Normal TBMM 2 12 2004-01-23T10:04:00Z 2004-01-23T10:04:00Z 88 60188 343076 TBMM 2858 686 421321 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22        CİLT : 36       YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

37 nci Birleşim

25 Aralık 2003 Perşembe

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

                                                      Sayfa    

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'ın, İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Âkif Ersoy'un ölümünün 67 nci yıldönümünde, edebî kişiliğine ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

2.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu'nun, Gaziantep İlinin düşman işgalinden kurtarılışının 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

3.- Gaziantep Milletvekili Ahmet Yılmazkaya'nın, Gaziantep İlinin düşman işgalinden kurtarılışının 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

B) OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil'in, ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü 30 uncu ölüm yıldönümünde rahmet ve minnetle andığına ilişkin konuşması

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 23 milletvekilinin, Gediz Nehrindeki kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/153)

D) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- İzmir Milletvekili Nükhet Hotar Göksel'in, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/129)

IV. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- (9/8), (9/9), (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması önergelerinin görüşme gün ve çalışma saatleri ile Genel Kurul çalışmalarına 30.12.2003 Salı gününden başlamak üzere 2 gün ara verilmesine, ilişkin Danışma Kurulu önerisi

B) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/418) (S. Sayısı: 282)

5.- Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/721) (S.Sayısı 315)

6.- Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/722) (S. Sayısı : 317)

7.- Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesi Kuruluşu Hakkında Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/719) (S. Sayısı : 318)

8.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/720) (S. Sayısı : 316)

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı'nın, Erzurum'da ağaçların yoğun kar yağışından zarar görmesi üzerine yapılacak çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/1438)

2.- Hatay Milletvekili Gökhan Durgun'un, İSDEMİR'deki kömür eleme işlemlerinin çevreye etkisine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/1449)

3.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, Koç Üniversitesinin Orman Genel Müdürlüğüne aktarılan ormanlık sahalardaki tesislerinin ne şekilde kullanılacağına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin cevabı (7/1461)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, Ankara Altındağ Endüstri Meslek Lisesinde norm kadro fazlası öğretmenlerin bir anket çalışmasında görevlendirilmelerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/1486)

5.- Mersin Milletvekili Hüseyin Özcan'ın, Konya İl Millî Eğitim Müdürlüğüyle ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/1506)

6.- İzmir Milletvekili Sedat Uzunbay'ın, Selçuk İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün Anıtkabir ziyaretine engel çıkardığı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in cevabı (7/1508)

7.- Denizli Milletvekili Mehmet Uğur Neşşar'ın, kadrosunun bulunduğu yer dışında görevlendirilen personele ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/1524)

8.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu'nun, köylülerin meralarının ellerinden alındığı iddialarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/1544)

9.- İzmir Milletvekili Enver Öktem'in, kura sistemiyle işe alınan sözleşmeli sağlık personeline ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/1568)

10.- Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın, Uzunköprü-Eskiköy sınır kapısının faaliyete geçirilip geçirilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in cevabı (7/1584)

11.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, 2003 yılı doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü'nün cevabı (7/1609)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak iki oturum yaptı.

2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284, 286, 285, 287) görüşmeleri tamamlandı.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan,

İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in, konuşmasında, şahıslarına;

Samsun Milletvekili Haluk Koç da Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, konuşmasında, Partisinin kurumsal kimliğine;

Sataşmaları nedeniyle birer açıklama yaptılar.

2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284, 286, 285, 287), elektronik cihazla ayrı ayrı yapılan açıkoylamaları sonucunda, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bütçenin kabulü nedeniyle Genel Kurula hitaben bir teşekkür konuşması yaptı.

Genel Kurulun 25 Aralık 2003 Perşembe günü saat 13.00'te toplanmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

25 Aralık 2003 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 13.00'te toplanmak üzere birleşime 17.21'de son verildi.

                       

Bülent Arınç

 

 

 

 

 

Başkan

 

 

Mehmet Daniş

 

Türkan Miçooğulları

 

Çanakkale

 

İzmir

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

                                                      
                                                                                                 No. : 55

 

II. - GELEN KÂĞITLAR

25 Aralık 2003 Perşembe

Raporlar

1.- Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/720) (S. Sayısı: 316) (Dağıtma tarihi: 25.12.2003) (GÜNDEME)

2.- Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/722) (S. Sayısı: 317) (Dağıtma tarihi: 25.12.2003) (GÜNDEME)

3.- Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesi Kuruluşu Hakkında Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/719) (S. Sayısı: 318) (Dağıtma tarihi: 25.12.2003) (GÜNDEME)

4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/716) (S. Sayısı: 319) (Dağıtma tarihi : 25.12.2003) (GÜNDEME)

5.- Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/715) (S. Sayısı: 322) (Dağıtma tarihi: 25.12.2003) (GÜNDEME)

Yazılı  Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, bazı yerel dil ve lehçelerin öğrenilmesini sağlayacak mevzuat değişikliği ve kurslara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1710) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2003)

2.- İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, Kafkas Dernekleri Federasyonunun anadilde yayın başvurusuna ilişkin Devlet Bakanından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/1711) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.12.2003)

Meclis Araştırması Önergesi

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 23 Milletvekilinin, Gediz Nehrindeki kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/153) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.12.2003)

 


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 13.00

25 Aralık 2003 Perşembe

BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER : Suat KILIÇ (Samsun), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet bu konuşmalara cevap verebilir; hükümetin cevap süresi 20  dakikadır.

Gündemdışı ilk söz, İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Âkif Ersoy'un vefatının yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'a aittir.

Bu vesileyle, merhum şairimizi, rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

Sayın Maraş, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş'ın, İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Âkif Ersoy'un ölümünün 67 nci yıldönümünde, edebî kişiliğine ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstiklal Marşımızın yazarı, büyük şair Mehmet Âkif Ersoy'u, vefatının 67 nci yılında, rahmet ve minnetle anmak için gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bir iman ve hakikat şairi olan Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılında, İstanbul'da dünyaya geldi. Çocukluğu, Fatih'in orta halli mahallesi olan Sarıgüzel'de geçti. Daha ortaokul sıralarındayken, kuvvetli Farsçası sayesinde, Hafız'ın Divanını, Sadi'nin Gülistanını, Bostanını ve Mevlana'nın Mesnevisini okumaya başladı. İlk hocası, babasıdır; ondan Arapça dersleri aldı. Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızcayı çok iyi biliyordu ve sınıf birincisiydi. Halkalı Baytar Mektebinden mezun oldu ve 1893 yılında memuriyete başladı.

Babasının vefatından ve Sarıgüzel'deki evlerinin yanmasından sonra, ailece büyük geçim sıkıntısı çektiler.

Memuriyeti gereği, uzun süre, Anadolu'yu bir uçtan bir uca, Rumeli'yi gezdi; bu sayede Anadolu'nun birçok şehrine uğradı, vaazlar verdi, konuşmalar yaptı.

Daha sonra, İstanbul Darülfünunda edebiyat dersleri okuttu ve 1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyetine kaydoldu.

Şiir ve yazıları, Serveti Fünun, Sıratı Müstakim, Sebilürreşat gibi, o dönemin çok meşhur sanat ve kültür dergilerinde yayımlandı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında ise, millî mücadeleye atılmak gerekçesiyle İstanbul'dan Anadolu'ya geçti ve Balıkesir'den başlayarak, Kastamonu ve birçok köy ve kasabayı gezdi, camilerde vaazlar verdi, halkı millî mücadeleye hazırladı. Büyük zaferden sonra ise, tekrar İstanbul'a döndü.

1920 yılında, Burdur Mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. 1 Şubat 1921'de, kaldığı Tacettin Dergâhında İstiklâl Marşını yazdı.

1 Mart 1921'de, İstiklal Marşı, Mecliste, o dönemin büyük hatibi ve Millî Eğitim Bakanı olan Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından, 4 kez, ayakta alkışlanarak okundu ve 12 Mart 1921'de ise, İstiklal Marşı resmen kabul edildi.

Kendisine bu marşı yazdığı için büyük ödül verildi; ama, o, bu büyük ödülü asla kabul etmedi ve bir hayır kurumuna bağışladı. Bu bağışı yaparken de şöyle dedi: "Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın."

Mehmet Âkif, İstiklal Marşını yazdığı Tacettin Dergâhından Meclise gelirken, sırtına giyecek bir paltosu dahi yoktu. O dönemin Ankarasını bilenler, o dönemin kışının ayazını bilenler, soğuğunu bilir. Meclise geldiği zaman, Balıkesir Milletvekili olan Hasan Basri Çantay'ın paltosunu ödünç alarak geliyordu; bir taraftan da, kendisine büyük ödül teklif edilmişti.

Gördüğümüz gibi, Mehmet Âkif Ersoy, son derece mütevazı bir insan.

1935 yılında hastalanır ve 27 Aralık 1936'da istanbul'da vefat eder. Bugün, biz, onun vefatının 67 nci yılı dolayısıyla onu rahmetle, minnetle ve şükranla anıyoruz.

Mehmet Âkif Ersoy'un en büyük eseri, bildiğiniz gibi Safahat'tır. Safahat, 7 büyük ciltten oluşan bir kitaptır, aruz vezniyle yazılmıştır ve cumhuriyet döneminde, 10 ayrı yayınevi tarafından 10'larca defa basılmıştır. Her Türkün evinde, mutlaka bir Safahat bulmak mümkündür. İlk basımından bu tarafa, aşağı yukarı 10 000 000'un üstünde Safahat vardır; bu da, cumhuriyet döneminde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Maraş, rahmetli Âkif'e hürmeten sözünüzü kesmeyeceğim; ama, mümkün olduğunca kısa toparlarsanız sevinirim.

Buyurun.

MEHMET ATİLLA MARAŞ (Devamla) - Hiçbir şey için kimseye minnet etmeyen Mehmet Âkif, hayatı boyunca hiç kimseye de boyun eğmeden yaşadı. Haksızlığa asla tahammül etmedi; hakka, hukuka karşı ise, son derece saygılı oldu.

Onun bir şiirini takdim ediyorum:

"Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,

Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem.

Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum,

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım,

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım."

O, temiz ve dürüst bir insandı, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen bir şahsiyet abidesiydi. O, aynı zamanda, toplumcu, gerçekçi bir şairdi. Toplumculuğunu, sosyal konulara  temas eden şiirlerinde apaçık görmek mümkündür. Realizmini de, yine, şiirlerine baktığımız zaman görmek mümkün.

Âkif, şiirlerinin konusunu gerçek hayattan aldı; hiçbir zaman, ham hayalle uğraşmadı. Bu, kendisinin, samimiyetin, hakikatin ve gerçeğin peşinde oluşunu bize göstermektedir. Bizzat, gerçek hayattan alınmış kesitlerle şiirlerini örmüştür ve ham hayalle asla ilgilenmediğini, bizzat kendisi şu mısralarında dile getiriyor:

"Hayal ile yoktur benim alışverişim,

İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim beğendiğim tek meslek:

Sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek."

Şair için, estetik kaygıdan ziyade, sözün doğru, dosdoğru olması önemlidir.

Sözlerimi, onun, Safahatın daha başında okuyucuları için yazmış olduğu bir şiirini okumakla bitireceğim; şöyle diyor:

"Bana sor sevgili karî, sana ben söyleyeyim,

Ne hüviyette şu karşında duran eş'arım:

Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri;

Ne tasannu bilirim çünkü, ne de sanatkârım.

Şiir için 'gözyaşı' derler, onu bilmem yalnız,

Aczimin giryesidir bence bütün âsârım,

Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem,

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım."

Vefatının 67 nci yılında, istiklalimizin, dilimizin, milletimizin, milliyetimizin büyük şairi Mehmet Âkif Ersoy'u rahmetle, minnetle, şükranla anıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Maraş, teşekkür ediyorum.

Biz de, bu vesileyle, rahmetli Âkif'i tekrar, rahmetle, minnetle anıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, Gaziantep İlimizin düşman işgalinden kendi imkânlarıyla kurtuluşunun yıldönümüyle ilgili olarak söz isteyen, Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu'ya aittir.

Sayın Durdu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

2.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu'nun, Gaziantep İlinin düşman işgalinden kurtarılışının 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

MAHMUT DURDU (Gaziantep) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; bugün, gündemdışı, Gaziantep'in kurtarılışı ve bugünkü sanayimizde destanî faaliyetler gösteren Gaziantepimizin birkısım faaliyetlerinden sizlere bilgi vermek istiyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Çok güzel bir şey, çok güzel bir tesadüf; ben, Gaziantep üzerinde konuşmak isteğimi Meclis Başkanlığına iletince öğrendim ki, Gaziantep Milletvekilimiz, Cumhuriyet Halk Partili Milletvekili Ahmet Yılmazkaya kardeşim de aynı mahiyette talepte bulunmuş. Demek ki, müşterek noktalarımızı görmemiz lazım.

Değerli arkadaşlarım, Gaziantep, MÖ 4000 yıllarından bugüne gelen çok kadim bir şehir. Mezopotamya ve Orta Anadolu Bölgesinin kavşak noktası olan bir bölgede. Batısında -Batlamyus'un da ibaresini gördüm- Taurum; bugünkü coğrafyamızda Toros Dağları dediğimiz ve özel ismi Amanoslar olan dağlarla çevrili. Doğusunda Fırat'ın Sacur Nehriyle çevrilmiş ve Gaziantep Yaylası olarak coğrafyamızda isim alan bir yer.

Değerli arkadaşlarım, Toroslar ve Amanoslar deyince, yerel ağzıyla buranın ismi Gâvur Dağları. Bir beyitle ifade etmek istiyorum:

"Tavşana sordular; Gâvur Dağı neresi?

Çukur gezdim, engin gezdim, görmedim,

Yükseklerden, şahinlerden, kaplanlardan ses geldi,

İslahiye ile Osmaniye arası."

Değerli arkadaşlarım, Gaziantep, Kurtuluş Savaşında, gerçekten bir destan yazmıştır. Hemşeriliğiyle her zaman onur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve banisi Mustafa Kemal, Gaziantep nüfus kütüğüne kayıtlıdır; izin verirseniz, hane numarasını vermek istiyorum: Atatürk, Gaziantep nüfus kütüğüne, Bey Mahallesi, Hane: 4, Cilt: 86, Sayfa: 56, Zübeyde'den doğma Ali Rıza oğlu, 1881 doğumlu Gazi Mustafa Kemal olarak geçmiştir. Hemşerimizdir ve ondan onur duyuyoruz, bahtiyarlık duyuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Gaziantep, eski kayıtlarda ilk isim olarak "Daluka" geçiyor. Batlamyus'ta bunun ismi "Daluk" olarak, müverrihte, tarihçide yine "Daluk" olarak geçiyor; fakat, Haçlı Seferleri vakayinamelerinde ise Gaziantep'in ismi "Hamtap" olarak geçiyor. Ermeni kayıtlarındaki ismi "Anthoph"tır. Evet, Ermeni müverrihlerinin kayıtlarında Gaziantepimizin ismi "Anthoph" olarak geçmektedir ve Gaziantep Kurtuluş Savaşının çıktığı tarihlerde ismi "Ayıntap" olarak zikredilmiş, 1921'de, Gazi Mustafa Kemal'in de emri üzerine, gazilik unvanı almış ve o gün bugündür ismi Gaziantep'tir.

Gaziantep Kurtuluş Savaşı gerçekten bir destandır:

"Ben Antepliyim, Şahin'im ağam.

Mavzer omzuma yük.

Ben yumruklarımla dövüşeceğim,

Yumruklarım memleket kadar büyük."

Gaziantep'te Karayılan'ın, Şahin Beyin, Şehit Kâmillerin destanî olarak çalışmaları Gaziantep Kurtuluş Savaşını fevkalade güzel bir sonuçla sonuçlandırmıştır. Son Ankara Antlaşmasıyla Gaziantep...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Durdu.

MAHMUT DURDU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Gaziantep Kurtuluş Savaşının bir sayfasını böyle kapatalım, esas, şimdi, önemli destanını ikinci sayfada yazmaktadır. Bakınız, 2003 yılının mayıs ayında mıydı, nisan ayında mıydı bilmiyorum; Saygıdeğer Bakanımız Kürşad Beyefendi Şam'a gittiğinde, biz de milletvekili arkadaşlarımızla Kilis'ten karayoluyla Şam'a gittik; İstanbul'dan, Ankara'dan, İzmir'den, Gaziantep'ten tüccarlar gelmiş, sanayiciler gelmiş. Biz, Suriye'de, ticaret odaları, sanayi odaları ile bakanlıkları ziyaret ettik; bilgi alışverişleri oluyor. İstanbul, Ankara, İzmir'den gelen sanayici arkadaşlarımız Şam'ı görmek için gelmişler, bir proje getirmemişler. Sıra Gaziantepliye geldiği zaman, bakıyorum, oradaki sanayi odaları, oradaki ticaret odaları, Gaziantepliyi daha ciddî dinliyorlar; ya dil biliyorlar veya tercüman getirmişler, ama proje de getirmişler ve Gaziantep sanayicileri, Suriye'de birkaç tane iş yapmışlar; bir fabrikanın veya bir sulama kanalının ihalesini almışlar; aldığı gün ve bitirdiği gün, taahhüde tıpatıp uymuştur. Dolayısıyla, Suriyeliler, Gazianteplilere bir daha ciddî baktılar. Şimdi, Gaziantepimizde birinci organize sanayi bölgesi, ikinci organize sanayi bölgesi, üçüncü organize sanayi bölgesi bitti; şimdi, dördüncü organize sanayi bölgesinin temelini atıyoruz ve dördüncü organize sanayi bölgesi, birinci, ikinci, üçüncü organize sanayi bölgelerinin tamamından daha büyük. Hollanda'da, 34-35 yaşlarında, Gaziantepli bir sanayici arkadaş gördüm "ben, 26 tane ülkeyle çalışıyorum" dedi. Eğer, bugünkü Gaziantep'in çalışmalarını, faaliyetlerini Türkiye geneline yayarsak, Türkiye'nin reçetesi oradadır diyorum.

Değerli arkadaşlarım, fazla zamanınızı almayacağım. Antep'i 5 dakika, 10 dakika içerisinde anlatmak mümkün değil. Onun için, huzurunuzu terk ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum; Allah, hepinize şu yeni yılımızı kutlu kılsın, mutlu kılsın. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Durdu, teşekkür ediyorum.

Gündemdışı üçüncü söz, Gaziantep İlimizin kurtarılış yıldönümüyle ilgili olarak söz isteyen Gaziantep Milletvekili Ahmet Yılmazkaya'ya aittir.

Sayın Yılmazkaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Gaziantep Milletvekili Ahmet Yılmazkaya'nın, Gaziantep İlinin düşman işgalinden kurtarılışının 82 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun cevabı

AHMET YILMAZKAYA (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gaziantepimizin kurtarılış yıldönümüyle ilgili gündemdışı  söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Sözlerime başlamadan, Kurtuluş Savaşı kahramanlarından eski Genel Başkanım İsmet Paşanın ölüm yıldönümü dolayısıyla, onu da saygıyla anıyorum; ailesine yeniden başsağlığı diliyorum.

Sekseniki yıl önce bugün, Gaziantepimizin düşman işgalinden kurtarıldığı gündür. Bu ülke de, Gaziantep de kolay kazanılmamıştır. Kuvayı Milliye ruhuyla, Mustafa Kemal Atatürk'ün Sivas Kongresinde "ya istiklal ya ölüm" parolasına uyarak, Gazianteplim örgütlenmeye, direniş için gizli cemiyetler kurmaya başlamış. Bu cemiyetler, şimdiki cemiyetler gibi "vakıf" adı altında halkın duygularını sömürme cemiyetleri değildi. O günkü cemiyetler, düşmana karşı canlarını, mallarını, namuslarını, özgürlüklerini korumak ve bizlere güzel bir ülke, güzel bir Gaziantep bırakmak için kurulan cemiyetlerdi.

Değerli milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin yenik düşmesi sonucu, İngilizler, Gaziantep'e 15 Ocak 1919'da girdi. İngilizlerin, Gaziantep'i işgali yaklaşık bir yıl sürdü. İngiliz-Fransız anlaşması sonucunda, Gaziantep, Fransızlara bırakıldı. Bu defa da Fransızlar, 29 Ekim 1919'da Gaziantep'i işgal etti. Fransız birlikleri ile Ermeni taburları, Gaziantep Ermenilerinin sevinç gözyaşları içinde Gaziantep'e girdiler, çiçek yağmuru altında, yere serilmiş halılar üzerinde bir resmi geçit yaptılar. Fransızlar, işgalin ilk günlerinde, resmî dairelere Türk Bayrağının asılmaması için emir vermişlerdi. Böylece, işgallerinin sürekli olacağını açıkça belirtmişlerdi.

Değerli arkadaşlarım, 19 Ocak 1920'de Fransız müfrezesi, Karabıyıklı'da, Karayılan (Molla Mehmet) Çetesi tarafından pusuya düşürüldü. Şehir merkezinin çevresinde daha birçok çatışma oldu; ancak, dışarıdan hiçbir yardım görmeden, tamamen, kendi olanaklarıyla düşmana direnen halk, açlık ve cephanesizlik nedeniyle, 9 Şubatta Fransızlara teslim oldu. Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler, Gazianteplilere uzun süre zulüm, işkence, eziyet yaptılar; Gaziantep'i yaktılar, yıktılar. Sonunda, kente giren Fransız birlikleri ile Ermeni taburlarına karşı Ayıntap halkı direnişe geçti.

İnönü Caddesindeki askerî fırın önünde 12 yaşındaki oğlu Kâmil ile oradan geçmekte olan bir Türk kadınına, fırındaki iki sarhoş Fransız nefer sarkıntılık etmek istemişti. Küçük Mehmet Kâmil, anasını korumak için Fransızlara taşla hücum etmiş, Fransız askeri ise Kâmil'i şehit etmişti. İşte bu olay, Gaziantep direnişinin başlangıcı olmuştur.

Yine, bir halk kahramanı olan Karayılan, hiçbir yerden emir almamasına rağmen, bulunduğu yerde köylüleri örgütleyerek direnişe geçmiş; ne yazık ki, 24 Mayısta şehit düşmüştür.

Değerli arkadaşlarım, Gaziantep savunmasının en büyük kahramanlarından olan Şahin Bey (Mehmet Sait) Fransızlara tek başına direnmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yılmazkaya, konuşmanızı kendi üslubunuz içinde tamamlayın.

AHMET YILMAZKAYA (Devamla) - "Düşman, cesedimi çiğnemeden şehre giremez" sözüyle manevî bir güç veren ve bu uğurda şehit olan Şahin Bey, halkın gönlünde bir kahraman olarak kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; Gazianteplim, Kurtuluş Savaşında da, Kurtuluş Savaşından sonra da her zaman kendi emeğiyle, kendi alınteriyle, devletten fazla yardım almadan kendi ayakları üzerinde durmaya özen göstermiştir. Şu anda, esnaf ve sanatkârların çabasıyla gerçekleşen küçük sanayi bölgesi dışında 4 adet organize sanayi bölgemiz olan tek ilimizdir. 4 adet organize sanayi bölgesinin 3'ü faaliyette olup, 3 sanayi bölgemizde çalışan işçi sayısı 65 000'dir. Üretimin yüzde 80'i ihracata gidiyor. Devlete fazla yük olmadan, ülke ekonomisine en büyük katkısı olan iki üç ilimizden biridir.

Ekonomiye böyle büyük katkısı olan ilimizin havaalanı, maalesef, kış günleri zaman zaman kapanıyor. Ulaştırma Bakanımızdan, ILS cihazının takılıp takılmayacağını, ne zaman takılacağını; yok, imkânsızsa, havaalanımızın uçuşa uygun şekle getirilmesini, bütün Gazianteplim dört gözle bekliyor.

Maalesef, biz siyasetçiler, Karayılanlara, 12 yaşında anasının namusunu koruyan Şehit Kâmillere, Şahin Beylere layık olamadık. 250 milyar dolar iç ve dış borç, 10 000 000 işsiz, gelir dağılımı adaletsiz; bazı kişiler kendi çocuklarını Amerika Birleşik Devletlerinde okuturken, dargelirli ailelerimizin çocuklarını da, Kur'an kursu adı altında, yenilikten uzak düşünceye mahkûm ettik, dinimizin aslını söylemeye cesaret edemedik; Atatürk ilkelerinden uzak kaldık; içkanamadan dolayı birbirini vuran Kuvayı Milliye ruhunu ırkçılığa, kafatasçılığa teslim ettik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin de, Gaziantepimizin de tek eksiği, biz siyasîler verdiğimiz sözleri yerine getiremiyoruz. Milletvekilliği dokunulmazlığına sınırlama sözü verdik, onu yerine getiremedik. İktidarda, ekonomiyi düzelttik diye siyaset yaparken, iç ve dış borç 30 milyar dolar arttı. Bir yılda ithalat ve ihracatta makaslar gerildi. İşsizlik, önceki yıla nazaran yüzde 10 arttı.

Sözlerimi bitirirken, konuşmamın sonunda saymaya çalıştığım yanlışların bir daha tekrar edilmemesi dileğiyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Yılmazkaya teşekkür ediyorum.

B) OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil'in, ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'yü 30 uncu ölüm yıldönümünde rahmet ve minnetle andığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, 25 Aralık, aynı zamanda İkinci Cumhurbaşkanımız rahmetli İsmet İnönü'nün de vefatının yıldönümüdür.

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, sizlere vekâleten, Başkanlık olarak, İkinci Cumhurbaşkanımız rahmetli İsmet İnönü'yü de, bu vesileyle, rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Kendisinin kurulan cumhuriyete katkıları vakidir; aynı zamanda, defaatle, Başbakanlık görevini de yürütmüştür. Bu vesileyle, kendisini de, minnetle, şükranla, tekrar anıyoruz. (Alkışlar) Allah rahmet eylesin.

Sayın Eyyüp Sanay, size, güncel bir konuyla ilgili olarak söz vermeden önce, rahmetli Âkif'in ve rahmetli İsmet İnönü'nün vefat yıldönümleri ve aynı zamanda, Gaziantep'in kurtuluş yıldönümüyle ilgili olarak konuşan arkadaşlarımıza ilaveten, Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Erkan Mumcu, kısa bir konuşma yapacaklardır.

Sayın Bakan, buyurun. (Alkışlar)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başkanın Yüce Heyetinize ifade etmiş olduğu gibi, yıldönümleri vesilesiyle söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Her şeyden önce, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın büyük kahramanlarından merhum, Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'yü, rahmetle ve minnetle yâd etmek istiyorum. Yine, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın büyük kahramanlarından, İstiklal Marşımızın şairi, büyük Türk edebiyatçısı Mehmet Âkif Ersoy'u da, rahmetle ve minnetle yâd ediyorum ve tabiî, Gaziantep'i, Gazianteplileri kutluyorum; Gaziantep'in kurtuluşuna kanlarıyla katılmış bütün şehitleri rahmetle yâd ediyorum; gazileri de -bugün hayatta olanları var mıdır bilmiyorum; ama, zannediyorum yoktur- rahmetle yâd ediyorum, minnetle yâd ediyorum ve şükranlarımızı ifade ediyorum.

İzin verirseniz, bütün bunlar etrafında olmak üzere, Âkif'e ilişkin birkaç söz söylemek istiyorum.

Bir toplumun ulusal varlığı, esas itibariyle, o toplumun ortak arzuları, ortak beklentileri, ortak hayalleri ve tabiî, ortak geçmişiyle oluşur, ondan ibarettir ve bir toplumun ulusal bilinci dediğimiz şey, bütün bu değerlere olan inancı, bağlılığıdır. Pek çok değerle zenginleşen ulusal varlığımız, ulusumuzun geleceği konusunda da önemli bir teminatımız. Bunun için de, Âkif'in özel ve önemli bir yeri var; bir düşünür olarak, bir Kurtuluş Savaşı kahramanı olarak, bir şair olarak, edebiyatçı olarak çok özel bir yeri var. Herkes bu konuda birçok şey söyledi, benim için en çarpıcı olanlarından bir tanesini müsaade ederseniz sizinle paylaşmak istiyorum.

Âkif'in en büyük özelliği kendi ulusuna bir yabancı gibi bakmamasıdır. Kendi ulusunun, kendi toplumunun beğenmediği hususiyetlerine dahi kendi meselesi olarak yaklaşması, içeriden yaklaşmasıdır. Toplumu uygun görmediği, beğenmediği ya da layık bulmadığı halinden, formundan, yaşayış biçiminden birtakım mekanik yöntemlerle başka bir biçime, başka bir hale transforme etmek isteyen, daha çok yabancılaşmış aydın tipine benzemeyen, toplumunun bütün meselelerini içinden kavrayan, toplumunu içeriden kavrayan ve toplumunun değişimine, dönüşümüne içeriden öncülük eden son derece önemli, değerli ve şahsiyetli bir aydın tipidir. Kendi dönemindeki aydınlardan bir kısmının, ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu hoşnutsuz koşullar karşısında topyekûn değişimci, hatta mandacı diyebileceğimiz birtakım yol ve yöntemlere prim verdikleri, sözcülüklerini yaptıkları, bayraktarlığını yaptıkları, hatta, siyasî aksiyona dönüştürdükleri bir dönemde, Akif, toplumunun yaşadığı bütün sorunları, toplumla beraber yaşayan; onun, o halini değiştirmesi için ihtiyaç duyduğu enerjiyi, ihtiyaç duyduğu morali, maneviyatı, yine, onun, kendi dinamiklerinden üretip, ona sunan, son derece önemli bir millî aydın tipidir.

Âkif'in Safahatında, o gün tanık olduğu sosyal meselelere, toplumsal meselelere ilişkin çok detaylı tablolar, sahneler görmek mümkündür. Âkif, toplumunun bütün meselelerine tanıklık etmiş ve bunu eserlerinde yansıtmıştır. Dikkat çekici ve önemli olan şey, Safahat'ta zikredilen pek çok problemin, aradan geçen yaklaşık yüz yıla rağmen, bugün, hâlâ, toplumumuzun çeşitli biçimlerde yaşadığı sorunlar olmaya devam etmesidir.

Sorgulamamız gereken bir şey var. Bizim mi sorun çözme yeteneklerimizde bir problem, bir sorun var, sorun çözmeyi beceremiyoruz; yoksa, sorun çözme yaklaşımımızda mı bir şey var; yoksa, bunlar çözülemez, aşılamaz sorunlar mı? Bu, düşünmemiz gereken ve üzerine sistematik akıl koymamız gereken bir şey. Bunun için, aydınlara ve bir aydın tavrına ihtiyacımız var.

Ben, konuşmamın sonunda, Türkiye'nin, bugün, karşı karşıya olduğu meselelerin bir çözüme kavuşturulmasında, Türkiye'nin, Atatürk'ün bize gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılmasında bir sistem çözümü sunabilecek, daha doğrusu, çözüm sistemleri üretebilecek bir katkının, ancak, Mehmet Âkif'inkine benzeyen bir aydın duruşundan üretilebileceğine inanıyorum. Toplumuna yabancılaşmayan, toplumuna tepeden, yukarıdan, üstten, yandan; ama, toplumun dışında bir yerde durarak bakmayan, onu içeriden kavrayan, onun gelişmesini, onun büyüyüp, serpilmesini, onun sorunların üstesinden gelmesini, kendi iç dinamikleriyle başarmasına yardımcı olan bir aydın sorumluluğu. Âkif, gerçekten, bir Türk aydını arayışının, profilinin son derece önemli örneklerinden birisidir; daha çok İstiklal Marşı ve Kurtuluş Savaşındaki katkılarıyla öne çıkarılmış profilinin yanında, algılanmasının yanında, bu boyutunun kavranılmasının da, bugün, yeniden düşünülüp tartışılmasının da daha anlamlı, daha yararlı olacağını düşünüyorum. Bu vesileyle, kendisine Allah'tan rahmet diliyorum.

Sözlerimin sonunda, yeniden, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın büyük önderi, İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'ye ve bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Anadol, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hükümetten sonra, 59 uncu maddeye göre, aynı konuda Grup adına söz istiyorum.

BAŞKAN - Yerinizden, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Hayır, istiyorsanız konuşmam.

Sayın Başkanım, 59 uncu maddeye göre, hükümet konuşunca gruplara da 10'ar dakikalık söz hakkı var. Cevap vermek için değil, aynı konuda düşüncelerimizi ifade etmek istiyorum; yoksa, Sayın Bakanın konuşmasına bir söyleyeceğimiz yok.

BAŞKAN - Sayın Anadol, arzu ederseniz -ben, zaten daha önce de söyledim- İçtüzük gereği olarak, yerinizden size söz vereyim.

Muhterem arkadaşlarım, Kurtuluş Savaşının mimarlarından rahmetli Mehmet Âkif Ersoy, İkinci Cumhurbaşkanımız rahmetli İnönü ve Gaziantep mücadelesinde başta Şahin Bey olmak üzere şehit düşen bütün büyüklerimizi tekrar rahmetle, minnetle anıyorum.

Sayın Anadol, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, çok teşekkür ederim. "Hükümetin açıklamasından sonra, siyasî parti grupları birer defa ve onar dakikayı aşmamak üzere, konuşma hakkına sahiptirler" deniliyor 59 uncu maddede; ama, takdirinize hiçbir itirazım yok, vermiyorsanız kullanmayız efendim.

BAŞKAN- Sayın Anadol, şunu ifade etmek istiyorum: Burada, bir Bakan arkadaşımız gündemdışı konuşmalara cevap verdi. İçtüzüğün amir hükmü var.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Yok, teşekkür ederim; sağ olun efendim...

BAŞKAN- İstirham etsek...

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Estağfurullah efendim... Yanlış anlamayın...

BAŞKAN- Ama, bu kadar arzudan sonra; isterseniz, yerinizden konuşun.

Sayın Anadol, istirham ediyorum, lütfen buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)- Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Saygıdeğer milletvekillerine, iktidar ve muhalefet partisi gruplarına, Meclisimize saygılar sunuyorum.

Gerçekten, gündemdışı konuşmadan sonra, Sayın Bakanımızın düşüncelerini Meclise sunması üzerine, ben de, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, düşüncelerimi çok kısa arz etmek istiyorum.

Önce, bizim için ayrı bir özelliği var tabiî, merhum İsmet İnönü, millî mücadelenin önemli bir kahramanıdır, başaktörlerinden birisidir, Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşıdır. Bütün Türk Milletinin ona gösterdiği sevgi ve saygıyı paylaşıyorum. Ayrıca, bizim için önemi, Partimizin kurucusudur ve Cumhuriyet Halk Partisinin ikinci Genel Başkanıdır. O bakımdan, bir Cumhuriyet Halk Partili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, bu önemli hadiseyi de vurgulamaktan onur duyuyorum. Bu, bir pay çıkarma biçiminde algılanmamalıdır; en doğal hakkımız olarak tespit ve teslim edilmelidir.

İkincisi; yine, üzerinde gazi sıfatı olan Birinci Meclisin çok değerli üyesi, sadece bir aydın ve edebiyatçı olarak değil, bir eylemci olarak, Birinci Büyük Millet Meclisinin milletvekili olarak, Kurtuluş Savaşımızda büyük katkısı olan ve bütün Türk Milletinin sevgisini yazdığı şiirle, İstiklal Marşının şairi olarak toplayan Mehmet Âkif'i de saygıyla anmayı bir görev biliyorum ve ona Tanrıdan rahmet diliyorum.

Sayın Bakanın veciz konuşmasında ifade ettiği birtakım düşüncelere -bu içimizden çıkan değerli insanlarımız Türkiye'de zaman zaman birtakım lüzumsuz tartışmalara neden olduğu için- bir ilavede bulunmak istiyorum. Güncel siyasal tartışmalar oluyor; bu, gayet doğal; siyasetin doğasında mevcut olan bir şey güncel siyasal tartışmalar; ama, biz, ulusal değerlerimizi, kendi düşüncemize göre sağcı veya solcu veya başka türlü akımların içinde yer alıp almamasına göre güncel tartışmalarımıza alet ediyoruz ve seksen sene önce, yüz sene önce yaşayan insanlarımızı, her insan gibi, her politikacı gibi artıları ve eksileri olan bu ulusal değerlerimizi bu tartışmaların içinde bir yerde harcamış oluyoruz.

Bir iki televizyon programına katılarak da söylemiştim; Nazım Hikmet'le ilgili, bir televizyondaki edebiyat programı Nazım Hikmet'in lehinde ve aleyhinde tartışmalara dönüştü. Bugün de söylüyorum; Mehmet Âkif'in siyasal düşünceleri var -çünkü, aynı zamanda politikacı- siyasal İslamla ilgili kendine özgü düşünceleri var, Atatürk'ün yaptığı devrimlerle ilgili tavırları var; ama, bunları, bizim, 2004 yılına girerken bir güncel tartışma konusu haline getirmemiz kadar büyük yanlış olamaz, böyle bir hata olamaz. Biz, Mehmet Âkif'i, bütün Türk Milleti içinde, İstiklal Marşımızın şairi olarak her zaman bu tartışmaların üstünde tutmalıyız, sevmeliyiz ve saymalıyız; öyle bakıyorum ben olaya. (Alkışlar)

Bu noktayı da kısaca işaret ettikten sonra, her iki ulusal kahramanımızı, İsmet İnönü'yü ve Mehmet Âkif Ersoy'u hürmetle, sevgiyle, saygıyla anıyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Anadol, katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Biz de, tekrar, kurtuluş mücadelemizin her iki mimarını rahmetle, minnetle anıyoruz.

Güncel bir konuda yerinden çok kısa açıklama yapmak üzere, Sayın Eyyüp Sanay'ın bir söz talebi vardır.

Sayın Sanay, buyurun.

EYYÜP SANAY (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yerimden açıklama yapmak üzere söz aldım. Hepinizin de bildiği gibi  -televizyonlardan seyretmişsinizdir, haberlerde dinlemişsinizdir- dün, Ankaramızda, Ulus mevkiinde, Yeni Halin yanındaki, eski ismiyle Karaoğlan Çarşısında, yeni ismiyle de Modern Çarşıda büyük bir yangın oldu ve Ankaramız büyük bir felaket atlattı.

Burası, yaklaşık 350 civarında esnafımızı barındırıyordu ve son derece modern, kırk yıllık bir çarşıydı. Burada, bir yandan, özellikle medikal aletler ve ihtiyaç maddeleri, diğer yandan da yanabilen, her an yanabilecek veya patlayabilecek maddeler satılıyordu. Yangının boyutu maddî yönden çok büyük; ancak, can kaybı olmaması en büyük tesellimiz. Burada herhangi bir can kaybı olmamıştır.

Dün sabah saat 8.30'da başlayan yangın, akşama doğru tamamen kontrol altına alındı. Bodrum kattaki dükkânlara ulaşılamamıştı, geceyarısı oralara da ulaşıldı ve yangın söndürüldü; zarar ziyan tespiti, hasar tespiti çalışmaları başlatıldı; ancak, binanın muhtemelen yeniden kullanılabilmesi mümkün görülmemektedir. Yangın, hakikaten -eğer televizyonlardan seyredenler var ise- çok şiddetli oldu. Tahminen 70 trilyon liraya, belki de 100 trilyon liraya varacak bir maddî zarar söz konusu.

Ayrıca, dün gece Sayın Başbakanımız da yangın mahallini ziyaret ettiler ve vatandaşlarımıza, esnafımıza, en kısa zamanda yaralarının sarılacağına dair söz verdiler. Hükümetimizin bunu en kısa zamanda yerine getireceğine inanıyorum. Buradaki esnafımız hakikaten de çok mağdur duruma düştü.

Diğer yandan, ben, özellikle Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara metropol belediyeleri ve Millî Savunma Bakanlığımızın itfaiye teşkilatlarına çok teşekkür ediyorum. 400 civarında insan canla başla çalıştılar, hatta, gece çalışan insan sayısı da, yine, 200 civarındaydı.

Ben, bu konuda fazla vaktinizi almak istemiyorum.

Yaraların kısa zamanda sarılacağını ümit ediyorum. Zarara uğrayan bütün vatandaşlarımıza ve milletimize geçmiş olsun diyor, Yüce Meclisi, bir kere daha, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sanay, teşekkür ediyorum.

Sayın Haluk Koç'un, yerinden, kısa bir açıklama talebi var; buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda, Cumhuriyet Halk Partisi Ankara milletvekilleri olay yerinde incelemelerde bulunuyorlar, vatandaşların sorunlarıyla ilgilenme görevi üstlenmiş durumdalar.

O yüzden, ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara'da dün meydana gelen bu elim olayla ilgili olarak, çok kısaca düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Mesleğim gereği Modern Çarşıya çok sık gitmiştim, hem öğrencilik yıllarımda hem asistanlık yıllarımda. Sayın Sanay'ın da belirttiği gibi, genellikle, medikal pazarlamanın yapıldığı, medikal ürünler satan esnafın, dükkânların bulunduğu bir çarşı olarak tanınır. Görünüşte raf adedi olarak düşük; ama, maddî karşılık olarak oldukça yüksek meblağlar tutan ticaretin yapıldığı bir alandır Modern Çarşı; bilmeyen milletvekili arkadaşlarım için ifade etmek istiyorum.

Burası, tıbbî malzemenin yanında, kimyasal ürünlerin de ticaretinin yapıldığı bir alandır. Onun için, bütün binanın kullanılamaz hale geldiği, sadece, 4 dükkânın biraz hasarsız çıkabildiği bir ağır yangın felaketi yaşandı.

Burada oluşan mağduriyetin giderilmesi için gösterilecek çabanın, her olay sonrasında, yetkililerin, olay yerinde bunların giderilmesine dönük verdikleri sözleri aşacak boyutta olması gerekiyor. Orasının bir an önce ayağa kalkması gerekiyor, hem yerleşim alanı olduğu için hem oradaki ticaret sahibi insanların eski işlerini eski alanlarında sürdürebilmeleri için. Hükümetin bu konuda verdiği sözün gerçekleşeceğini umuyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, biz de, tüm Modern Çarşı esnafına geçmiş olsun diyoruz. Bu tip olaylarda can kaybı olmaması, genellikle, çıkarılabilecek iyimser bir sonuç oluyor; fakat "can malın yongasıdır" derler; mal da oldukça önemli. Onun için, buradaki arkadaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda acil bir girişim gerekmektedir.

Ben, olayda zarar gören vatandaşlarımıza, tekrar, geçmiş olsun diyorum; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Biz de, Başkanlık Divanı olarak, felakete uğrayan esnafımıza, vatandaşlarımıza ve milletimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. İnşallah, hükümetimiz, en kısa sürede gerekli tedbirleri alacaktır; ondan da emin olmak istiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum.

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 23 milletvekilinin, Gediz Nehrindeki kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/153)

ÊTürkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İzmir, körfezinin kötü kokusu, kirliliği ve görüntüsü ile akıllarda yer etmiş bir kent iken, 1960'lı yıllarda yapımına başlanan ve büyük bir sabır, emek ve 686 000 000 dolar harcanarak tamamlanabilen Büyük Kanal Projesi, kenti bu çirkinlikten kurtarmaya başlamıştır. Projenin tamamlanmasıyla birlikte, kent içindeki evsel ve sanayi atıklarının körfezi ve dolayısıyla da denizi kirletmesi durdurulmuştur.

Ancak, Kütahya'dan doğup Uşak, Manisa ve İzmir'in bazı ilçe, belde ve köylerinden geçerek körfeze dökülen Gediz Nehrinin çevresindeki yerleşim birimleri ile sanayi bölgelerinin evsel ve endüstriyel atıkları arıtılmadan nehre ve oradan da körfeze boşaltılmaktadır. Bu bölgelerdeki yerleşim birimleri ile sanayi bölgelerindeki fabrika ve işletmelerin bazılarında arıtma tesisi olmaması, olanların da denetimsizlik ve umursamazlık sonucu çalıştırılmaması nedeniyle yaratılan kirlilik, hem her türlü canlıları tehdit etmekte ve hem de körfezi kirletmektedir.

Böyle giderse, körfezi kurtarmak ve İzmir'in makûs talihini yenmek için harcanan emekler ve paralar boşa gidecektir. Gerek çevre ve insan sağlığı ve gerekse İzmir Körfezinin temizliği için, Gediz Nehrinin doğduğu yerden döküldüğü yere kadar ıslah edilmesi, evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan nehre boşaltılması kesinlikle önlenmelidir.

Gediz Nehrinin bu haliyle yarattığı sorunlar yalnızca bölgenin değil, ülkenin sorunudur. O halde, TBMM konuya el atmalı ve sorunun çözümüne katkı yapmalıdır.

Sunulan nedenlerle, Gediz Nehrinin kolları dahil, doğduğu yerden döküldüğü yere kadar yarattığı kirliliğin nedenleri ile bu kirliliğin oluşmasında ihmalin olup olmadığı ve Gediz Nehrinin, bu haliyle, çevre ve insan sağlığı ve körfez temizliğine olan olumsuz etkilerinin ve bu sorunların giderilmesi için alınması gereken önlemlerin tespiti için, Anayasanın 98 ve İçtüzüğü 104 üncü maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1- Ahmet Ersin

(İzmir)

2- Ali Rıza Bodur

(İzmir)

3- Hasan Aydın

(İstanbul)

4- Algan Hacaloğlu

(İstanbul)

5- Halil Akyüz

(İstanbul)

6- Tuncay Ercenk

(Antalya)

7- Mehmet Nuri Saygun

(Tekirdağ)

8- Mehmet Küçükaşık

(Bursa)

9- İlyas Sezai Önder

(Samsun)

10- Halil Tiryaki

(Kırıkkale)

11- Nejat Gencan

(Edirne)

12- Ali Oksal

(Mersin)

13- Oya Araslı

(Ankara)

14- Muharrem İnce

(Yalova)

15- Mehmet Sefa Sirmen

(Kocaeli)

16- Bayram Ali Meral

(Ankara)

17- Muharrem Kılıç

(Malatya)

18- Fahrettin Üstün

(Muğla)

19- Sedat Pekel

(Balıkesir)

20- Birgen Keleş

(İstanbul)

21- Osman Özcan

(Antalya)

22- Mustafa Özyurt

(Bursa)

23- Erol Tınastepe

(Erzincan)

24- Züheyir Amber

(Hatay)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:

D) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- İzmir Milletvekili Nükhet Hotar Göksel'in, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/129)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Genel merkez çalışmalarımın yoğunluğu nedeniyle, üyesi bulunduğum Sağlık, Çalışma, Kadın, Aile ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden ayrılmak istiyorum.

Gereği hususunu talep eder, selam ve saygılarımı arz ederim. 24.12.2003

Nükhet Hotar Göksel

                İzmir

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Danışma Kurulunun önerileri vardır; okutup, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

IV. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- (9/8), (9/9), (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması önergelerinin görüşme gün ve çalışma saatleri ile Genel Kurul çalışmalarına 30.12.2003 Salı gününden başlamak üzere 2 gün ara verilmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 58   Tarihi: 25.12.2003

Danışma Kurulunca aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                       

Bülent Arınç

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

 

Başkanı

 

Faruk Çelik

 

Ali Topuz

 

AK Parti Grubu Başkanvekili

 

CHP Grubu Başkanvekili

Öneriler:

1- Daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve Genel Kurulda okunmuş bulunan; Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkındaki (9/8) esas numaralı; Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Yaşar Topçu hakkındaki (9/9) esas numaralı; Bayındırlık ve İskân eski Bakanları Koray Aydın ve Abdulkadir Akcan haklarındaki (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması önergelerinin, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci, 2 nci ve 3 üncü sıralarına alınması ile Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmayacağı hususundaki görüşmelerinin, 6 Ocak 2004 Salı günkü birleşiminde yapılması, bu birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesi ve bu işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması,

2- Genel Kurul çalışmalarına 30.12.2003 Salı gününden başlamak üzere 2 gün ara verilmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN - Söz talebi?.. Yok.

Birinci öneriyi tekrar okutup, oylarınıza sunacağım:

Öneriler:

1- Daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve Genel Kurulda okunmuş bulunan; Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Koray Aydın hakkındaki (9/8) esas numaralı; Bayındırlık ve İskân eski Bakanı Yaşar Topçu hakkındaki (9/9) esas numaralı; Bayındırlık ve İskân eski Bakanları Koray Aydın ve Abdulkadir Akcan haklarındaki (9/10) esas numaralı Meclis soruşturması önergelerinin, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci, 2 nci ve 3 üncü sıralarına alınması ile Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmayacağı hususundaki görüşmelerinin, 6 Ocak 2004 Salı günkü birleşiminde yapılması, bu birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesi ve bu işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması,

BAŞKAN- Birinci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci öneriyi okutuyorum:

2- Genel Kurul çalışmalarına 30.12.2003 Salı gününden başlamak üzere 2 gün ara verilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN- İkinci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

B) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 25.12.2003 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun ekteki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

      Faruk Çelik

               Bursa

AK Parti Grup Başkanvekili

Öneri:

Genel Kurulun 25.12.2003 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 29 uncu sırasında yer alan 282 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılan 315, 317, 318 ve 316 sıra sayılı kanun tasarılarının ise, 48 saat geçmeden 5, 6, 7 ve 8 inci sıralarına alınması ve 9 uncu sıraya kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.

