Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

DÖNEM : 21        YASAMA YILI : 4

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 91

 

81 inci Birleşim

2 . 4 . 2002 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

1. - Oturum Başkanı TBMM Başkanı Vekili Mustafa Murat Sökmenoğlu’nun, Amerikan FOX TV siyaset yorumcusunun Türkiye-IMF ilişkilerine yönelik haddini ve maksadını aşan iddialarını şiddetle kınadığına, layık olduğu cevabın mutlaka verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

B) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in, Filistin’de yaşanan ve vahşete dönüşen insanlık dramına ilişkin gündemdışı açıklaması ve SP Sivas Milletvekili Temel Karamollaoğlu, ANAP Van Milletvekili Kâmran İnan, DYP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, AK Parti Manisa Milletvekili Bülent Arınç, DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan, MHP Ankara Milletvekili Şevket Bülend Yahnici’nin grupları ve Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın şahsı adına konuşmaları

2. - İzmir Milletvekili Kemal Vatan’ın, Türkiye’nin ekonomik sorunları ve tasarruf tedbirleri ile Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendinin Makedonya’daki evinin müze olarak tekrar inşaına ilişkin gündemdışı konuşması

3. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, MTA bölge müdürlüklerinde yapılan yeni düzenlemelere ilişkin gündemdışı konuşması ve Devlet Bakanı Edip Safder Gaydalı’nın cevabı

4. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya’nın, Şanlıurfalı çiftçilerin doğrudan destek ödemelerindeki gecikmeye ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Lyon’da düzenlenecek olan AB Üyeliği Sürecinde Türkiye konulu konferansa TBMM’yi temsilen Adana Milletvekili Ali Tekin’in katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1029)

2. - Madrid’te yapılacak olan, Avrupa Birliği Üye Ülke Parlamentoları, Avrupa Parlamentosu ve Aday Ülke Parlamentoları Tarım Komisyonları Başkanları Konferansına TBMM’yi temsilen Eskişehir Milletvekili Mahmut Erdir’in katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1030)

3. - DevletBakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın Brüksel’de düzenlenen AB Konvansiyonu Toplantısına katılmak üzere Belçika’ya yaptığı resmî ziyarete katılan milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1031)

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu hakkındaki (9/5) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına ve soruşturma açılıp açılmayacağı hususundaki görüşmelerin 9.4.2002 Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

B) SİYASÎ PARTİ GRUPU ÖNERİLERİ

1. - Rize Milletvekili MehmetBekaroğlu ve 41 arkadaşının, Türk çaycılığının ve çay üreticilerinin sorunlarını ve çözüm yollarını tespit amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/58) 2 Nisan 2002 Salı günü görüşülmesine ilişkin SP Grubu önerisi

2. - Genel Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin DSP, MHP  ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi

 

 

VI. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. - Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik’in, personel atamalarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/5843)

2. - Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, tarım ürünlerindeki alfatoksin ve pestisit maddelerine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/6153)

3. - Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Gençlik ve Spor GenelMüdürlüğünün Bursa’daki projelerine ilişkin sorusu ve DevletBakanı Fikret Ünlü’nün cevabı (7/6157)

4. - Afyon Milletvekili İsmet Attila’nın, çiftçi olmayan kimselere doğrudan gelir desteği ödemesi yapıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/6208)

5. - Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Türkiye’nin AB üyeliği adaylığına ilişkin sorusu ve DevletBakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın cevabı (7/6211)

6. - Konya Milletvekili Remzi Çetin’in, şeker pancarı üreticilerinin prim ve kota uygulamalarıyla ilgili sorunlarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun cevabı (7/6212)

7. - Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak’ın, Delice Yem Fabrikasının kapatılacağı iddiasına ilişkin, yem üretimine ve Tarım Kredi Kooperatifleri personeline ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/6219)

8. - Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik’in, borç ve faizlerinin taksitlendirilmesi sonrası yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Sümer Oral’ın cevabı (7/6221)

9. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, sigara şeklindeki çikletlere ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun cevabı (7/6222)

10. - İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz’ün;

20001 yılında hayır için yaptırılan okul binalarına,

- Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın;

Hatay Vakıflar İl Müdürlüğü bünyesindeki mal varlığına ve camilere,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nejat Arseven’in cevabı (7/6230, 6241)

11. - Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz’ın, Şanlıurfa İlinde doğrudan gelir desteği ödemelerinin ne zaman verileceğine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/6235)

 

12. - Hatay Milletvekili Mustafa Geçer’in, “Sürat Demiryolu” projelerine ve demiryolu taşımacılığına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Oktay Vural’ın cevabı (7/6236)

13. - Kütahya Milletvekili Emin Karaa’nın,bazı GSM operatörlerinin yasa sorumluluklarını yerine getirmedikleri iddialarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Oktay Vural’ın cevabı (7/6237)

14. - Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan’ın, futbol liglerindeki şike iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fikret Ünlü’nün cevabı (7/6240)

15. - Antalya Milletvekili M. Zeki Okudan’ın, futbol liglerindeki hakem hatalarına ilişkin sorusu ve DevletBakanı Fikret Ünlü’nün cevabı (7/6246)

16. - İstanbul Milletvekili OsmanYumakoğulları’nın;

Et ithalatına,

- Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in;

Personel atamalarına,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/6279, 6280)

17. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, dava açılan mülhak vakıflara ilişkin sorusu ve DevletBakanı Nejat Arseven’in cevabı (7/6339)

18. - Ankara Milletvekili M. Zeki Çelik’in, Şereflikoçhisar Tapu Kadastro Müdürlüğünün personel ihtiyacına ilişkin sorusu ve DevletBakanı Şuayip Üşenmez’in cevabı (7/6346)

19. - İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in, kurul ve üst kurullarca yurt dışına gönderilen personele ilişkin sorusu ve DevletBakanı Recep Önal’ın cevabı (7/6496)

20. - Konya Milletvekili Lütfi Yalman’ın, kamuya yararlı statüsü tanınan vakıflara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nejat Arseven’in cevabı (7/6513)

21. - İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel’in, kamuda çalışan mühendis ve mimarların sayılarına ve maaşlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın cevabı (7/6535)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Birinci ve İkinci Oturum

İstanbul Milletvekili Mehmet Cavit Kavak, 17-23 Mart 2002 tarihleri arasında Fas'ın Marakeş şehrinde yapılan 107 nci Parlamentolararası Birlik Konferansına katılan Türk delegasyonunun yaptığı çalışmalara ve konferansta kabul edilen bildirilere ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı;

Adıyaman Milletvekili Mehmet Özyol'un, Et ve Balık Ürünleri AŞ'nin Sümer Holdinge bağlanması durumunda hayvancılık faaliyetlerinde karşılaşılabilecek sorunlara,

İzmir Milletvekili B. Suat Çağlayan'ın, uluslararası sigara firmalarının düzenledikleri kampanyalarla  çocukları ve gençleri sigara içmeye özendirmelerine,

İlişkin gündemdışı konuşmalarına, Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu cevap verdi.

Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün ve 22 arkadaşının, sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı izlenecek bir politika belirlenmesi konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/27) okundu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Yunanistan Parlamento Başkanı Apostolos Kaklamanis'in, Atina'da düzenlenecek olan XIII. EUREKA Parlamentolararası Konferansına vaki resmî davetine Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir parlamenter heyetle icabet edilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi, yapılan oylamadan sonra,

28 Mart 2002 Perşembe günkü birleşimde gündemin 9 uncu sırasına kadar olan tasarı ve tekliflerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra,

Kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan:

TBMM İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu raporunun (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S. Sayısı: 527) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin Komisyon raporu henüz hazırlanmadığından;

Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu Tasarısının (1/744) (S. Sayısı: 786) görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,

Ertelendi;

Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının (1/893) (S. Sayısı: 833) görüşmelerine devam olunarak, 15 inci maddesine kadar kabul edildi.

 

Ali Ilıksoy

Başkanvekili

 

Mehmet Ay

Kemal Albayrak

 

Gaziantep

Kırıkkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

Üçüncü Oturum

Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının (1/893) (S. Sayısı: 833) görüşmeleri tamamlandıktan sonra;

Tasarının 7 nci maddesinin, görüşmeler sırasında ileri sürülen görüşler dikkate alınarak ve bazı maddelerde yapılan değişiklikler nedeniyle yeniden görüşülmesine dair hükümet talebinin uygun bulunduğuna ilişkin Danışma Kurulu görüşü, Genel Kurulun bilgisine sunuldu;

7 nci maddenin yeniden görüşülmesine ilişkin hükümet talebi kabul edildi;

Yapılan tekriri müzakereyle 7 nci maddenin yeni şekliyle kabulünden sonra yapılan açık oylama sonucunda, tasarının kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

2 Nisan 2002 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 22.38'de son verildi.

 

Mustafa Murat Sökmenoğlu

Başkanvekili

 

Mehmet Ay

Lütfi Yalman

 

Gaziantep

Konya

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye


No. : 112

II. - GELEN KÂĞITLAR

29 . 3 . 2002 CUMA

Sözlü Soru Önergeleri

1. - Bursa Milletvekili Ahmet  Sünnetçioğlu'nun, özürlülerin eğitimine ve  sayısına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1756) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

2. - Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu'nun, satış elemanlığı belgesi başvuru tarihinin  uzatılıp uzatılmayacağına ilişkin Millî  Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1757) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Erzurum Milletvekili Aslan Polat'ın, basın kuruluşlarına uygulanan promosyon yasağının kaldırılacağı iddiasına ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/6747) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.3.2002)

2. - Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, bazı üniversite kütüphanelerinin ücretli hizmet verdiği iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6748) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.3.2002)

3. - Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt'un, THY'nin A Tipi Yer Hizmet Lisansını iadesiyle ilgili  bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/6749) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

4. - Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, adliyelerde barolara tahsis edilen yerler için ücret talep edildiği iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6750) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

5. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, hacı adaylarının bazı turizm şirketlerince mağdur edilmelerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/6751) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

6. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, turizm seyahat şirketlerine ve hac organizasyonlarına ilişkin Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6752) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

7. - Sakarya Milletvekili Osman Fevzi Zihnioğlu'nun, Sakarya Üniversitesine geçici işçi alımı ile ilgili yerel basındaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6753) (Başkanlığa geliş tarihi: 27. 3.2002)

8. - Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz'un, uluslararası uçuşlara açık havaalanlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6754) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

9. - Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya'nın, Kaymakam kadrolarına ve kaymakamların kılık-kıyafet yönetmeliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6755) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

10. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa - Halfeti İlçesi Bozyazı Köyünün derslik ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6756) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

11. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesi Bozyazı Köyünün telefon şebekesi ihtiyacına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6757) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

12. - Şanlıurfa Milletvekili  Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesi Bozyazı Köyünün su şebekesi ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/6758) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

13. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesi Bozyazı köy yolunun asfaltlama çalışmalarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/6759) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

14. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesinin okul ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim  Bakanından yazılı soru önergesi (7/6760) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

15. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesi Argıl Beldesi'nin lise binası ihtiyacına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6761) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

16. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesi'nin cami ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/6762) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

17. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, camilerdeki kadro durumuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (H. Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/6763) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

18. - Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'ın, Şanlıurfa-Halfeti İlçesi Bozyazı Köyü'nün sağlık ocağı ve personeli ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6764) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

19. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, İMKB'nin yapısına, faaliyetlerine ve Başkanı hakkındaki bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/6765) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

20. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, kamudaki istihdam fazlalığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6766) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

21. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6767) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

22. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, Eti Holding'e bağlı bir krom sahasının işletilmesinin ihalesiz verildiği iddialarına ilişkin Devlet Bakanından (Şükrü Sina Gürel) yazılı soru önergesi (7/6768) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

23. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, faiz gelirlerinin vergilendirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6769) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

24. - Aksaray Milletvekili Ramazan  Toprak'ın, su ücret tarifesi uygulamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6770) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

25. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, TMSF'na devredilen bankaların sahipleri ve yöneticileri hakkında BDDK'nın ceza kovuşturması talebi olup olmadığına ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/6771) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

26. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, Elazığ-Maden İlçesindeki bir tarihi yapının kilise olarak tescil edildiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6772) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

 

27. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, terörle mücadelede görev alan emniyet personelinin rehabilitasyonuna ilişkin  İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6773) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

28. - Konya Milletvekili Remzi Çetin'in, Üsküdar Emniyet Amirliği polislerinin öğrencilere yaptığı müdahaleye ilişkin İçişleri  Bakanından yazılı soru önergesi (7/6774) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

29. - Afyon Milletvekili Sait Açba'nın, son Afyon depreminin verdiği zararlara ve deprem sonrasında yapılan çalışma ve yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6775) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

30. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, KİT'ler ve bağlı kuruluşların özelleştirilmesine ve personeline ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/6776) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

31. - Gaziantep Milletvekili Nurettin  Aktaş'ın, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesindeki firmalardan TEDAŞ'ın ilave banka teminat mektubu talebine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6777) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

32. - Kayseri Milletvekili Abdullah Gül'ün, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğünün acil müdahale botu ihalesine ilişkin Devlet Bakanından (Ramazan Mirzaoğlu) yazılı soru önergesi (7/6778) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

33. - Kayseri Milletvekili Abdullah Gül'ün, Çevre Denetimi Yönetmeliğine ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/6779) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

34. - Aksaray Milletvekili Ramazan  Toprak'ın, imam hatip lisesi öğrencilerine yapılan polis müdahalesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6780) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

35. - Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın, kamu kurum ve kuruluşlarıyla bunlara kredi notu veren kuruluşlar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6781) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

36. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, DSİ bölge müdürlüklerinin kapatılacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6782) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

37. - İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz'ün, DPT'nin Hazine politikaları ve ekonomik programa ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Devlet Bahçeli) yazılı   önergesi (7/6783) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

38. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, İşsizlik Sigortası Fonundan dolarla maaş aldıkları iddia edilen uzmanlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6784) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

39. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, internet üzerinden yapılan haberleşmede bir denetim olup olmadığına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6785) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

40. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, bir belediye başkanı hakkındaki yolsuzluk iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6786) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

 

41. - Aksaray  Milletvekili Ramazan Toprak'ın, ülkemizdeki danışmanlık firmalarının faaliyetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6787) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

42. - Adana Milletvekili Yakup Budak'ın, Çukurova'daki sulama ve drenaj projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar  Bakanından yazılı soru önergesi  (7/6788) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

43. - Adana Milletvekili Yakup Budak'ın, MTA Genel Müdürlüğünün bazı bölge müdürlüklerinin kapatılacağı iddiasına ilişkin Devlet Bakanından (Edip Safder Gaydalı) yazılı soru önergesi (7/6789) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

44. - Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, dalga enerjisi çalışması yapılıp yapılmadığına ilişkin  Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6790) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

45. - Hatay Milletvekili Mustafa Geçer'in, TBMM Vakıflar Bankası şubesinde maaş günleri yaşanan yoğunluğa ilişkin Türkiye  Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/6791) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

46. - Hatay  Milletvekili Mustafa Geçer'in, tüketiciyi koruma amaçlı kurulan bir dernekle ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6792) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

47. - Hatay Milletvekili Mustafa Geçer'in, tüketiciyi koruma amaçlı kurulan bir derneğin hayali şubeler gösterdiği iddialarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6793) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

 

No. : 113

1 . 4 . 2002 PAZARTESİ

Sözlü Soru Önergeleri

1. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Keçeciler) sözlü soru önergesi (6/1758) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

2. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Ramazan Mirzaoğlu) sözlü soru önergesi (6/ 1759) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

3. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Nejat Arseven) sözlü soru önergesi (6/1760) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

4. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Şükrü Sina Gürel) sözlü soru önergesi (6/1761) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

5. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1762) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

6. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) sözlü soru önergesi (6/1763) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

7. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Edip Safder Gaydalı) sözlü soru önergesi (6/ 1764) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

8. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) sözlü soru önergesi  (6/1765) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

9. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) sözlü soru önergesi (6/1766) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

10. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Adalet Bakanından sözlü soru önergesi (6/1767) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

11. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1768) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

12. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1769) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

13. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1770) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

14. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Sağlık Bakanından  sözlü soru önergesi (6/1771) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

15. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından  sözlü soru önergesi   (6/1772) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

16. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1773) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

17. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi  (6/1774) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

18. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1775) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

19. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1776) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

20. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1777) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

21. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/1778) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

22. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Çevre Bakanından sözlü soru önergesi (6/1779) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

23. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, 2002 yılında Balıkesir İline ayrılan yatırım ödenekleri ve projelerine ilişkin Kültür Bakanından sözlü soru önergesi (6/1780) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Eskişehir Milletvekili Mehmet Sadri Yıldırım'ın, ekonomik krize ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6794) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

2. - Eskişehir Milletvekili Mehmet  Sadri Yıldırım'ın, seçim yasalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6795) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

3. - Bursa Milletvekili Teoman Özalp'in, Bursa'da yapılan ikinci SSK hastanesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6796) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

4. - Afyon Milletvekili İsmet Attila'nın, Afyon depremi sonrası belediyelere yapılacak yardımın geçiktiği iddiasına ilişkin  Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6797) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

5. - Eskişehir Milletvekili  Mehmet Sadri  Yıldırım'ın, çiftçilerin kredi borçlarının taksitlendirilmesine ilişkin  Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6798) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2002)

6. - Diyarbakır  Milletvekili Sacit Günbey'in, Adıyaman-Kahta İlçesi köylerinin iskân sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6799) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

7. - Trabzon Milletvekili Şeref Molkoç'un, KTÜ Farabi Hastanesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6800) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

8. - İzmir  Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun, Bolu  Tüneli deprem sigorta tazminatına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6801) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

9. - İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun, Bolu Tüneli deprem sigorta tazminatına ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/6802) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

10. - Sivas Milletvekili Musa Demirci'nin, vagon üretimine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6803) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

11. - Niğde Milletvekili Doğan Baran'ın, Yalova Termal Kaplıcalarının TÜRKSEV'e devredildiği iddialarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6804) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

12. - Niğde Milletvekili Doğan Baran'ın, TÜRKSEV ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6805) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

13. - İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in, din görevlilerinin rotasyona tâbi tutulacağı iddialarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısından (H.Hüsamettin Özkan) yazılı soru önergesi (7/6806) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

14. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, TÜDEMSAŞ ve TULOMSAŞ fabrikalarının vagon üretimlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6807) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

15. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, doğal kaynak sularının değerlendirilmesine ilişkin  Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6808) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

16. - Karaman Milletvekili Zeki Ünal'ın, Türkiye-ABD ilişkilerine ve ABD Başkan Yardımcısının ziyaretine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6809) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

17. - Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük'ün, bazı eczanelerde BAĞ-KUR'lu hastalara reçetede yazılı ilaç yerine muaddili ilaçların verildiği iddiasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6810) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

18. - Adıyaman Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, Köy Hizmetleri Malatya Bölge Müdürlüğünün envanterindeki araçlara ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Yılmaz) yazılı soru önergesi (7/6811) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

19. - Adıyaman  Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, Atatürk Barajı nedeniyle yapılan kamulaştırma başvurularına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6812) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

20. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, çocukların ve gençlerin kötü alışkanlıklardan korunmalarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6813) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

21. - Karaman  Milletvekili Zeki Ünal'ın, ekonomik krizin sosyal etkilerine ilişkin Devlet Bakanından (Hasan Gemici) yazılı soru önergesi (7/6814) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

22. - Aksaray Milletvekili  Ramazan Toprak'ın, Türk aile yapısını bozucu yayınlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6815) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

23. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, gümrüklerde ele geçirilen kaçak mallara ve hakkında adli işlem yapılan personele ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Keçeçiler) yazılı soru önergesi (7/6816) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

24. - Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, deprem yıkımlarından sorumlu tutulanlar hakkındaki adli işlemlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi  (7/6817) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

25. - Erzurum Milletvekili Aslan  Polat'ın, Hazinenin özel sektör kuruluşlarına devrettiği yurtdışı kredilerine ilişkin Devlet Bakanından (Kemal  Derviş) yazılı soru önergesi (7/6818) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

26. - Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, öğrenci harçlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6819) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

27. - Ankara Milletvekili Zeki Çelik'in, ÇAYKUR işçilerinin ücretlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6820) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2002)

 

 

No. : 114

2 . 4 . 2002 SALI

Tasarı

1. - Türkiye Cumhuriyeti ve Karayip Devletleri Birliği Arasında İşbirliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/964) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.3.2002)

Teklifler

1. - Afyon Milletvekili Halil İbrahim Özsoy'un; Bazı Belediyelerin İller Bankasına ve Emekli Sandığına Olan Borçları ile SSK Prim Borçlarının Tahkimi Hakkında Kanun Teklifi (2/924) (İçişleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.3.2002)

2. - Denizli Milletvekili Salih Erbeyin ve 19 Arkadaşının; Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/925) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.3.2002)

3. - Kahramanmaraş Milletvekili Mustafa Kamalak'ın; 1934 tarih ve 2425 sayılı Kanunun Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Teklifi (2/926) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.3.2002)

Yazılı Soru Önergeleri

1. - Niğde Milletvekili Doğan Baran'ın, TÜRKSEV ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6821) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

2. - Niğde Milletvekili Doğan Baran'ın,  sağlık  meslek liselerinde okutulan kitaplara ve giriş sınavlarına ilişkin  Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6822) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

3. - Sakarya  Milletvekili Osman Fevzi Zihnioğlu'nun, Kırşehir Belediyesine 1994-1999 yılları arasında ödeme yapılmadığı iddiasına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/6823) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

4. - Sakarya Milletvekili Osman Fevzi Zihnioğlu'nun, Adapazarı Şeker Fabrikasının sigorta ettirilip ettirilmediğine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6824) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

5. - Samsun Milletvekili Vedat Çınaroğlu'nun, Eğitim-Sen Samsun Şubesinin genel kurul toplantısına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6825) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

6. - Balıkesir Milletvekili İsmail Özgün'ün, Havran Barajının ek ödenek ihtiyacına ilişkin  Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6826) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

7. - İstanbul Milletvekili Zafer Güler'in, rüzgar enerjisi santrali projesine ilişkin Devlet Bakanından (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/6827) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

8. - Diyarbakır Milletvekili Abdülbaki Erdoğmuş'un, üniversitelerdeki kadro tahsislerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6828) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

9. - İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma Genel  Müdürlüğünün acil müdahale botu ihalesine ilişkin Devlet Bakanından (Ramazan Mirzaoğlu) yazılı soru önergesi (7/6829) (Başkanlığa geliş tarihi:  29.3.2002)

10. - Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, Ceyhan Nehrinden termik santrale su alımının ekolojik denge üzerindeki etkilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6830) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

11. - Şanlıurfa Milletvekili Mustafa Niyazi Yanmaz'ın, Ceyhan Nehrinden termik santrale su alımının ekolojik denge üzerindeki etkilerine ilişkin Çevre Bakanından yazılı soru önergesi (7/6831)) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

12. - Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Eryaman toplu konutları sosyal tesislerine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Bal) yazılı soru önergesi (7/6832) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

13. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas İlindeki Halkbank şubelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6833) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

14. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas-Yıldızeli Küçük Sanayi  Sitesi Projesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı  önergesi (7/6834) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

15. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas Şeker Fabrikası Projesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6835) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

16. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas-Suşehri  II. Merhale Projesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6836) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

17. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Cumhuriyet Üniversitesi Kampüs Altyapı Projesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6837) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

18. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, DİE istatistiklerine ilişkin Devlet Bakanından  (Tunca Toskay) yazılı soru önergesi (7/6838) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

19. - Adıyaman Milletvekili Mehmet Özyol'un, Et ve Balık Ürünleri AŞ.'ye ilişkin Devlet Bakanından (Yılmaz Karakoyunlu) yazılı soru önergesi (7/6839) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.3.2002)

20. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas-Gemerek Projesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi   (7/6840) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

21. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas-Şuşehri Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi Etüdü Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6841) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

22. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener'in, Sivas-Şarkışla İlçe Kültür Merkezi  Projesine ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/6842) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

23. - Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Eryaman toplu konutları sosyal tesislerine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Bal) yazılı soru önergesi (7/6843) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

24. - Sivas Milletvekili  Abdüllatif Şener'in, Cumhuriyet Üniversitesi lojman ve sosyal tesis projesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6844) (Başkanlığa geliş tarihi : 29.3.2002)

25. - Sivas Milletvekili  Abdüllatif Şener'in, Kangal  Termik Santral IV. Ünite Projesine ilişkin  Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6845) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

26. - Sivas Milletvekili  Abdüllatif Şener'in, MTA Bölge Müdürlüklerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6846) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

27. - Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Eryaman toplu konutları sosyal tesislerine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Bal) yazılı soru önergesi (7/6847) (Başkanlığa geliş  tarihi: 29.3.2002)

28. - Ankara Milletvekili Eyyüp  Sanay'ın, Eryaman toplu konutları sosyal tesislerine ilişkin Devlet Bakanından  (Faruk Bal) yazılı soru önergesi (7/6848) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

29. - Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, Eryaman toplu konutlarındaki okulların yakıt aidatlarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6849) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

30. - Ankara Milletvekili Eyyüp Sanay'ın, ekonomik kriz sonrasına ilişkin Devlet  Bakanından  (Kemal Derviş) yazılı soru önergesi (7/6850) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

31. - Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt'un, ABD'deki bir üniversitede açılan Kenan Evren kürsüsüne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6851) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

32. - Sinop Milletvekili Kadir Bozkurt'un, İmralı Cezaevindeki koşullara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6852) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.3.2002)

 


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

2 Nisan 2002 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Mehmet BATUK (Kocaeli)

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81 inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz efendim.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, malumlarınız olduğu veçhile, Ortadoğu'da yaşanan ve vahşete dönen bir insanlık dramının acısı ve üzüntüsü içindeyiz. Bu konudaki son gelişmeler hakkında hükümet adına bilgi vermek isteyen Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem'i kürsüye davet etmeden önce, Yüce Heyetinizin müşterek tepkisine tercüman olacağım inancıyla, önemli bir hususu da yüksek bilgilerinize sunmak istiyorum efendim.

 

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

1. - Oturum Başkanı TBMM Başkanı Vekili Mustafa Murat Sökmenoğlu’nun, Amerikan FOX TV siyaset yorumcusunun Türkiye-IMF ilişkilerine yönelik haddini ve maksadını aşan iddialarını şiddetle kınadığına, lâyık olduğu cevabın mutlaka verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletlerinin en fazla izlenen haber kanallarından FOX TV'de, News Political Analıyıst Programında, siyaset yorumcusu Dick Morris'in kullandığı "IMF bought Turkey for us" yani, "IMF bizim için Türkiye'yi satın aldı" sözlerini şiddetle kınıyor ve reddediyorum. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Morris'in sözleri arasında "Araplar bize izin vermeyebilirler; Irak'a operasyon için bizim onlara ihtiyacımız yoktur. IMF bizim için Türkiye'yi satın almıştır. Türkiye'den istediğimiz her şeyi yaparız" gibi, haddini ve maksadını aşan iddiasına gereken cevabın mutlaka verilmesi gereğine, şahsım ve Yüce Meclis adına inanıyorum efendim.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sayın Başkan, bu sözü söyletenlere bir; iki... (DSP ve MHP sıralarından gürültüler)

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Doğru söylüyor.

MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Sanki siz hiç anlaşma yapmadınız!

BAŞKAN - Rica ederim efendim... Beni dinleyin, daha isabetli olur.

Bu zat, sıradan bir kişi değildir, uzun yıllar Başkan Clinton'un siyasî danışmanlığını yapmıştır; ama, anlaşılan, Türkiye'yi ve Türkleri hiç tanımamıştır.

Sayın milletvekilleri, bu saygısız beyan ve davranışın sahibini, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, milletin kürsüsünden protesto ediyor; manda ve himayeyi daha kuruluşundan itibaren reddetmiş olan bağımsız ve bağlantısız Atatürk Türkiyesine, Türkiye Cumhuriyetine saygıya davet ediyorum.

Türkiye, fakrü zaruret içerisinde yedi düvele karşı istiklal savaşı vermiş, her türlü şarta rağmen, onur ve haysiyetinden asla taviz vermemiştir. Osmanlı İmparatorluğunun borçlarını gık demeden ödeyen Türk Milletine hiç kimse dil uzatamaz.

Eşsiz Atatürk'ün bize emanet ettiği bu cumhuriyet "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesine bağlı olarak, bu coğrafyadaki yerini, milletinden aldığı güçle, muhafaza ve müdafaa etmeye muktedirdir.

Yüksek takdirlerinize saygıyla arz ediyorum efendim. (Alkışlar)

Sayın Bakana söz vereceğim; Sayın Bakandan sonra, grupların istemleri halinde müzakere açacağım. Gruplara 10'ar dakika, bir bağımsız sayın milletvekiline de 5 dakika söz vereceğim.

Sayın Bakan, buyurun efendim. (Alkışlar)

B) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. - Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in, Filistin’de yaşanan ve vahşete dönüşen insanlık dramına ilişkin gündemdışı açıklaması ve SP Sivas Milletvekili Temel Karamollaoğlu, ANAP Van Milletvekili Kâmran İnan, DYP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, AK Parti Manisa Milletvekili Bülent Arınç, DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan, MHP Ankara Milletvekili Şevket Bülend Yahnici’nin grupları ve Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın da şahsı adına konuşmaları

DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarken, son Ortadoğu gelişmeleri hakkında bilgi sunmak ve bundan da önemlisi, sizlerin düşüncesini, önerisini, eleştirisini almak için bu söz talebinde bulundum.

