BIM 2 3 2003-12-03T08:19:00Z 2003-12-03T08:19:00Z 42 23690 135036 TBMM 1125 270 165833 9.3821 0 6 nk 6 nk 0

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

3 üncü Birleşim

7 Ekim 2003 Salı

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - Genel Kurulun 7.10.2003 Salı günkü birleşiminde, (9/1) ve (9/2) esas numaralı Meclis soruşturması önergeleri dışında, sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine, gündemdeki sıralamanın ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Uluslararası Uçuş Emniyeti ve Güvenliği Zirvesine katılmak üzere bir heyetle birlikte Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî ziyarete Ankara Milletvekili Mustafa Tuna'nın da iştirak etmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/362)

2. - Gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/361)

3 .- İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, İçtüzüğün 70 inci maddesine göre, Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda görüşülmesine dair önergesi

V.- GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. - Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek ve 77 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz yumduğu ve gerekli önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/1)Ê

2. - İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76 milletvekilinin, oğlu ve kızının sahibi olduğu denizcilik şirketi ile ticarî ilişkileri bulunan ve daha önce görev yaptığı bir denizcilik şirketine ayrıcalıklar ve kolaylıklar sağlayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/2)

 


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak iki oturum yaptı.

Oturum Başkanı, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, 22 nci Dönem İkinci Yasama Yılı çalışmalarının, milletimize, Parlamentomuza hayırlı ve uğurlu olmasını; geçtiğimiz günlerde trafik kazasında hayatını kaybeden Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun ailesine, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, dileyen bir konuşma yaptı.

Sivas Milletvekili Selami Uzun'un,

Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir'in,

Geçtiğimiz günlerde bir trafik kazasında hayatını kaybeden Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun meslek hayatındaki başarılarına ve milleti için yaptığı hizmetlere ilişkin gündemdışı konuşmalarına, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, görüşleriyle katkıda bulundu.

Ankara Milletvekili Bayram Ali Meral de, medyada hakkında çıkan mesnetsiz haberlere ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.

Millî EğitimTemel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında 4967,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 4960,

Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 4965,

Sayılı Kanunların bazı maddelerinin bir daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Trabzon Milletvekili Asım Aykan ve 25 milletvekilinin, Trabzon-Çaykara-Uzungöl Beldesinin çevre kirliliği ve çarpık yapılaşma sorunlarının (10/126),

İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil ve 20 milletvekilinin, BDDK'nın İmar Bankası yönetimine el konulması sürecindeki sorumluluğunun (10/127),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu, önergelerin gündemdeki yerlerini alacakları ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

(10/29, 31) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi okundu; daha önce verilen 3 aylık çalışma süresini doldurması nedeniyle, İçtüzüğün 105 inci maddesine göre, Komisyona 1 aylık kesin süre verildiği;

Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın (6/641),

Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe'nin (6/276), (6/290),

İzmir Milletvekili Enver Öktem'in (6/419),

Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın (6/450), (6/451)

İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un (6/584),

İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın (6/538), (6/539),

Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; sözlü soruların geri verildiği;

İstanbul Milletvekili Ali Coşkun hakkındaki soruşturma dosyasının iadesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu; Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan dosyanın Hükümete geri verildiği;

Açıklandı.

10.7.2003 tarihli gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve aynı gün Genel Kurulda okunmuş bulunan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkındaki (9/1) esas numaralı Meclis soruşturması önergesi ile 24.7.2003 tarihli gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve aynı gün Genel Kurulda okunmuş bulunan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkındaki (9/2) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci ve 2 nci sıralarında yer almasına ve Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmayacağı hususundaki görüşmelerin 7.10.2003 Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi,

Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen'in, Bosna-Hersek'e,

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın:

Avusturya'ya,

Portekiz'e,

Görüşmelerde bulunmak üzere birer heyetle birlikte yaptıkları resmî ziyarete, ekli listelerde adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmelerinin uygun bulunduğuna dair Başbakanlık tezkereleri,

Kabul edildi.

Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda açık bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyeliğe, Grubunca aday gösterilen Batman Milletvekili Ahmet İnal seçildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporları henüz gelmediğinden, ertelendi.

3 üncü sırasında bulunan, Mürettebatın Gemide Barınmasına İlişkin (İlave Hükümler) 133 Sayılı Sözleşmenin (1/512) (S. Sayısı: 175),

4 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün (1/389) (S. Sayısı: 188),

5 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Fas Krallığı Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/428) ( S. Sayısı: 190),

6 ncı sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ve Filipinler Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/453) (S. Sayısı: 191),

7 nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile İtalya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/457) (S. Sayısı: 192),

8 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ve Slovak Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/459) (S. Sayısı: 193),

9 uncu sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ve Portekiz Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün (1/461) (S. Sayısı: 194),

10 uncu sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Federal Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/463) (S. Sayısı: 195),

11 inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ve Yemen Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın (1/492) (S. Sayısı: 196),

Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarılarının, görüşmelerini müteakiben yapılan açıkoylamalardan sonra, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

7 Ekim 2003 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 19.00'da son verildi.

                       

Nevzat Pakdil

 

 

 

Başkanvekili

 

 

Enver Yılmaz

Yaşar Tüzün

 

Ordu

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

No. : 3

II. - GELEN KÂĞITLAR

3 Ekim 2003 Cuma

Yazılı Soru Önergeleri

1. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, İzmir-Gaziemir'in lise ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1233) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)

2. - İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, kültürel değişim ve mübadele anlaşmaları gereği yurt dışına çıkan öğrencilerden alınan çıkış harcına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1234) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)

3. - İzmir Milletvekili Muharrem Toprak'ın, silahlarla ilgili yapılması gereken yasal düzenlemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1235) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)

4. - Yozgat Milletvekili Emin Koç'un, il sayısının artırılmasına yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1236) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.10.2003)

Geri Alınan Sözlü Soru Önergeleri

1. - Afyon Milletvekili Halil Ünlütepe, Afyon İli Bolvadin İlçesi Çarşı Camiinin onarılmasının ne zaman bitirileceğine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesini 3.10.2003 tarihinde geri almıştır (6/698)

2. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu, Ilısu Barajı Projesinde Hasankeyf’in durumuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesini 30.9.2003 tarihinde geri almıştır (6/706)

3. - Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu, Irak'a insani yardım amaçlı gönderilen mercimeğin bozuk çıktığı iddialarına ilişkin Tarım ve Köyişleri  Bakanından sözlü soru önergesini 2.10.2003 tarihinde geri almıştır (6/707)

 

No. : 4

6 Ekim 2003 Pazartesi

Sözlü Soru Önergeleri

1. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Adıyaman, Hakkâri ve Antalya'daki bazı tarihi eserlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/748) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

2. - Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, ihracatçıyı teşvik amaçlı önlemler ve döviz kuruna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/749) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

3. - Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, belediyelere ayrılan yardım miktarındaki farklılıkların nedenlerine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/750) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

4. - Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, BDDK tarafından el konulan bankalara ve mevduat sahiplerinin alacaklarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/751) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

5. - Ankara Milletvekili Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu'nun, futbol karşılaşmalarında yaşanan olaylara ve alınması gereken tedbirlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin) sözlü soru önergesi (6/752) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

6. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, belediyelere yapılan parasal yardıma ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/753) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

7. - Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, pancar üretimindeki kota uygulamasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/754) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

8. - Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, ihracatçıyı teşvik etmek için ne gibi önlemler alınacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/755) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

9. - Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Kastamonu'ya bağlı bazı ilçe ve köylerin altyapı gereksinimlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/756) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

10. - Kars Milletvekili Selami Yiğit'in, tıpta üst ihtisas sınavının ÖSYM tarafından yapılıp yapılmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/757) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

11 .- Kars Milletvekili Selami Yiğit'in, Kars-Arpaçay II. Etap Cazibe Sulaması Projesi için 2004 bütçesine ödenek konulup konulmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/758) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

12. - Kars Milletvekili Selami Yiğit'in, Kars-Selim-Bayburt Barajı için 2004 bütçesine ödenek konulup konulmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/759) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

13. - Kars Milletvekili Selami Yiğit'in, Kars Devlet Hastanesi inşaatı için 2004 bütçesine ödenek konulup konulmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/760) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

14 .- Kars Milletvekili Selami Yiğit'in, Kars-Digor-Şirinköy Göleti Projesi için 2004 bütçesine ödenek konulup konulmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/761) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Fiskobirlik depolarındaki fındık stoku ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1237) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

2. - Ankara Milletvekili A. İsmet Çanakçı'nın, kredi kartları ile ilgili yasal bir düzenlemeye gidilip gidilmeyeceğine ilişkin Devlet Bakanından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/1238) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

3. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Ardahan Valisi ile ilgili bir iddiaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1239) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

4. - İstanbul Milletvekili Onur Öymen'in, Irak'a asker gönderilmesine ve ABD ile imzalanan kredi anlaşmasına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1240) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

5.- Antalya Milletvekili Nail Kamacı'nın, AB ülkelerine yönelik ihracatta EUREPGAP standartlarına uyulup uyulmayacağına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1241) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

6. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, ABD ile imzalanan kredi anlaşmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1242) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

7. - İzmir Milletvekili Türkân Miçooğulları'nın, Dubai'de Türkiye ile ABD arasında imzalanan kredi anlaşmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1243) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

8. - Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, Yalova-Termal İlçesindeki termal tesislerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1244) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

9. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, özel sağlık kuruluşlarıyla ilgili düzenlemelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1245) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

10. - Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun, Adana Ulu Camiinden çalınan İznik çinileriyle ilgili soruşturma yapılıp yapılmadığına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali Şahin) yazılı soru önergesi (7/1246) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

11. - Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı'nın, TÜBİTAK Başkanının seçimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1247) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

12. - Kırklareli Milletvekili Mehmet S.Kesimoğlu'nun, süper emeklilerin mağduriyetine son verecek düzenlemeler yapılıp yapılmayacağına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1248) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

13. - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Ardahan'da Anadolu Lisesi binasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1249) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

14. - İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, TMSF'ye devredilen bankaların garanti edilen dış borçlarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif Şener) yazılı soru önergesi (7/1250) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

15. - İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, rektörlerle ilgili bir beyana ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1251) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.10.2003)

 

No. : 5

7 Ekim 2003 Salı

Tezkere

1. - Gereği, Kapsamı, Sınırı ve Zamanı Hükümet Tarafından Belirlenecek Şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri Unsurlarının Irak'ta Güvenlik ve İstikrara Katkı Yapmak Amacıyla Irak'a Gönderilmesine ve Bu Kuvvetlerin Görev ve Kullanılmasına İlişkin Gerekli Düzenlemelerin Hükümet Tarafından Yapılmasına Anayasa'nın 92 nci Maddesi Uyarınca Bir Yıl Süreyle İzin Verilmesine Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/361) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.10.2003)
BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

7 Ekim 2003 Salı

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Suat KILIÇ (Samsun), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3 üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

III. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - Genel Kurulun 7.10.2003 Salı günkü birleşiminde, (9/1) ve (9/2) esas numaralı Meclis soruşturması önergeleri dışında, sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine, gündemdeki sıralamanın ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No: 49                                 Tarihi: 7.10.2003

Genel Kurulun 7.10.2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde; gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 inci ve 2 nci sıralarında yer alan (9/1) ve (9/2) esas numaralı Meclis soruşturması önergeleri dışında, sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 40 ıncı sırasında yer alan 248 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 27 nci sırasında yer alan 228 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına alınması, diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi ve çalışma süresinin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"in görüşmelerinin ve işlemlerinin tamamlanmasına kadar olmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                       

Bülent Arınç

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

 

Salih Kapusuz

Ali Topuz

AK Parti Grubu Başkanvekili

CHP Grubu Başkanvekili

 

 

BAŞKAN - Öneri hakkında söz talebi?.. Yok.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Uluslararası Uçuş Emniyeti ve Güvenliği Zirvesine katılmak üzere bir heyetle birlikte Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî ziyarete Ankara Milletvekili Mustafa Tuna'nın da iştirak etmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/362)

                        2.10.2003

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın "Uluslararası Uçuş Emniyeti ve Güvenliği Zirvesi"ne katılmak üzere bir heyetle birlikte 7-14 Eylül 2003 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî ziyarete, Ankara Milletvekili Mustafa Tuna'nın da iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

         Başbakan

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlığın, gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair bir tezkeresi vardır; okutuyorum.

2. - Gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/361)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Koalisyon güçlerinin Irak'a yönelik askerî harekatının sona ermesiyle Irak'ta yeni bir döneme girilmiştir. Baas rejiminin devrilmesi, Irak halkının bu acı geçmişi geride bırakarak ümit ve güvenle bakacağı huzurlu bir gelecek inşa etmesi imkânını beraberinde getirmiştir.

Türkiye, ortak bir tarihi ve coğrafyayı paylaştığı, Türk Milletiyle yakın dostluk, kardeşlik ve akrabalık bağları olan Irak Halkının güç dönemlerinde her zaman yanında olmuş, kendilerine her desteği sağlamıştır.

Bugün, Irak Halkı, tarihinin çok güç bir döneminden geçmekte, millî devletini kurma sürecinde sancılı bir geçiş dönemi yaşamaktadır. Uzun yıllar otoriter bir rejimin baskısı altında ve Birleşmiş Milletler müeyyidelerinin ağır ve olumsuz şartlarında yaşayan ve büyük sıkıntılar çeken kardeş Irak halkı, bugün de askerî müdahale sonrası dönemin acılarına ve sıkıntılarına katlanmak durumuyla karşı karşıya kalmıştır.

Bu sancılı dönemin mümkün olabilecek en kısa sürede aşılması ve bunun için gerekli ortamın ve şartların hazırlanması büyük önem taşımaktadır.

Hükümetimiz, bu amaçla Irak'a ihtiyaç duyduğu yardım ve desteğin verilmesinin uluslararası camianın ortak görev ve sorumluluğu olduğu düşüncesindedir.

Bugün hüküm süren şartlarda, ülkede güvenliğin sağlanarak istikrar ortamının tedricen tesisi en acil konudur. Irak Halkının temel ihtiyaçlarının karşılanması, altyapı hizmetlerinin ihyası ve merkezî ve mahallî yönetim birimlerinin işlerlik kazanmasının temini, çok büyük ölçüde, ülkedeki kargaşa ve kaos ortamının sona erdirilmesine bağlıdır.

Irak'taki durum, uluslararası camia için ciddî bir endişe kaynağı olmayı sürdürmektedir. Askerî harekât sonrası dönemde olumsuz şartların düzelmesi yönünde kaydedilen bazı gelişmelere rağmen, Irak'taki durum, uluslararası barış ve güvenlik için tehdit teşkil etme niteliğini korumaktadır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 22 Mayıs 2003 tarihli 1483 sayılı Kararında da bu tespit yapılmış ve bu durum karşısında Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler Irak'ta istikrar ve güvenlik şartlarının oluşmasına katkıda bulunmaya ve Irak Halkına ülkenin yeniden inşaı için destek vermeye davet edilmiştir.

Komşumuz Irak'ta yaşanan gelişmeler ve Irak'ın geleceği Türkiye'yi doğal olarak yakından ilgilendirmektedir.

Irak'ın toprak bütünlüğünün ve millî birliğinin korunması, Irak toplumunu oluşturan tüm millî grupların ve tüm Irak vatandaşlarının temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alacak yeni demokratik Irak'ın tesisi, Türkiye için de hayatî önem taşımaktadır.

Irak'ta kalıcı bir istikrar ortamının kurularak Irak Halkının kendi geleceğini demokratik ve barışçı yollarla belirlemesine imkân verilmesi ve Irak'ta egemenlik yetkilerini tam olarak kullanacak, Irak Halkını temsil niteliğini taşıyan ve uluslararası standartları karşılayan bir hükümetin oluşturulması ve bu suretle bu geçiş sürecinin en kısa sürede tamamlanması, Türkiye'nin en samimî arzusu ve temennisidir.

Irak'ın, toprak bütünlüğünü koruyacak, millî birliğini ve dayanışmasını güçlendirecek yeni bir siyasî yapıya kavuşması ve etkili bir demokratik sistemin bütün icaplarıyla ve kurumlarıyla oluşturulması, uluslararası toplumun, bölge ülkelerinin ve tüm Iraklıların çıkarına olacaktır. Irak'ın bölgemizde bir istikrar unsuru olarak barış ve güvenliğe katkıda bulunması da esasen buna bağlıdır. İçinden geçilen bugünkü hassas dönemde herkesin sorumluluk duygusuyla azamî dikkat ve ihtiyatla hareket etmesi, bu bakımdan büyük önem arz etmektedir.

Irak'ın millî devlet inşa etme sürecinde, Irak'ın kurucu halkı olan Arap, Kürt, Türkmen ve Asuriler etkili bir rol oynamalı, hiçbir millî gruba imtiyazlı bir statü verilmemeli ve tüm millî gruplara bu sürece eşit statüde katılma imkânı tanınmalıdır.

Irak'ın yeni siyasî ve anayasal yapısı da, tüm millî grupların meşru endişe ve beklentilerini karşılayacak şekilde belirlenmelidir. Birleşik ve demokratik Irak'ın, millî bütünlüğünün zedelenmemesinde ve devlet yapılarının sağlam esaslar üzerine bina edilmesinde bu temel husus tayin edici olacaktır.

Tüm Irak Halkını bir bütün olarak kucaklayan Türkiye, bu geçiş sürecinde Irak'ta güvenli bir geleceğin inşa edilmesi için gerekli ortam ve şartların hazırlanmasının en öncelikli konu olduğuna inanmaktadır. Irak'ta hüküm süren kaos ortamının açılamaması ve güvenlik şartlarının daha da ağırlaşmasının, sonuçları kestirilemeyecek kalıcı ve çok olumsuz etkileri olabilecektir. Ülkenin, millî birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını güçleştirecek ve sosyal dokusunun tahrip olmasına yol açacak tehlikeli bir mecraya sürüklenme riskinin bertaraf edilmesi, bu bakımdan hayatî önem taşımaktadır.

Öte yandan, Irak'ın güvenliğinin, Türkiye'nin güvenliği üzerinde çok yönlü ve doğrudan etkileri olduğu da acı tecrübelerle sabit bir gerçektir. Türkiye, bölgedeki gelişmelerden ve özellikle ve öncelikle Irak'taki durumdan kaynaklanan güvenlik tehdit ve risklerine uzun yıllar maruz kalmış, bu mücadelede ağır bir bedel ödemiştir.

Bu bakımdan, Türkiye'nin millî birliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan terör unsurlarının Irak'ta yuvalanmalarının önlenmesi, Türkiye için birinci öncelikli hayatî bir konudur. Bu amaçla, Irak'ın PKK/KADEK terör unsurlarından temizlenmesinde ve Irak topraklarının ileride teröristler için melce olmaktan çıkarılması için gerekli tüm tedbirlerin alınmasında Türkiye kesin kararlıdır.

Bu konudaki haklı güvenlik endişelerimiz, başta ABD olmak üzere, koalisyon güçleri tarafından da iyi bilinmekte ve anlaşılmaktadır.

PKK/KADEK terör örgütünün Irak'tan tasfiyesi ve buradan kaynaklanan terör tehdidinin kesin olarak bertaraf edilmesi konusunda ABD ile resmî görüşmeler başlatılmıştır. Bu görüşmelerde, PKK/KADEK'in Kuzey Irak'tan tasfiyesi konusundaki ortak anlayış birliği teyit edilmiş ve bu amaçla alınacak tedbirler üzerinde durulmuştur. 59 uncu cumhuriyet hükümeti, başlatılan bu sürecin tüm etkili tedbirler alınarak ortak hedefler doğrultusunda ilerletilmesi ve sonuçlandırılmasında kararlıdır.

Hükümetimizin Irak'taki duruma ve geçiş sürecinde yaşanan gelişmelere bakış açısını şekillendiren temel düşünceler bunlardır. Bu sürecin mümkün olacak en kısa sürede tamamlanması ve Irak'ta kalıcı bir güvenlik ve istikrar ortamının tesisi, Türkiye'nin temel çıkarlarının da bir icabı olarak görülmektedir.

İçinde yaşadığı hassas ve sorunlu bölgede barış ve güvenliğin hüküm sürmesi için çok yönlü çaba sarf eden Türkiye'nin, istikrar unsuru bir bölge ülkesi olarak kendi güvenliğini ve temel çıkarlarını da haleldar edecek gelişmelere karşı kayıtsız ve ilgisiz kalması, basiretli ve sorumlu bir siyasî yaklaşım olmayacaktır.

Bu nedenlerle, Türkiye'nin Irak'ta güvenlik ve istikrar şartlarının oluşturulması ve Irak'ın yeniden yapılandırılmasında üzerine düşen yardım, katkı ve desteği vermesi kaçınılmaz bir millî sorumluluk olarak görülmelidir.

Bu düşüncelerle hareket eden 59 uncu cumhuriyet hükümeti, bu ilke ve amaçlar doğrultusunda, Türkiye'nin çokuluslu güçlerin bir parçası olarak Irak'ta istikrar ve güvenlik harekâtına askerî güç katkısında bulunmasının yerinde ve gerekli olacağı sonucuna varmış ve bu amaçla Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca Yüce Meclisimizden izin istenmesini kararlaştırmıştır.

