BIM 2 19 2004-01-16T09:39:00Z 2004-01-16T09:39:00Z 152 104690 596736 TBMM 4972 1193 732833 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

DÖNEM : 22        CİLT : 35       YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

32 nci Birleşim

20 Aralık 2003 Cumartesi

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 20 nci Kuruluş Yıldönümü törenlerine iştirak etmek üzere bu ülkeye yaptığı resmî ziyarete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/418)

V. - ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİSİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı : 284, 286, 285, 287)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI

1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI

1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) KARAYOLLARI  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

C) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

1. - Çevre ve Orman Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

3. - Orman Bakanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) ORMAN  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Orman Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

D) ADALET BAKANLIĞI

1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Adalet Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

E) YARGITAY BAŞKANLIĞI

1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

F) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI

1. - Danıştay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Danıştay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

G) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI

1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

2. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkeme-lerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı : 146)

3. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı : 152)

4. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı : 305)

5. - Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın Bazı Belediyelerin Kaldırılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu  Raporu (2/216) (S. Sayısı : 308)

6. - Denizli Milletvekilleri Osman Nuri Filiz, Mehmet Salih Erdoğan, Mehmet Yüksektepe ile Ümmet Kandoğan'ın; Denizli İline Bağlı Akköy İlçesi ile Bazı Belediye ve Köylerin Tüzel Kişiliklerinin Kaldırılarak Denizli Belediye Sınırları İçine Alınması Hakkında Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu Raporu (2/213) (S. Sayısı : 307)

VII. - USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1. - 20 milletvekilinin, bir kanun teklifinin tümünün oylamasının İçtüzüğün 147 nci maddesine göre gizli oylama şeklinde yapılması yolundaki önergeleri hakkında

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak, dört oturum yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşmelerde bulunmak üzere Kırgızistan ve Tacikistan'a,

Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun Londra'da düzenlenen World Travel Market 2003 Turizm Fuarına katılmak üzere İngiltere'ye,

Yaptıkları resmî ziyaretlere katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan:

2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarılarının (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı: 284, 286, 285, 287) görüşmelerine devam olunarak;

Başbakanlık,

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,

Vakıflar Genel Müdürlüğü,

Diyanet İşleri Başkanlığı,

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü,

2004 malî yılı bütçeleri ile, 2002 malî yılı kesinhesapları kabul edildi.

Genel Kurulun 19 Aralık 2003 Cuma günkü (bugün) birleşiminde; daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 308 sıra sayılı kanun teklifinin 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasına alınmasına ve bu birleşimde, günlük bütçe programının tamamlanmasından sonra, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 6 ncı sırasına kadar olan işlerin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği açıklandı.

AK Parti Grubu önerisinin görüşmeleri sırasında;

Denizli Milletvekilleri:

Mehmet Uğur Neşşar,

Mustafa Gazalcı,

Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendilerine atfetmesi nedeniyle,

Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan da, Denizli Milletvekilleri Mehmet Uğur Neşşar ile Mustafa Gazalcı'nın, konuşmalarına karşı;

Birer açıklama yaptılar.

AK Parti Grup önerisinin oylanması sırasında, gündemin, oturum aralarında getirilen grup önerileriyle değiştirilmelerinin mümkün olamayacağına ve bu oylamanın sonraki birleşimde "Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları" kısmında yer alarak yapılması gerektiğine ilişkin usul tartışması yapıldı.

Bütçe görüşmelerine devam edilerek;

Hazine Müsteşarlığı,

Gümrük Müsteşarlığı,

Dış Ticaret Müsteşarlığı,

Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı,

Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı,

2004 malî yılı bütçeleri ile 2002 malî yılı kesinhesapları kabul edildi.

Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında (1/521) (S. Sayısı: 146),

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden;

Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair (2/212) (S. Sayısı : 305),

Denizli Milletvekilleri Osman Nuri Filiz, Mehmet Salih Erdoğan, Mehmet Yüksektepe ile Ümmet Kandoğan'ın; Denizli İline Bağlı Akköy İlçesi ile Bazı Belediye ve Köylerin Tüzel Kişiliklerinin Kaldırılarak Denizli Belediye Sınırları İçine Alınması Hakkında (2/213) (S. Sayısı : 307),

Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, Bazı Belediyelerin Kaldırılması Hakkında (2/216) (S. Sayısı :308),

Kanun Tekliflerinin görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından;

Ertelendi.

Alınan karar gereğince, 20 Aralık 2003 Cumartesi günü saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 21.17'de son verildi.

Nevzat Pakdil

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Suat Kılıç

Ahmet Küçük

 

Samsun

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

 

                                                    II. - GELEN KÂĞITLAR                                          No. : 50

20 Aralık 2003 Cumartesi

Tasarı

1. - Türkiye Cumhuriyeti ile Çek Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/717) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.12.2003)

Sözlü Soru Önergeleri

1. - İstanbul Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/886) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.12.2003)

2. - İstanbul Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavı mülakatına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/887) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.12.2003)

3. - İstanbul Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavının maliyetine ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/888) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.12.2003)

4. - İstanbul Milletvekili Lokman Ayva’nın, özürlü personel alımı sınavının sonuçlarına ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/889) (Başkanlığa geliş tarihi : 12.12.2003)

5. - Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük’ün, emekli aylıklarının iyileştirilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/890) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, kültür varlıklarının çevresindeki çirkin yapılaşmalara karşı alınan önlemlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1681) (Başkanlığa geliş tarihi : 10.12.2003)

2. - Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren'in, Ankara'daki bir jandarma operasyonunda gözaltına alınan kamu görevlilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1682) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

3. - Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren'in, Ankara'daki bir jandarma operasyonunda gözaltına alınan kamu görevlilerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1683) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

4. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, bir soru önergesine, personel atama ve değerlendirilmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1684) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

5. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, 4207 sayılı Kanunun öngördüğü yaptırımların uygulanmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1685) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

6. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, makam araçlarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1686) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

7. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, soru önergelerine verilen cevapların yeterliliğine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1687) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

8. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, (10/9) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun Raporuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1688) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

9. - İstanbul Milletvekili Emin Şirin'in, makam araçlarına ve personel servislerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/1689) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

10.- Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın, şarapta asgari vergi uygulamasına geçilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1690) (Başkanlığa geliş tarihi : 19.12.2003)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 11.00

20 Aralık 2003 Cumartesi

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır; arz ediyorum:

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 20 nci Kuruluş Yıldönümü törenlerine iştirak etmek üzere bu ülkeye yaptığı resmî ziyarete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/418)

                                      19.12.2003

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 20 nci Kuruluş Yıldönümü törenlerine katılmak üzere 15 Kasım 2003 tarihinde adı geçen ülkeye yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                        Recep Tayyip Erdoğan

                                         Başbakan

Liste

Ömer Çelik (Adana)

Haluk İpek (Ankara)

Mehmet Dülger (Antalya)

Mehmet Güner (Bolu)

Faruk Çelik (Bursa)

Yaşar Yakış (Düzce)

Egemen Bağış (İstanbul)

Hüseyin Besli (İstanbul)

Mehmet B. Denizolgun (İstanbul)

İbrahim R. Özal (İstanbul)

Nükhet Hotar (İzmir)

Selami Yiğit (Kars)

Şaban Dişli (Sakarya)

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğümüzün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

V. - ÖNERİLER

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİSİ

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 20.12.2003 Cumartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                     Faruk Çelik

                                               Bursa

                        AK Parti Grup Başkanvekili

Öneri :

Genel Kurulun 20 Aralık 2003 Cumartesi günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4 üncü sırasında yer alan 307 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınması, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 308 sıra sayılı kanun teklifinin ise, 48 saat geçmeden bu kısmın 4 üncü sırasına alınması ve bu birleşimde, günlük bütçe programının tamamlanmasından sonra gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasındaki işin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Öneri üzerinde söz isteği?..

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Aleyhte söz istiyorum Sayın Başkan.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Ben de aleyhte söz istiyorum efendim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Topuz.

Süreniz 10 dakika.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dün yaptığımız bir tartışmayı bugün yeniden yapmak üzere huzurunuza çıkmış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, Danışma Kurulunun toplanmasını talep ederek, dün yapılmış olan bir İçtüzük ihlalini düzeltme  girişiminde bulunmuştur. Gerçekten, dün, burada, İçtüzüğümüzün 19 uncu maddesine açık olarak aykırı olduğu bilinen bir uygulama yapılmıştır ve bu uygulamaya göre Meclisimizin gündeminde sıralar değişmiştir. Yani, dün kabul edilen AKP önerisi "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" başlığı altında 1'den 5'e kadar sıralanan bir görüşme sırasını gündeme geçirmiştir.

Buna göre, dün kabul edilen öneride, 4 üncü sırada, Denizli Milletvekilleri Osman Nuri Filiz, Mehmet Salih Erdoğan ve Mehmet Yüksektepe ile Ümmet Kandoğan'ın kanun teklifi görülüyordu. Onu takiben de, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın bazı belediyelerin kaldırılması hakkında bir teklifi vardı. Şimdi, bugün, bu tekliflerin yeri değiştirilerek, çalışma saatlerinin yeniden tespit edilmesi öngörülüyor.

Değerli arkadaşlarım, önce şunu belirteyim: Dün yapılan usule aykırı uygulama Meclis zabıtlarına geçmiştir ve onun üzerinden hareket edilerek bugün sıralarda bir değişiklik yapılmış olması, dün yapılan usul hatasını ortadan kaldırmaz. O usul hatası, Meclisin zabıtlarına geçmiştir, orada yerini almıştır; hata, yerinde durmaktadır. Bugün, o geçerliymiş gibi kabul edilerek, dün meydana gelen sıralamada bir değişiklik yapılarak, konu, tekrar gündeme getirilmiştir. Önce bunu belirterek düşüncelerimi ifade etmek istedim.

İkinci olarak şunu söylemek istiyorum: Değerli arkadaşlarım, dün de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sözcüleri, buradan, açık bir dille ifade ettiler ki, bütçe görüşmeleri sırasında başka bazı konuların gündeme getirilmiş olması, geçmişte bir iki örneği görülse de, uygun bir yöntem, uygun bir davranış değildir. Kaldı ki, daha önce, iki kez -geçtiğimiz dönemde- bütçe görüşmeleri sırasında başka iki konunun görüşülmesine karar verilirken, bu kararın dayanağı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Danışma Kurulu önerisidir; yani, o dönem, bu Mecliste bulunan siyasî partilerin grup başkanvekilleri, bir Danışma Kurulu toplantısı yapmışlar, o toplantıda mutabakata varmışlar. Neden mutabakata varmışlar; çünkü, gerçekten, çok acele, çok önemli, konuşulması gereken konular olduğu için... Birisi Kuzeyden Keşif Harekâtı idi, diğeri de onun kadar önemli, o günlerde yapılması gereken, zaman açısından geriye itilmesine imkân olmayan konuları ihtiva ediyordu; haklı gerekçeleri vardı ve onlar, bir Danışma Kurulu önerisine dönüşmüştü.

Bugün ise, burada, getirilen öneri bir Danışma Kurulu önerisine dayanmıyor; orada bir uzlaşma sağlanamadığı için, bir partinin önerisi olarak buraya getirilmiş oluyor.

Tabiî, Danışma Kurulunda mutabakata varılamayan konularda, ilgililerin, Meclise böyle bir öneri getirme şansı vardır, hakkı vardır; ama, bu konuştuğumuz, biraz evvel söylediğim gerekçelerin yerinde olması lazım; yani, bugün gündeme alınması gereken şeyin, bugün konuşulmadığı takdirde sorun çıkması gerekecek kadar önemli olması lazım ve bunun da bir uzlaşmaya dayanmış olması lazım.

Şimdi, siz ne yapmak istiyorsunuz; Parlamentodaki çoğunluğunuza dayanarak, Danışma Kurulunda kabul edilmeyen bir öneriyi, bütün usullere aykırı olarak, burada, bir emrivakiyle karara bağlamak istiyorsunuz; biraz sonra bağlayacaksınız, ona göre de işlem yapacaksınız; ama, bunun adına, parlamenter sistemde "çoğunluk diktası" denir. Bunun başka bir anlamı yoktur. Biz ne istiyorsak o olur, demektir bu. Siz, ne istiyorsanız onu yapacak durumda görüyorsanız kendinizi, lütfen, benim söylediğim çerçeveden, durumunuzu, bir defa daha, bir değerlendirmeye tabi tutunuz. Bazı şeyleri çoğunluğa dayanarak yapmanın ağır vebali olur. Bir kere, usul açısından bunları ifade ettim.

Esas açısından da konunun çok yanlış tarafları vardır, aceleye getirilmiş tarafları vardır; biz, biliyoruz bunu. Bugün, buraya getirdiğiniz konular, tasarı değildir, hükümet önerisi değildir, milletvekillerimizin hazırladığı tekliflerdir; ama, konu, hükümet ciddiyeti ve hükümet sorumluluğunu gerektiren bir konudur. "Bütün Türkiye'ye yaygın 400'e yakın belediyeyi ortadan kaldıracağız" diyorsunuz. Kaldırabilirsiniz, kaldırılması gerekli de olabilir belki; ama, bunun gerekçeleri hazırlanır, o şekilde gelir. Oysa, bu meseleler, öyle sanıyorum ki, Sayın Başbakanın, nerede bulunursa oradan verdiği talimatlarla yapılıyor; daha önce düşünmediğiniz şeyleri onun talimatlarıyla düşünür hale geliyorsunuz ve ona göre Meclis çalışmasını yönlendirmeye çalışıyorsunuz. Bakınız, "İmarzedeler Yasa Tasarısı" diye bilinen yasa tasarısı burada konuşulurken bir talimat geldi "durdurun bunu" dedi ve siz bunu birkaç gün sonraya bıraktınız. Değerli arkadaşlarım, bunlar, doğru yöntemler değildir.

Bir başka açıdan da yanlıştır bu öneri. Bir kere, tekliflerin gerekçesi yanlıştır, gerekçesi eksiktir. Belediyecilik, kentleşme olayının devamı olan bir yönetim birimi anlamını taşır. Kentleşme ve yerel yönetimler, iç içe olan konulardır. Bir yerin gelişme doğrultusu, sınırı, hududu, bir yerleşme biriminin gelişme doğrultusu, hududu ve diğer arazi kullanım kararları, belli teknik kurallara, usullere riayet edilerek tespit edilir. Siz, burada, elinize pergel alıp hudut çizerseniz yanlış yaparsınız veya şurayı şurayı ben bunun içerisine aldım, burayı belediye yaptım derseniz yanlış yaparsınız. Biz belediye meclisi değiliz veya biz şehircilik uzmanı değiliz. Bütün bunlar hazırlanır, ilgilileri, uzmanları hazırlar; bir şehrin nasıl büyüyeceği belli olur, ona göre onun nasıl bir belediye yönetimine, hangi sınırları kapsayan bir belediye yönetimine ihtiyacı olduğu, onun gelişme alanlarının nerelere doğru yönlendirilmesi gerektiği saptanır; o çerçeve eğer bir yasayla belirlenmesi gerekiyorsa, o zaman bize gelir. Burada böyle bir şey de olmamıştır.

Üçüncü olarak, bu öneri, Anayasa açısından sonu olmayan, geçerliliği olmayan bir girişimdir. Anayasamızın 67 nci maddesi açıkça ifade etmiştir ki, seçimden önceki bir yıl içerisinde çıkarılan seçimle ilgili yasalar, bir yıl geçmeden uygulanamaz. Yani, siz bu yasayı buradan geçirseniz ve yürürlüğe girmiş bile olsa -ki, yürürlüğe girmesi o kadar kolay değildir; Anayasaya aykırılığı konusu incelenmeden yürürlüğe sokulamaz bu; o süreç mutlaka işletilecektir- bunu bu seçimlerde uygulayamayacaksınız. Peki, uygulayamayacağınız bir işi neden bugünden yapıyorsunuz?!

Elimizde kamu yönetimi reform tasarısı var; henüz Meclise gelmemiş olmakla beraber, tartışıyoruz. Yerel yönetimlerle ilgili tasarıları hazırladık diyorsunuz, onları tartışacağız. Türkiye'de nasıl bir yerleşme düzeni, nasıl bir yerel yönetim düzeni, nasıl bir kamu yönetimi oluşturulacak, bunun ilkeleri bile şu anda belli değil. Onlar belli olduktan sonra, ben biliyorum, siz tekrar geleceksiniz, bugün buradan çıkarıp uygulamaya sokmaya teşebbüs ettiğiniz bu yasaları, yeni şartlara göre, yeniden, değiştirerek, düzenleyerek bu Meclisin önüne çıkacaksınız. Bütün bunları kaç kere söylediysek, sözümüzü dinletemedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Topuz, mikrofonu açıyorum; lütfen toparlayın efendim sözlerinizi.

ALİ TOPUZ (Devamla) - Sözlerimi bitiriyorum.

Sık sık bu kürsüye çıkan bazı Adalet ve Kalkınma Partili sözcüler, uzlaşmadan söz ediyorlar, iki partili bir meclis oluşmasından söz ediyorlar, bunun yararlarından söz ediyorlar; bu iki partiden birisinin tarihten gelen, deneyimli bir parti olduğunu, ötekinin yeni ve dinamik bir parti olduğunu söylüyorlar; bunların işbirliğiyle, bu işin iyi gideceğini söylüyorlar; ben de buna inanıyorum. Gerçekten, bu durumu iyi değerlendirsek, bu Meclis çok şey yapabilir; ama, siz, bizim tecrübemize, deneyimimize inanmayarak, inandığınızı söyleyip inanmayarak hareket ettiğiniz sürece, bu söylediğiniz amaca ulaşmanın kolay olmayacağını burada ifade etmek istiyorum. Eğer, birbirimizden yararlanmayı düşünüyorsak bu söylediklerimizi dikkate almanız gerekir diye düşünüyorum. Yanlış bir şey yapmamanız için bir kez daha uyarmak istiyorum; ama, biliyorum ki, bu uyarıya rağmen yine yanlış yapacaksınız. Biz, sizi yanlışlarınızla baş başa bırakmak istiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum; teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Topuz.

Efendim, aleyhte ikinci söz isteği, Ankara Milletvekili Sayın Araslı'ya aittir.

Buyurun Sayın Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, dün, bu konuda, herkesin kuşkusu olmayacak biçimde, yadsıyamayacağı biçimde bir yanlış yapıldı. O yanlış yapıldığı içindir ki, 307 ve 308 sıra sayılı kanun teklifleri burada görüşülemedi; benim yorumum bu. Yoksa, bir iktidar partisi, bu kadar çoğunluğuyla, bu kadar ısrarla, bu kadar kuralları hiçe sayarak görüşülmesini arzu ettiği bir teklifi niye görüşmesin?! Yoksa, bu yasayla ilgili olarak üzerinde görüş birliğine varılmış herhangi bir nokta yok mu?! Boş yere, keyfî bir biçimde, gündeme girmiş olsun diye mi gündeme sokuldu dün bu iki yasa teklifi, 307 ve 308 sıra sayılı kanun teklifleri?! Yoksa, İktidar Partimiz ne yapmak istediğini bilmiyor mu?! Keyfe mayeşa (hevese mayeşa) bir şekilde, Meclisin gündemi bozulup yeniden yapılıyor ve sonra da "ne olursa olsun canım, gündeme girdi, görüşmesek de olur" diyerek buradan çıkılıp, gidiliyor mu?! İktidar Partimizin, ben, bu kadar sorumsuzca, bu kadar ne yaptığını bilmez bir biçimde Meclis gündemleriyle uğraşabileceğini düşünmek istemiyorum; ama, ortada bir olay var ve bunun karşısında, bu ne sorumsuzluk, bu ne ne yaptığını bilmezlik demek ihtiyacını da hissediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını düzenleyen bir İçtüzük var. Meclis, çalışma düzenine hâkim; elbette ki, kararla, çalışma düzenini yeniden yapılandırmak, yeniden düzenlemek imkânına sahip; ama, bu yetkisini şu İçtüzük hükümleri çerçevesinde kullanmak durumunda. Bu İçtüzükte de, gündemin nasıl belirleneceği, gündemdeki sıraların ne olacağı gösterilmiş; Başkanlıkça belirleniyor ve Başkanlıkça belirlenen gündemde bir değişiklik yapmak, yine bu İçtüzüğe göre, Danışma Kurulu önerisiyle mümkün. Eğer Danışma Kurulunda bir oybirliğine varılamazsa, birleşimin başında bu husus bir grup önerisi olarak buraya getiriliyor ve oylanıyor.

Dün, biz, bir oturumun başında yaptık bunu; yani, 307 ve 308 sıra sayılı kanun teklifleri, gündeme, İçtüzüğe aykırı biçimde, bir oturum içerisinde, bir oturum başında yapılan oylamayla girdi ve dün görüşülemedi; çünkü, öyle zannediyorum ki, herkes yapılan yanlışın farkına vardı ve zannetti ki, o yasalar dün görüşülmezse, o usul yanlışı silinmiş olacak. Hayır, değil; o yanlışa dayalı olarak gündeme girdi bu yasalar. Şimdi de onların görüşülmesini öne almak suretiyle bir gündem değişikliği yapılmasına ilişkin bir teklif geldi; yani, dün yapılmış yanlışı devam ettirmeye yönelik bir teklif geldi. Burada bugün oylanıyor olması, şu birleşimin başında oylanıyor olması, bu işin başlangıcındaki hukuka aykırılığı gidermiyor.

Değerli arkadaşlarım, aceleniz ne?! Bu hukuk yanlışı bir yana, aceleniz ne?! Seçime beş kalmış. Eğer, böyle bir ihtiyaç vardıysa, bu 307 ve 308 sıra sayılı kanun tekliflerinde yapıldığı gibi, Türkiye'nin bütün yerel yönetim coğrafyasını değiştirecek, aşağı yukarı tüm yerel yönetimlerle ilgili seçim çevrelerini değiştirecek bir yasa bugüne kadar mı bekletilirdi? İktidar Partimiz ne yapıyor allahınızı severseniz?! Olayların, şu ciddî olayların İktidar Partisi tarafından ne kadar hafife alındığına bakınız! Bekleniyor, bekleniyor, bekleniyor, yerel yönetimlerle ilgili seçim çevreleri belirlenmesi, seçmen listeleri askıya çıkarıldıktan sonra akla geliyor. Böyle bir ihtiyacın, Türkiye'nin yerel yönetimlerinde reform yapmaya iddialı bir parti tarafından, şu dar zamana mı sıkıştırılması lazımdı?! Böyle bir önerinin, bir hükümet tasarısı olarak gelmesi gerekmiyor muydu?! İktidar Partimiz, hükümetimiz, bekliyor, bekliyor; bir yandan da yerel yönetim reformunu, kamu yönetimi reformunu tartışmaya açtığını söyleyerek her tarafta övünüyor ve sonra, sanki o tartışma göstermelik bir tartışmaymış gibi, Adalet ve Kalkınma Partili 2 milletvekilinin ve arkadaşlarının vermiş olduğu 2 kanun teklifi çerçevesinde yerel yönetimlerin bütün çehresini değiştirmeye yöneliyor, bu tekliflerin arkasında yer alıyor, apar topar bu teklifleri Meclisin gündemine taşıyor. Eğer, Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün reform iddiaları bu yerel yönetimler reformu gibiyse, vay geldi bu ulusun başına demek ihtiyacını duyuyorum. Bir yandan, bir şeyleri tartışmaya açıyorsunuz, bir yandan da, o tartışmayı fevkalade anlamsız kılacak bir biçimde, işi neredeyse bitirecek bir teklifi, bir an önce burada görüşmemizi istiyorsunuz. Aceleniz ne? Eğer, umudunuz, bu yasayı, bu yerel yönetim seçimlerinde uygulatarak, belediyelerin yapısını değiştirip, kaybettiğiniz oyu gözlerden saklamak ise, bu umut boşuna; çünkü, Anayasamızın 67 nci maddesinin son fıkrasında bir hüküm var "seçimlerle ilgili yasalar, yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren bir yıl geçmedikçe uygulanmaz" diyor. Kim bunun bir seçim yasası olduğunu yadsıyabilir?! Eğer, bir yasa, bir seçim çevresini değiştiriyorsa; bir yasa, bir değil pek çok belediyenin seçim çevresini değiştiriyorsa, bu yasanın adı seçim yasası değil de ne olabilir allahınızı severseniz?!

Bunlar, kimsenin kuşkuya düşemeyeceği biçimde, seçim yasaları. Onun için, bu acele nafile. Eğer, böyle bir umutla, apar topar, İçtüzüğe aykırı bir biçimde Meclisin gündemine bu 2 yasayı getirip görüşmek istiyorsanız, amacınız bu ise, o amacınıza ulaşmanıza Anayasa engel. Onun için, bu hukuka aykırılığa girmeyelim, bunu bir kenarda bırakalım. Bu yasalar, daha geniş bir zamanda, yerel yönetim reformuyla ilgili üzerinde fikir birliğine vardığımız hususlar ortaya çıktıktan sonra görüşülsün, usule uygun bir biçimde görüşülsün, Meclisin gündeminde usule uygun bir biçimde yer alsın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, kendi yaptığı İçtüzüğe aykırı hareket eden bir Meclis olmak ayıbını omuzlarımızda taşımayalım. Bu ayıpları, şurada, vatandaşa göstermeyelim. Kendi koyduğumuz kurallara, önce kendimiz riayet edelim ve yerel yönetimler reformunu da bu kadar hafife almayalım.

Yerel yönetimler, demokrasinin beşiği. Orada, böyle alelacele, geceyarısı görüşmeleriyle çıkarılmış yasalarla sorunları çözebilmemiz mümkün değil. Yerel yönetimleri bütün sorunlarıyla bir masaya yatıralım, bütün çözüm önerilerini ciddî bir biçimde gözden geçirelim, hem de yalnız seçim çevreleriyle değil, yerel yönetimleri her boyutuyla tartışalım ve hangi noktalarda görüş birliğine varılıyor ise, bu çok önemli reformu, o görüş birliğine vardığımız noktalar doğrultusunda yapalım. Böyle münferit verilmiş yasalarla, içinde gerçekten yerel yönetim felsefesine uygun hükümler var mı yok mu bilemediğimiz yasalarla bu sorunu çözmeye kalkışmayalım. Bu, devlet yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmaz. Ciddî olalım arkadaşlar. Devlet yönetimi fevkalade ciddî bir iştir ve vatandaş da bizden, bu yönetim işinde -gerek yasamada gerekse yürütmede- beklediği ciddiyeti görmeyi arzu ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Araslı, toparlayın efendim lütfen.

Buyurun.

OYA ARASLI (Devamla) - Umarım, biraz sonra yapılacak oylamada bu söylediklerimi dikkate alırsınız ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, böyle bir ayıbın altına oylarıyla imza atmak durumundan kurtulur.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Araslı.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, lehte...

BAŞKAN - Sayın Faruk Çelik, lehte söz istemiştir.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakika.

FARUK ÇELİK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Grup önerimiz üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, birkaç gündür, bugün gündeme getirmeyi düşündüğümüz, Denizli İlinin sınırları ve nüfus şartı 2 000'in altına düşmüş olan beldelerin beldelik vasfını kaybetmelerine ilişkin yasa tekliflerinin gündeme alınmasıyla ilgili, burada, çeşitli tartışmalara hep beraber şahit olduk.

Grup önerimiz, bugün, şudur: Bugünkü bütçe programının tamamlanmasından sonra, gündemin 6 ncı sırasına kadar olan teklif ve tasarıların görüşülmesini önermekteyiz.

Bu önerimiz, muhalefet tarafından eleştiriliyor. Saygı duyuyorum; tabiî ki, muhalefet, eleştirilerini yapacaktır. Zamanlama açısından uygun olmadığını ifade ediyor arkadaşlar. Doğrusu, geçmişe dönük baktığımız zaman, özel gündemle toplanan Meclisin, çok sık bir şekilde, bu özel gündemi ihlal edecek uygulamalar yapmadığını görüyoruz. İstisnalar yok mu; istisnalar da var, bunu arkadaşlarımız ifade ettiler. Yani, bu eleştirilere saygı duyduğumuzu ifade etmek istiyorum; ama, özel gündemin sonunda, bu şekilde, bugünkü talebimizin yer alması ise İçtüzük açısından bir engel teşkil etmemektedir.

"Neden acele ediyorsunuz; İktidar Partisi ne yaptı; ne yapıyorsunuz" gibi haksız eleştiriler de var. Bildiğiniz gibi, biz, Genel Kurulun önüne, 3030 sayılı büyükşehir belediyeleriyle ilgili Yasada bir düzenlemeyi getirdik. Bu arada, önem ve özellik arz eden, Denizli İliyle ilgili de bir teklifi huzurlarınıza getiriyoruz ve 2 000 nüfus şartını kaybeden, yani, beldenin kuruluş anaşartını kaybeden belediyelerin de belediyeliklerinin düşmesi çerçevesinde teklifimizi sunuyoruz.

Arkadaşlar, burada, bir siyasî menfaat, siyasî rant düşünmek, takdir edersiniz ki mümkün değildir. Günlerdir, belde belediye başkanlarımız, milletvekillerimizi -muhalefetiyle iktidarıyla- ziyaret ediyorlar "aman, bizim beldemiz, belde olarak kalsın" diyorlar. Yani, yüzeysel baktığınız zaman, yöresel baktığınız zaman, bu talebin haklı olduğunu hissedebilirsiniz; ama, ülke menfaatları açısından baktığınızda, bu taleplerin haklı olmadığında ittifak edeceğimiz kanaatindeyim. Bırakınız, bu şehirler, böyle tahrip oldu, tahrip olmaya devam etsin; isteyen istediğini yapsın, istenildiği gibi bir çarpık yapılaşmaya müsaade edelim.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Siz de istediğinizi yapıyorsunuz.

FARUK ÇELİK (Devamla) - Ettiğimiz için, bugüne kadar böyle geldiği için, Türkiye'de, şehirleşmenin, çağdaşlıkla mukayese ettiğiniz zaman, ne halde olduğunu, hep beraber görüyoruz ve üzülüyoruz, ibretle izliyoruz.

"Efendim, yasal şartı yok" deniliyor. Nüfusu 2 000'in altında olan beldeleri belediye olarak devam ettirelim, kaynak israfı devam etsin... Devam etsin; siyasî bir açıdan, politik açıdan baktığınız zaman, bizim de çok işimize geliyor bu; ama, biz, 3 Kasım öncesi, milletimize söz verdik, dedik ki, biz, bu meselelerde, politik çıkar, siyasî çıkar peşinde koşmayacağız, doğru neyse, dosdoğrusu neyse, onu yapacağız; onları getiriyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - 3 Kasım öncesi, dokunulmazlığı da söylediniz "dokunulmazlıkları kaldıracağız" dediniz; onu niye yapmıyorsunuz?!

FARUK ÇELİK (Devamla) - Dün burada yapılan usul hatasından bahsedildi; bunu da, medenîce konuşmamız gerekiyor; yani, gizli saklı bir şeyin olmasına, şahsen ben, rıza göstermiyorum, doğru da değil. Bir usul hatası oldu... (CHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Kabullendiniz!..

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Niye yaptınız?!

FARUK ÇELİK (Devamla) - Efendim, müsaade edin, yani...

Bakınız, efendim, şimdi, eğer biz, bu şekilde, buradan konuşunca, siz, böyle muhatap olursanız, siz, siyasetin taa eskiden olduğu gibi, başa dönmek arzusundasınız demektir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Biz, yanlış olmuşsa, yanlışın düzeltilmesinden ve medenîce, burada çıkılıp, bunların ifade edilmesinden yanayız; bu, ayıp değil; doğrusu bu.

OYA ARASLI (Ankara) - Böyle mi düzeliyor yanlış?!

FARUK ÇELİK (Devamla) - AK Parti, bunları konuşarak bugünlere geldi; bunları konuşarak da, bundan sonra devam edeceğiz. Bu usul hatası nereden kaynaklandı; CHP Grubundan mı, AK Parti Grubundan mı? Doğrusu, çok değerli grup başkanvekili arkadaşlarımızla görüşmeyi yaptık; aslında nereden kaynaklandığı da bilindiği için, çok daha yaralayıcı olmamak açısından, doğrusu, aslolan, bundan dönüştür, doğruyu yapmaktır. Bugün, kurumu ve kurumumuzu, milletin kurumunu yaralamadan yana hiçbir milletvekili arkadaşımızın burada bir beyanda bulunacağı kanaatinde değilim, böyle bir niyetin olduğu inancında değilim. Dolayısıyla, dünkü usul hatası, bugün, yeni bir grup önerisiyle huzurlarınıza getiriliyor. Aslında, dün, muhalefet partisinden değerli grup başkanvekili arkadaşlarımız burada ifade ettiler "ne aceleniz var; yarın saat 11.00'de getirin" dediler. Doğrusu, dediğinizi de yaptık, bugün saat 11.00'de getirdik. (AK Parti sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Geri çekmedi, erteletti...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bir defa, yanlışınızı kabul edin de zapta geçsin...

FARUK ÇELİK (Devamla) - Demokrasilerde çoğunluk-azınlık tartışmaları oluyor. Demokrasilerde çoğunluk çok önemlidir; ama, bu, azınlığın önemsenmesi anlamına gelmez. Biz, buna...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ne dediniz? Anlamadık...

FARUK ÇELİK (Devamla) - Gelmemesi anlamına gelmez...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çok güzel cümle kurdunuz!

FARUK ÇELİK (Devamla) - Yani, azınlık tabiri de çok hoş bir tabir değil; ama, çoğunluğun çok önemli olduğunu da hepimizin bilmesi gerekiyor ve demokrasimiz açısından da, siyasî istikrar açısından da çoğunluğun ne anlam ifade ettiğini bir yıllık çalışmalarda, buradaki bir yıllık hizmetlerimizde gördük. İstikrar Türkiye'ye neler kazandırdı, çoğunluk Türkiye'ye neler kazandırdı, bunların rakamlarına girmeyi de uygun bulmuyorum.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çoğunluk her zaman haklı değildir.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Onu anlatmaya çalışıyor...

FARUK ÇELİK (Devamla) - İktidar Partisi ne yapıyor; arkadaşlar, muhalefetiyle iktidarıyla, çok ciddî işler yapıyoruz, çok önemli işler yapıyoruz. Bir an için, arkadaşlarımız gözlerini kapayıp, şöyle, bir aylık süre içerisinde neler yaptığımızı bir düşünürlerse, ben inanıyorum ki, reform niteliğinde birçok yasa tasarısını Genel Kurulda kanunlaştırdığımızı hep beraber göreceğiz. Çok güzel şeyler olmaktadır, çok önemli şeylere hep beraber imza atmaktayız.

Bugün, Meclisin bütçe programının tamamlanmasından sonra, gündemin 6 ncı sırasına kadar olan teklif ve tasarıların görüşülmesiyle ilgili önerimize hepinizin katılacağı temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Öneriyle ilgili lehte başka söz isteği?.. Yok.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Önerinin oylanmasından önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bir yoklama talebi gelmiştir; talebi okuttuktan sonra, yoklama isteğinde bulunan sayın milletvekillerinin önce isimlerini okuyarak salonda bulunup bulunmadığını arayacağım, ondan sonra gereğini yapacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan AK Parti Grup önerisinin oylamasına geçilmesinden önce İçtüzüğün 57 nci maddesi gereğince yoklama yapılmasını arz ederiz.

BAŞKAN - Ali Topuz?.. Burada.

Oya Araslı?.. Burada.

Feridun Baloğlu?.. Burada.

Haluk Koç?.. Burada.

Ali Dinçer?.. Burada.

Mustafa Gazalcı?.. Burada.

Uğur Neşşar?.. Burada.

Mehmet Yıldırım?.. Burada.

Ali Rıza Bodur?.. Burada.

Halil Tiryaki?.. Burada.

Vedat Yücesan?.. Burada.

Hakkı Ülkü?.. Burada.

Mehmet Semerci?.. Burada.

Erdal Karademir?.. Burada.

Osman Özcan?.. Burada.

Tuncay Ercenk?.. Burada.

Nejat Gencan?.. Burada.

Sedat Pekel?.. Burada.

Sezai Önder?.. Burada.

Mehmet Parlakyiğit?.. Burada.

Şimdi, elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için 4 dakikalık süre veriyorum ve işlemi başlatıyorum.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - 3 dakika olsun, zaman kaybetmeyelim, işimiz çok.

BAŞKAN - Efendim, süreyi başlattık.

Cihaza giremeyen sayın milletvekilleri ilgililerden yardım alabilirler.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Çoğunluğumuz vardır.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre vermiş olduğu öneriyi okutup, oylarınıza sunacağım.

V. - ÖNERİLER (Devam)

A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİSİ (Devam)

1. - Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi (Devam)

Öneri :

Genel Kurulun 20 Aralık 2003 Cumartesi günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4 üncü sırasında yer alan 307 sıra sayılı kanun teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınmasını, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve dağıtılmış bulunan 308 sıra sayılı kanun teklifinin ise, 48 saat geçmeden bu kısmın 4 üncü sırasına alınmasını ve bu birleşimde, günlük bütçe programının tamamlanmasından sonra gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasındaki işin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, biraz önce okuttuğum öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları üzerinde müzakerelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün, iki tur görüşme yapacağız.

Dördüncü turda, Millî Savunma Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı:  284, 286, 285, 287) (x)

                                           

(x) 284, 286, 285, 287 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 18.12.2004 tarihli 30 uncu Birleşim Tutanağına eklidir.

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI

1. - Millî Savunma Bakanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Millî Savunma Bakanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI

1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) KARAYOLLARI  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Karayolları Genel Müdürlüğü  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

C) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

1. - Çevre ve  Orman Bakanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

3. - Orman Bakanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) ORMAN  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Orman Genel Müdürlüğü  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Orman Genel Müdürlüğü    2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerlerini almışlardır.

Şimdi, görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

10.12 2003 tarihli 26 ncı Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar, sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki "söz isteme" butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışık yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika içerisinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10 dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bittiği takdirde, geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine soru sorma imkânı sağlanmış olacaktır.

Yüce Heyetin bilgilerine arz ediyorum.

Sayın milletvekilleri, dördüncü turla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Grup Başkanvekili bir şifahî talepte bulunmuştur. Bilindiği gibi, bütçe görüşmelerindeki sıralarda bakanlıklar arasında bir değişiklik olmuş olup, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Grubu daha önceki sıralamaya göre hazırlık yaptığından, bu turdaki söz haklarının bir miktar artırılarak ondan sonraki turdan kullanma talebinde bulunmuşlardır. Başkanlığımızca da bu makul görülmüştür. Bu, Türkiye Cumhuriyetinin bütçesidir. Biz, gerek partilere gerekse sayın milletvekillerine en uygun şartlarda görüş ve düşüncelerini arz etme imkânını Başkanlık olarak vermeye gayret ediyoruz. Bunu da Genel Kurulun bilgilerine arz etmiş oluyorum.

Şimdi, dördüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini arz ediyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Mustafa Elekdağ, Ankara Milletvekili Sayın Eşref Erdem, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Parlakyiğit, İzmir Milletvekili Sayın Erdal Karademir, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Boztaş, Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür, Balıkesir Milletvekili  Sayın Sedat Pekel; AK Parti Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir, Batman Milletvekili Sayın Ahmet İnal, Rize Milletvekili Sayın Abdulkadir Kart, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman Sali ve Kilis Milletvekili Sayın Veli Kaya.

Şahısları adına lehte söz isteği, Çorum Milletvekili Sayın Murat Yıldırım, Ordu Milletvekili Sayın Kazım Türkmen, Sakarya Milletvekili Sayın Recep Yıldırım, Samsun Milletvekili Sayın Mustafa Çakır; şahısları adına aleyhte söz isteği ise, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım, Bingöl Milletvekili Sayın Abdurrahman Anik.

Şimdi, dördüncü turla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Mustafa Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Elekdağ, Grubunuz 10 dakikalık bir süre uygun görmüştür.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, bir devletin savunma politikasının dayandığı plan ve düzenlemeleri şekillendiren en önemli etken, o ülke tarafından algılanan tehditlerdir. Diğer bir deyişle, bir devletin savunma doktrini ile planları ve buna ilişkin askerî kuvvet yapısı, o ülkenin güvenlik ve savunmasından sorumlu siyasî ve askerî makamlar tarafından yapılan tehdit değerlendirmeleri ışığında oluşturulur, ortaya çıkarılır.

Tehdit değerlendirilmesi açısından, bugün Türkiye, bundan beş yıl önceye nazaran çok farklı bir konumdadır. Nitekim, halen özel bir durumu olan Irak'ı saymazsak, Türkiye'nin, karadan ve denizden kendini çevreleyen coğrafî kuşak üzerindeki 10 ülkenin hemen hemen hepsiyle sağlıklı bir zemin üzerinde gelişen iyi komşuluk ve işbirliği ilişkileri sürdürdüğünü görüyoruz. Ege Denizinde sular şu sırada durulmuş görünüyor. Yakın zamana kadar ülkemize karşı çıkar birliği içinde olan ve Türkiye'yi çökertmek amacıyla PKK'ya her türlü yardımı yapan Suriye ve Yunanistan'la halen istikrarlı ilişkilerimiz var. Kısa süre önceye kadar laik, demokratik rejimimize karşı husumetini saklamayan ve ülkemize karşı yıkıcı faaliyetlerde bulunan İran da, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarına karşı duyarlı olduğu hususunda Ankara'ya teminat üstüne teminat veriyor. Karadeniz'de de bir barış ve istikrar ortamı gözlemleniyor. Bu denize sahildar olan devletler ile Türkiye'nin ilişkilerinin öne çıkan vasfını dostluk ve işbirliği oluşturuyor.

Değerli arkadaşlarım, bu çok kısa analizden de anlaşılacağı üzere, soğuk savaşın sona ermesinin üstünden hayli zaman geçmesinden sonra, Türkiye, ilk defa, geleneksel olarak karşılaştığı tehditlerin zayıfladığı son derece müstesna bir dönemi yaşıyordu. Gerçekten de son yıllarda Türkiye, kendini çevreleyen coğrafî kuşakta yerleşik devletlerin hiçbirinden ülkesine yönelik acil ve somut bir tehdit algılamıyordu. Türkiye, ne fiilî ne de potansiyel bir sıcak savaş tehdidiyle karşı karşıya değildi.

Ancak, tabiî, bu tabloyu tamamlamak için Irak'a da bir göz atmak lazım. Amerika'nın Irak'a müdahalesinden önce, Bağdat'tan Türkiye'ye yönelik fiilî ve fizikî bir tehdit algılanmıyordu. Esasen, Birinci Körfez Savaşı sırasında Amerika, Kuveyt'teki Irak ordusunun tamamına yakınını tahrip etmişti. Irak, yüksek performanslı uçaklarını İran'a kaçırmış, sonra da geri almamıştı. Savaş sonrasında uygulanan ambargo, Irak'a, askerî kuvvetlerindeki kayıpları telafi etme imkânı da vermedi. Bu nedenle, Bağdat, istese de, çevresi için bir tehdit olmaktan çıkmıştı. Irak'ın kitle imha silahları ve bunları atma vasıtalarına sahip olduğu yolundaki iddiaların ise hikâyeden ibaret olduğuna hep beraber tanık olduk.

Ancak, tabiî, bu bağlamda, Türkiye'nin, Irak'a yönelik bazı kaygılarının olduğunu da belirtmemiz lazım. Bunlardan birincisi, Kuzey Irak'taki PKK teröristlerinin varlığından; ikincisi de, Irak'ın toprak bütünlüğünün tehlikeye düşebileceğinden kaynaklanıyordu. Ne var ki, Amerika'nın Irak'a müdahale etmesinin, bölge jeopolitiği üzerinde depremsel etkileri oldu değerli arkadaşlarım. Irak'ta dokuz aydan beri yaşanan olaylar da, bölgemizi son derece güvensiz ve istikrarsız bir hale soktu. Amerikan stratejisi, yeni terör odaklarının oluşmasına, terörün yoğunluk kazanmasına ve etkinlik çevresinin genişlemesine yol açtı. Halen, Amerika'nın Irak'ı işgalinden önceki döneme nazaran çok daha tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Bu yeni ortam, Türkiye'nin, biraz önce sözünü etmiş olduğum PKK'ya ve Irak'ın toprak bütünlüğüne ilişkin kaygılarının da derinleşmesine yol açtı.

Önce, PKK/KADEK sorununu ele alalım. Hükümet, Kuzey Irak'taki PKK/KADEK teröristlerinin tasfiye edilecekleri hususunda Amerikalıların Türkiye'ye söz verdiğini aylar önce açıkladı; ancak, bugüne kadar, Amerika bu konuda somut hiçbir şey yapmış değil. Amerika, teröristlere bir fiske dahi vurmaktan kaçınıyor, onların gıda ve de lojistik ihtiyaçlarını sağlamalarına izin veriyor, malî kaynaklarına dokunmuyor, Türk Hükümetini de devamlı bir şekilde oyalıyor. Hükümet, Amerika'nın telkiniyle, Meclisten "Eve Dönüş Yasası" adı altında, Kandil Dağındaki PKK teröristlerini topluma kazandırmak amacıyla bir yasa çıkardı; ancak, dağdaki teröristler buna itibar etmediler. Yasa sayesinde, hapishanedeki PKK teröristlerinin yanı sıra, Hizbullah teröristleri ve Sivas katliamı sanıkları da serbest bırakıldı.

Değerli arkadaşlarım, biz, bu kürsüden, bu yasayla yapılmaya çalışılanın son derece hatalı olduğunu defalarca belirttik; ama, ikazlarımız kulak arkası edildi. Hizbullahçıların da karıştıkları İstanbul'daki terör saldırıları, yasanın ne kadar hatalı, yapılan uyarıların da ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu.

Değerli arkadaşlarım, bize intikal eden bilgilere nazaran, Amerika, halen PKK'yı silah bırakma konusunda ikna etmeye çalışmakta, buna paralel olarak da, Türk Hükümetinden, dağdaki teröristlerin tamamını kapsayan tam bir af yasası çıkarmasını talep etmektedir. Türkiye'nin çıkarlarını hiç dikkate almayan bu tür dayatmalar, maalesef, müttefikimiz Amerika'nın niyetleri hakkında kuşku duyulmasına yol açıyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Türkiye'nin güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan bir gelişmeye değineceğim. Amerika'nın, Irak'taki PKK/KADEK sorununun çözümü için, Türkiye'den, terör örgütüyle siyasî nitelikte görüşmelerde bulunmasını talep edeceği; hatta, bu konuda Ankara'da nabız yoklamış olduğu yolunda duyumlar almış bulunuyoruz. Biz, bu tür görüşlere spekülasyon olarak bakmak isteriz; ama, Amerika'nın, son zamanlarda, Türkiye'nin hassasiyetlerine karşı sergilediği belirgin duyarsızlık, maalesef, buna imkân vermiyor. Hemen belirtelim ki, söz konusu müzakere önerisinin yapılmasında Avrupa Birliğinin rol alması da ihtimal dışı değildir. Esasen, Avrupa Birliği, KADEK'i terörist örgüt olarak kabul etmemek suretiyle, kendisine bu kapıyı açık bırakmıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, biz, bu konuda Amerikalı müttefiklerimize şu mesajları vermenin görevimiz olduğuna inanıyoruz:

Birincisi, Amerika'nın PKK/KADEK'e karşı izleyeceği tavrın, Türk-Amerikan ilişkilerini tayin edecek kilit bir unsur olduğudur.

İkincisi, Washington'un, çözümü, Türkiye'nin PKK terör örgütüyle siyasî müzakerelere oturmasında görmesinin ve bu yolda öneride bulunmasının, Türk kamuoyunda, Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğü için bir tehdit haline geldiği görüşünün yerleşmesine yol açacağı ve bunun, ellibeş yıllık yakın dostluk, müttefiklik ve silah arkadaşlığına telafi edilmez bir darbe indireceğidir.

Üçüncüsü, Amerika'dan, PKK/KADEK'in tasfiyesi konusunda Türkiye'ye verdiği sözleri, hiç gecikmeden yerine getirmesini bekliyoruz.

Washington'un, Ankara'ya karşı sürdürdüğü oyalama taktiğine devam etmesi halinde, bu tutum, iki ülkenin ilişkilerinde açacağı yaranın yanı sıra, Amerika'nın terörle mücadelesinin dayandığı terör tehdidinin ortak olduğu ve bir bütün oluşturduğu yolundaki anatezinin ciddiyet ve samimiyetinin sorgulanmasına da yol açacaktır.

Bu bağlamda, ben, Sayın Savunma Bakanımızdan, Türkiye'nin savunma politikasının biraz önce belirttiğim bu üç yaklaşım ve görüşü kapsayıp kapsamadığını açıklamalarını rica edeceğim. Keza, Amerika'nın terör örgütünü nasıl ve ne zaman tasfiye edeceği hakkında sahip olduğu bilgileri de açıklamaları istirhamında bulunacağım. Bu soruları, bana şahsen yazıyla değil, mümkünse, hemen burada yanıtlamasının, Yüce Meclis açısından da yararlı olacağı kanısındayım. Zira, bunlar, halkımızın da yanıtlarını bilmek istediği yakıcı ve yaşamsal sorulardır.

Türkiye'nin, Irak'taki durumdan kaynaklanan ikinci endişesi, ülkenin ulusal bütünlüğü ile toprak bütünlüğünün korunmasına ilişkindir. Irak'a askerî müdahalenin yol açtığı olumsuz bir gelişme de, bu ülkede oluşturulmaya başlanılmış olan Irak siyasal ve kültürel kimliğinin bir parçalanma sürecine sokulmuş olmasıdır. Müdahale, ülkede, etnik, dinsel ve mezhepsel kimlikler arasındaki fay hatlarını aşırı derecede derinleştirmiştir. Türkiye olarak bizi başından beri endişelendiren en önemli noktalardan biri hep bu olmuştur. Şimdi gelinen noktada, bunun, çok net ve çarpıcı bir şekilde ortaya çıktığını görüyoruz. Bu da, Irak toplumunun her kesimiyle yeni ve güven verici bir ilişki içine girilerek bir barış ortamı yaratılmasını, sömürgecilik kuşkularını kaldıracak her türlü önlemin alınarak, Irak Halkının tümüyle kazanılmasını ve birleştirici ve bütünleştirici bir devlet yapısı bazında, toplumun geleceğinde kendi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Elekdağ, lütfen... Toparlarsanız, memnun olurum efendim.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.

... söz hakkına sahip olacağı kabul edilerek, ciddî ve inandırıcı bir geçiş projesinin, yeni bir uluslararası siyasî meşruiyet bazında ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır. Saddam'ın yakalanmış olması, böyle bir politikayı yürürlüğe koymak açısından memnuniyet verici bir gelişmedir.

Değerli arkadaşlarım, ancak, böyle, birleştirici ve bütünleştirici bir politikanın, Irak'ta, bir "Iraklılık" kavramını ve bilincini güçlendirecek bir yapıyı esas alması zorunludur. Oysa, biz, Irak'ta, bunun tam tersi bir yaklaşım izlendiğini endişeyle izliyoruz.

Halihazır politika, insicamlı bir yapıdan ziyade, etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıkları önplana çıkaran ve ülke bütünlüğü için sorun yaratacak bir yapı oluşturmaktadır.

Sözlerime son verirken, önemli bir noktaya daha işaret etmek zorunluluğunu duyuyorum. Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı Sayın Marc Grossman, kısa süre önce ülkemize yaptığı resmî bir ziyaret sırasında, basına şu şekilde bir açıklamada bulundu; aynen okuyorum: "Türkiye, şimdi, terörle mücadelede bir cephedir. Amerika, Türkiye'yi, terörle mücadelede merkez bir ülke olarak görüyor. İlişkilerimizi bu zeminde yeniden tanımlayalım, yeniden yapılandıralım."

Sayın Marc Grossman, herhalde, görüştüğü resmî muhataplarına da bu yolda önerilerde bulunmuştur. Bu bakımdan, ben, şimdi, Sayın Savunma Bakanımıza soruyorum: Türk Hükümeti, Amerika'nın terörle mücadele stratejisinde, meşruiyete ve uluslararası hukuka saygı göstermeyen, son derece keyfî ve tehlikeli bir çizginin hâkim olduğunu bilmesine rağmen, bu stratejinin uygulanmasında Türkiye'yi bir merkez ülke haline getirmeye hazır mıdır? Acaba, Türk Halkı, Türkiye'nin böyle bir rol üstlenmesini kabul eder mi?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, ikinci söz isteği, Ankara Milletvekili Sayın Eşref Erdem'e aittir.

Buyurun Sayın Erdem.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA EŞREF ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân Bakanlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım; şahsım ve Grubumuz adına, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önemli bir bakanlığın bütçesini görüşüyoruz. Uzun yıllardır bütçe görüşmelerini takip eden arkadaşlarınızdan birisiyim. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı gibi, Türkiye'de altyapı yatırımlarının önemli bir bölümünü gerçekleştiren bir bakanlığın bütçesinin, 10 dakikada, bölünerek, 7,5 dakikada nasıl bir değerlendirmeye tabi tutulacağını anlamakta zorluk çekiyorum. Niçin son yıllarda böyle oldu, bunu da anlamakta zorluk çekiyorum. Bütçe, bir yılın muhasebesidir. Baştan savma, bir seremoniyi yerine getirmenin anlayışı içerisinde bir bütçe değerlendirmesi yapmak, bence, gerçekten, çok zordur ve bence, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapmaması gereken bir şeydir.

Niçin bu kadar acele ediyoruz? Niye bu kadar geç kalıyoruz? Niye ille de bir bütçeyi beş altı güne sıkıştırıyoruz? Hiçbir şeyi konuşmadan, önümüzdeki bir yılı göremeden, geçmiş bir yılı doğru dürüst değerlendiremeden, bir yıl geride kalıyor ve önümüzdeki bir yıl konusunda hiçbir görüş ifade edemeden, bütçe görüşmüş oluyoruz!

