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca yayımlanan 123 nolu karar çerçevesinde, 1 Nisan 2003 tarihinden geçerli olmak üzere, belirli bir fiyat formülüyle ve üst sınır fiyatlarının otomatik olarak tespit edilmesi uygulamasına geçildiği için yapılmıştır ve ondan sonra devamlı olarak da indirimler yaptık ve neticede de, bu, halkımıza da yansıtıldığı için, bu rakamları detayıyla zaten biliyorsunuz.

Burada, ayrıca, doğalgazla ilgili olarak Rusya'yla yaptığımız görüşmeler neticesinde -ki, onbir ay sürmüştür- sıkı pazarlıklarla, daha evvelden dört ayrı fiyattan alınan doğalgaz tek fiyata indirilmiştir ve Avrupa'da en pahalı durumdaydı aldığımız doğalgaz. Şimdi, bilgilerimiz dahilinde, aldığımız doğalgaz en ucuzlarından biri durumundadır. Bu bakımdan, zaten, daha sonra yapılan petrol fiyatlarındaki artışların doğalgaza yansıtılmamasının sebebi olarak bunu size ifade ediyorum; çünkü, petrol fiyatlarındaki artışı, normal olarak bizim otomatik olarak yansıtmamız gerekiyordu. Bunları yansıtmadık; sebebi da,  yaptığımız avantajlı anlaşmaların sonuçlarıdır.

Iğdır Milletvekili Sayın Dursun Akdemir'in sözlü soru önergesine cevabımı arz ediyorum: Iğdır Milletvekili Sayın Dursun Akdemir, Ünlendi Barajıyla ilgili soru soruyor.

Iğdır İli sınırları dahilindeki Tuzluca Projesi kapsamında Acıçay üzerinde yapılması öngörülen Ünlendi Barajında depolanacak 164 000 000 metreküp sudan, Tuzluca İlçesi ve çevre köylerine ait 10 310 hektarlık alanın sulanması planlanmıştır. Planlama çalışmaları tamamlanan Tuzluca Projesi kapsamındaki Ünlendi Barajının kesin projesi hazırlanmış olup, sulama sahalarının proje çalışmaları devam etmektedir.

Tuzluca Projesinin DSİ Genel Müdürlüğünün yatırım programına alınması konusunda, 2002 yılında Bakanlığım aracılığıyla DPT Müsteşarlığı nezdinde girişimlerde bulunulmuştur; ancak, 2001 yılında, kamu yatırım programının rasyonelleştirilmesi çalışmaları çerçevesinde, DSİ Genel Müdürlüğünün yatırım programında yer alan ve belli bir aşamaya gelmiş projelerin tamamlanmasına öncelik verilmesi, yatırım programından henüz başlanmamış bazı projelerin çıkarılması ve yatırım programına yeni proje alınmaması kararları gerekçesiyle, projenin 2002 yılı yatırım programına alınmasının mümkün görülmediği belirtilmiştir; ki, bizden önce olmuştur bunlar.

18.7.2002 tarih ve 24 819 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 2003 Yılı Yatırım Programı Hazırlama Esasları genelgesinin 4 üncü maddesinde de -ki, yani, bizden önce- "Kuruluşlar, 2003 yılı yatırım tekliflerini tavan içinde hazırlarken, eğitim, sağlık ve teknolojik araştırma projeleri ile acil ve çok zorunlu haller dışında gerçekleştirilmesi bir yıldan fazla sürecek yeni proje teklifinde kesinlikle bulunmayacaklardır" ibaresi bulunmaktadır; böyle denildiği için de, 2003 yılında söz konusu proje teklif edilememiştir.

Yine, 31.7.2003 tarihli ve 25 185 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 2004 Yılı Yatırım Programı Hazırlama Esasları genelgesinin 33/d maddesinde aynı sınırlamanın devam etmesi nedeniyle, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce 2004 yılında da yeni proje teklif edilememiştir. Dolayısıyla, Tuzluca Projesine, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004 yılı yatırım programında yer verilemediğinden, ödenek de ayrılmamıştır.

Söz konusu projenin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün 2005 yılı yatırım programına teklifi konusu Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca hazırlanacak olan 2005 yılı yatırım programı hazırlama esasları genelgesi çerçevesinde değerlendirilecektir. Bu çerçevede yatırım programına yeni proje alınması konusu, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının yetkisindedir. Dolayısıyla, Tuzluca ile ilgili olarak da bu bilgileri sizlere arz ediyorum.

Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek'in sözlü soru önergesine de cevabımı arz ediyorum:

19.11.2002-26.4.2004 tarihleri arasında Bakanlık ve bağlı kuruluşlarında değiştirilen yönetici ve atanan yönetici sayısını arz ediyorum: Görevden alınan yönetici sayısı, Bakanlık merkezinde 10, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde 14, MTA Genel Müdürlüğünde 14, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünde 2, Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde 2, TAEK Başkanlığında 6 olmak üzere, toplam 48 kişidir.

Atanan yönetici sayısı da, Bakanlık merkezinde 10, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde 26, MTA Genel Müdürlüğünde 27, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünde 7, Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde 2, TAEK Başkanlığında 6 olmak üzere, toplam 78 kişidir.

Bu değişiklikler,  hizmetin gereği olarak yapılmıştır.

Bilindiği üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili hükümleri, yönetim kademelerinde görev yapan veya yapacak olan personel için belirli kriterler getirmiştir. Bunların en önemlileri tabiî ki hizmet ve tahsil şartıdır. Dolayısıyla, yönetim kademelerine atanacak personelin, kamuda asgarî on oniki yıl hizmetinin bulunmasının yanı sıra, mutlak surette yükseköğrenim görmesi gerekmektedir. Görevden alınan personelin yerine atanan personelin tümü, kamu tecrübesi bulunan ve kanunun öngördüğü şartları haiz kişilerdir.

657 sayılı Kanunun 132 nci maddesi, kendilerine disiplin cezası olarak aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilenlerin yönetim kademelerine atanamayacaklarını hüküm altına almış bulunduğundan, zaten, kanun gereği herhangi bir soruşturma sonucunda yukarıda sözü edilen disiplin cezaları alan kişilerin terfien atanmaları da mümkün bulunmamaktadır; yani, bu durumda olan kimse atanmamıştır.

Yönetim kademelerine ataması yapılan personelin bu görevlerinin gerektirdiği şartları taşımalarının yanı sıra, bu göreve atanmalarına mâni herhangi bir disiplin cezaları da bulunmamaktadır.

Kaldı ki, 133 000 kişinin çalıştığı bir bakanlıkta, bahsedilen bu eleman hareketi de, hele, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı gibi geçmişi tartışmalı olan bir bakanlıkta, herhalde, takdir edersiniz ki, çok fazla olarak kabul edilmemelidir diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Soru sahiplerinden Sayın Akdemir'in bir isteği var.

Yerinizden, kısa bir açıklama rica edeyim.

Buyurun.

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; benim, Sayın Enerji Bakanımızın sözlü olarak cevaplandırması için sorduğum konu, benim tam ortaokula başladığım yıla dayanıyor, 1960'a. Kırküç yıl önce devlet uygun görmüş, çalışmalara başlanmış ve kırküç yıl içerisinde iki nesil emekli olur duruma gelmiş. Oraya bekçi tutmuşlar ve yıllar önce bir sondaj yapılmış.

Sayın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımızdan öğrenmek istediğim şey, hâlâ, Devlet Planlama Teşkilatı karar verecektir... Ben, sözlü sorumda, ülkenin doğusu ile batısı arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldıracak böyle bir yatırımı, bu projeyi başlatmak, acaba, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti olarak, size nasip olacak mı diye sormuştum. O soruya, elbette, bu gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak için, biz, Devlet Planlama Teşkilatıyla da görüşerek, konuşarak bu projeyi başlatmak isteriz diyeceğinizi umdum; çünkü, sözünü ettiğim proje, Iğdır'ın Tuzluca İlçesi... Üç devletle komşu olan Iğdır İli, Türkiye'nin dünyaya açılan kapısı olması gereken bir yer. Bugünkü Hürriyet Gazetesinin son sayfasında, uzaydan çekilen fotoğrafta, Nuh'un gemisi Ağrı'dadır diye bir haber vardı. Bu nedenle, Iğdır'ı gündeme getirmek istiyorum.

Sağ olun, soruma cevap verdiniz; ama, gerçekten, sizin, çalışkan bir Bakan olarak, ülkenin bölgeleri arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak isteyen bir yaklaşımınızın olduğunu bilen bir milletvekili olarak böyle bir cevap almak bizi mutlu edecekti. Bu barajın yapılması, gerçekten, Iğdır'dan İstanbul'a, İzmir'e, hatta Mersin ve Antalya'ya göçü engelleyecek, göç önlenecek -çünkü, o bölgede ziraat verimlidir- vatandaş toprağa bağlı kalacak, bölgede işsizlik ortadan kalkacak ve memleketimizin önemli bir köşesi imar edilmiş olacaktı.

Benim bir temenni ve önerim olacak Sayın Bakanımdan. Her ne kadar, bu projenin Devlet Planlama Teşkilatının takdirine bırakılmasını uygun gördünüzse de, sizin buna özel ilginizi talep ediyorum; çünkü, o bölgenin, gerçekten, buna ihtiyacı var. Hele hele, son yıllarda, tüm hükümetlerin, ülkenin doğusu ile batısı arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırma çalışmaları olduğu halde, şimdiye kadar müspet bir şey ortaya çıkmadı. Sizin müspet, bilimsel kişiliğinizin altında, teknik adamlığınızın altında bu projeyi; yani,  Tuzluca'nın Ünlendi Barajı Projesini ya da gene Aras üzerinde kurulması  planlanan, Karakurt'tan başlayıp Tuzluca'da sonlanacak olan 5 proje var -bu baraj, Aşağı Aras Vadisinde düşünülen, hem sulama hem enerjiye dönük bir projedir- bunlardan birisini hayata geçirmiş olmanız, bu gelişmişlik farkını ortadan kaldırma isteğinde olan bir hükümet olduğunuzu ortaya koyacaktır.

Önerilerimi bu şekilde sıralamak istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akdemir.

Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, burada, Sayın Dursun Akdemir Beyin ilave olarak  bahsettiği noktalara açıklık getirmem gerektiğini görüyorum.

Şimdi, aslında, bu baraj, şu anda bizim ilgi alanımızda; yani, bunu yakından takip ediyoruz, ben de gördüm, yapıyı biliyorum; ancak, Hükümetimizin şöyle bir politikası var: Mevcut kaynaklarımızla bitmek üzere olanlara öncelik veriyoruz; bunları bitirip, onların kazancıyla daha az olanlara gidiyoruz; yani, yüzde 80 bitenlere öncelik veriyoruz, onları bitiriyoruz, kazancıyla yüzde 70 olanlara gidiyoruz, daha sonra yüzde 60'a... Çünkü, daha evvel, bizden önce çok fazla yatırım yapılmış. Hele suyla ilgili yapılan yatırımlarda, bitmediği takdirde, su alıp götürüyor bunu, kaba tabiriyle. Yani, yüzde 5, yüzde 10, bunlar popülizmle veya belli siyasî mülahazalarla daha evvel yapılmış; bunları, her sezon su alıp götürüyor ve yeniden başlıyorsunuz.

Onun için, biz şimdi, yüzde 80 tamamlananları bitiriyoruz, onların geliriyle, yüzde 70 ve yüzde 60'a doğru, aşağı doğru gidiyoruz ve bundan sonra da yapmak istediğimiz şey, yeni gelir kaynaklarıyla da yeni yatırımlar yapmak. Bu şekilde bitirmeyi  düşünüyoruz. Şu anda, biz, su kaynaklarımızın yüzde 35'ini kullanıyoruz, yüzde 65'i boşa gidiyor. Yani, aslını ararsanız, her yıl 4 milyar dolarlık, boşa giden bir enerjimiz var, enerji kaybımız var ve biz, bunun karşısında da doğalgaz alıyoruz. Böyle bir yapıdayız.

Şimdi, bunu giderebilmek için, gelir ortaklığı senedi gibi yeni birtakım enstrümanlarla kaynak oluşturup, bahsettiğimiz barajları da yapmak istiyoruz. Hele, Iğdır gibi güzel, bütün imkânların olduğu, pamuk dahi yetişebilen bir bölgede böyle bir barajı ihmal etmemiz mümkün değil. Bunu yapacağız, programımızda; ancak, şöyle bir yapımız daha var: Biz, dönemimizde, kurumların kurumsallıklarına saygı duyuyoruz. Devlet Planlama Teşkilatı da bunlardan bir tanesi. Uzman görüşünü almamız lazım ki, bu yatırımları kabullenelim.

Aslında, benim size bunun ötesinde söyleyeceğim herhangi bir şeyi, bu sefer, siz de popülizm kabul edebilirsiniz. Onun için, ben, sözümü burada kesiyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın Sağ, buyurun; konuşmanızı kısa yapmanızı rica ediyorum.

KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Başkanım, değerli üyeler; ben, önce, Sayın Bakana teşekkür ediyorum; kısa da olsa bir cevap vermiş oldu ve doğalgaza yapılan zammın nedenlerini, dolar ve petrol fiyatlarıyla  artı, Enerji Kurumunun tebliğiyle, kararıyla açıkladı.

Ne güzel tesadüf ki, AKP İktidarı zamanında dolar fiyatı yükselmedi, petrol fiyatları yükselmedi; üstüne üstlük, Rusya ve İran'dan alınan doğalgaz fiyatlarında düşme oldu.

Gerçekten, tüccar siyaset politikası mıdır bilemiyorum; ama, doğalgaza topluca yapılan yüzde 12'lik zam, kepçeyle alındı; daha sonra, Sayın Bakanın ifadesiyle, birçok indirim yapıldı. Bu da, galiba, kepçeyle alınan zammın, kaşıkla dağıtımı gibi oldu. Yani, önce zammı yap, sonra indirimi yap Sayın Bakanım...

Şimdi, doğalgaz fiyatına yapılan bu zamla beraber, özellikle illerde doğalgaz kullanan tüketiciler ve doğalgaz kullanan sanayiciler, gerçekten, zorda kaldı ve maliyet hesapları bir anda altüst oldu. Daha sonra, her ne kadar doğalgaz fiyatları düşmüş olsa bile, tabiî, bu, dolaylı yoldan da tüm tüketiciye -sanayi dolayısıyla, üretim dolayısıyla- yansımış oldu.

Sayın Bakanım, bu zammın topluca yapılması ve tekrar, indirimin parça parça yapılmasını doğru buldunuz mu? Çünkü, 58 inci hükümet de sizin hükümetiniz sayılır, 59 uncu hükümet de zaten sizin hükümetiniz. O yüzden, ben, bu olayı birlikte değerlendirdim.

Ben, bu cevap için teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, bir de şunu hatırlatmak istiyorum: Adana'ya 2004 sonunda doğalgazın geleceğini biliyoruz, BOTAŞ komisyonunda söylenen karar buydu; ancak, bunda bir gecikme olacağı ve 2005'e de sarkacağı söylentisi bize kadar ulaştı. Eğer bu konuda açıklama yaparsanız sevinirim.

Saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sağ.

Sayın Bakan soruyu cevaplayacak.

Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Adana Milletvekili Sayın Kemal Sağ'ın sözlü sorularına cevap vermeye başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, aslında, bir kaşık-kepçe meselesi yok. Eğer kaşık-kepçe meselesi varsa, verdiğimizi kepçe olarak ifade edeceğim. Şöyle ifade edeyim: Yapılan zam 11,84 ile 12,01'di. Yaptığımız indirimler ise 24,68 ile 27,33'tür. Enflasyonist bir ortamda, ayrıca en azından yüzde 12'lik artışı da düşünecek olursanız, fiyatların sabit tutulmasının bile indirim sayıldığı bir dönemde, biz, ayrıca indirimler yaptık; bir tanesi toplam 24,68'dir, diğeri 27,33'tür. Kaşık mı büyük, kepçe mi büyük; bunu sizin takdirinize bırakıyorum.

