Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

DÖNEM : 21 CİLT : 34 YASAMA YILI : 2

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

104 üncü Birleşim

2 . 6 . 2000 Cuma

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. – GELEN KÂĞITLAR

III. – YOKLAMA

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Giresun Milletvekili Mustafa Yaman’ın, Giresun İlinin sorunlarına ilişkin konuşması

2. – Gaziantep Milletvekili İbrahim Konukoğlu’nun, Birecik Barajının suları altında kalan tarihî eserlerin durumuna ilişkin gündemdışı konuşması ve KültürBakanı M. İstemihanTalay’ın cevabı

3. – Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, Habur sınır kapısından yapılan motorin ticaretine ilişkin gündemdışı konuşması

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkiyatına İlişkin 15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının UygunBulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/633) (S. Sayısı : 384)

2. – Yargıtay Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine ve 190 Sa-
yılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvelde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/389) (S. Sa-
yısı : 357)

3. – Danıştay Kanununda ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bağlı Cetvellerde DeğişiklikYapılmasına DairKanun Tasarısı ve Adalet ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/483) (S. Sayısı : 385)

4. – Tapu ve Kadastro GenelMüdürlüğü Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin DeğiştirilerekKabulü Hakkında Kanun, Kadastro Kanunu, DevletMemurları Kanunu, Harcırah Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun Tasarısı, 190 Sayılı GenelKadro Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin DevletSu İşleri GenelMüdürlüğüne Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Genel Kadro ve Usulü HakkındaKanun Hükmünde Kararnamede ve DevletMemurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret,Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/619, 1/592, 1/622) (S. Sayısı : 401)

VI. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, YüksekSeçim Kuruluna üye seçimine ve Yargıtaya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/1678)

2. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Tarım Kredi Kooperatifleri MerkezBirliğinde bilgisayar ve gübre alımı ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/1947)

3. – Gaziantep Milletvekili İbrahim Konukoğlu’nun, Şırnak, Mardin, Gaziantep, Şanlıurfa İllerindeki nakliye firmalarına sağlanacak kaynağa ilişkin sorusu ve DevletBakanı Tunca Toskay’ın cevabı (7/1981)

4. – Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın, Denizli adliye binası ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin sorusu ve AdaletBakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/1995)

5. – Antalya Milletvekili Kemal Çelik’in, Antalya-Serik’te afete maruz kalan çiftçilere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/2000)

6. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, F4 uçaklarının modernizasyonunun bir İsrail firmasına verilmesinin nedenine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/2005)

7. – Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in, tarım ürünlerinin fiyatlarına
ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in ce-
vabı (7/2027)

8. – Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana İli ve ilçelerinde yürütülen proje hizmetlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/2049)

9. – Adana Milletvekili Halit Dağlı’nın, Adana’da Seyhan Nehrinin taşması sonucu meydana gelen sel felaketinden zarar gören bölgelere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/2067)

10. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Internet-kahvelere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/2075)

11. – KaramanMilletvekili Zeki Ünal’ın, İstanbul-Ümraniye-Dudullu Karakolunda işkence uygulandığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/2076)

I. – GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak üç oturum yaptı.

Bursa Milletvekili Orhan Şen, hemşireler ile diğer sağlık çalışanlarının ekonomik ve sosyal,

Kocaeli Milletvekili Osman Pepe, 17 Ağustos depreminden sonra Kocaeli İlindeki gelişmelere ve depremzedelerin,

İstanbul Milletvekili Masum Türker, serbest malî müşavirlik mesleğinin 11 inci kuruluş yıldönümü ile bu meslek örgütünde çalışanların,

Sorunları ile alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Konya Milletvekili Veysel Candan ve 21 arkadaşının, belediyelerin kaynak sorunları ve
denetimi konusunda bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/136) Genel Kurulun
bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel'in (6/670) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

İçtüzüğün 132 nci maddesine göre kurulan hazırlık komisyonunun, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek hakkındaki kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesi yönündeki kararının dikkate alındığına ve "kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmış ise, dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatının devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamaz" hükmü göz önünde bulundurularak, Eskişehir Milletvekili İbrahim Yaşar Dedelek hakkında yeniden karar verilmesine gerek bulunmadığına ve

Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili Danıştay tarafından yapılacak inceleme sürecinin henüz tamamlanmaması nedeniyle, dosyanın tamamlanarak, sonucuna göre gönderilmesi amacıyla Başkanlığa iade edilmesinin doğru olacağına dair hazırlık komisyonu kararının aynen benimsendiğine ve (3/551) esas numaralı,

Dosyanın bu gerekçelerle Başkanlığa iadesine karar verildiğine ilişkin Anayasa ve Adalet Komisyonlarından Kurulu Karma Komisyon Raporu Genel Kurulun bilgisine sunuldu; raporların gereğinin Başkanlıkça yerine getirileceği bildirildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında yer alan, Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun Tasarısının (1/659) (S.Sayısı: 429) görüşmelerine devam edilerek, yapılan açık oylamasından sonra kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı.

2 nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkiyatına İlişkin
15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının (1/633) (S.Sayısı: 384) görüşmelerine başlanarak 3 üncü maddesine kadar kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Azmi Ateş, ANAP Grubu adına konuşan Kırıkkale Milletvekili Nihat Gökbulut'un, kendisi hakkında yanlış anlamalara meydan verecek beyanda bulunduğu iddiasıyla görüşlerini açıkladı.

ANAP Grup Başkanvekili Zeki Çakan, Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Grubuna,

Ankara Milletvekili Nejat Arseven de, Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, şahsına,

Sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 2 Haziran 2000 Cuma günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.18'de son verildi.

Murat Sökmenoğlu

Başkanvekili

Tevhit Karakaya Mehmet Ay

Erzincan Gaziantep

Kâtip Üye Kâtip Üye

II. – GELEN KÂĞITLAR No. : 146

2 . 6 . 2000 CUMA

Tasarılar

1. – Avrupa Birliği GenelSekreterliği Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/700) (Dışişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.5.2000)

2. – Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/701) (Millî Eğitim,Kültür, Gençlik ve Spor ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.5.2000)

3. – Kamu İktisadî Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin YürürlüktenKaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/702) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 30.5.2000)

4. – Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu Tasarısı (1/703) (Plan ve Bütçe ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 31.5.2000)

Teklif

1. – Manisa Milletvekili Ali Serdengeçti ve 13 Arkadaşının;Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/538) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 26.5.2000)

Tezkere

1. – Cumhurbaşkanlığı 1999 Malî Yılı Kesinhesap Cetvelinin Sunulduğuna İlişkin Cumhurbaşkanlığı GenelSekreterliği Tezkeresi (3/595) (Türkiye BüyükMillet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 31.5.2000)

Sözlü Soru Önergeleri

1. – Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın, yurt dışındaki işçilerimizin hukukî sorunlarına ve 1993 yılında Hollanda’da polis tarafından öldürüldüğü iddia edilen bir Türk vatandaşına ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/721) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.6.2000)

2. – SamsunMilletvekili Musa Uzunkaya’nın, İstanbul’un fethi kutlamalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/722) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.6.2000)

Yazılı Soru Önergeleri

1. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, terhis edildikten sonra tutuklanan ve askerî cezaevinde ölen bir kişiye ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2146) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.6.2000)

2. – İstanbulMilletvekili Bülent Akarcalı’nın, EmlakBankası tarafından bazı müteahhit firmalara fazla ödeme yapıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2147) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.6.2000)

3. – GaziantepMilletvekili Mehmet Ay’ın, Belkız harabelerine ilişkin KültürBakanından yazılı soru önergesi (7/2148) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.6.2000)

4. – Kütahya Milletvekili AhmetDerin’in, Türk vatandaşlığından çıkarılanlarla ilgili Bakanlar Kurulu Kararına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2149) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.6.2000)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 14.00

2 Haziran 2000 Cuma

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Mehmet AY (Gaziantep), Tevhit KARAKAYA (Erzincan)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104 üncü Birleşimini açıyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Sayın Başkan, toplantı yetersayısı yoktur; yoklama yapılmasını talep ediyorum.

III. – YOKLAMA

BAŞKAN – Efendim, yoklama talebi vardır; ad okunmak suretiyle yoklama yapacağız.

(Yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Giresun İlinin sorunları hakkında söz isteyen Giresun Milletvekili Sayın Mustafa Yaman'a aittir.

Buyurun Sayın Yaman. (MHP Sıralarından alkışlar)

IV. – BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. – Giresun Milletvekili Mustafa Yaman’ın, Giresun İlinin sorunlarına ilişkin konuşması

MUSTAFA YAMAN (Giresun) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Şahsım adına söz almış bulunmakta olup, sizlere, Giresun İlinin birtakım sorunlarından bazılarını aktarmak istiyorum.

İlimizin kuruluşu çok eski tarihlere dayanmakta olup, 1923 yılında ise il olmuştur. Kuruluşundan bugüne kadar, denizin mavisi ve karanın yeşili arasında sıkıştırılmış olup, devletin sanayiinden, özel teşebbüsün yatırımlarından hep mahrum kalmış ve bunun neticesi olarak da, her yıl dışarıya verdiği göç biraz daha artmıştır. İlimiz, bugün, göç veren illerin başında gelmektedir. 1990 yılında yapılan genel nüfus sayımında ilimizin nüfusu 499 087 iken, 1997 yılında yapılan genel nüfus sayımında ise bu rakam 471 876'ya inmiştir.

İlimizde bulunan Fiskobirlik Genel Müdürlüğüne Karadenizin tüm fındık üreticileri için gelen fındık paraları, Giresun halkının millî gelirden aldığı paya yıldan yıla önemli derecede etki etmektedir. Bu Genel Müdürlüğe gelen trilyonlarca liralık fındık paraları, Artvin İlinden tutun da Adapazarı, Düzce ve Çanakkala'ye kadar uzanan fındık üreticilerine dağıtılmaktadır. İlimizin millî gelirden aldığı kişi başına pay, bugünün hesaplarına göre 2 799 dolar hesaplanmıştır. Oysa, gerçekte bu rakam 1 200 dolar olarak hesaplanmıştır. Bu yanlış hesabın faturalarını ilimiz 4325 sayılı Yasadan faydalandırılmamakla ödemiştir. Bunun acı sonucunu ise yörenin fakir insanları çekmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, ilimizde küçük birtakım teşebbüslerin yanında ciddî herhangi bir tesis bulunmamaktadır. Bölgemin insanları vakitlerini kahve köşelerinde geçirmekte olup, gençlerinin en güzel yıllarını -ülkesine faydalı insan olmak yerine- ziyan etmektedirler. İşsizlik her ne kadar ülkemizin temel sorunlarından birisi ise de, Giresun İli kadar işsiz bir ilimiz olduğunu sanmıyorum. Bölgeye yapılacak birtakım sanayi kuruluşlarıyla insanlarımızın yüzünü güldürmenin zamanının çoktan geçtiğini hatırlatmak istiyorum.

Bölgemizin oksijen deposu olan yaylalarını, doğa harikalarını ve tarihî güzelliklerini yerli ve yabancı turistlerin hizmetine açmak, üzülerek söylüyorum, bugüne kadar hiçbir politikacının aklına gelmemiş veya vakit bulamamışlardır. Yollar bozuk ve toprak... Yıkık ve dökük de olsa, okulu var; ama, öğretmeni yok; hastanesi var, makinesi yok. Köylere, zamanıyla, seçim yatırımı olarak alelacele başka yörelerden sökülerek telefon tesis edilmiş; ama, eski sistem oluşu nedeniyle, iki günde bir arıza vermektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı ile Fiskobirlik arasında imzalanan protokolle, okullara gönderilen 602 tonluk birinci sınıf işlenmiş iç fındıkla ilgili spekülatif haberleri hepiniz duydunuz. Kaynağı şüphe uyandıran; ancak, yapılan tahlillerde temiz çıkan fındıkla ilgili basında yer alan birtakım bilgiler, hem fındık tüketen vatandaşlarımızı hem de bugün bu üründen geçimini sağlayan 8 milyon üreticiyi zor duruma düşürmüştür.

Çocuklarımıza gönderilen ve hepimizin yediği fındık, ISO 9002 kalite güvence belgesine sahip entegre tesislerimizde bulunan tam otomatik makinelerde, el değmeden, teknik bir ekip tarafından işlenmekte olup, ulaşımı da aynı şartlarda yapılmaktadır.

Ortaya atılan bu spekülatif haberlerden sonra, şu anda entegre tesisimiz çalışmamakta ve buna bağlı olarak da, 262 geçici işçinin iş akitleri ise askıya alınmıştır. Bu da, iş imkânı neredeyse yok olan ilimizde, işten çıkarılan bu işçilerle halkın moralini sıfır noktasına getirmiştir. Vakit kaybedilmeden, bu vatandaşlarımızın tekrar üretken hale getirilmesini ve herhangi bir dalgalanmada ise, ilk iş olarak, iş akitlerinin aksıya alınması gibi çağdışı uygulamaya gidilmemesi için, köklü çözümün getirilmesini rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, hükümetimizin zor bir dönemde görev aldığı, yükünün ağır olduğu bilinmektedir. Mutlaka, Türkiye'nin katmerleşmiş sorunlarını bu hükümetin çözeceğinden, inanın, hiçbir şüphem yok; ancak, ilimde bulunan sorunları sizlerin bilgisine arz etmeyi sorumlu bir milletvekili anlayışı olarak kabul ediyorum.

Sayın bakanlarım ve milletvekilleri, hepinizin dikkatini bu yöreye çekmek istiyor ve çok değerli sayın bakanlarımdan, yöre insanlarımın isteklerini çözmelerini talep ediyorum.

2000'li yıllarda yaşıyoruz; ancak, kanalizasyonu olduğu gibi denize boşaltıyor ve çevre kirlenmesine göz yumuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MUSTAFA YAMAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çevre Bakanımdan, bölgeme arıtma tesisi yapılmasını ve pis suların denize dökülmesinin engellenmesini; Ulaştırma Bakanımdan, ilkel olan telefon şebekelerinin ve kablolarının değiştirilmesini ve bölgeye ankesörlü telefonlarla takviye yapılmasını; Hazineden sorumlu Devlet Bakanımdan, 2000 yılı bütçesinde sadece ismi bulunan, kısa adı Or-Gi olan Ordu-Giresun Havalimanı için gerekli izni vermesini ve önümüzdeki hasat döneminde fındık üreticilerinin mağdur olmaması için gerekli önlemleri şimdiden almasını 8 milyon fındık üreticisi adına talep ediyorum.

Sağlık Bakanımdan, Giresun ve ilçelerinin, özellikle, Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk İlçelerimizin uzman doktor ihtiyaçlarının karşılanması ile bölgemdeki sağlık ocaklarının bakım ve onarımlarının yapılmasını; Sanayi ve Ticaret Bakanımdan, Fiskobirlik entegre tesislerinin vardiya sistemiyle çalıştırılması ve fındık işler hale gelmesi için formüller bulup uygulanmasının sağlanmasını ve Giresun'a KOSGEB'in temsilciliğinin kurulmasını talep ediyorum.

20 Şubat 1999 günü meydana gelen doğal afette limanımız önemli ölçüde zarar görmüş; ama, bu zararı karşılamada yüklenici firma, üzerine düşeni yapmamakta ve çeşitli bahaneler öne sürmektedir. Özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanımdan, acilen limanımızın yapılması hususunda, söz konusu firmaya yaptırım uygulamasını rica ediyorum. Aksi halde, meydana gelecek olan ufak bir fırtınada geriye kalan parçalar yok olacaktır.

Kıymetli vaktinizi beni dinlemeye ayırdığınız için hepinize teşekkür ediyor, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Gündemdışı ikinci söz, Birecik Barajının suları altında kalan tarihî eserlerin durumları hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili İbrahim Konukoğlu'na aittir.

Buyurun Sayın Konukoğlu. (DYP sıralarından alkışlar)

2. – Gaziantep Milletvekili İbrahim Konukoğlu’nun, Birecik Barajının suları altında kalan tarihî eserlerin durumuna ilişkin gündemdışı konuşması ve Kültür Bakanı M. İstemihanTalay’ın cevabı

İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmama başlarken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaptığım bu gündemdışı konuşmada, dikkatinizi, GAP zincirindeki Birecik Barajına çekmek istiyorum.

Yaklaşık bir iki aydır, dünya basını, Birecik Barajının tamamlanmasıyla birlikte, 7 Haziran itibariyle sular altında kalacak Belkıs Antik Kentinden bahsetmektedir.

Önceki günlerde Gaziantep'e yaptığım bir ziyaret sırasında bölgede incelemelerde bulundum, Gaziantep Valiliği ve bir özel firma tarafından finanse edilen kurtarma kazıları hakkında bilgi aldım.

İlgili uzmanlar, Belkıs dışında birçok antik kentin ve birinci derecede arkeolojik alanların sessiz sedasız sular altında kaldığına dikkat çekmektedir. Belkıs Antik Şehri, tarih öncesi dönemlerden itibaren sürekli yerleşim görmüş, önemli bir kültür merkezidir. MÖ 4000'lere ait önemli kalıntıların ele geçirilmesi, tarihî önemi açısından dikkat çekmektedir.

Belkıs Antik Kenti, Zeugma, Kommagene Krallığının dört önemli kentinden birisidir. Roma döneminde 4 üncü Askerî Lejyonun bu kente kaydırılmasıyla kentin önemi daha da artmıştır ve MS 2 nci Yüzyılda, 80 000 nüfuslu bir kent haline gelmiştir.

Belkıs Kentinde zaman zaman yapılan küçük çaplı kazılarda ele geçirilen tarihî eserlerin paha biçilmez oluşu ayrı bir özelliktir. Heykeltıraşlık alanında ileri giden bu kent, mozaik alanında olduğu gibi, duvar resimleri açısından da döneminin en önemli kentleri arasındadır. Aradan geçen ikibin yılın ardından, antik kentin mimarî yapıları toprak altında kalmıştır ve gün ışığına çıkacakları günü beklerken, maalesef, şimdi, Fırat Nehrinin soğuk suları altında kaybolmaktadır.

Geniş bir arazi üzerine kurulu bulunan Belkıs Antik Kentinin 1976 yılında bir profesör tarafından kent planı çıkarılmış, kentin sınırlarının Fırat'a sıfır olduğu tespit edilmiştir. Uzun yıllar, gerek bilim adamlarının gerekse basının kenti kurtarma yönünde başlattığı kampanyalara, Bakanlık duyarsız kalmıştır; yapılan kazılar da tarihî eser kaçakçılarının yaptığı kaçak kazılardan sonra yarım kalmış kazıları tamamlamak yönünde olmuştur. Nitekim, bugün Belkıs’tan kaçırılan binlerce eser, ABD ve Avrupa müzelerinde sergilenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Birecik Barajı ve Belkıs, dünkü, bugünkü olay değildir. GAP son otuz yıldır ülke gündemindedir. GAP’ın en ince ayrıntısına kadar devletin bürokratları bilgi sahibidir; ancak, ülkemizde baraj yaparken sular altında kalacak antik kentler, ören yerleri, höyükler ve bütün tarihî eserler resmen katledilmektedir.

Bu kültür katliamının en son kurbanı ise, Gaziantep’in Nizip İlçesine bağlı Belkıs Antik Kentidir. Onlarca yıldır bu bölgelere bir türlü el atmayan Kültür Bakanlığı, yapılan kazı çalışmalarına da maalesef maddî destek sağlamamış, geçtiğimiz günlerde, dünya basınının baskısıyla, burayı ziyaret etmek zorunda kalan Kültür Bakanı bazı vaatlerde bulunarak, Belkıs’ın boğulmasına -tabiri caizse- seyirci kalmıştır. Oysa, 2863 sayılı Yasayla, koruma altına alınan bu gibi yerlerin korunması Kültür Bakanlığının mükellefiyetindedir. 1994 yılında kurtarma kazısı yapılması yönünde bir karar alınmasına rağmen, su altında kalacak alanlarda bir türlü kazı çalışmaları yapılmamış, maddî imkânlar ve uzman ekipler hazırlanmamıştır. Ta ki, dünya basını günlerce olayı gündemde tutmaya başlamış, antik kentin birinci terası sular altında kalmış, ikinci teras her an sular altında kalacakken, Sayın Bakan ziyarete giderek, sadece afakî hedefler göstermiştir.

Belkıs Antik Kentinden, her geçen gün, paha biçilmez eserler çıkarılmaktadır. Eğer Valilik ve bir özel firma malî destek sağlamasaydı, bu eserler de sular altında kalacaktı. Baraj sularının dolmasıyla birlikte, yaklaşık bu antik kentin üçte 1'i sular altında kalacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, biraz müsaade ederseniz...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) – Sular altında kalacak bölümlerle ilgili herhangi bir bilgi yoktur, ne olduğu da ileride öğrenilemeyecektir. 1990 yılından itibaren on yıl vardı. Bu on yıl içerisinde bu antik kentin sular altında kalacak bölümlerinin kazıları yapılabilir, eserler kurtarılabilirdi.

Sular altında kalacak kısım tam olarak açılabilseydi, Türkiye'nin en büyük mozaik müzesi kurulabilecekti.

Bugün yapılan kazıların bilimsellikten uzak olduğunu, ancak eser kurtarmak için yapıldığını kaydeden arkeologlar, bütün hatanın, konuya duyarsız kalan Kültür Bakanlığına ait olduğunu savunmaktadırlar.

Bizler, enerji üretimine ve sanayide kalkınmaya yarım asırdır omuz veren bir partiyiz; ancak, toprak altında kalarak günümüze kadar gelmeyi başaran bir antik kentin göz göre göre sular altında kalmasına neden olanlardan da hesap sorulması gerektiğine inanıyoruz. Baraj inşaatını gerçekleştiren firmalar defalarca uyarmasına rağmen bir türlü başlatılmayan kazılar, kentin binlerce tarihî eserinin tamamen yok olmasına neden olmuştur.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, gerek Avrupa ülkeleriyle gerekse uluslararası platformlarda onlarca anlaşmaya imza atarak, sahip olduğu tarih ve kültür eserlerinin korunmasına ilişkin anlaşmalar yapmıştır. 2863 sayılı Yasa, maalesef, görevleri suiistimal eden Kültür Bakanlığı tarafından ihlal edilmiş ve bu antik kentin önemli bir bölümü su altında bırakılmıştır. Bundan sonra yapılacak olanlar, bana göre, geride kalan kentin üçte 2'lik alanında bilimsel kazılar yürütülmesinde maddî destek sağlamaktır.

Bu tarihî eserlerimizin kurtarılması için büyük gayret sarf eden Sayın Gaziantep Valisi Muammer Güler ve Sanko Holding yöneticilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Konukoğlu, toparlayın.

İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu antik kentin birinci terası şu an sular altındadır. İki günden beri baraj yeniden su tutmaya başlatılmıştır. İkinci teras da, şu an, yavaş yavaş sular altında kalmaya devam ediyor. İnşallah, bu hatalar bizlere ders olur, bundan sonra bu tür hatalar yapılmaz ve kalan kısım yağmacıların ellerinden kurtarılarak, Kültür Bakanlığı tarafından gün ışığına çıkarılır ve Türk tarihine, Türk kültürüne hediye edilir.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Konukoğlu, teşekkür ederim.

Sayın Bakan cevap verecekler herhalde.

Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Bu vesileyle, Gaziantep Milletvekili Mehmet Ay'ın da yazılı sorusuna açıklık getirmiş olacaksınız efendim. Teşekkür ederiz.

KÜLTÜR BAKANI M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın İbrahim Konukoğlu'na, bu önemli konuyu gündeme getirdiği için öncelikle teşekkür ediyorum.

Bu konuyla ilgili olarak bazı gerçekleri, bir oluşum süreci içerisinde anlatmak ihtiyacındayım. 1986 yılında bu barajla ilgili olarak etütler yapılmaya başlanmış; ancak, 1996 yılında, Kültür Bakanlığına, dışarıdan verilen bilgilerle bu alanların su tutan baraj gölü haline dönüşeceği bilgisi intikal etmiştir. Yani, burada bir sistem eksikliği vardır. Devlet Su İşleri, birçok barajın ihalesini yapma aşamasına kadar, belirli etütleri yürüttüğü süreçlerde, Kültür Bakanlığına, bu konulardaki çalışmaları ve ileriye dönük projeksiyonları geçmiş dönemlerde intikal ettirmemiştir ve bu eksikliği gidermek için, 1998 yılında, Devlet Su İşleri ile Kültür Bakanlığı ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi TAÇDAM Vakfı bir protokol yaparak, herhangi bir yerde bir baraj etüt çalışması daha ilk adımda başlarken, bundan böyle, Kültür Bakanlığını, hangi alanlarda bu çalışmayı yapacağı konusunda bilgilendirmek ve üçlü bir çalışmayla da, burada mevcut olan tarihî ve kültür varlıklarının korunması veya bunların çıkarılması konusunda ortak çalışma yapma kararını almıştır. Bu sistem, ancak 1998 yılında gerçekleştirilebilmiştir. Ondan önceki çalışmalar, tamamen, bir koordinasyon eksikliği içerisinde yürütülmüştür.

Ayrıca, 1996 yılında, Bakanlığımız, bu konudan detaylı bir biçimde haberdar olduktan sonra, Nans Üniversitesiyle de işbirliği yaparak bölgede inceleme ve belgeleme çalışmalarını başlatmış ve yürütmüştür. Bu çalışmalar sırasında, daha çok teraslarda bu kentin var olduğu konusunda bilgilere ve bulgulara rastlanmış ve bu bölümler belgelenmiştir. Su altında kalacak olan bölümlerde eserlerin büyük oranda bulunmadığı konusunda bilimsel belgeler ve bulgular tespit edilmiştir. Son aşamada, bu bölümde yapılan bir istimlak sonucunda yapılan kazıda bazı bulgulara ulaşılmış ve bunun üzerine, bir kurtarma kazısıyla, Gaziantep Valiliği, Birecik Barajının yönetimi ve Sanko Holding ortak bir çalışmayla buradaki eserleri çıkarmaya başlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, benim bu bölgeye yaptığım ziyarette ve orada edindiğim bilgiler çerçevesinde, geleceğe dönük olarak, çok önemli bir kararı da almış bulunuyoruz. Bu karar, su altında kalacak olan bölümler, eğer bir aysberkin ucuysa, suyun altında kalmayacak olan; fakat, behemehal kurtarılması gereken bölümler de, aysberkin su altında kalan bölümleri gibi büyük bir oranı kapsamaktadır. Tepelerde, yamaçlarda, özel mülkiyet elinde bulunun ve şu anda göle nazır rant niteliği taşıyan arsalara dönüşen bu yerlerin, derhal istimlak edilmesi mecburiyeti vardır.

Sayın Başbakan, bu konuyla ilgili olarak, çok yakından ilgili bir şekilde, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı arasında, bu bölümlerin bir an evvel istimlak edilmesi ve bu alanlarda herhangi bir yapılaşmaya izin verilmeyecek bir sonucun yaratılması konusunu da yakından izlemektedir. Dolayısıyla, bizim, bundan sonraki amacımız ve hedefimiz, su altında kalmayan ve yamaçlarda bulunan ve çok geniş bir bölgeyi kapsayan bu eserlerin yer aldığı alanların istimlak edilerek, buralarda kazıların yapılması ve bu kazılarla, buradaki eserlerin gün ışığına çıkarılması ve aynı zamanda, bunların, korunacak, örtüler altında muhafaza edilecek bir biçimde ele alınmasıdır.

Tabiî, şunu söylemek gerekir; GAP bölgesinde yapılan bu barajlarla ilgili olarak, dışarıdan kaynaklı bir biçimde, devamlı olumsuz propagandalar gündeme gelmiştir. Buradaki çalışmalarla ilgili bu dış değerlendirmeler bazen, bizim çok önemli bir biçimde yürüttüğümüz katkıları da inkar edecek ve eleştirecek boyutlar taşımıştır.

Değerli arkadaşlarım, kendimize haksızlık etmememiz gerekir kanısındayım. Çünkü, hükümetlerimiz ve Türk Ulusu, Anadolu'da 1 000 yıla yaklaşan tarihi boyunca, kendisinden önce var olan medeniyetlere de sahip çıkmış, kıt bütçeler içerisinde bunları korumanın en güzel örneklerini ortaya koymuştur. Daha bügün bile, çeşitli bölgelerdeki kiliseleri onaran biziz. Hatta, Ermenistan'da bir toplantıya gittiğimde, Ani harabelerini bile Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin onardığının, restore ettiğinin bilinmesi, birçok kesimde hem hayretle hem de hayranlıkla karşılanmıştır.

Biz bu kadar toleranslı bir şekilde, bütün tarihimize, geçmişe de sahip çıkacak bir şekilde el uzatırken, Avrupa'nın ortasında ve bazı Ortadoğu ülkelerinde Türk eserlerini yok etmek için sistemli çalışmalar yapıldığını da biliyoruz.

Bu nedenle, Bakanlığımızın maddi destek sağlayıp sağlamaması noktasının ötesinde, bütün bu eserlere sahip çıkan bir anlayışa sahip olduğunu ve Zeugma ile ilgili olarak da bu bölgedeki var olan eserlerin üzerinde yeni rant alanları yaratılmaması yönünden bir istimlak projesinin gündeme getirileceğini bilgilerinize sunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Gündemdışı üçüncü söz, Habur Sınır Kapısında yapılan motorin ticareti hakkında söz isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman'a aittir.

Buyurun Sayın Akman. (FP sıralarından alkışlar)

3. – Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, Habur sınır kapısından yapılan motorin ticaretine ilişkin gündemdışı konuşması

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Bölgemizi ve bölge ekonomisini yakından ilgilendiren mazot ticareti ve Habur Sınır Kapısıyla ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Güneydoğu Anadolu Bölgemiz, ülkemizin en geri kalmış bölgelerinden biridir. Zamanında gerekli yatırımların yapılmadığı bölgemizde, terör sorunu nedeniyle ciddî sıkıntılar yaşanmıştır. Bölge, son iki yıldır, ciddî anlamda, ayrıca kuraklık yaşamaktadır. Bu yıl meydana gelen kuraklıkla ilgili olarak, hükümetimizin, derhal hasar tespiti yapması ve çiftçimizin mağduriyetini gidermek için acil önlemleri devreye sokması gerekmektedir; zira, bu felaket, bölge halkı için, en az bir sel baskını ve deprem kadar ağır olmuştur.

Tüm bu sorunların yanında, bölgede, yıllardır hayat damarı vazifesi gören Habur'daki sınır ticaretiyle ilgili sorunlar da bitmek bilmemektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yıllardır geçim sıkıntısı çeken bölge halkının, neredeyse, en önemli geçim kaynağı olan Habur Sınır Kapısından yapılan taşımacılık işi, başta, vergilendirilmeden; ama, çok meşakkatli bir şekilde getirilen mazot, bölgedeki kamyoncuların yanı sıra, kamyonculukla bağlantılı olarak dinlenme tesisleri, tamirhaneler, oto yedek parçacıları ve hâsılı, bütün esnaflık sınıflarına hizmet veren bir alan olmuştur. Bana göre de en önemli getirisi, yıllarca yarı kurak olarak geçen iklim şartlarında çiftçilik yapmak zorunda kalan çiftçimizin mazot ihtiyacının, nispeten, ucuz şekilde temin edilebilmesidir.

