Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

DÖNEM : 21 CİLT : 18 YASAMA YILI : 2

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

30 uncu Birleşim

8 . 12 . 1999 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. — GELEN KÂĞITLAR

III. — YOKLAMA

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız’ın, 1966 yılında Muş ve civarında meydana gelen depremde yıkılan konutların hâlâ yapılamamış olmasına ilişkin gündemdışı konuşması

2. — Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, 3 Aralık 1999 tarihinde Erzurum İlinde meydana gelen depreme ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

3. —Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, Et-Balık Ürünleri Anonim Şirketi bünyesinde bulunan Fatsa Balık Mamulleri Fabrikasının özelleştirme kapsamında satışa çıkarılmasının yörede yaratacağı sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Konya Milletvekili Mehmet Ali Yavuz’un Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/73)

2. — İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel’in (6/233) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/72)

V. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. — Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz, Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/424) (S. Sayısı : 191)

VI. — AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. — Ankara Milletvekili Hikmet Uluğbay’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2. — Bartın Milletvekili Zeki Çakan’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında Anavatan Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

VII. —SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. —Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, SEKA Balıkesir Müessesesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın cevabı (7/631)

2. —Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Merve Safa Kavakçı’nın milletvekili olup olmadığına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Yıldırım Akbulut’un cevabı (7/671)

3. —Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, 2908 Sayılı Dernekler Kanununun 44 üncü maddesinin yeniden düzenlenip düzenlenmeyeceğine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/880)

4. — Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı’nın, Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulunun toplanmamasının nedenine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/837)

5. — Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın, çiftçilerinTMO’dan olan alacaklarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı(7/838)

6. —Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, masonların Anıt Kabir ziyaretine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/843)

7. —Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, Hatay İlindeki tütün üreticilerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in cevabı (7/850)

8. — Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu’nun, Marmara depreminde hayatını kaybeden ve kayıp olan kişilere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/856)

9. — Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, Bağ-Kur’un hastanelere olan borçlarını zamanında ödememesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın cevabı (7/859)

10. — Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, Atatürk Orman Çiftliğinden kişi ve kurumlara tahsis edilen yerlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/861)

11. —Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, TBMMpersonel lojmanlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Yıldırım Akbulut’un cevabı (7/862)

12. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi otobüs seferlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/864)

13. — Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/868)

14. — Hatay Milletvekili Namık Kemal Atahan’ın, Yekta Güngör Özden’in korunmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/879)

15. — İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun, TRT’de yayınlanmakta olan “Politikanın Nabzı” isimli programa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı YükselYalova’nın cevabı (7/882)

 

I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 65 inci yıldönümü nedeniyle, Oturum Başkanı bir konuşma yaptı.

Devlet Bakanı Hasan Gemici, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 65 inci yıldönümü nedeniyle gümdemdışı bir açıklamada bulundu; FP İstanbul Milletvekili Ayşe Nazlı Ilıcak, MHP Çorum Milletvekili Melek Karaca, DSPAmasya Milletvekili Gönül Saray Alphan, ANAP İzmir Milletvekili Işılay Saygın, DYP Kayseri Milletvekili Sevgi Esen grupları adına; Hakkâri Milletvekili Evliya Parlak da şahsı adına aynı konuda görüşlerini belirttiler.

Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa,

Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu,

Fındık üreticilerinin;

Aydın Milletvekili Bekir Ongun, Aydın İlinin ve pamuk üreticilerinin,

Sorunlarına ilişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

Azerbaycan Cumhuriyeti Millî Meclis Başkanı Murtuz Aleskerov’un resmî davetine icabetle 12 Aralık 1999 tarihinde yapılacak yerel seçimleri izlemek üzere Azerbaycan’a gidecek olan 5 kişilik Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Ankara Milletvekili Mehmet Arslan ve 29 arkadaşının, İç Anadolu Bölgesinin modern bir yapıya kavuşturulması ve ekonomik kalkınmasının sağlanması için alınması gereken önlemlerin,

İzmir Milletvekili Hakan Tartan ve 22 arkadaşının, enerji sorununa çözüm bulunması için alınması gereken önlemlerin araştırılarak yeni bir enerji politikası,

Belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri (10/100; 10/101) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı açıklandı.

Konya Milletvekili T. Rıza Güneri’nin, Çevre,

Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji,

Komisyonu üyeliklerinden çekildiklerine ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’nın (6/251) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 106 ncı sırasında yeralan 218 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 1 inci sırasına, 1 inci sırasında yeralan 191 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü sırasına, 58 inci sırasında yeralan 134 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü sırasına, 54 üncü sırasında yeralan 116 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 6.12.1999 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan 217 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden 6 ncı sırasına alınmasına,

7.12.1999 Salı günü denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; Genel Kurulun 8.12.1999 Çarşamba günü 15.00 - 19.00, 20.00 - 24.00; 9.12.1999 Perşembe günü 13.00 - 19.00, 20.00 - 24.00 saatleri arasında çalışmasına, Genel Kurulun 10.12.1999 Cuma günü de 13.00 - 19.00, 20.00 - 24.00 saatleri arasında çalışmasına ve bu toplantıda kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 7.12.1999 Salı ve 8.12.1999 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesine,

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 76 ncı sırasında yeralan Çeçenistan ve Kuzey Kafkasya’ya yönelik izlenen dışpolitika konusundaki genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinin Genel Kurulun 14.12.1999 Salı günkü birleşiminde yapılmasına,

2000 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarıları ile 1998 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarılarının Genel Kuruldaki görüşmelerine 19.12.1999 Pazar günü saat 11.00’de başlanmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi ve

Bazı milletvekillerine, Başkanlık tezkeresinde belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesi,

Kabul edildi.

Bayburt Milletvekili Suat Pamukçu’nun, İl Özel İdaresi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair (2/143) Kanun Teklifinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği;

Van Milletvekili Maliki Ejder Arvas’ın, Erciş Adıyla Bir İl ve Çelebibağ Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında (2/19) Kanun Teklifinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği,

Açıklandı.

Çevre Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda açık bulunan ve FP Grubuna düşen birer üyeliğe Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın ve Konya Milletvekili T. Rıza Güneri seçildiler.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının :

1 inci sırasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika BirleşikDevletleri Hükümeti Arasında Ticaret ve Yatırım İlişkilerinin Geliştirilmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna DairKanun Tasarısının (1/576) (S. Sayısı : 218),

2 nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bulgaristan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye - İstanbul’daki Taşınmaz Mallara İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/498) (S. Sayısı : 176),

Yapılan açık oylamalardan sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı;

3 üncü sırasında bulunan, Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının (1/424) (S. Sayısı : 191) üzerinde bir süre görüşüldü.

Alınan karar gereğince, 8 Aralık 1999 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 18.56’da son verildi.

Murat Sökmenoğlu Başkanvekili

Burhan Orhan Sebahattin Karakelle Bursa Erzincan Kâtip Üye Kâtip Üye

 

No. : 43

II. — GELEN KÂĞITLAR

8.12.1999 ÇARŞAMBA

Tasarı

1. — Telgraf ve Telefon Kanunu, Ulaştırma Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun ile Telsiz Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/585) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

Teklifler

1. — Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Denizli Milletvekili Beyhan Aslan ile Kastamonu Milletvekili Murat Başesgioğlu’nun; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/367) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 1.12.1999)

2. — Siirt Milletvekili Nizamettin Sevgili ve 5 Arkadaşının; Sosyal Güvenlikle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Temsil Tazminatı Ödenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/368) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi : 8.7.1999)

Tezkereler

1. — Antalya Milletvekili Kemal Çelik’in; Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/412) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

2. — İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın’ın; Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/413) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

3. — Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan’ın; Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/414) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

4. — Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan’ın; Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/415)(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

Rapor

1. — Konya Milletvekili Teoman Rıza Güneri’nin; Konya Ovası ve Orta Anadolu Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilâtının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/4) (S. Sayısı : 219) (Dağıtma Tarihi : 8.12.1999) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükâr İzol’un, Şanlıurfa İli’nin turizm açısından değerlendirilmesine ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/324) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

2. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükâr İzol’un, Şanlıurfa İli’nde inanç turizminin geliştirilmesi ve tanıtılmasına ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/325) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

3. — Şanlıurfa Milletvekili Zülfükâr İzol’un, Şanlıurfa İli’ne yapılan turizm yatırımlarına ilişkin Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/326) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

4. — Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya’nın, Sanayi ve Ticaret Bakanlığını Güçlendirme Vakfı ile ilgili yolsuzluk iddialarına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/327) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

5. — Sivas Milletvekili Abdullatif Şener’in, Niğde-Ovacık Kasabası sağlık ocağı doktorunun tayin edilmesinin nedenine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/328) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

6. — Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/329) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

7. — Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, Şanlıurfa-Birecik’in bağlantı yollarına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/330) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

8. — Şanlıurfa Milletvekili Yahya Akman’ın, Şanlıurfa-Suruç’un içme suyu sorununa ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/331) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

Yazılı Soru Önergeleri

1. — Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, T.Ş.O.F.’nun sürücü belgelerini yüksek fiyatla satarak haksız kazanç elde ettiği iddiasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/991) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

2. — Siirt Milletvekili Ahmet Nurettin Aydın’ın, Siirt İli Hesko suyu isale hattının doğal afet bölgesi kapsamına alınıp alınmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/992) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

3. — Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, faiz gelirlerinin vergilendirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/993) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

4. — Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, deprem bölgesinde prefabrik inşaat ihalesi alan firmalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/994) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

5. — Konya Milletvekili Veysel Candan’ın, T.H.Y.’nın tanıtım, reklam ve kiralama bedellerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/995) (Başkanlığa geliş tarihi : 6.12.1999)

6. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, sigara satışlarına ilişkin Devlet Bakanından (Rüştü Kâzım Yücelen) yazılı soru önergesi (7/996) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

7. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, küçüklere sigara satışı yasağına uyulmadığı iddiasına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/997) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

8. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İrlanda-Türkiye futbol maçının İrlanda’da yayın hakkına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/998) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

9. — İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, Bursa’da oynanan Millî maçtan önce Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün saha ve reklam kirası istemesine ilişkin Devlet Bakanından (Fikret Ünlü) yazılı soru önergesi (7/999) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

10. — Kayseri Milletvekili Salih Kapusuz’un, Mavi Akım Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1000) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

11. — İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz’ün, vakıf üniversitelerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1001) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

12. — Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’in, T.Ş.O.F. tarafından yapılan plaka satışlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1002) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

13. — Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, DLH İskenderun 9. Bölge Müdürlüğünün başka yere nakledilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1003) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

14. — Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, Antakya’yı çevre illere bağlayan yollara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/1004) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

15. — Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, Hatay- Yayladağ Barajı sulama inşatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1005) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

16. — Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, Devlet Su İşlerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/1006) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

17. — Muğla Milletvekili İbrahim Yazıcı’nın, Muğla’da tarımsal kalkınma kooperatiflerinin orman işletmelerinden olan alacaklarına ilişkin Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1007) (Başkanlığa geliş tarihi : 7.12.1999)

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.00

8 Aralık 1999 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30 uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, 1966 Muş-Varto depremi üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen, yıkılan konutların yapılmamış olması nedeniyle söz isteyen Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız'a aittir.

Buyurun Sayın Yıldız.

Süreniz 5 dakika.

IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1. — Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız’ın, 1966 yılında Muş ve civarında meydana gelen depremde yıkılan konutların hâlâ yapılamamış olmasına ilişkin gündemdışı konuşması

SABAHATTİN YILDIZ (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize saygılar sunarım.

19 Ağustos 1966 yılında Muş-Varto ve civarında meydana gelen depremin üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen, devletin vatandaşa yapması icap eden 10 014 konutla ilgili görüşlerimi aktarmak için huzurlarınızdayım.

Değerli arkadaşlar, aradan 33 yıl geçmiş. 33 yıl zarfında, maalesef, 6 229 konut, nedense yapılamamış; vatandaş, haklı olarak, şikâyette bulunuyor. 1992'de Erzincan'da deprem olmuş, konutları yapılmış. 1995'te Dinar'da deprem olmuş, bir yıl içerisinde konutları tamamlanmış. 1998 Ceyhan depremi dolayısıyla yapılması icap eden konutlar tamamlanmış. 1999 Marmara Bölgesinde meydana gelen depremle ilgili geçici konutlar yapılmış ve kalıcı konutlar için çözüm aranma yollarıyla uğraşılmakta; fakat, aradan 33 yıl geçmiş olmasına rağmen, Muş-Varto, Bulanık, Malazgirt'te, devletin vatandaşa borcu olan 4 000 civarında konut halen yapılamamış. Vatandaş, haklı olarak, şöyle bir şikâyette bulunuyor: Acaba, Ceyhan'da yaşayan, Dinar'da yaşayan, Erzincan'da yaşayan vatandaş Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı da, bizler bir başka ülkenin vatandaşı mıyız, yoksa, bizler ikinci sınıf vatandaş mıyız?

33 yıl... Dile kolay gerçekten... Yılda 300 konut yapılmış olsa, bugün devletin borcu kalmamış olacak. Aradan 33 yıl geçmiş, vatandaşın konutları yapılmadığı halde, ayrıyeten, 1985 yılında bir yasa çıkarılmış ve vatandaşa iki aylık bir borçlanma süresi verilmiş. İki ay içerisinde borçlanmayan vatandaşın, hakkı olan konutları iptal edilmiştir. 3177 sayılı Yasayla, 2 279 vatandaşın da, hakkı olan konutları iptal edilmiştir.

Benim, bugün, hükümetten bir istirhamım olacak: Meclis, hükümete, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verdi ve Meclis, bir kararnameyle, hakkı iptal edilen bu vatandaşın hakkını geri vermek için, yeniden bir borçlanma süresi verebilir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gönül isterdi ki, bugün, Bayındırlık ve İskân Bakanı da burada olsaydı, hiç olmazsa, 2000 yılında, bu konutlarla ilgili ne yapacağını burada bizlere izah etseydi ve benim hemşerilerim de, bu mikrofondan dinleme imkânı bulsalardı. Umarım, Sayın Bakan, olaydan haberdardır ve Muş-Varto'da, Hınıs'ta ve aynı şekilde Lice'de bekleyen konutları 2000 yılı programına alır ve bunları 2000 yılında da olsa, hiç olmazsa, tamamlar.

Birkısım arkadaşlar şöyle bir durumu anlatıyorlar. Evet, aradan 33 yıl geçmiş, birçok hükümet gelmiş, geçmiş ve bu arada bir yıllık Refahyol Hükümeti veyahut da, benim de milletvekili olarak da bulunduğum bir hükümet de geldi. Bizim, bir yıl içerisinde ne yaptığımızı da burada izah etmek istiyorum. Bir yıllık süre içerisinde 1 354 adet konutun temelleri atıldı ve işe başlandı.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, toparlar mısınız.

SABAHATTİN YILDIZ (Devamla) – Fakat, maalesef, bunlardan bir kısmı tamamlandı, 793 konut şu anda subasman seviyesinde. Bir kısmını da vatandaş kendi imkânlarıyla tamamladığı halde, maalesef, bakanlıktan bir kuruş para gelmemiş. Hiç olmazsa, kendi imkânlarıyla konutlarını tamamlayan bu vatandaşlara, hükümetin bir an önce desteğini bekliyorum.

Ayrıca, Sayın Başkanımın müsamahasına sığınarak bir dakika müsaade istiyorum.

Deprem Araştırma Komisyonundan üç arkadaşla beraber bölgeye gittik. Bir köyü ziyaretimizde, elimize bir liste verdiler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığıyla ilgili; bunu da burada izah etmeden geçemeyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SABAHATTİN YILDIZ (Devamla) – Sayın Başkanım, 1 dakika daha müsaade edin.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, buyurun.

SABAHATTİN YILDIZ (Devamla) – 1999 yılında, kuraklık nedeniyle, devlet, çiftçilere tohumluk buğday vereceğini söylemiş. Haziran ve temmuz aylarında hasar tespitleri yapılmış ve dekar başına 31 kilogram buğday vereceğini söylemiş; fakat, ekim zamanı geldiğinde, dekar başına 3 kilo buğday vermiş. Bir liste; Muş-Hasköy, Azıklı Köyü. Köyün listesi burada. Köyde, Liyadin isminde bir vatandaşa, 24 kilo buğday vereceğim demiş, bir başka vatanadaşa 40 kilo, bir başkasına 30 kilo, bir başkasına 48 kilo... Vatandaş, 24 kilo buğday için Ziraat Bankasına gidecek, iki kefil götürecek, borçlanacak ve 24 kilo tohumluk buğday alacak!.. Yani, böyle bir uygulama!.. Bu hükümet, bu vatandaşla, bu çiftçiyle dalga mı geçiyor?! 24 kilo, 30 kilo ve en fazla buğday 95 kilo. Yani, çiftçiye verilecek buğdayınız yoksa, yoktur deyin hiç olmazsa.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, toparlar mısınız... 1 dakikayı da geçti.

SABAHATTİN YILDIZ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; teşekkür eder, saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, teşekkür ederim.

KADİR BOZKURT (Sinop) – Sayın Başkan, cevap verecek sayın bakan yok mu?

BAŞKAN – Efendim, Sayın Bakan, yurt dışında olduğu için, Sayın Yıldız'ın konuşmasına cevabı bir diğer bakan arkadaşına vermiş. Eğer, süre zarfında gelirlerse, Sayın Yıldız'a cevap verecekler.

Gündemdışı ikinci söz, Erzurum ilinde meydana gelen deprem dolayısıyla söz isteyen Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay'a aittir.

Buyurun Sayın Ertugay. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

2. — Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, 3 Aralık 1999 tarihinde Erzurum İlinde meydana gelen depreme ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündemdışı konuşması

ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Aralık 1999 Cuma günü akşam saatlerinde Erzurum'da meydana gelen depremle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlarım.

Malumunuz olduğu üzere, bu deprem 5,5 şiddetinde bir depremdir ve bir vatandaşımızın hayatına mal olmuştur. Ancak, tabiî, Marmara ve Düzce depremleriyle mukayese edilemeyecek derecede küçük boyutlu bir depremdir. En büyük tesellimiz de, can kaybının olmamasıdır veya yok denecek kadar az olmasıdır.

Şenkaya İlçemiz merkez olmak üzere, o yöredeki 20 kadar köyde, başta Gaziler, Göreşken, İçmesu, Gözebaşı Köyleri olmak üzere, yoğun bir maddî zarar meydana gelmiş, 150-200 tanesi ağır hasarlı ve oturulamayacak durumda olmak üzere toplam 500 civarında konut -konut denilebilirse; topraktan yapılmış binalar- tamamen oturulamaz hale gelmiş ve bu tabiî afet sonucu, vatandaşımız, karakış ortasında çaresizliğe mahkûm olmuştur.

Burada bir diğer önemli husus; bölgedeki hayvan barınakları tamamen tahrip olmuştur. Hayvancılık, bölgenin önemli bir gelir kaynağıdır. Bölgede inceleme yaptığım son iki gün içerisinde, çökmüş olan bu hayvan barınaklarının altında kalmış olan hayvanlarımız hâlâ çıkarılamamıştı.

Maalesef, sadece 9 uncu Kolordumuzun imkânlarıyla, Sayın Kolordu Komutanının da çok özel, şahsî hassasiyetleriyle -ki, depremin olduğu geceden itibaren deprem bölgesinde vatandaşla iç içe bulunmakta ve aynı sıkıntıyı birlikte yaşamaktadır- Kolordumuzun 150 civarında çadırı bölgeye sevk edilmiş; ancak, bölgede, hükümetin imkânlarına, Kızılayın imkânlarına ait herhangi bir işaret görülememiştir; bunu üzülerek ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle de, başta Kolordu Komutanımız olmak üzere, değerli Ordumuzun mensuplarına teşekkür ediyorum.

Depremin meydana geldiği bölgenin, ismi, âdeta karakışla özdeş olan Allahüekber Dağlarının eteklerinin olduğunu ve halihazırda, şu anda, geceleyin ısının eksi 20, eksi 30 olduğunu unutmamak gerekiyor. Küçük boyutlu bir deprem gibi görülebilir; ama, ateş düştüğü yeri yakar; orada, yüzlerce, binlerce vatandaşımız evine giremez durumdadır ve çaresizlik içerisinde kışla boğuşmaktadır. kışla boğuşmaktadır. Bu bakımdan, hükümetimizden istirhamımız şudur: Özellikle de ihmal edilmişlik, ikinci sınıf muamele görmüşlük duygusu içerisinde bulunan bölgeye, gereken hassasiyetin gösterilmesi ve hiç değilse, bir sayın bakanın, bir hükümet üyesinin, bölgede incelemelerde bulunması ve buradaki deprem sonrası olayı, onlarla birlikte yaşamasını arzu ederim. Vakit geç değildir. Bir sayın bakanın bölgeye gitmesini ve bölgenin afet bölgesi olarak ilan edilmesini; sayın valinin emrine en az 500 milyar civarında bir paranın, bir meblağın aktarılarak, vatandaşın kendi gücünden de istifade ederek, maddî destek sağlanmak suretiyle, ahırların yapılması ve konutların süratle yapımına geçilmesini öneriyorum. Çünkü, bir hafta bile, vatandaşın çadırda kalacak mecali yoktur, karakış bastırmıştır. Birkaç gün içerisinde bir metre karla karşı karşıya gelmek, asla süpriz değildir. Onun için süratle, esas konutların yapımına geçilmesi gerekir. Bölge için, değil günler, saatler bile önemlidir. Bu bakımdan, konuya, hükümetin, gereken hassasiyeti göstermesini ve bugüne kadar gördüğüm ilgisizliğini telafi etmesini özellikle istirham ediyorum.

Bu vesileyle de, bölgenin, köylerinin yeniden gözden geçirilerek, altyapısının, yerleşim planlarının yapılması ve birinci ve ikinci derecede deprem bölgesinde olan bu yörelerde, Allah korusun daha büyük bir depremin olması halinde, bizatihî, deprem sonucu olmasa bile, depremden sonra, karakışın sebebiyet verdiği ölümlerin olabileceğini, şimdiden dikkatlerinize arz etmek istiyorum. Bu bakımdan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlarsanız efendim, teşekkür ederim.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum efendim.

Bu yıl, ülkemizde, çok sayıda büyük deprem meydana gelmiştir. Bu da bize artık depremle iç içe yaşamamız gerektiğini ve Türkiye’nin, Anadolu’nun, deprem, kaçınılmaz bir kaderi olduğunu göstermiştir. Gerek bilimsel bazda gerek idarî bazda gerekli tedbirlerin alınarak, deprem sonrası acil müdahale önlemlerinin geliştirilmesi ve anında müdahale imkânlarının ortaya konulması çok büyük önem arz etmektedir.

Bu vesileyle, bu depremde ve daha önceki büyük depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Tekrar milletimizin başı sağ olsun. Yaklaşan Ramazan ayının da, ülkemiz için, memleketimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ertugay.

Gündemdışı son söz, Ordu Et ve Balık Kurumunun özelleştirilmesi konusunda söz isteyen Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt'a aittir.

Buyurun Sayın Enginyurt.

Süreniz 5 dakikadır efendim.

3. — Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, Et-Balık Ürünleri Anonim Şirketi bünyesinde bulunan Fatsa Balık Mamulleri Fabrikasının özelleştirme kapsamında satışa çıkarılmasının yörede yaratacağı sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Et-Balık Ürünleri Anonim Şirketinin Fatsa Balık Kombinasının satışıyla ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yarın başlayacak Ramazan ayının, sizlere, Türk Milletine ve İslam alemine hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi, özelleştirmenin gereğine inanan siyasî bir partidir, özelleştirmeye karşı olmamız söz konusu bile değildir. Lakin, benim yapacağım açıklama, özelleştirmeye karşı olduğumuzdan dolayı değil, bir hakkın göz önüne alınması gerektiğindendir.

1953 yılından beri iktisadî devlet teşekkülü olarak faaliyetlerini sürdürmekte olan Et ve Balık Kurumu, 1992 yılında özelleştirme kapsamına alınarak Et-Balık Ürünleri Anonim Şirketine dönüştürülmüştür. 1992 yılından bugüne kadar 11 et kombinası ve 1 iştirakinin satışı gerçekleştirilmiştir. Kalan 19 kombinadan 6 adedi de satışa çıkarılarak özelleştirme büyük bir hızla devam etmektedir.

Buraya kadar her şey normal. Benim söylemek istediğim mesele bundan sonrasıyla ilgilidir. Satışa çıkarılan kombinalar arasında bir tek Fatsa ilçesinde balıkçılık müessesesi bulunmaktadır. Ordu-Samsun devlet karayolu üzerinde Fatsa Limanı bitişiğinde 40 dönümlük arazi üzerinde kurulu bulunan fabrika, balıkunu, balıkyağı, konserve ve donmuş ürün kısımlarından teşekkül etmiştir. Fabrikada, 13 memur ve 120 işçi çalışmaktadır. Karadeniz yöresinde, kültür alabalığı yetiştirilmesi teşvik edilirken, bu fabrika, aynı zamanda, deniz suyu ısınmaya başladığında, ölmeye başlayan kültür alabalığını satın alarak da yöre insanına katkı sağlamaktadır.

Bölge balıkçıları, yakaladıkları ve ürettikleri balıkların çok büyük bir bölümünü fabrikaya satarak geçimlerini sağlamaktadırlar. Bölge halkının ekmek kapısı olan fabrikanın satılması halinde, gerek fabrika çalışanları gerekse balık üreticileri, binlerce aile perişan olacaktır.

Anılan bu fabrikamızın satılması halinde, hemen hemen tek alıcısı bir firma da, fabrikayı çalıştırmak yerine, tekel olma yolunda kapatacaktır. Örnekleri; Afyon başta olmak üzere, şu anda, Ankara Migrosun bulunduğu yer de dahil olmak üzere, satılan kombinaların büyük bir kısmı, ülke ekonomisine katkı değil, menfaat gruplarına çıkar sağlamıştır.

Karadeniz Bölgesinde, özellikle Ordu'da işsizliğin had safhada olduğu ve göçlerin devam ettiği bir dönemde, bunlara yeni işsizler ilave etmek, bölgede, yeni göçler, yeni sosyal yaralar açacaktır. Bu nedenle, Bingöl ve Diyarbakır et kombinaları hangi gerekçelerle satış listelerinden çıkarılmışsa, Et Balık Anonim Şirketine ait tek balık kombinası olması sebebiyle -burayı tekrar ifade etmek istiyorum- 19 kombinadan tek balık kombinası olması sebebiyle, Et ve Balık Kurumuna da adını veren Fatsa Balık Mamulleri Fabrikasının da, aynı gerekçelerle satış listesinden çıkarılarak, en son, bire bir satış listesine konulmasını teklif ediyoruz; çünkü, Karadeniz Bölgesi, özellikle Ordu İlimiz, devlet yatırımlarından pay alma konusunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki illerin bile gerisinde kalmıştır; gayri safî millî hâsılası sürekli düşmüş ve 1 360 dolar seviyesine inmiştir.

Sayın Bakanın bu konuyu dikkate almasını bir kere daha ifade ediyor, Yüce Heyetinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Enginyurt.

Sayın milletvekilleri, diğer sunuşlara geçiyoruz.

Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum :

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1. — Konya Milletvekili Mehmet Ali Yavuz’un Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/73)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 8.12.1999

Mehmet Ali Yavuz

Konya

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur efendim.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

2. —İstanbul Milletvekili Ahmet Güzel’in (6/233) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/72)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 9 uncu sırasında yer alan (6/233) esas numaralı sözlü soru önergeme yazılı cevap aldığımdan, soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

Ahmet Güzel

İstanbul

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşülmesine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER

1. — Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/424) (S. Sayısı: 191)

BAŞKAN – Komisyon?..

Hükümet?..

Sayın milletvekilleri, Hükümet görüşmelere yetişemediği için birleşime 10 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.25

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 15.35

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30 uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER

1. — Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/424) (S. Sayısı: 191) (1)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde, tasarının tümü üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi, söz sırası, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Coşkun'a aittir.

Buyurun Sayın Coşkun. (FP sıralarından alkışlar)

Sayın Coşkun, süreniz 20 dakika efendim.

FP GRUBU ADINA ALİ COŞKUN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli Meclis üyeleri; Sermaye Piyasası Kanununda yapılacak değişiklik konusunda, Fazilet Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Grubumuz ve şahsım adına, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

21 inci Asra adım atacağımız şu günlerde, ülke gündemimiz fevkalade önemli gelişmelerle dolu bulunmaktadır. Sermaye ve teknoloji merkezi olan Avrupa Birliği, dünya enerji rezervinin yüzde 70'ini bünyesinde bulunduran enerji merkezi durumundaki Kafkaslar ve Ortadoğu, tüketim merkezi durumunda olan Balkanlar, uyanan Afrika ve Ortaasya ülkelerinin ortasında bulunan Türkiye, âdeta, geleceğin cazibe merkezi durumundadır. Bu özellikleriyle, ülkemiz, Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde yeniden yapılanma sürecine giren dünya politikalarının oluşmasında önemli bir ülke rolü oynayabilecektir. İstanbul'da yapılmış olan AGİT toplantısı ve Helsinki'de yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesi, bu bakımdan, fevkalade önem taşımaktadır. Ancak, bir taraftan, dış politikada süregelen yanlışlıklar, diğer taraftan, demokratikleşme sürecinde, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi temel evrensel konularda arzu edilen yönetim anlayışına kavuşamayışımızın yanı sıra, belki de beklenen seviyeye ulaşamamamızda en önemli etkenlerden biri olan ekonomik darboğazlardan kurtulamayışımız, bugün Türkiye'nin üstleneceği role gölge düşürmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin çok önemli darboğazlarının başında ekonomimiz gelmektedir. Birkaç gün sonra, Yüce Meclis, 2000 yılı bütçesini görüşecektir. Devletin hâlâ en büyük işveren durumunda olması, ekonomik işletmelerden elini çekememesi, bazı devlet kurumlarının ve KİT kuruluşlarının siyasî rant aracı olarak kullanılması kamu bankalarının emredici yasaya rağmen özelleştirilememesi, ekonomiyi baskısı altına alan kamu borçlanma gereğinin artarak devam etmesi sonucu ekonomi yönetiminin yüksek faiz ve borç sarmalından kurtulamadığını görmekteyiz.

Devlet yönetiminde israfın, vurgunun, yolsuzlukların, çete-mafya ilişkilerinin önlenemeyişi, karşımıza bir borç ödeme bütçesi çıkarmıştır. Toplanacak vergilerin yüzde 88'i faiz ödemelerine ayrılmaktadır. Bu sebeple, altyapı yatırımlarına yüzde 5'in altında pay kalmaktadır.

GSM ve elektrik santral ve dağıtım şebekelerinin devrinden elde edilebilecek tahmini 2,6 katrilyon Türk Lirasının da bütçeye vergidışı gelir olarak katılmasına rağmen, bütçede, en iyi yorumlarla 14,4 katrilyon Türk Lirası değerinde, yani bütçenin yüzde 30'u kadar açık beklenmektedir.

Durgunluk içerisinde yüksek enflasyonun devam ettiği ekonomimiz stagflasyon ortamına sürüklenmiş durumdadır ve bütçe tasarısının ışığında durgunluğun daha da artacağı anlaşılmaktadır. Bu yılın eylül ayı sonunda sanayide yüzde 5 gerileme meydana gelmiş bulunmakta, ekonomimiz küçülmekte, adeta büzülmektedir. Bu durumda, yatırımlar durmuş, işsizlik had safhaya ulaşmış, hayat pahalılığı çekilmez hale gelerek dargelirli açlık sınırına itilmiş, halkın bir bölümü sefalet içinde kıvranmakta; esnaf, çiftçi, işçi, memur, tüccar, sanayici kan ağlamaktadır. Bu sıkıntılara, bir de, depremin acıları, hükümetin olaya müdahalesinin gecikmesi, depremzedelere yapılan davranış ve uygulamaların üzüntüleriyle getirdiği ilave sorumluluklar da eklenince, halkımız, bunalımın eşiğine gelmiş durumdadır.

Her konuda olduğu gibi, bunun temel sebebi, ekonomide kaynak yetersizliği olarak görülmekteyse de, bize göre esas sorun, kaynakların verimli biçimde kullanılamayışı, devletteki israfın önlenemeyişi ve devletin, sık sık ekonomiye müdahalesi yanı sıra, hantal devlet yapısının merkezî yönetim anlayışından kaynaklanmaktadır.

Bugün, dış borcumuz 100 milyar doları, iç borcumuz -kamu bankaları görev zararlarıyla birlikte- 45 milyar dolar seviyesini aşmış durumdadır. Bu borç sarmalından çıkamayan hükümet, dayatmacı zihniyetini de terk etmemektedir. Örnek olarak, devlet, bankalar aracılığıyla hazine açıklarını kapatmak için yüksek faizlerle tefeciliği teşvik etmekte, çeşitli uygulamalarla devlet kurumlarına olan güveni sarsmakta, böylece, varlık içinde yokluk çekmektedir.

Devletin, halkın tasarruflarını zorla faizli sisteme sokma dayatması sonucu yaklaşık 70 milyar dolar karşılığı yastıkaltı servet millî ekonomiye kazandırılamamıştır.

Kurulmuş bulunan kâr-zarar ortaklığı esasına dayalı faizsiz özel finans kurumlarının sermaye artırımı ve şube açma talepleri bugüne kadar reddedilmiştir.

Bu sabah, Plan ve Bütçe Komisyonunda Bankalar Yasasıyla ilgili olarak yaptığımız toplantıda Sayın Bakanımızın verdiği bilgiler, bu konudaki dayatmalardan vazgeçileceği hususuna ışık tutmuştur. Bu bakımdan, huzurunuzda teşekkür ediyoruz. Alt komisyon kurulmuştur; ümit ediyorum ki, bu yanlışlıklardan kısa zamanda vazgeçilir.

Gurbetçilerimizin yurt dışında yabancı bankalardaki 60 milyar doları aşan tasarrufları da yurda getirilememekte, bu konuda büyük başarı sağlayan, halka açık, Anadolu'nun bağrından çıkan ve "KOBİ" olarak adlandırılan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin veya bir araya gelerek kurdukları holdinglerin faaliyetleri engellenmektedir. Oysaki, bunların -varsa- eksiklikleri, yanlışları düzeltilip sağlıklı çalışmalarına destek verilmesi gerekirken, her türlü zorluk çıkartılarak kanunî hakları olan teşviklerden bile yararlandırılamamaktadır. Böylece, çifte standart uygulanmaktadır. Bu da yetmiyormuş gibi, anlaşılması zor "yeşil sermaye" suçlamalarıyla gelişmeleri önlenmekte ve ülkeye gelecek kaynaklar, yurt dışında kullanıma sevk edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, engin toleransınıza sığınarak Plan ve Bütçe Komisyonunda da söylediğim bir hususu gündeme getirmek istiyorum: İşte, cebimde 10 dolar var. Bu 10 doların üzerinde "In God We Trust" yazıyor, yani Amerikan parasının üzerinde "biz Allah'a inanırız" deniliyor.

Arkadaşlarım, sermayenin dini olmaz, paranın dini olmaz. Ülkenin bu kadar yatırıma ihtiyacı varken, işsizlik had safhaya gelmişken, çeşitli grupları "bunlar yeşil sermayedir, irticaî sermayedir" diye dışlamak ülkeye verilen en büyük zarardır. Bu bakımdan, hükümetimizin, bundan böyle bu tip istismarlara yer vermemesini arz ve teklif ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 21 inci Asra bir ay kala, bu önyargılı, ülkeyi fevkalade zorluklara sürükleyen zihniyetin değişmesi şarttır. Üzülerek belirtelim ki, biz bu önyargıyı, sadece ekonomi yönetiminde değil, yargıda, üniversitelerde, kamu yönetiminde ve zaman zaman her yerde görüyoruz. O kadar ki, depremde bile acılarla birlikte bu davranışları yaşadık. Öyle ki, bazı hükümet yetkilileri ve devlet birimleri, halkımızın ve bazı gönüllü kuruluşların yaptığı yardımların durmasına sebebiyet vermişlerdir.

Şunu hemen belirtelim ki, Türkiye'nin imkânları, sorunlarından fazladır. En büyük sorun ise, çarpık zihniyetli, ehil olmayan, önyargılı ve menfaat gruplarının güdümüne girmiş basiretsiz yönetim anlayışıdır.

İşte, bütün bu çarpıklıkların önlenmesinde önemli bir unsur, sermaye piyasasının her türlü baskıdan uzak, denetlenebilen, güven sağlayan bir seviyeye ulaşmasıdır. Bu sebeple, güvenilir, şeffaf, istikrarlı bir sermaye piyasasının sağlanması amacıyla yapılan yasa değişikliği teklifini memnuniyetle karşılamakla birlikte, bütün maddeleriyle mutabık olmadığımızı belirtmek istiyorum.

Ayrıca, sermaye piyasasının sağlıklı bir yapıya kavuşturulabilmesi için, sadece yasanın çıkarılması yeterli bulunmamaktadır. Zira, halkın tasarrufları, bugün olduğu gibi, bankacılık aracılığıyla yüksek faizlerle Hazine tarafından emilmeye devam edilir ve bu tasarrufların yatırıma ve üretime yönelmesi önlenirse, rant ekonomisinden reel ekonomiye -yani, üretim ekonomisine- geçiş sağlanamaz ve sermaye piyasası da arzu edilen seviyeye çıkarılamaz. Oysaki, devlet, bu tasarrufları yatırıma ve üretime teşvik etmesi gerekirken, Hazine açıklarını karşılamaya yönlendirmektedir.

Değerli milletvekilleri, halka açık şirketlerin sermaye piyasasından fon sağlayabilmesi, talebin daraldığı, enflasyonun işletme sermayesini erozyona uğrattığı ve artan kredi maliyetlerinin çekilmez hale geldiği bu ortamda en sağlıklı uygulamalardan biri ve sermayenin tabana yayılmasında en etkili yoldur. Devletin, açıkları için tasarrufları emmekten vazgeçip ekonomik işletmelerden elini çekmesiyle, gelecekte tasarrufları değerlendirmenin ilk adresi, sermaye piyasaları olmalıdır. Ne yazık ki, sermaye piyasamız, henüz, hem hacim olarak hem güven sağlama yönünden bu seviyeye ulaşamamıştır. Sermaye piyasasının önemli bir ayağı olan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ise, henüz istikrara kavuşamamıştır. Zaman zaman, hükümet yetkililerinin yanlış, kasıtlı beyan ve tutumlarıyla arzu edilmeyen şekilde gelişen spekülatif vurgunlar, Menkul Kıymetler Borsasına gölge düşürmektedir. Örnek olarak, 1998 yılında ve Temmuz 1999 tarihinde global kriz bahanesiyle yapılan yanlışlıklarla İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında yabancı sermaye çıkışıyla birlikte şaibeli gelişmeler olmuştur.

İşte, elimde Milliyet Gazetesinde yayınlanmış husus... Yani, bu ayıplar, bu ekonominin düzgün, sağlıklı yürütülmesine mani olmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, 1970'li yılların sonunda, ekonominin yine çıkmaza girdiği; yoklukların, karaborsanın bunalıma dönüştüğü, elektrik enerjisindeki kesinti ve kısıntılarla karanlıkların yaşandığı bir dönemde 24 Ocak 1980 kararlarıyla köklü önlemler alınmış, bu bunalımdan çıkılır çıkılmaz ise, kalkınmanın, ekonominin itici gücü olan sanayi yatırımlarının yeniden başlatılması, ihracata yönelik politikaların desteklenmesi gibi, alınan birçok önemli kararlardan biri de, sermaye piyasasıyla ilgili çıkarılan kanun olmuştur. Böylece, şirketlere, piyasalardan fon sağlayarak yatırımları ve üretimi desteklemek için, 1981 yılında, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu çıkartılmış, 1992 yılında 3794 sayılı Yasayla bazı düzenlemeler getirilmiş ve ayrıca, ihtiyaca binaen, 1995 yılında 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle bir dizi önemli değişiklikler yapılmışsa da, Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

Avrupa Birliği bünyesinde gümrük birliğine girmemiz sonucu meydana gelen gelişmeler, geçen hafta Amerika'da toplanıp dağılan, üyesi bulunduğumuz Dünya Ticaret Organizasyonunda gelecek günlerde alınacak kararlar ve uygulamalar doğrultusunda yapılan çalışmaların getireceği yenilikler ve ekonomik sınırların kalkacağı küreselleşme hareketleri karşısında Türk Sermaye Piyasasında beklenen gelişmeler daha da önem kazanmaktadır.

Bu sebeple, sermaye piyasalarının, güven veren, şeffaf ve uluslararası standartlara ulaşması, yasa tasarısında, yeni bir anlayışla, merkezî kaydî sisteme geçilmesi ve merkezî kayıt biriminin kuruluşu, halka açık şirketlerin yeniden tarifi ile şirketlerde karar mekanizmalarının ve azınlık haklarının ele alınması, muhasebe standartları kurulu ve aracı kuruluşlar birliğinin oluşturulması, yatırımcıya koruma fonu oluşturulması, tedricî tasfiye imkânının getirilmesi gibi temel yeniliklerin yer alması yönünde tasarıda belirtilen bu hususların, maddeler bazında yapılacak önerilerle ve verilecek önergelerle en iyi şekilde düzenlenmesini memnuniyetle karşılayacağımızı belirtmek istiyorum.

Bu sebeple, 31 maddeden oluşan yasa tasarısının maddelerinin görüşülmesi sırasında, uygun bulmadığımız hususlardaki görüşlerimiz, söz alacak değerli arkadaşlarımız tarafından detaylı olarak Sayın Meclisimize sunulacaktır. Zira, bu hususlarda, yasa tasarısında, başta meslekî kuruluşlar olmak üzere sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin yeterince alınmadığı görülmekte, komisyonlardaki önerilere rağmen düzeltilmeyen maddeler vardır.

Görüşmekte olduğumuz Sermaye Piyasası Kanununda değişiklik yapılmasıyla ilgili tasarıyla, kurula tanınmak istenen yetkilerle, kurul, hem savcı hem yargıç hem polis konumuna getirilmektedir. Öyle ki, Sermaye Piyasası Kurulu, suç isnat eden, yargılayan, cezalandıran ve uygulayan bir konumda, itirazların, şikâyetlerin ve bütün kesin kararların tek adresi haline gelmiştir. Bu uygulamalar, kurulun imajı açısından ciddî riskler taşımaktadır. Bunun gibi, yasa tasarısının görüşülecek maddelerinde, bizim kuşku duyduğumuz hususlar vardır.

Ayrıca, hükümetin, başta, kurulların oluşturulması olmak üzere, uygulamaları hakkında endişelerimiz mevcuttur. Bu konuda, önümüzde, Bankalar Kanunundaki, hükümetin aculluğu ve zafiyeti bulunmaktadır. Hatırlanacağı gibi, gece yarısı, dayatılarak çıkarılan yasa, 23 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çok önemli bir kuruluş olan Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurulu üyelerinin üç ay içinde; yani, en geç 23.9.1999 tarihine kadar atanması gerekirken, hükümet ortakları, kurul üyelerinin seçimini -parti çıkarlarını öne çıkararak- siyasî pazarlık haline dönüştürüp, böylesine önemli bir kurula, daha kurulma safhasında siyasî gölge düşürmüştür. Değerli Bakanımızın, Bütçe ve Plan Komisyonunda, böyle bir olayın olmadığını söylemesi bizi memnun etmiştir; ancak, kurulun kurulmamış olması da, hakikaten, bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Şimdi ise, bu yasayla ilgili olarak yeniden düzenleme yapılması konusunda Bütçe ve Plan Komisyonunda bir çalışma yapılmaktadır.

Bu bakımdan, bundan sonra, yasaların, böyle oldubittiye getirilmemesini, acele görüşülmesi için dayatılmamasını Yüce Meclisinize arz ediyorum. Çünkü, yasaların sadece hukukî, ekonomik sonuçları olmayıp, aynı zamanda sosyal sonuçları da vardır; bunların fevkalade iyi incelenip, ona göre yasaların çıkarılması gerekmektedir.

Bir başka hususu dile getirmek istiyorum: Sermaye Piyasası Kurulunun bağımsız, güvenilir, politik çekişmelerden uzak bir yapıya kavuşması yönünde de endişelerimiz vardır; çünkü, kurulun oluşmasında, yetki, yine, Bakanlar Kuruluna verilmektedir. Oysaki, bizim teklifimiz, bu kurulun son seçiminin Büyük Millet Meclisi tarafından yapılmasıdır. Hükümet, her teşekkülü temsilen ikişer aday teklif ederse, Büyük Millet Meclisimiz, aynen Sayıştaya üye seçimlerinde olduğu gibi, bu kurul üyelerini seçecektir ve böylece, kurul, daha bağımsız, daha güvenilir hale gelecektir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın sonunda, her zaman tekrarladığımız bir hususu tekrarlamak istiyorum. Anamuhalefet Partisi olarak, şimdiye kadar, ülke yararına bulduğumuz bütün konularda destek verdik ve ilkeli siyaset anlayışımızın gereği olarak, bu tutumumuza devam edeceğiz; ancak, her zaman söylediğimiz gibi, hükümet kanadının, yanlışları doğru sayarak inatla direnmemesini, sayısal çoğunluğa sığınıp, siyasal çoğunluğu hiçe saymamasını bekliyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, yasanın hayırlı olması dileklerimle, Yüce Meclisi ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı, Parti Grubumuz ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Coşkun.

Şimdi, söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Nesrin Nas'ta.

Buyurun Sayın Nas. (ANAP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim.

ANAP GRUBU ADINA NESRİN NAS (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına görüşlerimizi bildirmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisimize saygılarımı sunarım.

Değerli milletvekilleri, tasarrufların kalkınma sürecine doğrudan aktarılmasında ve sermayenin tabana yayılmasını sağlayarak, ekonomik ve sosyal adaletin gerçekleştirilmesinde ve her bireyi ekonominin hissedarı yaparak daha duyarlı kılmakta önemli bir rol üstlenen sermaye piyasaları, bugün, çağdaş ekonomilerin olmazsa olmazları arasında ilk sırada yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, 1981 yılında çıkarılmış ve 1992'de yapılan değişikliklerle bugüne kadar gelmiş ve bugün, ülkemiz sermaye piyasalarını 2000'li yıllara taşıyacak olan değişiklikler için yeniden yüksek huzurlarınıza gelen kanuna geçmeden önce, 2000'li yılların, dünyanın tek pazar haline geldiği, malî piyasalar ve özelinde sermaye piyasaları yoluyla tüm dünya ekonomilerinin entegre olduğu yıllar olacağının altını çizmek istiyorum.

İnsanımıza iş ve aş yaratabilmek için istikrarlı bir büyümeyi sağlamak ve bunun için de yurtiçi ve yurt dışından kaynak bulmak zorundayız. Tasarruflar, reel sektöre, malî sektör kanalıyla geldiğine göre, yatırım ve büyüme programlarımızın kaynağını malî sektör yaratacaktır. Bize düşen görev, malî sektörümüzü ve sermaye piyasalarımızı, bu fonksiyonunu başarıyla yerine getirebilecek şekilde örgütlemektir. Çünkü, sermaye piyasalarının gelişmişliği, fonların, tasarruf sahiplerinden fon talebi olan yatırımcı sektörlere doğrudan akması sayesinde kaynakların daha etkin kullanımını sağlamakta; dolayısıyla, ekonomilerin daha hızlı büyümesine yol açmaktadır. Bakınız, sermaye piyasaları en gelişmiş ülke olan ABD, büyüme hızını, tüm dünya ekonomilerinin büyüme hızının düştüğü bir dönemde korumuştur. ABD, gelişmiş sermaye piyasaları sayesinde, hem ekonomik büyümesini dünya ortalamasının çok üzerine çıkarabilmiş hem işsizliği azaltabilmiş ve hem de enflasyon oranını son yirmi yılın en alt seviyesine çekebilmiştir. Nihaî olarak, insanların geleceğe olan güvenleri pekişmiş, şirketlerin yeni yatırımlarının finansmanını bu piyasadan sağlayabilmelerine imkân hazırlanmış, ekonominin çarklarının devamlı olarak dönmesi sağlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, ekonomik büyümeyi sağlamak için hem yurtiçi hem yurtdışı tasarruflara ihtiyacımız olduğuna göre, malî sektörümüzü ve sermaye piyasalarımızı dışa açık örgütlememiz kaçınılmazdır. Artık, devletten devlete kredi finansman devri kapanmıştır. Yurtdışı tasarruflardan doyurucu bir biçimde yararlanmak ise, malî piyasalar ve sermaye piyasaları kanalıyla mümkündür. Dolayısıyla, ister yerli ister yabancı olsun, tasarruf sahipleri, yatırım yapacakları piyasalarda belirli özellikler arar. Bu özelliklerin başında, piyasaların likit olması, hukukî yapısı, işleyişi, gözetimi ve denetimi bakımından güven verici ve şeffaf olması gelir. Bu nedenle, bütün piyasalarda bu işleyişin düzenlenmesi zorunluluğu gündeme gelmiştir. Bu düzenmeyi ilk yapan ve bugüne kadar da dünyada örnek alınan ülke olan ABD'de, konuya ilişkin doğrudan sermaye piyasalarına yönelik olarak tam 6 kanun bulunmaktadır. Piyasaları ise, kısa adıyla "SEC" dediğimiz Securities Exchange Commission, tam ve bağımsız bir şekilde denetlemekte, gözetmekte ve oyunun kurallarını yasalar çerçevesinde belirlemektedir.

Sermaye piyasaları güven üzerine bina edilir. Bu güvene sahipseniz, milyonlarca yatırımcının tasarruflarını piyasalara aktarmasını, şirketlerin halka açılmalarını, bu piyasalardan fon temin etmelerini sağlayabiliyorsanız, ekonominin daha hızlı büyümesinin koşullarını oluşturmuşsunuz demektir. Öte yandan, sermaye piyasalarının gelişmesi, sadece fonların kısa vadeli alanlar yerine uzun vadeli alanlarda ve daha etkin kullanılmasını sağlamakla kalmamakta, şirketlerin, oyuncuların ve kurumsal yatırımcıların düzenlemelere uygun davranmasını, kurallara uygun hareket etmesini, muhasebe standartlarını ve kamuyu aydınlatma ilkelerine uyulmasını ve bir bütün olarak kurumsallaşmayı beraberinde getirmektedir.

Kurumsallaşma ise, hem düzenin hem de güvenin kaynağıdır. Düzenin ve güvenin hâkim hale gelmesi ise, belirsizlikleri azaltarak, daha çok yatırım ve fonun yatırımlara kanalize olmasını ve ekonomik kalkınmanın daha da hızlanmasını sağlayacaktır. Kaldı ki, uluslararası çalışmalar ve Dünya Bankasının çalışmaları, hukukun, düzenin ve kurumsallaşmanın olduğu ülkelerin büyüme hızının, diğer ülkelerden bariz bir şekilde yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, sermaye piyasalarının gelişmesi, sermayenin tabana yayılmasını ve dolayısıyla ekonomik refahın paylaşılmasını ve ortadireğin güçlenmesini, daha da önemlisi demokrasinin güçlenmesini de beraberinde getirecektir. İşte, bu gelişmelerden ve felsefeden hareketle, ülkemizde, sermaye piyasaları, 1981 yılında çıkarılan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunuyla bir yasal düzenlemeye kavuşmuştur. Bu yasayla birlikte kurulan Sermaye Piyasası Kurulu, çerçeve kanun niteliğindeki Sermaye Piyasası Kanununun açık bıraktığı yerlerde yaptığı düzenleme ve çıkardığı tebliğlerle birincil ve ikincil piyasaları düzenlemiştir. Bu gelişme içinde, 1989 tarihi özel önem taşımaktadır. 32 sayılı Kararda yapılan bir değişiklikle, yabancıların Türkiye'de menkul kıymet alımları ve nemasını serbestçe yurt dışına çıkarabilmelerine imkân getirilmiş ve bu değişiklik, hisse senetleri piyasasında talebi artırmış, artan talep, hisse senetleri fiyatlarını ve diğer yandan, şirketlerin halka açılmalarını artırmıştır. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında, 1986 yılında yaklaşık 40 şirketin hisse senetleri işlem görürken, bu sayı 1999 yılında 280'e yükselmiştir; ki, bu, kesinlikle yeterli değildir. Şirketlerin ortalama halka açıklık oranının da yüzde 27 olduğu dikkate alınırsa, daha katedilecek uzun bir mesafe vardır.

1986 yılında, ülkemizde faaliyette bulunan herhangi bir yatırım fonu ve yatırım ortaklığı yokken, bugün yatırım fonlarının sayısı 212'ye, yatırım ortaklıklarının sayısı da 20'ye ulaşmıştır. Kapitalizasyon hacmi ise, gayri safî millî hâsılanın yüzde 14'leri düzeyinden yüzde 60'larına yükselmiştir. Ancak, bütün bu gelişmelere rağmen, atılacak daha pek çok adım vardır. Kaldı ki, Asya'da başlayan, Latin Amerika ve Rusya kriziyle belirginleşerek ülkemizi de derinden etkileyen krizin yarattığı ekonomik sıkıntılar, şirketlerin ve yatırımcıların, piyasalara daha da temkinli girmesine yol açmıştır.

Sayın milletvekilleri, öncelikle, malî piyasalara dair rakamlara baktığımız zaman, bir büyüklük sorunu bulunduğu açıkça görülür. Şu an, sermaye piyasasından reel sektöre giden özkaynak finansmanı 14 milyar dolar civarındadır. Bankacılık sisteminden özel sektöre açılmış dolaşımdaki kredi tutarı da 45 milyar dolar civarındadır. Bunun dışında, malî sektörden, devlet de, hazine bonosu ve tahvil ihracı yoluyla 35-40 milyar dolar kaynak sağlamış görünmektedir.

Bu rakamlar neyi gösteriyor; en başta, malî piyasalarımızın, yatırımlara kaynak olma fonksiyonu açısından yeterli büyüklükte olmadığını gösteriyor. Malî piyasamızın bu zayıflığını tasarruf yetersizliğiyle açıklamak zordur; çünkü, hâlâ, toplam tasarrufların çok azını malî piyasalara çekebildiğimiz bir gerçektir. Oysa, ekonomik büyüme için önemli olan, tasarrufların, malî tasarruf biçimine dönüşmesidir.

Malî sektörlerle ilgili olarak değerlendirilmesi gereken başka yapısal sorunlarımız da vardır. Kompozisyon açısından vadeler çok kısadır. İstikrarın teminatı olan kurumsal yatırımcı ayağı yok denecek kadar azdır. Makro ekonomik yapıdaki temel bozukluk olarak; enflasyon, piyasalarda vadeleri, perspektifleri son derece kısaltmış, "kısa sürede, ne yap, yap, kazanmaya bak" mantığını katılımcılara yerleştirmiştir. Bu yapı, manipülasyonların yaygın olduğu bir piyasa oluşturmuştur.

Sonuç; sığ, aşırı oynak ve manipülatif bir piyasa yapısıdır ve üstelik bunlar, birbirini besleyen, yeniden üreten bir fasit daire oluşturmaktadır. Böyle bir yapıda yeni katılımcıların hızla artması ve malî piyasalarımızın büyümesi mümkün müdür? Ve nihayet, ekonomimizin kaynak ihtiyacını bu piyasadan karşılayabilmesi mümkün müdür? Hayır. Öyleyse, malî sektörümüzü güçlendirmek için, belirttiğimiz yapısal tıkanıklıkları aşacak tedbirleri almak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, sermaye piyasalarının gelişmesi, bir yandan iktisadî nedenlere, diğer yandan da düzenlemelere ve kuralların uygulanmasına bağlıdır. İktisadî nedenlerin başında, her şeyden önce, istikrarlı bir ekonomi gelir. Enflasyonist ortam, göreceli fiyatları bozarak, karar alıcıların kararlarını etkilemektedir. Enflasyonist bir ortamda karar alıcılar, giderek daha kısa vadeli düşünmeye ve yatırımlarını kısa vadeli planlamaya başlamaktadır. Bu durum, uzun vadeli yatırımların yapılmasını ve doğal olarak ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemektedir.

Bir diğer iktisadî neden ise, kamu iç borçlanmasıdır. Kamunun, finansal piyasaların kapasitesine göre çok büyük boyutlarda borçlanması ve mevcut risk primi, bunun ancak ciddî boyutlarda reel faizlerle yapılması sonucuna yol açmakta, bu da, finansal piyasalarda bozulmayı beraberinde getirmektedir.

Sermaye piyasalarının gelişmesinde önemli olan diğer iki husus ise, tasarruf hacmi ve yatırımcı kültürüdür. Toplam tasarrufların, ama öncelikle kamu tasarruflarının artmasının gereği ortadadır.

Yatırımcı kültürünün önemini ise, ayrıca vurgulamak istiyorum. İnsanımıza, taşa, toprağa, dövize yatırım yerine, hisse senedi, tahvil gibi, ekonomiye kaynak olan yatırımcı bilincini yerleştirmek zorundayız. Bu durum ise, ancak şirketlerin büyük sahipleri ile küçük ortaklar arasında menfaatların korunması, menfaat dengelerinin iyi oluşturulması ve her şeyden öte, işleyiş kurallarının ve bilgilendirme kanallarının oluşturulmasına bağlıdır. İşte, sermaye piyasası kanunları ve kurallarının temel fonksiyonu, tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kaynakların, tasarruf sahiplerinden kaynak ihtiyacı içerisindeki şirketlere aktarılması süreci içinde, yatırımcıların, tam, doğru ve zamanında aydınlatılması, piyasalara güvenin sağlanması için "olmazsa olmaz" koşuldur.

Tartışmakta olduğumuz, Sermaye Piyasası Kanunu değişiklik tasarısı, bu felsefeden hareketle hazırlanmıştır. Tasarının temel unsurları ve getirdiği yenilikler, piyasaların güven ve şeffaflık içerisinde çalışmasını temin etmeye yöneliktir.

Sermaye Piyasası Kanunu değişiklik tasarısındaki en köklü reformlardan birisi, sermaye piyasası araçlarında kaydî sistemin kurulmasıdır. Kaydî sistem, son yıllarda, özellikle bilgisayar teknolojisindeki gelişmeye paralel olarak malî piyasalarda hızla gelişmekte ve yerleşmekte olan bir kavramdır. Sermaye piyasalarının entegre hale gelmesi, takas ve saklama hizmetlerinin merkezileşmesini, yasal düzenlemeler ve uygulamalar konusunda standartlaşmayı ve işlemlerde etkinliği zorunlu kılmaktadır. Başta, Fransa'da SICOVAM ve İsviçre'de SEGA olmak üzere birçok gelişmiş piyasada kaydî sistem, değişik modellerde uygulanmaktadır. Türk sermaye piyasalarının globalleşmesi bakımından büyük önem taşıyan kaydî sistemin, iç piyasanın gelişimi ve yatırımcıların korunması bakımından da büyük önemi vardır.

Sayın milletvekilleri, kaydî sisteme geçilmesiyle, öncelikle kayıtlarda şeffaflık sağlanacak, manipülasyonla, karaparanın aklamasıyla ve kaçakçılıkla mücadelede etkinlik kazanılacaktır. Kağıt basımı ortadan kalkacak ve halka arzlarda ve sermaya artırımında ihraççı şirketlerin maliyetleri düşecektir. Gerek halka arz edilen gerekse halka arz edilmeyen hisse senetleri ve ihraççı halka açık şirketlerin ortaklık bildirgeleri daha sağlıklı bir şekilde takip edilecebilecektir. Sermaye piyasası araçlarının çalınma, sahte araç basımı ve araçların fizikî olarak hasar görme riskleri ortadan kalkacaktır.

Türk sermaye piyasası kaydî sisteme geçişi kolaylaştıracak yapısal özelliklere sahiptir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören hisse senetlerinin büyük kısmı fiziken Takasbank'ta saklanmakta; ancak, devirler kaydî olarak gerçekleştirilmektedir. Aynı şekilde, yatırım fonu katılma belgeleri de büyük ölçüde ATM'ler aracılığıyla kaydî olarak işlem görmektedir.

Sermaye Piyasası Kanunu değişiklik tasarısındaki hükme göre, sistem içerisinde işlem gören menkul kıymetlerin kayden izlenmesi, kuruluş ve faaliyet esasları Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek olan özel hukuk tüzelkişiliğini haiz bir kuruluş tarafından yürütülecektir. Kayıtlar, söz konusu kuruluş tarafından bilgisayar ortamında ihraççılar, aracı kuruluşlar ve hak sahipleri itibariyle tutulacaktır.

Bu tasarı, ikinci olarak, piyasa katılımcılarının kendilerini çeşitli risklerden korumalarına imkân tanıyacak ve özellikle de üreticilerin önlerini görmelerini ve buna dayanarak üretim kararlarını vermelerini sağlayacak ve böylece devlet üzerindeki taban alım fiyatı uygulaması baskısını hafifletecek vadeli işlem piyasalarının kuruluşuna imkân vermektedir ki, bunu da son derece önemli buluyoruz.

Tasarının getirdiği bir başka yenilik ise, tedrici tasfiyedir. Malî durumu kötüye giden aracı kurumların hızlı bir şekilde tasfiyesini getirecek olan bu hükümle, normal iflas prosedürü yerine hızlı bir tasfiye süreci ikame edilerek, yatırımcının menfaatlarının ve varlıklarının değer kaybına uğramadan hızlı bir şekilde kendine ödenebilmesi imkânı getirilmektedir. Özellikle bu hüküm, aracı kurumların büyük ortaklarının iflastan şahsî mal varlıklarıyla sorumlu olmaları; yani, taşın altına ellerini koymaları ve başkalarının parasıyla daha ciddî olarak ilgilenmelerini getireceği için, piyasalara olan güveni daha da artıracaktır.

Yatırımcıyı koruma fonu uygulaması ise, yatırımcının meydana gelen zararlardan korunmasını ve tasfiyeye giden aracı kurumdan varlıklarını bir an önce geri almasını sağlamak amacını taşımaktadır. Bu da, güvenin önemli unsurlarından bir başkasıdır.

Tasarının, piyasaların gelişiminde, piyasa katılımcılarının kendi kendini düzenleyici niteliği haiz ve aynı zamanda, iş ahlakı, iş etiği kurallarının oluşumunu sağlayacak olan aracı kurumlar birliğini oluşturuyor olması, piyasanın kendi kendini düzenlemesi açısından önem arz etmektedir.

Sayın milletvekilleri, azınlık haklarının durumu, Türk sermaye piyasalarına yöneltilen eleştiriler arasında, hepimizin bildiği gibi, ilk sıralarda yer almaktadır. Mark Mobius'un ve daha geçenlede Soros'un bu konudaki eleştirileri akıllardadır. İşte, bu tasarı, bu açıdan da önemli bir değişiklik getirmektedir.