Değerli arkadaşlarım, yine de, tabiî, 10 dakika içerisinde, mümkün olduğunca, bazı kritik noktalardaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Altyapı yatırımlarıyla gelişmişlik arasında doğrudan bir orantı vardır, doğrudan bir ilişki vardır. Nitekim, Dünya Bankasının bir raporunda, altyapı yatırımları konusunda yapılacak olan yüzde 1'lik bir yatırım, doğrudan doğruya yaşam kalitesine, 1'e 1, 1 puan oranında bir artışı beraberinde getirmektedir.

Bütçeye baktığımızda, bütçe, yüzde 4 ilâ yüzde 10-15 civarında mutlak artış gibi görünüyor; ama, enflasyon dikkate alındığında, sizin hesap ettiğiniz deflatörü dikkate aldığımızda, aşağı yukarı, her iki bütçede de, Bayındırlıkta da, Karayollarında da, genel olarak yüzde 15 civarında bir reel daralma söz konusudur.

Transfer harcamaları, cari harcamaları vesaireyi de çıkardığınızda, yatırımlara baktığımızda, durum daha da vahimdir. Yatırımlar açısından baktığımızda da, önümüzdeki dönemde, yatırımlar yüzde 1; bir önceki yıla göre yüzde 25 oranında bir daralma göstermektedir.

Öyle anlaşılıyor ki, Bayındırlık Bakanlığı, önümüzdeki dönem için yatırım yapmaktan vazgeçer hale gelmiştir. Gerçi, bir süre sonra Sayın Bakan buraya çıkacak, bize sunduğu kitapçıkta göreceğimiz gibi, falan yerde şunu yaptık, falan yerde bunu yaptık diyecektir; ama, bu, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının gerçek kapasitesini, potansiyelini ortaya koyan bir anlayış değildir.

Tabiî, bütçe dediğiniz şey, rakamdan ibaret bir şey değildir; sadece rakamları sıralamak, şu kadar iş yaptım, bu kadar bu işten yaptım demekten ibaret değildir. Bütçenin bir ruhu olmalıdır, bütçenin bir mesajı olmalıdır, bütçenin bir vizyonu olmalıdır. Önümüze getirilen bütçede buna dönük hiçbir vizyon, hiçbir perspektif yoktur.

Gönül isterdi ki, Sayın Bakan, buraya çıktığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne bir ulaştırma politikası koysun. Ulaştırma politikası... Sayın Bakan belki haklıdır, doğal olarak, bana, ulaştırmanın ayaklarından sadece biri bağlıdır diyebilir; demiryolları, limanlar, hava meydanları gibi diğer ulaştırma türleri bir başka bakanlığa bağlıdır diyebilir; ama, temel yanlışlık da buradadır. Böyle bırakır isek... Bu, geçmişte böyle değildi. Geçmişte, demiryolları, limanlar, hava meydanları ve karayolları, tamamı Bayındırlık Bakanlığına bağlıydı ve dolayısıyla, bir ulaştırma politikasını tespit ederken, ilkelerini ortaya koyarken bir merkezden planlama yapılırdı ve Meclisin önüne doğru dürüst bir politika konulurdu.

Bu politika nedir; geçmişte yapıldı; hatırlıyorum; 1978'de Cumhuriyet Halk Partisinin İktidarında  KAGEP diye bir proje konuldu: Karayolları Ağını Geliştirme Projesi. Tabiî, bu iktidar kısa sürdü, bu çalışma da, yapıldığı biçimiyle, yarım olarak orada kaldı. 1980'den sonra yeni bir ulaştırma anaplanı yapıldı; 1983-1993 yıllarını kapsayan on yıllık bir ulaştırma anaplanı yapıldı. Burada da, o önümüzde kalan on yıllık süre içerisinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin gözönünde bulundurması gereken temel ilkeler ortaya konuluyordu. Nitekim, bir örnek vermek gerekirse, 1983 yılında yayımlanan bu ulaştırma anaplanına göre, Türkiye'de 227 kilometre otoyol yapılması öngörülüyordu. Bunların da büyük bölümü metropol kentlerin civarıydı; yani, İstanbul, Ankara, İzmir'in mücavir alanları içerisinde kalan yerler idi. Onu izleyen dönemde iktidara gelen bir siyasî parti, birdenbire, Türkiye'nin önüne bir hedef koydu "şu kadar yol, otoyol yapacağım" dedi.

Değerli arkadaşlarım, bir ülke, kaynak kullanırken çok titizlikle ve özenle davranmalıdır. Yapılması gereken temel şey, zaten, kaynakları kıt olan bir ülke, kaynakların tahsisinde ve önceliklerinde, çok kıskanç ve özenle davranmak zorundadır.

Bugün, ben, sizlerle bir konuyu paylaşmak istiyorum. Elbette, bunu, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı yapmadı; ama, bunu, Parlamentomuzla paylaşmak istiyorum. Burada, zaman zaman, televizyonlarda, bazı arkadaşların düşüncelerini dinlerken de hayret ediyorum, otoyolların maliyeti konusunda çok farklı rakamlar ileri sürüyorlar.

Çok özet olarak söylemek gerekirse, bana ulaşan son bilgilere göre, 2002 yılı sonu itibariyle, otoyollar için ödenen miktar 16 500 000 000 dolardır. Buna karşılık, otoyol diye önümüze getirilen yol uzunluğu 1 850 kilometre civarındadır. 1 850 kilometrenin 350 kilometre üzerindeki bölümü bağlantı yollarıdır. Bağlantı yollarındaki maliyet ile öbür yollardaki maliyeti mukayese etmek mümkün değildir. Bu haliyle -eğer bağlantı yollarını dışında tutarsanız- 11 000 000 dolara varan maliyet vardır 1 kilometre otoyol için. Bağlantı yollarını da dahil ederseniz, onu da 3x3 otoyol gibi mütalaa ederseniz, maliyet, aşağı yukarı, 9 küsur milyon dolardır. Bu, şu demektir: Dünyanın en pahalı otoyollarını biz yapmışız. Dünyanın hiçbir ülkesinde, bu ölçülerde bir otoyol gerçekleştirilmemiştir.

O zaman, biz, bu planları niye yapıyoruz; plan yapmazsak, doğrudan doğruya keyfîlik söz konusu olur. Keyfîlik de, bu tür maceracılığa götürür hükümetleri.

Tabiî, Adalet ve Kalkınma Partisinin, bundan vazgeçerek bölünmüş yol noktasına dönüşünü doğru buluyorum, bu tercih doğrudur. Nitekim, ben, 1989'da ve 1990'lı yıllardan beri Bayındırlık Bakanlığı bütçelerinde konuşan bir arkadaşınızım. Bizim, o yıllarda söylediğimiz şuydu: Gelin, bu sevdadan vazgeçin, bunun sonu iyi değildir. Siz, bugün, bu tasarladığınız bu kadar uzunluktaki otoyol yerine, eğer, bölünmüş yol yaparsanız, Türkiye'nin kuzey, güney, doğu, batı istikametlerini bir ızgara biçiminde kabul ederseniz, aşağı yukarı 15 000 kilometrelik bölünmüş yol yaparsınız. Tabiî, biz bu 15 000 kilometreyi derken, öyle afakî söylüyor değildik, çok önemli bir çalışmanın sonucu olarak bunlar söylendi. Nitekim, önemli teknokratlar ve teknisyenlerin katıldığı bir çalışmamızın sonunda 2001 yılında yayımlayarak ortaya koyduğumuz bu özet ulaştırma raporunun 29 uncu sayfasında aynen "15 000 kilometre" diye geçer. Umarım, Adalet ve Kalkınma Partisi bizden kopya etmemiştir; çünkü...

HASAN KARA (Kilis) - İyi şeyleri kopya etmek zararlı değildir; iyi şeyleri kopya ederiz.

EŞREF ERDEM (Devamla) - Evet, teşekkür ediyorum, kopya ise bile teşekkür ediyorum. Doğru bir şeydir tabiî, ama, biraz sonra onları irdelerken göreceğiz ki, tabiî, bölünmüş yol vardır, bölünmüş yolcuk vardır; bunun adını doğru koymak lazım. Sayın Bakan, çıkıyor, haklı olarak "şu kadar kısa sürede 1 600 kilometre bölünmüş yol yaptık, geçmiş iktidarlar şu kadar yıl içerisinde şu kadar yol yapmışlar idi, ben 1 600 kilometre yaptım..." Takdire şayan bir iştir, yaptık.

AHMET YENİ (Samsun) - Doğru söylüyorsunuz.

EŞREF ERDEM (Devamla) - Doğrudur; ama, bazı şeyleri anlamakta zorluk çekiyorum. Şimdi, tabiî, bu ulaştırma konusu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Erdem, süreniz tamamlandı; toparlarsanız, memnun olurum.

Buyurun.

HASAN KARA (Kilis) - Sayın Milletvekilim, bölünmüş yoldan gittiniz herhalde, süreniz çabuk bitti.

EŞREF ERDEM (Devamla) - Rica ederim, müdahaleye gerek yok.

BAŞKAN - Efendim, sayın hatibe, lütfen, müdahale etmeyelim, zamanımızı iyi kullanmak istiyoruz.

EŞREF ERDEM (Devamla) - O zaman, Sayın Başkan izninize, hoşgörünüze sığınarak, bir iki hususu söyleyeyim.

15 000 kilometrelik bölünmüş yol yapımı konusunu, bir sabah, acil eylem planına koydunuz. Şimdi, neye göre yapıldı 15 000 kilometre?.. Burada, hangi bilimsel verilere dayanarak bu güzergâhları seçtiniz?

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Trafik kazaları...

EŞREF ERDEM (Devamla) - Trafik kazaları bir ölçü değil, trafik sayımı bilimsel bir veridir. Trafik sayımı önemlidir, o trafik sayımına göre o yoldan geçen ağır taşıtlar önemli bir ölçüttür. Şimdi, bakıyorum ki, yaptığınız bölünmüş yolların büyük bölümü daha şimdiden ortadan kalkmış, kış geçmeden, büyük bölümü bozulmuş vaziyette.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Allah Allah!

EŞREF ERDEM (Devamla) - Önümüzdeki mayısta göreceğiz ki, buraya yaptığımız yatırımların büyük bölümü, maalesef, sıfırlanmış olacaktır.

Türkiye'de öyle önemli şeyler vardır ki, Solhangediği'inde -Solhangediği Doğu Anadolunun önemli bir kritik noktası- yolun platform genişliği 6 metre; 6 metrelik yolu bırakmışsınız, orada bir çalışma yapmıyorsunuz; başka yerlerde, hiçbir ihtiyaç gerekmeyen bazı alanlarda da birdenbire bölünmüş yola giriyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz buralarda. Bölünmüş yola örnek, Ankara-Polatlı-Sivrihisar'dır; doğru yoldur, altyapısı doğrudur.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Eskişehir...

EŞREF ERDEM (Devamla) - Ağır trafiğin geçtiği bir yolda sathî kaplama hiçbir yerde yapılmaz. Burada beton sathî kaplama yol yapılması gerekir.

Dolayısıyla, gördüğüm kadarıyla, Sayın Bakanımızın bu doğrultuda bir genelgesi var. "Bu otoyollar, bölünmüş yollar yanlıştır, doğru değildir, uygun kaplama yapılmamıştır; bu kışın bozulmuştur, önümüzdeki yıl daha çok bozulacaktır, 2004 yılında bir kez daha kaplamak durumunda kalacaksınız..." Ben demiyorum bunu. Sayın Bakanımızın 5 Aralık 2003 tarihinde 1946 sayıyla, ilgililerin, Karayolları Genel Müdürlüğü yetkilileri ve bölge müdürlerinin dikkate sunduğu bu genelgeden söyledim ben. Aynı görüşü paylaşıyorum. Yanlış yapılmıştır. Kısa sürede düzeltilmelidir. Bu yanlıştan vazgeçilmelidir, bu sevdadan vazgeçilmelidir. Doğrudur, bölünmüş yol yapılmalıdır; ama, bölünmüş yol, usulüne, tekniğine, mühendislik anlayışına uygun bir şekilde yapılmalıdır.

Anlaşılıyor ki, söyleyecek fazla bir şey yok. Zamanımız doluyor.

BAŞKAN - Toparlarsanız, Sayın Erdem...

EŞREF ERDEM (Devamla) - Ben, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinin memleketimize, ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

Üçüncü söz isteği, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Parlakyiğit'e aittir.

Buyurun Sayın Parlakyiğit. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 7,5 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET PARLAKYİĞİT (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Genel Müdürlüğünün 2004 yılı bütçesi hakkında görüşlerimi sunmak için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Karayolları, ülkemizin, sosyal, ekonomik, idarî, sınaî, coğrafî ve turistik durumlarını; demir, deniz ve havayollarının ulaştırma politikasındaki yerini, gelecekteki gelişme olanaklarını ve savunma gereksinimlerini gözönünde bulundurarak, kara trafiğini düzene sokan ve kontrol eden, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına bağlı, tüzelkişiliği olan katma bütçeli bir kuruluştur. 2004 yılı bütçesi üzerinde konuştuğumuz Karayolları, kara taşımacılığının yoğunluk kazanmasıyla oluşan talebin karşılanabilmesi için, ileri teknolojileri kullanarak tek platformlu yollardan "bölünmüş yol" dediğimiz iki platformlu yollara geçiş yapmış ve ilerisinde de yüksek standarda sahip otoyol yapı hizmetleriyle cumhuriyetin her döneminde yüz akı kurumlar olmuştur.

Ülkemizde, yük ve yolcu taşımacılığının yüzde 95'ini karşılayan karayollarımız, bu hizmetlerini, 1 851 kilometresi otoyol, 30 789 kilometresi devlet ve 29 952 kilometresi il olmak üzere, toplam 62 592 kilometre karayolu üzerinden yapmaktadır. Böylesine insan ve yük taşımacılığında yüksek düzeyde fonksiyonel olan karayollarımız, ne yazık ki, gerek uzunluk olarak gerekse fizikî standartlar olarak yeterli değildir. Türkiye'de, kilometrekareye düşen yol uzunluğu 80 metredir; gelişmiş Batı ülkelerinde bu değer 3 000'in üzerindedir.

Fizikî standart yönünden baktığımız zaman, gelişmiş Batı ülkelerinde yolların büyük bir kısmı bölünmüş yol olarak yapılmış ve yapılıyorken, ülkemizde bölünmüş yolların uzunluğu 6 188 kilometre ve toplam yollar içindeki payı yüzde 9,5 civarındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1992-2003 yılları arasında toplam 60 000'e yakın yurttaşımız trafik kazaları sonucu hayatını kaybetti. Deprem ve diğer afetlerde kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı 22 000. Görülüyor ki, trafik terörü, diğer kaza ve olaylarda kaybettiğimiz insanların 3 katı şeklinde bir fatura çıkarıyor önümüze.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; karayollarındaki motorlu taşıt sayısında da, son yıllarda büyük bir artış olduğu görülmektedir. Ülkemizde, yüzde 1,5 düzeyindeki nüfus artışına karşın, yüzde 20 oranında araç sahipliği artışı görülmektedir. Bu da gösteriyor ki, çok gecikmeden, karayolu altyapısının, geleceğin ulaşım talebine paralel olarak, geometrik ve fizikî kapasitesinin bir program dahilinde yeterli düzeye getirilmesi kaçınılmaz olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanlarının artmasına rağmen, genel bütçeden aldığı pay yüzde 13'lerden, zaman içerisinde yüzde 1'e gerilemiştir. 2004 yılında, toplam 62 592 kilometrelik yolun sorumluluğu Karayolları Genel Müdürlüğüne yüklenmiştir. Bu yol içerisinde, merkez ve bölge ihaleli olarak devam etmekte olan, devlet ve il yolları yapımında kullanılmak üzere, 606 trilyon liralık ödenek ayrılmıştır. Bakanlığın 2004 yatırım programı gereği, kredili olarak yürütülen işler hariç tutulduğunda, devam eden ve yılı içerisinde ihalesi yapılacak işler için 3 katrilyon 842 trilyon 57 milyar lira ödenek gerektiğine göre, yıllık 606 trilyon ödenekle, programlı yolların sekiz-on yıldan önce bitirilmesi mümkün görülmemektedir. 2004 yılı için genel bütçeden, Karayollarına, toplam, 2 katrilyon 271 trilyon 875 milyar lira ayrılmıştır; 2003 senesindeki Karayollarına ayrılan bütçeyle eşdeğer durumdadır. 2003 senesindeki ortalama enflasyonu yüzde 25 kabul ettiğimizde, 2004 yılında Karayollarına ayrılan parasal değerlerle, bir önceki yıla göre yüzde 25 daha az yatırım, dolayısıyla, daha az yol yapılması kaçınılmazdır. Şurası unutulmamalıdır ki, bugünden, gereken kaynakların tahsisi sağlanmaz ise, ileriki yıllarda, bunun, çok daha pahalıya mal olacak yatırımları zorunlu kılacağı bir gerçektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün için Karayolları Genel Müdürlüğü, bir yandan genel bütçeden aldığı yüzde 1'ler civarındaki paylarla, diğer yandan dış kredilerle veya yap-işlet-devret modelleriyle yapmaya, yaptırmaya çalıştığı yol ve otoyollarla, artan talebi on yıllara yayarak karşılamaya çalışırken, taşımayı salt karayollarıyla karşılamanın zorluğunu yaşıyor. Oysa, devlet, diğer taraftan taşımadaki payı yüzde 5'lere kadar düşen demiryolu işletmeciliğinin genel taşıma içindeki payını yüzde 30'lara çıkaracak önlemleri bir an önce almalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 58 ve 59 uncu hükümetlerin acil eylem planlarındaki en büyük iddialarından biri, 15 000 kilometre ayrılmış yol yapımıyla ilgili olanıdır. İlk etapta, 2003 yılının sonuna kadar, Sayın Bayındırlık Bakanının beyanlarıyla, 1 600 kilometrelik ayrılmış yolun hizmete sunulduğu ifade edilmiştir. Karayollarının yanında DSİ, Köy Hizmetleri gibi kurumların tüm makine parkları ve gerekli sayıda teknik eleman ve yüzlerce işçinin emeği sonucu yapılan yolların, söylendiği gibi olmasa da, ihaleli yollara göre daha ucuza mal edildiği ifade ediliyor, mümkün de olabilir. Ayrılmış yol tekniğinin, kazaları azalttığı, trafik akışını kolaylaştırdığı elbette doğrudur; ancak, bu ilk uygulamada aceleyle trafiğe açılan bu ayrılmış yolların yapımında çok ciddî hatalar yapılmıştır. Şöyle ki:

1- Karayolları emrine makine ve insan kaynaklarını aktaran Devlet Su İşleri ve Köy Hizmetleri gibi kurumlar, ciddî boyutta kendi programlı işlerini ihmal etmişlerdir.

2- Ayrılmış yolun yeni platformu eski platforma paralel olarak, çoğunlukla aynı kırmızı kodlara bağlı olarak yapıldığından, eski yolun hatalı tüm düşey ve yatay kodları yeni platforma aynen taşınmıştır.

3- Bu hatalı uygulama sonucu eski platformdaki kaza karanoktaları yeni üretilen platforma da aynen taşınmıştır.

4- Yol yapımında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Parlakyiğit, lütfen, son cümlelerinizi alacağım; çünkü, size, cihazımızda 7,5 dakika süre verme olanağı olmadığından 8 dakika süre vermiştim... Toparlarsanız memnun olurum.

MEHMET PARLAKYİĞİT (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kuruluşun çalışmasındaki en önemli etkenin insan faktörü olduğunu biliyoruz. Karayolları çalışanlarının, artık, ertelenemeyecek bir noktaya gelen ücret ve sosyal haklarına yönelik temel sorunlarının, bir bütün olarak ele alınıp, bir an önce çözülmesi, şüphesiz, çalışan teknik ve idarî personelin olmazsa olmaz nitelikteki hak ve beklentisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamı, yılların ihmali sonucu hâlâ yapılmamış ve 2004 yılı yatırım programına alınmayan Kahramanmaraş'ın devlet yollarının son durumunu anlatarak bitiriyorum.

Kahramanmaraş, ülke ekonomisine yılda 500 000 000 dolar kazandıran büyük bir kapasiteye sahiptir. Bu aktivite içerisinde, Kahramanmaraş, ulaşım bakımından tam bir yol fakiri ve bir çıkmaz sokaktır. 2001 yılında ihalesi yapılan Kahramanmaraş-Gaziantep yolu, 2003 yılında durdurulmuş, ödenekleri kesilmiştir. 2004 yılı programına alındığı söyleniyorsa da, ödenek onayı, hâlâ, karara bağlanmamıştır. İhracatımızın ana arteri olan 60 kilometrelik Kahramanmaraş-Nurdağı otoyolu bağlantısı, köy yolu durumundadır ve yatırım programında yoktur. Güneydoğuyu İç Anadoluya bağlayacak olan Kahramanmaraş-Göksun-Sarız-Pınarbaşı yolu 186 kilometredir; tek platformlu düşük yoldur ve yatırım programına alınmamıştır. Kahramanmaraş'a ve Kahramanmaraşlılara yazık olduğunu ifade etmek istiyorum. Kahramanmaraşlıların dileği, bu yollarımızın 2004 yılı yatırım portföyüne alınmasıdır.

Sözlerimi burada bitiriyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Parlakyiğit.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, dördüncü söz isteği, İzmir Milletvekili Sayın Erdal Karademir'e aittir.

Buyurun Sayın Karademir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Karademir, size de konuşma süresi olarak 7,5 dakika verilmiş; ama, 8 dakika veriyorum ve sürenizi iyi kullanmanızı rica ediyorum.

CHP GRUBU ADINA ERDAL KARADEMİR (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân Bakanlığına bağlı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2004 malî yılı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yüzellibeş yıllık geçmişe sahip olan, 22 bölge müdürlüğü, 1 003 tapu sicil müdürlüğü, 325 kadastro müdürlüğü ile bu müdürlüklerde çalışan toplam 13 000 personeliyle ülke genelinde hizmet veren Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, cumhuriyetimizin en önemli kurumları arasında bulunmaktadır. Enerji, sulama, kentleşme, turizm, altyapı, planlama, kamulaştırma gibi daha pek çok hizmetin bilgi altyapısını oluşturan harita, tapu ve kadastro bilgilerini üreten Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün önemi, her geçen gün artmaktadır. Ülkemizdeki kadastro faaliyetleri, 743 sayılı Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği 1926 yılından bu yana, mülkiyet kadastrosu olarak devam etmektedir. 21 inci Yüzyıla girdiğimiz şu yıllarda, Avrupa ülkelerindeki kadastro, sosyoekonomik ve teknik boyutlar kazanarak, çok amaçlı kadastroya dönüşen ve buradan da bilgiye yönelen bir sistem haline gelirken, ne yazık ki, ülkemizdeki kadastro, herhangi bir nitelik değişikliğine uğramadan, hâlâ, başlangıçta konulan hedef ve amaçlar doğrultusunda sürdürülmektedir.

Değerli milletvekilleri, 2000'li yıllarda Türkiye'nin en temel amaçlarından biri, kadastro hizmetlerinin ülkemizin dört bir yanına götürülmesi ve tapusuz tek bir parselin bile kalmamasıdır. Bundan sekiz ay önce, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Zeki Ergezen'e, Türkiye genelinde, 2003 yılından başlayarak, kadastro çalışmaları kaç yılda ve hangi tarihte tamamlanacaktır diye, yazılı soru önergesiyle bir soru yöneltmiştim. Tarafıma verilen yanıtta, herhangi bir tarih verilmediği gibi, konunun geçiştirilmiş olduğunu gördüm ve üzüldüm. Sayın Bakanın bütçe konuşmalarına göre ülke kadastrosunun üç yıl içerisinde bitirilmesi hedeflenmektedir. Bu bütçe imkânlarıyla bu hedefe ulaşmak, hayalden öte bir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, 1925 yılında, 658 sayılı Yasayla başlayan kadastro faaliyetleri sonucu, 310 000 dolayında kadastro haritasının üretildiği ve yaklaşık 32 000 000 parselin tapu kütüğüne tescil edildiği görülmektedir. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Harita Tapu ve Kadastro Özel İhtisas Komisyonu raporuna göre, kadastro paftalarına ve tapu kütüğüne kaydedilen parsel bilgilerinin yalnızca yüzde 8'i sayısal yöntemle üretilmiştir. Bunun anlamı, mevcut bilgilerin yalnızca yüzde 8'inin bilgisayara kaydedilebilecek standartlara sahip olmasıdır. Peki, geriye kalan bilgilerin, yüzde 92'nin durumu ne olacaktır? Tüm Avrupa, kadastro bilgilerinin bilgi sistemine entegre edilmesi için yenileme faaliyetlerine yıllar önce başlamışken, ne yazık ki ülkemiz, her konuda olduğu gibi bu konuda da geri kalmıştır. 1983 yılında yürürlüğe giren 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana geçen yirmi yılda kadastro gören 32 000 000 parselden yalnızca 320 000'inin parsel bilgisi yenilenmiştir. Görülüyor ki, bu konuda da gerekli hıza erişilememiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de kadastro haritaları ve tapu kütüklerindeki bilgiler ülke koordinat sisteminde tanımlanmadıkça, öngörülen planlama hedeflerindeki Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi; yani, TAKBİS kurulamaz. Bundan 8 ay önce yine Sayın Bakana "Türkiye'de çizgisel olan kadastro paftaları ne zaman ve ne şekilde sayısal hale getirilecektir, Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi (TAKBİS) ne zaman kurulacaktır" diye sormuştum; tarafıma verilen yanıtta "TAKBİS gibi bir projenin gerçekleştirilmesi Devlet Planlama Teşkilatının Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planlarında yer almasına rağmen bütçe imkânlarına getirilen kısıtlamalar nedeniyle uygulamaya konulamamıştır" denilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verilen yanıtta da görüldüğü gibi tapu ve kadastro hizmetlerinde elle tutulur, gözle görülür, dişe dokunur bir plan ve proje bulunmamaktadır. Dolayısıyla, gelecekle ilgili iyimser olmamız konusunda AKP İktidarında olumlu bir çaba görülmemektedir. Bakanın, bütçe görüşmelerinde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne ait sözleri sadece 1 sayfadan ibarettir. Tapu ve Kadastro hizmetleri için devlet bütçesinden 1955 yılında binde 9, 1970 yılında binde 5 pay ayrılırken, bugün binde 1,2 dolayında pay ayrılmaktadır. Kırk yıl içinde tapu ve kadastro hizmetlerine ayrılan pay 5 kat azalmıştır. Buna rağmen kadastro hizmetlerinin tapu harçları, Veraset ve İntikal Vergileri gibi devlete sağladığı gelirler ise 5 kat artmıştır. Tapu ve kadastro hizmetlerinin devlete olan katkısı giderek artarken, iktidarın bu hizmetlere ayırdığı kaynağı sürekli olarak azaltması düşündürücüdür. Tapu ve kadastro hizmetlerinin, beklentilerinin, isteklerinin, ihtiyaçlarının karşılanması açısından ne yazık ki, AKP İktidarında da değişen bir şey görülmemektedir. Bu değişimin yaşama geçirilmesi de, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, mevcut tapu kadastro işlerinin "lisanlı ölçme büroları" olarak adlandırılan özel bürolara devredilerek, devletin bu hizmetlerden çekilmesi tartışılmaktadır. Sayısal olmayan kadastro haritalarının ve güncelliğini kaybetmiş tapu sicilinin, bu haliyle özel sektöre devri sakıncalıdır. Devlet güvencesi ve sorumluluğu taşıyan bilgiler, tamamen sayısal hale getirilerek güncelleştirilmeden böyle bir uygulamaya gidilmesi tam bir kargaşaya yol açabilir. Hizmetlerin çağdaşlaşmasında özel sektör olanaklarından yararlanılması ile problemleri olan bir sistemin olduğu gibi özel bürolara devri farklı uygulamalardır. Kadastro hizmetlerinde, özel sektör olanaklarıyla sistemin modernizasyonu hedeflenmelidir.

Değerli milletvekilleri, tapu kadastro faaliyetleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, her kurumun veya kuruluşun kendi bilgilerini de ekleyebileceği, bir altlık olarak kullanabileceği, ülke genelinde uygulanan standart kadastro haritaları üretmemiştir. Dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeler karşısında, başta yerel yönetimler olmak üzere, diğer kurumlarla eşgüdüm ve işbirliği konularında yetersiz kalınmıştır. Tescile konu harita ve planlar konusunda, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile yerel yönetimler arasında ortak çalışma, ortak karar verme, ortak iş yapma amacını taşıyan ilişkiler bulunmamaktadır.

Bu nedenle, var olan kadastro bilgileri, imar planlama ve uygulama süreçlerinde gereksinimleri karşılayamamaktadır. Türkiye'de, harita faaliyetlerinde yaşanan eşgüdümsüzlüğün ve dağınıklığın nedenlerinden en önemlisi, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından üretilen kadastro haritalarının, ölçek, pafta altlığı, üretim tekniği, koordinat sistemi konularında farklı standartlara sahip olmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karademir, lütfen toparlayın efendim.

ERDAL KARADEMİR (Devamla) - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, sistemiçi bilgi sistemini oluşturmamıştır. Kadastro bilgi sisteminin oluşturulması konusunun yasa düzeyinde ele alınması ihmal edilmiştir. Çizgisel olarak üretilen kadastro haritalarının ve haritaya dayalı bilgilerin ülke koordinat sistemine dayalı olarak ne zaman, nasıl, ne şekilde yenileneceği belli değildir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün kadastro çalışmaları sonucu, tapu siciline kaydedilen tüm parsellerin sınırlarının ve yüzölçümlerinin taşınmaz köşe nokta koordinatlarıyla belirlenmesi konusunda herhangi bir proje bulunmamaktadır.

Peki, ne yapılmalıdır bu sorunların çözümü konusunda, hangi adımlar atılmalıdır; mülkiyet, orman, mera gibi, çeşitli adlar altında yürütülen kadastro faaliyetlerinin, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü çatısı altında yürütülmesi sağlanmalıdır. Kadastro çalışmalarının bir an önce tamamlanması için, harita konusunda özel kesim olanaklarından yararlanılmalıdır. Tapu sicilinde çeşitli tarihlerde ve çeşitli kurumların istemleri üzerine konulmuş bulunan şerhler, ipotekler, beyanlar ve benzeri kayıtlardan, süresi geçmesine karşın, ilgili kurum talebi olmadığı için terkin işlemi yapılamayanlarının yarattığı karmaşayı gidermek gerekmektedir. Bunun için tapu sicil müdürlükleri yetkilendirilmelidir. Kadastro faaliyetlerinin yürütülmesinde, bilgi standardı, bilgi değişim standardı ve teknik, hukuksal, idarî, malî konuları da kapsayan yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Türkiye kadastrosunun tarihsel görevi, cumhuriyetimizin 100 üncü kuruluş yıldönümü olan 2023 yılına kadar kadastronun ülke genelinde tamamlanması, bugüne kadar üretilen çizgisel ve sözel bilgilerin yenilenmesi ve güncelleşmesi yoluyla bilgi sisteminin kurulması olmalıdır.

BAŞKAN - Sayın Karademir, son sözlerinizi alacağım; süreyi çok geçtik.

ERDAL KARADEMİR (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

Bunun için "Kadastro 2023" adıyla bir reform projesi hazırlanmalı, bu proje ivedilikle devreye konulmalıdır.

Yukarıda belirttiğim konular, bir sosyal demokrat iktidarda tapu ve kadastro hizmetlerinde hangi düzenlemelerin yapılacağının özetidir. Bu önerilerimiz, bir yılı aşkın iktidarda olan ve herhangi bir olumlu icraatını göremediğimiz AKP tarafından da benimsenir ve umarım dikkate alınır.

Bu düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Karademir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci söz isteği, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Boztaş'a aittir.

Buyurun Sayın Boztaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 8 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BOZTAŞ (Aydın) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 malî yılı Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüş ve düşüncelerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, çevre, insan ve tüm canlılar için yaşamsal bir öneme sahip olmasına rağmen, bugüne kadar Türkiye'yi yöneten sağ iktidarlarda olduğu gibi, AKP İktidarınca da çevrenin öneminin yeterince anlaşılamadığı görülmektedir. Her geçen gün daha çok artarak, insan ve diğer canlıların sağlığını, tarım alanlarını ve turizmi tehdit eden çevre kirliliğiyle mücadele için bütçeden daha çok pay ayrılması gerekirken, tam tersine, büyük bir vurdumduymazlıkla, çevre katliamına karşı seyirci kalınmakta, bir bakıma da teşvik edilmektedir.

Çevre ve Orman Bakanlığının bütçesi incelendiğinde, geçmiş sağ iktidarlar tarafından ortaya konulan yanlış politikaların AKP İktidarı tarafından da artarak sürdürüldüğü görülmüştür.

150,7 katrilyon tutarında ödeneği olan 2004 malî yılı bütçesinde, Çevre ve Orman Bakanlığına ayrılan pay 313,7 trilyon Türk Lirasıyla binde 2 oranındadır. Bunun da ancak yüzde 21'i -yani, 65 trilyon Türk Lirası- yatırım için öngörülmüştür. Bu rakam, çevre sorunlarının boyutları karşısında ve ülkemizin çağdaş gelişimi yönünden üzüntü vericidir.

Sayın milletvekilleri, çevreye karşı duyarsızlık, sağ iktidarların ortak bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır.

1986 yılında Çernobil faciası yaşanmış; dönemin iktidarı, halkın sağlığının ve çevrenin en az düzeyde etkilenmesi için önlem alması gerekirken, tam tersine, bir bakan, büyük bir sorumsuzluk örneği göstererek, televizyonda çay içerek, çayda ve fındıkta radyasyon olmadığı inancını insanlara vererek, halkın sağlığını hiçe saymış, radyasyona karşı önlem alınmasını, âdeta önlemiştir. Halbuki, bilim adamları, bu olayların hemen akabinde, bunun çevre ve insan sağlığı için çok büyük tehdit oluşturduğunu, yaklaşık on yıl sonra olumsuz etkilerinin ortaya çıkacağını, kanser nedeniyle ölümlerin, sakat doğumların artacağını söylüyorlardı. Son yıllarda kanser nedeniyle ölümlerde büyük bir patlama yaşandığı görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, benzer bir vurdumduymazlık da Menderes Havzasında kendini göstermektedir. Uşak ve Ulubey çevresinde bulunan deri sanayii fabrikaları atıksularının, tekstil ve şeker fabrikası atıksularının, Banaz Çayının bir kolu olan Dokuzsele Çayına bırakılması neticesinde, Adıgüzel Baraj suyunun, kurşun, bakır, krom, arsenik gibi ağır metal kirlilikleri, limit değerlerini aşma noktasına gelmiştir.

Dokuzsele Çayı suları, daha önceleri sulama suyu niteliğindeyken bu özelliğini yitirmiş, çevresine zehir saçan, Uşak ve Ulubey halkının sağlığını tehdit eder noktaya ulaşmıştır. Ulubey çevresindeki bağlar kurumaya başlamıştır. Çevreye karşı bu olumsuzluk giderek artmaktadır ve bu su kirliliği, Adıgüzel Barajının memba kısmında canlı yaşamı tehdit eder duruma gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Denizli organize sanayi atıksuları ile, şehir merkezinde bulunan fabrika atıksuları da, Çürüksu ve Büyük Menderes Nehrinin kirlenmesindeki en önemli etkenlerden biridir.

Uşak merkezindeki bu kirlilik, sadece Uşak ve bir ilçesinde yaşayan insanlarımızın yaşamını değil, aynı zamanda Aydın İlinin doğusundan başlayarak, Buharkent, Nazilli, Yenipazar ve Söke Ovalarını izleyerek, denize dökülünceye kadar geçtiği Menderes Havzasında yer alan tüm canlıların yaşamını, insanlarımızın sağlığını tehdit eder boyuta gelmiştir.

Bu yörelerimizde, tarımla uğraşan çiftçilerimizin sağlığı her geçen gün daha çok etkilenmektedir; sulama için tarlasına giden yurttaşlarımız, ayaklarında yaralar oluştuğundan şikâyet etmeye başlamışlardır.

Değerli milletvekilleri, Menderes Havzasındaki bu kirlilik, sadece insan sağlığını etkilememekte, aynı zamanda verimli tarım alanlarının çoraklaşmasına ve ürün kalitesinin düşmesine de neden olmaktadır.

Menderes, Ege Denizine döküldüğü bölgede, Ege Denizinin kirlenmesine, büyük bir faciaya, bir turizm faciasına da sebebiyet vermekte, turizm büyük darbe almaktadır.

Değerli milletvekilleri, bütçeden ayrılan pay, sadece Menderes Havzasındaki insan sağlığını, tarım ve turizmi olumsuz etkileyen bu kirliliğe karşı mücadele için bile yeterli değildir; Türkiye'nin dört bir yanında yaşanan çevre kirliliğiyle ilgili zorunlu mücadele dikkate alındığında, ayrılan payın ne kadar komik olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Hükümet yetkilileri, uluslararası alanda anlaşmalarla, mücadele programına alındığını dile getirebilirler. Ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bu yatırımlara güvenerek insan yaşamı tehlikeye atılamaz.

Değerli arkadaşlar, AKP İktidarının çevreye karşı bakışı, sadece bütçeden ayırdığı payla değil, aynı zamanda, bir yıllık uygulamalarıyla da ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, tüm çağdaş ülkelerde, Çevre Bakanlığı, ayrı ve önemli bir bakanlık olarak yer alırken, AKP İktidarında tam tersi bir değerlendirmeyle, Çevre Bakanlığı, Orman Bakanlığıyla birleştirilerek çalışamaz bir duruma getirilmiştir. "Değiştim" diyen AKP İktidarına oy veren halkımız, bir yıllık uygulamaların neticesinde sukûtu hayale uğramıştır; sizdeki değişimin sadece söylemde kaldığını, eylemlerinizde ise hiçbir şeyin değişmediğini görmenin üzüntüsü içerisindedir.

Bir dönemin "Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz" diyen ve bir bakıma hukuksuzluğun yolunu açan siyasetçilerinin yerini "yargıya güvenmiyorum" diyen bugünkü siyasetçiler almıştır. "Zenginleri severim" diyenlerin yerini, bu sefer bir başka anlayışı "tüccar - siyaset" anlayışını Türkiye siyasetinin gündemine getirenler almıştır. Sadece "tüccar - siyaset" mantığı değil, aynı zamanda "baba baba satarım" diyen, kendi halkına dayılanan bir siyaset anlayışını Türkiye demokrasisinin içerisine yerleştirmeye çalıştığınız görülmektedir.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Anketler var; anketlere bakın.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - Anketleri bizler de biliyoruz.

BAŞKAN - Sayın hatip, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - En büyük anket, 28 Mart seçimlerinde ortaya çıkacak; o zaman göreceğiz, hep birlikte göreceğiz. (AK Parti sıralarından gürültüler) Türkiye Cumhuriyeti, 28 Mart tarihindeki seçim, ona inanıyoruz ki, AKP'nin uygulamalarıyla Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu gören halkımızın oylamasına dönüşecektir. O tarihte göreceğiz, hep birlikte göreceğiz...

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Bugünün anketlerine bakın...

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - Bekleyelim, görelim...

BAŞKAN - Sayın hatip, siz Genel Kurula hitap edin.

Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibe müdahale etmeyelim.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - Ama, gördüğümüz bir şey var ki, değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin burada konuşmaları sizlere çok büyük rahatsızlık veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Boztaş, bakın, zamanınızı karşılıklı konuşmayla harcıyorsunuz. Size eksüre de verdim; lütfen, toparlayın efendim.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - Sayın Başkanım, lütfen, AKP sıralarından sürekli Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerine sataşmayı önlerseniz sevinirim.

BAŞKAN - Gerekli ikazı yaptım.

Hatibe kimse müdahale etmesin, rica ediyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler)

RESUL TOSUN (Tokat) - Bu arkadaş ilk defa Meclise geliyor galiba Sayın Başkan.

BAŞKAN - Dinleyelim efendim, herkes görüşünü bildirecek burada.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - O sizin sorununuz değil. Lütfen... Lütfen... Ben, burada oturduğum süre içerisinde size hiç sataşmadım.

RESUL TOSUN (Tokat) - Aynı müdahaleler sizden de geliyor.

BAŞKAN - Siz buyurun efendim, devam edin.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, bu zihniyetiniz, demokrasiye karşı tutumunuzu da ortaya koymaktadır. Konuşma özgürlüğünü sınırlandırma gibi, kafanızın arkasında yatan düşünceler, buraya gelen her konuşmacıya sataşarak bir kez daha ortaya çıkıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Öncelikle, demokrasiyi içinize sindirmenizi özellikle tavsiye ederim değerli AKP milletvekilleri. (AK Parti sıralarından gürültüler)

RESUL TOSUN (Tokat) - Halkın iradesine saygılı olun.

MEHMET BOZTAŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, kirli çevre insanın ruhunu kirletir, kirli ruhlar ise çevreyi kirletir; çevreye ve insana daha çok yatırım yapılması gereken bu dönemde, Çevre ve Orman Bakanlığına bütçeden ayrılan bu pay yetersizdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım; hoşça kalın arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Boztaş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 8 dakika.

CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜR (Balıkesir) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Çevre ve Orman Bakanlığımızın bütçesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, Orman Bakanlığımızın bütçesini konuşacağız, Orman Bakanlığımızın icraatlarını, elbette, burada tartışacağız; ama, neyi tartışacağımızı da inanın pek anlayamıyorum. Düşünün, öyle bir Orman Bakanı var ki, bu ülkenin en önemli varlığı olan ormanları talana açmaya çalışan bir Bakan! Düşünün, öyle bir Orman Bakanı var ki, bu ülkenin 2/B alanlarını birilerine peşkeş çekmeye uğraşan bir Bakan! Düşünün, öyle bir Orman Bakanı var ki, en büyük heyelanların yaşandığı Karadeniz Bölgesinin bitki örtüsünü değiştirmeye, kızılağaçları yok etmeye karar vermiş olan bir Bakan! (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bu Bakanın Bakanlığının bütçesinin neyini konuşacağız?!

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımız, Anayasa Mahkemesinde, geçtiğimiz günlerde, birbuçuk saat süren bir savunma yaptı, kızılağaç ve aşılı kestaneliklerle ilgili. Bu savunmada kullandığı çok ilginç sözcükler var. Sayın Bakanımız diyor ki: "Kızılağaç ile kayını ayırt edemeyen, bilgi birikimine sahip olmayan, sadece akademik birikimdeki kişilerin eleştirileri..." Sevgili Bakanımızın, bildiğim kadarıyla, eğitimi inşaat mühendisliği. Şimdi, kendisi her konuda konuşma hakkına sahip; Bakan olduğu için, Türkiye'deki bütün basını, medyayı kullanma hakkına sahip. O, her şeyi çok iyi biliyor; ama, örneğin, Orman Mühendisleri Odası bilmiyor; örneğin, çevre örgütleri bilmiyor; onlar sadece akademik!

Sayın Bakanımız, ilginçtir, kızılağaçlara yaklaşırken diyor ki...

(Mikrofon kapandı)

BAŞKAN - Sayın Sür, bir dakika... Zannediyorum, ses cihazında bir arıza var.

Sayın milletvekilleri, sistemdeki arıza sebebiyle 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 12.53

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 12.59

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı:  284, 286, 285, 287) (Devam)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1. - Millî Savunma Bakanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Millî Savunma Bakanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI (Devam)

1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) KARAYOLLARI  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Karayolları Genel Müdürlüğü  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

C) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI (Devam)

1. - Çevre ve  Orman Bakanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

3. - Orman Bakanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) ORMAN  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Orman Genel Müdürlüğü  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Orman Genel Müdürlüğü    2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, saat 13.00; yemekten sonra devam edelim.

BAŞKAN - Efendim, ben, tabiî ki, grupların bu konudaki isteğine saygı duyarım. Sizin Grubun konuşmaları bölünmesin diye düşünüyordum.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Önemli değil efendim, yemekten sonraya kalabilir.

BAŞKAN - Tamam.

Sayın milletvekilleri, alınan karar doğrultusunda, çalışma saatlerimize de uyarak, saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 13.00

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı:  284, 286, 285, 287) (Devam)

A) MİLLΠ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

B) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI (Devam)

1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) KARAYOLLARI  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

C) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI (Devam)

1. - Çevre ve  Orman Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

3. - Orman Bakanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) ORMAN  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Orman Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

SEDAT PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, soru için sisteme girenlerin listesi iptal oldu; bilgilerinize sunulur.

BAŞKAN - Efendim...

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sistem çöktüğü için...

BAŞKAN - Efendim, biz, onu tespit ettik, elimizde sıralama var. O konuda bir endişeniz olmasın.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan, Balıkesir Milletvekili Sayın Orhan Sür'e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Sür.

Süreniz 8 dakika.

CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜR (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, sanırım, aradan önce yaptığımız konuşmada, ciğerlerimiz fazla yanıyor ki, biraz fazla bağırdık; çünkü, hepimiz biliyoruz ki, bu ülkenin orman varlığı, bu ülkenin ciğerleri. Ciğerlerimiz gidiyor, biz de bağırıyoruz, sistem de dayanmıyor, çöküyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Çok değerli arkadaşlarım, şimdi, Sayın Bakanımızın uygulamalarından bahsediyorduk, kızılağaçlardan bahsediyorduk ve kızılağaçlara bakış açısından bahsediyorduk.

Yine, buradaki konuşmamda, Sayın Bakanımızın Anayasa Mahkemesinde yaptığı konuşmanın bir bölümünü size aktarmaya çalışmıştım. Yine, o konuşmadan bir bölüm daha aktarmak istiyorum size. Sayın Bakanımız savunmasında diyor ki: "Bu kızılağaçların kesimi çok önemlidir. Bu bölgede yaşayan insanlarımızın, kentte oturan çocuklarının yakacak ihtiyacını karşılamak da çok önemli bir unsurdur."

Şimdi, değerli arkadaşlarım, çağdaş toplumlarda, o aralarına katılmak için mücadele ettiğimiz, bunun için her gün onlarca yasa çıkarmaya çalıştığımız o Avrupa Birliğinde, örneğin, bir bakan, bir orman bakanı, ormanlarını yakacak olarak görebilir mi?! Böyle bir çağdaşlık var mı?! Böyle bir çağdaş anlayış var mı?! Ama, bizde, hâlâ, ormanlarımız, yakacak kaynağı ve bu olaylara böyle bakıyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) - Hiç kızılağaç gördünüz mi Orhan Bey?!

ORHAN SÜR (Devamla) - Evet, gördüm; Balıkesir'de kızılağaç var. Sayın Bakanımız da sordu; yanıtladım; Balıkesir'de kızılağaç var.

Değerli arkadaşlarım, elbette, bu tip yasaların, bu tip tasarıların, özellikle, Çevre ve Orman Bakanımız tarafından desteklenmesi üzücü; ama, biliyoruz ki, bu tasarılar, bu çalışmalar, aslında, önümüzdeki yerel seçimlere yönelik çalışmalar. Şunu, gayet iyi biliyorum: Gerek kızılağaçlar konusunda gerek kestaneler konusunda gerekse 2/B çalışmaları konusunda, yapılan bütün gayret, önümüzdeki mart ayında yapılacak olan yerel seçimlerde, bu sorunları yaşayan insanlarımızın oyuna talip olmaya yöneliktir.

Şimdi, 2/B'ler, günlerce buralarda tartışıldı; hepimiz geldik, buralarda konuştuk ve Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından, ikinci defa görüşülmek üzere Meclise gönderildi. Şimdi, deniliyor ki, bazı siyasî partilerin, özellikle, İktidar Partisinin taşra yöneticileri tarafından, o, sözde burada konuşulup da unutulan köylüler var ya, onlara deniliyor ki: "Biz, bu sorunu çözecektik; ama, o, Meclisteki Cumhuriyet Halk Partisi yok mu; işte onlar karşı çıkıyorlar, sizin sorununuzu çözemiyoruz."

HACİ BİNER (Van) - Doğru; yanlış değil.

ORHAN SÜR (Devamla) - Doğru değil sevgili arkadaşım; doğru değil. Sizin amacınız, köylünün, o cebinde olmayan dolarlarına göz dikmek; bizim amacımızsa, o yoksul köylüye sahip çıkmak. Hadi gelin, bedavaya verelim diyoruz, hadi gelin... Öyle, 5 dolarlar falan değil, 5 sente verelim; gelin, buyurun... Getirdiniz de, Cumhuriyet Halk Partisi hayır mı dedi!

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Atıyorsunuz, atıyorsunuz!..

ORHAN SÜR (Devamla) - Atmıyoruz, atmıyoruz, değerli dostlarım. O köylü, zaten, sizin dediğiniz bu rakamlardan çok daha düşük rakamlara -o yerler, yıllardır satılık- onları alamadı; ama, o köylü, şu anda, bu sorunun çözümlenmesini bekliyor. O köylüyü, lütfen, burada aldatmayalım. Gerçekten köylünün yanında olduğumuzun gereğini yapalım.

Ben, 2/B konusu burada konuşulurken, buradan 25 milyar dolar gelir bekliyorsunuz demiştim. O sırada, sizin gibi, bazı arkadaşlarımız sataşarak "hayır, 25 milyar dolar değil, 50 milyar dolar" dediler. Lütfen, şimdi, açın, Orman Bakanlığının web sitesine girin, bakalım, Orman Bakanlığı kaç milyar dolar bekliyor. Bir de onlardan görün, kaça inmiş o rakam.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Kaça inmiş? Söyleyin bakalım...

ORHAN SÜR (Devamla) - Kaça inmiş?.. O zaman, okuyun değerli arkadaşım; eğer, internete girmesini biliyorsanız... 4 milyar dolar civarında beklenti var şu anda.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Az para mı 4 milyar dolar?!

ORHAN SÜR (Devamla) -Yani, havalarda uça uça, indiniz 4 milyara... Bakalım, daha nereye ineceksiniz!

Değerli arkadaşlarım, Mayıs 2003'te, Çevre ve Orman Bakanlıklarını birleştirdik, yeni bir bakanlık oluşturduk. Bu yasayla, her iki bakanlığın üst yönetimleri mülga edildi. Bunu fırsat bilen iktidar, yasayla yeniden ihdas edilen yerleri, kendi kadrolarına istihdam olanağı olarak gördü. İnanın, getirilen kadroların nitelikleri ve özellikleri, en başta ormancılık kamuoyunda hayret ve şaşkınlıkla izlendi. Aslında, bunu, iktidarımız her yerde yapıyor.

Burada, şu anda görüyorum, KİT Komisyonunda beraber çalıştığımız arkadaşlarımız var. Orada bile, KİT Komisyonumuzdaki arkadaşlarımızın isyanına neden oluyor bu kadrolaşma. Nitelikli, yetenekli, bilgi birikimi olan kişiler bir yerlere getirilmiyor, sadece yandaş olduğu için birileri bir yerlere getiriliyor ve bu amaçla da, KİT Komisyonunda, AKP'li milletvekilleriyle beraber bir önergenin altına imza attık, bu atamaların daha ciddî yapılmasını istedik. İşte, Orman Bakanlığında bunun güzel bir örneği yaşanıyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımız, burada, ağaçlar konusunda bilgisi olmayanlar konuşmasın falan diyor; ama, Orman Bakanlığına belediyecileri üst yönetici olarak almakta mahzur görmüyor. Şimdi, bu nasıl bir anlayıştır?! Yapılan bu atamalar, aslında, Cumhurbaşkanından geri dönüyor diye, vekâleten yapılıyor. Zamanımız çok sınırlı, aslında, Orman Bakanlığı için söyleyecek çok şeyimiz var; ama, bilin ki, üç dört yıllık deneyimsiz orman mühendisleri çevre ve orman il müdürlüklerine getiriliyor.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Nereden biliyorsun?!

ORHAN SÜR (Devamla) - Örnek vereyim, Samsun'daki Çevre ve Orman İl Müdürü...

Değerli arkadaşlarım, örneğin, başka şeyler de Türkiye'de gerçekleştirilmekte. Orman Bakanlığımız, aslında, ağaçlandırmayı çok güzel yaptığını, Türkiye'de büyük çalışmalar sergilediğini ifade ediyor. Ama, sormak gerekiyor Sayın Orman Bakanımıza, bundan önceki iktidarın 2003 yılında üretmeyi planladığı 210 000 000 fidanın ne kadarı fidanlıklardan söküldü, ekildi, ne kadarı toprağa gömüldü? Bugüne kadar bunu açıklayamadılar.

Ayrıca, millî parklarda oynanan oyunlar var. Millî parklarda neler yapılıyor... Biliyorsunuz, bakanlıklar birleştirilince Millî Parklar Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü kapatıldı, yerine Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü kuruldu. Ancak, adında "koruma" olan Genel Müdürlük, bu alanları koruyacağına teker teker özelleştirmekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sür, lütfen toparlayın.

ORHAN SÜR (Devamla) - Bitirmek üzereyim Sayın Başkan.

Şu anda, 23 tanesi Orman Genel Müdürlüğünden devralınmış, diğerleri Millî Parklar Genel Müdürlüğüne bağlı tam 189 tesis on yıllığına kiralanmış, bu süre de uzatılmaya çalışılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken, aslında, bu alanların gelişim planlarının devlet tarafından değil, buraları kiralayanlar tarafından yapılacak olmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, örneğin, Bursa Uludağ'daki çadırlı kamp yeri imar mevzuatına aykırı olarak kiralayıcı tarafından yapılaşmaya açılmış, aslında, dargelirli insanlarımıza faydalanmak amacıyla tesis edilen bu alanlar, bırakın dargelirlileri, orta halli insanlarımızın bile faydalanamayacağı noktalara çekilmiştir. Ayrıca, bu alanların ihaleyle kiralanması gerekirken, protokollerle devirler gündemdedir ve aslında, bu protokollerin ne kadar olduğunu öğrenmek istiyorum. Örnek istiyorsunuz arkadaşlar, Kızılcahamam Soğuksu Millî Parkı girişi, Ankara Büyükşehir Belediyesine protokolle verilmiştir. Yasada böyle bir hak yok; ihale yapılması gerekirken, Ankara Büyükşehir Belediyesine protokolle verilmiştir.