Körfez kriziyle beraber, o meşhur uluslararası ambargo, ne Amerika'yı ne de başka bir ülkeyi etkilememiş; olan, maalesef, Türkiye ve Irak halklarına olmuştur.

Ürdün gibi ülkelerde bu sorun hiç hissedilmezken, bölgemiz ciddî bir fakirleşme sürecine girmiş, çok sayıda esnaf kepenk kapatmak zorunda kalmıştır.

Hükümetimiz, soruna, bölge halkını dikkate alarak yaklaşması gerekirken, maalesef, büyük petrol şirketlerinin istekleri doğrultusunda hareket etmiştir. Halbuki bu konu ekonomik olduğu kadar sosyal içerikli bir konudur. Terör ile Habur birbiriyle âdeta doğrudan ilgili konular olmuş ve birinin artışı, diğerinin azalışına sebep olmuştur.

Hal böyleyken, kısa adı TPIC olan bir şirket, Türk Petrolleri Anonim Ortaklığına bağlı olarak kurdurulmuş ve yaklaşık bir yıldır gelen mazotlar, bu şirkete mecburen verilmekte ve onun aracılığıyla yurda satışı yapılmaktadır. Bu uygulama sonucu, beklenen canlılık olmasa bile, devlete, kabul etmek gerekir ki, bu ticaretin ciddî bir faydası olmuştur.

Halen yaklaşık 50 000 kayıtlı aracın bulunduğu bölgede, bir aracın yılda sekiz sefer yapması halinde, vergi, fon ve benzeri dahil, noter ve tescil harçları, Taşıt Alım Vergisi gibi ödemeler hariç olmak üzere, devlete 117 trilyon lira kazandırılmaktadır. Buna mukabil, bölgeye bir günde 350 milyar liralık getirisi olmaktadır.

SayınBaşkan, sayın milletvekilleri; bir araç için mazot limiti 4 800 litredir. Fazlalık her mazot TPIC tarafından hesaplanmadan ve bedelsiz olarak alınmakta, eksik getirenler ise, gerekirse, kendi deposundan tamamlamakta, aksi takdirde, bedeli nakten ödetilmektedir. Ölçüsüz olarak alınan mazotun ve paraların kim ya da kimlere gittiği ise meçhuldür.

Petrol bayileri, mazot almak için peşin para ödeyip sıra beklemekte, bu arada zam gelirse, eksik mazot almaktadırlar.

Bayi olmadığı halde, bazı kimselere kontenjan tanınmış ve bunlar da aldıkları mazotu karaborsada bayilere satmaktadırlar.

Bütün bu olumsuzluklara bir de 28 Nisan 2000 tarihli kararname eklenmiştir ve getirilen
150 000 ton mazot, yüzde 50 oranında azaltılmak suretiyle, âdeta, bölge halkı felç edilmiştir. Halbuki, burada yapılması gereken -madem, bir şekilde, mazot ticareti kontrol altına alınmıştır- bu kapasitenin artırılması, en azından 2 katına çıkarılması, kapının, daha işler hale getirilmesi için gayret sarf edilmesi idi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAHYA AKMAN (Devamla) – Sayın Başkan, toparlamak için...

BAŞKAN – Buyurun.

YAHYA AKMAN (Devamla) – Unutmamak gerekir ki, mazot almak üzere gittiği görülen kamyonlar az miktarda olsa dahi, belli ihraç ürünlerini Irak'a götürmekte ve bu şekilde, ülkeye bir ihracat katkısı da sağlanmaktadır.

Hükümet tarafından yapılması gereken, bir an önce, Habur Sınır Kapısındaki kapasitenin yükseltilmesidir. Bölge insanımızın, hükümetimizden ortak beklentisi budur. Bu beklentinin en kısa zamanda hükümetimiz tarafından yerine getirilmesini diliyor, bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekileri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER

1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin 15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/633) (S. Sayısı: 384) (1)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin 15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşülmesine kaldığımız yerden devam edeceğiz; ancak, İçtüzüğün 70 inci maddesine göre kapalı oturum yapılmasına dair verilmiş bir önerge vardır.

Sayın milletvekilleri, İçtüzüğün 70 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yazılı istemde bulunma halinde kapalı oturum yapılabilir. Bu hususta, İçtüzük, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir takdir hakkı vermemektedir.

Görüşülmekte olan konuyla ilgili olarak 63 sayın milletvekili yazılı istemde bulunarak kapalı oturum yapılmasını talep etmektedir. Kapalı oturum yapılıp yapılmamasına, İçtüzüğün 70 inci maddesinin birinci fıkrasına göre Genel Kurul karar verecektir. İçtüzüğün 70 inci maddesinin ikinci fıkrası, Başkanın nasıl hareket edeceğini belirtmiştir; yani "Kapalı oturum önergesi verilince, kapalı oturumda bulunabilecek şahıslar dışında herkes, toplantı salonundan çıkarılır" hükmüdür.

Bugüne kadarki uygulamalara göre ve İçtüzüğün ikinci fıkrası gereğince önergenin işlemi yapılacak, kabul edildiği takdirde, kapalı oturuma geçilecektir. Aksi takdirde, kapalı oturum yapılmayacaktır.

Bugüne kadarki uygulamalardan bir tanesini de, zabıtlara geçmesi bakımından size ifade etmek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Kemal Güven Beyin yönetiminde aynı işlem yapılmıştır ve orada Başkan, İçtüzükte -o günkü İçtüzüğün 71 inci maddesiydi- düzenlenmiş ve "bu önergede herhangi bir gerekçe zorunluluğu yoktur. Önerge üzerine, Başkana düşen görev, salonu boşaltmak, önerge sahiplerinden birini davet edip, Başbakansa Başbakana, bakansa bakan arkadaşımıza veya grup yetkilisine veya milletvekili arkadaşımıza gerekçesini sormak, ondan sonra işaret oyuyla konuyu halletmektir" ifadesi yer almıştır. Ben de aynı düzeni burada yapıyorum.

Sayın milletvekilleri, kapalı oturumda Genel Kurul salonunda bulunabilecek sayın üyeler dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarıya çıkarılması gerekmektedir. Sayın idare amirlerinden salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ederim.

Sayın idare amirlerinden salonun boşaltılmasının temin edilmesini ve aynı zamanda canlı yayın yapan TRT'ye de, canlı yayını kapatmasını rica ediyorum efendim.

Sayın idare amirleri, bütün görevlileri dışarı çıkarıyorsunuz.

Sayın İdare Amirleri...

Sayın Çakar nerede?

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Bir tane idare amiri yok ki!

BAŞKAN – Efendim, dört tane idare amiri var.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sayın Çakar burada.

BAŞKAN – Onu bilemem efendim. İdare amirleri diyor burada, tüzüğü uyguluyoruz.

Evet, kavas arkadaşlarımız da çıkıyor efendim. Tabiî, basın mensupları, emniyet görevlileri salonu boşaltıyor efendim.

Kavas arkadaşlarımızın yerine, gizli oturumlarda, hizmetli olan kavas arkadaşlarımız gelip yerlerini alacaklardır efendim.

Efendim, işitme özürlüdür özel kavaslar, biliyorsunuz.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, kâtiplerin de çıkması gerekmiyor mu İçtüzüğe göre.

BAŞKAN – Efendim, müsaade ederseniz tatbik edeceğim, onlar yeminli kâtiplerdir; oylayacağım efendim.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Genel Kurulun oyuyla kalabilirler tabiî.

BAŞKAN – Evet efendim, yeminliler kalacaklar.

Stenograflar, kâtip değil tabiî, malumunuz.

Sizi bekletiyorum; ama, dinleyici localarında emniyet tedbirleri alınıyor da, onun için...

Efendim, tabiî, yeni bir sisteme geçtik, onu İçtüzüğe yazmamışlar; lütfen cep telefonlarınızı kapatır mısınız.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Televizyonlar kapalı mı?

BAŞKAN – Efendim, televizyonları kapattık da, cep telefonu daha kötü.

Sayın Bakan, teşekkür ederim; hatırlatmasanız, tabiî, yani, bu, yeni bir şey. İletişim çağında her şey değişiyor. Zaten, cep telefonu açık kaldıktan sonra, konuşma özürlü arkadaşlarımızın burada kavaslık yapmasına hiç lüzum yok.

Efendim, emniyetçiler çıktı mı?..

Kapılar kapandı.

Birinci Oturumu kapatıyorum.

Kapanma Saati: 15.15

 

İKİNCİ OTURUM

(Kapalıdır)

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 18.10

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Mehmet AY (Gaziantep), Tevhit KARAKAYA (Erzincan)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 104 üncü Birleşimin, kapalı olan İkinci Oturumdan sonraki Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Tasarının görüşmelerine başlıyoruz.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

1. – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin 15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/633) (S.Sayısı: 384) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Geçen birleşimde tasarının geçici 2 nci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 3 üncü maddesini okutuyorum:

MADDE 3.– Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Efendim, bu madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun.

FP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 384 sıra sayılı Mavi Akım Gaz Projesinin tasdikiyle ilgili kanun tasarısının 3 üncü maddesinde söz almış bulunuyorum.

Bu madde, yürütme maddesidir. Tabiî, dünden beri Mavi Akımı konuşuyoruz. Ben, bu kanunu yürütecek olan Bakanlar Kuruluna da bazı hususları arz etmek istiyorum: Mavi Akım, uzun süredir, Mecliste, muhtelif vesilelerle müzakere ediliyor, zaman zaman, komisyonlarda da gündeme geliyor. Tabiî, Mavi Akım Projesinde dikkati çeken birinci husus, muhtelif hatiplerin de ifade ettiği gibi, Rusya'yla gaz bağlantılarında, Türkiye'nin, doğalgaz ihtiyacının yüzde 65-70'ine kadar varan bir nispette bağımlı hale gelmesidir; ikinci husus, Türkmenistan gazının geri plana itilmesidir; üçüncü husus, fiyattır; dördüncü husus da, Ankara-Samsun hattının inşasıyla ilgili takip edilen usuldeki yanlışlıktır.

Bunlar, tabiî, çok tartışıldı. Ancak, şunu ifade edeyim: Bu tartışmaları gündeme getiren iki husustan birisi stratejiktir; yani, gazı, bu kadar büyük nispette Rusya'ya bağlanmak yerine, riski dağıtmak için değişik kaynaklardan da almamız gerekirdi, bu yapılmadı.

İkincisi; daha önce Meclisten geçen anlaşmaya göre, Ankara-Samsun hattının da Ruslar tarafından yapılacağı ifade edilmektedir. Komisyonda da Sayın Bakana sorduk, ihale yapıldı mı; yapılmadı... Sayın Bakan, tabiî, Plan ve Bütçe Komisyonunda da ifade etmişlerdi: "Efendim, Türkler Rusya'da çok inşaat yapıyor, Ruslar da 'bunu dengeleyelim, siz bize iş verin' dediler."

Ruslar, Türkiye'de ihaleye girip bu hattı almadılar, anlaşmayla veriyoruz, parasını da biz ödüyoruz; ama, Türk müteahhitleri, Rusya'dan, inşaatları, hep, ihaleye girip alıyorlar. Burada bir usulsüzlük var; yani, amme vicdanı bunu kabul etmiyor.

Hükümet burada yanlış yapmıştır; bu projenin devamı süresince de, bu mesele tartışılacaktır. Parasını biz veriyorsak, ihaleye biz çıkarız. Eğer, Rusya'ya ekstradan bir şey vereceksek, inşatta verecek yerde, gazda bunu nasıl verecekseniz, öyle verirsiniz; yani, bunu bu şekilde Rusya'ya vermek, şahsa değil; ama, Gasprom'a veya Rusya'ya -kelimeyi kullanmak istemiyorum; ama- bir rüşvet vermektir. Yani, bizim Hazinemizin aleyhine, kamu yararına olmayan bir anlaşmadır; bu, daima tartışılacaktır.

Değerli arkadaşlar, tabiî, asıl mesele, Türkiye'nin enerji meselesidir. Geniş boyutta buna bakmak lazım. Türkiye, enerji sıkıntısı içinde olan bir ülkedir. Bakın, dünya ortalaması, kişi başına petrol eşdeğeri olarak enerji 1,45 tondur, OECD ortalaması 4,56 tondur, Avrupa Topluluğunda 3,69 tondur, Türkiye 1,10 tondur. Türkiye, enerji fukarasıdır; onu söylüyorum.

Elektrik tüketimi bakımından da dünya ortalamasının altındayız. Tabiî, talep çok; sanayileşecek ve gelişecek olan Türkiye'de, bugün için 130 milyar kilovat/saat, 2005 yılında 200 milyar kilovat/saat, 2010'da 258 milyar kilovat/saat, 2020'de de 547 milyar kilovat/saat enerji talebi var.

Bunları karşılama ihtiyacı var; ama, enerji politikalarında da, enerji hedeflerinde de, maalesef, hükümet bir kargaşa içinde. Hükümetin bir bakanlığının kuruluşu DPT ile yine, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı arasında görüş farklılıkları var, büyük farklılıklar var. Burada bir siyasî irade eksikliği var. Sayın Başbakanın, vaziyet edip, bir karar vermesi ve enerji hedefleri bakımından, arz-talep dengeleri bakımından üzerinde çalışılacak rakamları tespit etmesi, bağlaması ve buna göre de, ne ihale yapılacaksa, ne ithal edilecekse, ne bağlantı yapılacaksa, projelerin buna göre yürütülmesi gerekir.

Enerjide sıkıntı kapımızda. 1999 yılında yüzde 6,4 küçülen Türkiye’de enerji sıkıntısı çok hafif atlatıldı; ama, 2000 yılında herhalde had safhada enerji sıkıntısı yaşayacağız. Sayın Ecevit’in yine bir Başbakanlığı döneminde, 1978-1979’da, günde üç saat elektrik kesildiği günleri yaşadık, inşallah bu dönemde, bu ikinci Başbakanlığında da aynı durumu yaşamayız. Onun için enerjide köklü tedbirler almak gerekir. İçeride neler yapacağız, dışarıda nereden alacağız, dışarıdan alırken de iktisadî riski ve siyasî riski dağıtacak politikalara önem vermek lazım; ama, zorlanmadan da tedbirli olmak için süratle enerji yatırımlarını yapmak lazım.

Hidrolik enerjide kaynağımız aşağı yukarı -uzman arkadaşların ifadesi- 150 milyar kilovat saattir; ama, tabiî bunun fizibl olanı da –dünya gaz fiyatlarına göre, kömür fiyatlarına göre, petrol fiyatlarına göre– 120 milyar kilovat/saat civarında, mertebesinde derler. Biz daha bunun 40 milyar kilovat/saatini kullanıyoruz. Süratle Küçüksu, Büyüksu demeden, hidrolik yatırımları hızlandırmak lazım. Yap-işlet ile veriyorsak, kendimiz yapıyorsak, kim yapıyorsa, bunların önünü açmak lazım ve hızlandırmak lazım. Kömür ithal ve yerlidir, gaz büyük ölçüde, tamamına yakın ithaldir, inşallah, temenni edelim, gaz kaynakları Türkiye’de gelişsin, mevcut gaz kaynaklarına yenileri katılsın. Gazda had safhada bir talep var, elektrikte nasıl talep varsa, gazda da talep var. İllere gittiğimiz zaman, illerde sanayinin gelişmesi için gaz istenmektedir. 1999 yılı sonunda, bendeniz İzmir Sanayi Odasını ziyaret ettiğimde oda başkanı “rekabet edebilmemiz için biz gaz istiyoruz, diğer illerde, İstanbul’da, Bursa’da, Eskişehir’de, Ankara’da gaz varsa, bizde de olması lazım" dedi. Çünkü, gaz, sanayinin bir girdisidir; sadece ısıtma konusu, enerji üretim konusu değil, aynı zamanda, proseste veya sanayide ortak tesislerde, buhar vesaire üretiminde gaz mühim bir ihtiyaçtır, sınaî mamullerin maliyetine giren bir maliyet unsurudur. Bu, Türkiye'nin bütün illerinde ve büyük ilçelerinde gaz talebinin süratle artacağını göstermektedir.

Tabiî, şehir ısıtması için de fevkalade mühimdir. Yatırım maliyetlerini dikkate aldığımızda, tabiî, hidrolik santrallar en pahalısıdır; ama, işletme masrafı da sıfıra yakındır. Kömür ve gaz santrallarının yatırımı da, hidrolikten daha az olmakla beraber, pahalıdır; işletmesi de, devamlı masraflıdır. Nükleer santralın, tabiî, işletmesi çok düşük maliyetli; ama, yatırımı da çok uzun süreli ve yüksek maliyetlidir. Yani, bu dengeleri süratle kurmak gerekir.

Türkiye, enerji bölgesinin merkezinde olmasına rağmen -Basra Körfezi, Hazar bölgesi ve Kuzey Afrika bölgesinin ortasında- enerji sıkıntısını yaşıyor. Tabiî, bu sıkıntıdan kurtulmanın yolu, hükümetin enerji meselesinde kararlı bir politikaya yönelmesidir.

1969'dan beri gündemde olan nükleer santral yine ertelenmiştir ve yine, maalesef, hükümetin bir bakanının, nükleer santrala hazine garantisi verilemeyeceği istikametinde beyanı olmuştur. Enerji Bakanlığı enerji sıkıntısını halletmeye çalışırken, nükleer santralla ilgili olarak önümüze çıkan bu engel, herhalde, önümüzdeki günlerde enerji sıkıntısının artmasında fevkalade mühim bir unsur olacaktır.

Değerli arkadaşlar, mevcut üretim tesisleri var, dağıtım şebekeleri var. Bunların, modernizasyon ve darboğaz giderme yatırımları, verimlilik artışı yatırımları yapılmıyor. Bunlar, işletme hakkı devri sebebiyle ihaleye çıkılmış, ihaleyi alanlar devir bedellerini ödemiyorlar; bu işletmelerin, santralların ve dağıtım şebekelerinin hepsi, yine, devlet bünyesindedir, TEDAŞ'tadır, ilgili üretim ve dağıtım kuruluşlarındadır; ama, bunlara yatırım yapılamıyor, bunlara bakım onarım yapılmıyor, bunların durumu çok kötüdür. Süratle, ne olacaksa, devredilecekse devir, bünyede kalacaksa bünyede; ama, bunların ele alınması gerekir. Bu, Türkiye'nin kanayan bir yarasıdır. Kayıp, kaçak oranları, yüzde 20-30, hatta, bazı hatlarda, şebekelerde, yüzde 30'un da üzerinde olduğu ifade edilmekte. Bu da, doğrudan doğruya bir servet kaybıdır. Bu meseleye de, hükümetin vaziyet etmesi gerekir.

Değerli arkadaşlar, tabiî, enerjide, süratle yapmamız gereken başka şeyler de var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Akaryakıt ve gazda dağıtım şebekeleri yapmamız, sıvı yakıtta da, boru hatlarını süratle döşememiz gerekmektedir. 30 milyon tona yakın petrol ürünlerini tankerler sırtında taşımak, ne emniyetlidir ne de ekonomiktir. Bunların üzerinde durmak, önümüzdeki dönemin meseleleridir.

Gaz depolama tesislerinin süratle yapılması lazım. Tabiî, mağaralarda gaz depolama projelerini neticelendirip, depolamaya başlanabilmesi lazım. Pik noktalarda veya ikmal eksikliğinde, sıkıntısında, hiç olmazsa bir süre dayanabilecek olan gaz stoklarının olması lazım.

LNG terminallerinin, yani, sıvılaştırılmış tabiî gaz terminallerinin, limanların, çevrim santrallarının buna göre hazırlanması lazım.

Komşularla enerji bağlantılarının süratle tamamlanması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, toparlar mısınız lütfen...

CEVAT AYHAN (Devamla) – Bitiriyorum...

Tabiî, Türkiye Sekizinci Enerji Kongresinin sonuç ve teklifleri var; 8-12 Mayısta Ankara'da yapılan bir toplantıdır ve burada, hakikaten, enerjiyle ilgili çok mühim meseleler gündeme getirilmiştir.

Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının ve Hükümetin, bu Enerji Kongresi sonuçlarını dikkatle takip edeceğine inanmak istiyorum. Türkiye'de enerji yok, Türkiye karanlığa gidiyor, siyasî irade yok ve hükümet de bu konuda zaaf içerisindedir diyorum, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

MÜMTAZ YAVUZ (Muş) – Sayın Başkan, ben konuşacağım...

BAŞKAN – Öyle mi? Siz dün kullanmıştınız ya fazladan...

TURHAN GÜVEN (İçel) – 3 üncü maddede grup adına talebimiz var efendim.

BAŞKAN – "Konuşmayacağım" demişti.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Bitmemişse, Sayın Başkan...

BAŞKAN – Hayır, başka; ama, kendileri konuşmayacağım demişti; şifahî bir anlaşmamız vardı.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Onunla... Grupla değil efendim.

BAŞKAN – Tabiî, ben bir şey demedim efendim; takdir sizin.

Anlaşma anlaşmadır her zaman; Sayın Yavuz anlaşmaya sadık kalır.

Buyurun efendim.

DYP GRUBU ADINA MÜMTAZ YAVUZ (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Mavi Akım" diye adlandırılan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkiyatına İlişkin 15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi ve televizyonları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı, Grubum ve şahsım adına, saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Yüce Türk Devleti, bugüne kadar, bölgesinde, istikrar unsuru ve güvenilir bir dost ve de bir müttefik olduğunu her zaman kanıtlamıştır. Çok şükür, bugün, eskisinden farklı birçok dost ve kardeş Türkî cumhuriyeti mevcuttur. Yüce Atatürk'ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti, bu kardeş ülkelere göre daha sanayileşmiş, cumhuriyet ve demokrasi tecrübesi edinmiş bir ülke olarak, bu kardeş ülkelere hem yol göstermeli hem de üreteceği fikir ve projelerle onların kalkınmalarını ve bizimle daha fazla diyalog ve ticaret içinde olmalarını sağlamalıdır. Bu temel politika yerine bu projeyle, dost ve kardeş dediğimiz ülkelerle yapacağımız ciddî projeleri sekteye uğratıp, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışılan ve gerçekleşse bile Türkiye'yi her zor anında sıkıntıya sokup enerjisini sekteye uğratacak bu projeyle, bugün, kardeş dediğimiz, Azerî ve Türkmenlerin gazını Türkiye'ye nakledecek Trans-Hazar Projesinin askıya alınmasına neden olunmuştur. Halen, Türkiye dışındaki kısmına başlanılmamış olan ve Türkmenbaşının dediği gibi, altı yedi yıldan önce bitirilmesinin mümkün görülmeyen bu proje, ileride, Türkiye'nin enerjisini çok sekteye uğratacaktır. Amaç, üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi? Eğer, amaç üzüm yemekse, çok daha ucuza mal olacak kardeş Türkmen gazı varken, bu projede ısrar etmenin anlamını bir türlü çözemiyorum. Israr ediliyorsa, bunun arkasında da bir artniyet bulunduğuna inanıyorum.

Bu projeyi ihale edenler diyor ki, Rusya ile dost olmak için, gazı bu şartlar altında alıyoruz. Onun için, işi, Rusya'nın RAO Gasprom Şirketine ve onun uygun gördüğü firmalara ihalesiz veriyoruz. Maşallah, çok iyi etmişiz(!) Ne diyelim... Anlaşmanın faydaları saymakla bitmiyor(!)

Anlaşmanın bir hükmüne göre, Türkiye, 2001 Nisanında gaz alabilecek durumda olması gerekiyor. Türkiye, bu tarihte gaz almazsa "take or pay" maddesine göre, almadığı gazın parasını, alıyormuş gibi ödemek zorunda kalacaktır. Peki, Türkiye, taahhüdünü yerine getirmezse, cezaî bir hüküm gereği, para ödeme durumunda kalacak; ya Ruslar sorumluluklarını yerine getirmezse, Türkiye'nin kaybettiği zamanın bedelini ve masraflarını kim ödeyecektir?

Sayın milletvekilleri, doğu-batı enerji koridorunun açılması için, Türkiye'nin net tavrı ortaya koyması gereken bir dönemde, Türkiye, Rusya'ya jest üstüne jest yapmaktadır; bunu anlamak da, gerçekten imkânsız. Binlerce Çeçen'in, Rus bombardımanından kaçmak için, Kafkasya'nın sarp dağlarında ölüm kalım mücadelesi verdiği bir dönemde, Türkiye'nin, Mavi Akım Projesi uğruna, bu derece tavizkâr davranmasını anlamak, hiç de mümkün görünmemektedir.

Peki, dost ve kardeş Türkî cumhuriyetleri, kendilerini de dar günlerinde yalnız bırakmayacağımızı düşünmezler mi? Bunun yanında, Rusya'ya satacakları gazı, Rusların, Ukrayna gibi, Türkiye'ye birkaç katına satacağını bilmiyorlar mı? Halbuki, Çeçenistan, 1996 yılı sonunda, Rusya ile imzaladığı Kasavyur Anlaşmasında, bağımsızlık kazanmış, müstakil bir ülke olmuştu. Ruslar, teröre karşı mücadele gerekçesiyle, Çeçen halkının, kazanılmış haklarını geri almak için, topyekûn savaş açmalarının anlamı nedir? Türkiye, böyle bir dönemde, Rusya'ya destek mesajları içeren bu projeyi gerçekleştirmek bir yana üstelik terör anlaşması imzalamıştır. Rusya ile terör anlaşması imzalanması tabiî ki çok önemli; ancak, diplomaside en önemlisi zamanlamadır. Bu konuda sayın hükümet, ne yazık ki, çok büyük bir yanlış yapmıştır. Birilerinin çıkar ve menfatı uğruna, Çeçen kardeşlerimizin yanlarında olmadığımızı ve hatta Rusların dostu olduğumuzu belirtmek için, Çeçenlerin zor anında bu projeyle Rusya'ya bir kıyak çekmekteyiz.

Rusya'ya bir kıyak da, kardeş Türkî cumhuriyetlerinden alacağı doğalgazı birkaç katı fiyatına bu projeyle alacak olmamızdır.

Şimdi Yüce Türk Devleti Çeçenleri yalnız bırakacak, Türkmen gazını birkaç katı fiyatına Rusya'dan satın alacak; diğer Türkî cumhuriyetler de bu konuda ne düşünecekler? Dönüp, aferin, çok iyi ediyorsunuz mu diyecekler?!

Sayın Bakan, Türkmen gazının kuyu başında 36 dolar olduğunu söylüyor. Bu gaz, Türkenistan'dan başlayıp Rusya'nın bir ucundan öbür ucuna, Ukrayna'ya, Ukrayna'dan da Bulgaristan ve Romanya üzerinden Türkiye'ye geliyor. Bu ekonomik oluyor da Hazar Denizini geçip Azerbaycan'dan Gürcistan'a gelecek olan ekonomik olmuyor mu? Oysa ki, bu iki boru hattının mukayesesini yaparsak, Türkmenistan'dan gelecek boru hattı Ukrayna üzerinden gelen boru hattının yarısı kadardır.

Sayın Bakanın dediği gibi, Türkmen gazının yatırım maliyeti 2 milyar doları bulmaktadır. 93 dolardan satın alacağımız gazı kuyu başında 36 dolara satın alsak 100 metreküpte 57 dolar kâr etmiş olacağız. Bu Mavi Akımla Rusya'dan alacağımız, yıllık 17 milyar metreküplük gazı Türkenistan'da kuyu başında alsak yılda 1 milyar dolar kârımız olacaktır. İki yılda 2 milyar kâr etsek, inşaatın yatırım bedelini iki yıl içerisinde karşılamış olacağız. Bunu, uzun yıllar için düşünürsek, Türkiye, bu işten çok kârlı çıkacaktır. Yılda 1 milyar dolar kârı olan bu ülke, o zaman, memur maaş katsayısını 15 artıracak, açlık sınırında yaşayan memurumuza da bir jest yapmış olacaktır. Şayet, bunu, on yıl gibi bir sürede düşünürsek, kaybımız 11 milyar 520 milyon dolar edecektir.

Bu Mavi Akım Projesinin Türkiye kısmındaki maliyetini dün akşam arz etmiştim; en az 110 milyon dolar pahalıya verilmiştir; yani, bu parayla deprem bölgesinde 15 800 adet kalıcı afet konutu yaptırılabilirdi. Bu da, Gölcük'ü sil baştan, yeniden imal etmek demekti.

Gördüğünüz gibi, bu projenin elle tutulur yanı kalmamıştır. Her projenin keşfini BOTAŞ çıkarmaktadır; peki, bu projenin keşfi neden başka bir kuruma çıkarttırılmıştır?! Ondan sonra da, 403 milyona çıkan proje pahalı oldu deyip, 64 milyon tenzilat yapıp, bunu, 339 milyon dolarla birilerine vermişler. Proje, ekonomik ve siyasî açıdan tam bir fiyaskodur.

Peki, teknik anlamda durumu nedir; Mavi Akım, denizin 2 150 metre derinliğine kadar inip, dünyada inşa edilmiş en derin boru hattı olacak; üstelik, yer yer sismik aktivitesi olan Karadeniz'in asitik ortamlı tabanına döşenecek. Bu konuda, bilim adamlarının da çok ciddî tereddütleri bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teknik, ekonomik ve siyasî boyutlarıyla bir yanlış yumağı haline gelen bu işi düzeltmek zorundayız.

Tekrar söylüyorum, zararın neresinden dönersek kârdır. Ülke menfaatını birilerinin çıkarından üstün tutmak zorundayız ve de dost ve kardeş cumhuriyetleri küstürmemiş olacağız. Bunu, bir muhalefet milletvekili olarak söylediğim için kaldırıp bir kenara atmamamız gerekiyor.

Bir vebal altına girmemek için, Yüce Heyetinizi sağduyuya davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yavuz.

Grupları adına başka söz isteyen?.. Yok.

Şahsı adına, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç; buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkıyatına İlişkin 15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Takriben dört saat süren bir kapalı oturum yaptık. Millet merak ediyor, "Yüce Meclisimiz dört saat kapalı oturum yaptı, acaba milletten saklanan ne sırlar vardi ki, gizli oturum yaptılar, milletvekillerimiz böyle sırlar öğrendiler?" Millete şunu söylemek istiyorum ki, hiçbir şey söylenmedi, sır mahiyetinde de bir şey söylenmedi, sırf dostlar alışverişte görsün diye söylendi. Burada anlaşmanın püf noktaları okunmadı. Gazetelerdeki bilgiler burada tekrarlandı; yani, gizlilik derecesi olan hiçbir bilgi de verilmedi. Onun için, herkes rahat olsun, kim ne biliyorsa, doğru bilgi odur.