Ortadoğu ve Ortadoğu bağlamında Filistin-İsrail, Türkiye açısından fevkalade büyük önem taşıyan bir bölgedir. Bu önem, hem tarihimiz açısından hem de günümüz açısından önceliklidir. Bir defa, Ortadoğu ve Ortadoğu'da Filistin-İsrail, bu coğrafya, Türkiye'nin tarihî coğrafyası içerisinde yer alan ve bu tarihî coğrafyada çok büyük stratejik önem taşıyan, anlam taşıyan bir bölgedir. Dörtyüz yıl boyunca, Türkiye, bu bölgeyi, bölge halkıyla birlikte, bölge insanıyla birlikte yönetmiştir ve dörtyüz yıl içerisinde, fevkalade farklı milletleri, üç büyük dini, birbiriyle barışık bir şekilde, düzen içerisinde yönetmiştir.

Tabiî, Ortadoğu, İsrail, Kudüs, Filistin dediğimizde, Türkiye açısından, bir sembolik, hatta semboliğin ötesinde bir başka anlamı da vardır. Gidenleriniz mutlaka görmüştür; Kudüs'ün, eski Kudüs'ün, yani bugünkü genişlemiş Küdüs'ün değil, tarihî Kudüs'ün çevresinde bir duvar bulunmaktadır, tarihî bir duvar bulunmaktadır, yüksek bir duvar ve bu duvar, Kanuni Sultan Süleyman'ın inşa ettirdiği bir duvar. Bu, bugün, Kudüs'e her gideni âdeta etkileyen ve ona, o geçmişi, o tarihi hatırlatan ve bizim, Türkiyemizin o coğrafyadaki varlığını sergileyen çok önemli sembolik bir anlamdır, tarihten bir mirastır.

Günümüzün dışsiyasetinde, Türkiyemizin güvenliği açısından, Türkiyemizin ekonomisi açısından, öncelikli bölgedir ve aynı zamanda, Türkiyemizin barışa verdiği önem açısından, Ortadoğu'nun, bugün, İsrail ve Filistin'in yer aldığı toprakların bizim açımızdan çok büyük önemi vardır ve biz, bütün dışsiyaset ilişkilerimizde, Ortadoğu'yu, bizim öncelikli konularımız içerisinde tuttuk. Bizim bağlantımız, daha bundan üç - dört gün önce yaşadığımız gibi, zaman zaman verdiğimiz şehitlerle oldu ve son şehidimiz, binbaşımız, Türkiye'nin, bölgeyle olan bağlantısının, bölgeye olan ilgisinin bir ölçüsüdür, bir sembolüdür ve biz, elbette, bu son olayın peşini bırakmıyoruz; her iki tarafla ilgililerimiz sürekli temas içinde, katillerin bulunması için elimizden geleni yapmaktayız. İki gün önce dört kişilik bir heyet yolladık; Bakanlığımızdan bir arkadaşımız, üç uzman ve biz, katillerin ortaya çıkması için mümkün olan her şeyi yapmaktayız.

Kudüs dediğimiz zaman, bölge dediğimiz zaman, elbette, Türkiyemizin ayrıca çok önemli bir hassasiyeti söz konusudur ve bizim inancımızın çok kutsal olan bir mekânı, Haremi Şerif, bu coğrafyada, Kudüs'te bulunmaktadır.

Ortadoğu siyasetimiz, İsrail-Filistin bağlamında, belirttiğim gibi, Türkiye'nin güvenliği ve Türkiye'nin menfaatı açısından belirlenmektedir. Bölgenin barışı, bölge insanının esenliği esasında olmaktadır. Her zaman ilgili olduğumuz bölgeye, her zaman içinde bulunduğumuz bölgeye, son dönemde, son bir iki yılda Türkiye daha ilgili olmuştur.

2000 yılının ağustos ayında, Filistin Devlet Başkanı Arafat, Türkiye'nin, o dönemde devam edegelen barış görüşmelerine daha fazla katılmasını, bu görüşmelerin içinde olmasını, o sıralarda karşılaşılan çıkmazın aşılması için Türkiye'nin katkısını istemiştir ve biz, böyle bir katkının, iki tarafın isteğiyle gerçekleşmesi halinde etkin olacağını belirtmiştik ve bunu konuşmuştuk. Aynı talep İsrail tarafından geldiğinde, bizim, belli bir dönemde, 2000'in ağustos ayında başlayan ve çok ciddî bir şekilde İsrail-Filistin meselesinin çözümüne dönük çalışmamız olmuştu, katkımız olmuştu. Şimdi geçmişe bakıyorum da, hakikaten, bir sonuç alma noktasına fevkalade yaklaşılmıştı ve burada, bütün bu süreçte, biz, iki tarafla da birlikte müzakere ederek, gerçekten, bir yakınlaşmayı, gerçekten, bazı sıkıntıların aşılmasını kolaylaştırıcı bir işlev taşımıştık. Sözünü ettiğim bu dönem Şubat 2001 tarihine kadar devam etti, birbuçuk sene. Ardından, malum, bazı olaylar Kudüs'te yaşanan, ardından, İsrail'deki hükümet değişimi ve bu hükümet değişiminden sonra, yine, bizim ilgimiz devam etti, yine, taraflarla temasımız devam etti; ama, kendi olumlu katkımızı, geçmişte olduğu gibi, getirebilme imkânımızın, artık, pek kalmadığını da üzülerek gördük, şubat 2001'den sonra.

Bizim politikamızda İsrail-Filistin meselesi yahut Ortadoğu politikamızda esas olan adalettir, adalet duygusudur. Biz, bölgeye adil ölçülerle eğilmekteyiz. Biz, bölgedeki meselelere adalet anlayışıyla yaklaşmaktayız ve bu adaletli yaklaşımımız nedeniyle de etkinlik alabilmekteyiz. Doğru bildiğimizi söylemekteyiz. Hiçbir zaman, kendi düşündüğümüzü, kendi doğru bildiğimizi, taraflardan bir tanesini üzeriz gibi bir kaygıyla ya da bazı ülkelerin hoşuna gider veyahut gitmez kaygılarıyla değiştirmemekteyiz. Türkiye, bu doğruluğu ile bu adaletiyle tarafların ortak güvenini kazanmıştır. Zaten, dün olduğu gibi bugün de, Türkiye'nin, Filistin-İsrail meselesinde bir katkı getirmesi, olumlu bir işlev taşıması, her iki tarafın da güvenine sahip olmasıyla, her iki tarafa da bu güveni verebilmesiyle mümkündür ve bu, Türkiye'nin, çok az ülkenin sahip olduğu önceliği, ayrıcalığıdır.

Son olayları hepimiz biliyoruz; tek tek detaylarına girmeyeceğim ve son tırmanma, son dehşet, son şiddet, son terör, son işgal, Ortadoğu'yu ciddî bir bunalımın içine sürüklemiştir; artık, eşiğine filan getirdi demiyorum, içine sürüklemiştir. Yaşanılan bir bunalımdır ve bu bunalımdan, biz, hem kendimizi, Türkiyemizi mümkün olduğunca sakınmak hem de bölge insanının, Arabıyla, İsraillisiyle, mümkün olan en az zararı görmesine yardımcı olmak durumundayız. Politikamızın başlıca temeli budur ve biz, bugünkü durum karşısında, her şeyden önce, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin son aldığı kararı; yani, tarafları anlamlı bir ateşkese ve İsrail birliklerini, Ramallah dahil, Filistin kentlerinden çekilmeye davet eden kararını desteklemekteyiz, derhal uygulanmasını istemekteyiz.

Türkiye olarak hep altını çizdik; hatta, bu kürsüden, ben de birkaç kez belirtmiştim. Biz, terörün milliyeti, dini ve mazereti olmadığı görüşündeyiz ve biz, bölgede, intihar saldırılarıyla devam ettirilen terörü şiddetle kınamaktayız. İsrail Halkının acısını paylaşmaktayız ve masum insanları hedef alan terörün hiçbir durumda ve koşulda mazereti olmayacağını söylemekteyiz.

Öte yandan, Sayın Yaser Arafat, Türkiye'nin resmen tanıdığı bir devletin başkanıdır. Kendisine karşı yapılan muameleyi kabul etmediğimizi, şiddetle kınadığımızı, daha önce hükümetimiz adına açıkladık. Bizim yaklaşımımız, görüşümüz budur ve bir devlet başkanına ve onun temsil ettiği millete yapılan saygısızlık, hiçbir zaman barış getirmez, hiçbir zaman anlaşma, uzlaşma getiremez.

Bu son olaylar çerçevesinde, ABD'nin geçmişten beri bölgeyle olan ilişkisi ve bu ilişkinin önemi, bir kez daha ortaya çıkmıştır ve Amerika'nın taşıdığı sorumluluk da sergilenmiştir; çünkü, Amerika, Ortadoğu olaylarının barış çabası bölümünde olsun, yeni düzenlemelerinde olsun, hep öncü işlev taşımış bir ülkedir ve biz, Amerika'nın, bu rolünden uzaklaşmasını ya da, zaman zaman olduğu gibi, uzaklaşma ifadeleri, mesajları vermesini, Ortadoğu'da daha fazla çatışmaya yol açabilecek bir gelişme olarak niteledik ve bu bağlamda, Türkiye olarak, Amerika Birleşik Devletleriyle olan çeşitli temaslarımızda, her düzeydeki temaslarımızda bu sorumluluğu Amerikan tarafına hatırlattık ve Amerika'nın, özellikle de bölgedeki iki tarafa eşit uzaklıkta durmak suretiyle ya da eşit yakınlıkta olmak suretiyle olumlu bir işlev taşıyacağının altını çizdik. Bugün, aynı görüşü taşımaktayız, aynı düşüncenin sahibiyiz ve Amerika Birleşik Devletlerinin, İsrail-Filistin meselesinde yaşanılmakta olan büyük acılara, benim tanımımla -daha önce yaptığım- iki milletin müşterek intihar sürecine son verilmesi amacıyla, mutlaka harekete geçmesi düşüncesindeyiz; bunu da hep söyledik.

Nihayet, Türkiye olarak, bu son günlerde, son dönemde çeşitli kademelerde temaslarımız oldu; Arap ülkeleriyle temaslarımız oldu, Avrupa Birliğiyle, Amerika Birleşik Devletleriyle. Biz, birlikte ne yapılabileceği yolunda Türkiyemizin düşüncelerini anlattık; hatta, bunu biraz daha geliştirdik. Gerçi, paralel, benzeşen bazı düşünceler başka ülkelerde de mevcut; ama, bize göre, Ortadoğu barış sürecinin temelini oluşturan Madrid süreci, Oslo süreci ve bu belgeler, bu anlaşmalar; bunların yeni bir açılıma ihtiyacı var, bu temellerde yeni bir açılım yapılmasına ihtiyaç var. Bu açılımın, bölge ülkeleri, Filistin, İsrail, ilgili ülkelerin bir araya gelmesi suretiyle ve yeni bir konferans yapılmak suretiyle, yeniden hayata geçirilebileceğini görmekteyiz ve biz, bunu önermekteyiz. Bu düşüncemizi paylaştığımız ülkelerin de, karşılıklı görüşmelerimizde -başkalarının da- aynı şeyi düşündüğünü kısmen görmekteyiz. Bugün, birkaç devlet Dışişleri Bakanının, Batılı devlet Dışişleri Bakanının açıklaması vardı. Onlar da, böyle bir toplantı yapılması, bir araya gelinmesi ve her şeye yeniden başlanılması ihtiyacını gündeme getirmekteler ve böylece, bu çıkmazdan kurtulma ümidinin doğabileceğini söylemekteler.

Sayın milletvekilleri, Türkiye olarak, bütün temaslarımızda, bütün konuşmalarımızda ve hükümet olarak, Sayın Başbakan, bundan aylar önce, bugünlere gelineceğini söylemişti. Yine, bizim İsrail'le olan temaslarımızda biz "önce şiddet bitsin, on gün geçsin, ondan sonra da görüşmeye başlansın" yaklaşımının yanlış olduğunu bütün uluslararası ortamlarda ısrarla konuştuk ve söyledik "ancak, şiddetin azaltılması, görüşmelerin başlaması bir arada olursa etkinlik yaratılabilir; yoksa, bunlardan bir tanesini önkoşul yapmak bizi hiçbir yere götürmez" düşüncesini Türkiye olarak bütün muhataplarımıza aylarca önce anlattık. Bugün, geçmişe bakıp "ne de doğru söylemişiz, ne kadar da haklıymışız" demenin günü değildir. Bugün, millet olarak bu konuda hassasiyetlerimize sahip çıkmak, bugün dışsiyasetin icabı, her şeyden önce, memleketimizin menfaatıdır, memleketimizin geleceğidir, insanlarımızın esenliğidir. Bu ölçütler doğrultusunda, hem kendi ülkemizin hem Filistin'in hem İsrail'in hem de Orta Doğu'nun barışa kavuşması amacıyla çok iyi düşünmek, çok iyi planlamak ve çok dikkatle hareket etmek durumundayız; bunu da yapacağımıza inanıyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Suya sabuna dokunmadı!..

BAŞKAN - Efendim, sıranız gelince çıkar söylersiniz. Yerinizden konuşmayın lütfen.

Grupları adına ilk söz Saadet Partisi Grubuna aittir.

Saadet Partisi Grubu adına, Sıvas Milletvekili Temel Karamollaoğlu; buyurun efendim. (SP sıralarından alkışlar)

Efendim, malumlarınız, biz sırayı verirken saat yazıyoruz. İlk müracaat Saadet Partisi Grubundandır; diğer müracaatları da yazdım zaten.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, konuya ilk parmak basan da Saadet Partisidir; zaten doğaldır...

BAŞKAN - Efendim, Saadet Partisi lojmana geldi, verdi; biz de onun için öncelik tanıdık.

SP GRUBU ADINA TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, Sayın Dışişleri Bakanının, Filistin'de meydana gelen hadiseler üzerine bir konuşma yapmasıyla doğan hakkımızı kullanmak için huzurlarınızda bulunuyorum.

Sözlerime, sizlere, Polonya'dan İsrail'e göç eden, Varşova Nazi kamplarından kurtulmuş, 1982 Ağustosunda Beyrut'u bombalayan İsrail güçlerini protesto için açlık grevi yapan Doktor Shlomo Shwelzman'ın İsrail basınına yazdığı mektuptan kısa bir bölüm okuyarak başlamak istiyorum:

"Çocukluğumda, Varşova gettolarındaki işçi kamplarından geçerken korku, açlık ve aşağılanmışlık duygularını çok çektim. Bugün, bir İsrail vatandaşı olarak şehirlerin, kasabaların ve mülteci kamplarının sistematik yıkımını kabullenemiyorum. İnsanların teknolojik bir vahşetle bombalanmasını, yok edilmesini ve öldürülmesini kabullenemiyorum. Bugün, o günleri hatırlatan çok fazla sesler duyuyorum; harp sayesinde tonu yükseltilmiş sesler. Bugün 'pis Araplar' tabirini işitince 'pis Yahudi' sözcüğünü hatırlıyorum. Bugün 'kapalı bölgeler' terimini duyuyor, gettoları ve toplama kamplarını hatırlıyorum. 'İki ayaklı hayvanlar' tabirini işitiyor ve 'untermenschen' yani 'gelişmemiş insan' tabirini hatırlıyorum. 'Kuşatmayı daraltmak', 'bölgeyi temizlemek', 'teslim olması için şehirleri dövmek' sözcüklerini duyuyorum ve ben, acı, ıstırap, yıkım, ölüm, kan ve katliamları hatırlıyorum. İsrail'de gördüğüm çok fazla şey, bana, çocukluğumdaki pek çok vahşeti hatırlatıyor."

Bu sözler, Nazi zulmünü görmüş, İsrail'e göç eden insaf sahibi bir Yahudiye ait. Bu haykırışa sebep olan vahşet zihniyetini, 1948 yılında, David Ben-Gurion'un hatıratındaki şu ifadeler açıkça gözler önüne seriyor. Ben-Gurion, hatıratında "reaksiyon gösterilmesinin gerekli olup olmadığı kesinlikle sorgulanmamalı. Bir evin havaya uçurulması yetmez. Gerekli olan, acımasız ve sert tepki göstermektir. Zamanlama, hedef ve zayiat konusunda dikkatli olmalıyız. Eğer, aileyi biliyorsak, acımasızca vurmalıyız. Kadınlar ve çocuklar ayırt edilmemeli; aksi takdirde, reaksiyon yerini bulmaz. Eylem bölgesinde, suçlu ve masum ayırımı yapmaya gerek yoktur" diyor. Bu sözler, İsrail'de Başbakanlık yapan bir zata aittir.

Bu katliamlar, 1982 yılında zirveye ulaştı. Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında, Filistinli silahsız erkek, kadın ve çocuklar tek tek, sistematik bir tarzda öldürüldüler. O katliamın esas sorumlusu, bugünkü katliam emrini veren İsrail Başbakanı Şaron'du. Bu katliam, Şaron'a "Beyrut Kasabı" unvanını kazandırdı ve şimdi, Belçika mahkemelerinden bir tanesi, bunun hesabını soruyor.

Bu hadiselerin temelinde ne yatmaktadır? İsrail, 1948 yılında, Birleşmiş Milletler kararıyla, Filistin toprakları üzerinde kurulan bir devlettir; bilahara yapılan savaşlarla topraklarını sürekli olarak genişletmiştir.

İsrail'in bugün işlediği cinayetlere seyirci kalmak, İsrail'e destek vermek, Türkiye'nin de geleceğini tehlikeye atmak demektir.

Unutmayın ki, İsrail, Osmanlı toprakları üzerinde kuruldu ve İsrail'in kuruluş vaadi, Birinci Cihan Harbi esnasında Balfour Deklarasyonuyla verildi.

İsrail, ideolojik bir devlettir. Bu ideolojinin adı siyonizmdir. Yahudi inancının gereklerini yerine getirmek için kurulmuştur. Bu inanca göre, İsrail'in yayılma politikası arzı mevud olarak bilinen, vaad edilmiş toprakların tamamı işgal edilinceye kadar sürecektir. Bunun için İsrail, işgal ettiği topraklardan hiçbir suretle çekilmeyeceğini bütün dünyaya ilan etmiş ve bu konuda alınan Birleşmiş Milletler kararlarını kabul etmemiştir; ancak, bu topraklar içine Türkiye'nin de topraklarının bir kısmının girdiğini gözden ırak etmeyelim, GAP bölgesi buna dahildir. Bunu olmaz görenlerin 20 nci Asrın başını hatırlamaları yeter. O günlerde, bir avuç siyonist dışında bunun mümkün olacağını gören kimse yoktu dünyada; ama, şimdi, gerçeklerle yüzyüzeyiz. Bu hedefe ulaşmak için, İsrail, hiçbir şeyden çekinmemektedir.

Bugün, Türkiye'nin üzerinde oynanan oyunlarda siyonizmin etkisi vardır. Hatta diyebilirim ki, Ermeni soykırımı iddialarının arkasında bile siyonistler yatmaktadır. Aksi halde, Amerika Birleşik Devletlerinde, Washington'daki Yahudilere ait soykırım müzesinin içinde sözde Ermeni soykırımı müzesinin işi nedir?

Muhterem arkadaşlarım, 1967 Arap-İsrail Harbinde Golan tepelerini ve çok geniş Filistin topraklarını işgal etmiş, Filistinlilerin evleri pervasızca yıkılmıştır. Birleşmiş Millletler, bu işgali tanımamış ve bugüne kadar İsrail'i kınayan yetmişten fazla karar almıştır. Filistinliler, haksız olarak işgal edilen topraklarını geri almak, yıkılan evlerini korumak için mücadele vermektedirler. İsrail, bu insanları terörist ilan etmektedir. Kendi topraklarını, kendi evlerini korumak için çarpışan insanlar nasıl terörist olarak tanımlanabilir? (SP, DYP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Esas terör, taş ve sopayla kendisini korumaya çalışan insanların üzerine tanklarla, uçaklarla ve helikopterlerle saldırmaktır. Bugün, İsrail, tam bir terörist devlet haline gelmiştir; Birleşmiş Milletler kararlarını, Güvenlik Konseyi kararlarını dinlememekte ısrar etmektedir. (SP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bu şımarıklığının gücünü de, maalesef, Amerika Birleşik Devletlerinden almaktadır. Türkiye de, İsrail'e verdiği destekle, İsrail'in bu acımasız ve vahşi harekâtına, maalesef, ortak olmaktadır.

Bu kan, hemen durdurulmalıdır. Bu vahşeti, ancak ABD durdurabilir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'i bu vahşetten vazgeçirecek konumdadır. Hükümetin dünden beri takındığı tavır, maalesef, yetersizdir. İsrail'in, Şaron'un anlayacağı tek şey, kuvvettir.

Kuşatma altına alınan, ihtiyaçlarını giderecek bütün imkânlardan yoksun bırakılan Arafat'tan, İsrail hükümeti, intihar girişimlerinin durdurulmasını istiyor; Arafat ise, şehadeti beklediğini ilan ediyor. Hani, terörizmle mücadele edilecekti?!.

Bugün, İsrail, uluslararası hukuku çiğniyor; Birleşmiş Milletler kararlarına uymuyor, soykırımı yapıyor. Nazi soykırımını kendine örnek almış, hatta geliştirmiş...

Filistin'de yaşayan bütün insanlar, ömürleri boyunca hep terör altında yaşadılar, başka bir hayat tarzı bilmiyorlar. İntihar saldırılarını kınamak mümkün; ama, bu, her şeyini kaybetmiş, vatanını, toprağını, evini, işini, yakınlarını, anasını, babasını, çocuklarını, evladını kaybetmiş, bu dünyada geleceğinden ümidini kesmiş, çaresiz insanların haleti ruhiyesini başka türlü  anlatmak mümkün değil. Ya, kendi zulümlerinin devamını sağlamak için, çoluk çocuk demeden yapılan devlet katliamına, devlet terörüne ne demeli?!

Muhterem arkadaşlarım, yapılacak çok şey var dedim. İsrail'le, bugü-ne kadar yapılan bütün anlaşmalar askıya alınmalıdır. (SP ve AK Parti sıra-larından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Eğer, etkili olmak istiyorsak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - ...öncelikle, İsrail'le yapılan tank modernizasyonu ihalesi iptal edilmelidir.

BAŞKAN - Efendim, müsaade ederseniz mikrofonu açacağım; ama, lütfen, toparlayın.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başka-nım.

AHMET SÜNNETÇİOĞLU (Bursa) - Son cümlenizi tekrarlayın...

BAŞKAN - Tekrara lüzum yok; zabıtlara geçti efendim.

Buyurun efendim.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, son yapılan tank modernizasyonu ihalesi iptal edilmelidir. (SP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Bu ihale zaten şaibelidir. Uzmanların ve ihaleye karşı çıkan genel müdürün karşı koymasına rağmen imzalanmış-tır. Bunu kabullenmeyen genel müdür istifa etmiştir.

İkinci olarak, İsrail'le yapılan askerî anlaşmalar askıya alınmalıdır. Özellikle 15-30 Nisan tarihleri arasında yapılacak, İsrail ve ABD uçaklarının katılacağı Anadolu Kartalı Tatbikatı hemen iptal edilmelidir! (SP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Masum insanları bombalayan bu katil uçakları, onların pilotlarını Türkiye'de görmek istemiyoruz. (SP ve AK Parti sıralarından "Bra-vo" sesleri, alkışlar)

Türkiye, son tedbir olarak, diplomatik ilişkileri gözden geçirebileceğini açıkça ilan etmeli, İsrail Büyükelçisini geri çağırmalıdır. Ancak, bu adımlar, -o da belki- Şaron'u bugünkü katliamlarından vazgeçirebilir.

BAŞKAN - Efendim, teşekkür ediyorum...

TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biz, bugün, burada, sadece sözlerle, Amerika Birleşik Devletlerindeki bir gazetecinin küstah tavrını kınayarak bu işin üstesinden gelemeyiz. Üç senedir, dört senedir ısrarla söyledik; Türkiye, borç alarak siyasî ipotek altı-na alınıyor. Bir gazetecinin sözlerine cevap verirken, sadece, sözle cevap vermemiz problemimizi halletmez. Hükümetin tavrını bekliyoruz. Bunu, fiilen yerine getirmeli, o küstahın ağzından çıkan sözü fiilen ağzına tıkamalı, İsrail yandaşı olmadığını bütün dünyaya ispat etmelidir! (SP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Hepinize saygılar sunuyorum. (SP, DYP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Efendim, ikinci söz Anavatan Partisi Grubunundur.

Van Milletvekili Sayın Kâmran İnan; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA KÂMRAN İNAN (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgemizde cereyan eden müessif olaylar hakkında Yüce Meclisin huzuruna gelerek izahat vermek lütfunda bulunan Sayın Dışişleri Bakanımıza teşekkürlerimi arz ediyorum.

Bölge, kendilerinin de ifade ettiği gibi, bizim coğrafyamız ve tarihimizdir. Bölge, aslında, aşağı yukarı 2000'e yakın yıldan beri dünyanın, hiç olmazsa, yarısından fazlasının, mukaddes toprakları içinde bulundurmak suretiyle, dikkatlerini çekmiş ve maalesef çok acı gelişmelere sahne olmuştur. Haçlı seferleri -hatırlarsınız- yüzyıllar sürmüştür ve bölgenin tek istikrarlı ve barış içinde yaşadığı dört asrı aşan dönem Osmanlı İmparatorluğu dönemi olmuştur. O dönemde de, Osmanlı İmparatorluğunun, mukaddes topraklar dolayısıyla Batı'dan gördüğü baskıyı ve üzerimize getirilen oyunları hatırlamak lazımdır.

Bugünkü tabloyu gözden geçirirken de Türkiye'nin hareket noktası ve Yüce Meclisin her zaman yaptığı müzakerelerde de gözettiği nokta, Türkiye'nin millî menfaatlarının birinci planda tutulmasıdır. İkincisi, Türkiye, bu ihtilafta veya başka ihtilaflarda, sadece ve sadece adaletten yana taraf olur. Bunun dışında başka bir kıstas dikkate alınmaz ve alınmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, 1948'de İsrail'in doğuşundan beri, aşağı yukarı, aralıklarla bir savaş devam etmektedir bölgede. İşin acısı, yüzyıl da etse     -ki, Avrupa'da yüzyıl savaşları da olmuştur- bu, bir gün  müzakere ve barışla bitmeye mecbur ve mahkûmdur. Arada ne oluyor; ölenlere oluyor ve savaşlar, meseleleri halletmiyor. Bütün tecrübe ve acı kayıplara, büyük rakamlara rağmen, nedense, insanlık, bu dersi, henüz yeterince alabilmiş değildir ve inanamayacağınız bir şeyi size arz edeceğim şu anda: Bugün taraf olan, mevcut Şaron Hükümetinin Dışişleri Bakanı ile tecrit edilmekte bulunan Sayın Arafat, 1994 yılında Nobel Barış Ödülünü almışlardır. Evet, Nobel Barış Ödülünü almışlardır ve o barış ödülü sahiplerinin bugün karşılıklı bulunduğu tavır, aslında, barışı son derece rahatsız eden ve Nobeli de gölgeleyen bir hadise şeklini almaktadır.

Yalnız, değerli milletvekilleri, bu meseleye, hiçbir konuda, devlet ve bu gibi müesseseler duygusal yaklaşım içinde bulunamaz. Devletin duygusu yoktur. Devlet, millî menfaatlarını koruyan yüce bir müessesedir ve yüce meclislerin de hareket noktası duygusal davranış değil, objektif kriterler ve faktörler üzerinden harekettir.

Bugün Ortadoğu'daki konuyu daha iyi analiz etmek ve anlayabilmek için benzeri iki üç durumu takdirlerinize sunacağım. Bunun birinci örneği; 1963'ün 21 Aralığından 1974'ün 20 Temmuzuna kadar, Kıbrıs'ta bizim soydaşlarımızın çektiği işkence, insafsızlık ve katliamdır ve o dönemi hatırlayın; bölgemizdeki memleketlerin hangisinin parmağı oynadı?.. Hangisi, bunlar Müslümandır, bunlar Türk'tür, bunlara bu zulüm yapılmasın dedi. Aksine, size üzülerek arz edeyim; senelerce art arda yapılan Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı toplantılarında, bugün sempatiyle baktığımız ve desteklediğimiz insanların çoğu ve büyük çoğunluğu Türkiye aleyhine ve Kıbrıs aleyhine oy kullanmıştır. Bu, böyle olmamış mıdır?.. Bugün, Ortadoğu'daki en büyük petrol üreticisi Suudî Arabistan'ın Güney Kıbrıs'taki yatırımları Türkiye'dekinden fazladır. Bu gerçekleri de dikkate almak lazım.

İkinci bir acı örneği önünüze arz edeceğim ki, meselelere daha yakın girebilelim.

1992-1995 yıllarında, 20 nci Yüzyılın ikinci yarısında, Avrupa'nın göbeğinde en büyük soykırımı yaşanmadı mı?! Soykırımına uğrayanlar Müslümanlar değil miydi?! 200 000'den fazla insan öldürülmedi mi?! Bu kürsülerden, defaatle, ben, ifade ve arz etmedim mi bunları? "Petrol üreticileri üç gün vanaları kapatsa, onbinlerce, yüzbinlerce insanın hayatı kurtarılır veya Batı bankalarındaki paralarını çekme tehdidinde bulunulsa, bu katliam son bulur" demedik mi; dedik. Kimse kımıldadı mı yerinden?.. Onlar da Müslüman değil miydi ki, bugünkü Filistinliler gibi; onlar Müslümandı ve üstelik de, oraya karşı benim çok daha büyük sorumluluğum vardı. Balkanlara İslamı götüren benim, Türklüğü götüren benim ve aslında, bugün, Avrupa'yla sıkıntılarımın kökeninde hâlâ bu var; 400 yıl, 450 yıl orada kalmak ve iki defa Viyana kapılarına dayanmış olmak hadisesi var. Bunları objektif olarak düşünmek lazım.