İnanın, tesislerin çoğu, AKP'ye yakın kişilere verilmiştir. Örneğin, İstanbul Beykoz'daki Mihrabat Ormanı, Büyükada'daki eğitim tesisleri Hicaz şirketine verilmiştir. Bunlar, Türkiye'de araştırılarak çok rahat bir şekilde bulunabilir.

Bunları gerçekleştirmek, ormancılığımız açısından ülkemize bir gelecek vaat etmiyor. Ormancılığımızın gerçek değerlerini ortaya koymak zorundayız. Sayın Bakan çeşitli yerlerde, çeşitli konuşmalarında, 2003 yılında yapılan ağaçlandırmalar hakkında bilgi vermekte; ama, kusura bakmasın, biraz abartıyor; yani, ağaçlandırmanın içerisine erozyon kontrolünü, sunî tensili, hatta, mera ıslahını koyuyor, topluyor hepsini, bir rakam veriyor, vatandaşlarımızı yanıltıyor.

Değerli arkadaşlarım, aynı olay orman yangınlarında da var. Geçtiğimiz aylarda, biliyorsunuz, bir gün içerisinde Türkiye'nin çok yerinde orman yangınları çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi, ekipler kurarak, bu orman yangınlarını incelemeye gitti. Orman yangınlarını incelemeye gitmeden önce, Orman Genel Müdürlüğünden, yanan orman alanları hakkında bilgi aldık. Örneğin ben, kendi bölgem olan Çanakkale ve Balıkesir'e gittim. Çanakkale'deki orman yangınının 400 hektar olduğu söylenmişti, gittik, baktık ki, aslında, yanan orman alanı 400 hektar değil, sadece ağaçlandırma alanında 400 hektar orman yanmış; ama, köyün merasındaki orman alanında 400 hektar daha yanmış; kayıtlarda yok! 

BAŞKAN - Sayın Sür...

ORHAN SÜR (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Balıkesir'de orman yangını vardı, onu incelemeye gittik. Orada da "15 hektar orman yandı" diye bildirdiler. Gittiğimizde gördük ki, bu yangın alanı, aslında 15 hektar değil, 40 hektar. Ondan sonra Sayın Bakan geliyor, burada, bize, işte "şöyle az yangın oldu, böyle başarılı mücadele ettik..." Elbette başarıyla mücadele ettiniz, teşekkür ediyoruz; orada, bu ülkenin her noktasında mücadele eden yangın ekipleri var. Biliyoruz ki, bu yangın ekiplerimize verilmesi düşünülen bir tazminat çalışması da var. Orman yangın ekiplerine verilmesi düşünülen bu tazminatı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz; ancak, bu tazminatın, sadece, yangın ekiplerine değil, orman kaynaklarının yönetimindeki diğer çalışan personele de verilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Ayrıca, o tazminat çalışmaları hususunda bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu tazminatlarla ilgili getirilen tasarıda, bu tazminatın kime ve ne kadar verileceği Bakan takdirine bırakılmıştır. Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olamaz. Bakanın takdiriyle kime, ne kadar tazminat verileceği kararlaştırılacak!.. Bunlar, kurallara bağlanmalıdır. Çağdaş ülkeler, takdirlerle değil; çağdaş ülkeler, kurallarla yönetilir.

Hepinize saygılar sunuyorum. Yeni bütçemizin Çevre ve Orman Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sür.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, son konuşmacı, Balıkesir Milletvekili Sayın Sedat Pekel; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Pekel, sürenizi aşmamanızı rica ediyorum.

CHP GRUBU ADINA SEDAT PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısındaki Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak için söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, hepinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, meteoroloji, atmosferde meydana gelen hava olaylarının oluşumunu, gelişimini ve değişimini, nedenleriyle inceleyen, bu hava olaylarının canlılar ve dünya açısından doğuracağı sonuçları araştıran bir bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. İnsanoğlu, ilkçağlardan itibaren meteorolojik olaylardan olumlu ya da olumsuz olarak etkilenmiştir. Bu nedenle meteoroloji, insanoğlunu çok yakından ilgilendirmektedir.

Ülkemizde meteoroloji alanındaki çalışmalar çok eski çağlara dayanmakta ise de, asıl gelişmesine cumhuriyet Türkiyesinde kavuşmuştur. 3127 sayılı Kuruluş Kanununu 10 Şubat 1937 tarihinde bizzat Yüce Önder Atatürk'ün imzaladığı Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, bugün millî savunmadan çevreye, tarımdan ulaştırmaya kadar pek çok sektöre hizmet sunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri, Teşkilat Kanununun 2 nci maddesinde belirtilmiştir. Genel Müdürlük, havacılıkla ilgili meteorolojik ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla, Türkiye genelinde 65 havaalanında havacılık amaçlı rasat, 110 istasyonda hava tahmininin temelini oluşturan sinoptik amaçlı rasat ve yaklaşık 380 yerde de iklim amaçlı rasatları yapmak üzere klima istasyonları tesis etmiş ve buralara yılın 365 günü, 24 saat, kesintisiz olarak hizmet vererek tüm ülke yurttaşlarımızın takdir ve güvenini kazanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, dünyadaki gelişmelere paralel olarak oluşturduğu telekomünikasyon ve bilgisayar donanımıyla, tarımdan ulaştırmaya, sanayiden çevreye kadar birçok temel yatırım konusunda, planlama ve uygulama aşamalarında bilgi merkezi görevini üstlenen bir kurum haline gelmiş, ürettiği bilgileri hava meydanlarına, denizyollarına, basın-yayın organlarına satarak para kazanan bir kuruma dönüşmüştür. Genel Müdürlük, ayrıca, ülke savunmamızın belkemiği Türk Silahlı Kuvvetlerine sağladığı destekle de yurt savunmasına büyük yararlar sağlamaktadır. Ne var ki, kurumun başarısında en büyük payı bulunan personel, tüm devlet memurları gibi, ekonomik ve sosyal sıkıntılarından kurtarılamamıştır. Bununla birlikte, aynı kurumda çalışan, aynı kadrolara sahip ve aynı görevleri yapan personel arasındaki ücret farklılıklarının giderilmesi ivedi olarak gerekmektedir.

Genel Müdürlüğün hava tahminlerindeki tutarlılık oranlarının uluslararası standartları yakalaması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin meteorolojik desteğinin karşılanması ve özellikle, halihazırda pek çok personel açığı bulunan ve insan hayatını bire bir ilgilendiren askerî ve sivil havaalanlarındaki meteorolojik hizmetlerin aksatılmadan yürütülmesi için, mevcut personel sayısının artırılması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi içinde görüşülen Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, 8 Mayıs 2003 tarihli 4856 sayılı Kanunla Çevre ve Orman Bakanlığına bağlanmıştır. Ancak, bildiğiniz gibi, Çevre Bakanlığı gibi, uluslararası çevre gelişmeleriyle tüm ulusal yönetim arasında koordinatörlük yapması gereken bir bakanlık, en icracı bakanlıklardan biri olan Orman Bakanlığıyla âdeta yapıştırılmıştır. Sayın Bakan ise tüm ilgisini 2/B konusuna; yani, ormanların satışına vermiş ve Çevre Bakanlığını unutmuş, Bakanlık, çalışamaz duruma getirilmiş, Bakanlığın büyük enerjisi 2/B konusuyla boşa harcanmıştır.

21 inci Yüzyılın ekonomik ilişkilerinde başrollerden birini oynayacak olan çevre politikaları, AKP Hükümetinin inanılmaz yaklaşımıyla Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkarılmakta, hükümet, programında verdiği sözleri tamamen unutmaktadır.

Hükümetin unuttuğu çevre, Dünya Ticaret Örgütünün dışticarette kısıtlamayı kabul ettiği tek alandır. Türk belgelendirme ve denetim kuruluşlarının belgeleri yurt dışında kabul görmemektedir. Uygunluk belgesi almak için, Türk sanayicisi, yurt dışındaki kuruluşlara çok yüksek paralar ödemektedir. İhracatımızın önemli kısmını yaptığımız Avrupa Birliği ülkelerine, ürünlerimizin çevre dostu süreçte imal edildiğini kanıtlamamız zorunluluğu bulunmaktadır. Bu konuda acilen önlemlerin alınması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat Yasasının 2 nci maddesiyle, her iki bakanlıktan 100 kadar üst yöneticinin kadroları iptal edilmiş ve yeni kadrolar ihdas edilmiştir. Tecrübeli 100 kişinin atıl bırakılması anlamına gelen bu durum, aynı zamanda, yepyeni, tecrübesiz bir ekibin yönetici olarak atanması anlamına da gelmektedir. Yani, görülmemiş ölçekte bir kadrolaşma ve tecrübeli insangücü, insansermayesi katliamı yapılmaktadır. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde böyle bir bürokrasi kıyımı yapılmaz. Bu işlem, alışılmışın dışında, idarî kararlarla değil, kanunla yapılmaktadır ve Danıştay yolunu da, maalesef, mağdurlara kapatmaktadır.

Sayın milletvekilleri, çevre etki değerlendirme çalışmaları, çevre değerlerini korumanın önemini arz etmektedir. 16 Aralık 2003 tarihinde yeni bir ÇED Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik, ÇED ön araştırmasına konu olan bazı tesislerin valilik kademesindeki inceleme sürecini iptal etmekte, tüm yetkileri Bakanlıkta toplamakta ve ÇED, bu tesisler için tam bir Bakanlık iç yazışması haline gelmektedir. Üstelik, süreler, inceleme ve araştırmaya izin vermeyecek kadar kısaltılmıştır. Yine, yönetmeliğin geçici 4 üncü ve 25 inci maddelerinde yapılan değişikliklerle projeler Bakanlık kararına bırakılmaktadır. Bu durumda, Bakanlık, keyfî kararlar alabilir. Nüfusu 50 000'in üzerindeki yerleşim birimleri, su arıtma tesisleriyle ilgili kararlar, dip tarama projeleri de tamamen Bakanlığa bırakılmaktadır. Geçici 6 ncı maddeyle, geçmiş yıllarda ÇED'e tabi olup da gereğini yapamamış, ama, yer seçimi uygun tesisler için de Bakanlık karar verecektir. Yani, keyfî aflar gündemdedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Pekel, mikrofonu açıyorum; lütfen, toparlayın.

SEDAT PEKEL (Devamla) - Herhalde, AB'ye uyum için taahhüt edilen ÇED uygulaması ile bu yönetmeliğin uzaktan yakından ilgisi yoktur. Böyle bir gelişmenin, çevre politikalarına ve iyi niyetli girişimcilere büyük bir haksızlık olmasının yanı sıra, hükümetin çevre konusundaki duyarsızlığının ve hukuksuzluğun açık bir göstergesidir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye, 71 adet uluslararası öneme sahip sulak alanla, Avrupa ve Ortadoğu'nun başta gelen ülkelerinden biridir. Bunlardan 9'u Ramsar Antlaşması kapsamındadır. Bu sulak alanların yönetim planları yapılmalı ve 2003-2008 ulusal sulak alan stratejisi uygulanmalıdır. 2004 bütçesinde bu konuda mutlaka ödenek ayrılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Ramsar kapsamında olan Manyas Kuş Gölünü örnek olarak vermek istiyorum. Manyas Kuş Gölü ve Kuş Gölü kenarında yer alan Bandırma Kuş Cenneti, kuzey yarımküredeki en önemli kuş kuluçka alanıdır. 1976'da, Avrupa Konseyinin, iyi korunan ve iyi yönetilen alanlara verilen "A" sınıfı diplomasına hak kazanmıştır. Her beş yılda bir yenilen diploma, 2001'de askıya alınmıştır. Sebep; sanayi ve evsel atık kirlenmesiyle su rejiminin sunî olarak bozulmasıdır. Su rejimi, 1998'den sonra kısmen düzeltildi; ancak, bazı fabrikalar arıtma tesisi yaptılarsa da, iyi çalıştırılamadığı için, kirlilik sorunu hâlâ sürmektedir. Manyas Gölü Ekolojik Yönetim Planlaması Projesi için gerekli kaynaklar ayrılarak insangücü ve eğitim sağlanmalı, proje yürürlüğe konulmalıdır. Böylece, 2004 yılında "A" tipi sulak alan diploması tekrar alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin bir içdenizi olan Marmara Denizinde kirlilik önemli boyutlara ulaşmıştır. Marmara Denizi, en başta balıkçılık sektörünü desteklemektedir; fakat, 1960'lardan itibaren nüfus ve sanayi düzeyinin büyük artış göstermesi nedeniyle, Marmara Denizimizde çok sayıda balık türü kaybolmuştur. Başlıca kirlilik kaynakları, bugüne kadar yapılan araştırmalarda tespit edilmiş; ancak, hızla artan kirliliğe karşı alınan önlemler yetersiz kalmıştır. Başta Marmara Denizi olmak üzere, denizlerimizin kirliliğini ortadan kaldıran ve önleyen projeler için Bakanlık bütçesinden ödenek ayrılarak, uygulamanın başlatılması kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sözlerime burada son verirken, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bütçesinin ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, sizleri de saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Pekel.

Sayın milletvekilleri, AK Parti Grubu adına söz isteyen sayın milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 9 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2004 Malî Yılı Bütçesi hakkında, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım; Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu bütçenin, Atatürk'ün hedef olarak gösterdiği muasır medeniyet seviyesine erişebilmemiz için güvenli ortamın tesisine katkı sağlayacağına inanıyor ve güveniyoruz.

Bakanlığımızın 2004 yılı bütçe teklifi, Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar, bölgedeki askerî ve siyasî gelişmeler, mevcut ekonomik ve sosyal politikalar, kalkınma planları, ekonomik istikrarı sağlama ve enflasyonla mücadele programı çerçevesinde hazırlanmıştır; buna göre değerlendirilmesi gerekir. Bu bütçe, Türk Silahlı Kuvvetlerinin zorunlu ihtiyaçları, uluslararası siyasî durum dikkate alınarak, azamî tasarruf prensibiyle düzenlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 11 Eylül saldırıları uluslararası toplum için de yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu olaylar, dünya gündemine asimetrik tehdit kavramını getirmiştir. Asimetrik tehditlerle birlikte, günümüzde, güvenlik kavramı, geçmişte olduğundan farklı algılanmaya başlanmıştır. Düzenli orduların oluşturduğu klasik anlamdaki tehditler, yerini, terörizm, mikro milliyetçilik, kitle imha silahlarının kontrolsüz olarak yayılması, çevre sorunları, organize suçlar ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi çokyönlü tehditlere bırakmıştır.

Dünyanın en istikrarsız bölgesinin jeopolitik kavşak noktasında bulunan bir ülkenin, konjonktüre göre aldığı tedbirlerle ayakta kalması mümkün değildir, düşünülemez. Soğuk savaş sonrası dünyada olan hızlı ve köklü gelişmeler, Türkiye'yi, farklı sorumluluklar ve farklı yükler altına sokmuştur. Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu'daki gelişmeler ile komşu ülkelerimizdeki gelişmeler üzerine etkili olmayan bir Türkiye düşünülemez.

Asimetrik tehdidin en önemli unsuru terörizmdir. Askerî terminolojide bu kavramın karşılığı "savaşdışı araçlar kullanılarak yapılan saldırı" olarak tanımlanmaktadır.

Ülkemiz, yıllardır teröre karşı mücadele vermiş ve bu sıkıntıları maddî, manevî olarak tek başına karşılamış ve yaşamıştır. Bu mücadele, 30 000 kişinin hayatını kaybetmesine, ülke kaynaklarının heba edilmesine, kalkınmamızın gerilemesine ve ülkemizde, geride unutulmaz acılar bırakmasına sebep olmuştur.

İçinde bulunduğumuz dünyada kavramlar kargaşası da yaşanmaktadır. Bunu da, terörizmle mücadele bağlamında dikkate almamız gerekiyor. Bütün dengelerin güçlüden yana olduğu, beynelmilel hukukun siyasallaştığı, siyasal ve hukuk alanında netice alınamadığı bugünkü dünya düzeni içinde asimetrik davranışlar, maalesef, artarak devam etmektedir. Vatanperverlik ile teröristlik sınırının iyi belirlenmesi gerektiği hususunun altını çizmekle yetiniyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyamız, 21 inci Yüzyıla hızlı değişimlerle girerken, bilim ve teknolojinin başdöndürücü ilerleyişiyle birlikte, sadece ekonomik ve siyasî alanda değil, aynı zamanda, savunma alanında da yeniliklere sahne olmuştur. Bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, içinde bulunduğumuz dönemin güvenlik ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yapı içerisinde imkân ve kabiliyetleri nitelik bakımından daha da geliştirilerek, daha az mevcutlu, ancak, daha yüksek teknolojiye sahip, daha modern, ateş gücü ve manevra kabiliyeti yüksek bir güce kavuşması için gerekli çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Bu kapsamda, Savunma Sanayii Müsteşarlığının kuruluşundan bu yana geçen süre içerisinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin modern ekipmanla teçhiz edilmesi, savunma sanayiinin altyapısının oluşturulması ve geliştirilmesi yönünde daha da çaba gösterilmelidir.

Ulu Önder Atatürk, 1 Kasım 1937 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış konuşmasında, savunma sanayiine verilmesi gereken önemi belirtirken şu ifadeleri kullanmışlardır: "Harp sanayii tesisatımızı daha ziyade inkişaf ve tevsi için alınan tedbirlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde ordu ihtiyacı ayrıca gözönünde bulundurulmalıdır."

Bizler de, bugün, bu direktifin ışığında, savunma sanayimize gereken önemi vererek, her türlü gayret ve faaliyet içerisinde çalışmalarımızı sürdürmeye devam etmeliyiz.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin silah, mühimmat ve uçak konusunda dışa bağımlı olmaması için yerli ağır sanayimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Bu bağlamda, Bakanlığımıza bağlı olan Ar-Ge ve Teknoloji Dairesi Başkanlığı, millî harp sanayimizin araştırma, geliştirme ve teknolojik faaliyetlerini yürütmektedir.

Hepimizin bildiği gibi, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ülkemize uygulanan silah ambargosu, savunma sanayimizin ve millî olmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Geçmişte, PPK ve haşhaş ekimi dolayısıyla, yine, bize silah ambargosu uygulandığını da hatırlardan uzak tutmamamız gerekir. Bu süreç içerisinde, ordumuzda, sayı üstünlüğü yerine, etki üstünlüğünün oluşturulması esas olarak alınmalıdır. Küçülmeyle birlikte, daha az sayıda; fakat, modern silah gücüne sahip, vurucu gücü fazla profesyonel ordunun çağın gereği olduğunu, altını çizerek belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak konusu, ülkemizin geleceği yönünden hayatî önem arz etmektedir. Bu bölgede yaşayan halk, bizim dostumuz, kardeşimiz, akrabamızdır. Irak'ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğünün aynen korunması, Irak'ın doğal kaynaklarının tüm Irak Halkının zenginliği olarak kalması ülkemizin temel hedeflerinden biridir. Mevcut durumun kısa zamanda barışla sonuçlanmasını, bölgeye istikrar gelmesini büyük bir ümitle beklemekteyiz.

Türkiye, Irak konusunda, savaşın önlenmesi için yapabileceklerinin tamamını ortaya koymuş, 58 inci ve 59 uncu cumhuriyet hükümetlerimiz, bu bağlamda diplomasi trafiği başlatmıştır. Başta Arap âlemi olmak üzere, bütün dünya bu husustaki gayretimize şahittir.

Sınırlarımızda oluşan bu türlü sıcak çatışmaya seyirci kalmamız bizden beklenemez. Burada olanlar en çok bizim ülkemizi ilgilendirir. Komşumuzda olan yangına karşı önlem almak bizim en tabiî hakkımızdır. Bu bölgede yaşayan soydaşlarımız yalnız bırakılamaz. Bizim, bunların geleceklerini garanti altına almamız lazımdır, burada oluşacak yapıda bunların söz sahibi olması lazımdır.

Türkiye'nin millî savunma politikasını yönlendiren temel ilke, Büyük Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" vecizesiyle belirlenmiştir. Bölgenin geleceği, ülkenin geleceğiyle yakinen ilgilidir; bitaraf kalmamız mümkün değildir.

Bilmeliyiz ki, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Ulusunun ayrılmaz bir parçasıdır; gücü, ulusun gücünü yansıtır.

Bu vesileyle, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin milletimiz ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına hayırlı olmasını diler; Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir; zamanı gayet iyi kullandınız.

AK Parti Grubu adına ikinci konuşmacı, Batman Milletvekili Sayın Ahmet İnal.

Buyurun Sayın İnal. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET İNAL (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 2004 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükümetimiz, sürdürülebilir bir kalkınma ve küresel ölçekte rekabet edebilir, güçlü bir ekonomi için, reel sektörü önemli bir faktör olarak görmektedir. Bu nedenle, acil eylem planı ve hükümet programı, ekonomiyi yeniden yapılandırarak ve reel sektörü harekete geçirerek, büyümeyi, üretimi artırmayı ve kalkınmayı amaçlamaktadır.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, görev alanı gereği, 200'ün üzerinde sektörü harekete geçirmekte ve istihdam sorununun çözümüne önemli katkılar sağlamaktadır.

İnşaat sektörü, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, ekonomi açısından önemli bir faaliyet alanıdır. Başka bir deyişle, yapı sektörü, ülkemizin rekabet gücünün temel altyapısını inşa eden, son derece değerli ve güçlü bir sektördür. Bu sektörün muhatabı, lokomotifi ve düzenleyicisi olan Bayındırlık ve İskân Bakanlığının bütçesi ve faaliyetleri hakkında bilgi arz etmek istiyorum.

İnşaat sektörünün öneminin bilincinde olan hükümetimiz, acil eylem planında duble yol ve toplukonut projelerine öncelik vererek, inşaat sektörünün canlanmasına; dolayısıyla, istihdam artışını sağlamaya çalışmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bağlamda, duble yol çalışmalarına değinmek istiyorum. Hükümetimiz, acil eylem planında 15 000 kilometre bölünmüş yol projesi sözü vererek, yıllardır kanayan yara haline gelen ve her yıl binlerce vatandaşımızın ölümüne ve maddî kayıplara neden olan trafik kazalarını asgarîye indirme gayreti içerisindedir.

Geçmiş dönemlerde, cumhuriyet tarihi boyunca, şehiriçi geçişleri dahil olmak üzere, yapılmış olan, bölünmüş yol miktarı 3 859 kilometre iken, sekiz ay gibi kısa bir süre içerisinde, 1 600 kilometrelik bölünmüş yol yapılmıştır. Bu hedefler gerçekleştirilirken, Karayolları Genel Müdürlüğünün genel bütçeden aldığı pay, 1960 yılında yüzde 13,3 iken, 2001 yılında yüzde 2,1'e, 2003 yılında ise yüzde 1,6'ya gerilemesine rağmen, cumhuriyet döneminin en düşük ödeneğiyle, rekor seviyede, bölünmüş yol yapımı gerçekleştirilmiştir.

Tabiî, bazı arkadaşlardan "bölünmüş yolu alkışlıyoruz; ancak, kalitesinden şikayetçiyiz" şeklinde bir eleştiri alıyoruz. Bu kadar az bir ödenekle ve programda, projede, bütçede olmamasına rağmen, 1 600 kilometrelik yolu yapan Karayolları Genel Müdürlüğünü ve bu talimatı veren Sayın Başbakanımızı ve bunun uygulayıcısı olan Sayın Bakanımızı, bence, burada, alkışlamak ve tebrik etmek lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bölünmüş yollardan bir kısmını sizlere arz edeyim: Aydın-Denizli arası 88 kilometre, Denizli-Çardak, Denizli-Buldan 38 kilometre, Şereflikoçhisar-Aksaray yolu 100 kilometre, Sivrihisar-Eskişehir yolu 67 kilometre; Kırıkkale-Kayseri yolunun 154 kilometresi tamamlanmıştır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Şubesinin istatistikî verilerine göre, bu yollarda, duble yol yapımından önceki trafik kazaları oranında ciddî bir düşüş yaşanmıştır. Aynı şekilde, 2003 yılı içerisinde konut seferberliği çalışmalarına da başlanmış olup, kısa ve orta vadeli program dahilinde ülke genelinde konut yapımı gerçekleştirilecektir. 2003 yılı ekim sonu itibariyle 6 083 konut inşaatı, altyapı, sosyal donatı ve çevre düzenlemeleriyle birlikte başlatılmıştır. İhale edilecek konut sayısı 20 000 olarak beklenmektedir. 2004 yılı konut hedefi ise, 100 000 konut olarak düşünülmektedir.

Bütün imkânsızlık ve ödenek yetersizliğine rağmen, düzenli, özverili çalışmalarından dolayı başta Sayın Bakan olmak üzere, şahsında, emeği geçen herkesi kutluyorum. Mesai mefhumu gözetmeksizin ülkeyi bir şantiye haline sokarak yapmış oldukları hizmetleri, bu kapsamda yaratılan istihdam ve katmadeğeri şükranla takdir ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu başarılı çalışmalara ilaveten, Bakanlığın bir başka çalışmasından bahsetmek istiyorum. Bingöl İlimizde 1 Mayıs 2003 tarihinde meydana gelen deprem dolayısıyla hükümetimiz ve Bayındırlık Bakanlığımız derhal harekete geçerek, acil önlemleri zamanında alarak vatandaşımızın ıstırabına çare olmuş ve geçici iskân meselesini çözmüştür. Bu vesileyle, Bingöl depreminde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Hemen akabinde yaklaşık 6 000 kalıcı konutun yapımına başlanmış, bugüne kadar örneği görülmemiş düzen ve disiplin içinde yapım faaliyetleri sürdürülmüştür. Takdire şayan bir süre içerisinde kaliteli, standardı yüksek konutlar yapılmış ve tamamına yakın bölümü hak sahiplerine teslim aşamasına getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığın ana hizmet birimlerinden olan, kamuya ait binaların yapımını gerçekleştiren Yapı İşleri Genel Müdürlüğü, bildiğiniz gibi, bakanlıkların, Jandarma Genel Komutanlığının ve kamuya ait çeşitli kurum ve kuruluşların binalarını, altyapı hizmetlerini, arsa bilgilerini toparlamakta, projelendirmekte ve ihale işlerini yapıp, bu projeleri bitirmektedir. Bu çalışmaları takdirle karşılıyoruz.

Yine, Afet İşleri Genel Müdürlüğümüz, özellikle afet zamanlarında, eskiden olduğu gibi çok atıl değil de, daha hızlı bir şekilde meseleye koyulmaktadır.

Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasında fizikî planlamaları yapan Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğünün çalışmaları takdir edilmelidir.

Yine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile kamu tesislerinin ve çeşitli sektörlerin arazi ve arsa temin çalışmalarını yürüten Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün çalışmalarını takdirle izlemekteyiz.

Borçlarını ödeyemez durumdayken bir yıl içerisinde borç verir duruma gelen, belediyelere büyük hizmet verip kaynak sağlayan İller Bankası Genel Müdürlüğünün çalışmalarından da bahsetmek istiyorum.

İller Bankası Genel Müdürlüğü, 16'sı büyükşehir belediyesi olmak üzere, 3 215 belediye, 81 il özel idaresi, 2 ilçe özel idaresi, 15 su ve kanalizasyon idaresi olmak üzere, 3 314 mahallî idare birimine hizmet sunmaktadır.

İller Bankası, 2003 yılı içerisinde 1 090 adet projeye kaynak sağlamıştır. 2004 yılı yatırım programı içerisinde bitirilebilecek işlere öncelik verilmiş ve 806 adet projenin bitirilmesi hedeflenmiştir.

Hükümetimiz, belediyelere verilen kredi faizlerinin oranını yüzde 50'den yüzde 36'ya düşürmüştür. Ekonomideki olumlu gelişmelere paralel olarak, faiz oranının, 2004 yılı içerisinde daha da aşağıya çekilmesi planlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli bir konuya daha değinmek istiyorum. Geçmişte Bayındırlık ve İskân Bakanlığı denince, akla sadece yolsuzluklar gelirdi. Şimdi, çok şükür, hükümetimizin kuruluşundan bu yana onüçbuçuk ay geçti...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın İnal, lütfen, toparlayın.

AHMET İNAL (Devamla) - Başkanım, toparlıyorum.

O gün bugün, onüçbuçuk ay içerisinde bu bakanlık hakkında bir tek şaibeli söz duyulmamıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Aslında, Bayındırlık Bakanlığının bütçesi görüşülürken, belki de rakamlara hiç değinmemek lazım, sadece bu yolsuzlukları konuşmamız lazım. Geçmişte, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında keşiflerin bilinçli olarak yüksek yapıldığı ve komisyonların bu yüksek keşfe göre alındığı hepimizce bilinmektedir. Şimdi, çok şükür, artık, bu yolsuzluk ifadeleri duyulmamakta; çünkü, bir milleti, bir devleti ve bir nesli yok eden yolsuzluk ve bunun beraberindeki ahlaksızlıklardır.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Biz de onu söylüyoruz, biz de, aynı şeyleri söylüyoruz. Dosyaları getirin diye boşuna demiyoruz. Devam et sen.

AHMET İNAL (Devamla) - İşte, tebrik etmemiz lazım bunu.

BAŞKAN - Siz devam edin efendim, lütfen.

AHMET İNAL (Devamla) - Tebrik edilmesi gereken diğer bir husus ise, bir yıl içerisinde, Bayındırlık ve İskân Bakanlığındaki zihniyet değişikliğidir. Bunun nedeni, Sayın Başbakanımızın ve hükümetimizin ülkeye hizmet anlayışıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, 2004 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı hizmetlere vesile olmasını Yüce Mevladan diliyor, Grubum ve şahsım adına, Meclisimizin Yüce Heyetine ve halkımıza saygılarımı, selamlarımı arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın İnal.

AK Parti Grubu adına üçüncü konuşmacı, Rize Milletvekili Sayın Abdulkadir Kart; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULKADİR KART (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 2004 malî yılı bütçe tasarısı üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığımız, gerçekten, ülkemizin en büyük yatırımcı kuruluşlarından bir tanesi. Dolayısıyla, böylesine, yatırımların fazla olduğu bir bakanlık hakkında 9 dakika içerisinde görüşlerimi ifade etmem çok zor. Ancak, özetle, görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.

Benden önce, gerek muhalefetten gerekse bizim Grubumuzdan söz alan arkadaşlarım düşüncelerini ifade ettiler; hepsine teşekkür ediyorum. Ancak, ben çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, -gerçi az önce Ahmet Bey de bahsetti- Bayındırlık ve İskân Bakanlığı denilince, akla ilk gelen şey, bu ülkede, maalesef, ihale yolsuzluklarıydı. Bundan dolayı birçok bakan, birçok bürokrat yargılandı ve hâlâ yargılanmaya devam ediyor. Ama, bakın, bugün burada Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesi görüşülüyor, kimse yolsuzluklarla ilgili bir tek cümle söyleyemiyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SEDAT PEKEL (Balıkesir) - Söyleyecek... Söyleyecek...

ABDULKADİR KART (Devamla) - Ya ne söyleniyor; hükümetimizin acil eylem planında da bulunan 15 000 kilometre bölünmüş yol, 100 000 konut gibi dev projeler söyleniyor. Bunun için çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Toplu Konut İdaresi, biliyorsunuz, 1984 yılında kurulmuş. Kuruluş amacı, dargelirli vatandaşları konut sahibi etmek; düzenli, planlı kentler kurmak, üretimi artırmak, işsizliği azaltmak gibi birçok amaç sıralayabiliriz. Yıl 1984, yıl 2003. Aradan tam 19 yıl geçmiş ve bu 19 yıllık süre içerisinde Toplu Konut İdaresinin ürettiği konut sayısı 43 145 arkadaşlar. Ama, bakın, şurada, bir yıldan daha az 1 süre içerisinde 6 300 civarında konut ihale edilmiş, şu anda inşaatları devam ediyor; bunların bir kısmı bitirilmiş. Mesela, Tunceli Pülümür'deki konutlar bitirilip hak sahiplerine teslim edilmiş, Bingöl'deki konutların şu andaki fizikî gerçekleşmeleri yüzde 70, yüzde 80 civarında.

FEYZİ BERDİBEK (Bingöl) - Yüzde 90.

ABDULKADİR KART (Devamla) - Adapazarı'ndaki konutlar şu anda yüzde 50'ler civarında seyrediyor ve inşallah kısa süre içerisinde bunlar bitirilip hak sahiplerine teslim edilecektir ve yine bu idaremize baktığımızda, bu yılın sonuna kadar 20 000; ama, 2004 yılı sonu itibariyle 100 000 konutu ihale etmeyi hedeflemiştir. Bu, gerçekten çok ciddî bir başarıdır.

Bazen arkadaşlar eleştiriyorlar "efendim, siz, hükümet olarak bir taraftan özelleştirmeyi savunuyorsunuz; ama, diğer taraftan Toplu Konut gibi dev bir şirket, devlet bir KİT oluşturuyorsunuz" diyorlar. Kesinlikle böyle değil arkadaşlar.

Bakın, Toplu Konut İdaresi, az önce bahsetmiş olduğum bu çalışmaları yürütmek için bir tek mühendis dahi istihdam etmemiştir. Bunları müteahhitlere ihale ederek, hem de çok uygun tenzilatlarla ihale ederek müteahhitlere yaptırmaktadır; hatta hatta kontrollük hizmetlerini bile hizmet satın alarak müşavir firmalara yaptırmaktadır. Dolayısıyla, kesinlikle böyle bir anlayış olduğuna ben katılmıyorum.

Yine, Bakanlığımıza bağlı bir diğer ve çok önemli kuruluşumuz Karayolları Genel Müdürlüğümüzdür.

Bakın, Karayolları Genel Müdürlüğü, hakikaten, bu ülkede, oturmuş çok ciddî bir kuruluştur, dalında ihtisas sahibi olmuş bir kuruluştur.

Bakın, Karayollarının, seksen yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca yapmış olduğu bölünmüş yol miktarı 3 859 kilometredir. Sayın Bayındırlık Bakanımızın sunuş notlarında bu rakamlar vardır, siz de görebilirsiniz; ama, şu anda bakıyoruz, şurada, bir yıllık bir süre içerisinde, çok kısa bir süre içerisinde 1 600 kilometre gibi çok ciddî sayılabilecek miktarda bölünmüş yol yapmıştır ve bunları yaparken, bakın, Karayolları bütçesine de bir göz atmak lazım. Karayolları Genel Müdürlüğü her geçen yıl millî bütçeden daha az ödenek almasına rağmen bunları başarmıştır.

Bakın, 1960'lı yıllarda Karayolları Genel Müdürlüğünün millî bütçeden almış olduğu pay, yüzde olarak söylüyorum, yüzde 13,3'tür; 1970'li yıllarda yüzde 7,7'dir; 1980'li yıllarda yüzde 4'tür; ama, periyodik olarak azalarak 2003 yılında yüzde 1,6, 2004 yılında ise yüzde 1,4 gibi gerçekten çok düşük bir orandır. Bu konuda ihtisas sahibi olanlar bilirler ki, Karayolları Genel Müdürlüğünün, millî bütçeden, ortalama yüzde 5 civarında pay alması gerekir; ama, diyeceksiniz ki, bu gelirler azalmasına rağmen, millî bütçeden daha az pay almasına rağmen, bu başarı nerede? İşte, arkadaşlar, bu başarı, AK Parti Hükümetinde, AK Parti zihniyetinde. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kimseyi suçlamak için söylemiyorum, ama, maalesef, bu böyledir; bunu hepiniz bilirsiniz. Bugüne kadar atıl durumdaki iş makineleri, pasif durumdaki personel, oradaki işçi ve mühendis arkadaşlarımız aktif hale getirilerek kısa sürede bu başarı sağlanmıştır. İnşallah, dönemimiz içerisinde, acil eylem planımızda da bahsettiğimiz gibi, 15 000 kilometre bölünmüş yolu bitireceğiz.

Şimdi, bir başka arkadaşımız "bölünmüş yol yapıyorsunuz; ama, bunlar bir taraftan bozuluyor" diyor; bu arkadaşımız kısmen haklı olabilir.

Bakın, arkadaşlar, bu işi bilenler bilir. Yol işi, asfalt işi, belirli mevsimlerde yapılır; özellikle asfalt, biliyorsunuz, yaz aylarında yapılır; ama, hükümetimiz, bu programını gerçekleştirebilmek için, yaz demeden kış demeden, gece demeden gündüz demeden çalışarak, programına, hedefine ulaşmaya çalışıyor; ama, siz, yapılan işin miktarına, metrajına ve maliyetlerine baktığınız zaman, bu bozulmaların ihmal edilebilecek kadar az olduğunu ve Türkiye'deki muhtelif yapılarda da olduğunu göreceksiniz diye düşünüyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu vesileyle, biraz da Karadeniz sahil yoluna değinmek istiyorum. Bakın, Karadeniz sahil yolu bu ülkede çok konuşuldu; yazıldı, çizildi, yolsuzlukların olduğu söylendi. Tabiî, yolsuzluklara biz karşıyız; varsa bir yolsuzluk, sonuna kadar üzerine gidilmesi gerektiğine inanıyorum ve bu noktada ilk destek verecek olan bir milletvekili olduğumu buradan taahhüt ediyorum; ancak, biz yola karşı değiliz, Karadeniz sahil yolu mutlaka yapılmalıdır.

Bakın, Karadeniz sahil yolu, Sinop İlimizden Sarp Sınır Kapısına kadar uzanan, 715 kilometre uzunluğunda, 7 ili, birçok ilçe ve beldeyi, birçok limanı birbirine bağlayan, ekonomik değeri oldukça yüksek olan bir yoldur. Hatta, bu yol, ülkemizi Kafkasya'ya ve Türkî cumhuriyetlere bağlayan, dolayısıyla, Asya Kıtasını Avrupa Kıtasına bağlayacak olan güzergâhın çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu yol, ilk olarak, 1960'lı yıllarda düşük standartlı olarak, tek şeritli olarak planlanmıştır. O yıllarda bu yol planlanırken, yıllık ortalama günlük trafik yoğunluğu -bu, karayolları terimidir; YOGT dediğimiz, kabaca, günde o yoldan ortalama geçen araç sayısıdır- o yıllarda minimum 200, maksimum 900 araç olacak şekilde projelendirilmiştir; ama, bugün itibariyle, bu yolda, ortalama YOGT 10 000, 15 000'leri bulmaktadır. Hatta hatta, bazı lokal kesimlerde, mesela, Rize şehir geçişinde bu rakam 21 500'dür, Trabzon şehir geçişinde bu rakam 55 000'dir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kart, mikrofonu açıyorum.

Toparlayınız efendim.

ABDULKADİR KART (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Dolayısıyla, bu yolun çok hızlı bir şekilde, bir an önce bitirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Efendim, bu yol çok maliyetli bir yoldur; doğrudur, Karadenize gidenler bilir. O bölgenin jeolojik ve topografik yapısı nedeniyle, altyapı hizmetleri açısından, yol hizmetleri açısından pahalı bir iştir; ama, maalesef, yapılması gereken bir yoldur.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ben, burada, şu teklifi yapmak istiyorum: Gerçi, az önce Karadeniz sahil yoluyla ilgili konuştuklarım konusunda Sayın Bakanımla hemfikirim; kendisine teşekkür ediyorum, o yolla ilgili çok büyük gayret sarf ediyor. Sayın Başbakanımız da çok duyarlı. Zaten, bu yolun, 2005 yılı sonu itibariyle bitirileceğini taahhüt ettiler. Ancak, böyle düşünmeyen arkadaşlar da var. Bunlar için, ben şunu söylüyorum: Değerli arkadaşlar, önümüzdeki yaz sezonunda hepinizi Rize'ye davet ediyorum, bizim misafirimiz olun; gelirseniz şeref verirsiniz. Yalnız, bir tek şartım var, karayoluyla geleceksiniz; uçakla gelmek yok. Siz, Samsun'dan Sarp Sınır Kapısına kadar gittiğiniz zaman, oradaki yolun durumunu gördüğünüz zaman, oradaki trafik yoğunluğunu gördüğünüz zaman, o bölgedeki bakir durumdaki turizm potansiyelini gördüğünüz zaman, inanıyorum ki, önümüzdeki yasama yılında, bu yolu, en az benim kadar savunur hale geleceksiniz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sürem doldu; ama, bir iki cümleyle şu genel bütçe durumuna da bir değinmek istiyorum. Bakıyorum, arkadaşlarımın burada eleştirdiği konular, genellikle, yatırımlarla ilgili konular. Efendim, yatırım, ödenek az; her tarafta bu konuşuluyor. Doğrudur, ödenek az. Ödenek neden az. Bakın, 2004 malî yılı bütçesinde bu ülkenin toplam ödeneği, toplam bütçesi 160 katrilyon lira civarındadır. Bunun, yaklaşık 66 katrilyonu faiz gideridir; Türkiye'nin iç ve dışborcuna karşılık ödemesi gereken faiz miktarıdır. Bunun bir diğer anlamı, Türkiye Cumhuriyeti, haftada, 1 katrilyon 270  trilyon lira faize ödüyor. Bir diğer deyişle, bütçenin yüzde 41'ini oluşturuyor. Yatırımlara ayırabildiğimiz pay 7,3 katrilyon civarında. Yani, biz, bu ülkede yatırımlara ayırmış olduğumuz paranın 9 katını faiz giderine harcıyoruz. Öyle ise, iktidar demeden, muhalefet demeden hep birlikte el ele vererek bu borçlarımızı ödeyip bu faiz belasından kurtulmamız lazım. Bunu nasıl yapacağız; arkadaşlar, bunu yapabilmek için çok kısa sürede ekonomiye kazandırabileceğimiz bazı projeler üretmemiz lazım, bazı adımlar atmamız lazım. Bana göre bunlardan bir tanesi şudur. Gerçi, bunu böyle yerel seçimler arifesinde konuşmak belki çok doğru değil; ama, mutlaka bir imar affı, imar düzenlemesi kanunu tasarısı getirtmemiz lazım. Bundan dolayı bu ülkeye en az 20 milyar dolar gibi bir kaynak sağlarız, hem de çok kısa süre içerisinde, bir sene içerisinde.

Bir diğer proje de, iki defa bu Meclise gelip, maalesef, Cumhurbaşkanımız tarafından reddedilen, orman vasfını kaybetmiş arazilerin satılması hadisesidir. Gerçi, birkaç arkadaş değindi, bundan dolayı Sayın Bakanımızı tenkit ettiler; ama, ben, Sayın Bakanımızı tebrik ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu hadise, hem yılların kanayan hadisesidir, bunun çözülmesi gerekir hem de bundan dolayı bütçemize kısa sürede en az 25 milyar dolar gibi bir katkı sağlarız. Sadece bu iki projeyi yaparsak, inanıyorum ki, bir sonraki yılki bütçede, yani 2005 yılı bütçesinde faiz giderimiz 66 katrilyonlardan 30 katrilyonlara düşer, oradan artan paralarla da yatırım yaparız. İşte, bugün 1 kilometre yol yapıyorsak, o zaman 5 kilometre yol yaparız; bugün 1 okul yapıyorsak, o zaman 5 tane okul yaparız. Böyle düşünürsek, inanıyorum ki, bu işleri aşarız. Yoksa, muhalefet partisi de iktidarda olsa, bir başka parti de gelip iktidarda olsa hiç fark etmez; çünkü, bunlar Türkiye'nin gerçekleridir, bunları hepimizin bilmesi gerekir.

Ben, hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, Bayındırlık Bakanlığı bütçemizin, başta Bayındırlık Bakanlığımıza ve tüm ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

AK Parti Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın Ali Osman Sali, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Sali, süreniz 9 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığı ile bağlı kuruluşları 2004 malî yılı bütçeleri hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Partim ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çevre ve Orman Bakanlığının 313 trilyon, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün 72 trilyon TL ödeneği bulunmaktadır, Orman Genel Müdürlüğünün ise 338 trilyon TL katma ve 751 trilyon TL döner sermaye bütçesi vardır. Bu bütçelerle azamî hizmetin üretilmesini temenni ediyorum.

Ben, öncelikli olarak, orman kadastrosu ve orman-köy ilişkilerine değinmek istiyorum. 1937 yılından beri bir türlü tamamlanamayan orman kadastrosu ve genel kadastronun, bakanlıklararası işbirliğiyle 2005 yılı sonuna kadar bitirilmesinin planlanmış olmasını memnuniyetle karşılıyorum; çünkü, kadastro ve tapulama işlemlerinden sonra, halkımız, mülkünün resmî anlamda da sahibi olacaktır. Ancak, hadise, orman köylülerimiz açısından bu şekilde cereyan etmemektedir. Orman köylüleri, bölgesinde, yöresinde, ilçesinde orman kadastrosu tamamlandığında, kırk yıl, elli yıl ve hatta hatırlanamayan yıllardan beri kullandığı arazilerinin, meyvelik, zeytinlik ve bağlarının artık orman arazisi kabul edildiğini şaşkınlıkla görmektedirler. Keza, mülkiyet kadastrosu yapılıp tapularına sahip olmalarından belli bir zaman sonra, orman idaresince açılmış tapu iptal davalarına muhatap olabilmektedirler. Gerekçesi ise, mevzuata göre buraların orman kabul edilmesidir. Yine, mevzuata göre, tarım arazisi olup kadastro çalışmaları esnasında ormanlaştığı, hatta, birkaç ağaç fidanının yetiştiği görülmüşse, bu araziler de orman olarak tescil edilmektedir; yani, kurulan ters bir mantıkla, orman alanları genişletilmeye çalışılmaktadır. Tabiî ki, hepimiz, orman alanlarının genişletilmesini temenni ediyor, talep ediyoruz; ama, bu yöntemle değil.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde, değişik süreç ve düzenlemelere tabi olarak orman kadastrosu ve mülkiyet kadastrosu yapılmıştır ve yapılmaktadır. Özellikle, 1980 yılından önce yapılan kadastro çalışmalarında, eski tarihli haritalar ve hava fotoğrafları esas alınmıştır. Bu belgeler, her bölgede farklı isimlendirilmekle beraber, örneğin "1944 haritaları" ya da "1960 hava fotoğrafları" gibi isimlerle anılmaktadır. Kadastro çalışmaları esnasında yürürlükte olan mevzuata göre orman kabul edilen arazi, meyvelik, zeytinlik gibi alanların, 1982 Anayasasına göre düzeltme kadastroları yapılıp orman dışına çıkarma uygulamaları henüz yapılamamıştır. Yani, 1982 Anayasasına göre yeniden kadastro çalışmaları yapıldığında, bu yerler, orman sınırları dışına çıkarılarak satılması gereken mülk vasfındadır. Kadastro yapıldığı dönemdeki mevzuata göre kesinleşmiş kadastro sonuçları, düzeltme kadastroları yapılamadığı için, orman köylülerimizi rahatsız etmekte, davalar açılmakta, hatta, mahkumiyetler söz konusu olmakta ve bu durum, orman-köylü ilişkilerini zedelemekte, olumsuz etkilemektedir. Bu sorunu çözmek için ne yapmak gerekir:

1- Hiç kadastrosu yapılmayan ormanların kadastrosu tamamlanmalıdır; çünkü, ilk kadastro çalışmaları tamamlanmadan düzeltme kadastrolarına sıra gelmemektedir.

2- 1982 Anayasasından önce kesinleşmiş kadastroların düzeltme çalışmaları ile Anayasada ve 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesinde öngörülen uygulamalar yapılmalıdır. Düzeltme kadastrolarının getireceği zorluklardan kaçınılmamalı ve işlemler, alternatifleriyle beraber değerlendirilmelidir.

Diğer yandan, 6831 sayılı Kanunun 2/A maddesi uygulamaları -bu konu hiç gündeme gelmemektedir- en kısa zamanda yapılarak, bu alanlar da orman köylülerimize verilmelidir.

Burada, özellikle sizlerle paylaşmak istediğim bir husus var. Orman köylülerimiz, gönüllerinin huzur bulabileceği mesafelerdeki kamu arazilerine taşınma fikrine sıcak yaklaşmaktadır. Bu amaçla, hazine arazileri ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı olan devlet üretme çiftliklerinden yararlanılabilir. Bu arazilerin orman köylülerinin iskânında kullanılması devletimiz açısından çok kazançlı olacaktır. Şöyle ki: Orman köylerimize -hepinizin de bildiği üzere- kamu hizmeti götürmek son derece pahalıdır. Ayrıca, orman köylülerimizin ulaşımdan kaynaklanan ilave maliyetleri vardır. Yine, bu bölgelerde fidanlar kolaylıkla yetişebilmektedir, hiç masraf gerekmemektedir. Bu yapıldığında, devletimiz, bu açıdan da kazançlı çıkacaktır.

Yine, belirtmek istediğim bir başka husus, Orköy kaynaklarının kullanımında yasal bir çerçeve olmamasıdır; yani, Orköy kredileri idarî düzenlemelerle yürütülmektedir. Bu konuda yasal düzenleme yapılarak, ormanların korunmasına da katkı sağlayacak şekilde, orman köylülerimizin sorunlarının çözümüne etkin katkı sağlanmalıdır. Örneğin, neler yapılabilir; nakil talebinde bulunan, halen köyünde oturmak istemeyip bir başka bölgeye nakil talep eden köylülerimize Orköy kaynaklarından kredi verilebilir. Keza, 2/B maddesi uygulamalarında, satış esnasında, kredi kullandırılabilir. Hükümetimizin ve özellikle, Çevre ve Orman ve Tarım ve Köyişleri Bakanlıklarımızın bu önerilerimize hassasiyetle eğileceğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, ormanlarımızın yarısı verimsiz alanlardan oluşmaktadır. Bunların rehabilite edilmesi, uygun yerlerde yeniden orman tesis edilmesi gerekmektedir. Bakanlık, bir yandan kendi teşkilatı aracılığıyla orman köylülerini çalıştırarak, diğer yandan özel ormancılığı teşvik ederek bu alandaki faaliyetini yoğun olarak sürdürmektedir. Bakanlıkça, okullara, askerî birliklere, belediyelere, kamu kurumlarına, vakıflara, derneklere, köy tüzelkişiliklerine bedelsiz olarak fidan dağıtımı yapılması, Kara Avcılığı Kanunuyla avlak işletmeciliği getirilerek 2004 yılı içinde 100 adet avlak alanının işletmeye açılacak olması, av turizmine gerekli önemin verilerek 2004 yılında tahminen 10 000 000 dolar gelir kazanılmasının planlanması; orman politikasında, devlet ormancılığından, katılımcı mekanizmalarla "halkla birlikte ormancılık" olarak ifade edebileceğimiz millet ormancılığına geçiş çalışmalarının başlatılması, zor şartlarda hayatlarını idame ettiren ve toplumun en alt gelir grubunda yer alan orman köylülerimizin tarım ve hayvancılığa elverişli arazilerinin azlığı, köylerin uzak, dağınık ve küçük birimler şeklinde oluşu, temel altyapı hizmetlerinden yeterince yararlanamamaları göz önünde bulundurularak, bu kesime yapılan payın yüzde 50 artırılmak suretiyle 500 trilyon aktarılması, orman köylüsüne üretim karşılığı yüzde 23,6 oranında zam yapılmak suretiyle destek sağlanmış olması, ormanların korunmasının köy tüzelkişilikleri eliyle yapılması ve bu amaçla 1,1 trilyon TL ödeme yapılması ve -özellikle belirtmek istiyorum değerli arkadaşlarım- orman köylüsüne ve kooperatiflerine üretimde büyük engel çıkaran 4734 sayılı Kamu İhale Yasasının ilgili maddelerinde gerekli değişikliğin ve düzenlemelerin yapılması çalışmalarını ve diğer çalışmaları destekliyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çevrecilik 21 inci Yüzyılın yükselen değeridir ve ülkemizde de gereken önem ve önceliğin verilmesi gerekir. Çevre konusuna Kilis Milletvekilimiz Sayın Veli Kaya ağırlıklı olarak değineceğinden, ben bu hususta vaktinizi almayacağım.

Değerli milletvekilleri, meteoroloji işleriyle ilgili hizmetlerde en ileri teknolojilerin kullanılması, nokta tahminlerin yapılması, tahminlerde dünya standardının yakalanması ve tahmin isabet oranlarının yüzde 80'in üzerinde olması, ülkemiz açısından sevindiricidir. Mezkûr Genel Müdürlüğümüzü, başarılı çalışmalarından dolayı kutluyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; orman içinde ya da kenarında yaşayan köylülerin katılım, eğitim ve kalkınma çabalarının desteklenmesi, eğitimin, donanımın, yönetimin ve örgütsel yapıların iyileştirilmesi yoluyla ormancılık hizmetlerinin çağdaşlaştırılması, özel ağaçlandırma alanlarının genişletilmesi, şehirlerde yeşil kuşakların oluşturulması, orman işletmeciliğinde ekonomik, sosyal ve ekolojik işlevler dengelenerek fonksiyonel planlamaya gidilmesi, orman varlığı ve yaban hayatının korunması, geliştirilmesi, ormanlardan çok yönlü faydalanılması, orman yangınları ve diğer doğal afetlere karşı hızlı ve etkili müdahale edebilecek bir sivil hava gücü kurulması için gerekli çalışmaların yapılması temennisiyle, çalışmalarından dolayı, Sayın Bakan başta olmak üzere, Çevre ve Orman Bakanlığının bütün yetkililerini kutluyor, 2004 malî yılı bütçesinin hepimize hayırlı olmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sali.

AK Parti Grubu adına son konuşmacı, Kilis Milletvekili Sayın Veli Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA VELİ KAYA (Kilis) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığının 2004 malî yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Çevre ve Orman Bakanlığının bütçesi üzerinde konuşmadan önce, ben de, Bayındırlık Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığımızla ilgili birkaç söz etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Kilis, malumunuz olduğu üzere, henüz yeni il olmuş bir kentimiz; fakat, Gaziantep'e 50 kilometre uzaklıkta olan, yolu, otuz yıldır gidilip gelinemeyecek kadar kötü. Bu yolda, binlerce insanın trafik kazası neticesinde öldüğünü biliyoruz.