Ticaret Kanununda, azınlık hakları, ödenmiş sermayenin yüzde 10'una tanınmaktadır. Bu tasarıda, söz konusu oran yüzde 5'e çekilmektedir. Ayrıca, yönetim ve denetim kurullarının seçiminde, birikimli oy hakkının kullanılmasıyla, azınlık hisse sahiplerinin yönetim kurullarında temsil edilebilmesinin yolu açılmıştır. Böylece, Batılıların deyimiyle "corporate governance" konusunda, ülkemiz, adımlarına bir yenisini daha eklemektedir. Böylece, küçük yatırımcıların, kendi menfaatlarını daha iyi korumaları mümkün olabilecektir.

Nihayetinde, yatırımcılar, hisse senetlerine, temettü ve değer artışı kazancı elde etmek amacıyla yatırım yaparlar. Temettü ödemelerinin uzun zaman içerisinde yapılması, enflasyon ortamında ve özellikle yüksek reel getiri sağlayan araçların varlığı ve rekabeti altında, hisse senetlerine yatırımı caydırabilmektedir. İşte bu nedenle, ara dönem temettü avansının sağlanması, ödenmesi de, bu araçlara, diğerleriyle rekabet etme imkânı getirmesi açısından önemli bir düzenlemedir.

Sonuç olarak, malî piyasalar, güven, dürüstlük ve açıklığa dayanır. Uzun süren boşluk, piyasalarda, maliyeti yüksek olan bir bedel yaratmış ve yatırımcıların, piyasalara olan güveninin önemli ölçüde yitirilmesiyle sonuçlanmıştır.

Bir diğer önemli konu, malî piyasaların, kürüselleşme ve teknolojik gelişmeler sonucu, birbirleriyle, hem ülke içerisinde hem de uluslararası düzeyde bütünleşmeye başlamasıdır. Bu da, kurumsal yapıları önemli ölçüde değişmeye zorlamaktadır.

Bu değişime direnmenin bedelini, Türkiye olarak, hemen her alanda, oldukça ağır bir biçimde ödedik ve ödüyoruz. Sermaye piyasalarının gelişmesiyle, devletin, bugün malî piyasalarda görülen ağırlığı azalacak, reel faizler hızla düşecek, verimsiz, atıl varlıklara giden tasarruflar, hisse senedi piyasası yoluyla ekonomiye doğrudan aktarılacak, mevcut yapının dönüşümünde anahtar rol üstlenecek olan özelleştirme için önemli bir altyapı oluşturulacak ve devlet, aslî fonksiyonları üzerinde yoğunlaşabilecektir.

BAŞKAN – Sayın Nas, süreniz bitmek üzere efendim; toparlar mısınız...

NESRİN NAS (Devamla) – Yaygın hisse senedi sahipliğinin, politik ve ekonomik sistemin daha iyi işlemesini sağlayan bir özellik olduğunu hatırlatarak, bu tasarıyı desteklediğimizi belirtir, Yüce Meclisimize saygılarımı arz ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Nas.

Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş'ta.

Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin 191 sıra sayılı tasarının tümü üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarı, Sermaye Piyasası Kanunuyla ilgili tasarı, ilk bakışta, fevkalade önemli, teknik bir tasarı özelliği taşıdığı için, görüşülmesinde, detaylandırılmasında çok spesifik bir anlatım ihtiyacı ortaya koyuyor gibi görünüyor; ama, Türkiye ekonomisinde, Türk ekonomisinin gündeminde fevkalade önemli bir kurumu, fevkalade önemli bir müesseseyi ve onunla ilgili, uygulamayla ilgili düzenlemeleri gündeme getiriyor.

Türkiye'de menkul kıymet piyasalarının omurgasını oluşturan İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının kuruluşu, gelişimi, kendi içinde fevkalade özel bir seyir, özel bir trend izlemiştir. Bu açıdan olaya baktığımızda, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve Sermaye Piyasası Kurulu ilişkileri nereden başlamış, nasıl gelişmiş, bu tasarıyla nasıl bir yön ve strateji tayin edilmiş, bunlara değinmek istiyorum.

Sermaye piyasalarının oluşumunda mülkiyetin tabana yayılması ve girişimcilere piyasa eliyle yeni yatırımlar için kaynak temini ve yaygın sınaî mülkiyet yapısı içinde demokratikleşmenin daha da geliştirilmesi temel alınmış ve piyasa, bu üç temel hedef üzerine inşa edilmiştir.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının oluşturulması aşamasında, ondan önceki aşamada, 1981 yılında yürürlüğe konulmuş olan 2499 sayılı Yasayla yani, şu anda üzerinde çalıştığımız, sistemin esasını oluşturan yasayla getirilen Sermaye Piyasası Kurulu önemli görevler üstlenmiştir.

91 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının gelişmesi, 1992 yılına kadar sınırlı bir çizgide kalmıştır. Sermaye piyasaları ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının gelişmesine Mayıs 1992'de yürürlüğe konulan 3794 sayılı Yasa çok önemli katkılar sağlamıştır. Söz konusu yasayla, 2499 sayılı Yasanın 39 maddesi değiştirilmiş, sermaye piyasasına ilişkin düzenlemeler, çağdaş bir yapıda, kendi içinde bir bütünlük taşıyarak getirdiği kurumlar ve enstrümanlarla gerçek anlamda bir reformu uygulamaya koymuştur.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, 1993 yılından itibaren, 3794 sayılı Yasayla getirilen sistem içinde, hızla büyüme trendini yakalamıştır. Hisse senetleri piyasasında günlük işlem hacmi hızla yükselmiş ve bugünkü durum itibariyle milyar dolar düzeyine ulaşmıştır.

Borsaya yabancı yatırımcı ve fon girişi hızlanmış; Kasım 1999'da yabancıların tuttuğu portföy, 7,3 milyar dolar düzeyine erişmiştir.

Şüphesiz, bu hızlı gelişmede, bu büyük performansın oluşumunda, Mayıs 1992'de yürürlüğe konulan 3794 sayılı Yasayla getirilen düzenlemeler yatmaktadır. Çağdaş piyasalardaki yapı, kurum ve enstrümanların Türk sermaye piyasasına taşınmasında birinci derecede etkin olan bu yasanın hazırlık çalışmaları ve uygulamalarında ve bu büyük reformun gerçekleşmesinde, dönemin ekonomiden sorumlu Bakanı ve daha sonraki dönem Başbakanı Sayın Tansu Çiller ve Sermaye Piyasası Kurulunun merhum Başkanı Yaman Aşıkoğlu'nun kararlı, inançlı ve tutarlı çalışmaları, birinci derecede etkili olmuştur. Sayın Çiller'e ve merhum Yaman Aşıkoğlu'na, bu sektörde gerçekleştirdikleri büyük reform ve bu uğurdaki büyük mesaileri için teşekkür ediyorum ve şükranlarımı sunuyorum.

Özellikle, 1984 sonrası dönemde piyasalarda yaşanan sorunların aşılması ve yatırımcıların korunması yönünden ek düzenlemeler, 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle getirilmiştir. Söz konusu kanun hükmünde kararnameyle getirilen düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, dönemin anamuhalefet partisi olan Anavatan Partisi, kanun hükmünde kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

Kanun hükmünde kararnameyle SPK'ya verilen ve çoğu yatırımcının korunması ve gelişen ekonomik koşullara paralel olarak yeni kurumların oluşturulması konusunda düzenlemeler getiren kanun hükmünde kararnamenin iptali için açılan davada, SPK'nın keyfî uygulamaların merkezi haline getirildiği, kurulun yurt ekonomisine hâkim hiçbir devlet organında olmayan yetkilerle mücehhez bir diktatörlük haline getirildiği, kurulun korkunç yetkilerle bağımsız yargıya müdahale eder hale getirildiği yönünde ağır ifade ve değerlendirmelerle konuya yaklaşılmış ve 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname iptal ettirilmiştir.

558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle getirilen, tamamı 15 maddeden ibaret olan ve iptali sağlanan düzenlemelerin hemen tamamına yakın kısmı, daha da ağırlaştırılarak, tasarıyla yeniden gündeme getirilmiştir. Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru ve sağlanan iptalle, 1995-1999 döneminde, yani, bugüne kadar, hukukî düzenlemeler yönünden sistemde boşluklar yaratılmış ve kurumsal gelişmeler de önlenmiştir. İptalle yaratılan boşluğun doldurulması gerektiği ifade edilen düzenlemelerin gerisinde, iptali sağlayan Anavatan Partisinin ekibi bulunmaktadır. Bu yaklaşım, geçmişte yaşanmış olumsuz siyaset anlayışının bir örneğini oluşturmaktadır.

Tasarı konusundaki değerlendirmeleri biraz daha genişletebilmek için, tasarıyla getirilen düzenlemelerin üst başlıklarla ortaya konmasının yararlı olacağını düşündüm. Ne getiriyor bu tasarı ve bu tasarıyla birlikte sermaye piyasalarında nasıl bir yöneliş, nasıl bir stratejik yaklaşım ortaya çıkacak; bunlara değinmek istiyorum.

Halka açık anonim ortaklıklarla ilgili düzenlemeler var. Tasarıyla, halka açık ortaklık tanımı değiştiriliyor, 100 olan ortak sayısı 250'ye çıkarılıyor, halka açık anonim ortaklıklarda karar alma süresi hızlandırılıyor, azınlık haklarının kullanımında pay oranı yüzde 10'dan yüzde 5'e indiriliyor, temettü avansı dağıtım imkânı getiriliyor ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarında aynî sermaye konulması imkânı getiriliyor. Halka açık şirketlerle ilgili düzenlemeler, bir anlamda, halka açılmayı daha da kısıtlayan, zorlaştıran, bu kapsamda, bizim ekonomik sistemimizde payları, ağırlıkları giderek artan KOBİ'lerin ve gelişmekte olan sektördeki şirketlerin halka açılımını biraz daha kısıtlayan, biraz daha denetim altına alan bir yaklaşım var. Bu hususa dikkati çekmek istiyorum.

Tabiî, tasarıyla getirilen ikinci önemli konu, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile türev araçların işlem göreceği borsaların; yani, vadeli işlem piyasalarının kurulması olanağıdır. Esasen, bu düzenleme, 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle getirilmiş; ama, iptal nedeniyle açıkta kalmıştı. Şimdi, çağdaş bir piyasa türü olan vadeli işlemler piyasasının oluşturulması yönünde düzenlemeler yapma konusunda, Sermaye Piyasası Kurulu yetkili hale getiriliyor.

Burada üzerinde durmak istediğim bir nokta şudur: İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, vadeli işlemler piyasası olarak da çalışmak üzere yeteri kadar teknik altyapı hazırlamış; ancak, tasarıyla getirilen düzenlemelerden anladığımıza göre, bu piyasalar, İstanbul'da değil, İzmir vadeli işlemler piyasasını oluşturmak üzere alınmış yetkiyle gündeme getirilmektedir. Yani, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, büyük yatırımlarla, büyük bir eğitim kampanyasıyla, tümüyle kâğıda dayalı, senede dayalı, sözleşmeye dayalı bir piyasayı bünyesinde kurmak, geliştirmek için her türlü hazırlığı yaptığı halde, İzmir'deki borsayı, bir şekilde, vadeli işlemler borsası haline dönüştürmek yönünde, tasarıyla düzenlemeler getirilmektedir. Bunun, teknik açıdan, ekonomik açıdan ne kadar doğru bir yaklaşım olduğu üzerinde dikkatle durulması gerekir diye düşünüyorum; çünkü, burada, İMKB'den tamamen ayrı statüde, yeni AŞ statüsünde bir piyasa türü oluşturuluyor. Marjinal anlamda taşrada böyle bir piyasa ne kadar sürede derinlik kazanır, fonksiyonel hale gelir, üzerinde durulmaya değer bir husustur.

SPK yeniden yapılandırılıyor. Bugün, Bankalar Kanununda yer alan model, üzülerek gördüğümüz ve şu anda yeni bir tasarıyla değiştirilmeye çalışılan model, Sermaye Piyasası Kurulu için yeniden ihdas ediliyor. Korkarım ki, bir süre sonra, bugün kabul ettiğimiz bir model de değişikliğe uğrayacak ve Bankalar Kanunuyla paralel hale getirilebilecektir.

SPK'nın yetkileri artırılıyor. SPK, Ankara'da, bütün sistem üzerinde fevkalade etkili, fevkalade yetkili bir bürokratik üst haline getiriliyor. Bilinen, akla gelen tüm yetkiler, kanun maddesinde sıralanmış, kanuna derç edilmiş vaziyette. Bunları sıralamak istemiyorum; ama, şu ifade, fevkalade ilgi çeken bir ifade: "Kurul, yetkilerini, düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır" diyor. Yani, Kurul, bir yasama organı gibi çalışacak; Kurul, karar alacak, düzenleyici işlemler tesis edecek, istediği tebliği yayınlayacak, bilinen bilinmeyen her konuda. Bunlar, bir yetki kanunu bütünlüğü içinde sürekli kullanılacak, mevzuat üretilecek, uygulanacak; uygulanmaması halinde de müeyyideye bağlanacak; yani, tümüyle yetkiler yönünden bir sınırlama getirilmeksizin, ucu açık bir yetki kanunu mantığıyla istenmiş yetkiler ve bunlarla, Ankara'daki Kurulun gücü, varlığı, sistem üzerindeki hâkimiyeti pekiştiriliyor ve güçlendiriliyor.

Yine, tasarıyla getirilen Yatırımcıları Koruma Fonuna yönelik hükümler var. Bu, ilke olarak doğru bir yaklaşım; borsadaki hisse senedi yatırımcılarının muhtemel risklere karşı korunmasını öngören bir düzenleme.

Bu kapsamda getirilen başka bir düzenleme, yine, zor durumda olan aracı kurumlar için getirilmiş bir hızlandırılmış tasfiye sistemini öngören, tedrici tasfiyeyle ilgili hükümler ve tabiî, diğer önemli bir düzenleme, kaydî değer sistemine ilişkin hükümler.

Tasarıyla "Merkezî Kayıt Kuruluşu" adı altında yeni bir kurul oluşturuluyor; bu kurul, bundan böyle hisse senetleri yerine, yani, fizikî olarak sirküle edilen, basılan, saklanan hisse senetleri yerine, menkul kıymetlerin evrak basılmaksızın, bu kayıtlar aracılığıyla ihracını ve tedavülünü düzenliyor. Modern bir yaklaşım, dünyada çok yaygın olmayan bir uygulama, teknolojiyi de içeren bir düzenleme; ancak, bunun artıları ve eksileri konusunda da, çok özenle bir yaklaşım sergilemek ihtiyacı var. Neden; şunu açıkça ifade etmek lazım: Getirilen düzenleme, bu konuda, Türk Ticaret Kanununda, Borçlar Kanununda, Medeni Kanunda yer alan temel hükümleri, temel uygulamaları zedelememelidir; çünkü, Türk hukuk sisteminde, temel düzenlemeler, bu üç temel yasada yer almıştır. Sermaye Piyasası Kanunuyla getirdiğimiz kayıt sisteminin, kaydîleştirme sisteminin, buradaki temel hukuk sistematiğiyle uyumlu hale getirilmesi lazım.

Yine, üzerinde önemle durulması gereken konu şudur: Bu düzenlemeyle, acaba, biz, yabancı yatırımcıyı, gerçekten daha güvenli konuma mı getiriyoruz, sisteme güven duymasını mı sağlıyoruz, yoksa, bazı çekingenlikleri ve güven yönünden bazı endişelerini mi gündeme getiriyoruz; bu da üzerinde durulması gereken bir konudur.

Yine, Bankalar Birliğine benzer şekilde aracı kurumlar birliği oluşturuluyor. Bu, tamamen rutin bir düzenleme. Buna ilaveten, Kurulun denetim konusundaki yetkileri fevkalade ağırlaştırılıyor, güçlendiriliyor. İlk bakışta, sermaye piyasalarında güven ve istikrar açısından bu yetkilerin artırılmasının doğru olduğu düşünülebilir; ama, Türk kurumları, Türk malî kurumları, âdeta bir denetim kıskacındadır. Çantasını alan herkes, her kurumu, her anlamda denetleme konusunda yetkili hale getirilmektedir. Kurul da, bu seri denetim yetkisini, hiç eksiksiz, diğer kurumlarla birlikte, ağırlaştırılmış bir yapıda kullanacak duruma getirilmektedir. Bunlarla ne yapıyoruz; bütün bu sıkı yaklaşımlarla piyasaların önünü açmıyoruz; Ankara'da kendimize göre kurduğumuz bir bürokratik modeli, bütün kurumların üzerinde, bir vesayet anlayışıyla, denetleme, her şeyin hesabını sorma anlayışıyla daha da güçlendiriyoruz.

Yine, Kurula, istediği tüm yetkiler verilmiş; denetim elemanlarına, uzmanlarına arama, inceleme yetkisi veriliyor, Kurulun iptal davası açma yetkisi var, imza yetkilerini sınırlama, faaliyetleri geçici olarak durdurma, pay sahiplerinin belli şartlarda iflasını isteme gibi konular var. Ceza hükümleri daha da ağırlaştırılmış. Yani, 1 ile 3 yıl arasında uygulanan cezalar, 2 ile 5 yıl arasında getiriliyor.

BAŞKAN – Sayın Kabataş, toparlar mısınız efendim; sürenizin bitmesine az kaldı.

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, şunları sonuç olarak ifade etmek istiyorum:

Sermaye Piyasası Kurulu, bu kanunla, kendisine bağlanan kuruluşlarla birlikte, Ankara'da, süper yetkileri olan bürokratik üs haline getiriliyor. Kurumların, piyasaların önü açılmıyor, bürokratik güç pekiştiriliyor; bu, yanlış bir yaklaşım. Bu, piyasalara hizmet eden, genel amaca hizmet eden bir yaklaşım değil.

Halka açık anonim şirketlerin kuruluşundaki denetim giderek artırılıyor ve sisteme giriş daha da zorlaştırılıyor. Bu yaklaşımlarla şunu ifade etmek istiyorum: Getirilen merkeziyetçi, devletçi, Ankara menşeli, Ankara tarzına uygun düzenleme piyasaların önünü açmayacaktır. Bunun, bu yaklaşımın en son örneği vergiyle ilgili konuda yaşanmıştır. Bugün, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının en büyük pazarı, hisse senedi dışındaki pazarı, tahvil ve bono pazarı çökertilmiştir. Getirilen vergi, bu ikincil piyasadaki likiditeyi yok etmiştir; devlet için, kurum için, sistem için önemli riskler yaratmıştır. Bu yaklaşımın, her şeye müdahale, her şeyi yönlendirme, her şeyi Ankara'dan yönetme anlayışının olumsuz sonuçları itibariyle son örneğidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Umuyor ve diliyorum ki, bu yasayla alınan yetkiler, uygulamada piyasaları bloke eden, piyasaları denetimden bunaltan, piyasaları gerçek anlamda piyasa olmaktan çok, bu, Ankara'daki bürokratik üsse hesap vermekten sorumlu organizasyonlar haline getirmez; yani, biz, neyin önünü açacağımıza karar vermeliyiz; piyasaların mı, Ankara'daki bürokrasinin mi? Tasarı, büyük ölçüde Ankara'daki bürokrasinin önünü açıyor, özelliği bu; reformist bir yapısı yok, piyasalara bir katkısı yok, piyasalara sıcak değil, sempatik değil...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen efendim.

KEMAL KABATAŞ (Devamla) – Bütün bunlara rağmen, biz, piyasaların gelişmesinden yanayız. Bu yasayı, bu yapısıyla, eleştirdiğimiz yönleriyle, yine de piyasalara bir katkı sağlayacaksa, önünü açacaksa kısmen de olsa destekliyoruz, hayırlı olmasını diliyorum, saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kabataş.

Şimdi, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Ağrı Milletvekili Nidai Seven'de.

Sayın Seven, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 191 sıra sayılı, Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında, Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım; hepinizi, Partim ve şahsım adına saygıyla selamlarken, mübarek ramazan ayının milletimize, İslam âlemine hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde, gerçekten, sermaye piyasası -kanunu çok teknik bir konu- tamamen tabana yayılmamış... Otuz yıl önce, Türkiye'de bu konulardan bahsedilmezken, Milliyetçi Hareket Partisi, sermaye piyasası araçları kavramıyla, sermayenin ve mülkiyetin tabana yaygınlaştırılması görüşünü ortaya atarak, işçilerin fabrikalara ortak olmasını; yine, bugün, millet sektörünün kötü kopyası olan özelleştirmeyi, otuz yıl önce, özel ve kamu sektörü yanında, millet sektörü fikrini ortaya koyarak, Türkiye'nin kalkınmasına reçeteler yazmıştır. Bu reçetelerin, otuz yıl sonra da olsa Türkiye'de meyvelerini vermesi, bizleri gerçekten mutlu kılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1981 yılında yürürlüğe giren Sermaye Piyasası Kanununun altyapısı oluşturulmuş; 1992 yılında 3794 sayılı Kanunla çeşitli düzenlemeler yapılarak dünya piyasalarında meydana gelen gelişmelere entegrasyonu sağlanmış, kurum ve yatırım araçlarında çeşitlilik kazandırılarak yeni bir yapı oluşturulmuştur. Ancak, 1994 yılında meydana gelen malî kriz nedeniyle -biliyorsunuz- birçok banka iflas etmiş, birçok banka batmış, birçok insan mağdur olmuş, piyasalarda büyük olumsuzluklar meydana gelmesi sebebiyle birçok aracı kurum iflas etmiş ve buna bağlı olarak birçok yatırımcı mağdur olmuştu. İşte, bu olumsuzlukların meydana gelmemesi için, tamamen, kurumsal yapıda uluslararası standartlara uygun değişikliklerin yapılmasına ihtiyaç duyulduğundan, 4113 sayılı Yetki Kanununa dayanılarak 24.6.1995 tarihinde 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmış ve bu yetki Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş, iptal kararı, yine 24.11.1995 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Dört ay sonra, yani, 24.3.1996 tarihinde, 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname geçerliliğini tüyle kaybetmiştir. İşte, o tarihten bugüne kadar -üçbuçuk dört yıllık dönem içerisinde- hukukî bir boşluk oluşmuştur Türkiye'de. İşte, bu hukukî boşluğun doldurulması, Türk sermaye piyasasının -gerekli önemin verilerek- hukukî zemine oturtulması için bu tasarı bugün Yüce Meclisin önüne getirilmiştir. Bu hukukî boşluğu doldurmak için hazırlanan bu kanun tasarısıyla, gerçekten, menkul kıymetlere, yatırımlara, iktisadî kalkınmaya halkın etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak; piyasanın güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemek amaçlanmıştır.

İşte, bu çerçevede bakıldığı zaman, mevcut hukukî boşluklar doldurularak, yeni düzenlemelerle de desteklenip -sermaye piyasasının gelişen trendi içinde- sermaye piyasalarının ekonomik yapı içinde kendinden beklenen işlemleri yerine getirebilmesi, sermaye piyasası kültürünün oluşmasına ve yatırımcılar tarafından özellikle sahiplenilmesine bağlı olup, bu sürecin hızlandırılması, piyasalarda herkes tarafından sahiplenilmesi, aynı dilin kullanılması için daha iyi kavranmasıyla mümkündür. İşte, bu, ancak Sermaye Piyasası Kanununda yapılan değişikliklerle mümkün olmaktadır.

Sermaye piyasası sadece Türkiye'yi bağlayan bir olay değildir. Sermaye piyasası araçları bütün dünya kamuoyu nezdinde entegrasyonu sağlayan, bir bakıma, ilkeler oluşumunu meydana getirmektir. İşte, uluslararası bir nitelik kazanan sermaye piyasalarımızın, kurumsal, teknik altyapı ve hukukî altyapısıyla istikrarı ve temelde güven ortamını yaratması bu hukukî boşluğun doldurulmasıyla mümkün olacaktır.

Gerçekten temelde güven, istikrar unsuru üzerine kurulan sermaye piyasalarında yaratıcı gücün harekete geçirilerek, kurumsal yatırımcıların teşvik edilip yeni araç türleri ve tasarruf imkânlarının geliştirilmesi, orta ve uzun vadeli fonların arz ve talep piyasalarıyla mutlaka karşılaştırılması kaçınılmazdır. Bu karşılaştırmayı, yeni bir hukukî çerçeve içerisinde değerlendirmek zorundaydık.

Kanun tasarısında, sermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin haklar, tüzelkişiliğe sahip bir merkezî kayıt sistemi, yani kayıt kuruluşu tarafından izlenecek, merkezî kayıt kuruluşu, ihracatçılar ve aracı kuruluşlar, kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından dolayı, hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında sorumlu olacak ve merkezî kayıt kuruluşunun personeli görevi kötüye kullanmada ve ihmalde devlet memurları gibi cezalandırılabilecek.

Demin bir sayın sözcünün belirttiği gibi, olayın özü sadece denetim değildir. Türkiye'de sermayeyi tabana yaymak için küçük boyuttaki tasarruf sahiplerini, gerçekten değerlendirmek ve o insanlara sahip çıkmak gerekir. Biliyorsunuz, 1990'lardan sonraki yıllarda, aracı kuruluşlarda, zaman zaman hisse senetleri üzerinde çeşitli oyunlar oynanmıştır. Son zamanlarda da gazetelerde okuyorsunuz, çeşitli küçük yatırımcıların adına alım, satım emirleri vererek, o aracı kuruluşlar, bizzat tasarrufçunun haklarını gasp etmişlerdir. İşte, bu tasarrufçuların haklarının gasp ettirilmemesi için bu tasarının getirilmesi gerekmekteydi.

Yine, halka açık anonim şirketlerde ortak sayısı, gerçekten, 100'den 250'ye çıkarılıyor. Pay sahibi sayısı 250'yi aşan anonim ortaklıkların hisse senetleri halka arz olunmuş sayılıyor. Bu da, Türkiye'de, gerçekten, önemli bir yenilik olup, bu ortaklıklar, halka açık anonim ortaklık hükmüne tabi olarak, bu tasarıyla kabul görmüş oluyor. Şirket, kendi ortaklarınca etkin denetimi yapabilecek ve aynı zamanda, azınlık haklarını korumayı da üstlenecektir.

Türkiye'de, yıllardır, spekülasyona meydan veren İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında, biliyorsunuz, fiyatların ileride değişeceği varsayımıyla, spekülatörlerin, kâr sağlamak amacıyla bugünden hisse senedi alım ve satımı yapıp piyasayı zaman zaman sıkıntıya düşürdüğü görülmekteydi.

Yine, özellikle, sermaye piyasasında, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında yapılan bazı operasyonlarla, hisse senedi fiyatlarını olduğundan daha fazla yükselterek veya olduğundan daha fazla düşürerek piyasayı yapay şekilde yönlendiren birkısım çevrelerin de bulunduğunu göz önünde tutmak gerekir.

Yine, piyasada market maker olayını üstlenen insanları (piyasa düzenleyicileri demek istediğim) ve yine, insider trading, yani, içeridekilerin ticaretini engellemek açısından bu tasarının getirdiği çok önemli hükümler bulunmaktadır.

Şimdi, kayıtlı sermayeyle ilgili iptal davalarının kurula bildiriminden de şirket sorumlu tutulmaktadır.

Şu anda, bu tasarı, varlığa dayalı menkul kıymetler tamamen itfa edilmedikçe, bunların karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar başka bir amaçla tasarruf edilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez hükmünü de getirmektedir.

Yine, halka açık anonim ortaklıklarda temettü avansı ile temettü dağıtım sistemi getiriliyor.

Uzun zamandır, şirketlerin hisselerinde pay sahibi olan birkısım yatırımcılar, bu şirketlerin bilançolarında zaman zaman oynadığı oyunlarla, bu insanları dışarıda bırakarak, âdeta, sömürmekteydiler.

Şimdi, Sermaye Piyasası Kurulunun görev süreleri, atanma şartları ve seçimi yeniden belirleniyor. Bunları, maddeler üzerinde, yeri gelince, açık açık konuşacağız.

Biliyorsunuz, Sermaye Piyasası Kurulu, özellikle, 7 üyeden oluşmaktadır. Sermaye Piyasası Kuruluna, bu kanun taslağı çıktığı andan itibaren, bu üyelerin seçiminde, ilgili bakan tarafından 4 kişi önerilecek, bu önerilen 4 kişiden 2'si; yine, Maliye Bakanlığı tarafından önerilecek 2 kişiden 1'i; yine, Sanayi ve Ticaret Bakanlığından önerilecek 2 kişiden 1'i; yine, Aracı Kuruluşlar Birliğinden önerilecek kişilerden 1'i; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulundan önerilecek 2 kişiden 1'i; yine, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından önerilecek kişilerden 1'i alınacaktır

Temelde, gerçekten, güven ve istikrar unsuru üzerine kurulan Sermaye Piyasaları, özellikle "temettü avansları mahsup edilmeden, ilave temettü avansı verilmesine ve temettü dağıtılmasına karar verilemez" hükmünün de, ayrıca, şirketlerin ana sözleşmelerinde yer alması konusunu getirmektedir.

Yine, dövize dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri dahi, her türlü türev piyasaları, Sermaye Piyasası Kanununun düzenlenmesinde kurulacak; aracı kuruluşlar birliği oluşturulmakta ve bu aracı kuruluşların faaliyet esasları yeniden düzenlenmektedir.

Tedrici tasfiye uygulaması için Sermaye Piyasası Kuruluna yetki verilmekte. Aracı kurumların mal varlığını, işin niteliğine göre aynen veya nakden çevirmek suretiyle elde edilen bedeli tahsis ederek, kanun çerçevesinde yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri nedeniyle müşterilerine karşı olan nakit ödeme ve sermaye piyasası araçları teslim yükümlülüklerini tasfiye etmektir.

Yine, demin belirttiğim üzere, manipülasyon insider ve bu gibi suçların cezaları artırılmakta, bununla da küçük yatırımcı korunmaktadır.

Gayrimenkul yatırım ortaklıklarına sermaye artırımlarında aynî sermaye imkânı getirilmektedir.

Yine, ekonomik ve finansal göstergede, sermaye piyasası araçlarına, mala, kıymetli madenlere ve dövize dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile her türlü türev araçlardan oluşan sermaye piyasası araçlarının işlem göreceği anonim şirket halindeki borsaların kurulmasına da aynı zamanda imkân getirmektedir.

Yine, yatırımcıları koruma fonu kurulmaktadır ve bu yasayla, yetkileri kaldırılan aracı kurumların tedrici tasfiyelerine karar verilebilecek, bu kurumların tasfiye işlemleri yatırımcıları koruma fonu tarafından yürütülebilecektir.

Yine, bu fona belli bir sermaye, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası tarafından yatırılacaktır diğer katılımcılar da katılmak üzere.

Sermaye Piyasası Kurulunun denetim ve yatırım yetkilerinin güçlendirilmesi, mevcut mevzuatın sadeleştirilmesi, rasyonel, tutarlı ve güncel hale getirilmesi, küreselleşmenin etkilerini kapsayan değişikliklerin hızla sermaye piyasası mevzuatına yansıtılması gerekmektedir.

Sermaye Piyasası Kurulunun özellikle yüklenmiş olduğu bir misyonla, Türk sermaye piyasalarının eşitlik, güven, şeffaflık ve istikrar içerisinde yüksek verimlilikle çalışmasını sağlamak ve uluslararası platformda rekabete hazır hale getirilmesi amacıyla yaratıcı düzenlemeler SPK tarafından yapılmakta, piyasaları gözetme ve denetleme işlemleri yerine getirilmektedir.

Bugünkü Sermaye Piyasası Kurulu kadrolarının, tespitlerimize göre, üç yıllık zaman süreci içinde kendilerine hedeflemiş oldukları altı ana hedef bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, sermaye piyasası mevzuatının uluslararası piyasalarla tam uyumlu hale getirilmesi. Yine, bugün Mecliste görüşmüş olduğumuz kanun değişikliği tasarısıyla hukukî altyapısının tam manasıyla tamamlanması. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarına aynî sermaye imkânı, Özelleştirme İdaresi portföyündeki gayrimenkuller ile hazine arazilerinin ekonomiye kazandırılması. Vadeli spot piyasaları kapsayan takas ve saklama işlemlerinin oluşturularak uluslararası sistemle entegrasyonun sağlanması.

Yine, piyasaların geliştirilmesi ve modern bir yapılanmaya geçilmesi için, uluslararası alanda rekabet edebilir hale gelmesini teminen aracı kurumların yapılarının güçlendirilmesi. Mal, faiz, döviz endeksine, madenler üzerinde türev sözleşmelerinin yapılmasına ve risk yönetim ürünleri geliştirilmesine yönelik düzenlemelerin yapılması aşamaları. Yine, İzmir vadeli işlem ve opsiyon borsasının kurulması...

BAŞKAN – Sayın Seven, sürenizin bitmesine yarım dakika kaldı; toparlar mısınız efendim.

NİDAİ SEVEN (Devamla) – ...tam elektronik işlem sistemine kavuşturulması ve uluslararası borsalarla entegrasyonunun sağlanması. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının Türkiye menkul kıymetler borsası haline getirilerek uluslararası borsalarla entegrasyonun sağlanması. Yine, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasıyla birlikte bankacılık ve sermaye genelini kapsayan bir risk merkezinin kurulması.

Bununla birlikte, özel emeklilik fonları, gayri safî millî hâsılaya kurumsal yatırımların portföy büyüklüklerinin katkı paylarının ve sermaye piyasalarının altyapısının güçlendirilmesi, kurul çalışmalarının verimlilik ve kalitesinin artırılması için iç kontrolünün yapılmasını sağlayacak bir sistemin kurulması, kolektif yatırım enstrümanlarının yaygınlaştırılması ve yeni enstrüman ve düzenlemelerin geliştirilmesi gerekmektedir.

Sermaye Piyasası Kanununda değişiklik yapılmasına dair bu tasarının Türkiye’ye çok şey vereceğini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Seven, iyi ki kısa konuşacaktınız!..

Buyurun, toparlayın lütfen.

NİDAİ SEVEN (Devamla) – Sermaye Piyasası Kurulunun, Türkiye’ye çok şeyler vereceğini düşünerek, bunun da yeterli olmadığını; otuz sene önce Milliyetçi Hareket Partisinin sermayeyi tabana yaymak istediği konusunu, bugün mutlulukla gördüğümüz için, bu tasarıyı olumlu görüyor ve lehte oy kullanacağımızı belirtiyor; sizleri ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seven.

Gruplar adına görüşmeler bitmiştir.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Masum Türker; buyurun (DSP sıralarından alkışlar)

MASUM TÜRKER (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz Sermaye Piyasası Kanunu, Türkiye’de, özellikle 1970 yılında yaşanan Hastaş olayından sonra gündeme gelmiş, birçok tasarrufçu, o tarihte yatırdığı para nedeniyle mağdur duruma gelince, bilim çevrelerinde ve çeşitli kurumlarda, bu kanunun altyapısı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Buna rağmen, Türkiye, 1980 yılına kadar, böyle bir yasal çerçeveye sahip olamamış, hepimizin yakın tarihte hatırladığı bankerlik krizinden sonra, 1981 yılında Sermaye Piyasası Kanunu çıkarılmış, 1982 yılı başında yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe girmesiyle birlikte bankerlik krizi daha derinlik kazanmış ve kamuoyunda Kastelli krizi olarak bilinen kriz, süratle kamuoyundaki tasarruf sahiplerini, birikimcileri etkilemiştir.

Bu yasal düzenlemeye rağmen, 1986 yılında İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının, organize olup, devreye girmesine kadar, sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde ciddî bir uygulama görülmemiştir. Bu uygulama sonrası Sermaye Piyasası Kanunu ciddî bir şekilde uygulanmaya başlandı.

Şimdi, ben, bu Sermaye Piyasası Kanununda ne yapılmalıdır, ne yapılmıştır sözlerini dile getirmekten çok, hukukun güvenliğini sağlamak açısından, burada çıkaracağımız bu yasadan sonra, bu yasayı yasama organının denetimi olmadan uygulayacak olan Sermaye Piyasası Kurulunun davranışlarını, faaliyetlerini, idarî sistemin işleyişini kontrol edebilmesi bakımından, bazı konuların, burada, hukuka mesnet teşkil edilmek üzere verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Yatırım ve tasarruf kararlarının birbirinden farklı kesimler tarafından verildiği ve fonların bu tasarruflar tarafından yatırıma dönüştürülebilmesi olgusunun oluşabildiği piyasalardan bir tanesi olan sermaye piyasasında, diğer piyasalardan farklı olarak, fon, dolaysız bir şekilde aktarılır. Yani, borsada, yatırımcı, parasını yatırdığı kişinin kim olduğunu, şirketin kim olduğunu bilir. Bu nedenle, sermaye piyasasının oluşumundaki temel felsefe, yatırımcının korunması amacına yönelik oluyor. Şimdi, bizim Sermaye Piyasası Kanunumuzda, acaba bu 10-15 yıllık süre içerisinde yatırımcı tam korunmuş mudur? Eğer biz meseleyi yargısal ve idarî açıdan değerlendirecek olursak, yasal düzenlemelerin çok iyi olmasına rağmen, 1990 yılında İMKB'de işlem gören bir hisse senedinin sahtesinin alınıp satıldığını, 1990 yılında, yine, devletin ihraç ettiği tahvillerin sahtelerinin alınıp satıldığını gördük; 1992'de bir kurumun, özellikle, yanlış olaylarda mevzuata aykırılıktan dolayı iflas ettiğini, 1994 yılındaki finansal krizden sonra da, 5-6 aracı kurumun tasfiye edildiğini görüyoruz. Bu yasal mevzuata ve olanaklara rağmen, 1994'te tasfiyeye giren aracı kurumların tasfiyesinin bugüne kadar tamamlanmamış olması ve binlerce kişinin haklarının, yatırımcı hakkının, özellikle ödenmemiş olması düşündürücüdür. Düşündürücü olan tarafı şudur: Acaba, bizim, burada yasama organı olarak düzenlediğimiz yasada yetki verdiğimiz Sermaye Piyasası Kurulu, yalnız sermaye piyasası mevzuatını mı düzenlemekle yetkilidir, yoksa, bu mevzuatın yanlış uygulanmasından doğacak problemlerin çözümünün de sağlanması için gerekli yönü, gerekli yolu göstermesi mi gereklidir? Bu konuda, özellikle bugün yapılacak olan düzenlemelerdeki maddelerde, sanıyorum ki, bakış açısının bu olması gerekir ve biz deriz ki, yasama organı olarak, Sermaye Piyasası Kuruluna mevzuat oluşturma, sermaye piyasasını düzenleme yetkisi verirken, bu yetkinin kamunun yararı dışında kullanılmaması gerekmektedir ve bu konudaki bazı keyfîliklerin kesinlikle sona erdirilmesi gerekmektedir.

Bu keyfîliklerden neyi kastediyorum: Biz, burada, yasama organı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu faaliyetlerinde, özellikle, yapılan başvuruların muhakkak sonuçlandırma tarihini belirlememiz gerekir. Eğer, onbeş gün içerisinde sonuçlandırılacaksa, onbeşinci günde halka açılmak isteyen bir işletmeye, sizin filanca belgeniz, filanca konunuz eksiktir deyip onbeş gün sonra ikinci bir belge, onbeş gün sonra üçüncü bir belge talebinde bulunulacaksa, korumakla yetkili kıldığımız sermaye piyasasının kendisinin bu davranışlarından dolayı sermaye piyasasının gelişemeyeceği durumuyla karşı karşıya kalırız.

Şimdi, bu açıklamayı neden yapıyorum: 1981 yılında yürürlüğe giren bu Sermaye Piyasası Kanununa tabi Türkiye'deki şirket sayısı 875'tir. Bu 800 küsur şirket tabi olabilmişse, bu demektir ki, Türkiye'deki reel sektör, üretim sektörü, hatta hatta sermaye piyasasında işlem gören malî sektör de, çok dar, çok kısır işlemlerle karşı karşıyadır.

Peki, bunların analizine baktığımız zaman -bu da düşündürücüdür; burada, özellikle yasama organının verdiği yetkiye uygun olmayan bir kompozisyon olduğunu belirtmek için dile getiriyorum- halka açık şirket sayısı 275; buna karşılık halka açık olmayan, ama, buna eşit değerde işlem gören fon sayısı 213'tür. Fonun var olması demek, yatırılan paranın doğrudan doğruya üretim sektörüne -yani, biraz evvel beş parti sözcüsünün de dile getirdiği sermayenin tabana yayılması, tasarrufların yatırımlara yönlendirilmesi işlemi- gitmesi yerine, bankalar ya da başka kesimler aracılığıyla yatırım fonlarına gitmesi, piyasaya yayılmamasıdır. Bu, çok tehlikeli bir gelişmedir. Sermaye piyasasını yönetecekler, idare, bugün burada söylenen bu sözcükleri dikkate alarak bir dengeyi muhakkak kurmak... Eğer 213 adet fon oluşturabilecek duruma gelmişsek, bunun 5-10 misli şirketin de halka açılmasını sağlayacak bir düzenlemeye muhakkak ihtiyaç vardır. Eğer bu yapılmazsa, sermaye piyasası aracıyla, sermayenin, değil tabana yayılması, yine belli kesimlerde toplanıp, yine, bildiğimiz gibi içborçlanma veya benzeri şekilde Türkiye'deki ekonominin bozulmasına yönelik bir kullanıma neden olabilecektir.

Sermaye piyasasının özellikle anayasal yetkisi, Anayasanın 167 nci maddesine dayanmaktadır. 167 nci maddeye baktığımız zaman, bu verilen yetkinin... SPK'nın 1981 yılında yürürlüğe konulan kanununun 1 inci maddesinde, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak, halkın, iktisadî kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlama amacı esastır. Yani, buradaki sağlama amacından amaç, sermaye piyasasının, kuralları düzenlemek yerine, bu arada, halka açılmayı özendirmek, halka açılmaya çalışanların, halka açılmadan evvel rehabilitasyonlarıyla ilgili tedbirleri de alma revini yüklenmesini gerektirmektedir. Nitekim, aynı maddede, bu amacı gerçekleştirmek için sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması esasıyla bir korunma anlayışı getirilmiştir. İşte, bu noktadan bakıldığı zaman, sermaye piyasasında 1981 yılından beri zorunlu nedenlerle getirilmiş olan ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerini değiştiren, sınırlama getiren hükümleri, bugün bu değişikliği yaparken dahi, yine Sermaye Piyasası Kanunu içinde muhafaza ederek, Türk Ticaret Kanununda bu anlamda ihtiyaca cevap verecek düzenlemeleri yapmamak, gelecekte, Sermaye Piyasası Kanununun ciddî bir araştırmayla, ciddî bir hukukî ve parlamenter tartışmayla, çalışmayla, tekrar gözden geçirilmesi gereğini gündeme getirmektedir. Bunu eğer biz dikkate almazsak, artık ihtiyaca cevap vermeyen Türk Ticaret Kanununda değişiklik yapmazsak, yeni bir hukuk üretmiş oluyoruz. İleride görülecek bazı maddelerde, özel hukuk ilkeleri yerine, kimi zaman, kamu hukuku adı altında yeni bir hukuk yoluna, yeni bir hukuk yöntemine gitmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MASUM TÜRKER (Devamla) – Eğer, bunlarla ilgili gerekli önlemler alınmaz ve bu önlemlerin alınmasında, biraz evvel belirttiğim gibi, sermaye piyasasının yönetiminde kamu yararı gözetilmez, kendilerine bir sınırlama konulmaz ise, bu takdirde, sermaye piyasasıyla ilgili düzenlemeler, yeniden bir düzenleme gerektirecektir.

Sabrınız için teşekkür ediyor; tekrar, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türker.

Şimdi, söz sırası, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç'te.

Sayın Genç, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Malumunu, süreniz 10 dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kanununda yapılan değişiklikle ilgili olarak gelen tasarı üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, bu yasa tasarısıyla, Sermaye Piyasası Kuruluna çok büyük yetkiler verilmektedir; yani, Meclisin düzenleme yetkileri, aşağı yukarı -ekonomik kuralların herhalde özellikleri olsa gerek- bu Kurula verilmektedir. Bu Kurul üyeleri, çok büyük, öteki devlet memurlarıyla kıyas kabul etmeyecek derecede ekonomik haklara kavuşturulmaktadır; yani, devlet memurlarının aldıkları tüm aylık ve ödeneklerin 2 misli, bir de yılda 4 ikramiye... Herhalde, bugün, bunların birisi, galiba 3 milyar, 3,5 milyar civarında para alıyor.

Şimdi, Bakanlar Kurulu gerçi bunu tespit edecek; ama, herhalde bir 7-8 milyar, artık, Bakanlar Kuruluna da... İktidardaki Bakanlar Kurulunun yakını olacak şekilde bu kişiler atanacağına göre, Bakanlar Kurulları da, elbette ki, ahbap çavuş ilişkileri içerisinde, bu kişilere, herhalde, çok yüksek miktarlarda bir ücret verecekler.

Yine, bu tasarıyla getirilen bir başka şeyle... İşte, borsada yetki belgesi almış; ama, borsada kumar oynamış, batırmış, muvazaalı işlemler yapmış birtakım... Yetki belgesi iptal edilen aracı kurumların da, yani bu muvazaalı işlemleri nedeniyle yetki belgesi iptal edilen kişilerden alacaklı olan kişilerin alacaklarının ödenmesi için 15 trilyon liralık bir kaynak aktarılması öngörülmüştür. Bu kaynağı da, yine, Sermaye Piyasası Kurulu buraya aktarıyor. Tabiî, bir yandan Sermaye Piyasası Kurulu gibi bir kurul oluşturuyoruz, bunlara imparator yetkilerini veriyoruz. Bunları Bakanlar Kurulu atıyor; bir sorumlulukları yok, denetimleri yok. Bunlar, keyfi işlem yaptıkları zaman nasıl bir denetim altında tutulacakları belli değil, Meclis denetimine tabi değil. Nasıl olur; ben bilmiyorum. Tabiî, iktidar partisindeki arkadaşlarımız bunları getiriyorlar; ama, acaba vatandaşın, özellikle küçük tasarruf sahibinin -büyük özverilerle- borsada oynamaları veya borsaya para aktarmaları sırasında aracı kurumların ve yetkili kurumların muvazaalı işlemleri sonucunda, zararları nasıl korunacak? Bunlar, maalesef, ayrıntılı düzenlenmiyor.

Tabiî, ben konuştuğum zaman bazı arkadaşlar şey ediyor... Mesela, IMF ile yapılan görüşmelerden bir tüyo kaçtı bir yere; gazetenin biri -herhalde Hürriyet Gazetesi- yazdı "Bu tüyoyu Mesut Yılmaz verdi" dedi. Sonra, Mesut Bey bir süre sustu, sustu, sustu ki, o sırada, borsa işlemi yapan bir aracı kurumun bundan 192 trilyon lira bir menfaat sağladığını yine gazeteler yazdı. Mesut Bey birkaç gün durdu, ses etmedi. Sonra denildi ki "hayır efendim, Hazine Müsteşar Yardımcısından değil de, bilmem, Bakandan böyle bilgiler alındı." Yine, böyle bir ortalık bulandı, böyle susuldu. Bir süre sonra, Mesut Beyin, herhalde, bazı konuları çok geç telaffuz etme alışkanlığı olduğu için "o bilgileri, ben, Hazineden sorumlu Devlet Bakanından aldım" dedi. Hazineden sorumlu Devlet Bakanı da buna çok üzüldü, intihara teşebbüs etti; ama, bu olaylar kapandı. Öte tarafta da, bir aracı kurumun, borsada 192 trilyon lira haksız kazanç sağladığı ve bunun, Mesut Yılmaz'a yakın bir aracı kurum olduğu iddia edildi. Mesut Bey gitti, Hürriyet Gazetesi hakkında 5 milyar, Cumhuriyet Gazetesi hakkında 15 milyar tazminat davası açtı. Tabiî, bunlar gazete havadisleri; fakat, bunlar da Meclisin kürsüsüne çıkıp tekzip edilmediği için, hakikaten, bizi de tatmin etmediği için bunu kendilerine soruyoruz.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – "Dava açtı" diyorsunuz; dava açmak tekziptir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dava tekzip değildir. Daha dur bakalım...

Geçen gün, yine, Sayın Mesut Yılmaz'a yakın bir gazetede okudum; kardeşinin bir şirketinin yüzde 5,8 hissesini 2 trilyon liraya borsaya kote ettiriyor. Bunlar, gazetelerde okuduğumuz olaylar. Turgut Yılmaz'ın mensup olduğu bir şirket. Ancak, bu 2 trilyon liralık bedeli belirlerken -gazetenin havadisine göre- gelecek birkaç yılda muhtemel kârlarının da bu bedelin tespitinde nazara alındığını yazdı. Arkasından, bunlar borsaya açılırken, bu kâğıtların, hakikaten, 2 trilyon lira mı, 1 trilyon lira mı, 5 trilyon lira mı olma konusunda değer tespit etmek zorunda olan Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı o kokteyle katıldı. Hiç örneği yok. Bu Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığına atanan kişinin, daha önce, Mesut Yılmaz'ın çok yakınının şirketinde çalıştığı konusunda gazetelerde bilgi yazıldı. Şimdi de, bu kişiye, bu kanunla hem maaşını 2 kat -bütün devlet memurlarında; yani, devlet memurundan kimi kastettiklerini bilmiyoruz tabiî; kaç lira- artırıyoruz, padişah yetkilerini veriyoruz, imparator yetkilerini veriyoruz... Ondan sonra da, bunu, maalesef, kimse tekzip etmedi.

Değerli milletvekilleri, bir de, geçmişte, bu bankaların, bazı menkul değerleri satan aracı kurumları var. Mesela, bir bakıyorsunuz, bir siyasî iktidarın, bir başbakanın veya bir başbakan yardımcısının veyahut da yakınlarının dolaylı veya dolaysız ilgisi olduğu bazı aracı kurumlarının hisse senetleri veyahut da borsadaki kâğıtları devlet bankalarının herhangi bir kurumuna satılıyor. Mesela, bir ara, gazetelerde, Emlak Menkul Değerlerin -her şeyi aklımızda tutmamız mümkün değil, galiba bu kurumdu- batırıldığı şeklinde havadisler çıktı. Türkiye'de, kimse sorumluluk taşımadığı, özellikle kamuoyuna karşı sorumluluk duyan kişilerin sayısı çok az olduğu için, bunlar yazılıyor ve kayboluyor; çünkü, Türkiye'de, her gün yeni bir suiistimal çıkıyor, her gün kamuoyunu sarsacak yeni olaylar çıkıyor. Mesela, Emlak Menkul Değerlerin, özellikle bazı iktidar gruplarının yakınlarının 1 000 dolar değerindeki bir kâğıdını 10 000 dolara satın aldığı iddia edildi; ama, tabiî, açıklanmıyor.

Şimdi, bu durumda, yine bu iktidara mensup bazı şirketlerin kâğıtlarının devlet bankalarına değerlerinin birkaç misli fiyatla satılabileceğine ihtimal veriyorum; çünkü devletin, vatandaşın parasına acıyan kimse yok ki.

Bir yandan Sermaye Piyasası Kuruluna bu kadar büyük yetkiler veriyorsunuz, diğer yandan bunun denetimini getirmiyorsunuz.

Bu iktidar, herhalde, diyor ki: "Nasıl olsa ben üç dört sene daha iktidarda kalacağım; kendi yandaşlarımı çok büyük yetkiler tanıyarak getirip buraya atayayım, ondan sonra Allah kerimdir." Böyle birtakım uygulamalarla, bence, Türkiye'ye pek hayırlı hizmetler yapmıyoruz.

Yetki belgesi iptal edilen bazı aracı kurumlara bu vatandaş niye 15 trilyon lira ödesin arkadaşlar? Adam gitmiş borsada oynamış, kâr ettiyse, o kâr onun cebine; ama, zarar ettiyse, devlet karşılasın diyoruz. Böyle bir mantık olur mu?! Sonra, borsada oynamak, bir nevi kumar oynamak demektir. Yani, kumarcının borcunu niye ödüyorsunuz? Siz, iktidara gelirken, kumarcıya böyle bir taahhütte mi bulundunuz? Hükümet programında, kumarcıların, borsacıların borsada batırdıkları paraların kendilerine ödeneceğine dair bir hüküm yok, ben görmedim, yani, hükümet programında böyle bir şey görmedim; ama, getirilen bu tasarılarla, işte, araya birtakım maddeler ilave ediliyor.

Aslında, tabiî, bunların uzun uzadıya Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılması ve bunların Türkiye'ye getirisi ile götürüsünün iyice tartılması lazım. Gerçekten, bu kadar... Tabiî, maddeler de çok uzun. Bir de, yani, ekonomik konularla ilgili çok uzun maddeler olduğu için, bir anda, böyle, günlük iş yoğunluğu içinde bunlarla kimlere neler veriliyor, kimlere neler sağlanıyor, tespit etmek çok zor bir olay. Ben diliyorum ki, özellikle, bugünkü iktidar içinde kendi yakınları borsa yetki belgesine sahip olan, aracı kurum durumunda olan kişiler veyahut da kendi şirketlerinin borsaya çıkardıkları kâğıtlarını, kendilerine bağlı bankaların menkul değerler şubesine satmazlar; herhalde, satmazlar. Bilmiyorum, Sayın Keçeciler, satmazlar değil mi? Ben de, inşallah satmazlar diyorum. Yani, artık bunları...

DEVLET BAKANI MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Yok öyle bir şey.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, yani, siz de bakansınız, önleyin; sizi tanıdığım için önleyin diyorum. Yani, yazık bu milletin parasına, yazık yani; şimdiye kadar çok çekti...

BAŞKAN – Sayın Genç, süreniz bitmek üzere efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika...

BAŞKAN – Dikkat buyurduysanız, sözünüzü hiç kesmedim

Buyurun efendim; sataşmaya da...

KAMER GENÇ (Devamla) – Keşke kesseydiniz; dün, hesabınıza gelmedi, yaptığımız konuşma hesabınıza gelmedi... Kesiyorsunuz hesabınıza gelmeyince...

BAŞKAN – Aşkolsun...

KAMER GENÇ (Devamla) – Sanki, biz, burada gayri ciddî şeyler söylüyoruz.

BAŞKAN – Dün maddenin dışına çıktınız. Rusya ile Bulgaristan...

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bakınız, dün anlaşmayla... Bakın, uluslararası anlaşmada, getirildi, bir yabancı devlet ile Türk hükümeti arasında yapılan bir anlaşmaya, yabancı bir şirketin Türkiye'de alacağı müteahhitlik hizmetinin nitelikleri belirtildi. Ben dedim ki; bunu yapmayın. Bu, vatana ihanettir; bu, memleketin satılması demektir. Yani, olabilir mi?!. Siz, Rus şirketiyle gidip de bir anlaşma yapıyorsunuz; Rus şirketi diyor ki "benim, Türkiye'deki temsilcim falan adamdır; sen, Türkiye'deki ihaleyi falanca adama verirsin Mavi Akım Projesinde" ve ondan sonra da...

ALİ GEBEŞ (Konya) – Başkan, ne söylüyor?..

KAMER GENÇ (Devamla) – Başkan çanak tutuyor bize arkadaşlar, konuşalım bunları.

Ondan sonra da, bu yabancı şirket kendi memleketinde bir kuruş yatırım yapmıyor; Türk Hükümetinden aldığı paralarla Rusyadaki yatırımı da biz finanse edeceğiz.

O bakımdan, yani, bütün bunları söylediğim zaman sizin canınız niye sıkıldı Sayın Başkan, ben de anlamadım?! Halbuki, memleketin yüce menfaatlarını burada dile getiriyoruz.

Neyse... Başka maddelerde de söz hakkım var; ama, tabii, bu kanun tasarısı, enine boyuna çok tartışılması gereken bir kanu tasarısı.

Saygılar sunarım efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, bir dakika... Sizden evvel, sataşmadan ötürü bir söz vereceğim.

Sayın Hikmet Uluğbay sataşmadan ötürü söz istemişlerdir; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

Siz de sataşmadan dolaylı söz istiyorsunuz değil mi?..

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sataşma yok ki efendim, Sayın Mesut Yılmaz...(ANAP sıralarından "var"sesleri)

BAŞKAN – Efendim, 69 çok sarih yani...

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Anavatan Partisi Grubuna sataşma var, gruba var. Grup başkanı, grubun başkanıdır.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

VI. — AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1. — Ankara Milletvekili Hikmet Uluğbay’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayın Kamer Genç, biraz evvel, kanun tasarısıyla ilgili görüşme sırasında, sermaye piyasasında yer alan bazı gelişmeler çerçevesinde belirli değerlendirmeleri yaptıktan sonra, benim intihar girişimimle ilgili olarak da belirli bir yorum yaptılar.

Her şeyden evvel, Sayın Genç'e ve değerli milletvekillerine ve ayrıca, bizi televizyonlarından izleyen vatandaşlarımıza bir hususu hatırlatmak isterim ki, intihar girişimimden sonra kamuoyuna, basına yaptığım 7 sayfalık açıklamayla, beni o kararı almaya götüren unsurların ne olduğunu, çok açık ve net bir biçimde açıkladım. Sanırım, siyasetin gündemini yakından izleyen Sayın Kamer Genç, o açıklamanın tüm metnini okumadığı için bu konuşmasında böyle bir referans verme yoluna gitti; eğer o açıklamayı okumuş olsaydı, sanırım, böyle bir değerlendirmeyi bugün yapmazdı.

Sayın Genç bu konuyu gündeme getirdiği için, benim, bir kez daha bu konuyu aydınlığa kavuşturmam gerekiyor; vaktinizi fazla almaksızın.

O açıklamamda da ifade ettiğim gibi, intihar girişimimin borsa olayıyla herhangi bir ilişkisi yoktur. Sayın Yılmaz'ın grupta yaptığı konuşma nedeniyle, belgeyi benden aldığını açıklamasına üzüntü duyduğumu ifade ettim; ama, bunun intiharımla ilişkili olduğunu açıklamamda ifade etmedim. Bu hususun altını çizmek isterim; bu bir.

İkincisi; o olayla ilgili olarak -intihar nedenlerimizi burada ayrıca anlatmama gerek yok, herkes biliyor- borsadaki olayla ilgili olarak, Sermaye Piyasası Kurulu, o tarihteki basında yer alan olayları ihbar kabul ederek incelemesini yapmıştır ve bu konuda herhangi bir spekülasyon olmadığına dair -bildiğim kadarıyla- hükümete de bir rapor sunmuştur. Eğer yanılıyorsam, yetkililer buradadır, tashih ederler.

Üçüncü olarak, yine, bu konuyla ilgili olarak, gerek sizin partinizin gerekse Fazilet Partisinin verdiği iki araştırma önergesi vardır. O araştırma önergesi de, Yüce Meclisin önündedir; günü geldiğinde, Yüce Heyetiniz karara bağlayacaktır, araştırma komisyonunu kuracaktır ve Meclisçe öğrenilmesi gereken ve Meclisçe araştırılması gereken konuları da araştıracaksınız. Ama, Sayın Genç, bu sözü almak ihtiyacını hissetmemin nedeni, bu kürsüye geldiğimiz vakit, her birimiz, yekdiğerimizin kişilik haklarına son derece saygılı olmak durumundayız. Siyaset yaparken, amacımızı veya fikrimizi izah ederken dahi, bir başkasının kişilik haklarını zedeleyecek üsluptan kaçınmamız, hem şahıslarımızı hem de bu Yüce Meclisi yüceltir.

Bu düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istemiştim; hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uluğbay.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir cümle söylememe müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Hayır efendim... Bir dakika...

Buyurun efendim.

2. — Bartın Milletvekili Zeki Çakan’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında Anavatan Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

ZEKİ ÇAKAN (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Kamer Genç, bu kürsüden her konuşmasında, daha önce Meclis Başkanvekilliği yapmış olmasına ve bu kürsünün nasıl kullanılabileceğini çok iyi bilmesi gerektiğine rağmen, herkese sataşmakta, özellikle siyasî partilerin genel başkanları hakkında mesnetsiz iddialarda bulunmaktadır.

Tutanaklar incelendiğinde, biraz önceki konuşmasında -hepinizin duyduğu gibi- belirli konularla ilgili gazetelerde yazılan yazıların ardından, Genel Başkanımız Sayın Mesut Yılmaz'ın konuyla ilgili dava açtığını da yine kendisi söylemektedir. O zaman, neden, niçin bu konuşmaları yapma gereğini duymaktadır; anlamak mümkün değildir.

Ben kendilerine, açıkça, kamuoyu önünde şunu söylemek istiyorum: İddialar mesnetsiz olduğu süre içerisinde, Parlamentoda uzun yıllar görev yapmış ve Meclis Başkanvekilliğine kadar yücelmiş bu arkadaşımızın, artık kendisine -bu konuşmaları burada yaparken- çekidüzen vermesini tavsiye etmek istiyorum. (ANAP ve MHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, küçük yatırımcıyı koruyan fonlar ile aracı kurumları birbirine karıştırmakta, gazetelerde yazılan yazıları kamuoyuna gerçek gibi yansıtmaktadır. Takdir edersiniz ki, bu, gerçekten, parlamenter olarak hepimizi üzmektedir. Açıkça ifade ediyorum ki, Sayın Kamer Genç'i ve Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz ile Turgut Yılmaz'ı kamuoyu çok yakından tanımakta; veremeyeceği hiçbir hesabının olmadığını da açıkça bilmektedir.

Şunu açıklıkla ifade ediyorum: Belki de TÜSİAD'ın dün akşamki toplantısında, Tuncelispora 5 milyar lira yardım alamamanın sıkıntısıyla bunları konuşmuş olabilir.

Bundan sonra bu tür konuşmalar yapmayacağını ümit ediyor, hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana sataştı, söz istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, yerinizden, çok kısa olmak üzere...

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsterseniz kürsüden konuşayım.

BAŞKAN – Hayır, size İçtüzüğün 60 ıncı maddesine göre söz vereceğim; yerinizden konuşun ve yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkanvekili, benim herkese sataştığımı söyledi. Ben, bir defa, herkese sataşmıyorum. Hak edenle ilgili, gazetelerde yazılan ve tekzip edilmeyen meseleleri dile getiriyorum; bu bir.

İkincisi, Sayın Uluğbay'a çok büyük saygı duyuyorum; ama, kendisi de söyledi "ben, bu işle ilgili Mesut Yılmaz'ın açıklamalarından üzüntü duydum" dedi. Ben, o üzüntünün, bir anlamı olduğunu belirtmek istedim. Bir meseleden dolayı üzüntü duyulmuşsa, demek ki, insana dokunan bir mesele var burada.

Üçüncüsü, Sayın Zeki Beyi severim de sayarım da; ben ne konuşacağımı da bilirim. Dün, TÜSİAD'ın bir toplantısında, bir kişinin orada ki, biz, öteden beri Sabancı'yla şaka da ederiz; ama, bu şaka kabilinden, espri kabilinden yapılan konuşmaları buraya... Bunlar ciddî şeylerdir. Tuncelispora para alınmamıştır, üzüntü duyuyor... Ben, öyle bir üzüntü duymadım.