Değerli milletvekilleri, bu anlaşma, hakikaten, daha önce de söylediğim gibi, Sevr'den sonra Türkiye için büyük sorumluluklar getiren bir anlaşmadır. Sevr'i biz, topraklarımızı işgal eden düşmanın kazandığı zafer sonucunda imzalamak zorunda kalmıştık; ama, bu, maalesef, hükümetimizin isteğiyle yaptığı; ancak, vahameti hakikaten halk ve kendileri tarafından biliniyor mu bilinmiyor mu, o tabiî tarafımızdan meşkuk olan bir anlaşma. Daha önce de söylediğim gibi, burada, bizim Türkmenistan'dan ve Azerbaycan'dan doğalgaz alarak Türkiye'ye getirme imkânımız varken ve Türkmenistan ve Azerbaycan'dan gaz getirirken, farz edelim ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
1 milyar dolar fazla verse, ne olacak?!. Bakın, Kıbrıs'ı ayakta tutmak için, Kıbrıs'ın bütün masraflarını Türkiye Cumhuriyeti yükleniyor. Şimdi, biz, bu aynı ırktan bir milleti, toplumu -yani, iki devlet bir
millet gibi birbirimizi görüyoruz- bu insanları ekonomik yönden ayakta tutmak için, doğrudan doğruya, bunların ülkelerinde var olan doğalgazı, bunlardan almıyoruz; bunlar gidiyorlar, Rusya'ya satacaklar, biz, bunlardan almadığımız için, Rusya'yla anlaşma yaptığımız için, bugün, bununla beraber, yıllık 30 milyar metreküplük doğalgazı Rusya'dan alacağız. Halbuki, bu 30 milyar metreküplük gazı Azerbaycan'dan ve Türkmenistan'dan alsak hem ucuz olur hem o insanları Rusya'ya bağımlı olmaktan kurtarırız ve hem de rkiye'nin uluslararası politikasına uygun hareket ederiz ve ileride de Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Rusya'nın merhametine, politikasına terk edilmemiş bir durumda olur.

Bunu söylüyoruz; ama, maalesef, DSP'li ve MHP'li arkadaşlarımız, üstelik de, şaibe altında yapılan bu anlaşmayı çok büyük bir iştah ve lezzetle onaylamak için büyük gayret sarf ediyorlar. Ben, hayret ediyorum; bu lezzeti ve iştahı nereden alıyorsunuz; onu, hakikaten, keşfedemedim.

Ayrıca, bu anlaşma... ANAP'lı iktidar yakınlarına ihalesiz verildiği herkes tarafından bilinmektedir. Normal olarak, bu anlaşmayla, 150 ile 200 milyon dolar arasında devlet zarara sokulmuştur. Bu anlaşmayla getirilmesi öngörülen gazın da Türkiye'ye gelmesi imkânsız. Bakın, bu anlaşmayla ilgili olarak, bu Türk şirketlerine 52 milyon dolar avans verilmiştir; ama, o avansın verilmesine ilişkin yapılan sözleşmede deniliyor ki, Rusya'daki Gasprom Şirketi, şu, şu hizmetleri yaptıktan sonra kendisine bu avans verilecektir. Bunların hiçbirisi yapılmamıştır.

BAŞKAN – Efendim, süreniz bitmek üzere, toparlayın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu hizmetlerin birisi yerine getirilmemiştir.

Ayrıca, bu anlaşma, avansın verildiği tarihten itibaren birbuçuk yılda yapılacaktı. Avansın verilmesinden bu yana bir yıldan fazla zaman geçmiştir, hâlâ ortada bir şey yok.

Bu doğalgaz boru hattının inşaıyla ilgili 1998 yılında ANAP İktidarıyla ilgili olarak –tabiî, Enerji Bakanlığı onlara ait olduğu için... Hatta, size de Enerji Bakanlığını yalnız ANAP'a verseydiniz, yeterdi; başka bakanlıklara ihtiyaç yoktu dedim– tam 9 özel ihale yapılmış, bu ihalelerin büyük bir kısmı pazarlıksız ve dolar cinsinden, yüzde 15 avans verilmiş; verilen avansın toplamı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederim; uzatmayacağım, mümkün değil; Temcit pilâvı mı efendim bu...

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, biraz önce burada bazıları konuştuğu zaman 3-5 dakika geçiriyorsunuz...

BAŞKAN – Efendim zatıâlileriniz için de süreyi uzattım, çok uzattım. Gizli oturumda da konuştunuz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, nerede uzattınız efendim... 5 dakikayı geçirmiyorsunuz...

BAŞKAN – Sayın Genç mümkün değil efendim, kanuna geçiyoruz...

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, o kürsüde tarafsız davranacaksınız. Burada kişisel konuşma yapan herkese 1 dakika süre veriyorsunuz...

BAŞKAN – Sayın Genç, ben taraflı isem, tarafsız olanı bulun. İstirham ederim, yapmayın yani...

KAMER GENÇ (Devamla) – Canım, burada düşüncelerimizi dile getirmek istiyoruz; engelleliyorsunuz...

BAŞKAN – Buyurun efendim, tamam; temcit pilâvı oldu bu!..

KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse... ama yani...

BAŞKAN – Olsun efendim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, biraz önce burada sataşmadan dolayı söz alan sayın genel başkana 15 dakika söz verdiniz...

BAŞKAN – Efendim, zatıâlilerinize de verdim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nerede verdiniz canım; sözümüzü kesiyorsunuz...

BAŞKAN – İstirham ederim yapmayın, Recai Kutan kırk yılda bir konuştu efendim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Canım, sana ne; Allah Allah!.. Herkese eşit muamele yapın.

BAŞKAN – Yani, yeter; bu, suiistimal.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne suiistimali Sayın Başkan; suiistimalin ne olduğunu biliyor musunuz siz...

BAŞKAN – Avukat değilim; ama, bilirim suiistimalin ne olduğunu

Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu kanun tasarısının yürütme maddesine geldik, biraz sonra da oylama yapacağız. Bu kanun tasarısında çok konuşuldu; ama, ben, son, özet olarak itiraz ettiğimiz konular hakkında size çok kısa bilgi vereyim.

Gaz alanında bizim en çok itiraz ettiğimiz konu şudur:

1. Ülke bazında bağımlı olmamak,

2. Giriş noktası olarak gazları dağıtmak.

Eğer, biz, gazları sadece iki merkezden, Mavi Akım, Samsun girişinden ve Trakya üzerinden alırsak, doğudaki İran gazını, Türkmen gazını ve güneydeki Irak-Kerkük gazını ihmal edersek, o vilayetlere, yani, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya tekrar doğalgaz verme imkânımız olmaz. Neden olmaz; çünkü, gaz dağıtmak için, o bölgelerin, yani, gazın gideceği bölgelerin ekonomik olması ve orada gaz kullanmaya müsait bir sanayi sektörünün veya konut sektörünün olması gerekmektedir. Şimdi, siz, Trakya'dan gazı alırsanız, Doğu Anadolu'dan bir gaz girişi olmazsa, Doğu Anadolu'ya o gaz hatlarını borularla uzatmanız zerre kadar ekonomik olmaz ve uzatamazsınız. O zaman ne olabilir; gaz giren yerlerde elektrik santralları yaparak, o gazı bu santrallar vasıtasıyla ülke bazına dağıtmak istersiniz. Burada iki büyük problem meydana gelir; bir, gerektiğinden fazla gaz santralı yapılacağı için bir masraf olacaktır; ikincisi, bu iletişim ağlarından dolayı hem masraf olacak hem de Türkiye'de, elektrik iletim şebekelerinde yüzde 25'e yakın olan ortalama kaybı göz önüne alırsak, enerjide büyük kaybımız olacaktır. Onun için, biz diyoruz ki; bir, gaz alırken ülkeler bazında dağıtalım; iki, giriş noktaları bazında dağıtalım. Onun için, biz, Hazar geçişli Türkmen gazının, İran gazının ve güneyde Kerkük'te ve Irak'taki doğalgazların alınmasına çok önem verdiğimiz gibi, hatta, Suriye üzerinden alınacak gazın da İskenderun bölgesindeki sanayiin kullanması bakımından önemli olduğu kanaatindeyiz.

İkinci olarak, bu gazla ilgili söyleyeceğimiz bir konu da şudur efendim: Bu konuyu, ben, yazılı da sordum sayın bakanlara, tatmin edici cevap almadım. Şimdi, biz, bu enerji alımlarında, elektrik enerjisi alımlarında bir taahhütte daha bulunmuşuz; demişiz ki bu firmalara, Amerika Birleşik Devletleri tüketici fiyatları endeksindeki düşme kadar, sizden alacağımız elektriğe her yıl zam yapacağız. İşte, Devlet Planlama Teşkilatının en çok itiraz ettiği konulardan birisi de budur. Bizzat, ben, şahsen, DPT'de çalışan birçok mühendis arkadaşla konuştum; hemen hepsinin itirazları şu, deniyor ki: Bu elektrik alımlarında 6 sent, 8 sent, 9 sent, hatta 12 sentten alınması için mukavele yapılan gaz santralları var. Dünya ortalaması 3,5 sentken -bakın, buna hiç dikkat edilmiyor- ülkemizde, hâlâ, yirmibeş sene, otuz sene ben senden gazı 9 sentten alacağım diye mukavele yapmış olduğumuz santrallar var; az veya çok, var ama...

Şimdi, ayrıca buna bir mukavele daha konmuş, denmiş ki: Her sene, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'deki fiyat endekslerinde meydana gelen kayıp kadar ben sana ilave edeceğim bu fiyatlar üzerine. Dolayısıyla, yirmibeş otuz sene sonra, bu elektrik fiyatlarının kaç liraya çıkacağını, DPT'nin daire başkanlığı seviyesindeki uzmanları "hâlâ, hesaplayabilmiş değiliz" diyorlar. Şimdi, size bir şey soruyorum: Türkiye'nin en önemli kuruluşlarından olan Devlet Planlama Teşkilatı bile, sizin aldığınız bu elektrikteki fiyat artışlarını, hâlâ, hesaplayamıyorsa, biz, neye göre anlaşma yapıyoruz, bir de bunun üzerinde durmamız lazım.

Üçüncü nokta: Bizzat Devlet Planlama Teşkilatının Enerji Bakanlığına 30 Haziran 1999'da yazmış olduğu bir yazı var, altında da Prof. Orhan Güvenen Hocanın imzası var; yazıda "yaptığımız hesaplara göre, 2005 yılında, elektrik tüketimi olarak, Türkiye'de 15 milyar metreküplük doğalgaz kullanımı gerekmesine rağmen, BOTAŞ'ın hesapları 30 milyar metreküp çıkıyor; biz, burada anlaşamıyoruz" deniliyor.

Arkadaşlar, şimdi, bir şey söylemek istiyorum: Devlet Planlama Teşkilatının o dönemdeki Genel Müdürü, Türkiye'de, yıllarca Devlet İstatistik Enstitüsünün de Genel Müdürlüğünü yapmış bir şahıstır. Türkiye'de herkesin kabul ettiği bir konu vardır ki, Devlet İstatistik Enstitüsü, rakamlar üzerinde en ciddî ve en titiz olan bir şahıslar ve ekip topluluğudur.

BAŞKAN – Sayın Polat toparlar mısınız.

ASLAN POLAT (Devamla) – Şimdi, Türkiye'nin en ciddî ekip topluluğu, en ciddî hesap yapan toplulukları, sizin yaptığınız hesaplara itiraz ediyorlarsa, bunun üzerinde, acaba, bizde bir yanlışlık olabilir mi diye düşünelim; burada bir yanlışlık olduğu kanaatindeyim. İşte basit misal; şu hesapta ne deniliyor; bugün, yaptığınız Mavi Akımda Türkiye'ye bu sene 0,5 milyar metreküplük gaz gelecek deniliyor; nereden; bu anlaşmayla, bu sene... Daha henüz başlanmış değil. İşte, Enerji Bakanlığının hesaplarına yapılan itiraz da buradan geliyor. Bir de, doğalgazın kendi yapısında var; doğalgaz, öyle, petrol gibi getireyim de, stok edeyim veya bir arıza olduğu zaman tankerlerle getireyim bunu takviye edeyim diyebileceğimiz bir enerji alanı değildir; bundaki depolama çok sınırlıdır. Yeraltındaki bazı maddelerin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Polat...

ASLAN POLAT (Devamla) – Sayın Başkan, 1 dakika süre verirseniz, bitiriyorum.

BAŞKAN – Vermeyeceğim, vallahi vermeyeceğim; yemin billah_ Hayır, yeter.

ASLAN POLAT (Devamla) – Bir şey söylemiyorum efendim.

BAŞKAN – Tabiî; yok, bugün, tamam.

ASLAN POLAT (Devamla) – Teşekkür ederim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Soru kısmına geçiyoruz.

Sayın Toprak, buyurun.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma sorumu yöneltiyorum.

BAŞKAN – Kısa ve öz olsun.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Konunun, ülkemizin stratejik çıkarları ve ekonomik çıkarları açısından iki yönü var. Ekonomik çıkarlar açısından, bu projeye alternatif çok daha uygun projeler vardır; ancak, stratejik çıkarlar açısından telafisi mümkün olmayacak şekilde ülkemiz ve sınırlarımız, âdeta, son zamanlarda hortlatılmaya çalışılan eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği anlayışına terk edilmiyor mu?

Ben, Karadeniz'de, sınırlarımızın karşısında Rusları değil Çeçen kardeşlerimizi görmek istiyorum.

Bu projeyle, Çeçenistan'daki zulme devam anlamına gelen bir anlaşma ve Çeçen kardeşlerimizin Rus zulmüne, ikinci bir anlaşmayla, üstelik bu kez kanun düzeyinde bir düzenleme getirmek suretiyle Meclisimiz de alet edilerek, Çeçen kardeşlerimizin ve ülkemizin çıkarları, stratejik çıkarlar açısından, yakın gelecek için çok büyük bir tehlike karşısında değil midir?

BAŞKAN – Suale gelin efendim.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkanım, ben, sorumu ifade ettim. Ülkemizin stratejik çıkarları açısından bu projenin çok zararlı olduğu, yakın gelecekte de bunun ne kadar zararlı olduğu ifade edilecek durumdadır. Sayın bakanım bu konuda kısaca bir bilgi vermek isterler mi ve Çeçen kardeşlerimizin Rus zulmüne maruz kalmasına devam anlamına gelir mi? Lütfen, cevap huzurda olsun; çünkü, dört beş aydır huzurda sorduğumuz birtakım sorularımıza sayın bakanlarımız hâlâ cevap vermediler.

BAŞKAN – Tamam efendim... Soru anlaşıldı efendim.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Dayanıklı, buyurun efendim.

BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana bir iki tane teknik soru sormak istiyorum:

Birinci sorum: BOTAŞ ile RAO Gasprom veya VEP Gazexport arasında yapılan doğalgaz alım anlaşmasında, BOTAŞ, doğalgazın faturasını hangi şirkete ödeyecektir? Ayrıca, bu VEP Gazexport firmasının kuruluş yeri neresidir ve bu şirketin ortakları kimlerdir?

İkinci sorum: Bu avans olarak verilen 50 küsur milyon dolar, birtakım şartlara bağlanmış olmasına rağmen, yönetim kurulu, bu şartları, zannediyorum kaldırmıştır. Kaldırdıysa, bu şartlar hangi gerekçelerle kaldırılmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Geçer, buyurun.

MUSTAFA GEÇER (Hatay) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan şu sorunun cevabını öğrenmek istiyorum: Şimdi, bu, petrol, gaz, boru hattı, Mavi Akım Anlaşması gereğince yapılacak olan boru hattının Karadeniz'in altından geçirilmesi yerine, Gürcistan sınırından Türkiye'ye girmesi mümkün olmaz mıydı? Neden karayolu değil de, acaba, denizyolu burada tercih edilmiş oldu? Bunun ekonomik bir nedeni mi vardır, yoksa, stratejik bir neden midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Nidai Seven, buyurun efendim.

Kısa ve öz.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Sayın Başkanım, müsaade edin, bunu, ben tayin edeyim.

BAŞKAN – Hayır, o takdir benim efendim.

Buyurun.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma şu soruyu sormak istiyorum:

Doğubeyazıt'ta kurulmak istenen kompresör istasyonu hakkında proje aşaması ne durumdadır? Bu konuda bilgi almak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, cevap?..

DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; bütün milletvekillerimizin sorularına yazılı ve detaylı olarak cevap verilecektir.

Arz ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler.. Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım:

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, son söz hakkı var.

BAŞKAN – Geçti efendim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne geçtisi efendim!..

BAŞKAN – Geç geldi efendim, affedersiniz...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nasıl geçti Sayın Başkan; daha önce vermiştim...

BAŞKAN – Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, uygulamada yanlışlık yapıyorsunuz. Ben, ne zaman o sözü istemişim? Lütfen... O sözü ne zaman istemişim?..

BAŞKAN – Oylamaya geçtikten sonra istediniz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sorar mısınız Kanunlar Müdürlüğüne, ne zaman istemişim o sözü?

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Burası kanun devleti Sayın Başkanım; niye haksızlık yapıyorsun!..

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burası keyfî bir yer midir; yani, istediğin gibi kahvehaneyi mi idare ediyorsun, Meclisi mi idare ediyorsun?.. Ben, onu, bir hafta önceden istemiştim efendim. Olur mu canım!... (ANAP sıralarından "otur yerine" sesleri, gürültüler)

Niye oturacağım yahu; söz hakkımı kullanacağım. Allah, Allah... (ANAP sıralarından gürültüler) Eğer, biz, söz hakkımızı kullanamayacaksak, bu Meclis nasıl çalışacak?

Sayın Başkan, böyle keyfî Meclis yönetimi olmaz. Burası, sizin, özel mülkünüz değil, burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Eğer, biz...

Siz, zaten, konuşmamızdan rahatsız oluyorsunuz. Sizi protesto ediyorum ve oy kullanmayacağım ve bu anlaşmanın aleyhindeyim. Bu anlaşmada Türkiye Cumhuriyeti Devleti satılıyor ve siz de buna ortak oluyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Genç, hakaret ediyorsunuz, hareketinizi iade etmiyorum...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hakaret etmiyorum...

BAŞKAN – Bir dakika...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz hakkımı ne gerekçeyle kesiyorsunuz?.. Benim söz hakkımı niye kesiyorsun?.. Ben söz istiyorum, söz hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, müsaade edin... Arkadaki kâtipler geç verdiler, ben oylamaya geçmiştim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim olur mu, konuşmak için ben dün müracaat ettim.

BAŞKAN – Size karşı saygısızlık etmek istemedim, yanlış bende, özür diliyorum, dahası var mı... Ama, bana hakaret etmeye hakkınız yok. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben hakaret etmiyorum...

BAŞKAN – Burada Türkiye Cumhuriyetinin cumhuriyet hükümetleri hiçbir zaman Türkiye'yi satmamış, biz de, burada, Meclis Başkanvekili olarak ortak değiliz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, bir dakika...

BAŞKAN – Konuşmalarınıza dikkat edeceksiniz. Kimse bir şey satmıyor. Bırakın...(MHP ve ANAP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Oylamaya geçtim efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben hakaret etmiyorum. Dün bana arkadaşınızı gönderdiniz ve lehte mi aleyhte mi söz istediğimi sordunuz; ben de "aleyhte" dedim.

BAŞKAN – Efendim, özür diliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Özür dilemekle olmaz...

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Yazıklar olsun size...

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Rus Doğal Gazının Karadeniz Altından Türkiye Cumhuriyetine Sevkiyatına İlişkin 15 Aralık 1997 Tarihli Anlaşmaya Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısınının yapılan açık oylamasının sonucunu açıklıyorum:

Katılan üye : 222

Kabul : 170

Ret : 51

Mükerrer: 1

Bu sonuca göre, tasarı kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, Yargıtay Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesine ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvelde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.

2. – Yargıtay Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvelde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/389) (S. Sayısı: 357) (1)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Karar yetersayısı aranmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, zaten maddelerine geçeceğim, niye telaş ediyorsunuz?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Maddelerine nasıl geçersiniz, 3 dakikamız var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon raporunun okunup okunmaması hususuna geçeceğim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle olmaz, 5 dakika var canım...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Sen de öyle yapıyordun bir zamanlar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne zaman yaptım ben?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Sen de öyle yapıyordun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne zaman yaptım yahu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) – Her zaman yaptın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, gruplar adına 20 dakika konuşmayacak mıyız? (Gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... (DYP sıralarından gürültüler)

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Sayın Başkan, muhalefetin sesi kısılmak isteniyor...

BAŞKAN – Ne diyorsunuz efendim?..

RAMAZAN GÜL (Isparta) – Niçin Sayın Kamer Genç'i dinlemiyorsunuz Sayın Başkan?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle keyfîlik olur mu efendim?

BAŞKAN - Efendim, televizyonda Türk Halkının önünde özür diledim, Kâtip Üyelerin hatası dedim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Özür dilemekle bu iş olur mu; yani, herkesten özür dile, kimseye söz verme...

BAŞKAN - Efendim, özür diledim_ Yeter artık!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, özür dilemekle bu iş olmaz.

BAŞKAN - Ne yapacağım peki?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz vermek zorundasın... Söz vermek zorundasın...

BAŞKAN - Oylamaya geçmiştim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim olmaz, söz vermek zorundaydınız.

BAŞKAN - Efendim, Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım:

Raporun okunmamasını isteyenler...

CEVAT AYHAN (Sakarya) - Karar yetersayısının aranmasını istiyorum.

BAŞKAN - Raporun okunmasını isteyenler... Raporun okunmaması hususu kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum efendim... (DYP sıralarından gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, tümü üzerinde söz vermeyecek misiniz?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, tasarının tümü üzerinde görüşme yapmadan nasıl madde okutuyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tasarının tümü üzerinde söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, affedersiniz, yoruldum, dilim sürçtü, özür dilerim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, tasarının tümü üzerinde gruplar adına 20'şer dakika söz vermeniz lazım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tasarının tümü üzerinde söz istiyorum.

BAŞKAN - Tamam ama, yapmayın...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Efendim, kim konuşacak belli değil, 3 dakikada olur mu böyle şey canım.

BAŞKAN - Efendim, tasarının tümü üzerinde söz isteyenler diyeceğim; ama, çalışma süremizin bitimine fazla zaman kalmadığı için, çalışmalarımıza saat 20.00'ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.56

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.00

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Mehmet AY (Gaziantep), Tevhit KARAKAYA (Erzincan) 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 104 üncü Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

357 sıra sayılı kanun tasarısının müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. – KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN

DİĞER İŞLER (Devam)

2. – Yargıtay Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvelde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/389) (S. Sayısı: 357) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki kanun tasarısı, Yargıtay Kanununun bir maddesinin değiştirilmesi hakkında.

Bu tasarıya baktığımız zaman, üç önemli hüküm getiriyor: Önce, Yargıtay yayınlarının döner sermayesini artırıyor; yani, 50 milyar Türk Lirasına çıkarıyor. Getirdiği ikinci önemli hüküm, döner sermayede çalışan personele, usulü dairesinde düzenleyerek teşvik tazminatı veriyor.

Üçüncü hükmü de, Yargıtay merkez teşkilatına 8 adet kadro tahsis etmesi.

Normal bir tasarı, normal hükümler, makul ve tasarının getirdiği talepler, işin gereğine uygun. Tabiatıyla, böyle bir tasarıyı, öyle ümit ediyorum ki, Meclisimiz de ittifakla kabul edecektir; şüphesiz, biz de olumlu bakıyoruz. Yalnız, bu tasarı vesilesiyle bazı hakikatler de önümüze çıkıyor. Ben o hakikatlerin bazılarını dile getireceğim.

Dikkat buyurduysanız, bu defa, herhalde, bu tasarı, inşallah ittifakla çıkacak diye arz ettim; çünkü, bana göre, böyle normal, makul bir tasarı -inanılacak gibi değil- beş sene gecikerek geliyor, beş sene bekliyor. Tasarının ilk sevk tarihine baktığımız zaman, Sayın Tansu Çiller Hanımefendinin Başbakan olduğu tarihe dayanıyor ve sevk tarihi 25 Mayıs 1995. Yani, Yargıtay normal olarak döner sermayesini artırmak istiyor, yayımlar yapılacak, Türkiye’ye dağılacak, herkes okuyacak. Yargıtaydaki hükümler, kararlar, bütün bunlar Türkiye sathında üniversitelere, hâkimlere, her yere gidecek, başka yayımlar olacak ve tabiatıyla daire ihdas edilmiş, kadro lazım; ama, beş sene...

Şimdi, bundan neler çıkarıyoruz: Birincisi, bir taraftan yargıyı güçlendirmek ve bunu inanarak yapmak istiyoruz, çaba, dikkat istiyoruz ve bir taraftan da yargının süratli olmasını istiyoruz; yani, Türkiye’de geciken yargı olmasın; çünkü, yargı gecikti mi diyoruz ki “ne kadar gecikirse, o kadar eksik, noksan bir fonksiyon icra ediyor.” Peki, biz ne yapıyoruz; bu kadar sürat istediğimiz yargının normal, makul bir şeyi, beş sene, o hükümetten bu hükümete, o dönemden bu döneme atlayıp geliyor. Buna nazarı dikkatinizi çekmek istiyorum. Yargı gecikiyor da Meclis, acaba, gecikmiyor mu? Bundan sonra, Meclis olarak, biz de lüzumlu sürati göstermeliyiz; yani, yargıya, bu bakımdan, yardımcı olup, öncelik vermeliyiz.

Buradan çıkan ikinci önemli nokta, yargıya lafzî olarak önem verdiğimizdir. Adalet Bakanlığının önemi, fonksiyonu itibariyle, hiçbir zaman inkâr edilemez. Yargıtay ve diğerleri de böyle. Öncelik vermek, imkânlar vermekle olur; yani, yargımız, modern bir mekanizasyona, elektronik cihazlanmaya, kâfi imkânlara ve bütçe imkânlarına, kadro imkânlarına kavuşturulmadır. Fiilen, bunun yapıldığını söyleyemeyiz; çünkü, bu kürsüye yargı organlarının, başta, Adalet Bakanlığımızın bütçeleri geliyor. Bunların nispetlerini biliyoruz, fevkalade az, küçük...

Yargı fonksiyonunun yapıldığı mekânları biliyoruz. İsimleri, Türk Milletinin ne kadar önem verdiğini gösteriyor “adliye sarayı” denir; sadece bizde değil, dünyanın her yerinde “saray” denilir; Fransızcada biliyorsunuz, onlar da “saray” diyor; ama, saray gibi yapıyorlar, içleri de o şekilde...

Bu noktada “adalet mülkün temelidir” inancına, gereği gibi önem vermeliyiz; çünkü, bir ülke fakirliğe, zaman zaman yoksulluğa, zaman zaman hastalıklara, imkânsızlıklara tahammül edebilir; bunu, zaman içerisinde telafi de edebilir; ama, adaletsiz bir toplum, adaletin işlemediği bir toplum, asıl yaralı toplum odur. Her şeyi bırakıp, önce onun tedavi edilmesi lazım. Bu da, yargıya vereceğimiz imkânlarla hemahenk ve orantılı gidecektir.

Tabiî, yargı konusu, Yargıtay konusu da, nazarı dikkate alınınca, Türkiye’de ortaya çıkan, belki dört-beş senedir ortaya çıkan bir kavramı da, tekrar, bu vesileyle göz önünde tutmalıyız; hukukun siyasallaştırılması. Bu, fevkalade dikkat edeceğimiz bir husus.

Yargı, hiçbir şeyin aleti olamaz. Yargı, bazı toplumsal fikirlerin, görüşlerin, amaçların tahakkuku için bir alet değildir. Yargı, bizatihi bir vasıta değildir, bir gayedir. Adil, adaletli bir toplum, tarihin her döneminde, dünyanın her yerinde bir gaye olmuştur.

Peki, bizde bu endişeler nereden çıkıyor? Bu endişeler, sadece adalette çıkmadı; bazı kavramlar ve alanlar var ki, o, kendi pür, saf fonksiyonunda kaldıkça, topluma huzur ve toplumun arzularına cevap verir.

İlim... Dünya kurulduğundan beri insanların peşinde olduğu bir ufuk, bir meşgale. Bunun içerisine ideolojiyi, siyaseti koyduğumuz andan itibaren mahiyetini kaybediyor, demagoji haline dönüşüyor.

Haber... Tagşiş edilmemiş, bozulmamış, ne olmuşsa o. İşin içerisine siyaseti, ideolojiyi koyduğunuz anda propaganda haline dönüşüyor, safiyetini kaybediyor.

Din, inanç sistemleri, temiz ve saf inançlar... Bunun içerisine de, yine siyaseti, ideolojiyi koyduğunuz zaman riyakârlık oluyor.

Türkiye’de, son zamanlarda adalet mekanizmasında bu münakaşaların çıkması hiç sebepsiz değildir. Bunun sebeplerine burada inecek değiliz. Hiçbir şey, durup dururken, toplumda, bir şikâyet konusu olarak yaygın hale dönüşemez, mevziî kalır; bir müddet sonra ondan herkes bıkar ve bırakır. Adaletimize ideolojiyi, siyaseti, buna benzer mülahazaları karıştırdığımız zaman, adaletin aydınlığından bir karanlığa sürükleniriz; yani, haklılık değil haksızlık; yani, daha açık olarak, Türkçe ismiyle bir zulüm haline dönüşür. Pür, saf adalet, gayedir. Esasen, bunun temini, birçok hastalıkları, toplumsal hastalıkları kendiliğinden tedavi edici bir şeydir.

Adaleti, hiç kimse bir vasıta görmemeli; siyasî inançlarının, ideolojilerinin, dünya görüşünün... Onların ölçüsü yok. Ölçü olmayınca, kullanacak kimse, ölçüyü kendisi koyacak demektir. Nitekim öyle oluyor, ölçüleri kendileri koyuyorlar; filanca ilkeyi, filanca gayeyi, falanca amacı, kendine göre tahakkuk ettirmek istiyor ve adaleti onun bir vasıtası olarak -şu siyasî gayenin tahakkuku için vasıta olarak- gördüğü andan itibaren keyfilik başlıyor. Ölçüyü kendi anlayışına göre koyacak ve bu ölçü de, diğer insanların çoğunun, en azından önemli bir kısmının ölçüleriyle karşı karşıya gelecek. Huzur getirmesi gereken bir adlî egzersiz, ülkede, yeni çatışmaların konusu haline dönüşüyor.

Bunu da, bu vesileyle bildirmek istiyorum; çünkü, özellikle Yargıtayda... Daha ondan ötesi yok; bir yanlışlığın düzeltilmesi, oraya gidecektir.

Son olarak, Sayın Başkan, yargımızın en yüksek seviyesi olan Yargıtayda ve bütün adalet cihazında, siyasetten, ideolojiden uzak, şahsî görüşlerin üstüne çıkmış, iyi cihazlanmış ve imkânlara kavuşturulmuş, adaleti vasıta olarak değil, gaye olarak gören bir çalışma tarzı, insan unsuru... Ne yaparsak yapalım, en modern mekanizmaları kuralım, hatta, en ileri kanunları getirelim, şayet, bu cihazı alıp götüren insanların yetişmesi devamlı bir gelişme süreci içinde olmazsa bir yerde tıkanacaktır.