İkinci olarak da şunu söyleyeyim: Biz, o ilk zammı yaptığımızda, tabiî ki, yine, dolar ve petrol fiyatları, doların paritesiyle birlikte petrol fiyatları farklıydı. Dolar sonradan yükselmedi, düştü; ancak, petrol fiyatları yükseldi. Biraz önce, siz "petrol fiyatları artmadı" dediniz. Petrol fiyatları, şu anda, bütün yılların en yüksek dönemini yaşıyor. Bu, çok büyük bir rakam, 34 dolar ve 35'i filan gördü. Bu bakımdan, biz bunları yansıtmadık. Yansıtmamamızın sebebi, Rusya'yla yaptığımız anlaşmadaki avantajlarımızdır, kazandığımız büyük avantajlardır. Onbir ay, çok büyük, sıkı pazarlıklar yaptık, bunları size yansıtmadık ve yaptığımız zaman dolar da yüksekti, aynı zamanda petrol fiyatları da yüksekti.

Bildiğiniz gibi, Enerji Bakanının görevleri arasında, geleceğe ait falcılık yok. Dolayısıyla, bu hesaplar neyi gösteriyorsa onu yapıyoruz; indirim de yapıyoruz, gerekirse zam da yapıyoruz; ekonominin gerekleri neyi gerektiriyorsa, neyi gösteriyorsa, onu yapıyoruz.

İran'la olan çalışmalarımız da -yükselmedi dediniz- şu anda tahkim safhasındadır. Tahkime başvurduk; çünkü, anlaşmada "fiyat revizyonu" diye bir madde var. Fiyat revizyonunda, her iki taraf da, belli aralıklarla, fiyat revizyonu maddesiyle ilgili olarak, görüşme talebinde bulunurlar. O görüşme talebi yazılı olarak yapılır. Biz, bunun için, temmuz ayında başvurduk, ocak sonuna kadar görüşmelerimiz sürdü ve sonunda, beklediğimiz sürati onların davranışlarında görmedik; beklediğimiz indirim noktasında da yeterli hareketi görmediğimiz için, tahkime başvurduk. Tahkim de, yine, uygar ülkelerin başvurduğu, anlaşmalarındaki bir maddedir.

Biz, İran'la dostluğumuza devam ediyoruz, görüşmelerimize devam ediyoruz; ama, doğalgazda tahkim safhasındayız. Bunun sonucunda, özellikle Rusya'yla yaptığımız anlaşmadan sonra, İran'ın doğalgazı pahalı gözüküyor şu anda; daha evvelden de ucuz değildi.  Dolayısıyla, onlarla da, tıpkı Ruslarla yaptığımız pazarlık gibi, sıkı bir pazarlık içerisindeyiz. Bunun sonucunda geldiğimiz noktalarla ilgili olarak da kamuoyumuz aydınlatılacaktır. Bunu da size iletmiş oluyorum.

KEMAL SAĞ (Adana) - Sayın Bakan, bayağı oldu tarih, bayağı geç oldu; ama, siz, indirimleri çok sonra yaptınız; parça parça, çok sonra  yaptınız.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şöyle söyleyeyim: Bu, tamamen prosedürel bir şey; yoksa...

KEMAL SAĞ (Adana) - Ben, bu tarihleri sordum size Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI HİLMİ GÜLER (Devamla) -Hatırlarsanız, ben, bu doğalgaz konusunu, Genel Kurulda, en az üç dört defa açıkladım. O zaman, bunu da, lütfen, bir cevap olarak kabul edin.

KEMAL SAĞ (Adana) - Adana ne oldu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Bir de Adana meselesi vardı. İnşallah, Adana'ya dediğimiz zamanda doğalgazı getireceğiz. Zaten doğalgaz fazlamız var. Biz, doğalgazı, elektrik üretmekten ziyade, konutların ısıtılmasında, sanayide kullanılsın istiyoruz; çünkü, elektriği, daha çok, yerli kaynaklarımızla, suyla ve kömürle elde etmek istiyoruz. Doğalgazda da, bu noktada fazlamız olduğu için, tabiî ki, Adana İlimizin doğalgazla havasının daha da temizlenmesini; sanayiinin hizmetine sunulmasını arzu ediyoruz.

Gecikme olacağını zannetmiyorum. Yalnız, çelik boruların fiyatlarında büyük artışlar oldu. Bundan dolayı bazı müteahhitlerimiz zorlanıyorlar. Ancak, bu bir ihaledir; ihalede artış da olur, düşüş de olur. Biz bunu sıkı bir şekilde takip ediyoruz.

KEMAL SAĞ (Adana) - Yani, Adana zamanında olacak...

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İnşallah.

Saygılar sunuyorum.

KEMAL SAĞ (Adana) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın Kepenek, buyurun efendim.

Kısa rica edeceğim efendim.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Olabildiğince kısa olacak efendim.

Sayın Başkan, Sayın Bakana, Sayın Güler'e açıklamaları için çok teşekkür ediyorum. Bu arada, bugünlerde, sayın bakanların çok sayıda, Genel Kurula gelmelerini olumlu bulduğumu, doğru bulduğumu, bunun böyle olması gerektiğini de belirteyim.

Sayın Bakanım, on ay önce verilmiş olan bir soru önergesine, sistemin işleyişi nedeniyle, on ay sonra da olsa yanıt verdiğiniz için, yeniden teşekkür ederim. Bakanlığınız önemlidir, kilit bakanlıklardan biridir ve kamuoyunda, şu veya bu nedenle, çok tartışılan, eleştirilen bakanlıklardan biridir. O nedenle, sizin bakanlığınıza, hakkında soruşturma olmuş olan veya kovuşturma olan veya dava açılmış bulunan birilerinin atanmış olmasını basından veya bir yerlerden okumak, bütün yurttaşlar gibi, hepimizi de rahatsız etmelidir, rahatsız eder. Sizin bu duyarlılıkla davrandığınızı düşünüyorum ve öyle olması gerektiğinin altını çiziyorum.

Önemli bir konu var burada. Siz, çok önemli bağlı kurumlarla çalışıyorsunuz; MTA gibi, TAEK gibi, DSİ gibi, Elektrik İşleri Etüt İdaresi gibi. Sayın Bakanım, bu kuruluşlar, on yıllardır -üzülerek belirteyim- siyasetçilerin oyun alanı yapıldığından, oralardaki gelişme, dinamizm, yapılanma ve güçlenme olanakları, gidişatı bu nedenle kesildiğinden, olmaları gereken yerde değil. O kurumlar çok yıprandılar, zedelendiler, yıkıldılar bir anlamda -Arapçasıyla- tahrip edildiler. O nedenle, bu kurumlara yapılacak olan atamaların, düzenlemelerin, en azından kurumları güçlendirici olmasını diliyorum.

48 kişi yerine 78 atama yapmışsınız. Şunu da umut ediyorum. Bilmiyorum arkadaşlarımızın niteliğini, kimseyle ilgili olarak da size bir şey diyemem; ama, bu tür kurumların kural olarak, ilke olarak güçlenmesinde, gelişmesinde, içeride ve dışarıda saygınlık kazanmasında iç dinamiklerine önem vermenin, kendi içlerinden gelen uzmanların, becerikli, deneyimli kişilerin üst yönetime atanmasının, kurumun gelişmesi yönünden çok daha doğru, çok daha geçerli ve günümüzdeki yönetim anlayışının da bir gereği olduğunu düşünüyorum. O nedenle, bu atamalarınızın böyle olduğunu, bu nitelikleri, bu özellikleri taşıdığını umut ediyorum.

Yine bu çerçevede, görevden aldıklarınızın yerine gelenlerin -burada da, soruda da çok net olarak var. Sadece yasalara uymak yetmiyor Sayın Güler, Sayın Bakanım. Birilerini görevden aldığımız zaman... Bu, yalnız sizin için değil, tüm kamu birimleri için geçerli olmalı, ilke olmalı diye düşünüyorum- birilerinin görevden ayrılması durumunda, yerine gelenin, etkin, verimli, deneyimli olacağı, yani, Anadolu deyimiyle, gelenin gideni aratmayacağı bir yönetim yapısının oluşturulmasına özen göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bu duygularla, yeniden teşekkür ediyorum; sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, kısa olsun.

Buyurun.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle Sayın Yakup Kepenek Beye şunu arz etmek istiyorum.

Sizin de takdir ettiğiniz gibi -daha önce 140 000 kişiydi. şu anda rakam daha da düştü, 130 000'e düştü- büyük bir bakanlıkta ve geçmişi de bir parça tartışmalı olan bir bakanlıkta görev sürdürüyoruz. Burada çalışan arkadaşların bir kısmı, Beyaz Enerji Operasyonu gibi operasyonlarda geceyarısı evlerinden alınıp götürülen arkadaşlardır ve moralleri, çalışma şevkleri epey kırılmış kişilerdir. Ben, buradan, anında hizmet yapılacak -mesela, elektrik kesilmesini düşünün; birkaç saniyelik bir kesilme bile insanı çileden çıkarabiliyor- anında hizmet edilebilecek ve böyle bir hizmetin beklendiği bir bakanlıkta, doğalgaz gibi, elektrik gibi, barajlar gibi ve Atom Enerjisi gibi kurumlarda çok hassasiyetle davrandığımızı size bildirmek isterim ve siyasî mülahazalara da hemen hemen hiç önem vermedik. Buradan, onu size özellikle ifade etmek istiyorum.

Yaptığımız değişiklikler de, bahsettiğim rakam karşısında çok cüzi kalır. Biz, hem mevcut arkadaşları rehabilite etmekle uğraştık hem de çok önemli adımlar attık. Bir, ÇEAŞ, Kepez meselesini düşünün, Uzanlar meselesini düşünün ve biz, burada, öyle bir çalışma yaptık ki, daha evvelden çok rahatlıkla bilgi sızan bir bakanlıktı burası ve o dönemde bizden ayrılıp oraya geçen arkadaşlar oldu. Bunun detayına girmek istemiyorum. Bu operasyon, çok kırıp dökmeden yapıldı. Sadece İmar Bankasındaki meseleyi düşünecek olursanız, ki, biraz önce birtakım barajlara kaynak bulamamaktan bahsettiğimiz ülkemizde, bir yıllık yatırım bütçesinden daha büyük bir para burada gitti. Buna sadece enerji yatırımları değil, sağlığı, ulaştırmayı, hepsini dahil edebilirsiniz. Şimdi, böyle bir operasyonu yapabilmek için, mutlaka, bir takım anlayışının olması lazım. Dürüst insanların ve çalışkan insanların olması lazım. Biz, bütün bu dürüst ve çalışkan insanları, siyasî farklılık gözetmeden seçerek çalışıyoruz. Bunların bir kısmını da sizler tanıyorsunuz; bir ayırım yapmadan götürüyoruz. Daha iyiye gidip gitmediğini de sizin takdirinize bırakıyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Gündemin 3 üncü sırasındaki soruyu okutuyorum:

7.- İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü'nün, Cezayir'deki deprem nedeniyle internet hizmetlerinin aksamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/554) ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

BAŞKAN - Soruyu cevaplayacak Sayın Bakan?.. Burada.

Soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

                                     Hakkı Ülkü

                                               İzmir

21 Mayıs 2003 tarihinde Cezayir'deki deprem sonucunda internet altyapısında kopukluk oluşmuş ve internet hizmetlerinin aksaması nedeniyle, yaklaşık 500 000 000 dolarlık zararın meydana geldiği söylenmektedir.

1 - Aksayan hizmetin giderilmesi için Türk Telekom hangi önlemleri almıştır?

2 - Türk Telekom iletişim altyapısı için yurt dışından hizmet satın aldığı kuruluşlarla, oluşabilecek zararlar için sigorta anlaşması yapmış mıdır? Eğer sigorta anlaşması yapılmışsa, Türk Telekom ne kadar tazminat alacaktır? Zarara uğrayan firmalar hizmetin aksamasından doğan zararları için tazminat talep edebilecekler mi? Eğer sigorta yoksa ülkemizi dünyaya bağlayan altyapı tesisleri için neden sigorta yapılmamaktadır?

3 - İletişim altyapısı için oluşturulmuş acil eylem planı var mı?

BAŞKAN - Soruyu, Ulaştırma Bakanımız adına Enerji Bakanımız Sayın Hilmi Güler cevaplandıracak.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü'nün sorusunu cevaplandırmak üzere söz almış bulunuyorum.

Mayıs 2003 tarihinde Cezayir'de meydana gelen deprem nedeniyle denizaltı fiberoptik kablo bağlantısının kopması yüzünden Türk Telekom TTnet şebekesinin mevcut 1 132 Mbps'lik yurtdışı internet port kapasitesi 200 Mbps'ye düşmüştür. Arızalı olan 932 Mbps'lik kapasiteye karşılık uydu ve kablo üzerinden peyderpey servise verilen devrelerle toplam 1 000 Mbps'lik bir kapasite hizmete sunulmuştur.

TTnet yurtdışı şebeke bağlantısı; İstanbul-Miami, İstanbul-Londra, İstanbul-New York fiberoptik, İstanbul-Münih uydu bağlantılı olarak, Ankara-Palermo fiberoptik, Ankara-Paris, Ankara-Brüksel, Ankara-Monaco ve Ankara-Krefeld uydu bağlantılı devreler olarak hizmet vermektedir.

Uluslararası deniz altı kablolarda sigortaya dayalı kapasite edinimi ya da kullanımı yoktur. Kapasitelerin korunması, ya restorasyon kapasitesi satın alınarak ya da hassas trafik değişik güzergâhlar üzerinden parçalara bölünerek sağlanmaktadır. Sea-Me- We 3 kablosu daha çok ses trafiği için düzenlenmiştir; ancak, Türkiye'nin yüksek kapasiteli yurtdışı çıkışlarında Sea-Me-We 3 kablosundan başka alternatif bulunmamasından dolayı, internet kapasitesinin çok büyük bir kısmı Sea-Me-We 3 üzerinden verilmiştir.

Bunlar teknik terimler olduğu için, belki, izah etmekte ve kayda almakta zorluk çekiyor olabiliriz; ama, izah edeceğim bunları.

Sea-Me-We 3 kablosunda TTnet yurtdışı internet kapasitesine restorasyon sağlayacak çapta restoratif imkân bulunmamaktadır.

İnternet erişiminin yavaşlaması nedeniyle ticarî olarak meydana gelen kayıpların parasal tespiti mümkün olamamaktadır.

Meydana gelen bu arızayla, yurtiçi erişimde hiçbir sorun yaşanmamıştır; yurtdışı erişimde ise irtibatın tamamen kopması söz konusu olmadığı gibi, sadece bazı sitelere erişim yavaşlamıştır. Bu nedenle, tazminat talep edecek kullanıcılara herhangi bir ödeme yapılması söz konusu değildir.

İletişim altyapısı için Türk Telekomca oluşturulmuş acil eylem planı mevcuttur. Bu plan çerçevesinde, deprem nedeniyle kopan Sea- Me-We 3 kablosu üzerinden çalışmakta olan ses devreleri, internete göre düşük kapasiteler gerektirdiğinden başka kablolar üzerine aktarılmış ve kesintiden ses devreleri etkilenmemiştir; ancak, internet için kullanılan kapasiteler çok büyük olduğundan, bu kadar büyük kapasiteleri karşılayacak ve Türkiye karasularında sonlanan başka bir deniz altı kablosu mevcut değildir. Ayrıca, acil eylem planı çerçevesinde uydu üzerinde de yeni devreler hizmete verilmiş olup, arızadan iletişim müşterilerinin olabildiğince az etkilenmesi sağlanmıştır.

Ulaştırma Bakanımız adına ve kendim adına, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın Ülkü, kısa rica ediyorum.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Kısa efendim.

Sayın Bakana cevabı için teşekkür ediyoruz.

Efendim, internet kullanım kapasitemiz, o anda, Cezayir depremi anında yüzde 17 oranında düşmüş ve birçok hizmet aksamıştır. Resmî kayıtlarda böyle denilmektedir, ben demiyorum bunu. Bizim isteğimiz şudur: İletişimin olmazsa olmaz kuralı, yedekliliktir. Yedeği olmadan alternatif politikalar ve acil durum planları oluşturmadan verilen hizmetler, ancak günü kurtarmaya yetmektedir. Bu nedenle, daha etkin ve etkili bir iletişim politikasının oluşturulması kaçınılmazdır. Ayrıca, vatandaşlarımızın mağdur olmaması için de sorumlu yönetim anlayışından hareket edilmelidir. Bunun, yine de, arkadaşlarımızın size vermiş olduğu bilgiler doğrultusunda takibine devam edeceğiz.