Yüce Meclisimizin bu konuda vereceği karara bağlı olarak, Irak'taki İstikrar Gücüne fiilî katkımızın askerî ve teknik diğer veçheleri ile siyasî çerçevesinin belirlenmesi amacıyla başlatılmış olan temas ve çalışmalar, hükümetin vereceği görev ve yetki çerçevesinde ilgili kuruluşlarımızca sonuçlandırılacak ve bu konulardaki gerekli düzenlemeler somut esaslara bağlanacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri sorumluluk bölgesinde kendi millî komuta yapısı içinde görev yapacaktır.

Bu konularda üzerinde mutabık kalınacak esaslar ışığında Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlendirilmesinin kararlaştırılması halinde, Irak'taki geçici askerî mevcudiyetimizin amacı ve misyonu, sadece güvenlik ve istikrara katkı göreviyle sınırlı kalmayacaktır. İstikrar Gücüne katkımızın askerî boyutunun yanı sıra, önemli bir siyasî ve insanî boyutu da olacaktır. Silahlı Kuvvetlerimiz, kamu düzeninin sağlanması, insanî yardım ve ekonomik yapının yeniden düzenlenmesi ve gelişmesine destek verme görevlerini de icra edecektir.

Bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarımız, Irak'ta, güvenlik ve istikrarın teminatı bir barış askeri olarak görev yapacaktır. Kardeş Irak Halkına barış, güvenlik, huzur ve hizmet götürmek için Irak'a gidecektir. Etnik köken, din ve mezhep ve geçmiş siyasî eğilimler temelinde herhangi bir ayırım yapmaksızın tüm Irak Halkını bir bütün olarak kucaklayacaktır.

Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkedeki işgal durumunun sürdürülmesine yardımcı ve bu durumun bir aracı, bir askerî unsur olarak Irak'a gitmeyecek, aksine, ülkede durumun süratle normalleşmesine ve güvenli ve istikrarlı bir ortamda Irak Halkının insanî ihtiyaçlarının karşılanmasına faal katkı yapacak bir unsur olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak'ta bu anlayışla görev yapması, ülkenin toprak bütünlüğünün, siyasî ve millî birliğinin de teminatını teşkil edecektir.

Irak'ın yeniden yapılanması sürecinde her alanda katkı yapmaya hazır olan Türkiye'nin, İstikrar Gücü kapsamında Irak'taki geçici askerî mevcudiyetinin amacı, fonksiyonu ve gerçekleştirmeye çalışacağı temel hedefler bu çerçeve içinde kalacaktır. Türkiye'nin, Irak'ta, bunun dışında bir gündemi bulunmamaktadır.

Silahlı Kuvvetlerimizin Bosna, Kosova ve Afganistan'daki örnek başarıları, feragat ve fedakârlıkla sergilediği üstün görev anlayışı, Irak'taki misyonunun başarısının da güvencesi olarak görülmektedir.

59 uncu cumhuriyet hükümetinin Irak'a ilişkin siyasî vizyonu ışığında, İstikrar Gücüne fiilî katkıda bulunulması konusundaki değerlendirmesine yön veren temel mülahazalar bunlardır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ve Irak'ın içinden geçmekte olduğu bu tarihî dönemeçte, Türkiye'nin millî çıkarlarını uzun vadeli bir perspektif içinde gözeten bir bakış açısı geliştirilmesinin gerekli olduğuna inanan hükümetimiz, Irak'ta hüküm süren belirsizlik ortamı ve olumsuz şartlar ile arazideki güvenlik risk ve tehlikelerine rağmen, bu konuda yaptığı çok yönlü ve mukayeseli değerlendirme ışığında askerî katkıda bulunulmasının, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak taşıdığı sorumlulukların bir icabı olacağı sonucuna varmıştır.

Bu düşüncelerle, gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

         Başbakan

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda görüşülmesine dair, İçtüzüğün 70 inci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Kapalı oturumda, Genel Kurul salonunda bulunabilecek sayın üyeler dışında dinleyicilerin ve kapalı oturumda bulunamayacak görevlilerin dışarıya çıkmaları gerekmektedir. Sayın İdare Amirlerinden...

ÖNDER SAV (Ankara) - Önergeyi kim verdi?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Önerge okunmadan kimseyi dışarı çıkaramazsınız; önce önerge okunacak!

BAŞKAN - ... salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Önergedeki imzaları lütfen okur musunuz.

BAŞKAN - Sayın Anadol ve Sayın Topuz; öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili seçilmenizden dolayı kutluyorum ve görevlerinizde başarılar diliyorum. (Alkışlar) 

İçtüzüğün 70 inci maddesini biliyorsunuz; ama, tekrar, birlikte okuyup, Genel Kurulun bilgisine sunalım: "Kapalı oturum önergesi verilince, kapalı oturumda bulunabilecek şahıslar dışında herkes, toplantı salonundan çıkarılır. Salon boşaldıktan sonra kapalı oturum önergesinin gerekçesi dinlenir. Bu gerekçe Hükümet adına Başbakan veya bir bakan veya siyasî parti grubu sözcüsü veya önergedeki birinci imza sahibi milletvekili yahut onun göstereceği bir diğer imza sahibi milletvekili tarafından açıklanır. Genel Kurul, işaret oyuyla karar verir."

ÖNDER SAV (Ankara) - Maddenin birinci fıkrasını okur musunuz.

BAŞKAN - Şimdi, İçtüzüğün 70 inci maddesi, yoruma müsait olmayacak şekilde açıktır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Maddenin birinci fıkrasını okur musunuz.

BAŞKAN - Birinci maddesini de okuyalım Sayın Koç.

ÖNDER SAV (Ankara) - Baştan okuyun maddeyi, baştan...

HALUK KOÇ (Samsun) - Birinci maddeyi değil, addenin birinci fıkrasını okuyun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Birinci fıkrasını da okuyorum: "Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, Başbakanın veya bir bakanın veya bir siyasî parti grubunun yahut yirmi milletvekilinin yazılı istemi üzerine kapalı oturum yapabilir."

HALUK KOÇ (Samsun) - Önergeyi Başbakan mı verdi, bir bakan mı verdi, 20 milletvekili mi verdi?! Kim bunlar; niye açıklamıyorsunuz?! Bunları niye açıklamıyorsunuz Sayın Başkan?!

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Kimdir önerge sahibi?!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, birinci fıkrayı uygulayın; aksi halde, 63 üncü maddeye göre söz istiyorum.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, önerge bir bütündür; imzalarla birlikte bir bütündür. Yarısını söylüyorsunuz, gerisini söylemiyorsunuz.

ÖNDER SAV (Ankara) - Daha evvel bunun uygulaması geçti, yapıldı.

 

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, bu önergeyi Başbakan mı verdi, bir bakan mı verdi, 20 milletvekili mi verdi; kim verdi bunu?! Kim verdi?!

BAŞKAN - Salon boşaltıldıktan sonra okutacağım Sayın Koç.(CHP sıralarından gürültüler)

HALUK KOÇ (Samsun) - Kim verdi; onu okutacaksın! Öğrensin millet!

BAŞKAN - Sayın Koç...

HALUK KOÇ (Samsun) - Halkın gözünden saklayamazsınız! Kim verdi bu gizlilik önergesini?!

BAŞKAN - Sayın Koç, biz, hiçbir şeyi...

HALUK KOÇ (Samsun) - Açıklayın, kim verdi?! Başbakan mı verdi, bir bakan mı verdi, 20 milletvekili mi verdi?! Kim verdi?!

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, uygulaması var; geçen sene...

BAŞKAN - Sayın Topuz, uygulaması var burada; tamam, doğru...

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Efendim, önerge bir bütündür, imzayla birlikte bir bütündür. Lütfen, önergeyi kimler vermiştir, bunu söyleyiniz. 20 kişi mi verdi, hükümet mi verdi; bunun açıklanmasında bir sakınca yok.

BAŞKAN - Sakıncası olması açısından değil, uygulama bu şekilde Sayın Topuz; İçtüzük burada, açık...

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, tutumunuzdan dolayı 63 üncü maddeye göre söz istiyorum. Bunda takdir hakkınız yok Sayın Başkan; kimi ve neyi kaçırıyorsunuz, öğrensinler!

BAŞKAN - Sayın Başkan, İçtüzükte, yoruma açık olmayacak şekilde net ifadeler kullanılmış. Buna rağmen, önergeyi okutuyorum: (CHP sıralarından alkışlar)

3 .- İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, İçtüzüğün 70 inci maddesine göre, Başbakanlık tezkeresinin kapalı oturumda görüşülmesine dair önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bugün görüşülecek olan... (CHP sıralarından gürültüler)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, salon boşaltılıyor!..

...sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin...

(CHP sıralarından "salon boşaltılmasın" sesleri ve sıra kapaklarına vurmalar)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, salon boşaltıldıktan sonra okutuyorsunuz!

... görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına, Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesi hakkındaki Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinin İçtüzüğün 70 inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasını arz ve teklif ederim.

      Abdülkadir Aksu

  İçişleri Bakanı

BAŞKAN - Salon boşaltıldı mı?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Yayın kesik. Bu önerge okunmadan, bu işlem yapılmadan önce televizyon yayını kesilmiş Sayın Başkan! Vatandaş dinlesin, bilsin vatandaş!

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, televizyon yayını kesilmiş; gittim, baktım...

BAŞKAN - Kapalı oturuma geçiyoruz.

Kapanma Saati: 15.24

İKİNCİ OTURUM

(İkinci Oturum Kapalıdır)

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.18

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 3 üncü Birleşimin kapalı olan İkinci Oturumundan sonraki Üçüncü Oturumunu açıyorum.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2. - Gereği, kapsamı, sınırı ve zamanı hükümet tarafından belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının Irak'ta güvenlik ve istikrara katkı yapmak amacıyla Irak'a gönderilmesine ve bu kuvvetlerin görev ve kullanılmasına ilişkin gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından yapılmasına Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/361) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, kapalı oturumda oylanan Başbakanlık tezkeresinin oylamasına 543 sayın üye katılmış, 358 kabul, 183 ret, 2 çekimser oy kullanılmış ve tezkere kabul edilmiştir.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

V.- GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI

A) ÖNGÖRÜŞMELER

1. - Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek ve 77 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz yumduğu ve gerekli önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi(9/1)

BAŞKAN - Genel Kurulun 2.10.2003 tarihli 2 inci Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 1 inci sırasında yer alan Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek ve 77 milletvekilinin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz yumduğu ve gerekli önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 228, 230 ve 240 ıncı maddelerine uyduğu iddiasıyla İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma istenmiş bulunan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya söz verilecektir.

Konuşma süreleri 10'ar dakikadır.

Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 10.7.2003 tarihli 105 inci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle, soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi olarak Mersin Milletvekili Mustafa Özyürek yerine Ankara Milletvekili İsmail Değerli; şahısları adına Bursa Milletvekili Ali Dinçer, Ankara Milletvekili Yakup Kepenek, Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay, Aydın Milletvekili Atilla Koç.

Önerge sahibi olarak Ankara Milletvekili Sayın İsmail Değerli; buyurun.

Süreniz 10 dakikadır.

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Ankara Büyükşehir Belediyesinin uygulamaları nedeniyle İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu hakkında verilen Meclis soruşturması önergesi için, Cumhuriyet Halk Partisi mensubu olarak, şahsım adına konuşmak için söz aldım.

Değerli arkadaşlar, 21 inci Yüzyılın başında, teknoloji çağında, globalleşen dünyada toplum, aydınlık, çağdaş, özgürlük ve demokrasinin egemen olduğu, insan haklarının ihlal edilmediği, işsizliğin, açlığın ve sefaletin olmadığı bir ortamda yaşamak istiyor. Ülkemizde kâr özelleştirilirken, iflaslar kamulaştırılıyor. Para, insandan özgür hale gelmiş, insanlar nesnelerin hizmetine girmiştir. Siyaset-ticaret-çıkar ilişkileri önplana çıkmış, siyasal birliktelik yok olmuş, insanların çoğu mideden birbirine bağlanmıştır. Sahtekârlar, her türlü olumsuzluklara rağmen utanmadan toplum içinde gezmektedirler. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da geçimlerini sağlamak için siyaseti kullanmayı  meslek haline getirmişlerdir.

Değerli arkadaşlar, sahtekârlık, üçkâğıtçılık, dolandırıcılık toplumda önplana çıkmış, meziyet haline gelmiştir. İnsanlar, bu meziyetlerle övünmekte, hatta, toplumun bir kısmı, bazı çıkar ve medya gruplarınca da önplana çıkarılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, son yirmi yıldır, Türkiye, vahşi kapitalizmi oynamaktadır. Vahşi kapitalizmin iç ve dış temsilcileri, hükümetleri, meclisleri kendi idealleri doğrultusunda kullanmakta ve yönlendirmektedir. Sosyal devlet olma anlayışı çiftçinin, köylünün, emeklinin, işçinin ve geniş halk kitlelerinin aleyhine gelişmektedir.

Değerli arkadaşlar, 1994 Mart ayından günümüze kadar Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını yürüten Sayın Melih Gökçek'tir. Sayın Gökçek, bir nevi padişahlık yapmaktadır, "astığım astık, kestiğim kestik" zihniyetiyle hareket etmektedir. Hakkında binlerce dava açılmış, neredeyse  Guinness rekorlar kitabına girecek. Lehine sonuçlanan davalara sığınmakta, aleyhine sonuçlanan mahkeme kararlarını ise hile yoluyla geçersiz saymakta ya da uygulamamaktadır. Hakkında yapılan suç duyurularına ilgili kişi ve kuruluşlar sessiz kalmakta, hiçbir işlem Yapılmamaktadır. Örnek olarak, ilçe belediyeleriyle ilgili imar uygulamaları, Ankara amblemi, üstgeçitlerle ilgili mahkeme kararları, uygun olmayan, önceliği olmayan alımlar ve keyfî yatırımlar, iltimaslar, adam kayırmalar, firma kayırmaları, şaşaalı açılışlar, bunlara yapılan trilyonlarca liralık harcamalar, top, eşofman, bisiklet, balon, odun, kömür, gıda, buzdolabı, çamaşır makineleri, televizyon gibi hediyeler ve harcamalar yapmaktadır. Bir firmaya, 20-25 trilyonluk, yardım adı altında ulufe dağıtmak için ihale yaptığı söyleniyor. Şu an, belediye otobüslerinde bir yandan kamuoyu yoklamaları, bir yandan hediyeler ve kendisini tanıtıcı broşürler dağıtmaktadır. Yüzlerce belediye maaş ödeyemezken, Tüm Bel-Sen mensupları maaş alamadığı için Ankara'ya yürürken, bu ülkenin 250 milyar dolar borcu varken, işçiye, köylüye, emekliye açlık sınırı altında maaş verilirken, çifte vergiler uygulanırken, 10 000 000'un üstünde işsiz, 10 000 000'un üstünde insan açlık sınırının altında yaşarken, hükümet, IMF ve Dünya Bankası kapısında 500 000 000 dolar kredi almak için uğraşırken, 8,5 milyar dolar kredi almak için Türk Silahlı Kuvvetlerini Irak'a göndermek için pazarlık yaparken, Gökçek denetimindeki Büyükşehir Belediyesi, ASKİ ve EGO'ya bağlı şirketler, 2,8 katrilyon TL görev zararını Hazineye yüklemiş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bunlar Hazineden aldığımız rakamlardır. Şu an Melih Gökçek'in, Hazineye direkt 2,8 katrilyon lira mevcut borcu vardır. Ayrıca, almış olduğu 50 000 000 dolar Hazine garantili krediyi de yine ödememiştir, bunu Hazine üstlenmiştir.

Değerli arkadaşlar, bunlara rağmen, yandaşlarına çıkar ve rant sağlamak için önceliği olmayan uygunsuz ihaleler yapmaktadır. Deyim yerindeyse, su gibi para harcamaktadır. Ankara'nın yollarını, kaldırımlarını yaz boz tahtasına çevirmekte, hovardaca para harcamaktadır.

Değerli arkadaşlar, Ankara'nın göbeğinde, Mamak çevre yolu ile Mamak-Çankaya viyadükü arasında bulunan Türkiye'nin yüzkarası çöplük dururken, Sayın Gökçek, Akay Kavşağına 30 000 000 dolar gömdü. Halbuki, o tarihlerde bu çöplük, 4 000 000-5 000 000 dolara revize edilip kaldırılıyordu. Bununla ilgili Meclis araştırması önergemizi vermiş bulunuyoruz; yeri geldiği zaman görüşeceğiz.

Meşrutiyet ve Mithatpaşa Caddelerini hepiniz biliyorsunuz. 500 metrelik mesafede 5-6 tane üstgeçit yapılmıştır. Allahaşkına, acaba günde kaç kişi geçiyor?! Hangi ülkede böyle bir yatırım gördünüz?! Bunlarla ilgili, mahkemelerde yıkım kararı olmasına rağmen, bunlar yapıldı; görevini kötüye kullandı.

Bel-Çarları iflas ettirdi, kendi yandaşı olan Makromarketlere devretti. Büyükşehir Belediyesi amblemi taşıyan otobüslerde sebze meyve satan, herkesin belediyeye ait olduğunu sandığı yerlerde yandaşlarına seyyar satıcılık yaptırmaktadır. Bunlar, belediye adına değil, Sayın Gökçek'in yandaşları adınadır. Hissenin yüzde 95'i Yavuz Bulut'a, yüzde 5'i ise Deniz Bulut, Hasan Tuncay ve Osman Oflaz'a aittir. Herkes bunları belediyeye ait zannediyor; halbuki, bunların, Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili adına çalıştırıldığı iddia edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek, 150 dolara aldığı elektronik sayaçları, 300 dolara Ankara halkına satmaktadır; her sayaçtan 150 dolar kazanmaktadır. Vatandaşa peşin parayla sattığı doğalgazın parasını BOTAŞ'a ödemiyor. Şu an, BOTAŞ'a altıncı aya kadar olan borcu, net 205 000 000 dolardır; bu da, yaklaşık 300 trilyon lira ediyor.

Vatandaşın kullanmadığı suyun ücretini peşin almakta, dolar üzerinden fiyatlandırmaktadır. Herhalde su da Rusya'dan ithal edilmektedir! Suda kalem oynatmaktadır. Bildiğiniz gibi, daha önce, 45 günlük su parası alınıyordu; bu suyun fiyatı, 10 metreküpe kadar 808 000, 30 metreküpe kadar 2 071 000, 30 metreküpün üstü ise 3 042 000 Türk Lirasıydı. Sayın Gökçek bunu 90 güne çıkararak, bütün Ankara halkından, 3 042 000 Türk Lirası üzerinden para almıştır. Ankara'da 800 000 konut var; bunu rakama döktüğünüz zaman, Ankara'dan, fazladan, trilyonlarca lira almıştır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek, dokuz on yıldan beri, bütün ihaleleri, eski adı Alfagaz, yeni adı Elektromed olan firmaya vermektedir. Bu firmadan, 2001 yılında 260 000 tane sayaç almıştır. Halen, bu sene, 14.4.2003 tarihinde EGO'nun depolarında 132 000 adet elektronik sayaç varken, Sayın Gökçek, otobüs alımı için ayrılan 71 trilyon lirayı doğalgaza aktardı; yeniden, 250 000 adet gaz sayacı almak istedi. Halbuki, deposunda 132 000 tane sayaç mevcut. 2003 yılında, bugüne kadar takılan sayaç sayısı 27 000 - 28 000 civarındadır.

Değerli arkadaşlar, bu ihale de aynı firmaya verilecekti. Biz bunu öğrenince gerekli müdahalelerde bulunduk ve bu ihaleyi durdurdu.

Bu Alfagaz, Elektromed Limitet Şirketinin sahipleri, Arif Canlı, Yavuz Özdemir, Ahmet Kaya, Mehmet Kaya; bunun konsorsiyum olarak çalıştığı firma Elsel ECA'nın sahipleri ise, Joachim Kulute, Münir Yıldırım, Dr. Hubert Dombrowaski  ve Murat Adaş'tır. Bu ihaleler, on seneden beri, devamlı bunlara verilmektedir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek, 1994 yılında yönetime geldiği zaman Kızılay-Çayyolu metro projesini iptal etti. Metro istasyon alanı, Akay Kavşağı, İçişleri Bakanlığı bahçesiydi. Önce Akay Kavşağını yaptı; yaklaşık 30 000 000 dolara mal oldu. Burası 11 000 000 dolara ihale edilmişti; ama, sonunda, 30 000 000 dolara çıktı. Yine, aynı şekilde, 2002 yılında, Genelkurmay-Çayyolu güzergâhında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Değerli, konuşmanızı toparlar mısınız.

Buyurun.

İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - Sayın Başkan, bir 5 dakika rica edeceğim; gerekirse, bu konuşma süremi öbür arkadaşların sürelerinden keserseniz memnun olurum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Gökçek, her zaman, her gün bir proje değiştirmektedir. Önce Çayyolu'na raylı sistem yapacağını söylemişti, sonra vazgeçti bu raylı sistemden, metro yapacağım dedi. Şimdi düşünün, Sayın Yılmaz Ateş'in verdiği soru önergesine verdiği cevapta metroyu 96 000 000 dolara ihale ettiğini söylüyor, benim verdiğim soru önergesine verdiği cevapta ise metroyu 74 000 000  dolara ihale ettiğini söylemektedir. Peki, bu aradaki 22 000 000 dolar ne oluyor? Acaba hangisi doğru?