Bugün, Türkiye’de bu vakıayı yaşıyoruz, geçmişte de yaşandı. Bazı şeyler, kendi bürokratik hayatımda -vaktinizi almadan, bir cümleyle geçmek istiyorum- hâkimlerimize anlatılmak istendi. Devlet Planlama Teşkilatında teşvik mekanizmaları getirelim, sanayii geliştirelim, ticareti geliştirelim, dünyayla bütünleşelim... Anlatmak zor. Aynı kişilerin, ben, yurt dışına gittikleri zaman -itiraflarından ve anlattıklarından hareketle söylüyorum- dönüp gelip “biz meğer ne kadar yanılmışız; dış dünyada, getirilmek istenen şu mekanizmaların daha ne kadar ilerisi yapılıyor; biz nasıl hayalî korkulara, yersiz korkulara, endişelere kapılmışız” dediklerine şahit olmuş bir arkadaşınız olarak, Yargıtayımızın ve Adalet Bakanlığımızın şu anda şanslı bir dönemde olduklarını düşünüyorum. Neden; her ikisinin de başında, hem kendi mesleklerinde fevkalade iyi yetişmiş hem de eser vermiş, üstelik, akademik kariyerlere sahip iki değerli kişi var ve tesadüf, her ikisinin de isminin manası yükselme, yücelme: Hikmet Sami Türk, Sami Selçuk... Her ikisi de Sami.

Bu güzel tesadüfün ve bu akademisyen sorumluların, hem yargımıza hem de Yargıtayımıza yeni bir atılım getirmesini temenni ediyorum. Bundan şunu kastediyorum: Dünyada meseleler çok değişti; her şey, sadece mahallî, rejyonal, bölgevî kavramlara kapanarak halledilemez. Mutlaka, Yargıtayımızda, en aşağı, daire başkanlarımızın, yeni yetişen elemanların mastır görmeleri, doktora yapmaları, yabancı ülkelere gönderilmeleri, yabancı dil öğrenmeleri; yani, dünyada olan gelişmeleri Türkiye’ye aksettirecek, dünyayla bütünleşici ve hemahenk bir yargı sürecini ülkemizde de yaşatacak bir formasyonu devamlı şekilde kazanmaları lazım. Bu, formasyon eksiktir manasında değil; çünkü, ilmin, öğrenmenin, gelişmenin sonu yok. Bu, bir darboğaz olarak zaman zaman görülüyor. Örneklere girecek vaktimiz yok; ama, bu örnekleri, bu ülke yaşıyor. Öyle olaylar oluyor, öyle beyanlar ortaya çıkıyor ki, acaba, hangi asırda yaşıyoruz... 21 inci Asrın başladığı bir dönemde, bu kavramlar nasıl müdafaa edilebilir, bu uygulamalar nasıl yapılabilir.

Senede bir, yüksek yargı organları başındaki değerli kişilerin beyanları, Türk Halkının yüreğini ferahlatıyor. Bir Yargıtay Başkanı konuştuğu zaman, bir Anayasa Mahkemesi Başkanı son birkaç senedir... Ha, anlıyoruz ki, dünyanın değiştiği anlaşılmış. Dünyada geçerli modern kavramlar, demokrasiden insan haklarına kadar bir hukuk devletinde hangi çerçevelere oturtulur, bunlar, tespit edilmiş, biliniyor, söyleniyor, sivriliyor. Tabiî, yadırgayanlar da oluyor; demokratik bir toplumda onlar da olacak, onlar da, birtakım eskimiş şeylere bağlı kalabilecekler; ama, iş, burada, çoğu zaman kalır gibi.

Şimdi, Sayın Değerli Adalet Bakanımıza arz ediyorum: Bu güzel sözler, Yargıtay Başkanımızın, Anayasa Mahkemesi Başkanımızın ve diğerlerinin, dünyayı, Türkiye’nin önüne altın bir tepside getirir gibi, bu güzel törenlerde anlatılan bu sözler nasıl uygulamaya geçecek; bunu, kimden bekliyoruz.

Partiler, bugünkü durumları itibariyle, grup başkanvekillerinin himmetleriyle bu gayelere yönelebiliyorlar; ama, bunu, ne bu sıralardaki partiler getirebilir, ne biz... Neden_ Getiriyoruz... Ama, alışkanlıkları biliyoruz, acı şeyler söylemeye lüzum yok. Biz getirdik diye bazı şeyler tu-kaka olabilir veyahut iktidar mensupları getirdiği zaman, lüzumsuz bir direnişle karşılanabilir. O da oluyor. Yani, işin aslı nedir, bakalım edelimle... Bir direnişle... Her şey karşılıklı oluyor. O zaman, Adalet Bakanlığının devreye girmesi lazım.

Türkiye’de nelerin yapılacağı meçhul olmaktan çıktı. Buradaki partilerin hepsi bunları biliyor. Metinler haline dönüştü. Bir komisyon çalışıyor, Nejat Arseven’in Başkanlığında. Başkaları var, yazılıyor çiziliyor... Adalet Bakanımızın vazifesi... Yargıtay Başkanı ancak söyleyebilir, Anayasa Mahkemesi Başkanı ancak söyleyebilir; ama, metinler halinde bunların gelmesi lazım. Her şey para pul, her şey enflasyon değil. Bir iktisatçı olarak bunları söylüyorum.

Demokratizasyonu başlatalım, demokratikleşmeyi başlatalım. Bu Meclisin yapabileceği, zannediyorum, en şerefli ödevlerden biri bu olacak. Modern Türkiye’nin dayanacağı modern mevzuatı getirelim. Bunlar eski şeyler, korkmayalım; korkuyoruz... Bazı hakları ve hürriyetleri verdiğimiz zaman, zannediyoruz ki, Türkiye çökecek; çökmez... Ben gayet iyi hatırlıyorum; 141, 142, 163 kalkacağı zaman, şimdi görevi bırakmış önemli bir devlet adamımız, çatı çökecek, çatı yıkılacak... Ben, o zaman, kendilerine, köşemde birkaç yazıyla cevap verdim. Modern devletlerin çatıları bunlarla sağlam oldu, bu hürriyetlerle sağlam oldu, bu insan haklarıyla sağlam oldu. Eskimiş, köhnemiş ve kimsenin kabul edemeyeceği şeyleri muhafaza etmekle sağlamlaşma olmaz. Sayın Mesut Yılmaz, bütçe açış konuşmasında, fevkalade güzel bir metin verdi. Fazilet Partisi bir anayasa değişikliği hazırladı. Doğru Yol Partisinin de var. Esasen, Demokratik Sol Parti, şüphesiz ki, eskiden beri bu fikirlerin zamanında müdafii. Milliyetçi Hareket Partisi, bu hürriyetsizliklerin, bu zulmün, bu dar anlayışın eziyetini çekmiş bir parti geçmişte, sırtlarındaki izlerle insanlar.

O zaman, gelin, değiştirelim. Sayın Adalet Bakanlığımız bunun öncülüğünü yapsın. İnsanları yetiştirelim, insanları şu ülkenin sadece dört duvarı içinde tutmayalım; takip edemiyorlar. İşte, ara sıra, aralarında yaptıkları veyahut bizim üniversitede, hukuk fakültemizin, tertip ettikleri seminerler, sempozyumlar... Bunlar güzel şeyler. Yeterli değil. Dışişleri Bakanlığı tecrübem var, İçişleri Bakanlığı tecrübem var. Bunlar, yeni yetişen, özellikle memurlar için akademiler kurdular; dışarıya burslar verdiler Dışişleri Bakanlığı master için, doktora için. Bu diplomatlar gittiler, bugün, en başarılı insanlar oldular. Ben, Adalet Bakanlığımıza ve Yargıtayımıza, bu vesileyle, bu çağrıyı yapıyorum. Kontenjanlar getirin, kadrolar getirin. Her sene, belli nispetteki yetişen hâkimlerimizi, savcılarımızı, Batı dünyasına yollayalım, mevzuatı görsünler, tatbikatı görsünler. Şuradaki gazete haberleriyle, köşe yazarlarıyla yürüyüş yapan insanların yarattığı atmosferlerle, sloganlarla, adalet mekanizması ancak zarar görür.

Daha radikal şeyler düşünebiliriz; ama, zamanı değil. Avrupa ülkelerinin bir kısmında yüksek yargı organları küçük kasabalardadır. Dağdağadan, her şeyden uzaklaşmış, yemyeşil ormanların içerisinde Karlsruhe mesela... Anayasa Mahkemesi öyle bir yerdedir. İnsanlar düşünme, sosyolojik etütler yapma, inceleme, aralarında sohbet yapma zamanını, fırsatını, güzelliğini bulurlar. Bizde ise, tıkanmış yollardan, korna sesleri içinde bunalmış, evde bin tane problem, sokakta da öyle, ondan sonra ertesi gün, ülkenin kaderinde direkt tesir yapacak kararları almalarını bekliyoruz yüksek yargı organlarından. Şu atmosferleri değiştirelim, bu mekânları değiştirelim, insanları bugünün seviyesine yetiştirecek imkânlara kavuşsun Adalet Bakanlığımız, Yargıtayımız. O zaman, çok başka bir yargı, çok başka bir tevzi adalet mekanizması Türkiye’de işleyecek, hepimiz rahat edeceğiz. Bu işin fikir ayrılığı yoktur.

Hepinizi hürmetle selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim teşekkür ederim.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, İçel Milletvekili Sayın Turhan Güven’de.

Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oldukça yorucu bir gün geçirdik. Bu yorucu günün arkasından bir hukuk tasarısını görüşmek belki de insanı sıkabilir. Bazen tatlı oldu, bazen sert oldu, bazen Yüce Meclise pek yakışmayan birtakım elfazda bulunuldu. Bazen açık geçti bazen kapalı geçti; ama, ne olursa olsun, çok yararlı bir görüşme olduğu kanaatindeyim.

Bu arada, tabiî, Sayın Başkandan ben de Grubum adına özür diliyorum. Gerçi, o da özür diledi. Bir kastının olmadığının bilinci içindeyim. Oyunun rengini belli etmek üzere değil; ama, daha evvel söz isteyen bir konuşmacımıza, zühul olduğu düşüncesiyle herhalde söz verilmedi. Umut ediyorum ki, bundan sonra, İçtüzük uygulamalarında daha titizlikle davranırlar; çünkü, bu işin özüre gelir tarafı yok, İçtüzük neyi emrediyorsa onu yapmak durumundayız; ama, oldu ve geçti.

Tabiî, özür deyince, değerli milletvekilleri, biz artık, hep özür kanunları çıkarmaya alıştık. Önce, bir kanunu “reform” adı altında getiriyorsunuz huzurlarımıza, onu çıkarıyoruz ve mutlaka çıkması lazımdır deniliyor, hatta, Türkiye’nin büyük bir felaket geçirdiği günlerde dahi bunu çıkarıyoruz. Sabahlara kadar çalışıyoruz, sporda olduğu gibi uzatma sürelerini kullanıyoruz ve sonunda, o kanun çıktıktan kısa bir süre sonra, yanlışlığı görülüyor, bu defa özür kanunu, olarak tekrar huzurumuza geliyor. Derken, onu bırakıyoruz, bir başka kanuna geçiyoruz. Çok lüzumlu ise, o kanunu niye tamamlamıyoruz halen anlamış değilim; ama, ne olursa olsun, vatandaşa diyoruz ki “kusura bakma, senin önceden biraz canını acıttık; ama, şimdi vazgeçtik.” Bu, güzel bir yol değil ve bu, Yüce Meclisi meşgul eden bir yol aslında.

Çalışalım; cuma da çalışalım, böyle gece de çalışalım; ama, çıkardığımız kanunlar, sayısı itibariyle değil, niteliği itibariyle iyi olmalıdır. Yani, keyfiyet mi kemiyet mi?.. Onun için, çok değerli hükümetimizin değerli üyelerinden hep rica ediyoruz, bundan sonra, huzurlarınıza getirdikleri kanun tasarıları üzerinde çok dikkatli davransınlar; sizi, iki defa, aynı kanunun, aynı maddesini görüşme mecburiyetinde bırakmasınlar.

Niye bunları söylüyorum biliyor musunuz, bu kanun tasarısı -gerçi biraz evvel Hocam da bahsetti; ama- 1995 yılında bu Yüce Meclise sevk edilmiş; ondan sonra, Sayın Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde tekrarlanmış; o da yetmemiş 1996’da; tam 4 sene beklemiş ve 1999’un sonunda, 6 ncı ayından sonraki dönem içinde, bir kere daha, Yüce Mecliste tekrarlanması talep edilmiş ve o 6 ay sonunda da, geçen bir 6 ay içinde de ancak, Genel Kurula kadar inebilmiş.

Peki, dünyanın bu kadar teknolojisinin geliştiği bir dönemde, acaba bu kanun tasarısı ne getiriyordu, bugün ne getiriyor? Şimdi, bakın, bu, bir döner sermaye, basit bir şey aslında; yargıyla fazlaca alakalı değil, Yargıtayın döner sermayesiyle ilgili bir kanun tasarısı. Neyle başlamışız buna; 500 milyon lirayla başlamışız; artırma 500 milyon lira değerli milletvekilleri. Peki bu beş sene içerisinde ne olmuş? En son noktaya geliyorum: Gelmiş, gelmiş, gelmiş, biraz milyara kadar çıkmış, ne olmuş; 50 milyar. Demek ki, hayat 100 defa daha pahalı hale gelmiş ki, 500 milyondan 50 milyara çıkarmışız bunu. Demek ki, artık, 500 milyon, döner sermayede bir çekirdek parası gibi görünüyor. Yetmiyor...

Bir başka maddesine geçiyorsunuz; Yargıtayda hukuk ve ceza daireleri kuruldu. Kanunun gerekçesine dikkatle bakarsanız, buradaki kadro istekleri, Yargıtayda kurulmuş olan 11. Ceza Dairesi için...

Değerli arkadaşlarım, yıllardır görev yapıyor bu daire! Yani, bugün, artık, onun yazı işleri müdürü de var, şefi de var, zabıt kâtibi de var; ama, o zaman yoktu; çünkü, geçen dönem Parlamentoda bulunan arkadaşlarımız hatırlarlar, biz, yeni kadro vermedik Yargıtaya; iki daire kuruldu; ama, kurulan bu dairelerden birisi ceza dairesiydi; mevcut üye kadrosu içerisinden seçim yapın denildi; fakat, kurulan bu dairelerin içerisinde, demek ki, zabıt kâtibine, yazı işleri müdürüne ihtiyaç olduğu ileri sürüldü ve 1995 yılında kurulan bu daireler için, yani beş yıldır görev yapan 11. Ceza Dairesine, siz, bu kanun tasarısıyla, şef tayin edeceksiniz, kadro vereceksiniz, müdür tayin edeceksiniz! Tam beş yıldır, bunlar görev yapıyor zaten. O zaman, ihtiyaç var mı, yok mu? Elbette ki, bu dosya sayısına göre, belki bu kadrolara, belki de bundan fazla kadrolara ihtiyaç olacaktır; ama, önünüze beş sene sonra gelmiştir.

Peki, ne oluyor aslında? Oradan yargıya gelmek istiyorum. Türkiye’de, bu beş yıllık süre içerisinde neler oldu? Bakın, bundan tahminen iki ay evvel, bir temsil tazminatı kanun teklifini kanunlaştırdınız. Burada, çıktık, Doğru Yol Partisi adına önerge verdik ve dedik ki, hâkim sınıfını böyle ayırımına tabi tutmayın, yanlıştır; bu bir. Niye yanlıştır; Hakkâri’de görev yapan hâkim, hâkim değil mi?! Onun verdiği kararların hiçbir hükmü ifade etmediğini söyleyebilir misiniz?! Yani, birinci sınıfa ayrılmış, şu kadar süreyi geçirmiş olan hâkime, verdiği kararlardan ötürü itibar göstereceksiniz de, bugün, stajını tamamlayarak tayin keyfîyetini sağlayabilen ve küçücük bir ilçede göreve başlayan cumhuriyet savcısına itibar etmeyecek misiniz?! O, cumhuriyetin savcısı değil mi?! Onun için, şu temsil tazminatını kademeli yayın dedik; yalnız bir kesime değil, mevcut bütün hâkim ve cumhuriyet savcılarına verin dedik ve Sayın Komisyon Başkanı da, bunun çok yakında yeniden düzenleneceğinden bahisle -Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı arkadaşımız Metin Beyefendi- huzurlarınıza böyle bir gerekçeyle çıktı; ama, bakın, kaç ay geçti! Kanuna uygun çıkarılması gereken kararnameler falan gecikti; o da çıktı, yürürlüğe girdi; fakat, kanun tasarısı daha yok ve yargı sancılı.

Kırk seneye yakın bir süreyi yargı içinde geçiren bir insan sıfatıyla söylüyorum, yargıda yaratılan bu ikilem sancı getirmiştir. Sayın Adalet Bakanının yapacağı tek bir iş vardır, bu kanun tasarısını hazırlasın, getirsin ve süratle bu Yüce Meclisten geçsin. Hiçbir hâkim ve cumhuriyet savcısını belli sınıflara ayırmanız, temsil bakımından belli sınıflara ayırmanız mümkün değil. Elbette dereceleri var; birinci sınıf var, ikinci sınıf var, üçüncü sınıf var; o, başka bir olay; bölge sistemi var, o başka bir olay; ama, temsil etme bakımından “sen, bunu temsil edemezsin” deme noktasına getirmemek lazım cumhuriyet savcısını veya hâkimi.

Bu kanun tasarısı mutlaka geçmeli ve bunun yanında bir başka yanlış daha yapıldı, hem diyeceksiniz ki, yasama, yürütme, yargı ayrı erklerdir. Bugünkü dünyadaki mevcut görüş, bunların birbirinden tamamen ayrı değil, birbirine biraz yumuşak girişleri olduğu noktasındadır; ama, getirdiğiniz kanunla bundan vazgeçeceksiniz, hâkimin temsil tazminatını Bakanlar Kurulunun iki dudağı arasına yerleştireceksiniz! Bir yanlış da bu olmuştur. Bundan da süratle vazgeçilmelidir. Yakında, herhangi bir davaya muhatap olunacağından kesinlikle eminin; yani, yakında, yargı mensupları, temsil tazminatından doğan haksızlığı giderebilmek için, ilgili ve yetkili yargı mercilerine başvuracaklardır; bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Bunun yanında, anayasa değişikliğinden hep bahsettik; dedik ki, yargının gerçek bağımsızlığını, tam bağımsızlığını sağlamak istiyorsanız, Anayasanın 138 inci ve müteakip maddelerini -yargı için söylüyorum; hoş, 1 inci maddeden başlamak lazım Uzlaşma Komisyonumuzun yaptığı çalışma gibi- gelin, birlikte düzenleyelim; bizim imzamız yetmiyor. Biliyorsunuz, 101 inci maddede biz imzaya açtık, ancak çok sonra, bizim “millet seçsin” noktasındaki görüşümüze bir partinin değerli milletvekilleri katkıda bulundular, böyle kanun teklif haline getirebildik; ama, şu anayasa değişikliklerinde, Parlamentoda grubu bulunan bütün partilerin -yargıya bakış açısını tespit bakımından çok önemli olduğu için arz etmeye çalışıyorum- tamamının oylarıyla, bu anayasa değişikliğini süratle yapmamız lazım. Eğer bunu yapamazsak, o zaman yargı bağımsızlığından bahsedemeyiz.

Peki, yargı bağımsızlığı nedir; bence yargı bağımsızlığı, tam demokrasinin vazgeçilmez, olmazsa olmaz koşuludur. Eğer bir memlekette hür ve bağımsız bir yargı yoksa, orada demokratik davranışlardan, orada demokrasiye uyumlu kurumlardan bahsetmeniz de mümkün değildir.

Tabiî, yargının temsil kabiliyeti olan noktalarında bulunan insanların da, yaptıkları konuşmalara çok dikkat etmeleri gerektiği fikrini şurada izhar etmek isterim. Devamlı konuşmanın, yargı başında bulunan insanlara bir yararı yok, yargıya da bir yararı yoktur; yılda bir, bilemediniz -çok önemli bir konu olduğu zaman- iki defa, görüşünü rahatlıkla ifade ettiği takdirde değer kazanır. Hatırlanacağı üzere, daha önce yüksek yargı mensubu olan, böyle bir noktada bulunan çok değerli bir arkadaşımız, çok konuşurdu; ama, ondan sonra gelip de, bugün cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden Sayın Sezer, yılda bir defa konuşuyordu ve bugün, bu milletvekillerinin değerli oylarıyla cumhurbaşkanı seçilmiştir. Demek ki, yargı mensuplarının siyasete girmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Yargının siyaseti olur; ama, yargıda siyaset olmaz. Bundan özellikle kaçınmamız lazım geldiği noktasında, umut ediyorum ki, hepimiz hemfikiriz; çünkü, Adalet Bakanlığı bünyesine, belli bir dönemde, siyaset sokulmuştur, başka unsurlar sokulmaya çalışılmıştır; ama, yargı, mümkün olduğu kadar bunlardan uzak durmanın gayreti içerisinde olmasına rağmen, yine de zaman zaman tesir altında kaldığı dönemler vardır. O nedenle, anayasa değişikliğini elbirliğiyle yapabilirsek, şuna inanıyorum ki, yargının gerçek bağımsızlığı, bir hâkimler dönemi falan değil; Türkiye’ye büyük yarar sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bir başka konu, yargının işine müdahale mi, değil mi?.. Anayasanın 100 üncü maddesi var. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yollarından biridir; ama, aşağı yukarı beş yıldan beri şunu -bütün genel başkanları da ziyaret ederek- söylemeye çalıştık: Meclisin soruşturma yaptığı işlem, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa uygun bir işlem gibi görünmekle birlikte, adlî bir işlem niteliğini tam manasıyla yapar mı, yapmaz mı; o, ayrı bir olay. Ancak, bu usul kanununun bütün yetkilerini kullanan bu soruşturma komisyonlarının, bir siyasî nitelik içerisinde oldukları tartışmasızdır. O zaman ne yapmak lazım; o zaman işte, gerçek, bağımsız bir yargıyı teessüs ettirdiğimiz takdirde, soruşturmaya karar verildiği andan itibaren dosyayı, evrakı ilgili ve yetkili yargı merciine götürmeniz söz konusu olmalıdır. Bu, siyasî zeminden hukukî zemine geçmenin gerekliliğinden kaynaklanmaktadır; çünkü, verilen kararlar, ne olursa olsun, bir ölçekte siyasî nitelik taşıyor. Evvela, bir ceza davası gibi görülen bu soruşturma noktasında ceza hukukunun iyi bilinmesi lazım; çünkü, sonunda talep edilecek madde, bir ceza kanununun veya ceza hükmünü ihtiva eden bir kanunun maddesidir. Ceza Kanununun bir maddesi ise, ceza uygulamasını iyi bilen insanların bu noktada buna göre davranması, aksi halde, ortaya çıkan durum siyasî oluyor ve kamuoyunda da bazen tereddütle karşılanıyor. Bu bakımdan, yine, Yüce Meclisin Anayasanın 100 üncü maddesi üzerinde çok süratle yeni bir düzenleme yaparak, bu soruşturma komisyonları yerine, bu işi adlî mercilere tevdi etme işlemini gerçekleştirmemiz lazım. O zaman, bir başka olay gündeme gelir, biliyorsunuz, Yüce Divanda bir bakan veya Başbakanın yargılanması sonunda verilen kararın temyiz kabiliyeti yok, temyiz hakkı yok. Halbuki, dünyanın en geri kalmış ülkelerinde bile, hürriyeti bağlaycı bir ceza verildiği takdirde, bunun temyiz hakkı vardır.

Bugün, Türkiye’de de bir adlî merciden, yani, bir ceza mahkemesinden hürriyeti bağlayıcı bir ceza verildiğinde temyiz hakkı yok mu? Yani, bir gün hapis, bir ay hapis, üç ay hapis, beş ay hapis veya ağır hapis, temyiz kabiliyeti olacak bir olaydır, olması lazımdır, öyledir; ama, Yüce Divan sıfatıyla verilen kararlarda, karar kesindir. Peki, bu temyiz hakkını nereden arayacaksınız? O yüzden, anayasa değişiklikleri yapılırken, umut ediyorum ki, bu temyiz hakkı da Anayasanın hükmü içine girer, en azından, teşekkül tarzı içinde hürriyeti bağlayıcı cezalar için bu dünyada geçerli olan hüküm, bizim Anayasamızda da veya kanunlarımızda da gerektiği şekilde yer alır.

Değerli milletvekilleri, bir başka olay; bir kere daha arz ettim sizlere, vaktim biraz kısalıyor; ama, yine arz etmeye çalışacağım bu süre içinde. 1924 Anayasasında ve daha sonraki vaki değişikliklerde, hepsinde, Büyük Millet Meclisinin tefsir hakkı vardır; yani, Meclis Başkanlığı, bir hususu getirir Yüce Meclisin önüne, der ki “oturun, tartışın, enine boyuna inceleyin ve bir yorum getirin buna” ne zamana kadar bu; 27 Mayıs 1960’a kadar. 1961 Anayasası ve daha sonra çıkan 1982 Anayasasında, Yüce Meclisin böyle bir hakkı yoktur artık. Yorum hakkı verilmemiştir; ama, Türkiye’de bu dönem içerisinde... Bakınız, cumhuriyet tarihinden dediğim, yani 1961’den bu tarafa, 39 sene sonra, bu Mecliste, bu Yüce Meclis -bir zuhul olduğunu kabul etmek lazım- bir yorum yaptı. Yorum şu: Bitmiş olan bir hususa, yeniden komisyon kurulmasına karar verildi. Yani, bir mahkemenin bir hükmü verildikten sonra, hâkim kararını da yazmış ise, hâkimin tayiniyle veya bu merciin boşalmasıyla veya ölmesiyle bu karar ortadan kalkar mı?

SEDAT ÇEVİK (Ankara) – Kalkar...

TURHAN GÜVEN (Devamla) – “Kalkar” derseniz, o zaman hukuku katletmiş olursunuz. “Kalkar” dersen en arkada oturup da, hukukun bırakın üstünlüğünü, kendisinden bahsetme hakkınız olmaz. İşte, kalkmaz!.. Kalktığı için, zaten, bu hallere geliyoruz. Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu siz kabul ettiğiniz sürece, bu Meclisin de itibarını yükseltmeniz mümkündür. Her taraftan Yüce Meclise, sağdan, soldan birtakım sataşmalar oluyor ya; bunu, eğer, elbirliğiyle koruyacaksak, işte, bunu, hukukî zeminde korumamız mümkündür; ama, İçtüzükte korumanız mümkündür; ama, bu Yüce Parlamentonun Başkanının davranışlarıyla korumanız mümkündür; ama, değişik şeylerle korumanız mümkündür. İnşallah, o zaman geldiğinde, sizlere, bunu, çok daha değişik, daha geniş açıklama imkânımız olabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel de ifade etmeye çalıştığım gibi, tasarı; sadece döner sermayenin bir miktarının yükseltilmesi; ikincisi de, kadro tevziatıdır; bir de, orada dönersermayede çalışan insanlara bazı haklar getirmektedir; ama, geçen beş yıl içerisinde bu hakları bugün teslim etmek bile bir başarıysa, bunu, yine bir olgunlukla, bunu, yine bir tevazuyla karşılamanın mümkün olup olmadığını takdirlerinize bırakıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güven.

Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

Şahıslar adına söz isteyen?.. Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım; ancak, karar yetersayısının aranılması istenilmiştir.

Maddelere geçilmesini elektronik cihazla oylayıp, karar yetersayısını arayacağım.

5 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Efendim, karar yetersayısı vardır; maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, kâğıtları kontrol ettik mi?

BAŞKAN – Ettik efendim.

1 inci maddeyi okutuyorum:

YARGITAY KANUNUNUN BİR MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE VE GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEYE EKLİ
CETVELDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI

MADDE 1. – 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 55 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 55. – Yargıtay Yayın İşleri Müdürlüğü görevlerinin yerine getirilebilmesi amacıyla kurulmuş bulunan “Yargıtay Yayınları Döner Sermayesi” ellimilyar liraya çıkarılmıştır. Döner Sermaye miktarı ellimilyar liraya ulaşıncaya kadar, kârlar döner sermayeye eklenir. Bu miktar, Yargıtay Birinci Başkanlığınca gösterilecek lüzum üzerine, Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlar Kurulu Kararıyla beş katına kadar artırılabilir.

Döner sermaye işlemleri 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu ile 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa bağlı değildir.

Döner sermaye ile yapılacak yayınların fiyatlarının hesaplanması, maliyete eklenecek kâr oranı veya miktarı, döner sermayenin işletilmesine, sarf usullerine ilişkin kurallar, Yargıtay Birinci Başkanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken yapılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

Döner Sermaye İşletmesi Yönetim Kurulu; Genel Sekreterin başkanlığında, Yayın İşleri Müdürü, Sorumlu Sayman ve Yayın Şefinden oluşur. Döner Sermaye İşletmesinin işlemleri her malî yıl sonunda Birinci Başkanlıkça denetlenir.

Döner Sermaye İşletmesi kadrolarına atanmış 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi personele (Yayın İşleri Müdürü dahil), döner sermayenin faiz gelirleri hariç dönem sonu safi kârından Döner Sermaye Yönetim Kurulunca belirlenen miktar ve esaslar çerçevesinde Yargıtay Birinci Başkanının onayı ile “teşvik tazminatı” ödenir.

Ancak tazminat miktarı, işletmenin dönem sonu safi kârının yüzde onunu ve ilgilinin yıllık net ele geçen ücretinin yüzde yirmibeşini geçmez. Ödeme, bilanço yılını izleyen yıl içinde ve bir defada yapılır.

Döner sermayenin yıllık bilançoları gider belgeleriyle birlikte malî yılın bitiminden itibaren iki ay içinde Sayıştaya ve bilançonun bir örneği de Maliye Bakanlığına gönderilir.”

BAŞKAN – Grupları adına madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Şahsı adına söz isteyen var mı efendim? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum...

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Oylarınıza sundum.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. – Yargıtay Başkanlığı Merkez Teşkilatında kullanılmak üzere ilişik listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı Cetvelin ilgili bölümüne eklenmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde grupları adına söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi bağlı cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edil-
miştir.

Sayın Bakanım, hayırlı uğurlu olsun. (Alkışlar)

Danıştay Kanununda ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bağlı Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

3. – Danıştay Kanununda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bağlı Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/483) (S.Sayısı: 385) (1)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet?.. Yerlerinde

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Yargıtay Kanunu geçti.