Üçüncü bir vaka: Daha yakınımızda, hem de çok yakınımızda. Azerbaycan tecavüze uğramadı mı; uğradı. Topraklarının yüzde 20'si işgal edildi, 1 500 000'den fazla insanı sürüldü; bugün dünya gündeminde var mı?.. Burada gündemdışı konuşan sayın arkadaşlarımızdan herhangi birisi dahi bu meseleye döndü mü acaba; dönmedi.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Ankara) - Ben söyledim.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Defalarca konuştuk.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Bunları da unutmamak lazım, bunlar da insan ve üstelik, bunlar, benim kardeşlerim, benden de iyi Türkçe konuşan insanlar.

Bunları arz etmek istedim ki, bugün önümüzde bulunan tabloyu analiz bakımından, daha rahat davranalım. (ANAP ve MHP sıralarından alkışlar)

İkinci bir nokta: Bugün taraf olan iki tarafla da, Türkiye'nin... Tetkik buyurun, bir defa, Türk ırkı ile Yahudi ırkı tarih boyunca hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiştir.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Ne diyorsun sen, açık açık söyle!

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Gelmemiştir... Gelmemiştir efendim, hiçbir zaman...

ASLAN POLAT (Erzurum) - Bırak yahu!..

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Hayır efendim, gelmemiştir.

ASLAN POLAT (Erzurum) - Ne diyorsun, açıkça söyle!

BAŞKAN - Bir dakika efendim; yerinizden niye laf atıyorsunuz... Kesmeyin hatibin sözünü.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Buna mukabil, Osmanlı İmparatorluğunun gösterdiği âlicenaplık tarihte tescil edilmiştir. 1492 ve İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında kabul edilmeleri hadisesi... Bunu da dikkate almak lazım.

Türkiye'de, bütün gelen geçen sayın hükümetler, Filistin davasını her zaman desteklemiştir, her yerde, bütün forumlarda. Cenevre'de büyükelçi olarak bulunduğum seneler (1979-1983) her yıl, Filistinlilerle Dayanışma Gününde, o toplantıya, Türkiye olarak biz başkanlık ettik, biz savunduk ve Birleşmiş Milletlerde, bütün milletlerarası kuruluşlarda Filistin davasına arka çıktık. Bunların devlet kurma hakkı bulunduğunu, topraklarına dönme hakkı bulunduğunu, ama, aynı zamanda, 1948'te kurulan ve kuruluşunda tanıdığımız İsrail'in de devlet olduğunu ve tanınmasını gerektiğini savunduk, eşit bir şekilde.

Bugünkü manzarayı tasvip etmek mümkün değildir, katiyen değil; ama, bugünkü durumu, yapılan zulümleri kınarken, diğer taraftan, Sayın Bakanın da işaret ettiği gibi, bir dinî gecede, beline bomba bağlayarak bir otele girip, patlatıp, çoluk çocuk masum 21 insanın ölmesi, 180 insanın yaralanması da kınanacak bir hadisedir, çözüm değildir.

ASLAN POLAT (Erzurum) - Kaç Filistinli öldü?! Kaç Filistinli öldü?!

BAŞKAN - Sayın Polat, sıranız geldiğinde konuşun!

 

KÂMRAN İNAN (Devamla) - İnsanların ölümleri bir davanın mesnedi olamaz, ancak ağlanır. Ağlanır insanların ölümüne. Kan üzerine politika yapılmaz, yapılmamalıdır. Hiçbir şekilde... (ANAP ve DSP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu konuda, insanlar, devletler bigâne mi kaldı?.. Amerika Birleşik Devletlerinin daha önceki Sayın Başkanı Clinton, sekiz senesinin, mesaisinin, belki yarısını buraya hasretti. Zamanın Dışişleri Bakanı Warren Christopher 32 defa bölgeye gitti. 13 Eylül 1993'te Washington'da Rabin-Arafat el sıkışması oldu. Çok büyük bir gelişme... Bütün dünya alkışladı. Arkasındaki gelişmeler; Şimon Peres bir kitap yazdı, Yeni Ortadoğu (The New Middle East) ve orada, barışın yerleştiği ve kalkınma, gelişme sürecinin beklendiği bir Ortadoğu ve o Ortadoğu'da Türkiye'nin oynayabileceği rol... Türkçe'ye de çevrilmiştir. Harika bir tasvir...

Ortadoğu'nun yeniden imar ve kalkınması için o kadar iyimserlik vardı ki, Casablanca ve Ürdün'de toplantılar yapıldı, milletlerarası işadamları katıldı, projeler geliştirildi. Sayın Barak, Başbakanken İsrail'de, reddedilmesi çok zor olan teklifler getirdi ve bu teklifler için, en son, 4 Ekim 2000 tarihinde, Paris'te, zamanın Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Albright'ın başkanlığında bir araya gelindi ve Sayın Arafat bunu imzalamak noktasındaydı. Kim alıkoydu; Ortadoğu'da barışın yerleşmesini istemeyen, silah satıcılarının başında gelen bir Avrupa memleketi alıkoydu. Siz sanıyor musunuz ki, herkes, Ortadoğu'da barışın yerleşmesini istiyor; hayır... Bu, sadece bölgenin aşırı güçleri mi; hayır... Ortadoğu, yine, biliyorsunuz ki, dünyanın en büyük silah pazarıdır maalesef. Kendi milletlerinin kalkınması için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Yeter Başkan!..

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Yeter Başkan!..

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Yeter; evet, doğrudur!..

BAŞKAN - Hiç olmazsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin belleklerini tazeliyor Sayın Başkan.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Bugünkü duruma gelsin.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Kendi milletlerinin refahı, kalkınması için kullanılacak fonlar nereye gidiyor; 8 ilâ 12 milyar dolarlık silahlara gidiyor her sene. Kullanılabiliyor mu bu silahlar? Bir ara, Libya'da, bir tek pilota üç tane savaş uçağı düşüyordu. Peki, bunun devamını kim ister; silah satıcıları tabiatıyla ister.

Ayrıca, Ortadoğu'nun, dünyanın vazgeçemeyeceği büyük enerji depoları ve kaynağı olduğu, bilinen bir hadisedir. Binaenaleyh, bütün dünya menfaatlarının yoğunlaştığı ve orada, tarafları ne kadar bölerseniz o kadar menfaatınız daha yüksek olur politikasının hâkim olduğunu da unutmamak lazımdır.

Benden önceki sayın konuşmacı lütfettiler; hassasiyetlerini büyük saygıyla karşılıyorum. Olayların cereyan ettiği sırada, 27-28 Martta, Beyrut'ta Arap zirvesi yapılmadı mı; yapıldı. Kimler gitmedi; Mısır Sayın Devlet Başkanı ile Ürdün Sayın Kralı gitmedi.

İki -çok daha ciddî bir nokta- Sayın Arafat, tecrit edildiği yerden videoyla konferansa hitap etmek istedi. Kim konuşturmadı; toplantıya başkanlık eden Lübnan Sayın Devlet Başkanı ve sonunda nasıl bitti toplantı; maalesef, bir dayanışma olmadan, sadece, kerhen Suudî planını desteklediklerini beyan etmekle...

Daha yenisi var. Dünden beri başladı, Kuala Lumpur'da, Malezya'da İslam Teşkilatı Dışişleri Bakanları toplantısı var. Orada uzlaştılar mı? Orada, Malezya Başbakanı, toplantıyı açarken, İsrail'e yönelik terörist hareketleri kınadığı sözüyle başlamadı mı?.. Peki, onlar da Müslüman değil mi ve orada toplanan İslam Devletleri Konferansı... Nerede dayanışma, nerede hareket?..

1979'da Tel Aviv'e gidip de İsrail Meclisine hitap eden devlet başkanı Türk Devlet Başkanı değildi, Başbakanı da değildi, Mısır Devlet Başkanıydı ve sizi temin ederim, İsrail ile bugün, bazı çevreleri rahatsız eden ilişkilerimizin düzeyinden çok daha önce, bölgenin pek çok memleketi aynı düzeyin ötesine geçmiştir; biraz objektif bakmak lazım.

Sizinle bir başka sırrı, diplomatik sırrı, isim vermeden paylaşacağım. Bölgenin en koyu İslam ve Arap liderliği iddiasında bulunan iki memleketi, seneler boyunca, gizli olarak, İsrail'e temas ve mesaj göndererek, sakın ha, bir gün Filistinlilere bağımsızlık vermeyin diyen onlardır, ben değilim. Ben, bağımsızlığını her yerde savundum ve savunmaya da devam edeceğim.

Bugün, bir yanlışlık yapmamak lazım. Başbakan Şaron'un tutumu ve davranışıyla İsrail milletini, Yahudileri karıştırmamak lazım.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Sizin düşüncenizle, Türk Milletinin düşüncesini de karıştırmamak lazım.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Bir acı, içimde kalan ukdeyi de sizinle paylaşmak mecburiyetindeyim. 1982'de -burada işaret buyuruldu- Filistinlileri, 80 gün, Lübnan'da tecrit ettiler. Çok acı bir şeydi. Sabra ve Şatilla çok acı bir hadiseydi. Sonunda, Tunus'a göç etmek mecburiyetinde kaldılar. Çok rahatsız ediciydi; ama, burada, herhalde, hepinizin yaşı müsait, Lübnan'dan ayrılıp Tunus'a gidenler nereden geçti, Kuzey Kıbrıs'tan mı; hayır, Güney Kıbrıs'tan geçtiler; ağır silahlarının çoğunu da orada bırakmadılar mı; bıraktılar efendim. (ANAP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Efendim, toparlar mısınız.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Ama, bu, bütün bunlar, bugün onlara yapılan zulmü meşrulaştırır mı; hayır. Sizi temin ederim, demin saydığım Bosna-Hersek katliamına karşı en büyük hassasiyeti bu millet, bu devlet, bu Meclis göstermiştir. Azerbaycan'da tam olmamakla beraber bir ölçüde göstermiştir ve bugün de, size, konferanslarını ve yapılarını arz ve izah etmeye çalıştığım bölge memleketleri içinde, yine, en hassas bir yakınlaşma gösteren Türkiye'dir.

BAŞKAN - Sayın Başkan, toparlar mısınız.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1402 sayılı kararı var; 14 oyla kabul edilmiş, Suriye katılmamış; yani, veto sahibi 5 memleket de katılmış, herkes destekliyor. Bütün mesele, bu kararı uygulamak ve buna uyumu sağlamak. O da, ateşkesin sağlanması ve işgal edilen yerlerden çekilmesi. Türkiye'nin diplomatik gayretleri bu yoldadır. Sayın Başbakanımız, 13-14 Martta, bir büyükelçiyi özel temsilcisi olarak gönderip, mektupla bu ricalarda bulundu, kendileri Sayın Arafat'la telefonla görüştü. Gerçekten, Sayın Bakanın işaret buyurduğu gibi, bir devlet başkanının tecrit edilmesi, bugünkü çağda düşünülür bir hadise değildir, tümüyle reddedilmesi gereken bir hadisedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Bunun yapılması dahi devletler hukukuna ve insanlığa büyük bir saygısızlıktır. Bunu da ortaya koymak lazım; ama, bir noktayı daha unutmamak lazım: Sayın Clinton'un son zamanlarında Amerikan Kongresine getirilen ve çıkmak üzere bulunan Ermeni karar tasarısını önleyenler kimdi; Yahudi lobisiydi. (SP ve AK Parti sıralarından gürültüler) Evet efendim, Yahudi lobisiydi.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - 15 dakika niye konuşuyor! Millete hakaret ediyor!

BAŞKAN - Ne oluyor Sayın Bekâroğlu?..

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Niye 15 dakikadır konuşuyor?!

BAŞKAN - Sayın Bekâroğlu, burası üniversite mi?! Siz de başöğretmen misiniz beni azarlıyorsunuz ikide birde! Ben, size müsamaha ettiğim zaman niye itiraz etmiyorsunuz... (SP ve AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, üniversitede hiç olmaz o senin yaptığın; ne demek istiyorsun?! Üniversiteye hakaret ediyorsun!..

BAŞKAN - Ne diyorsunuz efendim?!

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Türk Milletine hakaret ediyor, milleti yaralıyor.

BAŞKAN - Azarlıyor da onun için söylüyorum! Ben talebe miyim?!

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Üniversitede hiç olmaz senin yaptığın.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Başından beri arz ettim...

BAŞKAN - Maşallah! Maşallah! Bravo!

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Asıl sana maşallah!.. Birine 10 dakika, birine 15 dakika... Ne yaptığınızı, lütfen, yetkilerinizle beraber değerlendirin. Allah Allah!.. Laf konuştu!..

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) - Burası milletin Meclisi, burada siyonizmin propagandası yapılmamalıdır.

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Sayın Başkan, kes artık, yeter!

MEHMET ÖZYOL (Adıyaman) - Senin dışpolitikanın ne kadar zayıf olduğunu şahsınızda görüyorum.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Başından beri arz ettim...

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Ne arz ettin; İsrail propagandası yaptın!

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Bu gibi hassas konularda duygusal olmaya kimsenin hakkı yoktur.

BAŞKAN - Sayın Başkan, lütfen, toparlar mısınız.

KÂMRAN İNAN (Devamla) - Meseleler, objektif olarak vazedilir, objektif olarak görüşülür, objektif olarak kararlaştırılır; Yüce Meclisten de beklenen budur.

Saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar; DYP, AK Parti ve SP sıralarından gürültüler)

SALİH KAPUSUZ (Kayseri) - Yazıklar olsun sana!..

BAŞKAN - Efendim, söz sırası, Doğru Yol Partisinde.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Sağlam; buyurun. (DYP sı-ralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk önce, Sayın Başkanın Meclisi yönetiş tar-zında, bir arkadaşımıza 10 dakika, diğerine, zevkle dinleyebileceğimiz saat-lerce zaman verebilirler; ama, bunun bir usulü var ve bir arkadaşımıza, doğ-rudan doğruya "burası üniversite değil" demeyi, 73 üniversitemize yapılan bir saygısızlık olarak kabul ediyorum ve bir daha olmamasını temenni ediyo-rum! (DYP, AK Parti ve SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sağlam, bir  dakika...

Ben, üniversiteye saygısızlık yapmayacak kadar ilim irfan görmüşüm; ama, bir profesör arkadaşımızın Başkanlığı devamlı azarlamasını, üniversite hocalarının, kürsüde, ben talebeyken yaptıkları gibi addettiğim için söylüyo-rum; siz, niçin 73 üniversiteye şümullendiriyorsunuz?! Zatıâlileriniz, üstelik, YÖK Başkanlığı... (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar; DYP, AK Parti ve SP sıralarından gürültüler)

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Ne ilgisi var?!... Niye "üniversite mi burası" diyorsunuz?!

BAŞKAN - Bir dakika...

Zatıâlileriniz, üstelik, çok saydığımız bir YÖK Başkanı...

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Şimdi, siz bana mı söz verdiniz, ken-dinize mi söz verdiniz?! (MHP ve ANAP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Başkan,  bir dakika efendim... Ben bitireyim, siz yine konuşun.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Hayır, siz benden sonra konuşursu-nuz.

BAŞKAN - Siz, zatıâlilerinizi, çok  saydığım...

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Şimdi ben konuşuyorum Sayın Baş-kan... Ben buradayken konuşamazsınız!.. Siz, benden sonra kendinize söz verin... Şimdi, bana söz verin lütfen! (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Kürsünün sözünü kesmeyin...

BAŞKAN - Ben, Sayın Kâmran İnan'a özel bir muamele yapmadım e-fendim...

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Burası kimsenin babasının çiftliği de-ğil; burası Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsü! Şu anda ben konuşuyo-rum; benden sonra gelirsiniz, konuşursunuz. Bu kürsü sizin babanızın malı değil; bu, milletin kürsüsüdür. Bana söz verdiniz, ben konuşurum! Lütfen, sükûnetinizi muhafaza edin... (MHP, DSP ve ANAP sıralarından gürültüler)

Evet efendim...

Sayın milletvekilleri...

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Çok yanlış, çok... Çok yanlış yaptınız...  Siz YÖK Başkanlığı yaptınız...

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Sen otur! Sen otur yerinde, sıran ge-lince konuşursun!.. (ANAP sıralarından gürültüler)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sen kimsin be!.. Nasıl konu-şuyorsun!

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Sen otur! Sen kimsin ki bana akıl ve-receksin be!.. Sen kimsin!.. (ANAP sıralarından gürültüler)

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sen kimsin! Terbiyesiz! (ANAP ve DYP sıralarından gürültüler)

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Bana akıl verecek kadar senin daha hiçbir seviyen yok!..

BAŞKAN - Bravo!..  Bravo!..

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sen nasıl profesörsün; bili-yoruz... Şu haline bak...

MEHMET SAĞLAM (Devamla) -Otur yerine!.. Otur yerine!.. (DSP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bravo!.. Bravo!.. Bravo!..

YÜCEL ERDENER (İstanbul) - Sayın Başkan, herkese hakaret ediyor.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) -  Ne biçim konuşuyorsun?!.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Otur yerine!.. Otur yerine!.. (DSP ve MHP sıralarından gürültüler)

NUMAN GÜLTEKİN (Balıkesir) - Herkese hakaret ediyor; var mı böyle bir şey?!

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Kimseye hakaret ettiğim yok benim.

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Önüne bak sen!

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Sus be! Senden hiçbir şey olmaz! (DSP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bravo!..

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Bravo!.. Alkışlıyorum!.. (ANAP sıralarından alkışlar [!])

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Aman be... Evet, alkışla... Evet...

MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Senden ne olur?!.

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Görürsün biraz sonra ne olduğunu.

Evet, konuşuyor muyum konuşmuyor muyum beyefendi?!

BAŞKAN - Buyurun efendim!

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Sayın milletvekilleri, Filistin'deki son gelişmeler üzerine görüşlerimi açıklamak üzere huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bugün, kim ne derse desin -gerçekten değerli dışpolitika uzmanımız Kamrân İnan da belirttiler- tarihi, istediğimiz yönde, istediğimiz gibi yorumlayabiliriz; ama, şu bir gerçektir ki, bugün, Filistin'de bir facia yaşanıyor. Masum insanların ölümü, hem devam ediyor hem de gittikçe şiddetini artırıyor. Tankıyla, topuyla, helikopteriyle ve uçağıyla, kısaca, mukayese edilemeyecek bir silah üstünlüğüyle, terörizmin altyapısını ortadan kaldırma adına, yargısız infazlar sürüyor. Bu gerçeği, hiçbir tarih yorumuyla değiştirmemiz mümkün değildir. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; SP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bugün, Birleşmiş Milletlerin ve Türkiye Cumhuriyetinin bir Devlet Başkanı kabul ettiği Sayın Arafat tutsaktır; bu gerçeği de değiştiremezsiniz! (DYP sıralarından alkışlar)

Arafat tutsaktır; çünkü, terörü durdurmamakla suçlanıyor. Arafat'ın cevabı tüyler ürperticidir, anlamlıdır: "Şehadetten başka çarem yok."

Siz, bir Devlet Başkanının bütün imkân ve şartlarına, kabiliyetlerine el koymuşsunuz; ordusu yok, tankı, tüfeği yok; onu tutsak yapmışsınız, elektriği ve yiyeceği bile yok; sonra diyorsunuz ki: "Sen Filistin'de terörü durdurmuyorsun, senin suçun bu." Peki, ne cevap vermesini bekliyorsunuz? "Şehadetten başka çarem yok" diyor; çünkü, ikinci alternatif teslim olması.

Değerli arkadaşlarım, bunu sokaktaki her insan biliyor ki, bugün Arafat'ın teslim olması demek, şiddeti durdurma adına -şiddet, siyasî amaçlardan vazgeçmediğine göre- teslim olması demektir. Arafat'ın teslim olması, 50 yılını, kolay değil, 50 yılını buna vermiş, hayatında doğru dürüst bir gece uyku uyuyamamış bir adamın, bütün geçmişini inkârı demektir. Bunu nasıl bekleyebilirsiniz?.. (DYP, AK Parti ve SP sıralarından alkışlar)

İsrail'de şiddet seçeneğini sonuna kadar kullanan Şaron, kamuoyu desteğini de kaybediyor gözüküyor. Şaron'un, bugün -bazı arkadaşlarımızın desteklediği kadar- İsrail'de desteği yok sayın milletvekilleri! (DYP, AK Parti ve SP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bakınız, bugünkü manzaraya şöyle bir bakalım: Mısır Dışişleri Bakanı, İsrail'in saldırısının savaş ilanı olduğunu söylüyor. Arap Birliği dönem başkanı Lüblan, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Avrupa Birliğini İsrail'e müdahaleye çağırıyor. Avrupa Birliği dışpolitika temsilcisi Solana "Arafat bizim muhatabımızdır, meşru yetkilidir" diyor. Avrupa Birliği dönem başkanı İspanya, İsrail'in derhal çekilmesini söylüyor. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı ve Başkan Bush, Arafat'ı hâlâ meşru lider kabul ediyorlar, ona zarar gelmemesini istiyorlar. Filistin özerk yönetimi "Filistin'in oğulları, direnin" çağrısı yapıyor.

Bu duruma nasıl gelindi; bir bakalım: Daha iki yıl önce Başkan Clinton ile Başbakan Barak, nihaî çözüme yaklaşmışlardı; ama, hemen arkasından, eylül 2001'de iktidara gelen Şaron, birkaç bin kişiyle Mescidi Aksa'ya yürüdü. Hatırlayınız. Hemen arkasından ikinci intifada başladı ve Clinton, Başkan Bush gibi, doğrudan doğruya, Balkanlarda ve Ortadoğu'da siyasî çözüm için uğraşırken, Bush yönetiminin bu konuda biraz daha çekingen davrandığını herkes biliyor, görüyor; kendi beyanlarıyla ortada.

Sonra ne oldu; Mitchell Raporu çerçevesinde şiddetin durdurulması ve müzakere sürecine dönüş öngörüldü; ama, özünde siyasî çözüm önerileri bulunmayan müzakere masası, cazibesini yitirdi. Önce taşlarla başlayan ikinci intifada, sonra, ölenlerin çoğunluğu Filistinli olunca silah kullanmaya başladılar. Yahudi yerleşim birimleri çatışmalara karıştı. Filistin intihar saldırılarında artış oldu, doğrudur; ama, Batı Şeria, Gazze, derken İsrail, ağır silahlarıyla Ramallah'a girdi. İsrail tankları, Arafat'ın burnunun dibinde. Bu bir devlet başkanı. Bunu nasıl tasvip ederiz?! (DYP, AK Parti ve SP sıralarından alkışlar) Ariel Şaron, Arafat'ı İsrail'in düşmanı ilan etti. Bush'a Arafat'ı öldürmeme sözü verdiği için hata yaptığını açıkladı. Geçmişine yakışan bir açıklama; ama, bir başbakana yakışmayan bir açıklama.

Şimdi bu durum karşısında, bu manzara karşısında ne yapılabilir. İlk defa, Suudî Planıyla, Beyrut Zirvesinden, İsrail'i bölgede kabul bakımından bir toplu irade ortaya konuldu. İlk defa Arap ülkeleri toplu halde dediler ki: "1967 hudutlarına çekilmek suretiyle İsrail'i tanırız." İsrail'in güvenli sınırlar içerisinde Ortadoğu'da yaşaması açısından bu plan fevkalade önemlidir. Beyrut Zirvesinde anlaşamadılar diye bir şey yoktur. Beyrut Zirvesinde bütün Araplar Suudî Arabistan'ın barış planını desteklemiştir, Avrupa Birliği, Suudî Arabistan'ın barış planının yararlı olduğuna onay vermiştir. Öyleyse, Birleşmiş Milletlerin 1397 sayılı son kararının da ruhuna ve sözüne uygun bir biçimde, derhal bir ateşkes istenmeli ve Beyrut Deklarasyonunun, Avrupa Birliği tarafından da kabul edilmiş olan Beyrut Deklarasyonunun ışığı altında müzakerelere başlanma yolunda elimizden geleni yapmalıyız.

Arap Barış Planı -ayrıca, AB onaylı olduğu halde- Şaron Hükümeti dışında, hemen bütün dünyanın tasvibine mazhar olan bir plan. Bakınız, Şaron reddediyor; ama, Şaron'dan başka düşünenler de var İsrail'de. Bakınız, İsrail'in muhalefetteki İşçi Partisi Lideri Yossi Beyli ne diyor New York Times'taki makalesinde; okuyalım: "Krizden çıkışın tek yolu, iki tarafın da, Amerika Birleşik Devletleri gözetiminde Suudî girişimini temel alan bir ateşkese razı olmasıdır. Ben, Ortadoğu'da başka bir hayatın hâlâ mümkün olduğuna inanmıyorum." Kim söylüyor bunu; İsrail'in muhalefetteki İşçi Partisinin lideri söylüyor.

Amerika Dışişleri eski Bakanı Kissinger -kendisi de bir Yahudidir bildiğiniz gibi- Newsweek Dergisindeki son makalesinde bakın ne diyor: "İlerleme sağlanacaksa, Amerika Birleşik Devletleri, Arapların onuru ile İsrail'in ihtiyaçlarına saygıyı birleştiren bir programı desteklemelidir." İlave ediyor: "Görüşmeler ateşkesle başlamalı, varılacak anlaşmanın hedefi, Filistin Devletinin sınır güvenliği ve gerekli geri çekilme düzenlemelerinin dışında, İsrail, mevcut yerleşimleri terk etmeye hazır olmalıdır."

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Amerika Birleşik Devletleri, artık, İsrail'e "dur" demenin zamanının geldiğini bilmelidir. İsrail lobisinin geleneksel gücünü anlıyoruz. Bush yönetiminin, dışpolitikada, Clinton yönetimine göre Balkanlarda ve Ortadoğu'da daha fazla müdahil olmak istemediğini de anlıyoruz. Engagement- disengagement meselesi... Ama, 11 Eylül sonrası New York'taki terörün benzerinin, âdeta, Filistin'de yaşanmasından dolayı, bugünkü Filistin'deki faciaya göz yumulmasını anlayamıyoruz.

İsrail'in "kendini savunma hakkı" fikrinin Amerika tarafından ortaya atılması ne kadar önemliyse, Birleşmiş Milletlerin de bir devlet olarak kabul ettiği bir devletin devlet başkanının kendi kendini savunamaz hale gelmesine anlayış göstermek de o kadar önemlidir.

Arafat, bugün, Arapça bir çağrı yapabilir mi; yani, diyebilir mi ki, "bu bir siyasî ateşkestir, bırakınız, bu andan itibaren ateşkes yapalım." Bu bir siyasî teslim  olur değerli milletvekilleri. Çünkü, ateşkesi, bir siyasî çözüm ufkunu, İsrail'in, işgal ettiği topraklardan çekilerek, bağımsız bir Filistin Devletinin kurulması doğrultusunda müzakerelerin başlamasına bağımlı kılamazsanız, amaca ulaşamazsınız. Arafat, bugün, bunu yapamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET SAĞLAM (Devamla) - Sayın Başkan...

Ancak, bugün, bu, kendisine, İsrail'in çekileceği ve en azından, doğacak Filistin Devletinin, müstakil bir devlet olarak müzakereye başlayacağı sözüyle mümkün olabilir. Bugün, Beyrut Barış Planı, Avrupa Birliğinin onayına ve ilk defa diğer Arap ülkelerinin de toplu siyasî iradesine mazhar olduğuna göre, tarihî sorumluluğumuzu unutmadan, çok acele bir ateşkes sağlanması için elimizden geleni yapmalıyız; Beyrut Deklarasyonunu küçümsememeliyiz. Türkiye, bölge istikrarına ne kadar önem verdiğini her vesileyle dile getirmiştir. Dışişleri Bakanımızın, adalet içinde yaklaşılması, Amerika Birleşik Devletlerinin her iki tarafa da eşit muamele yapması ve özellikle, son şiddet olaylarının her iki taraf için de durdurulması gerektiği fikirlerine katılıyoruz.

Değerli milletvekilleri, YÖK Başkanıyken, Filistin'de -bir anekdotla sözlerimi bitirmek istiyorum- bana Filistin Yönetiminin Evkaf Nazırlığından sorumlu kişi dedi ki: "Burada başkonsolosluk açtınız ve bir bina kiraladınız. Halbuki, buradaki binalar kayıtlara göre zaten sizin; bina kiralamanıza lüzum yok." "Nasıl oluyor" diye hayretle sorduğum zaman, dedi ki: "Osmanlı'dan sonra buraları İngilizler işgal etti, biz Filistinliler olarak uluslararası belgelerde bunu tanımadık; sonra İsrail işgal etti, onu da tanımadık. Dünya da, henüz, bizi bir devlet olarak tanımıyor. Bugün, Filistin'de, gayrimenkuller üzerindeki muameleler, Osmanlı kanunlarına göre yürür. Bugün, karşıda gördüğünüz bina, eski Kudüs'ün en görkemli binasıdır. Bu bina, bir zamanlar, Osmanlı kumandanlığının komuta merkeziydi -şimdi zannederim Alman Hastanesi olarak kullanıyorlar- onun için, sizin buralarda bina kiralamanıza lüzum yok. Beğendiğiniz binayı seçin. Bunlar, zaten sizin binalarınızdır" dedi.

Bunu duygusal bulabilirsiniz; ama, bunda bir gerçek de var. Filistin'in hukukî statüsü, Osmanlı'dan bu yana, uluslararası düzeyde, henüz kabul edilebilmiş değildir. Biz, o topraklara bu kadar yakınız ve o topraklara bu kadar yakın olmamızın bizden beklentilerini vermeliyiz.

Tabiî ki, İsrail, stratejik bir partnerimizdir, dostumuzdur, onunla olan ilişkimizin, bugün, Filistin'de yaşanan faciayı hoş görmemiz anlamına gelmediğini bir kere daha vurguluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, SP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Efendim, şimdi, söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç'ta. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu arada, dikkatlerinize bir hususu sunmak isterim: Saadet Partisi Grubu adına Sayın Karamollaoğlu 13,5 dakika; Anavatan Partisi Grubu adına Sayın İnan 15 dakika ve Doğru Yol Partisi Grubu adına Sayın Sağlam da 12,5 dakika konuştu.