Oturup kalkıp metro veyahut ihaleler yapıyor. Bir işin ihalesi yapılırken önce onun projesi, fizibilitesi yapılır. Bakınız, daha önce Ankaray yapılmıştı; Ankaray'la ilgili bilgiler, Ankara halkına, tüm kamuoyuna, bu ihalenin kime verildiği, nasıl yapıldığı, kaça mal edildiği, neler yapılması gerektiği kitap haline getirilmişti; ama bizim verdiğimiz soru önergelerine Sayın Gökçek ne yazık ki yalan yanlış cevaplar vermektedir.

Değerli arkadaşlar, 1.1.2003 tarihinde yürürlüğe giren Kamu İhale Yasasından önce, henüz projeleri hazır değilken Konya Yolu - Çetin Emeç - Ceyhun Atıf Kavşağı, Metropol AŞ'ye 23.5.2002 tarihinde 5 trilyona; Konya Yolu - Fen Lisesi Kavşağı, Türk Ocağı - Çetin Emeç Kavşağı - Türkeş Meydanı Kavşağı, Metropol AŞ'ye 10 trilyona; Siteler Samsun Yolu - Sarıçam Kavşağı Girişimciler AŞ'ye 4 trilyona. Siteler Samsun Yolu - Gülveren - Plevne Kavşağı, ŞURA AŞ'ye 3,7 trilyona; İstanbul Yolu - Demetevler Kavşağı 3,8 trilyona; Yenimahalle 1 inci Durak  Köprülü Kavşak HONA AŞ'ye 4,8 trilyona...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - Sayın Başkan, bunları ben tamamlamak zorundayım, diğer arkadaşımın hakkını alacağım, Ali Beyin hakkını alacağım gerekirse.

ALİ DİNÇER (Bursa) - Konuşsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Değerli.

İSMAİL DEĞERLİ (Devamla) - Bu doğrultuda yaklaşık 20 - 30 tane ihale yapılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu ihalelerin çoğu Bel Beton, Alfagaz, Anfa ve Metropol AŞ'ye verilmiştir. Sayın Gökçek, on yıldır yapmadığı işleri altı ayın içine sığdırmaktadır. Eğer bu firmalar bu işleri kendisi yapmıyorsa, neden bu firmalara veriliyor, niçin serbest İhale Yasası uygulanmıyor?

Değerli arkadaşlar, dikkatinizi özellikle bir noktaya çekmek istiyorum. Bu ihaleler, 1.1.2003 tarihinden birkaç gün öncesi yapılmış ve 2002 yılı birim fiyatlarıyladır. Bunlar her sene katlanarak gidiyor. İnşaatların bir kısmı henüz başlamamış, bu acele niye?! 1.1.2003 tarihinde yürürlüğe giren yeni İhale Yasasıdır. Sayın Gökçek, görevini kötüye kullanmış, ihaleleri yandaşlarına peşkeş çekmiş, 2002 yılı aralık ayı sonuna kadar, yaklaşık 300 -350 trilyon liralık ihale yapmıştır.

Değerli arkadaşlar, ihalelerde yolsuzluk yapıldığı, alınan malzemelere özel fiyatlar uygulandığı, ATO'dan fiyat tasdikleri istendiğinde fiyatların çok yüksek olduğu, gümrük bilgilerinin ve belgelerinin ATO'ya ibraz edilmediği söylenmektedir.

Susuz Göl ve Harikalar Diyarı Parklarında büyük yolsuzluk ve usulsüzlüklerin yapıldığı iddia edilmektedir. Bu parklara ne kadar para ödendiği bilinmiyor. Her birinin 20 000 000-25 000 000 dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu iddialar doğru mudur? Bunların araştırılması gerekmiyor mu?

Ya fıskıyeler... Hakikaten, Gölbaşı'na 150 000-200 000 dolar harcayarak fıskıyeler yaptı, sonucunu hep beraber gördük, Nasrettin Hocanın göle maya çalmasına benzedi bu!

Değerli arkadaşlar, biz, hizmet yapılmasın demiyoruz, yapılan işlere karşı değiliz; ama, keyfî uygulamalara, yolsuzluklara, usulsüzlüklere karşıyız. Bu söylediklerimiz aysberkin görünen yüzü, acaba görünmeyen yüzünde neler var neler?!

Sayın Başbakan, bu hortumlar acayip hortumlar, Uzanların hortumlarına benziyor; ama, siz bunları görmüyorsunuz. Sayın Başbakan "hortumları kestik" diyor; ama, bu, tek taraflı olmamalı. Sayın Gökçek'in hortumlarını kessin, görelim bakalım Gökçek nasıl bağıracak. Tekrar adayınız olacak deniliyor. Böyle birisi size hayırlı olsun!

Değerli arkadaşlar, Sayın Gökçek'i çok iyi tanırım, beş yıl beraber çalıştım. Her yaptığı işte, mutlaka bir usulsüzlük ve kanunsuzluk vardır.

Özet olarak; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, sayılamayacak kadar usulsüzlük ve kanunsuzluk yapmıştır. Ankara'nın yirmibeş yılı ipotek altına alınmıştır. Yapılan işler, serbest rekabet ortamında yapılmamış, hileli yollar seçilmiş ve fahiş fiyatlarla yapılmıştır. 2003 yılında başlanan ve henüz başlanmamış işlerin tamamı, 2002 yılında ihale edilmiştir.

Anayasanın 112 nci maddesi "her bakan, kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden sorumludur" hükmünü amirdir. Bu nedenle, İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu, Türk Ceza Kanununun 228, 230 ve 240 ıncı maddelerini ihlal ettiğinden dolayı, Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca kendisi hakkında Meclis soruşturması açılmasını Yüce Meclise saygılarımızla arz ve teklif ederiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Değerli.

Sayın Dinçer, süreniz var, konuşacak mısınız?

ALİ DİNÇER (Bursa) - Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Dinçer. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ DİNÇER (Bursa) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; ben, konuyu değişik bir açıdan size aktarmak istiyorum.

Hepimiz Ankara'da yaşıyoruz, Başkentte yaşıyoruz ve Başkentin de bir Büyükşehir Belediyesi var, alt belediyeleri var. Zaman zaman şehrin çeşitli semtlerine gidiyoruz, yolculuk yapıyoruz. Bakarsanız, minibüslerin arkasında bol bol renkli afişler, otobüslerin içinde afişler görürsünüz. Hepsinde bir kişi size gülümsüyor: Büyükşehir Belediye Başkanı. Bu afişlerde çeşitli belediye çalışmaları aktarılıyor. Koca koca bez afişler, pankartlar görüyorsunuz. Bizim vergilerimizle, kısıtlı belediye olanaklarıyla kişilerin reklamı bol bol yapılıyor. Bu, en fazla Ankara'da yapıldığı için söylüyorum, başka yerlerde de benzer yanlışları yapıyoruz; trilyonlarca lira parayı boşu boşuna harcıyoruz.

Düşünebiliyor musunuz, bir televizyon reklamında, belediye başkanıyla birlikte bir toplutaşım (Ankaray, tramvay, metro) sisteminin reklamını görüyorsünüz. O toplutaşım aracı zaten kullanılacak, reklamla ona müşteri bulmanın anlamı yok, zaten ihtiyaç, yapılmış, kullanılıyor; ama, israf, burada olağanüstü boyutlarda.  Sadece bu kalemlerde, eşe dosta trilyonlarca liralık kaynak aktarılıyor; verimli alanlarda, halka yararlı alanlarda kullanılacak para heba ediliyor.

Size bir başka örnek vereyim. Özellikle, teknik eleman olanlar anlarlar. Şurada, Balgat'tan Konya Yoluyla Gölbaşı'na doğru gidelim. İki yıla yakın bir zamandır, orada 11 kilometrelik bir yol yapılma durumu oldu. O, yılların çift yoludur, çevre yoludur. İhtiyacı karşılıyordu, genişletilmesi gerekebilirdi, bir iki line daha olabilirdi; ama, onunla kalınmadı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ormanının olduğu bölgede, zemin sert olduğu halde, kaya tıraşlanarak yıllardır idare edildiği halde, oraya 4-5 metre yüksekliğinde kilometrelerce derzli taş duvar yapıldı; yola yapılan masraftan çok daha büyük masraf, trilyonlarca liralık masraf. Haydi, düzenli olsun diyorsunuz, 1-2 metre beton perde duvar atarsınız, yeşillendirerek orayı düzenlersiniz ve trilyonlarca lira fazla para, kaynak gitmez. Bu, israfın dik alası.

Bir başka olay; medyaya musallat olan promosyonculuk bizim belediyelere de musallat oldu. Eskiden, seçim öncesi kap kacak dağıtılırdı, şimdi, devamlı artık, kap kacak, top, oyuncak, yiyecek, giyecek; akla ne gelirse. Yine, medya organları, adamlarıyla birlikte dünyayı dolaşıyorlar, çeşitli yerlerde stok fazlası ucuz malları alarak, medya organları kanalıyla dağıtıyorlar; bu da yanlış; ama, yapıyorlar. Belediyelerdeki tam tersine; bu malların kalitesi belli olmadan çeşitli yandaşlardan alındığı ve halka gelişigüzel dağıtıldığı, bazı dağıtım manzaralarının içler acısı olduğu, insanların kişiliğini ezecek şekilde olduğu biliniyor. Halbuki, bir yardımı yaparken -atasözü vardır- yardım, yardım alanı mağdur etmemeli, kişiliğini ezmemeli, onu kapıkulu haline getirmemeli. Bu promosyonculuk da bu halde.

Bir başka olay, müthiş bir israf hepimizin gözünün önünde oluyor. Ankara nâzım imar planı 1978'de kararlaştırıldı. Buna göre, Ankara, batı koridorunda ve doğu koridorunda gelişecek. Batı koridorunda, İstanbul yolunun üst tarafı, tepelik yerler, üçüncü, dördüncü derecede tarım arazisi, Kurtboğazı Barajına doğru yüzbinlerce konut yapılabilecek alan, yerleşim alanı. Burada bir avantaj var; su, Ankara'ya, artık, yarıdan fazlasıyla Gerede, Çamlıdere ve Kızılcahamam yöresi barajlarından geliyor, hepsi Kurtboğazı Barajında toplanıyor. Kurtboğazı Barajında toplanan su, buradaki yerleşim alanlarına doğal cazibeyle gelir, fazla masrafı olmaz. Aynı şekilde, buradaki yerleşim alanları, yine doğal cazibeyle, fazla büyük altyapı yatırımı yapmadan, kanalizasyonlarını Ankara Çayı vadisine getirirler, Etimesgut, Sincan, Yenikent'in ötesine doğru ve altyapı masrafı ucuz olur.

Doğukent de aynı şekilde, Elmadağ'a doğru geliştiği zaman benzer avantajlara sahip; ama, ne yapıldı; yoğunluk Eskişehir yolu üzerine verildi. Dediğim gibi, buraya su Kurtboğazı Barajından gelirken, İstanbul yolunun altından geçecek, Ankara Çayı vadisinden geçecek -yumuşak zemin- çayın altından geçecek, Sincan Etimesgut Derelerinin altından geçecek, öyle varacak, pompajla. Kanalizasyon da aynı şekilde. Olağanüstü derecede çok fazla altyapı maliyeti getiren, trilyonlar, hatta katrilyonlarca lira, ülkeye zarar veren bir yaklaşım, nâzım plana aykırı; hâlâ, en uygun yerlerde, nâzım planın gösterdiği yerlerde yerleşim yerleri, işyerleri, sanayi bölgeleri teşvik edileceğine, bu yere ağırlık veriliyor; bu da büyük israf getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, bir başka olay, yapılan işin kötüsü olmaz derler; ama, bazı iş, bazen, yapıldığında çok büyük kaynakları götürür ve işe yaramaz, çok uzun seneler sonra getirisi vardır.

Ankara'nın etrafında bir çevre yolu var, belediyenin de dahli var, zamanında yapıldı, 1 250 000 000 dolar para harcandı. Zaman zaman hepimiz o yolu kullanıyoruz ve havaalanına gidiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Dinçer.

ALİ DİNÇER (Devamla) -Bastırıyor arkadaşlar, araba kullananlar "helal olsun bunu yapana; bak, nasıl 120, 150 bastırıp gidiyoruz" diyorlar. Peki kardeşim, 1 250 000 000 dolar yatırılarak çok pahalıya çıkmış olan bu yolu kaç araba kullanıyor; o yolu kullanma standardının yüzde 1'i kadar dahi araba kullanmıyor. Biz, şimdi, dışpara ihtiyacımızı karşılayabilmek için, dışpolitikamızı bile satılığa çıkarıyoruz. 1 250 000 000 dolar... Kim bilir ne kadar zaman geçecek o yolun normal kapasitesine ulaşabilmesi için. Burada da büyük israf var.

Bir başka büyük israf -İsmail arkadaşımız da ortaya koydu- kavşaklara köprülü geçiş yapmak. Şimdi, basit bir mantıkla düşünelim; bir su şebekesi düşünün ki, bir parmaklık, iki parmaklık borulardan oluşuyor. Yollar da öyledir; kimisi çift yoldur, iki parmaklık boruya tekabül eder, kimisi tek yönlü yoldur, tek yoldur, tek parmaklık boruya tekabül eder. Siz, tek parmaklık veya çift parmaklık borulardan oluşan su şebekesinde, ilgili yerlere, kavşaklara, 10 parmaklık, 20 parmaklık musluk koysanız, akan su miktarı değişir mi; musluğun kapasitesi ne kadar yüksek olursa olsun, borunun kapasitesi ne kadarsa o kadar su akar.

Yolların kapasitesi belli; yani, 40, 50, bazen 70, 80, 90, 100 trilyon lira ödeyerek, her kavşağa köprülü geçiş yapmak gelişmiş Avrupa ülkelerinin hangisinde var; hangi ciddî Avrupa şehrinde var; hiç birisinde yok. Bu geçişleri kolaylaştırdığımızı zannediyoruz, büyük masraflar yapıyoruz; ama, bilin ki, kavşak kavşağı doğurur. Her kavşağa köprülü geçiş yapsanız, yine de o yolların kapasitesi ne kadarsa, o kadar trafik akar.

Bu kaynaklar, trilyonlarla, katrilyonlarla ifade edilecek kaynaklar, aslında bir güzergâhta çok sayıda yolcu taşımak için, toplutaşımacılık sistemine kullanılmalıydı, metroya, tramvay sistemlerine kullanılmalıydı, yeni yerleşim alanlarının altyapısına kullanılmalıydı; fakat, çok belirgin bir şekilde, kime verildiği, nasıl ihale edildiği bilinen bir şekilde, kaynaklar burada israf edildi. Diyelim ki, soygun yok, vurgun yok, talan yok; ama, en azından, büyük israf var; kamu kaynağıyla ilgili büyük israf var. Türkiye niye bu duruma geldi; soygundan, vurgundan, talandan, israftan dolayı; rasyonel olmayan, gerçekçi olmayan, planlı olmayan, kaynakları çorak toprakta suyun kaybolduğu gibi kaybeden yatırım anlayışlarından bu hale geldi Türkiye. Bunun tipik örneklerini, burada, Ankara'da yaşıyoruz; her gün yaşıyoruz. İçişleri Bakanı da Ankara'da, Sayın Bakan da yıllardır politika yapıyor, Ankara'da yaşıyor; ama, buna bir dur diyen yok. Bizim kaynaklarımız heba ediliyor. Halkın yararına pek çok iş yapılabilecekken, sorunlar çözülebilecekken, bir şey yapılmıyor. Yani, şimdi, gecekondu bölgelerinde imar ıslah planlarıyla sorun çözmeye çalışıyoruz; ama, zaten orada bir bozuk altyapı var. Niye onları, Batıkent gibi, batı koridorunda, altyapı masrafı en ucuz yerlere aktarmayalım; boşalan gecekondu mahallelerini de, çok rahat bir şekilde, çağdaş kent parçaları gibi yeniden planlamayalım. Böyle yaparsak israf olmaz, çağdaş bir kentleşme olur, bozuk düzen bir kentleşme olmaktan çıkar; ama, bu yapılmıyor; kaynaklar, dediğim gibi, alabildiğine israf ediliyor.

Bu ülkenin kaynakları o kadar bol değil, böylesine israf edilmesine göz yummak da mümkün değil. O nedenle, ben, Meclis soruşturması önergesine olumlu oy vermenizi rica ediyorum; hepinizi saygılarla selamlıyorum, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, önemli bir görüşmenin sonrasında, sıra Ankara'ya geldi, Ankara konusunu konuşacağız. Ankara'yı konuşmamızın güncelliği bir başka önem kazanıyor. Bildiğiniz gibi, gelecek pazartesi Ankara'nın başkent oluşunun 80 inci yıldönümüdür. Burada bir duyuru yapmak istiyorum, Sayın Bakanlarımıza, başta İçişleri Bakanımız olmak üzere ve siz sayın milletvekillerimize. Başkent Ankara kötü yönetiliyor. Biz, görkemli açılışlara, büyük festivallere, açılan yollara, metro işlerine bakarak değerlendirme yaparsak çok da doğru yapmayız.

Bazı noktaların altını çizerek sözlerimi şöyle sürdürmek istiyorum: Bir, önce, Ankara keyfî yönetiliyor. Hak ve hukuk tanımayan, mahkeme kararlarını uygulamayan, sanat ve kültür düşmanı sayılabilecek bir başkan tarafından yönetiliyor.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Neden sanat düşmanı?

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Hemen söyleyeyim. "Ben böyle sanatı ne yapayım; böyle sanatın içine tükürürüm" ünlü sözü Sayın Gökçek'indir ve bu çok doğru bir söz değildir. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)

Şimdi, bir dakika... Sinirlenmeyin, kızmayın ve dinleyin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tarihi öğrenin, bazı şeyleri lütfen öğrenin. Güvenpark, Ankara'nın simgesidir; Güvenpark, cumhuriyetin simgesidir. 1930'lu yıllarda Nazilerden, Nazilerin zulmünden, Almanya'dan kaçan ünlü hukukçu Ernest Hirsch, cumhuriyetin Güvenpark anıtını, simgesini, Türkiye'nin geleceğinin kaynağı diye över. Türkiye'nin nesilleri bundan güç alır, gurur duyar. Neden gurur duyar; çünkü, orada "Türk övün, çalış, güven" der. (AK Parti sıralarından "nerede" sesleri)

Birkaç metre aşağıda, sayın milletvekilleri. Bana laf atacağınıza, gidin ve görün. Bu park, inşaat alanı haline dönüştürülmüştür. Bu park, dolmuş park yeridir. Bu park, otobüslerle satış yapılan bir yerdir. Güvenpark, kötüye kullanılmaktadır. Peki, nereden çıkarıyorsunuz bunu diyeceksiniz; şuradan çıkıyor: Gerek koruma kurulunun gerek idare mahkemesinin bu konudaki kararları Ankara Belediye Başkanımız tarafından uygulanmamaktadır. Ankara Belediye Başkanı, Güvenpark'la ilgili mahkeme kararlarını uygulamamaktadır.

Yine, aynı Ankara Belediye Başkanı Ankara'nın amblemini değiştirmiştir. Bu konuda birkaç kez Danıştay kararı çıkmıştır; ama, Sayın Başkan, Ankara ambleminin değişik halini uygulamakta, yani, Danıştay kararını uygulamaktan kaçınabilmektedir, kaçabilmektedir ve bu, başkentte olmaktadır.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Ne zaman değişti?..

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Danıştay kararı en son martta çıktı, Melih Gökçek başa geldiği zaman.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Ne zaman değişti?..

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Evet, evet, daha evvel; ama, iptal edildi mahkeme kararıyla; onun yerine Hitit güneşinin uygulanması istendi; olmadı.

Değerli arkadaşlar, bununla bitmiyor. Şimdi, yapılan işlerin maliyeti, kayıpları, hesabı kitabı mutlaka bu soruşturma sonunda açığa çıkacaktır. Ankara, 1'e mal edebileceği geçitleri, tünelleri, metroları ve başka şeyleri, 4'e, 5'e mal etmektedir. Bunu yaptırmaya  Bakanlar Kurulunun da, Ankara Valisinin de, bu Meclisin de hakkı yoktur. 1'e mal edeceğinizi 5'e, 10'a mal ederek bu ülkeye zarar vermeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ankara Belediye Başkanı, bu nedenle mercek altına alınmalıdır; çünkü, çok yakında burada yerel yönetimleri konuşacağız, o konudaki yasaları konuşacağız. Bunları konuşmak için, bu keyfîliğin, bu vurdumduymazlığın, bu savurganlığın mutlaka neşterlenmesi ve kamuoyunun gözlerinin önüne serilmesi gerekiyor.

Bir başka şey daha söyleyeyim...

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Kaç tane geçit yapmış...

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Dinleyin, değerli arkadaşlar, iyi dinleyin, burayı iyi dinleyin.