BAŞKAN – Anlaşma bozuldu mu efendim? (DSP ve MHP sıralarından “Bozulmaz” sesleri) Hayır, 5 grup arasında bir anlaşma vardı; onun için “anlaşma bozuldu mu” diye soruyorum efendim; o da benim hakkım. (DSP ve MHP sıralarından “Bozulmaz... Devam... Devam...” sesleri)

Sayın Ayhan’a soruyorum efendim; benim hürmetim sonsuz; onun için... (DSP ve MHP sıralarından “geri aldı” sesleri) Bir dakika efendim, istirham ederim... (Gürültüler) Rica ediyorum... Allah Allah!.. Yanlış anlaşılma oldu; kulağıma gelmedi.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Talebimi geri alıyorum.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederim.

Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Komisyon raporunun okunmamasını kabul edenler... Okunmasını kabul edenler... Komisyon raporunun okunması kabul edilmemiştir efendim.

Tasarının tümü üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali Oğuz.

Buyursunlar efendim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar [!])

Neşeniz bol olsun, daim olsun efendim; Allah nazardan esirgesin!

FP GRUBU ADINA ALİ OĞUZ (İstanbul) – Muhterem Başkan, değerli arkadaşlarım; 385 sıra sayılı Danıştay Kanununda ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bağlı Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum efendim.

Değerli arkadaşlarım, Danıştay, ülkemizin değerli bir yüce hukuk sistemidir. Anayasamızda 155 inci maddede hükmünü bulmuştur ve “Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözümlemek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.

Danıştay üyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı; tarafından seçilir.

Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Danıştayın Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dört yıl için seçilirler. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Danıştayın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir” hükmünü getirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Danıştayımız, 1839 yılında Gülhane Hattı Hümayunuyla kabul edilmiş ve o tarihlerde kurularak Şûrayıdevlet olarak göreve başlamıştır. İdarî davalara bakan, kanun, tüzük ve tasarılarını inceleyen yüksek mahkeme, 1868’de, 1870’te, 1876’da, 1895’te değişiklikler görerek, dairelerin adetleri ve görevleri o kanunlarla tadilat görmüştür.

Değerli arkadaşlarım, bundan sonra, Danıştayımız, özellikle 23.11.1924 tarihinde büyük bir değişiklik görmüş; 1982’de 2575 sayılı Kanunla kuruluş kanunu çıkmış ve bununla, statüsü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıyla görevlendirilmiş yüksek idare mahkemesi, danışma ve inceleme mercii olarak tayin edilmiş bağımsız bir yüksek mahkeme olan Danıştayın, hükümetle ilgili Başbakanlık aracılığıyla yürüttüğü ifade edilmiş; kuruluş amacı olarak da, yargı ve danışma mercii olarak kişi ve idare hayatında koruyucu ve düzenleyici bir rol oynadığı ifade edilmiştir. Görevleri olarak da, idare mahkemeleri ile vergi mahkemelerinden verilen kararlar ile ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülen davalarla ilgili kararlara karşı temyiz incelemesi istemlerini incelemek ve karara bağlamak suretiyle görevlendirilmiştir.

Değerli kardeşlerim, hepinizin bildiği gibi, Danıştayımız, bir zamanlar, dosyalarını inceleyemeyerek ve yetiştiremeyerek çok ağır bir yükün altında kalarak sıkıntıya girmiş; bir kaç sene önce ilave ettiğimiz iki daireyle, bugün inceleyeceğimiz şu kanun tasarısıyla da ilave edeceğimiz iki daireyle de biraz ferahlamak noktasına gelecektir. Ancak, şunu ifade etmek lazım ki, kaç daire ilave edersek edelim, mevcut dairelerin her birine, neredeyse 3 000 ile 4 000 arasında dosya düşmektedir. Her dosya bir ilâ iki sene, bazen üç sene Danıştayda kalmakta ve inceleme bu kadar uzun sürerek, sıkıntılar devam etmektedir. Ancak, şunu ifade ediyorum ki, bu dosyaların azaltılması için alınan tedbirler, yapılan yüksek binalar ve içine doldurulan üyelerle bu işin halledilmediği görülmektedir. Davalar gelmeden evvel mahallinde alınacak tedbirlerle, birkısım idarî uyuşmazlıkların ve ihtilafların halledilmesi suretiyle bu yükün azaltılması ve Danıştayın da, her şeyden evvel, içtihat mahkemesi hüviyeti verilerek davalara bakması temin edilirse, bununla, ancak, bu yükün hafifleyebileceği ifade edilmektedir; doğrudur.

Yargıtayımız da aynı sıkıntı içerisindedir. Biraz önce müzakere ettiğimiz kanunda da arkadaşlarımız dile getirdi ki, Yargıtay, ancak, bundan sonra içtihat mahkemesi olarak çalıştığı takdirde, hizmet verme imkânı vardır. Aksi halde, dosyalar dolduğu ahvalde, gerek bu kadar çok üyenin ve tetkik hâkiminin gerekse adetleri neredeyse her gün artan dairelerin, bu davaların altından kalkması mümkün değildir.

Şunu hemen ifade etmek istiyorum ki, her şeyden evvel, Danıştayımızın bugün içinde bulunduğu ve her şeyden evvel, mevcut kurumlarıyla, başkanlarıyla ve özellikle teminat altına alınan statüsüyle, karar organlarıyla -ki,Danıştay Genel Kurulu, İdarî İşler Kurulu, İdarî Davalar Dairesi, Vergi Dava Daireleri, İçtihatı Birleştirme Kurulu, Başkanlık Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu, Disiplin Kurulu şeklinde, mevcut karar organları ifade edilmektedir- Danıştayımız, bugün, sıkıntılarını ifade ederken, bu mevcut dairelerle ve imkânlarla, bu yükün altından kalkamadığını açık bir şekilde beyan etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, özellikle elimizdeki metindeki genel gerekçeye, 1994-1997 yılları arasında Danıştay dava dairelerine, yıllar itibariyle, önceki yıllardan devreden ve yıl içinde açılan ve karara bağlanan dosyalarla, bir sonraki yıla devredilen dosyaların durumunu gösteren bir iş çizelgesi eklemiştir. 1994 yılında, devreden 42 242 , gelen 52 315, karara bağlanan 48 551, devredilen 46 006; 1995’te, devreden 46 006, gelen 58 452, karara bağlanan 51 359, devredilen 53 099; 1996’da, devreden 53 099, gelen 58 015, karara bağlanan 55 362, devreden 55 752; 1997’de, devreden 55 752, yıl içinde gelen 56 750, karara bağlanan 52 083, devreden de 60 419 olarak tespit edilmiş ki, bunun önünü kesmek mümkün değil; ama, biraz önce ifade ettiğim gibi, bir içtihat mahkemesi olarak çalışarak, daha dosyalar gelmeden, mahallinde belli bir süzgeçten geçirilerek dosyalar halledilirse, ancak bu işin altından kalkılabileceği ifade edilmektedir.

İstatistikte görüldüğü gibi, Danıştayın tam kapasitesini kullanarak çalışması halinde bile mevcut dosya sayısında sürekli bir artış gözlenmektedir. İmkânı olan dava daireleri, bir yıldan öbür yıla devreden 3 000 ile 3 500 civarında dosyanın bir kısmını iki ilâ üç yıl içerisinde ancak inceleme imkânı buluyor; ama, bazı dairelerin üzerinde, omuzlarında 10 000 dosyanın mevcut olduğu da ifade ediliyor ki, bu, korkunç bir iş yüküdür, bunun altından kalkılması da mümkün değildir.

Yine bu elimizdeki tasarıda, başta, Danıştay üyesi seçimi konusu yeniden düzenleniyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılan seçim öncesi üç katı adayın Danıştay Genel Kurulu tarafından belirlenmesi suretiyle, meslekte temayüz etmiş, Danıştayın çalışmalarına katkıda bulunacak nitelikte hâkim ve savcıların seçiminin sağlanması amacıyla 9 uncu maddede değişiklik yapılmasına; öte yandan, İdarî ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarının oluşumuna; değişikliklerin işleyişinde, verimli bir hale getirilmesinde, Danıştayın ilk derece, incelenen ve emsali idarî mahkemelerde görülen birkısım uyuşmazlıkların idarî mahkemelerde çözümlenmesi öngörülerek; ayrıca, iş durumu göz önünde bulundurularak iki dairenin eklenmesi hususundaki bir teklifi huzurunuza getirmiş bulunuyorlar.

Değerli arkadaşlarım, her şeyden evvel, bildiğiniz gibi, gerek mahallî mahkemelerde gerekse yüksek mahkemelerde üç konu göz önünde bulundurulur ve buna titizlikle riayet edilirse; davada sürat, ucuzluk ve adil olması hususlarına riayet edilirse, muhakkak ki, Danıştayımızın da elinde bulundurduğu bu dosyaları eritme imkânı bulunacaktır; ancak, dediğim gibi, hani, yıllardır Yargıtayımız için bir istinaf mahkemeleri süzgeci düşünülmekte, bu uğurda da, idarî mahkemelerde ve birkısım iş yükünün onlara havale edilmesi suretiyle Danıştayımızın yükünün azalacağı tahmin edilmektedir, ki, bugüne kadar alınan tedbirler, bu yükün, yıldan yıla artırıldığı ve yükün ağırlaştığı ifade ediliyor; ama, her şeyden evvel, ucuzluk, çabukluk ve adil olması hususundaki gayretler ve titizlikler, inşallah, zaman içinde, bu içtihat mahkememizin daha verimli faaliyet göstermesinde yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

Verilen kararlarda, her şeyden evvel, halk vicdanının tatmin edilmiş olması şartı vardır ki, ne dairelerin yüksekliği ne hâkimlerin adedinin çokluğu ne dairelerin fazlalığı, bu kararların, halk vicdanında müspet bir tesir bırakmasını temin etmiyor. Halk, her şeyden evvel, inancına, itikadına, âdet, töre ve ananelerine saygı gösterilmesini istiyor; ama, insanlarımızın kıyafeti, başörtüsü, el ele tutuşup yürümesi, dua, cemaat ve dua meclislerinden dolayı kendilerine karşı çok ağır ve acımasız bir şekilde alınan kararlardan dolayı bizar olduğunu ifade etmesi de, her gün, halkımız arasında, özellikle inançlı insanlar arasında, yüksek mahkemelerimizin verdiği kararlardan dolayı üzüntülerini izhar eden insanların her gün çoğaldığını görüyoruz.

Dünyanın hiçbir yerinde, başındaki örtünün mahiyet ve şeklinden dolayı insanların muaheze edildiğini görmek mümkün değildir; hatta, Afrika’daki ilkel kavimlerde dahi, insanların, başlarını örttükleri örtüden dolayı tahsillerinden men edildiği, anayasayla teminat altına alınan öğretim özgürlüğünden men edildiği; hatta, mezun olduysa diplomasının verilmediği, okuma arzusundaysa, ara sınıflardaysa okula alınmadığının emsallerini görmek mümkün değildir; ama, gelin görün ki, bizim memleketimizde, başta, neredeyse, yüksek mahkemelerimiz, başörtüsünden dolayı çocuklarımızı kapı önlerinde senelerdir ağlatmaktadırlar ve onların beddualarını almaktadırlar ki, bunun, başka ülkelerde emsallerini görmek mümkün değildir değerli kardeşlerim.

Afrika’daki bir yamyama, “Türkiye diye bir ülke var, orada bir bezi belinize sararsanız kimse bir şey demez; ama başınıza sararsanız Şapka Kanununu ihlalden dolayı sizi mahkûm ederler” deseniz, adam hayretler içinde kalır; “Türkiye diye bir ülke var ki, inancından dolayı orada başını örtenler de ceza görürler; üniversiteye alınmazlar, diplomaları verilmez, laboratuvarlara sokulmazlar, okullarına kayıtları yaptırılmaz” deseniz, yine hayretler içinde kalır. Onun için, gelin görün ki, binalar içerisindeki doktora yapmış elemanlarınız, başındaki profesör bakanınız bile buna bir çare bulamamaktadır.

Bunların çaresinin bulunmasının yakın günlerde olması temennisiyle, hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oğuz, teşekkür ederim efendim.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Batman Milletvekili Sayın Burhan İsen; buyursunlar efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA BURHAN İSEN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danıştay Yasasında ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bağlı Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı hakkında Grubum adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kamu hukuku-özel hukuk ayırımı Roma İmparatorluğu dönemine dayanır. Kamu hukuku, Kara Avrupasında ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Kamusal alana ilişkin olan ile özel alana ilişkin olan arasındaki ayırımdan doğan kamu hukuku, esas gelişmesini, hukuk devleti anlayışının yerleşmesiyle sağlamıştır. Kamu hukuku-özel hukuk ayırımını doğuran gelişmeler, bireyin devlete karşı korunması fikriyle oluşmuştur.

İdare hukuku, özü itibariyle, eşit olmayan, devlet ya da kamu idaresi ile vatandaşlar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini içerir.

Vatandaş karşısında güçlü olan devlet ya da kamu idaresinin işlem ve eylemlerinin vatandaşların zararına tesis edilmesinin önüne geçilmesi, idare hukuku fikrinin çıkış noktasıdır. Anayasanın 125 inci maddesinde belirtildiği gibi, idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolunun açık olması, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı vatandaşları koruyacak bir yargı yolunun olması fikri, Kara Avrupası ve ülkemizde idare hukukunun doğması ve yerleşmesiyle hayat bulmuştur.

Değerli milletvekilleri, Türk hukuk sistemi, Anglosakson geleneğinden farklı olarak, ikili bir yapı arz eder. Kamusal olan ile özel olan ayrılmıştır ve bu alanlardaki uyuşmazlıklar, farklı yargı kollarında çözüme kavuşturulmaya çalışılır.

İdare hukuku, köken itibariyle Avrupalıdır ve Avrupa’da gelişmiştir. Ülkemiz de Avrupa’daki bu gelişimi takip etmiştir; ancak, Türk idare hukukunun oluşmasını sağlayan Danıştay kurumu, Türk devlet yapısı içerisinde çok eskilere dayanır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde hukuk üreten bir yapı olmamakla birlikte, danışma organı olan Meşveret, bugünkü Danıştayın temeli sayılır. Osmanlı İmparatorluğunun Batılılaşma çabaları içerisinde Batılı kurumların oluşturulması aşamasına paralel olarak, idarî rejim ve idare hukuku da gelişmiştir. 1868 yılında Şûrayıdevletin tesis edilmesiyle, modern anlamda idare hukuku, Osmanlı Devletinde uygulanmaya başlanmış ve Şûrayıdevlet, Osmanlı modernleşmesinin temel ayaklarından birisini oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışıyla birlikte Danıştayın da faaliyeti sona ermiş, cumhuriyet devresinde Danıştayın görevleri, Meclis üyeleri arasından seçilmiş bir heyetle yerine getirilmiştir. Danıştay, 25 Haziran 1924 tarihinde yeniden tesis edilmiş, 1982 Anayasasıyla bugünkü şeklini almıştır.

Değerli milletvekilleri, adalet, devletin meşruiyet kaynağıdır. Böyle bir toplumda adaleti tesis edebilen devlet, vatandaşların gözünde meşruiyet kazanır. Böyle bir toplumda, vatandaşlar, haklarının korunacağını bilerek güven içinde yaşarlar. Adalet, toplumsal huzurun, sosyal barışın güvencesidir. Adaletli olmayan devletler, zorba devletler olarak, ancak, belli bir süre varlıklarını sürdürürler ve sonunda yıkılırlar. Hepimizin bildiği bir vecize vardır, “geç gelen adalet, adalet değildir.”

Bu nedenle, adalet hizmetlerinin hızlı bir şekilde yerine getirilmesi gerekmektedir. Türkiye’de adalet, maalesef, yeterince hızlı çalışmamaktadır. Bu durumun çok çeşitli sebepleri vardır. Bütün bu nedenlerin ortadan kaldırılması için, köklü bir adalet reformuna ihtiyaç bulunmaktadır. Sadece idarî yargı alanında değil, aynı zamanda, adlî yargı alanında da adaletin doğru ve hızlı tecelli etmesini sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Türkiye’de adaletin yavaş işlemesinin sorumlusu, kesinlikle, adalet dağıtanlar değildir. Onlar, yani, hâkim ve savcılarımız ve diğer yargı çalışanları, canla başla çalışmakta, omuzlarına yüklenen büyük yükü kaldırmaya gayret etmektedirler. Hâkim ve savcı sayısının azlığı, mahkemelerin fizikî imkânlarının yetersizliği gibi daha birçok neden, mahkemelerimizde adaletin geç tecelli etmesi neticesini doğurmaktadır. Bugün, burada yapmaya çalıştığımız şey, kısmî bir iyileştirmeden ibarettir. Bu tasarının kanunlaşmasıyla, Danıştayın çalışma sisteminin hızlandırılması sağlanacaktır.

Yapılan değişikliklerle, Danıştay kurullarının toplanma ve görüşme yetersayısı 19’dan 17’ye indirilmekte, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı dava konuları azalmakta, Danıştay Başkanlığına, dava dairelerinin görevlerini değiştirme yetkisi tanımakta, Danıştay tetkik hâkimliğine atanabilmek için gerekli beş yıllık çalışma süresi, üç yıllık geçici bir süre için iki yıla indirilmekte ve Danıştay emrine yeni kadrolar ihdas edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu yapılan değişikliklerle, ümit ediyorum ki, Danıştay dava dairelerinde, 1998 rakamıyla 432 olan olan ortalama görülme süresi kısalacaktır.

Başka bir konu, Danıştayın iş yüküyle ilgilidir. Danıştaya en fazla gelen konunun, idare ile memurlar arasında doğan uyuşmazlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz. Danıştayın iş yükünün bu kadar artmasında, personel sistemimizin liyakate dayanmasının rolü nedir? İktidar değişiklikleriyle birlikte keyfî olarak görevden alınan, görev yeri değiştirilen memurlarımız, çareyi mahkemelere başvurmakta buluyorlar. İtiraf etmeliyiz ki, Danıştayın ve idare mahkemelerin iş yükünün altından kalkılamaz noktasına gelmesinde, personel sistemimizin ve yürütmenin keyfî uygulamalarının da büyük rolü vardır ve aynı zamanda, devlet personel sisteminde de başka bir reforma ihtiyaç vardır.

Değerli milletvekilleri, Danıştay Yasasında değişiklik yapılmasını öngören bu tasarıyı görüşürken, sizlere ve televizyon aracılığıyla bizleri izleyen halkımıza Partimin adalet reformu konusundaki görüşlerini kısaca aktarmak isterim.

Doğru Yol Partisi, 18 Nisan seçimleri öncesi kamuoyuna açıkladığı gibi, yargı kolları arasındaki ayrılığın giderilerek, yargı birliği ilkesinin ülkemiz adalet sistemine yerleştirilmesini savunmaktadır. Bu sayede, Danıştayın yargısal görevleri adlî makamlara devredilecek, Danıştay, danışma görevlerini yerine getiren bir kurul olarak varlığını devam ettirecektir.

Yargı birliğinin sağlanmasının ardından, bizim “tek celsede adalet” olarak formüle ettiğimiz sisteme geçilecektir. Bu sistemde, adlî zabıta kurularak, mahkemeleri geciktiren asıl neden olan tahkikatların hızlandırılması ve usulüne uygun yapılması sağlanacaktır.

Asıl yapılması gerekenler, anabaşlıklarıyla bunlardır; yoksa, kısmî çözümler üreterek, Türkiye Cumhuriyetini, adil devlet, hızlı adalet dağıtan devlet haline getirmemiz mümkün değildir. Biz, adaleti hızlı tecelli eden devleti oluşturamazsak, insanlar, adaleti, ya kendileri sağlamaya çalışır ya da devlet dışında başka örgütlenmelerden medet ummaya başlar.

Bu yasanın, Danıştay kurumuna, bu güzide kurumumuza bir nebze olsun nefes aldırmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İsen.

Efendim, gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

Şahsı adına, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Danıştayla ilgili bir kanun tasarısını görüşmekteyiz. Grubumuz adına konuşan değerli konuşmacımız ve diğer konuşmacı arkadaşlar, tasarı üzerindeki görüşlerini ifade ettiler ve olumlu görüş bildirdiler. Ben de, şahsen, bu kanun tasarısının, yerinde ve yararlı olacağını düşünüyor, o istikamette birkaç söz söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, teknik olarak konunun üzerinde durmayacağım; ancak, dikkatlerinize arz etmek istediğim birkaç husus var.

Danıştay da yüksek mahkemelerimizden biridir; Yargıtay gibi, Anayasa Mahkemesi gibi ve Türkiye’de, hukuk açısından, hukuk devleti olma açısından, hukukun üstünlüğüne giden yolda çalışma açısından önemli görevler ifa etmektedir.

Bildiğiniz gibi, kısa bir zaman önce, Anayasa Mahkememizin Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve görevine başladı. Bu, Türk Milleti için de bir sevinç vesilesidir, aynı zamanda, yüksek yargı mensupları adına da, yüksek mahkemelerin başkanları adına da, o camia adına da bir iftihar vesilesidir. Dileriz ki, Türkiye’de hukukçu bir Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirleriyle cumhurbaşkanı olarak göreve başlamış olması, ülkemiz açısından güzel sonuçlara vesile olsun.

Danıştay, Anayasanın 155 inci maddesinde gösterilen görevleri yapıyor; ama, Anayasanın 125 inci maddesi de esas ağırlık noktasını söylüyor. O da, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğudur. Danıştayın yapacağı şey, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır. Danıştayın görevleri, bu açıdan bakıldığında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı, önce bireyin -varsa- haklarını korumaktır, bir de idarî uyuşmazlıkları çözmektir.

Geçmişten bugüne, bir hukukçu olarak da, siyasetin içerisinde yer almış bir kişi olarak da, Danıştayın bu görevlerini ifa ederken, zaman zaman bir zaaf içerisinde olduğunu görüyorum. Bağışlarlarsa, bir iki konuyu Yüce Meclisimizin dikkatlerine sunacağım.

Bir defa, iktidarlar geliyor, muhalefetler var, demokratik bir ülkede ikisi de tabidir. Memurlar ve bürokratlar atamalar görüyor; ya yüksek derecelere getiriliyorlar veya gelen iktidar onları görevden alıyor. Gidilecek yer; Danıştaya müracaat etmektir.

Danıştaya müracaatlar ve alınan sonuçlar bakımından farklı uygulamalar, zaman zaman, dikkati çekmiş ve toplum vicdanını yaralamıştır. Mesela, bir iktidar, eğer, atamalar yapmışsa, mağdur olanlar gitmektedir ve Danıştayda belli bir daire, müracaat eden bürokratların, belki, siyasî düşünceleri ve ideolojileri açısından anında olumlu karar verirken, bir başka iktidar geldiğinde, yine, mağdur olanların müracaatlarına yıllarca karşılık verilmemektedir. İsmen zikretmek istemiyorum; ama, bunlar yaşanmış hadiselerdir. Ben, 70 öncesini, 80 öncesi ve sonrasını da bilen bir insanım; âdeta, dilekçeler Danıştaya ulaşmadan karşılığı olan kararların yazıldığı konusunda, kamuoyunda gerçeğe yakın şüpheler bulunuyordu.

Değerli arkadaşlarım, çok uzağa gitmeye de hacet yok. Mesela, Refahyol Hükümeti iktidara geldiğinde görev yeri değiştirilen memurların açtıkları davalara iki günde yürütmeyi durdurma kararı alınırken, daha sonra gelen hükümet döneminde -yani, Anasol-D deniliyor zannediyorum- Refahyol döneminde atanan memurların açtıkları davalara, bırakınız yürütmenin durdurulması kararını vermek, yıllarca sonra bile, müspet sonuçlanmış bir tek dava gösteremezsiniz. Hatta, idarenin açılan davalara karşı verdikleri cevaplarda, uzun süreler geçmiş olmasına rağmen, yeterli bir kanıt, somut bir delil bulunmamakta, sadece, sübjektif ifadeler bile yer almakta ve maalesef, bunlar karşılık bulmaktaydı. Yani, bu memurun zihniyeti şudur veya bu memur şu parti yandaşıdır, bu memurun şunlarla ilişkisi olduğu tespit edilmiştir şeklinde, bir yargı kararına dayanmayan, sübjektif birtakım düşüncelerin dosyalarda yer almış olması üzülünecek bir durum, bir taraftan; ama, bunlara dayanılarak verilmiş olan kararların görülmesi de, bir başka üzüntü vesilesidir.

Değerli arkadaşlarım, son yıllarda ülkemizde yaşanan bir facia var, bunu herhalde hepimiz görüyor ve takdir ediyoruz. Bu, üniversitelerimizde, özellikle, kılık kıyafet yasaklamasıdır. 2547 sayılı YÖK Kanununun ek 17 nci maddesinde yer bulan, yani, meşhur tabiriyle söylüyorum, başlarındaki türbanlarıyla eğitimlerine devam etmek isteyen veya son sınıfa gelmiş, son imtihanına girmek isteyen öğrenciler, maalesef, bu haklarından mahrum edildiler. Bu kişiler de yargı yoluna gittiler, yapacak başka şeyleri yoktu ve açılan ilk davalarda bazı idare mahkemeleri müspet kararlar verdi. Kılık kıyafet yasaklamasının olamayacağı, Anayasanın 10 uncu maddesi eşitlikle ilgili, Anayasanın 42 nci maddesi öğrenim özgürlüğüyle ilgili. Geçici 17 nci maddenin kabul edilmiş şekliyle böyle bir yasaklamayı içine almadığı da bir kanun hükmü. Samsun İdare Mahkemesi, Edirne İdare Mahkemesi ve Bursa İdare Mahkemesi “evet, bu uygulama yanlıştır” dedi, lehte karar verdi; idarenin, anında Danıştaya yaptığı başvuruyla -özellikle 8 inci Daire bu işe bakıyor- tamamen menfî kararlar şekline dönüşüverdi ve bakınız gerekçesi -Türk hukuk tarihinde bilmiyorum; ama, dünya hukuk tarihinde böyle bir kararın yeri olmamak gerekir- şudur değerli arkadaşlarım. Danıştay 8. Dairesi, hukukla uzaktan yakından ilişkisi bulunmayan şu cümlesini aynen kararına yazabilmektedir:

“Eğitim görmemiş kadınlarımızın başörtüsü kullanmaları anlayışla karşılanabilirse de, üniversiteye gelmiş kızlarımızın başörtüsü takmaları kabul edilemez.” Yine, ilave ediyor, bir başka yerinde “üniversite seviyesine gelmiş kızların başörtüsü takmaları, laik rejime karşı bilinçli bir baş kaldırıdır” diyor. Böylesine hukukdışı bir anlayışın, bir yüksek mahkeme kararında yer almış olması fevkalade üzüntü vericidir.

Bakınız, bir başka kararda şöyle denilmektedir: Bir bayan memure, yani, kamu görevlisi, görevi sırasında başını örttüğü iddiasıyla işinden olmuştur, dava açmıştır, bidayet mahkemesi müspet karar vermiştir, Danıştay yine bu kararı da bozmuştur ve bizzat Başkanının ağzından bir ifade size: “Bu verdiğimiz karar aynı zamanda üniversitedeki öğrenciler için de geçerlidir.” Düşünebiliyor musunuz; kamu görevlisi hakkında verilmiş olan bir kararı, tamamen ayrı statüde bulunan bir başkası için teşmil etmek ve bu kararı onlara da şümullendirmek, zannediyorum ki, hukuk içerisinde yer bulmaması gereken bir anlayış olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, Danıştayımızın bazı dairelerinden, böyle ideolojik kararlar sürekli çıkmaktadır ve maalesef, yine bazı kararlar siyasî içerik taşıdığı iddiasıyla, kamu vicdanında, maalesef yer bulmamakta ve üzüntüyle karşılanmaktadır.

ALİ ARABACI (Bursa) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararından da bahset.

BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Arabacı, siz de bir hukukçusunuz. Bunu başka bir zeminde tartışalım. 1 dakika 26 saniyede size cevap vermem mümkün değil; ama, bana keşke laf atmasaydınız, bunu üzülerek karşılıyorum. Sizin demokratlığınız veya demokratik solculuğunuz bana böyle bir laf atmayı gerektirdiyse, bu gece çok büyük üzüntü yaşayacağım. Ben size daire kararlarından bahsediyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının geçerliliğini inşallah kabul edersiniz ve bunu Türkiye’de herkes için uygulanır noktaya getirirsiniz, ondan sonra konuşmaya hakkınız olur. Türkiye’de demokratikleşme konusunda, Avrupa Birliğine gireceğiz iddiaları karşısında, bir santim mesafe almadığınız halde, bugün bana burada laf atıyorsunuz; çok üzüldüm doğrusu.

Değerli arkadaşlar, ben bunu avukatlık hayatımda yaşamış bir insanım; ıstıraplarımı söylemek için kişisel söz aldım. Grubum adına konuşan arkadaşımın sözlerinin Grubumuzu bağladığını bilerek konuşuyorum. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6, 7, 9, 10 uncu ve diğer maddelerinde, benim söylediğim öğrenim özgürlüğünün en geniş anlamda yer aldığını sizin de bilmeniz gerekir.

Değerli arkadaşlarım, sadece bidayet mahkemelerinden verilen kararlar, Danıştayda bozulmakla da kalmıyor; bu kararları veren hâkimler görev yerlerinden alınıyorlar, sürülüyorlar ve müfettişlere maruz kalıyorlar. Müfettişler sorgu için gittiklerinde, sorulan sorular şudur: “Bu hâkimin eşi başörtülü mü yoksa? Bu hâkim kendi siyasî kanaatini acaba kararlarına mı aksettiriyor?” Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir demokratik hukuk devletiyse, bu soruların bir hukuk devletinde yer alması utanılacak bir durumdur.

Değerli arkadaşlarım, süremin bittiğini fark ettim. Sadece, bu iki noktadaki ıstırabımı ve üzüntülerimi sizlere arz etmek üzere söz almış bulundum.

Hepinize hayırlı akşamlar diliyor, saygılar sunuyorum. (FP, MHP, ANAP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Arınç.

Efendim, tasarının tümü üzerinde başka söz isteyen?..Yok.

MUSTAFA GEÇER (Hatay) – Sayın Başkan, karar yetersayısı aransın efendim.

BAŞKAN - Sayın Geçer, Sayın Arınç’la konuşur musunuz lütfen.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teşekkür ederim Sayın Geçer...

Tasarının 1 inci maddesini okutuyorum:

DANIŞTAY KANUNU İLE GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN
HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKİ CETVELLERDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. — 6.1.1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun 17 nci maddesinin (3) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“3.- Bu kurulların toplanma ve görüşme yeter sayısı onyedidir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda olursa, en kıdemsiz üye kurula katılmaz.”