 Buyurun Sayın Arınç.

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, çok önemli bir gün. Hepimizin hassasiyet gösterdiği, gerçekten, duyduklarımızla, gördüklerimizle büyük bir hicran içine düştüğümüz, üzüldüğümüz ve acaba ne yapabiliriz; hem Filistin'de olan bitenleri önlemek hem de tarihsel, manevî, coğrafî bağlarla, tarih ve kültür bağlarıyla beraber olduğumuz bu insanlar için acaba Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak neler yapılabilir?

Sayın Bakanın konuşması üzerine, bütün parti grupları bu konuda konuşmalar yapıyorlar.

İki noktada üzüldüğümü ifade edeyim: Burada, hamasetin de ötesinde, şüphesiz duygusal olmamak mümkün değil, yapılabilecek şeyleri görüşmemiz lazım ve mutlaka bir an önce bunları uygulamaya koymamız lazım.

Bir defa, son hadiseler dün veya evvelki gün başlamadı, aralık ayından bu yana artarak devam ediyor ve bunları bütün dünya kamuoyu da takip ediyor. Zaman zaman grup toplantılarımızda ve basın toplantılarında, Sayın Başbakanın, parti liderlerini bir araya getirmek suretiyle gelişmeleri takip etmesi, bu konuda bilgi vermesi gerektiğini ifade ettik, zaman zaman da Sayın Dışişleri Bakanının Meclise bu konuda bilgi vermesi gerektiği üzerinde durduk. Sayın Başbakan basın önünde bazı açıklamalar yaptı. Elbette saygı duyuyorum. Sayın Arafat'la bir telefon görüşmesi yaparak kendisine "geçmiş olsun" dedi, mektuplar yazdı, bu zulmün durdurulması için diplomatik yollarda çalışmalar yaptı. Sayın Bakanın da belki bu yolda çalışmaları olmuştur. Dünkü bir demecini bir televizyon kanalı, üzerinde özenle durarak verdi, çok önemli bir ayrıntıya temas etti. Neymiş o ayrıntı, ben de merakla izledim: Bugüne kadar Sayın Dışişleri Bakanı, Filistin'de olan bitenleri kınadığını ifade etmiş; ancak, dünkü beyanında bir ayrıntı çok dikkat çekiyor; bu kez "şiddetle" kınamış. Yani "şiddetle" kelimesini son olaylar için çok önemli sayan bir televizyon haberini herhalde siz de izlemiş olacaksınız.

Aylar sonra Sayın Bakan Parlamentonun önüne geldi, merakla kendisini izledik. O kadar nezaket içinde, o kadar diplomatik ifadelerle konuştu ki, doğrusu ben bir şey anlamadığım gibi, herhalde, merakla bu televizyondan Parlamentoda Türkiye'nin Dışişleri Bakanı hangi önemli bilgileri verecek diye izleyenler de gazete haberlerinin ötesinde hiçbir şey duymamış oldular.

AHMET İYİMAYA (Amasya) - Bilgi vermemek için...

BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, diplomatik ifadeler ve temenniler günü bile kurtarmaya yetmiyor. Mehmet Âkif Ersoy merhumun çok güzel bir sözü var: "Zebunküş Avrupa bir hak tanır ki, o da kuvvettir."

Bizim inancımızda ve kültürümüzde haklı olan kuvvetlidir. Materyalist ve maddeci düşüncede, kuvvetli olan haklıdır. Hakkı üstün tutan aziz milletimizin, bin yıldan beri bu topraklar üzerinde ve çok büyük bir coğrafyada ilim ile hak düşüncesiyle, ne büyük medeniyetler ve devletler kurduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, bugün, İsrail'in anlayacağı dilden ne yapılabilir, hangi tedbirler alınabilir; onları konuşmanın zamanıdır; yoksa, bu kibarlıktan onlar çok fazla bir şey anlamıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, diğer bir konuşmacı -dikkatimi çekti- Sayın İnan'ı ibretle ve şaşkınlıkla izledim. Yıllardan beri tecrübesine güvendiğim, özellikle dışpolitika konusunda, yıllarca o misyonda çalışmış bir insan olarak söylediklerini hep dikkate aldım ve özellikle Japonya'nın kalkınmasından hareket ederek "Hayır Diyebilen Türkiye" isimli kitabını da çok özenle okudum. Sayın Meclis Başkanının bu toplantıyı açarken yaptığı konuşmadan, o "Hayır Diyebilen Türkiye" aklıma geldi. Her şeye "evet" diyen değil, bazı şeylere "hayır" diyebilen bir Türkiye, keşke bugün karşımızda olsaydı.

Değerli arkadaşlarım, Sayın İnan'ın konuşmasından sonra, belleklerde kalacak olan şey şudur: İsrail'in bugün yaptığı zulüm değil, Arap ülkelerinin yönetimlerinin geçmişte yaptığı hatalar. Buna hakkımız var mı; hayır, buna, hiç kimsenin hakkı yok. (AK Parti ve SP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, İslam dünyasının, Arap ülkelerinin yönetimlerinin eleştirilmesi kolay, söylenenler çok doğru da olabilir; ama, İslam dünyasının büyük bir talihsizliği var; halkların inançlarına olan bağlılığı, kültürleri ve düşünceleri, yönetimlere aynen yansımıyor. Yönetimdeki şeyhler ve krallıklar, halkların düşünceleriyle çoğu kez bağdaşmıyor, başka ülkelerde olduğu gibi; halk ve yönetim farklı düşünüyor ve farklı inanıyor. Arap ülkelerinin yönetimleri hata yapıyorsa, bu İsrail'in barbarlığına hak verir mi; kesinlikle hak vermez. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu, halkının Müslüman olduğu ülkelerin, belki yakın tarihte karşı karşıya kaldığı maruz olduğu kötülüklerden birisidir.

Nasreddin Hocanın evine hırsız girmiş; söylemiş, herkes ona şikâyet etmeye başlamış: Niye pencereni güzel kapatmadın, niye kapının arkasına bir sürgü koymadın, niye bu kadar derin uyudun, bu kadar derin uykudan uyanmadın da, hırsız her şeyi aldı götürdü?! Hoca düşünmüş, kendini suçlu görmeye başlamış da, bunu sorana demiş ki:"Hırsızın hiç mi kabahati yok?!"

İsrail'de, Filistin'de bu kadar hadise oluyor -ve hepimiz gözyaşı döküyoruz; hiçbir arkadaşımı bunun dışında tutmuyorum- biz, kabahati, geçmişte yapılan birtakım şeylere bağlıyoruz.

Ben, rahmetli Özal'ı hatırlıyorum; yani, Sayın İnan'ın bir zamanlar Genel Başkanlığını yapan, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Sayın Özal'ı. Türkiye Cumhuriyeti 14 Mayıs 1948'de İsrail'i tanıyan ilk devlet olmuştu; Amerika'nın arkasından 11 dakika arayla, sanki yarış yapmıştı; ama, aynı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Cezayir'in bağımsızlığını en son tanıyan oldu. Türkiye İsrail'i ilk tanıyan; ama, Cezayir'i son tanıyan ülke olmanın utancını rahmetli Özal zamanında, Cezayir ziyaretiyle gidermeye çalışmıştı.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunları şunun için söylüyorum: Burada, yüreklerin yandığı bir zamanda, halkımızın hissiyatına tercüman olarak konuşmak ve bu noktada yol göstermek gerekirken, sadece birtakım eleştiriler yapmak ve bugünkü barbarlığın "oh olsun" noktasında birkısım insanları sevindirmek, kesinlikle hiç kimsenin aklından geçmemeli.

Araplar Kıbrıs'ı tanımamış, Türk Cumhuriyetleri de tanımadı; onlara da mı tavır koyacağız? (AK Parti sıralarından alkışlar) Birtakım diplomatik hataların, yanlışlıkların -kim tarafından yapılırsa yapılsın- bugün, artık, bu konuda ortaya konmasının zamanı değil, yaşadığımız bir barbarlık karşısında, Türkiye'nin hangi tedbirleri alabileceğini konuşmaktır.

Değerli arkadaşlarım, Filistin toprakları, bütün peygamberlerin kucağı ve yuvası olmuştur; Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. İbrahim ve diğerleri. Miraç olayı, Mescidi Aksa'nın bulunduğu yerde cereyan etmiştir. Peygamberin miraca yükseldiği basamak orada bulunmaktadır.

Kudüs, peygamberler toprağıdır; elbette, sadece Müslümanların değil, Musevilerin de, Hıristiyanların da en önemli mekânlarından birisidir; Hazreti Meryem'in de mekânıdır ve Müslümanların ilk kıblesidir. Bugün Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa'nın bulunduğu yerde topların ve bombaların nasıl patladığını hep beraber görüyor ve biliyoruz. Bu topraklara bizim ilgi duymamız manevî açıdan doğrudur, coğrafî açıdan doğrudur, tarih bağlarımız açısından doğrudur; ama, her şeyden önce insan olmanın da bir gereğidir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Çünkü, bugün yapılan zulüm ve haksızlıklar, sadece bir kişinin birkaç kişiye yaptığı değil, bir insanlık ayıbı olarak ortadadır. Hitler'i nasıl holocaust'la, yani, soykırımla suçluyorsak, bugün Hitler ile Şaron'un nasıl yan yana geldiğini ibretle görmemiz lazım. 1980'li yıllarda Sabra ve Şatilla kamplarında binlerce mülteciyi aç ve susuz bırakarak ölüme mahkûm eden "kasap" lakaplı insan ve soykırım mahkemesinde yargılanmayı bekleyen birisi, İsrail hükümetinin başındadır. Böyle bir insan ve ondan önce gelenler, Müslüman kanı dökmeyi bir devlet terörü haline getirmişlerse, bizim, en azından insan olarak, milletimizin karakterinde olan özelliklere sahip çıkmamız lazım. Benim aziz ve necip milletimin karakteri, hep mağdurdan yanadır, mazlumdan yanadır; haktan, doğrudan ve insandan yanadır. Bu millet, hiçbir zaman zulüm yapmadı ve zalimden yana olmadı. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu Mecliste millet iradesinin sahibi olan bütün arkadaşlarımız -hiçbirinizi dışarıda bırakmıyorum- milletimizin bu hislerine tercüman olmak mecburiyetindedir. Nasıl Bosna Hersek için, nasıl Afganistan için, nasıl Moro'dakiler için veya diğerleri için zulüm ve haksızlık bir yerde varsa, elbette, benim milletim her zaman orada olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Şu anda elektrikler kesilmiş, telefon bağlantıları yok, karargâhlar yıkılmış...Tekrarlamayayım -sürem doluyor- ama "ne yapabiliriz" konusunda bir şeyler söylememiz gerekir ki, Sayın Dışişleri Bakanımız da, hükümetimiz de bu ...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) - ...konuyu daha çok takip edebilsin, hepimize zaman zaman haber verebilsin ve bir an evvel, orada, eğer bizim imkânlarımızla ve inisiyatifimizle hayırlı bir iş yapılabilmişse, biz, bundan sadece şeref duyalım.

Değerli arkadaşlarım, bugün, basına yansıyan haberlere göre, İsrail, elleri bağlı Filistinlileri beyinlerine kurşun sıkarak öldürmektedir. Bu, savaş halinde bile, Cenevre Sözleşmelerine göre suç sayılan bir davranıştır. Filistin halkının meşru lideri olarak tanınan Yaser Arafat'ın maruz kaldığı muamele, hem onun halkını hem de onun liderini küçük düşürmeye yönelik, genelde de bütün Arap, hatta İslam dünyasına "ben, her şeyi yaparım; sen, her şeye müstahaksın ve kimse bana bunun hesabını soramaz" şeklinde bir onur kırıcı davranıştır. Uluslararası camia, bu tür davranışları hiçbir zaman onaylamaz, onaylamamalıdır. İsrail, mazlum fakat her halk gibi saygın olan Filistinlilere karşı böyle sorumsuzca davranmasının faturasını günün birinde ödemek zorunda kalabilir. İsrail'in, şimdi, Ramallah Kentini basın ve medya mensuplarına kapattığını haber alıyoruz. 14 ile 40 yaşları arasındaki Filistinli erkekler, evlerinden alınarak meydanlarda toplanmaya başladı. Bu iki hadiseyi birlikte mütalaa ettiğimiz zaman, çok korkunç bir ihtimal aklımıza geliyor: Hatırlayacaksınız, 1992'den sonra, Bosna'da Sırplar tarafından gerçekleştirilen katliamların hazırlıkları da buna benziyordu. Bosna katliamları, uluslararası camianın âdeta bilgisi dahilinde cereyan etmişti. Gerçi, Batı ülkeleri, çok gecikmiş olarak, bu olayları lanetlediler ve Sırpları suçladılar; ama, bu suçlamalar, öldürülen Boşnakları hayata döndüremedi. Boşnaklara reva görülen bu muamele, İkinci Dünya Savaşında Almanlar tarafından Yahudilere uygulanan soykırımı eylemlerine çok benziyordu. İsrailliler, o kadar kötüledikleri ve aleyhine dünyayı ayağa kaldırdıkları muamelenin benzerini, bugün, Filistinlilere karşı bizzat uyguluyorlar; bunu, dünyada kimseye haklı gösteremezler. Batı dünyası, Bosna'daki katliamlara göz yumduktan sonra, bu kez, benzer bir katliama Filistin'de de göz yumarsa, bu ayıbını örtmesi daha da zor olacaktır. İsrail'in yakın tarihlerdeki bu yanlış politikayı izlediği bir dönemde, Türk Hükümetinin, İsrail'le, tank modernizasyonu amacıyla bir askerî işbirliği anlaşması yapması, partimiz tarafından endişeyle karşılanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ben, bugün değil, dün de değil, 14 Mart tarihinde, Parlamentoda bir basın toplantısı yaparak, sadece bu tank meselesi üzerinde durdum. O tarihli Anadolu Ajansının bülteninde, bu konuda ne söylediğimiz çok açıktır.

BAŞKAN - Efendim, toparlar mısınız.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Konunun teknik detaylarına girmeyeceğim; ama, 8 Martta, Filistin'de, günde sadece 40 kişinin öldüğü bir zamanda, bu M-60 tanklarının 170 adedinin modernizasyonu için, Amerikan, İtalyan ve Fransız firmaları varken, bunların içerisinden İsrael Military Industries firmasının seçilmesi ve şimdilik 668 000 000 dolar, önümüzdeki dönem için 1 milyar dolara yaklaşan bir ihalenin verilecek olmasının yanlış olduğunu, bu ihalenin askıya alınması gerektiğini ifade etmiştim.  Birkaç gün önce de, maalesef, bunun, bir merasim yapılmadan imzalandığını, üzüntüyle ifade ediyorum. Bu anlaşma, elbette, bu pervasız İsrail'in tutumu devam ettiği sürece dondurulmalıdır ve yürürlüğe konulmaması mutlaka gereklidir. İsrail şimdiki tutumundan geri dönmediği takdirde ise, imzalanan anlaşmanın feshedilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın Başkan, hemen bitiriyorum. Hükümetimiz, ayrıca, Filistin'deki acil durumu görüşmek üzere, İslam Konferansı Örgütünü olağanüstü toplantıya çağırmalıdır. İslam dünyasının, bu vahim gelişmeler karşısında ortak bir tutum ortaya koyması gerekir. Hatırlanmalıdır ki, İslam Konferansı Örgütünün kendisi, El Aksa Camiini kundaklama teşebbüsüne karşı gösterilen tepki sonucunda oluşmuştu. Bugün, El Aksa Camii ve çevresi de dahil olmak üzere, Filistin'de vukua gelen olaylar, söz konusu camiin kundaklanmasından daha az önemli değildir.

Aynı şekilde, İsrail üzerinde etkili olabilecek, başta ABD olmak üzere, tüm batı ülkelerini de, İsrail üzerindeki nüfuzlarını kullanarak, Filistin'de kan dökülmesini durdurmak için ellerinden gelen her türlü çabayı göstermeye davet etmeliyiz.

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konu üzerinde, belki, çok daha söylenecek şeyler var. İnanıyorum ki, hepimizin hissiyatı aynıdır. Milletimizin, Türk Milletinin bu düşüncelerine uygun hareket etmek, Parlamentodan tek ve tok bir sesin çıkması çok önemlidir. Ben, sayın hükümetimizin de, bu vahim olaylar karşısında ve hepimizin hicranımızı kalbimize akıttığımız bir zamanda büyük çaba göstereceğine, gerekeni yapmak için çabalayacağına ve en kısa zamanda bu ateşkesin sağlanmasıyla, sükûnetin dönmesiyle bu sorunların çözülmesi için elbette ümitli olacağımıza inanıyorum.

Hepinizi saygılarla selamlıyorum. (AK Parti, DYP ve SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Şimdi söz sırası, Demokratik Sol Partide.

İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Tan, buyursunlar efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA AHMET TAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dışişleri Bakanı Sayın Cem'e, bölgemizdeki son gelişmelerle ilgili verdiği bilgiler nedeniyle  teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, Sayın Başkan; bu, tepkisini yeterli bulmadığınız hükümetin başkanı Sayın Ecevit, bundan yaklaşık otuz yıl önce, birçok Müslüman ülkeden bile çok önce, Filistinlilere Ankara'da siyasî büro açma imkânını tanımış bir hükümetin başkanıdır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Otuz sene önceki Ecevit'i bulsak tamam; nerede o!..

BAŞKAN -  Lütfen efendim, karşılıklı konuşmayın.

AHMET TAN (Devamla) - Eğer, siyasî temsilcilik açma hakkı o zaman tanınmasaydı, belki de bugün Birleşmiş Milletler kararlarına geçen Filistin Devleti imkânı bulunmayacaktı.

Evet, İsrail-Filistin coğrafyası, yalnız Filistinlileri, İsraillileri ilgilendirmemektedir, tüm bölgeyi, tüm dünyayı, tüm insanlığı ilgilendirmektedir. Bu yüzden, bölge ülkeleri kadar, dünya ülkelerinin de burada olup bitenlere kulak kapatması, sırtını dönmesi mümkün değildir. Hele de, övünçle söz ettiğimiz 21 inci Yüzyıl uygarlığı adına, insanlığın ortak çıkarları, insanlığın onuru adına mümkün değildir.

Türkiye, Sayın Bakanın da belirttiği gibi, geçmiş dörtyüz yıl boyunca dünyanın bu en sorunlu bölgesinde barışı, huzuru ve hoşgörüyü aralıksız sağlamış bir devlet geleneğine sahiptir. Üç farklı din, çok farklı ırklar, farklı kültürler ve halklar, birlikte, çok uzun yıllar, Türkiye'nin devlet geleneği sayesinde esenlik içerisinde, huzur içerisinde yaşamışlardır.

Türkiye, geleneksel olarak, İsrail ve Filistin'le iyi ilişkiler içerisinde olmayı sürekli başarmış bölgedeki tek ülkedir. Bu zorlu görevi ve işlevi, dinlere, ırklara, halklara eşit ve adil davranma geleneğine sahip bir devlet olması sayesinde yerine getirebilmiştir.

Türkiye, Filistinlilere, birçok Müslüman ülkeden bile çok önce, belirttiğim gibi, siyasî temsilcilik açma olanağı sağlamış bir ülkedir. 1970'lerde, Ecevit hükümetinin sağladığı bu imkânla, Türkiye'nin daha sonraki yıllarda İsrail hükümetiyle eşit, dengeli ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler geliştirmesi önlenememiştir; Türkiye hükümetleri bunu da sağlamıştır. Türkiye-Filistin dostluğu ile Türkiye-İsrail dostluğunu, belki de Ankara'daki hükümetler, bu iki milletin birbirine rağmen geliştirip güçlendirmişlerdir.

Son gelişmeler, Türkiye'ye iki tarafa da belli uyarılar yapması için önemli bir sorumluluk ve görev yüklemektedir. Hükümetin ortağı olan siyasî parti grubu olarak, İsrail'in, Filistin Devlet Başkanı Sayın Arafat'a uyguladığı devlet terörünü şiddetle kınıyoruz. Aynı şekilde, intihar saldırıları biçiminde sürdürülen, bebekleri bile hedef alan terörü de kınıyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı anlamlı bir ateşkes kararını ve İsrail birliklerinin, Ramallah dahil, tüm Filistin topraklarından çekilmesini istiyoruz.

Şiddeti şiddetle önlemeye çalışmanın sadece daha fazla şiddet yarattığı, daha fazla kan akmasına, daha fazla masum insanın -bebek, yaşlı, hasta demeden- ölmesine yol açtığını ve açmakta olduğunu bir kez daha görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İsrail ve Filistin topraklarındaki terörizmin kökeninde, iki toplum arasındaki derin farklılıklar yatmaktadır. İki halk da anayasal gelecekleri, kimlikleri hususunda farklı beklentilere sahiptirler.

Terör dünyada sürüp gidiyor. Bu deneyimden pek çok dersler çıkarabiliriz. İlki, zor kullanmaya dayalı şiddet politikasının terörizmi ortadan kaldırmayacağıdır. Barışın anahtarı, teröristleri, şiddet yanlısı olmayan çoğunluğun desteğinden mahrum bırakmaktır. İsrail, buna yeterince özen göstermemektedir.

İkincisi: Temel sivil özgürlükleri, sivil hakları gözardı eden ve insan haklarını da gözardı ettiği son olaylarla ortaya çıkan İsrail'in yaklaşımlarının, kurbanların sayısını artırmaktan ziyade hiçbir şeye yaramadığı da ortaya çıkmıştır.

Buradan çıkarılması gereken derslerin üçünsüsü ise şudur: Birleşmiş Milletler kararları, uluslararası anlaşmalar ve hukukun üstünlüğü ile terörizmle mücadeleye yönelik her yaklaşımın temelinde bu ayrımın olması gerekmektedir; aksi takdirde, ahlakî zemin ve ılımlıların desteğini kaybeden hükümetler, teröristlerin sayısının giderek artmasına imkân tanıyacaklardır.

Son olarak Filistin - İsrail coğrafyasında yaşadığımız deneyim göstermiştir ki, kökleri derinlere giden sorunlar çabucak çözümlenemez; bu sorunda yer alan herkes, uzun bir döneme hazır olmalı ve meşru hoşnutsuzlukları belirleyecek sabır, kararlılık ve arzu göstermelidir. Bu, barışa ulaşmanın, teröristleri ve devlet terörizmini yenmenin, İsrail ile Filistin arasındaki çatışmaları önlemenin -ama, asıl bunun yolu olarak da- ılımlı çoğunluğun desteğini sağlamanın tek yoludur. Filistin'de de, İsrail'de de, ılımlı çoğunluğun çok büyük çoğunluk olduğunu, teröristlerin ve terörizme imkân tanıyan İsrail hükümetinin yaptıklarının hatalı olduğunu da, bir kez daha, burada, belirtmek istiyorum.

Bu gidişatın bir etnik temizliğe dönüşmesi ihtimali çok büyüktür. Bu yüzden de, süper güç olarak, Birleşik Amerika'ya büyük bir görev düşmektedir. Bu görev, dün, Cumhuriyetçi Parti senatörleri ve Amerikan Kongresinin birçok üyesi tarafından da dile getirilmiştir.

Başkan Bush, bugüne kadar, yeterince, yüreğini, fikrini, zamanını, enerjisini bu konuya ayırmamıştır. Süper güç olarak yaptığı çağrıyı, 11 Eylülden sonraki çağrıyı, kendisine buradan hatırlatmak istiyoruz. O çağrı, teröre karşı global bir savaştı. Eğer, teröre karşı bu global savaşa, İsrail - Filistin coğrafyası dahil edilmeyecekse, nerenin dahil edilmesi gerektiğini de buradan sormak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, dışpolitikaya, içpolitikada prim yapmak için yaklaşmak çok tehlikelidir. Büyük Millet Meclisi olarak, partiler olarak, devletimizin kuruluşundan bu yana, Türkiye buna hep özen göstermiştir. Ölüm kıskacına alınmış Sayın Arafat'a sahip çıkmak, elbette, boynumuzun borcudur; barış adına, Birleşmiş Milletler kararları adına, insanlık adına boynumuzun borcudur. İsrail'in barışsever olduğuna inandığımız halkının büyük çoğunluğu adına bunu hatırlatmak da boynumuzun borcudur. Bu gerçeği, biraz geç de olsa, Beyaz Saray dün gece fark etmiştir. Dün gece, Başkan Bush adına açıklama yapan sözcüsü "Başkan Yaser Arafat barış için anahtardır, barışa ancak onunla varılır" demiştir. Bu, elbette ki sevindirici bir gelişmedir.

Arafat'ı yok etmek isteyen İsrail hükümeti, herhalde, barışı da yok etme hedefi gütmektedir. Böyle olmadığını ortaya koyması ve hemen, Arafat üzerindeki bu ölüm kıskacını kaldırması gerekmektedir. Dünya buna izin veremez; çünkü, daha önce yaşanmış olan etnik temizlikte, onbinlerce, yüzbinlerce insan, Balkan coğrafyasında yok olmuştur. Aynı şiddetin, aynı trajedinin burada sergilenmesini de, elbette ki, insanlık, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere ve bölgenin tarihinden, coğrafyasından kaynaklanan, devlet kültüründen kaynaklanan ülkesi olarak Türkiye de izin vermeyecektir; ancak, Türkiye'nin, Filistin'deki barışa katkısını sağlamak için, tarihî çizgisinde kalma zorunluluğu vardır. Bu çizgi, intiharlarla süren terörü lanetlemektir ve İsrail hükümetini de devlet teröründen uzak durmaya çağırmaktır. Bunu yaparken, duygularımızdan uzak olmamız gerekir; çünkü, bölgede, Türkiye'nin özel bir ağırlığı ve önemi vardır ve devlet geleneği de bunu öngörmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri, süper devlet olma sınavından geçiyor. Başkan Bush, enerjisini ve zamanını, itibarını bu meseleye ayırmalıdır. Bunlar bizim sözlerimiz değil, bizzat kendi partisinden kongre üyelerinin sözleridir.

Bu sözleri tekrarlayarak, Demokratik Sol Parti Grubu adına saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum. (DSP, MHP, ANAP, AKP ve SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Efendim, teşekkür ediyorum.

Sayın Arınç, o, sizin grup başkanvekillerinin işi; yani, hükümetin işi değil. Eğer, öyle bir karara varırsanız...

BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Ben, hükümetin işi olarak düşünmedim.

BAŞKAN - Hay hay... Grup başkanvekilleri olarak bir istişare ederseniz, öyle bir şeyiniz olursa, biz uyarız; onu demeye çalışıyorum.

Şimdi, söz, Milliyetçi Hareket Partisinde.

Ankara Milletvekili Sayın Şevket Bülend Yahnici, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İnşallah, siz de bizim tutumumuz hakkında bir şey demezsiniz.

MHP GRUBU ADINA ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Ankara) - Estağfurullah.

Değerli üyeler; Sayın Dışişleri Bakanımızın isabetli girişimiyle, bütün siyasî partilerimize böyle bir söz hakkı ve görüşme imkânı doğmuştur. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Bugün, Ortadoğu'da yaşanan, yaşanmakta olan gayri nizamî diyebileceğimiz savaş göstermiştir ki, Ortadoğu, çatışmaların görünen ve görünmeyen birçok tarafının ve aktörünün bulunduğu bir coğrafyadır. Bugünkü Ortadoğu, dünün eseridir. Dünyanın yaşadığı en uzun barış dönemlerinden biri olan Osmanlı barışının bozulmasının ardından, bu coğrafya, bir daha barış ve huzur yüzü, maalesef, görmemiştir. Hoşgörüye, sevgiye ve adalete dayalı Osmanlı barışı bozulurken, maalesef, İngilizlerle işbirliği yapan Arapların Türklere karşı ihaneti, bugün yaşanan kaosun sebeplerindendir. Bu ihanetin bedelini, bugün, maalesef, bölgedeki masum insanlar ödemektedir.

1982 yılında, Filistin yönetiminin, başta Arafat olmak üzere, ülkeyi terk ettiği günlerde, o yıllardan on sene evvel okuduğum bir kitabı hatırlamıştım. Trevanian diye bir şahıs Şibumi diye bir kitap yazmıştı. Şibumi'de, Filistin'in bir gün yönetim tarafından boşaltılacağı, Arafat'ın Filistin'i terk edeceği -bir roman senaryosuydu bu- Arafat Filistin'i terk ederken -maalesef, o gün yaşanan hadiseydi- Arap dünyasının buna seyirci kalacağı, âdeta bir kehanet halinde anlatılmaktaydı. Bu kehanet gerçekleşti. Arafat'ı hatırlıyorum; uçağa binerken, hâlâ victory işareti yapıyordu, hâlâ yapıyor. Nasıl bir victory, nasıl bir zaferdir bu?! Otuz senedir barışa bir türlü kavuşamamış bir Ortadoğu.

Şimdi, aziz dostlar, doğrudur; bu konularda, son derece duygudan, hissiyattan uzak, mantıkla, mantığı önplana çıkararak hareket etme zarureti olduğu açıktır. Şimdi, bugün, yine, bu bölgede maalesef kan vardır, bu bölgede maalesef gözyaşı vardır. Kanı ve gözyaşını durduracak Ortadoğu barış süreci engellenmek adına, maalesef, ne lazımsa yapılmıştır. Hatırlayınız, Barak Hükümeti, İsrail'de, eli, kolu, kanadı kırılmak suretiyle ve hükümetin bütün üyeleri birer birer istifa ettirilmek suretiyle Barak yalnız bırakılmış, iktidardan gitmesi sağlanmış, Barak'ın yerine şiddet yanlısı bir iktidar İsrail'de işbaşına getirilene kadar ne lazımsa yapılmıştır. Aynı şekilde, Filistin tarafında, Arafat'ın, bugün zor durumda bulunan Arafat'ın konulara hâkimiyeti, işe hâkimiyeti ve kendisi dışında yürütülmekte olan birtakım terör faaliyetlerini önleyememe hali, açık bir hadisedir. Bütün bu hadiseler, bugünkü gelişmelerin sebebi olmuş ve maalesef, burası, yeniden bir kan gölü haline dönmüştür.