BAŞKAN- Öneri üzerinde söz talebi?..

HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN- Sayın Koç, aleyhte mi?

HALUK KOÇ (Samsun)- Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN- Buyurun.

Sayın Koç, süreniz 10 dakikadır.

HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belki de, Grup Başkanvekilliğinin bu dönem en zor görev yapma alanlarından birisi, Danışma Kurulunda anlaşma sağlanamaması üzerine getirilen grup önerilerinin aleyhinde söz alma görevi. Ben bu konuda bıktım artık konuşmaktan.

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman)- Söz almayın o zaman.

HALUK KOÇ (Devamla)- Söz almadan da olmuyor; çünkü, birtakım çelişkiler var Sayın Vekilim. Onları her seferinde ortaya koymak da bir görev oluyor. O görevi yapma durumuyla karşı karşıyayım.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama başlarken, ben de, İkinci Cumhurbaşkanımız, Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı İsmet İnönü'yü, 30 uncu ölüm yıldönümü dolayısıyla rahmetle anıyorum. Yine, İstiklal Marşımızın şairi, bağımsızlığımızın, ülkemizin, bayrağımızın en güzel tanımlamasını yapan Mehmet Âkif Ersoy'u da, tekrar, rahmetle anıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, çeşitli miatlı konular Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne zaman zaman gelebilir; bunu saygıyla karşılıyoruz, hep söyledik, ifade ettik. Bu miatlı konular, bazen acil yasa çıkarmakla çözümlenebilir. Buna da saygılı olduğumuzu defeatle ifade ettik.

Şimdi, bugün, Adalet ve Kalkınma Partisinin Meclis gündemini belirlemesi sırasında ifade edilen "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporu" şeklinde önümüze gelen 316 sıra sayılı kanun tasarısı, saat 13.35'te benim elime geçti. Şu anda saat 14.00; yani, 25 dakika önce, gündemdışı konuşmalar bittiğinde, yeni elime geçti.

Bunun içerisinde oldukça önemli konular var ve dün öğlen saatlerinde Meclise gelen, Plan ve Bütçe Komisyonunda gece saat 01.00'de görüşmeleri biten, basımı yapılarak milletvekillerine dağıtılan ve 13.35'te de elime geçen bu kanun tasarısını, ben, görüşülürken öğrenmeye çalışacağım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, içinizden çoğunun da aynı durumda olduğunu biliyorum, bunu içinize sindiremediğinizi de biliyorum -geçen dönemin bir siyaset tanımı; ama, bazen kullanmak gerekiyor- gerçekten içinize sindiremediğinizi de biliyorum; ben sindiremiyorum.

Sayın milletvekilleri, 48 saatin önemini hep söyledik. 48 saat niye konulmuş; bir gerekçe üzerine konulmuş, bir ihtiyaç üzerine konulmuş. Bu ihtiyaç nedir; yani, kanun basıldıktan sonra veyahut ilgili ihtisas komisyonunda görüşüldükten sonra Genel Kurula indirilmeden önce, gerçekten, yasama görevini özümseyerek yapmak isteyen milletvekillerinin -ki, ben, Genel Kurulda bu duygu dışında hareket eden bir milletvekili olduğuna inanmıyorum- yasama görevini gereği şekilde yapabilmeleri için, bu süre bize bir hak olarak tanınmış ve bu hakkı kullanmak, sürekli olarak elimizden alınıyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, başında da söyledim; gerekli olabilir, acil olabilir, miatlı olabilir, devlet mekanizmasının işlemesi için bunun çıkarılması gerekebilir. Peki, o zaman, kimin suçu var burada? Bu işin telafisi, hep, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama görevini üstlenen -iktidar ya da muhalefet- tüm milletvekillerine mi ait? Burada, ilgili bakanlığın, ilgili bakanlık bürokratlarının, hükümetin hiç kabahati yok mu değerli arkadaşlar! Madem miatlı, madem planlı, madem yeni yılda yeni vergi planı içinde olan bir düşünce karşımızda, o zaman, bu düşünceyi eyleme sokacak, yasa şekline dönüştürecek irade niye son dakikada karşımıza çıkıyor?! Bu konuda eleştirilerimde haklı olduğuma inanıyorum ve bunları da paylaşmak için, grup önerisinin aleyhinde söz alma görevini, sözümün başında söylediğim gibi, yineleyerek kullanmak zorunda kalıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, fazla incelenme fırsatı olmayan yasalar, fazla tartışma fırsatı yaratılmayan yasalar, burada, azamî hızla görüşülerek çıkarılıyor. Özür diliyorum, yasama görevini hiçbir konuyla benzetme eğiliminde değilim; ama, bir benzetme yapacağım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, sürekli bu konuda saygı istiyoruz, ilke istiyoruz, tutarlılık istiyoruz. Çok şey istemediğimizi düşünüyoruz ve bu konuda uyarıyoruz, kurallara uyalım diyoruz, layıkıyla şu yasama görevimizi yapalım, içimize sindirelim diyoruz. Benzetmem şu, trafikten bir örnek vereceğim: Karayoluyla trafikte giderken çeşitli işaretler vardır. "Dikkat bu karayolunda radarla hız ölçümü yapılmaktadır" diye işaretler çıkar. Dikkate almazsınız, devam edersiniz, ondan sonra radara yakalanırsınız, hemen bir sonraki kavşağın arkasında bekleyen ekip otosunca çevrilirsiniz ve cezanızı ödersiniz. Şimdi, benzetmem şu: Azamî hızla sınırları aşarak yasa çıkarmakta, tüm uyarılara rağmen, "dikkat! Yanlış yapabiliriz" uyarılarına rağmen, böyle bir yasama ürünü olan, çeşitli hatalarla dolu olan, Anayasaya aykırılıklar taşıyan birçok konu, bu "dikkat! Yanlış yapabiliriz" uyarısına rağmen, daha sonrasında, gidiyor, Sayın Cumhurbaşkanının hukuk incelemesinden dönüyor veya Anayasa Mahkemesinden dönüyor. Yani, biz, burada, zamandan tasarruf edelim derken, bir gelenek oluşturmaya başladık bu yasama döneminde, çift dikiş yasa görüşme geleneği! O kadar sık yaşadık ki bunu... Biraz dikkatli olsak, biraz gruplar olarak birbirimize saygılı davransak, inanın en az oranda hataya düşeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, burada, ben, milletvekili arkadaşlarımı kesinlikle suçlamıyorum. Suçladığım, bu işin miadını bilerek bu işi geciktiren, son noktaya bırakan bakanlıklar ve ilgili bakanlar.

Bakın, bir örnek vereceğim: Daha geçenlerde görüştüğümüz bir yasa tasarısı vardı. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, bölgenin özelliklerinden doğan silah ruhsatlarının geçerliliğinin uzatılmasıyla ilgili bir yasa tasarısı. Yine 48 saat dolmadan, apar topar getirildi, yine benzer itirazlar oldu; görüşüldü, çıkarıldı ve bakın, bizim, daha sonraki hukuk incelememizde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun hukuk incelemesinde, bu yasanın çıkarılmasının bir af niteliğinde olduğu ve oylamasında nitelikli çoğunluk gerektiği anlaşıldı. Bunu yapmadık ve bir hataya daha düştük. İyi niyetle yaklaştığımız bir konuda, demin söylediğim gibi, normal süreleri kullanamamaktan, kendi gruplarımız içerisindeki hukuksal inceleme sürecini işletemediğimizden, vahim bir hataya daha düştük ve bunun cezası, toptan Türkiye Büyük Millet Meclisine kesiliyor, biz de gidiyoruz arada. Muhalefet grubu olarak biz de bu Meclisin bir üyesiyiz. Nasıl ceza bu?.. Siz, yasama görevini beceremiyorsunuz! Anlamı budur. Siz yasa çıkarma görevini, kanunlarla, İçtüzükle belirlenmiş usullere göre yasa çıkarma görevini beceremiyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz. Yani, bu yasama dönemi, bu parlamento dönemi, ilk yasama yılında aynı süratle giderse, bu konuda kendine özgü bir rekor kıracak gibi gözüküyor.

Değerli arkadaşlarım, bunlar samimî  uyarılar, bunlar içten gelen uyarılar. Yanlışın önüne geçilmesi için, milletvekilinin, milletvekili olduğunu hissetmesi için, yaptığı göreve saygısı için bu sürelerin mutlaka kullanılması gerektiği konusundaki düşüncemi ifade etmek istiyorum. Onun için, Sayın Çelik bana ifade ettiğinde, ben, ilke olarak başından itibaren bu konuda bir tutum sergilediğimi ifade ettim ve benim nöbetim sırasında, böyle bir olayın, devletin acil bekleyen özel bir anlaşması, bir sorunu olmadıktan sonra, -orada bir parantez açarak bir ayrıcalık da getiriyorum- ilke olarak karşısında olduğumu ifade ettim ve o yüzden Danışma Kurulu önerisine katılmadık, grup önerisi olarak getirdiniz; ama, olumlu oy verseniz de bugünkü gündeme, bu gerçekleri lütfen tartışın, doğrusunu yapmaya çalışalım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Çelik, önerinin lehinde söz istemiştir.

Buyurun Sayın Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu olarak, bugün, Meclisin çalışma takvimiyle ilgili grup önerimizi Danışma Kuruluna götürdük, grup önerimiz üzerinde mutabakat sağlanamadığı için Genel Kurula getirdik. Grup önerimiz üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Birinci Yasama Yılını geride bıraktık, 2003 yılını da önümüzdeki günlerde geride bırakıyoruz. Birinci Yasama Yılının sonunda 199 adet kanun tasarısını yasalaştırdık, İkinci Yasama Yılında ise, şu bir iki aylık dönem içerisinde, 48 adet yasa tasarısını kanunlaştırdık. Yalnızca Aralık ayında, bu Mecliste, muhalefetiyle iktidarıyla, gecesini gündüzüne katarak, yoğun bir çalışmayla 26 adet kanun tasarısının yasalaşmasını hep birlikte sağladık. Ben, bu vesileyle, gerek iktidar grubu mensubu arkadaşlarımıza gerekse muhalefet partisine mensup arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca, bildiğiniz gibi, aralık ayı içerisinde, 2004 yılı bütçesini de hep beraber, enine boyuna konuştuk ve burada kabul ettik. Takdir edersiniz ki, aralık ayındaki çalışmalarımızda, 2004 yılı bütçesi önemli zaman dilimini aldı götürdü ve bütçe, aralık ayının sonuna doğru kaldığı için de, yeni yıla girmeden çıkarılması gereken önemli bazı tasarılara da sağlıklı bir zaman ayıramadığımız bir gerçektir, doğrudur. Yani, muhalefete mensup çok değerli Grup Başkanvekilimizin buradaki açıklamaları doğru; istisnalar, istisnaî haklar, istisna durumlarında kullanılmalı. Ben, bu önerilerine, sık sık burada öneri olarak gündeme getirdikleri bu hususa katıldığımızı ifade etmek istiyorum; ama, şunu  kabul edelim ki...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) -Yapmaya da devam ediyorsunuz...

FARUK ÇELİK (Devamla) - Bir yılı geride bıraktık; acısıyla, tatlısıyla, hepimiz, birçok deneyim kazandık? Yeni yılda, 2004 yılında, daha özenli davranacağımızı burada ifade etmek istiyorum, daha özenli davranma ihtiyacının olduğunu da ifade etmek istiyorum. Bu, bizim, Meclise, milletimize saygımızın bir gereğidir.

Bugün, grup önerimiz olarak 200...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Şimdiye kadarki saygısızlığınızı da itiraf ediyorsunuz.

FARUK ÇELİK (Devamla) -Bu şekilde anlamak çok doğru olmaz tabiî. Bizden, burada, hep olumlu şeyler duyacaksınız, hep olumlu şeyler de duydunuz; başka tarafa çekmenin bir anlamı olmadığını ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bugün, 2 uluslararası sözleşmeyi görüşeceğiz; akabinde, esnafımızın dört gözle beklediği sicil affıyla ilgili, 3 maddeden oluşan tasarıyı ele alacağız; sonra, kısa bir tasarı olan Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesi Kuruluşu Hakkında Kanunla ilgili, sermaye artırımı içeren bir düzenlemeyi getireceğiz; daha sonra, da vergi tasarısı diye ifade edilen tasarıyı hep beraber burada görüşüp, aralık ayında görüştüğümüz, kanunlaştırdığımız 26 olan tasarı sayısını da, bugünkü görüşmelerin neticesinde, 31 adede yükseltmiş olacağız.

Ben, bu konuda grup önerimizin destekleneceği temennisiyle, İkinci Cumhurbaşkanımız merhum İsmet İnönü'yü ve İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Âkif Ersoy'u, rahmetle, minnetle andığımızı ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çelik; biz de temennilerinize katılıyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, öneriyi tekrar okutup, oylarınıza sunacağım.

Öneri:

Genel Kurulun 25.12.2003 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 29 uncu sırasında yer alan 282 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılan 315, 317, 318 ve 316 sıra sayılı kanun tasarılarının ise, 48 saat geçmeden 5, 6, 7 ve 8 inci sıralarına alınması ve 9 uncu sıraya kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekilleri, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

2.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların müzakeresini erteliyoruz.

Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Tasarının müzakeresi ertelenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesiyle İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Dışişleri Komisyonları Raporları (1/418) (S. Sayısı: 282) (X)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Saygıdeğer milletvekilleri, komisyon raporu 282 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısına ilişkin, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

                               

(X) 282 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlarım, söz konusu anlaşmayla, Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olmakla birlikte, Amerika sorumluluğunda ve Amerikalı personel tarafından işletilen Belbaşı Sismik Gözetleme İstasyonunun, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü İdaresine geçmesi öngörülmektedir.

Belbaşı Sismik Gözetleme İstasyonu, Rusya Federasyonundaki nükleer denemeleri izlemek amacıyla, Amerika tarafından, 1950'li yıllarda, Türkiye ile Amerika arasındaki ortak savunma işbirliği çerçevesinde kurulmuştur. 

Soğuk savaş yıllarında, Amerika ile Sovyetler Birliği arasındaki nükleer silahlanma yarışı sırasında ve dünya barışının iki süper güç arasında terör dengesine dayandığı dönemde, bu tesis, çok önemli bir askerî istihbarat görevi yapmaktaydı.

Bugünün koşullarında, tesis, her ne kadar askerî istihbarat fonksiyonunu yitirmişse de, nükleer denemelerin izlenmesi açısından değerini kaybetmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, bu tesis, fay hatları açısından hassas bir bölgede bulunan ülkemizin, özellikle sismik hareketleri yakından takibi konusundaki donanım ve kabiliyetlerine ciddî bir katkıda bulunabilecektir.

Bu nedenlerle, tesisin, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsüne devri hem barış ve güvenliğe hem de bilimsel araştırmalara katkıda bulunacaktır.

Değerli arkadaşlarım, Belbaşı tesisi, nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde merkezî bir görev üstlenmiş olan Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması bağlamında yürütülen çalışmalara da veri sağlayacaktır.

Nükleer Denemelerin Yasaklanması Antlaşması, atmosferde, su altında, yeraltında ve yeryüzünde şiddeti 1 kilotonun üstündeki bütün patlamaları tespit etmek ve bunların kaynağını belirlemekle yükümlüdür. Bu maksatla, yeryüzünde 321 istasyondan oluşan bir uluslararası izleme sistemi kurmayı öngörmektedir. Bu izleme sistemi aracılığıyla sismik, radyonüklid, hidroakustik ve infrasound gibi yöntemlerle patlamaların yeri, niteliği ve şiddeti ölçülebilmektedir. Uluslararası izleme sisteminden alınacak tüm veriler, değerlendirilmek üzere, Viyana'da oluşturulan Uluslararası Veri Merkezine iletilecektir.

Belbaşı tesisinin bu izleme ağı içinde kayda değer önemde bir yeri olacaktır. Nükleer Denemelerin Yasaklanması Antlaşmasını etkili bir nükleer yayılmayı önleme rejimi haline getirecek olan temel unsur, antlaşmanın uluslararası planda yürürlüğe girmesi için, nükleer yeteneği bulunan veya bunun eşiğinde olan ülkeler tarafından onaylanmasını öngörmüş olmasıdır. Bu açıdan, antlaşmanın yürürlüğe girmesi için, özel olarak seçilmiş olan 44 ülkenin antlaşmayı onaylaması zorunludur; bu 44 ülke arasında Türkiye de yer almaktadır.

Türkiye'nin, söz konusu 44 ülke arasında yer almasının nedeni, Uluslararası Enerji Ajansı denetimine tabi olan Çekmece Nükleer Araştırma Reaktörüne ve İstanbul Teknik Üniversitesi Nükleer Araştırma Santralına sahip olmamızdan ileri gelmektedir. Şu ana kadar, antlaşma, 168 ülke tarafından imzalanmış ise de, onaylanma, bunların sadece 104'ü tarafından gerçekleştirilmiştir.

Antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için onayı gereken 44 ülkeden ise, şu ana kadar, 32'si onay işlemlerini tamamlamıştır.

Onayı gereken diğer ülkeler, Amerika, Çin Halk Cumhuriyeti, Endonezya, Hindistan, İran, İsrail, Kolombiya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Mısır, Pakistan ve Vietnam'dır.

Amerika'nın bu antlaşmayı henüz onaylamamış olması dikkat çekicidir. Zira, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, Amerika'nın başta gelen bir dışpolitika önceliğidir. Bu bakımdan, Amerika'nın onay işlemlerini tamamlaması, diğer ayak sürüyen devletler için iyi bir örnek olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, altını çizmek istediğimiz bir husus da, Belbaşı tesisinin ulusal veri merkezine bağlanmasının gerçekleştirilmesi durumunda, deprem kuşağında yer alan ülkemizin, küresel sismolojik verilere ulaşımı sağlanacak, ayrıca, deniz altında veya yüzeyinde gerçekleştirilecek patlamalar ile ses duvarını aşan uçaklara fırlatılan roket ve füzelerin algılanabilmesi, nükleer patlamalar ve atmosfere yayılan radyoaktif sızıntılar hakkında bilgi edinilmesi, imkân dahiline girecektir.

Değerli arkadaşlarım, sözlerime son verirken, şu noktanın altını çizmekte yarar görmekteyim. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi doğrultusundaki uluslararası nitelikteki girişim ve çabalarını kuvvetle desteklemektedir. Özellikle, Ortadoğu bölgesinde bu silahların yayılmasının engellenmesi, Türkiye açısından yaşamsal önemdedir. Örneğin, bölge devletlerinden birinin daha, nükleer silaha ve atma vasıtalarına sahip olması halinde, tüm Ortadoğu ve bizim bölgemiz, son derece tehlikeli bir "terör dengesi" tehdidi altında yaşayacaktır. Bu bakımdan, onaylayacağımız anlaşmayla, Türkiye, bölge barış ve istikrarına katkıda bulunmuş olacaktır.

Bu görüşle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Belbaşı tesisinin Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü İdaresine geçmesini sağlayan antlaşmanın onaylanmasını uygun bulduğumuzu bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.

AK Parti Grubu adına, Bolu Milletvekili Sayın Mehmet Güner; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET GÜNER (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, benden önce söz alan değerli milletvekilimiz, bu konuda gerekli açıklamaları yaptı. Ben de, bu konunun gerekçesi üzerinde birkaç söz söylemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşmayla, ortak savunma faaliyetleri kapsamında, Amerika Birleşik Devletleri unusurlarıyla müştereken faaliyet gösteren ve Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı olmakla birlikte, işletme sorumluluğu Amerika Birleşik Devletleri unsurlarınca yürütülegelen Belbaşı Sismik Gözlem İstasyonunun, anlaşmanın yürürlüğe girmesini takiben, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü İdaresine geçmesi öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, dünya üzerindeki nükleer denemeleri izleme çalışmaları soğuk savaş döneminde başlamış olup, halen sismik, radyo-nükleid, hidro-akustik, infra-ses yöntemleriyle yapılmaktadır. Bu yöntemlerin içinde en etkin olanı, sismik yöntemlerdir. Ülkemizde bu konudaki çalışmalar, 1951 yılında Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında, NATO/SOFA ve Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmaları kapsamında başlatılmıştır. Çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti adına, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı, Amerika Birleşik Devletleri adına ise, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri Teknik Uygulama Merkezi yürütmüştür. Nükleer denemelerin izlenmesi amacıyla, Ankara-Ahlatlıbel mevkiinde, Belbaşı sismik istasyonlar dizinimi kurulmuştur. Belbaşı sismik dizinimi, Amerika Birleşik Devletleri dışında bu amaç için kurulan ilk sismik dizinimlerden birisidir. Sismik izleme yöntemine daha sonraları radyonükleid izleme yöntemi de ilave edilmiştir. Ülkemizdeki nükleer denemeleri izleme çalışmaları, Belbaşı sismik diziniminde zaman zaman yapılan modernizasyon çalışmalarıyla, 2000 yılına kadar askerî statüde devam etmiştir.

1990'lı yıllarda, nükleer denemelerin uluslararası bir antlaşmayla denetlenmesi amacıyla yürütülen politikalar sonucu; 24 Eylül 1996 tarihinde, Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması imzaya açılmış ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde, Viyana'da, nükleer denemelerin uluslararası bir ortamda izlenmesi amacıyla, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması Örgütü kurulmuştur. Türkiye, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşmasını, imzaya açıldığı tarihte, yani, 24 Eylül 1994'te imzalamış ve bu antlaşma, Türkiye Büyük Millet Meclisince 16 Şubat 2000 tarihinde onaylanmıştır.

Nükleer denemelerin izlenmesi ve kapsamlı olarak yasaklanmasıyla ilgili olarak uluslararası ortamda yürütülen çalışmalara paralel olarak, ülkemizde de Belbaşı Sismik İzleme İstasyonunun sivilleştirilme çalışmaları başlatılmış ve 8 Şubat 2000 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümetleri arasında, Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşma imzalanarak, Ankara ve Kırıkkale-Keskin'de iki yeni sismik dizinim kurulmuş, sismik sinyaller, Elmadağ radyolink vericisiyle Belbaşı'ndaki yeni merkezde toplanmaya başlanmıştır. Bu konudaki teknik çalışmaları, adı geçen antlaşma hükümleri gereğince, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü yürütmeye başlamıştır.

Halen Kırıkkale-Keskin'de 7 ve Ankara şehri çevresinde de 7 olmak üzere, sondaj kuyuları içerisinde yaklaşık 60 metre derinliğe gömülü toplam 14 sismik istasyondan toplanan sismik sinyaller, analiz edilmek amacıyla, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün İstanbul'daki yerleşkesine, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetlerinin Florida'daki Teknik Uygulama Merkezine ve test amaçlı olmak üzere de Birleşmiş Milletlerin Viyana'daki Uluslararası Veri Merkezine eşzamanlı olarak iletilmektedir.

Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşma, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylandığı takdirde:

1. Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümetleri arasında NATO/SOFA ve Savunma Ekonomik İşbirliği Antlaşmalarından doğan taahhütler gözönünde tutulmak kaydıyla yeniden yapılandırılan Belbaşı-Keskin izleme tesislerinin Türkiye Cumhuriyeti adına yürütme organı, Türkiye Cumhuriyeti Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletleri adına yürütme organı ise, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri Teknik Uygulama Merkezi olmaktadır.

2. 8 Şubat 2000 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yapılan anlaşmanın hükümleri yasal bir statü kazanmaktadır.

3. Birleşmiş Milletler Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması Örgütüne veri gönderme işlemleri için, Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması Örgütüyle tesis antlaşmalarının imzalanabilmesine olanak sağlanmış olacak ve Belbaşı-Keskin nükleer denemeleri izleme merkezinin işletme masraflarının bir bölümü bu örgütten talep edilerek ekonomik bir destek sağlanmış olacaktır.

4. Elde edilen sinyallerin eşzamanlı olarak Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünde kaydı ve analiz işlemleri yapılarak, nükleer denemelerin izlenmesi amacıyla ülkemizde başlatılan çalışmalara bir ivme kazandırılmış ve aynı verilerin deprem çözümlerinde de kullanılmasına olanak sağlanmış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, anlaşma, istasyonun 1951 yılında faaliyete başlamasından bu yana geçen dönemde makamlarımızın gerekli teknik bilgi, beceri ve deneyime ulaşmaları üzerine hazırlanmış olup, bir Türk kurumunun idaresi altında, son depremlerin de gösterdiği üzere, fay hatları açısından hassas bir bölgede bulunan ülkemizin, özellikle sismik hareketlerin yakından takibi konusundaki kabiliyetlerine önemli katkılar getirecektir.

Öte yandan, tesis, hükümetimiz ve Birleşmiş Milletler arasında bilahara yapılacak olan ayrı bir anlaşma sonrasında, Birleşmiş Milletler çerçevesinde ve Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşması doğrultusunda oluşturulacak uluslararası izleme ağının ana istasyonlarından birini teşkil edecek olup, işbu anlaşmayla bu alanda da ilk adım atılmış olmaktadır. Böylelikle, ülkemiz, uluslararası arenanın her alanında pekiştirmekte olduğu imajını bir adım daha ileriye taşımış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, söz konusu anlaşma, dönemin Başbakanı Sayın Bülent Ecevit'in Eylül 1999'da Amerika Birleşik Devletlerine gerçekleştirdiği resmî çalışma ziyareti sırasında ilan edilen "Türk-Amerikan Stratejik Ortaklığı"nın da bir halkasını oluşturmakta olup, topraklarımızda yer alan bir tesisin işletme sorumluluğunun da ülkemiz kurumlarınca üstlenilmesi, şüphesiz, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha olgun bir hale geldiğinin açık bir göstergesi olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda belirttiğimiz sebeplerden ötürü de bu anlaşmanın ivedilikle onaylanmasının, Dışişleri Komisyonunda, iktidar ve muhalefetteki milletvekili arkadaşlarımızla beraber, ülke menfaatlarına uygun olacağına karar verilmiştir.

 Bu anlaşmanın ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Ayrıca, bugün, millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un ölüm yıldönümüdür ve bununla beraber, millî mücadelede en büyük faktörlerden biri olan İkinci Cumhurbaşkanımız Sayın İsmet İnönü'nün de ölüm yıldönümüdür ve ölüm yıldönümleri gününde Mehmet Âkif Ersoy'a ve İsmet İnönü'ye Allah'tan rahmet diliyorum.

Yaklaşan 2004 yılının ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileğiyle ve bu anlaşmanın da ülkemize hayırlı olması dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güner.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ HÜKÜMETİ ARASINDA BELBAŞI TESİSİNİN KAPANMASI VE YENİ BİR SİSMİK ARAŞTIRMA İSTASYONUNUN FAAL HALE GETİRİLMESİ İLE İLGİLİ ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 8 Şubat 2000 tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşma"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Belbaşı Tesisinin Kapanması ve Yeni Bir Sismik Araştırma İstasyonunun Faal Hale Getirilmesi ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı : 249

Kabul                     : 248

Ret                         :     1 (x)

Tasarı kabul edilmiştir; hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzeriden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporunun müzakeresine başlıyoruz.

5. - Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/721) (S. Sayısı 315) (xx)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu, 315 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Halil Akyüz; buyurun. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısıyla ilgili bilgi sunmak üzere söz almış bulunuyorum; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, cumhuriyetimizin temelinde harcı bulunan, çokpartili döneme geçişimizde büyük katkısı olan rahmetli İsmet Paşayı ve İstiklal Marşımızın yazarı, millî şairimiz rahmetli Mehmet Âkif'i de rahmetle ve minnetle anıyorum.

                             

(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(xx) 315 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bilindiği gibi, Yunanistan, batı komşumuz; parlamenter demokrasiyle yönetilen, para birimi drahmi olan, yüzölçümü 131 000 kilometrekare, nüfusu 10 500 000 olan bir ülkedir. Ülkenin toplam ihracatı 13 400 000 000 dolar, toplam ithalatı 33 milyar dolardır. Yunanistan, Avrupa Birliği ekonomileri arasında en küçüğü olmasına karşın, nispeten düşük enflasyonu sayesinde, son yıllarda, güçlü bir büyüme gerçekleştirmiştir. Bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, Avrupa Topluluğu, Yunanistan'la birlikte Avrupa'ya girmesi çağrısında bulunmuştur; ne o çağrının yapıldığı 1970'li yıllarda ne de bugün, bu davetin reddediliş nedenlerini anlayabilmiş değilim; ama, bir şeyi anlıyoruz ki, bugün, Yunanistan, Avrupa Topluluğuna -şimdiki adıyla Avrupa Birliğine- girmiş olmakla, girdiği zaman millî gelir bakımından bizden daha düşük olduğu halde, bugün, bizim çok çok üzerimizde, millî gelirden fert başına düşen paya ulaşmıştır. Dilerim, en kısa zamanda, biz de Avrupa Birliğine üye olur ve biz de zenginleşiriz.

Ülkemiz ile Yunanistan arasında yapılan bazı anlaşmalar şunlardır: Hava Ulaştırma Anlaşması, Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması, Kültürel İşbirliği Anlaşması, Ekonomik İşbirliği Anlaşması, Deniz Taşımacılığı Anlaşması, Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması, Gümrük ve İdarelerinin İşbirliği Anlaşması.

Değerli milletvekilleri, çeşitli ülkelerin, şahsîlik ve mülkîlik ilkelerini, aynı vergiler bakımından aynı şekilde kabul etmeleri, birden fazla devletin vergilendirme yetkisinin, aynı yükümlüler ve aynı vergi konuları üzerinde çakışması sonucunu doğurur. Örneğin, bir kişi, vergilendirmede ikamet ilkesini kabul eden bir ülkede yerleşmişse ve kaynak ilkesini kabul eden bir ülkede ekonomik faaliyeti sonucunda gelir elde etmişse, her iki devletin de vergilendirme yetkisi vardır; bu, hukukî anlamda uluslararası çifte vergilendirmedir. Hukukî anlamda çifte vergilendirme, birden fazla devletin, vergilendirmede değişik ilkeleri kabul etmesinden kaynaklanır. Buna karşılık, aynı vergi konusu üzerinde birden fazla kişinin birden fazla devlet tarafından vergi yükümlüsü tutulması ise, ekonomik alanda uluslararası çifte vergilendirmeyi oluşturmaktadır. Çifte vergilendirmeyi önleme yöntemlerinden birkaçına değinmek istiyorum.

Devletlerin vergilendirme yetkilerini yasalarla, tek yanlı olarak sınırlandırmaları, hukukî anlamda çifte vergilendirmeyi önlemek için başvurulacak ilk yöntemdir.

Vergilendirmede ikamet ilkesini kabul eden devletler, gelir veya servetin kaynağı olan devletlerin vergilendirme yetkisini tanıyarak, çifte vergilendirmeyi önleyecek tedbirleri alabilirler. Bu konuda iki anayöntem vardır; mahsup yöntemi ve istisna yöntemi.

Mahsup yönteminde, vergilendirmede ikamet ilkesini kabul eden devlet, vergiyi, yükümlülerin gerek ülke içinde gerek ülke dışında sahip olduğu kaynaklar üzerinden hesaplar; fakat, yabancı ülkede ödenmiş olan vergi, hesaplanan toplam vergiden mahsup edilir. İstisna yönteminde ise, vergi, yalnız ülke içinde sahip olunan kaynaklar üzerinden hesaplanır.

Türk vergi yasalarında, çifte vergilendirmenin önlenmesi için, vergilendirme yetkisini sınırlandırıcı hükümlere yer verilmiştir. Buna göre, Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinde, Türkiye'de yerleşmiş olanlar ile resmî daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup, adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları tam mükellef sayılmışlar ve bunların Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların toplamı üzerinden vergilendirilecekleri belirtilmiştir. Yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşlarından, bulundukları memleketlerde elde ettikleri kazanç ve iratları dolayısıyla, Gelir Vergisine veya benzeri vergiye tabi tutulmuş bulunanlar, anılan kazanç ve iratları üzerinden ayrıca vergilendirilemezler. Bulunduğu ülke dışında üçüncü bir ülkede elde edilen gelirler ise, elde ettiği ülkede vergilendirilmiş olsa bile, Türkiye'de de vergiye tabi tutulur, yabancı ülkede ödenen vergi, Türkiye'de hesaplanan vergiden Gelir Vergisi Kanununun 123 üncü maddesi hükmüne göre mahsup edilir. Devletlerin vergilendirme yetkilerini tek yanlı olarak yasalarla sınırlandırmaları çifte vergilendirmeyi tamamen önlemek bakımından yeterli olmamaktadır. Devletler, uluslararası anlaşmalarla vergilendirme yetkilerini karşılıklı olarak sınırlandırırlar. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları genellikle Gelir, Servet, Veraset ve İntikal Vergileri alanlarında yapılır. Bu anlaşmalar iki taraflı ya da çok taraflı olarak imzalanabilir; ancak, iki taraflı anlaşmalar çok daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Uluslararası vergi anlaşmalarının amacı, sadece çifte vergilendirmenin önlenmesi değildir. Bu anlaşmalarda devletlerin malî idareleri arasında işbirliği ve bilgi alışverişine ilişkin hükümler de yer alır. Uluslararası vergi kaçakçılığı bu yoldan önlenmeye çalışılır. Ülkemizde, Maliye Bakanlığı, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarına temel olmak üzere bir anlaşma modeli hazırlamıştır. Türkiye, Avusturya ve Norveç'le Gelir ve Servet Vergilerinde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması imzalamış ve bu anlaşmaların yasayla onaylanmaları uygun bulunmuştur. Bu anlaşmalarla, Türkiye Cumhuriyeti anlaşmaların düzenleme alanına giren konular bakımından vergilendirme yetkisini sınırlandırmıştır. Örneğin, her iki antlaşmayla da, gayrimenkul sermaye iratlarının, malların bulunduğu âkit devlette vergilendirilmesi kabul edilerek, Gelir Vergisi Kanununun bu konuya ilişkin hükümlerine, antlaşmaların kapsamı açısından değişiklik getirilmiş olmaktadır.

Bu antlaşmalarda, bilgi alışverişlerine ilişkin hükümler de yer almıştır. Bu antlaşmalarda, ne OECD modeline ne de Türk modeline tam olarak uyulmuştur. Ülkemiz, 1987 yılından sonra, bir kısım Asya ve Afrika devletleri ile Hollanda, İngiltere, Fransa, Almanya gibi Avrupa devletleriyle çifte vergilendirmeyi önleme antlaşmaları imzalamış ve bu antlaşmalar yürürlüğe girmiştir.

Ülkemiz ile Yunanistan arasında sermaye, teknoloji ve hizmet hareketlerinin geliştirilmesi, her iki devletin de refahına katkıda bulunacaktır. Bu hususlara ilişkin hareketlerin geliştirilmesinde, çifte vergilendirme nedeniyle ortaya çıkan sorunların çözümü önem arz etmektedir. Bu amaçla, iki ülke arasında, 2 Aralık 2003 tarihinde Ankara'da, Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmayla, kişilerin, aynı gelir üzerinden iki devlette birden vergilendirilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amacı sağlamak üzere vergileme hakkı, gelir unsurları itibariyle ikamet edilen veya kaynak devletlerden birine bırakılmakta veya bu mümkün olmazsa, iki devlet arasında paylaştırılmaktadır. Böylece, âkit devletlerden birinde yatırım yapan, teknoloji veya hizmet sunan, diğer devlette ikamet edenlerin, o devletin mükelleflerine göre daha ağır vergilendirilmesine engel olunmakta ve teşebbüslerin, risk almadan önce ileride karşılarına çıkacak her türlü vergiyle ilgili mükellefiyeti hesaplayabilmeleri sağlanmaktadır. Çifte vergilendirmenin âkit devletlerde önlenmesiyle, Yunan yatırımcılar için Türkiye'nin, Türk yatırımcılar için ise Yunanistan'ın daha cazip hale geleceği tabiîdir. Ayrıca, antlaşmayla, iki ülkenin vergi mevzuatları arasındaki farklılıkların yaratmış olduğu sorunlar asgarîye indirilmekte, gelecekte olabilecek vergi kanunları değişikliklerine karşı yatırımcıların hakları güvence altına alınmaktadır. Türkiye'nin, bugüne kadar, akdettiği çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının 50'si yürürlükte bulunmaktadır.

Yukarıda temel özelliklerini açıkladığımız anlaşmanın imzalanarak yürürlüğe girmesi halinde, ülkemizde bulunan 67 Yunan şirketinin, Yunanistan'da da 8 Türk şirketinin sayılarının artmasının beklendiği; ayrıca, ülkeler arasındaki ekonomik, ticarî, sosyal ve kültürel ilişkilerin gelişmesinin yanında, her iki ülkenin de yakınlaşmalarında tarihî bir adım atılacağı düşüncesiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor; hepinize yeni yılda sağlık ve mutluluklar diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akyüz.

AK Parti Grubu adına, Bursa Milletvekili Mustafa Dündar; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA DÜNDAR (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, son yıllarda, Türkiye ile Yunanistan Halkları arasında olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. İki ülke halkları, karşılıklı ziyaretler yapmakta ve dostluk dernekleri kurmaktadırlar. Halkların kurmuş olduğu bu dostluk köprüsü, pek tabiîdir ki, yönetimlere de yansımalıdır ve yansımıştır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde kaydedilen gelişmeye, karşılıklı iyi niyet ve her iki tarafın gayretleri sonucunda gelinmiştir. Bu yakınlaşmayla, ilk akla gelen, Türkiye ile Yunanistan arasında gaz bağlantısının gerçekleştirilmesi ve Türkiye Cumhuriyetinden Yunanistan Cumhuriyetine doğalgaz arzına ilişkin anlaşma imzalanmıştır.

Yine, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege'de yeni hava koridorları tesis edilmesiyle ilgili, Ege Bölgesinde güzergâhları belirlenen, 6 adedi doğrudan ülkemizle bağlantılı toplam 13 adet yeni hava koridoru tesis edilmesi konusunda mutabakat sağlanmıştır. Söz konusu sistemin 25 Aralık 2003 tarihinde, yani, bugün yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

Yine, Türkiye ile Yunanistan arasında 1999 yılından bu yana sürdürülen yakınlaşma sürecinin en önemli unsurlarından biri de, Ege sorunlarına çözüm yolları bulunmasına yönelik sürdürülen inkişafî temaslardır. Bu görüşmeler, Dışişleri Bakanlıkları Müsteşarları düzeyinde sürdürülmektedir.

İnkişafî temaslar, Ege sorunlarının müzakereler yoluyla çözülmesi amacıyla başlatılabilecek resmî görüşmelerin bir ilk adımını teşkil etmektedir. Türkiye ile Yunanistan Dışişleri Bakanlıkları siyasî direktörlerinin eşbaşkanlığında toplanan yönlendirme komitesinin himayesinde 6 çalışma grubu faaliyet göstermektedir. Bu çalışma grupları, terörizmle mücadele, ticaret, turizm, çevre, kültür ve bölgesel işbirliği çalışma gruplarıdır. Söz konusu grupların çalışmaları neticesinde, son üçbuçuk yıl içinde, Yunanistan ile Türkiye arasında 19 anlaşma ve protokol akdedilmiştir. İki ülke arasındaki yakınlaşma sürecini her iki ülke için önemli bir fırsat olarak değerlendiriyor ve bu yakınlaşmanın daha da ileriye gitmesini arzuluyoruz.

Son olarak, görüşmekte olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması, iki ülke arasındaki olumlu gelişmelerin diğer bir neticesidir. Söz konusu anlaşma 2 Aralık 2003 tarihinde Ankara'da imzalanmıştır. Tasarıyla, Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Cumhuriyeti arasında gelir üzerinden alınan vergilerde çiftçe vergilendirme sorunlarının çözümü ve önlenmesi öngörülmektedir. Anlaşmayla, iki ülkenin vergi mevzuatları arasındaki farklılıkların yaratmış olduğu sorunlar asgarîye indirilmekte, gelecekte olabilecek vergi kanunları değişikliklerine karşı yatırımcıların hakları güvence altına alınmaktadır.

Bu anlaşmayla iki ülke arasında sermaye, teknoloji ve hizmet hareketlerinin geliştirilmesi her iki devletin de refahına katkıda bulunacaktır. Bu hususlara ilişkin hareketlerin geliştirilmesinde, çifte vergilendirme nedeniyle ortaya çıkan sorunların çözümü önem arz etmektedir.

Anlaşmayla, kişilerin aynı gelir üzerine iki devlette birden vergilendirilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amacı sağlamak üzere, vergileme hakkı, gelir unsurları itibariyle, ikamet edilen ve kaynak devletlerden birine bırakılmakta veya bu mümkün olmazsa iki devlet arasında paylaştırılmaktadır. Böylece, âkit devletlerden birinde yatırım yapan, teknoloji veya hizmet sunan diğer devlet mukimlerinin o devletin mükelleflerine göre daha ağır vergilendirilmesine engel olunmakta ve teşebbüslerin, risk almadan önce, ileride karşılarına çıkacak her türlü vergiyle ilgili mükellefiyeti hesaplayabilmeleri sağlanmaktadır. Çifte vergilendirmenin anlaşmaya taraf devletlerde önlenmesiyle, Yunan yatırımcılar için Türkiye'nin, Türk yatırımcılar için de Yunanistan'ın daha cazip hale geleceği tabiîdir.

İki ülke arasındaki iyi ilişkilerde gelinen bu noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-Yunanistan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı olarak, 2004 yılında Yunanistan Parlamentosunda da dostluk grubunun kurulmasını temenni etmekteyiz.

Tasarıya AK Parti Grubu olarak olumlu oy kullanacağımızı beyan eder; yeni yılın insanlığa sağlık, mutluluk, huzur ve barış getirmesini diler, saygılarımı sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Dündar.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi.

Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ile Yunanistan Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun Tasarısı hakkında kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım.

Komşumuz Yunanistan'la hemen her alanda işbirliği yapmamız son derece doğal ve olması gereken bir şey. Bu işbirliğini, her alanda, en üst seviyeye çıkarmak gerekir. İşbirliğinin aracı da, iki ülke arasında çeşitli alanlarda anlaşmaların imzalanmasıdır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin yumuşaması sürecinde, Yunanistan'la aramızda çok sayıda anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma da, daha önce imzalanmış olan anlaşmaların sonuncusudur. Belki bunu takip edecek başka anlaşmalar da olacaktır.

Bu anlaşma üzerinde söz almamın nedeni, anlaşmanın 8 inci maddesine ilişkin olarak görüşlerimi sizlere açıklamaktır. Yunanistan ile Türkiye arasındaki çifte vergilemeyi önleme anlaşması görüşmeleri 1990 yılından önce başlamış; ama, bu yıla kadar bu anlaşmalar sonuçlanamamıştır. Anlaşma görüşmelerinin sonuçlanamamasının temel nedeni, 8 inci maddede yer alan taşımacılık kazançlarının vergilendirilmesi konusunda iki ülke heyetlerinin anlaşamamasıdır.

Hepinizin bildiği gibi, Yunanistan, son derece güçlü bir deniz ticaret filosuna sahiptir ve Yunanistan, güçlü deniz ticaret filosuyla, gerek Türkiye'nin dışticaretine konu olan malların önemli bir kısmını gerekse dünya ticaretinin çok önemli bir kısmını taşımaktadır.

8 inci maddeye baktığımızda, deniz taşımacılığından elde edilen kazançların yalnızca gemilerin bulunduğu, gemilerin kayıtlı olduğu ülke tarafından vergilendirileceğini söylemektedir. Yani, Yunanistan'da kayıtlı olan gemiler Türk limanlarından bir yükü yükleyip gittiği takdirde, bu yükün Türk limanlarından yükleniyor olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyetinde doğan kazanç, Yunanistan tarafından vergilendirilecektir. Yine, Türk gemilerinin, Yunanistan limanlarından alıp da başka ülke limanlarına veya Türkiye'ye yaptığı taşımacılık işinden elde etmiş oldukları kazanç da Türkiye tarafından vergilendirilecektir. Denilebilir ki, ne var, burada bir eşitlik sağlamış durumdayız. Sorun burada değerli arkadaşlar. Yunanistan, çok güçlü bir deniz ticaret filosuna sahip olmasına rağmen, Türkiye, bu filoyla rekabet edebilecek bir filo büyüklüğüne ve gücüne sahip değildir; ama, Türkiye, deniz ticaretinde, deniz taşımacılığında potansiyeli olan, geleceği olan bir ülkedir. Çok yakın bir geçmişte, 2000'li yıllarda -2000 veya 2001 yılındaydı yanlış anımsamıyorsam- ikinci gemi sicili oluşturduk. Bu, deniz ticaretine, deniz taşımacılığına verilmiş olan önemli bir teşviktir.

Yunanistan'la olan görüşmelerde, Türk heyetleri, Yunanistan'ın hemen hemen bütün anlaşmalarda gözettiği "gemilerin kayıtlı olduğu ülke tarafından vergilendirilir" ilkesine alternatif olarak çok çeşitli alternatifler sunmuş olmasına rağmen, Yunanistan, hiçbir zaman bu öneriyi kabul etmemiştir. Türkiye'nin de, taşımacılık kazançlarının vergilendirilmesinde, öteden beri oturmuş bir politikası vardır. Türkiye, çifte vergilemeyi önleme anlaşmaları konusunda son derece önemli bir birikime sahiptir, tutarlı bir politikaya sahiptir ve hemen hemen bütün ülkelerle aynı politika, aynı ilke çerçevesinde anlaşmalar yapmıştır; ama, Yunanistan'la yapılan anlaşma hariç. Burada, yapılan anlaşmayla, deniz taşımacılığından doğan kazançların vergilendirilmesinde, maalesef, Türkiye geri adım atmış, Yunanistan'a çok büyük bir avantaj sağlamıştır. Bu, bu anlaşmanın en büyük yanlışı, en büyük eksiğidir.

Şimdi, denilebilir ki, aynı maddede "uçak veya kara nakil vasıtası işletmeciliğinden elde edilen kazançlar, teşebbüsün bulunduğu ülkede vergilendirilir" hükmü olduğundan, kara taşımacılığında veya hava taşımacılığında doğacak kazançları da Türkiye vergilendirecektir. Değerli arkadaşlar, iki taşımacılık yükünün, iki taşımacılığın ağırlığını birbiriyle kıyasladığımızda, bizim Yunanistan'dan karayolu ve havayoluyla yaptığımız taşımacılığın son derece küçük bir rakam olduğu ortaya çıkacaktır. Türkiye'nin dışticaret hacminin giderek büyüdüğünü, ithalatının ve ihracatının giderek arttığını ve bu dışticaret hacmine konu malların taşımacılığını önemli ölçüde Yunanistan'ın gemilerinin yaptığını düşünürsek, bu düzenlemenin, anlaşmanın bu maddesinin doğru olmadığı, Türkiye'nin menfaatları aleyhine olduğu kanaatindeyim.

Şu denilebilir: Denizcilik sektörünün bu konuda görüşleri alınmıştır. Evet, o görüşler, Maliye Bakanlığında benim Gelirler Genel Müdürü olduğum dönemde de alınmıştır; ancak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri, Türkiye'nin deniz ticaretindeki hedefini, potansiyelini, gücünü gözetmek zorundadır; o noktada, çok bireysel, çok sübjektif değerlendirmeler hükümetlerin politikasına esas olmamalıdır. Deniz ticaretinin vergilendirilmesinde, kesinlikle, bu anlaşmayla bir yanlış yapıldığı; Türkiye'nin gelecekte deniz taşımacılığından doğan kazançların vergilendirilmesinden elde edeceği gelirin, tek yanlı bir kararla, komşumuz Yunanistan'a bırakıldığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Düzenleme, bu yönüyle doğru değildir; ama, Yunanistan'la bir çifte vergilemeyi önleme anlaşmasının yapılması, tabiî ki, olumlu bir gelişmedir, onu destekliyoruz; ancak, 8 inci madde, Türkiye'nin de menfaatlarını gözetecek şekilde, Yunanistan'ın da menfaatlarını gözetecek şekilde, iki ülke menfaatları, yararları arasında bir denge kuracak şekilde düzenlenebilirdi. Oysa, madde, bu dengeden yoksundur; denge Türkiye aleyhinedir. Onu sizlerin bilgisine sunmak için söz aldım.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, teşekkür ediyorum.

Şahsı adına ikinci söz, İstanbul Milletvekili Cengiz Kaptanoğlu'na aittir.