BAŞKAN - Madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Danıştay Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz aldım; şahsım ve Partim Doğru Yol Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, Danıştay dava dairelerindeki ve vergi dava dairelerindeki toplantı yetersayısını belirlemektedir. Biliyorsunuz, bu sayı, mevcut hükme göre, 19 ile 21 arasındaydı; şimdi 17’ye indiriliyor. Tabiî, 19 ile 21 arasında olunca, hakikaten, zaman zaman toplantı nisabı değişiyordu; toplantıya katılan kişilerin fazla veya az olması dolayısıyla değişik değişik kararlar çıkıyordu. Bu da, tabiî, yüksek bir mahkeme olan Danıştayın, değişik kararlar çıkması nedeniyle, itibarını zedeliyor. Bence, böyle sabit bir rakama indirilmesi, yerinde bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, aşağı yukarı onaltı onyedi sene Danıştayda tetkik hâkimi olarak görev yaptım. Danıştay, gerçekten çok yüce bir mahkemedir, olayları enine boyuna inceleyen bir mahkemedir; hakkında çok dedikodular çıkarılır; dilekçeyi daha getirirsiniz kapıda verirsiniz, yürütmenin durdurulması kararı pencereden verilir şeklinde çok şaibeler, dedikodular uydurulabilir. Bunların hepsi dedikodudan ibarettir. İnsanlar, olabilir, her meslekte olduğu gibi, belli zamanlarda, belli yerlerde, zaman zaman mesleğin başlangıcında, taraflı kararlar verebilirler; ama, yıllar, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği olgunluk, dolgunluk, tarafsızlık ilkesi, o meslekte bulunan insanları, çok sağlıklı karar vermek zorunda bırakır; çünkü, bizde bir söz vardır: “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” Artık, yargıda uzun zaman görev yapan kişiler, uzun zaman o görevde bulunduktan sonra, hele Danıştay üyesi, kıdemli tetkik hâkimi ve savcı olduktan sonra, belli bir hakka saygınlık, hak vermenin saygınlığı, haksızlığa uğrayan kişilerin hakkının verilmemesinin o insan üzerinde yaratabileceği manevî çöküntünün idrakindedirler.

Bu itibarla, özellikle Danıştayımız, olaylara çok sağlıklı bakmakta ve karar almaktadır; ama, şunu da kabul etmek lazım ki, siyasî iktidarlar, yargı denetimini istemiyorlar. Düşünebiliyor musunuz, yani bir iktidar değişiyor, yerine gelen iktidar -söylendi Türkiye’de- efendim, biz kendi kadromuzla çalışacağız... Kendi kadronla nasıl çalışacaksın; devlet bürokrasisi, devlet oturmazsa, senin kadron neye yarar?! Önemli olan, tabiî ki, yargıyı suçlarken, siyasî iktidarların da çok objektif karar vermesi lazım. Bir kamu görevlisi, görevini dürüst yapıyorsa, namuslu yapıyorsa, yasalara saygılıysa, onun yerine gelen siyasî iktidar, o kamu görevlisi, kendi siyasî emelleri doğrultusuda, taraflı karar veremiyorsa veya onun bir hizmetkârı gibi davranmıyorsa, onun bir militanı gibi davranmıyorsa, o insanın, o kadroda bulunması gerekli. İşte, Avrupa ülkelerinde, devleti sağlamlaştıran temel ilkeler bunlardır. Yani, iktidarlar gider gelebilir. Siyasî iktidarlar... İşte, koalisyonlar nedeniyle, devlet uzun zaman iktidarsız da kalabilir; daha doğrusu, yani, siyasî iktidardan da yoksun olabilir; ama, devlet işlerinin yetişmiş, oturmuş bürokratlar eliyle yürütülmesi lazım. O itibarla, tabiî ki, siyasî iktidarlar, eğer, sağlıklı kararlar alırsa, herhalde, tabiî ki, yargı da, buna paralel olarak istikrarlı karar alır.

Tabiî, bunu derken, Danıştay veyahut da çeşitli yargı mercilerinde hatıra binaen karar çıkmıyor mu; çıkıyor. İnsan unsurudur. İnsan unsuru, maalesef, zaaflarla doludur, zaaf içinde... Yani, işte, kendisinin bir dostu olabilir, çeşitli zaaflar nedeniyle tarafsız da karar verebilir; ama, bizim istediğimiz, 21 inci Asra giderken, Parlamentosuyla, cumhurbaşkanıyla, yargı organlarıyla, idareyle, artık, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırlarını aşacak boyutlarda, tarafsız, her kurumuyla mükemmel bir görüntü sergileyecek bir görüntü vermesidir.

Şimdi, arkadaşlar, Danıştay çok büyük bir iş yükü altında. Özellikle, kamu görevlileri hakkında, maalesef, siyasî iktidarlar, çok, taraflı karar vermektedirler. Biliyorsunuz, bizim, İdare hukukumuza, Anayasamıza göre, İdarî Yargılama Usulü Kanunumuza göre, bu bölge idare mahkemelerinin, idare mahkemelerinin ve Danıştayın kararlarının uygulanma zorunluluğu var; ama, maalesef, kamu görevlisi gidiyor, bir karar alıyor, kararı getiriyor, idareye tebliğ ediyor; idare birinci gün kişiyi göreve başlatıyor, ertesi gün görevden alıyor, yeni bir dava doğuyor.

Bunlar, bence, yargı kararını tanımamazlık demektir. Aslında, aklımda kaldığına göre, gerek Danıştayda açılan tazminat davalarında gerekse Yargıtayda açılan kişisel tazminat davalarında, bu, kararın uygulanmaması anlamında bir işlem olarak kabul ediliyor; ama, tabiî, böyle bir uygulama yapmak suretiyle, yine de mahkemelerin işyükü artmaktadır.

Bugün, bu yasa tasarısıyla, özellikle Danıştayda görülecek davaların yükünün azaltılması bakımından, tek hâkime daha fazla yetki tanınmaktadır; idare mahkemelerinde ve vergi mahkemelerinde belirli limitlerle ilgili olarak verilen kararlara kesin karar niteliği kazandırılmaktadır, bunları Danıştaya taşıma imkânları kaldırılmaktadır. Bence, bunlar olumlu şeylerdir. Danıştayda, bugün, 65 000’in üzerinde dava görülmektedir. Değerli arkadaşlar, bu 65 000 davayı görmek kolay değil. Danıştayda bütün yük, özellikle tetkik hâkimlerinin sırtındadır. Ben de orada onaltı sene tetkik hâkimliği yaptım. Dosyayı tetkik hâkimi okuyor, heyete tetkik hâkimi getirip rapor ediyor, kararı tetkik hâkimi yazıyor. Özellikle üyeler içinde büyük bir kesimi de, buna pek fazla kendisini yormuyor. Böyle olunca, yani, bütün yük tetkik hâkiminde olunca, tabiî ki, o tetkik hâkimliği görevini yapacak kişilerin de çok yetişmiş kişiler olması lazım. Burada, taşradaki tetkik hâkimlerinin merkezde çalıştırılması konusunda da bir kolaylık getirilmektedir. Bence, bu kanunu bir an önce kabul etmekte yarar var. Danıştayda daire sayısı ve üye sayısı artırılarak, özellikle, hak bekleyen vatandaşlarımıza bir an önce hakkını teslim etmek, yargının olduğu kadar, bunu sağlayacak ortamı yaratacak bir kuruluşun sağlanmasında Parlamentonun da bir görevi vardır.

Ben, bu saatlerde sizi fazla yormak da istemiyorum. Kanunun hayırlı ve uğurlu olmasını istiyorum.

Konuşmamı bitirirken, özellikle bu gibi kurumlarda, gerek Danıştayda gerek Yargıtayda görev yapan arkadaşların, artık, orada kendilerinin, hak dışında bir şey düşünmeyen, kişisel menfaatını düşünmeyen, siyasî menfaatını düşünmeyen kişiler olarak, çok tarafsız bir şekilde karar vermeleri lazım.

Bugün, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilen Sayın Mustafa Bumin de eski bir Danıştay mensubudur. 1966’da ikimiz beraber Danıştaya tetkik hâkimi olarak girmiştik. Tabiî, bir arkadaşımın, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gelmesinden dolayı kendisini kutluyorum. Diliyorum ki, kendi başkanlığında Anayasa Mahkemesi daha da kişilikli bir görüntü kazanır. Ben, tekrar, bu arkadaşlarımıza başarılar diliyorum.

Bu mahkemenin, artık, Türkiye’de, bir Fransız Danıştayı gibi, uzun yıllar içtihatlarına saygı duyulan, kararları tartışılmayan ve “Danıştay kararı” denildiği zaman, herkesin, karşısında şapka çıkardığı nitelikte karar vermesini bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1974-1975 yıllarında Fransa Danıştayında bulundum; gerçekten, hâlâ, birbuçuk asır önce verilen o kararlardan, içtihatlardan bahsedilerek mahkemeler karar vermektedir. Önemli olan, yüksek mahkemelerin böyle bir görüntü içinde görev yapmasıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Fazilet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Rıza Ulucak; buyurun efendim.

FP GRUBU ADINA RIZA ULUCAK (Ankara) – 385 sıra sayılı Danıştay Kanununda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Bağlı Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Sayın Başkanımızı ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakanlar Kurulunca Meclis Başkanlığımıza arzı, 15.10.1998 tarihinde kararlaştırılan tasarı, 23.10.1998 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmiş ise de tasarı, 20 inci Dönemde seçimlerin yaklaşmış olması sebebiyle görüşülememiş ve bu dönemde -yani 21 inci Dönemde- 5.7.1999 tarihinde yenilenmiştir. Hükümet tarafından Meclisimize intikal ettirilen tasarıda, 6.1.1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi öngörülmektedir.

Bu arada, Kanunun 17 nci maddesinde de yapılmak istenen değişiklikle, idarî dava daireleri ile vergi dairelerinin genel kurullarının oluşması, genel kurulların yönetimi, toplanma ve görüşme yetersayıları, kararların alınış nisabı ve görevlendirilecek elemanların temini hususları belirlenmektedir.

Tasarının Adalet Komisyonunda müzakeresi sonucunda, 17 nci maddenin 3 numaralı fıkrası “Bu kurulların toplanma ve görüşme yeter sayısı onyedidir. Ancak, bu genel kurulları oluşturan idarî ve vergi dava dairelerinin sayısında değişiklik olması halinde, azalma veya çoğalmaya göre bu sayıdan daire başına bir sayı düşülür veya bir sayı eklenir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda olursa en kıdemsiz üye kurula katılamaz” şeklinde değiştirilmiştir. Tasarının Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi sonucunda ise “Bu kurulların toplanma ve görüşme yeter sayısı onyedidir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda olursa en kıdemsiz üye kurula katılamaz” şekline dönüşmüştür. Bu hüküm, 6.1.1982 tarihinde kabul olunan, 20.1.1982 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2575 sayılı Kanunda da aynen yer almaktaydı; ancak, 8.12.1994 tarih ve 4051 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, toplanma ve görüşme yetersayısı 19’a çıkarılmıştı; yani, onsekiz yıllık bir aradan sonra, bu fıkra, tekrar kendini bulmuş oluyor.

Genel gerekçede “Bu madde ile Danıştay Kanununun 17 nci maddesinin değiştirilmesi suretiyle, idarî dava daireleri ve vergi dava daireleri genel kurullarının oluşumu yeniden düzenlenmiş, geniş kurulların çalışma güçlükleri göz önünde bulundurularak, sabit ve az sayıda üyeden oluşan kurulların meydana getirilmesi amaçlanmıştır. Bu suretle, mevcut düzenlemeye göre toplanma ve görüşme yetersayıları 19 ile 31 arasında değişen bu kurulların, her defasında değişik sayıda oluşmasının yarattığı güçlükler giderilerek, daha verimli ve istikrarlı çalışmaları sağlanacaktır” denilmektedir.

Tasarının Adalet Komisyonunda görüşülmesi sonucunda hazırlanan raporda, tasarının çerçeve 3 üncü maddesiyle, Danıştay Kanununun 17 nci maddesinin tümüyle değiştirilmesi öngörülmektedir.

Komisyon diyor ki: “Komisyonumuz, idarî ve vergi dava daireleri genel kurullarının halen yürürlükte olan metinde olduğu şekilde, Yargıtaydaki hukuk ve ceza genel kurullarının oluşum biçimine paralel olarak, idarî ve vergi dava daireleri başkanları ile üyelerinin tamamından oluşmasının daha doğru olacağını düşünerek, maddenin sadece (3) numaralı fıkrasının idarî ve vergi dava daireleri genel kurullarının toplanma ve görüşme yetersayısını, temyiz ve itiraz yoluyla inceleme için aranan sayıya indirmek amacıyla yeniden düzenlenmesini uygun görmüş ve çerçeve madde bu değişikliğe paralel şekilde düzenlenerek, 1 inci madde olarak kabul edilmiştir.”

Yüksek mahkemelerimizin; Danıştayın, Yargıtayın, Anayasa Mahkemesinin ve Sayıştayın iş yoğunluğunun azaltılmasıyla ilgili her teşebbüsün parti olarak yanında olacağımızı belirterek bu kanunun hayırlı olmasını diliyor; bu vesileyle Danıştay mensuplarımıza ve Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ulucak, teşekkür ederim efendim.

Şahsı adına söz isteyen?.. Yok.

1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. —2575 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 24. — 1. Danıştay ilk derece mahkemesi olarak;

a) Bakanlar Kurulu kararlarına,

b) Başbakanlık ve bakanlık müsteşarları, müsteşar yardımcıları, genel müdürleri ve kurul başkanları; diğer kamu kurum ve kuruluşlarının müsteşar, başkan ve genel müdürleriyle ilgili müşterek kararnamelere,

c) Bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere,

d) Danıştay idarî dairelerince veya İdarî İşler Kurulunca verilen kararlar üzerine uygulanan eylem ve işlemlere,

e) Birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işlere,

f) Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile bu Kurulun görev alanı ile ilgili Danıştay Başkanlığı işlemlerine,

Karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idarî davaları karara bağlar.

2. Danıştay, belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki istemleri inceler ve karara bağlar.”

BAŞKAN – 2 nci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat; buyurun efendim.

FP GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danıştay Yasasında değişiklik yapan tasarının 2 nci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Sayın Başkanı ve değerli arkadaşlarımı selamlıyorum.

Uzun zamandan beri, devlet karşısında zayıf olan fertlerin korunması ve bu hakların ne şekilde korunacağı, hukukun ana meselelerinden birisi olmuştur. Bu korunma, genelde, idarî, siyasî, kamuoyu ve yargı denetimi şeklinde gerçekleşmiştir. Ancak, gelişen hukuk sistemi içerisinde, özellikle Fransız Devriminden sonra, Danıştay sisteminin, yargı birliğinden ayrılarak, ayrı bir idarî yargı denetiminin oluşturulması, özellikle, genel yargıya karşı olan bir güvensizliğin neticesinde teessüs etmiştir ve çok enteresan olarak da, yüzelli yıl, hatta yüzelli yılı aşkın bir süre önce Osmanlı hukuk sistemi içerisinde de yer almıştır; ancak, genel olarak baktığımız zaman, yargı denetiminin, özellikle Anglosakson bölgelerde, bir yargı birliği sistemi içerisinde, yani, bir danıştay sistemi olmadan, tüm genel yargı sistemi içerisinde değerlendirildiği görülüyor; fakat, İskandinav ülkelerine bakıldığı zaman, parlamentonun hâkim olduğu “ombudsman” sisteminin, bizdeki Danıştayın yerini aldığını görüyoruz.

Rusya’da, özellikle doğu bloku komünist rejim sırasında ise, yine, başsavcının denetimi altında, idarenin yasalara uygun hareket edip etmediğinin belirlenmesi için “procuratura” dediğimiz bir sistem oluşmuştur; ancak, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğundan danıştay sistemini benimsemiş ve bunu kabul etmiştir.

İdarî yargı sistemini, genelde, kuruluş bakımından, danıştay tipi ve mahkeme tipi diye ikiye ayırabileceğimiz gibi, görev bakımından da, geniş görevli ve dar görevli olarak ikiye ayırmak mümkündür; ama, genelde, hukuk sisteminin gelişmesine baktığımız zaman, özellikle Ortak Pazar sonrasında, kara Avrupasında da bir birliğe doğru gidiş, özellikle, üst yargı kuruluşlarının, idarî denetimi de üstlendiğini görmekteyiz.

Tabiî ki, çok uzun yıllar hizmet eden Danıştayın bu yasayla getirilmiş olan taleplerinin yerine getirilmesi konusunda, Grubumuz müspet oy kullanacaktır; ancak, zaman içerisinde gelişen hukuk sistemi de nazara alınarak, özellikle parlamentonun bir kuruluşu olan ombudsman sisteminin mutlaka hayata geçirilerek, Danıştayın, daha doğrusu idarî yargının yükünün hafifletilmesi yönüne gidilmesi ve bilahara da, idarî yargı sisteminin kaldırılarak, dünyada bugün kabul edilmekte olan yargı birliği sistemine geçilmesini de, temennilerimiz arasında şu anda belirtmek durumundayım.

Bugüne kadar, sayın arkadaşlarımızın bir kısmı Danıştaydan çıkan kararların siyasî bazı kararlar şeklinde teessüs ettiğini beyan ettiler.

Hakikaten, aslında, bu, yalnız Danıştay için, idarî yargı için değil, tüm yargı sistemi için bahsedilebilecek bir olaydır ve bunun temelinde de, yargı bağımsızlığının Türkiye’de tam teşekkül etmemiş olmasını kabul ediyoruz. Ümit ediyoruz ki, zaman içerisinde, Danıştaydaki hâkimlerimiz gibi, diğer yargı sistemi içerisindeki hâkimlerimizin de, maddî ve manevî bağımsızlıkları sağlanır ve inanıyoruz ki, o gün, yalnız salt hukuk ve vicdanlarına göre karar çıkacağını ve bu kararların da, Türkiye için hayırlara vesile olacağını beyan ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

Şahıslar adına başka söz isteyen?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. —2575 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 26. — İdarî uyuşmazlıklar ve davalar, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu, onbirinci, onikinci dairelerde ve idarî ve vergi dava daireleri genel kurullarında incelenir ve karara bağlanır.

Başkanlık Kurulu, işyükü bakımından zorunluluk doğması durumunda, vergi dava dairelerinin birini idarî dava dairesi olarak, idarî dava dairelerinin birini vergi dava dairesi olarak görevlendirebilir.

Görevlendirilen dairedeki dosyaların vergi ve idarî uyuşmazlıklara ilişkin görev ayırımı gözetilerek hangi daireye ve nasıl devredileceği, görevlendirilen daireye görevlendirildiği alan içinde hangi daire işlerinin verileceği hususları Başkanlık Kurulu kararıyla belirlenir. Bu kararlar Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımını izleyen aybaşından itibaren uygulanır.

Daire Başkan ve üyeleri, dairenin görevlendirildiği işlere bakan dava dairesi genel kuruluna katılır.”

BAŞKAN – Efendim, 3 üncü madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç Bey... Konuşmayacaklar.

Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. — 2575 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 19. — Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süre ile Danıştay tetkik hâkimliğine yapılacak atamalarda, 11 inci maddenin (1) numaralı fıkrasındaki beş yıllık hizmet süresi iki yıl olarak uygulanır. Bu atamalarda Başkanlık Kurulunun olumlu görüşü alınır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 385 sıra sayılı, Danıştay Kanunuyla ilgili tasarının 4 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısının görüşmeleri sırasında dikkatimi çekti; konuşan arkadaşlar, kanunun seyri hakkında pek bir bilgi vermediler. Ben şunu arz etmek istiyorum: Öncelikle getirilmiş olan bu kanun tasarısının, müstakil bir kanun olarak getirilmeyi gerektirecek önem derecesine sahip olmadığını düşünüyorum.

Hükümet tasarısı, bundan yaklaşık olarak iki yıl önce Meclis Başkanlığına sunulmuş ve o günkü idarî yargıdaki bir tıkanıklığı gidermeye yönelik olarak, Danıştayın iş yükünü azaltmak maksadıyla, böyle bir tasarı hükümet tarafından hazırlanmış. Gelin görün ki, bu tasarının hazırlanışının üzerinden yaklaşık iki yıl geçtikten sonra köprünün altından çok sular geçti ve mevzuatımızda ciddî değişiklikler meydana geldi.

Bunlardan bellibaşlı olarak size zikredebileceklerim şunlar: Öncelikle, 21 inci Dönemle beraber, bildiğiniz üzere, bir anayasa değişikliği yaptık ve tahkime izin veren Anayasa değişikliğinin ardından, ilgili kanunlarda, uyum yasaları çerçevesinde, bazı değişiklikler oldu. Buna paralel olarak, Danıştayın iş yükünde ciddî anlamda bir azalma meydana geldi. Daha sonra, memurin muhakematıyla ilgili bir kanun değişikliği geldi. Memurların yargılanma usulleri yeniden belirlendi ve burada da, Danıştayın iş yükü ciddî şekilde bir azalmaya tabi oldu. Bununla da yetinilmedi; bu kanun tasarısından iki sonra görüşeceğimiz -zannedersem bugünkü sıra itibariyle 5 inci sırada olan- Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunda da değişiklik yapılıyor. Bu değişiklikle de, idarî yargı sisteminde ve daha doğrusu genelde, yargı sisteminde uzun süredir tartışılıp bir türlü hayata geçirilmeyen istinaf mahkemeleri fiilen kuruluyor.

Esasında, bölge idare mahkemeleri, kuruluş amacı bir nevi istinaf mahkemesi olmakla beraber, Türkiye’deki ekonomik şartlar ve verilen görevlerin sınırlı olması ve devamlı birer mahkeme şeklinde öngörülmüş olmamaları nedeniyle, zaman içerisinde âdeta fonksiyonsuz kalmışlardır; ama, bu yeni getirilen tasarıyla, yeniden fonksiyonel kılınıyor bu mahkemeler. Bu durumda da, birinci derece mahkemesi olarak idare mahkemelerinin gördüğü ciddî anlamdaki bir iş yükünün temyiz mercii, daha doğrusu itiraz mercii olarak bölge idare mahkemeleri öngörülüyor; bölge idare mahkemeleri son kararı veriyor bu konuda ve daha önce Danıştaya gelmiş olan birçok işin Danıştaya gelmeme durumu söz konusu oluyor.

Bunları niçin söylüyorsunuz derseniz; hükümet tasarısında, bu kanun tasarısı Meclise sunulurken Danıştay için iki yeni daire kurulması öngörülüyordu; Adalet Komisyonundaki itirazlarımızdan, Sayın Bakanımızın ve yetkililerin de kabullerinden, komisyondaki arkadaşların kabullerinden sonra, buna ilişkin maddeler ve değişiklikler gündemden çıkarıldı. Peki, geriye ne kaldı derseniz bu tasarıda; sadece, biraz önce kabul edilen 2 nci madde var. Bu 2 nci maddeyle yapılan değişiklik, şu anlamda: Demin izah etmeye çalıştığım Danıştayın yükünü azaltmaya yönelik bu üç tasarının haricinde, bu maddeyle bir kez daha Danıştayın yükü hafifletiliyor -tabiri caizse- ve Bakanlıkların, hükümetin, taşradaki birimlerinin atamaları ve tasarruflarına ilişkin itirazların, ilk derece mahkemeleri olarak Danıştaya gelmeyeceği, kendi yerel mahkemelerinde -yani, idare mahkemelerinde- görüleceğine dair bir düzenleme var. Bana göre, esasen, şu anda 7 madde olarak görünen tasarının 1 maddeden ibaret olması gerekirdi ve bu tasarının müstakil bir tasarı olarak değil de, belki daha sonra görüşeceğimiz o iki kanunu değiştiren tasarıyla beraber getirilmesi uygun olurdu; çünkü, bana göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi, gündemi önemli olan bir kurumdur, hiyerarşi içerisinde baktığınız zaman en önemli düzenlemeleri yapmakla yetkili kurumdur; yani, Anayasayı değiştirmekle ve kanunları değiştirmekle yetkili bir kurumdur. Önemsiz olarak kabul edilen birçok konu, takdir edersiniz ki, bakanlıkların genelgeleriyle, yönetmeliklerle ve sair mevzuat düzenlemeleriyle yapılır. Eğer bir konunun değişikliği kanun konusu olmuşsa, bu önemli demektir. Eğer önemliyse, bu Meclisin gündemi önemlidir demektir ve buraya tasarı ve teklifler gelirken, bu süzgeçten geçmesi, önem derecesinin anlaşılması ve dikkatli getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Üzerinde söz almış bulunduğum 4 üncü madde, esasında, komisyonda da itiraz etmiş olduğum bir düzenlemeyi getiriyor; o da şu: Danıştay Kanunu ve idarî yargılamayla ilgili 1982 yılında yapılan değişiklikler kabul edilirken, o günkü idarî hâkim açığı vesaire, çeşitli sıkıntılar dikkate alınarak, Yargıtayın tetkik hâkimlerini temin etmesi konusunda, beş yıl görev yapmış olma şartı aranmaksızın yeni göreve başlayan bir hâkimin dahi Yargıtayda tetkik hâkimi olarak görev alması öngörülüyor idi; fakat, bu kanunun üzerinden onsekiz yıl geçmesine rağmen, bir bakıyoruz, yeni getirilen tasarıda, yine bir maddeyle, hiç kıdemi olmayan hâkimlere Danıştay tetkik hâkimi olma imkânı veriliyor. Neyse ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu şart 2 yıla indirildi; yani, 2 yıl görev yapmış olan hâkimler, Danıştayda tetkik hâkimi olarak görev yapabiliyorlar.

Değerli milletvekilleri, yüksek mahkemelerimizde, gerek Danıştayda gerek Yargıtayda, tetkik hâkimliği çok önemli bir kurumdur. Bilhassa, bazı dairelerin yılda 10 000 civarında dosyaya baktığı düşünülürse, hiçbir zaman, Yargıtay veya Danıştay üyelerinin, teke tek, bu dosyaların teferruatı hakkında bilgi sahibi olmaları ve buna göre bir karar vermeleri, bana göre, mümkün değildir. Genel uygulama, tetkik hâkimlerinin hazırladığı raporlar doğrultusunda bu kararların verildiğidir. O nedenle, ben bunu önemsiyorum ve tetkik hâkimliğine gelecek bir insanın hiç olmazsa, kanunun maddesinde öngörüldüğü şekliyle, 5 yıl kıdemli olan insanlardan seçilmesi gerektiğini düşünüyorum ve bu maddedeki bu düzenlemeyi bu nedenle de doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle de, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akman’a teşekkür ediyorum.

Gruplar adına başka bir söz isteyen?.. Yok.

Şahsı adına söz isteyen?.. Yok.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler_ Etmeyenler_ Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5. — Danıştay Başkanlığı teşkilâtında kullanılmak üzere ekli (1) ve (2) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) ve (II) sayılı cetvellerin ilgili bölümüne eklenmiştir.

BAŞKAN – 5 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Tasarının 5 inci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek için huzurunuzdayım.

5 inci madde, Danıştayımıza yeni birtakım kadrolar veriyor. Aslında, hükümet, toplam olarak 86 kadro istemiş; ancak, Plan ve Bütçe Komisyonu, şimdilik 63 kadroyu uygun görmüş. Bu kadrolardan 8 tanesi Danıştay üyeliği için, 35 tanesi savcı ve tetkik hâkimliği için, 20 tanesi de kalem hizmetleri yapacak memurlar için.

Hiç şüphesiz ki, Danıştayımızın içerisinde bulunduğu sıkıntıları çözmek, Parlamentomuzun aslî görevlerindendir; ancak, acaba, bu yürürlük maddeleriyle birlikte 7 maddeden oluşan tasarı, Danıştayın sıkıntılarını ortadan kaldırabilecek midir. Tasarının gerekçesinde deniliyor ki: “Danıştay tam kapasitesini kullanarak çalışmasına rağmen, mevcut dosya sayısında sürekli bir artış gözlenmektedir. Açılan davalar ortalama iki üç yıl arasında sonuçlanmakta ve bu da, yargıya olan güveni sarsmaktadır.”

Tabiî, bu tespitlere katılmamak mümkün değil; ancak, bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için getirilmiş olan çözümleri, biz, gerekli görmekle birlikte, yeterli göremiyoruz. Biraz önce konuşan arkadaşlarımız da ifade ettiler. Neydi çözüm; yani, bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için hükümetin öngördüğü, Danıştay Kanununda yapılması gereken çözümler neydi? İki yeni daire öngörülmüştü; ama, Plan ve Bütçe Komisyonunda, zannediyorum, bu kabul edilmedi. İdarî ve vergi dava daireleri genel kurulları oluşumu yeniden düzenlendi; 19 olan toplanma ve görüşme yetersayısı 17’ye indirildi. Bunun dışında, bazı uyuşmazlıklar, ilk derece mahkemesi olarak Danıştayın görev alanından çıkarılarak idare ve vergi mahkemelerinin görev alanına bırakıldı. Bunları, şöyle bir gözden geçirdiğimizde, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak görev alanından çıkan idarî kararların fazla bir yekûn tutmadığı kanaatindeyim. Mesela, Başbakanca alınan kararlar, şimdi, idare mahkemesinin görev alanına giriyor. Ben, kaç dosya oluşturacağı konusunda, doğrusu, müteredditim; herhalde, on onbeş dosyayı geçmemesi lazım. Yüksek Öğretim Kurulu, Yüksek Öğretim Denetleme Kurulu... Devam ediyor. Yabancı ülkelerde görevli makamlarca alınan kararlar... Kaç tanedir bu dosya adedi bilemiyorum. Dolayısıyla, bunlar da Danıştayın yükünü azaltmaz diye düşünüyorum; ancak, hiç şüphesiz ki, bunun ötesinde de değişiklikler yapılarak, Danıştayın içerisinde bulunduğu sıkıntılar hafifletilebilirdi.

Tabiî, vakit oldukça ilerliyor, kıymetli vakitlerinizi fazla almak istemiyorum. Danıştay, Yargıtay ve diğer idarî yargı organlarının içerisinde bulunduğu sıkıntıları hafifletme noktasında, hiç şüphesiz ki, Parlamento olarak çalışacağız; ama, bana göre, asıl önemli olan, bu ülkede, hiçbir idarî işlemin yargı denetimi dışında kalmamasıdır.

Şimdi, biz, işte, şu ayda, haziran ayının başında, eğer geceyarılarına kadar bir anayasa değişikliği paketiyle uğraşıyor olsaydık, inanıyorum ki, Parlamento olarak görevimizi en sağlıklı şekilde yapıyor olurduk. İşte, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yargı denetimi dışındadır; Yüksek Askerî Şûra kararları yargı denetimi dışındadır. Bunları çoğaltmak mümkün. İşte, Konsey döneminde çıkarılmış olan kanunlara karşı, Anayasa Mahkemesine iptal için gidemiyorsunuz. Ayrıca, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler sebebiyle de Anayasa Mahkemesine gidemiyorsunuz. Dolayısıyla, buna benzer, Türkiye’nin önünü açacak, evrensel hukuk standartlarını Türkiye’ye taşıyacak anayasa değişiklikleri yaparak şu zamanımızı değerlendirseydik çok daha isabetli hareket etmiş olurduk diye düşünüyorum. Konuşmamın başında da ifade etmiştim. Hiç şüphesiz ki, yönetimin -yani, idarenin- denetlenmesi önemli bir konudur. Bu görevi de Danıştayımız ve diğer idarî mahkemelerimiz yapmaktadırlar. Bunların görevlerini yaparlarken sıkıntılarını hafifletmek de Parlamentomuzun görevidir.