Bay Melih Gökçek, sosyal devlet kavramı yerine, tebaa devleti, köleci devlet, bağımlı insan kavramını yerleştirmede çok hızla yol almaktadır. Ne mi yapıyor; şunu yapıyor: Hiçbir ölçüye bağlı olmadan, tamamen tam bir keyfîlikle, objektif, nesnel, açık, kararlara bağlı olmadan insanlara gıda, giyecek, başka şeyler dağıtıyor. Bakın, şunu söyleyeyim; bunu aklınıza iyi yazın: Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, yoksula gidecek bir kuruşun her zaman savunucusu oluruz, onun peşindeyiz, bunu alkışlarız. Bunu alkışlarız. Gökçek'in yaptığı bu değil. Verin; ama, böyle değil; bana oy verirseniz veririm gibi değil. İşportacı tezgahlarının sahiplerine 300 000 000-500 000 000 ceza verip onu yoksula dağıtmaya bakmayın. Siz, daha doğrusu Bay Gökçek, yalnızca kapıkulu arıyor, yalnızca kendisine oy verecek kimselere bu dağıtımı yapıyor. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Dinleyin, burada hak kavramı yok oluyor, vatandaşın sosyal hak kavramı yok oluyor; onun yerine, muhtaç olan, dilenci olan, bağımlı olan, onursuzlaştırılan, yoksullaştırılan yurttaş bırakılıyor. Bu, yanlıştır. Fakire iyilik yapmanın yolu şudur, öğrenin: Bir, önce fakirliğin objektif, nesnel, açık kurallarını koyalım. İki -daha da önemlisi- ta Çinlilerin dediği gibi, fakire balık dağıtmak yerine, balık nasıl tutuluru öğretmek daha önemlidir. Yoksula iş verin, iş alanı yaratın...

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - İş alanı yaratılıyor.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Laf atmayı bırakın! İş alanı yaratın. Şimdi, bu konudaki çabalarınızı sonuna kadar destekleriz; ama, burada yapılan o değil. Burada yapılan, hak kavramının yerini dilencilik kavramının almış olmasıdır; rahatsız edici olan da budur; yani, yurttaş muhtaç olacak, eğilecek büzülecek "oy veririm" diyecek, yalvaracak ve bir parça bir şey alacak. Bu, hak kavramıyla bağdaşmaz, sosyal devlet anlayışına uygun düşmez. Bu, modern köleliktir. Bu modern köleliğe, hak kavramı tanıkları, sahipleri, mutlaka karşı çıkmalıdır. Bu modern köleliği, Ankara'nın göbeğindeki bu çağdaş köleliği elbirliğiyle reddetmek durumundayız.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Ankara çok güzel oldu bu arada...

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Devam ediyorum...

Üçüncüsü, hayalî kentlerden, parklardan, şovlardan söz ettiniz.

Değerli arkadaşlar, doğru da, bugün Değerli Gazeteci Emin Çölaşan'ın yazdığı gibi, maaşı verilmeyen onca belediye var; parasını alamayan, yol bulamayan, su bulamayan onca küçük kent ve belediye var. Bu, keyfîlik, bu lale devri!.. Bu Hazineden 2 500 000 000 dolar Hazine kefaletiyle para alıp har vurup harman savurmaya, 1'e mal edilecek olan işi 10'a mal etmeye kimin hakkı var?! Bu, büyük yanlıştır.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) - Kim diyor bunu?!

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Şimdi soruşturalım... Eğer, kim diyoru soruyorsanız, soruşturalım, oy verin, soruşturalım ve bunlar açıklansın. Dürüst olun...

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) - Dürüstüz biz; dürüstlüğümüzden şüpheniz mi var?!

YAKUP KEPENEK (Devamla) - O zaman açığa çıkaracağız; gayet iyi, çok iyi olacak. Dolayısıyla, bu savurganlığın, bu har vurup harman savurmanın objektif altına alınması, açıklık kazanması, netleşmesi gerekiyor. Bütün bu nedenlerle, soruşturmanın açılması, sizin de merak ettiğiniz "ne var" dediğiniz bu soruların yanıtlanması için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kepenek.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Çünkü, siz, Melih Gökçek modelini, yani, vatandaşı köleleştirip oy alma modelini, Melih Gökçek'in uygulamasını, öyle anlaşılıyor ki, kömür dağıtarak ve başka yollarla, bütün Türkiye'ye yaygınlaştırmak istiyorsunuz.

Şimdi, hak eden alsın ve vatandaşa hakkı olduğunu gösterelim, elbirliğiyle gösterelim. Vatandaş, yurttaş, hak sahibi olarak alsın, birilerine muhtaç, birilerinin kölesi olarak değil. Bunu istiyoruz.

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) - Martta göreceğiz.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Göreceğiz tabiî.

Eğer açık olursak, eğer objektif olursak, eğer soruşturmayı açar ve bunları, burada, santim santim, milim milim tartışırsak, görüşürsek, o zaman, Türkiye'nin de, başkent oluşunun 80 inci yılını kutlayan bu Ankara'nın da geleceği çok daha aydınlık olur.

Bu duygularla, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kepenek.

Şahsı adına söz isteyen Sayın Mehmet Tomanbay?.. Yok.

Aydın Milletvekili Sayın Atilla Koç; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

ATİLLA KOÇ (Aydın) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, zannediyordum ki, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın verdiği önerge Sayın Bakanımız hakkında. Halbuki öyle değilmiş. Üç konuşmacı, sadece Melih Gökçek Başkanımdan bahsetti; ama, ben, sizin o konuşmalarınız doğrultusunda konuşmayacağım. Elbette, birkaç kelimeyle, şerefle ikibuçuk sene genel sekreterliğini yaptığım Ankara Büyükşehir Belediyesini savunacağım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ancak, ben, başka şeyler söylemek istiyordum. Başkanlarım ve profesör hocam, konuşmalarına, tamamen, Melih Gökçek'le başladılar Melih Gökçek'le bitirdiler. Oysa, ben, daha başka şeyler söyleyeceğim. Lütfen, bu açıdan da meseleye bir bakalım.

Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Mersin Milletvekilimiz Sayın Mustafa Özyürek ve 77 milletvekilimizin, İçişleri Bakanımız Sayın Abdülkadir Aksu için, Ankara Büyükşehir Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz yumduğu ve gerekli önlemleri almayarak görevini kötüye kullandığı iddiasıyla verdiği Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, elbette, bu önergeyi veren arkadaşlarımın önerge verme haklarını saygıyla karşılıyorum; ama, meseleye, gelin, bir başka noktadan bakalım diyorum. İçişleri Bakanlığının yeniden yapılanmasını, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarının durumunu, demokratikleşme ve Avrupa Birliği karşısında mahallî idarelerin Bakanlığımızla ilişkilerini ve mülkî idare amirliği kurumunun meselelerini inceleyecek bir araştırma komisyonu kurulmasına dair bir önerge verseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Bunu, sadece, bir gerekli hatırlatma olarak zatıâllerinize arz ediyorum.

Önerge, İçişleri Bakanının, Ankara Büyükşehir Belediyesinin plansız ve programsız projelerle kaynak israfına yol açmasına göz yumduğu gerekçesine dayandırılarak verilmiş. Anayasamızın ve İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun verdiği sorumluluk çok açık gösteriyor ki, Bakan, kendi yetkisindekilerden ve emri altındakilerin yaptıklarından sorumludur. İşte, meselenin esas noktası da burası. İçişleri Bakanlığı, belediye reislerinin üstü müdür? İçişleri Bakanlığı teşkilatında bir de Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü vardır. Genel Müdürlük, seçilen belediye başkanlarımızın üstü müdür? İllerde valilerin, ilçelerde kaymakamların, belediye teşkilatlarımızla münasebet ağı, ast-üst ilişkisi midir? Bir ast-üst ilişkisi varsa, mahallî idarelerin özerkliğinden nasıl bahsedebileceğiz? Meseleyi, bir de böyle düşünelim diye arz ettim.

Ben sözüme başlarken -biraz önce de dedim- bu hususları düşünerek, bir Meclis araştırmasıyla vesayet ilişkisinin nerede başlayıp nerede bittiğinin irdelenmesi gerektiğini hatırlattım. Bu bağlamda, büyükşehir belediyelerinin genel sekreterinin İçişleri Bakanının onayıyla atanmasını hâlâ anlayabilmiş değilim. Yine, belediyelerin bazı memurlarının atamalarının bazı bakanlıklarca onaylanmasını da hiç anlamış değilim. Ancak, bütün bu istisnalar, belediyelerin özerklikleri olmadığı manasına gelmediği gibi, İçişleri Bakanlığımızın bir üstkurul olmadığı gerçeğini de katiyen örtemez.

Bakanlık, Anayasamızın vesayet denetimiyle ilgili ilkelerine, kendi mevzuatına uygun çalışmayan belediyelerde, elbette kolluk denetimi yapabilir, vesayet denetimi yapabilir. Bu denetimler, mevzuata uygun olarak yapılmak durumundadır. Bu açıdan bakıldığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ankara Belediyesi, daha doğrusu bütün belediyeler, bütün büyükşehir belediyeleri -buna, İzmir Belediyesi de dahil, Gaziantep Belediyesi de- fevkalade, hatta, haddinden fazla denetlenmektedir. Bunun yanında, bu denetimler, sadece Bakanlığımız tarafından değil, devletimizin diğer kurumları tarafından da yapılmaktadır. Mesela, 2002 yılı başında, Ankara Büyükşehir Belediyesi, eski bakanımızın emriyle, 10'larca mülkiye müfettişi tarafından teftiş edildi; 10'larca ve aylarca... Ayrıca, Sayın Bakanım döneminde de, Bakanlığa ulaşan her türlü ihbar ve şikâyetler dikkate alındı ve müfettiş görevlendirmesi yapıldı.

Mahallî idarelerin özerkliğinden yana olduklarından hiç kuşkumuz olmayan önerge sahibi milletvekili arkadaşlarımız, nasıl oluyor da, Anayasamızın o 112 nci maddesinin ikinci fıkrasına dayandırarak, mahallî idareleri, Bakanlığın hiyerarşik astı olarak mütalaa edebiliyorlar?! Evet, merkezî idarenin mahallî idarelerle bir ilişkisi vardır. O da, Anayasamızın 127 nci maddesiyle düzenlenmiştir ve bu da, vesayet ilişkisidir. Bu ilişki, kanunlara dayanan ve kanunların emrettiği kadar bir ilişkidir. Bu da, bakanlığımıza, mahallî idarelerin hizmet tercihlerine ve işlemlerine müdahale yetkisi vermez; ama, bunun yanında, belediyelerimiz de, Anayasamızın 127 nci maddesinin beşinci fıkrasına ve mevzuatlarına uygun çalışmak zorundadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, konuşmama başlarken söylediğim gibi, konuşmamın bu bölümünde, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevinde bulunmuş olan bir arkadaşınız olarak, önergede ortaya atılan -daha sonra konuşan arkadaşlarımız, birçok şeyler, yeni şeyler daha söylediler ama- hususlarda birkaç açıklama yapmak borcunu kendimde hissediyorum ve bu vicdan borcumu ödemek mecburiyetindeyim.

Mesela, önergede "Ankara Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir yolu genişletmesine, takriben 16 000 000 dolar harcadı" denilmektedir; iddia bu; ama, işin gerçeği, bu işe 5 200 000 dolar harcanmıştır. Önergede, belediyenin, Kızılay-Ça yyolu hattına hafif raylı sistem (Ankaray) yaptırıp, 74 000 000 dolarlık bir zarara sebep olacağı iddiası yer almaktadır. Oysa, bu projenin adı "AŞTİ-Çayyolu Raylı Sistem Hattı"dır, metrodur ve buraya harcanılacak 74 000 000 doların zarar olarak gösterilmesine imkân yoktur. Mühendis arkadaşlarım çok iyi bilirler ki -özellikle, Sayın Başkanım, siz çok daha iyi bilirsiniz ki- bu gibi hesaplar, kilometre başına verilen değer neyse, ona göre yapılır. Söyleyeyim: Bu 74 000 000 dolarlık ihalenin kilometresi 11 000 000 dolara gelmiştir; ama, Sayın Karayalçın zamanında yaptırılan Kızılay-Batıkent hattının kilometresi 15 700 000 dolara gelmiştir.

Kızılay-Çayyolu metrosu için Türkiye Büyük Millet Meclisi bahçesinde istasyon yapılması talebinin Melih Gökçek'in plansız, programsız işlerinden birisi olduğu ve dokuz yıldır bekletilen bu projede bu istasyonun yerinin İçişleri Bakanlığı ile Atatürk Bulvarı arasındaki yeşil alan olduğu iddiasına gelince; bu proje, Sayın Murat Karayalçın döneminde hazırlanan projedir. Sözü edilen projede metro istasyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi bahçesindedir ve aynı şekilde de korunmuştur.

Bir diğer iddiada ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi bahçesiyle ilgili olarak Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun verdiği karar, iddia edildiği gibi engelleyici değil, bilakis, yol göstericidir.

Metro yapımının Melih Gökçek tarafından dokuz on yıl geciktirildiği iddiasına gelince; 1999 yılında, metro inşaatı yapılması için, Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak Devlet Planlama Teşkilatından izin istedik. Devlet Planlama Teşkilatı, cevabî yazısında, resmî yazıyla, hükümetin ekonomik politikaları icabı bunun gerçekleştirilmeyeceğini bildirmiştir. Dolayısıyla, gecikme o günkü ekonomik dengelerden kaynaklanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ATİLLA KOÇ (Devamla) - Yine, en son şunu söylemek isterim: Yapılacak metro nedeniyle, milyonlarca dolara mal olan -doğrudur- Akay Kavşağının yıkılacağı ve harcanan paraların boşa gideceği iddiasına yer verilmektedir. Halbuki, metro inşaatı 28 metre derinlikten geçmekte, Akay Kavşağının ne yıkılması ne de herhangi bir şekilde zarar görmesi mümkün olamamaktadır.

Arz ettiğim konulara ilişkin belgeler, işte, buradadır; isteyen bütün arkadaşlarıma gösterebilirim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, önergede Bakanlığın ihmal ve suiistimali olarak gösterilen hususlar hakkında, Bakanlığımız yapılması gerekenleri yapmış ve vesayet denetimini de doğru yorumlamıştır. Bu önergenin reddi yönünde oy vereceğim, hem de gönül huzuruyla.

Avrupa Birliğine uyum için yapacağımız çalışmalarla mahallî idarelerin özerkliğini artıracağız, vesayet denetimini yumuşatacağız ve böylece, İçişleri Bakanlığının kendi aslî görevlerinde daha etkin olmasını temin edeceğiz. İnşallah, bunları, en kısa zamanda, 22 nci Dönem parlamenterleri olarak sizlerle beraber yapacağız.

İşte, ben, bu temennilerimle sözlerime son veriyor; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Sayın milletvekilleri, son söz, hakkında soruşturma istenen İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya aittir.

Buyurun Sayın Aksu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek ve 77 milletvekili arkadaşımın hakkımda verdikleri Meclis soruşturması önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisin siz saygıdeğer üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, önergede imzası bulunan arkadaşlarımın iddialarını daha anlaşılabilir kılmak istiyorum. Sayın milletvekilleri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının belediyenin kaynaklarını plansız ve programsız projelerle israf ettiğini düşünüyor ve bundan da İçişleri Bakanı olarak şahsımı sorumlu tutuyorlar; tezlerine de Anayasamızın 112 nci maddesini dayanak olarak gösteriyorlar. Anayasamızın bu maddesinin hükmünü, gelin, hep beraber bir inceleyelim. Anayasamızın 112 nci maddesinin ikinci fıkrası "Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerden, bunların eylem ve işlemlerinden sorumludur" diyor. Anayasanın bu kadar açık hükmü nasıl böyle bir iddiaya mesnet teşkil ettirilir, bunu anlamak gerçekten mümkün değil.

İzin verirseniz, Anayasamıza, mevcut mevzuatımıza ve akademik bilgilere müracaatla konuya açıklık getirmek ve sizlerle, işin gerçek hukukî durumunu paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anayasanın bu düzenlemesine paralel olarak, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası da, İçişleri Bakanının, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bu noktada üzerinde durmamız gereken husus şudur: "Emri altında olma" neyi ifade etmektedir? Acaba, yerel yönetimler İçişleri Bakanının emri altında mı? Mahallî idarelerin özerk karakteri dikkate alındığında, gerek seçimle gelen organlarının gerekse atamayla gelen görevlilerinin İçişleri Bakanının emri altında olduklarını söylemek hayli güçtür; çünkü "emri altında olmak" kamu yönetiminde hiyerarşik üst olmayı gerektirmektedir; halbuki, yerel yönetimler ile merkezî idare arasında bir ast-üst ilişkisi bulunmamaktadır. Öte yandan, İçişleri Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşlarında görev yapanların, İçişleri Bakanının emri altında bulunduklarından da hiç kuşku yoktur. İçişleri Bakanlarının faaliyet ve işlemlerinden sorumlu tutulacağı görevliler, işte, bu, İçişleri Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı kuruluşlarında görev alanlardır. Onun dışında, yerel yönetim organları ve görevlileri, İçişleri Bakanının emri altında sayılmaz.

Değerli arkadaşlarım, Anayasamızın 112 nci maddesinin ikinci fıkrasını istediğimiz gibi yorumlama hakkına sahip değiliz; kavram ve kuralları yerli yerinde kullanmak zorundayız. Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu hiç akıldan çıkarmamalıyız. Merkezî yönetim ile yerel yönetimlerin ilişkileri hakkında kütüphaneler dolusu eserler yazılmıştır; ama, bunların hiçbirinde, İçişleri Bakanlarının, özerk mahallî idarelerin seçimle gelen organlarının veya atamayla gelen görevlilerinin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu tutulacağına ilişkin tek bir satır bulma imkânı yoktur. Zira, hukuk tekniği, akıl ve izan bunu gerektirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiatıyla, mahallî idareler ile merkezî yönetimler arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu, merkezî yönetimin yetkilerinin sınırının ne olduğunu çok iyi irdelemek gerekiyor. Esas itibariyle, merkezî yönetim-yerel yönetim ilişkilerinin temeli Anayasamızın 127 nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Sözü edilen maddenin beşinci fıkrası hükmüne göre, merkezî idarenin mahallî idareler üzerinde yetkisi, vesayet yetkisi olarak tanımlanmıştır. Merkezî idare, bu yetkisini, yani, vesayet yetkisini, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması, mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amaçlarıyla kullanabilecektir. Bir başka deyişle, merkezî idare, mahallî idareler üzerindeki murakabesini idarî vesayet yoluyla sağlayacaktır. Bu durumda, idarî vesayet nedir, bunun açıklığa kavuşturulması gerekir. İdarî vesayet, merkezî idarenin yerel yönetimlerin icraî kararlarını, idarî fiil ve hareketlerini denetlemek, bu kararları belirli hallerde ve şartlarda bozabilmek yetkisidir. Bu manada, idarî vesayet, bir tür idarî denetimdir, kanuna dayanır ve kanunla sınırlıdır, mahallî idarelerin işlemleri, kararları ve organları üzerinde kullanılır; ancak -burası çok önemlidir- merkezî idare, mahallî idarelerin organlarının yerine geçip karar alamaz. Bu durumda, idarî vesayet makamlarının, yerel yönetimlerin iş ve işlemlerine, hizmet tercih ve önceliklerine, yatırım ve faaliyet programlarının tespitine müdahale etmesi mümkün olmamaktadır. Örneğin, İçişleri Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesine "Kızılay Meydanına bir üstgeçit yap" veya "Çankaya İlçesinin kanalizasyon ihtiyacını en öncelikli iş olarak gerçekleştir" diyemez.

O halde, bu durumda, mahallî idarelerin yatırım tercih ve önceliklerini kim tespit edecek, karar ve sorumluluk kime ait olacak? Çünkü, bu anlatılanların hepsi, büyük çoğunluğu, yerel yönetimlerin hizmet tercih ve önceliğine girer. Peki, bunu kim yapacak? Biraz önce ifade ettim; bu kişi İçişleri Bakanı değil; bu tercihe ben karışamıyorum. Peki, öyleyse, Mecliste temsil edilen siyasî partiler mi, anamuhalefet partisi mi, belediye başkanının seçildiği parti mi? Tabiî, hiçbiri doğru değil; doğru olan, belediyelerin, yatırım ve faaliyet programlarını kendi karar ve yürütme organlarının sorumluluğu altında tespit ve icra etmek durumunda olduklarıdır. Kuşkusuz, mahallî idareler, iş ve işlemlerini, Anayasamızın 127 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen, yukarıda açıklanan ilkelere göre, mevzuata uygun olarak yerine getirmek zorundadırlar.

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Sayın Bakan, denetim yetkiniz var.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Bakın, denetimin ne olduğunu madde madde saydım. İdarî vesayet makamları, yani, merkezde İçişleri Bakanlığı, illerde valiler ve ilçelerde kaymakamlar, mahallî idarelerin iş ve işlemlerini ancak yukarıda saydığım esaslar çerçevesinde denetleyebilme ve mevzuatın imkân verdiği hukukî yollara başvurma yetkisine sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konu. Ayrıca, idarî vesayet makamlarının bu denetimleri, yerindelik denetimi olmayıp hukuka uygunluk denetimidir. Yani, örneğin, Ankara Büyükşehir Belediyesine, ben, İçişleri Bakanı olarak veya İçişleri Bakanlığı müfettişleri, birkaç gün önce hizmete açılan Sincan "Harikalar Diyarı" adlı park yerine, tarihî Ankara Kalesinin onarımı yapılmalıdır diyemez. Buna ne benim ne de bir başka kimsenin yetkisi var. Bu karar, o yerel yönetimin yetkili karar organlarının yetkisindedir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Bakan, onlar da biliyorlar, sırf konuşulsun diye...