Her iktidar döneminde, milletvekillerinin, bu yolun yapılması için ellerinden geleni yapmalarına rağmen, maalesef, hiçbir yönetimde, hiçbir dönemde bu yolun önemi anlaşılmamış, hep gözardı edilmiştir; ancak, bu dönem, Sayın Bakandan böyle bir istirhamımız oldu; Kilis ile Gaziantep arasındaki 50 kilometrelik yolun, bölünmüş yol kapsamına alınmasını rica ettik. Kendisinin, bize o kadar olumlu bir yaklaşımı oldu ki, Bayındırlık ve İskân Bakanı Müsteşar Yardımcısını, Karayolları Genel Müdürünü, Daire Başkanını ve Bölge Müdürünü, beraberimde olmak üzere, Kilis'e kadar gönderdiler. Konuyu yerinde inceledik ve bir hafta sonra Kilis-Gaziantep yolu da bölünmüş yol statüsüne alındı. Ben, bu vesileyle, Bakanı ve bürokratlarını, huzurlarınızda bir kere daha tebrik etmek istiyorum; otuz yıldır kanayan bir yaraya neşter atmışlardır.

Bunun akabinde -biliyorsunuz, Kilis bir sınır ilidir; Suriye ile çok önemli ekonomik ilişkilerimiz bulunmaktadır- Suriye'ye açılan Öncüpınar Sınır Kapısına Nurdağı'ndan bir bölünmüş yol projesini hazırlamaktadırlar. Bu vesileyle, ben, Bayındırlık Bakanlığına ve Karayollarına bir kere daha teşekkür ediyorum.

Millî Savunma Bakanlığımıza gelince; değerli arkadaşlarım, yıllardan beri, yani, elli seneden beri, güney ve güneydoğu illerimizin sınırında bir mayınlı bölge bulunmaktadır. Bu mayınlı bölgelerimizde binlerce insanımız ölmüş, binlerce insanımız da sakat kalmıştır. Bunun, modern bir ülkeye yakışmadığını defalarca söyledik, seçim öncesi programlarımıza da aldık. Sağ olsunlar, bu sene, gerek Millî Savunma Bakanlığımız gerekse Genelkurmay Başkanlığımız, 226 000 dönüm olan bu mayınlı sahanın mayınlardan temizlenmesiyle ilgili önemli bir projeyi başlattılar. İnşallah, en yakın zamanda bu mayınlı sahalar temizlenip ekolojik tarıma açılacak.

Ben, Çevre ve Orman Bakanından, bu bakir olan, henüz pestisitlerin kullanılmadığı alanın çevreye uygun bir şekilde, ekolojik tarıma açılmasını ve bunun koordinasyonunun çok iyi sağlanmasını özellikle rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, fiziksel, biyolojik, kültürel ve sosyal boyutlarıyla canlı ve cansız unsurlardan oluşan çevre ve orman, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de korunarak, yaşatılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve aynı zamanda, ihtiyacımızı yine doğamızdan temin ederek çevre ve ormanlarımızın zarar görmemesini sağlamak, tüm insanların, toplumların ve devletlerin ortak sorumluluğudur. İşte, bu anlayış, dünyamızda ortak ve egemen bir görüş olarak benimsenmiş ve "sürdürülebilir" kavramının geliştirilmesi sağlanmıştır. Bu genel yaklaşıma paralel olarak, Türkiye de gerek ulusal gerekse bölgesel ve uluslararası platformda çalışmalarını sürdürmektedir.

Bugün, çevre hakkı, bütün demokratik toplumlarda insan haklarıyla birlikte önemli bir hak olarak kabul edilmektedir. Anayasamızın da tanıdığı bu hakkın yeterince kullanılabilmesi, bugüne kadar yapılan çalışmaların daha etkili hale getirilmesi ve geliştirilmesiyle mümkün olabilecektir.

Gerek taraf olduğumuz uluslararası anlaşmaların bir sonucu olarak gerekse Avrupa Birliğine üyeliğimiz nedeniyle, yaşama  standardımızın öngörülen direktiflerle uyumlu olarak yükseltilmesi için çevre ve orman konusunda ihtiyaç duyulan yasal, idarî ve malî tedbirlerin de kısa sürede alınması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu nedenle, hükümetimizce, 2872 sayılı Çevre Kanunu, bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, yeniden düzenlenerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur. Tasarı, halen komisyonda görüşülmektedir. Bunun akabinde, yine, Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı da pek yakın sürede komisyona intikal ederek, inşallah, yasalaşacaktır. Bu sözünü ettiğim iki kanun tasarısı, geçmiş yıllarda defaatla hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmesine rağmen, maalesef, çıkarılamamıştır. İşte, Avrupa Birliğine girmek üzere olduğumuz bu dönemde, bu iki kanun tasarısının acilen çıkmasını ben de canı gönülden arzu ediyorum. 

Diğer taraftan, Çevre ve Orman Bakanlığının kurumsal yapısının güçlendirilmesi, gelişen hizmet alanlarını yeterli düzeyde yapabilmesi için, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, naçizane, ben, Çevre Bakanlığında uzun yıllar yöneticilik yaptım. Çevre Bakanlığı personelinin, fiziksel yetersizliklerden dolayı çok önemli hizmetleri yeteri kadar yapamadığını gördüm. Ücret eşitsizliğini Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım da anlattılar; hakikaten, neşter vurulması gereken olaylardan bir tanesi.

Değerli arkadaşlarım, Çevre ve Orman Bakanlığı, kadro yetersizliği nedeniyle kendi kadrosunu bu zamana kadar kuramadığından dolayı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesi gereğince, sözleşmeli personel istihdam etmektedir. Bu sözleşmeli personel standardına baktığınız zaman, Türkiye standardının üzerinde çocuklar olduğunu görüyorsunuz. Hepsi yabancı dil biliyor, hepsinin yüksek lisansı ve doktorası var. Bu çocukların hizmetlerini görmezden gelmemek bizim aslî görevimizdir. Bu çocukların kadroya geçirilmesi lazımdır. Sayın Bakanımızdan, bu konuda özellikle istirhamda bulunuyorum; çünkü, bu çocuklar, kendilerini güvende hissetmedikleri için, çeşitli özel kurumlara ve diğer kamu kurumlarına giderek, hizmetlerini başka yerlere aktarmak durumunda kalıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğinin belirlediği 31 uyum alanından biri de, çevre konusudur. 2000 yılı itibariyle, 174 adet Avrupa Birliği direktifine uyum sağlanması, yoğun ve hızlı bir çalışmayı da gerektirmektedir. Çevresel etki değerlendirmesi, çevresel bilgiye erişim, hava kalitesi, atık yönetimi, gürültü, endüstriyel kirlilik ve risk yönetimi, kimyasallar ve genetik yapısı değiştirilmiş mikroorganizmalar, doğa koruma, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma konularında gruplandırılan bu direktiflerin uyumuyla ilgili Çevre ve Orman Bakanlığının çalışmaları da hızla devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaya, mikrofonu açıyorum; lütfen toparlayın.

VELİ KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Bu kapsamda, 2002 ve 2003 yılları için Avrupa Birliğinin malî işbirliği programı çerçevesinde sağlanan finansal imkânlar önem arz etmektedir. Türkiye'nin, kendi coğrafyasında yapacağı çevresel iyileştirme çalışmalarının yanı sıra, taraf olduğu anlaşmalarla, bölgesel sorunları ve çevre sorunlarını da çözmek zorundayız.

Akdeniz ve Karadeniz, ülkenin önemli turizm ve balıkçılık sektörlerinin gelişme ve yaşama kaynağı olarak temiz tutulması gereken denizlerimizdir. Başlatılan çalışmaların, kısa sürede etkili olarak netice verir hale gelmesi de dileğimizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de, sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde, doğal ve çevre değerlerini koruma ve kullanma dengesini sağlamak ve gelecek kuşakların kaynak kullanım haklarını güvence altına almak zorundayız. Hızlı kentleşme ve sanayileşme sürecinde olan Türkiye'nin, artan çevre kirliliği tehdidi karşısında, yeterli tedbirleri almak zorunluluğu bulunmaktadır.

Havza bazında çevre kirliliğinin önlenmesi veya hassas ekosistemlerin korunması amacıyla, kentsel kirlilik olarak bilinen atıksu arıtma ve katı atık sorunlarının çözümünde, Çevre ve Orman Bakanlığı yönlendirici ve destekleyici olmak durumundadır.

Sanayiin yarattığı endüstriyel kirlilik sorununun çözümü ise, sanayiin, bir uyum süreci içerisinde, bu sorumluluğu yerine getirmesiyle mümkündür. Özellikle organize sanayi bölgelerinin, bu yönde eksik bulunan çevre altyapı tesislerini tamamlamaması, toplu kirlilik yükü getirmesi bakımından çok önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevrenin korunması amacıyla, sulak alanlar başta olmak üzere, zengin biyolojik kaynakların korunmasında uygulanabilir ve kuruluşlararası uyumu koruma tedbirlerinin alınması, yine uluslararası taahhütlerimiz gereği olmakla birlikte, ülkemiz adına da büyük önem taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, geçmiş yıllarda sanayicilerimize, ÇED raporu alabilmek için Çevre Bakanlığına geldiklerinde, 140 gün gibi bir süre verilmekteydi. Bu 140 günün, zaman zaman 6 ayı, 1 seneyi bile bulduğunu şahsen hatırlıyorum. Bu hükümet döneminde, bu süre, geriye çekilerek, 30 güne düşürülmüştür. Sanayicimizin mağduriyeti bu şekilde önlenmiştir. Türkiyemizin istihdamı açısından verilen bu önemin sizler tarafından da saygıya değer olduğunu biliyorum.

Çevresel yatırımların ekonomik araçlar...

BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen toparlayın.

VELİ KAYA (Devamla) - Sayın Başkanım, çok az kaldı; çünkü, çevre, biliyorsunuz, çok önemli bir konu.

BAŞKAN - Lütfen efendim... Anlıyorum; ama, son sözlerinizi alacağım.

VELİ KAYA (Devamla) - Peki, Sayın Başkanım.

Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, yine Çevre ve Orman Bakanlığının önemli kuruluşlarından bir tanesidir. Kurumun 13 koruma alanında yaptığı çalışmalar, bu alanların korunması ve ihtiyaç duyulan çevresel altyapı ihtiyaçlarının karşılanmasında da büyük katkı sağlamıştır.

Uluslararası kaynaklardan sağlanan finansman desteği, çevre konusunda diğer ülkelerin katkısının güzel bir örneğini oluşturmaktadır.

Çevreyi ve ormanları korumanın, çevreyi ve ormanları sevmekten geçtiğini, mutlaka, çocuklarımıza anlatmalıyız. Bunu, gençlerimizin daha iyi algıladığını görmekteyiz; ancak, toplumun her kesiminin bu konuda birbirini destekleyen ve geliştiren bir anlayışla katkıda bulunma yarışı içinde olmalarını da sağlamalıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevre kirliliği ve erozyonu önlemek, insan sağlığını, ekolojik dengeyi, ormanların doğal yapısını korumak, su rejimini düzenlemek, bozulan doğal dengeyi tesis etmek, kültürel ve estetik değerleri koruyarak, ekonomik ve sosyal gelişmeyi sağlamak, çevre ve ormancılık politikamızın temel ilkesini oluşturmaktadır.

Çevre ve ormanla ilgili konuların uluslararası boyutunu daima göz önünde bulunduran Bakanlığımız, uluslararası sözleşmelere ilişkin çalışmaların yanı sıra, uluslararası kuruluşlarla da ilişkilerini geliştirerek sürdürmektedir.

Küresel ısınma ve erozyon problemleriyle birlikte, su, hava, gürültü ve gürültü kirliliği, Çevre ve Orman Bakanlığının küresel boyuttaki çevre sorunlarını oluşturmaktadır.

Ülkemizin toplam orman alanı 20 700 000 hektar olup, ülke yüzölçümünün yüzde 26,6'sını teşkil etmektedir. Ormanlarımızın yüzde 51'i verimli, yüzde 49'u ise verimsiz niteliktedir. Ülkemizde, ormanlık alanlar, tarımsal ve endüstriyel yayılımın baskısı altında bulunmaktadır. Ormanlar üzerindeki baskının azaltılması ve odun hammaddesine olan ihtiyacın karşılanabilmesi için hızlı gelişen türlerle yapılacak ağaçlandırmalara önem verilmeli ve bu tür çalışmalar teşvik edilmelidir.

Ülkemizde, orman içinde ve bitişiğinde yer alan 20 000 orman köyünde, yıllık ortalama geliri 200-300 dolar civarında olan ve geçimleri ormana dayanan yaklaşık 8 000 000 insan yaşamaktadır. Bu nedenle, orman köylüsü desteklenmelidir.

Topraklarımızın yüzde 86'sında değişik oranlarda erozyon vardır. Bu nedenle, erozyonla mücadele hayatî önemi haizdir.

BAŞKAN - Sayın Kaya, mikrofonu kapatacağım. Son cümlenizi istiyorum.

VELİ KAYA (Devamla) - Peki, Sayın Başkanım.

Ben, bu vesileyle, Çevre ve Orman Bakanlığının bütçesinin milletimize ve devletimize hayırlı olmasını diliyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kaya.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahısları adına söz istekleri vardır.

Çorum Milletvekili Sayın Murat Yıldırım, lehte söz isteğinde bulunmuştur.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Yıldırım, süreniz 10 dakikadır; lütfen, aşmamanızı rica ediyorum.

MURAT YILDIRIM (Çorum) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2004 malî yılı bütçe görüşmeleri kapsamında dördüncü tur görüşmeleri hakkında şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım, 2004 yılının ve bütçemizin devletimize ve milletimize hayırlı olmasını dilerim.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, eğitime bütçede en çok pay bu dönem ayrılmıştır. Bu durum, kamuoyunda oldukça olumlu tepkiler aldı. İnsanımız, kalkınmanın eğitime yapılan yatırımdan geçtiğini biliyor. Eğitime ayrılan payı takdir ettikten sonra, asıl konuşacağım konuya dönmek istiyorum.

Sizler de takdir edersiniz ki, yolu olmayanın medeniyeti olmaz, kalkınması olmaz.

Dünya tarihine göz attığımızda, bütün büyük medeniyetlerin ve şehirlerin önemli yollar üzerinde kurulduğunu görmekteyiz. İpek Yolu, Baharat Yolu ve diğerleri üzerinde kurulan şehirler buna örnektir. Bu sebeple, bizler, bu ülkenin geleceğini şekillendirirken "yolu olmayanın medeniyeti olmaz" sözünü aklımızdan çıkarmamalıyız; Bayındırlık Bakanlığının bütçesini de ona göre yapmalıyız; yani, bu bakanlığa, eğitime verdiğimiz destek gibi destek vermeliyiz.

Yolun önemini, yıllarca yolları ihmal edilmiş bir bölgenin milletvekili olarak, çok iyi biliyorum. Yollarımız iyi durumda değil. Son yıllarda başlayan atılımlarla bir nebze de olsa iyileşmiş; ama, yeterli değildir.

Hükümetimizin işbaşına geldikten sonra başlattığı duble yol çalışmaları herkesin takdirini kazanmıştır. Bir yıllık süre zarfında yapılan 1 600 kilometrelik yol, cumhuriyet tarihine rekor olarak geçmiştir. İnşallah, 2004 ve sonrasında da bu rekor kat kat artırılacaktır. Bu yollar yapılırken, bir de düşünce devrimi yaşanmıştır. Devletin değişik kurumlarında yatan araçlar ve personel tek elde toplanmış, birleştirilmiş, bir koordinasyon içerisinde çalıştırılmıştır. Kendi bölgemden bir örnek vereyim: Çorum-Yozgat arasında 2003 yılında başlayan bir duble yol yapımı var. Çalışmaları yerinde görmek için bir gün ziyarete gittim. Orada çalışan işçilerimizin bana söyledikleri sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Onlar dediler ki: "Biz halimizden memnunuz, gece gündüz çalışırız; yeter ki, bu şekilde organizasyonlar yapılsın, bize iş verilsin. Bizler, yıllarca, kurumlarımızda masa başında oturduk; şimdi ise, arazideyiz. Atölyelerimizde yatan araçlarımız harıl harıl çalışıyor. Bunlar, bizleri memnun ediyor, çalışma şevki veriyor. Vatanımıza, milletimize hizmet ediyoruz." Nitekim, o yol da, kısa sürede -7 kilometrelik bir kesim- Karayolları, Devlet Su İşleri ve Köy Hizmetleri işçi ve araçlarının kullanımıyla hizmete açıldı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bunların devamının geleceğine inanıyorum. Bu yapılan çalışmalarla, gerek Sayın Başbakanımız gerekse bakanlarımız milletin hayır duasını alıyorlar.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine, ocakların sönmesine sebep olan kara noktalar bulunmaktadır. Bakanlık buralara yoğunlaşmalı ve ülkenin hiçbir yerinde kara nokta kalmamalıdır. Geçtiğimiz ay içerisinde, Çorum-Ankara arasında iki ayrı kaza yaşadık. Biri, Kırıkkale sınırları içerisinde meydana geldi, Çorum'dan toplam 17 vatandaşımızı kaybettik; diğeri, Çorum sınırları içerisinde oldu, burada da farklı illerden 12 vatandaşımızı kaybettik; yani, aynı günde, bu hat üzerinde 29 insanımızı kaybetmiş oluyoruz. Yollar belirli bir program dahilinde devam edecektir, bunu biliyoruz; ama, kara noktalar konusundaki çalışmalara öncelik verilmelidir. Sayın Bakanımızın ifade ettiği gibi, bitirilen yolların, yapılan hizmetlerin sevinç ve takdirle karşılandığını biliyoruz. İnşallah, bu sevinci bölgemizde de yaşamak istiyoruz. Ankara'yı Doğu Karadenize bağlayan Çorum-Samsun hattının da bitirilen projeler arasında sayılacağı günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Sayın Bakanımızın bu yola verdiği önemi de biliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; toplukonut, ülkemiz için büyük önem taşımaktadır. Ucuz konut projeleri, belirli illerle sınırlı tutulmamalıdır, bütün ülkeye yayılmalıdır. Bu konuda, imkânlar kısıtlı dahi olsa, yapı maliyetlerinin düşürülmesi için kapsamlı bir çalışma yapıp, toplukonutların ve inşaatın önü açılmalıdır; çünkü, inşaat sektörü lokomotif sektördür. Bir zamanlar yolsuzluklarla ismi anılan Bayındırlık Bakanlığımız, bu dönemde, artık hizmetleriyle anılmaya başlanmıştır. Yapılanları takdirle karşılıyoruz.

Yolsuzlukla mücadelede en küçük birimlere kadar inilmeli, devletin ve milletin bir kuruşunu yiyen, adalet önüne çıkarılmalı; sonuna kadar da mücadele edilmelidir.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı gibi kuruluşlarımız icraatlarıyla ülkenin geleceğini şekillendirmektedirler. Bu sebeple, bütçeler yapılırken bu Bakanlığa daha iyimser olunmalıdır. Sayın Bayındırlık Bakanımızın ifadesiyle, ödenek sıkıntımız var, yolsuzluk yok, rüşvet yok, iş çok; para azlığı da canımızı yakıyor. 

Sayın Bakanım, canınız yanıyor, biliyoruz, bizim de canımız yanıyor. Bu bakanlıklara bu bütçeler yetersiz; ama, ülkenin gerçekleri de, maalesef ortadadır. İnanıyorum ki, tüm bakanlarımız, bu küçük bütçelerle, bir yıl içerisinde ortaya koydukları heyecan, mücadele, azim ve çalışmalarını daha da artırarak destanlar yazacaklardır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi hakkında da kısaca düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Türkiye, orman varlığı açısından dünyanın zengin ülkelerinden birisidir. Türkiye'nin yaklaşık dörtte 1'i ormanlarla kaplıdır. Üzülerek söylüyorum, bu ormanların ancak yüzde 50'si verimli ormandır; kalanını da verimli hale getirmek zorundayız.

Türkiye'nin ormanlarını koruma ve geliştirme noktasında bugüne kadar izlenmiş olan politikalar, dünya gerçekleriyle örtüşmemiştir; çünkü, diğer birçok konuda olduğu gibi, merkezî politikalar egemen kılınmış ve halka rağmen işler yapılmıştır; ama, bundan sonra olmayacaktır; inancım odur. Halkı içine alamayan politikaların başarıya ulaşması mümkün değildir.

Orman köylümüzün millî gelirinin oldukça düşük olduğu, hepimizin malumudur. Bu sebeple, orman köylülerimiz, nafakalarını temin için, ilk olarak ormanlara yönelmektedirler. Bu ise, ülkenin gelir hanesine kayıp olarak geçmektedir. O insanlara, ormanlardan doğru yararlanmayı öğretmeliyiz. Sayın Bakanımızın ifade ettiği gibi, devlet ormancılığından millet ormancılığına geçmeliyiz.

Ülkemizde orman kadastrosunun tamamlanmamış olması, vatandaşla devleti karşı karşıya getirmektedir. Mahkemeler, kadastro davalarıyla dolup taşmaktadır. Orman kadastrosunun kısa sürede bitirilmesi gerekmektedir. Bu konuda, Sayın Bakanımıza güvenimiz tamdır. 2005 yılı sonunda bu çalışmaların bitirileceğine de inancım tamdır. Son dönemde, Türkiye'de en çok tartışılan konulardan birisi de 2/B gerçeğidir. Bu gerçekten kaçmamız mümkün değildir. Ekonomik yönden de ülkeyi rahatlatacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'de ağaçlandırma çalışmalarını arzu ettiğimiz noktaya getirmemiz gerekiyor. Ağaçlandırmayı hızlandırmamız lazım. Her diktiğimiz ağaç, geleceğe yatırım demektir.

2003 yılı içerisinde 100 000 hektar alanda erozyonla mücadele ve ağaçlandırma çalışması yapılmış, 1 700 000 fidan toprakla buluşturulmuş ve bundan sonra da daha çok fidanın dikileceğini biliyoruz. Bunları takdirle karşılıyoruz, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

Tüm Heyete ve milletimize saygılar sunarken, bütçenin ve 2004 yılının milletimize hayırlı olması dileğiyle, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, Hükümetin söz isteği vardır.

İçtüzüğümüze göre ve alınan karar gereğince, Hükümetin 45 dakikalık konuşma hakkı var; kendi aralarında paylaşmaları mümkün.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Önce ben konuşacağım, sonra Sayın Orman Bakanımız, zaman artarsa Sayın Millî Savunma Bakanımız konuşacak.

BAŞKAN - Anlaşın ama aranızda...

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - 10 dakika bana ayırın; kalan süreyi taksim edin.

BAŞKAN - Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Zeki Ergezen; Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Bakanlığımın 2004 yılı bütçesi üzerinde milletvekili arkadaşlarımın yaptıkları olumlu konuşmalara teşekkür ederken, Meclisin tenkitlerini de olumlu karşıladığımızı ve değerlendirmeye alacağımızdan hem iktidarın hem de muhalefetin emin olmasını hatırlatmak istiyorum.

Siyasetin ve particiliğin kendi içerisinde zorluklarını bilen birisiyiz. Hele hele, muhalefetin zorluklarının çok daha farklı olduğunu hatırlatmakta yarar var. Bu zorlukları aşmalıyız. Ülke çıkarları söz konusu olduğu zaman, partilerüstü düşünebilmeyi de başarmalıyız. Değerlendirmeler bu bakış açısıyla ele alınmalı, bu yaklaşım, mutlaka, ülkemizde kabul görmelidir. Türkiye'de, üreterek değil tenkit ederek varlığımızı devam ettirme alışkanlıkları, bugüne kadar gereğinden fazla alkışlanmıştır; bu, gereğinden fazla iltifat görmüştür. Artık, bunun tarihe karışacağına inanıyorum; çünkü, yıllardır siyasetin ve siyasetçinin, iktidarların önünü tıkayan gereksiz bir yaklaşım olmuştur.

Ülkemizin kalkınmasına, milletimizin refahına, siyasetin ve siyasetçinin güvenilir bireyler ve kurumlar olmasına gerekli zamanı ayırmalı, gerekli enerjiyi de harcamalıyız. Türkiye'nin her zamankinden daha çok, bugün, buna ihtiyacı vardır.

Ben, bir daha hatırlatmak istiyorum. Bir zamanlar Kızılay'a giderken, milletvekili rozetlerini çıkarma ihtiyacı hissediyorduk; ama, ben diyorum ki, Kızılay'da göğsümü gere gere "ben milletvekiliyim" diyebilmeliyim, bundan da iftihar etmeliyim. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu, bize düşüyor. Kime düşüyor; iki tarafa birden düşüyor.

Popülist politikaları bir tarafa bırakacağız. Allah için olmayan tenkitleri terk edeceğiz. Takdir edebilme erdemliliğini göstermeyi yüreğimizin ortasına koyabilmek mecburiyetindeyiz. Büyük Türkiye için, gelecekteki Türkiye için, mutlu Türkiye için ve Türk Milletinin âli menfaatları için bunu hepimiz mutlaka yüreklerimize koymalıyız; sıkıntılarımız var, bunları aşmalıyız diyorum.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Bakan, rozetiniz yok.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Ali Bey, yapılan konuşmaları değerlendirdikten sonra böyle bir konuşmaya ihtiyaç duydum; onun için, yüce milletimizin de mutlaka aydınlanması gereğine inanıyorum. Şu anda Bakanım, Kızılay'a giderken takıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakanımız, çok önemli bir hedef göstermiştir, doğru bir hedef göstermiştir. 15 000 kilometre yol, Türkiye'nin ihtiyacıdır; çünkü, millet alkışlıyor; çünkü, millet istiyor. Millet, Bakanlığımızın kapısını aşındırıyor. Aslında muhalefet de istiyor da, acaba, her dediğimizi yaparlar mı diye de, haklı olarak biraz çekimser davranıyorlar.

Bir de şunu düşünüyor muhalefet: "1991'den 1995'e kadar Bayındırlık Bakanlığı bizdeydi; biz, niye bu bölünmüş yolları yapmadık" diye üzülüyorlar; ben bunu biliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bunu biliyorum; ama, ne yapsınlar, o gün herhalde tek başlarına iktidar değillerdi, koalisyon vardı, koalisyon sıkıntıları vardı, onbeş günde bir bakan değişiyordu. Bu şartlar altında da, ne bölünmüş yol yapılır ne de yollar genişletilir. Muhalefet partisinin milletvekili olarak burada o günün sıkıntılarını yaşıyordum.

Şimdi, Sayın Maraş Milletvekilimiz konuştular, İzmir Milletvekili konuştular, Aydın Milletvekili konuştular. Sayın Maraş Milletvekilimiz dediler ki...

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Kahramanmaraş Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Kendisini komisyondan tanıyoruz, çok güzel değerlendirmeleri var; kendisini de her zaman takdir ediyoruz. Takdir ettiğim için de, bayrama üç gün kala, Kayseri'den Maraş'a ayrılan yolu, bizzat onun hatırı için, gittim, inceledim; yol yapılıyor mu yapılmıyor mu... Söz vermiştim; yolun yapıldığını da gördüm ve sevinçle, Malatya'ya doğru devam ettim; onu da buradan hatırlatıyorum.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Hatır için yol yapılmaz!

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Şimdi "kriterlere uyuluyor mu" dediler. Dünyada bölünmüş yol kriterleri neyse, bizim de, bakanlığımızda, bölünmüş yol kriterleri aynı. Artık, dünya çok büyük değil ki; Japonya'da ne varsa biz biliyoruz, Hollanda'da ne varsa biz biliyoruz, Amerika'nın California Eyaletinde ne varsa biz biliyoruz. Dünya küçüldü; insanlar, akşam gidiyor, sabahleyin öbür ülkenin bilgilerini alıyor, Bakanlığın odasında bize ulaştırıyorlar. Çocuklara "gidin, inceleyin, Japonya'da binaları depreme dayanıklı hale nasıl getirdiler; viyadükleri, köprüleri, depreme dayanıklı hale nasıl getirdiler; bu teknoloji ürünlerini bizim ülkeye alelacele taşıyın" dedik. Sağ olsunlar, başta Müsteşar Muavinimiz Mücahit Şahin ve arkadaşları, işte o teknolojiyi getirdiler; Bolu Dağı Tünelindeki viyadükleri o teknolojiye göre yapıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Evet, ben, buradan, bu bölünmüş yol konusunda Bahçesaray'ın dağlarında çalışan, Karayollarının, Köy Hizmetlerinin, Devlet Su İşlerinin işçilerine, valilerimize, bölge müdürlerimize, mühendislerimize ve bakanlığımın bürokratlarına teşekkür ediyorum.

Sabahleyin, Star'da, çok kasıtlı bir haber vardı; Bahçesaray'da yol yokmuş. Gidip, Bahçesaraylıları konuşturmuyor, Bahçesaray'ın dışında, Van'a yakın bir yerde, köylüyü televizyonun karşısına getiriyor. Vatandaş, televizyonun karşısına geçince diyor ki: "Efendim, Bahçesaray'a yol yok; yollar kapalı." Ee, şimdi, Star, senin, Bahçesaray'da yol yapıldığından haberin yoksa, ben ne yapayım arkadaş!... Biz, 42 kilometreyi üç ayda yaptık bitirdik; üç ayda... Şu anda, Bahçesaraylılar, ellerini açmışlar bize dua ediyorlar. Altmış yılda yapılmayan yolu -42 kilometreyi- üç ayda yaptık bitirdik; hem de 2 500 rakımdaki askerî birliğimizin olduğu yere de bakımevimizi kurduk, 2 dozerimizi, 1 greyderimizi yerleştirdik. Senenin 12 ayı Bahçesaray yolu açık olacak; çünkü, Bahçesaray'ın da kilidini kırdık, zincirleri kırdık. Vatandaş, Belediye Başkanının dediği gibi, senede 3 ay Van'a, 9 ay Allah'a bağlı olmak değil, senenin 12 ayı hem Allah'a bağlı olsun hem Van'a bağlı olsun. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hem de biz, bu yolu yaparken, ihale falan yapmadık. Biz, bu yolu yaparken, sadece ve sadece devletin makinelerini, devletin işçilerini, mühendislerini bir araya getirdik, 7 grup oluşturduk, 42 kilometreyi projelendirdik, akaryakıt, yedek parça, bakım, onarım parasıyla bu yolu bitirdik. Evet, bir tarih yazmıştır Karayolları, Karayolcular.

Benim Genel Müdürüm oraya gittiği zaman, vatandaş "şu ağacın altında oturma Sayın Genel Müdür" demiştir. Niye; "bu ağacın adı yalancı ağacıdır; çünkü, her gelen siyasetçi burada oturdu, söz verdi, bu yolu yapmadı. Eğer sen de yapmayacaksan, o ağacın altında oturmak yakışır size. Eğer yapacaksan, bu ağacın altını terk et." O Genel Müdür burada. Evet, oradan beni aradı ve "Sayın Bakanım, bu yalancı ağacının altında oturayım mı, oturmayayım mı" dedi. Biz de "ağacın altından çık; siyasete dürüstlük getireceğiz, siyasetçi ve bürokrat aynı lafı, aynı ağzı kullanır. Yap diyorum. Başlayın, yapın" dedik ve yaptık, bitirdik. Abdülkadir Aksu'yla beraber de, bu yolun yapıldığını gittik gördük, yol boyunca da, Van Valisi, Van Emniyet Müdürüyle, bizzat, bu yol bitti mi diye, yolun tamamını inceledik. Şu anda da, yolumuz açık, Allah'a şükür diyoruz.

Yine, Sayın Maraş Milletvekilimiz "Devlet Su İşlerinin, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün makinelerini kullandığınız için, programları, gereği gibi hedefine ulaşmıyor" dedi. Biz, bunun bilinci ve şuuru içindeyiz. Bir başkasının programını aksatacak makine parkını kendi yol yapımımızda kullanmayız; çünkü, köyün yolu da bizim yolumuz; çünkü, barajın yolu da bizim yolumuz. Biz, oradan makine alırken, işçi alırken, mühendis alırken, onların da programlarını en iyi şekilde başarabilmelerinin planlarını yapıyoruz, koordineyi sağlıyoruz, ona göre çalışıyoruz. Gittiğimiz illerde valilere soruyoruz, köy yollarının programlarında aksama oldu mu diye "hayır, bir önceki yıla nazaran daha çok yol yaptık, bir önceki yıla nazaran daha çok içmesuyu getirdik, ünitelere içmesuyu kazandırdık" diyorlar, valilerle bunun değerlendirmesini yapıyoruz. Kendi ilim olan Bitlis İlinden Köy Hizmetlerinin de makinelerini aldık; ama, geçmiş yılların 2 katı kadar da köy yolu yapıldı, içmesuyu getirildi, bunu da Karayolları yapmadı ya, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü yaptı. Demek ki biz, bir tarafı şenlendirirken diğer tarafı harap etmiyoruz; her tarafı şen etmenin, şenlendirmenin planını programını yapıyoruz, devamlı koordine halindeyiz, kendi başımıza buyruk değiliz, Başbakanımızla, bakanlarımızla, valilerimizle, il teşkilâtlarımızla, il örgütlerimizle, bürokratlarımızla hep beraber olayları masaya yatırıyoruz. Türkiye'nin bir tarafını şenlendirip, bir tarafını da böyle sahipsiz bırakma gibi bir yüreğimiz yok; çünkü, biz, ne bölgeciyiz ne vilayetçiyiz, biz Türkiyeciyiz, Türkiye'yi kalkındırmak mecburiyetindeyiz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bölünmüş yollara ihtiyaç olduğunu sizler de söylüyorsunuz, bütün dünya söylüyor, yaşlı anneler söylüyor, çocuklarını kaybedenler söylüyor, ölüleri çok fazla olanlar söylüyor. Biraz önce Çorum Milletvekili burada söyledi, gerçi, kaza kara noktasından bahsetti. Orada kaza kara noktası değil de, yolun darlığından kaynaklanan bir sıkıntı var, oranın mutlaka genişletilmesi lazım. Yeri gelmişken söyleyeyim, Ankara'dan Samsun'a kadar bölünmüş yol programımızdadır, 564 trilyonluk proje ihale edilecektir. Bu sene orası için de 46 trilyon lira ayrılmıştır. Üç ünite halinde projelendirme çalışmaları da yapılıyor. Çünkü, bizim işimiz, bizim amentümüz olmuştur. Biz, gece gündüz bunlarla yatıp kalkıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Nerede ne var ne yok, onu görüyoruz. İşte, Antalya Milletvekili karşımda, beraber gittik, Antalya-Alanya yolunun nasıl bitirileceğini gördüler. O yetmiyormuş gibi, bir de Antalya-Kemer yolunu bitireceğimizin çalışmalarını müşahede ettiler. Bu da yetmiyormuş gibi, Finike yoluna da karar verdik, çalışmalarını başlattık, hazırlıklarını yaptık. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bize iş dayanmıyor, dağları deviriyoruz arkadaşlar, iş dayanmıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yeter ki, Allah sağlık versin, gönül hoşluğu versin, huzur versin. Yeter ki, Cenabı Mevla, ülkemize birlik, beraberlik nasip etsin, ülkemize güç kazandırsın. Bu milletin duasını almış başbakanın, bakanların, bürokratların, milletvekillerinin karşısında dağlar dayanmaz; dayanmaz diyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar) Hani, demişler ya "inanç, tekeden süt çıkarırmış" hakikaten, çıktığını da gördük arkadaşlar.

Şimdi, diyorlar ki "yollar bozuluyor." Ee kardeşim, bizimle diyalog halinde olsanız, o yolların bozulmadığını göreceksiniz. Biliyorsunuz, iki katlı sathî kaplama yapmamız gerekirken, ikinci katını daha yapmadık. Dedik ki, şöyle bir arabalar yürüsün, nerede sıkıntı var, nerede sıyırma var, nerede kazınma var, onları da bir görelim; yollar otursun, baharda ikinci kat asfaltı atalım, yollarımız beton asfalt gibi olsun; ikiyüz sene, bir daha, vatandaşımız, politikacı, siyasetçi, arabacı, tankerci, TIR'cı dert yanmasın. Biz, planlı, programlı çalışıyoruz, emin adımlarla gidiyoruz.

Bir daha söyleyeyim: Bakanlığa başladığımız zaman, para yok pul yok; yine söylüyorum, yine yok. Arkadaşlarla oturduk "ne yapabiliriz; ülke bizim, yol bizim, ölen insan da bizim, ağlayan insan da bizim" dedik. "Milyarlarca dolar verilmiş, kalkınmış ülkelerin teknoloji ürünleri olan dozerler, greyderler, loderler alınmış; devlet binalarının arka bahçelerinde paslanmaya terk edilmiş. Türkiye Cumhuriyeti bütçesine 2 200 000 000-2 600 000 000'a mal olan 100 000'in üzerinde işçi de işsizlikten esniyor. Çok kaliteli, çok becerikli, birikimli mühendislerimiz de, sadece ve sadece, müteahhitlere hakediş ödüyor, telefonlara bakıyor. Buna dur demeliyiz" dedik. İsraf eden milletler kalkınamaz diyoruz. İsraf en büyük kötülüktür bir millet için. Milyarlarca dolarları vermişsiniz, makineler orada yatıyor; bütçeden bu kadar parayı işçiye ayırıyorsunuz, işe yaramıyor; mühendislerimizi değerlendirmiyorsunuz. Biz, bunları bir araya getirdik, makineleri harekete geçirdik; ancak, o zaman bile, karayolcuların hepsi, bizim Hükümetin atadığı bürokratlar dahil olmak üzere "efendim, bu makinelerle yol yapamazsınız, bu makineler yolda kalır; bu makinelerin ekonomik ömrü bitmiştir, iş yapamazsınız" diye karşımıza çıktılar. Gece gündüz çalış, çalış; baktık ki, biz, bu arkadaşları ikna edemiyoruz -alışmışlar ya, alışmış kudurmuştan beterdir derler- arkadaşları çağırdık -65 yaşını doldurmuş bir insan, yani, yaşlıdır; ama, bu insan işe yarıyor- dedik ki: Arkadaş, peki, kâğıt üstünde ekonomik ömrü dolmuştur dediğin makine, yatarak ömrünü dolduracağına, çalışarak ömrünü doldursa daha iyi değil mi? Her biri, Türkiye Cumhuriyetine aylık 2 milyar Türk Lirasına mal olan işçiler, oturarak emekli olacaklarına, yol yaparak emekli olsalar daha iyi değil mi? (AK Parti sıralarından alkışlar) Teftişlerde "müteahhitlere hakedişi fazla ödedin" eksik ödedin diye, mühendislerimiz mahkemelerde yargılanacaklarına, kendi makinesiyle, kendi birikimiyle bu milletin çocuklarına yol yaparak emekli olsalar daha iyi değil mi? Bunları söyledik, söyledik; ama, hep, karşımıza şöyle çıktılar: "Bu makineler çalışmaz, ekonomik ömürleri dolmuştur." Ben de ayağa kalktım "bu makinelerin ekonomik ömrü bitmiştir diyen her bürokratın ekonomik ömrü bitmiştir; buyurun" dedim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuştuklarımı, yaptıklarımı aynen söylüyorum. Yollar kaliteli olmayabilir, eksik olabilir, yeterli olmayabilir; hepinizin istek ve taleplerini, zamanında yerine getiremeyebiliriz; ancak, samimiyiz, azimliyiz, kararlıyız, bu yolların bir ihtiyaç olduğunu görüyoruz.

Örnek vereceğim: Kırıkkale-Kayseri yolunun temelini attığımızda yağmur yağıyordu -154 kilometre- Başbakan Abdullah Gül idi; Denizli-Aydın yolunun temelini attığımız zaman kıştı, Sayın Genel Başkanımız Tayyip Bey ile beraberdik; Sivrihisar-Eskişehir yolunun temelini attığımızda kar yağıyordu, güldüler; Aksaray yolunun temelini attığımızda tipi vardı... Biz, bu yolları yaparken, bir seferberlik ilan ettiğimize inandık; ama, ölen insanlar da bizim içimizden çıkmıyor, ağlayan analarla ilgili televizyon haberleri yüreğimize oturmuş. Kazaların bir kısmının bu yollardan dolayı olduğunu da biliyoruz. Ben, şu Meclis bilsin ve Türk Milleti işitsin diye söylüyorum; şu saydığım, Sivrihisar-Eskişehir, Kırıkkale-Kayseri, Denizli-Aydın arasına bölünmüş yollar yapıldıktan sonra -onbeş gün önceye kadar- ölümlü kaza sayısı 7; bir önceki yılda, aynı tarihler arasında, ölümle sonuçlanan kaza sayısı 22. Biz demiyoruz ki, dağı taşı bölünmüş yol yapalım, biz demiyoruz ki, il başkanlarımızı, milletvekillerimizi memnun edelim diye gelişigüzel yerlere bölünmüş yol yapalım. Bölünmüş yol yapılması gereken yerlere bölünmüş yol yapacağız; ama, diğer yollarımızı da mutlak surette iyileştireceğiz; ihtiyacımız var.

Yol konusuna çok zaman ayırdım, biliyorum. Bingöl'e sıra geleceğe benzemiyor, Afyon'a sıra geleceğe benzemiyor; bir gün söz alacağım, burada, o tarihî Bingöl'ü de, Afyon'u da anlatacağım; anlatılması gerekir, bu Meclisin de bilmesi gerekir; bunlara ihtiyaç vardır.

Bakınız, biz, bayrama bir hafta kala karar verdik "memlekete gidinceye kadar, yol boyunca, sağdaki soldaki illerde yapılan yolları denetleyelim, trafik işaretlerine bakalım, bayram boyunca kaza sayıları azalsın, insanlar da az hata yapsın" dedik. Biz -Bitlis Milletvekili Sayın Abdurrahim Aksoy da yanımdaydı- Bingöl'deki incelemelerden sonra, Solhan'a doğru yönelirken, karşıdan gelen Erciş Turizm otobüsüne çarpmamak için arabamızı yolun kenarına çekmek mecburiyetinde kaldık. Bunu niye söylüyorum; yol standartlarımız, 1950'li yılların standartlarıdır. Buradan sadece Gerede otoyoluna bakıp da "Türkiye'de yollar ne güzel" demeyin, bütün Türkiye'yi düşünün. Şimdinli de benim, Tekirdağ da benim, Sinop da benim, Hatay da benim. Türkiye'yi böyle düşüneceksiniz. Kars benim, Muğla benim. Her tarafa bakacaksınız. Bir zamanlar Anadolu'dan gelip Kızılay'ın gökdelenlerini, apartmanlarını görüp "burası ne kadar gelişti, bizim memleket niye geri kaldı" diyerek istismar edenlere, ben hep şunu söylüyordum: "Gidin Mamak'ın gecekondularına da bakın; niye Mamak'ın gecekondularını görmüyorsunuz, hep Kızılay'a bakarak birtakım siyasî tenkitler yapıyorsunuz?" Türkiye'yi görmek lazım, Türkiye'nin fotoğrafını iyi çekmek lazım, Türkiye'yi masaya güzel yatırmak lazım; peşin hükümle değil, sözümün başında söyledim, bölgecilik, vilayetçilik, hemşericilik ayağıyla değil, Türkiyecilik ayağıyla masaya yatırmak lazım. O zaman, problemleri çok daha iyi görür, çok daha güzel yol alırız kanaatindeyim. Meseleye böyle bakmak lazım.

Bir önceki yıldan 60 kilometre daha fazla yeni yol yapmışız, bölünmüş yolun dışında. Diyorlar ki: "Siz bölünmüş yola yöneldiniz de..." Rakamlar burada. Vaktinizi alacağım; ama, kusura bakmayın. 2002 yılında, 308 kilometre tek yönlü yol yapılmış, 186 kilometre de bölünmüş yol yapılmış; bütçesi 2,2 katrilyon lira; ama, 2003 yılında, 1,4 katrilyon liralık bütçeyle, 1 600 kilometre yolun dışında, 366 kilometre tek yönlü yol ve 108 kaza kara noktası halledilmiştir. Hani "kaza kara noktalarına önem verin" diyorlar; bizim birinci şiarımız o; insanları öldüren noktaların bu olduğunu biz biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, mikrofonu açıyorum, lütfen toparlayın efendim.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Devamla) - Benim sesim o kadar yüksek ki, mikrofonun kapandığından haberim bile yok Sayın Başkan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yollarla ilgili fazla konuşmayayım, bir iki cümle söyleyeyim Bingöl'le ilgili.

Arkadaşlar, bir ilke daha imza konuldu; ilk defa, depremden altı yedi ay sonra, vatandaş çadırda değil, vatandaş konteynerlerde değil, vatandaş prefabrike binalarda değil. 1 Mayısta deprem olmuş, 7 000'e yakın bina yıkılmış, bu binaların tamamı şubat ayına kadar bitecek arkadaşlar; çoğu bitti, vatandaşlar evlerine taşındı, onarımlar tamamlandı, yollar yapıldı, kanalizasyonu, içmesuyu, her şeyi bitmek üzere, hem de köylere villa tipi evler yaptık altyapısıyla beraber. Dozeri dayasanız bu evleri yıkamazsınız, bu kadar kaliteli yaptık, bu kadar güzel yaptık. Deprem olduğunda gittiğimizde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkililerine bağırıp çağıran insanlar, bugün ellerini açmış dua ediyorlar Türkiye Cumhuriyeti Devletine, onun hükümetine, onun bakanlarına dua ediyorlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu, valilerle beraber gördük.

Yine, iki yıl önce Afyon'da deprem olmuştu; neredeydiler? Biz, Hükümet olduğumuzda gittik Afyon'a; çivi yok, çivi çakılmamış. Ne yer sorunları çözülmemiş, arsa sorunları çözülmemiş, işler ihale edilmemiş, proje yok. 3 000'e yakın binayı biz başlattık, onların da tamamı bitmek üzere. Bununla da kalmadık, 1999 depreminin yaralarının yüzde 99'unu sardık neredeyse.

Şimdi, biz, bunları, inşallah bir gün bize bir zaman ayırırlar da anlatırız. Doğrudur, muhalefet gayet güzel konuştu; Bayındırlık Bakanlığı gibi bir bakanlığı siz, burada 9 dakikayla, 10 dakikayla değerlendireceksiniz. Benim de değerlendirmeye ihtiyacım var; gece gündüz çalışan bir bakan olarak, gelip Meclise "ben şunları yaptım" diyebilmeliyim, siz de bana "şunları yaptın da şunu niye yapmadın" diyebilmelisiniz. Şimdi, kim kime ne diyecek? Kâğıtların arasından, dört cümle iktidar, dört cümle muhalefet "bravo, yaşa, aslan, kahraman" diye geçiştiriyoruz; gerçekleri konuşamıyoruz ki!.

Gece gündüz çalışıyoruz. Türkiye'yi kirletmeyeceğiz; Sapanca Gölünü temizliyoruz, İzmit Körfezini temizliyoruz, kirlenen Van Gölünü de temizliyoruz, Hazar Gölünü de temizliyoruz. Türkiye'yi temizleyeceğiz, düzelteceğiz, güzelleştireceğiz.

İki gün önce İstanbul'da Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü arşivlerini denetledim ve başımı önüme eğmek mecburiyetinde kaldım. Osmanlı döneminden kalan, Bosna'nın, Musul'un, Kerkük'ün de tapularının olduğu yerlerde fareler cirit atıyor. Otuz yıldır, kırk yıldır bu yetkililer nerede?! Oradaki vatandaşın birisi dedi ki: "Sayın Bakan, arşivlere giriyorsun, buraya daire başkanları bile gelip girmedi, sen nasıl gelip giriyorsun?" Ülkenin kurum ve kuruluşları sahipsiz kalmış; iddia ediyorum; sadece yemişler, sadece gezmişler, sadece içmişler, keyif çatmışlar; devletin imkânlarını siyaset malzemesi olarak kullanmışlar. Yazık oluyor yazık, beyler, yazık oluyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Olmaz böyle şey!

Sayın Başkan, affınıza sığınıyorum, demin konuşan arkadaşıma da iki cümleyle cevap vereyim. "Kadastroyla ilgili yazılı sorular sordum, cevaplar yuvarlak geldi" dediler; doğrudur sayın arkadaşım, yuvarlak vermek mecburiyetindeyiz; çünkü, sonuçlandırmadığımız bir şeyi yuvarlak vermezsek senet olur, sepet olur, siyasetçi mağlup olur. Ne sen mağlup ol ne de ben itibar kaybedeyim. Ama, şimdi, söylüyorum; Türkiye'de kadastro işleri üç yılda bitecek. Türkiye'de tapu ve kadastro kayıtları üç yılda bilgi-işleme alınacak ve Türkiye'de harita bankasını kuruyoruz kendi Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüzde; biri için 160 000 000 dolar, biri için 110 000 000 dolar ve diğeri için de 50 000 000 dolar kaynak ihtiyacımız var. Bu toplantılara bizzat kendim başkanlık yapıyorum, gece geç vakitlere kadar organize ediyor, yönlendiriyorum. Kaynakların önemli bir kısmı için gerekli yerlerden sözleri almışızdır; inşallah -size verdiğimiz yuvarlak cevap değil- iki ay sonra size kesin cevaplar verecek durumda olacağımızı da hatırlatmak istiyorum. Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Ayaküstü beyanatlardan çekiniyorum; yanlıştır. Bir şeyi söylüyorsak, yapmalıyız; yapamayacağımızı da söylememeliyiz. Onun için, bazen, dürüstçe konuşalım, yuvarlak cevap veriyorum. Türkiye'nin, bazen de yuvarlak cevap vermeye ihtiyacı var diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Yine, Hükümet adına, ikinci söz isteği Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Osman Pepe'ye aittir.

Buyurun Sayın Pepe. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreyi iyi kullanmanızı rica ediyorum.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 yılı Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi üzerinde değerli milletvekili arkadaşlarımızın değerlendirmelerini dinledik. Biz, 2003 yılının kısa bir hulasası ile 2004 yılı içerisinde düşündüklerimizi burada sizlerle birlikte paylaşmayı ve bu vesileyle, kamuoyumuzun da bu konularda bilgi sahibi olmasını arzu ediyoruz.

Bakanlık bütçesi yetersizdir. Muhalefetin yetersiz dediği rakamların, hakikaten, ben de, yetersiz olduğuna katılıyorum. Türkiye'de, arzu etmiş olduğumuz yatırım rakamlarını, maalesef, bulamıyoruz. Ülkenin gerçekleri budur. Yani, burada, ben değil de CHP'den bir başka arkadaşımız konuşsaydı, zannediyorum, o da, kaynaklarının, bütçe rakamlarının yetersiz olduğunu ifade edecekti; çünkü, Türkiye, yeterli kaynaklar yaratamıyor, yarattığı kaynaklarını da verimli kullanamıyor. Türkiye'nin temel sorunlarını açık yüreklilikle, siyasetten de birazcık arındırarak, objektif bir şekilde ortaya koymakta zannediyorum fayda vardır.

Elbette ki, Çevre ve Orman Bakanlığı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiği zaman, görecek olduğumuz fotoğraf şudur: Çevre ve Orman Bakanlıkları birleştirildi; haklı veyahut da haksız birtakım eleştiriler geldi, tebrikler geldi, takdirler geldi, yerlidir yersizdir denildi; ama, Avrupa Birliğinin 2003 yılı ilerleme raporuna baktığımız zaman, üç yerde, Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesinden sitayişle bahsedilmiş ve ağırlıklı olarak, bu birleşmenin, çevre politikalarına fevkalade olumlu katkıda bulunacağı ifade edilmiştir. Biz de, zaten, bakanlıkların birleştirilmesi esnasında burada yapmış olduğumuz konuşmalarda, buradan bir sinerjinin oluşacağını, kaynakların, imkânların birleştirileceğini ifade etmiştik. Şu anda geldiğimiz durum, bugünün fotoğrafı, o günkü söylediklerimizi teyit edecek mahiyettedir. Elbette ki, Türkiye, dünyanın orman zengini ülkelerinden biri değildir. Ülkenin takribî olarak yüzde 26'sı veya yüzde 27'si ormanlarla kaplı. Türkiye'nin yüzde 30'unun verimli ormanlarla kaplı hale getirilmesi, Cumhuriyetin 100 üncü yılındaki hedefimizdir.  Elbette ki, bunların gerçekleştirilmesi için proje olması lazım, plan olması lazım, inanç olması lazım; ama, mutlaka ve mutlaka da para olması lazım.

Şimdi, çevre politikaları noktasında dünyanın geçmişine kısa olarak bakacak olursak; dünya, otuz seneden bu tarafa çevreyi konuşuyor. Stockholm'den Rio'ya, 1972'den günümüze otuz küsur sene geçti daha; ama, Türkiye'deki çevreciliğin ve çevre politikasındaki hassasiyetlerin ise mazisi, dünyadaki maziden... Biz, şu anda onların seviyesine ulaşmak için, erişmek için gayret ettiğimiz Avrupa Birliği üyelerinin birikimlerinden, müktesebatlarından oldukça gerideyiz; aradaki mesafeyi kapatmak için, mutlaka çalışmamız lazım. Bu konuda, elbette ki, üniversitesiyle, sivil toplumuyla ve hükümetiyle tam bir koordinasyon içerisinde hareket etmemiz şarttır.

Bakın, biz, ormancılık politikalarına yeni bir ivme kazandırmak, yeni bir açılım kazandırmak, yılların anlayışlarını değiştirmek mecburiyetinde olduğumuzu gördüğümüz için, tel örgülerle kuşatılmış, halktan koparılmış ormancılık politikalarının başarılı olamayacağını, mutlaka ve mutlaka, kent ormanlarıyla, millet ormanlarıyla bu barışın sağlanması gerektiğini bilmekteyiz. Orman köylüsünü hiçe sayan, orman köylüsünün açlığını, yoksulluğunu ve çoluk çocuğunun sefaletini görmeden ormanları koruyacağını düşünen bir ormancılık politikasının sürdürülebilir olduğunun, hiç kimse tarafından paylaşılması da mümkün değildir. Türkiye ortalamasının onda 1'i olan 7 500 000-8 000 000 insanın, millî gelirden 300- 350 dolar pay alan bu insanların, mutlaka ve mutlaka, ihtiyaçlarının giderilmesi ve de onlara alternatif iş imkânlarının ortaya konulması şarttır.