Bu değişiklikleri gerekli görmekle birlikte yeterli görmediğimizi tekrar belirtiyor, hepinizi saygılar sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

5 inci maddeyi, bağlı 1 ve 2 nolu cetvel sayılı listelerle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1. — Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda açılmış bulunan ve bu Kanunla idare mahkemelerinin görevleri kapsamına alınan davalar Danıştayda sonuçlandırılır.

BAŞKAN – Geçici 1 inci madde üzerinde gruplar adına söz isteyen?.. Yok.

Şahıslar adına söz isteyen?.. Yok.

Geçici 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6. —Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 6 ncı madde üzerinde gruplar adına söz isteyen?.. Yok.

Şahıslar adına söz isteyen?.. Yok.

6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7. —Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 7 nci madde üzerinde gruplar adına söz isteyen?.. Yok.

Şahıslar adına söz isteyen?.. Yok.

7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, oylamadan önce birşey söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, iktidar mensupları, çok çalışmak için kanun tasarısı getiriyorlar. Görüyorsunuz ki, biz muhalefet etmiyoruz, ülke menfaatına olan kanunların çıkması konusunda iktidara destek veriyoruz. (DSP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ama, lütfen, bundan sonra, bu Meclisin çalıştırılması konusunda, kanun tasarılarını getirirken, biraz da muhalefetin düşüncelerini göz önünde tutsunlar efendim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yalnız, hükümet...

BAŞKAN – Efendim?..

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yalnız hükümet getirmesin, biraz da iktidar milletvekilleri çalışsın, konuşsunlar burada; bir de onların görüşünü öğrenelim.

BAŞKAN – Efendim, tabiî, muhalefetle uzlaşma olmayınca hiçbir şey çıkmayacağını herkes biliyor. Anayasada da bunun tecrübesi yapıldı. Herkes, Anayasada da dersini aldı.

Tasarının tümünü oylamadan evvel söz isteyen var mı efendim?

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim?.. İstiyor musunuz?..(MHP sıralarından “hayır” sesleri) Hayır efendim, soracağım. Ne yapayım, mecburum... Kızmayın.

Nidai Seven söz istemiş de...

Efendim, buyurun; yerinizden efendim...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Efendim, Sayın Bakandan, merak ettiğim için sormak istediğim bir konu vardı. Bu ihdas edilen kadrolara, acaba, devlet memurları sınavına tabi tutulanlar mı alınacak, yoksa, Danıştay ayrıca bir imtihan mı açacak? Ben bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çok teşekkür ederim. Zorlu bir hafta geçti...

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Tamam Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, bitireceğim...

Çalışma süresi bitmek üzere, daha fazla devam etmemize lüzum yoktur; ancak, acele etmeyin, Sayın Bakan teşekkür edecek. Önemli iki kanun çıkardınız bu gece.

Buyurun Sayın Bakanım; kürsüye buyurun.

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargıtay ve Danıştayla ilgili iki kanun tasarısını, Yüce Meclis, geniş bir uzlaşma anlayışı içinde kabul etmiş bulunuyor. Bu uzlaşma, Yüce Meclisin yargıya ve yargının sorunlarının çözümüne verdiği önemi göstermektedir. Bu, cesarat vericidir. Aslında, bu iki tasarı, bir küçük yargı reformu paketinin iki tasarısıydı. Önümüzdeki birleşimlerde, üç kanun tasarımız var; ama, asıl büyük yargı reformu ve hukuk reformu, daha büyük kanunlarla, yine sizlerin önüne getirilecektir. Bugünkü birleşimde ortaya konulan uzlaşma anlayışı bize cesaret vermiştir. Biz, bu cesaretle, yargının bütün sorunlarını çözmeye kararlıyız.

Yüce Meclise teşekkür eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Kadastro Kanunu, Devlet Memurları Kanunu, Harcırah Kanunu ile bazı kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapan kanun tasarısının müzakeresine başlayacağız.

4. – Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, Kadastro Kanunu, Devlet Memurları Kanunu, Harcırah Kanunu ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, 190 Sayılı Genel Kadro Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/619, 1/592, 1/622) (S.Sayısı: 401)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

Çalışma saatimiz de bitmek üzeredir.

Sayın milletvekilleri, sözlü sorular ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için,
6 Haziran 2000 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.21

VI. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın, Yüksek Seçim Kuruluna üye seçimine ve Yargıtay’a ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/1678)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına delaletlerinizi saygılarımla arz ederim.

22.3.2000

Bülent Arınç

Manisa

Sorular:

1. Yüksek Seçim Kuruluna üye seçiminde kilitlenme olmuş ve turlar sonuçsuz kalmıştır; bu konuda, yeni bir seçim yöntemi düşünülüyor mu?

2. Avrupa Birliğine aday ülke konumuna girdiğimize göre, Türk iç hukukunun uyumu konusunda, özellikle yasalardaki değişiklikler mevzuunda Adalet Bakanlığında bir çalışma var mı?

3. Yargıtay’a temyizen gelen dosyalar, evraka kayıt sırasına göre mi ele alınmaktadır veya başka kriterler mi vardır?

4. Yargıtay’da yeni hukuk ve ceza dairelerinin kurulması düşünülmekte midir?

5. Son beş yıl içerisinde hakkında şikayet yapılan Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Başsavcı ve Başsavcı Vekili var mıdır? Varsa kaç kişidir? Sonuçları ne olmuştur?

T.C.

Adalet Bakanlığı 31.5.2000

Bakan: 708

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 3.4.2000 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10. 00.02-7/1678-4778/11348 sayılı yazınız.

b) 7.4.2000 tarihli ve 473 sayılı yazımız.

c) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 22.5.2000 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00. 02-5670 sayılı yazınız.

İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Manisa Milletvekili Bülent Arınç tarafından Bakanlığımıza yöneltilen ve yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/1678-4778 Esas No.lu soru önergesinde yer alan hususlarla ilgili cevapların derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesinin beşinci fıkrası uyarınca bir aylık ek süre verilmesi istenilmiştir.

Söz konusu soru önergesine verilen cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk

Adalet Bakanı

Sayın Bülent Arınç

Manisa Milletvekili

TBMM

Bakanlığımıza yönelttiğiniz ve yazılı olarak cevaplandırılmasını istediğiniz 7/1678-4778 Esas No.lu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur:

Bakanlığımız, Gümrük Birliği çerçevesinde yürütülen mevzuat uyum çalışmalarında ve Helsinki Zirve Kararı sonrası Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmalarında diğer kurum ve kuruluşların doğrudan sorumlu olduğu mevzuat tasarıları hakkında görüş bildirmekte olup, günümüzün ekonomik ve sosyal koşullarına uygun, günün gereksinmelerine yanıt verecek ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşların normlarına uygun kanun yapım çalışmalarına da devam etmektedir.

Bu bağlamda;

a) 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yerini almak üzere, bugünün ekonomik ve sosyal koşullarına uygun ve günün gereksinimlerine yanıt verecek bir yasa tasarısı hazırlamak amacıyla çalışmalar yapmak üzere 14.1.1994 tarihinde yüksek mahkeme üyeleri, bilim adamları ve uzman personelden oluşturulan Komisyonca hazırlanan “Türk Medenî Kanunu Tasarısı” halen Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu gündeminde bulunmaktadır.

b) Hâkimlik ve savcılık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, bu mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak, meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadıyla, Hâkim ve Savcı Odaları ile Türkiye Hâkimler ve Savcılar Birliğinin kurulmasına, teşkilât, faaliyet ve denetimlerine, organlarının seçimlerine dair usul ve esasları düzenlemek üzere Bakanlığımızca hazırlanan “Türkiye Hâkimler ve Savcılar Birliği Kanunu Tasarısı 3.4.2000 tarihinde,

c) Hâkim, savcı, avukat ve noterlerin meslekî eğitimlerini sağlamak, hukuk ve adalet hayatında inceleme ve araştırmalar yapmak, karşılıklı sorunları saptamak ve bunlara çözüm yolları üretmek, dokümantasyonu ve koordinasyonu sağlamak için Adalet Akademisinin kurulması amacıyla 18.7.1999 tarihinde, yüksek mahkeme üyeleri, bilim adamları ve uzman personelden oluşturulan komisyonca hazırlanan “Türkiye Adalet Akademisi Kanunu Tasarısı” 25.5.2000 tarihinde,

d) Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin ihtiyacı olan nitelikli personelin yetiştirilmesi ve meslekî eğitimlerinin sağlanması için eğitim merkezlerinin kuruluş, görev, teşkilât ve bu merkezlerde verilecek eğitime ilişkin esas ve usulleri düzenlemek amacıyla Bakanlığımızca hazırlanan “Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu Tasarısı” 25.5.2000 tarihinde,

e) Bakanlığın görev alanına giren Avrupa Birliği müktesebatına uyum ile ilgili konularda inceleme ve araştırmalar yaparak, Bakanlığa tekliflerde bulunmak, Bakanlık birimleri arasında koordinasyonu sağlamak gibi görevlerle “Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü” kurulmasını sağlamak amacıyla yine Bakanlığımızca hazırlanan “Adalet Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine, Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” 25.5.2000 tarihinde,

Kanunlaşması amacıyla Başbakanlığa gönderilmiştir.

f) Toplumsal, siyasal, sosyal ve ekonomik değişimler karşısında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun eskimiş olan ve günün koşullarına göre ihtiyaçlara cevap vermeyen yönlerini ıslah etmek, gerekli değişiklikleri yapmak amacıyla 5.5.1997 tarihinde yüksek mahkeme üyeleri, bilim adamlar ve uzman personelden oluşturulan Komisyonca hazırlanan Tasarı,

g) Uluslararası alandaki gelişmelere uygun olarak Ülkemiz ihtiyaçlarına cevap verecek Milletlerarası Tahkim Kanunu Tasarısı hazırlamak üzere 22.10.1999 tarihinde, yüksek mahkeme üyeleri, bilim adamları ve uzman personelden oluşturulan komisyonun çalışmaları sonrasında, Bakanlığımızca hazırlanan “Milletlerarası Tahkim Kanunu Tasarısı”,

Bakanlıklar ile ilgili kurum ve kuruluşların görüşüne gönderilmiştir.

h) 818 sayılı Borçlar Kanununun yerini almak üzere, dili de dahil bugünün ekonomik ve sosyal koşullarına uygun ve günün gereksinimlerine yanıt verecek bir yasa tasarısı hazırlamak amacıyla 2.4.1998 tarihinde,

ı) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda uygulamadan kaynaklanan aksaklıkları gidermek, davaların hızlı, en az giderle ve etkin bir biçimde görüşülmesini sağlamak, istinaf yoluna ilişkin usul hükümlerini düzenlemek, karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeleri yansıtmak amacıyla tasarı hazırlamak üzere 16.9.1999 tarihinde,

i) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda uygulamadan kaynaklanan aksaklıkları gidermek, bu alandaki işlemlere etkinlik ve hız kazandırmak, istinaf yoluna ilişkin usul hükümlerini düzenlemek için değişen ve gelişen sosyo-ekonomik koşullar ve karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeler de göz önünde bulundurularak tasarı hazırlamak üzere 4.10.1999 tarihinde,

j) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda Ülkemizin ekonomik ve ticarî ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde değişiklikler yapmak veya yeni kanun tasarısı hazırlamak üzere 8.12.1999 tarihinde,

k) Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde iken, milletvekili seçimlerinin yenilenmesi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 77 nci maddesi uyarınca hükümsüz sayılan Türk Ceza Kanunu Tasarısını bu konudaki eleştiri ve önerileri değerlendirerek yeniden düzenlemek, buna paralel olarak Türk Ceza Kanununun Yürürlüğe Konulmasına Dair Kanun Tasarısına son şeklini vermek amacıyla 21.12.1999 tarihinde,

Yüksek mahkeme üyeleri, bilim adamları ve uzman personelden oluşturulan komisyonlar kurulmuş olup, bu komisyonlar çalışmalarına halen devam etmektedirler. Ayrıca, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanun Tasarısı, Cezaların ve Tutuklama Kararlarının Yerine Getirilmesine, Ceza İnfaz Kurumlarından Salıverilen Hükümlülerin Korunmasına İlişkin Kanun Tasarısı, Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Genel Müdürlüğünün Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve diğer kanunlarla ilgili olarak çalışmalar da sürdürülmektedir.

Öte yandan, Avrupa Birliği müktesabatı içinde değerlendirilen ve Avrupa Konseyi nezdinde yapılan çalışmalar çerçevesinde hazırlanan “Şiddet Suçu Mağdurlarına Tazminat Ödenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi”nin onaylanmasını teminen iç hukukumuzda gerekli değişikliklerin yapılması için çalışmalara başlanılmıştır.

Soru önergesinin (1), (3), (4) ve (5) numaralı bölümlerinde yer alan sorular hakkında Yargıtay Birinci Başkanlığının 17.4.2000 tarihli ve 431 sayılı yazısında; Yüksek Seçim Kuruluna üye seçiminde izlenen yöntemin kanun değişikliğini gerektirdiği Yargıtay’a temyizen gelen dosyaların kural olarak evrak kayıt sırasına göre ele alındığı ancak, tutuklu işler ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda acele işlerden sayılan davalara öncelikle bakıldığı, bunun dışında davanın kapsamı ve niteliği itibarıyla daha geniş bir incelemenin gerekli görüldüğü ve benzeri hallerde ilgili Dairenin Başkanınca istisnalar uygulanabildiği, iş durumuna göre Yargıtay’da yeni daire kurulmasının düşünülmediği, son beş yıl içerisinde hakkında yakınılan Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcıvekili hakkında Birinci Başkanlık Kurulunca herhangi bir dava veya son soruşturmanın açılmadığı, yakınmaların bir ya da birden çok adı içerdiği veya ad verilmeksizin bütün bir daireye veya bir kısım üyelere yönelik bulunduğu için bu konuda kesin sayı vermenin olanaksız olduğu belirtilmiştir.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk

Adalet Bakanı

2. – Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinde bilgisayar ve gübre alımı ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/1947)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

24.4.2000

Veysel Candan

Konya

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinin bilgisayar ve gübre alım ihalesinde usulsüzlük yapıldığı, soruşturma için görevlendirilen müfettişlerin kurumun üst düzey yetkililerince dövüldüğü ve müfettişlerin hazırlayıp makamınıza verilen raporda yolsuzluğun belgelendiği kamuoyuna yansımıştır.

Bu sebeple;

1. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinde bilgisayar ve gübre alım ihalesi ile ilgili soruşturma yapmak üzere görevlendirme yapılmış mıdır?

2. Görevlendirilen müfettişlerden birinin yetkililerce dövülüp rapor aldığı doğru mudur?

3. Müfettişlerin nihai raporunda usulsüzlük ve yolsuzluk belgelenmiş midir?

4. Bakanlık müfettişlerinin kesinleşmiş raporuna karşı Başbakanlık Teftiş Kurulu devreye girmiş midir?

5. Müfettiş raporlarına göre yolsuzluğu belgelenen Yönetim Kurulu Üyelerini soruşturmanın selameti açısından görevden almayı düşünüyor musunuz?

T.C.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2.6.2000

Araştırma Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı: KDD.SÖ.1.01/1750

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 3 Mayıs 2000 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-5435 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınız ekinde gönderilen Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan’a ait 7/1947-5309 esas no.lu yazılı soru önergesine ilişkin bakanlığımız görüşleri ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi: Veysel Candan Konya Milletvekili

Esas No. : 7/1947-5309

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinin bilgisayar ve gübre alım ihalesinde usulsüzlük yapıldığı, soruşturma için görevlendirilen müfettişlerin kurumun üst düzey yetkililerince dövüldüğü ve müfettişlerin hazırlayıp makamınıza verilen raporda yolsuzluğun belgelendiği kamuoyuna yansımıştır.

Bu sebeple;

Soru 1. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinde bilgisayar ve gübre alım ihalesi ile ilgili soruşturma yapmak üzere görevlendirme yapılmış mıdır?

Cevap 1. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinde bilgisayar ve gübre alım ihalesiyle ilgili olarak; 24.1.2000 tarihli makam onayına dayalı olarak inceleme ve gerektiğinde soruşturma yapmak üzere bakanlıktan 3 ve Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinden 2 olmak üzere toplam 5 kişilik müfettiş heyeti görevlendirilmiştir.

Soru 2. Görevlendirilen müfettişlerden birinin yetkililerce dövülüp rapor aldığı doğru mudur?

Cevap 2. Bakanlıktan görevlendirilen 3 müfettişten herhangi birinin yetkililerce dövülmesi söz konusu değildir. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinin müfettişlerinden birinin dövülüp rapor aldığı doğrudur. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinin denetim yetkisi bakanlığımızda olduğu için bu konuda da gerekli inceleme ve soruşturma başlatılmış olup henüz sonuçlanmamıştır.

Soru 3. Müfettişlerin nihai raporunda usulsüzlük ve yolsuzluk belgelenmiş midir?

Cevap 3. Müfettişler söz konusu bilgisayar ve gübre alımı ile ilgili olarak yaptıkları inceleme ve soruşturma sonucunda; sorumlulukları görülen personel hakkında suç duyurusunda bulunmaya yönelik soruşturma raporu düzenlemişlerdir.

Ancak bu rapor işleme sokulmadan önce Başbakanlığın talebi, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilâtı Hakkındaki Kanunun 20 nci maddesi ve Başbakanlık Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 15 inci maddesi gereğince, Başbakanlık Teftiş Kurulu koordinasyonunda yeniden inceleme ve soruşturma devam ettiğinden, henüz müfettişlerin nihaî bir raporundan söz ekmek mümkün değildir.

Soru 4. Bakanlık müfettişlerinin kesinleşmiş raporuna karşı Başbakanlık Teftiş Kurulu devreye girmiş midir?

Cevap 4. Bakanlık müfettişlerinin düzenledikleri soruşturma raporu henüz işleme konulmadan önce Başbakanlığın 8.3.2000 tarihli olurları, 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilâtı Hakkındaki Kanunun 20 nci maddesi ve Başbakanlık Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 15 inci maddesi gereğince Başbakanlık devreye girmiştir. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının inisiyatifinde bakanlığımız müfettişleri ile birlikte inceleme devam etmekte olup gerektiğinde soruşturma da açılacaktır.

Soru 5. Müfettiş raporlarına göre yolsuzluğu belgelenen Yönetim Kurulu Üyelerini soruşturmanın selameti açısından görevden almayı düşünüyor musunuz?

Cevap 5. Soruşturmanın selameti açısından herhangi bir kimsenin görevden uzaklaştırılması incelemeyi yapan heyetin böyle bir tedbire ihtiyaç duyması ve teklif etmesi halinde yapılabilecektir. Böyle bir teklif geldiğinde gereklerinin yapılacağı kaçınılmazdır. Bu aşamada bu hususun yürütülmesi Başbakanlığın inisiyatifinde bulunmaktadır.

3. – Gaziantep Milletvekili İbrahim Konukoğlu’nun, Şırnak, Mardin, Gaziantep, Şanlıurfa İllerindeki nakliye firmalarına sağlanacak kaynağa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Tunca Toskay’ın cevabı (7/1981)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığımızla Dış Ticaretten sorumlu Devlet Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim. 3.5.2000

Dr. İbrahim Konukoğlu

Gaziantep

Bilindiği üzere; Geliştirme ve Destekleme Fonu Kurulması hakkında kararda değişiklik yapılmasına dair karar Resmî Gazetenin 11 Mart 1999 tarih ve 23336 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve bu karar uyarınca;

“Şırnak, Mardin, Gaziantep, Şanlıurfa İllerinde Irak ile ticaret yapan firmaların, Irak’tan olan alacaklarını tahsil etmede zorlanmaları nedeniyle karşılaştıkları finansman darboğazını aşmak için, bu firmalara ya da bu firmaların kuracağı ana şirkete kredi açılmak üzere” Türkiye Halk Bankası’na kaynak aktarılmasına başlanılmıştır.

1. Başbakan onayı ile Şırnak, Mardin, Gaziantep, Şanlıurfa İllerinde Irak ile ticaret yapan firmaların, Irak’tan olan alacaklarını tahsil etmede zorlanmaları nedeniyle karşılaştıkları finansman darboğazını aşmak için, bu firmalara ya da bu firmaların kuracağı ana şirkete kredi açılmak üzere Türkiye Halk Bankasına hangi tarihlerde, hangi miktarlarda olmak üzere toplam ne kadar kaynak aktarılmıştır.

2. Türkiye Halk Bankasına aktarılan kaynak bankanın hangi şubesince hangi firmalara ya da bu firmalarca kurulan hangi ana şirkete kredi olarak kullandırılmıştır.

3. Firmalar tarafından kurulan ve kredi kullandırılan bir ana şirket var ise bu şirketin kuruluş tarihi, ticaret unvanı, merkezi, maksat ve mevzuu, sermayesi, ortakları ve şirket yönetim kurulu üyelerinin oluşumu, nasıl teşekkül ettirilmiştir.

4. Kredi kullandırılmış ise kullandırılan kredinin faiz oranı, vadesi, anapara ve faizlerin geri dönüşüm şekli, tesis edilen teminatın muhteviyatı, vergi ve harç muafiyetine tabi olup olmaması hususları nasıl gerçekleşmiştir.

5. Finansman darboğazını aşmak için Geliştirme ve Destekleme Fonundan kaynak aktarılan firmaların ticarî unvanları nelerdir ve bu firmaların Irak’tan olan alacaklarının toplam tutarı ne kadardır?

6. Geliştirme ve Destekleme Fonundan kaynak aktarılan firmalar içerisinde Türkiye Halk Bankasına borcu olan ve süresinde ödenmediği için borçları ödeme planına bağlanmak durumunda kalan firmalar ile diğer bankalara olan borçları nedeniyle haciz işlemlerine konu olan firmalar var mıdır? Var ise bu firmaların ödeme planına bağlanan ve haciz işlemlerine konu olan borçlarının miktarı ne kadardır ve Türkiye Halk Bankasınca bu firmalara, bu özelliklerine rağmen herhangi bir ödeme yapılmış mıdır?

7. Firmaların Irak’tan alacaklarının ne şekilde tahsil edildiğine ilişkin herhangi bir karar alınmış mıdır? Alınan karar var ise bugüne kadar Irak’tan herhangi bir alacak tahsil edilmiş midir ve tahsilat ne şekilde gerçekleşmiştir?

8. Irak makamlarınca verilen belgeler, belge bazında detaylandırılmış mıdır? Bu konuyla ilgili inceleme yapılmış mıdır?

9. Bu kararname kapsamında ödeme yapılan firmaların, aradan geçen zamanın uzunluğu dikkate alınarak, alacaklarının bir kısmının önceden tahsil edilip edilmediği konusunda araştırma yapılmış mıdır?

T.C.

Başbakanlık 31.5.2000

Dış Ticaret Müsteşarlığı

İhracat Genel Müdürlüğü

Sayı: B.02.1.DTM.0.02.04.01.101-34163

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliğine

İlgi: 16.5.2000 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1981-5442/13020 sayılı yazınız.

Tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen Gaziantep Milletvekili Sayın Dr. İbrahim Konukoğlu’nun soru önergesi incelenmiştir.

Malumları olduğu üzere, 11 Mart 1999 tarihli ve 23636 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürülüğe giren Geliştirme ve Destekleme Fonu Kurulması Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 99/12479 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında, “Başbakan Onayı ile Şırnak, Mardin, Gaziantep, Şanlıurfa İllerinde Irak ile ticaret yapan firmaların, Irak’tan olan alacaklarını tahsil etmede zorlanmaları nedeniyle karşılaştıkları finansman darboğazını aşmak için, bu firmalara ya da bu firmaların kuracağı ana şirkete kredi açılmak üzere Türkiye Halk Bankası A.Ş.’ne 10 trilyon TL.’ye kadar kaynak aktarılması” hükme bağlandığından ve Başbakanlık yürütmeye yetkili kılındığından, söz konusu yazılı soru önergesinin 4 üncü maddesindeki “vergi ve harç muafiyeti” haricindeki hususlar Bakanlığıma bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığının görev ve yetki alanı dışında kalmaktadır.

“Madde 4: Söz konusu kaynağın ödenmesinde düzenlenecek sözleşme ve alınacak teminatlarla ilgili belgelerin, olayın bir ihracatın gerçekleştirmede yararlanacak işlem ve belgeler olduğu dikkate alınarak her türlü vergi, resim ve harçlardan muaf tutulması hususunda Türkiye Halk Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğünün talebi, İhracat ve Yatırımlarda Damga Vergisi ve Harç İstisnası Uygulaması Hakkında 4 Seri No.’lu Tebliğ hükümleri çerçevesinde değerlendirilmek üzere Maliye Bakanlığı’nın görüşüne sunulmuştur.

99/12479 sayılı Karar uyarınca, Irak ile ticaret yapan firmaların bu ülkeden olan alacaklarının tahsiline yönelik olarak Türkiye Halk Bankası A.Ş.’ne aktarılan, özel nitelikli kredi konusu fon kaynağıyla ilgili olarak, anılan Banka ve alacaklı şirketlerin vekaletnamelerine veya alacak temliklerine istinaden Bankaya muhatap olacak Güneydoğu Umut Petrol Sanayi A.Ş. arasında düzenlenen ve ihracatçıların Irak’a yapılan ihracattan doğan alacaklarının ödenmesine matuf kredilendirme sözleşmesinin ve bu sözleşme ile ilgili teminatların 3505 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesine istinaden çıkartılan 4 Seri No.’lu Tebliğin 3.1.2. numaralı maddesinden yararlanabilmesi Maliye Bakanlığınca mümkün görülmüştür.

Bu çerçevede, mülga 95/7 sayılı İhracatı Teşvik Tebliğinin yürürlükteki 14 üncü maddesi çerçevesinde, 99/12479 sayılı Karara istinaden Geliştirme ve Destekleme Fonundan T. Halk Bankasına aktarılan kaynağın adıgeçen firmaya kredi olarak kullandırılmasına ilişkin işlemlerin her türlü vergi, resim ve harç istisnasından yararlandırılması uygun görülmüştür.”

Bilgilerine arz olunur.

Prof. Dr. Tunca Toskay

Devlet Bakanı

4. – Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya’nın, Denizli Adliye binası ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün cevabı (7/1995)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla

Mehmet Gözlükaya

Denizli

Soru:

Denizli Adliye Sarayı gayretlerimiz sonucu 1994 yılında yatırım programına alınmıştır. 1 inci derece deprem bölgesi olan Denizli’de Adliye hizmetleri değişik binalarda parcalanmış bir durumda yapılabilmektedir. Denizli halkı bu durumdan ızdırap duymaktadır. 1994 yılında programa alınmış olmasına rağmen halen yapım ihalesi yapılmayan Denizli Adliye Sarayının yapım ihalesi ne zaman yapılacak ve Denizli halkı bu ızdıraptan ne zaman kurtulacaktır?

T.C.

Adalet Bakanlığı 1.6.2000

Bakan: 716

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 16.5.2000 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00. 02-1995-5464/13114 sayılı yazınız.

İlgi yazı ekinde alınan, Denizli Milletvekili Mehmet Gözlükaya tarafından Bakanlığımıza yöneltilen ve yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/1995-5464 Esas No.lu soru önergesine verilen cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk

Adalet Bakanı

Sayın Mehmet Gözlükaya

Denizli Milletvekili

TBMM

Bakanlığımıza yönelttiğiniz ve yazılı olarak cevaplandırılmasını istediğiniz 7/1995-5464 Esas No.’lu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur:

Denizli İline adliye binası yapımı 1994 yılında Yatırım Programına alınmış, ihalesi ödenek yetersizliği nedeniyle bugüne kadar yapılamamıştır.

1999 yılında adliye binalarının yapı için ayrılan ödenek, Bütçe Uygulama Talimatları doğrultusunda, inşaatı devam eden porjelerin tamamlanması amacıyla kullanıldığından Denizli Adliyesi Binası için yeterli ödenek ayrılamamıştır.

2000 Malî Yılı Yatırım Programında Denizli Adliye Binasının yapımına başlanabilmesi için başlangıç ödeneği olan 213 686 000 000 TL. ayrılmıştır. Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca 2000 yılı birim fiyatlarına göre, yeniden 4 860 000 000 000 TL. tutarlı keşif çıkarılmış olup, inşaat işi, bu keşif bedeli üzerinden yıllara sari olarak, yıl içerisinde ihale edilecektir.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk

Adalet Bakanı

5. – Antalya Milletvekili Kemal Çelik’in, Antalya-Serik’te afete maruz kalan çiftçilere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/2000)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Kemal Çelik

Antalya

23 Ekim 1999 tarihinde Antalya İli Serik İlçesi Kuşlar Köyü ve Yöresindeki 18 köyü etkileyen dolu ve hortum afeti yaşanmış, afet sonucu 18 köyde bulunan sera ve tarım alanlarının tamamında büyük oranda maddî hasar oluşmuştur.

Afete maruz kalan vatandaşlarımız zorunlu olarak Tarım Kredi Kooperatifinden kredi almışlardır. Aldıkları kredilerle ancak seralarını tamir etmeye çalışan vatandaşlardan kredi borçları % 60 faizle geri istenmektedir. Oysa tarım kredilerindeki faiz oranı % 39 civarındadır ve bu oranın % 32’lere çekileceği söylenmektedir.

Bu durumda;

1. Bakanlığınızca gerekli girişimlerde bulunarak, afete maruz kalan çiftçilerimizin aldıkları kredilerin faizlerinin % 60 değil de normal faiz oranına çekilmesi, hatta afet dolayısıyla bu faizlerin hiç alınmaması veya geri ödeme süresinin uzatılması mümkün olacak mıdır?

2. En az 5 yıl süreyle normal üretime geçmekte zorlanacak bu çiftçilerimize faiz oranı düşük ve uzun ödeme süresi olan kredi imkânı sağlanabilecek midir?

3. Afete maruz kalan bu yöremize ucuz tohum, ilaç, gübre ve malzeme desteğinde bulunulabilecek midir?

T.C.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2.6.2000

Araştırma Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı: KDD.SÖ.1.01/1757

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 16 Mayıs 2000 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-5473 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınız ekinde gönderilen Antalya Milletvekili Sayın Kemal Çelik’e ait 7/2000-5473 esas no.’lu yazılı soru önergesine ilişkin bakanlığımız görüşleri ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi: Kemal Çelik Antalya Milletvekili

Esas No. : 7/2000-5473

23 Ekim 1999 tarihinde Antalya İli Serik İlçesi Kuşlar Köyü ve yöresindeki 18 köyü etkileyen dolu ve hortum afeti yaşanmış, afet sonucu 18 köyde bulunan sera ve tarım alanlarının tamamında büyük oranda maddî hasar oluşmuştur.

Afete maruz kalan vatandaşlarımız zorunlu olarak Tarım Kredi Kooperatifinden kredi almışlardır. Aldıkları kredilerle ancak seralarını tamir etmeye çalışan vatandaşlardan kredi borçları % 60 faizle geri istenmektedir. Oysa tarım kredilerindeki faiz oranı % 39 civarındadır ve bu oranın % 32’lere çekileceği söylenmektedir.