Kendisi, Sayın Mesut Yılmaz'ın yanına gidip de onun... Mesut Yılmaz, burada gelip kendisini savunsun; kendisi niye savunuyor?..

BAŞKAN - Efendim, affedersiniz, Grup Başkanvekili efendim...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Turgut Yılmaz'ın borsaya kote ettiği o senetlerin 2 trilyon liraya çıktığını ve o kokteyle, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanının katıldığını gazeteler yazdı. Ayrıca, o Sermaye Piyasası Kurulu Başkanının, daha önce, Sayın Mesut Yılmaz'ın yakınının aracı kurumda çalıştığını da yazdı, kimse tekzip etmedi.

ERKAN KEMALOĞLU (Muş) – Yalan konuşma, utan be!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, bunları söylemek, bu memlekette var olan gerçekleri, yapılan bazı gerçekleri söylemek eğer kabahatse, biz, suç mu işliyoruz...

MEHMET ÇAKAR (Samsun) –Tamam, yalan söyleme, doğruyu söyle, doğruyu...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, burası milletin kürsüsüdür, milletin sorunlarını burada dile getirmek zorundayız.

ERKAN KEMALOĞLU (Muş) – Doğruları dile getir, doğruları.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada, milletin sorunlarını dile getirirken, herkes, kendisine çekidüzen versin ki, biz de bunların üzerine gitmeyelim.

BAŞKAN - Peki efendim, teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu getirilen kanun çok iyi bir kanundur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Konu anlaşılmıştır, teşekkür ederim efendim.

V. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. — Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/424) (S. Sayısı : 191) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

SERMAYE PİYASASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İLE TİCARET VE SANAYİ ODALARI, TİCARET ODALARI, SANAYİ ODALARI, DENİZ TİCARET
ODALARI, TİCARET BORSALARI VE TÜRKİYE TİCARET, SANAYİ, DENİZ TİCARET ODALARI VE TİCARET BORSALARI BİRLİĞİ KANUNUNUN BİR MADDESİNİN
DEĞİŞTİRİLMESİNE DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1. – 28.7.1981 Tarihli ve 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa aşağıdaki 10/A maddesi eklenmiştir.

“Sermaye piyasası araçlarının kaydileştirilmesi

MADDE 10/A. – Sermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin haklar; özel hukuk tüzelkişiliğini haiz bir Merkezî Kayıt Kuruluşu tarafından kayden izlenir. Bu Kuruluş, Kurulun gözetim ve denetimi altındadır. Merkezî Kayıt Kuruluşunun kuruluş, faaliyet, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikte belirlenir.

Kayıtlar, Merkezî Kayıt Kuruluşu tarafından, bilgisayar ortamında, ihraççılar, aracı kuruluşlar ve hak sahipleri itibariyle tutulur. Kayıt edilen haklar bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca senede bağlanmaz. Sermaye piyasası araçlarının nama veya hamiline yazılı hesaplarda kayıt esasları ile kayıtların nasıl tutulacağı ve kayıtların tutulmasında yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar Kurulca bir tebliğ ile belirlenir.

Kayden izlenen sermaye piyasası araçları üzerindeki hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesinde, Merkezî Kayıt Kuruluşuna yapılan bildirim tarihi esas alınır.

Kurul bu madde kapsamında kaydı tutulacak hakları, bu hakların bağlı olduğu sermaye piyasası araçlarını, türleri ve ihraççıları itibariyle belirleyebilir.

Payların devrinin, Türk Ticaret Kanununun 417 nci maddesi çerçevesinde ortaklıklar tarafından pay defterine kaydında, ilgililerin başvurusuna gerek kalmaksızın Merkezî Kayıt Kuruluşu nezdinde ihraççılar itibariyle tutulan kayıtlar esas alınır.

Merkezî Kayıt Kuruluşu, ihraççılar ve aracı kuruluşlar, kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından dolayı hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında sorumludur.

Merkezî Kayıt Kuruluşunun personeli hakkında, Kanunun 25 inci maddesi hükmü uygulanır.”

BAŞKAN – 1 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın İsmail Özgün; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 191 sıra sayılı Kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 1 inci maddesiyle, Sermaye Piyasası Kanununa bir madde eklenmek istenmektedir. Bu eklemeyle, sermaye piyasası araçlarının kaydileştirilmesi amaçlanıyor. Tabiî, burada üzerinde durmamız gereken en önemli husus, sermaye piyasası araçlarının kaydileştirilmesi, özel sektör hisse senetlerini ve borçlanma araçlarını kapsamaktadır. Dolayısıyla, genel gerekçede sözü edilen ve biraz önce Sayın Masum Türker'in de buradaki konuşmasında değindiği, geçmiş yıllarda borsada meydana gelmiş olaylar ve özellikle 1994 yılındaki olumsuz olaylar, fiktif repo işlemleri nedeniyle ortaya çıkmıştır.

Menkul kıymet piyasasının aşağı yukarı yüzde 90'ı kamu menkul kıymetlerinden, geri kalanı da özel sektör menkul kıymetlerinden oluşmaktadır. Söz konusu olan bu fiktif repo, elinde kamu menkul kıymetleri, yani hazine bonosu ve devlet tahvili olmadığı halde, aracı kurumların "repo" adı altında borç para toplaması ve toplanan bu paraların da daha sonra borsadan hisse senedi alımında kullanılmasıdır.

1994'teki banker, aracı kurum krizi ve 8 aracı kurumun tasfiyesi, hisse senedi fiyatları düştüğünde de repo borçlarının kapatılmaması sonucu ortaya çıkmıştır. Ancak, tasfiye olan aracı kurumların fiktif repo yaptıkları, 1994 yılından önce SPK Denetleme Dairesince tespit edilmiş, ancak, krizden sonra tasfiyeleri cihetine gidilmiştir. Zamanında bu olayların önüne geçilememesi, Sermaye Piyasası Kurulunun yetersizliğinden değil, kendi denetçilerince yapılan denetlemelerde tespit edilenlerin dikkate alınmayarak, ihmal ve kayıtsızlığından kaynaklanmıştır.

Sermaye Piyasası Kurulu, bu ihmaliyle, krizin büyümesine sebep olmuştur; yani, başka bir ifadeyle, bir karar organı olan SPK, bu ihmaliyle, fiktif repo hacminin ve krizin büyümesine sebep olmuş, olay da, kamuoyuna, yetkisizlik olarak yansımıştır.

Bu nedenle, kaydileştirme, öncelikle kamu menkul kıymetleri için yapılmalıdır, banka ve aracı kurumların fiktif repo yapmalarının önüne geçilmelidir. Kaldı ki, yatırımcı bazında saklama işlemlerine mevcut yasa hükümleriyle geçilmiştir; yani, burada bir yetkisizlik söz konusu değildir. Genel gerekçede ve madde gerekçesinde de ifade edildiği gibi, özel sektör senetleri burada söz konusu olduğuna göre, o da piyasanın aşağı yukarı yüzde 10'una tekabül ettiğine göre, bu düzenlemeyle yapılmak istenen husus fevkalade yanlıştır.

Diğer taraftan, Merkezî Kayıt Kuruluşunun, kayda aldığı sermaye piyasası araçları, hisse senetleri ve benzerleri üzerinde haklar oluşturması, bu hakları kaldırması veya takyidat koyması gibi konuların kanun tasarısında açıkça belirtilmesi gerekirdi; bunlar da belirtilmemiştir.

Bu yetkilerin, çıkarılacak yönetmelikle Bakanlar Kuruluna ve tebliğle de Sermaye Piyasası Kuruluna bırakılması, hukukun temel ilkelerine de aykırıdır. Aynı şekilde, burada, Anayasanın "Yasama yetkisi" başlığı altındaki 7 nci maddesindeki "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez" hükmüne de aykırılık söz konusudur.

Merkezî kayıt kuruluşu tarafından kayda alınacak hakların senede bağlanması, mülkiyeti ortadan kaldırırken, hisse senedi ve pay devirlerinin nasıl yapılacağına ilişkin olarak da, tasarıda yer verilmeyen yasal düzenleme yetkisi çıkarılarak, tebliğle Sermaye Piyasası Kuruluna bırakılmaktadır.

Tasarı, bu haliyle, hamiline yazılı hisse senetlerinin teslimle, nama yazılı hisse senetlerinin ciro ve teslimle devrini düzenleyen Türk Ticaret Kanununun 415 ve 416 ncı maddeleri ile kıymetli evrak tanımının yapıldığı 557 nci maddesine de ters düşmektedir.

Tasarı bu haliyle kanunlaştığı ve Türk Ticaret Kanununun ilgili maddelerinde de gerekli değişiklikler yapılmadığı takdirde, ticarî hayatta ve sermaye piyasalarında istikrar kazanan uygulama kaldırılmış olacak ve Merkezî Kayıt Kurulunda da kayıtlı hakların, Türk Ticaret Kanununun tatbiki bakımından kıymetli evrak niteliği belirsiz ve tartışmalı hale gelecektir.

Ayrıca, bu hakların üçüncü şahıslara karşı ileri sürülebilmesi için, Merkezî Kayıt Kuruluşuna yaptırılacak bildirimin kimler tarafından ve nasıl yapılacağı hususunda da hiçbir açıklık bulunmadığı gibi, bu kayıtların tapu kayıtları gibi alenî olduğu yönünde bir hüküm de bulunmaması, uygulamada pek çok hukukî ihtilaflara yol açabilecektir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla, Merkezî Kayıt Kuruluşunun tuttuğu kayıtlar esas alındığına göre, ihraççıların ve aracı kurumların tuttukları kayıtlardan dolayı zarardan sorumlu tutulmaları, maddenin tümüyle çelişmektedir. Kayıtların yanlış tutulmasından doğan sorumluluğun kusura bağlanması da hatalıdır. Bu konuda, Merkezî Kayıt Kuruluşunun kusursuz sorumluluğunun kabul edilmesi, sorumlulukları varsa, ihraççı veya aracı kurumlara, kusurları oranında, Merkezî Kayıt Kuruluşunun rücu edebilmesi şeklinde düzenleme yapılması gerekmektedir.

Tasarı kanunlaşacaksa, bu kanunun 7 nci maddesinde belirtilen sermaye artırımında hisse senetlerinin basılarak verilmesi mecburiyetini getiren hüküm de ortadan kaldırılmalıdır. Bir taraftan kanunun 7 nci maddesi mevcut haliyle bırakılırken, diğer taraftan tasarının bu maddesinde, kaydı tutulacak hakları, bu hakların bağlı olduğu sermaye piyasası araçlarını türleri ve ihraççıları itibariyle belirleme yetkisi, Sermaye Piyasası Kuruluna verilmektedir; yani, Sermaye Piyasası Kurulu, ihraççı A şirketini kayda alırken, aynı nitelikteki B şirketini kayıt dışında tutma yetkisine sahip kılınmakta; A şirketi, kaydi sisteme girdiği için basılı hisse senedine sahip olamazken, B şirketi, 7 nci maddeye göre, basılı hisse senedi kullanabilecektir.

Değerli milletvekilleri, 1989 yılından beri bu sistemi kurmak için çalışan İngiltere'de bile halen sonuca ulaşılamamışken, belge ve kayıt düzeninin oluşmadığı, insanların kayıt altına girmekten kaçındığı ülkemizde, yeterli hazırlık ve altyapı düzenlemeleri yapılmadan bu düzenlemenin getirilmesi, işlerlik kazanması bakımından, gerçekten çok uzun bir zaman alacak. O bakımdan, belki de bu maddeyle getirilmek istenen şey, insanların kafasında birtakım soru işaretleri oluşturmaktır. Belki de "bu maddeyle, piyasadaki firmaları, yatırımcıları fişlemek mi istiyorsunuz acaba" diye bir soru aklımıza gelmektedir. Öbür taraftan "yatırımcıların hisse senedi alış satışlarını izleyeceğiz" derken, kim bilir belki de bu uygulamayla, vazgeçilen vergi kanunundaki o "nereden buldun" hükmünü...

BAŞKAN – Sayın Özgün, toparlar mısınız efendim; süreniz bitmek üzere.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

... belki, örtülü bir biçimde yeniden uygulamayı arzu ediyorsunuzdur.

Değerli milletvekilleri, sonuç itibariyle, bu maddeyle, Sermaye Piyasası Kuruluna sınırsız yetkiler verilmekte; şimdiye kadarki uygulamalarıyla tam bir keyfîlik içerisinde hareket ettiği birçok müşahhas örnekle bilinen Sermaye Piyasası Kurulunun keyfî ve çifte standart uygulamalarına kılıf hazırlanmaktan başka bir şey yapılmamaktadır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgün.

Şimdi söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Oğuz Tezmen'de.

Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA OĞUZ TEZMEN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kanunundaki değişiklikleri içeren söz konusu tasarıyı görüşürken, aslında sermaye piyasasının gelişmesinin, ekonomik gelişme bakımından ne kadar önemli olduğunun altını çizerek sözlerime başlamak istiyorum; çünkü, sermaye piyasası, ülkemizde henüz yeterince gelişmemiş bir alan. Aslında, sermayenin tabana yayılması, sermaye piyasası araçlarının çeşitlendirilmesi, millî gelirin daha adil dağılması, şirketlerin daha ucuza fon temin edebilmesi bakımından fevkalade önemli bir müessese. Zaten finans kesiminin en büyük ayaklarından birisi bankalardır, birisi sermaye piyasasıdır, öbürü de diğer malî kuruluşlar olarak nitelendirilebilir.

Sermaye Piyasası Kurulu, 1981 yılında düzenlenmiş bir kuruldur. O dönemin koşulları içerisinde, özellikle askerî rejimin egemen olduğu bir ortamda çıkarılan -ana hatlarıyla- bir modeldir. Bu model içerisinde, Sermaye Piyasası Kuruluna, o dönemde olmayan, aslında bugün hukukî bakımdan ciddî tartışmalara yol açabilecek olağanüstü yetkiler verilmiştir. Bu yetkiler, bu mevcut tasarıda daha da pekiştirilmekte ve yeni kozalar oluşmasına imkân verilmektedir.

Dikkat ederseniz, Sermaye Piyasası Kanununa göre, kurul, faaliyetleri dolayısıyla, yasama organına herhangi bir şekilde hesap vermemektedir. Yasama organınca kullanılması gereken birçok yetki, Sermaye Piyasası Kuruluna devredilmiştir o dönemde. Benzer uygulama, Bankalar Yasası için de getiriliyor.

Bu süreç, aslında, Türkiye'de Parlamentonun yetki ve sorumluluklarını tartışma konusu yapacak bir sürece gitmektedir. Düşünün ki, ileride birçok alanı düzenleyecek, bunların parası pulu Bakanlar Kurulunca belirlenecek; ama, Bakanlar Kurulu, bu konuda ne yaptığı ne ettiği konusunda Meclisi bilgilendirmeyecek; bu kurulun aldığı, suç olmayan, ancak, ekonomik bakımdan yanlış kararlar dolayısıyla, kimse hesap soramayacak. Hükümetin devrede olması durumunda, vatandaş hükümetten hesap soracak; ama, bu bürokratik kozaların, her gün yenisi örülen bürokratik kozaların içinde ne yapılıp ne yapılmadığı konusunda kimse yetkili olamayacak.

Böyle bir yaklaşım, aslında, demokratik rejimin temel işlevi olan yürütme faaliyetlerinin yasama tarafından denetlenmesi ilkesinin de ihlali niteliğinde. 1981 yılında düzenlendiği için Anayasaya aykırılığı ileri sürülemiyor; ama, bundan sonra yapacağımız düzenlemelerde, bunun Anayasaya aykırılığını ileri sürmek her zaman mümkündür ve yapılacak düzenlemelerin, Anayasa Mahkemesi tarafından iptali kaçınılmaz olacaktır.

Buradan, maddeye geçmek istiyorum. Aslında, çeşitli maddelerde çıkıp, bunları çeşitli kereler dile getireceğim. Bu kaydi sistemin getirilmiş olması, belki, yerinde bir uygulama gibi görülebilir; ancak, kaydi sistem dediğiniz olay, 1999'da fiktif repodan kaynaklanan bazı uygulamaların önlenmesi için getirilmiş bir müessesedir. Aslında, temelde doğrudur; ancak, bir düzenleme yaparken, bu düzenlemenin hukukî altyapısının da düzenlenmesi lazımdı, yeniden ele alınması gerekirdi; bunu, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında da dile getirdik.

Kıymetli evraktır hisse senetleri ve Ticaret Kanunu ve diğer kanunlarda, Borçlar Kanununda olsun -özellikle Ticaret Kanununda- İcra ve İflas Kanununda olsun, buna ilişkin bir yığın düzenleme vardır. O düzenlemeler orada dururken, burada, tüzelkişiliği haiz bir kuruluş kurarak, bu tüzelkişiliği haiz kuruluşa, kaydi sisteme geçmenin esaslarını belirleyecek bir düzenleme yetkisi veriyoruz. Peki, orada o hükümler dururken, kıymetli evrak olarak adlandırılan şey fiktif hale getirilirken, kayda alınan, sadece kaydolan, bir belgeye bağlanmayan niteliğe kavuşturulurken, o zaman, o kanunlarda da gerekli düzenlemelerin yapılması gerekirdi. O kanunlar orada dururken, burada bunu yaptığımız zaman, çok ciddî problemlerle karşı karşıya kalabiliriz; çünkü, çok geniş alanda, çok sayıda işlemciyi ilgilendiren belgelerdir, kıymetli evraklardır bunlar. Biz demiyoruz ki, bunu mutlaka iptal edelim; ama, bu düzenlemeyi yaparken, diğer kanunlardaki düzenlemeleri de birlikte getirelim.

Apar topar bir kanun çıkarma hevesi içinde, aslında, çok ciddî eksiklikler yapıyoruz. Bakın, Bankalar Kanunu da gece geç saatlere kadar, 5'lere kadar çalışılarak haziran ayında yasalaştırıldı; ama, dört beş ay geçtikten sonra yeniden bir düzenleme getiriliyor. Bir düzenleme getiriliyor; bu düzenlemede, Sermaye Piyasası Kurulundan esinlenildiği anlaşılıyor; ama, düşünün ki, bir partinin yetkilileri, hükümette altına imza koydukları halde, bakıyorsunuz, bu düzenlemelere ciddî olarak karşı çıkıyorlar. O zaman, demek ki, bu olaylar, bu apar topar kanun çıkarma hevesi, aslında, çok ciddî hukukî yanlışlarla malul kılıyor; parlamentonun, yasama organının ve hatta yürütme organının da saygınlığını zedeliyor. Böyle bir yaklaşım içinde, gönül arzu eder ki, bunlar tartışılsın, enine boyuna komisyonlarda tartışılsın. Şimdi, düşünün ki, kanun tasarısı getirildi, yarın akşama kadar görüşülecek; gelecek hafta burada gündeme gelecek. Peki, burada, yanlışlar ya da dile getirilen sıkıntılar enine boyuna tartışılıp da bir üç ay sonra, beş ay sonra ya da ne bileyim, bir hafta sonra çıksa, fena mı olur. Değil; illa çıksın... Çıksın; ama, doğru dürüst çıksın. Sonra, tekrar yaz boz tahtası haline dönüşen bir yaklaşım hatalı oluyor. Bu da örneklerden birisidir.

Kaydî sistem doğrudur; dünya gelişmesine paralel bir düzenlemedir; ancak, hukukî altyapısı yeterince düzenlenmemiştir. Bunun sıkıntılarıyla karşılaşacağız, tekrar bunlar gündemimize gelecek ve bunları düzenlemek için yarın öbür gün komisyonlar tekrar çalışacak. Gönül arzu ederdi ki, bunları bir paket halinde ele alalım, tüm çerçevesiyle oluşturalım, işler bir sisteme bugünden başlayalım; ama, bunlar hep ziyan ediliyor. Acelecilik içinde bir yasa çıkarıp "biz, yasamayı çok iyi çalıştırıyoruz" yaklaşımı içinde bunlar ziyan ediliyor; ama, sonuçta, çıkardığımız yasalar da yetersiz kalıyor; kamuoyunda da hepimiz yıpranıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tezmen, süreniz bitmek üzere; toparlayın lütfen.

OĞUZ TEZMEN (Devamla) – Benim bu konuda değinmek istediğim noktalar bunlardı Sayın Başkan; uyarınız için teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezmen.

Şimdi, şahısları adına, İstanbul Milletvekili Sayın Masum Türker?.. Yok.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç?.. Yok.

Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal?.. Burada.

Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika efendim.

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 191 sıra sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesi üzerindeki şahsî görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle, Sermaye Piyasası Kanununa 10/A maddesi eklenmektedir. Eklenen bu maddeyle, Sermaye Piyasası Kurulunda merkezî kayıt kuruluşu kurulması öngörülmektedir. Merkezî kayıt kuruluşunun kurulabilmesi için gerekli teknolojik altyapı, hem pahalıdır hem gerçekleştirilmesi çok zaman alır. Gelişmiş ülkelerde bile böyle bir merkez yoktur. Böyle bir merkezin kurulmasındaki amaç, yatırımları teşvikten ziyade, onları fişlemek ve onların hisse senedi alış satışlarını izlemek, görünürde verilendirmek; aslında, vergi kanunları ertelenerek uygulanmasından vazgeçilen "nereden buldun kanunu"nu örtülü biçimde uygulamaya koymaktır. Zaten, şu anda bile, maalesef yatırımcılar fişlenmekte; 28 Şubat sürecinin dayatmasıyla sermayeler renklerine göre tasnif edilmekte; eğer yeşilse, o sermaye dışlanmakta, hatta teşvik belgesi bile alamamaktadır.

SPK ile ilgili bu tasarı bu haliyle kanunlaşırsa, yabancı sermayenin gelmesini kolaylaştırmak için getirilen Tahkim Yasası, Sermaye Piyasası Kuruluna verilen olağanüstü yetkiler ve Merkezî Kayıt Kuruluşu nedeniyle, Sermaye Piyasası Kanunu "mahkûm yasasına" dönüşecek; değil yabancı sermaye, yerli sermaye bile İstanbul Menkul Kıymetler Borsasından kaçacak; borsa düşecek; kimilerince güven göstergesi olarak kabul edilen İstanbul Menkul Kıymetler borsa endeksi, güvensizlik göstergesi haline dönüşecektir.

Ayrıca, Sermaye Piyasası Kurulu üyelerinin Bakanlar Kurulu tarafından atanması ve Merkezî Kayıt Kuruluşunun denetim ve gözetiminin Sermaye Piyasası Kuruluna bırakılması, kuruluş faaliyet ve çalışma esaslarına ilişkin düzenlemelerin de Bakanlar Kuruluna bırakılacak olması, Merkezî Kayıt Kuruluşunu politize edecektir. Dolayısıyla, bu kurumun çalışmaları, objektif kriterlerden uzak, siyasal eğilimlere göre belirlenecektir. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, sermaye, renklerine göre sınıflandırılacak; aranan renk yoksa, o sermaye kapı dışarı edilecektir. Zaten, bu hükümetin ve daha önceki 55 inci ve 56 ncı hükümetlerin yanlış tutumları sebebiyle, dışarıdaki gurbetçilerimizden gelen sermaye, Türkiye'yi yavaş yavaş terk etmeye başlamıştır.

Kaldı ki, tasarının bu maddesi, Anayasanın 87 nci maddesine de aykırıdır. Tasarının 1 inci maddesinin birinci fıkrasında "Merkezî Kayıt Kuruluşunun kuruluş, faaliyet, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikte belirlenir " ikinci fıkrasında "Sermaye piyasası araçlarını nama veya hamiline yazılı hesaplarda kayıt esasları ile kayıtların nasıl tutulacağı ve kayıtların tutulmasında yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar kurulca bir tebliğ ile belirlenir" denilmektedir.

BAŞKAN – Sayın Ünal, toparlayın efendim, süreniz bitmek üzere.

ZEKİ ÜNAL (Devamla) – Bütün kanunlar uygulamak için çıkarılır. "Kanunun uygulanmasını Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında başka bir merciin tarifine gerek yoktur" şeklindeki genel kabul görmüş hukuk kuralına aykırı olarak, yasanın 1 inci maddesinin birinci fıkrasıyla Bakanlar Kuruluna, ikinci fıkrasıyla da Sermaye Piyasası Kuruluna verilen görev ve yetkilerin sınırları açıkça belirtilmemiş "kanunun uygulanmasına ait usul ve esaslar" şeklinde genel bir ifadeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasının 87 nci maddesinden kaynaklanan kanun yapma yetkisi, âdeta Bakanlar Kuruluna devredilmiştir.

Bakanlar Kurulunun ve Sermaya Piyasası Kurulunun, kanunda belirlenmeyen hususları, çıkaracak yönetmeliklerle, tebliğlerle düzenleme yoluna gitmelerine imkân sağlanmaktadır. Örnek vermek gerekirse, kanunun 1 inci ve 2 nci maddelerinde başvuru süreleri açıkça belirtilmemiş iken, Bakanlar Kurulu ya da SPK'ya, yayımlayacakları yönetmeliklerle, tebliğlerle süre belirleme ya da başvuruları süresiz bekletme imkânı verilmektedir.

Bu nedenlerle, görüşülmekte olan kanun tasarısının 1 inci maddesiyle, SPK'nın 10 uncu maddesine 10/A maddesi olarak eklenmesi öngörülen bir ve ikinci fıkra hükümleri, Anayasanın 87 nci maddesine aykırı düşmektedir. Mutlaka bunun tasarıdan çıkarılması lazımdır.

Bu duygularla, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Efendim, madde üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

Madde üzerinde 1 adet önerge var; okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 191 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesi Anayasanın 87 nci maddesine aykırı olduğu için tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İsmail Özgün Salih Kapusuz Sait Açba

Balıkesir Kayseri Afyon

Özkan Öksüz Mehmet Ergün Dağcıoğlu

Konya Tokat

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİHAT GÖKBULUT (Kırıkkale) – Sayın Başkan, çoğunluğumuz olmadığı için, takdirlerinize bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge sahibi, konuşacak mısınız efendim?

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Evet Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun.

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 191 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesiyle ilgili, Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu önergemizle, bu maddenin, Anayasanın 87 nci maddesine aykırı olduğunu ifade ederek, tasarı metninden çıkarılmasını istiyoruz.

Şimdi, bunu neden istiyoruz? Daha önce -yani, Anavatan Partisinin muhalefette olduğu bir dönemde- vaktiyle, 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Anavatan Partisinin o zaman iptali için yaptığı müracaat neticesinde Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş. Şimdi, o kanun hükmünde kararnamede bulunan bütün hükümler, aşağı yukarı, bu tasarıyla tekrar buraya getiriliyor. Bu 1 inci madde de bunlardan birisi.

Şimdi, ben merak ediyorum; o günkü Anavatan Partisi neden -bu kanun hükmünde kararname, bir yetki kanununa dayanılarak çıkarılmıştı- o zaman bunu iptal ettirdi? O günkü yaptıkları doğru idiyse, bugün neden bu kanun tasarısının altına imza koymaktalar ve aşağı yukarı, o kanun hükmünde karnameleri olduğu gibi buraya taşımaktadırlar; bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Şimdi, bu 1 inci madde, yani, Merkezî Kayıt Kuruluşu kurulmasıyla ilgili 1 inci madde, 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptalinde olduğu gibi, Anayasanın 87 nci maddesine açıkça ters düşmektedir. 1 inci fıkrasında "Merkezî Kayıt Kuruluşunun kuruluş, faaliyet, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikte belirlenir" deniliyor. İkinci fıkrasında "sermaye piyasası araçlarının nama veya hamiline yazılı hesaplarda kayıt esasları ile kayıtların nasıl tutulacağı ve kayıtların tutulmasında yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar kurulca bir tebliğ ile belirlenir" şeklinde hükme bağlanmaktadır.

Bütün kanunlar uygulanmak için çıkarılır Türkiye Büyük Millet Meclisinden. Kanunun uygulanması hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında başka bir merciin tarifine de gerek yoktur şeklinde bir genel kabul görmüş hukuk kuralına aykırı olarak yasanın birinci fıkrasıyla Bakanlar Kuruluna, ikinci fıkrasıyla Sermaye Piyasası Kuruluna verilen görev ve yetkilerin sınırları açıkça belli edilmemiştir. Bu Kurula öyle yetkiler verilmektedir ki, Kurul, hem savcı hem hâkim -her şey bu Kurula veriliyor- dolayısıyla, bu kadar geniş yetkiler, Anayasamızın 87 nci maddesine aykırı görülmektedir tarafımızdan. Ayrıca, tasarı, bu haliyle buradan geçtiği takdirde, hamiline yazılı hisse senetlerinin teslimle, nama yazılı hisse senetlerinin ciro ve teslimle devrini düzenleyen Türk Ticaret Kanununun 416 ncı ve 414 üncü maddeleri ile kıymetli evrak tanımının yapıldığı 557 nci maddesine de aykırılıklar taşımaktadır.

BAŞKAN – Sayın Özgün, konuşma süreniz bitmek üzere, toparlayın lütfen.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – Eğer Türk Ticaret Kanununda bu değişiklikler yapılmayacaksa -ki yapılmadan tasarı buraya geldi- burada da birtakım aykırılıklar söz konusudur. Ayrıca, tasarı, kendi içerisinde de çelişmektedir; 7 nci maddesinde belirtilen hususlarla, bu 1 inci maddede belirtilen hususlar birbiriyle çelişmektedir. Yani, tasarının, çok ciddî anlamda tartışılarak, düzenlenerek buraya gelmediği anlaşılmaktadır ve yarın, öbür gün Anayasa Mahkemesinden geri dönme durumuyla da karşı karşıya kalabilir. O bakımdan, bu maddenin tasarı metninden çıkarılmasını rica ediyoruz, arzu ediyoruz.

Hepinizi saygıyla, selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgün.

Komisyonun_

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Daha bitirmedim, ne yapacağımı nereden biliyorsunuz!

ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) – Oylamaya geçeceksiniz.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum efendim: Kabul edenler_ Kabul etmeyenler_ Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 2. – Sermaye Piyasası Kanununun değişik 11 inci maddesi madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Ortak hükümler

Madde 11. – Pay sahibi sayısı 250’yi aşan anonim ortaklıkların hisse senetleri halka arzolunmuş sayılır ve bu ortaklıklar, halka açık anonim ortaklık hükümlerine tabi olurlar.

Kurul, bu Kanuna tabi ihraççıların kaydını tutar. İhraççılar, sermaye piyasası araçlarının herhangi bir şekilde halka satıldığını veya halka açık anonim ortaklık statüsünün kazanıldığını öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde Kurula bildirmek zorundadırlar. Ortaklık denetçileri, bu durumu öğrendikleri tarihte, ihraççının yönetim kuruluna ve Kurula bildirmekle yükümlüdürler.

Kurulca yapılan incelemelerde, bu Kanuna tabi ortaklıkların menkul kıymetlerinin ikinci el piyasasının oluştuğu anlaşıldığı takdirde; Kurul, bu ortaklıkların doğrudan ya da dolaylı ortak sayısı veya bilanço büyüklüğünü dikkate alarak, menkul kıymetlerine borsada işlem görme şartı getirebilir.

Bu Kanun kapsamına giren ihraççılardan; anonim ortaklık niteliğini haiz olmayanlar, sermaye piyasası araçlarını halka arz etmeyenler, aktif toplamı, brüt satış hâsılatı, ihraç veya halka arz tutarı Kurulun belirleyeceği miktardan az olanlar veya diğer sermaye piyasası araçlarını ihraç veya halka arz edenler Kurulca bu Kanuna tabi olmalarından kaynaklanan yükümlülüklerinden kısmen veya tamamen muaf tutulabilirler. Bu muafiyet şartları, ihraççıların Kurul kaydından çıkma veya çıkarılma esasları ile halka arz işlemlerinden kısmen muafiyet şartları tebliğlerle belirlenir.

Kurulca belirlenecek esaslar dahilinde, ulusal veya uluslararası piyasalarda tedavülü kolaylaştırmak amacıyla, depo edilen menkul kıymetlerin verdiği hakları aynen sağlayan, onlara özdeş hamiline yazılı “depo edilen menkul kıymet sertifikaları” çıkarılabilir.

Nama yazılı olarak ihraç edilmiş olup da, borsalarda veya teşkilâtlanmış diğer piyasalarda devamlı işlem gören hisse senetleri hakkında Türk Ticaret Kanununun 368 inci maddesindeki, ortaklara taahhütlü mektup gönderilmesi suretiyle toplantı gününün bildirilmesine ilişkin hüküm uygulanmaz.

Halka açık anonim ortaklıkların, Türk Ticaret Kanununun 388 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı hususlar için yapılacak genel kurul toplantılarında, ana sözleşmelerinde aksine bir hüküm yoksa, Türk Ticaret Kanununun 372 nci maddesindeki toplantı nisapları uygulanır.

Türk Ticaret Kanununun 341, 348, 356, 359, 366, 367 ve 377 nci maddelerinde esas sermayenin en az onda birini temsil eden pay sahiplerine tanınan haklar, halka açık anonim ortaklıklarda, ödenmiş sermayenin en az yirmide birini temsil eden pay sahipleri tarafından kullanılır.

Halka açık anonim ortaklıkların esas sözleşmelerinin değiştirilmesi için Sanayi ve Ticaret Bakanlığına başvurulmadan önce Kurulun uygun görüşünün alınması zorunludur.”

BAŞKAN – 2 nci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Madde, ortak hükümleri düzenlemektedir. "Ortak hükümler" meyanında "Pay sahibi sayısı 250'yi aşan anonim ortaklıkların hisse senetleri halka arzolunmuş sayılır ve bu ortaklıklar, halka açık anonim şirket muamelesi görür" hükmü ile, hisse senedi ihraç eden kurumlar, otuz gün içinde Kurula bildirme mecburiyeti ve denetçilere de, bunu haber aldığı anda Kurula bildirme mecburiyeti getirilmektedir.

"Bu kanuna tabi ortaklıkların menkul kıymetlerinin ikinci el piyasasının oluştuğu anlaşıldığı takdirde, Kurul, bu ortaklıkların doğrudan ya da dolaylı ortak sayısı veya bilanço büyüklüğünü dikkate alarak, menkul kıymetlerine borsada işlem görme şartı getirebilir" hükmü vazedilmiştir.

Anonim ortaklık niteliğini haiz olmayanlar, sermaye piyasası araçlarını halka arz etmeyenlerle ilgili düzenlemeler getirilmiştir ve ortak hükümler meyanında, yine, Türk Ticaret Kanununa göre yüzde 10 hisseye sahip olanların sahip olduğu haklar, halka açık anonim şirketlerde yüzde 5'e düşürülmektedir.

Değerli arkadaşlar, tasarı, esas itibariyle, sermaye piyasasındaki uygulamalarda eksiklikleri telafi etmek, eksiklikleri gidermek için getirilmiş olan bir tasarıdır; ancak, bizim endişemiz var. Biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda sabahlara kadar çalışarak Bankalar Kanununu çıkardık; Resmî Gazetede 23 Haziranda yayımlandı. Bankalar Denetleme Kurulunun kurulmasını beklerken, apar topar, yeni bir tasarı geldi, şimdi, bugün, hemen, acele görüşmeye başladık; bu gece kanunlaşmasını istiyordu Komisyon Başkanı, yarına bıraktı; herhalde, yarın, apar topar bunu kanunlaştıracağız.

Tabiî, eğer bunda da böyle yapacaksak, lütfen, bu tasarıyı geri çekin; kime soracaksanız, kimlerin fikirlerini alacaksınız, bunları alın, öyle getirin. Yani, Meclisin de, Komisyonun da böyle fuzuli işgal edilmemesi lazım.

Aşağı yukarı altı ay önce, haziran ayında çıkarılmış olan bir Bankalar Kanununun, tekrar, apar topar komisyona getirilmesi, doğrusu, bizi fevkalede üzmüştür; iktidar muhalefet farkı gözetmeksizin, komisyon mensubu arkadaşlarımızın hepsi üzülmüşlerdir. Yani, demek ki, hükümet, üç ay önünü görememektedir. Vergi kanunlarında da böyle yaptınız, haziran ayında Vergi Kanununu çıkardınız, hemen üç ay sonra yeni bir Vergi Kanunu çıkardınız; yani, bu kadar kısa görüşlü bir hükümetin hedefe varması mümkün değil; ya meselelere hâkim değilsiniz veya bürokrasiniz zayıf veya bürokrasinin önünüze getirdiği meseleleri anlama, dinleme ve onları yönetme kabiliyetinden uzak bir hükümetsiniz. Bütün bunlardan çıkan mana budur. Gece yarısı Vergi Kanunu Tasarısını getireceksiniz, baskın kanun halinde sabaha karşı çıkaracaksınız, gelen Bankalar Kanununu üç ay sonra tekrar değiştirelim, olmadı diyeceksiniz... Bir yerlerden talimat alıyorsanız, dönün, millete söyleyin "biz kendi başımıza buyruk değiliz, IMF'den talimat alıyoruz, falan yerden talimat alıyoruz..."

Şimdi, duyuyoruz ki, Bankalar Kanunu değiştirilmeden IMF istenenleri vermeyecek. Acele, Sayın Bakanın Amerika seyahatinden önce Bankalar Kanununun çıkarılması isteniyor. Şimdi benim de sormam gerekiyor: Türkiye'yi siz mi yönetiyorsunuz, IMF mi yönetiyor? Yani, bu şekilde bir hükümet anlayışıyla Türkiye'nin bir yere gitmesi mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, tabiî, Sermaye Piyasası Kanunu mühimdir. Yıllardan beri, 1950'li yıllardan beri, bizden önceki nesiller de... Bendeniz, bu meseleyi 1960'tan beri takip ederim, üniversitede olduğum zamandan beri bu hep arzu edilmiştir; yani, tasarruflar toplansın, yatırıma yönelsin, Türkiye sanayileşsin, kalkınsın ve gelişsin; ama, maalesef, bunu da bir türlü sağlayamıyoruz. Bakın, burada, İstanbul Sanayi Odasının, 500 büyük firma için yayımladığı istatistikler var. Bu 500 büyük firmanın faaliyetlerinde faiz gelirlerinin payı nedir diye bakıyoruz, sermaye piyasasını kurmuşuz, para toplansın, yatırıma gitsin diyoruz, yatırım yapacak olan kuruluşlar, sanayi kuruluşları üretimi, yatırımı bırakmış, faizciliğe yönelmiş. Bakın, 1984'te bunların faaliyetdışı gelirleri -yani, faiz gelirleridir bunun diğer manasıyla- yüzde 21; 1990'da yüzde 33; 1995'te yüzde 46,5; 1998'de yüzde 87,7; yani, yüzde 88; Türkiye'nin en büyük 500 sanayici firmasının faaliyetdışı gelirleri yüzde 88 faizden kaynaklanıyor. Demek ki, biz, Sermaye Piyasası Kanununu da değiştirsek, kurulu da geliştirsek, Türkiye'nin sisteminde birtakım bozukluklar var ki, tasarruflar yatırıma, sanayiin büyümesine gitmiyor; ranta gidiyor, faize gidiyor, başka sahalara gidiyor; yani, bu tabloyu değiştirmek lazım. Biz, burada, Bankalar Kanununu da değiştirsek, Sermaye Piyasası Kanununu da değiştirsek, onu da değiştirsek, bunu da değiştirsek bu tablonun giderek kötüleştiğini görüyoruz. Bu sistemi çöküntüye götüren, iktisadî hayatı çıkmaza götüren nedir; bunu tartışalım, bunu görüşelim.

Biz, bugün komisyonda söyledik, dedik ki: "Bu Bankalar Kanununu niye değiştiriyorsunuz? Üç dört ay önce -haziranda- bunu değiştirdik, şimdi tekrar getirdiniz. Bilmediğimiz şeyler varsa, söyleyemediğiniz şeyler varsa, basını çıkaralım da, gelin, bunu komisyon üyelerine anlatın." Yok, bunu da yapmadınız. Tabiî, iktidarın komisyonda çoğunluğu var, istediği tasarıyı isterse yirmidört saatte çıkarır; ama, sonra IMF'nin kapısından geri dönersiniz.

Şunu ifade edeyim: Tabiî, bütün bunların sebebi de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin güçsüzlüğüdür, komisyonların güçsüzlüğüdür; maalesef, komisyonlarda iktidarın borusu ötmektedir. Komisyon başkanı değerli arkadaşlarımız, Sayın Başbakandan gelecek talimata, hükümetten gelecek talimata daima "başüstüne" demeye mecburdur, kendini öyle hissetmektedir, o şartla o göreve getirilmiştir. Nitekim, geçmişte hatırlarsanız, Dışişleri Komisyonu Başkanlığına Anavatan Partisinden bir arkadaş seçilmişti ve baskı yapıldı, o yapıldı, bu yapıldı, istifa ettirildi, bir başka milletvekili Dışişleri Komisyon Başkanlığına getirildi; yani, milletvekillerinin hür iradeleriyle, biz, kanunları müzakere edemiyoruz. Oy vermekte hürsünüz; ama, komisyonların bilgi edinme imkânı yok, komisyonların meseleleri tahkik etme "bu neden böyle oluyor, sebebi nedir" diye meselenin dibine inme imkânı yok.

Kamu kuruluşları milletvekillerinden bilgiyi gizlerler, bilgiyi vermezler. Bir milletvekilinin kamu kurumlarından bilgi alması için, Meclis Başkanlığına yazı yazacak, Meclis Başkanlığı sayın bakana yazı yazacak, o, genel müdürüne yazacak, aylar sonra, haftalar sonra bilgi gelecek. Ben size soruyorum: Böyle bir Meclis denetimi olur mu? Böyle bir denetimle milletvekilinin bilgi edinme hakkı yoksa, vatandaşın bilgi edinme hakkı hiç yoktur. Biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda soruyoruz, bazı bilgilere ulaşamıyoruz. Bundan, bazen, iktidar partileri mensupları da mustariptir. Yani, Türkiye'nin önündeki çıkmaz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin güçlenmesidir, güçlenmesiyle aşılabilir; milletvekilinin güçlendirilmesiyle aşılır, Meclis komisyonlarının güçlendirilmesiyle aşılır. Meclis komisyonlarının, hükümetten bağımsız, kendi birinci sınıf uzmanlarıyla, Türkiye'nin, iktisadî, sosyal ve siyasî meselelerine girmeleriyle aşılır; ama, biz, tabiî, perdenin önünde oynuyoruz, arkada malı başkaları götürüyor, başka şeyler yapılıyor.

Bunları denetleme gücümüz yok. Gensoru veriniz, Meclis soruşturması açınız; iktidar çoğunluğu, ellerini kaldırır, reddeder...

BAŞKAN – Sayın Ayhan, süreniz bitmek üzere, lütfen toparlar mısınız.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Görüyorum...

Başkanlığa çok teşekkür ederim; lütfetmiş, buraya bir saat koymuşlar. Bundan sonra, artık, sizi de üzmeyiz, biz de zamanımızı ayarlarız. Gözümün ucu oradadır. Bunu, epey süredir ifade ettik; ama, nihayet gerçekleşti.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sağ olun.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Muhterem arkadaşlar, şimdi, bu kanun çıkacak; öyle veya böyle çıkacak; ama, ne netice elde edeceğiz, ben, size tabloyu gösterdim. Evet, biz, tasarrufların yatırımlara gitmesini istiyoruz, biz, ülkenin kalkınmasını istiyoruz; biz, ülkenin sanayileşmesini istiyoruz, biz, ülkenin, başkalarının kapısında dilencilik yapmamasını istiyoruz; gidip, başkalarından dolar istememesini istiyoruz, başkalarına mahkûm olmamasını istiyoruz; ama, şimdi, hükümet, tabiî, içeride sıkıştığı için, gözü IMF'nin onayında. IMF onay verecek, milyarlarca dolar alacak, ne olacak; getireceksiniz bu dolarları yine sağa sola israf edeceksiniz, Türkiye, yine, bir başka bahara; daha büyük bir iç, dışborç yüküyle, daha büyük bir sıkıntıyla gidecek.

Değerli arkadaşlar, bunun değişmesi lazım. Tasarının müteakip maddelerinde söyleyeceklerimiz var; hepinize teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan. (FP sıralarından alkışlar)

Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Saffet Arıkan Bedük'te.

Sayın Bedük, buyurun.

Süreniz 10 dakika efendim.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile diğer ilgili kanunlarda değişiklik yapılması hususundaki kanun tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, çok enteresan bir uygulamayla karşı karşıyayız. Önce, Sermaye Piyasası Kanunu, gerçekten, bu ülke için gerekli. Çok önemli bir ihtiyacı karşılamaya yönelik olarak getirilmiş olan bu kanun tasarısının, özellikle, şartlara ve ihtiyaçlara uygun olarak çıkarılması da fevkalade önemli; ancak, bütün bunlara rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda ilgili bakanın burada oturmamasını, doğrusunu isterseniz yadırgıyorum.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Az önce buradaydı.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Konu, teknik bir konudur. Orada oturan bakan arkadaşımıza teşekkür ediyorum; ancak, Sermaye Piyasası Kanunu gibi fevkalade önemli ve teknik bir konuda, özellikle milletvekillerinin tatmin edilmesine yönelik birkısım tenkitlerini cevaplandırabilecek birikimi olan ve daha evvelden de bunu hazırlamış olan, sevk etmiş olan bir bakanın burada oturması, hem nezaketen daha uygun hem de görüşme usulü bakımından gerekliydi

Biraz evvel bir haber daha geldi; Bankalar Kanunu komisyonda görüşülüyor. Bankalar Kanunuyla ilgili olarak, iktidar ortaklarından bir siyasî partinin Sayın Genel Başkanı, yani, Sayın Mesut Yılmaz, Bankalar Kanununda yapılan değişiklikten haberinin olmadığını söylüyor. Dikkat ediyor musunuz, bir hükümet, kanun tasarısını Meclise sevk ediyor ve buna karşılık, bir milletvekili arkadaşımız da, Plan ve Bütçe Komisyonunda, haberi olmadan çıkarıldığı için "Bankalar Kanununda yanlışlıklar yapılmış" diyebiliyor. Bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüş, konuşulmuş olan bir şey. Dolayısıyla, farkına varılmadan sevk edilen kanun tasarılarıyla karşı karşıyayız; çünkü, bürokratların hazırladığı ve bürokratların doğrudan doğruya dikte ettiği kanun tasarıları üzerinde müzakere yapıyoruz; bu, yanlıştır; bu, doğru bir hareket değildir.

Değerli milletvekilleri, gelişmekte olan ülkelerde, sermaye piyasalarına, uygulanan liberal ekonominin şartlarına uygun olarak birkısım düzenlemeler getirilmesi ve ulusal birkısım kriterleri yine sermaye piyasasının sistemine oturtulması fevkalade önemlidir. Eğer, bir ülkede, gerçekten, çağdaş ve liberal ekonominin gereklerine göre yapılmış yasal düzenlemeler gerçekleştirilirse, o takdirde, hem iç hem de dış piyasalara güven verilmiş olur ve dolayısıyla, uluslararası fonlardan piyasaya bir akışın sağlanması da mümkün olur.

Liberal ekonomiyle bağdaşmayan aşırı merkeziyetçi ve devletçi anlayış içerisinde hazırlanmış olan yasaların, bu ülkeye bir faydası yoktur, zararı vardır. Özellikle, yabancı paraların, yabancı finansların, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesine de engel olmaktadır, engel olacaktır ve güvensizliğe neden olacaktır. Bu sebeple, gelişmiş finansal pazarlarda küçük birikimler bir araya getirilerek, özellikle, sanayi kesiminde büyük ölçekli işletmelerin doğup büyümesine olanak sağlayacak olan Sermaye Piyasasıyla ilgili düzenlemelere "evet" diyoruz ve bununla ilgili olarak getirilecek olan değişiklikleri de, memnuniyetle karşılıyoruz.

Ancak, bilhassa, altını çizerek belirtmek istiyorum değerli milletvekilleri: Bu kanunun fevkalade önemli eksiklikleri vardır. Evet, bu kanun, daha evvelden, 1981 yılında 2499 olarak gündeme gelmiş ve çıkmış, 1992 yılında 3754 sayılı Kanunla değişiklik yapılmış, 1995 yılında yetki kanununa dayalı olarak 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkmış; ancak, bunun Anayasaya aykırı olduğu, Anavatan Partisi tarafından iddia edilmiş, Anayasa Mahkemesine götürülmüş ve iptal edilmiş. Bütün bu şartlar altında, bir tepki yasası gibi, âdeta, Sermaye Piyasasına imkân vermek değil, onu daha da fazla kısıtlamaya, daha fazla bürokrasinin içerisinde boğmaya yönelik maddelerle karşı karşıya kalmışız.

Bu tasarının en büyük eksikliğinden biri de, özellikle, KOBİ'lerin halka açılma ve menkul kıymet ihraçlarının basitleştirilmesi yönünde hiçbir hüküm içermemesidir. Halbuki, gerekçede "bahsedilen gelişme, halka açık şirketler sayesinde olmuştur" denilmektedir. Sermaye Piyasası, mevcut bu haliyle, büyüklerin yararlandığı ve Anadolu şirketlerinin ise, sistem dışında bırakıldığı bir noktaya gitmektedir.

Değerli milletvekilleri, ben, özellikle, size, altını çizerek belirtmek istiyorum: Sermaye Piyasası Kurulunun bu tutumu, özellikle, müdahaleci tutumu, bağımsız Türk mahkemelerinin kararlarıyla tespit edilmiştir ve açılan davaların yüzde 82'si de, bu Kurulun aleyhine sonuçlanmıştır. Böylesine olumsuz bir sicile sahip olan Kurulun yetkilerini, tasarıda, sınırsız bir noktaya götürmenin yararı yoktur ve güvensizlik yaratmaya yönelik en önemli kaynak teşkil edecektir.

Ayrıca, Anayasanın başlangıç bölümünde ifadesini bulan altıncı ve sekizinci bentleri ile 2, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 19, 33, 35, 48, 87, 138 ve 153 üncü maddelerine tamamen aykırı hükümler de ihtiva etmektedir ve göreceksiniz, Anayasa Mahkemesine gitmek zorunda kalacağız ve bunun iptaline de neden olmuş olacaksınız; ihtiyaçlar karşılanmayacak.

Ben, o sebeple diyorum ki: Sermaye Piyasası Kanununun 11 inci maddesine değişiklik getiren, özellikle ortaklıklarla ilgili olan bu maddeyi şöyle bir değerlendirelim. Yapılan değişiklikle, ortak sayısı 250'den fazla olan anonim ortaklıklar halka açık anonim ortaklık olarak kabul ediliyor. Bu sayının altındakilerin Sermaye Piyasası Kanununa tabi olmamaları olumlu bir düzenleme kabul edilebilir; ancak, bu sayının altındakilere ve özellikle 25'ten fazla ortağı olduğu tespit edilen ortaklıklara, Kurul kaydına alınmak için başvuru mecburiyeti getirilmesi fevkalade calibi dikkattir. Bunu bilhassa huzurlarınıza getirmek istedim.

Ortak sayısı 250'den fazla olduğu tespit edilen ortaklıkların Kurul kaydına alınma başvurusu, ilgili ortaklıkça verilecek beyan üzerine, Kurul tarafından onbeş gün içerisinde sonuçlandırılarak başvuru sahibi ortaklık Kurul kaydına alınır hükmü şekline çevrilmiş olsaydı ve Kurula müracaat eden kişilerin, kuruluşların, hükmî şahsiyetlerin, özellikle şirketlerin müracaatlarının kısa bir süre içerisinde, belli bir süre içeresinde cevaplandırılabileceği anlayışı getirilmiş olsaydı, Kurula bu kadar geniş yetki ve takdir hakkı verilmemiş olsaydı, o zaman, Sermaye Piyasasına çok daha iyi imkânlar getirilmiş olurdu; ama, ne yazık ki, Sermaye Piyasası Kuruluna müracaat edecek olan Anadolu şirketlerinin ne kadar zaman içerisinde ihtiyaçlarının ve isteklerinin, müracaatlarının karşılanacağı hususunda herhangi bir hükmün bulunmaması, gerçekten, calibi dikkattir, üzerinde durulması gereken bir husustur.

Değerli milletvekilleri, halka açık anonim ortaklıklar, özellikle esas sözleşmelerin değiştirilmesi ve müracaatlarının kabulü, hepimizin bildiği gibi, Türk Ticaret Kanununa göre Sanayi ve Ticeret Bakanlığının yetkisi dahilindedir. Biz, Sermaye Piyasası Kurulu ile ilgili verdiğimiz bu yetkilerle, Sanayi ve Ticaret Bakanlığını vesayet altına alıyoruz. Ben, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile ilgili olan arkadaşlarıma sesleniyorum: Sermaye Piyasası Kurulunun vesayeti altına giren Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, acaba, bundan sonra ne yapacak? Ancak, Sermaye Piyasası Kurulu vize verirse, izin verirse, o zaman Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da olumlu cevap verecek; ister kuruluş safhasında olsun, isterse değişiklik sırasında olsun.

Bütün bunların hepsi, gerçekten, üzerinde durulması gereken bürokratik engellerin en bariz örneklerini teşkil etmektedir. Bir taraftan hükümet programınıza koyacaksınız, merkeziyetçi anlayışı kaldırıyoruz, ademimerkeziyete gidiyoruz, yetkileri olduğu gibi devrediyoruz diyeceksiniz; bir taraftan da, büyük bir bürokratik engelle, bütün sermaye piyasasını karşı karşıya bırakıyorsunuz; arkasından da diyorsunuz ki, yabancı sermaye gelsin.

BAŞKAN – Sayın Bedük, süreniz bitmek üzere; lütfen, toparlayın.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, yabancı sermaye, bir ülkeye, ancak, bürokratik engellerin olmadığı, daha huzurlu, daha güvenli, daha inanılır bir atmosferi bulduğu takdirde gider; eğer, bu şekilde, birkısım bürokratik engelleri ve kırtasiyeciliği getirirseniz, gelmez; onu bilhassa belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ben, özellikle esas sözleşmeyle ilgili Türk Ticaret Kanunu ile bu getirdiğimiz tasarı arasındaki farklılığı huzurlarınıza getirirken, SPK karar organının ve başkanının hükümetler tarafından atanacağını bilin dedim. Dolayısıyla, siyaseten muhalif tanınan şirketler, bu hükme dayanarak, SPK uygulamalarıyla, özellikle zorlukla karşılaşabilirler ve sermaye artırımlarının, menkul kıymet ihraçlarının engellenebileceği şeklinde tereddütlerimizin olduğunu belirtmek istiyorum. Bugün kurulacak olan bir Sermaye Piyasası Kurulunun, daha sonraki safhada özellikle farklı siyasî düşüncelerin etkilerinin ne olacağını huzurlarınıza getirmek istedim. Bu duygular içerisinde Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.

Şimdi, söz sırası, İstanbul Milletvekili Sayın Masum Türker’de.

Sayın Türker?.. Yok.

Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 191 sıra sayılı yasa tasarısının ikinci maddesi üzerinde görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 11 inci maddesi değiştirilmek istenmektedir. Tasarının bu maddesi ya tamamen çıkarılmalı ya da "kayda alınmak için Sermaye Piyasası Kuruluna yapılan müracaatları, Kurul onbeş gün içerisinde sonuçlandırarak, başvuru sahibi ortaklığı kayda alır" zorunluluğu getirilmelidir. Altkomisyonda, maddeye eklenen, kanuna tabi ortaklıkların menkul kıymetlerinin borsada işlem görmesiyle ilgili olarak getirilen üçüncü fıkra madde metninden çıkarılmalıdır; çünkü, tasarının ikinci maddesiyle, Sermaye Piyasası Kanununun 11 inci maddesi değiştirilmekte ve ortak sayısı 250’yi geçen şirketlere, Kurula müracaat etme zorunluluğu getirilmekte; ayrıca, maddenin son fıkrasında, şirket esas sözleşme değişiklikleri kurulun uygun görüşünün alınmasına bağlanmak istenmektedir.

Tasarıda ortak sayısı 250’yi geçen şirketlere, kurula müracaat etme zorunluluğu getirilirken, Sermaye Piyasası Kurulunun, yapılan müracaatı nasıl ve hangi sürede değerlendirip, ilgili ortaklığı kurul kaydına alması gerektiği hususunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Anonim şirketlerin esas sözleşmeleri, ortaklar arasında sözleşme serbestisi içerisinde aktedilmiş mukaveleler olup, değişikliklerinin bir kurulun veya idarenin oluruna bağlanmak istenmesi, Anayasanın 48 inci maddesinde ifadesini bulan çalışma ve sözleşme hürriyeti ilkesine aykırıdır. Şirket esas sözleşme değişikliklerinin, hiçbir kriter belirlenmeden kurulun onayına bağlanmak istenmesi, başta idarenin keyfîliğine prim tanıyacaktır. Hâkim kılınmak istenen "idare uygun görüş vermezse, esas sözleşme değişikliği yapamazsın" anlayışı, hür teşebbüs düşüncesine, hızla gelişen serbest piyasa şartlarına, ekonomik ve bilimsel gerçeklere aykırıdır.

Düzenlemenin amacı esas sözleşme değişikliklerinin Kurul tarafından izlenmesini sağlamak ise, tasarıda, değişikliklerin uygun bir sürede kurula bildirilmesi zorunluluğu getirilebilir. Yürürlükteki mevzuatımız gereği, esas sözleşme değişiklikleri hakkında ilgililerin dava açma hakları zaten mevcuttur.

Menkul kıymetlerin borsada işlem görmesi, ilgili şirketlerin temel politikalarıyla ilgili bir karar olup, bu karara idare organlarının müdahalesi, serbest piyasa ekonomisi kurallarına, Ticaret Kanununun demokratik ilkesine ve teşebbüs özgürlüğüne aykırı olacağı gibi, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Kotasyon Yönetmeliğine ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yönetim Kurulunun yetkilerine müdahale anlamına gelecektir.

Bu hususların dikkate alınması dilek ve temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kamer Genç?..

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vazgeçtim efendim.

BAŞKAN – Sayın Cevat Ayhan; buyurun efendim.

Süreniz 5 dakikadır.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 2 nci madde üzerinde şahsen söz almış bulunuyorum.

2 nci madde, biraz önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, ortak hükümleri düzenlemektedir ve Sermaye Piyasası Kurulunun meşguliyet sahalarını ve şirketlerin durumlarını burada tarif etmektedir.

Benim, burada, bu kanun tasarısı ve bu madde vesilesiyle söylemek istediğim bir diğer husus da şudur: Sermaye Piyasası Kurulu, sermayeyi toplar, tasarrufları yatırımlara yöneltir. Şüphesiz, Sermaye Piyasası Kurulu bunu toplamaz; hisse senetleri alınır, satılır; ama, Sermaye Piyasası Kuruluna veyahut da sermaye piyasasına, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına, Türkiye'deki menkul kıymetler borsasına baktığımız zaman, Sermaye Piyasası Kurulu, âdeta, hükümete tahsildarlık yapmaktadır. Niye; çünkü, piyasada esas olan, devlet tahvili ve hazine bonolarının alım satımıdır. Zira, hükümetin, ekim ayı sonu itibariyle 21 katrilyon 641 trilyon içborcu vardır. Sadece ekim ayında 1 katrilyon 600 trilyon lira ilave borç almış.

Şunu söylemek istiyorum; tabiî, hükümet, para piyasasından çekilmedikçe, biz, Sermaye Piyasası Kurulunu, Kanununu ne yaparsak yapalım, tasarruflar, yatırımlara gitmez; çünkü, cazip müşteri, garantili müşteri hükümettir doğrudan doğruya. Onun için, bunun düzeltilmesi lazım. Yani, hükümetin, borç alma piyasasından, bu piyasadan çıkması lazım. İşte, önümüzdeki temel mesele budur. Daha önce grup adına konuşurken de onu ifade ettim; ama, biz, maalesef, bir konjonktür hazretlerinin tesirinde, Türkiye'de, hükümetlerde, asıl sermaye terakümünü sağlayacak, sermayeyi, yatırımlara, ticarete yöneltebilecek, iş hayatına yöneltebilecek olan piyasayı daraltma istikametinde tavrı olduğunu görüyoruz.

Bakın, bugün, bankalar kanunu tasarısı komisyona geldi; orada, finans kurumlarıyla ilgili yeni düzenlemeler vardı. Tabiî, teşekkür ederiz; bütün grup temsilcisi arkadaşlar tarafından, bütün partilerin Plan ve Bütçe Komisyonundaki mensupları tarafından, elbirliğiyle, bunun, böyle olmaması gerektiği ifade edildi; Sayın Bakan da aynı anlayışı ifade etti ve maddeler, herhalde, tasarı metninden çıkarılacak. Yani, finans kurumlarının çalışmasını zorlaştıran, sahasını daraltan bir anlayış var Türkiye'de. Bu, doğrudan doğruya hükümetten gelmiyor; ama, birtakım mihraklardan, hükümetin önüne geliyor; ta 28 Şubata dayanıyor bunun kökü. Niye; tabiî, siz, sermayeyi "yeşil sermaye, sarı sermaye, kırmızı sermaye" diye tasnif ettiğiniz zaman "falan şirketlerin mensupları, ortakları şu eğilimde insanlar, evet, bunlara geçit vermeyelim, bunlara ideolojik bakalım" dediğiniz zaman, işte, piyasayı ürkütürsünüz.

Bakın, bugün, finans kurumlarında, aşağı yukarı 3 milyar dolar mertebesinde tasarruf var. Bunlar, iş hayatına yöneliyor; makine alıyor, falan fabrikaya veriyor; malzeme alıyor falan fabrikaya veriyor; yani, hammaddesini alıyor, yarı mamulünü alıyor, bunları finanse ediyor. Yani, bizim ifade ettiğimiz husus; hükümetin, ekonomi mantığıdışı ideolojik yaklaşımlarla gelen birtakım baskılara karşı, bunları, elinin tersiyle reddetmesi lazım. Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisiyiz; biz, Meclisin komisyonlarıyız; bunlara karşı dik durmamız lazım. Ülkenin yönetiminden sorumlu olan biziz, birtakım güç odakları değildir; meydanı bunlara bırakmamak lazım. Siyaset makamı, hükümet makamı gelip geçicidir; ama, bizden sonrasına da iyi miras bırakmamız lazım. Hükümetin, iç piyasadaki bu düzenlemelere yaklaşımının bu olması lazım değerli arkadaşlar; aksi takdirde, sıkıntıya düşeriz.

Bakın, ben, burada, Türkiye'nin iç borçlarını, yıllar itibariyle analiz eden bir tablo hazırlamışım; bizim hükümetimizde -54 üncü hükümette- içborç stoku 30 milyar dolar; böyle almışız böyle devretmişiz; ama, bugün, 45 milyar dolar mertebesindedir. Bizden sonraki hükümetler, devamlı, bunu artırmaktadır; rakamlar, bunu ortaya koyar. Bizim bıraktığımızdan bugüne, 2,5 yılda, içborç stoku, aşağı yukarı 15 milyar dolar artmıştır; yani, hükümetin, bunun üzerinde durması lazım; komisyonların, bunun üzerinde durması lazım; Meclisin, bunun üzerinde durması lazım ve bu borçlanma, fevkalade yüksek faizle yapılan bir borçlanmadır. Bunlar düzelmedikçe, Türkiye ekonomisi düzelmez, bunlar düzelmedikçe de vatandaşın beli doğrulmaz.