Bizim, 2004 yılı içerisinde, ağaçlandırma hedefimiz 120 000 hektardır. Şimdi, burada, muhalefet sözcüsü değerli bir arkadaşımız, sunî tensilin, erozyon mücadelesinin, bunların hepsinin ağaçlandırmaya dahil edildiğini ve bunların da rakamı büyüttüğünü söylüyor. Şimdi, elinsaf, insaflı olmak lazım, bu rakamların dilini iyi okumak lazım. Bizden önceki on senenin fotoğrafını, eğer, önünüze koymazsanız, hakkı teslim etmiş olmazsınız. Değerli arkadaşlar, bakın, bizden önceki on senenin ortalaması 40 000 hektardır. Bunun içerisinde erozyon da vardır, bunun içerisinde sunî tensil de vardır, bunun içerisinde her türlü ağaçlandırma çalışması da vardır. Bakın, geçtiğimiz 2003 yılı içerisinde bizim yapmış olduğumuz çalışma 100 000 hektardı. Bunun için ne yaptık; orman köylüsüne buradan 90 trilyon liralık bir kaynak aktardık ve 170 000 000 fidanı da toprakla buluşturduk; bu, sadece bizim Bakanlığımızın yapmış olduğu bir çalışmaydı. Elbette ki, Silahlı Kuvvetlerimizin, valiliklerimizin, vakıfların, sivil toplum kuruluşlarının yapmış oldukları çalışmaları da buna eklediğimiz zaman, Türkiye -FAO'nun rakamlarıyla konuşuyorum- dünyada orman varlığını geliştiren nadir ülkelerden biridir. Son otuz yıl içerisinde, Türkiye, ormanlarına 550 000 hektar yeni orman alanı ilave etmiştir. Şimdi, geçmişi eğer iyi bilirsek, günümüzü daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmiş oluruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, Orman Genel Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalar, hakikaten, takdire şayan çalışmalardır. Orman Genel Müdürlüğü, ilk olarak, kâr eden, hem de, öyle sıradan kâr eden değil, elle tutulur, sadra şifa olacak kâr eden bir kuruluş haline gelmiştir. Orman Genel Müdürlüğümüzün orman köylülerine aktarmış olduğu rakam, dolaylı ve direkt olarak 500 trilyon liradır, 90 trilyon lirayı da ağaçlandırmadan aktardık, Orköyden de 30 trilyon liradan daha fazla aktardık. Bunları topladığınız zaman, sosyal devlet politikaları açısından Hükümetimizin ve Bakanlığımızın takip etmiş olduğu stratejinin, gerçekleştirmiş olduğu projelerin ne kadar doğru, ne kadar isabetli olduğunu herkes kabul edecektir.

Tabiî, burada, bizim, faizleri indirme noktasında ve nakliye mevzuatlarında gerçekten ciddî düzenlemeleri yapma; üreticilerin sıkıntılarını, kerestecilerin, mobilyacıların sıkıntılarını halletme noktasında 6831 sayılı Kanunda yapmış olduğumuz değişikliğe de kısa olarak değinmek istiyorum. Hakikaten, otuz-kırk yıldan bu tarafa, mevzuat olarak değiştirilmesini herkesin beklediği bu çalışmaları, evet, bundan bir ay önce, sizlerin katkılarıyla birlikte gerçekleştirdik.

Değerli arkadaşlar, biz, Bakanlığa geldiğimiz zaman, sağımıza solumuza bir baktık. Bu Bakanlık, evet, o zaman Orman Bakanlığıydı; ama, mayıs ayında Çevre ve Orman Bakanlığı oldu. Arkadaşlar, Türkiye'de en çok sosyal tesisi olan bakanlıklardan biri de benim Bakanlığımdı; yani, sanki, Turizm Bakanlığıydı. Peki, bizim ne yapmamız lazım; ne yapmamız lazım geldiğini biliyorduk; kamu kaynaklarını saçıp savuran, bunları israf eden bu tesisler, mutlaka ve mutlaka, ehli olana verilmeliydi; yani, özel sektöre devredilmeliydi. Bunların tapulu olanlarını sattık, tapulu olmayanlarını ise, uzun süreli olarak özel sektöre kiraladık.

Şimdi, burada, bir arkadaşımız, çıkıp derse ki; Mihrabat Ormanını işte şuna... Yok öyle bir şey kardeşim; Mihrabat Ormanını daha vermedik ki, daha ihale etmedik ki! Efendim, burada söylediğimiz her şeyin hesabını, yarın öbür gün birilerinin bize sorabileceğini bilerek, en azından, vicdanımızın da bu söylediklerimiz karşısında rahat etmesini, huzur bulmasını istemek, insanî olarak bizim hakkımızdır.

Değerli arkadaşlar, bakın, orman ürünleri ihracatıyla alakalı birkaç şey söylemek istiyorum. Türkiye, 2002 yılında 260 000 000 dolarlık mobilya ihraç etti. Dün İstanbul'da sektör temsilcileriyle yapmış olduğumuz görüşmede, 2004 yılı için 500 000 000 doları hedeflediklerini söylediler. Yakın  bir süre içerisinde, buradan 1 milyar dolarlık bir ihracat hedefinin gerçekleştirilmesi mümkündür. 

Değerli arkadaşlar, en fazla istihdam sağlayan, emekyoğun bu sektörün, Bakanlığımız tarafından, Hükümetimiz tarafından yapılmış olan mevzuat düzenlenmeleriyle desteklendiğini burada ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; 1937 yılında çıkarılmış olan orman kadastrosuyla ilgili kanunla Türkiye'deki bütün orman kadastrosunun beş yıl içerisinde bitirileceği o gün ülkeyi yönetenler tarafından ifade edilmesine karşın -yaklaşık yetmiş yıl geçti ama- orman kadastrosunun ancak üçte 2'si bitti. Şimdi, burada, evet, Bayındırlık ve İskân Bakanlığıyla, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüyle, ilgili bütün kurum ve kuruluşlarla tam bir organizasyon içerisinde, 2004 ve 2005 yılları içerisinde orman kadastrosunu bitireceğiz inşallah; yetmiş yılda yapılmayanı iki yılda bitireceğiz. Bununla, elbette ki, devletin malının mülkünün envanterinin ne olduğunu belirleyeceğimiz için, devlet, vatandaşla kavgadan kurtulmuş olacak.

Bilhassa Karadeniz Bölgesinde, kadastrosu yapılmamış alanlar üzerinde vatandaş ile devlet arasındaki kavganın ve nizanın boyutunu sadece bir rakamla sizlere arz etmek istiyorum. Artvin'in Arhavi İlçesinin merkezinde 15 000 civarında insan yaşarken, 2 650 orman davası var. Nerede; sadece Arhavi'de. Bu politikanın sürdürülebilir tarafı var mıdır arkadaşlar?!

Bakın, Türkiye'de, büyük şehirler başta olmak üzere, çevre düzeni planı yoktur; yani, 1/100 000'lik, 1/50 000'lik, 1/25 000'lik planlar olması lazım ki, bunların alt planları 1/5 000'lik ve 1/1 000'lik uygulama planları yapılabilsin. Biz, 2004 ve 2005 yılı içerisinde, 54 tane ilin çevre düzeni planını bitireceğiz.

Arkadaşlar, bakın, bizim, şu anda, yapmış olduğumuz ve bitirmek üzere olduğumuz çevre düzeni planları var. Bunlardan birisi Ergene Havzası, ki, Trakya'nın yüzde 80-85'ini kapsayan çevre düzeni planını, inşallah, önümüzdeki aylar içerisinde bitireceğiz, Kocaeli'ni bitireceğiz. Sakarya'yı ve diğer illeri, belli bir plan doğrultusunda yakından takip ediyoruz ve bunlar için genel bütçeye bir tek kuruş ödenek koymadan bunları yapacağız. Nasıl; hangi alanda çevre düzeni planı yapıyorsak, o çevre düzeni planının içerisinde bulunan sanayi kuruluşlarının, fabrikaların, arsaların, oradaki ortaklık payı ödemeleri suretiyle bu meseleyi aşacağız.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin, çevre düzeni planı olmayışının, iskân ve sanayileşme politikalarının önünü nasıl tıkadığını biliyorsunuz. Tarım arazilerinin hem de çok vasıflı, birinci sınıf tarım arazilerinin, sanayiin eline hızlı bir şekilde geçtiğini, oralarda tarım deposu adı altında, maalesef, 30 000 - 40 000 metrekare kapalı alanı olan fabrikaların yapıldığını biliyoruz. Şunu da ifade edeyim; bizden önce ihale edilen çevre düzeni planları, bazı bölgelerde altı sene, yedi sene sürüyor; yani, bir tarafta çevre düzeni planı yapılması sürerken, bir tarafta da fabrikalar kurulmaya devam ediyor.

Arkadaşlar, biz, şimdi, bu gidişin, doğru bir gidiş olmadığını, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde gördük. Tarım arazileri üzerinde yapılan kooperatif binalarının, sanayi tesislerinin bir teki bile ayakta kalamadı, hepsi yıkıldı. Şimdi, biz, evet, buradaki, bu çevre düzeni planıyla Türkiye'nin iskân politikalarını, sanayi politikalarını, turizm politikalarını bir noktada belirlemiş olacağız. Elbette ki, çevre politikalarında Bakanlık olarak bizim yapacak olduğumuz şey, bir koordinasyondur.

Bizim, yatırımcılık noktasında, elimizde ihale mekanizmaları mevcut değildir; ama, şunu söyleyeyim: Değerli arkadaşlar, evet, Türkiye'deki şu anda mevcut belediyelerin, başta büyükşehirler olmak üzere, il belediyeleri, ilçe ve belde belediyelerinin önemli bir kısmının, hem de yüzde 90'a yakın bir kısmının düzenli çöp depolama alanları mevcut değildir, tamamen vahşi depolama şeklindedir. Bazı illerimizde çöpler denize dökülür. Nerede; Rize'de, Trabzon'da, Giresun'da, Ordu'da, Samsun'da olduğu gibi. Bazı yerlerde nehirlere dökülür; Dicle'ye dökülür, Fırat'a dökülür, Kızılırmak'a dökülür, Sakarya'ya dökülür ve yine, bu belediyelerin, maalesef, atıksularını arıtma tesisleri yoktur. Bunların yapılması için, biz, yeni bir anlayışı, yeni bir konsepti geliştirerek, bu belediyeler arasında birlikler kurup, bu birliklerin, yerli ve yabancı finansörler ve kredi kuruluşları tarafından desteklenmesi suretiyle, süratli bir şekilde bu projelerin hayata geçmesini arzu ediyoruz. Tabiî, bu konuda şu anda Türkiye'nin tamamının -bakın, bu çok önemlidir- bütün belediyelerin, havza bazında, bölge bazında, il bazında çevre planları yapıldığı gibi, buraların, bu arıtma tesisleri, çöp depone alanlarıyla alakalı projelerinin, evet, fizibilite çalışmalarının ihalesi yapılmıştır.

Şimdi, burada, bizim Bakanlığımızın ilgili kurumlarından Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu çalışmalara da değinmek istiyorum. Biz, Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalardan, şu anda, bazı ülkelere know how sattığımızı, bazı ülkelerin yazılım programlarını yaptığımızı, Bosna Hersek'ten Azerbaycan'a ve diğer Türk cumhuriyetlerine kadar bu çalışmalarımızı yaptığımızı ve yine, Meteorolojinin yapmış olduğu rasatlardaki isabet oranıyla dünyadaki en saygın ülkelerden birisi olduğumuzu burada ifade ediyorum ve çalışmalarda emeği geçen arkadaşlarımızı da kutluyorum.

Yine, önümüzdeki süreç içerisinde, Türkiye'nin acil ihtiyacı olan çevre kanununu, inşallah, önümüzdeki aylar içerisinde, fazla zaman geçirmeden çıkaracağımızı ve Türkiye'nin buna ihtiyacı olduğunu ve öyle zannediyorum ki, 2004 yılı içerisinde, Türkiye için son derece önemli olan 2/B'yle alakalı eğer bir düzenleme Parlamentomuza gelirse, buradaki milletvekili arkadaşlarımızın desteğiyle, ülkemizin sosyal, ekonomik ve de hukukî açmazlarının kaynağı olan böyle bir kangrenleşmiş sorunun çözülmesi noktasında ileri adımlar atacağımızı biliyorum.

Burada, şunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Bir yaz geçirdik. Nasıl bir yazdı; evet, Türkiye'nin hangi köşesinde bir orman yangını çıksa, bazılarının, âdeta, el ovuşturup, neredeyse -lütfen, mazur görün ama- zil takıp oynamadıkları kalmıştı. "İşte, 2/B'lik yangınlar" deyip, el çırpanların... Evet, yanan, ülkenin akciğeriydi, ülkenin geleceğiydi. Biz ne yaptık; biz, Bakanlık olarak, daha yılın başında, yangın acil eylem planını, bütün birimlere, valiliklere tamim ettik, gönderdik ve herkesin tedbirli olmasını istedik. Biliyorduk ki, Türkiye, son on yıl içerisinde -bizden önceki on yıl içerisinde- yılda, ortalama olarak 14 000 hektar orman alanını kaybetmişti.

Arkadaşlar "2/B yangını, 2/B yangını" denilmesine rağmen, biz, bütün orman yangınlarındaki kaybı nerede tuttuk biliyor musunuz; 6 500 hektarda tuttuk.

Şimdi, o gün "2/B yangınları" deyip beyanat verenlerin, Meclis kürsüsünde kükreyenlerin, aslında, buraya gelip "biz, milletimizden ve Çevre ve Orman Bakanlığından özür diliyoruz" deme erdemini beklerdik. "Yanlış yaptık, dediklerimizin hiçbiri doğru değildir..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen, toparlayın.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla) - Çünkü, biz şunu çok iyi biliyoruz: Anayasamızın 169 uncu maddesinin birinci fıkrası, 6831 sayılı Orman Kanununun ilgili maddeleri ve diğer mevzuat, yanan orman alanlarının, yılı içerisinde çalışmasının yapılarak yeniden ihya ve imarını bize şart koşuyor. Biz de bunun gereğini yaptık. Burada çıktım dedim ki, "bize, Türkiye'de bugüne kadar yanmış ve yakılmış; ama, özel teşebbüse, özel kullanıma tahsis edilmiş, onların eline geçmiş iki tane yer gösterin, açıkta kalmış iki tane yer gösterin." Kaç sefer söyledim; ama, maalesef, bana bir tek yer bile gösteremediler.

Şimdi, bizim, burada, orman yangınlarıyla mücadelede, elbette ki, halkımızın hassasiyetini, milletimizin duyarlılığını takdir ettiğimizi; asker, sivil herkesin vermiş olduğu desteklerle bu başarıyı gerçekleştirdiğimizi ifade edeceğim.

Yine, burada "efendim siz Samsun'a üç yıllık bir mühendisi gönderdiniz..." Bürokrasiyi bilen birisi böyle bir şey söylemez. Niye; il müdürü olabilmesi için on küsur senelik hizmetinin olması lazım; oniki yıllık Kadir Kılıç diye birisini oraya göndermişiz. Şimdi, bizim, burada, tabiî, rakamları tek tek saymaya gerek yok; ama, öyle zannediyorum ki, internet sayfasında görmüş oldukları bilginin, Bektaşi'nin lâ takra bussalate anlayışıyla üst tarafını okuyup, aşağısını okumazsanız, burada, çıkarsınız yanlış bilgi verirsiniz, yanlış şeyler söylersiniz; ama, lütfen biraz daha zahmet edip, internet sayfalarını, web sitemizi sağlıklı olarak takip ederseniz, hem ormancılık ve çevre politikaları açısından daha doğru malumata sahip olursunuz hem de kamuoyunda zor durumda kalmazsınız.

Sayın Başkan, sabrınızı zorluyorum, biliyorum; ama, burada sözlerimi kısa olarak toparlıyorum. Kızılağaçlarla alakalı...

BAŞKAN - Sayın Bakanım, diğer Sayın Bakanımıza da söz vereceğiz; lütfen...

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla) - Bir dakika içerisinde toparlıyorum.

Kızılağaçlarla alakalı, aşılı kestanelerle alakalı yaptığımız çalışmaları...

Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; eğer, bu salonda, bu Yüce Meclisin şu güzel, nezih ortamında oturmamış, şimdi Ordu'nun bir dağ köyündeki bir kahvehanedeki köylüleri dinlemiş olsaydınız, Trabzon'un Maçkasındaki bir dağ köyündeki köylüleri dinlemiş olsaydınız, Giresun'un, Alucrasındaki bir dağ köyündeki, orman köyündeki insanların kızılağaçtan neler çektiğini dinlemiş olsaydınız, burada çıkar, bu söylediklerinizin tam aksini söylerdiniz.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Doğruyu söylemiyorsunuz Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla) - Benim, bu vesileyle, değerli milletvekili arkadaşlarıma arz etmiş olduğum hususların, bizim 2004 yılı çalışmalarımıza hız vereceğini, güç vereceğini biliyorum ve buna inanıyorum.

Yine, 2004 yılı bütçemizin Bakanlığımıza, Bakanlık çalışanlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Muhalefet ve İktidar Partisinden değerli sözcülerin değerli katkılarını, sorularını alıp onları değerlendireceğimizi, onlardan da azamî şekilde istifade edeceğimizi burada ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Kızılağacı kimin için çıkardığınızı bütün Türkiye biliyor!

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Türkmen, bir sen bilmiyorsun. Sen de biliyorsun esasında; ama...

BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Üçüncü söz isteği, Millî Savunma Bakanımız Sayın Vecdi Gönül'e aittir.

Buyurun Sayın Gönül. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Millî Savunma Bakanlığının 2004 yılı bütçesiyle ilgili açıklamalara geçmeden önce, sizleri, şahsım ve mesai arkadaşlarım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapacağım konuşmanın metnini biraz evvel sizlere dağıtmış bulunuyoruz. Bu sebeple, ben, metne sadık kalarak değil, daha çok, bizi irşat eden, konuşmalarıyla bize katkıda bulunan arkadaşlarımın temas ettikleri noktaları önplana çıkararak ve biraz da konuşmada, belki, açıklanması gereken hususları daha tebarüz ettirerek sözlerimi tamamlamaya çalışacağım.

Her şeyden evvel, zahmet çekip konuşma hazırlayan ve Millî Savunma Bakanlığı meselelerini burada teşrih eden arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.

Bu yılki bütçeye geçmeden, Bakanlığımızın 2004 yılı bütçesi teklifiyle ilgili hususları açıklamadan evvel, 2003 yılı bütçesi hakkında ne yaptık, onu arz etmek istiyorum.

2003 yılı bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 24 artmış, böylece, 10 katrilyon 200 trilyona bağlanmıştı. Demek ki, geçen seneki bütçemiz yüzde 24 artmış. Biraz sonra arz edeceğim bu seneki bütçemiz ise yalnızca yüzde 6,7 artmış oluyor. İkisi arasında 3 misline yakın bir tasarruf olduğunu burada arz etmek istiyorum. Ayrıca, 10,2 katrilyonluk bütçeden, yıl içerisindeki tasarruflarla 550 trilyonluk bir ekonomi sağladığımızı da belirtmek isterim. Elbette, bu tasarruflar yalnız teşkilatın tasarruflarından ibaret değildir; burada önemli bir husus, Hükümetimizin uyguladığı kur politikalarıyla doların bütçede öngörüldüğü seviyelere yükselmemiş olması dolayısıyla ithalatta yaptığımız kârdır. Diğer bir tasarruf da, Hükümetimizin bir kararıyla askerlik süresinin kısaltılmasından kaynaklanmıştır. Askerlik süresinin kısaltılmasıyla bir tasarruf doğmuş, bu her ikisinin toplamı 550 trilyonluk bir neticeyi tevlit etmiştir.

Millî Savunma Bakanlığının 2004 yılı bütçesi teklifinin oluşturulması aşamasında Bakanlığa intikal eden ihtiyaçların toplamı 14 katrilyon kadardı. 1,7 katrilyon, daha başlangıçta bunda tasarrufta bulunulmuş, daha sonra da bütçe teklifinin 850 trilyon lirası yeniden kesilmiştir. Ayrıca, 2004 yılı Konsolide Bütçe Kanunu Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi aşamasında da 916 trilyonluk bir ilave kesinti toplamıyla, taleplere göre, bütçe, bu yıl, 3,4 katrilyonluk bir tasarrufa tabi tutulmuştur. Bu tasarruf, tabiî, askerî birimlerimizin ve özellikle Genelkurmay Başkanlığımızın büyük gayretiyle hâsıl olmuş ve Bakanlığımız da, böylece, yüzde 6,7'lik bir artışla bütçeyi bağlayabilmiştir. Elbette, yüzde 24'lük bir bütçe artışına karşılık 6,7'lik bir artış, düşük bir artıştır; ancak, bu sene, bütçenin genel artışının yüzde 3 civarında olduğu düşünülecek olursa, Hükümetin, diğer bakanlıklara verdiği artıştan yüzde 100 daha fazlasını Millî Savunma Bakanlığına verdiği anlaşılmaktadır; ancak, Millî Savunma Bakanlığında yapılan tasarruf, ilk defa, bütçe büyüklüğünde, Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin birinci sıradan ikinci sıraya düşmesini sağlamıştır; Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi, icracı bakanlıklar içerisinde bu sene ilk defa Millî Savunma Bakanlığının önüne geçerek birinci bütçe olmuştur; tabiî, transfer harcaması olan Hazine ve Maliye bütçesini saymıyoruz.

Peki, bu bütçenin kalemleri neler olmaktadır; yüzde 58,6'sını mal ve hizmet alım giderleri, yüzde 33'ünü personel giderleri, yüzde 4'ünü sosyal güvenlik kurumlarına ait prim giderleri, yüzde 3'ünü cari transfer harcamaları, binde 1'ini ise sermaye giderleri oluşturmaktadır.

Sayın milletvekilleri, diğer hususlar, size dağıttığımız kitapçıkta yer aldığı için, ben, konuşmamın bundan sonraki bölümünde sayın milletvekillerimizin temas ettiği hususları aydınlatmak için bilgi arz etmek istiyorum.

İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir, savunma sanayii altyapısının geliştirilmesi için gayret sarf edilmesi önerisinde bulundu. Bakanlar Kurulunun bir kararıyla, savunma sanayimiz şu istikamette gelişmektedir: Yüzde 40 olan yerli katkı yüzde 60'a çıkarılacaktır. Araştırma geliştirme için ayrılan para binde 5 iken, yüzde 2'ye yükseltilecektir. Yurt dışına ihracata ağırlık verilerek, savunma sanayii cirosu 1 milyar dolardan 8 milyar dolara çıkarılacaktır. Yeni yatırımlar yerine, mevcut yatırımların değerlendirilmesine gayret edilecektir. Savunma sanayii projeleri kapsamında, yurt dışına giden dövizin geri dönüşümü için off-set işlemlerine ağırlık verilecek, off-set işlemleri yüzde 50'den yüzde 60'a çıkarılacaktır.

Bir başka temas edilen konu, Kilis Milletvekilimiz Sayın Veli Kaya'nın, mayın temizlemeyle ilgili temas ettiği husustur. 14 Nisan 2003 tarihi itibariyle, Güneydoğu Anadolu illerimizdeki -ki, bu illerimiz Mardin, Şırnak, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis ve Hatay İlleri olmaktadır- mayınlı 510 kilometre uzunluğunda ve 178 000 kilometrekare olan alanın temizlenmesi maksadıyla, bu yıl için tahsis edilen 20 trilyonluk ödenekle yola çıkılmıştır. Bu mıntıkada, bugünkü tespitlere göre, 1 962 000 adet mayın bulunmaktadır. On yıl içerisinde, bu 1 500 000'i aşkın mayın temizlenecektir. Bu konuda açılan ihaleye 7 firma katılmış olup, 3 firmanın temizleme faaliyetleri Hırvatistan'da, 2 firmanın temizleme faaliyetleri ise Güneydoğu Anadoluda -Nusaybin'de- fiilen denenmiştir. Bu denemenin sonuçları, bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu alanın bir an evvel tarıma açılması elbette Hükümetimizin hedeflerindendir. Ancak, alanda, netice itibariyle, köylülerimizin çalışma yapacağı düşünülecek olursa, mayın temizleme faaliyetlerinin en hassas bir faaliyet olarak ele alınacağından şüphe yoktur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi de Sayın Şükrü Elekdağ'ın temas ettiği üç noktayı sizlere arz etmek istiyorum. Üç noktadan birincisinin, teröristlerin tamamen affı, ikincisinin, teröristlerle doğrudan temas, üçüncüsünün de, Türkiye'nin terör merkezi haline getirilmesi olduğunu zannediyorum. Bu konularda Amerika'nın Türkiye'ye baskı yaptığı ve hükümetin de bu sahada çalışmalar yaptığı şeklindedir.

Bu üç konuda da, Türkiye ile Amerika arasında herhangi bir baskı söz konusu olmadığı gibi, böyle bir çalışma da yapılmış değildir. Bakanlığımızda terörle ilgili yapılan çalışma, yalnızca, NATO'nun terörle mücadele müesseselerinden bir tanesi olan Center of Excellent'ın Türkiye'ye alınması istikametindedir. Bilindiği gibi, NATO, yeniden bir yapılanmaya girmiştir. Vaktiyle 60 olan karargâh sayısı, sonradan 20'ye düşürülmüştür, şimdi de 12'ye düşürülmesi için gayret sarf edilmektedir. Bunlardan güney hava kuvvetlerinin Türkiye'de konuşlanması sağlanmıştır. Bunun yanında iki ayrı merkezimiz daha vardır. Üçüncü olarak da, terörle mücadele merkezinin Türkiye'de açılması keyfiyeti NATO'yla görüşülmektedir. Bunun dışında, NATO'nun Türkiye'de bir terör merkezi açması söz konusu olmadığı gibi, diğer konularda da Amerika'yla herhangi bir temasımız yoktur.

Sayın Başkan, sayın üyeler; ekonomik baskının devam ettiği, krizlerin tesirinin hâlâ izale edilemediği bir Türkiye'de, bakanlıklar arasında ikinci büyüklükteki bütçenin Millî Savunma Bakanlığına tahsis edilmesi, Türkiye'nin savunma politikalarına verdiği önemi göstermektedir. Esasen dünya üzerindeki 18 çatışma ve tehdit merkezinin 13'ünün Türkiye'nin etrafında bulunması, böyle bir ciddî yaklaşımı Türkiye için de gerekli kılmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Millî Savunma Bakanlığı da bugüne kadar sizlerin gösterdiği ihtimam ve itinayla, kendisine ayrılmış olan miktarları en ciddî ve en hassas bir şekilde harcama gayreti içerisinde olmuştur. Kesinhesaplarımızın tasdiki sırasında siz de bunları en iyi şekilde değerlendiriyorsunuz.

Gösterdiğiniz itimada her zamandan daha fazla layık olmaya çalışacağımızı belirtir, bütçenin kabulünü takdirlerinize sunar, hepinize saygılarımı arz ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şahsı adına söz isteği, aleyhte olmak üzere, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım'a aittir; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlıkları bütçeleri üzerindeki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi, televizyonları başında bizi izleyen yurttaşlarımızı ve Kastamonuluları saygıyla selamlıyorum.

1950 yıllarında "teker dönsün" politikasıyla ve "ulaşamadığın yer senin değildir" sloganıyla, Türkiye Cumhuriyeti Karayolları Teşkilatı, işçisi, mühendisi ve çalışanlarının, Yol-İş Sendikasıyla bütünleşerek, il ve devlet yollarının asfalt haline getirilmesini planlamış, gelişen ülke ekonomisinin, taşıma isteklerine göre, trafik sayımlarına ve trafik yüküne göre yol standartlarını belirlemiş ve yolların yapımına başlamıştır.

Günlük ortalama trafiğin 1 000'in üzerine çıktığı ana istikametlerde birinci sınıf devlet yolu kaplamaları BSK -bitümlü sıcak karışım- olarak, günlük ortalama trafiğin 4 000'in üzerindeki istikametlerde bölünmüş yol ve kaplamasının da bitümlü sıcak karışım olarak, diğer bir deyişle asfalt beton olarak yapılmasına başlanmış; bugüne kadar 62 611 kilometre yol ağı ile 1 726 kilometre otoyol ve 3 859 kilometre bölünmüş yol, buna ilaveten de bu yıl sathî kaplamalı 1 600 kilometre bölünmüş yol yapımı gerçekleştirilmiştir. Yol yapımını gerçekleştiren Karayolları Teşkilatına ve değerli işçilerimize, şu anda biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe görüşürken karda kışta, dağlarda yolları açan Karayolları işçilerimize başarılar diliyorum, mühendislerimizi kutluyorum.

Ankara-İzmir, Ankara-Samsun-Trabzon-Sarp, Ankara-Eskişehir-Bursa ve Bursa-Balıkesir, Antalya-Alanya devlet yolları bir an önce bitirilmeli, bölünmüş yol olarak hizmete açılmalıdır. Bu kesimlerde günlük ortalama trafik sayımı çok yüksektir ve büyük trafik kazalarına sebebiyet verilmektedir. Bölünmüş yollarda rampalarda tırmanma şeridi, yerleşim merkezlerinde tali ve ana toplayıcı yol şeritleri inşaatına öncelik verilmelidir. Orta refüjler kaldırılmalı, kalın çizgiyle bölünmüş yollar tarif edilmelidir. Yolların ortasına bordür duvarlar konulmamalıdır.

Karadenizin en önemli projesi olan Karadeniz sahil yolu, on yıldır devam etmektedir. Birinci keşfin 2,5 katrilyon olduğu, toplam keşfin 4,7 katrilyona çıktığı 21 adet ihale dosyasından oluşan bu işin bitirilmesi için 2,7 katrilyona daha ihtiyaç olduğu anlaşılmakta ve Karadeniz sahil yolunda trafik çok güç şartlarda yapılabilmektedir.

Sayın Bakanın yapmış olduğu açıklamalarda, bu kesimin Başbakanın talimatı gereği iki yılda bitirileceği Türkiye Büyük Millet Meclisinde bölünmüş yolla ilgili kanun görüşülürken ifade edilmiştir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bunun takipçisi olacağız. Ancak, Samsun-Sinop-Çatalzeytin-Abana-İnebolu-Doğanyurt-Cide-Amasra-Bartın sahil yolunun birinci sınıf devlet yolu olarak bitirilmesini, kendisinden de talep etmekteyim. Şu anda, Abana-İnebolu arası trafiğe kapalıdır. Yirmisekiz yıldır devam eden Küre-İnebolu yolunun bitirilmesini; Kastamonu-Daday- Eflani-Bartın; Ağlı-Azdavay-Pınarbaşı-Ulus; Taşköprü-Boyabat- Durağan; Kastamonu-Araç-Karabük; Kastamonu-Ilgaz-Çankırı-Ankara; Merzifon-Kargı-Tosya-Gerede bölünmüş yollarının yapılmasını talep etmekteyim.

Karayolu inşaatı, toprak kazısı, dolgusu, betonu, üstyapı ve asfaltıyla, teknik çalışmayı gerektiren bir altyapı inşaatı türüdür. Mevsim ve iklim şartlarına göre çalışma zamanları belirlenir. İnşaatı yürüten personel tecrübeli olmalı, zemini, toprağı iyi tanımalı ve bilmelidir. Bugüne kadar 3 859 kilometre bölünmüş yol yapıldığı, bir yılda 1 600 kilometre yol yapıldığı karşılaştırması doğru bir yaklaşım değildir ve eksiktir. "Maliyetini, 1 trilyona yapılırken 200 milyara düşürdük" iddiası da gerçekçi değildir. Altını çizerek söylemek istiyorum ki, bugün yapılan, geçmişte yapılan birinci devlet yolunun yanına ikincisini yapmaktır. Bu maliyete, kamulaştırma, proje, makine amortismanları, işçilik giderleri dahil edilmemiş; sadece toprak işi yapılarak, iş makinelerinin akaryakıtı ve ucuz üstyapı teşkili hesaba katılmıştır. Zamansız yapılan sathî kaplamaların mıcırlarının soyulduğu, bir kış dahi geçmeden yolların bozulduğu, çukurların oluştuğu ve yapılan duble yolların trafiğe kapandığı gözlenmektedir. Yazıktır, günahtır, ülkenin kaynakları kıttır.

AYHAN ZEYNEP TEKİN (Adana) - Siz bu kadar da yapmadınız yani; yapın da görelim.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Elbette ki, devletin boş duran makinelerini, işçisini çalıştıralım, yollarımızı geliştirelim; buna karşı durmak, karşı çıkmak doğru bir yaklaşım değildir; ama, işimizi doğru yapalım. Sayın Bakan, onbeş gün önce yazılı talimatıyla duble yol inşaatlarının teknik şartnamelere uygun yapılmadığını bizzat kabul etmekte ve tedbir alınmasını istemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükümetin uygulamakta olduğu bölünmüş yol projesi cumhuriyet tarihinde ilk değildir. 1978-1979 Cumhuriyet Halk Partisi İktidarında Karayollarının bütçeden aldığı pay 1978 yılında 5,3; 1979 yılında 5,6; 2003'te Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının dış kredilerle birlikte aldığı payın yüzde 1,6; 2004 bütçesinde de 1,4 olduğunu gördüğümüzde, 1978-1979 dönemiyle mukayese ettiğimizde 3 veya 4 kat daha gerisinde olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Karayolları kuruluşu 10 katrilyon ödenek talep etmekte, verdiğimiz kaynak 2,271 katrilyon olarak görülmektedir. O günleri anımsadığımızda, KUP projesiyle köy yollarını... Orman Genel Müdürlüğünden protokolle kiralanan makinelerle bu sistem uygulanmıştır. Bu yeni bir buluş, yeni bir mucize değildir. Yollarımızın bölünmüş yol yapılması ve bu projenin uygulanmasından dolayı Bayındırlık Bakanını ve Karayolları Teşkilatını takdirle karşılıyorum; ancak, eleştirilerimizi de sunmak istiyoruz.

Yol yapım işinde, Karayollarında, hizmet anlayışı, teknik yetenek, beceri ve karayolculuk ahengi içinde işçi ve işveren vekili sayılan mühendislerin ortak çalışmasıyla kaliteli yol yapmak mümkündür; ama görülüyor ki, uygulamanızda tecrübe, birikim ve yetenek, atadığınız kadrolarda ikinci plana itilmiştir. Diğer bakanlıklara göre yaptığınız tahribatın az olması nedeniyle de yine Sayın Bakana teşekkürlerimi arz ediyorum.

Bugün, ülkemizde yolcu ve yük taşımacılığının yüzde 95'i karayoluyla yapılmaktadır. Ülke ekonomisinin lokomotifi olan ulaştırma sistemleri, karayolu, havayolu denizyolu, demiryolu birlikte değerlendirilmeli ve master plan dahilinde birlikte entegre edilmelidir.

Hükümet, havayoluna teşvik verirken, karayolu taşımacılığını ve bu sektörde çalışan otobüsçüleri ve yük nakliyecilerini ihmal etmektedir. Hükümet, zengini sevmektedir, tıpkı rahmetli Özal gibi. Havayolu taşımacılığını teşvik için ÖTV'yi kaldırmakta, karayolu taşımacılığı yapan otobüsçüleri ve yük taşımacılarını, otobüsle seyahat eden dargelirli vatandaşlarımızı unutmaktadır. Var mısınız, dargelirliyi koruyalım, vatandaşlarımızın seyahat için kullandıkları şehirlerarası otobüslerin tükettikleri akaryakıttan, Akaryakıt Tüketim Vergisini kaldıralım. Havayolu ve denizyolu taşımacılığında sağladığınız imtiyazı bu sektöre de tanıyalım. Şimdiye kadar, bu sektöre hiç vermemişiz, hep almışız. Türkiye'nin, gerek yolcu gerek yük taşımacılığının yüzde 95'ini bu sektör yapmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, lütfen, sözlerinizi toparlayın.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bu sektörün örgütlenmesinin önünde olan engelleri kaldıralım; uluslararası otobüsçüler odası, uluslararası nakliyeciler odası ve minibüsçüler odası gibi örgütlenmesi için kanun çıkaralım. Bunun için, Türkiye Büyük Millet Meclisine yeni bir kanun teklifi vereceğim ve tüm milletvekillerinden, aynı zamanda hükümetten destek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Toplu Konut İdaresi, 15 ilde 10 000 konut ihalesi yapmış, ocak ayında 16 000 konut daha ihale etmeyi ve beş yılda 100 000 konut üretmeyi planlamıştır; ama, burada Kastamonu yok, Çankırı yok, Karabük yok, Orta Karadeniz yok, Batı Karadeniz yok. Diyeceksiniz ki, buralar yoksul ve insanları göç ediyor. Bu, kader değil. Bu kaderi değiştirmeye kararlıyız. Biz, Karadenizliler olarak, devlete değil; ama, siyasete başkaldırıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığıyla ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, sürenizi çok aştınız; şimdi ise yeni bir bakanlığın bütçesi üzerinde konuşacaksınız. Birkaç cümleyle bitirmenizi rica ediyorum.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Değerli arkadaşlar, bakın -Sayın Bakan benden önce konuştu- bu gördükleriniz, hepinizin ihtiyacı olan yemek yediğimiz kaşıklar. Bunlar nerede üretiliyor biliyor musunuz; Kastamonu'nun Şenpazarı'nda ve Cide'de üretiliyor. Orman köylüsü bunları şimşir ağaçlarından yapıyor; şimşir ağaçlarımızı korumak için, şimşirlerimizi daha geliştirmek için orman köylümüzle bunları barıştıralım diyorum.

AHMET YENİ (Samsun) - Sarmısak?..

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bekle, geliyor...

Ayrıca, hükümeti dinledik; geçen yıl Sayın Bayındırlık Bakanımız bölünmüş yolların bitirileceğine dair; Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımız ise ithal sarmısak konusunun çözüleceğine dair söz verdi. Bu kürsüden bir yıl önce hükümetin vermiş olduğu sözü ben size anımsatmak istiyorum. Tarım ve Köyişleri Bakanı "Türkiye'ye Çin'den sarmısak ithal edilmesine gerek yok" demişti. Sayın Başkanım, o tutanaklara baktığımızda bunu göreceğiz; ama, görüldü ki, siz verdiğiniz sözün eri değilsiniz, verdiğiniz sözü gerçekleştirmiyorsunuz; çünkü, bu sene, Çin'den 1 770 ton sarmısak ithal edilmiştir ve ithal edilen sarmısaklar da Mersin Limanına getirilmiş, Taşköprü sarmısağı diye satılmaya başlanmıştır. İşte, görüyorsunuz, üzerinde yazıyor... Bu sarmısak Çin sarmısağı; şu gördüğünüz de Kastamonu-Taşköprü sarmısağı. Bakın, ikisinin arasında büyük fark var. Ben, bunun için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi olarak, 3 Aralıkta Mersin Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundum; gerekli işlemler yapılmıştır. Huzurunuzda, Mersin Cumhuriyet Savcılığına teşekkürlerimi arz ediyorum. Bu, ayıplı maldır, tüketici kandırılmaktadır; ama, bir ifade çok çarpıcıdır. "Neden Taşköprü sarmısağı olarak satıyorsunuz" diye sorulduğunda, getiren firma diyor ki: "Çin'den getirdiğimiz sarmısağı Türk Halkı yemiyor; çünkü, Çin'de SARS hastalığı var. SARS hastalığı olduğu için, biz, Taşköprü sarmısağı diye etiketliyoruz ve bunu satıyoruz."

Hani vermiş olduğunuz söz?! Sayın Başbakan, Kastamonu meydanında söz verdi; burada, Bakan söz verdi.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, rica ediyorum.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Bunu takip etmeye devam edeceğim. Bu can bu bedenden çıkmadığı sürece, namussuzlara karşı mücadelemi sürdüreceğim.

Bunları da Sayın Başkana vereceğim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, dördüncü tur üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, soru ve cevap kısmına geçiyoruz.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, ondan önce, bir tavzih yapmak gerekiyor. Kürsüdeki konuşmam sırasında bir şey söyledim, tutanaklara yanlış geçmiş; onu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakanın tutanaklarla ilgili bir düzeltme yapma isteği var.

Buyurun.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, konuşmam esnasında, Star Televizyonunun, Van-Bahçesaray yolunun kapalı olduğu yolunda yayın yaparak, halkı yanlış bilgilendirdiğini söylemiştim. Bunu Star değil CNN Televizyonunun yaptığını; dolayısıyla, tutanaklara bu şekilde geçmesini arz ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Bu şekilde tutanaklara geçmiştir.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Yol kapalı mı?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Yol açık. Kamuoyu duymadı da tutanaklara geçsin diye söyledim. 

BAŞKAN - Efendim, şimdi, soru soracak milletvekillerimizi, soru sorma zamanı ve sırasına göre Genel Kurula arz ediyorum: Sayın Ünal Kacır, Sayın Mevlüt Akgün, Sayın Yusuf Selahattin Beyribey, Sayın Sedat Pekel, Sayın Mustafa Nuri Akbulut, Sayın Ahmet Yeni, Sayın Feridun Fikret Baloğlu, Sayın Ali Dinçer, Sayın Musa Sıvacıoğlu, Sayın Hüsnü Ordu, Sayın Mustafa Gazalcı, Sayın Yavuz Altınorak, Sayın Osman Özcan, Sayın Necdet Budak, Sayın Kâzım Türkmen, Sayın Resul Tosun, Sayın Ali Aydınlıoğlu, Sayın Asım Aykan, Sayın Mustafa Ilıcalı.

Bildiğiniz gibi, 10 dakika soru sorma, 10 dakika da cevap verme süresi vardır. Soruların kısa, öz, yorumsuz olarak ve anlaşılır bir şekilde sorulmasını istirham ediyorum. Böylece, zamandan tasarruf ederek, soru sorma ihtiyacı duyan sayın milletvekillerimizin de, soru sorma imkânını sağlayalım; değerli arkadaşlarım birbirine bu şekilde yardımcı olsunlar.

Sayın Kacır, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - 1 dakikayı geçmesin Sayın Başkan.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Bayındırlık ve İskân Bakanıma, Türkiye çapında bölünmüş yol çalışmalarınızı takdirle izlediğimizi, bundan dolayı, şahsınızda, hükümetimizi tebrik ettiğimizi ifade etmek istiyorum, teşekkür ediyorum; ancak, benim çok önemli gördüğüm bir yol var; Doğu Anadolunun, Karadenizin, Doğu Karadeniz Bölgesinin kullandığı, Samsun'dan itibaren kullanılan; bununla beraber Kastamonu'nun, Sinop'un, Karabük'ün kullandığı, yani ülkemizin büyük bir bölümünün kullandığı bir yol var; Gerede-Merzifon arasındaki yol. Hepimiz televizyonlardan izliyoruz; burada, çok büyük, ölümlü kazalar oluyor. Bu yolun bölünmüş yol olarak yapılmasının çok önemli olduğu kanaatindeyim. Bu konuda çalışmanız var mı; ne zaman yapılabilir, bitirilebilir? O konuda bilgi almak istiyorum.

Sayın Bakanım, ayrıca, Çatalca-Büyükçekmece arasında, Ahmediye ile Tepecik arasında 6-7 kilometrelik bir yol var. Bununla ilgili projelerin hazırlandığını öğrenmiştim. Bu, ne zaman realize edilebilir? Bu konuda bir bilgi almak istiyorum.

Bir de, İstanbulumuzun en önemli iş merkezlerinden birisi olan Hadımköy yolu var; TEM Hadımköy çıkışı ile Hadımköy arasındaki yolun duble yol yapılması için programa alınıp alınmadığı konusunda bilgi almak istiyorum.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, iktidara mensup  bir milletvekili; soru sorma hakkının, neredeyse 10 dakikasını kullanıyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Affedersiniz, ben bir hata mı yaptım?!

ALİ DİNÇER (Bursa) - İktidar milletvekilisiniz beyefendi, teşekkür için soru sorma süresini bitiriyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Kacır, bakın, başta açıkladım; sorunuzu soracaksınız, yoruma gerek yok "şu konuda ne yapacaksınız, bu konuda düşünceniz nedir" gibi, birkaç cümleyle bunlar sorulabilir. Gerçekten, burada, birçok konuda soru sormak isteyen çok milletvekili arkadaşımız var. Parlamento teamülü de bu noktada.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Efendim, ben zaten bitirmiştim. Baştan, bu şekilde sormamı istiyorsanız, özetleyeyim.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Efendim, söyledim, açıkladım bütün arkadaşlara.

Sayın Kacır, son cümlenizi alayım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Teşekkür ediyorum efendim, sorularımı sordum.

BAŞKAN - Ben de teşekkür ediyorum.

Sayın Mevlüt Akgün, buyurun.

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) - Sayın Bayındırlık Bakanımıza iki sorum olacak. Bunlardan birisi, Karaman İlimize bağlı Ermenek İlçemize, başka bir ilin sınırlarından geçerek, Mersin İlinin sınırlarından geçerek ulaşılmaktadır. Bu, Türkiye'de ender rastlanan bir durumdur, ender ilçelerden birisidir. Bu nedenle, Karaman-Ermenek yolunun, karayolları standardına uygun olarak ne zaman tamamlanması gerektiğini düşünüyorsunuz?

İkinci sorum: İç Anadoluyu Akdeniz Bölgesine bağlayan Sarıveliler İlçemiz ile Alanya yolunun karayolu standardında ne zaman bitirilmesini düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Ben de teşekkür ederim.

Sayın Selahattin Beyribey, buyurun.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Efendim, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, ben, aracılığınızla, üç Bakanıma da soru sormadan önce, bugün, 1914 yılında, Allahuekber Dağlarında 90 000 Türk evladının şehit olduğu yılın yıldönümüdür. Ondan dolayı, orada şehit olan bütün Türk evlatlarına Allah'tan rahmet diliyorum; oradaki acıların bizim acımız olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle de -Sarıkamış yöresinde olduğu için- Sarıkamış'ta bir ormanımız var, cumhuriyet tarihinden beri yok olma noktasına doğru gitmektedir. Bu ormanımızın bir an evvel millî park olması doğrultusunda Orman Bakanlığımızın girişimleri var; hangi safhadadır, öğrenmek istiyorum.

Ayrıca, o dağlarda şehit olurken, özellikle Göle'yi Selim'e bağlayan güzergâhtaki bir yolumuz var; bu yol, karayolları ağına alınacak mıdır, alınacaksa ne zaman faal hale gelecektir; onu öğrenmek istiyorum.

Yine, Savunma Bakanlığımızın, Kars-Ani Harabelerinin turizme açılması konusunda bir girişimleri mevcut mudur? Ani Harabelerinin, savunma güvencesi yönünden, turizme açılmasında bir sakınca olup olmadığını öğrenmek istiyorum.

Yine, üçüncü sorum olarak, 2003 yılı içerisinde, Çevre ve Orman Bakanlığı ve ayrıca Bayındırlık Bakanlığının belirlediği israf alanları var mıdır; varsa, bu israf alanlarıyla ilgili elde edilen sonuçların parasal, rakamsal büyüklüğü nedir; onu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Beyribey, son cümlenizi alıyorum.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Yine, dördüncü ve son sorum; 2003 yılı içerisinde yanan ormanlarımız tekrar, ne zaman ağaçlandırılacak, programda mıdır; onu öğrenmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Pekel, buyurun efendim.

SEDAT PEKEL (Balıkesir) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Millî Savunma Sayın Bakanına sorularımı yöneltiyorum.

Özelleştirme kapsamına alınan ve kâr eden kuruluşlarımızdan Tekel ve Millî Piyango İdaresi, 2002 yılında, Savunma Sanayi Destekleme Fonuna 150 trilyonun üzerinde kaynak sağlamıştır. Bu iki kuruluş özelleştirildiği takdirde savunma sanayimiz kan kaybedecektir. Bunu önlemek için bir çalışmanız var mı?

Vatanî görevini yerine getiren Mehmetçiklerin aylıkları, ne yazık ki, çok yetersizdir. Yeni artışla 2004 Ocak ayında çavuşlarımız 14 568 000, erlerimiz 10 926 000 lira alacaklardır. Gerçekten, şahsî giderlerinin karşılanmasında çok zorlanan bu askerlerimiz için gerçekçi rakamları ifade eden artışları 2004 bütçesinde düşünüyor musunuz? Şayet, er sayısı, erbaş sayısı fazla diyorsanız, bunların azaltılması için bedelli askerlik ya da askerlikte süre indirimi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Mustafa Nuri Akbulut, buyurun.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sorum Sayın Bayındırlık Bakanımıza.

Sayın Bakanım, yıllardan beri programa alınıp yapılamayan Olur-Ardanuç yolu karayolları programına alınıp yapılacak mı?

Erzurum-Tekman-Muş il yolu önceki yıllarda ayrılan ödeneklerle yapılamadı, yapılamaz. Bu yıl için Erzurum-Tekman yolunun yapımı konusunda yeterli ödenek tahsis edilecek mi?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akbulut.

Sayın Ahmet Yeni, buyurun.

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkan, Sayın Millî Savunma Bakanına sorum şu: Kamuoyunda bedelli askerlik konusunda bir beklenti olduğu bilinmektedir. Kısa süreli bir eğitimden sonra işlerine dönecek olan vatandaşlarımız, aynı zamanda, ekonomimize de katkı sağlayacaklardır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sayın Bayındırlık Bakanına sorularım şunlar: Samsun Bafra arası duble yol çalışmasının 35 kilometresi bitmiştir; teşekkür ederiz; 14 kilometrelik kalan kısım 2004'te bitirilecek midir?

Karayollarındaki daha önce yapılan otoyol maliyetleri ile şu andaki maliyetleri mukayese eder misiniz?

Yine, AK Parti Hükümetlerinden önce 714 000 000 dolar usulsüz keşif artışı yapıldı. 110 000 000 dolar, 32 000 000 Alman Markı, 60 trilyon lira fazla ödeme yapıldığı bilinmektedir. Bugüne kadar hiç tahsilat yaptınız mı?

Sayın Orman Bakanına sorularım şunlar: Devlet ormancılığından millet ormancılığına geçmek ne demektir? Kent ormanlarını hangi illerde, nasıl kuracaksınız? Orman kadastrosu ne zaman bitecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Feridun Fikret Baloğlu, buyurun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Çok kısa bir soru soracağım.

Sayın Bayındırlık Bakanına, Kiğı ile Yedisu arasındaki yolu bir önergeyle sormuştum. Sayın Bakan cevap vermedi, Sayın Ali Babacan cevap verdi; tecrübesizliğine veriyorum; orada bir cümle var, inanılmaz bir cümle "biz, bu yolu, güvenlik nedeniyle yapamıyoruz" diyor. Cumhuriyet hükümetinin ayıbı olur bu. Sayın Bakanın bu cevabı düzeltmesini ve Kiğı ile Yedisu arasındaki yolu yapmasını istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Dinçer, buyurun.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, ben söz sıramı Edirne Milletvekili Necdet Budak Beye devrediyorum.

BAŞKAN - Peki; buyurun Sayın Budak.

NECDET BUDAK (Edirne) - Sorum Sayın Orman Bakanına.

Edirne'nin İpsala İlçesine bağlı Yenikarpuzlu Beldesindeki ve Paşaköy Ferre bölgesindeki 10 000 dönüm araziyi, Orman Bakanlığı, sonuçsuz olmasına rağmen, kavak yetiştirme çalışmaları için 5 kişiye, şahsına tahsis etmiş; ancak, bu kişilerden birisi de kamu görevlisi, Tarım İl Müdürü Mehmet Bilat. Burada hiçbir ihale yapılmadan, bu 5 şahsa, bu 10 000 dekar arazi, hiçbir ücret alınmadan ne kriterlere dayalı olarak verildi? Ayrıca, bu bölgedeki tüzelkişilikler, kooperatifler, köy halkına niye böyle bir arazi dağıtımı yapılmadı? Bunun açıklamasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Budak.

Efendim, soru sorma süresi tamamlanmıştır.

Şimdi, Sayın Bakanlar cevapları verecekler. Eğer, cevaplar 10 dakikadan daha erken biterse, soru sorma kısmına devam edeceğiz

İlk sözü kim almak istiyor Sayın Bakanlar?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Bayındırlık Bakanımız istiyorlar.

BAŞKAN - Sayın Ergezen, buyurun.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, şimdi, tabiî, bütün soruları burada cevaplandırma şansına sahip değiliz; çünkü, sorular hem çok hızlı soruluyor hem not almakta da çok zorlandık; dolayısıyla, kopukluk olabilir; ancak, not alabildiklerime cevap vereyim.

Bir kere, Gerede-Merzifon yolu bizim birinci öncelikli yolumuz ve biz buraya başladık, Gerede tarafından başladık. Kış şartları elverdiği oranda bu kışın da çalışmaya devam edeceğiz. Yani, buradan senin seçmenlerin de duysun; ben de onlara buradan selam yolluyorum; yola başladık; bu bir.

İkincisi, Bingöl-Kiğı yolu, öyle, güvenlik nedeniyle falan başlanılmamış...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Yazılı efendim, cevap elimde.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Yazılı da verilmiş olsa, şimdi Genel Müdürden aldığımız bilgi, şu anda programda olmayan bir yol...

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Elimde belge var.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Canım, cevap veriyorum, biraz sabırlı olsana!..

Programda olmayan bir yol. Ben, buradan şunu Meclise sunmak istiyorum : Birçok ilimizin ilçeleriyle yolları yok; bırakın şunu bunu, asfaltı bırakın da, il ve ilçelerimiz arasında yol yok. Bunlardan birisi -demin Erzurum Milletvekili sordu- Tekman ile Erzurum'un arasında yol yok; köy yolu! Bir kısmı stabilize, bir kısmı toprak yol. Şimdi, dolayısıyla, bu dediğiniz yollarla ilgili, belki cevap verirken, ilk etapta doğru cevaplar, tam yeterli cevaplar da verememiş olabiliriz; ancak, biraz önce sorduğunuz sorudan sonra Genel Müdürle yaptığımız değerlendirmede, bu yolu yapmamıza bir engel yok; ancak, yol programda değil; buna bir planlama yapmamız lazım. Burayı yapacağız; önceliğimizdir, ondan bir endişeniz olmasın; ama, yeri gelmişken, senin bölgen olduğu için hemen söyleyeyim -çünkü, soruların çoğu bana soruldu- önümüzdeki sene, 2004'ün sonuna geldiğimizde, Bingöl'den çıkan bir kişi Malatya'nın içine kadar bölünmüş yolla gelecek. Dolayısıyla, biz, bu arada Tunceli'yi, Bingöl'ün diğer yollarını da ihmal etmeyeceğiz, yapacağız. Ondan haberiniz olsun.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sağ olun.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Evet, Gerede yolunu söyledim, Erzurum-Tekman yolunu söyledim.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Söylemediniz...