Bir başka şey daha söylemek istiyorum Sayın Bakanım, bu vesileyle. Biraz önce doğalgaz ihaleleriyle ilgili bir şey söylemiştiniz, ben söz almamıştım; ama, şimdi, Ege kıyılarında ve Anadolu'nun birçok yerinde jeotermal enerji var.

BAŞKAN - Sayın Ülkü, yani, soru içinde soru yapamayız.

HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Hemen efendim... Soru değil efendim, sadece bir öneri.

Bunların kullanımının sağlanması ve teşvik edilmesi için, Bakanlığınızın komisyonda bekleyen yasasının bir an önce çıkarılması yerinde olur diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

 8.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, bilgisayar mühendislerinin öğretmenlikte değerlendirilmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/558) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

9.- İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın, anadolu liseleri ve fen liseleri sınavı soru kitapçığındaki bir soruna ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/573) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

10.- Ankara Milletvekili Yakup Kepenek'in, Diyarbakır'da görevli bazı öğretmenler hakkındaki soruşturma iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/577) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

11.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu'nun, Karabük-Yenice İlçesindeki öğrencilerin yemek ödeneğinin kesildiği iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/588) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

12.- Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay'ın, Ankara-Evren-Eti Holding İlköğretim Okulu binasının fizikî şartlarının yetersizliğine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/592) ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı

 

 BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Hüseyin Çelik, gündemin 5, 16, 18, 27 ve 31 inci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemiştir.

Şimdi, bu soruları sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                                 Orhan Eraslan

                                               Niğde

Bilindiği üzere Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okulların yaklaşık yüzde 50'sinde bilgisayar laboratuvarı bulunmakta ve öğrencilerimizin eğitiminde kullanılmaktadır.

Bu bilgisayar laboratuvarlarında, 90 saat kurs alanlar bilgisayar öğretmeni olarak görevlendirilmektedir.

Oysa, ülkemizde çok sayıda bilgisayar mühendisi işsiz olup bu göreve talip olabilecektir. Bu sayede, öğrencilerimiz de daha kaliteli bir eğitim alma şansına sahip olacaklardır.

Soru: Bilgisayar laboratuvarlarındaki eğitimin yetersizliği de gözönüne alınarak, bilgisayar mühendislerinin bu derslerde değerlendirilmesi düşünülebilir mi?

BAŞKAN - Gündemin 16 ncı sırasındaki soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Millî Eğitim Bakanı tarafından sözlü olarak yanıtlanması hususunda aracılığınızı saygılarımla arz ederim. 10.6.2003

                                   Yılmaz Kaya

                                               İzmir

İzmir-Karşıyaka Metin Aşıkoğlu ve Girne İlköğretim Okullarında 8 Haziran 2003 Pazar günü yapılan anadolu liseleri ve fen liseleri giriş sınavında, sosyal bilimler bölümündeki soruların silik olması ve öğrencilerin soruları sınav görevlileri tarafından okunarak cevaplamaları kuşkulara neden olmuştur.

1- Yıllarca bugünü bekleyen sınav stresini yaşayan öğrencilerimizin soruları bu şekilde cevaplamaları doğru mudur?

2- Öğrencilerin motivasyonunu bozan uygulama sınav yönetmeliğine uygun mudur?

3- Mağdur olan öğrencilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için herhangi bir çalışma yapacak mısınız?

BAŞKAN - Gündemin 18 inci sırasındaki soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

                             10 Haziran 2003

Aşağıdaki sorumun Anayasanın 98 inci ve İçtüzüğün 96 ve 98 inci maddeleri gereğince Millî Eğitim Bakanı tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını istiyorum.

Saygılarımla.

                              Yakup Kepenek

                                            Ankara

1- Son Irak savaşı sırasında, yakalarına Atatürk'ün "yurtta barış, cihanda barış" yazılı kartını takan, Diyarbakır'da görevli 17 öğretmen hakkında soruşturma açıldığı doğru mudur?

2- Doğru ise, böyle bir soruşturmanın yasal dayanağı nedir? Soruşturma sonucu hangi cezalar verilebilecektir?

3- Bakanlığınızca, şimdiye dek, barış yanlısı oldukları için kaç öğretmen  ya da öğrenci hakkında soruşturma açılmıştır?

4 - Öğretmenlerin barışsever olmalarından Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri neden tedirginlik duymaktadır?

BAŞKAN - Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 27 nci sırasındaki soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Aşağıda sunulan sorularımın, Anayasanın 98 inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 96 ncı ve diğer maddelerine göre, Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.                    16.6.2003

                        Feridun Fikret Baloğlu

                                           Antalya

1 - Karabük'ün Yenice İlçesinde taşımalı eğitimde öğrenim gören öğrencilere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından gönderilen yemek ödeneğinin, okulların kapanmasına 5 gün kala kesildiğine ilişkin haberler doğru mudur?

2 - Bu haberler doğruysa, bu uygulama genel midir, yoksa yalnızca Karabük İli sınırları içinde mi geçerli olmuştur? Bu haksız uygulamanın sorumluları araştırılmış mıdır?

3 - Öğretim yılı sona ermeden, desteğe muhtaç yoksul öğrencilerin yemeğinin kesilmesini hangi gerekçeyle açıklayacaksınız?

4 - Eğitime katkı payı adı altında her işlemden para alınan bir çerçevede, köylerden eğitim için gelen öğrencilerin 5 gün yemeksiz bırakılmasının sorumlusu kimdir?

BAŞKAN - Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 31 inci sırasındaki soruyu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

                        Mehmet Tomanbay

                                            Ankara

Ankara'nın Evren İlçesinde Eti Holding İlköğretim Okulu, zemin araştırması yapılmadan batak ve sulu bir zemine inşa edilmiştir.

1 - Okulun zemin katının tümüyle su içinde olduğunu biliyor musunuz?

2 - Biliyorsanız, öğrenciler ve öğretmenler için büyük hayatî tehlike oluşturan ve her an yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olan okulumuz için bir önlem aldınız mı?

3 - Yıkılma tehlikesi yanı sıra, rutubet ve mikrop yuvası olma nedeniyle sağlık açısından da tehlike arz eden okuldan, çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi en kısa sürede güvenli bir binaya nakletmeyi düşünmekte misiniz?

BAŞKAN - Bu sorulara Sayın Bakan müştereken cevap verecek.

Buyurun Sayın Millî Eğitim Bakanımız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, Niğde Milletvekilimiz Orhan Eraslan Beyin sorduğu soruyu cevaplandırıyorum.

Bilgisayar mühendislerinin öğretmen olarak atanarak, Millî Eğitim Bakanlığındaki bilgisayar öğretmeni açığının giderilip giderilemeyeceğini sormuş. Bilgisayar mühendisleri, pedagojik formasyon sertifikaları almaları şartıyla, Bakanlığımız tarafından, öğretmen olarak atanmaktadır; ancak, KPSS sınavına girmeleri, sıralamaya tabi olmaları şartıyla. Yalnız, geçen yıl, biz, bildiğiniz gibi,Türkiye çapında 4 000 bilgisayar öğreticisi tayin ettik; tabiî, bunlar, on ay çalıştırılan sözleşmeli elemanlardır. Bundan sonra da, bilgisayar mühendislerinden, biraz önce ifade ettiğim şartlara sahip olanlar, eğer, bize müracaat ederlerse, kendilerini öğretmen olarak tayin ederiz.

İzmir Milletvekili Sayın Yılmaz Kaya'nın sorusunu cevaplandırıyorum. Bu soru, malumunuz, LGS sınavıyla ilgiliydi; bununla, 1 inci, 2 nci, 3 üncü sorulara birlikte cevap veriyorum.

Söz konusu uygulama, İzmir-Karşıyaka Metin Aşıkoğlu İlköğretim Okulunda 8 Haziran 2003 Pazar günü yapılan Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavında, sosyal bilimler bölümündeki 16 ncı ve 21 inci sayfalardaki 8 adet sorunun sadece üç salondaki 48 soru kitapçığında silik olması nedeniyle, bölge sınav yürütme kurulunun, adayların mağdur olmamaları için o anda bulduğu bir çözümdür. Yedek soru kitapçığı sayısının 20 olması ve başka bir binadan soru kitapçığı temininin sınav güvenliği açısından uygun olmayacağı düşünülerek bu uygulamaya başvurulmuştur; aksi takdirde, öğrencilerin bu soruları cevaplandırmaları mümkün olamayacaktı. Bu tür sorunlar, bölge sınav yürütme kurulları tarafından değerlendirilmekte ve adayların mağdur olmamaları için en geçerli tedbirler alınmaktadır; ayrıca, sadece üç salondaki 48 öğrencinin soruları daha iyi anlamaları açısından getirilen çözüm, ortaya çıkan fevkalade bir durumdan kaynaklanmıştır. Yapılan uygulama Merkezî Sistem Sınav Yönergesine uygun olup, öğrencilerin mağduriyetini önlemeye yönelik bölge sınav yürütme kurulunca alınmış bir tedbirdir. Elbette ki, en ideal olanı, böyle bir olayın vaki olmamasıdır.

Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek'in sorusuna cevap veriyorum.

Irak savaşı sırasında yakalarına "yurtta barış, cihanda barış" yazılı kartları takan Diyarbakır'daki 17 öğretmenin soruşturmaya muhatap olduğunu ifade ediyor ve "barışseverlik suç mudur? Millî Eğitim Bakanlığı bunlara niçin soruşturma açmış" şeklinde bir soru soruyor.

Hiçbir insan, yakasına "yurtta barış, cihanda barış" kartı taktığı için, böyle bir pankart taşıdığı için kesinlikle soruşturmaya muhatap olmaz. İçişleri Bakanlığından aldığımız bilgiye göre, adı geçen öğretmenler Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet ettikleri için kendilerine soruşturma açılmıştır ve barışsever oldukları için Türkiye'de hiçbir öğrenciye ve öğretmene bugüne kadar soruşturma açılmamıştır.

Antalya Milletvekili Sayın Feridun Baloğlu tarafından, özellikle Karabük'ün, Yenice İlçesinde taşımalı eğitimde, eğitim öğretim yılının sonuna 5 gün kala bazı öğrencilere niçin yemek verilmediği sorulmaktadır. "Bu çocuklarımıza niçin yemek verilmemiştir, sorumlusu kimdir" diye bir soruya muhatabız.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, 2004 yılına kadar, taşımalı eğitimin taşıma kısmını Millî Eğitim Bakanlığı üstlenmiş durumdaydı; ama, öğrencilerin öğlen yemekleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Genel Sekreterliği tarafından düzenleniyordu. Bu da ciddî bir kargaşaya, sıkıntıya yol açıyordu, yetki kargaşasına yol açıyordu. Bildiğiniz gibi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Genel Sekreterliğinin Türkiye çapında çok iyi bir teşkilatı falan da söz konusu değil. Bu karışıklığı gidermek, bu yetki kargaşasını gidermek üzere, taşımalı eğitime tabi olan öğrencilerimizin öğlen yemeklerinin sorumluluğunu Millî Eğitim Bakanlığı olarak biz aldık ve Millî Eğitim Bakanlığının bütçesine konulan bir ödenekle bu yemekler karşılanmaktadır.

Sözü edilen Karabük'ün Yenice İlçesinde de 975 öğrencimize, bütün yıl boyunca, taşımalı eğitim kapsamında oldukları için, öğlen yemekleri aksatılmadan verilmiştir; ama, Türkiye'de, biliyorsunuz, genellikle dönem sonlarında, sene sonlarında okullara devamsızlık had safhaya çıkmaktadır, bazen 40-50 kişilik sınıflarda birkaç kişi devam etmektedir. Dediğim gibi, o zaman bu sorumluluk Fonda iken, israfa yol açılmaması düşüncesiyle 5 günlük yemek verilmemiştir; ama, bu, mevziî bir problem olarak kalmıştır, Türkiye çapında böyle genel bir uygulama ve sıkıntı olmamıştır. Bunu da, bu şekilde cevaplandırmış olayım.

Ankara Milletvekili Sayın Mehmet Tomanbay tarafından, Ankara'nın Evren İlçesinde Eti Holding İlköğretim Okulunda yaşanan bir sorun sorulmaktadır. Zemin araştırması yapılmadan, batak ve sulu bir zemine inşa edilen bu okulun özellikle bodrum katında toplanan suların ciddî sıkıntılar yarattığı ifade edilmektedir. Bu soruya cevap veriyorum.

Ankara Valiliğince yaptırılan inceleme sonucu;

a) 1998 yılında il yatırım programında yer alan, finansmanı Eti Holdingce sağlanan, Evren İlçe Emanet Komisyonunca ihalesi gerçekleştirilen, kontrolörlük hizmetleri Bayındırlık ve İskân Müdürlüğünce yürütülen Evren-Eti Holding İlköğretim Okulunun bodrum, artı zemin, artı 1 normal kat olarak inşa edildiği...

Değerli arkadaşlar, bu arada şunu belirteyim: Tabiî ki, devlette devamlılık vardır; ancak, 1998'de bu okulumuz yapılmıştır. O dönem, ben, bakan değil, milletvekili bile değildim; ama, elbette, gerekli tedbir neyse, alınmıştır.

Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü teknik elemanlarınca hazırlanan zemin klas raporunda, zeminin yüzde 20 yumuşak toprak, yüzde 50 sert toprak, yüzde 30 balçıktan oluştuğunun belirtildiği, zeminin durumu nedeniyle bina çevresinde biriken suların tahliyesi için drenaj sisteminin yapıldığı ve su tahliye motoru konulduğu, yapılan drenajın işlevini tamamlayamadığı, biriktirme çukurunda toplanan suyun devamlı tahliyesinin gerektiği, elektrik kesintisi olduğu zamanlarda motorun çalışmaması sebebiyle zemin sularının bodrum kata sızdığı ve bu katı kullanılmaz hale getirdiği,

b) İl Bayındırlık ve İskân Müdürlüğünce, söz konusu okulun yapımını gerçekleştiren firmaya, sözleşmesi gereği drenaj sisteminin çalışır hale getirilmesi... 8.10.2003 tarihi itibariyle sorunun giderildiği anlaşılmıştır.

Yani, Sayın Tomanbay'ın sözünü ettiği Eti Holding İlköğretim Okulundaki bu problem, bizim dönemimizde giderilmiştir. Bunu, huzurlarınızda ifade etmek isterim.

Yüce Heyetinizi, en derin saygılarımla, tekrar, selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın Tomanbay, bir söz isteğiniz var; kısaca rica ediyorum.

MEHMET TOMANBAY (Ankara) - Efendim, Sayın Bakana çok teşekkür ediyorum.

Binayı gidip gördüğümde, çok tehlikeli bir durumdaydı. Gerçekten, binanın çevresinde 50 santimetre dolayında su vardı ve bina her an yıkılabilecek durumdaydı. Tabiî, drenajla o bina ne kadar sağlam hale getirildi, bundan sonrası için sorun ne kadar çözüldü bilemiyorum; ama, oradaki talep, istek, binanın yerinin değiştirilmesidir. Zaten raporda da görüldüğü üzere, zemin yüzde 20 yumuşak, yüzde 30 balçık; yani, bina, yüzde 50 çok yumuşak bir toprak üzerinde duruyor.

Biliyorsunuz, geçen yıl da Bingöl'de meydana gelen depremde bir yatılı okul yıkıldı ve pek çok çocuğumuzu yitirdik. Dolayısıyla, bu, bana geçici bir çözüm gibi geliyor. Evren İlçemizdeki bu binanın, komple, bir başka yere taşınması isteniyor. Ben, yine mühendislere de sordurdum, drenajın geçici bir çözüm olduğu, ama, binanın mutlaka bir başka yere taşınması gerekliliği ifade ediliyor. Sayın Bakanımızdan, çözümün bu şekilde sağlanmasını  diliyorum; çünkü, bu binanın içerisinde çocuklarımız var; bir Bingöl faciasını bir daha, tekrar Evren'de yaşamayalım diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Soru cevaplandırılmıştır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, çok kısa bir açıklama daha yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Efendim, Sayın Tomanbay'a, bu duyarlılığından dolayı teşekkür ediyorum. Bütün arkadaşlarımız, okullarımızla ilgili, Millî Eğitim Teşkilatıyla ilgili herhangi bir problemi bize ilettikleri zaman, şüphesiz ki bununla yakından ilgileneceğiz ve kendilerini bilgilendireceğiz.