Hepinizi hürmetle selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Peki efendim.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.41

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 18.48

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30 uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

V. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. — Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/424) (S. Sayısı : 191) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.

2 nci maddenin oylamasında kalmıştık.

Elektronik cihazla oylama yapacağız ve karar yetersayısını arayacağız efendim.

3 dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Madde kabul edilmiştir efendim.

3 üncü maddeyi okutuyorum :

MADDE 3. – Sermaye Piyasası Kanununun 12 nci maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Yönetim kurulunun bu maddedeki esaslar çerçevesinde aldığı kararlar aleyhine, Türk Ticaret Kanununun 381 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan hallerde yönetim kurulu üyeleri, denetçiler veya hakları ihlâl edilen pay sahipleri, kararın ilanından itibaren otuz gün içinde anonim ortaklık merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler. Bu halde, Türk Ticaret Kanununun genel kurul kararlarının iptaline ilişkin 382, 383 ve 384 üncü maddeleri hükümleri uygulanır. Şirket, davanın açıldığını öğrendiği tarihi izleyen üç işgünü sonuna kadar durumu Kurula bildirmekle yükümlüdür.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 191 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına görüşlerimizi arz etmek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum efendim.

Bu yılki resmî raporlar yüzde 6 küçüldüğümüzü gösteriyor. Halbuki ülke olarak kalkınma yarışında geri kalmamak zorundayız; artan nüfusumuza süratle yeni iş alanları açmak mecburiyetindeyiz; bu, hiç kuşkusuz, kalkınmayla olur, kalkınma da yatırımla gerçekleşir.

Değerli arkadaşlarım, yatırım için müteşebbis lazım, sermaye lazım, insan gücü (emek) lazım, teknoloji lazım, pazar lazım. Bu unsurların ülkemizde tek tek var olduğunu kabul edebiliriz. O zaman şu soru aklımıza geliyor: Bütün bunlar var da neden iki yakamız bir türlü bir araya gelmiyor, neden bir türlü bu unsurlardan helva yapıp milletimize, insanımıza ikram edemiyoruz?

Değerli arkadaşlarım, piyasada bir güven krizi var, yönetim zafiyeti var, halk ekonomisi değil rant ekonomisinin hüküm sürdüğü -maalesef- bir ortam var.

Değerli arkadaşlarım, kabul edersiniz ki, her şey serbest ortamda, hür ortamda gelişir ve serpilir; hukuk da böyledir, ilim de böyledir, teknoloji de böyledir ve en önemlisi, ekonomi de böyledir. Bu sebeple olacak ki, Türkiye, 1980'li yıllarla birlikte serbest piyasa ekonomisine yöneldi. Bu yöneliş, tasarrufların menkul kıymetlere yönlendirilmesi gereğini doğurdu. Böylece halkın, yani tasarruf sahiplerinin, hem tasarruflarını değerlendirmeleri, yani gelir elde etmeleri hem de ekonomik kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılımının sağlanması amaçlandı. Sonuçta bir sermaye piyasası kuruldu. Ancak, oluşan sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içerisinde çalışmasının temini gerekiyordu, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması gerekiyordu, sermayenin tabana yayılmasının şartlarının hazırlanması gerekiyordu. İşte, bütün bunları sağlamak için, 1981 yılında -benden önce konuşan arkadaşların da ifade ettiği gibi- Sermaye Piyasası Kanunu yürürlüğe konuldu; ama, sermaye piyasası ve özellikle ekonomi, özellikle, kalkınmakta olan ülkelerde çok dinamiktir. Bunun sonucu olarak, piyasa hızla büyümüş ve buna paralel olarak da ihtiyaçlar süratle artmıştır.

Özellikle, dünyayla entegre olma arzusu, bu alanda yeni düzenlemelere ihtiyaç göstermiştir. Bu ihtiyacı karşılamak için önce 1992 yılında, daha sonra 1995 yılında bir kanun hükmünde kararnameyle, ilgili yasada önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu son değişiklik, yani 1995'te yapılan değişiklik, hâlâ, yer yer etkisini gösteren 1994 ekonomik krizine bağlı bir değişiklik olarak da kabul edilmektedir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yeni bir değişiklik tasarısını görüşüyoruz. Bu tasarı, Sermaye Piyasası Kanununun 23 maddesinde değişiklik öngörüyor, 4 de yeni madde ilave ediyor. 23 maddede yapılan değişiklikler, geçen süre içinde, özellikle, 4 yıllık süre içinde değişen ve gelişen ihtiyaçlardan ziyade, iptalle doğan boşluğu doldurmak için sevk edilmiştir; çünkü, bu 23 maddenin 13 maddesi, Anayasa Mahkemesince 13.11.1995 tarihinde iptal edilen maddelerdir. Bu iptaller, Sermaye Piyasası Kanununda bir boşluğa sebep olmuştur. Bu maddelerden biri de, şimdi, benim, grup olarak, üstünde görüşlerimizi arz ettiğim Sermaye Piyasası Kanununun 12 nci maddesinin altıncı fıkrasıdır.

Yeni düzenleme ne getiriyor; acaba, ihtiyaçlara cevap veriyor mu; buna cevap vermeden önce, bu maddenin ve diğer maddelerin iptalini kim istemiş, niçin istemiş; bu soruya cevap vermek istiyorum: İptali isteyen, şu andaki hükümetin ortağı Anavatan Partisidir. Peki, niçin istemiştir; iptal gerekçesinde şu cümle vardır, daha doğrusu, iptal dilekçesinde şu cümle vardır: "12 nci maddenin altıncı fıkrasında yapılan düzenlemeyle bu maddedeki esaslar çerçevesinde aldığı kararlar gibi çok genel bir anlamda düzenleme yapılmak suretiyle sermaye piyasası kuruluşlarının yönetim ve denetim kurulları baskı altına alınmaktadır. Bu, keyfî ve antidemokratik bir düzenlemedir. Bu düzenlemeyi, Anayasanın kişi haklarını, çalışma hürriyetini düzenleyen hükümleriyle bağdaştırmak mümkün görülmemekte, bu hükmün iptali gerektiği düşünülmektedir. "

1995 yılında 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptali cihetiyle Anayasa Mahkemesine gidildiğinde, şimdiki hükümet ortağı, o zamanki Anamuhalefet Partisi (Anavatan Partisi) 12 nci maddenin altıncı fıkrasına iptal isterken bu cümleleri kullanıyor.

BAŞKAN – Sayın Şahin, bir dakika efendim.

Sayın milletvekilleri, süremizin dolmasına az bir zaman kalmıştır. Maddenin bitimine kadar sürenin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Buyurun efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan; ben de tamamlamak üzereyim.

Değerli arkadaşlarım, iptal edilen 12 nci maddenin altıncı fıkrası yerine getirilen, iptal edilenin aşağı yukarı aynısı; sadece, on günlük süre, üç günlük süreye indirilmiştir; yani, kayıtlı sermayeli ortaklıklarda, ilgililerin dava hakkının kapsamı genişletilmektedir. Bu, olumlu bir yaklaşımdır, olumlu bir düzenlemedir; ancak, bu durum, 1995 yılında, Anavatan Partisine göre bir keyfîliktir, antidemokratik bir düzenlemedir, Anayasanın kişi haklarını ve çalışma hürriyetini düzenleyen hükümlerine aykırıdır.

Benden önce konuşan arkadaşlarımız da konuşmalarında zaman zaman değindiler: Şimdi, Anayasa dört yıl içerisinde herhangi bir değişikliğe uğramadığına göre, daha önce Anayasaya aykırı olduğu iddia edilen bir hükmün, şimdi altında imzaları bulunduğu bir hükümet tasarısıyla buraya gelmiş olmasını nasıl izah edeceğiz ? Şimdi yeniden getirilmeye çalışılan düzenleme, iptal ettirildi de ne oldu? Bu sorunun cevabını dün Demokratik Sol Parti Grubu adına konuşan değerli arkadaşımız Sayın Tekin, aynen, şu cümlelerle ifade etti:"1995'te Sayın Çiller hükümetinin çıkarmış olduğu kanun hükmünde kararnameyi, o zaman, Sayın Yılmaz Başkanlığında, milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinde bozdurdular. Şimdi, şu soru akla geliyor." Dün, DSP Grubu adına konuşan arkadaşımın konuşma zabıtlarından okuyorum: "Bozdurdular da ne oldu?" Ben de bu soruyu soruyu sordum, dün de bu soru sorulmuştu; şimdi, kendi sorusuna kendisi cevap veriyor Sayın Tekin. "Yasasız kaldı ve yasasız kalınca da buharlaşmalar oldu. Pek çok insanın birikimleri, maalesef, buharlaştı ve son derece aşırı yetkilerle donatılan bu kanun hükmündeki kararname daha sonra iptal edilince, doğan yasal boşluklarla insanlarımızın mağduriyeti ortaya çıktı."

Şimdi, hükümetin büyük ortağı küçük ortağını, vatandaşın tasarruflarını buharlaştırmış olmakla itham ediyor. Bu, bana göre bir güven krizidir. Efendim, ne önemi var diyecek olursanız, sermaye piyasası, özellikle borsalar, menkul kıymetler borsaları, bunların en büyük gıdası güvendir. Aynı hükümetin iki ortağının birbirine buharlaşma iddiasında bulunmuş olması, asıl, bana göre, güveni sarsıcı bir davranıştır.

Ben, Anavatan Partisinden, bu serzenişlere, bu iddialara bir cevap bekledim. Sayın Nesrin Nas Hanımefendinin konuşmalarını da büyük bir dikkatle izledim; ancak, kendileri, tabiî, takdirleridir, cevap verme ihtiyacını hissetmediler; ama, bir atasözümüz var: "Sükût, ikrardan sayılır." Bu buharlaşma iddiaları karşısında Anavatan Partimiz ne düşünüyor, hiç şüphesiz ki, biz, şimdiki anamuhalefet partisi olarak bunu bilmek durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, sürem doldu; ancak, şunu, hemen belirtmek istiyorum ki, bu tasarıyla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum. Çok kısa bir süre lütfederseniz...

BAŞKAN – Lütfen efendim... Bağlayın efendim.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sermayenin tabana yayılmasını gerçekleştirebilecek bir tasarı mıdır? Bu konuda kuşkularımız var. Ayrıca, biraz önce de belirttim; 10 günlük süreyi 3 güne indiriyorsunuz; çok kısa bir süredir. Bunun mutlaka 15 güne çıkarılması lazım, bu konuda önerimiz var. Eğer, önerimiz kabul edilirse, zannediyorum bir ihtiyaç da karşılanmış olur.

Sürem doldu, öğleden sonraki çalışma süremizin de sonuna geldik. O nedenle, sözlerimi burada tamamlıyorum, heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ederim.

Gruplar adına başka söz isteği?.. Yok.

NECDET TEKİN (Kırklareli) – Sayın Başkan, yerimden bir hususu arz edebilir miyim...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

NECDET TEKİN (Kırklareli) – Sayın Başkan, ilginize çok teşekkür ederim.

Sayın konuşmacı, benim konuşma metnimden aynen alıntı yaptı, kendisine teşekkür ederim. Benim arzım şuydu: Sermaye piyasası kanunsuz kaldı; ancak, Sayın Yılmaz'ın bozdurma gerekçeleri son derece yerindeydi. Bir örnek vermek istiyorum; bugün -yani o dönem için- SPK'nın mahkemelik olmadığı hemen hemen hiçbir kuruluş yok. Neden mahkemelik oldu; çünkü, yasal boşluk doğdu. Onun bir ötesine gittiğimiz zaman, niye bozuldu; Anayasa Mahkemesinin her madde için verdiği hüküm şu: "SPK'ya aşırı yetki veriliyor, kanuna aykırı." Devam ediyor: "İMKB çalışamaz hale geldi." Devam ediyor, özünü söylüyorum ve bitiriyorum: "Kanun hükmünde kararname çıkarmak acil durumda mümkündür." Anayasa Mahkemesi soruyor: "Bunun aciliyeti var mıydı?"

Onun için, ben bu bozulmadan dolayı, asla Anavatan Partisini, Sayın Yılmaz'ı suçlamadım; onlar yasal bir görev yaptılar. Eğer öyle kalsaydı, içinden çıkılmaz hale gelecekti; çünkü, bir sürü, kanunî olmayan, yasal olmayan yetkiler alındı. Benim söylemek istediğim budur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.

Şahısları adına, İstanbul Milletvekili Masum Türker?.. Yok.

Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan?.. Yok.

Efendim, madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 191 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesindeki "izleyen üç işgünü" ibaresinin "izleyen onbeş işgünü" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Özgün Mehmet Ali Şahin Sait Açba

Balıkesir İstanbul Afyon

Özkan Öksüz Şükrü Ünal

Konya Osmaniye

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİHAT GÖKBULUT (Kırıkkale) - Çoğunluğumuz olmadığı için takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Biz de takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet ve Komisyon önergeyi takdire bırakmaktadır.

Önerge sahiplerinden konuşmak isteyen var mı efendim?

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum efendim:

Gerekçe:

Şirket, yönetim kurullarına aleyhine açılan davaları, öğrenme tarihinden itibaren üç işgünü sonuna kadar kurula bildirme yükümlülüğü getirilmektedir. Bu süre azdır."

BAŞKAN- Komisyonun ve Hükümetin takdire bıraktığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir efendim.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3 üncü madde kabul edilmiştir.

Efendim, çalışma süremiz bitmiştir.

Saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.08

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati : 20.05

BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU

KÂTİP ÜYELER : Sebahattin KARAKELLE (Erzincan), Burhan ORHAN (Bursa)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30 uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Müzakerelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. — Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/424) (S. Sayısı : 191) (Devam)

BAŞKAN – Hükümet?.. Burada.

Komisyon?.. Burada.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. – Sermaye Piyasası Kanununun 13/A maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen son fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Varlığa dayalı menkul kıymetler itfa edilinceye kadar, bunların karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar, başka bir amaçla tasarruf edilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez.”

BAŞKAN – Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Oğuz...

Buyurun Sayın Oğuz.

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA ALİ OĞUZ (İstanbul) – Muhterem Başkan, değerli arkadaşlarım; 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi Grubum ve şahsım adına hürmetle selamlıyorum efendim.

Değerli arkadaşlarım, okunan madde metninden de anlaşıldığı gibi, “2499 sayılı Kanunun 13/A maddesinin Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen son fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

‘Varlığa dayalı menkul kıymetler tamamen itfa edilinceye kadar, bunların karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar, başka bir amaçla tasarruf edilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez.”

Burada, sadece “tamamen” kelimesi kaldırılmış, Plan ve Bütçe Komisyonunda “Sermaye Piyasası Kanununun 13/A maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen son fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

‘Varlığa dayalı menkul kıymetler itfa edilinceye kadar, bunların karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar, başka bir amaçla tasarruf edilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez.’ “ hükmü getirilmiştir. Tasarının teklif edilen 4 üncü maddesi budur değerli arkadaşlarım. Ancak, madde gerekçesi “Varlığa dayalı menkul kıymetlerin karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar, bunların başka bir amaçla tasarruf edilemeyeceği, rehnedilemeyeceği, teminat gösterilemeyeceği ve haczedilemeyeceği öngörülerek, varlığa dayalı menkul kıymetlerin itfa süresine kadar teminat altına alınmıştır.” şeklinde hükme bağlanmıştır.

Aziz arkadaşlarım, genel gerekçede, uzun uzun, bunun hangi zaruretten doğduğu hususu dile getirilmektedir: “Türk sermaye piyasasındaki ilk yasal düzenleme, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunudur.1981 yılında yürürlüğe giren bu kanun çerçevesinde yasal altyapı oluşturulmuş, temel kurumlar ve araçlar uygulamaya geçirilmiştir. Daha sonra hızla büyüyen piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, 1992 yılında 3794 sayılı Kanun ile köklü bir yasal düzenleme daha yapılmıştır. Reform niteliği -ki, reformu da hiç bırakmıyoruz maşallah; her şeyde reform, vergide reform, bunda da reform var- taşıyan bu yasal değişiklikle, Sermaye Piyasası Kuruluna, gelişmelere ve doğan ihtiyaçlara cevap verebilecek düzenlemeler yapma yetkisi tanınmış, kurumlarda ve araçlarda çeşitlilik sağlanmış ve sermaye piyasası çağdaş bir çizgiye ulaştırılmıştır.”

Bundan sonra, yine zaruret oldukça değişiklikler yapılmış; ancak, bunların da yetmemesi ve ihtiyaca cevap vermemesi sebebiyle, zaman zaman bu değişikliklere gidilmiştir. 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin de iptaliyle, aradaki boşluğun düzenlenmesi sebebiyle, yeniden düzenlemeler getirilmiş; en sonunda, bu ihtiyaç, bizi bu noktaya getirmiş ve bu kanun tasarısının çıkarılması zaruret halini almıştır.

Değerli arkadaşlarım, yalnız, ben, özellikle şunu düşünüyorum ve herhalde sizin de aklınızdan geçiyor: Olmayan bir şeyin düzenlenmesi nasıl olacak acaba?! Çünkü, sermaye yok; sermayeyi çoktan kediye yükletmişiz. Niye; alan aldığını almış götürmüş, kalanı da biz faize vermişiz ve şimdi, içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle, ne tüccarda ne esnafta ne sanayicide ne işçide ne çiftçide ne memurda, hiçbirisinde para diye bir şey kalmamış. Neyin sermayesini düzenleyeceğiz; ben, onu merak ediyorum!

Özellikle, bugün -masalarınızın üzerine gelmiştir tahmin ediyorum- MESS’ten “kısa bilgi bülteni” adı altında bir sayfalık bir bülten geldi; masanızı üzerinde görmüşsünüzdür. Adam, haliyle, bütün her şeyini kaybetmiş, her tarafı kevgir gibi delik deşik, kocaman bir tükürükle meseleyi izah etmeye kalkışıyor. Aslında, ben, burada yazılanı edebime uygun görmüyorum, okumak istemiyorum “gerekli olduğundan fazla vergi tahsil etmek, yasal haksızlıktır” diye okuyorum; ama, orada “hırsızlıktır” diye yazılmış; bu söz de Calvin Cooudge isminde birine aitmiş.

Bu bültende şöyle deniliyor: “İnsafın o yerde namı yok mu?! Tek kürekle mehtaba çıkan hükümet, sabahın 5’inde ülke ekonomisini ve sanayiini dinamitledi. Halkı hafife aldılar. Hukuku, adaleti, insafı gece karanlığında görmediler. Fırsat bu fırsattır deyip, vatandaşın beynine balyozu indirdiler.” Bu karikatürde, çıkarılan vergi kanunlarıyla, deprem kanunuyla, ilave vergi kanunuyla ilgili her şey ifade edilmek istenmiş, izah edilmek istenmiş.

Aslında, bu işi tetkik ettiğimiz zaman, hakikaten, halkın, artık, tahammül diye bir şeyi kalmadığı görülür. Bugüne kadar vergisini vermeyenler -tabiî ki “vermemekte direndiler” demeyeceğim de- imkânları olmadığı için vermediler; ama, bugün, temin edip vermek niyetinde olanlar da, ilave verginin gelmesiyle, artık, hiç veremez hale geldiler. Bunu izah ederken, özellikle bu tek sayfalık bültenin arkasına, Mustafa Balbay’ın bir şiiri alınmış:

“Karaman’ın Koyunu Sonra Çıkar Oyunu

Biraz daha vergi salmalı,

Can hariç ne varsa almalı,

Zaten canı almak gereksiz,

Ondan ucuza yok orta malı,

Saldık mı vergileri,

Memnun ederiz bizimkileri.”

Doğru, vergiler geldikçe birileri memnun oluyor; ama, bir kısmı da nasıl ödeyeceğiz diye düşünüp duruyor.

Varlığı olmadığı içindir ki, ödeyemediği zaman, tabiî, kapısına haciz memuru gelecek; malı varsa, malını mülkünü alacaklar, ev eşyasını alacaklar, çiftçiyse traktörünü alacaklar, işçiyse aletlerini alacaklar, bir tek evi varsa “bu senin içtimaî durumuna göre biraz fazladır, bunu satalım, vergimizi alalım, kalanına da sen git bir gecekondu al” diyecekler. Velhasıl, milletimiz sıkıntıda.

Bunu nereye kadar götürürüz, ben bilmiyorum. Olmayan bir paranın düzenlenmesi ve Sermaye Piyasası Kanunuyla, gerek dışarıdan gelen gerek içeride olan mevcut paranın düzenlenmesi hususunda bir tanzim yapıyoruz. Bu, ancak, varlığı olanlar, ki, onlar da paralarını repolarda değerlendiriyorlar; ama, bunu, repo yerine borsalarda değerlendirin, daha çok para kazanırsınız şeklinde tavsiyeler ve temenniler içeriyor.

Önümde, yine bir gazete kupürü var. Gazetenin başlığında “esnafımızn boynuna ilmik geçirildi, idam ipliği, urganı geçirildi” deniliyor. Orada da öyle ifade edilmiş. “Oto sanatkârlarından ek vergiye sert tepki geldi” deniliyor ve hallerini, o toplantıda ifade etmişler. Bununla, artık, vergi veremeyecek durumda olduklarını, perişan olduklarını, ekmek paralarının dahi bulunmadığını, evlerine ekmek parası götüremediklerini, dükkân kiralarını veremediklerini ifade ederek, mevcut vergilere karşı çıkıyorlar.

Bu vergilerin ödenmesi halinde dahi, bir iyileştirmenin ortaya çıkacağına inanmıyorum. Elde edilen bu vergilerle, olsa olsa, yine, ya maaş verme veya borçlu bulunduğumuz, özellikle borçlu bulunduğumuz ve üzerinde durduğumuz faiz borçlarının ödenmesi hususunda gayretler olacak; ama, bunların da ona yetmeyeceği kanaatindeyim; çünkü, geçen bütçe döneminde hatırlayacaksınız; Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçe müzekereleri başladı, dediler ki “vergi gelirlerinin yüzde 60’ı faize gidiyor.” Aradan bir ay geçti “yüzde 70” denildi; bir ay daha geçti “yüzde 80” denildi. Daha, Plan ve Bütçe Komisyonundan bütçe buraya intikal edinceye kadar, toplanan vergi gelirlerinin yüzde 100’ünün faize yetmediği hususu herkes tarafından ifade ve ikrar edildi ki, bu, çok açık bir gerçek değerli kardeşlerim.

O sebeple, fakir fukaradan topladığınızı, ne yaparsanız yapın, yine rantiyecilerin boğazına atacaksınız; bu da, onları yine doyurmayacak. Sermaye Piyasası Kanunuyla da olsa, topladıklarınızı yine oraya atacaksanız, onu da yutacak. Diyorum ki, kırk harami bir çıplağı soyamamış! Artık, milletin bir şeyi kalmadıysa, ne yapacaksınız bilmiyorum; derisini mi yüzeceksiniz?! Prim borçlarını ödememeleri sebebiyle, biliyorsunuz, yüzlerce Bağ-Kur sigortalısını hapishaneye göndermiştiniz; yine, herhalde öyle olacak.

Ama, artık insaf edin!.. Nereye kadar devam edeceksiniz bilmiyorum. Aldığınızı kabul edelim; o da faize gidecek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ OĞUZ (Devamla) – Sayın Başkanım, 1 dakika daha lütfeder misiniz; yoksa, burada bitireyim mi?

BAŞKAN – Toparlayın efendim; buyurun.

ALİ OĞUZ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Şu verilen bilgiler muvacehesinde, bütün arkadaşlarımızın ittifakla ifade etikleri: Bu kanun bir çaresizliğin eseridir. Tanzim etseniz de, etmeseniz de, topladıklarınız, bütçemizin kurtulmasına, memleketin imarına, işsizliğin önlenmesine, 20 milyon işsizin ekmek ve iş bulmasına değil; ancak, olsa olsa, yine, faizcilerin doymak bilmeyen ihtiraslarına ve tatmin edilmeyen beklentilerine harcanacaktır.

Buna rağmen, bir emek verip, gecenin bu saatinde bu kanunu çıkarmak hususunda gayret sarf ediyoruz. Tasarının arasında birkaç tanzim edici, iyileştirici madde varsa, bunların da memleket ve millet için hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi hürmetle, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğuz.

Şahsı adına Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan?.. Yoklar.

4 üncü maddeyi...

Sayın Genç, söz mü istiyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Sayın Başkan.

BAŞKAN – İstiyorsanız vereyim.

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – 4 üncü maddeyi oylarınıza sunacağım...

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Anladım efendim; sesiniz gür çıkıyor. Niye iki kere tekrarlıyorsunuz? Siz istemeseniz ben isteyeceğim.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum.

Elektronik cihazla oylama yapacağım. Oylama için 5 dakikalık süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 4 üncü madde kabul edilmiştir. Teşekkür ederim.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5. – Sermaye Piyasası Kanununun 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Temettü ve bedelsiz payların dağıtım esasları

Madde 15. – Halka açık anonim ortaklıkların esas sözleşmelerinde birinci temettü oranının gösterilmesi zorunludur. Bu oran, Kurul tarafından belirlenecek ve tebliğlerle ilan edilecek miktardan aşağı olamaz. Kurul ihraççıların türleri ve dağıtılabilir kâr tutarları itibariyle temettü dağıtım zorunluluğunu kaldırabilir veya erteleyebilir.

Yönetim kurulu üyeleri ile memur, müstahdem ve işçilere kârdan pay dağıtılabilmesi için esas sözleşmede hüküm bulunması şarttır. Yasa hükmü ile ayrılması gereken yedek akçeler ve esas sözleşmede pay sahipleri için belirlenen birinci temettü ayrılmadıkça başka yedek akçe ayrılmasına, ertesi yıla kâr aktarılmasına ve yönetim kurulu üyeleri, memur, müstahdem ve işçilere kârdan pay dağıtılmasına karar verilemeyeceği gibi, belirlenen birinci temettü ödenmedikçe bu kişilere kârdan pay dağıtılamaz.

Temettü hesap dönemi sonu itibariyle mevcut payların tümüne, bunların ihraç ve iktisap tarihleri dikkate alınmaksızın eşit olarak dağıtılır.

Halka açık anonim ortaklıklar, sermaye piyasası mevzuatına uygun olarak düzenlenmiş ve bağımsız denetimden geçmiş üçer aylık ara dönemler itibariyle hazırladıkları malî tablolarında yer alan kârlarından, kanunlara ve esas sözleşmeye göre ayırmak zorunda oldukları yedek akçeler ile vergi karşılıkları düşüldükten sonra kalan kısmın yarısını geçmemesi, ana sözleşmelerinde hüküm bulunması ve genel kurul kararıyla ilgili yılla sınırlı olmak üzere yönetim kuruluna yetki verilmesi koşullarıyla temettü avansı dağıtabilirler. Her ara dönemde verilecek temettü avansı bir önceki yıla ait bilanço kârının yarısını aşamaz. Önceki dönemde ödenen temettü avansları mahsup edilmeden ilave temettü avansı verilmesine ve temettü dağıtılmasına karar verilemez. Temettü avansı dağıtımına karar verilmesinde ve avansın ödenmesinde Türk Ticaret Kanununun, bilanço ve gelir tablosunun kabulüne ve kârın dağıtılmasına ilişkin olup, bu madde hükmüne aykırı olan hükümleri uygulanmaz. Yönetim kurulu üyeleri ve temsilcisi oldukları tüzel kişiler, şirket denetçileri, bağımsız denetimi yapanlar ve bağlı oldukları gerçek ve tüzel kişiler, ara dönemler bilanço ve gelir tablolarının gerçeği aksettirmemesinden veya mevzuat ile muhasebe ilke ve kurallarına uygun olarak düzenlenmemiş olmasından doğan zararlar için şirkete, pay sahiplerine, şirket alacaklılarına ve ayrıca doğrudan doğruya olmak üzere temettü avansının kararlaştırıldığı veya ödendiği bilanço yılı içinde pay senedi iktisap etmiş bulunan kişiler ile üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumludurlar. Hukukî sorumluluk doğuran hallerin varlığı halinde, pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri, denetçiler ve Kurul tarafından kararın ilânından itibaren otuz gün içinde, 12 nci maddenin altıncı fıkrasındaki esaslar çerçevesinde iptal davası açılabilir. Kurul, yasalardan kaynaklanan yükümlülüklerin doğruluk incelemesi dahil bilanço ve gelir tablolarını denetleme ve düzeltmeye yetkilidir. Vergi Usul Kanununun vergi incelemesine ilişkin hükümleri saklıdır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esaslar Kurul tarafından belirlenir.

Halka açık anonim ortaklıkların sermaye artırımlarında, bedelsiz paylar artırım tarihindeki mevcut paylara dağıtılır.

Halka açık anonim ortaklıklar; yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak kârını ve/veya mal varlığını azaltamaz.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Geçer.

Buyurun Sayın Geçer. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA MUSTAFA GEÇER (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Bazı Odalar ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesiyle İlgili Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi selamlıyorum.

Yarın idrak etmeye başlayacağımız mübarek ramazan ayının da, tüm milletimize, İslam âlemine ve insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı, 1981 yılında yürürlüğe giren 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun çok kısa süreler ve periyotlar içerisinde, artık, yaz boz tahtasına döndürülmüş ve bir türlü dikiş tutturulamamış, tutturulacağı da pek görülmeyen bir uzantısıdır.

Tasarının gerekçesine göre, hızlı büyüyen piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda, 1992 yılında, 3794 sayılı Kanunla köklü bir yasal düzenleme, hatta, reform niteliğinde bir düzenlenme yapılmasına rağmen, bunlar da ihtiyaca pek cevap vermemiş, Sermaye Piyasası Kuruluna, gelişmelerden doğan ihtiyaçlara cevap verebilecek düzenlemeler yapma yetkisi tanınmış, yani, bir kurula, ülkenin ekonomisi açıdan çok büyük önem taşıyan sermaye piyasasını, ihtiyaçlara göre düzenleme yetkisi verilerek, âdeta, bu alanda, yasama yetkisi Sermaye Piyasası Kuruluna devredilmiştir. Buna rağmen, sermaye piyasasının gösterdiği hızlı gelişme -gerçi, Türkiye’de sermaye piyasasının gösterdiği hızlı değişmenin kriterleri nedir, bu da tartışılabilir- karşısında, bu da yetmemiş, bununla birlikte, yatırımcıların korunmasına yönelik hükümlerin, amaçlar doğrultusunda, gerektiğinde kamu müdahalesine de olanak tanıyacak şekilde Kurula yetkiler verilmesi öngörülmüş.

Ortaya çıkabilecek ihtiyaçlara cevap verebilmek için, 4113 sayılı Yetki Kanununa dayanılarak 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmış; bu düzenleme, Yetki Kanununun iptaline bağlı olarak, Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. 24.11.1995 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe iptal kararıyla birlikte, sermaye piyasası düzenlemesiyle ilgili hukukî boşluk oluşmuş, bu boşluğun oluşmasından dolayı, acilen bir yasal düzenlemenin yapılması sebebiyle, bu tasarı Meclisin gündemine getirilmiştir.

Tasarının 5 inci maddesinde göze çarpan en önemli husus, aslında, tasarı, halka açık anonim ortaklıkların üçer aylık dönemler itibariyle hazırlayacakları malî tablolar ve kâr-zarar cetvelleri üzerinden, hisse sahiplerine, belli dönemlere ilişkin, üçer aylık dönemlere ilişkin, temettü avansı dağıtılmasını getirmiştir. Burada teknik açıdan önemli olan husus budur. Bu maddede bu hususun getirilmesi, piyasada işlem gören diğer menkul değerler ve banka mevduatları sahiplerinin, yılda birkaç defa gelir ve faiz elde etmelerine karşılık, hisse senetleri sahiplerinin, yine dönemler halinde, üçer aylık dönemler halinde, gelir elde edebilmek şartıyla, hisse senetlerinin cazip hale getirilmesi, sermaye piyasasına bir canlılık getirilmesi amaçlanmıştır.

Burada amaçlanan şey, hisse sahiplerinin, şu enflasyonist ortamda, üçer aylık dönemler halinde kâr almaları gerçekten savunulabilir bir durumdur. Yani, hisse senetlerinin enflasyon karşısında küçülmesini ve aldıkları kârların erimesini önlemek için, üçer aylık dönemler halinde belirlenecek kârlardan hisse almaları, temettü avansı almaları, burada, savunulabilir bir durum olmakla birlikte, bu düzenlemelerin teknik açıdan uygulanabilmesi biraz güçlük çıkarmaktadır.

Gerçi, işletmelerin, üçer aylık dönemler halinde bilançoların hazırlanması, kâr-zarar cetvellerinin, gelir tablolarının düzenlenmesi ve düzenlenen tabloların, daha çok, ülkemizde, teammül olarak bir yıla münhasır olan ticarî yılın veya çalışma döneminin, kısa dönemler haline ayrılarak, bilanço ve kâr-zarar cetvellerinin tanzim edilmesi ne derece sıhhatli olabilir, bu, şüphe götürür bir şeydir; çünkü, bizde kârlar, dönemsel olarak, 12 aylık dönemde tanzim edilmektedir ve firmaların, belki ilk üçer aylık dönemlerinde kâr görünmesine rağmen, son üç aylık dönemde zarar edebilmesi ihtimali vardır.

Bu zarar etme durumunda, ilk dönemlerde dağıtılan temettü avanslarının nasıl ve akıbette ne olacağı hususunda yasada bir açıklık yoktur. Firma, üçer aylık ilk üç dönemde, dokuz ay içinde kâr edebilir; ancak, son üç aylık dönemde aldığı sabit kıymetler ile amortismanlar ve buna benzer giderler sebebiyle zarar edebilir. Dönem sonunda zarar etmesi durumunda, ilk dönemlerde dağıtmış olduğu temettü avanslarının akıbetini nasıl belirleyecek, nasıl düzenleyecek?.. Burada açık bir hüküm olmamakla birlikte, ya bunların iadesi gündeme gelecek, dağıtılan avansların hissedarlardan geri alınması gündeme gelecek yahut da hissedarların sermaye paylarının iadesi gibi bir durum ortaya çıkacak ki, bu da Türk Ticaret Kanununun emredici hükümlerine aykırı bir durumdur.

Diğer taraftan, Vergi Usul Kanununa, Gelir Vergisi Kanununa, Kurumlar Vergisi Kanununa getirilmiş olan, sermaye şirketlerinin ortaklarına kâr dağıtılsın veya dağıtılmasın, bu kâr payları üzerinden ayrılan, kanunda gösterilen payların ayrılması ve vergi karşılıklarının ayrılmasından sonra kalan kâr üzerinden, gelir vergilerine mahsuben yapılacak vergi stopajları tevkifatlarının burada nasıl düzenleneceği muğlak hale geldiğinden, bu maddelerin uygulanmasıyla ilgili olarak Gelir Vergisi Kanununda ve Kurumlar Vergisi Kanununda da bazı düzenlemelerin yapılmasının gerekli olacağı inancındayım. Zira, Gelir Vergisi Kanununda yapılan tevkifatlar, ödemelerden sonra, takip eden ayın 20’sinde ödeneceği için, bu avanslarla ilgili yapılmış ödemelerin de nasıl, ne şekilde düzeltileceği de burada meçhuldür. Bu da, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu açısından, uygulama açısından bir karmaşa oluşturacaktır.

Burada, maddenin, kanunun teknik açıdan bazı sakıncaları olmasına rağmen, aslında, esas sakınca, Türk ekonomisini yapısal olarak tahrip edecek, sermayenin değil Türkiye’ye gelmesi, yurtdışına kaçmasına neden olacak, Türkiye’deki çok yoğun bürokratik engellere ve bürokratik duvarlara, Sermaye Piyasası Kurulu gibi kurum dikilerek, yeni bir engelin getirilmesi ve aşılması güç bürokratik engeller ortamında, teşebbüslerin, sermayenin değerlendirmesi açısından, tercihleri karşısında nasıl yol izleyecekleri ve çok yüksek derecede Sermaye Piyasası Kuruluna verilen bu yetkilerin olumsuz yönde, duygusal kullanılması veya kasıtlı kullanılması karşısında, şirketlerin ve müteşebbislerin yatırımdan vazgeçerek, daha çok, daha rahat olan faiz ve rant alanlarına sermayenin kaymasına ve ülkede yatırımların azalmasına neden olacak çok büyük sıkıntılar taşımaktadır.

Sermaye Piyasası Kurulunun elindeki bu aşırı yetkiler kötüye kullanıldığında, âdeta devlet içinde devlet durumuna getirilecek, hukuk devleti kavramıyla taban tabana zıt birtakım uygulamalar gündeme gelebilecektir. Sermaye Piyasası Kurulu, iktidarın elinde büyük bir antidemokratik baskı aracı olarak kullanılabilecektir; geçmiş dönemlerde, zira, bunun örneklerine rastlanmıştır.

Ayrıca, tasarının 9 uncu maddesinin son fıkrasında “Kurul, yetkilerini, düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır” denilmektedir. Burada, özel nitelikli kararların neler olduğu; taraflı veya hukuk devletine aykırı, demokrasiye aykırı, Türkiye’nin gerçeklerine aykırı alınabilecek kararlar karşısında hangi mercilerin buna müdahale edebileceği de gözardı edilmiştir. Özel nitelikli kararların kamuyu ilgilendiren kısımları kurumun haftalık bülteninde yayımlanarak, kurumun haftalık bülteni, âdeta, Resmî Gazete haline getirilmiştir. Kurum, bu yetkileriyle daha önceki dönemlerde özel nitelikli kararlar almış, hükümeti de by-pass ederek gerek şirketler gerek piyasa aracı kurumları üzerinde terör estirmiştir; bu piyasayı yok etmeye, sermayeyi yurt dışına kovmaya ve Türkiye’deki yatırımların önlerine büyük engeller dikmeye devam etmektedir. Bu, ülke insanımız ve ekonomik yapımız, sermaye piyasamız açısından devlet müdahalesi getiren...

BAŞKAN – Sayın Geçer, süreniz bitmek üzere, toparlayın lütfen.

MUSTAFA GEÇER (Devamla) – ...bir uygulama olarak, büyük endişelere sebebiyet veren uygulamalardır.

Diğer taraftan, mevzuata aykırılık gibi soyut ve muğlak gerekçelerle, Sermaye Piyasası Kurulu, şirket yöneticilerinin imza yetkilerini elinden almak gibi, şirketleri ve aracı kurumları süreli veya süresiz kapatmak gibi yetkileri haizdir ki, mevzuata aykırılık gibi muğlak kelimelerin tanımlanması, hukuk devleti açısından elzem olmakla birlikte, mevzuata aykırılığın ne olduğu da burada açıklanmamıştır. İleride, belki de, şirketler ve kurumlar üzerinde mevzuata aykırılık iddiasıyla yapılabilecek yanlış uygulamalar neticesinde, o şirketlerin ve kurumların kamu nezdinde itibarının kaybettirilmesinin tazminini kimin yapacağı da burada açıklanmamıştır. Burada şu söylenebilir ki, yasalarda yapılan değişiklikler, daha çok, korunan menfaatların değişmesiyle ancak gündeme gelebilir. Türkiye’de, son zamanlarda, korunan menfaatların sık sık değişmesiyle de, böyle, yasalarda yıpranmalar ve yeni yeni değişmeler, düzenlemeler gelmesi, Türkiye’de kaçınılmaz olmuştur. Ancak, şunu da, ne yazık ki, ifade edebiliriz ki, ülkemizde milletin ve toplumun menfaatını koruma sırası, hiçbir zaman için gündeme getirilmemiştir.

Bu kanunun düzenli uygulanması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Geçer.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Nevzat Ercan; buyurun efendim.

DYP GRUBU ADINA NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının çerçeve 5 inci maddesiyle, Sermaye Piyasası Kanununun 15 inci maddesi değiştirilmek istenmektedir. Aslında, bu konuda yapılan düzenlemeyle de, SPK’nın, bugüne kadar yasaya aykırı bir şekilde yaptığı uygulamaların yasal dayanağa kavuşturulması amaçlanmaktadır. SPK, çıkarmış olduğu bir tebliğle, eğer, hisse senetleri borsada işlem görüyorsa, kâr dağıtım esaslarını belirleme o şirketlerin tercihine bırakılıyor, karar alma yetkisi onlarda; ayrıca, bazılarında, kimi şirketlerinden kâr dağıtmak zorunda oldukları hususunu belirleme yetkisi de SPK üzerinde bırakılıyor. Hisse senetleri borsada işlem görmüyorsa, işlem görmeyen şirketlerin her yıl mayıs ayı sonuna kadar kâr dağıtmak zorunda olduğu belirtiliyor bu tebliğde.

Esasen, yayımlanan bu tebliğ ve bu tebliğe dayalı uygulamanın, mevcut yasada hiçbir dayanağı yoktur. Yasal olmayan bu tebliğle yapılan uygulamalar, görülmüştür ki, birtakım olumsuzluklara sebep olmuştur. Nedir bunlar; bunları, yine, ikili bir tasnife tabi tutarak ortaya koymak lazım. Borsa şirketleri, yani hisse senetleri borsada işlem görmeyen şirketler açısından daha fazla kaynak kullanma imkânı doğmakta –öyle olmuş zaten– dağıtılmayan kâr payları da hisse senedi fiyatlarına yansımış. Oysa, hisse senetleri borsada işlem görmeyen şirketler açısından durum farklı. Ne bakımdan farklı; her yıl mayıs ayı sonuna kadar kâr dağıtacak, dağıtılan kârların üzerinden de bir defaya mahsus olmak üzere, Gelir Vergisi ödenecek. Bu böyle olunca, tabiî, hem kâr dağıtımı, hem vergi ödemesi, kaynakların azalmasına yol açacak. Bu durumdaki şirketler o zaman ne yapacak; kredi arayışına girecek, kredi bulacak ve faiz ödeyecek. Bu durum, o şirketler açısından yeniden sermaye artırımına gitmelerine ve hisse senedi fiyatlarının da düşmesine sebep olacaktır.

Yine, bu tebliğde, borsa şirketlerinden, yani, hisse senetleri borsada işlem gören şirketler açısından, kimi şirketlerin kâr dağıtımını SPK belirleyecek. Kimine göre belirleyecek, kimi şirketlere göre belirlemeyecek; benzer şirketler arasında da, bu, bir farklılığa yol açacak; ayrıca, rekabet eşitliğini bozucu etkilere yol açmış olacak. Bir tarafta SPK’ca kayırılan şirketler, diğer tarafta SPK’ca zorlanan ve cezalandırılan farklı şirketler grubu ortaya çıkacak. Bunlara örnek verilebilir; TİRE gibi, KUTSAN gibi, KARTONSAN gibi şirketler, bu söylediğim örneklemeye uygun düşen şirketlerdir.

Değerli milletvekilleri, “halka açık anonim ortaklıkların esas sözleşmelerinde belirlenen, mecburî olan birinci temettü oranının Kurul tarafından tespit edilecek miktardan aşağı olamayacağı” şeklindeki kanun hükmü “bu oran, Kurul tarafından belirlenecek ve tebliğlerle ilan edilecek miktardan aşağı olamaz. Kurul, ihraççıların türleri ve dağıtılabilir kâr tutarları itabariyle temettü dağıtım zorunluluğunu kaldırabilir veya erteleyebilir” şeklinde değişikliği içermektedir. Daha doğrusu, yani, burada, kanunla düzenlenmesi gereken hususların, konuların, Kurula, serbest piyasa ve rekabet kurallarını ihlal edebilecek tarzda, nitelikte keyfî kararlar alma ve tebliğler çıkarma yetkisini tanıyan bu madde, bu yönüyle de Anayasaya aykırı düşmektedir; açıkça Anayasaya aykırılık söz konusudur.

Ayrıca, halka açık şirketlerin, üçer aylık dönemler itibariyle temettü avansı ödeyebilecekleri hükmü getirilmiş. Türk Ticaret Kanununun, bilanço ve gelir tablosunun kabulüne ve kârın dağıtılmasına ilişkin olup, bu madde hükmüne aykırı olan hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilirken, tasarının bu maddesi ile madde gerekçesi arasında açık çelişkiler de bulunmaktadır. Mesela, gerekçede “yürürlükteki mevzuata göre, ticaret ortaklıkları ve bu arada anonim ortaklıklar, ancak iş yılı sonunda düzenlenen bilançoya göre, genel kurulun, kârın dağıtımına ilişkin kararına müsteniden kâr dağıtmı yapabildiği; bunun dışında, ortaklara yapılan her ödeme, safî kârdan kaynaklansa bile, sermayenin ortaklara iadesi anlamını taşıyan temettü payına mahsuben avans ödenmesinin de aynı mahiyette olduğu” ifade edilmesine rağmen, bu maddeyle, sermayenin ortaklara iadesi sonuçlarına sebep olabilecek “üçer aylık devrelerde temettü avansı ödenmesi” hükmü getirilmektedir.

Temettü avansı dağıtımı, piyasalarda beklentilere, dolayısıyla da spekülasyonlara yol açabilecektir; bu, kaçınılmazdır. Bu nedenle, yetkilerin, Sermaye Piyasası Kuruluna bırakılması ve bunun da bir tebliğle düzenlenmesi yerine “kârın dağıtım tarihleri, dağıtım oranı, kapsamındaki şirketlerin tanımı” gibi kavramların çok net bir şekilde kanunla belirlenmesi gerekmektedir, bir zorunluluktur.

Bu amaçla, madde, bize göre şu şekilde düzenlenebilir: “Yeterli kârı olduğu halde, iki yıl üst üste kâr dağıtmayan ve dağıtılmayan kârlarını, yatırıma, genişlemeye ve benzer nedenlerle veya şirketçe haklı sayılabilecek diğer nedenlerle kullanmadığı tespit edilen halka açık ortaklıklara kâr dağıtması için Kurul tarafından uyarıda bulunulur.”

Yatırım yapmıyor, şirketini genişletmiyor ve benzer nedenlerle de, Kurulca haklı sayılabilecek bir başka neden de yok. O zaman, Kurulun bir uyarı görevi olması lazım. Kurul, bu halde dahi kârın dağıtılabileceği zamanı belirleyemez; ancak, uyarıda bulunulan ortaklık, üçüncü yılın sonuna kadar, son üç yılın kârını, birinci fıkra uyarınca dağıtmak zorundadır. Bırakılabilir...

Gelişmiş ülkelerde, sermaye piyasası kurallarına tabi şirketlerin kendi hisse senetlerini alabildikleri bilinmektedir. Gerek şirketler arasında uygun bir finansman modeli olması, gerekse fiyatların aşırı volatilitesini azaltarak, gerçekten, piyasa yapıcı bir sisteme, sermaye piyasasını kazandıracak bir model olması nedeniyle, sadece halka açık ortaklıklara tanınacak bu imkânı sağlayacak hükmün, 15 inci maddeye eklenmesi, kanaatimizce daha uygun olacaktır.

Bunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercan.

Şimdi, söz sırası, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Masum Türker’de.

Sayın Türker?.. Yok.

Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan?.. Yok.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç?..

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – İstemiyorsunuz...

Karaman milletvekili Sayın Zeki Ünal, buyurun efendim.

Süreniz 5 dakika.

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 191 sıra sayılı yasa tasarısının 5 inci maddesi üzerinde şahsî görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle, Sermaye Piyasası Kanununun 15 inci maddesi değiştirilmek istenmektedir ve aynı zamanda Kurula, dilediği şirketin kâr dağıtım hakkını kaldırma veya erteleme yetkisi verilmektedir.

Tasarının bu maddesinde, madde gerekçeleri ile tasarı arasında açık çelişkiler bulunduğu gibi, borsada işlem gören şirketler ile diğerleri arasında eşitsizlik meydana getirilmektedir.

Türk Ticaret Kanunundaki bütünlük bozularak, üç ayda bir kâr dağıtmak zorunda bırakılan şirketlerin sermayesini azaltacak ve sermayenin ortaklara iadesi sonucunu doğuracak düzenlemelere yer verilmektedir.

Borsada işlem gören şirketlerin kâr dağıtması kendilerine bırakılırken, diğer şirketlerin kâr dağıtma esaslarını belirleme yetkisi SPK’ya bırakılmıştır. Geçmişte SPK’nın bu konuda yetkisi olmadan, kendi çıkardığı tebliğle yaptığı uygulamalar da, bu yolla, yasal zemine oturtulmak istenmektedir.

Bazı şirketlerin kâr dağıtmasına SPK’nın yetkili kılınması, benzer konumdaki şirketler arasında rekabet eşitliğini bozucu etki meydana getirecek, âdeta, SPK’ca kayırılan ve zorlanan şirketler ortaya çıkacaktır.

Bazı şirketler, zamansız kâr dağıtmak ve bunun vergisini bir defada ödemek zorunda bırakılırken, bu ödemelerini karşılayabilmek için kredi bulmak, faiz ödemek, sermaye artırımı yapmak zorunda kalmışlardır. Bazı şirketler de dağıtmadığı kârlar nedeniyle bedava kaynak kullanmışlardır.

Maddedeki “Kurul, ihraççıların türleri ve dağıtılabilir kâr tutarları itibariyle, temettü dağıtım zorunluluğunu kaldırabilir veya erteleyebilir” şeklindeki hüküm, bu endişeleri haklı kılmaktadır. Bu farklı işlem, keyfî sonuçlar yaratabilecek, Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesini bozacak ve idarenin keyfiliğine yol açacak niteliktedir.

Türk Ticaret Kanununun genel düzenlemesine göre, kâr dağıtımı genel kurul kararına bağlıdır. Bu yetkinin SPK’ya verilmesi, şirketin içişlerine müdahale anlamı taşımaktadır. Böyle bir düzenleme, Anayasanın 48 inci maddesi ile başlangıç ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.

Maddede yapılan “Kurulun, vergi ve diğer yasal yükümlülüklerin doğruluk incelemesi dahil bilanço ve gelir tablolarını denetleme ve düzeltme hakkı saklıdır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esaslar Kurul tarafından belirlenir” şeklindeki değişiklikle, kurul uzmanlarına vergi incelemesi yapma yetkisi verilmektedir. Bu hüküm, Vergi Usul Kanununun 134 üncü maddesine aykırı olduğu gibi, Maliye Bakanlığına ait birçok yetkinin SPK’ya devri anlamını taşır. Tasarı bu haliyle kanunlaştığı takdirde, SPK uzmanları ile Maliye Bakanlığı uzmanları arasında öncelik sorunu gündeme gelecektir; halka açık ortaklıklar, vergi ve diğer malî düzenlemeler konusunda Maliye ile SPK arasında sıkışıp kalacaktır; SPK ihtilaflarına bir de SPK’ca yaratılmış vergi ihtilafları eklenecek, bu olgu, devletteki karmaşayı artıracağı gibi, şirketlerin halka açılmasını da önleyecektir.

Onun için, bu maddenin tasarıdan tamamen çıkarılması gerekmektedir. Bu tavsiyemize uyulması dilek ve temennisiyle saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 191 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Kurul, yasalardan kaynaklanan yükümlülüklerin doğruluk incelemesi dahil bilanço ve gelir tablolarını denetlemeye ve düzeltmeye yetkilidir” ibaresinin, tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

İsmail Özgün Bekir Sobacı Fahrettin Kukaracı

Balıkesir Tokat Erzurum

Tevhit Karakaya Mehmet Altan Karapaşaoğlu Ali Coşkun

Erzincan Bursa İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükümet önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyalım mı efendim?

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Konuşacağım efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 191 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 5 inci maddesiyle, Sermaye Piyasası Kanununun 15 inci maddesi değiştirilmekte ve Kurul, dilediği şirketin kâr dağıtım hakkını kaldırmaya veya ertelemeye yetkili kılınmaktadır.

Yine, 15 inci madde, değiştirilerek, dördüncü fıkrasında şöyle bir ifade kullanılıyor ve “Kurul, yasalardan kaynaklanan yükümlülüklerin doğruluk incelemesi dahil bilanço ve gelir tablolarını denetleme ve düzeltmeye yetkilidir” hükmü getiriliyor. Bu hüküm, bir defa, Türk Ticaret Kanununun 360 ve 362 nci maddelerine göre, şirketin genel kuruluna tanınmış olan bilanço düzenleme ve değiştirme yetkisinin Sermaye Piyasası Kurulunca kullanılması yönünü getiriyor. Yani, bu da, Türk Ticaret Kanununa açıkça bir tezat teşkil ediyor.

Yine, aynı şekilde, bu tasarıyla, Anayasaya aykırı bir düzenleme yapılıyor. Borsada işlem gören şirketlerin kâr dağıtması kendilerine bırakılırken, diğer şirketlerin kâr dağıtma esaslarını belirleme yetkisi Sermaye Piyasası Kuruluna bırakılıyor. Geçmişte, Sermaye Piyasası Kurulunun, bu konuda yetkisi olmadan, kendi çıkardığı tebliğle yaptığı uygulamalar, şimdi, bu tasarıyla, yasal bir zemine oturtulmaya çalışılmaktadır. Bazı şirketlerin kâr dağıtımında Sermaye Piyasası Kurulunun yetkili kılınması, benzer konumdaki şirketler arasında rekabet eşitliğini bozucu etki yapacak, âdeta Sermaye Piyasası Kurulunca kayırılan ve zorlanan şirketler meydana getirilecektir. Geçmişte bununla ilgili birtakım örnekler yaşanmıştır -benden önce konuşan arkadaşlarımız da söylediler- KARTONSAN, KUTSAN, TİRE, bunun misalleridir. Bazı şirketler, zamansız kâr dağıtmak ve bunun vergisini bir defa ödemek zorunda bırakılırken, bu ödemelerini karşılayabilmek için kredi bulmak, faiz ödemek, sermaye artırımı yapmak zorunda kalmışlardır. Bazı şirketler ise, dağıtmadığı kârlar nedeniyle bedava kaynak kullanmışlardır. Maddede yer alan “Kurul, ihraççıların türleri ve dağıtılabilir kâr tutarları itibariyle temettü dağıtım zorunluluğunu kaldırabilir veya erteleyebilir” şeklindeki metin, bu endişeleri haklı kılmaktadır. Bu farklı işlem, keyfî sonuçlar ortaya çıkarabilecektir ve Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesini bozacak, idarenin keyfiliğine yol açabilecek nitelikte bir düzenlemedir.

Yine, Türk Ticaret Kanununun genel düzenlemesine göre, kâr dağıtımı, genel kurul kararına bağlıdır. Bu yetkinin Sermaye Piyasası Kuruluna verilmesi, şirketin içişlerine müdahale anlamını taşıyacaktır. Böyle bir düzenleme de, Anayasanın 48 inci maddesi ile başlangıç ilkelerine aykırılık oluşturacaktır.

Maddede yapılan “Kurulun, vergi ve diğer yasal yükümlülüklerin doğruluk incelemesi dahil bilanço ve gelir tablolarını denetleme ve düzeltme hakkı saklıdır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esaslar Kurul tarafından belirlenir” şeklindeki değişiklikle, Kurul uzmanlarına vergi inceleme yapma yetkisi verilmektedir. Bu, bir taraftan Vergi Usul Kanununun 134 üncü maddesine aykırı olduğu gibi, Maliye Bakanlığına ait birçok yetkinin Sermaye Piyasası Kuruluna devri anlamını da taşımaktadır.

Tasarı, eğer bu haliyle kanunlaşacak olursa, Sermaye Piyasası uzmanları ile Maliye Bakanlığı uzmanları arasında, ileride, birtakım ihtilaflar, problemler ortaya çıkacak ve Sermaye Piyasası Kurulu denetçileriyle, Kurul yetkilileri ile maliye denetçileri ve uzmanları arasında birtakım ihtilaflar ortaya çıkacak ve tabiî, bu arada da şirketler bundan zarar görecektir.

O bakımdan, verdiğimiz önergeyle, bu maddenin düzeltilmesi arzu edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen toparlar mısınız efendim.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – Verdiğimiz önergeyle, bu maddenin kanunlara uygun şekilde düzenlenmesi arzu edilmektedir.

Bu vesileyle, saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum efendim: Kabul edenler...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Karar yetersayısı aranılsın efendim. (DSP sıralarından “oylamaya geçti” sesleri)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yetersayısı aranılsın Sayın Başkan.

BAŞKAN - Karar yetersayısı arayacağım Sayın Genç.

Efendim, önergeyi oyluyoruz. Önergeyi elektronik sistemle oylayacağım ve 3 dakika süre vereceğim.

Sayın başkanlar, lütfen, dışarıdaki arkadaşlarımız da buradaki çalışmaları takip ederlerse, ikide birde inkıtaya uğramayız.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Başkan, kâğıtları lütfen teyiden alalım.

BAŞKAN - Sayıyoruz efendim... Burada şey var...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Saymayalım, Genel Kurulda olup olmadıklarına bakalım efendim.

BAŞKAN - Kâtibiniz de var burada, istirham ederim; itimat buyurun.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Size itimadımız tam; ama, eli değiyor bazı arkadaşlarımızın...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, size itimadımız sonsuz, yalnız, bazı üyeler buradan oy kullanıyorlar, bir de kâğıt gönderiyorlar.

BAŞKAN - Efendim, kâğıtla ilgisi yok, buradaki makinede zaten gösteriyor, kâğıt onun süsü biliyorsunuz.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Parmağı değiyor da yanlışlıkla Sayın Başkan...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Yanlışlık oluyor, istemeden yapıyorlar...

BAŞKAN – Elektronik cihazla oylamayı başlatıyorum efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

HİKMET ULUĞBAY (Ankara) – Sayın Başkan, oylamaya geçtikten sonra karar değiştiriyorsunuz, hatalı davranıyorsunuz...

BAŞKAN - Sayın Uluğbay, benim hatam oldu. Onlar, peşinen, oylamaya başlamadan karar yetersayısının aranılmasını istediler. Hata benim, affedersiniz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, önergeye Komisyonun ve Hükümetin katılmadığını belirtin lütfen.

BAŞKAN – Söyledim efendim.

Sayın milletvekilleri, önerge kabul edilmemiştir.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum :

MADDE 6. – Sermaye Piyasası Kanununun 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kurul

Madde 17. – Bu Kanunla verilen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz idarî ve malî özerkliğe sahip Sermaye Piyasası Kurulu kurulmuştur.

Kurul, biri başkan, biri ikinci başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur. Kurul, yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanır. Merkezi Ankara’dadır. Kurul gerekli gördüğü yerlerde büro açabilir.

İlgili Bakan Kurulun yıllık hesapları ile harcamalarına ilişkin işlemlerini denetletir; denetleme sonuçlarıyla ilgili gerekli tedbirleri alır.

Denetim sonuçları ile bunlara ilişkin işlemler ve alınan tedbirleri gösterir bir rapor, Kurulun yıllık faaliyet raporu ile birlikte ilgili bakan tarafından Bakanlar Kuruluna sunulur.”

BAŞKAN – 6 ncı madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Yalçıntaş?.. Yok.

Gruplar adına başka söz isteyen?..

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkanım, Nevzat Yalçıntaş’ın yerine Cevat Ayhan Bey konuşacak efendim.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Ayhan, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler, 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanunu tasarısının 6 ncı maddesinde söz almış bulunuyorum.

6 ncı madde, Sermaye Piyasası Kurulunu düzenleyen maddedir. Maddeye göre, yedi kişiden oluşan Sermaye Piyasası Kurulunda bir başkan, bir de başkanvekili vardır; merkezi Ankarada’dır; gerekli gördüğü yerde şubeler açar. “İlgili Bakan Kurulun yıllık hesapları ile harcamalarına ilişkin işlemlerini denetletir; denetleme sonuçlarıyla ilgili gerekli tedbirleri alır.

Denetim sonuçları ile bunlara ilişkin işlemler ve alınan tedbirleri gösterir bir rapor, Kurulun yıllık faaliyet raporuyla birlikte ilgili bakan tarafından Bakanlar Kuruluna sunulur” denilmektedir.

Muhterem Başkan, muhterem üyeler; tabiî, müteakip maddede de, Kurulun teşekkül tarzı var; Kurul üyelerinin, hangi kurumların gösterecekleri adaylar arasından seçileceği tarif edilmektedir. Biz, bu tasarı Mecliste, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, önceki dönemde de, bu dönemde de, ısrarla, Kurul üyelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Nitekim, Bankalar Kanununda da aynı ısrarda bulunduk; ancak, hükümet tarafından yahut da iktidar grupları tarafından komisyonda kabul edilmedi.

Tabiî, biz, burada bir özerk kurum kuruyoruz; üyeleri belli bir süre için seçilecek ve o süre için görev yapacaklar, bunları değiştirmek de mümkün değil. Hükümetlerin, sermaye piyasasına bakışı, öncelikleri değişebilir. Bu önceliklere göre de, kurumun, bu politikalara uygun istikamette bir icraatta bulunması lazım; ama, uzun süre için seçilen bu üyeleri, hükümetlerin değiştirme imkânı olmadığı için, bugün YÖK’te karşılaştığımız durumla, yarın bu kurumlarda da karşılaşabiliriz; yani, Kurul üyelerinin, atandığı gibi, tayin edildiği gibi, belli usulde de değiştirilebilmesi lazım. Bunların özerkliği... Sermaye Piyasasının, malî piyasaların yönetimi bakımından, hükümet politikalarıyla ters düşmesi halinde, ortaya, içinden çıkılmaz zor promlemler çıkar ve hükümet de, kurul üyelerini değiştirmek için, döner, birtakım başka yollara teşebbüs eder, kanunu değiştirmeye kalkar, kanunda kurulla ilgili yeni düzenlemeler getirir. Onun için, hükümetin, kurul üzerinde tasarrufunun olması lazım. Daha doğrusu, kurul üyelerinin -demin ifade ettiğim gibi- Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından bir önseçim yapılarak, ardından da Genel Kurul tarafından seçilmesi lazımdır. Nitekim, bildiğiniz gibi, Sayıştay üyeleri bu şekilde seçilmektedir, doğrusu da budur. Türkiye’de ekonomik faaliyetleri düzenleme bakımından, iktisadî faaliyetleri düzenleme bakımından, Bankalar Kurulu ile Sermaye Piyasası Kurulu fevkalade mühimdir. Burada, Meclisin bu kurumlar üzerinde, bunların teşekkülünde karar verme noktasında olması lazım. Bu, hiçbir zaman, bu kurumlara partizanlığı getirmez, bu kurumların üyeleri, belli kriterlere göre, tarif edilmiş şartlara göre, önseçimle Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından değerlendirileceği için, o önkriterlere göre zaten Plan ve Bütçe Komisyonundan geçecek; Meclis Genel Kurulu da, her sandalye için birden fazla aday arasından -bu, iki olur, üç olur- belli uzlaşmalarla bunları seçer. Nitekim, RTÜK’te bunu yaptık ve fevkalade isabetli yaptık. Bakın, bugün, RTÜK üzerinde kurulmak istenen baskılara karşı bu kurum direnebiliyorsa, seçimini Meclisin yapmış olmasındandır. Meclis yaptığı zaman, Türkiye’deki bütün eğilimler, o kurulda temsil edilmektedir. Zaten, bugün, hiçbir partinin, Genel Kurulda tek başına bir üyeyi seçme imkânı yok; dün de yoktu, bugün de yoktur. Dolayısıyla gösterilen adaylar, vasıfları itibariyle belli standartları tuttuktan sonra, aynı zamanda, diğer grupların da reddetmeyeceği ve esas itibariyle, geniş tabandan destek alabilecek adaylar olmaktadır. Bu şekilde seçilip gelen adaylar da çalıştıkları kurumlarda, belli menfaat gruplarından veya belli çıkar çevrelerinden veya belli baskı gruplarından gelecek olan birtakım baskılara karşı, arkalarında Meclis Genel Kurulu ve onun Plan ve Bütçe Komisyonu gibi teknik bir komisyonu olduğu için rahatlıkla direnebilmektedirler. Bunun için, aslında, bütün özerk kurumlarda, hatta, yüksek yargı organlarında da bu yola gitmemiz gerekmektedir.