Sayın Kaptanoğlu, buyurun (AK Parti sıralarından alkışlar)

CENGİZ KAPTANOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Hamzaçebi, bu anlaşmanın, vergilendirme açısından, denizcilikte Türkiye'nin aleyhine olacağını söyledi. Halbuki -bir denizci olarak söylüyorum- biz, bugün, Mecliste, senelerdir beklenen bir yasayı çıkarmış olacağız. Esasında, bu yasa olmasaydı da, zaten, Yunan bayraklı hiçbir gemi Türkiye'ye gelmiyordu. Yunan bayraklı gemi gelmeyip, yük yüklemediği zaman, zaten, hiçbir kazancımız, kaybımız yoktu. Burada ne olacak; Yunanistan'la olan ilişkilerimiz, bundan sonra denizcilikte de çok daha pekişecek, çok daha ilerleyecek. Ne yapıyordu Yunanistan; kendi bayrağını getirmiyordu. Biliyorsunuz, Yunanistan, dünyada yabancı bayraklara hükmeden de bir ülkeydi. Ne oluyordu; Türkiye'den taşınacak yükleri, yine, Yunan sahipli, Türk bayraklı gemiler taşıyordu. Dolayısıyla, bir vergi kaybımız yok.

Bu yasa tasarısı, bundan evvel, belki o günkü siyasîlerin verdiği siyasî manada bir karardı, yoksa, esasında, Türk denizciliğinin -bundan sonra- beklediği bir yasadır. Dolayısıyla, doğrudur, Yunanistan'ın bizde malı azdır -16 000 000 ton kadar yüktür; bunun 6 000 000 tonu transittir, 10 000 000 tonu kendi yüküdür- bizim yüklerimiz daha fazladır; ama, demin dediğim gibi, zaten, Yunan bayraklı gemiler, bu çifte vergilendirme anlaşması olmadığı için, gelmiyordu, onların sahip olduğu yabancı bayraklı gemiler geliyordu.

Onun için, ben, bu kanunun denizcilik açısından da çok yararlı olacağını, iki ülke arasındaki ilişkiler açısından da çok yararlı olacağını düşünüyorum. Onun için, müspet oylarımızla desteklememiz gerektiğine inanıyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kaptanoğlu, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE YUNANİSTAN CUMHURİYETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. - 2 Aralık 2003 tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.

Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı : 254

Kabul                     : 252

Ret                        :     2 (X)

Kanun tasarısı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 6 ncı sıraya alınan, Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporunun müzakerelerine başlıyoruz. 

6. - Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/722) (S. Sayısı : 317) (XX)

                                    

(X) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(XX) 317 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu, 317 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan; buyurun.

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, biz, bu kanun tasarısını komisyonumuzda bir önceki gün görüştük, olumlu ve olumsuz yanlarını çok derin bir şekilde değerlendirdik. Kamuoyunda bu yasayla ilgili nispî rahatsızlıklar vardı, bunu değerlendirdik ve hâlâ değerlendiriyoruz.

Şimdi, ben, sizlerle birlikte, bu tasarı üzerindeki, hem Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini hem de kamuoyunda var olan rahatsızlıkları paylaşmaya çalışacağım; eğer uygun görürseniz, kanun tasarısı üzerinde nispî değişiklikler yaparak kanun tasarısının daha olumlu hale getirilmesi için hep birlikte çalışmalar yapacağız ve tasarıyı çıkaracağız.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, ben, burada, Cumhuriyet Halk Partisinin bir genel görüşünü belirtmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, genelde, af konusuna temkinli yaklaşmaktadır. Bu temkin şuradan kaynaklanmaktadır: Toplumun adalet duygusunu zayıflattığı, hukukun işlevine gölge düşürdüğü, mağdurların sosyal güven eksikliğine girdiği, siyasîlere duyulan güveni zayıflattığı ve sosyal anlayış, sosyal devlet anlayışıyla nispî olarak çeliştiği iddiasıyla ve gerekçeleriyle inancımız olarak, biz bu yıl veya daha önceki yıllarda buraya getirilmiş olan af tekliflerine karşı çıktık. Ancak, bildiğiniz gibi, bugün getirdiğimiz sicil affından esnaflar etkileniyor; tüketici kredisi alan mağdur vatandaşlarımız etkileniyor ve ticaretle uğraşan küçük ticaret erbabı etkileniyor, holdingler etkileniyor. Bu tasarı, hepsini birden kapsıyor. Şimdi, onlardan gelen sesi, burada, ben sizinle paylaşıyorum.

Bu insanlar, bir rahatsızlığı da beraberinde duymaktadırlar. Evet, Türkiye, geçtiğimiz yıllarda çok ciddî krizler yaşadı, bu krizde birçok vatandaşımız borcunu ödeyemedi, yetiştiremedi, ödemesini geciktirdi, dövizdeki dalgalanmalardan dolayı ödemesini yapamadı. Günlük problemler, doğal afetlerden dolayı, yine, bankalara yetişemedi ve ödemesini yapamadı. Fakat, birçok vatandaşımız, bu engellemelere rağmen, götürdü ödemesini yaptı. Ödemelerini yapmış olmalarına rağmen, Merkez Bankasında ve bankalarda vatandaşlarımızın, hâlâ, kaydı bulunmakta; yeniden kredilendirmenin önü açılmak istendiğinde, bu kayıtlar vatandaşlarımıza engel olmaktadır.

Bu şikâyetleri, kamuoyunda esnafımızdan, vatandaşımızdan çok sık duyduk ve bir çelişkiyi de bu vatandaşlara izah edemedik: Biz, bu çatı altında örgütlü terör suçlarını, naylon faturacıları ve diğerlerini birçok haksızlık yapmış insanı, adam öldürme, gasp suçundan yargılanmış insanlarımızı "topluma kazandırmak" adı altında affettik. Dolayısıyla, en son affedilmesi gerekenler ilk olarak affedildi. Bu arkadaşlarımızın, sadece, sicilinde, ödemelerini yapmış olmalarına rağmen, hortumcularla aynı yerlerde ticarî açıdan güvenilmez olarak afişe edilmesinin anlaşılır, savunulur hiçbir tarafı kalmadı. Asıl, biz, bu kadar affı çıkardıktan sonra, ödemesini yapmış namuslu insanların, o günkü krizden etkilendiği için, afişe edilip cezalandırılmasına hiçbir zaman müsaade etmemeliyiz. Ancak, burada önemli olan, ödeme koşuludur değerli arkadaşlarım.

Ben, tasarıyı şöyle bir gözden geçirdiğimde, nispî eksiklik görüyorum. Bunu, Adalet ve Kalkınma Partili değerli arkadaşlarımla birlikte dışarıda paylaştım. Dilerseniz, bu bölümlere birlikte bakarak gerekli düzenlemeleri yapalım, halkın önüne çıktığımızda "eksik bir yasa yaptık" diye orada dolaşıp, nispî eleştirilere de cevap vermek durumunda kalmayalım.

Birinci önerimiz -ki, Bankalar Birliği de bu konuda bizleri uyarmış- şudur: Tasarıda "kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer bankacılık işlemlerinde dikkate alınmaz" deniliyor; yani, sadece Merkez Bankası kayıtlarının dikkate alınmaması söyleniyor burada. Bankalar bunu gördü. Özel bankanın dikkate alıp almayacağı konusunda ben burada bir yaptırım uygulayamam. Ancak, buradaki ibare "ödenmiş olması koşuluyla silinir" şeklinde değiştirilmelidir. Bizim görüşümüz budur. Borcunu ödeyen namuslu vatandaşlarımızın o listede afişe edilmesine gönlümüz razı gelmiyor. Bu insanlar borcunu ödemişse, silinir. Buraya "silinir" ibaresini koyalım. Silinmediğinde ne olur; yapmış olduğumuz yasa amacına ulaşmaz. Eğer orada borcu kalacaksa, sicili duracaksa, bankalar bunu search ettiğinde, karşısında gördüğünde, özel bankalar verip vermemedeki tereddütünü yine koruyacaktır. Bankalar Birliğinin genel önerisi de budur "silinir" ibaresinin konulmasıdır. Bu tabirin çok daha haklı bir durum yaratacağı konusunda bizler de hemfikiriz. Bu konuda bir önergeyle bu değişikliğin yapılmasını sizin takdirlerinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, ikinci çekincemiz şudur: Bu yasa tasarısındaki ibareyi aynen okuyorum: "Ticarî faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce veya bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenmiş veya yeniden yapılandırılmış  olması kaydıyla" demişiz.

Değerli arkadaşlarım, burada, "yeniden yapılandırılmış olması" koşulu da ayrı bir haksızlığı gündeme getiriyor.

Şimdi, bir vatandaşımız var borcunu ödemiş, bir vatandaşımız var borcunu ödememiş; ama, bankaya giderek faiziyle birlikte borcunu ödeyeceğini taahhüt etmiş. Bu da güzel, bunu da kabul ediyoruz; ancak, buraya "yeniden yapılandırılan borçlar, ödemesi bittiği tarihten itibaren Merkez Bankası kayıtlarından silinir" ibaresini koyarsak, aynı adil uygulamayı burada yerine getirmiş oluruz. Buna hassasiyet gösterirsek, şu anda, borcunu ödemiş arkadaşlarımız ile borçları yeniden yapılandırılmış arkadaşlarımız arasındaki haksız muameleyi de önlemiş oluruz. Ödenmeyeceği anlamına mı geliyor? Tabiî, biz, tarihte yaşadık, bugüne kadar bakarsanız, Bağ-Kur borçları yeniden yapılandırılmadı mı arkadaşlar; yapılandırıldı. Kaç kişi buna uydu; bakıyorsunuz, yüzde 20'yi geçmiyor. SSK'da borçları yeniden yapılandırıyoruz, af çıkarıyoruz, faizleri biniyor üzerine, yüzde 20'si ödeniyor bunun. Biz, burada da, yeniden yapılandırılan borçların ödenmesi konusunda da aksaklık olabileceğini varsayarak, kanunla, daha bu borçlar ödenmeden onları aklamış olmanın önüne geçmek zorundayız; ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu daha adil olacaktır, daha hakkaniyetli olacaktır. Bilgilerinize ve takdirlerinize sunuyorum.

Evet, arkadaşım "önerge verilecek mi" diye sordu. Sanıyorum, değerli Müsteşarım bu konuda bir çalışma yapıyor. Bu önergeyi, eğer onlar da takdir ederlerse, birlikte, Meclis gündemine getirmek istiyoruz; bu arzudayız; biz de katılacağız.

Değerli arkadaşlarım, bir çekincem daha var tabiî; bakın, kanun tasarısında "ödeme tarihi 23.12.2003 tarihinden önce olup da kullandığı nakdî ve gayri nakdî kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzelkişilerin, ticarî faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren" deniliyor. Yani, burada "diğer kredi borçları" ibaresini, ben, oldukça fazla buluyorum. "Nakdî ve gayri nakdî kredi" deniliyor; "kredi kartı borçları" deniliyor; bunun dışında "çek ve senetler" deniliyor; geriye bir şey kalmıyor; yani "diğer kredi borçları" tanımı, çok genel bir tanım; neyi alacaksınız bunun içerisine; belirlenmiş bir şey yok. Kapsamı her alanda değerlendirilebilecek bir ibareyi buraya koymayı da fazla buluyorum. Biz, kanun yapıyoruz değerli arkadaşlarım. Yaptığımız kanunun neyi kapsayacağı konusunda burada bir açıklık, şeffaflık içerisinde olmamız lazım. Uygulamada, bu, bize ciddî sıkıntılar yaratır.

Tabiî, Sayın Müsteşarımız diyor ki: "Burada 'diğer'i biz koyduk -ki, onun da haklılığı var- eğer, bu saydıklarımız dışında bir başka kapsamdan müracaat gelirse veya varsa, bunu ne yapacağız?" Nakdî ve gayri nakdî dedikten sonra, kredinin bir kapsamı kalmıyor; ben de onu anlatmaya çalışıyorum. Ya nakittir ya da gayri nakdîdir; başka bir şekilde kredi kullanılmaz. Sözlü kredi, sözel kredi, şifahen verilen kredi diye bir tanım yok ki. Bu nedenle, buradaki "diğer" tanımını çok yerinde bulmuyorum.

Tabiî, bu tasarıyı dün biz komisyondan geçirdikten sonra, televizyonlara şöyle bir baktım; birtakım kaygılar taşıyorlar. Bu kaygılar nedeniyle "işte, kanun çıkarsa, piyasalarda bir dalgalanma olur, piyasalarda iç işlem hacmi artar" deniliyor; ben, çok bir farklılık göstereceğini zannetmiyorum. Zaten, bankalar, istikrarlı bir çizgisi varsa, vatandaşlarımıza, protestolu çeki, senedi olsa dahi, yeniden kredi vermeye başladı, bir araştırmayla kredi verebiliyor. Belki, devlet bankaları nispî çekince koyuyorlar; ama, bu krediler zaten veriliyor. Ben, piyasada bir dalgalanma olacağı kanaatini taşımıyorum.

Cari dengede bir farklılaşma olur mu, çek senet girdileri artar mı, verme artar mı?.. Tabiî ki, bu, şu anlama gelmiyor değerli arkadaşlar; biz, bir sicil affı yapıyoruz burada. Sadece o kayıtların silinmesini ve kredi verilirken, esnafımızın, Türkiye'deki krizden dolayı mağdur olan vatandaşımızın önünün açılmasını istiyoruz. Bu nedenle, eğer piyasada bir pozitif dalgalanma olacaksa, biz, burada, bunun da yanında olmalıyız.

Bankalar Birliğinin bir endişesi var, diyorlar ki: "Bu, bizim risk yönetimi anlayışımızı biraz zedeliyor. Belli bir güvenle biz kredi vermediğimiz zaman, sicilde görmediğimiz zaman, ona ayıracağımız teminat da artıyor." Olabilir; haklı bir sancı, haklı bir endişe, arkadaşlarımızdaki. Ancak, biz, Türkiye'de piyasayı hareketlendirmek için diğer yapmış olduğumuz afları da düşünürsek, ticarî açıdan haksızlık yapmış insanlar cezaî müeyyideye tabi tutulmuş ise -cezaî olarak- onları affettik, neden malî sicilini Merkez Bankasından silmeyelim ki... Öyle ya, bu insanlar ceza aldı; cezasını affediyorsun, sicilini orada bırakıyorsun, o veya bu sebeple. Ama, bir de, sade vatandaşın bir hakkı var "evet, ben, ekonomik dengemi kuramadım, Merkez Bankası da benim sicilime onu işledi, orada duruyorum; fakat, beni, lütfen oradan çıkarın, ben, banka hortumlayanlarla, borcunu ödemeyenlerle, devlete zarar verenlerle aynı listede olmak istemiyorum" diyor. Bu da haklı bir taleptir. Bu iki talebi de dengede tutup, Bankalar Birliğinin de önerilerini dikkate alarak, bu kanunu doğru biçimde yapılandırmamız gerektiğine inanıyorum.

Değerli arkadalar, kanunun üzerinde konuştum, ama, tabiî, bir şey de yapmamız lazım. Bakın, uluslararası arenada bir şeyi çok duyarız; "Türkiye'nin kredi notu B artıya yükseltildi, B'ye yükseltildi, düşürüldü"gibi. Tabiî, şu, mantıklıdır: Dünyanın teknolojik dönüşüm yaşadığı bu süreçte, Türkiye'nin de, bir teknolojik dönüşüm yaşamaya ihtiyacı vardır; bu açık. Bilgi alma, insanı olduğu gibi değerlendirme, bilgi edinme kapsamında, insanların değerlendirilmelerinin kamuoyuyla paylaşılma hakkı da vardır; bu da tamam. Bunu yapalım, ama, sanki, bu alanda bir düzenlemeye de ihtiyacımız var. Vatandaş borcunu ödememişse, onun kaydını tutalım; ama, ödediği zaman da, biz, Merkez Bankasında mı buluruz, sanayi odasında, sivil toplum örgütlerinde mi buluruz, bir sistem koyalım, üzerinde çalışalım; borcunu ödeyen istikrarlı insanın kredi notunu yükseltelim, istikrarsızlığı devam edeninkini düşürelim; bunu da şeffaf bir biçimde internetten yayımlayalım: Bunun demokrasiyle çatışır hiçbir tarafı yok ve lütfen -Sayın Bakanım da burada iken- bu "ticarî sır" tanımlamasını da biraz değiştirelim. Şu anda, Bilgi Edinme Hakkı Kanununu çıkardık, çok tasvip ediyorum; ancak, bazı kanunlar bizi öyle bir çerçevelemiş ki, biz, bilgi edinme hakkımızı kullanamıyoruz.

Sayın Bakan burada diye söylüyorum; bundan yaklaşık iki ay önce,.bir şirketin yönetim kurulu üyeleri hakkında bilgi istedim. Sayın Unakıtan'ın imzasıyla gelen yazıda bana verilen cevap şu idi: "Ticarî sır kapsamında olduğundan, tüzelkişiliklerin isimleri vergi levhalarında yazılmaktadır; ancak, yönetim kurulu üyelerinin isimlerini açıklayamıyoruz." "Bakıldığında, bu şirketin tüzelkişiliğinin kim olduğu da vergi levhasında yazılmaktadır" denildi; hayli üzüldüm, şirketin adını bile tanımlamaktan çekinmişler; belki onu gütmemişler ama, en azından, cevap isteyen bir milletvekiline, şirketin adı şudur deselerdi... Vergi levhasında yazıyor demelerini, o orada duruyor, istersen gider bakarsın şeklinde anladım, hayli de üzüldüm; ama, bunu kastetmediğine de inanıyorum. Bir eksiklik olmuştur; ama, bir milletvekilinin de, şirket yönetim kurulu üyelerinin isimlerini bilme hakkı olduğuna inanıyorum. Eğer biz bunu bilemezsek, Türkiye'de, ticarî, sosyal ve siyasal açıdan bir şeffaflaştırmayı nasıl sağlayacağız değerli arkadaşlarım?! Onun için, malî durumları hakkında bilgi vermeyebilirsiniz, şirketlerin geliri hakkında insanları afişe etmek istemeyebilirsiniz, vergilendirmede onu sıralarken, sadece onu yayımlayabilirsiniz; ama, ben, bu ülkenin vatandaşıyım; vatandaşlarımızın, güvenilirlik açısından dahi, hangi alanlarda yatırım yapıp yapmadığı konusunda bilgi edinme hakkımı istiyorum; vatandaş adına istiyorum, milletvekili olarak istiyorum. En azından, bu kapsamın biraz daraltılmasının, hepimiz açısından, ülkemiz açısından sağlıklı olacağını düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu 48 saat meselesine çok girmeyeceğim, bu kanunun gelmesini ben de çok istemiştim, burada sadece şunu anlatmak istiyorum: Kanunlar gelsin, biz kanunların gelmesine karşı değiliz. Eğer, vatandaşın günlük yaşamını etkiliyorsa, vatandaş hakkında çözüme ulaştıracaksa, bu kanunları getirelim, beraber görüşelim burada; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında bunu da bir alışkanlık haline getirmeyelim, buranın da bir sistemle çalışmak zorunda olduğunu bilelim. Vatandaşlarımıza da, bizim, onların sorunlarına zamanında ve etkin bir şekilde müdahale ettiğimizi, çözmeye çalıştığımızı ispatlayabilmek için, zamanında görüşüp, zamanında getirelim; en doğrusu budur. Bu anlayışla hareket edileceğini düşünüyorum, umuyorum.

Bazı komisyonlarda Türkiye için çok önemli olan konuların beklediğini de görüyorum. Bizler, en azından Sanayi ve Ticaret Komisyonundan Elektronik İmza Kanunu Tasarısını geçirdik; bizden Adalet Komisyonuna indi; aradan yedi ay geçmesine rağmen, bu tasarıyı henüz Genel Kurulda görüşemedik. E-devletin yapılandırılması yolunda çok önemli bir yer tutan, o olmadan e-devlete geçişin hayal olduğunu bilen siz değerli milletvekilleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Seyhan, 1 dakika eksüre veriyorum; lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Bizim, e-devlet yolunda çok önemli olan Elektronik İmza Kanunu Tasarısını acilen çıkarmamız lazım; bu dönüşümü sağlamamız lazım. Türkiye'de, henüz, e-devlet yoktur; sadece elektronik ortama geçmiş kamu kurum ve kuruluşları vardır. E-devleti yapılandırmanın yolu, kişisel tanımlamadan geçer, şifrelemeden geçer; bu şifrelemenin, mutlaka kriptografik anahtarlarla veya diğer sayısal analizlerle yapılması ve Türkiye'nin elektronik imzaya geçişinin sağlanması gerekir; buna inanıyoruz.

Bu arada da, Mecliste de teknolojik yenilenmeye önem verildiğini görüyoruz; mikrofondan başlamak üzere, Meclisteki tüm elektronik ortamın ve cihazların yenilenmesi konusunda, Meclis Başkanlığının da çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz; halkla aramızda yeniden bir kesinti yaşanmamasını diliyoruz.

Hepinize, Partim ve şahsım adına, saygı ve sevgilerimi sunuyor, bu kanun tasarısını getiren arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Seyhan.

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.50

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 16.13

BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER : Suat KILIÇ (Samsun), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 37 nci Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

317 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

6. - Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/722) (S.Sayısı: 317) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına Niğde Milletvekili Erdoğan Özegen; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ERDOĞAN ÖZEGEN (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz tasarı, kamuoyunda, esnaf ve sanatkâra yönelik sicil affı olarak bilinmektedir. Aslında, af kelimesi, biraz önce konuşan muhalefet partisi sözcüsü arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, adalet duygusunu, gerçekten, inciten bir kelimedir; ancak, bunu değerlendirirken, ülkemizin, son yıllarda, geçirdiği ekonomik sıkıntıları dikkate aldığımız zaman, bunun, af değil de, bir ekonomik yeniden yapılandırma çerçevesinde değerlendirilmesinin daha uygun olacağı kanaatindeyim.

Hükümetimiz işbaşına geldiği günden bugüne kadar, bu manada birçok düzenlemeye imza atmıştır. Özellikle 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan krizler neticesinde toplumumuzun büyük bir kesimi sıkıntı içerisine düşmüştür; çiftçimiz, köylümüz, esnafımız, sanayicimiz, topyekûn millet olarak bu ekonomik krizden nasibimizi aldık. Öyle bir noktaya geldik ki, bu noktada, gerçekten, ekonomi âdeta kilitlenme noktasına geldi ve insanlar bu krizin etkisiyle varlıklarının, sermayelerinin büyük bir bölümünü kaybetti. Sonuç olarak, kendi taahhütlerini de yerine getiremeyecek duruma düştüler.

Diğer taraftan, özellikle küçük esnafımız, sanayicimiz, ülkemiz ekonomisinin -dünyada da bu böyledir- çok önemli bir unsurudur; katmadeğeri yaratan, sigorta primini veren, vergisini peşin ödeyen ve devletine karşı yükümlülüklerini fedakârane yerine getiren büyük bir kesimimizi ilgilendirmektedir. Gerçekten, Türkiye ekonomisinin anahtarı ve lokomotifi noktasını, bu kesim, küçük esnaf ve sanatkârımız oluşturmaktadır. İşte bu krizler neticesinde, gerçekten, gerek esnaf ve sanatkârımız, gerekse diğer sektörlerdeki çiftçilerimiz, köylülerimiz, aldıkları kredileri, uygulanan yüksek faizler neticesinde, yaşanan devalüasyon ve ekonomik krizler sebebiyle ödeyemeyecek duruma gelmişlerdir. Bundan dolayı, hükümet olarak işbaşına geldiğimiz günden itibaren, toplumun bütün kesimlerinin sıkıntılarını ortadan kaldırmak üzere Yüce Parlamentoya çok ciddî manada yasa teklifleri getirdik ve bu teklifleri de çıkardık. Bunları şöyle bir hatırlayacak olursak; işte, öncelikle, getirdiğimiz vergi barışı bunlardan biri; bir diğeri, SSK ve Bağ-Kur borçlarının yeniden yapılandırılmasıdır. Diğer taraftan, yine, yüksek faizler sebebiyle esnaf kefalet kooperatiflerimizin Halk Bankası marifetiyle kullandıkları kredilerde takip oranlarını yüzde 60'lardan yüzde 200'lere çıkararak, takip oranlarından, esnaf kefalet kooperatiflerimizi kurtardık. Bununla kalmadı, kullandırılan kredilerin faizlerini yüzde 30'lara kadar indirerek, Türkiye'de, gerçekten bir ilke imza attık; küçük esnafımıza, enflasyon rakamlarıyla eşit oranda faiz oranıyla kredi vermeye başladık.

Dün, bütçe konuşmasında Sayın Başbakanımız yeni bir müjdeyi verdi. O da, 2004 yılı içerisinde, gerek çiftçimizin gerekse küçük esnafımızın kullanacağı kredilerin faizlerinin yüzde 25'lere indirileceği müjdesiydi.

Gerçekten, uzun yıllardan sonra hasret kaldığımız bir tabloyla karşı karşıyayız. Enflasyon rakamlarıyla aynı oranda faizle kredi verilmesi, gerçekten, Türk Halkının özlemini çektiği bir konuydu. Ben, bu konuda hükümetimize, halkımız adına şükranlarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; bu noktaya nerden geldik; bu noktaya gelişimizi biraz önce ifade etmeye çalıştım; cumhuriyet tarihinde ilk kez, toplumun en mütedeyyin kesimi olan, devletine bağlılığıyla, bütün vecibelerini harfiyen, zamanında yerine getirmekle bilinen esnaf kesimimiz sokaklara dökülmüştür. Hatırlarsanız, esnafımız, Tandoğan Meydanında isyan etmiş ve geçinemeyen, evine ekmek götüremeyen küçük esnafımız, Başbakanlığın önünde, yazarkasasını, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının önüne fırlatmak durumunda kalmıştır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Konuya gelsek...

ERDOĞAN ÖZEGEN (Devamla) - Sayın milletvekilim, tabiî, konu, nereye geldiğimiz açısından, bu tasarının niçin hazırlandığını izah etmemiz açısından son derece önemlidir.

Diğer taraftan, çiftçi borçlarımızın yapılandırılması, yine hükümetimizin çok önemli bir icraatı olarak ortaya çıkmaktadır.

Yine, daha önce kredi kartlarıyla ilgili yapılan düzenlemeler, Çek Yasasıyla ilgili yapılan düzenlemeler, KOSGEB'in yeniden düzenlemesiyle, küçük esnaf ve sanayiciye verdiği destekleri de sayabiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabiî, ekonomik hayatın durma noktasına gelmesiyle birlikte, işyerleri kapanmış olan, işsiz sayısı artmış olan, siyasî istikrarsızlığa bağlı bir seyir izleyen ekonomik istikrarsızlık, kişi ve kurumların taahhütlerini yerine getirememelerine neden olan bu krizler neticesinde, işte böyle bir yeniden yapılandırma -diyorum- gündeme gelmiştir.

Bu çerçevede, bugün burada çıkaracağımız yasayla, aslında iki şeyi yapmış oluyoruz. Bir taraftan, iyi niyetli, ancak borcunu ödeyemeyen esnafımızın, kredi kartı mağdurlarımızın, büyük bir kesimin  borçlarını yeniden yapılandırmasına imkân tanıyoruz; işin bu yönü unutulmamalıdır. Diğer taraftan ise, onların ticarî hayatlarına, yeniden, rahat bir şekilde devam edebilmelerine imkân sağlamış oluyoruz. Yani, sicillerinin silinmesiyle, yine kredi alabilmelerine, çek karnesi kullanabilmelerine imkân tanıyoruz. Bu protestolardan dolayı sicilleri bozulan insanlarımızın, sicillerinin silinmesi hususunu -yine, değerli arkadaşımızın biraz önce ifade ettiği gibi, teknik bir konu- zannediyorum, hükümetimiz ve komisyonumuz dikkate alacaktır; bu konunun bir önergeyle düzeltilmesi mümkün olacaktır diye düşünüyorum. Bu, doğru bir tespittir; arkadaşımın o görüşüne de katılıyorum.

Dolayısıyla, bu uygulamalarla yapmak istediğimiz şey, yeniden, devlet ile milleti  barıştırma projesi olarak adlandırılabilir. Esas olarak, bu yaptığımız işin sosyal boyutu da bu derece önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnaf ve sanatkârlarımız, gerçekten, ülkemizde yaşanan bu krizden en çok nasibi alırken, yine, buna bağlı olarak, kredi kullanan, esnaf olmayan, ancak üretici olan  büyük bir kesimimiz de, bu krizlerden nasibini almış, protestolu duruma düşmüş ve aynı şekilde, yeniden kredi kullanamayacak duruma gelmişler.

Diğer taraftan, aynı şekilde kredi kartı borçlarını ödeyemeyen insanlarımız da aynı çerçevede yeni kredi kartı imkânlarından istifade edemeyecek bir durumla karşı karşıya  kalmışlardır.

Yaklaşık 4 000 000'u bulan, emeğini ve sermayesini ortaya koyan bu kesimimiz, bu yapılanmayla yeni bir soluk, yeni bir nefes alacaktır.  Dolayısıyla, özellikle, bugün, burada, bu konu üzerinde, sizleri uzun  uzun meşgul etmek istemiyorum. Konu, tüm kamuoyu tarafından sabırla beklenen, özlemle beklenen ve esnafımızın büyük bir bölümünün uzun süredir arzu ettiği, çıkmasını temenni ettiği; ancak, bugüne nasip olan bir konudur. Yüce Parlamentonun, bu konuda, bizlerle aynı düşünceyi paylaştığı kanaatini taşıyorum.

Yeni yıla giriyoruz, Parlamentomuz da yoğun bir çalışma dönemi geçirdi; burada, doğrusu, özellikle üzerinde mutabakat olan yasa tasarıları üzerinde uzun konuşma yapmanın arkadaşlarımızı sıkacağı kanaatini de taşıyarak, süremi tamamlamadan sözlerimi bitirmeyi de uygun görüyorum; çünkü, bu konuyu,  gerek muhalefet partimiz gerek İktidar Partimiz gerekse tüm kamuoyunun desteklediğini biliyorum.

AK Parti Grubu olarak -bu konu, hükümet tasarısı olarak gelmiştir- bu tasarıya olumlu oy vereceğimizi söylüyorum. Tüm esnafımıza, tüm kredi kartı sahiplerine ve senedi protesto olmuş mükelleflerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. İnşallah, bu yasayla birlikte, yeniden yapılandırılmış olan borçlar da ödenmiş olur diye düşünüyorum. Hem alacaklılar hem de vereceklilerin memnun olacağı bir yasa olacağını düşünüyorum.

Bu duygularla, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özegen'e teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

KARŞILIKSIZ ÇEK VE PROTESTOLU SENETLER İLE KREDİ VE KREDİ KARTLARI BORÇLARINA İLİŞKİN KAYITLARIN DİKKATE ALINMAMASI HAKKINDA KANUN

TASARISI

MADDE 1. - Ödeme tarihi 23.12.2003 tarihinden önce olup da kullandığı nakdî ve gayrî nakdî kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticarî faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları söz konusu borçların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce veya bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenmiş veya yeniden yapılandırılmış olması kaydıyla, bankalar ve özel finans kurumlarınca yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer bankacılık işlemlerinde dikkate alınmaz.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Sedat Uzunbay; buyurun efendim.

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA SEDAT UZUNBAY (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesiyle ilgili görüşlerimizi açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Ülkemiz ekonomisi, 1990'lı yılların başında, Uzakdoğu ve Rusya'da başgösteren küresel krizin ardından, Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleriyle derinden sarsıldı. 2003 yılının şu son günlerinde dahi, bu krizlerin etkisinin tam anlamıyla azaldığını, ne yazık ki söyleyemiyoruz. Şubat 2001'den bu yana geçen süreçte, işsiz sayısı 12 000 000'un üzerine çıktı. Dünya Bankasının yaptığı araştırmaya göre, Türkiye'de yoksul sayısı, son iki yılda 3 kat arttı. Ekonomik kriz, sanayiciden esnafa, memurdan çiftçiye kadar her kesimi yerle bir etti.

Bugün Meclis gündemine getirilen tasarı, ekonomik krizde borcunu ödeyemeyen dürüst esnafı, küçük sanayiciyi, kredi kartı borcu batağına düşmüş onbinlerce vatandaşımızı yakından ilgilendiriyor.

Karşımızda şöyle bir tablo var: Bugün, ülkemizde, karşılıksız çek, protestolu senet ve kredi kartı borcu nedeniyle Merkez Bankası tarafından karalisteye alınmış tam 938 000 kişi var. Halen, her 70 kişiden biri, karalistede yer alıyor. Karşılıksız çek sayısı, 2001 yılında   1 200 000, 2002 yılında 750 000 ve 2003 yılının ilk on ayında 700 000 olmak üzere 2 650 000 olarak kayıtlara geçti. Protesto edilen senetlerin parasal boyutu, 2001 yılında 1,1 katrilyon lira, 2002 yılında 816 trilyon lira, 2003 yılının ilk on ayında 600 trilyon lira olmak üzere, toplam 2 katrilyon 516 trilyon lirayı buldu.

Değerli milletvekilleri, onbinlerce esnaf, küçük sanayici ve kredi kartı mağdurunun sabırsızlıkla beklediği bu düzenleme, aylar öncesinden yapılmalıydı. Herkesin yakından bildiği gibi, son dönemde, çok sayıda af yasası çıkarıldı. Bu aflardan, cezaevlerinde yatanlar, dağlardaki teröristler, hortumcular ve vergi kaçakçıları yararlandı; ancak, ekonominin kurbanları, krizlerin gerçek mağdurları kaderlerine terk edildi. Sayın Bakanın, yazılı ve görsel medyada "sicil affı çıkaracağız, sicil affı geliyor" şeklindeki demeçlerini defalarca dinledik, izledik; ancak, bu hükümetin, dağlardaki teröristlerin şartlı affına, vergi kaçakçılarına, naylonfaturacılara gösterdiği ilgiyi, bugüne kadar, ekonomik krizin gerçek mağdurlarına göstermemiş olmasına dikkatinizi çekmek istiyorum. Sanayicilerin "dükkâna dönüş yasası" diye adlandırdığı sicil affının çıkarılmasında geç bile kalınmıştır.

Değerli milletvekilleri, adına kısaca "sicil affı" dediğimiz bu tasarının yasalaşmasıyla, borcunu ödeyen veya yeniden yapılandıranlar aftan yararlanabileceklerdir. Bankalar da, yeni kredilendirme ve çek karnesi verme gibi bankacılık işlemlerinde, karalistedeki kayıtları dikkate almayacaklardır. Piyasalar psikolojik yönden olumlu şekilde etkilenecektir, piyasalara moral dopingi yapılacaktır. Borcunu ödediği halde karalisteden çıkarılmayan kredi kartı sahipleri, bu ayıptan kurtarılacaktır. Ekonomideki çarkların daha verimli işlemesi için, yeni kredi kullanma yolu açılacaktır. Esnafın, küçük sanayicinin ayaklarındaki karaliste prangası çözülecektir.

Değerli milletvekilleri, Merkez Bankası ile özel bankaların bu tasarıya yönelik çeşitli olumsuz eleştirileri, çekinceleri vardır. Merkez Bankasına göre, sicil affı faydasız olacak; bankalar, sicil affını dikkate almayıp, bildiklerini okuyacaklardır.

Tasarıya, Türkiye Bankalar Birliğinden de çeşitli eleştiri ve itirazlar gelmiştir. Yakın dönemde gerçekleşen ekonomik düzenlemelerle bu tasarının çeliştiği öne sürülüyor; düzenlemeyle, kredi kalitesinin bozulacağı söyleniyor; bunun da, tasarruf sahiplerine, bankalara borç verenlere ve sonucunda, vergi verenlere zarar getireceği dile getiriliyor. Bankaların, risklerini izleme ve kontrol etmesinde çeşitli zorlukların çıkacağı belirtiliyor. Kredi kartlarına ilişkin bölümün bankaları ek külfete sokacağı, maliyetlerin artacağı, bunlara bağlı olarak, faizlerin yükseleceğine işaret ediliyor. Benzer eleştiriler, çeklerle ilgili bölüm için de yapılabilir.

Değerli milletvekilleri, özetlemeye çalıştığım eleştirilerde, bankacıların zihinlerinde oluşan tedirginliklerde bazı haklılık payları vardır; ancak, tasarıyla getirilen düzenlemede, inisiyatifin yine bankalarda olacağı unutulmamalıdır. Yani, bankalar, sicilini kötü ve uygun bulmadıkları müşterilerine kredi, kredi kartı ve çek karnesi vermek zorunda kalmayacaktır. Tasarının yasalaşmasıyla, her kötü sicilin banka kayıtlarından silineceği anlaşılmamalıdır. Düzenleme yürürlüğe girdiğinde, bankalara kredi verme zorunluluğu getirilmiş olmayacaktır; ama, kredi istendiğinde de, eski kayıtların bir engel oluşturmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Vatandaşlarımıza bu konuda bir fırsat verilmesinin sosyal devletin gereklerinden biri olduğunu da unutmamak gerekir.

Değerli milletvekilleri, af kapsamına girecek yalnızca protestolu senetlerinin tutarı 595 trilyon lira seviyesinde bulunuyor. Kredi kartı borçlularının sayısı 249 000'e ulaşmış durumdadır. 189 000 kredi sözleşmesi de halen kapatılamamıştır. Bu çaptaki bir soruna karşı duyarsız kalınamaz. Sorunun kaynağı, ekonomik ve siyasal krizlerin yarattığı istikrarsızlıktır. Kendilerinin sebep olmadığı ekonomik krizlerden etkilenerek böylesi olumsuzluklara maruz kalanların sicil affından yararlandırılması, üretim ve istihdama da olumlu katkılar yapacaktır. İşlerinden olan, dükkânlarını kapatmak zorunda kalan, ekonomideki çarkların dönmesinde büyük pay sahibi olabilecek onbinlerce vatandaşımızı geri kazanmanın sayısız fayda sağlayacağı çok açıktır.

Değerli milletvekilleri, tasarının en önemli detayı, sicil affından yararlanmak isteyenlere borçlarını ödeme veya borçlarını yeniden yapılandırma şartının getirilmesidir; yani, vatandaşlarımıza, iyi niyetlerini gösterme olanağı tanınacaktır. Borcunu ödeme konusunda iyi niyetini ve gayretini ortaya koyan herkese de bir fırsatın sunulması önemlidir.

Değerli milletvekilleri, sanayicimizin "dükkâna dönüş yasası" diye adlandırdığı bu tasarı, esnafımızın, yurttaşımızın dükkânına dönmesini gerçekten sağlayacak mıdır? Bugünkü politikalarla dükkâna dönüşün gerçekleşebileceğine inanmıyoruz. Birçok konuda çok geç kalınmıştır. Sanmayın ki, bu tasarının yasalaşmasıyla her şey düzelecek, kapanan dükkânlar yeniden açılacak, müşteriler dükkâna dolacak! Böyle bir şeyin olacağını sanmıyoruz. Bu tasarı bu haliyle karalisteyi ortadan kaldırmayacak; karaliste, kara liste olarak durmaya devam edecek. Kara listeye girilmesine neden olan koşulları iyileştirmeyecek; bu tasarı, sadece, karalistenin dikkate alınmamasını sağlayacak. Hangi halde karaliste dikkate alınmayacak; borçlu, karalisteye girmesine neden borcunu ödemişse, üç ay içinde öderse veya "ben, bunu bir plan dahilinde ödeyeceğim" deyip, borçlu olduğu kuruluş bunu kabul ederse, karalisteye bakılmayacak, yeniden çek karnesi alabilecek ya da kredi açılabilecek.

Bu tasarı, borcunu ödeyen ve ödeyebilecek olanlar için yararlı. Bu konuda, özellikle, borcunu ödeyen, ödeyecek olan ve belli bir yapılandırma dahilinde ödeme taahhüdünde bulunmuş olan borçluların borçlarını ödemeleri halinde, kayıtlarının silinmesine ilişkin olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hazırladığımız önergeyi Başkanlığımıza takdim ettik; bu önergenin de desteklenmesini rica ediyorum. Ancak, ekonomik kriz nedeniyle çekinin veya senedinin karşılığını kredi veya kredi kartı borcunu ödeyememiş ve bugünkü durumda tekrar ayağa kalkabilme olanağını bulamamış olan, sıfırı tüketmiş, iflas etmiş; yani, bugün için dahi borcunu ödeyecek durumu olmayan esnafımızın, tüccarımızın, yurttaşımızın durumunda bir değişiklik olmayacak. Onların yapabileceği bir şey yok; onlar, karalistenin kapkara bölümünde olmaya devam edecekler; oysa, onların da çok fazla kusuru yok; onlar da, bizi yöneten hükümetlerin izlediği ekonomik politikaların kurbanı.

Hükümetin bu tasarılarla birlikte, emeklimizin, işçimizin, memurumuzun, köylümüzün, çiftçimizin, esnafımızın da durumunu ve yaşam koşullarını iyileştirecek tedbirleri en kısa sürede alması ve uygulaması gerekir. Ekonomik kriz mağduru esnafımızı bu tasarıyla dükkânına döndürmeye çalışıyoruz. Esnafımız dükkânını açtı; ama, müşteri yok. Esnafımıza müşteri lazım. Bu tasarı, müşterinin dükkâna gidişini sağlayacak mıdır?!

Müşterilerin büyük bölümü işçi, memur, çiftçi, emekli, dul ve yetim insanlar. Bu insanlarımız, yaşamın acil ihtiyaçlarını satın almada bile zorluk çekiyor. Bir parça et alamayan ailelerimiz var. Çiftçinin tohum alacak, gübre alacak, mazot alacak parası yok; bankadan kredi alacak itibarı da yok. Bunlardan, beklenen anlamda müşteri olur mu değerli arkadaşlar?!

Emekli işçimiz, 58 inci hükümetin yaptığı seyyanen zam kandırmacasıyla ekonomik olarak, diğer emeklilerimiz gibi, çok mağdur durumda, TÜFE'den kaynaklanan eski maaş farklarını alamadılar. Çiftçimiz, doğrudan gelir desteği ödemesini alamadı; sözde mazot desteğini alamadı; yetiştirdiği ürün elinde kaldı, uygun fiyat bulamıyor. İşçimize, memurumuza, emeklimize; yani, krizin gerçek mağdurlarına verilen maaş zamları ortada. Satın alım gücü olmayan bu insanlarımızdan müşteri olur mu değerli arkadaşlar?! Esnafımız, yine siftah yapamayacak, sinek avlamaya devam edecek, müşteriyi dört gözle beklemeye devam edecek.

Sayın Bakandan, dolayısıyla sayın hükümetten, bu tasarının ardından birkaç tasarı daha hazırlamalarını önemle rica ediyorum; biz de yardımcı olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uzunbay, 1 dakikalık eksüre veriyorum; lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

SEDAT UZUNBAY (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bu tasarılar için de kısa adlar öneriyorum: Çiftçinin tarlaya dönüş yasası; işçinin, memurun insanca yaşama dönüş yasası; emeklinin açlık sınırının altında yaşamaktan kurtarılma ve onurlu bir yaşama dönüş yasası... Bu yasaları hep beraber çıkaralım arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, esnafın, tüccarın, kredi kartı mağduru onbinlerce vatandaşımızın boynuna asılan karaliste yaftasının kaldırılmasının ekonomiye olumlu yönde katkı sağlayacağı düşüncesiyle, tasarının 1 inci maddesine, Cumhuriyet Halk Partisi olarak "olumlu" oy kullanacağımızı belirtiyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri 1 inci madde üzerinde 2 adet, aynı mahiyette, önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra birlikte işleme koyacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

 

Sedat Uzunbay

Tuncay Ercenk

Tacidar Seyhan

 

 

İzmir

Antalya

Adana

 

Mehmet Işık

Mehmet Tomanbay

Kemal Kılıçdaroğlu

 

Giresun

Ankara

İstanbul

"Madde 1- Ödeme tarihi 23/12/2003 tarihinden önce olup da; kullandığı nakdî ve gayri nakdî kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticarî faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce veya bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenmesi veya bankaca yeniden yapılandırılması halinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez Bankasında tutulan kayıtları silinir.

Merkez Bankasınca kayıtların silinmesinden sonra, bankalar ve özel finans kurumlarınca yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer bankacılık işlemlerinde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Faruk Çelik

Cevdet Erdöl

Mustafa Elitaş

 

 

Bursa

Trabzon

Kayseri

 

Erdoğan Özegen

Fatih Arıkan

Tevfik Akbak

 

Niğde

Kahramanmaraş

Çankırı

 

 

Zafer Hıdıroğlu

 

 

 

Bursa

 

"Madde 1. - Ödeme tarihi 23/12/2003 tarihinden önce olup da; kullandığı nakdî ve gayrî nakdî kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticarî faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce veya bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenmesi veya bankaca yeniden yapılandırılması halinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez Bankasında tutulan kayıtları silinir.

Merkez Bankasınca kayıtların silinmesinden sonra, bankalar ve özel finans kurumlarınca yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer bankacılık işlemlerinde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım?

FARUK ÇELİK (Bursa) - Gerekçesi okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Merkez Bankasındaki kayıtların da silinmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyon önergeyi takdire bırakıyor, Hükümet katılıyor.

İki önerge de aynı mahiyette olduğu için birlikte oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.

Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesi Kuruluşu Hakkında Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

 7. - Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesi Kuruluşu Hakkında Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/719) (S. Sayısı : 318) (x)

                           

(x) 318 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

 BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Komisyon raporu, 318 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde söz talebi?.. Yoktur.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

BAŞBAKANLIK BASIMEVİ DÖNER SERMAYE İŞLETMESİ KURULUŞU HAKKINDA KANUN   İLE   KURUMLAR   VERGİSİ  KANUNUNDA  DEĞİŞİKLİK  YAPILMASI

HAKKINDA KANUN TASARISI

 MADDE 1.- 10.4.1967 tarihli ve 852 sayılı Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesi Kuruluşu Hakkında Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 1.- 23.5.1928 tarihli ve 1322 sayılı Kanunların ve Nizamnamelerin Sureti Neşir ve İlanı ve Mer'iyet Tarihi Hakkında Kanunda sayılan basım ve dağıtım işlerini yapmak üzere Başbakanlığa bağlı olarak kurulmuş bulunan Başbakanlık Basımevi Döner Sermaye İşletmesinin sermayesi, kendi kaynaklarından ve kurum kârından karşılanmak kaydıyla 15 (on beş) trilyon liraya yükseltilmiştir. Bu miktar ihtiyaç halinde  Bakanlar Kurulunca bir katına kadar artırılabilir."

BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- 852 sayılı Kanunun 2 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Basımevi işletmesi, işletme için gerekli olan yatırımları yapabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum.

MADDE 3.- 852 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu sermaye 15 (on beş) trilyon liraya veya Bakanlar Kurulunca artırılacak miktara tamamlandıktan sonra, kârlar Hazineye yatırılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

8.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/720) (S. Sayısı 316) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporu, 316 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı kanunlarda, çoğunlukla da vergi kanunlarında değişiklik yapan kanun tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının geneli üzerindeki değerlendirmeye geçmeden önce, yine tasarıyla ilişkili olduğunu düşünerek, vergi sistemi konusunda, bir açıdan kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Ülkelerin vergi politikaları, küreselleşmenin de etkisiyle uluslararası gelişmelerden etkilenmektedir. Küreselleşme, etkisini en çok, dolaylı vergiler alanında; yani, Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi gibi alanlarda göstermektedir; ancak, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi gibi vergiler de bu gelişmelerden, şüphesiz, payını almaktadır.

Bugünkü dünyada, sermayenin geniş hareket kabiliyeti, ülkeleri gelir ve kurumlar vergisi oranlarında düşüşe zorlamakta ve bu noktada, çalışanların, ücretlilerin vergi yükünün artması sorunu; yani, vergi adaletinin, ücret geliri elde edenlerin aleyhine olarak bozulması sorunu karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de, 1998 yılından bu yana, vergi oranlarında önemli düşüşler yaşanmış ve bu düşüş süreci devam etmiştir. Bu süreç, şüphesiz, uluslararası gelişmelere son derece uygundur.

Yine, yıllardır enflasyonun işletmeler üzerinde yarattığı olumsuz etkileri gidermek, özsermayenin vergilenmesini önlemek amacıyla enflasyon muhasebesinin sisteme dahil edilmesi de, şüphesiz, son derece olumludur. Ancak, gerek oran düşüşlerinin gerekse enflasyon muhasebesi uygulamasının en büyük şekilde önümüze getirdiği sorun, ücret gelirleri üzerindeki vergi yükünün oransal olarak artmasıdır.

Olayın bir diğer yönü de, gerek oran düşüşleri ve gerekse diğer yollarla vergi gelirlerinde meydana gelen düşüşlerin, vergi sisteminde vergi gelirlerindeki kayıpların, bütçe dengelerini tutturabilmek amacıyla Özel Tüketim Vergisi, Katma Değer Vergisi gibi dolaylı vergilerin oranlarında artışa gidilmek suretiyle karşılanmasıdır. Bu da, vergi sisteminde, sabit gelirlilerin vergi yükünün artması sonucunu yaratmaktadır.