Bu durumda;

Soru 1. Bakanlığınızca gerekli girişimlerde bulunarak, afete maruz kalan çiftçilerimizin aldıkları kredilerin faizlerinin % 60 değil de normal faiz oranına çekilmesi, hatta afet dolayısıyla bu faizlerin hiç alınmaması veya geri ödeme süresinin uzatılması mümkün olacak mıdır?

Cevap 1. Antalya İli Serik İlçesinin Çandır beldesi ile etrafındaki 12 köyde 23.10.1999 tarihinde meydana gelen dolu afeti nedeniyle 1000 çiftçi ailesine ait 1561 da. ekili dikili alan ile sera tesislerinde zarar meydana geldiği İl Hasar Tespit Komisyonunun 16.11.1999 tarih ve 13 no.lu kararı ile tespit edilmiştir.

Bakanlığımıza intikal eden karar 2090 sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilmiş olup, borç tecil talebi 99/12637 sayılı Bakanlar Kurulu kararı çerçevesinde tüm tarımsal kredi borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi için 19.11.1999 tarihinde T.C. Ziraat Bankası ve Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğünce de, dolu ve hortum afetinden zarar gören kooperatif ortaklarının afet tarihi itibariyle vadesi gelmemiş olan kredi borçları 99/12637 ve buna ek 99/13232 sayılı Bakanlar Kurulu kararları kapsamında 1 yıl faizsiz olarak ertelenmiştir.

Afet tarihi itibariyle günü geçmiş kredi borçlarının ertelenmesi mümkün bulunmadığından, bu kredi alacaklarının mevzuat çerçevesinde vadesi geçen alacaklara uygulanan faiz oranı üzerinden ödenmesi gerekmektedir. Bu gün itibariyle idarî takipte bulunan alacaklara % 45.81, kanunî takipte bulunan alacaklara ise % 49.81 oranında faiz uygulanmaktadır.

Vadesi geçen alacakların faizlerinin affedilmesi kanun veya kararnamelerle mümkün olup, yürürlükte bu hususla ilgili bir kanun veya kararname olmadığından bu alacakların faizlerinin affedilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Vadesi geçen alacakların faizlerinin affedilmesi kanun veya kararnamelerle mümkün olup, yürürlükte bu hususla ilgili bir kanun veya kararname olmadığından bu alacakların faizlerinin affedilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Soru 2. En az 5 yıl süreyle normal üretime geçmekte zorlanacak bu çiftçilerimize faiz oranı düşük ve uzun ödeme süresi olan kredi imkânı sağlanabilecek midir?

Cevap 2. Tabiî afetlerden tarımsal varlıkları % 40 ve üzerinde zarar gören ve bu durumları il hasar tespit komisyonlarınca belirlenen üreticilerin, ziraî kredi borçları 1997 yılından beri her yıl çıkarılan kararnameler çerçevesinde erteleme kapsamında değerlendirilmekte olup, bu kapsam dışındaki borçların faizsiz ertelenmesi mümkün olmamaktadır. Kredi borçlarının faizlerinin düşürülmesi veya silinmesi kararname konusu olup, bakanlığımızca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır.

Tarım kredi kooperatiflerince, kredi borcunu ödeyen ortaklara mevzuat çerçevesinde 1 yıla kadar vadeli işletme kredisi ve 5 yıla kadar da vadeli donatma kredisi kullandırılabilmektedir.

Soru 3. Afete maruz kalan bu yöremize ucuz tohum, ilaç, gübre ve malzeme desteğinde bulunulabilecek midir?

Cevap 3. Tabiî afetler nedeniyle ekili dikili alanlar ile hayvan varlıkları zarar gören çiftçilerin durumları 5254 veya 2090 sayılı kanunlar çerçevesinde değerlendirilerek komisyon kararına bağlandığı takdirde, hububat alanları zarar gören çiftçilere tohumluk yardımı yapılabilecek, hayvan varlıkları zarar gören çiftçilerin ise hayvan kayıpları ayni olarak karşılanabilecektir. Ayrıca bölge çiftçilerinin ikinci ürün ekilişlerinde kullanılan mısır tohumluğu talepleri de değerlendirilecektir. Sel afetinin bakanlığımıza intikalinin hemen sonrasında, çiftçilerin ziraî kredi kuruluşlarına olan 2000 yılı vadeli ve 2001 yılına sarkan ziraî kredi borçlarının vade tarihinden itibaren 1 yıl süre ile faizsiz olarak ertelenebilmesi için bir kararname taslağı hazırlanmıştır.

Tarımda mevcut politikaların değiştirilerek hedef çiftçilere doğrudan gelir desteği sağlanması ve kayıt sisteminin oluşturulması amacıyla hazırlanan “Doğrudan Gelir Desteği Pilot Projesi” 2000 yılı içinde seçilen dört pilot ilçede ve dört pilot üründe başlatılmıştır.

Pilot bölgede uygulanacak destek miktarı; her hedef çiftçi için 199 dekara kadar olan arazi miktarı için, dekar başına 5 ABD doları karşılığı Türk lirası olarak uygulanacaktır.

Bakanlığımızca daha önce hazırlanarak gündeme getirilen ve ülkemizde aşırı üretim nedeni ile stoğa üretim yapılan tütün, şekerpancarı, fındık ve çay üretiminin yurt içi ve yurt dışı tüketim miktarında kalmasını sağlayarak, her ürün için, üretimden çekilecek alanlarda öncelikle ülkemizin ihtiyacı olan ürünlerin yetiştirilmesini öngören toplam maliyeti 350 milyon ABD doları olan “Alternatif Ürün Projesi”, bakanlığımız ve ilgili kuruluşlarla işbirliği içinde hazırlanmış olup, kredi verildiğinde uygulamaya konulacaktır.

“Tarımsal Üretimde Kullanılan Girdilerin Dünya Fiyatları ile Uyumu Projesi” ile, ülkemizde tarımsal üretimde yoğun olarak kullanılan ve üretim maliyeti üzerinde önemli etkileri olan tarımsal girdilerden; en başta mazot olmak üzere, kimyevî gübre, sertifikalı tohum ve fidan, ziraî mücadele ve veteriner sağlık ilaçları, sulama suyu, yem, damızlık hayvan ve tarımsal kredilerin üreticilere daha ucuz ve dünya fiyatlarından sağlanması amaçlanmaktadır. Yurt içi ve yurt dışı kaynak arayışları sürdürülmekte olan projenin maliyeti 750 milyon ABD doları olup, doğrudan gelir desteği kavramı içerisinde uygulanacaktır.

Ülkemizde yıllardan beri ihmal edilen, yanlış ithal politikaları ile büyük darbe yiyen ve tarımsal desteklerden yeterli payı alamayan hayvancılığımız için, “Hayvancılığın Geliştirilmesi ve Desteklenmesi Projesi”, 5 yıl süreli olarak hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu kararı çıkarılarak yürürlüğe konmuştur. Bu proje kapsamında; yem bitkileri üretimi, yurt içinde belgeli damızlık yetiştiriciliği ve suni tohumlama faaliyetleri desteklenecektir. Bu projenin şimdiye kadar uygulanan projelerden en önemli farkı, ithal hayvanların desteklenmesi yerine tamamen yerli kaynaklarımızın desteklenmesinin amaçlanmış olmasıdır. Kararname ile, 2000 yılı için 43 trilyonluk kaynak hayvancılığımızın hizmetine aktarılmıştır.

6. – İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak’ın, F4 uçaklarının modernizasyonunun bir İsrail firmasına verilmesinin nedenine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/2005)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın delaletiniz ile Millî Savunma Bakanı Sayın Sabahattin Çakmakoğlu tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasının teminini arz ederim.

A. Nazlı Ilıcak

İstanbul

Sorular

1. FMC patenti ile Nurol firması tarafından üretilen hafif zırhlı araçlar, Amerikan ordusuna 400 bin dolara mal oluyor. Bizdeki yerli üretimin maliyeti 1.5 milyon dolara yükseliyor. Bu fark nereden kaynaklanıyor?

2. “F4 uçaklarının modernizasyonu”, talip olan Tai, Aselsan ve Mikes gibi Türk firmaları yerine, neden İsrail’e verildi?

3. Bu modernizasyon için 1 milyar dolardan fazla para sarf edildiği söyleniyor, bu doğru mu?

4. Türk firmaları acaba ne kadar maliyet ile bu işi yapacaktı?

5. İsrail’in devreye sokulmasında Çevik Bir’in rolü oldu mu?

T.C.

Millî Savunma Bakanlığı 24.5.2000

KAN. KAR. : 1999/7504-GK

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: TBMM Bşk.lığının 15.5.2000 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/5601 sayılı yazısı.

İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak tarafından verilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 98 inci maddesi gereğince üç bileşim içerisinde cevaplandırılmadığından yazılı soruya çevrilen, “F-4 Uçaklarının Modernizasyonunun bir İsrail firmasına verilmesine ilişkin” 7/2005 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı Ek’te sunulmuştur.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak Tarafından Verilen 7/2005 Sayılı

Yazılı Soru Önergesinin Cevabı

F-4 Uçaklarının Modernizasyonuna ilişkin, soru önergesinin cevabı müteakip maddelerde sunulmuştur.

1. FMC-NUROL Savunma Sanayiî (FNSS) şirketinden tedarik edilen geliştirilmiş zırhlı Personel Taşıyıcı Aracı 490 bin Amerikan Doları, Zırhlı Muharebe Aracı 900 bin Amerikan Doları, Zırhlı Havan Aracı 520 bin Amerikan Doları ve Zırhlı Tow Aracı 850 bin Amerikan Doları bedelle alınmaktadır.

2. Amerika Birleşik Devletleri Ordusunda mevcut M113 Tipi Zırhlı Muharebe Araçları modernize edilerek M113 A1 modeline çevrilmektedir. Bu nedenle FNSS şirketinden tedarik edilen muhtelif tipteki zırhlı muharebe araçları ile mukayese yapmak mümkün bulunmamaktadır.

3. F-4 modernizasyonu, Dünya’da sadece İsrail İAİ Firması tarafından yapılmaktadır. Proje İsrail’in temin ettiği Devlet-firma kredisi ile finanse edildiğinden İsrail firmasına verilmiştir. Kaldı ki projenin hazırlık safhasında yerli firmaların F-4 modernizasyonu konusunda bir kabiliyeti bulunmamaktadır.

4. İsrail firmasının devreye sokulmasında Orgeneral Çevik Bir’in bir rolü olmamıştır. Türk Silâhlı Kuvvetlerinde alınan kararlarda, şahıslar değil sistem hâkimdir.

Bilgilerinize sunarım.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

7. – Bursa Milletvekili Teoman Özalp’in, tarım ürünlerinin fiyatlarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/2027)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirttiğim soruların Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunu arz ederim.

Saygılarımla.

Teoman Özalp

Bursa

1. Tarım ürünlerindeki girdi maliyet artışını önlemeniz hususunda bir çalışmanız var mıdır?

2. Taban fiyatı olmayan tarım ürünlerini üreten çiftçileri korumaya dönük ne gibi çalışma yapmaktasınız?

3. Özellikle Bursa yöresinde yetiştirilen Şeftali, Santa Mariya Armudu, Erik, Ayva gibi ürünlerde vergi iadesi ile teşvik primi uygulamasına ne zaman geçeceksiniz?

4. Girdi maliyetlerdeki yükseklik ve düşük kur politikası nedeniyle ihracatta yoğun sıkıntıların yaşanacağı tahmin edilmektedir. Üreticilerin mağdur edilmemesi için ne gibi önlemler aldınız?

5. Arz-talep dengesi nedeniyle oluşacak fiyatlar çiftçinin maliyetini karşılamayacağı için tonlarca meyvenin çürümesine ve dalında kalmasına sebebiyet vereceğinden bunun önüne geçmek için ne gibi tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

6. İhracatçı üretici ile ihracatçı firmaların daha fazla mal satmaya özendirilmeleri ile ilgili ne gibi çalışmalar yapmayı düşünüyorsunuz?

7. Yukarıda bahsedilen konularda yapılacak çalışmaların Türk çiftçisi için hayati öneme haiz olduğunu düşünüyor musunuz?

T.C.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2.6.2000

Araştırma Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı: KDD.SÖ.1.01/1747

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 22 Mayıs 2000 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-5680 sayılı yazınız.

İlgide kayıtlı yazınız ekinde gönderilen Bursa Milletvekili Sayın Teoman Özalp’e ait 7/2027-5533 esas no.lu yazılı soru önergesine ilişkin bakanlığımız görüşleri ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi: Teoman Özalp Bursa Milletvekili

Esas No. : 7/2027-5533

Soru 1. Tarım ürünlerindeki girdi maliyet artışını önlemeniz hususunda bir çalışmanız var mıdır?

Cevap 1. Tarımsal üretimde kullanılan girdiler, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde değişik şekillerde ve belirli oranlarda desteklenmiş ve halen desteklenmeye devam edilmektedir.

Desteklenen tarımsal girdilerin başında mazot, yem, düşük faizli kredi, kimyevi gübre, damızlık hayvan, sertifikalı tohum ve fidan, zirai mücadele ve veteriner sağlık ilaçları ile sulama suyu gelmektedir.

Türkiye’de tarımsal verimlilik düşük, kullanılan girdi fiyatları da yüksek olduğu için üretim maliyetleri artmakta, dolayısıyla dış dünya ile rekabet şansımız çok az olmaktadır.

Bakanlığımız Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeleri dikkate alarak girdi desteklerine bir şemsiye proje hazırlamış ve “Tarımsal Üretimde Kullanılan Girdilerin Dünya Fiyatları ile Uyum Projesi”ni Bakanlar Kuruluna sunmuştur.

Adı geçen proje ile bitkisel ve hayvansal üretimde kullanılan girdilerin üreticiye daha ucuz fiyatla sunulması, üretim maliyetlerinin ve üretici gelirleri ile beraber tüketici alım gücünün de artırılması amaçlanmaktadır.

Projede tarımsal faaliyetler; bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretimi olarak 3 grupta değerlendirilecektir. Bitkisel ve hayvansal üretimde kullanılan girdiler içerisinde maliyete en fazla etki eden girdilerden başlanarak bu girdilerin çiftçilere daha az maliyetle iletilmesi sağlanacaktır.

Bu desteklerin kaynak israfına yol açmaması için doğrudan gelir desteği şeklinde ödenmesi kararlaştırılmıştır.

Soru 2. Taban fiyatı olmayan tarım ürünlerini üreten çiftçileri korumaya dönük ne gibi çalışma yapmaktasınız?

Cevap 2. Ucuz girdi temini, pazar şansı ve tüm tarım ürünlerini üreten çiftçileri korumaya yönelik olarak, mevcut destekleme sistemleri yerine alternatif destekler üzerinde çalışılmış, bu kapsamda Eylül ayında bakanlığımız tarafından hazırlanan “Parite Uygulaması” ile ilgili çalışma Bakanlar Kuruluna sunulmuştur.

Soru 3. Özellikle Bursa yöresinde yetiştirilen Şeftali, Santa Mariya Armudu, Erik, Ayva gibi ürünlerde vergi iadesi ile teşvik primi uygulamasına ne zaman geçeceksiniz?

Cevap 3. Tarımsal ürünlerimizin yurt içi ve yurt dışı piyasalarda değer fiyattan satılmasının sağlanması, dolayısıyla üreticilerimizin yapmış oldukları faaliyetten zarar görmemelerini sağlayıcı tedbirlerin alınması bakanlığımızın en önemli görevleri arasında yer almaktadır.

Bu çalışmalar çerçevesinde, iç ve dış pazar talepleri, tarımsal ürünlerin üretim miktarı, ürünlerin pazarlama durumu ve fiyat teşekkülü devamlı takip edilmekte, fazla üretim nedeniyle üreticilerimizin fiyat düşüşlerinden oluşabilecek zararlarını önlemek ve pazar dengesini kurmak için ihracat sübvansiyonu uygulamasına gidilmektedir.

Bakanlığımız bu tarımsal ürünlere verilecek ihracat iadesi miktar ve zamanlarını tespit ederek Dış Ticaret Müsteşarlığına gereğinin yapılması için bildirmektedir. Bu konuya verdiğimiz öneme binaen yukarıda belirttiğim hususları, ileriye yönelik projeksiyonlar halinde de takip etmek üzere Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı içerisinde Pazarlama ve Dış Ticaret Daire Başkanlığı kurulmuş olup, bakanlıkça yürütmüş olduğumuz faaliyetler bu defa daha etkin olarak izlenecek ve zamanında yerine getirilebilecektir.

Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmasının “İhracat Sübvansiyonları” başlığı altında yer alan bölümünde belirtildiği gibi ülkemizce, içinde bazı meyvelerin de yer aldığı 44 tarım ürününe, miktar ve değer bazında yıllar itibariyle ne kadar ihracat sübvansiyonu verilebileceği belirtilmiştir.

Bu çerçevede, ülkemiz tarım ürünlerinin uluslararası piyasalarda rekabet gücünün ve ihracat potansiyelinin artırılması amacıyla Dünya Ticaret Örgütü Anlaşması gereğince, Bakanlar Kurulunun 27.12.1994 tarih ve 94/6401 sayılı İhracata Yönelik Devlet Yardımı Kararına dayanılarak hazırlanan Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulunun 1.2.2000 tarih ve 2000/6 sayılı kararına istinaden 25 Mart 2000 tarih ve 24000 sayılı Resmî Gazetede Tarımsal Ürünlerde İhracat İadesi Yardımlarına İlişkin Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Tebliği yayımlanmıştır.

2000 Yılında uygulanacak bu tebliğe göre, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu ödenekleri çerçevesinde karşılanmak üzere; pişirilmemiş, buharda veya suda kaynatılarak pişirilmiş, dondurulmuş meyveler ve sert çekirdekli meyveler için 92 $/ton; dondurulmuş meyve ve sebze ile meyve ve sebze işleme sanayiine dayalı gıda maddeleri için 55 $/ton; reçel, jöle, marmelat, meyve veya sert kabuklu meyve püreleri için 53 $/ton; meyve suları için 168 $/ton ihracat iadesi uygulanmaktadır.

Bakanlığımızca tüm tarımsal ürünlerin üretimi; pazara çıkış takvimleri de göz önüne alınarak takip edilmekte, üreticilerimizin mağdur olmaması için gerekli tedbirlerin zamanında alınması sağlanmaktadır. 2000 Yılı üretim dönemi uygulamaları için bakanlık olarak çalışmalarımız devam etmektedir.

Soru 4. Girdi maliyetlerindeki yükseklik ve düşük kur politikası nedeniyle ihracatta yoğun sıkıntıların yaşanacağı tahmin edilmektedir. Üreticilerin mağdur edilmemesi için ne gibi önlemler aldınız?

Cevap 4. Ülkemizde tarımsal verimliliğin düşük, kullanılan girdi fiyatlarının da yüksek oluşu üretim maliyetlerini artırmakta, dolayısıyla da dış pazarlarda rekabet şansımızın azalmasına neden olmaktadır.

“Tarımsal Üretimde Kullanılan Girdilerin Dünya Fiyatları ile Uyum Projesi” ile üretim maliyetleri düşecek, böylece dünya fiyatlarından ihracata yönelik üretim yapılması sağlanacaktır. Bu durum hem üreticinin hem de tüketicinin mağduriyetini önleyecektir. Diğer taraftan, kur politikaları ayarlanırken Türkiye’nin ihracatının olumsuz etkilenmemesi konusu da dikkate alınmaktadır.

Soru 5. Arz-talep dengesi nedeniyle oluşacak fiyatlar çiftçinin maliyetini karşılamayacağı için tonlarca meyvenin çürümesine ve dalında kalmasına sebebiyet vereceğinden bunun önüne geçmek için ne gibi tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Cevap 5. Ürünlerde arzın fazla olması durumunda piyasadaki fiyatların düşmesi, üreticiyi maliyeti karşılayamaz bir durumla karşı karşıya bıraktığı belirtilmiş olup, bu konuda bakanlığımızın yukarıda belirtilen proje kapsamında çalışmaları devam etmektedir. Uzun vadede düşünüldüğünde, üretim fazlası ürünlerde tarım sanayi entegrasyonu sağlanarak sanayi yatırımları kırsal alana kaydırılarak ve sözleşmeli üretim yaygınlaştırılarak konuya çözüm getirilebilecektir.

Soru 6. İhracatçı üretici ile ihracatçı firmaların daha fazla mal satmaya özendirilmeleri ile ilgili ne gibi çalışmalar yapmayı düşünüyorsunuz?

Cevap 6. Yukarıda 3 üncü soruya verdiğimiz cevapta belirtildiği gibi ihracat iadesi uygulaması ve ihracatçılarımızı özendirmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatındaki en önemli önceliklerinden biri de temiz toprak, temiz üretim teknolojisi ve temiz ürün üretebilme şansıdır. Bu nedenle son yıllarda özellikle organik tarım yöntemleriyle üretilen ürünlerin üretiminin yaygınlaştırılması çalışmaları bakanlığımızca devam ettirilecek, bu sistemle, verimden taviz vermeden, ürün maliyetlerini yaklaşık olarak % 30 oranında düşürmek ve ürün fiyatlarını % 25 oranında artırmak mümkün olabilecektir.

Soru 7. Yukarıda bahsedilen konularda yapılacak çalışmaların Türk çiftçisi için hayati öneme haiz olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevap 7. Yukarıda bahsedilen konularda yapılan çalışmaların tarım sektörü ve bu sektörle ilgili diğer sektörler açısından büyük öneme haiz olduğu bakanlığımızca bilinmektedir. Bu nedenle bakanlığımızın 2000 yılı hedefleri ve reform çalışmaları arasında tüm bu konular yer almakta ve sonuca ulaşılması için yapılan çalışmalar yoğun bir şekilde sürdürülmektedir.

8. – Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana İli ve ilçelerinde yürütülen proje hizmetlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/2049)

Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Millî Savunma Bakanı Sayın Sabahattin Çakmakoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini arz ve talep ederim.

Saygılarımla

Ali Halaman

Adana

1. Bakanlığınıza bağlı ve ilgili kuruluşlar tarafından Adana İli ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlarınız nelerdir?

2. Görev alanınızla ilgili olmak kaydıyla, Adana İlinin sorunları konusunda yürütülen çalışmalar var mıdır? Varsa nelerdir?

3. Adana İlinde yapılacak kamu hizmetleriyle ilgili olarak, 2000 malî yılı bütçesinden ayrılan ödenek ne kadardır?

4. Adana İlinde personel açığınız var mıdır? Bu konudaki personel politikanız nasıldır?

5. Görev alanınızla ilgili olarak, Adana İline götürdüğünüz kamu hizmetlerini, bölgesel dengeler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

T.C.

Millî Savunma Bakanlığı 30.5.2000

KAN.KAR.: 2000/7018-GK

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığına

İlgi: TBMM Başkanlığının 22.5.2000 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/2049-5557/13296 sayılı yazısı.

Adana Milletvekili Ali Halaman tarafından verilen “Adana İline ayrılan yatırım ödeneklerine ilişkin” 7/2049 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmuştur.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

Adana Milletvekili Ali Halaman Tarafından Verilen 7/2049 Sayılı

Yazılı Soru Önergesinin Cevabı

Bakanlığımızın 2000 Malî Yılı Bütçesinde ve 2000 Yılı Yatırım Programında yer alan yatırım ödeneği tutarı 3 trilyon 50 milyar TL.’dır. Bu ödeneğin Adana İli ile doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır.

Cari nitelikli ödenekler içerisinde Adana İlinde konuşlu askerî birliklerin personel, işletme, bakım ve idame giderlerinin Adana piyasasından karşılanmasının, anılan İlimizin ekonomisine müspet katkıda bulunacağı değerlendirmektedir.

Bilgilerinize sunarım.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

9. – Adana Milletvekili Halit Dağlı’nın, Adana’da Seyhan Nehrinin taşması sonucu meydana gelen sel felaketinden zarar gören bölgelere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/2067)

Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim.

Saygılarımla

M. Halit Dağlı

Adana

Soru:

Seyhan Nehrinin taşması sonucu meydana gelen Adana İli Seyhan, Yüreğir ve Karataş İlçeleri ve köylerini kapsayan sel felaketinde,

– Bölgenin acilen afet bölgesi ilan edilmesini

– Bölgedeki zarar ziyan tespitini

– Felakete maruz kalan çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi’ye olan borçlarının faizsiz olarak 1 yıl ertelenmesini,

– Sosyal Yardımlaşma Fonundan çiftçilerimize acil olarak nakdi yardım yapmayı düşünüyor musunuz?

T.C.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2.6.2000

Araştırma, Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı: KDD.S.Ö.1.01/1748

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük MilletMeclisi Başkanlığına

İlgi: 22.5.2000 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/2067-5582/13356 sayılı yazınız.

İlgi yazınız ekinde gönderilen Adana Milletvekili M. Halit Dağlı’ya ait 7/2067-5582 esas nolu yazılı soru önergesine ilişkin bakanlığımız görüşü ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Yazılı Soru Önergesi

Önerge Sahibi: M. Halit Dağlı Adana Milletvekili

Esas No. : 7/2067-5582

Soru: Seyhan Nehrinin taşması sonucunda Adana İli Seyhan, Yüreğir ve Karataş İlçeleriyle köylerini kapsayan sel felaketinde,

– Bölgenin acilen afet bölgesi ilan edilmesini

– Bölgedeki zarar ziyan tespitini

– Felakete maruz kalan çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi’ye olan borçlarının faizsiz olarak 1 yıl ertelenmesini,

– Sosyal Yardımlaşma Fonundan çiftçilerimize acil olarak nakdi yardım yapmayı düşünüyor musunuz?

Cevap: Bakanlığımıza ulaşan ve kesin olmayan son ihbarlara göre, Seyhan nehrinin 6.5.2000 tarihinde taşması sonucu, Adana İlinin Seyhan, Yüreğir ve Karataş İlçelerinin 17 köyünde sel afeti meydana gelmiştir.

Bölgede sel afeti nedeniyle toplam 25 000 dekar buğday, meyve, sebze, yer fıstığı, pamuk ve mısır ekili-dikili alan ile domates tohumluğu yetiştirilen seralarda, % 10-100 arasında zarar meydana gelmiştir. Bölgede, sel afetinden zarar gören tarım alanlarında hasar tespit çalışmaları devam etmektedir.

Sel felaketinin bakanlığımıza intikalinden sonra, çiftçilerin ziraî kredi kuruluşlarına olan 2000 yılı vadeli ve 2001 yılına sarkan kredi borçlarının vade tarihinden itibaren bir yıl süre ile ve faizsiz olarak ertelenmesi, zarar gören ve borcu olmayan üreticilere de Ziraat Bankasından düşük faizli kredi kullanma imkanı sağlanması amacıyla hazırlanan bir kararname taslağı, Bakanlar Kuruluna sevk edilmiştir.

Ayrıca hayvan varlıkları zarar gören çiftçilerin kayıpları da aynî olarak karşılanacaktır.

10. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Internet-kahvelere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/2075)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

12.5.2000

Zeki Ünal

Karaman

Bakanlık olarak İnternet-Cafeler ile ilgili gösterdiğiniz duyarlılığınız kamuoyunda takdirle izlenmektedir. Ancak son zamanlarda yazılı basının ortaya çıkardığı gibi, İnternette tanışarak “Chat” yapan, müstehcen konuşmalar savuran, arkadaşına tehditle şantaj yaparak para gasp eden kişilerin olduğu hatta bazılarının tutuklandığı iddia ve ifade edilmektedir.

Sorum şudur:

Toplumumuzun manevi dokusunu bozan özellikle gençlerimizin ahlakî değerlerini tahribe yönelten bu tip gayri ahlakî yöntemleri önlemek için Bakanlığınız ne gibi tedbirler düşünmektedir?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 1.6.2000

Emniyet Genel Müdürlüğü

Sayı: B.05.1.EGM.0.12.01.01./127524

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: TBMM Başkanlığının 22.5.2000 gün ve A.01.GNS.0.10.00.02-5678-(7/2075)-5591/ 13403 sayılı yazısı.

Karaman Milletvekili Zeki Ünal tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

Önergeye esas teşkil eden konuya ilişkin Bakanlığım yetkili birimince yapılan 1.3.2000 gün ve 54 sayılı genelge ile; kumar, bahisler, pornografik yayın, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü zedeleyici ve anayasal düzeni yıkma amacına yönelik kurulan web sitelerinin kullanımına müsaade edilen veya izinsiz oyun yeri gibi işletilen internet kahveler hakkında öncelikle yazılı uyarılarda bulunacağı, yazılı uyarılara rağmen bu siteleri açık tutan internet kahveler için, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 8 inci maddesine göre kapatma işlemi uygulamaları mülki idare amirlerinden istenmiştir.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan

İçişleri Bakanı

11. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, İstanbul-Ümraniye-Dudullu Karakolunda işkence uygulandığı iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/2076)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

10.5.2000

Zeki Ünal

Karaman

Basına da yansıdığı gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu üyelerinin Ümraniye Dudullu Karakolunda gözaltına alınan, bazı kişilerle yaptığı görüşmelerde, ilgili kişilerin gözlerinin bağlandığını, zorla soyundurulduklarını, cereyan verildiğini, göğüslerinin uçlarına bir şeyler takarak çekildiklerini, tuvaletlerde çırılçıplak bekletildiklerini, su dolu varillere bırakıldıklarını ifade etmişlerdir.

Sorum şudur:

Bu tür işkencelerin durdurulması konusunda bakanlık olarak ne gibi tedbirler alınmaktadır?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 1.6.2000

Emniyet Genel Müdürlüğü

Sayı: B.05.1.EGM.0.12.01.01./127525

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: TBMM Başkanlığının 22.5.2000 gün ve A.01.GNS.0.10.00.02-5678-(7/2076)-5592/ 13404 sayılı yazısı.

Karaman Milletvekili Zeki Ünal tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

Ümraniye ilçe nüfusunun kalabalık olması ve olayların çokluğundan dolayı güvenlik güçlerimizin önergedeki iddialarla ilgili zaman zaman iftiralara maruz kaldığı,

Nitekim, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden müteşekkil (7) kişilik heyetin 4.3.2000 günü saat 03.00 sularında habersiz olarak Ümraniye İlçe Emniyet Müdürlüğü Dudullu Hizmet Binasında yapmış oldukları kontrol ve denetim ile Cumhuriyet Savcılarımızın çeşitli tarihlerde (16) defa denetlemelerinde iddiaları teyit edici bir duruma rastlanılmadığı,

Ancak, gözaltına alınan şahısların, kendi kendilerine zarar vermelerini engellemek amacıyla üzerlerinde bulunan kravat, kemer, ayakkabı bağı, künye, yüzük ve benzeri metal eşyaların gözaltında kaldıkları süre içerisinde tutanakla zapt edilerek alındığı ve çıkışta bu eşyaların tutanakla teslim edildiği, anlaşılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan

İçişleri Bakanı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.