Hatırlıyorum, 1980’den önce, birtakım yüksek yargı organlarında da üyeler bu şekilde, Meclis vasıtasıyla seçilirdi; tekrar oraya dönmemiz lazım. Tabiî, 1980 ihtilali, Meclisin gücünü azaltmak ve siyasî iktidarların yetki sahasını daraltmak için birtakım yetkileri özerk kurumlara aktarmıştır. Bugün, Türkiye’de yaşanan sıkıntı budur.

Nitekim, Sayın Mesut Yılmaz, Başbakanlığı döneminde, YÖK’le ilgili bir meselede, YÖK ve İstanbul Üniversitesinin birtakım uygulamalarından efkârı- umumiye fevkalade rahatsız olunca ve Meclis rahatsız olunca, parti grupları rahatsız olunca, milletvekilleri rahatsız olunca, Başbakan olarak “yetkim olsa, gücüm olsa, bu durumu değiştiririm” demiştir; yani, bir Başbakan, bir özerk kurumun, hükümet politikalarıyla, Meclisin genel hissiyatıyla ters düşen tavrı ve ısrarı karşısında çaresizliğini ifade etmek durumunda kalmıştır. Onun için, bu özerk kurumların hepsi için de burada da Meclis iradesine dayalı, Meclisin seçimine dayalı yetkili kurulları teşkil edelim.

Bugünkü Türkiye şartlarında, hukukun demokrasinin ve temel ölçülerin oturmadığı toplumlarda, meseleleri millet adına denetleyebilmek, ancak ve ancak Meclisin yetkili ve güçlü olmasına bağlıdır diyor, hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

Sayın Ayhan, şahsınız adına söz istemiştiniz.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Vazgeçiyorum efendim.

BAŞKAN – Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, buyurun efendim.

Süreniz 5 dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, bu madde, hakikaten uygulamada çok tereddütlere meydan verebilecek bir şekilde düzenlenmiş. Bir kamu tüzelkişiliği kuruluyor; idarî ve malî özerkliğe sahip. Daha, burada kurulan kamu tüzelkişiliği kadar, devletin idarî yapısı içerisinde, idarî ve malî özerkliğe sahip bir kurul yok; çünkü, bunun denetimini kim yapıyor; ilgili bakan yapıyor. Deniliyor ki, ilgili bakan bir faaliyet raporu düzenler ve Bakanlar Kuruluna sunar. Ne zaman düzenler ve ne zaman sunar? Bence, bunları kanunda belirtmek lazım; yani, iki sene sonra, üç sene sonra faaliyet raporunu sunarsa, bu, sunma mı olur?!

Değerli milletvekilleri, aslında, burada, bizim, düzenlemeyi yaparken yasama yetkisini kullandığımızın bilinmesi lazım. Deniliyor ki: “Kurul istediği yerlerde -Ankara dışında- büro açabilir.” İdarenin kuruluşu kanunla olur. Peki, kaç tane büro açabilir ve kaç tane personel çalıştırabilir? Bakın, bunların hepsi çok muğlak. Üstelik de, kurul, idarî ve malî özerkliğe sahip.

Değerli arkadaşlarım, bunun emrinde çok büyük para var. Mesela, bakın, geçici 2 nci maddeyle, bu kurulun emrine 15 trilyon lira para veriyoruz; yani, bir tek geçici 2 nci maddeyle, bu kurulun emrine verdiğimiz para 15 trilyon lira. Bu 15 trilyon lirayı kullanırken -idarî ve malî özerkliği de olan bir kurul- bunu, kim denetleyecek? Kurul başkanı, siyasî bir partinin veya başbakanın emrinde ise partizanlık yapacak, doğru dürüst bir görev yapacağını da zannetmiyorum; yani, biz diyoruz ki, bu maddenin yeniden düzenlenmesi lazımdı.

Bir defa, bunu, Devlet Denetleme Kurulu veyahut da -hadi Sayıştay olmasın diyelim- Başbakanlık Denetleme Kurulu denetlesin. Niye denetlemesin; çünkü, devletin parası harcanıyor. O bakımdan, bence, madde her yönüyle çok yanlış.

Bu arada, bugün, basında, benimle ilgili olarak çıkan bir iki hususa da değinmek istiyorum. Dün akşam, TÜSİAD’ın bir gece toplantısına katıldım. Gazeteler yazmış, güya, Sabancı, benim için “sen Türkiye’nin görüntüsünü bozuyorsun” demiş.

Sayın Başkan, özür dilerim, kişisel söz aldım; bu nedenle, şahsımı ilgilendirdiği için arz ediyorum.

Sabancı’nın buna cüret etmesi mümkün değil; ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir mensubuyum, şımarık bir sermaye çocuğu değilim. Dolayısıyla, ben bunu halkın oyuyla kazandım. Böyle bir şey söylemedi, söylemeye de cesaret ve cüret de edemez; etse, ben onun ağzının payını veririm. Ama, Sayın Sabancı, saygı duyduğumuz bir arkadaştır; bir de, başından bir olay geçmiştir, o olay nedeniyle kendisini fazla hırpalamak istemedim; ama, kendisi öyle bir laf da söylemedi.

Ayrıca, bir başka gazete “vay efendim, Kamer Genç ‘yahu, ben burada içmeyeyim de, gidip evde içeyim’ dedi” diye yazmış. Bunlar çok yanlış haberler arkadaşlarım. Ben, öyle bir şey demedim; ama, ne yapalım ki, maalesef, bu çok şerefli (!) basınımız, olayları çok tahrif ediyor. Bu kadar şerefli (!) hareket ettiklerine tabiî çok sevinmiyoruz. Yani, bu değerli basın mensupları... İnsanlara iftira atmanın bir hesap verme zamanı gelecektir. İnanıyorum ki, Yüce Yaratan, bizlere iftira atan kişilerin, bir gün belasını verecektir. (MHP ve FP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – ... hiçbir zaman, ben, böyle bir şey söylemedim; yani, orada, gazeteciler -biliyorsunuz, kokteyllere herkes gidiyor- bizim elimizde bir bardak gördüler mi, hemen resmini çekiyorlar. Bana “niye içmiyorsun” dediler. Dedim ki “kardeşim, şimdi bardağı elime alsam, hemen gazetelerde, diyeceksiniz ki...

BAŞKAN – Sayın Genç...

KAMER GENÇ (Devamla) – Rica ediyorum efendim... Bir dakika... Bu, benim savunma hakkım.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Bırakın konuşsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Seven, 6 ncı maddeyle ilgisi yok da...

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ben, gündemin dışına çıktığımı söyledim. Maddeyle ilgili düşüncelerimi söyledim; iki cümleyle de bir hususu söyleyeyim dedim.

Milletvekilinin, kendisini savunma hakkını kullandığı yer bu kürsüdür arkadaşlar. Bir memlekette basın patronlarına uşak olmadığınız zaman ve onlara karşı cephe açtığınız zaman, sizin kendinizi tek savunacağınız yer Meclisin kürsüsüdür. (MHP ve FP sıralarından alkışlar) Bizimle ilgili her türlü yalan haberi yazıyorlar. Niye yazıyorlar; çünkü, menfaatlarının üzerine gidiyoruz. Biz de, onlar gibi, gidip de, devleti... Yani, belirli görevlerde bulunsak ve devletin kaynaklarını onlara peşkeş çektirsek, bizi de elbette ki alkışlarlar. Onun için, bu gazetelerde bugün benimle ilgili yazılanların yüzde 90’ı yanlıştır. Elbette orada konuştuk; ama, kendi bantlarında seyretsinler... Şunu da söyleyeyim: Sanki, ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak kendimi savunmamışım... Hiç kimsenin haddi değildir. Herkes benim karakterimi bilir...

MEHMET GÜNEŞ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, 5 dakika daha verin...

KAMER GENÇ (Devamla) – Rica ediyorum... Ben, onu da istemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Başkan neyi ne zaman konuşacağını bilir efendim.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bana, kesinlikle, böyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – 1 dakika daha verir misiniz?

BAŞKAN – Hay hay efendim... Buyurun... Millî iradeyi savunuyorsunuz, vermez miyim...

KAMER GENÇ (Devamla) – Millî irade de... Yani, beni rencide etti. Aslında, arkadaşların da bunu... (DYP sıralarından “ses gelmiyor” sesleri)

BAŞKAN – Efendim, benim kabahatim değil, makine kendi kendine... Biliyorsunuz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Canım, siz makineyi iyi kullanmazsanız, makine de böyle yapar. (Alkışlar) Ne yapalım yani şimdi. Tamam Sayın Başkan, neyse...

Bunları şurada konuşurken, hakikaten, ben de, İçtüzüğe aykırı hareket ettiğimin de farkındayım. Sizin de affınıza sığınarak... Ama, şu değerli basın mensubu arkadaşlarımız bilsinler; tabiî, o emekçiler çok onurlu insanlar da. Hakikaten, emeğin gereği doğruları yazıyorlar; ama, tabiî, basının o politikasını yürüten insanlar kendilerine uşak istiyorlar; ama, biz, hiçbir zaman uşak olmayız; onlar bilsinler; çünkü, kimseden çekinecek, arkamızda, herhangi bir çekinecek durumumuz yoktur. Onlarla her türlü...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.

Sayın Genç, ben makineyi iyi kurdum; çünkü, İçtüzüğe göre 5 dakika söz hakkınız vardı. Makine de akıllı bir makine...

KAMER GENÇ (Devamla) – 1 dakika vermediniz...

BAŞKAN – Verdim efendim, 1 dakika da verdim.

KAMER GENÇ (Devamla) – 1 dakikayı doldurmadınız; ama, tabiî, siz de basın patronlarından yana olduğunuz için, olabilir.

Teşekkür ederim. (DYP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aşkolsun!.. Aşkolsun!.. Ben, hiç kimseden yana değilim; bir tek millî iradeden yanayım. (MHP sıralarından alkışlar)

Kimsenin de sizinle ilgili yalan yanlış beyanda bulunmaya hakkı yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir cümleyi tamamlatmadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oradan tamamlayın efendim. Makine kendi kendine susuyor; ne yapayım...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hep aynı konuya gelmek de istemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Başkanım, siz savunmasanız bile biz sizi savunuruz; biliyorsunuz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Kamer Bey, Meclise geldin geleli ilk defa doğru bir laf ettin.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ederim. Karşılıklı değil...

6 ncı maddeyi müsaade ederseniz oylayalım efendim.

6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: 6 ncı maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6 ncı madde kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aslında, 6 ncı maddeyle ilgili bazı konuşmalarımız oldu. O kurul raporu ne zaman...

BAŞKAN – Sayın Bakan, ona, müsaade ederseniz, daha sonra cevap verecek efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, bunlar, burada yapılan konuşmalar...

BAŞKAN – Tabiî efendim; zapta geçiyor zaten...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Geçiyor; ama...

BAŞKAN – Sayın Bakan daha sonra cevap verecek efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – ...hükümet de buna cevap versin efendim...

BAŞKAN – Daha sonra cevap verecekmiş efendim; hükümet ne zaman isterse verir, malum...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama, konu...

BAŞKAN – Ne yapalım efendim, hükümet bu; başka şey değil...

7 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 7. – Sermaye Piyasası Kanununun 18 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Başkan ve üyelerinin seçimi ve atanması

Madde 18. – Kurul, ilgili bakanlıkça önerilecek dört aday arasından iki, Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu Kararıyla atanacak yedi üyeden oluşur.

Bakanlar Kurulu, adaylardan birini Başkan olarak atar. Kurul, Başkanının teklifi ile üyelerden birini ikinci başkan olarak seçer. İkinci Başkan izin, hastalık, yurtiçi ve yurtdışı görevlendirme, görevden alınma ve görevde bulunmadığı diğer hallerde Başkana vekâlet eder.”

BAŞKAN – 7 nci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat; buyurun efendim.

Süreniz 10 dakikadır.

FP GRUBU ADINA ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanununda değişiklik yapılmasıyla ilgili tasarının 7 nci maddesi üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bu madde, Sermaye Piyasası Kanununun 18 inci maddesinde değişiklik yaparak başkan ve üyelerinin seçimi ve atanmasını düzenlemektedir.

Kanun metninin birinci fıkrası, Plan ve Bütçe Komisyonundan şu şekliyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna getirilmiştir: “Kurul, ilgili bakanlıkça önerilecek dört aday arasından iki, Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu Kararıyla atanacak yedi üyeden oluşur.” Bu madde, Plan ve Bütçe alt komisyonunda, bilhassa Plan ve Bütçe Komisyonunda en çok tartışılan, hatta bir ara komisyon toplantılarının kesilmesine vesile olacak boyutlara uzayan münakaşalara konu olan bir maddedir. Bu maddenin bu fıkrası, hükümetin teklifinde şu şekilde yer alıyordu: “Kurul; ilgili Bakanlıkça gösterilecek altı aday arasından üç kişi; Adalet Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, T.C. Merkez Bankası ve Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliğince gösterilecek ikişer adaydan birer kişi Bakanlar Kurulu tarafından seçilmek suretiyle yedi üyeden oluşur.”

Plan ve Bütçe alt komisyonu bu maddeyi, değişiklik yaparak şu şekilde düzenledi: “Kurul, ilgili bakanlıkça önerilecek dört aday arasından iki, Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, T.C. Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulunca atanacak yedi üyeden oluşur.” Burada görüldüğü gibi, alt komisyon, hükümetin hazırladığı ilgili bakanlıkça önerilecek 6 adaydan 3 kişiyi, 4 adaydan 2 kişi şeklinde 1 azaltarak değiştirmiş. Bu azalan üye yerine, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun üye seçmesini getirmiş; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşlarının temsilcisi seçimini değiştirmemiş. Adalet Bakanlığı temsilcisini, Maliye Bakanlığı temsilcisiyle değiştirmiş ve bu değişiklikle Plan ve Bütçe Komisyonuna göndermiştir. Plan ve Bütçe Komisyonu alt komisyon seçiminden, sadece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının üye vermesini çıkarmış, yerine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin üye seçmesini getirmiştir.

Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarında birtakım üyeler, Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliğinin üye verdiği bu komisyonda, aracıların hisse senetlerini sattığı halka açık anonim şirketlerin temsilcilerinin de bu kurulda yer alması gerektiği; mümkünse, bünyesinde, hisselerinin yüzde 100’ü halka açık anonim şirketlerden en çok bulunduran odalardan temsilci bulunması veya Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin sermayeyi denetleyecek, sermayeyi yönlendirecek veya ona hizmet edecek bu kuruluşun içinde yer alması gerektiği üzerinde ısrarla durmuşlardır. Hükümet adına cevap veren Sayın Bakanın ise “bunlar denetim kurumudur. Denetim kurumuna denetlenenlerin değil, denetleyenlerin girmesi lazımdır. Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşlar Birliği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği; bunlar denetlenenler içerisindedir ve bunlar, kuruma üye verdiği zaman sıkıntı çıkacaktır. Hiç denenmemiştir, ilk defa denenecektir. Bu kuruluşların SPK içerisinde yer almasının denetleme etkinliklerini azaltabileceği endişesini taşıyorum” şeklindeki düşüncelerine karşılık, komisyonda “Odalar Birliğinin bu komisyonda yer almasının, yanlışlık yapan holding tarafında yer alacağı manasına gelmeyeceği ve dünyada yeni gelişen akımlara göre, denetleyenler ile denetlenenler arasında konsensüs oluşturacak bir yapının giderek gelişmekte olduğu, bu nedenle, bu komisyonda, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bulunmasının uygun olacağı” görüşü ağırlık kazanmış ve kabul edilmiştir. Bizim de, Fazilet Partisi Grubu olarak, Plan ve Bütçe Komisyonunda da, burada da özellikle vurguladığımız konu, Sermaye Piyasası Kurulu içerisinde mutlaka iş âleminden gelen bir temsilcinin bulunmasının doğru olacağı yönündedir.

Komisyonda ikinci büyük tartışma, hükümetin teklif ettiği metinde yer alan Adalet Bakanlığı temsilcisinin, alt komisyonda metinden çıkarılmasının yanlış olduğu; bu nedenle, Adalet Bakanlığı temsilcisinin tekrar metne ilave edilmesi konusunda olmuş. Tartışmalar sonucu, Sermaye Piyasası Kurulundaki hukuk olayının, pür hukuktan biraz farklı olduğu, ekonomik hukuk veya malî hukuk denilen konularla ilgili olduğu, bu tip bilgi oluşumunu öğrenmenin yolunun okul değil, ancak meslekî bilgi biriktirerek elde edilebileceği konusu ağırlık kazanmış ve kurul içerisinde ne kadar bağımsız otoritelerin buradaki temsilini artırır isek, o kadar bu malî ve iktisadî hukuku içine sindirmiş insanlar bu kurulda görev almış, neticede gaye de yerine gelmiş olur şeklinde ağırlık kazanan görüş, bizim Fazilet Partisi Grubunun da uygun bulduğu görüş olmuştur.

Fazilet Partisi Grubu olarak, bu madde üzerinde önem verdiğimiz bir konu da, bizim sürekli olarak dile getirdiğimiz bir görüştür. Bu görüşümüz, ülkemizde çok önemli işlevler gören YÖK, SPK, RTÜK, Sayıştay ve hatta yüksek yargı üyelerinin dahi Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilmeleridir.

Burada, karşı görüş olarak dile getirilen, bu kuruluşlara siyasetin karıştırılması iddiası tamamen yanlıştır. Örneğin, bu üyeleri hükümet seçince, bu üyeler siyasî olmuyor da, belli bir görüşü temsil eden hükümetin değil de, tüm halkımızı temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi seçince mi siyasete karıştırılmış oluyorlar.

Plan ve Bütçe Komisyonunda, Amerika Birleşik Devletlerinde sermaye piyasalarının denetimini sağlayan SEC kuruluşunun üyelerinin nasıl seçildiği sorulduğunda, Sayın Bakan, verdiği cevapta “orada başkan atanıyor ve başkanın önerdiği kişiler arasından üyeler atanıyor” diyor ve “orada, mesela, yüksek mahkeme başkanlarının seçimi dahi şu şekilde olmaktadır: Başkan, belirli kişileri öneriyor. Bu önerilen isimler, senatonun önünde bir nevi sınav veriyor; günlerce, yapacağı işleri anlatıyor, kendi yetişmişliğini anlatıyor, bu işi nasıl başarabileceğini anlatıyor; orada, ona çeşitli sorular yöneltiyorlar, yedi ceddine kadar bütün sülalesi araştırılıyor” diye ilave ediyor.

İşte, sayın milletvekilleri, incelik burada. Bu bağımsız kuruluşları bu Meclis seçer ise, Meclisin itibarı da bu şekilde artar. O ülkelerde, en üst düzey yargı üyeleri, meclis önüne gelir, meclis vasıtasıyla halkına hesap verir. Biz de ise, seçiminde siyaset bulunmasın diye Meclisin bulunmadığı Cumhuriyet Başsavcısı, Türkiye Büyük Millet Meclisini en ileri derecede tenkit eder; Susurluk Komisyonuna ifade vermek için çağrılan dönemin Jandarma Genel Komutanı, gelme lütfunda dahi bulunmaz.

Onun için, önemle vurgulamak istediğimiz konu şudur: Bilhassa 28 Şubat sonrası başlayan ithamlarla sermayenin yeşil, sarı diye itham edilmemesi; dünya ekonomi literatüründe olmayan tanımlara muhatap olmadan, sermayenin, ekonominin salt ekonomi kuralları içerisinde işlemesi için, bu kurumların, dışarıdan veya herhangi bir kuruluştan ekonomiyle ilgili olmayan baskılara direnmesi için, gücünü, Türkiye Büyük Millet Meclisinden alan kuruluşlar olmaları gereğidir. Aksi halde, Sermaye Piyasası Kanunu gibi en liberal olması gereken bu kanun dahi irtica yasaları arasında yer alır ve bozulan ekonomik yapımızı daha da tahrip eder, yeni yeni gelişmeye başlayan Anadolu sermayesini, yüzde yüz halka açık holdinglerimizi daha büyümeden tahrip eder ve ülkemizi, uzun yıllar, geri kalmış ülkeler statüsü içerisinde bırakır, gelir dağılımındaki adaletsizliğin artarak büyümesine göz yummuş oluruz.

Onun için, biz, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu, adaylardan birini Başkan olarak atar. Kurul, Başkanının teklifi ile üyelerden birini ikinci başkan olarak seçer” bölümünün “Bakanlar Kurulu” yerine “Türkiye Büyük Millet Meclisince, adaylardan biri Başkan olarak atanır” şeklinde olmasının, hem dünyanın gidişine, sivil yönetimin, halkın iradesinin ülkenin tüm yönetimine hâkim olması ilkesine uygun olacağı görüşündeyiz. Başkanvekilinin hükümetçe değil, kanun metninde olduğu gibi, Kurul içerisinden seçilmesi de, yine, aynı görüş doğrultusunda, daha demokratik olacağı için bizce de uygundur.

Netice olarak şunu söylemek isteriz: Bu kanunun tümüne baktığımızda, Sermaye Piyasası Kanunu bu haliyle çıkar ise, bilhassa 28 Şubat sonrası ülkemizde hâkim olan görüşe göre, ekonomiye ilmin değil vehimlerin, iç düşman görüşlerin hâkim olduğu bu ortamda, bilhassa halka açık şirketlerin bu kanundan çok zarar göreceğidir. Örneğin, genel kurullarda SPK temsilcilerinin bulunması, yönetim kurulu kararları aleyhine dava açılması, şirket yönetim kurulu üyelerine işten el çektirme, işyerlerini basarak arama, temettü avanslarını düzenlemede SPK’ya yetki verilmesi, bu konularda Sermaye Piyasası Kuruluna düzenleyici işlem niteliğinde yönetmelik ve tebliğler yayınlama yetkisi verilmesi, 28 Şubat sonrası ortamında son derece dikkat edilmesi gereken, tehlikeli uygulamalara açık düzenlemelerdir.

Sayın milletvekilleri, örnek verdiğim bu maddeleri bilhassa ülkemizde son günlerde meydana gelen uygulamalarla beraber düşüneceğinize ve tamamen ekonomik, serbest piyasa kurallarına göre işlemesi gereken Sermaye Piyasası Kanununun, dünyanın gidişine uygun ve baskılardan uzak olarak çalışmasını gerektirecek düzenlemeleri yaparak çıkaracağınıza inanıyorum.

Kanunun 7 nci maddesinin ülkemize hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Polat.

Söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ufuk Söylemez’de.

Buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşülmekte olan yasanın 7 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi, şahsım ve Doğru Yol Partisi Grubu adına, en derin saygılarımla selamlıyorum efendim.

Sermaye Piyasası Kanunuyla ilgili yaptığımız bu görüşmelerde, daha önce, Bankalar Kanunu Tasarısıyla sizlerin gündemine getirdiğimiz benzer aksaklıkları, maalesef, burada da görüyoruz. Tabiî, Kurulun kimlerden oluşacağı ilgili maddede yazılmakla beraber, özellikle, hukuk yaratan bir kurum niteliğinde olan kurulların Adalet Bakanlığıyla bağlantılarının kesilmiş olması gerçekten düşündürücüdür ve hukuk yaratmanın, hukuk normlarına uymanın bir yolunun, bana göre, Maliye Bakanlığıyla irtibatı değil, Adalet Bakanlığıyla irtibatı daha sağlıklı olur diye düşünüyorum. Zaten, bu tür kurullar, Türkiye’de, maalesef, çağdaş demokrasilerde, Batı ülkelerinde gördüğümüz özerk kurullar biçiminde olmamaktadır. Buna, genellikle, yabancı yatırımcılar, bankacılar, konuştuğumuz zaman, Türk usulü özerklik diyorlar. Yani, Yüce Meclisin seçmediği, Yüce Meclise hesap vermeyen, “accountability” dediğimiz, hem şeffaflık hem hesap verme açısından Meclise bağımlı olmayan, atamaları dahi siyasal otorite tarafından yapılan kurumlara özerk demek mümkün değildir; olsa olsa, devlet içinde devlet olan birtakım bürokratik adacıklar olur. Bu da, Yüce Meclis tarafından ne derece tasvip edilir bilemiyorum.

Aynı sakıncaları, biz, bundan altı ay önce, bu Meclisin büyük bir heyecanla, acil tasarı diye görüştüğü Bankacılık Kanununda da dile getirmiştik. Hatırlarsınız, 18 Nisan seçimlerinden sonra bu Parlamentonun çıkardığı ilk kanun, Bankalar Kanunu olmuştu. Çok acil olduğu, özerk bir kurula ve kuruma ihtiyaç olduğu söylenerek, gece yarılarına kadar süren, buna benzer bir çalışmayla Bankalar Kanununu çıkarmıştık. Bizim yapıcı, olumlu katkı ve önerilerimiz ise, maalesef, o zaman hiç dikkate alınmamıştı. O, bugün, tekrar değiştirilmek isteniyor, aynı Vergi Kanunu gibi; ama, ne yazık ki, Türkiye zaman kaybediyor, ekonomide patinaj yapıyor ve bu temel kanunları apar topar çıkarmanın, enine boyuna tartışmadan çıkarmanın sıkıntısını da, bugün, biz, burada, milletçe çekiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Sermaye Piyasası Kurulu, gerçekten, Türkiye’de çok büyük gelecek vaat eden piyasaların düzenli çalışmasında çok etkin, önemli yetkileri olması gereken bir kamu kuruluşudur. Bizim getirdiğimiz 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, sadece siyasî çekişme yüzünden o dönemde iptal edilmemiş olsaydı, o zaman bizim 15 maddeye sığdırdığımız ve bugün, çoğu da biraz daha cezaları ağırlaştırılarak getirilmiş olan kanun tasarısı, belki de, bugün Yüce Meclisin gündemini hiç işgal etmeyecekti, bu boşluktan doğan sıkıntıları da yaşamayacaktık. Anavatan Partisinin, o dönemde, bu kanun hükmünde kararnameyi niye iptal ettirdiğini, biz hâlâ anlamış değiliz. Burada yaşanan bir hukukî boşluk, aradan 4-5 sene geçtikten sonra giderilmek isteniyor.

Gerçekten, Sermaye Piyasası Kurulu, Türkiye’nin genel idarî yapısı içinde istisnai özellik taşıyan, bağımsız bir idarî otoritedir. RTÜK, Rekabet Kurumu gibi özerk kurum olması tasarlanan bu kurulun, mehaz olarak alındığı Amerika’da uygulanan Anglosakson hukukunun doğal özelliği olarak önemli yetkilerle donatılması da kaçınılmaz bir yapısal durumdur. Kurul, kanunlarla kendine verilen bu görevleri yaparken hızlı davranmalı, objektif olmalı, tavizsiz olmalı, taraf tutmamalı, koruma ve kayırma yapmamalı ve elindeki bu yetkileri, antidemokratik usullerle, âdeta aracı kurumlar ve borsa üzerinde kısıtlayıcı bir teröre dönüşen biçimde de kullanmamalıdır. Bunu yapabilmesi için, bu geniş yetkileri kullanan atayacağımız bu Kurulun karar organının teşkilinde hassas davranılması gerekir. Çok geniş yetkilere sahip bu Kurulun başına, bu piyasaları çok iyi bilmeyen, bu piyasalarda çok iyi yetişmemiş, hatta bu konuda tahsili, kültürü olmayan insanları atadığınız takdirde ciddî sıkıntılar çıkar. Sermaye Piyasası Kurulunun halihazırdaki Değerli Başkanı, kişilik ve şahsiyet olarak takdir ettiğimiz bir arkadaşımız olmakla beraber, kendisinin, akışkanların dinamiği konusunda bir makine hocası olması, böylesi uzmanlık gerektiren, derin piyasası olan bir kurumda, bu tür hukuk yaratan bir kurumda, hele Adalet Bakanlığı temsilcisinin de olmadığı bir kurumda gerçekten sıkıntı yaratır diye düşünüyoruz ve bu konuda, kişiye özel süre uzatma, kişiye özel görev tarifi yapmanın sakıncalı olduğunu düşünüyoruz. Gelin, bu hastalıktan kurtulalım; gelin, kişilere göre kanun yapma, kişilere göre Anayasa değiştirme, kişilere göre Kurula yönetici atama ve ona göre kanunları dizayn etme alışkanlığımızı -ki, kötü bir alışkanlıktır- değiştirelim. Gelin, buraya, işin ehli, yetişmiş, yeni, taze bir kan olabilecek insanların da önünü açalım. Bu, her konuda geçerlidir.

Benim arzu ettiğim hadise şudur: Türkiye, gerçekten özerk kurumlarla, siyasetten bağımsız olduğu düşünülen özerk kurumlarla mı yönetilecek, siyaseti karalayıp kötüleyerek, Yüce Meclisten yangından mal kaçırır gibi çıkarılan geceyarısı kanunlarıyla birtakım bürokratik adacıklar mı oluşturacak? Bana göre, Türk demokrasisinin en önemli sıkıntılarından bir tanesi, bürokrasinin Meclise hesap vermemesidir. Türk bürokrasisinin yetişmiş birçok değerli insanı vardır. Gerçekten, Türkiye Cumhuriyetine her konuda -ekonomiden her konuya kadar- hizmet veren tüm değerli bürokratlarımızı, burada, bir kez daha şükranla ve takdirle anıyorum. Bizim kastettiğimiz, bürokratik yönetim anlayışıdır. Eğer demokrasi varsa, bu Meclisin çatısı altında demokrasi en yüce noktasına ulaşmalıdır.

Bizim ısrarımız odur ki -Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulunda da söyledik, bugün, Sermaye Piyasası Kurulunda da söylüyoruz- bürokratik adacıklar yaratmayalım. Yüce Meclise hesap vermeyen, hem hesapları itibariyle hem ataması itibariyle Yüce Meclisten vize almayan bu tür kurulların, yarın bir gün işini kötü yapması, işini yanlış yapması, işinde aşırıya kaçması, işini suiistimal etmesi veya her halükârda Yüce Meclis tarafından enine boyuna incelenmesi, sorgulanması, yaptığı işlerin performansının denetlenmesi mümkün olmayacaktır. Gelin, bu tür kurumlara ve kurullara Yüce Meclisten vize verelim; gelin, seçimini daha objektif kıstaslara bağlayalım; gelin, bunu Meclis seçsin; gelin, Yüce Meclis özerk kurumları yaratırken kendi yetkilerini birtakım memurlara devretmesin, bu memurlar da yarın bu yetkinin altında ezilmesinler, bunun hesabını, gelsinler, yine Meclise verebilsinler.

Bizim temel olarak, bu hükümetin ısrarla yapmış olduğu yanlışlardan biri olarak gördüğümüz ve düzeltilmesini istediğimiz husus, yine demokrasinin sağlıklı işlemesi içindir, yine şeffaflığın olması içindir, yine bu kurumların gerçekten özerk olması içindir. Biz, bu kurumun Emlak Menkul Değerler olayındaki tutumunu, gecikmesini nasıl izah edeceğiz? Burada batan trilyonlarca lira paranın hesabının Meclise verilmiş olması gerekmez mi? Bunlar kamu kurumudur. Özel sektör olsa, bilmem ne olsa, dersin, özel sektör zararına katlanır bunun; ama, Yüce Meclis kanun veriyor, yetkilerini devrediyor; ama, ne hesabını burada denetleyebiliyor, ne şeffaflığı var, ne de atamasını yapabiliyor. Gelin, bu tür kurumları -RTÜK olsun, Rekabet Kurulu olsun, Bankacılık Kurulu olsun, SPK olsun- gerçekten özerk yapalım, gerçekten çağdaş normlara, Batı normlarına, standartlarına uyduralım. Bizim ısrarla, Doğru Yol Partisi olarak vurgulamak istediğimiz husus budur. Meclisin üstünlüğü, seçilmiş iradenin her konudaki denetimi, her konuda her kurumun Meclise hesap verir olması -kamu kurumlarının- ve bunun güvenilir ve inanılır olması, bu kurumun da gücüne güç katacaktır diye düşünüyorum. O anlamda, özellikle, başkan ve üyelerin seçimi sırasında Adalet Bakanlığından kimsenin olmamasını da çok ciddî bir eksiklik olarak görüyorum; çünkü, bu, bir hukuk yaratan kurumdur ve hukuk yaratan kurumların Adalet Bakanlığında olmaması ciddî bir eksikliktir diye düşünüyorum.

Diğer maddelerde görüşlerimizi aktarmak üzere, sözlerime burada son veriyorum, hepinizi saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Söylemez.

Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.

Şahısları adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; 191 sıra sayılı kanun tasarısının 7 inci maddesinde şahsen söz almış bulunuyorum.

Bu madde, Kurul üyelerinin seçim tarzını, daha doğrusu hangi kurumlar tarafından aday gösterileceğini belirleyen bir maddedir. Tabiî, burada, muhtelif kurumlar aday gösterecekler; Bakanlar Kurulu da, yedi üyeyi ve yedi üyeden birini başkan olarak tayin edecek.

Şimdi, 6 ncı maddeyi geçtik, 7 nci maddeyi görüşüyoruz. Bu Kurul, sermaye piyasasını yönetecek. Bu Kurul, başında bulunduğu 300 kişiyi, 500 kişiyi, 1 000 kişiyi -neyse- personeli yönetmeyecek sadece, Türkiye’nin bütün sermaye piyasasını yönetecek. Peki, yönetemezse, beceremezse ne yapacaksınız, değiştirebilecek misiniz; değiştiremezsiniz. Niye; bakın, bilahara görüşeceğimiz 8 inci maddenin son fıkrasında “Kurul Başkan ve üyelerinin görev süreleri dolmadan görevlerine son verilemez” deniliyor. Bunları altı yıl için seçiyorsunuz ve bunları değiştirme imkânınız yok.

Şimdi, geçtiğimiz 6 ncı maddede de bir hüküm vardı hatırlarsanız. 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında “İlgili Bakan Kurulun yıllık hesapları ile harcamalarına ilişkin işlemlerini denetletir; denetleme sonuçlarıyla ilgili gerekli tedbirleri alır” deniliyor. Ne tedbir alacak?! Çünkü, sermaye piyasasını yöneten Kuruldur. Yani, sermaye piyasasını yöneten kurulu, bakan istediği gibi yönlendirebilir mi, yönlendiremez; talimatla mı idare edecek, edemez. Yani, bu, Sermaye Piyasası Kurulunun dirayetine bağlıdır.

6 ncı maddenin son fıkrasında da “Denetim sonuçları ile bunlara ilişkin işlemler ve alınan tedbirleri gösterir bir rapor, Kurulun yıllık faaliyet raporu ile birlikte ilgili bakan tarafından Bakanlar Kuruluna sunulur.” Denetledi, eksik gördü, Bakanlar Kuruluna sundu. Kurul başkanı, meselesini götüremiyor, toparlayamıyor, yönetemiyor; yani, sermaye piyasası istenen verimlilikte yürümüyor. Çünkü, bir sürü tebliğler neşredecek, kararlar alacak, uygulayacak... Layüsel bir kurumdur bu. Yani, hükümet olarak kurula emir veremezsiniz, değiştirme imkânınız da yok; ne olacak?.. Layüsel bir kurumdur. Kurul kime hesap verecek; hiç kimseye hesap vermeyecek. İşte, onun için biz diyoruz ki, gelin bunu Meclis seçsin; Plan ve Bütçe Komisyonu önseçim yapsın, Meclis seçsin ve belirli şartlarda da bunu değiştirme imkânını koyalım bir yere. Siz getirip koymuşsunuz; değiştirme imkânınız yok. Maalesef, gelişmekte olan ülkeler de, Türkiye gibi ülkeler de buna dahildir; yüksek bürokratlar -tenzih ederim, içlerinde iyi insanlar çoktur şüphesiz, ama- bazı yüksek bürokratlar, bazı siyasiler ve rantiye, büyük sermaye ittifak halindedir. Biz, burada, geçmiş dönemlerde -isim vermeyeyim- özelleştirmeyle ilgili, şununla ilgili kanunu burada müzakere ettik, kanun çıktı ve bir ay sonra, o kurumun başında olan zat, baktık, falan holdingte koordinatör. Yani, Türkiye’de bunu önleyebiliyor musunuz? Yani, bu makamlarda bulunan insanları nasıl denetleyeceksiniz? Meclis komisyonlarının da bu gücü yok. “Gel bakalım, sen bu işte ne yaptın, ne karar verdin, niye o kurumu, memleketin bu meselesini bu badireye sürükledin?” diye, batı parlamentolarında olduğu gibi... Meclis komisyonlarının bu gücü var mı; yok. Biz, bürokrasiden bile bilgi alamıyoruz; yani, mevcut bürokrasiden, milletvekili, komisyon olarak bilgi alamıyoruz. Yani, onun için, getirilen sistem budur.

Ele geçirmeler oluyor Türkiye’de. Halk şirketleri var. Bu halk şirketleri, kendi kuruldukları illerde, ilçelerde âdeta kimlik haline gelmiş, demirbaşı haline gelmiş. Bir nevzuhur grup geliyor, içeriden dışarıdan halk şirketini ele geçiriyor ve onun ortağı olan binlerce insan meyus oluyor. Onlar, onu sadece kâr gayesiyle yapmamışlar; ticaret, sanayi ve yanında kâr... Kolundaki bileziği vermiş, boynundaki altını vermiş, yastık altındaki parasını vermiş ve bunlar, bazıları tarafından ele geçiriliyor. Bunları kurum denetleyemiyorsa, tedbir alamıyorsa, kim denetleyecek, kim hesap soracak? Meclisin de bu gü yok; seçimde Meclisin ağırlığı yok, denetimde Meclisin ağırlığı yok. Hükümetin de gücü yok. Onun için, âdeta, böyle bir layüsel kurum kuruyoruz; kimseye hesap vermeyen, iyiyse iyidir, kötüyse kötüdür...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız efendim.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ederim. Bir cümleyle bitireceğim.

BAŞKAN – Siz, bana “yeni saat koydunuz; ikaz etmeye lüzum yok” demiştiniz; ben de onun için ikaz etmemiştim.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Ona riayet edeceğim ve 1 dakikalık süreyi kullanmayacağım.

Yani, altı yıl boyunca bu insanlara tahammül edeceksiniz. Hükümet olarak, Meclis olarak bizim tahammül etmemiz mühim değil; ama, memleket ekonomisi ne olacak, altı yıl bir maceraya mı gideceksiniz?

Üzerinde düşünün diye söyledim.

Teşekkür ederim; hürmetlerimi arz ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Söz sırası, Karaman Milletvekili Sayın Zeki Ünal’da.

Buyurun efendim.

Vaz mı geçtiniz?

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun efendim. Sanki vazgeçmişsiniz gibi geldi de ondan... Affedersiniz.

Buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

HASAN METİN (İzmir) – Sayın Başkan, aynı şeyleri söyleyeceği için, konuşmasın.

BAŞKAN – Efendim, ben, onların iradesine karışamam; İçtüzük icabı konuşuyorlar. Aynı şeyi söylemek de maharet sayın milletvekilim.

Buyurun efendim.

ZEKİ ÜNAL (Karaman) – Sayın Başkan, aynı şeyleri söylemeyeceğim ve konuşmamı da kısa kesmek istiyorum. Bu konuşma, biraz da dilek ve temenni şeklinde olacak.

Efendim, bu 191 sıra sayılı yasa tasarısının 7 inci maddesi üzerindeki şahsi görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinize saygılar sunuyorum.

Efendim, bu tasarıda, yüzde yüzü halka açık ortaklıklarla ilgili bir düzenleme yok. Onun için, kurulda temsili açısından, aracı kurul temsilcisi gibi bir temsilci bulundurulmasına yönelik bir düzenlemenin mutlaka getirilmesi gerekir.

Ayrıca, kurulda, bünyesinde, en fazla halka açık anonim ortaklık bulunduran ilk üç ticaret ve sanayi odalarının da temsiline imkân sağlayacak düzenlemenin yapılması lazım; çünkü, bu maddeyle, kurul üyelerinin belirlenmesinde değişiklik yapılmaktadır. Kurula, aracı kurumların temsilcisi üye olabilirken, halka açık ortaklıkların kurul karar organında temsilcisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, sanayicilerin de temsil edilebilmesi için, bünyesinde en fazla halka açık ortaklık bulunduran ilk üç sanayi ve ticaret odasının bir temsilci ile kurulda temsil edilebilmesi lazımdır. Böylece, halka açılma özendirilecektir ve aynı zamanda, piyasa, devlet tarafından değil, uygulamadaki kurumlar tarafından yönlendirilecektir ve gerçekçi kararların alınmasına da vesile olacaklardır.

Bu duygu ve düşüncelerle saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Madde üzerinde görüşmeler bitmiştir.

7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum efendim: Kabul edenler...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, sorumuz var; soru soracağımız burada kabul edildi efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Söylemez.

H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana aşağıdaki iki soruyu yöneltmek istiyorum:

1. Bugünkü Sermaye Piyasası Kurulunda, Adalet Bakanlığı temsilcisi veya hukukçu bir üye var mıdır?

2. 261Bu tasarıda, hukuk yaratan bir kurum olan ve Amerika’daki benzeri örnek alındığı söylenen bu tasarıda, Adalet Bakanlığı temsilcisi veya hukukçunun yer almaması, oluşan hukuk kararlarında bir sıkıntı yaratacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Söylemez.

Sayın Bedük, buyurun.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, delaletinizle şu sorularımı Sayın Bakana tevcih etmek istiyorum:

Liberal ekonomi politikaları çerçevesinde sermaye piyasalarının gelişmesine ve büyümesine imkân sağlamak, iç ve dış piyasada güven tazelemek için birkısım düzenlemelerin yapılması gerektiği gibi, bunları gerçekleştirecek kurulların da oluşumu, atanma usulü ve esasları fevkalade ehemmiyet arz etmektedir. Sermaye Piyasası Kuruluna atanacakların usulü itibariyle, acaba dış piyasaya güven sağlayacak, güven telkin edecek bir anlayış var mıdır? Özerklikten bahsetmek mümkün müdür? Diğer ülkelerdeki benzeri kuruluşlardaki atama usulü dikkate alınmış mıdır? Dış finansın, özellikle, ülkemize gelmesini temin edecek böyle önemli bir tasarının görüşülmesi sırasında, özellikle, atama usulü eğer Mecliste gerçekleştirilmiş olsaydı, yani, Meclis tarafından seçilmiş olsaydı, özerkleştirme bakımından daha uygun olmaz mıydı? (DSP sıralarından gürültüler)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Bakan, cevap yazılı mı, sözlü mü?..

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Evet, yazılı vereceğiz efendim.

BAŞKAN – Peki efendim.

Yazılı cevap verecekmiş Sayın Bakan...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, Çevre Bakanımız, pek tabiî ki, cevaplandırmaz; ama, temenni ediyordum ki, Sermaye Piyasası Kanunu gibi bir kanunda değişiklik yapılmasıyla ilgili bir kanunun kabulü sırasında, ilgili bakan burada otursun. İlgili bakanın, burada oturmaması, bu Meclise karşı olan tavrı bakımından fevkalade üzücüdür. (DSP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Zapta geçmiştir efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Bakan Bey, yukarıda, çalışıyor.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Bakan Beyin, burada oturması lazımdır, yukarıda değil; burası Genel Kuruldur.

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, bir soru da ben sormak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özgün...

Sayın Ercan, siz de mi sual soracaksınız?

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Hayır; ben, bir hususa açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika, Sayın Özgün bir sual soracak...

Buyurun efendim.

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana şu soruyu arz etmek istiyorum: Sermaye Piyasası Kuruluna, Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliğinden bir üye alınması neden düşünülmemiştir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Sayın Ercan, buyurun efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkanım, şimdi, Meclis bir yasama çalışması yapıyor. Yasama sorusu ile denetim sorusu birbirinden farklı şeyler. Değerli arkadaşımız, görüşülen maddeyle ilgili olarak bir soru yönellti. Bu soruya Sayın Bakan, elbette ki, cevap verecek ve alınacak cevaba göre, sayın milletvekillerinin, o madde üzerinde irade belirlemesi bahis konusu... Dolayısıyla, yani, asıl amaç da budur soruda.

Ben, o maddenin aleyhinde kendimi şartlandırmış olabilirim; ama, alacağım cevaba göre ben düşüncemi değiştirebilirim. O bakımdan, Sayın Bakanın...

MUSTAFA İLİMEN (Edirne)– Mübarek günde günah işliyorsun.

MUSTAFA ÖRS (Burdur) – Senin günahların hiç çıkmaz; saygılı ol da bir dinle.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ercan, siz usul hakkında konuşuyorsunuz.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Yani, ben anlayamadım, ben...

BAŞKAN - Siz bana hitap ederseniz memnun olurum efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Efendim, ama, ben cevabını almak istiyorum... Siz efendim ikaz ediniz arkadaşımızı...

BAŞKAN – Baktım efendim...

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – ... ve haddini bilmeyenler var; ya haddini bildirin... Çünkü, ben, neyin günah olduğunu neyin günah olmadığını o arkadaşlarımdan çok iyi bilirim.

AYDIN TÜMEN (Ankara) – Burası haddini bildirme müessesesi olmaz.

BAŞKAN – Sayın Ercan bitirir misiniz lütfen.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Şunu söylemek istiyorum.

AYDIN TÜMEN (Ankara) – Sayın Başkan, sorusunu sorsun efendim.

BAŞKAN – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz, ne soracağını ben biliyorum.

AYDIN TÜMEN (Ankara) – Orada Sayın Bakan var; ister yazılı cevap verir, ister sözlü... Olur mu canm!.. İçtüzükte bu hak var.

BAŞKAN – Sayın Başkan, beni dinler misiniz...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Soru sorsun ama... Sataşma yapmasınlar...(Gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika efendim, karşılıklı konuşmayın, beni dinler misiniz.

Sayın Ercan, sual sormak için söz istemedi; usul hakkında, yerinden, 60 ncı maddeye göre söz istedi.

HACI FİLİZ (Kırıkkale) – Grup başkanvekili olarak söz istedi.

BAŞKAN – İstirham ederim... Yapmayın allahaşkına!..

Buyurun.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Bir haksızlık yaptığım kanaatinde de değilim.

BAŞKAN – Hayır efendim; siz bitiriniz lütfen.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Bakınız, ben gayet iyi niyetle diyorum ki, bir yasama çalışması yapıyoruz...

BAŞKAN – Lütfen, bana bakarak konuşur musunuz...

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Çok özür dilerim... İnsanlar konserve kutusu değil burada.

BAŞKAN – Doğrudur efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Burada, alınacak cevaba göre...

BAŞKAN – Ama, takdir edersiniz ki, Bakan Beyin de takdir hakkı var; yazılı cevap verecekmiş.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Burada, alınacak cevaba göre, sayın milletvekilinin o madde üzerindeki iradesi değişebilir...

BAŞKAN – Sayın Ercan, o takdirde Sayın Bakanın efendim.

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Ben, gene, İçtüzük hükümlerine, geçmişteki uygulamalara dayalı olarak söylüyorum; diyorum ki: Denetim sorusuyla yasama sorusu birbirinden farklıdır. Denetim sorusunu, Sayın Bakan, yazılı olarak cevaplama hakkını kullanabilir; ama, yasama çalışması yaparken, sorulan soruya mutlaka Sayın Bakanın, yanındaki uzmanlardan da yararlanarak, bir açıklama yapması zorunluluğu vardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim efendim.

Sayın Ünal’ın sorusuna Sayın Bakan cevap verecekler mi?

ÇEVRE BAKANI FEYZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, milletvekili arkadaşlarımız tabiî ki, soru soracaklar; ama, daha iyi, daha sağlıklı cevap alabilmeleri için, yazılı olarak verileceğini ifade ediyorum ve sordukları için de teşekkür ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Efendim, konu açıklığa kavuşmuştur.

7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Karar yetersayısının aranmasını istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oylamaya geçmiştim efendim. (DSP sıralarından “Geçti” sesleri)

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim, oylamaya geçtim, yapmayın!

Kabul etmeyenler...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Bu defalık böyle olsun...

BAŞKAN – Var zaten efendim.

Madde kabul edilmiştir.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Eğer, bu salonda karar yetersayısı varsa, her mecliste vardır efendim.

BAŞKAN – Sayın Güven, lütfederseniz memnun olurum.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan... Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bedük, anlıyorum...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, yönetiminizde, lütfen, Genel Kurulun haklarını gerçekten koruyun; çünkü, koruduğunuza da inanıyorum.

BAŞKAN – Vay!.. Aşkolsun, aşkolsun efendim! Kaç tane mektup alıyorum iktidar kanadından...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, bir dakikanızı rica ediyorum, istirham ediyorum...

BAŞKAN – Buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sizin, bu konudaki hassasiyetinize de inanıyorum. Genel Kurulda, gerçekten, bu konuda, bizim sorularımıza cevap verebilecek bir bakan arkadaşımızın burada oturması ve özellikle kanunun sahibi olan, ilgilisi olan arkadaşımızın burada oturması önemlidir.

BAŞKAN – Sayın Bedük, müsaade ederseniz, ben bir şey arz edeyim...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Eğer, oturmuyorsa... Ben, size, gösterdiğiniz anlayıştan dolayı teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Hükümetin bütün üyeleri, çıkan kanunlardan haberdardır herhalde. Yani, Çevre Bakanı, Sermaye Piyasası Kanununu bilmez diye bir şey yok.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Hayır, ben bilmez demedim.

BAŞKAN – Ama, takdir kendisinin efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Çevre bakımından bir madde yok burada da, ben o manada söyledim.

BAŞKAN – Var efendim, var; o da var, geliyor. Okursanız anlayacaksınız; azınlık hakları bile var efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – O maddeyle ilgili, mutlak suretle...

BAŞKAN – Müsaade ederseniz, 8 inci maddeye geçelim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Teknik bir konudur Sayın Başkan; teknik bir konu olduğu için söylüyorum. Siz de bunu kabul ediyorsunuz da, yapamıyorsunuz, ne yapalım diyorsunuz, başka çaresi yok diyorsunuz.

HASAN GÜLAY (Manisa) – Bakan tercihi yoktur, her bakan aynı değerdedir.

BAŞKAN – Geçtik, 8 inci maddeye geçtik. Lütfen...

Buyurun efendim.

MADDE 8. – Sermaye Piyasası Kanununun 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Atanma şartları ve görev süreleri

Madde 19. – Kurul Başkanlığı ve üyeliklerine atanacakların;

a) Hukuk, iktisat, maliye, bankacılık, işletmecilik, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, mühendislik ve dengi dallarda en az 4 yıllık lisans düzeyinde öğrenim yapmış olmaları, mühendislik dalında lisans düzeyinde eğitim yapmış olanların ise belirtilen alanlarda lisansüstü eğitim yapmış olmaları ve 14.7.1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendinin, 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımaları,

b) Malî piyasalar, ekonomi, maliye, işletme, sermaye piyasaları, bankacılık ve finans alanında veya bu alanlarla ilgili hukuk dallarında en az 12 yıllık deneyim sahibi uzman, denetçi, yönetici veya öğretim üyesi olmaları,

zorunludur.

Kurul Başkan ve üyelerinin görev süresi 6 yıldır. Süreleri bitenler yeniden seçilebilirler. Başkan dışındaki üyelerin üçte biri iki yılda bir yenilenir. Başkanlık ve üyelikler görev süreleri dolmadan herhangi bir sebeple boşaldığı takdirde boşalan yerlere yukarıda belirtilen esaslar dahilinde iki ay içinde seçim ve atama yapılır. Bu şekilde atananlar, yerine atandıkları kişinin sürelerini tamamlarlar. Başkan ve üyelerin hastalık, kaza ve sair nedenlerle geçici iş göremezliğe uğraması halinin altı aydan fazla sürmesi durumunda bunların üyelikleri düşer ve yerlerine iki ay içerisinde atama yapılır.

Kurul Başkan ve üyelerinin görev süreleri dolmadan görevlerine son verilemez. Ancak atanmaları için gerekli şartları kaybettikleri veya durumlarının bu Kanunun 20 nci maddesine aykırı düştüğü tespit edilen, görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlardan dolayı haklarında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşen Kurul Başkan ve üyeleri süreleri dolmadan Başbakanın onayı ile görevden alınırlar.”

BAŞKAN – 8 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Bingöl Milletvekili Sayın Mahfuz Güler...

Buyurun Sayın Güler. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika efendim.

FP GRUBU ADINA MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının 8 inci maddesiyle ilgili olarak, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Heyetinize saygılarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, Türk sermaye piyasasındaki ilk yasal düzenlemedir. 1981 yılında yürürlüğe giren bu kanun çerçevesinde yasal altyapı oluşturulmuş, temel kurumlar ve araçlar uygulamaya geçirilmiştir. 1992 yılında 3794 sayılı Kanunla yapılan köklü bir yasal değişiklikle, Sermaye Piyasası Kuruluna, gelişmelere ve doğan ihtiyaçlara cevap verebilecek düzenlemeler yapma yetkisi tanınmış; kurumlarda ve araçlarda çeşitlilik sağlanmış ve sermaye piyasası çağdaş bir çizgiye ulaştırılmıştır.

Sermaye Piyasası Kanununun konusu ve amacı, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın iktisadî kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla, sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içerisinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemektir.

Sermaye piyasaları, ekonomik yapı ve ilişkiler sistemi içerisinde önemli bir rol oynamaktadır. İleri ve geri bağlantılarının yüksek olması nedeniyle, bu piyasanın faaliyetleri, ekonomik birimlerin servetlerini, firmaların davranışlarını ve ekonominin etkinliğini doğrudan etkilemektedir. Sermaye piyasaları fonları, en verimli ve etkin bir şekilde kullanacak ekonomik birimlere yönelmesini sağlayıcı bir yapıda olmalıdır.

Sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesinde, özellikle üç konu oldukça önemlidir:

Birincisi, piyasada işlem yapan yatırımcıların ihtiyacı olabilecek tüm bilgi ve verilere zamanında ve istenilen özellikte ulaşabilmesini mümkün kılmak;

İkincisi, piyasanın sağlamlığını ve güvenilirliğini sağlamak;

Üçüncüsü, etkin bir para ve maliye politikasını uygulamaktır.

Kamuya açıklanması gereken bilgi ve veriler, aracı kurum kurma ve faaliyette bulunmaya ilişkin prensip ve kurallar, bunların plasman tür ve şekilleri, finansal ürün ve hizmetlerin maliyetleme ve fiyatlama süreçleri -yani, risk ve getiri ilişkisi- ve teknikleri, kurumlararası ilişkiler, finansal işlem ve faaliyetler, spekülatif ve insider trading -yani, içeriden bilgilenme- faaliyetler ve benzeri hususların, uluslararası standartlar kadar, ulusal ihtiyaç ve önceliklere göre düzenlenmesi son derece önemlidir.

Sermaye Piyasası Kanunu, menkul kıymetlerin halka arzı ve bu yolla satışı, bunları çıkaran anonim ortaklıklar ve sermaye piyasasında faaliyet gösteren yardımcı kuruluşlar bu kanun kapsamındadır.

Sermaye piyasamızın en önemli özelliklerinden biri, piyasanın sığ olması veya derinliğinin olmamasıdır. Bu yapı, doğal olarak, bir dizi sonuca neden olmaktadır. Bundan dolayı piyasalarda dalgalanma büyük boyutlara ulaşmakta, piyasalara yeterli katılım sağlanamamakta, piyasayı düzenleyen özel kanunlar ve Türk hukuk sisteminin özelliklerinden kaynaklanan güvence sorunu çözümlenememektedir.

Borsalar, genel olarak kâr amacı gütmeyen organizasyonlardır. Bunun en önemli nedeni ise, bunların verimlilik ve etkinliklerini artırmaktır.

Teknik açıdan bazı işlemlerde bir kanuna tabi olurken, bazı işlemlerde aynı kanuna tabi olmama gibi çelişkiler ortadan kaldırılmalıdır.

Türk sermaye piyasası mevzuatı değerlendirmeleri genel olarak üç açıdan yapılabilir:

Nispeten önemsiz olan tapaj ve kelime hatalarının düzeltilmesi ve metnin bu açıdan yeniden gözden geçirilmesi,

Kanun tekniği açısından göze çarpan eksikliklerin giderilmesi,

Sermaye piyasası ile işlemlerin yapısı ve özellikleri açısından kanunda yapılması gerekli revizyonlar.

Kanunun yeniden gözden geçirilmesi uygun olacak yönleri ve düzenlemeleri ise, şu şekilde ifade edilebilir:

Bir meslek kuruluşunun göze batacak şekilde öne çıkarılması, buna karşılık sermaye piyasası açısından oldukça önemli olan bir finansal kuruluşun rol ve etkinliğinin ortadan kaldırılması. Bu tür düzenlemelerde, sermaye piyasasının yapısı ve özellikleriyle ilgili kurumlarının rol ve fonksiyonları arasındaki ilişkinin iyi kurulması son derece önemlidir.

Ağır ceza ve kasıt arasındaki teknik ilişkinin kanun metnine uygun yansıtılamamış olması. Teknik olarak ağır ceza kasıt eylemini de kapsamasına rağmen, bu farklılığın ayrıca uygulanması tercih edilmiştir.

Kurul başkanının seçiminde, daha önce “işletme mühendisliği” ifadesinin sadece “mühendislik” olarak yer alması ve deneyim konusunun eksik değerlendirilmesi... Özellikle, sosyal bilimlerin önem ve rolü vurgulanmış olmasına rağmen, mühendislik tahsili yapanlardan yüksek lisans istenmiş; ancak, sosyal bilim alanında yüksek lisans aranmaması yeniden değerlendirilmelidir. Ayrıca, aranan deneyim sürelerinde mühendislikten hiç bahsedilmemektedir. Bu hem kendi içinde bir çelişkidir hem de kanun tekniği açısından uygun gözükmemektedir.

Kurulun belirtilen sürelerde atanamaması durumunda ortaya çıkacak sonuca ilişkin düzenleme ve yaptırımdan bahsedilmemektedir. Kurul başkanlığı ve üyeliklerine atanacakların, yükseköğrenim görmüş ve iktisat, maliye, hukuk, bankacılık ve işletmecilik dallarından birinde veya birkaçında en az 15 yıllık tecrübe sahibi olma şartı, yukarıda saydığım dallara ilaveten kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, mühendislik ve dengi dallarda en az 4 yıllık lisans yapmış olmaları, mühendislik dalında olanların ise, belirtilen alanlarda lisansüstü eğitim yapmış olmaları, ayrıca, bu dallarda en az 12 yıl tecrübe sahibi olmaları şekline dönüştürülmüştür.

Burada yapılan değişiklik, kurul üyelerinin “yükseköğrenim görmüş olma” şartı “4 yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun olma” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca, böyle önemli olan bir kurumun başına getirilecek insanların daha tecrübeli elemanlardan oluşması gerekirken, tecrübe yaşı 15 yıldan 12 yıla düşürülmüştür. Hatta hükümet, teklifinde 10 yıl olmasını istemiş. Bu nasıl bir değişiklik, anlamamız mümkün değil!..

Anlamadığımız bir diğer değişiklik ise, kurumsal hafızanın korunması, kurulda istikrar ve devamlılığın sağlanması amaçlandığı için, başkan ve üyelerin görev süreleri dolmadan herhangi bir sebeple boşaldığı takdirde, bir ay içinde seçim ve atama süresi iki aya çıkarılmıştır. Yani, kurum daha fazla bir süreyle başıboş bırakılmak istenmektedir. Bunun adına da nasıl “istikrar” deniliyor, anlamamız mümkün değildir.

Herhangi bir cezadan dolayı kurul başkanı ve üyeleri, süreleri dolmadan Bakanlar Kurulu kararıyla görevden alınırken, yeni değişiklikle “Başbakan onayı ile görevden alınırlar” şekline dönüştürülmüştür. Böylece, görevden alınma daha kolay ve daha basite indirgenerek, başkan ve üyelerin görevden keyfî olarak alınmalarla karşı karşıya bırakılmaları söz konusudur.

Yeni değişikliğin, aynı fonksiyonlara sahip kurumlara ilişkin yurtdışı düzenlemelerde de görev süresi ve üyelerin yenileme süresinin benzer şekilde düzenlendiği, modelin fonksiyonelliği bakımından aynı sistemin benimsendiği Avrupa İnsan Hakları Divanından da örnek alındığı söylenmektedir.

Sadece Sermaye Piyasası Kanununun 19 uncu maddesi değil, olması gereken her konuda Avrupa İnsan Hakları Divanı baz alınırsa, ülkemiz ve halkımız için memnuniyet verici olacaktır.

Bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılarımı sunuyorum; teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.

Şimdi söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ufuk Söylemez’de.

Buyurun Sayın Söylemez. (DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; tasarının 9 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Sermaye Piyasası Kanununda, kurul başkan ve üyelerinin...

BAŞKAN – Sayın Söylemez, yanıldınız; biz halen 8 inci maddeyi görüşüyoruz efendim.

H. UFUK SÖYLEMEZ (Devamla) – Pardon, 8 inci madde; yan tarafa baktığım için...

Kurul başkan ve üyelerinin seçimine geçmeden önce, az önce yapılan, soru-cevap kısmındaki tartışmaya değinmek istiyorum. Gerçekten, Yüce Meclis ciddî bir iş yapmaktadır.