27-28 Martta Beyrut'ta gerçekleştirilen zirve demin burada ele alındı, dile getirildi. Abdullah Planı, bu zirvede, 4 madde halinde kabul edilmiş bir plandır. Bu planda, 1967'de işgal edilen Arap topraklarına çekilme, mülteciler probleminin çözümü, Gazze ve Batı Şeria'da işgal edilen Filistin toprakları üzerinde başkentinin Kudüs olacağı bir bağımsız Filistin Devletinin kuruluşu gibi hususların yanında, Arap zirvesi, İsrail Halkı ve hükümetini, önerinin kabul edilmesine ve İsrail'in birlikte yaşama fırsatını veren bu barış önerisi fırsatını kaçırmamaya çağırmıştır. Bu dört maddelik Abdullah Planı, belki İsrail açısından kabul edilebilir bir plan olmamasına rağmen, Arap ülkeleri tarafından çoğunlukla kabul edilmiştir; fakat, bu arada, Arafat'ın zirveye katılmaması, katılamaması, katılmasından çok daha fazla yankı uyandırmış; İsrail'in, ileri sürdüğü şartlar yerine getirildikçe yenilerini ortaya atarak olayı yokuşa sürmesi ve Arafat'ın zirveye katılmasına engel oluşu, Arafat'ın, hem Arap dünyasında hem de uluslararası platformda daha çok destek toplamasına ve kahramanlaşmasına sebep olmuştur; ama, bütün bunlar, problemin çözümü için sebep teşkil etmemiştir. Ramallah'a girerek Arafat'ı kendi ofisinde hapis hayatı yaşayacak bir hale getiren İsrail, dün Tulkarem ve Beytüllahim'i de işgal ederek, nihayet, belki Filistin toprakları üzerindeki hâkimiyetini genişletmek durumuna gelmiştir.

Bu durumda, devam eden saldırıların İsrail açısından durumu ve getirildiği nokta nedir, bunu iyi tahlil etmek lazım. Bana göre, inancımıza göre, Şaron hükümeti, her ne kadar Arafat'ı düşman ilan etse de, kendisi de çok iyi bilmektedir ki, şu anki konjonktürde ve kısa vadede Arafat'ın yerine getirilebilecek bir alternatif yoktur. Amerikan hükümeti de böyle bir fikre sıcak bakmamaktadır. Daha önce de, Arafat'ı muhatabı kabul etmediğini açıklamasına rağmen, Şaron, netice itibariyle, Arafat'la görüşme masasına oturmak zorunda kalmıştır. Muhtemelen, bu durum yine tekrarlanacaktır. Yani, 1982'de Arafat'ın elini kolunu kırarak Tunus'a gönderen zihniyet, bugün aynı oyunu tekrar etmektedir; Arafat'ı güçsüz, Arafat'ı en ufak bir şekilde kendi halkının nezdinde itibarı kalmamış bir hale getirmek suretiyle masaya oturtmak.

Filistin yönetimi açısından durum nedir; bir de ona bakmak lazım. İsrailliler saldırdıkça, Filistinliler şiddetin derecesini artırıyorlar. İslamî Cihad, Hamas gibi gruplar eylemlerine devam ediyorlar. Netanya'daki saldırıyı da Hamas militanları üstlendi. Bunun yanı sıra, bireylerin psikolojileri çok önemli. 15 yaşında, 16 yaşında kızlar intihar saldırılarında bulunuyorlar. Dolayısıyla, Arafat'ın, bu düzeyde saldırıları kontrol etmesi de zor gözüküyor.

Arap ülkeleri açısından durum çok farklıdır. Maalesef, Mısır, Ürdün gibi devletler, ABD'nin bölgedeki müttefikleri olarak; diğer ülkeler -Arap zirvesinde de olduğu gibi- bir araya gelerek, Arap çephesi olarak, İsrail'e ve ABD'ye somut bir karşılık verme durumda gözükmemektedirler.

ABD ise, bu noktada, bölgeye iki kere Anthony Zinni'yi yollamış. General Anthony, burada başarısız kalmış ve dolayısıyla, ABD, Ortadoğu barış planı ve süreci içerisinde başarısız bir konuma gelmiştir. Şimdi, ABD, bu gerçekleri de göz önünde bulunduran ABD, bu gelinen noktada, pazarlık gücü düşük bir Arafat'ın, bölgede, âdeta, varlığını iyi karşılar bir haldedir. Dolayısıyla, ABD'nin bugüne kadarki suskunluğu, böyle bir gelişmeyi beklemek olarak değerlendirilebilir.

Avrupa Birliği ise, tam bir fikir birliği içinde değildir. İngiltere, ABD yanlısı bir tutum izliyor. Fransa, her fırsatta, ABD'nin Ortadoğu politikalarını eleştiriyor. Buna karşı, hegemon güç olarak karşımıza çıkan+ ABD karşısında, doğru düzgün bir askerî gücü bile olmayan Avrupa Birliğinin, bölge üzerinde yapabileceği bir tesir gözükmüyor.

Peki, Türkiye'nin durumu nedir: Ankara, İsrail saldırılarını kabul edilemez bulduğunu açıklamaktadır, can güvenliği hakkında garanti verilmesini istemektedir; ama, biz, Ankara'nın bu anlamda ve bu noktada çok daha...

BAŞKAN - Sayın Yahnici, bir dakika...

Efendim, yerlerinize oturur musunuz acaba?

Sayın Büyükerman, lütfen... Hatibi hiç duyamıyoruz efendim.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Çok önemli bir belge dağıtıyor Sayın Büyükerman.

BAŞKAN - Ne belgesi? Filistin'le ilgili mi?

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Hayır efendim.

BAŞKAN - Ya?!. Konumuz Filistin efendim.

Sayın Yahnici, özür diliyorum.

Buyurun.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Şimdi, İsrail'in yaklaştığı gibi vaat edilmiş topraklar yaklaşımıyla ve Tevrat yaklaşımıyla, orada Müslümanların yaklaştığı gibi "efendim, burası İslamî bir kurumdur" yaklaşımıyla -en nihayet, Papa da demeç vermiş- Papa'nın yaklaşımıyla buraya bir çözüm bulunması ve barış geleceğinin ümit edilmesi mümkün değildir. Yapılacak düşmanlık veya Yahudi düşmanlığı tarzındaki sözlerin ve bunların tekrarının da bir faydası olmadığı açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Filistin Halkını Yahudi düşmanlığına tahrik edenlerin, 15-16 yaşındaki çocukların Filistin örgütleri veya yönetim tarafından öne sürülerek -her neyse- şehit edilmelerine sebep olanların, İslamî manada, cihat manasında buraya, bu bölgeye yapabilecekleri bir şey yoktur. Yani, düşüncelerimizi söyleyebiliriz, bunları söylüyoruz; ama, görülüyor ki, 1982'de olduğu gibi ırkî ve dinî birlikteliği olan, yani, hem Arap hem de Müslüman olan insanlar bile 1982'de Arafat'ı yalnız bırakmaktan geri durmadılar.

Bugün gelinen noktada, Türkiye'nin tutumu ve tavrını tartışıyoruz. Bugün, Arap dünyasının ne kadar Arafat'ın arkasında veya Filistin davasının arkasında olduğu, yine tartışılabilir; ama, halkı Müslüman, yönetimi laik ve cumhuriyet, demokrat olan Türkiye, halkıyla da, yönetimiyle de Filistin Halkının ve Filistin'in uğradığı gazabın karşısındadır, Filistin Halkının yanındadır. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)

Peki, bu manada neler yapılabilir. Bir kere, konuyu içpolitika malzemesi yapmamak gerektiği açıktır. İsrail'le ilişkilere dair anlaşma, 54 üncü hükümetin zamanında yapılan bir anlaşmadır.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Öyle değil... Öyle değil...

ŞEVKET BÜLEND YAHNİCİ (Devamla) - Bu askerî ilişkilerin devamına ilişkin anlaşmalar, muhtelif kereler, muhtelif hükümetler tarafından yapılmıştır. Birbuçuk sene evvel başlatılan askerî işbirliği sözleşmelerinin görüşmeleri, Ortadoğu barış sürecinin devamı içerisinde gerçekleştirilmiş görüşmelerdir.

Bugün bunları askıya almak almamak, o ayrı bir hadisedir; ama, biz "Türkiye olarak neleri yapmalıyız"ı iyi düşünmek zorundayız. Filistin'in devlet olma hakkı, Türkiye tarafından savunulmalıdır. Arap ülkeleri, İsrail'le bir saldırmazlık anlaşmasını mutlaka imzalamalıdırlar. Bunun için, Türkiye, üzerine düşen ne lazımsa, ABD nezdi de dahil, yerine getirmelidir. ABD, yaşanan sürece müdahil olmalı. ABD'nin müdahil olması için, Türkiye, ABD nezdinde neler yapması gerekiyorsa, mutlaka, yüksek sesle seslendirmelidir. Bütün bunları, Türkiye'nin üzerine düşen mükellefiyetler olarak görüyoruz.

İstanbul'da, medeniyetler çatışmasının dillendirildiği günlerde medeniyetler buluşmasını gerçekleştiren Türk dışpolitikası, bugün de, Ortadoğu'da barışı sağlayan, barış için çalışan üçüncü tekil şahıslıktan kurtulmalıdır; Türk dışpolitikasını "edilmelidir", "yapılmalıdır" tekil şahsından kurtarmak suretiyle, bizzat kendisi yapan bir dışpolitikayı sağlamalıdır. (MHP sıralarından alkışlar) Türkiye, bunu yapacak güce ve imkâna sahiptir.

Türkiye'nin halkının Müslüman olması, bölgedeki olaylarda Müslüman halkın yaşamakta olduğu acıyı, ıstırabı, hüznü duyması açısından önemlidir. Türkiye, ABD'nin stratejik müttefikidir. Batı'nın da stratejik müttefikiyiz, Avrupa Birliğinin de stratejik müttefikiyiz. O zaman, bunu da, demokrat ve laik bir ülke olarak, iyi değerlenmek zorundayız. Türkiye, bunları yapabilecek durumdadır.

Washington nezdinde ne lazımdır, bilemiyorum. Gerekirse Sayın Dışişleri Bakanımız, atlayıp Washington'a gidebilmeli. Birleşmiş Milletler nezdinde, AGİT nezdinde, NATO nezdinde, İslam Konferansı nezdinde, Türkiye, yüksek sesle, sesini duyurabilmenin gayretinde olmalıdır. Bunun başka yolu yoktur. Türkiye'ye düşen mecburiyetlerin ve sorumlulukların bunlar olduğu düşüncesindeyiz.

Saygılar sunuyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bülend Yahnici.

Efendim, gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Bağımsız 3 sayın milletvekili arkadaşımız söz istediler. Benim, bir kişiye söz verme imkânım var; ama, zabıtlara geçmesi açısından isimlerini okuyorum: Konya Milletvekili Sayın Hüseyin Arı, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali İrtemçelik, Van Milletvekili Sayın Mustafa Bayram.

Bir kişiye söz verme imkânım var; geliş sırasına göre söz vereceğim.

Bağımsız milletvekilleri adına, Konya Milletvekili Sayın Hüseyin Arı, buyurun efendim. (Alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

HÜSEYİN ARI (Konya) - Sayın Başkanım, bağımsız milletvekili olarak söz vermiş olduğunuz için, teşekkür ederim. Biz, ne kadar bağımsızsak da, Yüce Meclisin bütün üyeleriyle birlikte, milletimizin bağımlısıyız. ("Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu kürsü, milletimizin kürsüsüdür. Burada konuşurken, meramımızı ifade ederken, daima, milletimizin hissiyatının ve onun düşüncelerinin, duygularının tercümanı olmalıyız.

Bir şeye şaşırdım. Saygıdeğer İnan, bugün, burada yaptığı konuşmada, âdeta, mevcut durumu değil de, barış ortamındaki Ortadoğu'nun bir değerlendirmesini yapmıştır. Belki, yanlışlık buradan ileri geliyor. Halbuki, bugün, mevcut olan, elli yıldan beri Filistin topraklarını işgal altında bulunduran İsrail'in, bilhassa birkaç günden beri, bir milleti yok etme girişimine başladığı ve soykırım yaptığı mevcut bir ortamı değerlendiriyoruz. Sanırım, yanılgı buradan...

Değerli arkadaşlar, biz, bu işgali 1919 öncesi yaşadık; öyle bir milletiz. Bugünkü, aynı Batı ülkeleri -biliyorsunuz "yedi düvel" olarak adlandırılır- Anadolu'yu işgal etmişler ve bundan daha şedit bir durumla karşı karşıyayız. 19 Mayıs 1919'da başlayan ve Mustafa Kemal'in önderliğinde devam eden bir mücadele sonunda, bildiğiniz gibi, 30 Ağustos 1922'de bu işgal sona ermiş, yüzbinlerce şehit verilmiş -bu işgali, biz, fazlasıyla yaşamışız- hatta o günün şartlarında tüm istiklal mücadelesi veren ülkelere, toplumlara örnek olmuşuz, onlara âdeta umut ışığı vermişizdir; ama, ne olduysa, bugün biz, maalesef, üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibi, sivil toplum örgütlerimizle, hükümetimizle bu işgalin, bu soykırımın âdeta seyircisi durumunda, sessiz kalmaktayız.

Değerli milletvekilleri, bu işgal bir an evvel durdurulmadığı takdirde ve Ortadoğu'ya barış gelmediği müddetçe, İsrail Devleti, bu tutumuyla dünya barışını âdeta engellemektedir, dünya barışını sabote etmektedir. Bu işgal durdurulmadığı takdirde, bunun vebali, başta ülkemizin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üzerindedir ve bugünkü hükümetin üzerindedir. Peki, nerede kaldı Mustafa Kemal'in o barış ilkeleri?! "Yurtta sulh, cihanda sulh", ayrıca "millî bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Mustafa Kemal'in bu ilkesi, nerede kaldı?! Bugün, maalesef, teslimiyetçi politikalarla ülkemiz bu duruma gelmiştir. Bir Amerikalı spiker dahi "Türkiye Devletini, biz, parayla satın aldık" diyebilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, biz beklerdik ki, hükümetimizin, 11 Eylül İkiz Kule saldırısında ABD'nin yanında yer alarak teröre karşı takındığı tavrı, en azından burada da takınması gerekirdi; fakat, sessiz kaldı. (DYP ve SP sıralarından alkışlar) Yani, bu bölgedeki potansiyelini, jeopolitik konumunu ve barışa olan tepkisini gösterememiştir.

Ayrıca, hükümetten isteklerimiz şudur; bunlar, milletimizin istekleridir:

Birincisi, İsrail'le yapılan tüm askerî anlaşmalar derhal askıya alınmalıdır hatta iptal edilmelidir.

Ayrıca, Konya Milletvekili olarak, ABD, Türkiye ve İsrail'in Orta Anadolu'da yapacakları müşterek hava tatbikatının, atış tatbikatının derhal iptal edilmesini talep ediyoruz. (SP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, Yüce Meclisimizden de isteğimiz var; bunu da, biraz önce konuşan bir grup başkanvekilimiz dile getirdi: Bu işgali, İsrail'in bu soykırım hareketini tüm dünyaya duyuracak şekilde, kapsamlı bir şekilde, şiddetli bir kınama bildirisiyle tüm dünyaya duyurulmasını Yüce Meclisten talep ediyoruz. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, toparlar mısınız.

HÜSEYİN ARI (Devamla) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bu duygu ve düşüncelerle, hepinize saygı ve sevgilerimi sunarım.

Sağ olun. (SP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Böylece, İçtüzüğün 59 uncu maddesine göre, Dışişleri Bakanımızın, hükümet adına Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermesiyle, Ortadoğuyla ilgili görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

Gündemdışı söz talepleri var.

Gündemdışı ilk söz, Türkiye'nin ekonomik durumunun nedenleri ve tasarruf tedbirleri ile Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendinin Makedonya'da yapılacak evi hakkında söz isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Kemal Vatan'a aittir.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın Vatan, süreniz 5 dakika.

2. - İzmir Milletvekili Kemal Vatan’ın, Türkiye’nin ekonomik sorunları ve tasarruf tedbirleri ile Atatürk’ün Babası Ali Rıza Efendinin Makedonya’daki evinin müze olarak tekrar inşaına ilişkin gündemdışı konuşması

KEMAL VATAN (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin içine düştüğü ekonomik durumun nedenleri ve tasarruf tedbirleri ile Ulu Önder Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendinin Makedonya'da yapılacak evi hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak üzere gündemdışı söz aldım. Hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Yaşadığımız, çektiğimiz tüm acı faturalara rağmen, halen gerektiği gibi tasarruf tedbirlerini yaşama geçiremiyoruz. Devletteki, eskiden gelen ve günümüze uymayan hantal yapılanma devam etmekte; resen emekliliğin dahi gündeme geldiği günümüzde, devlette işin gerektirdiğinden çok fazla işçi ve memur bulunmakta. Bu konuda bir acı gerçek de, fazla olan bu personelin, amirlerinin bile unuttuğu, tanımadığı bu bankamatik memurlarının büyük bir kısmının aktif olmaması; yani, çalışmaması, iş tutmamasıdır.

Aktif olmayan, yani, işe gitmeyen, ara sıra gitse de yapacak bir şey bulamayan ve basına yansıdığı şekilde bu kişilerin, ta başta ilişkileri kesilmesi gerekirdi. Tabiî ki, onların sorumlu amirleri için de yasalara göre en şiddetli müeyyidelerin uygulanması gerekirdi.

İsraf, dinimizde haramdır. Helal rızık istemek, her Müslümanın üzerine vaciptir. İnsana itibar sağlayan şey, çalışması ile karakteridir. Herkes, çalışıp hizmet verdiği kadar yararlıdır. Görev ve onur, her şeyin üstündedir. Vatan, çalışan insanların omuzları üstünde yükselir.

Bir ibret verici durum da, milletimize hizmet etmek için seçilen bazı milletvekili arkadaşlarımız, esas görevleri olan Genel Kuruldaki yasama faaliyetlerine ve komisyon çalışmalarına önem konusunda gereken ilgiyi göstermemektedirler; yani, Meclise devam etmemektedirler. Bu olumsuz durumu Meclis yönetimi ve parti yönetimleri önleyemediğine göre, bunun da, milletin sağduyusuyla haklarına sahip çıkmalarıyla önlenebileceğine güveniyorum.

Avrupa Birliğine girmekte olan ve çok kısa zaman önce demirperdeden ayrılan ülkelerin bile bitirdiği özelleştirmeyi, biz de, mutlaka hızlandırmalıyız. Bu ağır ekonomik krizden çıkmaya çalışırken, lütfen, artık, devlet, otelcilik, pansiyonculuk, aşçılık ve benzeri işlerle meşgul olmasın; zaten beceremez. Devlet, artık, aslî görevine, eğitime, güvenliğe, ulusal savunmaya, sağlığa, adalete, dışpolitikaya, sosyal adalete süratle çekilmelidir.

Yıllardır uygulanan popülist ve kayırıcı politikalar neticesinde atıl yatırımlardan, işletmelerden, havaalanlarından kurtulmamamız lazım, bunlar meşhur aile fotoğrafının babasıyla ilgili olsa bile.

Yine, maliyetleri dolayısıyla fiyatları yükselten, resmî olanlar başta olmak üzere, gereksiz ve fazladan tüm aracılar ve aracı kuruluşlar devreden çıkarılmalı, ülkenin, milletin bu duruma gelmesinde önemli payı olan kayıtdışı illeti mutlaka önlenmelidir. Bunlar kadar ve hatta bunlardan da önemli olan, devleti, bürokrasi kıskacından kurtararak, verimsiz kamu yönetimi değişime tabi tutulmalı, yenilenmelidir; ancak, özerk kurumlar ve tüm kurullar millet adına Parlamento denetiminde olmalıdır. Anadolu'nun güneydoğusunda ve doğusunda bugün de olan feodal ve aşiret yapılanmalarını, Avrupa Birliği yolunda ilerleyen ve tüm dünya devletleri arasında ön sıralara yükselmekte olan Türkiye, artık geride bırakmalıdır.

Biriken ve ihmallerin sonucu olan, yukarıda bir kısmını saydığım çarpıklığın, hantallığın, çağdışılığın önlenmesi ve günümüze uyacak gerekli reformların yapılabilmesi, dürüst ve milletin geleceğini önde düşünen yönetimlerle olabilir ki, dünyanın önde gelen lider olarak tanıdığı Sayın Ecevit'in başkanlığında bu Yüce Meclisten çıkan uyumlu koalisyon hükümetiyle bu yönetim şu anda işbaşındadır.

Sayın milletvekilleri, artık, Türkiye, dürüst insanların, gençlerin ve etik değerleri yüksek olan bürokrat, siyaset ve bilim adamlarının çoğalarak yönetimde daha fazla söz sahibi olduğu bir ülke olmak zorundadır. Sadece bizi değil tüm İslam âlemini kemiren bela, kamu mallarının, yani devletin talan edilmesidir. Güzel ülkemizin krizden kurtarılmasında esas çare, insanları karanlıktan aydınlığa çıkaran Kur'an'a sımsıkı sarılarak ve Atatürk ilke ve devrimlerine uygun yolda yürümekle olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerimi tamamlarken önemli bir konuyu da Yüce Meclisin bilgisine arz etmek istiyorum.

26 Mart 2002 tarihinde Makedonya Cumhurbaşkanının Türkiye-Makedonya Parlamentolararası Dostluk Grubumuzu ziyaretlerinde yaptığımız toplantıdaki değerlendirmelerimize göre...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, toparlarsanız minnettar kalırım.

KEMAL VATAN (Devamla)- Ulu Önder Atatürk'ün babasının Makedonya'nın Debre İlçesi Kocacık Köyünde bulunan evinin, müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığımız tarafından yeniden inşası kısa sürede gerçekleştirilecektir. Makedonya'nın ve Türkiye'nin olduğu gibi tüm Balkanların da gururu olacak Atatürk'le ilgili bu Ata evinin müze evin yakın zamanda Meclisimizden de temsilcilerin katılımıyla açılması beklenmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize tekrar saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

Gündemdışı ikinci söz, MTA bölge müdürlüklerinde yapılan yeni düzenlemeler hakkında söz isteyen Sıvas Milletvekili Abdüllatif Şener'e aittir.

Buyurun Sayın Şener. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3. - Sivas Milletvekili Abdüllatif Şener’in, MTA bölge müdürlüklerinde yapılan yeni düzenlemelere ilişkin gündemdışı konuşması ve DevletBakanı Edip Safder Gaydalı’nın cevabı

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle son dönemlerde, hükümetin almış olduğu bazı kararlar çerçevesinde, kamu kuruluşlarında bazı yeni düzenlemeler yapılmaktadır. Özellikle, müdürlüklerin, bölge müdürlüklerinin kapatılması, değişik illerde farklı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Son zamanlarda, Sıvas'ta bulunan kamu kuruluşlarında yapılan düzenlemeler, gerçekten, Sıvas kamuoyunu derinden rahatsız etmiştir ve gelişmeler Sıvasımızı rahatsız etmeye devam etmektedir. Bu bakımdan, son günlerde yine kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılan MTA Orta Anadolu Birinci Bölge Müdürlüğüyle ilgili gelişmeler üzerinde durmak istiyorum.

MTA Genel Müdürlüğü bünyesindeki bazı bölge müdürlüklerinin kapatılmasına yönelik olarak Bakanlık bünyesinde sürdürülen çalışmalar, Sıvasımızca yakından izlenmektedir. Kaygı verici bir durumun ortaya çıkmakta olduğu izlenimi de Sıvas kamuoyunda vardır.

Bildiğiniz gibi, Birinci Bölge Müdürlüğü, yani Sıvas MTA Bölge Müdürlüğü, 1968 yılında kurulmuştur ve 7 ilde faaliyetlerini sürdürmektedir. Birinci Bölge Müdürlüğünün merkezî, Sıvas ilidir; bunun dışında, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat, Kayseri, Erzincan olmak üzere, 7 ilde faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu illerin hiçbirinde, yani Sıvas merkezi dışında kalan illerin hiçbirinde alt çalışma birimi yoktur; yani, MTA'nın diğer illerde şube müdürlüğü, başmühendisliği bulunmamaktadır. Halen Sıvas MTA Bölge Müdürlüğünde 87 personel çalışmaktadır. Bunlardan 31'i teknik hizmetler sınıfında, 23'ü idarî hizmetler sınıfında, 1'i sağlık hizmetlerinde ve 32'si de işçi statüsünde çalışmaktadır. Türkiye'de aktif bulunan bölge müdürlükleri içerisinde iş kapasitesi ve personel sayısı en fazla olan bölge müdürlüğü, Sıvas Bölge Müdürlüğüdür. Bunun da ötesinde, son onbeş yıldır Sıvas, MTA Bölge Müdürlükleri içerisinde en aktif bölgedir. Maden potansiyeli en yüksek bölge, yine, Sıvas Bölge Müdürlüğüdür. Çünkü, demir, altın, krom, talk, sölestin, asbest, kömür, kil, karbondioksit, traverten, mermer, kurşun, çinko, kaolin, jips, tuz, jeotermal enerji gibi pek çok alanda aktif bir şekilde çalışmalar sürmektedir ve aktif maden potansiyeli bulunmaktadır. Tüm bunun ötesinde, 1994 ile 2002 yılları arasında MTA Genel Müdürlüğünün işlerinin, yani, toplam iş kapasitesinin yüzde 75 ilâ 80'i Sıvas bölgesinden yürütülmüştür. Buna rağmen, iş kapasitesi Türkiye'nin en fazla olan bölge müdürlüklerinin başında gelen Sıvas bölgesiyle ilgili kapatma tartışmaları, gerçekten, mevcut iktidarın, 57 nci hükümetin Sıvas'a yönelik niyetlerinin ve düşüncelerinin ne olduğu gibi bir sorunun Sıvas kamuoyunda sürekli sorulmasına sebep olmaktadır.

Kapatılması hiç düşünülmeyen bazı bölge müdürlüklerinde sadece 5-6 teknik eleman varken, Sıvas Bölge Müdürlüğünde 31 teknik eleman bulunmaktadır. Belirttiğim gibi, aktif bir bölgedir, maden potansiyeli geniş bir bölgedir, bunun ötesinde de, MTA Genel Müdürlüğünün iş kapasitesinin en yüksek olduğu bölge, Sıvas MTA Bölge Müdürlüğüdür. Böyle bir durumda, tartışılan kapatma konusu, Sıvas Bölge Müdürlüğü etrafında döndükçe, Sıvas kamuoyunun bundan rahatsızlık duyacağı açıktır.

Aslına bakarsanız, 18 Nisan 1999 seçimleri sonrasında kurulan 57 nci hükümetin almış olduğu bazı kararların ve icraatların sürekli Sıvas'ı rahatsız etmiş olması da, bu son gelişmeler konusundaki kaygıları ortaya çıkarmaktadır. Nitekim, daha önce, Et ve Balık Kurumunun özelleşmesi sonrasında 64 işçi işsiz kalmıştır. Şu anda, SİDAŞ Dokuma Fabrikasının kapısına kilit vurulmuştur Sıvas'ta ve 93 kişi burada çalışırken işsiz kalmıştır ve yeni iş imkânları, maalesef, ortaya çıkan bu kötü ekonomik tablo karşısında bulunamaz hale gelmiştir.

Bunun da ötesinde, Sıvas'taki değişik ilçelerden sürekli telefonlar gelmektedir, fakslar gelmektedir ve özellikle, Halk Bankası şubelerinin kapatılmakta oluşu da, aynı şekilde, Sıvasımızı rahatsız etmektedir.

Ben açıkça şunu ifade etmek istiyorum ve Sayın Bakan cevaplandırırsa memnun olacağım; neden, diğer bölge müdürlükleri daha pasif konumda, daha az teknik elemana sahipken, aktif ve iş kapasitesi yüksek olan bir bölge müdürlüğü olan Sıvas Bölge Müdürlüğü etrafında kapatma tartışmaları devam etmektedir?

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Bakanım, buyurun.

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sıvas Milletvekilimiz Abdüllatif Şener Beyefendinin yaptığı gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, 1935 yılında çıkarılan 2804 sayılı Kanunla kurulmuş bir araştırma kurumudur; 1935 yılından beri, ülkemizin jeolojik yapısının araştırılması ve yeraltı kaynaklarının aranması konularında başarılı çalışmalar yaparak, ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunmuştur ve bu katkılarını da sürdürmektedir.

MTA Genel Müdürlüğü, bir jeoloji ve maden araştırma kurumu olarak, araştırma ve arama çalışmalarını bilimsel temellere dayalı biçimde yürütmekte, ülkemizin yer bilimleriyle ilgili konularına ve madenciliğe ait altyapı bilgilerini üretmektedir.

Dünyadaki tüm jeoloji araştırma kurumlarının örgütlenmesinde merkeziyet esas alınmıştır. Bunda, araştırma kurumlarının laboratuvar, kütüphane ve uzman bakımından her zaman kısıtlı ekonomik, bilimsel ve teknik olanaklara sahip olması ve aynı zamanda, eldeki olanakların merkezî örgütlenmelerde ekonomik olarak kullanılabilmesi temel rol oynamıştır.

MTA Genel Müdürlüğünün çalışma sisteminde arazideki etütler, ilk verilerin ve araştırma materyalinin elde edilmesini sağlamakta ve daha sonra bu materyal, laboratuvarlarda analiz edilmektedir. Ülkede yer bilimleri konusunda uzman eleman eksikliği, laboratuvar kurulmasının yüksek maliyetleri ve yapılan bilimsel teknik çalışmalarda gerek yayın gerekse rapor olarak yoğun literatür araştırması gerekliliği, çalışmaların tek merkezden yürütülmesi zorunluluğunu getirmektedir.