Bu, şüphesiz, belki bugünün, bu yılın sorunu değil; yıllardan beri yaşadığımız süreç, bizi böyle bir sonuçla karşı karşıya bırakmıştır. Ancak, bu sürecin, içinde bulunduğumuz yılda ve 2004 yılında daha ağırlaşarak devam ettiğini söylemek istiyorum. 2004 yılı bütçesine baktığımızda, 2002 yılı sonu itibariyle yüzde 66 olan dolaylı vergilerin payının, yani, Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi gibi, vatandaşın harcamaları üzerinden alınan vergilerin payının, 2004 yılında, yüzde 70'e geldiğini biliyoruz. Yine, 2004 yılında, ücretlilerin ödeyeceği Gelir Vergisinin, gerek toplam Gelir Vergisi içerisindeki payının gerekse millî gelire oranının, artacağını görüyoruz; çünkü, oran düşüşleri ve enflasyon muhasebesi, diğer mükelleflerin gelirlerinde önemli bir azalmaya, daha doğrusu, ödeyecekleri vergilerde önemli bir azalmaya yol açacak; bunun sonucunda, ücretlilerin ödeyeceği vergi, oransal olarak, 2004 yılında, çok daha artacaktır. Bu, bizim, bu gelişmelerin önümüze getirip koymuş olduğu en büyük sorunumuzdur.

                           

(x) 316 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şüphesiz, oran düşüşleri, enflasyon muhasebesi, doğru uygulamalardır; ancak, bu doğru uygulamaları destekleyici, kayıtdışını önleyici başka politikaları uygulamaya koymadığımız takdirde, vergi sistemi bozulmaya devam edecek ve vergi adaleti, giderek ortadan kalkacaktır.

Hükümetin, kurulduğu zaman "ilk üç ayda kayıtdışını önleyeceğiz, takip eden altı ayda da vergiyi tabana yayacağız" şeklindeki vaadi, üzülerek görüyorum ki, gerçekleşmemiştir ve gerçekleşme yönünde de, kayıtdışını kayda alma, vergiyi tabana yayma yönünde de, bir uygulamanın, çabanın olmadığını, üzülerek görüyorum.

Asgarî ücretin yetersizliğine üzülmenin ötesinde, gerçekten, asgarî ücreti, kalıcı bir şekilde, insanca yaşanabilir bir düzeye çıkarmak için, vergi sisteminde, kayıtdışını vergileyecek, vergi yükünün sadece çok sınırlı bir kitlenin omzunda kalmasını önleyecek müesseseleri ve uygulamaları geliştirmek zorundayız.

Ayrıca, bir yandan, asgarî ücret yetersizdir tartışmaları yapılırken, öte yandan, asgarî ücretliler de dahil olmak üzere, bütün ücretlilerin yararlandığı özel indirimin -ki, aylık tutarı 6 750 000 liralık bir vergi indirimidir- 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren uygulamadan kaldırılıyor olmasını da, üzüntü verici buluyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, gerçekten büyüyebilmek için, gerçekten gelişmiş ülkelerle arasındaki mesafeyi kapatabilmek için, yüzde 5'in üzerinde bir büyüme oranına ihtiyaç duymaktadır ve bunun için de, yatırımlara bütçeden ayrılan payın mutlaka artırılması gerekir. "Artık, devlet yatırım yapmıyor, bir felsefe değişikliği söz konusu, yatırımları özel sektör yapıyor" açıklaması, sadece, yatırımlara bütçeden ayrılan payın azalmasının bir mazeretidir. Buluna buluna, sadece bu mazeret bulunmuştur; ancak, bu mazeret, bizi doğru bir yere götürmeyecektir; çünkü, devletin yapacağı yatırımlar, özel sektörün yapacağı yatırımları tamamlayıcı yatırımlardır; bunlar altyapı yatırımlarıdır, bunları bir başka sektörün yapma imkânı yoktur. Eğer bu yatırımları esirgersek, faizdışı fazlayı tutturabilmek için bu yatırımlardan fedakârlık edersek, bugün ulaştığımız büyüme oranının gelecekte tehlikeye düşeceğini söylemek isterim. Bugün, bir büyüme var; ancak, bu büyüme istihdam yaratmıyor, tam tersine istihdamda azalış var, işsizlik artıyor. O nedenle, bütçeden yatırımlara ayrılan payı artırmamız gerekir.

Neden yatırımlara girdim, konumuzla ne ilgisi var derseniz, bunları yapabilmek için, tabiî ki, bütçenin gelirlerinin sağlam kaynaklarla finanse edilmesi gerekir. Bütçede vergi yükünün son derece önemli bir noktaya, önemli bir orana ulaştığını görüyoruz ve geldiğimiz noktada, artık bu yükü daha da artırmanın ekonomide olumsuz sonuçlar yaratacağını görüyoruz. O halde, yapılması gereken, bu yükü daha geniş bir tabandan almak, yani vergi vermeyen kesimleri vergi verir hale getirmektir ki, ancak bu şekilde yatırımların ve ihtiyaç duyduğumuz diğer harcamaların finansmanını sağlayabiliriz.

Değerli arkadaşlar, bu kısa değerlendirmeden sonra tasarıya gelecek olursak; küreselleşme dediğimiz olgu, şüphesiz, bugün görüşecek olduğumuz birtakım vergi düzenlemelerinde de etkisini gösteriyor, en çok dolaylı vergiler küreselleşmeden etkileniyor ve Gelir ve Kurumlar Vergileri de bu etkiyle beraber uluslararası düzenlemelere, diğer ülkelerin düzenlemelerine uyum sağlamaya çalışıyor; bu, çok önemli; ancak, servet vergileri grubunda nitelendirdiğimiz Motorlu Taşıtlar Vergisi de bu etkilenmeden şüphesiz payını alıyor. Servet vergileri, bizim vergi sistemimiz içerisinde çok önemli bir yere sahip değildir, daha çok sosyal adalet kaygısıyla alınan vergilerdir. Şüphesiz, gelir miktarını küçümsemek mümkün değildir; ancak, toplam içerisinde çok önemli bir paya sahip değildir. Görüşmekte olduğumuz tasarı, ekonomide zaman içinde meydana gelen değişikliklere paralel olarak birtakım düzenlemeleri kapsamakla birlikte, esas olarak Motorlu Taşıtlar Vergisinde bir sistem değişikliğini getiriyor ve daha önce geçici olarak sistemimize girmiş olan Özel İletişim Vergisi ve Özel İşlem Vergisi gibi vergilerin kalıcı hale gelmesini sağlıyor.

Değerli arkadaşlar, Motorlu Taşıtlar Vergisinde şu anda uygulanmakta olan sistemde hem ağırlık esası hem yaş esası hem de bunun yanında, silindir hacmi 1 600 cc'yi aşan otomobillerde, yine, bugünkü bizim Motorlu Taşıtlar Vergisi sistemimizde lüks kriteri vardır; ancak, sistemin aksayan yanları vardır, tarife eskimiştir. Anayasanın "vergi, ödeme gücüne göre alınır" ilkesine çok uygun düşmemektedir, çok lüks arabalardan çok düşük miktarda vergi alınabilmektedir; bunun yanında, çok daha düşük değerli arabalardan da -lüks arabalara kıyasla- daha fazla vergi alınabilmektedir. Bugünkü sistemin, böyle bir açmazı, böyle bir sorunu vardır ve vergide adalet duygusunu zedelemektedir.

Buna karşılık, önümüze gelmiş olan tasarıda, silindir hacmi esası getirilmektedir; ağırlık kriteri bir kenara bırakılmış ve münhasıran silindir hacmine dayalı bir sistem getirilmiştir. Silindir hacmi, birtakım gelişmiş ülkelerde, Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanmaktadır; ancak, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında silindir hacmi esasının uygulandığını söylemek de mümkün değildir. Yine, yaş esasını, yaş kriterini, silindir hacmine bağlı olarak kullanan vardır; bu, doğal olarak olması gereken bir durumdur; ama, bunun yanında, ağırlık esasını muhafaza eden ülkeler de vardır.

Motorlu Taşıtlar Vergisi, ülkelerin refah düzeyine göre, vatandaşın gelir düzeyine göre, hem bir servet vergisi özelliğine sahiptir hem de bir çevre politikasının, bir sağlık politikasının veya bir ulaşım politikasının aracıdır. Ülkelerin gelir düzeyi, vatandaşın gelir düzeyi, bu politikalardan hangisine ağırlık verileceğini belirlemektedir. Çok gelişmiş ülkelerde, refah düzeyi çok yüksek olan ülkelerde, sadece silindir hacmine bağlı kalınıp, diğer unsurlar ihmal edilebilmektedir, bir yaş kriteri, belki ihmal edilebilmektedir. Yaş nedir; aracın yaşı arttıkça, yaşlandıkça, eskidikçe verginin azalmasıdır. Türkiye gibi ülkelerde araç yaşlandıkça bu vergi azalmak zorundadır; çünkü, bu verginin bir servet vergisi özelliği vardır. Vatandaşın ödeme gücü yoksa, sadece silindir hacmi yüksek diye, bu vergiyi almak da doğru değildir.

Bir aracın silindir hacmi arttıkça değeri artmaktadır; ancak, önümüzde öyle tablolar vardır ki, otomotiv sektöründe üretilen o kadar çok araba vardır ki, aynı silindir hacmine sahip olmakla birlikte değeri çok düşük olan veya değeri çok yüksek olan araçlar vardır. Aynı silindir hacmine sahip olup, değeri 35 milyar lira olan bir araç vardır, yine aynı silindir hacmine sahip olup, değeri 100 milyar lira olan araç vardır; ama, münhasıran her ikisi aynı silindir hacmine sahip diye, bunları vergi tarifesinde eşitlemek ve aynı vergiyi almak vergide adalet ve vergide eşitlik ilkesine aykırıdır. O nedenle, tasarının silindir hacmine ilişkin düzenlemesi; yani, silindir hacmine dayalı olarak vergileme, ilke olarak doğru bir ilkeden hareket etmiş olmakla birlikte, uygulamada çok çeşitli sorunlara yol açabilecektir.

Biraz aceleye gelmiş bir tasarıdır. Plan ve Bütçe Komisyonuna evvelki gün gelmiş, dün görüşülmüş ve bugün de Genel Kurulda görüşülmektedir. Biraz daha zaman olabilseydi, bu tasarının vergi tarifesi çok daha iyi bir şekle gelebilirdi; ancak, şu andaki tarifenin uygulamada sorunlara yol açacağını ve vergide eşitlik, vergide adalet ilkesine ters düşeceğini söylemek isterim.

Yine, Motorlu Taşıtlar Vergisindeki düzenleme, 2004 yılı bütçesinin vergi geliri tablosuyla birlikte değerlendirildiğinde, karşımıza şu çıkmaktadır: 2004 yılı bütçesinde Motorlu Taşıtlar Vergisine ilişkin olarak, 1,6 katrilyon liralık bir gelir tahmin edilmiştir. Bu gelir, 2003 yılındaki hasılata kıyasla, yüzde 50 oranındaki bir artışı ifade etmektedir. Yani, hükümetimiz, 2004 yılında, 2003 yılına kıyasla motorlu taşıtlardan alınan vergiyi yüzde 50 oranında artırmayı hedeflemektedir. Düzenlenmiş olan tarife de bu hedef göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Şüphesiz, belki, tek tek her araçta böyle bir oranda artış yok; ama, en azından, bu hedefe ulaşılması çabası vardır ve 2004 yılı için uygulanacak olan yeniden değerleme oranı da -biliyorsunuz, bu yıl açıklandı- yüzde 28,5'tir. Tasarıyla öngörülen vergi gelirindeki artış miktarı, yeniden değerleme oranının üstündedir, 2004 yılı enflasyon hedefi olan yüzde 12 oranının üstündedir. Bunun anlamı şudur: 2003 yılında, mükelleflerden, ek taşıt vergisi olarak tahsil edilmiş olan verginin, sonuçta, mükelleflere iade edilmemesidir. Tasarıda, bu verginin mükelleflerin 2004 yılında ödeyecekleri vergiye mahsup edilmesi yönünde bir hüküm var; doğru, bu mahsup yapılacak; ama, normal oranda artması gereken bir vergiyi, normal sınırlarının üzerinde artırıp ondan sonra bu mahsubu yapacağım derseniz, bunun anlamı, Anayasa Mahkemesi kararlarının arkasından dolanıp, bu vergiyi vatandaşa iade etmiyorum demektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bir diğer düzenlemesi, bu Mecliste, yine, bu yıl içerisinde kabul ettiğimiz bir kanunla, Kurumlar Vergisi oranını, fon payı dahil olmak üzere, yüzde 33'ten 30'a indirdiğimiz halde, bu tasarıyla, 2004 yılı kazançları için bu oran, yeniden yüzde 33'e çıkarılmaktadır. Yine, bununla sınırlı kalınmıyor, 2004 yılında ödenecek olan geçici vergi oranı da yüzde 33'e çıkarılmaktadır. Bu kadar kısa zamanda Kurumlar Vergisi oranından bir geri dönüşü, ben, vergide bir politikasızlık, tutarsızlık olarak görüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, bu tasarıyla, Özel İletişim ve Özel İşlem Vergileri kalıcı hale gelmektedir. Özel İşlem Vergisi görünüşte kaldırılmaktadır; ancak, bu verginin kapsamındaki işlemler, Damga Vergisi ve Harçlar Kanununa alınmak suretiyle kalıcı hale getirilmektedir.

Ben, yine sizlere şunu hatırlatmak istiyorum: Hükümetimizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir taahhüdü vardı, Damga Vergisi başta olmak üzere işlem vergileri kaldırılacaktı.

Değerli arkadaşlar, bu uygulamayı, yasadaki bu düzenlemeyi, bu politikayla, bu vaatlerle bağdaştıramıyorum, uyumlu bulamıyorum. Bunlar olağanüstü dönem düzenlemeleridir, Özel İletişim, Özel İşlem Vergileri. Hükümet, varsayalım ki, bu vergilere ihtiyaç duydu, bütçe dengelerini tutturabilmek için... 2003 yılı bütçesi yapılırken "2003 yılı sonuna kadar" diye bunlar uzatılmıştı; ama, olmadı, biz, vaatlerimizi tutamadık... Olabilir, belki hesaplar iyi yapılamadı o zaman. O zaman yapılması gereken, bu vergilere, eğer, bir iki yıl daha ihtiyaç duyuluyorsa, belki bunu söylemektir; ama, bundan da vazgeçilip, bunlar, vergide, vergi kanunlarında daimî olarak kalıcı hale getirilmektedir. Bir yandan, haberleşme üzerindeki vergileri kaldıracağız taahhüdü, bir yandan da, haberleşmenin kendisi olan cep telefonu haberleşmesi üzerinden alınmakta olan Özel İletişim Vergisinin kapsamı da genişletilmek suretiyle, bazı uydu yayınları da bu kapsama alınmak suretiyle, bu, genişletilmektedir. Son derece yanlış olmuştur, vergi açısından tutarsızlık olmuştur daha doğrusu, hem vaat edilen politikalara, vaat edilenlere aykırı hareket edilmiştir hem de kayıtdışını vergilemek gibi bir iddiayla yola çıkan hükümetin, kayıtdışını vergilemek için gerekli önlemleri almayı bir kenara bırakıp demeyeyim; yani, bir kenara bırakmadıysa da, ortada bir şey göremiyoruz; ama, sonuçta, dolaylı vergileri bu şekilde artırarak harcamalara, haberleşmeye, işlem vergilerine yüklenmek suretiyle vergi adaletsizliğini artırması doğru olmamıştır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yine, finansal enstrümanlarla, finansal araçlarla ilgili, onların vergilendirilmesiyle ilgili, tasarıda birkaç hüküm daha var; onlara da değinerek sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Mevduat faizi, repo geliri gibi tasarruf araçları üzerindeki, onların faiz gelirleri üzerindeki vergilemenin stopaj yoluyla yapılması ve bunun 2004 yılı sonuna kadar uzatılması şeklinde bir düzenleme vardır. Umarım, 2004 yılı içerisinde, bu konuda, hükümet gerekli kararı verir ve artık, bu konu da geçici düzenleme olmaktan çıkar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Hamzaçebi, size 2 dakikalık bir eksüre  vereceğim; lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mevduat faizini, repo gelirini beyan ettirmenin şüphesiz birtakım olumsuzlukları olabilir. Vatandaşı bürokrasiden kurtarmak iyi bir şeydir. Vergi adaletine belki ters düşen yanları olabilir; ama, tasarrufu vergilemenin ekonomide yarattığı olumsuz sonuçlar da vardır. Stopajla yetinip beyanname verdirmemek doğru bir uygulama da olabilir; ama, bunları, geçici olmaktan çıkarıp, beyan edilecekse beyan, beyan edilmeyecekse de, bunun daimi düzenlemesinin vergi kanunlarında yapılması gerekir.

Bir diğer düzenleme, devlet içborçlanma senetleri faiz gelirlerindeki istisnanın bir yıl daha uzatılması.

Değerli arkadaşlar, bunun kesinlikle yanlış olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu rakam, 2003 yılında elde edilecek Hazine bonosu faiz gelirleri için 315 milyar liradır. Bir yanda asgarî ücretteki 6 750 000 liralık vergi istisnasını 1 Ocak 2004'ten itibaren kaldırma uygulaması, bir yanda da 2004 yılında beyan edilecek hazine bonosu faiz gelirlerine ilişkin olarak 315 milyarlık bir istisna!.. Bunu, sizlerin takdirlerine, vicdanlarına bırakıyorum. 2001 yılı şartları içerisinde getirilmiş olan bir düzenlemedir hazine bonosu faiz gelirleri istisnası, 2001 kriz yılında getirilmiş bir istisnadır. Geçiciydi, 2002 yılı sonuna kadar ihraç edilecek bonolarla ilgiliydi; hükümetimiz geldi, bir yıl daha uzattı bunu, 2003 yılı sonuna kadar. Şimdi, tekrar, bir yıl daha uzatılıyor. Hazinenin, borçlanma için bu araca ihtiyacı olduğu kanaatinde değilim. Mademki enflasyon iniyor, mademki faizler iniyor, mademki makro dengeler yerinde, bu istisnayı tekrar tanımaya gerek olmadığı kanaatindeyim.

Sözlerimi burada bitiriyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Açıkalın; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisinin görüşünü açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bu tasarıdan önce de, Adalet ve Kalkınma Partisi, bilindiği üzere, bu Meclise birçok kanun tasarısı sevk etmiştir. Hatırlanacağı üzere, yapılanlardan bir geçit yapmak istersek, birinci olarak malî milat kaldırılmıştır. Vergi barışı getirilmiştir. Bazı mal ve hizmetlerde Katma Değer Vergisi indirimli oranda uygulanmıştır. Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde istisna getirilmiştir.

Kayıtdışı ekonomiyle mücadele etmek üzere, 10 milyar lira ve bunun üzerindeki nakit hareketlerinin bankacılık sisteminden geçmesi temin edilmiştir. Elbette ki, tek başına, bankacılık sistemine 10 milyar lira üzerindeki nakitlerin girmesi suretiyle mücadele etmek mümkün değildir. Kayıtdışı ekonomi, bu ülkenin vergi sistemi bakımından, gerçekten, en önemli problemlerinden bir tanesidir. Bununla mücadele etmek için, vergi sisteminde alınması gereken fevkalade önemli tedbirler vardır. Bu hükümet, bunları peyderpey Meclisin gündemine getirmektedir.

Bu tasarıyla yapılmak istenilen nedir?.. Baktığımızda, bu tasarı, vergi sistemimizdeki, Gelir Vergisi Kanununda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda, Kurumlar Vergisi Kanununda, Katma Değer Vergisi Kanununda, Damga Vergisi Kanununda ve Harçlar Kanununda, önemli ölçüde, usule ilişkin değişiklikler yapmaktadır.

Bu getirilen tasarının amacına baktığımızda, getirilen maddelerle sınırlı olmak üzere, vergi sistemi basitleştirilmek istenmektedir. Vergi teşvikleri getirilmektedir, özellikle ihracatta ve döviz kazandırıcı işlemler bakımından. Malî sisteme yönelik olarak, aracılık maliyetlerinin azaltılması amaçlanmaktadır. Bu yıl sona eren mevcut vergi teşviklerinin süresi uzatılmaktadır. Vergide adalet ilkesine uyulmak istenmektedir.

Tasarının detaylarına girdiğimizde; Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından yapılan düzenleme şöyle: Bilindiği üzere, şirketlerin aktiflerinde mevcut gayrimenkuller ve iştirak hisselerinin satışlarından elde edilen kârlar, gelirler sermayelerine ilave edildiği takdirde, bu miktarla sınırlı olmak üzere, vergiden istisna edilmiştir. Buradaki amaç, şirketlerin malî yapılarını kuvvetlendirmektir. Bu istisna bu yıl sona ermekteydi. Bunun bir yıl daha uzatılması temin edilmiştir. Esasen, bu istisnanın daimî hale getirilmesinin yararlı olacağını düşünmekteyim.

Aynı şekilde, bankacılık sisteminin kuvvetlendirilmesi amacıyla ve bankalara borçlu durumda olan mükelleflerin borçlarının ödenmesinde de benzer bir istisna, bir yıl süreyle, yeniden uzatılmıştır.

Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından önemli ölçüde getirilen değişikliklerden bir tanesi, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ilişkin bulunmaktadır. Bilindiği üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğü, bünyesinde 18 000 adet mazbut vakıf bulundurmaktadır. Bu yıl, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yatırım bütçesi 200 trilyon lira mertebesindedir. Bu bütçeyi bu eserlere böldüğümüzde, aşağı yukarı bir eser başına 10 milyar lira civarında bir harcama isabet etmektedir. Takdir edileceği üzere, böyle cüzi bir rakamla, bu tarihî eserlerin, bedii eserlerin korunması, bakımı, onarımı ve restorasyonunu gerçekleştirmek imkânı bulunmamaktadır. Bu amaçla, sevk edilen kanun tasarısında, özel sektörün, müteşebbislerin ve -vergi bakımından baktığımızda- mükelleflerin de, bu tarihî eserlerin, eski eserlerin, tescilli eski eserlerin bakım, onarım ve restorasyonlarına iştirakleri temin edilmiş bulunmaktadır. Bu amaçla, özel sektör, kişiler, mükellefler, tarihî eserlerin bakımı ve restorasyonu için Vakıflar Genel Müdürlüğüne yapacakları bağış ve yardımların tamamını gider olarak kaydedebileceklerdir.

Burada, üzerinde durulması gereken bir nokta, buradaki gider yazılmadaki sınır kaldırılmış bulunmaktadır. Şahıslar veya kurumlar, sadece bağış ve yardım dışında, bizzat, bu harcamaları, kendileri de, Vakıflar Genel Müdürlüğünün uygun bulduğu projelerde ve onların gözetiminde yapmak suretiyle gider yazma imkânlarını muhafaza etmektedirler. Benzer düzenleme, aynı zamanda, Gelir Vergisi Kanunu bakımından da yapılmış bulunmaktadır.

Vakıflarla ilgili olarak diğer bir düzenleme de şu: Vakıf mülklerinin kiralanmasında, işyeri kirası dolayısıyla kesilmekte bulunan -Gelir Vergisine mahsuben- stopaj, maliye ile mükellefler arasında önemli ölçüde ihtilaflara sebep olmuştur. Yapılan düzenlemeyle, bu stopaj, mazbut vakıflar bakımından kaldırılmış bulunmaktadır.

Hükümetimiz, bu tasarıyla, uygulanmakta olan ekonomik programın bir gereği olarak, 2004 yılında, Kurumlar Vergisi oranını, biraz önce de ifade edildiği üzere, yüzde 33 olarak tespit etmiş bulunmaktadır. Ancak, takdir edileceği üzere, 3 puanlık bir artış gibi gözükmekle birlikte, daha önceki uygulamada yüzde 10 mertebesinde fon bulunduğundan, aslında, Kurumlar Vergisindeki toplam vergi yükü artmış değildir. Bu, yalnız 2004 yılına mahsus bir uygulamadır, önümüzdeki yıl yeniden gözden geçirilecektir.

Gelir Vergisi Kanunu bakımdan baktığımızda, özellikle serbest meslek kazançlarında gider yazma sınırları ve kapsamı önemli ölçüde genişletilmiştir.

Yapılan düzenlemeyle, finansal kiralama yoluyla edinilen otomobillerin giderleri, kira gideri olarak yazılabilecektir.

Gelir Vergisi Kanununda yapılan diğer bir düzenlemeyle, mevduat faizleri, faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kâr payları, repo gelirleri ve yatırım fonlarının katılma belgeleri, kâr payları için yıllık beyanname verilmemesine yönelik düzenleme bir yıl uzatılmıştır. Esasen, bilindiği üzere, bunlar üzerinden stopaj yoluyla vergi tahsil edilmektedir. Burada, basitliğin muhafazası amaçlanmıştır. Aksi takdirde, bunlar üzerinde herhangi bir vergi bulunmadığı tarzında bir yanlış anlaşılmaya meydan verilmemesi icap eder.

Bir diğer bir yıllık uzatma, yine, devlet tahvili, hazine bonosu faizleri üzerinde uygulanan istisnadır. Bu da yıl sonuna uzatılmıştır. Esasen, bu istisnanın uzatılmasının lehinde ve aleyhinde söylenecek sözler olabilir. Bilindiği üzere, bunun vergiye tabi tutulması, borçlanma maliyetlerini en azından vergi kadar artıracaktır.

Esasen, hükümetimiz, iktidara geldiği tarihten bugüne kadar, borçlanma maliyetlerinde önemli indirimler temin etmiştir. Bu da, borç verenlerin siyasî iktidara ve istikrara, aynı zamanda TL'ye olan güvenleri sayesinde gerçekleşmiştir. Gerçekten de, baktığımızda, bankalar mevduatı içerisinde TL'ye olan güven önemli ölçüde gelişme göstermiş ve iki yıl aradan sonra, ilk defa, 2003 yılında TL mevduatı döviz mevduatının üzerine çıkmış bulunmaktadır.

Tasarıyla, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununda bir değişiklik yapılmış bulunmaktadır. Teknoloji bölgelerini işleten yönetici şirketlere, on yıl süreyle, Kurumlar Vergisi istisnası getirilmiştir. Burada asıl amaç, tabiî, teknoloji bölgelerinde gerçekleştirilen ar-ge ve yazılım hizmetlerini teşvik etmektir. Esasen, bu bölgelerde gerçekleştirilen yazılım ve ar-ge hizmetleri de, aynı şekilde, Kurumlar Vergisinden istisna edilmiştir. Keza, bölgede istihdam edilen nitelikli personelin Gelir Vergisi istisnası bulunmaktadır. Aynı şekilde, bu bölgelerde, münhasıran teknoloji geliştirme bölgelerinde gerçekleştirilen mal ve hizmet teslimlerinde, yazılım teslimlerinde Katma Değer Vergisi istisnası bulunmaktadır.

Ülkemizde, halen, 12 adet teknoloji geliştirme bölgesi bulunmaktadır. Bunların önemli kısmı, tamamına yakını üniversite çevresinde, üniversiteyle işbirliği içerisinde veya bir üniversite kampusü çevresinde bulunmaktadır. Bu, bir adımdır. İleride, yazılım konusundaki teşvikin ve ar-ge teşvikinin üniversite dışına da -konuya yönelik olarak, tamamen yazılım ve ar-ge'ye münhasır olmak üzere- bu fizikî çevre dışına da taşacağını, taşması gerektiğini düşünüyorum.

Damga Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerin aracılık maliyetlerinin azaltılmasına matuf olduğunu ifade etmiştim. Bu amaçla, bazı kâğıtlar Damga Vergisinden istisna edilmiş bulunmaktadır. Baktığımızda, bankacılık işlemlerinde, bireysel amaçlı taşıt kredisi, ev kredisi ve ihtiyaç kredisi kullanımları; kurumsal bankacılık işlemleri kapsamında da, yatırım kredisi kullanımları Damga Vergisinden istisna edilmiştir.

Bunun dışında, Damga Vergisi Kanununda yapılın değişiklikle, döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin işlemlerde, 3505 sayılı Kanunun geçici maddesiyle bu yıl sonunda biten süre kalıcı hale getirilmiş bulunmaktadır.

Aynı şekilde, yatırım kredileri için teşvik belgesi alma mecburiyeti kalkmış bulunmaktadır. Bilindiği üzere, daha önce bu Meclisten geçen bir kanunla, yatırım indiriminde de teşvik belgesi uygulaması kaldırılmış ve yatırım indirimi uygulaması, yüzde 40 mertebesinde olmak üzere, bütün ülke sathında tek bir oran olarak tanzim edilmişti.

Damga Vergisi Kanununda yapılmış bulunan bu düzenlemelere paralel olarak Harçlar Kanununda da düzenlemeler yapılmıştır.

Bilindiği üzere, Türk vatandaşlarından, yabancı elçilik ve konsolosluklar nezdindeki vize müracaatları sırasında "müracaat parası" veya "işlem parası" adı altında bir tahsilat yapılmakta, vizenin gerçekleşmemesi durumunda da bu para iade edilmemekteydi. Harçlar Kanununda yapılan düzenlemeyle, mütekabiliyet esası prensibinden hareketle, Dışişleri Bakanlığımıza benzer bir yetki verilmektedir.

Aynı şekilde, Harçlar Kanununda yapılan diğer bir düzenlemeyle, ikamet tezkeresi harcının kalınan süreye bağlı olması esası benimsenmiştir.

Harçlar Kanunundaki diğer önemli bir düzenlemeyle, anonim, limitet ve eshamlı komandit şirketlerin, kuruluşlarında, sermaye artırımlarında, birleşmelerinde düzenlenen kâğıtlar harçlardan istisna edilmiştir.

Aynı şekilde, yurtiçi ve yurtdışı kredi kuruluşları tarafından veya uluslararası kredi kuruluşları tarafından temin edilen kredilerdeki harç uygulaması Harçlar Kanununun kapsamı dışına çıkarılmış bulunmaktadır.

Bu tasarıyla getirilmiş bulunan önemli düzenlemelerden bir tanesi 6183 sayılı Kanuna ilişkin bulunmaktadır. Bilindiği üzere, enflasyonun inişine paralel olarak, çok yakın bir zamanda, yüzde 7 nispetinde uygulanan gecikme zammı yüzde 4 mertebesine çekilmiştir. Bu yüzde 4, bu defa, kanuna konulmuştur. Aynı zamanda, Bakanlar Kuruluna, yine ekonomik gelişmelere paralel olarak, bu yüzde 4 mertebesinin yüzde 10'una kadar, yani 3,6'ya kadar indirme yetkisi verilmiş bulunmaktadır.

Aynı şekilde, bundan önceki uygulamalarda, gecikme zammında, kanun gereği olarak, ay kesirleri tam ay olarak kabul edilirken, günlük hesaba dönülmüştür. Bileşik faiz uygulanması konusunda hükümete yetki verilmiştir. Sayın Maliye Bakanının, zorunlu olmadıkça, bu yetkiyi kullanmamasını, şahsen, temenni ediyorum.

Mahkemelerin hükmettiği, ceza niteliğindeki amme alacaklarında, gecikme zammı yüzde 50 mertebesinde uygulanacaktır. Ayrıca, ceza mahiyetindeki amme alacaklarında gecikme zammı uygulanmayacaktır.

Diğer bir önemli değişiklik, bilindiği üzere, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununda yapılmıştır. Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunundaki vergi matrahının tespitindeki amaç, otomobilin doğru değerine ulaşmaktır. Bugüne kadar uygulanan yöntem, bilindiği üzere, ağırlık esaslı idi. Bu tasarıyla ağırlık esasından vazgeçilmiş, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin çoğunluğunda uygulanan sisteme uyumlu hale getirilmesi amacıyla, tasarıda bu vergi yeniden düzenlenmiştir. Ağırlık esasından vazgeçilmiş, silindir hacmi esası getirilmiş, yaş kriterleri yeniden tanzim edilmiş, daha adil, basit bir vergiye ulaşılmak istenmiştir.

Aynı şekilde, engellilerin kullanımına uygun hale getirilmiş olan özel tertibatlı araçlar, bu kişiler tarafından bizzat kullanılmasa dahi vergi istisnasından istifade eder duruma getirilmiştir.

İlk defa, yine, bu kanunla, motosikletler vergi kapsamına alınmış bulunmaktadır.

Geçen yıl alınan Ek Motorlu Taşıtlar Vergisinin 2004 yılı Motorlu Taşıtlar Vergisinden mahsubuna yönelik düzenleme yapılmıştır. Bu mahsup işlemi ocak ayında gerçekleştirilecektir. Artan bir vergi bulunuyorsa, ocak ayında araç sahiplerine iade edilecektir. Aynı araca ilişkin iadelerde de başvuruya ihtiyaç bulunmamaktadır.

Çevre Temizlik Vergisinde, verginin tahsilinde önemli bir değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişiklikle, çevre temizlik vergisi bundan böyle, konutlar bakımından, su idareleri tarafından su faturası içerisinde tahsil edilecektir. Bilindiği üzere, büyükşehir belediyesi bulunan yerleşim merkezlerinde, önemli ölçüde, özel kanunlarla kurulmuş ayrı bir su tahsil yönetim idareleri bulunmaktadır; işte, İSKİ, ASKİ gibi. Bunun dışındaki illerde de, belediyeler tarafından su bedelleri tahsil edilmektedir.

Yapılan önemli değişiklikle, bu şekilde tahsil edilen Çevre Temizlik Vergisinin yüzde 20'si çöp imha tesislerinin inşa ve bakımında kullanılacaktır. Bunun başka bir amaçla kullanılması mümkün değildir. Esasen, bakıldığında, gerçekten de, çöp, uzaklaştırılması gereken bir atık olmaktan ziyade, çağımızda bir sanayi hammaddesi, önemli bir sınaî faaliyet konusu olarak gündeme gelmektedir. Gerçekten de, çöpten, elektrik enerjisi, kompos gübre elde edilmektedir. Ülkemizde de bunun uygulamaları başlamıştır. Ümidim odur ki, bu yüzde 20'lik pay, bu tür işlemlerin gerçekleştirilmesinde finansal katkı temin edecektir.

Eğitime Katkı Payı ve Özel İşlem Vergisiyle ilgili olarak, bu düzenlemeler ilgili kanunlarında yapılmıştır.

Şans oyunları üzerinden alınan pay ve vergi, Gider Vergileri Kanunu kapsamına alınmıştır.

Eğitime Katkı Payı ve Özel İşlem Vergisi konusunda yapılan düzenlemeyle eğitime ayrılan kaynağın azalmaması amaçlanmıştır. Bu konuda yeni bir düzenleme getirilmemiştir.

Son olarak; Özel İletişim Vergisi sürekli hale getirilmiştir. Cep telefonu abonelerinden tesis sırasında alınan Özel İşlem Vergisi bu verginin kapsamına alınmıştır.

Katma Değer Vergisi Kanununda yapılan önemli bir değişiklik de şu: İndirime tabi işlemleri bulunan mal ve hizmet teslim eden mükellefler, indiremedikleri Katma Değer Vergisini yıl sonunda nakden iade almaktaydılar, yani, bir yıl beklemek zorundaydılar. Bu yapılan değişiklikle, bir yıl beklemek zorunda kalmadan, iade miktarlarını, SSK borçlarına, diğer vergi borçlarına veya kamu kurum ve kuruluşlarından satın aldıkları mal ve hizmetlere ilişkin borçlarına mahsup edebileceklerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, bu kanun tasarısında amaçlanan önemli hedeflerden bir tanesi de, vergi tahsilatının bankacılık sistemiyle yapılacak olmasıdır. Bu amaçla, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi, Geçici Vergi beyannamelerinde beyanname verme süresi ile ödeme süresi farklılaştırılmıştır. Bu farklılaştırmanın uygulayıcılara bazı zorluklar getireceğini tahmin ediyorum; ancak, bankacılık sisteminin vergi tahsilatında daha çok devreye sokulması doğru bir tercihtir. Buradaki amaç, bankaların, beyannamelerin daha önce verilmiş bulunması münasebetiyle önlerinde tahakkuklarını bulabilmeleridir. Dolayısıyla, doğru bir tahsilata imkân ve yol açılmış olmasıdır.

Yapılan bu düzenlemelerin hayırlı olmasını diliyor, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Açıkalın, teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Kemal Deveciler; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 316 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Türk Milletini ve sizleri, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz bu tasarı, ekonomideki gelişmeler doğrultusunda vergi idaresince ihtiyaç duyulan çeşitli düzenlemelerin karşılanması, vergi sisteminde yer alan bazı istisnaların süresinin uzatılması, geçici teşvik düzenlemelerinden bir kısmının sürekli hale getirilmesinin yanında, Çevre Temizlik Vergisinin su faturalarıyla birlikte tahsil edilmesi, Motorlu Taşıt Vergisi uygulamasında ise, ağırlıktan silindir hacmi esasına geçilmesi ve süresi 31 Aralık 2003 tarihinde sona erecek olan Özel İşlem ve Özel İletişim Vergilerinin kalıcı hale getirilmesiyle ilgili düzenlemeleri kapsamaktadır.

Sayın milletvekilleri, bugün, burada görüşmekte olduğumuz 51 maddeden oluşan bu yasa tasarısının maddelerinin büyük bir kısmının, vatandaşımızın aleyhinde olduğu, bu hükümet döneminde ondört aydır yapılanlar gibi, yine, vatandaşa büyük bir vergi yükü getirdiği açık ve seçik görülmektedir.

Sayın Bakan, konuşmalarında, 2003 yılından 2004 yılına geçerken vergi yükünde bir azalma olduğunu sık sık söylemektedir; ama, 2001, 2002 ve 2003 vergilerini incelediğimizde, 2004 yılında vatandaşa getirilen vergi yükünde büyük bir artış olduğu gözlenmektedir.

Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak iktidara gelirken, Kasım 2002'de yapılan seçimler öncesinde seçim meydanlarında AKP temsilcileri olarak yapmış olduğunuz konuşmalarda, vatandaşın üzerindeki vergi yükünün çok ağır olduğunu, iktidara geldiğinizde vatandaşın üzerindeki vergi yükünü kesinlikle azaltacağınızı sizler söylediniz; ama, iktidara geldiğinizde, her zaman, bugüne kadar yaptığınız gibi, seçimlerde halkımıza vaat ettiklerinizin tam tersini yaptığınız, vergi konusunda da açıkça görülmektedir. Vatandaştan aldığınız vergiyi düşüreceğiniz, azaltacağınız, hatta, kaldıracağınız yerde, geçici olanları dahi kalıcı hale getirerek, vatandaşın vergilerini duble olarak sizler artırdınız ve bugün de yapılacak olan düzenlemeyle, artırmaya da devam ediyorsunuz. Nerede kaldı Adalet ve Kalkınma Partisinin adaleti, nerede kaldı sizlerin seçim meydanlarında vermiş olduğunuz seçim öncesi sözleriniz?!

İktidarların, bütçe açıklarının kapatılmasında yeni gelir elde edebilecekleri unsur, hemen, halkımıza yeni vergiler salınması, mevcut vergilerin oranlarının artırılması olarak gelmektedir. Gerekçe de hemen hazırdır. Gerekçe olarak, gelir artırıcı tedbirlerin uygulanmasında vergi yükünün adil bir şekilde dağılımının sağlanması önem taşımaktadır denilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar ne krizler, ne felaketler yaşamıştır saymakla bitmez. Vatandaşın çilesi ise hiç bitmez, bitmeyecektir de. Devleti yönetenlerin başları ne zaman sıkışsa, iktidarların başları ne zaman sıkışsa, ellerini atacakları ilk yer, ilk adres vatandaşın cebidir; bu da, vergi, vergi, vergi olarak...

1999 yılında ülkemizi derinden sarsan Ağustos 1999 depremi felaketinden sonra, halkımıza, o günkü iktidarlar "deprem vergisi" adı altında Özel İşlem Vergisi ve Özel İletişim Vergisi gibi bazı vergileri saldılar.

Yaşanan deprem nedeniyle, deprem bölgeleri dışında konulan, deprem bölgelerine katkı yapmak için çıkarılan, deprem bölgelerinin yaralarını sarmak için konulan, 31.12.2000 tarihinde sona ermesi gereken deprem vergileri, devletimize ve iktidarlarımıza öyle tatlı geldi ki, her dönem, her dönem uzatıldı.

Deprem bölgelerinde açılmış olan yaraları sarmak için konulmuş olan bu vergilerin çok büyük bir çoğunluğunun, o bölgelerde, geçmiş dönemlerde ve geçtiğimiz yılda da harcanmadığını, yerinde kullanılmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Şimdi, o deprem bölgelerinin yaralarını sarmak için konulmuş olan, o bölge insanlarının muaf olduğu, ödemediği vergiler, o bölge insanlarının da ödeyebileceği, oraların deprem yaraları sarılmamışken, o kaynaklardan deprem bölgelerine ciddî kaynak ayrılmamışken, şimdi o bölge insanını da içine alacak bir şekilde "Türkiye'nin sorunlarını çözmek için kullanılacaktır" denilmektedir.

Deprem bölgesinde felaketi yaşamış olan yurttaşlarımız, kendi yaralarının sarılması için konulmuş olan bu vergilerin altında şimdi kendileri ezileceklerdir. AKP İktidarının vergi anlayışı, maalesef, bu tür çarpıklıkları da içinde barındıran, içinde taşıyan bir anlayışla en adaletsiz vergi biçimi olmaya devam etmektedir; bu anlayışla vergi toplamaya devam edilmektedir ve devam edilecektir; öyle gözüküyor.

Kasım 2002'de iktidara gelen AKP İktidarı, daha geçen yıl 2003 yılı için yaptığımız ekbütçe ve 2003 yılı bütçe görüşmelerinde, eskiden beri süregelen bu deprem vergilerinin uzatılmasını son defa, bir yıl daha 31 Aralık 2003 tarihine  kadar uzatılmasını talep etti ve özellikle biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu uygulamayı, bu uzatmayı komisyonumuzda tenkit ettik. Maliye Bakanı, bizlerden, komisyondan, son kez bir yıl daha uzatılmasını talep etti. Tüm komisyon üyeleri olarak, son olmak koşuluyla, bunu kabul etmiştik; ama, bakıyoruz ki, şu anda görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısıyla bu deprem vergileri kalıcı hale getirilmektedir. Bu tasarıyla sadece uçak biletlerinden alınan Özel İşlem Vergisi ile cep telefonlarından alınan Özel İşlem Vergisi kaldırılmaktadır. Bunların kaldırılması, geçimini zor temin etmekte olan, uçağı rüyasında dahi göremeyen vatandaşlarımıza hiçbir şey getirmemektedir.

Yine, getirilen bu kanun tasarısıyla Taşıt Vergisi artık, ağırlık değil, yaş ve silindir hacmine göre alınacaktır. Hükümet, Anayasa Mahkemesince iptal edilen Ek Motorlu Taşıtlar Vergisinin  intikamını vatandaştan bu yasayla almaktadır. Sayın Unakıtan "lüks arabanın vergisini de artırıyoruz" diyor; ama, motor hacmi 1300 cc olan araçlara bile çok yüksek vergi gelmektedir. Emektar wolkswagen gibi bedeli 2 milyar lirayı dahi bulamayan, silindir hacmi yüksek sayılan eski otomobillerin vergisi yüzde 200 artırılmaktadır.

Hükümetin getirdiği bu yeni uygulamayla, ithal araçlar ödüllendirilirken, yerli araçlar ise cezalandırılmaktadır. Örnek verecek olursak, 1600 cc'lik ithal ve yerli bir araç, yaşlarının aynı olması durumunda her ikisi de aynı miktarda vergi ödeyecektir. İthal aracın değeri -belki aynı vergi alınacak; ama- yerli aracın kat kat üzerindedir. Yeni yapılan bu düzenlemeyle, bu yönde yanlış yapılarak, vatandaşın haksızlığa uğratıldığı görülmektedir. Burada yapılacak en adaletli seçim, en adaletli hesaplama, araçların kasko değerlerine göre yapılacak olan bir düzenlemedir.

Yine bu yasayla, ödenecek Motorlu Taşıtlar Vergisinden 2003 yılında ödenmiş olan Ek Motorlu Taşıtlar Vergisinin indirilmesi öngörülmektedir. Yani, 2004 yılında, vatandaştan -tüm Cumhuriyet Halk Partililer olarak Anayasaya aykırı olduğunu uyarmamıza rağmen- duble olarak alınan vergilerin mahsubu yapılmak istenmektedir.

3 Nisan 2003 tarihinde Meclisimizce bu düzenleme yapılırken, kürsüye çıkarak, Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileri olarak, bu ekverginin Anayasaya aykırı olduğunu söylememize rağmen, çoğunluğunuza güvenerek Anayasayı dinlemez tavırlarınızla kabul ettiğiniz yasa neticesi, hatta Cumhurbaşkanımızca veto edilmesine rağmen tekrar kabul ettiğiniz ve Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesine başvurarak iptal ettirdiği Ek Motorlu Taşıtlar Vergilerinin şimdi iade edileceğini söylüyorsunuz; ama, sizler vatandaştan bu vergileri 3 Mayıs 2003 tarihinde tahsil ettiniz, dokuz ay sonra "iade edeceğiz" diyorsunuz. Tabiî ki iade edeceksiniz, geç bile kaldınız. Anayasa Mahkemesi kaç ay evvel yasayı iptal etti, şimdiye kadar aklınız neredeydi?! Bu vatandaşlarımızdan duble olarak aldığınız bu vergiyi şimdiye kadar niye iade etmediniz?! Şimdi ise "2004 yılı Motorlu Taşıtlar Vergisinden geçen yıl ödenen Ek Motorlu Taşıtlar Vergisini mahsup edeceğiz" diyorsunuz. Hiç vatandaşı kandırmayınız "geriye ödüyoruz, mahsup yapıyoruz" diye. 2003 yılı enflasyonu TEFE yüzde 12,6; açıklanan yeniden değerleme oranı yüzde 28,5; 2004 yılında diğer tüm vergileri ve harçları yeniden değerleme oranı olan yüzde 28,5 artırıyorsunuz; Emlak Vergilerinde ise, yeniden değerleme oranının yarısı kadar, yani, yüzde 14,5 civarında artış yapıyorsunuz. Peki, neden, Motorlu Taşıtlar Vergisini yüzde 40 civarında artırıyorsunuz? Önce, bunun cevabını veriniz, önce, bu artırımın hesabını veriniz; ondan sonra da, yasaya bir madde koyarak, vatandaştan geçen yıl aldığımız duble Ek Motorlu Taşıtlar Vergilerini iade edeceğiz demeyiniz.

Sizler, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının adaletine sığınarak, zaten, iade edeceğiniz Ek Motorlu Taşıtlar Vergisinin de iadesini düşünerek, yeniden değerleme oranı yüzde 28,5 iken yüzde 40'lara kadar artırdınız. Aradaki fark olan yüzde 11,5'i ise, geçen yıl duble olarak alınan ve iade edeceğiz diye övündüğünüz Motorlu Taşıtlar Vergisi miktarıyla kapatıyorsunuz.

AKP olarak, hiç takiyye yapmayınız arkadaşlar; her zaman yapıyorsunuz. Vatandaşa iade edeceğiniz vergiyi, yine, vatandaştan alıyorsunuz. Yani, resmen hilei şer yapıyorsunuz; burada açıkça görülmektedir. Sayın Bakanım, hukuka uygun davranmıyorsunuz; Anayasa Mahkemesi kararını hiçe sayıyorsunuz. O kadar artırıp, artırdığınız miktarı mahsup edeceksiniz; ayrıca, yeniden değerleme oranı tutarı kadar vergiyi de vatandaştan almış olacaksınız.

Yine, bugün görüşmekte olduğumuz yasa tasarısında, repo gelirleri, mevduat faizi gelirleri, devlet içborçlanma senetlerinden sıfır vergi alınıyor; diğerlerinden ise 315 milyara kadar alınacak Gelir Vergisi bir yıl ertelenmektedir. Bu, kesinlikle yanlıştır.

Başbakan, asgarî ücretin 350 000 000 liraya çıkarılacağını iddia ediyor. Bırakın asgarî ücreti artırmayı, bugün, 226 000 000 lira asgarî ücret alan bir işçiden yüzde 15 vergi alacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Deveciler, 1 dakikalık eksüre veriyorum size; lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Bu asgarî ücretlinin 6 750 000 liralık vergiye tekabül eden özel indirimini dahi kaldıracaksınız. Yine, çalışanlardan, memurlardan vergilerini, kaynağında, bordrosundan anında keseceksiniz. Bunun yanında devlet içborçlanma senedinden hiç vergi almayıp, mevduat faizi ve repo gelirlerinden 315 milyar liralık geliri vergidışı bırakacaksınız.

Sayın milletvekilleri, bu adalet midir nedir, soruyorum, nerede kalmıştır AKP'nin adaleti?! AKP'nin gücü, asgarî ücretliye, memura, emekliye, çiftçiye, köylüye, esnafa mı yetecektir?! İnşallah, tüm bunların hesabını, sizlere, 28 Martta, bu kesimler sandıkta soracaklardır.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1.- 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 104 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 104.-  İlan aşağıdaki şekilde yapılır:

1. İlan yazısı tebliğ yapan vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılır ve (3) numaralı bende göre ilana çıkarılır. Tebliğin konusu, her biri için ayrı ayrı olmak üzere, birmilyar liradan az vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği takdirde ayrıca (3) numaralı bende göre ilan yapılmaz ve ilan yazısının askıya çıkarıldığı tarihi izleyen obeşinci gün ilan tarihi olarak kabul edilir. 