Değerli arkadaşlar, biz, bu yöntemi terk etmek zorundayız. Bankalar Kanunu çıkarken de, Vergi Kanunu çıkarken de aynı usulü uyguladık. Ben inanıyorum ki, iktidar partilerinin içerisinde, çok değerli, saygın ve bu konuda fikir sahibi milletvekili arkadaşlarımız var. Sadece, kanun çabuk çıksın diye, muhalefetin konuşmaları çabuk bitsin diye cevap vermemek veya onların mantıklı, rasyonel, yapıcı öneri ve katkılarına, eleştirilerine cevap vermemek, demokratik uzlaşma geleneğimizi de geliştirmiyecektir diye düşünüyorum. Keşke, Bankalar Kanununda bizim yaptığımız uyarı ve önerileri dikkate alsaydık da, altı ay sonra, hiç işletilmeyen bir kanunu, tekrar, bu gece komisyonda görüşüyor olmasaydık. Ben, Bankalar Kanunu görüşülürken bu konuşmaları yaptığım sırada, iktidar partilerine mensup birçok değerli milletvekili, çeşitli yerlerde -kuliste, lokantada, karşılaştığımız yerlerde- sohbet sırasında, birçok önerimizin haklı ve doğru olduğunu, aslında o düşünceye kendilerinin de katıldıkları, ama, grup kararı veya kanun çabuk geçsin gibilerden bu konuların tartışılmadığını ve çok da rahat olmadıklarını söylediler. Ben, o arkadaşlarıma da, en azından o samimî yaklaşımlarından ötürü teşekkür ediyorum.

Şu anda da, inanıyorum ki, bizim yaptığımız birçok öneri, arkadaşlarımıza hukuken, vicdanen sağlıklı gelmektedir. Bu, Parlamentonun, demokratik işleyişi içinde, sağlıklı, kalıcı ve hayata geçirilebilir kanunlar çıkarması anlamında da faydalı olacaktır; ama, bu yöntem çok yanlıştır. Gece yarılarına kadar emek sarf eden bu değerli heyetin önemli bir bölümünün, yani çoğunluğu teşkil eden iktidar partilerinin, hiçbir görüş serdetmeden, muhalefetin önerdiği birtakım -bir kısmının gerçekçi olduğuna, yapıcı olduğuna kesinlikle inandığımız- görüşlere katkıda bulunmadan veya hepsini reddederek yapılan bir görüşme mantığı, dünyanın hiçbir parlamentosunda olmaz diye düşünüyorum. Türkiye, hiç olmazsa bu dönem parlamentosunda, bu yanlış tartışma usulünü, üslubunu aşmalıdır.

Biz, iktidar partileri milletvekilerini de, bizim yaptığımız öneri, eleştiri ve yapıcı katkılara cevap vermeye, katkıda bulunmaya, orta yolda sağlıklı şeylerde buluşmaya davet ediyoruz. Biz, muhalefet partisi olarak, her geleni karalayan, her gelene karşı çıkan, her şeye ret oyu veren, o klasik, her şeye siyah beyaz mantığıyla bakan kamplaşmış zihniyette değiliz. Birçok yasada, birçok anayasa değişikliğinde, sizlere oylarımızla, görüşlerimizle, önergelerimizle destek verdik. Eğer bu ülkenin yararınaysa, eğer Türk ekonomisinin, Türk siyasetinin, Türk demokrasisinin yararınaysa, anayasa değişikliğinde de destek verdik, kanunlarda da destek verdik, anlaşmalarda da verdik; bunun birçok örneğini sayabilirim sizlere; ama, karşılığında, biz, muhalefet olarak, gece yarılarına kadar burada emek vererek, fikir vererek, soru sorarak, önerge vererek yaptığımız katkılara, sağlıklı kanunlar çıksın gayretlerine, iktidardan yaklaşım göremiyoruz. Lütfen bu suskunluğu atınız, lütfen bizim öneri ve eleştirilerimize cevap veriniz, katkıda bulununuz; eksik ve yanlışları, gelin, şurada beraber giderelim.

Kötü bir şey mi diyoruz, Adalet Bakanlığının bir temsilcisinin bu kurulda olmaması, bir anlamda kendi hukukunu yaratan bu kurul için bir eksiklik değil midir değerli milletvekilleri?

Ben, değerli Bakanımıza, yanında zevat da bulunuyor “şu anda, SPK Yönetim Kurulu üyeleri arasında Adalet Bakanlığının temsilcisi var mı?” diye sordum; bana, yazılı cevap vereceklerini söylediler. Bu soru yazılı cevap verilecek soru filan değildir. Vardır değerli arkadaşlar, öğrendik, vardır; ama, hukukçu değildir; acıdır, acıdır!..

Bu kanun tasarısında getirilen kurulda da Adalet Bakanlığının hiç temsilcisi yoktur. Şimdi, hukuk yaratan bir kurumda, Adalet Bakanlığı temsilcisi yok, Maliye Bakanlığı temsilcisi var!.. Ben diyorum ki, bu yanlıştır; lüften, doğru olduğunu bana savunun. “Yazılı cevap vereceğim” diye, Bakan Bey bizi by-pass ediyor; iktidar partileri milletvekilleri, inanıyorum ki, haklı olduğuna inandıkları bu konuda yanıt vermiyorlar veya katkıda bulunmuyorlar; tek taraflı bir monolog biçiminde, gece yarılarına kadar bu Meclis emek veriyor, hepimiz mesai sarf ediyoruz; milletin gözü önünde de, bana göre, Meclis, bu anlamda itibar kazanmıyor. Ben, bu yöntemi, bu usulü lütfen değiştirelim diyorum; birbirimize katkıda bulunalım, Meclisin itibarını daha yükseklere çıkaralım, tek taraflı muhalefetin konuştuğu, muhalefetin her getirdiğinin reddedildiği bir anlaşmayı yapmayalım; gelin, şu kanun tasarısıyla getirilen kurula Adalet Bakanlığı temsilcisini koyalım; gelin, şu kurulu, hakikaten özerk yapalım. Bizim istediğimiz, meramımız budur; şurada ortak bir şey yapalım. Bunlar, temel kanunlardır. Bu kanun çıkarsa, iktidara bir avantaj sağlamaz; çıkmazsa, muhalefete bir avantaj sağlamaz. Bu kanun, Türkiye’nin temel kanunudur; Bankalar Kanunu da böyledir.

Bu tür kanunlarda, uzlaşmacı, katkılı, hukuka uygun, şeffaf, Meclisin yetkilerine, gücüne her zaman sahip çıkan ve Yüce Meclis tarafından devredilen yetkilerin de her zaman denetimini sağlayabilecek mekanizmaları getirelim, bürokratik adacıklar yaratmayalım; gerçek demokratik bir cumhuriyet olmanın tadına varalım ve hayata geçirelim diye düşünüyorum.

Bu düşünceler içinde, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Söylemez.

Şahsı adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; Sermaye Piyasası Kanununda değişiklik yapan 191 sıra sayılı tasarının 8 inci maddesinde söz almış bulunuyorum.

Burada, kurul üyelerinin atanma şartları ve görev süreleri tarif edilmiştir. Atanacak kurul üyelerinin tahsil şartları ve hizmet süreleriyle ilgili şartlar vazedilmekte; 12 yıllık tecrübeye sahip olmaları istenmekte ve belli fakültelerde, hukuk, iktisat, maliye, bankacılık, işletme, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, mühendislik ve dengi dallarda en az dört yıllık lisans düzeyinde öğretim yapmış olmaları; mühendislik dalında lisans düzeyinde eğitim yapmış olanların ise belirtilen alanlarda lisansüstü eğitim yapmış olmaları şartı getirilmekte ve devlet memurlarıyla ilgili şartlar da aranmaktadır. Kurul üyelerinin de altı yıl görev yapacağı ifade edilmektedir. Ancak, önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, maddenin son fıkrasında çok mühim bir hüküm var “Kurul Başkan ve üyelerinin görev süreleri dolmadan görevlerine son verilemez” denmektedir; yani, biz bir dukalık kuruyoruz, hükümetin kontrolü dışında, Meclisin kontrolü dışında bir sistem getiriyoruz; Türkiye, bu dukalıklardan, bu özerk kurumlardan çok çekti tabiî, bugün de çekmeye devam ediyor.

Meclis, YÖK’le ilgili araştırma komisyonu kurdu; Türkiye’de herkes şikâyetçi; Sayın Cumhurbaşkanı, YÖK Başkanını tekrar tayin etti. Evet, Anayasaya göre yetkisi var; ama amme vicdanını rahatsız eden bir tayindir bu, bütün partilerin ortak kurduğu araştırma komisyonunun hiç olmazsa neticesini dikkate alan bir tercih yapması veya neticeyi beklemesi gerekirdi. Bütün partilerin rahatsız oldukları bir konudur; ama “benim yetkim var, yaparım” dedi. İşte, Meclis kontrolünün dışına çıkarırsanız, özerk dukalıklar kurarsanız... Yani neticede, burada, böyle yeni bir düzen getirilmektedir.

Değerli arkadaşlar, kurumları kurmak, tabelalarını asmak bir şey ifade etmiyor. Türkiye bugün kalkınamıyorsa, gelişemiyorsa, kamu hizmetlerinin yeterince yapılmamış olmasındandır. Aslında, üretimi yapan vatandaştır, vergiyi ödeyen vatandaştır, israf eden de kamu yönetimidir, keyfî yöneten de kamu yönetimidir. Maalesef, siyasî iktidarlar kamu yönetimine hâkim değildir. Hatta, bazı kamu kurumlarında, siyasî iktidarların esamisi bile okunmaz, denetim girmez, kendi içinde tamamen bağımsız bir dukalıktır. Onun için, gelin, bu düzenlemeyi böyle yapmayın diyorum. Hiç olmazsa, bu cümleyi buradan çıkaralım; yani, son fıkradaki “Kurul Başkan ve üyelerinin görev süreleri dolmadan görevlerine son verilemez” cümlesini buradan çıkaralım. Bunun burada kalması, ileride hükümetlerin işini zorlaştırır. Koalisyon hükümetleriyle idare ediliyoruz, hükümetler sık değişmektedir, bugünkü hükümetin tayin edeceği bir kurulun yarınki hükümetin sıkıntısı olması muhtemeldir. Onun için, bu değişmezlik şartını buradan çıkarmamız lazım.

Ayrıca şunu da ifade edeyim: Başkanı dahi görevden alamıyorsunuz; Kurul üyeliğinden alamayacağınız gibi, başkanlık görevinden de alamıyorsunuz; yani, hadi kurulun üyelerini değiştirmediniz; ama, başkan görevini yapmadı, dirayetsiz çıktı, basiretsiz çıktı ve birtakım kabul edilemez ilişkiler içinde çıktı, ne yapacaksınız, nasıl tespit edeceksiniz bunu; müfettişle mi tespit edeceksiniz, mümkün müdür bunu tespit etmek; hiçbir zaman mümkün olmaz; yani, Türkiye şartlarında bunun nasıl gittiğini biliyoruz. Meclisin kurduğu komisyon -Susurluk Komisyonunu kastediyorum- bazı kamu görevlilerini bilgi vermek için davet etti, lütfedip gelmediler. Yani, bu kadar tesirsiz bir Meclis, bu kadar tesirsiz komisyonlar ve hükümetin de elini kolunu bağladığınız zaman, ileride taşınmaz hale gelir diyorum; hiç olmazsa bu cümlenin buradan çıkarılmasını teklif ediyorum.

Hepinizi hürmetle selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Madde üzerinde görüşmeler bitmiştir.

8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sual sormadınız efendim...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Orada biz bir önerge verdik...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Tamam efendim, peki.

TURHAN GÜVEN (İçel) – Tamam, oylandı bitti efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sizin adaletinize inanıyoruz, size güveniyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. – Sermaye Piyasası Kanununun 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yasaklar

Madde 20. – Kurul Başkan ve üyeleri, özel bir Kanuna dayanmadıkça resmî veya özel hiçbir görev alamaz, ticaretle, uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz, ücret karşılığı konferans ve ders veremez, sınav ve benzeri görev alamaz, her türlü ticarî amaçlı ortaklıklarda pay sahibi olamazlar. Kurul Başkan ve üyeleri, göreve başlamadan önce maliki oldukları payları ve portföyünde hisse senedi bulunan yatırım fonlarının katılma belgelerini, üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar sıhrî hısımları dışındakilere satmak veya devretmek suretiyle elden çıkarmak zorundadır. 30 gün içinde bu hükme uygun hareket etmeyen üyeler, üyelikten çekilmiş sayılır. Kurul Başkan ve üyeleri, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik yapamazlar.”

BAŞKAN – 9 uncu madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Fırat.

Buyurun Sayın Fırat. (FP sıralarından alkışlar)

FP GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli parlamenter arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyor ve idrak etmekte olduğumuz ramazanın, hepimize ve milletimize hayırlı olması temennisiyle, ilgili madde üzerinde Partim adına görüşlerimizi arz etmeye çalışıyorum.

Fertler olduğu gibi, toplumlar da, yaşam tarzlarını seçmek için bir karar vermek durumundalar ve bilebildiğim kadarıyla, 1983-1984’lerde, Türkiye, ekonomik liberalizmi, ekonomisinin esası olarak kabul etmiştir. Şu anda mevcut hükümet, Avrupa Ortak Pazarına girerken, ekonomik liberalizmin yanında siyasî liberalizmi de getirme iddiasıyla, birçok yasa tasarısını bu Meclisten geçirme çabası içerisindedir; ancak, anlayamadığım bir konu var: Eğer, ekonomik liberalizm konusunda, siyasî liberalizm konusunda bir tercih yapılmışsa, Yüce Parlamentonun da yürütmenin de ve hatta yargının da bir yerde, bu yönde adımlar atması ve bununla ilgili düzenlemeleri getirmesi gerekir.

Siyasî liberalizmin gerçekleştirileceği kanısında değilim; çünkü, bugüne kadar getirilmiş olan yasa tasarıları incelendiğinde, siyasî liberalizm, yani, ekonominin aydınlatılması konusunda herhangi bir yasa tasarısının getirilmediği, hatta, mümkün olduğunca, demokrasinin ve insan haklarının giderek kısıtlanması yönünde yasalar çıkardığımızı belirtmekte fayda mülahaza ediyorum; bunu, bununla ilgili yasa tasarılarının görüşmelerinde ifade etmiştim.

Ekonomik liberalizmi serbest piyasa ekonomisi olarak ele alacak olursak, bunun bir enstrümanı da sermaye piyasalarıdır. Sermaye piyasalarıyla ilgili bir yasa tasarısının gündemimize gelmiş olmasını öncelikle kutlamak lazımdı; ancak, tasarı incelendiği zaman, ekonomik liberalizmin ötesinde, manipülasyona mani olunması yerine, sermaye piyasasının manipülasyonla sakat edilmesi yönünde bir iradenin ortaya gelmiş olduğunu görüyoruz.

Her şeyin ötesinde, serbest piyasa ekonomisi, kendi kaidelerini kendisi koymak durumundadır; devletin müdahalesinin asgarîye indirilmesi şartlarının başındadır; ama, getirilmiş olan tasarı incelendiğinde şunu görüyoruz ki, devlet, kurmuş olduğu ve kurmakta olduğu birçok kurul ve kuruluşlarla, bu piyasaya müdahale edebilme durumunu kendisine bir hak olarak görmektedir.

Peki, bunu, ekonomik liberalizmin neresine koyacaksınız? Bir yandan, önümüzde, devletin müdahaleciliği, hem de çok aşırı bir şekilde müdahaleciliği var; ama, bir yandan da, serbest piyasa ekonomisinin en büyük organlarından birisi olan sermaye piyasasının kontrol altına alınması çabası içerisindeyiz.

Bir de, anlayamadığım konulardan birisi, devletleri meydana getiren erklerin, kendilerine has olan yetkilerinin, kendi dışındaki kurum ve kuruluşlara devri konusunda kıskanç davranmaları tabiatları gereği olmasına rağmen, nedense, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin uhdesinde tutmamız gereken ve doğrudan doğruya halkın geçimiyle ilgili, halkın küçük sermayesini değerlendirdiği piyasalarda, özerk ve hatta layüs’el diyebileceğimiz kuruluşların, bugün, burada kurulmasına sebep oluyoruz.

Yasa tasarısı incelendiği zaman, ilgili tasarının 8 veya 9 tane maddesinde, oluşturulmuş olan kurum ve kuruluşların mensuplarına ne şekilde maddî imkânlar sağlanacağı; hatta, bunun da ötesinde, emekliliklerinde ne gibi nemalandırılacaklarına ilişkin hükümler var ve bu, bir yerde beni düşündürüyor; diyorum ki, acaba, bu yasa tasarısı, hükümet tarafından değil de, bu kurum ve kuruluşlarda görev yapmış olan sayın bürokratlarımız tarafından mı tanzim edildi ve önümüze getirildi?

Değerli arkadaşlarım, siyasî liberalizmi belki beceremiyoruz; ama, 1983’ten bugüne kadar emekleme çağında da olsak, ekonomik liberalizmin işleyen çarklarına fazla müdahale etmemekte fayda olduğunu hissediyorum.

Kurmakta olduğumuz birçok kurum ve kuruluşun kurullarına, belki, şu andaki siyasî iktidar, kendi yandaşlarını atama imkânına kavuşmuş olacaktır ve kendi yandaşlarına, büyük maddî ve manevi imkânlar sağlamış olacaktır. Ancak -bir süre sonra, demokrasi içerisinde, hangi partinin iktidar olacağını bilemeyeceğimize göre- yarın, bunun şikâyetleri içerisinde olacağımız ve daha evvelki dönemlerde, borsa içerisinde, siyasîlerin meydana getirmiş olduğu manipülasyonların şikâyetini, bu kez, sizlerin de -belki yarın muhalefet görevini gördüğünüz zaman- aynı şekilde, buradan ifade edeceğiniz kanısındayım.

Bu bakımdan, öncelikle, piyasa şartları içerisinde müdahalenin asgari şartlara indirilmesini sağlamamız gerekir. Devletin, özellikle anonim şirketler üstünde böylesine bir kontrol mekanizması sağlayarak, kimlerin ne şekilde kâr dağıtacağına, yönetim kurullarının ne şekilde davranacağına bir karar verme mekanizması içerisinde- mevcut olan kurulların, ileride, manipülasyona sebep olacağını göz önünde mutlaka bulundurmamız lazım. Eğer, piyasa içerisinde değerleri kendi ekonomik şartları içerisinde belirlenecek olan kıymetli kâğıtların ne şekilde pay dağıtacağına bir kurul karar verebiliyor ise, o değerleri de tespit edecek olan o kurullar olacaktır. Bu kurulların almış olduğu bu kararlarla, bir gecede, kimlerin trilyonlar kazanabileceğini veya trilyonların el değiştirebileceğini tahayyül ve tahmin edebilmek, bence, çok zor olmasa gerek.

Hatalı olan diğer bir konuya gelince. Beş altı tane kurul kuruluyor burada; bu beş altı kurula, eğer, beşer kişiyi, yetenekli olan vatandaşları burayı atadığımızı düşündüğümüz zaman, Türkiye’de, YÖK gibi, RTÜK gibi, tamamen özerk, hatta, lâyüsel dediğimiz müesseseleri yeniden hayata geçirme durumuyla karşı karşıya kalacağız. Tahmin ediyorum, Sayın Çevre Bakanımızın bu tasarıda Bakanlar Kurulunu temsil etmesinin de bir anlamı var bence.

BAŞKAN – Sayın Fırat, toparlar mısınız; süreniz bitmek üzere...

DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) – Sayın Bakanımızın görevi dahiline giriyor. Herhalde, temizlenmek istenen şey de, vatandaşın o küçük katkılarıyla, küçük birikimleriyle, sermaye piyasasında, şu ekonominin içerisine girme ihtiyaç ve iştiyakının temizlenmesi yönünde meydana getirilmiş olan bir tasarıda katkıda bulunmaktır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ufuk Söylemez’de.

Buyurun.(DYP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

DYP GRUBU ADINA H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kanunuyla ilgili tasarının 9 uncu maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygılarımla selamlarım.

Tabiî, bu maddeyle getirilen hususlara geçmeden önce, borsa ve sermaye piyasalarının Türk ekonomi hayatında ve ülkenin geleceğine yönelik olarak ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurgulayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bugünlerde, özellikle borsada inanılmaz bir yükseliş vardır. Bu yükselişin, üretim artışından, ihracat artışından, yabancı kredi girişinden veya sağlıklı göstergelerden olup olmadığı hususu, elbette, analizcilerle ve bu konuya yatırım yapan yatırımcılarla enine boyuna tartışılacaktır; ancak, bizim, Meclis olarak bir görevimiz var; bu tür konularda, özellikle borsada yatırım yapan binlerce, hatta, yüzbinlerce yatırımcıyı -ki, bunların sayısının 500 000 civarında olduğu tahmin ediliyor- korumak ve bunlarla ilgili olarak doğru haber alabilen, şeffaf, rekabetçi, önceden haber almayı engelleyici, manipülasyon ve spekülasyona karşı küçük yatırımcıyı da koruyabilecek yapıların tesisidir.

Bakınız, Temmuz 1998’e dönmek istiyorum; o zaman Anasol-D hükümeti vardı. Borsa bileşik endeksi -hatırlarsınız- 4 500 düzeyindeydi ve manşetler atılıyordu aynı bugünkü gibi: “Borsa uçuyor... Coştu... Müthiş... Rekor üstüne rekor kırılıyor...” Dolar bazında, aslında, bugünkü rakamlara yakındı; yani, 1,80 sent civarındaydı; ama, endeks bazında, TL bazında 4 500’dü; bugün 10 000; ama, dolara vurursanız, üç aşağı beş yukarı aynı durumdadır.

Onun için, bir konuda SPK yöneticilerinin dikkatini çekmek istiyorum. Şimdi, orada yaşanan, özellikle Vergi Kanunu ve arkasından, işte, manipülasyon iddiaları ve Rusya krizinin de patlamasıyla yaşanan panikte İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının, Ağustos 1998 itibariyle değeri, toplam total değeri 65 milyar dolardan 34 milyar dolara düştü bir hafta içerisinde. Bu rakam içerisinde halka açık hisse senetlerinin değeri ise, aynı tarih itibariyle, 14,3 milyar dolardan 7,6 milyar dolara düştü. Bunun anlamı neydi arkadaşlar; bunun anlamı, 500 000’e yakın küçük ve orta ölçekli ağırlığı olan borsa yatırımcısının zararlarının 6,7 milyar doları bulmasıydı; yani, bu düşüş, yaklaşık yüzde 48,5’lik bir düşüştü ki “emergence markets” diye tabir edilen The Economist Dergisinin arka sayfasında devamlı yayımlanan o gelişmekte olan pazarlar arasında en keskin düşüşü gösteren borsa olmuştu. Bu, tabiî, bir istikrarsızlık göstergesidir; ayrıca, insanların fakirleşmesini de getirmektedir. Küçük ve orta ölçekli yatırımcıların güvenip girdikleri borsada birtakım haberlerle, manipülasyonlarla aldatılmalarının önüne geçilmesi lazımdır. Bu yasakları getirirken, özellikle, küçük ve orta ölçekli yatırımcıları koruyacak, şeffaflığı sağlayacak, doğru haber almayı getirecek mekanizmaları çalıştırmamız lazım. SPK’nın bugüne kadar yaptığı insider trading, manipülasyon ve spekülasyon soruşturmalarından, bugüne kadar, bana göre, çok ciddî bir sonuç alınamadı. SPK, bu konularda açtığı birçok davayı da -yüzde 82’sini bir hesaba göre; bana gelen not da doğru olmayabilir, düzeltsinler beni- kaybetmiş. Demek ki, bir yanlış yapılıyor; ya sistemde ya mekanizmalarda ya SPK’nın işleyiş tarzında bir sıkıntı var. Bu kadar önemli bir kanun tasarısı burada görüşülürken, böylesine önemli bir hususa özellikle dikkat çekmek istiyorum.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Söylemez.

Gruplar adına başka söz isteyen yok.

Şahsı adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Muhterem Başkan, muhterem üyeler; Sermaye Piyasası Kanununda değişiklikle ilgili 191 sıra sayılı kanun tasarısının “yasaklar”ı düzenleyen 9 uncu maddesinde söz almış bulunuyorum. Bu madde, Sermaye Piyasası Kanununun 20 inci maddesini değiştirmektedir.

Maddeyle, kurul başkan ve üyelerinin neleri yapamayacağı ifade edilmekte; kendilerine ait hisse senetlerini süratle yakını olmayanlara devretme mecburiyeti getirilmektedir. “30 gün içinde bu hükme uygun hareket etmeyen üyeler, üyelikten çekilmiş sayılırlar. Kurul Başkan ve üyeleri, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik yapamazlar” denilmektedir.

Değerli arkadaşlar, tabiî bu, şeklî bir hükümdür; bu kadar mühim kararları veren bir kurulun başkan ve üyeleriyle ilgili getirilmiş olan yasaklardır; ama, eğer sizin buralara getirdiğiniz insanlar, yüksek ahlak ve seciyeye sahip insanlar değilse, sizin bütün bu vazettiğiniz şeklî unsurlara uyarlar; ama, öbür taraftan da yolsuzluğun daniskasını yaparlar. Nitekim, geçmişte, bir banka genel müdürlüğü yapan bir zatın, rüşvet alıp, işi de yapmaması sebebiyle, o rüşvet aldığı işadamı, mafya vasıtasıyla kendisini tehdit etmiş, parayı -biliyorsunuz, 5 milyon dolar- geri istemiş; o da vermeyince, mafya tarafından yaralanmıştı ve o banka genel müdürüne -zannederim, kaçtı, Amerikada’dır şimdi, bir taraflarda. Zaten, bizi soyanlar hep bir yerlere kaçarlar, sığınma yerleri bulurlar- “belgen var mı” diyor; o da, tabiî, benim, burada tekrar edemeyeceğim, terbiyemin müsaade etmediği bir şekilde “bunun belgesi mi olur” diyor. Onun için, bu işler, bu yasaklara da uyarak yapılır.

Buralara getirilecek kişiler çok mühimdir. Bunları hissedersiniz; ama, değiştirme yetkiniz de yok. Bakın, daha önceki maddedeki, tayin edilenleri, ne başkanlıktan alabilirsiniz ne başkanvekilliğinden alabilirsiniz ne de üyelikten alabilirsiniz; soyarlar...

Bugün, sağır sultan da biliyor ki, Türkiye’de ihalelerde komisyon alınıyor. İç ihalelerde komisyon yüzde 5 ilâ yüzde 10. Dış ihalelerde, gelen yabancı sermaye yatırımlarında da komisyon oluyor. Belli tezgâhlardan geçmeden bunlar yapılmıyor, yürümüyor bu işler. Bunları herkes biliyor. Bunları niye önleyemiyoruz? Biliyorum ki, değerli milletvekillerinin hepsi rahatsız bundan. Milletvekillerinin hepsi rahatsız, niye önleyemiyoruz; çünkü, Meclisin denetim gücü yok, komisyonların denetim gücü yok. Bakanların bunları hissetmeleri mümkün değil; bu noktalara inip, bulabilmeleri mümkün değil. Bunlar o kadar ince sanattır ki, nüfuz edemezsiniz. Bunu bulmanın yolu var tabiî; Meclis komisyonlarını güçlendireceksiniz. Herhangi bir suiistimal söylentisi duyduğu zaman, çağıracak, çapraz sorgulama yapacak, basına kapalı yapacak, basının da önünde yapmayacak, sansasyona lüzum yok. O zaman, bu noktalarda bulunan özel sektör gödevlileri de olsa kamu kurum görevlileri de olsa bacakları titrer. Batı parlamentolarının bu gücü var. Bizim bu gücümüz var mı; yok.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, süreniz bitmek üzere efendim.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bakın, biz, bugün toplandık, dedik ki, yahu, bu Bankalar Kanununu niye değiştiriyorsunuz üç dört ay sonra; gelin, kapalı oturum yapalım, basın çıksın,bilgi verin bize. Alamayız bilgi, mümkün değil. Bunun İçtüzük düzenlemesi konuşuluyor Mecliste; bunların ele alınması lazım. Sizin iktidar, bizim iktidar meselesi değil; Türkiye’nin dürüst yönetimi meselesidir, kaynakların millete, hizmete yönlendirilmesi meselesidir.

Tabiî, konuşacak şeyler var; ama, zamanım da bitiyor; uzatmak istemiyorum.

Değerli arkadaşlar, mühim bir kanun çıkarıyoruz, alelacele çıkarıyoruz; yaptık, oldu bitti diyoruz; ama, altı ay, bir sene sonra, eyvah olmadı yine, lastik patladı yolda kaldık diyoruz. Onun için, bunların üzerinde ciddî ciddî düşünmek lazım. Türkiye’de düzeni, hakça bir düzen, adil bir düzen, dürüst bir düzen haline getirmeden, önümüzü açamayız, yolumuzu açamayız, bu bataktan da kurtulamayız.

Teşekkür ederim, hürmetle selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Erzurum Milletvekili Sayın Polat, vaz mı geçtiniz?..

ASLAN POLAT (Erzurum) – Vazgeçtim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın Bedük, sual için, buyurun efendim.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakanıma şu suali arz etmek istiyorum: Sermaye Piyasası Kanununun 20 nci maddesinde değişiklik sağlayan 9 uncu maddede “Kurul Başkan ve üyeleri, özel bir Kanuna dayanmadıkça resmî veya özel hiçbir görev alamaz” deniliyor. “Özel bir Kanuna dayanmadıkça” sözcüğünden hareket etmek suretiyle, acaba ne kastediliyor, hangi özel kanun; yani, değişik hangi görev verilecek ki, bunlarla ilgili istisnaî bir hüküm getiriliyor; onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.

Sayın Bakan...

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Efendim, bazı özel kanunlar vardır; sayın milletvekilim de biliyor. Örneğin, Üniversiteler Kanunu. Bu gibi kanunları kastediyor tasarı. Yani, özel kanunlar bunlar. YÖK üyeliği gibi...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Yani, üniversitede hocalık yapmak gibi; bunun dışında başka bir şey olmayacak değil mi?

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Hayır efendim; o gibi kanunlar diyoruz. Yani, sınırlama yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

III. — YOKLAMA

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yoklama talebi vardır.

Yoklama talebinde bulunan sayın üyelerin tek tek isimlerini okuyacağım, burada bulunup bulunmadıklarına bakacağım.

Saffet Arıkan Bedük?.. Burada.

Nevzat Ercan?.. Burada.

Hüseyin Çelik?.. Burada.

Ufuk Söylemez?.. Burada.

Mustafa Örs?.. Burada.

Mahmut Nedim Bilgiç?.. Burada.

Turhan Güven?.. Burada.

Hacı Filiz?.. Burada.

İsmail Özgün?.. Burada.

Nurettin Aktaş?.. Burada.

Mustafa Geçer?.. Burada.

Sait Açba?.. Burada.

Rıza Ulucak?.. Burada.

Cevat Ayhan?.. Burada.

Suat Pamukçu?.. Burada.

Fahrettin Kukaracı?.. Burada.

Dengir Mir Mehmet Fırat?.. Burada.

Ali Oğuz?.. Burada.

Remzi Çetin?.. Yok.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Tekabbül ediyorsunuz.

Faruk Çelik?.. Yok.

Osman Yumakoğulları? Burada.

20 sayın üye buradalar, yoklamadan sonra, bunları yoklamanın içerisinde sayacağım efendim.

Yoklama için 3 dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısımız vardır.

V. — KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

1. — Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/424) (S. Sayısı : 191) (Devam)

BAŞKAN – 9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler_ Kabul etmeyenler_ Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum efendim :

MADDE 10. – Sermaye Piyasası Kanununun değişik 22 nci maddesinin birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal edilen (j), (n), (r) ve (s) bentleri aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş, (c), (d), (g), (h), (i), (k), (l) bendleri değiştirilmiş, fıkraya (t), (u), (v) ve (y) bentleri ile maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“c) Bu Kanuna tabi sermaye piyasası kurumlarının malî bünyeleri ve kaynaklarının kullanımı ile ilgili standart rasyoları genel olarak ya da faaliyet alanları veya kurumların türleri itibariyle belirlemek, bu rasyoların yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek,”

“d) Sermaye piyasasında, gerektiğinde elektronik ortamda dahil bağımsız denetim faaliyetine ilişkin esasları belirlemek; 1.6.1989 tarih ve 3568 sayılı Kanuna göre denetlemeye yetkili olanların sermaye piyasasında bağımsız denetleme faaliyetlerinde bulunacak kuruluşların kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliği ile istişarede bulunarak belirlemek ve bu şartları taşıyanları listeler halinde ilan etmek”

“g) Sermaye piyasasını ilgilendiren her türlü iletişim araçları ile yapılan yayın, duyuru ve reklamları izlemek ve bunlardan yanıltıcı olduğu tespit edilenleri yasaklamak ve gereği yapılmak üzere ilgili kuruluşlara bildirmek,”

“h) Bu Kanun hükümleri gereğince elde ettiği veya kendisine tevdi edilen malî tablo ve raporlar ile diğer belgeleri incelemek, gerekli gördüğü hususlar hakkında ihraçcı ve kurum denetçilerinden veya bağımsız denetçilerden ayrıca rapor istemek, elde ettiği sonuçları değerlendirerek, Kanunda belirtilen gerekli tedbirleri almak,”

“i) Halka açık anonim ortaklıkların genel kurullarında genel hükümler çerçevesinde vekâleten oy kullanılmasına ilişkin esasları belirlemek ve bu ortaklıklarda yönetim kontrolünün el değiştirmesine yol açacak oranda vekâlet toplayan ya da pay iktisap edenlerin, diğer payları satın alma yükümlülüğüne ve azınlıktaki ortakların da kontrolü ele geçiren kişi veya gruba paylarını satma hakkına ilişkin düzenlemeleri yapmak,”

“j) Ekonomik ve finansal göstergelere, sermaye piyasası araçlarına, mala, kıymetli madenlere ve dövize dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri dahil her türlü türev araçların niteliklerini, alım ve satım esaslarını, bu araçların işlem göreceği borsalar ve piyasalarda çalışacakların denetim, faaliyet, ilke ve esasları ile yükümlülüklerini, teminatlar, takas ve saklama sistemi konularındaki esas ve usulleri düzenlemek,”

“k) Sermaye piyasası araçlarının geri alma veya satma taahhüdü ile alım ve satımını, ilgili sözleşmeleri ve bu sözleşmelere ilişkin piyasa işlem kurallarını düzenlemek ve bu işlemlerle ilgili faaliyet ilke ve esaslarını belirlemek,”

“l) Sermaye piyasası araçlarının ödünç alma ve verme işlemleri ile açığa satış işlemlerine ilişkin ilke ve esasları belirlemek ve Hazine Müsteşarlığı ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının görüşü alınmak suretiyle kredili sermaye piyasası aracı işlemleri ile ilgili düzenlemeler yapmak,”

“n) Sermaye piyasası araçlarının takası, saklanması ile sermaye piyasası kurumlarının ve sermaye piyasası araçlarının derecelendirilmesini düzenlemek ve denetlemek,”

“r) Gayrimenkullerin değerlemesini yapabilecek ekspertiz kurumlarından sermaye piyasasında faaliyette bulunacaklara ilişkin şartları belirlemek ve bu şartlara uyan kuruluşları listeler halinde ilan etmek,”

“s) Sermaye piyasasında medya ve elektronik ortam da dahil yatırım tavsiyelerinde bulunacak kişi ve kuruluşların uyacakları ilke ve esasları belirlemek.”

“t) Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunacaklar, bu maddenin (r) bendi kapsamında faaliyet gösterecek kişi ve kuruluşlar ile sermaye piyasası kurumlarının yönetici ve diğer çalışanlarının meslekî eğitimi, meslekî yeterliliği ve meslekî ehliyetlerini gösterir sertifika verilmesine ilişkin esasları belirlemek, bu amaçlarla merkez kurmak ve faaliyet esaslarını belirlemek”

“u) İnternet de dahil, her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamı ve benzeri araçlar üzerinden gerçekleştirilen ihraç ve halka arzlar ile sermaye piyasası faaliyetleri ve işlemlerini; genel hükümler çerçevesinde bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım esaslarını düzenlemek ve denetlemek”

“v) Kanuna tabi anonim ortaklıkların genel kurullarında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin seçimlerine ilişkin kararlarda her bir üyelik için kullanılacak oy hakkının, kısmen veya tamamen bir veya birkaç üyenin seçiminde birikimli olarak kullanılabilmesi yöntemine ilişkin düzenlemeleri yapmak”

“y) Yabancı ülkelerin sermaye piyasalarında düzenleme ve denetime yetkili muadili kuruluşlar ile sermaye piyasalarıyla ilgili her türlü işbirliği yapmak ve bilgi alışverişinde bulunmak”

“Kurul yetkilerini, düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır. Düzenleyici işlem niteliğindeki yönetmelik ve tebliğler, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulur. Özel nitelikli kararlardan kamuoyunu ilgilendirenler, Kurulun haftalık bülteni ile ilgili kişi ve kuruluşlara duyurulur.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Rıza Ulucak, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

FP GRUBU ADINA RIZA ULUCAK (Ankara) – Sayın Başkan, 191 sıra sayılı, Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde, Fazilet Partimizin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım; bu vesileyle, siz Sayın Başkanımızı ve Yüce Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum.

2499 sayılı Kanunda konu ve amaç şu şekilde belirleniyor: “Bu Kanunun konusu, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak, halkın iktisadî kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla, sarmaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemektir.”

Malum bulunduğu üzere, 22 nci maddenin birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal edilen bazı bentleri yeniden düzenlenmiş, bazı bentleri değiştirilmiş ve yeni bazı bentler eklenmiştir.

22 nci madde, Sermaye Piyasası Kurulunun görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Kanunun, mezkûr 22 nci maddesinin (c) bendi “bu kanun hükümleri gereğince, kendisine tevdi edilen bilanço, yıllık raporlar ve denetim raporları ve diğer belgeleri incelemek, gerekli gördüğü hususlar hakkında denetçilerden ayrıca rapor istemek, elde ettiği sonuçları değerlendirmek ve ortaklık malî durumunda tehlikeli sayılacak belirtilerin tespiti halinde ortaklığın dikkatini çekmek” şeklindeyken her nedense değiştirilmiş ve “bu kanuna tabi sermaye piyasası kurumlarının malî bünyeleri ve kaynaklarının kullanımı ile ilgili standart rasyoları genel olarak ya da faaliyet alanları veya kurumlarının türleri itibariyle belirlemek, bu rasyoların yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek” şekline dönüştürülmüştür.

Finans hukukunda “rasyo” tabiri bilinmektedir; ancak, kanunların herkes tarafından anlaşılır olmasından neden kaçınıldığını da doğrusu merak ediyorum. “Rasyo” acaba ne? Finansal Yönetim adlı eserde “Rasyo: Oran, malî tablolarda yer alan herhangi iki kalem arasındaki ilişkinin basit matematik ifadesi olarak tanımlanabilir” şeklinde izah ediliyor. Bir sözlükte ise “Rasyo: Mantık, mantıklı düşünme, mantıksal yargılama, muhakeme; bir hukuk kuralının veya hukuksal tasarrufun temelini oluşturan akla uygun neden, sebep; işletme faaliyeti hakkında bilgi veren rakamlar, oranlar, bilanço kalemlerinin birbirine oranı” şeklinde açıklanıyor. Öyleyse, Komisyonumuzun, Türkçemize de hürmeten bu kelimeyi “oran” olarak değiştirmesini rica ediyorum.

Diğer taraftan, tasarıya eklenen “kanuna tabi anonim ortaklıkların genel kurullarında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin seçimlerine ilişkin kararlarda her bir üyelik için kullanılacak oy hakkının, kısmen veya tamamen bir veya birkaç üyenin seçiminde birikimli olarak kullanılabilmesi yöntemine ilişkin düzenlemeleri yapmak” şeklindeki (v) bendi de, kanaatimizce, Anayasamızın demokratiklik ilkesine ve kişi özgürlüğüne aykırı bulunmaktadır. Bu bakımdan, bu bendin tasarı metninden çıkartılması hususundaki teklifimizin Yüksek Kurulunuzca değerlendirilmesini temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, tabiî, bazı çok haklı taleplerin, tekliflerin dahi -ne hikmetse, çoğunluğa dayanılarak- aleyhinde oy kullanılıyor ve bir yerde, Meclisimizin yapması icap eden düzeltmeler de bu şekilde düzeltilemiyor.

Bu bakımdan, ben, bilhassa bu kelime üzerinde durulmasını ve bu defa eklenen (v) bendindeki Anayasaya aykırılık nazara alınarak bunun dikkate alınmasını arz ediyor, bu vesileyle saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ulucak.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, Grubumuz adına Sayın Ufuk Söylemez konuşacak.

BAŞKAN – Ben, demin sormuştum, vazgeçmişti.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Ufuk Söylemez; buyurun efendim.

Süreniz 10 dakika.

DYP GRUBU ADINA H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, başta konuşmayacağız dedik; özür dilerim; ama, kurulun yetkilerini bu denli geniş görünce, birkaç husustaki görüşlerimizi bildirmek zarureti doğdu; onun için, konuşmakta ve bunları tutanaklara geçirtmekte yarar görüyoruz. Belki de, iktidar partilerinden bazı arkadaşlarımız bu konuda bize açıklık getirebilirler; onun için, ben başlatayım, belki cevabı gelir.

10 uncu maddesiyle Sermaye Piyasası Kurulunun görev ve yetkilerini düzenleyen bu tasarı, özellikle (c) bendinde rasyo düzenleme yetkisini vermektedir. Madde gerekçesine bakıldığında, Bankalar Kanunundan esinlenildiği görülmekte ve bu sayede sermaye piyasasından elde edilen fonların amaç dışı kullanılmasının önleneceği belirtilmektedir. Maddenin kendisinde ise, sermaye piyasası kurumlarının, sadece bu rasyoya tabi tutulduğu açıktır. Sermaye piyasası kurumlarının, aracı kurumlar, yatırım ortaklıkları, yatırım fonları ve benzeri kurumlar olduğu tasarıda belirtiliyor; ama, sermaye piyasasından fon kullanan ortaklıklar buraya girmiyor. Sonuç olarak, bana göre, madde gereesiyle maddenin kendisi bütünlük arz etmiyor. Bunun nedeni ise, maddelerin gerekçelerinde bütünlük olmamasıdır.

Sermaye piyasası kurumları olarak sayılan aracı kurumlar, yatırım ortaklıkları, yatırım fonları, mevcut mevzuatta dahi çok ayrıntılı düzenlenmiş; kaynakları, kullanımları, yatırım ilkeleri, sermaye piyasası mevzuatında sayfalarca anlatılan tebliğlerle düzenlenmiş olmasına karşın, ayrıca neden rasyo tebliğine gerek duyulduğunu anlamış değiliz.

Ayrıca, ilmî dayanağı olmadan, test edilmeden, bir kurumun aktif ve pasif kalemleri arasındaki salt matematiksel ilişkiyi rasyo namı, adı altında uyması gereken bir kural gibi görmek de ne derece sağlıklı olacaktır, bu düzenlemeye ne kadar gerek vardır, bunu takdirlerinize arz ediyorum.

Tasarıda yer alan (s) bendiyle kamuoyunu etkileyebilecek yatırım tavsiyesinde bulunan kişi ve kuruluşların uyacağı ilkeleri belirlemek de kurulun görevleri arasında sayılmaktadır, ki, bu konu çok muğlaktır. Kurul, daha zorlu bir sahada görev üstlenmeye gitmekte; fakat bu görevin, objektif biçimde ve hakkıyla yerine getirilmemesi halinde, kurulun, bunun üstesinden nasıl geleceği konusunda bizim tereddütlerimiz vardır.

Kurul görev ve yetkilerini kullanırken, özel nitelikli karar alması gerekmekte, uygulamada, özellikle aracı kurumlar tarafından yoğun olarak da bu kararlar nedeniyle şikâyet konusu olmaktadır.

İstisnaî yapısı nedeniyle, kurul, görevini ifa ederken, adil olmalı, objektif davranmalı, eğitici ve öğretici olmalı, hukukun genel ilkelerinden sapmamalı ve ona riayet etmelidir.

Tabiî, içinde bir hukukçunun dahi bulunmadığı ve yöneticileri arasında uzmanlaşmış kişilerin çok az olduğu böyle bir kurulun, bu yetkileri ne kadar sağlıklı kullanabileceği konusunda ciddî endişelerimiz vardır.

Bunun dışında, Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliğinin tavsiyesiyle, bu Kurulun denetleyici listelerini açıklayacağı konusunda bir madde vardır. Evet, Muhasebeciler Odaları Birliğiyle böyle bir koordinasyonu biz yerinde buluyoruz, doğru bir maddedir; ama, Bankacılık Kurulu da birtakım denetleyici firmalar saptamaktadır, başka kurullar da saptamaktadır. Her özerk kurum ve kuruluş, elbette kendi ihtiyaçlarını vurgulamak suretiyle bağımsız denetim kurullarına ihtiyaç duymaktadır; ama, bağımsız denetim kurullarına -bana göre- Türkiye Serbest Muhasebeci Malî Müşavirler ve Yeminli Malî Müşavirler Odaları Birliğinin bir standart getirmesi ve kurumlar arasında bir eşgüdümün, bir koordinasyonun sağlanması da şarttır. Bu konuda da bizim tereddütlerimiz vardır, yani SPK ayrı standartlarda, Bankacılık Kurulu ayrı standartlarda, bir başka kurul ayrı standartlarda bağımsız denetim kurulu saptayacaktır. Bu kurullar arasında çelişki, farklılık, standart birliği olacak mıdır; bu konuda tereddütlerimiz vardır. Konuyu bilgilerinize getiriyorum.

Saygılarımı sunarım. Sağ olun. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Söylemez.

Şimdi, şahısları adına İstanbul Milletvekili Sayın Masum Türker; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

MASUM TÜRKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz madde, Sermaye Piyasası Kuruluna, kanun koyucu adına yetki kullanma hakkı veren bir maddedir. Bu maddede özellikle, ciddî düzenlemelerle ilgili genel çerçeve çizilmediği takdirde, sermaye piyasasının, bir daha kanun koyucunun önüne gelene kadar konuyu kendi çerçevesi içinde, kendi mantığı içinde değerlendirmesi mümkündür. Bu nedenle, ben, burada bazı önemli maddelere dikkati çekerek ve bir hukukî sınırlama getirmek açısından, yasama organının görüşlerini dile getirmek üzere, bu görüşlerimi arz ediyorum.

Kanunla getirilen rasyolarla ilgili, biraz evvel Sayın Söylemez’in de belirttiği konu, aslında, bir zorlayıcı olarak düşünülmemelidir. Buradaki rasyolar, bu sektörde faaliyette bulunan kuruluşların, kendilerini karşılaştırmak amacıyla, sermaye piyasasına yatırım yapan kişilere bilgi verme amacı gütmelidir. Yoksa, Sermaye Piyasası Kurulu, yarın, öbür gün bu belirlediği rasyolara uyulmamasından dolayı, herhangi bir cezalandırmaya giderse, burada kanun koyucunun kendisine tanıdığı bu yetkiyi haksız olarak kullanmış olacaktır.

(d) bendinde getirilen bağımsız denetim şirketiyle ilgili uygulama, geçmişteki uygulamadan farklı olarak, ilk defa bundan sonra belirlenecek listeleri, yani, bağımsız denetim şirketlerinin hem kurallarını belirlerken TÜRMOB diye bilinen Türkiye Malî Müşavirler Odaları Birliğiyle temas edecek hem de her yetki verilen kişi için istişarede bulunduktan sonra liste belirleme yetkisi getirilmiş bulunmaktadır. Kanun koyucu olarak da, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşlerin de bu şekilde tadat edilmesinin temel amacı budur.

(g) bendinde, yanıltıcı olarak yayın yapılmasıyla ilgili bir düzenleme vardır. Burada, yine, kanun koyucu adına bir açıklamayı gündeme getirmekte yarar vardır. Sermaye Piyasası Kuruluna, kesinlikle basına sansür getirme yetkisi verilmemektedir. Yarın öbür gün, bu madde sansür amacıyla kullanılmak istenildiğinde, bu maddenin o amaçla olmadığının, bu maddeyle ancak, gerekli kurulların, kişilerin ya da buradaki yayınların düzeltilmesi konusunda yetki verildiğinin özellikle belirtilmesi gerekmektedir. Yoksa, Sermaye Piyasası Kuruluna “bu konulardaki yayınları derhal toplatın, bu konuda sansür getirilmiştir”gibi bir yaklaşım yoktur; ancak, o yayını düzeltmek, o yayınla ilgili yanlışlığı açıklama yetkisi amaçlanmıştır.

Daha evvel sözü edilen ve özellikle Sayın Ulucak’ın büyük bir düzeltme talep ettiği, birikimli oy kullanma uygulaması doğrudur. Ben, bunu şu nedenle açıklamak istiyorum; belki, Sayın Ulucak da o konudaki görüşlerini değiştirir. Şimdi, sermaye piyasasında işlem gören borsadaki hisse senetlerinin sahipleri, genellikle genel kurul günleri gidip oy kullanmamaktadırlar ve oy kullanmadıkları için sermaye piyasasında işlem gören o hisselerin çoğunluk oy sahipleri o oy haklarına karşılık herhangi bir denetlemeye tabi olmadan istedikleri gibi yönetim ve denetim kurullarını belirliyorlardı. Özellikle, gelişen ülkelerde kullanılan bu sistemin uygulanmasıyla, bu tür oyların biririkimli olarak, açık piyasada, yani, işlem gören hisse senedini elinde bulunduranların bulundurması gerekir; ama, daha evvel söylenen bir söze de açıklık getirmek için, sermayede demokratikleşmeyi sağlayabilmek için birikimli oyu kullanacak olan kişilerin, halka açık hisse senedi sahibi olan kişiler tarafından olması, halka açılmamış olan hisseleri elinde bulunduranların bu imkânı kullanmayacaklarını, düzenlemenin, bu durum dikkate alınarak yapılması gerektiğine özellikle burada dikkati çekmek istiyorum.

Burada (i) bendinde ise, çok önemli bir düzenleme vardır. Bu düzenlemeyle de, azınlık hakları, çoğunluk haklarına karşı korunma amacıyla düzenlemenin yapılması gerekir; çünkü, ilk bakıldığında, maddede, iktisap edenlerin ve herhangi bir yerde hisse senetlerini elde edenlerin diğer hisse senetleri alacakları düzenlemesi var. Buradan amaç -ki, son günlerde, Tansaş olayında yaşadığımız gibi- bir grup, bir hisse senedini aldığı zaman, geri kalan hisse senetlerini, hangi tarihte olursa olsun, belirtilen süreler içinde olması koşuluyla, aynı bedelden almayı taahhüt etmesine ilişkin, azınlık haklarını koruyan bir düzenlemedir. Burada düzenleme yapılırken, beklenen şudur ki Sermaye Piyasası Kurulundan, azınlık hakları her zaman gözetilerek bu maddenin ele alınmasıdır; yoksa, zamanında müracaat etmemekten dolayı kaybedilecek hakların da, geniş bir zaman dilimi içinde kontrol altında tutulması gerekmektedir.

Ben, özellikle, iki konuya daha dikkati çekerek sözlerime son vermek istiyorum. Birincisi; getirilen gayrimenkul ekspertiz hakkının değerlendirilirken, bütün işlemlerin göz önünde bulundurulması gereğidir. İkincisi de; buradaki düzenlemelerin, daima azınlığı ve karşı tarafı düşünerek yapılması gerekir.

Yüce Meclise saygılarımı sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türker.

Söz sırası, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan’da.

Buyurun efendim.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, muhterem üyeler; 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinde, şahsen söz almış bulunmaktayım.

Bu madde, Sermaye Piyasası Kurulunun görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen hükümlerin yerine, bentlerin yerine yenileri vazedilmekte, bazı bentlerin hükümleri değiştirilmekte ve yeni birtakım hükümler de, ilave bentlerle maddeye ilave edilmektedir.

Madde, daha önce konuşan arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi, sermaye piyasasının sağlıklı bir şekilde işlemesi için, kurulun yetkilerini yeniden düzenlemektedir.

Tabiî, burada, ele geçirmeyi önleyici veya azınlık hisselerini koruyucu hükümler var. Sermaye piyasasında işlem gören kurumların çeşitli oranlarını, kârlılık oranlarını, özkaynak oranlarını, vesaire; rasyolar dediği bunlardır... Yani, sermaye piyasasında hisse senedi alıp satacak olanların, kurumlardaki gelişmeleri şeffaf olarak takip edebilmeleri için bunlar da, hakikaten zarurî hizmetlerdir; ne kadar iyi aydınlatılırsa, hisse senedi alacak olanlar veya onların adına alım yapanlar, o kadar isabetli karar verirler. Bütün bunlar, tabiî, bugüne kadar vardı, bugün de, daha geliştirilerek kanuna getirilmiş durumdadır.

Değerli arkadaşlar, tabiî, burada, daha çok görev maddesi ilave edebilirdik; ama, mühim olan, global olarak sermaye piyasasındaki gelişmelere bakmak lazım. Yani, Türkiye’de sermaye piyasasında, zaman zaman anormal dalgalanmalar oluyor. Sayın Ufuk Söylemez’in de ifade ettiği gibi, 1998’de, 5 000 seviyesinden, birden bire 2 000’in altına düştü, şimdi tekrar 10 000’in üzerine çıktı, yarın neye düşecek bilmiyoruz; yani, birtakım spekülatörler, piyasayı oynatıyorlar ve birtakım kişiler de kaybedecekler tabiî.

Biraz evvel Ufuk Bey ifade etti, bakın, Emerging-Market Indicators var, The Economist’in son sayısında, burada, Türkiye’yle ilgili değerleri de almış. Enteresandır diye bunları size söylemek istiyorum: Bakın, son eylül ayı sonu itibariyle, üçüncü çeyrek itibariyle millî gelir artışı, önceki yıla göre Malezya’da yüzde 8,1, Kore’de yüzde 12,3, yıllık millî gelir artışı bu, yani eylül ayından eylül ayına, Türkiye’de nedir; eksi 2, bir yıla göre alırsanız, son 9 aya göre alırsanız eksi yüzde 6’dır. Yani, 1997’de, hatırlıyorum, o zaman Plan ve Bütçe Komisyonunda, bu Sermaye Piyasası Kanununu görüşüyorduk, 1997’nin zannedersem eylül, ekim aylarındaydı, 55 inci hükümet zamanında, Hazineden sorumlu Devlet Bakanı arkadaşla konuşuyoruz komisyonda üyeler olarak. “Türkiye nereye gidecek” dedik, güneydoğu Asya krizi yeni çıkmıştı o zaman, 1997 sonbaharında. Dedi ki: “işte, Türkiye çok iyi olacak.” Ne olacak?.. “Bize 40-50 milyar dolar gelecek, nereye koyacağımızı bilemiyoruz” dedi o zaman. Zabıtlarda var bu, merak edenlere, açar, gösteririz. Yani, bunu, Hazineden sorumlu devlet bakanı söylüyor, o dönemdeki, 20 nci Dönemdeki Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız hatırlarlar. Biz, tabiî, bu iyimser tahmine hayret ettik. Tabiî “kriz Rusya’ya sıçradı” denildi, “oradan Güney Amerika’ya sıçradı” denildi; ama, şimdi, geriye dönüp bakıyoruz, işte rakamlar burada: Malezya, çöküşten, krizden sonra yüzde 8,1 kalkınma sağlamış, Kore yüzde 12,3 ve Türkiye, negatifte, yıllık yüzde 2, dokuz aylık dönemde yüzde 6... Tabiî, faizlere bakıyorsunuz öyle; yani, mesela, haftalık kısa vadeli faizlere baktığınız zaman, Türkiye berbat durumda, yüzde 70, Rusya’dan da berbat, Rusya’da dahi yüzde 55.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, süreniz bitmek üzere, toparlar mısınız efendim.

CEVAT AYHAN (Devamla) – Bitiriyorum.

Kore’ye bakıyorsunuz, Kore’de yüzde 6,85, bizde yüzde 70, on mislinden fazla. Yani, burada bütün indikatörlere bakıyorsunuz -müteakip başka rakamlar da var; ama, vaktim doldu, onun için sonra arz edeceğim- Türkiye iyi idare edilmiyor, Türkiye batıyor.

Hepinizi hürmetle selamlarım. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Madde üzerinde bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 191 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu maddesinin (v) bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İsmail Özgün Mustafa Geçer Rıza Ulucak

Balıkesir Hatay Ankara

Zeki Ünal Mahfuz Güler

Karaman Bingöl

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, çıkarılması istenilen ifadelerde azınlık hakları korunuyor, buna ters bir önerge. Bu bakımdan katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge sahibi, gerekçeyi mi okutalım efendim?

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Halka açık anonim ortaklıkların genel kurullarındaki yönetim ve denetim kurulu üyelerinin seçimlerine ilişkin oy kullanma esaslarını yeniden belirleyen bent, bu şirketin genel kurul yapamayacak, münfesih duruma düşmelerine yol açacak nitelikte olup, Anayasanın demokratiklik ilkesine ve kişi özgürlüğüne aykırıdır.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir; böylece, azınlık haklarının da korunduğu zabta geçmiş oldu.

Teşekkür ederim.

10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Kabul etmeyenler... 10 uncu madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11. – Sermaye Piyasası Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kurul, Başkan dahil en az beş üyenin hazır bulunması ile toplanır ve salt çoğunlukla karar verir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Faruk Çelik.

Buyurun Sayın Çelik.

Süreniz 10 dakika efendim.

FP GRUBU ADINA FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 191 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanununda değşiklik yapan tasarısının 11 inci maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi bu madde, Sermaye Piyasası Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasını değiştirmektedir. 23 üncü maddede “Kurul, Başkan olmadığı hallerde vekil tarafından temsil edilir, yönetilir” kısmı maddeden çıkarılmaktadır ve bu çıkarılan kısımla ilgili düzenleme de, bilindiği gibi, daha önce görüştüğümüz 7 nci maddeye alınmaktadır. Bakanlar Kurulu tarafından kurulun başkanı atanıyor ve başkanvekilliğine ise, kurulda başkanın teklifiyle ikinci başkan seçiliyor; başkan ve ikinci başkandan oluşan bir yönetim tarzına dönüşmüş oluyor. 11 inci madde içerik olarak bu durumu ihtiva etmektedir; ama, asıl olarak bizim, Sermaye Piyasası Kurulu hakkında söyleyeceklerimiz var.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Sermeya Piyasası Kurulu, 1981 yılında Sermaye Piyasası Kanunuyla kurulmuştur. 1992 yılında 3794 sayılı Kanunla köklü bir yasal düzenleme daha yapılmıştır. Daha sonra, yine, çeşitli ihtiyaçlara binanen, 4113 sayılı Yetki Kanununa dayanılarak 1995 Haziranında 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. Bilindiği gibi, biraz önce de arkadaşlarımız ifade ettiler, bu kanun hükmünde kararname iptal edilmiştir. Şimdi, bugün önümüze getirilen bu tasarı bu haliyle, Anayasa Mahkemesince iptal edilen 558 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin hemen hemen aynısıdır.

Bu tasarıyı görüşürken bizim dikkatimizi çeken olay şudur: Geçmişte bu tasarıyı Anayasa Mahkemesine taşıyanların; yani, Anavatan Partisinin, bugün iktidarın büyük ortağı tarafından savunulduğunu da burada müşahede etmekteyiz. Gönül isterdi ki, dün bu tasarıyı Anayasa Mahkemesine taşıyanlar bugün de neden bu tasarının arkasında olduklarını bu kürsüde ifade etsinler.

Değerli milletvekilleri, 2494 sayılı Sermaye Piyasası Kanunuyla hedeflenen asıl amaç, halkın tasarruflarının iktisadî kalkınmaya yönelik yatırımlara aktarılması, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlarının korunmasıdır. Ancak, bu düzenlemeyi yaparken de yılların birikimi olan tasarrufların enflasyon karşısında erimesine engel olunmalı, ülkeye yabancı sermaye girişini sağlamak için çıkarılan -Tahkim Yasası, Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası gibi- özel yasalar, diğer yandan gönüllü olarak yurda getirilmek istenen işçi dövizlerinin önünde engel teşkil eden yasalar çıkarılmamalıdır. Ekonomik yönden korunacağını bilen tasarruf sahibi için şirketteki ortaklığını temsil eden belge ikinci plana itilmemelidir. Millî gelir düzeyleri çok yüksek olan gelişmiş birçok Batılı ülkede, ülkeye yabancı sermaye gelsin de nasıl gelirse gelsin mantığı hâkimken, ülkemizde yabancı sermayeye bakışın çifte standardını anlamak mümkün değildir.

Bir yandan, IMF’ye el açacak ve alınacak kredi için, çalışan emekçiyi mezarda emekli edecek, gelir düzeyini düşürecek yasalar çıkaracaksınız ve buna “ülke menfaatı” diyeceksiniz; diğer yandan, ülkeye hiçbir maliyet getirmeyen işçi dövizine engel çıkaracaksınız. Oysa, gerekli yasal düzenleme yapılırsa, bugün ülkemizde SPK’nın suç olarak kabul ettiği şekilde ülkeye girecek olan yurtdışı işçilerin tasarrufları, IMF’nin sosyoekonomik maliyeti çok yüksek olan kredilerinden en az 10 kat daha fazla olacaktır, üstelik sıfır maliyetle.

Değerli milletvekilleri, tüm çalışmaları legal olan, sadece ortakların ekonomik haklarını enflasyona karşı korumak için, izlediği yöntem dolayısıyla, SPK tarafından suçlu görülen çokortaklı şirketlerin ülke ekonomisine sağladığı katkı, aslında küçümsenmeyecek niteliktedir. Bu şekilde faaliyet gösteren KOBİ’lerde yaklaşık 100 000 işçi çalışmaktadır. Geçimini bu şirketlerden aldığı kâr paylarıyla temin eden yaklaşık olarak 150 000 civarında fiilî ortak vardır. Yine, bu şirketler kanalıyla yılda milyonlarca dolarlık ihracat yapılmaktadır. Ayrıca, Türkiye’ye 5 milyar dolar civarında işçi dövizi girmektedir. Halbuki, bugün biz IMF’nin önünde, vereceği 4-5 milyar dolar için birçok uygulamalar içerisindeyiz.

Değerli milletvekilleri, ülkede yaşanan yüksek enflasyon ve uygulanan para ve maliye politikaları yatırımcıyı ve tasarruf sahiplerini üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine yönlendirmekte ve kazancını faizden elde eden rantiyeci kesimi ortaya çıkarmaktadır. Uygulanan vergi politikalarıyla, yatırımcı, reel anlamda kazancı olmasa dahi enflasyon sebebiyle oluşan fiktif artış sonucunda işletme sermayesinin vergisini vermek zorunda kalmaktadır, dolayısıyla, her geçen gün işletme sermayesi azalmaktadır. Küçük tasarruf sahibi ise yine enflasyon nedeniyle tasarruflarını dövizde tutmayı tercih etmektedir. Her iki halde de ekonomiye girmesi gereken para ya kayıtdışı kalmakta ya da devlete borç olarak verilerek, karşılığında, zahmetsiz ve devletin zararına olan kazanç elde edilmektedir. Devletin rantiyeci sınıfa aktardığı faizden kestiği vergi, üretim şirketlerinden aldığı verginin üçte 1’i oranındadır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla, sermaye piyasasında hızla değişim olduğu ve buna bağlı olarak da değişiklik yapma gereği doğduğu ifade edilmektedir. Oysa, yapılan düzenlemeler, genelde, aracı kurumlarla ilgilidir. Bu tasarının en büyük eksikliği, KOBİ’lerin, halka açılma ve menkul kıymet ihracının basitleştirilmesi yönünde hiçbir hüküm içermemesidir. Halbuki, gerekçede “bahsedilen gelişme, halka açık şirketler sayesinde olmuştur” denilmektedir.