Zamanında ülkemizdeki iletişim, ulaşım ve dolayısıyla ikmal olanaklarının kısıtlılığı nedeniyle belirli yörelerde uzun süreli maden arama programları sürdürülürken gereksinim duyulan lojistik desteğin kolayca temin edilebilmesi amacı önde tutularak, 1960 ve 1970'li yıllarda MTA bölge müdürlükleri ihdas edilmiştir. O yıllarda, sürekli, rutin etüt programlarının gerçekleşmesi sırasında işlevlerini yerine getirmişlerdir; ancak, günümüzde iletişim ve ulaşım olanaklarının büyük gelişim göstermesinin ve MTA kamplarının mobil hale gelmiş olmasının yanı sıra, bilimsel bilginin artması sonucunda arazi çalışmalarının sonrasındaki büro çalışmalarında başvurulacak literatür gereksiniminin hızla artması ve laboratuvar çalışmaları sırasında etüdü gerçekleştiren elemanların laboratuvar ekibiyle sık diyalog kurmasının zorunlu hale gelmesi, kışın bölgelerde kalan elemanların bu çalışmalara katkıda bulunamaması sonucunu doğurmaktadır; bu da, projelerin merkez elemanlarına fazladan yük getirmekte ve bölge elemanlarının önemli ölçüde atıl kalmalarına neden olmaktadır. Projenin yalnızca bölge elemanlarından oluşması durumunda ise, asıl olanakların var olduğu merkezde çalışma yapılamamakta ve hedeflenen sonuçlara ulaşılamamakta veya bilimsel teknik bakımından gereken yeterlikte olmayan raporlar yazılabilmektedir; bu, kaynakların israfına neden olmaktadır.

Öte yandan, bölgelerde uzman eleman sıkıntısı had safhadadır. Bu durum, yalnızca proje çalışmalarına katkının az olmasına neden olmamakta, aynı zamanda, bölgelerdeki genç personelin eğitiminin sağlanamaması sonucunu da doğurmaktadır.

Mevcut durumda, bölge müdürlükleri, yalnızca, lojistik destek ve ikmal merkezî olarak işlev görmekte, ancak, buna da, çalışma sistemindeki değişiklikler nedeniyle çoğu zaman gerek duyulmamaktadır.

MTA Genel Müdürlüğünün 12 bölge müdürlüğünden bir tanesi olan Sıvas Bölge Müdürlüğü, Erzincan, Yozgat, Amasya, Çorum, Tokat, Kayseri ve Sıvas İllerini kapsayan bir alanda faaliyet göstermektedir. Sıvas Bölge Müdürlüğü, kurulmuş olduğu 1968 yılından beri önemli hizmetler vermiştir.

Bölgenin en önemli madenlerinden olan demir, krom, kurşun, çinko, sölestin, asbest, altın ve linyit, MTA Genel Müdürlüğü tarafından bulunmuştur.

Sıvas Bölge Müdürlüğü, teknik hizmet sınıfında 30, idarî hizmetlerde 22 ve işçi statülü 34 olmak üzere toplam 86 personelle, halen kiralık olan bölge müdürlüğü binasında hizmetine devam etmektedir.

Ülkemizin içinde bulunduğu ağır ekonomik koşullarda bölge müdürlüklerinin maliyetlerinden doğan ekonomik yükün MTA Genel Müdürlüğü üzerinden kaldırılması, devletin küçültülmesi çabalarına ve kamudaki tasarruf politikalarına uygun olacaktır; ancak, Sıvas Bölge Müdürlüğümüzün kapatılması konusunda hükümetimizce bir karar verilmemiştir. MTA bölge müdürlüklerinden hangilerinin işlevlerini tamamladıkları hususunda teknik ve iktisadî kriterler çerçevesinde değerlendirmeler devam etmektedir.

Arz ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) - Kapatılmamasını bekliyoruz Sayın Bakan.

BAŞKAN - Üçüncü söz, Şanlıurfa'nın genel sorunları, çiftçi alacakları konusunda söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Yalçınkaya'ya aittir.

Siz, çiftçi alacakları değil de, bu doğrudan desteklemeyi almadığınız için söz istemişsiniz.

Sayın Yalçınkaya, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

4. - Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya’nın, Şanlıurfalı çiftçilerin doğrudan destek ödemelerindeki gecikmeye ilişkin gündemdışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı

MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, engin hoşgörünüze sığınarak... Urfa, peygamberler şehridir, Kudüs de peygamberler şehridir. Bugün, derdimizi, yani Urfa'nın sorunlarını arz etmek üzere söz almıştım; fakat, çok önemli bir gündem maddesiyle Meclis toplandı. İsrail, işgal ettiği toprakların ve kasap Şaron, yaptığı katliamın er geç hesabını verecektir. Orada Yaser Arafat'ın söylediği bir söz var: "Filistin topraklarından, er geç, İsrail çıkacaktır." İsrail bugün 52 yaşında. Geçmişte -400 yıl- Kudüs Kont imparatorluğu Kudüs'te kuruldu. Bir Salâhaddin Eyyubi geldi, bunları oradan çıkardı. Ortadoğu yeni bir Salâhaddin Eyyubi'yi bekliyor.

SAFFET KAYA (Ardahan) - Mehmet Bey, ağzına sağlık.

MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) - Biz, bu kokuşmuş liderlerden bir şey beklemiyoruz!.. Er geç, Ortadoğu, kendi Salâhaddin Eyyubi'sini çıkaracaktır. Bu sebeple, zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah'ı var; zalimin zulmü varsa, Hakkın bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır. Bu sebeple, buradaki katliamı tasvip etmemiz, hoş görmemiz mümkün değildir.

Urfa'nın sorunları çok. Urfa'nın en önemli sorunu, tabiî, tarım ve tarıma dayalı prim alacaklarıdır. Bugün, bütün Türkiye'nin prim alacakları ödenmiştir. Doğrudan destekleme dediğimiz paralar ödenmiştir; ama, Urfa beklemektedir.

HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Van da beklemektedir...

MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) - Urfa çiftçisi buna müstahak değildir değerli arkadaşlar. Urfa çiftçisi, üretilen pamuğun, 1 000 000 ton pamuğun 600 000 tonunu üreterek, Türkiye ekonomisinin, ihracatının aşağı yukarı yüzde 30'unun hammaddesini temin etmektedir.

Bugün, Türkiye krize sürüklenmiştir; bunu, kimse inkâr edemez. Krizden çıkış yolu... Krizden çıkış yolu, üretimdir, üreticinin desteklenmesidir, ihracattır ve ihracatçının desteklenmesidir.

Tarım Bakanı, geçen yıl, buğday taban fiyatının belirlenmesi sırasında, üreticiye 20 lira vermek için çok çırpındı; ama, Amerika'nın tahsildarı Sayın Derviş, bütün hünerini ortaya koyarak, çiftçiye 20 liranın verilmemesi için elinden gelen bütün gayreti gösterdi. Kırkbeş gün sonra yine hasat var; yine tahsildar Derviş iş başında, yine çiftçiye gereken zulmü yapacak.

Onbeş günden beri, Tarım Bakanlığı, doğrudan destekleme paralarının ödenmesiyle ilgili, Hazineden sorumlu Bakana, Urfa'nın yazısını intikal ettirmiştir; ama, Derviş, ödememek için direnmektedir ve ben, on gündür Sayın Derviş'i arıyorum, telefonlara bile çıkmıyor.

SAFFET KAYA (Ardahan) - IMF'den izin aldı mı Mehmet Bey?

MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) - Ben daha önce de söyledim, devlet terbiyesi almayan bir insanın bu Mecliste yeri yok değerli arkadaşlar.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Bravo.

MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) - Ben, her şeyden önce, bu milletin seçtiği bir milletvekiliyim ve Derviş'in dediği gibi, bir fabrikaya, bir işadamına veya herhangi bir ihracatçıya kredi almak üzere aracı olmak için aramıyorum; ben, Urfamın hakkını arıyorum, Urfa çiftçisinin hakkını arıyorum; Urfa çiftçisinin hakkını arıyorum... (DYP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Fakat, oradaki en alt düzeydeki memurlar vasıtasıyla bize cevap verilmektedir.

SAFFET KAYA (Ardahan) - IMF'den izin almadan yapamaz.

MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) - Bu millet, Derviş'i getirenlerden er geç hesap soracaktır; er geç hesap soracaktır!.. Neden; çünkü, Derviş'in, bugün ortaya koyduğu felsefeyle, yapısıyla, düşüncesiyle ve geçmişiyle mutlaka araştırılması gerekir.

Bugün önümüze konulan yol haritası da, bütün üreticinin, bütün üretimin, bütün ihracatın ve bütün ihracatçının yok edilmesi felsefesi üzerine kurulmuştur. Türkiye'nin, bu mantıkla, bu düşünceyle, bu metotla ve bu idare sistemiyle bu krizden çıkması mümkün değildir değerli arkadaşlar.

Türkiye'nin iki tane önemli üretim kalemi var; birisi hububat, birisi pamuk. Hububatta geçen sene verilen başfiyat 100 000-110 000 lira civarındaydı. Derviş'in diretmesiyle verilmeyen fiyatlar, iki ay sonra 250 000 liraya fırladı.

Bugün pamukta bir facia yaşanmaktadır, otuzaltı yılın en düşük fiyatları seyretmektedir ve ithalat devam etmektedir. Buradan, bütün bakanlara, bütün milletvekillerine sesleniyorum: Türkiye'nin dışarıdan 400 000 ton pamuk ihtiyacı var, bu pamuğu aldıktan sonra ithalatı kapatın; ithalatı kapatamazsanız, Türkiye'deki pamuk üretimi de duracak, hammaddeyi, dışarıdan, çok pahalıya almak zorunda kalacağız. Bu sebeple, 400 000 tonu aldıktan sonra, piyasanın regüle görevini Bakanlık üstlenmeli. Bu üstlenmeye binaen, hem burada üreticinin pamuk fiyatları belli bir seviyeye yükselecek hem sanayici belli bir fiyattan hammadde bulacak ve piyasalar dengelenecektir.

Bu sebeple, Derviş'in uyguladığı politikayı buradan kınıyorum. Onbeş gün içerisinde Urfa'nın bu doğrudan destekleme paraları verilmezse, Meclis Genel Kurulunda 3 gün ben de nöbet tutacağım, geceli ve gündüzlü olarak, Mecliste, bu Genel Kurulda kalmaya devam edeceğim.

Saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Anlaşılan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda birçok milletvekili arkadaşımız olacak; çünkü, bu destekleme paraları birçok vilayetimize gitmediği için...

SAFFET KAYA (Ardahan) - Sayın Başkan, Ardahan'ı da unutmayalım; bir serhat ilidir.

BAŞKAN - Efendim, birçok vilayet dedim.

Sayın Bakan, bu hususta cevap verecek misiniz efendim?

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - Evet.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Balıkesir de alamadı efendim.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Rize'nin de çay paralarını vermiyorlar

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Allah'a şükür, Tokat birinci sırada!..

BAŞKAN - Bütün Türkiye'de almayanları herkes bilir. Onun için söylüyorum... Siz de dilekçe verin, söz isteyin bu konuda, size de söz vereyim.

ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, Urfa'nın bu paralarının öncelikle ödenmesi lazım. Özellikle Urfa üç yıl kuraklık geçirmiş...

BAŞKAN - İşte, Sayın Bakan geldi efendim.

Muzaffer Çakmaklı da bu konuda uğraşıyor; ama, ikisi birden de parayı gönderemiyorlar!..

Sayın Bakan, buyurun.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Sıvas) - Değerli Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Yalçınkaya'nın gündeme getirdiği hususlarla ilgili olarak, yalnız doğrudan destekle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

Doğrudan gelir desteği projesi; 57 nci hükümet döneminde, geçen sene başlatılan bir proje. Bu projenin şartları şu: Önceden çiftçi kayıt sistemini yapmanız gerek; yani, çiftçiler kayıt altına alınacak, çiftçiler kayıt altına alındıktan sonra, doğrudan destek projesi bu çiftçi kayıt sisteminin üzerine oturtturulacak. Biz, çiftçi kayıt sisteminin tebliğini 2001 yılının 21 Haziranında yayımlayabildik; çünkü, bu proje üzerinde bir konsensüs sağlanması gerekliydi bakanlıklar arasında, değişik kurumlar arasında. 21 Haziranda tebliğin yayımlanmasıyla birlikte, çiftçi kayıt sistemini 81 ilimizin 800'den fazla ilçesinde ve tüm köylerinde bizzat Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak uygulamaya başladık. Uygularken de, dışarıdan tek bir personel istihdam edilmedi, tek bir bilgisayar satın alınmadı; kendi mevcut elemanlarımızla -ki, son üç senede eleman sayısında da özellikle bir azalma oluyor- ve kendi elimizdeki mevcut araç imkânlarımızla çiftçi kayıt sistemini Türkiye genelinde uyguladık. Ben, buradan, bize gösterdikleri yardım için, tüm illerimizin değerli milletvekillerine, sayın valiliklerimize, tarım il müdürlükleri çalışanlarına ve Bakanlığımızın merkezdeki Genel Müdürlük çalışanlarına çok teşekkür ediyorum.

24 saat mesai anlayışı içerisinde çalışıldı. Bütün sistemi on-line'a bağladık. Gece saat 2'de, 3'te dahi bize Şanlıurfa'dan veriler geldi. Ancak, Türkiye gibi, daha önceden pek bir kayıt olmayan... İşletme sayısı çok fazla, tapu işlemlerinde istediğimiz seviyede değiliz, veraset ilamlarında sıkıntılar var. Hakikaten, böylesi kapsamlı bir projenin bu şartlar altında bu kadar başarılmasından dolayı ben tüm teşkilatımızı tekrar kutluyorum.

İller, çiftçi kayıt sistemini yapıp evraklarını tamamladıktan sonra, bütçeye koyduğumuz paranın serbest bırakılması için müracaat ediyor ve evraklar Hazineye gidiyor. Burada iller arasındaki ödeme belgelerin tamamlanmasına göre sıraya konularak yapılmaktadır. 1 katrilyondan daha fazla bir para dağıtılıyor. Tabiî, bu paranın serbest bırakılması konusunda da, haklı olarak, ekonomiden sorumlu birimlerin bazı önerileri ve teklifleri de dikkate alınıyor.

Bugüne kadar, 61 ilimizde 910 trilyon para dağıtılmıştır. 61 ilde 910 trilyon paranın dağıtılması, projenin başarısını göstermektedir. Yani, iller arasında herhangi bir sıralama, belirli bir tercihten dolayı seçilmemiştir; evrakların geliş sırasına göredir. Tabiî ki, bir il, öbür ilden bir gün önce alacaktır. Şanlıurfa'nınki de -inanıyorum- içinde bulunduğumuz bu nisan ayının inşallah 10'unu geçmeden tüm çiftçilerimize dağıtılacaktır.

SAFFET KAYA (Ardahan) - İnşallah Ardahan için de söz verirsiniz.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Bugün, Artvin, Balıkesir, Burdur, İzmir, Samsun, Şanlıurfa, Bitlis, Giresun, Şırnak, Kars ve Diyarbakır'ın icmalleri teslim edilmiştir ve dikkat edilirse, burada, en batıdaki bir Balıkesir'in icmali de yeni teslim edilmiştir, durmaktadır; İzmir'inki durmaktadır, teslim edilmemiştir; Burdur'unki teslim edilmemiştir; Karadenizden Giresun'unki teslim edilmemiştir. Yani, dikkat edilirse, burada, bölgeler arasında da herhangi bir fark yoktur; bunu da özellikle buradan belirtmek istiyorum.

HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Van'dan ne haber?.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI HÜSNÜ YUSUF GÖKALP (Devamla) - Akdeniz Bölgesinden Antalya, yine batıdan Uşak, Iğdır, Mardin, Sinop, Trabzon, Tunceli, Van ve Ardahan'ın da icmalleri tamamlanmak üzeredir. Onlar da en kısa zamanda teslim edilecektir.

Şunu da Yüce Meclis çatısı altında tekrar vurgulamak istiyorum, tutanaklara da geçmesi açısından: Bu para, bütçemizden ayrılan bir paradır; yani, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendi bütçesinden ayırdığı bir paradır. Bu para, dışarıdan kredi olarak alınan bir para değildir. Bu paranın geri ödemesi yoktur. Bu para, Hasan'ın, Ali'nin, Veli'nin parası değildir; Türk Milletinin kendi bütçesinden, vergisinden ayırdığı ve çiftçisi üzerinden üretime aktardığı bir paradır; bu paranın faizi de yoktur, geri ödemesi de yoktur; bizi izleyen çiftçilerimizin ve esnafımızın da duyması açısından tekrar arz ediyorum.

Şanlıurfa'nın ve diğer illerinki de en kısa zamanda ödenecektir. Bu proje devam edecektir. Biz, şimdi, projenin 2002 yılı, 2003 yılı çalışmalarını sürdürüyoruz. Bu proje çiftçimize rahat bir nefes aldırıyor; çünkü, çiftçimize verdiğimiz para, anında esnafımıza intikal ediyor, parayı alan çiftçi, Akdeniz'de yat gezisine veya herhangi bir kayak merkezine tatile gitmiyor, aldığı parayı hemen orada harcıyor.

Bu fırsatı verdiğiniz için, Sayın Başkanıma ve sizlere çok teşekkür ediyor, saygılarımı arz ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

Gündemdışı konuşmalar bitmiştir.

Van Bağımsız Milletvekili Mustafa Bayram'ın, Van'ın kurtarılışıyla ilgili söz talebi var.

Sayın Bayram, lütfen, meramınızı yerinizden anlatır mısınız.

MUSTAFA BAYRAM (Van) - Sayın Başkan, bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Van'ın düşman işgalinden kurtarılışının 84 üncü yıldönümünde, Van Milletvekili sıfatı da bulunan Sayın Kâmran İnan'ın hepimizi üzen talihsiz konuşmasını kınıyorum.

BAŞKAN - Yok... Sataşmaya mahal vermeyin efendim.

MUSTAFA BAYRAM (Van) - Düşman işgalinden kurtarılışının mutluluğunu yaşayan Van halkının bir temsilcisinin, Filistin'in işgalini, katil Şaron' un katliamlarını meşrulaştıran konuşması bizi cidden üzmüştür. Tüm Van halkı adına, Filistinli kardeşlerimizin yanında yer aldığımızı ve dertlerini yüreğimizde taşıdığımızı belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti ve SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum size.

Efendim, bana düşmez; ama, Başkanvekili olarak söyleyeyim: Zabıtları alıp, bir okursanız, Sayın Kâmran İnan'ın Filistin Halkı için söylediği ciddî şeyler var.

Sayın Çelik söz istemiştiniz; buyurun.

HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - İstirham edeceğim efendim...

HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Hayır, bununla ilgili değil... Van'ın kurtarılışını kutluyorum, Van halkına hayırlı olsun; inşallah, bir daha düşman işgaline uğramayız.

Sayın Tarım Bakanımız "bunu bütçemizden ayırıyoruz" dedi; bir arkadaşımızın soru önergesine Sayın Derviş tarafından verilen cevapta da, Tarım Reformu Uygulama Projesinde doğrudan gelir desteği adı altında, Dünya Bankasından sağlanan krediler kısmında 600 000 000 dolar görünüyor. Bu bir çelişki midir?

BAŞKAN - Sayın Bakan burada yok efendim. Size yazılı olarak cevap versin.

HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Derviş'in verdiği cevap bu.

BAŞKAN - Bilmiyorum. Anlaşılan, Hükümet içerisinde, Sayın Derviş ile Tarım Bakanı arasında bir iletişimsizlik var. Onu dışarıda sorarsanız minnettar kalırım.

Sayın milletvekilleri, birleşime 10 dakika ara veriyorum efendim.

 

Kapanma Saati: 17.33

 

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.53

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay), Mehmet BATUK (Kocaeli)

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri diğer sunuşlara geçiyoruz.

Efendim, sunuşlar çok fazla olduğu için kâtip üyenin oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının tezkereleri vardır okutuyorum:

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. - Lyon’da düzenlenecek olan AB Üyeliği Sürecinde Türkiye konulu konferansa TBMM’yi temsilen Adana Milletvekili Ali Tekin’in katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1029)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TC Lyon Başkonsolosluğu ve Lyon Üniversitesi Hukuk Fakültesinin işbirliği ile "AB Üyeliği Sürecinde Türkiye" konulu konferans 2-3 Nisan 2002 tarihleri arasında Lyon'da düzenlenecektir. Konferansa katılınması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun 12.3.2002 tarihli 72 nci Birleşiminde kabul edilmiştir.

Anılan kanunun 2 nci maddesi uyarınca siyasî parti grubunca bildirilen üyenin ismi Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

 

 

Ömer İzgi

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

 

 

Adı soyadı:

 

Seçim ili:

Ali Tekin

 

Adana

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2. - Madrid’de yapılacak olan, Avrupa Birliği Üye Ülke Parlamentoları, Avrupa Parlamentosu ve Aday Ülke Parlamentoları Tarım Komisyonları Başkanları Konferansına TBMM’yi temsilen Eskişehir Milletvekili Mahmut Erdir’in katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1030)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Üye Ülke Parlamentoları, Avrupa Parlamentosu ve Aday Ülke Parlamentoları Tarım Komisyonları Başkanları Konferansı 25-26 Nisan 2002 tarihleri arasında Madrid'de yapılacaktır. Anılan konferansa İspanya Milletvekilleri Meclisi Tarım, Hayvancılık ve Balıkçılık Komisyonu Başkanı ve Senato Tarım, Hayvancılık, Balıkçılık ve Gıda Komisyonu Başkanları tarafından, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Eskişehir Milletvekili Mahmut Erdir ismen davet edilmiştir.

Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                        Ömer İzgi

                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                           Başkanı

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

3. - DevletBakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz’ın, Brüksel’de düzenlenen AB Konvansiyonu Toplantısına katılmak üzere Belçika’ya yaptığı resmî ziyarete katılan milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1031)

                                                                                                          1.4.2002

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı A. Mesut Yılmaz'ın, Brüksel'de düzenlenen AB Konvansiyonu Toplantısına katılmak üzere bir heyetle birlikte 27 Şubat - 1 Mart 2002 tarihlerinde Belçika'ya yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasamızın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

 

 

Bülent Ecevit

 

 

   Başbakan

Liste:

 

 

Ali Tekin

 

(Adana)

Kürşat Eser

 

(Aksaray)

Ayfer Yılmaz

 

(İçel)

Emre Kocaoğlu

 

(İstanbul)

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; önce okutup, sonra oylarınıza sunacağım:

V. - ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1. - Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu hakkındaki (9/5) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına ve soruşturma açılıp açılmayacağı hususundaki görüşmelerin 9.4.2002 Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No:107                                                                                              2.4.2002

14.3.2002 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve aynı tarihli 74 üncü Birleşimde okunmuş bulunan Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu hakkındaki (9/5) esas numaralı Meclis soruşturması önergesinin gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer almasının  ve Anayasanın 100 üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmayacağı hususundaki görüşmelerin 9.4.2002 Salı günkü birleşimde yapılmasının Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulumuzca uygun görülmüştür.

 

 

Ömer İzgi

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

Aydın Tümen

Mehmet Şandır

 

DSP Grubu Başkanvekili

MHP Grubu Başkanvekili

 

Turhan Güven

Beyhan Aslan

 

DYP Grubu Başkanvekili

ANAP Grubu Başkanvekili

 

Hüseyin Çelik

Ömer Vehbi Hatipoğlu

 

AK Parti Grubu Başkanvekili

SP Grubu Başkanvekili

MAHFUZ GÜLER (Bingöl)- Söz istiyorum.

BAŞKAN - Danışma Kurulunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, efendim, isim yazdırmak isteyenler buraya isimlerini bildirdikten sonra kura çekeceğim.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Turhan Güven...

BAŞKAN - Turhan Güven Bey...

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Mehmet Bekâroğlu...

BAŞKAN - Sayın Bekâroğlu...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Ömer Vehbi Hatipoğlu...

BAŞKAN - Sayın Hatipoğlu...

MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Mehmet Sadri Yıldırım...

SAFFET KAYA (Ardahan) - Saffet Kaya...

MELDA BAYER (Ankara) - Melda Bayer...

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Biraz da buraya bakın Başkanım...

BAŞKAN - Buradan başlayalım, oraya kadar gidelim efendim...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Buraya da bakar mısınız!

BAŞKAN - Buradan başladım efendim bir kere...

Lütfen, bir yazıyla bildirir misiniz efendim. Kura çekeceğim zaten efendim... Efendim, bildirin...

10 dakika süre veriyorum.

Yazılı olarak, lütfen, grup başkanvekilleri göndersinler; bilahara kura çekeceğim efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, zaten, her gruptan bir sözcünün burada konuşması mümkün değil. Şimdiye kadarki uygulamada, en başta ayağa kalkıp söz isteyenlere... Yani, bir kura falan olmaz bunda.

BAŞKAN - Aynı anda kalktılar efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Efendim...

BAŞKAN - Aynı anda kalktıkları için Sayın Güven...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Artık, ilk üç ismi sordunuz, söyledik biz de. Bunun arkasından gelenleri alamazsınız.

BAŞKAN - Burada dört sayın milletvekili aynı anda kalktı efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Tamam işte... İlk dördünden...

Aynı anda kim kalktı efendim?

BAŞKAN - İşte, efendim, Sayın Hatipoğlu sizinle beraber...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Dördü arasında kura çekin. Niye ondan sonrakilerin arasından çekiyorsunuz?

BAŞKAN - Efendim, ben, yani, göz kırpmayla yapamam ki bunu. Kura çekeceğim, çaresi yok.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Yanlış bir uygulama Sayın Başkan. Doğruyu bulamazsınız.

BAŞKAN - Efendim, her zaman böyle yapıldığını ifade ediyorlar.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Aynı anda kalkanlar için...

BAŞKAN - Aynı anda kalktılar Sayın Güven; arkanızdakileri görmediniz...

İstirham ederim yani... Benim kimseye kastım yok.

MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Bizden isim mi istiyorsunuz?

BAŞKAN - Lütfen efendim.

Saadet Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; önce okutup, sonra oylarınıza sunacağım efendim.

B) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

1. - Rize Milletvekili Mehmet Bekâroğlu ve 41 arkadaşının, Türk çaycılığının ve çay üreticilerinin sorunlarını ve çözüm yollarını tespit amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/58) 2 Nisan 2002 Salı günü görüşülmesine ilişkin SP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 2.4.2002 Salı günü saat 13.30'da yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında anlaşma sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre aşağıdaki önerimizin Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                        Ömer Vehbi Hatipoğlu

                        Saadet Partisi Grup Başkanvekili

Öneri:

Gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 40 ıncı sırasında bulunan 10/58 esas numaralı, Rize Milletvekili Mehmet Bekâroğlu ve 41 arkadaşının, Türk çaycılığının ve çay üreticilerinin sorunlarını ve çözüm yollarını tespit amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin 2 Nisan 2002 Salı günü görüşülmesi.

BAŞKAN - Efendim, lehte, aleyhte söz vereceğim...

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)- Sayın Başkan?..

BAŞKAN - Lehte söz vereceğim Sayın Bekâroğlu...

Lehte iki arkadaşımız söz istedi.

Aleyhte söz isteyen var mı?..Yok.

İki lehte peş peşe söz vereyim.

Rize Milletvekili Sayın Mehmet Bekâroğlu, buyurun. (SP sıralarından alkışlar)

Trabzon Milletvekili Sayın Şeref Malkoç da lehinde söz  istedi.

Buyurun Sayın Bekâroğlu.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize)-  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk çaycılığının sorunlarının konuşulması, Türk çay üreticilerinin sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin bulunması amacıyla vermiş olduğum Meclis araştırma önergesinin sıraya konulması için Grubumuzun yapmış olduğu başvurunun tartışılmasında söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün, başta Rize olmak üzere, Artvin, Trabzon, Giresun'daki insanların çay üretmekten, satmaktan başka hiçbir gelirleri yoktur; maalesef, 2001 yılında, çoğu, devlete, Çaykura olmak üzere, satmış oldukları çay bedellerinin ancak yarısını alabilmişlerdir. Bu insanların -aşağı yukarı 200 000 aile, 1 000 000-1 500 000 milyon insan- çaydan başka herhangi bir gelirleri yoktur ve ağustos ayında satmış oldukları çayların bedelini henüz almamışlardır. Şu anda, bölgenin, çaydan dolayı 100 trilyonun üzerinde alacağı var. Ayrıca, Çaykur, Çaykurda çalışan 23 000 işçinin maaşlarını iki-üç ay gecikerek vermekte ve ikramiyelerini de vermemiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu bölgede yaşayan insanların, biraz evvel belirttiğim gibi, çaydan başka herhangi bir geliri yok. Burada defalarca çay ve bölgeyle ilgili rakamlar verdim. Rize, ama ağırlıklı olarak, Rize; fakat, Ordu, Giresun, Trabzon, Artvin'de 210 000 aile bu tarımı yapıyor; aşağı yukarı 1 500 000 nüfus; bunu, ticaret erbabıyla, işçisiyle, emeklisiyle düşündüğünüz zaman, özellikle Rize için söylüyorum, çay varsa Rize var, çay yoksa Rize yok.

Değerli arkadaşlarım, bugün, çay, devlet tekelinde değil; ama, çayın büyük çoğunluğu Çay-Kur tarafından alınmakta ve işlenmektedir. Aslında, özel sektör de çay almakta, işlemektedir; ama, Çay-Kurun aldığı çay yanında özel sektörün aldığı çayın çok fazla bir anlamı yok. Senede 800 000 -
900 000 ton yaş çay alınıyor; bunun yüzde 75-80'inin Çay-Kur işliyor. Bundan 160 000-170 000 ton kuru çay elde edilmektedir. Türkiye'nin tüketimi de aşağı yukarı bu kadardır.