2. İlan yazısının bir sureti mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderilir.

3. İlan ile yapılan tebliğin konusu birmilyar ila yüzmilyar lira arasındaki vergi veya vergi cezasına taalluk ettiği takdirde ilan, ilgili vergi dairesinin bulunduğu yerin belediye sınırları içinde çıkan bir veya daha fazla gazetede yayımlanır. Tutarın yüzmilyar lirayı aşması halinde ilan, Türkiye genelinde yayın yapan günlük gazetelerden birinde ayrıca yapılır.

Tebliğ olunacak evrakın örnekleri yabancı memlekette bulunan mükellefin bilinen adresine ayrıca posta ile gönderilir."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

1 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun.

Sayın Özyürek, şahsınız adına da ayrıca söz talebiniz olduğu için ikisini birleştirerek size 15 dakikalık süre veriyorum ve sürenizi başlatıyorum.

Buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) -Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarıyla ilgili olarak arkadaşlarımız görüşlerini ifade ettiler. Hepinizde yorgunluk halini rahat görüyorum; bütçe yorgunluğu, arkasından da 51 maddelik bir vergi kanunu çıkarma mecburiyeti hepimizi yordu; çok haklıyız, haklısınız. Maddeler üzerinde çok fazla, lüzum olmadıkça, konuşma yapmayacağız, yapmamaya çalışacağız; ama, bu madde vesilesiyle, tümü hakkında bazı görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, dikkatinizden kaçmamıştır; sürekli, vergi kanunlarını görüşen bir Meclis haline geldik. Bu, bugün böyle değildi, dün de böyleydi; durmadan, bir vergi kanunu çıkarıyoruz, orasından, burasından değiştiriyor, tekrar tekrar yeni kanunlar çıkarıyoruz. Bu niçin oluyor; çünkü, vergi sistemimiz artık, çok eskidi; ek maddeler, geçici maddeler, ana maddeleri aşar hale geldi. Biraz önce, Sayın Açıkalın, Sayın Akif Hamzaçebi, ben, arkadaşlarım -ki, bizim işimiz vergiciliktir- bir iki noktası, neresi değişmişti diye bulmakta bile zorluk çektik. Onun için, hep önerimiz şudur: Böyle, bütçeye ödenek yetiştirmek veya yeni yıla girerken bazı vergi oranlarını artırmak için değil, ama, yeni baştan, sakin bir ortamda, bu vergi kanunlarını ele almak ve yeniden yazmak lazım.

Bu nasıl olur; bir komisyon kurulur. Elbette maliyeciler olur, elbette meslek odalarından temsilciler gelir, sendikalardan gelir, üniversitelerden gelir; onlar, bir zaman sıkıştırması olmadan, otururlar, dünyada neler oluyor, Türkiye'de neler oluyor, ona göre bir vergi sistemini yeni baştan yazarlar; buraya gelir, beğenirsek, onu kabul ederiz ve yeni bir sistem oluşur.

Maliye Bakanlığımızda, Vergi Konseyi adı altında, bu yönde bir oluşum var -ben de, uzun süre orada çalıştım- ama, ne yazık ki, o komisyon bu görevi yapamadı; sadece, günübirlik, önümüze gelen bazı tasarılarla ilgili görüş bildirmekle yetindik. Eğer, böyle bir çalışmamız olsaydı, bugün, burada, kırkambar niteliğinde, yama niteliğinde bir tasarıyı görüşmek durumuyla karşı karşıya gelmezdik.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bir vergi reformu yapılması ihtiyacı açık. Bu vergi reformunda, bir kere, vergi yükü azaltılmalıdır. Gerçekten, Türkiye'de, Türkiye'nin şartları düşünülürse, vergi yükü, hem millî gelire göre yüksektir hem de şahıslar ve firmalar bazında yüksektir. Bunu, mutlaka makul bir düzeye çekmek lazım ve vergide adaleti sağlamak lazım.

Değerli arkadaşlarım da ifade etti, bizim vergi sistemimiz, esas itibariyle, tüketim vergilerine ve vasıtalı vergilere dayanıyor; yani, bir malı alırken, bir hizmeti yaparken, alırken vergiyi ödüyoruz. Bu vergiler, tanımı gereği adaletsiz vergilerdir; çünkü, 1 kilogram peynir alan işçi Ali bey de aynı vergiyi verir, Sakıp Sabancı da aynı vergiyi verir; yani, bu vergiler, vasıtalı vergiler, vergi adaletinden ve vatandaşların malî gücünden uzaktır, onunla irtibatlı değildir. Biz, gelirler üzerinden yeteri kadar vergi alamadığımız için, vergi kayıp ve kaçağıyla yeteri kadar mücadele edemediğimiz için, durmadan, Katma Değer Vergisi alalım, akaryakıt üzerinden Özel Tüketim Vergisi alalım diye, adaletsiz bir şekilde vergi sistemine yüklendikçe yükleniyoruz; bunun sonucu olarak da, bizim vergi sistemimizde adalet kalmıyor.

Bir diğer önemli nokta, ekonominin bir yarısından vergi alıyoruz, öbür yarısından vergi alamıyoruz; çünkü, kayıtdışılık, Türkiye'de almış başını gitmiş. Öyle olunca ne yapıyoruz; bugün görüşmekte olduğumuz tasarıda da yaptığımız gibi, kayıtlı sektör içinde olanlar, yani zaten vergi vermek durumunda bulunanlar üzerinden biraz daha vergi alıyoruz, biraz daha vergi alıyoruz; vergicilikte çok alışılmış bir deyimle ifade etmek gerekirse, kümesteki kazlardan bir tüy, bir tüy daha yolmaya devam ediyoruz.

Ayrıca, vergi sisteminin, basit ve kolay olması lazım; yani, vatandaşların kolaylıkla anlayabileceği, kolaylıkla uygulayabileceği bir sistem olması lazım. Zaman içinde, biz, durmadan değişiklik yaptığımız için, bunun esas mantığını bozduk.

Değerli arkadaşlarım, çok acele kanunlar çıkarıyoruz. Dün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu geç saatlere kadar çalıştı, önünüzde bulunan raporu hazırladı; bugün, burada, bu tasarıyı görüşüyoruz; hiçbirimizin, bunu yeteri kadar inceleme, değerlendirme şansı olmuyor. Tabiî, biz, çalışmaktan kaçmıyoruz; zaten, bu Mecliste çalışan insanların sayısı da bellidir; ama, çalıştığımızdan iyi sonuç almamız lazım, çalışmamızın işe yaraması lazım; ama, hepimiz görüyoruz ki -komisyonda da gördük, burada da görüyoruz- bazı düzenlemeler içimize sinmiyor; yani, bu, iktidar-muhalefet meselesi de değil; arkadaşlarımın da içine sinmiyor; ama, bir sıkıntı içindeyiz. İşte, 1 Ocaktan itibaren bu kanunun bazı maddelerinin yürürlüğe girmesi lazım; o nedenle de, hemen görüşelim, kabul edelim deniliyor ve bu tasarılar, müteakip düzenlemeleri kaçınılmaz hale getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, önümüzde olan ve şu anda görüştüğümüz kanun tasarısı da, yama niteliğinde bir tasarı; pek çok konuyu düzenleyen bir tasarı. Bazı olumlu noktaları var: Mesela, teknoloji geliştirme bölgelerinde, Gelir ve Kurumlar Vergisi istisnasına paralel olarak, Katma Değer Vergisinde istisnalar uygulanması güzel, normal.

Yetersiz olmakla beraber, gerçekten çok yetersiz olmakla beraber, serbest meslek kazançlarının belirlenmesinde, bazı giderlerin indirilmesinin de kabul ediliyor olması olumlu; ama, burada, giyim gibi, sağlık gibi, eğitim gibi bazı temel ihtiyaçların da düşülmesi lazım. Orada, bazı düşürülen kalemler var; ama, bu, çok sınırlı; bunu, geniş bir şekilde yapmamız lazım. Zaten, kimden düşeceğiz; kayıt içinde olan, yani, vergisini ödeyen kesime bunları sağlayacağız; vergi dairesinin yolunu hiç bilmeyenlere değil; onlar, ne gelirini gösteriyor ne giderini gösteriyor. Bizim hep konuştuklarımız, mutlaka iyileştirme yapmayı düşündüğümüz kesim, vergi ödeyen kesim.

Bir diğer önemli, güzel düzenleme, eski eserlerin tamiri, onarımı, restorasyonu için yapılacak bağışların vergiden düşülmesidir. Bunlar, hepimizin uzaktan, hali pürmelalini gördükçe üzüldüğümüz tarihî eserlerimizin onarımına, restorasyonuna bir vesile olur, bir imkân sağlarsa, bundan hepimiz seviniriz.

Yine, bazı sözleşmelerin Damga Vergisinden istisna edilmiş olması da, olumlu düzenlemelerdir; ama bunun yanında, bazı, vergiyi ağırlaştıran, arkadaşlarım da ifade etti, düzenlemeler var. Hatırlarsanız, daha önce, bizim şirketlerden kâr payı elde eden kesim, eğer vergiyi kaçırmıyorsa, yüzde 65'e varan vergi ödüyordu. Hükümet, iyi bir yaklaşımla bunu yüzde 45'e indirmiş idi ve bunu da övünerek anlatmıştı, biz de burada dinlemiştik; ama şimdi görüyoruz ki, hükümet, o ilkesinden, o iddiasından vazgeçmiş, yüzde 30'a düşürdüğü Kurumlar Vergisini şimdi yüzde 33'e taşıyor, artırıyor. Tabiî -zannediyorum temmuz ayında görüşmüştük bazı düzenlemeleri- yüzde 65'ten yüzde 45'e düşürdüğümüz vergi yükünü daha ilk kalemde yüzde 3 gibi artırmış oluyoruz; bu doğru bir yaklaşım değil, hem vergicilik açısından doğru bir yaklaşım değil hem de Adalet ve Kalkınma Partisinin halka vaatleri açısından doğru bir yaklaşım değil.

Değerli arkadaşlarım, bu vergi kanunu tasarısında beyanname verme süreleri öne çekiliyor. 1950'den bugüne Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi yürürlüğe girmişti, 1950’den bugüne; yani elliüç yıldır her vatandaşa sorsanız mart ayı dert ayı derler; çünkü 31 Marta kadar beyannamenizi hazırlarsınız, götürür vergi dairesine verirsiniz ve ilk taksitini ödersiniz. Yine elliüç yıldır, nisan ayı sonuna kadar Kurumlar Vergisi beyannamenizi verir, ilk taksitini ödersiniz. Şimdi, hükümetimizin getirdiği bu tasarıyla, bunlar onbeş gün öne çekiliyor; yani en geç 15 Marta kadar Gelir Vergisi beyannamesini vereceksiniz, en geç 15 Nisana kadar Kurumlar Vergisi beyannamesini vereceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, güzel bir söz vardır, eski vergiler, eski ayakkabıya benzer. Böyle kolay kolay çıkarılıp atılmazlar; çünkü eski ayakkabıya ayağınız alışmıştır, çok rahat edersiniz; yeni ayakkabının bir fiyakası vardır; ama, ayağınızı sıkar. Şimdi, oturmuş, iş dünyası biliyor, malî müşavirler biliyor, muhasebeciler biliyor, biz bunu onbeş gün öne çekiyoruz... Bu, doğru değil arkadaşlarım.

Tabiî, Maliyede çalışan arkadaşlarımız, iş dünyasının karşı karşıya kaldığı sorunları bilmedikleri için, bir muhasebecinin, bir malî müşavirin yaşadığı sorunları bilmedikleri için, alıyorlar kâğıdı kalemi, onbeş gün öne çekelim, onbeş gün sona atalım... Tabiî, eğer, kendileri de ayrılıp piyasaya çıkarlarsa, oradaki onbeş günün, oradaki beş günün ne kadar önemli olduğunu o zaman görürler ve bizden daha fazla eleştirmeye başlarlar, bu Maliye de ne biçim, gerçekleri bilmiyor diye; ama, ben, bu camianın yıllarca başında bulunmuş, malî müşavirlerin, muhasebecilerin birliğinin başında bulunmuş ve onu yaşamış bir arkadaşınız olarak söylüyorum ki, bu, çok yanlış olmuştur.

Gene, Katma Değer Vergisinde, daha temmuz ayında, her ayın 25'i olan beyanname verme süresini ayın 23'üne çekmiştik, şimdi 20'sine çekiyoruz ve 1996 yılında gene buna benzer bir düzenleme buraya gelmişti -İsmail Özgün arkadaşım hatırlattı, onunla da konuştuk, Sayın Abdüllatif Şener de Maliye Bakanıydı- o zaman ben TÜRMOB Başkanıyken, bunu, kuliste, arkadaşlarıma anlatmıştım ve o yanlıştan dönülmüştü. Şimdi Parlamentonun içindeyim, komisyonda da arkadaşlarımıza anlattık, burada tekrar anlatıyorum; ama, arkadaşlarımız kendilerine göre bir mantık kurmuşlar, bir adım ileri gitmiyorlar; ama, bu, yanlış bir yol arkadaşlar. Bir süre sonra göreceksiniz, tepkiler büyüyecek, iş dünyasından tepkiler gelecek, muhasebecilerden, malî müşavirlerden tepkiler gelecek ve bu yanlış yoldan döneceğiz; ama, akıllı insanlar yanlışı baştan görürler, dönerler, başka insanlar da, ille duvara çarptıktan sonra geri dönerler.

Değerli arkadaşlarım, bu sürelerle ilgili yanlıştan mutlaka dönülmesi gerektiğini düşünüyorum; biraz sonra bu konuda bir önerge de takdim edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyürek, size 1 dakika eksüre veriyorum;

Buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Peki efendim.

Değerli arkadaşlarım, yine, mevduat faizi sürelerinin uzatılması, kamu kâğıtlarındaki istisnaların uzatılması gibi, zaten, artık, her yıl beklenen düzenlemeler de burada yapılıyor. Doğrusu, bu düzenlemeleri niye hep bir yıl, bir yıl diye yaparız. İşte, Özel İletişim Vergisinde Sayın Bakanımız "zaten her yıl uzatılıyor, onun için ben de bunu sürekli hale getirdim" dedi. Tabiî, yanlış, bizim isteğimiz, bu olağanüstü vergilerin yürürlükten kaldırılmasıdır; ama, pratik açıdan, her yıl uzatacaksanız, sürekli yapmanız çok doğru. Bunları da sürekli yapalım; eğer, bir süre sonra bu yöntemden vazgeçeceksek, getiririz burada değişiklik yaparız. Her sene bütün iş dünyasını böyle bir beklentiye sokmak son derece yanlıştır.

Yine, burada, mahsuplarla ilgili bir düzenleme getiriliyor. Bu da, Anayasa Mahkemesinden dönen Ek Taşıt Vergisi Kanununa göre vergisini ödeyen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyürek, lütfen...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Ödenen Ek Taşıt Vergileriyle ilgili kanunu Anayasa Mahkemesinin iptali sonucu, yasal niteliğini kaybeden vergilerin mahsubunu öngörüyoruz. Tabiî, bu düzenleme, burada önemli bir haksızlığı da beraberinde getiriyor. 2003'ün nisan ayında ödediğiniz parayı, 2004'ün ocak ayında mahsup ediyorsunuz; Hazine bu parayı sekiz dokuz ay kullanmış oluyor. Sizin, bir kuruş borcunuz olsa, bayağı önemli bir gecikme zammı ödüyorsunuz; ama, Hazine size borçlu kaldığı zaman da bir günlük gecikme faizi ödemiyor. Bu da büyük haksızlıktır. Vatandaşın hakkını teslim etmek açısından, burada, iyi niyetli olarak, çıkan kanunlara güvenen, devletine güvenen, ülkesini seven bu insanların dürüst davranışını ödüllendirecek bir yöntem de burada bulunmalıydı ve zamanında vergisini ödeyenlere bir avantaj sağlanmalıydı.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, tasarının 1 inci maddesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- 213 sayılı Kanunun 120 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Nakden veya mahsuben tahsil edilen ancak fazla veya yersiz olarak tahsil edildiği anlaşılan vergilerde ve kanunları gereğince mükelleflere yapılacak iade ve mahsup işlemlerinde, düzeltmeye dayanak teşkil edecek belgeler ile bu işlemlere ait usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Muharrem Eskiyapan; buyurun. (Alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM ESKİYAPAN (Kayseri) - Sayın Başkan, süremi iyi kullanırım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben, iş âleminden gelmiş bir milletvekili arkadaşınızım. Benim gibi, gerek İktidar Partisinde bulunan gerekse muhalefette bulunan, iş âleminden gelen birsürü arkadaşım var; hepsini saygıyla selamlıyorum.

Biraz sonra söyleyeceğim konu... Sayın Başbakanımızın ve Sayın Maliye Bakanımızın, bütçe görüşmeleri sırasında, özel sektöre ve iş âlemine bazı müjdeleri olmuştu. Kendilerine, iş âlemi olarak çok teşekkür ediyorum; inşallah, bu müjdelerini en kısa zamanda yerine getirirler.

Ben, muhalefet partisinin bir milletvekili olarak değil; ama, iş âleminden gelen bir arkadaşınız olarak, şunu söylemek istiyorum; ben, haziran ayında, bir kanun teklifinde bulundum. Dedim ki, asgarî ücretten alınan vergi oranı çok yüksek, sigorta primleri çok yüksek. 22 Haziran, 23 Haziranda bu kanun teklifini verdim.

Şimdi, bakıyorum, altı ay geçmiş. Zannederim, ayın 30'unda asgarî ücret ilan edilecek. O asgarî ücretin de net rakamları telaffuz ediliyor. Tabiî, gönlümüz istiyor ki, özel sektör, işçimize, bu 340 000 000, 350 000 000 veya 400 000 000'un çok daha fazlasını verebilme imkânına kavuşsa.

Şimdi, sizden, şunu rica ediyorum: Asgarî ücretin üzerinde bulunan, yani, 226 000 000 liralık net asgarî ücretin üzerinde bulunan vergi yükü yüzde 15, sosyal sigortalar primi yüksek. Bu rakamlar, bir de, eline geçmeyen paradan, yani, 396 000 000 liradan hesap etmeye başlanılıyor.

Ben, bu son yapılan değişikliklerde, asgarî ücretten alınacak olan verginin oranını falan göremedim; ama, bir hatırlatma yapmak istiyorum. İş âlemi, artık, bu yüksek vergi yüklerini, asgarî ücretin üzerindeki bu vergi yüklerini taşıyamaz hale geldi. Hep şikâyet ediyoruz, kayıtdışına doğru gidiyor diyoruz.

Samimî olarak söylüyorum. Ben, burada, kayıt içinde bulunan işverenlerin temsilcisiyim. Hiçbir zaman tasvip etmiyorum, ne vergide ne sosyal sigortalar priminde ne de... Kayıtsız işçi çalıştıranların temsilcisi olarak burada bulunmuyorum; ama, çok rica ediyorum, bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak, bir işveren olarak, diliyorum ki, bu vergi kanunları geçerken, ayın 30'unda da ilan edilecek olan asgarî ücrette, lütfen, bu dikkate alınsın.

Devlet sosyal olmalıdır; yani, işverenin bu yükünü hafifletmelidir. Bakın, söyleyeyim; bir ana ücret var, bir de dana ücret var. Toplusözleşmeye tabi olan işverenlerimiz iyi bilirler; ana ücret durur, dana ücret çoktan geçmiştir o ücreti.

Son yapılan hesaplara göre, 226 000 000 liralık asgarî ücretin brütü 590 000 000 liradır. İnşallah, 400 000 000 dersiniz, 450 000 000 dersiniz, seviniriz buna; ama, hesap ediyorum, o zaman işverene bunun maliyeti 1 milyar liraya çıkar. Bunu azaltmamız lazım Sayın Bakanım. Bu biraz sizin Bakanlığın kesesinden harcanıyor; ama, lütfen, asgarî ücret alan arkadaşlarımızın vergi yüklerini, Sosyal Sigortalar Kurumu primlerini azaltınız.

Tahmin ediyorum, bu müjdelerin içerisinde bu da vardı ve bu da gelecektir; ama, ben, bir hatırlatma yapmak istiyorum. Artık, işveren, işçinin bu yüklerini kaldıramaz haldedir. Bakın, hepimiz işçi çalıştırıyoruz. Gönlümüz istiyor ki, bugünkünden fazla işçi çalıştıralım. İşçi geliyor "ben onu bunu bilmem arkadaş, cebime ne girecek" diyor. Tamam, biz kanuna saygılı işvereniz; tutuyoruz, bordrosunu yapıyoruz "arkadaş senin eline 350 000 000 lira geçecek" diyoruz ve üstüne bindirmeye başlıyoruz diğer giderleri. Sayın Bakanım, samimî söylüyorum, bindirdiğimiz bu rakamlarla beraber, işçinin yükü taşınmaz hale geldi. Buna bir çare bulun da, bu kayıt dışında olan işçileri kayda alalım. İşte, sigorta primlerinin gerçeğini alın, verginin gerçeğini alın. Sayın Bakanım, sizden rica ediyorum, sizin sempatik tavrınıza da sığınarak rica ediyorum; lütfen, bu vergileri düşürün. Bunu göremedim bu vergi kanunlarının içerisinde.

Ben, haziran ayında verdim hem sigorta primleri hem de vergilerle ilgili kanun teklifimi. Bakın, bunu, muhalefetten geldi diye mi dikkate almıyorsunuz acaba? Ben bir milletvekili olarak kanun teklifi verdim altıncı ayda. Şimdi, herhalde bu düzenlenecek, bunları indireceksiniz. Ee, ne olur canım, bu çorbada bizim de tuzumuz bulunsun, bu kanun çıkarılırken bizim de etkimiz olsun! Bu teklifte 60 - 70 milletvekilimizin imzası var, altıncı ayda vermişiz. Bunu lütfen dikkate alın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Eskiyapan, teşekkür ediyorum.

2 nci madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 40 ıncı maddesine birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Maliye Bakanlığı, ödemenin özel ödeme şekilleri kullanılmak suretiyle yapılması zorunluluğunu getirmeye yetkilidir. Bu yetki; tahsil daireleri, amme alacağının türü, ödeme zamanı ve bulunduğu safhalar itibarıyla topluca veya ayrı ayrı kullanılabilir."

BAŞKAN - 3 üncü madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4.- 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 51.- Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 oranında gecikme zammı tatbik olunur. Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilir.

Gecikme zammı bir milyon liradan az olamaz.

Gecikme zammı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır. Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı tatbik edilmez. 

Bakanlar Kurulu, gecikme zammı oranlarını aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde onuna kadar indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari tutarını iki katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya  yetkilidir."

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde Komisyonun bir söz talebi var.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, birinci paragrafın üçüncü satırında "her ay için ayrı ayrı yüzde dört" ifadesinden sonra "oranında" ibaresinin gelmesi gerekiyor; bunu bir redakte etmek gerekiyor efendim.

BAŞKAN - "Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı yüzde dört oranında gecikme zammı tatbik olunur" şeklinde, maddenin giriş kısmı düzeltilmiştir.

Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; buradaki düzenleme, gecikme zammının, gecikme faizlerinin nasıl hesaplanacağına dair bir düzenleme. Eskiden, aylık olarak bu dikkate alınıyordu; yani, ay kesirleri tama iblağ edilmek veya düşürülmek suretiyle hesaplanıyordu. Şimdi, artık, teknoloji geliştiği için "bunu günlük olarak hesaplayalım" diyor arkadaşlarımız; çok doğru bir yaklaşım; ama, burada, bir bileşik faiz getiriliyor; bu çok yanlış. Değerli arkadaşlarım, bu uygulama geçmişte de vardı ve 1994'te, zannediyorum, kaldırıldı; çünkü, faizin de faizini hesapladığınız zaman anaparanın üstüne çok fazla gecikme faizi biniyor ve mükellefte öyle bir izlenim doğuyor, öyle bir karara varıyor; diyor ki: "Artık, 100 milyarlık vergi borcuma karşılık 500 milyarlık gecikme zammı binmişse, ben bunu hiç ödemeyeyim." Arkasından da, yok, af çıkaralım, yok, vergi barışı çıkaralım, bunlar ödenmiyor diye bir beklenti hâsıl oluyor.

Bir diğer önemli nokta; geçmiş dönemde, mükellefler, vergide anaparayı ödemek suretiyle gecikme zammı ödemekten kurtulurlardı; yani, onun üzerinden anapara ödendiği için, ek bir faiz, ek bir zam uygulaması olmazdı. Şimdi, herhangi bir parayı yatırdığınız zaman, oransal olarak onun bir bölümü anaparaya mahsup edilir, bir bölümü de gecikme zammına mahsup edilir. O nedenle, yani "gecikme zamları bir kenarda dursun; ben, anaparayı ödeyip kurtulayım" demek mümkün değildir; bu düzenleme yapılmıştır.

Şimdi, burada, bileşik faiz ödemesi son derece sakıncalıdır. Bakanlar Kuruluna bu yetki veriliyor. Biz, komisyonda da ifade ettik. Eğer, bunu sürekli alacaksanız, o zaman niye yetki alıyorsunuz; buraya "bileşik faiz uygulanır" deyin. Uygulamayacaksanız, niçin yetki alıyorsunuz?! Buna ihtiyaç yok. Bu, bir banka işlemi değil değerli arkadaşlarım. Vatandaş, beyan eden vatandaş vergi borcunu zamanında ödemek ister; cezaya muhatap olmak istemez, gecikme zammı, gecikme faizi ödemek istemez. Bu, vergi kaçırmak değil. Hani, vergi yüzsüzü filan diye de kamuoyunda bir niteleme var; bu yanlış. Vergi yüzsüzü, esas, hiç vergi ödemeyendir, vergiyi kaçırandır. Bu, gitmiş, namusuyla "ben esnaf olarak şu işi yaptım, şu kadar para kazandım, şu kadar vergi borcum var" demiş; ama, dara düşmüş, güç durumda kalmış, vergisini zamanında ödeyememiş; onun üzerinden gecikme zammı hesaplanıyor. Bu gecikme zammını, bir de, o zammın üstünden de zam koyarak hesapladığınız zaman, çok fazla bir meblağ ortaya çıkıyor ve vatandaşlar bunu ödeyemiyor.

Onun için, bu bileşik faiz uygulamasından kesinlikle vazgeçilmelidir, bu yola gidilmemelidir. Bu, banka değildir; bu, bir kredi işlemi değildir; bu, bir vergi borcudur; sizin zorla aldığınız bir paranın üzerine konulan gecikme zammıdır. Bu zammın üzerinden de ben zam uygulayacağım derseniz, bu bir vergi zulmüne döner, bu bir vergi terörüne döner. Bundan kaçınmak lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özyürek, teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan; sadece bir hususa dikkati çekmek için söz aldım.

Şimdi, bu maddeyle, Bakanlar Kuruluna, gerektiğinde bileşik faiz uygulama yetkisi alınıyor. Oysa, Anayasanın 73 üncü maddesine göre, malî yük getiren bütün uygulamaların alt ve üst sınırları belirtilmek kaydıyla ancak Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir. Burada alt ve üst sınırlar belirtilmediği için, yapılan düzenlemenin Anayasaya aykırılık oluşturacağını düşünüyorum.

Bu vesileyle, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5.- 6183 sayılı Kanunun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasına (10) numaralı bentten sonra gelmek üzere aşağıdaki (11) numaralı bent eklenmiştir.

"11. Amme alacağının özel  kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6.- 25.10.1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu gibi sebeplerle fazla ödenen vergiler Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslara göre ilgililere iade edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7.- 3065 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi  aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) Gümrük Kanunundaki  transit ve gümrük antrepo rejimleri ile geçici depolama ve serbest bölge hükümlerinin uygulandığı mallar,"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8.- 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi ve (4) numaralı fıkrasının (g) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, fıkranın mülga (ı) bendi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş ve fıkraya aşağıdaki (n) bendi eklenmiştir.

"b) Kanunların gösterdiği gerek üzerine bedelsiz olarak yapılan mal teslimi ve hizmet ifaları, yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlara bedelsiz olarak yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifaları ile fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulanan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda maddelerinin teslimi,"

"g) Külçe altın, dore külçe altın, külçe gümüş, döviz, para, damga pulu, harç pulu, değerli kâğıtlar, hisse senedi, tahvil ile metal, plastik, kâğıt, cam hurda ve atıklarının teslimi,"

"ı) Serbest bölgelerde verilen hizmetler, deniz ve hava taşıma araçları için liman ve hava meydanlarında yapılan hizmetler,"

"n) Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğüne verilen haber hizmetleri."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yoktur.

8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9.- 3065 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"2. Bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamı, mükellefin vergiye tâbi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki dönemlere devrolunur ve iade edilmez. Şu kadar ki 28 inci madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan vergi bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51'i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmelerden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir. Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi nakden iade edilir. Maliye Bakanlığı bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları tespit etmeye yetkilidir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yoktur.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10.- 3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Şu kadar ki yurt içi teslimleri ve ifaları kısmi istisna kapsamına giren mal ve hizmetlerin ihracında bu madde hükmü uygulanmaz.

Maliye Bakanlığı katma değer vergisi iadesini, hak sahiplerinin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli daireler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51'i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmelerden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsup suretiyle sınırlayabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11.- 3065 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 20. -  1. 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa göre teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde ürettikleri ve sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetleri katma değer vergisinden müstesnadır.

Maliye Bakanlığı; program ve lisans türleri itibarıyla istisnadan yararlanılacak bedele ilişkin olarak asgari sınır belirlemeye, istisna uygulanacak yazılım programlarını tanımlamaya ve  uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye yetkilidir.

2. Bu Kanunun yayımı tarihine kadar gerçekleşen  ve hem tam istisna hem kısmi istisna kapsamına giren işlemlere ilişkin olarak yüklenilen vergiler Katma Değer Vergisi Kanununun 32 nci maddesine göre iade edilir.

3. Bu Kanunun yayımı tarihinden önce başlayan inşaat taahhüt işlerinde Katma Değer Vergisi Kanununun 16 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının bu Kanunla değiştirilmeden önceki (c) bendi hükmü uygulanır.

4. 2003 takvim yılında gerçekleştirilen indirimli orana tâbi işlemlerle ilgili iade taleplerinde, Katma Değer Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin 2 numaralı fıkrasının bu Kanunla değiştirilmeden önceki hükmüne göre işlem yapılır."

 BAŞKAN - 11 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek.

Sayın Kepenek, şahsınız adına da söz talebiniz vardır; ikisini birleştirerek sürenizi başlattım.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakanlar, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli izleyenler; ben de sözlerime başlarken, ülkemizin siyasetinde, sanatında, kültüründe büyük katkıları olan iki büyüğümüz, eski Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü ve İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Görüşmekte olduğumuz tasarının 11 inci ve 43 üncü maddeleriyle sağlanan teknoloji teşvikleri çok doğru, çok olumlu ve çok gereklidir. Bu, hem benim kişisel kanımdır hem de Cumhuriyet Halk Partisinin geleneksel görüşüdür; doğrudur. Ancak, 11 inci maddenin ikinci paragrafında yazılan sözcüklerin, Anayasa hukuku yönünden tartışılabilir tarafı olup olmadığını incelemek, ayrıca hukukçuların işidir.

Değerli arkadaşlar, bu düzenleme gerekliydi, gereklidir; ancak, yeterli değildir. Yetersizlik sayısaldır, yetersizlik kurumsaldır, yetersizlik politikadadır, yetersizlik siyasettedir. Türkiye'de, üzülerek belirteyim ki, bilim ve teknoloji alanındaki destekler, teşvikler, sayısal olarak yetersizdir. Biraz önce, bu işin eşgüdümünü, koordinasyonunu yapan TÜBİTAK'tan aldığım veriler şunu gösteriyor: 1991'den bu yana gerek TTGV, gerek TİDEP yoluyla, TÜBİTAK'ın eşgüdümünde sağlanan ar-ge teşviklerinin toplamı 600 000 000 doların doların altındadır. Bu, hiçbir Avrupa ülkesiyle karşılaştırılmayacak kadar düşük bir sayıdır, hiçbir Avrupa Birliğine aday üye ülkeyle karşılaştırılmayacak kadar az bir tutardır. O nedenle, verilen teşvikler, gerekliydi -tekrar edeyim- ama, yetersizdir.

Şimdi, eksik olan nedir; eksik olan -galiba, burada ikinci veya üçüncü kezdir vurguluyorum- iktidarın, hükümetin doğru dürüst, kapsamlı, düzgün bir bilim ve teknoloji politikası olmayışıdır, bunun yokluğudur. Tek tek taşlarınız güzel olabilir, tek tek iyi işler olabilir; ama, bunları bir bütünlük içinde duvar yapamıyorsanız, bir örgü öremiyorsanız, başarılı olma şansınız yoktur.

Burada, kapsamdan kastedilen, kapsamla söylenen nedir? Kapsamla öngörülen, söylenen şudur: Bilim ve teknoloji gelişmelerinin, oluşumlarının üç ayağı vardır. Bunlar, mal ve hizmet üreticileridir, üniversitelerdir ve bir de devletin araştırma geliştirme kuruluşlarıdır. Bunlar size çok soyut gelebilir, somutlayalım; tarım araştırma birimleri, Hıfzıssıhha Enstitüsü, MTA ve benzerleri.

Şimdi, başarılı bir ar-ge politikası, bütün bu kurumların, üniversitelerle birlikte ve üreticilerle birlikte, ar-ge mantığıyla, yani, araştırma ve yenilik mantığıyla, etkin, verimli bir işbirliği içine girilmesini gerektirmektedir. İktidar Partisinin böyle bir programı, böyle bir tasarımı, böyle bir anlayışı ve politikası bugüne kadar ortaya çıkmış değildir ve yoktur. İşin özü, bu üçlünün, yani, üreticilerin, devletin elindeki araştırma kurumlarının ve üniversitelerin işbirliğini, bir ağ gibi çalışmasını ve eşgüdüm içerisinde üretken olmasını sağlayacak bir mekanizma, bir süreç yaratılamamıştır. En büyük eksiğiniz budur.

Şimdi, bu eksiğin giderilmesi yönünde de, çok fazla yol alınmadığı, tam tersinin yapıldığı, son TÜBİTAK olayıyla bir kez daha kanıtlanmıştır. TÜBİTAK, yedi ay felç edilmiştir, çalıştırılmamıştır. Bunun karşılığında, Türkiye'nin bilim insanlarının, Avrupa'da ve başka yerlerde ülkemizi tanıtma ve oradaki projeleri ve gelişmeleri izleme yönündeki çabalarına sekte vurulmuştur, bunlar engellenmiştir ve Türkiye'nin beyni, bilim ve araştırma beyni, yedi ay felç edilmiştir. Bu felcin yaratacağı çok olumsuz, çok ters, çok yıkıma yönelik sonuçları, toplum olarak, önümüzdeki yıllarda, korkarım, yaşayacağız ve bundan, ülkemiz, bütünüyle zarar görecektir. Ben, TÜBİTAK'a şunlar atanmıştır, bunlar gitmiştir gibi, polemiklere girmiyorum; ama, bu kürsüde, şunu tekrar ediyorum: TÜBİTAK yönetimine indirilen darbe, Türkiye bilim dünyasına indirilen en büyük darbedir, bir yıkımdır ve bunun, ağır bir faturası vardır, hepimize çok ağır faturası vardır, çok ağır bedeli vardır. Bu yanlışlık, büyük yanlışlıktır.

Şimdi -devam ediyorum- ne yapmak gerekir, nasıl bir yol tutulması gerekir?

Değerli arkadaşlar, sözünü ettiğim bu üçlünün destekleyici çerçevelerinin olması gerekir. Bunlardan bir tanesi, finansman desteğidir. Görüşmekte olduğumuz tasarının iki maddesi, bu yönde, destek değil, teşvik edici öğeler taşımaktadır. Oysa, yapılması gereken, onun ötesinde bir destek sağlamanın yollarını bulmaktır, finansal destek sağlamanın yollarını bulmaktır. Neden gereklidir bu; şunun için gereklidir: Politika bakımından, eksik olan bir başka boyut da budur. Türkiye, teknolojisini, esas olarak dışarıdan alıyor, transfer ediyor. Geçmişte, pek çoğunuzun gençliğinde ya da çocukluğunda, anahtar teslimi fabrika satın alabilirdiniz. Günümüzde, anahtar teslimi fabrika satın alma şansı kalmamıştır. Neden kalmamıştır; çünkü, üretim işi bir süreçtir, yani proseslerden oluşan bir süreçtir, bilgisayar ağırlıklıdır, teknoloji ağırlıklıdır, mal ve hizmet üretiminin niteliği değişmiştir. Türkiye girişimcileri, üreticileri bu bilinçle hareket etmek zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde, Türkiye, her yıl, dışarıya milyarlarca dolar yenilik, teknoloji, araştırma, geliştirme bedelini akıtmak, vermek zorunda kalacaktır. Türkiye, dünya ölçeğinde üretim süreçlerine beyniyle değil, çoğunlukla, yalnızca eliyle katılan bir kitle, bir toplumsal yapı konumu kazanacaktır. Bu büyük bir eksikliktir, bu büyük bir yetersizliktir. Bunun giderilmesinin yolu, kapsamlı, düzgün bir politika oluşturmaktan geliyor.

Teknoloji süreçtir dedik. Teknoloji pahalıdır dedik. Teknolojinin bir başka boyutu var; teknolojide, yenilikte, bilimde, insan beyni ile sermaye iç içedir, birliktedir. Biz, okullarda hep şunu vurguladık: Emekgücü-sermaye gücü. Şimdi, bilim ve teknoloji ile bu ikilinin evliliği, birlikteliği söz konusudur. Bu birliktelik şunu getiriyor: Hemen her yerde, her noktada bu vurgulanıyor. Yatırım olarak çok az bir yatırımla çok büyük bir katmadeğer elde ediyorsunuz. Şimdi, az bir yatırımla büyük katmadeğer elde etmenin yolu buradan geçiyorsa, bu alana önem vermemiz gerekiyor. Finansman kısmını söyledim, Sayın Bayraktar.

Önem verilmesi gereken ikinci alan eğitimdir. Eğitimden kastettiğimiz şudur: Çocuklarımızın ve gençlerimizin eleştirel bir bakışla dünyaya bakması, araştırmacı olarak yetişmesi, beynini taa başından beri iyi kullanması ve yeteneklerini... Onların yeteneklerini en üst düzeyde geliştirmek, toplum olarak hepimizin görevidir. Bu, eğitimde fırsat eşitliğini gerektirir; bu, eğitimde kız-erkek ayırımı yapmadan bütün çocukların ve gençlerin bu sürece katılmasını sağlamayı gerektirir; bu, başka bir şey daha gerektirir; bu, çocukların, bu gençlerin dünyaya bakışının özgürleşmesinin önündeki her türlü -aile, gelenek, başka şey- engelin azaltılmasını ve giderek kaldırılmasını gerektirir. Türkiye, çok iyi sanatçı olacak birilerini, çok iyi bir roman yazarını, çok iyi bir müzisyeni, kırsal kesimde okuryazar olmayan bir durumda tutma hakkına hiç sahip değildir. Çok iyi bilgisayar uzmanı veya doktor olacak bir çocuğu sanayi çarşısında yedek parçacı durumunda tutmak, en büyük ulusal kayıptır, ulusal varlığın kaybıdır. Bunların önlenmesi gerekir. Bunların önlenmesinin yolu -tekrar tekrar vurguluyorum- bir bütünlük içinde ve kapsamlı bir politikayla bu işe bakılmasını zorunlu kılıyor. Türkiye, bu bağlamda çok iyi, çok doğru işler yapıyor denemez.

Son bir noktaya daha değineyim, Avrupa Birliği toplantılarında ve OECD toplantılarında Türkiye'nin bu büyük eksiği sık sık vurgulanıyor. Hükümetimiz, bilmem 6 ncısı, 7 ncisi söz konusu olan uyum paketleri hazırlıyor.

Değerli arkadaşlar, burada ikinci kezdir vurguluyorum, uyum paketlerinin bir tanesi de, Kopenhag Kriterlerinde aday ülkeler için öngörülen Avrupa'ya ekonomik uyum konusudur.  Türkiye'nin bu alanda çok somut, çok doğru hazırlıklar yaptığı kanısında değilim. Bakınız, Kopenhag Kriterlerinde "eğitim, altyapı, araştırmayı da içeren fizikî ve beşerî sermayenin artırılması" deniliyor. Şimdi soruyorum: Biz, bir yıldır bu konuda ne yaptık; çok fazla bir şey yapmadık, hiçbir şey yapmadık.

İkincisi, mal ve hizmet üreticisi firmaların -iyi dinleyin bunu- teknoloji ve uyum sağlama kapasitelerinin artırılması; bu, Kopenhag Kriteridir. Türkiye'nin bu konuda da çok fazla iş yaptığı, somut adımlar attığı söylenemez. Bunun yerine, TÜBİTAK ile uğraşalım, kurumları parçalayalım, oradakileri biz atayalım, gerisi ne olursa olsun mantığı, çok haksızdır, çok yanlıştır ve Türkiye'yi iyiye götürmez, kötüye götürür.

Sözlerime son verirken, tasarının otomobil vergileri bölümüyle ilgili olarak seçmenlerden gelen bir şikâyeti söyleyeyim, daha doğrusu, halkımız, bu konuda kamuoyuna yansıyan düzenlemelerin çok ağır, çok haksız ve çok yanlış olduğunu vurguluyor. Umarım, iki grubun anlaşmasıyla bu konuda düzeltme yapılır; fatura değeri, kasko değeri gibi değerler öne çıkar ve bu yanlış, bir başka yanlış yapılmadan düzeltilir.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, değerli izleyenler; ben de, yeni yılın, sizlere, ülkemize, tüm insanlığa dostluk, barış, kardeşlik getirmesini diliyorum; iş ve aş sorunlarının çok azaldığı bir Türkiye dileğiyle sizlere saygılar, sevgiler sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kepenek, teşekkür ediyorum.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12.- 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"10. Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda maddelerinin maliyet bedeli."

BAŞKAN - 12 nci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 13.- 193 sayılı Kanunun 68 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 68. - Serbest meslek kazancının tespitinde aşağıda yazılı giderler hasılattan indirilir:

1. Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen genel giderler  (İkametgâhlarının bir kısmını iş yeri olarak kullananlar, ikametgâh için ödedikleri kiranın tamamı ile ısıtma ve aydınlatma gibi diğer giderlerin yarısını indirebilirler. İş yeri kendi mülkü olanlar kira yerine amortismanı, ikametgâhı kendi mülkü olup bunun bir kısmını iş yeri olarak kullananlar amortismanın yarısını gider yazabilirler.).

2. Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatındaki iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı (bu primlerin ve aidatın geri alınmamak üzere Türkiye'de kain sigorta şirketlerine veya emekli ve yardım sandıklarına ödenmiş olması ve emekli ve yardım sandıklarının tüzel kişiliği haiz bulunmaları şartıyla) ile 27 nci maddede yazılı giyim giderleri.

3. Mesleki faaliyetle ilgili seyahat ve ikamet giderleri (seyahat maksadının gerektirdiği süre ile sınırlı olmak şartıyla).

4. Mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanlar (amortismana tâbi iktisadi kıymetlerin elden çıkarılması halinde aynı Kanunun 328 inci maddesine göre hesaplanacak zararlar dahil).

5. Kiralanan veya envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri.

6. Alınan mesleki yayınlar için ödenen bedeller.

7. Mesleki faaliyetin ifası için ödenen mal ve hizmet alım bedelleri.

8. Serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla emekli sandıklarına ödenen giriş ve emeklilik aidatları ile mesleki teşekküllere ödenen aidatlar.

9. Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen meslek, ilan ve reklam vergileri ile iş yerleriyle ilgili ayni vergi, resim ve harçlar.

10. Mesleki faaliyetle ilgili olarak kanun, ilam ve mukavelenameye göre ödenen tazminatlar.

Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile serbest meslek erbabının suçlarından doğan tazminatlar gider olarak indirilemez."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 14.- 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin ikinci alt bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bentler eklenmiştir.

"Vakıflar Genel  Müdürlüğünün idaresinde ve denetiminde bulunan mazbut vakıflar ile belediyeler dahil diğer kamu kurum ve kuruluşları adına kayıtlı  olan, Kültür ve Tabiat  Varlıklarını  Koruma  Kurulu nezdinde  eski  eser  tescilli  abide  eserlerin; bakımı, onarımı, restore edilmesi ve yaşatılması amacıyla abide eserin kayıtlı olduğu kurum ve kuruluşlara yapılan bağış ve yardımların tamamı yıllık beyanname ile bildirilen gelirden indirilir.

Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda maddelerinin maliyet bedelinin tamamı, yıllık beyanname ile bildirilen gelirden indirilir."

BAŞKAN - 14 üncü madde üzerinde, şahsı adına, Karabük Milletvekili Sayın Mehmet Ceylan.

Sayın Ceylan, buyurun.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET CEYLAN (Karabük) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; konunun önemine binaen, görüşmekte olduğumuz tasarının 14 üncü maddesiyle ilgili, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi, öncelikle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu maddeyle, ülkemizde sahip olduğumuz ata yadigârı çok sayıdaki vakıf ve tarihî eserlerin bakımı, onarımı ve restorasyonu konusunda çok önemli bir imkân getirilmektedir. Bilindiği gibi, ülkemizde halen yaklaşık 20 000'i İstanbul'da olmak üzere, toplam 60 000'i aşkın sayıda, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınmış, tescilli vakıf eseri ve tarihî eser sayısı bulunmaktadır.

Tabiî ki, ata yadigârı bu tarihî eserler, maalesef, zaman içinde çeşitli gerekçelerle yeterince bakılamadığı için, bugün yok olmayla karşı karşıya bulunmaktadır. Bunlar, bize atalarımızdan yadigâr olan eserlerdir ve korunması gereken vakıf ve tarihî eserlerdir diye düşünmekteyiz. Bu açıdan da, bu eserlerin korunup kollanarak, tamiratı yapılarak, restorasyonu yapılarak gelecek kuşaklara aktarılmasının bize düşen en önemli görevler arasında bulunduğu kanaatindeyim.

Özetle, işte bu maddeyle, Vakıflar Genel Müdürlüğümüze ait mazbut vakıflar ile belediyeler dahil diğer kamu kurum ve kuruluşlarının bünyesinde bulunan ve Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış tescilli yapıların onarımı, restorasyonu, bakımı konusunda yapılan bütün masraf ve bağışların Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi matrahından düşürülmesi imkânı getirilmektedir. Son derece önemli  bir düzenleme diye düşünmekteyim. Bu alanda yıllardır beklenen bir gelişmedir bu. Bu eserlerin yaşatılması, onarılması konusunda önemli gelişmeler sağlayacak bir madde diye düşünmekteyim; o açıdan, son derece önemli görmekteyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeyle, tabiî, bundan sonra, ecdat yadigârı, ata yadigârı bu tür vakıf eserlerimiz ve tarihî eserlerimiz artık yok olmayacaktır; onarılıp, restore edilerek, gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarma imkânı bulacağız.

Tabiî ki, bu maksatla yapılacak bağışların her türlü bağış ve onarım harcamalarının Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi matrahından düşürülmesi imkânı getirilmektedir. Bundan sonra da, bu tür eserlerin onarımı ve restorasyonu hızlanacaktır diye düşünmekteyim; bu vesileyle, tabiî ki, bize, bu eserleri yadigâr bırakan, miras bırakan ecdadımızı sevindirmiş ve onların ruhunu da şad etmiş olacağız diye düşünmekteyim.

Yine, maddeye, dün akşam, Plan ve Bütçe Komisyonunda bir başka fıkra eklenmiştir; fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara, Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda maddelerinin maliyet bedelinin tamamının, yıllık beyannameyle bildirilen gelirden indirilmesi imkânı getirilmiştir. Bu da son derece yerinde bir düzenlemedir diye düşünmekteyim. Bundan sonra, ihtiyaç sahibi muhtaç insanlara gıda yardımı konusunda yardım yapacak ve gıda bankacılığı konusunda faaliyet gösterecek vakıf ve derneklere yapılacak tüm bağışların da vergiden, matrahtan düşürülmesi imkânı getirilmektedir. Son derece yerinde, yararlı bir düzenleme diye düşünmekteyim.

Tasarının hayırlı olmasını diliyorum. Eski eserlerimizin tescili, onarımı konusunda yararlı bir düzenleme diye düşünmekteyim; tekrar hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ceylan.

14 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 15.- 193 sayılı Kanunun 121 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Maliye Bakanlığı; iadeyi mahsuben veya nakden yaptırmaya, inceleme raporuna, yeminli mali müşavir raporuna veya teminata bağlamaya ve iade için aranılacak belgeleri belirlemeye yetkilidir.

Bu yetki; kazanç türlerine, iade şekillerine, geliri elde edenin veya ödemeyi yapanın hukuki statüsüne göre ayrı ayrı kullanılabileceği gibi belli hadler çerçevesinde de kullanılabilir.