Sermaye piyasası, mevcut haliyle, büyük sermayenin yararlandığı, Anadolu şirketlerinin sistem dışında kaldığı bir yapılanma içermektedir. Gerek genel gerekçede gerekse maddelerin gerekçelerinde, sıkça, ABD ve Batı ülkelerinin uygulamalarına atıfta bulunulmaktadır. Halbuki, bu ülkelerin hepsi, KOBİ’lerin, sermaye piyasasına girişini kolaylaştırıcı tedbirler almışlardır. Değişiklik tasarısı, halka açık ortaklıkların yükümlülüklerini artırmakta, bu haliyle de, KOBİ’lerin bu piyasaya girişini daha da imkânsız hale getirmektedir. Halka açık ortaklıklar yönünden getirilen düzenlemeler, basitleştirici ve kolaylaştırıcı olmak bir yana, Sermaye Piyasası Kurulunun, şimdiye kadar, mevcut kanuna aykırı olarak ve yasal dayanaktan yoksun bir şekilde, keyfî ve haksız uygulamalarının, yasal dayanağa kavuşturulması gayretinden başka bir şey değildir.

Kurulun, geçmişteki keyfî, haksız ve çifte standarda dayalı yetki tecavüzüne meyilli uygulamaları bilindiğinden, bu kanun tasarısıyla verilecek yetkileri kötüye kullanarak, çokortaklı, halka açık şirketleri engelleyici, keyfî bir tutum sergileyeceğinden endişe duyulan Sermaye Piyasası Kurulunun bu tutumu bağımsız Türk mahkemelerinin kararlarıyla tescil edilmiş olup, açılan davaların yüzde 82’sinin Sermaye Piyasası Kurulu aleyhine sonuçlandığı bilinen bir gerçektir.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısına bir bütün olarak bakıldığında, tamamıyla, bir tepki niteliği taşıdığı, herhangi bir reform özelliğinin bulunmadığı, sermaye piyasasının gelişimine katkı sağlayacak herhangi bir düzenleme içermediği görülmektedir. Liberal ekonomiyle bağdaşmayan, aşırı merkeziyetçi ve devletçi anlayış içerisinde hazırlanan yasaların düzenlemesi altındaki sermaye piyasaları ağır baskı altında kalmakta ve gelişememektedirler.

Bu anlayışla hazırlanan yasalar, iç ve dış piyasalara ve pazarlara da güven telkin etmemektedir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Saffef Arıkan Bedük; buyurun.

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 191 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şirketlerin, özellikle ülke kalkınmasında ve milletin birikimlerinin değerlendirilmesinde fevkalade önemli yeri vardır. Şirketler, tarihçeleri itibariyle, gerçekten bu ülkenin sanayileşmesinde en önemli organizasyonlar olmuştur. Cumhuriyet öncesi Osmanlı döneminden beri, halka açık şirketlerce, halk sektörü kurma konusunda bazı denemeler yapılmıştır; İttihat ve Terakki zamanında da ahali şirketleri kurulmuştur. 1970’li yıllarda kurulan ve pek çoğu hepimizin yakından izlediği, işçi vatandaşlarımızın kurduğu işçi şirketleri de, gerçekten, denemeler olarak bizim tarihçemizde vardır. Bugün de, Anadolu şirketleri “Anadolu Kaplanları” adı altında, kendi yörelerinde birkısım mal ve değerlerin özellikle kıymetlendirilmesi ve bunun mamül madde haline getirilmesi, bulundukları yerlerde istihdam alanının açılması için, üzerlerine düşen görevi yerine görevi yerine getirmenin mutluluğunu yaşamışlardır, yaşamaktadırlar; ancak, büyük bir sıkıntı içerisinde olduklarının da altını çizerek belirtmek istiyorum.

Küçük ve orta boy işletmelerin, bugün “Anadolu kaplanları” diye isimlendirdiğimiz bu kuruluşların çok büyük sıkıntısı vardır; ama, ne yazık ki, hükümet, küçük ve orta boy işletmelere yönelik herhangi bir teklif, herhangi bir yasa getirmemektedir; üstüne üstlük, özellikle bu kuruluşlarla ilgili yeni birkısım tahdit edici, engelleyici, gelişmelerini özellikle köstekleyici birkısım maddeler ve yasaları gündeme getirmenin heyecanını da gündeme getirmektedir ve böylece biz de, bugün, sermaye piyasasını bu anlayış içerisinde müzakere etmenin üzüntüsünü taşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, özellikle sermaye piyasasıyla ilgili olarak, ortak sayısı halka açık anonim şirketlerde 100’den 250’ye çıkarılmakadır. Bunun anlamı nedir biliyor musunuz; Adıyaman’da, Malatya’da, Sıvas’ta, Ankara’nın ilçelerinde küçükboy işletmelerin özellikle bu imkânlardan yararlanamaması anlamına gelmektedir, onlar daha fazla sıkıştırılacaktır, onlar daha fazla daraltılacaktır, onlar daha fazla istihdam alanı açmamalarına yönelik bir baskı altında kalacaklardır. Oysa, bizim yaptığımız nedir, yapmamız gereken şey nedir, işlev nedir, tarihçe nedir; şirket. Şirket, özellikle halkın o küçük birikimlerinin değerlendirildiği en önemli organizasyonlardı. Siz, bunu, bir taraftan, hükümet programında KOBİ’ler olarak alırsınız, seçim meydanlarında da dile getirirsiniz; ama, gün, kanun çıkarmaya gelince maalesef onu dikkate almazsınız.

Gelişmiş finansal pazarlarda küçük birikimler bir araya getirilerek, özellikle sanayi kesiminde büyük ölçekli işletmelerin doğup büyümesine olanak sağlamıştır; ama, ne yazık ki, Sermaye Piyasası Kanununda getirilen bu değişiklikte bunu göremiyorsunuz. Yatırımlar için sermaye yetersizliği nedeniyle, hem yerli hem de yabancı sermayeye şiddetle ihtiyacımız vardır. Ülkemizdeki işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik sorunu; ancak, ister yerli olsun, ister yabancı olsun, sermayenin, yatırımlara ve üretime yönlendirilmesi fevkalade önem arz etmektedir; ama, ne yazık ki, yine, küçük sermayenin, orta boy işletmelere yönelik ve yabancı sermayeyle birlikte yapacakları birkısım yatırımları, Anadolu yatırımlarını, Anadolu kaplanlarını destekleyecek bir unsuru, maalesef, görememenin üzüntüsünü taşıyoruz.

Ayrıca, ne yapıyorsunuz; hür ve serbest piyasa ekonomisine dayalı ekonomilerde şirket ortakları serbestçe karar verir. Bu, serbest piyasa ekonomisinin, hür ve liberal ekonominin en önemli unsurudur; ama, kalkıp, şirketin esas sözleşmesiyle ilgili olarak, Sermaye Piyasası Kurulunun onayına gidiyorsunuz, vizesine gidiyorsunuz ve böylece, işin başlangıcında, zaten, o ortakları sıkıntıya sokuyorsunuz. Ortaklar, maalesef, kendi hür iradeleriyle sözleşmelerini yapamayacaklar, değiştirmek istediklerinde yine Sermaye Piyasası Kuruluna gidecekler ve bütün bunlarla birlikte, Sermaye Piyasası Kurulu, halktan, yatırımcıdan para toplamak suretiyle, menkul kıymet ihraç eden anonim ortaklıkların ihraç edecekleri menkul kıymet veya anonim ortaklar hakkında, yatırımcılara, şirketin malî durumuyla ilgili, malî durum dışındaki hususlarda düzenli ve sürekli bilgi verilmesini temin eden bir kurumdur diyoruz. Aktarılan bu bilgilere göre, yatırımcı, serbest iradesiyle karar verecek, ihraç edilen menkul kıymeti satın alacak veya almayacaktır; yetki, Sermaye Piyasası Kurulundadır.

Öylesine geniş yetki ki, öylesine aşırı yetkilerle donatıldı ki, öylesine fazla, serbest piyasa ekonomisine tamamen ters düşecek ve özellikle Türk ekonomisinin, Türkiye piyasasının, güven yitirmesine neden olacak müdahalelere imkân veriyoruz ki, bu aşırı yetkiden, halka açık anonim şirketleri Allah korusun diyoruz, Allah Anadolu kaplanlarına yardımcı olsun diyoruz ve özellikle aracı kurumlara da Tanrı’dan yardım diliyoruz; başka çaremiz kalmadı.

Değerli milletvekilleri, bakın, sermaye piyasası araçlarını ihraç veya halka arz edenler, kurulca, bu kanuna tabi olmalarından kaynaklanan yükümlülüklerinden kısmen veya tamamen muaf tutulabilirler şeklinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bedük, toparlar mısınız...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

... çok genel bir anlam ve muğlak bir ifadeyle yine yetki veriyoruz. En sonunda ne yapıyoruz -tasarıya bakın- “Kurul, başkan dahil, en az beş üyenin hazır bulunmasıyla toplanır...” Yedi kişilik bir kurul var, beş kişi toplandı... “salt çoğunlukla karar verir” diyor. Arkadaşlar, çok önemli bir noktayı ifade etmeye çalışıyorum; yani, serbest piyasa ile ilgili bu kadar önemli bir konuda, üç kişiyle bu kurula yetki veriyorsunuz, halka açık anonim şirketleri, üç kişinin iki dudağının arasına teslim ediyorsunuz, maalesef, bu Meclisin seçtiği değil, doğrudan doğruya siyasî maksatlarla seçilmiş olan kişilere tevdi etmiş oluyorsunuz. Bu, gerçekten hiç de doğru bir davranış değildir.

Bu anlayış içerisinde, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bedük.

Şimdi, söz sırası, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan’da.

Buyurun efendim.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Eğer sırası geldiyse, hakkımı Sayın Aslan Polat’a veriyorum.

BAŞKAN – Efendim, sırada, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de sıramı Sayın Aslan Polat’a veriyorum.

BAŞKAN – Peki efendim.

Buyurun Sayın Polat.

Süreniz 5 dakika.

ASLAN POLAT (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

11 inci maddede “Sermaye Piyasası Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘Kurul, Başkan dahil en az beş üyenin hazır bulunması ile toplanır ve salt çoğunlukla karar verir” deniliyor. Peki, bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşulurken nasıl olmuş; uzatmayacağım, onunla ilgili tutanakların son kısmını okuyacağım. Bir arkadaş itiraz etmiş, Başkana: “Başkan yoksa, başkan yardımcılarının başkanlığında toplanabilir mi” diye sorunca, Başkan da: “Burada başkan ya da başkan yardımcılarının başkanlığında toplanır diyelim” demiş ve sonradan “en az beş üyenin hazır bulunması ve salt çoğunlukla karar alma -devam ediyor- bunu yeniden redakte edip yazacağız” diye eklemiş. Buraya dikkat edin sayın milletvekilleri: ‘Başkanın bulunmadığı hallerde, ikinci başkan tarafından yönetilir’ yerine, onu redakte ederek, örneğin ‘Kurul, Başkan tarafından temsil edilir. Kurul, Başkan bulunmadığı hallerde, ikinci başkanın başkanlığında toplanır ve en az beş üyenin hazır bulunması ve salt çoğunlukla karar verir’ yani, orayı yeniden yazacağız. Özünde bir şey yok, sadece redaksiyon. Bu şekliyle maddeyi oyluyorum” diyor ve oylanıp kabul ediliyor. Yani, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşulurken, bu işler o kadar aceleye geliyor ki, Başkan tarafından “kurulda başkan olmadığı zaman ikinci başkanın başkanlığında toplanır” denilecek diye redaksiyon yetkisi alınıyor; fakat, tasarı, o, hiç dikkate alınmadan buraya geliyor.

Şimdi, benim söyleyeceğim konu şu: Eğer, Plan ve Bütçe Komsiyonun görüşü önemli değilse, orada neden o karar alınıyor; o redaksiyon sözü niye veriliyor; orada “redakte yapılacak” deniyorsa, o redakte yapılmadan, nasıl sizin huzurunuza getiriliyor? Bunun bir tek sebebi var. İşi o kadar aceleye dökmüşüz ki...

Bakın, Bankalar Kanunu, haziran ayında çıktı buradan. Haziran ayında, Bankalar Kanunu çıktıktan sonra, şimdi, yeniden, tekrar çıkarıyoruz ve Sayın Devlet Bakanımız, yukarıda, Komisyonda, Bankalar konusunda, alt komisyona başkanlık ediyor ki, yarına kadar bu tasarı buraya kavuşsun diye. Kendisi de burada bulunamıyor, yerine başka bakan arkadaşımızı gönderiyor. Buradaki bakan, kendisine bu konuda gelen sorulara da ister istemez, yetkisi olmadığı için cevap veremiyor. Peki, bu kadar aceleye getiriyorsunuz, redaksiyonu bile aldığınız yetki dahilinde yapmıyoruz, ondan sonra da geliyorsunuz, burada, bizlerden buna söz istiyorsunuz.

Ben, burada şunu söylemek istiyorum: Bunu, mutlaka ve mutlaka Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, Plan ve Bütçe Komisyonuna verdiği söz şeklinde redakte etmek için geri çeksin veya önerge versin, o önergeyle düzeltsin, öyle gelsin buraya; yoksa, bu, burada Komisyonun ruhuna ve çalışmalarına uymaz arkadaşlar. Şimdi, acele edeceğiz derken...

Sizin acele ettiklerinize bakalım: Sermaye Piyasası Kanunu, geçen sene -ya eylül ya ekim ayındaydı- Sayın Zekeriya Temizel Bakandı, geldi, Plan ve Bütçe Komisyonunda “arkadaşlar, bu kanun çok önemli” dedi; hatta, bir fıkra anlattı “bir Osmanlı paşası, Suriye’deyken, her önüne gelen kanuna ‘bu çok aceledir ve muacceldir’ deyip, havale ediyormuş; her kanunu böyle yapıyormuş. Sonradan, önüne, Osmanlı Padişahından hakikaten çok önemli bir kanun gelmiş. Şimdi, bakmış, buna da ‘acele’ derse kimse ciddiye almayacak, üzerine ‘vallahi de billahi de çok aceledir’ diye yazıp göndermek zorunda kalmış. Bu kanun da öyle bir kanundur” dedi; ne zaman dedi; 1998’in eylül veya ekim aylarında dedi. Şimdi, geldik 1999’un Aralık ayına, o vallah billah denen kanun, daha 14 ayda, yeni önümüze geliyor.

BAŞKAN – Sayın Polat, toparlar mısınız; süreniz bitmek üzere efendim.

ASLAN POLAT (Devamla) – Tamam Başkanım.

Gelirken de o kadar hızlı geliyor ki, yine, Plan ve Bütçe Komisyonunda söylenen sözler, buraya kadar bile kavuşmadan geliyor. Ben, burada, bu işin ciddiyetine bir misal verdim. Lütfen, bunlar, burada düzeltilsin diyorum. Mademki, o komisyondaki arkadaşlara bir söz verilmiştir, onlara, burada, dikkat edilsin.

Bu sermaye piyasasıyla ilgili konuşurken bir şeye daha dikkat edilmesi gerektiğini söylemek istiyorum, o da şu: Zaten bu kanunları böyle burada çıkarıyoruz; ama, biraz önce Sayın Başkan da dedi; salt çoğunlukla, 5 kişiyle toplanıp, 3 kişiyle karar alıyoruz; karar aldığımız yerde de, milyonlarca insanın, bütün ümitlerini bağladığı, halka açık şirketleri veya çok ortaklı şirketlerin kaderlerini ellerine bırakıyoruz. Kaderlerini ellerine bırakırken de yeşil sermaye, kırmızı sermaye diye ayırıma tabi tutuyoruz ve bu ayırıma tabi tuttuğumuz şirketler hakkında da, icabında, burada, ölüm kararlarını da oyla verebiliyorlar.

Burada, bir şey söyleyeceğim. O kurullar Meclise karşı sorumlu olurlarsa, orada çok daha ciddî karar verirler; çünkü, Meclisin arkasında olması, o kurumlara bir güç katacaktır.

Bir tek şey söyleyeceğim. Şimdi, şu Bankalar Kurulu kararından veya şu Sermaye Piyasası Kurulu kararlarından bir şirket zarar görse, şirket, gidip o kurul başkanını bulmaz, direkt siyasetçilerin boynuna sarılır. Hükümette bulunan sayın grup başkanvekilinin yakasına yapışır; der ki, başkanım, bunu düzelt; ama, başkanın hiçbir yetkisi yok. Bütün şikâyetler başkana; ama, siyasî sorumluluk başkanda değil.

Onun için, ben, burada, son olarak, bu konuda; yani, Plan ve Bütçe Komisyonundaki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Polat.

ASLAN POLAT (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası, Ağrı Milletvekili Sayın Nidai Seven’de.

Buyurun efendim.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Biz, söz istemedik efendim...

BAŞKAN – Şahsı adına istedi Sayın Köse... İstirham ederim...

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Ama, yine de izin alması lazım.

BAŞKAN – Yok böyle bir şey... Böyle bir kaide yok... Demokrasilerde var mı efendim böyle bir şey!.. Allah, Allah!.. Olmaz efendim...

Buyurun efendim.

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli üyeler; görüşülmekte olan Sermaye Piyasası Kanununun ilgili maddesi gereğince, sermaye piyasası araçlarının ve kanun hükmündeki kararnameyle iptal edilen hususların değerlendirilmesi ve hukuk boşluğunun doldurulması konusunda, bu tasarının getirilmesi önemli bir aşamadır.

Sermaye Piyasası Kurulu, malumunuz olduğu üzere, yedi üyeden oluşmakta ve bu yedi üye, ilgili bakanlıkça önerilecek dört aday arasından iki ve ilgili kuruluşların önerecekleri ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu Kararıyla atanmaktadır.

Sermaye Piyasası Kurulunun bugünkü etkinliklerini, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu bu ekonomik dengeler bakımından çok önemli bulduğumuzdan dolayı ve dünya piyasalarıyla entegrasyonun, bir bütünlüğün sağlanması noktasından bakıldığında, bunun önemli bir kısmının bu tasarıyla yerine getirildiğini gördüğümüz için, bu maddeye de olumlu baktığımızı belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seven.

Sorular kısmına geçiyoruz.

Sayın Söylemez...

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – İki milletvekili konuştu Sayın Ayhan; siz, sıranızı...

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Soru sormak istiyorum efendim.

BAŞKAN – Ama, elektronik cihazda isminiz yok; lütfeder, numaranızı girerseniz...

Buyurun Sayın Söylemez.

H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana, bir konuyu netleştirmesi konusunda bir soru sormak istiyorum.

Başkan dahil yedi kişiden oluşan bu kurulun, beş kişiyle toplanacak olması mantıklı ve doğal bir husustur. Ancak, bu kurulun, üç kişiyle karar alacak olması, Türkiye’de mevcut genel hukuk hükümlerine, Ticaret Kanunu hükümlerine aykırı bir tutum teşkil etmez mi; yarın, çeşitli mahkemelere veya Anayasa Mahkemesine gidildiğinde, iptal mevzuu olmaz mı? Bu kurul, bu kadar geniş yetkileri üç kişiyle alabilecek midir? Bu konuyu açıklığa kavuşturmasını rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ayhan...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Süre var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Siz de mi soru sormak istiyorsunuz Sayın Seven?

NİDAİ SEVEN (Ağrı) – Süreli değil ise, ben de sorarım.

BAŞKAN – İsteyen sorabilir Sayın Seven; siz konuştunuz ya şimdi, konuştuğunuz anda sormuş oldunuz. Sayın Bakan anladı; size cevap verecek.

Sayın Ayhan, buyurun.

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Sayın Başkan, sorum şudur: Biraz önce konuşan Sayın Aslan Polat, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu maddeyle ilgili bir karar alındığını, ama, kararın da maddenin redaksiyonuna yansıtılmadığını ifade etti; bunu burada düzeltecek miyiz? Bunu sormak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Birinci soruya cevap veriyorum. (Gürültüler)

BAŞKAN – Dinler misiniz efendim... Sual soranlar dinleyecek evvela.

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Şu andaki, yani, yürürlükteki kanunda da böyledir. Beş kişi toplanma hakkı olan kanunda, eğer, karar verme yetkisi de olmazsa, neden beş kişi toplanabilir o zaman?!

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Dört olabilir.

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Hayır, şimdi, şu an “Beş kişi olarak toplanabilir” ve “Üç kişi karar verdiği zaman, alınan karar geçerlidir” deniliyor. Şu andaki mevcut kanunda da böyle, çıkacak kanunda da böyle efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Sayın Ayhan’ın sorusuna cevap verecek misiniz efendim?

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Evet.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Teknik olarak metne bakıyoruz Sayın Başkanım, nelerin atlandığı konusunda.

BAŞKAN – Böyle bir usulümüz yok ama...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, yedi kişilik kuruldan üç kişi karar veriyor, dikkatinize sunuyorum. Üç kişiyle karar veriliyor; bu, çok önemli bir olay.

BAŞKAN – Azınlık hakları diyorlar ya, herhalde o!..

ÇEVRE BAKANI FEVZİ AYTEKİN (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, beş kişinin toplanması yasal mıdır; yasaldır. Öyleyse, üç kişi de karar verebilir o beş kişiden.

İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, aynı oranla Meclis de karar veriyor. Toplantı yetersayısı ile karar yetersayısı oranlarına bakın.

BAŞKAN – İkinci suale bakıyoruz efendim, birinci sual cevaplandırıldı. Sayın Bedük de ikazda bulundu, zabıtlara geçti. Küçük yatırımcıyı korumak gerekmiyor mu Sayın Köse?!

TURHAN GÜVEN (İçel) – Sayın Köse, Bakan adına konuşuyor herhalde!

BAŞKAN – Hayır, Sayın Köse kendi adına konuştu efendim.

Böyle bir usulümüz yok, teamül yok; ama, ne yapacağız bilmiyorum.

Suale yazılı mı cevap vereceksiniz, ne yapacaksınız?

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Aslında düzeltilmesi lazım...

BAŞKAN – Ama, burada başka bir şey var. Keşke, Sayın Polat, biraz evvel Komisyon Başkanına kendisi gidip yapsaydı, vakit kaybetmeyecektik efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz ben bilgilendireyim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) – Sayın Polat’la görüştük, gene arkadaşlarımızla görüştük.

Başkanın bulunmadığı hallerde, ikinci başkanın başkanlığında toplanabileceğiyle ilgili düzenleme 18 inci maddede yer alıyor; bu maddede yer almıyor. Kendileri işaretlerinde haklılar; yani, eksiklik orada...

BAŞKAN – Peki, efendim. Teşekkür ediyorum. Soru cevaplandırılmıştır efendim. 18 inci maddede düzeliyor. Çok teşekkür ederim efendim.

11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12. – Sermaye Piyasası Kanununun 27 nci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki iki fıkra eklenmiş, üçüncü fıkrası beşinci fıkra olarak teselsül ettirilmiş ve dördüncü fıkrası metinden çıkarılmıştır.

“5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun uygulanmasında, emeklilik yönünden, Kurul Başkanına Bakanlık Müsteşarı, Kurul Üyelerine Bakanlık Müsteşar Yardımcısı, Kurul Başkan Yardımcılarına Bakanlık Genel Müdürü, Kurul Birinci Dereceli Daire Başkanlarına Bakanlık Genel Müdür Yardımcısı ve kazanılmış hak aylıkları birinci derecede olmak kaydıyla Kurul Uzmanlarına Hazine Uzmanı için tespit edilen ek gösterge ve makam tazminatı uygulanır. Bu görevlerde geçirilen süreler makam tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde geçmiş sayılır.”

Kurul Başkan ve üyeliklerine atananların Kurulda görev yaptıkları sürede eski görevleri ile olan ilişkileri kesilir. Ancak 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa veya özel mevzuatla düzenlenmiş personel rejimine tabi olanlar Kuruldaki görevleri sona erdikten sonra, başvuruları halinde ilgili Bakan tarafından mükteseplerine uygun bir kadroya atanırlar. Akademik unvanların kazanılması için gerekli şartlar saklıdır.”

BAŞKAN – 12 nci madde üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Sayın Şükrü Ünal; buyurun...

BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın İsmail Özgün konuşacaklar.

BAŞKAN – Öyle mi; peki efendim. Bir tezkere gönderirseniz...

Buyurun Sayın İsmail Özgün.

FP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 191 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci maddesinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu gece, burada, esasında çok önemli bir kanunu görüşüyoruz; Sermaye Piyasası Kanunu. Ama, gecenin şu ilerleyen vaktinde, üzülürek ifade etmemiz gerekir ki, sermaye piyasasıyla ilgili, temelde yapılması gereken önemli değişiklikler yerine, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanının ve Kurul üyelerinin maaşlarıyla, onların atanmalarıyla, onların süreleriyle, tahsil durumlarıyla, vesaireyle ilgili konuları görüşüyoruz. Halbuki, bu tasarının buraya gelmesinden önce, çok önemli konuların, esaslı konuların bu tasarının içerisine konması gerekirdi. Mesela, bu tasarının en büyük eksikliği, bence, KOBİ’lerin halka açılma ve menkul kıymet ihraçlarının basitleştirilmesi yönünde hiçbir hüküm içermemiş olmasıdır. Halbuki, gerekçede bahsedilen gelişme, halka açık şirketler sayesinde bugüne kadar olmuştur.

Bugün, sermaye piyasası mevcut haliyle, büyüklerin yararlandığı, Anadolu şirketlerinin sistem dışında kaldığı bir yapılanma içerisindedir. Gerek genel gerekçede ve gerekse madde gerekçelerinde, Batı Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin uygulamalarından sıkça söz edilmekte; ama, bu ülkelerin hepsi, bugün itibariyle, KOBİ’lerin sermaye piyasasından yararlanmaları için, kendi içinde, KOBİ’lerin sermaye piyasasına girişlerini kolaylaştırıcı tedbirleri çoktan almış bulunmaktadırlar. Oysa, hükümetin getirdiği bu tasarı, halka açık ortaklıkların yükümlülüklerini artırmakta, bu haliyle de, KOBİ’lerin bu piyasaya girişi daha da zorlaşmış hale gelmektedir.

Halka açık ortaklıklar yönünden getirilen düzenlemeler, basitleştirici ve kolaylaştırıcı olmak bir yana, Sermaye Piyasası Kurulunun, şimdiye kadar, mevcut kanuna aykırı olarak ve yasal dayanaktan yoksun bir şekilde keyfî ve haksız uygulamalarının yasal dayanağa kavuşturulması gayretinden başka da bir şey değildir.

Geçmişteki keyfî, haksız ve çifte standarda dayalı, yetki tecavüzüne meyilli uygulamaları bilindiğinden, bu kanun tasarısıyla verilecek yetkileri kötüye kullanarak, çokortaklı halka açık şirketleri engelleyici, keyfî bir tutum sergileneceğinden, ne yazık ki, endişe etmekteyiz. Neden endişe duymaktayız; çünkü, Sermaye Piyasası Kurulunun bu tutumu, mahkeme kararlarıyla da bugüne kadar tescil edilmiştir. Açılan davaların yüzde 82’sinin SPK’nın aleyhine sonuçlandığı ortadadır. Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bir haberde, eski kurul başkanlarından birisi şöyle diyor: “Denetçi bir şey yazınca kurula çıkarmazsak, suçlu oluruz; iyisi mi, kurula gitsin, yargıda aklansın mantığıyla, hiçbir denetçi raporuna karşı çıkmıyoruz.”

Değerli milletvekilleri, bu anlayışla SPK nereye varacak? Böylesine olumsuz bir sicile sahip bir kurulun yetkilerini sınırsız bir şekilde artırmakla ne yapılmak isteniliyor? Yoksa, SPK, hem yargıç hem de savcı yerine mi konulmak isteniyor? SPK’nın yetkileri artırılırken, şirket yöneticilerinin sorumlulukları olması gerekenden çok daha fazla artırılmıştır. Herhangi bir kişinin yapacağı hatadan, doğrudan yönetim kurulu üyeleri sorumlu tutulmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, şunu üzülerek ifade etmemiz gerekir ki, sözümün başında da söylediğim gibi, asıl, sermaye piyasasının temel sorunlarıyla ilgili hususların buraya getirilmesi gerekirken, Sermaye Piyasası Kuruluna atanacak başkanın, üyelerin maaşlarıyla ve onların tahsil durumlarıyla burada uğraşıp durmaktayız. Neredeyse kişiye özel kanunî düzenlemeler de yapma noktasına gelmiş durumdayız.

Tasarıda, SPK’nın başkanının görevden alınması kolaylaştırılmıştır. Tasarıya göre Kurul başkanı, Başbakan tarafından görevden alınıyor. Oysa özerk kurumların bir özelliği, hem göreve atanmanın hem de görevden alınmanın zorlaştırılması yönünde olması gerekir. Siz, SPK başkanını, Başbakanın imzasıyla görevden alırsanız; bu, siyasî bir bağımlılık da orta yere çıkaracaktır. Atama konusu da böyledir; özerk, düzenleyici ve denetleyici kurumlara, onun temsilcisi, şunun temsilcisi diye atama yapmak doğru değildir.

Değerli milletvekilleri, sermaye piyasasını kısmen de olsa al-sat piyasası olmaktan çıkarıp, bir yatırım piyasası haline getirmek için, kanaatime göre, öncelikle, Türkiye’nin, temel sorunlarını çözmesi gerekir. Enflasyonun düşmesi, devletin borçlanma ihtiyacının aşağıya çekilmesi lazımdır. Devlet, içborcunu çevirmek için bu kadar yüksek reel faiz ödedikçe, yatırımcılar...

BAŞKAN – Sayın Özgün, bir dakika müsaade eder misiniz...

Efendim, çalışma süremizin dolmasına kısa bir müddet var.

Maddenin bitimine kadar çalışma süresinin...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sabaha kadar...

BAŞKAN – ...uzatılmasını kabul edenler... Kabu etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.

Teşekkür ederim.

Hangi sabaha kadar?.. Yok efendim. Yarın gece, sahura kadar. Ramazan’ın 1’i... Ha, isterseniz... “Sabaha kadar” dediniz de... Keyfe keder...

TURHAN GÜVEN (İçel) – Biz çalışmaya hazırız efendim.

BAŞKAN – Peki...

Buyurun Sayın Özgün.

İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) – ... hisse senedi piyasasına girmeyeceklerdir. Asıl yapılması gereken, sermaye ayırımcılığı yapmadan, sermaye piyasasını yatırım piyasası haline getirmektir diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgün.

Doğru Yol Parti Grubunun söz talebi var mı efendim?

TURHAN GÜVEN (İçel) – Yok.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Şahsı adına, Sakarya Milletvekili Sayın Cevat Ayhan?..

CEVAT AYHAN (Sakarya) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 9 Aralık 1999 Perşembe günü -altını çizerek söylüyorum- saat 13.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 23.59

 

VII. – SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1. – Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın, SEKA Balıkesir Müessesesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın cevabı (7/631)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın A. Kenan Tanrıkulu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

İlyas Yılmazyıldız

Balıkesir

Sorular:

1. Cumhuriyetin sanayileşme hedefini sembolize eden üç beyazdan (Kâğıt, Pamuk-Dokuma, Şeker) birisi olan kâğıt sanayii kolay kurulmamıştır. Ülke ekonomisine yıllık 50 milyon dolar, ilimiz ekonomisine de aylık 250 milyar TL. katkı sağlayan ve 100 gündür çalıştırılmayan Seka Balıkesir müessesesi ne zaman üretime başlayacaktır?

2. Ülkemizde ve ilimizde 18 yıllık bir geçmişi olan ve 198 milyon dolara mal olan halen 740 kişinin çalıştığı Seka Balıkesir müessesesinin 100 gündür çalıştırılmamasının gerekçeleri nelerdir?

3. Seka Balıkesir müessesesi ülke ve ilimiz ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Bu müessesenin korunması Balıkesir için yaşamsal ihtiyaçtır. Seka Balıkesir müessesesinin 100 gündür çalıştırılmaması ülke ekonomisine ne kadar zarar vermiştir? İlimiz ekonomisine verdiği zarar nedir?

4. Seka Balıkesir müessesesinin bir an önce üretime geçmesi ülke ve Balıkesir ekonomisine kazandırılması gerekmektedir. 75 yıllık Cumhuriyetimizin kazanımlarından biri olan Seka Balıkesir müessesesinin bundan sonraki durumu ne olacaktır? Bakanlık olarak bu konuda bir çalışmanız var mı?

T.C.

Başbakanlık 30.11.1999

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı

Sayı: B.02.1.ÖİB.0.10.08.00/6261

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliğine

İlgi: 16.11.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/631-2055/5510 sayılı yazınız.

İlgi yazınızla tarafımıza intikal etmiş olan, Balıkesir Milletvekili İlyas Yılmazyıldız’ın SEKA-Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları A.Ş. Balıkesir İşletmesine ilişkin soru önergesinin cevapları ekte sunulmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Yüksel Yalova

Devlet Bakanı

Doğru Yol Partisi Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız’ın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın A. Kenan Tanrıkulu Tarafından Cevaplandırılmasını İstediği SEKA Balıkesir İşletme Müdürlüğü ile İlgili Konulardaki Açıklamalar ve Sorulara Verilen Cevaplar

1. Bölüm

SEKA’nın Kuruluşu ve Gelişmesi

SEKA 1934 yılında temeli atılan ve 1936 yılında Türkiye Cumhuriyetinin ilk kâğıdını üreten İzmit Tesislerimizle işletme hayatına başlamıştır. 1955 yılına kadar, önceleri “Kağıt ve Karton Fabrikası” sonraları “Selüloz Sanayii Müessesesi” olarak faaliyetini sürdüren Kuruluşumuz 21.6.1955 tarihinde 6560 sayılı kuruluş kanunu ile “Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları İşletmesi Genel Müdürlüğü (SEKA)” adı altında ayrı bir KİThaline getirilmiştir.

Özellikle, planlı dönemlerde ülke çapında gerçekleştirilen yatırımlarla 1936 yılında 10 Bin ton olan SEKA’nın Kâğıt-Karton üretim kapasitesi, 1970 yılında Çaycuma ve Aksu, 1971 yılında Dalaman, 1981 yılında Balıkesir, 1984 yılında da Akdeniz ve Kastamonu Tesislerinin işletmeye alınmaları ile, halen 617,7 Bin tona ulaşmıştır.

Kuruluşumuz 1997 yılında Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile özelleştirme kapsamına, 15.7.1998 tarihinde özelleştirme programına alınmıştır. Özelleştirme programına alınmış bulunan kuruluşumuz, 4046 sayılı kanunun 4/e maddesi gereğince ana sözleşmesi onaylanarak Anonim Şirkete dönüştürülmüştür. Buna göre Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları A.Ş. (SEKA) ana sözleşmesi 24.11.1998 tarihinde Ticaret siciline tescil ettirilerek 26.11.1998 tarihli Türkiye Ticaret Gazetesinde yayımlanmıştır.

Kapasite açısından ülke kâğıt sektörünün % 34’üne sahip olan Teşekkülümüzde, temizlik kâğıtları dışında her çeşit kâğıt üretilmektedir.

Ülkemizde üretimin tüketimi karşılama oranı % 67’ler seviyesinde olup, kalan % 33’lük kısmı da ithal yolu ile karşılanmaktadır. Üretilen kâğıt-kartonun % 1’i de ihraç edilmektedir.

2. Bölüm

Doğru Yol Partisi Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız’ın Cevaplandırılmasını İstediği SEKA Balıkesir İşletme Müdürlüğü ile İlgili Konulardaki Sorulara Verilen Cevaplar

1. – Cumhuriyetin sanayileşme hedefini sembolize eden üç beyazdan (Kâğıt, Pamuk-Dokuma, Şeker) birisi olan Kâğıt Sanayii kolay kurulmamıştır. Ülke ekonomisine yıllık 50 milyon Dolar, İlimiz ekonomisine de aylık 250 milyar TL. katkı sağlayan ve 100 gündür çalıştırılmayan SEKA Balıkesir Müessesesi ne zaman üretime başlayacaktır?

SEKA A.Ş. Genel Müdürlüğüne ait, 1981 yılında işletmeye alınan 100 000 ton/yıl kapasiteli SEKA Balıkesir İşletmesi ve 1970 yılında işletmeye alınan 82 500 ton/yıl kapasiteli SEKA Aksu İşletmesi olmak üzere 2 adet gazete kâğıdı üretim tesisi bulunmaktadır. Balıkesir ve Aksu işletmelerimizin kapasitesi 182 500 ton/yıl gazete kâğıdı olup, bu kapasite 350-400 bin ton yıllık ülke gazete kâğıdı ihtiyacının yaklaşık % 45’ini karşılayabilecek durumdadır.

Şirketimize bağlı gazete kâğıdı üreten iki fabrikamızın son üç yıllık üretim miktarları, 1997’de 59.960 ton, 1998’de 98.116 ton, 1999 Ekim sonunda 55.828 ton olmuştur. Talep yokluğu nedeniyle maliyeti daha ucuz olan fabrikanın üretimi tercih edilmektedir. Bu nedenle Balıkesir işletmemiz sipariş yokluğu nedeniyle 21 Haziran 1999 tarihinden beri imalatına ara vermiştir. Yeterli sipariş alındığında üretime geçilecektir.

2. – Ülkemizde ve ilimizde 18 yıllık bir geçmişi olan ve 198 milyon dolara malolan halen 740 kişinin çalıştığı SEKA Balıkesir Müessesesinin 100 gündür çalıştırılmamasının gerekçeleri nelerdir?

Selüloz ve kâğıt sanayi sektöründe çok hızlı teknolojik değişim ve gelişmeler yaşanmaktadır. Bu değişim ve gelişmeye paralel olarak tüketici açısından da tercihler değişmiş, seçici olma özelliği ön plana çıkmıştır.

Üretim ve tüketim dengesinin kurulabilmesi için, SEKA fabrikalarının gelişen teknolojiye uygun olarak gerekli yatırımların yapılmasına ve rantabl çalıştırılmasına ihtiyaç vardır.

Gazete kâğıdı fabrikalarımızın müşteriden ve kalitemizden kaynaklanan sorunları da vardır. Kalite sorunu, yatırımlar yapmakla çözümlenebilir. Nitekim, 1991’de Aksu ve Balıkesir Müesseselerimizde ditiyonit beyazlatmasına, 1993’de Balıkesir’de hidrojen peroksit beyazlatmasına başlanmış, Aksu’da ise 1996 yılında kıymık giderme üniteleri devreye alınmış ve belirli oranda kalite iyileştirilmesi sağlanmıştır. Ancak yurt dışı gazete kâğıdı fiyatlarının düşük seyretmesi nedeniyle, SEKA’nın dış pazarla rekabet edebilmek bakımından satış fiyatlarını maliyetlerin altında belirlemesine rağmen, basın sektörü kalite ve fiyat yönünden daha cazip olan ithal gazete kâğıdına yönelmiştir. Aksu ve Balıkesir’de üretilen gazete kâğıdı bu haliyle kârlı ve rekabet edebilir düzeyde değildir. Ciddi oranda yatırıma ihtiyaç vardır. Aksu ve Balıkesir’de üretilen gazete kâğıdının kârlı ve rekabet edebilir düzeyde olması için SEKA’nın iyileştirme yatırımlarının yapılması gereklidir. 1991 yılından beri tespit edilen ve kalite ile maliyetleri rekabet edebilir seviyeye getirecek yatırım teklifleri yatırım programlarına teklif edilmiş olmasına rağmen netice alınamamıştır. İçinde bulunduğu finansman sıkıntısı nedeniyle bu yatırımları gerçekleştirmesi bugünkü şartlarda pek mümkün görülmemektedir. Zira sadece Aksu ve Balıkesir fabrikaları iyileştirme projlerinin toplam tutarı 300 milyon US $ civarındadır. SEKA’nın bu yatırımları ne kendi finansmanı açısından, ne KİT yatırım tavanı açısından, ne de KİT finansman dengesi açısından gerçekleşmesi mümkün değildir. Genel olarak SEKA Aksu ve Balıkesir İşletmelerinde teknoloji eskidir ve malî sıkıntılar nedeniyle buralara idame yatırımı dışında modernizasyona yönelik yatırımlar yapılamamıştır. Tüm bunlara ilaveten, yurt dışı gazete kâğıdı fiyatlarının düşük seyretmesi ve 1.1.1996 tarihindeki Gümrük Birliği anlaşması sonrasında fon ve gümrük vergilerinin kaldırılmasıyla, SEKAsatış fiyatlarını maliyetlerin altında belirlemesine rağmen talepler, kalite ve fiyat yönünden daha cazip olan ithal gazete kâğıdına yönelmiştir. Bunun neticesinde SEKA ithal kâğıtla daha yoğun bir rekabet sürecine girmiştir.

Yukarıda belirtilen olumsuzluklara bir de son bir yıl içerisinde güney Asya’daki ve Rusya’daki ekonomik krizler eklendiğinde, kâğıt sektörü menfi yönde etkilenmiş ve çok ucuz fiyatla ithal kâğıtlar ülkemize girmiştir ve girmeye devam etmektedir.

SEKA Balıkesir İşletmesi talep noksanlığı nedeniyle durmakta, ancak bu duruşta gerekli bakım ve eğitimler yapılmaktadır. Fabrika her an üretime hazır durumda olup, yeterli talep gelmesi halinde hemen üretime başlayabilecektir.

3. – SEKA Balıkesir Müessesesi ülke ve ilimiz ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Bu müessesenin korunması Balıkesir için yaşamsal ihtiyaçtır. SEKA Balıkesir Müessesesinin 100 gündür çalıştırılmaması ülke ekonomisine ne kadar zarar vermiştir? İlimiz ekonomisine verdiğe zarar nedir?

İkinci sorunun cevabında belirtildiği gibi kalite iyileştirilmesi için büyük miktarda yenileme yatırımına ihtiyaç vardır. Ancak SEKA’nın içinde bulunduğu finansman sıkıntısı karşısında bu yatırımların yapılması mümkün görülmemektedir. Bu şartlarda ise bu fabrikanın çalıştırılmasının da ülke ve yöre ekonomisine yarardan çok zarar vereceği bir gerçektir. SEKA 1990 yılından bu yana, 1995 yılında dünyadaki kâğıt fiyatlarının anormal derecede yükselmesinin etkisiyle 5.226,2 milyar TL. ve 1996 yılındaki 1.379,2 milyar TL. kâr dışında yıl sonlarını zararla kapatmıştır. Zararın nedeni gazete kâğıdı gibi bazı tür kâğıtların maliyetlerinde meydana gelen artışların satış fiyatlarına yansılatılamamasından meydana gelmektedir. 1997 yılında da şartlar aynen devam ettiğinden şirketimiz yol sonunu 7.915,0 milyar TL. zararla, 1998 yılını ise 10.091 milyar TL. zararla kapatmıştır.

Balıkesir ve Aksu müesseselerinin yıllık gazete kâğıdı üretim kapasiteleri toplam 182.500 tondur. Bu kapasite ülkenin 350-400 bin ton yıllık ihtiyacının yaklaşık % 45’ini karşılayabilecek durumdadır. Hal böyle olmakla birlikte yıllık üretim rakamlarımız 1990 yılındaki Aksu İşletmemizin üretimi olan 76.710 tonu, Balıkesir İşletmemizin üretimi olan 95.237 tonu, toplamda da (76.710+95.237)=171.947 tonu geçmemiştir. Bu üretim noksanlığının sebeplerinden en önemlisi, 1.1.1996 tarihinden itibaren fon ve gümrük vergilerinin kaldırılmasıyla SEKA’nın ithal kâğıtla daha yoğun bir rekabet sürecine girmiş olmasıdır. Özellikle son bir yıl içerisinde Güney Asya’daki ve Rusya’daki ekonomik krizler kâğıt sektörünü menfi yönde etkilemiş ve çok ucuz fiyatla ithal kâğıtlar ülkemize girmiştir ve girmeye devam etmektedir.

Bu fiyatlar SEKA maliyetlerinin bile altında kaldığından SEKA bu fiyatlar karşısında rekabet edememekte ve bu nedenle de zaman zaman üretim kısıtlamalarına gitmektedir. Nitekim 1998 yılı sonunda Aksu İşletmesinde 82.500 ton yerine 33.839 ton, Balıkesir İşletmesinde 100 bin ton yerine 64.277 ton üretim gerçekleştirilebilmiştir. 1998 yılı üretim rakamlarına göre de bu iki fabrikamızın bilanço zararları Balıkesir’de 2.167 milyar TL. Aksu’da 1.705 milyar TL. olmuştur.

Şirketimiz şu anda Balıkesir Fabrikamızda 391 647 635 TL. Ticarî maliyeti olan gazete kâğıdı, 194 100 000 TL’ye satılarak tonda 197 547 635 TL. zararla, Aksu fabrikamızda ise 262 083 330 TL. Ticarî maliyeti olan gazete kâğıdı 205 160 000 TL.’ye satılarak tonda 56 923 330 TL. zararla pazarlamaya çalışmaktadır. Bu faaliyet zararlarına göğüs gerilmesinin nedeni; ülkemiz yerel ve ulusal basının mümkün olduğunca dışa bağımlı hammadde kullanımına mecbur olmamasını sağlamaya ve tesislerimizin kurulu bulunduğu yörelere sağladığı katma değerin devamına yöneliktir.

Ancak Balıkesir fabrikamızın durduğu dönemde, faaliyet zararının düşmesi de üretim neticesi ortaya çıkan zararı daha çarpıcı olarak göstermektedir. Önceki bölümlerde de ifade edildiği gibi, 1995 yılı sonlarından itibaren dünya kâğıt karton fiyatlarında düşme eğiliminin başlaması ve bu eğilimin 1999’da da devam etmesiyle 1995 yılında 650 US $/ton olan gazete kâğıdı fiyatı bugün 330 US $/tona kadar gerilemiştir. Yurtdışı kâğıt fiyatlarının gösterdiği bu eğilim, SEKAüretimi gazete kâğıdına olan talebi, ithal kâğıda yönlendirmiştir.

1997 yılı başlarından itibaren getirilen, vadeli satış uygulaması, peşin ödemelerde indirim yapılması gibi satış kolaylıklarına rağmen satışlar giderek düşme eğilimine girmiştir.

Satışlardaki düşme eğilimine paralel olarak stokların artması ve stok fazlasının müesseseye getirdiği ek malî yük gözönüne alınarak gazete kâğıdı üreten Aksu ve Balıkesir fabrikalarında zaman zaman üretim kısıtlamasına gidilmiş, zaman zaman geçici duruşlar yapılmıştır.

Bu iki fabrika gazete kâğıdı üretiminde tekel olmasına rağmen 1998 yılında ancak 95.481 ton satış yapabilmiş, bunun yanında ülkemize aynı yıl 238.790 ton gazete kâğıdı ithal edilmiştir.

4. – SEKABalıkesir Müessesesinin bir an önce üretime geçmesi ülke ve Balıkesir ekonomisine kazandırılması gerekmektedir. 75 yıllık Cumhuriyetimizin kazanımlarından biri olan SEKA Balıkesir müessesesinin bundan sonraki durumu ne olacaktır? Bakanlık olarak bu konuda bir çalışmanız var mı?

Yukarıda bahsi geçen konular nedeni ile SEKA Balıkesir işletmesi yeterli talep artışı sağlanıncaya kadar duruşta kalmak durumunda olacaktır. SEKA Balıkesir işletmesinin bugünkü durumundan kurtularak ülke ve yöre ekonomisine katkıda bulunan bir tesis haline gelmesi ancak süratle özelleştirilerek yeni alıcısı tarafından yapılacak iyileştirmelerle mümkün görülmektedir. Bu nedenle de özelleştirme çalışmalarına hız verilmiştir.

2. – Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ın, Merve Safa Kavakçı’nın milletvekili olup olmadığına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Yıldırım Akbulut’un cevabı (7/671)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın TBMM Başkanı Sayın Yıldırım Akbulut tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

8.10.1999

Zeki Ünal

Karaman

İstanbul Milletvekili Merve Safa Kavakçı’nın 16.5.1999 gün ve 23697 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 13.5.1999 tarih ve 99/12827 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile vatandaşlığı kaybettirildi. O günlerde buna bağlı olarak milletvekilliği sıfatının da otomatik olarak düşüp düşmediği tartışma konusu oldu.

İstanbul Milletvekili Merve Safa Kavakçı avukat aracılığı ile Bakanlar Kurulu Kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemi ile Danıştaya dava açtı. Dava devam ediyor.

Ayrıca konu bir gün sonra Yüksek Seçim Kurulunda görüşüldü.

Yüksek Seçim Kurulu seçilme yeterliliği kaybının seçimlerden sonra oluştuğu gerekçesi ile Merve Safa Kavakçı’nın milletvekilliğinin düşürülme yetki ve görevinin Anayasa’nın 84 üncü maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğuna oy birliği ile (17.5.1999/1585) karar verdi.

Bu karara dayanarak Merve Safa Kavakçı’nın milletvekili olduğunu bütün özlük haklarının bulunduğunu kamuoyuna açıkladınız.

Birgün sonra kararınızı değiştirdiniz; sahip olmadığını söylediniz. Hatayı bürokratların üstüne atıp bir kısmını görevden aldınız.

Bu arada bir fezleke hazırlayan Devlet Güvenlik Mahkemesi Merve Safa Kavakçı’nın dokunulmazlığının kaldırılması için Adalet Bakanlığına başvurdu.

Adalet Bakanlığından Başbakanlığa gelen yazı ilgi tutularak Başbakan Bülent Ecevit imzasıyla 13.9.1999 gün ve 14547 sayılı yazı ile Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildi.

TBMM Başkanlığı sizin imzanızla, Başbakanlığa 15.9.1999 gün ve 1793/4834 sayılı yazı ile cevap verdi. Yazıda “Türk Vatandaşlığı’nın kaybı ile birlikte Merve Safa Kavakçı’nın milletvekilliği sıfatı kalkmıştır” deniliyordu.

Sorularım şunlardır:

1. Merve Safa Kavakçı’nın önce milletvekili olarak tüm özlük haklarına sahip olduğunu söylediğiniz halde, birgün sonra bu görüşünüzden niçin dönüş yaptınız?

2. Yüksek Seçim Kurulu milletvekili sıfatının Anayasanın 84 üncü maddesine göre ancak TBMM tarafından düşürülebileceği karar altına alındığı halde siz hangi yetkiye dayanarak Merve Safa Kavakçı’nın milletvekili olmadığına karar verdiniz?

3. Türk vatandaşlığının kaybı ile birlikte milletvekilliğinin de düştüğü kabul edilse bile, Danıştay’a açılan dava sonuçlanmadan; Başbakanlığa yazdığınız yazıda “Merve Safa Kavakçı’nın milletvekilliği sıfatı kalkmıştır” şeklindeki görüşünüzün hukukî dayanağı nedir? Böyle bir dayanak yoksa, “Milletvekilliği sıfatının kaldırılma yetkisi Anayasa’nın 84 üncü maddesine göre TBMM’nindir” diyen YSK’nın kararını geçerli kabul ediyor musunuz? Ediyorsanız, 3671 sayılı yasanın 6 ncı maddesi gereğince Merve Safa Kavakçı’nın özlük haklarını iade etmeyi düşünüyor musunuz?

4. TBMM Başkanının, milletvekillerinin milletvekillik sıfatlarının düşürülmesiyle ilgili bir yetkisi var mıdır?

5. Merve Safa Kavakçı’yı milletvekili olarak gören Başbakanlık ve Devlet Güvenlik Mahkemesi ile aranızdaki hukukî ihtilaf hangi noktadan kaynaklanmaktadır?

6. Hata yaptıkları gerekçesiyle görevlerinden aldığınız bürokratlar kimlerdir? Şimdi nerededirler? Mağduriyetleri nasıl telafi edilmiştir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Genel Sekreterliği

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı

KAN.KAR.MD. 8.12.1999

Sayı: A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/671-2101/5626

Sayın Zeki Ünal Karaman Milletvekili

İlgi: 11.10.1999 tarihli yazılı soru önergeniz.

Merve Safa Kavakçı’nın milletvekili olup olmadığına ilişkin ilgi önergenizde yer alan sorularınız aşağıda cevaplandırılmıştır.

Bilgilerinizi rica ederim.

Saygılarımla.

Yıldırım Akbulut

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

Cevap (1,2,3,4,5) Bugüne kadar Merve Safa Kavakçı’nın özlük haklarına sahip olduğuna dair bir açıklamada bulunmadığım gibi Başkanlığımızca kendisine 21 Eylül 1999 gün ve A.01/11810 sayı ile yazılan yazıda da “Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk vatandaşlığınızın kaybettirilmiş olması sebebiyle Milletvekili özlük haklarından yararlandırılmanız söz konusu olamamaktadır.” denilmiştir.

Merve Safa Kavakçı bilindiği gibi Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk Vatandaşlığından çıkarılmıştır. Adı geçen, kararın iptali için dava açmıştır. Dava derdesttir. Merve Safa Kavakçı davayı kazandığı takdirde Vatandaşlığı avdet edecek ve dolayısıyla Milletvekilliği herhangi bir şekilde tartışma konusu olmayacaktır. Başkanlığımız, şayet dava Merve Safa Kavakçı’nın aleyhine sonuçlanırsa Milletvekilliğinin düşürülmesi konusunda bir karar vermek üzere konuyu tekrar Yüksek Seçim Kuruluna götürecek, Yüksek Seçim Kurulunun vereceği karara göre hareket ederek karar evvelce verdiği “13.5.1999 gün ve 12827 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ışığında seçimden sonra oluşan seçilme yeterliğinin kaybı nedeniyle Merve Safa Kavakçı’nın milletvekilliğinin düşürülmesine karar verme yetki ve görevinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğuna,” ilişkin karara benzer nitelikte olduğu takdirde, konuyu belli prosedürden geçirmek suretiyle Genel Kurula götürecektir.

Cevap 6. Sadece Merve Safa Kavakçı hakkında yapılan işlemlerden dolayı Başkanlığımızca görevden alınan hiçbir personel bulunmamaktadır.

3. – Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır’ın, 2908 Sayılı Dernekler Kanununun 44 üncü maddesinin yeniden düzenlenip düzenlenmeyeceğine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/830)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmak üzere aşağıdaki sorularımı arz ediyorum. 1.11.1999

Ertuğrul Yalçınbayır

Bursa

2908 Sayılı Dernekler Kanununun 44 üncü maddesi “bildiri yayınlanması”nı bir takım kayıtlara tabi tutmaktadır. Maddenin düzenleniş biçimi ve uygulamaları dikkate alındığında bildiri yayınlama hakkı zaman zaman sınırlandırılmakta ve bu hak özünde zedelenmektedir.

Kanunun kabul edildiği 4.10.1983’ten bu yana ülkemizde yaşanan gelişmeler karşısında maddede değişiklik düşünüyor musunuz?

44 üncü maddeye muhalefet nedeniyle açılan ceza dava sayılarını yıllar itibariyle belirtir ve değerlendirir misiniz?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 2.12.1999

Emniyet Genel Müdürlüğü

Sayı: B.05.1.EGM.0.12.01.01/271264

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: TBMM Başkanlığının 16.11.1999 gün ve A.01.GNS.0.10.00.02-2702 (7/830)-2453/6309 sayılı yazısı.

Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır tarafından TBMMBaşkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

1983 yılında yürürlüğe giren Dernekler Kanununun günümüz ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayamaz bir konuma gelmesinden dolayı, Bakanlığım yetkili birimlerince 30.6.1997 tarihinde, “Dernekler Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın hazırlanarak TBMM Başkanlığına gönderildiği, ancak 18 Nisan 1999 seçimleri nedeniyle tasarının kadük kaldığı, sözkonusu tasarı üzerinde 2908 sayılı Dernekler Kanununun 44 üncü Maddesinin de yer aldığı gerekli düzenlemelerin yapılmakta olduğu,

2908 sayılı Dernekler Kanununun 44 üncü maddesine muhalefet nedeniyle Valiliklerimizce Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurularında bulunulduğu, ancak Bakanlığımın yetkili birimlerince kayıtların incelenmesi neticesinde bu konuya ilişkin açılan ceza davasına rastlanılmadığı, sözkonusu suç duyurularının takipsizlik veya koğuşturmaya yer olmadığına dair kararlarla sonuçlandığı anlaşılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan

İçişleri Bakanı

4. – Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı’nın, Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulunun toplanmamasının nedenine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/837)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM İçtüzüğünün 96 ncı maddesi uyarınca aşağıdaki sorularımın Başbakan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Fahrettin Kukaracı

Erzurum

Sorular:

1. 3238 sayılı Savunma Sanayii hakkındaki kanun uyarınca Başbakan’ın başkanlığında yılda en az iki kez toplanması gereken Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu 1985 yılından beri neden toplanamamaktadır?

2. Kendinden, savunma sanayiine ilişkin genel planlama ve koordinasyon görevi beklenen Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu 1985’ten beri toplanamadığına göre, bu görevleri kim, nasıl yerine getirmektedir?

3. 20 Ekim 1998 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile akaryakıt tüketim vergisi üzerinden Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na yapılmakta olan yüzde 3,5 nisbetindeki kesintinin sıfırlanması ile Fonun kaynak kaybı ne olmuştur?

4. Hükümetimiz, Savunma Sanayii Destekleme Fonunun imkânlarını geliştirme konusunda herhangi bir gayretin içinde midir? Zorda olan TAİ ve benzeri savunma sanayii kuruluşlarını yaşatmak ve geliştirmek için ne gibi önlemler alınmaktadır?

T.C.

Millî Savunma Bakanlığı 6.12.1999

KAN.KAR.: 1999/7039-GK

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) TBMM Bşk.lığının 16.11.1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/837-2462/6320 sayılı yazısı.

b) Başbakanlığın 22.7.1999 tarihli ve B.02.0.KKG.0.12/106-99-9/5759 sayılı yazısı.

Erzurum Milletvekili Fahrettin Kukaracı tarafından sayın Başbakana tevcih edilen ve ilgi (a) üzerine ilgi (b) ekinde gönderilerek Millî Savunma Bakanı tarafından cevaplandırılması tensip edilen, “Savunma Sanayii Yüksek Kurulunun toplanmamasının nedenine ilişkin” 7/837 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte gönderilmiştir.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

Erzurum Milletvekili Sayın Fahrettin Kukaracı Tarafından Verilen 7/837 Sayılı

Yazılı Soru Önergesinin Cevabı

1. Savunma Sanayiî Yüksek Koordinasyon Kurulunun toplanamamasının nedenine ilişkin olarak, Sayın Başbakan’a tevcih edilen ve Sayın Başbakanca tarafımdan cevaplandırılması tensip edilen, soru önergesi incelenmiştir.

2. 3238 sayılı Kanuna göre yılda iki kez Başbakan tarafından çağrılması üzerine toplanması gereken Savunma Sanayiî Yüksek Koordinasyon Kurulu, 1985 yılından bu yana görev yapan hükümetlerin Başbakanları tarafından gerek görülmemesi sebebiyle toplanamamıştır.

3. Anılan Kanun ile Savunma Sanayiî Yüksek Koordinasyon Kuruluna verilen görevler kurulduğu tarihten bu yana, Savunma Sanayiî Müsteşarlığı tarafından yerine getirilmekte, Savunma Sanayiî Destekleme Fonu ile finanse edilmesi öngörülen sanayileşme ve tedarik projelerinin hayata geçirilmesi ile ilgili kararlar Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile Millî Savunma Bakanından müteşekkil Savunma Sanayiî İcra Komitesince alınmaktadır.

4. Akaryakıt Tüketim Vergisinden alınmakta olan ve Savunma Sanayiî Destekleme Fonu toplam gelirlerinin yaklaşık %17’sini teşkil eden, %3.5 oranındaki Savunma Sanayiî Destekleme Fonu payının, 20 Ekim 1998 tarih ve 98/11803 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca sıfırlanması neticesinde, Savunma Sanayiî Destekleme Fonunda yıllık 250 milyon dolar düzeyinde gelir kaybı meydana gelmiştir.

5. Gelir kaybının telafisine ve yeni gelir kaynaklarının geliştirilmesine yönelik girişim ve faaliyetler halihazırda devam etmektedir. Savunma Sanayiî Müsteşarlığı sorumluluğu altındaki projeler çerçevesinde yurtiçinde üretim gerçekleştirmek isteyen firmalarımıza, tesis kuruluş kredisi temini ve avans ödemeleri de dahil olmak üzere muhtelif kategorilerde destek sağlanmış ve sağlanmaktadır. Benzer şekilde, yabancı firmaların imzalanan off-set kontratları doğrultusundaki teknoloji ve know-how transferleri ile yurtdışına yönelik satış imkânları başta olmak üzere, Türk Savunma sanayiî firmalarının desteklemesi ve kendilerini geliştirmelerinin teşvik edilmesine yönelik muhtelif uygulamalar sürdürülmektedir. Başta savunma ürünlerinin yabancı ülkelere satışında devreye girecek bir ihracat kredi mekanizmasının yaratılması olmak üzere, firmalarımızın desteklenmesine yönelik yeni tedbirler üzerindeki çalışmalar halihazırda devam etmektedir. Özellikle TAI firmamızın, Taarruz/Taktik Keşif Helikopteri-ATAK projesi, Cougar Genel Maksat Helikopteri projesi, İnsansız hava Aracı projesi ve diğer projelerle, önümüzdeki 10 yıl süresince proje çalışma takvimi dolmuş bulunmaktadır.

Bilgilerinize sunarım.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

5. – Konya Milletvekili Hüseyin Arı’nın, çiftçilerin TMO’dan olan alacaklarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/838)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Delaletinizle aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Hüseyin Arı

Konya

1. Çiftçilerimizin 7 nci ayda TMO’ne teslim ettiği mahsulünün bir kısmının paraları halen ödenmediğinden mağdur duruma düşürülen çiftçilerimizin bu paraları ne zaman ödenecektir?

2. Kuraklıktan zarar gören çiftçilerimize dekar başına ortalama 25-30 kg. tohum verilmesi gerekirken, 4 kg. tohum verileceği çiftçilerimiz tarafından ifade edilmektedir. Çiftçilerimize dekar başına ne kadar tohum verilecektir.

3. Yine bilindiği üzere şeker pancarı ekim alanlarına kota getirilmiştir. Ekim yapacak çiftçilerimizin arazi durumlarına göre kişi başına ne kadar alana ekim yapabileceklerdir?

4. Bazı bölgelerde ödenmeyen pancar çapası avansları paraları ne zaman ödenecektir?

5. Tarımda çiftçilerimizin hangi bölgeye veya hangi yere ne tür mahsul ekebileceğine dair bir plan ve programınız var mıdır, varsa bunlar nelerdir?