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Karaman yolu, bizim programımızda olan bir yoldur. Geçen gün, Başbakan da, oradan, bizi aramışlardı, sormuşlardı. O yola, biz, başladık. Bu yolla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. 1996 yılında, Sayın Cevat Ayhan zamanında temeli atılmıştır; yüzde 50'si de tamamlandı. Daha sonra, yatırımdan çıkarılmış; yeniden yatırıma alınması gerekiyor.

Sarıveli-Alanya yolunun Antalya bölgesi sınırlarındaki kısmı -58 kilometre- tamamlanmıştır. Sarıveli-Alanya yolu ayrımı -27 kilometre- yatırım programında değildir; yatırıma girmesi gerekmektedir. Bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Burada, yatırıma girmesi gerekir diyoruz; ama, ne zaman girecek; o konuda bir şey diyemiyoruz; çünkü, paraya bağlı bu işler.

Ben, soruları bu kadarla cevaplandırıyorum.

Sayın Başkanım, teşekkür ederiz.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Orman Bakanımız, buyurun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkanım, Sayın Selahattin Beyribey, Sarıkamış'taki sarıçam ormanlarıyla alakalı ve 1914 yılında Allahuekber Dağlarında kaybetmiş olduğumuz onbinlerce şehidimizin anısına bir millî park oluşturulmasıyla alakalı neler düşündüğümüzü ve nasıl bir çalışma yaptığımızı, planladığımızı sordu.

Hemen, buradan, ifade edeyim. Önümüzdeki ocak ayının ikinci yarısında, millî parkı, o bölgede, inşallah, ilan etmiş olacağız; yani, oradaki şehitlerimizin anısını yaşatacak, o bölgedeki ekolojik dengeyi gözetecek ve o bölgenin ekonomik durumunu da güçlendirmeye yönelik, inşallah, bir çalışmayı bu vesileyle gerçekleştirmiş olacağız.

Ben, teşekkür ediyorum.

Diğer soruları yazılı olarak cevaplayacağım.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

NECDET BUDAK (Edirne) - Benim soruma cevap verilmedi.

BAŞKAN - Efendim, Sayın Budak sorum cevaplandırılmadı diyor.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Yazılı olarak cevap vereceğiz.

BAŞKAN - Sayın Millî Savunma Bakanımızın var mı bir açıklaması?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, arz edeyim.

Sayın Beyribey'in belirttiği Kars-Ani Harabeleriyle ilgili bugüne kadar herhangi bir müracaat olmadığı gibi, çalışmamız da yoktur. Ancak, bu soru üzerine, Turizm Bakanlığıyla da görüşmek suretiyle, ne yapılabileceği incelenecektir.

Sayın Pekel'in belirttiği er ve erbaş maaşlarının artırılması konusu, bildiğiniz gibi, bütçe imkânları çerçevesinde ve katsayıya bağlı olarak yapılmaktadır. Er ve erbaş maaşları maaş olarak değil, harçlık olarak artırılmaktadır. Erlerin her türlü ihtiyacı devlet tarafından karşılandığı için buna maaş demiyoruz, harçlık diyoruz. Bugünkü imkânlarımız da budur.

Sayın Ahmet Yeni'nin belirttiği, askerliğin kısaltılması veya bedelli askerlik uygulamasıyla ilgili Bakanlığımızda bugün herhangi bir çalışma yoktur. Esasen, bunun uygulanması için, askerliğin kısaltılması için, 1111 sayılı Kanunun Bakanlar Kuruluna verdiği yetki Hükümetimizce sonuna kadar kullanılmıştır; bundan sonra kısaltılması için kanuna ihtiyaç vardır. Ancak, bedelli askerlik için herhangi bir kanuna ihtiyaç yoktur. Aynı Kanunun 11 inci maddesi, askerliğin fiilen veya bedelli olarak yapılmasına imkân vermektedir. Ancak, bedelli olarak askerliğin yapılabilmesi için, Genelkurmayın müracaatlarda bir fazlalık tespit ederek, bunu, Bakanlar Kuruluna teklif etmesi gerekir. Bugüne kadar, Genelkurmayın müracaatlarda bir fazlalık tespit etmesi söz konusu olmadığı gibi, hatta bazı müracaatlarda eksiklik olduğu da belirtilmiştir.

Sayın Pekel'in sorduğu diğer bir husus, özelleştirilecek kuruluşlardan Savunma Sanayii Destekleme Fonuna girecek ödenek ne olacaktır şeklinde. Esasen, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunuyla, 2005 yılından itibaren 2007 yılı sonuna kadar bütün fonlar bütçeye alınacak ve ihtiyaçları bütçeden karşılanacaktır. Binaenaleyh, Millî Piyango ve Tekelin özelleştirilmesi sonucu eksilecek gelirler, millî bütçe tarafından karşılanacaktır.

Arz ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Süremiz var.

Sıra, Sayın Musa Sıvacıoğlu'nda.

Buyurun.

Kısa ve öz sormanızı rica ediyorum.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım; kısaca soracağım.

Sorum, Sayın Bayındırlık Bakanına. Ilgaz'da 2 çeşit tünel geçişiyle ilgili olarak çalışma yapılmış; birisi 4 515 metrelik, birisi de 2 400 metrelik bir çalışma. Bizim en büyük problemimiz, kış şartlarında Ankara istikametine geliş yönündedir. Şu anda, 1 775 metre yükseklikte vasıtalar tırmanış halindedir, zincir takmaktadırlar. Burayla ilgili olarak, 2 çeşit çalışmadan herhangi birisini tercihle, tünelli geçiş konusunda ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Hüsnü Ordu, buyurun.

HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Sayın Başkanım, Bayındırlık Bakanımıza sormak istiyorum; sorum, Kütahya-Balıkesir yoluyla ilgili. Başladığı tarih 1985, duble yol da değil, normal bir yol. Maden sahası olması hasebiyle yıllık trafik akışı da çok yoğun olmasına rağmen, başka yerlere baktığımız zaman, beş yıl evvel başlayan yollara göre bile, yirmi yıllık bir süreç içerisinde gereken kaynağı, tüm bölgemiz, Balıkesir ve Kütahya milletvekilleri olarak bugüne kadar alamadığımız kanaatindeyiz. 2003 yılı içerisinde de, mevcut kaynaklarımız içerisinden gereken desteği alamadığımız kanaatindeyiz.

BAŞKAN - Sayın Ordu, direkt soruyu sorun efendim.

HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Bu yolla ilgili, bu konuda gereken yatırımı ve desteği, bundan sonra almayı, sizden rica ediyoruz, bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ordu.

Efendim, zamanımız doldu; Sayın Bakan, kısaca cevap verirse, bu kısmı da tamamlamış oluyoruz.

Buyurun Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI ZEKİ ERGEZEN (Bitlis) - Sayın Başkanım, Musa Sıvacıoğlu'nun sorusuna yazılı cevap vereceğim.

Ancak, Hüsnü Beyin Balıkesir'le ilgili sorusuna gelince; Balıkesir çevre yolu, 2004 yılında tamamlanacaktır; bunu, buradan söyleyebiliyoruz. Bu yola, Bakanlık olarak çok önem vermekteyiz; ancak, tabiî, bu, Balıkesir çevre yolu, Balıkesir-Dursunbey-Harmancık-Tavşanlı yolu, bir bütün olarak, 187 kilometre olarak, geçmiş yıllarda ihale edilmiş. Şu kadarını söyleyeyim; 2004 yılı için buraya hatırı sayılır bir ödenek koyduğumuzu ifade etmek istiyorum; rakam vermek doğru değil; çünkü, rakamlar daha netleşmedi. Şu kadarını söyleyeyim; bu yol, bizim önceliğimizdir. Geçmiş yıllarda programa konulmuş; ama, sürüncemede kalmış. Bu bütün içerisinde, Balıkesir çevre yolunu 2004'te bitireceğiz; ileriki yıllarda da diğerini bitireceğiz.

Arz ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap kısmı tamamlanmıştır.

Şimdi, sırayla, dördüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım; ancak, bildiğiniz gibi, rakamlar ve metinler uzun olduğundan, Kâtip Üyemizin, oturduğu yerden okumasının kabulünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir; Kâtip Üyemiz oturduğu yerden okuyacaktır efendim.

Millî Savunma Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum :

09 - MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1. - Millî Savunma Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

 

Fonksiyonel

 

 

 

Kod

Açıklama

Lira

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

39 000 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

10 843 425 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

7 150 000 000 000

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2. - Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN- (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum :

Millî Savunma Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

 

 

Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

10 012 174 146 680 000

- Toplam Harcama

:

7 742 947 166 410 000

- İptal Edilen Ödenek

:

2 290 151 936 980 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

26 587 010 120 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar

 

 

  Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

5 662 053 410 000

- 1050 S.K.83 üncü Mad. ve Dış Proje

 

 

  Kredilerinden Ertesi Yıla Devreden

:

2 068 852 650 020 000

 

 

 

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum :

14 -  BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANLIĞI

1. - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

 

Fonksiyonel

 

 

 

Kod

Açıklama

Lira

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

173 644 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

221 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

251 813 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

06

İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri

25 213 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

310 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

14 372 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 - Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN- (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

1 111 330 019 560 000

- Toplam Harcama

:

895 810 392 660 000

- İptal Edilen Ödenek

:

93 471 986 000 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

1 896 698 330 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar

 

 

Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

123 944 339 230 000

BAŞKAN- (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum :

14.91 - KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

 

Fonksiyonel

 

 

 

Kod

Açıklama

Lira

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

28 912 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

302 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

2 270 177 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

2 484 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B - C E T V E L İ

 

KOD

Açıklama

Lira

 

02

Vergi Dışı Gelirler

168 249 201 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

03

Sermaye Gelirleri

10 788 799 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar

2 122 837 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2. - Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum :

Karayolları Genel Müdürlüğü  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A  -  C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

2 910 724 658 490 000

- Toplam Harcama

:

2 825 795 746 700 000

- İptal Edilen Ödenek

:

58 370 973 180 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

516 246 610 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar

 

 

   Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

27 074 185 220 000

- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve Dış Proje

 

 

   Kredilerinden Ertesi Yıla Devreden

:

5 450 758 110 000

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum :

B - C E T V E L İ

- Bütçe tahmini

:

1 733 273 200 000 000

 

 

- Yılı tahsilatı

:

2 864 568 771 860 000

 

Lira

 

BAŞKAN - (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum :

14.81 -  TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

 

Fonksiyonel

 

 

 

Kod

Açıklama

Lira

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

196 427 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

236 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2. - Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

129 213 924 000 000

- Toplam Harcama

:

127 631 614 070 000

- İptal Edilen Ödenek

:

2 577 726 100 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

995 416 170 000

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Çevre ve Orman Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum :

22 - ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

1. - Çevre ve Orman Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

 

Fonksiyonel

 

 

 

Kod

Açıklama

Lira

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

11 868 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

283 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

191 174 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

05

Çevre Koruma Hizmetleri

110 377 000 000 000

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çevre ve Orman Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Çevre Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2. - Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum :

 

Çevre Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

45 152 246 510 000

- Toplam Harcama

:

42 069 595 400 000

- İptal Edilen Ödenek

:

1 926 474 110 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

191 571 630 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar

 

 

   Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

1 347 748 630 000

 

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çevre Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Orman Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3. - Orman Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN- (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum :

Orman Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

224 558 738 490 000

- Toplam Harcama

:

193 339 088 210 000

- İptal Edilen Ödenek

:

16 168 126 570 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

2 158 343 880 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar

 

 

Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

17 209 867 590 000

- 1050 S.K.83 üncü Mad.ve Dış Proje

 

 

Kredilerinden Ertesi Yıla Devreden

:

1 826 217 790 000

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Orman Bakanlığı 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum :

22.91 - ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Orman Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

 

Fonksiyonel

 

 

 

Kod

Açıklama

Lira

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

4 500 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

67 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

334 143 000 000 000

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

(B) cetvelini okutuyorum :

 

 

 

B - C E T V E L İ

 

 

 

 

KOD

Açıklama

Lira

 

02

Vergi Dışı Gelirler

149 987 000 000 000

 

 

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

03

Sermaye Gelirleri

13 000 000 000

 

 

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar

188 710 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2. - Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Orman Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

241 129 509 950 000

- Toplam Harcama

:

229 198 468 640 000

- İptal Edilen Ödenek

:

12 334 885 430 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

403 844 120 000

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum :

B - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Bütçe tahmini

:

198 620 000 000 000

- Yılı tahsilatı

:

262 008 844 210 000

BAŞKAN - (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum :

22.81 - DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

A - C E T V E L İ

 

Fonksiyonel

 

 

 

Kod

Açıklama

Lira

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

71 117 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

02

Savunma Hizmetleri

73 000 000 000

 

 

BAŞKAN- Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

190 000 000 000

 

 

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler...

 

 

 

Kabul edilmiştir.

 

 

09

Eğitim Hizmetleri

1 171 000 000 000

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2. - Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum :

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

A - C E T V E L İ

                                                  Lira

- Genel Ödenek Toplamı

:

50 993 597 720 000

- Toplam Harcama

:

42 721 019 260 000

- İptal Edilen Ödenek

:

8 630 493 010 000

- Ödenek Dışı Harcama

:

389 512 270 000

- 1050 S.K.55 inci Mad.ve Özel Kanunlar

 

 

   Ger.Ertesi Yıla Devreden Ödenek:

:

31 597 720 000

BAŞKAN - (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2002 malî yılı kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece, Millî Savunma Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2004 malî yılı bütçeleri ile 2002 malî yılı kesinhesapları kabul edilmiştir; hayırlı olmasını diliyorum.

Birleşime 10 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 17.40

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 17.58

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, beşinci tur görüşmelerinde, Adalet Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Danıştay Başkanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMiSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı:  284, 286, 285, 287) (Devam)

D) ADALET BAKANLIĞI

1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Adalet Bakanlığı2002 Malî Yılı Kesinhesabı

E) YARGITAY BAŞKANLIĞI

1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

F) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI

1. - Danıştay Başkanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Danıştay Başkanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

G) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR  BAKANLIĞI

1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

10.12.2003 tarihli 26 ncı Birleşimde, bütçe görüşmelerinde, soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin 20 dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır.

Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar sorularını sorabilmeleri için, şifrelerini yazıp, parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi 10 dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de 10 dakika süre verilecektir. Cevap işlemi 10 dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunuyorum.

Beşinci turda grupları ve şahısları adına söz isteyen üyelerin isimlerini Sayın Genel Kurula arz ediyorum:

AK Parti Grubu adına, Artvin Milletvekili Orhan Yıldız, Isparta Milletvekili Recep Özel, Uşak Milletvekili Ahmet Çağlayan, Batman Milletvekili Afif Demirkıran, Sinop Milletvekili Mustafa Öztürk; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Feridun Baloğlu, Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun, Samsun Milletvekili İlyas Sezai Önder, Manisa Milletvekili Nuri Çilingir, Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, Aydın Milletvekili Mehmet Mesut Özakcan.

Şahısları adına; lehte, Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut, Batman Milletvekili Afif Demirkıran, Siirt Milletvekili Öner Gülyeşil; aleyhte, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik, Adana Milletvekili Atilla Başoğlu.

Grupların konuşma süreleri 45'er dakikadır.

Sayın grup temsilcileri konuşma isteğinde bulunan milletvekilleri için bir süre belirlediler mi?

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan arkadaşlarımızın her biri 7,5 dakika konuşacaktır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Efendim, ilk söz, AK Parti Grubu adına söz isteyen Artvin Milletvekili Sayın Orhan Yıldız'a aittir.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakika.

Sayın milletvekilleri, Sayın Yıldız konuşmasına başlamadan önce bir hususu hatırlatmak istiyorum: Biraz önce ifade ettiğim gibi, Adalet Bakanlığı ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçelerinin -bağlı kuruluşlarla birlikte- görüşmeleri için bir hayli zamana ihtiyaç var. Ayrıca, gündemimizde diğer hususlar da var. Bu bakımdan, sayın milletvekillerinin, sürelerine azamî riayet etmelerini rica ediyorum. Lütfen, benden, çok fazla bir müsamaha beklemesinler. Meseleleri özet olarak anlatabilirlerse çok memnun olurum; çünkü, zamanımız geçiyor.

Buyurun efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YILDIZ (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, toplum hayatında barış ve güvenin sağlanmasında hukuk düzeninin çok büyük bir önemi vardır. Bu nedenledir ki, toplum hayatı oluştuğu andan itibaren de hukuk vardır ve olmaya devam etmiştir. Çünkü, bireyin en doğal hakkı, güvenliğinin sağlanmasıdır ve bu ihtiyaç da, doğal olarak, hukukun doğmasına yol açmıştır; fakat, çağımıza damgasını vuran hukuk devleti kavramı ise, nispeten yeni bir kavramdır ve demokrasinin yerleşmesi ve gelişmesiyle de eşzamanlıdır. Eğer, demokrasi varsa hukuk devleti vardır, hukuk devleti varsa da demokrasi vardır. Bu iki kavramı birbirinden ayırmak mümkün değildir.

Peki, hukuk devleti niçin bu kadar önemli? Bunun da nedeni şu: Çünkü, bu, hukuk devletinin tanımında gizli. Hukuk devletinde kamu gücünü kullananlar da hukuk kurallarına uymak zorundadırlar. Eğer uymazlarsa, bunun sonuçlarına ve yaptırımlarına da katlanırlar. Eğer, bir ülkede yürürlükte olan kurallara kamu gücünü kullananlar tarafından tam olarak uyulmuyorsa, o ülkede hukuk devleti tam ve eksiksiz olarak tesis edilememiş demektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukuk devleti kavramı, doğal olarak, çağdaş ve demokratik devletin olmazsa olmaz şartıdır. Ayrıca, ekonomik kalkınma, sosyal refah ve sosyal adalet de, hukuk devleti olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenledir ki, 1923 yılında cumhuriyeti ilan etmemize rağmen, hukuk devletini bir türlü yaşama geçiremediğimizden, tam ve eksiksiz olarak tekâmül ettiremediğimizden, demokrasimiz, maalesef, çeşitli defalar inkıtaa uğradı.

Buradan, şuraya gelmek istiyorum: Kimseyi incitmek ya da suçlamak gibi bir niyetimiz yok; çünkü, herkesin, tabiî, kendine göre son derece haklı nedenleri var; ama, en doğru kararı her zaman tarih verecektir. Yalnız şunu söylemeliyim ki, eğer hukuk devletini tam ve eksiksiz olarak hayata geçirmiş olsaydık, bugün bu sıkıntıların hiçbirisini biz yaşamayacaktık.

Değerli arkadaşlarım, demokrasi bir tahammül rejimidir. Şüphesiz, insanların kendi görüşünde olmayanlara tahammül etmesi zordur; ama -bu çok önemli- tahammül etmeyi öğrenmek zorundayız. Eğer biz buna uygun hareket edersek demokrasimiz de gelişecek ve eksiksiz olarak uygulanacaktır. Tabiî, burada önemli olan nokta şu: Biz, demokrasiden hiçbir zaman vazgeçemeyiz. Demokrasiyi tehdit eden unsurları her zaman şiddetle reddedeceğiz; çünkü, demokrasi, çağımızın rejimidir. Şüphesiz ki, mükemmel değildir; ama, bugüne kadar gelmiş olan, denenmiş olan rejimlerin en mükemmelidir. Bu nedenle, hep birlikte demokrasiye sahip çıkmak, onu korumak ve yaşatmak zorundayız. Bunun içindir ki, çağdaş normlara uygun anayasa ve yasalar yapmak mecburiyetimiz var. Yasalarımızı, Anayasamızı mükemmele yakın bir duruma getirmek zorundayız, buna mecburuz; iktidar olarak bizler ve muhalefet olarak da sizler, hep beraber bunu yapmak zorundayız, başka çaremiz yoktur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı da, yargıdır; çünkü, objektif, nesnel ve umumî olan hukuk kurallarına en son nitelemeyi yargı yapacaktır ve yargının nitelemesi de, en son niteleme olması itibariyle, en doğru niteleme olarak karşımıza gelecektir ve en son aşamada belki tartışabileceğiz; ama, mutlaka ve mutlaka, uygulamak zorunda kalacağız.

Bu nedenle, tabiî ki, yargıya düşen görev son derece önemlidir. Yargının, toplumun gerisinde veya toplumla beraber değil, toplumun ilerisinde olması gerekir, toplumun önünü açması gerekir. Bu bir mecburiyettir. Bizim örnek aldığımız Batılı demokrasilerde de, bu, her zaman böyle olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, üzülerek söylemeliyim ki, Adalet Bakanlığının bütçeden aldığı pay son derece düşüktür. Bizlerin, bu bütçeyle mükemmel bir hizmet beklememiz şüphesiz zordur, buna imkân yoktur. Hâkimlerimiz, savcılarımız, çok güç şartlar altında hizmet vermektedir; yardımcı Adalet personeli çok güç şartlar altında hizmet vermektedir. Maaşları son derece yetersizdir. Bunu, bir an evvel düzeltmek zorundayız; çünkü, unutulmamalıdır ki, yargıya yapılan yatırım ölü yatırım değildir. Yargıya 1 verdiğiniz zaman, onun karşılığını 5 olarak alma ihtimalimiz vardır.

Ne yazık ki, geçmiş hükümetlerde, yargı, sürekli ihmal edilmiştir. İnşallah, bunu, şimdiki, bizim hükümetimiz zamanında ve sonrasında telafi etmek zorundayız ve etmeye de mecburuz.

Maalesef, bugün göreve yeni başlayan bir hâkimimiz 800 000 000 lira civarında maaş almaktadır ki, bu, şu anda yoksulluk sınırının bile altında olan bir rakamdır. En kısa zamanda, gerçekten, hâkimlerimize, yaşanır bir ücreti verme mecburiyetimiz var.

Değerli arkadaşlarımız, bir noktaya yine temas etmek istiyorum. Özellikle, uygulamada ortaya çıkan bir sorundur. Bence, hâkimlik mesleği ile savcılık mesleğinin de, birbirinden kesin ve net çizgilerle ayrılması gerekir; çünkü, bugün, hâkim olarak görev yapan bir yargı mensubumuz, daha sonra kararnameyle savcı olarak atanabilmektedir, savcı olan bir yargı mensubu da hâkim olarak atanabilmektedir. Aslında, bu iki mesleğin, ikisinin de hukukçu olması dışında, birbiriyle uzlaşır bir tarafı yoktur. Savcının statüsü, savunma mesleğini temsil eden, bağımsız savunmayı temsil eden avukatla aynı durumda olması gerekir. Çağdaş ülkelerde bu böyledir. Bizde de böyle olması gerekir ve bu bir zorunluluktur.

Değerli arkadaşlarım, mahkemelerimizin iş yükü gerçekten oldukça fazladır. Hâkimlerimiz, savcılarımız, yardımcı personelimiz dosyalar altında ezilmektedir. Avukatlarımız, mahkemelerde, icra kalemlerinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldız, bir dakika efendim, mikrofonunuzu açıyorum, lütfen toparlayın.

ORHAN YILDIZ (Devamla) - ... icra dairelerindeki dosyaları takipte bile zorlanmaktadırlar; iki gün sonraya, üç gün sonraya gün verilmektedir. Bu durumu bir an evvel düzeltmek mecburiyetimiz vardır; çünkü, unutulmamalıdır ki, geciken adalet, adalet değildir. Bugünkü şartlarda, maalesef, yargı yeterince hızlı işleyememektedir. Yargının yapısal problemlerini bir an önce çözme mecburiyetimiz vardır. Buna mecburuz. Yargıyı ihmal edemeyiz.

Değerli arkadaşlarım, şüphesiz, bir şeyi yaşamıyoruz, bundan memnunuz; artık, şu anda, çek-senet mafyası, tahliye mafyası konuşulmuyor. Devletimiz, çok şükür, bu noktada en azından gücünü ortaya koydu ve bunu bitirdi; ama, bu demek değildir ki, gerçekten, mahkemeler hızlı işliyor. Bu, sadece ve sadece, belki emniyet güçlerimizin bir başarısıdır. Yoksa, aynı sıkıntılarımız yine devam ediyor.

Bizlerin, özellikle, yargıya sonuna kadar destek verme mecburiyetimiz vardır; bu konuda, hakkını arayan vatandaşlarımıza yardımcı olma mecburiyetimiz vardır. Örneğin, bugün tazminat davası açmak isteyen vatandaşlarımız, çok yüksek yargı giderleri dolayısıyla, maalesef, haklarını arayamamaktadırlar. Örneğin, yaklaşık 200 milyar lira civarında bir tazminat davası açmak isteyen bir vatandaşımız, bunun karşılığında 11 milyar lira civarında harç ödemek zorundadır. Bu, son derece büyük bir rakamdır. Bunu, çoğu kez vatandaşlarımız ödeyememektedirler. Sırf bu nedenle de yargı uzamaktadır. Buna da kalıcı bir çözüm bulmamızın gereği ve mecburiyeti vardır.

Çok değerli arkadaşlarım, şüphesiz, 58 inci ve 59 uncu hükümetler, Avrupa Birliğine uyum sağlama çerçevesinde çok önemli yasa tasarılarını kanunlaştırmıştır. Bunlardan birkaç tane örnek vermek gerekirse, örneğin, Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevine giren suçlarda gözaltı süresi Avrupa normlarına getirilmiştir; yine, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesi kaldırılmıştır ve bu şekilde, düşünce, suç olmaktan çıkarılmıştır.

Biz, bu düzenlemeleri, yine muhalefet partisi milletvekillerinin de katkısıyla gerçekleştirdik; kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

BAŞKAN - Sayın Yıldız, lütfen, son cümlelerinizi alayım.

ORHAN YILDIZ (Devamla) - Görüldü ki, bizim, Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesini kaldırmamızın terör faaliyetlerine hiç de artırıcı bir katkısı olmadı; yani, geçmişteki korkularımız tamamen ve tamamen boşunaymış. O zaman mesele nedir?! Vatandaşlarımıza güvenmek zorundayız. Doğulusuyla, batılısıyla, kuzeylisiyle, güneylisiyle hepimiz bir bütünüz ve neticede, bu cumhuriyetin birliğini ve dirliğini devam ettirmek hepimizin görevidir ve herkes de bu konuda kendi üzerine düşen görevi layıkıyla yapmalıdır ve yapıyor da.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki yargı üzerine, tabiî ki Adalet Bakanlığı üzerine söylenecek çok şey vardır; ama, bunları kısa zamanda aktarmamız, şüphesiz, zor. Yalnız, bu vesileyle son olarak şuna temas etmek istiyorum: Özellikle adlî ve idarî kolluğun kesinlikle birbirinden ayrılması gerekiyor; bu zorunludur. Bu konuyla ilgili Adalet Bakanlığının çalışmaları vardır. İnşallah, en kısa zamanda uygulamaya geçirilmesi zorunludur; çünkü, artık, bu içiçe geçen yapı şu anda çalışmıyor. Bugün, maalesef, aranan kişileri, ancak, tesadüfen bulabiliyoruz; bir kimlik sorulurken veya başka bir nedenlerle tesadüfen... Yani, aranıp da bulunabilen kişiler maalesef son derece azdır. Bu durumu bizim bir an evvel düzeltmek mecburiyetimiz vardır ve bunun maliyeti ne olursa olsun uygulamaya geçirmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, özellikle bilirkişilik meselesine de değinmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Yıldız, bakın, size verdiğim süre 4 dakika geçti. Biz hukukçular olarak öncelikle bu hassasiyeti göstermemiz lazım. Elbette ki Adalet Bakanlığı üzerinde çok söz söylenecek; ama, diğer arkadaşlarımızın söz hakkına riayet edelim.

ORHAN YALDIZ (Devamla) - Tabiî, tabiî...

BAŞKAN - Onun için, son cümlenizi rica ediyorum.

ORHAN YILDIZ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

AK Parti Grubu adına ikinci söz isteği, Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel'in.

Buyurun Sayın Özel. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakika ve konuşmanızı bu verilen süre içerisinde tamamlamanızı rica ediyorum. Lütfen...

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal bir kurumumuz olan yüksek mahkeme Yargıtayın 2004 yılı bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlarım.

Adliye mahkemelerince verilen ve yasanın başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri son merci olarak incelemekle görevli Yargıtay, "Divanı Ahkâmı Adliye" adıyla 1868'de kurulmuştur; yani, Osmanlının bir eseridir, yadigârıdır.

Yargıtay, 11 ceza, 21 hukuk dairesinden oluşmaktadır ve "Ceza Daireleri Genel Kurulu" ve "Hukuk Daireleri Genel Kurulu" olmak üzere 2 de genel kurulu vardır.

Yargıtaya her yıl ortalama olarak 600 000 dosya gelmekte; bunun yüzde 75 ile 80'inin kararı çıkmaktadır. Ne kadar bir iş yükü altında olduğu, bu rakamlarla ortadadır.

Adalet konusunda en çok tenkit edilen husus, adaletin geç işlemesi veya yerini bulmaması noktasında toplanmaktadır. Geç gelen adalet, adalet değildir. Toplumda her şey tükenebilir; fakat, adalet tükendiği, tıkandığı zaman, bütün sistem çöker. Sistemin, tüm kurumlarıyla, kurallarıyla, iyi, sağlıklı işleyebilmesi, ancak, sağlıklı işleyen bir adalet sistemiyle mümkün olabilir.

Türkiye'de adalet ve yargı, problemler yumağı içerisindedir. Her zaman 22 inci Dönemin farklı bir dönem olduğu söylenegelmekte. Adalet hizmetlerinin mekân problemleri var, personel problemleri var, özlük haklarıyla ilgili problemleri var, yasa problemleri var. Tüm bu problemlerin çözümü noktasında en fazla gayreti, bu, 22 inci Dönem Parlamentosu ve AK Parti Hükümeti göstermektedir.

Meclisimizin ve hükümetimizin, insan hak ve hürriyetlerine daha geniş bir boyut ve anlam kazandıran, güvence veren çalışmaları, özellikle Avrupa Birliği uyum yasaları, Çek Kanunu, İş Kanunu, İcra İflas Kanununda Değişiklik Yapan Kanun, Adalet Akademisi Kanunu ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gibi kanunlar, 2003 yılı içerisinde yasalaşmış bulunmaktadır. Tüm bu düzenlemeler, dış dinamiklerin zorlamasıyla değil, halkımızın ihtiyacı olduğundan, istekleri ve talepleri bu doğrultuda olduğundan; yani, halkımız bu düzenlemelere layık olduğundan yapılmaktadır.

Bu dönemde, uzun yıllardan beri "hukuk reformu" olarak adlandırılan; fakat, bir türlü gerçekleştirilemeyen birçok temel yasa da, bu Parlamento tarafından yasalaştırılmaya çalışılacaktır.

Meclis gündeminde bulunan bölge adliye mahkemeleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Tasarısı yürürlük maddelerine kadar Meclisin onayından geçmiştir; Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve Ceza İnfaz Kanunu Tasarılarının ise, Adalet Komisyonundaki görüşmeleri devam etmektedir.

Tüm bu düzenlemelerin eşzamanlı olması gerektiğinden, hepsi birden yasalaştırılacaktır. Bu çalışmalar esnasında, Meclis Adalet Komisyonu çok iyi bir performans sergilemiştir. Buradan, gerek AK Partili gerek CHP'li Adalet Komisyonu üyelerine, göstermiş oldukları uyum ve ahenkli çalışmalardan dolayı teşekkür ederiz.

Bölge adliye mahkemeleri, yani, istinaf mahkemeleri hakkındaki kanun yürürlüğe girdiği zaman, Yargıtayımızın yükü hafifleyecek ve asıl fonksiyonu olan içtihat mahkemesi konumuna gelebilecektir. İnsan hak ve özgürlüklerini en geniş anlamda tanıyıp güvence altına alan evrensel normlara uygun yasalar çıkarılmakta; fakat, doğru, etkin ve zamanında, yasa koyucunun da iradesine uygun uygulanması da bir o kadar önemli bulunmaktadır.

Yargıtay, yargının siyasallaşmasına asla izin vermemelidir. Yargıtaydan beklenen, ellerindeki kanunu, Meclisin iradesini doğru yorumlamak, doğru ve adil karar verilmesidir. Meclisimiz ve hükümetimiz, Avrupa Birliği konusunda elinden gelen tüm mevzuat yenilemesini, uyum yasalarını çıkarmıştır. Milletçe hedefimiz Avrupa Birliğine girmek olduğuna göre, yargı da, uygulama noktasında bu uyumu sağlamak zorundadır.

Yeri gelmişken, burada, Yargıtayda uzun süreden beri yapılmakta olan ve bir türlü netice alınamayan daire başkanlığı seçimlerine, kısa da olsa değinmek istiyorum.

Maalesef, daire başkanlığı seçimleri, gerekli görülen yasal değişiklik de yapılmış olmasına rağmen tıkanmış bulunmaktadır. Şu anda 209 uncu tur seçimler yapılmış; fakat, netice alınamamıştır. Bu seçim ve seçim sistemi, yüksek yargıyı, maalesef, yıpratmaktadır. Yargıtayda görev yapan tüm hâkimler yüksek yargıçtır. Daire başkanlığının görevi, duruşmaları idare etmek ve gelen dosyaları tetkik hâkimlerine dağıtmak olduğuna göre, aynı usulle, Yargıtaya üye olarak seçilen hâkimlerin, kıdem esasına göre, belirli bir süre, dönerli bir sistemle ait oldukları dairede başkanlık yapmalarının uygun olacağı kanaatindeyim.

Önerilen bu sistemin faydaları şöyle de mülahaza edilebilir: Her şeyden önce, yargı üyelerinin birbirlerinden oy istemeleri gibi ikili faaliyetler sona erdirilecek, yargıda gruplaşma, bölgeleşme ve siyasallaşma gibi durumların önüne geçilecektir.

İkinci olarak; bütün üyeler, bir gün başkanlık görevinin kendisine geleceğini bilerek buna göre hareket edecek, dosyalar üzerindeki müzakerelere daha aktif şekilde katılacaklardır.

Yargıtay üyelerinin seçiminde liyakate daha çok önem verilmeli, liyakat esas alınmalıdır. Liyakati belirleyen en önemli husus da, bir imtihanla meslekî bilgi ve kariyerini ortaya koyması, imtihan neticesine göre, yine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilmesi daha isabetli olacağı kanısındayım.

Demokrasi, farklı düşünce ve yapıdakilerin bir arada yaşama sanatıdır. Biz ise, durmadan birbirimize yakıştırdığımız çeşitli kimliklerle, görüşlerle, önyargılarla yaşıyoruz. Enerjimizi, birliğimizin eksiğini tamamlamak için değil, yok saymak, nerede ise yok etmek için tüketiyoruz. Uzlaşmak ve demokrat insana ulaşmak için çaba sarf etmiyoruz. Adalet, duyarlıdır; zira, en ufak kuşkuyla gölgelenen, kirlenen bir değerdir. Özenli olmak zorundayız. Ülkemizde hukuk, sadece yapılmak, yazılmak içindir. Pek çok yetkili yetkisiz insan, yargının önüne gelen her davada yorumlar yapar, hatta, kararlar dahi verir. Önyargıdan uzak, adil yargılanma ilkesi, suçsuzluk, "beraatı zimmet asıldır" ilkesi sürekli olarak çiğnenmektedir. Bunlara artık bir son vermeliyiz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bir kararında "1982 Anayasası, yargıyı, yasama ve yürütme karşısında zayıflatmıştır" diyor. Kendisini yargılayanları bile seçen yürütmenin başındaki Cumhurbaşkanına verilen yetkiler, günümüzde, yarı başkanlık sisteminde bile fazla görülmektedir. 1982 Anayasası, kişiyi devlete göre biçime, şekle soktuğundan, kişiyi baskılara karşı çaresiz bırakıyor; yargıyı ayakbağı gibi bir engel gördüğünden, balık ağı gibi, güçlülerin delip geçtiği, güçsüzlerin, garibanların takılıp kaldığı kanun devletinden hukukun üstünlüğüne bir türlü geçemiyoruz. Bu nedenle, halkımız, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, uluslararası hukuk ile ulusal hukuku tam manasıyla birleştirmiş ve hür iradeyle benimsenmiş, yepyeni, kusursuz ve özrü olmayan bir anayasa istiyor. Sayın muhalefet partisi uzlaşma komisyonuna bir an önce üye vererek komisyonun çalışmalarını sağlamalı, toplumun bu talebine bir an önce bu Parlamento cevap vermelidir.

Yasama ve yürütme erki nasıl millete karşı sorumlu ise, yargı erkinin de layüsel olmaması, millete karşı sorumlu olması gerekir. Bu sorumluluk, kararlarından ötürü olmayıp, denetim, özlük hakları gibi konularda olmalıdır. Bağımsızlık ve tarafsızlığın önşartı budur. Yargının siyasallaşması önlenmeli, siyasete yön verme yolu kendilerine kapatılmalıdır. Kararlarında tam bağımsız ve tarafsız olan yargı mensupları, örnekleri sıkça görüldüğü gibi, yasama ve yürütmenin yetkisi dahilindeki konulara müdahale etmemeli, talep ve direktif verir mahiyette olmamalıdır.

Hukukumuzda birtakım müesseseler vardır. Nedir bunlar; sulhtur, vazgeçmedir; yani, barıştır. Bunlar, adaleti hızlandıran, adaleti çabuklaştıran, adaletin yükünü hafifleten müesseselerdir; ama, ne yazık ki, uygulamada, bu müesseselerden yeterince faydalanamıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun, tamamlayın. 

RECEP ÖZEL (Devamla) - Efendim, adalet ve Yargıtayla ilgili konuşmada, elbette ki, adaletsizlik yapmayacağız.

Pek çok dava gereksiz yere açılıp yargının önü tıkandığından, kişiler veya kişiler ile kamu kurumu ve kuruluşları arasındaki özel hukuk ilişkisinden doğan ve tarafların iradeleriyle çözümlenebilecek davalar sulh, uzlaşma gibi kurumlarla çözüme kavuşturulmalı, bu olmadığı takdirde dava açılması gibi yöntemlere gidilmeli; ceza davalarında ise, vazgeçme gibi kurumlar daha aktif işletilmelidir. Zira, hükümlerin en güzeli sulhtur.

Adalet Bakanlığı tarafından başlatılan ve Yargıtayın işbirliğiyle gerçekleştirilecek olan Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilgiye ulaşılması, hataların azaltılması, davaların hızlandırılması yönünde yargıya ümit kaynağı olmaktadır. Bu proje, bir an önce tamamlanmalıdır.

Yargının olmazsa olmaz diğer bir erki olan savunma, yani, avukatların da tam anlamıyla sosyal güvenliğe kavuşmasını sağlayacak düzenlemelerin bu yasama döneminde yapılmasını arzu etmekteyiz.

Diğer taraftan, kamu avukatlarının kurumlarındaki özlük, statü hakları düzeltilerek, avukatın emeğinin sömürüsü haline gelmiş olan hukukdışı uygulamalara da son verilmelidir.

Bu bütçemizin, Yargıtayımızın değerli başkanlarına, hâkimlerine, üyelerine, savcılarına, tetkik hâkimlerine, ülkemizin dört bir yanında gerçekten zor şartlar altında görev yapan hâkim ve savcılarımıza, zabıt kâtiplerimize, tüm adliye çalışanlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özel.

AK Parti Grubu adına üçüncü söz isteği, Uşak Milletvekili Sayın Ahmet Çağlayan'a aittir.

Buyurun Sayın Çağlayan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ÇAĞLAYAN (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yüksek yargı organı olan Danıştay bütçesi üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi Danıştay, 1868 yılında, Fransa idarî yargı sistemi ölçü alınarak ülkemizde ihdas edilmiş, "Şurayı Devlet" adı altında göreve başlamış, cumhuriyet öncesi dönemlerde de epey değişikliklere uğramış, savaş nedeniyle 1922-1927 yılları arasında bir ara verdikten sonra, yeniden, 1927 yılında faaliyete geçirilmiş, bu arada da değişiklikler görmüş, 1961 Anayasası ile 521 sayılı Danıştay Kanunu kabul edilip, yargı sistemimizde köklü değişiklik geçirmiş, yine, bu arada, birkısım değişikliklerden sonra da, 1982 Anayasasıyla, bölge idare, idare ve vergi mahkemeleri de kurularak, İdarî Yargılama Usulü Kanununun da yürürlüğe konulmasıyla yargı sistemimizdeki yerini almıştır.

12 adet dava dairesi ve birisi İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, birisi de Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu olmak üzere, 2 genel kurulu bulunmaktadır. İş yükü itibariyle de, aldığımız cetvellere göre, onbinlere varan iş yükü bulunmakta ve devreden, çıkan işlere baktığımızda, gerçekten, iş yükünün ağır olduğu ve çıkan işlerin az olduğu görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Danıştayın iki önemli görevi vardır. Bunlardan birisi, yüksek yargı mahkemesi olarak, idare ve yargı mahkemelerinden gönderilen kararların temyizen incelemesini yapmak ve ayrıca incelenmesi kendisine ilk derece mahkemesi olarak açılan davalara bakmak; ikinci görevi ise, resmî mercilerin tereddüt ettiği konularda idare edenlere görüş bildirmektir.

Her yargı dalının bugün ülkemizde gerçekten büyük problemleri vardır. Danıştay da bu problemlerden nasibini almış durumdadır. İş yükü yoğunluğu vardır, bina eksikliği vardır, personel eksikliği vardır; sıkıntıları çoktur. Bunlardan önemlisi, dava adedinin çokluğudur. Her şeyden önce kamu kesiminde çalışanların nüfus artışına göre çoğalması, ihtiyaçtan fazla memur alınması, memurların görevleriyle gereksiz yere oynanıp, gereksiz tayinler, atamalar ve yer değiştirmeler yapılması; ayrıca, bugüne kadar enflasyonun azalmayıp artması, çıkan ihtilaflarda vergi afları sebebiyle vatandaşların vergilerini ödememeye yönelmeleri; Anayasanın ayrıntılı hazırlanması nedeniyle Anayasaya aykırılık iddialarının çoğalması; şehirleşmenin getirdiği dava adedinin artması; kişisel çıkar ve siyasî nedenlerle imar mevzuatlarında değişiklikler ve sair diye sayabiliriz. Danıştaydaki dava adedini çoğaltan ve bunun yanında idareye cevap verme hakkı ve idarenin bunu geciktirmeyle ilgili durumları da gözönüne alındığında, davaların çokluğu yanında, geciken adalet dediğimiz olayla da karşı karşıya bulunmaktayız.

Değerli milletvekilleri, müesseseler insanlar içindir, devlet, insan içindir, yargı sistemi de insanlar için kurulmuştur. Hukuk devletinde, hukuk, insanların hak ve özgürlüklerini güvence altına alması bakımından kurulan en önemli müesseselerdendir. Hukuk devletinde, hukuk, adaleti getiren özellikler taşımalıdır, kamu vicdanında benimsenen ve yaşanan değerler sisteminin ifadesi olan yazılı belgeler olmak durumundadır. Ancak böylece bir hukuk devletinden söz edilebilir ve bu yazılı belgeler, gerçekten hak ve hürriyetlerin garantisi olan kararları çıkarmada yargı uygulayıcılarına yardımcı olan yazılı belgelerdir.

Avrupa Birliğinin kapısına dayandığımız şu günlerde uyum yasaları çıkarıyoruz. Anayasalarda ve bizim Anayasamızda sayılan hak ve özgürlükler vardır. Dünya, bugün, hak ve özgürlükleri öne çıkaran bir dünya görünümündedir. Böyle bir dünyada, yargıya önemli görevler düşmektedir. Uyum yasaları dediğimiz yasalar da bu nedenle çıkarılmıştır.

Birçok yargı kararının şahıslara göre verildiği, kanun önünde eşitlik ilkesinin çiğnendiği, kararların siyasî kararlar olduğu gibi tartışmaları zaman zaman yaşamaktayız. Bir şahıs için kısa sürede, hatta, birkaç saat içinde yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, iptal taleplerinin çabuk sonuçlandırıldığı, ama, bazı davalarda aynı duyarlılığın gösterilmediği hep söylenegelmiştir. Yargı mensuplarının da bu konuda tenkitlerini dinliyoruz, geciken adaletten bahsedilmektedir.

Yakın günlerde, bir Demirbank olayı hatırlayacaksınız. Danıştay İdarî Dava Daireleri Genel Kurulu, BDDK'nın, yani Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun, Demirbankın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devir kararını iptal etmiştir. Bu karar için, el konulma olayından itibaren geçen zamanı şöyle düşündüğünüzde, Demirbank zarar etmiştir, devlet zarar etmiştir, şahıslar zarar etmiştir, kurumlar zarar etmiştir. Bu uygulama hatası, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonunda da ele alınmıştır.

Bu nedenlerle, yargıya ve uygulayıcılarına, hâkim ve savcılara önemli görevler düşmektedir. Yargıya duyulan güven çok önemlidir. Geciken adalet, şahıslara göre adalet, bilgisizlik nedeniyle verilen yanlış kararlar, yargıya duyulan güveni zedeler. İnsanlardaki adil yargılamayla ilgili inanç, yargı uygulayıcısının adil davranacağıyla ilgili hususlarda adaletten kuşku duyulmaması önemlidir; çünkü, yargı kararları, kişilerin ve toplumların huzurunu sağlar.

Adaletsizliğe maruz kalma onur kırıcıdır; adaletli bir karar, kişilerin onurunu yüceltir; ülkenin itibarını artırır. Verilen yanlış bir karar ise, kişilerin güven ve huzurunu etkilediği gibi, Türkiye'yi de hak ve hürriyetlerin kullanılması yönüyle tartışmalı hale getirebilir. Yargının ve yargı yetkisini kullananların bu tarihî sorumluluğun farkında olması gerekir.

Toplum vicdanını rahatlatacak adalet hususunda kuşku duyulmayan uygulama ve kararların verilebilmesi için ciddî bir hukuk eğitimine ihtiyaç vardır. Bugün, mesleğe başladığında, kâtibinden öğrenen, kendinden önceki arkadaşlarının yaptıklarına bakarak uygulama yapan hâkimlerimizin hak kaybına sebep olduğu, bu işi bilenlerce söylenmektedir. Hatta, bu eğitim kalitesindeki düşüklük, yıllara yayılan ferdî ve toplumsal zararlara da sebep olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çağlayan, toparlayın lütfen.

AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Eğitimi yetersiz, kendine özgüveni olmayan hâkimler, karar verme tereddütü yaşamaktadır; onun için hukuk eğitimi çok önemlidir. Yargı uygulayıcıları, kararlarıyla mesaj verirler; tavır ve davranışları, medenî ilişkileriyle mesaj verirler; siyasî mahiyet arz eden mesaj ve sözler, ayırımcılığı çağrıştıran beyan ve tavırlar yanlıştır. Biraz önce belirttiğimiz gibi, toplumun her kesimince benimsenen ve adil olduğundan kuşku duyulmayan, güven zedelenmesine neden olmayan kararlar, toplumumuzun hak ettiği, istediği kararlardır. Danıştay kararlarının ve diğer yargı kararlarının tartışılır olmaktan kurtarılması lazımdır. Bunun için, dünyadaki hukuk uygulamalarının farkında olan, ciddî hukuk eğitimi almış uygulayıcı hâkimlere ihtiyaç olduğu aşikârdır.

Dünyadaki uygulamalara aykırı kararlar ve uygulamalar, ülkemizi sıkıntıya düşürmektedir. Türkiye, İnsan Hakları Mahkemesinin yetkisini kabul etmiştir; verilen yanlış kararlar ve haksız uygulamalar İnsan Hakları Mahkemesinden geri dönmektedir. Bir hukuk devleti olan Türkiye'de, ülkemizdeki uygulamaların sonuçları, dünyadaki ve Türkiye'de olan gelişmelerin yargı uygulayıcılarının  bilgisine verilmesi gerekmektedir. Adalet Bakanlığınca acılan Adalet Akademisini bu nedenle olumlu buluyor, Sayın Bakanımızı bu konudaki çalışmaları nedeniyle tebrik ediyor, daha güzel çalışmalar bekliyoruz. Bu tür çalışmalar, elbette, imkân işidir, Türkiye'de adalete bütçeden ayrılan payın yetersiz olduğu her zaman söylenmektedir ve halen yetersizliği bir türlü giderilememiştir.

Geciken adaleti önleyici kanunî düzenlemeler yapılmalıdır. Tartışmalı bilirkişi raporlarının hâkim kararı olmaması gerekir. Önleyici tedbirler alınmalıdır. Danıştaya yönelen tenkitlerden bir hukuk...

BAŞKAN - Sayın Çağlayan, lüften, son cümlelerinizi alayım. Eksüremizi de verdik. Son mesajınızı alalım.

AHMET ÇAĞLAYAN (Devamla) - Yargılayıcıların, her şeyden önce, gerek sözleriyle gerek hareketleriyle gerek davranışlarıyla, yargı dağıtıcısı, adalet dağıtıcısı olduklarını unutmamaları gerekir ve bilgi sahibi olmaları, bilgisizlikleri nedeniyle insanların zarar gördüğünün farkında olmaları gerekir. Herkese düşen bu sorumluluklar, yargı mensuplarına daha fazla düşmektedir.

Bunu hatırlatıyor, burada ifade ediyor, Genel Kurula ve izleyenlere saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çağlayan.

Yine, AK Parti Grubu adına, Batman Milletvekili Sayın Afif Demirkıran; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 9 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF DEMİRKIRAN (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 yılı bütçesi üzerine Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı çok devasa bir bakanlık. 31 adet genel müdürlükten müteşekkil olan bu Bakanlıkta, 200 000'e yakın insan çalışmaktadır ve takdir edersiniz ki, bu Bakanlığın Türkiye'deki işlevi, Türk ekonomisine katkısı, oldukça yüksektir.

Esasen, ekonomilerin gelişiminde, enerji kaynaklarının çok önemli bir payı vardır, tabiî ki, tabiî kaynakların ve madenciliğin de çok önemli bir payı vardır. Türkiye, enerji açısından, maalesef, arzu edilen zenginlikte bir ülke değildir; ancak, mevcudu değerlendirmek için, hükümetimiz, oldukça önemli bir çaba içerisindedir.

Ülkeler, enerji kaynaklarını, hem ekonomik olarak daha fazla işletmek isterler hem de işin sosyal boyutunu da dikkate alarak bir planlama yaparlar. Önemli olan, enerjinin devamlı, kalıcı, kaliteli ve ucuza mal edilmesidir; tabiî ki, işin çevre boyutunun da hiçbir şekilde ihmal edilmemesi ve dikkate alınması lazım.

İşte, hükümetimiz de, 59 uncu hükümet programını hazırlarken, enerji politikalarıyla ilgili olarak şöyle bir ibare kullanıyor: "Enerji politikamızın temelinde, ulusal çıkarlarımızı koruyarak, enerji arzının güvenilirliğini ve devamlılığını sağlamak, serbest rekabete dayalı bir enerji piyasası oluşturmak ve duyarlı olduğumuz çevreyi ve insan sağlığını korumak bulunmaktadır." Böyle denilerek, enerji sektörüne gerekli özen gösterilmiştir.

Tabiî ki, biz, enerji kaynaklarımızı harekete geçirirken -elektrik üretiminde olsun, diğer enerji tüketiminde olsun- mutlaka, yerli kaynaklarımıza büyük ehemmiyet vermeliyiz. Yerli kaynaklarımızı, çok kısa olarak şöyle bir analiz edelim:

Mesela petrolde, sadece 39 000 000 tonluk bir rezervimiz var, tüketimimiz yılda 30 000 000 ton; demek ki, bir yıllık tüketimimizi çok az aşan bir petrol rezervimiz var. Ne yapmamız lazım; daha fazla petrol rezervi tespit etmek üzere, çok ciddî aramalar yapmamız lazım. Bakanlığımız bunu yapıyor. Şükranlarımı arz ediyorum. Ben, bir petrol yöresi olan Batman Milletvekili olarak bunu yakinen takip ediyorum. Bu sene, geçmiş yıla nazaran 2 misli arttı sondaj faaliyetleri ve gelecek sene, bunu, en az 2 misli daha artıracak Bakanlığımız ve Türkiye Petrolleri Genel Müdürlüğü. Tabiî ki, Türkiye Petrolleri Genel Müdürlüğünün yurt dışındaki çalışmalarını da takdirle izliyoruz.

Doğalgaza geldiğimiz zaman; doğalgazda da maalesef, şu ana kadar tespit edilmiş çok ciddî bir rezerv yok. 12 milyar metreküplük bir rezerv tespit edilmiş bulunuyor; ama, 2003 yılı sonu itibariyle yıllık tüketimimiz 21 milyar metrekübü aşıyor. Demek ki, orada da, sadece altı aylık tüketimimize denk gelen bir rezerv var. Doğalgaz aramalarını da, sismik çalışmalarla, sondajlarla, hem karada hem denizde artırmamız gerekiyor.

Kömüre geldiğimiz zaman; 8 500 000 000 tonu linyit, 1 milyar tonu taşkömürü olmak üzere 9 500 000 000  tonluk önemli bir kömür kaynağımız var. Kömürü elektriğe dönüştürdüğümüz zaman, 120 - 125 milyar kilovat/saat  elektrik enerjisi üretebilme imkânı var yılda. Bu ne demektir; bu yılki tüketimimizle mukayese ettiğimiz zaman, aşağı yukarı aynı. Yani, 2003 yılında tükettiğimiz elektrik eşdeğeri bir kömür kaynağımız var, eğer elektriğe dönüştürülebilirse; ama, maalesef, şu ana kadar sadece yüzde 30-35'i değerlendirilebilmiş. Hem kömür rezervlerimizi artırmak üzere çalışma içinde olmamız gerekiyor -ki, Bakanlık bunu yapıyor MTA ve Türkiye Kömür İşletmeleri vasıtasıyla- hem de kömüre dayalı santrallar kurmamız gerekiyor.