Teknik elemanların bize ilettiğine göre, verdikleri bilgiye göre, burada bir tehlikenin söz konusu olmadığıdır; ancak, eğer, gerçekten böyle bir tehlike söz konusu olursa -tabiî, biz çocuklarımıza mezar değil, okul yapıyoruz, bunu yapmak zorundayız- biz o okulu yıkar, başka yere naklederiz.

Bunu ifade etmek isterim efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Soru ve cevap süresi tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Önce, yarım kalan işlerden başlayacağız.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının ve Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların ve teklifin müzakerelerini erteliyoruz.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 4.- Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı ile İçişleri, Plan ve Bütçe ve Anayasa Komisyonları Raporları (1/731) (S.Sayısı: 349)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, tasarının müzakeresi ertelenmiştir.

Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.

5.- Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım, Orman ve Köyişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonları Raporları (1/238) (S. Sayısı 428)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Komisyon bulunmadığından, kanun hükmünde kararnameyle ilgili tasarının müzakeresi ertelenmiştir.

Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 2.3.2004 Tarihli ve 5100 Sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

6.- Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 2.3.2004 Tarihli ve 5100 Sayılı Kanun ile Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/777) (S. Sayısı: 424) (X) (XX)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu 424 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 2.3.2004 Tarihli ve 5100 Sayılı Kanun, 23, 24 ve 25 inci maddeleri Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayarak, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterilen gerekçeyle birlikte Başkanlığımıza geri gönderilmiştir.

Anayasanın 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasında "Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir" , İçtüzüğün 81 inci maddesinin son fıkrasında ise "Cumhurbaşkanınca yayımlanması kısmen uygun bulunmayan ve bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilen kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesine kanunun görüşmelerine başlamadan önce Genel Kurulca görüşmesiz karar verilebilir. Bu durumda, sadece uygun bulunmayan maddelerle ilgili görüşme açılır... Kanunun tümünün oylaması her halde yapılır" hükümleri yer almaktadır.

Bu hükümlere göre, geri gönderilen kanunun tümünün veya sadece Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesi Genel Kurulun kararına bağlıdır.

Bu nedenle, söz konusu kanunun, sadece Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan 23, 24 ve 25 inci maddelerinin görüşülmesini Genel Kurulun onayına sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, 23 üncü maddeyi okutuyorum:

Yasaklara uymama

MADDE 23. - 17 nci maddenin birinci fıkrasına aykırı davranan kişilere beşyüzmilyon lira, eylemin tekrarı halinde ise birmilyar lira idarî para cezası verilir.

17 nci maddenin ikinci fıkrasına aykırı davranan kişilere birmilyar lira, tekrarı halinde ikimilyar lira idarî para cezası verilir. Fail, kulübün veya bir taraftar derneğinin mensubu ise suçun tekrarı halinde mensubu bulunduğu kulüp veya dernek hakkında da üçmilyar lira idarî para cezası verilir.

BAŞKAN - Efendim, şimdi, bu madde üzerinde müzakere açıyorum.

Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Grubu yetkilileri "tümü üzerinde, Grup adına, Antalya Milletvekili Feridun Baloğlu" demişler. Bu, madde üzerinde olacak efendim. AK Partiden de aynı şekilde bir talep var; madde üzerinde...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Peki, madde üzerinde konuşayım o zaman.

BAŞKAN - Şimdi, madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Baloğlu; AK Parti Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Tüfekçi; şahsı adına, Trabzon Milletvekili Sayın Faruk Nafiz Özak konuşacaklar.

23 üncü madde üzerinde ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Baloğlu'na ait.

Buyurun Sayın Baloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aslında, 20 dakikalık bir konuşma hazırlamıştım; ama, 10 dakikayla sınırlı kalacağı için üzüntülerimi ifade etmek istiyorum. Aslında, önemli bir konu, 20 dakikada konuşulacak çok şey var. Şiddetin bir bölümünü tartışıyoruz; ama, şiddetin tamamını da tartışmak gerektiğini düşünerek bir konuşma hazırlamıştım.

Yasayı biliyoruz, yasanın hangi nedenlerle geri çevrildiğini de biliyoruz. Burada tartışılan, Anayasanın 38 inci maddesidir; yani, cezaların kişiselliğine ilişkin düzenlemedir. Sayın Cumhurbaşkanı bu nedenle, 23, 24 ve 25 inci maddeleri geri çevirmiştir.

Aslında, burada tartışmamız gereken, böyle bir yasaya duyulan ihtiyacın nereden kaynaklandığıdır. Doğru, spor sahalarımızda yaygın bir şiddet söz konusudur; ama, başka bir bölüm var; yaşamın her bölümünde Türkiye'de ciddî bir şiddetle karşı karşıyayız. Aile içindeki şiddetin en yeni örneğini dün yaşadık. "Töre" adı altında, bir genç kızımız katledildi; bu, aileiçi şiddetin bir parçasıdır. YÖK'e ilişkin görüşlerini açıklamak için basın toplantısı yapan gençler, belki, sınırı biraz aştılar; ama, şiddete yönelmemişlerdi. Onlara bir emniyet gücü şiddeti uygulandı, yerlerde sürüklendiler; acıyla izledik televizyonlarda. Zaten, bu manzaraları çok görüyoruz. Şiddeti yok etmeye yönelik eylemlerimiz bir süre sonra karşı şiddete dönüşüyor. Ben bu yasada da böyle bir özellik seziyorum. Bu yasada, spordaki şiddeti düzeltmeye yönelik bir girişimde bulunulurken çok şiddetli cezalar getiriliyor; ama, biz, ilke olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu yasanın Türkiye için gerekli olduğuna inanıyoruz. Sadece, bu 23, 24, ve 25 inci maddelerdeki düzenlemelerde kulüplere özel bir cezanın uygulanmasının, cezaların kişiselliği açısından doğru olmadığına ilişkin bir düşüncemiz var; o düşüncemize ilişkin eleştirilerimizi sunmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, demin de söyledim, sporun şiddet gölgesinde kalması doğru değildir. Bir kardeşlik gösterisidir spor; ama, olaya sadece bir şiddet ekseninde bakarsak ve o şiddet ekseninde taraftarı peşin suçlu ilan edip yargılamaya kalkışırsak, peşinen yanlış yapmış oluruz. Ben bu yasada şöyle bir belirti seziyorum. Stada gelen herkesi, spor müsabakalarına gelen herkesi şiddete yönelik gibi düşünen bir peşin hüküm var. Cezaların fazla şiddetli olarak gösterilmesinin de böyle bir peşin hükümden kaynaklandığına ilişkin bir görüşüm var.

Şimdi, moda bir laf var Türkiye'de "tribünlerde şiddet var, bu yasayla her şey düzelecek" deniliyor. Bu yasa iyi niyetli bir adımdır, hazırlayanları kutluyorum, destekliyoruz; ama, bu, sadece bir adımdır ve eksik atılmış bir adımdır. Şiddet eğilimlerinin böyle gizli açık bir tarzda yaygın olduğu bir toplumda sadece tribünleri düzenlemeye yönelik bir yasanın sonuç vereceğine ben inanmıyorum.

Bir kere, şuna bakmak gerekir: Bir insan neden bir yere yandaş olur; yani, bir futbol kulübü taraftarlığının temelinde yatan nedir; iki büyük neden vardır; birincisi, bir topluma ait olmanın getirdiği rahatlıktır; orada, bir topluluk içinde kendinizi güvende hissedersiniz; ikincisi, güçten pay alma düşüncesidir; yani, Galatasarayın Türkiye'de en başarılı olduğu dönemde, bütün küçük çocuklar Galatasaraylı olmuşlardı, belki bu sene de Fenerbahçeli olacaklar; geçen sene Beşiktaşlıydılar. Böyle bir aidiyet duygusu, böyle bir güçten pay alma duygusu kulüp taraftarlığını ortaya çıkarıyor. Kimler geliyor stada; stada, bir, sporu izlemek için, spora katkıda bulunmak için insanlar geliyor; bir de belirli insanlar rahatlamak için geliyorlar; toplumsal sıkıntıları var, dertleri var, o dertlerini unutmak için geliyorlar ve orada öfkelerini kusacak bir alan arıyorlar; zaman zaman hakeme, zaman zaman futbolculara, zaman zaman kendi kulüplerinin başkanlarına yönelik bir şiddeti dile getiriyorlar. Bunu iyi tahlil etmek gerekiyor. Bunu iyi tahlil etmeden hiçbir şey olmuyor.

Bugün, gazetelerden birinde bir spor yazarı, Sayın İlker Sarıer, futbol lordlarına değiniyor. Tamamını okumaya zamanımın olmadığını bildiğim için belirli noktalarını okuyorum. Diyor ki: "Futbol sayesinde medyatik olmak dışında dört özellik var: Sahada alınterleriyle mücadele eden oyuncular, teknik adamlar, iyi niyetli yöneticiler; bir. Spora ve takımlarına gönül vermiş yüzbinlerce samimî taraftar; iki. Her defasında olay çıkaran, varlıklarını bu şekilde ifade edebilen lümpen gruplar; üç. VİP'lere, kongre üyeliklerine, yönetim çevrelerine ve medyaya musallat olmuş çıkarcı futbol lordları; dört. Bu dört grup..." Bu tasnife katılmamak mümkün değil; ama, yazan bir gazeteci olduğu için bir bölümünü unutmuş; eleştirilmesi gereken bir de Türkiye'de spor medyası var. Ne yazık ki, bugün, Türkiye'deki spor medyası, doğru haber vermek yerine takım taraftarlığını seçmiştir. Birçok yazarı okuyorsunuz, hepsi, bir futbol kulübünün taraftarı. Türkiye'de futbol basınında bir tek yansız yazı okuma imkânınız yoktur ve bu futbol basınında sadece üç takımın, zaman zaman da dördüncü bir takım olarak Trabzon'un haberlerini okuyabilirsiniz; diğerlerini göremezsiniz ve şu anda, spor medyasının kendisini eleştirmesi gereken bir noktadayız. Spor medyası, seyirciyi eğitmek yerine, seyirciyi özendirmek, seyirciyi belirli bir yöne götürmek gibi birtakım işlevleri yerine getirmektedir ve onun sonucunda da olaylar çıkmaktadır. En büyük feryat da medyadan gelmektedir. Nitekim, sayın yazarın feryadı, Beşiktaş Kulübü Başkanına reva görülen haksız muameleden sonra ortaya çıkmıştır.

Tabiî, genel olarak medyamıza da bakmak gerekir. Mafyayı özendiren, gençlerin, kendilerine örnek olarak mafya babalarını seçmelerini doğal karşılatan dizileri her akşam izliyoruz. Artık, öyle bir noktaya geldik ki, spor sahalarında, dizide ölmüş mafya liderleri için saygı duruşu yapıldıktan sonra maça başlanıyor. Geçen gün, basına yansıdı böyle bir haber. Gençler maça çıkıyorlar, saygı duruşu yapacaklar, kime saygı duruşu yapıyorlar; dizide ölmüş muhayyel bir mafya babasına. Böyle bir ortamda Türkiye'de şiddeti tartışıyoruz arkadaşlar. Böyle bir ortamda şiddeti tartışıyoruz. Şiddet, her yere sızmış.

Bakın, elimde bir gazetenin yazarlarının taraftarı olduğu futbol kulüplerini gösteren bir liste var. Bu gazetenin 93 spor yazarı var. Bunlardan 80'i futbol takımının taraftarı ve bunu şerefle ilan ediyor; 40 tanesi Fenerbahçeli, 30'u Galatasaraylı, 18'i Beşiktaşlı, 2'si de lütfetmiş Trabzonsporlu olmuş; yani, başka takımın taraftarı yok, tarafsızı yok.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - 3'ü?..

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - O 3'ü tarafsız herhalde; onları kutlamak gerekiyor.

Böyle bir tablo. Bu tablodan bu şiddet çıkıyor; buna değinmek istiyorum ben. Yoksa, bu düzenlemelerin birçok şeyi çözemeyeceğini biliyorum.

Şimdi, Türkiye'de zaten sporu futbolla sınırladık; atletizm yok, güreş sınırlı, bir başarı kazanırsak; ama, futbol, başarılı da olsak, başarısız da olsak gündemimizde.

Bakın manzaraya, Türkiye'de 18 takımlı birinci lig, (A) grubuyla, (B) grubuyla ikinci lig, çok sayıda, çok zor şartlarda üçüncü lig futbol kulüpleri var. Açın spor medyamızı, bunlardan hiçbirini göremezsiniz. Tüm futbolcuları Balkan Savaşında şehit düşmüş bir İstanbulsporu göremezsiniz. 1910'da İstanbul'da Osmanlı işçilerinin ve Osmanlı sanatkârlarının kurduğu Turan Sanatkarangücünün devamı olan Ankaragücü'nü göremezsiniz. O Ankaragücü ki, bütün futbolcuları, Ulusal Kurtuluş Savaşına gönüllü katılmıştır; kurumsal olarak katılmış tek kulüptür. Şehitler vermişlerdir Geyve boğazında, İmalat-ı Harbiye'de çalışmışlardır ve kurtuluştan sonra Ankaragücü yeniden kurulmuştur. Anadolu burjuvazisinin takımı, cumhuriyetle birlikte kurulan Gençlerbirliğini göremezsiniz bu basında. Gaziantep'i -saymak istemiyorum- işte Denizlisporu göremezsiniz; kendi kentimin takımı Antalyaspora birinci ligde iken yer vermezlerdi.

Şimdi, böyle bir çerçevede, böyle bir medya, böyle bir spor basını, böyle bir şiddet ortamı ve biz, bu ortamda bunları tartışıyoruz. Sayın Serdar Bilgili haksız bir eyleme maruz kaldıktan sonra kendi taraftarlarının saldırılarına maruz kaldıktan sonra bu konu çok gündeme geldi, herkes konuşmaya başladı. Oysaki şuna bakmak gerekiyor; Sayın Bilgili diyor ki: "Kongre üyelerim bana 3 metreden küfretti." Bu kanun mu koruyacak Serdar Bilgili'yi?!

Üstelik bu kanunun getirdiği bir sakıncayı söylemek istiyorum 23 üncü maddeyle doğrudan ilgili. Bakın, 23 üncü madde, 17 nci maddedeki yasak eylemlerin müeyyidesidir. Nedir 17 nci madde; spor ahlakına aykırı, tahrik edici, aşağılayıcı sözler etmektir; yani, Serdar Bilgili'ye yapılan eylemdir. Bizim getirdiğimiz 23 üncü maddede ceza nedir; böyle bir eylem olursa şu cezaları veriyoruz; ama, kulübe de ceza veriyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, olaya bakın; Beşiktaş Kulübü Başkanını Beşiktaş Kulübünün üyeleri yuhalıyorlar, hakaret ediyorlar, çok ağır hakaret ediyorlar. Şimdi, burada ceza verilecek ikinci bir olayda, kime; kulübe. Beşiktaş Kulübünün üyeleri Beşiktaş Kulübü Başkanına küfredecek, cezayı Beşiktaş Kulübü ödeyecek. İşte, 23 üncü maddeye bu nedenle karşıyız. Cezanın kişiselliğinin ne kadar gerekli olduğu bu maddede anlaşılıyor. Bu maddenin ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkıyor.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Yanlış değil, doğru orası.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Madde son derece yanlış.

İki; biz, kulüplerdeki oligarşik yapıya karşı olduğumuzu söylüyoruz; futbol kulüpleri oligarşik yapıların elindedir, bunlara sızılmıyor, bunların yönetimlerine katılınmıyor diyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, Trabzonspor Kulübü geçen günlerde bir girişim başlattı, üye sayısını çoğaltmak istedi. Durduracaktır bu girişimi. Niye; her üyenin sorumluluğunu kulübe yüklüyorsunuz; taraftar, kulübünün sorumluluğunu...