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Söylediğiniz farklı, Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Anayasal çerçeve içinde yerel yönetimler üzerinde İçişleri Bakanı olarak benim yetkimin yasal dayanağı ve sınırı nedir; izin verirseniz, şimdi, bu yönü de açıklamak istiyorum.

3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda, mahallî idareler ile bunlara bağlı ve bunların kurdukları birlik, işletme, müessese ve teşebbüslerin işlem ve hesaplarını teftiş etme ve denetleme, öninceleme ve araştırma yapma görevleri İçişleri Bakanlığına verilmiştir. Dolayısıyla, İçişleri Bakanı olarak ben, yerel yönetimlerin işlem ve hesaplarını teftiş ettirebiliyor ve şikâyet söz konusu olduğunda ise öninceleme ve araştırma yaptırabiliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelelim, işin önergeye de konu olan, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili bölümüne. Acaba, ben yetkilerimi nasıl kullanmışım; bu hususa açıklık getirmek istiyorum. İçişleri Bakanı olarak göreve başladığım 19 Kasım 2002 tarihinden itibaren, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarıyla ilgili olarak Bakanlığıma gerçek ya da tüzelkişi ve kuruluşlardan ulaşan ihbar veya şikâyetler üzerine neler yapmışız; şimdi, müsaadenizle bunları bir bir arz etmeye çalışayım.

Bu belediyede 7 ayrı dilekçeye dayalı olarak 9 konuda öninceleme yaptırmışım; yani, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Yasaya göre ortaya konulan iddialar, ileri sürülen iddialar müfettişler marifetiyle soruşturulmuş ve müfettişlerce, bu yasanın emrettiği öninceleme raporları düzenlenmiştir.

Peki, bu raporlara ne tür işlemler yapılıyor; onu da izah edeyim. Bu raporlar üzerine idarenin iki türlü karar verme hakkı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, soruşturma izni verilmesi; ikincisi ise, soruşturma izni verilmemesi kararlarıdır. Soruşturma izni verilmesi kararları, hakkında karar verilen memura; soruşturma izni verilmemesi kararları ise, yetkili cumhuriyet başsavcısı ve şikâyetçisine, yazılı olarak tebliğ edilmektedir; 4483 sayılı Yasanın 9 uncu maddesine göre, yetkili mercilerin kararına 10 gün içinde itiraz edilebilir, itiraz edilmeyen kararlar kesinleşmektedir. Örneğin, soruşturma izni verilmesi kararlarına 10 gün içinde itiraz edilmez ise, dosya yetkili cumhuriyet başsavcılığına gönderilmektedir. Bu çerçevede, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili konularda, karar verme yetkisi İçişleri Bakanı olarak bana ait olan 8 iddia hakkında kararlar tarafımdan verilmiştir; yetkinin Sayın Ankara Valisine ait olduğu bir konuda da, rapor ilgili valiliğe gönderilmiştir. Bana ait yetkiler, önümüze gelen raporlarda, mevzuata ve yerleşmiş yargı kararlarına uygun olmak kaydıyla kullanılmıştır.

Yine, Bakanlığıma çeşitli birimlerden ulaşan 9 ihbar ve şikâyet üzerine, 26 konuda mülkiye müfettişlerine ayrıca inceleme yaptırılmıştır. Görevli müfettişler 6 araştırma ve 3 inceleme raporu hazırlamışlardır. Müfettişler, iddiaların sübuta ermediği, zamanaşımı oluştuğu, iddiaların daha önce de incelendiği, bu nedenle yeniden inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı gibi gerekçelerle bu konularla ilgili herhangi bir cezaî veya hukukî yargılama tesisine gerek olmadığı sonucuna varmışlardır. Bu raporlar üzerine de, yine, 4483 sayılı Kanunun 4 üncü maddesini dayanak göstermek suretiyle işleme konulmama kararları verilmiş; bu kararlar da, yine, duruma göre, şikâyetçisine veya yetkili cumhuriyet başsavcısına tebliğ edilmiştir.

Üçüncü olarak, yine, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili 2 konuda ise, iddiaların genel hükümlere göre soruşturulması gerektiği, idarenin yetki alanı dışında kaldığı değerlendirilerek dosyalar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi raporuyla gönderilmiştir.

Ayrıca, adı geçen belediyede, halen, 4 ayrı onaya bağlı olmak kaydıyla, 2 konuda öninceleme ve 17 konuda da araştırma yapmak üzere, mülkiye müfettişleri, çalışmalarını sürdürmektedirler.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarında          -burası önemli- işlendiği iddia edilen suçlar nedeniyle soruşturma yapılmadık konu kalmamıştır. Bakanlığıma ulaşan ve kanunî gerekleri taşıyan bütün ihbar ve şikâyetler, herhangi bir özel ayırıma tabi tutulmaksızın, tarafsızlık içerisinde ve ciddiyetle incelettirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer yandan, bütün belediyeler gibi Ankara Büyükşehir Belediyesi de, mülkiye müfettişlerince, üç yılda bir genel teftişe tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda, Ankara Büyükşehir Belediyesi, en son 8 Ocak 2002 - 25 Mart 2002 tarihleri arasında teftiş edilmiştir ve üç yıl sonra tekrar teftiş edilecektir. Dolayısıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili olarak, Anayasanın ve yasaların verdiği yetki -bütün diğer belediyelerimizde olduğu gibi- duraksama gösterilmeden kullanılmaktadır; ancak, hiçbir hal ve şartta yasaların bize tanımadığı bir yetkiyi de kullanacak ve hukukun çizdiği sınırları zorlayacak da değiliz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, burada, huzurlarınızda açıkça ifade ediyorum ki, İçişleri Bakanı olduğum sürece, mensubu bulunduğu partiye bakmaksızın, kanun ve mevzuat içerisinde kalması şartıyla belediyelerin gerçekleştirecekleri bütün hizmetlere köstek değil, destek olacağım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - O zaman, maaş ödeyemeyen belediyelere Hazineden para aktarın.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Dinleyin lütfen. Siz konuştunuz, hep dinledik; lütfen...

Ben, yerel yönetimlerin başarılarından mutluluk duyuyorum; üstelik, bu konuda herhangi bir siyasî farklılık da gözetmiyorum. Biliyorum ki, yerel yönetimlerce verilen her yeni hizmet, orada yaşayan aziz vatandaşlarımızın günlük hayatını kolaylaştıracaktır. Öyle zannediyorum ki, hizmet eden her kişiyi, her kurumu engellemek yerine, desteklemek ve teşvik etmek bizim vazifemiz olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; önerge gerekçesinde yazılı konulara da kısaca temas etmeyi yararlı bulmaktayım. Gerçi, biraz önce konuşan arkadaşım bunlardan bahsetti -Çayyolu'yla ilgili, diğer yollar- bunlara girmek istemiyorum; çünkü, onlar da incelendi. Ama, şunu ifade edeyim ki; gerek Anayasamız ve gerekse yasalarımız, mahallî idarelerin       -burası çok önemli, hep altını çizerek söylüyorum- hizmet tercih ve önceliklerinin, yatırım ve faaliyet programlarının kendi karar ve yürütme organlarınca tespit edilip uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Hal böyle olunca da, iddiaya konu tercih ve değişiklikler nedeniyle, yani, neden hafif raylı değil de metro oldu, neden Çankaya'ya değil de şuraya yapıldı gibi tercihler, bu nedenle yapılan değişiklikler nedeniyle, ancak Büyükşehir Belediyesi organlarının siyasî sorumluluğundan söz edilebilirse edilir. Kaldı ki -burası da çok önemli- mevzuata uygun olmak kaydıyla, hizmet ve yatırım tercihlerinin maliyetinin yüksek olması, yalnız başına, cezaî sorumluluğu gerektirecek bir eylem olarak da kabul edilmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belediyeler özerk yönetimlerdir ve doğaları gereği, siyasî sorumluluğu olan seçilmişlerce sevk ve idare olunurlar. Üzerine ısrarla vurgu yaparak söylemek istiyorum ki, siyaset adamlarının hukuka uygun tercihlerinin hesabının görüleceği yer sandıktır. Milletin yanılmaz ve şaşırtılmaz sağduyusu, sandıkta, bir kuyumcu terazisi hassasiyetinde, olup biteni tartacaktır; bundan hiç kimsenin şüphesi olmaması lazım. Öyle zannediyorum ki, buna da en çok güvenmesi, inanması gerekenler, şu Yüce Meclisin çatısı altında bulunan bizler olmalıyız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara) - Bizim iddia ettiklerimizin hiçbirinin karşılığı değil bunlar.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergedeki konularla ilgili kısımları geçiyorum; sağ olsun, Atilla Koç arkadaşım bunları söyledi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda izah ettiğim üzere, Meclis soruşturması önergesi, yaslandığı hukukî gerekçeler açısından doyurucu olmaktan uzaktır; bir anlamda çalakalem yazılmıştır. Önerge hazırlanırken, bazı evrensel hukuk kaideleri de hiçe sayılmıştır. Bakın değerli arkadaşlarım, nedir hiçe sayılan hukuk normu; suçların şahsîliği prensibi. İddia sahiplerinin kendileri bizzat yazıyorlar, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanına atfen, dokuz on yıl geciktirdiğini söylüyorlar, yani dokuz on yıl önce işlenmiş bir suçtan bahsediyorlar, bu gecikmeden dolayı da, Kasım 2002'de görev başına gelen İçişleri Bakanı olarak beni sorumlu tutuyorlar. Bunu, hukukla, mantıkla, insafla, vicdanla izah etmekte güçlük çekiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan, partiler gelir geçer; ama, siz hep oradasınız; on senedir oradasınız.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şu konudan Yüce Meclisimizin üyelerinin emin olmasını istiyorum: İçişleri Bakanlığında bazı suçların örtbas edilmesine veya gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan hayalî konuların insanların izzetinefisleriyle oynanarak siyasî istismar konusu yapılmasına asla izin vermeyeceğim. Buna karşın, konusu suç teşkil ettiği müddetçe, ortaya atılan bütün iddiaların kişilik haklarına ve devlet vakarına uygun bir biçimde incelenip araştırılmasını yakından takip edeceğim.

Konuşmamı tamamlamadan önce şu hususun da altını çizerek ifade edeyim ki, önergede yazılı olup, konusu suç teşkil ettiği halde Bakanlığımca incelenmeyen bir tane bile örnek yoktur.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; İçişleri Bakanlığının, Ankara Büyükşehir Belediyesi üzerindeki idarî vesayet yetkisinden kaynaklanan görev ve sorumluluklarını hassasiyetle yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Münhasıran Ankara Büyükşehir Belediyesinin karar ve yürütme organlarının sorumluluğu altında bulunan hususlarda ise İçişleri Bakanlığına sorumluluk yöneltilemeyeceğini bir kez daha hatırlatmak isterim.

Bu itibarla, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek ve 77 sayın milletvekili tarafından verilmiş olan Meclis soruşturması açılması talebini içeren önergede ileri sürülen gerekçelerin hukukî dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmektedir. İçişleri Bakanlığı görev, yetki ve sorumluluklarımı, bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de, başta Anayasamız olmak üzere mevzuat ve çağdaş yönetim ilkelerine uygun olarak yürüteceğimden hiçbir arkadaşımın kuşkusu olmasın.

Bu bakımdan, durumu bilgilerinize arz ediyor, bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aksu.

Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 108 inci maddeleri gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız. Oylamaya başlamadan önce, oylamanın yöntemiyle ilgili olarak bazı açıklamalarda bulunacağım.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum:

Komisyon ve hükümet sıralarında yer alan Kâtip Üyelerden, komisyon sırasındaki Kâtip Üye, Adana'dan başlayarak İzmir'e kadar; hükümet sırasındaki Kâtip Üye ise, İzmir ilâ Zonguldak dahil, adı okunan milletvekillerine, biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere, üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekillerini ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri, belirlenmiş bulunan bu yerlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, Kâtip Üyeden, üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettirdikten sonra oy hücresine girecek, oy olarak kullanacağı pulu hücrede zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise hücrenin içerisinde bulunan ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahara hücreden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı, Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Sayın milletvekilleri, vekâleten oy kullanacak sayın bakanları arz ediyorum: Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in yerine Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in yerine Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yerine Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın yerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik  Bakanı Murat Başesgioğlu, Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün yerine Devlet Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün yerine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin oy kullanacaklardır.

Şimdi, gizli oylamaya Adana İlinden başlıyoruz.

(Oylar toplanıldı)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye?.. Yok.

Sayın milletvekilleri, oylama işlemi bitmiştir.

Kupaları kaldırın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında (9/1) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gizli oylaması sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı:                                431

Kabul:                                85

Ret:                                339

Çekimser:                                1

Geçersiz:                                6

Bu duruma göre, Meclis soruşturması açılması kabul edilmemiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.25
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.30

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3 üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Genel Kurulun 2.10.2003 tarihli 2 nci Birleşiminde alınan karar gereğince, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 2 nci sırasında yer alan, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76 milletvekilinin, oğlu ve kızının sahibi olduğu denizcilik şirketiyle ticarî ilişkileri bulunan ve daha önce görev yaptığı bir denizcilik şirketine ayrıcalıklar ve kolaylıklar sağlayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis Soruşturması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

V.- GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE

MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) ÖNGÖRÜŞMELER (Devam)Ê

2. - İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76 milletvekilinin, oğlu ve kızının sahibi olduğu denizcilik şirketi ile ticarî ilişkileri bulunan ve daha önce görev yaptığı bir denizcilik şirketine ayrıcalıklar ve kolaylıklar sağlayarak görevini kötüye kullandığı ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi(9/2)

BAŞKAN - Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve son olarak da, hakkında soruşturma istenmiş bulunan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a söz verilecektir.

Konuşma süreleri 10'ar dakikadır.

Meclis soruşturması önergesi, Genel Kurulun 24.7.2003 tarihli 111 inci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle, soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Oğuz Oyan'ın yerine, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu; şahısları adına, Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu, İstanbul Milletvekili Hasan Aydın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Mustafa Tuna, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan, Trabzon Milletvekili Asım Aykan.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Hasan Aydın sözünü devretti efendim; önergesi orada.

BAŞKAN - İlk söz, önerge sahibi olarak, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nundur.

Buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; akşamın bu saatinde, Türkiye'de siyasî ahlakın yerleşmesi açısından çok önemli bir Meclis soruşturması önergesini görüşüyoruz. Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım'ın oğluna sağlanan olanaklarla ilgili olarak, kendisi hakkında verilen soruşturma önergesinin kabul edilmesi dileğiyle sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 17 Nisan 2003 tarihinde Sancak Lines firmasının bir gemisi yanıyor; yanış nedeninin sigara izmariti olduğu söyleniyor. Bu gemi nisan ayında yandıktan sonra, 28 Mayısta, Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı Ankara Feribotu, ihalesiz ve bir başka teklif alınmadan, Almanya'da kurulu Santour GMBH firmasına kiralanıyor. Bu kiralamada garantör firma Gayret Denizcilik Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketidir.

Sayın Bakanın oğlu Erkan Yıldırım ve kızı Bahar Büşra Yıldırım 6 Şubat 2002'de bir şirket kuruyorlar; şirketin adı "Derin Denizcilik Gemi Taşımacılık Sanayi ve Ticaret Limitet   Şirketi." Şirketin    sermayesi    10 000 000 000 lira ve Sayın Erkan Yıldırım 25 Mart 2003 tarihinde İtalya'da açılan bir gemi ihalesine katılıyor ve 445 000 euroya bu gemiyi satın alıyor. Bu gemiyi satın alıyor; ama, gemiyi satın alırken 200 000 euroyu Santour firmasından alıyor.

Şimdi, şöyle bir tablo çıkıyor önümüze. Sayın Bakana bağlı veya Bakanın ilgi alanına giren Türkiye Denizcilik İşletmelerinden Santour firmasına bir gemi kiralanıyor; kiralamadan bir süre sonra Sayın Bakanın oğlu İtalya'da ihaleye girerken 200 000 euroyu bu kiralanan firmadan alıyor. Şimdi, bu olay, doğal olarak basının ilgi alanına girdiği süre içerisinde, özellikle Vatan Gazetesi sürekli yayım yapıyor, diğer gazeteler de benzer yayımlar yapıyorlar ve Sayın Bakanın yaptığı iki açıklama var. İzninizle, o iki açıklamayı aynen okumak istiyorum. Sayın Bakan diyor ki: "Kendimin veya oğlum Erkan Yıldırım'ın Santour'la ortaklığı söz konusu değildir. Ben, hiçbir zaman bu firmada hiçbir pozisyonda çalışmadım. Türkiye Denizcilik İşletmelerinden bu şirketin gemi kiralamasıyla hiçbir ilgimiz yoktur." 14 Temmuzda Vatan'a gönderdiği açıklama bu.

Aynı şekilde, Sayın Yalçın Bayer'in konuyu işlemesi üzerine, ona da bir açıklama gönderiyor Sayın Bakan. Yaptığı açıklama da şöyle: "Almanya'da kurulu Sancak Holding ve Santour Şirketlerine ortaklığım olmadığı gibi genel müdürlük yapmam da söz konusu olmamıştır." Sayın Bakan, tabiî, bu açıklamaları, herhalde, Almanya'ya kimse ulaşamaz, Almanya'dan bilgi alamaz, dolayısıyla, ben, bu açıklamayı rahatlıkla yaparım mantığıyla yaptı. Neden bunu söylüyorum; şunun için değerli arkadaşlar: Sancak Lines ile Santour firması Almanya'da kurulu; bunlar kardeş şirketler, beraber çalışan şirketler. Şimdi, o kadar beraber çalışıyorlar ki, normal yaptıkları çalışmaları bile ortak davetiyeyle açıklıyorlar. Nitekim, Sancak Lines ve Santour Şirketleri, bütün acentelerle yapacağı yeni sezonu açış toplantısı düzenliyorlar ve bu açış toplantısı için bir davetiye bastırılıyor. Ben, davetiyenin sadece bir bölümünü okuyacağım: "14.45-15.15 Santour-Sancak Lines Genel Koordinatörü Recai Berber'in konuşması -yarım saat konuşma hakkı veriyorlar Sayın Recai Berber'e- "15.15-15.45 Sancak Lines Genel Müdürü Binali Yıldırım'ın konuşması." Sayın Binali Yıldırım açıklamasında ne diyordu; "Sancak'la ilgili hiçbir yerde çalışmadım; bunlarla hiçbir ilgimiz yoktur" ama, basılan davetiyede "Sancak Lines Genel Müdürü Binali Yıldırım'ın konuşması" var.

Bu yetiyor mu; hayır, daha başka şeyler de var. Ocak 2002'deki, Türkiye Gazetesinin Almanya baskısında bir haber ve bir fotoğraf yer alıyor. İzninizle, fotoğrafın altındaki ifadeleri aynen okuyorum: "Sancak Lines Genel Müdürü Binali Yıldırım ve Santour Genel Müdürü Mehmet Koç, gazetemize nezaket ziyaretinde bulunarak, gazetemizin Avrupa temsilcisi Kenan Kubilay ve reklamlardan sorumlu arkadaşımız Ahmet Dörtkaşlı ile görüştü." Gazetede yer alıyor bu haber.

6 Haziran 2003 tarihli Milliyet Gazetesinin yine Almanya baskısı ve orada da bir haber yer alıyor ve açıklama -Sayın Bakanın açıklaması- aynen şöyle: "Sancak Lines Şirketini ben kurdum, isim babası benim."

Değerli arkadaşlar, şimdi, böyle ilişkiler içinde Sayın Bakanın durumunu görüşeceğiz. Tabiî, haklı olarak, aklımıza şu soru geliyor: Sayın Bakan bütün bunları bildiği halde gazeteye niçin öyle bir açıklama gönderdi "benim bunlarla ilgim yoktur, ben hiç bu şirketlerle çalışmadım" diye.

Önümde bir örnek var; daha doğrusu, bunu, Milliyet Gazetesinden bir arkadaşımız, köşeyazarımız yazmıştı: Amerika'da yalan söyleyen bir bakan, şu anda, yüz yıl mahkûmiyetle yargılanıyor arkadaşlar; bizde hiç kimsenin kılı dahi kıpırdamıyor. Şimdi hep beraber göreceğiz ve eminim, eğer vicdanımızın sesini dinleyeceksek, bu konunun soruşturulmasını isteyeceğiz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, size bu tablo içinde yer alan bazı isimleri anlatacağım. İlk isim, Bakanımız Sayın Binali Yıldırım. Kendisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde İDO Genel Müdürlüğü yapıyor, ayrıca Almanya'da Sancak Lines'ın Genel Müdürlüğünü yapıyor -az önce söylemiştim, garantör firma diye- Santour'a gemi kiralanırken garantör firma olarak imza atan Gayret Denizciliğin de kâr ortaklığını yapıyor. Tabiî, doğal olarak, seçimlere giriyor her yurttaşın girdiği gibi ve ulaştırma alanındaki, herhalde, başarılarından ötürü de Ulaştırma Bakanı olarak şu anda oturuyor koltuğunda.