Değerli arkadaşlarım, peki, nedir çaydaki kavga, niçin çaycıya tatmin edici bir ücret verilmez; madem, sadece bir üretim fazlası yok, bu ülkenin ihtiyacı olan çay üretiliyor, niçin çaycıya hakkı verilmez?! Olay farklı değerli arkadaşlarım; olay, çay piyasasına çokuluslu şirketlerin göz dikmesidir. Şu anda, kaçak yolla Türkiye'ye ne kadar kuru çay geliyor, giriyor, bilmiyoruz; ama, ithalatla 30 000 ton civarında kuru çay geldiği tespit ediliyor. Gümrük birliğinden önce, çay ithalatı çok zordu; çünkü, kilogram başına 3 dolar, artı yüzde 10 vergi vardı; ama, sonra bunlar kalktı; şimdi, yüzde 145 vergi uygulanıyor. Bunun anlamı, iç piyasada 2 dolara mal olan çayın, dışarıdan vergileriyle beraber en fazla 75 sente Türkiye'ye girmesidir.

Türk çayının maliyeti, kalitesi, Çay-Kurun durumu, özelleştirilecek mi ne olacak; bütün bunlar tartışılabilir. Rizeli bunların tartışılmasına itiraz etmiyor; biz Rizeliler, bunu tartışmaya hazırız; ama, çaydan vazgeçmemizi hiç kimse bizden istemesin. Çaydan vazgeçmek, bölgeyi boşaltmak, orada yaşayan insanları aç bırakmak anlamına geliyor; tekrar ediyorum, orada yaşayan insanları aç bırakmak anlamına geliyor.

Aslında, çoğu bölge çocuğu olan, fedakârca çalışan özel sektör de çay üretebilecek kapasiteye sahiptir, gayret ediyor; ancak, onlar desteklenmiyor. Yıllar önce, çayda tekel kaldırılırken, hemşerimiz Sayın Mesut Yılmaz, geldi, bu insanlara kefil oldu; ama, hangi insanlara; şu anda Rize'de çay üretimi yapan, o bölgenin çocuklarına, fedakâr çocuklarına değil, dışarıdan gelen büyük firmalara kefil oldu, dedi ki: "Bunlara çay verin, paranızı ödeyecekler"; ama, bugün, bu şirketlerden, 1985'ten, 1986'dan alacağımız var. Sayın Mesut Yılmaz kefildi; ama, ne bu şirketler sözünü yerine getirdiler ne de Sayın Mesut Yılmaz bu kefaletinin gereğini yaptı.

Değerli arkadaşlarım, bölge insanı endişelidir. Endişemiz şudur: Tütünde ve şekerde yapılanların çayda yapılmasından endişe ediyoruz. Yabancı firmalar, Türk çayına, kuru çay piyasasına göz dikmiş durumdadır. Kilogramı ortalama 3 dolardan içpiyasada satıldığını düşünürsek, Türkiye'de, 400 000 000 - 450 000 000 dolarlık bir kuru çay pazarı var, kuru çay piyasası var. Bazı yabancı firmalar, şu günlerde, cirolarından fazla reklam yaparak çaylarını tanıtmaktadırlar; çay üretmedikleri halde, Türkiye'de çay paketleme fabrikaları kurmaktadırlar. Yine, hemşerimiz Sayın Mesut Yılmaz, bu fabrikaların açılışına gidiyor, açılışını yapıyor.

Değerli milletvekilleri, evet, endişemiz, Türkiye kuru çay piyasasının yabancı piyasaların, yabancı firmaların eline geçmesidir. Burada amaç, önce, Türk çayıyla kendi çaylarını harmanlayarak, Türk tüketicisinin, çay içicisinin damak zevkini değiştirmek, daha sonra, bu harmanlamada giderek kendi çaylarının payını artırmak ve bu şekilde damak sorununu halletmektir. Dünyada 1 500 000 - 2 000 000 ton kuru çay fazlası var değerli arkadaşlarım ve bütün bunların ticareti çokuluslu şirketlerin denetimindedir. Türkiye, maalesef, birçok konuda, bu şekilde, yani, piyasaların yabancıların eline geçmesi yoluna girmiştir. IMF'yle girilen ilişkiler, yapılan anlaşmalar, önce şekerde, sonra tütünde dayatmalar şeklinde gelmiş; eğer, Tütün Yasasını çıkarmazsanız, yani, Türkiye tütün piyasasını çokuluslu şirketlere vermezseniz, şu kredi dilimi gelmeyecektir, şu anlaşma imzalanmayacaktır, dolayısıyla Türkiye iflas edecektir denilmiştir ve 57 nci hükümet, siz milletvekili arkadaşlarımı gece yarılarına kadar burada çalıştırmış, bu yasayı çıkarmıştır; hem de iki defa.

Şimdi, endişe ediyoruz değerli arkadaşlarım, Rizeli endişe ediyor, Doğu Karadeniz Bölgesinde çaydan başka geçimi olmayan insanlar endişe ediyor. Aynı oyunun -nasıl şekerde yapıldı, tütünde yapıldı- çayda da yapılacağından endişe ediyoruz; aldığımız duyumlar da bunu gösteriyor.

Böyle bir özelleştirmede, aynen şekerde ve tütünde yapıldığı şekilde bir düzenlemede, olacakları size anlatayım. Değerli arkadaşlarım, kıymetli olan sahildeki Çay-Kur fabrikaları satılacak, daha önce Et ve Balık ve değişik kurumların özelleştirilmesi gibi, buralarda kooperatifler kurulacak, süpermarketler kurulacak. Köydeki fabrikalar ise, aynen taşımalı eğitimde olduğu gibi, terk edilecek, çürüyüp gidecek. Türkiye kuru çay piyasasının büyük kısmı elinde olan Çay-Kur ismi de, pazarlama şirketi olarak yabancılara satılacak. Şu anda hemşerimiz Sayın Mesut Yılmaz'ın paketleme fabrikalarının açılışını yapmış olduğu yabancı firmalara satılacak.

Değerli arkadaşlarım, şunu açık ve net bir şekilde ifade ediyorum, bir daha tekrar ediyorum: Bunun anlamı, Doğu Karadenizde yaşayan 1 500 000-2 000 000 insanı aç bırakmaktır, evet, aç bırakmaktır. Buna, asla ve asla izin vermeyeceğiz. Tütün üreticisi ne yaptı, pancar üreticisi ne yaptı bilmiyorum. Biraz evvel bir arkadaşım, "Urfa'yla ilgili şu düzenleme yapılmazsa, Mecliste oturacağım" dedi. Ben, başka bir şey söyleyeyim, bu, Rizeli sözüdür, bunu yaparız: Biz, binlerce insan Ankara'ya geleceğiz, şurada, şu Mecliste oturacağız ve tütünde olduğu gibi, şekerde olduğu gibi, bir çay piyasası yasasını çıkarttırmayacağız; bundan emin olun.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Meclis Başkanvekilimiz bugünkü oturumu açarken, bir Amerikalı yorumcunun -öyle herhangi bir adam da olmadığını belirterek- Türkiye'yle ilgili söylemiş olduğu sözleri tekrarladı ve kınadı; biz de kınıyoruz. Dick Morris ne demişti: "IMF, Türkiye'yi bizim için satın aldı, orada her şeyi yapabiliriz." Bunu kınıyoruz. Böyle bir sözü kendilerine iade ediyoruz. Türk Milleti olarak böyle bir şeyi kabul etmiyoruz. Türk Milletinin temsilcileri olarak böyle bir şeyi kabul etmiyoruz; ama, oturup düşünelim değerli arkadaşlarım. Niçin Türkiye bu hale geldi; ne oldu; 2000 yılında uyguladığınız program neydi; Derviş geldikten sonra 2001'de uygulanan program nedir? Bu yasaları siz çıkarmadınız mı değerli arkadaşlarım?! IMF'nin her dediğini siz yapmadınız mı değerli arkadaşlarım?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, lütfen...

MEHMET BEKÂROĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Şimdi deniliyor ki: "Çay üreticisinin 60 trilyon parasını şu anda veremiyoruz." Niye veremiyorsunuz; para yok. Peki, siz nelere para verdiniz değerli arkadaşlarım; ama, nelere para verdiniz... Bankalara para verdiniz değerli arkadaşlarım; kaç kere verdiniz. 1 milyar, 2 milyar, 5 milyar... Daha yeni 5 milyar dolar veriyorsunuz. Peki, Doğu Karadenizde yaşayan             1 500 000 insanın geçim kaynağı... Niçin onların 60 trilyon lirasını vermiyorsunuz?! Üstelik, bu, kendi paraları, kendi emeklerinin paraları. Aylar evvel, bu malı devlete teslim ettiler.

Burada tekrar ediyorum, Türk şekerine yaptığınızı, Türk tütününe yaptığınızı, asla ve asla Türk çayına yapamayacaksınız. Rizeli, Doğu Karadenizli buna izin vermeyecektir. Bunu açık ve net bir şekilde, burada, ilan ediyorum. Bu bir tehdit değildir, gerçektir, bir haykırıştır, imdat çağrısıdır.

Saygılarımı arz ediyorum. (SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.

Aleyhte söz isteyen?.. Yok.

Lehte ikinci söz, Trabzon Milletvekili Sayın Şeref Malkoç'ta; buyurun efendim. (SP sıralarından alkışlar) 

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; çay üreticisinin ve çayın sorunlarının görüşülmesi üzerine Saadet Partisinin vermiş olduğu önergenin gündeme alınması için önerge lehinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de çay denilince, hatıra, Karadeniz Bölgesi, Karadeniz yöresi, Trabzon ve özellikle Rize gelmektedir. Karadeniz yöresinde sanayi yoktur, ticaret de arzu edilen düzeyde gelişmemiştir. Yörede yaşayan insanların en önemli geçim kaynağı iki üründür; bunlardan birisi, Karadenizin özellikle batı yöresinde, Trabzon merkezli olmak üzere üretilen fındıktır; ama, özellikle Trabzon'un doğu kesimlerinde ve Rize merkezli olmak üzere, bölgedeki insanların en önemli geçim kaynağı çaydır. O açıdan, Karadenizin insanı, çay üzerinde ve fındık üzerinde titizlikle durmakta ve titremektedir.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, dünyada üretilen fındığın yüzde 70'i, Türkiye'de Karadeniz Bölgesinde üretilmektedir; ancak, fındığa, iktidarların yeteri kadar değer vermemesi neticesinde, ciddî tedbirleri almaması sonucunda, dünyanın fındığının yüzde 70'ini Türkiye üretmesine rağmen, hem fiyatta hem de fındığın pazarlanmasında yeterince etkili olunamamıştır. Bunun en açık örneğini, geçenlerde, Avrupa Birliğinin, aflatoksin bahanesiyle fındığa uyguladığı ambargoda, çok net olarak gördük. Dolayısıyla, Karadeniz Bölgesinin insanı, yörenin insanı, Rizelisiyle, Giresunlusuyla, Ordulusuyla, Trabzonlusuyla, Oflusuyla, Araklılısıyla, Sürmenelisiyle çay konusunda da hassasiyetini sürdürmektedir.

Türkiye'de üretilen çayın yüzde 70'i Rize yöresinde üretilmektedir. O açıdan, biraz önce konuşan değerli Rize milletvekili arkadaşımız, buradan, çayın sorunlarını, en yüksek sesle haykırmıştır. Geri kalan, yani Türkiye'de üretilen geri kalan yüzde 30 çayın önemli bir bölümü de, Ordu'nun bir kesiminde, özellikle Giresun'un doğu kısımlarında, Artvin yöresinde, Trabzon'un da Araklı, Sürmene, Of ve Çaykara yörelerinde üretilmektedir.

Türkiye'de yapılan araştırmalara göre, insanların yüzde 95'i çay içmektedir. Yani, çay sorunu, sadece yörenin insanını ilgilendirmiyor, Türkiye'de yaşayan insanların yüzde 95'ini de alakadar ediyor.

Değerli arkadaşlarım, Danışma Kurulunda, Saadet Partisinin çayla ilgili vermiş olduğu araştırma önergesi, keşke, Anavatan Partili, DSP'li, MHP'li ve diğer partilere mensup olan arkadaşların oybirliğiyle şu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kuruluna getirilseydi de, bütün partiler, bu önemli konuda işbirliği yapmış olsalardı, bunu beraber görüşseydik; ancak, görüyoruz ki, Danışma Kuruluna katılan DSP'nin Grup Başkanvekilleri, iktidarda bulunan diğer partilerden MHP'nin Grup Başkanvekili...

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Danışma Kurulunu bilerek mi konuşuyorsunuz?!

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Evet, bilerek konuşuyorum. Bilerek konuşuyorum...

BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayın lüften.

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Diyeceğiniz varsa, çıkarsınız kürsüye, konuşursunuz.

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Söyleyeceğiz.

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Aleyhte söz isteyen var mı diye üç defa sordu Sayın Başkan, söz almadınız; lütfen, oturduğunuz yerden konuşmayın. Konuşma yeri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu kürsüdür.

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Kendi önergemiz var, onun üzerinde konuşacağız.

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Evet, Sayın Grup Başkanvekilim...

Keşke, DSP de, Anavatan Partisi de, MHP de bu öneriye evet deseydi, oybirliğiyle buraya gelmiş olsalardı; ancak, değerli arkadaşlarım, çayın sorunlarıyla ilgili araştırma önergesine evet diyememelerinin altında yatan bazı sebepler vardır. Bu sebeplerin başında, 2001 yılında, Trabzon'da, Giresun'da, Artvin'de ve özellikle Rize'de, çay üreticisi, ürettiği çayı vermiş; ama, hâlâ  parasını alamamıştır. 2001 yılının mayıs ayında birinci sürüm olarak verilen çayın parası zar zor ödenmiştir. Çay üreticisi olan insanlar, yörenin insanları, ramazan bayramını çay parasını almadan geçirmişlerdir; yörenin insanları, Rizesinde, Trabzonunda, Ofunda, Sürmenesinde, Çaykarasında, Giresun'un Eynesilinde, Artvininde, çay parasını alamadan kurban bayramını geçirmişlerdir. Yörede bulunan insanların birçoğu, hastaneye, çay parasını alamadığı için ödeme yapamamakta, gidememektedir, doktora muayene olanlarsa, yine, çay parasını alamadıkları için ilaç alamamaktadırlar; çoluğuna çocuğuna, arzu edilen yiyecekleri, maalesef, alamamaktadırlar. İktidar partilerinin, bu zorluğundan dolayı araştırma önergesine evet demediklerini biliyoruz. Biraz önce yöredeki yetkililerle ve siyasî partinin temsilcileriyle görüşürken şunu söylediler: "Efendim, çay parasıyla ilgili ödeme yapmaya başlayacağız." Değerli arkadaşlarım, çayın sorununu Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme getiren Saadet Partisi, 12 Nisan 2002 günü Rize'de çay mitingi yapacaktır, tıpkı, tütünü, şekerpancarını, fındığı gündeme getirdiği gibi, 12 Nisanda Rize'de çayı dile getirecektir. İşte, bunu gören iktidara mensup arkadaşlar bir nebze de olsa para gönderdiklerini söylemektedirler; ancak, Of'taki arkadaşlarımla, Araklı'daki arkadaşlarımla, Sürmene'deki arkadaşlarımla görüştüm; hâlâ, üreticiye para ödenmiş değildir.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bekâroğlu biraz önce ifade ettiler; çayı bu kadar yüksek sesle haykırmamızın, fındığı bu kadar yüksek sesle haykırmamızın nedeni şudur: Türkiye'de, bu 57 nci hükümetin, DSP'den, MHP'den, Anavatan Partisinden oluşan bu hükümetin uyguladığı ekonomik politika sonucunda tarım da mahvolmuştur. İşte, buğday üreticisinin, tütün üreticisinin, şekerpancarı üreticisinin başına gelenlerin çay üreticisinin ve fındık üreticisinin başına gelmemesi için buradan haykırıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 57 nci hükümetin Türkiye'yi ne duruma getirdiğini hep beraber yaşadık. Dört seneden beri bu kürsüden haykırıyoruz, millet adına haykırıyoruz, bazen yalvarıyoruz. Bırakın, IMF'ye bu kadar teslim olmayın diyoruz. Biz, DSP'yi, MHP'yi, Anavatan Partisini, yani, 57 nci hükümete mensup olanları IMF'ye teslim olmakla itham ediyorduk; ama, dün, pervasızca, acı bir gerçeği, birisi daha söyledi. Türkiye, 57 nci hükümetle IMF'ye teslim edilmemiş, meğer Türkiye'yi satmaya kalkmışlar.

Değerli arkadaşlarım, bu söz söyleneli iki gün oldu. Sayın Dışişleri Bakanı bu kürsüye çıktı biraz önce. Keşke, Sayın Meclis Başkanının gösterdiği duyarlılığı, bu kürsüden, Dışişleri Bakanımız da gösterseydi. Türkiye'yle ilgili bu kadar ağır, itham edici, onur kırıcı söz söylenmesine rağmen, ne Başbakandan ne de hükümetin diğer yetkililerinden bu pervasız insanlara haddini bildiren bir hükümet yetkilisi çıkmadı. Aslında, belki de bizim bilmediğimiz, kamuoyuna açıklanmayan bazı anlaşmaları yapmışlar, onun için bu sözleri sineye çekiyorlar; ama, bu millet, bunu, asla kabul etmemiştir ve etmeyecektir de; iktidarın bunu bilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, aynı şekilde, uluslararası bir para tüccarı Soros "Türkiye'nin en önemli ihraç ürünü ordusudur" dedi. Ne ordu yetkililerinden ne Millî Savunma Bakanından ne de hükümetten ses çıktı. İşte, bu pervasız adamdan cesaret alan ikinci bir pervasız Amerikan yorumcusu "Türkiye'yi satın aldık" deme cesaretini kendinde bulabilmiştir.

Anavatan Partisi ve DSP'ye çok fazla bir şey söylemiyorum; ama, özellikle, şu MHP'li arkadaşlara seslenmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, değerli Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlar; evde, milliyetçilikle ilgili kitapları yeniden okudum. Milliyetçiliğin, ülkenin menfaatlarını sevmek, ülke için çalışmak olduğunu, okuyarak, yeniden hatırladım.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Bravo!

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Sizin partinizin adı da milliyetçi bir parti; ama, milliyetçilik demek, Türkiye'yi IMF'ye teslim etmek demek değildir. Milliyetçilik demek, Türk köylüsünü IMF'ye teslim etmek, Amerikalılara teslim etmek demek değildir. (MHP sıralarından "yazıklar olsun" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN - Toparlayın lütfen efendim.

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Konuşma cesareti olanlar, oturduğu yerden değil, buraya çıkar, milletin huzuruna çıkar, yaptıkları yanlışlıkları anlatırlar.

MEHMET ARSLAN (Ankara) - Cesareti sen ölçmüyorsun.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen...

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Oturduğu yerden seslenen arkadaşıma ve öndeki grup yöneticilerine sesleniyorum; Rahmetli Türkeş sağ olsaydı veya çıkıp şu dünyaya bir daha gelme imkânı olsaydı, MHP'nin kapısına oturur, hiçbirinizi içeri koymazdı; bunu bilin. (SP sıralarından alkışlar)

ALİ GEBEŞ (Konya) - Sana ne faydası var?!

ŞEREF MALKOÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, çayla ilgili bu araştırma önergesine destek vereceğinizi umut ediyorum; çünkü, aksi takdirde, Karadeniz yöresinin insanları ve çay üreticileri sizi affetmeyecek diyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (SP sıralarından alkışlar)

NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Bravo! Tebrik ediyorum!

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Efendim, lehte bitti; aleyhte, Rize Milletvekili Sayın Kabil...

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan, Doğu Karadenizle ilgili yanlış bilgilendirmeden dolayı açıklama yapacak.

AHMET KABİL (Rize) - Yanlış bilgilendirmeden dolayı, yerimden konuşayım.

BAŞKAN - Efendim, böyle bir usulümüz yok; aleyhte gelin, söyleyin; hakkınız var.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Aleyhte; sağ olun Başkanım.

BAŞKAN - İstirham ederim, böyle bir usul yok. Grup adına konuşmayayım... Zaten, aleyhte, lehte sözler şahıslar adına. Siz Rize Milletvekilisiniz.

Sayın Ahmet Kabil, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Ahmet Ağabey...

BAŞKAN - Sayın Bıçakçıoğlu, lütfen...

AHMET KABİL (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hakikaten, Doğu Karadenizde çay sorunu vardır. Herkesin zannettiği gibi, bir haksız kazanç mevzubahis değildir. Türkiye'de 210 000 çay üreticisi var; her üretici, ortalama 1 ilâ 5 dekar çay tarlasına sahiptir; yüzde 82 üretici böyledir. Yani, ortalama 4 dekar çay tarlasına sahip olduğunu düşünürsek, bir ailenin -geçtiğimiz yıl fiyatlarıyla- ayda elde ettiği para 75 000 000'dur. Bugün, açlık sınırı ayda 260-300 000 000, yoksulluk sınırı 900 000 000; yani, bu parayla geçinmek mümkün değildir. Ayrıca, Doğu Karadenizde başka bir gelir kaynağı da yoktur. Ama, burada yanlış ifade edilen bir şey vardır. Bu yıllarda, bilhassa bu sene, ekonomik sıkıntıyı herkes biliyor. Bu ekonomik sıkıntıya rağmen, Sayın Başbakan Yardımcımızın gayretleriyle, dün itibariyle 40 trilyon para gitmiştir. (ANAP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Nerede para?.. Yok öyle bir şey!..

AHMET KABİL (Devamla) - Hani, para verilmiyor diye miting yapılacak; para gecikti, verilmeyecek diye bir ifade yanlıştır.

Ayrıca, ben, şahsen, Doğu Karadenizde sıkıntı olduğunu; mutlaka, çaya alternatif bir gelirin elde edilmesi gerektiğini; oradaki insanların bizim insanlarımız olduğunu, onlara iş ve aş vermenin devletin görevi olduğunu, dolayısıyla, bütün kurumlardan üreticinin parasının zamanında verilmesinden yana olduğumu bildiriyor, tekrar, paranın dün itibariyle gittiğini ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kabil, teşekkür ediyorum efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Kabil Maliye Bakanı olarak mı konuşuyor!?. Ne biliyor yani?!.. Elinde bir yazı mı var; bugün gitmiş para...

BAŞKAN - Efendim, önergenin aleyhinde konuşuyor...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Olmaz efendim...

BAŞKAN - Nasıl olmaz?!.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Maliye Bakanı mı?!.

BAŞKAN - İki lehte, iki aleyhte söz veriyorum...

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Öztürk, aleyhte mi istiyorsunuz?..

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Evet efendim.

BAŞKAN - Önergeyle ilgili ikinci aleyhte söz, Sayın Bozkurt Yaşar Öztürk'ün.

Buyurun, söz hakkınız var.

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; çay müstahsili, gerçekten, şu anda zor durumda. Yalnız, Doğu Karadenizden bahsederken, Doğu Karadenizin çalışkan insanının ikibuçuk yaprağa mahkûm edilmesi gibi bir düşünce de çok büyük bir yanlıştır. Rize'de, Trabzon'da, Artvin'de, Giresun'da çay üreticisi zor duruma bugün düşmemiştir, son on yıldır çay üreticisi zor durumdadır. Bu, kabul edilebilir bir gerçektir; ama, on yıldır yapılan yanlış... Sadece ikibuçuk yaprakla, o üreticinin, oradaki insanların kaderini eşleştirmek, bunun kadar yanlış bir iştir.

O halde, yapılması gereken nedir; Anadolu'nun birçok yerlerinde, küçük kasabalarda dahi organize sanayii varken, Rize İli bugüne kadar organize sanayiine kavuşamamış idi. İlk defa, bu hükümet zamanında, 57 nci hükümet zamanında Rize Organize Sanayiinin kamulaştırmayla ilgili bütün işlemleri tamamlanmış ve bunun için de kamulaştırma işlemlerine önümüzdeki günlerde başlanacaktır.

Doğu Karadeniz insanı, Rize insanı çalışkandır. Bunun için, eğer organize sanayiinin bir an önce kuruluşu sağlanır ise ve Karadeniz insanı denilince akla doğrudan doğruya silah sanayii geldiğinden dolayı, yerli silah sanayii ve Orta Asya'ya yönelik silah sanayii çalışmaları Doğu Karadenizde başlatılırsa, Karadeniz insanının kaderi daha güzel, daha değişik olacaktır.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sayın Bozkurt fabrika var, çalışma yok.

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (Devamla) - Çay, müstahsiliyle birlikte şu anda zor durumda. Çay üretimi gerçekten zor bir iş; ama, ithal çay olayını da burada söylemeden geçemeyeceğim. Kaçak çay, bugüne kadar belli eller tarafından organize edilerek, maalesef, çay üreticisi bu açıdan da zor durumda bırakılmıştır.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Yapma Bozkurt, yapma!..

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (Devamla) - Bu bir gerçektir; ama, 57 nci hükümet zamanında kaçak çaya, diyebiliriz ki, çok büyük oranda dur denilmiştir. İnşallah, 2,5 yaprağa kaderi bağlanan Karadeniz insanının kaderi bundan sonra değişecek, organize sanayiyle birlikte, alternatif ürün olan kivi ürününün de yetişmesi daha güzel bir şekilde oluşturulup bu insanların kaderleri burada şov malzemesi olarak kullanılmayacaktır.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sözünü geri alır mısın!..

Sayın Bozkurt, işi bilmiyorsun konuşuyorsun; bir de hakaret ediyorsun.

BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (Devamla) - Değerli üyeler teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, söz verdiğiniz için size de teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum efendim.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Sayın Başkan, sataştılar efendim. Şov malzemesi yapmadık. Biz, insanımızın sıkıntısını burada gündeme getirdik.

BAŞKAN - Tabiî, doğrudur efendim.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Bizi, Rizeli bunu yapalım diye buraya gönderdi.

BAŞKAN - Doğrudur efendim.

MEHMET BEKÂROĞLU (Rize) - Değerli kardeşim bu sözünü geri alsın! Kimse bunu şov için yapmadı. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Efendim açıklama oldu, teşekkür ediyorum.

Efendim, istirham ederim... Herkes fikrini söyleyecek, niye bağırıp çağırıyorsunuz bugün, Allah Allah...

Efendim, Saadet Partisinin vermiş olduğu öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan, doğru sayın!..

BAŞKAN - Aşkolsun! İşte kalbimi yaraladınız... Efendim, iki kâtibimiz var.

HÜSEYİN KALKAN (Balıkesir) - Sayın Başkan, karar yetersayısı yok.

BAŞKAN - Efendim, oylamaya geçtim, karar yetersayısının aranılmasını isteseydiniz.

... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir. (SP sıralarından alkışlar[!])

Bir 10 kişi daha getirseydiniz, bitirirdiniz işi...

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Onların desteklemesi lazım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Getireydiniz efendim 10 kişi.

Şimdi, öbür öneriye geçmeden evvel, Meclis soruşturmasının öngörüşmesiyle ilgili söz isteyenlerin kurasını çekiyorum efendim.

3 sayın milletvekiline söz imkânı tanıyoruz. Ankara Milletvekili Sayın Rıza Ulucak, Bingöl Milletvekili Sayın Mahfuz Güler, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin.

Yedek isim de belirleyelim müsaade ederseniz; ayın 9'unda gelmeyebilirsiniz...

2 yedek isim çekiyorum: İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Güzel ve İstanbul Milletvekili Sayın Zafer Güler.

Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir önerisi vardır; önce okutup, sonra oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

2. - Genel Kurulun çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin DSP, MHP  ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 2 Nisan 2002 Salı günü yaptığı toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, gruplarımızın ekteki müşterek önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Aydın Tümen Mehmet Şandır         Beyhan Aslan

DSP Grubu Başkanvekili MHP Grubu Başkanvekili ANAP Grubu Başkanvekili

Öneriler:

1- Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 317 nci sırasında yer alan 840 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 9 uncu sırasına, 173 üncü sırasında yer alan 557 sıra sayılı kanun tasarısının, 10 uncu sırasına alınması önerilmiştir.

2- Genel Kurulun 3 Nisan 2002 Çarşamba, 4 Nisan 2002 Perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında çalışması, 2 Nisan 2002 Salı ve          3 Nisan 2002 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi; gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmında yer alan (10/18), (10/23), (10/79), (10/212), (10/244) ve (10/257) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 2 Nisan 2002 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılması ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin aleyhinde İçel Milletvekili Sayın Turhan Güven, lehinde, Ankara Milletvekili Sayın Aydın Tümen, Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan söz istemişlerdir.

Önce lehte söz veriyorum.

Ankara Milletvekili Sayın Aydın Tümen...

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Aleyhte söz istemiştim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yazılı olarak verilmiş efendim, o var... İstirham ederim... Evvela lehte, sonra aleyhte; usul böyle. Evvela aleyhte, sonra lehte olmaz.

Buyurun Sayın Tümen. (DSP sıralarından alkışlar)

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Grupları olarak, Meclis gündeminin yeniden tanzim edilmesiyle ilgili olarak bir öneri getirdik.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; getirdiğimiz öneri, bilirsiniz, Sayın Cumhurbaşkanından dönen Emlak Kanunuyla ilgili bir yasa tasarımız var ve bununla ilgili bir maddelik değişiklik söz konusu, bunu bir an önce gündeme getirip, nisan başı itibariyle çıkarmamız gerekiyor; zaman bakımından bir sıkıntımız var.

Bunun dışında, gündeme devam ediyoruz Sayın Başkanım ve çalışma gün ve saatleri olarak 14.00 ile 20.00 saatleri arasını hedefledik. Meclisin, sadece çarşamba ve perşembe günleri 14.00-20.00 saatleri arasında; bugün itibariyle de, eğer önergemiz kabul olursa, araştırma önergesinin bitimine kadar çalışması önerimiz vardır.