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Rasgele...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Rasgele olmazsa, oligarşik yapıyı, seçkinci yapıyı kulüplerde bırakırsınız, halka açamazsınız kulüpleri. Bir tek seyircinin Trabzon'da yaptığı eylemi bütün Trabzonspor Kulübüne, bir Beşiktaş seyircisinin eylemini Beşiktaş Kulübüne yönelttiğiniz zaman, 50 000 kişilik bir stattaki tek kişinin kötü eylemini 49 999 kişiye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Çözüm öneriniz nedir sayın vekilim?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Çözüm önerimi söylüyorum, bir önerge hazırladım zaten, vereceğim. Bakın, 23 üncü maddenin sadece diğer bölümlerinin kalması etkinliğini kaybettirmiyor arkadaşlar. 23 üncü maddenin son cümlesidir Cumhurbaşkanının veto ettiği bölüm. Nedir o cümle; fail, kulübün veya bir taraftar derneğinin mensubu ise dernek hakkında da ceza verilir; tamam... Bunu kaldırdığınız zaman müeyyide kalkmıyor ki, üst kısımda diğer düzenlemeler var. Diğer düzenlemelerle çok açıkça cezalar veriliyor. Yakaladığınız insana ceza veriyorsunuz, bunları yerine getiriyorsunuz. Kulübün sahasını kapatmanıza yine engel yok. Tahrip varsa, 24 üncü, 25 inci maddelerde düzenlenmiş. Nedir tahrip; ödettiriyorsunuz; bunları yapıyorsunuz, bir de üstüne kulüpten para alacağız! Bir suçtan bir tek ceza çıkar. Bir suçtan 3 tane ceza çıkmaz arkadaşlar. Yani, biraz insaflı davranmak zorundayız.

Ben bunu belirtmek için söz aldım; ama, genel olarak söylemek istediğim şeyler vardı; sınırlı süre içinde de onları söylemeye çalıştım. 23 üncü maddeyle ilgili bir değişiklik önergesi sunuyoruz; bunu, dikkate alacağınızı umut ediyorum.

Son olarak bir şey söylemek istiyorum...

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Bir suça bir ceza var; mükerrer ceza yok.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Hayır, bir suçta 3 ceza var; okursanız göreceksiniz; yani, farklı farklı uygulamalar var. Okur musunuz 23 üncü maddeyi. Bakın...

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Bardağı kırana bardak parası ödettiriliyor.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Hayır, hayır... 23 üncü maddeyi okuyun.

BAŞKAN - Efendim, siz, Genel Kurula hitap edin.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

23 üncü madde gereği aykırı davranan kişilere ceza veriyorsunuz, kulübe de ceza veriyorsunuz, sahasını da kapatıyorsunuz, diğer cezalara da açık; birsürü ceza veriyorsunuz. 23 üncü maddeyi dikkatle okuyun, bir de Futbol Federasyonu Yönetmeliğini okuyun; var orada.

Şimdi, arkadaşlar, konuşmamı bitiriyorum, Sayın Başkanın sabrını taşırmayacağım.

Gençlik ve Spor Genel Müdürü Sayın Mehmet Atalay'ın bugün bir demeci yayımlandı; diyor ki demecinde: "Bu yasa çıksaydı, Beşiktaş maçındaki olaylar olmazdı." Çok iyi niyetli bir Genel Müdür, biliyorum; ama, bu yasa çıksa da olaylar olacaktı. Yani, bu yasa çıksaydı, Serhat ile Tuncay o golleri atmayacak mıydı?! Bu yasa çıksaydı, o kızgın taraftar, başkanına saldırmayacak mıydı?! Bu yasa, sadece sonuçları tartışıyor, sebepleri tartışmıyor; ben, bunu anlatmaya çalıştım.

Biliyorum, bu yasa buradan çıkacak. O nedenle, hayırlı olmasını diliyorum, sağlıklı biçimde uygulanmasını diliyorum. Statlarımızdan, küfürlerin, düşmanlıkların değil, dostlukların, kardeşliklerin yükselmesini bekliyorum. Yanılmayı çok istiyorum.

Hepinize, Grubum adına saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.  (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

İkinci söz isteği, AK Parti Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Tüfekci'nin.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HARUN TÜFEKCİ (Konya) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 23 üncü maddesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükümet tasarısı olarak, Millî Eğitim Komisyonu ve İçişleri Komisyonundan geçtikten sonra, Adalet Komisyonuna sevk edilen ve orada da düzenlendikten sonra Genel Kurula inen yasa tasarısı hazırlandığı süre içerisinde, birçok uzmanın görüşü alınmış ve onların görüşleri doğrultusunda da yasal mevzuat ve düzenlemeler yapılmıştır.

Yıllardır tartışılan, ancak, bir türlü yasal mevzuat haline getirilemeyen böylesi önemli bir konuda ilgili olabilecek herkese tasarı gönderilmesine rağmen, maalesef, yeterli bilgi aktarımı gerçekleştirilememiştir. Komisyonlarda görüşülen ve kamuoyunun gündeminde olan bu konuya, yazılı, görsel basında, spor programlarında yer verilmemesini ve kamuoyunda tartışılmamasını da büyük bir eksiklik olarak görmekteyiz.

Son yüzyılda spora olan ilginin artması, sporun profesyonelce ve organizeli yapılmasını, ardından, kurumsallaşmasını ve eğlence aracı olmakla birlikte, para kazanılan sektör olmasını sağlamıştır. Spor dünyasındaki bu hızlı gelişme sporun sorunlarını da artırmıştır. Spor alanında gelişen olaylar, sporcuların ve ilgililerin haklarının korunması ve sportif alanlarda ortaya çıkan düzensizlik ve şiddet olayları, basit bir asayiş sorununun ötesinde, kamu menfaatının gerektirdiği yeni düzenlemeler yapma gereğini de doğurmuştur.

Spor, kitlelerin eğlendikleri ve stres attıkları bir alan olarak ortaya çıkmış, bu arada, kazanç kapısı bir sektör haline gelmesiyle, belirli kesimler tarafından hedefinden saptırılmak suretiyle, şiddetin kol gezdiği, toplumun ailece spor alanlarına gitmeye çekindiği, seyir güvenliği ve keyfinin ortadan kalktığı bir alan haline gelmiştir. Bu gelişmeler, kamuoyunda ciddî bir rahatsızlığa yol açmıştır.

Spor müsabakalarındaki suçların işlenmesinde, spor kulüplerinin, taraftar derneklerinin veya taraftar temsilcilerinin, medyanın, kulüp başkanlarının ve sporcuların, suç işleyen kişileri teşvik veya tahrik konusunda önemli rol aldıkları düşüncesindeyiz ve bu tespitler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, işlenen suça karşı verilen cezada, suçu işleyen kişiyle birlikte kulüp, dernek ve işle ilgili diğer kişilerin de cezalandırılmaları, yani, kolektif ceza verilmesi esası zorunlu olarak belirlenmiştir. Emniyet teşkilatı tarafından, fanatizmin önlenmesi, faillerin tespiti, eylemlerin delillendirilmesi, verilen cezaların takibi ve bu kanuna aykırı eylem ve davranışların engellenmesi amacıyla bilgi bankası oluşturulması ve toplanan bilgilerin üç ayda bir ilgili federasyona bildirilmesi zorunlu kılınmıştır.

33 maddeden oluşan Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, Sayın Cumhurbaşkanınca, genel anlamda onaylanmış olup 23, 24 ve 25 inci maddelerinin, Anayasanın 38 inci maddesindeki cezaların kişiselliği ilkesine aykırı düştüğü düşüncesiyle, tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir.

Cezaların şahsîliği, kişiselliği ilkesi genel hukuk kuralı olmakla birlikte, bazı yasal düzenlemelerde, kişisel sorumluluk dışında, bazı kurum ve kuruluşlar ile şahıslara da sorumluluk yüklenmektedir. Borçlar Kanununun 55, 56 ve 105 inci maddelerinde olduğu gibi, buna benzer bazı yasal düzenlemelerde bu tür örneklere rastlamamız mümkündür.

Bu yasanın tasarı halinde getirilip Meclise sunulma amacı, esasen, spor müsabakalarında şiddetin yaygın bir şekilde ortaya çıkması, son zamanlarda bu tür olayların artarak devam etmesi olup, bu hususta acil önlem alınmasını, suça karışan kişilerle birlikte ilgili kulüp ve kuruluşların da sorumlu tutulmaları zaruretini ortaya koymuştur.

Uygulamada, uzun yıllardır, Türkiye Futbol Federasyonu ile UEFA, futbol sahalarında meydana gelen şiddet olaylarında şahıslarla beraber ilgili kulüpleri de sorumlu görmüş, saha kapatma cezası ve idarî para cezası öngörmüştür. Bu cezaların uygulanmasında, Anayasanın 38 inci maddesine göre cezaların kişiselliği ilkesinin ihlal edilmediği, bu hususta Anayasa Mahkemesinin de buna yönelik herhangi bir kararının olmadığı aşikârdır.

Türkiye Futbol Federasyonu Futbol Disiplin Talimatının "Saha Olayları" başlığı altında, 33 üncü maddesinde aynen şunlar ifade edilmektedir: "Spor çalışma ve müsabakalarının yapıldığı saha ve tesislerde güvenliği bozan, olay çıkaran, yaralamak, yakıp yıkmak, tahrip etmek gibi münferit veya toplu tecavüzlerde bulunan kişiler üç aydan üç yıla kadar müsabakalardan men veya o kadar süreyle hak mahrumiyeti cezasıyla cezalandırılır. Fiili işleyen kişi profesyonel futbol müsabakalarıyla ilgili ise, yukarıdaki cezaların yerine en çok 2 500 000 000 TL para cezası verilebilir" diye ifade edilmektedir.

"Seyircisi, mensupları, sporcuları nedeniyle olaylardan sorumlu teşekküller 1 veya 1'den fazla olmak üzere saha kapatma cezası veya resmî müsabakayı seyircisiz oynama cezası veya resmî müsabakadan men cezasıyla cezalandırılır. Profesyonel futbol faaliyetlerine ilişkin saha olaylarında sorumlu teşekkül hakkında bu cezalarla birlikte ayrıca 2 500 000 000 TL'ye kadar para cezasına hükmedilir. Disiplin kurulu, olayına göre, sorumlu profesyonel teşekkül hakkında yalnızca para cezası da verilebilir. Futbol müsabakalarının yapıldığı saha ve tesislerde disiplini veya düzeni veya güveni bozucu veya tehlikeye düşürücü biçimde olmasa bile müsabaka öncesi veya devamında veya sonrasında seyircilerin sahaya veya görevlilere veya tribünden birbirlerine yanıcı ve patlayıcı veya yaralayıcı maddeleri atmaları halinde seyircilerin bu fiillerinden ötürü taraftarı oldukları kulüp, kulüpler sorumlu tutulur ve fiillerin ve olayların vahametine göre kulübe 2 500 000 000 TL'ye kadar para cezası verilir" deniliyor.

Değerli arkadaşlar, yine, ayrıca, seyircilerin çirkin, taşkın ve edebe aykırı söz ve hareketleri sebebiyle futbol müsabaka talimatının 33 üncü maddesi gereğince, müsabakanın hakem tarafından tatil edilmesi halinde, seyircilerin bu fiillerinden ötürü taraftarı oldukları kulüp veya kulüplere müsabakalardan men cezası verilmesi öngörülmektedir. Müsabaka öncesi veya devamında, her ne şekilde olursa olsun, yabancı cisimlerin yoğun surette sahaya atılması nedeniyle müsabakanın başlamasına veya devamına engel olunması halinde, bu fiil nedeniyle olaya sebebiyet veren seyircilerin taraftarı oldukları kulübe müsabakadan men cezası da verilebilmektedir.

Değerli arkadaşlar, ayrıca, UEFA'nın ülke federasyonlarına gönderdiği 2004 yılı bağlayıcı emniyet ve güvenlik talimatlarında da buna benzer hükümler yer almaktadır.

Kısacası, şu anda mevcut uygulamalarda da görüldüğü üzere, Anayasanın 38 inci maddesine aykırı olmayacak şekilde kulüplere de ceza verilmesi öngörülmektedir ve halen de uygulanmaktadır. Yukarıda bahsedildiği üzere, cezanın şahsîliği ilkesinin istisnaları da bulunmaktadır.

Bu gerekçelerle, Adalet Komisyonu olarak, bizde, yasanın mevcut haliyle geçmesinin beklenen amacı karşılayabileceği düşüncesi doğmuştur.

Hazırlanan bu yasa tasarısının, ülkemizde, sporun uluslararası normlara uygun, insan sağlığı ve ruh yapısını geliştirici, birlik ve beraberliği pekiştirici, millî duyguları ve centilmenlik hislerimizi artırıcı yasal mevzuatlar manzumesi olmasını temenni eder, Türk sporu için hayırlı olmasını dilerim.

Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun geri gönderilen maddelerinde olumlu oy kullanacağımızı beyan eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tüfekci.

Şahsı adına, Trabzon Milletvekili Sayın Faruk Nafiz Özak söz istemiştir.

Buyurun Sayın Özak. (Alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

FARUK NAFİZ ÖZAK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sürem kısa, o bakımdan zamanı iyi kullanmam gerekiyor.

Spor, bireylerde sosyal bütünleşme ve ortaklık duygularını desteklerken, aynı zamanda, yaşamın bir parçası ve yararlı sosyal etkinliklerden birisi olarak kabul görüyor. Özellikle spor mevzuatının, temel hukuk ilkelerine uygun olarak, bütün ülkelerin iç hukuklarına etki edecek biçimde, ama uluslararası nitelikte olduğunu söylememiz gerekiyor. 24 Eylül 1992'de onaylanan Avrupa Spor Şartıyla, İtalya'da, 2003 yılında, şiddetin önlenmesine ilişkin olarak çıkarılan yasayla, spor müsabakalarındaki şiddet olaylarında yüzde 23 bir azalma olmuş; İspanya ve Portekiz'de böyle misaller var. Zamanımı iyi kullanmak için bunları geçiyorum.

Şiddetin önlenmesi, insanlardaki davranışların alışkanlığa dönüşmesiyle doğrudan ilgilidir; kalıcı davranışlar ise, eğitimle mümkün olacaktır. Bu anlamda, Millî Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün işbirliği yapması gerekli olmaktadır. Öğretim kurumlarında, özellikle beden eğitimi derslerinde spor kültürü ve fair play konularının ünite olarak yer alması, ayrıca spor konularının değişik derslerle ilişkilendirilerek okuma parçası adı altında yer verilmesiyle sporda örnek taraftar projesi başlatılabilecektir. Burada, millî eğitimimize, televizyonlarımıza, medyamıza ve sivil toplum örgütlerimize çok önemli görevler düşmektedir diye düşünüyorum.

Sporda bir kültürel değişim sürecini başlatmamız gerekir. Bizim bu yasamızda olmayan; ama, Avrupa'da, özellikle Portekiz'de uygulamaya konulan çok önemli ileri aşamada işler var. Bunlardan biri taraftar elçiliği, diğeri ise refakatçi kişilerdir. Bunlar, tabiî ki, uygulanacak, göreceğiz ve belki biz de ileride yasamıza ilave edeceğiz. Özellikle kültürel değişim sürecini iyi değerlendirmemiz gerekiyor.

Özellikle futbol müsabakalarında, seyirci, oyun alanına giriyorsa, küfür ve hakaret içeren sözler sarf ediyorsa, kavga etmek için neden arıyorsa, bunlar ve bunlara sahip düşünceler, yasalarla belli bir zaman dilimi içerisinde engellenebilir. Sayın Baloğlu'nun da dediği gibi, gerçekten, küfrü yasayla önlemek son derece zor; aileden, ilkokuldan başlayarak eğitime son derecede önem vermemiz lazım.

Biraz önce Trabzonsporla ilgili konuşuldu, bununla ilgili olarak sizlere bilgi arz etmek istiyorum. Doğrudur, 100 000 üye hedefimiz var. Tabiî ki, bunun nimeti de külfeti de var. İspanya'da Real Madrid'in, Barcelona'nın 100 000 üyesi var ve gayet iyi de yönetilebiliyorlar. Önemli olan, üye profilini iyi seçebilmektir. Aslında, bizim tartışmamız gereken, özellikle futbol kulüpleriyle ilgili genel kurulların çok dengeli şekilde yapılabilmesi ve oradaki üye profilinin çok iyi tanzim edilebilmesidir.