Hidrolik kaynaklarımıza baktığımız zaman, yılda 125 milyar kilovat/ saatlik bir elektrik tüketim potansiyelimiz var; bunun da, maalesef, sadece yüzde 30'u şu ana kadar değerlendirilmiş. Devlet Su İşlerinin Değerli Genel Müdürü burada; bu konuyu Sayın Bakanımızla da devamlı görüşüyoruz; mutlaka, hidrolik santrallarımızı, behemehal değerlendirmemiz gerekir. Tabiî ki, arzu edildiği günde, istenildiği kadar santral da yapamazsınız, belli bir süreç gerektiriyor. Maalesef, Türkiye'nin gelmiş olduğu noktada, faize giden, personele giden bütçesiyle, yatırımlara da çok fazla para ayıramıyoruz. İşte, Devlet Su İşlerinin 2004 yılı bütçesine baktığımız zaman, sadece 1,7 katrilyon... Şimdi, 1,7 katrilyon, aşağı yukarı 1 milyar euro ile ne yapılabilir, ne kadar santral kapasitesi oluşturulabilir, ne kadar sulama kanalı yapılabilir. Onun için, mutlaka, enerji sektörüne, özel sektörü özendirmemiz gerekir; yerli, yabancı özel sektörü, mutlaka, enerji sektörüne özendirmemiz gerekiyor.

Öte yandan, Türkiye'de çok ciddî toryum ve uranyum yatakları var. Geçmişte de birkaç kez Türkiye'nin gündemine gelen nükleer santralların, nükleer teknolojinin tekrar Türkiye'nin gündemine gelmesinde büyük bir fayda vardır. Bakanlığımız, eminim, bu konuda da çeşitli çalışmalar yapmaktadır.

Yenilenebilir   enerji   kaynaklarının harekete  geçirilmesi lazım. 200 000 000 dolarlık bir Dünya Bankası kredisi temin edilmiş bulunuyor ve yenilenebilir kaynakların teşviki yönünde, Bakanlığımızın çok ciddî çalışmaları var ve bir kanun hazırlığı söz konusu. Tabiî ki, enerji sektörünü bugüne kadar devlet eliyle getirdik; ama, bugünden itibaren, hepimizin bildiği gibi, liberalleşmesi yönünde çok ciddî adımlar atılmıştır. Elektrik Piyasası Kanunu, Doğalgaz Piyasası Kanunu, daha yakın geçmişte Meclisimizden geçirdiğimiz Petrol Piyasası Kanunu, tamamen, elektrik sektörünün liberalleşmesine yönelik, özel sektörün -yerli, yabancı- bu sektöre yatırım yapmasını sağlayıcı düzenlemelerdir. LPG kanunu gündemde, Petrol Kanunundaki değişiklikler gündemde.

Madenciliğin önünü de açmamız gerekiyor. 3213 sayılı Maden Kanunu halen Plan ve Bütçe Komisyonumuzdadır ve inşallah yakın bir zamanda Meclisimizden geçtiği takdirde madenciliğin önünü de açmış olacağız. Madenciliğe ben biraz sonra geleyim.

Tekrar elektrik enerjisine dönersek; çok büyük yatırımlar söz konusu. Senede 5 milyar dolar gibi bir rakam söz konusu. Onun için diyoruz ki, devlet bütçesinden bunun yapılabilme imkânı yok. Doğalgazda Sayın Bakanımızın son zamanlarda göstermiş olduğu başarıyı takdirle, şükranla burada anmak istiyorum. Rusya ile yapmış olduğu çetin mücadele ve pazarlık, İran ile yapmış olduğu pazarlık sonucu, gerek "al ya da öde"deki marjı lehimize çevirmiştir gerekse fiyat indirimi sağlamıştır. Benim bilebildiğim kadarıyla, biz, birçok tüketici ülkeyle mukayese edildiğinde iyi durumdayız. Daha fazla da değer vermek istemiyorum; çünkü, bu fiyatlar biraz uluslararası; fazla da açıklama yapılmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Demirkıran,  buyurun efendim...

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - Tabiî, Enerji Bakanlığı deyince çok devasa bir bakanlıkta çok büyük faaliyetler söz konusu olduğu zaman, maalesef, 10 dakika içinde bunu toparlayabilmek mümkün olmuyor.

Elektrikte de, bildiğiniz gibi, hiç zam yapılmadı. Doğalgazda fiyat düştü. Önümüzdeki sene başından itibaren elektrikte Enerji Bakanlığının almış olduğu tedbirlerle, tekrar, fiyat düşümünü hep beraber göreceğiz.

Biraz da madencilikten bahsetmek istiyorum; çünkü, madencilik de bir ülkenin ekonomisinin gelişiminde çok önemlidir. Türkiye'de çok çeşitli madenler var ve üretim kapasitesi itibariyle, dünya sıralamasında 28 inci sıradayız; ama, çeşitlilik itibariyle, 10 uncu sıradayız ve bizde olan bazı madenler var ki, bunlardan biri, mesela bor. Geçenlerde Bor Enstitüsü kurduk uç ürün üretip ihraç edebilmek için. Dünya rezervinin yüzde 64'ü bizde.

Trona... Yirmi yıldır yeryüzüne çıkaramadığımız tronayı, inşallah, çıkarmak, Sayın Enerji Bakanımıza nasip olacaktır; çünkü, oranın temelini de bir zamanlar kendisi Etibank Genel Müdürüyken atmıştı; inşallah, onun istihracını da kendisi yapacak.

Mermerde çok iyiyiz; ancak, ihracata baktığımız zaman, bütün maden ihracatımız 600 000 000-700 000 000 dolardır ve bunun 300 000 000 doları mermer, 200 000 000 doları bordur; yani, daha fazla ihracata yönelmemiz gerekir. Uç ürün yapıp ihraç etmemiz lazım. Hammadde değil, uç ürün ihraç eden bir ülke konumuna gelmemiz lazım. Madenciliğin mutlaka teşvik edilmesi lazım ve önünün açılması lazım ve eğer, biz, madenciliğin önünü açarsak Sayın Bakanım, şu anda, 2 küsur milyar dolar olan maden üretimimizin 8-10 milyar dolara çıkmaması işten değildir önümüzdeki birkaç sene içinde.

Tarihsel gelişimine baktığımız zaman; madencilik, 1950 yılında gayri safî millî hâsılanın yüzde 44'ü iken, 1990'larda yüzde 2, bu sene içinde, 2003 yılında yüzde 1'ler seviyesine düşmüştür; bu, hazindir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, eksürenizi de kullandınız; son cümleniz için açıyorum; buyurun.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - Efendim, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve Bakanlığımız bütçesinin ekonomimizin gelişimine katkıda bulunmasını ve hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Demirkıran.

Son söz isteği, AK Parti Grubu adına, Sinop Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk'e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZTÜRK (Sinop) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 malî yılı bütçesi üzerinde, Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; Heyetinizi, şahsım ve AK Parti Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 yılı bütçesinde yer alan ödenek miktarları incelendiğinde, genel bütçe içerisinden aldığı payın, ülkemizin ihtiyacı olan kısa, orta ve uzun dönemli araştırma, geliştirme ve yatırımların gerçekleştirilmesi için yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Ülkelerin kalkınmasında ve sanayileşmesinde enerjinin önemi inkâr edilemez. Bir ülkede kişi başına düşen elektrik enerjisi tüketimi, o ülkenin gelişmişlik düzeyini gösterir. Ülkemizdeki enerji tüketimi, gelişmiş ülke tüketimlerinin çok altındadır. Ülkemiz, dinamik bir ekonomik gelişmeye ve yüksek bir nüfus artışına sahiptir. Bu yüzden, enerji ihtiyacı ve talebi hızla artmaktadır. Enerjide, yerli kaynaklarımıza dayalı üretimle, güvenilir, kaliteli, düşük maliyetli ve çevreye uyumlu olarak enerjinin tüketiciye sunulması amaçlanmaktadır. Dünyamızda enerji, ekonomik kalkınma, dışpolitika belirleme ve stratejik işbirliği oluşumlarına esas olurken, aynı zamanda, krizler, anlaşmazlıklar ve çatışmaların temel unsurunu oluşturmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin kurulduğu günden bugüne baktığımızda, 1923 yılında Türkiye elektrik sisteminin kurulu gücü 33 megavat iken, bu miktar, 2003 yılı sonunda yaklaşık 1 100 kat artarak 36 000 megavata ulaşmıştır ve yine, 1923 yılında 45 000 000 kilovat/saat olan üretimimiz yaklaşık 3 200 kat artarak 142 milyar kilovat/saate ve kişi başına yıllık enerji tüketimi 560 kat artarak 3,6 kilovat/saatten 2 000 kilovat/saatler mertebesine ulaşmıştır.

Ülkemizde elektrik enerjisi talebi, uzun yıllardan beri, yaklaşık yüzde 8'ler oranında artarken, 2001 yılında ilk defa yüzde 1,1 oranında artmıştır. 2002 yılında ise, bu oran, yüzde 4,5 olmuştur. 2003 yılında enerji talep artışı ise, bir önceki yıla göre yüzde 6,4 artmış ve üretimimiz de 142 200 000 000 milyar kilovat/saate ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye elektrik sistemi için üretim planlaması ve üretim kapasitesi projeksiyonunun hazırlanması görevi TEİAŞ'a aittir. Bu projeksiyonun amacı, piyasa katılımcılarına yol gösterilmesidir. Bu çerçevede, 2003-2012 yıllarını kapsayan on yıllık üretim kapasite projeksiyonu TEİAŞ tarafından hazırlanmış ve kurul onayını müteakip yayımlanmıştır.

Bu projeksiyona göre, önümüzdeki on yıllık dönemde, talebin ortalama yüzde 9,5 oranında artması beklenmektedir. Böylece, 2003 yılında 142 milyar kilovat/saat olan enerji talebinin 2012 yılında 323 200 000 000 milyar kilovat/saate, 22 000 megavat olan puant gücünün 2012 yıllarında 50 520 megavata ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Gelecek on yıl için öngörülen elektrik enerjisi talebinin karşılanabilirliğine baktığımızda, mevcut, inşa halinde, lisans almış ve işletmeye giriş tarihi belirlenmiş olan üretim tesisleri dikkate alınarak, 2003 yılında yüzde 16 olan güvenilir üretim yedeğinin, 2005 yılında yüzde 8,5'e, 2006 yılında ise yüzde sıfıra düşeceği, 2006 yılı sonrası ise güvenilir üretim yedeğinin eksiye düşerek, talebin karşılanmasında sıkıntılar yaşanacağı öngörülmüştür.

Ülkemizde yeni bir enerji açığı meydana gelmemesi için gerekli planlamalar yapılmakta, yatırım, üretim ve işletme faaliyetlerinde herhangi bir aksamanın ortaya çıkmaması için gerekli tedbirler alınmakta, enerji yatırımlarında artan yıllık ihtiyaçlara göre planlama yapılmasına Bakanlığımızca devam edilmektedir.

Sayın milletvekilleri, elektriğin dağıtım ve ticaretini yapmakla görevli kuruluşumuz olan TEDAŞ, yaklaşık 24 000 000 aboneye hizmet vermektedir. Ülkemizde tüketiciye sunulan elektrik enerjisi satış tarifelerinin yüksek fiyatlarda olduğu malumunuzdur. Ancak, hükümetimizin, elektrik üretiminde yerli kaynaklara yönelmesi, petrol ve doğalgaza dayalı üretim oranını düşürmesi sayesinde elektrik enerjisi perakende satış tarifelerinde bir yıla yakın bir süredir zam yapılmamış, yapılan son tarifeyle sanayi müşterilerine yaklaşık yüzde 5 civarında indirim sağlanmıştır. Ayrıca, meskenlerde 150 kilovat/saat tüketimi aşan her 1 kilovat/saat için yüzde 50 zamlı tarife uygulamasından vazgeçilmiş ve her ay, mesken, sanayi ve diğer abonelerden fatura başına tahsil edilen güç bedeli uygulaması kaldırılmıştır. Ayrıca, kayıp kaçaklarla mücadelede başarılı olunmuştur.

Enerjinin gayri safî satış hâsılatı üzerinden yüzde 3,5 olan TRT payı, yüzde 2'ye indirilmiş; bu oranın sıfıra düşürülmesi ve diğer maliyet-dışı vergi ve fonların da kaldırılması konusunda Bakanlığımızın çalışmalar yaptığını bilmekteyiz.

2004 yılında elektrik fiyatlarının artmayacağını Sayın Bakanımız ifade etmiştir. Bu kapsamda, kamu elektrik üretim santrallarını işleten EÜAŞ'ın yerli kaynaklarla üretim yapmasına ağırlık verilmiş ve bu konuda gerekli tedbirler alınmıştır. Zorunlu olanlar haricinde, mobil santralların üretimleri yüzde 10 düşürülmüştür. Taahhütlerini yerine getirmediği için Bulgaristan'dan elektrik ithalatı durdurulmuştur.

Bakanlığımızca, Rusya'dan ithal edilen doğalgazda gerçekleştirilen fiyat ve miktar indirimi, ucuz enerji politikalarına büyük oranda olumlu etki yapacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2001 yılından itibaren ülkemizde yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunuyla, enerji piyasasının oluşturulması amaçlanmıştır. Yeni piyasa yapısında, üretim harici girdileri maliyete yansıtmayan, çapraz sübvansiyonu kaldıran, rekabete dayalı, arz güvenliğini esas alan enerji politikaları uygulanacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öztürk, buyurun.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu çerçevesinde elektrik iletim hizmetlerinin kamu eliyle yürütülmesi, elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin en kısa sürede özelleştirilmesi öngörülmektedir.

2004 yılı içinde elektrik üretim maliyetlerinin düşürülmesine paralel olarak, sanayide ve tarımsal sulamada elektrik fiyatlarının aşağıya çekilmesi, özelleştirmelerin gerçekleştirilmesi ümit ve temennisiyle, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığımızın 2004 yılı bütçesinin, Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yönetici ve çalışanları şimdiden tebrik ediyor, onlara başarılar diliyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.06

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı:  284, 286, 285, 287) (Devam)

D) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Adalet Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

E) YARGITAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

F) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1. - Danıştay Başkanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Danıştay Başkanlığı  2002 Malî Yılı Kesinhesabı

G) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI (Devam)

1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü  2004 Malî  Yılı Bütçesi

2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen milletvekillerimize sırasıyla söz vereceğim.

İlk söz, Antalya Milletvekili Sayın Feridun Baloğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Baloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 8 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet Bakanlığı bütçesini, İktidar Partisinin kimi sözcülerinin açıklamaları nedeniyle bugün çok daha anlamlı bir ortamda tartışacağız. İktidarın kimi sözcüleri yargıya güvenmediklerini tam bir açıkyüreklilikle ve dürüstlükle kamuoyuna duyurmuşlardır. Bu açıkyürekli tavırları nedeniyle kendilerine teşekkür etmek istiyorum. Bu tavırlarının diğer konularda da devam etmesini, takıyyeye başvurmadan gerçek düşüncelerini açıklamalarını bekliyorum ve bu nedenle, kendilerine duyduğum saygının arttığını ifade etmek istiyorum.

AHMET YENİ (Samsun) - Başlangıç yanlış oldu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Asıl bundan sonrası önem taşıyor, onu bir dinleyin siz.

İktidar sözcüleri, yargıya neden güven duymadıklarını açıklarlarsa, bunu birlikte çözme imkânı bulabiliriz. Bu, teknik bir imkânsızlıktan doğuyor olabilir; yani, Bakanlık bütçesini yeterli bulmuyor olabilirsiniz; ayrılan bütçe miktarının, ödeneklerin yeterli olmadığını düşünüyor olabilirsiniz, bunu çözmek sizin elinizdedir; ama, siyasal nedenlerle yargıya güven duymadığınızı ifade ediyorsanız, onu çözme imkânı da sizin elinizdedir; her iki olasılıkta da -siz iktidarsınız ve biz burada Adalet Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz- önümdeki rakamlar, birkısım milletvekilinin, güven duymadıkları yargının sorunlarını çözmekte pek heveskâr olmadıklarını gösteriyor. Sayın Adalet Bakanının iyi niyetinden şüphe duymuyorum; çünkü, bakan olduğu günden başlayarak, Adalet Bakanlığına ciddî biçimde ödenek ayrılmasını, bütçedeki payının çoğaltılmasını savunuyor. Kendisinin, AK Parti Grubu tarafından yalnız bırakılmasını ve Adalet Bakanlığı bütçesinin yeterli ölçüde ilgi görmemesini de şaşırarak izliyorum.

Bakınız, geçen dönemde, yani 2003 bütçesinde binde 7,5 pay ayrılmıştı. Bu kadar eleştiriden sonra, çok büyük bir atılım yaptınız -çünkü "en"lerin iktidarısınız, her şeyi en iyi yapıyorsunuz- nihayet, binde 9,2 oldu; yani, yüzde 1'i bile bulamadık.

Arkadaşlar, bakın, Adalet Bakanlığının sayın bürokratları dünyanın birçok yerindeki bütçeleri inceleme imkânına sahiptirler, ben çok sınırlı inceleme imkânı buldum. Bir ülkenin kendi adalet ihtiyaçlarına bu kadar düşük düzeyde ödenek ayırması çok şaşırtıcı bir şey; öncelikle onu belirtmek istiyorum.

Adalet Bakanlığı hizmetlerinde 20 000'e yakın personele ihtiyaç duyulduğu söyleniyor, Sayın Bakan da bunu konuşmasında ifade ettiler. Bu personel alımı için bütçeye yeterli ödeneğin konulmadığı da görülüyor. Sanıyorum, Sayın Bakan, bu eksikliği gidermenin yolu olarak, hizmetlerin birleştirilmesi yoluna gitmeyi düşünüyor. Hizmetlerin birleştirilmesi şudur: Türkiye'de ilçe yapma çabalarının çok yoğunlaştığı dönemlerde ilçe sayısı arttı; tabiî, bu, yargı sistemi için de, yeni adliye binalarının ve adlî yargının da oluşmasını getirdi. Böyle bir birleştirmeyle küçük ilçe adliyeleri kaldırılacak gibi bir hava. Tabiî, bu, ilk bakışta doğru görülebilir; yani, personel azaltılacak, daha kaliteli bir personel yapısına kavuşturulacak gibi düşünülebilir; ama, böyle değil bu; çünkü, olayın bir de insanî tarafı var. Küçük ilçelerde yaşayanlar, adlî bir kuruluşa kavuşmuş olmakla çok mutlu olurlar; zaten ilçe olmalarının, il olmalarının temelinde de bu tür duygular yatar.

Bunun ötesinde teknik sorunlar da gelecektir. İlçelerdeki adliyelerin bir bölümünü kaldırabilirsiniz; ama, ne olacak; o ilçelerdeki yargı sistemi, yargı ihtiyacı başka bir ilçenin adlî teşkilatı içerisinde gerçekleşecek; ama,  polis teşkilatı sürecek, belki nüfus teşkilatı sürecek; yani, ikinci bir karmaşanın adımları atılacak. Sayın Bakanın ve hükümetin, birtakım ilçelerdeki adliyelerin kapatılması yönünde bir girişimi olacaksa, bu işin olumlu ya da olumsuz taraflarını dikkatle düşünmesi gerektiğini burada söylemek istiyorum. 

Adlî yapımızın içerisinde birden fazla unsur var; binalar var, insanlar var, yargılayanlar var, yargılananlar var, tutuklananlar var, cezaevinde insanlar var. Çok kısıtlı bir süre, Adalet Bakanlığı bütçesini 7,5 dakikada eleştirmenin ya da önerilerde bulunmanın ciddî bir hüner istediğini biliyorum; ben, öyle bir hünere sahip değilim; ama, süreyi kullanmaya çalışacağım.

Türkiye'nin birçok yerine gittiğiniz zaman, o "saray" diye ifade edilen yerler -adliye sarayı falan denilir, niye saray denilir; onu da bir türlü anlamam ben; ama "saray" derler, birkaç yerde, beş on yerde vardır- planlandıktan çok süre sonra bitirildiği için, açılışlarında artık, zaten "saray" unvanını hak etmeyecek hale gelmişlerdir. Onun dışında, birçok ilçeye gidersiniz, binanın en sonunda bir koridor ayrılmıştır, orada iki oda açılmıştır, orası adliyedir, insanlar burada yargılanır.

Şimdi, yargıç, savcı, avukat olarak bu binalara gittiğimiz zaman, hak arama kavramından önce çok yoğun bir kalabalıkla, üst üste insanlarla karşılaşırız. O binalarda otuz yılını geçirmiş bir insan olarak biliyorum ki, o binaların görünüşü haksızlığa davettir zaten. İnsanları koridorlarda üst üste yığıp bekletmek çok kötü bir şey. Hak aramaya gelen insanlar, binalarda üst üste durumda, hava alamıyorlar; yargıçlar dosyaların arasında birbirlerini göremiyorlar; savcı -dosyalar o kadar yığılmıştır ki- yığılmış dosyalar yüzünden bazen hâkimi göremez, bu şartlarda yargılama yapılıyor,

Hâkimler, görevlerini kendi meslek sorunları içerisinde yürütmeye çalışırlar. Bir tek örnek vermek istiyorum: Birinci sınıf hâkimliğe ayrılma biçiminde bir uygulama var. Bununla ilgili bir soru önergesi vermiştim. Bu soru önergesi nedeniyle adlî yargıda bazı hâkimlerin dikkatini çektim, onlardan bilgiler geldi. Kıdemine göre, 1 milyar liraya yakın bir maaş farkı var. Aynı işi yapıyorlar, 700 000 000-800 000 000 lira civarında bir fark olduğunu söylüyorlar. Bu, çok büyük bir fark; yani, birinci sınıfa ayrılmanın ölçüleri tartışılmalı, dikkatli olunmalı. Tabiî, çok olağanüstü nedenlerle birinci sınıfa ayrılmama söz konusu olabilir; ama, o zaman, adlî yargı teşkilatı içerisinde niye tutuyorsunuz o insanları? Böyle bir bütünlük var.

Bu durumda olan bir yargıç, bana bir not ulaştırdı bu sabah "bunu söyle" dedi, söyleyeceğim. "Adalet dağıtan bir kurumda, ben de adalet arıyorum, bana yardım edin" dedi. Birinci sınıfa ayrılmamış bir yargıç; bu, bir yargıcın feryadı. Hak arayan bir kurumda, o da hak arıyor.

Adliye çalışanları, yazı işleri müdürleri, mübaşirler, icra memurlarının da sorunlarını anlatmaya kalksak, burada, sabahı buluruz; ama, üç dört cümleyle tamamlayacağım.

Arkadaşlar, adliyelerde fazla mesai kavramı yoktur. Avukat olanlar biliyor, hâkimlikten gelenler biliyor, siyaset adamları da biliyor; yani, bir memuru saatlerce çalıştırabilirsiniz, cumartesi, pazar günü keşiflere gidiler, dağ köylerinden gece yarısı dönülür; ama, hiçbir zabıt kâtibi, hiçbir mübaşir şunu söyleyemez: Ben fazla çalıştım, bana bir eködeme yapacak mısınız diyemez. Hiçbir kurumda, insanların, böylesine insafsız şartlarda emeklerinin alındığı görülmemiştir. Zaten, zabıt kâtiplerinin, mübaşirlerin aldıkları maaş nedir? Niye herkes ısrarla icra dairelerinde çalışmak ister; çünkü, birkaç yere fazla gidecek, üç beş kuruş fazla para kazanacak. Bunların çözülmesi gerekiyor.

Bir de "gardiyan" dediğimiz insanlar var. İşte, türkülere konu ederiz, edebiyatın temel eksenlerinden biridir Türkiye'de gardiyanlar. Şimdi onlara çok güzel bir isim verildi "infaz koruma memuru" deniliyor; ama, hakları verilmedi; tutuklu gibiler. Dün, ben, 20'ye yakın infaz koruma memurunun ziyaretiyle yeni bilgiler edindim. Onlarla ilgili bir girişim nedeniyle kutladılar beni; ayrıca, Sayın Bakana da, gösterdikleri ilgi için teşekkür ediyorlar. Sayın Bakan onların birtakım sorunlarını çözeceğine söz verdi geçen gün; ama, yeterli lojmanları yoktur. Örneğin F tipi cezaevleri hep kentin dışındadır. Taşınamazlar; lojmanları yeterli değildir, servisleri yeterli değildir. Onlara, sadece "biz devlet olarak tutukladık, koyduk cezaevine, sen bunu kaçırma" demişiz. Hak; hak, yok.

Onun dışında, yıpranmaları dikkate alınarak erken emeklilikleri sağlanmamıştır. Açık görüşler dahil, fazla ödeme yoktur. Güzel bir şeydir açık görüş; insanlar yüz yüze görüşürler birbirleriyle; ama, o, eskiden "gardiyan" dediğimiz şimdiki infaz koruma memurları için bir azaptır. Herkes bayram yaparken, onlar, hiçbir kuruş para almadan tutukluların görüşmelerini sağlarlar. Bunları dikkatlerinize sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baloğlu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

F tipi cezaevleriyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum; bunlar çok tartışıldı; ama, burada söylenmesinde yarar var. F tipi cezaevlerinde, tutuklular ve infaz koruma memurları, her iki taraf da sıkıntı içindedir. Dün, F tipi cezaevlerinde, infaz sistemine karşı direnişin 3 üncü yıldönümü yaşandı. O direniş hangi nedenlere dayalı olursa olsun, o direnişi gerçekleştiren ideolojileri paylaşmıyorum, eylem türlerini paylaşmıyorum, direniş biçimlerini de paylaşmıyorum; insan hayatıyla direnmelerini, o tarz direnişleri kabul etmiyorum; ama, sonuç acıdır arkadaşlar. O direnişten 500 sakat insan kalmıştır bu topluma ve 500 insandan bir bölümü dışarı çıkarılmıştır; Adlî Tıp Kurumu, raporunu değiştirerek onlardan bir bölümünü bugünlerde tekrar cezaevine davet etmek üzeredir. Bu insanlık faciasına dikkatinizi çekiyorum. İdeolojilerini bir yana bırakın, eylemlerini bir tarafa bırakın; ama, herkesin başına gelebilecek bir olayın parçasıdırlar.

Biz milletvekilleri bir de şuna bakmalıyız arkadaşlar: Bunu söylediğim için, belki, kimi arkadaşlarım tepki gösterecekler; ama, biz, bu yargı sistemine güvenmek zorundayız; güvenmiyorsak, gerekeni yapmak zorundayız. Yargıya güvenmemeyi, dokunulmazlıkları kaldırmamanın bir gerekçesi olarak kullanmamalıyız.

Bakın, açıkça ifade ediyorum, Türkiye'deki yargı sistemi, bu ülkenin yargı sistemidir. Bunu değiştirecek olan biziz. Belki, Saddam, Amerikan yargısına itiraz edebilir ve güven duymayabilir; ama, biz, Türkiye'deki yargıyı bu şekliyle de olsa saygıyla karşılamak zorundayız.

Avukatlarla ilgili sorunları söylememe zaman kalmadı; ama, umut ediyorum ki, avukatların acılarını ve ıstıraplarını başka arkadaşlarım anlatacaklardır, avukatın bu toplum içindeki yerini dile getireceklerdir. Ben, diliyorum ve umut ediyorum, AK Partili arkadaşlarım da dahil, bu Meclis, daha sağlıklı bir yargıyı, sizin deyiminizle herkesin güvenebileceği bir yargıyı sağlayacaktır. Adil bir toplumda, sağlıklı bir yargıyla ülkemiz daha güzel günlere ulaşacaktır.

Ben, Bakanlık bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Tekirdağ Milletvekili Sayın Mehmet Nuri Saygun; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 2004  Malî Yılı Bütçe Yasası Tasarısının Yargıtay bütçesiyle ilgili olan bölümünde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisin değerli üyelerini saygılarımla selamlarım.

Yargıtay bütçesine girmeden önce, izin verirseniz, Türkiye'de, son dönemlerde alışkın olmadığımız ve yaşadığımız tablodan, mutlu olduğumu belirtmek istediğim bir hususa değinmek istiyorum. Uzun yıllardır siyaset yapıyorum; ama, siyaset yaptığım süre içinde hep toplumun geniş kesimlerinden siyasetçilere güven duyulmadığı ve siyaset yapanların pek de dürüst davranmadıkları konusunda çeşitli ithamlar, çeşitli iddialar dinledim. Bu Parlamento çatısı üzerine dahi söylenmiş sözlerdi; ancak, şimdi bakıyorum, 22 nci Dönem Parlamentosuyla birlikte, Türkiye'de siyasete ve siyasetçiye olan güvensizlik kısmen de olsa ortadan kalkmaya ve yeni bir güven duygusu gelişmeye başlamıştır. Bu Parlamentonun üyesi olarak, bundan şahsım adına ve beraber olduğumuz tüm milletvekili arkadaşlarım adına onur duyuyorum, gurur duyuyorum ve umuyorum ki, bu güveni zedelemek bir yana, çok daha üst düzeylere çekmeye çalışırız.

Burada, izin verirseniz, mensubu olduğum Partime de bir küçük katkıda bulunmak istiyorum. Bu güven duygusunun gelişmesinde, sanıyorum ki, seviyeli bir muhalefetin, hukuka inanan bir siyasî parti anlayışıyla, kavgasız dövüşsüz; ancak, dirençli bir muhalefetin ve özellikle, bu muhalefet ekibinin kendi dokunulmazlıklarımızın sınırlanmasına yönelik taleplerinin önemli bir payı olduğunu düşünüyorum; ama, her şeye rağmen, tekrar, Parlamentoda beraber mesai sarf ettiğimiz tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Ancak, bir taraftan, siyasetin ve siyasetçinin güvenilir olmasına, güven trendinin yükselmesine karşın, son günlerde hiç de arzu etmediğim ve istemediğim bir hususu yaşadık. Özellikle, hükümet mensubu ve Parlamento mensubu bazı arkadaşlarımız son günlerin güncel konularından biri olan yargıya yönelik güvensizliklerini ifade ettiler, inanmadıklarını ifade ettiler. Bu hususta, ben, bu beyanları bir gaf olarak algılıyorum; ancak, bir şeyden hoşnutum; Sayın Adalet Bakanım bu mevcut gafları gidermek adına, üzerine düşeni, birlikte mesai sarf ettiği arkadaşlarını korumaya ilişkin gereken tüm söylemleri yerine getirmiştir. Bu yönüyle de Adalet Bakanımıza teşekkür ediyorum; ancak, o söylemlerde bulunan arkadaşlarımızın bundan böyle çok daha dikkatli olmaları gerektiğini ve özellikle, bu ülkenin vazgeçilmez üç erki olan -kuvvetler ayrılığı prensibine uygun- yasama, yürütme, yargı erklerinden bir tanesi olan yargıya yönelik bu insafsızca söylemlerini burada noktalamalarını, en azından, bundan böyle bu ve benzeri sözleri sarf etmemelerini bekliyorum.

Efendim, konumuz, Adalet Bakanlığı ve Yargıtayın bütçesi. Yargıtay, az evvel söylediğim, birkısım arkadaşımızın güvenmediği yargı mekanizmasının yüksek bir kurumu ve bu kurumun güvenilir hale gelmesi için ya da adlî mekanizmanın çok daha sağlıklı işleyebilmesi için, bu ve benzeri söylemleri ifade etmekten öte, üzerimize düşen görevleri yerine getirmek zorundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerimize düşen görevler nelerdir; öncelikle, yargıda birtakım sıkıntılar olduğunu hepimiz biliyoruz; yargıç eksikliği, savcı eksikliği ve en önemlisi araç gereç, teçhizat eksikliği, hepimizin çok iyi bildiği bir husus.

Yargının, ekonomik olarak, bütçeden hiçbir zaman ciddî oranda bir pay alamadığı da bir gerçek. Hal böyle olunca, özellikle bu maddî yapılanmanın içerisinde yargıya gereken özeni göstermek ve onların altyapılarını tamamlamak gerekir; ama, sadece bu düzenlemelerin yargıda beklenen iyileşmeyi yaratması da mümkün değildir. Yargıda beklenen iyileşmeyi yaratabilmek için esas önemli olan, bizim şu çatı altında yapmakta olduğumuz yasama görevinde, çok dikkatli ve çok intizamlı bir anlayışla, yasal düzenlemeleri zamanında, etkin ve etkili bir şekilde hayata geçirmek.

22 nci Dönemde, sayısal olarak hiç de küçümsenmeyecek nitelikte yasa çıkardık; ancak, sayıya baktığımız zaman önemli bir çalışma ve başarı görsek dahi, Anayasa Mahkemesince iptal edilen ve Cumhurbaşkanımızdan geri dönen birçok yasayı gördüğümüzde, çalışma tempomuza rağmen, yasaların oluşturulmasında, özellikle hükümet tarafından getirilen tasarılarda gerekli, sağlıklı çalışmaların yapılmadığını görmekteyim. İnanın, bugüne kadar çıkardığımız yasalardan bir kısmı, çok değil, birkaç ay sonra ihtiyaca cevap veremeyecek hale gelecek ve muhtemelen, yeni düzenlemeler yapmak zorunda kalacağız. Bir örnek vereyim efendim. Ben, Adalet Komisyonu üyesiyim. Bu komisyona, Bankalar Yasasıyla ilgili olarak 39 maddelik bir hükümet tasarısı geldi ve 35 tane de değişiklik önergesi geldi. Bu değişiklik önergeleriyle, hükümet tasarısı, hükümetin tasarrufuyla tamamen değişti. Bir günde, yani, tasarıyı hazırladıktan bir gün sonra yeni baştan değişiklik ihtiyacı duyuldu; yetmedi, bizim, burada anlaşmazlığa düşüp salonu terk ettiğimiz gece, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Bankalar Yasası geçirildi, bitti; ama, o gecenin tutanaklarına bakarsanız, bir o kadara yakın yeni değişiklik önergelerini gündeme aldığınızı ve yasada bir o kadar daha değişiklik yaptığınızı da görürsünüz. Yani, bir Bankalar Yasası çıkardık, bir gün sonra, hükümet tasarısının 35 maddesini değiştirme ihtiyacı duyduk; yetmedi, Meclise getirdik, bir o kadar maddeyi daha Mecliste değiştirdik. Korkarım, iki ay sonra, farklı yasa teklifleriyle, bazı yerlerinde yeni değişiklikler yaratma ihtiyacı duyacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıya, az evvel söylediğim gibi, ekonomik anlamda yeterince destek koyamadık. İzin verirseniz, kendi yöremden bir küçük örnek vereyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Saygun, konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, kürsüde çok fazla konuşma yapmadım bu bir yıllık dönemde; ama, yaptığım dört konuşmada da süreme inanılmaz bir şekilde riayet ettim, hiçbirinde eksüre istemedim; izin verirseniz, geçmişteki o riayetim ve konuşmakta olduğum bütçeye olan saygım nedeniyle bir parça müsamahanıza sığınıyorum; lütfen, anlayış gösteriniz.

BAŞKAN - Efendim, 2 dakika eksüre verdim, daha önce de yarım dakika vermiştim; buyurun.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Sevgili arkadaşlar, Tekirdağ'da Çorlu diye bir ilçemiz var; Trakyanın en büyük yerleşim merkezî, 250 000 civarında nüfusu var. Çorlu İlçesinde bir pasaj bozması binada adlî görev yerine getiriliyor. Şarköy diye bir ilçemiz var, adliye binası depremde hasar gördü, boşaltıldı, çok açık bir şekilde söylüyorum, küçücük bir pasajda adliye görev yapıyor. Bu konuda, Bakanlığa soru sordum, aldığım cevap şöyle: "Şu an için bir şey yapamayız, gelecekte, belki..." Eğer yargıya güvenmek istiyorsanız, eğer yargının sağlıklı işlemesi gerekir diyorsanız, yargının altyapısını sağlamak zorundasınız.

Yargıtay bütçesinde önemli olan bir husus da, Yargıtayın taşımakta olduğu yük. Bakın, Yargıtay Başsavcılığına 2002 yılında 317 481 dosya gelmiş, bunun 207 000'i sonuçlandırılmış. Ceza dairelerine  244 000, hukuk dairelerine 320 000 dosya gelmiş. Bunun karşılığında, çalışan insan sayısı 902; 54 de boş kadro var. Bu 54 boş kadro, devletin atıl bürokrasisi yüzünden bir türlü doldurulamamış. Özellikle bu ve benzeri kadrolara bir an önce personel atanmasını temin edecek çalışmaların yapılması, sanıyorum, Yargıtay yönünden gerekli...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Saygun, cümlenizi tamamlamanız için mikrofonu açıyorum efendim.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Efendim, sonuçta, Yargıtayın bu bütçeden yeterli payı almadığı açıktır. Ancak, her şeyden önce, yargı bağımsızlığı için, Anayasanın 140/6, 144 ve 159 uncu maddelerinde değişiklikler yapılmalı ve yargının siyasî baskılardan uzaklaştırılarak bağımsızlığı temin edilmelidir.

Ben, yargı organı mensuplarının diplomatik pasaport sahibi olmalarının sağlıklı olacağı düşüncesiyle, 5682 sayılı Pasaport Yasasının 13 üncü maddesinde de bir değişiklik yapılmasını öneri olarak sizlere sunuyorum.

Efendim, adalete ve adaleti temsil eden yargıya çok daha fazla güvenilir bir ortamı yaratmak umuduyla ve bu ortamı yaratırken, daha iyi bütçe imkânlarını onlara sunabilmek umuduyla, hepinize, saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Saygun.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Samsun Milletvekili Sayın İlyas Sezai Önder; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 8 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danıştay bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, idarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimi, hukuk devletinin önemli bir aşamasını ve ilkesini oluşturur. İdarenin hukuka uygunluğunu sağlamada en etkili ve objektif yol yargı denetimidir. Demokratik toplumlarda idarenin hukuk kurallarına bağlı olması, bu kuralların dışına çıktığında yaptırımla karşılaşması, hukuk devletinin hem şartı hem de doğal sonucudur.

Ülkemizde, idarenin yargısal denetimi, başta Danıştay olmak üzere, diğer idarî yargı yerleri olan bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerince yapılmaktadır. Yüzotuzbeş yıllık onurlu bir geçmişi olan Danıştay, hem yargısal hem de idarî görevleri olan bir yüksek mahkemedir. İdarî yönüyle, yüksek danışma organı olarak, Bakanlar Kurulu tarafından gönderilen kanun tasarıları hakkında görüş belirtir, tüzük tasarılarını, imtiyaz sözleşmelerini inceler, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından gönderilen işler hakkında görüş bildirir. Yargısal yönüyle de, yüksek mahkeme olarak bir temyiz mercii ve aynı zamanda, ilk derece mahkemesi olarak, açılan idarî davaları karara bağlar ve idarî yargı yerleri arasındaki uyuşmazlıkları çözer.

Bağımsız bir yargı organı olan Danıştay, diğer bağımsız yargı organlarıyla birlikte, yasama ve yürütme organı gibi, egemenliği millet adına kullanan devlet organlarındandır. Diğer bir anlatımla, Danıştay, Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanır.

Değerli arkadaşlarım, bu konu çok önemlidir. Son günlerde, yargının bağımsızlığına saygı içermeyen ve yargıyı zan altında bırakan bir anlayışın siyasî iktidar ve temsilcileri tarafından sergilendiğini üzülerek gördük. Yargı bağımsızlığı, yargının, bakkala, kasaba, sokaktaki vatandaşa karşı değil, öncelikle yasama ve yürütme organlarına karşı bağımsızlığıdır.

Siyasî iktidarın, yargının bağımsız olmadığına ilişkin olarak son günlerde ısrarla ileri sürdüğü şikâyetler, yargının yasamaya ya da yürütmeye karşı bağımsız olmadığı iddiasını taşır. Siyasî iktidarın ve yasamanın çoğunluğunun aynı ellerde olduğu dikkate alındığında, yargı bağımsızlığını tehdit edenin, asıl siyasî iktidar olduğu sonucuna varırız.

Öte yandan, iktidar, şikâyetçi olacak bir makam değildir. Anayasayı değiştirecek çoğunluğu olan iktidar, yargı bağımsızlığını sağlayacak, yürütmenin yargıya müdahalesini azaltacak değişiklikleri yapacak güçtedir. Bunları yapmayarak sürekli şikâyet noktasında kalındığında, asıl amacın, yargıyı daha da bağımsız kılmak değil, yargıyı kontrol altında tutmak ve milletvekili dokunulmazlığını, suçluyu korumak ve yolsuzlukları örtbas etmekte bir araç olarak kullanmak olduğu ortaya çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasî iktidarı, buradan, bir kez daha, devlet organları arasında çatışma ve güvensizlik yaratan söz ve eylemlerden kaçınmaya çağırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, iktidarın yargıyı suçlamadan önce, dönüp, kendisine bakması gerekir. İdarenin yargısal denetimi, kişi hak ve özgürlüklerinin de güvencesidir.

İdarî yargının önemli bir yükünü, kişilerin, memurların idareye karşı açtığı iptal ve tam yargı davaları oluşturmaktadır. Bugünkü iktidar, atamalarda, idarenin yargısal denetimini azaltıcı bir uygulama içerisindedir.

Kamu yönetimi kademeleri, ciddiyetle bağdaşmayan bir şekilde, vekâleten, tedviren atamalarla doldurulmaktadır. Bürokrasi, şeflere varana kadar, hallaç pamuğu gibi dağıtılmıştır. Yapılan iş yanlıştır. Bakın, yapılan işin yanlışlığını, AKP Grubu Sözcüsü Sayın Yahya Akman, 6.12.2001 tarihinde Danıştay bütçesi üzerinde yaptığı bir konuşmada nasıl anlatmış: "Aslolan, göreve işin ehlinin getirilmesidir. Sağlık ve diğer zorunlu sebepler dışında, üst düzey elemanlar, iktidar değişse de göreve devam etmeli. İktidarlar siyasî, memurlar ise devletin elemanlarıdır. Bu anlayış terk edilip, siyasî atamalar ve yer değiştirmeler arttıkça, haksızlığa uğradığını ileri süren her görevli dava açar ve bu yolla yargı yolu da aşındırılmış olur; aynı gün göreve başlatılmış olan insanlar tekrar sürgüne gönderilirse, adalet de sulandırılmış olur."

Sayın Yahya Akman devam ediyor: "Sürgün ve haksız yere işten atılma korkusu kamu çalışanının şevkini kırmakta, dirayetli idareci yerine, yağcı ve inisiyatif kullanmaktan âciz insanlar gelmektedir. Lütfen, tutumumuzu değiştirelim; işin ehlini arayıp bulalım, ona sahip çıkalım; bilenlerin yerine, kolay kullanacaklarımızı aramayalım."

İşte, şimdiki iktidarın yaptığı aynen bu. Muhalefette başkasınız, iktidarda başka. Muhalefette hak hukuk nutukları, iktidarda keyfîlik.!..

AHMET YENİ (Samsun)- Hiç muhalefet olmadı AK Parti.

İLYAS SEZAİ ÖNDER (Devamla)- O konuşma yapıldığı tarihte muhalefetsiniz.

AHMET YENİ (Samsun)- AK Parti hiç muhalefet olmadı.

İLYAS SEZAİ ÖNDER (Devamla)- AKP muhalefetti. Yahya Akman, grup adına yapmış o konuşmayı.

AHMET YENİ (Samsun)- Hayır, AK Parti hiç muhalefet olmadı.

İLYAS SEZAİ ÖNDER (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, ben onu Meclis tutanağından aldım. Burada sizinle karşılıklı münakaşa içine girecek değilim.

Değerli milletvekilleri, Danıştayımızın idarî ve dava dairelerindeki dosya sayısı 70 000'i geçmiştir. Her dairenin büyük bir özveriyle çalıştığı açıktır. Böyle bir iş yükü altında ezilen Danıştayımızın sorunları vardır. Öncelikle, konumuna uygun bir hizmet binasına kavuşturulması şarttır. Yargı binaları, ülkenin prestij binalarıdır. Görevin önemine paralel görkem ve çağdaş teknolojiye sahip olmalıdır.

Danıştayın, görevlerini etkin ve daha hızlı yapmasını, yargısal denetimi tam anlamıyla gerçekleştirmesini sağlamak için, Danıştay tarafından istenilen yasal değişikliklerin hızla hayata geçirilmesi şarttır.

Yargıç ve savcılarımızın, üstlendikleri yüce göreve uygun özlük ve sosyal haklara kavuşturulması da, eşzamanlı yapılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Önder.

İLYAS SEZAİ ÖNDER (Devamla) - Elbette, bu yetersiz bütçeyle bunların yapılması imkânsızdır. Üzülerek görüyoruz ki, Danıştay bütçesi geçen yıla oranla yüzde 3,98 nispetinde artırılmıştır. Hükümetin 2004 yılı için bütçe kanunuyla öngördüğü enflasyon oranı yüzde 12 olduğuna göre, Danıştayın bütçesi, reel olarak yüzde 8 azaltılmış bulunmaktadır.

Hükümetin uygulamaları ve kamu yönetimiyle ilgili düzenleme planları da dikkate alındığında, Danıştayın iş yükünün artacağı kesindir. Bütçe tasarısıyla iktidarın ortaya koyduğu anlayış, yargıya destek değil, köstek olma ve yargıyı işlevsiz kılma anlayışıdır.

İdarî yargı açısından en hassas konulardan birisi de, hukuk formasyonuyla donanmış hâkim ihtiyacıdır. Hukuk fakültesi mezunlarının idarî yargıda ağırlıklı olması, diğer fakültelerden mesleğe alınacaklarda ise, görevin gerektirdiği bilgi donanımının olması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, adalet, devletin asla vazgeçemeyeceği tek kamu hizmetidir ve adalet, herkese gereklidir. Bir ülkede adaleti tam olarak gerçekleştiremiyorsak, adalete güveni tam olarak sağlayamıyorsak, devleti, toplumsal düzeni, demokrasiyi ayakta tutamayız. Yargıya, yargıca, savcıya güvenmeliyiz. "Danıştayla, Yargıtayla, Anayasa Mahkemesiyle devleti yürütmek mümkün değil" düşüncesini aklımıza dahi getirmemeliyiz.

Öncelikle, iktidar, idare, hukuk kurallarına uymayı içine sindirecek ve daima hukuk içerisinde kalacaktır.

Bu düşüncelerle, yargımızda görev alan tüm başkan ve üyelere, hâkim ve savcılarımıza,idarî personele, zor şartlarda yürüttükleri görev nedeniyle teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçemizin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Önder.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Nuri Çilingir; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 8 dakika.

CHP GRUBU ADINA NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının 2004 yılı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji, ülkelerin gelişmesi, sanayileşmesi, sağlıklı bir ekonomi oluşturulması için son derece önemlidir. Ülkeler, enerji uğruna birbirleriyle savaşıyorlar. Yakın çevremize baktığımızda, petrolün yüzde 65'i, doğalgazın yüzde 40'ı bu bölgede üretilmektedir.

Bölgemizde bulunan enerjinin kullanımının önümüzdeki yıllarda da artacağını düşündüğümüzde, Avrupa ile Asya arasında köprü durumunda olan ülkemizin konumu büyük bir önem kazanmaktadır. Ülkemizin coğrafî durumu, ulusal enerji politikamızın çok iyi oluşturulmasını gerekli kılmaktadır. Ülke kaynakları önplana çıkarılarak, uzun vadeli ulusal enerji politikaları ivedilikle devreye sokulmalıdır. Türkiye'de, başta hidrolik ve kömür olmak üzere, yerli rezervler enerji üretiminde yeterince devreye sokulmamıştır. Ham petrol ve doğalgaz alanında ileri teknoloji kullanımıyla yeterli arama çalışmaları yapılmamış, son yıllarda ise, zaten yetersiz olan yatırımlar nedeniyle, neredeyse durma noktasına gelmiştir.

Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları açısından baktığımızda, söz konusu kaynakların üretimi ve geleceğe hazırlanabilme açısından yapılan çalışmalar son derece yetersizdir. Özellikle, güneş, rüzgâr ve jeotermal kaynaklarımızın önemli bir potansiyel oluşturduğu bilinmekte ise de, bu alandaki çalışmalar çok sınırlıdır. Ulusal enerji kaynaklarımızın gerçek potansiyelinin belirlenmesi, öncelikli politika olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada tüketilen kömürün yaklaşık yüzde 60'ı elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Önümüzdeki süreçte, bu, özellikle devam edecektir. Buna paralel olarak, yerli kömür kaynaklarımızın değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yerli kaynakların içerisinde önemli bir yere sahip olan linyit yatakları ülkemizin çoğu yerinde mevcuttur; ama, linyitlerimizin yeterince işlendiğini söylemek, ne yazık ki, mümkün değildir.

2002 yılında yaklaşık 30 600 000 ton linyit üretimi yapılmış, bunun 25 300 000 tonu termik santrallarda kullanılmıştır. 2003 yılı için üretilen linyit, bugüne kadar, yaklaşık 24 300 000 tondur. Bunun 17 900 000 tonu termik santrallarda kullanılmıştır. 2004 yılında termik santral için hedeflenen linyit üretimi 20 000 000 tondur. Linyit üretimimiz yıl geçtikte düşmektedir.

Enerjide yerli kaynağa yöneleceğini iddia eden Sayın Bakanın söylediklerini inandırıcı bulmuyoruz. Çünkü, şurada, Soma'da üretilen ve elektrikte kullanılan kömürün miktarları var. Bakınız, 2002 yılında 7 200 000 ton, 2003 yılında 4 300 000 ton ve 2004 yılında 4 400 000 ton hedeflenmekte. Bu, Soma'da üretilen kömürün yarı yarıya azalması demektir. Bu da Soma ekonomisinin çökmesi demektir. Orada yaşayan insanlar, kömürden geçinen insanlar işsiz kalmaya başlamıştır.

Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi adına söz alan arkadaşım, termik santrallara yenilerinin eklenmesi gerektiğini söyledi. Ben de, onlara ekleme yapılmadan önce mevcut santralların tam kapasite kullanılması  gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Yerli ham petrol üretimimiz, ülke petrol tüketiminin yüzde 11,3'üne cevap vermektedir. Mevcut politikanın sürdürülmesi halinde, tüketimi karşılama oranının giderek düşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Doğalgazda dışa bağımlılığımız yüzde 95'tir.

Bu anlaşmalar yapılırken enerji politikasının en temel ilkesi olan "tek kaynağa bağlanmama" ilkesi gözardı edilerek, kullanabileceğimizden çok fazla gaz talep tahmini yapılıp, çok sayıda "al ya da öde" anlaşması imzalanmıştır. Tek kaynağa bağlanan fiyat oluşumu rekabeti de ortadan kaldırarak temel unsurlar açısından büyük sakıncalar doğurmuştur. Ülkemiz, mevcut politikalar nedeniyle neredeyse tamamen dışa bağımlı gaz tüketimine yönelmiştir.

Sayın Bakan, enerji konusunda ülkemiz aleyhine olan uygulamaları değiştirmek için çalışmalar yaptığını çeşitli vesilelerle söylemektedir. Yap-işlet-devret ve yap-işlet sözleşmeleri için "kurt kapanındayız" demektedir; ancak, sözleşmeler aynen devam etmektedir, değişen bir şey yoktur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; enerji sektöründe elektrik enerjisinin kritik bir önemi bulunmaktadır. Yıllardır yeterli ödenek verilmemiş, hidroelektrik ve kömüre dayalı termik santral yapımı geciktirilmiştir. Enerjiyi bir kamu hizmeti değil rant kaynağı olarak gören çarpık anlayış elektriğin pahalı olmasına sebep olmuştur. Küçük ve orta ölçekli hidroelektrik santral yapımında yerli yatırımcıların katkısını sağlamak için bazı kolaylıklar getirilmelidir.

Doğalgazla çalışan, yabancı-yerli ortaklı, elektrik santralı kurdurulmuş, bu santrallardan elektrik alınmasa bile alınmış gibi, ödeme yapılmasıyla elektrik maliyeti artırılmıştır. Bu durumun mutlaka disiplin altına alınması gerekmektedir. Bu yap-işlet-devret ve yap-işlet santrallarıyla ilgili olarak söylemek istediğim şu: Ortalama maliyeti 4 sent olan bir elektriği devletimiz 6,09 sent ilâ 10,54 sente satın alıyor, bunu sanayie veriyor, bu fiyatlarla da sanayimiz rekabet edemez noktaya geliyor, işletmelerimiz kapanıyor.

Elektrikte ucuzlatma sadece kayıp-kaçak durumuna göre hesap yaparak, bunun faturasını da halka çıkarmakla sağlanamaz. Türkiye'de keşfedilmiş olan jeotermal alanların yüzde 95'i ısıtma ve kaplıca kullanımına, diğerleri ise elektrik üretimine uygundur; ancak, hükümet bu kaynakları değerlendirmek için herhangi bir faaliyet içerisinde bulunmuyor, jeotermal kaynaklarla ilgili yasa taslağı da altkomisyonda bekliyor. Fosil kaynaklarımızda olduğu gibi jeotermal kaynaklarımız açısından da ülkemizde yapılan arama çalışmaları ve bu kapsamda yapılmış sondaj kuyusu sayısı son derece yetersizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hidrojen enerjisi, bugün ve gelecekte en umut vaat eden, yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Bilim çevreleri, fosil yakıtların kullanıldığı her yerde hidrojen enerjisinin kullanılabileceğini ifade etmektedir. Fosil yakıtların yakın gelecekte tükeneceği, çevre dostu olan hidrojen enerjisinin tüm yakıtların yerine geçeceği bilinmektedir, ki, petrolün ömrü kırk yıl, doğalgazın ömrü ellialtı yıl, kömürün ömrü ikiyüzonaltı yıldır.

Hidrojen enerjisi en çok bor mineralinde bulunmaktadır. Dünya bor rezervinin yüzde 65'i Türkiye'dedir. Bor madeninin diğer sanayi ürünlerinde de yoğun olarak kullanılabileceğini düşündüğümüzde, ülkemiz, gerekli yatırımların yapılması halinde çok şanslı durumdadır. Hükümet, bu konuda son derece duyarsız ve ilgisiz durumdadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hükümetin duyarlılık göstermesini bekliyoruz.