İkinci ismimiz Sayın Erkan Yıldırım; Sayın Bakanımızın 24 yaşındaki oğlu. Oldukça parlak bir geçmişi var mı bilemiyorum; ama, liseyi terk ettiği söyleniyor. Herkes, herhalde, bilmiyorum, bir anda Allah "yürü ya kulum" diyor yürüyor; Erkan Yıldırım da öyle başarılı bir performans çiziyor, özellikle Sayın Bakan bakan olduktan sonra... Kendisi Santour'un Çeşme'deki acentesi; öyle çok büyük bir gelir kaynağı falan yok; ama, Erkan Yıldırım'ın enteresan şirketleri var.

İzninizle o şirketlerin isimlerini okuyayım. Bunları nereden buldunuz derseniz; internetten İstanbul Ticaret Odasının sitesine girerseniz, hepsini görürsünüz. Anadolu İhracat ve Nakliyat Ticaret Anonim Şirketi, Kemal Ürker Soğutma Cihazları Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi, Ersiem Net Bilgisayar Sistemleri Telekomünikasyon Elektrik İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi, Derin Denizcilik Gemi Taşımacılık Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi, Nemus İnşaat Turizm ve Elektronik Sanayi Ticaret Anonim Şirketi, Altun Kuyumculuk Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi; bunda eski ortak. Bunlar, Sayın Bakanımızın 24 yaşındaki oğlunun ortak olduğu veya kurucu olduğu şirketler.

Gelelim üçüncü isme. Üçüncü isim, Sayın Recai Berber; az önce de ismini söylemiştik bir vesileyle. Sayın Recai Berber, Almanya'daki Santour'un Genel Müdürü. Sayın Berber, 1994-1996 yılları arasında İSKİ'de Genel Müdür Yardımcılığı yapmıştır. Kendisi, Ramsnet İnternet ve İletişim Teknoloji Anonim Şirketinin, Serhat Denizcilik ve Ticaret Limitet Şirketinin, Kapital Yatırım gibi pek çok şirketin ortağı. Herhalde çok yetenekli bir kişi ki Sayın Recai Berber, AKP iktidarı tarafından Ereğli Demir ve Çelik İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanlığına getiriliyor. Tabiî, kim öneriyor; benim kişisel tahminim, Sayın Binali Yıldırım'ın önerdiği yönündedir; çok yetenekli olduğu için, denizcilikte büyük başarıları var, biraz da demir-çelik alanına girsin diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Dördüncü kişi, Sayın Mehmet Koç. Sayın Mehmet Koç da Santour'un büyük ortağıdır; yani, Sayın Binali Yıldırım'ın oğluna 200 000 euroluk olanağı sağlayan şirketin ortağıdır. Kendisinin de pek çok şirkette ortaklığı var; ama, sahibi olduğu şirketlerin hepsi, ne hikmetse, aynı adreste, bazılarının telefon numaraları da aynı.

Son ismimiz de Bayram Ali Çakır, bu tablonun içinde yer alan. Sayın Çakır, Gayret Denizciliğin ortaklarından ve aynı zamanda, Sayın Bakan da ortaklarındandır. Diyeceksiniz ki, nereden biliyorsunuz; bunu da, Sayın Bakanın açıklamalarından biliyorum. Sayın Bakan, 14 Temmuz 2003 tarihli Vatan Gazetesindeki bir açıklamasında aynen şöyle diyor; onu da izninizle okuyayım:

"Sayın Bakan - Gayret Denizcilik diye bir firma var. Bu firma Çeşme-Birindisi hattında gemi çalıştırıyordu. Hattın adı Sancak Lines idi. Gayret Denizcilik 2000 yılında bir gemi kiralamıştı. Sancak Lines hattında çalışan geminin işletmesini yaptım.

Vatan Gazetesi - Maaşlı iş mi bu?

Sayın Bakan - Hayır, hayır. O hattın kâr ortağıydım.

Vatan Gazetesi - Dolayısıyla geminin kâr ortağısınız?..

Sayın Bakan - Evet, öyle de denebilir."

Sayın Bakan, orada kâr ortaklığı yaptığını da itiraf ediyor.

Değerli arkadaşlar, gazetelerde buna "al gülüm, ver gülüm" diyorlar. Sen bana 200 000 euro ver, ben sana gemi kiralayacağım; hem de -çok iyi- ihalesiz kiralayacağım, bütün olanakları vereceğim sana; dolayısıyla, böyle, alıp gidelim.

Şimdi, gelelim, Erkan Yıldırım'a. Bu gencin, 445 000 euroluk gemiyi alırken -herhalde bu kadar şirketin sahibidir- kaynağı nereden bulduğunu doğal olarak hepimiz düşünebiliriz; yani, herkes işadamı olabilir, herkes çalışabilir; bu da çalışacaktır doğal olarak. Sayın Erkan Yıldırım "bu parayı nereden buldun"...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Grup adına...

BAŞKAN - Grup adına konuşma yok Sayın Kılıçdaroğlu. Şahsı adına söz alan arkadaşlardan biri sözünü devredecekse, tamam. İkinci sırada Sayın Coşkunoğlu var.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Coşkunoğlu söz hakkını devrediyor.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sayın Erkan Yıldırım "445 000 euroyu nereden buldunuz" sorusuna aynen şöyle cevap veriyor: "Ben, yıllardır acente işi yapıyorum. İzmir-Çeşme'de iki acentem var ve doğal olarak da birikimlerim oldu. Bunun yanı sıra, beraber çalıştığım bazı uluslararası seyahat acentelerinden de destek gördüm. Bu, karşılıklı bir menfaat ilişkisidir" diyor. Bu karşılıklı bir menfaat ilişkisidir. Bunu merak eden de, yine, 3 Temmuz 2003 tarihli Vatan Gazetesinde görebilir.

Erkan Yıldırım, ayrıca "ben, 445 000 euro değil, bir o kadar da, bu gemiyi çalıştırmak için para harcadım" diyor. Şimdi, haklı olarak şu soruyu sorabiliriz: Peki ne kadar geliri var; Sayın Erkan Yıldırım'ın bütün ticarî şirketlerini size az önce okudum; sadece Ersiem Net'ten ötürü 2000 yılında 2 milyar liralık bir gelir beyan etmiş, başka bir geliri yok. Ne kadar parlak bir arkadaşımız!

Peki, şunu söyleyebiliriz; Sayın Bakan, yardım etmiş olabilir, kendi oğluna destek çıkabilir. Sayın Bakanın kayıtlarına baktık. Sayın Bakan bir dönem Sultanbeyli'de parke satışı yapmış; 1993 yılı beyanı 50 000 000 lira, 1994 yılı beyanı 217 000 000 lira, 1995 yılı beyanı 320 000 000 lira. Yani, Sayın Bakanın da, bu 445 000 euroyu finanse edecek, en azından yarısını finanse edebilecek bir gücü yok.

Değerli arkadaşlar, tabiî, şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Türkiye Denizcilik İşletmeleri bu hatta çalışıyor ve Türkiye Denizcilik İşletmeleri kendisine rakip olmak üzere, kendi gemisini kiralıyor. Şimdi, elimizi vicdanımıza koyalım; bir siyasî baskı olmadan bir genel müdür bunu yapsa ve siz de bakan olsanız, herhalde, önce o genel müdür hakkında soruşturma açarsınız. Arkadaş, sen kendi işletmeni zarara sokmak için, üstelik aynı hatta, başkasına kendi gemini kiralıyorsun! Biz kiralıyoruz ama...

Bir başka şey; az önce okuduğum metinde ne diyordu Sayın Erkan Yıldırım: "Bu işlerde menfaat ilişkileri var, siz bilmezsiniz." Menfaat ilişkisi olduğu zaten çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Gayret Denizcilik -az önce söyledim, Sayın Bakanın kâr ortağı olduğu firma- bu geminin kiralanmasında garantör firma. Peki, siz, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü olsanız, herhalde, bir gemiyi, birisine garantör firma olarak veriyorsanız, eli yüzü düzgün bir firma ararsınız. Garantör firma olarak verilen Gayret Denizciliğin 2000 yılında 8 milyar liralık bir beyanı var; ondan sonra, hiçbir beyanı yok, zarar beyan ediyor ve siz, bunu kabul ediyorsunuz. Normalde, bir genel müdür, böyle bir şeyin altına imza atsa, hakkında soruşturma açılması lazım arkadaşlar, siz ne yapıyorsunuz yani?!

Değerli arkadaşlar, bu feribotun kiralanması olayında, Sayın Bakan "buradan ben para almadım" diyebilir; Sayın Bakan para aldı diye bir iddiamız yok. Bizim iddiamız şu: Bu iş, ahlakî değildir. İlişkileri anlattım size; ahlakî bir iş kabul ediyorsak, o zaman, bu Parlamentonun ve siyasetin saygınlığına gölge düşürmüş oluruz. Bizim görevimiz, siyasete saygınlık kazandırmak, Parlamentoya saygınlık kazandırmaktır. Sayın Bakandan istirham ediyorum; Japonya'da, iki saat sular akmadı diye, Japonya'daki bir belediye başkanı istifa etti; adamın belki hiç sorumluluğu yoktu. Oğlu ve çevresiyle bu kadar karmaşık ve derin ilişkileri olan bir Sayın Bakan, bu işler dururken, nasıl oluyor da, hâlâ, koltuğunda oturmayı içerisine sindirebiliyor; biz, bunu anlayamıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, başka bir şey daha var. Sayın Bakanın vukuatları bunlarla sınırlı değil.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Nurettin Sözen istifa etmiş miydi; beş sene İstanbul susuz kaldı?!

HALUK KOÇ (Samsun) - Ne alakası var?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ona gelince, Sayın Nurettin Sözen... Bakın, kötü emsal, emsal olmaz arkadaşlar.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Acaba, Nurettin Sözen, etik olarak düşünmüş müydü?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Eğer, Nurettin Sözen... Hayır efendim... Nurettin Sözen...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Etik olarak düşünmüş müydü yani?!

HALUK KOÇ (Samsun) - Dinle hocam, dinle!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ben, Parlamentoda değildim beyefendi, siz Parlamentoda mıydınız bilmiyorum; ama, ben, şimdi Parlamentodayım, parlamenterim; dürüst, namuslu bir adam olarak çıkıyorum, kendi düşüncemi söylüyorum. Siz de eğer gerçekten buna inanıyorsanız, siz de bunu kabul edin; yani, Sayın Binali Yıldırım, sizin partiden oldu diye, sizin partide Ulaştırma Bakanlığı yapacak başka adam yok mu?! (CHP sıralarından alkışlar) Birçok değerli milletvekili var; eski, saygın bürokratlar var; bunlardan birisi gelir, belki, çok daha güzel hizmet sunar. Biz de, hepimiz, göğsümüz kabararak "evet, Sayın Bakan geldi, gayet güzel hizmet sundu" deriz.

Bakın, Sayın Bakanın vukuatı bununla da sınırlı değil. Kıbrıs Türk Hava Yollarına Genel Müdür, Yönetim Kurulu Başkanı tayin edildi. Bakın, tecavüz, hırsızlık, haneye tecavüz dahil, 65 ayrı suçtan... Yani, siz, bu adamı Genel Müdür tayin ediyorsunuz ve bu kim, biliyor musunuz; Sayın Bakanın danışmanı! İnsaf denilen bir şey var, siyasî ahlak denilen bir şey var. Biz, burada, altmışbeş milyon insana sesleniyoruz ve "arkadaşlar, biz, bu Parlamentoda dürüstlüğü egemen kılacağız" diyoruz. Yolsuzluk komisyonları kurduk; üç gün yazıyı geciktirdi diye, adam hakkında soruşturma istedik. Biz, bunu ne yapacağız?! Sayın Binali Yıldırım çıkıp konuşacak. Ben olsam, çıkar konuşurum, kendimi savunurum, doğrudur; ama, şerefimle de görevimden ayrılırım. Bırakın arkadaşlar!.. Yani, biz, eğer, bir şey yapacaksak, dürüst, namuslu yapalım ve bitirelim, noktalayalım.

Hepinize teşekkür ediyorum arkadaşlar, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.

Şahsı adına söz isteyen, Tokat Milletvekili Sayın Zeyid Aslan; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76 milletvekilinin, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi üzerinde görüşlerimi belirtmek üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Meclisimizin yasama görevinin yanında denetim görevi de bulunmaktadır; yürütme görevini ifa eden kişilerin icra ettiği çalışmaların da denetimini yapmaktadır. Denetim görevinin soruşturma önergesi olarak yerine getirilmesinde, soruşturması talep edilen kişiyle ilgili delil ve belgelerin gerçekliği iyice araştırılmalı ve bunların kişilerle ilişkilendirilmesinde hukuk ve insaf ölçüleri içinde hareket edilmelidir. Gerçekliği iyice araştırılmadan, bir kişiyi ve bakanı şu veya bu şekilde yargılamak demokratlıkla, dürüstlükle, hatta ve hatta insafla bağdaşmaz. Ülkesine ve milletine hizmet etmekten başka hiçbir gayesi olmayan, gece gündüz yoğun bir şekilde bu ülke insanına hizmeti gaye edinmiş hükümetin başarılı bir üyesini belgesiz, delilsiz, dedikoduya dayanan ve siyasî amaçlı bu tür Meclis soruşturmalarıyla kimsenin yıpratmaya hakkı yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Biraz önce burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü, internet sitesinden aldığı bir belgeyle, Sayın Bakanın oğlu hakkında, 5-6 tane şirket saydı. Biraz insaflı olmak lazım. Zaten, gazete haberlerine dayanılarak getirilen bir önergeye ancak internet sitesinden bir delil getirebilirsiniz, başka bir delil getiremediniz, getiremezsiniz de zaten. (CHP sıralarından alkışlar [!]) Şunu burada belirtmek istiyorum: Biz, AK Parti olarak hesap sormaya söz verdik; ama, aynı zamanda hesap vermeye de söz verdik. Biz hesap vermeye söz vermiş bir siyasî düşüncenin sahipleriyiz.

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - Verin o zaman...

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Nitekim, gerek Acil Eylem Planımızda gerekse hükümet programımızda, kendimizi sürelerle sınırlamak suretiyle, her zaman halkımızın ayağına gitmek suretiyle bu hesabı veriyoruz, sonuna kadar da vermeye hazırız. Bizim kaçacak hiçbir şeyimiz yok, bizim saklayacak hiçbir şeyimiz yok.

Bugün, burada, Sayın Ulaştırma Bakanının sorumlu olmadığı bir kuruluştan gemi kiralanması hususunda kamu yararının gözetilip gözetilmediği hususu görüşülmekte. Gemiyi kiralayan, Sayın Bakanın oğlunun sahip olduğu şirket değildir, bunun altını özellikte çiziyorum. Bu önergenin siyasî olduğunu, Sayın Bakanı yıpratmaya yönelik olduğunu şuradan görmekteyiz: Gemi kiraya veren şirketin yönetim kurulunu sorumlu tutmayacaksın, bağlı olduğu kuruluşu sorumlu tutmayacaksın, bu şirketin bağlı olduğu bakanı sorumlu tutmayacaksın, bu ilişkinin dışında olan bir bakanı sorumlu tutacaksın; bunun, hukukla hiçbir alakası yoktur, bu önerge tamamen siyasîdir.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Oğlu...Oğlu...

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Lütfen, dinler misin arkadaşım.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Oğlu kardeşim, oğlu...

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - Oğlu, yahu, oğlu...

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Burada amaç, ulaştırma sektöründe, özellikle denizcilikte ve iletişimde yapmış olduğu devrim niteliğindeki hizmetlerinden rahatsız olan kimselerin Bakanı etkisiz kılma çabalarıdır.

Biz, Sayın Bakanımızı, İstanbul'daki hizmetlerinden tanıyoruz. Kadirşinas milletimiz de bu ekibi çok iyi tanıyor ve onun içindir ki, Sayın Başbakanımızı ve onun ekibini, bugün, yüzde 66 temsil çoğunluğuyla bu Meclise göndermiştir.

Eskiden olduğu gibi, babalarının gücünün arkasına sığınıp da, iş takipçiliği yaparak havadan para kazanıp keyif sürmediler diye mi bu önerge verildi?! Eğer böyle olsaydı, bu alışkanlıklar devam etseydi; bu ülkede, milletin sırtına binip de, emeksiz para kazananların bu kazançları devam etseydi, bu soruşturma önergesi bugün buraya getirilmezdi.

Bir gazetede, gerçekdışı, araştırılmadan yayımlanan bir haberin alınıp buraya soruşturma önergesi olarak getirilmesini siyasî ahlakla, kişisel olarak, bağdaştıramıyorum...

HASAN AYDIN (İstanbul) - Ahlaksız sensin!.. Ne biçim konuşuyorsun!..

ZEYİD ASLAN (Devamla) - ... ve buradan Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna sesleniyorum: Gündemi belirlemeyi kendilerine âdet edinmiş birkaç yayın organının belirlediği gündemin peşine takılmayın, millete hizmeti şiar edinenlerin şevkini kırmayın.

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - Devletin belgeleri söylüyor kardeşim, ne diyorsun sen! Devletin belgelerine bak!..

YAHYA BAŞ (İstanbul) - Dinleyin!.. İşin cılkını çıkardınız, bir susun yahu!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Artık, herkes bilmeli ve kabul etmeli ki, 3 Kasımla birlikte Türkiye'de her şey değişti. Artık, bu ülkede ayrıcalıklı sınıflar olmayacak.

Bugün, burada söz almış olduğum ve üzerinde durmak istediğim konu, iktidara geldiğimiz günden bugüne önemli mesafeler aldığımız yolsuzluk ve kirlilikle mücadeledir. Geçmişteki yolsuzlukların devam ediyormuş gibi gösterilmesine izin vermeyeceğiz. Hiç kimse, hükümetimizi bu kulvara çekemeyecek.

Hepimiz biliyoruz ki, yoksullukla mücadelenin en önemli şartı yolsuzlukla mücadeledir. Bu kirlilikten Türkiye'yi arındırmak, bizim için kaçınılmaz bir görevdir. Yolsuzluğu yapan kim olursa olsun, sonuna kadar takipçisi olacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, devleti, milletine hizmet eder hale getirmek için buradayız. Bizim olduğumuz yerde yolsuzluk olmaz; bunu başka yerde arayın. Milletimiz, bankaların kimin döneminde hortumlandığını gayet iyi biliyor. Banka hortumcularının kimin zamanında kaçacak yer aradığını da gayet iyi biliyoruz; bunu milletimiz de çok iyi biliyor.

RASİM ÇAKIR (Edirne) - O zaman milletvekili dokunulmazlığını kaldırın da görelim!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - O da olacak, sabrederseniz, o da kalkacak.

"Gemi kiralaması ihalesiz yapıldı" deniliyor. Geminin ihale yapılmadan verilmesi, hem işin tabiatı gereği hem de yasa gereğidir. Dolayısıyla, burada hukuka aykırılık söz konusu değildir. Gemi kiralanmasında usul budur, yasa budur; lütfen açın, okuyun.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Tabiî kardeşim, tabiî!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Geçmişte ihaleyle bankalar verildi. Verildi de ne oldu?! Bugün, bunların sıkıntılarını hep birlikte yaşıyoruz.

İhaleyle vermek, yolsuzluğa çözüm değildir. Milletimizin kafasını boş yere karıştırmaya kalkmayın; buna gücünüz de yetmez.

Burada şunu söylemek istiyorum: Biz, bu anlayışımızla sonuna kadar gideceğiz. Hiçbir istisna tanımaksızın, ülkemizin ve insanlarımızın kaynaklarını tüketip yarınlarına ipotek koyduranların kirliliklerini mutlaka ortadan kaldıracağız.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Siz mi?!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Biz!

HASAN AYDIN (İstanbul) - Bravo!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Göreceksiniz, beyefendi.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Hadi hadi; göreceğiz!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Elbette ki, böylesi kararlı adımlar atan bir hükümetin ve siyasî iktidarın karşısında, sistemin zaaflarından bugüne kadar nemalanan, kişisel ve kurumsal çıkar elde edenler, bu adımlarımızdan rahatsızlık duyup, ahlakî ve meşru olmayan yöntemlerle hükümetimizi ve partimizi yıpratma politikasına teşebbüs edeceklerdir. Gerçekdışı -yalan- haberlerle bu azim ve kararlılığı yok etmek isteyeceklerdir.

Bu vesileyle, burada bir hususa daha değinmek istiyorum. Geçen hafta perşembe günü, burada, yıllarını emekçilere ve işçilere adamış Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sayın Bayram Meral'in çocuklarıyla ilgili bazı gazetelerde çıkan haberler karşısındaki konuşmasını, hep birlikte, ibretle izledik.

HASAN ÖREN (Manisa) - O, belge sundu, sen de belge sun; o, belgesini sundu.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Yalan haberlerle bir ailenin nasıl yıpratıldığını, onun da ötesinde, bir babanın yüreğindeki acısını, yüreğindeki sızısını sözlerine nasıl yansıttığını burada ibretle izledik.

Değerli milletvekilleri, bu Meclisin itibarını yok etmeye hiç kimsenin hakkı yok. Bunun hangi partiden olduğunun hiç önemi yok.