Mahsuben iade işlemi, aranan tüm belgelerin tamamlanması koşuluyla, yıllık gelir vergisi beyannamesinin verildiği tarih itibarıyla yapılır. İkmalen veya resen yapılan tarhiyatlarda mahsup işlemi, mahsup talebine ilişkin dilekçe ve eklerinin eksiksiz olarak vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarih esas alınarak yapılır. Aranan belgelerin tamamlanması aşamasında yapılan tahsilatlar yönünden düzeltme yapılmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yoktur.

15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16.- 3.6.1949 tarihli ve 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin ikinci alt bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bent eklenmiştir.

"Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde ve denetiminde bulunan mazbut vakıflar ile belediyeler dahil diğer kamu kurum ve kuruluşları adına kayıtlı olan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu nezdinde eski eser tescilli  abide eserlerin; bakımı, onarımı, restore edilmesi ve yaşatılması amacıyla abide eserin kayıtlı olduğu kurum ve kuruluşlara yapılan bağış ve yardımların tamamı kurum kazancının tespitinde gider kaydedilir."

BAŞKAN - 16 ncı madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi konuşacaklar.

Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 16 ncı maddesine ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Sözlerimi çok kısa sürede tamamlayacağım.

Bu madde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde veya denetiminde olan mazbut vakıflar ile belediyeler de dahil olmak üzere kamu kuruluşlarının mülkiyetindeki taşınmazlardan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu nezdinde tescilli olan eski eserlerin bakımı, onarımı ve restorasyonu için yapılacak harcamaların kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınacağını düzenliyor. Bu, son derece olumlu, doğru bir düzenlemedir. Biraz önce, buna yönelik olarak benzer bir maddeyi 14 üncü madde olarak, Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişiklikler kapsamında kabul ettik.

Belirtmek istediğim husus şudur: Türkiye'de, gerçekten, tescilli eski eser sayısı onbinlerle, belki yüzbinlerle ifade edilecek düzeydedir. Anadolu'nun hemen her semtinde, büyük kentlerimizde, özellikle de İstanbul'da çok fazla sayıda tescilli eski eser vardır. Madde, bu eserlerden, sadece Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetiminde olan mazbut vakıflara kayıtlı olan taşınmazlar ile belediyeler ve diğer kamu kuruluşlarının mülkiyetindeki taşınmazları kapsamına alıyor. Oysa, özel kişilerin mülkiyetinde olup, tescilli olan, tescilli eski eser olan çok fazla sayıda taşınmaz vardır. İstanbul'daki eski semtlerin kente kazandırılamayışının temel nedenlerinden birisi budur; çok fazla sayıda eski yapı vardır; ama, sahiplerinin bunu onaracak ekonomik güçleri yoktur. Bu binaları kente kazandırabilmek için, ekonomik gücü olmayan bu insanların yapamadıkları restorasyon harcamalarının bir başkası tarafından yapılması halinde, bunların da, Gelir ve Kurumlar Vergisine ilişkin kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınması gerekir.

Bu düzenleme, bu yönüyle doğru olmakla birlikte, eksik bir  düzenlemedir. Umarım, gelecekte yapılacak olan vergi yasası değişikliklerinde bu husus da dikkate alınarak, bu binaların kent yaşamımıza kazandırılması, insanımızın layık olduğu bir konfora ve görünüme kavuşturulması için gerekli düzenlemeler yapılır.

Bunun için söz aldım; hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, teşekkür ediyorum.

16 ncı madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 17.- 5422 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinin sonuna aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Maliye Bakanlığı; iadeyi mahsuben veya nakden yaptırmaya, inceleme raporuna, yeminli mali müşavir raporuna veya teminata bağlamaya ve iade için aranılacak belgeleri belirlemeye yetkilidir.

Bu yetki; kazanç türlerine, iade şekillerine, geliri elde edenin veya ödemeyi yapanın hukuki statüsüne göre ayrı ayrı kullanılabileceği gibi belli hadler çerçevesinde de kullanılabilir.

Mahsuben iade işlemi, aranan tüm belgelerin tamamlanması koşuluyla, yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği tarih itibarıyla yapılır. İkmalen veya resen yapılan tarhiyatlarda mahsup işlemi, mahsup talebine ilişkin dilekçe ve eklerinin eksiksiz olarak vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarih esas alınarak yapılır. Aranan belgelerin tamamlanması aşamasında yapılan tahsilatlar yönünden düzeltme yapılmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18.-  5422 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 32.- 2004 yılı kazançlarının vergilendirilmesinde 25 inci maddede yer alan kurumlar vergisi oranı % 33 olarak uygulanır. 2004 yılı üçer aylık geçici vergilendirme dönemleri ile ilgili geçici verginin hesabında da bu oran dikkate alınır.

Kendilerine özel hesap dönemi tayin edilen kurumların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kapanmış dönemlerle ilgili geçici vergi hesabında bu oran uygulanmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 19.- 2.2.1984 tarihli ve 2978 sayılı Vergi İadesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddenin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

"Bu maddede belirtilen nispeti % 50 oranında artırmaya ve tekrar kanuni orana kadar indirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir."

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, 19 uncu ve 20 nci maddelerde bir düzeltme yapılması gerekiyor.

19 uncu maddenin ikinci satırındaki "fıkrası aşağıdaki gibi" ibaresinin "fıkrası aşağıdaki şekilde" olarak değiştirilmesi gerekiyor efendim.

Yine, 20 nci maddenin ilk satırındaki "gibi" kelimesinin "şekilde" olarak değiştirilmesi gerekiyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddenin birinci paragrafı "2.2.1984 tarihli ve 2978 sayılı Vergi İadesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddenin son fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır" şeklindedir.

19 uncu madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 20.- 2978 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu cümleden sonra gelmek üzere aynı fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Bu dönemleri bir aydan az olmamak üzere yeniden tespit etmeye, vergi iadesinden mahsup edilmek üzere avans olarak ödeme yaptırmaya, vergi iade nispetini geçmemek üzere iade nispetinden ayrı olarak avans oranı belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir. Vergi Usul Kanununda belirtilen mücbir sebepler dolayısıyla hak sahibince iadeye konu harcamalara ilişkin belgelerin ibraz edilememesi veya hak sahibinin vefatı halinde daha önce avans olarak ödenmiş vergi iadeleri ile ilgili olarak herhangi bir işlem yapılmaz."

BAŞKAN - 20 nci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Sedat Pekel; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA SEDAT PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 20 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; görüşlerime geçmeden önce, Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, hukuk sistemimizde kanunüstü düzenleme Anayasamızdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının   73 üncü maddesinde "herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır" denilerek, yurttaşların vergi ödevi hüküm altına alınmaktadır. Anayasamız, herkesin, kendi bütçesine göre, yani, her yurttaşın, cebindeki parasına göre, kamu giderlerinin karşılanmasında katkıda bulunacağını belirtmiştir.

Kamu harcamalarını finanse etmenin en sağlıklı yolu vergidir. Bu konuda hiç kimsenin şüphesi yok ve zaten, Anayasamız da, bu konuyu hüküm altına almıştır; ancak, ülkemizde vergi yükü çok ağırdır ve bu yük, işçimizin, memurumuzun, emeklimizin, dul ve yetimimizin, çiftçimizin, esnafımızın omuzlarına yüklenmiştir. Kapısını çaldığımız, girmek için ulus olarak mücadele ettiğimiz Avrupa Birliği üyesi bir ülkede yaşayan bir mükellef, ortalama 22 500 euro olan yıllık gelirinin 9 250 euroluk kısmını vergi olarak öderken, ülkemizde, ortalama 5 900 euro yıllık geliri olan bir mükellef gelirinin yaklaşık 1 600 eurosunu vergi olarak vermektedir.

Değerli milletvekilleri, yine bildiğiniz gibi, vergiler, bir ülkede, dolaylı ve dolaysız olarak iki şekilde alınmaktadır. Dolaysız vergiler gelir üzerinden alınmakta ve vergi adaletini sağlamada daha etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde, vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 70'i ise dolaylı vergilerden sağlanmaktadır. Dolaylı vergilerin uygulandığı ürünlerin düşük gelirli yurttaşlarımızın bütçesindeki payı çok büyüktür. Ekonomik koşullar altında ezilen yurttaşlarımız, 100 lirasının 70 lirasını, dolaylı vergi yoluyla devlete vermektedir. İşte, bu durum, vergide adaletsizliği doğurmaktadır. Üzülerek belirtmeliyim ki, dolaylı vergide, maalesef, dünya şampiyonuyuz.

Verginin adaletli şekilde alınabilmesi için, vergiyle tanışmamış olanların üzerine gidilmesi gerekmektedir. Bunu, hükümete, bu kürsüden, defalarca söyledik; fakat, yapmadılar ya da yapamadılar. Kayıtdışı ekonominin boyutu, son dönemlerde, yüzde 60'lara ulaşmıştır. Hükümet, vergi toplamak için elini kolunu bağladığı işçiye, memura, esnafa, emekliye yöneliyor. Yurttaşlarımız, kendilerini sıkıntıya sokan bu uygulamalardan, belge düzeninin sağlıklı yapılmasıyla kurtulacak; vergi gelirleri artacak, çalışan ve emeklilerimize yüksek gelir ve tüm yurttaşlarımıza kaliteli hizmet olarak dönecektir.

Kayıtdışı ekonomiyi ise, kayıt altına almaya yönelik, geniş kapsamlı çalışmalar bir an önce yapılmalı, kayıtdışı konusunda başarılı ülkelerin projeleri örnek alınmalı; kayıtdışı ekonominin boyutu, makul bir düzeye mutlaka çekilmelidir.

Sayın milletvekilleri, çalışan bir kişinin, gıda, konut, giyim, sağlık ve kültür giderlerini karşılamak için, günün fiyatları üzerinden, asgarî düzeyde karşılamaya yetecek ücret olarak tanımlanan asgarî ücret, yıllardır, çalışma hayatımızın en büyük sorunları arasında yer almaktadır. Bugün, asgarî ücretle çalışan bir yurttaşımız, 226 000 000 lira kazanmaktadır ve asgarî ücretle yoksulluk sınırının altında yaşayan bu yurttaşlarımız mucize gerçekleştirmektedirler. İşverenimize, bir asgarî ücretlinin maliyeti 427 275 774 liradır; ancak, bu paranın, sadece 226 000 000 lirası çalışanının eline geçmektedir. Bu nedenle, asgarî ücret vergi dışı bırakılmalı, AKP Hükümeti, asgarî ücretle geçinen yaklaşık 20 000 000 yurttaşımız için bu fedakârlığı yapmalıdır. Esasen, hükümet, kayıtdışı ekonomiyi makul bir düzeye çektiğinde kaynak artacak, böylelikle, asgarî ücretten vergi alınmasına gerek kalmayacak ve anılan ücret, insanca yaşanılacak bir düzeye gelecektir.

Değerli milletvekilleri, mükellefin, vergi yükünün adil olmadığına inanması, psikolojik olarak, mükellefin vergi kaçırmasına neden olmaktadır; çünkü, böyle bir mükellef, vergi kanunlarının, diğerlerine göre kendisine daha adaletsiz uygulandığını düşünmekte ya da alternatif olarak, vergi kanunlarının vergi kaçakçılığı yoluyla ihlal edildiğine inanabilmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar, ekonomik ve psikolojik tahliller de bunu doğrulamaktadır. Aynı zamanda, vergi idaresi ve yargısına güven duyulmayan bir ülkede vergi kaybının önüne geçilmesi çok güçtür. Bununla birlikte, bir ülkede tahsil edilen vergilerin nerelere ve nasıl harcandığı da önemlidir. Türkiye, bugün, topladığı vergileri, batık bankaların açtığı karadeliklere vermekte, yolsuzlukların faturasının karşılığı olarak ödemektedir.

Sayın milletvekilleri, tasarının 20 nci maddesiyle 2978 sayılı Vergi İadesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde yer alan ifade değiştirilmekte "Bu dönemleri bir aydan az olmamak üzere yeniden tespit etmeye, vergi iadesinden mahsup edilmek üzere avans olarak ödeme yaptırmaya, vergi iade nispetini geçmemek üzere iade nispetinden ayrı olarak avans oranı belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir" denilmektedir. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere, vergi iadesi nispetini geçmemek üzere, farklı bir avans oranı tespit etme konusunda Maliye Bakanlığı yetkilendiriliyor. Avans oranı konusunda maddede bir netlik olmaması, yani, tamamen Bakanlığın insafına bırakılması keyfî durumlar doğurabileceğinden, sakıncalıdır.

Vergi nispeti kadar ödemenin sürdürülmesi uygulamasının devamı gerekmektedir. Ayrıca, avans oranının belirtilmemesi nedeniyle, emeklilere yapılacak vergi iadesinin bir kısmının emekliler tarafından gecikerek elde edilmesi sonucu yaratılabilecektir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının gerekçesinde, ekonomik koşulların gerektirdiği bazı düzenlemeleri yapmak ve mükelleflerin veya devletin ihtiyaç duyduğu bazı iyileştirmeleri sağlamak üzere hazırlandığı söylenmekte ise de, yapılacak değişiklikler, ne yazık ki, geniş bir kesimi mağdur edecektir.

Bununla birlikte, belge düzenini sağlamak için 1985 yılında başlatılan vergi iadesi uygulaması nedeniyle, emeklisinden çalışanına, geniş bir yurttaş kitlesi fiş peşinde koşmakta, dönem dönem yapılan değişiklikler nedeniyle de sistem, âdeta, yap boz tahtasına döndürülmektedir. Bu sistemin bir an önce sağlıklı bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Sözlerime burada son verirken, Yüce Meclisi, tekrar, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Pekel, teşekkür ederim.

20 nci madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 316 sıra sayılı tasarının çerçeve 20 nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2978 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesindeki "vergi iadesinden mahsup edilmek üzere" ibaresinden sonra gelmek üzere "vergi iade nispetinde" ibaresinin eklenmesini ve "vergi iade nispetini geçmemek üzere iade nispetinden ayrı olarak avans oranı belirlemeye" ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.                          25.12.2003

 

Mehmet Akif Hamzaçebi

Mustafa Özyürek

Kemal Kılıçdaroğlu

 

Trabzon

Mersin

İstanbul

 

Muhsin Koçyiğit

Halil Tiryaki

Ali Kemal Deveciler

 

Diyarbakır

Kırıkkale

Balıkesir

 

 

Sedat Pekel

 

 

 

Balıkesir

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Emeklileri mağdur edebilecek düzenlemenin düzeltilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 21.- 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Tanımlar

Madde 2.- Bu Kanunda kullanılan terimlerin taşıdığı anlamlar aşağıda gösterilmiştir:

1- Motorlu taşıt: Karada, havada, deniz, göl ve nehirlerde insan, hayvan ve eşya taşımaya yarayan ve makine kuvvetiyle hareket eden taşıtlardır.

2- Otomobil: Yapısı itibariyla, sürücüsü dahil en çok sekiz oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu araçtır.

3- Motosiklet: İki veya üç tekerlekli sepetli veya sepetsiz motorlu araçlardır. Bunlardan karoserisi yük taşıyabilecek şekilde sandıklı veya özel biçimde yapılmış olan ve yolcu taşımalarında kullanılmayan üç tekerlekli motosikletlere yük motosikleti (triportör) denir.

4- Minibüs: Yapısı itibariyla sürücüsü dahil dokuz ile onbeş oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu araçtır.

5- Otobüs: Yapısı itibariyle sürücüsü dahil en az onaltı oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu araçtır. Troleybüsler de bu sınıfa dahildir.

6- Kaptıkaçtı: Şoföründen başka, oturmaları şartıyla en çok yedi yolcu alabilen, insan taşımak için imal edilmiş olan ve bu maksatla kullanılan, yerle temas halinde dört tekerleği bulunan, şekil ve yapılışı itibarıyla otomobilden farklı olan motorlu taşıtlardır (Carry-all, Travel-all, Jeep-station ve benzerleri bu sınıfa dahildir.)

7- Arazi taşıtı: Karayollarında yolcu veya yük taşıyabilecek şekilde imal edilmiş olmakla beraber bütün tekerlekleri motordan güç alan veya alabilen motorlu araçtır.

8- Panel van: Azami toplam ağırlığı 3500 kilogramı geçmeyen, kapalı kasalı (yandan camlı olanlar dahil), sürücü kısmından başka tek veya daha fazla sıralı oturma yeri bulunan, insan ve yük taşımak için imal edilmiş olan taşıtlardır.

9- Motorlu karavan (kamp taşıtı): Yük taşımasında kullanılmayan, iç tasarımı tatil yapmaya uygun teçhizatlarla donatılmış, hizmet edebileceği kadar yolcu taşıyabilen motorlu taşıttır.

10- Kamyonet: İzin verilebilen azami yüklü ağırlığı 3,5 tonu geçmeyen ve yük taşımak için imal edilmiş motorlu araçtır.

11- Kamyon: İzin verilebilen azami yüklü ağırlığı 3,5 tondan fazla olan ve yük taşımak için imal edilmiş motorlu araçtır.

12- Çekici: Römork ve yarı römorkları çekmek için imal edilmiş olan ve yük taşımayan motorlu araçtır.

13- Yat, kotra ve her türlü motorlu tekneler: Spor ve gezinti amacıyla özel olarak kullanılan her boyda içten ve dıştan takma motorla hareket eden tekneler ile motorlu, yelkenli teknelerdir. Motorlu yelkenli tekneler, Türkiye Yelken Federasyonuna kayıtlı olup, Federasyondan yelken numarası almış, motorları olan yelkenli teknelerdir.

14- Motor gücü: Taşıtların motorlarını imal eden fabrikalarca uluslararası normlara göre tespit olunan ve kanunlarda (BG) olarak ifade olunan devamlı beygir gücüdür.

15- Motor silindir hacmi: Taşıtların motorlarını imal eden fabrikalarca uluslararası normlara göre tespit olunarak teknik belgelerinde gösterilen ve ilgili mevzuatları gereğince cm3 cinsinden ifade olunan motor hacmidir.

16- Azami toplam ağırlık: Taşıtların karayollarında güvenle ve yapıya zarar vermeden geçebilmeleri için saptanan toplam ağırlıktır.

17- Azami kalkış ağırlığı: Bir uçak veya helikopterin; azami yakıt, yük, yolcu ve teçhizatı dahil kalkışı için özel teknik emirlerinde izin verilen ve yazılı olan kilogram cinsinden ağırlığıdır.

18- Yaş: Motorlu taşıtlarda model yılına göre geçen süredir. Bu süre takvim yılı itibarıyla tespit edilir.

19- Kayıt ve tescil: Motorlu taşıtların ilgili mevzuat gereğince trafik, belediye veya liman ile Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce tutulan sivil hava vasıtaları siciline yapılan kayıt ve tescilini ifade eder.

Bu verginin uygulanmasıyla ilgili diğer terimler Karayolları Trafik Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Karayolları Trafik Yönetmeliği ve Türk Gümrük Tarife Cetveline göre tespit olunur."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

21 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 22.- 197 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) Malul ve engellilerin, bu durumlarına uygun hale getirilmiş özel tertibatlı taşıtlar."

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Lokman Ayva; buyurun.

Süreniz 5 dakika.

LOKMAN AYVA (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekillerim; aziz milletimiz büyük bir değişim talebiyle ortaya çıktı ve öncelikle 3 Kasımda bu değişim talebini gerçekleştirdi ve bizlere de, Türkiye'nin daha iyiye gelişme odaklı bir değişimini gerçekleştirmek üzere, âdeta, görev verdi. Bu değişim talebini gerçekleştirme kabiliyetine sahip, iktidarıyla muhalefetiyle bir Türkiye Büyük Millet Meclisimiz ve üyeleri var. Bu değişim talebinin gerçekleştirilmesini, hayata en iyi şekilde geçirilmesini gerçekleştirecek bir de hükümetimiz var.

İşte, değişim talebi, yani Türkiye'nin daha yaşanabilir bir ülke olması yolundaki adımlar teker teker atılmaya başlandı.

Bu maddede Sayın Bakanımızın açıklamasından sonra, şu ana kadar geçen sürede ulaşan telefon ve mail'lerle, arkadaşlarımız memnuniyetini bildirdiler. Belki de, yüzde 80 oranında bu ülkeden gitmek isteyen insanlar, şu anda -başta en çok sıkıntı çekenler olmak üzere- bu ülkede kalmak ve bu ülkenin mutluluğunu yaşamak istiyorlar. İşte, bu mutlulukları vermek, aslında çok da zor değilmiş. Bunu, bu değişim talebini gerçekleştiren, bu şekilde hizmet vermeyi anlayış edinmiş olan, başta hükümetimize, ekibiyle beraber Maliye Bakanımıza şükranlarımı sunuyorum.

Özellikle bu madde -belki biraz sonra değişecek; değişiklik önergesiyle daha da güzel olacak madde- Türkiye'de büyük sıkıntı çeken insanlara şu mesajı veriyor: Siz de bu milletin bir mensubusunuz; bizim gözümüzde değerlisiniz; biz sizi seviyoruz ve sizin üretken hale, daha iyi noktalara gelmenizi istiyoruz. Bu, son derece önemli ve insanları mutlu eden bir yaklaşım. Bu mesaj, aynı zamanda, adaletin bir tecellisidir ve insanların bu adaletten dolayı mutlu olmasının gereğidir. Bütün mutluluğumuz, bu adaletin yerine gelmesi ve bu kadar kolay olan bir hayatın insanlar tarafından da kolaylaştırılmış, zorlaştırılmamış olmasının bir ifadesidir.

Ben, başta Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri olan siz milletvekillerimize, hükümetimize ve Maliye Bakanımıza, hassaten şükranlarımı, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Ayva, teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Lokman Ayva

Mustafa Ilıcalı

Nusret Bayraktar

 

 

İstanbul

Erzurum

İstanbul

 

Sadullah Ergin

Hanefi Mahçiçek

Fehmi Öztünç

 

Hatay

Kahramanmaraş

Hakkâri

Madde 22 - 197 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

" c) Sakatlık dereceleri yüzde 90 ve daha fazla olan malul ve engellilerin adlarına kayıtlı taşıtlar ile diğer malul ve engellilerin, bu durumlarına uygun hale getirilmiş özel tertibatlı taşıtlar."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Uygun görüşle takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Ayva, gerekçeyi mi okutuyorum?

LOKMAN AYVA (İstanbul) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yüksek oranda sakatlık derecesi bulunan malul ve engellilerin bilfiil taşıt kullanamayacağı dikkate alınarak durumlarına ek düzenleme yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 23.- 197 sayılı Kanunun 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Madde 5. - Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri ile motosikletler aşağıdaki (I) sayılı tarifeye göre vergilendirilir.

(I) SAYILI TARİFE

Motor Silindir Hacmi (cm3)

Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)

 

 

 

 

 

1 -3 yaş

4 - 6 yaş

7 - 11 yaş

12 - 15 yaş

16 ve yukarı yaş

1-Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları

 

 

 

 

 

ve benzerleri

 

 

 

 

 

1300 cm3 ve aşağısı

250.000.000

175.000.000

125.000.000

100.000.000

30.000.000

1301 - 1600 cm3 e kadar

400.000.000

280.000.000

200.000.000

150.000.000

50.000.000

1601- 1800 cm3 e kadar

700.000.000

550.000.000

400.000.000

200.000.000

100.000.000

1801 - 2000 cm3 e kadar

1.200.000.000

840.000.000

600.000.000

300.000.000

150.000.000

2001 - 2500 cm3 e kadar

1.750.000.000

1.200.000.000

900.000.000

500.000.000

200.000.000

2501 - 3000 cm3 e kadar

2.500.000.000

2.000.000.000

1.500.000.000

750.000.000

300.000.000

3001 - 3500 cm3 e kadar

4.500.000.000

3.150.000.000

2.200.000.000

1.000.000.000

450.000.000

3501 - 4000 cm3 e kadar

6.750.000.000

4.750.000.000

3.000.000.000

1.300.000.000

600.000.000

4001 cm3 ve yukarısı

9.500.000.000

6.750.000.000

4.000.000.000

1.700.000.000

750.000.000

2) Motosikletler

 

 

 

 

 

100 - 250 cm3'e kadar

50.000.000

40.000.000

30.000.000

20.000.000

10.000.000

251 - 650 cm3'e kadar

100.000.000

75.000.000

50.000.000

30.000.000

20.000.000

651 - 1200  cm3'e kadar

250.000.000

150.000.000

75.000.000

50.000.000

30.000.000

1201 cm3 ve yukarısı

600.000.000

400.000.000

250.000.000

200.000.000

100.000.000

(I) sayılı tarifede yer alan otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve  benzerlerine ait vergi  tutarlarının Türkiye Sigorta ve  Reasürans Birliği tarafından Ocak ayında ilan edilen  kasko sigortası  değerlerinin %10'unu aşması halinde, aynı yaş grubunda bulunan taşıtlara ait vergi tutarlarını, bir alt kademedeki taşıtlara  isabet  eden vergi tutarı olarak belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN - 23 üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan;buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Oyan, şahsınız adına da ayrıca söz talebiniz olduğu için ikisini birleştirerek 15 dakikalık sürenizi başlatıyorum.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, bugün burada gene anonim başlıklı bir yasa tasarısı görüşüyoruz. Anonim başlıklı; çünkü "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı." Başlığına bakınca ne olduğunu anlayamadığımız türden bir tasarı. Bunun ilk örnekleri Özal döneminden başlamıştı, daha sonra, Meclisimiz, böylece bu alışkanlığı sürdürüyor; çeşitli yasalarda değişiklik yapan düzenlemeler geliyor. Dolayısıyla, bu tür her düzenlemeden sonra Vergi Kanununda oralara işaretlememiz gerekiyor ki, işin içinden çıkasınız.

Şimdi, burada, bu yasa tasarısının, Plan ve Bütçe Komisyonundan çıktıktan sonra 48 saat geçmeden buraya gelmesinin sakıncalarına değinmeyeceğim, yalnız, bir şeye dikkatinizi çekeceğim; bu maddeyle ilgili Bakanlığın bir önergesi, yahut tasarıda getirdiği düzenleme, tarife, komisyonda, yine, Bakanlığın önerisiyle değiştiriliyor. Daha sonra -birazdan önünüze gelecek, bizim önümüze geldi, gördük- iktidar kanadından, bu tarifeyi değiştirmek için bir önerge daha geliyor, yani, tarife ikinci kez değişmiş olacak.

Yani, bir kere, birinci tespit, iyi düşünülmemiş, iyi hazırlanmamış, iyi tartışılmamış, kamuoyunda tartışılmadığı gibi, Mecliste de tartışılmamış ve incelenmemiş bir tasarıyla yeniden karşı karşıyayız. Bu tür tasarılar ne oluyor; ya Cumhurbaşkanından dönüyor ya Anayasa Mahkemesinden dönüyor ya da uygulamadan dönüyor. Uygulamadan niye dönüyor; çünkü, hayatın gerçekleriyle uyumsuz olduğu için, bu defa, onu ya yeniden düzenlemeniz gerekiyor ya da uygulamada başarısız olan bir yasa ortaya çıkıyor; birinci söyleyeceğim bu.

İkincisi şu: Şimdi, Bakanlar Kurulundan çıkmış tasarılarda, komisyonda ve Genel Kurulda çok kapsamlı düzenleme yapılması çok âdetten değildir. Şimdi, burada -biz daha önce gördük- birtakım baskı güçleri devreye girebiliyor; vergi barışında gördük. Vergi barışında, bizim de komisyonda destek verdiğimiz birçok hüküm vardı; ama, buraya geldik, gördük ki, baştan aşağı değişmiş. Yani, birden bire, karşımıza bambaşka bir vergi affı tasarısı çıktı; çünkü, geceyarısı araya IMF girmişti, dışbaskı grubu. Daha sonra, ilginç olan, o yasanın uygulanmasıyla ilgili, sürelerle ilgili, bu defa Albayraklar Şirketi devreye girmiş ve özel bir süre uygulaması... Hatta, bizim Grubumuza da, bu, imzalattırılarak getirilmek istenmişti.

Değerli arkadaşlarım, bu tür, şirket, gerek tüzelkişi gerek özel kişi, gerek iç gerek dış sermaye çevrelerinden gerekse çeşitli baskı gruplarından yasama sürecine müdahaleyi bu kadar görünür kılan bir dönem herhalde yaşanmamıştır. Şimdi, burada da bu değişiklik oldu; acaba, bu türden müdahaleler mi oldu tarife üzerine, bunu bilmiyorum; ancak, bildiğim bir şey var; bu müdahaleler sonrasında, örneğin, araya bir dilim eklenmesinin, 1 600 - 2 000 arasına bir 1 600 - 1 800 dilimi eklenmesinin bazı araç sahiplerini oldukça memnun ettiğini tahmin ederim. Özellikle, burada, bu konuyu bilenler için söyleyeyim; 2.0 litre araba segmentinde rekabet eden; ama, 1.8 turbo olarak satılan Passat araç sahipleri, herhalde çok memnun olmuşlardır; ama, acaba böylesine bir değişikliğin haklı nedenleri var mıdır?!

Bakınız, otomotiv sektöründe, Türkiye, giderek Avrupa Birliğinin tüketim kalıplarına doğru yol alıyor. Bu sektörde (B) ve (C) segmentindeki araçlar, yani küçük ve alt orta denilen, compact sınıf denilen araçlar, giderek Türk pazarına hâkim olmaya başlıyor. Bunların ikisinin Türkiye'deki araba satışları içinde ocak-kasım arasındaki payı yüzde 79,7'dir; yani, küçük sınıf, Türkiye'de ilk kez yüzde 34'lük bir paya ulaşmış ve alt orta sınıfın yüzde 45 olan payıyla birlikte, küçük ve orta sınıfta bu oran yüzde 79,7 olmuş; yani, yüzde 80'e yaklaşmış. Bu küçük ve orta sınıfın en önemli özelliği, ağırlığı, silindir hacmi olarak, 1 400-1 600 ya da burada olduğu gibi 1 300-1 600 arasındaki silindir hacimleridir. Yani, biz, eğer bu tarifede bir bölme yapacaksak, bu yüzde 80'lik ağırlığı... Belki yüzde 80 değil; çünkü, bu sınıf içinde olup da, daha üst silindir hacimlerine sahip olanlar da var; ama, orta sınıfta olup da daha alt, yani 1 600 cc'lik araçlar da olduğu için, burada, en azından yüzde 70 küsurluk araçlar var. Yüzde 70 küsurluk ağırlığı olan bir dilimi bölmek gerekiyordu. Bu, Türkiye'de, gerçekten, küçük araç kullanan ve çevreyi daha az kirleten özellikteki araç sahiplerine gerçek bir hizmet olurdu; fakat, biz, burada görüyoruz ki, şu tarifede, biraz sonra önümüze gelecek önergeyle, indirimler, esas olarak üst tarifenin üst basamaklarında, daha yüksek silindir hacimlerinde, daha zengin grupların, daha varlıklı kesimin sahip olduğu araçlarda yapılıyor; yani, en yükseğinde 9 500 000 000'u bile 9 milyara indiren bir düzenleme birazdan teklif edilecek; Bakanın, o Porcheyi şöyle vergilendirelim vesaire dediği laflar havada kalacak.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, eğer, bunu yapabilseydiniz; yani, 1 200 cc'nin ya da 1 100 cc'nin altındakileri bir sınıf, bunun üstündekileri, 1 100 ya da 1 200 ile 1 400 arasındakileri bir ayrı sınıf yapsaydınız, bir de, 1 400 ile 1 600 arasındakileri bir sınıf; o zaman, gerçekten, daha düşük gelirli olup da araç sahibi olanların lehine bir düzenleme yapmış olurdunuz. Bu imkânınız hâlâ var, hâlâ yapabilirsiniz; eğer, bu, daha dargelirli yurttaştan yana bir tavır alma konusunda samimi iseniz; çünkü, bu yüzde 70 küsurluk grubu...

HALUK İPEK (Ankara) - Önergede var.

OĞUZ OYAN (Devamla) - O önergede o yok, o önergeyi görüyorum Sayın İpek. O önergeyi görüyorum, o önergede olmadığını gördüğüm için, burada, sizi uyarıyorum, vaktiniz var; ben konuşurken, yeni bir önerge hazırlayıp, bunu düzeltebilirsiniz.

Şimdi, tabiî, burada, bu, spesifik bazlı, miktar esaslı bir tarifenin adaletsizliklerini düzeltmeye yetmez; çünkü, bu tür tarifeler adaletsizdir. Bu tür tarifelerle, burada, iddia edildiği gibi, gerçek piyasa değerine daha yakın bir değeri yakalayamazsınız ve vergi yüklerinin çok eşitsiz olarak dağılımına yol açarsınız.

Ben, size, birkaç örnek vereceğim; Sayın Bakan arzu ederse, bu örnekleri bir liste halinde kendisine verebilirim; ilginç; çünkü, adaletsizliklere yol açıyorsunuz. Şu an tartıştığımız tarife üzerinden söyleyeceğim; ama, sizin önerdiğiniz tarife de bu yapıya esaslı bir değişiklik getirmediği için, bir fark olmayacaktır. Şimdi, sıfır kilometre araçlar üzerinden bakalım isterseniz: Sıfır kilometre araçlarda, sizin, 1 300 ve 1 600 silindir hacmine aldığınız, örneğin, BMW 3,16 enjeksiyonlu bir araç kullanan için -bu aracın şu anki değeri 62 milyar küsurdur- bu uyguladığınız 400 000 000'luk vergi, yüzde 1 bile etmiyor, yüzde 0,6 ediyor; yani, o araca uyguladığınız vergi binde 6 ediyor. Buna karşılık, sizin, örneğin bir Lada Samara araca uyguladığınız vergi -yenisi 11 milyarlık bir araçtır- 400 000 000, yüzde 3,5'tir; yüzde 0,6; yüzde 3,5; 7 kat daha yüksek, ağır bir vergi yükü. En yoksul vatandaşa, araba almak için en alt basamaktan başlayan, eski teknolojiye razı olan -ne hava yastığı var, ne başka bir güvenlik önlemi var- adama diyorsunuz ki, "haa, demek öyle, sana yüzde 3,5..." Ya da, ne bileyim, Dacia Solenza -Renault patentiyle çıkan- otomobile yüzde 2,9'luk bir vergi getirmiş oluyorsunuz.

Başka bir örnek vereyim. Passat 1.8'i ucuzlatmış oldunuz, rekabet ilişkisini bozdunuz; ona uyguladığınız vergi -ki, bunun, 1.8'in üst modelinin, konforlu olanının fiyatı 65 milyardır- 700 000 000 liradır, bunun oransal değeri yüzde 1,08'dir; yani yüzde 1'dir. Oysa, örneğin, Hyundai Sonata alacak olana -daha üst gruba girdiği için, 2.0 litre, 42 milyardır satış fiyatı- 1 200 000 000 uyguluyorsunuz, şimdi getireceğiniz öneriyle 1 100 000 000'a indiriyorsunuz, çok fark etmez; buna yüzde 2,86 vergi uygulamış oluyorsunuz. Yani biri yüzde 1, öbürü yüzde 3'e yakın; 3 kat fark var. Bu mu adalet, bu mu vergi eşitliği değerli arkadaşlarım? Bu kadar kötü hazırlanmış bir tasarı olabilir mi?

Yani, burada, Türkiye'de yıllardır uyguladığımız, çeşitli eşitsizliklere yol açtığını bildiğimiz bir tarife var, siz o tarifeyi hâlâ... Bu kadar, elinizde fırsat var; şöyle, yılbaşına beş kala bunu geçiriverelim... Eee, yani eşitsizlikleri devam ettiriyorsa, bu ne acele Sayın Bakan, Sayın Hükümet? Tabiî, bu dediğim eşitsizlikler ne yazık ki, başka örneklerde de sürüyor.

Size bir tane daha örnek vereyim. Bakın, 1.8 bir araç, Audi TT Roadstr denilen bir araç; 142 milyardır değeri, 142 milyar! Buna ne uyguluyorsunuz biliyor musunuz, 700 000 000 uyguluyorsunuz; bunun yüzde değeri ne biliyor musunuz, yüzde 0,49; yani demin verdiğim BMW örneği yüzde 0,6 idi, bu yüzde 0,49'a geliyor. Özal demişti "ben zengini severim" siz demiyorsunuz da uyguluyorsunuz, hakikaten zengini seviyorsunuz. Yani adam 142 milyarlık araba alacak, yüzde 1 bile vergi vermeyecek... Bravo size, adalet buna denir gerçekten!

Değerli arkadaşlarım, ikinci el araçlarda da benzer eşitsizlikler var ve çok ilginç, ikinci elde uygulanan vergiler, genellikle yüzde 3 ve üzerinde bir yük getiriyor. Biz, meseleye nispî olarak bakarız; çünkü, her şey, bir değere göre esaslanır, miktar esasında bakamazsınız.

Bakın size bir örnek vereyim. Şahin S tipi arabaya sahip bir vatandaş olsun, 1999 model aracı olsun; bunun piyasa değeri 8 000 000 000-8 500 000 000 lira. Bu araca uyguladığınız Motorlu Taşıtlar Vergisi 280 000 000 lira. Oran olarak baktığınız zaman, bu, yüzde 3,5'tir. Buna karşılık, sizin, örneğin 30 milyar liralık bir 1994 model Mercedes E 200'e uyguladığınız vergi 400 000 000 liradır, dolayısıyla yüzde 1,3'tür. yŞahine yüzde 3,5 vergi uyguluyorsunuz, Mercedese yüzde 1,3; yani, eşitlik de buna denir hakikaten! Size de bu yakışır! Adaletli de böyle olunur! Bravo! (CHP sıralarından alkışlar) Şahine yüzde 3,5 vergi uyguluyorsunuz, değeri 8 milyar; 25 milyar liralık ikinci el Alfa Romeoya yine yüzde 3,5 vergi uyguluyorsunuz; aynı baza geliyor, yıllar itibariyle oynadığı için.

Başka eşitsizlikler var. Mesela, Peugout 607'ye yüzde 2,7; buna karşılık Opel Fronteraya -bir üst sınıfa girdiği için, ikisi de aynı değerler düzeyinde, bunları özel olarak seçtim- yüzde 6,7; birinde 2,7; öbüründe 6,7 ve aynı değerlere sahip.

Bunun tek kurtuluşu vardır; değer esasına geçmek. Değer esasına geçmek, hem Anayasanın 73 üncü maddesine uymak anlamına gelir hem gerçek anlamda vergi adaletini sağlamaya adım atmak anlamına gelir. Birazdan önerge vereceğiz. Değer esasına geçmek de yetmez aslında; çünkü, değer esasına geçip de tek bir oran uygularsanız, yeknesak bir oran uygularsanız, gene eşitsiz olur. Bundan daha eşit olur; ama, gene yeterli olmaz. Bunun, bir de artan oranlı bir merdivene kavuşturulması gerekir.

Aslında, sizin getirdiğiniz vergiler, özellikle ikinci elde öylesine yüksek oranlara, yüzde 6'lara, 7'lere çıkıyor ki, burada, bir şey koymak zorunda kalmışsınız. Bunun bir gerçek servet vergisine, bir varlık vergisine dönüşmemesi için, komisyonda, buna bir ilave yapmak zorunda kaldınız ve şunu söylediniz: "Eğer, bu konulan vergi, aracın kasko sigortası değerinin yüzde 10'unu aşıyorsa, aynı yaş grubunda bulunan taşıtlara ait vergi tutarının bir alt kademesine..." Ben, size bir örnek vereyim; diyelim ki, sizin elinizde 4 milyar lira eden 30 yaşında bir araç olsun, silindir hacmi 4 litrenin üzerinde. Bunun vergisi 750 000 000 lira olduğu için yüzde 10'u aşıyor, bir alt dilime geçiyor. Alt dilime bakıyorsunuz, orada 450 000 000 lira; yine geçiyor. Vergi tasarısında buna bir çözüm öngörmemişsiniz; yani "orada da olmazsa, bir alta geçer" dememişsiniz Sayın Bakan. Bir vergi tasarımında bu kadar da hata olmaz. Alt kademe yetmiyorsa, hâlâ yüzde 10'un üstünde kalıyorsa ne olacak; bunu bile tasarlamıyoruz.

Şimdi, şunları da ilave edeyim: Tasarının gerekçesinde diyorsunuz ki: "Biz ağırlık esasından ayrıldık; çünkü, silindir hacmi daha iyi bir ölçüt, Avrupa Birliği böyle yapıyor." Avrupa Birliği böyle yapmıyor, Avrupa Birliği, sadece silindir esasına bakmıyor. Avrupa Birliğinde, dünyanın gelişmiş ülkelerinde en önemli ölçütlerden biri beygir gücüdür; çünkü, aynı silindir hacminde çok güçlendirilmiş, turbo sistemleri var, çok farklı beygir güçleri, çok farklı değerler var ve dolayısıyla çok farklı olması gereken vergi yükleri ortaya çıkar.

Siz burada "biz, ağırlıktan silindir hacmine geçerek, aynı zamanda çevre vergisi olma niteliği de kazandırdık" diyorsunuz; bu, doğru değildir. Çevre vergisi özelliği kazandırmak için yapacağınız şey, Avrupa emisyon normlarını getirmek ve Avrupa emisyon normlarının ki, bunlar yıldan yıla hedef olarak verilir, bu emisyon...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, ek 1 dakikalık eksürenizi başlatıyorum.

Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Yani, araçların, hedef verilen yıllar itibariyle, atıklarının, kimyasal, zehirleyici madde oranlarının azalmasına bağlı olarak, Avrupa emisyon normları vardır ve bunlar birçok ülkede indirim konusudur. Yani, daha düşük zararlı atığı olan araçlara daha düşük, daha yüksek olanlara daha yüksek vergi konulur. Hatta, bu tür araçların üretimini yasaklama söz konusu olabiliyor. Türkiye'de, daha, Avrupa'nın on yıl önce kaldırdığı kurşunlu süper benzin kullanımı hâlâ geçerli. "Şubatta kaldıracağız" deniliyor, hiçbir hazırlık yok, bu hazırlık olmadan olmaz; birdenbire, insanlara bunu bir genelgeyle, bir yasayla duyuramazsınız, o insanların buna hazırlıklı olması lazım. Dolayısıyla, Türkiye, bu açıdan çok geridir, çok yüksek bir çevre kirliliği altındadır. Bunun yolu, silindir hacmi esasından geçmiyor; bunun yolu, esas olarak, Avrupa'nın bu tür emisyon normlarını benimsemek, ona göre araç üretmek ve tüketimi teşvik etmekten geçiyor. Dolayısıyla, keşke, değer esasına geçebilme cesaretini gösterseydiniz diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, oldukça önemli bir konu, lütfen.

BAŞKAN - Doğrusunuz; ama, vakti verimli kullanmamız lazım.

Sayın Oyan, lütfen, sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) -  Eğer, değer esası benimsenebilmiş olsaydı, o zaman, sigorta şirketlerini -ki, sizin sigorta şirketleriyle müzakereler yürüttüğünüzü biliyorum; ama, sigorta şirketlerinin değer esasına olan itirazları nedeniyle vazgeçip tekrar miktar esasına döndünüz ve hata yaptınız- bu işle daha ilgili kılmanın yolları vardı; yani, bir kere, piyasadaki modellerin yaklaşık yüzde 90'ının ilan edilen kasko değerleri kolaylıkla halledilebilirdi, geriye kalan birtakım istisnaî modeller toplamda yüzde 10'un altında kalacaktı; orada, sigorta şirketlerinin ekspertiz değerleriyle bunu halledebilirdiniz ve sonuçta, Motorlu Taşıtlar Vergisinin yüzde 1-2 gibi bir küçük bir oranını sigorta şirketlerine vererek, bu işi, pekala değer esası üzerinde yapabilir ve vatandaşa daha adil bir vergi yapısı sunma imkânına kavuşurdunuz. Ne yazık ki, her zaman olduğu gibi, büyük bir fırsatı kaçırdınız.

Size saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan'ın söz talebi var.

Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz 10 dakikadır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, bazı vergi kanunlarının değiştirilmesiyle ilgili tasarıyı görüşüyoruz. Bu arada, bu getirdiğimiz değişikliklerin en önemlilerinden bir tanesi, Motorlu Taşıt Vergisindeki sistemi değiştiriyoruz.

Bizim daha önce uyguladığımız sistem neydi; ağırlık esasına göreydi; yani, bunun kilosu ne kadar, kaç kilo geliyor, bakıp, o kiloya göre vergi aldığımız zaman, takdir edersiniz ki, aracın kilosu ile, ağırlığı ile değeri birbirine eşit değil. Buna devam edelim demek, adaletsizliğe devam edelim demektir.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Kim diyor devam edelim diye?!

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Şimdi, bunun değiştirilmesinde herkes mutabık ve bizim gerekçemiz de, bu adaletsiz yapıyı değiştirmek.

Burada, değer ölçüsü esas alındığına göre, en iyi sistem olan "bunun kasko değeri ne kadar, ona göre alalım" yaklaşımıyla çalışmaya başladık; ancak, bunun teknik olarak imkânsız olduğu anlaşıldı. Çünkü -bu, ruhsata göre alınıyor- ruhsatlarda tam tarifler yok. Ayrıca, biz, sigorta şirketleriyle temas kurduk, uzun müddet çalıştık "hepsine ayrı ayrı kasko değeri vermemiz mümkün değil" dediler ve bunun pratikte yaratacağı sıkıntılar, halkımıza zulüm çektirmekten ibaret olacak.

Dolayısıyla, yurt dışında, gelişmiş ülkelerde ve bilhassa Avrupa Birliği ülkelerinde, bunlar nasıl uygulanıyor diye baktık ve burada, değeri göstermeye en yakın ve kolaylıkla da tatbik edilebilir ölçü, silindir hacmi çıktı. Bunun üzerinde, silindir hacmine ve yaş grubuna göre, yine, bu hususla ilgili arkadaşlarla, sivil toplum örgütleriyle ve ilgili bütün arkadaşlarımızla uzun uzun çalıştık.

Dikkat ederseniz, bazı düzenlemeleri Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptık, son anda tekrar yaptık. Şimdi, yine bir önergemiz var; onunla ilgili de, yine, Bakanlığımızdaki uzman arkadaşlarla, üst düzey yetkililerle, buradaki arkadaşlarımızla beraber çalışarak, bazı ufak tefek yeni değerlendirmeler yaptık. Ancak, takdir edersiniz ki, yeni gelen sisteme devamlı, bir reaksiyon olabilir, bu gayet normaldir; ama, bu, zaman içerisinde otursun diye, burada, Hükümetimize de tekrar yetki aldık; yani, Hükümetin -çıkaracağımız bu kanunda- bunu düşürme ve yükseltme yetkisi var. Yine de bir hata yapabiliriz, eksiğimiz olabilir; ama, bunu düzeltmeyeceğiz diye bir durum yok. Şu anda, yaptığımız çalışmalara ve sizlerin de hazırladığı önergelere göre en iyi duruma getirdik.

Bir örnek vermek istiyorum; Ford KA City 1.3; 890 kilogram, değeri de 19 milyar lira; bir de Daihatsu var, o da 890 kilogram, onun değeri de 31 milyar lira. Ağırlıkları aynı, birisinin değeri 19 milyar lira, diğeri 31 milyar lira. Tabiî, burada bir haksızlık olduğu belliydi. Bir örnek daha vereyim, Hyundai 1 790 kilogram, değeri 34 milyar lira; Jeep Cherokee de 1 790 kilogram, değeri 96 milyar lira. Dolayısıyla, bu adaletsizlikleri önledik.

Gelir grubu düşük halkımız, silindir hacmi düşük araba kullanıyor. Bu rakamları da çıkardık biz; Sayın Oyan'ın dediği rakamları bulamadık, bizimki ayrı. Zaten, hep ayrılıyoruz rakamlarda.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Bunlar, gerçek rakamlardır.

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Devamla) - Bakınız, toplam araç sayısı 4 363 731, bunun 546 000'i, yani yüzde 12,5'i 1 300 cc'ye kadar olan araçlar; 1 300 cc ile 1 600 cc arasında olan araç miktarı yüzde 71. Bakın, sadece bu iki kalemdeki araçların, toplam araç sayısı içerisinde payı yüzde 83, yüzde 84'e geliyor. Bu paya giren araçların vergilerine, eski uygulama olsaydı, yüzde 28,5 yeniden değerleme yapacaktık. Şimdi, o yüzde 28,5'ten daha az bir artış oluyor, yüzde 22 civarında bir artış oluyor.  Hatta, bazılarının ileri yaşta olanlarına indirim bile var, eskisine göre indirim bile var.