6. Gübre sübvansiyonlarını artırmayı düşünüyor musunuz, şayet artırılacaksa ne kadar olacaktır?

T.C.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

Araştırma Planlama ve Koordinasyon 2.12.1999

Kurul Başkanlığı

Sayı: KDD.SÖ.1.01/3037

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 16.11.1999 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-2704 sayılı yazısı.

Konya Milletvekili Sayın Hüseyin Arı’ya ait 7/838-246/6321 esas no.lu yazılı soru önergesine ait görüşlerimiz ekte sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Hüseyin Arı Konya Milletvekili

Esas No. :7/838-2463

Soru 1. Çiftçilerimizin 7 nci ayda TMO’ne teslim ettiği mahsulünün bir kısmının paraları halen ödenmediğinden mağdur duruma düşürülen çiftçilerimizin bu paraları ne zaman ödenecektir?

Cevap 1. Konya Bölgesi üreticilerimizin 17.11.1999 tarihi itibariyle, peşin ve vadeli borçların tamamı ödenmiştir.

Soru 2. Kuraklıktan zarar gören çiftçilerimize dekar başına ortalama 25-30 kg. tohum verilmesi gerekirken, 4 kg. tohum verileceği çiftçilerimiz tarafından ifade edilmektedir. Çiftçilerimize dekar başına ne kadar tohum verilecektir?

Cevap 2. Konya İlinde kuraklıktan % 40 ve üzerinde zarar gören ve bu durumları İl İhtiyaç Komisyonlarınca belirlenen çiftçilerin güzlük ekilişlerinde kullanılmak üzere hububat tohumluğu talep edilmiştir. 8.9.1999 tarihinde diğer illerle birlikte Konya İline, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün tohumluk üretim miktarları da dikkate alınarak 9 056 ton hububat tohumluğu, 22.10.1999 tarihinde ise ilk tahsislerine ilave olarak 2 636 ton hububat tohumluğu olmak üzere toplam, 11.692 ton hububat tohumluğu tahsis edilmiştir.

Soru 3. Yine bilindiği üzere şeker pancarı ekim alanlarına kota getirilmiştir. Ekim yapacak çiftçilerimizin arazi durumlarına göre kişi başına ne kadar alana ekim yapabileceklerdir?

Cevap 3. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğünden alınan bilgilere göre; 1998 yılında başlanan kotalı üretim uygulaması 3 yıldır başarı ile devam etmektedir. Pancar üretimi için üreticilerle yapılan sözleşmeler, dekar yerine ton üzerinden gerçekleştirilmektedir.

Şeker pancarı tarımında uygulanan münavebe sistemi gereği olarak pancar, aynı tarlaya 3 yılda 1 defa ekilmektedir. Buna göre, 1997 yılında pancar ekilen saha, 2000 yılında tekrar ekilecektir.

2000 yılı pancar üretim kotalarının üreticilerine dağıtımında, alan yerine üreticilerin 1997 yılında şeker fabrikalarına teslim ettikleri pancar miktarları esas alınmaktadır.

Soru 4. Bazı bölgelerde ödenmeyen pancar çapası avansları paraları ne zaman ödenecektir?

Cevap 4. Yine Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğünden alınan bilgilere göre; pancar üreticilerine şu ana kadar aynî ve nakdî avans olarak toplam 85 trilyon TL. ödeme yapılmıştır. Pancar üreticilerimizin, çapa avansı ve sulama avansının tamamı ödenmiş olup, söküm avansı ödemeleri için de gerekli çalışmalar sürdürülmektedir.

Soru 5. Tarımda çiftçilerimizin hangi bölgeye veya hangi yere ne tür mahsul ekebileceğine dair plan ve programınız var mıdır, varsa bunlar nelerdir?

Cevap 5. Bakanlığımızca hazırlanarak Bakanlar Kuruluna takdim edilen ve Kurul tarafından olumlu bulunan “Bazı Tarımsal Ürünlerde Parite Uygulaması Sistemi”ne geçiş için çalışmalar sürdürülmektedir. Bu sistemle üretici, üreteceği ürünün ne kadar fiyat bulacağını ekimden önce öğrenme ve üretimini ona göre planlama şansı bulacaktır. Böylece özellikle ülkemizde büyük stok oluşturan ve büyük ekonomik kayıplara neden olan şeker pancarı, tütün ve fındık gibi ürünlerin yerine; ülkemizin üretim açığı olan ve son yıllarda ithale de konu olan yağ bitkileri, mısır ve kaliteli kaba yem bitkilerinin ikamesi mümkün olacaktır.

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğünce pancar üretimi, uygulanan 3’lü münavebe sistemi çerçevesinde bir program dahilinde yapılmaktadır. Üretim iş programının tespitinde yurtiçi şeker tüketimi, şeker stok durumu, fabrikaların işleme kapasiteleri ve nominal kampanya süreleri dikkate alınmakta, kotaların dağıtımı ise fabrikalar, köyler ve üreticiler bazında gerçekleştirilmektedir.

Soru 6. Gübre sübvansiyonlarını artırmayı düşünüyor musunuz, şayet artırılacaksa ne kadar olacaktır?

Cevap 6. Ülkemizde planlı kalkınma döneminin başlaması ile çeşitli şekillerde gübre desteği uygulanmıştır. Gübre kısa vadede verimi artırıcı en önemli etkenlerden biri olmasına karşılık, uzun vadede optimal girdi kullanımını ve teknolojiyi teşvik edici tedbirler alınmadığı takdirde, verimlilik artış hızının giderek azalması veya yerinde sayması sonucu, gübre desteklerinden beklenen olumlu etki alınamamaktadır. Yıllar itibariyle sağlanan desteklerin üreticiye yeteri kadar yansımaması nedeniyle sosyal amaçların gerçekleştirilememesi yanında, kamu kaynaklarına önemli derecede yük getirmesi bakımından mevcut destekleme sistemlerinin yerine yeni, dar gelirli çifinin gelirini artırmaya yönelik politikaların uygulamaya alınması için çalışmalar devam etmektedir.

6. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, masonların Anıtkabir ziyaretine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu’nun cevabı (7/843)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sayın Başbakan Bülent Ecevit tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini saygılarımla arz ederim. 2.10.1999

Ahmet Derin

Kütahya

Uluslararası gizli ilişkileri olduğu bilinen ve 1935 yılında bizzat Atatürk tarafından faaliyetleri yasaklanan Masonların Anıtkabir’i ziyaretine kim izin vermiştir?

T.C.

Millî Savunma Bakanlığı

KAN.KAR.: 1999/7038-GK 6.12.1999

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) TBMM Bşk.lığının 16.11.1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/843-2486/6391 sayılı yazısı.

b) Başbakanlığın 22.7.1999 tarihli ve B.02.0.KKG.0.12/106-99-15/5760 sayılı yazısı.

Kütahya Milletvekili Ahmet Derin tarafından sayın Başbakan’a tevcih edilen ve ilgi (a) üzerine ilgi (b) ekinde gönderilerek Millî Savunma Bakanı tarafından cevaplandırılması tensip edilen, “Masonların Anıtkabir’i ziyaretine ilişkin” 7/843 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte gönderilmiştir.

Arz ederim.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

Kütahya Milletvekili Ahmet Derin Tarafından Verilen 7/843 Sayılı Yazılı Soru Önergesinin Cevabı

1. Masonların Anıtkabir’i ziyaretlerine ilişkin olarak Sayın Başbakana tevcih edilen ve Sayın Başbakanca tarafımdan cevaplandırılması tensip edilen, soru önergesi incelenmiştir.

2. Anıtkabir’de yapılacak törenler, 11 Eylül 1981 tarihli ve 2524 sayılı Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan 9.4.1982 tarihli ve 17659 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Anıtkabir Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönetmelik esaslarına göre yapılmaktadır.

3. Anılan Yönetmelik gereğince Anıtkabir’de çelenk koyma ve törenler, Devlet Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı ve Ankara Garnizon Komutanlığının iznine bağlıdır. Tören isteği, normal hallerde Genelkurmay Başkanlığına, ivedi hallerde ise doğruca Anıtkabir Komutanlığına duyurulur.

4. Sözkonusu Dernek, bu çerçevede yaptığı müracaatla gerekli izni almış ve Anıtkabir’i ziyaret etmiştir.

Bilgilerinize sunarım.

Sabahattin Çakmakoğlu

Millî Savunma Bakanı

7. – Hatay Milletvekili Metin Kalkan’ın, Hatay İlindeki tütün üreticilerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Rüştü Kâzım Yücelen’in cevabı (7/850)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı Sayın Rüştü Kâzım Yücelen tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

S. Metin Kalkan

Hatay

Hatay çiftçisinin büyük bir çoğunluğu tütün üretimi ile geçimini sürdürmektedir.

1. Hatay İlimize 5 000 ton tütün kota tahsisi belirlenirken hangi ölçüler uygulanmıştır?

2. Hatay tütün üreticilerini mağdur eden kota uygulamasını kaldırmayı düşünüyor musunuz?

3. Kota’dan zarar gören üreticilerin zararını Tekel karşılayacak mı? Zarar gören tütün üreticilerimizin ekonomik kaybını önlemek için ne gibi tedbirler düşünüyorsunuz?

4. Hatay İlimiz gibi insanımızın toprağa bağlı olmasının stratejik bir önemi olan yerde çiftçimize destek ve teşvik programı uygulamanız var mı? Yoksa tütün üreticisi için destek primi uygulamayı düşünüyor musunuz?

T.C.

Devlet Bakanlığı 2.12.1999

Sayı: B.02.0.009/407

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Kanun ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli 15.11.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/850-2524/6430 sayılı yazınız.

Hatay Milletvekili Sn. Metin Kalkan tarafından verilen 7/850-2524 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ilişikte sunulmaktadır.

Gereğini arz ederim. Saygılarımla

Rüştü Kâzım Yücelen

Devlet Bakanı

Hatay Milletvekili Sn. Metin Kalkan’ın 3.11.1999 Tarih ve 7/850-2524 Sayılı

Yazılı Soru Önergesine Verilen Cevap

Cevap 1. Hatay Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğüne 1999 yılı ürünü için 5.244 ton, 2000 yılı ürünü için ise 5.151 ton tütün üretim kontenjanı tahsisi edilmiştir.

1997/1 sayılı Bakanlıklararası Tütün Kurulu Kararı 1998, 1999 ve 2000 yıllarına şamil olmak üzere çıkarılmış bulunmaktadır. Bu karara istinaden her yıl için bölgelere tahsis edilecek kota miktarları Bakanlık oluru alındıktan sonra ilgili bölgelere dağıtılmaktadır. Bu manada 1999 ürün yılı için Hatay Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğüne tahsis edilmiş kota 1995, 1996 ve 1997, 1998 ürün yıllarına ait bedelli üretim miktarlarının ortalaması dikkate alınarak yapılmıştır. Hayat Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü için yapılan indirim oranı tüm Güneydoğu Bölgesi Yaprak Tütün İşletme Müdürlükleri için aynı uygulanmıştır.

Cevap 2. Sektörün yurtiçi harman ihtiyacı ve ihracat imkânları dikkate alınarak bir üretim planlaması yapması ülkemiz ve sektör menfaatleri açısından kuşkusuz kaçınılmazdır. Günümüz dünyasında kullanamadığımız veya satamadığımız bir ürünün üretiminin sınırsız bir şekilde serbest bırakılması ekonomik ve kabul edilebilir değildir. Bu nedenler gözönünde bulundurularak tütün üretimi yapılan tüm bölgelerde iç tüketim ve ihracat miktarı dikkate alınarak kota uygulamasına devam edilmelidir.

Cevap 3. Bilindiği üzere, ülkemizde kota uygulamasına 1994 ürün yıllında başlanmıştır. Kota uygulamasından dolayı son 3 yıllık bedelli üretim ortalamasından az tütün üretiminde bulunan ekicilere ektirilmeyen miktar karşılığı bedel 1994 yılı ve takip eden 2 yıl tazminat olarak ödenmiştir. 1994/2 Sayılı Bakanlıklararası Tütün Kurulu Kararında belirtildiği üzere tazminat ödenmesinin yanında Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca sözkonusu ekicilere alternatif tarım ürünü yetiştirilmesi için gerekli çalışmaları yapması karara bağlanmıştır.

Cevap 4. Bilindiği üzere tütün, destekleme kapsamında üretimi ve alımı yapılan bir mahsuldür. Halen TEKEL’in ihtiyacının çok üzerinde stoklarımızda tütün bulunduğundan ek bir teşvik primi uygulanmasının sektörün mevcut durumu dikkate alındığında ekonomik olmadığı açıkça görülmektedir.

8. – Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu’nun, Marmara depreminde hayatını kaybeden ve kayıp olan kişilere ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/856) (1)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın delaletlerinizle Sayın Başbakan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için gereğinin yapılmasını arz ederim.

Mahmut Göksu

Adıyaman

1. Gölcük’teki deprem felaketinde kaç kişi hayatını kaybetmiştir, isimleri nedir?

2. Gölcük’te ve beldelerinde depremden sonra kayıp vatandaşımız var mıdır, varsa kaç kişidir, isimleri nedir?

3. İstanbul’daki deprem felaketinde kaç kişi vefat etmiştir, isimleri nedir?

4. Depremden sonra İstanbul’da kayıp vatandaşımız var mıdır, varsa kaç kişidir, isimleri nedir?

5. Yalova’daki deprem felaketinde kaç kişi vefat etmiştir, isimleri nedir?

6. Depremden sonra Yalova’da kayıp vatandaşımız var mıdır, varsa kaç kişidir, isimleri nedir?

7. Adapazarı’ndaki deprem felaketinde kaç kişi vefat etmiştir, isimleri nedir?

8. Depremden sonra Adapazarı’nda kayıp vatandaşımız var mıdır, varsa kaç kişidir, isimleri nedir?

9. Kocaeli’deki deprem felaketinde kaç kişi vefat etmiştir, isimleri nedir?

10. Depremden sonra Kocaeli’de kayıp vatandaşımız var mıdır, varsa kaç kişidir, isimleri nedir?

T.C.

İçişleri Bakanlığı

Sivil Savunma Genel Müdürlüğü 6.12.1999

Sayı: B050SSG0060004-1007/473

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: a) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 16.11.1999 gün ve KAN.KAR.MD. A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/856-2534/6448 sayılı yazısı.

b) Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünün 23.11.1999 gün ve B.02.0.KKG.0. 12/106-99-28/5762 sayılı yazısı.

Adıyaman Milletvekili Sayın Mahmut Göksu’nun Sayın Başbakana tevcih ettiği ilgi (a) yazı ekinde gönderilen yazılı soru önergesinin, Sayın Başbakan tarafından benim cevaplandırmam istendiği ilgi (b) yazı ile birdirildiğinden, soru önergesi ile ilgili cevaplarım aşağıdadır:

1. Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezinden alınan bilgilere göre Marmara Bölgesi depreminde; Gölcük’te 5.294, İstanbul’da 981, Yalova’da 2.504, Adapazarında 3.890 ve Kocaeli’nde 4.093 kişi hayatını kaybetmiştir.

2. Bakanlığım Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü kayıtlarına giren ve ekli klasörde şehir şehir listesi verilen ölen kişilere ait,

3. Bakanlığıma bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarına giren kayıp kişilere ait,

Bilgiler ekte sunulmuştur.

Bilgi ve gereğini arz ederim.

Sadettin Tantan

İçişleri Bakanı

Ek - 2

Depremde Kaybolan Şahıslar

24.11.1999 gün ve 23 mesaj numaralı faks yazınıza istinaden 17.8.1999 ve 12.11.1999 tarihleri arasında meydana gelen Marmara ve Düzce depremleri olarak bilinen felaketlerden dolayı deprem bölgesi illerden Genel Müdürlüğümüze intikal eden bilgilere göre 14 kayıp şahıs müracaatının olduğu tespit edilmiş, deprem nedeniyle kaybolan şahısların listesi aşağıya çıkarılmıştır.

1. Güzide Karamert : Osman ve Nurgül kızı, 1993 Gölcük doğumlu, Artvin İli Borçka il-

çesi nüfusuna kayıtlı.

2. Akın Çakan : Kamuran ve Dilek oğlu, 1986 İstanbul doğumlu, İstanbul İli Bakırköy ilçesi nüfusuna kayıtlı (ölü olarak bulunmuştur.)

3. Yağmur Ergan : Murat ve Emel kızı, 1997 Yalova doğumlu, Eskişehir İli Seyitgazi

ilçesi nüfusuna kayıtlı.

4. Emre Yılmaz : Necdet ve Perihan oğlu, 1976 İstanbul doğumlu, İstanbul İli Beyoğlu ilçesi nüfusuna kayıtlı.

5. Faruk Erdoğan : Seyit ve Fikriye oğlu, 16.11.1980 Kayseri doğumlu, Kayseri İli Me-

likgazi ilçesi Güllük mahallesi nüfusuna kayıtlı.

6. Coşkun Kılıç : Mehmet ve Döne oğlu, 1996 Kaman doğumlu, Kırşehir İli Kaman

ilçesi nüfusuna kayıtlı.

7. Harun Aydoğdu : Zeki ve Satiye oğlu, 1976 Karabük doğumlu, Kastamonu İli Çatal- zeytin ilçesi nüfusuna kayıtlı.

8. Hasan Berkcan : Mehmet ve Ayşe oğlu, 1955 Çorum doğumlu, Çorum/Merkez nüfu-

suna kayıtlı.

9. Murat Akalın : Şenol ve Sebahat oğlu, 8.2.1991 Gölcük doğumlu, Kocaeli/Gölcük

Dumlupınar mahallesi nüfusuna kayıtlı.

10. M. Burak Emre Üstün : Gürkan ve Sevgi oğlu, 9.1998 Gölcük doğumlu, Gümüşhane/Torul

Zigana köyü nüfusuna kayıtlı.

11. Aydın Keçici : Mustafa ve Hanife oğlu, 1974 Karamürsel doğumlu, Kocaeli/Kara-

mürsel nüfusuna kayıtlı.

12. Nurcan Şahin : Adil ve Gülten kızı, 13.2.1982 İzmit doğumlu, Tokat/Almus Çanka-

ya köyü nüfusuna kayıtlı.

13. Nihat Boz : Ahmet ve Kadriye oğlu, 1964 Karamürsel doğumlu, Kocaeli/Kara-

mürsel Yulacık köyü nüfusuna kayıtlı.

14. Şenan Sarıer : Osman oğlu, 1952 Gölcük doğumlu, Kocaeli/Gölcük Halıdere köyü

nüfusuna kayıtlı.

9. – Kütahya Milletvekili Ahmet Derin’in, BAĞ-KUR’un hastanelere olan borçlarını zamanında ödememesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın cevabı (7/859)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasının teminini saygılarımla arz ederim. 3.11.1999

Ahmet Derin

Kütahya

Bakanlığınıza bağlı Bağ-Kur Genel Müdürlüğü, Üniversite Hastanelerine olan borçlarını ödemediği için Sigortalılar ödemeleri önce kendileri yapmak durumunda kalmaktadırlar.

Sigortalılar bu sıkıntıdan ne zaman kurtulacaklardır?

T.C.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2.12.1999

Sosyal Güvenlik Kuruluşları

Genel Müdürlüğü

Sayı: B.13.0.SGK.0.13.00.01/7506-029052

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 16.11.1999 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/859-2548/6476 sayılı yazınız.

Kütahya Milletvekili Ahmet Derin tarafından hazırlanan “Bağ-Kur’un hastanelere olan borçlarını zamanında ödemediğine ilişkin” 7/859 esas nolu yazılı soru önergesinde yeralan konuların Bağ-Kur Genel Müdürlüğünce incelenmesi sonucunda;

Bağ-Kur Genel Müdürlüğünce sözleşmesi bulunan hastane ve diğer sağlık kurumlarının alacaklarının sözleşmelerde belirtilen süre ve şartlarda ödenmesi için azami çaba harcandığı,

Ancak, yaşanan deprem felaketleri sonucunda ağırlıklı kaynak aktarımı depremden zarar gören illere yapıldığından, diğer illere gönderilen para miktarının zorunlu olarak kısıtlandığı,

Bu durumda, söz konusu diğer illerde faaliyet gösteren üniversite hastanelerinin Bağ-Kur Genel Müdürlüğü tarafından alacaklarının zamanında ödenmediği gerekçesiyle mevcut protokollerini fesh etme yoluna gittikleri,

Ancak, sigortalı ve hak sahiplerinin Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ile protokolü bulunmayan üniversite hastanelerinde tedavi görmeleri halinde, hastaneye ödedikleri tedavi bedellerini, faturalarını ibraz etmek suretiyle Bağ-Kur İl Müdürlüklerinden tahsil edebildikleri,

Ayrıca, Bağ-Kur’un Türkiye genelinde 24 üniversite hastanesi ile mevcut protokolün bulunmakta olduğu, sigortalı ve hak sahiplerinin herhangi bir ücret ödemeksizin teşhis ve tedaviye ilişkin her türlü hizmeti alabildikleri,

bildirilmiştir.

Bilgilerinize arz ederim.

Yaşar Okuyan

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

10. – Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu’nun, Atatürk Orman Çiftliğinden kişi ve kurumlara tahsis edilen yerlere ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in cevabı (7/861)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Köyişleri Bakanı H. Yusuf Gökalp tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla. 3.11.1999

Ahmet Sünnetçioğlu

Bursa

Bakanlığınıza bağlı Atatürk Orman Çiftliğine ait satın alma-satma, yapma-yaptırma, kiralama ve kiraya verme işlerine ait 30.7.1998 tarih ve 23418 sayılı yönetmeliğin uygulama girişinden sonra;

1. Atatürk Orman Çiftliğinden hangi kurum veya kişilere kaç yıllığına ve ne kadar ücret karşılığı yer tahsis edilmiştir?

2. Bunların şartları ve amaçları nelerdir?

3. Bu yerlerin şu andaki kullanılış durumları nelerdir?

T.C.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2.12.1999

Araştırma Planlama ve Koordinasyon

Kurulu Başkanlığı

Sayı: KDD.S.Ö.1.01/3035

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: Bursa Milletvekili Sayın Ahmet Sünnetçioğlu’nun 3.11.1999 tarih ve 7/861-2551 sayılı yazılı soru önergesi.

İlgide kayıtlı soru önergesinde, Bakanlığımızca cevaplandırılması istenen sorularla ilgili bilgiler aşağıya çıkarılmıştır:

Bakanlığınıza bağlı Atatürk Orman Çiftliğinin; satma-satın alma, yapma-yaptırma, kiralama-kiraya verme işleriyle ilgili, 30.7.1998 tarih ve 23418 sayılı yönetmeliğin uygulamaya konulmasından sonra:

Soru 1. Atatürk Orman Çiftliğinden hangi kurum ve kişilere, kaç yıllığına ve ne kadar ücret karşılığı yer tahsis edilmiştir?

Cevap: Bakanlığımıza geldiğimiz tarihten itibaren Atatürk Orman Çiftliği tarafından, 30.7.1998 tarih ve 23418 sayılı yönetmelik gereğince, herhangi bir yer tahsisi yapılmamıştır.

Soru 2. Tahsis işlemlerinin şartları ve amaçları nelerdir?

Cevap: Tahsis işlemlerinin amacı; vasıtaların park yerine girmeleri ile yolu işgal etmelerini önlemek, halkın ihtiyaçlarını rahatça karşılamasını sağlamak ve Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğüne gelir temin etmektir.

Soru 3. Bu yerlerin şu andaki kullanılış durumları nelerdir?

Cevap: Bu yerler, şu anda büfe olarak faaliyetlerine devam etmektedirler. Bilgilerinize arz ederim.

Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp

Tarım ve Köyişleri Bakanı

11. – Gaziantep Milletvekili Nurettin Aktaş’ın, TBMM personel lojmanlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Yıldırım Akbulut’un cevabı (7/862)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Başkanlığınız tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 4.11.1999

Nurettin Aktaş

Gaziantep

23.9.1999 tarihinde Başkanlığınıza verdiğim yazılı soruya 1.11.1999 tarihinde verilen cevaptan da anlaşılacağı üzere 22 konutun kurası 14 Ekim 1999 tarihinde çekilmiş, halen de 28 konutun boş bulunduğu belirtilmiştir.

Meclisin harcamalarında çok titiz davrandığınızı basından izlemekteyim.

Soru: Personelin lojman talebi olduğu halde, 50 konutun uzun zamandır boş tutulduğu verilen cevaptan da anlaşıldığından, bu süre zarfında Devletin maddî kaybı ne kadardır? Zarara sebebiyet veren sorumlular hakkında yasal soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

T.C.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 8.12.1999

Genel Sekreterliği

Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı

KAN.KAR.MÜD.

Sayı: A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/862-2553/6473

Sayın Nurettin Aktaş Gaziantep Milletvekili

İlgi: 4.11.1999 tarihli yazılı soru önergeniz.

TBMM personel lojmanlarına ilişkin ilgi önergenizde yeralan sorularınız aşağıda cevaplandırılmıştır.

Bilgilerinizi rica ederim.

Saygılarımla.

Yıldırım Akbulut

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Cevap: Daha önceki soru önergesine verilen cevap ekindeki personel lojmanlarıyla ilgili istatistiki bilgi çizelgesinde görüleceği üzere;

Belirtilen tarihte boş konut sayısı 50 değil toplam 28 olup, bunlardan 22 adedinin kuraları 14.10.1999 tarihinde çekilerek hak sahiplerine dağıtılmıştır. Bakım onarımları için dağıtılamayan 6 konut ile lojmanda oturulmaktan vazgeçilen konutların kuraları da 11.11.1999 tarihinde yeniden çekilerek personele dağıtılmıştır. Ayrıca her kura çekiminden sonra oturulmaktan vazgeçilen boş konutlar ise doluncaya kadar kuraları çekilerek hak sahiplerine dağıtımları yapılmaktadır.

Boşalan konutlar, önceden tespit edilen ve personele duyurulan puan sırasına göre yapıldığından boş kalmaları sadece tamir ve badana boyalarının yapılması sırasında mecburen olmakta, Devletin maddî bir kaybı da bulunmamaktadır.

12. – İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi otobüs seferlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/864)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Bülent Akarcalı

İstanbul

İstanbul’un varoşlarına düzenli olarak çalışan Büyükşehir Belediye otobüs seferleri ile ilgili olarak;

1. Belediyenin Yenilevent-Kadıköy hattından sonra aynı bölgedeki Oyak Sitesi-Taksim hattını kaldırdığı doğru mudur?

2. Kaldırma sebebinin iktisadî ya da teknik nedenlere dayanmayıp, bu bölgede askerî lojmanların bulunmasının ve Büyükşehir Belediye Başkanının mensup olduğu siyasî partinin oy potansiyelinin düşük olmasının da otobüs seferlerinin kaldırılması ile bir ilişkisi var mıdır?

3. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bu uygulamaları karşısında ne gibi bir yaptırım düşünmektesiniz?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 7.12.1999

Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü

Sayı: B.05.0.MAH.0.65.00.002/80885

Konu: Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: TBMM Başkanlığının 16.11.1999 tarihli ve KAN.KAR.MD.A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/864-2571/6514 sayılı yazısı.

İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Akarcalı’nın ilgi yazı ekinde alınan ve tarafımdan cevaplandırılması istenilen, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi otobüs seferlerine” ilişkin yazılı soru önergesi hakkında Valilik vasıtasıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İETT Genel Müdürlüğünden alınan 26.11.1999 tarihli ve 15171 sayılı yazıda;

Yenilevent-Kadıköy arasında hizmet veren 125 numaralı hattın iptal edilmesinin söz konusu olmadığı, şu anda 2 adedinin Maslak Sanayii Sitesinden, 1 adedinin de Deniz Subay Sitesinden dönmek suretiyle 3 adet otobüs ile hizmet verildiği,

Bir süre önce bütçesi sadece yolcu taşıma gelirlerinden oluşan kuruluşun malî durumunu iyileştirmek ve kamu yolcu hizmetini daha fazla yolcuya ulaştırmak gayesiyle elde edilen etüd sonuçlarına göre yapılan hatların reorganizasyon çalışmaları neticesinde, otobüs başına günlük olarak 500’den daha az yolcu taşınan ve listesi ekte sunulan 74 adet hatta güzergâh değişikliği, hat uzatılması, hat birleştirilmesi, araç sayısının arttırılması ve hat iptali gibi düzenlemelere gidildiği,

İfade edilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan

İçişleri Bakanı

13. – Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Tunceli İli Ovacık İlçesi Söğütlü Köyünde güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddia edilen bir şahsa ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/868)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

6.10.1999

Kamer Genç

Tunceli

26-27.09.1999 günü Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı Söğütlü Köyünde dedesiyle birlikte hayvan otlatmaya giden, aynı ilçenin yatılı Bölge Okulu 4 veya 5 inci sınıfında okuyan 1988 doğumlu Ünal Cila saat 15.30’da o sırada orada odun kesmekte olan bir jandarma eri tarafından tek kurşunla öldürülmüştür. Olay yerine babası sokulmamış ve dedesi de uzaklaştırılmış ve o sırada ölüp ölmediği meçhul olan Ünal Cila 3-4 saat mahallinde bekletildikten sonra cenazesi köye verilmiştir.

1. 11 yaşındaki bu çocuğu ortada hiçbir tehlikeli durum yokken, durup dururken öldüren jandarma eri hakkında ne gibi bir işlem yapılmıştır?

2. Savcılık neden olay yerinde gidip otopsi yapmamış ve otopsiyi ilçe merkezinde yapmıştır?

3. Haksız ve sebepsiz olarak öldürülen bu çocuğun ailesine bir yardım yapılması düşünülüyor mu?

T.C.

İçişleri Bakanlığı 6.12.1999

Jandarma Genel Komutanlığı

GN.PL.P.: 0111-18-99/PL.KOOR.Ş.(348137)

Konu : Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : Başbakanlık Kan. ve Kar. Gn. Md. lüğünün 23 Kasım 1999 gün ve B.02.0.KKG. 0.12/ 106-73-9/5764 sayılı yazısı.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç tarafından TBMM Başkanlığına sunulan soru önergesi ilgi ekinde alınmış olup, yapılan araştırma ve incelemede;

1. Sözkonusu olayın; Tunceli İli Ovacık İlçesi Cevizlidere Köyü Merho Deresi mevkiinde; 25 Eylül 1999 günü saat 16.00 sıralarında, 34 üncü İç Güvenlik Tugay Komutanlığı 3 üncü İç Güvenlik Taburuna bağlı birlikler tarafından icra edilen operasyonlar esnasında meydana geldiği, arazinin makilik ve görüş mesafesinin az olması nedeniyle, çalılıklardan sızmaya benzer seslerin gelmesi ve görüntü alınması üzerine, olay bölgesine P. Onb. Fatih Akbaş (Bekir oğlu, 1979 doğumlu, Çorum İli Bayat İlçesi İshaklı Köyü nüfusuna kayıtlı) tarafından keşif ateşi açılması neticesinde, aynı bölgede çobanlık yapmakta olan İnal Cila (Cemal oğlu, 1988 doğumlu, Tunceli İli Ovacık İlçesi Cevizlidere Köyü nüfusuna kayıtlı) isimli şahsın kazaen öldüğü anlaşılmıştır.

2. Olaya karışan P. Onb. Fatih Akbaş hakkında, 34 üncü İç Güvenlik Tugay Komutanlığınca oluşturulan heyet tarafından yapılan idarî tahkikat neticesinde, adı geçen askerin kasıt olmaksızın, dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verdiği kararına varılmıştır.

3. Ovacık Cumhuriyet Başsavcılığına 25 Eylül 1999 günü saat 19.00 sıralarında, bir çocuğun Ovacık Sağlık Merkezine ölü olarak getirildiğinin bildirilmesi üzerine gerekli otopsi yapılmıştır. P. Onb. Fatih Akbaş ile ilgili olarak hazırlık soruşturması yapılmış, sanığın olağanüstü hal bölgesinde görevli güvenlik kuvvetleri mensubu olması nedeniyle, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince, Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, Cumhuriyet Başsavcılığının 7 Ekim 1999 tarih ve 1999/36 sayılı kararı ile P. Onb. Fatih Akbaş hakkında görevsizlik kararı verilmiş, soruşturma evrakı yetkili ve görevli Ovacık İlçe İdare Kuruluna sevk edilmiştir.

4. Merhumun ailesine; ilk aşamada Ovacık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının 15 Ekim 1999 tarih ve 1999/24 sayılı kararı ile 250 000 000 (İkiyüzellimilyon) TL. nakit para, (10) adet koyun ve (1) adet koç yardımı yapılmıştır.

5. Yapılan cenaze törenine Tugay’dan teşkil edilen bir heyetle birlikte Tugay Komutanı bizzat katılmış, Tugay Komutanlığı tarafından ailesine ihtiyaçlarını gidermesi maksadıyla, 500 000 000 (Beşyüzmilyon) TL. nakit para, (40) kg. kuru erzak, çay, şeker, sigara yardımı yapılmıştır. Merhumun ailesi 25 Ekim 1999 tarihinde İl Güvenlik ve Garnizon Komutanı tarafından ziyaret edilmiş, ziyareti müteakip, 26 Ekim 1999 tarihinde aileye, ihtiyaç duyabileceği muhtelif gıda malzemesi yardımı yapılmıştır.

6. Merhumun Yatılı İlköğretim Bölge Okulunda öğrenim görmekte olan kızkardeşinin her türlü giyim eşyası ve kırtasiye ihtiyacı tespit edilerek tamamı 1 Kasım 1999 tarihinde Tugay Komutanlığınca karşılanmıştır. Merhum için 9 Kasım 1999 tarihinde okutulan mevlit masraflarının tamamı da Tugay Komutanlığınca karşılanmıştır. Daha önceden meydana gelen elektrik çarpması sonucu vücudunda rahatsızlık olduğunu beyan eden merhumun babası Cemal Cila’nın tedavisinin, kendisinin hazır ve istekli olduğu bir zamanda Tugay Komutanlığınca yaptırılacağı adı geçen şahsa iletilmiştir. Merhumun ailesi ile sürekli irtibat tesis edilmiş olup, her türlü maddî ve manevî ihtiyaçları karşılanmaya devam edilecektir.

7. Bu müessif olay, Valilik ve güvenlik kuvvetlerince yakinen takip edilmekte olup, bundan sonra bu tür üzücü olayların vuku bulmaması için alınmış olan tedbirler artırılarak daha etkin ve hassasiyetle uygulanacaktır.

Arz ederim.

Sadettin Tantan

İçişleri Bakanı

14. – Hatay Milletvekili Namık Kemal Atahan’ın, Yekta Güngör Özden’in korunmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın cevabı (7/879)

5.11.1999

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Konu :Aşağıdaki sorumun İçişleri Bakanı Sayın Sadettin Tantan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunda müsaadelerinizi arz ederim.

Saygılarımla.

Namık Kemal Atahan

Hatay

Anayasa Mahkemesi geçen dönem başkanı, Sayın Yekta Güngör Özden’in bazı basın organlarında, korunması ile ilgili hiçbir önlem alınmadığı şeklinde yazılar çıkmaktadır.

Sayın Özden’in korunması ile ilgili olarak bakanlığınızca ne gibi önlemler alınmaktadır?

Açıklanmasını talep ederim.

T.C.

İçişleri Bakanlığı 2.12.1999

Emniyet Genel Müdürlüğü

Sayı: B.05.1.EGM.0.12.01.01/271263

Konu :Yazılı soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : TBMM Başkanlığının 15.11.1999 gün ve A.01.GNS.0.10.00.02-7/879-2598/6593 sayılı yazısı.

Hatay Milletvekili Namık Kemal Atahan tarafından TBMM Başkanlığına sunulan ve tarafımdan yazılı olarak cevaplandırılması istenilen soru önergesinin cevabı aşağıya çıkarılmıştır.

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Yekta Güngör Özden ilk olarak 21.2.1992 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanı görevini yürütürken E.Y.T. 2-6 Özel Koruma Hizmetleri Yönetmeliğine göre Yakın Koruma ve İkamet Koruması altına alındığı, bu kararın çeşitli tarihlerde toplanan Koruma Komisyonları tarafından 1996 yılına kadar devam ettirilmesinin uygun görüldüğü,

Ancak, 1996 yılında ilgili Koruma Komisyonları tarafından şahsa yönelik tehditlerin arttığı gözönüne alınarak, “Koruma Hizmetleri Yönetmeliğine” istinaden Yakın, İkamet ve İşyeri Korumasını içeren en üst seviyedeki koruma şekli olan Özel Koruma tedbirlerinin uygulanmasına karar verildiği ve bu kararın 30.7.1996 tarihinde Bakan Olur’u ile yürürlüğe girdiği,

En son 1999 yılında toplanan ilgili Koruma Komisyonlarınca sözkonusu şahsın tekrar “Özel Koruma” altına alınmasına karar verildiği ve bu kararın 8.4.1999 tarihinde Bakan Olur’u ile yürürlüğe girdiği, halen alınan bu karar doğrultusunda Sayın Yekta Güngör Özden’in koruma hizmetlerinin toplam (11) personel (2) adet oto ile 24 saat aralıksız sürdürüldüğü anlaşılmıştır.

Bilgilerinize arz ederim.

Sadettin Tantan

İçişleri Bakanı

15. – İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu’nun, TRT’de yayınlanmakta olan “Politikanın Nabzı” isimli programa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın cevabı (7/882)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın ilgili bakan tarafından yazılı olarak ve acilen cevaplandırılmasına delaletlerinizi saygıyla arz ve istirham ederim.

Dr. Yılmaz Karakoyunlu

İstanbul

1. TRT/1’de yayınlanmakta olan Politikanın Nabzı isimli program bir TRTyapımı mıdır; yoksa dışarıda hazırlatılıp yayınlanmakta mıdır?

2. Dışarıda yapılan bir paket program ise, bu program karşılığında her hafta dış yapımcıya ödenen bedel nedir?

3. Eğer TRT bünyesinde gerçekleştirilmekteyse, haftalık maliyeti ne kadardır?

4. Bu programın yöneticisi olan Kurtul Altuğ’a bu hizmeti karşılığında program başına ne ödenmektedir? Telif ücreti dışında herhangi bir yol gideri, ikamet gideri gibi yolluklar ödenmesi de söz konusu ise bunların da ayrı gösterilmesini rica ederim.

 5. Eğer program başına ödeme tutarının hesaplanmasında ortalama değer bulunamıyorsa, bugüne kadar bu program için Kurtul Altuğ’a kaç program karşılığı olmak üzere ne kadar ödeme yapılmıştır?

 6. Bu programa genellikle Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Bakan gibi kimseler çağrılmaktadır.

 7. Devletin yöneticilerinin böyle bir programda görüşlerini belirlemeleri için TRT tarafından belirlenmiş tercih kriterleri var mıdır; yoksa bu tercih tamamen Program Yöneticisi Kurtul Altuğ’un arzusuna mı bırakılmıştır?

 8. Kurtul Altuğ, program hazırlığı öncesinde, kimi davet edeceğini, hangi konuyu tartışacağını TRT yönetimine sunarak onay almakta mıdır; yoksa bu husus tamamen Kurtul Altuğ’un arzusuna mı bırakılmıştır?

 9. Bu programa katılanların seçiminde TRT’nin etkinliği nedir?

10. Politikanın Nabzı isimli program şimdiye kadar kaç kez yayınlanmıştır?

11. Bu programlarda, (program tarihleri gösterilmek suretiyle) kimler davet edilmiştir ve gerekçesi nedir? (Bu listenin tarafıma verilmesini rica ederim.)

12. Sayın Cumhurbaşkanımız bu programa kaç kez davet edilmiştir? Her davet edilişinde program yöneticisi bu tercihin gerekçesi için TRT yönetiminden onay almış mıdır? Alınmış ise bu tercih gerekçe listesi mevcut mudur? Mevcut ise bir nüshasının tarafıma verilmesini rica ederim.

13. Bu program süresince alınan reklamların TRT’ye sağladığı gelir, bu programın giderlerini karşılayacak düzeye ulaşmış mıdır?

14. Bu program içeriğini, TRT Kanununda öngörülen temel ilkelere uygun buluyor musunuz?

15. Program sunucusu benzer bir programı Kanal 6’da başlatmaktadır. Bunun reklamları ekranlarda yer almağa başlamıştır. Böyle ikinci bir programı TRT ilkeleri açısından uygun buluyor musunuz?

16. Bulmuyorsanız, bu programlardan birini seçmesi hususunu ilgili program sunucusuna teklif etmeyi düşünüyor musunuz?

17. Aynı programı aynı zamanda hem TRT/1 hem de Kanal 6’da yürütmek istemesini belirtmesi halinde TRT/1 olarak programa devam etmeyi düşünüyor musunuz?

18. Politikanın Nabzı isimli programın zaman zaman keyfileştirilip, devletin kurumlarını tezyife yöneldiğini gözlediniz mi? Bu üslubu tasvip ediyor musunuz?

19. Etmiyorsanız, bu yolda ne gibi tedbirler almayı düşünüyorsunuz? (Örnek olarak 17 Ekim 1999 tarihli program içeriğinde yer alan bazı kişisel hükümleri ve muhataplarını tezyife yönelen ifadeleri gösterebilirim)

20. Program sizi bu açıdan rahatsız ediyor mu? Bu programla ilgili olarak bir Meclis Araştırması açılmasının isabetli olacağını düşünüyor musunuz?

T.C.

Devlet Bakanlığı 7.12.1999

Sayı : B.02.0.006/01-1512

Konu : Soru önergesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi : 15 Kasım 1999 tarih, A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/882-2604/6612 sayılı yazınız.

İstanbul Milletvekili Yılmaz Karakoyunlu tarafından tevcih edilen ve tarafımdan cevaplandırılmasını istediği 7/882-2604 esas sayılı soru önergesine ilişkin Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğünün 3 Aralık 1999 tarih ve 1958 sayılı cevabî yazısı ekte gönderilmektedir.

Bilgilerinize arz ederim.

Dr. Yüksel Yalova

Devlet Bakanı

T.C.

Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu 3.12.1999

Genel Müdürlüğü

Hukuk Müşavirliği

Sayı : B.02.2.TRT.0.61.00.00/1958

Devlet Bakanlığına

(Sayın Yüksel Yalova)

İlgi : 17.11.1999 tarih ve B.02.0.006(01)1316 sayılı yazınız.

İstanbul Milletvekili Sayın Yılmaz Karakoyunlu’nun, Devlet Bakanımız Sayın Yüksel Yalova tarafından yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle verdiği 7/882-2604 sayılı soru önergesiyle ilgili Kurumumuz cevabı soru karşılığı cevap olarak aşağıda arz edilmiştir.

1-2. Haftada bir pazar günleri yayınlanmakta olan “Politikanın Nabzı” adlı program TRT yapımıdır.

3-4-5. Söz konusu programın bir bölümünün maliyeti, sunucu Kurtul Altuğ’a ödenen ücret dahil aşağıda gösterilmiştir.

– Yapımcı ve sunucu, Gazeteci Yazar Kurtul Altuğ’un sözleşme ücreti brüt 115 000 000 TL.

– Metin Yazarı Gazeteci Erdoğan Tokmaçıoğlu’nun sözleşme ücreti brüt 40 000 000 TL.

– Seslendirme için Devlet Tiyatrosu sanatçısı Mehmet Atay’ın sözleşme

  ücreti net : 15 000 000 TL.

– Yapımcı ve sunucu Kurtul Altuğ’un konaklama İstanbul-Ankara gidiş-

  dönüş uçak bilet ücreti dahil konaklama gideri : 200 000 000 TL.

– Programa katılan ve beraberinde gelen görevlilere yapılan ikram

 (çay, kahve vb.) ile programa yapılan çiçek ücreti : 35 000 000 TL.

TOPLAM 405 000 000 TL.

6-7-8-9. Önerge konusu programa konuk seçiminde, 2954 sayılı Kanunun TRT’ye yüklediği kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşması görevi ile radyo ve televizyon yayıncılığının temel ilkesi olan günün gündemini yakından takip etme hususu gözönünde tutulmaktadır. Programa alınan konukların çoğu ya devletin üst düzey yöneticisi ya da kendi alanlarında adını duyurmuş belirli bir ağırlığı bulunan bilim adamlarıdır. Bu kriterden hareket eden Kurumumuz, seçilen konuların haber değeri taşımasına da özen göstermektedir.

Cumhurbaşkanının ya da programa alınan diğer konukların söylemleri, genellikle kamuoyunda yakından takip edilmekte, bu söylemler özel radyo ve televizyon kuruluşlarının ve haber ajanslarının gündemine girmekte, gazetelerde haber olarak verilmektedir. Diğer yandan, siyasal etkinliğin gündemi çok sık işgal ettiği ülkemizde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ya da öteki siyasî parti liderleri, radyo ve televizyon yayıncılığı ve haberle uğraşan tüm kuruluşların, öncelikle demeç alınması, röportaj yapılması ya da canlı yayın konuğu yapılması tercih olunan kişiler olup, bu kişiler basın yayın organlarının tümünden bu amaçla davet almaktadırlar. Bu davetler karşısında, öncelikle ve çoğunlukla TRT’nin tercih edilmesi ve kamuoyunun programa olan ilgi ve beğenisi gibi unsurlar, Kurumumuz açısından övünç kaynağı sayılmaktadır. Söz konusu programda, adından da anlaşılacağı üzere “Politika” konusu işlenmektedir. Konusu politika olan bir programda, kamuoyunda, açıklamalarına, faaliyetlerine öncelikle ilgi duyulan Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Bakan gibi şahsiyetlerin konuk edilmesi de son derece doğal ve çağdaş yayıncılık gereğidir.

10. Politikanın Nabzı adlı program, 21.9.1997-21.11.1999 tarihleri arasında, toplam 80 program olarak yayınlanmıştır.

11. Programın yayın tarihleri ve katılan konukların isimleri liste halinde ekte sunulmuştur.

12. Sayın Cumhurbaşkanımız, önerge konusu programa, bugüne kadar 13 kez katılarak toplumu yakından ilgilendiren konularda görüş belirtmiştir. Tarafsızlığı Anayasa teminatı altındaki bu makamın açıklamalarının, demokratikleşme sürecinde hızla yol alan ülkemizde, son derece önemli olduğu düşünülmektedir. Nitekim, Cumhurbaşkanı katıldığı her programda, Türkiye gündemindeki olaylarla ilgili açıklamalarda bulunmakta, bu açıklamalar vatandaşlar tarafından yurt içinde ve yurt dışında ilgi ile izlenmekte, açıklamalar haber değeri taşıması sebebiyle ertesi günkü gazete manşetlerine çıkmakta ve diğer özel radyo ve televizyon kuruluşlarının haber bültenlerinde yer almaktadır. Programa katılacak kişiler, kamuoyunun beklentilerine ve gündemin özelliğine göre diğer programlarda olduğu gibi yapımcı ile Kurumumuz arasında ortaklaşa belirlenmektedir.

13. Evet.

14. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu, 2954 sayılı Kanuna göre kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için, kamuoyunu ilgilendiren konularda yeterli yayın yapmakla yükümlü bulunmaktadır. Diğer yandan, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde ise yayınların, kamu hizmeti anlayışı içinde, anlatım özgürlüğüne, iletişim ve yayında çoğulculuk esasına, demokratik kurallar çerçevesinde, kamunun siyaset, eğitim ve kültürel alanlardaki beklentilerine cevap verecek şekilde yapılması esası öngörülmüştür.

Bu yasal hükümler dikkate alındığında, önerge konusu programın, gerek katılımcıları ve gerekse içeriği bakımından, tarafsızlık anlayışı içinde 2954 ve 3984 sayılı Kanunda belirtilen temel ilkelere uygun olarak hazırlanıp sunulduğu, programla kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşmasına önemli katkıda bulunulduğu ve çeşitli kesimlerin görüş ve düşüncelerinin yansıtıldığı düşünülmektedir.

15. Program sunucusunun, başka bir kuruluşa ait programı sunmasının TRT ilkelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Kamuoyunda belirli bir yer edinmiş kişilerin, sunucuların çeşitli programlarda ve çeşitli kanallarda yer aldıkları, program sundukları bilinmektedir.

16-17. Önerge konusu program sunucusunun, Kanal 6’da sunacağı programlarda, Kurumun ilkelerine ters düşen tutum ve davranışlarının bulunması halinde, Kurumumuzdaki programına devam edip etmeyeceği hususu ayrıca değerlendirilecektir.

18. Önerge konusu program, yukarıda da belirtildiği üzere, Anayasanın ve 2954 sayılı Kanunun Kuruma verdiği kamu hizmetinin yerine getirilmesi amacına yönelik ve 2954 sayılı Kanunda belirtilen yayın ilke ve esaslarına uygun olarak hazırlanıp sunulmaktadır. Bu programla herhangi bir kişi veya kuruluşu tezyif etme amacı bulunmamaktadır. Yayınlarımızda bu anlayışa izin verilmesi de mümkün değildir.

19-20. Bilindiği gibi Kurumumuz, özel radyo ve televizyonlar ile birlikte 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda yer alan yayın ilkelerine ve yayın esaslarına da tabidir. Bu tür haber-tartışma programları özel radyo ve televizyon kuruluşlarının yayınlarında da sıkça yer almaktadır. Bu programlardaki gerek sunucular, gerekse programa katılan gazeteci, bilim adamı, siyasetçi, Bakan düzeyindeki kişiler çok daha fazla kişisel her türlü görüş ve düşüncelerini açıkça belirtmekteler ve bu tür programlar vatandaşlar tarafından ilgiyle izlenmektedir. Meclis araştırması açılması, önerge sahibinin takdirindedir.

Arz ederim.

Yücel Yener

TRT Genel Müdürü

POLİTİKANIN NABZI PROGRAMI KONU VE KONUKLARI

Yayın Tarihi Konu Konuk

1. 21.9.1997 İrtica Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

2. 28.9.1997 TBMM TBMM Başkanı Mustafa Kalemli

3. 5.10.1997 Demokrasi Başbakan Mesut Yılmaz

İşadamı Sakıp Sabancı

Prof. Mustafa Aysan

4. 12.10.1997 Dış Politika Dışişleri Bakanı İsmail Cem

Dışişleri Eski Bakanı İlter Türkmen

Emekli Büyükelçi Aydın Alacakaplan

Prof. Dr. Haluk Ülman

Yazar Sedat Sertoğlu

RP Genel Bşk. Yrd. Abdullah Gül

Coşkun Kırca

Dışişleri eski Bakanı Hikmet Çetin

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş

5. 19.10.1997 CHP’nin 55. Hükümete CHP Genl Başkanı Deniz Baykal

destek vermesi ve Sol’daki Alev Coşkun (İst. Konuğu)

birleşme Prof. Uğur Alacakaptan (İst. Konuğu)

6. 26.10.1997 Cumhuriyet Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

7. 2.11.1997 Enflasyon Maliye Bakanı Zekeriya Temizel

Prof. Mustafa Aysan (İst. Konuğu)

Esfender Korkmaz (İst. Konuğu)

8. 9.11.1997 Laiklik-Demokrasi Anayasa Mah. Bşk. Yekta Güngör Özden

ve Cumhuriyetçilik Prof. Dr. Aysel Çelikel

Prof. Dr. Necla Arat

9. 16.11.1997 Temiz Toplum DTP Genel Bşk. Hüsamettin Cindoruk

Temiz Siyaset Prof. Uğur Alacakaptan

Avukat Turgut Kazan

10. 23.11.1997 Sol’un Geleceği DSP Genel Bşk. Bülent Ecevit

Basın Konseyi Bşk. Oktay Ekşi

Orhan Bilgiç

11. 30.11.1997 Hayat Pahalılığı Devlet Bakanı Işın Çelebi

Prof. Baran Tuncer

Atilla Karaosmanoğlu

12. 7.12.1997 Türkiye’de Adalet ve Adalet Bakanı Oltan Sungurlu

Mahkûmların durumu Prof. Dr. Köksal Bayraktar

Doç. Dr. Yücel Sayman

13. 14.12.1997 Dış Politika Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel

Kıbrıs Sorunu Prof. Dr. Haluk Ulman

Yüksel Yalova

Abdullah Gül

Hayri Kozakçıoğlu

Adnan Keskin

14. 21.12.1997 Laiklik Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

15. 28.12.1997 TBMM’nin 1997’de yaptıkları TBMM Bşk. Hikmet Çetin

Necdet Uğur

Emekli Orgeneral Muhsin Batur

16. 4.1.1998 Ekonomi Başbakan Mesut Yılmaz

Gazeteci Uğur Dündar

Prof. Dr. Mustafa Aysan

17. 11.1.1998 Temiz Toplum ve Millî Savunma Bakanı ve Başbakan

Temiz Siyaset Yardımcısı İsmet Sezgin

Prof. Özcan Köknel

Gazeteci Rahmi Turan

18. 18.1.1998 CHP’nin Sol’daki yeri CHP Genel Bşk. Deniz Baykal

Oktay Ekşi

DİSK Genel Bşk. Rıdvan Budak

19. 1.2.1998 Türk Polisinin Yeri İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu

Fahri Görgülü, Hasan Fehmi Güneş

20. 8.2.1998 Türkiye’nin gündemindeki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

Konular

21. 15.2.1998 Enflasyon ve vergi reformu Maliye Bakanı Zekeriya Temizel

İst. Tic. Od. Bşk. Mehmet Yıldırım

Koç Hold. Üyesi Alpay Bağrıaçık

22. 22.2.1998 TRT’nin 30.Yılı TRT Genel Müdürü Yücel Yener

Prof. Dr. Özcan Köknel

TRT-TV Dairesi eski Bşk. Zeki Sözel

TV Dairesi Bşk. Yrd. Tarcan Gönenç

23. 1.3.1998 Avrupa Birliği Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel

KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu

24. 8.3.1998 Dış Politika Dışişleri Bakanı İsmail Cem

Eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen

Eski Dışişleri Bakanı Coşkun Kırca

25. 15.3.1998 Bakü-Ceyhan Boru Hattı Devlet Bakanı Ahat Andican

26. 22.3.1998 Ara Rejim Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

27. 29.3.1998 Türkiye’nin siyasal Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez

sosyal ve ekonomik sorunları Türk-İş Başkanı Bayram Meral

TOBB Genel Başkanı Fuat Miras

28. 5.4.1998 Enflasyon Devlet Bakanı Işın Çelebi

Eski Maliye Bakanı Adnan Başer Kafaoğlu

Prof. Dr. Mustafa Aysan

29. 12.4.1998 Kıbrıs Meselesi Dışişleri Bakanı İsmail Cem

30. 19.4.1998 Turizm Turizm Bakanı İbrahim Gürdal

Acentalar Bir. Bşk. Talhaç Hamaş

Otelciler Bir. Bşk. Ali Güreli

31. 26.4.1998 Türkiye’de Sağlık sorunları Sağlık Bakanı Halil İbrahim Özsoy

DTP Gen. Bşk. Yrd. Yıldırım Aktuna

Dr. Füsun Sayak

32. 3.5.1998 Ulaşım-Karayolları Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar Topçu

Uluslararası Nak. Der. Bşk. Saffet Ulusoy

33. 10.5.1998 Ulaşım Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir

Prof. Dr. Mustafa Aysan

Üzeyir Garih

34. 17.5.1998 Şiddet içerikli yayınlar Devlet Bakanı Işılay Saygın

Gazeteci Uğur Dündar

Prof. Dr. Özcan Köknel

35. 24.5.1998 Afet-sel felaketi Başbakan Mesut Yılmaz

36. 31.5.1998 CHP’nin izlediği politika CHP Genel Bşk. Deniz Baykal

ve erken seçim

37. 7.6.1998 Dış Politika Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

38. 4.10.1998 T.C.’nin Tarihçesi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

39. 11.10.1998 TBMM TBMM Başkanı Hikmet Çetin

40. 18.10.1998 Türkiye’nin ve Hükümetin Başbakan Yrd. ve Millî Savunma

İç ve Dış Politikadaki durumu Bakanı İsmet Sezgin

Yazar Enis Berberoğlu

Gazeteci Rahmi Turan

41. 25.10.1998 Cumhuriyetin 75. Yılı Başbakan Yrd. Bülent Ecevit

Gazeteci Hakkı Devrim

Nail Güreli

42. 1.11.1998 Cumhuriyetin 75. yılında Millî Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay

Türkiye’de Eğitim Prof. Dr. Türkan Saylan

Prof. Nur Serter

43. 8.11.1998 Enflasyon Devlet Bakanı Işın Çelebi

Prof. Dr. Esfender Korkmaz

44. 15.11.1998 Enerji Enerji Bakanı Cumhur Ersümer

45. 22.11.1998 APO’nun iadesi Adalet Bakanı Hasan Denizkurdu

İdam Cezası

Adalet Reformu

46. 6.12.1998 Politika ve siyasetin tanımı Prof. Dr. Nermin Abadan Unat

Sanatçı Metin Akpınar

TİSK Başkanı Refik Baydur

Gazeteci Yazar Tuncay Özkan

47. 13.12.1998 Kültür-Sanat Gazeteci Yazar Doğan Hızlan

Tiyatro Sanatçısı Zeliha Berksoy

Prof. Dr. Metin Sözen

Prof. Talat Halman

Devlet Sanatçısı Hikmet Şimşek

Müzisyen-Besteci Muammer Sun

Yazar Fikret Otyam

48. 20.12.1998 Ekonomi Rahmi Turan

Masum Türker

Hüsamettin Kavi

Prof. Dr. Mustafa Aysan

Prof. Dr. Günari Akalın

49. 27.12.1998 Basın Nail Güreli

Oktay Ekşi

Nazmi Bilgin

Nezih Demirkent

Orhan Birgit

50. 3.1.1999 Kültür Hikmet Şimşek

Zeliha Berksoy

Metin Sözen

Doğan Hızlan

Talat Halman

51. 10.1.1999 56. Hükümeti kurma DSP Genel Bşk. Bülent Ecevit

çalışmaları Gazeteci Fikret Bila

Gazeteci Sedat Ergin

52. 17.1.1999 Dış Politika Dışişleri Bakanı İsmail Cem

Emekli Büyükelçi Fahir Alaçam

Emekli Büyükelçi Coşkun Kırca

53. 31.1.1999 Seçim YSK Bşk. Tufan Algan

RTÜK Gen. Bşk. Yrd.Şevki Göğüsger

Prof. Süheyl Batum

Prof. Ünsal Özkay

Doç. Dr. Nihal İncioğlu

54. 7.2.1999 Bilgi Toplumu TÜBİTAK Bşk. Prof. Dinçer Ülkü

BİLTEN Müdürü Prof. Murat Aşkar

TESİD Gn. Sekreteri Dr. Fikret Yücel

Sabancı Ünv. Rek. Prof. Tosun Terzioğlu

Türkiye Bilişim Vak. Bşk.

Faruk Eczacıbaşı

İletişim Teknolojileri Uz.

Doç. Dr. Haluk Geray

55. 14.2.1999 Osmanlı-Siyaset Anadolu Arş. Enst. Md. Stefanos Yerasimos

Yeditepe Ünv. Tarih Böl. Öğr. Üyesi

Prof. Haluk Ülman

B.Ü. Tarih Böl. Öğr. Üy. Prof. Ethem Eldem

Prof. Dr. Selim Deringil

56. 27.2.1999 APO’nun yakalanması Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

Seçimler

57. 6.3.1999 GAP, APO Başbakan Bülent Ecevit

58. 14.3.1999 Osmanlı-Siyaset Dr. Filiz Çağman

Prof. Dr. Ara Altun

Prof. Dr. Uğur Tanyeli

Mustafa Keten

59. 21.3.1999 Kıbrıs, APO KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu

Erol Manisalı

Sami Kohen

Şükrü Elekdağ

60. 26.3.1999 Seçimler, İç Politika Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

61. 4.4.1999 Turizm Turizm Bakanı Ahmet Tan

Türkiye Sey. Acantalar Bir. Bşk.

Talhan Çamaş

Tavit Köletavitoğlu

Safi Ergin

Vural Öğer

62. 25.4.1999 18 Nisan Seçimleri Araştırma Şirketi Bşk. Tarhan Erdem

Prof. Dr. Süheyl Batum

Prof. Dr. Mustafa Aysan

63. 2.5.1999 TBMM açılışı ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

Merve Kavakçı Olayı

64. 9.5.1999 Türban Olayı Prof. Türkan Saylan

Prof. Necla Arat

Taylan Sorgun

Nur Serter

İbrahim Kabaoğlu

65. 16.5.1999 NATO Dışişleri Bakanı İsmail Cem

66. 23.5.1999 57. Hükümetin kuruluş Başbakan Bülent Ecevit

çalışmaları Gazeteci Güneri Civaoğlu

Gazeteci Ertuğrul Özkök

67. 6.6.1999 57. Hükümetin Programı TBMM Bşk. Yıldırım Akbulut

68. 13.6.1999 Adalet Reformu Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk

Prof. Bakır Çağlar

Prof. Mahsur Beyazyürek

Prof. Uğur Alacakaptan

69. 20.6.1999 Fethullah Gülen Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

NATO, Kosova, Ekonomi

70. 27.6.1999 Özelleştirme Devlet Bakanı Yüksel Yalova

TÜSİAD Bşk. Dr. Erkut Yücaoğlu

Prof. Dr. Mustafa Aysan

Doç. Dr. Sencer İmer

71. 11.7.1999 Ekonomi Başbakan Bülent Ecevit

72. 18.7.1999 Kıbrıs Barış Başbakan Bülent Ecevit

Harekatının KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş

25. Yıldönümü Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel

Emekli Büyükelçi Coşkun Kırca

TBMM Dışişleri Kom. Bşk. Kâmran İnan

73. 3.10.1999 Dış Politika, Demokrasi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

Deprem

74. 10.10.1999 Türkiye Ekonomisi, Maliye Bakanı Sümer Oral

Kamu Maliyesi DPT Eski Müsteşarı İlhan Kesici

İSO Başkanı Hüsamettin Kavi

Gazeteci-Yazar Rahmi Turan

75. 17.10.1999 Türkiye Cumhuriyeti Emekli Büyükelçi Coşkun Kırca

Anayasası GS. Ün. Öğ. Üy. Erdoğan Teziç

GS. Ün. Öğ Üy. Süheyl Batum

Yekta Güngör Özden

76. 24.10.1999 Türkiye-AB İlişkileri Dışişleri Bakanı İsmail Cem

Prof. Dr. Aslan Gündüz

77. 31.10.1999 A. Taner Kışlalı Cinayeti Başbakan Bülent Ecevit

Ecevit’in ABD gezisi KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş

Doğalgaz Boru Hattı

KKTC

78. 7.11.1999 İrtica Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

79. 14.11.1999 Din ve Laiklik Devlet Bakanı Yüksel Yalova

Yaşar Nuri Öztürk

Prof. Dr. Uğur Alacakaptan

Prof. Dr. Yunus Hamdi Yavuz

80. 21.11.1999 Deprem Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara

TPAO Müdürü Osman Demirağ

Prof. Dr. Özcan Köknel

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.