Dün Bayram Meral, bugün Binali Yıldırım, yarın siz, biz, bir başka arkadaşımız, bu tür haksız mesnetlerle, haksız ithamlarla karşı karşıya kalabiliriz.

MEHMET SEMERCİ (Aydın) - Yapıyorsak gelsin... Sırtımızda kamburumuz yok.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Bu Meclisin itibarı 3 Kasımla birlikte tazelendi. Bu Meclis, bir yıllık bir süreç içerisinde, yoğun bir çalışmayla, bu milletin sıkıntılarına ve dertlerine çözüm aradı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aslan, konuşmanızı toparlar mısınız.

Buyurun.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Son söz olarak şunu söylüyorum: Bu Meclis, milletin Meclisi. Bu Meclisi yıpratmaya, bu Meclisin itibarını düşürmeye hiçbirimizin hakkı yok. Belgeye, delile dayanmayan ithamlarla, bu Mecliste millete hizmet etme çabası içerisinde olan insanları karalamaya da, hiçbirimizin, hiç kimsenin hakkı yok. Gelin, buna, topyekûn karşı duralım. Biraz önce söylediğim gibi, dün Bayram Meral'e ise, bugün Binali Yıldıram'a ise, yarın, bu belgesiz, mesnetsiz ithamlar karşısında sizler de kalabilirsiniz, o gün Bayram Meral'in yüreğinde hissettiği acıyı sizler de hissedebilirsiniz.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Ne alakası var?!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Gelin, bu acıyı, bu Meclisin çatısı altında bulunan hiç kimseye yaşatmayalım diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslan.

Şahsı adına söz isteyen, Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; az önceki değerli konuşmacı Sayın Zeyid Aslan'a diyorum ki: Sayın Zeyid, yaptığın konuşma zait. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bugün burada yapacağım konuşmanın hiçbir ideolojik boyutu yoktur. Sizinle dünya görüşlerimiz farklı olabilir, laikliğe bakış açımız farklı olabilir, dünya görüşüne, temel meselelere bakışlarımız farklı olabilir; ama, burada bunları konuşmayacağım.

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Şecaat arz etmeyi bırak da esasa gel!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Hepimizin aynı tarafta olması gerekir. Hangi konularda aynı tarafta olmamız gerekir; bu ülkenin yirmi yıldır üç temel problemi var; yoksulluk, yolsuzluk, yandaşlık. İşte, burada bir bütün olmalıyız, aynı düşünmeliyiz; çünkü, bundan önceki iktidarlar da böyle düşünmedikleri için, halk, onları sandığa gömdü, bugün iki partiyi Parlamentoya taşıdı. Size daha fazla güvenmiş olmalı ki -halk ne yaparsa doğru yapar çünkü- sizi iktidar bizi de muhalefet yaptı. Şimdi, eğer geçmişe benzersek, bu halk, bu sefer de sizi sandığa gömer.

Bakın, geçmişte ne vardı; geçmişte prensler vardı, prensler! Bu prensler takım tutkularıyla, köpek sevgileriyle, barlarda kavgalarıyla anılıyordu. Şimdi de şehzadeler var. Bunlar, barlara gitmiyor, barlarda kavga etmiyorlar, takım tutkuları da yok; biraz, parayı çok seviyorlar!.. 24 yaşında insanlar sandal alamazken, 24 yaşında gemi alıyorlar.

Bir başkasına soruyoruz -400 000 ton mısır ithal ediyor- "ne yapacaksın Sayın Bakanım, senin oğlan 400 000 ton mısır getirmiş" "tavuklara yedireceğim" diyor.

Hesapladım, inanın hesapladım, sordum; 1 tavuk günde 70 gram mısır yiyor, toplam 140 gram karma yem yiyor, yılda 25 kilogram yiyor. İki ay boyunca bir tavuğu beslediğimizde, 400 000 ton mısırla 96 000 000 tavuk besleniyor.

AHMET YENİ (Samsun)- Yok öyle bir şey!..

MUHARREM İNCE (Devamla)- Türkiye'deki tavuk sayısı 258 000 000 (CHP sıralarından gülüşmeler ve alkışlar) Demek ki, 258 000 000 tavuktan 98 000 000'u AB Gıdaya ait.

AHMET YENİ (Samsun)- Yok öyle bir şey!

MUHARREM İNCE (Devamla)- Soru önergesi verdim, soru önergesi verdim;  gazetelerde açıklamaları var.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)- Tavuğu bırak horoza gel!..

MUHARREM İNCE (Devamla)- Şimdi, bakınız, bunlar öyle yetenekli çocuklar ki, öyle yetenekli çocuklar ki, bu ülkede 1 500 000 genç, üniversite kapılarında inim inim inlerken, bu ülkenin gençleri vize kuyruklarında, pasaportları ellerinde buram buram ter dökerken; ama, bu ülkede, bazı yetenekli gençler de bu işi yapıyor.

Şimdi, aklıma bir fıkra geldi. Adamın biri gümrüğe geliyor, kocaman bir bavul. Görevli soruyor, diyor ki "içinde ne var, gümrüğe tabi bir eşya var mı?" "Hayır, yok; içinde tavuk yemi var" diyor. "Peki" diyor memur; ama, bundan şüpheleniyor, açtırıyor...

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)- Kol saati!..

MUHARREM İNCE (Devamla) - İçinden, evet, kol saati çıkıyor. "Hani, tavuk yemiydi" diyor. Adam gayet pişkin "vallahi, ben tavuklara vereceğim bunu, yerse" diyor. Şimdi, siz de öyle anlatıyorsunuz ki, yerse!.. Yani, bunu yemek için biraz saf olmak lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, sizlere, yine, bir şehzadeden örnek vermek istiyorum. Millî Eğitim Bakanı, Başbakanın oğluna, Sayın Başbakanımızın oğluna oda tahsis ediyor, araba tahsis ediyor.

Değerli arkadaşlarım, inanın, dostça uyarıyorum. İnanın, sizi düşündüğüm için değil, siyaset kurumunu düşündüğüm için söylüyorum bunları.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Merak etme sen!..

MUHARREM İNCE (Devamla) - Yıpranmasın siyaset kurumu.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Dert etme!..

MUHARREM İNCE (Devamla) - Siyaset kurumunu düşündüğüm için söylüyorum.

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Boşuna söylüyorsun.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Halk şuna inanacak artık: Yahu, fark etmiyor, 57 nci hükümeti sandığa gömdük, yepyeni iki partiyi getirdik...

MEHMET SOYDAN (Hatay) - Evet, biz, halkın içinden yeni geldik...

MUHARREM İNCE (Devamla) - ...bunlar da aynıymış diyecekler. Bunu demesinler diye sizi dostça uyarıyorum. Sizin içinizde benim çok değerli arkadaşlarım var, dostlarım var. Şükrü Ağabey, seni de uyarıyorum.

ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) - Tavukçuluğu bırak da gemiye gel.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Gemiye gel.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Gemiye geleceğim.

Ben de diyorum ki... Gemiyi şöyle bağlayayım isterseniz: Geminin içine tavuk yemlerini yükleyip ampulle de o gemiyi aydınlatırsınız.

Bakınız, Sayın Kılıçdaroğlu buradaki bazı ilişkileri anlattı. Ben de, size, bir başka örneği anlatmak istiyorum. Sözü edilen gemi nerede çalışacak; Çeşme-İtalya arasında.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'dan Anadolu Dergisine özel demeç: "Yugoslavya-Bulgaristan güzergâhında güvenli yolculuk koşulları tam olarak sağlanamadı. Yugoslavya'da karşımıza çıkacak muhatap bulamadığımız için çok ciddî bir temas sağlayamadık, girişimlerimiz devam ediyor" diyen Yıldırım "sizin tavsiyeniz ne" sorusuna "daha uzun ve pahalı da olsa, yolculara İtalya üzerinden kara ve denizyolları kombinasyonunu tercih etmelerini öneriyorum, çünkü daha güvenli" yanıtını veriyor.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Hangi gemiyi öneriyormuş?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Geminin adını vermemiş, güzergâhını vermiş.

Bu, şu: Yalova'ya gidişte iki tane yol var; bir, Bolu üzerinden gidiyorsunuz; bir, Eskişehir üzerinden. Benim de oğlumun bir otobüs firması var; ama, Bolu üzerinden çalışıyor. Diyelim ki, ben de bakanım. Yalovalılara diyorum ki, efendim, bakın Eskişehir yolu tehlikelidir, siz Bolu'yu kullanın. Bu, doğru bile olsa, etik değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yanlış bilgiler!..

MUHARREM İNCE (Devamla) - Efendim, dergiden okuyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin Sayın Başbakanı, geçmişte bir şiir okuduğu için hapse girmişti. Onun için, siz, şiire kızmazsınız, hoşgörüyle yaklaşırsınız diye, izninizle, ünlü bir şairimizden size bir dörtlük okumak istiyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Becerebilirsen oku!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Vallahi, ben, Türkçe konuşmasını iyi beceriyorum, sen de çıkarsın burada konuşursun! (CHP sıralarından alkışlar) Ben, şiiri, hiç merak etme, senden daha iyi konuşurum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Şiir konuşulmaz, okunur!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Verir bu fukara memleket, nesi var, nesi yok, hepsini,

Verir malını, canını, umudunu, düşünü,

Rahatını, sağlığını, içirtir bütün ateşini,

Hadi yuvarlayın, düşünmeyin, haram mıdır, helal mi?

Yiyin efendiler yiyin, bu iştah veren sofra sizin,

Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin!

 

Bu haramın gelir sonu, kapıştırın giderayak,

Yarın sönmüş bakarsınız, bugün çatırdayan ocak,

Hazır mideler sağlam, hazır mideler sıcak, atıştırın, tıkıştırın,

Yiyin efendiler yiyin, bu devlet sofrası sizin,

Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret'in bu şiiriyle, hepinize çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Sayın milletvekilleri, son söz, hakkında soruşturma istenen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 76 arkadaşının, Anayasamızın 100, İçtüzüğün 107 nci maddeleri gereğince hakkımda vermiş olduğu soruşturma önergesindeki iddialarla ilgili sizleri bilgilendirmek üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Meclisimizin gündeminde bulunan şahsımla ilgili verilmiş olan soruşturma önergesi, tamamıyla dayanaksız, hukukî gerekçeden yoksun, gerçekdışı iddialar esas alınarak hazırlanmıştır. Böyle bir konuda Meclisin zamanının harcanmasını bir kayıp olarak görüyor ve Anamuhalefet partisinin, böyle, asılsız bir olayı, soruşturma önergesi olarak Yüce Meclise taşımasını üzüntüyle karşılıyorum.

Anayasal denetim yollarının, daha ciddî, daha tutarlı, tekzip edilen gazete kupürleri dışında, somut delillere dayalı konularda kullanılması gerektiğinin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Gemi yok mu, gemi?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Ancak, bu önerge dolayısıyla, gerçekleri, bir kez daha, Yüce Meclisin ve milletimizin önünde açıklama imkânını bulduğum için mutluyum.

Bilindiği gibi, bir yayın organı tarafından, şahsım ve çocuklarım hakkında, günlerce, gerçekle ilişkisi olmayan yayınlar yapıldı. Anamuhalefet partimiz de, bu soyut, hilafı hakikat yayınları soruşturma önergesi olarak Meclis gündemine getirmiştir.

Daha önce, 22 Temmuzda bu kürsüde cevap verdiğim iddialarla ilgili olarak, bir kez daha, sizleri, Yüce Meclisi ve kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum; ancak, iddialara cevap vermeden önce bir konuyu bilgilerinize arz etmek isterim: Binali Yıldırım kimdir; İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşa ve Deniz Bilimleri Fakültesinden yüksek gemi inşa mühendisi olarak mezun olmuş, İsveç'teki Dünya Denizcilik Üniversitesinde iki yıl denizde can ve mal emniyeti eğitimi almış, geldikten sonra gemi sanayiinin çeşitli kademelerinde çalışmış, bilahara, Sayın Başbakanımızın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde de İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesi Genel Müdürü olarak beş yıl süreyle görev yapmıştır.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Sayın Bakan, sonrasını anlatır mısın, sonrasını! (AK Parti sıralarından gürültüler)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Görev yaptığım her işte, önce millet menfaatının savunucusu oldum. Hizmetlerimiz, Türk denizcilik camiası ve halkımız tarafından iyi bilinmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse, başta İstanbul-Yalova ve Bandırma hatlarını hızlı deniz ulaşımına açarak, Adnan Menderes, Turgut Özal hızlı feribotlarının sefere konulması, bunun dışında, görev süremizde İstanbul'a 29 iskele ve terminal, 22 deniz otobüsü ve 4 feribotun kazandırılması ve İDO'nun o dönemde kendi sınıfında dünyanın en büyük şirketi yapılması. Ancak devlet imkânlarıyla yapılabilecek hizmetler, o zamanki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı, şimdiki Sayın Başbakanımızın büyük desteğiyle bir belediye şirketi tarafından gerçekleştirilmiş ve İDO, 1999 yılında, yaptığı bu başarılı hizmetlerden dolayı uluslararası Skall kuruluşu tarafından kalite ödülüne layık görülmüştür. Samimî, özverili ve iyi ekip çalışmasıyla ulaşılan bu başarılar Yüce Milletimiz tarafından iyi takip edilip, takdir edildiği için, Başbakanımız ve biz, bugün buradayız.

AHMET ERSİN (İzmir) - Mahkemeler ne oldu mahkemeler?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Soruşturma önergesinde, gemi kiralama işine kolaylık ve avantaj sağlayarak görevi kötüye kullandığım iddia edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, hukukun temel prensibi gereği, görevi kötüye kullanmak için, bu konuyla ilgili, uhdeme verilmiş bir kamu görevinin bulunması gerekmektedir. Oysa, böyle bir şey söz konusu değildir. Türkiye Denizcilik İşletmeleri özelleştirme kapsamında olup, Özelleştirme İdaresine bağlıdır. Bilindiği üzere, Özelleştirme İdaresi de Ulaştırma Bakanlığına bağlı bir kuruluş değildir. Bu kuruluşun, Bakanlığımla, görevimle hiçbir alakası yoktur. Bu nedenle, görevi kötüye kullanma diye bir şey de yoktur. Bu hususu, izninizle, altını bir kez daha çizerek tekrar edersem, idarî bakımdan Bakanlığıma bağlı olmayan bir kuruluşun yaptığı iş ve işlemler dolayısıyla görevi kötüye kullandığım gerekçesi öne sürülerek, hakkımda, Yüce Meclise soruşturma önergesi verilmesi hukuken zaittir, ancak, siyaseten verilebilir; bu da verenleri yıpratır. Bu gerçeği, sizlerin ve kamuoyunun takdirine sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; soruşturma konusuyla ilgili iddialar üç ana grupta toplanılabilir. Bunlardan bir tanesi, Derin Denizcilik Şirketinin, İtalya'dan, mahkeme marifetiyle yapılan bir açık artırmada bir gemi satın alması. İkincisi, Almanya'da kurulmuş ve Almanya'da faaliyet gösteren "Santour" isimli firmanın Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Ankara Feribotunu kiralaması. Üçüncü iddia, Ankara Feribotunun İtalya'nın Brindizi Limanında İtalyan makamlarınca alıkonulması üzerine, Ulaştırma Bakanı olarak benim müdahalem sonucu serbest bırakılmasının sağlanması.

Şimdi, bu iddialarla ilgili, kısaca, sizleri aydınlatmak istiyorum.

Birinci iddia: Burada, bir yayın organında bahsedildiği ve soruşturma önergesine yansıyan bir yanlışlığı vurgulamakta yarar görüyorum. Derin Denizcilik tarafından yurt dışından ihaleyle alınan gemi için, devletten, devletin herhangi bir bankasından -Halk Bankası, Ziraat Bankası veya özel bir banka- hiçbir kredi ve hiçbir borç alınmamıştır. Bu gemiyle bir devlet işi de yapılmamıştır. Yapılan yegâne iş, İtalya-Türkiye arasında yolcu taşımacılığı işidir. Bu hattaki yolcular, genellikle, yaz tatilinde Türkiye'ye gelen gurbetçi vatandaşlarımızdır. Dikkat edin, bu hatta halen 6 gemi çalışmakta olup, ezici bir rekabet yaşanmaktadır. Bunlardan 2 adedi de Yunan bandıralı gemilerdir. Bu hatta tutunmak tecrübe ister, emek ister, yoğun çalışma ister.

Oğlumun, devletten, babasından bir şey beklemeden, iş takipçiliği yapmadan kendi işini yapmasının neresi yanlış, neresi etik değerlere aykırı; bunu anlayabilmiş değilim.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Parayı nereden bulmuş?!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bu gemiyi almakla, en azından, az da olsa, istihdama katkı sağlamış ve gemisinde 80 kişi çalıştırmıştır. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!])

Teşekkür ederim.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Sayın Bakan, bu geminin parasını kimden aldı?!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Geminin bedelinin...

HASAN AYDIN (İstanbul) - Para nereden; onu söyle...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Geleceğiz yahu!.. Ne sabırsız insanlarsınız sayın milletvekilleri! Bir dakika... Geleceğiz... (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN AYDIN (İstanbul) - Parayı söylemiyorsunuz; para nereden geliyor?!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Geleceğiz... Bekleyin lütfen.... Hepsine geleceğiz... (AK Parti sıralarından alkışlar) Hiçbir soru kafanızda kalmayacak. Eğer, sözlerimi kesmezseniz, güzel güzel hepsini anlatacağım...

HASAN AYDIN (İstanbul) - Tarih anlatıyorsun, olaya gel, onu anlat.

HASAN ÖREN (Manisa) - Ne kadar basit anlattınız. (CHP sıralarından "Devam et" sesleri)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Evet, devam ediyoruz.

Geminin bedelinin 200 000 euroluk kısmının uluslararası seyahat acentelerinden yolcu biletinin peşin satılması suretiyle karşılanması. Olay budur.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Sizin bir ilişkiniz var mı?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Yolcu bileti satan birden çok firma vardır. Bunlardan birisi de Santour'dur. Yolcu biletlerinin seferlerin başlamasından önce satılması da, bu sektörde uygulanan bir yöntemdir. Böylelikle taşıyan öncelikle malî imkâna kavuşmakta, yolcu da seyahatten iki ay, üç ay öncesinden daha ucuz bilet almakta ve hem de seyahatini garanti etmektedir. Bilahara...

HASAN AYDIN (İstanbul) - Santour ile ilişkiniz nasıl?.. Santour'a gel.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Yahu, müsaade et be kardeşim, hepsini anlatacağım!.. Lütfen... (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, konuşmacıya müdahale etmeyelim.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bilahara, bu taşımacılık gerçekleştirilip, 200 000 euroluk mahsuplaşma yapılmış ve 200 000 euroluk yolcu taşıması gerçekleştirilmiştir. Bu, sıradan bir ticarî işlemdir. Bu da, bu olaylar üzerine, tarafımızdan kamuoyuna açıklanmıştır.

İkinci iddiada ise, Santour isimli firma tarafından Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Ankara Feribotunun kiralanması üzerinde durularak, şahsım bu işle ilişkilendirilmekte ve suçlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu kiralama işlemiyle iki bakımdan hiçbir alakam yoktur.

Birincisi, Santour firmasıyla ortaklık veya yöneticilik ilişkim kesinlikle yoktur, olmamıştır. İkincisi, Türkiye Denizcilik İşletmeleri özelleştirme kapsamında olup, hiçbir zaman da Bakanlığıma bağlanmamıştır. Bağlı olduğu bakanlık Maliye Bakanlığıdır. Dolayısıyla, Bakanlığıma bağlı olmayan bir kuruluşun yaptığı iş ve işlemlerden dolayı sorumlu olmam söz konusu olamaz. Kiraya veren başkası, kiralayan başkası, suçlanan ise bambaşka birisi. Bu da ayrı bir karamizah örneğidir. (CHP sıralarından gürültüler)

SEDAT KIZILCIKLI (Bursa)- Ne bağırıyorsunuz! Siz inanmıyorsunuz, ben inanıyorum. Ne olacak?! (CHP sıralarından gürültüler)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla)- Ancak, şu hususun...

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri...

SEDAT KIZILCIKLI (Bursa)- Ben inanıyorum, var mı itirazı olan?! (CHP sıralarından gürültüler)

YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli)- Artistlik yapma! (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, lütfen...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla)- Ancak...

BAŞKAN- Sayın Bakan, bir saniye...

Sayın milletvekilleri, Tüzüğün 68 inci maddesini okuyorum: "Başkan, görüşmeler sırasında gürültü veya kavga çıkar ve bu nedenle çalışma düzenini kuramazsa, kürsüde ayağa kalkarak, toplantıya ara vereceğini ihtar etmek suretiyle gerekli gayreti gösterir; buna rağmen gürültü ve kavga devam ederse oturuma en çok bir saat ara verir."

Eğer görüşmelerin tamamlanması isteniyorsa, lütfen, Sayın Bakanı dinleyelim.

Buyurun Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ancak, şu hususun da farkındayım ve açıklık getirmekte yarar var. TDİ'nin yaptığı kiralama işleminin ne kadar yasal ve ahlakî olduğu konusunda kamuoyunun vicdanının rahatlatılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanı olarak, diğer ulaştırma modları yanında denizcilikten de sorumlu sektörün içerisinden gelen bir arkadaşınız olarak, bu kiralama işini, gelin, biraz konuşalım.