Şimdi gelelim, Porsche deniliyor ya... Orada da bizim tespitimiz, 4 000 cc ve yukarısı 9 milyar; o rakamlar da bunu gösteriyor. Dolayısıyla, burada çok fazla yapılmış bir zam yok. Biz, zam yapmak için de bunları yapmadık; ama, adaletli bir sistemi getirelim diye yaptık. Adaletli sistemi getirirken de, burada eğer ille zam deseydik; biz bunları alacağız, hiç değiştirmeyiz derdik; öyle bir durumumuz asla olmadı. Gelen her türlü teklifi değerlendirdik; nereye kadar; Genel Kurula kadar. Birazdan, bir önergeyle son duruma getireceğiz. Ona rağmen yine bir sıkıntımız olursa, halkımız bilsin ki, Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir; o, her zaman, tekrar düzenlenebilecek bir suplekse sahiptir. Ben, bunları, sizlerin bilgilerine arz etmek istiyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde, şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde üzerinde, bugünkü gündem belirlenirken, İktidar Partisinin Grup önerisi aleyhine söz almıştım, orada birtakım gerekçeler ifade etmiştim. O gerekçelerden bir tanesinin, bugün, şu madde görüşülürken ortaya çıktığını görüyoruz. Yani, bazı gerçeklerle karşılaştığımız zaman, hatalı bir işlem yapıyorsak ya da vatandaşta tepkiye neden olabilecek birtakım yasama faaliyetlerini burada ortaya koyuyorsak, bunları düzeltmek için bir tamir zamanı bulamadığımızı ifade etmiştim; onlardan bir örnekle bu gece karşı karşıyayız.

Sayın Bakanı dikkatle dinledim; zaten, öncesinde, bu tasarıyı detaylı bir şekilde araştırma fırsatı olmadı. Oğuz Oyan Hoca, son dakikaya kadar, markalar üzerinde, fiyatlar üzerinde derin bir inceleme yapıp, son anda bu maddeye yetişti; getirilen çarpıklığı sizlere ve Yüce Meclisin huzuruna sunmak için geldi. Burada, amacımız, tamamen yapıcılıktır. Vatandaşta tepkiye neden olacak oranları -ben tekrar etmiyorum, sadece felsefeyi sunmak istiyorum- ifade ettik.

Gözden kaçan bir başka husus da şudur -bir marka örneği verdi Sayın Oyan; ben onu tekrar etmeyeceğim- bundan sonra, ticarî hayatta rekabet ortamını bozabilecek bir uygulamayı da burada ortaya koymuş oluyoruz. Şöyle ki, bahsedilen araba, yüzde olarak da, miktar olarak da daha ucuz bir Motorlu Taşıtlar Vergisine tabi olacağı için, bunu pazarlayan firma, üretici firma, Türkiye'deki reklamlarına, bundan sonra, pazar payını artırabilmek için, daha düşük vergiyle bundan sonra bu aracı kullanacaksınız şeklinde bir ticarî promosyona girecek, reklama girecek; yani, burada, biz, farkında olmadan, serbest rekabet ortamını şu veya bu şekilde bozmuş olabilme riskini de ortaya koyuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, işte, düğüm burada. Serbest piyasa ekonomisi, bizde, kurallı olma boyutuna henüz tam ulaşamadı. Çok çeşitli ticarî firmalar -burada kesinlikle bir suçlama getirmiyorum- şu veya bu şekilde, bürokrasiye kendi lehlerine olan bir durumu, genel eşitlik kuralına uygun bir şekilde sunabilirler, aktarabilirler ve bürokrasi buraya taşıyabilir. Bizim önemli görevimiz, yasama organı olarak görevimiz "bunu bürokrasi hazırladı, hükümet üstlendi; o zaman doğrudur" kavramından hareket etmememiz; yani, tartışılan bir nokta varsa ve tartışılan bu noktada haklılık varsa, bu haklılığı teslim etmek.

Biz ısrar ediyoruz. Biraz sonra gelecek. Sayın Bakanı -demin de söyledim- dikkatle dinledim; tatmin olmadım. Sayın Oyan'ın açıklamaları -aynı partiye mensup olduğum için değil- bana çok daha tatmin edici geldi. Doğru bir iş yapmak istiyorsak, muhalefetin bu önerisine, ben, kulak vermenizi diliyorum; biraz sonra, Sayın Oyan, önerge görüşülürken açıklayacak. Eğer, böyle bir fırsat varsa, ufak bir aradan sonra bu değerlendirilebilir; amaç, mutfakta, isteyerek ya da istemeyerek, yanlış pişmiş bir olayı, burada, doğru pişirecek bir sonuca varmaktır.

Saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Koç, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.50

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.10

BAŞKAN : Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER : Suat KILIÇ (Samsun), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 37 nci Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

316 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

8. - Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/720) (S. Sayısı 316) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının 23 üncü maddesi üzerinde 3 adet önerge vardır.

Önergeleri okutmadan önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Haluk Koç'un, yerinden, kısa bir açıklaması olacak.

Sayın Koç, buyurun

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Demin, ilgili maddede şahsım adına son sözü aldım. Sözlerimi tamamen irticalen söyledim. Olası bir yanlışlığı düzeltebilmek için, kuşkularımı dile getirdim. Bu arada, bu tarifeyle, ticarî rekabet ortamında çeşitli araç üreten otomotiv sektöründeki firmalar lehine veya aleyhine birtakım değişiklikler olabileceğini ifade ettim.

Bu arada, Maliye Bakanlığı bürokratlarının bu tür bir olayda pay sahibi olabilecekleri yönünde bir şeyi, kesinlikle, düşünerek ifade etmedim. Özellikle bürokrat arkadaşlarımızın ne zor koşullar altında çalıştıklarını biliyorum. Eğer, böyle bir yanlış anlaşılma olduysa, ben, hepsinden özür diliyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Saygıdeğer milletvekilleri, 23 üncü madde üzerinde 3 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 316 sıra sayılı kanun tasarısının 23 üncü maddesinde yer alan (I) sayılı Tarifenin aşağıdaki şekilde ve devamındaki paragrafta yer alan "Ocak" ibaresinin "her yılın Ocak" şeklinde ve "% 10" oranının "% 6" olarak değiştirilmesini ve "belirlemeye" ibaresinden sonra gelmek üzere "bu oranı % 4'e kadar indirmeye ve kanunî oranına kadar artırmaya" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Haluk İpek

Nusret Bayraktar

A. Müfit Yetkin

 

Ankara

İstanbul

Şanlıurfa

 

Mustafa Açıkalın

 

Taner Yıldız

 

İstanbul

 

Kayseri

(I) SAYILI TARİFE

Motor Silindir Hacmi (cm3)

Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)

 

 

 

 

 

1 -3 yaş

4 - 6 yaş

7 - 11 yaş

12 - 15 yaş

16 ve yukarı yaş

1-Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları

 

 

 

 

 

 ve benzerleri

 

 

 

 

 

1300 cm3 ve aşağısı

250.000.000

175.000.000

100.000.000

75.000.000

30.000.000

1301 - 1600 cm3 e kadar

400.000.000

300.000.000

175.000.000

125.000.000

50.000.000

1601- 1800 cm3 e kadar

700.000.000

550.000.000

325.000.000

200.000.000

80.000.000

1801 - 2000 cm3 e kadar

1.100.000.000

850.000.000

500.000.000

300.000.000

120.000.000

2001 - 2500 cm3 e kadar

1.650.000.000

1.200.000.000

750.000.000

450.000.000

180.000.000

2501 - 3000 cm3 e kadar

2.300.000.000

2.000.000.000

1.250.000.000

675.000.000

250.000.000

3001 - 3500 cm3 e kadar

3.500.000.000

3.150.000.000

1.900.000.000

950.000.000

350.000.000

3501 - 4000 cm3 e kadar

5.500.000.000

4.750.000.000

2.800.000.000

1.250.000.000

500.000.000

4001 cm3 ve yukarısı

9.000.000.000

6.750.000.000

4.000.000.000

1.800.000.000

700.000.000

2) Motosikletler

 

 

 

 

 

100 - 250 cm3'e kadar

50.000.000

40.000.000

30.000.000

20.000.000

10.000.000

251 - 650 cm3'e kadar

100.000.000

75.000.000

50.000.000

30.000.000

20.000.000

651 - 1200 cm3'e kadar

250.000.000

150.000.000

75.000.000

50.000.000

30.000.000

1201 cm3 ve yukarısı

600.000.000

400.000.000

250.000.000

200.000.000

100.000.000

 

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının çerçeve 23 üncü maddesiyle değiştirilen 197 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

 

Oğuz Oyan

Kemal Kılıçdaroğlu

Haluk Koç

 

 

İzmir

İstanbul

Samsun

 

Muharrem Kılıç

 

Ziya Yergök

 

Malatya

 

Adana

"Madde 5- Motorlu kara taşıtlarında

                                                       

Bir yaşından

 

 

Satış veya kasko bedeli

(0) kilometre

büyük araçlarda

30 milyar liraya kadar

%1,5

%1,0

30-50 milyar lira arası

%2.0

%1,5

51-100 milyar lira arası

%2,5

%2,0

101-200 milyar lira arası

%3,0

%2,5

200 milyar liradan fazla

%4,0

%3,0

Oranında Motorlu Taşıtlar Vergisi alınır."

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, maddeye en aykırı ve son önergeyi okutuyorum ve işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının çerçeve 23 üncü maddesiyle değiştirilen 197 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Kemal Kılıçdaroğlu

Haluk Koç

M. Akif Hamzaçebi

 

 

İstanbul

Samsun

Trabzon

 

Mustafa Özyürek

 

Ali Kemal Deveciler

 

Mersin

 

Balıkesir

"Madde 5.- (0) kilometre motorlu kara taşıtlarında, satış bedelinin % 3'ü, bir yaşından büyük araçlarda da kasko bedelinin yüzde 2'si oranında Motorlu Taşıtlar Vergisi alınır. Bakanlar Kurulu, bu oranları % 50'ye kadar artırmaya veya eski oranlarına kadar indirmeye yetkilidir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, konuşacak mısınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Evet Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

Süreniz 5 dakika.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten de, çok önemli bir maddeyi görüşüyoruz. Burada, verdiğimiz önerge, değer esasına dayalı bir önerge; yani, bir otomobil kaç liraya satılmışsa, onun belli bir oranı üzerinden Motorlu Taşıtlar Vergisi ödenmesini öngörüyor.

Az önce, Sayın Oğuz Oyan Hocamız da açıkladı; verilen değişiklik önergesiyle bile, adaletsizlik tam giderilemiyor. Ben, şöyle bir örnek vermek istiyorum: Okunan ilk önerge kabul edilir, anahtar teslimi 38 milyar liraya satılacak olan Megane-II Dynamique'in vergisi 1 100 000 000 lira olacak; buna karşılık, 1 995 motor gücünde bir BMV'nin satış fiyatı 106 825 000 000 lira; bunun da vergisi 1 100 000 000 lira olacak. Yani, önerge haksızlığı gidermiyor, haksızlığı, büyük ölçüde, yine kendi bünyesinde koruyor. Küçük araçlar için de aynı şey söz konusu. Orada da, yine bu adaletsizlik devam ediyor.

Bizim verdiğimiz önerge kabul edildiği takdirde, örneğin Lada için 400 000 000 lira öngörülüyor, bu 369 000 000 lira olacak. Buna karşılık, 66 milyar liraya satılan bir aracın Motorlu Taşıtlar Vergisi de 1 999 000 000 lira olacak. Yani, daha adil; eğer yüksek bedel ödenmişse daha fazla vergi, daha düşük bedel ödenmişse daha az vergi ödenmesini öngören bir düzenleme.

Bu düzenlemeyi kabul eder misiniz; büyük bir olasılıkla bu düzenleme kabul edilmeyecek. Nedeni de, bu düzenlemenin kabul edilmesi halinde Maliye Bakanlığının hazır olmadığı, Maliye Bakanlığının, bu konuda, özellikle sigorta şirketleriyle çalışmalarında belli bir aşamayı kaydetmediği şeklinde belirlemeler, ifadeler oldu. Diliyor ve istiyoruz ki, Maliye Bakanlığı kısa zamanda değer esasına geçer ve Motorlu Taşıtlar Vergisindeki haksız uygulamalara son verir.

Bu önerge kabul edilmez de sizin verdiğiniz önerge kabul edilirse ne olur; bunun en büyük sıkıntısını sizler çekeceksiniz; çünkü, gittiğiniz her yerde bu sizlere söylenecek.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının çerçeve 23 üncü maddesiyle değiştirilen 197 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Oğuz Oyan (İzmir) ve arkadaşları

"Madde 5- Motorlu kara taşıtlarında

                                    Bir yaşından

Satış veya kasko bedeli

(0) kilometre

büyük araçlarda

30 milyar liraya kadar

%1,5

%1,0

30-50 milyar lira arası

%2,0

%1,5

51-100 milyar lira arası

%2,5

%2,0

101-200 milyar lira arası

%3,0

%2,5

200 milyar liradan fazla

%4,0

%3,0

Oranında motorlu taşıtlar vergisi alınır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Sayın Başkan, katılamıyoruz; ancak, sebebini de arz etmek istiyorum; çünkü, yanlış bazı bilgilendirmeler de oluyor. Bir defa, kasko değerine göre yapılması fiilen imkânsız, teknik olarak imkânsız; bir. İkincisi, 5 yaşından fazla arabalar için kasko değerleri de yok; yani, bu önergelerin tatbik imkânı teknik olarak mümkün değil, o bakımdan katılamıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Oyan, önergesi üzerinde söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Oyan.

Süreniz 5 dakika.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, biraz önce kürsüye geldiğinde, bu verdiğimiz rakamlar için "bu, bizim rakamlarla tutmuyor, burada da ayrılıyoruz" demişti. Doğrusu, belki ayrıldığımız bir nokta daha var, ben bilmediğim hiçbir konuda bu kürsüye çıkmıyorum. Şimdi, Sayın Bakan "5 yaşını aşmış araçların kasko değeri yok" dedi. Aslında doğrusu şu, onu biraz önce arkada konuşmuştuk: 5 yaşını aşan araçların kasko sigortası yapılmaması söz konusu değil, 5 yaşını aşan bir aracınızı pekâlâ kasko sigortası yaptırabilirsiniz, Türkiye'de yaptırabilirsiniz, dünyanın her tarafında da yaptırabilirsiniz, bunda bir yanlışlık yapmayın tekrar. Burada, şudur: 5 yaşına kadar olan araçların değerleri, sürekli olarak dergilerde, bu ikinci el araçların değerlerini yayımlayan dergilerde yayımlanır, 5 yaşın üzerinde olanlar yayımlanmaz genellikle; çünkü, buna zaten yer yoktur. Bir de gelişmiş ülkelerde 5 yaşından sonra aracın hurdaya çıkma yaşı gelmeye başlar. Türkiye'den farklı olarak işçilik çok maliyetli olduğu için, gelişmiş ülkelerde, araçlar, bizim gibi ülkelere göre çok daha erken hurdaya çıkarılırlar. O nedenle de, 5 yaş, o ülkelerde, bir anlamda, aracın artık tamirciye çok fazla gitmeden teknik ömrünün tamamlandığı yıl olarak kabul edilir. Türkiye böyle bir ülke değil, Türkiye yoksul bir ülke. Türkiye'de insanlar çok yaşlı araçları kullanıyorlar. 20 yaşın üzerindeki araçların, yeni araç alımında vergi indiriminde kullanılması gibi bir kolaylık dolayısıyla, hurda araçların bir bölümünü piyasadan temizleyebiliyoruz. Bu da iyi bir uygulama, bir itirazımız yok; ama, ancak böyle temizleyebiliyoruz.

Burada, ne yazık ki, tekrar söylemek zorundayım; miktar esaslı tarifeler, bir eşitsizliği düzelteyim derken, başka bir eşitsizliğe yol açar. Miktar esaslı tarifelerde ideali bulamazsınız; yani, bu konuda önerge vereceksiniz, o önergelerle doğruya yaklaşamazsınız, hatta, daha önemli hatalar yapıyorsunuz. Bakın, size bir örnek vereyim: Sizin verdiğiniz önerge biraz sonra burada tartışılacak. Siz, 4 litrenin üzerindeki, 1-3 yaşındaki yeni araçlar için  en yüksek vergi bedeli olarak 9 500 000 000 lira önermiştiniz, şimdi bu 9 500 000 000'u, 9 milyar liraya düşürüyorsunuz. Türkiye'de satılan en pahalı araç Ferrari 456 MGT'dir. Bu aracın piyasa değeri 442 milyar liradır. Sizin tarifenize göre, bu aracın vergisi 9 500 000 000 liradan 9 milyar liraya düşüyor. Yüzde kaç almış oluyorsunuz; yüzde 2 almış oluyorsunuz. Oysa, bizim burada önerdiğimiz sistem basit, 200 milyar lirayı aşan araçlardan yüzde 4 alınız. Yüzde 4 vergi alsaydınız, yeni bir Ferrari arabadan 17 700 000 000 lira alacaktınız.

Burada çok lafını ettiniz, Porsche dediniz; kaç para vergi alıyorsunuz? Bunun iki modeli var, Porsche 911 Turboyu örnek olarak vereyim. Bunun yenisinin fiyatı 350 milyar liradır. Tarifenizde bu arabanın vergisi 6 750 000 000 liraydı, şimdi verdiğiniz yeni önergeyle bunu 5 500 000 000 liraya düşürüyorsunuz. Bu mu adalet, Sayın Bakan?! Yani, bir yandan "biz, artık, Porschelerin gözünün yaşına bakmayacağız, adam gibi vergi alacağız" diyorsunuz... Bu mu vergi; 5 500 000 000 lira?!  Ne ediyor biliyor musunuz; düşürmeseydiniz, ilk teklifinizdeki  6 750 000 000 lirayla gelseydiniz, yüzde 1,93 ediyordu, şimdiki önerinizle yüzde 1,57 ediyor. 11 milyar liralık  Lada Samaradan yüzde 3,5 alıyorsunuz, 350 milyar liralık Porscheden yüzde 1,5 vergi alıyorsunuz; yani, allahaşkına, bunun adaleti nerede; böyle bir şey olabilir mi?! Halbuki, bizim, şurada önerdiğimiz miktarı uygulasanız, buradaki 350 milyar lira değerindeki Porsche yüzde 4 vergi verecek; yani, 14 milyar lira vergi alacaksınız, tam 14 milyar lira; 5,5 falan değil. O Porscheyi kullanan, o vergiyi ödemelidir, iki taksitte 7'şer milyar lirayı ödemelidir, ödemek zorundadır. Bu kadar yüksek fiyatlarla, özel zevklerini tatmin eden insanlar, bu ülkeye vergi ödeme borcunu yerine getireceklerdir. Bu ülkede Anayasanın 73 üncü maddesi şunu söylüyor: "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür."

HALİL AYDOGAN (Afyon) - Bundan öncekiler ne kadar ödüyordu Hocam?

OĞUZ OYAN (Devamla) - Yani, siz, o düşük gelirli bir araba sevdasını, ucuz arabayla ve güvenlik risklerini alarak, tatmin eden yurttaşlarımızı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oyan, lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız efendim.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Şimdi, bakınız, salondan değerli arkadaşlar "eskiden ne alınıyordu" diye soruyorlar. Eskiden ne alınıyordu meselesi şu: Eskiden de, yine, bu civarlarda para alınıyordu zaten; yani, Türkiye'de, spesifik tarifelerle de lüks araçlar için, hep 1,5, 2, 3 katı birtakım değerler konularak bu araçlardan vergi alınabildi; yani, sonuçta, bir vergi alınıyor tabiî, alınmıyor değil.

Biz size şunu söylüyoruz: Bu, gayri adildir; yani, sizin aldığınız vergi, bu kadar yüksek değerler karşısında yüzde 1,5'i aşmıyor ve bunu düşürüyorsunuz. Bakın, yüzde 1,9'dan yüzde 1,5'e; dünden bugüne, akşamdan sabaha düşürüyorsunuz. Yani, burada, sanki, belli bir kesimi daha fazla koruma anlayışı öne çıkıyor. Oysa, eğer, bizim dediğimizi yapsanız, değer esaslı yapsanız ve bunu, artan oranlı hale getirseniz, yüzde 1 ile 4 arasında değişen oranlara getirebilseniz -yüzde 1; ikinci, yani, 1 yaşından sonraki araçlar için- o zaman, hem değere göre kavramak hem ödeme gücünü daha iyi kavrama imkânına sahip olabilirdiniz.

Sizin, sigorta şirketleriyle olan maceralarınızın mutlu sonla bitmemesi, sizin, yeterli iradeyi göstermemenizden kaynaklanmaktadır. Biraz önce de açıkladım; eğer, sigorta şirketlerine, böylesine bir külfet yüklemenin karşılığında bir ödül de verilebilirse, Motorlu Taşıtlar Vergisinin yüzde 1'i, 2'si gibi bir miktarı verme imkânınız olursa, toplanan hâsılattan da ödeyebilirsiniz ya da komisyon olarak bir şekilde öderseniz, o zaman, sigorta şirketleri çok daha gönüllü olarak buraya katılır ve siz, hem verginin tahsil masraflarını, vergi maliyetlerini azaltırsınız hem de daha iyi vergi alırsınız. Şimdi, siz, bu sistemle, hem daha az vergi alacaksınız hem de daha eşitsiz vergi alacaksınız. Oysa, daha çok vergi elde edebilirdiniz ve çok daha da adil bunu yansıtabilirdiniz; ne yazık ki, bu fırsatı kaçırıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Oyan, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Bitiyor, Sayın Başkan.

Bakınız, bir başka şey daha söyleyeyim: Türkiye'de, Motorlu Taşıtlar Vergisini yılda iki kez alıyorsunuz. Bunu bir kerede, ocak ayında peşin verene enflasyon kadar bir indirim yapın da, bazıları da bir kere gitsin bankaya ödemeye. Bunu halledin bari; yani, şunu şu yasaya getirin de, birtakım kurumları, önlerinde kuyruklarla sürekli muhatap olmaktan ve bu ülkeye zaman kaybettirmekten kurtarın.

Ne yazık ki, burada önerimizi kabul etmiyorsunuz, buna üzülüyoruz. Üzülüyoruz; çünkü, Türkiye için iyi bir düzenleme olmuyor, bu fırsat kaçıyor; o yüzden, üzüntülerimizi belirtmek istiyoruz ve bu maddeye olumlu oy vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 316 sıra sayılı kanun tasarısının 23 üncü maddesinde yer alan (I) sayılı Tarifenin aşağıdaki şekilde ve devamındaki paragrafta yer alan "Ocak" ibaresinin "her yılın Ocak" şeklinde ve "yüzde 10" oranının "yüzde 6" olarak değiştirilmesini ve "belirlemeye" ibaresinden sonra gelmek üzere "bu oranı yüzde 4'e kadar indirmeye ve kanunî oranına kadar artırmaya" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Haluk İpek (Ankara) ve arkadaşları

(I) SAYILI TARİFE

Motor Silindir Hacmi (cm3) Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)

                               

1 -3 yaş

4 - 6 yaş

7 - 11 yaş

12 - 15 yaş

16 ve yukarı yaş

 

1-Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları

 

 

 

 

 

ve benzerleri

 

 

 

 

 

1300 cm3 ve aşağısı

250.000.000

175.000.000

100.000.000

75.000.000

30.000.000

1301 - 1600 cm3 e kadar

400.000.000

300.000.000

175.000.000

125.000.000

50.000.000

1601- 1800 cm3 e kadar

700.000.000

550.000.000

325.000.000

200.000.000

80.000.000

1801 - 2000 cm3 e kadar

1.100.000.000

850.000.000

500.000.000

300.000.000

120.000.000

2001 - 2500 cm3 e kadar

1.650.000.000

1.200.000.000

750.000.000

450.000.000

180.000.000

2501 - 3000 cm3 e kadar

2.300.000.000

2.000.000.000

1.250.000.000

675.000.000

250.000.000

3001 - 3500 cm3 e kadar

3.500.000.000

3.150.000.000

1.900.000.000

950.000.000

350.000.000

3501 - 4000 cm3 e kadar

5.500.000.000

4.750.000.000

2.800.000.000

1.250.000.000

500.000.000

4001 cm3 ve yukarısı

9.000.000.000

6.750.000.000

4.000.000.000

1.800.000.000

700.000.000

2) Motosikletler

 

 

 

 

 

100 - 250 cm3'e kadar

50.000.000

40.000.000

30.000.000

20.000.000

10.000.000

251 - 650 cm3'e kadar

100.000.000

75.000.000

50.000.000

30.000.000

20.000.000

651 - 1200 cm3'e kadar

250.000.000

150.000.000

75.000.000

50.000.000

30.000.000

1201 cm3 ve yukarısı

600.000.000

400.000.000

250.000.000

200.000.000

100.000.000

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyon)- Katılamıyoruz.

BAŞKAN- Hükümet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul)- Katılıyoruz efendim.

HALUK İPEK (Ankara)- Sayın Bayraktar önergeyi açıklayacak efendim.

BAŞKAN- Peki.

Sayın Bayraktar; buyurun.

Sayın Bayraktar, süreniz 5 dakika.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili önergemizin gerekçesini izah ederken, Sayın Oğuz Oyan'ın bazı tespitlerine ben de farklı bir açıdan bakmak istiyorum: Biraz önce yapmış olduğu konuşmalarda "1 800 turbo Passat otomobillere haksız rekabet şansı verilerek, ayrıcalık tanınır" derler; oysa Türkiye'de ve Türkiye dışında satılan ve üretilen araçlarda 1 800 Passat olduğu gibi,  1 800 Audi var, 1 700 Opel var, 1 800 Ford Focus var, 1 700 Renault Megan var, 1 700 Fiat var, 1 700 Hyundai var; dolayısıyla, rekabet, her firma için eşit şartlarda, isteyen istediği gibi yapabilir.

Eğer 2 000'e kadar olan motorlarda da aynı uygulama uygulanacak olsaydı, o zaman, Mercedes 200 Kompressor de girecekti, diyeceklerdi ki Mercedese ayrıcalık uyguladınız. Nitekim, 2 000 Mercedes Kompressor araçlarında 163 beygir, 2 700 Mercedes dizel araçlarında da 163 beygir; ama, dizel motorlarının motor hacmi daha yüksek olduğu için çevreyi daha fazla etkiliyor maksadıyla... Aslında, bu vergiler, bir yerde, çevre vergisi niteliğinde olduğu için, araçların fiyatlarına en yakın olan şeklin tespiti konusunda bir çalışma yapılmıştır.

En iyisi, doğrudur, kaskodur. Kasko değeri üzerinden alınmasında hemfikir olduğumuzu hem Sayın Bakanımız ve hükümet yetkilileri hem de bizler belirttik; ama, günümüz şartlarında bunun uygulanmasının zor olduğunu görünce, en uygun olan ve buna yakın olan sistemin bu şekilde olacağını...

Ama, bu arada, bir Lada Samara, 8 milyardır asıl bedeli, vergileri 2 milyar küsurla yaklaşık 11 milyar oluyor; yani, Lada Samara'nın değeri düşüktür; ama, verilen vergi de düşüktür. Ama, bunun karşısında 40 milyar liralık bir Mercedes 50 milyar lira ÖTV ve diğer vergilerle aslında 90 milyara çıkıyor. Dolayısıyla, asıl vergi araç alırken vatandaş tarafından veriliyor.

Dahası var...

OĞUZ OYAN (İzmir) - O, başka vergi.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Müsaade edin. Yani, eğer, vergilendirme diyorsanız, bir müddet önce, yüksek silindirli ve lüks araçların üzerine konan ÖTV yüzde 50'den 75'e çıktığında "yine vergi yüklüyorsunuz" diyerek farklılıkla tenkit etmiştiniz. Oysa, bu vergilere vatandaş diyor ki, daha sağlıklı, daha güvenli işime gücüme gitmek için... Araçlarda artık lüks segment kalkmıştır, çevre etkileme unsurları önplana çıkmıştır. Çevre etkileme unsurları içerisinde de Avrupa normuna... Çevreyi daha az etkileyen katalitik konvertörlü araçların çevreye etkisi ile Lada Samaranın etkisi aslında aynıdır; ama, buna rağmen, düşük gelirli vatandaşların, elbette, aldıkları araçların da, mümkün olduğu kadar -burada bir düzenleme yapılarak- adaletli sisteme yaklaştırılması hususunda bir önerge vermişizdir. Bu da yeterli görülmüyor, bizim tarafımızdan da yeterli görülmüyor, açık ve net olarak söylüyoruz; ama, hükümetle ve sizlerle yapmış olduğumuz mutabakatlar ve görüşmeler sonucu ileri kademelerde daha iyi bir düzenleme yapılabilmesi için, Bakanlar Kurulunun, kasko bedellerinde -kasko bedelinin yüzde 10'unun altına veyahut üstüne çıktığı takdirde- bu vergilendirmeyle, bir alt kademeye geçiş hakkı var idi. Biz, bir önergemizde, bunu yüzde 6'ya kadar çekmiştik. Hükümet yetkilileriyle daha sonra yapmış olduğumuz mutabakatlar sonucu, kasko bedelini de yüzde 4'e çekmek ve Bakanlar Kuruluna bu konularla ilgili aksaklıkları düzenleme yetkisi vermek suretiyle, düzenlemelere bir hayli yaklaşmış olduğumuzu görüyoruz.

Nitekim, daha önceki dönemlerde uygulanan sistemin adaletsiz olduğuna hepimiz şahittik. 100 milyar liralık bir Mercedese 900 000 000 lira ödenirken, 45 milyar liralık diğer bir otomobile 5 500 000 000 lira ödeniyordu. Buna en yakın sistemin ne olacağı hususuna, bugünün şartlarında, ancak motor silindir hacimleri esasına göre bir çalışma yapılırsa yaklaşılır ki, Avrupa'da, birçok ülkede, hem motor silindir hacmine doğru hem de ağırlık ve yaş sistemine doğru uygulama var. Bu konunun en büyük duayeni dediğimiz Almanya'da uygulanan sistem, motor silindir hacmi, artı, yüksek hacimli dizel otomobilleri ve çevreye etki edenleri de ona göre vergilendirmek suretiyle olandır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bir Porsche'nin, gerçekten, 300 milyar lira değerindeki bir Porschenin vergisi 5 500 000 000 lira gözükmektedir; ama, bu Porschenin -cn tipi var- 4 000 cc'nin üstündekileri de 9 milyar lira ödeyecektir. Yani, aslında, 300 000 000 liraya ve 900 000 000 liraya kadar ödeme yapılan bu tip lüks araçlara 9 milyar lira ve üzerinde ödenme imkânı doğmuştur. Bunlar da, vergilerini son derece artırarak vermişlerdir. Kaldı ki, Türkiye'de, 13 tane Ferrari, 12 tane Porsche var; ama, bunun dışında, yüksek motor güçlü bir hayli başka araç var -BMW var, Cheroke var, Land Crouiser var, Range Rover var- bunları da eşit sisteme getirdiğiniz zaman 9 milyar lira vergi ödeyecekler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bayraktar.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Önergemizle, şu ana kadar uygulanan ve uygulanmak istenen sistemin daha adil hale getirilerek, toplumun geneline hitap edecek düzeyde... Bunun, yüzde 10'unda ufak tefek aksaklıklar olacağı gözüküyor; ama, yüzde 90'ında mutabakat sağlanacağı hususunda, daha adaletli olacağı kanaatiyle bu önergemizin kabulünü arz eder, hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayraktar.

Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 24 -197 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde yer alan (II), (III) ve (IV) sayılı tarifeler aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(II) SAYILI TARİFE

Taşıt Cinsi ve Oturma Yeri /

 

 

 

Azami Toplam Ağırlık

Taşıtların Yaşları ile Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)

 

 

 

1 - 6 yaş

7 - 15 yaş

16 ve yukarı yaş

1) Minibüs

300.000.000

200.000.000

100.000.000

2) Panel van ve motorlu karavanlar

 

 

 

(Motor Silindir Hacmi)

 

 

 

1900 cm3 ve aşağısı

400.000.000

250.000.000

150.000.000

1901 cm3 ve yukarısı

600.000.000

400.000.000

250.000.000

3) Otobüs ve benzerleri (Oturma Yeri)

 

 

 

25 kişiye kadar

750.000.000

450.000.000

200.000.000

26-35 kişiye kadar

900.000.000

750.000.000

300.000.000

36-45 kişiye kadar

1.000.000.000

850.000.000

400.000.000

46 kişi ve yukarısı 

1.200.000.000

1.000.000.000

600.000.000

4) Kamyonet, kamyon, çekici ve

 

 

 

benzerleri (Azami Toplam Ağırlık)

 

 

 

1.500 kg.'a kadar

300.000.000

200.000.000

100.000.000

1.501-3.500 kg'a kadar

600.000.000

350.000.000

200.000.000

3.501-5.000 kg'a kadar

900.000.000

750.000.000

300.000.000

5.001-10.000 kg'a kadar

1.000.000.000

850.000.000

400.000.000

10.001-20.000 kg'a kadar

1.200.000.000

1.000..000.000

600.000.000

20.001 kg ve yukarısı

1.500.000.000

1.200.000.000

700.000.000

(III) SAYILI TARİFE

Taşıt Cinsi ve

Taşıtların Yaşları İle Her Motor Gücü Birimi (BG)

 

 

 

Motor Gücü (BG)

İçin Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı ( TL )

 

 

 

 

1 - 3 yaş

4 - 5 yaş

6 - 15 yaş

16 ve yukarı yaş

Yat, kotra ve her türlü

 

 

 

 

motorlu özel  tekneler

 

 

 

 

10 - 20 BG'ne kadar

15.000.000

10.000.000

5.000.000

2.000.000

21 - 50 BG'ne kadar

20.000.000

15.000.000

9.000.000

4.000.000

51 - 100 BG'ne kadar

25.000.000

20.000.000

12.000.000

5.000.000

101 - 150 BG'ne kadar

30.000.000

25.000.000

15.000.000

7.000.000

151 BG ve yukarısı

45.000.000

35.000.000

20.000.000

10.000.000

 

 

 

 

 

(IV) SAYILI TARİFE

Taşıt Cinsi ve Azami

 

 

 

 

Kalkış Ağırlığı

Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)

 

 

 

 

1 - 3 yaş

4 - 5 yaş

6 - 10 yaş

11 ve yukarı yaş

Uçak ve helikopterler

 

 

 

 

1.150 kg'a kadar

5.000.000.000

4.000.000.000

3.000.000.000

2.400.000.000

1.151 - 1.800 kg.'a kadar

7.500.000.000

6.000.000.000

4.500.000.000

3.600.000.000

1.801 - 3.000 kg.'a kadar

10.000.000.000

8.000.000.000

6.000.000.000

4.800.000.000

3.001 - 5.000 kg.'a kadar

12.500.000.000

10.000.000.000

7.500.000.000

6.000.000.000

5.001 - 10.000 kg.'a kadar

15.000.000.000

12.000.000.000

9.000.000.000

7.200.000.000

10.001 - 20.000 kg.'a kadar

17.500.000.000

14.000.000.000

10.500.000.000

8.400.000.000

20.001 kg. ve yukarısı       20.000.000.000       16.000.000.000       12.000.000.000         9.600.000.000

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

24 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 25.- 197 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin başlığı "Vergiye etki eden değişiklikler" şeklinde, son fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Taşıtların tescil belgesinde yazılı olan model yılında bir yaşında olduğu kabul edilir."

BAŞKAN - 25 inci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 26.- 197 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 4. - 3.4.2003 tarihli ve 4837 sayılı Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek Vergiler Alınması Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükümlerine göre ek motorlu taşıtlar vergisinin taksitlerini kısmen veya tamamen ödeyen mükelleflerden bu ödemeleri mahsup veya iade edilmemiş bulunanlar ile 30.7.2003 tarihli ve 4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun 21 inci maddesi  hükümlerine göre taşıt vergisini ödeyen mükelleflerin ödediği tutarlar, 2004 yılı için tahakkuk edecek olan motorlu taşıtlar vergisinden mahsup edilir. Mahsuptan sonra ödenmesi gereken motorlu taşıtlar vergisi olması halinde 2004 yılı taksit aylarında ödenir. Mahsup edilemeyen tutar ise mükellefin talebi üzerine iade olunur. Ödeme zamanlarında ödenmemiş olan ek motorlu taşıtlar vergisi ile taşıt vergisi terkin edilir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

BAŞKAN - Madde 26/geçici madde 4 üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Aydın?.. Yok.

Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

Geçici 4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 5 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 5 - 5 inci maddenin (I) sayılı tarifesinde yer alan taşıtlara ait motor silindir hacmi ve 6 ncı maddenin (II) sayılı tarifesinde yer alan kamyonet, kamyon, çekici ve benzeri taşıtlara ait azami toplam ağırlık bilgilerinin trafik tescil belgesinde bulunmaması nedeniyle mükellefler tarafından talep edilmesi halinde; trafik tescil kuruluşları ile yetkili bayiler veya ilgili vergi daireleri bu bilgileri ihtiva eden bir belgeyi mükellefe vermek zorundadırlar.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

BAŞKAN - Geçici 5 inci madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Geçici 5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 6 ncı maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 6 - 6 ncı maddenin (II) sayılı tarifesinde yer alan (4) numaralı bent 31/12/2004 tarihine kadar aşağıdaki şekilde uygulanır.

4) Kamyonet, kamyon, çekici ve benzerleri (İstiap Haddi)

1.500 kg.'a kadar

300.000.000

200.000.000

100.000.000

1.501-3.500 kg'a kadar

750.000.000

450.000.000

200.000.000

3.501-5.000 kg'a kadar

900.000.000

750.000.000

300.000.000

5.001-10.000 kg'a kadar

1.000.000.000

850.000.000

400.000.000

10.001-20.000 kg'a kadar

1.200.000.000

1.000.000.000

600.000.000

20.001 kg ve yukarısı

1.500.000.000

1.200.000.000

700.000.000

BAŞKAN - Geçici 6 ncı madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 7 nci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 7. - 5 inci maddenin (I) sayılı tarifesinin (2) numaralı bendinde yer alan motosikletlerin 2004 yılına ait motorlu taşıtlar vergisi, Nisan ayının ilk gününde tahakkuk etmiş sayılır. Tahakkuk ettirilen vergi birinci taksiti Nisan, ikinci taksiti Temmuz ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Geçici 7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, kabul edilen geçici maddelerle birlikte 26 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 27. - 1.7.1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun mükerrer 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Bu şekilde hesaplanan maktu had ve tutarların yüzde beşini aşmayan kesirleri dikkate alınmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

27 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 28.- 488 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 2. - Döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin işlemlerle ilgili olarak düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden müstesnadır.

Döviz kazandırıcı faaliyetlerin kısmen veya tamamen gerçekleştirilmemesi halinde, gerçekleşmeyen kısma ait alınmayan damga vergisi, mükelleflerden, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ceza ve gecikme faizi ile birlikte geri alınır.

Yukarıda belirtilen hususlarda damga vergisi istisnası uygulamak suretiyle işlem yapan kuruluşlar, istisnaya konu işlemin mahiyeti ile alınmayan vergi tutarını, işlemin yapıldığı tarihi takip eden otuz gün içinde ilgililerin gelir veya kurumlar vergisi bakımından bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar.

Döviz kazandırıcı faaliyetin gerçekleşmediğinin tespit edildiği tarihi takip eden otuz gün içinde, bu durumu vergi dairesine bildirmeyen kuruluşlar damga vergisi, ceza ve gecikme faizinin ödenmesinden ilgililerle birlikte müteselsilen sorumludurlar.

Bu maddenin uygulanması bakımından döviz kazandırıcı faaliyetlerin neler olduğu ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından birlikte tespit edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

28 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 29. - 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun "IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar" başlıklı bölümünün; (1) numaralı fıkrasının (h) bendi ile (2) numaralı fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,  (2) numaralı fıkrasının sonuna (c), (d) ve (e) bentleri ile aşağıdaki hüküm eklenmiştir.

"h) Kişiler tarafından belli parayı mutazammın olarak resmi dairelere verilen makbuz ve ibra senetleri ile resmi daireler nam ve hesabına kişiler adına açılmış veya açılacak cari hesaplara nakledilen veya emir ve havalelerine tediye olunan paralar için düzenlenen ve nakli veya tediyeyi temin eden kağıtlar."

"b) Kanun hükümlerine göre resmi dairelere verilen diğer beyannameler:

1. Yıllık gelir vergisi beyannameleri     (15.000.000 TL.)

2. Kurumlar vergisi beyannameleri     (20.000.000 TL.)

3. Muhtasar beyannameler     (13.000.000 TL.)

4. Katma değer vergisi beyannameleri     (13.000.000 TL.)

5. Diğerleri     (13.000.000 TL.)

c) Belediyelere verilen beyannameler     (10.000.000 TL.)

d) Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen sigorta prim bildirgeleri  (10.000.000 TL.)

e) Gümrük idarelerine verilen beyannameler   (30.000.000 TL.)"

"Beyanname ve bildirgelerin internet ortamında gönderilmesi halinde, yukarıda belirtilen miktarları her bir beyanname ve bildirge itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye Bakanlar Kurulu  yetkilidir."

BAŞKAN - 29 uncu madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Diyarbakır Milletvekili Sayın Muhsin Koçyiğit; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Koçyiğit, söz taleplerinizi birleştirdim.

CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 316 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 29 uncu maddesi üzerindeki görüşlerimi belirtmek üzere şahsım ve CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vergi yükü açısından, önce, dolaylı-dolaysız vergi ayırımı, gelir dağılımı ve vergi adaleti üzerinde durduktan sonra, yasa tasarısının 29 uncu maddesine ilişkin değerlendirmemi konuşmamın sonuna doğru yapacağım.

Değerli milletvekilleri, kamu harcamalarının finansmanının sağlıklı bir şekilde karşılanmasında ana kaynağın vergi gelirleri olması konusunda kuşku yoktur. Ekonomik yapının sağlamlığı ve gelişmesi de, vergi gelirlerinin kamu harcamalarını karşılamadaki etkinliğiyle doğru orantılıdır.

Vergi kanunlarının vergiye bağladıkları olayın veya hukukî durumun saptanması, yani, vergilenmesi gereken bütün işlem ve yükümlülüklerin vergi dairesince izlenmesi, verimli bir vergi uygulamasının önkoşuludur. Vergi idaresinin güçlendirilmesi, vergi yargısının hızlandırılması, sistemdeki boşlukların doldurularak vergi rezervlerine ulaşılması, vergilerin verimliliğini artırmada kuşkusuz etkili olacaktır.

Vergi sistemi adalet yönünden incelenirken, dolaysız-dolaylı vergi karşılaştırması yapmak, genellikle en çok kullanılan yöntemdir. Bu yöntemin uygulanması, dolaysız vergilerin önemli bir bölümünü gelir üzerinden alınan vergilerin oluşturması gerçeğine... Vergi ödeme gücünü en iyi biçimde saptayan ölçü, gelirdir.

Aslında, ekonomik ve sosyal koşullara aykırı olmayan bir dolaylı-dolaysız vergi dengesi olması gerekir. Dolaysız vergilerin ağırlıkta olduğu vergi sistemlerinin daha adil olduğu elbette doğrudur. Dolaysız vergi genellikle gelir üzerinden alındığı için, herkes gücüne, yani, gelirine göre vergilendirildiğinden, daha adaletli bulunmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2002 yılında kolay vergi toplama yöntemi olarak, bir yasa değişikliği gerektirmeyen, kararnameyle artırılabilen harcama-tüketim vergisi gibi vergilere aşırı yüklenilmiş ve dolaysız-dolaylı vergi oranı yüzde 34'e-yüzde 66 olmuştur. Bugün bu oran yüzde 32 dolaysız, yüzde 68 dolaylı vergi olmaktadır.

Dolaylı vergiler, zengini de fakiri de aynı oranda vergilendirdiği için oldukça adaletsizdir. Bir iktidarın kimden yana olduğunun göstergelerinden biri, bu dolaylı-dolaysız vergi ayırımında yatmaktadır. Halktan yana tavır alanların, genel vergi yapısı içerisinde dolaysız vergilere ağırlık vermesi gerekir. Bugün, bunu görememekteyiz; çünkü, sistem içerisinde, sürekli bir şekilde, dolaylı vergilerin ağırlığı giderek artmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kamu harcamalarını vergi gelirleriyle karşılamakta zorlanan kamu idaresi, vergi gelirlerini artırmayı başaramamış, vergi kanunlarını uygulayamamış, vergi kaçağı artmış; bu nedenle, kamu harcamalarını karşılamak için vergi kanunlarında sık sık değişiklik yaparak yeni vergi kanunlarını yürürlüğe koymak suretiyle, vergi gelirlerini artırmak istemektedir.

Kolay vergi toplamak, ancak, harcama vergileriyle mümkün olduğundan, hükümet, giderek dolaylı vergilere ağırlık vermektedir. Tüm bu yeni vergi getirme gayretlerine, vergi toplamadaki adaletsizliğe rağmen vergi gelirleri kamu harcamalarını karşılamakta yetersiz kalmakta, kamu harcamalarının karşılanması için, artan bir şekilde içborçlanma yolu tercih edilmektedir.

Böylece, içborçlanma, vergide eşitsizliği, adaletsizliği iyice artmış, rantiyeler için Türkiye, hem vergi bağışıklığı hem zahmetsiz para kazanma yönünden cennet olmuştur. Bu durum, kamu harcamalarının tüm yükünün az ve orta gelirli gruba yüklenmesi sonucunu doğurduğundan, rantiyelerin pazarlık gücünü artırmış, gelir dağılımını da oldukça bozmuştur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vergi adaleti, yalnızca dolaysız -dolaylı vergi dengesinin sağlanması yoluyla da gerçekleştirilemez. Dolaysız vergilerin alınmasında bazı ana ilkelerin dikkate alınması gereklidir. Önemli olan, dolaysız vergilerin hangi gelir gruplarından alındığıdır. Bu, vergi adaleti yönünden çok önemlidir. Gelir Vergisi gibi dolaysız vergi tahsilatının çok önemli bir bölümü dargelirlilerden alınmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son yıllarda vergi sistemimiz sağlıklı olmayan yollarla zorlanmaktadır. Hızla artan kamu giderlerinin karşılanması için yeni kaynaklar bulma, ulaşılamamış vergi rezervlerini vergi kapsamı içine alarak vergi kaçağını önleme yoluna gidilmemiş, bu durum, bugün olduğu gibi, vergi sisteminin kendiliğinden daha kolay kaynaklara yönelmesi, bu kaynakları yıpratması sonucunu doğurmuştur. Bunun yanında, millî gelirden vergi yoluyla kamuya aktarılması hedeflenen tutarın büyüklüğü ve genel vergi yükünün aşırı artırılması nedeniyle, toplumun alt gelir grupları daha fazla vergilendirilmiştir.

Sayın milletvekilleri, katlanılabilecek vergi yükü sınırsız değildir, üst sınırı vardır. Vergi oranları aşırı arttığında, vergiye karşı yükümlünün direnci de artacaktır. Bu durumda, vergi yükümlüleri, vergi kaçırma ya da vergiden kaçınma olanaklarını sonuna kadar kullanmak isteyeceklerdir. Enflasyonun etkisi de gözönünde tutulursa, vergi kaçırma olanağı olmayanlar ve vergiden kaçınamayanlar, daha az gelir elde ettikleri halde daha çok vergi ödeyeceklerdir. Yıllardır içinden çıkamadığımız kısırdöngü işte budur.

Değerli milletvekilleri, kamu açıkları verimli ve adil bir vergi sistemiyle karşılanmadığı için, kamu harcamalarının gerektirdiği kaynak, otomatik olarak, vergi ödeme gücü en az olanlardan sağlanmıştır. Ayrıca, siyasî iktidarca, vergide verimliliğin ancak vergi ödeme gücü düşük olan kesimler vergilendirilerek sağlanabileceğinin farkına varılmış, bilinçli olarak bu amaca yönelik yasal değişikliklerle, alt ve orta gelir grupları sürekli bir şekilde aşırı vergilendirilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, ülkemiz yüzde 6,5'lik faiz- dışı fazlaya odaklanmış durumdadır. Bir yandan, vergi kaybı olur gerekçesiyle IMF, vergi teşvik yasasının çıkmaması için sürekli bir şekilde direnç göstermekte, öte yandan da, bugün olduğu gibi, sürekli ekvergiler salınmakta, deprem vergisi gibi olağanüstü dönemlerin geçici vergilerinin kalıcı duruma getirilmesine olanak hazırlanmaktadır.

Evet, ülkelerin olağanüstü dönemlerinde yeni vergilere, ekvergilere ve geçici vergilere gereksinme duyulması gayet doğaldır, doğrudur da; çünkü, böylesi zor dönemlerin aşılması, ancak ulusal dayanışmayla mümkün olabilir; 1999 yılında Sakarya depreminde olduğu gibi. O zaman, belli bir süre, belli bir dönem uygulanmak üzere Ek Emlak Vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi, Özel İşlem Vergisi ve Özel İletişim Vergisi gibi vergiler uygulamaya konulmuştu; ama, artık, bugün, deprem gibi olağanüstü koşullar ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bu nedenle, o döneme özgü "ekvergi" ve "geçici vergi" adı altında alınan vergilerin de ortadan kaldırılması gerekmektedir. Böyle bir uygulama, hem vatandaşlara güven verecek ve hem de gelecekte benzer durumlardaki olaylarda daha duyarlı davranmalarına zemin hazırlayacaktır. Oysa, hükümet, getirdiği bu vergi paketiyle, olağanüstü dönemde, deprem döneminde "ekvergi" adı altında alınmış olan geçici vergileri sürekli vergilere dönüştürmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu yasa tasarısının 29 uncu maddesiyle, yeni geçici düzenlemeler olan Özel İşlem Vergisi ve eğitime katkı payı kapsamındaki bazı kâğıt ve işlemler Damga Vergisi ve harçlar kapsamına alınmak suretiyle, daimî, sürekli duruma getirilmektedir. Bu düzenleme doğru değildir. Oysa, hükümet, Özel İşlem Vergisini kaldıracağına dair taahhütte bulunmuştur. Yoksa, hükümet bu taahhüdünü unuttu mu?!