Biraz evvel burada söylenildiği gibi, Sayın Başkan Serdar Bilgili'ye şeref tribününden yapılan küfürdür ki, bunu şiddet ve nefretle kınıyoruz. Bunu yapanların tecziye edilmesi, üyelikten çıkarılabilmesi için bu yasayı da tekrar gözden geçirmemiz lazım.

Sayın Serdar Bilgili ile ilgili olarak bir şeyler söylemek istiyorum. Serdar Bilgili benim değerli bir arkadaşımdır. Serdar Bilgili, çok değerli, genç, kaliteli, ilkeli ve sorumluluk duygusu olan bir arkadaşımızdır. Türk futboluna önemli katkıları olmuştur. Ona yapılanı Beşiktaş camiasına mal etmek de yanlıştır; çünkü, Beşiktaş camiası milyonlarca kişiden oluşmaktadır. Sayın Serdar Bilgili'nin gösterdiği tepki doğrudur; ama, bizlerin, spor camiasını bunlara bırakmamamız lazım. Ortamı, özellikle, ilkesiz, dürüst olmayan, bu işten çıkar sağlamak isteyen, yalan konuşan müfteri insanlara bırakmamamız lazım. Ben, camianın, Serdar Bilgili'ye sahip çıkacağına ve Bilgili'nin de tekrar geri döneceğine inanıyorum; çünkü, öyle insanlara ihtiyaç var. Aynı şekilde, diğer başkanlara yapılan saldırıları da, hakemlere yapılan saldırıları da kınıyorum.

Ben, özellikle spor camiamızı şöyle bir tablo olarak görmek istiyorum: Spor camiamızda, dürüst insanlar olsun, ilkeli, centilmen, hoşgörü sahibi insanlar olsun; iftira olmasın, dedikodu olmasın; yalanla, iftirayla şöhrete ulaşmak isteyen insanlar, bu camiadan ellerini çeksinler. Maalesef, Trabzonsporumuza ve şahsıma da böyle bir saygısızlık yapıldı; ama, bu, kamu vicdanında mahkûm oldu.

Özellikle delilsiz suçlamanın bir ahlak sorunu olduğunu ve delilsiz mahkûmiyetin de bir insanlık sorunu olduğunu ve sporun, dürüstçe, centilmence, kardeşçe, hoşgörüyle yapılmasını düşünüyorum. Bu konuda fazla zamanınızı almak istemiyorum; sanıyorum zamanım da doldu.

Özellikle bu yasamızın hayırlı olmasını diliyorum; ancak, yasayla, sporda şiddeti önlemek, gerçekten, mümkün değil. Yasa gereklidir; ama, yeterli değildir. Çok fazla çalışmamız gerekiyor, bu çalışmalara da aileden başlamamız gerekiyor. Daha evvel burada da söylemiştim; devamlı küfreden bir toplum olmamız bize yakışmıyor. Bunları, bırakınız Avrupa uyum yasalarına göre yapmamamızı, bizim yasalarımıza göre de yapmamamız gerekiyor. Bizim, Türk ve Müslüman bir ülke olarak, küfrü, özellikle camiamızdan, sokaklarımızdan çıkarmamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özak.

FARUK NAFİZ ÖZAK (Devamla) - Küfrü, her taraftan çıkarmamız lazım; küfrü, özellikle statlarımızdan çıkarmamız lazım. Bu konuda herkese görev düşüyor.

Bu vesileyle, herkese saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özak.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Madde üzerinde verilmiş 1 önerge vardır; okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 424 esas nolu yasada yer alan 23 üncü maddenin ikinci fıkrası ikinci tümcenin yasadan çıkarılmasını arz ederiz.

 

Feridun Baloğlu

Ahmet Ersin

Hüseyin Ekmekcioğlu

 

 

Antalya

İzmir

Antalya

 

 

Atila Emek

Sezai Önder

Yakup Kepenek

 

 

Antalya

Samsun

Ankara

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Sayın Başkanım, çok ayrıntılı, çok uzun bir komisyon raporu ve gerekçemiz var. Orada da açıkça ifade edildiği gibi, Anayasanın 38 inci maddesine bir aykırılık söz konusu değil. Kaldı ki, tartıştığımız, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından geri gönderilen bu kanunun 23, 24 ve 25 inci maddeleri bu kanun metninden çıkarıldığı takdirde kanun anlamsız hale gelecektir. Hem bu nedenle hem de Anayasaya aykırılığının söz konusu olmaması nedeniyle önergeye katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Biz de katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önerge üzerinde, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin; buyurun efendim.

AHMET ERSİN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evrensel hukuk gereği aynı suçtan ötürü iki defa ceza verilemez; ayrıca, suçların şahsîliği de söz konusu. Şimdi, bir taraftar ya da suçu işleyen, zarara neden olan kişi, eğer bir kulübün taraftarıysa kulübe de ayrıca ceza veriyorsunuz, hem tazminat hem de ayrıca 3 milyar lira para cezası.

Sayın milletvekilleri, bu durum, suçun şahsîliği ilkesine aykırı. Aslında, işin derinine bakarsak, kulüp yöneticileri, bu fanatizmin yaratılmasında etkili oluyorlar; gerek kongre çalışmaları sırasında gerekse sonraki süreçte bu fanatik taraftarlarını koruyorlar, kolluyorlar; yani, kulüp yöneticileri, aslında, kendi yarattıkları canavara teslim oluyorlar, onların esiri oluyorlar. Bugün, işte, Beşiktaş Kulübü Başkanının başına gelen üzücü gelişmeler de, böyle bir derinlikten gelen, geriden gelen, arkadan gelen gelişmelerin sonucu. Kendilerinin yarattıkları fanatizmin sonra esiri oluyorlar. Her şeye rağmen, evrensel hukuk gereği, suçun şahsîliği gereği, taraftarın işlediği bir suçtan ötürü kulübe ek bir ceza vermek doğru değil; dolayısıyla, Cumhurbaşkanımızın veto gerekçesi, bu maddeyle ilgili veto gerekçesi doğru.

Önergemizin desteklenmesini rica ediyoruz, bekliyoruz ve hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN- Teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı ve gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

23 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

Spor alanlarının zarara uğraması

MADDE 24. - İşledikleri fiillerle müsabakanın yapıldığı spor alanının zarara uğramasına sebebiyet veren kişilere, altı ay spor müsabakalarını seyirden men cezası ile birmilyar lira, tekrarı halinde bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden men ve ikimilyar lira idarî para cezası verilir. Fiilin ikiden fazla işlenmesi durumunda altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ve beşmilyar liradan onmilyar liraya kadar ağır para cezası verilir.

Spor kulüpleri, müsabakanın yapıldığı spor alanının zarara uğramaması için her türlü önlemi almakla yükümlü olup meydana gelecek gerçek zararlar, zarara sebebiyet veren taraftarların mensubu bulundukları kulüpten tazmin edilir. Ayrıca zarar kadar idarî para cezası da verilir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, yine, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen bu maddede, kulüplerin, statların zarara uğratılmasından sorumlu tutulacağı ve bu şekilde verilen zararın, ilgili, yani, taraftarın mensubu olduğu kulüp tarafından tazmin edileceği belirtilmiş; ancak, buna ilaveten de, idarî para cezası verileceği belirtilmiş. Yani, idarî para cezasının zarar kadar olacağı belirtilmiş.

Az önce önergemizle ilgili konuşmamda da söylediğim gibi, aynı eylemden ötürü iki ceza veriliyor, aynı sonuçla ilgili, cezaların şahsîliği ilkesi gözardı edilerek kulübe de ceza veriliyor. Yani, kulüp, hem zararı tazmin ediyor hem de idarî para cezası ödemek durumunda kalıyor. Dolayısıyla, bu hüküm, evrensel hukuk ilkelerine aykırı; o nedenle de Cumhurbaşkanının veto gerekçesine katılıyoruz.

Dün, burada, futbol karşılaşmalarındaki şike ve futbol sektöründeki mafya gruplarından söz edildi. Bu konuyu gündeme ben getirdim; ancak, bunları gündeme getirirken, herhangi bir takımı ya da herhangi bir kurumu kastederek konuşmadım, kamuoyunda var olan, söylenen, özellikle spor kamuoyunda var olan iddiaları gündeme getirdim.

Sayın Bakan ve diğer yöneticilerimiz futbolda şike ve mafyalaşmanın olmadığını iddia ediyorlar, bu konuda her olayın üzerine gittiklerini söylüyorlar, ama, bir sonuç alamadıklarını söylüyorlar; doğrudur. Sonuç almak son derecede zor; ama, her şeye rağmen, etkin önlem almak da gerekiyor.

Galileo'ye, engizisyon mahkemesinde, eğer dünyanın dönmediğini söylersen kurtulursun demişler. Galileo canını kurtarmak için buna "tamam" demiş; ama, dışarı çıktığında da "her şeye rağmen, dünya dönüyor" demiş.

Sevgili milletvekilleri, istediğiniz kadar şike yok deyin, istediğiniz kadar bu futbol sektöründe mafya grupları, mafyalaşma yok deyin, bunların var olduğunu hepimiz biliyoruz; yani, bu grupların olduğunu, mafya gruplarının olduğunu, şikenin olduğunu hepimiz biliyoruz. Eğer, yok diyorsanız, birkaç tane spor yazarı mafya yöntemleriyle kurşunlandı; peki, bunları kim kurşunlattı?! Kim bu spor yazarlarını hedef gösterdi ve kim onlara silah çekti, ateş etti, kurşunladı?! Bunu yapanlar nerede?! Neden yakalanamadı?! Eğer, bunlara yok derseniz, şike yok derseniz, mafya grupları yok derseniz, o zaman, başımızı kuma gömmüş oluruz. Bunlar var; bunları kabul edelim ve futbolumuzu, kirleten bu gelişmelerden -futbolumuzu ve genel olarak Türk sporunu- bu olumsuzluklardan arındırmanın yolunu, yöntemini konuşalım; ama, yok derseniz, o zaman, bir önlem de almak gereği duymazsınız ve dolayısıyla, bu olumsuzluklar da devam eder gider.

Değerli milletvekilleri, konuya gelirsek, Sayın Cumhurbaşkanının bu maddeyle ilgili veto gerekçesine tamamen katılıyoruz. Cezaların şahsîliği ilkesinin evrenselliği nedeniyle, bu maddenin çok da doğru ve hakça olmadığı kanısındayız.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersin.

Gruplar adına başka söz isteği?.. Yok.

Şahsı adına söz isteği var.

Karaman Milletvekili Sayın Mevlüt Akgün; buyurun.

Sayın Akgün, süreniz 5 dakikadır.

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanunun 24 üncü maddesi cezaî müeyyideleri içeriyor.

Gerçekten, sporda şiddetin önlenmesinin gerekliliğini hepimiz kabul ediyoruz. Özellikle son günlerde yaşadığımız olaylar, bu şiddetin önüne geçmek için, cezaî müeyyidelerin mutlaka gerekliliğinin önemini göstermektedir. Spor müsabakalarında, özellikle üçüncü futbol ligindeki şiddetin çok azı televizyonlara yansıdığı için, belki, birçoğumuzun gözünden kaçıyor; ancak, üçüncü ligde oynanan birçok müsabakada şiddetin en ağırını görüyoruz. Bizzat benim yaşadığım bir olayı buradan aksettirmek ve bu olay neticesinde bir yere varmak istiyorum.

Karamanspor, üçüncü lig birinci grupta lider. Karamansporun, bundan iki hafta önce, Batman Belediyesporla -o zaman grup lideriydi- Batman'da bir maçı vardı. Maçın önemine binaen, daha hafta sonu gelmeden, haftanın başında, Batman Valisini, Batman Emniyet Müdürünü bizzat kendim müteaddit defalar aramak suretiyle, bu maçın, önemini, grupta lideri belirleyecek müsabaka olduğunu, bunun için, mutlaka, gerekli emniyet tedbirlerinin alınması gerektiğini ifade ettim; ancak, aradan geçen sürede gördüm ki, hafta sonunda, Karamansporun kaldığı otel değişik kişiler tarafından basıldı, futbolcular stat girişinde tartaklandı, yardımcı antrenörün kulağı jiletle kesildi ve Karamanspor bu atmosferde çıktığı müsabakayı kaybetti. Futbol Federasyonuna yaptığımız müracaatlar sonucunda Batman Belediyespora da komik bir ceza verilerek durum geçiştirildi.

Cezaî müeyyide mutlaka önemli; ancak, üçüncü ligde, küçük ilçelerin veya illerin takımları ile oradaki yöneticiler bütünleşiyor, sizin yaptığınız tüm girişimler kulakardı ediliyor, telefona çıkılmıyor ve gerekli güvenlik önemleri alınmıyor. Yani, şunu ifade etmek istiyorum: Şiddetin önlenmesinde, özellikle, yöneticilerin çok büyük önemi vardır. Bu yöneticilerin görevlerini gereği gibi yapmaları sonucunda -özellikle, küçük illerde, ilçelerde yapılan müsabakalarda- şiddetin önlenmesinde büyük bir yol alınabileceğini düşünüyorum. Mesela, bu hafta, grup lideri Karamansporun, Diyarbakır DİSKİ Sporla Diyarbakır'da bir müsabakası var. Şimdiden endişelenmeye başladık, Diyarbakır Valisini, Emniyet Müdürünü aradık ve futbolculara herhangi bir şiddetin uygulanmaması için şimdiden gerekli önlemlerin alınması gerektiğini vurguladık.

Onun için, yasa önemli; cezaların caydırıcılığı mutlaka gerekli ve önemli; ama, bunun yanında, yöneticilerin, mutlaka, bu yasaları uygulamakta titiz davranması, gerekli önlemleri alması da önemli; bunu vurgulamak istiyorum.

Bu düşüncelerle, yasanın cezaî müeyyide içeren 23 üncü maddesinin gerekliliğine inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akgün.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyle ilgili bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 424 sıra sayılı Spor Musabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasanın 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası ikinci tümcesinin yasadan çıkarılmasını arz ederiz.

Feridun Fikret Baloğlu     Ramazan Kerim Özkan      Muharrem Kılıç

           Antalya                   Burdur                  Malatya

Osman Özcan                 Muzaffer Kurtulmuşoğlu      Erdal Karademir

           Antalya                   Ankara                    İzmir

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu efendim?..

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Katılmıyor.

Sayın Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN  (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Baloğlu?..

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) -Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerilen düzenleme Anayasanın 38 inci maddesiyle çelişmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini okuttuğumuz değişiklik önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

24 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

Şiddet olaylarının vuku bulması

MADDE 25. - Kulüplerin müsabaka yaptıkları spor alanlarında şiddet olaylarının vuku bulması nedeniyle bağlı bulundukları federasyon tarafından kulübe verilen cezadan ayrı olarak, ilgili kulübe, o kulübün bir önceki sezon elde ettiği toplam seyirci hâsılatının % 2'si oranında idarî para cezası verilir. Yeni kurulan kulüplere verilecek idarî para cezası bir sonraki sezon tahsil edilir.

BAŞKAN- Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Muzaffer Kurtulmuşoğlu.

Efendim, Sayın Kurtulmuşoğlu'nun şahsı adına da söz isteği olduğundan, ikisini birleştiriyorum, süresi 15 dakikadır.

Buyurun Sayın Kurtulmuşoğlu

CHP GRUBU ADINA MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan evvel, hepinize selam ve saygılarımı sunarım.

Ben, sadece madde üzerinde değil de, genel olarak spor üzerinde biraz konuşmak istiyorum. Spor nedir; sporu, güzellik olarak, insanları bir araya getirdiği, boş zamanlarını değerlendirdiği bir yer olarak, futbol sahası olarak düşünüyorum.

Peki, insanlar buraya kavga etmek için mi geliyorlar, dövüşmeye mi geliyorlar, küfretmeye mi geliyorlar; buraya hoşça vakit geçirmek için geliyorlar. O halde, spor sahalarındaki şiddete ceza vermeyelim, suçluyu bulmayalım da, ölen ölür, kalan sağlar bizimdir mi diyelim!..