Önce, "devletin gemisi ihalesiz olarak bir şirkete kiraya verildi" iddiası yapılıyor. Eğer ihaleyle verilseydi, bu sefer de "devletin gemisi peşkeş çekildi" denilecekti. Bunu öncelikle bilelim. (CHP sıralarından gürültüler)

HASAN AYDIN (İstanbul) - Yapma ya!.. Lafa bak!..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, gelin, size işin doğrusunu anlatayım. Gemi ve uçak kiralama işinin ihaleyle yapılması mümkün değildir; çünkü, İhale Yasasına göre gerekecek şartname hazırlama, ihale bedel tespiti, onay, ihale dosyası hazırlanması, ilan, ihale komisyonu kararı, 15 günlük onay süresi, kesinleşmeden itibaren 5 günlük karar tebliğ süresi, komisyon karar veremezse 15 günlük eksüre gibi zorunlu süreler dikkate alındığında bir ihale için 66 ilâ 172 güne ihtiyaç vardır.

Şimdi, bir seyahat şirketi düşünün. Yolcu rezervasyonlarını yapmış, biletlerini satmış, yolcu taşıma tarihini açıklamış; gemi arıyor. Kiralamak için de TDİ'ye müracaat ediyor. TDİ yetkilisi İhale Kanununu açıp, bu ihale için 170 günlük süreye ihtiyacım var diyor. Bu da yetmez... (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Biletler nasıl satılmış?!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Anlayamıyorum... Anlayamıyorum...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sayın Bakan, gemi alınmadan biletleri nasıl satılmış, söyler misiniz?!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

Bir saniye, Sayın Bakanım...

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakana müsaade edin de anlatsın.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bu da yetmez; size diyecekler ki, tek talipliyseniz, bu da olmaz, iki teklif daha getirin. Bu arada atı alan Üsküdar'ı geçiyor, yolcular gidiyor, TDİ'nin gemisi de açıkta kalıyor.

İşte, bunu düşünen yasama organı, kiralama işini İhale Yasası kapsamı dışında tutmuştur. Hizmetin devamlılığı ve süratli olmasını temin bakımından, kiraya verme işlemi, hem 2886 hem de 4734 sayılı Yasada kapsam dışına alınmıştır. Kısaca, gerek yasal olarak gerekse işin tabiatı gereği gemi kiralama işi ihaleyle yapılamaz. Somut olayda bu da böyle gerçekleştirilmiştir.

OSMAN KAPTAN (Antalya) - Sayın Bakanın oğluna mı?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - İhale usulüne tabi olmaması yasalardan kaynaklanmaktadır. Bunun nedeni de, kanun koyucunun bu tür işlerin niteliğini dikkate almasıdır. Bu, yıllardır böyledir. Elimde bir dosya var değerli milletvekilleri, bakınız, Denizcilik İşletmeleri, 2000 ile 2003 yılları arasında 18 kiralama gerçekleştirmiş ve hepsini de doğrudan anlaşmayla yapmıştır ve bu yapılan kiralama da bu anlaşmalar içerisinde kurum açısından en kârlı kiralamadır. (CHP sıralarından gürültüler)

NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Kaç tanesini?..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, ona da geleceğim.

İhale süreci için gerekli süre, bu tür kiralamaların ruhuna aykırıdır. Meclis KİT Komisyonunda TDİ'nin hesapları görüşülürken, TDİ'nin eski ve yeni genel müdürleri, her devirde kiralama işinin ihalesiz yapıldığını, gemiyi en iyi teklif verene kiraladıklarını ifade etmişlerdir. Bu bir istisna değil, denizcilikte bir genel kuraldır. Sizlere az önce gösterdim; 2000 ilâ 2003 yıllarında 18 kiralama yapılmış, buna göre, Ankara Gemisi 4, Samsun, Mavi Marmara ve Karadeniz Gemileri de diğer kiralamalardır. Ankara Feribotu da "time charter" olarak -denizcilikte "time charter" diye bir uygulama vardır- 78 günlüğüne kiraya verilmiştir. Feribot kiraya verilmese, limanda personeliyle bekleyecek ve diğer bakım giderleriyle birlikte 2003 yılı operasyonlarının  toplam zararı 3 trilyon lira olacaktı.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Oğlun iyi kazanıyor mu?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - TDİ ile ilgili Meclis KİT Komisyonu raporunda ve toplantı tutanaklarında bu hususlara yer verilmiştir. Gemi, günlüğü 9 000 dolardan kiralanmak suretiyle 78 günde 700 000 dolar ve 200 000 dolar tutarında teçhizat ilavesiyle toplam 900 000 dolar gelir devletin kasasına girmiştir. Normal olarak time charter mukavelelerinde geminin teknik açıdan sefere hazır hale getirilmesi donatanın sorumluğunda olmasına rağmen, bu sözleşmede bu yükümlülük de kiracıya yüklenmiştir. Kamu şirketi olan donatana böylelikle artı bir avantaj da sağlanmıştır.

Şimdi, bu gemilerin özelleştirilmesi amacıyla dört sefer ihaleye çıkıldı ve hiçbirinde bir alıcı çıkmadı. Son ihalede bu gemi için teklif edilen bedel 1 700 000 dolardır. İşte gördüğünüz gibi, 78 günlük bir kiralamayla geminin toplam bedelinin yarısından fazlası kuruma bir para olarak gelmiştir, bir avantaj sağlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, burada kafaları birkaç noktada daha karıştırmak istenen hususlar var: Birincisi, gemiye daha fazla fiyat veren birisine geminin kiralanmadığı iddiası.

ZEYNEP DAMLA GÜREL (İstanbul) - Sayın Bakan, oğlunuz, neden siz bakan olmadan önce kiralayamadı gemiyi acaba?! (CHP sıralarından alkışlar)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Benim oğlumun, ne geçmişte ne şimdi devletten hiçbir kiralama talebi olmamıştır, olamaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Babası bakan değil...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bu konuya da bir açıklık getirelim.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kiralamayı uzaydan mı yaptı?!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Diğer bir çelişki, gemiye daha fazla fiyat veren birisine geminin kiralanmadığı iddiasıdır. Bu konuya şöyle açıklık getirmekte yarar vardır: Bu konuda ismi gazetelere yansıyan kişi, aynı kuruluşun gemilerinin büfelerini kiralamış ve TDİ'ye 500 milyar takıp gitmiştir. Aleyhine takip yapılmış, icra takibi kesinleşmiş, hacze gidildiğinde ofis binası çilingirle açılmış, haftalar öncesi adresinden taşındığı tarafıma ifade edilerek, haciz zaptı tutulmuştur. İşte haciz zabıtları size; buyurun.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Onu kim kiralamış?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bu kişi, aynı zamanda Bakanlığıma bağlı Devlet Hava Meydanlarından 2000 yılında reklam panoları kiralamış ve 200 milyarın üzerinde borç takarak tekrar sırra kadem basmıştır. Yine, bu kişi, eski bir genel başkanın üzerine helikopterden gül döktürmeyle meşhur olmuştur.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Adını açıklayın.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - İkincisi, geminin kiralanmasında Santour firmasına avantaj sağlandığı iddiasıdır. Bunun ne olduğunu anlamak da mümkün değildir; ancak, tüm denizcilik camiasında bilinen, geminin personeliyle kiralanmasından bahsedildiğini zannediyorum. Bu uygulama makul, normal, hatta gerekli olan bir uygulamadır. Time charter kiralama, geminin personeliyle kiralanması anlamına gelir. Milyon dolarlık mal varlığına, en iyi, mal sahibinin personeli bakacağından, bu düşünceden kaynaklanarak yapılır. Daha önceki kiralamalarda da aynı yöntem uygulanmıştır. Gemi mülkiyeti TDİ'de kaldığı için gemideki TDİ personeli kendi gemisine daha iyi bakacak ve muhafaza edecektir. Bu tür kiralamaların gereği budur, kural ve uygulama da budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üçüncü iddiaya gelecek olursak; eğer, bir kasıt yoksa, tamamıyla bilgi eksikliğinden kaynaklanan, soru önergesindeki bir hususa daha değinmek istiyorum.

Önergede, Ankara Feribotunun Brindizi-Çeşme hattında çalışırken, limandan çıkışının 26 Haziran tarihinde İtalyan makamlarca engellendiği, bunun üzerine, Ulaştırma Bakanının "karakutu olmadan hareket edebilir" yazısının ulaşmasıyla izin verildiği ve bu yolla, Derin Denizcilik Şirketiyle ticarî ilişkim olan, aynı zamanda daha önce görev yaptığım bir şirketin uluslararası standartlara uymayan gemisinin, Bakanlık görevimin yetki ve nüfuzunu kullanarak, ticarî faaliyetlerini sürdürmesine olanak sağlayarak görevimi kötüye kullandığım iddiasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, biz, bu iddianın neresini düzeltelim... Ankara Feribotu Santour Şirketinin değil, TDİ'nin malıdır. TDİ de devletin bir kuruluşudur. Taşınan yolcular Türk vatandaşlarıdır. Türk Bayrağıyla faaliyet gösteren her gemi yurt dışında alıkonulduğunda, Bakanlığım, bu gemiyi serbest bıraktırmak için yasal çerçevede girişimde bulunur. Bu talep yasal ise, yabancı ülke bu talebe riayet eder; talep yasaya aykırı ise, yabancı ülke yetkilileri tarafından yerine getirilmez. Devletin görevi vatandaşın hakkını korumaktır. Türk Bayraklı geminin sahibi de doğal olarak Türk vatandaşıdır.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Türk vatandaşı kim?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Biz, burada, vazifemizi yapmış oluyoruz.

İtalyan yetkililerden talep edilen, kendilerinin taraf olduğu Paris Memorandumunun aynı haldeki gemilere tanıdığı 30 günlük eksürenin bu gemiye de tanınması talebidir. Bu, bizim, bayrak devleti olarak en doğal hakkımızdır; bu hakkımızı da kullanmışızdır. Lehe bir ayrıcalık talep edilmemiş, bizzat kurala uyulması istenmiştir. Türk Bayraklı gemi için bu talep yasal olduğundan dolayı da İtalyan yetkilileri tarafından kabul edilerek geminin sefere çıkmasına izin verilmiştir; vatandaşlarımızın ve bayrağımızı taşıyan geminin mağduriyeti önlenmiştir.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Çok doğru(!)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -Yine, temmuz ayı içerisinde Ukrayna'da tutulan iki balıkçı teknemiz ve balıkçılarımızı kurtarmak için, Ukrayna Ulaştırma Bakanıyla bizzat görüşerek, balıkçılarımızı serbest bıraktırdım; bu, benim görevimdir. Görev yaptığı için bakanların suçlandığı başka ülke var mı bilemiyorum?! Bu kadar haklı bir konuda bile, görev yaptığı için suçlanan bir bakan herhalde her konuda suçlanabilir.

ALİ RIZA BODUR  (İzmir) - Bizi ağlatacaksınız, yapmayın(!)

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bu hususun soruşturma önergesine konu teşkil etmesi dahi, bu  önergenin, ne kadar tutarsız, mesnetsiz, hukukî dayanaktan yoksun, siyasî olarak verilmiş bir önerge olduğunun apaçık delilidir.

Daha yakınlarda, Ukrayna Ulaştırma Bakanı da bizzat beni arayarak İzmit Limanında tutulan gemilerinin serbest bırakılması için tarafımdan girişimde bulunmamı talep etmiştir.

Bundan başka İspanya'da tutulan Fatih Sultan Mehmet adlı gemimiz için de aynı müdahalede bulundum, 180 000 euroluk cezayı   6 000 euroya düşürttüm.

Yani, soruşturma önergesini veren arkadaşlarım duymasın; bu anlamda, bizim daha epey suçumuz vardır.

Görevi kötüye kullanma eğer bu ise, ben, bu konuda her zaman suç işlemeye, görevi kötüye kullanmaya devam edeceğim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova)-Sayın Bakan, güzergâh tanımı yaptınız mı?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz buraya gelmişken, sizlerle bir hususu daha paylaşmak  istiyorum. Biz "böyle gelmiş böyle gitsin"deseydik, ne bir yazı yazılır ne soruşturma önergesi verilirdi; o zaman her şey daha kolay olurdu; ancak, biz, zoru seçtik, "milletimizin hakkını korumak, hakkını aramak için buradayız" dedik, böyle gelmiş, böyle gitsin diyemedik, demedik.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Doğru, doğru!..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, size, kurulu tezgâhı bozan Bakanlığımızın faaliyetlerinden birkaçı hakkında örnekler vermek istiyorum.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sen bize oğlunu anlat, son durumu nasıl, bayağı para kazanıyor mu?! Bravo, bu kadar pişkinsin Sayın Bakan!

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Nasıl, kardeşimizin işleri güzel mi?!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Peki, ona geçmeden önce bir şeyi daha söylemekte yarar görüyorum.

Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu'na teşekkür ediyorum, bizi çok zengin yaptı. İnternet sitesinden, o, Erkan Yıldırım adına bir sürü şirket adı çıkardı, kendisine teşekkür ediyorum. Bizim böyle şirketlerimiz yok; ama, ben, emin olmak için kendisini davet ediyorum, bir daha bakalım şu siteye; çünkü, bu şirketlerin birçoğu oğlumun yaşından daha önceki tarihlerde kurulmuş. Kendisini, daha dikkatli araştırma yapmaya davet ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Devralmışsınızdır...

MUHARREM İNCE (Yalova) - Kuralım bir komisyon, sizi aklayalım.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Şimdi, 16 Temmuz 2003 tarihli Resmî Gazetede, kabotaj hattında çalışan gemilerimizin yakıtlarından 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren Özel Tüketim Vergisinin alınmayacağı hakkında Bakanlar Kurulu kararı yayımlandı. Yük, yolcu gemileri, balıkçı gemileri, ticarî yatlara hizmet verecek bu yakıt uygulaması, yakıt fiyatlarını yüzde 65 ucuzlatacak.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Bakan, şu yeğenimize gel, yeğenimize!..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Buyurun...

BAŞKAN - Sayın milletvekili, lütfen...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Ben sabaha kadar konuşurum Başkan izin verirse, hiç endişe etmeyin.

BAŞKAN - Sayın Bakanım buyurun siz.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bende söyleyecek çok şey var.

Evet, Başbakanımızın büyük desteğiyle aldığımız transit yakıt kararı, hiç şüpheniz olmasın, denizcilik sektöründe devrim niteliğinde bir karardır. Bu uygulamayla, deniz ulaşımı önemli bir cazibe kazanacak, sektör büyük ölçüde kayıt altına alınacaktır. Bunun sonucunda, milyar dolarlarla ifade edilen denizdeki akaryakıt kaçakçılığının da beli kırılmış olacaktır.

İlk defa ödeneği, kredisi hazır olan ve Ankara-İstanbul arasını üç saate indirecek hızlı tren projesinin inşaatına başladık. Yılların rüyasını gerçekleştirip, 2005 yılının sonunda İstanbul-Ankara ulaşımının kaderini değiştiriyoruz. Yüzyılın hayali olan...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Hızlı trenin raylarını bir görsek...

BAŞKAN - Bir saniye, Sayın Bakanım...

Sayın Bodur, lütfen, oturduğunuz yerden laf atmayın; sözünüz varsa kürsüye gelirsiniz.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Yüzyılın hayali olan, tasarımı, projesi Sultan Abdülmecit tarafından yapılmış tüpgeçit için ihaleyi yaptık...

HASAN AYDIN (İstanbul) - Konuya gel Sayın Bakan, konuya!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - ...2004 yılında temelini atıyoruz. Dünyanın ve Türkiye'nin en büyük prestij projesi, sadece İstanbul topluulaşımının çözümü olmayacak, aynı zamanda tarihî İpek Yolunun Avrupa'dan Uzakdoğu'ya tekrar ihyasını temin edecektir. (CHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Bakan, bize oğlunu anlat oğlunu! Yetmiş milyonun hakkını yiyen oğlunu anlat!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ayrıca, çok önemli bir konu da telekomünikasyon alanında yaptığımızdır. Bakın, ben, size bir çarpıcı olay söyleyeceğim. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Bakan, faaliyet raporu dinlemeye gelmedik buraya!.. İddiaları anlatın!

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Bize oğlunu anlat! Başka bir şey istemiyoruz. Yazıklar olsun!..

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Değerli milletvekilleri, liman tarifelerini indirdik; limanlar arasındaki yük ve yolcu taşımacılığını artırmak için, denizci ülke, denizci millet söylemiyle liman tarifelerimizi dış hatlarda yüzde 50, iç hatlarda yüzde 75 oranında düşürdük; çünkü...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Ne alakası var?!

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, ne alakası var?!

BAŞKAN - Sayın Bakan, konuşmanızı toparlar mısınız.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Toparlıyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Yahu, ne alakası var Sayın Başkan; neyi toparlıyor?!

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Toparlıyorum Sayın Başkan.

Sonuna kadar, yolsuzlukla mücadeleye ve hukukun üstünlüğünün tesisine çalışacağız. Bu ülke için ödenecek bir bedel varsa, bu bedeli ödemeye hazırız.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan, güzergâh tarifi yaptınız mı? Lütfen, açıklar mısınız.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Soruşturma önergesine konu olan yayımlarla ilgili...

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kabul ediyorsunuz...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Değerli milletvekilleri, soruşturma önergesine konu olan yayımlarla ilgili bir dosya tekzip elimdedir. İşte, bakın, hepsi mahkeme tekzibi, yayımlanmayı bekliyor.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Onlar boş şeyler...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Hepsi yayımlanmayı bekliyor.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Boş şeyler...

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Eğer, bunlara "boş" derseniz, mahkemelerin verdiği kararlara "boş" derseniz, herhalde adalet duygusu ciddî yara alır ve bu ülkede hiç kimsenin adalet duygusuna güveni kalmaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Uygulamıyorsunuz!.. Mahkeme kararlarını siz uygulamıyorsunuz!..

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Hakkımda Meclis soruşturması açılması için talepte bulunan değerli milletvekillerinin gerekçede yer alan iddialarının tümü karalama amaçlı ve gerçekdışıdır.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan, güzergâh tarifi yaptınız mı?

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Tamamen, hiçbir idarecilik, ortaklık ilişkisi içinde olmadığım bir firmayla, Bakanlığımla ilgisi olmayan, TDİ'nin yaptığı kiralama işlemi ile İtalya'dan bir gemi satın alınması arasında bir bağlantı kurma gayretkeşliğinden öteye bir şey değildir.

Sayın milletvekilleri, maalesef, Anamuhalefet Partisine ait bir grup milletvekilinin, kuru muhalefet uğruna, yeterince incelenmeden -açık söylüyorum- Anamuhalefet Partisine yakışmayan bir önergesiyle karşı karşıyayız. Biz, devleti, milletin hizmetine koymak, milletin hakkını aramak için buradayız. Bizim olduğumuz yerde yolsuzluk olmaz. Bunu başka yerde arasınlar. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar [!]) Bankaların kimlerin döneminde hortumlandığını, kimlerin zamanında hortumlarının kesildiğini milletimiz çok iyi bilmektedir. (CHP sıralarından gürültüler)

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyon) - Maliye Bakanına bak, Maliye Bakanına bak.

ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Sonuç olarak, yukarıda arz ve izah ettiğim şekilde, hukukî dayanaktan yoksun, tamamen mahkeme kararıyla tekzip edilmiş kupürlere dayanarak verilmiş bulunan bu önergeyi takdirlerinize sunuyor, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önerge üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 108 inci maddeleri gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız.

Oylamaya başlamadan önce, gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve hükümet sıralarında yer alan Kâtip Üyelerden, komisyon sırasındaki Kâtip Üye, Adana'dan başlayarak İzmir'e kadar; hükümet sırasındaki Kâtip Üye ise, İzmir ilâ Zonguldak dahil, adı okunan milletvekillerine, biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere, üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekillerini ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri, belirlenmiş bulunan bu yerlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, Kâtip Üyeden, üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettirdikten sonra, oy hücresine girecek, oy olarak kullanacağı pulu hücrede zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise hücrenin içerisinde bulunan ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahara hücreden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı, Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Şimdi, gizli oylamaya Adana İlinden başlıyoruz.

(Oyların toplanılmasına başlandı)

Sayın Hayati Yazıcı...

Sayın Binali Yıldırım...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, vekâleten oy kullanacak bakanları okuyorum: Devlet Bakanı Sayın Kürşad Tüzmen'in yerine, Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler'in yerine, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ; Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan'ın yerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu; Millî Savunma Bakanı Sayın Mehmet Vecdi Gönül'ün yerine, Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay; Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullah Gül'ün yerine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin; Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik'in yerine, Orman ve Çevre Bakanı Sayın Osman Pepe; Devlet Bakanı Sayın Güldal Akşit'in yerine, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Zeki Ergezen; Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek'in yerine, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım oy kullanacaklardır.

(Oyların toplanılmasına devam edildi)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı?.. Yok.

Oy kullanma işlemi bitmiştir.

Kupaları kaldırıyoruz.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkındaki (9/2) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gizli oylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı                                : 426

Kabul                                : 105

Ret                                : 319

Çekimser                                :    2

Bu durumda, Meclis soruşturması açılması kabul edilmemiştir.

Sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 8 Ekim 2003 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.30