Bazı kâğıtlara ilişkin ödenmesi gereken Özel İşlem Vergisi, isim olarak devam etmese bile, içerik olarak Damga Vergisi ve harçlar kapsamına alınmak suretiyle sürekli, kalıcı duruma getirilerek devam etmektedir. Bu şekilde olağanüstü deprem döneminde gelir artırıcı olarak bütçe kapsamına alınan Özel İşlem Vergisinin, Damga Vergisi kapsamında kalıcı duruma getirilmesi doğru değildir. Bu, vergi sisteminin dolaylı vergiler lehine adaletsiz bir şekilde genişlemesine ve vergi yükünün artmasına neden olacaktır.

 Ümit ederim ki, 2004 yılında yeni vergi yükleri getirilmez.

Sözlerime son verirken, tüm Yüce Genel Kurulumuzu saygıyla selamlar, tüm halkımızın ve milletvekillerimizin yaklaşan yeni yılını kutlar, sağlık ve başarılar dilerim. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, teşekkür ediyorum.

29 uncu madde üzerinde bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 316 sıra sayılı kanun tasarısının 29 uncu maddesi (h) bendi ile (2) numaralı fıkrası (b) bendi ile eklenen (c), (d), (e) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       

Faruk Çelik

Zafer Hıdıroğlu

Sedat Kızılcıklı

 

   

Bursa

Bursa

Bursa

 

Agâh Kafkas

Ali Osman Başkurt

Abdullah Torun

   

Çorum

Malatya

Adana

 

 

Hasan Fehmi Kinay

 

 

 

Kütahya

 

b) Kanun hükümlerine göre resmî dairelere verilen diğer beyannameler:

3. Muhtasar beyannameleri (10 .000 000 TL)

4. Katma Değer Vergisi beyannameleri (10. 000.000 TL)

5. Diğerleri  (10.000.000 TL)

c) Belediyelere verilen beyannameler ( 8.000.000 TL)

d) Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen

     sigorta prim bildirgeleri ( 8.000.000 TL)

e) Gümrük idarelerine verilen

     beyannameler (20.000.000 TL)

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkanım, bu önergede bir eksiklik var; herhalde, sehven unutmuş arkadaşlar; (b) bendinin 1 ve 2 nci fıkraları yazılmamış. O fıkraların aynen kabul edilmesi şartıyla takdire bırakıyoruz. Yani "3,4,5" diye başlamış (b) bendinden sonraki fıkralar, 1 ve 2 nci fıkralar hiç alınmamış. Komisyonda kabul edilmiş şekliyle yer alması gerekli burada.

BAŞKAN - Tamam.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Var efendim, önergenin mahiyeti de o istikamette.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım?

FARUK ÇELİK (Bursa) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Kanun tasarısında alınan oranlar, çoğunluğu düşük gelirli esnaf ve sanatkârın Maliye Bakanlığına olan vecibelerini yerine getirmede önemli maddî güçlük yaratacağı için önergemizdeki miktara çekilmesi mükellefin kayıt düzenine olan saygı ve güvenini koruyacaktır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 29 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 30.- 488 sayılı Kanuna ekli (2) sayılı tablonun "IV.Ticari ve medeni işlerle ilgili kâğıtlar" başlıklı bölümünün (23) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, bu bölüme (28) numaralı fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki (29) ve (30) numaralı fıkralar eklenmiştir.

"23. Bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve geri ödenmesi amacıyla düzenlenecek kâğıtlar ile bu kâğıtlar üzerine konulacak şerhler (kredilerin kullanımları hariç)."

"29. Kambiyo senetleri ve kambiyo senetlerine benzeyen senetler üzerine konulan aval ve kefalet şerhleri ile bu mahiyetteki diğer şerhler.

30. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 10 uncu maddesi çerçevesinde tüketici kredisine ilişkin olarak düzenlenen sözleşmenin tüketiciye verilen nüshası."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

30 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 31.- 2.7.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 123 üncü maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev'i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile bankalar,  yurt dışı kredi  kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların  teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler harca tabi tutulmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

31 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 32.- 492 sayılı Kanunun mükerrer 138 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Bu şekilde hesaplanan maktu had ve tutarların % 5'ini aşmayan kesirleri dikkate alınmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

32 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 33.- 492 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 1.- Döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin işlemler harçlardan müstesnadır.

Döviz kazandırıcı faaliyetlerin kısmen veya tamamen gerçekleştirilmemesi halinde, gerçekleşmeyen kısma ait alınmayan harç, mükelleflerden, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ceza ve gecikme faizi ile birlikte geri alınır.

Yukarıda belirtilen hususlarda harç istisnası uygulamak suretiyle işlem yapan kuruluşlar, istisnaya konu işlemin mahiyeti ile alınmayan harç tutarını, işlemin yapıldığı tarihi takip eden otuz gün içinde ilgililerin gelir veya kurumlar vergisi bakımından bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar.

Döviz kazandırıcı faaliyetin gerçekleşmediğinin  tespit edildiği tarihi takip eden otuz gün içinde, bu durumu vergi dairesine bildirmeyen kuruluşlar, harç  ile ceza ve gecikme faizinin ödenmesinden ilgililerle birlikte müteselsilen sorumludurlar.

Bu maddenin uygulanması bakımından döviz kazandırıcı faaliyetlerin neler olduğu ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar  Maliye Bakanlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı  tarafından birlikte tespit edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

33 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 34.- 492 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tarifenin "A) Mahkeme Harçları" başlıklı bölümünün (I-3), (III-1-e) ve (III- 2/ b) ve (c) fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"3. Bölge İdare Mahkemeleri, Yargıtay, Danıştay  ve

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (15.300.000 TL.)"

"e) Yukarıdaki nispetler Bölge İdare Mahkemeleri,

Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve

Yargıtayın tasdik veya işin esasını hüküm altına

aldığı kararları için de aynen uygulanır."

"b) (a) fıkrasında yazılı davalarda esasa taalluk eden veya

tashihi karar taleplerinin reddine dair Yargıtay, Danıştay

ve Askeri Yüksek İdare  Mahkemesi kararlarında (20.600.000 TL.)

c) İdare Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Yargıtay,

Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin

icranın tehiri kararlarında (16.400.000 TL.)"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?..Yok.

34 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

35 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 35.- 492 sayılı Kanuna ekli (2) sayılı tarifenin "II-Maktu harçlar" bölümünün (4) numaralı fıkrasının sonuna aşağıdaki hüküm eklenmiştir.

"Ticaret sicili memurluklarınca yapılacak defter tasdiki işlemlerinden yukarıda belirtilen harçlar aynen alınır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

35 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

36 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 36.- 492 sayılı Kanuna ekli (4) sayılı tarifenin "II- Kadastro ve tapulama işlemleri" başlıklı bölümüne (d) fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki hüküm eklenmiştir.

"Kadastro işlemlerinin yenilenmesinden harç alınmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?..Yok.

36 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

37 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 37.- 492 sayılı Kanuna ekli (6) sayılı tarifenin "II- Vize harçları" başlığı  "II- Vize müracaat ve vize harçları"  şeklinde, aynı bölümün (2) numaralı fıkrasından sonra gelen paragraf hükmü, "Hangi ülke vatandaşlarından vize müracaat harcı, hangi ülke vatandaşlarından vize harcı alınması gerektiği ile harç tutarlarının tespitine mütekabiliyet esası göz önünde tutularak Dışişleri Bakanlığı yetkilidir." şeklinde, "III- Yabancılara verilecek ikamet tezkeresi ve Dışişleri Bakanlığı tasdik harçları" bölümünün (1) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

" 1- İkamet tezkeresi:

1 aya kadar her gün için (5.000.000 TL.)

(Bu tutar ilk ay için  tezkere başına  10 milyondan az 50 milyondan çok olamaz.)

1 aydan sonraki her ay için (30.000.000 TL.)

İlk aydan sonraki aylara ait harcın hesabında ay kesirleri tam ay olarak dikkate alınır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?..Yok.

37 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

38 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 38. - 492 sayılı Kanuna ekli (7) sayılı tarifenin "II-Liman işlemleri" bölümünün (6) ve (7) numaralı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"6. Yeterlik Belgesi Harçları:

a) Uzakyol Kaptanı, Uzakyol Başmakinist/Başmühendisi,

Uzakyol Birinci Zabiti, Uzakyol İkinci Mühendisi/Makinisti,

Uzakyol Vardiya Zabiti, Uzakyol Vardiya Mühendisi/Makinisti,

Liman Kılavuz Kaptanı, İstanbul Boğazı Kılavuz Kaptanı ve

Çanakkale Boğazı Kılavuz Kaptanı (31.100.000 TL.)

b) Kaptan, Başmakinist ve Deniz Kılavuz Kaptanı (20.600.000 TL.)

c) Birinci Zabit, İkinci Makinist, Vardiya Zabiti, Telsiz Zabiti/ Operatörü,

Makine Zabiti, Yat Kaptanı, Balıkadam,

1.Sınıf Dalgıç, 2.Sınıf Dalgıç, Balıkadam Gaz Karışım ve

Açık Deniz Balıkçı Gemisi Kaptanı (12.300.000 TL.)

d) Sınırlı Kaptan, Sınırlı Başmakinist, Sınırlı Vardiya Zabiti,

Sınırlı Makine Zabiti, Amatör Denizci ve Balıkçı Gemisi Kaptanı  (9.000.000 TL.)

7. - Türk Denizci Kütüğüne kayıt suretlerinden  (Fotokopiler dahil),

Gemiadamı Cüzdanı, Gemiadamlarının Eğitim, Belgelendirme ve

Vardiya Standartları Hakkında Uluslararası Sözleşme Kapsamında

Verilen Eğitim Sertifikaları ve Kısa Mesafe Telsiz Belgeleri  (5.900.000 TL.)"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

38 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

39 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 39.- 492 sayılı Kanuna ekli (8) sayılı tarifenin "VI- Meslek erbabına verilecek tezkere, vesika ve ruhsatnamelerden alınacak harçlar" başlıklı bölümünün (15) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile (16) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan tutarlar aşağıdaki şekilde yeniden belirlenmiş, (16) numaralı fıkrasının sonuna aşağıdaki (c) bendi eklenmiş, aynı tarifenin XI inci bölümünün başlığı "Finansal faaliyet harçları" olarak değiştirilmiş, bölümün (8) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve tarifenin sonuna aşağıdaki (10) numaralı fıkra eklenmiştir.

"a) Avcı derneklerine dahil olanlardan (110.000.000 TL.)

b) Avcı derneklerine dahil olmayanlardan (120.000.000 TL.)

a) Resmi makamlar tarafından gerçek kişilere

verilecek silah taşıma müsaade vesikaları (Her yıl için ) (250.000.000 TL.)

b) Bulundurma vesikaları  (400.000.000 TL.)

c) Özel kanuna göre verilecek yivsiz

tüfek ruhsatnameleri (10.000.000 TL.)"

"8.-a) Sigorta şirketleri kuruluş izin belgeleri (Her yıl için) (42.622.000.000 TL.)

b) Emeklilik şirketleri kuruluş izin belgeleri (Her yıl için) (30.000.000.000 TL.)"

"10. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında yapılan iş ve

işlemler nedeniyle alınan menkul kıymet kotasyon ve tescil

ücretleri, kurtaj ücretlerinden borsa yönetimine ödenecek borsa

payları ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan tescil

ve kayıtlar nedeniyle alınan ücretler üzerinden (Yüzde 50)"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

39 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

40 ıncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 40.- 492 sayılı Kanuna ekli (9) sayılı tarifenin "II-Sürücü belgesi harçları" bölümünün (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"a) A1, A2, B, F ve H sınıfı sürücü belgelerinden (100.000.000 TL.)"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Burada da bir düzeltme yapıyoruz ve "yeniden düzenlenmiştir" ibaresinin "yeniden değiştirilmiştir" şeklinde düzeltilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN - Madde, söylediğiniz doğrultuda düzeltildi.

40 ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

41 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 41 - 26.5.1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Mükerrer Madde 44 - Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabidir.

Genel ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, bunların kuracakları birlikler, darülaceze ve benzeri kuruluşlar ve üniversiteler tarafından  münhasıran hizmetlerinde kullanılan binalar, Kızılay Genel Merkezi ile şubeleri ve kampları, Kredi  ve Yurtlar Kurumuna ait öğrenci yurtları ile umuma açık  ibadet yerleri, karşılıklı olmak şartıyla elçilik ve konsolosluk hizmetlerinde kullanılanlarla elçilerin ikametine mahsus olan binalar, milletlerarası kuruluşlar ve bunların temsilcilikleri tarafından kullanılan binalar ile bunların müştemilatı vergiye  tabi değildir.

Verginin mükellefi, binaları kullananlardır. Mükellefiyet binanın kullanımı ile başlar.

Konutlara ait çevre temizlik vergisi, su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle metreküp başına 100.000 TL. olarak hesaplanır.

İş yerleri ve diğer şekilde kullanılan binalara ait vergi, aşağıdaki tarifeye göre alınır.

Yıllık Vergi Tutarları (TL)

Bina Grupları

1. Derece

2. Derece

3. Derece

4. Derece

5. Derece

1. Grup

1.250.000.000

1.000.000.000

750.000.000

625.000.000

500.000.000

2. Grup

750.000.000

600.000.000

450.000.000

375.000.000

300.000.000

3. Grup

500.000.000

400.000.000

300.000.000

250.000.000

200.000.000

4. Grup

250.000.000

200.000.000

150.000.000

125.000.000

100.000.000

5. Grup

150.000.000

120.000.000

90.000.000

75.000.000

60.000.000

6. Grup

75.000.000

60.000.000

45.000.000

32.000.000

25.000.000

7. Grup

25.000.000

20.000.000

15.000.000

12.000.000

10.000.000

Belediyenin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan ancak, su ihtiyacını belediyece tesis edilmiş su şebekesi haricinde  karşılayan konutlara ilişkin çevre temizlik vergisi, yukarıdaki tarifenin yedinci grubunun belediye meclisince belirlenecek derecesi üzerinden hesaplanır.

Su tüketim miktarı esas alınmak suretiyle hesaplanan çevre temizlik vergisi,  su faturasında ayrıca gösterilmek suretiyle tahakkuk etmiş sayılır. Bu suretle tahakkuk eden vergi, su tüketim bedeli ile birlikte belediyelerce tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyük şehir belediye sınırları ve mücavir alanlardaki çevre temizlik vergisi ise 20/11/1981 tarihli ve 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan su ve kanalizasyon idarelerince tahsil edilir.

İş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisi, belediyelerce binaların tarifedeki derecelere intibak ettirilmesi üzerine her yılın Ocak ayında yıllık tutarı itibarıyla tahakkuk etmiş sayılır. Tahakkuk eden vergi, bir defaya mahsus olmak üzere, belediyelerin ilan mahallerinde bir ay süreyle topluca ilan edilir. İşyeri ve diğer şekilde kullanılan binalarla ilgili olarak tahakkuk eden bu vergi, her yıl, emlak vergisinin taksit sürelerinde ödenir.

Su ve kanalizasyon idareleri büyük şehir dahilindeki her ilçe veya ilk kademe belediyesinin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan konutlara ilişkin olarak tahsil ettiği çevre temizlik vergisi ile bu verginin süresinde ödenmemesi nedeniyle tahsil ettiği gecikme zammının yüzde seksenini tahsilatı takip eden ayın yirminci günü akşamına kadar bir bildirim ile ilgili belediyeye bildirerek aynı süre içinde öder. Tahsil edilen vergi ve gecikme zammının yüzde yirmisini ise münhasıran çöp imha tesislerinin kuruluş ve işletmelerinde kullanılmak üzere büyük şehir belediyesinin hesabına tahsilatı takip eden ayın yirminci günü akşamına kadar aktarır. Büyük şehir belediye sınırları içinde bulunan belediyelerin kendileri tarafından tahsil edilen çevre temizlik vergisinin yüzde yirmisi aynı esaslar çerçevesinde büyük şehir belediyelerine aktarılır.

Tahsil ettiği vergiyi veya gecikme zammını yukarıda belirtilen süre içinde ilgili belediyeye yatırmayan idarelerden, bu tutarlar  6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre gecikme zammı tatbik edilerek tahsil edilir.

Bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yer alan  tutarlar, her yıl yeniden değerleme oranında artırılır. Bu tutarların belirlenmesinde, vergi tutarlarının yüzde beşini aşmayan kesirleri dikkate alınmaz. 

Bakanlar Kurulu; beşinci fıkradaki tarifede yer alan bina gruplarını belirlemeye ve bu maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yer alan tutarları yöreler, belediyelerin nüfusları ve bina grupları itibarıyla ayrı ayrı dörtte birine kadar indirmeye veya yarısına kadar  artırmaya  yetkilidir.

Belediye meclisleri, bulundukları mahallin sosyal ve ekonomik farklılıkları ile büyüklüklerini de dikkate alarak binaların hangi dereceye gireceğini tespit etmeye yetkilidir.

Maliye Bakanlığı, mükellefiyetle ilgili olarak bildirim verdirmeye ve buna ilişkin  usulleri belirlemeye, İçişleri Bakanlığının da görüşünü alarak bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."

BAŞKAN - Sayın Komisyon, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, bir kelimede, bir harf düzeltmemiz olacak. "Su şebekesi haricinde karşılayan" yerine "su şebekesi haricinden karşılayan" şeklinde, burada bir "n" harfinin eklenmesini istiyoruz.

BAŞKAN - Dediğiniz doğrultuda düzeltilmiştir, teşekkür ederim.

Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

41 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

42 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 42. - 2464 sayılı Kanuna  aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 5 - 31.12.2005 tarihini geçmemek üzere,  mükerrer 44 üncü maddede yer alan yetkiler kullanılıncaya kadar, iş yeri ve diğer şekilde kullanılan binalara ait çevre temizlik vergisinin tarh ve tahakkukunda, söz konusu maddenin bu Kanunla değişmeden önceki hükümlerine göre çıkarılmış bulunan Bakanlar Kurulu Kararı ile belediyelerce alınmış kararlar uygulanmaya devam olunur."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

42 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

43 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 43.- 16.8.1997 tarihli ve  4306 sayılı Kanunun  geçici 1 inci maddesinin (A) fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"A) 1. 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Kanun uyarınca Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından yayın kuruluşlarının reklam gelirlerinden alınan pay kadar ayrıca hesaplanacak tutarda eğitim katkı payı 31.12.2010 tarihine kadar,  Radyo Televizyon Üst Kurulu payı ile birlikte ödenir. Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından tahsil edilen eğitim katkı payları ertesi ayın yirminci günü akşamına kadar beyan edilerek ödenir.

Eğitim katkı payının tarh, tahakkuk ve tahsilinde ilgili mevzuat hükümleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

2. a) 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablonun "IV-Makbuzlar ve diğer kâğıtlar" başlıklı bölümünün (2) numaralı fıkrasının (b), (c), (d) ve (e) bentleri uyarınca tahsil edilen damga vergisinin,

b) 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (8) sayılı tarifenin "VI-Meslek erbabına verilecek tezkere, vesika ve ruhsatnamelerden alınacak harçlar" başlıklı bölümünün (15) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri, (16) numaralı fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri ile "Finansal faaliyet harçları" başlıklı XI inci bölümünün (10) numaralı fıkrası hükümlerine göre tahsil edilen harçların,

c) 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 40 ıncı maddesine göre tahsil edilen şans oyunları vergisinin,

% 25'i, 31.12.2010 tarihine kadar sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim hizmetlerinde kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı payı olarak ayrılır.

Bu hükme göre ayrılan paylar, tahsil edildiği ayı izleyen ayın son günü akşamına kadar Milli Eğitim Bakanlığına ödenir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

43 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Kabul edilmiştir.

44 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 44. - 26.6.2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 2. - Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi  mükelleflerinin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31.12.2013 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.

Bölgede çalışan araştırmacı, yazılımcı ve AR-GE personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri 31.12.2013 tarihine kadar her türlü vergiden müstesnadır. Yönetici şirket, ücreti gelir vergisi istisnasından yararlanan kişilerin bölgede fiilen çalışıp çalışmadığını denetler. Bölgede fiilen çalışmayanlara istisna uygulandığının tespit edilmesi halinde, ziyaa uğratılan vergi ve buna ilişkin cezalardan yönetici şirket de ayrıca sorumludur."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

44 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

45 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 45.- 13.7.1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun İkinci Kısmının "PTT Hizmetleri Vergisi" başlıklı Üçüncü Bölümünün başlığı "Özel İletişim Vergisi ve Şans Oyunları Vergisi" olarak değiştirilmiş, bu Bölümde yer alan mülga 39 ve 40 ıncı maddeleri aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Özel iletişim vergisi

Madde 39 - Her nevi cep telefonu işletmecileri tarafından verilen (ön ödemeli kart satışları dahil) tesis, devir, nakil ve haberleşme hizmetleri % 25, radyo ve televizyon yayınlarının uydu platformu ve kablo ortamından iletilmesine ilişkin hizmet verenlerin bu hizmetleri %15 oranında özel iletişim vergisine tâbidir. Bakanlar Kurulu, %25 oranını % 10'a kadar indirmeye ve kanuni oranına kadar artırmaya, %15 oranını ise  %5'e kadar indirmeye ve %25'e kadar artırmaya yetkilidir.

Cep telefonu aboneliğinin ilk tesisinde yirmimilyon lira ayrıca özel iletişim vergisi alınır. Bu tutar her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde hesaplanan tutarın yüzde beşini aşmayan kesiri dikkate alınmaz. Bakanlar Kurulu, bu şekilde tespit edilen tutarı % 50'si oranında artırmaya veya yarısına kadar indirmeye yetkilidir.

Verginin mükellefi cep telefonu işletmecileri ile radyo ve televizyon yayınlarının uydu ortamından iletilmesini sağlayan uydu platform işletmecileri ve kablo ile iletilmesini sağlayan kablo platform işletmecileridir. Bu verginin matrahı, katma değer vergisi matrahını oluşturan unsurlardan teşekkül eder. Bir aya ait özel iletişim vergisi izleyen ayın onbeşinci günü mesai saati sonuna kadar beyan edilerek aynı süre içinde ödenir. Bu verginin beyan ve ödenmesine ilişkin olarak 47 ve 48 inci madde hükümleri uygulanmaz.

Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu hükümleri uygulanır. Her nevi cep telefonu işletmecileri tarafından imtiyaz sözleşmeleri uyarınca Hazineye ödenecek payın hesaplanmasında özel iletişim vergisi dikkate alınmaz. Her ay tahakkuk edecek özel iletişim vergisi, cep telefonu abonelerine düzenlenecek faturalarda ayrıca gösterilir.

Bu vergi, katma değer vergisi matrahına dahil edilmez, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak kabul edilmez ve hiçbir vergiden mahsup edilmez. Tahsil edilen vergi üzerinden 2.2.1981 tarihli ve 2380 sayılı Kanun ile 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanuna göre mahalli idarelere pay verilmez.

Bu vergiye ilişkin usul ve esaslar ile verilmesi gereken beyannamelerin şekil, muhteva ve eklerini belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mümkün olduğu kadar kısa konuşacağım.

Sayın Bakanımız, daha önce yaptığı açıklamada "ilk tesiste alınan vergileri kaldırıyorum" demişti; ama, burada görüyoruz, cep telefonu aboneliğinin ilk tesisinde 20  000 000 liralık bir vergi geliyor; daha doğrusu, vergi var, eski vergi aynen devam ediyor; ama, adı biraz değişmiş ve bunu da yüzde 50 oranında artırma ve indirme konusunda da Bakanlar Kuruluna yetki veriliyor.

Değerli milletvekilleri, vergi almanın zor olduğunu benden önceki konuşmacılar da ifade etmişlerdi. Vergi almanın zorluğu şuradan kaynaklanıyor: Vergiyi adaletli aldığınız zaman toplumda dirençle karşılaşmıyorsunuz; eğer, vergide adaletsizliğe yol açarsanız, o zaman vergi almada zorluk çıkar ve siyasal iktidarlar da bundan yıpranırlar.

Bu yasa tasarısında, özellikle, daha önce listelerini burada tartıştığımız Motorlu Taşıtlar Vergisinde ciddî sorunların çıkacağını bir daha belirterek, bu maddeyle ilgili görüşlerimi sunmak istiyorum.

Bunlardan birincisi, bu madde, temelde, kolaycılığa kaçan bir düzenleme. Cep telefonu kullananlardan vergi alınacak, Özel İletişim Vergisi ve yine, şans oyunları dediğimiz yeni bir vergi geliyor, birleştiriliyor; Şans Oyunları Vergisi olarak da, yeni bir vergi, bizim vergi sistemimizde yerini almış oluyor.

Değerli milletvekilleri, geçen yıl, bununla ilgili yasa tasarısı Parlamentoya gelirken, son kez getirileceği ifade edilmişti, Plan ve Bütçe Komisyonunda da son kez geleceği düşüncesiyle ve temennisiyle gelmişti; doğrudur, son kez geldi ve bundan sonra, artık, sürekli hale geldi; bundan böyle, bu vergilerdeki değişiklik, belki oranları artırılarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelecek.

Değerli milletvekilleri, daha önceki maddelerde, özellikle teknolojinin gelişmesi, ar-genin gelişmesi için bazı düzenlemeler yapmıştık. Bu maddede, kablolu yayını ve uydu platformundan yapılan yayınları ayrıca vergiliyoruz; bu madde kabul edilirse, bu da ilk kez oluyor.

Aslında, kablolu yayın daha çok yeni, bunun vergilenmesi erkendi, biraz daha yaygınlaşmasında büyük yarar vardı, hiç değilse kentlerin çirkin görüntüsünden, çatılardaki antenlerden kurtulabilecektik; ama, maalesef, çok erken davranıldı ve bir vergi getiriliyor. Bu, özellikle kablolu yayına olan talebi biraz daraltacaktır diye düşünüyorum.

Beni dinlediğiniz için, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, maddede bir düzeltme talebimiz var. 

Cümlede bir düşüklük var; üçüncü fıkranın ikinci satırındaki "ile" yerine "ve" kelimesinin gelmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN - Görüşünüz doğrultusunda düzeltilmiştir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Çerçeve 45 inci maddeye bağlı 39 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

40 ıncı maddeyi okutuyorum:

Şans oyunları vergisi

Madde 40 - Aşağıda sayılan müşterek bahis ve şans oyunları, belirtilen tutar veya oranda şans oyunları vergisine tâbidir.

   a) Spor-Toto, Skor-Toto, Süper-Toto, Spor-Loto, Gol 7 ve benzeri oyunlarda her bir kolon için 20.000 lira.

   b) Şans Topu, On Numara ve benzeri oyunlarda her bir kolon için 40.000 lira, Sayısal-Loto oyununda her bir kolon için 80.000 lira.

   c) At yarışlarında oynanan her bir bilet için 80.000 liradan az olmamak üzere bilet bedelinin % 10'u.

   d) Her türlü diğer müşterek bahislerde katılma bedelinin % 10'u.

   Bakanlar Kurulu bu tutarları on katına kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye yetkilidir.

   Verginin mükellefi bunları tertipleyen kişi ve kuruluşlardır.

   Şans oyunları vergisi, kolon ve bilet bedeliyle birlikte ödenir. Müşterek bahis ve talih oyunlarını tertipleyenler tarafından bir ay içinde tahsil edilen şans oyunları vergisi, ertesi ayın yirminci günü akşamına kadar beyan edilerek ödenir. Bu verginin beyan ve ödenmesine ilişkin olarak 47 ve 48 inci madde hükümleri uygulanmaz.

   Şans oyunları vergisi, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak kabul edilmez ve hiçbir vergiden mahsup edilmez. Tahsil edilen vergi üzerinden 2.2.1981 tarihli ve 2380 sayılı Kanun ile 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanuna göre mahalli idarelere pay verilmez.

   Bu vergiye ilişkin usul ve esaslar ile verilmesi gereken beyannamelerin şekil, muhteva ve eklerini belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Çerçeve 45 inci maddeye bağlı "Şans oyunları vergisi" başlıklı 40 ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen 39 ve 40 ıncı maddeler doğrultusunda, çerçeve 45 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

46 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 46.- 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

   "GEÇİCİ MADDE 88. - 9.4.2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunun 32 nci maddesi ile 80 inci maddeye eklenen ikinci fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar katma değer vergisi iade alacağının prim borçlarına mahsubunu isteyen işverenler (mükellefler) hakkında, vergi dairesine süresinde  başvurmuş olmaları kaydıyla, Katma Değer Vergisi mevzuatına göre yapılan mahsup talepleri yerine getirilinceye kadar geçen süre için gecikme zammı uygulanmaz. Uygulanmış olan gecikme zammı tutarları Kurumun bağlı olduğu Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde işverenlere nakden veya Kurumun alacaklarına mahsup suretiyle iade edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

46 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

47 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 47. - 3.1.2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "entegre" ibaresi "tam ve yeni teknoloji ile" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

47 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

48 inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 48.- 1) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

a) Birinci Kitabının Altıncı Kısmının "Vergi Hatalarını Düzeltme" başlıklı üçüncü bölümünün başlığı "Vergi Hatalarını Düzeltme ve Reddiyat",

b) 231 inci maddesinin (5) numaralı bendinde yer alan "on gün" ibaresi "yedi gün",

c) 270 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Taşıt Alım Vergilerini" ibaresi "Özel Tüketim Vergilerini",

2) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "500.000 liraya kadar (500.000 lira dahil)" ibaresi "5.000.000 liraya kadar (5.000.000 lira dahil)",

3) 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;

a) 41 inci maddesinin (1) ve (4) numaralı fıkralarında yer alan "yirmiüçüncü günü" ibaresi "yirminci günü",

b) 46 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan "beyanname verme süresi içinde" ibaresi "beyanname verecekleri ayın yirmialtıncı günü akşamına kadar",

4) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;

a) 42 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "inşaat ve onarma işlerinde" ibaresi "inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde",

b) 44 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın düzenlendiği tarih" ibaresi "geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih",

c) 92 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Mart ayı içinde" ve "Şubat ayı içinde" ibareleri, sırasıyla "Mart ayının onbeşinci günü akşamına kadar" ve "Şubat ayının onbeşinci günü akşamına kadar",

d) 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinin (b) alt bendinde yer alan "Vakıflar" ibaresi "Vakıflar (mazbut vakıflar  hariç)",

e) 98 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ertesi ayın yirmiüçüncü günü akşamına kadar" ibaresi "ertesi ayın yirminci günü akşamına kadar", üçüncü fıkrasında yer alan "Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirmiüçüncü günü akşamına kadar" ibaresi "Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının yirminci günü akşamına kadar",

f) 119 uncu maddesinde yer alan "beyanname verecekleri süre içinde" ibaresi "beyanname verecekleri ayın yirmialtıncı günü akşamına kadar",

g) Mükerrer 120 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "geçici verginin beyan ve ödeme sürelerini üç aylık dönemi izleyen ikinci ayın onbeşinci günü akşamı olarak belirlemeye" ibaresi "geçici verginin beyan süresini üç aylık dönemi izleyen ikinci ayın onuncu, ödeme süresini ise onyedinci günü akşamı olarak belirlemeye", aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "dönemi izleyen ikinci ayın onbeşinci günü akşamına kadar bağlı olunan vergi dairesine beyan edilir ve aynı süre içinde ödenir." ibaresi "dönemi izleyen ikinci ayın onuncu günü akşamına kadar bağlı olunan vergi dairesine beyan edilir ve onyedinci günü akşamına kadar ödenir.",

h) Geçici 55 inci maddesinde yer alan "1.1.1999 - 31.12.2003 tarihleri arasında" ibaresi "1.1.1999 - 31.12.2004 tarihleri arasında",

j) Geçici 59 uncu maddesinde yer alan "31.12.2005 tarihine kadar" ve "26.7.2001-31.12.2003 tarihleri arasında" ibareleri sırasıyla "31.12.2006 tarihine kadar" ve "26.7.2001-31.12.2004 tarihleri arasında",

5) 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun;

a) 21 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "dördüncü ay içinde" ibaresi "dördüncü ayın onbeşinci günü akşamına kadar",

b) 24 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan "yirmiüçüncü günü akşamına kadar" ibaresi "yirminci günü akşamına kadar",

c) 40 ıncı maddesinde yer alan "beyanname verme süresi içinde" ibaresi "beyannamenin verileceği ayın sonuna kadar",

d) Geçici 28 inci maddesinin (a) fıkrasında yer alan "1.1.1999 - 31.12.2003  tarihleri arasında" ibaresi "1.1.1999 - 31.12.2004  tarihleri arasında",

e) Geçici 29 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31.12.2003 tarihine kadar" ibaresi "31.12.2004 tarihine kadar", (7) numaralı bendinde yer alan "Türkiye'de faaliyette bulunan özel finans kurumları hakkında da" ibaresi "Türkiye'de faaliyette bulunan özel finans kurumları ile tüzel kişiliğin sona ermesi şartı aranmaksızın yurt dışında kurulu bankaların Türkiye'deki şubeleri hakkında da",

6) 488 sayılı Kanunun;

a) 18 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Anonim, kooperatif, eshamlı komandit" ibaresi "Anonim, eshamlı komandit",

b) Ekli (2) sayılı tablosunun "IV.  Ticari ve medeni işlerle ilgili kâğıtlar" başlıklı bölümünün (16) numaralı fıkrasında yer alan "şirketlerin sermaye artırımlarına" ibaresi "şirketlerin kuruluşlarına, sermaye artırımlarına ve süre uzatımlarına",

7) 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun;

a) 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Maliye ve Gümrük Bakanlığı" ibaresi "Maliye Bakanlığı", beşinci fıkrasında yer alan "yapıldığı yerin vergi dairesine" ibaresi "yapıldığı yerin vergi dairesine veya Maliye Bakanlığı tarafından motorlu taşıtlar vergisi tahsiline yetki verilen banka veya özel finans kurumu şubelerine", son fıkrasında yer alan " kayıt ve tescil" ibaresi "kayıt ve tescil veya satış nedeniyle malik",

b) 10 uncu maddesinin son fıkrasında yer alan "100.000 liranın" ibaresi "1.000.000 liranın",

c) 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "net ağırlığı" ibaresi "motor silindir hacmi",

d)  11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "istiap haddi" ibaresi "azami toplam ağırlığı",

e) 13 üncü maddesinin (a) ve (b) bentlerinde yer alan "vukua gelen" ibaresi "meydana gelen", "vuku bulduğu" ibaresi "meydana geldiği",

şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - 48 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının son maddelerine gelmiş bulunuyoruz ve tasarının kabulüyle birlikte, Motorlu Taşıtlar Vergisinde mevcut sistemi terk edip, silindir hacmi esasına geçmiş oluyoruz. Ben, çok kısaca, bu silindir hacmi konusuna bir değindikten sonra, maddeye ilişkin değerlendirmeme geçeceğim.

Silindir hacmi, bütün Avrupa Birliği ülkelerinde veya OECD ülkelerinde uygulanıyor diye bir şey yok; öncelikle, bunu söyleyeyim. Her ülke, kendi şartlarına göre uygun bir modeli seçip, kullanmaktadır. Ben, size örnek vereceğim, hangi ülke, hangi modeli uygulamaktadır. Örneğin, Danimarka, ağırlık esasını uygulamaktadır. Finlandiya, yine ağırlık esasını uygulamaktadır. Almanya, silindir hacmi esasını uygulamaktadır. Macaristan, ağırlık esasını uygulamaktadır. İrlanda, silindir hacmi esasını uygulamaktadır. Meksika, değer esasına dayalı artan oranlı bir tarifeyi uygulamaktadır. Hollanda, taşıtın cinsine, ağırlığına ve kullanılan benzine göre bir model uygulamaktadır. Belçika ve İspanya, motor gücünü esas almaktadır. İngiltere, dingil sayısını ve ağırlığı esas almaktadır. Yani, bütün gelişmiş ülkelerde, Avrupa Birliği ülkelerinde, OECD ülkelerinde, mutlaka, şu model uygulanmaktadır şeklinde genel olarak bir eğilim yoktur. Silindir hacmi de uygulanabilir, bir başka model de uygulanabilir, hepsinin artıları olabilir, eksileri olabilir; önemli olan, o ülke şartları içerisinde en uygun modeli bulmaktır.

Silindir hacmi, gelişmiş ülkelerde çok sorun yaratmayabilir; çünkü, refah düzeyi çok yüksek olan bu ülkelerde, kişi başına gelir düzeyi de çok yüksektir; dolayısıyla, değerleri birbirinden farklı olan aynı silindir hacmine sahip arabaların belli bir vergide buluşturulması, o verginin farklı değerlerdeki araçlar için eşit yapılması çok sorun yaratmayabilir; ama, ödeme gücünün, refahın, kişi başına gelirin çok düşük olduğu Türkiye'de, silindir hacmi, mutlaka doğru sonuç verir diye bir şey yok. Nitekim, tasarıda yer alan tarifeler, hem komisyonda hem Genel Kurulda olabildiğince yumuşatılmıştır; ama, ona rağmen, ben, uygulamada sorun çıkacağından endişe ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bu maddesinde çok çeşitli hükümler yer almaktadır. Ben, bunlardan (j) bendinde yer alan bir konuya değinmek istiyorum. (J) bendiyle, devlet içborçlanma senetlerinin faiz gelirlerine ilişkin olarak getirilmiş olan istisna, sistemimizde halen var olan istisna, 31.12.2004 tarihine kadar ihraç edilecek hazine bonoları ve devlet tahvili faizleri için de geçerli kılınmaktadır; yani, hazine bonosu ve devlet tahvili faizi elde eden kişiler, elde ettikleri faiz gelirinin 2003 yılı için 315 milyar lirayı aşmaması halinde, bu gelirleri üzerinden hiçbir vergi ödememektedirler. Bu istisna, 2004 yılı için de geçerli olacaktır; daha doğrusu, 2004 yılında ihraç edilen devlet içborçlanma senetlerinin faiz gelirleri için de...

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, bir beş saniyenizi rica edeyim.

Saygıdeğer arkadaşlarım, sayın milletvekilleri, salonda çok uğultu var; hatibin sesi de işitilmiyor. Lütfen, sükûneti sağlayalım.

Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2004 yılı sonuna kadar ihraç edilen hazine bonosu ve devlet tahvili faizlerinden elde edilecek gelirler için de bu istisna uygulanacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu istisnanın vergi adaletine uygun olmadığını ifade etmek istiyorum. Bunu, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında da ifade ettim, tasarının geneli üzerinde görüşlerimi sizlere açıklarken de ifade ettim; tekrar söylemeyi bir görev sayıyorum.

Bu hüküm, vergi sistemimize 2001 yılında girmişti. 2001 yılı krizinden sonra, Hazinenin borçlanma konusundaki olanaklarını genişletmek, içborçlanmada bir sorunla karşılaşmamasını sağlamak için, içborcun çevrilebilirliğinin en önemli bir sorun olduğu o ortamda böyle bir istisna getirilmişti. İstisna, 31.12.2002 tarihine kadar ihraç edilecek bonoların ve tahvillerin faiz gelirleriyle sınırlıydı.

Şimdiki hükümet işbaşına gelince veya bir önceki hükümet işbaşındayken, 58 inci hükümet zamanında, bu istisna 2003 yılını kapsayacak şekilde uzatıldı. Şimdi, karşımıza tekrar 2004 yılını kapsayacak şekilde bir uzatma gelmiştir. Bir yanda asgarî ücret tartışmasını yapıyoruz, asgarî ücretin, insanca yaşanabilecek olan seviyenin çok altında olduğunu söylüyoruz, asgarî ücreti artırmalıyız görüşünü hep birlikte ifade ediyoruz ve öte yanda, devlet tahvili ve hazine bonosu faizlerinde 315 milyar liralık bir istisnayı biraz daha uzatalım diyoruz ve diğer yandan da, asgarî ücretliler de dahil olmak üzere, bütün ücretlilerin yararlandığı aylık 6 750 000 liralık vergi indirimini de Ocak 2004'ten itibaren kaldıran yasalarımız var.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2001 yılının ekonomik şartları bugün söz konusu değildir. 2001 yılı kriz yılıydı, kriz yılında gerçekten böyle bir olanağın Hazinenin elinde olması gerekiyordu; ama, artık, 2003 yılı bitiyor, 2004 yılına geliyoruz. Bu istisnanın, gerçekten, sistemde gerekli olmadığını ve bu istisna olmasa da, Hazinenin çok rahat borçlanabileceğini ifade etmek istiyorum.

Şunu da müsaadenizle söylemek istiyorum: Sistemimizde bu tip istisnalar olursa, vergi adaletini zedeleyen, insanların vergi sistemine güven duymasını engelleyen bu istisnalar olursa, bizim, kayıtdışını önlemekte, mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu sağlamakta çok büyük zorluklarımız olacaktır. Mükellefin vergiye gönüllü uyumunu sağlayabilmek için, birincisi, istikrarlı, mükellefe güven veren bir yasal çerçevenin olması gerekir; sürekli değişen, sürekli geçici uygulamalarla delinen, istikrarlı olmaktan uzak bir görüntü veren bir vergi sisteminden kaçınmamız gerekir ve ikincisi de, devletin hükümranlık hakkına dayanarak elde ettiği vergi koyma yetkisiyle vatandaşların hakları arasında uygun bir dengenin kurulması gerekir. Bu denge kurulamazsa, mükellefin vergiye uyumunu beklemek mümkün olmaz. Bu tip istisnalar, bu dengenin kurulmasını engeller, mükellefin vergiye uyumunu engeller.

Bunu ifade etmek için söz aldım; sözlerimi bitirirken, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, teşekkür ediyorum.

48 inci madde üzerinde, şahsı adına, Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek.

Sayın Özyürek, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 5 dakika.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bu 48 inci madde, pek çok konunun düzenlendiği kırkambar niteliğinde bir madde. Bunlardan bir bölümü, bazı istisnaların  süresinin uzatılmasıyla ilgili konuları kapsıyor -Sayın Akif Hamzaçebi onlara değindi- aynı zamanda -sabahki konuşmamda da değindiğim gibi- vergi beyannamesi verme sürelerini ve vergi ödeme sürelerini değiştiren düzenlemeleri de içeriyor. Bu konuda, Plan ve Bütçe Komisyonunda da görüşlerimizi açıklamıştık ve bununla ilgili bir önergeyi de arkadaşlarımız hazırladı.

Gelir Vergisinin beyan süresi, elliüç yıldır, mart ayı sonu, Kurumlar Vergisinin beyan süresi de nisan ayı sonu ve ilk taksitler de bu sürelerde ödeniyor. Şimdi, biz, 15 Marta Gelir Vergisini, 15 Nisana da Kurumlar Vergisini çekiyoruz. Katma Değer Vergisinde beyan süresi, 1980'li yıllardan beri her ayın 25'inde, ertesi ayın 25'inde idi; bunu, temmuz ayında yaptığımız bir değişiklikle 23'üne çektik; bugün yapmakta olduğumuz bir değişiklikle de 20'sine çektik. Sayın Bakanımız komisyonda dediler ki: "Biz, bunu, ödeme süresi ile tahakkuk süresi arasında bir irtibat kurmak, yani, verginin önceden tahakkukunu sağlamak, daha sonra da o tahakkuk listelerini bankalara vermek suretiyle ödeme için bir süre tanımak için yapıyoruz."

Bu uygulama yıllardır yapılıyor. Ben de bu uygulamanın içinden gelen bir insanım; yani, hiç kimsenin vergi ödemeye dönük bir şikâyetine tanık olmadım. Beyannamenizi bir gün önce de verirsiniz, sabahtan da verirsiniz, tahakkuk fişinizi alırsınız; ister vezneye götürür ödersiniz, ister bankaya götürür ödersiniz. Bunun için ayrıca tahakkuk ile ödeme arasında 15 günlük, 7 günlük bir süre koymanın bir mantığı, bir gereği yok.

Şimdi, bu sürelerin bir mantığının olmadığı şuradan da belli: 48 inci maddede, Katma Değer Vergisi beyannameleri ayın 20'sinde verilecek; ama, ödeme 26'sında yapılacak, yani, 6 gün sonra ödenecek diyorsunuz; ama, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisine gelince, ayın 15'inde beyanname verilir, ay sonunda ödenir diyorsunuz, burada, 15 gün bir ödeme süresi koyuyorsunuz. Eğer, bu ihtiyaç, bu düzenleme, sadece tahakkuk ile ödeme arasında bir süre, bir aralık koyma ihtiyacından olsaydı, iki düzenlemede de 6 günlük, 7 günlük bir süre olurdu. Bir bölümünde 15 gün koyuyorsunuz -aynı vergi dairesi aynı bankaya listeleri bildirecek- bir başka vergide bunu 7 gün tutuyorsunuz. Bundan da anlaşılıyor ki, bu konu ciddiyetle incelenmemiştir, kâğıt üstünde, kapalı kapılar arkasında, iş dünyasıyla, malî müşavirlik ve muhasebecilik camiasıyla hiçbir temas kurulmadan "bu iş böyle olacaktır" denilmiştir, böyle olacağı ortaya çıktıktan sonra da, itiraz eden kesimlere dönük "hayır, başka türlü bunun hiçbir yolu yok. Biz, banka vasıtasıyla ödemeleri gerçekleştirmek istiyoruz, onun için de bu kadar süreye ihtiyacımız var" denilmiştir. Biraz önce de söyledim, bu kadar süreye ihtiyacınız olsaydı, birkısım vergilerde 7 gün, birkısım vergilerde 15 gün süre istemezdiniz.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer önemli nokta, Türkiye, çok tatil yapılan, resmî tatillerin çok yoğun olduğu bir ülke. Bu ülkede bazen bayram tatili 10 güne geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyürek, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bir KDV beyannamesini hazırlamak... Ayın sonu itibariyle kayıtları kapatabilirsiniz; arkasından, onun denetlenmesi, değerlendirilmesi, faturaların tekrar kontrolü, iadelerin tespiti açısından, 10 gün de bayram tatili girdiğini düşünürseniz, bazen, arada 7 - 8 günlük bir süre kalır. Bu kadar süre içerisinde bu iş yapılmaz; ama, kanun çıktı diye, herkes bunu yapar; ama, çok sağlıksız olur, çok yanlış beyannameler verilir ve bundan da, Maliye Bakanlığı çok kaybeder.

Ben, iş dünyasının içerisinden gelen bir Bakanımızın, bu kadar mantıklı bir öneriye, nasıl bu kadar sessiz kaldığını, inatla, dirençle karşı çıktığını, doğrusu, anlayabilmiş değilim; bunun bir mantığı yok, bu doğru değil, bu yanlış. Göreceksiniz, burada yaşayıp göreceğiz; bir süre sonra, bunun düzeltilmesi yönünde kanun tasarısı getireceksiniz; ama, hatadan dönmek, zamanında dönmek önemlidir. Geliniz, bu yanlış öneriden dönelim, burada bir çözüm getirelim; iş dünyasını da mükellefleri de muhasebecileri de malî müşavirleri de huzursuz etmeyelim. Zaten, sürekli yaptığınız değişikliklerle, mükellefe de muhasebeciye de malî müşavire de yeni yeni yükler yüklüyorsunuz. Bir enflasyon muhasebesi kabul ettik; onun uygulamasıyla ilgili, pek çok sorun, konu var; yeni yeni vergiler geliyor. Bunların hepsi, insanları meşgul eden, insanları öğrenmeye teşvik eden konulardır. Onun için, bir beyanname hazırlama açısından, yıllardır yerleşmiş olan gelenekleri, süreleri bozmayalım ve bu yanlıştan dönelim diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Sayın milletvekilleri, 48 inci madde üzerinde, 2 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutacağım; sonra, aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 316 sıra sayılı tasarının 48 inci maddesinin 4 numaralı fıkrasının (j) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Akif Hamzaçebi         Ali Kemal Deveciler Kemal Kılıçdaroğlu

           Trabzon                  Balıkesir                   İstanbul

            Muhsin Koçyiğit                             Halil Tiryaki

       Diyarbakır                                                 Kırıkkale

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 316 sıra sayılı tasarının 48 inci maddesinde vergi beyannamelerinin sürelerini kısaltan 3-a, b; 4-c, e, f, g; 5-a, b, c bentlerinin metinden çıkarılmasını arz ederiz.

 

Hasan Fehmi Kınay

Sedat Kızılcıklı

Agâh Kafkas

 

Kütahya

Bursa