Sevgili arkadaşlar, dünyanın her tarafında, spor alanlarına gelen, spor yarışmalarında bulunan, fiilî hareket eden herkese ceza verilir. Bunu, ben, bir hekim olarak söylüyorum; ceza verilmesi taraftarı değilim. İnsanları eğitmek lazım; doğrudur, o da bizim görevimiz; ama, beri tarafta, adam sahada öldü, öldürüldü; bıçaklandı, öldürüldü, faili yok diye mahkemeye bile çıkarılmadı; çocuk gitti... Bu çocuk bizim çocuğumuz olamaz mıydı, içimizden birimiz olamaz mıydık. Şiddet, şiddet, şiddet!.. "Şiddete iki defa ceza verilmez." Eğer, gerekiyorsa, suçu işlemişse, iki defa değil, üç defa da veririm ben olsam; bunu söyleyeyim.

Sayın milletvekilleri, sahadaki şiddeti kim çıkarıyor, kim bunlara müsaade ediyor; bunlara müsaade edenler, kulüp yöneticileri. "Kulüp taraftarları" diye taraftar dernekleri var. Bunlar kimler tarafından kurulmuş, kimler tarafından besleniyor? Eğer, bir kulüp yöneticisi istemezse, o sahaya, ne kesici ve delici alet ne de patlayıcı madde -maytap, havai fişek- girer, hiçbiri giremez.

Tabiî ki, burada, emniyet güçlerinin de üzerine düşeni yapması lazım. Bir gün, emniyet güçlerinden birisi, sahaya giren adamın elinden bu maddelerden birini zorla alır. Sonra ne olur; adam polisi mahkemeye verir. Polis mahkemede suçlu bulunur. Peki, bu polisten nasıl vazife bekleyeceksiniz bundan sonra?! Demek ki, burada, hem emniyet güçlerinin çok hassas davranması lazım hem de kulüp yöneticilerinin hassas davranması lazım.

Bir de şunu söyleyeyim: Maç başladıktan sonra, stadyum etrafında emniyet güçlerinin dikkatle vazife yapması lazım. Eğer, bu maddeler girişte içeriye alınmıyorsa, ip sallanarak, sonradan içeriye alınıyor. O halde, hiç kimsenin "efendim, vatandaş dursun, kulübü koruyalım" deme hakkı yoktur; çünkü, insanlar oraya eğlenmeye gidiyor, ölmeye değil, yaralanmaya değil, küfür dinlemeye değil.

Diyoruz ki: "Efendim, hanımlar maçlara gelmiyor." Nasıl gelsin... Küfür edilen bir sahaya, biz, kendi çoluğumuzu çocuğumuzu gönderir miyiz; göndermeyiz; o zaman, bunu başkasından nasıl isteyeceksiniz. O zaman, ilkönce, bunlara bir tedbir almak mecburiyetindeyiz.

Sevgili arkadaşlarım, geçen konuşmamda, uzun uzun, her şeyi söyledim. Tabiî ki, şimdi, kanunun 3 maddesi geri geldi. Bunlardan birisi de 25 inci madde; Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Meclise geri gönderildi.

Doğrudur; yani "hem adama ceza vereceksin hem de eğer, o adam yöneticiyse, kulüpte üyeyse, ikinci defa, kulübe ceza vereceksin" deniliyor. Tabiî, bunun altında yatan gizlilik ne? Hukukçular tarafından "bir adama iki defa ceza verilmez" deniliyor. Doğrudur; ben, ona fazla karışmam; ama, orada, onun altında yatan bir şey var. Kulüp yöneticisi, senin de haberin olsun, eğer bu adamların yanında bulunursan, bu adamlara arka çıkarsan, elbette ki, sen de  bu cezayı alırsın diye, burada gizli bir şey var; psikolojik olarak söylüyorum. İlle her şeyi açık açık yazarsanız... Tabiî, açık açık yazıldığı için, Anayasanın falanca maddesine aykırıdır demek kolay. Doğrudur; yani, bir adama iki defa ceza verilmez. Cezayı hem kulübe veriyorsun hem adama veriyorsun. Askeriyede de vardır, bir komutan ceza verirse, ikinci komutan o kişiye bir daha ceza veremez; üstüne almış gibi oluyor. Olmaz böyle şey!.. Bal gibi de, kulüp yöneticileri, böyle canavarlar yaratmasalardı... Bakın, canavarı yaratırsan, geriye döner seni yer. İşte, Beşiktaş - Fenerbahçe maçında, o güzide iki kulüp başkanı arkadaşıma yapılan çirkin müdahaleyi kınıyorum; ama, bunun sonuna bakarsanız, bunlar, daha evvel, acaba nasıl oldu? Hep söyleriz, ev sahibi kabahatli, kapıyı kilitlemedi; ama, kardeşim, hırsızın hiç mi kabahati yok. Seyirci kabahatli; doğrudur, ceza alacak. Kulüpler ne yapıyor; herkese yeşil ışık yakıyor. Böyle yaptığınız müddetçe, çifte standart uyguladığımız müddetçe, bizim, sahalarda anarşiyi önlememiz kolay olmaz.

Ne olursa olsun, eksiği de olsa, artısıyla eksisiyle, bu yasanın Meclis gündemine gelmesinde emeği olanların hepsine teşekkür ediyorum. Onlar beni unutabilirler; ama, ben unutmuyorum; çünkü, bu yasanın çıkması için, ilk defa, Meclise kanun teklifi veren kişi benim. Sonunda, hükümet de bir tasarı getirdi, sağ olsun; ama "bu, hükümetin hazırladığı tasarıdır; Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Kurtulmuşoğlu'nun teklifi bir maddede geçiyor, olmasa da olur" dediler; olmasın... Mühim olan, bu yasanın çıkması, bu tedbirlerin alınmasıydı.

Onun için, ben, biz yaptık-siz yaptınızdan evvel, kim yaparsa yapsın, iyi olan her şeye teşekkür ediyorum.

Sadece bunda değil; ülkenin lehine olan, halkımızın lehine olan doğru dürüst yasa teklifleri ne zaman gelirse, anlaşıldığı müddetçe, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman o uygun olan yasa tekliflerinde iktidara destek verebiliriz, veririz. Bunu aklınıza koyunuz; ama, şunu da unutmayınız: Bizim nasıl olsa çoğunluğumuz var, her şeyi de yaparız... Yapıyorsunuz da... İşte o yanlış, onu söylüyorum. Sakın ola ki, benim çoğunluğum var, muhalefet ister oy versin ister vermesin, biz bu yasayı çıkarırız derseniz, o da şık olmuyor. Olmadığı gibi, ülkede, sadece, Mecliste 175 kişi olarak Cumhuriyet Halk Partisini muhalefet olarak görmeyiniz, dışarıda da bir hayli muhalefet vardır. Artı, iktidarlar geçicidir, kanunlar kalıcıdır. Yasa yapılırken grup sözcülerinin bir araya gelmesinde yarar vardır. Evvelden hazırlayıp gelerek değil; yemek pişmeden evvel, daha malzemeyi hazırlarken, eğer, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sözcülerinin de görüşlerini alırsanız... Onların da devletin ve milletin lehine olacak yasalara "okey" diyeceğine emin olunuz, bunu biliniz; çünkü, bir yasa çıktıktan sonra geri dönmesi çok kolay değil, değiştirilmesi çok zor. Hani, Anadolu'da bir tabir vardır, hiç kimse alınmasın; bir taş atarsın da o taşı kimse çıkaramaz ya; onun gibi olmasın.

Sevgili arkadaşlarım, ben, şunu söylüyorum: Hepimiz burada Türk Milleti için çalışıyoruz. Bizden evvelkiler de onu yaptı zaten; yanlış yaptılar, yanlışlarını gördük. İyi yaparsak, bizler belki bu sıralarda, tekrar, hep birlikte oturabiliriz, iyi yapmazsak, dersimizi bize de verirler; bunu unutmayın!

Sevgili arkadaşlarım, ille 15 dakikayı doldurmak için sizin başınızı ağrıtmayayım.

Bu yasanın, eksisiyle artısıyla Türk Milletine hayırlı olmasını diliyorum. Beni dinlediğiniz için sabrınıza teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kurtulmuşoğlu.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlandı.

Maddeyle ilgili 1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 424 sıra sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasanın 25 inci maddesinin yasadan çıkarılmasını arz ederiz.

Feridun Fikret Baloğlu

Osman Özcan

Hasan Fehmi Güneş

 

Antalya

Antalya

İstanbul

 

Halil Ünlütepe

Hakkı Ülkü

Sedat Pekel

 

Afyon

İzmir

Balıkesir

 

 

 

Mehmet S. Kesimoğlu

 

 

 

Kırklareli

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Sayın Başkanım, katılmıyoruz. Ancak, izin verirseniz kısa bir düzeltme yapmak istiyorum.

Sayın Kurtulmuşoğlu, konuşmasında, kendileri tarafından verilen bir kanun teklifinin dikkate alınmadığından bahisle biraz serzenişte bulundu. Hem Cumhuriyet Halk Partili çok değerli arkadaşlarımız hem de Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünde görevli arkadaşlarımız şahittirler ki, biz bu kanun tasarısı ile Sayın Kurtulmuşoğlu'nun teklifini birleştirmek istedik; ancak, önümüze teknik engeller çıktı. O sebeple, bu birleştirme olamadı. Yoksa, kırk yıllık dostumuz Sayın Kurtulmuşoğlu'nun önerisini başımızın üzerine koyar, birleştirmeyi de yapardık; ama, bu nedenle yapamadık. Bunu düzeltmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Hükümet katılıyor mu efendim?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım?..

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

Süreniz 5 dakika efendim.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Arkadaşlar, biliyorum, sabrınız taşabilir; ama, söz almak gereğini duydum.

Şimdi, bakın, demin arkadaşlarım dediler ki, birden fazla ceza verilmiyor. Lütfen, şu elimizdeki bize dağıtılan metni bir okuyun; yani, okumuşsunuzdur da bir daha okuyun demek istiyorum.

Şimdi, bir taraftar, kulüp üyesi olsun ya da olmasın, statta ahlaka aykırı sözler söylerse, bir de eylemi olursa, bunu 23 üncü ve 24 üncü maddelerde cezalandırıyoruz. Neler yapıyoruz bakın; zararı veren kişiyi seyirden men ediyoruz; çok güzel, edelim, yapmasınlar. 2 milyar idarî para cezası veriyoruz; çok güzel, demin kabul ettik. Eylem ikiden fazla olursa altı ay hapis; bir de hapse atıyoruz bir yıla kadar; bunu da yapıyoruz. 5 milyardan 10 milyara kadar bir de para alıyoruz adamdan; bu da iyi. Üstüne, spor alanı zarara uğrarsa, kulübe bunu da ödetiyoruz. Üstüne, ayrıca, zarar kadar da idarî para cezası veriyoruz; bütün bunları yapıyoruz. Bunları demin kabul ettiniz, tamam; bizim mukavemetimize, hukukî gerekçelerimize, sosyolojik retlerimize rağmen kabul ettiniz; saygı duyuyorum, siz öyle bakıyorsunuz; bir de şimdi 25 inci maddeyi mi kabul edeceksiniz?!

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Grup adına öyle dediniz...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Ben önergemden bahsediyorum, önergem üzerine söz aldım. O, başka bir konuyu kastetti; kendi verdiği yasa teklifinden bahsediyor Sayın Kurtulmuşoğlu.

Şimdi, bakın, 25 inci maddede, bütün bunların üzerine, bütün bu cezaların üzerine bir de neyi koyuyorsunuz biliyor musunuz, lütfen okuyalım; "kulüplerin müsabaka yaptıkları spor alanlarında şiddet olaylarının vuku bulması nedeniyle, bağlı bulundukları federasyon tarafından kulübe verilen cezadan ayrı olarak.." Bir de, federasyon ceza veriyor kulübe... Bir de, ne yapıyoruz şimdi; hâsılatın yüzde 2'sini ceza olarak kesiyoruz. Arkadaşlar, şiddet var, şiddete karşıyız, hepimiz karşıyız, kimse şiddeti savunmuyor, tamam; ama, bu bir karşı şiddet değil midir?! Uygulanmayacak bir yasa yapmak değil midir?!

Demin arkadaşlarım bahsettiler; doğru; spor sahalarında şiddet oluyor. Türk Ceza Kanunu yürürlükte değil mi bu ülkede! Türk Ceza Kanunu, zaten, daha ağır eylemleri düzenlemiş. İdarî düzenlemeler var, federasyonun yönetmelikleri var. Bunların hiçbiri yok gibi, bunları bu kadar ayrıntılı biçimde yazıp, bir de bu 25 inci maddeyi getirmeyi adil buluyor musunuz?! Adil buluyorsanız, mesele yok. Biraz sonra oylarız, bu önergeyi reddedersiniz; ama, bu önerge, adil olmayan bu düzenlemeyi gidermeye yöneliktir. Siyasî bir tavır da değildir bizim tavrımız, insanî bir tavırdır.

En sonunda şunu söylemek istiyorum: Kulüp üyeliğini cezalandırmayın. İki adam yan yana oturuyor; biri kulüp üyesi, biri değil. İkisi de aynı eylemi yapıyor. Kulüp üyesine ceza veriyorsunuz, diğerine de ceza veriyorsunuz; ama, o adam kulüp üyesi diye, bir de kulübe ceza veriyorsunuz.

Bu önergeyi, lütfen, dikkatle inceleyin. Bu önergeyle, bu 25 inci maddeyi metinden çıkaralım arkadaşlar; çıkaralım, daha sağlıklı bir sonuca ulaşalım. Bunu öneriyorum; doğru olacağına inanıyorum; ama, aksini düşünüyorsanız, sizin görüşünüzdür, ona saygı duyuyorum.

Kanunun hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

25 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kanunun tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kanun kabul edilmiştir; hayırlı olsun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, teşekkür konuşması yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakanımız, kısa bir teşekkür konuşması yapacak.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Geçtiğimiz mart ayının başında, Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısını, bu Parlamentoda, İktidar ve muhalefet partilerine mensup milletvekili arkadaşlarımızın katkılarıyla yasalaştırmıştık. Biraz önce ifade edildiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız, bu kanunun 3 maddesinin bir kez daha görüşülmesini arzu ettiler ve bu nedenle, Parlamentoya iade ettiler; komisyonda görüşüldü, şimdi de Genel Kurulda görüşüldü. Tabiî, Anamuhalefet Partisine mensup arkadaşlarımız, hem komisyonda hem Genel Kurulda, mart ayının başında da bu yasaya katkı verdiler; aslında, şimdi de katkılarını esirgemediler; maddelerle ilgili, Anayasaya aykırılık konusunda beyanda bulunmalarını dahi bir katkı olarak değerlendiriyorum.

Arkadaşlar, ancak, şunu huzurunuzda altını çizerek ifade etmeliyim ki, spor mevzuatı uluslararası niteliktedir. Herhangi bir spor branşıyla meşgul olurken, affedersiniz, kendimiz çalıp kendimiz oynayamayız; uluslararası kurallara uymak zorundayız. Kendi spor kurallarımızı, oyun kurallarımızı kendimiz koyarız, dünya bizi ilgilendirmez diyemezsiniz; o zaman, hiçbir uluslararası müsabakaya oyuncularınızı ve takımlarınızı göndermeniz mümkün olmaz. Nitekim, oniki yıldır yürürlükte bulunan Türkiye Futbol Federasyonunun Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 inci ve 2 nci maddesinde, Türkiye'deki futbol faaliyetlerinin ulusal ve uluslararası kurallara göre yönetileceği yazılıdır; yani, oniki yıldır yürürlükte bulunan kanun dahi, futbolla ilgili düzenlemelerin, faaliyetlerin uluslararası kurallara göre yapılacağını amirdir.

Şimdi, Anayasaya aykırılık bakımından bir değerlendirme yapılırken, Anayasanın sadece bir maddesini gözönünde bulundurursanız, sağlıksız ve isabetsiz sonuçlara ulaşırsınız. Sayın Cumhurbaşkanımız ve biraz önce söz alan arkadaşlarımız da, sadece Anayasanın 38 inci maddesini ele alarak bir değerlendirme yaptılar. Bakın, yanımda, bu Parlamentoda kabul edilmiş bir uluslararası anlaşma var; bu, uluslararası bir anlaşma; Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterilerine ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. Anayasanın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında deniliyor ki; usulüne göre onaylanan uluslararası anlaşmalar kanun niteliğindedir ve bunlara karşı Anayasaya aykırılığı sebebiyle Anayasa Mahkemesine dava açılamaz. Şimdi, şu imzaladığımız uluslararası anlaşmalar, bu tür önlemler almamızı bize emrediyor. Biz de, işte bu uluslararası anlaşmaların gereklerini, Türkiye'de, mevzuatımıza taşımak durumundayız. O nedenle, Anayasanın 38 inci maddesi ile 90 ıncı maddesini birlikte mütalaa etmek durumundasınız; ben, buradaki eksikliğin bu olduğu kanaatindeyim.