Sayın Başkan, Saadet Partisi milletvekili arkadaşlarımızın bir önerisi vardı, bu öneri de Danışma Kurulunda görüşüldü; ama, konuşan 2 arkadaşımız da, maalesef, Danışma Kurulunda, ne konuşulup ne konuşulmadığını bilmeden çıkıp, burada, afaki şeyler söylediler, maalesef, zaman doldurabilmek amacıyla da konunun çok dışında sözler sarf ettiler.

Danışma Kurulunun geçen toplantısında -sanıyorum, Saadet Partili arkadaşlar, kendi aralarında gereken koordinasyonu sağlayamadıklarındandır herhalde- ne konuşulduğunun farkına varmadan veya bilmeyerek Danışma Kurulunun toplantısına katıldılar; çünkü, geçtiğimiz Danışma Kurulu toplantısında, bu haftaki ve ondan sonraki denetim günlerinde neyi görüşeceğimizi konuşmuştuk. Orada varılan mutabakat çerçevesinde, biz, bugünkü gündem içerisinde, basınla ilgili araştırma önergesinin görüşülmesini gündeme getirdik. Özellikle çay üreticileriyle ilgili araştırma önergesinin de -önümüzdeki haftanın da yoğun olduğunu söyleyerek- 15 günkü denetim gününde ele alınmasını önerdik ve bu konuya da hiçbir siyasî parti karşı çıkmadı; ama, Saadet Partili arkadaşlarımız "Biz, bunu kararlaştırdık, illa ki bugün görüşülmesi gerekir" diye direnç gösterdiler ve bu direnç neticesinde de konuyu buraya, Parlamentoya taşıdılar. Yalnız, bu konunun görüşülmesine hiçbir grup karşı çıkmadı, bunu öncelikle vurgulamak istiyorum. Daha önceki Danışma Kurulu toplantılarında görüştüğümüz, karara bağladığımız konuları getirdik ve bunun arkasında olduğumuzu da burada ifade ediyorum.

ASLAN POLAT (Erzurum) - Gündemi her gün niye değiştiriyorsunuz?

AYDIN TÜMEN (Devamla) - Sayın Aslan, sizin endi Grup Başkanvekiliniz var. O toplantıda, sizin kendi Grup Başkanvekilinizin de mutabakatıyla, bu araştırma önergelerinin görüşülmesini önerdik ve bugünkü araştırma önergeleri iktidar gruplarının değil, muhalefetin önergeleri.

Şimdi, bizim bu gösterdiğimiz anlayışa rağmen, konuyu buraya taşıdınız ve maalesef, Danışma Kurulundaki görüşmeleri bilmeden, buradan, aslı astarı olmayan şeyler ifade ettiniz.

ASLAN POLAT (Erzurum) - Biz biliyoruz da, siz bilmeden konuşuyorsunuz.

AYDIN TÜMEN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, getirdiğimiz önerinin desteklenmesini arzu ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Efendim, zatıâliniz vekâleten Lütfü Beye söylersiniz söyleyeceğinizi...

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Hayır efendim, Danışma Kuruluna ben katıldım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hatipoğlu, istirham edeceğim efendim...

İstirham edeyim, şimdi oturun 1 dakika...

Sayın Aydın Tümen, Ankara Milletvekili olarak söz istedi; şimdi, aleyhte, Erzurum Milletvekili Sayın Lütfü Esengün'e söz veriyorum.

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Diyarbakır) - Sayın Başkanım, Danışma Kurulunda yapılan konuşmalarla ilgili konuşuluyor.

BAŞKAN - Efendim, onu değerlendireceğim; istirham ediyorum...

Aleyhte, lehte konuşmalar bir bitsin Sayın Hatipoğlu, istirham ederim...

ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkanım, ben de aleyhte söz istiyorum.

BAŞKAN - Olmaz... Olmaz... Siz neredeydiniz?!.

Aleyhte ikinci sözü, Sayın Turhan Güven Bey istedi, yazdım, anons da ettim.

Buyurun Sayın Esengün.

LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partilerinin önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Biraz evvel konuşan DSP Grup Başkanvekili Sayın Tümen'in, her şeyden önce üslubunu yadırgadım. Burada konuşan milletvekillerine karşı "aslı, astarı olmayan sözler sarf etmek, bilmeden konuşmak" gibi değerlendirmede bulunmak, bir milletvekiline, hele de bir Grup Başkanvekiline yakışan bir tavır değildir. (SP sıralarından alkışlar)

Önce birbirimize saygılı olmayı öğrenmeliyiz. Burada konuşan herkes, aslını, astarını bilerek konuşur; kimse gelip, burada, bir başka arkadaşı "aslını, astarını bilmeden konuşuyor" diye suçlayamaz. Öncelikle, bunu, size hatırlatmak durumundayım.

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Bilip bilmeden konuşuyor...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Bu kürsünün bir adabı var, mehabeti var, herkesin de buna uyma mecburiyeti var.

Değerli arkadaşlar, "biz, geçen hafta Danışma Kurulunda mutabakata varmıştık" diye bir ifadede bulunmanın da bir değeri yoktur. Mutabakata varılan konular, karar altına alınıyor ve imzalanıyor. Kaldı ki, biz, sizin hangi sözünüze güvenelim de, o mutabakatla burada iş yapalım!.. Siz, Meclis gündeminde kendi yaptığınız sıralamaya dahi riayet etmiyorsunuz, işte bugün olduğu gibi...

Değerli arkadaşlar, ben, önce şunu ifade edeceğim: Şu anda, Meclis, Anayasaya aykırı bir İçtüzükle yönetiliyor. Bu Mecliste, bu dönem, bu iktidar partilerinin, çoğunluğuna güvenerek yaptıkları İçtüzük değişikliğini -nasıl yapıldığını da biliyoruz, bir arkadaşımızı rahmetle anıyorum, hayatına mal olan bir değişiklik -Anayasa Mahkemesi iptal etti. Efendim, "gerekçeli karar yayımlanmadı" denilebilir. Kararın yayımlanmaması hiç önemli değildir. Önemli olan, bu İçtüzüğün, bu Meclis çalışmalarının Anayasaya uygunluğudur, uygunluğunun sağlanmasıdır. Sayın Meclis Başkanı ne yapar bilmiyorum. Bir dernek tüzüğü iptal edilse, o derneğin başkanı, o Anayasaya aykırılığı, o iptali izale için, herhalde, gece gündüz, canla başla çalışır. Diyelim, Meclis Başkanı gruplarla görüşür, Anayasaya aykırılığı bir an evvel gidermek için elinden geleni yapar; ama, Sayın Meclis Başkanını, geçen hafta basın toplantısında izledik, bu konuyla hiç uzaktan yakından ilgili değil, bir dahaki seçimde aday olmayacağını müjdeliyor!...

Değerli arkadaşlar, öncelikle, bu Anayasaya aykırılığın giderilmesi lazım. Bu niçin yapılmıştı; muhalefetin sesini kısmak için. Geçen hafta ben burada söz istedim, iktidar partilerinin önerilerinin lehinde olmak üzere. "Efendim, önce lehinde söz isteyen olmadı, sonradan "veremem" diye, Sayın Meclis Başkanvekili keyfî bir tutum içine girdi ve sonra bir değerlendirme de yaptı, dedi ki: "Efendim, iktidar partilerinin önerisi üzerinde lehte konuşmak hakkın suiistimalidir." Hayır, o, hakkın suiistimali değil; asıl, o, Meclisi yöneten Meclis Başkanvekilinin görevini suiistimalidir. Bakın, bugün aynı manzara oldu; ama, Sayın Meclis Başkanvekili, önceden söz istenmemiş olmasına rağmen, aleyhte söz isteyen arkadaşlarımıza da, bizim önerimiz üzerine söz verdi. Şimdi olan ne; olan şu: Muhalefetin sesi kısılsın, İçtüzükle kısılsın, sonra da Meclis Başkanvekillerinin keyfi tutumuyla kısılsın.

Değerli arkadaşlar, şu anda gündemde ne var; bakınız, bugünkü gündemde 240 genel görüşme ve araştırma önergesi var görüşülmeyi bekleyen. Doğu Anadolu Bölgesinin sorunlarının görüşülmesi için üç sene evvel verdiğimiz; Erzurum'un, Kars'ın, Ağrı'nın ve daha 17 vilayetin sorunlarının, özellikle ekonomik sorunlarının görüşülmesi için verdiğimiz önerge Meclis gündeminde bekliyor. 589 sözlü soru önergesi var Meclis gündeminde ve bugün gelen öneride deniliyor ki "sözlü sorular görüşülmesin." Zaten, görüşüldüğü zaman da, ya cevap verecek bakan yoktur veya cevaplar yeterli değildir. 319 tane de kanun  tasarısı ve teklifi var; bu 319 tasarı ve teklif içerisinde neler var neler... Efendim, hemen hemen bütün illerimize üniversite kurulmasına dair, milletvekili arkadaşlarımızın verdiği kanun teklifleri var; komisyonda beklemiş, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre gündeme alınmış ve birçoğu da iktidar milletvekili arkadaşlarımızın. Ama, biliyoruz ki, hiçbir zaman bunlara sıra gelmeyecek.

Büyükşehir belediyesi kurulmasına dair, Sayın Denizli milletvekilimizin teklifi var. Geçen sene de söylemiştim "Denizli'yi büyükşehir belediyesi yapamayacaksınız" derken, gerekçesini de söylemiştim; çünkü, IMF müsaade etmez. IMF var sizin başınızda. Sizin haddiniz değil maalesef, Denizli'yi...

BEYHAN ASLAN (Denizli)- Komisyonda halloldu; sağ olsunlar...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla)-  Trabzon, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Denizli ve buna benzer daha birçok ilimiz, bugün büyükşehir belediyesi olmayı hak etmiş olmasına rağmen, IMF'den vize çıkmıyor; onun için yapamayacaksınız, yapamıyorsunuz...

Doğu Anadolu Projesi Kanun Teklifimiz var; Mecliste bekliyor. Efendim, (KOP) Konya Ovası Projesi, Karadeniz Projesi var. Bunlara ilişkin kanun tekliflerinin tamamı Meclis gündeminde bekliyor; ama, ne görüşülmesi mümkün, ne yasalaşması mümkün. Çünkü, siz, Türkiye'yi batırdınız, maalesef, batırdınız...

Bugün, burada, neler neler söylendi... Bir kendini bilmez Amerikalının "Türkiye'yi satın aldık" şeklinde sözleri söylendi maalesef. Evet, herkes biliyor, hepimiz biliyoruz; Meclisiyle, milletiyle bu Türkiye'yi kimse satın alamaz. O kendini bilmez kişinin de söylediği sözleri ağzına tıkmak bizim vazifemizdir; ama, işte, elin oğlu o sözü söyleyecek gücü şimdi kendisinde buluyor.

Dün, Devlet İstatistik Enstitüsünün istatistikleri, verileri açıklandı. 2001 yılında Türkiye, yüzde 9,4 küçülmüş. Fakirleşmişiz, yoksullaşmışız, daralmışız, perişan hale gelmişiz. Tabiî, bu, Türkiye genelinde yüzde 9,4; ama, gidin, Doğu Anadolu'ya, Erzurum'a, Kars'a, Ağrı'ya, Bayburt'a, orada yüzde 20, yüzde 25.

Biraz evvel, Sayın Tarım Bakanımız burada "efendim, 61 ile 910 trilyon lira doğrudan gelir desteği dağıttık" dedi. Biz, Türkiye Hazinesi olarak, Türkiye Devleti olarak, her gün faize 173 trilyon lira para ödüyoruz aziz kardeşlerim. Cebimizden, tüyü bitmemiş yetimin hakkından, esnaftan, köylüden, hepimizden kesilerek, günde 173 trilyon lira faize gidiyor. Tarım Bakanımız da 61 ilin köylüsüne 910 trilyon lira; yani, beş altı günlük faiz parasını dağıttık diye övünüyor. Türkiye'yi bu hale getirdiniz maalesef, Türkiye bu hale geldi.

Şimdi, gelin, şu Karadeniz köylüsünün, çay üreticisinin sorunlarını, dertlerini şurada görüşelim diyoruz, reddediyorsunuz. Neyi görüşeceğiz; efendim, basının sorunlarını görüşeceğiz... Doğrudur, basının birçok sorunu var, onun da görüşülmesi lazım. Basının sorunları görüşülsün, basın için hangi yasal ve idarî tedbirler alınacaksa bütün bunları burada görüşelim, bir araştırma komisyonuna da araştırması için havale edelim; ama, basının sorunlarını görüşeceğiz diye Karadeniz köylüsünün dertlerini, sorunlarını bir başka tarihe ertelemeyelim.

Gelin, bugün 24.00'e kadar çalışalım, sabahlara kadar çalışalım, hem basının sorunlarıyla ilgili önergeleri görüşelim hem de çay üreticisinin sorunlarıyla ilgili verdiğimiz önergeyi görüşelim; ama, sizde, maalesef, o niyet yok.

Değerli arkadaşlar, bu Meclis, gerçekten bu dönem çok çalıştı, bu, her zaman ifade ediliyor, yüzlerce kanun çıkarıldı; ama, biz de her zaman ifade ediyoruz ki, çıkardığınız kanunlar, ya IMF'nin isteği doğrultusundadır, ya Avrupa Birliğine verdiğiniz Ulusal Programın gereğidir ya Dünya Bankasınındır ya da  Sayın Derviş'in buraya gelip, oturup da, illâ çıkacak dediği -geçen hafta olduğu gibi- bir yasa tasarısıdır.

BAŞKAN - Efendim, süreniz bitmek üzere.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Günlerce, aylarca, yıllarca, maalesef, bu Meclisi IMF'ye çalıştırdınız, Dünya Bankasına çalıştırdınız, Avrupa Birliğine çalıştırdınız; biz de diyoruz ki, gelin, Allah için, bir gün de bu Meclisi millet için çalıştıralım, Karadeniz köylüsü için çalıştıralım...

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Çok yakışıksız bir söz oldu...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Hayır, hayır... Gerçekten, gelin, milletin arasına girelim... Millet, Meclisten şikâyetçi, muhalefetiyle iktidarıyla hepimizden şikâyetçi. Sizin vebalinizi de biz çekiyoruz.

BAŞKAN - Efendim, teşekkür ederim.

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Millet, iktidar-muhalefet diye ayırım yapmıyor; sonuçta, bütün milletvekilleridir bu konuda yıpranan; siyasettir, Meclistir...

MELDA BAYER (Ankara) - Sizin vebalinizi bu hükümet çekiyor.

BAŞKAN - Sayın Bayer...

LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, inşallah, temenni ediyorum ki, Sayın Tümen sözünde durur, bu Mecliste, bugün basının sorunlarını görüşeceğiz, haftaya bugün de bütün partilerin mutabakatıyla çay üreticisinin sorunlarını görüşeceğiz...

AYDIN TÜMEN (Ankara) - Biz önerdik, kabul etmediniz.

BAŞKAN - Sayın Esengün, sürenizi uzatmayayım müsaade ederseniz; çünkü, çalışma süremizin bitmesine 10 dakika var, 10 dakikaya kadar bu önerinin görüşülmesi bitmezse birleşimi kapatacağım.

Lehte, ikinci olarak, Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan; buyurun efendim.

BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlığımızca okunan, Anavatan Partisi, DSP ve MHP Gruplarınca verilen önerinin lehinde söz aldım.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bugün görüşülmesini kararlaştırdığımız, basının sorunlarına ilişkin araştırma önergeleri, bütün grupların milletvekilleri tarafından imzalanmış önergelerdir ve özellikle muhalefet ağırlıklı önergelerdir. Yani, burada, Doğru Yol Partisinin, Saadet Partisinin ve AK Partili arkadaşlarımızın çoğunlukta olduğu önergelerdir. Aynı zamanda, hem DSP'li hem MHP'li hem de Anavatan Partili milletvekili arkadaşlarımızın da önergeleri vardır. Bunlar, basınla ilgili sorunların araştırılmasına ilişkin önergelerdir. Bunların sayısı 6'dır; yani, 6 adet önergeyi birleştirerek görüşeceğiz ve böylece, gündemde önemli bir mesafeyi almış olacağız.

Öncelikle, bu konu, daha önceki Danışma Kurulu toplantısında arkadaşlar arasında sohbet edilmiş, bir mutabakata varılmış ve bu mutabakatın sonucunda, bu konu bugün Meclise getirilmiştir. Nitekim, AK Parti ve Doğru Yol Partisi yetkilisi arkadaşlar, bu araştırma önergelerinin bugün görüşülmesine muhalefet etmemişlerdir; keza, Saadet Partisi de muhalefet etmemiştir; ama, demişlerdir ki: "Bunun yanında, bir de, çay üreticisinin sorunlarına ilişkin önergeyi de görüşelim." Biz, yani, iktidar partileri Grup Başkanvekili arkadaşlarımız kendilerine dedik ki: Çay üreticisinin sorunları vardır, görmezlikten gelemeyiz. Elbette, Türkiye Büyük Millet Meclisi, her kesimin sorunlarını görüşecektir; ama, bugün Dışişleri Bakanımızın, Meclisi, Ortadoğu sorunuyla ilgili bilgilendirmesi vardır. Zaman meselesi, zaman sorunu önemlidir; bunu bugün görüşmeyelim. Önümüzdeki hafta da, soruşturma önergesinin görüşülmesi İçtüzük gereğidir. Daha sonraki bir haftada çay üreticisinin sorunlarını görüşebiliriz. Yani, çay üreticisinin sorunlarına kulak tıkayan hiçbir arkadaşımız olmamıştır, hiçbir grup olmamıştır; bunu ifade ediyorum.

Şunu da ifade etmek istiyorum: Tabiî, burada, Sayın Kabil "40 trilyon lira gönderildi" derken, muhalefetten bazı arkadaşlarımız "belgesini göster" dediler. Sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Gaydalı da burada, 40 trilyon lira gönderilmiştir dün itibariyle; bunu bilgilerinize arz ediyorum.

TURHAN GÜVEN (İçel) - Kimin eline geçti, kimin?!.

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Bir diğer nokta da şudur: Denizli'nin büyükşehir belediyesi olması hadisesi... Denizli gibi, Malatya, Kahramanmaraş da bekliyor büyükşehir belediyesi olmayı. Benim hemşehrilerim de tabiî, bu konuşmaları dinliyorlar; tabiî, onların da moralini bozdu Sayın Esengün.

HASAN GÜLAY (Manisa) - Manisa'yı unutma...

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Zaten büyükşehirsiniz.

Şimdi, şunu ifade etmek istiyorum: İçişleri Komisyonundaki arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Komisyondaki arkadaşlarım, büyükşehir belediyesi olma kriterini 500 000'den 300 000 kişiye indirmişlerdir. Denizli'nin 384 000 nüfusu vardır, Komisyondan çıkan karara göre, Denizli, zaten, yasal olarak büyükşehir belediyesi olma yolundadır. Bu nedenle, inşallah, onu da, bu Genel Kurulda hep beraber kararlaştıracağız.

Teşekkür ediyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.

Son söz, aleyhinde, Sayın Güven'e ait.

Sayın Güven, bir dakika.

Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 55 inci maddesinin ikinci fıkrasında "Zorunlu hallerde, o birleşim için geçerli olmak kaydıyla ve sona ermek üzere olan işlerin tamamlanması amacıyla oturumun uzatılmasına Genel Kurulca karar verilir" ibaresi var. Şimdi, grup önerisini bu noktaya kadar getirdik.

SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Efendim, müsaade eder misiniz. Sizi duyuyorum; ama, bana müsaade edin lütfen.

SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - İstirham ederim... Sayın Güven'in aleyte söz talebi var,  karar yetersayısının aranılmasını nasıl istiyorsunuz?

Sayın Güven'in konuşması ile grup önerisinin görüşmelerinin bitimine kadar süreyi uzatmak için Genel Kurulun kararına müracaat ediyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

SACİT GÜNBEY (Diyarbakır) - Karar yetersayısının aranılmasını istemiştik Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, istirham ederim... Müsaade buyurun... Ben ne yapacağımı biliyorum; elimde, kapı gibi 20 tane imza var. İstirham ederim...

İçel Milletvekili Sayın Turhan Güven; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünkü Danışma Kurulunda, olumlu ve olumsuz birtakım görüşler ileri sürüldü. Bütün partilerin anlaştıkları nokta şu idi: Bugün, Sayın Dışişleri Bakanı, gelişen olaylar karşısında gündemdışı söz istemiştir, onun konuşmasından sonra, İçtüzük gereği gruplara söz hakkı doğduğu için gruplar da konuşacak ve daha önceki haftalarda alınan bir karar gereği, bugün, basınla ilgili 6 tane araştırma önergesi vardı, bunlar, birleştirilerek ve birlikte görüşülmesi sağlanacak. Bunda, iktidar ve muhalefet partileri anlaşmış durumdalar; ancak, bu arada -yine, süre konusunda da bir itirazımız olmamakla birlikte- iktidar ortaklarının getirmiş olduğu kanun tasarılarının yer değişikliği üzerinde itirazımız oldu.

Şimdi, yine, bunlardan bir tanesine de itiraz etmediğimizi ifade etmek isterim; yani, Emlak Kanunu, biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, bir kere daha görüşülmek üzere geri çevrildi, ona bir itirazımız yok; ancak, Meclis gündeminde 16 aydan beri bekleyen bir kanun tasarısı, ne hikmetse, birdenbire, görüşülmek üzere gündemde ön sıraya, 9 uncu sıraya alınmak istendi. İtirazımız bu noktada değerli milletvekilleri.

Neden? Şimdi, 7.11.2000 tarihinde, Sayın Başbakan, cumhurbaşkanının yetkilerini biraz kısıtlayacak -belki, biraz da o günkü olaylardan esinlenerek- ve üçlü kararnameleri ortadan kaldıracak bir düzenlemeyi hazırlamış, göndermiş. 7.11.2000 tarihinde gönderilen bu kanun tasarısı, 24.11.2000 tarihinde; yani, bundan tam 16 ay evvel Anayasa Komisyonunda görüşülmüş, bitmiş ve gündemdeki yerini almış. Şu anda 173 üncü sırada beklerken, birdenbire ne oldu, aciliyeti nedir?.. Yani, insanın aklına "bunu da mı dışarıdan istediler" diye bir soru sormak geliyor; ama, bilmiyoruz, getirilip gündemin en ön sırasına konulmak isteniyor.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, Sayın Cumhurbaşkanı, zaman zaman -hele Anayasa Mahkemesi Başkanıyken- bazı yetkilerinin kısıtlanmasından yana olduğuna dair bir tavır koymuştur; ama, Anayasanın bu kısıtlama arzusu Cumhurbaşkanından gelmekle birlikte, gerek görülmemiştir.

Şimdi, hatırlanacağı üzere, bundan altı ay evvel, hatta daha önce bir anayasa değişikliği yaptık. Bu değişiklik cumhuriyet tarihinde en kapsamlı değişikliklerden biridir, o değişiklikte emeği geçen her arkadaşımızı kutlamak da bizim görevimizdir; ancak, böyle bir değişiklikten sonra, o değişiklik içerisinde yer almayan bazı hususları gündeme getirme ve bunları kanunla değiştirmenin mümkün olmadığı görüşü var.

Bakınız, böyle bir olay yine yaşandı. Böyle bir olayda -özellikle Anavatan Partili arkadaşlarım için söylemek istiyorum- bir kanun çıkarıldı; o dönemde Cumhurbaşkanı rahmetli Sayın Özal'dı. Özal, Anayasa Mahkemesine gitti, buna benzer kanunun iptalini istedi ve Anayasa Mahkemesi de, 1992/37 esas sayılı olan bu kararı 1993 tarihinde iptal etti. Yani, bugün sizin getirmek istediğiniz değişiklik var ya, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmüş ve Anayasa Mahkemesi bunu iptal etmiştir.

Şimdi, eğer, hukukun üstünlüğüne inanıyorsanız, hukuka saygınız varsa, böyle bir değişikliğin bu Meclisin gündemine girmemesi lazım. Eğer hukuka inanıyorsanız diyorum; ama, yok, inanmıyorsanız, bu da, yine, gelir, geçer; geçer de, bazen, yüreği deler geçer, Anayasa Mahkemesinden geri döner. Öyle, uzun uzun da yazmaz Anayasa Mahkemesi; emsalini gösterir, ben, 1993 yılında -gerçi, gerekçeli karar 1995'te yayımlandı; ama- böyle bir karar vermiştim; siz, buna rağmen, böyle bir kanun çıkardınız, iptal ediyorum der, gönderir. 

Peki, bu kadar emek, bu kadar zaman kaybı niye?!

Siyaset, kişiler üzerine kurulmaz; siyaset, ilkeli olur. Bazı kişilere kızgın olabilirsiniz, bazı insanları sevmeyebilirsiniz, bazı insanların davranışları hukuka uygun; fakat, zamana ve size uygun olmayabilir. O zaman, bu uygunsuzluktan ötürü kanun çıkarmak, dünyada eşi, mesnedi görülmeyen bir olaydır, demokrasiyle idare edilen ülkelerde, demokrasiyi özümsemiş ülkelerde böyle bir olay olmaz.

Bu nedenle, değerli arkadaşlarım, bakın, acaba, bugün İçtüzüğü -şimdi uyguluyorsunuz- uygulamak mümkün mü? Anayasa Mahkemesi İçtüzüğükle ilgili kanunu iptal etmedi mi? Zaman verdi. Peki, ne yaptık? Bir hazırlığımız var mı? Süre bittiği zaman, önceki maddeler de ortadan kalkacağına göre, siz burada ne yapacaksınız, neyle işlem göreceksiniz? Bu Meclisin anayasasının bazı maddeleri iptal görmüşse, siz, neye göre kanun çıkaracaksınız değerli arkadaşlar?

Bakın, bir hazırlık yapmıyoruz, bekliyoruz. Ne zamandır bekliyoruz; onu biz bilmiyoruz, siz de bilmiyorsunuz, bazıları biliyor. Onu siz de bilmiyorsunuz... Yarın, bazıları "haydi bakalım" der, önünüze getirebilirse, neyi getirdiğini anlama, düşünme, okuma fırsatı dahi olmadan, bir değişiklik daha gelebilir.

Onun için, değerli arkadaşlarım, normal zamanda olsaydı; yani, demokrasinin kurum ve kuralları tam işleseydi, bazı kanun tasarılarını tartışmak belki mümkün olabilirdi; ama, bazı kanun tasarıları, sadece, insanların karşılıklı birtakım istekleri veya menfi tespitleri üzerine oluyorsa, ona kanun demek mümkün değildir. Bizim itirazımız bu noktada.

Ben, bugün, arkadaşlara da rica ettim; diğer iktidar ortaklarına dedim ki: "Bunu getirmeyin." Getirseydiniz, zaten, bugün, şu, basınla ilgili araştırma önergelerine çoktan başlayabilirdik ve ondan sonra da, zaman içinde, bu değerli zamanımızı çok daha iyi değerlendirme imkânımız olabilirdi; ama, bu olmadı. Şimdi ne oldu; bakın, saat 19.00'u buldu ve eğer, gündeme alınırsa, bunun geçmesi için geçecek süre, bence, telafisi mümkün olmayan bir süredir. Halbuki, Yüce Meclis, o süre içinde, çok daha değerli bir kanunu, millet için değer verilen, milletin ıstırabına son verecek bazı kanun tasarılarını şuradan geçirme imkânına sahip olabilir.

O zaman, bir fuzuli işle meşgul olmak Yüce Meclise yakışmaz diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Güven, teşekkür ediyorum efendim.

Birinci öneriyi okutuyorum:

Öneriler :

1. - Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 317 nci sırasında yer alan 840 sıra sayılı kanun tasarısının, bu kısmın 9 uncu sırasına; 173 üncü sırasında yer alan 557 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına alınması önerilmiştir.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Efendim, öneriyi oylarınıza sunmadan önce, yoklama talebi vardır; yoklama isteyen arkadaşları arayacağım.

Ömer Vehbi Hatipoğlu?.. Burada.

Lütfü Esengün?.. Burada.

Yaşar Canbay?.. Burada.

Alaattin Sever Aydın?.. Burada.

Sacit Günbey?.. Burada.

Fehim Adak?.. Burada.

Ahmet Karavar?.. Burada.

Lütfi Doğan?.. Burada.

Turhan Alçelik?.. Burada.

Temel Karamollaoğlu?.. Burada.

Mukadder Başeğmez?.. Burada.

İsmail Kahraman?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Mehmet Bekâroğlu?..

ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN - Tekabbül ediyorlar.

Turhan Güven?.. Burada.

Ramazan Gül?.. Burada.

Hakkı Töre?.. Burada.

Saffet Kaya?.. Burada.

Hayri Kozakçıoğlu?.. Burada.

Ahmet İyimaya?.. Burada.

Nurettin Atik?.. Burada.

Teoman Özalp?.. Burada.

Aslan Polat?.. Burada.

Yoklama için 3 dakika süre veriyorum.

Pusula gönderen sayın milletvekillerini arayacağım.

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yetersayısı olmadığı için, birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.11


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.20

BAŞKAN: Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER: Levent MISTIKOĞLU (Hatay),  Mehmet BATUK (Kocaeli)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Bu arada, biliyorsunuz, gündemimizde Sayın Mücahit Himoğlu'nun, 37 nci maddeye göre verilmiş bir önerisi vardı, onu da alamadık, cumhuriyetçi hanımlardan özür diliyorum; buraya gelmişlerdi.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN - Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının birinci önerisinin oylamasına geçmeden önce yoklama istenilmiş ve yapılan yoklamada toplantı yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yetersayısı yoktur.

Sözlü sorular ile kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, yarın saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 19.24

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.