Enerjide yerli kaynağa yönelme mutlaka sağlanmalıdır. İthal kaynaklara 2000 yılında yüzde 66 olan bağlılık, gerekli yatırımlar yapılmadığı takdirde, 2010 yılında yüzde 73, 2020 yılında ise yüzde 78'e çıkacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayınız efendim; buyurun.

NURİ ÇİLİNGİR (Devamla) - Enerji politikamız, enerjinin verimliliğini artırmak, tasarrufa özen göstermek olmalıdır. Çağdaş enerji politikalarında hedef, yalnızca kişi başına kullanılan enerji miktarını artırmak değil, en az enerji harcamasıyla en fazla verimi elde etmektir.

Türkiye, son elli yıldır, ülkenin ulusal değerleri ve bağımsızlığına, doğal kaynak ve birikimlerine, kamusal yarar ve toplumsal çıkarlarına duyarsız kalan, onları gözardı eden bir sağ siyaset anlayışıyla yönetilmektedir. Çıkar lobilerinin kuşatması altındaki hükümetler tarafından sürdürülen bu sorumsuz politikalar, Türkiye ekonomisini iflas noktasına taşımıştır. İşbaşında bulunan hükümet de, çok iddialı olmasına rağmen, enerji politikalarında bugüne kadar farklı bir uygulama yapmamıştır.

Enerji Bakanlığına 2004 yılı için tahsisi öngörülen miktarı yeterli bulmuyoruz. Bakanlığa 2003 yılında 4 katrilyon 532 trilyon ödenek ayrılırken, 2004 yılı için 3 katrilyon 761 trilyon ödenek tahsis edilmiştir. Ülkemiz için hayatî önem taşıyan enerji yatırımlarının nasıl yapılacağını merak ediyoruz.

Yeterli bulmadığımız 2004 yılı Enerji Bakanlığı bütçesine ret oyu vereceğimizi bildirir, 2004 yılı bütçesinin, yüce milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diler, Meclisimizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çilingir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan; buyurun

Sayın Seyhan, süreniz 8 dakika.

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu görüşmeler yapılırken, heyecanla, ben de sizin gibi baştan sona izledim. Özellikle, Sayın Bakan Zeki Ergezen'in konuşmasını da heyecanla izledik; o heyecanından etkilendik, hep birlikte "Allah Allah" dedik yerimizden; ama, bir de kendi milletvekili olduğu ilin görüntüsünü ben buradan birkaç kelimeyle anlatayım, eminim hep birlikte "hay Allah!" deyip, bu dediklerimizde şüpheye ve endişeye düşeceğiz.

Biz, değerli milletvekilim Mesut Özakcan'la birlikte, 15 Aralık Pazartesi günü Bitlis'teydik; Sayın Bakanın memleketinde. Kalmak için polisevine gittiğimizde - Enerji Bakanım da burada, hiç değilse ülke gerçeklerini somut olarak gözönüne sereriz diye düşünüyorum- asansörle odalarımıza çıkmak istedik, dediler ki: "Asansör çalışmıyor; Bitlis, voltaj olarak 155-160'ın üstüne çıkmıyor; motoru yandı, bunu kullanamıyoruz." Merdivenlerden odalarımıza çıktık; kaloriferler yanmıyor. Polisevi müdürü " mazot çok pahalı, alamıyoruz; 1 milyar gidiyor; saat 21.00'den sonra kaloriferleri söndürüyoruz" dedi.  "Peki, o zaman şu klimaların kumandasını verin de çalıştıralım" dedik; "maalesef, voltajdan onlar da yandı, çalıştıramıyoruz" dediler. Soğuktan, hangi yanımıza yattıysak, sabah o yanımızdan kaskatı kalktık; bu, bir.

Bir de şu geldi aklımıza; yönetenler bu haldeyse, yönetilenler ne haldedir! Aynı endişeyi, vatandaş da biz de taşıyoruz.

Yola çıktık ve TEDAŞ'a gittik. Müdürü aradık; ama, bulamadık. Dediler ki, beş yıldır buraya müdür atanmadı; sadece görevden alınanlar mahkeme kararıyla veriliyor; onlar da, üç beş ay kaldıktan sonra geri gidiyorlar. Peki, bu elektrik sorunu ne olacak dedik; bu şebeke çok eski, kaldırmıyor, iletkenlerden kaçak var; toplam kaçak oranı yüzde 58, sadece şebekeden kaynaklanan kaçak oranı da yüzde 20 dediler. Yani, oradaki vatandaş, kaçaklardan dolayı elektrik faturasında yüzde 20 fazla ödüyor. Yine bir endişeye kapıldık; acaba günü mü kurtarmaya çalışıyoruz ülkeyi mi kurtarmaya çalışıyoruz,; bilemiyorum dedim.

Ve yola koyulduk; hani yollardan bahsetti ya Sayın Zeki Ergezen, kendi memleketinde, Ahlat'a doğru ilerledik; ama, ikinci yoldan, 30 kilometrenin üstünde bir süratle gidemedik; o kadar büyük çukurlar vardı ki, yol o kadar bozulmuştu ki, vatandaşlar eski yolu gidiş-geliş yapmışlar; yarım saatlik yolu, tam birbuçuk saatte gittik.

Oradaki insanları dinledik, esnafı gezdik Sayın Özakcan'la birlikte. İnsanların yüzünde üç ifade vardı; korku, mutsuzluk ve umutsuzluk; işsizlikten kaynaklanıyordu. Sayın Valiye gittik -mütevazı bir insan- bizi dinledi. Gerçekten, Bitlis, çok yoksul; 100 000 000 liraya sigortasız çalışan var mı desem, yarın sabah kapıda çok uzun kuyruklar olur dedi.

Burada da şunu hatırladım: Bunu niçin anlatıyorum; değerli arkadaşlar, artık, bizim projelerle halledecek bir şeyimiz kalmamış; bizim, projelerden çok stratejilere ihtiyacımız var; enerji alanında da, yapısal alanlarda da, siyasî alanda da, bizim, mutlaka, belli ve büyük stratejileri önümüze koymamız lazım.

Ben, burada, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi konusunda Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin bir tek kelime söylediğini duymadım; çünkü, bu Müdürlükte zaten bir şey kalmadı. Petrol piyasası düzenleme kurulu kurulacaktı; Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna, Petrol Piyasası Kanunuyla bazı yetkiler devredildi ve sonuçta, buradaki tüm işlevler, yetki, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna geçti. Birdolu yetişmiş insan Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde varken, hiçbir uzmanı olmayan Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna, Petrol Piyasası Kanunuyla yetki verildi ve bakın, arkasından ne geliyor; arkasından LPG piyasası kanunu geliyor; bu konudaki haklar da Petrol İşleri Genel Müdürlüğünden alınıyor, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna veriliyor. Yazık değil mi buradaki insanlara?! Buradaki yetişmiş uzmana, bulunduğu yerden yetkilendirme versek, kendi içimizde devletin çalışma organını aktif bir şekilde işletsek olmaz mı arkadaşlar?! Yapamaz mıydık bunu?! Neden çok düzenli bir çalışma koymuyoruz gündemimize; çünkü, koyamıyoruz.

Yapılan iyi şey yok mu; var tabiî! Çok güzel; aramalar yapılmıyor, zaten yok! Sayın Afif Demirkıran dedi ki: "Aramalar iki katına çıktı bir yıl içerisinde, önümüzdeki yıl, yine, iki katına çıkacak." Hiç, Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün sitesine girip bakmadınız mı?.. Şu haritada görülüyor iki yılda aramaların ne kadar büyüdüğü ve kendi tutanağı da burada! Ben, halk adına, onun söylediği her şeyin takipçisi olacağım. Eğer, buradaki gibi bir artış görürsem, gelecek yıl bütçede, yine, buradaki görüntüyü halkın gözü önüne sereceğim. Yok burada böyle bir şey. Bu bütçeyle, Türkiye'de, millî anlamda büyük önem arz eden aramalar yok sayılmıştır; yoktur arkadaşlar, ruhsat verilmiştir, arama yapılmamaktadır.

Sürem az, birkaç konuya değineceğim; ama, burada, önemli olan şudur: Türkiye'de, bari petrol araması yapamıyorsunuz, stratejik önemi olan petrolün işlemesini garantiye alın. Burada ürettiğimiz petrolü rafine edebilelim. Eğer TÜPRAŞ da özelleştirilirse, Türkiye'deki düşük kalitedeki petrolü burada işleyecek bir firma bulamazsınız. Fiyat konulmuş, o fiyattan, en azından Türkiye'de üretilecek petrolü işleyecek yere verirseniz, ayakta duramazsınız, o kurumu kapatırsınız. Bu millîdir, bu stratejiktir, bu nedenle, önem vererek, Türkiye'deki petrolün stratejik açıdan korunmasını sağlamak zorundayız değerli arkadaşlarım.

Bunun dışında, memnuniyetle izliyorum, Türkiye bir enerji koridoru ve enerji terminali olma yolunda çalışmalar içerisine giriyor; bunu izliyorum memnuniyetle, yapsınlar. Bakü - Ceyhan'ı bitirin. İstihdama ihtiyacımız var, oradaki akışa ihtiyacımız var, onun stratejik önemine ihtiyacımız var; her yönüyle destekliyoruz. Koridorlarımızın hepsini açın, ülkemiz çok önemli bir yerde, bundan ulus çok büyük yararlar sağlayacaktır; onu da destekliyorum; ama, yapın, bize zaman tanıyın demeyin, zamanı tanıyoruz biz. Sayın Enerji Bakanımla burada Bor Enstitüsünün kurulması için uzun süre söyleştik ve burada bir çalışma yaptık. Bu zamanı tanıdığımızı göstermek için bu konuya girdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, tamamlayın konuşmanızı.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sonuca bakar mısınız; biz, Bor Enstitüsü Kanununu, buradan, altı ayı aşkın bir süre önce geçirdik. Altı ay oldu; ama, 15 Kasımda Yönetim Kurulu ancak atandı. Sayın Bakan da, 20 Kasımda Yönetim Kurulu üyelerini altı ay sonra odasında kabul etti, bir kısmı şehir dışında olduğu için bu toplantıya katılmadı. Bu enstitüde, emin misiniz, bu iktidar döneminde bir araştırma yapabilecek miyiz?.. Nerede bu enstitü arkadaşlar?.. Gittikçe kayboluyor Eti Holding. Eti Holdinge sahip çıkmalıyız. Bakın, Eti Holdinge bağlı A.Ş'ler teker teker gitti, Eti Zeolit gitti, Eti Bakır gitti, Eti Krom gitti, Eti Alüminyum da, Bakanın bize dağıttığı şu kitapçığa göre gitti, geriye sadece Eti Bor AŞ kaldı; Eti Holding, anlamını yitirdi. Zaten, özelleştirmenin önünü açmak için bu holdingler birer birer kapatıldı. Bizim, ülkedeki bu millî kaynağa sahip çıkmamız lazım değerli arkadaşlarım. Bakın, Eti Holdingin pazarlama şirketleri de teker teker işlevsiz hale getiriliyor. Sayın Bakanım, lütfen, pazarlamada bu ülkenin önünü açın. Finlandiya, Amerika ve Lüksemburg'ta pazarlama şirketlerimiz vardı; ama, Amerika'da faaliyet gösteren Etimine USA'nın, beş aydır müdürü atanmıyor, gelen taleplere cevap dahi verilemiyor, tekliflere fiyat dahi verilemiyor. Biz, ülkenin millî kaynaklarını böyle mi koruyacağız değerli arkadaşlarım?! Bu mu düzelen Türkiye?! Beş ayda müdür atamayacaksınız ve bir enstitüye yönetim kurulunu altı ayda güç atayacaksınız, biz bu ülkede teknolojik ve yapısal değişim sağlıyoruz diyeceksiniz!.. Yolları koruyoruz, ülkeyi temizliyoruz demesin Sayın Bakan. Sayın Ergezen, gitsin, önce Bitlis Deresini temizlesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Derenin temizliği Bayındırlık Bakanlığının işi mi?!

BAŞKAN - Sayın Seyhan, eksürenizi verdim, selamlama için son cümlenizi söyleyin lütfen.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Selamlıyorum efendim.

Değerli arkadaşlar, ben, bu temizlik konusuna "diğer bölgelerde temizlik yapıyoruz, denizleri temizliyoruz, Van Gölünü temizliyoruz" dedi, onun için girdim. Türkiye'nin temizlenmesinden yanayız. Her gün o yoldan kendisi geçiyor. Batman'a giden yolda, Bitlis Deresinin çöplük haline geldiğini görsün, önce kendi memleketinde dereyi temizlesin lütfen, biz de buna yardımcı olalım.

Hepinizi, daha umutla bakacağım bir bütçede yeniden görüşmek üzere, sevgi ve saygıyla selamlıyorum, hepinize esenlikler diliyorum, sağ olun. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Seyhan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı, Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Mesut Özakcan.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi içerisinde yer alan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2004 malî yılı bütçesinde, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının, hem ödeneklerinde hem de yatırımlarında inanılmaz azalışlar olmuştur. 2004 malî yılı bütçesinde, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına ayrılan ödenek, DSİ dışında, sadece 192 trilyon liradır. 2003 malî yılı bütçesine göre yüzde 1,57 azalış söz konusudur; ama, 2004 yılında TEFE ve TÜFE hedefi olan yüzde 12 oranıyla düşünüldüğünde, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı bütçesinde gerçekleştirilen azalmanın, en az yüzde 15'ler dolayında olacağı şimdiden söylenebilir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü için öngörülen 2004 yılı ödeneğinde ise, 2003 yılı başlangıç ödeneğine göre, yüzde 23,6 azalma olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa ülkeleri ve gelişmiş ülkelerin elektrik altyapısıyla ilgili sorunları kalmamıştır. Biz, köy elektrifikasyonunu tamamlamış gözüküyoruz; ama "tarım elektrifikasyonu" diye bir kavram hiç telaffuz edilmiyor. Çoğunluğu orta ve küçük ölçekli çiftçilerimiz, tarımsal sulama yapamadıkları için, ürün verimleri çok artmamaktadır. Eğer, bu tarımsal sulamalara gereken önemi vermezsek, ileride, çiftçimizi yoksulluk içinde çaresiz bırakırken, milletimizi de aç bırakırız.

Tarımsal alanda TEDAŞ, orta gerilim trafosuna kadar enerjiyi götürmekte, orta gerilim trafosundan sonra alçak gerilim şebekesini vatandaşa bırakmaktadır. Küçük ve orta ölçekli çiftçilerimiz için alçak gerilim şebekesini yaptırmak mümkün olmamakta, dolayısıyla, büyük ölçüde TEDAŞ tarafından yaptırılan OG trafoları, boşta, bir işe yaramaz halde bırakılmaktadır. O nedenle, alçak gerilim şebekeleri de tarımsal sulama için TEDAŞ tarafından yapılmalı ve tarımsal sulamada, elektrik enerjisi için, daha ucuz ve uygun tarife uygulanarak çiftçimiz desteklenmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, dünyadaki hidrolik hidrolik enerji potansiyelinin yüzde 1'ine, Avrupa hidrolik enerji potansiyelinin de yüzde 16'sına sahiptir. Mevcut teknolojiler içerisinde bulunan alternatiflere göre en ucuz elektrik elde etme imkânı olan hidrolik projelerin toplamı 125 milyar kilovat/saattir; bu da, yaklaşık yıllık ihtiyacımızı karşılayacak potansiyeldir.

Bugün, ülkemizde elektrik enerjisi üretiminin ancak yüzde 26'sı hidrolik santrallardan gerçekleşmektedir.

Enerji sektöründe yıllardır izlenen yanlış politikaların sonucu olarak, Türkiye, en pahalı elektrik enerjisi kullanan ülke durumuna düşürülmüş; satın alma garantili yaptırılan doğalgaz santralları ile enerji sektöründe yapılan anlaşmalarla 40 milyar dolarlık yolsuzluğun yaşandığı bir sektör haline getirilmiştir. Bu yanlış politikalardan dönülmeli, doğal kaynaklarımıza dayalı hidrolik ve termik santrallarımıza gereken önem verilmelidir.

Hidrolik potansiyelimiz, ekonomik olarak 125 milyar kilovat/saat elektrik enerjisi üretmemize olanak sağlayacaktır. En ucuz enerji olduğuna göre, bunun yapımı bir zarurettir. Bu alternatifin ortaya çıkarılmaması ve yapılmaması, neredeyse 10 kat daha pahalı enerjilerle daha pahalı faturalar ödememize, daha  pahalı enerjiler de Avrupa'da, ekonomik olarak sanayileşmiş ülkelerle aynı kulvarda yarışma şansımızı yok etmektedir.

Bazı gelişmiş ülkeler ile Türkiye'nin durumunu karşılaştıracak olursak, teknik olarak yapılabilir projeler bazında, sonuç çok dikkat çekicidir. Amerika Birleşik Devletleri, hidrolik potansiyelinin yüzde 86'sını, Japonya yüzde  78'ini, Norveç yüzde 68'ini, Türkiye, maalesef, sadece yüzde 30'unu kullanabilmektedir. Özetle, ülkemizde su akmış biz bakmışızdır. 

Türkiye'de, şu anda, 22 kuruluş su konusunda söz sahibidir. Ayrıca, 100'e yakın yasada suya ilişkin hüküm vardır. Dolayısıyla, bir eşgüdüm gereksinimi acilen karşımızda durmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, yeraltı suları da yerüstü suları gibi bilinçsizce kullanılmaktadır. Devlet, nasıl ağaçları kökleriyle birlikte koruyorsa, yeraltı suları da öyle korunmalıdır.

Su kaynaklarının yüzde 75'ini sulamada kullanıyoruz. Bu yüzde 75'ini kullandığımız suyun, tarımsal sulamalar salma sulamayla yapıldığı için, yüzde 60'ı kayba uğramaktadır. Bu kayba uğrayan su miktarı ise, Atatürk Barajı suyunun 1,5 katı demektir.

DSİ baraj projeleri, elektrik üretiminde beş yılda kendini amorti ediyor. Atatürk Barajı sekiz yılda etmiş. Ancak, son yıllarda DSİ'ye ayrılan ödeneklerle yapılacak yatırımların tamamlanma süresi otuz yılı aşmakta ve bu uygulamadan, ülkemiz, telafi edilemeyecek büyük zararlara, kayıplara uğramaktadır.

Bakınız, Aydın İlinde, Çine Barajı ve hidrolik santralı inşaatına 1995'te başlanmış, sözleşmeye göre bitiş tarihi 2000 olarak belirlenmiş. 2000 yılında bitmesi planlanan baraj için, uygulamadaki değişiklikler ve keşif artışlarıyla, 2003 yılı itibariyle 476 trilyon lira ödenek ihtiyacı duyulmuş; ancak, 40 trilyon lira ödenek ayrılmış. Bu şartlarla, bu baraj, ancak oniki yıl sonra; yani, 2014 yılında tamamlanabilecektir.

Yoğun yağış ve taşkınların bölgemize ve çiftçimize vereceği zarar, bu barajın yatırımından çok daha fazla olacaktır. Amaç, 22 358 hektar alanın tarımsal su ihtiyacını temin etmek, yılda 118 gigavat/saat elektrik enerjisi üretmek ve 9 100 hektar alanı taşkınlardan korumak olan Çine Barajı, bu ödeneklerle ondokuz yılda tamamlanmış olacaktır. Bu yatırım politikaları ekonomik değildir, ülke yararına değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teknik açıklamaların, değerlendirmelerin dışında, -Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüyle ilgili bütçemizde söz almış bulunmamdan dolayı, bu açıklamaları da yapma ihtiyacı duyuyorum- geçtiğimiz günlerde, yazılı ve görsel basında yer alan ilanlarda, kamuda çalışacak personelde erkek olma özelliği arandığı belirtilerek, Devlet Su İşleri, Devlet Hava Meydanları İşletmesi, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüklerinin inşaat mühendisliği, hava kontrol memurluğu, muhasebecilik ve eksperlik görevlerine başvuracak adaylarda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - ... erkek olma koşulu arandığı yer almaktadır. Konuyla ilgili olarak, 65 inşaat mühendisinin istihdam edileceği Devlet Su İşlerinin Genel Müdürü Sayın Veysel Eroğlu'nun, 29 Kasım 2003 tarihli Vatan Gazetesinde yer alan "Devlet Su İşlerinin İş Yapması lazım. Hanımların sıkıntısıyla mı uğraşacağız. Kaçmak isterler, yalvarıp yakarıp rapor alırlar. Haa, bu işi yapacak hanım yok mudur; vardır, bir bakıma kadınlıktan uzaklaşmışlardır, erkekleşmişlerdir" açıklaması, AKP Hükümetinin, cumhuriyetin 80 inci yılında, cumhuriyet kadınımıza bakışını ortaya koymuştur. Kadınlarımızı, sosyal yaşamın, çalışma yaşamının dışına itmeye çalışan bir yaklaşımdır bu. Bu bakış, Cumhuriyet Halk Partililer olarak bizlerde, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinde, İnşaat Mühendisleri Odasında, kamuoyunda, kadın örgütlerinde büyük üzüntü ve tepki yaratmış ve kınanmıştır.

Onbeş gün kadar önce, Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkezinin düzenlediği bir sempozyumda bulunmuştum. Sayın Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız da oradaydılar. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Genel Başkanı Sayın Kaya Güvenç, konuşmalarında, olayı üzüntüyle, kınayarak dile getirdiler. Sayın Bakanımız da cevabî konuşmalarında, "DSİ Sayın Genel Müdürüne bu konuyu sorduğunu ve böyle bir söz sarf etmediğini söylediğini" ifade ettiler; ancak, söylenilen tarihteki Vatan Gazetesinde, Sayın Ayşe Özgün'ün köşesinde bu açıklamalar yer alıyor. DSİ Genel Müdürümüz, eğer bu sözü söylemediyse, aynı gazetede tekzip etmelidir ya da hata yaptığını belirterek, tüm bayanlarımızdan özür dilemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özakcan, son cümlenizi rica ediyorum; eksüre verdim.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı, analarımızla, bacılarımızla, kadınlarımızla verdik; Türkiye Cumhuriyetini onlarla birlikte kurduk, yine onlarla birlikte koruyup yücelteceğiz.

Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özakcan.

Sayın milletvekilleri, Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Lehte ve aleyhte, şahısları adına söz isteği vardır.

Lehte ilk söz isteği, Erzurum Milletvekili Sayın Mustafa Nuri Akbulut'a aittir.

Buyurun Sayın Akbulut. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...

(Mikrofon kapandı)

BAŞKAN - Bir dakika Sayın Akbulut...

Ses düzeninde genel bir arıza oluştu; birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 21.12

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati : 21.22

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S.Sayısı:  284, 286, 285, 287) (Devam)

D) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Adalet Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

E) YARGITAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

F) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1. - Danıştay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Danıştay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

G) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANLIĞI (Devam)

1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Beşinci tur üzerinde, şahsı adına, lehte, Erzurum Milletvekili Sayın Mustafa Nuri Akbulut; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığının 2004 yılı bütçesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasada belirtildiği üzere, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, özgürlüklerin ve hakların teminatıdır. Anayasamıza göre: "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz."

Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılmaktadır. Mahkemelerimiz, içinde bulunduğu olumsuz teknolojik ve fizikî şartlara ve sınırlı personel imkânlarına rağmen, büyük bir gayretle adalet hizmetlerini etkin bir şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır.

Adalet hizmetlerinin gereği gibi yürütülebilmesi için;

Hâkim ve savcı açığının giderilmesi, uzman yardımcı personelin yetiştirilmesi ve ücretlerinin artırılması,

Ceza davalarının azaltılması için, uzlaşma ve sulh müessesesinin kabul edilmesi,

Hâkim ve savcıların bağımsızlığı ve teminatı konusunda gerekli özenin gösterilmesi,

Adlî zabıtanın, bir an önce, kurulması,

Suçtan zarar gören mağdurların haklarının bir yasayla koruma altına alınması,

Hâkim ve savcıların, örgütlü suçlar, haksız rekabet,  döviz işlemleri, sigortacılık, karapara aklama ve sermaye piyasası suçları gibi alanlarda uzmanlaşmalarının sağlanması gerekir. Bu nedenle, Adalet Bakanlığına 2004 yılı için, genel bütçeden 2002 ve 2003 yıllarından daha büyük oranda pay ayrılmış olması olumlu bir gelişmedir.

Değerli milletvekilleri, Anayasaya ve yürürlükteki yasalara bağlılık ve itaat, makamı ve mevkii ve konumu ne olursa olsun, herkes için emredici bir zorunluluktur; hiçbir makam veya kişinin, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkiyi kullanması söz konusu değildir. Bu noktada, Anayasa Mahkemesine açılan iptal davalarında, mahkemenin, yürütmenin durdurulması hakkındaki kararlarına değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda, Anayasa Mahkemesinin, açılan davalarda yürütmenin durdurulması kararları verdiğine tanık oluyoruz. Oysa, Anayasamızın 153 üncü maddesine göre, Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmekte ve geriye yürüyememektedir.

Ne Anayasamızda ne de Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda, Anayasa Mahkemesinin, açılan iptal davalarının yargılaması sırasında, yürütmeyi durdurma kararı verebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.

Yüksek mahkeme, kendisine açılan birçok davada ileri sürülen yürütmenin durdurulması taleplerini, Anayasa ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunda kendisine böyle bir yetki verilmediğinden bahisle reddetmiştir; ancak, 1993 yılında, bu yoldaki görüşünü değiştirmiş ve "mademki iptal yetkisi verilmiştir ve yürütmenin durdurulması kararı iptal kararından daha önemsiz bir karardır, o halde çoğun içinde az da olmalıdır" düşüncesiyle, o tarihe kadarki görüş ve kararlarına aykırı olarak, 1993 yılından itibaren açılan iptal davalarında yürütmeyi durdurma kararları vermiştir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasayla ve ilgili yasayla kendine tanınmamış bir yetkiyi, içtihat oluşturmak suretiyle kullanmasını, kaynağını Anayasadan almayan bir yetkinin kullanılması olarak değerlendiriyor; bu konuda uygulamadaki karışıklığın ve görüş ayrılıklarının giderilmesi için, bir an önce, anayasal ve yasal düzenleme yapılması gerektiğine inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin işsizlik, yoksulluk, enflasyon, adalet, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik alanlarındaki sorunlarından çok daha önemli ve öncelikli sorunu demokratikleşme sorunudur. Demokratik cumhuriyet olmakla her fırsatta övünmemize rağmen, cumhuriyetin 80 inci yılını kutladığımız 2003 yılında dahi, demokrasimiz, önündeki engeller yüzünden, ne yazık ki, tüm kurum ve kurullarıyla birlikte tam olarak işler hale getirilememiştir. Kendi makam ve mevkileri ile görkemli yaşam koşullarının korunabilmesi uğruna, milletimize cumhuriyeti ve demokrasiyi çok gören bazı çevreler, millî iradeyi görmezden gelmekte, cumhuriyetimizin temel değerlerini istismar etmekte ve onların arkasına saklanmak suretiyle, zaman zaman ülkede  huzursuzluk çıkarmaya çalışmaktadır.

Hükümetimiz, bugüne kadarki kararlı tutum ve uygulamalarıyla, demokratikleşme yolunda çok önemli adımlar atmıştır. Bu uygulamaların devamını ve çok kısa bir zamanda demokrasimizin artık ayıplı demokrasiler grubundan kurtarılmasını ümit ve temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, laik cumhuriyette demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne bağlılık, onun gereklerini yerine getirmekle, ilkelerine bağlılıkla, değerlerini savunmakla olur. Sözde bağlılık, istismarcılıktan başka bir şey değildir. Cumhuriyet ve demokrasi, milyonlarca insanımızın kanları ve canları pahasına elde ettiği ve uğruna seve seve can vereceğimiz kazanımlarımızdır. Hiç kimsenin veya zümrenin tekelinde olmayan bu değerlerin yaşatılması ve yüceltilmesi, her Türk vatandaşının aslî görevidir. Bu değerlerin, siyasî malzeme konusu yapılmaması ve siyasî çıkar hesaplarıyla istismar edilmemesi gerekir. Hiçbir siyasî partimiz, devletin görünmez güçleriyle bezeli, düşünceyi ve niyeti okuyabilen ve olağanüstü güç ve yetkilerle donatılmış değildir.

Bu çerçevede, bazı arkadaşlarımızın "siyasal çoğunluğun önemi yoktur, sizleri uyarıyoruz; uyarılarımızı dikkate almak zorundasınız" gibi sözlerinin, anayasal sistemimizde demokrasiyle, hukuk devleti ilkesiyle ve siyasî nezaketle bağdaşır yanının olmadığını....

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Senin hukuk bilgin bu kadar işte! 

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - ..bu beyanlar ve sözde uyarıların, yalnızca siyasî acziyetin dışa yansımasından ibaret olduğunu belirtmek isterim.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sen kim oluyorsun da öyle söylüyorsun!.. "Siyasî acziyet" diyorsun. Biraz terbiyeli konuş...

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bazı arkadaşlarımız, kendilerinin de inanmadığı, hayaî korku ve tehlike haberlerini sürekli gündemde tutmayı bir siyaset şekli olarak benimsemektedirler. Oysa, Adalet ve Kalkınma Partisiyle birlikte ülkede yaşanan istikrar, güven ve huzurla yeniden hayat bulan milletimiz, bu uyduruk beyanlara değer vermemekte, gülüp geçmektedir.

Büyük Türk Milletinin, bağrından çıkardığı milletvekilleri kadar ülke sorunlarına duyarlı ve sorunların çözümünde sağduyu sahibi olduğunun unutulmaması gerekir.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Danışmanının yazdığı kâğıdı okuyorsun, yüzümüze bak da öyle anlat.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Yıllardan beri boş sözlerle uyutulup sömürülen halkımızın, artık, bu sözlere, hayalî korku ve felaket haberlerine değer vermeyeceği bilinmelidir.

Değerli arkadaşlar, son genel seçimlerden hemen sonra, milletvekili dokunulmazlığının sınırlanması da dahil olmak üzere, kapsamlı bir anayasa değişikliği için kurulması düşünülen anayasa değişikliği uzlaşma komisyonuna muhalefet partimiz bugüne kadar üye vermemiştir. Keza, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda karma komisyonun toplantıya çağrılmadığı iddiası da doğru değildir. Üyesi bulunduğum Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon, muhalefete mensup üyelerin de katılımıyla, ilk toplantısını 12 Kasım 2003 tarihinde yapmış ve bu  toplantıda -gelecek raporun- Karma Komisyonun çalışmalarına ışık tutacak olması nedeniyle, araştırma komisyonunun raporunun beklenmesine karar verilmiştir. Araştırma komisyonu çalışmalarını tamamlamış olup, bugünlerde rapor verilecek ve Karma Komisyonun çalışmalarına kaldığı yerden devam edilecektir.

Milletvekili dokunulmazlığının yanı sıra, değişik statüdeki yirmi kadar kamu görevlisinin dokunulmazlığının da bulunması nedeniyle, bunların tümünün dokunulmazlıklarının birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerektiği ise, her türlü şüpheden uzaktır.

Değerli milletvekilleri, devletimizin ve milletimizin itibarının yükseltilmesi, üretim, istihdam ve ihracatın artırılması, işsizliğin ve yoksulluğun giderilmesi, hırsızlığın yok edilmesi, devlet imkânlarını haksız olarak kullanıp çıkar sağlayanlardan hesap sorulması, ülkemizin topyekûn kalkınması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akbulut, mikrofonu açıyorum, lütfen tamamlayın.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

...aydınlık geleceğe güvenle yürünebilmesi ve vatandaşlarımızın refah seviyesinin yükseltilmesi yolundaki çalışmalarından dolayı hükümetimize başarılar diliyor; bütçenin ülkemize, milletimize hayırlara vesile olması temennisiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Akbulut.

Sayın milletvekilleri, Hükümetin söz isteği vardır; Sayın Bakanlarımıza söz vereceğim.

Hükümetin 45 dakika konuşma hakkı var; Sayın Bakanlar kendi aralarında değerlendirecekler.

Adalet Bakanımız Sayın Cemil Çiçek, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Size, 23 dakika süre veriyorum.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı ve Danıştay Başkanlığıyla ilgili olarak burada görüşlerini ifade eden değerli milletvekili arkadaşlarıma ve adalet konusuna her zaman destek vermiş, hizmet noktasında bize yardımcı olmuş olan tüm milletvekili arkadaşlarıma, bu vesileyle, huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Yargı konusu, şüphesiz çok önemli. Bir süreden beri de, Türkiye'de bu konu tartışılıyor. Aslında, bu konudaki bir memnuniyetimi ifade etmek isterim. Yargı hizmetleriyle ilgili, yargının sorunlarıyla ilgili konular çoğu zaman, ya adlî yılın açılışında veya yüksek mahkemelerin kuruluş günlerinde gündeme geliri, eğer, sayın başkanlar aykırı birkaç cümleyi söylediyse birkaç gün tartışılır, ondan sonra, bu konu Türkiye'nin gündeminden kalkardı. Memnuniyet verici olan husus şu ki, bugün, Türkiye'nin her tarafında, mütevazı bir Anadolu şehrinde bile yargıyla ilgili, adaletle ilgili, hukukla ilgili, insan haklarıyla ilgili sempozyumlar düzenlenmektedir. Bundan da şu sonuç çıkıyor ki, giderek Türkiye'de, adalet, bir toplumsal talep haline gelmeye başlamıştır. Bir işin çözümü de, esas itibariyle, bir toplumsal talep haline gelmesine bağlıdır. Avrupa Birliği süreci de, belki, bu konuların bütün Türkiye'de tartışılmasına vesile olmuştur.

Şüphesiz, yargı konusunu tartışırken, bazı hususlara dikkat etmemiz gerekiyor; çünkü, yargının itibarı, devletin itibarıdır. Geldiğim günden beri, hep bunu ifade etmeye çalışıyorum. Yargıya güven, aynı zamanda devlete güvendir. Aksi bir düşüncenin doğru olduğu kanaatinde olmadığımı hep ifade ettim; bugün, bir kere daha, burada ifade etmek istiyorum. (Alkışlar)

Hepimize düşen görev, şüphesiz, elbirliğiyle, yargının itibarını, bugün hangi noktadaysa, ondan çok daha yukarılara çıkarmaktır. Buna, hepimizin gayret etmesi lazım; çabamız, gayretimiz de bu maksada matuftur. Bu konuda bize görev düştüğü kadar, şüphesiz, büyük fedakârlıklarla, büyük özveriyle bu hizmeti yürüten yargı mensuplarına da bu anlamda görevler düşmektedir.

Yalnız, müsaade ederseniz, bu vesileyle, müsamahanıza da sığınarak, bir hususu da açıklamak isterim. Hepimiz siyaset yapıyoruz; Zaman zaman, konuşmalarımız olur, bu konuşmalarımızda, bazen, çok samimî olarak da söyleyebiliriz; ama, kamuoyu, onu yanlış bulabilir. Maksadımızı aşan beyanlarda da bulunabiliriz veya öyle kastetmediğimiz halde, ertesi gün, basında, bir başka türlü yer alır ve sonra, onun üzerine, hükümler, fikirler beyan edilir. Bir arkadaşımızın "yargıya güvenmiyorum" tarzındaki bir beyanını, tümüyle bir partinin görüşüymüş gibi, bir iktidarın görüşüymüş gibi mütalaa edip, böyle bir genellemeye gitmek, zannediyorum, bugün için güzel bir konuşma mevzuu olsa bile, siyaseti yıpratıyor. Geriye dönük, hepimizin, siyasî hayatında, nerede yanlış yaptığımıza bir baktığımızda...

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Bakan, bir arkadaşınız değil, birkaç arkadaşınız.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Evet, bir arkadaşımızın...

Müsaade ederseniz... Bakın, ben, çok samimî söylüyorum.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Sizin samimiyetinize inanıyoruz.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Burada, bu Parlamentoda, benden evvel görev yapan, Sayın Topuz'u görüyorum, Sayın Güneş'i görüyorum, benimle beraber görev yapan Sayın Güney var; yani, şu Parlamento çatısı altında, içinizde, en fazla görev yapan insanlardan biriyiz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Size sözümüz yok.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Eğer, bir kişinin beyanı, bir partinin, bir hükümetin beyanına delil teşkil edecekse, bunun tam tersini söyleyen Adalet Bakanı da var; onu niye partinin görüşü olarak mütalaa etmiyorsunuz? İşin bir de bu yönü var. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İkincisi... Yani mantık hatası yapıyorsunuz, mantık hatası... Onu demek istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Söyleyen kişi Başbakan Yardımcısı, parti üyesi değil...

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Efendim, bunu hepimiz için söylüyorum. Hiç gerek yok...

İki...

MUHARREM İNCE (Yalova) - Başbakan Yardımcısı...

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Bakınız... Hayır, hayır... Başbakan Yardımcısı... Onu da söyleyeceğim, müsaade ederseniz.

Siyasette sabırlı olursak, birçok şeyde anlaşabiliriz. Burada, hepimizin maksadı, demin söyledim, yargının itibarını yükseltmek.

Şimdi, aynı gün, Sayın Mehmet Ali Şahin'in televizyonda beyanı olunca, kendisini aradım, Mehmet Ali Bey, senin böyle bir beyanını televizyonlar veriyor, doğru mu, dedim; "Ağabey, yanlış. Nereden çıktı bu? Anadolu Ajansından metni göndereyim hemen size" dedi. Bakın, şimdi, aynı gün, benim açıklama yaptığım saatte, Mehmet Ali Şahin'in Anadolu Ajansından metnini okuyacağım. Bir gazeteci arkadaşımızın "yargıda insan hakları konusunda bir direnç var, değerlendirmesine ne diyorsunuz" tarzındaki bir sorusuna "ben, tüm yargı erkini karşımıza alarak, demokrasi ve insan hakları konusunda karşımıza engeller çıkıyor değerlendirmesine katılmam. Yargı mensuplarımızın kahir ekseriyetinin hukuka, özellikle evrensel hukuka, kanunlara ve vicdanlarına göre hareket ettikleri kanaatindeyim; ama, çok istisnaî bazı örneklerin hem kamuoyunu hem de onlar adına siyaset yapan milletvekillerini endişelendirdiğini tespit ediyorum" diyor. Şimdi, olay bu.

Değerli arkadaşlarım, zaman zaman, bakın -bunun altını çizelim- siz de bir yerde konuşma yaparsınız, onun içinden bir cümle, iki cümle... Sonra, ne kadar tavzihler yaptığınız da ortadadır. Bu grubun içerisinde olanlar da vardır. Nitekim, daha birkaç gün evvel bir açıklama yapmıştır; "ben onu demek istemedim, kastım o değildi, şöyledir" diye, bir saat sonra bir açıklama yapmak lüzumu doğmuştur.

Bununla söylemek istediğim şey şu: Biz, siyasetçiler olarak, birbirimizin açığını arayarak bir şey yapmak istiyorsak... Bakınız, burada, bugün, grubu bulunan partilerimiz ve diğer partilerimizin, yüzlerce, binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce üyesi var. O zaman, işi gücü bırakıp, acaba, falanca partinin filanca yerdeki üyesi zülfü yâre dokunan ne konuşma yaptı deyip, onu, koskoca bir gruba, koskoca bir partiye mal edersek, sonunda ne oluyor; sonunda, siyaset birbirini yıpratıyor ve sonuçta, bakınız, 3 Kasım seçimlerinin ne zorluklarla yapıldığını gördük.

Değerli arkadaşlarım, demiri çürüten kendi pasıdır. Gelin, biz, birbirimizin bu noktasında, paslanmaya, korozyona sebebiyet verecek davranışlardan, beyanlardan kaçınalım.

Dediğim gibi, ben, yargıya güveniyorum, benim grubum yargıya güveniyor, benim Hükümetim yargıya güveniyor. Esas itibariyle, demokratik bir ülkede siyaset yapan insanlar iki şeye güvenir, güvenmek mecburiyetindedir, hepimiz de güveniyoruz; evvela milletimize güveniyoruz, onun iradesine güveniyoruz, ikincisi de yargıya güveniyoruz. Dolayısıyla, meseleyi böylece anlarsak taşları yerli yerine oturtmuş oluruz; aksi, bence bir polemik konusu olur. Bugün için fiyakalı bir konuşma yapmaya belki vesile olabilir; ama, çok doğru da değildir. Bunu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ikincisi, tabiatıyla, Türkiye sorunlu bir ülke; maalesef, senelerden beri sorunlarını çözmüyor, sorunlarını devrediyor. Samimî olarak ifade ediyorum ki -bu benim görev aldığım beşinci hükümet- kırk yılın çarşambasının bir araya geldiği bir hükümetle karşı karşıyayız. Bu kadar sorunları olan bir ülke, çözülmemiş devredilmiş, Kıbrıs karşımızda, Irak karşımızda, dışborç, içborçtan tutun, her türlü dengenin altüst olduğu bir Türkiye'de, geceyi gündüze katarak, şüphesiz, sizlerle birlikte birkısım şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Biz bu noktada iyi niyetliyiz, sizler de iyi niyetlisiniz. Biz, doğruları yapmaya çalışıyoruz. Siz de, tabiatıyla, muhalefet olarak, bizim yanlışlarımız varsa, eksikliklerimiz varsa, bunları söyleyecekseniz, emin olun bundan çok memnun oluruz; çünkü, biz, muhalefetin görevini yapmasının demokrasi için sağlıklı bir yol olduğu kanaatindeyiz. Muhalefet, görevini yapmazsa, o zaman, muhalefet yapmaması gerekenler, siyaset yapmaması gerekenler muhalefet yapıyor; o zaman da, iş çığırından çıkıyor. Onun için, buradaki her konuşmanın, benim hoşuma gitse de gitmese de, bazı eksiklikleri, yanlışlıkları da olsa, samimî olarak söylüyorum ki, ben, ciddiyetle üzerinde dururum, ondan bir şeyler çıkarmaya çalışırız. Yargı konusunu da biz böyle kabul ediyoruz.

Şüphesiz, yargının sorunları var, uzunca bir zamandan beri biriken sorunları var, özlük haklarıyla ilgili sorunları var, düzeltmeye çalışıyoruz, çalışacağız da; ama, bir şeyi hep beraber görüyoruz -işte, bir bütçe müzakeresi sebebiyle, biz, bu konuşmaları yapıyoruz- geldiğimiz günden beri devlet havuzu su alıyor, havuzda su yok, delik tıkamaya uğraşıyoruz, oradan o deliği tıkıyoruz, öbür taraftan bir başka delik, oradan oraya, buradan buraya... Havuz da su alacak ki, bundan toplumun tüm kesimlerine bir şeyler verme imkânınız olacak; değilse, şu an bir Adalet Bakanı olarak, ben de biliyorum ki, 1 milyar lira maaş alan, İstanbul'da görev yapan, yeterli lojman olmadığı için, bunun 400 000 000'unu, 500 000 000'unu kira parası vererek hizmet yapmaya çalışan arkadaşlarımız var. Başka mesleklerden de var; ama, önünde sonunda bunlar düzelecektir, düzeltilmesi lazımdır. Uygun bir zamanda, uygun bir fırsatta bunları düzeltmek de bizim görevimizdir.

Yargıdan beklenen hizmetlerin gereğince yerine getirilebilmesi için üç şartın olması lazım. Bunlardan bir tanesi, kaliteli yasa çıkarmaktır. Buna gayret ediyoruz. Şüphesiz, bu noktada, özellikle, yasalarımızın Avrupa Birliği standartlarına uyması açısından yaptığımız çabalar ortadadır. 7 tane paket çıkarılmıştır. Şu an, Meclis gündeminde, komisyonların gündeminde, Türkiye'nin hukuk altyapısını sağlamlaştırmak adına yaptığımız çok önemli düzenlemeler var. İnanıyorum ki, bu sene içerisinde, Türkiye'nin temel yasalarının tamamını Meclisin huzuruna getireceğiz ve 2004 yılı biterken, Adalet Bakanlığı olarak bu konuda çok önemli bir adım atmış olacağız; daha çağdaş, günün ihtiyaçlarına cevap veren bir yasal düzenlemeyi, yasal altyapı hazırlığını tamamlayacağız.

İkincisi, nitelikli yargı personelidir. Hâkimlerimizin ve savcılarımızın, değişen dünya şartlarını, ihtilafların çeşidini, niteliğini ve dış ve iç bağlantılarını da hesaba katarak bunların hepsine vukuf peyda etmiş, bu konuda ihtisas yapmış insanlar olarak mahkemelere çıkmaları, tahkikatlarını sürdürebilmeleri lazım. Bununla ilgili yaptığımız düzenlemeler var -bu Meclis yaptı; yani, sadece biz yaptık demiyoruz- ve bu yönüyle de medyunu şükranım ki, bu hizmetlerin tamamında, benim Grubum kadar, Cumhuriyet Halk Partisinin ve diğer arkadaşlarımızın, bağımsız milletvekillerimizin, hepsinin katkısı oldu. Bunları açık yüreklilikle söyleyelim. Siyasetin itibarı böyle yücelir, başka türlü yücelmez. Biz birbirimizi kötüleye kötüleye, sanki, bu memlekette en kötü insanlar bu çatının altındaymış gibi bir imajı kendi ellerimizle götürdük, teslim ettik, onun getirdiği sıkıntıları yaşıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Benim samimî kanaatim bu; ama, müsaade ederseniz, yeri gelmişken bir şey daha ifade edeceğim. O da şudur:

Şimdi, bakınız, bir dokunulmazlıklar meselesi gidiyor. Allaha şükür, şu kadar zamandır bu ülkede siyaset yapan bir insanım. 83 üncü maddeyle ilgili -bir trafik cezası dahil- hiçbir şeyim olmadı ve Allahtan dileğim de, bu mesleği, bu işi bıraktığımda böylece gelip gitmektir, Kızılay'da elim cebimde, alnım açık yürüyebilmektir. Allahtan hep bunu istedim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bir şeyi yanlış yapıyoruz. Bakınız, demokrasi, dengeler rejimi değerli arkadaşlarım; yasaması var, yürütmesi var, yargısı var. Bu üç erkin birbirleriyle olan dengeleri için, nasıl işçi-işveren münasebetlerinde işçinin grev hakkı var, patronun, sermayedarın lokavt hakkı varsa, aynen demokraside de yasamanın yetkileri, imkânları var, sınırlanması gereken hususları var, yürütmenin var, yargının var. Şimdi, maalesef, Türkiye'de demokrasi, hep beraber görüyoruz ki, çalılıklar içerisindeki bir perili köşke benzedi uzunca bir süre. Bu perili köşkten her gün haberler geliyordu, sesler vesaire geliyordu. Biz, bu köşkü, elbirliğiyle düzeltmeye uğraşıyoruz. Dolayısıyla, düzeltme yapılırken, bu üç erkin haklarını, yetkilerini, sorumluluklarını birlikte düzeltmediğiniz takdirde, o zaman birkısım dengeleri bozulmuş olur. Bunun faturası da, sonunda çok acı çıkıyor.

1982 Anayasası olağanüstü dönemde yapıldı; bu Parlamento kapalıydı, bugünkü partilerin hiçbirisi yoktu. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin en köklü partisi kapatılmıştı. Bu dokunulmazlıklar o dönemde konuldu. Bu dokunulmazlıklarla ilgili, daha sonra bir şey yapılmadı. Bununla, dokunulmazlıklardan kaçıyor filan değiliz; meseleyi bir bütünlük içerisinde koymadığımız takdirde, taşlar yerli yerine oturmuyor.

Şimdi, bu Anayasaya baktığımızda, yasamanın dokunulmazlığıyla ilgili 83 üncü maddede; yürütmeyle, Bakanlar Kurulu üyeleriyle ilgili 100 üncü maddede, kamu görevlileriyle ilgili 129 uncu maddede, yargıyla ilgili ise 140 ıncı ve müteakip maddelerinde birkısım ayrıcalıklar var; yani, Türkiye, ayrıcalıklar rejimi... Emin olun, ayrıcalığı olmayan sadece vatandaş, onun dışında, devlet adına kim yetki kullanıyorsa, her birisinin tahkikatı da farklı, yargılaması da farklı, zırhları da farklı, lojmanları da farklı, oturdukları yerleri farklı, hatta, mezarlıkları bile farklı. (AK Parti sıralarından alkışlar) Şimdi, bütün bu ayrıcalıkları bir bütünlük içerisinde almadığımız takdirde, o zaman vur abalıya, vur siyasetçiye; dokunulmazlık... Şimdi, bu siyasetçinin dokunulmadığı tarafı kalmadı ki değerli arkadaşlarım. Zincirbozanlarda yatanlar kimlerdi? Menderes olarak, bakanları olarak, başbakan olarak ipe çekilenler kimlerdi? Bunlar tarihimizin acı sayfalarıdır. Onun dışında, yani, kendi kendimize hep haksızlık ediyoruz.

Ben demek istiyorum ki, bu memlekette kim haksızlık yaptıysa, kim yolsuzluk yaptıysa, elbette, hiçbir ayrıcalığına bakmaksızın, bunun önünün açılması lazım; ama, siz, sadece, yasamayla ilgili kısım üzerinde durursanız, o zaman, siyaset yapanları haksız bir itham altında bırakmış olursunuz. Ne olur; bu memlekette, yolsuzluğu, hırsızlığı sadece siyasetçi yapıyor, ah o siyasetçinin dokunulmazlığı olmasa... Ben diyorum ki, ona dokunalım; ama, dokunulması gereken başkalarına da dokunarak, olması gereken sınırların içerisine çekelim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Burada, vaktim olmadığı için polemiğe girmek istemem; ama, her bir kuruluşun, her bir erkin...

MUHARREM İNCE (Yalova) - Hep beraber yapalım Sayın Bakan, hep beraber.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Dosyalar var Sayın Bakan, dosyalar...

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Şüphesiz... Şüphesiz... Onları da görelim, hep beraber görelim.

Bakınız, gayet açık söylüyorum; şimdi, bununla bir yere varamayız. Ben bir şey söylemeye çalışıyorum değerli arkadaşlarım. Bakın, hiçbir problemi olmayan bir insan olarak ve şu yolsuzluklar konusunda da kavga vermeye çalışan, birçok riski de göze almaya çalışan bir insan olarak, yaşadığımız tecrübelerden bir yere varmaya çalışıyorum; ama, siz, bunları bugün görmek istemezseniz, bir gün gelirler... Dedim ya, siyasetçinin dokunulmadık tarafı kalmadı. 3 Kasım seçimlerinde, geçen dönem, bu çatı altında itham edilenlerin hiçbirisinin dokunulmazlığı yok; ne değişti?

YILMAZ KAYA (İzmir) - Ona da siz cevap verin.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Ne değişti? Hiçbirinin dokunulmazlığı yok. Hata oldu, yanlış oldu vesaire; ama, hiçbir netice çıkmadı. O zaman, mesele şu: Türkiye'de, yolsuzlukların önündeki tek engel ille de bu siyasetçi dokunulmazlığından ibarettir diyorsak, o zaman, bazen, yanlış dolmuşa bineriz, gitmek istediğimiz yere de gidemeyebiliriz. Onu söylemeye çalışıyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Yapılacak bir tek şey var -Saygı duyduğum bir insan olarak, ben, bunu, Sayın Baykal'a da ifade ettim- gelin, şu uzlaşma komisyonunu çalıştıralım. Oybirliğiyle çalışan bir komisyon, Anayasanın 83 üncü maddesi dahil, 100 üncü maddesi dahil, 129'uncu maddesi dahil, başka ne kadar ayrıcalık varsa, bunların hepsini... Neticede, geceyi gündüze katar, çalışırız. Bütçeyi takiben, biz bunların hepsini on, onbeş, yirmi gün içerisinde milletin huzuruna, Parlamentonun huzuruna getiririz. Bu meselenin neresinde yanlışlık var? 83'ü de düzeltelim diyoruz. Kimsenin 83'ten kaçtığı bir taraf da yok ki, nereye kaçacak? Kaçan, dediğim gibi, bir dönem kaçıyor, ondan sonra yine yargının huzuruna çıkacak, çıkmak mecburiyetindedir. O sebeple, Türkiye'de yapılacak pek çok şey var... (CHP ve Bağımsızlar sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturun. (CHP ve Bağımsızlar sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 21.51

YEDİNCİ  OTURUM

Açılma Saati : 21.58

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Enver YILMAZ (Ordu), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32 nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

l. - 2004 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarıları ile 2002 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçeli İdareler ve Kuruluşlar Kesinhesap Kanunu Tasarıları (1/688; 1/689; 1/656, 3/370, 3/372, 3/373; 1/657, 3/371) (S. Sayısı : 284, 286, 285, 287) (Devam)

D) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1. - Adalet Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Adalet Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

E) YARGITAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1. - Yargıtay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Yargıtay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

F) DANIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1. - Danıştay Başkanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Danıştay Başkanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

G) ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR  BAKANLIĞI (Devam)

1. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

a) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

b) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2004 Malî Yılı Bütçesi

2. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2002 Malî Yılı Kesinhesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Beşinci tur üzerinde Hükümet adına Sayın Adalet Bakanı konuşmakta iken birleşime ara vermiştik. Şimdi, kendilerini tekrar kürsüye davet edeceğim ve konuşmalarını tamamlayacaklar.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan (AK Parti sıralarından alkışlar) değerli milletvekili arkadaşlarım (AK Parti sıralarından alkışlar) şüphesiz, uzun ve yorucu bir çalışma olunca, zaman zaman bazı sıkıntılarımız olabilir, bunları hoşgörüyle karşılamak lazım gelir.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Tahrik ediyorsunuz... Tahrik ediyorsunuz...

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Ayıp be! Öyle Konuşma terbiyesiz herif, otur yerine!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Terbiyesiz sensin; aynen iade ediyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Aynen iade ediyorum; terbiyesiz sensin!

BAŞKAN - Lütfen, yerinize oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) - İade ediyorum sana!

BAŞKAN - Lütfen, yerinize oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayısal güçle burada mı konuşacak...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, yerinize oturun.