Nitekim, UEFA, seyircilerin taşkınlıkları sebebiyle bizim kulüplerimize ceza vermiyor mu... En son, Galatasaray ve Beşiktaş, Almanya'da oynanan maçlar sebebiyle para cezalarına muhatap olmadılar mı... Dolayısıyla, bizim şu andaki mevzuatımızda dahi, seyircilerin eylemleri sebebiyle saha kapatma cezası verilmiyor mu; veriliyor, seyircisiz oynama cezası veriliyor. Dolayısıyla, şu anda, hâlâ, uygulamakta olduğumuz birtakım kuralları, biz, şiddeti önlemeyle ilgili yasaya taşımış olduk. Ortada, gerçekten, bir, Anayasaya aykırılık söz konusu değildir. Anayasayı bir bütün olarak değerlendirdiğimizde ve altına imza koyduğumuz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanan uluslararası anlaşmaları gözönünde bulundurduğumuzda, Anayasaya uygun, uluslararası anlaşmalara uygun bir yasayı Parlamentoda görüşmüş ve yasalaştırmış olmaktayız.

Bu konudaki tereddütleri ve soru işaretlerini ortadan kaldırmak için bu açıklamaları yapma ihtiyacını hissettim. İnanıyorum ki, bu yasa -daha önce de ifade etmiştim- uygulama imkânı vermez bize, sahalarımızda futbol veya diğer spor müsabakalarının yapıldığı alanlarda her şey usulüne uygun cereyan eder, şiddete ve düzensizliğe yol açan davranışlarla karşılaşmayız, biz de bu yasayı çıkarmış olmakla kalırız; bunu hep temenni ettim, şimdi de temenni ediyorum; ama, maalesef, yaşanan olaylar böyle bir yasal düzenleme yapmayı bize âdeta emretti.

Biraz önce Sayın Kurtulmuşoğlu da ifade etmişti, ilk teklifi ben vermiştim diye, kendisine de teşekkür ederiz; katkıları sebebiyle de ayrıca takdirlerimi sunuyorum.

Bu yasanın ülkemiz için, Türk sporu için, spor camiamız ve halkımız için hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

 

 

Kapanma Saati: 18.02

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.12

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER :Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz. 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

7.- Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/513) (S. Sayısı: 409) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.

Hükümet?.. Hazır.

Komisyon raporu 409 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Elekdağ.

Süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin, halen, dünya yörüngesinde, telekomünikasyon amacıyla kullandığı 3 uydusu, 1 de araştırma uydusu bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda, yeni Türk uydularının yörüngeye yerleştirilmesi öngörülmektedir.

Halen, Türkiye, Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşmeye taraf olmadığı için, uydularına, hava taşıtlarına ve gerçek veya tüzelkişilere karşı uzay cisimlerinden kaynaklanan bir zarar gelmesi halinde, uluslararası hukukî korumadan yoksun bulunmaktadır.

Anılan sözleşmeye katılmak suretiyle, Türkiye, bu tür bir zararın oluşması halinde, bu zararın, uluslararası sözleşmelerle belirlenmiş yol ve yöntemlerle tazmin edilmesini sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, konunun daha iyi anlaşılması için, günümüzde anahtar bir teknoloji niteliğini kazanan uzay ve uydu teknolojileri hakkında bilgi sunmamın yararlı olacağını; aynı zamanda, Türkiye'nin bu alandaki yerinin belirlenmesi ve nasıl bir vizyon benimsenmesi gerektiği hususlarına da ışık tutacağını düşünüyorum.

Uydu ve uzay teknolojileri deyince, aklımıza, ilkönce, askerî harekâtlar sırasında uydudan çekilen fotoğraflar, uydu sayesinde hedefini bulan akıllı bombalar ve yine, uydu sayesinde, binlerce kilometre kat ettikten sonra hedefi şaşmadan vuran seyir füzeleri gelmektedir.

Birinci Körfez savaşından bu yana, Ortadoğu'da cereyan eden askerî harekâtlar sırasında çekilen televizyon görüntüleri, uzay ve uydu teknolojilerinin askerî alandaki kullanımını gözlerimizin önüne sermiştir.

Uzay ve uydu teknolojilerinin, askerî alanda, haberleşme, istihbarat (yani, uzaydan fotoğraf çekme ve dinleme yapma) konum bulma (yani, ciddiyet sistemleri) ihdaf ve ikaz (yani, füzelerin hedef noktasına fırlatılmasını takiben onları tespit etme) gibi pek çok amaçla kullanıldığını biliyoruz.

Ancak, hemen belirteyim ki, sözünü ettiğim teknolojiler, bugün, artık, sivil hayatın birçok alanında da vazgeçilmez nitelikte bir önem kazanmıştır. Örneğin, günümüzde, iletişim sistemi gökyüzüne taşınmıştır. kablosuz iletişim Yeniçağın devrimidir; kablosuz iletişimde sürekli, hızlı, kaliteli erişim, işletmelerin ve kurumların verimliliği için olmazsa olmaz bir öneme sahiptir; bu da, uydu teknolojileriyle yapılıyor.

Uydu teknolojileri, iş yaşamının içerisine de girmiş ve eğitim, sağlık, yayıncılık, taşımacılık, meteoroloji, şehircilik ve tapu kadastro, yeraltı zenginliklerinin saptanması ve tarım alanlarında devrimsel yararlar sağlamıştır.

Uzay ve uydu teknolojilerine yapılan yatırım, 2000 yılında tüm dünyada 80 milyar dolara ulaşmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri, uzaydaki rekabet güçlerini artırmak için, "Avrupa Uzay Ajansı" çatısı altında birleşmişlerdir. Türkiye'nin bu teknolojilerden hem askerî hem de sivil amaçla yararlanması ve bu teknolojileri geliştirmesi yaşamsal önemdedir.

Değerli arkadaşlarım, teknolojinin müthiş bir hızla geliştiği günümüz dünyasında, uzay ve uydu teknolojilerine sahip olmayan ülkeler, pek de uzak olmayan bir gelecekte, konvansiyonel kuvvetleriyle kendilerini savunamaz hale geleceklerdir. Belirttiğimiz bu husus, jeopolitik konumu açısından, evleviyetle Türkiye açısından geçerlidir. Diğer taraftan, Türkiye'nin bu teknolojilere sivil alanda da çok büyük ihtiyacı vardır. Nitekim, Türkiye, bugüne kadar, telekomünikasyon uyduları alanına yüzlerce milyon dolar değerinde yatırım yapmıştır; ancak, uydu sistemleri anahtar teslimi alındığı için, uydu teknolojisi alanında ciddî bir transfer gerçekleşmemiş ve Türkiye'nin know-how olarak kazancı, uydu işletmeciliğinden ibaret kalmıştır. Türkiye bu tür sistemlerin bazılarını satın alabilir durumda olsa da, ülkemizin kendi uzay teknolojisine sahip olması hem ekonomik -ekonomik sözcüğünün altını çiziyorum- hem de stratejik açıdan bir zorunluluktur. Bu bakımdan, Türkiye, kendi üretimiyle ihtiyaçlarını karşılamanın da ötesinde, bu teknolojiyi ve ürünlerini ihraç eder hale gelmeyi ve uluslararası projelerde eşit ortak olarak yer alabilmeyi hedeflemelidir. TÜBİTAK bünyesinde çalışan bilim adamlarıyla yaptığımız görüşmelerde, muhataplarımız, Türkiye'nin yetişmiş insan birikimi ve teknolojik altyapısı gözönüne alındığında, bu belirttiğim hedeflerin, pekâlâ, ulaşılır amaçlar olduğunu belirtmişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, unutulmaması gereken bir husus da, uzay ve uydu endüstrisi başlı başına önemli bir sektör olmakla birlikte, gelişmesi halinde, beraberinde başka önemli teknolojileri de sürükleyeceğidir. Bunların başlıcaları; elektronik optik, mekanik üretim, malzeme bilimi, test sistemleri gibi alanlardır. Gerek askerî gerekse sivil alanda uydu teknolojisine yapılacak yatırımlar, ekonomik gelişmeyi tahrik edici niteliktedir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, size, Türkiye'nin uzay teknolojisiyle ilgili ilk büyük adımından söz etmek istiyorum. Bugün, Türkiye'nin kendi imal ettiği BİLSAT isimli bir yer gözlem uydusu mevcuttur. Evet, Türkiye'nin kendi imal ettiği BİLSAT isimli bir yer gözlem uydusu mevcuttur. 2003 yılı eylül ayında yörüngesine oturtulan bu uydu, yeryüzünden 686 kilometre yükseklikte seyretmekte ve dünyanın her yerinden 12 metre çözünürlükte resimler çekmektedir. 12 metre çözünürlükte resim demek, özellikle sivil yerleşim alanlarının, kıyı konfigürasyonlarının ve gemilerin tespit, tanıma ve teşhisleri bakımından yararlı ve analiz edilir görüntü alındığı anlamına geliyor.

TÜBİTAK, BİLSAT uydusunu BİLTEN adlı enstitüsü aracılığıyla İngiltere kökenli SSTL Firmasından teknoloji transfer ederek imal etmiştir. Yer istasyonu kurulmasıyla birlikte bu uydunun Türkiye'ye maliyeti 14 000 000 dolar olmuştur. Kurulan yer istasyonuyla BİLSAT uydusu kontrol edilmektedir. Uydudan indirilen görüntüleri işleyen ve kullanılabilir hale getiren yer yazılımı da geliştirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, BİLSAT'ın lisansla Türkiye'de imal edilmiş olmasını sakın küçümsemeyin; çünkü, bu uydunun imali ve uzayda yörüngeye oturtulması, Türk teknoloji transfer ekibine, Türk uzay mühendislerine, uydu tasarım ve üretimi konusunda çok önemli yetenekler kazandırmıştır. Bu sayede, düşük risk alarak yeni uzay sistemleri üretmenin yolu Türkiye'ye açılmıştır.

BİLTEN, şimdi, daha yüksek çözünürlüğü sağlayacak uydular üretmek amacıyla çalışmalar yapmaktadır. İlk aşamada, 6-8 metre çözünürlükte görüntü sağlayacak bir uydu üretecek; bunu, 2,5-4 metre çözünürlükte daha tekamül etmiş bir uydu yapımı için sıçrama tahtası olarak kullanacaktır. Bu aşamalardan sonra, daha büyük ve 1 000 kilonun, yani 1 tonun üstünde uyduların yapımına geçilebilecektir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye konumundaki bir ülkenin, uzay ve uydu teknolojileri alanında teknoloji satın alma yerine, teknoloji üretme, yani özgün tasarım yapabilme kabiliyetine sahip olması gerekmektedir; çünkü, uzay sistemlerinin yurt dışından temininin, maalesef, ekonomik olarak sürdürülmesi çok zor bir husustur. Bu, aynı zamanda güvenilir de değildir. Zira, dışarıdan alınan sistemler, bir kriz anında, teknoloji sahibi tarafından çalışmaz hale getirilebiliyor. Halbuki, kendi geliştirdiğimiz sistemlerde böyle bir mahzur yoktur.

Bütün bu hususlara ilaveten, bu sanayi dalının gelişmesi, Türkiye'ye siyasî prestij sağlamanın yanında, bu alandaki beyin göçünü de geri çevirecektir.

Türkiye, Türksat haberleşme uydularını anahtar teslimi olarak satın almıştır ve bu mubayaa nedeniyle uydu üretimi hususunda hiçbir yetenek kazanmamıştır. Ömrü bitmek üzere olan Türksat uydularının yerine yenilerini koymak gerekecektir. Bunlar, mecburen yurt dışından tedarik edilecek ve bu da Türkiye'ye son derece pahalıya mal olacaktır. İşin ekonomik yönü bir yana, bağımlılık faktörü de Türkiye açısından uyarıcı olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan, TÜBİTAK'ın bugüne kadar izlemiş olduğu politika isabetlidir ve övgüye layıktır. Şimdi, sizlere, bu konuda karşılaşılan bir sorundan bahsedeceğim. Türkiye'nin, uzay ve uydu teknolojisi alanında ilerleme kaydetmiş tüm ülkelerde olduğu gibi, projeleri yürütecek, koordine edecek bir uzay kurumuna, bir uzay ajansına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç, TÜBİTAK tarafından 1995 yılında belirtilmiş ve o zaman hazırlanan yasa tasarısı da 1997'de konuyla ilgili Devlet Bakanına sunulmuştur; ancak, bu tasarı, bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamıştır.

Anladığım kadarıyla, bu tasarı, halen Millî Savunma Bakanlığımız tarafından sahiplenilmiştir. Sayın Millî Savunma Bakanımızın bu konuya özel bir önem verdiğinden eminim. Bu nedenle, artık, bir gecikmeye mahal verilmeden, yasa tasarısının Meclise sunulmasını bekliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, BİLTEN'in yörüngeye oturttuğu BİLSAT uydusuyla, uydu teknolojileri konusunda büyük bir sıçrama yapmıştır. Ben, yedi yıldır bir uzay kurumunun kurulamadığı ve hükümetlerden direktif alınmasında türlü güçlüklerle karşılaşıldığı bir siyasî ortamda BİLSAT Projesinin gerçekleştirilmiş olmasını bir mucize gibi görüyorum.

Bu başarılı projeye emeği geçen Türk bilim adamlarına, görüşmüş olduğum ve görüşemediğim Türk uzay ve uydu mühendislerine şükranlarımı sunuyorum. Onlar sayesinde Türkiye'ye uzayın kapıları açılmıştır ve ülkemiz, uydu üretim yeteneğini kazanmıştır.

Bu işler daha 1990'ların başında TÜBİTAK bünyesinde konuşulur, planlar yapılırken, Türkiye'nin durumunda olan Hindistan, Güney Kore, Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler, bugün, uzay teknolojileri alanında ülkemizi fersah fersah geçmişlerdir; ancak, BİLSAT'la, Türkiye, bir ivme kazanmıştır; bu ivme kaybedilmemelidir.

Türkiye, uzay teknolojisi alanında kararlı ve planlı hareket ederek ve yabancı ülkelerle de etkin bir işbirliğine girişerek, sivil ve savunma ihtiyaçlarını karşılayacak bir millî kabiliyete ulaşmayı hedef olarak almalıdır.

Değerli arkadaşlarım, istikbal göklerdedir, istikbal uzaydadır.

Bu görüşlerle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Uzay Cisimlerinin Verdiği Zararlara İlişkin Sözleşmenin onaylanmasını uygun gördüğümüzü belirtir, hepinize saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

Başka söz isteği?.. Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

UZAY CİSİMLERİNİN VERDİĞİ ZARARDAN DOLAYI ULUSLARARASI SORUMLULUK HAKKINDA SÖZLEŞMEYE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - "Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşme"ye beyanda bulunulmak suretiyle katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Verilen bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı  : 276

Kabul                                   : 276 (X)

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

8.- Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/514) (S. Sayısı: 410) (XX)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Komisyon raporu 410 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteği?.. Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

UZAYA FIRLATILAN CİSİMLERİN TESCİLİ SÖZLEŞMESİNE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 12 Kasım 1974 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 3235/29 sayılı Kararıyla kabul edilen "Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi"ne beyanda bulunulmak suretiyle katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - 3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı : 223

Kabul                     : 223 (X)

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Dışişleri Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/732) (S. Sayısı: 412) (XX)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Komisyon raporu 412 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteği?.. Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum: 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAĞLIK ALANINDA İŞBİRLİĞİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1. - 29 Temmuz 2003 tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşma"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE  3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma  rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı : 212

Kabul                     : 212 (X)

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin bitmesine çok kısa bir zaman kalmış olduğundan, yeni bir yasanın görüşülmesine başlayamayacağımızdan; kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 29 Nisan 2004 Perşembe günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

İyi akşamlar diliyorum.

 

Kapanma Saati: 18.50